Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakAnasayfa Basın Toplantıları Güncel Haberler536 MİLYAR TL PARADAN MİLLETE 4,4 MİLYAR TL REVA GÖRDÜLER

536 MİLYAR TL PARADAN MİLLETE 4,4 MİLYAR TL REVA GÖRDÜLER

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

PLANLI VE SORUMLU BİR ÇIKIŞ STRATEJİSİ GEREKİYOR

Koronavirüs insanların hem canını, hem de cüzdanlarını tehdit etmeye devam ediyor. Salgın göstergelerinde geçtiğimiz hafta sonundan bu yana, sınırlı bir düzelme olsa da rahatlamak için henüz çok erken. Biz, salgının ilk gününden bu yana iki ilkeye vurgu yaptık: Sürekli ihtiyat ve katı tedbir… Bundan sonra da bu iki ilkeye, çok daha dikkatle riayet etmeliyiz. Sağlıkçılarımız başta olmak üzere, milletimizin fedakarlıklarının boşa gitmemesi için iyi planlanmış sorumlu bir çıkış stratejisi izlemeliyiz. Salgının yeniden hortlamamasını ancak bu şekilde sağlayabiliriz.

 

VİCDAN SAHİPLERİNE KURŞUNDAN AĞIR

Milletimiz bir yandan Koronavirüs’le mücadele ederken diğer yandan işsizlik, parasızlık, çaresizlikle de boğuşmak zorunda bırakıldı. Dün İstanbul’da bir yurttaşımız “Beni Koranavirüs öldürmedi. Sahipsizlik, çaresizlik, umutsuzluk öldürdü…” yazarak yaşamına son verdi. Bu intihar notunun satırlarındaki her bir kelime, vicdan sahipleri için kurşun kadar ağırdır. Yine dün Aksaray’da bir başka gencimiz, cep telefonunu rehin bırakarak aldığı 10 liralık benzinle kendini yaktı. Ben her iki gencimize de Allah’tan rahmet, ailelerine sabır diliyorum.

 

İNSANLAR SARAYA CANIYLA İHTARNAME ÇEKİYOR

Aslında bu haberler başka bir sosyal felaketin, başka bir sosyal afetin hızla üzerimize yaklaşmakta olduğunu gösteriyor. İnsanlarımız; Saray hükümetine canlarıyla ihtarname çekiyor. Millet; bu salgında kendisinin yanında durmayan, ama milletten toplanan vergilerle alınan sağlık malzemelerini uçaklara doldurup başka ülkelere gönderen, bir de caka satmak için paketlerin üzerine “şahsının” adını yazan iktidar sahibine, çok acı bir uyarıda bulunuyor. Sahipsizleri sahiplenme, çaresizlerin dertlerine derman olma, insanlarımızın kaygılarını giderme görevi, kuşkusuz ilk önce devlete ve onu yönetenlere düşer. Çünkü bu cumhuriyet “kimsesizlerin kimsesi olsun” diye kurulmuştur. Sosyal devlet bugünler için vardır. Ancak saray hükümeti, devleti ve ülkeyi yönetmek yerine, algı yönetmeye çalışıyor.

 

