Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

MİLLET KABUSU YAŞARKEN, AK PARTİ TATLI RÜYADA

CHP Sözcüsü Öztrak, salgın döneminde AK Parti kongrelerindeki “lebalep” görüntüleri eleştirerek, “Erdoğan salonları lebalep doldurttuğu partililerine teşekkür ederse, Hatay’da AK Parti Gençlik Kolları da işte bunları yapar. Çalgılar, çengiler, davullar, zurnalar, oynamalar, zıplamalar, deve güreşleri. Şu yaptıkları dükkânını kapattıkları esnaflara ayıptır, aylardır tedbirli davranan milletimize yazıktır. Millet kâbusu yaşarken, AK Partililer anlaşılan rüyada yaşıyor” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

HOCALI’DA KATLEDİLEN KARDEŞLERİMİZİ RAHMETLE ANIYORUZ

Bugün Hocalı katliamının yıl dönümü. 29 yıl önce Hocalı’da, çok büyük bir insanlık dramı yaşandı. İnsanlık sustu, vicdan sustu. 600’den fazla Azerbaycanlı sivil kardeşimiz, Ermenistan’a bağlı birliklerce acımasızca katledildi. Çok büyük acılar yaşandı. Biz bir kez daha, hayatını kaybeden kardeşlerimizi rahmetle anıyor, kardeş Azerbaycan’ın acılarını paylaşıyoruz.

SARAY HAKİKATE, LİYAKATE VE ADALETE DÜŞMAN

Bugün ülkemiz; “Hakikate”, “Liyakate” ve “Adalete” düşman bir zihniyetle yönetiliyor. Saray rejimi Hakikate düşman… Çünkü hakikatler, beceriksizliklerini yüzlerine vuruyor. “Kral Çıplak!” diye bağırıyor. Saray rejimi Liyakate düşman… Çünkü liyakatli kişi doğruları savunur. Liyakatli kişi; hakikate, kanuna, milletine ve devletine sadıktır. Saray ve sarayın kibir abidelerine değil. Saray rejimi Adalete düşman… Çünkü adaletin, kanunun ve kuralın hâkim olduğu yerde, keyfi kararlar alınmaz, alınamaz. Yönetenler, düzgün çalışan adalet terazisinin, her an kendilerini tartacağından, hesap vereceklerinden korkarlar. Ama uyaralım: “Bozdukları terazi gün gelir onları da tartar.”

BU SÖZLER MİLLETİN KARNINI DOYURMUYOR

Bugün sürekli patinaj yapıyorsak, ekonomik kriz ve devlet krizi, sağlık krizi, her gün daha da derinleşiyorsa, ülke ve millet buhrandaysa nedenleri işte bu çürük anlayışta aranmalıdır. Bu hakikat düşmanlarının, hiç değişmeyen yöntemleri var. Erdoğan’ın Şahsım Hükümetinin hatalarını sorguladığınızda sorularınızı önce duymazdan geliyorlar. Baktılar olmuyor, havuz medyası ve troller devreye giriyor. Bilgi kirliliğiyle, çarpıtmalar başlıyor. O da yetmezse hemen koro halinde hakarete başlıyorlar. Ağza alınmayacak iftiralar, küfür ve kötü sözler, dillerinden, kalemlerinden dökülüyor. Ama hakikatlerin er ya da geç, ortaya çıkmak gibi güzel bir huyu var. Bu yöntemler artık milletin karnını doyurmuyor. Milletimiz bu bağırış çağırışı dinlemiyor. Derdine derman arıyor. Millet herkesin ne yaptığını biliyor. Kim yanında, kim değil görüyor. Bunlara notunu veriyor. Evlerine göndermek için sabırsızlıkla sandığı bekliyor.

HALKA SIRTINI DÖNENE, HALK DA SIRTINI DÖNÜYOR

Bu hafta CHP’nin Ekonomi Masası olarak, Nevşehir’e yaptığımız ziyarette de bunu gördük. Özellikle kırtasiye esnafı, lokanta ve kafe sahipleri çok ciddi sıkıntılar yaşıyorlar. Okulların kapalı olması kırtasiyecileri, hafta sonu sokağa çıkma yasakları, lokantacıları, büfecileri vurmuş. Yeme içme sektöründeki esnaf, “Biz asıl işimizi hafta sonu yapardık, sokağa çıkma yasakları bizi bitirdi” diyorlar. Birde hafta sonu iş yapan esnafla aynı malı satan ucuz alışveriş zincirlerinden çok ciddi şikayetler var. Her sokakta birkaç tane birden açılmaya devam ediyormuş. Pek çok esnaftan duyduğumuz bir başka şikâyet de şu: Destek diye bin lira aldık ama kira yardımı alamadık. Alsak da zaten bu caddede kira 5 bin lira, kira yardımı 500 lira… Bu neye yetecek?” Patates üreticisi dertli… Hükümetten umudu kesmişler, şimdi CHP’li Belediyelerin destekleme gibi ürünlerini alıp, yardım amaçlı millete dağıtmasını istiyorlar. Bizde bunları yapacağımızın taahhüdünü verdik. Fakat genç bir esnafın söyledikleri yaşadıklarımızın adeta özeti gibi: “İki yumurtayı kırmak mesele haline geldiyse, burada yanlış giden bir şey var. Vatandaşın halini görmüyorlar. Sen halka sırtını dönersen, halk da sana sırtını döner.”

128 MİLYAR DOLARI SATTIKLARINI İTİRAF ETTİLER, ŞİMDİ SIRA NASIL SATTIKLARINDA…

Hakikat, liyakat ve adaleti bilmeyenlerin, kibir kulelerinden vatandaşın halini görmeyenlerin, milletin sesini duymayanların “organize çığırtkanlıkları”, artık hakikatleri gizleyemiyor. Anlattıkları masallar artık karın doyurmuyor. Sıkıntılar artık halının altına sığmıyor. Pis kokular arşı alayı sarıyor. Bu organize çığırtkanlığın son örneğini, milletimiz adına, Merkez Bankası’nda buharlaştırılan, 128 milyar dolar rezervin hesabını sorarken gördük. Biz bu konunun aylardır takipçiyiz, ısrarla soruyoruz. Milletin 128 milyar doları ne oldu? Önce bir duymazdan geldiler, kulaklarının üstüne yattılar. Baktılar olmadı. Havuz medyasında sipariş yazılar kaleme alınmaya başladı. O da kesmedi. Bu sefer, topyekûn saldırıya geçtiler. Biz soruyoruz, soracağız. Milletin 128 milyar doları nerede? Bunu soruyoruz etmedikleri hakareti bırakmıyorlar. Elbette kötü söz sahibine aittir. Nihayet, Saray’ın kibirlisi, İstanbul İl Kongresinde çıktı, döviz rezervleri sattık dedi. Bu itiraf önemli, ancak “yeterli” değil. Millet 128 milyar doların; “Kime”, “Nasıl”, “Kaçtan” satıldığını da öğrenmeli. Bunu açıklamaları gerekiyor.

DOLAR BİLE NE YAPACAĞINI ŞAŞIRDI

Bunun yerine, damadın adını aylardır unutan Saray ve şürekâsı, ne olduysa birden bire damadın yaşadığını hatırlayıverdiler. Ve bu koroya en son Erdoğan da katıldı. 104 gün boyunca damadının adını ağzına almayan Erdoğan, İzmir ve Nevşehir İl Kongrelerinde, öyle bir damat güzellemesi yaptı ki, şaşırdık kaldık… Sarayın kibirli başı, “Ekonomide ne kadar başarı varsa, ardında benim damadım var” dedi. Yatırımcılarda, “Eyvah damat geri dönüyor” deyip kaçmaya başladı, Dolar bile ne yapacağını şaşırdı.

BAŞARI BUYSA ALLAH BAŞARISIZLIKLARINDAN KORUSUN

Erdoğan’ın hakikatle bağları o kadar kopmuş ki… Dolar kurunu 4 lira 53 kuruştan alıp, 8 lira 46 kuruşa kimin çıkardığını unutmuş. Damadın göreve başladığında, bu ülkede çalışan, işi olan 28 milyon 694 bin kişinin damat görevi bıraktığında 27 milyon 140 bin kişiye düştüğünü görmüyor.  Kimin yönetiminde, iş, güç sahibi 1,5 milyon yurttaşımız işinden oldu? Kimin yönetiminde bu ülkede işsizlerin sayısı 11 milyonu aştı, milletimiz işsizlik tsunamisinin altında kimin yönetiminde kaldı? Bu milleti kış gününde, sokaklarda soğan, patates kuyruklarına, iş kuyruklarına kim soktu? Elbette kayınpeder damat ikilisi… Başarıları buysa, Allah, milletimizi başarısızlıklarından sakınsın.

AİLEYİ SİYASETE SOKAN, DAMADINI BAKAN YAPAN

Şimdi bir de yeni moda çıktı. Biz “damat” diyoruz, hemen yandaş yorumcular, televizyonlar, kanallar “Aileyi siyasete karıştırmayın” diye akıl vermeye kalkıyorlar. Aileyi siyasete sokan biz değiliz ki, Damadını Bakan yapan Erdoğan… Milletimiz bunu görüyor. Devleti şirket gibi yönetmeye kalkan da Erdoğan… Milletimiz bunu da görüyor. Madem damat bu kadar başarılıydı, bu buhranın ortasında neden görevinden affedildi? Damat bu kadar başarılıysa, Erdoğan Merkez Bankası Başkanını Damadına sormadan neden görevden aldı? Gerçekler ortada. Mızrak çuvala sığmıyor. Damat görevden ayrılırken, halefine “devir teslim” bile yapamadı. Instagram’dan bir mesaj attı, “At izi it izine karıştı, Allah sonumuzu hayreyleye” dedi. Sonrada çekti, gitti. Cumhuriyet tarihimizde böyle bir olay vaki değil. Gerçi Cumhuriyet tarihimizde damadını Bakan yapan, Başbakan ve Cumhurbaşkanı da vaki değil. Erdoğan sayesinde milletimiz, bunları da gördü. Tek adam vesayet rejiminde, Erdoğan’ın şahsım hükümeti, nepotizmin, akraba kayırmacılığının kitabını yeniden yazdı.

128 MİLYAR DOLAR NASIL, NE ZAMAN, KİME, KAÇTAN SATILDI

Herkesi kör, âlemi sersem sanmasınlar. Bugün ekonomide ne yaşanıyorsa, yaptıklarıyla ve yapmadıklarıyla, sorumlusu, bu ucube rejim ve Erdoğan’ın şahsım hükümetidir. Yok, yere buharlaştırılan 128 milyar dolarda, tüyü bitmedik yetimin hakkı vardır. Millet bunun hesabını sorma görevini bize verdi. Biz de soruyoruz, milletimizin bize verdiği yetkiyi kullanıyoruz. Şimdi yapılması gereken bu 128 milyar doların, hangi yöntemle, hangi tarihlerde, kimlere, kaçtan satıldığının açıklanmasıdır.

KAYITLARA GÖRE SON MÜDAHALE 2014’TE, SON İHALE 2016’DA

Hukuka ve kuralına uygun yapılan iş saklanmaz. Çiğ yemediyseniz de karnınız ağrımaz. Şimdi bakın, daha önce usulüne ve hukuka uygun yapılan, müdahale ve döviz satım ihalelerini, Merkez Bankası gün, gün açıklamış. Dalgalı kur rejiminde, döviz piyasasına nasıl müdahale edileceği bellidir. Ya piyasaya “doğrudan müdahale” edersiniz. Ya da “ihale yöntemiyle” döviz alıp, satarsınız. Merkez Bankası daha önce de, döviz piyasasına doğrudan müdahale etti. Döviz aldı, döviz sattı. Müdahaleleri en geç 15 gün sonra evet bildirmeden sürpriz olsun diye yaptı ama 15 gün sonrada nasıl müdahale ettiğini kamuoyuna açıklamış. En son “döviz satım müdahalesi” de 23 Ocak 2014’te yapılmış. En son “döviz satım ihalesi” ise o da burada 27 Nisan 2016’da. Ama bu tarihten sonra, döviz piyasasına yapılan müdahalelere ilişkin hiçbir kayıt yok.

ÇİĞ YEMEDİYSENİZ KARNINIZ AĞRIMAZ

Anlaşılan FETÖ’nün hain darbe girişimine “Allah’ın bir lütfu” diyen sadece Erdoğan değil. Merkez Bankası da bunu Allah’ın lütfu saymış bilgilerin üstüne yatmış. Neyi saklıyorsunuz bunu hepimiz öğrenmek istiyoruz. Yapılan işlemler hukuka uygunsa, saklanacak bir şey yoksa ne kadar sattınız, kaçtan sattınız, kime sattınız? Bunu gün, gün açıklamanız lazım. Tekrar ediyorum. Çiğ yemediyseniz, karnınız ağrımaz.

BİR BAŞKAN YARDIMCISININ MARİFETİ Mİ?

Biliyoruz… Erdoğan’ın şahsım hükümeti adalete düşman… Kanunlardan, kurallardan hoşlanmıyor. Ama bir yandan da saray ve şürekâsı, “Yapılan işlem kanuna, hukuka uygun” diye barbar bağırıyor. Şimdi ben de buradan soruyorum. Merkez Bankası Kanunu’nun 22. Maddesine göre: Ülkemizin altın ve döviz rezervlerinin yönetimine ilişkin, usul ve esasların tespiti ile gerekli düzenlemelerin yapılması, Banka Meclisi’nin görev ve yetkisindedir. Ülkemizin 128 milyar dolar rezervi bir yıldan kısa bir sürede satılmış. Bugüne kadar böyle agresif bir rezerv satışı yok. Bunu Merkez Bankası, Banka Meclisi’nin belirlediği, hangi usul ve esaslara göre yaptı açıklayın. Yoksa bu satışlar, bankada bir Başkan Yardımcısı’nın piyasa tüccarı yaklaşımıyla belirlediği, usul ve esaslara göre mi yapıldı? Bu Başkan Yardımcısı halen görevde mi? Biz tüm bu sorulara, kızmadan, bağırmadan, çağırmadan, gırtlağınızı patlatmadan, hakaret etmeden, cevap vermenizi bekliyoruz.

MERKEZ BANKASI’NIN REZERVLERİNİ YİYİP BİTİRDİLER

Rezerv demişken, TCMB, 19 Şubat itibariyle, “Uluslararası Rezervler ve Döviz Likiditesi” tablosunu yayımladı. Bu tablo uluslararası kuruluşlara da sunulan, uluslararası standartlarda bir tablo olduğu için önemli. Buna göre 19 Şubat itibariyle; Merkez Bankası’nın Resmi Rezerv Varlığı 94 milyar dolar. Merkez Bankası’nın Döviz Yükümlülüğü ise 134 milyar dolar. Yani Merkez Bankası’nın döviz borcu, döviz varlığından 40 milyar dolar daha fazla. Kasadaki döviz varlığı, döviz borcuna yetmiyor. Rezervler eksi 40. Oysa 2018’de bu ucube rejim iş başına geldiğinde, Merkez Bankası kasasında “net 31 milyar dolar” artı rezerv vardı. Eksi 40 değil, artı. Şuraya dahi baktığımızda, sene içinde alınan satılanları göstermediğimizde bile 2,5 yılda, 71 milyar dolar eridiği ortada. Net rezervlere, başka bir tablodan, Merkez Bankası’nın günlük bilançosundan bakalım. Orada durum daha da vahim… 19 Şubat itibariyle, SWAP yükümlülüklerini dikkate almadan, Merkez Bankasının net rezervleri eksi 1,4 milyar dolar. Buna bir de 52,4 milyar dolarlık, Merkez Bankasının SWAP yükümlülüklerini eklersek, net rezervler eksi 54 milyar dolara dayanıyor. Yani nereden bakarsanız bakın. Hangi tanımla bakarsanız, bakın. Merkez Bankası kasasındaki döviz rezervlerini yemişler bitirmişler.

BU AÇIĞIN YAMANMASI YILLARI ALACAK, FATURAYI MİLLET ÖDEYECEK

Bıraktık kamunun, ekonominin döviz yükümlüğünü karşılamayı, Merkez Bankası’nın kasasındaki dövizler, kendi borcunu dahi karşılayamıyor. Ülkeyi 70 sente muhtaç hale getirmişler… Kayınpeder ve damadın, Merkez Bankası kasasında sebep olduğu, bu büyük açığın yamanması yıllarımızı alacak maalesef. Ve milletimizde bunun için çok büyük bedeller ödemek durumunda olacak. Dövizin fiyatı arttıkça faize yüklenecekler. Milletimiz yüksek faiz altında, tefeci faizi altında inim inim inliyor, inleyecek. Bugün yüzde 17 seviyesine çıkan politika faiziyle üç ayda, dünya üzerinde en yüksek faiz veren 10 ülkeden biri olduk.

SICAK PARA BARONLARI YENİDEN FAİZ ARTIŞI İSTİYOR

Döviz kurunda yaşanan son oynamalar, sıcak para baronlarının yeni bir faiz artışı istediğini gösteriyor. Dün gece, dolar kuru yeniden 7 lira 40 kuruşu aştı. Munzam karşılıklarda 2 puanlık artış, sıcak para baronlarını ikna etmeye yetmedi. Aksine tedirgin etti. Yeni Hazine ve Maliye Bakanının “Mart ayında reformlar geliyor, 2021 reform yılı” vaatlerine de, artık yatırımcıların karnı doydu. 100 gündür ağızlarında bir reform sakızı, çiğneyip duruyorlar. Anlaşılan ülkeyi 19 yıldır yönetenler, şimdi ne yapacaklarını bilmiyorlar. Tabi Türk lirasının değerini korumaya da faizler yetmiyor arttıkça artması gerekiyor. Ortada icraat yok, tek yapabilecekleri faize yüklenmek oluyor.

SIKINTININ NEDENİ ERDOĞAN’IN EKONOMİDEN BİHABER OLMASI

Şemsi Tebrizi’nin dediği gibi, “Hakikat iki kişiye muhtaçtır. Biri onu dillendiren, diğeri de onu anlayan…” Biz hep hakikatleri dillendirmeye devam edeceğiz. Erdoğan anlamasa da, milletimiz bizi gayet iyi anlıyor. Çünkü sıkıntıyı milletimiz çekiyor. Bugün ülke ekonomisinde yaşadığımız pek çok sıkıntının nedeni, Sayın Erdoğan’ın ekonomiden bihaber olmasıdır. Finansı ekonomi zannediyor. Ama bunun bedelini milletimiz çok ağır ödüyor.

HALININ ALTINDA YER KALMADI

“Faiz sebep, enflasyon neticedir” diyerek, bir kuru inat uğruna, milletin 128 milyar dolarını yok yere çar çur etti. Kerameti kendinden menkul bu iddiası için, faizleri enflasyonun altında tuttu. Parası olan dövize koşunca, arka kapıdan döviz rezervlerini sattırdı. Bir de salgında, doğrudan destek vermek yerine, kamu bankaları eliyle kredileri de şişirdi, döviz talebini daha da arttırdı. O zannediyordu ki kriz derinleşmeyecek. Daha önce yaptığı gibi kriz ekonomiye teğet geçer diye düşündü. Ekonomide yaptığı hataları, halının altına bu suretle süpürebileceğini zannetti. Ama halının altında artık yer yok, yer kalmadı.

ELOĞLUNA 257 MİLYAR TL, KENDİ VATANDAŞINA 53 MİLYAR TL

Millet borç batağında çırpınırken, cari açık yeniden pik yaptı. 2020’de milli gelirin yüzde 5’i kadar cari açık verdik. Şu salgın döneminde ve yok günümüzde, kendi çiftçimize, esnafımıza, KOBİ’mize, işçimize destek olmadık. Ama elin çiftçisine, esnafına, sanayicisine, işçisine, 257 milyar lira para ödedik. Erdoğan’ın Şahsım Hükümetinin tüm salgın boyunca vatandaşa verdiği, doğrudan gelir desteği ise 53 milyar lira. Tekrar ediyorum. Yabancı ülkelerin vatandaşlarına 257 milyar lira, milletimize 53 milyar lira. Şu salgın döneminde, Mehmet’e, Ayşe’ye bir verdilerse, David’e, Elizabeth’e, beş verdiler. Biz, bu hükümete “el iyisi” diye boşa demiyoruz. Üstelik bu dövizleri ele dağıtırken, aman döviz pahalanmasın diye Merkez Bankasının kasasındaki, yedek akçeleri, bankanın karını, milletin 128 milyar dolarını har vurdular harman savurdular. Başka ülkelerin vatandaşlarına 37 milyar dolar yani 257 milyar lira verdiler tekrarlıyorum, cari açıkla.

MİLLETİ YÜKSEK FAİZ İLE DEĞERSİZ TL ARASINA SIKIŞTIRDILAR

Bizim esnafımızın, bizim çiftçimizin, bizim KOBİ’mizin, bizim işçimizin, derdine ise derman olmadılar, Merkez Bankası kasasını tam takır ettiler. Milletimizi yüksek faiz ile değersiz TL arasına sıkıştırdılar. “Kırk satırla, kırk katır” arasında bıraktılar.

ÖN TEKER NEREYE, ARKA TEKER ORAYA

Erdoğan’ın şahsım rejiminin hakikate, liyakate ve adalete düşmanlığı, bugün güzelim ülkemizi perişan etti. Ülke yönetilmiyor. Cumhurbaşkanı’nın söylediklerine, AK Parti Genel Başkanı uymuyor. Bakın salgında lokantalar, restoranlar, kafeler kapalı. Kırtasiyeciler, okul servisçileri iş yapamıyor. Bu esnaflarımız aldığınız kararlara uymak için, büyük fedakârlıklara katlandı, halende katlanıyorlar. Esnaf normalleşmek için sizin gözünüzün içine bakıyor. Millet canıyla Erdoğan Şahsım Rejimine ihtarname çekiyor. Ama bunlar ülkede hiç bunlar yaşanmazmış gibi, lebalep doldurdukları salonlarda, şarkılı, türkülü kongreler yapmaya devam ediyorlar. Tabi ön teker nereye giderse, arka teker de oraya gider.

MİLLET KABUSU YAŞARKEN, AK PARTİLİLER TATLI RÜYADA

Erdoğan salonları lebalep doldurttuğu partililerine teşekkür ederse, Hatay’da AK Parti Gençlik Kolları da işte bunları yapar. Şu görüntülere bakar mısınız? Çalgılar, çengiler, davullar, zurnalar, oynamalar, zıplamalar, deve güreşleri. Eğlence gırla gidiyor. Şu yaptıkları dükkânını kapattıkları esnaflara ayıptır, aylardır tedbirli davranan milletimize yazıktır, şu gençlere bu virüsün bu şekilde yayılmasına izin vermek çok büyük günahtır. Millet kâbusu yaşarken, AK Partililer anlaşılan rüyada yaşıyor.

SANA “YASAK”, BANA “YASAL”

Milletimizin çocukları salgında hayata tutunmak için uğraşıyorlar. Dün, Kuryeci gençlerimiz partimizdeydi. Şimdi kurye dağıtan gençlerimizin sözlerini bir izleyelim. Genel Başkan Yardımcımız Veli Ağbaba’nın düzenlediği bu toplantıda bu gencecik çocuklar bunları söyledi. İki ayrı Türkiye var. Bir tarafta debdebe, çalgı, çengi; diğer tarafta yoksulluk ve yaşam mücadelesi. “Sana yasak”, “Bana yasal” diyerek, salgınla nasıl mücadele edilir? Edilemiyor da zaten. Günlük vaka sayıları yeniden 10 binlere yaklaşıyor. Sayılar patladı gidiyor. Bu şekilde normalleşmeyi nasıl konuşacağız. Mart geldi, kapıya dayandı bile. Normalleşmede gecikilecek her günün hem can kaybı, hem de ekonomik faturası var. Ama saray bunların farkında değil sanki. Topluma iyi örnek olacaklarına, millete veriyorlar talkını kendileri yutuyorlar salkımı. Tekrar söylüyorum, bu salgının hızlanmasında, tek bir sorumlu var. O da kongre salonlarına doldurduğu partililerin üzerinden, siyaseten yeniden belini doğrultacağını sanan Erdoğan…

DAMAT “AT İZİ, İT İZİNE KARŞITI” DERKEN HAKLIYMIŞ

Bu arada Sağlık Bakanı’nın dün yaptığı açıklamaları da yadırgadık. Dünkü açıklamalardan özellikle aşıyla ilgili açıklamalardan ne biz, ne de milletimiz hiçbir şey anlamadı. Damat galiba, “at izi it izine karıştı” derken haklıymış. Saray kabinesinde, “Davul kimin belinde, tokmak kimin elinde” artık belli değil. Devlet krizi işte tam da budur.

ANLAŞILAN KABİNEDE SAĞLIK BAKANINI YEMEK İSTEYENLER VAR

Sayın Sağlık Bakanı, Çin’den gelen 1 milyon doz aşının, ücretsiz olduğunu gösteren beyannameyi kabul eden Bakan kim onu bir söylesin. Beyanname burada… Bu aşılara aşı başına 12 dolar ödedim diye fatura kesen ve 12 milyon dolar ödeyen DMO’dan sorumlu Bakan kim? Hazine ve Maliye Bakanı. Bu sorulara cevap vermesi gereken bu Bakan. Soruyorum buradan, size bu açıklamayı kim yaptırdı Sayın Sağlık Bakanı? Anlaşılıyor ki kabinede, sarayda sizi yemek isteyenler var. Bizim sorumuz gayet açık. Gümrükten ücretsiz gelen 1 milyon doz aşıya, DMO 12 milyon dolar ödediyse, bu 12 milyon dolar kime gitti? Bunları öyle “ticari sır” falan diyerek saklayamazsınız. Aşıyı alan DMO, gümrük beyannamesini kabul eden de gümrüklerin bağlı olduğu Ticaret Bakanlığı.

ZENGİNİ HAYIRSIZ EVLAT, SİYASETÇİYİ KURU İNAT BİTİRİR

Hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Milletimiz herkesin ne yaptığını görüyor. Kim yanında, kim değil biliyor. Bunlara notunu veriyor. Bunların millete verecekleri bir şey kalmadı. Sözleri tükendi. Kes yapıştır konuşmalara kaldılar. Metal yorgunular. Miatlarını doldurdular. Millete hizmet edemiyorlar. Milletin derdine derman olamıyorlar. Şahsım Hükümetinin beyin ölümü gerçekleşti. Artık fişi çekip, bu çaresizliğe son vermesi için milletin hakemliğine gitme vaktidir. Seçim sandığını milletin huzuruna getirin. Milletle daha fazla inatlaşmayın. Rahmetli Osman Bölükbaşı ne diyor? “Zengini hayırsız evlat, siyasetçiyi kuru inat bitirir” Bu da kulağınıza küpe olsun.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim. Teşekkür ediyorum arkadaşlar…

Soru- Dün Sağlık Bakanına kapalı salonlarda kalabalık kongreler soruldu. Sağlık Bakanı Koca, vatandaşları salgının bulaşı arttırdığı için kapalı salonlardan uzak durmaları konusunda uyardı ve devamında “Daha fazla bir şey dersem fazla olacak” dedi. Sağlık Bakanının fazla olacak sözlerini siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Bir kere bu konuda Sayın Bakanın söylediği, söyleyeceği hiçbir şey, yapacağı hiçbir uyarı fazla olmaz. Esas fazla olan esnafa dükkanını kapat derken, çocuklar okula gidemezken, insanlar hafta sonu sokağa çıkamazken kabinesinde bulunduğu Cumhurbaşkanının Genel Başkanı olduğu AK Parti’nin kongrelerindeki görüntülerdir. Bu görüntüler milletimizin vicdanını dağlıyor. Milletimizin şahsım hükümetine sandıkta dersini verme konusundaki sabırsızlığını her geçen gün biraz daha arttırıyor.

Soru- Millet ittifakının ortaklarından İYİ Partinin HDP’li vekillerin dokunulmazlığının kaldırılmasına evet deme kararına ne diyorsunuz? CHP’nin bu konudaki tavrı ne olacak? Ayrıca devlete karşı işlenen suçların öne çekilerek ele alınması da gündemde. Sizin bu konudaki yorumunuz nasıl olur?

Faik ÖZTRAK- Her partinin kendine has bir tavrı olması normaldir. Ama Anayasamızın 83. maddesine göre siyasi partilerin bu konuda bir grup kararı alması da mümkün değildir. Ama bu çerçevede yapılan uygulamalara, konuşmalara baktığımızda devlet krizinin nasıl vahim bir boyuta ulaştığı görülmektedir. Bir ülke düşünün Cumhurbaşkanı aynı zamanda partisinin Genel Başkanı. Cumhurbaşkanı koltuğunda oturan partinin Genel Başkanı bağımsız mahkemelere her türlü talimatı verebiliyor. “Fezlekeleri Meclis’e gönderin, kararı şöyle yazın” diyebiliyor. Çünkü hakimi de, savcıyı da sonuçta o atıyor. Genel Başkanımıza tazminat cezasını bozan, milletvekilimiz Enis Berberoğlu’nun cezasını bozan hakimlerin özel bir kararnameyle nasıl görevlerinden alındığını biz hala unutmadık. Diğer taraftan aynı Cumhurbaşkanı partisinin milletvekillerini de kendisi belirliyor zaten. Ondan sonrada Anayasa “grup kararı alamazsın” demesine rağmen kendi belirlediği milletvekillerine talimat veriyor. Hani bu en sert kuvvetler ayrılığı olacaktı bu yeni rejimde? Ne diyor? “Fezleke meclise gelince milletvekillerinin elleri hemen iner, kalkar” diyor. Şuraya bakın, bu milletvekillerinin kendi iradesi yok mu? Bu millet iradesine nasıl bir saygısızlık?

Arkadaşlar, bu ucube rejimde kuvvetler ayrılığının olmadığını gösteren en müşahhas olaylardan biride budur. Tek kişinin ağzından çıkacak sözlerle milli iradenin ve milletvekilinin kaderine karar veriliyor. Böyle bir ortamda adalet tecelli edebilir mi? Kökleri Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nde olan, Genel Başkanı “Her şeyden önce hak, hukuk, adalet” diyen ve Ankara’dan İstanbul’a yürüyen partimizin görüşü, bu vesayet rejimi karşısında hangi partiden olursa olsun milletvekilinin dokunulmazlığının korunmasının önemli olduğudur. Bu milletin iradesini, milletvekillerinin kaderini Tayyip Erdoğan’ın kibrine ve zulmüne emanet edemeyiz.

