Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 1

AFGANİSTAN’A MEHMETÇİĞİMİZİ DEĞİL; SADAT’INIZI, ÖSO’NUZU GÖNDERİN

CHP Sözcüsü, Hükümetin Afganistan’da havaalanının korunması için gönüllü yazıldığını söyleyen Öztrak, “Siz, Biden ve Amerika ile arayı bulacaksınız diye, bizim Mehmetçiğimiz, Taliban’ın önüne sürülecek bir kalkan değildir. Bu işe çok hevesliyseniz, SADAT’ınızı, ÖSO’nuzu, silahlarla poz veren, şovmen tosuncuklarınızı Afganistan’a bir gönderiverin” dedi.

Öztrak, herkes ardına bakmadan Afganistan’dan çıkarken, Hükümetin Mehmetçiği Taliban’ın karşısına dikmeye kalktığını belirterek, “Bunu yapmayın. Aksi halde, Mehmetçiğimizin ayağına değecek her taşın sorumlusu, Erdoğan ve AK Parti olacaktır” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün İzmir’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Sözlerime başlarken, Rize’deki sel felaketinde hayatını kaybeden 6 vatandaşımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Kaybolan ve kendilerinden henüz haber alınamayan vatandaşlarımızın, sağ salim bulunmasını, ailelerine ve sevenlerine kavuşmasını temenni ediyorum.

SİYASETTE KANDIRILMIŞ OLMAK MAZERET DEĞİLDİR

Dün, 15 Temmuz Hain Darbe Girişiminin, beşinci yıl dönümüydü. 15 Temmuz 2016’ya kadar olan bitenler, herkesin malumu. Ama 15 Temmuz gecesi yaşananlar, bugün dahi tam olarak aydınlanmadı. TBMM’nin hazırladığı Araştırma Komisyonu Raporu, Sümen altı edildi, milletten gizlendi. Daha önce, “Ne aldatan olduk, ne aldanan” diyenler, şimdi çıkmışlar, “Aldandık” diyorlar. Bilinen bir kuraldır. “Siyasette kandırılmış olmak, bir mazeret değildir.” Siyasette “aldandım” demek, “Basiretimi ve aklımı kaybettim, kararlarım ve eylemelerim hükümsüzdür” demeye gelir.

ALDANDIM DEYİP GEÇEMEZ, 251 YURTTAŞIMIZ ŞEHİT OLDU

Ülkeyi yönetenler, “aldandık” deyip geçemez. Çünkü bunun vahim sonuçları olur. Olmuştur da. Devletimizin ve ordumuzun içine özenle yerleştirilen, himaye edilen bazı gözü dönmüş hainler, 15 Temmuz 2016’da, milletimize silah çekmişlerdir. Gazi Meclisimizi bombalamaya cüret etmişlerdir. Ama o gece, Erdoğan uçan sarayında konforlu bir şekilde semalarda dolaşırken, Milletvekilleri Meclis’e sahip çıkmıştır. Milletimiz devletini sokaklardan toplamıştır. 251 yurttaşımız şehit olmuştur. 2 bin 196 yurttaşımız yaralanmıştır. O gece uçakla havada turlayan Erdoğan şimdi çıkmış, “Darbeciler karşıma çıksaydı şehadete yürümek için, biran bile tereddüt etmeyecektim” diye ahkâm kesiyor. İnsanda biraz sıkılma olur. Beyefendi, siz işinizi doğru dürüst yapsaydınız, 251 yurttaşımız şehit olmayacaktı. Halkımız bunca acıyı çekmeyecekti. Bu sözleri ederken, bari milletten utanın. Biz, 251 vatandaşımızı rahmetle anıyoruz.

HER ŞEY MİLLETİN GÖZÜNÜN ÖNÜNDE OLDU

Dün bu mankurtları devletimizin, adliyesine, maliyesine, askeriyesine yerleştirenlerin, bugün, “Aldandık” bahanesi tam bir “aldatmadır.” Çünkü her şey milletin gözlerinin önünde olmuştur. Her şey bunların rıza ve onaylarıyla gerçekleşmiştir. Erdoğan Hükümetleri, MGK’nın FETÖ ile ilgili uyarılarını görmezden, bizim uyarılarımızı ise hiç duymazdan gelmiştir. Erdoğan’ın “aldandık” sözünde, zerre miskal samimiyet olsaydı, 15 Temmuz’dan sonraki süreç bambaşka olurdu. Erdoğan, 15 Temmuz’u, “Kendi Reichstag Yangınına” çevirmezdi. 15 Temmuz gecesi oluşan dayanışma havasını, kendi koltuk ihtirası için istismar etmezdi. Hain darbe girişiminden beş gün sonra, OHAL ilan ederek, darbeye direnen Gazi Meclisi devre dışı bırakıp, 20 Temmuz sivil darbesini gerçekleştirmezdi.

ÇAĞDAŞ TİRANLIKLAR TERÖR VE KORKU ÜZERİNE İNŞA EDİLİYOR

Erdoğan ülkemizi uzunca bir süre, “Olağanüstü Hal rejimi” altında yönetti. Bugün milletin cebini boşaltan ucube vesayet rejimine geçmek için, anayasa, yönetim sistemi, milli iradenin tecelligahı Meclisimiz devre dışı bırakılarak, OHAL rejiminde değiştirildi. “Bugün, dünün öğrencisidir.” Dünün bize öğrettiği bir şey varsa, o da çağdaş tiranlıkların, terör ve korku üzerinde inşa edildiğidir. Almanya’nın felaketi olan Hitler’in kitabındaki en bilinen strateji; kuvvetler ayrılığını sona erdirecek, ifade özgürlüğünü askıya alacak, adil yargılama hakkını ortadan kaldıracak, muhalefeti ezecek, bir takım ani felaketler yaratmaktı. 1933’teki Reichstag Yangınından hemen sonra, Alman halkının tüm temel hakları askıya alındı. Hitlere kararname çıkararak ülkeyi yönetme yetkisi verildi. Ve bundan sonraki 12 yıl boyunca, yani İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar, Almanya, Olağanüstü Hal ile yönetildi.

HEGEL’DEN VE MARX’TAN ALDIĞIMIZ DERS

Ülkemizde de Erdoğan Şahsım Hükümeti; beş yıldır OHAL yetkilerini kullanıyor, ülkeyi bir sonraki seçimlere de, bu yetkilerle götürmek istiyor şimdi. “OHAL yetkilerini, üç yıl daha uzatacağım” diyor. Tarihten, Hegel’den ve Karl Marx’tan öğrendiğimiz, bir başka ders daha var. “Tarihte her şey iki defa yaşanır. İlkinde trajedi, ikincisinde komedi olur.” Meclis’te görüşülen Torba Yasayla, milletin malına, mülküne hükümet kararıyla el koymak, kayyum atamak, “Yargısız infaz” kılıcıyla, devlet memurları üzerinde baskı kurmak ve gözaltı sürelerini fiilen tutukluluğa çevirmek isteniyor. Bu bir, milleti sindirme girişimidir. Ama aynı zamanda da komedidir.

SANDIKTAN ÇIKAMAYACAĞINI GÖRDÜ

Belli ki Erdoğan, artık sandıktan çıkamayacağını görmüş. “Millet iradesini nasıl eğip bükerim, sandığın terazisiyle nasıl oynayabilirim” diye, kendince çareler arıyor. Saray 2023 seçimlerine kritik eşik diyerek kaybetmesi mukadder olan bir seçimi kazanmak için milletin gözünü korkutmaya çalışıyor. Olağanüstü Hali seçime kadar “olağan” hale getirerek bunu sağlamaya çalışıyor.

SEÇİM KANUNLARIYLA OYNAMAYA BAŞLAYAN İKTİDAR GİDİCİDİR

Bir taraftan da Cumhur İttifakı’nın ortakları seçim barajını, seçim kanunu tartışıyor. Buradan açıkça ifade edeyim, eğer bir iktidar seçim kanunlarıyla oynamaya hazırlanıyorsa gidici olduğunu kendi de anladı demektir. O iktidar gidicidir. Erdoğan Şahsım Hükümeti, bu ülkenin, bu ülkenin vatandaşlarının sırtında her geçen gün ağırlaşan bir yük haline gelmiştir. Milletimizin sabır taşı çatlamıştır. Milletimiz Erdoğan’dan çok yorulmuş ve bunalmıştır. Millet emaneti Erdoğan’dan almak, ehline vermek için gün sayıyor.

BOĞAZİÇİ’NDE HATA TEKRARLANMASIN

Erdoğan, Boğaziçi Üniversitesine bir gece yarısı atadığı kayyum rektörü 6 ay sonra görevden aldı. Gençlerin ve akademisyenlerin kendisine karşı eylemlerinin, “6 aya kadar biteceğini” iddia eden kayyum, 6 ay içinde tek imzalı bir gece yarısı kararıyla kapıya kondu. Evet, hatadan dönmek erdemdir. Ama aynı hata tekrarlanmazsa… Erdoğan Şahsım Hükümeti, Boğaziçi’ne gelecek yeni rektör konusunda, üniversitenin kendi içindeki demokrasiye, geleneklere, örfe, adete ve üniversitenin kendi dinamiklerine saygı göstermelidir. Bir kayyumu alıp diğerini getirmemelidir.

MEMLEKETİN SAHİBİ SİZ DEĞİLSİNİZ, MİLLET

İktidarının biteceğini anlayan Erdoğan, artık kıbleyi de şaşırmaktadır. Partisinin İl Başkanlarına, “Memleketi (muhalefete) teslim etmemekten” söz etmiştir. Bu ne yaman bir kibirdir. Kendini memleketin sahibi görmektedir. Beyefendi bu memleketin sahibi siz değilsiniz. Memleketin sahibi, milletimizdir, asil milletimizdir. Milletimiz sizi, hizmet edin diye seçmiştir. Baki olan milletimizdir, siz, kendinizden önce gelmiş pek çok hükümet gibi gidicisiniz… Söz sizin değil artık milletin. Yetkiyi bize siz değil, memleketin sahibi olan milletimiz sandıkta verecek. Ondan sonrada size düşen, tıpış tıpış evinize gitmek olacak. Sıkı sıkıya yapıştığınız sıcacık koltuklarınızı, millet için ter dökeceklere, millet için çalışacaklara, yani bizlere bırakacaksınız.

13. CUMHURBAŞKANI YARALARI SARACAK

Herkes müsterih olsun. Buradan milletimize şunun müjdesini, şimdiden veriyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’nin 13. Cumhurbaşkanı, aldanmayan, milletini aldatmaya çalışmayan, devlet ciddiyetine sahip, saygın bir Cumhurbaşkanı olacak. 13. Cumhurbaşkanımız, milletini bölüp parçalamayacak, kimseyi dışlamayacak aksine yaraları saracak. Küskünleri barıştıracak. Herkesi kucaklayacak. Elindeki gücü, istişareyi, güçlü parlamenter demokrasiyi ülkemize getirmek için kullanacak. 13. Cumhurbaşkanımız, nefret diliyle değil, sevgi diliyle konuşacak. Tarafsız olacak. Tüm milletimizi kucaklayacak. Koltuğunu değil, milletimizin hakkını, hukukunu düşünecek. Devletimizin varlığını ve birliğini bihakkın temsil edecek. Atalarımız ne güzel söylemiş; “Darı unundan baklava, incir ağacından oklava olmaz.” Erdoğan Şahsım Hükümetinden de, tek adam vesayet rejiminden de, milletimizin hayrına artık hiçbir şey çıkmaz.

HASAT SÜRERKEN HUBUBAT İTHALATI

Şu çiftçimize yaptıklarına bir bakın… Son bir yılda; DAP gübresinin fiyatı yüzde 104, ÜRE gübresinin fiyatı yüzde 97 artmış. Sadece gübre mi? Tohum, ilaç, mazot fiyatları da almış başını gitmiş. Çiftçimiz Erdoğan Şahsım Hükümeti’nden kanunen ödemesi gereken destekleri bile alamıyor. Bir tarafta her gün pahalanan girdi fiyatları, bir tarafta, dağ gibi biriken borçlar, uçan faizler, diğer tarafta kuraklık… Erdoğan Şahsım Hükümeti bu hale düşürdüğü çiftçiyi, bir de ithalat sopasıyla dövüyor. Hububat üreticisi hasada devam ederken, TMO’nun arpa ve buğday ithalatı yapacağı haberleri çıkıyor. Erdoğan Şahsım Hükümeti, çiftçinin maliyetlerini aşağı çekecek tedbirleri almıyor. Bugüne kadar birikmiş, ödenmemiş destek borcunu çiftçiye ödemiyor. Ama çiftçinin malını ucuza kapatmak için ithalat kapısını açıyor. Sonuç maliyetini karşılayamayan çiftçi borca batıyor. Arazisini, traktörünü, ineğini, bankaya, kooperatife kaptırıyor.

MARKETTEN ÇIKAN BİR TORBAYA BİR FİŞE BAKIYOR

Süt üreticisi deseniz, artan yem maliyetlerinin altında eziliyor. Çaresizlikten ineğini kesime gönderiyor ama buna rağmen maliyetlerini karşılayamıyor. Besici deseniz, yem fiyatı almış başını gitmiş. Damızlıklar mezbahaya gidiyor. Canlı hayvan ithal etmekten vazgeçen Erdoğan Şahsım Hükümeti onun yerine lop et ithalatıyla bu sefer besiciyi vuruyor. Çiftçi, süt üreticisi, besici bunca cefayı çekerken, kazanamayıp, ekmekten, beslemekten vazgeçerken, çarşı, pazar, mutfak hala yangın yeri olmaya devam ediyor. Ucuzlayan hiçbir şey yok. Yaz ortasında, yaz meyvelerinin yanına yaklaşılmıyor. Bakkaldan marketten, içinde et, süt, peynir olmayan bir torba 100-150 liraya anca doluyor. Marketten çıkan vatandaş, bir elindeki torbaya, bir de diğer elindeki fişe bakıyor. “Yahu ben ne aldım da bu kadar tuttu” diye şaşkın gözlerle soruyor.

TASARRUF DEDİLER, FAZLA MESAAİYE GÖZ DİKTİLER

Temmuz ayına girerken, elektriğe yüzde 15, doğalgaza yüzde 12 ile 20, LPG’nin pompa fiyatına yüzde 8 zam yaptılar. Tasarruf genelgesi dediler, saraylarından tasarruf etmek yerine kamu kurumlarının günlük gazete alımlarını, zorunlu olanlar dışındaki ilanlarını kestiler. Bu kararla da, yerel basının hayat damarlarını kesmiş oldular. Şu zor günlerde kamu çalışanları gerekirse fazla mesai yapsın ama biz haklarını vermeyelim, mesai saatlerini kaydıralım, sonradan izin verelim diyerek çalışanların fazla mesaisine dahi göz diktiler.

TAYYİP’İN RADYO VE TELEVİZYONU(!)

Milletin zamlı elektrik faturalarından, memurun mesaisinden artırıp, yerel basının ekmeğinden kısıp, yönetim kurullarına atadıkları kendi yandaşlarına ballı maaşlar vermeye devam ediyorlar. Tuz Gölü’ndeki allı turna, flamingo yavruları ölürken, yalılardaki besili Pelikanları, TRT’ye Yönetim Kurulu üyesi olarak doldurdular. TRT‘nin adını, “Tayyip’in Radyo ve Televizyonu’na” çıkardılar.

BU HAKARETİ JİVKOV BİLE YAPMADI

Liyakat olamayınca da TRT, bu hafta önemli bir skandala imza attı. Geçtiğimiz Pazar günü, Bulgaristan’da parlamento seçimleri vardı. Bu seçimlerde, çifte vatandaşlığa sahip yurttaşlarımız da oy kullandı. TRT Haber, Bulgaristan seçimlerinde, ülkemizde kurulan sandıklarda oy kullanan yurttaşlarımız için, “Türkiye’de Bulgarlar oy kullandı” dedi. Bu nasıl bir yaklaşımdır? Bulgaristan’daki mezalimlere pes etmeyen, ne kimliğinden, ne dilinden, ne dininden vazgeçen bu yurttaşlarımıza bu hakareti Todor Jivkov’un yapmadı. Ama TRT Haber yaptı. Şimdi yurttaşlarımız bu konuyu yargıya taşıdılar. Biz de elbette bu girişimin destekçisi ve takipçisi olacağız.

MİLLET “YOKLUK” DİYOR, SARAY “OKLUK” ANLIYOR

Dostoyevski’nin dediği gibi; “Bu devir, vasat insanın en parlak zamanı. Duygusuzluğun, bilgisizliğin, tembelliğin, yeteneksizliğin ve hazıra konmak isteyen bir zevatın devri…” Ne yazık ki ülkemizde de böyle bir devirdeyiz. Milletin çift diplomalı, yüksek lisanslı, doktoralı evlatları işsiz, milletin kesesinden, Saray ve Şürekâsına, Boğazdaki yalılara doluşmuş pelikanlara ulufe dağıtılıyor. Millet evine toz şekeri götüremiyor, Sarayın beslemeleri lüks arabalarda, burunlarına pudra şekeri dolduruyor. Millet, “Yokluk” diyor. Bunlar, “Okluk” anlıyor. Güzelim koya yazlık saray, yapay plaj konduruyorlar. Yandaşlar, yanaşmalar deveyi hamuduyla götürürken, millete “porsiyonları küçült” diye akıl vermeye kalkıyorlar.

ESNAF VE KOBİ’DE İŞLETME SERMAYESİ İHTİYACI TAVAN YAPTI

Esnaf pandemi döneminde kan ağladı. Şimdi ekonomi açılıyor. Ama biriken borçlar esnafın ayağında pranga. Esnaf, “En azından borçlarım bir yıllığına faizsiz ötelensin” diyor. Bugün raftaki malını satabilen esnaf, artan maliyetlerle, yarın o malı nasıl yerine koyacağını kara kara düşünüyor. İşletme sermayesi ihtiyacı tavan yapmış durumda. Ama borca batan esnafın yeniden borçlanma imkanı sınırlı. KOBİ’lerimiz de, borçlarının yeniden yapılanmasını değil, kredilerin, alındıkları tarihteki faiziyle ötelenmesini istiyor. Pandemi sonrasının galip ülkeleri, esnafını, KOBİ’sini ayakta tutan ülkeler olacak.

PANDEMİDE VERİLEN BORÇLARI HİBEYE ÇEVİRİN

Şimdi Erdoğan Şahsım Hükümetine, biz buradan sesleniyoruz. Pandemi de vermediğiniz desteği şimdi verin. Esnafa KOBİ’ye pandemide verilen borçları hibeye çevirin. Ya da en azından bunları faizsiz erteleyin.

İŞ YANDAŞA GELİNCE AKAN SULAR DURUYOR

Esnafın, KOBİ’lerin feryadını duyan yok. Ama iş yandaşa gelince, akan sular duruyor. 2015’te İstanbul Havalimanı’nın ilk etabı için, 16 yılda geri ödenmek üzere toplam 4,5 milyar avro kredi verildi. Krediyi verenler Ziraat Bankası, Halkbank ve Vakıfbank başta olmak üzere, Türkiye’deki faaliyette bulunan altı banka… Bu 4,5 milyar avroluk kredi, bugüne kadar Türkiye’de, sıfırdan bir alt yapı projesine, tek seferde verilen en büyük kredi. Ama bu kredi de yetmedi. Daha sonra aynı bankalardan 1 milyar Avroluk ek kredi sağlandı. Bu kredilerin arkasında, devletin, yani milletin kefaleti var. Ödenmezse bu krediler milletin sırtına kalacak.

YANDAŞA KIYAK BİTMEZ

Salgında dövizli garantiler işlemeye devam etti. Millet evinde otururken, garantili köprülerin, otoyolların parası milletin cebinden alındı, yandaş müteahhitlerin cebine kondu. Mücbir sebep vatandaş lehine işletilmedi. Ama Erdoğan Şahsım Hükümeti, “Mücbir sebep” diyerek, İstanbul Havalimanı’nı yapan gruba iki yıl ek işletme süresi verdi. Devlete yapacakları kira ödemelerini de 2024’e erteledi. Ama yandaşa kıyak bitmedi, yetmedi. En son geçtiğimiz günlerde, İstanbul Havalimanı’nı işleten yandaşların kredileri, yeniden yapılandırıldı. Kredinin vadesi iki yıl uzatıldı. Faizleri de düşürüldü. Salgında esnafa, KOBİ’ye yapılmayan, yandaşa yapıldı.

SALGIN DÖNEMİNDE HAVUZ MÜTEAHHİTLERİNE ÖDENEN PARA: 27,2 MİLYAR TL

Salgın döneminde, bütçeden millete doğru dürüst karşılıksız destek verilmedi. Dünyada sondan ikinci olduk. Ama salgının başından bu yana, havuz müteahhitlerine bütçeden ödenen para, 27,2 Milyar lira oldu son bir yılda geçtiğimiz yılın Mart ayından bu yana. Bunlar millete veriyorlar talkını. Yandaşlar götürüyor salkımı…

“EMEKLİNİN BAYRAM İKRAMİYESİ 2 BİN TL OLSUN” DEDİK, REDDETTİLER

Şimdi çok açıkça ifade edeyim. En son emeklinin ikramiyesindeki enflasyon farkını iç ettiler. Bin liralık ikramiyeye, yapa yapa 100 liralık güncelleme yaptılar. En ucuz kurbanlık fiyatı bugün 2 bin lira. “Bari bu bayramda emekliye 2 bin lira ikramiye verin. Emekli kurban kesebilsin. Ailesiyle rahat bir bayram geçirsin” dedik. Meclise de bunun için önerge verdik. Ama verdiğimiz önerge; AK Parti ve MHP’nin milletvekillerinin oylarıyla reddedildi. Tekrar ediyorum, AK Parti ve MHP milletvekillerinin oylarıyla reddedildi. Emeklilerimize bayram öncesi bu yapılan hak mıdır, reva mıdır?

200 TL’LİK BANKNOTLA 2009’DA ALINAN, BUGÜN 682 LİRAYA ANCAK ALINIYOR

Paramızın değeri ve satın alma gücü, zaten güneş görmüş kar gibi eridi. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, tam da bayram öncesi, yeni 200 liralık banknotları tedavüle sürüyor. Anlaşılan ATM’lere gıcır gıcır 200 liralar yüklenecek. Ama paranın itibarı, kâğıdının gıcırlığında değil; satın alma gücündedir. 200 lira, ilk 1 Ocak 2009 tarihinde tedavüle sürülmüştü. O gün 200 liralık banknotla alınanları, bugün almaya kalksak, 682 lira ödememiz gerekiyor. Nereden nereye…

ÖNLEM ALINMAZSA YENİ BİR GÖÇ DALGASI GELİYOR

Pazartesi yaptığım basın toplantısında, önemli bir konuya dikkat çekmiş ve kaygılarımızı paylaşmıştım. Taliban, Afganistan’da adım adım kontrolü sağlıyor. Taliban’dan kaçan Afganlar İran üzerinden transit geçip, Türkiye’ye akın akın giriyor. Bu Afganlıları ülkemize almak için kimlerle anlaştınız? Soruyorum Erdoğan Şahsım Hükümetine. Bu kadar rahat nasıl geçiyorlar İran üzerinden? Gerekli önlemler alınmazsa, Türkiye’yi ne yazık ki yeni ve büyük bir göç dalgası bekliyor.

ERDOĞAN ŞAHSIM HÜKÜMETİ AFGANİSTAN’DA “İSTEKLİYMİŞ”

Öyle gözüküyor ki, TÜİK de bunun farkında. Ölüm istatistiklerinden sonra, Uluslararası Göç İstatistiklerini de yayımlamaktan vazgeçti. Erdoğan Şahsım Hükümeti, sınırlarımızı korumak yerine, Afganistan’daki, Kabil Havalimanı’nı korumaya gönüllü yazılıyor. ABD Savunma Bakanlığı Sözcüsünün şu sözleri ilginç, ibretlik; “Havaalanında güvenliğin nasıl olacağı konusunda, Türklerle hala görüşme halindeyiz. Bu çabaya öncülük etmeye istekli oldukları için, onlara minnettarız.” Havaalanını korumaya kim istekliymiş? Erdoğan Şahsım Hükümeti…

8 MADDELİK İLETİŞİM KAZASI (?)

Taliban, Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin bu girişimine karşı, 8 maddelik bir bildiri yayımladı. Yayımlanan bu bildiri açık bir uyarı… Bildirinin 8. Maddesi bu uyarının somut özeti, “Türk yetkililer kararlarından dönmez ve ülkemizi işgal etmeyi sürdürürse, İslam Emirliği ve Afgan halkı 20 yıllık işgale karşı durdukları gibi, dini, vicdani ve yurttaşlık ödevi olarak, onların da karşılarında duracaktır. Ve doğacak tüm sonuçların sorumluluğu, başkalarının işlerine müdahale eden ve bu tür düşüncesiz kararlar alanların omuzunda olacaktır.” Buna cevaben de AK Parti Sözcüsü de çıkıyor, Taliban’ın yaptığı bu açıklamaya “iletişim kazası” diyor. Allah aşkına! 8 maddelik iletişim kazası, dünyanın neresinde olur? Yazılanların neresini anlamadınız Sayın Çelik? Okumayı mı bilmiyorsunuz? Sayı saymayı mı bilmiyorsunuz?

MEHMETÇİK TALİBAN’IN ÖNÜNE SÜRÜLECEK KALKAN DEĞİLDİR

Erdoğan da “Gittiğimiz her yerde hüsnü kabul görüyoruz, el üstünde tutuluyoruz diyor. Görüyoruz nasıl el üstünde tutulduğunu. Dün Suriye’de, Libya’da bunu yaptık inşallah yarın da Afganistan’da kardeşlerimizin yanında olacağız” diyor. Siz, Biden ve Amerika ile arayı bulacaksınız diye, bizim Mehmetçiğimiz, Taliban’ın önüne sürülecek bir kalkan değildir. Bu işe çok hevesliyseniz, SADAT’ınızı, ÖSO’nuzu, silahlarla poz veren, şovmen tosuncuklarınızı Afganistan’a bir gönderiverin. Bu işin şaka kaldırır yanı yoktur. Erdoğan’a ve AK Partiye hatırlatırız. Bugün belki sorumluluklarınızdan kaçabilirsiniz. Ama yarın, sorumluluklarınızdan kaçmanın sonuçlarından kaçamazsınız. Uyardık. Bir kez daha uyarıyoruz. Bu yanlıştan biran evvel dönün. Herkes ardına bakmadan Afganistan’dan çıkarken, Mehmetçiğimizi Taliban’ın karşısına dikmeyin. Aksi halde, Mehmetçiğimizin ayağına değecek her taşın sorumlusu, Erdoğan ve AK Parti olacaktır.

BAYRAMDA PANDEMİ UYARISI

Son olarak, önümüz kurban bayramı. Ama Erdoğan Şahsım Hükümeti, millette ne bayram kutlayacak hal, ne de imkân bıraktı. Umutsuzluğa yine de yer yok. Gecenin en karanlık anı, aydınlığa en yakın olduğu andır. Artık gün ağarmak üzeredir. Hem dini, hem de milli bayramlarımızı, bayram tadında kutlayacağımız günler artık çok yakındır. Bu vesileyle yurttaşlarımıza, pandeminin daha geçmediğini hatırlatıyor, bayram boyunca yapılacak ziyaretlerde, hijyen ve mesafe kurallarına azami özeni göstermelerini rica ediyoruz. Lütfen kendimizin, ailemizin, yakınlarımızın, komşularımızın sağlık ve yaşam hakkına saygı gösterelim. Bu düşüncelerle, milletimizin ve İslam âleminin Kurban Bayramını kutluyoruz. Edilecek duaların, yapılacak ibadetlerin, Allah katında kabul olmasını diliyoruz.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Teşekkür ediyorum.

ÜLKEYİ SEÇİMLERE OHAL YETKİSİYLE GÖTÜRMEK İSTİYORLAR

CHP Sözcüsü Öztrak, AK Parti tarafından getirilen Torba Yasa teklifinin, Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin milletin malına, mülküne kayyum eliyle dilediği gibi çökme, yargısız infaz kılıcıyla devlet memurları üzerinde baskı kurma ve gözaltı sürelerini fiilen tutukluluğa çevirerek milleti sindirme girişimi olduğunu ifade etti.

Sarayın, ülkeyi bir sonraki seçimlere de beş yıldır kullandığı OHAL yetkileriyle götürmek istediğini belirten Öztrak, “31 Temmuz’da sona ermesi gereken OHAL yetkilerinin kullanım süresinin bir Torba Yasayla üç yıl daha uzatılmasını iyi niyetli bulmuyoruz” dedi.

Erdoğan artık sandıktan çıkamayacağını gördüğünü, bu nedenle “sandığın terazisiyle oynamanın” yollarını aramaya başladığını söyleyen Öztrak, “Olağanüstü Hali üç yıl daha ‘olağan’ hale getirerek, kaçınılmaz mukadderatından kurtulurum sanıyor. Ama milletin sabır taşı çatladı. Erdoğan, İstanbul seçimlerinde yaptığı mızıkçılığa, milletimizin attığı şamarı unutmasın” diye konuştu.

Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin kurulduğu 2018 Temmuz ayından bu yana yaşanan gelişmeleri de değerlendiren Öztrak, bu sürede döviz kurlarının neredeyse ikiye katlandığını, Merkez Bankası’nın 128 milyar dolarlık rezervinin buharlaştırılarak ekonominin savunmasız bırakıldığını, Türkiye’nin dünyanın en yüksek yedinci faizini veren ülke haline geldiğini, milli gelir 164 milyar dolar azalırken borçların katlandığını, işsiz sayısının 10 milyona dayandığını, iş sahibi olan 1,1 milyon vatandaşın işini kaybettiğini, enflasyon altında ezilen milletin çay ve simitle bile karnını doyuramaz hale geldiğini söyledi. Öztrak, “Milletimiz Erdoğan Şahsım Hükümetinin, ‘Zam, Zulüm, İşsizlik, Yoksulluk’ demek olduğunu, bu üç yılda yaşayarak gördü” dedi.  

ABD Afganistan’dan hızla çekilirken, Afganlar bile “Taliban geliyor” diye ülkesini bırakıp kaçarken, Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin Afganistan’da Kabil Havalimanı’nı korumaya gönüllü yazıldığını kaydeden Öztrak, “Bu yanlıştan biran evvel dönün. Herkes ardına bakmadan çekilip giderken, Mehmetçiğimizi Taliban’ın karşısına dikmeyin. Aksi halde Mehmetçiğimizin ayağına değecek her taştan, sorumlu siz olursunuz” diye konuştu.

AK Parti Diyarbakır İl Danışma toplantısında “Biji Serok Erdoğan” sloganları atıldığını da anımsatan Öztrak, “Diyarbakır’da atılan bu sloganlar ve okunan methiyeler hakkında, Cumhur İttifakı’nın ufak ortağı ne diyor acaba? Ufak ortak bu konuda ne düşünüyor? Aralarında bu konuda bir mutabakat var mı? Üç gündür çıtı çıkmıyor. Bahçeli neden sessiz? Neden üç gündür ağzını bıçak açmıyor? Yoksa bu sükût ikrardan mı geliyor? Milletimiz bunları çok merak ediyor. Bahçeli’den bir açıklama bekliyor” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Merkez Yönetim Kurulumuzun bugünkü toplantısında, Erdoğan Şahsım Hükümetinin üç yıllık karnesini, son üç yılda, milletimizi içine sürüklediği buhranı, bu buhrandan ülkemizi çıkarmak için, yapılması gerekenleri görüştük.

SREBRENİTSA SOYKIRIMINI UNUTMAYACAĞIZ

İnsanlık tarihinde, yalnızca insanların değil, insanlığın katledildiği büyük acılar vardır. Srebrenitsa katliamı işte böyle bir acının adıdır. 26 yıl önce acımasızca katledilen, 8 bin 372 Boşnak kardeşimizin acısını hiç unutmadık. 20. yüzyılın sonunda, Avrupa’nın göbeğinde gerçekleşen bu büyük mezalime, acımasız soykırıma, tüm dünyanın seyirci kalmasını da unutmadık. Rahmetli Aliya İzzatbegoviç’in dediği gibi, “Ne yaparsanız yapın. Soykırımı unutmayın. Unutulan soykırım tekrarlanır.” Srebrenitsa’daki anma törenlerinde, CHP milletvekili arkadaşlarımızla yer aldık. Soykırımda yitirilenleri saygı ve rahmetle andık, Bosnalı kardeşlerimizin acılarını paylaştık. Bir kez daha dünyaya bu soykırımı unutmayacağımızı haykırdık.

KADIKÖY’DE KİLİSEYE YÖNELİK SAYGISIZLIK KABUL EDİLEMEZ

Yine geçtiğimiz hafta sonunda, Kadıköy’de Surp Takavor Kilisesi’ne bir saygısızlık yapıldı. Kutsal mabetlere, ibadethanelere yönelik saygısızlıkları asla kabul edemeyiz. Bu münferit saygısızlığı da şiddetle kınıyoruz.

SOMALI MADENCİLERE YAPILAN ZULÜM SONLANDIRILSIN

Geçtiğimiz hafta bir başka acı daha yaşadık. Hakkını arayan Somalı madenciler Ankara’ya sokulmadı. Yorgun, argın memleketlerine dönmek zorunda bırakılan, Ali Faik İnter ve Tahir Çetin trafik kazasında hayatlarını kaybetti. Biz her iki emekçimize de Allah’tan rahmet, kederli ailelerine başsağlığı dilerken, Erdoğan Şahsım Hükümetinden Somalı madencilere yapılan zulmü, biran evvel sonlandırmasını istiyoruz.

HAİN DARBE GİRİŞİMİNİ KENDİ REİCHSTAG YANGININA ÇEVİRDİ

Bu hafta içinde yine tarihimizde bir kara lekenin, 15 Temmuz Hain Darbe Girişiminin, beşinci yıl dönümü. Devletimizin ve ordumuzun içine özenle yerleştirilen, himaye edilen bazı mankurtlar, 15 Temmuz 2016’da, Gazi Meclisimizi bombaladı. Milletimiz o gece devletini, sokaklardan topladı. 251 yurttaşımız şehit düştü. 2 bin 196 yurttaşımız ise yaralandı. Biz tüm şehitlerimizi, bir kez daha saygıyla, rahmetle anıyoruz. Erdoğan, bu hain darbe girişiminden beş gün sonra, 20 Temmuz sivil darbesini gerçekleştirdi. 15 Temmuz’u, “Kendi Reichstag Yangınına” çevirdi. Ülkemizi uzunca bir süre, “Olağanüstü hal rejimi” altında yönetti. Anayasa, yönetim sistemi, bu OHAL şartlarında değiştirildi. Ucube Tek Adam Vesayet Rejiminin inşası yine OHAL şartlarında gerçekleştirildi.

OHAL YETKİLERİNE ÜÇ YIL DAHA DEVAM DÜZENLEMESİ

Şimdi Erdoğan Şahsım Hükümeti; ülkeyi bir sonraki seçimlere de, beş yıldır kullandığı, OHAL yetkileriyle götürmek istiyor anlaşılan. 31 Temmuz’da sona ermesi gereken, OHAL yetkilerinin kullanım süresinin, bir torba yasayla, üç yıl daha uzatılmasını,  hiç de iyi niyetli bulmuyoruz. Bu; milletin malına, mülküne kayyum eliyle dilediği gibi çökme, “Yargısız infaz” kılıcıyla, devlet memurları üzerinde baskı kurma ve gözaltı sürelerini fiilen tutukluluğa çevirerek, milleti sindirme girişimidir.