DESTEK DEDİĞİNİZ BÖYLE OLUR

Bütün dünyada hükümetler, yurttaşları canlarıyla ve cüzdanları arasına sıkışmasın, bir an evvel bu virüsten kurtulsun diye paket üstüne paket açıklıyorlar. Avrupa Birliği Komisyonu, 540 milyar avroluk bir destek paketini daha yeni onayladı. Krizin başından bu yana açıkladığı yardım paketlerinin büyüklüğü 1 trilyon avroyu aştı. ABD hükümeti, küçük işletmelere yardım için en son 484 milyar dolarlık bir paket açıkladı. İş yeri kapanan esnaflara, üretimini durduran KOBİ’lere, evinde oturan yurttaşlarına yardım amacıyla çıkardıkları paketlerin büyüklüğü 3 trilyon doları buldu. Fransız hükümeti, “hiçbir Fransız’ın bu salgında işsiz kalmayacağının” garantisini verdi. Kanada hükümeti, yurttaşlarına “siz para işini düşünmeyin para işi bende, siz sağlığınızdan başka hiçbir şeyi dert etmeyin” diyebildi. İngiltere ve İskoçya hükümetleri, salgın nedeniyle işi duran işçilerin maaşının yüzde 80’inini ödeme kararı aldı. Küçük ve orta boy işletmelerin mahrum kaldığı üç aylık gelirlerinin yüzde 80’inini onlara ödedi. Destek dediğiniz böyle olur.

 

BUNLAR DESTEK DEĞİL, BORÇ… HEM DE FAİZİYLE

Destek; işini kaybeden işçinin alamadığı ücreti, dükkânını kapatan esnafın mahrum kaldığı gelirini, çarkları nasıl döndüreceğini düşünen sanayicinin, KOBİ’nin yitirdiği cirosunu, devlet hazinesinden karşılamaktır. Vatandaşının virüsle birlikte bir de gıda kriziyle boğuşmasını engellemek için, her türlü güvenlik, sağlık önlemlerini alarak çiftçinin tarlasını ekmesini desteklemektir. Destek dediğiniz, salgının neden olduğu ekonomik kayıpların devlet tarafından telafi edilmesidir. Sosyal devlet yurttaşlarını böyle sahiplenir. İnsanların çaresizlik duygusu böyle kırılır. Yitirilen umutlar böyle yeniden yeşertilir. Ama bizde destek diye yapılanlara bir bakın: 107 milyar TL KGF kefaletiyle destek diyorlar kredi… yani borç. 8,5 milyar TL’lik paraf ticari kart… yani, yeni kredi kartı borcu… 8 milyar TL esnaf destek kredisi… bu da borç… 22 milyar TL temel ihtiyaç kredisi. Bal gibi bildiğimiz tüketici kredisi. Yani borç… bunları da almak mümkün değil. Ama Saray bunlara destek diyor. Bunların destek falan olduğu yok. Bunlar bal gibi, hem de faiziyle borç.

 

BAKAN DEĞİL, BANKALARIN REKLAM YÜZÜ

Paket deyip önce üzerine 100 milyar lira yazdıkları, sonra da “200 milyar lira yaptık” diye reklam filmi çektikleri paranın 150 milyar lirası borç. Bir kısmı da faizle vergi ve kira ertelemesi… Millete faizle borç vermenin adı ne zamandan beri destek oldu? Hazine ve Maliye Bakanı’nın sosyal medya paylaşımlarına bir bakın. Sürekli kamu bankalarının verdiği kredilerin reklamını yapıyor. Beyefendi sanki ekonomiden sorumlu bakan değil, kamu bankalarının reklam yüzü. Atalarımız “borç yiyen kesesinden yer” demişler. Gelirinden olmuş millete, borç verip yarınki gelirini harcatmak nasıl bir akıldır? Bu borçlar yarın neyle ödenecek?

 