Soru- Gara’daki 13 şehidin ardından iktidar HDP’yi hedef aldı. HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan ise “Çözüm sürecinde neler vadedildi açıklayacağız” dedi. Sizin bu açıklamaya ve bu konuya ilişkin değerlendirmeniz nasıl olur?

Faik ÖZTRAK- Evet konuşmamda da söyledim, gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi güzel bir huyu vardır. Bu gerçekler hiçbir şekilde gizli kalmamalıdır. Bugüne kadar neden beklemişler? Bir an önce herkes bildiğini açıklamalıdır.

Teşekkür ediyorum.

CHP BALKAN MASASI’NIN AMACI KARDEŞLİĞİMİZİ PEKİŞTİRMEK, DAYANIŞMA VE İŞBİRLİĞİNİ ARTIRMAK

CHP Balkan Masası Başkanı Öztrak, Balkan coğrafyasının özellikle Balkan Savaşları’ndan bu yana büyük acılar yaşadığını hatırlatarak, “CHP Balkan Masası olarak amacımız, Balkanlardaki tüm kardeşlerimizle dayanışma ve işbirliğini artırmaktır. Var olan kardeşliğimizi pekiştirmek, hem Türkiye’de hem de Balkanlarda mutluluğumuzu çoğaltmak ve paylaşmaktır. Buna ihtiyacımız var” diye konuştu.

CHP Balkan Masası’nın bir amacının da, Balkanlara dini cemaatler üzerinden yapılan çalışmaların, ahbap-çavuş ilişkileriyle yapılan görevlendirmelerin, ideolojik yaklaşımların, yapılan işlerde süreklilik sağlanamamasının soydaşlarla ilişkilerde yarattığı tahribatı önlemek olduğunu ifade eden Öztrak, “Balkan Masası çalışmalarında kaynakları israf etmeyecek; verimli, etkin ve sonuç odaklı işler yapacağız” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü, CHP Balkan Masası Başkanı Faik Öztrak, bugün İzmir Bornova’da düzenlenen Balkan İşbirliği Toplantısı’nda yaptığı konuşmada şunları söyledi:

Sayın Grup Başkanvekilim, toplantımıza Kuzey Makedonya’dan katılan değerli temsilciler, Kuzay Makedonya Parlamentosunun değerli soydaş milletvekilleri, yine oradan toplantımıza katılan saygıdeğer kanaat önderleri, buradan toplantımıza katılan milletvekillerimiz, il başkanlarımız, il başkanvekillerimiz, Balkan Masası sorumlularımız, bugün buraya katılım ve katkılarıyla bizleri çok mutlu eden saygıdeğer Balkan Dernekleri başkanları, değerli basın mensupları hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bornova Belediye Başkanımız Sayın Dr. Mustafa İduğ’a büyük gayretlerle düzenlediği sizleri bizlerle buluşturan bu toplantı için çok teşekkür ediyorum.

Yine sözlerime başlarken Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun selam ve sevgilerini de sizlere iletmek istiyorum. Aslında kendisi de internet ortamında bu toplantıya katılacaklardı ama bugün Aksaray’da yoğun bir programı var. O nedenle burada yapacağımız toplantıya başarı dileklerini ilettiler. İzmir’de Balkan camiası olarak önemli acılar da yaşadık. Buradan, birlikte kısa bir süre için çalışma imkanı bulduğum rahmetli Murat Taşer’e, Karşıyaka’nın önemli belediye başkanlarından Balkan camiasının en önemli isimlerinden, salgında kaybettiğimiz Sayın Kemal Baysak’a Allah’tan rahmet dileyerek sözlerime başlamak istiyorum. Ruhları şad olsun.

BALKAN MASASI’NIN AMACI KARDEŞLİĞİ PEKİŞTİRMEK

CHP Balkan Massı olarak amacımız, Balkanlardaki tüm kardeşlerimizle dayanışma ve işbirliğini artırmaktır. Var olan kardeşliğimizi pekiştirmek, hem Türkiye’de hem de Balkanlarda mutluluğumuzu çoğaltmak ve paylaşmaktır. Buna ihtiyacımız var. Çünkü bu coğrafyada yakın tarihimizde büyük acılar yaşadık. Makedonya Türklerinin özelinde, tüm Balkanlarda sürgün ve katliamlar aslında Balkan Savaşları’yla başladı. Birinci Dünya Savaşı’nda ve İkinci Dünya Savaşı’nda bu acılar devam etti. Aslında belki de dünyanın görüp görebileceği en büyük soykırımlarını bu süreçte yaşadık ama bunları çok fazla konuşmadık. Daha dün gibi hatırlıyoruz, Bosna Hersek’te ki katliamları nasıl unutabiliriz? Çok büyük insani kayıplar verdik. İkinci Dünya Savaşında, Makedonya Türklüğünün varlığı tehlikeye girdiği zaman, içinde bulunduğu şartlara bakmaksızın mücadeleye atılan kardeşlerimizi de elbette unutamayız. Burada bu mücadelede yaşamını yitiren tüm bu kardeşlerimizi ve Yücel teşkilatının mensuplarını rahmetle anıyoruz.

KUZEY MAKEDONYA NÜFUS SAYIMINDA SOYDAŞLARIMIZIN KAYDA GEÇMESİ ÖNEMLİ

Elbette tarihten dersler çıkarmalıyız. Ama bugün yaşadığımız güncel sorunlarımız da var. Küresel bir salgın yaşıyoruz. Tam da böyle bir dönemde, Nisan ayında yapılacak olan Kuzey Makedonya nüfus sayımı var. Bu nüfus sayımında hem oradaki soydaşlarımızın hem de buradaki akrabalarının nüfus kayıtlarına tam olarak yansımasını çok önemli buluyoruz. Temsilde adalet ve pek çok diğer hakkın kullanılabilmesi için bunu önemsiyoruz. Her konuda olduğu gibi bu konuda da soydaşlarımızın yanında olacağız, her türlü lojistik desteği vermeye çalışacağız. Bu arada buradan da bir çağrıda bulunmak istiyorum. Makedonya ile vatandaşlık bağınız varsa, elektronik ortamda kayıt yaptırabilirsiniz. Ayrıca oradaki akrabalarınız aracılığı ile de kayıt yaptırabilirsiniz. Bu imkânları lütfen kullanalım, nüfus sayımında kaydolalım.

MAKEDONYA’YI KENDİ TARİF ETTİĞİ BİÇİMDE KABUL EDİYORUZ

Makedonya’da anadilde eğitim konusunda gösterilen çabayı takdirle karşıladığımızın altını çizmek isterim. Kamu kurumlarında anayasal hakları oranında temsil için gösterilen çabaları da önemsiyoruz. Makedonya, farklılıkların ahenk içinde yaşanabileceği en güzel yerlerden biridir. Biz Makedonya’yı kendini tarif ettiği biçimde kabul ediyoruz. Bizim herkesten beklentimiz günlük yaşamda adalet, temsilde adalettir. Soydaşlarımızın iktisadi, siyasi ve sosyal alanda hak ettiğini alması, en büyük temennimiz olacaktır.  

KOSOVA’DA SEÇİMLER OLGUNLUK İÇİNDE GEÇTİ

17 Şubat’ta kardeş Kosova Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 13. yılını kutladık. Kosova Cumhuriyeti’nin salgın sürecinde, 14 Şubat 2021’de gerçekleştirdiği genel seçimler olgunluk içinde geçti. Kosova Parlamentosu yeniden şekillendi. Seçimleri kazanan “Kendin Karar Al Hareketi” lideri Albin Kurti’yi tebrik ediyorum. Çok kıymetli soydaşlarımız da Parlamentoda yer alacaklar. Bu çerçevede milletvekili seçilen Fikrim Damka ve Fidan Brina Jilta’yı da özellikle tebrik etmek istiyorum.

BULGARİSTAN’DAKİ SOYDAŞLARIMIZDAN BÜTÜNLÜK İÇİNDE OLMALARINI BEKLİYORUZ

Bir başka seçim süreci de Bulgaristan’da yaşanıyor. Bulgaristan’da da halkın iradesinin sandığa dürüstçe yansımasını temenni ediyoruz. Doğdukları ve uzun süre yaşadıkları vatanlarından Anadolu’ya, kendi köklerinin olduğu topraklara gelen soydaşlarımızın, bu süreçte Bulgaristan’daki seçimlere katılacaklarına, az sayıda da olsa kurulan sandıklara gideceklerine eminiz. Belediyelerimiz hemşerilerinin oy kullanmalarını kolaylaştıracak her türlü önlemi alacaklardır. Biz tüm soydaşlarımızdan birlik ve beraberlik içinde hareket etmelerini ve yönetime talip olmaları için bir bütün içinde olmalarını bekliyoruz. Belki hükümet kuracak çoğunlukta olmayabilirler. Ama mutlaka hükümet belirleme noktasında olmalarını umut ediyoruz.

ORTAK FAALİYETLERİ ÖNEMSİYORUZ

Bornova’da böyle bir günde bir araya gelmemizin bir başka nedeni, Anadolu’nun hayat damarları olarak değerlendirdiğimiz muhacir ve mübadillerin kurduğu sivil toplum kuruluşlarını dinlemek, onların anlattıkları ile bir çalışma takvimi oluşturmaktır. Cumhuriyet Halk Partisi Balkan Masası kısa bir süre önce kuruldu. Bu süreçte parti örgütümüzün içinden Balkan Masası sorumlularını belirledik. Şimdi de STK’larla bir araya gelmekteyiz. Yine yerel yönetimler arası işbirliği ve kardeşliklerin geliştirilmesi için de gayret sarf ediyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, kardeş belediyeler ve sivil toplum kuruluşlarının ortak faaliyetlerini önemsiyoruz. Kardeş belediyelerimizin bu konuda çok hevesli olduğunu da görüyoruz. Yine sivil toplum kuruluşlarımızın sabırsızlığına da şahit oluyoruz. Bu elbette bizleri çok mutlu ediyor.

BALKAN MASASI VERİMLİ, ETKİN VE SONUÇ ODAKLI ÇALIŞACAK

Balkan Masası, Balkanlara dini cemaatler üzerinden yapılan çalışmaların, ahbap-çavuş ilişkileriyle yapılan görevlendirmelerin, ideolojik yaklaşımların, yapılan işlerde süreklilik sağlanamamasının soydaşlarımızla ilişkilerimizde yarattığı tahribatı önlemek için de kurulmuştur. Balkan Masası çalışmalarında kaynakları israf etmeyecek; verimli, etkin ve sonuç odaklı işler yapacağız.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN SÖZLERİ BİZİM DÜSTURUMUZ

Balkanlardan gelen en büyük hemşerimiz, Cumhuriyetimizin ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurucusu, ebedi genel başkanımız Mustafa Kemal Atatürk’ün sınırlarımız dışında yaşayan soydaşlarımız için söylediği şu sözler bizim düsturumuz olacaktır:

“Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekli… Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Tarih bağı kurmamız lazım, folklor bağı kurmamız lâzım… Bunları kim yapacak? Elbette biz!”

Biz CHP olarak bunları yapacağız, kararlıyız. Bu vizyon ve anlayış bizim yol göstericimiz olacak. Bunları nasıl yapacağız? Kardeş belediyeler kurarak, ülkemizdeki ve başka ülkelerdeki sivil toplum kuruluşlarını bir araya getirerek, iletişimi ve işbirliğini çoğaltarak…

BALKANLAR’DAYIZ, ANADOLU’DAYIZ…

Bugün bu salonda Afyonkarahisar, Aydın, Denizli, İzmir, Manisa, Muğla Ve Uşak illerinden temsilciler var. Belediye başkanlarımız var. Rumeli ve Balkan Dernekleri temsilcileri var. Örgüt temsilcilerimiz var. Bu arkadaşlarımızla yapacağımız toplantı ile ortak faaliyetlerle ilgili önemli kararlar alacağız, onların önerilerini değerlendireceğiz. Bu önerileri hayata geçirmek için elimizden geldiği kadar çalışacağız. Gerçekleştirdiğimiz her öneride de bu müjdeleri de sizlerle paylaşacağız. Bugün sadece bu salonda değiliz. Bugün İştip’teyiz, Radovişte’deyiz, Resne’deyiz, Kocacık’tayız, Üsküp’teyiz, Balkanlardayız. Yüzü aşkın Balkan Masası temsilcisi ile Anadolu’nun her yerindeyiz. Onlar bizleri çevrim içi izliyorlar. Atacağımız adımların, yapacağımız faaliyetlerin kararlarını bekliyorlar.

Toplantının ev sahibi Bornova Belediye Başkanımız Mustafa İduğ’a bir kez daha bu toplantıyı düzenlediği için yürekten teşekkür ederken, Makedonya’dan toplantımıza katılacak olan toplum önderlerine, bölge milletvekillerimize, il başkanlarımıza, Balkan Masası sorumlularımıza, gerçekten çok çalıştılar, en içten teşekkürü borç biliyorum. Sağ olun, var olun.

HÜKÜMETİN BEYİN ÖLÜMÜ GERÇEKLEŞTİ

CHP Sözcüsü Öztrak, AK Parti Genel Başkanı’nın millete tepeden bakan tavrına, artık kendi partilileri dahil tüm milletin isyan ettiğini belirterek, “Sayın Erdoğan, bu millete verecek bir şeyiniz kalmadı. Millete söyleyecek sözünüz de tükendi. Metal yorgunusunuz, kopyala, yapıştır konuşmalarla, milletin daha fazla zamanını almayın. Bu hükümetin beyin ölümü gerçekleşti. Bunu kabullenin. Fişi çekmesi için, biran önce sandığı milletin önüne koyun, milletin hakemliğine başvurun” diye konuştu.  

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Bugün gündemimizde, yönetilemeyen salgın, milletimizi ezip geçen ekonomik buhran, ülkemizi oradan oraya savuran devlet krizi vardı. Merkez Yönetim Kurulumuzda, buhrandan çıkışa yönelik çözümler üzerinde çalışmaya devam ettik. Sözlerime başlarken, kendi ailemizden, Cumhuriyet Halk Partisi ailesinden acı bir haberi paylaşmak istiyorum. Beykoz Gençlik Kolları Üyemiz, Sevgili Furkan Murat Kaya’yı kaybettik. Kardeşimize Allah’tan rahmet diliyoruz. Ailesine ve örgütümüze, baş sağlığı dileklerimizi iletiyoruz. 

BAŞKA ÖLÜMLERE DAVETİYE

Salgının yayılmasını engellemek için, lokantalar, restoranlar, kafeler kapalı. Ama salgın AK Parti İl Kongrelerine ve protokol cenazelerine uğramıyor.  Bu Sağlık Bakanımızın attı bir tweet. Ne diyor Sağlık Bakanı burada? “Duygularımızı rahatça paylaşacağımız günler için, cenaze ve nikâhlarda 30 kişiyi geçmiyoruz.” Bu da dünkü protokol cenazesinden bir fotoğraf… Cenaze lebalep dolu… Tabii ki müteveffaya Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır ve baş sağlığı dileriz. Ama bu cenazede bu kadar kalabalık, başka ölümlere davetiye çıkartmaktan başka bir şey değildir. Ne yazık ki Sağlık Bakanı da bu kalabalığın tam göbeğinde…

BAKAN BUNU YAPARSA MİLLET SALGINI CİDDİYE ALMAZ

Salgını hafife alamayız. Bu salgında 28 binden fazla yurttaşımızı kaybettik. Ekonomik kayıplarımız da cabası. Esnaflarımız perişan, çiftçilerimiz perişan, işçilerimiz perişan. Tüm dünya, salgınla mücadeleyi bir “Dünya Savaşı” ciddiyetinde götürüyor. Normalleşmede gecikilecek her dakika, insani kayıplar kadar, ekonomik kayıpları da artırıyor. Şimdi Sağlık Bakanı bunu yaparsa, milletimiz de salgını ciddiye almaz. Bu görüntüleri açıkçası çok yadırgadık.

ERDOĞAN’IN İFADESİYLE “BAŞARISIZ” BİR OPERASYON

Bölücü terör örgütünün kahpe yüzünü, bir kez daha gösterdiği, acılarla dolu bir haftayı geride bıraktık. Bölücü terör örgütü, 5 – 6 yıldır elinde rehin tuttuğu savunmasız, silahsız 13 yurttaşımızı, bir mağarada alçakça, vicdansızca katletti. Canlarımızı, aramızdan kalleşçe aldı. Bu harekâtta rehineler dâhil, 16 şehidimiz var. Bölücü terör örgütünü bir kez daha lanetliyoruz. Bu katliamın faillerinin, teröristlerin bir an evvel cezalarını görmelerini bekliyoruz. Terör nereden, kimden gelirse gelsin insanlık suçudur. Terörden fayda ummak, ya da terör karşısında susmak da, büyük bir insanlık suçudur. Kahraman askerlerimizin, Mehmetçiklerimizin terörle mücadelede başarısı tartışılmaz. Tarih ve milletimiz buna şahittir. Ama son operasyon, Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan Erdoğan’ın ifadesiyle, “Başarısız” oldu. Asker, polis, devlet görevlisi 13 rehine kurtarılamadı. 16 insanımız şehit oldu.

YETKİ SORUMLULUK GETİRİR

Bu katliamın faili, tabi ki hain bölücü terör örgütüdür buna hiç şüphe yok. Bundan kuşku yok. Ama başarısız rehine kurtarma operasyonunun sorumlusu kim? Biz, bu soruyu milletimiz adına, şehitlerimiz ve onların aileleri adına soruyoruz. İstihbarat mı yetersizdi? Planlama mı, yoksa zamanlama mı hatalıydı? Kurtarma operasyonunun, baskın vasfını kaybettiren hangi gelişmeler oldu? Ucube tek adam rejimi elinde emir-komuta zinciri mi dağıldı? Kurtarma operasyonu, şahsım hükümetindeki erimeyi durdurmak ve anketlerde baş aşağı gidişi engellemek için, siyasi saiklerle mi yapıldı? Zorlandı. Demokratik, şeffaf toplumlarda tüm bunlar tartışma konusudur tartışılır. Yetkili varsa sorumluda vardır, sorumlularda bunun hesabını verir. Ama işler bizde öyle yürümüyor.

BÖLÜCÜ ÖRGÜTE DEVLET PAYESİ VERDİ

Milletin yüreği “lebaleb” acıyla doluyken, Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Lebaleb” doldurduğu kongre salonlarında boy gösteriyor. Orada da ne diline, ne gülüşüne, ne davranışlarına dikkat ediyor. Hain terör örgütünün rehin aldığı görevlilerimize, “Esir” diyor. BOP Eş Başkanı, rehinelere “Esir” diyerek, bölücü terör örgütü PKK’ya “devlet payesi” verdiğinin farkında değil mi?

AĞLAMAZSAN, BARİ GÜLMEKTEN UTAN

Bu rezalet yetmiyor, milletimiz tek sorumludan Gara’da neler yaşandığını, tezahüratlı, esprili, bol gülücüklü AK Parti Kongrelerinde öğreniyor. Hadi milletimizi zaten unuttunuz. Millete saygınız kalmadı. Ama acılı şehit ailelerine ve şehitlerimize de mi saygınız yok? Türkiye’nin dört bir yanına şehit ateşi düşmüş. AK Parti Genel Başkanı ve yöneticileri, kongrelerde eğleniyor, gülüyor, espriler yapıyor. Bugünde devam etti. Bir de kongrelerde, İstiklal Marşı şairimizden mısralar okuyorlar. Aslında İstiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un başka dizeleri de var. Bunları unutmuş görünüyorlar. Ben okuyum, ırzımızdır çiğnen, evladımızdır doğranan, ey sıkılmaz,  ağlamazsan, bari gülmekten utan! Allah aşkına! Yas evinde, düğün olur mu? Bizim bildiğimiz komşu evinde cenaze varsa, komşunun acısı paylaşılır önce. Siz bu hale hangi zaman geldiniz Sayın Erdoğan? Bu milletten, bu milletin değerlerinden nasıl bu kadar kopabildiniz?

EN BÜYÜK AÇIK, TARAFSIZ CUMHURBAŞKANI AÇIĞI

Ülkemizde ciddi, tarafsız bir Cumhurbaşkanı olsaydı, milletimiz, bu felaket haberini Malatya Valisi’nden veya AK Parti İl Kongresinden öğrenmezdi. Ciddi tarafsız bir Cumhurbaşkanı, daha o akşam milletin huzuruna çıkar, metanetle, Gara’da yaşananları milletimize anlatırdı. Bayraklarımızı yarıya çektirir, “Ulusal yas” ilan ederdi. Ama Partili Cumhurbaşkanı, Suudi Arabistan Kralı’ndan esirgemediği “ulusal yası”, kahraman şehitlerimizden esirgedi. İşte “devlet krizi” dediğimiz tam da budur. Ama Partili Cumhurbaşkanı, şehidimizin anacığına başsağlığı dilemeyi bile, bir siyasi faaliyete dönüştürdü. Şehit anasının acısından, siyasi rant devşirmeye kalkıldı. Şimdi ciddi tarafsız bir Cumhurbaşkanı olsaydı, yaşanan acıyı hiç kuşkunuz olmasın ki siyaset üstünde tutardı. Tüm parti liderlerini bir masa etrafında toplardı. Bugün ülkemizin en büyük açığı ne “cari açıktır”, ne de “bütçe açığıdır”. Bugün ülkemizin en büyük açığı, herkesi kucaklayacak, “Tarafsız bir Cumhurbaşkanı açığıdır.” Bugün eğer derin bir “devlet krizi” yaşıyorsak, sebebi işte bu açıktır.

BAŞARILI OLSA ZAFER NARASI ATACAKTI

Partili Cumhurbaşkanı, kurtarma operasyonunu, Partisinin İl Kongrelerinde, davulla, zurnayla ilan etmeye niyetliydi. “Görüntülü müjdelerim olacak” diyerek, “Ulusa Sesleniş” programına randevular veriyordu. Operasyon başarılı olsa, “Sorumlusu benim, ben” diye zafer naraları atacaktı. Ama kurtarma operasyonu başarısız olunca, önce muhalefete saldırdı, hakaretler etti.

GENEL BAŞKANIMIZIN BEŞ SORUSU

Genel Başkanımız, operasyonun ardından, millet adına, şehitlerimiz için beş soru sordu.

Bir… Bölücü terör örgütünün elindeki evlatlarımızı kurtarmak için, 5 – 6 yıldır ne yaptınız?

İki… Bölücü Terör Örgütü liderinden İstanbul seçimleri için, mektup almayı, dilenmeyi bildiniz de, bu evlatlarımızı kurtarmak için, neden benzer bir girişimde bulunmadınız?

Üç… ABD Başkanı Trump dostum diyordunuz. Bu dostluktan neden bu evlatlarımızı kurtarmak için yararlanmadınız?

Dört… Ulusal ve uluslararası insan hakları örgütlerinden, daha önce olduğu gibi neden yararlanmadınız?

Beş… Bu başarısız operasyonun sorumluluğunu, nedenlerini kim üstlenecek, kim anlatacak?

Bu sorulara cevap yerine ağza alınmayacak hakaretler geldi.

“ALTUN” MAKAS, BU KEZ SARAYI SANSÜRLEDİ

Bugün de bu seviyesiz sözler sürüyor. Saray’ın İletişim Başkanı bile, Erdoğan’ı sansürlemek zorunda kaldı. Bu nasıl bir anlayış? Memnuniyet ve iltifatlar Erdoğan’a… Şikâyet ve hakaretler Kılıçdaroğlu’na… Açık söyleyeyim, testide ne varsa, dışına o sızar. Takvası azalan kişinin, hayâsı da azalır.

BU SİZİN TERCİHİNİZ, SORUMLU SİZSİNİZ

Erdoğan, hakaretle de yetinmedi. “Sorumlu Türkiye Cumhuriyeti Devletidir” diyerek, devletin arkasına saklanmaya kalktı. Başarısızlıktan kendini değil, devletini sorumlu tutan bir Cumhurbaşkanı. Bu dünyanın neresinde görülmüştür, neresinde duyulmuştur… İşte “devlet krizi” dedikleri tam da budur. Sayın Erdoğan; Bu ucube rejimde, devleti tek başına yöneten sizsiniz. Parti Genel Başkanlığını ve Cumhurbaşkanlığını, aynı kişide siz bütünleştirdiniz. Bu sizin tercihiniz. Bu ucube rejim elbisesini, kendi bedeninize göre siz diktiniz. Küçük ortağınız da yamaklığınızı yaptı. Devleti kim “şahsında tecessüm ettirdiyse”, sorumlu elbette odur. Sorumluluktan kaçamazsınız bunu siz istediniz Sayın Erdoğan. Şahsım Hükümetinin sınırsız yetkileri olacak ama yetkinin beraberinde olması gereken sorumluluk olmayacak. Yetkileri sahipleneceksiniz, “bu yetkiler benim” diyeceksiniz ama “sorumluluk benim değil” diyeceksiniz. Bunu yaparsanız devlet krizi denen tam da budur.  İşte bu nedenle, Erdoğan ve Şahsım Hükümetinin elinde, bu güzelim ülke oradan oraya savruluyor.

BOP EŞBAŞKANI OLARAK İŞLERİN BURAYA GELECEĞİNİ GÖREMEDİNİZ Mİ?

Terörizmle mücadelede başarının iki kritik unsuru vardır. İlki, teröre dış desteğin kesilmesi, ikincisi, içeride birlik ve bütünlüğün sağlanmasıdır. Bugün bölücü terör örgütü mutasyona uğrayıp, Suriye’de farklı isimler aldıysa, burada uluslararası tanınırlık kazandıysa, mevcudu 15 bine ulaştıysa tabi ki emperyalistlere kızacağız. Bu bölgede hesabı olan egemen güçlere, elbette tepkimizi göstereceğiz. Ama eğri oturup, doğru da konuşacağız. Bugün Suriye bölünüp, parçalandıysa, Emevi Cami’nde Cuma namazı kılma rüyası görenlerin, bunda hiç mi sorumluluğu yok? Sizin hatalı kararlarınızın, bunda hiç mi payı yok? Büyük Ortadoğu Projesi eş başkanı olarak işlerin buralara geleceğini öngöremediniz mi Sayın Erdoğan?

DİPLOMASİDE AK PARTİLİ SİYASETÇİ DÖNEMİ

Bugün ülkemiz en haklı davalarını dışarıda anlatamıyor. Çünkü devlette liyakatin yerini, Saraya sadakat almış durumda. Büyükelçilik makamları; eşe, dosta dağıtılan arpalıklara dönüştü. Bugün dünyanın 6 kritik başkentinde, çekirdekten yetişmiş büyükelçiler yok. Kim var? Çekirdekten yetişmiş AK Partili siyasetçiler var. Bugün terörizmle mücadelenin diplomasi cephesinde, bir zafiyet olduğu açıkça ortada… Bunda yaptığınız tercihler nedeniyle sizin hiç mi sorumluluğunuz yok Sayın Erdoğan?

TOPLUMU BÖLEREK TERÖRLE MÜCADELE OLMAZ

Gelelim içeriye… Toplumu bölerek, parçalayarak terörizmle mücadele olmaz Sayın Erdoğan. Toplumun hassasiyetlerini kaşıyarak, toplumu kutuplaştırarak oy devşirmenin bir sınırı vardır. Siz o sınırı çok zorladınız. 7 Haziran ile 1 Kasım 2015 seçimleri arasında, bu topraklarda yaşanan acılar daha unutulmadı. Ama siz de şunu unutmamalısınız: “Aynı derede iki kez yıkanılmaz.” Evet, 15 Temmuz hain darbe girişimi… O gece bu millet, göğsünü devletine siper etti. Siz ne yaptınız? Tüm toplumun kucaklaşması, yaraların sarılması için, tarihi bir fırsatı heba ettiniz. Şerden hayır çıkarmak yerine, 20 Temmuz sivil darbe girişimiyle, tarihi fırsatı siz teptiniz Sayın Erdoğan. Toplumun yüzde 100’ünü kucaklayacak, tarafsız bir Cumhurbaşkanı olmak yerine; “Yüzde 50+1 bana yeter. “Yeter ki AK Parti Genel Başkanı olayım” dediniz. Bunun için tarafsızlık yemininizi çiğnediniz. Bugün hala hatalarınızdan ders almıyorsunuz. Toplumu kutuplaştırarak, gençlerimizle kavga ederek, sağa, sola tehditler, hakaretler savurarak, herkese “terörist” yaftası yapıştırarak, gerçek teröristlerin ekmeğine yağ sürdüğünüzün farkında değil misiniz?

ÖN TEKER NEREYE, ARKA TEKER ORAYA

Ön teker nereye giderse, arka teker de oraya gider. Siz bunları yapınca, Milletvekilleriniz, atanmış Bakanlarınız, Genel Başkan Yardımcılarınız, Saraydaki bürokratlarınız, danışmanlarınız milletimize parmak sallayıp had bildirmeye kalkıyorlar. Yıllarca “bürokratik oligarşiden” bahseden sizsiniz. Milletten “Vesayet rejimiyle mücadele edeceğiz, vesayeti kaldıracağız” diye oy isteyende sizsiniz. Şimdi Sarayınızdaki “bürokrat oligarşisine” sesiniz çıkmıyor. Aksine Saray vesayetinden son derece memnunsunuz.

DEVLET DEĞİL, GİDİCİ BİR HÜKÜMETSİNİZ

Danışmanlarınızın “sınırsız saçmalama hakkı” nereden geliyor Sayın Erdoğan? “İletişim Başkanı hesap verecek demek; Devletten hesap sormaktır” diyen, sözde hukukçu danışmanlarınız var. Bu ne kibir? Bürokrat devlet değildir. Bürokrat devletin memurudur. Devletin memurundan da yaptığı ya da yapmadığı hakkında elbette hesap sorulur. Millete hizmetkâr olacağım derken, “Devlet benim” diyerek, şimdi millete dikleniyorsunuz. İşte bu vesayet rejiminin tam da daniskasıdır. Siz “devlet” olamazsınız. Olsanız olsanız, beş yıllığına seçilmiş bir “hükümet” olursunuz. Devlet baki, siz gidicisiniz. Herkes ona göre davransın. Herkes haddini bilsin.