SANDIKTAN ÇIKMAYACAĞINI GÖRDÜ, OHAL’İ OLAĞAN HALE GETİRMEYE ÇALIŞIYOR

Erdoğan bunu neden yapıyor? Çünkü Erdoğan artık sandıktan çıkamayacağını gördü. Millet iradesinin, yani sandığın terazisiyle nasıl oynayabilirim diye, kendince çareler arıyor. Olağanüstü Hali bir üç yıl daha “olağan” hale getirerek, kaçınılmaz mukadderatından kurtulurum sanıyor. Ama milletin sabır taşı çatladı. Erdoğan, İstanbul seçimlerinde yaptığı mızıkçılığa, milletimizin attığı şamarı unutmasın.

ERDOĞAN ŞAHSIM HÜKÜMETİNİN 3 YILLIK KARNESİ

Milletimiz Erdoğan Şahsım Hükümetinin, “Zam, Zulüm, İşsizlik, Yoksulluk” olduğunu artık yaşayarak gördü. Üç yıl önce, 10 Temmuz 2018’de, Resmi Gazete’de yayımlanan, bu kararla, Erdoğan Şahsım Hükümeti fiilen işbaşı yaptı. Erdoğan, Damadını da ekonominin başına getirdi. Erdoğan Şahsım Hükümeti işbaşı yaptığında, Dolar 4 lira 54 kuruştu. Bugün 8 lira 70 kuruş. Avro 5 lira 34 kuruştu. Bugün 10 lira 29 kuruş. Türk lirası, Dolar ve Avro karşısında, son üç yılda yüzde 50 değer kaybetti. Dünyada parası dolar karşısında en fazla değer kaybeden iki ülkeden biri olduk. Diğeri de Arjantin Pesosu. Erdoğan Şahsım Hükümeti paramızı pul etti. Kayınpeder, damat bir oldu, Merkez Bankası’nın kasasındaki 128 milyar doları, bankanın arka kapısından istedikleri gibi, istediklerine sattılar. Dalgalı kur rejiminde, hem dövizi, hem de faizi kontrol edebileceklerini sandılar. Sahte istikrar görüntüsü verip, koltuklarını koruyabileceklerini düşündüler. Milletin 128 milyar doları gitti. Ama ne kur, ne faiz, ne de enflasyon dikiş tuttu. “128 milyar dolar nerede?” diye sorduk. Cevap vereceklerine, afişlerimizi toplattılar. Ama Edirne’de mahkeme kararıyla yeniden astık. Şimdi döviz kurunu baskılayabilmek için dünyanın en yüksek yedinci faizini vermek zorunda kaldılar. İşe yaramadı mı? Hayır yaramadı. Merkez Bankası kasasının boş olduğunu gören döviz ve faiz baronları daha fazla faiz talep etmeye devam ettiler.

SARAY VESAYETİ 164 MİLYAR DOLARA MAL OLDU

Son üç yılda milletin sadece dövizlerini değil, gelirini de erittiler. Erdoğan Şahsım Hükümeti işbaşı yaptığında, Türkiye’nin milli geliri 892 milyar dolardı. Bu yılın ilk üç ayında milli gelirimiz 728 milyar dolara düştü. Erdoğan Şahsım Hükümeti, üç yılda millete 164 milyar dolara mal oldu. 164 milyar dolar, dile kolay. Osmangazi Köprüsü de dâhil, 16 tane İstanbul-İzmir Otoyolu demek, 47 tane Yavuz Sultan Selim Köprüsü, 132 tane Avrasya Tüneli demek. Erdoğan Şahsım Hükümetinin, milletin cebinden çekip aldığı 164 milyar dolarla, Edirne’den Hakkâri’ye, Muğla’dan Ardahan’a, 6 şerit gidiş, 6 şerit geliş otoyol yapılırdı. Yandaşlara peşkeş çekilen milyarlarca dolar da, milletimizin cebinde kalırdı.

MİLLET PAMUĞU NEREYE BASACAĞINI ŞAŞIRDI

Atalarımızın dediği gibi, “Başını acemi berbere teslim eden, cebinden pamuğu eksik etmesin.” Millet bu acemilerin elinde, pamuğu nereye basacağını şaşırdı. Erdoğan Şahsım Hükümeti, milletin sadece aşını değil, işini de elinden aldı. TÜİK, Mayıs ayı işsizlik verilerini bugün açıkladı. Mevsim etkilerinden arınmış verilerle, gerçek işsizlik oranımız yüzde 27,2. Erdoğan Şahsım Hükümeti işbaşı yaptığında bu oran, yüzde 16,2 idi. Yani gerçek işsizlik üç yılda 11 puan birden artmış. Yine mevsim etkilerinden arınmış verilerle, Erdoğan Şahsım Hükümeti göreve başladığında, 5 milyon 528 bin kişi işsizdi. Şimdi 9 milyon 671 bin kişi işsiz. İşsizlerin sayısı, son üç yılda 4 milyon 143 bin kişi artmış.

3 YILDA 1,1 MİLYON YURTTAŞ İŞİNDEN OLDU

Bir ekonomi yönetiminin başarısı, yurttaşlarına ne kadar iş imkânı sunduğuyla ölçülür. Erdoğan Şahsım Hükümeti yurttaşlarımıza iş imkanı yaratamadı. İşi olan yurttaşlarımızın işini de elinden aldı. Bu hükümet iş başı yaptığında, çalışan sayısı 28 milyon 957 bin kişiydi. 2019’da çalışan sayısı 28 milyon 243 bine düştü. Pandemi gelmeden millet işini kaybetmeye başladı. Bugün çalışan sayısı ise 27 milyon 844 bine geriledi. Üç yılda 1 milyon 113 bin yurttaşımız çalıştığı işinden oldu.

GENÇLERE SAHİP ÇIKMAK LAFLA OLMUYOR

Erdoğan geçtiğimiz günlerde gençlere seslenerek, “Sahipsiz değilsiniz” dedi. Tamam da boş laf karın doyurmuyor. Tablo ortada… 38 üyeli Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı içinde, en sahipsiz gençler Türkiye’de. Her 100 gençten 30’u, ne okuyor ne de bir işte çalışıyor. Gençler “ev genci” olmuş, analarının babalarının eline bakıyor. Gençlerimize iş vermeden, eğitim vermeden, sadece lafla sahip çıkamazsınız.

BU AZİZ MİLLETE ÇAY İLE SİMİDİ BİLE LAYIK GÖRMÜYORLAR

Erdoğan Şahsım Hükümetinin işbaşı yapmasıyla, evlerimizin, sofralarımızın da bereketi kaçtı. Üç yıl önce Ankara’da simidin fiyatı 1 lira 25 kuruştu. Bu hafta sonu 2,5 liraya çıktı. Üç yılda simide yüzde 100 zam geldi. Üç yıl önce bir bardak çay 1 lira 25 kuruştu. Bugün o da 2,5 lira. Erdoğan Şahsım Hükümetinin iş başı yaptığı tarihte, beş kişilik bir aile, üç öğün bir çay bir simit yese, aylık “bin 125 lira” veriyordu. Bugün “2 bin 250 lira” veriyor. Artış yüzde yüz. Peki, aynı dönemde asgari ücret ne kadar arttı? Yüzde 76. Hak mı, reva mı? Bu ülkede hükümet yok mu? Bu tablonun sorumlusu kim? “Bu aziz millete bir bardak çayla, bir simidi bile artık layık görmeyen” kim? Tabii ki Erdoğan Şahsım Hükümeti…

SOFRALARIN BEREKETİNİ KAÇIRDILAR

Sadece çay ve simit mi? Son üç yılda; kiraz yüzde 125, kayısı yüzde 120, Ayçiçek Yağı yüzde 118, margarin yüzde 117, şeftali yüzde 112, mercimek yüzde 104, mısırözü yağı yüzde 100 zam gördü. Millet sofrasına meyve koyamaz hale geldi. Tencereye konan yağ, “Tek taş pırlanta” muamelesi görüyor. Sofralarımızın bereketini kaçıran kim, hükümette kim var? Elbette Erdoğan Şahsım Hükümeti.

BU GENÇLER NASIL EVLENECEK

Erdoğan, gençlerimizi sadece eğitimsiz, işsiz bırakarak sahipsiz bırakmadı. Gençlerimizin yuva kurma hayallerini de çaldı. Bu hükümet işbaşı yaptığı günden bugüne; mutfak ocağı fiyatı yüzde 242, otomobil fiyatları yüzde 236, porselen ev eşyası fiyatları yüzde 201, bulaşık makinesi fiyatı yüzde 192, televizyon fiyatı yüzde 172, bilgisayar fiyatı yüzde 164, masa, sandalye fiyatı yüzde 150 arttı. Şimdi bu zamlarla gençler nasıl evlenecek? Nasıl yuva kuracak? Siz gençlere böyle mi sahip çıkıyorsunuz?

KİRALIK TAKI DÖNEMİ

Geçtiğimiz hafta, CHP Ekonomi Masası olarak, Trabzon, Giresun ve Ordu’daydık. Bir kuyumcu esnafımız anlattı biz şaşırdık, kaldık. Millet artık düğün, dernek için altın takı almayı bırakmış, kuyumcular takıları kiralamaya başlamış. Erdoğan Şahsım Hükümeti, millette, evladına takı takacak mecal bırakmamış. Ele güne mahcup olmamak içinde, düğün gecesi takılan takılar kiralanır olmuş. Düğün bitince de kuyumcuya iade ediliyor. Bu ülkeye kiralık takı dönemini getiren kim? Tabii ki Erdoğan Şahsım Hükümeti. Erdoğan Şahsım hükümeti işbaşı yaptığında, çeyrek altının fiyatı 309 liraydı. Bugün 830 lira. Çeyrek altın yüzde 169 zam görmüş.

DEVLETİN BORCU ÜÇ YILDA İKİYE KATLANDI

Erdoğan Şahsım Hükümeti döneminde, milletin dövizi, altını, işi, aşı elinden gitmiş, yetmemiş bir de borçlar şaha kalkmış. Şu grafiğe bakalım. Erdoğan Şahsım Hükümeti işbaşı yaptığında, devletin borcu 970 milyar liraydı. Şimdi 2018 Haziran. Şimdi nereye çıkmış? 2 trilyonu geçmiş. Borç üç yılda, ikiye katlanmış. Oysa devletin borcu daha 10 yılda, 2003-2013 arasında ikiye katlanmıştı. Sonra kayınpederle damat geldiler kafa kafaya verdiler. Bu kez, üç yılda devletin borcunu ikiye katladılar.

HERKES GIRTALAĞA KADAR BORÇLU

Sadece devlet değil, aileler de bu dönemde borca batırıldı. Ailelerin kredi kartı ve tüketici kredisi borcu, Erdoğan Şahsım Hükümeti iş başı yaptığında, 515 milyar liraydı. Şimdi, 875 milyar lira oldu. Ailelerin bankalara borcu üç yılda 360 milyar lira arttı. Şirketlerin bankalara borcu da, yine bu dönemde, 1 trilyon 800 milyar liradan, 3 trilyon liraya sıçramış. Ülkede herkes gırtlağına kadar borçlu. Gelir artmazsa, işsizlik azarsa, hayat pahalılığı coşarsa, bir de bunların üstüne millette, devlette borca batırılırsa sonuç? Elbette yoksulluk şaha kalkar. Erdoğan Şahsım Hükümeti iş başı yaparken, yoksul sayımız 15 milyon 864 bin kişiydi. 3 yıl önce yani. Şimdi 17 milyon 921 bin kişiye çıkmış. Üç yılda yoksul sayısı 2 milyon 237 bin kişi artmış. Dünya Bankası’na göreyse, yoksul sayısındaki artış üç yılda, 3 milyon 232 bin kişi olmuş.

BU TAKSİMİ KURT YAPMAZ, KUZULARA ŞAH OLSA

Erdoğan Şahsım Hükümeti iş başına gelmiş, sadece gelir dağılımı değil, servet dağılımı da hızla bozulmuş. Bugün Türkiye’de en varlıklı yüzde 1’in, ülkedeki toplam servetten aldığı pay yüzde 42,8. Neredeyse yarısı servetin. Rusya’dan sonra, servet dağılımının en bozuk olduğu ülke Türkiye. Ne demişti üstatları? Allah’ın on pulunu bekleye dursun on kul. Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul. Bu taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa. Evet! Bu zalim yönetimin yaptığı taksimi, kurt, kuzulara şah olsa, yapmaz. Erdoğan Şahsım Hükümetiyle, güzelim ülkemiz, George Orwell’in 1984 Romanına döndü. Sadece Merkez Bankası kasası değil, kavramların, değerlerin de içi boşaltıldı. Savaş, Barış oldu. Kölelik, özgürlük. Cehalet ise Güç oldu. Ortada yasa diye bir şey kalmadığı için, Erdoğan Şahsım Hükümeti’ne hiç bir şey yasadışı değil. Bu dönemde, görülmemiş rezaletlere şahit olduk.

RÜŞVET KAPIDAN GİRİNCE İMAN BACADAN ÇIKAR

Atalarımızın dediği gibi; “Rüşvet kapıdan girince, iman bacadan çıkarmış.” Bu dönemde ne kapı kaldı, ne de baca… Dünyalıklar için, ahiretler seve seve yakıldı. Tüm büyük günahlar bu dönemde işlendi. Millet gördü ki, Erdoğan Şahsım Hükümeti ülkedeki tüm büyük günahların, hem anası, hem de babasıdır. Erdoğan’ın atanmış İçişleri Bakanı, 83 milyonun gözü önünde, “Mafyadan 10 bin dolar rüşvet alan siyasetçi olduğunu” söyledi. Mafya lideri çıktı hangi AK Partili siyasetçiye, rüşvet verdiğini itiraf etti. Ama ne Erdoğan’dan, ne AK Parti’den, ne de Savcılardan ses yok. Çünkü dünyanın en kuvvetli ortaklığı suç ortaklığıdır. İpi bir kez çekerseniz, ucunun nerelerden geleceği belli olmaz.

KİRLİ İŞLER İLTİFATA TABİ

Yine bir başka rezalet… Bu ülkede kendi bakanlığına dezenfektan satan bakanla, Erdoğan Şahsım Hükümetinde tanıştık. Bu kanunlarımıza göre suç. Ama bırakın bu Bakana soruşturma açılmasını, Erdoğan kendisine bir de teşekkür etti. Neden? Çünkü bunlarda, bu tür kirli işler iltifata tabi de ondan. Mevlana hazretlerinin dediği gibi; adaletin olduğu yerde, ekmek herkese yeter. Ama adaletin olmadığı yerde, tarlaya karga, ambara fare, fırına hırsız, memlekete ise haramiler dadanır. Bugün ülkemizde olan tam da budur. Erdoğan Şahsım Hükümetinin iş başı yapmasıyla, Türkiye’de adalet namına hiçbir şey kalmamıştır.

TÜRKİYE ÜÇ YILDA ULUSLARARASI ENDEKSLERDE DİP YAPTI

Uluslararası Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde Erdoğan Şahsım Hükümeti işbaşı yapmadan önce, 101. sıradaydık, şimdi 107. Sıraya düştük. Peki bu endekste kimlerle beraberiz, kimler bizim komşularımız derseniz? Kenya, Mali, Angola… Dibe oturmuş durumdayız. Yine Erdoğan Şahsım Hükümetinin işbaşı yapmasıyla, Yolsuzluk Algı Endeksi’ndeki konumumuz da, beş basamak birden kötüleşti. 81. sıradan, 86. sıraya düştük. İnsani Özgürlük Endeksi’nde yaşadığımız gerileme ise, çok daha dramatik. Erdoğan Şahsım Hükümetinin iş başı yapmasıyla, İnsani Özgürlük Endeksinde, 84. sıradan, 119. sıraya düştük. Tam 35 sıra birden aşağı indik. Hukukun ve özgürlüklerin olmadığı, yolsuzluğun ve arsızlığın vakayı adiye sayıldığı bu düzende, fatura ise hep insanlarımızın sırtına bindi. Havuz müteahhitlerinden, Saray beslemelerinden başka, memlekette yüzü gülen kimse kalmadı. Hepimiz mutlu bir azınlığı memnun etmek için, çalışır hale geldik. Nitekim Erdoğan Şahsım Hükümetinin başa gelmesiyle Dünya Mutluluk Endeksi’nde, 35 sıra birden düştük. 149 ülke içerisinde ancak 104. olabildik.

AFGANİSTAN’DA ASKERİMİZİN AYAĞINA TAŞ DEĞERSE SORUMLUSU SİZSİNİZ

Bu ülkenin gücünü sadece silahlı kuvvetleri belirlemez. Hukukun zayıf olduğu, yolsuzluğun yol olduğu, ekonomik krizlerin derinleştiği, özgürlüklerin kısıtlandığı ülkelerin küresel gücü de zayıf olur. Uluslararası ilişkilerde tüm bu zafiyetlerde size karşı kullanılır. Hatta buralardaki zafiyetler, masalarda pazarlık konusu olur. Şu son yaşadıklarımıza bir bakın. ABD, Afganistan’dan büyük bir hızla çekiliyor. Sadece ABD mi… Afganlar da Taliban geliyor diye, ülkesini bırakıp, artlarına bakmadan kaçıyorlar. İran sınırımız fiilen silindi. Her gün yüzlerce Afgan, konvoylar halinde Türkiye’ye geliyor. Şimdi sınırlarımıza hâkim olamayan Erdoğan Şahsım Hükümeti Afganistan’da Kabil Havalimanını korumaya gönüllü yazılıyor. Niye? Hem ABD ile arayı düzeltmek, hem de çarkları döndürecek para girişini sağlamak için. Hukukun olmadığı, can ve mal güvenliğinin olmadığı yere, ne sıcak para, ne soğuk para gelir. Ne diyordu Erdoğan’ın yakın arkadaşı Soros? “Türkiye’nin en önemli ihraç ürünü ordusudur.” Erdoğan’da anlaşılan arkadaşını haksız çıkarmak istemiyor. Buradan açıkça uyarıyoruz. Bu yanlıştan biran evvel dönün. Herkes ardına bakmadan çekilip giderken, Mehmetçiğimizi Taliban’ın karşısına dikmeyin. Aksi halde Mehmetçiğimizin ayağına değecek her taştan, sorumlu siz olursunuz.

BAHÇELİ, “SEROK ERDOĞAN’A” NE DİYECEK

Bu arada ABD Başkanı Biden’le görüşmeden sonra, Partisinin İl Danışma toplantısında Diyarbakır’da, Erdoğan’a “Biji Serok Erdoğan” sloganları atıldı. Erdoğan’da bu sloganlara; methiyelerle cevap verdi. Diyarbakır’da atılan bu sloganlar ve okunan methiyeler hakkında, Cumhur İttifakı’nın ufak ortağı ne diyor acaba? Ufak ortak bu konuda ne düşünüyor? Aralarında bu konuda bir mutabakat var mı? Üç gündür çıtı çıkmıyor. Bahçeli neden sessiz? Neden üç gündür ağzını bıçak açmıyor? Yoksa bu sükût ikrardan mı geliyor? Milletimiz bunları çok merak ediyor. Bahçeli’den bir açıklama bekliyor.

FINDIKTA 35 LİRA FİYATI BAYRAMDAN ÖNCE İLAN EDİN

Önümüz Kurban Bayramı, ama aziz milletimizde bayram kutlayacak hal bırakmadılar. Emekliye bayram ikramiyesini en azından, bu kurban bayramında 2 bin lira yapın dedik. Kulaklarının üstüne yattılar. Kurbanlıklar olmuş 2 bin lira. Emekliye verdikleri ikramiye bin 100 lira. CHP Ekonomi Masası olarak geçtiğimiz hafta Karadeniz’de, Karadeniz’in fındık fiyatının açıklanmasını hasretle beklediğini, heyecanla beklediğini gördük. Şunun altını çiziyim, bu yıl verim düşük. Sayın Genel Başkanımız bunu da dikkate alarak, fındık taban fiyatının 35 lira olmasını istedi. Üretici de aynısını istiyor. Gelin Karadenizliyi, Karadenizli hemşerilerimizi bayramda üzmeyin. Fındığın taban fiyatını 35 lira bayramdan önce ilan edin.

MİLLET TASDİKNAMEYİ HAZIRLADI

Yine Karadeniz’de gördüğümüz bir diğer husus. Esnaf ekonominin açılmasından umutlu. Ama borçlar ayağında pranga olmuş. Esnaf bu süreci atlatabilmek için borçlarının en azından bir yıl faizsiz ertelenmesini istiyor. KOBİ’ler ise borçların yeniden yapılanmasını değil, alındıkları tarihteki faiziyle ötelenmesini istiyor. Bunlara sessiz kalmayın. Unutmayın Milletimiz herkesin ne yaptığını görüyor. Notunu da veriyor. Perişan ettiğiniz milletimiz tasdiknamenizi hazırladı. Onu vermek için, artık sandığı sabırsızlıkla bekliyor.

Benim söyleyeceklerim bu kadar, beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Şimdi sorularınızı alabilirim.

Soru- Efendim geçen hafta tartışılmıştı, gündem olmuştu CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığı konusu. Bugün Tunceli’de Meral Akşener’e soruldu bu soru. “Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığına saygı duyarım, ancak Millet İttifakı’nın alacağı karar bağlayıcı olur” dedi. Bu konu hakkındaki yorumunuzu alabilir miyim?

Faik ÖZTRAK- Sayın Genel Başkanımız iki gündür, dün Edirne’de Muhtarlar Toplantısında yaptığı konuşmada, bugün de Cumhuriyet gazetesine vermiş olduğu beyanatlarda, bu konuyla ilgili görüşlerini açık seçik, hiçbir tevile ihtiyaç olmayacak şekilde ortaya koydu. Dolayısıyla onun lafının üstüne söz söylemek abesle iştigal olur.

Soru- Yine aynı röportajda Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın adaylıklarıyla ilgili Sn. Genel Başkanın “Belediye Başkanlarımızın birinci görevi halka verilen sözleri tutmak” ifadeleri dikkat çekiyor. Bu sözler “Belediye Başkanları aday olamaz” şeklinde yorumlara sebep oldu ya da bu şekilde değerlendirildi. Sizin bu konuyla ilgili değerlendirmeniz nedir?

Faik ÖZTRAK- Zaten değerlendirmeyi Sn. Genel Başkanımız yapmış. Doğru, Belediye Başkanlarımızın birinci görevi milletimize, hemşerilerine hizmet etmektir. Yani bunu ifade etmiş bunun üstüne söylenecek bir söz yok.

Soru- Efendim hafta sonu İzmir’de Emek ve Demokrasi Güçlerinin mitingi oldu. HDP’li isimler de katıldı. Sayın Tunç Soyer’in de orada bir konuşması oldu. Fakat iktidar kanadından HDP ve CHP’nin ortak mitingi olarak değerlendirildi ve eleştiriler geldi bu noktada. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Soruyu sorarken zaten cevabı da içindeydi. Miting Cumhuriyet Halk Partisi’nin düzenlediği bir miting değil. İzmir Emek Platformu’nun düzenlediği bir miting. Belediye Başkanımız davet edilmiş, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız da davete icabet etmiş..

Peki çok teşekkür ediyorum, sağ olun.

KÜSTÜM DİYEREK SIYRILAMAZLAR, MÜTESELSİLEN SORUMLULAR

CHP Sözcüsü Öztrak, ortaya saçılan rezaletlerin ardından Erdoğan’ın, kendi atadığı İçişleri Bakanını Sarayındaki toplantılara davet etmediği haberleri geldiğini belirterek, “İçişleri Bakanı, ‘Ben dünyanın en kötü adamıyım değil mi’ diyerek, basın mensuplarının önünde kendini acındırıyor. Erdoğan da anlaşılan, ‘Küstüm, konuşmuyorum’ diyerek, bu işten sıyrılabilirim zannediyor. Oysa ne demişti firari suç örgütünün başı; ‘Biz hepimiz aileyiz, her suçta beraberiz.’ Ortalığa dökülen tüm bu rezaletlerde, müteselsilsen sorumluluk vardır. Öyle küserek, konuşmayarak bu işler temizlenmez” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

BAŞBAĞLAR KATLİAMININ YIL DÖNÜMÜ

Bugün Başbağlar Katliamı’nın yıl dönümü. Aslında Başbağlar, toplumsal hafızamızda büyük bir acının adıdır. Bundan tam 28 yıl önce, Erzincan’ın Başbağlar köyünde, bölücü terör örgütü, 33 yurttaşımızı katletti. Köyü ateşe verdi. O ateş, o gün bugündür, yüreklerimizi yakıp kavuruyor. Ben buradan bölücü terör örgütünü bir kez daha lanetliyor, yaşamını yitiren 33 yurttaşımızı rahmetle anıyoruz. Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Toplantımızın gündeminde, şahlanan hayat pahalılığı, şişen faturalar, hükümet kadrolarındaki çürüme, derinleşen devlet krizi, sağlık krizi ve aşılamadaki son durum, bu sıkıntılardan milletimizi çıkarmak için, nelerin yapılması gerektiğine dair, değerlendirmeler vardı.

EKONOMİ ŞAHLANACAK DEDİLER, ZAMLAR ŞAHLANDI

Erdoğan Şahsım Hükümeti, Temmuz’da, “Ekonomi şahlanacak” demişti. Ama şahlanan; evlerimize gönderdikleri faturalar, çarşı, pazardaki etiketler ve enflasyon oldu. Erdoğan şahsım hükümeti, zam oldu, zulüm oldu, milletimizin üzerine yağdı. Temmuz ayına girerken, önce yüzde 15 elektrik zammıyla çarpıldık. Sonra doğalgaz fiyatlarına yapılan, yüzde 12 ile yüzde 20’lik sözde “güncellemeyle” yandık. Yetmedi üzerine LPG’ye gelen yüzde 8’lik fiyat artışıyla, ne yapacağımızı şaşırdık. Aileler perişan, esnaf perişan, çiftçi perişan, sanayici perişan. Sadece bu üç zammın, TÜİK’in makyajlı enflasyonuna doğrudan katkısı, bir puana yakın, 0,8 puan… Dolaylı etkileriyle birlikte katkı 1,5 puanı buluyor.

MİLLETİN PORSİYONU MİDEYE GİRMEDEN KÜÇÜLDÜ

Ama zamların zamanlamasındaki hinlik de dikkatimizden kaçmıyor. TÜİK’in makyajladığı enflasyona, bir de zaman ayarı yaptılar. Zam yağmuru, Temmuz ayına kaydırılarak, 11 milyon SSK ve Bağ-Kur emeklisine, yılın ikinci yarısında verilecek aylık zamlar törpülendi. 5,5 milyon memur ve memur emeklisinin, ilk altı ay için alacağı enflasyon farkları düştü. Bu zamları, Temmuz ayına öteleyerek, her bir memurun aylık 70 lirasını, her bir memur emeklisinin de aylık 49 lirasını kestiler. Yılın ikinci yarısında, sadece memur ve memur emeklisinin evine girecek, toplam 2 milyar 63 milyon lira, Erdoğan Şahsım Hükümeti tarafından, ince işçilikle gasbedildi. Anlaşılan millete “porsiyonları küçültün” diyen Saray, işi şansa bırakmak istemiyor. Milletin porsiyonunu, daha midesine girmeden küçülttü. Sarayın beslemeleri, yanaşmaları, zencefilli somonlu suşileri, kornişona sarılı dana rozbifleri, susamlı levrek simitlerini, ejder meyveli smoothie eşliğinde, rahat rahat götürsün diye… Sarayda debdebe, şatafat ve israf sürsün diye… Milletin porsiyonlarına çöktüler.

EMEKLİYE BU BAYRAMDA 2 BİN TL İKRAMİYE VERİN

Bugün, Haziran enflasyonu açıklandı. TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla dahi tüketici enflasyonu yüzde 1,94 oldu. Yüzde 2’ye dayandı. Yılın ilk altı ayında, TÜİK’e göre enflasyon yüzde 8,45. Bağımsız iktisatçılardan oluşan, Enflasyon Araştırma Grubuna göreyse 6 aylık enflasyon yüzde 19,16. Aradaki fark iki kattan fazla. Diğer taraftan TÜİK’e göre yıllık enflasyon, 2019 Mayıs ayından bu yana, en yüksek seviyesine çıktı. Şahlanan öyle gözüküyor ki ekonomi değil ama enflasyon şahlanmış. Son bir yılda: Benzinli otomobil fiyatı yüzde 107. Televizyon yüzde 100. Bulaşık makinesi yüzde 74 zam gördü. Allah gençlere kolaylık versin, gençlerin yuva kurması, milletin araba alması artık hayal oldu. Erdoğan Şahsım Hükümeti, mutfakların bereketini kaçırdı. Millette ne yapacağını şaşırdı. Bayram geliyor. Küçükbaş kurbanlık bin 500 TL, büyük başta pay 2 bin TL olmuş. Emekli bayram ikramiyesini bekliyor. Hiç olmazsa bu sefer emekliyi şu enflasyona ezdirmeyin. 2 bin TL ikramiye verin de emekli de kurban kessin aileleriyle bayramda doya doya bir kap et yemeği yesinler.

EKMEĞE ZAM, TUZA ZAM, DOĞRU SÖYLEYENE DAM

Ama enflasyon fırtınasında, turpun büyüğü heybede… Haziran’da üretici ve tüketici enflasyonu arasındaki fark, 25 puanla, tüm zamanların rekorunu kırmış. Çekirdek enflasyon göstergeleri de, tüketici enflasyonunun üzerinde. Bütün bunlar enflasyonun önümüzdeki dönemde daha da azacağının işaretlerini veriyor. Enflasyon dünyanın en acımasız vergisidir. En çok da fakir, fukaranın satın alma gücünü, aç bir fare misali gizlice tüketir. Aslında Usta Şairimiz Can Yücel ne güzel diyor; “Ekmeğe zam, tuza zam, doğru söyleyene dam.” Erdoğan Şahsım Hükümeti, Genel Başkanımız, doğruları söyledi, milletin hakkını, hukukunu savundu, zulme karşı sessiz kalmadı diye, damda 4 yıl yatırmakla tehdit ediyor. Biz Cumhuriyet Halk Partisi’yiz. Tehdit ettiğin Genel Başkanımız “Hak, hukuk, adalet” diyerek, Adalet Yürüyüşünü yapan, dünya demokrasi tarihine geçen kişidir. Biz demirden korksak trene binmeyiz. Bizler zulmü alkışlayan, zalimi seven olmayız, olamayız. Biz biliriz ki; “Haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır.” Zamma, zulme sessiz kalamayız.

BOĞAZİÇİ’YLE VE GENÇLERLE UĞRAŞMAYIN

Boğaziçi Üniversitesi’ndeki zulmü de görmezden gelmeyiz. Kayyum Rektör, “Eylemler en fazla altı ay sürer” diyordu. Ama ne oldu? Hem öğrenciler, hem de Boğaziçili akademisyenler, üniversitelerine sahip çıkmaya devam ediyorlar. Biber gazıyla, plastik mermilerle, coplarla, gençleri yıldırmaya çalıştılar ama gençler yılmadı. Boğaziçi’nin kapısına kelepçe taktılar. Gençler sinmedi. Kredi ve burslarını kestiler. Gençler tınmadı. Boğaziçili akademisyenler de, hem okullarının geleneklerine, hem de öğrencilerine sahip çıktılar. Kayyum rektöre sırtlarını döndüler. Şimdi o kayyum, üniversitenin 15-20 yıllık hocalarını kampüse almıyormuş. Dağdan gelip bağdakini kovmaya kalkıyor. Gencecik bir öğrenciyi, özel güvenlikçilere tekmeleterek, okul kampüsünden attırıyor. Bilimle, bilim insanlarıyla ve gençlerle kavga eden bir yönetimin sonu her zaman hüsran olmuştur. Bir kere daha tekrarlıyoruz. Artık gençlerle, Boğaziçi Üniversitesi’yle uğraşmayın. Gençlerin ve Boğaziçi’nin sesini dinleyin. Kibri, nobranlığı bırakın. Millet bu tavırlarınızdan bıktı, usandı. Bunu artık bir anlayıverin.

TÜTÜN ÜRETİCİSİ FERYAT EDİYOR

Bir başka zulüm ise Adıyaman’da yaşanıyor. Adıyamanlı tütün üreticisi feryat ediyor. Sarmalık tütün üretenler, hapis cezasıyla karşı karşıya. Biz geçtiğimiz haftalarda, CHP Ekonomi Masası olarak, Malatya ve Adıyaman’daydık. Yüzbinlerce aile bu işten geçiniyor. Hükümet, kendi kusurunun faturasını, üreticiye kesmeye kalkıyor. Üreticinin kooperatifleşmesini sağlayacak düzenlemeleri, zamanında yapmayan bu Erdoğan Şahsım Hükümeti. Şimdi üreticinin deposundaki 2020 ürününün ve daha yeni ekilen 2021 mahsulünün, elde kalma riski var. Aslında yapılması gereken belli. Tütün ticaretine ilişkin hapis cezasının yürürlük tarihi, en azından bir yıl süreyle ertelenmesi gerekiyor. Üreticinin kooperatifleşmesi için gereken zamanın tanınması gerekiyor. Ama öyle gözüküyor ki, Erdoğan Şahsım Hükümeti bu işi yapamayacak. İktidara geldiğimizde, bu zulme de Cumhuriyet Halk Partisi hükümeti son vereceğiz. Çiftçilerin derdine derman biz olacağız.

CUMHUR İTTİFAKI KAVGALI EV OLDU

“Kanunların bittiği yerde, zulüm başlar…” Erdoğan Şahsım Hükümeti yönetiminde, Türkiye ne yazık ki, bıraktık hukuk devleti olmayı, artık kanun devleti olmaktan bile uzaklaştı… Cumhur İttifakı kavgalı ev oldu. Şimdi kalkmış kendi evlatlarını yiyor. Ordu’da Büyük Birlik Partisi Kadın Kolları Başkanı; “Şu anki durumda herkes tek partili olmak zorunda… AK Parti Genel Başkanından korktukları kadar, Allah’tan korkmuyor bu insanlar. Bunu hepimiz görüyoruz. Din, kitap, Allah’ın emirleri yok sayıldı. AK Parti Genel Başkanının dedikleri yapılmaya başlandı. AK Parti Genel Başkanı bugün Recep Tayyip Erdoğan’dır. Yarın Ahmet, Mehmet’tir. Hiç önemli değil. Ama bir siyasi parti genel başkanıdır. Bu kadar korku niye kardeşim?” diye isyan ediyor. Vay sen misin isyan eden ertesi gün polis kapıya dayanıyor. Ters kelepçeyle gözaltına alıyor. Ayıptır, günahtır bu yapılanlar.