1000 TL İLE MİLLET ANCAK 13 GÜN KARNINI DOYURUR

Pakette karşılıksız verdikleri tek para, 4,4 milyon kayıtlı yoksul aileye bir defaya mahsus 1000 lira. Bu da 4,4 milyar lira eder. Yani, 200 milyar liranın yüzde 2’si… Bir de işçinin kara gün parası olarak biriktirdiği İşsizlik Sigortası Fonu’ndan verilen paralar var. Ama bunda bile ayrımcılık yapıyorlar. Önce mevcut kısa çalışma ödeneğini kullanarak, dara düşen işletmelerde çalışan, evli ve iki çocuklu bir işçiye 1.765 lira vereceklerini söylediler. Sonra baktılar bu da olmuyor çok geliyor, aynı işçiyi aylık 1.170 lira ile “zorunlu ücretsiz izne” çıkaracak bir düzenlemeyi apar topar meclisten geçirdiler. Nisan ayı itibariyle, ülkemizde dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 2 bin 374 lira. 1000 lira, 1.170 lira… bunlar bunun yanında son derece komik kalan rakamlar. Verilen 1000 lira milletin bir ay boyunca karnını doyurmasına dahi yetmiyor. Bir seferlik verilen 1000 lirayla, millet karnını ancak 13 gün doyurabiliyor. Geriye kalan günlerde ne yiyecek ne içecek? Bütün yıl boyunca çocukları yatağa girmeden karınlarını nasıl doyuracak? Faturaları, kiraları nasıl ödeyecek?

 

FATURALAR GELDİ, YARDIM MESAJLARI GELDİ, MASKELER GELMEDİ

1,5 ay geçti, halen millete 5 tane maskeyi gönderemediler. Milletin evde kaldığı sürede; doğalgaz faturaları geldi, elektrik faturaları geldi, su faturaları geldi, internet faturaları geldi, telefon faturaları geldi, bir de “biz bize yeteriz kampanyasına 10 TL katılım sağlayın” diye en az beş tane de mesaj geldi. Ama beş maske gelemedi. Markete giderken elinde kalan tek maske de yırtılacak diye milletin ödü kopuyor. Tek kullanımlık maskeyi defalarca kullanıyor. Ama devletin söz verdiği maskeler bir türlü gelmiyor.

 

ÖNCE CAN, SONRA CANAN

Neden? Çünkü maskeleri yönetim ABD’ye, İngiltere’ye, İtalya’ya, Almanya’ya kolilerin üzerine cumhurbaşkanlığı forsu yapıştırıp hediye olarak gönderiyorlar. Kendi milletine umut olamayanlar, “55 ülkeye şefkat eli uzattık” diye övünüyorlar. Yardımlaşmak tabi ki iyidir, tabi ki güzeldir. Ama ne demiş atalarımız “önce can, sonra canan.” Tıpkı diğer ülkelerin yaptığı gibi ilkin kendi milletinizin canını düşüneceksiniz. Kendi insanınızı ümitsizlik çukurundan çekip çıkaracaksınız, çaresiz yurttaşlarımıza devletin şefkat elini uzatacaksın. Herkesten önce ilkin kendi mazlumlarımızı kucaklayacaksınız. Ancak ondan sonra kime isterseniz ona yardım yaparsınız.

 

SORUN DEVLETTE DEĞİL, YÖNETENLERDE

Eğer bu devlet, bu asil milleti zor gününde kucaklayamıyorsa, umut veremiyorsa, kaygılarını gideremiyorsa sorun devletimizde değildir. Sorun bu devleti yönetenlerdedir. Devletimizin kaynakları elbette vardır. Mesele bu kaynakların nasıl kullanıldığındadır. Buradaki yapılan tercihtedir.

 

536 MİLYAR TL PARADAN MİLLETE 4,4 MİLYAR TL REVA GÖRDÜLER

Dünya Covıd-19 salgınıyla, geçen yılsonunda tanıştı.

Saray hükümeti yılsonundan bugüne kadar;

176 milyar 100 milyon lira vergi topladı,

22 milyar 883 milyon lira yurtdışından borçlandı,

43 milyar 512 milyon lira yurtiçinden borçlandı,

40 milyar 549 milyon lira Merkez Bankası’nın kârını erkenden tahsil etti,

Yetmedi Merkez Bankası’na 56 milyar 334 milyon lirada para bastırdı,

O da yetmedi Merkez Bankası’nın kasındaki 30 milyar 250 milyon dolar, yani 197 milyar 230 milyon liralık net döviz rezervini de sattı.

