Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

BİZİM SİZDEN ALACAĞIMIZ KRİZ YÖNETİMİ DERSİ YOK

CHP Sözcüsü Öztrak, AK Parti Sözcüsü’nün İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ilişkin ithamlarına yanıt verdi. Bu Hükümetin Türkiye’nin ormanları yanarken uçak kaldıramadığını, ülkeyi seller götürürken, “sel yatağına ev yapmışlar” deyip milleti suçladığını söyleyen Öztrak, “Şimdi çıkmışlar karşımıza kriz yönetiminden bahsediyorlar. Bunları geçeceksiniz. Bizim sizlerden alacağımız kriz yönetimi dersi yok” dedi.

AK Parti Sözcüsünün yoğun kar yağışı nedeniyle yaşanan sıkıntılar konusunda İBB’yi eleştirirken kapanan İstanbul Havalimanı’ndan ve Ankara-İstanbul arasındaki yollardan, fabrikalara verilemeyen elektrikten ve gazdan hiç bahsetmediğini, bölgeye giden bakanların neden Atatürk Havalimanı’na inmek zorunda kaldığı hakkında tek söz bile söyleyemediğini belirten Öztrak, “Belediyelerimizle uğraşmaktan ülkenin sorunlarıyla uğraşamıyorlar. İşi gücü bırakmışlar, trollükle iştigal ediyorlar” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Atalarımızın bir sözü var: “İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır.” Bugün AK Parti’nin Sözcüsü çıkmış alabildiğince İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni (İBB) eleştirmiş. Ama eleştirirken, kapanan İstanbul Havalimanı’ndan hiç bahsetmemiş. Kapanan Ankara-İstanbul arasındaki yollardan hiç söz etmemiş. Kendi yönetimindeki kurumların basiretsizlikleri nedeniyle, yeterince depolanamayan gazdan, bu nedenle fabrikalara verilemeyen elektrikten, gazdan hiç bahsetmemiş.

İSTANBUL VALİSİ’NİN İBB’DEN DESTEK İSTEDİĞİNİ SÖYLEMEMİŞ

Hele İstanbul Valisi’nin Karayolları’nın sorumlu olduğu yollarla ilgili olarak İBB’den destek istediğini hiç anlatmamış. Ama lafa gelince, “Aya sert iniş yapacağız” diyenler, İstanbul Havalimanı’ndan uçak kaldıramadılar. Bununla ilgili AK Parti Sözcüsünden tek laf yok.

BÜYÜKŞEHİR SORDU, “GEREK YOK” DEDİLER

Yolda kalan turistler “Otel istiyoruz” diye slogan atıyor. Havaalanında bulunan turistler isyan ediyor, buldukları çözüm, Çevik Kuvveti Havalimanına sokmak oluyor. Büyükşehir Belediyemiz havalimanına “Burada yardıma ihtiyaç var mı” diye soruyor. “Yok” diyorlar. Neden AK Parti Sözcüsü bunları anlatmıyor. Neden binlerce insanın yerlerde o havaalanında kartonlar üzerinde -o da bulabilirlerse- yatmak zorunda kaldıklarından söz etmiyor? Neden orada isyan edenlere Çevik Kuvvetin gösterdiği sopadan hiç söz etmiyor?

RUS PİLOTLARI BİLE KAFA BULUYOR

Bilim insanları ve uzmanlar, İstanbul’da üçüncü havalimanının konumu hakkında birçok uyarılarda bulunmuşlardı. Ne cevap verdiler? “Almanya bizi kıskanıyormuş”. Ne oldu? O Almanya’nın kıskandığını söyledikleri Havalimanında, THY’nin kargo deposunun çatısı çöktü. Bundan niye bahsetmiyor Sayın Sözcü? Uçaklar inip, kalkamadı. Bakanları bile İstanbul Havalimanı’na değil, Atatürk Havalimanı’na inmek zorunda kaldı. Rus Pilotları; “Büyük havalimanı yapmışlar, ama havalimanını açık tutacak ekipman almamışlar” diye bunlarla kafa buluyor. AK Parti Sözcüsü’nden bunlarla ilgili tık çıt çıkıyor mu? Yok.

AK PARTİ SÖZCÜSÜ BAKANLARIN NEDEN ATATÜRK HAVALİMANINA İNDİĞİNİ SÖYLEMİYOR

Vatandaşımız ne güzel söylüyor; “İstanbul Havalimanı Ak Parti’dir. Şatafatlıdır, yaldızlıdır, varaklıdır, gürültülüdür. En büyük olduğu iddiasındadır. Ama bir kriz anında işlevsizdir. Atatürk Havalimanı ise cumhuriyet gibidir. Paramparça edilmiştir, yağmalanmıştır, terk edilmiştir. Ama kimin başı sıkışsa, ona sarılır. Ve en zor anlarda bile çalışır, olayın özeti de budur!” diyor. Ne güzel söylüyor. AK Parti Sözcüsünden buna ilişkin, yani bakanlarının neden Atatürk Havalimanına indiklerine dair tek bir söz duydunuz mu? İstanbul’da Üçüncü Köprüyü ve Kuzey Marmara Otoyolu’nu kim işletiyor? CHP işletmiyor. Yandaşların işlettiği bu yollarda da insanlarımız mahsur kaldı.

KOMŞUDA HEM TAZMİNAT ÖDENDİ HEM İSTİFA GETİRDİ

Ondan sonra AK Parti Sözcüsü çıkıyor; “Bir kişi bile yolda kalmışsa, bunun ortaya konulması lazım” diyor. E doğru, bunun ortaya konulması lazım ama o zararın da tazmini lazım… Bak, örnek mi alacaksan, kriz yönetimi mi diyorsunuz? Komşumuz Yunanistan’a bir bakacaksınız. O otoyolu açık tutamayan şirkete, yolda kalan her bir araç için 2 bin Avro ceza yazdılar. Otoyolu işleten şirketin CEO’su da orada bir gün daha kalamadı istifa etti. Peki, İstanbul Havalimanını işletenler, üçüncü köprüyü ve Kuzey Marmara Otoyolu’nu işletenler, bunlar milletin zararını tazmin edecekler mi? Bununla ilgili bir sorumlulukları olacak mı? Esas milletimizin AK Parti Sözcüsünün ağzından duymak istediği şeyler bunlar…  Ama bunlarla ilgili hiçbir şey yok, İstanbul Büyükşehir Belediyesiyle AK Parti Sözcüsü kavga ediyor. Çünkü hala daha kabullenemediler. Çünkü daha hala mızıkçılık yapmak istiyorlar İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni kaybetmeleri nedeniyle.

İBB BAŞKANI EFENDİLİĞİNDEN ANLATMIYOR

2017 yılındaki kar yağışında 17 günde atılan tuzu ve solüsyonu bu yıl 4 günde atılan tuzla, solüsyonla mukayese etmeye kalkıyor. Şimdi aslında o dönemde 2017 yılında Beylikdüzü Belediye Başkanı olan bugünkü İBB Başkanı kendi AK Partili olmadığı için AK Partili Büyükşehir Belediye Başkanının kendisine tuz ve solüsyon vermediğini anlatmamış. Efendiliğinden anlatmamış.

CİN OLMADAN ADAM ÇARPMAYI BIRAKSIN

Ama AK Parti Sözcüsü çıkıyor İstanbul’da daha önceden belirlenmiş bir büyükelçiyle yenen yemek üzerinden kendisini İBB Başkanını linç etmeye kalkıyor. Bu AK Parti Sözcüsü cin olmadan adam çarpmayı bıraksın. Yani o kadar araç seferber olmuş, o kadar insan çalışmış, İBB Başkanı sabahlara kadar bu insanların başında oturmuş, siz bir yemek yedi diye onu linç etmeye kalkacaksınız. İstanbullu ne olduğunu görüyor.

BİZİM SİZDEN ALACAĞIMIZ KRİZ YÖNETİMİ DERSİ YOK

Bakın söyleyeyim, bunların yönetiminde ormanlar yandı, uçak kaldıramadılar. Ülkeyi seller götürdü, sel yatağına ev yapmış deyip milleti suçladılar. İstanbul’un göbeğinde insanlar selde servis araçlarında can verdi. Ondan sonra şimdi çıkmışlar karşımıza kriz yönetiminden bahsediyorlar. Bunları geçeceksiniz. Bizim sizlerden alacağımız kriz yönetimi dersi yok.

OSB’LERDE KESİLEN ELEKTRİĞE BAKIN

Sizin yönetiminizde şu anda görülmemiş bir enerji ve üretim krizi yaşanıyor beyefendi. Organize Sanayi Bölgelerinde 3 gün elektriği kestiniz. Üretim durdu. Doğalgaz tedarikinde sınıfta kaldınız, depoları dolduramadınız. Daha bugün öğreniyoruz ki, Tuz Gölü’nde 8 günlük gaz kalmış. Ortada çok büyük bir yönetim krizi var. Böyle bir krizle, Cumhuriyet tarihimizde ilk defa karşılaşıyoruz. Ama AK Parti Sözcüsünün ağzından bununla ilgili tek laf çıkmıyor. Ama sıkılmıyor bize kriz yönetimi dersi vermeye kalkıyor. Biz sizi uyarmıştık, kriz çıkacağını görmüştük. Her zamanki kibrinizle dinlemediniz. Bugün depoda yeterli gaz olmadığı için, sanayicimizi kış gününde gazsız, elektriksiz bıraktınız. Devleti devlet gibi değil, şirket gibi yöneteceğiz iddiasıyla işbaşına gelenler, kamuda “aksiyon alma” deyiminin mucidi olanlar şimdi böyle bir krizde “nasıl aksiyon alacaklarını” bir türlü bilemiyorlar.

KUSUR SANAYİCİNİN DEĞİL, SENİN KUSURUN

Geçtik devleti devlet gibi yönetmenizden, bari basiretli bir iş insanı gibi yöneteme çalışın. Onu bile yapamıyorsunuz. Ama sanayicinin ihracat gelirinin dörtte birine, cebren el koymayı biliyorsunuz. Sanayiciyi şalterleri kapatmazsa, cezayla tehdit etmeyi de biliyorsunuz. Peki bugün kusur sanayicinin mi? Senin kusurun… AK Parti Sözcüsünün ağzından bunlarla ilgili tek bir söz duydunuz mu? Hayır? Yaptıkları ya da yapmaları gerektiği halde, yapmadıkları her şey, büyük krizlere sebep oluyor. Ondan sonra da çıkıyorlar bize kriz dersi vermeye kalkıyorlar.

İŞİ GÜCÜ BIRAKMIŞLAR TROLLÜK YAPIYORLAR

İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile uğraşmaktan, diğer Büyükşehir Belediyelerimizle uğraşmaktan ülkenin sorunlarıyla uğraşamıyorlar. İşi gücü bırakmışlar, trollükle iştigal ediyorlar.

O GÖMLEK SİZE İKİ BOY BÜYÜK GELİR

AK Parti Sözcüsü bir de sıkılmadan Genel Başkanımıza 15 Temmuz üzerinden laf yetiştirmeye kalkmış. 15 Temmuz’da kendi Genel Başkanları Marmaris’te tatildeyken, hain darbe girişimini “Eniştesinden” öğrenip uçağa binip havada tur atarken, Başbakanları tünelde saklanırken, Belediye Başkanı’nın evine herkesin gözünün önünde giden ve oradan gelişmeleri izleyen, partisinin milletvekillerine “TBMM’ye gidin, demokrasiye sahip çıkın” talimatı veren Genel Başkanımıza mani düzmeye kalkıyor. Beyefendi bu gömlek size iki boy büyük gelir.

ALACAĞIMIZ DERS YOK, VERECEKLERİ HESAP VAR

Tekrarlıyorum, bizim AK Parti’den alacağımız Kriz Yönetimi dersi yoktur. Ama onların milletimize vermesi gereken çok hesap vardır. Teşekkür ediyorum.

GIDADA KIŞ BOYU ÖTV VE KDV’Yİ SIFIRLAYIN

CHP Sözcüsü Öztrak, Hükümetin doğal gaz depolarında yeterince gaz tutmaması nedeniyle, enerjide ciddi sorunlar yaşandığını, Organize Sanayi Bölgelerinin elektriğinin üç gün kesildiğini, doğal gaz tedarikinin de yüzde 40 azaltıldığını ifade ederek, “Tüm Türkiye’de üretim durdu. Böyle bir skandalla Cumhuriyet tarihimizde ilk defa karşılaşıyoruz. Ortada çok büyük bir yönetim krizi var” dedi.

Enerjinin iğneden, ipliğe her şeyin temel girdisi olduğuna dikkat çeken Öztrak, “Üretimdeki kayıplar, daha fazla gelir kaybı, daha yüksek enflasyon, daha çok işsizlik olarak, bu mazlum millete fatura edilecek” uyarısında bulundu.

Yaşanan elektrik kesintileri nedeniyle, gıda krizinin daha da derinleşeceğini kaydeden Öztrak, “Kuru gıdadan, bebek mamasına kadar, her şeyin üretiminde aksama olacak. Buradan Hükümete çok açık bir çağrıda bulunuyoruz. Gıda tedarik zincirindeki tüm aşamalarda, en azından bu kara kış geçene kadar, son yaşanan enerji krizinden de sonra alınan tüm ÖTV ve KDV’yi sıfırlayın. Hem üreticinin hem tüketicinin üzerindeki yükü hafifletin. Hazine kaynaklarını zenginin mevduatı için seferber etmek yerine, millet için seferber edin” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Dün 24 Ocak’tı… 24 Ocak ülkemizde acı olayların yaşandığı bir gündür. Rahmetli Uğur Mumcu, 29 yıl önce 24 Ocakta, hain bir suikastla aramızdan kopartıldı. Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan, 21 yıl önce yine bir başka 24 Ocakta, görevi başında alçakça şehit edildi. 15 yıl önce, bir başka 24 Ocak tarihinde, değerli bir devlet adamı İsmail Cem’i kaybettik. Dün de Türk Sinemasının önemli bir ismi, siyasette de milletimize hizmet etmiş, Belediye Başkanlığımızı yapmış, önemli bir sanatçı, Fatma Girik aramızdan ayrıldı. Kaybettiğimiz tüm bu değerli isimleri, bir kez daha rahmetle, saygıyla, minnetle anıyoruz.

AÇIZ FERYATLARI CAMİLERDEN YÜKSELİYOR

Ülkemiz; gence düşman, kadına düşman, sanata ve sanatçıya düşman, tabiata düşman, sevgiye, saygıya düşman, adalete ve hukuka düşman, hoşgörüye düşman, eleştiriye düşman, şarkı sözlerine, Atasözlerine düşman, milletini dilini kopartmakla tehdit edecek kadar gözü dönmüş, bir ucube yönetimin elinde savrulup, duruyor. Bu ucube rejim ülkemizi yönetemiyor. Cebimizi boşaltıyor. “Açız!” feryatları, artık camilerimizin avlularından yükseliyor. Ülkemizde korku duvarları çoktan yıkıldı. Bu nedenle de kralcılık oynayanların yüreklerini, iktidarı kaybetme korkusu iyiden iyiye kapladı.

HERKES GÖRÜYOR: KRAL ÇIPLAK

Ama artık herkes biliyor, herkes durumu görüyor ve “Kral çıplak!” diyor. Üstatlarının, “Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın; gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın!” Dizelerinde dile getirdiği gibi, bu tek kişilik ucube rejim, düşmansız bir türlü var olamıyor. “Korkulur olmak, sevilir olmaktan daha güvenlidir” taktiğinden medet uman bu meflûç yönetim, kendinden olmayan herkesi düşmanlaştırarak, kin ve nefret tohumları ekerek, kendi beceriksizliğini, kendi kifayetsizliğini örtebilirim sanıyor. Bunun için milleti birbirine düşmanlaştırmaya, milleti tehdit etmeye, korkutmaya oynuyor.

ARTIK KORKU DUVARLARI YIKILDI

Bu beceriksiz yönetim; televizyoncunun “haber yorumuna” karışarak, sanatçının “sahne kostümüne” takarak, “Şarkı sözünden” nem kaparak, vatandaşa yaşattığı zulmü gizlerim zannediyor. Bir sanatçıyı, hem de Yüce Allah’ın mabedinde, “Dilini kopartmakla” tehdit edecek kadar gözü dönebiliyor. Bir gazeteciyi kendine hakaret ettiği gerekçesiyle, hukuk dinlemeden, gecenin yarısı tutuklayarak, millete gözdağı vermeye kalkıyor. “Elinde sadece çekiç olan, gördüğü her şeyi çivi sanırmış.” Ama dediğimiz gibi, bu ülkede korku duvarları çoktan yıkıldı. Milletimiz o sınırları çoktan aştı. Sayın Genel Başkanımız, “Hak, hukuk, adalet” diyerek, dünya demokrasi tarihinin en anlamlı yürüyüşünü yaptığında, zihinlerdeki o korku duvarları tuzla buz oldu.

BU UCUBE REJİM NE HUZUR BIRAKTI NE DE AŞ

Biz bu ucube sistem, bu tek kişilik rejim tartışmaları sırasında çok uyardık. “Bir koltuğa iki karpuz sığmaz” dedik. “Hem Cumhurbaşkanı şapkası, hem de Parti Genel Başkanlığı şapkası, aynı kafada durmaz. Milletin huzuru kaçar, aşı, işi azalır, ağzımızın tadı kaçar” diye, bu projenin sahiplerini çok uyardık. 3 yıl 6 ay 15 günün her dakikasında, yaşayarak gördük ki, bu ucube sistem ve tek kişilik şahsım yönetimi, ülkemizde, ne huzur bıraktı, ne aş bıraktı, ne iş bıraktı, ne de millette ağız tadı bıraktı.

KORKAK BİR ÇOCUK GİBİ

Üzerine aldığı Cumhurbaşkanlığı görevini, tarafsızlıkla yerine getireceğine, namusu ve şerefi üzerine ant içti. Ama ardından Parti Genel Başkanı şapkasını giyerek, siyasi rakiplerine, “Cibilliyetsiz, zürriyetsiz, terörist, mankafa, alçak, şerefsiz, virüs, ölü sevici” gibi, ağza alınmayacak hakaretler sarf edebildi. Yandaş yargı da buna siyasi eleştiri dedi. Ama kendisi, muhalefetten ağzının payını aldığında, babasının koltuğunun altına sığınan korkak bir çocuk gibi, hemen cumhurbaşkanlığı zırhına sığındı. “Bu, Cumhurbaşkanına hakaret” diyerek, Saray yargısını harekete geçirdi.

CUMHURBAŞKANI ZIRHININ ARKASINA SIĞINIYOR

En son bir gazeteci, “Hak etmediği bir makama getirilen, o makamın değerini de düşürür” anlamına gelen, bir atasözünü dillendirdi diye, beyefendi “Vay Cumhurbaşkanına hakaret ettin” diyerek, bilindik zırhının arkasına yine saklandı. Gece yarısı hukuka aykırı olarak, Cumhurbaşkanına hakaret iddiasıyla gazeteciyi gözaltına aldırdı. Yetmedi, tutuklattı. Bunla da doymadı, vesayeti altındaki Adalet Bakanı’na, yargıç cübbesi giydirerek, gazeteci hakkında hüküm verip, infazı gerçekleştirdi.

KUTSAL MABEDİ KİNİYLE KİRLETTİ

Alenen ülkede hak, hukuk, usul hiçbir şey bırakılmadı hepsi ayaklar altına alındı. Ama bunlar da yetmedi. Saray muhafızı RTÜK alelacele devreye sokuldu. TELE 1 ve FOX TV gibi kanallara en ağır cezalar salındı. Yargısız infaz yapıldı. Ama hepsinden daha vahimi, daha ağırı, bu yetkilerle o koltuğa oturan Cumhurbaşkanı, AK Parti Genel Başkanı külahını giyip, bir caminin mihrabına çıkıp, savunmasız bir sanatçıyı, milletin bir evladını, dilini kopartmakla tehdit etti. Nefretini kustu. O kutsal mabedi, kinle kirletti. Ama bu tehdide bu nefret söylemine, yargının çıtı çıkmadı. Nerede bu ülkede milletin hakkı, hukuku? Nerede adalet?

160 BİN SORUŞTURMA, 13 BİN DAVA

Peki, şimdi o kadar mürekkep döktüğünüz, AB’den fonlar aldığınız, İnsan Hakları Eylem Planları, Strateji Belgeleri ne oldu? Hepsi çöpe gitti. Bu ülke bugüne kadar 11 Cumhurbaşkanı gördü. Rahmetli Özal’a, rahmetli Demirel’e en ağır eleştiriler yapıldı. Ama hiç biri bulunduğu makamı, vatandaşlarına karşı, bir silah olarak kullanmadı. Ta ki 12. Cumhurbaşkanına kadar. Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan, AK Parti Genel Başkanı 160 bin 169 kişi hakkında, Cumhurbaşkanına hakaret iddiasıyla soruşturma başlatmış. 12 bin 881 yurttaşımızı da mahkûm ettirmiş.

İŞİ LAYIK OLANA VERMEZSEN KIYAMETİ BEKLE

Hukukumuzda temel prensiptir: “Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını, hukuk düzeni korumaz.” Ancak Partili Cumhurbaşkanı, tarafsız Cumhurbaşkanlığı için getirilmiş bir hükmü, alabildiğine istismar ederek, muhalefeti ve milleti susturmaya çalışıyor. Bugün bu ülkede en önemli açığın: Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılaplarına, laik Cumhuriyet ilkesine bağlı, milletin huzur ve refahı için çalışan, üzerine aldığı görevi tarafsızlıkla yerine getireceğine, namusu ve şerefi üzerine ettiği yemine sadık, bir Cumhurbaşkanı olduğunu artık herkes biliyor. Emaneti ehline vermenin, layık olanı, layık olduğu makama getirmenin önemini, sadece atasözlerimiz ifade etmiyor. Hz. Peygamberimizin de, “İş layık olmayana verildiği zaman, kıyameti bekle” diyen, açık bir hadis-i şerifi var.

CUMHURİYET TARİHİMİZDE BİR İLK: ÜLKEDE ÜRETİM DURDU

Bugün, ne yazık ki, yaşadığımız her krizle, bunu çok açık şekilde tecrübe ediyoruz. İşte en son, üretime vurulan darbe. Organize Sanayi Bölgelerinin elektriği 3 gün kesildi. Doğal gaz tedariki de yüzde 40 azaltıldı. Tüm Türkiye’de üretim durdu. Böyle bir skandalla, Cumhuriyet tarihimizde ilk defa karşılaşıyoruz. Ortada çok büyük bir yönetim krizi var. İran’dan gelen doğal gazda, hemen hemen her kış sorun yaşanır. Ama bu nedenle, ülkenin tamamında üretimin durdurulduğuna, ilk kez şahit oluyoruz.

DOĞAL GAZ DEPOLARINDA DOLULUK ORANI %27

Buna şaşırdık mı? Hayır! Aslında Perşembenin gelişi, Çarşambadan belliydi. Başta Sayın Genel Başkanımız olmak üzere, geçtiğimiz Ağustos ortasından bu yana bu kibirli yönetimi uyarıyoruz. “Önümüzde kara bir kış var. Doğal gaz depolarında yeterince gaz yok” diyoruz. “Böyle giderse kış günü ya gazsız kalacağız, ya da çok yüksek maliyetlere katlanacağız, tedbir alın” dedik. Biz bu uyarıları yaptığımızda, doğal gaz depolarımızda doluluk oranı, yüzde 54’e düşmüştü zaten. Bugün itibariyle doluluk oranı sadece yüzde 27’dir. Oysa 2018 ve 2019’un Ocak aylarında yani aynı ayda depolarımızın yüzde 80’i, 2020 Ocak ayında yüzde 60’ı, 2021 Ocak ayında ise yüzde 57’si doluydu. Tabi işin ilginç yanı da şu… Biz bu verileri dillendirmeye başlayınca, EPİAŞ gün gün açıkladığı, depolanan gaz rakamlarını, birden bire yayımlamayı durdurdu. Son veri, 18 Ocak 2022 tarihinde kaldı. Yaptıkları her işte bir karartma, her işte bir hinlik… Ve tabi sonunda da kapatma ve keşmekeş.

PLANSIZLIK, GÖREVİ İHMAL, YÖNETEMEME

Daha dün trollerine, “Karadeniz’de gaz bulduk, kombilerinizi yaz günü de açın” diye mesajlar attırıyorlardı. Bugün depoda yeterli gaz olmadığı için, sanayicimizi kış gününde gazsız, elektriksiz bıraktılar. Ortada çok ciddi bir plansızlık, çok ciddi bir görev ihmali var. Yönetememe var. Koskoca Türkiye’nin, böyle bir kriz anında uygulamaya koyacağı, bir “Acil Eylem Planı” olmadığını da bu süreçte hep beraber görmüş olduk.

ÖZEL SEKTÖR BUNLARI İŞE ALMAZ

Enerji Bakanı, Sanayi ve Teknoloji Bakanını da yanına almış, sanayicilerimizle toplantı yapıyor. Sanayi Bakanı, toplantıda “fabrika bazında değil, sektörel çözüm önerileri rica ediyorum” demiş. Bir de “eleştiri kabul etmiyorum” diyerek, bazı iş insanlarına ayar vermeye kalkmış. Ortada acil eylem planı yok. Sektör bazında bir düzenleme yok. Oysa Türkiye enerjide dışa bağımlı bir ülke. Dolayısıyla enerji tedarikinde bir sıkıntı olduğunda, hangi kritik sektörlerin, hangi kritik fabrikaların çalışılır halde tutulacağı, hangilerinde kesintilerin yapılacağı, elektrik kesintilerinin sistemde nasıl dolaştırılacağı, çalışılmamış, bilinmiyor. Ama devleti devlet gibi değil, şirket gibi yöneteceğiz diyenler, kamuda “aksiyon almak” deyiminin mucitleri, böyle bir krizde “nasıl aksiyon alacaklarını” bilemiyorlar. Bıraktık devleti devlet gibi yönetmeyi, onların yanlış olan söylemlerini dikkate alsak, tüccar gibi ülkeyi yönetmeye kalksak basiretli bir iş insanının, bu ülkeyi basit bir işletmeyi yöneteceği gibi bile yönetemedikleri ortaya çıkıyor. Bu kafayla, hangi özel sektör işe alıp da bunları o koltuklara oturtur? Hiçbir zaman oturtmaz.

FİRMALARIN ZARARINI KİM KARŞILAYACAK

Ama beceriksizlerin işine geldiğinde, sanayicinin ihracat gelirinin dörtte birine, cebren el koymayı biliyorlar. Sanayiciyi şalterleri kapatmazsa, ceza veririz sana diye tehdit ediyorlar. Söyler misiniz bu cezayı siz neye dayanarak, nasıl keseceksiniz? Bir kere burada kusur sanayicinin değil ki, senin kusurun… Süt ve süt ürünleri, Kimya, Demir-Çelik, Alüminyum, Cam, Seramik, Çimento, Otomotiv gibi sektörlerde, faaliyet gösteren fabrikalarda, bırakın 3 günlük elektrik kesintisini, 1 saatlik kesintinin bile çok büyük maliyeti var. Pek çok ihracatçı firmamızın ihracat taahhütleri var. Bu firmaların terminlerini kaçırmaları halinde cezai müeyyideler uygulanacak. Bunu kim karşılayacak? Bu firmalar müşterilerinden bir daha nasıl sipariş alacak? Bu kayıpların bedelini kim ödeyecek? Buna cevap yok. Yaptıkları ya da yapmaları gerektiği halde, yapmadıkları her şey, büyük bir krize sebep oluyor.

POLİTİKA YOK, ALT YAPI YOK

Daha yeni, “Faiz sebep, enflasyon sonuç” zırvasıyla, durduk yere bir ekonomik türbülansa neden oldular. Eylül’de 8,30 lira olan Dolar kuru, 20 Aralık’ta 18 lirayı aştı. Ülkeyi yönetenler dövizi köpürttü. Üreticilerimiz, 15 liralık, 16 liralık, 17 liralık dolar kurundan, ara malı ithal etmek zorunda kaldı. Sonunda bu beceriksiz, kibirli hükümet milleti çarpma operasyonuyla, Dolar kurunu, 11 liraya kadar indirdi. Yandaşlarını bir gecede abat etti. Küçük yatırımcıyı, yüksek kurdan ara malı ithal eden KOBİ’leri ise çarptı. Kendi ifadeleriyle çarptı. O da yetmedi. Döviz kurunun yükselmesini gerekçe gösterdi, üreticinin üstüne döviz kuru düşerken dahi fahiş enerji zamlarını bindirdi. Organize Sanayi Bölgelerindeki sanayicimiz, ne yapacağını şaşırdı. Bundan sonra da sanayiciye gaz vanalarını kapattırıyorlar, elektrik şirketlerinden elektrik şalterlerini indirttiriyorlar. Böyle bir ülkede sanayici nasıl üretecek? Dünyayla nasıl rekabet edecek? Nasıl iş ve istihdam yaratacak? Sarayın kibirlisi aylardır, üretim, ihracat güzellemesi yapıp, duruyordu. “Altyapımızı güçlendirdik” diyerek, millete dövize endeksli otoyolları, köprüleri de gösteriyordu. Birde üstüne üstlük millete “yeni ekonomi modeli” masalları da anlattı. Ama sonunda gördük ki ülkemizde, enerji arz güvenliğini sağlayacak, enerji politikası yok, güvenilir bir enerji alt yapısı yok.

GIDA ÜRETİMİNDE AKSAMA OLACAK

Enerji dediğiniz öyle basit değil iğneden, ipliğe her şeyin temel girdisi. Şimdi üretimdeki kayıplar, daha fazla gelir kaybı, daha yüksek enflasyon, daha çok işsizlik olarak, bu mazlum millete fatura edilecek. Gıda fiyatları zaten aldı başını gitti. Mutfaklardaki yangın korkunç. Millet 1 lira 25 kuruşa ekmek almak için, Halk Ekmek kuyruklarında, karda kışta saatlerce ayakta bekliyor. Şimdi elektrik kesintileri nedeniyle, bu gıda krizi daha da derinleşecek. Tepkiler geliyor, ondan sonra “süt ve süt ürünleriyle, et ve et ürünlerinde enerji kesintilerine gitmeyeceğiz bunlar muaf olacak” deniyor. Ama bu da tek başına yetmiyor. Kuru gıdadan, bebek mamasına kadar, her şeyin üretiminde aksama olacak.

GIDADA KIŞ BOYUNCA ÖTV VE KDV KALDIRILSIN

Buradan Hükümete çok açık bir çağrıda bulunuyoruz. Gıda tedarik zincirindeki tüm aşamalarda, en azından bu kara kış geçene kadar, son yaşanan enerji krizinden de sonra alınan tüm ÖTV ve KDV’yi sıfırlayın. Hem üreticinin hem tüketicinin üzerindeki yükü hafifletin. Hazine kaynaklarını zenginin mevduatı için seferber etmek yerine, millet için seferber edin.

EN DOĞRU YOL SARAYDAKİ AMPULÜ SÖNDÜRMEK

Yaşadığımız son enerji krizi şu gerçeği apaçık göstermiştir. Bu ülkenin enerjisini en çok tüketen adres, milletin vergisini, Saray’ının bin yüz odasına harcayan, kibirli şahıs ve saray sosyetesidir. Bu ülkenin enerjisini doğru ve verimli kullanmanın yolu da, Saraydaki ampulü söndürmekten geçer. Milletimiz de bunu görmüştür. İlk sandıkta gereğini yapacaktır. Ülkemizin enerjisini tüketen müsrif, bereketsiz ampulü söküp atacaktır.

KUYRUĞUN, KITLIĞIN, İŞSİZLİĞİN, KAPATMANIN DİK ALASI

Ne diyor atalarımız; “Büyük lokma ye, büyük konuşma” diyor. Yıllarca bu millete, 2. Dünya savaşındaki, Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasındaki, kuyruk ve kıtlık hikâyelerini anlatıp bizleri kötülediler. Ama milletimiz kuyruğun, kıtlığın, işsizliğin ve kapatmanın dik alasını, bu kifayetsizlerin devri iktidarında gördü. Kar yağıyor, Ankara İstanbul arasındaki tüm yolları kapat. İran, gaz vermiyor. Fabrikaları kapat. Borsa düşüyor, borsayı kapat. Döviz yükseliyor. Döviz gişelerini kapat. Hava bozdu, İstanbul Havalimanı’nı kapat.

“ALMANYA BİZİ KISKANIYOR”

Bilim insanları ve uzmanlar, İstanbul’daki üçüncü havalimanının konumu hakkında, çok uyarılarda bulunmuştu. Bu havalimanının sert rüzgârlara, aşırı hava olaylarına çok açık bir yerde olduğunu ve uzunca süre kapalı kalabileceğini söylemişlerdi. Peki ne cevap verdiler buna: “Almanya bizi kıskanıyor” onun için bunları söyletiyor. Şimdi kimin neyi kıskandığını görüyoruz, yaşayarak tecrübe ediyoruz. Dün, 3. Havalimanında, THY’nin kargo deposunun çatısı çöktü. Uçaklar uçmadı. Çok sayıda sefer iptal edildi. Sonunda alan uzunca bir süre kapandı. Bugün bile tam açılmış vaziyette değil, tek pist çalışıyor.

NEBATİ BAKAN İLGİNÇ BİRİ

Ülkede birçok krizi iç içe yaşıyoruz. Bunların arkasında işi ehline vermeyen, Cumhuriyetin köklü kurumlarını bitiren, ucube tek kişi rejimi var. Ne güzel söylüyor Atalarımız: “Başını acemi berbere teslim eden, cebinden pamuğu eksik etmesin.” Sarayın, Hazine ve Maliye Bakanlığı koltuğuna atadığı, Nebati Bakan ilginç biri. Sarayın her dediğini yerine getirmesine getiriyor, harfiyen yerine getiriyor. Ama şimdilerde çok tartışılan o şarkıda söylendiği gibi, “Binmişiz bir alamete, gidiyoruz kıyamete…” Nebati Bakan, bu gidişi ballandıra ballandıra anlatıyor.

PARA MATBAASINI DA SARAYIN MAHZENİNE TAŞIYIN

Hafta sonu bir grup akademisyen, analist ve ekonomist ile toplantı yapmış. Toplantıda, “Merkez bankası faizini işlevsizleştirdik” “TCMB bağımsızlığı diyeceksiniz, yok öyle bir şey” diyerek, bununla da övünmüş. Söyledikleri doğru mu? El hak doğru. Tabela faizi yüzde 14. Ama ticari kredi faizleri yüzde 30’lara kadar çıktı. Vatandaşın aldığı ihtiyaç kredisi faizleri yüzde 32’lerde, taşıt kredileri yüzde 30 sınırında… E ne oldu? Faizi indireceğim derken, vatandaşın muhatap olduğu tüm faizler sıçratıldı. Madem para politikasına ve faizlere, artık doğrudan Saray karar veriyor. O zaman şu TCMB’yi bir aradan çıkarın. Önce politika faizini bir sıfıra indirin. Para matbaalarını da, matbaa makinalarını da sarayın mahzenine koyun. Her ay Para Politikası Kurulu toplayıp, millet huzurunda, gölge oyunu sergilemekten de vazgeçin. Aradaki perdeyi kaldırın. Olsun bitsin…

ENFLASYON %30’DA KALMAZ, İŞİN SONU HİPERENFLASYONA GİDER

Nebati Bakan yine aynı toplantıda, “Bu yıl enflasyon yüzde 30’un altına düşmeyecek”, dedikten hemen sonra, “Kimse faiz artırımı beklemesin” demiş. Merkez Bankası’nın döviz kasasını tamtakır ettiler. Merkez Bankası’nın elindeki faiz silahını tutan kolunu da arkadan bağladılar işlevsizleştirdiler. Bunu yapan hükümet bilsin ki, Nebati Bakan bilsin ki enflasyon yüzde 30’da kalmaz. Bu millet AK Parti hükümetinde üç haneli enflasyonu çok yakında tadar. Bir de bununla da yetinmiyorlar parasal genişleme musluğunu daha da açma niyetlerini ortaya koyuyorlar. Uzun vadeli repo, yandaşa teslim güdümlü KGF kredileri gibi adımları atma niyetleri olduğunu dile getiriyorlar. Buradan söylüyorum, bunları yaparlarsa üç haneli enflasyon, yerini hiperenflasyona bırakır. İşte o zaman kıyameti görürüz.

AYA İNECEĞİZ DERKEN DİBE VURDULAR

Bu yönetim aya gideceğiz, hem de ayın yüzüne sert ineceğiz derken, bu dünyanın yüzünde dibe vurmuştur, çakılmıştır. Bu kifayetsizler elinde Türkiye, yaklaşan küresel faiz dalgası karşısında, Arjantin’in ardından, dünyanın en kırılgan ekonomisi ilan edilmiştir.

ÇÖZÜMLERİMİZ HAZIR

Şimdi artık zaman, milletimizin sandıkta dimdik durma zamanıdır. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak ülkemizi nasıl düze çıkaracağımızı çok iyi biliyoruz. Türkiye’deki her sorun için reçetelerimiz, çözümlerimiz hazır. Bu ülkeye hakkı, hukuku, adaleti biz getireceğiz. Ülkemizi üretimde dünya liginde ilk ona biz taşıyacağız. Refahı kimseyi dışlamadan, milletimize biz hakça dağıtacağız. Ülkemizin derelerini havasını suyunu tüketmeden, milletimizi borca batırmadan, enflasyona ezdirmeden bu ülkeyi kesintisiz biz büyüteceğiz. Ülkeyi 3 Yeni K ile düze çıkaracağız. Yeni kurallar, Yeni Kurumlar, Yeni Kadrolar. Cumhuriyet Halk Partisinin ve Millet İttifakının iktidarında, her iş, işin ehline verilecek. Ne emanete, ne emanetin sahibine, ne de emanet edilene zulüm edilecek… Bu ülkede şarkılarımızı özgürce söyleyeceğimiz, kimsenin kimseye karışmayacağı, ülkeyi yönetenlerin milletin dilini koparmaya kalkmayacağı, özgürce güleceğimiz, “Acısıyla tatlısıyla ne şahane bir şey yaşamak” diyeceğimiz, günleri hep beraber inşa edeceğiz.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.

Soru- İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Fethullah Gülen’le dişçide görüştüğün söyledi. Bu görüşme oldu mu? Olduysa neler konuşuldu?

Faik ÖZTRAK- Bu konuda yeterince söz söylendi. Zırva tevil kabul etmez. Süleyman Soylu bu işleri bıraksın, yüreği yetiyorsa Yurtta Sulh Konseyi’nin üyeleri kimlermiş onu bir açıklayıversin de görelim.

Soru- İstanbul’da yoğun kar yağışı karşısında belediyelerin yetersiz kaldığı eleştirilerine sizin bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Ülkemizde sanayi tesislerimize üç gün boyunca elektrik verilemiyor, doğalgaz kesilmiş, üretim durmuş, Türkiye’nin depolarında yeterli doğalgaz stoklanmadığı için bu durum ortaya çıkmış. İstanbul Havalimanı’nda seferler durmuş. İstanbul’un çevre yollarında yurttaşlarımız saatlerce mahsur kalmış. Buraları herhalde Cumhuriyet Halk Partisi yönetmiyor. Yine Kuzey Marmara Otoyolu’nun köprüleri, Bolu-Düzce, Ankara-İstanbul devlet yollarını Karayolları yönetiyor. Karayolları’nı da Cumhuriyet Halk Partisi yönetmiyor.

Elbette İstanbul’da vatandaşlarımızın yaşadığı sıkıntılardan üzüntü duyuyoruz. Başta İstanbul Büyükşehir Belediyemiz olmak üzere tüm belediyelerimiz görev ve sorumluluk alanı dinlemeden gece gündüz çalışıyor, çalışmaya devam ediyor. Şu an İstanbul’un ana arterlerinde İstanbul Büyükşehir Belediyemizin sorumluluğundaki yollarda herhangi bir sıkıntı yok. Özellikle Bolu-Düzce’de mahsur kalan TIR’ların İstanbul’a yığılmasıyla ve bu TIR’ların TEM’e ve şehir trafiğine girişinde kontrolün gecikmesi nedeniyle bazı hatlar İstanbul’da tıkanmıştı, şimdi bunlarda büyük ölçüde gideriliyor.