KASADA NET REZERV KALMADI

Milletin vergileriyle yapılan her işten, milletimizin vergilerini harcayan herkesten, elbette hesap sorulur. Hukuk devletinde İletişim Başkanınızdan da hesap sorulur, milletin 128 milyar dolarını buharlaştıranlardan da hesap sorulur. Bu kakamlar benim değil; Merkez Bankası’nın. Bugün rezervlerden bahsediyorsunuz, 18 Şubat itibariyle bakın, TCMB’nin net döviz rezervleri, eksi 600 milyon dolar. Merkez Bankası’nın kasasında kendine ait döviz bırakmamışsınız.

SWAP HARİÇ REZERV EKSİ 57 MİLYAR DOLAR

Bir de kısa vadede iade edilmek üzere 56 milyar dolarlık, SWAP yükümlülükleri var. Bunları da dikkate alıp rezervlerden düşersek Şubat ayı ortası itibariyle Merkez Bankasının net rezervleri, eksi 57 milyar dolar oluyor. Ülkemiz böyle bir tabloyla “hiçbir zaman” karşılaşmadı. Şu kadar rezerv var, bu kadar rezerv var ondan sonra. Bakın bu rezervler bıraktık devletin ve ekonominin ihtiyaçlarını karşılamayı, Merkez Bankası kendi döviz yükümlülüğünü dahi bu rezervlerle karşılayamaz.

MERKEZ BANKASI 70 CENT’E MUHTAÇ

Oysa 2019’un hemen başında, SWAP yükümlülükleri de dâhil, net rezervler artı 54 milyar dolardı. İki yılda ne oldu da, Merkez Bankası 70 sente muhtaç hale geldi? Evet, işte bu “devlet krizidir.” Bunun sorumlusu kim Sayın Erdoğan? Merkez Bankası kasasından 128 milyar dolar, bir kuru inat uğruna boş yere yakıldı. Şimdi bu 128 milyar doları yerine koymak hem yıllarımızı alacak, hem de maliyeti maalesef çok yüksek olacak. Biz aylardır soruyoruz. Bu 128 milyar dolar nereye, nasıl, kimlerin imzasıyla satıldı? Açıklayacaksınız. Bu döviz rezervleri neden açık, şeffaf bir şekilde her dalgalı kur rejiminde olduğu gibi ihaleyle satılmadı? Neden gizli, saklı, arka kapı operasyonları kullanıldı? Bu işlemler tahkikattan, müfettiş denetiminden geçti mi? Biz bu soruları kendi adımıza değil milletimiz adına soruyoruz. Ama saray ve şürekâsı avazları çıktığı kadar, bar bar bağırıyorlar.

HAYIRDIR? DAMADA YENİ KOLTUK MU HAZIRLANIYOR?

Dün bu kakofoniye önce yeni Hazine ve Maliye Bakanı katılmıştı, şimdi de bugünde bu konuda uzun süredir su pus olan AK Parti Genel Başkanının katıldığını gördük. Hayırdır? Damada yeni bir koltuk mu hazırlanıyor? Sorularımızı doğru dürüst cevaplamak yerine, sorularımıza “ihanet, seviyesiz siyaset” bu tür ifadeler kullanılıyor. Seviyesiz siyaset, milletine hesap vermekten kaçan siyasettir.

MADEM DAMAT İYİYDİ, SİZ NİYE GELDİNİZ SAYIN BAKAN?

Aslında bu sorularımıza Erdoğan’ın ne cevap vereceği zaten malum bağırıp çağıracak. Ama ben şu yeni Sayın Bakan’a soruyorum; “Madem damadın yaptığı işler doğruydu. Siz o koltuğa neden getirildiniz?” Eğer Damadın arka kapıdan, ihalesiz döviz satması doğruysa, neden bu arka kapı işlemlerine son verdiniz? Damatla beraber, Merkez Bankası Başkanı neden değiştirildi? Kimse milleti kör, âlemi de sersem sanmasın. O günkü hatalar nedeniyle, bugün millet “Kırk katır mı, kırk satır mı” noktasına getirildi. Ekonomi yüksek faiz, yüksek kur kıskacına sokuldu. Millet işsiz, aç. Tefeci eline düşen babalar, evlatlar canına kıyıyor. Esnaf, çiftçi, KOBİ faize ezdiriliyor. Ekonomik buhran aileleri dağıtıyor. Erdoğan çıkıyor, ülkemizde aile yaşamını bitireni arıyor.

BİR BABANIN EN ZOR KARARI

Ben size bir mektup okuyayım. Şimdi buraya aşağıya inerken bu mektup elime geldi. Mektup şöyle başlıyor, “Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, ülkemizin bulunduğu zor durumu en iyi yaşayan vatandaşlardan biriyim. Kandil gecesi cebindeki son parayla çocuğuma bir gofret aldım. Bir babanın verebileceği en zor kararı verdim ve onu sosyal esirgeme yurduna bıraktım. İnancım, Allah korkum olmasa emin olun intiharı bile düşündüm. Çalacak kapım kalmadı, dayanacak gücüm de kalmadı.”

EN YÜKSEK FAİZİ VERİP CHP’YE FAİZCİ DİYOR

Üç ayı aşkın süre geçti. Ortada ciddi bir ekonomik program yok. Ne var? Yüksek faizden medet uman bir yönetim var. Şimdi bu yönetimle, dünyada en yüksek faizi veren 10 ülkeden biriyiz. Dünyanın en yüksek faizlerinden birini vererek, döviz kurunu tutmaya çalışıyorlar. Yüksek faizle Londra bankerlerini abat ediyorlar. Sonra da bugün kongrede çıkıp CHP’ye faizci diyorlar. İnsanda biraz insaf olur, biraz utanma olur. Damadın istifa ettiği gün, Türkiye’ye 1 milyon dolar getiren ve Hazine borçlanma kâğıdına yatıran yabancı banker, bugün 1 milyon 220 bin doları cebine koyup gidebilir. 3 ayda dolar cinsinden getiri yüzde 22. Bu bankerlerin kendi ülkelerinde faiz kaç? Sıfıra yakın. Sıfırla borcu alacaksın 3 ayda yüzde 22 kazanacaksın. İşte yok yere yakılan 128 milyar doları yerine koymak ve döviz kurunu istikrar içinde tutabilmek için bu ülkeye, bu millete ödettirilen bedel bu.

IMF’DEN İCAZETLİ PROGRAM UYGULUYOR

Şimdi IMF çıkmış yüksek faiz verenleri övüyor. Bu program iyi diyor, bu programa icazet veriyor. Yeni ekonomi yönetiminin sırtını sıvazlıyor. Hayırlı olsun, program IMF’nin icazetini de almış bir program. IMF icazetli programla yürüyeceksiniz sonra da CHP’ye kalkıp IMF’ci diyeceksiniz. Arsız güçlü olunca, haklıyı haksız çıkarmaya çalışırmış. Böyle diyor atalarımız.

500 BİN TL, YOL OLDU

Bugün hesap vermesi gerekenler, hesap soranlara yayın yasağı getiriyor. 128 milyar doların hesabını daha veremeyenler, şimdi kalkmışlar CHP’den 500 bin lira istiyorlar. Bu 500 bin lirada yol oldu sanki çok küçük bir paraymış gibi. Kimsenin şüphesi olmasın. Cumhuriyet Halk Partisi yönetiminde, milletin kör kuruşunun hesabı yargı önünde, sorumlulardan mutlaka sorulacaktır. Şimdi elinizden geleni ardınıza koymayın. Ama bir başka hesap da sandıkta, milletimiz tarafından, milletin mutluluğunu çalanlardan sorulacaktır.

NE UMUT, NE MUTLULUK KALDI

Bakın şimdi vereceğim rakamlar CHP’nin rakamları değil, TÜİK’in rakamları. 2003’de ben mutluyum diyen yurttaşlarımızın toplam nüfusa oranı; Yüzde 60’mış. 2016’da yüzde 61’e kadar çıkmış. Ama 2016’dan itibaren her yıl sürekli düşmüş, 2020’de de yüzde 48’e gerilemiş. TÜİK’in yaşam memnuniyeti anketinde, dört yıldır üst üste düşüşle bu ülkede ilk defa karşılaşıyoruz. Milletimiz mutlu değil. Mutluda değil, gelecekten de umutlu da değil. 2016’dan bu yana millet gelecekten umudunu kesmiş vaziyette. “Bir yıl sonrası daha iyi olacak” diyenler, 2016’da yüzde 42’ydi. Şimdi 2020’ye geldik yüzde 29’a düşmüş. Bu tablonun sorumlusu kim Sayın Erdoğan? Ülkeyi kim yönetiyor?

BEŞLİ HAVUZ CUNTASINDA, PASTA KÜÇÜLÜNCE KAVGA BÜYÜDÜ

Ama artık herkes biliyor ki, Erdoğan’ın şahsım hükümeti, milletin mutluluğu için değil, yandaşın mutluluğu için çalışıyor. Erdoğan’ın Şahsım hükümeti, Kamu-Özel İşbirliği garantileri nedeniyle, sadece bu yılın ilk ayında, Ocak ayında beşli havuz cuntasına, 3,4 milyar lira para ödemiş. Ama bunlara para yetmiyor. Üçüncü havalimanına yolcu gelmeyince, yandaş müteahhitler havalimanı kirasını ödemeyelim, kirayı öteleyelim diye yine Erdoğan’ın kapısını çalmışlar. Beşli havuz cuntası, Dövizli Garantileri almaya gelince şahin. Ama devletin kirasını ödemeye gelince serçe. Ama öyle gözüküyor ki beşli cunta arasında da sorunlar çıkmaya başlamış. Şimdi ihalelerde birbirlerini şikâyet ediyorlarmış. Aslında bu hep böyledir. Pasta küçüldükçe kavga büyür.

KIRIK KOL, YEN İÇİNDE KALMIYOR

Sarayın, milletimize tepeden bakan, milletimizi görmeyen tavrına, artık kendi partilileri AK Partililer de isyan ediyor. Konya’da İl başkanlığına adaylığı engellenen bir AK Partili, “Parti zenginler kulübü oldu” diye bağırıyor. Yine partiden istifa eden bir vatandaşımız, “Önceden garibanın partisiydi, şimdi parası olanın partisi oldu” diyor. AK Partili il yöneticisi, Urfa Büyükşehir Belediye Başkanına, “Senin oğlun çuval çuval para götürürken, esnaf ekmek götüremiyor” diye isyan ediyor. Sonra değiştiriyor ama önemi yok. Yani artık kol kırılıp, yen içinde kalmıyor. Kokular arşa yükseliyor.

HÜKÜMETİN BEYİN ÖLÜMÜ GERÇEKLEŞTİ

Sayın Erdoğan, size tavsiyemiz “hatalarınızla artık yüzleşin.” Başkalarını suçlamayın. Sorumluluk sizin. Bu sorumluluğu olgunlukla kabullenin. Bu millete verecek artık bir şeyiniz kalmadı. Millete söyleyecek sözünüzde tükendi. Metal yorgunusunuz, kopyala, yapıştır konuşmalarla, milletin daha fazla zamanını almayın. Bu hükümetin beyin ölümü gerçekleşti. Bunu kabullenin. “Fişi çekmesi için”, biran önce sandığı milletin önüne koyun, milletin hakemliğine başvurun.  

YENİ VE GÜÇLENDİRİLMİŞ PARLAMENTER REJİMİ GETİRECEĞİZ

Biz kendimize güveniyoruz. Biz milletimizin sıkıntılarını bitirmeye talibiz. Liyakatli, tecrübeli yeni genç kadrolarımızla, Cumhuriyet Halk Partisi ülkeyi yönetmeye hazırdır. Ülke yönetiminde temel prensibimiz; “Yurtta barış, dünyada barış” olacaktır. Çünkü ülkemiz kavgadan, kutuplaşmadan, gerginliklerden çok yoruldu. Ağzımızın tadı tuzu kalmadı. Biz şuna inanıyoruz; birlikten kuvvet doğar. Bu ülkede demokrasiye inanan tüm dostlarımızla, kimseyi ötekileştirmeden, dışlamadan, herkesi kucaklayarak, Yeni ve Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Rejimi, mutlaka bu ülkeye getireceğiz. Cumhuriyetimizi gerçek demokrasiyle taçlandıracağız. Tarafsız Cumhurbaşkanlığı makamı, milletimizin ve devletimizin birliğini temsil edecek. Bizim yönetimimizde, devlet vatandaşına hesap sormayacak, devlet vatandaşına hesap verecek. Devlette “şeffaf ve şefkatli” yönetim anlayışını hâkim kılacağız.

KURUMLARIN ÜZERİNDEN SİYASET GÖLGESİNİ KALDIRACAĞIZ

Kurallı ve öngörülebilir bir yönetim olacağız. Kurallı ve öngörülebilir bir yönetim de, ancak güçlü kurumlarla olur. Gücü; “Yasama”, “Yürütme”, “Yargı” arasında dağıtacağız. Kontrolsüz güç, güç değildir. “Bağımsız ve güvenilir yargı” olmazsa olmazımızdır. Hâkimlerin ve Savcıların işe alımında “mülakat sistemini” kaldıracağız. Hâkimler ve Savcılar katı bir liyakat sistemiyle işe alınacak. Yine liyakat sistemi çerçevesinde görevlerinde yükselecekler. Hâkim ve Savcılarımızı politik baskılardan korumak için, gerekli düzenlemeleri yapacağız. Hâkim ve savcılarımıza coğrafi teminat getireceğiz. Yine düzenleyici ve denetleyici kurumlarımızdan, siyasetin gölgesini kaldıracağız. Merkez Bankası bağımsızlığını güçlendireceğiz. Merkez Bankası Başkanının keyfi kararlarla, görevinden alınmasını engelleyeceğiz.

ULUSLARARASI STANDARTLARDA YOLSUZLUKLA MÜCADELE STRATEJİSİ

Uluslararası standartlarda bir Yolsuzlukla Mücadele Stratejisini hayata geçireceğiz. Siyasetin finansmanını saydamlaştıracağız. Kara paranın aklanmasını engellemek için,  mevzuatımızı BM standartlarıyla uyumlu hale getireceğiz. Vergisini düzenli ödeyeni cezalandırmayacağız. Aksine dürüst mükellefi ödüllendirecek mekanizmalar kuracağız. Başta Kamu-Özel İşbirliği ve Türkiye Varlık Fonu gibi, bütçe dışı uygulamalara son vereceğiz.

DIŞ POLTİKADA İKİ AKS

Yeni dönemde “Dışişleri Bakanlığımız” özel bir öneme sahip olacak. Büyükelçilik makamını, siyasi arpalık olmaktan çıkaracağız. Bu makamı liyakat ve kariyer makamı haline getireceğiz. Dosyasına hâkim, iyi yetişmiş diplomatlarımızla, küresel ve bölgesel diplomasiye ağırlık vereceğiz. Dış politikamızı iki stratejik aks üzerine inşa edeceğiz: Devletimizin bekası, milletimizin refahı.

DOĞU AKDENİZ’İN ROTTERDAM’I

Biz Doğu Akdeniz’de uluslararası işbirliklerini önemsiyoruz. Milli çıkar ve menfaatlerimize halel getirmeden, bu bölgeyi, bir refah ve zenginleşme alanı olarak görüyoruz. Türkiye, bu yakın coğrafyanın en büyük ve olgun ekonomisidir. Körfez ülkelerinden başlayarak, Doğu Akdeniz’e kadar uzanacak “Refah Hilalinde”, Türkiye’yi önemli bir aktör haline getireceğiz. Mersin, Ceyhan ve İskenderun Körfezi’ni, tüm Doğu Akdeniz’in Roterdam’ı yapacağız.

SURİYELİLERİ GÜVEN İÇİNDE ÜLKELERİNE GÖNDERECEĞİZ

Milli çıkarlarımız ve karşılıklı menfaat temelinde, bölge ülkeleriyle bozulmuş ilişkilerimizi onaracağız. Suriye’de normalleşmenin hızlanmasına katkı vererek, misafir ettiğimiz 5 milyon Suriyeliyi güven içinde ülkelerine göndereceğiz. Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı’nın kurulmasına, öncülük edeceğiz.

SALGININ GETİRDİĞİ FIRSAT VE RİSKLER

Küresel salgın sorunlarla beraber, yeni fırsatlar da getirdi. Fırsatlardan biri de, küresel değer zincirlerinin kısalmasıdır. Dünyadaki dönüşümleri izlemek, ortaya çıkan fırsatları, ülkemizin potansiyeliyle buluşturmak üzere, Başbakanlığa bağlı “Stratejik Planlama Teşkilatı”nı kuracağız.

ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMİN İKİ SORUNU: KATI İŞSİZLİK VE ZOMBİ ŞİRKETLER

Ama salgın fırsatlar getirdiği gibi, bazı ciddi yükleri de beraberinde getirdi. İki sorun özellikle yakın dönemde ekonomimiz üzerinde baskısını sürdürecek. Bunlardan ilki “katılaşan işsizlik”, ikincisi ise “mali durumu sürdürülemez şirketler.” İşsizliği azaltmak üzere, iddialı bir “istihdam stratejisi” uygulayacağız. Maliye politikasındaki manevra alanını, belirli bir program çerçevesinde ve hedef odaklı olarak bu amaç için kullanacağız. Özellikle küçük esnaflarımızın ve çiftçilerimizin yanında olacağız. Esnafımızın, çiftçimizin borçlarının faizlerini sileceğiz. Anapara borçlarını uygun bir vadeye yayacağız. Mali durumu sıkıntılı, ancak geleceği ve potansiyeli olan şirketlerimizle, küresel değer zincirinde yer bulacak şirketlerimizi, Kalkınma Planlarımızdaki öncelikleri de dikkate alarak destekleyeceğiz. Ancak, artık “zombi şirket” haline gelmiş şirketleri de, ekonomideki kıt kaynakları çekip, tüketen bu şirketleri de, sistemin dışına hızla taşıyacak düzenlemeleri de yapacağız.

ÜÇ YENİ: YENİ KADROLAR, YENİ KURALLAR, YENİ KURUMLAR

Biz tüm bu politika setini “Üç Yeni” ile özetliyoruz. Yeni kadrolar, yeni kurallar, yeni kurumlar. Biz hazırız, Cumhuriyet Halk Partisi hazır. Kendimize güveniyoruz. Artık sandığın milletimizin önüne gelmesini sabırsızlıkla bekliyoruz. Milletimiz de kimin ne olduğunu görüyor. Geleceğini, mutluluğunu, umutlarını çalanları biliyor. Artık milletten kopmuş kadroların notunu da veriyor. Sandık önüne gelsin diye milletimizde bekliyor. Sandık önüne geldiğinde de gereğini yapacak. Geleceğini, mutluluğunu, umudunu çalanları evlerine gönderecek.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

Soru- E            fendim bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan sizin de adınızı zikrederek “IMF’ye bir kuruş borcumuz yoktur” dedi. Siz de aslında rakamları verdiniz ama bunun bir açıklamasını alırsak?

Faik ÖZTRAK- Bugün bizim ligimizde olan birçok ülkenin IMF’ye borcu kalmadı geçmişteki küresel sermaye bolluğu nedeniyle. Ama ben bir şeyi hatırlatmak isterim. Uluslararası Para Fonu’ndan son borç alan Sayın Erdoğan’ın hükümetidir.

Soru- CHP’nin firari damadı bul paylaşımı sonrası Berat Albayrak’ın Avukatı, Ömer Çelik ve son olarak da Bakan Lütfü Elvan’dan “kınıyoruz” açıklamaları geldi. Albayrak’ın avukatı da CHP’ye 500 bin liralık manevi tazminat davası açacaklarını duyurdu. Sizin buna ilişkin yorumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Bugün de uzunca süredir bu konuda suskun olan kayınpederde konuştu. Konuşmamda da dediğim gibi, herhalde damadı bir yerlere getirme hazırlığı var. Açıkçası bu lafların hepsini trajikomik buluyorum. Üç ayda yaşananları ne çabuk unuttuk. Damat istifasını instagram hesabından verdi. Instagram hesabından istifa herhalde dünyada bir ilk. Yandaş basın ise damadın istifasını 27 saat haber yapamadı. Hazine ve Maliye Bakanlığının internet sitesinde damatla ilgili tüm haber ve paylaşımlar silindi. Kayınpederi damadını ademe havale etti. Damat da ortadan kayboldu. Üç aydır ortada yok.

Ama ortada da kayınpeder damat ikilisinin Merkez Bankası kasasından buharlaştığının hesabını vermesi gereken 128 milyar dolar var. Bu hesap verildi mi? Verilmedi. Milletin 128 milyar dolarının hesabını önce vereceksiniz, hangi imzalarla, hangi arka kapı operasyonlarıyla, hangi yetkiye istinaden bu 128 milyar doları götürüp kamu bankalarına verdiniz hazine üzerinden de geçirip. Sonra kamu bankaları bunları hangi kriterlere göre dağıttı. Bu hesabın verilmesine bu ülkede ihtiyaç var. Şimdi çıkıp “Kişilik haklarım zedelendi, 500 bin lira tazminat isterim” diyerek bunların üstünü örtemezsiniz.

Haklıyı haksız çıkarmaya kimse kalkışmasın. Milletimiz çünkü kimin ne olduğunu biliyor. Bu yaşanan çürümeyi de görüyor, herkesin notunu veriyor. Sandığı bekliyor sabırsızlıkla. Sandıktan sonrada milletin buharlaşan 128 milyar dolarının hesabını sormak da anlaşılan bize düşüyor.

Soru- HDP’li 9 milletvekiliyle ilgili fezleke TBMM Genel Kuruluna geldiğinde CHP’nin tavrı ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Şimdi daha fezlekeler TBMM’ye gelmemiş bu sabah Meclis Başkanının yaptığı açıklamadan bunu anlıyoruz. Şimdi bir fezlekenin içeriği nedir bir görelim. Her bir fezlekenin tek tek içeriğine bakmak lazım… Ama biz hep şunu söylüyoruz, asıl olan milletvekilliği dokunulmazlığıdır. Anayasamızda milletvekilliği dokunulmazlığı getirilmiştir. Devlet intikam duygularıyla yönetilmez, aklıselimle yönetilir. Ama bir şey daha var. Bugüne kadar gördük ki, bazıları bu milletvekilliği dokunulmazlığı konusunda normal milletvekillerinden daha imtiyazlı. 17 – 25 Aralık yolsuzluklarından sonra o dönemde sorumlu olan bakanlar kesintisiz dokunulmazlık kazandılar. Ben merak ediyorum, bu soruları sürekli bize yönelten basın organı neyi bulmaya çalışıyor? Şu meseleyi yani hem sürekli dokunulmazlık kazanan, hem de bu paraları buraya FETÖ koymuştur deyip daha sonra o paraları faiziyle birlikte alıp cebe indirenlerin hesabını neden sormuyor?

Soru- Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan geçen hafta bir il kongresinde ABD’ye “NATO müttefikimiz iseniz bizim yanımızda olmak zorundasınız” demiş, sert çıkmıştı. Dün ise üslubu daha yumuşaktı. “İki ülke ilişkisinde kazan kazan temelinde müttefiklik için Türkiye üzerine düşeni yapacaktır” dedi. Bu iki üslup arasındaki farkı siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Vallahi hayretle, biraz da gülerek değerlendiriyoruz. Sayın Erdoğan görebildiğimiz kadarıyla hala daha Büyük Ortadoğu Projesinin Eş Başkanı. Bildiğimiz kadarıyla bu görevinden istifa etmedi. Hatırlarsanız “bu çerçevede bizim belirli görevlerimiz var” diyordu. Ama anlaşılan şimdi Beyaz Saray’dan BOP Eş Başkanı olarak bilgi almakta zorlanıyor. Onun içinde üslubunu yumuşatma ihtiyacı hissediyor. Bu ülkede zaten dışişleri devre dışı, tek adam Washington’dan esen rüzgarlara göre eğilip bükülüyor.

Soru- “FETÖ’cü Albay Serdar Atasoy YAŞ’ta nasıl yükseldi?” sorusuna Bakan Hulusi Akar “Terfi öncesinde bilgi belgelerinde olumsuzluk yoktu, terfiye engel yoktu” dedi. Siz bu cevabı yeterli buldunuz mu?

Faik ÖZTRAK- Nasıl yeterli bulalım? Bu FETÖ’cü Albay hakkında belli tahkikatlar zaten daha önceden yapılmış. Kara Kuvvetleri Komutanımız da bu kişi hakkında gerekli uyarılarda bulunmuş. Buna rağmen önce Yüksek Askeri Şura’da bu şahıs paşa yapılmış, ondan sonra daha da kötüsü Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na İstihbarat Daire Başkanlığı gibi son derece stratejik bir göreve atanmış. Bu atamaların altında kimin imzası var? Anlaşılan daha hala ordumuzun içinden FETÖ örgütünün unsurları temizlenememiş.

Yine öyle gözüküyor ki, bu askerin general yapılmasında, istihbaratın başına getirilmesinde, bu kararların altına imza atan ve uzunca bir süredir “FETÖ’nün siyasi ayağıdır” deyip cevap alamadığımız kişilerin imzası var. Tekrar söylüyorum, Kara Kuvvetleri Komutanı YAŞ kararına rağmen bu FETÖ’cüyü İstihbarat Daire Başkanı görevine başlatmamış, tedbirli davranmış. Milli Savunma Bakanı Kara Kuvvetleri Komutanı’nın sahip olduğu hassasiyeti neden göstermemiş? Milli Savunma Bakanı Kara Kuvvetleri Komutanı’nın sözlerine neden itibar etmemiş? Bu atamaya müdahale eden FETÖ’nün siyasi ayağı kim? Bunları öğrenmek milletimizin hakkıdır.

Soru- MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli Kemal Derviş üzerinden size yönelik bir takım eleştiriler yöneltti. Sizin bu konuda bir yorumunuz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Yani Sayın Bahçeli’nin sözlerini ciddiye almıyorum. Ama şunu da hatırlamadan geçemiyorum. Herkesten Cumhurbaşkanı olur Erdoğan’dan Cumhurbaşkanı olmaz diyen Sayın Bahçeli değil mi? Sonra kendisini Cumhurbaşkanlığına taşıdı. İstanbul seçimlerinde bölücü terör örgütü elebaşından mektup istemeyi içine sindirdi. Uygur Türkleri mezalime uğrarken iki kelam dahi edemedi. Süleyman Şah Türbesi’ni sırtlayıp kaçanlara önce demediğini bırakmadı sonra onlarla suç ortağı oldu. Ve en sonunda da bunların hesabını soramayan Bahçeli, şimdi kalkmış kendi onayıyla bakanlık makamına gelen Sayın Kemal Derviş’ten hesap sormaya kalkıyor. Kusura bakmayın ama bunların ciddiye alınır bir yanı yok.

Soru- İçişleri Bakanı Soylu, HDP’li Dirayet Dilan Taşdemir’in Gara’ya gittiğini söylemiş ve Taşdemir hakkında soruşturma başlatılmıştı. Siz Taşdemir’in Gara’ya gitmesine ne diyorsunuz, hakkında bir fezleke gelirse parti olarak bu konudaki tavrınız ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Şimdi milletvekili diyor ki, “ben gitmedim.” İçişleri Bakanı diyor ki, “gitti.” Önce bir dosya ortaya çıksın ondan sonra gerekenler konuşulur.

Teşekkür ederim.

ULUSAL YAS İLAN EDİLSİN

CHP Sözcüsü Öztrak, Irak’ın Gara bölgesinde yürütülen operasyon sırasında 13 yurttaşın şehit edilmesinin ardından, AK Parti Kongrelerinde espriler, şakalar yapılmasını, slogan atılmasını eleştirerek, “Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, ulusal yas ilan edilmesini istiyoruz. Suudi Arabistan’ın kralı için yas ilan edip, Bayrağımızı yarıya indirenler, en azından 13 şehidimiz için 3 gün ulusal yas ilan etmeliler” diye konuştu.   

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Bugün Merkez Yönetim Kurulu toplantımızın gündeminde, Kuzey Irak’ta gerçekleştirilen operasyon ve ardından gelen şehit haberleri, dış politikadaki son gelişmeler, ülkemizde süren; sağlık krizi, devlet krizi, ekonomik kriz sonucunda, milletimizin üzerine adeta bir karabasan gibi çöken, “Büyük buhran” ve bu çerçevede alınması gereken tedbirler vardı.

KELİMELERİN BOĞAZDA DÜĞÜMLENDİĞİ AN

Bazı anlar vardır. İnsan yutkunmakta, nefes almakta bile güçlük çeker. Söz biter… İçimizi derin bir keder ve acı kaplar. Kelimeler insanın boğazında düğümlenir. Dün ne yazık ki böyle bir gündü. Irak’ın Gara bölgesinde yürütülen askeri operasyonda, hain bölücü terör örgütü, yıllardır rehin tuttuğu, askerlerimizi, polislerimizi, kamu görevlisi 13 yurttaşımızı, 13 silahsız insanımızı, bir mağarada acımadan vurdu. Alçakça şehit etti. Terör bir insanlık suçudur, nereden ve kimden gelirse gelsin, terörden fayda ummak, ya da terör karşısında suskun kalmak da bir insanlık suçudur. Biz, terörün ve teröristin her türlüsünü lanetledik, lanetliyoruz, lanetleyeceğiz. Bu güzel topraklar terörden çok çekti. Gencecik fidanlarımız, vatan toprağına düştü. Analar, aileler perişan oldu. Nice ocaklar söndü. Dün 13 aileye, 13 baba ocağına kor ateşler düştü. Biliyoruz, “Ateş düştüğü yeri yakar” ama bizimde üzüntümüz sonsuz.

SORULARA YANIT BİLE VERMEDİLER

Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bölücü terör örgütünün rehin aldığı kamu görevlilerimizin durumunu TBMM gündemine defalarca taşıdık. Arkadaşlarımız bunu defalarca sordu. Aldığımız cevap bu… 5 soru sormuşuz bir tanesine cevap almışız. Cevaba bakın, “Terör örgütleriyle mücadeleye yönelik keşif, gözetleme, operasyon ve faaliyetler azim ve kararlılıkla devam etmektedir. Hulusi Akar, Bakan.” Bu. Şimdi genel görüşme yapacaklarmış.