Sadece yılbaşından bu yana hükümetin elinden geçip giden finansal kaynak, 536 milyar 608 milyon lira oldu. Tekrar ediyorum 536 milyar.

Ayrıca İşsizlik Sigortası Fonu’nun kasasında da yılbaşında 131 milyar 542 milyon lira para vardı. Konuştuğumuz paralar bin değil, milyon değil, milyar TL’ler. Yani eski parayla “katrilyon TL”. Çok ama çok büyük paralardan bahsediyoruz. Bu kadar para toplayan saray, vatandaşa şu sıkıntılı gününde beş maske bile dağıtamadı. Millete korona tazminatı olarak sadece 4,4 milyar lira verebildi. Yazıktır günahtır. Soruyoruz: nereye gitti bu paralar?

 

TERCİHLERİ VATANDAŞTAN DEĞİL YANDAŞTAN YANA

Siyaset ve ekonomi her şeyden önce bir tercih ve önceliklendirme meselesidir. Saray hükümetinin tercihlerinin milletten yana olmadığı gayet açıktır. Bunu biz değil, hükümetin yaptıkları ve yapmadıkları, nereye para harcadıkları söylüyor. Ne yaptı hükümet? Dolar 7 liraya çıkınca, “Ben vatandaşın dolarla ödediği bireysel emekliliğine daha fazla katkı yapamam” dedi. Primleri dövizle ödenen bireysel emekliliğe verdiği devlet katkısını yüzde 25’ten yüzde 10’a indirdi. Burada vatandaşa vereceği parada doların 7 lira olmasını dikkate aldı.

Peki dolar 7 lira olurken aynı hükümet neleri yapmadı? Dövizle ihale verdiği köprü, otoyol, tünel, havaalanı, hastane müteahhitlerine, dövizle verdiği Hazine garantilerinde hiçbir indirime gitmedi. Bu garantileri Türk lirasına çevirip ödemesini ertelemedi. Mücbir sebebe dayanıp bu milleti bu cendereden, bu yükten kurtarıp kurtaramayacağını araştırmadı dahi. Millete beş maske dağıtamayan hükümet, iş, beş müteahhide gelince dövizli garantilerde, “durmak yok, yola devam” dedi. Vatandaş faizle kredi alıp ödeyemeyeceği bir borca batırılırken, yandaşın devletten alacağı arttıkça arttı.

 

İLETİŞİM BAŞKANI İÇİN GÖZLERİMİZ DOLDU, YÜREKLERİMİZ PARÇALANDI

Ülkemiz saraylara, yalılara, köşklere, yerleşmiş küçük bir mutlu azınlığın elinde oradan oraya savrulup duruyor. İnsanlarımız ise kendilerini çaresiz, sahipsiz, umutsuz hissediyor. Canlarına kıyma noktasına geliyor. Bu gerçeği, iki gün önce, televizyonları başında tüm milletimiz gördü. Bu ülkede; “Beni Koronavirüs öldürmedi. Sahipsizlik, çaresizlik, umutsuzluk öldürdü” diyen, cep telefonunu rehin bırakarak aldığı benzinle, kendini yaşamına son veren insanlarımız varken, Cumhurbaşkanı koltuğunda oturan AK Parti Genel Başkanı yarım saat, İletişim Danışmanının, boğaza nazır 45 metrekare tabanlı mütevazı evini ve yanında Vakıflar Genel Müdürlüğünden, kanunu arkasını dolanarak kapattığı arsayı nasıl koruduğunu öyle bir anlattı ki vallahi hepimizin gözleri doldu, yüreğimiz parçalandı. Yarım saat de Genel b-Başkanımızla, partimizle, belediyelerimizle ilgili hilaf-ı hakikat hikayeler sıraladı. Montaj filimler seyrettirdi, birde sonunda hakaret etmeyi de unutmadı.