Bu konularla ilgili detaylı açıklamayı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız bu sabah yaptı. Ancak biz burada bir gözlemimizi ifade etmek istiyoruz. Bu yaşanan kara kış sürecinde metro altyapısının İstanbul’un trafik sorununun çözümünde ne kadar önemli olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Gerçekten de metro hatlarının olduğu yerlerde kara kış nedeniyle büyük sıkıntılar yaşanmadı. Sorunun büyüğü Beylikdüzü-Sefaköy, Mahmutbey-Esenyurt bölgelerinde yaşandı. Bugün bu bölgelerde planlanmış metrolar hayata geçmiş olsaydı bu sorunlarda bu boyutta olmazdı. Ama bu projeleri saray imzalamadı. Yine bu projeler içinde 2007’de başlamış olanı bugün bitirilmiş olsaydı herhalde bundan kazanan İstanbullular olacaktı. O nedenle Ankara’yla İstanbul Büyükşehir Belediyesi özellikle bu metro konusunda ve yatırımlar konusunda ciddi bir koordinasyona ihtiyaç vardır. İstanbul’un metro sorunu partiler üstü bir konu olmalıdır. Ve bu konuya herkes gereken hassasiyeti göstermelidir.

Soru- Hazine’den döviz garantili yap-işlet-devret projeler hava şartlarıyla birlikte yeniden gündeme geldi. Kuzey Marmara Otoyolu’nun kardan sonraki durumu ve İstanbul Havalimanı’nda çöken çatıyı siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Bir kere her şeyden önce İstanbul Havalimanı’nda karton kutular üzerinde yerde yatmak zorunda kalan, Çevre Yolunda kucağında bebeğiyle mahsur kalan ailelerimizin görüntüleri gerçekten hepimizi çok üzmüştür. Akıl ve bilimle kavga edilmez. Konuşmamda söyledim İstanbul Havalimanı’nın konumu konusunda birçok uyarı yapılmıştır. Bu havalimanının aşırı rüzgar ve hava hareketlerine açık olduğu söylenmiştir. Ama bunların hiçbiri dikkate alınmamıştır. Şimdi Kamu Özel İşbirliği modeli, devletin yaptırdığı projelerin işletme döneminde etkinliğini sağlamak için geliştirilmiş olan bir modeldir. Yani bugün Türkiye’de kullanıldığı gibi bir finansman modeli değildir. Amaç bu projeyi yapan, yapımını gerçekleştiren müteahhitlerin inşaat aşamasında ilerde bu projeyi kendilerinin de devletle birlikte işleteceklerini düşünerek gerekli hassasiyeti göstermeleridir. Yani bu projelerin işleyişinde bu model, etkinliği sağlamak amacıyla geliştirilmiştir.

Ama bugün bakıyoruz bu yöntemle yapılan havalimanına ulaşımı sağlayan çevreyolu kapanıyor. Havalimanında yapılan kargo binalarının çatısı çöküyor, pistler işlemez hale geliyor. Bu nasıl bir işletme etkinliği, bu nasıl bir sorumluluk paylaşımı? Millete geçmediği köprü, uçmadığı havaalanı, yatmadığı hastane, geçmediği tünel için, geçmediği otoyol için para ödetiyorsunuz ama asıl amaç olan etkinliği sağlayamıyorsunuz. Milyarlar yatırılan İstanbul Havalimanı kapanıyor, bakanları taşıyan sarayın uçakları Atatürk Havalimanı’na iniyor.

Aslında bugün yaşanan bu sıkıntıyı sosyal medyada dikkatimi çeken bir paylaşım çok da güzel özetliyor. İznini almadığım için bu paylaşımı yapan vatandaşın ismini tabi paylaşamıyorum ama kendisine buradan selamlarımı iletiyorum. Şöyle diyor vatandaşımız,

“İstanbul Havalimanı AK Parti’dir. Şatafatlıdır, yaldızlıdır, varaklıdır, gürültülüdür, en büyük olduğu iddiasındadır ama bir kriz anında işlevsizdir. Atatürk Havalimanı ise Cumhuriyet gibidir. Paramparça edilmiştir, yağmalanmıştır, terk edilmiştir ama başı sıkışan ona sarılır ve en zor anlarda bile çalışır, işlevseldir.” Güzel özetlemiş.

Soru- Sanayi Bakanı Mustafa Varank, enerji kesintileri için CHP’li vekilleri ve Kemal Kılıçdaroğlu’nu suçladı. “Milli enerji kaynaklarıyla ilgili attığımız her adımda engel oldular dedi. Saros Körfezi’nde yapacağımız terminale karşı çıktılar, o terminal yapılsaydı bugün yaşadığımız sorunu hiç yaşamayacaktık” diye konuştu. Siz bu açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Gafile kelam, nafile kelam. Bu ülkeyi 20 yıldır kim yönetiyor? CHP mi yönetiyor? Yıl olmuş 2022 Tuz Gölü’ndeki doğal gaz depoları 2018’de, 2019’da tamamlanacak deniyor hala tamamlanmıyor. Şimdi de 2023’e gün veriyorlar. Neden tamamlayamadınız, elinizi kim tuttu? Biz Ağustos’tan beri sizi uyardık, “Avrupa gaz depolarını dolduruyor siz kışa yeterli gaz depolamadan giriyorsunuz” dedik. Genel Başkanımız bunu defalarca söyledi. Siz sorumluluğunuzu yerine getirmemişsiniz ondan sonrada çıkıyorsunuz sizi uyaranları eleştiriyorsunuz, yol gösterenleri eleştiriyorsunuz. Sanayiciye hala Karadeniz gazı hikayesi anlatıyorsunuz. Beyefendi Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez tüm sanayi 3 gün elektriksiz kalıyor. Sanayi Bakanı da mesaisini trollük yapmaya harcıyor. Yani üretim durmuş, ihracat durmuş, ne yapacağını bilmeyen sanayicimizin derdine derman olmak yerine oturduğu yerden mazeret üretiyor.

Açıkçası şunu da söyleyeyim, sabah sordum oradaki yetkili arkadaşlarıma ne oldu Saros’ta diye. Orada ne hukuk tanınmış, ne kural tanınmış. Mahkeme kararlarına rağmen Saros Körfezi’ndeki inşaata devam etmişsiniz ama yetiştirememişsiniz. Orada da becerememişsiniz. Aslında trollüğü bırakıp işinizi yapsaydınız orada yapılan tesisi de biz istemediğimiz halde, beğenmediğimiz halde yetiştirmenizin önünde engel olan CHP değil.

Soru- Numan Kurtulmuş katıldığı bir televizyon programında “Vatandaş eleştiriyor, kızıyor, hatta biraz ileri gidip bağırıyor, çağırıyor ama insan sevdiğine kızar. Çok şükür ekonomideki bu gelişmelerle birlikte biraz daha sakinlemiş vaziyette eleştiriler” dedi. Siz bu açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Bu ülkede insanlar kredi borcunu ödeyemediği için canına kıyıyor, esnaf pandemi döneminde aldığı sonra da ertelendi denen kredi borçları altında ezim ezim eziliyor. Ekmek kuyruklarında vatandaşlarımız “beni bu hallere düşürenlere hakkımı helal etmiyorum” diye haykırıyor, beddualar ediyor. Ama anlaşılan bunlar milletten kopmuş, kalp gözleri kapanmış milletin sesini duymuyorlar, halini görmüyorlar. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde kendi vatandaşına kumpas kuran, milleti bir gecede çarpan, elektrik faturalarına cumhuriyet tarihinin en büyük zamlarını yapan, sanayiye üç gün elektrik ve doğalgaz vermeyerek beceriksizliğin kitabını yazan, milleti 21. yüzyılda yokluğa, kuyruklara, kıtlığa mahkum eden, esnafımızı, çiftçimizi, emeklimizi, emekçimizi perişan eden bu hükümete milletimiz sandıkta ne yapacak hep beraber göreceğiz. Onun için şimdi hikaye anlatmayı bıraksınlar… Sandıktan sonra “Dabbak sevdiği deriyi yerden yere vurur “deyip kendi kendilerini avuturlar.

Soru- Dün CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “Demokrasinin yolu Diyarbakır’dan geçer” ifadesini kullandı. Bu ifadelere İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Yavuz Ağıralioğlu çözüm sürecini hatırlatarak tepki gösterdi. “Bu ülkeye hayır da gelecekse, kötülükte gelecekse yolu TBMM’den geçer” dedi. Siz bu açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Önce Sayın Genel Başkanımızın söylediği cümleyi herkes doğru okumalıdır. Genel Başkanımız bir demokrasi sorunundan bahsetmiştir. Bugün ülkemizin 784 bin kilometre karesinde en önde gelen sorun demokrasi sorunudur. Bugün Diyarbakır’da da demokrasi sorunu vardır, Adana’da da vardır, Kars’ta da vardır, Edirne’de de vardır, Ankara’nın göbeğinde de vardır. Sorunların çözüm adresinin TBMM olduğunun müellifi de Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Burada kimse kafaları bulandırmamalıdır. Sorun bugün milletimizin her bir ferdini ezen demokrasi sorunudur. Kimse şu kış gününde buluttan nem kapmasın.

Teşekkür ediyorum.

CHP’DEN 10 MADDELİK ENFLASYONU DÜŞÜRME REÇETESİ

CHP Sözcüsü Öztrak, Hazine’den kamu bankalarına ve katılım bankalarına sermaye verilmesi kararıyla ilgili olarak, “Kamu bankalarının sermayesini, bir önceki kredi genişlemesinde kediye yüklemişlerdi. Anlaşılan kedi bu yüke dayanamadı, şimdi Hazine’den verecekleri milletin vergileriyle, basacakları paralarla kedinin cenazesini kaldıracaklar. Ardından da hükümet yine bildiğini yapacak, yeni bir kredi genişlemesine gidecek” değerlendirmesinde bulundu.

Merkez Bankası’nın Ocak ayında yaptığı toplantıda faizi sabit tutmasını da değerlendiren Öztrak, “Madem ‘faiz sebep, enflasyon netice’ idi, madem ‘faiz düşerse, enflasyon da düşer’ idi, madem ‘faizi indirmek nas’ idi, madem kendine de, iddiasına da bu kadar güveniyordu. Dün ne oldu tüm bu ‘mademlere’? Hepsi bir anda ‘badem’ oluverdi. Ne oldu da faizi indirerek, enflasyonu düşürmekten bir anda vazgeçti?” diye sordu.

Erdoğan’ın, 2018 seçimlerinden önce sarf ettiği “Siz bu kardeşinize yetkiyi verin, ondan sonra bu faizle, şunla, bunla nasıl uğraşılır görün” sözlerini hatırlatan Öztrak, “Erdoğan politika faizini üç ayda, zorlaya zorlaya 5 puan indirtti. Ama milletin faiz yükü düşmedi, arttı. Erdoğan’ın sözlerinin üzerinden tam 3 yıl 7 ay 2 gün geçti. Faizle baş edemediği gibi, ‘şununla, bununla’ da baş edemedi. Faiz, kur, enflasyon, risk primi, hepsi Erdoğan Şahsım Yönetiminde şaha kalktı. Erdoğan, Roma’yı yakıp keyifle seyreden Neron misali, 84 milyonluk güzelim ülkeyi 800 milyar dolarlık koskoca ekonomiyi, 3 yıl 7 ayda yangın yerine çevirdi” dedi.

CHP Sözcüsü Öztrak, enflasyonu düşürmek için vakit kaybetmeden uygulanması gereken CHP’nin 10 maddelik reçetesini de açıkladı:

1- Merkez Bankası’nın başına liyakatli bir ismi atanmalı. Banka siyasetin müdahalesinden kurtarılmalı.

2- Ekonomide “kral değil, kural” olmalı, Stratejik Planlama Teşkilatı hızla kurulmalı, verilerin saydamlığı ve doğruluğu sağlanmalı.

3- Kamu Özel İşbirliği Projelerinde dövizle belirlenen tarifeler ve gelir garantileri, ivedilikle Türk Lirası’na çevrilmeli. Gerekirse hukuk çerçevesinde, söz konusu projelerin işletme hakları kamuya devredilmeli. Dövizle borçlanmaya son verilmeli, mevduatlara kur garantisi kaldırılmalı.

4- Kamu bankalarının kaynaklarının yandaşlara ve rant projelerine aktarılmasına derhal son verilmeli. Ziraat Bankası çiftçiye, Halk Bankası da esnafa avantajlı kredi sağlamalı.

5- Dünya standartlarında bir Kamu İhale Yasası çıkarılmalı. Hükümetin, ekonominin günlük işleyişine müdahale etmeyeceğinin güvencesi verilmeli.

6- Bütçe disiplinini sağlayan mali çapalar yeniden güçlendirilmeli. TBMM’de Kesin Hesap Komisyonu kurulmalı, Sayıştay denetimi uluslararası standartlara ve kaliteye çıkarılmalı.

7- Yüksek teknoloji içeren, Yeşil Mutabakata uyumu, dijital dönüşümü kolaylaştıracak, doğrudan sermaye yatırımlarına öncelik verilmeli.

8- Bütçede yaratılan imkânlar dar gelirli ve dezavantajlı kesimlerin derhal rahatlatılmasında kullanılmalı. Aile Destekleri Sigortası hayata geçirilmeli.

9- Gıdada arz güvenliğini sağlayacak, planlama ve çiftçiye destek tedbirleri alınmalı. Sağlık ve ilaç konusunda yeni kapasiteler inşa edilmeli. Sağlık çalışanlarının yurt dışına gitmesine yol açan ücret adaletsizliği, çalışma ve güvenlik şartları hızla iyileştirilmeli. Enerji arz güvenliği, temiz ve ucuz enerjiye erişim sağlanmalı. İthal enerjide tedarikçi çeşitlendirilmesine, yerli ve yenilenebilir enerjiye öncelik verilmeli.

10- Adımların en önemlisi olarak, hukukun üstünlüğünü, iyi yönetişim ve yargı bağımsızlığını sağlayacak “Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme Geçiş Programı” açıklanmalı ve uygulamaya konmalı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Tek adam parti devleti rejimi kibir ve cehaletle birleşti. Devlet yönetiminde büyük bir zaafa neden oldu. Ekonomik krizi, korkunç bir pahalılığa, işsizliğe ve yoksulluğa, kısacası bir buhrana dönüştürdü.

FAİZİ, ŞUNU, BUNU ELİNE YÜZÜNE BULAŞTIRDI

Erdoğan, 24 Haziran 2018 seçimlerinden birkaç gün önce, 19 Haziran 2018’de; “Siz bu kardeşinize yetkiyi verin, ondan sonra bu faizle, şunla, bunla nasıl uğraşılır görün” demişti. Bu sözün üzerinden tam 3 yıl 7 ay 2 gün geçti. Milletimiz o günden bu yana, dört ayrı Merkez Bankası Başkanı, üç ayrı Hazine ve Maliye Bakanı gördü. Tabi bu arada Erdoğan’ın “faizi, şunu, bunu” eline yüzüne nasıl bulaştırdığını da gördü. Erdoğan, 19 Haziran 2018’de, yüzde 17,75 olan politika faizini, 2021’in ortalarında önce yüzde 19’a kadar yükseltti. Sonra yılsonuna doğru “Faiz sebep, enflasyon netice” safsatalarını tekrar torbadan çıkardı. Yetmedi “Faizi indirmek, nassın gereği” dedi. Politika faizini üç ayda, zorlaya zorlaya yüzde 14’e yani 5 puan birden indirtti. Peki; milletin faizi ne oldu? 3 yıl 7 ay 2 gün önce, ihtiyaç kredisi faizi yüzde 24’tü. Bugün aynı kredinin faiz yüzde 32. Taşıt kredisinin faizi yüzde 22’ydi. Şimdi aynı kredinin faizi yüzde 28. Ticari kredinin faizi yüzde 22’lerdeydi. Şimdi yüzde 30’larda… Hatta bazı bankalar, yüzde 46 faizle ticari kredi veriyorlar. Yine devletin iki yıllık borçlanmasında referans faizi yüzde 19’du. Şimdi yüzde 23. Erdoğan Merkez Bankasının politika faizini politikacı faizine çevirdi. Milletin faiz yükü de düşmedi, arttı. Piyasanın gerçekleri, Erdoğan’ın safsatalarını ezip geçti.

FAİZ, KUR, RİSK PRİMİ, ENFLASYON… HEPSİ ŞAHA KALKTI

Peki, Erdoğan’ın 3 yıl 7 ay 2 gün önce, “Şunla, bunla nasıl uğraşılır” derken, kast ettiği şunlar bunlar ne oldu? O gün dolar kuru 4 lira 72 kuruştu. Bugün 13 lira 47 kuruş. O gün enflasyon yüzde 12’lerdeydi. Bugün yüzde 36’larda… O gün ülkenin risk primi 316 idi. Bugün 554. Erdoğan faizle baş edemediği gibi, “Şununla, bununla” da baş edemedi. Faiz, kur, enflasyon, risk primi, hepsi Erdoğan Şahsım Yönetiminde şaha kalktı.

ÜLKEYİ YANGIN YERİNE ÇEVİRDİ

Meşhur Afrika atasözüdür: “Bir ormanda aslan, ceylan, sırtlan ve zebra, yan yana koşuyorsa, ormanda yangın var demektir.” Erdoğan Roma’yı yakıp, keyifle seyreden Neron misali, 84 milyonluk güzelim ülkeyi 800 milyar dolarlık koskoca ekonomiyi, 3 yıl 7 ayda yangın yerine çevirdi. Şimdi de keyifle seyrediyor.

ÖNCE NAS DEDİ, ŞİMDİ PAS DİYOR

Bir de üstüne üstlük yangını söndürmek isteyen itfaiyecileri, iş başına getirecek erken seçimi de engelliyor. Aylardır, “Faiz sebep, enflasyon netice” dedi durdu. “Faiz düşerse enflasyon da düşer” dedi. Ama birden bire dün bu iddiasını unutuverdi. Enflasyon coşarken, bu defa politikacı faizini indirmedi. “Faiz indirimine nas” diyen Erdoğan. Dün “pas” dedi.

MADEMLER BADEM OLDU

Oysa daha iki gün önce, Arnavutluk dönüşünde, “Benim bir iddiam var; faiz sebep, enflasyon neticedir. Nitekim de neticesi kendini gösteriyor. Enflasyon düşüşe girmiştir, girecektir. Bu bir defa kesin” diyordu. Madem “faiz sebep, enflasyon netice” idi, madem “faiz düşerse, enflasyon da düşer” idi, madem “faizi indirmek nas” idi, madem kendine de, iddiasına da bu kadar güveniyordu. Dün ne oldu tüm bu “mademlere”? Hepsi bir anda “badem” oluverdi. Ne oldu da faizi indirerek, enflasyonu düşürmekten bir anda vazgeçti? Yoksa, “Faiz sebep, enflasyon neticedir” sözü; kuru köpürtmek amacıyla zaman zaman tedavüle sokulan, Erdoğan’ın milleti ara sıra silkelemek için yararlandığı, kullanışlı bir cümleden mi ibaret? Ne diyor Yunus? “Cümleler doğrudur, sen doğru isen; doğruluk bulunmaz, sen eğri isen.” Erdoğan’ın cümlelerinde, neden hiç doğru bulunmadığını bu sözler çok güzel açıklıyor.

BUNUN ADI TIPTA MİTOMANİDİR

Erdoğan’ın Arnavutluk dönüşü kurduğu cümleyi, bir kez daha tekrarlayalım: “Benim bir iddiam var; faiz sebep, enflasyon neticedir. Nitekim de neticesi, kendini gösteriyor. Enflasyon düşüşe girmiştir, girecektir. Bu bir defa kesin”. Yani Erdoğan’a göre; enflasyon düşüşe girmiş. Hem de bu kesinmiş. Bu sözler, Erdoğan’ın milletten nasıl koptuğunu, milleti nasıl unuttuğunu açık seçik ortaya koyuyor. Ya Erdoğan kibre batmış, millete ne söylersem inanır sanıyor. Ki bunun adı tıpta mitomanidir. Ciddi de bir rahatsızlıktır. Ya da bu sözler, TÜİK’e talimatla enflasyon düşürtme harekâtının habercisidir. Nitekim bugüne kadar bir sürü yanlışa imza atmış TÜİK Başkanının şimdi çıkıp, “Yanlışa imza atmam” demesi hiç hayra alamet değildir. Bu, eğer enflasyon rakamlarıyla oynanırsa bugünkü mevcut güven bunalımı çok daha derinleştirir. Verilerine güvenilmeyen bir ekonomide kimse yönünü tayin edemez. Yatırım olmaz, aş olmaz, iş olmaz. Nas diyenlerin, kul hakkı yemesinin önü açılır.

MAKYAJLI RAKAMLARLA BİLE ENFLASYON REKORLAR KIRIYOR

Bugün makyajlı TÜİK rakamlarıyla bile tüketici enflasyonu yüzde 36. Üretici enflasyonu ise yüzde 80. Son 20 yılın en yüksek enflasyonunu yaşıyoruz. Enflasyonda dünyanın şampiyonlar ligindeyiz. Enflasyonumuz ABD ve Avrupa bölgesinin toplamının 3 katı. Ama Erdoğan milletimizi bırakmış, ABD’yle Avrupa’ya ağıt yakıyor. Enflasyonda turpun büyüğü heybede… Bunu gizlemeye çalışıyor. En az yüzde 50’lik tüketici enflasyonu hemen kapıda… Ama ne diyor Erdoğan? Enflasyon düşüşe geçmiş, kesinmiş.

AMERİKALI’YA, AVRUPALIYA AĞIR YAKIYOR, MİLLETİN SESİNİ DUYMUYOR

Bugün bu ülkede şu karda kışta, insanlarımız bir somun ekmeği ucuza alabilmek için, saatlerce Halk Ekmek kuyruklarında bekliyor. Benim Tekirdağlı hemşerilerim, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin 99 liralık, 100 dememek için 99 diyorlar, ithal ayçiçek yağını alabilmek için, kuru ayazda saatlerce kuyruklarda bekliyor. Bir de haykırıyor: “Bizi bu hallere düşürenler utansın.” Ama Erdoğan Avrupalıya, Amerikalıya ağıt yakmaktan, benim Tekirdağlı hemşerimin feryadını duymuyor.

ÇİFTÇİYE DESTEK ŞİMDİ LAZIM

Erdoğan’ın kalp gözü, milletimize kapanmış, zamları otomatiğe bağlamış, dolar çıkarken de her şeye zam, dolar düşerken de her şeye zam. Akaryakıt fiyatlarındaki artış sadece vatandaşı değil, akaryakıt bayilerini de artık ezmeye başladı. Geçen yıl çiftçi, traktörünün deposunu 735 liraya dolduruyordu. Şimdi aynı depo 1.581 liraya doluyor. Erdoğan mazota bir yılda yüzde 115 zam yaptı. Bir çuval ÜRE gübresi almak için, çiftçi geçen yıl ödediğinin yedi katını ödüyor. Erdoğan, gübreye de bir yılda yüzde 600 zam yaptı. Şimdi çiftçi kara kara düşünüyor bu maliyetlerle ne yapacak, nasıl tarlama gireceğim, nasıl üreteceğim diyor. Erdoğan çıktı, “Çiftçiye desteği gerekirse artırabiliriz” dedi. Çiftçi tarlasına giremiyor. Destek şimdi değilse ne zaman gerekecek?

ESNAFA ELEKTRİK ŞOKU VERİYORLAR

Sanayici de zor durumda. Ara malı fiyatları son bir yılda yüzde 92, enerji fiyatları yüzde 123 arttı. Elektrik, gaz faturaları, Organize Sanayi Bölgelerindeki sanayicimizi perişan etti. Bunlar yetmezmiş gibi şimdi de sanayiciye gaz tedarikinde sıkıntılar başladı. İhracat hedefine nasıl ulaşacaklar? Son bir yılda, doların TL karşısındaki değerinin yüzde 75 artmasına bakıp, ondan sonrada ihracatı teşvik ettiklerini sanıyorlar. Bu maliyet artışlarıyla, bu gaz sıkıntılarıyla bu iş olmaz. Pandemide dükkânını kapattırdıkları esnafı borca batırdılar. Yetmedi şimdi de esnafa elektrik şoku veriyorlar. Her ay 4.000 lira gelen esnafın elektrik faturası, şimdilerde 7.000-7.500 liraya çıktı. Bu faturalarla esnafımız nasıl iş yapacak, nasıl kazanacak? Ne yiyecek, ne içecek? O batırdığınız borcu nasıl ödeyecek?

EMEKLİLER FATURALARINI ÖDEMEK İÇİN EVLATLARINDAN DESTEK İSTİYOR

Saray memura, emekliye, asgari ücretliye kaşıkla verdiğini, kepçeyle geri alıyor. Sabahtan beri bana telefon yağıyor. Emekliler arıyorlar… Emekliler elektrik faturalarını ödeyebilmek için evlatlarından destek istemeye başlamışlar. Ülkede yediden yetmişe herkes mustarip… Esnafından, çiftçisine, emeklisinden, emekçisine, sanayicisinden, ticaret erbabına… Kime dokunursan bin ah işitiyorsun. Ama Erdoğan çıkıyor, “165 milyar liralık fedakârlık yaptık” diyerek, adeta milletle alay ediyor. El insaf!

FEDAKÂRLIĞI YAPAN SİZ DEĞİLSİNİZ MİLLET

Beyefendi siz ülkenin tapusunu üzerinize mi geçirdiniz? Kimin malını kime veriyorsunuz? Sizin fedakârlığınız nerede? Siz saraylarınızdan fedakârlık mı yaptınız? Sıra sıra uçaklarınızdan fedakârlık mı yaptınız? Milyonluk Mercedeslerinizden vaz mı geçtiniz? İçtiğiniz efulilerden, smoothilerden fedakârlık mı yaptınız? Yoksa Saray sosyetesine üçer, beşer verdiğiniz maaşlardan mı fedakârlık yaptınız? Yandaşlarınıza dağıttığınız, dolar garantili ballı ihalelerden mi vazgeçtiniz fedakârlık yaptınız? Hayır! Hiçbirinden fedakârlık yapmadınız. Milletin şu yok gününde, saltanatınız, israfınız, debdebeniz, şatafatınız aynen devam etti. Siz milletin parasıyla sözde itibarınızdan tasarruf etmezken, gerçek fedakârlığı milletimiz yaptı. Milletimiz ucuz Halk Ekmeğini, 99 liralık ayçiçek yağını almak için, ayazda saatlerce bekledi. İnsan “fedakârlık ettik” demeye utanır. Ama ne diyorlar, “Utancı gidenin kalbi de ölür.”

DÖVİZLİ GARANTİLERİ TL’YE ÇEVİRİN

Ülkeyi yönetenin, söylediğiyle yaptığı bir olmalıdır. Özü, sözü bir olmayan yöneticinin, millete hayrı olmaz. Erdoğan; “Türkiye’yi çift paralı bir ülke olmaktan çıkartarak, dış ticaretle iştigal edenler dışında, herkesin işini de, tasarrufunu da, Türk Lirası’yla yaptığı bir yer haline getirmek için, herkesten destek istediklerini” söylüyor. Şimdi bu lafları kim söylüyor? Yandaş müteahhitlerine Dolarla, Avroyla gelir garantisi veren, Hazine’nin iç borçlanmasını dövizle yapan, Türk Lirası mevduata bile özel bankalardaki ilk defa Türk lirası mevduata bile dolara endeksleyen, garanti getiren Erdoğan söylüyor. Adama “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” derler. Madem Türkiye çift paralı ülke olmaktan çıkacak, önce millete siz örnek olacaksınız. Yandaşlarınıza dağıttığınız Dolarlı, Avrolu gelir garantilerini, hiç vakit kaybetmeden, Türk Lirası’na çevireceksiniz. Hazine’nin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından, Dolarla, Avroyla, altınla borç almasına son vereceksiniz. Kur garantili mevduatları kaldıracaksınız. Şimdi bunları yapmadan sarf edilen her söz boştur. Vatandaşa hiçbir güven vermez.

DEVLETİN BORCUNDAKİ ARTIŞ DA REKOR KIRDI

Hazine ve Maliye Bakanlığı rakamları açıkladı: 2021’de devletin borcu tam 935 milyar lira artmış 935 milyar lira. 2,7 trilyon lira olmuş. Devletin borcundaki bu artış, bugüne kadar tek bir yılda gerçekleşen en yüksek artış! Korkunç bir rekor… Bunun en önemli sebebi, kurdaki yükseliş. Döviz Türk Lirası’na karşı, bir yılda yüzde 75 değer kazanınca, Dolarla, Avroyla alınan, TL yerine Dolara, Avroya endekslenen Hazine borçları patlamış. Borç stokundaki 935 milyar liralık artışın 796 milyar lirası, yani her yüz liralık artışın 85’i, kurdaki artıştan geliyor. “Faiz sebep, enflasyon netice” denilerek, döviz piyasalarında yaratılan tsunaminin, çocuklarımızın, torunlarımızın sırtına yüklediği ağır fatura işte bu! Ama “Gafile kelam, nafile kelam…”

ÇİN İŞİ, JAPON İŞİ DERKEN SOVYET İŞİNE DÖNDÜ

Milletin Hazinesine yüklenen bu fatura yetmezmiş gibi bir de üstüne bankalardaki TL mevduata Dolara endeksli faiz vermenin maliyeti de hazinenin sırtına yani milletin sırtına bindirildi. İhracatçılarımızın döviz kazancının yüzde 25’ine, bir günde el kondu. İhracatçıya bunu yapması için süre bile tanınmadı. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını 500 bin dolara satıp, satış bedelinin de Merkez Bankası’na devrini zorunlu hale getirdiler. Bunlar da yetmezmiş gibi, şirketlerin kredilerine döviz denetimine başladılar. Kredilerini nasıl kullanacaklarını denetlemeye, döviz almamalarını taahhüt etmelerini istediler. Şirketler bankadan kredi kullanırken döviz almayacağım diye taahhütname imzalamaya başladı. Kambiyo rejimini kısıtlayan, Türk Lirası’nın konvertibilitesine zarar veren bu uygulamalar öyle yeni falan değildir. Bunlar 1970’lerde, 1980’lerde uygulanmıştır, ekonomimiz geliştikçe de, dünyaya entegre oldukça da terkedilmiştir. Ne yazık ki yeni ekonomi modeli derken, 1970’lerin Dövize Çevrilebilir Mevduatı, milletin önüne ısıtılıp yeniden konmuş. Zorunlu döviz devirleri, kredi tayınlamaları, döviz tahsisleri geri gelmiştir. Çin işi, Japon işi, Türk işi derken, ortaya “Sovyet işi” çıkmıştır.

ERDOĞAN’IN “YENİ” DEDİĞİ POLİTİKALAR VENEZÜELLA’YI ÇÖKERTTİ

Erdoğan, “Türkiye’nin bu yeni yaklaşımını, başka ülkelerde uygulamaya başladı” diyerek, milletle dalga geçmektedir. Erdoğan’ın “yeni” dediği bu yaklaşımları, Dünya’da uygulayan bir tek ülke vardır o da Venezüella. O da zaten bu uygulamayı bizden önce yapmıştır. Kopya çektiysek biz ondan kopya çektik. Ama Venezüella da sonuç da ortadadır. Yüzde 686 enflasyonla dünya şampiyonluğu, 352 milyar dolarlardan, 45 milyar dolarlara gerilemiş bir milli gelir. Tamamen iflas etmiş bir ekonomi. Demokratik değerlerden uzaklaşmış bir yönetim. Kötü yönetildiği için ufku kararmış bir ülke. İşte Erdoğan’ın yeni model diyerek, imrendiği ve önümüze koyduğu model tam da budur.

PARA MATBAASI DAHA HIZLI ÇALIŞACAK

Ekonomide üretilen mal az, basılan para çoksa sonuç daima enflasyondur. Türkiye’de de para matbaası, bir süredir hızlı çalışmaktadır. Parasal taban, son iki yıldır, enflasyondan çok daha hızlı artmaktadır. Hadi diyelim 2020’de pandemi vardı. Ekonomi çok daralıyordu, kapanmıştı. Bu nedenle parasal destek gerekiyordu. 2021’de ekonomi büyük ölçüde açıldı. Ama parasal genişleme devam etti. Önümüzdeki günlerde para matbaası öyle gözüküyor ki daha da hızlanacak… Yılsonunda Merkez Bankası’nın bilançosunu apar topar, bir gecede makyajladılar. O güne kadar 70 milyar dolar zarar etmiş bankayı bir gecede 60 milyar lira kâra geçirdiler. Şimdi Hazine sıkıştı. Kâğıt üstündeki kârı, bir an önce bütçeye aktarmak istiyor. Bunun için Nisan ayında yapılacak Merkez Bankası Genel Kurulu’nu 3 Şubat’a çektiler. Öyle gözüküyor ki, banknot matbaası fazla mesai yapacak. Para basacak. Bununla da Hazine, Şubat ve Mart aylarındaki yüklü borçlarını ödeyecek.

KEDİNİN CENAZESİNİ MİLLETİN VERGİLERİYLE, BASILAN PARALARLA KALDIRACAKLAR

Bir diğer hazırlık da kamu bankalarında… Hazine, Ziraat Bankası’na 22,5 milyar lira, Halk Bankasına ve Vakıf Bank’a ayrı ayrı 13,5 milyar lira. Katılım bankalarına da 2 milyar lira sermaye verecek. Kamu bankalarının sermayesini, bir önceki kredi genişlemesinde kediye yüklemişlerdi. Anlaşılan kedi, bu yüke dayanamadı, şimdi Hazine’den verecekleri milletin vergileriyle, basacakları paralarla kedinin cenazesini kaldıracaklar. Ardından da hükümet yine bildiğini yapacak, yeni bir kredi genişlemesine gidecek.

BU SÜRECİN SONU HİPERENFLASYONDUR

Buradan açıkça ifade edeyim, bu sürecin sonu, hiperenflasyondur, hiperenflasyondur. “Enflasyondan, çift paralı bir ekonomiden rahatsız” olduğunu söyleyen bir yönetim, bahsettiğimiz bu adımların hiçbirisini atmaz. Ama diyorum ya, Erdoğan Şahsım Hükümetinin sözü ile özü bir değil, söylediği ile yaptığı tutarlı değil. Onun için ne içeriye, ne de dışarıya güven verebiliyor. Güven ruh gibidir. Terk ettiği bedene asla geri dönmez. Bu nedenle yapılması gereken, bir an evvel bu hükümetten kurtulmaktır.

10 MADDELİK YAPILACAKLAR LİSTESİ

Ekonomide güveni sağlayacak, riskleri ve enflasyonu düşürecek, kapsamlı, güçlü çıpalara sahip bir strateji eşliğinde, enflasyon rahatlıkla kontrol altına alınır. Kalıcı büyüme ve yaygın refah artışı sağlanır.

Bunun için yapılması gereken ilk iş, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın başına, liyakatli bir ismi atamaktır. Bankanın Para Politikası Kurulunu, siyasetin müdahalesinden kurtarmaktır. Bankanın yasasındaki araç bağımsızlığını teminat altına almaktır. Enflasyon hedefini Hükümet, Banka’yla beraber belirlemelidir. Sonrasında ise Banka, elindeki araçları serbestçe kullanmalıdır. 

İkinci adım; ekonomide “kral değil, kural” olmalıdır. Stratejik Planlama Teşkilatı hızla kurulmalıdır. Bu teşkilat ekonomi yönetiminde; verilerin saydamlığını ve doğruluğunu sağlamalıdır. Devlette kamu kuruluşları arasındaki koordinasyon açığını kapatmalıdır. Kararların hedeflerle tutarlılığını sağlamada, hükümete yardımcı olmalıdır. Bu Teşkilat tüm kurumlarla yakından çalışmalıdır.

Üçüncü adım; Kamu Özel İşbirliği Projelerinin bugün bütçe üzerindeki giderek ağırlaşan yükünü hafifletmek olmalıdır. Dövizle belirlenen tarifeler ve gelir garantileri, ivedilikle Türk Lirası’na çevrilmelidir. Gerekirse de hukuk çerçevesinde, söz konusu projelerin işletme hakları kamuya devredilmelidir. Yurt içinden dövizle veya dövize endeksli borçlanma uygulanmasına, enflasyona endeksli borçlanmalara son verilmelidir. Banka mevduatlarına verilen kur garantisi hemen kaldırılmalıdır.

Dördüncü adım; kamu bankalarının kime kredi vereceğine hükümet müdahale etmemelidir. Kamu bankalarının kaynaklarının, bir avuç yandaşın beton ve rant projelerine, yandaş medyanın kara deliklerine aktarılmasına, derhal son verilmelidir. Bu bankaların ticari banka prensipleriyle çalışması sağlanmalıdır. Bunun istisnası; Ziraat Bankası’nın çiftçiye, Halk Bankası’nın da esnafa avantajlı kredi sağlayabilmesidir. Bu kredilerin bankalara yükü de önceden belirlenerek, ilgili yılın bütçesine mutlaka konmalıdır.

Beşinci adım; dünya standartlarında bir Kamu İhale Yasası çıkarmak olmalıdır. Bu suretle, milletten toplanan vergiler başta olmak üzere, kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanılması sağlanmalıdır. Hükümetin, ekonominin günlük işleyişine müdahale etmeyeceğinin güvencesi verilmelidir. Yetimin kör kuruşunun üstüne titrenmelidir.

Altıncı adım; bütçe disiplinini sağlayan mali çapaların yeniden güçlendirilmesi, gerekirse yeni mali çapalarla desteklenmesidir. Böylece borcun sürdürülebilirliği üzerindeki kuşkular, ortadan kaldırılmalıdır. Bu çerçevede, bütçenin TBMM tarafından etkin bir biçimde denetlenebilmesi için Kesin Hesap Komisyonu kurulmalıdır. Ayrı bir Kesin Hesap Komisyonu. Yine Sayıştay denetimi, uluslararası kabul görmüş standartlara ve kaliteye çıkarılmalıdır.

Yedinci adım; ekonomide sağlanacak güven iklimiyle, yabancı tasarruflar tabi ki ülkemize akmaya başlayacaktır. Burada da, yüksek teknoloji içeren, Yeşil Mutabakata uyumu, dijital dönüşümü kolaylaştıracak, doğrudan sermaye yatırımlarına öncelik verilmelidir. Bu suretle üretim kapasitemiz genişlerken, rekabet gücümüz de tahkim edilecektir.

Sekizinci adım; bütçede yaratılan imkânların, son buhranda en fazla zarar gören, dar gelirli ve dezavantajlı kesimlerin derhal rahatlatılmasında kullanılmasıdır. Özellikle beslenme ve sağlıkta açıkların önlenerek, bir neslin yitirilmesi önlenmelidir. Aile Destekleri Sigortasıyla, toplumun tüm kırılgan kesimlerine devletin sahip çıkması sağlanmalıdır.

Dokuzuncu adım; tarıma özel önem verilmelidir. İklim değişikliği gerçeğini de dikkate alarak, gıdada arz güvenliğini temin edecek, ülkenin kendine yeterliliğini sağlayacak, planlama ve çiftçiye destek tedbirleri alınmalıdır. Sağlık ve ilaç konusunda yeni kapasiteler inşa edilmeli, kritik alanlarda kendimize yeterliliğimizi sağlayacak adımlar derhal atılmalıdır. Sağlık çalışanlarının yurt dışına kaçmasına yol açan ücret adaletsizliği, çalışma ve güvenlik şartları hızla iyileştirilmelidir. Enerji arz güvenliği, temiz ve ucuz enerjiye erişim sağlanmalıdır. Bu çerçevede ithal enerjide tedarikçi çeşitlendirilmesine, yerli ve yenilenebilir enerjiye öncelik verilmelidir.

Onuncu adım; ama belki de adımların en önemlisi; ülkemizde hukukun üstünlüğünü, iyi yönetişim ve yargı bağımsızlığını sağlayacak, Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçiş programının açıklanması ve uygulamaya başlanmasıdır. Bu sadece, Türkiye’de can ve mal güvenliği konusunda rahatlama sağlamayacak, aynı zamanda Türkiye’nin dünya değerler ligi içindeki konumunu da, belirlemiş olacaktır.

SÜREKLİ, BORÇSUZ, DEVALÜASYONSUZ, ENFLASYONSUZ BÜYÜME

Bu çerçevede, kamu ve özel kesim arasındaki ilişkilerde, yeni bir kurumsal yapıya geçilmelidir. Ülkenin ve çağın ihtiyaçlarına uygun istişare, işbirliği, saydamlık, düzenleme ve denetlemeyi sağlayacak kurumsal yapı güçlendirilmelidir. Bunlar tabi ki ülkemizde yatırım iklimini hızla yeşertecektir. Türkiye, küresel arz zincirlerinde hak ettiği yeri mutlaka alacaktır. Ülkemizin, dünya üretiminden ve ticaretinden aldığı pay büyüyecektir. Artık büyümenin bedeli cari açık olmayacaktır. Sürekli, borçsuz, devalüasyonsuz, enflasyonsuz büyüme ortamına geçişin alt yapısı oluşturulacaktır.