OLAYI AÇIKLAMAK YİNE VALİ’YE DÜŞTÜ

Genel Başkanımız evlatları kaçırılan bu ailelerle defalarca görüştü. Ailelerin sıkıntı, beklenti ve şikâyetlerini, dönemin başbakanına aktardı. Arkadaşlarımız kaçırılanların aileleriyle beraber, TBMM’de basın toplantıları yaptı. Bu konuda çok sayıda önerge verdi. Terör örgütünün kaçırdığı kamu görevlilerinin akıbetini, yurttaşlarımızı sağ salim evlerine döndürmek için, Erdoğan’ın şahsım hükümetinin neler yaptığını, hep öğrenmeye çalıştık. Biraz önce gösterdim cevap bu. Ve dün, insanı kahreden o acı haberle sarsıldık. Gara’daki operasyonlarda, şehit olan üç Mehmetçiğimizle beraber, şehitlerimizin sayısı 16’ya çıktı. İçimiz yandı, yüreğimiz parçalandı. Ve her acı olayda olduğu gibi bu acı haberin de detaylarını vermek, Valiye,  Malatya Valimize düştü. Tıpkı İdlib’de 36 Aslanımızı kaybettiğimizde, 36 Mehmetçiğimiz, Rus uçakları tarafından şehit edildiğinde, acı haberi Hatay Valisi’nden öğrendiğimiz gibi… Geçtiğimiz yıl tam da bu zamanlar yaşanan bu acı olayın, nedenini, niçinini ve sorumlularını hala bilmiyoruz. Bu konuda da kamuoyunun bir an önce aydınlatılmasını bekliyoruz.

HASBİ OLMAK YETMEZ, HESABİ DE OLMAK GEREKİR

Terörle mücadelenin sizi, bizi yoktur. Terörle mücadele “milli bir meseledir”. Terörle mücadelede; siyasi şovlara, kurusıkı tehditlere, boş naralara, nutuklara yer yoktur. Ve bu mücadele yürek işi olduğu kadar, aynı zamanda akıl işidir. Sadece hasbi olmak yetmez. Hesabi de olmak gerekir. Vali’nin verdiği bilgiler, bu gerçekle bir kez daha yüzleşmemize neden oldu.

ÇÖZÜM SÜRECİNDE KAÇIRILDILAR

Bölücü örgütün rehin aldığı görevlilerin tamamı, 2015 ve 2016 yıllarında kaçırılmış. Yani o ilk düğmesi yanlış iliklenen, milletin meclisinden kaçırılan, kapalı kapılar ardında, gizli saklı işi kotarmaya çalışan, şahsım hükümetinin yürüttüğü sözde “çözüm sürecinde”. Yani Şahsım hükümetinin başının Valilere; “Aman teröristlere dokunmayın” talimatını verdiği, Erdoğan’ın Dolmabahçe’de kimin nereye oturacağını, A-4 kâğıda bizzat kendinin çizdiği ve görevlilere verdiği dönemde. Şimdi o süreçte yapılan hataların bedelini, şehitlerimizin aileleri ve milletimiz ödüyor.

BÖLÜCÜLERİN DEĞİRMENİNE SU TAŞIMASINLAR

Tekrar ediyorum: Terör bir insanlık suçudur. Mücadele buna göre ve bu ciddiyetle yapılmalıdır. Hatalardan ders çıkarmak bir erdemdir. Yeter ki ifrat ile tefrit arasında savrulma olmasın. Yeter ki yeni hatalara, yeni yanlışlara yelken açılmasın. Yeter ki tam da terörün ve teröristin istediği gibi, “Terörle mücadele ediyorum” deyip, milletimiz “senden, benden” diye bölünmesin. Bölücülük yaparak, bölücü terörle mücadele edilmez. Herkesin ağızdan çıkanı kulakları duyacak. Akılla, izanla, sağduyuyla herkes hareket edecek. Ülkeyi yönetenler, kendi kusurlarının üstünü örteyim derken, bölücülerin değirmenine su taşımayacak!

MİLLET YASTA, AK PARTİ GENEL BAŞKANI ESPRİ YAPIYOR

Dün 13 şehidimizin olduğunu öğrendik. Milletimiz derin bir yasta. Ama bugün AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’ı kongrelerinde izledik. Espriler, sloganlar, tezahüratlar… İçimiz sızladı, gerçekten içimiz sızladı. Milletin içi kan ağlarken, bu görüntüleri üzüntüyle karşıladık.

“BAŞARISIZ” OPERASYONDA ŞEHİT OLDULAR

Ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’ın bugünkü sözlerinden öğrendik ki 13 kamu görevlisi, başarısız bir kurtarma operasyonu esnasında şehit düşmüş. Başarısız olduğunu kendi söyledi, kendi ağzından çıktı.

3 GÜN YAS İLAN EDİLSİN

Üzüntümüz, bu haberle daha da katlandı. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, ulusal yas ilan edilmesini istiyoruz. Suudi Arabistan’ın kralı için yas ilan edip, Bayrağımızı yarıya indirenler, en azından 13 şehidimiz için 3 gün ulusal yas ilan etmeliler.

DAHA FAZLA REZİL OLMAYIN, EDEBİNİZLE SUSUN

Bu arada dün Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal ve Sarayın Altun çocuğu iletişim memuru, milletin aklıyla alay eden açıklamalar yaptılar. Bu açıklamaları kınıyoruz. Beyefendiler bir kendinize gelin, 13 aslan parçamız mağaralarda rehin tutulurken bölücü terör örgütü tarafından, sizler bölücü elebaşından mektup dilenip, kardeşini devlet televizyonlarına çıkarıyordunuz. Kırmızı bültenle aranan Osman Öcalan’ı, devletin televizyonuna çıkaran, “Gerekirse Karayılanı da TRT’ye çıkarırız” diyerek savunan siz değil miydiniz? Yine çözüm sürecine “Yeni Türkiye’nin Kuruluş Sözleşmesi” diyen, sizler değil miydiniz? Riyakârlığın bu kadarına da pes! Daha fazla rezil olmayın, edebinizle susmayı bilin.

TERÖRÜN ÜSTESİNDEN GELECEĞİZ

Türkiye Cumhuriyeti büyük bir devlettir. Terörün üstesinden elbette geliriz, geleceğiz. Akılla, yürekle, azimle ve güçlü bir iradeyle, bu terör belasını alt edeceğiz. Bundan kimsenin şüphesi, kuşkusu olmasın. Biz bir kez daha, bölücü terör örgütünün bu hain eylemini lanetliyoruz. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz. Ailelerinin acılarını paylaşıyoruz. Milletimize ve şehitlerimizin acılı ailelerine, yüce Allah’tan sabır diliyoruz. Biran önce bunun sorumlularının yakalanmasını istiyoruz.

VAKA SAYISINDA İLK 10 ARASINDAYIZ

Bir hükümetin en öncelikli görevi, yurttaşlarının canını ve sağlığını korumaktır. Erdoğan’ın şahsım hükümeti, milletimizin ne canını ne de sağlığını koruyabiliyor. Salgın da günlük vaka sayıları, kritik seviyelerin üzerinde geziniyor. Buna karşın, geçtiğimiz günlerde, 180 binleri bulan günlük test sayısı, şimdi 104 binlere kadar düşürüldü. Düşük test sayısı eşittir, düşük vaka sayısı. Bu gerçeğe rağmen, hala dünyada toplam vaka sayısında ilk 10 ülke arasındayız. Salgınla mücadele denerek lokantalar kapatılıyor ama ülkeyi yöneten AK Parti Genel Başkanı, sosyal mesafe dinlemeden, çalgılı, türkülü kongreler yapıyor. Hal böyle olunca, salgının artışa geçmesine çok da şaşırmamak gerekiyor.

AŞIDA PATİNAJIN SORUMLUSU ŞAHSIM HÜKÜMETİ

Uzmanlar salgında yeni pikler olabileceğine, Mutant virüs tehlikesine işaret ediyor. Çünkü aşılamada işler yavaş gidiyor. Her gün 1 milyon 100 bin kişiye aşılayacağız diyenler. Bunun onda birini ancak yapabildiler bugüne kadar. Bir ayda yaptıkları toplam aşı 3 milyon 900 bin. Amerika Birleşik Devletleri’nde her 100 kişiden 15’i, İngiltere’de 22’si, Birleşik Arap Emirlikleri’nde 51’i, İsrail’de ise 73’ü aşılandı. Bizde ise her 100 vatandaşımızdan ancak 4’ü aşıya ulaşabildi. Bu hükümet salgını da yönetemedi. Şimdi aşılama sürecinde de patinaj yapıyor. Ülkeyi kim yönetiyor? Bu beceriksizliklerin sorumlusu kim? Elbette Erdoğan’ın şahsım hükümeti…

VATANDAŞI ÜZDÜ, TEFECİYİ SEVİNDİRDİ

Erdoğan’ın şahsım hükümeti, salgında milletimizi bir başına bıraktı. Canıyla cüzdanı arasına sıkıştırdı. Dünyada tüm hükümetler, vatandaşlarını ve işletmelerini virüsün ekonomik etkilerinden korumak için, salgın bittiğinde güçlü bir başlangıç yapabilmek için, işletmelerinin, vatandaşlarının kaybettikleri geliri, devletin bütçesinden destek olarak onlara verdiler. Erdoğan’ın şahsım hükümeti ise bildiği en iyi işi yaptı. Vatandaşlarımıza destek yerine, faiziyle borç verdi. Vatandaşı üzdü, tefeciyi sevindirdi.

YANDAŞA KAYNAK VAR, MİLLETE YOK

Millete beş maskeyi bedava dağıtamadı, 40 yıl vergi veren esnaflarımıza, salgında 40 gün bakamadı. Türkiye, G-20 kulübünün üyesi. 1999’dan beri dünyanın en büyük 20 ekonomisinden biriyiz. Kulübün diğer üyeleri, milli gelirlerinin ortalama yüzde 7’sini, yurttaşlarına bütçelerinden gelir desteği olarak dağıttılar. Bunu bizim gelirimize uyarlarsak, destek tutarının yani geçen yıl verilen destek tutarının 335 milyar lira olması gerekiyor. Peki Erdoğan’ın şahsım hükümeti ne kadar destek verdi? Vere vere bütçeden 6,5 milyar lira verdi. İşçinin kumbarası İşsizlik Sigortası Fonu’ndan ve milletten toplanan bağışlardan da 45,5 milyar lira. Hepsini toplarsanız 52 milyar lira. 335 milyar nerede? 52 milyar nerede? Bir başka ifadeyle G-20 üyesi ülkelerin hükümetleri yurttaşlarına 100 lira verirken, Erdoğan’ın şahsım hükümeti, bizim yurttaşlarımıza vere vere 15 lira verebildi. Yandaşa gelince kaynak çok, millete desteğe gelince kaynak yok.

ESNAF NEFES ALAMIYORSA, SORUMLU ŞAHSIM HÜKÜMETİ

Erdoğan’ın Şahsım Hükümetinin yanlış tercihleri nedeniyle, vatandaşlarımız bugün perişan. Esnaf, işçi, işveren, emekli inim inim inliyor… İsyan ediyor. Bakın bu fotoğraf bu hafta sonunda, Ankara’da Tunalı Hilmi Caddesi’nde çekildi. Kafe, Bar ve Restoran çalışanları ve işletmecileri, dükkânlarına afişler asmışlar, hükümete haykırıyorlar: “Dükkânımızı kapatma, kapatacaksan da sahip çık” diyorlar. Bu resim de Kayseri’den. Kayserili esnafımız; “Nefes alamıyoruz. Sesimizi duyan var mı?” diye dükkânına afiş asmış. Bunların sorumlusu kim? Ülkeyi kim yönetiyor? Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti.

ÇİFTÇİ CANINA KIYIYORSA, SORUMLUSU ŞAHSIM HÜKÜMETİ

Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti elinde, sadece esnaf değil, çiftçimiz de perişan. Çiftçi mazotçuya borçlu, gübre satana borçlu, yemciye, tohumcuya borçlu, Tarım Kredi Kooperatiflerine borçlu, Ziraat Bankası’na borçlu… Çiftçinin traktörüne, tarlasına, ineğine haciz yağıyor. Dün, Yozgat Yerköy’den acı bir haber aldık. Bir çiftçimiz, Osman Yılmaz, pancarı tarlada kalınca, 25 bin lira borcunu ödeyememiş, traktörüne haciz konmuş. Osman Yılmaz bunun yükünü taşıyamamış, kalp krizi geçirerek vefat etmiş. Şimdi bu ölümün sorumlusu kim? “Gelin Çiftçinin Kredi Kooperatiflerine ve Ziraat Bankasına borçlarını yapılandıralım. Çiftçiye rahat bir nefes aldıralım” diye kaç zamandır söylüyoruz, dinlemiyorlar. Kaç tane teklifimiz komisyonlarda bekliyor. Hadi bizi dinlemiyorsunuz artık bıçak kemiğe dayandı. Küçük ortağınız MHP’nin bazı milletvekilleri dediler ki bu iş böyle gitmez, bu borçları yapılandıralım. Bunların sesine kulak verin. Buradan çağrı yapıyoruz. MHP çiftçi borçlarının yapılandırılması için bir teklif getirsin. Biz, verdiğimiz teklifleri geri çekebiliriz. MHP’nin getireceği teklifi de destekleriz. Yeter ki çiftçinin derdine biran önce derman olalım. Bugün çiftçi inim inim inliyorsa, tarlalar, traktörler hacizliyse, çiftçi girdi maliyetiyle ürün fiyatı arasına sıkışmışsa, kanunların emrettiği desteği alamıyorsa, bunun sorumlusu kim? Ülkeyi kim yönetiyor? Elbette Erdoğan’ın şahsım hükümeti…

FAİZ ÖDEMESİNDE TARİHİ REKOR

Erdoğan’ın şahsım hükümeti, esnaftan, çiftçiden esirgediğini, faiz lobilerinden, bankerlerden esirgemiyor ama. Bugün, 2021 Ocak ayı bütçe rakamları açıklandı. Bismillah dedik Ocak ayında, bütçeden yapılan faiz ödemesi 21 milyar 943 milyon lira. Bu rekor, Cumhuriyet tarihinin rekoru, tek bir ayda yapılan en yüksek faiz ödemesi. Millete tüm salgın döneminde bütçeden verilen destek 6,5 milyar lira geçen yıl. Faiz baronlarına tek bir ayda bütçeden yapılan ödeme 22 milyar lira. Milletten esirgenen kaynak, faiz lobilerine aktarılıyor.

MERKEZ BANKASI TALANININ SORUMLUSU ŞAHSIM HÜKÜMETİ

Kayınpeder, damat bir olmuşlar, Merkez Bankası kasasındaki 128 milyar doları buhar etmişler. Şimdi millet yüksek faiz, yüksek kur arasına sıkıştırıldı. Merkez Bankasının hini hacette kullanılacak milletin yedek akçeleri bile tüketildi. Merkez Bankasından para gelmeyince, Ocak ayında bütçe açığı da sıçradı gitti. Ocak’ta bütçe açığı 24 milyar lira.  Bu da tüm Ocak ayları itibariyle en yüksek bütçe açığı… Millete verilmeyen destekler, faiz lobilerine verildiyse, millet yüksek faiz, yüksek kur arasında ezildiyse, Merkez Bankasındaki kefen paraları bile talan edildiyse, 128 milyar dolar peşkeş çekildiyse, sorumlu kim? Bu ülkeyi kim yönetiyor? Elbette Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti.

VERESİYE DEFTERLERİ ARŞA ULAŞTIYSA SORUMLUSU ŞAHSIM REJİMİ

Erdoğan’ın şahsım hükümetinde, postacılar mektup yerine icra tebligatı yetiştirir oldular. Muhtarlarımızın masaları icra tebligatlarıyla doldu. İnsanlar borçları ödeyemiyorlar. Bakkalların veresiye defterlerindeki borçlar Everest seviyesine ulaştı. İstanbul İstatistik Ofisi’ne göre; salgın döneminde; İstanbul’da veresiye alışveriş yapanların sayısı yüzde 32, veresiye defterlerindeki borç ise yüzde 55 artmış. Yine İstanbul Barometresi araştırmasına göre, kentte yaşayanların yüzde 57’si, geçtiğimiz ay, geçinebilecek kadar para kazanamadım diyor. Millet geçinecek parayı kazanamıyorsa, icra tebligatları çığ gibi büyüdüyse, veresiye defterleri arşı alaya ulaştıysa bunun sorumlusu kim? Ülkeyi kim yönetiyor? Elbette Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti…

ÇAKMA GOEBBELS

Erdoğan’ın Şahsım Hükümetinde, yoksulluk, işsizlik, açlık korkunç bir tsunami olmuş, milletimizi ezip, geçiyor. Milletin aç olduğunu görmeyen Erdoğan, “Açım, aç” feryatlarını da duymamazlıktan geliyor. Elazığ’da, bir yurttaşımız, “Ben açım, açım” diye Erdoğan’a sesleniyor. Erdoğan duymamazlıktan geliyor. Erdoğan’ın koruması bir gayret vatandaşa tercümanlık yapayım diyor. Ama nafile, Erdoğan duymuyor. Bugünde Vali bu hanımefendiyi oraya çağırmış oradan konuşturuyor şöyleydik de, böyleydik. Kusura bakmayın ama eğer bu akıllar Saray’ın iletişim direktörünün Altun çocuğun akıllarıysa bu çakma Goebbels’likten başka bir şey değil bunlar hiç işe yaramaz.

MİLLET ÇÖPTEN RIZIK TOPLUYORSA SORUMLUSU ŞAHSIM HÜKÜMETİ

İnsanlarımız “açım aç” diye feryat ediyorsa, yurttaşlarımız çöpten rızık topluyorsa, Erdoğan’ın yandaş basını, “Markette alışveriş nasıl yapılmamalı ki ucuza bu işi kapatalım” diye, manşetler atıyorsa, devletin resmi ajansı kendi esnafını bırakıp, Japonya’da, Japon esnafının halini görüntülemeye gidiyorsa, devlet televizyonuna “çöpten nasıl yemek yapılır” diye, program yaptırılıyorsa, bugün ninelerimiz, analarımız semt pazarlarının döküntülerinden, evinde tencere kaynatmaya çalışıyorsa, bunların sorumlusu kim? Ülkeyi kim yönetiyor? Elbette Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti…

VATANDAŞ İŞİNİ KAYBETTİYSE SORUMLUSU ŞAHSIM HÜKÜMETİ

Erdoğan’ın Şahsım Hükümetinin elinde, ülkede işsizlik de arşı alaya çıktı. TÜİK, iş bulma ümidini yitirmişleri işsiz saymıyor. TÜİK’in 4 milyon dediği işsiz sayısı, gerçekte 11 milyonu aştı. TÜİK’in yüzde 12,9 dediği işsizlik oranı gerçekte yüzde 31’i aşıyor. Son 25 ayın 23’ünde millet işini kaybetmiş. Son bir yılda işini kaybedenlerin sayısı 1 milyonun üzerinde. Bıraktık istihdam yaratmayı, olan istihdamı da koruyamıyoruz, olan işleri de koruyamıyoruz. Bir ekonominin başarısı ne kadar iş yarattığı ile ölçülür. Ekonominiz iş yaratamıyorsa, olan işleri dahi kaybediyorsanız, bunun sorumlusu kim? Ülkeyi kim yönetiyor? Elbette Erdoğan’ın şahsım hükümeti…

BAŞIMIZA NE GELİYORSA, KİMSEYİ DİNLEMEMEKTEN GELİYOR

Erdoğan’ın şahsım hükümetinde, en çok acı çekenlerin başında maalesef gençlerimiz, ülkemizin umudu, stratejik üstünlüğü gençlerimiz geliyor. Üniversitelerde bilimsel özerklik rafa kalkmış durumda. Bilim yuvası olması gereken üniversiteler, Erdoğan yandaşlarına arpalık olmuş. Üniversitelerde liyakat yerine, Saraya sadakat esas olmuş. 68 üniversite rektörünün, hiçbir “uluslararası yayını” yok. 71 rektörün, “uluslararası atıf almış” çalışması yok. 20 üniversite rektörü, doğrudan AK Partili. Ya eski vekil, ya da AK Parti’den aday adayı… Erdoğan az sayıdaki nitelikli üniversitemizi de, siyasi atamalarla diğer okullara benzetmeye çalışıyor. Boğaziçi Üniversitesi’nde olmadık işler yapıyor. Gençlerin sesini dinlemiyor. Zaten başımıza ne geliyorsa bu kimseyi dinlememekten geliyor.

SARAYIN POGROM MEDYASININ YAPTIĞI ALÇAKLIK

Saray’ın Pogrom medyası, yani linç makinesi, gencecik yavrularımızı bugün de hedefine koymuş. Uludağ’da sosyal mesafesiz tatile izin verip, bir de oradaki eğlence resimlerini almış “Boğaziçililer eğlendi” diye servis etmiş. Bu düpedüz alçaklıktır. Bugün üniversitelerimiz bilim üretemez hale geldiyse, yandaşlar üniversitelere doldurulduysa, intihal, yani akademik hırsızlık yol olduysa, iyi yetişmiş gençlerimiz linç ediliyorsa, bunun sorumlusu kim? Ülkeyi kim yönetiyor? Erdoğan’ın şahsım rejimi.

ÜNİVERSİTELİ İŞSİZ SAYISINI SÖYLESEYDİNİZ “ÜF” DEĞİL “OF” DERDİ

Erdoğan’ın şahsım rejimi, üniversiteleri en tepede buluşturmak yerine, vasatta buluşturmaya çalışıyor. Böyle üniversitelerden bilim çıkar mı? Nitelikli yetişmiş gençler çıkabilir mi? Çok zor. Ailelerin bin bir emekle büyüttükleri, türlü fedakârlıklarla okuttukları gençlerimiz iş bulamıyor. Üniversite mezunu işsiz sayımız 1 milyon 195 bin olmuş. Tekrar edeyim 1 milyon 195 bin kişi üniversiteyi bitirdiği halde işsiz! Ondan sonra Erdoğan çıkıyor; “Almanya Şansölyesi, üniversitelerdeki gençlerimizin sayısını öğrenince, ‘Üf’ dedi” diyor. Yanında bir de ülkemizdeki üniversiteli işsizlerin sayısını söyleseydiniz… Bakın o zaman Şansölye nasıl “Üf!” değil de, derinden bir “Of!” çekiyordu. Almanya’da üniversite mezunlarında işsizlik oranı yüzde 2. Bizde yüzde 11. Yunanistan’ın ardından, tüm OECD ülkeleri içinde, en yüksek üniversiteli işsizlik oranı bizde… Yine Tüm OECD ülkeleri arasında en çok “ev gencine” sahip ülke de Türkiye. 15-29 yaş arasında olup ne bir işte çalışan, ne de okuyan ailesinin eline bakan ev gençlerimizin oranı, yüzde 30’a dayanmış durumda. İş bulma ümidi kırılanlarla beraber, genç nüfusumuzda gerçek işsizlik yüzde 41’i buluyor.

ÜNİVERSİTELİ İŞSİZ SORUNU ŞAHSIM HÜKÜMETİNİN ESERİ

Bugün gençlerimiz üniversiteden mezun olunca iş bulamıyorsa, üniversiteli işsizler 1 milyonu aştıysa, gençlerimizin gerçek işsizlik oranı yüzde 41’i bulduysa, 37 üyeli OECD içinde en çok ev genci olan ülke biz isek, bunların sorumlusu kim? Bu ülkeyi kim yönetiyor? Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti.

İNSANLAR YOKLUKTAN CANINA KIYIYORSA SORUMLUSU ŞAHSIM HÜKÜMETİ

Erdoğan’ın şahsım hükümetinde, yurttaşlarımız yaşamlarıyla, Saraya ihtarname çekmeye başladı. Sadece Kocaeli’nde geçtiğimiz hafta içinde, dört vatandaşımız, ekonomik sıkıntılar nedeniyle canına kıydı. Geçtiğimiz günlerde İstanbul Zeytinburnu’nda gencecik bir çift, 1,5 yaşındaki yavrularını komşularına bırakıp, çaresizlik içinde hayatlarına son verdiler. Bugün bu ülkede, insanlar ekonomik sıkıntılardan canına kıyıyorsa, vatandaş “açım” diye bağırıyorsa, esnaf “Eve ekmek götüremiyorum” diyorsa bunun sorumlusu kim? Bu ülkeyi kim yönetiyor? Elbette Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti…

SALDIRILARIN SORUMLUSU ŞAHSIM HÜKÜMETİ

Erdoğan’ın Şahsım Hükümetinin yönettiği ülkede, sokaklarda gazetecilere, siyasetçilere saldırılıyor. Ülkenin Ana Muhalefet Partisi liderine, mafya, tehdit mektubu gönderiyor. Ülkeyi yönetenlerden çıt çıkmıyor. Çıkarsa da mafyayı sahipleniyor. En son Sayın Selçuk Özdağ’a saldıranlar serbest bırakılmış. Erdoğan’ın şahsım rejimi taşları bağlıyor ama gerisini sokağa salıyor. Bu ülkede gazetecilere, siyasetçilere güpegündüz saldırılıyorsa, mafya, siyaset kurumuna tehditler savuruyorsa, bunun sorumlusu kim? Bu ülkeyi kim yönetiyor? Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti…

UZAYA ÇIKALIM DERKEN, EGE’YE ÇIKAMAZ HALE GELME RİSKİ VAR

Erdoğan’ın Şahsım Hükümetinde, bölgemizde çok az dostumuz kaldı. “Komşularla sıfır sorun” dediler, ülkemizi “sorunsuz sıfır komşu” noktasına getirdiler. Bölgede iyiden iyiye yalnızlaştık. En haklı davalarımızı bile anlatmakta zorlanıyoruz. “S-400’ler konusunda hesabınızı iyi yapın. Yarın milletin sırtına yeni yükler çıkarmayın” demiştik. Sonuç: F-35 programından da çıkarıldık. Bu uçaklar için verdiğimiz 1,5 milyar dolarlık kapora yandı. Yine bu uçakların tedarik zincirinden çıkarıldığımız için, bakım onarımından çıkarıldığımız için 12 milyar dolarlık ihracat ve hizmet gelirinden de olduk. Birde ekonomik yaptırımlara maruz kaldık. Şimdi şahsım hükümeti kıvranıyor. Buldukları son çözüm: “Girit Modeli”. S-400’leri ambalajıyla depoya kaldıracaklar. Üstüne de birkaç milyar dolar daha verip, bu sefer Amerika’dan Patriot hava savunma sistemi alacaklarmış. Kaybın mali boyutları bir yana, bir de askeri boyutu var. F-35’lerden olmanın getirdiği stratejik kaybı neyle telafi edeceksiniz? Yunanistan hava kuvvetlerini yeni uçaklarla tahkim ediyor. Ege’de Hava Kuvvetleri üstünlüğünü, Yunanistan’a kaptırma riski giderek büyüyor. “Uzaya gideceğiz” derken, Ege Denizi’ne çıkamaz hale gelme riski var. Peki, tüm bu beceriksizliklerin sorumlusu kim? Ülkeyi kim yönetiyor? Elbette Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti…

SARAY’A UZAY AJANSI BAŞKANINDAN YALANLAMA

Milletin derdine derman olamayan, işsizliğe ve hayat pahalılığına çözüm bulamayan, ülkeyi derin bir buhrana sürükleyen, Şahsım Hükümetinin kibirli başı, vatandaşın gündemini çalmak için şapkadan sürekli bir tavşan çıkarıyor. Erdoğan, aybaşını göremeyen millete, “Ay’ı gör” diyerek, 2023’e randevu verdi. Ama anlaşılan evdeki hesap da çarşıya uymadı. Erdoğan’a, Uzay Ajansı Başkanından yalanlama geldi. Ajans Başkanı; “Çeşitli nedenlerle gecikmeler yaşanabilir, 2023 biraz agresif bir tarih, önemli olan hedef koymak teknik olarak beklemediğimiz problemlerle karşılaşabiliriz, tedarik zincirinde aksamalar olabilir” dedi. Şu devlet krizinin geldiği, ulaştığı noktaya bir bakın… Bürokratı, Cumhurbaşkanını tevil etmek zorunda kalıyor. Anlaşılan “Ay’a sert iniş” hedefi, daha mürekkebi kurumadan yumuşayıverdi.

MİLLETİMİZ HER ŞEYİN EN İYİSİNE LAYIK

Milletin derdini görmeyen, feryadını duymayan, kalbi mühürlenmiş, şahsım hükümetinin temelinde yer alan, sivil darbe ürünü vesayet rejimi, ülkemizdeki tüm kötülüklerin anasıdır. 2,5 yılda bu ucube rejimin çirkin yüzü artık ortaya çıkmıştır. İnsanlar bütün hataları yapacak kadar uzun yaşamazlar. Bu nedenle başkalarının hatalarından ders almalıdırlar. Ünlü Alman devlet insanı Konrad Adenauer, Berlin İkinci Dünya Savaşı’nda yakılıp yıkılıp harap olduktan sonra, şöyle diyordu: “Hazreti İsa kalkıp gelse, Alman halkı bir daha tüm yetkileri tek bir kişiye asla vermez.” Bizim milletimiz de en az Alman milleti kadar zekidir. Feraseti derindir. Ve milletimiz, her şeyin en iyisine layıktır.

MİLLET METAL YORGUNLARINI KİBİR KULELERİNDEN İNDİRECEK

Milletimiz “Ay’a bak!”, “Anayasaya bak!” diye siyasi cambazlık yapanlara, sandıkta dersini en ağır şekilde verecektir. Bu ülkeye öncelikle koltuğundan evvel milletini düşünen bir yönetim lazımdır. Öncelik milletimizle birlikte, bu metal yorgunu kadroları kibir kulelerinden indirip, sandıkla evlerine göndermektir. Bu gömleğin iliklenecek ilk düğmesidir.