 

EN BÜYÜK AÇIK, CUMHURBAŞKANI AÇIĞI

Böylece bir kere daha sarayın iflah olmaz bir mitomani ve kibir hastalığıyla malul olduğunu gördük. Tabii bir de tek adam rejiminde, bu ülkenin en büyük açığının, en büyük ihtiyacının “milleti kucaklayan bir Cumhurbaşkanı açığı” olduğunu da gördük.  Artık ne kuldan utanmaları, ne Allah’tan korkmaları kaldı. Tamam, anladık… Saray sosyetesi boğazda yalılarda, köşklerde oturmayı çok seviyor. Bunun için yeri geldiğinde kanun, kural da tanımıyor. Ama bu memlekette sadece bir avuç saray sosyetesi yaşamıyor ki? 83 milyon insan “yarın ne olacağız” diye büyük bir endişeyle bekliyor. Ama cumhurbaşkanın tek bir önceliği var. O da kendi sosyetesinin mutluluğu…

 

BÜLBÜL GÜLE, KARGA ÇÖPLÜĞE GÖTÜRÜR

Bu kadar mı milletimizden koptunuz? Bu kadar mı insanlarınıza yabancılaştınız? Millet ekmek su almak için gece yarısı, marketlerin, fırınların önüne yığılıyor neden? Kötü planlama yapıldığından. Sarayın trolleri bunlara etmediği hakareti bırakmıyor, etmediği küfrü bırakmıyor. Saray beslemelerinin bu şımarıklığına, bu millete tepeden bakmalarına ülkenin Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan AK Parti Genel Başkanı çıkıp da tek bir söz dahi söyleyemiyor. Biz, boğazda yalılara tünemiş pelikanlardan kendisine kılavuz edinenlere Hz. Mevlana’nın şu sözünü hatırlatmak isteriz: “Kiminle dostluk ettiğinize dikkat edin, zira bülbül güle, karga çöplüğe götürür.”

 

EKONOMİDE SORUMLU ÇIKIŞ STRATEJİSİ

Sorunlara doğru teşhis konmadan, doğru tedavi mümkün değildir. Damat Bakan ortaya bir çözüm koymak yerine, “Salgının bırakacağı hasarın ne kadar büyük olacağını, 1929 Buhranı’ndan bile büyük olacağını” anlatıyor. Hükümetin tek oyun planı da milletten esirgeyip başka ülkelere gönderdikleri yüz maskelerinin yüzü suyu hürmetine bunlardan “teveccüh” beklemekmiş gibi görünüyor. Bu eğer gerçekten böyleyse, bu işler bu kadar hafife alınıyorsa, işimiz gerçekten çok zordur. Sağlıkta olduğu gibi ekonomide de sorumlu bir çıkış stratejisine ihtiyaç vardır. Bunun için önerilerimizi yapıyoruz, bu önerilerimizin bir kısmını bir kere daha sıralayalım:

Bir: İlk iş olarak derhal Ekonomik ve Sosyal Konsey’i toplayın. İstişare ve diyalog mekanizmalarını düzenli çalıştırın.

İki:  Derhal büyüme, işsizlik, enflasyon, cari denge başta olmak üzere makro dengeleri revize edin. İçsel tutarlılığı yüksek, ufuk açan gerçekçi bir programı milletin önüne koyun.

Üç: Bu çerçevede, derhal ek bütçe çalışmalarına başlayın. Çünkü bütçe artık tamamen uygulanamaz hale geldi.

Dört: Kamuda tüm harcamaları gözden geçirin. “İtibardan tasarruf olmaz” diyerek yaptığınız gösteriş harcamalarını durdurun.

Beş: Kamu-özel işbirliği sözleşmelerini mutlaka ilgilileriyle müzakere edin. Bu sözleşmelerin dövize endeksli gelir garantilerini mutlak surette Türk lirasına çevirin. Mücbir sebep hükümlerinin işletilmesi imkanı varsa bu garantilerden bir an evvel kurtulun. Bu yatırımları devralın.