SANDIK BİR AN EVVEL GELMELİDİR

Ülkemizin önünde çok ciddi fırsatlar vardır. Yeter ki akılla istişareyle iyi yönetilsin, ciddi bir yapısal dönüşümle ülkenin potansiyeli harekete geçirilebilsin. Orta teknoloji tuzağından da, orta gelir tuzağından da kurtuluruz. Sürdürülebilir kalkınma hedeflerini yakalamada üst sıralara tırmanırız. Dünyanın 10 büyük ekonomisi arasına da rahat rahat gireriz. Biz ülkemizi, “3 Yeni K” ile düze çıkarmaya hazırız. Yeni Kurallar, Yeni Kurumlar ve elbette Yeni Kadrolar. Artık söz de, karar yetkisi de milletimize verilmelidir. Ülkede güveni sağlamak için, şuanda güvensizliğin faturasını azaltabilmek için sandık bir an evvel milletimizin önüne gelmelidir.

Sözlerimi tamamlamadan önce, bugün yavrularımız yarıyıl tatiline başlıyor. Pandeminin yeniden zirve yaptığı bir dönemde, çocuklarımız tatile başladı. Tüm öğrencilerimize, öğretmenlerimize, velilerimize sağlıklı ve iyi bir tatil diliyoruz. Umarız bu zor günlerde biraz nefes alabilirler.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Şimdi sorular varsa alıyım.

Soru- Sayın Kılıçdaroğlu dün akşam İYİ Parti lideri Akşener ve Gelecek Partisi lideri Davutoğlu ile sürpriz bir yemekte bir araya geldi. Muhalefette Ahmet Davutoğlu çatlağı olduğu, yaşananların tatlıya bağlanması için dün yemekte bir araya geldikleri iddiası var. Siz bu iddia için ne diyeceksiniz?

Faik ÖZTRAK- Kimse boşuna Millet İttifakı’nda fay hattı aramaya kalkışmasın. Ülkeye demokrasiyi getirmek gibi son derece önemli bir göreve talip olan partiler arasında çatlak falan olmaz.

Soru- Önceki soruda bahsedilen yemekte Millet İttifakı’na yeni partilerin katılacağı ve Sayın Davutoğlu’nun millet ittifakının isminin değişmesi konusunda bazı talepleri olduğu iddiaları var. Tüm bu iddialar için siz ne diyeceksiniz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi o yemek, tabi Türkiye’nin öncelikli ve ağır sorunlarının tartışıldığı bir yemek. Ben o yemekte yoktum. Dolayısıyla ne konuşulduğunu bilemem. Ama biliyorum ki o yemekte ittifak da görüşülmüştür. Türkiye’nin bütün sorunlarını çözecek ittifak Millet İttifakı’dır. Sayın Davutoğlu’yle ilgili soruların muhatabı ise kendisidir. Ben burada onunla ilgili sorulara cevap vererek nezaketsizlik yapmak istemem. Siyasi etik çerçevesinde bu doğru da olmaz.

Soru- Bilecik Belediye Başkanının danışmanı Selçuk Erdağ rüşvet alırken yakalandı. Sizin bu konuya ilişkin bir değerlendirmeniz olur mu?

Faik ÖZTRAK- Belediye Başkanımız konuyla ilgili açıklamayı yaptı. “Suç varsa, suçu işleyen kim olursa olsun gereğini yapacağız” dedi. Soruşturmayı yürüten kurumlara da gereken her türlü desteği verdiklerini açıkladı. Hakkında iddialar bulunan kişi görevinden alındı. Şunu açıkça ifade edeyim, biz rüşvet alanı büyükelçi atamayız, işten atarız.

Soru- Katar ile SWAP anlaşması uzatılmıştı. Geçtiğimiz günlerde Birleşik Arap Emirlikleri’yle de 64 milyarlık SWAP anlaşması imzalandı. Ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önümüzdeki günlerde Suudi Arabistan’a yapacağı ziyaretin nedeninin de ekonomik olduğu yönünde yorumlarda var. Siz Körfez ülkeleriyle atılan bu adımları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Merkez Bankası’nın döviz kasasını aslında lastik şambreline çevirdiler eskiden lastiklerde şambrel vardı. Lastik şambreline çevirdiler. Her patladığında SWAP’la bir yama yapıştırıveriyorlar. Ama artık şambrelin yama tutacak hali kalmadı. Merkez Bankası’nın yapmış olduğu SWAP anlaşmaları 28 milyar dolara ulaştı. Bunun 20 milyar dolarlık kısmını Katar ve Birleşik Arap Emirlikleriyle yapılan SWAP anlaşmaları oluşturdu. Türk Lirası’yla Katar Riyali takas ediliyor. Bu sanki dolar rezerviymiş gibi kayda geçiyor. Türk Lirasıyla Birleşik Arap Emirlikleri Dirhemi takas ediliyor yine dolarmış gibi kayda yazılıyor. Sonra aslında emanet paralarla, olmayan dolarlarla dibi delik kovaya su boşaltılıyor. Riyalden, Dirhemden bizim ekonomimize merhem olmaz. Bu yolun sonu da yoktur.

Ama artık işin nereye doğru gittiğini herkes fark ediyor. Elin oğlu çıkmış şimdi Merkez Bankası’na verdiği paranın haczedilmeyeceğine dair yasal güvence istiyor. AK Parti de bunu alıyor kuzu kuzu kabul edip Meclis’e getiriyor. Ne deyim? Yazıklar olsun.

Soru- CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun AB Büyükelçileriyle buluşmasında ekonomik programla ilgili bir soru üzerine bu konuda DEVA Partisi tarafından başlatılan bir çalışma olduğunu, kısa bir süre sonra bu taslak üzerinde çalışmaya başlayacaklarını söylediği iddia edildi. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir?

Faik ÖZTRAK- Şimdi şuanda güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişle ilgili çalışma yapan 6 parti kendi partilerinde kendi ekonomi programları üzerinde çalışmaktadırlar. Açıkça ifade edeyim, tüm bu partilerin yaptığı ekonomiyle ilgili çalışmalarda hepsi birbirinden değerlidir. Millet ittifakının iktidarında uygulanacak ekonomi programının esasları ise liderlerin bir masa etrafında toplanıp karar almasıyla belirlenecektir. Biz örneğin dört ayaklı programımızı açıklıyoruz. Yine başka partiler de kendi programlarını açıklıyorlar, toplantılar yapıyorlar. Sayın Genel Başkanımızın o toplantıda büyükelçilere ifade ettiği husus bundan ibarettir. Şunu buradan bir kere daha söyleyeyim, kimse endişe etmesin 6 partide de Türkiye’nin ekonomik meselelerine hakim birbirinden değerli kadrolar bulunmaktadır. Türkiye’ye demokrasiyi getirmek için işbirliği yapan kadrolar Türkiye’yi bugün içinde bulunduğu bu sıkıntılı ekonomik durumdan da çekip çıkaracaklardır.

Soru- Siz basın toplantısına başladığınız sıralarda TÜİK’ten bir açıklama geldi. TÜİK’ten yapılan açıklamada Türkiye İstatistik Kurumu beyaz eşya, elektronik ürünler, mobilya, sıfır otomobil ve otobüs biletleri için internetten alınan fiyatların da enflasyon hesaplamasında kullanacağını açıklamış. Bu değişiklik enflasyon rakamlarını nasıl etkiler?

Faik ÖZTRAK- Şu anda nasıl etkileyebileceği konusunda herhangi bir fikrim yok. Ama o hale geldi ki, TÜİK’in yaptığı bütün bu düzenlemelerde enflasyonu olduğundan daha düşük çıkarma çabası olduğunu maalesef düşünüyoruz. Biraz önce söyledim, bir memleketin istatistik kurumunun ürettiği verilere eğer güven yoksa bu gerçekten yatırımcıların karar almasını, tüketicilerin karar almasını, ekonominin büyümesini, ekonominin işsize iş vermesini olumsuz yönde etkiler.

ZAMLARIN BABASI ERDOĞAN

CHP Sözcüsü Öztrak, Erdoğan yönetiminde Türkiye’nin yüzde 36’lık tüketici enflasyonuyla dünyada enflasyonun şampiyonlar ligine girdiğini belirterek, “Ülkemizin değerli akademisyenlerinin hesaplamalarına göre yüzde 36’lık tüketici enflasyonunun, sadece 9 puanı yurtdışından geliyor. Geriye kalan 27 puanı tamamen Saray yapımı, yani içeriden, Recep Tayyip Erdoğan’ın beceriksizliğinden kaynaklanıyor. Ülkedeki bu enflasyonun babası Erdoğan’dır” diye konuştu.

Saray’ın beceriksizliğinin üstünü örtmek için, “ABD’de enflasyon felaket, Avrupa’da da aynı” dediğini anımsatan Öztrak, “Türkiye’deki enflasyon, ABD’dekinin tam 5 katı, Avrupa’dakinin 7 katı. Ama Türkiye’de kişi başına gelir, ABD’nin yedide biri, Avrupa’nın da dörtte biri… Erdoğan, Amerikalıya, Avrupalıya üzülmeyi bıraksın, milletimizin derdine çare bulsun” dedi.

Erdoğan’ın Aydın’da kendisini, Adnan Menderes’le mukayese etmeye kalkmasını da eleştiren Öztrak, “O Menderes ki, Başbakan olduğunda, ticarete atılmak isteyen oğluna, ‘Ticaret yaptığında alıp sattığın ben olurum. Ben Başbakan olduğum müddetçe, senin ticaret yapmana müsaade etmem’ demiştir. Kendisi, Menderes’in kesip attığı tırnak olamaz” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Bugün, merhum Genel Başkanımız Bülent Ecevit’in değerli eşi, Demokratik Sol Parti’nin kurucu Genel Başkanı, ressam, yazar ve siyasetçi Sayın Rahşan Ecevit’in, aramızdan ayrılışının ikinci yıl dönümü. Rahşan Hanım’ı saygıyla, rahmetle anıyoruz. Mekânı cennet olsun.

AÇIM, İŞSİZİM FERYATLARI AK PARTİ TOPLANTILARINDAN YÜKSELİYOR

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Gündemimizin en önemli maddesi; yurdumuzun dört bir yanından yükselen, işsizlik ve açlık feryatlarıydı. Erdoğan, sebep olduğu ekonomik krizi, yalan rüzgârıyla savuşturabileceğini sanıyor. Ama vatandaşta bıçak kemiği deldi, geçti. Zamlar, işsizlik milletimizi eziyor. Milletin hali, mecali kalmadı. “Açım”, “işsizim” feryatları, artık AK Parti toplantılarından yükseliyor. Yurttaşlarımızın ellerinde, bir canları kaldı. Onunla da, Erdoğan’a ve Şahsım Hükümetine ihtarname çekiyorlar.

BAŞKA ÜLKELER DESTEK, SARAY BORÇ VERDİ

İşte en son, Eskişehir’de bir kahveci esnafımız, 28 yaşındaki bir gencimiz, Özgür Pehlivan… Salgın döneminde aldığı borçların altından kalkamamış. Saray yapımı ekonomik kriz, bu gencecik evladımızı hayattan bezdirmiş. Ömrünün baharında aramızdan koparıp almış. Erdoğan’ı daha salgının ilk dalgasında uyarmıştık. “Amerika’sı, Almanya’sı, İngiltere’si ne yapıyorsa, siz de aynını yapın, gerekiyorsa parayı basın, millete destek verin!” dedik. Salgında; ABD milli gelirinin yüzde 26’sını, İngiltere milli gelirinin yüzde 19’unu, Almanya milli gelirinin yüzde 15’ini, doğrudan gelir desteği olarak, vatandaşlarına dağıttı. Ama Erdoğan, bizim sesimizi kulak asmadı, vatandaşın feryadını duymadı. Onun yerine millete IBAN numarası atıp para istedi. Başka ülkeler gibi esnafa, zarar gören tüm kesimlere bütçeden destek vermek yerine, milli gelirimizin yüzde 10’u kadar, millete kredi verdi.

ORTA DİREK ÇÖKERSE TOPLUM ÇÖKER

Gelişen ve yükselen ekonomiler liginde, vatandaşlarını krizde en fazla borca batıran yönetim, Erdoğan Şahsım Hükümeti oldu. Erdoğan zaten şahsım rejimiyle, devleti yönetilemez hale getirmişti. Ülkenin rezervlerini eriterek, milleti borca batırarak, ekonomiyi krize sokmuştu. Bunların üzerine, salgında daha fazla borç vererek, sorunları örtmeye kalkınca, büyük bir buhrana sebep oldu. Mızrak artık çuvala sığmıyor. Gerçekler gizlenemiyor. Bu ülkenin orta direği esnaftır. Bütün dünyada da bu böyledir. Onun için gelişmiş ülkeler, pandeminin başında esnaflarına; “Al sana borç, bununla idare et” demediler. Koca koca ülkeler, esnaflarına; “Salgında ne kaybettiysen, ben hepsini bütçeden telafi edeceğim merak etme” dediler ve parayı da verdiler. Neden? Çünkü bu ülkeler, orta direk çökerse, tüm toplumun çökeceğini çok iyi biliyorlardı. Anlaşılan bu gerçeği, bir tek Erdoğan bilmiyor. Çünkü bizim ülkemizde de yöneticiler her zaman bu gerçeği bilmişlerdi.

ESNAF ZAM YAPMAYA UTANIYOR, ERDOĞAN UTANMIYOR

Şimdi Erdoğan, borca batırdığı yetmezmiş gibi, fahiş zamlarla da, esnafımıza yüklendikçe yükleniyor. Esnafa işkence yapıyor. Daha düne kadar dükkânına, 4.000-4.500 lira elektrik faturası gelen esnaf, bugün 7.000-7.500 liralık elektrik faturalarıyla karşılaşınca, ne yapacağını şaşırdı. Esnaf; “Ben sattığım kahveye zam yapmaya utanıyorum. Ama bana bu faturayı gönderenler, hiç utanmıyor” diyor, feryat ediyor. Erdoğan, yeme-içme ve eğlence mekânlarını, tamamen gözden çıkarmış. Zamlardan sonra, bu mekânların işleri yeniden çakıldı. Erdoğan ve şürekâsı, millette yiyecek, içecek, eğlenecek hal bırakmadı. Peki bu mekânlar nasıl ayakta duracak? Millet artık bırakın eşiyle dostuyla, dışarıda bir yemek yemeyi ve eğlenmeyi, evindeki tencereyi nasıl kaynatacak, kara kara onu düşünüyor.

BU ZAMLARI DIŞ GÜÇLER DEĞİL ERDOĞAN YAPTI

Bir ürünün vergisi onun toplam ederinden daha fazla olabilir mi? Devlet bir gecede kendi fiyatını belirlediği mallara, iki katından daha fazla zam yapmaz. Bunun adı olsa olsa haraç olur. Milletten haraç almak da, siyasi eşkıyalıktır. Yılbaşı gecesi yapılan zamlar, siyasi eşkıyalığın daniskasıdır. Yüzde 25 doğal gaz zammını, yüzde 127’ye varan fahiş elektrik zamlarını, akaryakıt zamlarını, zincir marketler yapmadı. Stokçular yapmadı. Dış güçler yapmadı. Üst akıl yapmadı. Bu zamları Recep Tayyip Erdoğan yaptı. Erdoğan, “faiz sebep, enflasyon sonuç” dedi. Faizleri baskıyla indirdi. Doları kasten köpürttü. Enflasyonu azdırdı. İpin ucunu elinden kaçırdı. 20 Aralık Finansal Kumpasıyla da kendi hatasının faturasını millete kesti.

ŞİMDİLERDE FAİZ, ENFLASYON DEMEZ OLDU

Şimdilerde Erdoğan; “Faiz sebep, enflasyon sonuç” sözlerini, ağzına hiç almıyor. Demek ki, amaç hâsıl oldu. Sonunda Türkiye’nin en acımasız servet transferini, bir gecede yaptı. Bu kumpasta, Merkez Bankası’nın arka kapısından satılan 9 milyar dolar, VİOP’ta yapılanlar, bunlar unutulmayacak. Bunların hesabı mutlaka sorulacak. 

DOLAR İNİYOR ZAM, ÇIKIYOR YİNE ZAM

Erdoğan bu kumpasın tüm yükünü, zamla, zulümle milletin sırtına bıraktı. Dolar iniyor, çıkar ama faturayı ödeyen hep milletimiz oluyor. Sabahtan akşama kadar akaryakıta zam, diğer ürünlere zam. Türkiye, Erdoğan yönetiminde, yüzde 36’lık tüketici enflasyonuyla, dünyada enflasyonun şampiyonlar ligine girdi.

ZAMLARIN BABASI ERDOĞAN

Ülkedeki bu enflasyonun babası Erdoğan’dır. Ülkemizin değerli akademisyenleri, oturup hesaplamışlar. Yüzde 36’lık tüketici enflasyonunun, sadece 9 puanı yurtdışından geliyor. Geriye kalan 27 puanı tamamen Saray yapımı, yani içeriden, Recep Tayyip Erdoğan’ın beceriksizliğinden kaynaklanıyor. Enflasyondaki yüzde 27’lik köpüğün sahibi, bizzat Erdoğan. Sonra bu beceriksizliğin üstünü örtmek için, “ABD’de enflasyon felaket, Avrupa’da da aynı” diyor. Erdoğan’ın kendisine dert ettiği, ABD’deki enflasyon yüzde 7, Avrupa’daki enflasyon ise yüzde 5. Kendisinin yönettiği ülkemizde ise, tüketici enflasyonu yüzde 36, üretici enflasyonu yüzde 80. Hani soruyorlarmış ya diğerlerinin toplamı mı diye… Onlara bir kere daha buradan söyleyelim. Toplam moplam değil bu bizdeki enflasyon.

SEBEP OLDUĞU ENFLASYON, GÖZYAŞI DÖKTÜĞÜ ÜLKELERDEKİ ENFLASYONU KATLIYOR

Erdoğan’ın gözyaşı döktüğü ABD’de, kişi başına düşen gelir 63 bin 413 dolar. Avrupa’da kişi başına düşen gelir 34 bin 149 dolar. Türkiye’de ise, kişi başına gelir 8 bin 597 dolar. Tablo açık, net; Türkiye’deki enflasyon, ABD’dekinin tam 5 katı, Avrupa’dakinin 7 katı. Ama Türkiye’de kişi başına gelir, ABD’nin yedide biri, Avrupa’nın da dörtte biri… Erdoğan, paramızı pul etmiş, mallarımız kelepir olmuş. Bu milletin evlatlarını, “Öz yurdunda garip, öz vatanında parya” etmiş. Sonra da çıkıyor Amerika’ya, Avrupa’ya ağıt yakıyor. İktidarım diyorsan, bahane değil, çare üreteceksin. Muktedir olacaksın. Olamıyorsan da çekip gideceksin. Erdoğan, Amerikalıya, Avrupalıya üzülmeyi bıraksın, milletimizin derdine çare bulsun.

TÜRKİYE DUYDU, KALBİ MÜHÜRLENENLER DUYMADI

Erdoğan’ın kalp gözüne, perde inmiş. Milletimizin halini ne görüyor, ne de feryadını duyuyor. Artık AK Partiye üye vatandaşlarımız, “Açım”, “işsizim” diye, parti toplantılarında kendi vekiline bağırmaya başladı. Adıyaman’da AK Parti’ye üye, AK Parti için sandık görevlisi olmuş, sandığı beklemiş, AK Parti iktidarına inanmış, onun için koşturmuş bir vatandaşımız, AK Parti Grup Başkanvekilinin katıldığı bir toplantıda, “Açım” diyerek feryat etti. Onun bu feryadını tüm Türkiye duydu. Bir tek kalbi mühürlenenler duymadı. Feryadın sahibini yaka, paça salondan dışarı attılar. Yetmedi, Anadolu Ajansı kameraları önünde, bu vatandaşımızı sorguladılar. Bu da yetmedi, “Bu ses, milletin sesi değil” diyerek, dertli çiftçimizi, bir de milletten saymadılar. Bu ne kibir? Merhamet masum olduğu için, her kalbe misafir olmazmış. Ama ne olursa olsun. Milletin vekilliğini yapanlar, milletin sesini dinlemekle, duymakla görevlidir.

GEÇİNEMİYORUZ DİYENE 18 BİN LİRA CEZA

Bugün ülkemizde açlık, işsizlik, yoksulluk, o partili, bu partili dinlemiyor. Ülkede bir avuç saray yanaşması, Saray beslemesi dışında kimse mutlu değil. İnsanlarımız bir demokraside en temel hak olan, “Fikir ve ifade özgürlüğünü” kullanmaya kalksa, “Kral çıplak” diye feryat etse, Erdoğan şahsım yönetiminde, ya aşağılanıyor, ya da olmadık gadre uğruyor. “Geçinemiyoruz, zamları geri alın” pankartı astı diye, Eskişehir Halkevine, 18 bin liralık idari para cezası yazdılar. Zamları yapanda hiç kabahat yok. Ama “Zamları geri alın” diye yazanda kabahat çok. Tam bir Erdoğan zulmü… Yaptığınız zamlar ortada, milletin geçinemediği de ortada.

ZAM PARTİ AYIRMIYOR

Son bir yılda çiftçinin deposuna koyduğu mazotun fiyatı, 735 liradan 1.523 liraya sıçradı. Mazot masrafı bir yılda yüzde 107 arttı. Bugün de öğreniyoruz ki, mazota yeni bir zammın eli kulağındaymış. Litrede 40 kuruşluk fahiş bir zam yoldaymış. Geçtiğimiz yıl bu zamanlar, bir çuval ÜRE gübresi 93 liraydı. Şimdilerde bir çuval gübrenin fiyatı 650 lira civarında… ÜRE gübresinin fiyatı geçen yıla göre, yüzde 600 artmış. Bu zamlar çiftçimizi; AK Partili, HDP’li, MHP’li, CHP’li, İYİ Partili, Saadet Partili, Demokrat Partili diye ayırmıyor ki… Çiftçilerimizin alayını ezip, geçiyor.

KURBAĞANIN GÖZÜ PATLADI, DESTEK HEMEN LAZIM

Ama Erdoğan Aydın’da çıkmış; çiftçiye bir yandan; “Ekmedik yer bırakmayın” diye talimat veriyor. Diğer yandan; “Gerekirse tarımsal destekleri artıracağız” diyerek, suya yazı yazıyor. Erdoğan durumun ya farkında değil. Ya da çiftçinin halini hiç umursamıyor. Kurbağanın gözü patladı. Çiftçinin desteğe bugün ihtiyacı var, bugün.  Yarın çok geç olacak. Bugün destek verilmezse çiftçi tarlasına, üretici ağılına sahip çıkamayacak. Böyle giderse, Türkiye önümüzdeki aylarda, korkunç bir gıda krizini yaşayacak. TMO’nun ambarlarını, ithal tahılla doldurmuşsunuz. Ne kadar doldurursanız doldurun, taşıma suyla değirmen dönmez.

VATANDAŞA CİMRİ, YANDAŞA CÖMERT

Erdoğan, çiftçiye destek verirken cimri, ama bir avuç yandaş ve zengine alabildiğince cömert… Zenginin mevduatına, Hazine’nin sırtından kur garantili destek, “Kura endeksli TL dedik, bütün oyunları bozduk” diyerek, apar topar verildi. Bu ülkede cahillik, hiç bu kadar kibirli, saldırgan ve hadsiz olmadı. Erdoğan’ın her derde deva diye anlattığı, zenginin mevduatına verilen, kura endeksli faiz desteğinin, Hazine’ye olası maliyeti yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. 23 Aralık tarihinde, Merkez Bankasının açıkladığı dolar kuru, 11 lira 64 kuruştu. Bugün 13 lira 59 kuruş civarında. Kur hiç değişmese, 23 Mart tarihine kadar bu seviyede kalsa, o gün bankaya 1 milyon yatıran biri, 167 bin 526 lira para alacak. Ticari banka, bu ödenecek paranın faizinin sadece 42 bin 500 lirasını verecek. Geriye kalan 125 bin liralık faiz desteğini Hazine milletin cebinden ödeyecek. Yani banka 1 lira faiz veriyorsa, Hazine bunun üstüne 3 lira faiz desteği koyacak.

İLK KEZ HAZİNE ÖZEL BANKALARA KEFİL EDİLDİ

Birincisi, Cumhuriyet tarihimizde ilk defa, Devletin Hazinesi, özel bankaların ödeyeceği faize kefil edildi. Bütün bunların sonucunda da faiz lobileri ve zenginler bir defa daha kazandı. Şimdi bu ülkede 1 milyon lira ve üzerinde mevduat sahibi olan, 461 bin 917 mudi var. Bunların üçte ikisi “kura endeksli TL mevduata” katılsa, Hazine’nin bu gidişle sırtına 3 ayda binecek yük, 38 milyar 501 milyon lira yapıyor. Peki, bu yılın tamamında, iki milyon çiftçi ailesine verilecek, tarımsal destek ne kadar? 25 milyar 834 milyon lira. Yani bir yanda bir avuç zengine, 38 milyar 501 milyon lira, diğer yanda milyonlarca çiftçimize, 25 milyar 834 milyon lira. Bir avuç zengine Hazine’den aktarılacak kaynak, geçimini çiftçilikten sağlayan, milletimizin de ekmeğini üreten, milyonlarca yurttaşımıza verilecek kaynağın 1,5 katı. Hak, hukuk, adalet bunun neresinde?

MENDERES’İN KESİP ATTIĞI TIRNAK OLAMAZ

Döviz kurunu köpürten de Erdoğan. Döviz kurunu yatıştırmak için, yoksuldan esirgediği desteği varsıla veren de Erdoğan. Hesabı ödeyen millet. Ama hesabı millette yıkıp, milletten alkış bekleyen de yine Erdoğan. Utanma, sıkılma duygusu bu topraklarda, hiç bu kadar görünmez olmamıştı. Bunu Aydın’da bir defa daha gördük. Erdoğan Aydın’da çıktı kendisini, rahmetli Adnan Menderes ile mukayese etmeye kalktı. O Menderes ki, Başbakan olduğunda, ticarete atılmak isteyen oğluna, “Ticaret yaptığında alıp sattığın ben olurum. Ben Başbakan olduğum müddetçe, senin ticaret yapmana müsaade etmem” diyecek kadar, hassas. Nüfuz ticaretine izin vermeyecek kadar, ciddi bir devlet adamıydı. Erdoğan ise, “Tüccar siyaset yapacağız” diyerek işe başladı. Parmağındaki bir yüzükle yola çıkıp, yolda, evlatlarının aldığı gemilere, “Gemicik” dedi. Rüşvetten aklanmayan bakan müsveddelerini, bu ülkenin büyükelçisi yaptı. Bugün de, milletin vergileriyle yapılan ve bakılan saraylarda yaşıyor. Erdoğan; Menderes’le kendini kıyaslayarak, rahmetli Menderese çok büyük ayıp etmiştir. Kendisi, Menderes’in kesip attığı tırnak olamaz. Ancak Erdoğan, rahmetli Menderes’in aziz hatırasını, istismara başladıysa, kefen ve demokrasi edebiyatına sarıldıysa, artık seçimin de eli, kulağındadır.

İMRALI’DAKİ TERÖRİST BAŞINA YARGIÇ CÜBBESİ GİYDİRDİ

Ama öyle gözüküyor ki, bu sefer seçimi kaybetme korkusu da zirve yapıyor. Erdoğan İmralı’daki terörist başına, yargıç cübbesi giydirecek kadar, işi ileriye götürmeye cüret ediyor. Bir zamanlar “Sayın” dediği terörist başını, meşrulaştırmaya kalkacak kadar, kendini kaybediyor. Allah tez elden akıl ve izan versin. Anlaşılan İmralı’ya meşruiyet kazandırma girişimini, derin bir sükût içinde izleyen, küçük ortak da bu işe icazet vermiş. Sükût ikrardan gelir. Ne diyelim? Mitili bu defa nereye atacaklar?

TEST ZORUNLULUĞU BİR KALKTI, BİR GERİ GELDİ

Milletimizle beraber görürüz. Erken seçimin ülkemizin, milletimizin hayrına olduğunu, uzun zamandır tekrarlıyoruz. Çünkü Erdoğan Şahsım Hükümeti elinde, Türkiye yönetilmiyor, savruluyor. Hükümet meflûç. Metal yorgunu. Bu, yaptıkları veya yapamadıkları her işte gözüküyor. Nitekim son bir İçişleri Bakanlığı Genelgesiyle, aşısız kişilerden seyahat, etkinlik, iş yeri ve okullarda istenen, PCR testi zorunluluğu, kaldırıldı. Bu, pandemiyle mücadelede, uluslararası kabul görmüş usullere, tümüyle aykırı bir uygulama. Üzerinden 24 saat geçmeden de, alınan karar sapır sapır dökülmeye başladı. Hemen bir başka genelgeyle, kaldırdıkları bazı kısıtlamaları geri getirdiler. Şehirlerarası uçak seyahatlerinde kalkan, PCR testi zorunluluğu geri geldi. Salgın yeni varyantlarla yeniden pik yaparken, bu karar nasıl alındı? 24 saatte genelge neden değiştirildi? Milletin sağlığı bu kadar ucuz mu? Soruyorum buradan, elde PCR testiniz mi kalmadı? Yoksa PCR testi için paranız mı kalmadı?

ERDOĞAN’DA İLİM YOK, ZULÜM ORTADA

Evet, vatandaşa, çiftçiye, esnafa gelince para yok, ama yandaş müteahhitlere, zengin mevduat sahiplerine, faiz ve döviz baronlarına para çok. Ülkemiz ne yazık ki devlet ciddiyetiyle yönetilmiyor. Maalesef olan da hep milletimize oluyor. Bir ülke ya ilimle, ya da zulümle yönetilir. Erdoğan’da ilim olmadığını, tüm Türkiye öğrendi. Zulümle yönettiğini ise hep beraber görüyoruz, aşikâr…

TÜRKİYE’NİN İHTİYAÇLARI BUNLAR

Erdoğan Şahsım Rejimine, ne içeride, ne de dışarıda güven kaldı. Bu rejim, bu düzen derhal değişmeli. Her şeyden önce ülkemizin, “Adalete, Hukuka ve Gerçek Demokrasiye” ihtiyacı var. Yatırım olması için, iş olması için, aş olması için, ülkemizde can ve mal güvenliği sağlanmak zorunda. Bunun için de; güçlendirilmiş demokratik parlamenter sisteme, bağımsız yargıya, millete ve onun Meclisine hesap veren bir hükümete, milletimizin tamamını kucaklayacak tarafsız bir Cumhurbaşkanına, milletvekillerinin millet tarafından seçilmesine, Siyasi Ahlak Yasasına, acilen ihtiyaç var.

ADALETİ VE HUKUK DEVLETİNİ YENİDEN AYAĞA KALDIRACAĞIZ

Biz diyoruz ki; “Cumhuriyetin İkinci Yüzyılında, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında, Adaleti ve Hukuk Devletini bu ülkede yeniden ayağa kaldıracağız. Kuvvetler ayrılığı ve demokrasiyle taçlandırılmış, yepyeni ve Güçlendirilmiş Parlamenter Rejimi getireceğiz.”

ŞİŞİRİLEN DEĞİL, ÜRETEREK BÜYÜYEN EKONOMİ

Sonra; ekonomiyi sıcak parayla şişiren değil, üreterek, verimlilikle zenginleştiren, bir büyüme stratejisine ihtiyacımız var. Bunun için; iç ve dış tasarrufları, üretime ve döviz kazandırıcı işlere yönlendirmeliyiz. Dijital ve yeşil ekonominin sunduğu tüm fırsat ve imkânları,  en etkili biçimde kullanmalıyız. İşgücümüzün verimliliğini, ekonomimizin yarışma gücünü artıracak adımları, hızla atmalıyız. Eğitimi işgücü ihtiyacımıza göre ve dünyadaki ileri yetenekleri, kazandıracak biçimde planlanmalıyız. En önemli servetimiz olan gençlerimizi, işsiz bırakma lüksümüz yok. Derhal Stratejik Planlama Teşkilatı kurulmalı. Ülkenin gerçek enflasyonu, işsizliği, geliri, borcu alacağı nedir? Bu teşkilat tarafından hızla tespit edilmelidir.

MECLİS’İN BÜTÇE HAKKINI FİİLEN ELİNDEN ALDI

Bugün 2021 bütçe verileri açıklandı. Hükümet 1 trilyon 346 milyar liralık harcama yetkisi almış. Peki sene sonunda ne harcamış? 1 trilyon 600 milyar lira. Şimdi bu bütçe ödenekleri, bu bütçe harcamaları TBMM’nin vermiş olduğu ödeneklerden nasıl fazla çıktı? Ortada bir ek bütçe var mı? Hayır! Çok açık söyleyeyim, Erdoğan Şahsım Hükümeti TBMM’nin bütçe yapma hakkını, fiilen elinden alınmıştır. Devlet böyle yönetilmez.

REFAH DEVLETİ 3.0’A GEÇMELİYİZ

Kamu ve özel kesim arasında, çağımızın şartlarına uygun, yeni bir diyalog, yeni bir kurumsal işbirliğini geliştirmek gerekiyor. Sağlık ve gıda gibi temel alanlarda, kamucu yaklaşımlarla, ülkemiz kendi kendine yeterli hale mutlaka getirilmeli. Devletin düzenleyici ve denetleyici fonksiyonlarından, en etkin bir biçimde yararlanmalıyız. Esnaf Bakanlığı derhal kurulmalı. Ekonomik ve Sosyal Konsey düzenli olarak toplanmalı. Ekonomiyi istişareyle yönetmek gerekiyor. Yatırım iklimi değişen şartlara göre sürekli geliştirilmeli. Teknoloji kullanımı ve istihdam arasındaki dengeye, dikkat edilmeli. Bu çerçevede, Refah Devleti 3.0’a hızla geçmek gerekiyor.

ZENGİNLİĞİ HAKÇA PAYLAŞAN TÜRKİYE

Bir başka önemli ihtiyaç, “Zenginliğini Hakça Paylaşan Türkiye.” Kapsayıcı büyüme, kesintisiz ve hızlı büyüme için, hakça paylaşım, dünyanın da kabul ettiği bir husus. Adil bölüşüm için örgütlü toplum şart. Çalışma hayatına ilişkin normları, uluslararası standartlara getirmek lazım. Özel durumları nedeniyle, dışlanabilen kesimlere devlet sahip çıkmalı. Emekliler büyümeden pay almalı. Aile Destekleri Sigortası’yla, bu ülkede hiç kimse aç ve açıkta kalmamalı. Hiçbir çocuk yatağa aç girmemeli.

MÜSTAKİL BİR İKLİM BAKANLIĞI

Dördüncü olması gereken ihtiyaç duyduğumuz husus ise; “Bozmadan, Yok etmeden, Kesintisiz Kalkınma.” Yani “sürdürülebilirlik.” Ekosistem hakkı, anayasal bir hak olmalı. AB’nin Yeşil Mutabakatına uyum, hem çevreye saygı, hem de ihracatın sürdürülmesi için şart. Bunun için tamamen iklim değişikliğine odaklanmış, müstakil bir İklim Bakanlığı kurulmalı. İklim değişikliği ve bunun etkilerini azaltacak politikaları geliştirmek ve uygulamakla yükümlü olacak bu bakanlık, asla bir rant bakanlığı olan Şehircilik Bakanlığı ile iç içe geçmemeli.

GÜÇLÜ KURUMLAR

Kurumları tahrip etmemek, şartlara göre yenileyip güçlendirmek gerekiyor. Düzenleyici ve denetleyici kurumlar üzerinden, siyasetin gölgesi derhal kaldırılmalı. Hem Maliye hem de Para politikası “sürdürülebilir” olmalı. Bütçe açıklarının kontrolden çıkmasına, kamu borcunun hızla yükselmesine asla izin vermemeli. Bunun için yasal çapalar getirilmeli. Erdoğan yönetiminin, işlevsiz hale getirdiği mevcut çapalar güçlendirilmeli, denetim etkinleştirilmeli. Ülkenin borca batmasına izin verilmemeli. Para politikası enflasyonu düşürmeye ve istikrara odaklanmalı. Merkez Bankasıyla beraber, belirlenecek enflasyon hedefine ulaşırken, Banka’nın yasasındaki araç bağımsızlığına, kesinlikle müdahale edilmemeli.

YEPYENİ BİR DÜZEN GETİRECEĞİZ

Evet Cumhuriyet Halk Partisi olarak, biz Erdoğan’ın milletin cebini de, tenceresini de boşaltan, tek kişilik düzenini değiştirmeye, yerine istikrar içinde hızla büyümeyi, topyekûn zenginleşmeyi sağlayacak, yukarıda anlattığımız, bu yepyeni düzeni getirmeye kararlıyız. Ülkemizi bilimle yöneteceğiz. İstişareyle yöneteceğiz. Liyakatli kadrolarla yöneteceğiz.

ÜLKEMİZİ HAK ETTİĞİ YERE TAŞIYACAĞIZ

Ülkemizi, içine düştüğü güven bunalımından; “Üç Yeni K”  ve ülkemizin ihtiyaçlarına cevap veren yeni bir stratejiyle çıkaracağız. Nedir bu “Üç Yeni K”? Yeni Kadrolar, Yeni Kurallar, Yeni Kurumlar. Özellikle ekonomi yönetiminde “ehliyet” tek ölçümüz olacak. Bu ülkenin tüm liyakatli insanlarını seferber edeceğiz. Kimse dışlanmayacağız. Kimseyi ötekileştirilmeyeceğiz. Senden, benden diye ayrım artık bitecek. Namuslu, dürüst, liyakatli her bürokrat başımızın tacı olacak. Biz bu politikalarla, ülkemizin hızla, sürekli bir kalkınma sürecine gireceğini görüyoruz. Bizi orta gelir tuzağından bu politikaların çıkaracağını biliyoruz. Yine bu politikalar, ülkemizi küresel arenada hak ettiği yere taşıyacak. Türkiye’de ilk 6 ayda iklim değişecek. Hayat bayram olacak. Yeniden gülümseyeceğiz.

Biz hazırız. Ülkemiz hazır. Çok kısa bir sürede milletin önüne sandık gelecek. Son sözü de milletimiz sandıkta söyleyecek.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Şimdi sorularınız varsa cevaplayım.

Soru- Efendim HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’le ilgili olan fezleke TBMM’ye gelecek. Perşembe günü karma komisyon var. Partilerin tavrı az çok netleşti. CHP’nin tavrı da MYK’da görüşüldü mü?

Faik ÖZTRAK- Geçen hafta zaten tutumumuzu çok net ifade etmiştim. Terör kırmızıçizgimizdir diyerek gereğini de yapacağımızı söylemiştim. Biz CHP olarak elinde silahla poz veren bir teröristle yan yana fotoğraf çektirmeyi asla kabul edemeyiz. Tekrarlıyorum gereğini yaparız.

Soru- Fezleke sorusu soruldu ama aynı konuda bir soru da şu şekilde. Geçen hafta HDP fezlekesi konusunda “gereğini yapacağınızı” söylemiştiniz. Gereği derken tam olarak neyi kastettiniz? Ayrıca Erdoğan hafta sonunda yaptığı açıklamada CHP’yi terör örgütüyle el ele, kol kola olmakla suçladı. Bu açıklamayı da nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- “Terör kırmızıçizgimizdir” diyorsak, “Elinde silahla poz veren bir teröristle fotoğraf çektirmeyi kabul etmeyiz” diyorsak, ardından da “gereğini yapacağız” diyorsak meramımızı herhalde çok açıkça anlatıyoruz. Lafın tamamı akıllıya söylenmez.