YENİ KURUMLAR, YENİ KURALLAR, YENİ KADROLAR

Cumhuriyet Halk Partisi’nin millete vaadi yeni kurallar, yeni kurumlar ve yeni kadrolarla, ülkemizi Cumhuriyetimizin ikinci yüz yılına taşımaktır. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, yeni kurumlarla, yeni kurallarla, Yeni ve Güçlendirilmiş Parlamenter Rejimle, dostlarımızla birlikte ülkemizde adaleti ayağa kaldırmaya kararlıyız. Her yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır. Elbet bizimki de farklı: Biz kavgadan değil, kucaklaşmadan yana olacağız. Biz bölücü değil, birleştirici olacağız. Kırıcı değil, yapıcı olacağız. Yaraları kaşımayacağız, yaraları saracağız. Kararları tek başına değil, istişareyle alacağız. Ekmeğimizi, aşımızı, işimizi büyüteceğiz. Ve o ekmeği kardeşçe bölüşeceğiz. Biz hazırız, milletimizin hakemliğine güveniyoruz.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alayım.

Soru- Efendim Sayın Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Gara şehitleriyle ilgili başsağlığı mesajında terör örgütü PKK ifadesi kullanmamasına yönelik eleştiriler var. Bu eleştirilerle ilgili ne diyeceksiniz?

Bir ikinci sorum da efendim, MYK toplantısında dış politikaya ilişkin gelişmelerinde masaya yatırıldığını ifade ettiniz az önce. Sayın Engin Altay’da dün geçtiğimiz haftaki basın toplantısında şöyle bir ifadesi oldu. “Doğu Akdeniz, Ege, Kıbrıs, Suriye’de ve Libya’da taviz vermeyeceksin biz arkanda olacağız” dedi. Sayın Erdoğan’a yönelik bir ifadeydi bu. Buradan yola çıkarak CHP’nin dış politikayla ilgili gelişmelerdeki bakış açısı değişti mi sorusu akıllara geliyor. Cevabınız ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bir kere şunun altını çizerek başlayım. Bizim bölücü terör örgütünün ismini telaffuz etmemizde hiçbir sıkıntımız olmaz. Zaman zamanda yaptığımız bir sürü açıklamada bunu telaffuz etmişizdir. CHP bugüne kadar terör ve terör örgütleri karşısında tavizsiz bir duruş sergilemiştir. Bölücü terör örgütünün suikast girişiminde bulunduğu Genel Başkan CHP Genel Başkanıdır. 13 vatandaşımızın bir mağarada kafalarından kurşunlanarak katledilmesi, şehit edilmesi çok vahim bir olaydır. Ve bu olayda en yetkili ağızlar başarısız olunduğunu söylemişlerdir bugün. Hükümetin başarısız olduğu bir olayda örgüt adının telaffuz edilmesi psikolojik olarak örgütün propagandası yapılmasından başka bir şey değildir. Olay vahimdir.

Tekrarlıyorum, bugün Rize’de yapılan toplantıda Erdoğan kurtarma operasyonunun başarısız olduğunu itiraf etmiştir. Başarısız olan bir kurtarma operasyonu üzerinden bölücü terör örgütünün adını telaffuz ederek psikolojik operasyon yapmasına hiçbir şekilde izin vermemeliyiz.

Devletin yetkili ağızlarının, AK Parti’nin geçmişte çeşitli bakanlarının söylediği gibi, terör örgütünün adını telaffuz etmek bölücü terör örgütünün değirmenine su taşımaktır, propagandasını yapmaktır. Devlet şu son günlere kadar bölücü terör örgütün adını kullanmak yerine, Genelkurmay’ın sayfasını açın bakın, Milli Savunma Bakanlığının sayfasını açın bakın, genellikle bölücü terör örgütü, parantez içinde (BTÖ) ifadesini kullanmıştır. Neden? Teröristin değirmenine su taşımamak için.

Tekrar söylüyorum, terör örgütünün ismini telaffuz etmekte ne bizim, ne Genel Başkanımızın hiçbir çekincesi yoktur. Kimse kendi kabahatini örtmek için öküzün altında buzağı arayarak propaganda stratejisi oluşturmasın.

Biz ne kırmızı bültenle aranan terör örgütünün başının kardeşini devletin televizyonuna çıkarttık, ne de terör örgütünün başının mektubunu millete açıkladık. CHP bu ülkede terörle mücadelenin en önemli kalelerinden biri olmuştur, bundan sonra da terörle mücadelenin en önemli kalelerinden biri olmaya devam edecektir.

İkinci sorunuz… Şunun altını çiziyim, ülkemizin çıkarının, milli menfaatlerinin sözkonusu olduğu her yerde biz taviz verilmesine karşı çıkarız. Yönetimin taviz vermesine karşı çıkarız ve yönetime destek olacağımızı söyleriz. Yeter ki, yönetim doğru yerde dursun, ulusumuzun çıkarları doğrultusunda hareket etsin.

Soru- Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un sosyal medyada “HDP eşittir PKK” sözleri, HDP’nin kapatılmasına gidecek bir sürecin işareti olabilir mi diye tartışılıyor. Sizin bu konuya ilişkin yorumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Açık söyleyeyim, bundan önce 2015 yılında çözüm sürecini “yeni Türkiye’nin kurulması” diye tanımlayan ve bu sürece yanlış yapıyorsun diyenlere “eski Türkiye’nin elitleri” diyen Fahrettin Altun’un bugünkü sözlerini dikkate almıyoruz. Bugün bu noktadan dönüp yeniden terör ve parti kapatma noktasına gelmesi bize 2015 seçimlerindeki Haziran – Kasım ayları arasındaki süreci hatırlatıyor. Buradan kendilerine hatırlatayım, artık güvenlik kaygılarını kaşıyarak seçim kazanamazsınız. Parti kapatılma meselesine gelince, bizim duruşumuz açıktır. Partileri millet açar, millet kapatır.

Soru- TÜİK Başkanının daha görev süresi bir yıl doldurulmadan görevden alınmasını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Yanlıştan dönmek bir erdemdir. Demek ki bir yıl dolmadan görevden alındığına göre bugüne kadar söylediğimiz hatalar, yanlışlar, makyajlar fark edilmiş. Olumlu karşılıyoruz. Bundan sonra açıklanacak verilerde olduğu gibi şu ana kadar yayınlanan istatistiklerde de, veri kalitesinin kontrol edilmesini, açıklanan verilerin ciddi bir denetimden geçirilmesini de bekliyoruz. Çünkü makyajlı TÜİK verilerinden milletimiz, emeklimiz, işçimiz herkes çok büyük zarar gördü.

Soru- Salgına rağmen AK Parti kongreleri devam ediyor. Bugün Cumhurbaşkanı Rize kongresindeydi. Oradan başka illerdeki kongrelere de bağlandı. “Salgına rağmen tıklım tıklım” sözlerini de kullandı. Sizin bu konuya ilişkin değerlendirmeniz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Tıklım tıklım demek sosyal mesafe yok demek. Salgınla mücadele için lokantaları kapatacaksınız ama sosyal mesafenin hiçe sayıldığı tıklım tıklım şakaların, esprilerin gırla gittiği kongreler yapacaksınız. Yetmeyecek bu işlerin sorumlusu AK Parti Genel Başkanı Sarayın kibirli adamı bu manzaraya bakıp birde keyiflenecek. Böyle dip dibe, iç içe duran partililerine teşekkür edecek. Açık söyleyeyim, bu ülkeyi yönetenler ya da yönettiklerini düşünenler bu kafadaysa salgının artışa geçmesine de çok şaşırmamak gerek.

Soru- Cumhurbaşkanı AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’ın yeni anayasa çıkışının ardından AK Parti Grup Başkanvekili Cahit Özkan ismi ‘Yeniden Kuruluş Anayasası’ olacak dedi. Tepkiler üzerine bu kez ‘Yeniden dirilişimize vesile olacak bir anayasa’ ifadesini kullandı. Sizin bu iki açıklamaya ilişkin değerlendirmeniz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Valla ne kerameti kendinden menkul aya yolculuk hikayeleri, ne de anayasa girişimleri AK Parti’yi yeniden diriltmez. Bırakıyoruz milletin derdine derman olmayacak bu hususları. Kendileri pişirsinler kendileri yesinler. Bizim derdimiz milletin işi, milletin aşı, milletin mutfağındaki boş tencere. Biz bunlarla uğraşıyoruz.

Soru- HDP’nin Gara operasyonuyla ilgili açıklamaları CHP ve HDP ilişkilerini nasıl etkiler?

Faik ÖZTRAK- Bu sorunun muhatabı biz değiliz. Bu soruyu ilgili partinin, HDP’nin yönetimine soracaksınız.

Teşekkürler.

SARAY AYBAŞINI GÖREMEYEN MİLLETE ‘AY’I GÖR’ DİYOR

CHP Sözcüsü Öztrak, AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’ın 2023’te Ay’a çıkma vaadiyle ilgili, “Bir de slogan bulmuşlar. Gökyüzüne bak, Ay’ı gör! Millet aybaşını göremez hale gelmiş, aybaşını getiremez hale gelmiş, Ay’ı nasıl görecek? Bunlar milletten kopmuşlar, milyonlarla alay ediyorlar” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Sözlerime başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum. Öncelikle yarın başlayacak 3 aylarda yapılacak ibadetlerin kabul olmasını cenabı haktan diliyorum. Dün, Alaçatı ve çevresini etkileyen, ciddi maddi hasara yol açan hortum ve Urla’da yaşanan dolu felaketi, İzmir’imize yeni acılar yaşattı. Deprem ve sel felaketlerinin yaralarını sarmaya çalışırken, bir de bu yeni acıları yaşayan, İzmir’e ve İzmirli hemşerilerimize, geçmiş olsun diyerek sözlerime başlamak istiyorum.

İNSANLAR ÇARESİZ, DERTLER SAHİPSİZ

Ülkemizde salgın, yeniden yükselişe geçti. Ekonomik sıkıntılar her geçen gün artıyor. Yönetimde yaşananlar, devlet krizinin hızla derinleştiğini gösteriyor. Ülke patinaj yapıyor. İnsanlar çaresiz, dertler sahipsiz. Milletimizin yaşadığı buhranın korkunç yüzü, her gün biraz daha belirginleşiyor.

İŞSİZİ İŞSİZ SAYMAYINCA SORUN KALMADI

Bu hafta, 2020’nin son üç ayına ait işsizlik verileri açıklandı. İş güç sahibi 1 milyon 103 bin yurttaşımız, son bir yılda işini kaybetmiş. Ama TÜİK’e bakarsak, geçtiğimiz Kasım ayında işsizlik oranı da, işsiz sayısı da düşmüş. İş bulmaktan umudunu kesen ve artık iş aramayı bırakanları işsiz saymayınca, “İşsizlik” diye bir sorun da kalmamış. Oysa Kasım’da işsiz yurttaşlarımızın sayısı 4 milyonken iş aramayıp çalışmaya hazır olan yurttaşlarımızın umutlarını kestiği için iş aramayıp çalışmaya hazır olan yurttaşlarımızın sayısı ise, 4 milyon 832 bin.

GÖRÜLMEMİŞ İŞSİZLİK TSUNAMİSİ

İş bulma ümidini kaybeden yurttaşlarımızın sayısı, işsiz sayısını geçmiş. İş bulma ümidini kaybedenlerin sayısı, son bir yılda, 2 milyon 606 bin kişi artmış. Böyle bir artış, daha önce yok ülkemizde! Millet iş bulmaktan umudu kesmiş. Eğreti istihdam ve umudunu kaybedenlerle, gerçek işsizlerimizin sayısı toplam 11 milyon 195 bin kişiye sıçramış. Bu görülmemiş bir tsunami… Aslında bu görülmemiş bir buhran… Böyle bir işsizlik tablosuyla daha önce hiç karşılaşmadık.

ÇALIŞMA DÜŞERKEN BÜYÜME ARTTI

Uluslararası Çalışma Örgütü verilerine göre de, Türkiye çalışılan saat kaybında dünyada en başlarda olan ekonomilerden bir tanesi. Yani fabrikalar, işletmeler kapanmış, kapanmayanlarda daha az çalışmış. Ama TÜİK’e göre salgında her nasılsa az çalışmışız ama çok üretmişiz. Türkiye büyüme hızı olarak baktığımız zaman bu dönemde en yüksek büyüme hızı gösteren ekonomilerden bir tanesi olmuş. Şimdi bu nasıl oluyor? Bu Kristof Kolomb’un yumurtası gibi bu olay nasıl gerçekleşiyor bunun takdirini ekonomistlerimize ve aziz milletimize bırakıyorum.

GENÇLERİMİZ “EV GENCİ” OLDU

İşsizlik arşı alaya çıktı. Neredeyse her ailede bir işsiz var. Gençlerimiz işsizlikten kırılıyor. Ülkemizin en önemli stratejik üstünlüğü gençlerimiz, ne bir işte çalışıyor, ne de okula gidiyor. 5 milyon 529 bin gencimiz, “Ev genci” olmuş, anasının babasının eline bakıyor. 18 yıldır bu ülkeyi yönetenlerin beceriksizliği sonucunda, Türkiye gençlerini, ülkemiz, stratejik üstünlüğünü kaybediyor. Önümüzdeki fırsat pencereleri kapanıyor. Türkiye 37 üyeli Kalkınma İçin Ekonomik İşbirliği Teşkilatı içinde, ev genci oranı en yüksek olan ülke. Ama Erdoğan’ın Şahsım Rejiminde, Saray sosyetesi ve beslemeleri “Lale Devri” yaşıyor. Milleti unutanların, milletin gerçek gündemini çalmaya kalkıyor. Milletimiz tüm bu yapılanları değerlendiriyor, kimlerin “siyasi cambaz” olduğunu, kimlerin “siyasi dolandırıcılık, hırsızlık” yaptığını görüyor. Notunu veriyor.

SİYASİ DOLANDIRICILIKTA KİMSE ELİNE SU DÖKEMEZ

Geçtiğimiz hafta, Voltaire’e atfedilen bir sözden hareketle, “Siyasi hırsız”  ile “sıradan hırsızın” farkına değinmiştim. Son bir haftada yaşadıklarımıza bakınca, milletimizin geleceğini, hayallerini, bilgisini, eğitimini, işini, gülümsemesini çalan, siyasi hırsızlığın, siyasi cambazlığın, siyasi dolandırıcılığın, her geçen gün başka bir zirve yaptığını görüyoruz. Hak edene, hakkını vermek lazım. Bu konularda Erdoğan’ın ucube Şahsım Rejiminin eline, bu dünyada kimse, başka hiçbir rejim su dökemez.

“SÖZDE” YERLİ VE MİLLİ ARABAYI BEKLİYORUZ

2011 seçimlerine giderken, “Yerli Uçağımız Göklerde” dediler. Göremedik. 2015 seçimlerine giderken, “Yerli Yolcu Uçağımızı Yapıyoruz” dediler. Bütün şehirleri pankartlarla, afişlerle doldurdular. Ama o uçağı bulamadık. 2021 yılına geldik… Yerli yolcu uçağı hala ortada yok, arıyoruz bulamıyoruz. 2011’de yüzde 100 yerli otomobil üretecek bir babayiğit aramışlardı o Babayiğit bir türlü çıkmadı. Şimdi o babayiğit çıkmayınca da 2015 yılında Cadillac’a üretilen prototipleri İsveçli SAAB firmasına 40 milyon Avro ödeyerek satın aldılar. Çakma prototipleri “yerli araç” diye, millete yutturmaya kalktılar. Yerli araba, “2019 Cenevre otomobil Fuarında” görücüye çıkacak, “2021’de de seri üretime geçeceğiz” dediler. 2019 gelip, geçti. Cenevre Fuarında görücüye çıkan araba oldu mu? Olmadı. 2021’deyiz. Yüzde yüz yerli arabanın seri üretimi başladı mı? Hayır başlamadı. Bu iş suya düşünce, bu defa, 2018’de Hong Kong’da görücüye çıkmış bir arabayı aldılar. Önüne kocaman harflerle TOGG yazdılar. Şimdi de tasarımı İtalya’dan, motoru Almanya’dan, şasisi İngiltere’den, bataryası Çin’den toparlanacak, bu sözde “yerli ve milli” arabayı, bekliyoruz.

TANK NEREDE? TANK YOK… PARA NEREDE? PARA YOK…

Siyasi sermaye “yalan” olursa, gökyüzünde “hayali yerli yolcu uçağı”, yollarımızda “hayali yerli araba” olur da, sınırlarımız da bekleyecek “hayali yerli tank” olmaz mı? Elbette olur… Bu ülkenin en stratejik askeri tesislerinden birini, “Yerli tank” yapacağız diyerek, tek kuruş almadan, allem ettiler, kallem ettiler. Katar ordusuna peşkeş çektiler. Sonrada Savunma Sanayi Başkanı, attığı bu tweet ile ne dedi? “Altay Tankı Seri Üretim Projesi imzalandı. 18 ay sonra ilk tank, Kara Kuvvetleri Komutanlığına teslim edilecek.” Bakın, “Teslim edilebilir” demiyor. “Teslim edilecek” diyor. Peki bu tweetin atıldığı tarih ne? 9 Kasım 2018. 18 aylık süre, 9 Mayıs 2020’de doldu. Bugün tarih ne? 12 Şubat 2021. Tank nerede? Tank yok. Para nerede? Para yok. Yatırım yapılacak dendi, o da yok. Yani tam bir “Organize İşler” durumu… Altay Tankları sözleşme süresinde teslim edilmediyse, bunun bir müeyyidesi, bir tazminatı olmaz mı? Olmalı tabi… Ama işin içinde Erdoğan’a ilahi aşkla bağlı iş adamı ve Katar emiri olunca, ne ceza, ne de tazminat oluyor… Tank-Palet onlara feda oluyor.

128 MİLYAR DA DAMAT DA ORTADA YOK

Erdoğan’ın şahsım rejiminde, millete hayali bir iktisat teorisi anlattılar. “Faizi düşürün, enflasyonda düşer” dediler. Yetmedi bunu gidip bir de Londra’daki bankerlere anlattılar. Onlarda pusuya yattı. Kayınpeder, Damat birlikte Merkez Bankası kasasındaki 128 milyar doları, bir hayal uğruna har vurdular harman savurdular. Enflasyon da, faiz de şahlandı. Yüksek faizle, değersiz Türk lirası arasında milletimiz ezildi. Bu arada Londra bankerleri de artık tefeci faizlerini ceplerine indirmeye başladılar. Şimdi bu 128 milyar lira nerede soruyoruz. Ortada yok. Damat nerede? Damat da yok. Peki bu milletin 128 milyar dolarının hesabını veren var mı? O da yok. Tüyü bitmedik yetimin hakkından ödenen, rekor tefeci faizlerinin hesabını veren var mı? O da yok.

SAVCILARA AÇIK İHBARDA BULUNUYORUM, O YAZI AÇIK İTİRAFTIR

Şimdi Damadın OECD Temsilciğine atanan bir yakını, yine damadın abisinin yönettiği havuz gazetesinden, “Rezervler buhar olmadı, yer değiştirdi” diye yazı yazıyor. Biz de tam bunu söylüyoruz işte. Bu dövizler, TCMB kasasından çıkıp, kimin kasasına, kaç liradan girdi? Bu yer değiştirme operasyonunu kayıtsız-kuyutsuz, ihale açmadan Merkez Bankası nasıl yapıyor? Bunu yapanlara en azından zimmet çıkar. Buradan Savcılara ihbarda bulunuyorum. Bu yazı bir itiraftır. İlgililer hakkında derhal işlem başlatın. Yetim hakkının hesabını sorun. Milletimizin geleceğini, hayallerini, bilgisini, eğitimini, işini, gülümsemesini çalan, bu yapılanlar, siyasi hırsızlık, siyasi cambazlık, siyasi dolandırıcılık değil de nedir?

DAMAT GİTTİ, FİKİRLERİ İKTİDARDA

Damat gitti. Ama öyle görülüyor ki, fikirleri hala iktidarda. Ne demişti Damat: “Cumhurbaşkanımız, Ay’a kadar dört şeritli yol yapacağız dese, vallahi inanırız diyen seçmenlerimiz var” dedi. Damat der de, kayınpederi yapmaz mı? Yapar. Kayınpeder şimdi Ay’a asfalt döşemeye karar verdi. Yapılacak yol kaç şeritli olur onu bilemem. Ama hayırlara vesile olsun. Milletimiz şimdiden telaşlanmaya başladı. “Uzaya kaç araç için geçiş garantisi verilecek?” “Garantiler Dolar mı, Avro mu, Bitcoin mi olacak yoksa”, “Beşli çete bu işten ne kadar götürecek?” diye soruyor. Ama korkuyorum millet bu soruların cevabını beklerken, Erdoğan’ın şahsım rejimi 21/b’den ihaleleri yapıp, istihkakları ödemeye başlamış bile olabilir.

AYBAŞINI GÖREMEYEN MİLLET AY’I NASIL GÖRECEK

Erdoğan’ın verdiği bilgilere göre, Ay’la ilk temas 2023’de olacakmış. Biraz da sert olacakmış. Bir de slogan bulmuşlar. “Gökyüzüne bak, Ay’ı gör!” Millet aybaşını göremez hale gelmiş, aybaşını getiremez hale gelmiş Ay’ı nasıl görecek? Açıkça ifade ediyorum, bunlar milletten öyle kopmuşlar ki, “Gökyüzüne bak, Ay’ı gör!” diyerek, milyonlarla alay edebiliyorlar. Boğaziçi Üniversitesi’ne, kayyum atamasını protesto eden öğrencilere, ters kelepçe takıp yere baktırmaya çalışan iktidar, vatandaşa; yaptıklarımı görme “Ay’ı gör!” diyor. Ama Millet; beceriksizlerin çıkardığı ekonomik krizde, bırakın Ay’ı, aybaşını görmeye uğraşıyor, göremiyor.

BUNUN ADI SİYASİ CAMBAZLIK

Türkiye’miz, Uzay Ajansı kurmalı mıdır? Tamam kurmalıdır kesinlikle. Türkiye’nin, bir Uzay Stratejisi olmalı mıdır? Olmalıdır. Türkiye’nin, Uzay’a gitme hedefi olmalı mıdır? O da olmalıdır. Bunların hepsi tamam. Ama bugün, millet gelecek ayı nasıl çıkarım diye düşünürken, sahipsiz kalmışken ülkeyi yönetenler millete Ay’a çıkma masalı anlatırsa, bunun adı apaçık “Siyasi cambazlıktır”, “Siyasi hırsızlıktır”, “Siyasi dolandırıcılıktır”. Hükümete tavsiyemiz, uzaya çıkmadan önce sokağa çıkın. İnsan içine bir çıkın. Milletin halini bir görün.

ÜLKEDEKİ DRAMLAR SARAYDAN GÖRÜNMÜYOR

Biz Genel Başkanımız başta olmak üzere tüm üyelerimiz Cumhuriyet Halk Partisi olarak sokaklardayız. Bu hafta Cumhuriyet Halk Partisi Ekonomi Masası olarak, milletin dertlerini dinledik. Lokantacılar ve Pastacılar Federasyonunu ziyaret ettik. Türkiye’nin dört bir yanından gelen, esnaflarımızın oda başkanlarıyla, bir araya geldik. Salgın nedeniyle hükümetin işyerlerini kapattığı, krizden en fazla etkilenen esnafların dertlerini dinledik. Bu krizde ülkemizde sadece ekonomik değil, büyük bir sosyal çöküş de yaşanıyor. Ortak olarak sahip oldukları dükkân kirası nedeniyle, birbirini mahkemeye veren abi-kardeş mi istersiniz. Yoksa “Bir çorbacı dükkânı iki evi artık geçindiremiyor” oğlum diyerek, gözyaşları içinde oğlunu işten çıkaran, başka yerde ekmeğini bul diyen baba mı istersiniz. Ülkemizde büyük insani dramlar yaşanıyor. Ama bu dertleri Saray’dan dinleyen, gören yok. Üstüne üstlük, sokaktaki esnafın halini görmeyenler, “Gökyüzüne bak, Ay’ı gör!” Diyerek bir de esnaflarımızla alay ediyorlar.

ŞAPKAYI ÖNÜNÜZE KOYUP MİLLETİN HALİNİ GÖRÜN

Yine Erdoğan Şahsım Rejiminin, görmek istemediği bir başka acı tablo. Yoksulluk, çaresizlik, işsizlik… Ve bunun yarattığı büyük sosyal tahribat. Dün, İstanbul Zeytinburnu’nda, ekonomik sıkıntılar nedeniyle, 25’inde bir anne, baba, 1,5 yaşlarındaki yavrularını komşularına bırakıp, evlerinde yaşamlarına son verdiler. Böyle bir acı karşısında insanın nutku tutuluyor. Yutkunamıyor bile. Yine bizim ailemizden, CHP Kocaeli Kartepe Belediye Meclis üyemiz, 28 yaşındaki Tugay Adak kardeşimiz, işsizlik nedeniyle girdiği bunalımdan çıkamayarak, yaşamına son verdi. Gerçekten ne diyeceğimizi, ne söyleyeceğimizi bilemiyoruz. Her ölüm erken ölümdür. Ama 25’inde gencecik fidanlarımızı, hayatta tutamıyorsak, gökyüzüne bakıp, Ay’ı görmeyi değil. Artık şapkayı önümüze koyup, gençlerimizin halini görmemiz gerekir. Bugün siyasetin en önemli meselesi, en önemli gündemi bu olmalıdır. Ülkeyi yönetenler bu feci işsizlik gündeminden kaçamaz, yoksulluk gündeminden kaçamazlar.

ŞİMDİ DE AŞI SAYILARINI SAKLAMAYA BAŞLADILAR

Yine siyasi hırsızların milletten çaldıkları bir başka şey; milletimizin sağlığıdır. Sağlık Bakanı, günde 1 milyon 100 bin yurttaşımıza aşı yapılacağını söyledi. Yapa yapa günde 105 bin yurttaşımıza aşı yapabildiler. “Üç günde yaparız” dedikleri aşıyı, 29 günde bile yapamadılar. Amerika Birleşik Devletleri nüfusunun yüzde 13’ünü, İngiltere yüzde 20’sini, Birleşik Arap Emirlikleri yüzde 47’sini, İsrail yüzde 70’ini aşıladı. Peki biz ne yaptık? Biz el hak Saray sosyetesinin yüzde 100’ünüz aşıladık ama nüfusun sadece yüzde 3’ünü aşılayabildik. Salgında vaka sayılarını milletten saklamışlardı. Şimdi aşı sayılarını milletten saklamaya başladılar. Aşılar geliyormuş, ama Bakan gelen aşı sayılarını artık söylemeyecekmiş. Neden? Nedir bu telaş? Neyi milletten saklıyorsunuz? Yani milletin sağlığıyla oynayanlar, hataları görülmesin diye, “Gökyüzüne bak, Ay’ı gör!” diyerek, siyasi cambazlık yaparak, rakamları açıklamayarak bunları saklayacaklarını mı zannediyorlar.

S-400’LERİ AMBALAJINDA HANGARA ÇEKMEYE HAZIRLANIYORLAR

Bir başka siyasi cambazlık… Bir başka siyasi dolandırıcılık, S-400 meselesi. Bu millet dişinden, tırnağından paraları arttırdı S-400 almak için Rusya’ya 2,5 milyar dolar ödedi. Bu füzeleri alırken F-35 uçakları için verdiğimiz, 1,5 milyar dolar kaporayı da yaktık. Üstüne üstlük F-35’lerin tedarik zincirinden, uçakların bakım onarımından sağlanacak, 12 milyar dolarlık ihracat ve hizmet gelirinden de olduk. Bunları uyardık biz zamanında. “Bu hesabı kitabı iyi yapın” dedik. “Bu füzeler, dünyanın en pahalı soba borusuna dönüşebilir” dedik. Dinlemediler. Ay’a füze göndereceğiz diyenler, şimdi S-400 füzelerini ambalajında hangara çekmeye hazırlanıyorlar. Tatbikattan tatbikata gösteri amaçlı çıkarıp tozunu alacaklarmış. Buna da Girit modeli diyorlar. Ama olan şu, bu yoklukta milletin çarçur edilen milyarlarca doları ortada. Bu yapılanın adı çok açık söylüyorum. Siyasi dolandırıcılıktır. “Gökyüzüne bak, Ay’ı gör!” diyenler, şimdi bu “siyasi dolandırıcılıkla” kabahatlerini gizleyemezler. Bu arada Sarayın küçük ortağı Bahçeli’ye de soruyoruz: Bu S-400’lerin hangara çekilmelerine razı mısınız? Milletin milyarlarca dolarının çarçur edilmesi içinize siniyor mu? Bu mudur yerli duruş, bu mudur milli duruş?

UZAY TEKNOLOJİSİYLE DONATILMIŞ SİYASİ CAMBAZLIK

2023’e 2 yıl kaldı. 10 yıldır dilden düşmeyen 2023 hedeflerinin artık gerçekleşmeyeceği anlaşıldı. Millete vaat edilen 2 trilyon gelir hedefinin, 875 milyar dolarda kalacağı görülüyor. 25 bin dolarlık kişi başı gelir hedefinin ise 10 bin doları geçmeyeceği anlaşılıyor. Yüzde 5 işsizlik hedefini de, yüzde 11’e çıkacak. Millete taahhüt ettikleri gelirinde, işinde, yarısını bile veremeyecekleri görüldü. “En büyük on ekonomi arasına girme” hedefi çöktü. İlk yirmi ekonomi arasında kalmamız bile tehlikeye girdi. Ama Saray artık “Yalan olan” bu hedeflerden bahsetmekten bir türlü vazgeçmiyor. Şimdi bu başarısızlığı gizlemek için, Ay’a sert iniş yapmaya hazırlanıyorlar. Erdoğan’ın Şahsım Rejimi, Ay’a yolculuk masalıyla uzay teknolojisiyle donatılmış yeni bir siyasi cambazlığın peşinde.