TÜRKİYE’Yİ DÜNYANIN EN BÜYÜK KARA PARA AKLAMA MAKİNESİNE ÇEVİRDİLER

Bu ülkede doğru söyleyen dokuz köyden kovuluyor. Ama hırsızlar, dolandırıcılar, rüşvetçiler için maşallah Türkiye’den daha güvenli bir liman yok. Yurtdışında yakalanan, ya da sıfırı tüketen her suçlu Türkiye’ye dönmek istiyor. Bu ülkede mali suçlar, suçtan sayılmıyor. Mali suçlular, suçludan sayılmıyor. Millete atılan kazıklar görülmezden geliyor. 19 yılda 6 kez Varlık Barışı çıkardılar. Şimdi bu düzenlemeyi 6 ay daha uzattılar. Türkiye’yi, dünyanın en büyük, kara para aklama makinesine çevirdiler. En son Almanya’da, bir kara para soruşturmasında, Türkiye’nin adı geçiyor. Hollanda’daki uyuşturucu ticaretinden ve kaçak tütünden elde edilen gelirlerin aklandığı, bu çerçevede 1 milyar 600 milyon Avro değerindeki altının, Türkiye’ye sokulduğu iddia ediliyor. Bunlar doğruysa korkunç bir rezalet…

PAMUK ELLER CEBE, VERGİ MÜKELLEFLERİ YİNE NÖBETE

Diğer taraftan BDDK, 21 Tasarruf Finansman Şirketinin faaliyetine son verdi. Bu şirketler pıtrak gibi büyürken ses çıkarmadılar. Şimdi “Kimseyi mağdur etmeyeceğiz” diyorlar. Yani pamuk eller cebe. Vergi mükellefleri bir kez daha nöbete… Çiftlik Bank tezgâhının mucidi, binlerce kişiyi dolandıran Tosuncuk, yurtdışında paralar suyunu çekince, Türkiye’ye döndü. Dönerken de, Brezilya’dan Türkiye’ye uçak biletini bile, Türk vergi mükelleflerine ödetti. Umarız en azından uçak parasını devlet kendisinden geri alabilir.

O DA ADAMINI BULUR

Kara para aklama suçundan hem ABD’nin, hem de Türkiye’de yargılanan Sezgin Baran Korkmaz, “Beni Türk hâkimlerine emanet edin” diyor. Nasıl demesin? Amerika’da 225 yılla yargılanan bu şahıs; Türkiye’ye gelirse aynı suçtan en fazla 7,5 yılla yargılanacak. Bu arada adamını da bulursa, ki bulacağından hiç şüphem yok, hiç hapis yatmadan bu işten kurtulabilir.

SKANDALLAR BİR DEĞİL, ON DEĞİL

Bakanlara elbise askılarında, çikolata kutularında rüşvet dağıtan Reza Zarrab, Türkiye’de hapis yattı mı? Hayır. Onun yerine, rüşvetçiye, Bakanlar eliyle ödül veren, televizyonda program yaptıran, rüşvet paralarına faiz ödeyen ilk hükümet olarak, bu hükümet Erdoğan Şahsım Hükümeti dünya tarihine geçti. Şerefli Türk askerinin başına çuval geçirildiğinde, ABD’ye verilmeyen nota, bu rüşvetçi için bir değil, tam da iki kez verildi. Erdoğan Şahsım Hükümeti’nde skandallar bir değil, on değil… Önceki Ticaret Bakanı, kendi bakanlığına kendi şirketinden mal sattı. Yaptığını da itiraf etti. Ama hala hakkında bir soruşturma yok. Oysa bu suç… Bu ülkenin İçişleri Bakanı, “Mafyadan 10 bin dolar alan siyasetçi olduğunu söyledi.” Rüşveti veren mafya lideri de, “10 bin dolar değil, çanta çanta para verdim” dedi. Çantayla para verdiği siyasetçinin ismini de söyledi. Bu ülkenin ne yargısı gık çıkardı, ne AK Parti gıkını çıkardı, ne de Erdoğan gıkını çıkardı.

ASIL KAYBETTİKLERİ AR VE HAYÂ

Ama kurdukları rant ve sefahat düzenini sürdürmek için, kutsal değerleri istismar ederken, sesleri pek bir gür çıkıyor. “Esenyurt’u kaybedersek, Kudüs’ü kaybederiz. Mekke’yi kaybederiz. İslam’ı kaybederiz” diye nutuklar atanların, asıl kaybettiklerinin ar ve hayâ olduğunu gördük. Partimize etmedik hakaret bırakmayan, on parmaklarıyla kara çalmaya kalkanların, yüzlerinin de yürekleri kadar kapkara olduğu her geçen gün ortaya çıkıyor.

KÜSTÜM DİYEREK SIYRILAMAZSINIZ

Şimdi ortaya saçılan bu kadar rezaletten sonra, Erdoğan, kendi atadığı İçişleri Bakanını, Sarayındaki toplantılara davet etmiyormuş. Neden? Beraber resim vermek istemiyormuş. İçişleri Bakanı, “Ben dünyanın en kötü adamıyım değil mi” diyerek, basın mensuplarının önünde kendini acındırıyor. Erdoğan da anlaşılan, “Küstüm, konuşmuyorum” diyerek, bu işten sıyrılabilirim zannediyor. Oysa ne demişti firari suç örgütünün başı; “Biz hepimiz aileyiz, her suçta beraberiz.” Ortalığa dökülen tüm bu rezaletlerde, müteselsilsen sorumluluk vardır. Öyle küserek, konuşmayarak bu işler temizlenmez. Ne diyor istiklal şairimiz Mehmet Akif, “Kenar-ı Dicle’de bir kurt aşırsa bir koyunu, gelir de adli ilahi sorar Ömer’den onu!” Bu ülkeyi kim yönetiyor? Bu ülkede hükümet kim? “Her şeyin sorumlusu benim ben” diyen, Erdoğan Şahsım Hükümeti. Bugün bu ülkede marinalara çökülüyorsa, otellere çökülüyorsa, fabrikalara, yalılara, plazalara, AVM’lere, uçaklara çökülüyorsa, 100 yıl önce işgal döneminde bile delinmeyen tapu, bugün delik, deşik oluyorsa, memlekette ne can, ne de mal güvenliği kaldıysa, bunun sorumlusu kim? Elbette Erdoğan Şahsım Hükümeti.

ÇOCUKLARIMIZIN GELECEĞİNE MALİ İPOTEK KOYDULAR:

Aynı sorumlular, devletin hazinesini de çökerttiler. 19 yılda 62 milyar dolarlık kamu varlığını sattılar. Yetmedi. Milletin cebinden tek kuruş çıkmayacak diyerek, yandaşlarına yaptırdıkları, geçilmeyen köprüler, otoyollar, uçulmayan havalimanları için, yabancılara avro ve dolarla garanti verdiler. Çocuklarımızın geleceğine “mali ipotek” koydular. 2017’den bu yana, bunları yapan beşli çeteye, bütçeden tam 47 milyar lira para ödediler. 5 kuruş değil 47 milyar lira çıktı milletin cebinden.

TEİAŞ ÖZELLEŞTİRMESİ ELEKTRİK FİYATLARINI ARTIRIR

Milletin tapusunu deldirenler, hafta sonu şimdi bir yeni özelleştirme kararı yayımladılar. Türkiye Elektrik İletim A.Ş., özelleştirme kapsamına alındı. Sata sata bir şey kalmadı. Şimdi tüm dünyada doğal tekel olarak kabul edilen, elektrik iletim işini yapan TEİAŞ’ı satacaklarmış. Doğal tekel olan bir işletmenin, devletten alınıp şahıslara verilmesinin yaratacağı, çok ciddi rekabet sorunları ve bunun sonunda millet için çok ciddi bir refah kaybı vardır. Bunu yapanlar bir değil, birkaç kez düşünmelidir. Yani verdiğiniz özel sektör “Ben istediğimi alamadım, şu olmadı, bu olmadı, ben bu iletim hatlarını kapatıyorum” dese ülke felç olur. Bunu yaparsanız, zaten arşa yükselmiş elektrik fiyatları daha da artar. Milletin cebindeki, evindeki yangın büyür. Bu yangını söndürecek Rekabet Kurumu ve EPDK gibi kurumlar zaten siyasetin aracı olmuş durumda. Enerji üretim ve dağıtımını daha önce özelleştirdiler. Sonuçları ne oldu? Ortada. Yatırım yok. Özellikle dağıtım şirketleri, kur farkından ciddi zararlar yazdılar şimdi bu zararları tüketiciye yansıtmaya çalışıyorlar. Aslında elektriğe yapılan son yüzde 15’lik zam da bunun bir sonucu. Şimdi iletimi de versinler bakalım ne olacak.

ERDOĞAN’A AŞKLA BAĞLANMASIN DA KİME BAĞLANSIN

AK Parti yolun sonuna yaklaşırken, ekonomide mülkiyetin el değişimi de hızlanmaya başladı. Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin, her türlü imtiyaza mazhar sermaye gruplarında da mülkiyet hızla el değiştiriyor. Şehir Hastanelerini işleten yandaş grup, hisselerini Danimarkalılara devretti gitti. Yine savunma sanayinde faaliyet gösteren BMC’nin, sahiplik yapısı sessiz, sedasız değiştirildi. 2014’te Erdoğan’a ilahi aşkla bağlı olduğunu söyleyen bir iş adamı, 751 milyon Türk lirası ödedi BMC’yi aldı. Sadece arazisi bunun iki katı eder. Şimdi bu 751 milyon o günkü kura çevirdiğimizde 359 milyon dolar ediyor. Daha sonra bu şirketin yüzde 49,9’u, 300 milyon dolara, Katar ordusuna satıldı. Satıldı derken BMC’yi kast ediyorum, Sakarya Tank Palet fabrikasını değil. Sakarya Tank Palet fabrikası peşkeş çekildi. BMC’nin geriye kalan hisseleri de iddialara göre 480 milyon dolara, Erdoğan’a yakın başka bir iş adamına devredildi. Şimdi 359 milyon dolara BMC’yi devletten alan işadamı bunun karşılığında 780 milyon dolar elde etti. Yani Erdoğan’a ilahi aşkla bağlı iş adamı, tek bir tank dahi üretmeden, bu ticaretten Dolar bazında yüzde 100 kar etti. Bu işadamı Erdoğan’a ilahi aşkla bağlanmasın da, kime bağlansın? Ama Erdoğan, tıpkı atama İçişleri Bakanı gibi, bu iş adamının adını da, artık ağzına her nedense almıyor. Herhalde ona da küstü. Bu iş adamı nerede? Ortada yok.

ALTAY TANKINDA GECİKME ŞİMDİDEN 3 YILI BULUYOR

Bu açıklama yapılıyor: “BMC ile Altay tankının üretimi projesi sözleşmesi imzalandı. Proje 250 adet Altay ana muharebe tankının seri üretimiyle birlikte ömür devri lojistik desteğiyle TSTM kurulumu ve işletilmesini kapsıyor. Buraya dikkat. İlk Altay tankı, 18 ay sonra Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na teslim edilecek”. Bu açıklamayı ne zaman yapmışlar? 9 Kasım 2018. Şimdi 9 Kasım’ın üstüne bir 18 ay ekleyelim. Yani ne zamanmış ilk Altay tankının teslim tarihi? 9 Mayıs 2020. Geçen yıl ordumuza teslim edilmesi gereken tanklar nerede? Tanklar ortada yok. Şimdi Erdoğan, “Altay Tankı 2023 başında orduya teslim edilecek” diyor. Yani teslimatta gecikme yeni sahibe devirle birlikte şimdiden 3 yılı buluyor. Eğer ordumuz planladığı tankları alamamışsa bu ciddi bir milli güvenlik sorunu değil midir? Ordumuz bu süredeki ihtiyaçlarını nasıl karşılamıştır? Bu yaşanan gecikmenin hesabını verecek kimse yok mudur? Bunun bir yaptırımı yok mudur? Anlaşılan Erdoğan için yoktur…

AŞIDA 6 AYIN NEDEN KAYBEDİLDİĞİNİ AÇIKLASINLAR

Sadece bu meselede değil, yine insanlarımızın sağlığını yakından ilgilendiren, aşılamadaki gecikmelerde de, bir sorumlu ortada gözükmüyor. Toplumsal bağışıklık kazanmak için nüfusun yüzde 65 ila 70’inin aşılanması gerektiği biliniyor. Dünyada kabul edilen oran bu… Türkiye’de ise dün itibariyle, birinci doz aşı olan vatandaşlarımızın sayısı 35 milyon 600 bin kişi. İki doz aşı uygulanan vatandaşlarımızın sayısı ise 15 milyon 600 bin kişi. Yani nüfusun ancak yüzde 19’una, iki doz aşı yapılabildi. Bunların önemli bir kısmı da Çin aşısı. Sağlık Bakanı işin başında, Çin aşısını güvenilir aşı ilan etti. Alman aşısını karaladı. “Orta ve uzun vadede etkisi, ne olur bilmiyoruz” demişti. Onun içinde aşıda çeşitlenme yapmadı bir tek Çin aşısıyla gittik. Ama Çin aşılarının tedarikinde sıkıntılar başlayınca, bu sefer Biontech aşısına yani Alman aşısına yöneldik. Allah’tan şansları yaver gitti. Bir Avrupa ülkesinin vazgeçtiği aşıları biz aldık. Şimdi iki Sinovac yaptırana, bir de Biontech vuruyorlar. Yapılan doğru mu? Doğru anlaşılan çünkü tıp adamları bunu tavsiye ediyor. Erdoğan Şahsım Hükümeti, salgının başında, Çin aşısı için neden bu kadar ısrarcı olduğunu, neden yeterince aşıda kaynak çeşitlendirmesi yapmadığını, aşılamada altı ayın neden kaybedildiğini, bu millete açıklamak zorundadır.

AŞIDA DA YALAN RÜZGARI

Ama bunun yerine millete yalan rüzgarları senaryoları anlatıyorlar. Erdoğan önce çıktı, “İngiltere’de aşı 100 sterlin” dedi. Sonra tarifeyi değiştirdi, 50 sterline düşürdü. “Avrupa’nın en gelişmiş ülkeleri dahi bu aşıları ücretle yapıyorlar” deyiverdi. Aşı için 100 Avro ücret alındığını da ileri sürdü. Erdoğan’ın açıklamalarını ücret almakla itham ettiği ülkelerin yayın kuruluşları, resmi sağlık kurumları ardı ardına yalanlıyor. Şimdi bu açıklamalarla kendisini cümle aleme rezil etti. Ülkemizi dışarıya da mahcup etti. Avrupa’da bırakın aşı için para vermeyi, burnumuzun dibindeki küçücük Yunanistan, 26 yaşın altındaki gençleri aşıya teşvik etmek için, 150 Avro cep harçlığı veriyor. Para mara almıyor. Hata, bir kez yapılırsa hatadır. Tekrarlanırsa tercih olur. O zaman insanın aklına şu geliyor, acaba Erdoğan şimdi de bu aşılardan, para almaya mı hazırlanıyor? Milletten para mı alacak? Bunun yolunu mu yapıyor? Erdoğan, damadının dediği gibi, “Aya dört şeritli yol yapacağım desem, inanacaklar var” zannediyor. Yalandan medet umuyor. Yalancı çoban hikâyesini hiç aklına getirmiyor. Buradan söyleyeyim, yalancının mumu yatsıya kadar yanar. Yalanla kurulan her şey, zamanla yıkılmaya mahkûmdur. Milletimizin, Erdoğan Şahsım Hükümetine güveni artık kalmamıştır. Bu toprakların insanı şuna iman eder: Zulüm ile abat olanın, akıbeti de berbat olur. Mazlumun ahı, indirir Şahı. Milletimiz herkesin ne yaptığını görüyor. Notunu da veriyor. Erdoğan’a tasdiknamesini vermek için sandığı büyük bir sabırsızlıkla bekliyor.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Teşekkür ediyorum dinlediğiniz için. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Efendim iki sorum olacak benim. Birincisi, geçen hafta içerisinde Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’yla ilgili fezleke TBMM’ye sevk edildi. Bu konu MYK’da ele alındı mı?

İkinci olarak da, İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin’in bazı açıklamaları oldu. İttifakın güçlendirileceği, parti sayısının da 6 – 7’ye ulaştırılacağını söyledi. Millet ittifakında böyle bir çalışma var mı? CHP kanadı ne düşünüyor?

Faik ÖZTRAK- Birinci sorunuzla ilgili görüşleri biraz önce açıkladım. Ama bu Merkez Yönetim Kurulumuzda ayrı bir gündem olarak ele almadık. Ama bu konuyu değerlendirdik ve bununla ilgili görüşlerimizi de biraz önce burada ifade ettim.

Millet ittifakının genişlemesiyle ilgili olarak da, bunu her seferinde söylüyoruz Millet İttifakı’nın ortakları belli ve Millet İttifakı’nın genişlemesi de ancak mevcut ortaklarının kararıyla olabilir.

Soru- İki yüz siyasi parti ve kurumun bir araya gelmesiyle yapılan Demokrasi Konferansı’nın ilk toplantısında bir bildiri yayınlandı. Bildiride terör operasyonlarının durdurulması, yeni bir açılım başlatılması, sınır ötesi operasyonlar, saldırgan tutum olarak değerlendirildi. Bütün OHAL KHK’larının iptali istendi ve bu süreçte tutuklananların serbest kalması talep edildi. Bildiriye bazı tepkiler de geldi. Sizin bu bildiriye ve bu toplantılara ilişkin değerlendirmeniz nasıl olur?

Faik ÖZTRAK- Bu toplantıyı düzenleyen bir sivil girişim. Partimizin, Cumhuriyet Halk Partisi’nin orada resmi bir temsilcisi yok. Dolayısıyla orada serdedilen görüşlerde hiçbir şekilde bizi bağlamaz.

Soru- HDP’li Gergerlioğlu Anayasa Mahkemesinin hak ihlali kararına rağmen hala tahliye edilmedi. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Anayasamızın 153.maddesine göre “Anayasa Mahkemesi kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını gerçek ve tüzel kişileri bağlar” ve bu hüküm son derece açık. Dolayısıyla Anayasamız ve hukuk ne emrediyorsa o yapılmalıdır. Her zaman bunu söyledik, bunu da söylemeye devam ediyoruz. Anayasa Mahkemesi kararlarının gereği biran evvel yerine getirilmelidir. Yoksa hukuk devleti olmaktan çıkıyoruz.

Soru- TBMM Başkanı Mustafa Şentop, İçişleri Bakanının dile getirdiği Sedat Peker’den ayda 10 bin dolar alan siyasetçiyle ilgili CHP’nin yazdığı mektuba yanıt verdi. Özetle, “Meclis Başkanlığının hukuki sorumluluğu yok, konu yargının işi” dedi. Siz bu yanıtı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Atanmış İçişleri Bakanı Meclis’e gitmiş, tam 1,5 saat Meclis Başkanıyla görüşmüş. Yani bu 1,5 saatlik görüşme süresince 10 bin dolar alan rüşvetçi siyasetçinin ismini söylememiş. O zaman bunlar ne konuşmuşlar? Bir kere şunu söyleyeyim, bu iddialar içinde ismi geçen siyasetçi eski bir milletvekili. Eski milletvekillerinin itibarı da Meclis’i bağlar. TBMM İçtüzüğü’ne göre eski vekiller Genel Kurul’a katılma dışında milletvekillerine tanınan bütün haklardan yararlanırlar. Dolayısıyla vekile eski diyerek bu işin içinden sıyrılınmaz. Hadi diyelim ki bu iş Meclis’in işi değil. O zaman bu işin hukuken sorumlusu bellidir. Türk mahkemeleri… Meclis Başkanının, en azından eski Meclis Başkanı Cemil Çiçek kadar cesur olup, eğer kendisini hukuken sorumlu görmüyorsa bu işten sorumlu olan savcıları göreve çağırması gerekir. Ama bu da yok ortada. Kaldı ki, bu kadar pisliğin ortaya saçıldığı bir dönemde millet iradesinin tecelligahı olan Meclis’in, milletin tek güvendiği Meclis’in Başkanının “Hukuki sorumluluğumuz yok” diyerek TBMM’yi bu işin dışına çıkarmaya kalkması TBMM’nin itibarını da zedeler, hukukuna da aykırıdır. Yeni Anayasayla ne kadar zorlaştırılırsa zorlaştırılsın, TBMM’nin yürütmeyi denetleme görevi de vardır.

Teşekkür ediyorum.

İSRAFIN MERKEZİ SARAY’IN KENDİSİ

CHP Sözcüsü Öztrak, zamların milletin üstüne yağmur gibi yağdığını belirterek, “Elektriğe yüzde 15, doğalgaza yüzde 12 ila yüzde 20, üniversite harçlarına yüzde 10 zam geldi. LPG’ye de 39 kuruş zam yapıldı. Atama İçişleri Bakanı, ‘Temmuzla beraber, ekonomi şahlanacak’ diyordu. Temmuz’da şahlanan zamlar oldu” diye konuştu.

Erdoğan’ın imzasıyla bu hafta bir tasarruf genelgesi çıkarıldığını hatırlatan Öztrak, “Tasarruf genelgesi çıkaran Erdoğan, her ne hikmetse kendisini tasarruftan muaf tutmuş. Devlette israfın merkezi bizzat Sarayın kendisi… Saray kendisine tasarruf uygulamıyor ama millete ‘Porsiyonları küçültün’ tavsiyesinde bulunuyor” dedi.

Dünyanın en kırılgan ekonomileri liginde, Türkiye’yi en başa yerleştiren sorunların ağırlaşarak devam ettiğine dikkat çeken Öztrak; ailelerin, şirketlerin, devletin ve bankaların toplam borçlarının milli gelire oranının 2002’de yüzde 105 iken 2021’in ilk üç ayı itibariyle yüzde 163’e yükseldiğini kaydetti. Öztrak, “Peki, bize bu borçları dış güçler, faiz lobileri, silah zoruyla mı verdi? Erdoğan Şahsım Hükümetleri bu borçları bayıla bayıla aldı. Çünkü bildikleri bir tek şey var. O da; el atına binip çalım satmak” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’de, devlet hazinesini ‘yağmalanacak ganimet’ olarak gören bir siyasi zihniyetin iş başında olduğunu söyleyen Öztrak, “Atadan deden kalan gümüşleri, özelleştirme diyerek 62 milyar dolara sattılar. Sakarya Tank Palet Fabrikasını Katarlılara peşkeş çektiler. Bugün Erdoğan tank palet fabrikasındaydı. Çıktı, ‘Tankı paleti sattılar diyenler yalan söylüyor’ dedi. Ne satması, biz ‘peşkeş çektiniz’ dedik, peşkeş” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

ADALET, MADIMAK’TAKİ YANGINI SÖNDÜREMEDİ

Bazı acılar vardır, insanın boğazında düğümlenir. Yürekleri yakar, kavurur. Madımak da böyle bir acıdır. Madımak’ta 35 insanımızın, yakılarak katledilmesinin üzerinden 28 yıl geçti. Adalet, bu yangını söndüremedi. Yüreklerimiz kavrulmaya devam ediyor. Madımak’ta kaybettiğimiz 35 canı bir kez daha rahmetle anıyoruz.

EKONOMİNİN YELKENİNİ SICAK PARAYLA DOLDURDULAR

“Hedefini şaşırmış, rotasını kaybetmiş bir gemiye, hiçbir rüzgâr yardım edemez.” Bugün nüfusu 83 milyonu aşan koskoca bir ülke, Erdoğan Şahsım Hükümeti elinde, oradan oraya savruluyor. Bu hükümet 2002 yılında iş başına geldiğinde kucağında güven uyandıran “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programını” buldu. Aynı dönemde küresel piyasalarda para bolluğu başladı, bizim gibi tüm gelişmekte olan ekonomilerin yelkenini bu para doldurmaya başladı. Bu şartlarda, 2023’te Türkiye’nin milli geliri, kolayca 2 trilyon hedefine ulaşabilirdi. Onun içinde 2 trilyon hedef kondu. Bunun sonucunda da dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girebilirdik.

2023 ROTASINDAN ÇIKMANIN MALİYETİ 892 MİLYAR DOLAR

Ancak, 2007’den itibaren yapısal reformların unutuldu. 2014’ten itibaren de, ucube tek adam vesayet rejiminin düğmesine basılmasıyla, 2023 hedefinden hızla uzaklaşılmaya başlandı. Eğer 2023 hedefleri rotasında şöyle ilerlenmiş olsaydı, geçtiğimiz yıl yani 2020’de ulaşılacak Milli Gelir; 1 trilyon 609 milyar dolar olacaktı. Ama gerçekleşen sadece 717 milyar dolar oldu. Gemiyi 2023 rotasından çıkarmanın maliyeti tam 892 milyar dolar oldu. Bugün bırakın ilk 10 ekonomi arasına girmeyi, Erdoğan Şahsım Hükümetinden çok önce girdiğimiz, dünyanın en büyük 20 ekonomisi liginden, düşmemeye uğraşıyoruz.

TÜRKİYE BUHRANA BU YÜZDEN GİRDİ

Sorunlara doğru teşhis koymadan, doğru tedaviyi de uygulayamazsınız. Türkiye küresel yarışta, rakiplerinin gerisine neden düştü? Bize göre bunun iki tane temel sebebi var. Birincisi; sıcak para rüzgârıyla yelken basan büyüme modeli, 2013’ten sonra artık çalışmaz hale geldi. İkincisi; 2014’te Erdoğan’ın; “Alışılmış bir Cumhurbaşkanı olmayacağım” demesiyle başlayan, tek kişilik vesayet rejimi inşa süreci. Ve bu süreçte devletin tüm köklü kurumlarının çökertilmesi devleti mefluç etti. Türkiye bu iki nedenle, yönetilmiyor, oradan oraya savruluyor. Ekonomik kriz ve devlet krizini birlikte yaşıyor. Bunlara bir de 2020’de salgının çok kötü yönetilmesi eklenince, krizler yumağı, büyük bir toplumsal buhrana dönüştü.

HEDEFLERİ YALAN OLDU

Ünlü Fransız düşünür Balzac, “Zamanı öldürmek, en pahalı harcamadır” diyor. 2013’ten bu yana Türkiye ekonomisi, en kırılgan ekonomiler listelerinde hep başa güreşiyor. Aradan tam 8 yıl geçti ama Erdoğan şahsım hükümetleri ekonomimizi tahkim edecek hiçbir şey yapmadı. Erdoğan “Dış güçler” dedi, “Faiz lobisi” dedi, doymadı, muhalefeti “yalan terörü” yaratmakla suçlayacak kadar ileri gitti. Hedefler yalan olunca, bu sefer döndü, muhalefeti yalancılıkla suçladı. Ucuz siyasete kaçtı, havanda su dövdü.

BU BORÇLARI SİLAH ZORUYLA VERMEDİLER

Dünyanın en kırılgan ekonomileri liginde, bizi en başa yerleştiren sorunlar, her gün biraz daha ağırlaştı. Uluslararası Finans Enstitüsü verilerine göre, ailelerin, şirketlerin, devletin ve bankaların borçlarının toplamının, milli gelire oranı Erdoğan Şahsım Hükümetlerinin iş başına geldiği, 2002 yılında yüzde 105’ti. 2013 yılında bu oran yüzde 122’ye çıktı, 2021’in ilk üç ayı itibariyle ise yüzde 163’e yükseldi. Peki, bize bu borçları dış güçler, faiz lobileri, silah zoruyla mı verdi? Erdoğan Şahsım Hükümetleri bu borçları bayıla bayıla aldı. Çünkü bildikleri bir tek şey var. O da; “El atına binip, çalım satmak.” En kolay iş…

BORCA BOĞULDUK

Pandemi döneminde benzer ekonomiler arasında, yurttaşlarına en az destek veren üçüncü ekonomi olduk. Buna karşın en çok borç veren ikinci ekonomi olduk. Aileleri, esnafı, çiftçiyi, iş âlemini zaten borç batağına batmıştı daha da borç batağının içine sürüklediler. Bugün herkes çok daha borçlu. 2017’de Halkbank’a borçlu esnaf sayımız 448 bindi. Bugün bu sayı üçe katlandı 1 milyon 168 bine yükseldi. Artık her iki esnaftan bir tanesi Halkbank’a borçlu… Esnafın başka bankalara olan borçlarını söylemiyorum dahi.

128 MİLYAR DOLARI BUHARLAŞTIRDILAR, EMANET DÖVİZ PEŞİNDE KOŞUYORLAR

Borçlar rekor kırarken, Merkez Bankası’nda kendine ait rezerv bırakmadılar. 2013 Mayıs ayında Merkez Bankası kasasındaki rezerv varlıklarımız, vadesi bir yıl içinde dolacak döviz yükümlülüklerimizden, 47 milyar dolar daha fazlaydı. Yani kasada kendi parası olarak 47 milyar dolar vardı. Dün öğrendik ki, 25 Haziran itibariyle; kasadaki döviz rezervi, kısa vadeli döviz borcumuza yetmiyor. 33,5 milyar dolarlık bir açık var. Peki bunun sorumlusu kim? Elbette, Erdoğan Şahsım Hükümeti. Kayınpeder, damat bir oldular. Merkez Bankası kasasındaki 128 milyar doları, koltukta kalmak uğruna buharlaştırdılar. Şimdi, Azerbaycan’dan, Malezya’dan, Kore’den, Rusya’dan emanet döviz bulmanın peşinde koşuyorlar.

VATANDAŞ TL’DEN KAÇIYOR, DÖVİZE VE ALTINA KOŞUYOR

Erdoğan Şahsım Hükümetine güvenmeyen yurttaşlarımız da, Türk Lirası’ndan kaçıyor. Dövize, altına koşuyor. 2013 yılının Mayıs ayında, yabancı para mevduatların toplam mevduat içindeki payı, yüzde 31 idi. Bugün yüzde 55. Erdoğan Şahsım Hükümeti, şimdi bankaların döviz mevduatı tutmalarının maliyetini artırarak, bu sorunu çözmeye çalışıyor. Munzam karşılıkları yüzde 2 artırarak, bu işin çözülemeyeceğini, sorunun temelinde güven sorunu olduğunu görmemekte hala ısrar ediyor. Ekonomi Koordinasyon Kurulu, Fiyat İstikrarı Komitesi kuruyor. Oysa ekonomide koordinasyonu, Ekonomik ve Sosyal Konsey’i çalıştırarak sağlayabilir. Fiyat istikrarının da, Merkez Bankası’nın bağımsızlığına, müdahale etmeyerek temin edebilir. Aspirin tedavisi kabilinden kararlar derde deva olmaz.

ASIL SORUN GÜVEN SORUNU

Tekrar söylüyorum, sorun güven sorunudur. Can ve mal güvenliği, kurumlara güven, politikalara güven sorunudur. Bunu aşmak için de; Yeni kurallara, Yeni kurumlara ve Yepyeni Kadrolara, hasılı “Yeni Bir İktidara” ihtiyaç vardır. Erdoğan Şahsım Hükümeti metal yorgunudur. Ülkeyi yalanla, iftirayla, sopayla, tehditle yöneteceğini sanmaktadır. Metal yorgunu olanlar, sorunların parçası olanlar, sorunları çözemezler. Çözemiyorlar da zaten…

DEVLETİN DÖRT TEMELİ

Bundan tam 383 yıl önce; ünlü filozof ve siyaset adamı Francis Bacon, şu tespiti yapmış: “Devleti devlet yapan dört temelden, Adalet, Ahlak, Hazine ve Yönetim’den biri sarsılır veya zayıflarsa, kurtuluş dualara kaldı demektir.” Erdoğan Şahsım Hükümetlerinin elinde, devletimizin dört temelinin dördü birden sarsılıyor.

ADALETİ BİTİRDİLER

Ülkede “Adaleti” bitirdiler. Önce beraber yol yürüdükleri, hoca efendilerinin hâkim ve savcılarının eliyle, daha sonra, AK Parti il ve ilçe yönetimlerindeki avukatlardan devşirdikleri, hâkim ve savcılar eliyle, en sonunda da Sarayın vesayeti altına aldıkları, Hâkim ve Savcılar Kurulu eliyle, devletin adalet direğini çökerttiler. Şimdi Anayasa Mahkemesi Başkanı feryat ediyor. “Mahkemelerin adalet arayışına cevap veremediği yerde, hukuk dışı arayışların ortaya çıkması kaçınılmazdır” diyor. Bugün Türkiye’de tuz kokmuştur. Erdoğan Şahsım Hükümeti, mafyayı Cumhur İttifakı’na ortak yapmıştır. Ve bu kirli ittifak, bugün insanımızın temel hak ve özgürlüklerini tehdit etmektedir. Can ve mal güvenliğini tehdit etmektedir. Kadına ve aile içi şiddeti önlemeye yönelik, İstanbul Sözleşmesi’nden tek bir kişinin imzasıyla çıktık. Şimdi bu sözleşmeden ülkeyi çıkartan şahıs, kabahatini gizlemek için, “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele 4. Ulusal Eylem Planı”nı açıklıyor. 19 yıldır iktidardasınız bu kaçıncı eylem planı? Kadınlar artık size güvenmiyor. Verdiğiniz sözü tutmadınız. Bu dakikadan sonra kadına kalkan her elde, her kadın cinayetinde, istismara uğrayan her çocukta, Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin iki cihanda da sorumluluğu vardır.

AHLAKA DARBE VURDULAR

Erdoğan Şahsım Hükümetleri, devlet yönetiminde “ahlak” anlayışına da darbe vurmuştur. Türkiye Cumhuriyeti; Erdoğan Şahsım Hükümetleri döneminde, bakan çocuklarının evlerindeki para kasalarıyla, gemiciklerle, sıfırlamakla bitmeyen paralarla, ayakkabı kutularındaki dolarlarla, Reza Zarrab’ın önüne yatan bakanlarla, mafyadan ayda 10 bin dolar maaş alan AK Partili siyasetçilerle, lüks arabalarda burnuna “pudra şekeri” çeken beslemelerle, kara para aklayıcılarıyla aynı fotoğraf karesine hiç çekinmeden giren devlet yöneticileriyle tanışmıştır. Yine aynı Erdoğan yönetimlerinde, Cumadan Cumaya milletin dini duygularıyla alay eden, özel uçaklarda, binlerce dolarlık şampanya yuvarlayan, rüşvetten aklanmamış bakanlar büyükelçilik makamına getirilmiştir. Ahlakını yitirmiş bir yönetim, özsaygısını da yitirir. Her türlü skandalı, pespayeliği kanıksar. Ve her şeyi kendinde hak görür. Bir yanda FETÖ Borsalarında çökülen oteller, marinalar, uçaklar, fabrikalar, uyuşturucu rotaları, aklanan kara paralar… Ve tüm bu kirli ilişkilerle, birkaç yıl içinde ortaya çıkan türedi zenginler. Diğer yanda sayısı 18 milyona dayanan yoksullar. Bir yanda evlatlarını doyuramadığı, soğuk kış günlerinde ısıtamadığı için, canına kıyan analar, diğer yanda Bodrum’dan İstanbul’a, kuaföre özel uçakla giden kadınlar. Bir yanda çocuğuna okul pantolonu alamadığı için, intihar eden babalar, diğer yanda, 40 yaşında milyonlarca dolarla oynayan yandaş tosuncuklar. Bugün Türkiye, dünyada oligarkların ekonomisi Rusya’dan sonra, servet dağılımındaki adaletsizliğin en yüksek olduğu ülke. Bunun sebebi devletin çökertilen ahlak direğinde aranmalıdır.