Erdoğan’ın partimizi terörle işbirliğiyle suçlamasına gelince, Kuvayımilliye’den, Müdafaa-i Hukuktan neşet eden CHP’ye böyle bir suçlamada bulunmak kendini bilmezliktir, hadsizliktir, deli saçmasıdır. Kişi karşısındakini kendi gibi bilirmiş. Bugün bu ülkede bütün terör örgütleriyle işine geldiğinde kim kol kola girdi, kim aynı yağmurda ıslandı, kim “ne istediniz de vermedik” dedi, kim Oslo’da pazarlık masaları kurdu? Şehirlere tüneller kazılırken, bombalar yığılırken kim valilere “aman dokunmayın” dedi? Kim oy almak için terörist başının kardeşini devletin televizyonuna çıkardı, terörist başının mektubunu okuttu? Kim daha geçen hafta İmralı’daki terörist başına hakim cübbesi giydirmeye kalktı?

Bunları milletimiz görüyor, ne yapıldığını da gayet iyi biliyor. Bu ülkede terörle mücadele değil müzakere eden, işine geldiğinde de işbirliği yapan Recep Tayyip Erdoğan’dır.

Soru- 2022 yatırım programı açıklandı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu metrobüs ve metro hattı projelerinin 2022 yılı yatırım programına alınmamasına tepki gösterdi. Metro hattıyla ilgili proje hazır, finansman hazır bir tek imza eksik neden diye sordu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi projesine onay verilmemesinin nedeni sizce ne olabilir?

Faik ÖZTRAK- İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımızın söylediği gibi proje hazır, finansman hazır, her şey hazır ama Erdoğan Şahsım Hükümetinin bakanları bir türlü imza atmıyor. Dolayısıyla projelerde yatırım programına alınmıyor. Bunun sebebi bellidir. Sarayın İstanbul ve diğer Büyükşehir Belediyelerini kaybetmesinin kıskançlığıdır, mızıkçılığıdır, hazımsızlığıdır. Saray ne yaparsa yapsın belediyelerimiz Erdoğan Şahsım Hükümetinin çıkardığı tüm engelleri aşacaktır. Bizim belediyelerimiz sarayın siyasi kini ve hazımsızlığıyla vatandaşlarımızı cezalandırmasına izin vermeyecektir. Erdoğan durmasın belediyelerimizi kıskanmaya devam etsin. Vatandaşa nasıl hizmet edilir bizi izlesin.

Soru- EYT düzenlemesini bekleyen milyonlar var. Bu konuda AK Partiden son açıklamada Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’ndan geldi. “EYT’yle ilgili düzenlemeyi de mutlaka 2022 yılında ele alarak bunu da bir düzenlemeye bağlayacağız” diyor. 3600 ek gösterge için 2022 sözü verilmişti. Şimdi EYT içinde benzer bir söz veriliyor. Siz bu açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Her konuda olduğu gibi bu konuda da saray yönetiminde maşallah her kafadan bir ses çıkıyor. Bakan başka konuşuyor, bürokrat başka söylüyor. Grup Başkanvekili başka konuşuyor, Erdoğan başka söylüyor. Bunun erken seçim hamlelerinden bir tanesi olduğu açıktır. Ama EYT’li vatandaşlarımıza “türedi” diyen sarayın kibirlisinin bu meseleyi çözmesini kimse beklemesin. Çaresizlik içinde seçim öncesi bir takım oy hamleleri yapıyorlar. EYT’li yurttaşlarımız hiç merak etmesin bu sorunu da CHP iktidarında biz çözeceğiz.

Teşekkür ediyorum.

MERKEZ BANKASI KASASI KASA OLALI BÖYLE AÇIK GÖRMEDİ

CHP Sözcüsü Öztrak, Merkez Bankası’nın döviz kasasındaki açığın 57 milyar dolara ulaştığını ve bunun tüm zamanların en büyük açığı olduğunu belirterek, “Kasaya fare düşse kafasını yaracak… Ne 1994 krizinde, ne 2001 krizinde, ne 2008-2009 yıllarındaki krizlerde, Merkez Bankası kasası kasa olalı, böyle bir açık görmedi” diye konuştu.

Merkez Bankası’nın net döviz pozisyonunun reeskont kredilerinden gelen 2,1 milyar dolara rağmen geçtiğimiz Aralık ayında 17,7 milyar dolar gerilediğini ifade eden Öztrak, bunun 3,3 milyar dolarlık kısmının BOTAŞ’a yapılan döviz satışlarından, 7,3 milyar dolarlık kısmının da açık ihalelerle yapılan döviz satışlarından kaynaklandığını söyledi.

Hesap netleştirildiğinde, Merkez Bankası’nın 9,1 milyar dolarlık bir dövizinin nereye gittiğinin belli olmadığına dikkat çeken Öztrak, “Bu 9,1 milyar dolar, Merkez Bankası’nın arka kapısından, tarihimizin en acımasız servet transferini gerçekleştirmek için satılan ve nereye, kime kaçtan satıldığı da belli olmayan rezerv miktarıdır. Daha önce ‘128 milyar dolar nerede?’ diye soruyorduk. Anlaşılan şimdi ‘128+9 milyar dolar nerede?’ diye bu soruyu güncellemek zorunda kalacağız” dedi.

Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin Merkez Bankası’nı açıkça yağmaladığını kaydeden Öztrak, “Bu yağmaladığı her sentte, tüyü bitmedik yetimin hakkı var. Kasa artık 70 sente muhtaç… Teşbih falan yapmıyorum bu yalın bir gerçek” değerlendirmesinde bulundu.

Geçen yılın Ocak-Kasım döneminde, ülkeye 19,7 milyar dolar kaynağı belirsiz para girişi olduğunu belirten Öztrak, “Bu tarihimizde bir yılın ilk 11 ayda gerçekleşen en yüksek kaynağı belirsiz para girişi… Bunun esbabı mucibesi nedir? Bu paralar kimin? Uyuşturucu baronlarının mı? Suç örgütlerinin mi? Yoksa ihalelerde paylaşılan rüşvet paraları mı? Varlık Barışını bunun için mi uzatıp duruyorsunuz?” diye sordu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Bir yanda Erdoğan Şahsım Hükümetinin, sebep olduğu ekonomik buhran, diğer yanda yine bu yönetimin ortaya çıkarttığı adaletsizlik, kuralsızlık ve kurumların çöküşü, güzelim ülkemizi nefessiz bıraktı. Erdoğan Şahsım Hükümetinin yönettiği ülkemde, çocuk olmak zor, kadın olmak zor, genç olmak zor, sanatçı olmak zor, öğrenci olmak zor, ana, baba olmak çok zor. Bu ülkede güzel olan, değerli olan, maddi ve manevi her zenginliğimizi, talan edilecek bir ganimet olarak gören, çarpık bir zihniyet iş başında…  Bu zihniyet, milletimizin gülümsemesini, umudunu, hayallerini bile çaldı. Milletimiz, “Öz yurdunda garip, öz vatanında parya” haline geldi.

SARAY GENÇLERİ UMUTSUZ BIRAKTI

Evlatlarımız, bu ucube rejimin çaldığı hayallerini, başka ülkelerde, başka diyarlarda gerçekleştirmek için, yollara düştü. Evlatlarına umut veremeyen bir ülke, geleceğine de umutla bakamaz. Bunu en iyi bizim milletimiz bilir. Cumhuriyetimizin mayasında gençliğe sonsuz bir güven ve onlara verilen büyük değer vardır. Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet gençlerinin, “İnsanlık meziyetinin, vatan sevgisinin ve fikir özgürlüğünün en değerli simgesi” olmasını arzulamıştır. Kurduğu cumhuriyeti de, gençlere emanet etmiştir. Ama Saray yönetimi, gençlerimizi kindar nesil olarak formatlamakla uğraşırken, onları umutsuz ve çaresiz bırakmıştır. Büyük edebiyatçımız Ahmet Hamdi Tanpınar bile; “Türkiye evlatlarına, kendisinden başka bir şeyle, meşgul olma imkânını vermiyor” derken, herhalde 12-13 yaşındaki çocuklarımızı kast etmemişti. Artık bu ülkede ilkokul-ortaokul öğrencilerimiz, ders arasında oyun oynamak yerine, “Ne olacak bu ülkenin hali” “Ne olacak dolar kuru” diye dertleniyor hale geldi. Erdoğan Şahsım Yönetiminin elinde; çocuklarımız, ateş pahası olan sınava hazırlık kitaplarını alamayınca, “Ben 13 yaşında siyaset düşünüyorsam, bu ülkede hiçbir şey yok demektir” diye isyan ediyor.

ÜNİVERSİTELER SERİ HALDE DİPLOMALI İŞSİZ ÜRETİYOR

Gençlerimiz sınavlara girip üniversiteyi kazansa bir dert, kazanmasa başka bir dert… Analar, babalar yemiyor yediriyor. Giymiyor, giydiriyor. “Yeter ki evladım okusun” diyor. Ama hükümet, açtığı liseden bozma kasaba üniversitelerinde, yeterli eğitimi veremiyor. Ülkenin ihtiyaç duyduğu işgücünü yetiştiremiyor. Seri halde diplomalı işsiz üretiyor. Bin bir emekle okutulan evlatlarımız, iş bulamadığı için baba ocağına dönmek zorunda kalıyor. Taşı sıksa suyunu çıkaracak 5 milyon 700 bin gencimiz, ne okuyor, ne de çalışabiliyor. Anasının babasının eline bakıyor. Üyesi olduğumuz Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı içerisinde, Kolombiya’dan sonra, ev genci oranının en yüksek olduğu ülke Türkiye.

BUNLAR SİZİN ESERİNİZ

Ama Erdoğan’ın Adalet Bakanı çıkıyor; “Hukuk fakültesi tabelası asılması, binayı hukuk fakültesi yapmaz” diye, tabela fakültelerini millete şikâyet ediyor. Sayın Bakan, siz kimi, kime şikâyet ediyorsunuz? Bu ülkeyi yıllardır, sizi o makama atayan Erdoğan yönetiyor. İçinde bilim olmayan fakülte binaları, içinde adalet olmayan sarayları kimin eseri? Sizlerin eseri! Üniversiteye gelen gençlerin, barınma ihtiyacını karşılamayan kim? Sizsiniz.

MİLLETİN VİCDANI SIZLADI, SİZİNKİ SIZLAMADI

Hiç şüphesiz yurtlar, eğitimin ayrılmaz bir parçasıdır. Gençlerimiz için yeterli yurt açmayan da sizsiniz. Gençlerimizin yurt ve barınma ihtiyacını, taşeronlara havale eden de sizsiniz. Vakıflara, cemaatlere, paralel yapılara bu işi siz ihale ettiniz. Yetmedi bir de hükümet olarak bu işlere bir de maddi destek verdiniz. Ama bu yurtları, doğru dürüst denetlemediniz. Gençlerimizi korumasız bıraktınız. Yandaşlarınıza Avroyla, Dolarla milletin milyarlarını aktardınız. Ama milyonlarca gencimizi yurtsuz bıraktınız. Sonuç: Onlarca ocağa ateş düştü. Milletin vicdanı sızladı ama sizin ki sızlamadı.

HÜKÜMET HATALARIYLA YÜZLEŞMİYOR

En son, 19 yaşında bir Tıp Fakültesi öğrencisi, Enes Kara… Öğrenci evinde maruz kaldığı baskılar nedeniyle, yaşama ümidini yitirdi, canına kıydı. Tüm ülkemizi üzüntüye boğdu. Biz Enes yavrumuza, Allah’tan rahmet diliyoruz. Vicdanlı kalplerin acısını, bir kez daha yürekten paylaşıyoruz. Hiç şüphesiz bir sorunu çözmenin ön koşulu, önce onunla yüzleşmektir. Bu ülkede öğrencilerimizin yurt ve barınma sorunu vardır. Erdoğan hükümetleri bu sorunu çözmeyerek görevini savsaklamıştır, görevini ihmal etmiştir. Ondan sonda da her zaman yaptığı gibi, sebebi olduğu acıların sorumluluğunu üzerinden atmaktadır, hatalarıyla da yüzleşmemektedir.

BU ZİHNİYET, ÖĞRENCİLERE TERÖRİST MUAMELESİ YAPAN ZİHNİYET

Onun yerine sözcülerinden biri çıkıyor; “Her ölüm insanı kendi ruhuyla yüzleştirmelidir. Bu büyük imtihandır. Hayatını kaybedenin acısı bizi buna götürmelidir” diyerek, millete akıl vermeye kalkıyor. Bir diğeri çıkıyor; “Burası yurt değil, öğrenci evi” diyerek, bahane üretmeye kalkıyor. Bir AK Parti milletvekili de çıkıp, “Sorumlu dış güçlerdedir” diyerek, en sevdikleri şeyi yapıyor, milletin aklıyla açıktan alay ediyorlar. Bu zihniyet, daha birkaç ay önce, yurt ve barınma sorunlarına dikkat çekmek amacıyla, eylem yapan öğrencilere terörist muamelesi yaptı.

YURT MESELESİNİ BİZ ÇÖZERİZ

Aziz milletimize buradan bir kez daha ilan ediyoruz: Yurt meselesini biz çözeriz! Sayın Genel Başkanımız yurt meselesini, en geç iki yıl içerisinde çözme sözünü vermiştir. Ama o gün gelene kadar da gençlerimizi sahipsiz bırakmayacağımızı da açıklamıştır. Sayın Genel Başkanımız, gidecek yeri yurdu olmayan ya da olduğu yerde baskıya maruz kalan tüm evlatlarımıza, belediyelerimizin olduğu yerlerde, belediyelerimiz, olmadığı yerde, milletvekillerimizin yardımcı olacağını açıklamıştır.

HER KADIN CİNAYETİNİN VEBALİ SARAYIN BOYNUNDA

Bu ülkede kadın olmak da çok zor… Sosyal ve ekonomik hayatta cinsiyet uçurumu, kapanmak bir yana, bu hükümet elinde daha da açılıyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun Küresel Cinsiyet Uçurumu Raporu’na göre Türkiye bu alanda 156 ülke arasında 133. sırada. Yani sondan 23. Rakiplerimiz, Bahreyn, Papua Yeni Gine, Bhutan gibi ülkeler. Kadınların çilesi bununla da sınırlı değil. Sadece 2021’de geçtiğimiz yılda ülkemizde 280 kadın cinayeti işlendi. 2008’den bu yana, cinayete kurban giden kadın sayısı ise 3 bin 765. Sadece son birkaç günde, bu yılın ilk günlerinde ülkemizde yaşanan kadın cinayetleri ortada… Avukat Dilara Yıldız, İstanbul’da, karakoldan 10 adım ötede, onlarca kez şikâyetçi olduğu bir cani tarafından öldürüldü. Mersin’de 24 yaşındaki Raziye Oskay, yıllardır kendisini tehdit eden insan müsveddesi tarafından sokak ortasında vuruldu. Her yıl yüzlerce kadın sessiz çığlıklarla aramızdan ayrılırken, bu hükümet ülkemizi, kadına yönelik şiddeti önleme taahhüdünü içeren, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkardı. O gün söylediğimizi bugün tekrarlıyoruz: “Bu ülkede cinayete kurban giden her kadının, şiddete, tacize uğrayan her çocuğun, her gencin vebali, Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin boynundadır.”

ESNAF ZAM YAPMAYA UTANIYOR, HÜKÜMET UTANMIYOR

Erdoğan Şahsım Yönetimi elinde, bu ülkede ana-baba olup, ev geçindirmek de her zamankinden daha zorlaşmıştır. İşte evlere faturalar gelmeye başladı. Ayda 200 kilovatsaat elektrik tüketen, dört kişilik bir ailenin elektrik faturası, bir gecede 183 liradan 309 liraya çıktı. Esnafımız isyanlarda. “7-8 bin lira elektrik faturası olur mu?” diye feryat ediyor. Esnaf sattığı mala zam yapmaya utanıyor, ama hükümet ona bu faturaları göndermeye utanmıyor. Bu esnaf nasıl ayakta kalacak? Esnaf kepenk kapatırsa, bu ülkenin orta direği nasıl ayakta duracak?

DAHA AZ ISINIP DAHA ÇOK ÖDEYECEĞİZ

Bu arada, BOTAŞ Genel Müdürü de, “Kademeli tarifeyle 2,5 milyar metreküp, tasarruf hedefliyoruz” diyerek müjdeyi vermiş. Açık söyleyeyim bu müjdenin Türkçe meali: “Artık daha az ısınıp, daha çok ödeyeceğizdir.” Bunun anlamı da doğal gaza aynen elektrikte olduğu gibi “kademe kademe bir zammın” yolda olduğudur. Karadeniz’de doğal gaz bulduk, “2023’te bu topraklarda, hiç kimse artık doğal gaza para ödemeyecek” diyerek, millete gaz veren AK Parti trollerini hatırlıyoruz. Bıraktık bedava gazı şimdi millete, kademe kademe doğal gaz zammı bindirmeye hazırlanıyorlar. Neye niyet, neye kısmet…

GIDA GÜVENLİĞİ TEHLİKEDE

Bu ülkede gıda güvenliği de tehlikede… Böyle giderse millet yiyecek ekmek bulamayacak. Tanzim satış kuyruklarına girmek zorunda kalacağız. Geçtiğimiz yıl bu zamanlar, bir çuval ÜRE gübresi 93 liraydı. Şimdilerde bir çuval gübrenin fiyatı 650 lira civarında… ÜRE gübrenin fiyatı geçen yıla göre, yüzde 600 artmış. Yine geçen yıl bu zamanlar, çiftçinin traktörünün 110 litrelik mazot deposu, 735 liraya doluyordu. Şimdi 1.523 liraya doluyor. Çiftçi gübre atamıyor. Tarlasını sürmekte zorlanıyor. Geçtiğimiz gün söyledim. Çiftçi zaten kışa girerken taban gübresi atamadı. Ürün de kışa zayıf girdi. Bir de üstüne şu ÜRE gübresi de atılamazsa, durum vahim. Buradan hükümeti uyarıyorum, çiftçilerimize derhal ilave destek verin. Tekrarlıyorum. Eğer çiftçiye bu destekleri verilmezseniz, çok büyük bir gıda krizi kapımızda… Böyle Toprak Mahsulleri Ofisini ithal buğdayla doldurarak bu işlerin üstesinden gelinmez. Uyarmadı demeyin.

MERKEZ BANKASI SARAY VESAYETİ ALTINDA

Erdoğan’ın elinde, milli paramızın durumu da vahim… Son bir yılda Türk Lirası, dolar karşısında yüzde 45 değer kaybetti. Paramız pul oldu. Bundan 52 yıl önce, 1211 sayılı “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu” Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, 14 Ocak 1970 tarihinde kabul edilmişti. Kanunun ilk halinde, Banka’nın görevleri arasında, “Hükümetle müştereken, milli paranın iç ve dış değerini korumak amaçlarıyla gereken tedbirleri almak” yazıyordu. “Banka’nın kanunla kendisine verilen yetkileri, kendi sorumluluğu altında, müstakilen kullanacağı” yine bu kanunda ayrıca belirtilmişti. 52 yıl önce “yetkilerini müstakil kullanacağı” hükme bağlanan, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, bugün artık tamamen Saray’ın vesayeti altında, Sarayın Emrinde.

POLİTİKA FAİZİ, POLİTİKACI FAİZİ OLDU

Erdoğan; “Faiz sebep, enflasyon sonuç” dedi. Kerameti kendinden menkul bu safsatayla Merkez Bankasını yönetmeye başladı. Merkez Bankasının “politika faizi”, Erdoğan’ın elinde “politikacı faizi” oldu. Enflasyon son 20 yılın zirvesine çıktı. Döviz köpürdükçe köpürdü. Vatandaşın faizi de hızla arttı. Sonuç, büyük bir fiyasko oldu. Erdoğan Eylül’den bu yana politikacı faizini beş puan indirdi. Aba bu dönemde milletin faiz yükü hızla arttı. Ticari kredilerin faizi yüzde 30’lara çıktı. Şu anda yüzde 46 ile ticari kredi veren bankalar olduğunu duyuyoruz.

DÜŞMEYEN FAİZLER ERDOĞAN’I DÜŞÜRECEK

Eylül ayında; politikacı faizi yüzde 19’lardayken, 2 Eylül 2026 vadeli Hazine Tahvilinin faizi yüzde 17,67 idi. Ocak ayında politikacı faizi yüzde 14’e indi. Bu ay yine aynı vadedeki kâğıt için yapılan ihalede, faiz, yüzde 26,34’e sıçradı. Yani Erdoğan politikacı faizini 5 puan düşürdü. Ama Hazine’nin borçlanma faizi 9 puan arttı. Demek ki “Faizler düşe” buyurmakla, faiz düşmüyormuş. Şimdi beş yıl boyunca ödenecek bu faiz yükü, milletin sırtında kaldı. Ben buradan şunu söyleyeyim, faiz düşmedi ama artan faizler bu gidişle Erdoğan’ı düşürecek.

MERKEZ’İN DÖVİZLERİNİ CAYIR CAYIR SATTILAR

Erdoğan’ın Eylül’den bu yana, ekonomide sebep olduğu “kusursuz fırtına”, çok kirli bir oyunla, “20 Aralık Finansal Kumpasıyla” sonuçlandı. Bir gecede tarihimizin en acımasız, servet transferlerinden biri gerçekleştirildi. Millete “kur korumalı mevduat” anlattılar, “Cambaza bak” dediler. O sırada Merkez Bankası’nın dövizlerini, arka kapıdan cayır cayır sattılar. Merkez Bankası’nın net döviz pozisyonu, geçtiğimiz Aralık ayında 17 milyar 700 milyon dolar gerilemiş. Merkez Bankası geçtiğimiz Aralık’ta piyasadan, İhracat Reeskont Kredileri aracılığıyla 2,1 milyar dolar toplamış. Piyasaya da 10 milyar 600 milyon dolar döviz satmış. Bunun 3,3 milyar doları BOTAŞ’a, 7,3 milyar doları da, açık ihalelerle piyasaya satılmış. Bu alınan ve açıkça satılan dövizleri netleştirirsek, Merkez Bankası’nın geçtiğimiz Aralık ayında net 8,6 milyar döviz satmış olması gerekiyor. Ama dönüp toplamda net döviz pozisyonundaki değişime baktığımızda Aralık ayında bilinen, açıklanan 8,6 milyar dolar değil, 17,7 milyar dolar gerilediği gözüküyor. Yani nereye gittiği belli olmayan, 9,1 milyar dolarlık bir döviz var.

128+9 MİLYAR DOLAR NEREDE?

Bu 9,1 milyar dolar, Merkez Bankası’nın arka kapısından, tarihimizin en acımasız servet transferini gerçekleştirmek için satılan ve açıkçası nereye, kime kaçtan satıldığı da belli olmayan rezerv miktarıdır. Daha önce “128 milyar dolar nerede?” diye soruyorduk; anlaşılan şimdi “128+9 milyar dolar nerede?” diye, bu soruyu güncellemek zorunda kalacağız.

MERKEZ BANKASI’NA FARE DÜŞSE KAFASI YARILIR

Dün Merkez Bankası açıkladı söylemiştim. 7 Ocak 2022 itibariyle, Banka’nın döviz kasasındaki açık 56 milyar 900 milyon dolar. Bu tüm zamanların en büyük kasa açığı. Kasaya fare düşse kafasını yaracak… Ne 1994 krizinde, ne 2001 krizinde, ne 2008-2009 yıllarındaki krizlerde, Merkez Bankası kasası kasa olalı, böyle bir açık görmedi. Herhangi bir banka şubesinde kasa o gün 100 lira açık verse, kaynağı bulunana kadar şubeden kimse evine gidemez. Bugün ülkenin döviz kasası 57 milyar dolar açık vermiş ama kimsenin umurunda değil.

HÜKÜMET MERKEZ BANKASI’NI YAĞMALIYOR

Erdoğan Şahsım Hükümeti, Merkez Bankası’nı açıkça yağmalıyor. Bu yağmaladığı her sentte, tüyü bitmedik yetimin hakkı var. Kasa artık 70 sente muhtaç… Teşbih falan yapmıyorum bu yalın bir gerçek. Kasa 70 sente muhtaç olunca, döviz kurunu tutacak elde cephane kalmayınca, “Millet döviz tevdiat hesabı tutmaktan vazgeçsin, dövizi Merkez Bankasına versin” diye, milli paramıza dolar üzerinden faiz elbisesi giydirdiler. Kur korumalı mevduat diye geçmişte denenmiş ve sonuçları çok büyük hüsran olmuş bir nevi Dövize Çevrilebilir Mevduatı model diye milletimize yutturmaya çalıştılar.

VATANDAŞIN PARASIYLA ZENGİNE HEM KUR GARANTİSİ HEM VERGİ KIYAĞI

Az sayıda tasarruf sahibinin kur riskini hazine üzerinden milletin sırtına yıktılar. Önce, “Bundan bireysel yatırımcılar yararlanacak” dediler. Stopaj muafiyeti getirdiler. Olmadı. Sonra, “Kurumsal yatırımcılar da yararlansın” dediler. Onlara da, “Ucuza alıp kasanıza koyduğunuz dövizleri satarsanız, elde ettiğiniz kardan kurumlar vergisi almayacağız” dediler. Vatandaşın vergisiyle zengine, hem kur garantisi verdiler hem de vergi kıyağı çektiler. Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin millete önce ucuzluk vadedip, sonra dolar inerken de, dolar çıkarken de iğneden ipliğe her şeye zam yapmasının, fiyatlarını kendi kontrol ettiği her şeye zam yapmasının tek bir sebebi var. Fakirden topladıklarını zengine vermek! Yandaş bayram ederken, vatandaşı sefil etmek… Erdoğan Şahsım Hükümeti, yandaş müteahhide dolarla avroyla verdiği garantileri, mevduat sahibine kur farkını ödeyebilmek için, zenginlerin mevduatına vergi muafiyeti, kurumlara da vergi istisnası getirebilmek için, akaryakıta, elektriğe, doğal gaza her şeye zam üstüne zam yapıyor.

KASA 70 SENTE MUHTAÇ

Evet enflasyon düşmüyor, faizler düşmüyor, döviz sakinleşmiyor, köpüğü bir türlü gitmiyor ama bir şey yerle bir oluyor. Vatandaşta işlerin adaletle yürütüldüğü algısı yerle bir oluyor. Yapılan hiçbir şeye güven kalmıyor. Kasa 70 sente muhtaç olunca, paramız pul oluyor. Milli varlıklarımız da kelepir oluyor. Ülkenin üzerinde akbabalar dolaşmaya başladı. Birleşik Arap Emirlikleri’nde kamu yatırımlarını yöneten Fon’un başındaki isim “Türkiye Varlık Fonu ve portföyündeki şirketlerle görüşüyoruz, Türk Lirası’ndaki düşüş fırsatlar sunuyor, bu harika bir zaman… Zor durumdaki varlıklar için seçenekleri değerlendiriyoruz” demiş. Bu sözlerin anlamı açık: “Erdoğan Türk Lirası’nı pul etti, şimdi ülkenin Atasından, dedesinden kalan malları, bizim için batan geminin malları haline getirdi. Hepsini toplamak için de bize bir fırsat verdi.”

NEREDE YERLİLİK, NEREDE MİLLİLİK

Şimdi Erdoğan’a ve onun ufak ortağına soruyoruz, bu mudur sizin yerliliğiniz? Bu mudur sizin milliliğiniz? Kasa 70 sente muhtaç olunca, bu milletin en değerli varlığı onuru olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını, Ay yıldızlı pasaportumuzu, dolar cinsinden tarifeye bağlayıp ele satmaya başladılar. Getir 500 bin doları, al Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını…

VATANDAŞLIĞI TL İLE DEĞİL, DOLARLA SATIYORLAR

Dikkatinizi çekerim, 500 bin dolar karşılığı Türk Lirasını kabul etmiyorlar. “500 bin dolar tutarında döviz” getireceksin… Sonra? Menüde seçenek çok… Bu getirdiğin parayı 3 yıl vadeli mevduata yatırabilirsin veya 500 bin dolarlık Hazine borçlanma kağıdı alabilirsin. Artık yani faizle, vadeyle, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını satmaya başladılar. Biz boşuna demiyoruz, “Bunların yerliliği de, bunların milliliği de, doların yeşilini görünce biter” diye…

1970’LERİN UYGULAMALARI GERİ GELDİ

Kasa 70 sente muhtaç olunca, sadece atadan deden kalan malları, bu ülkenin vatandaşlığını pazara sürmüyorlar. İhracatı dillerinden düşürmeyenler şimdi ihracatçının dövizine çöktü. İhracatçı kazandığı her 100 doların 25 dolarını, Merkez Bankası’na devretmek zorunda… 1970’lerin, 1980’lerin zorunlu döviz devirleri yeniden geri geldi.

KAYNAĞI BELİRSİZ PARA GİRİŞİNDE REKOR

Kasa 70 sente muhtaç olunca, ülkemizin sadece fiziki değil, mali sınırları da tarumar oldu. Son ödemeler dengesi rakamlarında gördük. Geçen yılın Ocak-Kasım döneminde, ülkeye 19 milyar 700 milyon dolar kaynağı belirsiz para girişi olmuş. Bu tarihimizde bir yılın ilk 11 ayda gerçekleşen, en yüksek kaynağı belirsiz para girişi… Bunun bir benzerini de 2018’de yaşamıştık. Bu 19 milyar 700 milyon dolar kaynağı belirsiz para girişinin esbabı mucibesi nedir? Bu paralar kimin? Uyuşturucu baronlarının mı? Suç örgütlerinin mi? Yoksa ihalelerde paylaşılan rüşvet paraları mı? Varlık Barışını bunun için mi uzatıp duruyorsunuz? Ülkemizi dünyanın en büyük para yıkama makinesi haline bunun için mi getirdiniz? Bunun için mi kara para aklama liginde ülkemizi gri listeye soktunuz?

SORUYORUZ, GIK YOK

Kasa 70 sente muhtaç olunca, Duyunu Umumiye yasaları da geri gelmeye başladı. “Merkez Bankası nezdindeki yabancı ülke merkez bankalarına ait para, alacak, mal, hak ve varlıklar haczedilmez” diye bir düzenleme getirdiler mecliste. Soruyoruz, bu düzenlemeyi hangi ülke istedi? Niye, ne karşılığında istedi? Türk ekonomisiyle ilgili çok kötü bir beklenti mi var Merkez Bankasının bilançosunun malvarlığının haczedileceği düşünülüyor. Gık yok…

İMRALI’DAN SİYASİ HİMMET BEKLİYORLAR

Erdoğan Şahsım Hükümeti ızrar halinde, geçmişte bu ekonomiyi batıran ne varsa, hangi düzenleme varsa geri getiriyor. Buradan açıkça söylüyorum, hükümet artık fakir, fukara milletin sırtında ağır bir yüktür. Milletimiz de durumun farkındadır. Sırtında bir yük, bir kambur haline gelen Erdoğan Şahsım Hükümeti’ni üstünden silkeleyip atmak için gün saymaktadır. Öyle görünüyor ki, Erdoğan da bunun farkındadır. Bunu nereden mi biliyoruz? Erdoğan’ın İmralı’ya çiçek atmasından, İmralı’dan yeni bir siyasi himmet beklemesinden… Anlaşılan Erdoğan, İmralı’yla mektup arkadaşlığını yeniden hızlandırmaya hazırlanıyor. Herhalde bunun için, küçük ortağın da rızası alınmıştır. Bahçeli’de atmak için, mitilini de hazırlamıştır. Milletimiz, bu siyasi bezirgânların notunu vermiştir. Sandığın önüne gelmesini beklemektedir. Artık yolcudur Abbas, bağlasan durmaz.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- İçişleri Bakanı Süleyman Soylu dün bir televizyon kanalında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun FETÖ ile telefonla konuştuğu iddiasında bulundu. Sizin bu iddiaya bir yorumunuz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bu Süleyman Soylu atanmış İçişleri Bakanı mı, yoksa atanmış Dedikodu Bakanı mı? İçişleri Bakanı elindeki bilgiye ve belgeye dayanarak konuşur. İşkembeyi kübradan sallamaz. Soylu dedikoduyu bıraksın, yüreği yetiyorsa hain darbe girişiminden sonra kurulacağı ifade edilen Yurtta Sulh Konseyi’nde bulunanların listesini açıklasın. Yetmez, Soylu Fethullah Gülen’le kimlerin fotoğrafı varsa, kimler onunla aynı menzile yürüdüyse, aynı masaya oturduysa onların listesini bir açıklasın.

Bakın bunu bir defa daha söylüyorum, bu ülkede terörden, terörist başlarından medet uman kim varsa Allah bin türlü belasını versin.

Soru- Türk Tabipleri Birliği Başkanı Şebnem Korur Fincancı’nın Meclis’te CHP, İYİ Parti ve HDP’yle basın toplantısı yapmasını AK Partili Cahit Özkan “ittifakın beden dili” olarak yorumladı. Sizin bu yoruma ilişkin bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- AK Parti Grup Başkanvekiline Allah akıl fikir versin. Kendisine akıl ve izan tavsiye ediyorum. AK Parti pandemide “doktorların hakkı ödenmez” diye slogan atıp durdu. Ama iş doktorların haklarını vermeye gelince hiçbir şey yapmadı. Sağlık Bakanı bir yasa teklifi getirdi Meclis’e onu da geri çektirdiler. Doktorlarımızın tek ödülü şiddete maruz kalmak oldu. Buradan söyleyeyim, ben her gün onlarca genç doktorun mektubunu alıyorum. Gencecik doktorlarımız geçinemiyoruz diye feryat ediyor. 6 yıl okuduklarını, komik paralarla ay sonunu getirmeye çalıştıklarını söylüyorlar. Emeklilikle ilgili haklarında da ciddi sorunlar var. Türkiye zar zor yetiştirdiği doktorlarını maalesef yurtdışına kaptırıyor. Bunlara hiçbir sözü olmayan AK Parti Grup Başkanvekili bu sorunların görüşüldüğü, kamuoyuyla paylaşıldığı, doktor milletvekillerinin bir mesleki dayanışma içinde yaptığı toplantıdan düşmanlık ve kutuplaşma çıkarmaya çalışıyor. Keşke sizin doktor milletvekillerinizde bu toplantıya katılsaydı. Ama artık bu kadroların ülkemizin hiçbir meselesini çözemeyeceğini, hiçbir derde derman olamayacağını grup başkanvekilinin sözleri açıkça ortaya koyuyor. Gölge etmesinler, seçim sandığını getirsinler bu millet başka ihsan istemiyor.

Soru- HDP milletvekili Hülya Güzel’in dokunulmazlık dosyasıyla ilgili görüş, düşünce ve değerlendirmeniz nedir?

Faik ÖZTRAK- CHP’nin tutumunu defalarca anlattım. Terör, terörist CHP’nin kırmızıçizgisidir. Fezleke meclise geldiğinde gereğini yaparız. Ama şunu da sormak istiyorum. Fethullah Gülen’le kucak kucağa, diz dize fotoğraf çektirenlerin fezlekeleri ne zaman Meclis’e gelecektir? Gerçekten bunu merak ediyoruz.

Soru- AK Parti Amasya milletvekili Levent Karahocagil, Enes Kara’nın hayatına son vermesiyle ilgili değerlendirmelerde bulundu. “Enes Kara üzerinden cemaatlere, Müslümanları vurma gayreti var” dedi. Enes Kara’nın intiharını dış güçlere de bağladı. “Dış güçlerin ülkemiz içindeki oyunları” dedi. Sizin bu açıklamaya ilişkin bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Yani bu işin dinle, imanla, dış güçlerle ne ilgisi var? Hükümet görevini yapmamış, yeterli devlet yurdu yapmamış, özel kesime taşare ettiği yurtları, öğrenci evlerini denetlememiş. Yardımı vermiş ama milletin parasını vermiş oraya, yurtlarda kalan gençleri koruyacak bir düzenleyici çerçeveyi de getirmemiş. Ondan sonra da her konuda olduğu gibi çıkmış dış güçler diyor. Bırakın bu işleri. Sarayın görevini savsakladığını ihmal ettiğini artık kabul edin. Bir de şunu söyleyeyim, iki de bir de dış güçler, dış güçler diyorsunuz. Sonunda millet diyecek ki, “Ya dış güçler bu ülkede bu kadar rahat cirit atıyorsa hükümet nerede? Bu hükümet mensupları sarayın kibirli adamı o sarayda niçin oturuyor?”

Soru- Hazine ve Maliye Bakanı Nurettin Nebati, enflasyon Ocak’ta pik yapar ama Haziran 2023’te tek hane olur dedi. Seçime tek haneli enflasyonla gidileceğini ifade etti. Siz bu açıklamaya ilişkin neler söylersiniz?

Faik ÖZTRAK- Önce söyleyeceğim şey şu, dereye su gelene kadar kurbağanın gözü patlayacak. Gülüyorum ama milletimiz pahalılık altında inim inim inliyor. Sadece bu söylenen laflara gülüyorum, ciddiyetsizliğe gülüyorum. Nebati Bakan 2023 Haziran’ına randevu vermiş. Erdoğan’da geçen sene “Ağustos ayında enflasyon kırılacak” diye millete söz vermişti. Çok güzel bir söz vardır, “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz”. Enflasyonla mücadele hesap kitap işidir, ciddiyet gerektirir, güvenilir olmayı gerektirir. Milleti aldatmaya çalışmasınlar, biran evvel sandığı getirsinler. Herkes boyunun ölçüsünü alsın.

Soru- Muhalefet derhal seçim istiyor ancak Erdoğan ısrarla 2023’ü işaret etmeye devam ediyor. Buna karşın erken seçim öngörülerini güçlendiren bir gelişmede yaşandı. Gelecek günlerde Türkiye genelinde tüm il ve ilçelerin seçim kurullarının yenileneceği haberleri kamuoyuna yansıdı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Bu bir erken seçim hazırlığı olabilir mi?

Faik ÖZTRAK- Biz hemen seçim istiyoruz. Biz bu hükümetin bir gün fazla dahi işbaşında oturmasının milletin sırtına çok ciddi yükler yüklediğini görüyoruz. Bu konuda onların atacağı her türlü adıma hazırlıklıyız. Ne yaparlarsa yapsınlar millet ittifakı bu seçimi alacaktır.

Teşekkür ediyorum.

ÜLKEMİZİ DÖRT AYAKLI STRATEJİYLE BUHRANDAN ÇIKARACAĞIZ

CHP Sözcüsü Öztrak, Saray Hükümetinin bir yandan demokrasi ve ekonomiyi tahrip ettiğini, resmi verilere güven kalmadığını, paralel bütçelerle taahhütler altına girdiğini belirterek, “İş başına gelir gelmez ilk 1 ay içinde, yıkımın gerçekçi bir fotoğrafını çekeceğiz. Çok hızlı bir şekilde, Stratejik Planlama Teşkilatı’nı kuracağız. Yukarıda belirttiğimiz ilkelere uygun elbiseyi dikebilmek için, elimizdeki kumaşı bir göreceğiz” dedi.

Bunun ardından tutarlı bir eylem planını istişareyle hazırlayacaklarını ve 3 ay içerisinde uygulamaya koyacaklarını ifade eden Öztrak, “Bunları uygulamaya başlamamızla birlikte daha birinci günden itibaren güven yeşermeye başlayacak” değerlendirmesinde bulundu.

Öztrak CHP iktidarının ikinci üç ayında ise yıpratılan kurumları hızla ayağa kaldıracaklarını belirterek, “Türkiye’de ilk 6 ayda iklim değişecek. Hayat bayram olacak. Yeniden gülümseyeceğiz” diye konuştu.

Türkiye’yi buhrandan “Üç Yeni K” ve “Dört Ayaklı bir Strateji” ile çıkaracaklarını anlatan Öztrak, Yeni Kurumlar, Yeni Kurallar ve Yeni Kadrolarla uygulayacakları stratejinin üzerinde yükseleceği 4 sütunu şöyle sıraladı: “Hukuk devleti ayağa kaldırılacak”, “Üreterek zenginleşen Türkiye olacak”, “Zenginlik hakça paylaşılacak”, “Tüm bu yapının sürdürülebilirliği için gerekli önlemler alınacak.”

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Bursa’da bir trafik kazasında vazife başında şehit olan dört itfaiye erimize Allah’tan rahmet diliyoruz. Ailelerine başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz. Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Bugün ağırlıklı olarak, Erdoğan Şahsım Hükümetinin, iflas eden ekonomi politikalarını ele aldık. Bunalımdan kurtulmanın yollarını tartıştık.

MİLLETİN BEDDUASINI ALAN HÜKÜMET İFLAH OLMAZ

Zamlar zulüm oldu. Milletimizi acımasızca eziyor. Ülkemizin dört bir yanından, milletimizin feryatları yükseliyor. Artık bu feryatlara beddualar da eşlik ediyor. Milletin bedduasını alan bir hükümetin, iflah olmayacağını, bu topraklarda herkes bilir. Vatandaşlarımız beddua ederken haksız mı? Hayır, değil… Çünkü 84 milyonluk ülkemizde, Saray beslemeleri ve yanaşmaları dışında, herkes perişan.