Altı: Bütçede yaratılacak alanı, öncelikle ailelerimizin canlarıyla cüzdanları arasına sıkışmalarını önleyecek şekilde kullanın. Krizi fırsata çevirmek istiyorsanız ülkemizin beşeri ve fiziki sermayesini koruyacak, bir neslin kötü beslenme nedeniyle yitirilmesini önleyecek tedbirleri derhal alın.

Yedi: Başta G-20 ülkeleri olmak üzere küresel işbirliği platformlarıyla iletişimi artırın. Türkiye’nin risk primini aşağı çekecek önlemleri alın.

 

CEVAPSIZ SORULAR

Sorduklarımıza cevap alamıyoruz ama yine de millet huzurunda sormaya devam ediyoruz: Bu yılın başından beri topladığınız, borç aldığınız ve bastığınız toplam 537 milyar lira ile İşsizlik Sigortası Fonu’ndaki 132 milyar lira nereye gitti? Bir de daha önce millet adına sorduğumuz sorular var; 2,5 milyar dolara aldığımızı söylediğiniz S-400’leri aktive ettiniz mi? Sakarya’daki tank palet fabrikasına Katarlılar 50 milyon dolarlık yatırım yapacaklardı yaptılar mı? İki köprü için Nisan ayında yapılacak 2 milyar 720 milyon liralık garanti ödemesi vardı bu ödemeyi yaptınız mı? Bu sorularımıza hala cevap bekliyoruz.

 

BU PARALARDA TÜYÜ BİTMEDİK YETİMİN HAKKI VAR

Bu paralar milletin parasıdır, bu paralarda tüyü bitmedik yetimin hakkı vardır. Sarayın dehlizlerinde, beceriksizliğinizi örtmek için milleti birbirine düşürecek senaryolar üretmekten vazgeçin. Milletin canını da cüzdanını da koruyacak çözümler üretin. Üretemiyorsanız da artık bu milletin yakasından düşün. Unutmayın, talih ancak hazırlıklı zihinlere güler.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Sözlerimin sonunda Cuma günü idrak edeceğimiz tüm emekçilerimizin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü kutluyorum. Teşekkür ederim.

Sorularımız varsa alıyım. Ancak ekonomiyle ilgili soru varsa alacağım, onun dışındaki soruları bugün cevaplamayacağım.

 

Soru- Tam da ekonomiyle ilgili bir soru geldi efendim. TÜİK, Nisan ayı Ekonomik Güven Endeksi verilerini açıkladı. Ekonomik Güven Endeksi tarihi düşüş yaşandı sizin bu konuyla ilgili yorumunuz nedir?

Faik ÖZTRAK- Endeksin geriye götürülüp başlatıldığı yıl 2007’dir. 2007’den bugüne kadar gördüğümüz en düşük seviyede Ekonomik Güven Endeksi. Bu kimin güveni? Tüketicinin, üreticinin, ülkenin tüm ekonomik aktörlerinin güveni şu anda en düşük seviyede… Endekste sadece bir aylık düşüş 40 puanın üzerinde. Çok açık söyleyeyim, bununla ilgili önlem alınmazsa biraz önce söylediğim yeni bir hikaye, yeni bir program, yeni bir bütçe bununla ortaya çıkılmazsa, bu güven düşüklüğü kronikleşir. Bir kere bu güven yitirildiği andan itibaren aynen bu güven su kenarına gelen ceylan gibidir. Ürkütmezseniz gelir ama bir kere ürküttüğünüz zaman kaçar bir daha o suyun kenarına gelmez. Onun için durum son derece ciddidir, ekonomiden sorumlu çıkışla ilgili olarak gerekli önlemler bir an önce alınmalıdır.

Teşekkür ederim.

Yorum yaz

Son Haberler

...
17 May 2018
17 May 2018
17 May 2018

 Son yorumlar

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için aşağıda yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com