EN BÜYÜK SİYASİ SERMAYELERİ YALAN

Hitler’in Propaganda Bakanı Goebbels; “Yeterince büyük bir yalanı söylerseniz ve bu yalanı tekrar ederseniz, insanlar sonunda inanmaya başlayacaktır. Yalan, devletin muhalifleri bastırmak amacıyla, tüm güçlerini kullanması açısından hayati önem taşır. Doğruluk yalanın ölümcül düşmanıdır ve buna bağlı olarak, devletinde en büyük düşmanı doğruluktur” demiş. Yalan, kendini devlet sanan popülist siyasetçilerin, en büyük sermayesidir. Gerçekler de yalanı doğru gibi anlatan popülist siyasetçilerin aslında en büyük rakibidir. Bugün bu ülkeyi idare edenler, “2023’te dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olacağız” “Aya gideceğiz” “Bizden önce Türkiye’de bırakın bardağın içindeki suyu, bardak bile yoktu” diyecek kadar pervasızlar. Ama bu pervasızlığı, milletimiz görüyor. Yalanları not ediyor. Vakti geldiğinde de bu siyasi yalancıları, hak ettiği yere gönderecek.

MAKLUBELERİ BERABER YİYEN SİZSİNİZ

Dün, büyük bir milli irade gaspı ve milletin Meclisini, en kaba şekilde, vesayet altına alma girişimi, çetin bir adalet mücadelesi sonucunda şimdilik durdu. Arkadaşımız Enis Berberoğlu aramıza, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne, geri döndü. Bunun için Anayasa Mahkemesi iki defa karar almak zorunda kaldı. İlgililere sorumluluğunu hatırlattı. Anayasa Mahkemesinin bu ikinci kararı, vesayet girişiminin kabalığını ve bu girişimin vahametini ortaya koyması bakımından, dikkat çeken bir metindir, tarihi bir metindir. Dün, bu vesayet girişiminin meclisteki işbirlikçileri, “MİT TIR’ları ihanettir” diyerek, akim kalan Meclis iradesine darbe girişimine, kılıf uydurmaya çalışıyorlardı. Arkadaş, bu MİT TIR’larını yakalayan, durduran, sizin atadığınız savcı, sizin atadığınız kolluk güçleri değil mi? Milletin vekiline neden yükleniyorsunuz? Neden illa vekilimizi suçunuza ortak etmeye çalışıyorsunuz? Zamanında yenen maklubeler varsa, onu beraberce yiyen sizsiniz. Biz değiliz. Vatana ihanet “millet beni affetsin” diyerek geçiştirilemez. Bu arada İstanbul 14. Ağır Ceza Hâkimine de bir soru. Nedir bu telaş ve hiddet? Bu hakimin bundan sonra, adil karar verme melekesinin kalıp kalmadığının tespitini, HSK’dan bekliyoruz.

SIRA, ÜLKEYE BAHARI GETİRMEKTE

Aziz Milletimiz, umutsuzluğa, yılgınlığa kapılmayacağız. Sandık önümüze geldiğinde, hepimiz vatandaşlık görevimizi bihakkın yapacağız. Biliyoruz ki, bu ucube rejimin notunu verdiniz. Aşınızı, işinizi, geleceğinizi, hayallerinizi çalanlara, sandıkta en şeddeli cevabı vereceksiniz. Sert iniş neymiş, çakılma neymiş bunlara göstereceksiniz. Bunun örneğini 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinde gösterdiniz. Türkiye’nin pek çok şehrine baharı getirdiniz. Şimdi sıra, Türkiye’ye baharı getirmekte… Şimdi sıra, kucaklaşmakta, yaralarımızı sarmakta, ekmeğimizi kardeşçe bölüşmekte ve güzel yarınlara huzurla hep beraber yol almakta.

Benim diyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

Soru- Mimarlar Odası Atatürk Orman Çiftliğindeki bazı alanların kiraya verilmesiyle ilgili hukuki süreç başlattı. Oda, birinci derece doğal ve tarihi sit alanı olan 74 dönümlük arazinin metrekaresi 1,5 TL’ye bedelle talan edileceğini söyledi. Siz bu iddia hakkında nasıl bir yorumda bulunursunuz?

Faik ÖZTRAK- Biliyoruz yani mevcut yönetimin sarayın en iyi bildiği şey rant yaratmak, rant dağıtmak. Şimdi tabi ülkenin ranta konu edilecek kaynakları, kupon arazileri azaldıkça sıra bu sefer yeniden Atatürk’ün millete miras bıraktığı Atatürk Orman Çiftliği’nin arazilerine geldi. Atatürk Orman Çiftliği’ne karşı girişilen bu hareket Atatürk’ün mirasına ihanettir. 750 milyon dolarlık bir oyuncak dinozor çiftliğini Ankara’nın göğsüne sapladılar. Şimdi bu ülkenin kısıtlı kaynaklarını bu şekilde heba edenler yeniden rant imkanları yaratmak için ellerinden geleni artlarına koymuyorlar. Bunun hesabını sandıkta sormak, bunu yapanları hak ettiği yere göndermek hepimizin boynunun borcudur.

Soru- AK Parti Grup Başkanvekili Cahit Özkan yeni anayasanın isminin “yeniden kuruluş anayasası” olacağını söyledi. Siz bu açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bunu söyleyen AK Partinin Grup Başkanvekili. O zaman AK Partiye biz soruyoruz neyi yıkıyorsunuz, neyi kuruyorsunuz? Bu ülkenin kurucu ruhu belli, bu ülkenin kuruluşunda Gazi Mustafa Kemal Atatürk vardır, Kuvayımilliye vardır, Sakarya vardır, Dumlupınar vardır, Büyük Taarruz vardır. Yani yeniden kuruluş diyerek bunların üzerine çizik mi atacaksınız? Bu cumhuriyeti reklam arası olarak görenlerin cumhuriyeti reddiyesini kabul etmek mümkün değildir. Daha önce yaptıkları anayasa değişikliklerinin nerelere, kimlere hizmet ettiğini bugün çok net bir şekilde görüyoruz. Benim tavsiyem her şeyden önce mevcut yasalara uymayı öğrenmeleridir. “Bu ucube rejim anayasaya sığmadı, anayasayı ucube rejime uyduralım” deyip buna bir de güzel ambalaj yapmaya kalkışmaktan vazgeçin. Gündemi değiştirmeyin. Millet aç, millet işsiz, millet çare bekliyor. Millet kendisine hiçbir hayrı olmayan bu ucube rejimden kurtulmak için artık gün sayıyor.

Soru- Trakya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Cevdet Kılıç’ın Boğaziçi’ndeki eylemlerle ilgili “Biz eylem yapmayız, bir gece vakti işi bitirir, ertesi gün işe gideriz” açıklaması kamuoyunda büyük tepki yarattı. Siz bu açıklamaya ilişkin ne demek istersiniz?

Faik ÖZTRAK- Boğaziçi Üniversitesi öğrencisiyle, akademisyenleriyle, çalışanlarıyla haklı taleplerini demokratik protestolarla dile getiriyorlar ve bunu yaparken de eğilip bükülmüyorlar. Bu zat önce bu tehditleri savurdu, sonra da zoru görünce hemen sözlerinden ricat etti. Aslında atalarımızın çok güzel sözleri var. Ne diyorlar? Havlayan köpek ısırmaz.

Soru- Geçen hafta CHP’den istifa eden Muharrem İnce, dün akşam bir televizyon programında parti kurmayları üzerinden şahsınızı eleştirdi. Bu eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Açıkçası ben programı izlemedim. Beni mi eleştirmiş? Hayırdır inşallah… Milletin bu kadar derdi varken, bu boş polemikleri hiç doğru bulmuyorum.

Soru- AK Parti’nin seçim ve siyasi partiler yasasında yaptığı çalışmada seçim barajının yüzde 7’ye düştüğü, sonradan kurulan parti gruplarına Meclis yönetiminde ve komisyonlarında görev verilmemesi gibi maddelerin yer aldığı belirtiliyor. AK Parti’nin siyasi partiler yasasındaki çalışmasını siz nasıl yorumluyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Biz, Sayın Genel Başkanımızın İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamemizde belirttiği gibi, darbecilerin eseri seçim barajlarının kaldırılmasını talep ediyoruz. Milletin vekillerini milletin belirlemesini, kadınların parlamentoda temsilinin güvence altına alınmasını, Siyasi Ahlak Yasası’nın çıkarılarak siyasetin kirlilikten arındırılmasını istiyoruz. Şimdi bir önce metinlerini ortaya koysunlar Siyasi Partiler Kanunu’yla ilgili onunla ilgili değerlendirmeyi de yaparız. Fakat Doğan görünümlü Şahin gibi demokrasi görünümlü siyasi el bombalarının pimini çekip o metnin içine yerleştiriyorlarsa bunu da baştan reddeder milletimize teşhir ederiz.

Teşekkür ediyorum.

İSTİHDAM KAYBINDA TARİHİ REKOR

CHP Sözcüsü Öztrak, 2020 yılının tamamında iş, güç sahibi 1 milyon 272 bin kişinin işini kaybettiğini belirterek, “Bu, tarihimizde tek bir yılda kaydedilen en yüksek istihdam kaybıdır” dedi. 2020’de çalışmaya hazır olduğu halde iş aramaktan vazgeçenlerin sayısı, Türkiye tarihinde ilk kez işsiz sayısının üzerine çıktı.

CHP Ekonomi Politikaları Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün açıklanan Kasım 2020 dönemi işsizlik rakamlarıyla ilgili yazılı açıklamasında şunları belirtti:

TÜİK 2020’nin son üç ayını kapsayan, Kasım dönemi işgücü ve istihdam verilerini açıklamıştır. Böylece 2020’ye ait işgücü ve istihdam verilerini hesaplamak da mümkün hale gelmiştir.

2020’DE REKOR İSTİHDAM KAYBI

Covid-19 salgını 2020’de, işgücü ve istihdam üzerinde yıkıcı etkiler yaratsa da, bu etkiler TÜİK ’in rakamlarına yansımamıştır. 2020’nin tamamında çalışma çağındaki nüfusumuz, 1 milyon 108 bin kişi artmasına karşın; aynı dönemde 1 milyon 678 bin yurttaşımız, işgücü piyasasından çekilmiştir. Yine 2020’de iş, güç sahibi 1 milyon 272 bin yurttaşımız işini kaybetmiştir. Bu, tarihimizde tek bir yılda kaydedilen en yüksek istihdam kaybıdır. Buna karşın, TÜİK’in rakamlarına göre 2020’nin tamamında işsiz yurttaşlarımızın sayısı 406 bin kişi gerilemiş ve işsiz sayısı 4 milyon 63 bin kişi olmuştur.

2020’DE GERÇEK İŞSİZ SAYISI 10 MİLYONU AŞTI

Oysa 2020’nin tamamında iş aramadığı halde çalışmaya hazır olan yurttaşlarımızın sayısı 4 milyon 209 bine sıçramıştır. 2020’de çalışmaya hazır ama iş aramaktan vazgeçen yurttaşlarımızın sayısı, işsiz sayımızın üzerine çıkmıştır. Böyle bir durumla, Türkiye tarihinde ilk kez karşılaşılmaktadır.2020’de iş aramayan ama çalışmaya hazır olan, eksik, yetersiz ve mevsimlik istihdam edilenleri de kapsayan “gerçek işsiz sayımız” 2 milyon 298 bin kişi artarak, 10 milyon 273 bin kişi olmuştur. 2020’de “gerçek işsizlik oranı” ise 6,4 puan artarak yüzde 30’a dayanmıştır.

ASLAN ZEBRA, SIRTLAN CEYLAN YAN YANA KOŞUYORSA ORMANDA YANGIN VARDIR

2020’de iş gücü piyasasında yaşananlar meşhur Afrika atasözünü hatırlatmaktadır. “Aslan zebra, sırtlan ceylan yan yana koşuyorsa ormanda yangın vardır.” Nitekim, 2020’nin son üç ayında, ekonomide kısmi kapanma nedeniyle, işgücü, istihdam ve işsiz sayısında aynı anda yaşanan düşüş daha da belirginleşmiştir.

SON 25 AYIN 23’ÜNDE İSTİHDAM KAYBI YAŞANDI.

2020’nin Kasım döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre, işini kaybeden yurttaşlarımızın sayısı yeniden bir milyonun üzerine çıkmıştır. Bu, dört ay aranın ardından, ilk kez karşılaşılan bir durumdur. Kasım’da istihdam, geçen yılın aynı dönemine göre, 1 milyon 103 bin gerilemiştir. Böylece 2018’in Ekim ayından bu yana geçen 25 ayın 23’ünde, istihdam da gerileme yaşanmıştır. Bu da tarihimizde ilk kez gerçekleşen bir durumdur. Kasım’da son bir yıldaki istihdam kayıplarının alt kırımlarına bakıldığında ise en yüksek istihdam kaybının 751 bin kayıpla hizmet sektöründe olduğu dikkati çekmektedir. Hizmet sektörünü 361 bin istihdam kaybıyla tarım ve 91 bin istihdam kaybıyla sanayi sektörleri takip etmektedir. İnşaat sektöründe ise son bir yılda 101 bin istihdam artışı olmuştur. 

KASIM’DA “GERÇEK İŞSİZLİK ORANI” YÜZDE 31,1

TÜİK’e göre işini kaybedenlerle beraber işsizlikte düşmektedir. 2020’nin Kasım ayından, 2019’un aynı dönemine, işsiz yurttaşlarımızın sayısı 303 bin kişi gerileyerek, 4 milyon 5 bin kişi olmuştur.  Aynı dönemde işsizlik oranı ise 0,4 puan gerileyerek, yüzde 12,9’a inmiştir. Oysa 2020 Kasım döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre “gerçek işsizlik oranı” 9,0 puan artarak yüzde 31,1’e çıktı. Yine aynı dönemde “iş aramayıp çalışmaya hazır, eksik ve yetersiz istihdam edilen ve mevsimlik çalışanlarla” beraber, “gerçek işsiz sayımız” ise 3 milyon 518 bin kişi artarak; 11 milyon 195 bin kişiye ulaşmıştır.

İŞSİZLİK ÜLKEMİZİN EN ÖNEMLİ BEKA MESELESİ

İşsizlik, ülkemizin en önemli beka meselesi haline gelmiştir. Özellikle genç nüfustaki işsizlik kaygı vericidir. Kasım ayında, 15-29 yaş arasında 5 milyon 529 bin gencimiz, ne bir işte, ne de eğitimdedir. “Ev genci” olarak annesinin babasının eline bakmaktadır. Saray hükümeti, ülkemizin en önemli stratejik üstünlüğünü değerlendirememekte ve heba etmektedir.

KAPSAYICI BİR SOSYAL DESTEK SİSTEMİ TÜRKİYE’NİN ÖNCELİĞİ

Salgın özellikle iş gücü ve istihdam piyasası üzerinde yıkıcı etkiler doğurmuştur. Önümüzdeki günlerin en önemli gündemi işsiz yurttaşlarımızın nasıl iş sahibi yapılacağı olacaktır. Yine kapsayıcı bir sosyal destek sisteminin yokluğu bu zor günlerde daha çok hissedilmiştir. Özellikle kayıt dışı çalışan, günlük emeğiyle hayata tutunan yüzbinlerce insanımız salgın döneminde büyük sıkıntılar yaşamıştır. Önümüzdeki dönemde kapsayıcı bir sosyal destek sistemini inşa etmek Türkiye’nin bir diğer önemli önceliği haline gelmiştir. Ancak tüm bunlar için Türkiye’de “yeni kurullara”, “yeni kurumlara”, “yeni kadrolara” ihtiyaç vardır.  

SARAY’IN YÜREĞİ VARSA İSTİFA EDER

CHP Sözcüsü Öztrak, Cumhurbaşkanı’nın istifasını istemenin en tabi vatandaşlık hakkı olduğunu belirterek, “Nitekim daha önce istifanızı defalarca istedik. Ama siz kulağınızın üstüne yattınız” diye konuştu.

Hatadan dönmenin yollarından biri de istifa müessesi olduğunu söyleyen Öztrak, “Milletine zor günde hak ettiği desteği veremeyen, borca batırıp insanlarını canına kıyma noktasına getiren bir hükümet var. Bu hükümet, vazifesini yapamayan bir hükümet… Vazifesini yapamayan, yüreği varsa o koltukta oturmaz, istifa eder” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Bugün gündemimizde, vaka sayılarında gözlenen yeniden artış eğilimi, yetersiz aşı tedariki, aşılamadaki gecikmeler, derinleşen ekonomik kriz, ekonomik krizde bir başına bırakılan toplum kesimlerinin sorunları, bu sorunları çözemeyen, aksine “devlet ve yönetim krizini” derinleştiren, Erdoğan Şahsım Rejiminin son uygulamaları ve tüm bunların ağırlaştırdığı “toplumsal buhran” vardı.

BOĞAZİÇİ’NE GECE KONDU FAKÜLTELER

Atalarımız, “İstendiğin yere erinme, istenmediğin yere görünme” diye öğütlemiş. Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan siyasi kayyumu; öğrenciler istemiyor. Öğretim üyeleri istemiyor. Üniversite emekçileri istemiyor. Toplumun vicdanı istemiyor. Milletimizin kahir ekseriyeti, AK Parti ve MHP seçmenleri de dâhil, “Üniversitelere siyasi kayyumlar atanmasın” diyor. Kayyum kendisine yardımcı bulamıyor. Öğretim görevlileri, bu kayyumla çalışmak istemiyor. Demek ki bu işte bir yanlışlık var. Ama Erdoğan yanlıştan dönmek yerine, yeni yanlışlara imza atmaktan çekinmiyor. İstenmeyen siyasi kayyuma “yönetim kurulu” ve “senato” oluşturmak için Boğaziçi Üniversitesi’ne “Gecekondu Fakülteler” açma kararı veriyor. Öğrencilerin, öğretim üyelerinin, milletin vicdanının kabul etmediği kayyum için, Huruç harekâtı başlatıyor. Suç örgütü liderlerinden “referans mektubu” alıyor. Kayyuma yer altı dünyasından destek topluyor. Şimdi hal böyle olunca da insan ister istemez düşünmeden edemiyor; “Yoksa Boğaziçi’nde de bir kupon arazi işleri mi var” diye.

BU SÖZLERİ TEKRARLARKEN BEN SIKILIYORUM

Devlet krizi aslında en çirkin yüzünü gösteriyor. Erdoğan, ateşi sürekli harlıyor. Cuma namazı çıkışında, kin ve nefret dolu sözlerle, toplumun sinir uçlarıyla oynamaktan, yeni fay hatları açmaktan da geri durmuyor. Kadına ve insana bakışındaki sorun, nefret olarak diline dökülüyor. Şu cümlelere bir bakar mısınız? “Osman Kavala denilen, adeta Soros’un temsilcisi olan kişinin karısı da, provokatörlerin içerisinde yer alan bir kadındır”. Bunları tekrarlarken ben sıkılıyorum. Cumhurun başı olduğunu söyleyen, herkesi kucaklaması gereken bir makamda oturan birine, yakıyor mu bu cümleler?

BU AYIPLI DİLİ KINIYORUZ

Sayın Profesör Doktor Ayşe Buğra bu ülkenin yetiştirdiği çok önemli iktisatçılardan biridir. Başarıları dünya çapındadır. Ama kadını, sadece bir eşe ve anneye indiren bu zihniyet, Sayın Ayşe Buğra’nın yaptıklarını ve başarılarını da elbette anlayamıyor. Osman Kavala, Erdoğan’ın şahsi garezi nedeniyle şu anda hapiste… Mahkemeler Kavala’yı içeride tutmak için; suç üzerine suç uyduruyorlar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarını uygulamıyorlar.  Ve şimdi Erdoğan eziyet ettiği bu kişinin eşini de, Sayın Ayşe Buğra’yı da hedef gösteriyor. Biz bu ayıplı dili kınıyoruz. Erdoğan’ın bu nefret dilini, milletimizin vicdanına havale ediyoruz.

YER DAVOS, MASANIN BİR YANINDA ERDOĞAN, BİR YANINDA SOROS…

Tabi şunu da soruyoruz; memlekette Sorosçuluk suç mu? O zaman bu resim neyin nesi arkadaşlar, bu resim neyin nesi? Yer: Davos… Masanın bir tarafında Soros, diğer tarafında Erdoğan. Yüzlerden mutluluk akıyor. Bu memlekette, Soros ile aynı yemek masasında oturan, tek parti lideri Erdoğan’dır. Davos toplantılarında Soros’a dönüp; “Türkiye’nin açık toplumu biziz. Bizi destekleyin” diyen de Erdoğan’dır. Erdoğan Sorosçu mu arıyor? O zaman dönecek Sarayının altın varaklı aynalarına bir bakacak. İktidara gelmek için Soros’tan medet uman Erdoğan, şimdi çıkmış insanları Sorosçu olmakla itham ediyor. Ayıptır, yazıktır, günahtır. Kişi herkesi nasıl bilirmiş? Kendisi gibi bilirmiş. Erdoğan’ın yaptığı, millete karşı ayıptır.

İSTİFA, HATADAN DÖNMENİN BİR YOLUDUR

Hatalı olduğunu kabullenmek bir erdemdir. Hatadan dönmek de bir erdemdir. Hatadan dönmenin yollarından biri de istifa müessesidir. Biz bu müesseseyi Boğaziçi’ne atanan kayyuma hatırlatınca, Erdoğan sinirlenmiş. “Yürekleri yetse, Cumhurbaşkanı da istifa etsin diyecekler” demiş. Geçen hafta söyledim Sayın Erdoğan, istifanızı istemek için, yüreğe gerek yok. Bunu istemek, en tabi “vatandaşlık hakkımızdır.” Nitekim daha önce istifanızı defalarca istedik. Ama siz kulağınızın üstüne yattınız. Elbette herkes istifa edemez. Makam ve mevkiyi;  “Zenginleşme ve ikbal kapısı görenler” istifa edemez. “Gücünü makam ve mevkiden alanlar” istifa edemez. “Birilerinin himmetiyle bir yerlere gelenler” istifa edemez. “Öz saygısı ve özgüveni olmayanlar” istifa edemez. İstifa etmek için yüreğe ihtiyaç vardır. İstifa etmek için “özgüvene” ihtiyaç vardır. İstifa etmek için “öz saygıya” ihtiyaç vardır. İstifa, önemli bir müessesedir. Yürek işidir.

MAKAM VE MEVKİ ARAÇTIR, AMAÇ DEĞİL

Yakın zamanda Hollanda’da hükümet istifa etti. Neden? Vergi İdaresi, hukuka aykırı şekilde vatandaşlarını incelediği için. Hükümet, bu hatanın sorumluluğunu aldı ve istifa etti. Yine İsveç Ulaştırma Bakanı, “Evinde sigortasız dadı çalıştırdı” diye istifa etti. Sadece Avrupa’da mı? Uzakdoğu’da da istifa müessesi var. Japonya’da Adalet Bakanı, milletvekillerine doğru dürüst cevap vermediği, işini hafife aldığı için istifa etti. Üstün sorumluluk duygusuyla, yaşamına kıyan kamu görevlilerinden hiç bahsetmiyorum bile. 6 yıl önce İzmit Körfezi’nde, asma köprüde kopan halat için, “Sorumlusu benim” diyerek, yaşamına son veren Japon mühendisi unutmadık. Başarı iyi yönetimle sağlanır. Kamu görevinde başarının sırrı ise liyakattir. İşi layıkıyla yapamayan, sorumluluğunu yerine getiremeyen, ya da bulunduğu görevde istenmeyen, o makamı fuzuli yere işgal etmez. İstifa eder. Çünkü makam ve mevki araç, millete hizmet amaçtır.

MİLLETE VERDİĞİ SÖZÜ TUTAMAYAN “YÜREĞİ VARSA” İSTİFA EDER

Salgında gerçek vaka ve hasta sayılarını yurttaşlarından saklayan. Salgını olduğundan küçük gösterip, yurttaşlarımızın gereken önlemleri almasını engelleyen hayatlarını kaybetmesine neden olan yönetici, yüreği varsa istifa eder. Ocak sonuna kadar 40 milyon doz aşı gelecek deyip, topu topu 13 milyon doz aşı getiren, günde 1 milyon 100 bin kişiye aşı yapacağız diyen, yapa yapa günde 119 bin kişiye aşı yapan, milletine verdiği sözü tutamayan tek sorumlu yüreği varsa istifa eder.

VAZİFESİNİ YAPAMAYAN O KOLTUKTA OTURAMAZ

Salgında tüm dünya yurttaşlarına yardım yağdırdı. Bunlar millete beş maskeyi ücretsiz dağıtamadı. Üstüne IBAN numarası gönderip, milletten yardım istedi. Aynı ligde olduğumuz G-20’nin gelişen ekonomileri, milli gelirlerinin ortalama yüzde 3,3’ü kadar, bütçelerinden vatandaşlarına destek verdiler. Şimdi bunu bizim milli gelirimize oranlarsak, 160 milyar Türk lirası yapar. “Erdoğan’ın Şahsım Rejimi” bütçeden vatandaşlarımıza, ne kadar karşılıksız destek verdi? 6,4 milyar lira. 160 nerede, 6,4 nerede? Ama buna karşılık milletini salgında en çok borca batıran yine Erdoğan oldu. Milletine hak ettiği desteği veremeyen, borca batırıp insanlarını canına kıyma noktasına getiren bir hükümet var. Bu hükümet, vazifesini yapamayan bir hükümet. Vazifesini yapamayan, yüreği varsa o koltukta oturmaz, istifa eder.

ESNAF CANINA KIYARKEN, “KAPANAN DÜKKAN YOK” DİYEN İSTİFA ETMELİ

Salgında, devletine 40 yıl vergi veren esnafa, 40 gün bakamayan,  esnafı borca batıran, sonra da zor gününde esnafın borcunu o da 6 aylığına yüksek faizlerle yapılandırıp, borç taksitlerinin sayısını bile ötelemeyen, esnafı salgında bir başına bırakan, esnaflarımız dükkânına gelen ödeme ihbarlarına, canlarıyla ihtar çekerken, “Kapanan dükkân yok” diyebilen yönetici yüreği varsa o koltukta oturmaz. İstifa eder.

ÇİFTÇİYE HESAP VERECEĞİNE, TELEFONUNUN HESABI SORUYOR

Çiftçinin toprağa gübre atma zamanındayız. Gübre fiyatları son bir yılda yüzde 90’a yakın zam görmüş. Çiftçinin tarım krediye borcu almış gitmiş, Ziraat Bankası’na borcu var, mazotçuya borcu var, yemciye borcu var, gübreciye borcu var. Çiftçinin traktörü, tarlası, ineği haczediliyor. Kanun diyor ki, “Çiftçiye, milli gelirin en az yüzde 1’i kadar destek vereceksin”. Ama kanunu bu yönetici dinlemiyor. 2007’den bu yana her bir çiftçi ailesine, 81 bin 632 lira borç takıyor, toprağını ekip milletin karnını doyuranı, açlığa mahkûm eden bir hükümet var. Bu hükümetin partisine mensup olanlar bir de üstüne üstlük çıkmışlar “çiftçinin pahalı cep telefonu var” diyerek, çiftçiye hesap vermek yerine, çiftçiden telefonun hesabını soruyorlar. Arkadaş siz çiftçinin telefonunun hesabını soracağınıza, önce parti mensuplarınızın bileklerindeki milyonluk kol saatlerinin hesabını sorun. Bu lafları eden hükümet yüreği varsa o koltuğu işgal etmez. İstifa eder.

MARKETTE NASIL AZ PARA HARCANIR, ÇÖPTEN YEMEK NASIL AYIKLANIR

Son bir yılda portakalın fiyatı yüzde 67, yumurtanın fiyatı yüzde 67, mercimeğin fiyatı yüzde 59, Ayçiçek yağının fiyatı yüzde 54, pırasanın fiyatı yüzde 53, mısırözü yağının fiyatı yüzde 53 artmışken, mutfaklar yangın yerine dönmüşken, ülkede açlık yeniden ortaya çıkmışken, tencereler boşalmışken, yandaş gazetelerde “Markette nasıl az para harcanır” diye, manşet attıran bir hükümet var.  Devletin televizyonuna “Çöpten nasıl yemek ayıklanır” diye, program yaptıran bir hükümet var. Devletin ajansına kendi esnafımızın değil, “Japon esnafının dertlerini” haber yaptıran bir hükümet var. Bunların yürekleri varsa o koltukta bir dakika oturmaz, istifa ederler.

İNSANLAR CANINA KIYARKEN MİLLETİN SESİNİ DUYMAYANLAR

Emekliler asgari ücretin altında aylık alırken, vatandaş “canımız, başımıza bela oldu” deyip haykırırken, evladına okula gidecek pantolon alamadığı için babalar, yaşamlarına kıyarken, analar bebeğini ısıtmak için saç kurutma makinesini açıp, kış gününde yaşamlarına son verirken, milletin halini görmeyen, sesini duymayan, Saraylarında vur patlasın çal oynasın âlem yapanlar, yürekleri varsa, işgal ettikleri o koltuklarda bir dakika dahi oturmaz istifa ederler.

ÜLKEYİ TEFECİ FAİZİNE MECBUR EDEN İSTİFA ETMELİ

“Liyakat yerine sadakat” deyip, damadını ekonomi yönetiminin başına atayan, damadıyla beraber Merkez Bankası kasasındaki 128 milyar doları, har vurup harman savuran, milleti “pahalı döviz” ile “yüksek faiz” arasına sıkıştıran hükümetin tek sorumlusu benim ben diyen yüreği varsa istifa eder. “Verin şu kardeşinize yetkiyi, ondan sonra faizle şunla bunla nasıl uğraşılır görün” dedikten sonra, geçen ay 21 milyar liralık faiz ödemesiyle, Cumhuriyet tarihinde tek bir ayda, en yüksek faiz ödemesi yaparak, rekor kıran, Almanya eksi faizle borçlanırken, Japonya sıfır faizle borçlanırken, İngiltere binde 5’in altında faizle borçlanırken, kötü yönetimiyle, Türkiye Cumhuriyeti Hazinesini yüzde 6 gibi, tefeci faiziyle borçlanmak zorunda bırakan bir yönetim o koltukta bir dakika dahi oturmaz yüreği varsa istifa eder.