MİLLETE İŞ YOK, SARAY YANAŞMALARINA MAAŞ ÇOK

Yine bugün bu ülkede 10 milyon işsiz varken, milletin evlatları tek bir iş bile bulamazken, Sarayın yanaşmaları, beslemeleri, üç-beş ayrı yerden, üç-beş ballı maaş alıyorsa, sebebi yine, devlet yönetiminin çökertilen, ahlak direğinde aranmalıdır. 25 yıl önce Erdoğan; “Hırsızlık babadan evlada geçer. Evlattan babaya değil. Dolayısıyla yönetimlerde hırsızlık, yukarıdaki üst yöneticilerden, alttaki yöneticilere, oradan da halka yansır” diyordu. Doğru mu? Doğru. Bugün Türkiye’nin de üyesi olduğu, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD), “Türkiye soruşturma ve kovuşturmanın, bağımsızlığını korumak da dâhil olmak üzere, yurtdışı rüşvetle mücadeleye hız katacak, önemli reformları acilen uygulamaya koymalıdır” uyarısında bulunuyor. Bu haksızlık mı? Hayır, değil. 2006’da Daimler Benz, Siemens ve Delta Pine gibi bazı uluslararası Alman şirketlerinin, dünyanın değişik yerlerinde rüşvet dağıttığı ortaya çıktı. Rüşvet dağıttıkları ülkelerden biri de Türkiye idi. Ne oldu? Rüşvet dosyaları kapandı. Yine Amerikan İlaç şirketi Alexion, Türkiye’de ilaç satışlarını artırmak için, 2010-15 yılları arasında hükümet yetkililerine, rüşvet verdiğini itiraf etti. Amerika’da itiraf etti. Peki bu itiraflar, Türkiye’de inceleme veya soruşturma konusu oldu mu? Ne gezer. Bunun gibi nice rüşvet olayları var. Ama sonuçlanan soruşturma sıfır. OECD yayımlandığı notta; “Türkiye, herhangi bir uluslararası rüşvet vakasını, başarıyla sonuçlandırmadı” diye açıkça söylüyor. Bugün Türkiye, rüşvet ve yolsuzlukla anılan bir ülke haline geldiyse, bunun sorumlusu kim? Elbette ülkeyi 19 yıldır yöneten, Erdoğan Şahsım Hükümetleri.

HAZİNE’Yİ ÇÖKERTTİLER

Erdoğan Şahsım Hükümetlerinin çökerttiği üçüncü ayak ise Hazine. Türkiye’de, devlet hazinesini, yağmalanacak ganimet olarak gören, bir siyasi zihniyet iş başında. Atadan deden kalan gümüşleri, özelleştirme diyerek 62 milyar dolara sattılar. Sakarya Tank Palet Fabrikasını Katarlılara peşkeş çektiler. Ne diyor büyüklerimiz? Tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkanıdır diyor. Bugün de Erdoğan tank palet fabrikasındaydı çıktı, “Tankı paleti sattılar diyenler yalan söylüyor” dedi. Ne satması, biz satmaktan hiç bahsetmedik. Biz “peşkeş çektiniz” dedik, peşkeş… Milletin elde kalan son gümüşlerini de, Sarayın Hazine-i Hassası olan, Türkiye Varlık Fonu’na devrettiler. Milletin Meclisinin denetiminden kaçırdılar. Geçmişimizi sattıkları yetmedi. Çocuklarımızın geleceğine de ipotek koydular. Geçilmeyen köprü ve otoyollar, uçulmayan havalimanları için, yandaşlarına dolarla avroyla, 15-20 yıllık garantiler verdiler. Sonra da, kıblelerini şaşırdılar. Milleti unutup, yandaşlarını korumanın telaşına düştüler.

MAJESTELERİNİN ZIRHLILARI, MAJESTELERİNİN MAHKEMELERİ

Artık iktidardan gideceklerini görüyorlar. Erdoğan; geçilmeyen köprü ve otoyolların, uçulmayan havalimanlarının, talan İstanbul’a verilecek garantilerin, tahkimde “söke söke” Türkiye’den alınacağını söylüyor. Tahkim işini de Londra’daki majestelerinin mahkemelerine emanet ediyor. “Milletin hakkını yedirmeyiz” diyen bizleri, majestelerinin mahkemeleriyle tehdit ediyor. Bu topraklar daha önce, majestelerinin zırhlılarına sığınanları görmüştü. Şimdi de, majestelerinin mahkemelerine sığınanları görüyor.

MİLLETTEN ALINANI MİLLETE VERECEĞİZ

Sarayın bekçisi ise, biraz daha ileri gidiyor. Dolarla, avroyla verilen garantilerin, milletten söke söke alınacak paraların, yasal güvenceye kavuşturulmasını istiyor. Sayın Bahçeli, şu Sarayın büyüsünden bir kurtulun. Kapitülasyonlar Lozan’da yırtılıp atıldı. Bu devletin kurucu babaları, siyasi bağımsızlığımız kadar, iktisadi bağımsızlığımızın da üzerine titredi. Biz buradan bir kere daha ilan edelim. Bizim iktidarımızda, talan İstanbul’a tek kuruş çalışmayacak. Milletten söke söke alınanları da, hukukun gerektirdiği biçimde söke söke geri alacağız. Hepsini milletimize geri vereceğiz.

İSRAFIN MERKEZİ SARAY’IN KENDİSİ

Erdoğan’ın imzasıyla bu hafta bir tasarruf genelgesi çıkarıldı. Bu genelge Devlet Hazinesi’nin, sıkıntıda olduğunu ortaya koyuyor. Elbette tasarruf geçimin yarısıdır. Ama tasarruf genelgesi çıkaran Erdoğan, her ne hikmetse kendisini tasarruftan muaf tutmuş. İtibardan tasarruf olmaz demiş. Devlette israfın merkezi bizzat Sarayın kendisi. Saray kendisine tasarruf uygulamıyor ama millete “Porsiyonları küçültün” tavsiyesinde bulunuyor…

ZAM OLUP MİLLETİN ÜSTÜNE YAĞDILAR

Saraydakiler yediğinden, içtiğinden, şatafatından, israfından geri kalmasın diye, bir de zamlar, milletin üstüne yağmur gibi yağıyor. Atama İçişleri Bakanı, “Temmuzla beraber, ekonomi şahlanacak” diyordu. Temmuz’da şahlanan zamlar oldu. Elektriğe yüzde 15, doğalgaza yüzde 12 ile yüzde 20, üniversite harçlarına yüzde 10 zam geldi. LPG’ye de 39 kuruş zam yapıldı. Ama zamların zamanlamasında her zaman olduğu gibi bu sefer de ince işçilik unutulmadı. Elektriğe, doğalgaza yapılan zamlar, ay sonuna getirildi. Böylece, Temmuz’da verilecek ücret ve aylık zamları enflasyon farkı nedeniyle memurun, emeklinin cebine girmeden eriyip gitsin. Türkiye böyle bir hinliği, böyle bir zulmü, ne gördü, ne de duydu. Ne güzel söylüyor Nizamü’l Mülk, “Küfr ile belki, amma zulm ile paydâr kalmaz memleket.”

KURUMLAR ÇÖKERTİLDİ

Son olarak Erdoğan Şahsım Hükümetleri eliyle, devlette “yönetim”, yani kurumlar da çökertildi. 1879’da kurulan Maliye Teftiş Kurulu kapatıldı. 1945’de kurulan Hesap Uzmanları Kurulu kapatıldı. 1960’da kurulan Devlet Planlama Teşkilatı kapatıldı. Yine 1960’da kurulan Devlet Personel Başkanlığı o da kapatıldı. Devlete liyakatli kadroları yetiştiren tüm bu kariyer kurumları birer birer tasfiye edildi. Şimdi öyle görünüyor ki sıra, 1930’da kurulan, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’na gelmiş. 3 yılda dört Merkez Bankası Başkanı gördük. Neredeyse her 9 ayda bir, başkan değiştirildi. Değişen Para Politikası Kurulu üyelerini saymak mümkün değil. Bugün eğer Türkiye, yüzde 19 ile tüm dünyanın en yüksek yedinci faizini veriyorsa bunun nedeni burada aranmalı. Çünkü Merkez Bankasına güven kalmadı.

ELLER MERSİN’E, ERDOĞAN TERSİNE

Şimdi ABD Merkez Bankası tıpkı, 2013 Mayıs ayında yaptığı gibi, yeniden “parasal sıkılaştırma” sinyalleri vermeye başladı. Brezilya’sından, Meksika’sına, Macaristan’dan, Rusya’sına pek çok ekonomi, paralarının değerini koruyabilmek için, faiz artırımlarına başladı bile… Bizde ise Erdoğan, eller Mersin’e giderken tersine gidiyor Temmuz, Ağustos’u gördükten sonra, Merkez Bankası’na “faiz indirme” talimatı veriyor. Keşke inse. Ama doğru düzgün bir programa dayanarak inse… Ve bu Türk lirasında çok daha hızlı bir değer kaybına sebep olmasa. Küresel ekonomide yeni türbülanslar ufukta, ama bu türbülansı göğüsleyecek, önemli kurumların başında gelen Merkez Bankası’nda, tecrübeli orta ve alt kademe yönetici kıyımı başladı. İyi yetişmiş bu yöneticilerin yerine, iş bilmeyen, tecrübesiz isimler atanıyor. Şunu açıkça belirtiyim. Bir Merkez Bankasının en önemli sermayesi itibardır. Bu itibarın en önemli unsuru da, iyi yetişmiş, liyakatli kadrolardır. Ben buradan Erdoğan Şahsım Hükümetini, özellikle de Hazine ve Maliye Bakanını uyarıyorum. Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nı çökertmeyin. Milleti perişan edersiniz.

TÜRKİYE’NİN AVANTAJLARI BÜYÜK, YETER Kİ LİYAKATLİ YÖNETİM OLSUN

Türkiye’miz büyük bir ülkedir. Potansiyeli çok yüksek bir ekonomidir. Zaman daralsa da genç nüfusumuz, canlı iç pazarımız tüm dünyanın ilgi odağıdır. Yine Türkiye’miz, Afro-Avrasya coğrafyasında çok kritik bir konumdadır. 4,5 saatlik uçuş mesafesinde; 58 ülkeye, 1,5 milyar nüfusa, 22 trilyon dolarlık bir pazara erişme imkânına sahiptir. Bu göreli üstünlüklerimizi, dünyadaki yeni eğilimleri de doğru okuyarak, sıçrama tahtası yapmamız çok kolaydır. Yeter ki liyakatli bir yönetim olsun, güven veren bir yönetim olsun.

DÜNYA DAHA KAPSAYICI BÜYÜMEYİ KONUŞUYOR

Bugün dünya Washington Mutabakatını bırakmış, artık Cornwall Mutabakatı’nı konuşuyor. Daha adil, daha kapsayıcı, kimseyi dışlamayan ekonomik ve sosyal politikaların önemi artıyor. Yeşil-dijital dönüşüm kendini tüm dünyaya dayatıyor.

DÖRT AYAKLI BUHRANDAN ÇIKIŞ STRATEJİSİ

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, ülkemizi ve tüm dünyayı kucaklamak üzere, dört ana sütun üzerine inşa edilmiş bir stratejiyi, “Üç Yeni” dediğimiz, “Yeni Kurallar, Yeni Kurumlar, Yeni Kadrolar” eliyle uygulayacağız.

Bu “üç yeniyle” uygulayacağımız dört ayaklı stratejimizin ilk ayağında; hukuk devletini, demokrasiyi ve kuvvetler ayrılığını, yeniden ayağa kaldıracağız. Milletimizin can ve mal güvenliğini sağlayacağız. Biz yepyeni ve güçlendirilmiş bir parlamenter sistemle, dünyaya örnek bir demokrasiyle, cumhuriyetimizi taçlandıracağız.

Stratejimizin ikinci ayağında; küresel pazarlarda yarışma gücümüzü, üretimimizi ve gelirimizi artıracak politikalarımız var. Artık borçla değil üreterek büyüyeceğiz. İşsizliği azaltacağız, ülkede katma değeri artıracağız, yeşil ve dijital dönüşüme ayak uyduracağız, yepyeni bir büyüme anlayışını, üreterek büyüme anlayışını, küresel yarışma gücünü arttırarak büyüme anlayışını hayata geçirmeye hazırız.

Stratejimizin üçüncü ayağında; artan refah ve gelirin adil paylaşımı var. Büyümeden ve refahtan, tüm vatandaşlarımız yararlanacak. Bu ülkede hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek. Aile Destekleri Sigortasıyla, fakiri, garibi gurebayı kucaklayacağız.

Ve stratejimizin dördüncü ayağında, tüm bu yapıyı sürdürülebilir kılmak için, çevresel, ekonomik ve mali sürdürülebilirliğe dikkat edeceğiz. Paris İklim Antlaşması’nı onaylayacağız. Biz hazırız. Cumhuriyet Halk Partisi hazır. Milletimiz de herkesin ne yaptığını görüyor. Herkesin notunu veriyor. Sandık önüne geldiğinde de ki sandığı hasretle bekliyor gereğini yapacak. Erdoğan Şahsım Hükümetini evine gönderecek.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Varsa şimdi sorularınızı alabilirim.

Soru- Son dönemde kamuda liyakatsiz atamalar iktidarın içinden ya da iktidara yakın isimlerin ilgisiz makamlara atanması ve buralardan çok yüksek maaşlar almaları tartışılıyor. Son örnekte Türkiye Denizcilik İşletmeleri’ne yapılan atamalar oldu. Siz bu atamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Yani bir yandan Erdoğan Şahsım Hükümeti zam yağmuru olmuş milletin üstüne yağarken kısa çalışma ödeneği ve ücretsiz izin düzenlemelerini artık uzatmazken, pek çok vatandaşımız işsiz kalma riskiyle karşı karşıyayken, hala işte olanlarda yoksulluğun pençesindeyken, asgari ücret açlık sınırının altındayken saray ve şürekası için şapka hazırlıyor. Saray ve şürekasının 3 – 5 maaşı gövdeye indirmesi vaka-i adiyeden oluyor. Yani bugün basında gördüğümüz Türkiye Denizcilik İşletmeleri’ne ait olan ve özelleştirilen 11 limanın yönetimine AK Partili eski vekillerin, il, ilçe yöneticilerinin ve hatta seçimde aday adayı olanların ve de Cumhurbaşkanlığı bürokratlarının doldurulması ibretlik. Bu milletin vicdanını sızlatıyor. Millet bunların her yaptığını görüyor, notlarını veriyor. Tasdiknamelerini vermek içinde önüne gelecek sandık için gün sayıyor.

Soru- İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu İstanbul Vakfı’na kurban bağışı izni verilmemesini kamuoyuyla paylaştı. Eleştirilerini İçişleri Bakanlığı’na yöneltti. Bu eleştiriler bugün katıldığı bir programda İçişleri Bakanı Soylu’ya da soruldu. Soylu’nun cevabı “Dünyadaki bütün kötülüklerin sebebi benim. Bana yönelik öyle ithamlar var ki dünyanın en kötü adamıyım” şeklinde oldu. Siz Sayın Soylu’nun bu cevabını nasıl yorumluyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Belediyelerimiz biliyorsunuz ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza ayrım yapmadan ulaşmak için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Bayram vakti evlere bir kilo kavurma girsin diye belediyelerimiz uğraşıyor. Bunu da engellemeye çalışıyorlar. Şimdi tepkiler üzerine buna izin vermişler ondan sonra da İçişleri Bakanı çıkmış, mağdura yatmaya kalkmış. Yani ne diyor? “Ben dünyanın en kötü adamıyım değil mi” diyerek basın mensuplarının önünde vicdan yapıyor. Siz niye yasaklıyorsunuz kurban bağışlarını İstanbul Belediyesi’nin vakfına. Bunu bir açıklayın. Ama yanıt vermek yerine mızıkçılık yapıp mağdura yatıyorsunuz. Bu yanıt yaptıklarının ve söylediklerinin hesabını veremeyen bir yöneticinin ruh halini yansıtmaktan başka bir işe yaramıyor.

Teşekkür ediyorum.

ERDOĞAN DÜYUNU UMUMİYE MEMURLUĞUNA SOYUNDU

CHP Sözcüsü Öztrak, Millet İttifakı’nın iktidarında, Talan İstanbul Projesi’ne tek kuruş çalışmayacağını belirterek, “Erdoğan, ‘Uluslararası tahkimde, o parayı sizden söke söke alırlar’ dedi. Erdoğan da, bu sözleriyle Millet İttifakı’nın artık iktidara geleceğini kabullendi. Ama bu arada da milletimizin karşısında, yandaşlarının yanında, Düyunu Umumiye memurluğuna soyunmayı da unutmadı” diye konuştu.

Erdoğan’ın, “Devlette devamlılık esastır” sözlerine de değinen Öztrak, “Güzel bir devir teslim töreniyle milletin emanetini kendisinden alırız. Ama devlette devamlılık adına, bizler sizin suçlarınızın ortağı olmayız. Milletimize ahdimizdir. Milletimizden aldıklarını, milletimize geri vereceğiz” değerlendirmesinde bulundu.

Öztrak, Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin ülkeyi Kataristan’a çevirdiğini belirterek, “Madem bu kadar Katar’ı seviyorsunuz; artık emekliliğiniz de yaklaşıyor, emekliliğinizi Katar’da geçirmeyi bir düşünmenizi tavsiye ederiz” dedi.

Kara para aklamakla suçlanan Sezgin Baran Korkmaz için ABD’de 225 yıl, Türkiye’de ise 7,5 yıla kadar hapis istendiğini anımsatan Öztrak, “Bir tarafta 225 yıl, diğer tarafta 7,5 yıl. Fark 30 kat. Amerika, 21 trilyon dolarlık bir ekonomi. Türkiye ise 717 milyar dolarlık bir ekonomi. Fark burada da 30 kat. ABD ekonomisi, Türkiye’nin 30 katıysa, bunun bir sebebi de, haksızlığa, hukuksuzluğa, Hazinenin soyulmasına verilen cezanın bizden 30 kat daha fazla olması, yani Amerika’nın bu işlerde bizden 30 kat daha fazla duyarlı olmasıdır” dedi.

Erdoğan’ın, Türk Telekom’un temettüsünü alıp Türk bankalarına borç takan Lübnanlı Hariri ailesinin bir ferdiyle verdiği samimi pozları değerlendiren Öztrak, “Önce Ocak ayında bir araya geldiler. Geçtiğimiz hafta sonu da aynı ikili Vahdettin Köşkü’nde de bir kez daha buluştu. Altı ayda iki kere buluşmuşlar. Bu ne sevgi, bu ne muhabbet… Bunu görenler, haklı olarak, “Türkiye’ye kazık atmanın hiçbir müeyyidesi yok” diye düşünür.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Hafta sonu Marmaris’teki orman yangınında, genç bir ormancımızı, Görkem Hasdemir’i şehit verdik. Kendisine Allah’tan rahmet, acılı ailesine ve sevenlerine sabır diliyoruz. Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor.

VESAYET REJİMİ MÜSİLAJ GİBİ HER YERE BULAŞIYOR

Millettin halini görmeyen, sesini duymayan, milleti bir başına bırakıp, “Varsa yoksa yandaşım” diyen, Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin elinde ülkemiz, büyük bir buhran yaşıyor. Tek adam vesayet rejimi, müsilaj misali her yere bulaşıyor, milletimizin nefesini kesiyor. Metal yorgunu yönetim, her geçen gün devlet krizini derinleştiriyor. Ekonomik krizde milletimizi yapayalnız bırakıyor.

KURALSIZLIK “YENİ KURAL” OLDU

Adalet, mülkün temelidir. Binlerce yıllık devlet geleneğimiz, bize bunu öğretmiştir. Mevlana hazretleri; “Adalet her şeyi yerli yerine koymak, her hakkı sahibine vermektir.” “Ağaca su verirsen adalet, “Dikene su verirsen adaletsizlik olur” diyor. Bu sözlerin doğruluğunu, tek kişilik vesayet rejiminin düğmesine basıldığı, 2014’ten sonra yaşadıklarımız bir kere daha gösterdi. Yönetimin şahsileşmesi, kurumlarımızı çökertti. Erdoğan Şahsım Hükümetiyle, kuralsızlık, “yeni kural” haline geldi. Kimse önünü göremez oldu. Güven bitti.

CHP EKONOMİ MASASI KONYA’DAYDI

CHP Ekonomi Masası geçtiğimiz hafta Konya’daydı. Konya’da da güven bitmiş. Yatırım iştahı kalmamış. Bir iş insanımız; “Vadeyle alım yapmıyorum, işimi krediyle çevirmiyorum. Yarın bir şey olur da batarsam, kimsenin günahına girmek istemem” diyor. Aslında bu durum ülkedeki halin vahametini ortaya koyuyor. Adaletin olduğu yerde, ekmek herkese yeter. Adaletin olmadığı yerde, tarlaya karga, ambara fare, fırına hırsız, memlekete haramiler dadanır.

SBK’YA ABD’DE 225 YIL, TÜRKİYE’DE 7,5 YIL İSTENİYOR

Beytülmal, devleti yönetenlerin namusudur. Adaletle, kuralla yönetilen ülkelerde yöneticiler, Hazine’deki her bir kuruşun hesabını, millete vereceklerini bilirler. Haramilerin Hazine’ye uzanan ellerini de keserler. Ülkeler böyle gelişir. Amerika Birleşik Devletleri, usulsüz yollarla kazanılan, vergisi ödenmeyen, Hazinesinden kaçırılan, 470 milyon dolar kara paranın peşine düşüyor. Bu paranın 133 milyon doları da Türkiye’de aklanmış. Amerika, bu 133 milyon doların peşini bırakmıyor. Şebekenin Türkiye’deki ayağı Sezgin Baran Korkmaz’ı, Avusturya’da gözaltına aldırıyor. Tam 225 yıl hapis cezasıyla yargılamaya hazırlanıyor. Ama Sezgin Baran Korkmaz’a, kara para aklama suçundan, Türkiye’de de dava açılmış. Burada kaç yıl hapis cezasıyla yargılanıyor? Sadece 7,5 yılla. O da 7,5 yıla kadar hapis cezasıyla yargılanacak. Bir tarafta 225 yıl, diğer tarafta 7,5 yıl. Fark 30 kat.

ABD 133 MİLYON DOLARIN PEŞİNDE, BİZDE 128 MİLYAR DOLAR KONUSUNDA TIK YOK

Amerika, 21 trilyon dolarlık bir ekonomi. Türkiye ise 717 milyar dolarlık bir ekonomi. Fark burada da 30 kat. Aslında bu bir tesadüf değil. Bu bir tevafuk da değil… Amerika Birleşik Devletleri ekonomisi, Türkiye’nin 30 katıysa, bunun bir sebebi de, haksızlığa, hukuksuzluğa, hazinenin soyulmasına verilen cezanın bizden 30 kat daha fazla olması, yani Amerika’nın bu işlerde bizden 30 kat daha fazla duyarlı olmasıdır. 21 trilyon dolarlık Amerikan ekonomisi, buharlaşan 133 milyon doların peşini bırakmıyor. Hesabını dünyanın her yerinde soruyor. 717 milyar dolarlık Türkiye ekonomisinde, Merkez Bankası kasasından buharlaşan 128 milyar doların hesabını kimse veremiyor. Muhalefetin Meclis’te hesap sormasına da imkân verilmiyor. Millet adına “128 Milyar Dolar Nerede?” diye afişler asıyoruz. Mahkemeleri eliyle yasaklamaya kalkıyorlar.

O MAKAM RİCA MAKAMI DEĞİL, İCRA MAKAMI

Ama ne diyor atalarımız; “Hesapsız kasap, ya bıçak kırar ya masat.” Buharlaştırdıkları 128 milyar doların hesabını veremeyenler, bugün çıkmış, ödünç döviz bulabilmek için SWAP anlaşmalarının peşinde koşuyorlar. Neden? Yine işin kolayına kaçıyorlar, göz boyamaya çalışıyorlar, kuruttukları rezervleri makyajla gizleyebileceklerini sanıyorlar. Malezya’nın, Azerbaycan’ın, Güney Kore’nin, Rusya’nın, himmetine muhtaç olmuşlar. Ya Allah aşkına, bir kendinize gelin. Siz icra makamısınız, başka ülkelerden rica makamı değilsiniz… Merkez Bankası kasasını dolduracak, dört başı mamur bir program yapacak takatleri yok. O zaman işte görüntüyü kurtarmak için kapı kapı dolaşıp, ricacı oluyorlar.

TELEKOM’U PEŞKEŞ ÇEKTİKLERİ HARİRİ’LERLE BU NE MUHABBET

Bir başka verilmesi gereken hesap, basının amiral gemisi, Sarayın havuzuna demir atsın diye, Ziraat Bankası’ndan verilen 750 milyon doların encamı. Soruyoruz; “Bu kredinin anapara ve faiz borcu ödeniyor mu? Ne kadarı ödendi?” “Ticari sırdır” diyerek, millete hesap vermekten kaçıyorlar. Yine, bu ülkenin en kritik tesislerinden Türk Telekom, Lübnanlı Hariri ailesine gitti. Bu ülkenin tarlasının taşıyla, bu ülkenin tarlasının kuşunu vurdular. Tam bir peşkeş. Haririler, Türk Telekom’dan, 7 milyar dolarlık temettü gelirini aldı gitti. Ama Türk bankalarına 4,5 milyar dolar borcunu ödemedi. Sarayın bu şirkete Telekom’a atadığı Yönetim Kurulu üyeleri de, beytülmale sahip çıkamadı. Şimdi aynı Saray, Telekom’un temettüsünü alıp, Türk bankalarına borç takan, bu yükü hazinemizin, yani milletimizin sırtına bırakan bu ailenin ferdiyle yemek üstüne yemek yiyor, boy boy pozlar veriyor. Bu fotoğraf Ocak ayında çekildi. Geçtiğimiz hafta sonu aynı ikili Vahdettin Köşkü’nde de bir kez daha buluştu. Altı ayda iki kere buluşmuşlar. Bu ne sevgi, bu ne muhabbet… Bunu görenler, haklı olarak, “Türkiye’ye kazık atmanın hiçbir müeyyidesi yok” diye düşünür.

PROJE TÜRKİYE’NİN AMA MAHKEMENİN ADRESİ LONDRA

Amerika’dan F-35 savaş uçağı almak için, 1,5 milyar dolar verdik. Şimdi Amerika ne F-35 uçaklarını veriyor, ne de 1,5 milyar doları iade ediyor. Peki, Saraydaki kibir abidesinin gıkı çıkıyor mu? Hayır! Amerika Birleşik Devletleri, kendi Hazinesinden çıkan, 133 milyon doların peşini bırakmıyor. Kendinden çalınan parayı, söke söke tahsil etmeye uğraşıyor. Ama Erdoğan Şahsım Hükümeti, bizim Hazinemizden çıkan 1,5 milyar doları Amerika’dan söke söke alamıyor. Milletin hakkını söke söke alması gereken Erdoğan Şahsım Hükümeti üstüne üstlük bir de kıbleyi şaşırıyor, haramilerle bir olup, milletin hakkının söke söke gasp edilmesinin, yolunu açmaya kalkıyor. “Milletin cebinden tek kuruş çıkmayacak” dedikleri projeler için, sadece bu yılın ilk 5 ayında, milletin cebinden 11,5 milyar lira çıktı. Şimdi öyle gözüküyor ki bu devran sürüp gitsin diye, sözleşmelere tahkim maddeleri koymuşlar. Yetmemiş yandaşların işini sağlam kazığa bağlamak için, yetkiyi de Londra’daki mahkemelere vermişler. Şimdi bu projelerin sahibi kim? Türkiye Cumhuriyeti. Bu projeleri yapan kim? Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları… Ama bir sorun çıkarsa, sorunu Londra’da majestelerinin mahkemeleri çözecek. İşte bunların yerlilik ve millilik anlayışı!

DÜYUNU UMUMİYE MEMURLUĞUNA SOYUNDU

Şimdi Talan İstanbul Projesinde de, aynı düzeni devam ettireceklerini açıklamışlar. Biz Millet İttifakı’nın iktidarında, “Talan İstanbul Projesine tek kuruş çalışmayacak” “Milletten alınan ne varsa, söke söke geri alıp, millete geri vereceğiz” dedik. Erdoğan hemen arkasından çıktı, bizi devleti bilmemekle suçladı. “Uluslararası tahkimde, o parayı sizden söke söke alırlar” dedi. Bir kere her şeyden önce parayı sizden söke söke alırlar diyerek Erdoğan da, partisinin Grup Başkanvekilinin yaptığı gibi, Millet İttifakı’nın artık iktidara geleceğini kabullendi. Ama bu arada da milletimizin karşısında, yandaşlarının yanında, Düyunu Umumiye memurluğuna soyunmayı da unutmadı.

YEDİ GÖBEK SÜLALERİNDEN SÖKE SÖKE ALIRIZ

Ben şimdi buradan söylüyorum, kendisi hiç merak etmesin. Biz, devlet nedir, tahkim nedir gayet iyi biliriz. Ucunu Londra’ya bağladığınız o mahkemelerde, davaların hepsini kazanırız. Geçmişte bunu yaptık, şimdi de yaparız. Ha, olur da kazanamazsak. Devleti milleti bu zarara sokanlara, bu projeler imzalanırken yönetimde olanlara döner rücu ederiz. Bu paraları yedi göbek sülalelerinden, söke söke alırız.

SUÇA ORTAK OLMAYIZ

Şimdi Erdoğan, “Devlette devamlılık esastır” diyor, doğrudur. Güzel bir devir teslim töreniyle milletin emanetini kendisinden alırız. Ama devlette devamlılık adına, bizler sizin suçlarınızın ortağı olmayız. Milletimize ahdimizdir. Milletimizden aldıklarını, milletimize geri vereceğiz.

ERDOĞAN’A HESABA UYMADI, HESAP ERDOĞAN’A UYDU

Öyle görünüyor ki artık korku bacayı sarmış. Erdoğan Şahsım Hükümeti’nde hesap kitap iyice şaşmış. Talan İstanbul’un maliyeti için Erdoğan ayrı çalıyor, hazırladıkları internet sitesi ayrı çalıyor… Erdoğan Talan İstanbul için harcanacak paranın 15 milyar dolar olduğunu açıklıyor. Yani bugünkü kurdan çevirirseniz 132 milyar lira. Ama siteye dönüp bakıyorsunuz maliyet 75 milyar lira. Sonra bunu fark ediyorlar, Erdoğan hesaba uymayınca, hemen bir Ali Cengiz oyunu yapıyorlar hesap Erdoğan’a uyduruluyor. “Türk Lirası karşılığını, ÇED raporu tarihindeki kurla hesapladık” diyorlar. Erdoğan’ı haklı çıkarmaya çalışıyorlar. Ancak ÇED raporunun kabul edildiği, 23 Aralık 2019 tarihinde, TCMB Dolar satış kuru 5 lira 92 kuruş. Yani çarptığınız zaman 75 milyar liralık maliyete bir türlü ulaşamıyorsunuz. Ne yapıyor? 89 milyar lira. Bunların artık hiçbir hesapları tutmuyor. Daha köprülerin temeli atılmadan, olmayan köprülerin altından çok sular akıyor. Dolar kuru aldı başını gitmiş. Projenin maliyeti de daha kazma vurulmadan yüzde 76 saptı. Devletin, milletin bunun altından kalkması son derece zor.

SATACAK BİR ŞEY KALMADI, “HAYALİNİ” DANİMARKA’YA SATTI

Aslında yaptıkları her ihalede böyle bir durum var… Hesap yok, kitap yok. Başlangıçtaki ihale koşullarını ve proje bedellerini, ihale bittikten sonra değiştiriveriyorlar. Bunun adı, ihaleye fesat karıştırmaktır. Ne güzel diyor Hazreti Ali, “Dünyanın helali hesap, haramı azaptır.” Erdoğan Şahsım Hükümeti, Atadan babadan kalma demedi, ülkede ne var ne yok sattı. Evdeki gümüşler şimdi bitti. O zaman? O zaman şimdi hayallerini satmaya başladı. “Hayalim” dediği Şehir Hastanelerinden beşinin işletmesi Danimarkalı bir firmaya geçti. Hayaller artık Danimarkalı oldu. Ya da Danimarka’nın oldu.

MEMLEKETİ KATAR’IN ÜSTÜNE YAPTILAR

Zaten koskoca memleketi Katar’ın üstüne yaptı. Ülkemiz oldu Kataristan… Borsa İstanbul’un yüzde 10’u Katar’a satıldı. Digitürk Katar’a satıldı. BMC Katar’a satıldı. Tank Palet Katar’a satıldı. Bankalar, finansal aracı kuruluşlar Katar’a satıldı. Kanal İstanbul güzergâhındaki kupon araziler Katar’a satıldı. Şimdi de bu kadar malı mülkü korusun diye, 36 Katar Savaş Uçağını, 250 Katar askerini 5 yıl süreyle, Türkiye’de konuşlandırmaya hazırlanıyorlarmış. Katar’a ait bu savaş uçakları ve askerler, kimi kimden koruyacak? Bir çıkın bakalım şunu meclisten falan geçirmediğiniz bu işin hesabını millete bir verin. Ne yapmaya çalışıyorsunuz?

EMEKLİLİĞİ KATAR’DA GEÇİRMEYİ BİR DEĞERLENDİRİN

Hafta sonu üniversite sınavları vardı. Pek çok evladımız, sınavda ter döktü. Pandemi döneminde zaten doğru düzgün ders verilemedi. Şimdi duyuyoruz ki sınav soruları çok zormuş. Neden bu kadar zor sorular soruldu? Yani insanın aklına geliyor acaba boş kalacak kontenjanlara Katarlı öğrencileri doldurmak için mi bunu yaptınız? En son yaptıkları bir protokol var. İşte burada. Tıp Fakültesi ve tıpla ilgili pek çok bölüme, Katarlı öğrencilerin girişinin önünü açıyor. Sadece askeri öğrencilerin değil… “Silahlı kuvvetlerin asker veya sivil öğrencileri” diyerek, Katarlı öğrencilere uçsuz bucaksız imkân tanınıyor. Hep söylüyorum, şu Katar’ı sevdiğiniz kadar, Türkiye’yi de bir sevseniz ya… Madem bu kadar Katar’ı seviyorsunuz; artık emekliliğiniz de yaklaşıyor emekliliğinizi Katar’da geçirmeyi bir düşünmenizi tavsiye ederiz.

MAJESTELERİNİN MAHKEMELERİNDEN YANA SAF TUTTUNUZ

Sonra da Erdoğan çıkıyor, “Türkiye ile AK Parti’nin kaderi adeta birleşmiştir” diyor. İnsaf. Bu nasıl bir kendini beğenmişlik? Bu nasıl bir kibir? Beyefendi, Türkiye AK Parti’den de, Erdoğan Şahsım Hükümeti’nden de çok çok büyüktür. Çok çok daha büyüktür. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bakidir, siz ise ilk sandıkta gidicisiniz. Milletimizin kaderiyle kendi kaderini birleştirmeye cüret edenler; önce bir aynada kendilerine bakacaklar. Nerede TELEKOM için veriler krediler? Nerede buharlaştırdıkları 128 milyar dolar? Nerede ordumuza teslim edilmeyen F-35’lerin parası? Nerede Ziraat Bankası’ndan, yandaş medya projesine verilen 750 milyon dolar? Sizinle ülkemiz ve milletimiz arasında, artık gece ile gündüz kadar fark var. Siz yandaşlarınız adına Düyunu Umumiye memurluğuna soyundunuz. Bize dönüp “Paraları sizden söke söke alırlar” diyerek, talan ve rant düzeninden, majestelerinin mahkemelerinden yana saf tuttunuz. Milletimiz “Geldikleri gibi giderler” diyerek, sizi ilk sandıkta göndermek için gün sayıyor.