SARAY BESLEMELERİ AVROLU MANSIPLARA DOYMUYOR

İşte yaşadığımız son örnek… Erdoğan daha önce, rüşvetten aklanmayan bir bakan müsveddesini, bir de partisinin MYK üyesini başka ülkelere Büyükelçisi tayin etmişti. Şimdi de Soma’da yere düşen vatandaşımıza, hınçla tekme savuran Saray danışmanını, Almanya’ya “ticari ateşe” yaptı. Memurumuz, emeklimiz, emekçimiz, çiftçimiz, milyonlarca dar ve sabit gelirli yurttaşımız, zam ve zulmü altında ezilirken, Saray beslemeleri avrolu mansıplara doymuyor.

AKARYAKIT FİYATLARI İKİYE KATLANDI

Saray yanaşmalarının sefası katlansın, dolarla, avroyla maaş alsın, Saray sosyetesi daha çok semirsin diye, Erdoğan tek bir gecede; doğalgaza zam, elektriğe zam, akaryakıta zam, Motorlu Taşıtlar Vergisine zam, pasaport ücretine zam, ehliyet harcına zam, Avrasya Tüneline zam, araç muayene ücretlerine zam, köprü geçiş ücretlerine gizli zam yaptı. Hep söylüyoruz. “Zulümle abat olanın, akıbeti berbat olur.” Ama dinlemiyorlar. Geçtiğimiz Cuma akşamı, akaryakıta fahiş zamlar geldi. Erdoğan, benzinin litresine 63 kuruş, mazotun litresine 94 kuruş zam bindirdi. Geçtiğimiz yıl bu zamanlarda, çiftçinin traktöründeki 110 litrelik mazot deposu, 729 liraya dolarken şimdi bin 516 liraya doluyor. 55 litrelik bir benzin deposu bir arabanın geçen yıl bu zamanlar 400 liraya dolarken şimdi 750 liraya doluyor. Bir depo akaryakıtın maliyeti, son bir yılda ikiye katlandı.

ERDOĞAN ZAMLARA DOYAMADI

Son akaryakıt zamlarından sonra, İstanbul’dan İzmir’e, dolar ve avro garantili tünel, köprü ve yollardan, arabayla gidip gelmenin maliyeti, bin 811 lirayı buldu. Bu korkunç bir maliyet! Ulaşım maliyetlerindeki bu artış, yarın iğneden ipliğe her şeye yansıyacak… Bu kaçınılmaz. Son üç aydır akaryakıt zamları, adeta otomatiğe bağlandı. Dolar çıkıyor zam, dolar iniyor yine zam. Hani doların köpüğünü hüplettikten sonra, her yerde ucuzluk olacaktı. Erdoğan böyle diyordu. Milletin alın terini bir gecede hüplettiler, ama dolar köpürmeye, Erdoğan’ın zamları da, milletin üstüne kâbus gibi yağmaya, çökmeye devam ediyor. Erdoğan elektrikte kademeli tarife getirdi, ardından tek bir seferde, elektriğe yüzde 52 ile yüzde 127 arasında, zam yaptı. Bu bir rekor. Şimdi Meclis’e doğal gaza kademeli tarife getirilmiş. Anlaşılan Erdoğan zamma doymadı. Bu defada doğal gazda yeni bir zam rekoru kırmaya hazırlanıyor.

ASGARİ ÜCRET ZAMMI CEBE GİRMEDEN ERİDİ

Ne yazık ki enflasyonda; turpun büyüğü de heybede… Türk Lirası’nın son bir yıldaki değer kaybı yüzde 46. Üretici enflasyonu, tüketici enflasyonundan 44 puan fazla. Dolar kurundaki artış, üretici enflasyonu dediğimiz fabrika fiyatlarındaki artış, Erdoğan’ın son enerji zamları, tüketiciye daha tam yansımadı. Korkunç bir karakış geliyor. Ama bu zulmü yapanlar, emeklilerimize dönüp, “2 bin 500 lira ile bu kışı idare et” diyorlar. Memura bahşiş gibi “2,5 puan” ilave maaş artışı verip, “Bu sana yeter” arkadaş diyorlar. Asgari ücretlilerin aldıkları zam daha ceplerine girmeden, enflasyonun şahlanmasıyla eridi. Şimdi emekçilerimiz de kara kara düşünüyor. Emekliye, onların dul ve yetimlerine, memura hemen zam yapın, ek zam yapın. Asgari ücretliye de yılın ikinci yarısında, ek zam yapma taahhüdünü bugünden verin. Millete artık zulmetmeyin.

ÇİFTÇİYE BIÇAĞI 9 CM SAPLADI, 2 CM GERİ ÇEKTİ

Zamlar çiftçilerimizi de ezip geçiyor. Erdoğan’ın son mazot ve gübre zamlarından sonra, çiftçi tarlasına taban gübresini atamamıştı. Buğday ve arpa kışa zayıf girmişti. Bu ay sonunda da, buğday ve arpanın kardeşlenmesini artıran, ÜRE gübresinin atılması gerekiyor. Geçtiğimiz yıl bu zamanlar, bir çuval ÜRE 93 liraydı. Aralık ortasında aynı çuvalın fiyatı 800 lirayı gördü. Şimdilerde ise bir çuval gübrenin fiyatı 650 lira… ÜRE gübrenin fiyatı geçen yıla göre, 7 kat artmış. Hükümet çiftçinin böğrüne 9 santim bıçak saplamış, şimdi bıçağı şimdi 2 santim geri çekmiş, gübrenin fiyatı düştü diye, “Çiftçimiz bize teşekkür etsin” diyorlar. “Çiftçinin kara gün dostu” diye bilinen Toprak Mahsulleri Ofisi de, çiftçiye dost mu, düşman mı anlayamadık. TMO besiciye yüzde 8 KDV ile sattığı arpayı, sanayiciye yüzde 1 KDV ile satıyor. Şimdi üretici bu maliyetle nasıl ayakta kalacak? Zaten beli bükülmüş. Son bir yılda traktöre, bir depo mazot doldurmanın maliyeti ikiye katlanmış. Bir çuval gübrenin maliyeti 7’ye katlanmış…

ÇİFTÇİYE DESTEK VERİLMEZSE GIDA KRİZİ KAPIDA

Buradan uyarıyoruz, çiftçiye destekleri hemen artırın ve derhal ödeyin. Yoksa bu yıl gıda krizi kapımızda. Milletimizi ucuz ekmek için, şu kış günü zaten sıraya soktunuz. Böyle giderse, millet yiyecek ekmekte bulamayacak. Milletin ekmeğiyle daha fazla oynamayın. Daha fazla beddua almayın.

KUR TABELASI NEBATİ BAKAN’IN GÖZLERİ GİBİ KIPIR KIPIR

Birkaç ay önce Erdoğan ne demişti? “Faizi şu anda düşürüyoruz, enflasyonun da inşallah düştüğünü, hep birlikte göreceğiz.” Erdoğan, Merkez Bankası’na baskı yaptı, politika faizini düşürdü. Ona göre bunun sonucunda hem döviz kuru, hem enflasyon, hem de faiz düşmesi gerekiyordu. Sonuç ne oldu? Dolar kuru 8 lira 65 kuruştan, 18 liraya çıktı. Bir gece yarısı, köpük hüpletme operasyonuyla, Merkez Bankası’nın rezervleri, arka kapıdan yeniden buharlaştırıldı. Dolar evet 11 liralara kadar düştü. Şimdilerde ise yeniden 14 lira sınırına dayandı. Bu haliyle Türk Lirası son 3,5 ayda, yüzde 37 devalüe oldu. Ama hala dengeye oturmuş da değil. Kur tabelası, Nebati Bakanın gözleri gibi ışıl ışıl, kıpır kıpır…

DÜYUNU UMUMİYE DÖNEMİNİ HATIRLATAN DÜZENLEME

Sadece kur değil, enflasyon da kıpı kıpır. Faizlerin indirildiği dönemde, enflasyon yüzde 19’lardan yüzde 36’lara sıçradı. Türkiye dünyada en yüksek enflasyona sahip 8. ülke oldu. Hani düşecekti enflasyon? Erdoğan’ın Merkez Bankası’nın tabela faizini, yüzde 19’dan, yüzde 14’e çektiği bu dönemde, ticari kredi faizleri pek çok bankada yüzde 30’u aştı. Şu anda yüzde 46 faizle kredi veren bankalar var. 5 yıllık devlet borçlanma tahvilinin faizi, yüzde 18,73’den yüzde 25,73’e çıktı. Bütçenin faiz yükü 7 puan arttı. Hani faiz düşecekti? Erdoğan’ın “kitabını yazdığım dediği” ekonomiye, artık kimseye güven vermiyor. Daha önce Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın, 128 milyar dolar rezervini satan Erdoğan bugünlerde de, Merkez Bankası’nın başkalarından ödünç aldığı paraları satıyor. Merkez Bankası kasasında 56,4 milyar dolar açık var. En sonunda da TBMM’ne, “Merkez bankasındaki, yabancı merkez bankalarının alacaklarına” haciz konamaz maddesi getiriliyor. Şimdi ben soruyorum,  bu maddenin gerekçesi nedir? Plan Bütçe Komisyonunda, doyurucu bir açıklama yapmadılar. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına, haciz gelecek de bizim paramız gidecek diye korkan ülke hangisi? Duyunu Umumiye dönemini hatırlatan bu maddeye, Erdoğan Şahsım Hükümeti nasıl razı geldi? Ben bu ülkenin ekonomisiyle ilgili yurtdışında böyle bir güvensizliği yaratanlara yazıklar olsun diyorum. Bu arada ipe sapa gelmez pek çok konuyla, meşgul olan medyanın, böyle vahim bir düzenle hakkında ne haber, ne de program yapmaması, bunu tartışmaması, aslında ülkemizin içine düştüğü ibretlik halinin de en güzel göstergelerinden biri.

KÖPÜKTÜ, MÜSİLAJ OLDU

Erdoğan’ın, “Faiz sebep, enflasyon sonuç” safsatasına dayanan politikası sonucunda, döviz de, enflasyon da, faiz de hızla arttı. Kaybeden koskoca Türkiye ekonomisi ve milletimiz oldu. Şimdi Erdoğan çıkmış, “Döviz kurundaki müsilajı aldığımız gibi, enflasyondaki müsilajı da alacağız” diyor. Allah Allah. Bu köpük birden bire müsilaj oldu. Milletin alın terini, emeğini, yılların birikimini, köpük diyerek hüplettiniz, sonra da buna müsilaj deyip yaptıklarınızın üstünü örteceksiniz. Hiç kime kusura bakmasın, yarın karınınız ekşiyip, ağrımaya başladığında da, şikâyet etmeye hakkınız yok.

ARTIK YOLCUDUR ABBAS, BAĞLASAN DURMAZ

Küçük yatırımcıyı çarpma operasyonundan sonra, Erdoğan’ın ağzından, “Faiz sebep, enflasyon sonuç” sözünü hiç duydunuz mu? Yok. Çin işi, Japon işi model safsatasını duyan oldu mu? Olmadı. 20 Aralık’tan bu yana, bu lafların hepsi tedavülden kalktı. Çünkü Erdoğan’ın amacı hâsıl oldu. O gece birileri 18 liradan dolarları bozdurup, sabahında 11 liradan dolarları toplayarak, malı götürdü. Milletin alın teri, emeği, yılların tasarrufu iç edildi. Türkiye’nin en acımasız servet transferlerinden biri, 20 Aralık gecesi gerçekleşti. Merkez Bankası’na ait olmayan dövizler, arka kapıdan satılarak birileri ihya edildi. Küçük yatırımcı ise perişan edildi, çarpıldı. Milletimiz artık her şeyin farkında: Erdoğan bu saatten sonra artık, “Faiz sebep, enflasyon sonuç” diyemez. Derse milletimiz bilir ki, yeni bir “siyasal yankesicilik”, yeni bir “siyasi eşkıyalık” yolda… Artık yolcudur Abbas, bağlasan durmaz.

DİNE SALDIRAN YOK, EKMEĞE SALDIRAN VAR

Erdoğan; siyasi sermayesini tüketince, iktidarı “dönülmez akşamın ufkuna” gelince, endişe ve korkuyla elindeki son kozları da oynamaya başladı. Şimdi milletin karşısına çıkmış: “Bu millet, 2023’te dinimize, diyanetimize saldıranlara, hesabını soracaktır” diyor.  Bizde kendisine Peygamber efendimizin şu hadisi şerifini, bir hatırlatıverelim; “Mazlumun bedduasından sakın! Çünkü onunla Allah arasında perde yoktur.” Bu ülkede çok şükür, dinimize, diyanetimize saldıran yok. Ama güzel dinimizi ve diyaneti, zulmüne şal yapmaya cüret edenler var. Bu ülkede kimin neye saldırdığını biz bir söyleyiverelim: Erdoğan milletimizin cebine saldırıyor. 2013’te 12 bin 582 dolar olan kişi başına gelirimizi, 2021’de 9 bin 489 dolara düşürdü. Yine bu dönemde tüm ülkenin gelirini, 958 milyar dolardan, 801 milyar dolara geriletti. Milletin cebinden 147 milyar dolar gitti. Erdoğan 2011’de, 2023 için, yani önümüzdeki yıl için, “Dünyada ilk 10 büyük ekonomi arasına girme” sözü vermişti. Bıraktık ilk 10’u, 2021’de ülkemiz ilk 20 ekonomi liginden düştü. Bu yıl da, en büyük ekonomiler liginde 22. sıraya düşeceğimizi, uluslararası kuruluşlar söylüyor. Ama Erdoğan sıkılmıyor, milletimize ilk 10 yalanını tekrarlamaya devam ediyor.

GERÇEK İŞSİZ SAYISI 8 MİLYONUN ÜZERİNDE

Erdoğan milletimizin işine, aşına da saldırıyor. Bir ekonomi yönetiminin başarısı, çalışmak isteyenlere ne kadar iş yarattığıyla ölçülür. Bugün Kasım ayı işsizlik verileri açıklandı. Erdoğan’ın ucube şahsım rejimi iş başı yaptığında, bu ülkede gerçek işsizlerin sayısı 5,5 milyondu. Bugün 2,5 milyon kişi artarak, 8 milyonun üzerine çıktı. Bu da TÜİK’in rakamları. Sarayın beslemeleri, danışmanları, avrolu maaşlarla ödüllendirilirken, milletin evlatları okulunu bitiriyor, iş bulamadığı için baba evine dönmek zorunda kalıyor. Son bir ayda genç işsizlerimizin sayısı, 120 bin kişi arttı. 1 milyon 153 bin oldu. Bunun adı zulümdür. Bunun adı siyasi eşkıyalıktır.

SARAY MECLİS’İN YETKİLERİNE SALDIRIYOR

Erdoğan sadece gençlerimize ve geleceğimize saldırmıyor. Gazi Meclisimizin yetkilerine de saldırıyor. İstanbul milletvekilimiz, Anayasa Hukukçusu Sayın Kaboğlu, Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin 3,5 yılının röntgenini çekmiş. Erdoğan, 44’ü daha önce çıkardığı kararnameleri değiştiren kararnameler olmak üzere, 3,5 yılda toplam 89 tane kararname çıkarmış. Bu kararnamelerle de 3 bin 94 madde ihdas etmiş. Meclis’teki 600 milletvekili ise, aynı dönemde 90 yasayla, 2 bin 683 madde ihdas etmiş. Bunların çoğu da, yine Erdoğan’ın Sarayında hazırlanıp, Meclis’e gönderilen kanun teklifleri. Erdoğan 3,5 yılda, 5 bin 87 karar alırken, bunların 2 bin 347’si Resmi Gazete’de yayımlanmamış. Şimdi böyle bir ülkede istikrar olur mu? Millet önünü görebilir mi?

10 OCAK ÇALIŞAN GAZETECİLER GÜNÜ

Erdoğan bu ülkede basın özgürlüğüne de saldırmayı ihmal etmemiş. Dünyada basın özgürlüğünde 179 ülke arasında, 153’üncü sıradayız. Yani sondan 26’ıncıyız. Bu ülkede gazeteciler Ruanda ve Bangladeş kadar özgür. Ülkemizde basın özgürlüğü kalmamış. Bugün, “10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü.” Bu vesileyle, mesleğini hakkıyla yerine getiren, kaleminin namusunu satmayan tüm gazetecilerimizin, Çalışan Gazeteciler Gününü kutluyoruz.

AÇIK KALAN MİKROFONDAN GELEN SES HER ŞEYİ ANLATIYOR

Tek adam parti devleti ucube rejiminde, aşımıza, işimize, hukuka ve özgürlüklerimize yönelen, tüm bu saldırılar neticesinde, bugün artık ülkemizde ne güven, ne de istikrar kalmadı. Çorum’da AK Partili Belediye Meclis üyesinin açık kalan mikrofondan duyulan şu sözleri, ülkedeki tıkanmayı ve yaşanan güven bunalımını ne kadar güzel anlatıyor. “Kimse iş yapmayı istemiyor, neyin ne olacağı bilinmiyor ki. Ben devletten iş almam. Özel şahıstan bile iş alınmaz artık.” İşte bu güven bunalımı aşılmadan, ne döviz kuru düşer, ne de enflasyon düşer. Faiz ise hiç düşmez. Güven bunalımının müsebbibi de Erdoğan’dır. Erdoğan sebep, yaşadığımız buhran sonuçtur. Güven ruh gibidir. Terk ettiği bedene bir daha dönmez.

TEK YOL SANDIK

Bu buhrandan salimen çıkışın tek bir yolu vardır: O da sandıktır. Milletin iradesinden kaçılan her saniye, ülkedeki güven bunalımını, ağırlaştırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Artık herkesin, milletin vicdan terazisinde tartılmasının zamanı gelmiştir. Herkes milletin hükmüne de razı olmalıdır. Sarayın büyük ortağı da, küçük ortağı da sandıktan daha fazla kaçmasın. Özellikle küçük ortak, millete Kazakistan’ı gösterip, sokağa dökülme çağrısı yapacağına, 2002’de yaptığı gibi, Tekir Yaylasına çıksın, ciğerlerine temiz havayı bir çeksin. Aklı başına gelsin. Yapması gerekeni yapıp, erken seçimi istesin.

KAZAKİSTAN’DA HUZURUN SAĞLANMASINI DİLİYORUZ

Kardeşimiz Kazakistan’da, barışçıl bir şekilde başlayan, ancak hızla boyut değiştiren olayları, yakından takip ediyoruz. Bir Kırgız Atasözü şöyle diyor: “Dağda Kırgız çocuğu ağlarsa, bozkırdaki Kazak ananın sütü akar. Bozkırda bir Kazak çocuğu ağlarsa, dağdaki Kırgız ananın sütü akar.” Biz bu Atasözünü şöyle genişletelim: “Türkistan’da bir çocuk ağlarsa, bozkırdaki Kazak ananın sütü akar. Bozkırda bir Kazak çocuğu ağlarsa, Türkistan’daki her ananın sütü akar.” Aralarında süt ve soy kardeşliği bulunanlar, elbette birbirini çok iyi anlar. Bunu anlayanlar birbirine destek olur. Başkaları değil… Kazakistan’ın huzura kavuşması, bu olayların sağduyuyla çözülmesi, Kazak halkının kendi kaderine, kendisinin sahip çıkması, en büyük dileğimizdir.

BİR SPUTNİK AŞISI VARDI, O NE OLDU?

Ülkemizde Kovid vakaları, yeni varyantlarla beraber hız kazandı. Özellikle İstanbul başta olmak üzere, büyük şehirlerimizde ciddi sıkıntılar var. Okullarda virüse yakalanan çocuklarımızın sayısında hızlı bir artış olduğunu duyuyoruz. Tedbir alma ve aşılama konusunda, yeni bir seferberliğe ihtiyaç olduğu açık. Tabi aşı demişken, Rusya’dan 400 bin doz Sputnik aşısı alınmıştı. Ama bu aşılar ne oldu? Milletimiz de haliyle bunu soruyor, merak ediyor. Ama ne Sağlık Bakanından, ne de bakanlık yetkililerinden tatmin edici bir cevap gelmiyor. Bu aşılara ne oldu? Çöpe mi attınız? Saray’ın deposuna mı sakladınız? Başka ülkelere mi verdiniz? Yoksa aşı da umulan etkinlik görülmediği için, kullanmaktan vaz mı geçtiniz? Bu sorulara bir cevap verin.

TÜRKİYE’NİN POTANSİYELİ ÇOK BÜYÜK

Son sözümüz de her zamanki gibi milletimize; aziz milletimiz, gecenin en karanlık anı, şafağa en yakın olduğumuz andır. Yeise kapılmanın hiç yeri yoktur. Umudunu kaybetmenin yeri yoktur. Ülkemiz her sorunun üstesinden gelecek güçtedir. Her türlü kabiliyet ve imkâna sahiptir. Dünyada hiçbir ülkede olmayan avantajlarımız var. Genç ve dinamik nüfusumuzla, dünyanın her yanında rekabet edebilen iş insanlarımızla, eşsiz coğrafi konumumuzla, büyük bir sıçrama yapma imkânımız var. Doğru politikalarla, dünyanın en büyük on ekonomisi arasına girmek, hiç de zor değil. Yeter ki liyakat olsun, istişare olsun, güven olsun.

CHP’NİN DÖRT AYAKLI STRATEJİSİ

Biz ülkemizi içine düştüğü sıkıntılardan; “Üç Yeni K” ve “Dört Ayaklı bir Strateji” ile çıkaracağız. Nedir bu “Üç Yeni K”? Yeni Kadrolar, Yeni Kurallar, Yeni Kurumlar. Özellikle ekonomi yönetiminde “ehliyet” tek ölçümüz olacak. Bu ülkenin liyakatli insanlarını seferber edeceğiz. Kimse dışlanmayacak. Kimse ötekileştirilmeyecek. Senden, benden diye ayrım artık bitecek. Namuslu, dürüst, liyakatli her bürokrat baş tacımız olacak.

Yeni kadrolarla iş başı yaptığımızda;

Yeni büyüme stratejimizin ilk sütunu, “Hukuk ve demokrasi” olacak. Gömleğin iliklenecek ilk düğmesi, “Ülkemizde can ve mal güvenliğini sağlamak” olacak. Güçlendirilmiş demokratik parlamenter sistem, tarafsız Cumhurbaşkanı, milletvekilini yine milletin seçmesi, siyasi ahlak yasasını çıkarma, bu çerçevede atılacak önemli adımlar olacak.

Stratejimizin ikinci sütununda: “Borçla şişirilen değil, üreterek zenginleşen Türkiye” olacak. Tasarrufları üretime ve döviz kazandırıcı işlere yönlendireceğiz. Dijital ve yeşil ekonominin sunduğu fırsat ve imkânlardan, en etkili bir biçimde yararlanacağız. Eğitim ve işgücü planlamasını birlikte ele alacağız. İşgücümüzün verimliliğini, ekonomimizin yarışma gücünü artıracak adımları hızla atacağız. Sağlık ve gıda gibi temel alanlarda, kamucu yaklaşımlarla, ülkemizin kendi kendine yeterliliğini sağlayacağız. Devletin düzenleyici ve denetleyici fonksiyonlarından, en etkin şekilde yararlanacağız. Kamu ve özel kesim arasında yeni bir diyalog ve yeni bir kurumsal ilişki biçimini geliştireceğiz. Yatırım iklimini kalıcı bir biçimde düzelteceğiz. Teknoloji kullanımı ve istihdam arasındaki dengeye, dikkat edeceğiz. Yeni ve güçlü Refah Devleti 3.0’ı gerçekleştireceğiz.

Stratejimizin üçüncü sütununda, “Zenginliğini Hakça Paylaşan Türkiye” olacak. Örgütlü toplum, adil bir bölüşüm için vazgeçilmezdir. Çalışma hayatına ilişkin normları, uluslararası standartlara getireceğiz. Emeklilerimizin de büyümeden pay almasını sağlayacağız. Aile Destekleri Sigortasıyla bu ülkede hiç kimseyi aç ve açıkta bırakmayacağız. Bu ülkede hiçbir çocuk, bizim yönetimimizde yatağa aç girmeyecek.

Stratejimizin dördüncü ve son sütunu ise “Bozmadan, Yok etmeden, Kesintisiz Kalkınma”, yani “sürdürülebilirlik.” Ekosistem hakkı, bizim yönetimimizde anayasal bir hak olacak. AB’nin Yeşil Mutabakatına uyum, öncelikli işlerimizden biri olacak. Kurumsal sürdürülebilirliğe dikkat edeceğiz. Düzenleyici ve denetleyici kurumlar üzerinden, siyasetin gölgesini kaldıracağız. Maliye ve Para politikalarımız “sürdürülebilir” olacak. Bütçe açıklarının, kamu borcunun kontrolden çıkmasına, ülkenin borca batmasına izin vermeyeceğiz. Para politikamız enflasyonu düşürmeye odaklanacak. Merkez Bankasıyla beraber, belirleyeceğimiz enflasyon hedefine ulaşırken, bankanın yasasındaki araç bağımsızlığına, kesinlikle müdahale etmeyeceğiz.

Biz bu ilke ve politikalarla, ülkemizin hızlı ve sürekli bir kalkınma sürecine gireceğini görüyoruz. Orta gelir tuzağından bu politikaların bizi çıkacağını görüyoruz. Yine bu politikalar ülkemizi küresel arenada hak ettiği yere taşıyacak.

1 AY İÇİNDE YIKIMIN FOTOĞRAFINI ÇEKECEĞİZ

Ancak şunun da farkındayız. Saray Hükümeti, bir yandan demokrasi ve ekonomiyi tahrip etti. Bir yandan da ülkede hesap vermeyi ve saydamlığı bitirdi. TÜİK tarafından üretilen başta işsizlik, enflasyon, milli gelir olmak üzere, hiçbir veriye güven kalmadı. Merkez Bankası’nın bilançosuyla bile oynadılar. Paralel bütçelerle hangi taahhütler altına girdiler? KÖİ sözleşmeleriyle ne kadar gizli yükümlülük yüklendiler? Bunları aslında soruyoruz cevap alamıyoruz. Cevapları dışarıda yapılan bir takım danışman şirketlerin açıklamalarından bulmaya uğraşıyoruz. Devlet ne kadar malını mülkünü, vakıflara devretti bunu da bilmiyoruz. Bunların hepsine bir bakmamız gerekiyor. İşte bu nedenle iş başına gelir gelmez, ilk 1 ay içinde, yıkımın gerçekçi bir fotoğrafını çekmek istiyoruz. Bunun için çok hızlı bir şekilde, Stratejik Planlama Teşkilatı’nı kuracağız. Yukarıda belirttiğimiz ilkelere uygun elbiseyi dikebilmek için, elimizdeki kumaşı bir göreceğiz.

CHP İKTİDARINDA İLK ÜÇ AYDA VE İLK ALTI AYDA YAPILACAKLAR

Hızla dört ayaklı stratejimize uygun, tutarlı bir eylem planını hazırlayacağız. Sonra Ekonomik Sosyal Konseyi toplayacağız. Plan ve programımızı ekonominin tüm oyuncularıyla, istişare edeceğiz. Bunları ilk 3 ayda tamamlayacağız. İlk üç ayda bunları uygulamaya başlamamızla birlikte daha birinci günden itibaren güven yeşermeye başlayacak. Ondan sonraki üç ayda da, hızla yıpratılan kurumlarımızı ayağa kaldıracak, milletimizi rahatlatacak düzenlemeleri yapmaya başlayacağız. Türkiye’de ilk 6 ayda iklim değişecek. Hayat bayram olacak. Yeniden gülümseyeceğiz. Biz hazırız. Ülkemiz hazır. Sandık çok kısa bir sürede milletin önüne gelecek. Son sözü de milletimiz söyleyecek.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Şimdi sorular varsa alabilirim.

Soru- CHP’nin bu yıl kongresi var. Ancak erken seçim ihtimaline karşılık erteleneceği iddiaları konuşuluyor. Bununla ilgili alınmış bir karar var mı?

Faik ÖZTRAK- Erken seçimin bir zorunluluk haline geldiği böyle bir dönemde konu tabi ki gündemimizde… Gerekli önlemleri mutlaka alacağız. Genel Başkanımız bu konuyla ilgili açıklamaları da yaptı.

Soru- HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’in PKK’lı bir teröristle çıkan fotoğrafları için değerlendirmenizi alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Bir teröristle fotoğraf verilmesini hiçbir zaman uygun bulmayız. Terör, terörist bizim kırmızıçizgimizdir. Ancak burada sorulması gereken bir soru daha var. Bu fotoğraf ne zaman çekilmiş? 2014 yılında. Yani Erdoğan’ın valilere talimat verip şehirlerimize bombalar yığılırken teröristlere dokunmayın dediği zaman. İmralı’ya her türlü ihtimamın gösterildiği zaman. İmralı sakinine “Sayın” dendiği zaman. Bu fotoğrafı bize soracağınıza bu fotoğrafın asıl muhatabı olan Erdoğan’a sormanız gerekiyor.

Soru- Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı da ben ekonomistim dedi ve iktidara yeni bir model önerdiğini açıkladı. “Vatandaş bileziğini, küpesini devlet kontrolünde banka kasasına koysun sertifika alsın. Düğününde takmak isterse o sertifikayla takıp geri getirsin” önerisinde bulundu. Siz bu öneriyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi memlekette herkes kendisine ekonomist demek için yarışmaya başladı. Bu durumda iki elini böğründe kavuşturan herkes, “Ben ekonomistim” diye ortaya çıkıyor. Ama öyle gözüküyor ki bunların ekonomistlikten anladıkları milletin kolundaki bileziğe, kulağındaki küpeye göz koymak. Milletin düğünlerde, derneklerde takacağı ziynet eşyasına bile sarayın iznini getirmek. Erdoğan başta olmak üzere anlaşılan bu önerileri getirenlerin hepsi aynı okuldan mezun olmuş. Çıkarsınlar şu ekonomistlik diplomalarını da bir görelim. Ama bu arada Erzurum Belediye Başkanını da buradan uyaralım, bak biz Erdoğan’ı azıcık tanıdıysak günün sonunda aldatıldım der. Tüm sorumluluğu da senin omuzuna yıkar.

Soru- Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda tartışılan kur korumalı mevduat sistemi için “Dua edin de tutsun” dedi. Siz bu açıklamayı nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Bu açıklama ülkede hazine yönetimin işinin artık Allah’a kaldığını gösteriyor. Bu aynı zamanda bunların ülkeyi yönetemediklerinin de bir itirafı. Tüm beceriksizlerini, kifayetsizlerini, hatalarını Yüce Allah’a havale etmeye kalkacak kadar acizler. Ne deyim Allah bunları tez elden ıslah etsin.

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan önceki günkü konuşmasında İstanbul Büyükşehir Belediyesinin ardından Ankara Belediyesini de hedef alan bir açıklama yaptı. Bunu CHP’li belediyelere dönük bir operasyon hazırlığı olarak okuyor musunuz? Buna karşı CHP neler yapacak?

Faik ÖZTRAK- Bugün ülkemizde büyük bir buhran var. Milletimiz perişan, beddualar arşa yükseliyor, millet tenceresini kaynatamıyor, arabasına benzin koyamıyor, çiftçi traktörünün mazotunu dolduramıyor. Emekli, emekçi, memur herkes yandım Allah diye bağırıyor. Büyük bir güvensizlik içinde, geleceği göremiyor, geleceğini kontrol edemiyor. Şimdi bunlara çözüm bulamayanlar çıkmış gündemi değiştirmek için millet iradesine kumpas kurmaya cüret ediyorlar. Erdoğan bu hikayeleri seçimden öncede tedavüle sürmüştü, o zamanda bunları söylemişti. Cevabını da Ankaralı ve İstanbullu seçmen gayet güzel verdi. Atılan şamarın sesi Yemen’den duyuldu. Şimdi Erdoğan yeniden mızımak için fırsat kolluyor. Kendisine çok sevdiği bir lafla cevap verelim. Atı alan Üsküdar’ı geçti, millet kararını verdi. Erdoğan’a tavsiyemiz milletin sözünün üstüne söz olmayacağını artık biran önce idrak etmesidir. Aksi takdirde kuyruk acısı daha da katlanacaktır.

Çok teşekkür ediyorum.

HİPER-ENFLASYON UFUKTA GÖRÜNDÜ

CHP Sözcüsü Öztrak, enflasyonun rekorlar kırmasından sonra Erdoğan’ın “Enflasyon tüm dünyanın sorunu” demeye başladığını belirterek, “Bizde tek bir aydaki enflasyon, ABD’deki yıllık enflasyonun iki katı. Almanya’daki yıllık enflasyonun ise 2,5 katı. Bizdeki enflasyonla, ABD’yi, Almanya’yı karşılaştırmak için gerçekten insanın izanını kaybetmiş olması gerekir” dedi.

Üretici enflasyonu ile tüketici enflasyonu arasındaki farkın 44 puana ulaştığını, üreticiden tüketiciye bir enflasyon tsunamisinin yaklaştığını ifade eden Öztrak, “Türkiye, kur-enflasyon-kur artışı kısır döngüsüne sıkışıyor. Ufukta hiper enflasyon, çirkin yüzünü göstermeye başladı” diye konuştu.

Erdoğan’ın “Dövizin köpüğünü aldık, enflasyon üzerindeki köpüğü de alacağız” sözlerini de değerlendiren Öztrak, “Dövizin üzerindeki köpüğü aldığınız falan yok, döviz hala köpürmeye devam ediyor. Tıpkı Bakan Nebati’nin gözleri gibi, döviz hala kıpır kıpır. Kendisine tavsiyemiz: Köpük hüpletmeyi artık bırakın, dönün şu milletin haline bir bakın” değerlendirmesinde bulundu.

Sarayın Türk Lirası mevduata 84 milyonun kesesinden dolarla faiz elbisesini kaydeden Öztrak, “Merkez Bankası 27 Aralık tarihinde, dolar garantili mevduat için 11 lira 44 kuruş dolar kuru açıkladı. Bugün dolar kuru 13 lira 30 kuruş. Bir milyon liradan fazla mevduatı olanların tamamı, dövize endeksli faize geçiş yapsa, 3 ayın sonunda Hazine’nin sırtına binecek yük, 44 milyar 389 milyon lira yapıyor” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

2022 yılının, ilk Merkez Yönetim Kurulu toplantısını gerçekleştiriyoruz. Bu vesileyle bir kez daha hem sizlerin, hem de milletimizin yeni yılını kutluyoruz. Bugün kahraman polisimiz, Fethi Sekin’in şehadetinin beşinci sene-i devriyesi. Hain teröristlerce İzmir adliyesine düzenlenen saldırıya, cesaretle karşı koyan ve bu esnada şehit olan, kahraman polisimiz Fethi Sekin’i saygıyla, rahmetle, minnetle anıyoruz.

ERDOĞAN’IN ZAMLARI TENCEREYİ BOŞALTTI

Merkez Yönetim Kurulu toplantımızda, ülke gündemini işgal eden sorunlar vardı. Türkiye’miz, Erdoğan Şahsım Hükümeti yönetiminde, kapkara bir kışa girdi. Cehli mikapla, malul siyasi eşkıyalık, zam oldu, zulüm oldu, milleti acımasızca vurdu. Memur, emekli, emekçi, milyonlarca dar gelirli, 2022’nin hemen başında, perişan edildi. Maaş, ücret ve aylıklar hesaba yatmadan, Erdoğan’ın zamları, milletin cebini de, tenceresini de boşalttı. Sofraların bereketini kaçırdı. Millet yeni yılı kutlamayı unuttu. Umutlar yeşermeden soldu. Milletimiz ertesi gün sofrasına ne koyacağını kara kara düşünmeye başladı. Erdoğan’ın zamları, milletimizi silindir misali ezdi geçti.

SİYASİ EŞKIYALIĞIN DANİSKASI

Erdoğan, tam da yılbaşı gecesi, millete korkunç bir tuzak kurdu. Akaryakıttan, köprü geçiş ücretlerine, doğalgazdan, elektriğe, harçlardan, vergilere her şeye fahiş zamlar yaptı. Esas bunun adı, “Siyasi eşkıyalıktır.” Yılbaşı gecesi bu yapılan, “Siyasi eşkıyalığın” daniskasıdır. Siyasi eşkıyalık, eşkıyalığın en vahim olanıdır, sıradan eşkıya gözüne kestirdiğini soyar. Siyasi eşkıya topyekûn milleti soyar. Tekrar ediyorum; sıradan eşkıya gözüne kestirdiğini soyar. Siyasi eşkıya topyekûn milleti soyar. Sıradan eşkıya yol keser. Siyasi eşkıya, milletin cebinden yandaşlarının kesesine, dolar, avro garantili yol döşer. Sıradan eşkıya alenen soyar. Soyulduğunuzu da bilirsiniz. Siyasi eşkıya; “Dış güçler” der, “Faiz lobileri” der, “Dolar baronları”, “Dövize endeksli mevduat” der, zamlara “Tarife değişikliği” der, “Enflasyona fiyat artışı” der, millete “İpteki cambazı” gösterir, çaktırmadan milleti soyar. Sıradan eşkıya, paranızı, cüzdanınızı, malınızı gasbeder. Siyasi eşkıya, milletin geleceğini, hayallerini, umutlarını, gülümsemesini gasbeder. En acısı da; sıradan eşkıya sizi seçer. Siyasi eşkıyayı ise siz seçersiniz. Siyasi eşkıya da işte bundan güç alır. “Beni seçen, sonuçlarına katlanır” rahatlığıyla hareket eder. Siyasi eşkıya, hukuk ve adalet dinlemez. Kendini her şeyin üstünde görür. Kimseye de hesap vermez. Bilinen bir kuraldır: “Bir ülke ya ilimle, ya da zulümle yönetilir.” Siyasi eşkıyada ilim yoktur. Ama zulümde çoktur.

AYLIK ENFLASYON, BAŞKA ÜLKELERİN YILLIK ENFLASYONUNU KATLIYOR

Erdoğan, “Faiz sebep, enflasyon sonuç” dedi. “Ekonominin kitabını ben yazdım” diye kibirlendi. “Ben ekonomistim” diye böbürlendi. Bu kibirle, cahil cesaretiyle ekonomiyi yönetmeye kalktı. Türkiye üç ayda, 1980’lerin, 1990’ların enflasyonlarına geri döndü. Erdoğan’ın ekonomi ilminden hiç anlamadığı ortaya çıktı. Geçtiğimiz yılın son ayında, tüketici enflasyonu yüzde 13,6’ya sıçradı. Bu 1994 Nisan ayından bu yana, tek bir ayda gerçekleşen, en yüksek aylık enflasyon. Erdoğan bunu görünce, her zaman yaptığını yaptı. Hemen hiç üstüne sorumluluk almadı; “Enflasyon sadece bizim değil, tüm dünyanın sorunudur” dedi. Millete Amerika’yı, Almanya’yı gösterdi. Bizde tek bir aydaki enflasyon, ABD’deki yıllık enflasyonun iki katı. Almanya’daki yıllık enflasyonun ise 2,5 katı Aralık ayı enflasyonu. Aralık ayı enflasyonu yine komşumuz Yunanistan’daki yıllık enflasyonun 3 katı. Yani bizdeki enflasyonla, ABD’yi, Almanya’yı karşılaştırmak için, gerçekten insanın izanını kaybetmiş olması gerekir. Tabi bir de şu gerçek var. Milletimiz Erdoğan sayesinde, Türkiye’deki enflasyon yetmezmiş gibi, bir de ABD’deki enflasyonun da yükünü çekiyor. Geçilmeyen köprülerin, otoyolların faturası, hem dolarla, hem de Amerikan enflasyonuyla bir yandan dolarla, bir yandan da Amerikan enflasyonuyla tekrarlayım milletin sırtına yıkılıyor.