GENÇLERİ İŞSİZ BIRAKAN İSTİFA ETMELİ

“Ekonominin sorumlusu benim, ben” diye bar bar bağıracaksın, ondan sonra da 2,5 yılda 1 milyon 645 bin yurttaşımız işinden olacak, çalıştığı işten olacak, işsiz sayısı 10,5 milyona tırmanacak, ülkemizin en önemli stratejik varlığı olan gençler, “Ev genci” olacak, 6 milyon gencimiz evinde oturup, anasının babasının eline bakacak; ama Sarayınızın mensuplarının ve mahdumlarının sahte diplomaya bile aldırmadan ballı 3-5 maaş getiren işi olacak… Hiç kusura bakmayın bunları yapan ar edip, istifa eder.

2023 HEDEFLERİNİ TUTTURAMAYANLAR İSTİFA ETMELİ

10 yıldır 2023 hedefleri diyerek milleti kandıran, millete 2 trilyon dolar milli gelir vadedip, bu ülkeyi 10 yıl yönetip 2023’e 2 yıl kala “Kusura bakmayın bu gelir ancak 875 milyar dolar olabilir” diyen, yine 10 yıl önce millete, “Yıllık gelirin 2023’te 25 bin dolar olacak adam başına” deyip, sonra da “Kusura bakmayın 2 yıl kala 2023’e ancak 10 bin dolar yapabilirim” diyen, “İşsizliği 2023’te yüzde 5’e düşüreceğim” deyip, 2023’e 2 yıl kala, “Kusura bakmayın işsizlik yüzde 11’e çıkacak” diyen ve millete vaatlerini tutmayanlar, o koltukta bir dakika oturmaz, istifa eder.

APTAL OLMA DİYEN ABD BAŞKANININ AYAĞINA GİDEN İSTİFA ETMELİ

Mehmetçiğimizin başına Irak’ta çuval geçirilirken, “Amerika’ya nota ver” diyenlerle, “Ne notası, müzik notası mı” deyip alay eden, bakanlara rüşvet veren, sonra da Amerika’ya kaçıp itirafçı olan İranlı için, bir de değil, hem de iki kez ABD’ye nota veren, teröristlerin önünden, Atamız Süleyman Şah’ın tabutunu sırtlayıp, türbesini, vatan toprağını teröriste bırakıp kaçanların, ordumuzun en stratejik tesislerinden Tank-Palet Fabrikasını, tek kuruş almadan, Katar Ordusuna peşkeş çekenleri, kendilerine “aptal olma” diye hakaret mektubu yazan ABD Başkanına, o mektubu iadeli taahhütlü göndermek yerine, ayağına giden bir kişi azıcık yüreği varsa o koltukta bir dakika oturmaz. İstifa eder.

KUL HAKKINDAN KORKUYORSA İSTİFA EDER

Askeriyeyi, adliyeyi ve tüm bürokrasiyi teslim ettiği ortağı, millet iradesinin tecelligâhı TBMM’yi bombaladıysa… O hain darbe girişiminde 248 yurttaşımız can verdiyse… Binlerce yurttaşımız yaralandıysa… Ülkeyi yöneten “Allah affetsin” diyerek kurtulamaz, sorumluluk duygusu varsa, o koltukta bir dakika dahi oturamaz. İstifa eder. Beşiktaş saldırısında şehit olanlar için toplanan paraları, 15 Temmuz şehit yakınları ve gazileri için toplanan yardımları, tastamam hak sahiplerine dağıtamayan, millete bunun hesabını da veremeyenler, kul hakkından korkuyorlarsa o koltukta oturmalar. İstifa ederler.

KOLTUKTAN GÜÇ ALAN DEĞİL, KOLTUĞA GÜÇ VEREN GEREK

Evet, istifa etmek esas yürek işidir Sayın Erdoğan. Oturdukları koltuğa güç vermek yerine, güçlerini oturdukları koltuktan alanlar, koltuklarını bırakmaya cesaret edemezler. İstifa edemezler. O koltuğu bırakmamak için, türlü oyunlara başvururlar.

UCUBE REJİM İÇİN ANAYASA TARTIŞMAK ABESLE İŞTİGAL

Türkiye’yi uçuracak dedikleri bu ucube rejim 2,5 yılda iflas etti. Yüzde 50+1 tehlikeye girdi. Şimdi küçük ortaklarıyla beraber, “Şahsım Rejimi Anayasaya uymadı. Anayasayı Şahsım rejimine uyduralım” demeye başladılar. Milletin ıstırabı ortadayken, ellerinde kalan bu çürük malı, bu ucube rejimi, millete yeniden pazarlamaya kalkıyorlar. Ne zaman anlayacaksınız, “Bu ucube şahsım rejimi” milletimize uymadı. Milletimizin cebini yaktı, tenceresini boşalttı. Bu ucube şahsım rejimine uygun olacak Anayasayı tartışmak, abesle iştigaldir. Boş iştir. Milletin vaktini çalmaktan başka bir şey değildir.

KUVAYIMİLLİYE’YE HAKARET EDENİ ANDILAR

“Kahramanı kadar gafili de, haini de çok bir milletiz” bu tespit bizim değil Kurtuluş Savaşımızın başkomutanı ve Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün. Bu devleti kuranlar, sadece emperyalizme karşı mücadele etmedi. Emperyalizmin yerli iş birlikçilerine karşı da amansız bir mücadele verdiler. Hatta milli mücadelede iç cephe belki de, dış cepheden çok daha yorucu oldu. Bu milletin semalarından ay yıldızlı bayrak inmesin, bu milletin kulaklarından ezan sesi silinmesin diye, göğsünü siper eden Kuvayımilliye’ye arkadan saldıran, Kuvayımilliye’ye “Adi eşkıya”, “Kudurmuş haydutlar”, “Maskara”, “Aldanmışlar” diye ağza alınmayacak hakaretler eden, İngiliz Muhipler Cemiyeti’nin eteklerine yapışmış, yüce dinimizi istismar etmeye kalkan, din adamı kisvesine bürünmüş bir bezirgân için, AK Partili bazı vekiller ve bu devletin Valisi anma programı düzenlemiş.

O MAKAMLARDA O KAHRAMANLAR SAYESİNDE OTURUYORSUNUZ

AK Partili vekil bu toplantıda hızını alamamış. Şanlı milli mücadelemizin Başkomutanı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten hesap sormaya kalkmış. Bu yapılan sıradan bir gaflet değildir. Beyefendi, bugün Gazi Meclis’te vekillik yapıyorsanız, bunu Gazi Meclis’in ilk Başkanına ve Milli Mücadelenin Başkomutanına borçlusunuz. Ağzınızdan çıkanı kulağınız duysun. Gelelim valiye… Bugün boğazından Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlarının ödediği kör kuruş geçiyorsa, onu bu devleti kuran kahramanlara borçlusun. Oturduğun makamda şanlı bayrağımız dalgalanıyorsa, onu, o anmaya gittiğin bezirgânın, “Hain, alçak” diye hakaret ettiği, milli mücadele kahramanlarımızın ve şehitlerimizin al kanına borçlusun. İnsan ekmeğini yediği devletine ve onun kurucusuna bu şekilde ihanet edemez. Azıcık haysiyet, şeref ve onur kırıntısı var ise, bu rezaletin sorumluları, milletten özür dilerler ve derhal istifa ederler. Siz kim, Atatürk’ten, Cumhuriyetten hesap sormak kim? Herkes yerini, haddini bilsin.

HERKES SÖYLEDİKLERİ KADAR SÖYLEMEKDİKLERİYLE DE MESULDÜR

Bir sözüm de Devlet Bahçeli’ye… Ne oldu Sayın Bahçeli? Ortağınızla beraber saraylı olunca, Türk milletinin ebedi Başbuğuna, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e yapılan saldırılar, hakaretler artık sineye mi çekiliyor? İngiliz ve Fransız işgalcilere övgüler düzen, “Yunan ordusu halife ordusu sayılır” diyerek Kuvayımilliye’ye olmadık hakaretler edenlerle, artık aynı safta mısınız? Bu mudur yerliliğiniz? Bu mudur milliliğiniz? Bu edepsizliğe sessiz kalınırsa, Cumhur İttifakı, Cumhuriyet düşmanlarının da ittifakı olur. Bugün herkes yaptıkları kadar, yapmadıklarıyla da; söyledikleri kadar, söylemedikleriyle de tarih ve millet önünde mesuldür. Milletimiz herkesin ne yaptığını görüyor. Notunu veriyor. Sandık önüne geldiğinde de herkese hak ettiği dersi verecek.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Efendim MYK toplantınız devam ederken eski Cumhurbaşkanı adayınız Muharrem İnce partiden istifa etti ve istifa ederken de bazı ithamlarda bulundu. (…) Sayın İnce’nin sözlerini ve istifasını nasıl değerlendiriyorsunuz ve e-devlet üzerinden istifa edeceğini söylemişti. Genel Merkez’e ulaşan bir istifa var mı?

Faik ÖZTRAK- Cumhuriyet Halk Partisi asırlık bir çınardır. Bu partinin gerçek evladı olduğunu iddia edenlerin Cumhuriyet Halk Partisi’ni Cumhur İttifakı ağzıyla suçlayarak partiden ayrılmalarını doğru bulmuyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi Kurtuluş Savaşı meydanlarında kurulmuştur. Cumhuriyet Halk Partisi 1919’da neredeyse, 1923’te neredeyse bugün de oradadır. Bu açıklamayı yapan Sayın İnce’nin Cumhurbaşkanı adayı olduğu 2018’de neredeyse, Cumhuriyet Halk Partisi 2020’de de aynı yerdedir nokta.

Arkadaşlar istifa, Cumhuriyet Savcılığı aracılığıyla e-devletten yapıldığı zaman gelir, ulaşır. Bunun için özel olarak ulaştı mı, ulaşmadı mı sormadım açıkçası ama zaten istifada sözlü beyan esastır.

Soru- Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu’nun İzmir’de metro açılışı esnasında “Bizim belediyelerimiz daha ucuza borçlanıyor” sözlerine Maliye ve Hazine Bakanlığından kınama geldi. Sizin bu konuya ilişkin bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Şimdi en sonunda söyleyeceğim şeyi başta söyleyeyim. Bu açıklamayı çok yadırgadım. Bu açıklama aslında bu ülkenin içinden geçmekte olduğu büyük devlet krizinin en güzel göstergelerinden biridir. “Damat bakan devletin geleneklerini bilmiyor” diyorduk. Yeni atanan bakanın, Sayın Elvan’ın, devlet adabını, devlet memurluğunun ne olduğunu bildiğini düşünüyorum. Ana Muhalefet partisi lideriyle polemiğe girmek, hem de doğrudan kendi olmadan kendi kurumunu bu polemiğe sokmak, korsan bildiri misali kınama yayınlamak devletin hangi geleneğinde var? Bir diyeceğin varsa açıklamanın altına kendi ismini koyarsın açıklamanı yaparsın. Müesseseye kınatmak ne oluyor? Yani anlaşılan damat, “At izi it izine karıştı, sonumuz hayrola” derken çok da haksız değilmiş.

İkincisi arkadaşlar, o metinde birde aba altından sopa göstermek var. Ne diyor Hazine ve Maliye Bakanlığı? “Kredi sözleşmesi daha tam bağıtlanmadı” diyerek ne demek istiyorsunuz? Belediyeyi üstü kapalı tehdit mi ediyorsunuz? Ondan sonrada çıkacaksınız bizleri yatırım düşmanı olmakla itham edeceksiniz. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak geçilmeyen köprü ve yol için dövizli garanti verilmesine karşı çıkmak, tüyü bitmedik yetimin hakkını yedirmemek için bu mücadeleyi yapıyoruz.

Biz yatırımlar için her zaman “Allah yapandan da yaptırandan da razı olsun” dedik. Asıl yatırım düşmanlığı belediyelerimizin yatırımlarını engellemekle tehdit etmektir. Hem de devletin bakanlığını kullanarak. Bu bakanın Genel Başkanımıza laf yetiştireceğine şunun hesabını vermesi lazım, bugün Almanya negatif faizle borçlanırken, Japonya sıfıra yakın faizle borçlanırken, İngiltere binde 5, Amerika binde 5 gibi komik faizlerle borçlanırken Türkiye Cumhuriyeti Hazinesi yüzde 6 gibi son derece yüksek tefeci faiziyle neden borçlanıyor? Millete bunun hesabını bir verin. Ben söyleyeyim, 128 milyar dolar Merkez Bankası kasasındaki rezervi erittiğiniz için. Bunun hesabını soruyor musunuz, kim yaptı diye tahkik ediyor musunuz? Hayır yok.

Bakın, bu işler hasetlikle olmaz. İşte görüyorsunuz metro temelleri atılıyor, metro yatırımları açılıyor Cumhuriyet Halk Partili belediyelerde, altyapı yatırımları tamamlanıyor, açılışları yapılıyor. Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin çalışanları aldıkları maaş ücret karşısında, aldıkları asgari ücret karşısında çok çok seviniyorlar. Bunlar bizim ülkeyi ne kadar iyi yöneteceğimizin de birer göstergesidir. Evet, Cumhuriyet Halk Partisi iktidara geldiğinde yatırımlar devam edecek ama tüyü bitmedik yetimin hakkı yenmeden. Evet, Cumhuriyet Halk Partisi iktidara geldiğinde çalışanların yüzü gelecek. Bunu çekemiyorlar on parmaklarında on kara demediklerini bırakmıyorlar.

Soru- AK Partililerin “Erdoğan’ın yanındayız” başlığıyla başlattığı sosyal medya kampanyasına birçok vali de destek verdi. Geçtiğimiz günlerde de siyasette militan tartışması yaşanmıştı. Siz bu paylaşımları ve bu desteği nasıl yorumlarsınız?

Faik ÖZTRAK- Açıkçası maskaralık. Vali devlet memuru, devlet memurunun hem de ildeki en yüksek devlet memurunun AK Parti’nin eş il başkanı gibi davranması olmaz, kabul edilemez. Davranırsa devlet memuru olamaz. İstifa edersin siyaset yaparsın. Devlet memuru herhangi bir partiye değil millete ve devlete karşı mesuldür. Bunu sadece valiler yapmıyor yalnız, iş Milli Eğitim Müdürlerine kadar inmiş vaziyette. Kendini AK Parti’ye karşı mesul hisseden memurlar, bunun sonuçlarına da katlanırlar.

Soru- Sağlık Bakanlığı’nın ve uzmanlarının kalabalıklardan uzak durulması yönünde uyarıları var. Buna karşın AK Parti kongreleri ciddi kalabalıklarla yapılmaya devam ediyor. Son olarak Edirne İl Kongresi sonrası 47 kişinin pozitif olduğu iddiası gündeme düştü. Sizin bu pozitif olma ve kalabalık kongrelere ilişkin yorumunuz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Memlekette salgın var diye lokantalar kapalı, kahvehaneler kapalı, kafeler kapalı, esnaf kan ağlıyor. Barolar genel kurullarını yapamıyorlar. Ama sosyal mesafeye uymadan şarkılı, türkülü toplantı yapılan tek organizasyon AK Parti il kongreleridir. Vatandaşa yasak olan her şey AK Parti’ye serbest. Erdoğan sosyal mesafe kurallarına uymadan salonları dolduran partililerine teşekkür etmeyi ihmal etmiyor. Ama Sağlık Bakanı “Kalabalık toplantılar yapmayın” diyor. Vaka sayıları kritik seviyelerin üzerinde seyrediyor. Aşı yok. Daha önce de söyledim, bu kongrelerden sonra o illerdeki vaka sayısı artışlarının vebali Erdoğan’ın boynunadır. Tekrar burada büyük bir özgüvenle tekrarlıyorum. Erdoğan bu sorumsuzluğun vebalini üstlenmeli ve istifa etmelidir.

Soru- Boğaziçi Üniversitesiyle ilgili yaşananlarda son olarak öğrenci Beyza Buldağ için tutuklama kararı verildi. Öğrencilerin tutuklanmalarının hukuksuz olduğuna ilişkin tepkiler de var. Sizin bu tutuklamalara ilişkin yorumunuz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Bu öğrencinin tutuklanmasını gerektirecek ortada hiçbir hukuki gerekçe yok. Bir kere yazılan mektupta ne Cumhurbaşkanına hakaret var, ne da halkı kin ve nefrete tahrik var. Hadi diyelim ki var olsa bile bu suçların yatarı yok. Yani yatarı olmayan bir suçun tutuklaması da olmamalı. İktidar korkuları nedeniyle gencecik yavrularımıza eziyet ediyor. Korkuyla ülke yönetilmez. Korkuyla hükümet olunmaz.

Soru- Devlet eski Bakanı Fehim Adak’ın anma töreninde konuşan Bülent Arınç, “Dünün mücahitlerinin müteahhit, daha sonra müşahit olduğu bir noktadayız. En büyük sıkıntımız dünün mağdurlarının bugün mağrur olmasıdır. Dünün fakirlerinin bugün zenginlikten gözlerinin kamaşmasıdır” dedi. Siz bu açıklamaya ilişkin yorumunuz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Sayın Arınç, AK Parti’nin kurucularından. Yani bu tespiti AK Parti’nin bir kurucusu yapıyor. Mücahitlerin önce müteahhit, sonra müşahit olduğunu, gözleri gören, kulakları duyan, kalbi mühürlenmemiş herkes zaten görüyor. Yola mücahit olacağız diyerek çıkanların milleti ne hale getirdiklerini konuşmamda anlattım. Bülent Arınç daha önce de koltuğu boşaltmakta sıkıntısı olanlar için şu tespiti yapmıştı: “Birileri oturduğu koltuktan kalkmakta sıkıntı yaşıyorsa altını pisletmiştir.” Milleti bu hale getirenler istifa etmelidir. Söyledim bir daha söylüyorum, o koltukta bir dakika dahi durmamalıdır.

Soru- İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasa Mahkemesi’nin kararına atfen Enis Berberoğlu hakkında yargılamanın yeniden yapılmasını talep ediyor ve yerel mahkemeye dokunulmazlık vurgusuyla Berberoğlu’nun şu an itibariyle milletvekili olduğunu hatırlatıyor. Sizin bu gelişmelere ilişkin yorumunuz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- 14. Ağır Ceza Mahkemesi de kararını verdi. Tabi Anayasa Mahkemesi’nin ikinci uyarısından sonra. Bu bizim içimizi acıtıyor. Bu karar da UYAP’ta yayınlandı. Mahkeme kararının biran önce Adalet Bakanlığı’na gelmesi, bakanlığında saniye kaybetmeden bunu TBMM’ye göndermesi gerekir. TBMM Başkanı da ilk oturumda bu kararı okutarak arkadaşımızın gasbedilen hakkının iadesini sağlamalıdır. Milletin kendi iradesinin gasbedilmesine daha fazla tahammülü kalmamıştır.

Soru- CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin eski isimleriyle partinin bölünmemesi için bir araya geldiği ve milletvekillerinin de bazı önerilerde bulunduğuna ilişkin haberler var. Bu öneriler bugün MYK’da gündeme geldi mi?

Faik ÖZTRAK- Hayır gündeme gelmedi.

Soru- Geçen haftaki CHP – HDP görüşmesinde HDP’nin Esenyurt ilçe binasından çıkan görüntüler gündeme geldi mi? HDP’nin CHP’ye ziyaretinin ardından HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar “PKK konusunda HDP ile CHP arasında bir fikir ayrılığının olmadığını” savundu. Siz bu konuya ilişkin bir şey söylemek ister misiniz?

Faik ÖZTRAK- Birinci sorunuz geçtiğimiz haftalarda da sorulmuştu. Bu konudaki görüşlerimizi kamuoyuna açık, net bir şekilde anlattık.

İkinci sorunuza gelince, bu konuların gündeme gelmediğini HDP Eş Başkanı teyit ediyor. Yani şimdi açıkçası bu sorunun neden sorulduğunu anlayamadım. Hatta birazda maksatlı buldum. Ama yeri gelmişken şunu da söyleyeyim, Beka Vadisi’ne gidip terör örgütü elebaşına karanfil sunup resim çektirenlerin adresi bellidir. Bu soruları onlara soracaksınız.

Soru- Erdoğan’ın son yaptığı açıklamalarda “CHP parçalanmaya başladı” dedi. Bu sözlere ilişkin sizin yorumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Aç tavuk kendini darı ambarında sanırmış. Cumhuriyet Halk Partisi asırlık çınardır. Sel gider kum kalır, rüzgar kayadan ne alır. Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

ŞAHSIM REJİMİ MİLLETİN GÜLÜŞÜNÜ ÇALDI

CHP Sözcüsü Öztrak, Erdoğan’ın şahsım rejiminin en büyük siyasi hırsızlığının “milletin gülüşünün çalınması” olduğunu belirterek, “83 milyonu aşan koca bir ülke artık gülmeyi unuttu. Karamsarlık, keder, kasvet kader oldu. Memleketimizin bereketi kaçtı” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Bir süredir takip ettiğiniz gibi, siyasi partiler arasında ziyaret trafiği hızlanmış vaziyette. Dün biz, Saadet Partisi’ne bir ziyaret gerçekleştirmiştik. Bugün de Halkların Demokratik Partisi yöneticileri, Genel Merkezimize bir ziyaret gerçekleştirdiler. Diğer partilerin de birbirleriyle görüşmeleri sürüyor.

CHP, ÜLKENİN BİRLİĞİNİN VE BÜTÜNLÜĞÜNÜN SİGORTASI

Bugünkü ziyarette, ülkemizin içinde bulunduğu buhranı, demokrasi ve hukuk devletindeki hızlı aşınmayı, artan işsizliği, açlığı ve milletin boşalan tenceresini görüşme imkanını bulduk. Buhranla birlikte milletin sırtındaki yük giderek artıyor. Bu çerçevede, milletin sesini duyan, ona kulak veren partiler, bu buhrandan çıkışın nasıl olacağı konusunda fikir alışverişinde bulunuyorlar. Burada bir hususun altını da çizmek istiyorum: CHP bu ülkenin birliğinin, bütünlüğünün sigortasıdır. Bu çerçevede, tüm partilerle görüşebilen parti Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Bu, demokrasimizin geleceği için büyük bir imkândır.

2 GÜNDE YAPACAĞIZ DEDİKLERİ AŞIYI 22 GÜNDE YAPTILAR

Devletimiz akılla, istişareyle, ilimle yönetilmiyor. Vasıfsız, liyakatsiz kadrolar elinde, kuru inatla, nefret diliyle ülkemizin ufku karartılıyor. Bir yanda salgın, diğer yanda ekonomik kriz, buna bir de devlet krizi eklenince, ülkemizde ciddi bir buhran yaşanıyor. “Vaka” dediler, “hasta” dediler. Salgında milletten gerçekleri sakladılar. Şimdi aynısını aşıda da yapıyorlar. “Ocak sonuna kadar 40 milyon, Şubat sonuna kadar 50 milyon doz aşı gelecek” vaadinde bulunmuşlardı. Geldi mi? Hayır. Ocak ayı bitti. Gele gele 13 milyon doz aşı geldi. Yine Ocak sonuna kadar 1,5 milyon doz Alman aşısı gelecekti. O da ortalarda yok. Sağlık Bakanı, “Günde 1 milyon 100 bin kişiyi aşılayacağız” demişti. Bugüne kadar aşılaya aşılaya günde ortalama 114 bin yurttaşımızı aşılayabildiler. Hani Erdoğan’ın şahsım rejiminde her iş hızlı olacaktı? 22 günde aşılanan yurttaşlarımızın sayısı 2,5 milyon. “İki günde yapacağız” diye söz verdikleri aşıyı, 22 günde ancak yapabilmişler. Neden? Çok açık söyleyeyim, bu konuda bunun sorumlu, sağlık personelimiz değil. Çünkü bizim koruyucu hekimlik alanında sağlık personelimizin başarısı tüm dünyada tescilli… Sorumlu yeterli aşı tedarikini yapamayan Saray… Şimdi elde yeterli aşı ve ciddi bir aşı planlaması olmadığı içinde işlerin ağırdan alındığı anlaşılıyor.

AK PARTİ KONGRELERİNDE SOSYAL MESAFE YOK

İsrail, nüfusunun yüzde 60’ını, Birleşik Arap Emirlikleri yüzde 36’sını, İngiltere yüzde 16’sını, ABD’de yüzde 10’unu aşıladı. Bizde ise Saray sosyetesinin Allah’a çok şükür yüzde 100’ü aşılandı ama milletin sadece yüzde 3’ü aşılanabildi. Tüm dünya zamana karşı yarışıyor. Virüsün mutasyona uğraması, yani kılık değiştirmesi ihtimaline karşı aşıların hızla yapılması lazım… Aşılama bitene kadar da, sosyal mesafe tedbirlerine harfiyen uymak gerekiyor. Ama sosyal mesafe gözetmeden doldurulmuş kapalı salonlarda, AK Parti İl Kongreleri yapılıyor. Bugün de 7 ilde AK Parti Kadın Kolları Kongreleri vardı. Yine salonlarda hiçbir sosyal mesafe yoktu. Restoranlar, lokantalar, eğlence mekânları kapalı. Esnaflarımız kan ağlıyor. Restoranda, kafede, kahvehanede bulaşan virüs, her ne hikmetse şarkılı, türkülü AK Parti Kongrelerinde bulaşmıyor. Anlaşılan, sırra kadem basan Alman aşıları, milletimizden önce AK Parti teşkilatıyla buluşmuş gibi gözüküyor. Erdoğan’ın kongrelere uzaktan bağlantıyla katılıp, kendisini korumaya alıyor, salonları “sosyal mesafesiz” dolduran partililerine de teşekkür ediyor.

KONGRELERİN YAPILDIĞI İLLERDE VAKA SAYILARI ARTIYOR MU?

Ama bizim İl Başkanlarımız bir restoranda kazara bir toplantı yapsa, “Salgın kuralları ihlal edildi” deyip, hem iş yerine hem de arkadaşlarımıza cezalar yağdırılıyor. 65 yaş üstü yurttaşlarımız evlerde kaç aydır hapis. Çocuklar belirlenen saatlerin dışında anne babasıyla dışarı çıksa, idari para cezası yiyor. Ama AK Parti, vur patlasın, çal oynasın kongre yapıyor. Böyle bir lakaytlıkla, böyle bir gayrı ciddilikle salgınla nasıl mücadele edilir bilemiyorum. Edilemiyor da zaten. Günlük vaka sayıları yeniden 7 binli seviyelerin üstüne çıktı. Bunda AK Parti kongrelerinin ne kadar katkısı var bunu bilmek lazım. Açıkça soruyoruz; kongrelerin yapıldığı illerde hasta sayıları bu kongrelerden sonra ne kadar arttı? Bunu millete açıklayın. Hasta sayısındaki her bir artışın vebali kongreler nedeniyle Erdoğan’ın üstündedir.

MİLLETVEKİLLERİMİZ ORADA OLMASA DUYULMAYACAKTI

Milletimizin sağlığını sadece salgın tehdit etmiyor. Milletimizin sağlığını, canını işsizlik, yoksulluk, fukaralık da tehdit ediyor. Esnaflarımız cinnet getirme noktasında. Cumhuriyet Halk Partisi olarak Türkiye’nin dört bir yanında, milletimizin yanındayız. Bu hafta milletvekili arkadaşlarımız, Afyonkarahisar ve Uşak illerimizdeydi. Esnaf ve zanaatkârlarımız başta olmak üzere, toplumun tüm kesimlerinin dertlerini dinlediler, dertleriyle dertlendiler. Arkadaşlarımız Uşak’ta esnaf ziyareti yaparken, anahtarcılıkla uğraşan bir esnafımız, yaşadığı ekonomik sorunlar nedeniyle yaşamına kıydı. Arkadaşlarımız orada olmasaydı, bu intihar da, diğerleri gibi saklanacaktı, görmezden gelinecekti.

GÖRMÜYORLAR, DUYMUYORLAR, KAPLERİ MÜHÜRLÜ

Sarayı buradan bir kez daha uyarıyoruz. Esnaf artık dayanamıyor. Kapıya dayanan icra tebligatlarına, esnaflarımız artık canıyla karşılık vermeye başladı. Saraya esnaflarımız canıyla ihtarname çekiyor. Bu feryadı duyun. Bu çaresizliği görün. Ama Sarayın kulakları var; duymaz, gözleri var; görmez. Çünkü kalpleri mühürlü… Kalplerinin mühürlendiğini, Erdoğan’ın çıkardığı şu karar diyor. Şimdi burada kendisinin imzası var. Bu kararla, alayiş valayişle kamuoyuna duyurdular esnafın kredi borçlarını altı ay erteliyorlarmış.

FAİZİYLE, VERGİSİYLE ERTELİYOR

Peki nasıl erteliyor? Faiziyle erteliyor. Hem de yeni yüksek faizlerle erteliyor. Yetmezmiş gibi… Kredi borçlarının taksit sayısı da değiştirilmiyor. Ertelenen borç, sözleşmedeki vadenin üzerine yayılarak tahsil edilecek. Bu da yetmez… Borç erteleme işlemlerinden doğacak olan, Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi de esnaftan tahsil ediliyor. Bari vergiyi almayın. Ama “Esnaftan ne koparırsak, o kâr” zihniyetiyle hareket eden bir yönetim var. Esnaflarımız tabi elbette istemez. Ama Allah korusun bir kişiyi işten çıkartmak zorunda kalırsa, esnafın borcu da erteleme kapsamından çıkarılıyor.

BORCU FAİZSİZ ERTELEYİN

Biz, “Bu kredi borcunun üzerine bir çizik atın” dinlemediler. Bizi dinlemediler. Peki bari esnafı dinleyin. Bu borcu faizsiz erteleyin. Kalan vadenin sonuna ekleyerek taksit dönemini uzatın. Ama Erdoğan’ın şahsım rejimi esnaflarımızın da bu sesini duymadı. Şimdi ilgili banka yetkilileri esnafları mahcup bir şekilde arayıp, “Bu şartlarda borcunuzu yeniden yapılandırmaya, ertelemeye razı mısınız?” diye soruyorlar. Diğer taraftan da Esnaf Odaları Başkanlarımızı, “Bu konuda menfi konuşursanız, odanızın sınıfını düşürürüz” ha diye tehdit ediyorlar. Ayıptır, yazıktır. Bu esnaf size 40 yıl vergi ödedi, pek çoğu size oy verdi. Ama siz esnaflara 40 gün bakamadınız.