KISA ÇALIŞMA YILSONUNA KADAR UZATILMALI

Türkiye Cumhuriyeti Devleti baki, Erdoğan Şahsım Hükümeti gidicidir. Milleti kuru soğana muhtaç edenler, milletle kader birliği yapamaz. Bugün bu ülkede 17 milyon 921 bin yoksul var. Ülkede her beş kişiden biri yoksul. 10 milyon işsiz var. Firmalarımız, esnaflarımız henüz pandemiden sonra daha toparlanamadı. Haziran ayının sonunda, yani birkaç gün sonra, işten çıkarma yasağı da, kısa çalışma ödeneği de sona eriyor. Bunun en azından yılsonuna kadar uzatılması gerekir. Eğer yapılmazsa, daha fazla işsizlik ve yoksulluk riski maalesef kapıda bekliyor.

27 YIL ÖNCE BÖYLE DEMİŞTİ, ŞİMDİ MİLLETİN TAMAMI GARİP OLDU

Geçtiğimiz hafta Credit Suisse’in 2021 Küresel Servet Raporu açıklandı. Türkiye’nin en varlıklı yüzde 1’i, ülkemizdeki toplam servetin yüzde 42,8’ine sahipmiş. Oligark düzeninin hakim olduğu, Rusya’dan sonra, servet dağılımı en bozuk ikinci ülkeyiz. Yine bu ülkede en varlıklı yüzde 5, ülkedeki toplam servetin yüzde 62,2’sini elinde tutuyor. Para pul bir avuç yandaşa, yoksulluk, işsizlik, kimsesizlik vatandaşa… Böyle bir paylaşımı, kurt yapmaz kuzulara şah olsa. Güç yozlaştırır. Mutlak güç mutlaka yozlaştırır. Yozlaşmanın zirve yaptığı yerde, servetler en tepede toplanır. Bundan 27 yıl önce: “Fakir neden fakirdir? Çalmasını iyi beceremediği için fakirdir. Zengin niye zengindir? O da çalmasını iyi becerdiği için zengindir. Vakıa mı bu… “Bugün bu ülkede fakir garip, işçi garip, memur garip, bordro mahkûmu…” diyen bir belediye başkanı, şimdi Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturuyor. Milletin tamamı da garip oldu.

HER KADIN CİNAYETİNDEN, HER ÇOCUK İSTİSMARINDAN ERDOĞAN SORUMLU

1 Temmuz’a birkaç gün kaldı. İstanbul Sözleşmesi sona eriyor. TBMM’nin iradesi yok sayıldı. Tek bir kişi, tek bir imzayla koskoca ülkeyi, Kadına ve Aile İçi Şiddeti önlemeye dönük bu uluslararası sözleşmeden çıkardı. Bundan sonra her kadın cinayetinden, her çocuk istismarından, Erdoğan Şahsım Hükümeti sorumludur. Buraya imza atan Erdoğan sorumludur. Yine Temmuz gelirken, maaşını ay sonuna yetiremeyen emeklilerimiz, Temmuz’un ilk haftasında belli olacak maaş zammını dört gözle bekliyor. Şimdi TÜİK’in makyajlı rakamlarına bakarsak, ilk 5 ayda enflasyon yüzde 6,4. Bağımsız Enflasyon Araştırma Grubu’nun hesapladığı, beş aylık enflasyon ise yüzde 15,6 iki katından fazla. Bir de eve pazar arabasının yarısı boş dönen, emeklinin enflasyonu var. O ise arşıâlâya çıkmış vaziyette.

ÖDENMEYEN TARIM DESTEKLERİNİ ÖDEMENİN TAM ZAMANI

Çarşı pazar yanıyor da, çiftçi mi kazanıyor derseniz, o da doğru değil. Çiftçimiz, artan gübre, tohum, ilaç, mazot fiyatlarından illallah diyor. Erdoğan Şahsım Hükümeti, son 14 yılda çiftçinin hakkı olan, 212 milyar TL’lik desteğe çökmüş vaziyette ödemiyor. Her bir çiftçi ailesine 29 bin 287 lira borcu var. O da yetmiyor, eskiden 45 günde ödenen sertifikalı tohum desteği için şimdi çiftçi bir yıl beklemek zorunda kalıyor. O zaman sertifikalı tohumda kullanamıyor. Konya Ovası kuraklıktan kavruluyor. Kızılırmak’ı Konya’ya bağlayan proje, Konya Ovası Sulama Projesi tamamlanmayı, eski kanallar yenilenmeyi bekliyor. Erdoğan Şahsım Hükümeti ise ülkemizin tahıl ambarı Konya’nın sulama kanallarını bırakmış, Talan İstanbul Projesi’nin peşinde koşuyor. Sonra sonuç sulamada kullanılan elektriğin faturası çiftçiyi yakıyor. Çiftçi banka kapılarına düşüyor. Şimdidir, yani bugüne kadar ödenmediğiniz destekleri ödemenin tam zamanıdır. Ama Erdoğan Şahsım Hükümeti, eski hamam eski tas işleri götürürüm zannediyor.

SARAYA GÖRE ÖĞRETMEN AÇIĞI YOK

Binlerce atanamayan öğretmenimiz var. Atanamayan öğretmenlerin umudu, Saraylın kibirlisinin son açıklamasıyla bir kere daha kırıldı. Eğitim sendikaları, okullarımızda yüz bin civarında öğretmen açığı olduğunu söylüyor. Ama Saray’a göre öğretmen açığı falan yok, öğretmen fazlası var. Yani bu, “Öğretmen almayacağız” demek. Geçen hafta Konya’da, Fen Edebiyat Fakültesi öğrencilerinden öğretmen olmaları için istenen formasyon dersiyle ilgili belirsizlikleri, atanamayan paramediklerin sıkıntılarını dinledik. Gencecik bir paramedik evladımız, atanamamış rahmetli babasının kırtasiye dükkanında çalışıyor. Çok sevdiği mesleğini yapamamanın üzüntüsü gözlerinde, kendisinin dükkanı var ama kendi döneminde işsiz olan atanamadığı için işsiz kalan birkaç arkadaşının canına kıydığını da bize anlatıyor.

HASAN DAĞI ARPALIK, EĞER SABAN YÜRÜRSE

Bu arada Sarayın beslemelerinin, bir eli yağda, bir eli balda… Bu ülkede 10 milyona yakın insan asgari ücretle çalışıyor. Milletin asgari ücreti 2 bin 826 lira. Saraydakilerin asgari ücreti en az 35 bin lira. Zaten asgari ücret diyoruz. En az iki yerden maaş almakta, sarayda kural. Otoriter rejimler, itaatkâr, sadık yandaşlara ihtiyaç duyuyor. Sadakati sağlamak için de kesenin ağzını açmaktan çekinmiyor. Milletin cebinden ulufe dağıtıyor. Tıpkı Türkiye’de olduğu gibi… Fakat ünlü dizelerde söylendiği gibi: “Hasan Dağı arpalıktır, eğer saban yürürse, her derede bir değirmen, eğer suyu gelirse, her köylüden bir tavuk, eğer köylü verirse, güzel gidiş bu gidiş, eğer sonu gelirse!”

SİYASETEN SONU GELDİ

Her kötü yönetim gibi, Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin de siyaseten sonu gelmiştir. Şimdi koltuğu vermemek için bin dereden su getiriyorlar. Beceremeyince de vatandaşın gözünü korkutmak için kendileri gibi düşünmeyen, kendileri gibi yaşamayan, kendilerinden olmayan herkese şiddet uyguluyorlar. “Biz bu memleketin zencisiyiz” deyip iktidara gelenler şimdi, ABD’de polis şiddetinin kurbanı olan Floyd’a yapıldığı gibi gazetecilerin boğazına çöküyorlar. Nefessiz bırakıyorlar. Bunları soruşturması gereken bakan yardımcıları da işi gücü bırakıp, bu şiddeti eleştiren muhalefete cevap yetiştirmeye çalışıyorlar. Çok konuşmasıyla tanıdığımız İçişleri Bakanı da, her nedense bu mesajları sosyal medyadan paylaşmakla yetiniyor. Hayırdır; Saray bu Bakana artık konuşma yasağı mı uyguluyor?

VATANDAŞ NOTUNU VERDİ

Milletimiz Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin, ne yaptığını, neyi yapamadığını gördü. Bu Hükümete notunu da verdi. Erdoğan Şahsım Hükümeti artık yıpranmış, eskimiş, yönetme kabiliyetini yitirmiştir. Eskimiş conta misali işlevini yerine getirememektedir. Suyu kaçırmakta, evin faturalarını şişirmektedir. Bunları değiştirme zamanı gelmiştir. Milletimiz bu Hükümete tasdiknamesini vermek için gün saymaktadır.

CHP VE MİLLET İTTİFAKI GÖREVE HAZIR

Cumhuriyetin İkinci Yüzyılında, Cumhuriyet Halk Partisi, Millet İttifakı ortaklarıyla, milletin vereceği göreve hazırdır. Yeni kurumlar, Yeni kurallar, Yeni kadrolarla, milletimizi işle, aşla, refahla buluşturmaya hazırdır. Hakla, hukukla, adaletle, ülkeyi gerçek bir demokrasiyle yönetmeye, herkesin can ve mal güvenliğini sağlamaya, milletimizi üreterek zenginleştirmeye, zenginliği hakça paylaşmaya, kimseyi yalnız bırakmamaya, dışlamamaya kesinlikle kararlıyız. Biz, ekonomimizi büyütürken, ülkemizi, dağımızı, taşımızı, nehirlerimizi, ormanlarımızı koruyacağız. Milletimizi, devletimizi borca batırmayacağız, yurttaşlarımızı yüksek faize, enflasyona, hasılı hayat pahalılığına ezdirmeyeceğiz.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

Soru- Efendim yeni Anayasa konusundaki çalışmalarınız var. Parti Meclisi toplantısı Çarşamba günü gerçekleştirilecek. Bir taraftan da Seçim Kanunu’nda değişiklik öngören bir çalışmanız vardı. Bu konuda baraj konusunda CHP’nin tavrı ne yönde ve bu yeni Anayasa çalışmasına dahil edilecek mi yoksa Seçim Kanunu teklifi ayrı bir kanun teklifi olarak mı düşünüldü, o şekilde mi çalışıldı?

Faik ÖZTRAK- Bizim seçim kanunuyla ilgili çalışmamız tabi ki sistem çalışması içindedir. Biliyorsunuz bizim bir önemli hedefimizde bu darbeler döneminden kalan ve Türkiye’de gerçek bir demokrasinin olmasının önünde engel olan çeşitli hususların da bu yasalardan ayıklanmasıdır. Biz her alanda kimsenin darbe hukukundan arınmış, kimsenin dışlanmadığı bir Türkiye arıyoruz. Siyasette, ekonomide ve yaşamın diğer alanlarında kapsayıcılığa önem veriyoruz. Biz her partinin Meclis’te temsil edilmesinden tarafız. Bunu, en baştan beri ifade ederek geliyoruz. Diyoruz ki, “Bir parti yüzde 1 oy bile alsa en azından onun Genel Başkanı Meclis’te o partinin görüşlerini ifade edebilmelidir.” Bunun için de seçim barajlarının kaldırılmasından yanayız.

Soru- Artı-1 TV’nin kurulması için toplanan 40 milyon liranın CHP’li bir yönetici tarafından kaybedildiği iddia edildi. Bu isminde Sayın Erdoğan Toprak olduğu öne sürülüyor. Size ulaşan bu konuya ilişkin bir bilgi var mıdır?

Faik ÖZTRAK- Hayır yok.

Soru- Kanal İstanbul’un ilk temelinin atıldığı saatlerde Çanakkale’de CHP’lilerin aralarında olduğu, üç Genel Başkan Yardımcısının da bulunduğu bir kalabalık kadroyla bir sahil tesisi açıldı. Bu tesisin kaçak olduğu yönünde iddialarda var. Bu konuya ilişkin neler söylersiniz?

Faik ÖZTRAK- Orası yıllardır lokanta ve plaj olarak kullanılan bir yer. El değiştirdiği için bir açılış yapılmış. Oraya giden arkadaşlarımızın da herhalde ruhsat kontrolü yapacak hali yok. Varsa bir usulsüzlük, varsa bir eksiklik bunların tabi hemen giderilmesi lazımdır.

Soru- TBMM Savunma Komisyonunda Makine Kimya Endüstrisi Kurumunun anonim şirkete dönüştürülmesi teklifi tartışmalara yol açtı. Silah sanayinin gözbebeği MKE özelleştirilecek eleştirileri geldi. Bunun üzerine AK Partili üyeler, “Özelleştirme yok işletme devri olmayacak” önergesiyle ek düzenleme koyacaklarını söylediler. Sizin değerlendirmeniz nedir? Ayrıca Katarlıların geçtiğimiz günlerde Kırıkkale’deki fabrikayı gezdiği iddia ediliyor. Bu iddiaya ilişkin açıklamanız olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Arkadaşlar, AK Partili ve MHP’li milletvekilleri ne önerge yazarlarsa yazsınlar, ne önerge koyarlarsa kanuna koysunlar artık biz de biliyoruz, Türkiye’deki tüm insanlarımız da biliyor. AK Parti milletvekilleri ve MHP’li milletvekilleri yani Cumhur İttifakı’nın milletvekilleri saray ne derse onu yapar. Sarayın vesayeti altındaki bu milletvekillerinin kendi hür iradeleri yoktur. Bunlar tamamen sarayın iradesine göre hareket ederler. Dolayısıyla bunların yazmış oldukları önergelere de güvenmemiz mümkün değildir.

Özelleştirme olmayacaksa Makine Kimya Endüstrisi Kurumu neden Anonim şirkete çevrilmek isteniyor? Zonguldak’ı hatırlayın Zonguldak’ta Kömür İşletmesini Anonim Şirkete dönüştürdüler. Sonra bir güzel böldüler küçük küçük şirketlere şimdi Zonguldak’taki kömür işçilerini kimliksizleştirdiler, yok ettiler. Bunların bugüne kadar yaptıkları bundan sonra da yapacaklarının teminatıdır. Biz bu işe karşı çıkıyoruz, sadece biz değil bu kurumda çalışanlar da buna karşı çıkıyor. Savunma sanayinde yerlilik ve millilikten yanayız.

Bu arada Erdoğan’a ilahi aşkla bağlı olduğunu söyleyen birileri çıkıyor “Katar’la iki devlet bir millet olduğumuzu” da iddia ediyor. Ülkemizin en kritik varlıkları katar katar Katarlaştırılıyor. Bunların milletimizin vicdanını yaralıyor. Tıpkı Katarlıların bu tesisleri gezdiği iddiası gibi… Milletimiz sandıkta gereken yanıtı vermek için gün sayıyor.

Soru- Liseli gençler CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na 1 TL’lik manevi tazminat davası açtı. Katarlı öğrencilerle ilgili iddiaları nedeniyle sınav öncesi mağduriyet yaşadıklarını söylediler. Sayın Kılıçdaroğlu’nun aynı iddiası sürüyor mu, sizin bu konuya ilişkin bir değerlendirmeniz olacak mı? Ayrıca sınavsız Tıp Fakültesine giriş iddiası hakkında Milli Savunma Bakanlığı ve İletişim Başkanlığından gelen açıklamalar var. Aynı şekilde Sayın Kılıçdaroğlu’nun bu konuyla ilgili iddiası da sürüyor mu?

Faik ÖZTRAK- Biz orada kendi iradeleriyle mahkemelerde dava açan gençleri görmedik. Biz orada, AK Parti’nin Gençlik Kolları yöneticilerinin güdümünde, onların tahrikiyle adliyeye giden birkaç tane genci gördük. Hiç endişe etmesinler, Anadolu’nun en ücra köşesinde bile gençlerimiz bunların ne yaptığını görüyor. Haklarının yendiği duygusu her geçen gün biraz daha içlerinde büyüyor.

Demin gösterdim protokol burada. Misafir öğrenci. Misafir öğrencinin altında ne var? Hem Katar ordusuna askeri öğrenciler var, hem de bir sivil öğrenci ibaresi var. Gir o zaman Katar’ın milli savunmasına sivil öğrenci statüsüyle, gel Türkiye’de oku. Burada gençlerimizin haklarının yeneceği çok açıktır. Birileri gençlerimizi siyaseten kullanmaya devam etsin, bunun için de kendi gençlik kollarını kullansın. Ama biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak gençlerimizin hakkını savunmaya devam edeceğiz. Biz sözlerimizin arkasındayız.

Teşekkür ediyorum.

ÜLKENİN AŞİL TOPUĞU BİR İKEN İKİ OLDU

CHP Sözcüsü Öztrak, rüşvetten aklanmamış eski bakanın Büyükelçi yapıldığını, rüşveti verenin de ABD’de itirafçı olduğunu belirterek, “Bu yozlaşmış kadroların işlediği günah ve suçlar, dış politikamızın ve milli güvenliğimizin yumuşak karnı, Aşil topuğu oldu” diye konuştu. Şimdi Zarrab vakasına, bir de Sezgin Baran Korkmaz olayının eklendiğini söyleyen Öztrak, “Aşil topuğu bir iken iki oldu” dedi.

Sezgin Baran Korkmaz’ın iş ortağı olan Levon Termendzhyan’ın, Türkiye’den vatandaşlık alarak Lev Aslan Dermen olduğunu kaydeden Öztrak, “İranlı Reza Zarrab oluyor Rıza Sarraf. Ermeni Levon Termendzhyan oluyorr Lev Aslan Dermen. Allah aşkına, kara para aklamakla suçlanan tüm bu isimler, nasıl bu kadar kolay Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oluyor? Tertemiz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı, kara para aklayan bu yabancılara neden paravan yapılıyor? Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı bu iktidar için, bu kadar mı ucuz? Bu kadar mı değersiz?” diye sordu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

AMASYA TAMİMİ’NİN YIL DÖNÜMÜ

Bugün 21 Haziran en uzun gün. Yani aydınlığın en uzun sürdüğü gün… Ve bugün, yine gece yarısı “Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararlılığı kurtaracaktır” diyerek, Milli Kurtuluş Savaşımızın işaret fişeğini atan, Amasya Tamimi’nin 102. yıl dönümü. Bu tamimi bizzat kaleme alan, Kurtuluş Savaşımızın büyük önderi, Cumhuriyetimizin banisi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, Kurtuluş Savaşımızın tüm kahramanlarını, saygı ve rahmetle anıyoruz. Böyle aydınlık bir günde, milletimiz de sandıkta karanlığı yırtarak, aydınlığa ulaşmaya hazırlanıyor. Biz bunu insanlarımızın gözlerinde ve bizlere gösterdiği samimi yakınlıkta görüyoruz.

BELEDİYELERİMİZ BAŞARILI BİR SINAV VERİYOR

Geçtiğimiz üç gün boyunca, Belediye Başkanlarımızla birlikte Gaziantep’teydik. Verimli bir çalıştay gerçekleştirdik. Genel Başkanımız, Genel Başkan Yardımcılarımız, Belediye Başkanlarımız saha çalışmaları da yaptılar. Seçildikleri günden itibaren, özellikle de pandemi döneminde, Belediyelerimiz çok başarılı bir sınav veriyor. Sosyal demokrat belediyeciliğin ne olduğunu, halkımız, yaşayarak tecrübe ediyor. 19 yıllık iktidar millete beş maskeyi bedava dağıtamazken, 40 yıl vergi veren esnafa 40 gün bakamazken, Sayın Genel Başkanımızın talimatıyla, Belediyelerimiz, milletimizin yükünü hafifletmek için bu dönemde canla başla çalıştılar. Bundan sonra da, aynı şevkle çalışmaya devam edeceklerini bu çalıştayda bir kere daha dile getirdiler.

ADALETİN TERAZİSİYLE OYNADILAR

Bugün Merkez Yönetim Kurulumuzda, mafya-siyaset-medya-ticaret ekseninde patlayan skandalları, bunun uluslararası boyutlarını, derinleşen yolsuzluk ağlarını ve bu nedenle ortaya çıkan ağır yoksulluğu, devlet kriziyle içi içe geçen ekonomik krizi ve ülkemizi bu buhrandan çıkarmak için nelerin, nasıl yapılması gerektiğini görüştük.

“Adâletin gözleri, âdil olsun diye bağlıdır. Namussuzlara göz yumsun diye değil…” Ama Erdoğan Şahsım Hükümeti, adaletin göz bağıyla ve terazisiyle o kadar çok oynadı ki, namussuzların arsızlığı, edepsizliği ülkede aldı yürüdü. Erdoğan Şahsım Hükümeti, hukuku katlederken yozlaştı… Yozlaştıkça adaletin boğazına daha sıkı yapıştı.

BAKANLAR ZARRAB’IN CEBİNE GİRECEK KADAR KÜÇÜLDÜ

Yaşanan bu yozlaşma, bu topraklarda edebi, adabı, ahlakı ve adaleti yutmakla kalmadı. Devletimizin itibarına ve uluslararası saygınlığına da büyük bir darbe vurdu. Bu ülkede bakanlar; 30 yaşındaki İranlı Reza Zarrab’ın cebine girecek kadar küçüldüler. Elbise askılarından, ayakkabı kutularından, evlerdeki kasalardan, sıfırlanamayan rüşvet paraları ortalığa saçıldı. Türkiye, bu rezilliklerle hukuk ve yargı önünde yüzleşemedi, hesaplaşamadı. TBMM’nin hazırladığı araştırma raporu dahi sümen altı edildi. Bununla da yetinmediler. Bakanları da, şanlı bayrağımızı da bu rüşvetçiye dekor yapmaya kalktılar. “Cari açığımızı kapattı” diyerek, bu rüşvetçiye ödül veren, dünya üzerindeki ilk hükümet oldular.

İŞLEDİKLERİ GÜNAHLAR ÜLKEMİZİN AŞİL TOPUĞU OLDU

Ve yine dünya üzerinde ilk defa, elbise askılarında rüşvet almaktan aklanmamış bir eski bakanı, Türkiye Cumhuriyeti’ne Büyükelçi yaparak, tarihin karanlık sayfalarına geçtiler. Peki, ardından ne oldu? Bu şahıs, Türkiye’den kaçtı. Amerika Birleşik Devletleri’nde itirafçı oldu. Amerika Birleşik Devletleri’ne, Irak’ta askerlerimizin kafasına çuval geçirildiğinde, verilmeyen nota, bu rüşvetçi için, bir değil, tam iki kez verildi. Şimdi ABD’de yürüyen Halkbank Davası, Demokles’in kılıcı gibi tepemizde sallanıyor. Bu kadroların, yozlaşmış kadroların işlediği günah ve suçlar, dış politikamızın ve milli güvenliğimizin yumuşak karnı, Aşil topuğu oluyor.

MEHMETÇİĞE AFGANİSTAN’DA NÖBET YAZILDI

Bugün Amerika Birleşik Devletleri, 1,5 milyar dolar verdiğimiz F-35’leri teslim etmiyor. Yetmiyor dedelerimizi soykırımcılıkla suçluyor. Yine sınırlarımızda ulusal çıkarlarımıza aykırı projelere yol veriyor. Erdoğan Şahsım Hükümeti de, tüm bunlara rağmen, 2,5 milyar dolar verdiğimiz S-400’leri hangardan çıkarmıyor, Meclis’e sormadan, Taliban ile Türk askerini bir başına bırakmayı göze alıyor, Mehmetçiklerimize Afganistan’da nöbet yazılmasını kabul ediyor, bunun sebebi ne? Bunun sebebi işte bu Aşil topuğunda aranmalıdır.

DERMEN TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞI YAPILDI

Şimdi Zarrab vakasına, bir de Sezgin Baran Korkmaz eklendi. Aşil topuğu bir iken iki oldu. Bu fotoğrafı bir daha gösteriyorum. Şu fotoğrafa bir bakar mısınız? Sezgin Baran Korkmaz, şu anda Avusturya’da, ABD’nin isteğiyle gözaltında. Onun yanındaki Jacob Kingston, bu da ABD’de, kara para aklama ve dolandırıcılık suçundan tutuklu. Yanlarında da Erdoğan… Bu fotoğrafta olmayan ama bu kara para aklama işinin göbeğinde olan, Amerika’da tutuklu bir başka isim daha var: Ermeni iş adamı Levon Termendzhyan. Namı diğer Lev Aslan Dermen. Neden? Çünkü bu kişi sonradan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yapılmış.

BELİZE’NİN YAPTIĞINI YAPAMADILAR

Koskoca Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ve Türkiye Cumhuriyeti yargısının, 419 bin nüfuslu Orta Amerika ülkesi olan Belize’nin Parlamentosu’nun ve Belize yargısının yaptığını yapamaması bizim yüreğimizi acıtıyor. Sezgin Baran Korkmaz’ın iş ortağı Levon Termendzhyan’ın, Belize vatandaşlığı almak için, Belize’deki bir Bakana rüşvet verdiği ortaya çıkınca, Belize Parlamentosu ve yargısı ayağa kalkıyor, rüşvet alan bu bakanda görevinden oluyor.

ZARRAB OLDU SARRAF, TERMENDZHYAN OLDU DERMEN

Şimdi soruyorum, bu Sezgin Baran Korkmaz’ın iş ortağı olan Levon Termendzhyan, Türkiye’de nasıl Lev Aslan Dermen oluyor? Bu kişi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını nasıl alıyor? İranlı Reza Zarrab oluyor Rıza Sarraf. Ermeni Levon Termendzhyan oluyorr Lev Aslan Dermen. Allah aşkına, kara para aklamakla suçlanan tüm bu isimler, nasıl bu kadar kolay, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oluyor? Tertemiz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı, kara para aklayan bu yabancılara neden paravan yapılıyor? Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı bu iktidar için, bu kadar mı ucuz? Bu kadar mı değersiz?

TÜRKİYE’DE VERİLMEYEN CEVAPLAR ORADA VERİLECEK

Hafta sonu öğrendik ki; Amerika Birleşik Devletleri yargısı, Sezgin Baran Korkmaz’ın Türkiye’deki tüm mal varlığına el konarak, ABD Hazinesi’ne devrini istemiş. Biz haftalardır, kara para aklama suçundan aranan ve yurtdışına kaçan Sezgin Baran Korkmaz hakkında, buradan soruyoruz. Sezgin Baran Korkmaz’ın mal varlığına tedbir konmuşken, yurtdışına çıkışı yasaklanmışken, “Olmayan” bir MASAK raporuna dayanarak, bu kişinin mal varlığı üzerindeki tedbir ve yurtdışına çıkış yasağı nasıl kaldırılabiliyor? Mal varlığı üzerindeki tedbirin ivedilikle kaldırılmasını isteyen, Başsavcı vekilini hangi güç Adalet Bakan Yardımcısı yapıyor? Hâkimler ve Savcılar Kurulu, bu şaibeli işler için neden hala inceleme başlatmıyor? Sezgin Baran Korkmaz, yurtdışına kaçmadan hemen önce, İçişleri Bakanlığı’na çağrıldı mı? Bunu da soruyoruz. Türkiye’de sözde bir gazetecinin, Sezgin Baran Korkmaz ile bir klik arasında çantacılık yaptığı, bu kliğe verilmek üzere 10 milyon Avro istediği artık ortada. Bu rüşveti alacak klik kimdi? Bu kliğin içinde siyasetçiler, hâkim ve savcılar var mıydı? Ne yazık ki bu ve buna benzer sorular, ülkemizde, Türkiye’mizde yargı önünde cevaplanamadı. Bazı karanlık eller bu dosyalara müdahale etti. Sezgin Baran Korkmaz’ın yurtdışına kaçmasını sağladı. Şimdi Sezgin Baran Korkmaz, ya Avusturya, ya da ABD mahkemelerinde yargılanacak. Türkiye’de dinleyemediğimiz, cevap almadığımız soruları, ses kayıtlarını, tıpkı Reza Zarrab olayında olduğu gibi, onlar dinlenecek, yeri zamanı geldiğinde de, ülkemize karşı kullanılmak üzere saklayacaklar. Milli güvenliğimiz, ulusal menfaatlerimiz, bir kez daha yara alacak.

SANKİ HEPSİ OMERTA YEMİNİ ETMİŞ

Bundan bin 600 yıl önce büyük bir filozof; “Adalet ortadan kalkarsa, hükümet büyük soyguncu çetelerinden başka ne olur?” demişti. Genel Başkanımız da, “Hukukun üstünlüğünden vazgeçerseniz, devlet organize suç örgütüne dönüşür” diye ülkeyi yönetenleri kaç defa uyardı. Bunlar cürüm ve çamur ittifakına dönüştüler. Sonunda bu ittifakın ev ahalisinden olan, bir suç örgütü elebaşı, “Biz hepimiz aileyiz. Her suçta beraberiz” de dedi. İçişleri Bakanı çıktı; “Suç örgütünden 10 bin dolar maaş alan siyasetçi var” dedi. Sözde gazetecilerin, 10 milyon EURO rüşvete aracılık ettiği anlaşıldı. Ama nedense savcılar bir türlü harekete geçmedi. Erdoğan susuyor, AK Parti MKYK’sı susuyor. Havuz medyası susuyor. Sanki hepsi mafyanın “Omerta yeminini”, yani “suskunluk yeminini” etmişler. Ondan sonra da Erdoğan çıkıyor örgütlerine de suskunluk yemini ettiriyor. “Gerek ana kademe, gerek hanım kardeşlerim, gerekse genç kardeşlerim birbirimizin arkasından, en ufak bir laf etmeyeceğiz”  diyerek, herkese susma talimatı veriyor. Erdoğan Şahsım Hükümeti ve Cumhur İttifakı mafyayla ittifak yapıyor, teröristlerle masaya oturuyor, onlarla aynı yolda yürüdüğünü itiraf ediyor, sonra da çıkıyorlar pişkin bir edayla muhalefeti itham ediyorlar.

ÜLKEYİ DÜNYANIN EN BÜYÜK KARA PARA AKLAMA MAKİNESİNE ÇEVİRDİLER

Ne diyorlar, “Arsız kendini güçlü sanırsa, haklıyı haksız çıkarmaya çalışırmış.” Ama Çamur ve Cürüm İttifakı sussa da, kabahatini iftira ederek, çamur atarak kapatmaya çalışsa da, yaşanan kirlenme, ülkemizin uluslararası itibarını, konumunu her alanda dibe çekiyor. Türkiye, Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde, 2014’de 59. sıradaydı, 2020’de 107. sıraya düştü. 6 yılda 48 basamak birden düşmüşüz. Yine Küresel Yolsuzluk Algı Endeksi’nde, 2014’de 67. sıradaymışız. 2020’de 86. sıraya gelmişiz. Yolsuzluk algısında 22 basamak birden kötüleşmiş küresel konumumuz. Yine Kara Paranın Aklanmasının Engellenmesi Endeksi’nde, 2015’te 82. sıradaymışız, 2020’de 100. sıraya düşmüşüz. Burada da 18 basamak birden kötüleşmişiz. Erdoğan Şahsım Hükümetleri 19 yıldır bu ülkeyi yönetiyor. Bu 19 yılda mali af, mali afları ihya eden düzenlemeler ve Varlık Barışı adı altında 18 kanun çıkardılar. 6 tanesi de Varlık Barışı. Dünyanın hangi ülkesinde bu kadar çok mali af çıkarılır? Kaynağı belirsiz paralar hangi ülkelerde bu kadar kolayca aklanır? Hz. Mevlana; tüm insanlığa sevgi diliyle, “Ne olursan ol, yine gel” diye seslenmişti. Bu yönetim ise tüm dünyaya; “Hırlı, hırsız ne olursanız olun, yeter ki dolarları getirin” diye sesleniyorlar. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti’ni, dünyanın en büyük kara para aklama makinesine çevirdiler.

KÖTÜ PARA İYİ PARAYI KOVAR

İktisatta Gresham Yasası olarak bilinen, önemli bir kural vardır. “Kötü para, iyi parayı kovar.” Nitekim bir ekonomide, hukuksuzluk, adaletsizlik, rüşvet ve kirli ilişkiler, kara paraya yol verirse, mülkiyet hakkını tehdit ederse, yeni istihdam yaratacak, işi ve aşı büyütecek “nitelikli sermaye” başka yerlere kaçar. Sonunda dönersiniz dolaşırsınız kara paraya mahkum olursunuz. Bugün Türkiye’de yaşanan ne yazık ki tam da budur. Tarihimizde ilk defa, gayrimenkul hariç net doğrudan yabancı sermaye yatırımları, eksiye dönmüştür. 2021 Nisan ayı itibariyle son 12 ayda, Türkiye’den yurtdışına çıkan doğrudan yatırım miktarı, 3 milyar 986 milyon dolar. Aynı dönemde gayrimenkul hariç, Türkiye’ye gelen doğrudan sermaye yatırımı ise sadece 3 milyar 119 milyon dolar. Türkiye’den “kaçan” nitelikli sermaye, Türkiye’ye “giren” nitelikli sermayeden fazla… Yaklaşık 900 milyon dolar açık var. Böyle bir tabloyla ilk kez karşılaşıyoruz.

GENÇLER ZABITA OLMA KUYRUĞUNDA

İstihdam ve gelir yaratacak yatırımları artırmadan, milletimizin iş ve aş davasını çözemeyiz. Yoksulluğu ortadan kaldıramayız. Şu yaşananlara, ülkemizde yaşananlara bir bakın, Hâkim-Savcı olmak hayaliyle hukuk okuyan, Kaymakam-Vali olmak hayaliyle siyasal bilgiler okuyan gençlerimiz, devletten artık umutlarını kesmişler. Bu gençlerimiz, Ankara Büyükşehir Belediyemizin 250 kişilik zabıta alımına başvurmak için, kuyruklar oluşturmuş. Yazık değil mi bu gençlerin hayallerine, yazık değil mi ailelerinin emeklerine… Belediyelerimizin istihdam meselesini çözme kapasiteleri sınırlıdır. İstihdam meselesini bu ülkede merkezi hükümet çözmelidir.

BUNUN ADI SOYGUNDUR

Ama TÜİK’in rakamları ortada. Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin, işbaşında olduğu son üç yılda, 2018 Nisan ayından, 2021’in Nisan ayına, gerçek işsizlerin sayısı 4 milyon 635 bin kişi artmış. Yine işsizlerin sayısı 3 yılda ikiye katlanmış. Aynı dönemde birde 867 bin yurttaşımız çalıştığı işini kaybetmiş. Erdoğan Şahsım Hükümeti, milletimize yeni iş veremediği gibi, olan işini de milletimizin elinden almış. Son üç yılda yoksullarımızın sayısı da 2 milyon 57 bin kişi artarak, 17 milyon 921 bin kişiye ulaşmış. Ülkemizde her beş kişiden biri yoksul. 17 milyon 921 bin yurttaşımız, ayda bin 239 lirayla geçinmeye çalışıyor. Ama diğer tarafta sarayın beslemeleri 2 maaş, 3 maaş, 5 maaş, 10 maaş, yetmez 11 maaşla abat oluyorlar. Bugün gördük ki, daha önce vekillik yapmış, Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdürü 11 ayrı yerden, 11 maaş alıyor. Beyefendinin danışmanı da 5 ayrı yerden, 5 maaş alıyor. Açıkça ifade edeyim, bunun adı soygundur. Çiftçi kan ağlarken, çiftçinin tarlasına, traktörüne, ineğine haciz koyan bu kuruluşa sıkılmadan çökmüşler. Bunu söyleyince kızıyorlar. Ama bir daha söylüyorum, çiftçinin kooperatifine bu kadro çökmüş. Bu ne ya?