EN YÜKSEK ENFLASYONA SAHİP 8. ÜLKEYİZ

Gerçekler acıdır. Erdoğan Şahsım Hükümetinin yönettiği Türkiye’de, yıllık enflasyon yüzde 36 oldu. Türkiye, dünya üzerinde en yüksek enflasyona sahip, 8. ekonomi. Erdoğan 20 yıllık hükümetinin sonunda ülkemizi, en yüksek gelire sahip 20 ekonomi liginden düşürdü. Ama enflasyon liginde de ilk 10’a soktu. Şimdi enflasyon liginde beraber olduğumuz ülkeler kim? Suriye, Surinam, Zimbabve gibi ülkeler. Erdoğan 2002’de iş başına geldiğinde, kendisine devredilen tüketici enflasyonu, kendisinden önceki hükümetin devrettiği tüketici enflasyonu yüzde 29,7 idi. Şimdi kaç? Yüzde 36. Bu aynı zamanda son 20 yılın en yüksek enflasyonu. Peki Erdoğan iş başı yaptığında, üretici enflasyonu kaçtı? Yüzde 30,8. Şimdi kaç? Yüzde 79,9. Bu da son 20 yılın, en yüksek üretici enflasyonu. Demek ki bugün Türkiye Erdoğan’ın göreve geldiği günle karşılaştırıldığında çok daha kötü durumda enflasyon bakımından. Bu da TÜİK ’in makyajlı rakamlarıyla… Nitekim bağımsız ekonomistlerden oluşan, Enflasyon Araştırma Grubu’na göre, 2021’de tüketici enflasyonu yüzde 83. Yani TÜİK’in açıklamış olduğu enflasyonun neredeyse 2,5 katı. Nereden bakarsanız bakın bu rakamlar korkunç, bu rakamlar ürkütücü.

ENFLASYON TSUNAMİSİ GELİYOR

Tabi bir de işin daha kötü yanı aslında turpun büyüğü de heybede. Şimdi üretici ve tüketici enflasyonu arasındaki fark, tam 44 puan. Yani fabrikadaki, toptancıdaki fiyatlar henüz daha tüketiciye tam yansımamış. Üretici fiyatlarının alt detayları var. Bunlara baktığımız zaman döviz kurundan gelen nispi rekabet gücünün girdi maliyetlerindeki hızlı artışlar nedeniyle ortadan kalkmaya başladığını gösteriyor. Son bir yılda enerji fiyatları yüzde 123 artmış, ara malı fiyatları yüzde 92 artmış. Türkiye, Kur-Enflasyon-Kur artışı kısır döngüsüne sıkışıyor. Ufukta hiper enflasyon, çirkin yüzünü göstermeye başladı. Üreticiden, tüketiciye doğru, korkunç bir enflasyon tsunamisi geliyor. Tabi Erdoğan’ın yılbaşı gecesi, milletin sırtına bindirdiği son zamlarda, bu tsunamiyi daha da yıkıcı hale getiriyor. Doğal gaza zam, elektriğe zam, akaryakıta zam, Motorlu Taşıtlar Vergisine zam, pasaport ücretine zam, ehliyet harcına zam, Avrasya Tüneline zam, araç muayene ücretlerine zam, köprü geçiş ücretlerine bir de gizli zam.

“İNDİRİN” DEYİP “BİNDİRİM” YAPIYOR

Milletimiz daha önceki yıllarda yılbaşı sabahı kalktığında, milli piyangonun sıralı kazananlar listesine bakardı. Şimdi artık Erdoğan’ın, sıralı zamlar listesine bakar oldu. “Siyasi eşkıyalık” işte tam da budur. Ancak siyasi eşkıya, bir gecede bu kadar acımasızca, milletini soyup, soğana çevirir. Siyasi eşkıya; emeklisini, memurunu, emekçisini, hayat pahalılığının pençesine, ancak bu kadar göz göre göre terk edebilir. Erdoğan, kasaba, manava, bakkala, “Fiyatları indirin” diye baskı yapıp duruyor, reklam filmleri devletin televizyonlarında dönüyor. Aba altından sopa gösteriyor ama sonunda fiyatlara en büyük bindirimi kendisi yapıyor. Erdoğan’ın yaptığı bu zamlar, dalga, dalga, ilerleyen günlerde etkisini gösterecektir.

AMPULÜ SÖNDÜRMEK ŞART

Önümüz kara kış ve Allah aşkına şu elektriğe yapılan zamma bir bakın, büyüklüğüne bir bakın. Erdoğan elektriğe, yüzde 52 ile yüzde 127 arasında zam yaptı. Bu cumhuriyet tarihimizin en fahiş elektrik zammı. Tarihi bir rekor… Ayda 200 kilovatsaat elektrik tüketen, dört kişilik bir ailenin elektrik faturası, bir gecede 183 liradan 309 liraya çıktı. Milleti elektrik çarpmadı ama Erdoğan çarptı. Elektriği, İtalyan Fizikçi Volta keşfetti. Ampulü, Edison keşfetti. Ampulü yakan şu elektriğe, gece yarısı yüzde 127 zam yapmayı da, Erdoğan keşfetti. Ama milletimiz de, artık daha fazla ona buna zam gelmemesi için, ampulü söndürmenin şart olduğunu da keşfetti.

DEMEK Kİ “FAİZ SEBEP, ENFLASYON SONUÇ” DEĞİL

Peki, enflasyon üç ayda neden şaha kalktı? Cevap basit. Erdoğan’ın kibri yüzünden şaha kalktı. Erdoğan, “Faiz sebep, enflasyon sonuç” buyurdu. Enflasyon artarken, Merkez Bankası’na politika faizini 5 puan indirtti. Sonunda ne oldu? Aynı dönemde yıllık enflasyon, yüzde 19,6’dan, yüzde 36,1’e çıktı. Demek ki, “Faiz sebep, enflasyon sonuç” değilmiş. Neymiş? “Yarı cahil, kör cahilden betermiş.” Rahmetli Osman Bölükbaşı’nın çok güzel bir sözü var: “Zengini hayırsız evlat, siyasetçiyi kuru inat batırır” diyor. Erdoğan’ın inadı, sadece kendini batırsa hadi neyse diyeceğiz. Ama Erdoğan’ın inadı, hem milletimizi, hem ülkemizi batırıyor. Evet, Erdoğan kendi ediyor, kendi buluyor ama milletimiz de Erdoğan’ın elinde, gül gibi sararıp, soluyor.

ALIŞMADIK AĞIZDA ATATÜRK TUTMUYOR

Döviz şahlandı, enflasyon coştu. Paramız pul oldu. Malımız mülkümüz kelepir oldu. Erdoğan ipin ucunu elinden kaçırdı. Ülke yangın yerine dönünce de olan bitene bu sefer kulp takmaya çalıştı. “Çin işi”, “Japon işi” dedi. TL’nin erimesine, “rekabetçi kur” dedi. Bunların hiçbiri tutmadı. Sonra İzmir İktisat Kongresi Kararlarından, Atatürk’ten medet ummaya kalktı, ama tabi alışmadık ağızda, bu da tutmadı. Erdoğan bu sefer, “Faizi indirmek, nassın gereği” dedi. Yine kimse inanmadı. Herkes dövize koşmaya devam etti. Sonunda çıktı, parasını pul ettiği milletimize, “Rabbimiz sizi biraz korku ve açlıkla, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınar” diyerek, beceriksizliğine Yüce Allah’ın ayetlerini, kılıf yapmaya kalktı. Açık söyleyeyim, böylesi bir mülevvesliğe, böylesi bir pespayeliğe, böylesi bir acizliğe, siyasi hayatımızda hiç rastlanmamıştır.

ELİNİ MİLLETİN DİNİNDEN, DİYANETİNDEN ÇEK

Buradan açıkça ifade ediyorum, söylüyorum, söylüyoruz. Elini de, dilini de, gözünü de, Erdoğan, bu milletin dininden ve diyanetinden çekmelidir. Siyasi menfaat devşirmek için, milletin kutsallarını kirletmeye kalkmamalıdır. Bugün bir yıkım yaşanıyorsa bu yıkımın sorumlusu Erdoğan’dır.

SARAYDAN TİMSAH GÖZYAŞLARI

Yıkım olmuş, Bad-el Harab-ül Basra, yani Basra yıkıldıktan sonra, Erdoğan çıktı: “Sebebi ne olursa olsun, vatandaşın yüzde 36 enflasyonla, karşılaşmasından üzgünüz” dedi. Timsah gözyaşları döktü. Milleti ezen enflasyonun sorumluluğunu, yine başkalarına yıkmaya çalıştı. Sebebi ne olursa olsunmuş… Söylüyorum, tekrarlıyorum; söylüyoruz, tekrarlıyoruz; bu yıkımın tek sorumlusu vardır: O da Erdoğan’dır. Daha önce uyardık. “84 milyonluk koca bir ülkeyi ve 800 milyar dolarlık bir ekonomiyi safsatalarınızı test etmek için, canlı laboratuvar olarak kullanmayın” dedik. Milletimizin, feryadı, figanı arşa çıktı. Ama ne bizim sesimiz; ne de milletin feryadı, Sarayın kibir duvarlarını bir türlü aşamadı.

DÖVİZ BAKAN NEBATİ’NİN GÖZLERİ GİBİ KIPIR KIPIR

Şimdilerde Erdoğan, “Dövizin köpüğünü aldım enflasyon üzerindeki köpüğü de alacağım” demeye başladı. Dövizin üzerindeki köpüğü aldığınız falan yok döviz hala köpürmeye devam ediyor. Tıpkı Bakan Nebati’nin gözleri gibi, döviz hala kıpır kıpır. Kendisine tavsiyemiz: Köpük hüpletmeyi artık bırakın, dönün şu milletin haline bir bakın.

ENFLASYONDA TSUNAMİ GELİYOR, EMEKLİMİZİ EZDİRMEYİN

Bu ülkede her 100 kişiden 10’u, 65 yaş ve üzerinde. 9,5 milyon emeklimiz var. Bunlar yaşama tutunmaya çalışıyor. Erdoğan’ın yönettiği ülkemizde, tek bir kişinin aylık yaşam maliyeti 4 bin 927 lira. Emeklilerimiz, Erdoğan sayesinde şimdi kan ağlıyor. Çalışarak ömrünü tüketmiş bu yurttaşlarımız kara kışı, nasıl aşacağını kara kara düşünüyor. 2 bin 500 lirayla emeklilerimiz bu karakışı geçiremez buradan söylüyorum. Bir defa daha ifade edeyim; “Enflasyonda turpun büyüğü heybede.” Üretici fiyatlarından, tüketicilere doğru görülmemiş bir tsunami geliyor. Emeklilerimizi yaklaşan tsunamiye ezdirmeyin. Sopayla, tehditle bu işleri çözemezsiniz. Adamakıllı tedbir almak şart. Sayın Genel Başkanımız sizi, “Kara Kış Fonu kurun” diye çok uyardı. “En düşük emekli aylığı 4 bin 253 lira olsun” diye, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Meclis’te kanun teklifi de verdik. Ama Erdoğan bizi dinlemedi. Bunu emeklilerimizin takdirine sunuyoruz.

KAZANAN FAİZ LOBİSİ

Erdoğan’ın  “Faiz sebep, enflasyon sonuç” diyerek, attığı taş, ürküttüğü kurbağaya değdi mi? Enflasyon düştü mü? Hayır, arttı. Peki, faiz düştü mü? Hayır, o da arttı. Merkez Bankası sarayın talimatıyla politika faizini, yüzde 19’dan yüzde 14’e indirdi. Tabela faizi 5 puan düştü ama aynı dönemde, vatandaşların kullandığı, ihtiyaç kredisi faizi 5 puan, taşıt kredisi faizi 5 puan, 5 yıllık hazinenin çıkardığı devlet tahvilinin faizi 7 puan 10 yıllık devlet tahvilinin faizi de 6 puan arttı. Erdoğan’ın bu faiz politikasından, emekçi, emekli, memur, esnaf, çiftçi, sanayici, çalışan, çalışmayan herkes kaybetti. Peki, kimler kazandı? Her şeyden önce faiz lobisi kazandı. Merkez Bankasından yüzde 14’le borçlanan bankalar, şimdi millete yüzde 30’la, yüzde 40’la ticari kredi vermeye başladı.

FİKRİ İLE ZİKRİ TUTMUYOR

Sevgili Peygamberimiz, “Bir kimsenin kıldığı namaz, tuttuğu oruç sizi aldatmasın! O kimsenin dirhem ve dinarla ilişkisine bakın” diye, ne güzel buyurmuş. Erdoğan şimdilerde, “Bizim paramız belli, o da Türk Lirası” diyor. Ancak fikriyle zikri bugüne kadar olduğu gibi hiç tutmuyor. Bakın beşli çeteye, milletin kesesinden, milletin geçmediği köprüler, kullanmadığı otoyol ve tüneller için, dolarla, avroyla garanti veren Erdoğan değil mi? Buralardan geçiş ücretlerini, dolarla avroyla Erdoğan belirlemedi mi? 2016 başından, bugüne kadar, bunlara 10 milyar doları Erdoğan ödemedi mi?

GÜNEŞTEN, RÜZGARDAN ÜRETİLEN ENERJİYE BİLE DÖVİZLE GARANTİ

Ülkemizin güneşinden, rüzgârından, derelerinden ürettiğimiz, yerli ve milli enerjimize bile, dolarla garantiyi yine Erdoğan vermedi mi? Şimdi dolarla garantiye bağlanmış, lisansa bağlanmış 105 milyar kilovatsaatlik tesis var. Şuanda yenilenebilir enerjinin kilovatsaatine, yaklaşık 9 sent ödüyoruz. Doları bıraktığınız zaman, elden kaçtığı andan itibaren misliyle bu elektrik fiyatı olarak bize dönüyor. Madem yerlisiniz, madem millisiniz, bu santrallerde üretilen elektriğin kilovat saat fiyatını, şimdi yeni kurulacak tesisler için uygulayacağınız tarifeye çeksenize. Yani Türk Lirası tarifeye çeksenize. Bu ne kadar tasarruf sağlayacak biliyor musunuz? Yılda 82 milyar liralık koca bir külfet milletin sırtından kalkmış olacak.

3 AYDA 44 MİLYAR TL YÜK

Bitti mi? Hayır, bitmedi. En son, Türk Lirası mevduata, 84 milyonun kesesinden, dolarla faizi Erdoğan giydirmedi mi? Daha 10 gün geçmedi. Dolara endeksli mevduat için, Hazine’ye binecek yük, yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Merkez Bankası 27 Aralık tarihinde, dolar garantili mevduat için, 11 lira 44 kuruş dolar kuru açıkladı. Bugün dolar kuru ne kadar? 13 lira 30 kuruş. Dolar kuru bundan sonra hiç değişmese, bankaya 1 milyon lira mevduat yatıran zenginin cebine, 3 ay sonra 1 milyon 162 bin 862 lira girecek. Bu, 162 bin 862 liralık faizin, 42 bin 500 liralık kısmını banka ödeyecek. Geriye kalan 120 bin 362 liralık kısmını ise yani bankanın ödeyeceği faizin üç katını ise bu milletin hazinesi, garip, gurebanın kesesinden ödeyecek. Şimdi şöyle bir hesap yapalım. Bir milyon liradan fazla mevduatı olanların tamamı, dövize endeksli faize geçiş yapsa, 3 ayın sonunda Hazine’nin sırtına binecek yük, 44 milyar 389 milyon lira yapıyor.

KÜÇÜK TASARRUFÇUNUN ALIN TERİNİ FAİZ VE DÖVİZ BARONLARI HÜPLETİYOR

Rahmetli Özal, DÇM belasından kurtulduğumuzda boşuna, “İnşallah gençlerimiz bundan ders alır, bir daha böyle hesapsız, kitapsız hatalar yaparak, gelecek nesilleri zor taşınan yük altına sokmazlar” demişti. Rahmetli sanki bugünleri görmüş. Erdoğan’ın sebep olduğu, bu ev yapımı krizden yararlananlar belli: Faiz ve döviz baronları. Erdoğan “köpük” deyip; küçük tasarrufçunun alın terini çarpıyor. Faiz lobisi ve döviz baronlarına hüplettiriyor. Emekçiyi, emekliyi, çiftçiyi, esnafı, KOBİ sahibini, işsizi batırıyor. Onun gözünde fakir, “Zaten çalmasını bilmediği için fakir.” Ama Erdoğan’ın hakir gördüğü fakir, Erdoğan’a açıktan ah ediyor. Ve şunu bu topraklar çok iyi biliyor; “Mazlumun ahı indirir Şahı.”

MERKEZ BANKASI’NIN PARASI HÜKÜMET VE YANAŞMALARININ MALI DEĞİL

Erdoğan da artık kendisi için, yolun sonunun geldiğini görüyor. O nedenle de yandaşlarıyla, beslemeleriyle, yanaşmalarıyla, han-ı yağmaya hız veriyor. Siyasi eşkıyalık zirve yapıyor. Ne yazık ki milletin alın terini, emeğini, birikimini yağmalamaktan çekinmeyen, beytülmali talan edilecek ganimet olarak gören, sapkın bir zihniyetle karşı karşıyayız. Bu çürük zihniyetin, beyin kıvrımlarından çıkan şu sözler, esasen her şeyi özetliyor: “700 ton altınımız var. Merkez Bankasında şu kadar dolarımız var. Bunu kime bırakacaksınız? Hırsızlara mı bırakacaksınız?” Ne demişler? “Bir lafa bakarım, laf mı diye, bir adama bakarım, adam mı diye?” Beyefendi ne o altınlar, ne de Merkez Bankasındaki dövizler, bu hükümet ve onun yanaşmalarının malı değil. Onlar 84 milyonun, 99 yıllık alın teri, göz nuru, emeği.

TALAN EDİLMİŞ BİR HAZİNE VE EKSİYE DÜŞMÜŞ REZERV BIRAKACAKLAR

Zaten bu çürük kafayla, Merkez Bankası kasasını yağmalaya, yağmalaya, bankaya ait tek sent bırakmadılar. 128 milyar doları işte bu sakil zihniyet yağmaladı. Hala da yağmalamaya devam ediyor. 24 Aralık itibariyle, Merkez Bankası Kasasındaki döviz açığı 56 milyar dolara çıktı. Erdoğan, “Faiz sebep, enflasyon sonuç” testine başlamadan önce, 10 Eylül’de, kasadaki açık 39 milyar dolardı. Sadece 3 ayda Merkez Bankası döviz kasasındaki açık, 17 milyar dolar arttı. Bu talanın 9 milyar doları da, 20 Aralık Finansal Kumpası ve ardından gelen birkaç günde gerçekleşti. Erdoğan, kendisinden sonra gelecek hükümete, yani Millet İttifakı’na, talan edilmiş bir Hazine, eksi 100 milyar dolara düşmüş bir döviz rezervi bırakmadan rahat etmeyebilir.

22 LİMANI PEŞKEŞ ÇEKMEK İSTİYORLAR

Meclise getirdikleri her yasa, talanı hızlandırmaya yönelik. 22 limanın işletme hakkının peşkeşine yönelik teklif, Meclis’te görüşülüyor. Kendileri, beşli çeteleri yetmedi. Han-ı yağmaya Katar’ı da ortak ediyorlar. Türkiye’nin gözbebeği Antalya limanı, ihalesiz, hesapsız, kitapsız, 2047’ye kadar, Katar’ın üstüne zimmetlenmeye çalışılıyor. Bu Katar sevdası nedir? Bu para, pul işlerinde, Katar’a tanınan imtiyazların arkasında, nasıl bir ilişki vardır? Erdoğan’ın bir dönem ağzından düşürmediği, Mavi Vatanımızda, emperyal devletler sondaj yapmak için, şimdi Katar devletine ait şirketleri kullanıyor. Demek ki Katar’la nasıl bir ilişki olduğunu emperyaller biliyor. Zaten Erdoğan da nedense, Katar’a gık çıkaramıyor. 

BU DÜZENLEMEYİ KİM İSTEDİ?

Meclis’e bir kanun maddesi sunuldu. “Merkez bankasındaki, yabancı ülke merkez bankalarına ait para, alacak, mal ve varlıklar haczedilemez, üzerlerine ihtiyati tedbir konamaz” deniyor. Bu ilginç bir düzenleme. Bu düzenlemeyi hangi ülke, neden istiyor? Veya hangi ülke neyin karşılığında istiyor? Erdoğan artık sonuna geldiği bu yağma düzenini, Ali’nin külahını Veli’ye, Veli’nin külahını Ali’ye giydirerek, milletten gizlemeye çalışıyor.

10 MİLYAR DOLARLIK HOKUS POKUS

İşte geçtiğimiz yılın son günü yaşananlara bir bakın. Merkez Bankası bilançosunda, 30 Aralık gününe kadar, 70 milyar liralık bir zarar var. Bir gün sonra 31 Aralık’ta yani tek bir günde, bu 70 milyarlık zarar 60 milyarlık kâra dönüveriyor. Ortada 130 milyar liralık, yani yaklaşık 10 milyar dolarlık bir hokus, pokus var. İşin daha da vahimi, bunun danışıklı döğüş olduğu görülüyor. Çünkü hazinenin çok daha önce açıklamış olduğu finansman programında, bu muhasebe oyununun ortaya çıkardığı Hazine’ye getiri yer alıyor. Şimdi biz bu konuda bir soru önergesi hazırladık. Konuyu da Meclis gündemine taşıyacağız.

ŞÜPHE UYANDIRAN HER İŞ SORUŞTURMA KONUSU

Yine dikkatimizi çeken bir başka ciddi hukuki usulsüzlük daha var. 3 Ocak 2022 tarihinde Merkez Bankası bir uygulama talimatı yayımlıyor. Bu talimatla ihracat bedeli dövizin yüzde 25’inin, Merkez Bankasına satılmasını düzenliyor. Şimdi biz merak ediyoruz; bu düzenlemeye dayanak teşkil eden, İhracat Genelgesi’nin Ek 1’inci maddesi, bundan bahsediyor. Ne zaman yayımlandı? Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun, Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar hala ortada dururken, ihracatçılarımızı mağdur eden bir düzenleme, basit bir uygulama talimatıyla nasıl yapılıyor? Bu konuyu da Meclis gündemine taşıyoruz. Çok açık söyleyeyim, bu saatten sonra, TCMB ve Hazine dehlizleri arasında, şüphe uyandıran, kural ve teamüllerin arkasından dolanan her iş, soruşturma konusudur. Sayın Genel Başkanımız, bu konuda zaten bir milat belirledi: 18 Ekim 2021. İşini düzgün yapan, hukukun arkasından dolanmayan, dürüst devlet memurlarımızın hepsi rahat olsun. Artık az kaldı. Vatandaşlarımız da müsterih olsun. 20 Aralık Finansal Kumpasında, milletin alın terine, emeğine, yılların birikimine, bir gecede çöküp, servetlerine servet katanlar, milletin geleceğini köpük yapıp hüpletenler, ilkin sandıkta millete, sonra da hukuk önünde adalete, bunun hesabını mutlaka vereceklerdir. Kimse Meclis denetiminden, şimdilik “kaçtım” diye sevinmesin. Artık bu saatten sonra şeriatın kestiği parmak acımaz. Herkes yaptığının hesabını adalete vermek zorundadır. Erdoğan da bunu biliyor. Panikledi, iç savaş çığırtkanlığına başladı. Biz Erdoğan’ın korku ve telaşını çok iyi anlıyoruz.

BU KORKU HİÇ BİR KORKUYA BENZEMEZ

Ne diyor Nazım: “Hiçbir korkuya benzemez, halkını satanın korkusu.” Biliyoruz; Erdoğan “çok korktuğu için çok konuşuyor!” Erdoğan artık konuşmayı bıraksın. Bu ucube rejimi, milletin başına musallat eden kendisidir. Bunu yaparken, “Ülkeyi şirket gibi yöneteceğiz” diyordu. Şirket batıran yönetici ne yapar? Ya istifa eder, ya da hissedarlar onun iş akdine son verir. Erdoğan’da gereğini yapsın. Ya istifa etsin. İstifa etmiyorsa, sandığı milletin önüne getirsin. Bu ülkenin 84 milyon hissedarı zaten gereğini yapar. Erdoğan’ın iş akdini tazminatsız fesih eder. Ondan sonrada hissedarlar, “Zararın tazmini” davasını mahkemelerde açarlar. Artık o sandık gelecek. Millet de sözünü söyleyecek. Milletin sözünün üstüne söz olmaz. Bunu herkes gibi Erdoğan’da öğrenecek.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.

Soru- İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yürüyen merdivene ters binen kedi videosu sosyal medyada Kılıçdaroğlu’nun yıllar önce merdivene ters bindiği görüntülerle birlikte yayınlanıyor ve adaylık mesajı olarak yorumlanıyor. Sizin bu konuya ilişkin görüşlerinizi alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Hoppala. Bu soru bir gazeteci sorusu mu yoksa trol yorumu mu? Kimse öküz altında kedi aramasın. Bu kanallar AK Parti Genel Başkanını Sayın Genel Başkanımızla karşılıklı tartışma programına çağırsınlar. Millet kimin ne yaptığını, kimin kendi derdiyle dertlendiğini, kimin derdine derman olacağını bir güzel görsün.

Soru- Milli Eğitim Bakanlığı ziyareti sırasında kapıya zinciri Sayın Kılıçdaroğlu’nun korumalarının taktığı iddiası için sizin bir yorumunuz var mı?

Faik ÖZTRAK- İletişim Koordinatörlüğümüz bu iddia için gerekli açıklamayı yaptı. Ben artık bunun üstüne yeni bir açıklama yapmayı gerekli görmüyorum. Oradan cevabı bulabilirler.

Soru- Hazine ve Maliye Bakanı Nurettin Nebati bugün MÜSİAD ile yaptığı toplantıda yeni ekonomi modelini anlatırken “MÜSİAD gibi kazancını helal yoldan kazananlarla bizim dilimizi çok daha iyi anlayabileceği bir dönemdeyiz” ifadesini kullandı. Bu açıklama konusunda sizin bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Şimdi tabi bu açıklama vahim. Yani bu memlekette bir grup vatandaşın kazancını helal, diğer bir grup vatandaşın kazancını da haram diye ayıran bir Maliye ve Hazine Bakanı olduğunu gösteriyor. Bu akıl tutulmasının zirve yaptığı bir yerdir. Sayın Bakan, bu hak ve yetkiyi kendinizde nasıl görüyorsunuz? Siz “vergilendirilmiş kazanç kutsaldır” sözlerini kendine düstur kabul eden bir bakanlığın başında oturuyorsunuz. Bu sözleri nasıl söylersiniz? Size göre hangi esnafın, kasabın, bakkalın kazancı haram? Ayıptır günahtır. Bu laflar haramzadelerin lafıdır. Helali, haramı konuşanlar dün 20 Aralık finansal kumpasıyla ilgili TBMM’de verdiğimiz araştırma önergemize karşı oy vermemeliydi. Konuşmamda da söyledim artık bu milletin dininden, diyanetinden şu kirli dilinizi bir çekin.

Soru- Bakan Nebati ayrıca “ortodoks politikaları bir tarafa koyduk artık heterodoks politikalar var” dedi. Siz bu açıklamayı nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Hayırdır saray sosyetesi Bizans saray sosyetesine mi imreniyor? Bizans saray sosyetesi gibi ortalık yangın yerine dönmüşken meleklerin cinsiyetini mi tartışmaya başladılar?

Nebati Bakan kendi şirketlerini Ortodoks mu yönetir, Heterodoks mu yönetir bilmem ama bir şey söyleyeyim, devlet devlet gibi yönetilir. Bugün hayat pahalılığına ezdirdiğiniz milletin ihtiyacı da budur. Devlet yönetimi liyakat ister, bilgi ister, tecrübe ister, güven ister, özveri ister.

Bu arada Nebati Bakan demiş ki, bu yıl rekorlar yılı olacak. Bozuk saat bile 12 saatte günde iki kere doğruyu gösterir. Nebati Bakanın da zaman zaman doğru söylediği şeyler oluyor. Mesela hatırlıyorum “dış güçler yok” dedi, “bugün yaşananlara dış güçler dahil olmadı” dedi doğruydu. Çünkü yaşananlar Erdoğan’ın ev yapımı krizdi. “20 Aralık’ta küçük yatırımcı çarpıldı” dedi. El hak o da doğruydu. Bizzat kendileri küçük yatırımcıyı kumpasa getirdiler çarptılar. Şimdi diyor ki, “bu yıl tarihi rekorların kırıldığı bir yıl olacak.” El hak o da doğru. Zaten tarihi rekorları görmeye başladık. Enflasyon tarihi rekorunu 2021 sonunda kırdı. Bu gidişle daha da kırmaya devam edecek. Daha henüz zirveyi görmedik. Göreceksiniz faizde de rekorlar kırılacak, göreceksiniz büyüme de bütün bu gelişmelerden olumsuz yönde etkilenecek ve işsizlikte Türkiye’de yeni rekorlara imza atmaya başlayacak.

Soru- TBMM Başkanı Mustafa Şentop Genel Kurulda görüşmeleri başlayan limanların işletme hakkının 49 yıla çıkarılmasını öngören yasa teklifinin geri çekilmesini isteyen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na tepki gösterdi. Şentop, “Genel Kurul aşamasına gelmiş bir kanun teklifini Meclis Başkanının herhangi bir müdahale yetkisi olmadığını bilmiyor olmasını hayretle karşılıyorum. Kamuoyunu yanıltıcı, sorumluluktan uzak bu ifadeleri esefle karşılıyorum” dedi. Sizin buna ilişkin bir yanıtınız ve yorumunuz olur mu?

Faik ÖZTRAK- Açıkçası şunu söyleyeyim, bugün Türkiye’de ortada çok büyük bir vurgun girişimi var, bu limanlar hadisesiyle birlikte. Sayın Şentop usulle, esasla uğraşacağına önce çıksın şu vurgun girişimine bir iki laf etsin. Bu ülkede vurgunu önleyecek bir tek yer kaldı o da TBMM. Onun Başkanı da usulle uğraşıyor. Sayın Şentop usulü bıraksın artık esasa gelsin ve getirilen bu vurgun yasasına bir güzel karşı çıkıversin.

Teşekkür ediyorum.

ELEKTRİĞİ VOLTA, AMPULÜ EDİSON, ELEKTRİĞE %127 ZAMMI ERDOĞAN BULDU

CHP Sözcüsü Öztrak, Türkiye’nin Erdoğan’ın elinde enflasyon cephesinde de kaybedenler kulübüne girdiğin belirterek, “Erdoğan 2002 sonunda iş başı yaptı. O zaman tüketici enflasyonu yüzde 29,7 idi. Şimdi tüketici enflasyonu yüzde 36,1. Nereden nereye? Erdoğan iş başı yaptığında, üretici enflasyonu yüzde 30,8 idi. Şimdi yüzde 79,9. Nereden nereye? Erdoğan elinde ülkemiz dünya üzerinde en yüksek enflasyona sahip 8. ekonomi oldu. Aynı ligde olduğumuz ülkeler, şimdi Lübnan, Suriye, Zimbabve ve Surinam” diye konuştu.

Üretici ve tüketici fiyatları arasındaki farkın 44 puana ulaştığına dikkat çeken Öztrak, “Bu görülmemiş bir rekor. Bu aynı zamanda üretici enflasyonundaki tsunaminin tüketici fiyatlarına daha henüz tümüyle yansımadığını da gösteriyor. Rakamlar, enflasyonda zirvenin daha henüz görülmediğini, turbun büyüğünün heybede olduğunu ortaya koyuyor. Bunun devamının da çok acı olacağı, milletimize faturasının çok yüksek olacağı da görülüyor” dedi.

Doğal gaza yüzde 25, elektrik fiyatlarına yüzde 52 ile yüzde 127 arasında gelen zamlarla milleti için kara kışın iyiden iyiye başladığını ifade eden Öztrak, “Elektriği İtalyan Fizikçi Alessandro Volta, ampulü Thomas Edison icat etti. Ampulü yakan elektriğe, gece yarısı yüzde 127 zam yapmayı da, Erdoğan icat etti. Ama milletimiz artık gerçeklerin farkında, elektriğe daha fazla zam gelmemesi için, ampulü hiç vakit kaybetmeden söndürmek için biran önce sandığın önüne gelmesini bekliyor” değerlendirmesinde bulundu.

Memur ve emeklinin son zamlarla gasbedilen hakkının telafi edilmesi gerektiğini söyleyen Öztrak, “Enflasyon farkına ilave maaş artışı mutlaka vermelidir. Aksi takdirde emeklinin de memurun da kul hakkı yenmiş olur. Bunun hesabını da iki cihanda kimse veremez” ifadelerini kullandı.

Zamların aralık ayında değil, yeni yılda yapılmasının memura, emekliye de büyük bir tuzak anlamına geldiğine dikkat çeken Öztrak, “Bu zamlar Aralık ayı içinde yapılsaydı, memurun, emeklinin 2022’de alacağı ücret ve aylıklara, enflasyon farkı olarak bu zamlar yansıyacaktı. Milyonlarca emekçiye yapılacak ücret artışları da, bu zamlar dikkate alınarak belirlenecekti. Ama Erdoğan millete kurduğu bu kumpasla, millete karşı ne kadar acımasız olduğunu bir kez daha gösterdi” dedi. Öztrak, emekliye ve memura verilecek enflasyon farkının daha cebe girmeden eriğini kaydeden Öztrak, “Bunun adı açıkça ifade edeyim organize kötülüktür. Bunun adı zulümdür, zulüm” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

2022 yılının, ilk basın toplantısını gerçekleştiriyoruz. Her yıl dönümü, bir yüzüyle geçmişe, diğer yüzüyle de geleceğe bakar. Geçmişle geleceği birbirine bağlar. Bu nedenle yeni bir yıla girilirken, gelecek yıla dair iyi dilek ve temenniler paylaşılır. Gelecek umutları tazelenir. Ama bu yıl Erdoğan Şahsım Hükümeti, 2022’ye dair umutları, ne yazık ki daha yeşermeden soldurdu.

YENİ YILA ZAM KASIRGASIYLA GİRDİK

2022’ye girerken, muazzam bir zam kasırgası, milletimizi adeta silindir misali ezdi geçti. Erdoğan Şahsım Hükümeti zam oldu, zulüm oldu. Milletin üstüne çöktü. Hükümet, akaryakıttan köprü geçiş ücretlerine, doğal gazdan elektriğe, harçlardan vergilere kadar, her şeye zam yaptı. 2022 için beslenen umutları, daha yıl başlamadan gasbetti.

20 YILIN EN YÜKSEK ENFLASYONU

Bu sabah 2021’in, yani geçtiğimiz yılın enflasyon rakamları açıklandı. Daha doğrusu bir türlü açıklanamadı. TÜİK’in internet sitesi bir kez daha çöktü. Enflasyon verilerine dakikalarca ulaşmakta güçlük çektik. Maalesef devlet yönetimindeki çöküş, kurumların internet sitelerine bile bulaşmış. 2021 Aralık ayında, tüketici enflasyonu aylık yüzde 13,6. Bu 1994 Nisan ayından bu yana, tek bir ayda gerçekleşen, en yüksek enflasyon. 2021’in tamamında gerçekleşen enflasyon ise yüzde 36,1. Bu da son 20 yılın en yüksek enflasyonu. Bunlar bir de TÜİK’in makyajlı rakamları… Bağımsız ekonomistlerden oluşan, Enflasyon Araştırma Grubu’nun rakamlarına göre ise, 2021 Aralık ayında gerçekleşen enflasyon yüzde 19,35. Tek bir ayda yüzde 19,35. 2021’in tamamında gerçekleşen enflasyon ise yüzde 82,81. Bunlar hakikaten ürkütücü rakamlar.

GENELE YAYILMIŞ OLAĞANÜSTÜ BİR FİYAT ARTIŞI

TÜİK’e göre son bir yılda, gıda fiyatları yüzde 44,7. Ulaştırma fiyatları yüzde 53,7. Mobilya, mefruşat fiyatları yüzde 44,8,. Ev aletlerinin fiyatları da yüzde 48,2 artmış. Tüm bu gruplardaki fiyat artışları da, aslında vatandaşın gerçek enflasyonunun yüzde 45’in hiçbir şekilde altında olmadığını çok net bir biçimde ortaya koyuyor. Son bir yılda fiyatı, yüzde 100’ün üstünde artan ürünlerde şöyle. Kömür yüzde 137, benzinli otomobil yüzde 130, televizyon yüzde 130, LPG yüzde 120, patates yüzde 115, oyun konsolu yüzde 114, margarin yüzde 114, uçak bileti yüzde 103. Fiyatı açıklanan 402 üründen, 391’inin fiyatı son bir yılda artmış. Fiyatı çift hane veya daha fazla artan ürün sayısı ise 376. Demek ki genele yayılmış olağanüstü bir fiyat artışı var.

BAKALIM HANGİ KULBU TAKACAK

Ülke korkunç bir enflasyon kasırgasıyla karşı karşıya kalmış. Milletimizi kasıp kavuruyor. Erdoğan daha önce, fiyat artışıyla enflasyon arasındaki farkı anlatıp duruyordu. Bakalım şimdi tüm ürünlere yayılmış bu fiyat artışlarına, hangi kulpu takacak. Hangi kulpu takarsa taksın, hayat pahalılığı milleti yakıp kavuruyor. Tencereleri ve cüzdanları boşaltıyor. Milleti silindir gibi ezip geçiyor.

TURBUN BÜYÜĞÜ HEYBEDE

Ama işin kötüsü, turpun büyüğü de heybede… Üretici fiyatları 2021’de yüzde 80 artmış. Bu 2002 Şubat ayından bu yana, en yüksek üretici enflasyonu. Dikkatinizi çekiyorum 2002 Şubat ayından buyana. Üretici ve tüketici fiyatları arasındaki fark, tam 44 puan. Bu bugüne kadar baktığımız serilerde görülmemiş bir rekor. Bu aynı zamanda üretici enflasyonundaki tsunaminin tüketici fiyatlarına daha henüz tümüyle yansımadığını da gösteriyor. Yine Erdoğan’ın yılbaşı gecesi yaptığı fahiş zamlar da, bu enflasyon rakamlarına yansımamış vaziyette. Dolayısıyla “Şubat ayında eksi çıkacak, Mart ayında şöyle olacak, 6 ay sonra herkes gülecek” laflarını bir yere bırakalım… Enflasyonda zirvenin daha henüz görülmediğini bütün bu rakamlar ortaya koyuyor. Bunun devamının da çok acı olacağı, milletimize faturasının çok yüksek olacağı da görülüyor.

ELEKTRİĞİ VOLTA, AMPULÜ EDİSON, BÖYLE ZAMMI ERDOĞAN BULDU

Soğuklar iyiden iyiye bastırdı. Doğalgaza yüzde 25 zam geldi. Elektrik fiyatlarına, yüzde 52 ile yüzde 127 arasında, cumhuriyet tarihinin en fahiş zammı yapıldı. Milletimizin kara kışı başladı. Ayda 200 kilovatsaat elektrik tüketen dört kişilik bir ailenin, elektrik faturası, 183 liradan 309 liraya çıktı. Elektriği İtalyan Fizikçi Alessandro Volta, ampulü Thomas Edison icat etti. Ampulü yakan elektriğe, gece yarısı yüzde 127 zam yapmayı da, Erdoğan icat etti. Ama milletimiz artık gerçeklerin farkında, elektriğe daha fazla zam gelmemesi için, ampulü hiç vakit kaybetmeden söndürmek için biran önce sandığın önüne gelmesini bekliyor.

DOLAR ÇIKARKEN DE ZAM, İNERKEN DE…

Erdoğan; tüm bu zam kasırgasından daha birkaç saat önce, “Döviz kurlarındaki dengesiz yükselişi, ortadan kaldırdığını” söylüyordu. Birde döndü bakkallardan, kasaplardan, manavlardan fiyatlarda indirim yapın ha dedi. Yoksa stokçulukla ilgili yasayı uygularım dedi.  Ama bunu söylediğinin akşamına, kendisi fiyatlara bindirim üstüne bindirim yaptı. Doların 18 lirayı gördüğü 20 Aralık tarihinde, 55 litrelik bir otomobilin benzin deposu, 642 liraya doluyordu. Bugün dolar kuru 13 lira. Aynı benzin deposu 714 liraya doluyor. Yine çiftçilerimiz traktörünün, 120 litrelik mazot deposu, doların 18 lirayı gördüğü gün, bin 388 liraya doluyordu. Aynı depoyu doldurmak için şimdi çiftçimizin bin 543 lira vermesi gerekiyor. Bu nasıl bir hesaptır bu hesabı Erdoğan millete açıklamak zorunda. Hangi hesaba göre, dolar çıkarken de, dolar düşerken de zamlar geliyor. Bu nasıl bir iştir her hâlükârda milletimizi çarpıyorlar? Bunu mutlaka millete açıklayacaksınız.