İNSANLAR YAŞAMLARINA KIYIYOR

Ne demişler: “Aç doyar, açgözlü doymaz.” Ama diğer tarafta ülkemizde 26 milyon 363 bin kişi, beklenmedik bir harcama çıktığında bunu karşılamakta çok zorlanıyorum diyor. 48 milyon 550 bin vatandaşımız, evinden uzak bir hafta tatil yapamıyor. 30 milyon 538 bin vatandaşımız ise, iki günde bir sofrasına bir kap et yemeğini koyamıyor. Sonrada bu tablonun sorumlusu olan, Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin başı çıkıyor, dönüyor muhalefete “Açları buyurun siz doyurun” diyor. Kendini kaybediyor. Bugün bu ülkede açlıktan, yoksulluktan, işsizlikten ve umutsuzluktan, insanlarımız yaşamlarına kıyıyor. Yine son bir ayda 20 polisimiz intihar etmiş, canına kıymış. İçişleri Bakanı, bununla ilgili tek laf etmiyor. Bunun sebebi ne? Bunu derhal araştırıp çözmek zorundasınız. Ama bakan bunun yerine, “2019’da 7 bin polis alımı için verilen ilana, 105 bin 128 kişi başvurdu” diye övünüyor. Beyefendi, insanlar memlekette korkunç bir işsizlik olduğu için her yerde başvuru kuyruklarında bekliyor. Ve siz,  milletin size emanet ettiği evlatlarına, sahip çıkamıyorsunuz.

O AHKAMI İÇİŞLERİ BAKANINA KES

Bu arada, “Ayda 10 bin dolar rüşvet alan siyasetçinin ismini açıklamayarak”, suç işleyen Bakan, suçları kovuşturmakla görevli olan polislere, geçtiğimiz hafta sonu, hangi yüzle hitap edebiliyor? Kanunları korumakla yükümlü olarak yetiştirilen bu çocukların karşısında nasıl durabiliyor? Erdoğan Şahsım Hükümeti milletimizin aş-iş davasına gözlerini kapatmıştır. Milletimizin davasına sırt çevirenler, şimdi çıkmış, kavgalı eve dönen partisinin mensuplarına, “Biz bir davayız. Davanın mensubu olanlar, birbiri aleyhine konuşmaz” diye ahkâm kesiyor. Erdoğan’a tavsiyemiz o ahkâmı örgütüne değil, atadığın İçişleri Bakanına kes. Bu ülkenin seçilmiş Başbakanına, nasıl kumpas kurduğunu ballandıra ballandıra anlatan, bu atama İçişleri Bakanı değil mi?

HERKES ERDOĞAN SONRASINA HAZIRLANIYOR

Partide herkesin Erdoğan sonrasına hazırlandığı, birbirleri için dosyalar topladığını cümle âlem konuşmuyor mu? Ama Erdoğan çıkmış bir davadan bahsediyor. Bu davanın, doların yeşili olduğunu, alınan ihaleler ve şişen banka hesapları olduğunu, üç beş ayrı yerden alınan ballı maaşlar olduğunu, uçan kaçan Saraylarda yaşanan şatafat olduğunu, sadece milletimiz görüp, öğrenmedi. AK Parti örgütünün mensupları da görüyor. Şimdi onlara “Biz bir davayız. Davanın mensubu olanlar, birbiri aleyhine konuşmaz” diyerek, vicdanlarının sesini susturamazsınız. Kişisel menfaat ve ikbal peşinde koşanların, Ulvî dava ve hedefleri olamaz! Ne güzel diyor Aliya İzzetbegoviç; “Ulvi hedef, aşağılık bir vasıtayı kutsal kılamaz, fakat aşağılık bir vasıta, her hedefi küçültebilir ve yıpratabilir.”

BİRİKEN ÇAMURU TEMİZLEMEK İÇİN BUNLARI YAPACAĞIZ

Bu ülkede yönetenler ve yandaşları Karun olurken, millet fukaralaştı. Kimsenin ağzının tadı, tuzu kalmadı. Şimdi siyasette ve ülkemizde, 19 yıldır biriken çamuru, pisliği, kiri, pası, temizlemek için, yapılacaklar bellidir. Sayın Genel Başkanımız; temiz siyaset ve temiz toplum için yol haritamızı, İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamemizde ilan etti. Güzel ülkemizi bu çamurdan mutlaka arındırmaya kararlıyız. Yepyeni ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi getireceğiz. Kuvvetler ayrılığını, millet adına hesap sormayı, milletin hakkını hukukunu savunmayı, adaleti güçlendirmeyi vadediyoruz. Yargı üzerindeki baskıları kaldıracağız. Siyasi Ahlak Yasası’nı çıkaracağız. Siyasetin finansmanını şeffaf hale getireceğiz. Emekli vekillerin, bakanların, üç beş ayrı yerden maaş almalarına son vereceğiz. Kamu İhale Kanunu’nu, Rekabet ve şeffaflığı sağlayacak şekilde, yeniden düzenleyeceğiz. Sayıştay’ı gerçek işlevine kavuşturacağız. TBMM’de Kesin Hesap Komisyonunu kuracağız. Başına da muhalefet partisinden birini getireceğiz.

SİYASET DE EKONOMİ DE RAHATLAYACAK

Bu adımlar sadece siyaseti rahatlatmakla kalmayacak, ekonomide kaybolan güveni de tesis edecek. Bunların yapıldığı, şeffaflığın sağlandığı bir ekonomide, İşsiz sayımız 2,5 milyon kişi artarken kimsede kalkıp milletle aday eder gibi yüzde 7 büyüdük” diyemeyecek. 128 milyar dolar TCMB kasasından, yok yere buharlaşmayacak. İhaleler üç beş yandaşın elinde toplanmayacak. Dövizle garanti verilmeyecek. Yolsuzluk ve yoksulluk olmayacak. Tank-Palet Fabrikaları Katar’a peşkeş çekilmeyecek.

MKE’Yİ KİME PEŞKEŞ ÇEKECEKSİNİZ

Bu arada Tank-Palet demişken, Erdoğan Şahsım Hükümeti, Makine Kimya Endüstrisi Kurumu’nu Anonim Şirket haline getirmek istiyormuş. Hayırdır, Milli Savunmamızın gözbebeği, yüzlerce yıllık bir kurumumuzu, şimdi kimlere peşkeş çekmeye hazırlanıyorsunuz? Kime, neyin sözünü verdiniz?

SARIKLI AMİRALİN ÜSTÜNÜ ÖRTMEYE KALKMAYIN

Erdoğan hafta sonu “Talan İstanbul Projesi” için, görüş açıklayan 104 emekli amirali kast ederek, “Hesapları soruluyor” dedi. “Sizin devletle, milletle ne işiniz var” diye de ekledi. Peki Erdoğan’ın emekli vekillerinin, 11 ayrı yerden 11 maaş alırken bu soru neden sorulmuyor. Onların devletle ne işi var? Ama emekli amiraller “görüş beyan edince”, hesap soruluyor. “Devletle, milletle ne işiniz var” deniyor. Peki, tarikat evinde sarıkla, cübbeyle yakalanan Muvazzaf Sarıklı Amiralin, hesabı ne oldu? Sayın Akar, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı soruşturmayı tamamladı mı? Tamamladıysa Yüksek Disiplin Kurulu’nu neden toplamıyorsunuz? Yoksa bu cübbeli Amirali, ordudan ihraç etmek yerine tüm özlük haklarını vererek emekli etmeye mi çalışıyorsunuz? Bunun için Yüksek Askeri Şura’ya kadar soruşturmayı ertelemek mi istiyorsunuz? Sayın Bakan, oturduğunuz makam, “Keşke Yunan ülkeyi işgal etseydi” diyenlere sahip çıkma makamı değildir. Kışlaya siyaset sokma makamı hiç değildir. Devletimiz baki, bu hükümet gidicidir. Milletimiz de bunu bilmektedir.

BUHRAN VATANDAŞIN SUÇU DEĞİL

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, umutsuzluğu asla kabul etmiyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti büyük bir devlettir. Milletimiz de büyük bir millettir. Biz bu ülkenin yaşadığı en derin krizlerden birinde, ülkemizi ayağa kaldıran ehliyetli kadrolara sahibiz. Eğer Türkiye, bugün büyük bir buhran yaşıyorsa, bu vatandaşlarımızın suçu değildir. Bu ülkeyi yönetme kabiliyetini tamamen yitirdikleri halde, sıcak koltuklarına yapışan, oradan bir türlü kalkmamak için ısrar edenlerin suçudur.  Biz Türkiye’yi düze çıkarmak için hazırız. Yeni Kurallarla, Yeni Kurumlarla, Yeni Kadrolarla ülkemizin ufkunu açmaya hazırız. Ülkede gerginliği bitirmeye, parti ayrımı gözetmeden, bu ülkeyi seven herkesle kucaklaşmaya hazırız. Biz milletimizin sadece oyuna değil, gönüllerine de talibiz. Biz insanlarımızı ötekileştirmeye değil, birleştirmeye geliyoruz. Biz bu ülkenin tertemiz insanlarıyla beraber, kimseyi dışlamadan, yepyeni bir geleceği inşa etmek için geliyoruz.

SEÇİM YASALARIYLA OYNAYANIN GİDİŞİ YAKINDIR

Biz hazırız, artık vakit tamam. Milletimiz de, “Yakamızdan düş, sandıktan kaçma Erdoğan” diyor. Öyle gözüküyor ki, artık Cumhur İttifakı da sonlarının yaklaştığını görüyor. O nedenle de şimdi Seçim Yasası’nı değiştirmeye hazırlanıyormuş. Siyasette bilinen bir kuraldır. Bir yönetim seçim yasalarını değiştirmeye çalışırsa, artık gidişi yakındır.

Benim diyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim. Teşekkür ediyorum beni dinlediğiniz için.

Soru- Yargıtay 5. Ceza Dairesi Üyesi İsa Çelik sosyal medya hesabından bir paylaşım yaptı. “15 Temmuz’dan sonra safralarını atan FETÖ yoluna devam ediyor. Bu tarihten önce tüm avenesiyle her yerde olan FETÖ şimdi beyin takımıyla özel ve kritik görevlerdi en gizli şekilde varlığını sürdürüyor” dedi. En üst yargı organlarından biri olan Yargıtay’ın bir üyesinin FETÖ’cüler özel ve kritik görevlerde açıklamasını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Bu ülkeyi yönetenleri hatırlayalım… FETÖ borsaları kurmuşlardı. Kripto FETÖ’cüler ülkenin kritik makamlarına yerleşmiş durumda. Biz de bunları gördük, konuşulanları gördük o nedenle de bir kitapçık hazırladık ve “FETÖ’nün siyasi ayağı nerede?” diye sorduk. Yasaklamaya kalktılar. Buradan bir kere daha söylüyorum. FETÖ’nün siyasi ayağı ortaya çıkmadan bu iddiaların sonu gelmez.

Soru- Sosyal medyada bir tweet paylaşıldı bu da kamuoyunun gündemine düştü. 24 Eylül 2020’de çekildiği belirtilen bir fotoğrafta Ankara’da bir restoranda Sezgin Baran Korkmaz Yargıtay 7. Daire Üyesi Tekman Savaş Nemli’yle yemekte aynı masada görülüyor. Aynı twette “Görüşmeden kısa bir süre sonra Sezgin Baran Korkmaz’ın malvarlığına tedbir ve yurtdışına çıkış yasağı kaldırıldı” deniyor. Henüz yanıt verilmeyen birçok iddianın gölgesinde bir Yargıtay üyesinin Sezgin Baran Korkmaz’la aynı masada olmasını siz nasıl yorumlarsınız?

Faik ÖZTRAK- Valla ülkedeki çürüme son hız devam ediyor. Her yerden lağım kokuları yükseliyor. Ama baktığınızda AK Parti Genel Başkanı Erdoğan sessiz. Hükümetin başı. Bu çürüme bir parti Genel Başkanının aslında tek başına hakim tayin eder duruma gelmesiyle başladı. Bu kişinin MASAK raporu olmadan tahliye edilmesini isteyen de başsavcı vekili. Yemekte bu kişiyle resim veren kişide bir Yargıtay üyesi… Bu kişinin yurtdışına çıkmadan önce ziyaret ettiği yer de İçişleri Bakanlığı… Bakın çok açık söyleyeyim, bu işin arkasında çok güçlü bir siyasi irade yoksa yapılmaz. Biz soruyoruz, bu işlerin başında kim var, bu talimatları kim veriyor? Asıl bunun ortaya çıkması lazım. Ne diyor atalarımız? Balık baştan kokar.

Soru- HDP’ye kapatma davasında ilk inceleme tamamlandı. Yüksek mahkeme iddianameyi kabul etti. Sizin bu konudaki görüşlerinizi alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Bizim bu konudaki duruşumuz nettir. Yani siyasi partiler suç işlemez, siyasi partilerin mensupları suç işler. Bunun hesabını da yargıda şahsen verirler. Ama bugün talimatla açılan bir davayla bir partinin kapatılması milletin vicdanını yaralar. Siyasi partileri millet açar, millet kapatır.

Teşekkür ediyorum.

BU KİRLİ SENARYOLARI DAHA ÖNCE GÖRDÜK

CHP Sözcüsü Öztrak, HDP İzmir İl Başkanlığı’na yapılan saldırıyla ilgili, “Biz bu kirli senaryoları, daha önce de gördük. Milletimiz aynı kirli suda bir kere daha yıkanmayacak kadar tecrübelidir. Milletimizin güvenlik kaygılarını artırarak, korkuyu manipüle ederek, demokrasi ve özgürlük taleplerini baskı altına almaya kalkanlara, bu millet artık geçit vermeyecektir” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Gaziantep’te düzenlenen Belediye Başkanları Çalıştayı’nda yaptığı basın toplantısında şunları söyledi:

Sözlerime başlarken, dün HDP İl Başkanlığına İzmir’de yapılan menfur saldırıyı ve işlenen alçakça cinayeti lanetliyorum. Meclis’te grubu bulunan bir siyasi partinin il merkezine yapılan bu saldırıda, gencecik masum bir insan yaşamını yitirdi. Deniz Poyraz’a Allah’tan rahmet, kederli ailesine sabır ve başsağlığı diliyorum. 

BİZ BU KİRLİ SENARYOLARI DAHA ÖNCE GÖRDÜK

Son üç yıldır siyasi yaşamımızda kutuplaşma ve gerginlik artıyor. Tehdit dili, toplumsal barışımıza ve özgürlüklerimize kastediyor. Devlet krizi her geçen gün biraz daha ağırlaşıyor. Karanlık eller, bir süredir gazetecilere, siyasetçilere, siyasi partilere yönelik fiili saldırılarını artırdılar. Defalarca söyledim, demokrasilerde özgürlüğün bedeli, sürekli ihtiyatlı olmaktır. Biz bu kirli senaryoları, daha önce de gördük. Milletimiz aynı kirli suda bir kere daha yıkanmayacak kadar tecrübelidir. Milletimizin güvenlik kaygılarını artırarak, korkuyu manipüle ederek, demokrasi ve özgürlük taleplerini baskı altına almaya kalkanlara, bu millet artık geçit vermeyecektir. 

DEMOKRASİYE, ÖZGÜRLÜĞE VE TOPLUMSAL BARIŞA SARILACAĞIZ

Biz bu ülkenin demokratları olarak, demokrasimize, özgürlüğümüze, toplumsal barışımıza sıkı sıkıya sarılacağız. Sandığın milletimizin önünden kaçırılmasına, milletimizin iradesinin gasp edilmesine asla izin vermeyeceğiz.

GERÇEK FAİLLER YARGI ÖNÜNE ÇIKARILMALIDIR

Ülkeyi yöneten ittifakın başındakiler, muhalefeti, “Bunlar iyi günleriniz” diyerek tehdit ediyorlar. “Ya bizimlesiniz, ya da bugünleri ararsınız” diye şantaj yapmaya kalkıyorlar. Biz bunlara asla ama asla pabuç bırakmayız. Milletin can ve mal güvenliğini sağlamak, ülkeyi yönettiğini söyleyen hükümetin görevidir. Bu saldırı, tüm yönleriyle aydınlatılmalıdır. Bu, Erdoğan şahsım hükümetinin namus borcudur. Hükümet, saldırganı, bu eylemin planlayıcılarını, gerçek failleri hızla yargının önüne çıkartmalıdır. Siyasetçilere, siyasete ve medyaya yönelik daha önceki saldırılarda, görevini savsaklayan hükümet, artık bu sorumluluktan kaçamaz. Erdoğan şahsım hükümetine sesleniyorum, görevinizi bihakkın yapın, yapamıyorsanız milletten özür dileyip, emaneti sahibine derhal iade edin.

AK-BABA OLDULAR, ÜLKENİN ÜSTÜNE ÇÖKTÜLER

19 yılda, ülkemizde ne yazık ki kirlenmeyen, çürümeyen, çökülüp, çökertilmeyen hiçbir şey kalmadı. Ünlü şairimiz Özdemir Asaf’ın dizelerindeki gibi, Erdoğan Şahsım Hükümetleri elinde, “Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler.” Bunlar iş başına gelirken kendilerine ak dediler. Ama 19 yılın sonunda, mafya babalarını ev halkına katıp, “ak-baba” oldular. Ülkemizin kaynaklarına, geleceğine, umutlarına, akbaba gibi çöktüler.

LEŞ BİTTİ, KAVGA BAŞLADI

Ama akbabaların dostluğu, leş bitene kadar sürermiş. Leş bitti, evde kavga başladı. AK Parti’nin içinde kavga aldı yürüdü. Taht kavgaları, saray entrikaları, kumpaslar, şantajlar, on bin dolarlar, on milyon avrolar havalarda uçmaya başladı. İçişleri Bakanı kavga sırasında, mafya elebaşından, 10 bin dolar alan bir siyasetçi olduğunu söyledi. Erdoğan sustu. AK Partililer sustu. Medyanın büyük bölümü sustu. Savcılar ise olan biteni seyretti. Biz ise bu vahim beyanın takipçisi olduk. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına, “Milletvekilleri şaibe altında, bakana bu ismi sor” dedik. Nihayet bu atama bakan, üç hafta sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına gitti. İçişleri Bakanı, mafya elebaşının maaşa bağladığı siyasetçinin halen vekil olmadığını söyledi, oradan çıktı. Bu bakan, mafyadan rüşvet alan siyasetçi hakkında savcılara tam bir ay sonra bilgi verdi. Savcılar ise o gelmeden kendisini davet edip, doğrudan soruşturmaya başlayamadılar.

NE 10 BİN DOLARI, ÇANTAYLA VERMİŞ

Bu arada bakanın suç örgütü elebaşına rüşvet verdiğini söylediği elebaşı çıktı, “Ne 10 bin doları kardeşim, çantalar dolusu para verdim” dedi. Bir AK Parti MKYK üyesine çantalar dolusu para verdiğini söyledi. Ama yine Erdoğan’ın da, partisinin MKYK’sının da gıkı çıkmadı. Savcıların resen harekete geçtiğini, bu itiraflar üzerine görmedik. Ama parayı aldığı söylenen AK Parti’nin MKYK üyesi, “Ben elçiyim, elçiye zeval olmaz” diyerek belli yerlere mesajını da verdi.

TUZ KOKTU

Yargı niye sesini çıkaramıyor? Çünkü ülkeyi yönetenler, ilkin yargıya çöktüler. Hem de bir defa değil, birkaç defa çöktüler. Önce hoca efendilerinin müritleri eliyle yargıya çöktüler. Sonra 20 Temmuz Sivil Darbesini fırsat bilip, AK Partili il, ilçe yöneticisi avukatları, hâkim, savcı yaparak bir kez daha yargıya çöktüler. Ne güzel diyor Ziya Paşa, “Hâkimin davacı, mübaşirin tanık olduğu bir davada, o mahkemenin verdiği hükme adalet denir mi?” Bugün ülkemizde tuz koktuysa, kimi, kime şikâyet edeceğiz? Pislik ortaya saçılmış, ama dava açacak tek bir savcı ortada yok.

KUŞ UÇMUŞ, GEÇMİŞ OLSUN

Skandallar bir değil, on değil. Bir bakan, Ruhsar Pekcan, kendi bakanlığına mal satıyor. Suçüstü yakalanıyor. Ama hakkında açılan herhangi bir soruşturma yok. Yine bir siyasetçi mafyadan 10 bin dolar maaşa bağlanmış. Bunu bu ülkenin İçişleri Bakanı söylüyor ama ismini vermiyor. Bunda da ne İçişleri Bakanına ne de bu siyasetçiye açılan bir dava yok. Bugün Adalet Bakan Yardımcısı, dönemin İstanbul Başsavcı Vekili iken, kara para aklamakla suçlanan Sezgin Baran Korkmaz’ın mal varlığı üzerine konmuş tedbirin, ivedilikle kaldırılmasını istiyor. Mahkemede, olmayan bir MASAK raporuna istinaden, tedbiri kaldırıyor. Soruşturmada bu şahsın ifadesi bile alınmıyor. Sezgin Baran Korkmaz, önce İçişleri Bakanlığına çağrılıyor, sonra da apar topar yurtdışına kaçıyor. Sonunda MASAK bir rapor hazırlıyor. Milyonlarca dolar kara para aklandığını bu raporla tespit ediyor. Mahkeme bu sefer Sezgin Baran Korkmaz hakkında, tutuklama kararı veriyor. Ama artık kuş uçmuş, geçmiş olsun. Bu rezalete de açılan bir soruşturma yok.

SAVCILAR ORTADA YOK, HSK SESSİZ

Bir sözde gazeteci, bu Sezgin Baran Korkmaz’dan, Ankara’da mukim bir klikle arasını yapmak için, 10 milyon avro istiyor. Bunu yurtdışına kaçan Sezgin Baran Korkmaz söylüyor. Başka gazeteciler de, böyle bir pazarlığa ait ses kaydını dinlediklerine şahitlik ediyorlar. Yetmiyor, havuz medyasının birçok ünlü kalemşörünün, Korkmaz’ın Bodrum’daki otelinde ağırlandığını gösteren fotoğraflar ortaya saçılıyor. Ama savcılar ne hikmetse bu konuyu da merak etmiyorlar. Savcılar, ne bu ses kaydına şahitlik eden gazetecilerin ifadesine başvuruyor, ne de bu sözde gazeteciyi çağırıp, “Bu Ankara’daki klik kim, bu kliğin içinde hangi siyasetçiler, hangi hâkimler, hangi savcılar, hangi bürokratlar var” diye soruyor. Bütün bunlar ortadayken, Hakimler Savcılar Kurulu Üyeleri ne yapıyor? Bu olan bitenin bir tanesi için bile, bir soruşturma başlatıldı mı? Bunları gerçekten milletimiz adına soruyoruz ve öğrenmek istiyoruz.

DUYGU DELEN KARARI TÜRKİYE’NİN VİCDANINI YARALADI

Bugün Türkiye’nin her karış toprağından, adalet çığlıkları yükseliyor. İşte Gaziantep’te yaşanan Duygu Delen vakası. Daha 17 yaşında gencecik bir kızcağız. Hayata nasıl veda ettiği hala belli değil. En son “Arkadaşının evinde balkondan düştü” deniyor. Tartışmalı bilirkişi raporları, birbirinden farklı uzman görüşleri. Önce cinayet deniyor bu uzman görüşlerinde, en son da balkondan düştü… Ve mahkeme sonunda sanığın ev hapsiyle tahliyesine karar veriyor. Bakın bu karar dün geldiğimden beri insanlarla konuşuyorum, Gaziantep’in ve hatta Türkiye’nin vicdanını yaralıyor. Gazianteplilerin gönlü bu karar nedeniyle hiçte rahat değil.

GAZETECİLİĞİ HANUTÇULARIN ELİNE BIRAKTILAR

Susan, görevini yapmayan sadece yargı mı? Medyanın büyük kısmı da ülkedeki skandallara sessiz… Neden? Çünkü ülkeyi yönetenler sadece yargıya değil, medyaya da çöktüler. Gazetecilik mesleğini çürütüyorlar. Gerçek gazetecileri hapislere atıyorlar, işlerinden ediyorlar. Bu kutsal mesleği hanutçuların, çantacıların, komisyoncuların eline bırakıyorlar. Halka gerçekleri anlatacak bağımsız medyayı, kirli rant havuzlarında boğuyorlar.

SÜTÜN FİYATI SABİT, YEMİN FİYATI SERBEST

Çiftçinin bankası Ziraat Bankası’ndan, bu işler için aktardıkları 750 milyon dolara, aldıkları bu krediye yandaş medya baronları çöküyor. Kendi yandaşına son derece müşfik olan bu hükümet, iş çiftçimize, besicimize gelince, onları görmüyor, seslerini duymuyor. Bankalar, tarım-kredi kooperatifleri borca batan çiftçinin traktörüne, ineğine, arazisine çöküyor. Dün çiğ süt fiyatları açıklandı. Üreticilerimiz prim dâhil sütün litresine 4 lira istediler. Ama bu iktidar vere vere 3 lira 20 kuruş verdi. Yetmedi, yılsonuna kadar da bir kuruş zam vermem dedi. İneğin verdiği sütün fiyatı sabit, ama ineğin yediği yemin fiyatı serbest. Sadece son bir yılda süt yemi fiyatı yüzde 73, besi yemi fiyatı da yüzde 71 zam görmüş. Bir kilogram sütle bir kilo yem alınamıyor. Bu hayvancıya ne demek biliyor musunuz? Süt üretmeyin, inekleri kesin, siz bu işten vazgeçin demek. Çok açık söyleyeyim. Dünya üzerinde kendi çiftçisine, kendi üreticisine, kendi hayvancısına bu kadar gaddarlık yapan başka bir hükümet göremezsiniz. Herkes gıda güvenliğinin peşinde koşuyor, bizimkiler üreticiye eziyet ediyor.

YARINIMIZA DA ÇÖKTÜLER

Bu yönetim, devletin ihalelerine de çökmüş vaziyette. Kamu İhale Kanunu’nu eleğe çevirmiş durumdalar. 56 ayrı kanun ya da kanun hükmünde kararnameyle, ihale kanununda 200’e yakın değişiklik yaptılar. Bu ucube rejimin düğmesine basıldığı 2014’ten 2021, bu yıla kadar yani, adrese teslim yapılan ihalelerin tutarı 38 milyar dolar. Bugünkü kurla Türk Lirası’na çevirirseniz yaklaşık 330 milyar Türk Lirası ediyor. Bu arada Türk Lirasıyla devlete iş yapmayı kabul eden müteahhitlere de, devlet parasını ödemiyor. Ama “Milletin kesesinden tek kuruş çıkmayacak” diyerek yaptıkları, Kamu Özel İşbirliği projelerine verilen avrolu, dolarlı garantiler tıkır tıkır bütçeden ödeniyor. Sadece bugünümüze değil, bu garantilerle yarınımıza da çöktüler.

YANDAŞ YUTTU SALKIMI, MİLLETE VERDİLER TALKINI

Bu projelerle milletin vergilerine, bütçesine çöktüler. Salgının başından bu yana,  geçilmeyen köprü ve yollar için, uçulmayan havaalanları için beş havuz müteahhidine yapılan ödeme, 22 milyar 771 milyon lira. Aynı dönemde 84 milyona verilen karşılıksız hibe desteği ise, sadece 10 milyar lira. Yandaşlarına yutturdular salkımı, millete de verdiler talkını.

SARAYIN BAKANLARINA TAVSİYE: ALO MÜTEAHHİT HATTINI KULLANIN

Şimdi beşli çete Azerbaycan’daymış, gördük televizyonlarda. Bu şirketlerin sahipleri o kadar imtiyazlı ki, hatırlayın Libya’ya giden gemimize baskın olmuştu. Büyükelçimiz beş saat boyunca Cumhurbaşkanına ulaşamamıştı. Ama bunlar Erdoğan’a istedikleri an ulaşıyorlar. Milletin iffetli analarına küfreden müteahhit, şantiyedeyim diyerek, Erdoğan’ın özel telefonuna konumunu atıyor. Erdoğan’da hemen ona geri dönüyor. Şimdi Saray Hükümeti’nin bakanlarına tavsiye ediyorum. Bir daha acil olarak Erdoğan’a ulaşmak istediklerinde, bu yandaş Alo Müteahhit hattını kullansınlar.

ÜLKENİN BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ ÇÖKTÜ

Devlet krizinin geldiği şu noktaya bir bakın. Bu yönetim Merkez Bankası’nda hini hacette kullanılacak, ihtiyat akçesine milletin kefen parasına bile çöktü. Yetmedi, kayınpeder damat bir oldular, kasadaki 128 milyar doları erittiler, yok yere çökerttiler. Şu anda Merkez Bankası kasasında, bankaya ait tek sent yok. 11 Haziran itibariyle, Merkez Bankası’nın döviz bilançosu 36 milyar dolar açık veriyor. Ülkenin bağışıklık sistemi çöktü. İşte bugün bu yüzden, dünyanın en yüksek faizini veren 7. ekonomiyiz. Ülke risk primimiz hala en yakın rakibimizin iki katı. Ve bugün küresel piyasalarda bir kelebek kanat çırptığında, Türkiye’de fırtınalar kopuyor.

AŞAĞ TÜKÜRSEN SAKAL, YUKARI TÜKÜRSEN BIYIK

İki gün önce Amerikan Merkez Bankası Başkanı, 2013 Mayıs ayında yaptığı gibi, yeni bir parasal sıkılaştırmanın işaret fişeğini atacak bir konuşma yaptı. Türk Lirası daha ilk anda, en çok değer kaybeden para birimi oldu. Daha önce faizleri makul seviyelere indirmiş,  Brezilya, Rusya gibi ülkelerin merkez bankaları, faizlerini artırarak, bu yeni konjonktüre uyum sağlamaya başladılar bile. Ama biz, hükümetin yanlış politikaları nedeniyle bir kere daha, yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal durumuyla karşı karşıya kaldık. Faiz zaten çok yüksek, herkes şikayet ediyor. Ekonomi nefessiz kalmış. Bir de faizi yükseltseler milletimiz iyice boğulacak. Bütçenin ilk beş aylık sonuçları ortada… Faiz giderleri geçen yılın aynı dönemine göre, yüzde 25 artmış, 81 milyar 457 milyon liraya ulaşmış. Yok, faizi düşürmeye kalksalar, bu sefer de Türk Lirası hızla değer kaybetmeye başlayacak. Millet dövize, altına koşacak. Ardından gelecek enflasyon tsunamisi ve faiz artışı sarmalı altında milletimiz kalacak.

MERKEZ BANKASI İKİ CAMİ ARASINDA BEYNAMAZ

Merkez Bankası bu yüzden, iki cami arasında, beynamaz kaldı. Yeni Merkez Bankası yönetimi iş başına geldiğinden buyana dört defadır faize hiç dokunamadı. Halbuki hani faizi düşüreceklerdi? Ama bu çaresizlik de piyasaların iyice dikkatini çekmeye başladı. Türk Lirası’ndaki değer kaybı yüzde 19’luk korkunç bir faize rağmen sürüyor. Ekonomide sıkışan, hini hacette kullanılacak ihtiyat akçelerini tüketen, rezervleri çökerten Erdoğan, şimdi koltuğunu koruyabilmek için, ülkemizin ulusal hak ve menfaatlerini de gözden çıkarabiliyor.

ERDOĞAN BRÜKSEL’DE MEHMETÇİĞE AFGANİSTAN NÖBETİ YAZDIRDI

Erdoğan, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı ile o çok istediği yüz yüze görüşmeyi sonunda yaptı. Peki bu görüşmeden bize ne çıktı, biz ne aldık? Kim karlı çıktı? F-35 uçaklarını elimizden almışlardı. Geri alabildik mi? Hayır. Peki F-35 uçakları için verdiğimiz 1,5 milyar doları geri alabildik mi? O da hayır. Amerikan Kongresi’nin uyguladığı yaptırımları kaldırabildik mi? O da hayır. S-400 meselesi çözüldü mü? O da hayır. 2,5 milyar dolar verip aldığımız bu füzeleri kullanabilecek miyiz? Öyle gözüküyor ki, o da hayır. Tüm bu sorular, tüm bu sıkıntılar masada duruyor. Peki, Erdoğan Brüksel’de ne yaptı? Ben söyleyeyim. Mehmetçiğimize Afganistan’da nöbet yazdırdı.

TÜRK ASKERİNİN CANI, ABD SENARYOSUNDA ROL KAPMAK İÇİN İLERİ SÜRÜLDÜ

Bir de bunu biz kimden öğrendik? Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Güvenlik Danışmanından. Meclis ne oldu? Bu kararları Meclis verir. Tek başına Cumhurbaşkanı da veremez. Meclisi yine takmadılar. Türk askerlerinin canı, Amerikan senaryolarında rol kapabilmek için ileri sürüldü. Mehmetçiğimizin canı bu kadar ucuz mu?

İÇERİDE ATAR, DIŞARIDA AYAR

İçimizi acıtan olaylar bununla da sınırlı değil. Erdoğan her seferinde, içeride atar yapıp, dışarıda ayar yiyor. Bu seferde Brüksel’de farklı bir şey olmadı. Oraya giderken, “24 Nisan’ı gündeme getirmeden geçmek mümkün değil” dedi. Brüksel’de gazeteciler, ecdadımıza soykırımcı diyen Amerika Birleşik Devletleri Başkanı’yla görüşmede, “Bundan duyulan rahatsızlık kendisine anlatıldı mı” diye sorduğunda, hem de gülerek, “Hamdolsun 24 Nisan hiç gündeme gelmedi” deyiverdi. Yandaş bir yazar sonradan diyor ki, toplantıda Biden bizim heyeti mest etmiş, o nedenle de bu konu gündeme gelmemiş. Anlaşılan Biden, Erdoğan’ın mal varlığını gündeme getirmemiş. Bu nedenle de toplantı hiçbir şey talep etmeden geçmiş, gitmiş, mutluluk içinde.

DİPLOMATLARIMIZIN SIZLAYAN KEMİKLERİNDEN UTANIN

Erdoğan Şahsım Hükümeti, Türkiye’nin en haklı, en meşru davalarını bile artık savunamıyor. Ülkemizin yıllardır savunduğu tarihi gerçeklerin, dünyadaki siyaset bezirgânları tarafından çöpe atılmasına, eğilip bükülmesine ses dahi çıkaramıyor. Ama hiç olmazsa Asala terör örgütünün hunharca katlettiği, 31 diplomat ve diplomat yakınının sızlayan kemiklerinden biraz utanmak gerekiyor.

VATANDAŞ MÜLKSÜZLEŞİYOR

İşte bu yönetim, harun olacağız diyerek iş başına geldi. Şimdi hepsi karun oldu. Milletin evladı tek bir iş bulamazken, elindeki işini, sazını, dükkânını, tarlasını, ineğini, atölyesini, fabrikasını yitirirken, ülkemiz korkunç bir biçimde mülksüzleşiyor, insanımız korkunç bir şekilde mülksüzleşiyor, mülkünü kaybediyor. 10 milyon işsizimiz var. 17 milyon 921 bin yurttaşımız, ayda bin 239 lirayla geçinmeye çalışıyor. Bunu da ben söylemiyorum, Türkiye İstatistik Kurumu söylüyor.

SARAY BESLEMELERİNE 3-5 MAAŞ

Ama sarayın beslemeleri 2 maaş, 3 maaş, 5 maaş günlerini gün ediyorlar. Milyarlarca lira alıp, günlerini gün ediyorlar. Son üç yılda yoksullarımızın sayısı 2 milyon 57 bin kişi artarak 17 milyon 921 bine ulaşmış. Artık ülkede her beş kişiden biri yoksul. Bu rakamlara, kapsadığı dönem itibariyle, daha salgının yıkıcı etkileri, yakıcı etkileri de yansımamış durumda. Ülkede yaratılan toplam gelirin yarısını, nüfusun yüzde 80’i alıyor. Toplam gelirin diğer yarısını ise, nüfusun yüzde 20’si arasında pay ediyor. En zengin yüzde 5’in ise, tüm gelirin neredeyse dörtte birini alıyor. Ne demişti üstatları, “Allah’ın 10 pulunu bekleye dursun 10 kul, bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul, bu taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa.” Bugünün Türkiye’sinde durum tam da bu.

SARAY İZANI KAYBETTİ

Nüfusun yüzde 32’si, yani 26 milyon 363 bin kişi, beklenmedik bir harcama çıkarsa bunu karşılamakta zorlanıyor, karşılayamıyor. Nüfusun yüzde 59’u, yani 48 milyon 550 bin kişi, evinden uzak bir hafta tatil yapamıyor. Ve en acısı, nüfusun yüzde 37’si, yani 30 milyon 538 bin yurttaşımız, sofrasına iki günde bir, et, tavuk veya balık olan bir kap et yemeği koyamıyor. Ve bu ülkede 19 yıldır iktidar olanlar, yarattıkları bu tablodan utanmayıp, muhalefete “açları buyurun siz doyurun” diyecek kadar, izanlarını kaybedebiliyorlar.

CHP İKTİDARINDA KİMSE YATAĞA AÇ GİRMEYECEK

Ama Erdoğan dâhil, hiç kimse merak etmesin. Milletimizin sabırsızlıkla beklediği ilk sandıktan sonra, bu ülkede kimsenin yatağa aç girmemesini sağlayacağız. Türkiye’yi, yeni kurallar, yeni kurumlar ve yeni kadrolarla ayağa kaldıracak projelerimiz hazır. Yeni kurallarda ilk sırayı yepyeni ve güçlendirilmiş bir parlamenter sistem alıyor. Bu çerçevede, Cumhurbaşkanı tarafsız olacak, herkesin Cumhurbaşkanı olacak. Kuvvetler ayrılığını ve bağımsız yargıyı yeniden tesis edeceğiz. Seçim Yasası’nı değiştireceğiz. Milletin vekilini, milletin seçmesini sağlayacağız. Yine Siyasi Ahlak Yasası’yla, ülkemizde siyaseti, içine düştüğü çıkmazdan çıkaracağız.

EKONOMİDE YENİ KURAL: ÜRETEREK BÜYÜME

Ekonomide yeni kuralımız, borçla değil, üreterek büyüme olacak. Sağlık ve gıda gibi stratejik alanlarda, kendi kendine yeterlilik için kamucu yaklaşımı benimseyeceğiz. Asgari ücretten vergi almayacağız. Çalışma hayatına ilişkin düzenlemeleri, ILO normlarıyla uyumlu hale getireceğiz. Parasal, mali ve çevresel sürdürülebilirliği sağlamak için gerekli tüm düzenlemeleri derhal yapacağız.

YENİ KURALLARIN ÜZERİNDE YÜKSELEN YENİ KURUMLAR

Bu yeni kuralları, yeni kurumların üzerinde yükselteceğiz. Ülkenin istişareyle yönetilmesi için ekonominin tüm aktörlerini bir masada birleştiren Ekonomik ve Sosyal Konseyi vakit geçirmeden toplayacağız. Adaletli bir vergi sistemi için Ulusal Vergi Konseyi’ni oluşturacağız. Hesap veren siyaset için, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kesin hesap komisyonunu kuracağız. Bu komisyonun başkanı da muhalefetten olacak.  Hiçbir çocuğun yatağa aç girmemesi için Aile Destekleri Sigortası Kurumu’nu hayata geçireceğiz. Ülkede hesapsız, kitapsız, keyfi iş artık yapılmayacak. Stratejik Planlama Teşkilatını mutlaka hayata geçireceğiz.

TÜM BUNLARI YAPMAK İÇİN YENİ KADROLAR

İşte tüm bunları yapmak için daha önce ülkeyi en derin krizlerden çıkarmış, yeni kadroların, Cumhuriyet Halk Partisi kadrolarının iş başına gelmesi gerekiyor. Milletimiz artık bunların ne yaptığını görüyor, notlarını veriyor, bunlara yerlerini göstermek için, evlerine yollamak için, sabırsızlıkla sandığı bekliyor, gün sayıyor.

SEÇİM YASALARINI TARTIŞMAYA BAŞLADIYSALAR YOLUN SONU GÖRÜNDÜ DEMEKTİR

Artık vakit tamam, sandıktan kaçma, yakamızdan düş Erdoğan diye feryat ediyor. Peki bunlar ne yapıyor? Ortaklarıyla birlikte seçim yasalarında neler yapacaklar, nasıl değiştirecekler, dar bölge mi olsun, baraj mı olsun, bunu tartışıyorlar. Buradan açıkça ifade ediyorum. Öyle gözüküyor ki, artık Cumhur İttifakı sonun başlangıcında olduğunu görüyor, o nedenle de şimdi seçim yasalarını tartışmaya başlıyor. Bir yönetim seçim yasalarını değiştirmeyi tartışmaya başlıyorsa, artık o yönetimin kendisi de bu yolun sonuna geldiğini görüyor demektir. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Çok teşekkür ediyorum.

SİZİ GİDİ IMF’CİLER SİZİ

CHP Sözcüsü Öztrak, CHP’nin buharlaşan 128 milyar dolarla ilgili afişlerini kaldıran Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin IMF raporundaki benzer tespitlere ses çıkaramadığını, yine CHP’nin desteklerin artırılması taleplerine kulak tıkayan Hükümetin IMF’den gelen öneri üzerine destekleri artıracağını açıkladığını belirterek, “Biz Türkçe söyledik dinlemediler. Milletimiz perişan oldu. Ama tavsiyeler İngilizce olunca, bir de Washington DC’den gelince hemen kabul etmişler. Rahmetli Erbakan Hoca’nın dediği gibi: Sizi gidi IMF’ciler sizi…” diye konuştu. 

Atanmış İçişleri Bakanı’nın arkasına Cumhur İttifakı’nın küçük ortağını alarak Erdoğan’a racon kestiğini ifade eden Öztrak, “Kavgalı evin ahalisi, birbirlerine kumpaslar kuruyor. Şantaj yapıyor. Taht kavgası almış başını gitmiş. Evin reisi meflûç… Kıpırdayamıyor” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Bugün toplantımızda; Mafya-Siyaset-Ticaret ekseninde derinleşen devlet krizini, milletimizi ezen ekonomik krizi, salgında yeterli destek alamayan toplum kesimlerinin sorunlarını, ağırlaşan toplumsal buhranı ve bu buhrandan çıkışın yollarını ele aldık.

YETKİSİ ÇOK SORUMLULUĞU YOK

Demokrasilerde, “Yetki, beraberinde sorumluluk da getirir.” Milletin verdiği yetkiyi kullananlar, yaptıklarının ya da yapmadıklarının hesabını millete verir. Ülkemizde Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin yetkisi çok, ama sorumluluğu hiç yok. Ülkemizi, yetkileri sımsıkı kucaklayan, sorumluluğu kabul etmeyen bir anlayış yönetiyor. Böyle olunca; yandaşa ihale dağıtmayı, kendilerine saraylar yapmayı, itibardan tasarruf etmemeyi, Saray beslemelerine üçer, beşer maaş bağlamayı, ülkenin dağını taşını, derelerini, denizlerini talan etmeyi, beytülmali ganimet sayıp yağmalamayı, atadan, deden kalan mirası satıp yemeyi, ülkenin geleceğine, geçilmeyen köprü ve yollarla ipotek koymayı, milletten acımasızca vergi toplamayı ve koskoca ülkeyi gırtlağına kadar borca batırmayı devleti yönetmek sanıyorlar.

MİLLET SARAYIN MUTLULUĞU İÇİN ÇALIŞIYOR

Hükümetler, millete hizmet için vardır. Ama Erdoğan Şahsım Hükümeti, milleti kendilerine hizmetkâr olarak görüyor. Bu çarpık anlayışın elinde, “Hepimiz bir avuç saray sosyetesinin, mutluluğu için çalışır hale geliyoruz.” Tüm nimetler bu mutlu azınlığa, külfet ise tüm millete… Bu sorumsuzların elinde ülkemizi müsilaj götürüyor, Marmara denizi ölüyor. İşsizlerimizin sayısı 10 milyonu geçmiş. Pahalılık milleti perişan etmiş. Milletin 128 milyar doları buharlaştırılmış. Sadece ülkemiz değil, insanımız da borca batmış. Milletin büyük bir kısmının geliri her gün erirken, Saray, duran, uçan, kaçan saraylarında gününü gün ediyor, bir avuç saray sosyetesinin durumu son derece iyi ama millet “açım” diye bağırıyor. Erdoğan ise “açları siz doyurun” diyerek, sorumluluğu muhalefete yıkıyor.

19 YILDA 2,5 TRİLYON DOLAR HARCADILAR

Son 19 yılda, milletten 2 trilyon 311 milyar dolar vergiyi soruyoruz kim topladı? Dışarıdan 109 milyar dolar, yurt içinden 63 milyar dolar borcu kim aldı? Millete ait 62 milyar dolarlık malı mülkü kim sattı? Hâsılı 2 trilyon 544 milyar dolarlık kaynağı, bu ülkede kim kullandı? Bu paraları Erdoğan ve Erdoğan’ın başında olduğu hükümetler harcadı. Nereye gitti bu paralar? Bugün milletimiz sıkıntılardan bunalmış. “Bu ülkeyi kim yönetiyor? Hükümet yok mu?” diye feryat ediyor.

SICAK KOLTUĞUNDAN KALKSIN, GÖREVİ BİZE BIRAKSIN

Türkiye Cumhuriyeti, Büyük Önderimiz Atatürk’ün ifadesiyle; “Bilhassa kimsesizlerin kimsesidir.” Aslında yeni kurulan devletin en iyi tarifi de budur. Devleti 19 yıldır yöneten, bugün çıkıp muhalefete, “Aç dolaşanları buyurun siz doyurun” diyorsa, milletin dertlerine çare olma sorumluluğunu üstlenmiyorsa, o zaman, beyefendi sıcak koltuğundan da kalkacak. O koltuğu görevi yerine getirecek olan bizlere bırakacak.

GETİRİN SANDIĞI, KAPANSIN HARAM KAPILARI

Hatası çok olanın, hayâsı da az olurmuş. Erdoğan Şahsım Hükümetinin hataları, bir değil, yüz değil, bin değil… Artık yapılması gereken bellidir. Sandığı biran önce milletin önüne getirin. Milletimiz emanetini bu kifayetsiz yönetimden almaya hazır. Biz de göreve hazırız. Bu topraklarda hiçbir çocuğumuzun yatağa aç girmemesi için çarelerimiz, politikalarımız hazır. Aile Destekleri Sigortamız hazır. Tekrarlıyoruz: Getirin sandığı, kapansın haram kapıları. CHP iktidarında kardeşçe kurulacak Halil İbrahim sofrasında, tüm milletimize yer var.

SARAYDAKİ AYNALARINIZA BAKIN

“Ön teker nereye giderse, arka teker de oraya gider.” Erdoğan’ın atanmış yardımcısı da, 25 yıl İstanbul’u kimin yönettiğini unutmuş. 19 yıldır Erdoğan Şahsım Hükümetlerinin, Türkiye’yi yönettiğini bilmezmiş gibi görünüyor. Marmara Denizi’ndeki deniz salyası felaketinin sorumluluğunu, iki yıldır görevde olan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımıza yıkmaya çalışıyor. Sorumlu mu arıyorsunuz? Saraylarınızdaki aynalara bakacaksınız. Daha dün Çorlu’da, Çevre Bakanlığı’nın işlettiği “Derin Deşarj Sahili” kapkara oldu. Jandarma resim çekilmesini engellemek için önlem aldı.

TEK SORUMLU ERDOĞAN ŞAHSIM HÜKÜMETİ

Ne diyor Peygamber Efendimiz: “İnsaf dinin yarısıdır.” İslam’ın şartı beş ise, altıncısı da haddini bilmektir. Ama bunlar kibre kapılıp, güçten şımarıp, insafı da yitirmiş. Ar damarları çatlamış. Oksijen yuvası Kazdağları siyanürle, zümrüt yeşili Cerattepe dinamitle, güzelim İkizdere iş makineleriyle yıkılıyorsa, dünyanın gözbebeği Salda Gölü betonla sıvanıyorsa, güzelim Marmara Denizimiz salyaya boğulduysa, bunların tek sorumlusu var o da Erdoğan Şahsım Hükümeti. Şimdi bu talan zihniyeti, 25 yıl yönetip “İhanet” dedikleri İstanbul’a, bir de öldürücü darbe vurmaya hazırlanıyor. Bunu da muhalefete çamur atarak saklamaya çalışıyorlar. Biz bu ihanetin sorumlularını da, bu ihanete ortak olacakları da bir kez daha uyarıyoruz: Bizim iktidarımızda talan İstanbul’a tek kuruş çalışmayacak. Herkes bunu bilip, hesabını ona göre yapsın.

AK PARTİ’DE HALA AKLISELİM SESLER VAR

Ülkeyi 19 yıldır yönetenler, aralarında kavgaya tutuştular. Tüm kirli işleri de ortaya dökülmeye başladı. Kavgalı evin reisi Erdoğan; “Bunlarla kaybedecek zamanımız yok” diyerek, yine sorumluluklarından kaçmaya çalışıyor. Ancak Erdoğan’ın etrafında ve AK Parti içinde, hala aklıselim sesler de var. Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyesi Sayın Cemil Çiçek, “Ortalıkta siyasetçilerin araçlarına, çantalar dolusu para konulduğu iddiaları var. Bu iddia suç örgütü lideri olarak tanıtılan birisine ait… Bunu görmezden gelebilir misiniz?” diye soruyor. Herhalde bu sorunun muhatabı belli… Bunu ilk görmesi gereken kişi Erdoğan’ın kendisi… Çünkü çantalarla para aldığı söylenen vekiller, Erdoğan’ın kendi partisinden…

İÇİŞLERİ BAKANI ERDOĞAN’A RACON KESİYOR

Ama Erdoğan, bu skandala sessiz… Ne demişler? Sükût ikrardan gelir. Erdoğan, çantalarla para aldığı söylenen MKYK üyesine, hiçbir şey diyemiyor. Çünkü o MKYK üyesi “ben elçiyim” diyerek, Erdoğan’a mesajını veriyor. Yine Erdoğan’ın kendi atadığı İçişleri Bakanı’na da bir şey söyleyemiyor. Çünkü o Bakan da Erdoğan’a ayar verip racon kesiyor. Yetmiyor, arkasına Cumhur İttifakı’nın küçük ortağını alıyor. Kavgalı evin ahalisi, birbirlerine kumpaslar kuruyor. Şantaj yapıyor. Taht kavgası almış başını gitmiş. Evin reisi meflûç… Kıpırdayamıyor.

İÇİŞLERİ BAKANININ YAPTIĞI SUÇ

Ama artık yargı da, Türkiye Büyük Millet Meclisi de ortalığa saçılan pislikleri görmezden gelemez. İçişleri Bakanı görevi nedeniyle elde ettiği bir bilgiyi, mafya elebaşından 10 bin dolar alan siyasetçinin ismini hala saklıyor. Savcılara suç duyurusunda bulunmuyor. Bunu soran Meclis Başkanına cevap vermeye tenezzül etmiyor. Başkan’ın bilgi istediği 27 Mayıs’tan bu yana, 18 gün geçti. 15 gün içinde cevap verilmesi gerekiyor hala Meclis Başkanına verilmiş bir cevap yok. Bu nasıl bir keyfi yönetim anlayışıdır. Ne yargıyı, ne de milli iradenin tecelligâhı Meclis’i takmıyorlar. İçişleri Bakanı’nın bu yaptığı alenen suçtur. Suça ortaklıktır.

OLMAYAN MASAK RAPORU ÜZERİNDEN TEDBİR KALDIRILDI

Yine kara para aklama suçundan yargılanan ve şaibeli bir şekilde yurtdışına kaçan Sezgin Baran Korkmaz’la ilgili, her gün ortalığa yeni bilgiler çıkıyor. Şu fotoğrafa bir bakar mısınız? Erdoğan ortada. Bir yanda yurtdışına kaçan Sezgin Baran Korkmaz. Bir yanda da ABD’de Mormon tarikatının üyesi olduğu söylenen ve bütün bu şirketlerin başındaki Jacob Kingston. Bu şahıs ABD Hazinesini dolandırma suçunu itiraf etmiş, Türkiye’ye kaçarken de ABD’de tutuklanmış birisi. Bir tarafta da SBK Holding’in Türkiye yetkilisi var. Şimdi bu fotoğraftaki Sezgin Baran Korkmaz’ın, malvarlığı üzerindeki tedbir kararının kaldırılması için, bir MASAK raporu veya yazısının olmadığını, 9 Haziran tarihinde MASAK açıkladı. Bu durumda, olmayan MASAK raporu üzerinden, bunu gerekçe göstererek mahkeme tedbir kararını 6 Kasım 2020’de nasıl kaldırdı? Bugün Adalet Bakan Yardımcısı olan, dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili, Sezgin Baran Korkmaz’ın mal varlığı üzerindeki tedbir kararının ivedilikle kaldırılmasını neye istinaden talep etti? Hâkimler ve Savcılar Kurulu, tüm bu şaibeli iş ve işlemler için ne yapmaktadır? Bu konularda, HSK’da yürütülen bir inceleme var mıdır?

İÇİŞLERİ BAKANI YA GÖREVDEN AYRILMALI YA DA GÖREVDEN ALINMALI

Yurtdışına kaçan bu şahsın, İçişleri Bakanlığı’na davet edildiği kaçmadan önce basında yazılıp çiziliyor. İçişleri Bakanlığı’ndaki bu görüşmelerin ardından,  ilgili şahsın hemen ertesi gün, yurtdışına kaçtığı da biliniyor. Sezgin Baran Korkmaz yurtdışına nasıl kaçtı? Bu kaçışa kimler göz yumdu? Bunların mutlaka aydınlatılması gerekir. Meclis’te de siyasete bulaşan bu ağır şaibeleri kaldırabilmek, temizlemek için vakit geçirmeden, bir Araştırma Komisyonu mutlaka kurulmalıdır. İçişleri Bakanı 10 bin dolar alan siyasetçiden başlayarak, tüm bu iddialarla ilgili TBMM’de hesap vermelidir. Soruşturmanın selameti bakımından da, bundan önceki soruşturmalarda, bakan soruşturmalarında olduğu gibi, İçişleri Bakanı, görevinden ayrılmalı veya ayrılmıyorsa da görevinden alınmalıdır.

SİYASİ AHLAK YASASI ÇIKARACAĞIZ

Bundan 2 bin 300 yıl önce Çinli bir filozofun dediği gibi, “Eğer yoz siyasetçiler, kendilerini güven ve kazanç içinde görüyorsa, bu çöküşün başlangıcıdır.” Türkiye yoz siyasetçiler için güven ve kazanç kapısı olamaz. Siyasetin arınması, temizlenmesi için yapılması gerekenler bellidir. Genel Başkanımız bunu, İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi’nde açıklamıştır. Bütün kurultay delegelerimizde bu beyannameyi onaylamıştır. Biz Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında, Siyasi Ahlak Yasası’nı çıkaracağız. Kamu İhale Kanunu’nda rekabet ve şeffaflığı yeniden sağlayacağız. Sayıştay’ı gerçek işlevine kavuşturacağız. Ulusal Vergi Konseyi’ni ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Kesin Hesap Komisyonu’nu kuracağız. Başkanı da muhalefetten olacak. Siyaset kurumuna ve siyasetçiye güven duyulması için kararlı adımları atacağız.

HALKTAN ALINANI HALKA GERİ VERECEĞİZ

CHP iktidarında, uçan, yüzen, yürüyen saraylardan başlayarak, israf kapılarını birer birer kapatacağız. Bu sarayları, uçakları, araçları şeffaf ihalelerle satarak, elde edilecek kaynakları, Aile Destekleri Sigortası eliyle, ihtiyaç sahibi ailelerimizin çocuklarına, eğitim destek bursu olarak dağıtacağız. Halktan alınanı, halka geri vereceğiz. Siyasi arpalık uygulamalarına son vereceğiz. Emekli bakanların, milletvekillerinin, kamuda ballı maaşlarla yönetim kurullarına doluşmasına, mutlaka son vereceğiz. Kamuda ücret politikasını gözden geçireceğiz. Devlet memurlarımız ve üst düzey yöneticilerimiz, hak ettikleri maaşı tabi ki alacak. Ancak devletin hakkını, hukukunu korumak için, üstlendikleri yönetim kurullarındaki diğer görevlerde, astronomik maaşlarla, şirketlerin talan edilmesine son vereceğiz. Kamu görevlisi, tek maaş alacak.

BAHÇELİ SÖYLEMEKLE KALMAMALI, MHP KANUN TEKLİFİ VERMELİ

Siyasi ahlak ve siyasi etik konularına değinmişken, geçtiğimiz hafta Sayın Bahçeli grup konuşmasında; “Dilek ve ümidimiz, siyasi etik yasasının daha fazla geciktirilmeden, süratle çıkarılmasıdır” diyerek, bu konuda beklentisini kamuoyuyla paylaşmıştır. Ama Sayın Bahçeli, dilek ve ümit paylaşmakla yetinme makamında değildir. Bu, onun son olaylardaki sorumluluğunu da ortadan kaldırmaz. Çünkü kendisi Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin ittifak ortağıdır. Bu konuda bir kanun teklifini MHP grubu, derhal Meclis’e sunmalıdır. İttifakın diğer ortağından da destek talep etmelidir. Muktedir olmak bunu gerektirir. Aksi, boş lakırdıdan ibarettir.

SİZİ GİDİ IMF’CİLER SİZİ

Uluslararası Para Fonu, 4. Madde Konsültasyonları çerçevesinde Türkiye’ye gelmiş. Yetkililerle görüşmüş. Bu görüşmelerden sonrada bir hazırlamış. Bu raporda geçtiğimiz günlerde açıklandı. Raporda, Türkiye ekonomisini takip edenlerin bilmediği çok fazla bir şey yok. “Biz aylardır 128 milyar dolar nerede?” diye sorduk, soruyoruz. Para Fonu da, net döviz rezervlerini artıran ve azaltan işlemleri incelemiş. Net rezervlerin, 2020’de 95 milyar dolar artması gerekirken, 27 milyar dolar gerilediğini tespit etmiş. Yani 2020’de net rezervlerde, toplam 122 milyar dolarlık bir kayıp-kaçak tespit etmiş. Bunu da tüm dünyaya ilan etmiş. “128 milyar dolar nerede?” diye soran afişlerimizi indirenler, nedense bu Para Fonu’nun bu tespitlerine itiraz etmemiş. Bu konuda hükümet yetkililerinin tek bir aksi beyanını, bu yayımlanan raporda kayda geçtiğini görmedik. Hükümet bu eriyen rezerv meselesinde, Para Fonu’na iki çift laf edememiş. Rahmetli Erbakan Hocanın dediği gibi; “Sizi gidi IMF’ciler sizi…”

128 MİLYAR DOLARI ERİTTİ, 6 MİLYAR DOLARA SIÇRAMA DİYOR

Eriyen rezervlere, düşen rezerv kalitesine, bunun ekonomide yaratacağı kırılganlıklara, biz ve aklı başında ekonomistler zaten uzunca bir süredir dikkat çekiyorduk. Buharlaştırdığı 128 milyar doların hesabını vermeyen Erdoğan, dün çıktı; Çin ile imzalanan 2,4 milyar dolarlık SWAP anlaşmasının, 6 milyar dolara çıkarıldığını, bunun Türkiye ekonomisi için bir “sıçrama” olduğunu söyledi. Güler misiniz, ağlar mısınız? 128 milyar dolar rezervi yok yere erit. Kasada Merkez Bankası’na ait tek bir sent kalmasın. Rezervler kısa vadeli emanet borçla makyajlansın. Rezervlerin kalitesi dibe vursun. Sonrada çık, Çin’den alınan emanet 6 milyar dolarla finanse ettiğin, “Çakma” rezervlere “sıçrama” de. Bunları millet artık yutmaz.

BİLANÇONUN BORÇ KISMI ÖKSÜZ

Ne güzel demiş atalarımız; can çıkar, huy çıkmaz! El atına binerek, çalım satmak, bunların bildikleri tek marifet… Erdoğan memleketin döviz bilançosunun varlık tarafına sahip çıkmayı biliyor da bilançonun borç kısmını hep öksüz bırakıyor. 4 Haziran itibariyle, resmi rezervlerimiz 93,8 milyar dolar. Vadesi bir yıl ve bir yıldan daha az olan, SWAP dâhil toplam döviz yükümlülüklerimiz ise, 131 milyar 400 milyon dolar. Yani 4 Haziran itibariyle kasadaki döviz açığı 37 milyar 600 milyon dolar. Bunu ben demiyorum. Merkez Bankası’nın Uluslararası Rezervler ve Döviz Likiditesi başlıklı bu tablosu söylüyor. İşte bugün, bu tablo yüzünden Türkiye dünyanın en yüksek 7. politika faizini veren ekonomi. Bu yüzden Türkiye’nin risk primi, en yakın rakibinin iki katından fazla. Bu yüzden Türk Lirası, yılbaşından bu yana dolar karşısında, en fazla değer yitiren ikinci para birimi. Bu yüzden hayat pahalılığı milleti inim inim inletiyor.

SORUMLUSU ÖZNESİ ERDOĞAN OLAN İÇ GÜÇLER

Bunların sorumlusu öznesi belirsiz dış güçler değil. Bunların sorumlusu; 128 milyar doları yok yere eriten, “Faiz sebep, enflasyon sonuç” diyerek, akıl ve bilimle çarpışan, salgında doğrudan destek vermek yerine kredi musluklarını sonuna kadar açan, TL’ye güveni tamamen bitirip ülkeyi dolar müptelası yapan, öznesi Erdoğan olan iç güçlerdir. Şimdi o hale düştüler ki, Çin’den alınan ilave 3 milyar 600 milyon doları yani emanet rezerve, “sıçrama” diyerek seviniyorlar.

BİZ TÜRKÇE SÖYLEDİK DİNLEMEDİLER, IMF İNGİLİZCE SÖYLEYİNCE DİNLİYORLAR

Üretmeden, tükettiren; kazanmadan harcattıran politikalarının sonu, eloğlunun himmetine muhtaç olmak. Söylüyoruz “El atına binen tez iner.” Ama “Benim oğlum bina okur; döner döner yine okur” diyorlar. Ülkeyi 19 yıl boyunca borca batırdıkları yetmedi. Salgında da, destek yerine, millete bol bol borç verdiler. Şimdi Uluslararası Para Fonu, 4. Madde değerlendirme raporunda Meksika, Arnavutluk, Pakistan’la beraber, gelirine oranla en az doğrudan destek veren ülkenin, Türkiye olduğu söyleniyor. Yine, Peru’nun ardından en fazla milletine borç veren ülkenin de Türkiye olduğunu, borca batıran ülkenin de Türkiye olduğu söyleniyor. İşte bu yanlış politika tercihi, Türkiye ekonomisinde salgından önceki kırılganlıkları, daha da artırdı. IMF bunun altını çizmiş. “İhtiyaç sahiplerine en azından milli gelirin yüzde 1’i kadar, ilave destek verin” tavsiyesinde bulunmuş. Anlaşılan Hazine ve Maliye Bakanı, son “Bu yıl doğrudan desteklerin payını yüzde 3’e çıkaracağız” derken, IMF’den de onay almış. Biz “Salgında esnafımıza desteği artırın” diyerek, paket üstüne paket önerdik. Türkçe söyledik dinlemediler. Milletimiz perişan oldu. Ama tavsiyeler İngilizce olunca, bir de Washington DC’den gelince hemen kabul etmişler. Rahmetli Erbakan Hoca’nın dediği gibi; “Sizi gidi IMF’ciler sizi…”

IMF’Yİ BIRAKIN MİLLETE BAKIN

IMF’yi bırakın, biraz da milletimizin tavsiyesine uyun. Şunu söylemek istiyorum, engelli vatandaşlarımız sizden atama bekliyor. Kamuda açık olan 8 bin engelli kadrosuna, bu Ağustos’ta atama istiyorlar. Yurttaşlarımızın bu sesini duyun, gereğini de yapın. Esnafımızın, çiftçimizin feryatlarını duymuyorsunuz. Çiftçimiz mazot, gübre, tohum, ilaç fiyatlarının altında eziliyor. Çiftçinin alın terini döktüğü ürünü tarlada para etmiyor. İki Trakya büyüklüğünde tarım alanı artık ekilmiyor. Çiftçi isyan edip ürününü sokağa dökerken, millet yangın yerine dönen pazarda tezgâha yaklaşamıyor. Bereketli Amik Ovası’nda, tarlalar icradan satılığa çıkmış. Bankalar çiftçinin boğazına yapışmış, çiftçinin bankası Ziraat Bankası ise, yandaşlara bol kepçeden para dağıtıyor. Ama aynı banka, çiftçiden alacağına, şahin kesiliyor. İzmir’de bir çiftçimiz, “Biz bu kredileri alıp yemedik. Medya satın almadık. Biz aldığımız krediyi toprağımıza gömdük. Tohum aldık. İlaç aldık. Önce gidin 750 milyon doları tahsil edin. Sonra gelin çiftçiden para istemeye yüzünüz olsun” diye isyan ediyor.

“HER ŞEYİN SORUMLUSU BENİM” DİYEN KENDİSİ

Bunun sorumlusu kim? Öznesi belirsiz dış güçler mi? Yandaşına 750 milyon dolarlık krediyi açan hükümet kim? Kredinin geri dönüp dönmediğini milletten saklayan hükümet kim? Erdoğan Şahsım Hükümeti değil mi? Yolsuzluğun olduğu yerde yoksulluk da olur. Bu ucube rejim kurulduktan sonra iki yılda, ülkemizdeki yoksulların sayısı 3 milyon 232 bin kişi artarak, 10 milyon 171 bine ulaştı. Ve yine bu güzelim ülkede, yılın ilk 5 ayında en az 150 vatandaşımız iktisadi sebeplerle maalesef canına kıydı. Arkadaşlarımız yerel gazetelerden bunları tek tek tespit etti. Ne diyordu Mehmet Akif: “Kenâr-ı Dicle’de bir kurt aşırsa bir koyunu, gelir de adl-i ilâhî sorar Ömer’den onu!” Bu ülkede yaşanan bunca felaketin, bunca yokluğun, bunca kaybedilen canın sorumlusu kim? Öznesi belirsiz dış güçler mi? Bu ülkede hükümet yok mu? “Bu ülkede her şeyin sorumlusu benim, ben” diye bağıran Erdoğan değil mi?

BİZ HAZIRIZ, MİLLETİMİZ HAZIR

Milletimiz Erdoğan Şahsım Hükümeti’ne notunu vermiştir. Millet sandığı sabırsızlıkla beklemektedir. Cumhuriyetimizin ilk yüzyılında, Cumhuriyet Halk Partisi devlet kurdu. Yeni bir ekonomiyi ve sanayiyi inşa etti. Çok partili demokrasiyi getirdi. Ülkemizi sosyal devletle tanıştırdı. Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılında ise, Cumhuriyetimizi gerçek demokrasiyle taçlandıracağız. Artık, devlet millete değil, millet, devlete ve devleti yönetenlere hesap soracak. Cumhuriyet Halk Partisi, ülkemizi en ağır krizlerden, kısa sürede çıkarmasını bilmiş kadrolarıyla göreve hazır. Biz ülkemizi “Üç Yeni” dediğimiz, Yeni Kurallar, Yeni Kurumlar, Yeni Kadrolar eliyle ayağa kaldıracağız. Biz hazırız. Milletimiz hazır. Artık vakit tamam, seçim zamanıdır bu zaman, milletten korkma, sandıktan kaçma Erdoğan.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alıyım.

Soru- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu 2008 yılında AK Partiye açılan kapatma davasındaki iddianame için “Savcı görevini yaptı” demişti. HDP’ye açılan kapatma davası için ise “Demokrasinin savunulması gereken bir ortamda siz bir partiyi kapatamazsınız” ifadelerinde bulundu. Kılıçdaroğlu’nun bu sözleri iki farklı açıklama olarak değerlendiriliyor. Sizin bu konuya ilişkin yorumunuz nedir?

Faik ÖZTRAK- Genel Başkanımızın da, partimizin de bu konudaki görüşleri çok nettir. Siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Siyasi partileri millet açar, millet kapatır.

Soru- Millet ittifakında adaylık tartışmasında son durum nedir, ortak aday belirlendi mi?

Faik ÖZTRAK- Seçim tarihi belirlendi mi ki aday konuşulmaya başlansın? Günü vakti geldiğinde, saati geldiğinde bunlar açıklanır.

Soru- Selahattin Demirtaş son yaptığı açıklamada Millet İttifakı’na “Kimsenin payandası olmayız” diyerek rest çekti. Sizin bu açıklamaya ilişkin değerlendirmeniz var mı?

Faik ÖZTRAK- Millet İttifakı ve onun ortaklarının kimler olduğu kamuoyu tarafından gayet iyi bilinmektedir. Ama anlaşılan Cumhur İttifakı, Millet İttifakında bir çatlak yaratabilir miyiz diye bu ittifaka dahil olmayan partilerin açıklamalarını yandaş medyaları aracılığıyla gündeme getirip bize yorumlatmak istemektedirler. Herkes müsterih olsun, Millet İttifakı kapalı kapılar ardında iş tutmaz. Ne yaptığımız her zaman kamuoyunun gözü önünde olacaktır. Biz demokrasiden yana vatandaşlarımızın, hiçbir parti ayrımı yapmadan bu ucube tek adam rejiminden kurtulmak için verecekleri oylara talibiz.

Soru- Erdoğan ve Biden önemli bir görüşme yapacak. En kritik başlıklar S-400, F-35, YPG ve PKK olacak. Yani terör örgütleri ve güvenlik… Ama bir de çok önemli bir başka başlık var. O da Türk askerinin Taliban tehdidine rağmen Afganistan Kabil Havaalanı’nda konuşlandırılması. Siz bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Erdoğan Şahsım Hükümeti Afganistan’daki Kabil Havalimanı’na asker göndermeye neden talip olduğunu kamuoyuna açıklamalıdır. Kimsenin elinde tutmak istemediği bu yakar topa, Türkiye neden atlamaktadır? Asıl sebep bellidir. Biden tarafından dışlanmadıklarını göstermek için onun Afganistan’daki jandarması olmaya talip olmuşlardır. Taliban Türkiye’nin Kabil Havalimanı’na asker göndermesini kabul etmeyeceğini söylüyor. “12 Eylül’den itibaren Afganistan’da kalacak her askeri işgalci kabul edeceğini” ifade ediyor. Bu Mehmetçiğimizin mevcut tezkerede tanımlanan Afgan Milli Savunma ve Güvenlik Kuvvetlerine eğitim ve danışmanlık sağlama görevinin ötesine geçen bir görevi gerektirmektedir. Evlatlarımızın canı hükümetin siyasi oyun planından çok daha önemlidir. Erdoğan ve Biden’in Mehmetçiğimizin canı üzerinden pazarlık masası kurmasını hiçbir şekilde kabul edemeyiz.