KÖPRÜLERE ÖRTÜLÜ ZAM

Bir de gizli saklı yapılan zamlar var. 15 Temmuz Şehitler Köprüsü ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsünde, artık gelenden de gidenden de ücret alınacak. “Güvenlik için yapıyoruz” dedikleri inşaat, meğerse gişeymiş. Önceden sadece Avrupa yakasından gelirken, 13 lira 25 kuruş köprü ücreti alınıyordu. Şimdi bir Avrupa’dan Asya’ya geçişte 8 lira 25 kuruş, bir de Asya’dan Avrupa’ya dönüşte 8 lira 25 kuruş ödenecek. Yani İstanbullu köprülere artık 16,5 lira ödeyecek. Tabi şimdi bir geliş, birde gidiş ücreti olduğu için insan ister istemez merak ediyor, TÜİK acaba hangi köprü tarifesini dikkate alacak? 16,5 lirayı mı, yoksa 8 lira 25 kuruşu mu? Milletimiz hiç merak etmesin bunun da takipçisi olacağız.

MEMURA VE EMEKLİYE KUMPAS

Erdoğan tüm bu zam kasırgasını, 31 Aralık gecesine saklayarak, bu ülkenin memuruna, emeklisine de büyük bir tuzak kurmuştur. Bu zamlar Aralık ayı içinde yapılsaydı, memurun, emeklinin 2022’de alacağı ücret ve aylıklara, enflasyon farkı olarak bu zamlar yansıyacaktı. Milyonlarca emekçiye yapılacak ücret artışları da, bu zamlar dikkate alınarak belirlenecekti. Ama Erdoğan millete kurduğu bu kumpasla, millete karşı ne kadar acımasız olduğunu bir kez daha gösterdi. Bu fahiş zamların; emekliyi, memuru ezmesinin önünü açtı. Şimdi memura, emekliye, 2021’in ikinci yarısı için, yüzde 22,5 enflasyon farkı verecekler. Ama bu enflasyon farkı daha cebe girmeden, daha açıklanmadan son enerji zamlarıyla, memurun, emeklinin, emekçinin elinde, avucunda hiçbir şey kalmadı. Bunun adı açıkça ifade edeyim organize kötülüktür. Bunun adı zulümdür, zulüm…

ENFLASYON FARKINA İLAVE ARTIŞ ŞART

Şimdi buradan çok açık bir çağrıda bulunuyorum. Erdoğan, memur ve emeklinin son zamlarla gasbettiği bu hakkını mutlaka telafi etmelidir. Enflasyon farkına ilave olarak bir maaş artışı mutlaka vermelidir. İlave bir maaş artışı. Aksi takdirde emeklinin de memurun da kul hakkı yenmiş olur. Bunun hesabını da iki cihanda kimse veremez.

ENFLASYONDA NEREDEEEN NEREYE…

Rakamlar ortadadır. Türkiye, Erdoğan’ın elinde enflasyon cephesinde, kaybedenler kulübüne girmiştir. Erdoğan 2002 sonunda iş başı yaptı. O zaman tüketici enflasyonu ne kadardı? Yüzde 29,7. Peki şimdi tüketici enflasyonu ne kadar? Yüzde 36,1. Nereden nereye? Erdoğan iş başı yaptığında, üretici enflasyonu yüzde 30,8 idi. Şimdi yüzde 79,9. Evet nereden nereye? Erdoğan elinde ülkemiz dünya üzerinde en yüksek enflasyona sahip, 8. ekonomi oldu. Erdoğan bu ülkeyi gelir liginde ilk 20’den düşürmeyi becerdi. Ama enflasyonda ilk 10’a sokmayı da başardı. Aynı ligde olduğumuz ülkeler, şimdi Lübnan, Suriye, Zimbabve ve Surinam.

BU NOKTAYA ÇOK CİDDİ HATALAR SONUCU GELDİK

Bu rezalet bir günde olmadı. Bu noktaya çok ciddi hatalar, yanlışlar, bilerek, isteyerek yapılan bir takım uygulamalar sonucunda geldik. Son üç yılda 4 Merkez Bankası Başkanı gördük. Enflasyonla mücadele etmekle görevli bu kurum, bizzat Erdoğan’ın eliyle iğdiş edildi. Daha önce de söylemiştim. Piyasaları bir ringe, Merkez Bankası’nı da boksöre benzetirsek, bu boksörün Türk Lirası’nı savunmak ve enflasyonla mücadele etmek için, iki yumruğu vardır. Bunlardan birincisi döviz rezervi yumruğudur. İkincisi ise faiz yumruğudur. Erdoğan ve Damadı, bu ucube rejime geçiş sürecinde ve mahalli idare seçimlerinde Merkez Bankası’nın arka kapısından, millete ait 128 milyar doları buharlaştırmıştır. Piyasada bir istikrar algısı yaratmak için, Merkez Bankası’nın yumruğunu, kolundan kesip atmıştır. Merkez Bankası’nın kalan tek yumruğu da, “Faiz sebep, enflasyon sonuç” safsatasıyla, Eylül ayından bu yana arkasından bağlanmıştır. Merkez Bankası ringde savunmasız bırakılmıştır. Yeni atanan başkan da buna “Reisim madem böyle istiyor” deyip razı olmuştur. Merkez Bankası’nın güvenilirliği dip yapmaktadır.

ERDOĞAN SEBEP ENFLASYON SONUÇTUR

Sonuçta enflasyon milleti ezip geçmektedir. Türk Lirası değer kaybetmeye devam etmektedir. Bunun bir tek nedeni vardır o da Tayyip Erdoğan’dır. Söylüyorum, enflasyonun da, Türk parasının pul olmasının da nedeni Erdoğan’dır. Erdoğan’ın baskısıyla, Merkez Bankası Eylül’den bu yana politika faizini, 5 puan indirdi. Peki indirdi de ne oldu? Aynı dönemde, yıllık enflasyon, yüzde 19,6’dan yüzde 36,1’e çıktı. Hani faiz sebep, enflasyon sonuçtu ne oldu? Faiz düştü, enflasyon coştu. Paramız pul oldu. Ben çok merak ediyorum Erdoğan bu rezaletin sorumluluğundan nasıl kaçacaktır? Merkez Bankası’nın politika faizini yüzde 19’dan yüzde 14’e indirdiği o dönemde, yani son dönemde, vatandaşların kullandığı ihtiyaç kredisi faizleri 5 puan, taşıt kredisi faizleri 5 puan, 5 yıllık devlet tahvilinin faizi 7 puan, 10 yıllık devlet tahvilinin faizi ise 6 puan birden artmıştır. Siz tabela faizini düşüyorsunuz ama milletin karşı karşıya olduğu faizler alıp başını gidiyor, artıyor.

KAZANAN FAİZ LOBİLERİ

Sonuçta Erdoğan’ın Merkez Bankası’nın enflasyon artarken tabela faizini düşürme politikasından kim kazanıyor? Hiç tereddüt yok ki faiz lobileri kazanıyor. Merkez Bankasından yüzde 14’le borçlanan banka, şimdi millete yüzde 30’la ticari kredi veriyor. Yetmiyor, bankalara bir özel mevduat hesabı getiriliyor orada da faize dolar elbisesi giydiriliyor. Onun karşılığı da milletin Hazinesinden karşılanıyor. Erdoğan “Faizleri düşürerek, hem döviz kurunu, hem de enflasyonu düşüreceğiz” demişti. Sonuç ne oldu? Hem döviz kuru, hem de faizler, hem de enflasyon şaha kalktı. Hadi bakalım şimdi; “Ben yoktum”, “Ben akşam uyuyordum”, “Bunlar nassın gereği”, “Ben değil, Allah yaptırdı” diyerek bu sorumluluktan kaçsın. Tekrar söylüyorum, enflasyon, Türk parasının pul olması, yüksek faizler sonuç Erdoğan sebeptir. Sorumlu bizzat Erdoğan’ın kendisidir.

ZİKRİ FARKLI FİKRİ FARKLI

Hazreti Ömer; “Bir kimsenin kıldığı namaz, tuttuğu oruç sizi aldatmasın! O kimsenin dirhem ve dinarla ilişkisine bakın” diyor. Erdoğan şimdilerde, “Bizim paramız belli, o da Türk Lirası” diyor. Ama zikri ile fikri arasında hiç uyum yok. Beşli çetesine, milletin kesesinden, milletin geçmediği köprüler, kullanmadığı otoyol ve tüneller için, dolarla, avroyla garanti verdi. Ücretlerini de dolarla, avroyla tespit etti. Şimdi döviz kuru elden kaçtı, bunlar misliyle ulaştırma zammı olarak milletimizin sırtına yüklendi.

YENİLENEBİLİR ENERJİDE DE DÖVİZ

Yerli ve yenilenebilir enerji kaynağı dediğimiz, güneş ve rüzgâr enerjisine bile, çıktı dolarla garanti verdi. Erdoğan yıllardır milletin kesesinden, güneş enerjisinin kilovatsaatine 13,3 sent, rüzgâr enerjisinin kilovatsaatine 7,3 sent, hidroelektrik enerjisinin kilovatsaatine 7,3 sent ödüyor. Bu şekilde lisansa bağlanmış, 105 milyar kilovatsaatlik tesis var. Baktığımız zaman yenilenebilir enerjinin kilovatsaatine ortalama 9 sent ödüyoruz. Tabi bu böyle olunca ne oluyor? Döviz elden kaçınca, elektrik fiyatları da arşa çıkıyor. Yetmiyor Erdoğan, Türk Lirası mevduata, 84 milyonun kesesinden, dolardan faiz elbisesi giydiriyor. Biraz evvel ifade etmiştim. Erdoğan Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, özel bankalardaki mevduat faizine, dolara endeksli hazine garantisi veren, ilk hükümet başkanı olarak bu ülkenin tarihe geçmiştir.

ENFLASYONDA DA İŞSİZLİKTE DE SINIFTA KALDI

Biz boşuna söylemiyoruz? Erdoğan faiz lobisinin adamıdır. Erdoğan en çok faiz lobilerini ve zenginleri sever. Erdoğan fakir fukaradan alır, varsıla verir. Onun gözünde fakir, “Zaten çalmasını bilmediği için fakirdir.” Erdoğan bu milletin öz evlatlarını, “Öz yurdunda garip, öz vatanında parya” durumuna düşürmüştür. Bir ekonomi yönetiminin başarısının iki göstergesi vardır: Biri düşük enflasyondur, diğeri de düşük işsizliktir. Erdoğan, bunların her ikisinden de sınıfta kalmıştır.

SÖZÜNÜZÜN YARISI KADAR İHRACATLA ÖVÜNÜYORSUNUZ

Şimdi bugün Erdoğan çıkmış “Karnemdeki kırıkları bir kenara bırakın, şahsıma verdiğim kanaat notunu gösteren ihracata bakın” diyor. Aslında Erdoğan kendine verdiği kanaat notunun da kırık olduğunun farkında bile değil. Kanaat notunun ne durumda olduğunu görmeyecek kadar kibre batmış. Siz 2011 yılında, “2023 yılında ihracat 500 milyar dolar olacak” diye millete taahhüt etmediniz mi? Şimdi bugün çıkmışsınız bunun ancak yarısını hedef olarak koymuşsunuz bununla da övünüyorsunuz.

KENDİNE SAYGIN VARSA EMANETİ EHLİNE BIRAK

Buradan açıkça ifade edeyim, Erdoğan “Ülkeyi özel sektör gibi yöneteceğiz” diyerek bugünkü ucube rejimi pazarlamıştır. Ancak ülkeyi batırmıştır. Şimdi, özel sektörde şirket batıran bir yöneticinin, yapması gerekeni derhal yapmalıdır. Azıcık kendine saygısı varsa, emaneti ehline bırakmalıdır. Biliyoruz milletimiz çok yoruldu. Biliyoruz milletimiz çok kızgın. Milletimize rica ediyoruz. Hıncını, öfkeni önüne gelecek sandığa sakla. Bu kifayetsiz, beceriksiz, cahil hükümetin ülkeyi yönetme kabiliyeti artık bitmiştir. Sandıktan kaçma imkânı da hiç kalmamıştır. O sandık milletin önüne çok yakın bir zamanda mutlaka gelecektir. İşte o sandık geldiğinde de elini korkak alıştırma, aşına göz dikenlere, cebine göz dikenelere, mutfağındaki tencereyi boşaltanlara, çoluğunun, çocuğunun geleceğini çalanlara, en şeddelisinden tokadını yapıştır.

Benim söyleyeceklerim bu kadar, beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Şimdi varsa, sorularınızı alabilirim. 

Soru- Geçen hafta Grup Başkanvekili Sayın Özgür Özel’in Kuran kurslarıyla ilgili yaptığı açıklamalar birkaç gündür kamuoyunda da tartışılıyor. AK Parti kanadından da gelen tepkiler söz konusu. Sizin bu konuya ilişkin değerlendirmeniz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Partimizin din ve vicdan hürriyeti konusundaki duruşu son derece açık ve nettir. Yine Anayasanın din ve vicdan hürriyeti konusuyla ilgili 24. maddesi de son derece sarihtir. Dolayısıyla arkadaşlarımızın açıklamaları da bu çerçevede değerlendirilmelidir.

Soru- Efendim CHP Yüksek Disiplin Kurulu toplandı. Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan ve Fethiye Belediye Başkanı Alim Karaca’da uyarı istemiyle Disiplin Kuruluna sevk edilmişti. Herhangi bir karar çıktı mı?

Faik ÖZTRAK- Ben aşağı inerken Disiplin Kurulundan kamuoyuna yansıyan böyle bir açıklama görmedim. Biliyorsunuz Disiplin Kurulumuz, önerilerimiz kendilerine gider, onlarda o çerçevede kendi başlarına kararları verirler. Bizim bu sonuçlardan ancak kamuoyuna açıklama yaptıklarında haberimiz olur. Ben inerken de böyle bir açıklama yapılmamıştı.

Çok teşekkür ediyorum. Tekrar mutlu yıllar diliyorum.

BUNUN ADI MİLLETİ TEŞEKKÜL HALİNDE ÇARPMAKTIR

CHP Sözcüsü Öztrak, 20 Aralık akşamı millete büyük bir kumpas kurulduğunu, o güne kadar doları köpürten Erdoğan’ın kur garantili TL mevduat açıklamasının ardından iki günde Merkez Bankası’nın arka kapısından 7 milyar dolar rezerv satıldığını, Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsasında ise döviz ve altın vadeli işlemlerde alt limitlerin açıldığını belirterek, “Bunun adı ekonomi yönetmek değildir. Bunun adı milleti teşekkül halinde çarpmaktır. Millete yapılan bu operasyon, Sülün Osman’a bile şapka çıkarttıracak durumdadır” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de, MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Bugün 27 Aralık, Ankara için Kızılca Gün… Tam 102 yıl önce, bu milletin en büyük evladı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk Ankara’ya geldi. Milli Mücadelemizi Anadolu’nun bağrından, Ankara’dan yönetti. Cumhuriyetimizi Ankara’da ilan etti. Ankara’yı her bahtı karanın dönüp bakacağı, derdine çare arayacağı başkent yaptı. Bu vesileyle başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, Kurtuluş Mücadelemizin tüm kahramanlarını, bu toprakları bizlere vatan yapan tüm şehitlerimizi, gazilerimizi saygıyla, rahmetle ve minnetle bir kez daha anıyoruz.  

GÜNDEM 20 ARALIK FİNANSAL KUMPASI

Bugün 2021 yılının son Merkez Yönetim Kurulu toplantısını yapıyoruz. Toplantımız devam ediyor. Kurulumuzun en önemli gündem maddesi, Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin milletimizin emeğini, yılların gayret ve alın terini, küçük yatırımcının üç beş kuruş birikimini, sinsice çarptığı “20 Aralık Finansal Kumpasıydı.”

BÜYÜK SKANDALLARA İMZA ETMEK İÇİN ARALIK AYINI BEKLİYOR

Nasıl bir tesadüftür ki, Erdoğan, büyük skandallara imza atmak için Aralık ayının son günlerini seçiyor. 17-25 Aralık skandalı hala hafızalarda. Şimdilerde, “Bizim paramız belli, o da Türk Lirası” diyenlerin, o gün evlerinde sıfırlamakla tüketemedikleri “Dolarları, Avroları istiflediğini” bu millet hiç unutmadı. O gün, kasalardan, ayakkabı kutularından, elbise torbalarından, Türk Lirası değil, Amerika’nın Doları, Avrupa’nın Avroları çıktı.

17.25’TE DURAN SAAT

Yine o günlerde, 17-25 Aralık haftasını, “Rüşvet ve Yolsuzlukla Mücadele Haftası” ilan eden, bir Parti Genel Başkanı vardı. Çalışma odasındaki saati bile, 17.25’te sabitlemişti. Ama daha sonra o saatin ayarını değiştirdi. Saatini, “saray saatine göre” ayarladı. Kendi ilan ettiği haftayı da unuttu, bu haftada sesi çıkmadı. Ama milletimiz olan biteni unutmadı. Tabi saat demişken, 395 bin dolarlık saati de, onu koluna takan Bakanı da, onu o bakana hediye eden İranlı’yı da, bu millet hiç unutmadı. Evet, bu millet Memur Teoman’ın kesip attığı tırnak olamayacak, bakanları hiçbir zaman unutmayacak.

20 ARALIK GECESİ VATANDAŞA “FİNANSAL KUMPAS” KURULDU

İşte bu, “17-25 Aralık Rüşvet ve Yolsuzlukla Mücadele Haftasının”  yedinci sene-i devriyesinde, bu yıl bir defa daha, konusu “Dolar ve Avro” olan, mağduru da yine milletimiz olan, bir başka skandal yaşadık. Ne yazık ki bugün ülkemizde; milletin alın terini, yurttaşlarımızın emeğini ve birikimini, çarpılacak bir ganimet olarak gören, sakat bir anlayış iş başında… 20 Aralık gecesi, bu ülkede acımasız bir servet transferine, görülmemiş bir “finansal kumpasa” şahit olduk. Bu kumpasın mağduru millettir, müellifi ise, Erdoğan Şahsım Hükümetidir.

VATANDAŞIN MEKTUBU HER ŞEYİ ANLATIYOR

Bugün milletin feryadı arşa yükseliyor. Partimize şikâyetler yağıyor. Milletimiz kendisini koruyup kollasın diye seçtiği hükümetin; kendisine kumpas kurmasını bir türlü hazmedemiyor.

İzninizle adı bizde kalacak şekilde, bir yurttaşımızın gönderdiği mektubu sizlerle paylaşmak istiyorum:

“Sayın vekilim, öncelikle İzmir’den selamlar diliyorum. Ben İzmir’de yaşayan basit bir esnafım. Hayatımı her şarta rağmen, borç harç idare etmeye çalışıyorum. Ancak artık idare edilemeyecek noktaya geldik. Paramız düzenli olarak değer kaybederken, yapılan açıklamaların herhangi bir anlamı yokken, 17 Aralık tarihine kadar düzelmesini bekleyerek, Türk Lirası’nda tuttuk. Bu noktadan sonra ise elimizde, avucumuzda olan tüm paramızı, ortağım ve komşum olan esnafla birlikte, VİOP hesabına yatırdık. Şimdiye kadar Çin modeli, ucuz TL’nin rekabetçi yapısı, nas gibi bahanelerle dövizi pompaladılar, paramızın değerini kaybetmemek için, bize başka bir seçenek bırakmadılar. Ayın 20’si akşamında ise gizli gizli bir karar alıp, Merkez Bankası’nın arka kapısından döviz bozdurarak, dövizi düşürmeye başladılar. Şimdi kimsenin ağzından, Çin, ucuz TL, Nas gibi şeyler çıkmıyor. Ancak Bakan nasıl küçük yatırımcıyı silkelediğini anlatıyor. Ben ve arkadaşım hesabımıza 20 bin Lira yüklemiştik. Şu anda eksi 32 bin Lira var. Son birikimimizdi bu. Bakan Bey bizi ‘küçük yatırımcı’ olarak görüyor, ancak biz küçük yatırımcı değil, hayatını idame ettirmeye çalışan vatandaşlarız.”

DOLARI KÖPÜRTTÜ, BARONLARA HÖPÜRDETTİ

Bu mektup vatandaşa kurulan tuzağı dört dörtlük anlatmış. Peki, vatandaşa bu kumpası kuran Erdoğan, bunlara ne diyor? “Köpüğü bir günde aldık” diyor. Eylül’den beri sürekli konuşarak, Erdoğan döviz piyasalarını kendisi köpürttü. Millete tuzak kurdu. Sonra da “köpük” dediği, milletin tasarruflarını alıp, döviz, faiz baronlarına, yandaşa bir güzel höpürdettirdi. Milleti çarptı. Bunu biz demiyoruz. Erdoğan’ın Nebati Bakanı diyor. Bakan açık açık; “Büyük finansörler, bu işin bir şekilde döneceğini bilir. Ama çarpılan kim oldu? Küçük yatırımcılar. Şimdi kara kara düşünüyorlar” dedi. Doğru mu? Doğru. Peki, küçük yatırımcıları korumakla görevli olan Sayın Bakan, siz neden görevinizi yapmadınız? Neden olan bitene gözleriniz pırıl pırıl parlayarak baktınız?

24 GÜNDE %44 DEVALÜASYON

Doların 8 lira 31 kuruşlardan, 10 liraya gelmesi, 49 gün sürdü. Ama aynı doların 10 liradan 18 liralara gelmesi, sadece 24 gün sürdü. 24 günde yüzde 44 devalüasyon… Putin bile  Erdoğan’la dalga geçti. Dolar 10 lirayı geçti.

Erdoğan konuşmalarıyla, doların ateşini harladıkça harladı.

22 Kasım’da: “Kurdaki rekabet gücü istihdamda artışa yol açar” dedi. Dolar yükseldi.

26 Kasım’da: “Faiz düşecek” dedi. Dolar yine yükseldi.

29 Kasım’da: “Faiz sebep, enflasyon neticedir” dedi. Dolar bir kere daha yükseldi.

30 Kasım’da: “Faizi düşürüyoruz, enflasyonun da düştüğünü göreceğiz” dedi. Dolar yükseldi.

1 Aralık’ta: “Kur dediğin bugün çıkar, yarın düşer” dedi. Dolar bir defa daha yükseldi.

3 Aralık’ta: “Çin gibi büyüyeceğiz” dediği basına yansıdı. Dolar aldı başını gitti.

6 Aralık’ta: “Faiz yerine üretime dayalı anlayışı hayata geçireceğiz” dedi. Dolar bir defa daha yükseldi.

8 Aralık’ta: “Faiz politikasıyla kuru da, enflasyonu da aşağı çekeceğiz” dedi. Dolar yine yükseldi.

10 Aralık’ta ise Yüce Kitabımız Kuran-ı Kerim’den ayetler okumaya başladı… “Allah sizi açlıkla, mallardan ve ürünlerden eksiltmekle sınar, sabredin” dedi. Dolar bir defa daha yükseldi.

18 Aralık’ta: “Faiz zengini daha zengin yapar” dedi. Dolar bir daha yükseldi.

19 Aralık’ta da: “Ben nas ne gerektiriyorsa onu yaparım” diye noktaladı. Bu sefer dolar kuru yine yükseldi; kur 3 ayda, 8 lira 30 kuruşlardan, 18 lira 30 kuruşlara kadar fırladı. Hazine’nin borçlanma faizi de aynı dönemde 17’lerden 23’lere sıçradı. Yani faizi düşüreceğiz diye yola çıktılar faizi artırdılar.

TÜRKÇE MEALİ: HER SÖZÜNÜ İNKAR ETTİ

Ve 20 Aralık 2021 akşamı… Erdoğan, Kabine toplantısından sonrası ekranlara çıktı: “Döviz garantili TL mevduat vereceğiz. Döviz getirisi mevduattan fazla olursa arasındaki farkı Hazine’den karşılayacağız” deyiverdi. Şimdi bunların Türkçe meali; “Bugüne kadar her yerde ‘faize karşıyım’ dedim. Her açıklamamla doların tansiyonunu yükselttim. Yaptıklarıma Çin modeli diye kılıf uydurmaya çalıştım. Yüce Allah’ın kelamını bile kendi beceriksizliğime kılıf yapmaya çalıştım. Artık gidecek yol bitti. Türk Lirası’na Dolar üzerinden faiz örtüsü giydiriyoruz” demektir. Böylece, o güne kadar söylediği hangi söz varsa hepsini inkâr etmiş oldu.

KUR GARANTİLİ MEVDUAT İPTEKİ CAMBAZ

20 Aralık finansal kumpasının görünen yüzü döviz garantili TL mevduattı. Tabi bu mevduatla uluslararası para çevrelerine, “Ben faizle uğraşmaktan vazgeçtim, dolara teslim oldum” mesajı verildi. Yetmedi söz konusu konuşmada, “Sermaye hareketleri serbest kalacak” taahhüdü de verildi. Vatandaş için ise “kur garantili vadeli mevduat”,  “İpteki cambaz” olarak kullanıldı.

GİZLİDE GEBE KALAN AŞİKÂRE DOĞURUR

Aynı gece bir kamu bankasının genel müdürü, televizyon ekranlarından “Bu gece Cumhurbaşkanımızın açıklamalarından sonra, 1 milyar dolar bozduruldu” diye açıklama yaptı. Ertesi gün özel bir bankanın genel müdürü el yükseltti, “1 milyar 750 milyon dolar bozduruldu” dedi. Erdoğan’ın Nebati Bakanı birkaç gün sonra televizyon ekranlarındaydı. 20 Aralık gecesi, 1 milyar doların “vatandaşlar tarafından” satıldığını iddia etti. Ama ne demişler? “Gizlide gebe kalan, aşikâre doğurur.” Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun günlük verilerinin ve Merkez Bankası bilançosunun açıklanmasıyla, gerçekler bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmaya başladı. BDDK verilerine göre 20 Aralık’tan, 21 Aralık tarihine kadar, vatandaş döviz möviz satmamış. Aksine döviz almış. Bankalarda gerçek kişilere ait döviz tevdiat hesapları 218 milyon dolar artmış.

MERKEZ BANKASI’NIN ARKA KAPISINDAN ÇIKAN MİLYARLARCA DOLAR

O zaman o akşam milyarlarca doları 18 liradan satıp, doları düşüren kim? Sarayın Merkez Bankası’nın arka kapısından, aldıkları dolarları satan kamu bankaları ne yapmışlar? Yani Merkez Bankası’nın günlük analitik bilançosuna göre, 20 ve 21 Aralık’ta, hiçbir müdahale açıklaması yapılmadan, Merkez Bankası’nın arka kapısından, 7 milyar dolar satılmış. 22 Aralık’ta satılan dolarlar da dikkate alınırsa, Merkez Bankasının 9 milyar dolar sattığını, bu işin uzmanları söylüyor. Biraz önce söyledim, Merkez Bankası’nın arka kapısından aldıkları da dahil, kamu bankaları aynı günlerde, toplam 20 milyar dolara yakın, döviz satmış. Anlaşılan 128 milyar doları buharlaştıran kafa geri dönmüş. Ama artık kimse, “Ben yoktum Cumhurbaşkanıydım” deme hakkına da sahip değil.

PAHALIDAN SATIP UCUZDAN TOPLAYAN KİM?

Şimdi buradan kere daha soruyorum: 18 liradan doları kim sattı, 11 liradan sonra bu dolarlı kim topladı? Kamu bankalarının 11 liradan sattığı dolarları kim topladı? Kamu bankalarının sattığı bu dolarlarda tüyü bitmedik yetimin hakkı var. Kimler bu dolarları ucuz ucuz topladı? Milletin dövizleriyle milleti kim çarptı? 20 Aralık gecesi vatandaşın uykuda olmasını, yurtiçi piyasaların kapalı olmasını, Noel tatili nedeniyle, yurt dışı piyasalarda da işlem hacminin sığ olmasını fırsat bilerek “20 Aralık kumpası” uygulamaya kondu. Merkez Bankası ve kamu bankalarının yüklü döviz satışlarıyla, algoritmik emirler tetiklendi, dolar kuru 18 liralardan, 11 liralara kadar hızla çekildi. 21 Aralık sabahı, televizyona çıkarılan bir banka genel müdürü, kurdaki hızlı çözülüşü işte bu işlemlere bağladı.

MANİPÜLASYON SİCİLİ KABARIK KURULUŞA DANIŞMANLIK İZNİ

Küresel piyasalarda manipülasyon sicili oldukça kabarık olan, 2019’da da ülkemiz döviz piyasasında, manipülasyon yapma iddiasıyla, SPK ve BDDK tarafından, soruşturmaya tabi tutulan, Amerikalı bir şirket var. Bu Amerikalı finans şirketi, 18 Aralık tarihinde, müşterilerine bu elimdeki mektubu yazıyor. “Türk Lirası için, yeni algoritma emri almayacağını” söylüyor. Eski emirlerin de, en kısa sürede iptal edilmesi” tavsiyesini, müşterilerine iletiyor. Anlaşılan bu kurum, iki gün sonra olacakları haber almış, müşterilerini de önceden uyarıyor. Bu finans şirketi, bu bilgiye nasıl ulaştı? Şimdi burada bir de bir karar var Bankacılık Düzenleme Denetleme Kurul kararı. Aynı şirkete Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu, 21 Aralık 2021 tarihinde, kumpasın en hararetli noktasında, kurul kararıyla, “Türkiye’de danışmanlık yapma” iznini neden veriyor? Ya da daha doğru bir şekilde soruyum, neyin karşılığında veriyor?

ORTADA BÜYÜK BİR ORGANİZASYON VAR

Biz bu operasyonun, vatandaşa kurulan kumpasın planlı, programlı bir cehl olduğunu boşuna söylemedik. Çünkü ortada büyük bir organizasyon var. 21 Aralık sabahı saat 9.25’de, piyasanın açılmasına sadece 5 dakika kalmışken, Borsa İstanbul’a ilginç bir talep geliyor. Vadeli İşlem ve Opsiyon Piyasasında, döviz ve altın vadeli işlem sözleşmelerinde, alt fiyat limitinin yüzde 10’dan, yüzde 80’e çıkarılması isteniyor. Bugüne kadar bu büyüklükte bir alt limit değişikliği, Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsasında yok. Şimdi böyle bir değişikliğe, hangi değerlendirme yapılıp da karar verildi? Alt limit yüzde 80’e yükseltildikten sonra, Aralık ve Ocak kontratlarında, çok düşük kurlardan işlemleri kimler geçti? Buradaki alış emirlerini kimler verdi? Bunlar hangi kurumlardır? Bu işlemler neden daha sonra iptal edildi. Bu iptalin gerekçesi nedir? Taraflara etkisi olmuş mudur? Bu işlemler neticesinde ne kadarlık bir, “Teminat çağrısı” yapılmıştır? Bu sorulara hükümetin cevap vermesi lazım. Ne yazık ki bu kumpasın VİOP bacağında da, pek çok yatırımcının mağdur edildiğini görüyoruz. 20 ve 21 Aralık tarihlerinde, birkaç koldan birden, milletimize organize bir operasyon çekildiği anlaşılıyor.

BUNUN ADI MİLLETİ TEŞEKKÜL HALİNDE ÇARPMAK

Bunun adı ekonomi yönetmek falan değildir. Bunun adı milleti teşekkül halinde çarpmaktır. Millete yapılan bu operasyon, Sülün Osman’a bile şapka çıkarttıracak durumdadır. Özetlersek; Erdoğan önce, “Faiz sebep, enflasyon sonuç”  safsatasıyla döviz kurlarını yükseltti. Buna da; “Rekabetçi kur”, “Çin modeli” diye kulplar taktı. Milletin parasını pul etti, milleti “Öz yurdunda garip, öz vatanında parya” yaptı. Dün akşam ödüllerini dağıttığı şairin söylediği gibi. Sonra, Kuran’dan ayetler okumaya başladı, “Nas” dedi. Muaviye misali, kendi ikbali için Kuran-ı Kerim sayfalarını kopardı, mızrağın ucuna taktı. Ama sonunda, Türk Lirası mevduata dolar kumaşından faiz elbisesi giydirdi.

ÇİN MODELİ DEĞİL, MİLLETİN SIRTINA BİN MODELİ

Kur riskini milletin Hazinesine yükledi. Tarihimizde ilk defa özel bankaların faizine de devlet garantisi verildi. Erdoğan’ın modeli, öyle Çin falan değil “Milletin Sırtına Bin Modeli” oluverdi.

TBMM VAZİYET ETMELİDİR

Şimdi soruyoruz: Faize dolar elbisesi giydirmekle bu iş çözülebiliyorsa, Erdoğan neden dolar kurunun 18 liralara kadar çıkmasını bekledi? Son 20-25 günde neden bilerek ve isteyerek, dolardaki ateşin üstüne sürekli benzin döktü? 20-21 Aralık ve sonrasında, Merkez Bankası’nın arka kapısından ve kamu bankalarının kasalarından kaç milyar dolar satıldı? O gece kimler yüksek kurdan dolar sattı? Ertesi sabah kimler, kamu bankalarının ucuza sattığı dolarları topladı? Milletin sırtından milyonlarca dolar kârı kim kazandı, kim elde etti? Bankaların genel müdürlerini, 20 Aralık gecesinden başlayarak muazzam bir algı operasyonu gerçekleştirmek üzere sahaya kim sürdü? ABD’den gelen bir finans kuruluşuna ayın 21’inde, “Türkiye’de danışmanlık yapma izni” neyin karşılığında verildi? Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası’nda, alt işlem limitlerini kim, hangi gerekçeyle, yüzde 10’dan, yüzde 80’e çekti? Şunu açıkça ifade edeyim, hukuk devleti kurallarının işlediği herhangi bir ülkede, şu sorduğumuz sorulara konu ettiğimiz işlemlerin binde biri yapılsa, yapanların sıfatına bakılmaksızın, çok ciddi soruşturmalar açılır ve sonunda da çok ağır bedeller ödetilir. Bugün ülkemizde, adalet mülke değil, Erdoğan’ın sarayına temel yapılsa da, bunun hesabı er ya da geç sorulacaktır. Milletin gasbedilen hakkına, hukukuna, Türkiye Büyük Millet Meclisi derhal vaziyet etmelidir. Bu konuların araştırılması için, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne verdiğimiz önergemize Meclisimizdeki tüm milletvekillerinin destek vermelerini bekliyoruz.

EŞEĞİ ÇARPTI, SEMERİ İÇİN ALKIŞ İSTİYOR

Döviz kuru hala dalgalanıp duruyor. 11 liralarda geziyor. Millete kurduğu kumpas için, Erdoğan şimdi bir de hayır dua bekliyor. Erdoğan Dolar Kuru, 8’den 18’ye çıkarken de alkış bekledi, 18’den 12’lere inerken de şimdi alkış istiyor. Milletin sırtına bıçağı 9 santim daldırıyor, sonra bıçağı 6 santim geri çekiyor. Bıçak milletin sırtındayken, sıkılmadan bir de milletten alkış bekliyor. Yani Anadolu İrfanının söylediği gibi Erdoğan önce milletin eşeğini çarptı, şimdi semerini gösterip, mutlu ol diyor.

EMEKLİ AYLIKLARINDA VE MEMUR MAAŞINDA ARTIŞ BEKLİYOR

Kendisini uyaran, yapmayın etmeyin diyen muhalefete, güya caka satmaya kalkıyor. Yaptıklarıyla ne istikrarı ne de güveni sağlayabildi. Eylül’den bu yana yüzde 26 devalüasyon hala orada duruyor. Bugün açıklandı; reel kesim güveni dipte. Arşa çıkan fiyatlar da, hayat pahalılığı da düşmüyor. Enflasyon memuru, emekliyi, işçiyi, çiftçiyi, esnafı ezmeye devam ediyor. Emeklilerimiz nefes almakta zorlanıyor. Ayakta kalabilmek için, aylıklarında ciddi bir düzeltme bekliyorlar. Memurlarımız da aynı durumda.

ZENGİNİN KADAYIFININ ÜSTÜNE KAYMAK SÜRDÜ

Ama bu hükümetin bildiği tek şey, sopa ekonomisi, tehdit ekonomisi. Hükümet bir yandan marketlere fiyatları indirin diyerek sopa gösterirken, diğer yandan, kendisi akaryakıt fiyatlarında maşallah hiçbir indirim yapmıyor. Dolar çıkarken akaryakıt fiyatları milletin cüzdanını boşalttı, dolar düşerken de ÖTV’ye dönüşüyor, Sarayın Hazinesine gidiyor, Sarayın Hazinesini dolduruyor. Milletin cebi hala boş. Dün yandaş müteahhide, Dolarla, Avroyla garanti verdiler. Yetmedi bugün de, bir avuç zengin için dolarla avroyla faiz garantisi verdiler. Erdoğan zengine servis edeceği, kadayıfın üstüne kaymağını da koyup, bir de “bu mevduat faizinden de stopaj almayacağım” dedi. Şimdi tabi bu durumda ne olacak? Millet akaryakıta ÖTV, hatta ÖTV’nin üzerine bir de KDV ödeyecek ki, Hazine üzerinden dolar elbisesi giydirilen faizler ödenebilsin.

HAZİNE’DE DİBS HAZIRLIĞI

Bu arada iki gün önce Hazine’nin, “Kur Korumalı TL Vadeli Mevduatlar” için yayımladığı, Uygulama Esaslarının hukuki hiçbir değeri olmadığını söylemiştim. Bürokratlara buna dayanarak imza atarken, bir değil, on değil, yüz değil, bin kez düşünmelerini tavsiye etmiştim. Şimdi oradaki arkadaşlardan duyuyorum ki, Hazine’de yeni bir düzenleme hazırlığı varmış. Hazine, bankalara ödeyeceği faizi, nakit olarak değil, “Özel Tertip Devlet İç Borçlanma Senetleriyle” yapacakmış. Bankanın mevduat faizine kefil olan Hazine, Devlet İç Borçlanma Senedinin faizine de, milleti kefil yapacak. Fakir, fukara, garip, gureba yedi göbek sülalesine kadar borç altına sokulacak. O paralarda alınacak zenginin cebine konacak.

HAZİNE’YE SAATLİ BOMBA YERLEŞTİRİLİYOR

Bir kez daha uyarıyoruz. Hazine’ye bir saatli bomba yerleştiriliyor. Bu bombanın patlaması mukadderat. Bu yapılan işin sonu da çıkmaz sokaktır.

SİYAH VE BEYAZ YOK, NAMUSLULAR VE NAMUSSUZLAR VAR

Ama Erdoğan bunlarla meşgul değil. Milletin sesini duymak yerine. Küçücük bir evladımızın yaşadığı acı bir olayı, istismar etmeye kalkıyor. O yavrumuza, güzel kızımıza Asiye’ye, geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Erdoğan küçücük yavrumuzun ve ailesinin acısını kullanıyor, Beyaz Türk, Siyah Türk diyerek, milleti oradan da bölmeye parçalamaya uğraşıyor. Millete çektiği kumpası böyle unuttururum zannediyor. Biz buradan açıkça söyleyelim: Bu ülkede “Beyaz Türk”, “Siyah Türk” diye bir ayrım yoktur. Bu ülkede “Namuslular” ve “Namussuzlar” diye bir ayrım vardır. Bu ülkenin namuslu vatandaşlarının alın teri, göz nuru, yılların emeği ve gayreti, bir gecede Erdoğan’ın eliyle gasbedilmiştir. Erdoğan yırtıcı köpeklerle uğraşmayı belediyelere bıraksın. Kul hakkını, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyip bitirmek için, fırsat kollayan saray ve şürekâsına bir dönüp baksın.

İSTANBUL’U KAYBETMEK CANINI YAKMIŞ

Son bir haftada olanlar bundan ibarettir. Ama kimsenin şüphesi olmasın. Bu iş burada bitmeyecektir. Bu işin hesabını ilkin sandıkta millet, sonra da hukuk önünde adalet mutlaka soracaktır. Ama yine görüyoruz ki, Erdoğan millet iradesine saygı göstermeyi bir türlü öğrenemiyor. İstanbul’daki hezimetini bir türlü içine sindiremiyor. İstanbul’u bir değil, iki kez kaybetmek canını çok yakmış. Mızıkçılığa devam etmek istiyor. Bu milletin iradesine karşı çıkacak olanın, sonuçlarına katlanacak kadar gücünün de olması gerektiğini bir türlü kabullenmiyor. Buradan söyleyelim, milletin hakkını, hukukunu, iradesini kimseye yedirmeyiz.