Soru- Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde tek ortak aday aslında söz konusu Millet İttifakı için, yani kulislerde bu haber konuşuluyor. Bu konuda bilgi almamız mümkün mü?

Faik ÖZTRAK- Biraz önce o soruya cevap verdim. Söyledim, daha henüz seçim tarihi belli oldu mu ki buralara geldi iş?

Teşekkür ediyorum.

ZÜBÜKLÜĞÜN ZİRVESİ BU OLSA GEREK

CHP Sözcüsü Öztrak, Erdoğan Şahsım Hükümetinin daha önce birlikte yol yürüdüğü suç örgütü elebaşını şimdi evlatlıktan reddettiğini belirterek, “Bu elebaşı AK Parti için mitingler düzenledi. Akademisyenlerin kanlarında banyo yapacağını söyledi. Erdoğan ile samimi pozlar verdi. AK Partili siyasilere çanta çanta para verdi. Yetmedi AK Partinin propagandası için AK Parti’ye kahve verdi. Ama şimdi çıkmışlar, içtikleri kahvenin parasını da, millete ve muhalefete ödetmek istiyorlar. Yok öyle şey. Can çıkar, huy çıkmaz. Bunların huyu bu… Siyasi yüzsüzlüğün kitabını yazdılar. Zübüklüğün zirvesi bu olsa gerek” diye konuştu.

Öztrak, ülkeyi Yeni Kurumlar, Yeni Kurallar ve Yeni Kadrolarla ayağa kaldıracaklarını belirterek, CHP iktidarında uygulayacakları dört ayaklı ekonomi stratejisinin ayrıntılarını anlattı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Trakya Bölge Toplantısı’nda yaptığı konuşmada şunları söyledi:

Bugün bölgemizde askeri görevini Mardin Nusaybin’de yapmakta olan Tekirdağ’da Kapaklılı Piyade Er Rıdvan Sağdıç’ı kaybettik. Şehidimize Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve milletimize başsağlığı diliyorum. Serhat şehrimiz, ülkemizin Balkanlara ve Avrupa’ya açılan kapısı, güzel Edirne’mizde bugün sizlerle birlikte olmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum.

CHP ÜLKEYİ KARIŞ KARIŞ TARIYOR

Cumhuriyet Halk Partisi, ülkemizin dört bir yanını karış karış geziyor. Bir yandan örgüt toplantıları yapıyoruz, bir yandan milletvekillerimiz Anadolu’yu dolaşıyorlar. Yine milletvekili arkadaşlarımızla birlikte biz de Ekonomi Masası olarak EKOBÜS’e bindik ülkenin her yerini karış karış tarıyoruz. Ekonomi Masası olarak Doğu ve Güneydoğu illerimizdeydik. Edirne’ye dün Muş’tan geldim. Bitlis, Siirt, Muş’ta vatandaşlarımızla beraber olduk. Edirne’mize; Bitlis’in, Siirt’in, Muş’un selamlarını getirdim.

DEVLETİ KEMİREN PARAZİTLER

Türkiye’mizin dört bir yanında büyük sıkıntılar var. Milletimiz feryat ediyor. Yoksulluk, yolsuzluk, umutsuzluk aldı başını gidiyor. Milletin sorunlarına çözüm bulması gerekenler, felç olmuş, hükümet meflûç. Kurumlar çalıştırılamıyor. Devlet büyük bir krizde. Ucube tek adam vesayet rejimiyle, yasama, yürütme, yargı erklerinin hepsi Saraya bağlanmış. Denetleyici, düzenleyici kurumlar fiilen ortadan kaldırılmış. Devleti kemiren parazitler bu elverişli bir ortamda hızla harekete geçiyorlar.

YASAK MEYVELER ORTAYA DÖKÜLMEYE BAŞLADI

Ülkeyi 19 yıldır yöneten kadroların evinde kavga başlayınca, evin reisinin elinden ipler kaçınca, suç örgütleriyle, mafyayla gayrimeşru ilişkilerinin, yasak meyveleri birer birer ortaya dökülmeye başladı. Şimdi evin reisi, bu yasak mahsulü sahiplenmek istemiyor. “Bunlarla kaybedecek zamanımız yok” diyor. Kaybedecek zamanı zaten kaybettiniz, bu sizi sorumluluktan kurtarmıyor ki.

SARAY’IN YENİ BAHANESİ: ZAMANIMIZ YOK

Erdoğan Şahsım Hükümetine, “128 milyar dolar nerede?” diye bütün örgütümüzle beraber sorduk. Döndü dedi ki, “128 milyar dolar nerede diye soru mu sorulur siz hesap bilmiyorsunuz” dedi. “Deprem paraları nerede?” diye sorduk. “Hesap vermeye zamanımız yok” dedi. “Şehitler için toplanan para nerede?” diye sorduk cevap dahi vermediler. Şimdi mafya-siyaset-ticaret hattında, borular patladı, yayılan kokular, tahammül edilemez boyutlara ulaştı. Ekonomiyi, devleti bu hat kemiriyor. Ama Şahsım Hükümetinin bunlarla ilgilenecek zamanı yokmuş.

HESAP VERMEKTEN KAÇIYOR

Kavgalı evin, ipin ucunu elinden kaçırmış reisi bununla ilgilense ne olur, ilgilenmese ne olur? Yeraltı örgütleriyle bunların elebaşlarını zaten evin içine doldurmuşlar maşallah. Artık bırakacaklar bu işlerle kendileri değil bu devletin bürokratları, bu devletin savcıları, bu devletin polisi, bu devletin hakimleri meşgul olacak. Bunların elini tutmasınlar. O zaman ortaya daha neler çıkacak göreceğiz. Erdoğan, bunlarla ilgilenmiyorum diyecek, bunların hesabını vermekten kaçacak.

BUNLARIN YÜZÜ TEFLON TAVA

Siyasetin gücü ve sermayesi itibardır. Bu gücü ve itibarı sağlayan da hukuktur. Büyük bir filozof, bundan bin 600 yıl önce, “Adalet ortadan kalkarsa, hükümet büyük soyguncu çetelerinden başka ne olur?” demiş. Genel Başkanımız bunlara defalarca, “Hukukun üstünlüğünden vazgeçerseniz, devlet organize suç örgütüne dönüşür” dedi durdu. Ama bunlar dinlemedi. Bakın şimdi suç örgütünün elebaşı çıkmış, “Biz hepimiz aileyiz. Her suçta beraberiz” diye konuşuyor. İşler buraya geldi. Ama bunların yüzü teflon tava…

ZÜBÜKLÜĞÜN ZİRVESİ

Hoca efendileriyle, devletin adliyesini, askeriyesini, idaresini, yerle bir ettiler. Millet devleti sokaklardan topladı. “Allah affetsin” diyerek, işin içinden sıyrılıverdiler. Bugün evlatlıktan reddettikleri organize suç örgütü elebaşlarıyla da, çok yol yürüdüler. Bu elebaşı AK Parti için mitingler düzenledi. Akademisyenlerin kanlarında banyo yapacağını söyledi. Erdoğan ile samimi pozlar verdi. AK Partili siyasilere çanta çanta para verdi. Yetmedi AK Partinin propagandası için AK Parti’ye kahve verdi. Ama şimdi çıkmışlar, içtikleri kahvenin parasını da, millete ve muhalefete ödetmek istiyorlar. Yok öyle şey. Can çıkar, huy çıkmaz. Bunların huyu bu… Siyasi yüzsüzlüğün kitabını yazdılar. Zübüklüğün zirvesi bu olsa gerek.

HESABI VERİLMEYEN HER LOKMA HARAM

Demokrasilerde milletin iradesine saygı duymak, yapılan ve yapılmayan için hesap vermek esastır. Seçilmiş bir siyasetçi için, “Hesap vermek, milletimizin tevdi ettiği kutsal emanetin, en doğal gereğidir.” Bunları onlar söylüyor biz söylemiyoruz. Devleti yönetenlerin, hesabını veremediği her lokma, haramdır. Hukuken de ciddi bir suçtur.

EVDEKİ KAVGA AYYUKA ÇIKTI

Bu ülkede bir İçişleri Bakanı, “Bir siyasetçinin, organize suç örgütü elebaşından, 10 bin dolar aldığını” söylüyor. O suç örgütü elebaşı, bir AK Parti MKYK üyesine, “10 bin dolar değil, çantayla para verdim” diyor. O AK Parti MKYK üyesi; “Elçiye zeval olmaz” diyerek, birilerine özellikle yukarılara mesajlar veriyor. Saray ve ahalisinin evindeki kavga ayyuka çıkmış vaziyette. İçerde birbirlerine şantaj almış yürümüş durumda. Milletin dertleri sahipsiz kalmış.

ORTAYA DÖKÜLENLER AK PARTİ’NİN İÇ İŞİ DEĞİL

Kibir hastalığına yakalanmış bir yönetim iflah olmaz. Milletin sesini duymaz, halini görmez, derdine derman hiçbir şekilde olamaz. Ne yazık ki bugün Türkiye’de yaşanan budur. Adalete yaslanmayan bir güç çürütür. Mutlak güç, mutlaka çürütür. Bugün İçişleri Bakanı hakkında korkunç iddialar var. Bu iddialar, AK Partinin i işidir, ailenin işidir, evin içişidir falan deyip geçiştirmekte mümkün değildir. Lağım patlamıştır, etrafı koku sarmıştır. Artık, “kol kırılır, yen içinde kalır” diyerek bu işleri geçiştirmek mümkün değildir.

ÖNCE MECLİS’TE SONRA ADLİYEDE

10 bin dolar alan siyasetçinin adından başlayarak, bu bakana sorulacak çok soru vardır. Bu iddiaların açıklığa kavuşturulacağı yer; bu devletin televizyonları veya AK Partinin disiplin kurulları değildir artık. Bu iddiaların açıklığa kavuşturulacağı yer Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. İçişleri Bakanı, yürütülecek soruşturmanın selameti bakımından istifa etmek ve TBMM’de kurulacak Araştırma ve Soruşturma Komisyonlarında hesap vermek durumundadır. Çünkü suçu işleyen siyasidir. Onun için TBMM’nin bu pisliği, bu kiri temizlemesi gerekir. Kendini arındırması gerekir. Sonraki aşamada adliyede tamamlanır.

ÜÇ MAYMUNU OYNUYOR

Bunun geçmişte örnekleri çoktur. 25 yıl önce bu ülkede Susurluk skandalı patlamıştı. Dönemin İçişleri Bakanı, bu skandalın beşinci günü istifa etti. Meclis daha bu skandalın haftasında soruşturma komisyonunu kurdu. Yine 1998’de bir Devlet Bakanı, bir mafya babasıyla telefon görüşmeleri ortaya çıkınca, hakkındaki iddialar aydınlatılsın diye, hem devlet bakanlığından, hem de milletvekilliğinden istifa etmişti. 1999’da TÜRKBANK ihalesine mafyanın müdahil olduğu anlaşılınca, dönemin Başbakanı ve Hazine’nin bağlı olduğu Bakan, Meclis Soruşturma Komisyonu’na hesap vermişti. Ama 25 yıl sonra, Erdoğan Şahsım Hükümeti bugün ortalığa saçılan pislikler için, üç maymunu oynuyor. Yargı da onlardan geri kalmıyor. İçişleri Bakanına dönüp, “10 bin dolar alan siyasetçi kim?” diye soramıyor. “Söylemezsen bu suçtur, suça ortaklıktır” diyemiyor. Devletteki çürümeden ne yazık ki yargı da payını almış. Adalet Bakanının çıtı çıkmıyor.

HSK’YI GÖREVE DAVET EDİYORUZ

Diğer yandan bir İstinaf Mahkemesi hâkimi çıkıyor, milyonluk bir araba var altında bu kullandığı arabayı savunmak için, “Hâkim ve savcıların yüzde 25’inin sahip olduğu araçlar, benim aracımdan daha pahalı” diyor. Hâkimlerimizin cüzdanlarıyla vicdanları arasında elbette sıkışmaması gerekir. Bunun için devlet gerekeni yapar. Ama milyonluk arabalara binen hâkim ve savcılar varsa, geceliği on binlerce liralık otellerde kalan hakimler savcılar varsa, bu iş titizlikle soruşturulmalıdır. Biz, Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nu derhal göreve davet ediyoruz. Bu milyonluk araçların sahibi, Hâkim ve savcılar kimler araştırılsın. Hakimler ve savcıların dörtte birine bu suyun gözü nereden geliyormuş bulunsun. Bunlar ortaya çıkarılmalıdır. Gereği de tabi derhal yapılmalıdır. Şunu kimse unutmasın. Sap döner, keser döner, gün gelir hesap döner. Bugün hesabı vermeye zamanımız yok diyenler, yarın sandıkta millete bu hesabı verirler.

DÜNYANIN EN KEYİFLİ YÖNETİCİSİ

Dünya üzerinde görülmeyen bir rejim uydurdular. Bu ucube vesayet rejiminde, memnuniyet ve iltifat varsa Erdoğan’a, şikâyet ve suçlama varsa o da bize muhalefete. Yetkileri çok, sorumlulukları hiç yok. Az düşünen ama çok konuşan Erdoğan, yaptıklarının hesabını vermeyen, dünyanın en keyifli yöneticisi… Erdoğan yine sorumluluklarını unutuyor, yine çok konuşuyor.

BİZİM SARAYLILAR FRANSA’DAKİLERİ ARATMIYOR

Bu defa da çıkıyor; “Neymiş millet açmış, aç olarak dolaşanları buyurun siz doyuruverin” diye bize yolluyor. Maşallah bizim saraylılar Fransa’daki saraylıları hiç aratmıyorlar. Bunlar halkın dertlerinden kopmuş, nobran, küstah, kibirli saray yönetiminde doğal olan bir takım konuları artık bunlarda da görüyoruz. Ne güzel diyor Atalarımız; aç doyar, açgözlü doymaz. Duran uçan kaçan saraylarınızda, itibardan tasarruf olmaz deyip keyif süreceksiniz, sonra da muhalefete dönüp, “Açları buyurun siz doyurun” diyeceksiniz. Biz belediyelerimizle zaten vatandaşlarımızın yanındayız. Ama milletimiz belediyelerimizi durdurmak için, milletimize yardım etmelerini önlemek için sizin neler yaptığınızı daha hala unutmadı. Halkın ekmeğine bile düşmanlık ettiniz. Şimdide biz kendisine soruyoruz. Bu ülkede hükümet yok mu? Kim bu açlığın yokluğun sorumlusu hükümet değil mi?

KAPANSIN HARAM KAPILARI

Ülkeyi yönetemiyorsunuz. Milletin sırtındaki yük, sayenizde her gün daha da ağırlaşıyor. Millet eziliyor. Yapılacak tek şey var: Getirin sandığı. Kapansın artık haram kapıları. CHP’nin iktidarında kurulacak Halil İbrahim sofrasında, tüm milletimize yer var. Bu ülkenin kaynakları yeter. Yeter ki bu ülke iyi yönetilsin. Yeter ki harama el uzatılmasın. Yolsuzluk varsa, yoksullukta olur. Açlık olur, sefalet olur. Bu ucube rejime geçtikten sonra, iki yılda, yoksullarımızın sayısı 3 milyon 232 bin kişi artmış. Bugün 10 milyon 171 bin yoksulumuz var. Bu rakam benim değil. Dünya Bankası’nın rakamları… Bunların beslemeleri, lüks arabalarda burunlarına pudra şekeri çekerken, millet evine bir kilo toz şekeri bile götüremez hale geldi. Saray yanaşmalarının evine bir değil, iki değil, üç değil, dört ayrı yerden maaş girerken, millet evine bir maaşı bile götüremiyor. Saray sosyetesinin çocukları daha 40 yaşlarını görmeden, dolar milyoneri oluyor, milletin emek emek okuttuğu çocukları, 40’ında anasının, babasının eline bakıyor.

SEFALET İKİYE KATLANDI

Dün Nisan ayı işsizlik rakamları açıklandı. 2018 Nisan ayından 2021’in Nisan ayına, yani Erdoğan Şahsım Hükümetinin işbaşına geçtiği dönemde, gerçek işsizlerimizin sayısı 4 milyon 635 bin kişi artarak, 9 milyon 517 bin kişiye çıkmış. İşsizlerin sayısı yani buna baktığımız zaman 3 yılda ikiye katlanmış. Şimdi bu başarı mı, bu iyi yönetmek mi? Yine bu dönemde bırakın istihdam yaratmayı, yani işsize iş imkanı yaratmayı işi gücü olan 867 bin yurttaşımızın işini bitirmişler, işsiz kalmış. Bir ekonomi yönetiminin başarısı, çalışmak isteyen yurttaşlarına, ne kadar iş ve istihdam sağladığıyla ölçülür. Bunlar bırakın iş yaratmayı, iş imkanı sağlamayı millete, milletin olan işini de ellerinden almışlar. Sadece işsizlik mi? Hayat pahalılığı da milletimizi ezip geçiyor. 2018’in Nisan ayında “gerçek işsizlik oranı” ve “yıllık enflasyon” toplamından oluşan “Sefalet Endeksi” değer olarak 27 idi. Bu yılın Nisan ayında 43’e çıkmış. Sefalet endeksi bu. Milleti bu hale düşürenler, ülkede sefaleti katlayanlar, şimdi çıkıyorlar, “Ben koltukta oturayım ama sorunları muhalefet çözsün” diyorlar.

GENCE UMUT VERMEYEN ÜLKE GELECEĞE UMUTLA BAKAMAZ

Yine bu ülkenin geleceği gençlerimiz, ne bir işte çalışıyor, ne de bir okulda okuyor. Taşı sıksa suyunu çıkaracak 5 milyon 700 bin gencimiz, “Ev genci” olmuş evlerinde oturmuşlar analarının babalarının eline bakıyorlar. Gençlerimiz bu ülkeden umudunu kesmiş. Her iki gencimizden biri, artık ben gelecekten umudumu kestim diyor. Her on gençten dördü, hayatını artık başka bir ülkede devam ettirmek istediğini söylüyor. İki gün önce Siirt’te, daha 25 yaşında genç bir evladımızın söyledikleri hala kulaklarımda; “Bizim artık bir beklentimiz yok. Umudumuz kalmadı. 25 yaşındayım, ağacı tutsam kökünden çıkarırım. Boşta oturuyorum. Evime giriyorum, çocukları görüyorum, psikolojim darmaduman.” Gençlerine umut vermeyen bir ülke, geleceğine de umutla bakamaz.

MUŞ’TAKİ ESNAF BÖYLE DİYOR

Erdoğan Şahsım Hükümeti sadece gençlerimizin değil, esnafımızın da umudunu çaldı, psikolojisini bozdu. Dün Muş’ta bir esnafımız, “16 aydır iş yerimizi açamadık. Aldığım destek 16 ayda 500 lira. Cumhurbaşkanı gelsin 500 lira biz verelim. Bakalım geçinebiliyor mu? Banka kredilerini ödeyemiyoruz. Erteliyor faiziyle. Ödeyebilsem zaten bu borcumu öderim” diyor.

MİLLETE 10 MİLYAR TL, BEŞ TANE MÜTEAHHİDE 21 MİLYAR TL

Şu salgın döneminde, beş tane yandaş müteahhide, geçilmeyen köprü ve yollar için, bütçeden 21 milyar lira kaynak ayırmışlar. Ama aynı bütçeden milyonlarca yurttaşımıza vere vere, 10 milyar lira hibe vermişler.

1 KİLO SÜTE 800 GRAM YEM

Çiftçi deseniz onun da durumu farklı değil. Mazot, gübre, tohum, ilaç fiyatlarının altında ezilen çiftçinin ürünü tarlada para etmiyor. İki Trakya büyüklüğünde tarım alanı artık ekilmiyor. Çiftçi isyan edip ürününü sokağa dökerken millet yangın yerine dönen pazarda tezgâha yaklaşamıyor. Dün Muş’ta gördük. Besicimiz yem fiyatlarında frensiz artışa mağlup olmuş. “İşi bıraktım” diyor. Yem fiyatı süt fiyatını aşmış. Yani normal olarak 1 litre süt satıp 1,5 kilo yem almanız lazım. Şimdi 1 litre süt sattığınızda 800 gram yemi ancak alabiliyorsunuz. İnekler kesime gitmeye başlamış. Et fiyatları besiciyi de, kasabı da, milleti de yakıyor. Besici “Bu fiyatlarla yaşayamam” diyor. Kasaplar “Bu fiyatlarla et satamam” diyor. Vatandaş da eti vitrinlerde seyreder hale geliyor.

ÖDEMEDİĞİNİZ TARIM DESTEKLERİNİ ŞİMDİ ÖDEYİN

Tarım Kanunu ortada… “Milli gelirin en az yüzde biri kadar, çiftçiye destek vereceksin” diyor. Kanunen ödenmesi gerektiği halde ödenmeyen toplam 212 milyar lira devletin borcu olarak çiftçiye duruyor. Buradan açıkça sesleniyoruz, “Bu destekleri ödeyin. Şimdi tam zamanıdır biran evvel ödeyin. Ülkeyi çaresiz bırakmayın” diyoruz. Ama Erdoğan Şahsım Hükümetinin evdeki kavgadan, bizi duyacak, milletin halini görecek durumu yok. Erdoğan Şahsım Hükümeti çiftçiye borçlu, çiftçi bankaya borçlu… Banka borcunu ödeyemeyen çiftçi, evi, tarlası, traktörü hacze gidecek diye uyku uyuyamıyor. Çiftçinin borcuna maşallah Ziraat Bankası şahin ama yandaşın borcuna ses dahi çıkaramıyor.

MİLLET SARAYA TASDİKNAMESİNİ VERMEK İÇİN SANDIĞI BEKLİYOR

Buradan bir defa daha söylüyoruz. Milletimiz Erdoğan Şahsım Hükümetine notunu vermiştir. Sesini duymayanlara, halini görmeyenlere, kendisiyle alay edenlere dersini vermek için, tasdiknamesini vermek için önüne gelecek sandığı sabırsızlıkla beklemektedir.

CUMHURİYETİMİZİ GERÇEK BİR DEMOKRASİYLE TAÇLANDIRACAĞIZ

Cumhuriyetimizin ilk yüzyılında, Cumhuriyet Halk Partisi olarak yeni bir devlet kurduk. Yeni bir ekonomi ve sanayi inşa ettik. Biz inşa ettik. Çok partili demokrasiyi biz getirdik. Ülkemizi sosyal devletle biz tanıştırdık. “Toprak işleyenin, su kullananın” biz dedik. Altı okumuzda Milliyetçilik ilkemizi, Ege’nin serin sularına, Kıbrıs’ın Beşparmak Dağlarına biz yazdık. Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılında ise, cumhuriyetimizi gerçek bir demokrasiyle taçlandıracağız.

MİLLET İSTEDİĞİ GÜN BU SİSTEM BİTER

Şimdi bu AK Parti sözcüleri bu sistemden geriye doğru gitme olmaz falan diyor. Hayrola? Milletimiz istediği gün bu sistem biter. İnsanın insana kulluğuna son vereceğiz. Artık devlet millete değil, millet devlete ve devleti yönetenlere hesap soracak. Cumhuriyet Halk Partisi, ülkemizi en ağır krizlerden, kısa sürede çıkarmasını bilen kadrolarıyla göreve hazırdır, örgütüyle göreve hazırdır, belediyeleriyle göreve hazırdır.

YENİ KURUMLAR, YENİ KURALLAR, YENİ KADROLAR

Biz ülkemizi “Üç Yeni” dediğimiz, Yeni Kurallar, Yeni Kurumlar, Yeni Kadrolar eliyle ve dört ayaklı bir stratejiyle ayağa kaldıracağız.

Ankara’da Polatlı’da yine Ekonomi Masasının bir gezisi sırasında bir soğan üreticisinin söylediği gibi “Milletimiz artık kral değil kural istiyor, kural.” Devletler, kurumlarıyla var olur. Erdoğan Şahsım Hükümeti, tüm kurumlarımızı çökertti, yerle bir etti. Biz bin yıllık devlet tecrübemizi, çağın gerekleriyle de harmanlayarak, “Yeni kurumlarla” devleti ayağa kaldıracağız.

Tüm bunları yapmak için, elbette “Yeni kadrolara” ihtiyaç var. Bu metal yorgunu Hükümetin artık bu ülkenin insanlarına verecek bir şeyi kalmamıştır. Görevde kaldıkları her dakika, milletin sırtında daha da ağırlaşan bir yüke dönüşmektedir. Bu yüzden biz, “Cumhuriyetin İkinci Yüzyılında, milletimize güven verecek, umut verecek, umut etme cesareti verecek kadrolara, yani CHP’nin kadrolarına ihtiyaç var” diyoruz.

CHP’NİN DÖRT AYAKLI STRATEJİSİ

Dört ayaklı stratejimizin ilk ayağında; hukuk devletini, demokrasiyi ve kuvvetler ayrılığını yeniden ayağa kaldırmak, can ve mal güvenliğini sağlamak var. Biz yepyeni ve güçlendirilmiş bir parlamenter sistemle, dünyaya örnek bir demokrasiyle, Cumhuriyetimizi bir defa daha taçlandırmaya hazırız.

Stratejimizin ikinci ayağında; küresel pazarlarda yarışma gücümüzü, üretimimizi ve gelirimizi artıracak politikalarımız var. İşsizliği azaltacak, ülkede katma değeri artıracak, yepyeni bir büyüme anlayışını hayata geçirmeye hazırız.

Stratejimizin üçüncü ayağında; artan refah ve gelirin adil paylaşımı var. Büyümeden ve refahtan tüm vatandaşlarımız yararlanacak. Bu ülkede hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek. Aile Destekleri Sigortasıyla tüm ihtiyaç sahiplerini, garip gurebayı kucaklayacağız.

Ve stratejimizin dördüncü ayağında tüm bu yapıyı sürdürülebilir kılmak için çevresel, ekonomik ve mali sürdürülebilirliğe dikkat edeceğiz.

TALAN İSTANBUL, TRAKYA’YI EMPERYALİSTLERE PEŞKEŞ ÇEKME PROJESİ

Bu arada bir soru sormak istiyorum belediye başkanlarımız burada. Ergene’yi bizim belediyelerimiz kirletiyormuş, Cumhurbaşkanı böyle söylüyor. Doğru mu? Tabi ki doğru değil. Şaka gibi yani adeta. Hem parayı bizim belediyelerimiz ödeyecek, hem arıtmaları yapacaksınız, hem kendileri arıtmaları yapacak, ondan sonrada Ergene’yi biz kirletiyor olacağız. Ama bir başka bir şey daha var. Buradan Trakya’dan söylüyorum, Trakya’yı Anadolu’dan ayırma, emperyalistlerin emellerine peşkeş çekme, Marmara Denizini bitirme projesi olan Talan İstanbul’a, tek kuruş dahi koklatmayacağız. Bir kere daha buradan ifade ediyorum.

SANDIKTAN KAÇMA ERDOĞAN

Biz hazırız. Örgütlerimiz hazır, yönetimimiz hazır, Genel Başkanımız hazır, milletimiz hazır. Buradan Genel Başkanımızın sözleriyle bir kere daha sesleniyoruz. “Artık vakit tamam, seçim zamanıdır bu zaman, milletten korkma, sandıktan kaçma Erdoğan.”

Hepiniz saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

MEMLEKETİ YİYİP BİTİRDİLER, ŞİMDİ BİRBİRLERİNİ YİYORLAR

CHP Sözcüsü Öztrak, Erdoğan Şahsım Hükümetinin, milleti bir suç örgütü elebaşını magazin kahramanı gibi dinlemeye mahkum ettiğini söyledi.

Öztrak, “Mafya siyaset ticaret üçgeninde milletin ciğerini yediler. Şimdi bugün yiyecek bir şey kalmadı, birbirlerini yiyorlar. Sarayın kibirli adamı ipleri elinde tutamıyor, Sarayın ev halkı birbirini yiyor. Millet pandemi nedeniyle, ekonomik kriz nedeniyle perişan. Milletin halini gören yok” diye konuştu.

CHP Ekonomi Masası heyeti bugün Siirt’te esnaf ve STK’larla bir araya geldi. Masa’nın Siirt’te düzenlediği basın toplantısında konuşan CHP Sözcüsü ve Ekonomi Masası Başkanı Faik Öztrak, 2018’de başlayan ekonomik krizin hemen ardından kurulan CHP Ekonomi Masası’nın o günden beri yollarda olduğunu söyledi. Ekonomi Otobüsüyle yapılan il ziyaretlerinde yurttaşın, esnafın, çiftçinin, işsizin, KOBİ’nin, emeklilikte yaşa takılanların, 3600 ek göstergelerini alamayan memurların sorunlarını dinlediklerini, sorunları ve çözüm önerilerini kamuoyu gündemine taşıdıklarını ifade den Öztrak, özetle şunları söyledi:

EKONOMİ 2014’TEN BERİ PATİNAJ YAPIYOR

Ekonomimiz aslında 2007’den beri teklemeye başladı, 2014’ten beri de patinajda. Son dönemde ise ekonomik kriz, devlet krizi ve sağlık kriziyle birlikte buhrana dönüştü, milleti ezip geçiyor. Tek adam parti devleti rejiminin fiilen hayata geçtiği 2018’den bu yana milli gelirimiz 200 milyar dolardan fazla düştü. Gerçek anlamda işsiz sayısı ise 10 milyonu geçti. ‘Ev genci’ dediğimiz ne okuyan ne çalışan, evde oturup anasının babasının eline bakan gençlerimizin oranına bakıldığında OECD ülkeleri içerisinde ilk sıradayız.

GENÇLERİMİZ EN BÜYÜK SERVETİMİZ

Burada gençlerimizin gözlerine bakıyorum. Bizim en büyük servetimiz, dünyada bütün ülkelerin gıptayla baktığı genç nüfusumuzdur. Ama gençlerimize iş veremiyoruz, eğitemiyoruz. Milli gelirimizin büyümesi için genç nüfusumuza iş veremiyoruz, en büyük 10 ekonomi arasına da giremiyoruz.

EKONOMİNİN ÖZETİ UÇUP GİDEN MİLYARLAR VE 10 MİLYONU AŞAN İŞSİZ

Bundan 10 yıl önce AK Parti genel başkanı 2023 hedefleri açıkladı, “2023’te en büyük 10 ekonomiden biri olacağız” dedi. Bugün ilk 20’de kalmakta zorlanıyoruz. “Milli Gelirimiz 2 trilyon dolar olacak” dedi, 2020 itibariyle milli gelirimiz 717 milyar dolar. Milli Gelirimiz 2023 hedefine göre gitseydi, 2020’de milli gelirimizin 1,6 trilyon dolar olması lazımdı. Demek ki 892 milyar dolar cebimizden uçup gitmiş. Ekonominin özeti cebimizden uçup giden milyarlarca dolardır, 10 milyonu aşan işsizdir.

MEMLEKETİ CİĞER YİYEN KURTLAR GİBİ YİYİP BİTİRDİLER, ŞİMDİ BİRBİRLERİNİ YİYORLAR

Eskiler fosseptik çukuru dolunca içine ciğer asarmış, kurtlar ciğer yer sonra çukura düşermiş. Çukurdakiler de bitince, bu kez birbirini yermiş. Memleketi ciğer yiyen kurtlar gibi yiyip bitirdiler. Mafya, siyaset, ticaret üçgeninde milletin ciğerini yediler. Şimdi bugün yiyecek bir şey kalmadı, birbirlerini yiyorlar. Sarayın kibirli adamı ipleri elinde tutamıyor, Sarayın ev halkı birbirini yiyor. Millet pandemi nedeniyle, ekonomik kriz nedeniyle perişan. Milletin halini gören yok. Yıllardır bize laf söylediler, şimdi esas kavgalı olan Saray’ın ev halkı.

MİLLETİMİZ, BİR SUÇ ÖRGÜTÜ ELEBAŞINI MAGAZİN KAHRAMANI GİBİ DİNLİYOR

İnsan gerçekten üzülüyor. Bu ne biçim bir sistem ki sabah akşam insanlarımız bir suç örgütü elebaşını magazin kahramanı gibi dinliyor. Bu milleti buna mahkûm etmeye kimin hakkı var? Milletimiz bu ucube rejimde Türkiye Büyük Millet Meclisi aracılığıyla hükümeti denetleyemiyor. Millet daha ikinci aşıyı olamadı, sarayın kibirli adamı üçüncü aşıyı olmuş. Pandemi büyük bir tehlike olarak duruyor. Ülkeye turist gelmez oldu. Turizm sektörünün iş yapması lazım. Baştan beri sadece Çin aşısına ülkeyi mahkûm ettiler. Zamanında kaynak çeşitlendirmesi yapsalar daha fazla insanı aşılamış olacaktı. Esnaf, fabrikalar, turizm daha az kapanacaktı. Ama yapamadılar.

TÜRKİYE’Yİ EN DERİN KRİZLERDEN ÇIKARAN KADROLAR CHP’DE

Bugün Türkiye ciddi sıkıntılarla karşı karşıya… Ama umudu kaybetmeyeceğiz. Bugün huzurunuzdaki kadrolar, CHP’nin ekonomi kadrolarının sadece bir kısmı. Geçmişte en derin krizleri yönetmiş ve ülkemizi o krizlerden çıkarmış kadrolar bizde. Bu ülkede artık saraya ve Erdoğan’ın Şahsım Hükümetine güven kalmadı. Ne içeride ne dışarıda… Vatandaşı bunların söylediklerine inanmıyor. 128 milyar dolar rezervi buharlaştırdılar hala hesabını vermediler. Soruyoruz çıt yok. Ama biz sormaya devam edeceğiz. Merkez Bankası’nın kasasındaki milletin kefen parasını, yedek akçesini buharlaştırdılar onunda hesabını vermediler.

TBMM BAKAN HAKKINDAKİ İDDİALARA VAZİYET ETMELİ

İçişleri Bakanı organize suç örgütü elebaşının bir siyasetçiyi 10 bin dolar maaşa bağladığını söylüyor. TBMM Başkanı, Bakan’a yazı yazıyor, bilgi ve belgeleri istiyor. İçişleri Bakanı TBMM Başkanını takmıyor bile. Milletvekilleri soruyor cevap veren yok. Pişkin şekilde, sormamak lazım diyorlar. Milli iradenin tek tecelligâhı TBMM’dir. Bu Bakan hakkındaki iddialara TBMM mutlaka vaziyet etmelidir. Derhal bir Araştırma Komisyonu kurulmalıdır. Bu iddialar kendisine sorulmalıdır. Gerekiyorsa konu, soruşturma sürecine taşınmalıdır

Son Haberler

...
17 May 2018
17 May 2018
17 May 2018

 Son yorumlar

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için aşağıda yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com