İÇİŞLERİ BAKANI MİLLETİ ÇARPANLARIN PEŞİNE DÜŞSÜN

Bu arada İçişleri Bakanı da Belediyeleri bıraksın, Nebati Bakanın açıklamasını ihbar kabul etsin, milleti çarpanların peşine düşsün.

SANDIK GELDİĞİNDE GELECEĞİNİZİ ÇALANLAR ATOKADI YAPIŞTIRIN

Her zamanki gibi, son sözümüz aziz milletimize; biliyoruz çok yoruldunuz. Biliyoruz çok kızgınsınız. Ama hıncınızı, öfkenizi önüne gelecek olan ilk sandığa saklayın. Bu kifayetsiz, beceriksiz, cahil hükümetin ülkeyi yönetme kabiliyeti artık kalmamıştır. Sandıktan kaçma imkânı da kalmamıştır. O sandık önüne yakın zamanda gelecektir. Sandık geldiğinde de elinizi korkak alıştırmayın, aşınıza göz dikenlere, cebinize göz dikenelere, geleceğinizi çalanlara, en şeddelisinden tokadınızı yapıştırın. Yapıştırın ki, millete kumpas kurmanın ne demek olduğunu artık anlamayanlar anlasınlar.

Benim söyleyeceklerim bu kadar, beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Şimdi sorularınız varsa alıyım.

Soru- BDDK, 5 ekonomist hakkında itibar zedelemesi gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Buna ilişkin bir yorumunuz olacak mı? Bir de TÜİK Başkanı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na neden randevu vermediğine ilişkin bir açıklama yaptı. “Kurumu siyasi tartışmaların bir parçası haline getirmek istemedim, bu kurum siyasetten ve tartışmalardan uzak kalıp ülkenin kritik verilerini üretmeli” dedi. Buna ilişkin de bir yorumunuzu alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Aslında BDDK böyle bir soruşturma açarak maalesef kendi itibarını zedelemiştir. Yani ayıp denen bir şey vardır, eleştiri yapan insanların sesini kesmek için tutuyorsunuz soruşturma açıyorsunuz. Bunun gerekçesine de şöyle bir baktım inanılır gibi değil. Yani eski bir BDDK Başkan Yardımcısı olarak bu gerekçeleri nasıl üretiyorlar hayretler içinde seyrediyorum.

TÜİK Başkanının açıklamasına gelince. Bu beyefendi herhalde kendi internet sayfalarında, web sayfalarında yazılanları okumuyor. TÜİK, “Benden bilgi almak için gelen herkese randevu alsa da almasa da ben bilgi veririm” diyor. Aslında TÜİK Başkanı sarayın verdiği talimatla bu açıklamayı yapmıştır. Bu açıklamayı yaparak da kendisini siyasetin göbeğine atmıştır. Zaten oradadır, siyasetin göbeğinde olduğu iyice ortaya çıkmıştır.

Soru- AK Parti Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesiyle ilgili açıklamalarından sonra Sayın Kemal Kılıçdaroğlu sosyal medyadan “Saraydaki şahıs bu aralar yine bir haller oldu sana, İstanbul’da bir şeylere zemin mi oluşturuyorsun” açıklamasını yaptı. Oluşturulmak istenen zemin bir görevden alma, kayyum atama olabilir mi? Böyle bir gelişme karşısında Cumhuriyet Halk Partisinin bir tavrı olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Aslında biz tabi sarayın ve onun İçişleri Bakanının karın ağrılarını çok iyi biliyoruz. Millete kurmuş oldukları finansal kumpasın ellerinde patlayacağını artık kendileri de görüyorlar. Şimdi bunun üstünü nasıl örteriz telaşına düştüler. Ben açık söyleyeyim, umarız bu telaşla böyle bir saçmalığa tevessül etmezler. Aksi takdirde gök kubbeyi başlarına yıkarız.

Teşekkür ediyorum.

BÖYLE KAZANÇ SÜLÜN OSMAN’A ŞAPKA ÇIKARTIRIR

CHP Sözcüsü Öztrak, Erdoğan’ın sebebi olduğu kur artışına, şimdi “köpük” demeye başladığını, her konuşmasında “Kurun üstündeki köpüğü almaktan” bahsettiğini belirterek, “Ortalığı köpürten kendisi, köpük dediği de milletin emeğidir, alın teridir, göz nurudur. Bu işin adını doğru koyalım. Yapılan önce ortalığı köpürtmek sonra ‘köpüğü almak’ değil, milleti çarpmaktır. Ama millet de, Erdoğan ve şürekâsını mutlaka sandıkta çarpacaktır” dedi.

Küçük yatırımcıların geçen haftadan itibaren özenle hazırlanmış bir kumpasın, planlı ve programlı bir tuzağın kurbanı olduğunu, önce dolar kurunun artırıldığını ardından da örtülü faiz artışı gerçekleştirildiğini ifade eden Öztrak, “Erdoğan’ın açıklama yaptığı akşam 18 lira 33 kuruştan 1 milyon dolar bozduran, ertesi sabah; 11 lira 16 kuruştan dolar aldığında cebine, taş atıp da yorulmadan, birkaç saatte 642 bin 743 doları koydu. Bu, dolar cinsiden yüzde 64 kazanç demektir ve birkaç saat içinde. Yani birkaç saat içinde böylesi bir kazanç açıkçası Sülün Osman’a dahi şapka çıkarttırır” diye konuştu.

Kurda düşüş öncesinde İsviçreli küresel banka UBS’in TL ile ilgili yorum ve tavsiyelerini, ABD’li finans kuruluşu JP Morgan’ın da TL ile ilgili algoritmalarını durdurduğuna, Bakan Nebati’nin de bankalarla bir toplantı yaptığına dikkat çeken Öztrak, “Öyle gözüküyor ki, büyük finansörler, vatandaşa kurulacak finansal tuzağın ya kokusunu almışlar ya da haberini almışlar. 20 Aralık gecesi vatandaşa kurulan finansal kumpastan büyük sermaye haberdar. Haberi olmayan, tasarrufunu Erdoğan’ın ipe sapa gelmez yönetiminden korumaya çalışan küçük tasarruf sahipleri. Büyük finansörler sadece kendilerini değil müşterilerini de korumuşlar. Ama küçük tasarruf sahiplerini korumakla yükümlü olan hükümet, onlara tuzak kurmuş” değerlendirmesinde bulundu.

Doların düşüşünün arkasında kamu tarafından gerçekleştirilen, planlı, programlı, yoğun bir döviz satış operasyonun olduğunun, Merkez Bankası’nın günlük analitik bilançosunun açıklanmasıyla ortaya çıktığını kaydeden Öztrak, yapılan 7 milyar dolarlık rezerv satışı hakkında hiçbir açıklama yapılmamasını eleştirdi. Öztrak, “Tıpkı 128 milyar doların Merkez Bankasının arka kapısından buharlaştırılmasında olduğu gibi, bu defa da yine Merkez Bankası’nın arka kapısından, milyarlarca dolar döviz satıldığı anlaşılmıştır. Daha önce ‘128 milyar dolar nerede?’ diye soruyorduk. Anlaşılan şimdi sorumuzu ‘128 + 7 milyar dolar nerede?’ diye değiştireceğiz” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

İSMET İNÖNÜ’YÜ SAYGI, RAHMET VE MİNNETLE ANIYORUZ

İlk Başbakanımız, ikinci Cumhurbaşkanımız, partimizin İkinci Genel Başkanı, büyük asker, büyük diplomat, büyük devlet adamı İsmet İnönü’yü, vefatının 48. sene-i devriyesinde, bir kez daha saygıyla, rahmet ve minnetle anıyoruz.

HER SİYASETÇİ DEVLET ADAMI OLAMAZ

Her siyasetçi devlet adamı olamaz. Devlet adamlığı önemli meziyetler gerektirir. Sıradan siyasetçi sadakate bakar. Devlet adamı liyakate bakar. Sıradan siyasetçi bağırır. Devlet adamı dinler. Sıradan siyasetçi gömlek değiştirir gibi görüş değiştirir. Devlet adamının sağlam ilkeleri vardır. Sıradan siyasetçi ötekileştirir. Devlet adamı birleştirir, sıradan siyasetçi bol bol aldanır ve aldatır. Devlet adamı kolay kolay aldanmaz, milletini de asla aldatmaz. Sıradan siyasetçi kendi yanmamak için ülkesini yakar. Devlet adamı ülkeyi yakmamak için, kendisi yanar. Sıradan siyasetçi gelecek seçimleri düşünür. Devlet adamı gelecek kuşakları düşünür. Sıradan siyasetçinin pusulası menfaattir. Devlet adamının pusulası millet ve adalettir.

BİR SİYASİ BEZİRGAN 20 YILDIR ÜLKEMİZİ YÖNETİYOR

Kendi hatalarının, bilgisizliğinin, cehaletinin, inadının bedelini millete ödeten, sonra da hiç sıkılmadan, “Allah beni affetsin” diyen bir siyasi, 20 yıldır ülkemizi yönetiyor. Bu siyasi bezirgân “Emevi Cami’nde namaz kılacağım” dedi. Suriye’de, emperyalist güçlerin taşeronluğuna soyundu. Bırak Emevi Cami’nde namaz kılmayı, Suriye’deki vatan toprağını bıraktı, orada yatan atamız, Süleyman Şah’ın tabutunu sırtlayıp kaçtı. Ardından 5 milyon Suriyeli ülkemize yerleşti. Bir o kadarına da Suriye’de bakmak zorunda kaldık. Bu milletin 70 milyar doları, Suriye bataklığında heba oldu. Sınırlarımızın güvenliği için, yüzlerce şehit verdik. Bunların sorumlusu Erdoğan, şehit tabutlarının üzerine elini, kolunu dayayarak nutuklar attı.

128 MİLYAR DOLARI PEŞKEŞ ÇEKTİLER

Bu cehalet, bu kibir, sadece dış politikada millete fatura ödetmedi. Erdoğan, ekonomide de “Faiz sebep, enflasyon sonuç” dedi. Damadıyla bir oldu, Merkez Bankası’nın kasasındaki rezervleri, yurttaşlarda sahte istikrar algısı yaratmak, bunun sayesinde de, Cumhurbaşkanlığı seçimini ve yerel seçimleri kazanabilmek için Banka’nın arka kapısından gizli gizli sattı. Damat milletin 128 milyar dolarını birilerine peşkeş çekerken, “Dolar 10 lira olacak ya, 15 lira olacak ya çok beklersiniz” diyordu. Maalesef çok beklemedik. Dolar son derece kısa bir sürede; 10 lira da oldu, 15 lira da oldu. Hatta 18 lirayı da gördü.

YANMAMAK İÇİN DAMADINI DA YAKAR

Sonra da ülkenin 128 milyar dolarını, damadıyla beraber ucuz ucuz peşkeş çeken, devleti büyük bir zarara sokan kayınpeder, geçen hafta çıktı, “O dönemde ben yoktum, Cumhurbaşkanıydım” deyiverdi. Biraz önce söyledim: Sıradan siyasetçi yanmamak için, herkesi, her şeyi yakar. Ülkeyi de yakar, damadı da yakar.

ERDOĞAN FAİZLERİ İNDİRİYORUM DEDİ, FAİZLER YÜKSELDİ

Türkiye Eylül başından bu yana, Erdoğan’ın elleriyle çıkarttığı, ev yapımı bir krizi yaşıyor. 8 Eylül 2021 tarihinde, Erdoğan’ın son atadığı Merkez Bankası Başkanı enflasyon ülkede hızla artarken, çıktı; “Faizi belirlerken, ben artık enflasyona değil, enflasyonun çekirdeğine bakacağım” dedi. Oyun içinde kural değiştirdi. Tabi bütün bunları Erdoğan’ın baskısıyla yaptı. Yine aynı baskıyla politika faizini yüzde 19’dan, yüzde 14’lere kadar indirdi. Peki Merkez Bankası tabeladaki faizini indirdi ne oldu? Şu anda KOBİ’lerin kredi faizleri yüzde 30’u geçti. Bazı özel bankalarda bu faiz yüzde 40’ı da aştı. Eylül başında, yüzde 18 olan iki yıllık Hazine kâğıdının faizi, Aralık ayında yüzde 23’e dayandı. Erdoğan “faizleri indiriyorum” dedi faizler arttı. Bu işten kim kârlı çıktı? Elbette ki faiz lobisi kârlı çıktı.

DÜNYA İKTİSAT TARİHİNE GEÇECEK BİR SKANDAL

Eylül başında 8 lira 31 kuruş olan dolar kuru ise, bu faiz indirimleri ve Erdoğan’ın açıklamalarıyla birlikte hızla dalgalanmaya başladı, 20 Aralık tarihinde, dolar kuru 18 lira 33 kuruşu gördü. “Ekonominin kitabını yazdım” diyen Erdoğan, esnek kur rejiminde, paramızı 3 ayda yüzde 55 devalüe etti. Gerçekten de dünya iktisat tarihine geçecek bir skandala imza attı. Peki, bundan kim karlı çıktı?

KONUNUN ARAŞTIRILMASI İÇİN ÖNERGE VERDİK

Bundan kimin kârlı, kimin zararlı çıktığının araştırılması için Grup Başkanvekillerimiz, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bir araştırma önergesi verdiler. Umarız, Meclis bu meseleye el koyar. Tüyü bitmedik yetimin gasp edilen hakkının, hesabını sorar. Bunun için tüm partilerin gerekli desteği, bizim araştırma önergemize gerekli desteği vermelerini bekliyoruz.

MUAVİYE’Yİ ÇIRAK ÇIKARTTI

Milli paramız hızla pul olurken, Erdoğan bu gidişata “Rekabetçi kur”, “Çin işi Japon işi” kılıfları geçirmeye çalışıyordu. Biz o zaman kendisine, “Bu gidişi önleyecek tedbirleri alın, Türk Lirası’nın erimesini, paramızın pul olmasını durdurun” dedik. Ama Erdoğan hiç sıkılmadan, “Bunu isteyenler mandacıdır” diye hakaretler yağdırdı. Yetmedi, “Nas ne gerektiriyorsa, onu yapıyorum” diyerek, Yüce Allah’ın kelamının arkasına sığınmaya kalktı. Orada da durmayı bilmedi. “Rabbimiz sizi biraz korku ve açlıkla, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle dener” diyen ayeti okudu. Kendisinin sebep olduğu yoksulluğun faturasını Yüce Allah’a yıkmaya kalktı. Yaptıklarıyla, kaybettiği savaşı durdurmak için, Kuran-ı Kerim’in sayfalarını yırtarak, mızraklara geçirmekten çekinmeyen Muaviye’yi bile doğrusu çırak çıkarttı.

MİLLETE KURULAN TUZAK

Erdoğan her konuştuğunda, döviz kurları yeni rekorlar kırdı. Her konuştuğunda kurun dalga boyu arttı. Ekonomide istikrar denen bir şey kalmadı. Bugün artık anlaşılıyor ki, Erdoğan bunları öyle plansız, programsız yapmamış. Resmen planlı, programlı millete tuzak kurmuş. Meğerse her konuşmasıyla millete “gel, gel” yapıyormuş. Hafta başında; “Cehlin bu kadarı ancak planlı programlı olur” demiştim. “Özel bir gayret gerektirdiğini de” söylemiştim. Çünkü son üç ayda yaşadıklarımızın, akılla, izanla, bilim ve bilgiyle izahı yok.

DOSTUM DEDİĞİ PUTİN’İN DİLİNE DÜŞTÜ

Hiçbir aklı başında yönetici, bilimle kavga etmez. “Faiz sebep, enflasyon sonuç” gibi bir zırvanın peşine takarak, 84 milyon nüfusa, 800 milyar dolar gelire sahip bir ekonomiyi alt üst etmeye kalkmaz, milletin alın terini ve emeğini heba etmeye cüret edemez. Yaptıklarıyla, başka ülkelerin alay konusu olmaz. “Dostum” dediği Putin’in diline düşmez. Putin’e, “Yükselen bir enflasyonda faizleri indirseydik, Türkiye’nin durumuna düşerdik” dedirtmez.

ÖNCE DOLARI ARTIRDI, SONRA ÖRTÜLÜ FAİZ ARTIŞI YAPTI

Milletimiz geçtiğimiz haftadan bu yana, özenle hazırlanmış bir kumpasın kurbanı olmuştur. Erdoğan, 17 Aralık’ta Merkez Bankası’na politika faizini son defa indirtti. Dolar kuru hemen bir gün sora Cuma günü 16 lirayı aştı. Aynı Erdoğan 19 Aralık’ta, bir vakfın ödül töreninde çıktı konuştu. “Faizleri indirmeye devam edeceğiz” dedi. Yetmedi, “Pazartesi günü, finans dünyasında sıkıntılar olacak iddiaları var” dedi. Sureti haktan görünür gibi yapıp, milleti iyice panikletti, korkuttu. Dolar kuru ertesi gün, yani 20 Aralık sabahında 17 lirayı aştı. Akşamında da 18 lira 33 kuruşu gördü. O akşam yapılan kabine toplantısından sonra Erdoğan çıktı, daha önceki konuşmaları sanki kendisi yapmamış gibi; önce sermaye hareketlerine kısıtlama getirilmeyeceğini, piyasa koşullarına bağlı kalacağını bütün dünyaya bir taahhüt etti. Sonra Türk Lirası mevduata ve faizine kur garantisi veren yeni bir finansal araç türünü açıkladı. Böylece, TL faizi dolara endeksledi, örtülü faiz artışı da yaptı. Milli paramızı da bu arada dolara bağladı.

BDDK VERİLERİ BANKA GENEL MÜDÜRLERİNİN İDDİASINI DOĞRULAMIYOR

O akşam tüm yayın organlarında, büyük bir orta oyunu sahneye kondu. Sahne sağlam hazırlanmıştı ama ortada hukuki alt yapı denen bir şey yoktu. Sanki “Önce vurgun, sonra hukuki düzenleme” deniyordu. Yandaş televizyon programcıları ve kalemşörler, hep bir ağızdan, yeni mevduat enstrümanını övmeye başladılar. Aynı akşam Ziraat Bankası Genel Müdürü çıktı, “Gerçek kişiler bir milyar dolar sattı” dedi. Ertesi sabah da, iki özel bankanın Genel Müdürleri sahneye çıkarıldı. Bunlar da, “Gerçek kişiler 1 milyar 750 milyon dolar sattı” dediler. Bu açıklamalar vatandaşı elindeki dövizleri hızla bozdurmaya daha da teşvik etti. Ama BDDK’nın son açıklanan rakamları bu Genel Müdürlerin söylediklerini doğrulamıyor. BDDK rakamlarına göre, 20 Aralık tarihinde vatandaşın sattığı döviz, sadece 340 milyon dolar döviz tevdiat hesabı. 21 Aralık tarihinde, vatandaş döviz satmadığı gibi, 218 milyon dolarda döviz almış. Şimdi bu durumda ya bu Genel Müdürler, millete karşı kurulan kumpasta figüran oldular, ya da BDDK’nın verilerinde görünmeyen birileri, o gece parayı kaldırdı götürdü.

BÖYLE KAZANCA SÜLÜN OSMAN ŞAPKA ÇIKARTIR

Ama sonuçta, o akşam 18 lira 33 kuruş olan dolar kuru, ertesi sabah, 11 lira 16 kuruşa kadar düştü. Birincisi bu operasyon içeriden haber alma imkânı olanlara, olağanüstü bir kazanç imkânı verdi. O gece; 18 lira 33 kuruştan 1 milyon dolar bozduran, ertesi sabah; 11 lira 16 kuruştan dolar aldığında cebine, taş atıp da yorulmadan, birkaç saatte 642 bin 743 doları koydu. Bu, dolar cinsiden yüzde 64 kazanç demektir ve birkaç saat içinde. Yani birkaç saat içinde böylesi bir kazanç açıkçası Sülün Osman’a dahi şapka çıkarttırır.

YENİ BİR ARKA KAPI OPERASYONU

Burada sorulması gereken kritik soru şudur: Erdoğan’ın açıkladığı dövize endeksli TL mevduatın millet tarafından daha ne olduğu anlaşılmamışken, hukuki altyapısı belli değilken, Türkiye’de de üstüne üstlük piyasalar kapalıyken, döviz kurlarında görülen bu ani geri çekilişin sebebi nedir? O gece yarısı bankaların döviz alış ve satış kotasyonları, son derece genişken, gerçek kişilerin bu büyüklükte döviz satması, hayatın olağan akışına aykırıdır. Nitekim bunun arkasında kamu tarafından gerçekleştirilen, planlı, programlı, yoğun bir döviz satış operasyonun olduğu, bugünlerde Merkez Bankası’nın günlük analitik bilançosunun açıklanmasıyla ortaya çıkmıştır. Tıpkı 128 milyar doların Merkez Bankasının arka kapısından buharlaştırılmasında olduğu gibi, bu defa da yine Merkez Bankası’nın arka kapısından, milyarlarca dolar döviz satıldığı anlaşılmıştır. Bilançoya bakıldığında 10 Aralık-21 Aralık tarihleri arasında, Merkez Bankası’nın Net Döviz Pozisyonunun 14 milyar dolar eridiği görülmektedir. Bunun yarısı Merkez Bankası tarafından, kamuoyuna duyurularak yapılan 3 müdahalede satılmıştır. Kalan yarısı neden satılmıştır? Yani 20 Aralık-21 Aralık tarihleri arasında bu dövizler neden satılmıştır? Kur korumalı TL vadeli mevduat operasyonunun açıklandığı günlerde böyle bir satış nereden çıkmıştır belli değildir. 20-21 Aralık tarihlerinde, Merkez Bankası’nın doğrudan piyasalara herhangi bir doğrudan müdahale açıklaması yoktur. 20-21 Aralık tarihlerinde, satılan 6-7 milyar dolarlık rezervin, döviz kurunu baskılamak için, Merkez Bankası’nın arka kapısından gizli saklı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Nitekim, Hazine ve Maliye Bakanı da, bu rezerv satışını üstü kapalı bir şekilde kabul etmiştir.

DOLAR KUMAŞINDAN BİÇİLMİŞ FAİZ ELBİSESİ

Sonuçta, “Faize karşıyım” diyen Erdoğan, Türk Lirası mevduata, bir yandan dolar kumaşından faiz elbisesi giydirmiştir. Daha bir hafta önce “O dönemde cumhurbaşkanıydım” diyerek, sorumluluğunu damadına yıktığı, arka kapıdan döviz satma operasyonlarına da diğer yandan başlamıştır. Sorulması ve cevaplanması gereken, başka sorular da vardır.

CEVAPLANMASI GEREKEN SORULAR

Madem Türk Lirası mevduata, Dolara endeksli garanti verecektiniz, bunu Dolar kuru 12-13 liralardayken veya daha düşükken neden yapmadınız? Neden, kuru tutmak için bir yandan Merkez Bankası’na milyarlarca dolar rezerv sattırırken, bir yandan da açıklamalarınızla, Dolardaki ateşin üstüne sürekli benzin döktünüz, o ateşi harladınız? Neden Dolar kurunu 18 liralara çıkarmak için, adeta özel bir gayret gösterdiniz? Buradan açıkça soruyorum, bu muazzam manipülasyonu hangi gerekçeyle yaptınız?

TARİHİMİZİN EN ACIMASIZ SERVET TRANSFERİ

Vatandaşın tasarrufunu enflasyona karşı korumayan, milletin vade tercihine uymayan bir enstrümanı masaya sürdünüz, aslında bunu masaya sürerek neden millete “ipteki cambaza bak” deme ihtiyacını hissettiniz? O gece yapılan algı operasyonuyla, tarihimizin en acımasız servet transferi gerçekleşti. Bu servet transferinin kaybedeni, tasarrufunu Erdoğan’dan korumak isteyen, fakir, fukara milletin bizzat kendisi oldu. Bunu ben demiyorum. Erdoğan’ın Nebati Bakanı söylüyor: “Büyük finansörler, bu işin bir şekilde döneceğini bilir. Ama çarpılan kim oldu? Küçük yatırımcılar. Şimdi kara kara düşünüyorlar.” Bu sözler Nebati Bakana ait.

HÜKÜMET BÜYÜKLERİ KORUMUŞ, KÜÇÜK YATIRIMCIYA TUZAK KURMUŞ

Nebati Bakan haklı da, bende buradan soruyorum, bu ülkenin Hazine Bakanı ve Maliye Bakanı kim? Siz bu ülkenin Hazine ve Maliye Bakanı olarak neden küçük yatırımcının çarpılmasını engellemediniz? Bu işte büyük finansörler çarpılmadı. Onların multi-milyoner müşterileri de çarpılmadı. İsviçre’nin küresel bankası UBS, 13 Aralık’ta, müşterilerine Türk Lirasıyla ile ilgili, tavsiye vermeyi ve yorum yapmayı durdurdu. Bu ne anlama geliyor? Bu açıkçası banka müşterilerine diyor ki, “Türkiye’den uzak durun.” Yine Amerikan finans kuruluşu J.P. Morgan, bu da diyor ki, “Artık yeni Türk Lirası algoritma işlemlerini kabul etmeyeceğim, bunları sonlandırıyorum. Eskilerini de sonlandırıyorum” diyor. Müşterilerine bir de şunu söylüyor “Eski algoritmalı emirleri de kapatın”. Neymiş bu algoritmalı emirler? Otomatik piyasalara uyum sağlama emirleri. Şimdi bu neyi gösteriyor? J.P. Morgan’ın olacak bitecekten haberi var ya da tahmin ediyor. UBS’de öyle. Yani büyük finansörler, vatandaşa kurulacak finansal tuzağın ya kokusunu almışlar ya da haberini almışlar. Nebati Bakan, 18 Aralık Cumartesi, Türkiye Bankalar Birliği ile bir toplantı yapıyor. TL mevduatın, döviz kuruna çapalanmasının, bu toplantıda kararlaştırıldığı gazetelerde yazılıp çizildi. Yani öyle gözüküyor ki, yerli ve yabancı bütün finansörlerin olacak bitecekten haberleri var. 20 Aralık gecesi vatandaşa kurulan finansal kumpastan büyük sermaye haberdar. Haberi olmayan, tasarrufunu Erdoğan’ın ipe sapa gelmez yönetiminden korumaya çalışan küçük tasarruf sahipleri. Büyük finansörler sadece kendilerini değil müşterilerini de korumuşlar. Ama küçük tasarruf sahiplerini korumakla yükümlü olan hükümet, onlara tuzak kurmuş.

BU KUMPAS EMEKLİYİ, EMEKÇİYİ, ÇİFTÇİYİ, ESNAFI ÇARPTI

Yıllar boyu biriktirdikleri üç beş kuruşu, el emeğini, göz nurunu, yüksek kurdan dolara yatıran bu kervanın peşine en son anda takılıp yüksek kurdan dolara yatıran emeklilerimizi, bu finansal kumpas çarptı. Emeğinin ve alın terinin karşılığını, yüksek kurdan dolara yatıran emekçilerimizi, bu finansal tuzak çarptı. Yüksek kura bağlı olarak artan gübre fiyatlarından tarlasına gübre atan çiftçiyi bu finansal kumpas çarptı. Üretim için yüksek kurdan hammadde ithal eden sanayicimizi, bu finansal kumpas çarptı. Ürünü yüksek kurdan alıp rafa koyan esnafımızı, bu finansal kumpas çarptı.

MİLLETİN PARASIYLA MİLLETİ ÇARPTILAR

Bu finansal kumpasla, milletin Döviz Tevdiat Hesaplarından kesilen, munzam karşılıklardan oluşan Merkez Bankası’ndaki emanet dövizler, millete karşı kullanıldı. Yani hükümet, milletin Merkez Bankası’ndaki emanet parasıyla milleti çarptı.

BİZİM ELEŞTİRDİĞİMİZ HUSUSLAR BUNLAR

Ondan sonrada Erdoğan dün çıkıyor, “Merkez Bankası döviz piyasasına beş kez müdahale etti. Bu kanununda var. Ama muhalefet bunu eleştiriyor” diyor. Sayın Erdoğan, bizim eleştirdiğimiz bu değil. Biz, Merkez Bankası’nın kasasında kendisine ait tek bir sent yokken, dibi delik kovaya su döker gibi gereksiz yere döviz satmasını eleştiriyoruz. Biz, Merkez Bankası’nın açıkça yaptığı müdahaleleri değil yasaya uygun olarak, ama sizin yapılan her müdahaleden sonra çıkıp, yaptığınız açıklamalarla bu müdahalelerin etkisini sıfırlamanızı eleştiriyoruz. Biz Merkez Bankası’nın arka kapısından gizli saklı döviz satarak kura müdahale etmenizi eleştiriyoruz. Biz kamu bankalarının Merkez Bankası’nın arka kapısından aldıkları bu dövizlerle, yurtiçi piyasalar kapandıktan sonra gece yarısı sığ dış piyasalarda işlem yaparak kuru düşürmeye çalışmalarını eleştiriyoruz. Çünkü kalıcı olmuyor. Biz ekonomi yöneticilerinin dışarıda piyasaların Noel tatili nedeniyle kapalı olmasını fırsat bilip dışarıdaki sığ piyasalarda cirit atmalarını eleştiriyoruz. Buralarda ortaya çıkan, bu şekilde ortaya çıkan dengenin kalıcı olmadığını istikrarsızlığı daha da artırdığını görüyoruz, biliyoruz. Biz, Merkez Bankası’nın kasasında olmayan rezervlerin, boş yere satılıp, savılmasından rahatsızız.

“128+7 MİLYAR DOLAR” NEREDE?

Şu yapılanlar ne Merkez Bankası’nın Kanununda var, ne de teamüllerde var. Bu son satılan 7 milyar dolar 20 – 21 Aralık’ta kime satıldı? Nasıl satıldı? Kaçtan satıldı kamu bankaları eliyle? Bunu öğrenmek bu milletin hakkı. Bir hukuk devletinde, 20 Aralık gecesi ve 21 Aralık sabahında gerçekleşen, bu döviz alım-satım işlemleri, çok ciddi soruşturma konusu olur. Bugün tarafsız bir Cumhurbaşkanı iş başında olsaydı, Devlet Denetleme Kurulu’nu bunun için çalıştırırdı. Başta “içerden öğrenenlerin ticareti burada söz konusu mu, değil miydi” bunu soruştururdu. Ama mevcut koşullarda bu iş Gazi Meclisimize düşüyor. Bir kere daha söylüyorum, Grup Başkanvekillerimiz bununla ilgili Araştırma Önergesini verdiler. Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu duruma mutlaka vaziyet etmelidir. Daha önce “128 milyar dolar nerede?” diye soruyorduk. Anlaşılan şimdi sorumuzu “128 + 7 milyar dolar nerede?” diye değiştireceğiz.

YAPILAN KÖPÜK ALMAK DEĞİL MİLLETİ ÇARPMAKTIR

Erdoğan, sürekli konuşarak, sebebi olduğu kur artışına, şimdi “köpük” diyor. “Kur üzerinde köpük vardı. Bu köpüğü bir gecede aldık” diye, hiç sıkılmadan milletin aklıyla alay ediyor. Erdoğan’ın “bir gecede aldığı köpük”, ne döviz ne de faiz baronlarına aittir. Ortalığı köpürten kendisidir. Köpük dediği de milletin emeğidir. Alın teridir, göz nurudur. Bu işin adını doğru koyalım. Yapılan önce ortalığı köpürtmek sonra “köpüğü almak” değil, milleti çarpmaktır. Ama millet de, Erdoğan ve şürekâsını mutlaka sandıkta çarpacaktır. Kendilerine sözde yerli ve milli diyenler, egemenliğimizin ve bağımsızlığımızın simgesi milli paramızı, fiilen tedavülden kaldırmıştır. Erdoğan sebep olduğu bu krizi, Doların itibarını kullanarak aşmaya çalışmaktadır. Ama o kadar iş bilmemektedirler ki, her şeyi ellerine, yüzlerine bulaştırmaktadırlar.

AÇIKLANAN ESASLARIN HUKUKİ DAYANAĞI YOK

Bir belge daha göstereyim. Bu da Hazine tarafından dün yayınlanan Kur Korumalı Türk Lirası Vadeli Mevduatlara ve Katılma Hesaplarına ilişkin uygulama esasları. Şimdi katılma hesaplarıyla ilgili artık para yatırabilirsiniz dendikten sonra bu açıklama yapıldıktan dört gün sonra Hazine ve Maliye Bakanı, Uygulama Esaslarını açıklıyor. Tarih ne? 24 Aralık 2021. Peki ne diyor bu 24 Aralık tarihli uygulama esaslarında. Şu madde üç; “Kur Korumalı Türk Lirası Vadeli Mevduat ve Katılma Hesapları 21.12.2021 tarihinden itibaren açılabilecektir”. Düzenleme yapıyorsunuz geriye doğru yürütmek zorunda kalıyorsunuz. Aslında 8 maddelik bu açıklamanın tamamının yasal dayanağı da, hukuki değeri de yok. Ama hukuki dayanağı olmayan bu kâğıtla, hazine yükümlülük altına sokulmuş. Hazine ve Maliye Bakanlığı, Devletin Hazinesini böyle bir yükümlülüğün altına sokmak için, soruyorum buradan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden yetki aldı mı? Hayır almadı. AK Parti sözcüleri tarafından dillendirilen, “Kervan yolda dizilir. Bir başlayalım, kanun arkadan gelir” anlayışı, Gazi Meclis’i ve millet iradesini hiçe saymaktır.

BU İŞLEMLERE İMZA ATACAK BÜROKRAT BİN KERE DÜŞÜNSÜN

Ben buradan söylüyorum, bu kâğıda dayanarak, işlem yapacak bürokratların çok büyük sorumluluğu olur. Hazine ve Maliye Bakan Yardımcıları da dâhil, tüm bürokratlara, bu kâğıtta yazan işlemlere imza atmadan önce, bir değil, on değil, yüz değil, bin defa düşünmelerini tavsiye ediyoruz. Sonra hiç kimse üzülmesin.

HAZİNE ÖZEL BANKALARIN FAİZİNE NARH KOYUYOR

Bu kâğıt, 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu’nun, 56. Maddesine de aykırıdır. Merkez Bankası, Hazine’ye avans veremez. Merkez Bankası kendi kasasından, bankalardaki mevduata kefil hiç olamaz. Dün Cumhurbaşkanı bir de bunu söylüyordu. Merkez Bankası, bankalara bu finansal araçla ilgili ödemeyi sadece ve sadece Hazine’nin kendi nezdinde tuttuğu mevduattan yapabilir. O mevduatta biterse bir ödeme, mödeme yapamaz. Yine bu kâğıtla, Hazine özel bankaların uygulayacağı faize tavan getirmekte, yani narh koymaktadır. Piyasa ekonomisinde Hazine’nin böyle bir yetkisi var mıdır?

MÜELLİFLERİ BİLE CİDDİYE ALMAMIŞ

Bu finansal araçla ilgili getirilen bu hukuki düzenlemelerin tamamı yetersizdir, son derece özensizce düzenlenmiştir. Bu hususlar, söz konusu finansal aracın müellifleri tarafından dahi ciddiye alınmadığını ortaya koymaktadır. Söz konusu finansal araç, Merkez Bankası’nın arka kapısından yapılan döviz satışlarının üzerine şal örtmek amacıyla çıkarılmıştır. İşlemin esası arka kapıdan rezerv satışıdır. Merkez Bankası’nın arka kapasından kamu bankalarının eliyle, kamu kuruluşlarının eliyle rezerv satışıdır.

SENARYOSU SARAYDA YAZILAN ORTA OYUNU

Ekonomide senaryosu Sarayda yazılan, büyük bir orta oyunu oynanmıştır. Saray, büyük bir kumpasla küçük yatırımcıyı çarpmıştır. Ancak bu oyun daha önce görülmüştür. Milletin derdine derman olmadığı, istikrarı sağlamadığı, hayat pahalılığı ve işsizliği önleyemediği herkes tarafından bilinmektedir. Bu orta oyununun da maliyeti yine milletin üzerinde kalacaktır.

OCAK AYINDA YILLIK %30’UN ÜZERİNDE ENFLASYON

Çok korkarız, Ocak ayının üçünde, Aralık ayı enflasyon rakamları açıklanınca, enflasyon yüzde 30 bandının üzerine çıkacaktır. Yurtdışında Noel tatili bitip, dışarıdaki piyasalar açılınca da, döviz piyasalarındaki dalganın boyu ister istemez yükselecektir. İşsizlik, hayat pahalılığı daha da artacaktır.

MİLLETİN PARASIYLA ZAMAN SATIN ALMAYA ÇALIŞIYORLAR

Bu hükümet sorunları çözmeye değil, milletin parasıyla zaman satın almaya çalışmaktadır. Pansuman tedbirleriyle bu zamanı satın alırım zannetmektedir. Hükümet metal yorgunudur. Ülkede güveni bitirmiştir. Ekonominin ihtiyacı olan, yapısal adımları atma takati de kalmamıştır.

TEHDİT VE SOPA EKONOMİSİ

Erdoğan’ın tek yaptığı tehdittir ve sopa siyasetidir. Tehdit ve sopa ekonomisi uygulamaktadır. Üreticileri tehdit etmektedir. Kendi yanlış politikaları nedeniyle artan etiketler için, “Hızla indirin ha, yoksa Hazine ve Maliye Bakanlığı gerekeni yapar” diyerek abanın altından sopa göstermektedir.

ÖNCE SİZ AKARYAKITIN FİYATINI DÜŞÜRÜN

İyi de beyefendi, siz niye kendi dediğinizi yapmıyorsunuz? Neden akaryakıttaki indirimin getirisini millete değil, ÖTV’ye yansıtan düzenlemeyi apar topar çıkarttınız. Dolar çıkarken artan pompa fiyatını, dolar düşerken milletin üstüne bırakmaya niyetlendiniz. Tabi şimdi tepki gelince de kısmen geri adım attınız. Herkesten önce, siz hükümet olarak vatandaşa destek olsanıza, “Akaryakıt fiyatlarını döviz kurundaki düşüş kadar indiriyorum” desenize… Millet dolardaki düşüşün etkisini, mutfağında görmek için bekliyor. Bu etkiyi cebinde hissetmek istiyor. Ekonomi dediğiniz şey Nebati Bakanın gözleri değil ki, ne gördüyse parlasın.

ZEHİR BÜNYEYE GİRDİ, ATILMASI ZAMAN ALACAK

Ne yazık ki kur şokunun yarattığı zehir bünyeye bir kez girdi. Bünyeden atılması da uzun bir zaman alacak. Devlet desteğini gerekli kılacak. Bu hükümet milletimizin hakkını, hukukunu koruyamamıştır. Millete kumpas kurmuştur. Milletin alın terini, emeğini, yılların birikimini bir gecede gasbetmiştir. Boşalan tencerenin dibini sıyırmıştır. Sonra bu sıyrığa da “köpük” diyerek milletle alay etmeye kalkmıştır.

MİLLETİMİZİ ÖFKESİNİ SANDIĞA SAKLASIN

Milletimize buradan sesleniyoruz; hıncını, öfkeni önüne gelecek ilk sandığa sakla. Bu kifayetsiz, beceriksiz, cahil hükümetin ülkeyi yönetme kabiliyeti artık kalmamıştır. Sandıktan kaçma imkânı da kalmamıştır. O sandık senin önüne yakın zamanda gelecektir. Sandık geldiğinde elini korkak alıştırma, aşına göz dikenlere, cebine göz dikenelere, geleceğini çalanlara, şöyle şeddeli bir tokadı yapıştır. Yapıştır ki, bundan sonra millete kumpas kurmanın ne demek olduğunu herkes anlasın.

Benim söyleyeceklerim bu kadar, beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Şimdi varsa, sorularınızı alabilirim.

Soru- AK Parti Genel Başkanı Erdoğan, dün Sayın Kılıçdaroğlu’na ilişkin “Ruh halini sağlıklı bulmuyorum, dengesini, şirazesini kaybetti” dedi. Siz bu sözleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Benim hatırladığım kadarıyla Genel Başkanımız daha önce bu tanımı Erdoğan için yapmıştı. Anlaşılan Erdoğan bunu hazmedememiş. Dönüp dönüp iki de bir de tekrarlıyor. Ama aslında yaptığı iş kendini tarif etmek. Buradan söyleyeyim, asıl ruh hali bozuk olanlar kendi milletine kumpas kuranlardır. Bir gecede milletin alın terini ve emeğini hiç edecek kadar gözünü karartabilenlerdir.

Teşekkür ediyorum.

Son Haberler

...
17 May 2018
17 May 2018
17 May 2018

 Son yorumlar

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için aşağıda yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com