SARAYA BALLI BÖREK, MİLLETE KURU EKMEK

“Millet kuru ekmek yiyorsa, aç değildir” diyen bunlar. “Kapanan dükkân yok” diyen bunlar. “Evime ekmek götüremiyorum” diyenin başına, “Al, keyif çayı iç” diye çay paketi çalanlar bunlar. Memlekette çöp konteynerlerinden, pazar döküntülerinden rızkını toplayanlar için “Rastgele çekilen fotoğraflar” diyenler bunlar. Bunların gözleri, kalpleri, kulakları, mühürlenmiş. Milleti unutmuşlar, milletin halini görmüyorlar. Sesini duymuyorlar. Erdoğan’ın şahsım rejiminde, Saraydakilere ballı börek, millete askıda kuru ekmek. Saray’ın millete yaklaşımı bu…

MİLLET ETİ UNUTTU, MAKARNAYA YÜKLENİYOR

Milletin içinde bulunduğu hali TÜİK’in makyajlı verileri bile saklayamıyor. TÜİK son enflasyon sepetini açıkladı. Millet et yiyemez hale gelmiş. Ekmek ve makarnaya yükleniyor. Yeni sepette “dana etinin” ağırlığı TÜİK düşmüş. Ekmekle ve makarnanın ağırlığını ise arttırmış. Millet ete hasret kaldı. Eti gramla alır hale geldi. Bunu aylardır söylüyoruz. Şimdi TÜİK de diyor. Kış aylarındayız. Kışın en çok tüketilen ürünlerin fiyatları alıp başını gitti. Son bir yılda portakalın fiyatı yüzde 67, yumurtanın fiyatı yüzde 67, mercimeğin fiyatı yüzde 59, ayçiçek yağı fiyatı yüzde 54, pırasanın fiyatı yüzde 53, mısırözü yağının fiyatı yüzde 53 artmış.

TÜK ENFLASYONU %15, VATANDAŞIN ENFLASYONU %35

Bunlar da TÜİK’in makyajlı rakamlarına göre. Mutfaktaki yangının gerçek boyutu bunların çok çok üstünde… TÜİK’in açıkladığı enflasyon yüzde 15. Vatandaşın sokakta, mutfakta yaşadığı enflasyon yüzde 30-35. Memura ve memur emeklilerine 2021’in ilk yarısı için verilen zam ne kadar? Yüzde 3. Ocak’ta enflasyon ne kadar? TÜİK’in rakamlarına göre yüzde 1,68, Bağımsız Enflasyon Araştırma Grubu’na göre yüzde 2,99. TÜİK’e göre 100 liralık maaş zammının 56 lirası, Enflasyon Araştırma Grubu’na göre ise maaş zammının tamamı Ocak ayında uçup gitmiş. Peki bu memur, bu emekli önümüzdeki beş ayda ne yapacak? Kesesinden yiyecek. İşte bunun adı gasptır. Bunun adı, hırsızlıktır. Enflasyon dünyadaki en sinsi hırsızdır. Milletten gerçek enflasyonu saklamak, enflasyon rakamlarını karartmak ise, taammüden siyasi hırsızlıktır.

SİYASİ HIRSIZ GÜLÜMSEMENİZİ ÇALAR

Ünlü Fransız düşünür Voltaire’e atfedilen şu sözler aslında bu durumu çok iyi tanımlıyor; “Sıradan hırsız paranızı, cüzdanınızı, eşyalarınızı çalar. Siyasi hırsız geleceğinizi, hayallerinizi, bilginizi, eğitiminizi, işinizi, gülümsemenizi çalar. İki hırsız arasındaki fark şudur: Sıradan hırsız, sizi seçer. Siyasi hırsızı, siz seçersiniz.” Evet. Bugün Türkiye’de böyle bir siyasi rejim var. “Şahsım Rejimi” ülkemizin kasasını boşalttı. Kayınpeder, Damat bir oldular, Merkez Bankasındaki 128 milyar doları uçurdular. Şimdi Merkez Bankası Başkanı bu giden dolarları yerine koymak için “Bu yıl uzunca bir süre faizler yüksek kalacak” diye açıklama yapıyor. Bu faizlerin yüksek kalmasının nedeni bu giden dövizleri yerine koymak içindir. Peki biz bu maliyete ne uğruna katlandık? Bir kuru inat uğruna. Şimdi bu dövizler kime gitti, kaçtan gitti hala kimse bilmiyor. Bu dövizleri satanlar, bu işleri yapanlar hakkında açılan bir soruşturma var mı? Ne gezer. Yeni atanan bakan ve başkan da mecburen üç maymunu oynuyor.

BU REJİM MİLLETİN GELECEĞİNİ ÇALIYOR

Erdoğan’ın Şahsım Rejimi milletimizin geleceğini de çalıyor. Geçilmeyen köprüler, otoyollar, tüneller, yatılmayan hastane yatakları, uçulmayan havalimanları için, çocuklarımız hatta torunlarımız yüz milyarlarca lira ödeyecek. Beş yandaş müteahhit abat olsun diye, koskoca milletimizin geleceği berbat oldu.

BU REJİM HAYALLERİMİZİ ÇALIYOR

Erdoğan’ın şahsım rejimi sadece geleceğimizi çalmıyor. Milletimizin hayallerini de çalıyor. Yıllarca 2023 hedefleriyle milletimizin gözünü boyadılar. Millete 2023’te 2 trilyon dolar geliriniz olacak diye vaatte bulundular. 25 bin dolar kişi başına geliriniz olacak dediler. Ama 2023’e iki yıl kala, bu hedefler fos çıktı. Hayaller söndü. Erdoğan’ın şahsım rejimi milletin cebini boşalttı. 2008’de milli gelir 783 milyar dolardı. Bugün 702 milyar dolara düştü. 2007’de kişi başına gelir 9 bin 735 dolardı. Bugün 8 bin 381 dolar. Millet 12-13 yıl önceki gelirini bile mumla arar hale geldi. Sayelerinde ülkeye “açlık, kıtlık, kuyruklar” geldi.

BU REJİM MİLLETİN İŞİNİ ÇALIYOR

Erdoğan’ın şahsım rejimi, milletimizin sadece gelirini, aşını çalmadı. İşini de çaldı. Son 2,5 yılda, işi, gücü olan 1 milyon 646 bin çalışanımız işini kaybetti. Gerçek işsizlerimizin sayısı 10,5 milyonu buldu. 20-23 hedeflerinde işsizlik yüzde 5 olacak dediler şimdi o da fos çıktı yüzde 10 olacak diyorlar. Erdoğan’ın şahsım rejimi, bu ülkenin geleceği gençlerimizin umutlarını da çaldı. Daha dün 2020 nüfus rakamları açıklandı. 15-29 yaş arasında 19 milyon 264 bin gencimiz var. Bu, dünya üzerindeki 131 ülkenin nüfusundan daha fazla. Belçika’nın toplam nüfusu 11,5 milyon, Yunanistan’ın nüfusu 11 milyon. Ama bu gençlerimizin 6 milyona yakını; ne bir işte çalışıyor, ne de herhangi bir eğitim alıyor. Evinde ailesiyle beraber oturuyor.

ARTIK ÜLKEMİZDE “AİLE GENCİ” SORUNU VAR

Maalesef artık ülkemizde “Aile Genci” diye bir sorunumuz var. 37 üyeli Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı içinde, bu konuda en kötü durumdaki ülke Türkiye… OECD’de “aile gençlerinin oranı” yüzde 13, Türkiye’de ise yüzde 29. Gençlerine iyi bir eğitim veremeyen, iyi iş imkânları sunamayan bir ülke, geleceğe güvenle bakamaz. “Türkiye’nin en önemli beka sorunu” işte budur. Ama Erdoğan’ın Şahsım Rejimi, bıraktık gençlerimize iyi eğitim ve iş imkânı sunmayı, iyi eğitim alan az sayıdaki gençlerimizi bile “terörist” ilan etme noktasına kadar gidiyor. Gençlerimizi düşmanlaştırıyor. Yani bunu nasıl yapılabiliyor, hangi hakla yapılıyor anlamak mümkün değil.

BOĞAZİÇİ’NDE KAYYUM ATAMAYLA, ÖĞRENCİLER ALIN TERİYLE GELİYOR

Boğaziçi Üniversitesi, Türkiye’nin göz bebeği bir devlet üniversitesi… Boğaziçi Türkiye’de her öğrencinin, her ailenin hayalini süsleyen bir bilim yuvası… Türkiye’nin her yerinden, her sosyal katmandan öğrenci, bu okula iyi bir eğitim almak için geliyor. Boğaziçi Üniversitesindeki öğrencilerimiz, bu ülkenin bilimine, teknolojisine, üretimine katkı vermek için çalışıyorlar, çabalıyorlar. Dünyadaki diğer gençlerle yarışabilmek, en iyi yaşam standartlarına ulaşmak istiyorlar. Boğaziçi’ne öğrenciler atamayla gelmiyor. Alın teriyle, büyük çabalarla geliyor. Bu öğrenciler; Boğaziçi’ne girmeye sadakatleriyle değil, kendilerinin açıkça ifade ettiği gibi; zehir gibi zekâlarıyla, emekleriyle hak kazanıyorlar. İşte bu nedenle, akla, bilime, hukuka değil, Saray’dan gelecek talimata göre hareket eden, “Kayyum” istemiyorlar. Diplomalarının üzerinde, hakkında akademik hırsızlık iddiaları olan birinin, imzası olsun istemiyorlar. Kayyumun, son yıllarda gerileyen akademik başarıyı, daha da geriye düşüreceğini düşünüyorlar.

ŞAHSIM REJİMİYLE BÜYÜK GERİLEME

Bakınız, Times Yüksek Öğrenim Endeksi’nde, Boğaziçi Üniversitesi 2014 yılında, Dünyanın en iyi 200 üniversitesi arasındaymış. Şahsım Erdoğan rejimi projesinin düğmesine basıldıktan sonra, bu üniversite ilk 600’de bile değil artık. Bizde kaliteli yükseköğrenim kurumları zaten azdı, şimdi Erdoğan’ın şahsım rejiminde “Az” olan da, “yok” olmak üzere. Boğaziçi Üniversitesinde öğretim görevlileri, öğrenciler, çalışanlar işte bu kötü gidişe “yeter artık” demek için gösteri yapıyorlar. Üniversitelerini, geleceklerini kurtarmaya uğraşıyorlar.

ERDEMİ YA ERDOĞAN YA KAYYUM GÖSTERECEK

Boğaziçililerin bu talepleri meşru mu? Son derece meşru… Bu meşru taleplerini barışçıl bir şekilde, demokratik haklarını kullanarak dile getiriyorlar. Ama öğrencilerin haklı taleplerini dinlemek yerine, türlü provokasyonlara girişerek, öğrencilerin meşru eylemlerini itibarsızlaştırmaya çalışmak anlaşılır gibi değil. Yapılan atama yanlış. Yanlıştan dönmek erdemdir. Bu erdemi ya Erdoğan gösterecek, ya da atanan kayyum…

SARAY REJİMİ BU TOPRAKLARA MOĞOL FİLLERİNİN VEREMEDİĞİ ZARARI VERDİ

“Eski Türkiye ile mücadele ediyorum” diyerek Erdoğan, Türkiye’de ne kadar nitelikli kurum, kuruluş varsa hepsini dümdüz etti. Moğol fillerinin bu topraklara vermediği zararı, Erdoğan’ın şahsım rejimi bu ülkeye verdi. Erdoğan’ın şahsım rejimi kaliteli, nitelikli her şeye, herkese düşman… Türkiye’yi eğitimde, kültürde, sanatta, bilimde ileri taşımak yerine, vasata mahkûm etmeyi maharet sanıyor. Diğer üniversitelerimizi, Boğaziçi seviyesine çıkarmak yerine, Boğaziçi Üniversitesi’ni aşağıya çekmeye uğraşıyor. Sonuçta milletimiz küresel arenada yarışma gücünü yitiriyor. Çünkü gençleri iyi eğitim almıyor. Bunun sonucunda işimiz, aşımız gidiyor.

BİLİME DÜŞMANLIĞIN SONU HÜSRANDIR

Yazıktır, günahtır. Bilime düşmanlık edenin sonu hüsrandır. “Hiç bilenlerle, bilmeyenler bir olur mu?” Maharet üniversite sayısını 76’dan, 207’ye çıkarmak değil. Maharet, üniversitelerimizi gerçekten birer bilim yuvası yapmaktır. Maharet, dünyanın ilk 500 üniversitesi arasına, 15-20 üniversitemizi sokmaktır. Sadece binalardan oluşan, doğru, dürüst öğretim elemanı olmayan, yüksek lise tahsili yapılan kasaba üniversiteleriyle milletin çocuklarının hayalini çalmaya bu ülkede kimsenin hakkı yoktur. Ailelerin emeklerini çalmaya ne hakkınız var? İşte biraz önce rakamları verdim. O hayallerini çaldığınız gençlerimiz, ellerinde üniversite diplomalarıyla, emekleri çalınan ailelerimizin eline bakıyorlar. Erdoğan’ın şahsım rejiminin bu yaptığı da, kuşkusuz büyük bir siyasi hırsızlıktır.

KOCA ÜLKE GÜLMEYİ UNUTTU, KEDER “KADER” OLDU

Erdoğan’ın şahsım rejiminin en büyük siyasi hırsızlığı ise; milletin gülüşünün çalınmasıdır. 83 milyonu aşan koca bir ülke artık gülmeyi unuttu. Karamsarlık, keder, kasvet kader oldu. Memleketimizin bereketi kaçtı.

DEVLETİN ADALET DİREĞİ ÇÖKTÜ

Devletin adalet direği çöktü. Enkazın altında hep beraber kaldık. Aşımız gitti adalet direğinin çökmesi nedeniyle, işimiz gitti. Çünkü can ve mal güvenliği olmayınca kimse yatırım yapmak istemiyor. Milletin seçtiği Enis Berberoğlu’nun milletvekilliği o da çalındı. Milli irade gasbedildi. Bunu biz demiyoruz. Anayasa Mahkemesi diyor. Hem de bir defa değil, iki defa söylüyor. Oy çokluğuyla değil, oy birliğiyle bu kararı veriyor. Yaşanan bu sorun, Sadece Cumhuriyet Halk Partisi’nin sorunu değildir. Bu sorun demokrasimizin sorunudur. İhlal edilen millet iradesidir. İhlal edilen Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin hukukudur. İhlal edilen temel hak ve hürriyetlerdir. Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararı, tarihe mal olmuş bir karardır. Ne diyor Anayasa Mahkemesi? “Hukuk devleti retorikten, yani sadece sözden ibaret değildir” diyor. Başka ne diyor? “Kamu gücünü kullanan organların, mahkemelerin ve bireylerin hukuka uygun davranmadıkları bir ülkede, hukuk devletinin varlığından söz edilemez” diyor. Hangimiz bu tespitlere itiraz edebiliriz? Anayasa Mahkemesi hukuka sahip çıkma çağrısına muhatap da gösteriyor: Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Hâkimler Savcılar Kurulu’na ve kamu gücü kullanan diğer kurumlara görevlerini hatırlatmak ihtiyacını duyuyor. “Bu işi sadece bana bırakmayın” diyor. Neden bunu yapıyor. Çünkü Anayasamıza göre; Anayasa Mahkemesi kararları bağlayıcı, bunun herhangi bir istisnası da yok.

UCUBE REJİM 3 YILDA TIKANDI

Türkiye’yi uçuracak dedikleri, “Ucube Şahsım Rejimi” üç yılda tıkandı. Biz aslında bunun olacağını söylemiştik. Artık ucube rejimin müellifleri de bunu kabul ettiler. Ama Ucube Rejimden vazgeçmek yerine; “Ucube Rejim mevcut Anayasa’ya uymuyor, biz bir kez daha bu Anayasayı Ucube Rejime uyduralım” diyorlar. Son üç yılda milletin başına ne geldiyse, bu “şahsım rejimi” yüzünden geldi. Bu ucube rejiminin ne olduğunu, milletimiz yaşayarak gördü. Erdoğan ve sarayının bekçisi, milletimizin aşını, işini, geleceğini, umutlarını, hayallerini, gülüşlerini çaldılar.

BOŞ İŞLERİ BIRAKIN, BOŞ TENCEREYE BAKIN

Artık boş işleri bırakın. Milletin boşalan tenceresine bakın. Milletin elinden aldığınız işlere bakın. Esnafın haline bakın. Çiftçinin, emeklinin, emekçinin haline bakın. Milletin gerçek gündemini çalmayın. Çare bellidir. Çare; Türkiye’nin önünü açacak. Milletin aşını, işini büyütecek, milletin yüzünü güldürecek, Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter rejimdir.

CHP BUNU BAŞARACAK

Çünkü güçlendirilmiş demokratik parlamenter rejimde, güçlenecek olan milletin aşıdır. Güçlenecek olan milletin işidir. Güçlenecek olan milletin geleceğidir. Güçlenecek olan evlatlarımızdır, gençlerimizdir. Bizler Türkiye Cumhuriyetini, gerçek demokrasiyle taçlandırmaya kararlıyız. Cumhuriyet Halk Partisi, demokrasiye inanan tüm dostlarıyla beraber bunu başaracaktır. Milletimiz; aşını, işini, geleceğini, hayallerini ve gülüşünü çalan bu siyasi hırsızlık rejiminin ve müelliflerinin tasdiknamesini, sandıkta ellerine tutuşturacaktır. Yerlerini gösterecek, evlerine gönderecektir. Çünkü milletimiz bunların ne olduğunu gördü. Notlarını da verdi. Artık sabırsızlıkla sandığın önüne gelmesini bekliyor.

Benim diyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün yaptığı açıklamada Boğaziçi Üniversitesi Rektörüne yapılan istifa çağrılarına karşılık, “Neredeyse yürekleri yetse Cumhurbaşkanı istifa diyecekler” dedi. Siz Cumhurbaşkanı istifası için “yürek yetme” çıkışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Biz kendisini bu pandemi sürecindeki başarısızlıkları, vaka sayılarının saklanması, bu nedenle vatandaşların gerekli önlemleri almaması sonucunda yaşamlarını kaybetmesi nedeniyle istifaya davet etmiştik. “Bu memlekette her işin sorumlusu benim, ben” dedikten sonra, yanlış giden her şeyin sonunda istifa etmesi gerekir. Ama nerede…

Soru- İki sorum olacaktı. Birincisi HDP’yle yapılan görüşmeyle ilgili. Gerçi siz başta bahsettiniz ama HDP özellikle kayyumlar ve AİHM’in Demirtaş kararı hakkında bir gündemle gelmişti size. Bu hususla ilgili CHP’nin tavrı nedir ve CHP herhangi bir HDP’ye iadeyi ziyarette bulunacak mı? Bu meselede görüşüldü mü?

İkinci konu ise, yeni anayasa tartışmalarına dair CHP’nin değerlendirmesi nedir? Bu konuda AK Partiyle bir görüşme talebi gelirse görüşür müsünüz ve şartlarınız nedir?

Faik ÖZTRAK- CHP, biraz önce söyledim, bu ülkede tüm siyasi partilerle görüşen tek partidir. Dolayısıyla bizimle kim görüşmek isterse biz görüşürüz. Ama neyi hangi konuyu nasıl görüşeceğimiz konusunda tabi ki bakarız.

İlk sorunuza cevap vereyim. İlk sorunuz çerçevesinde ülkedeki hukuk devletinin, yargı bağımsızlığının, mutfaktaki boş tencerenin, işsizliğin, hepsinin kapsandığı bir görüşmeydi. Dolayısıyla her şeyi görüştük.

Soru- Efendim iadeyi ziyaretle ilgili bir gündeminiz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Ona Genel Başkanlar karar verecek.

Soru- KRT TV’de program yapan Osman Güdü ofisinin önünde saldırıya uğradı. Sizin bu saldırıyla ilgili değerlendirmeniz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Bu ülkede ana muhalefet partisinin liderine linç girişiminde bulunuldu. Yine son dönemde siyasetçilere, gazetecilere saldırmak ne yazık ki yol oldu. Özellikle tüm bu olaylarda İçişleri Bakanı’nın yanlı bakışı bu gidişi yüreklendiriyor. Ülkedeki ağır iklim demokrasimize pusu kurmak isteyenleri cesaretlendiriyor. Biz hür basına, fikir ve ifade özgürlüğüne uzatılan her eli çok açık, net bir şekilde kınarız, lanetleriz. Bu son saldırıyı da lanetliyoruz.

Soru- Merkez Bankası Başkanı Reuters’e yaptığı açıklamalarda faizlerin bu yıl uzun bir süre yüksek gideceğinin sinyalini verdi. Enflasyonun yüksek faizle aşağı çekildiğini ifade etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise “faiz düşmeli” demeye devam ediyor. Bu iki farklı açıklama hakkındaki sizin değerlendirmeniz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Türkiye, Merkez Bankası’nın kasasındaki 128 milyar doları sattıktan sonra yüksek faize mahkum oldu. Merkez Bankası Başkanı da bunu ifade ediyor. Ama Erdoğan hala eski hikayeyi anlatmaya devam ediyor. Yani bir yandan “Ben yüksek faizi sevmiyorum” diyor, bir yandan da biraz önce gösterdiğim şu kararnamede yazdığı gibi esnafın kredilerini mevcut yüksek faizlerle erteleme noktasına gidiyor. Dolayısıyla bu 128 milyar doların satılmasıyla birlikte Türkiye Londra’daki sıcak paracılara mahkum olmuştur. Onlar ne derse onu yapmak zorunda kalmıştır. Erdoğan, içeriye başka bir mesaj vermekte ama dışarıdaki sıcak paracıların talepleri karşısında “Tamam dediğinizi yaparım” demektedir.

Soru- AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş’un ziyaret ettiği bir üniversitede rektör koltuğuna oturması tepkilere neden oldu. Kurtulmuş’tan daha sonrasında bir açıklama geldi. Kurtulmuş, “Rektör, doktora öğrencilerimden biridir” dedi. “Bu, hoca talebe ilişkisi içerisinde bir ziyarettir” açıklamasını yaptı. Siz bu açıklamaya ve bu ziyarete ilişkin yorumunuz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Hep söylüyoruz, bu ucube şahsım rejiminde devletle parti arasındaki ilişki, sınır tamamen yok oldu. Her gün ülkenin bir başka köşesinden bu duruma ilişkin haber veya görüntüler geliyor. Aslında bazı memurlar AK Parti’nin teşkilat mensupları gibi çalışıyor. Şimdi bakınız, Sayın Kurtulmuş bir hoca olabilir, yine öğrencisini ziyaret ediyor olabilir. Ancak kendisi aynı zamanda AK Parti’nin Genel Başkanvekilidir. Dolayısıyla böyle bir fotoğrafı eğer bu öğrenci, hoca ilişkisi içinde bu ziyaret yapılmışsa böyle bir fotoğrafa izin vermemeliydi. Yani ayrıca rektörün Sayın Kurtulmuş karşısındaki o el pençe divan duruşu da aslında ülkede atanmış üst düzey yöneticilerinin ne hale geldiğini, artık liyakatin bittiğini sadakatin en önemli unsur olduğunu bir kere daha ortaya koymuştur.

Soru- MHP Genel Başkanı Bahçeli, Boğaziçi protestoları için “Başları ezilmesi gereken yılanlar” demişti. MHP lideri yeni bir açıklama yaparak bu kez de protestocuların annelerine seslendi ve “Evlatlarınıza sahip çıkın” dedi. Siz bu iki açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şu anda bu süreçte Cumhur İttifakı’nın ortakları Boğaziçi konusunda giderek sıkıntılı bir noktaya gittiklerini, yaptıklarının zulüm olduğunu, bunu milletin artık kabul etmeyeceğini görüyorlar. Başları ezilecek yılanlar dediklerinin annelerine, ebeveynlerine sesleniyor, bugünde Erdoğan dün “terörist” dediği bu çocuklara “yavrularımız” diyebiliyor. Ne diyeceklerine bir karar versinler. Bu çocuklara eziyet etmekten vazgeçsinler. Bu çocukların sesini duysunlar, bu çocuklar istikballeri için mücadele ediyorlar. Diyorlar ki, “Biz buraya iyi bir üniversite diye geldik, bu üniversitenin daha iyi olmasını sağlayacak bir yönetim istiyoruz. İstiyoruz ki, dünyada yarışabilelim. Bizim de zenginleşme, başka ülkelerdeki gençler gibi hayat şartlarımızı iyileştirme umudumuz olsun. Bizim de bu ülkeye daha fazla hizmet etme imkanımız olsun. Biz bu ülkenin en iyi yetişmiş gençleriyiz” diyorlar. Bu ses niye duyulmuyor anlamıyorum ben.

Soru- Cumhurbaşkanı ısrarla yeni anayasa diyor. Ama mecliste rakam olarak gücü buna yetmiyor. Muhalefetin desteği şart… Bu süreç nasıl ilerleyecek, sizin yeni anayasa çalışmalarıyla ilgili yol haritanız nasıl?

Faik ÖZTRAK- Bizim şu anda yürüttüğümüz çalışma, mevcut hükümet sistemine ilişkindir, yargı bağımsızlığına ilişkindir, kuvvetler ayrılığına ilişkindir. Biz biran önce bu ucube sistemin, milletin cebini boşaltan bu ucube sistemin değişmesi gerektiğini söylüyoruz.

Soru- CHP’deki istifaların ardından Sayın Murat Karayalçın bir gazeteye verdiği röportajda “Gidene git denilmemeli, yeni gidişlere fırsat verilmemeli” değerlendirmesini yaptı. “Umarım dönerler, döndürülürler” dedi. Siz bu açıklamayı nasıl yorumluyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Partimiz hiçbir şekilde kimseyi partiden göndermeyi istemez bir suçu yoksa. Bu çerçevede hiçbir zaman gidene git deme gibi bir alışkanlığımızda yok, demedik de zaten. Bu çerçevede Sayın önceki dönem Genel Başkanımızın bu sözlerini saygıyla karşılıyoruz.

Teşekkür ediyorum.

TÜRKİYE DÜNYA ENFLASYON LİGİNDE 15. SIRAYA ÇIKTI

CHP Sözcüsü Öztrak, açıklanan son rakamlara göre Türkiye’nin dünyada en yüksek enflasyona sahip 15. Ülke olduğunu belirtti.

Öztrak, en çok tüketilen ürünlerde, üretici enflasyonunda ve çekirdek enflasyonda görülen artışların önümüzdeki dönemde de hayat pahalılığının yüksek olacağını gösterdiğini ifade etti.

Türkiye’nin ciddi bir ekonomi programına ihtiyacının her geçen gün arttığını belirten Öztrak, “Buna karşın Saray, reform diyerek, Anayasa değişikliği diyerek topu taca atıyor. Saray, milletin boşalan cüzdanını, boş tenceresini nasıl dolduracağına odaklanmalıdır. Bunu yapamıyorsa da milletin yükünü daha fazla ağırlaştırmamalı, sandığı milletin önüne getirmelidir” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, 2021 Ocak dönemi enflasyon rakamlarıyla ilgili yazılı açıklamasında şunları belirtti:

SON 4 YILIN EN YÜKSEĞİ

Enflasyon milletimizi ezmeye devam ediyor. Ocak ayında tüketici fiyat artışı piyasa beklentisi olan yüzde 1,42’yi aşarak yüzde 1,68 oldu. Bu, son dört yılın en yüksek Ocak ayı enflasyonu.

TÜİK’İN ENFLASYONU İLE MİLLETİN ENFLASYONU ARASINDAKİ MAKAS AÇILIYOR

Bağımsız ekonomistlerden oluşan Enflasyon Araştırma Grubu’nun hesaplarına göre ise Ocak ayında tüketici enflasyonu, TÜİK enflasyonunu aşarak yüzde 2,99’a ulaştı. TÜİK’in enflasyonu ile milletin ve ekonomistlerin enflasyonu arasındaki makas açılmaya devam ediyor. TÜİK’in makyajlı rakamları, emeklilerin aylıklarının, çalışanların maaş ve ücretlerinin gerçek enflasyona göre artırılmasına mani oluyor. Bu kesimleri hayat pahalılığına ezdiriyor.

YÜKSEK ENFLASYON LİGİNDE 15. SIRADAYIZ

Ocak ayında, 12 aylık tüketici enflasyonu yüzde 14,97’ye ulaştı. Bu da, son 17 ayın en yüksek yıllık enflasyonu. Bunun neticesinde Türkiye, dünyanın en yüksek enflasyonuna sahip 15 ekonomisinden biri oldu. Küresel enflasyon liginde rakiplerimiz Nijerya, Etiyopya, Haiti.

EN ÇOK TÜKETİLEN ÜRÜNLERİN FİYATINDA OLAĞANÜSTÜ ARTIŞ

2021 Ocak ayı enflasyon rakamları mutfaktaki yangının, TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla bile saklanamadığını gösteriyor. Gıda ve alkolsüz içeceklerde 12 aylık fiyat artışı yüzde 18,1. Milletin kış aylarında en çok tükettiği ürünlerde de çok yüksek artışlar var. Son bir yılda portakalın fiyatı yüzde 67, yumurtanın fiyatı yüzde 67, mercimeğin fiyatı yüzde 59, ayçiçek yağının fiyatı yüzde 54, pırasanın fiyatı yüzde 53, mısırözü yağının fiyatı yüzde 53 artış gösterdi. TÜİK’in 415 üründen oluşan sepetinde, 211 ürünün yıllık fiyat artışı yüzde 15’in üzerinde. Yine son 12 ayda 374 ürünün fiyatı artmış. Fiyat artışlarının sepetin geneline yayılımının yüksek olması, önümüzdeki günlerde enflasyonun daha da yükseleceğine dair işaretler veriyor.

ÜRETİCİ ENFLASYONU %26’NIN ÜZERİNDE

Enflasyonun seyri açısından dikkat edilmesi gereken bir diğer gelişme de üretici fiyatlarında yaşanıyor. Üretici enflasyonu, Ocak ayında yüzde 2,66 oldu. Üretici fiyatlarında 12 aylık artış ise yüzde 26,16’ya ulaştı. Ana sanayi grupları itibariyle bakıldığında, ara malı üretiminde fiyat artışı yüzde 34,1, dayanıklı tüketim malında yüzde 29,9 ve sermaye malında yüzde 28,3 olarak gerçekleşti.

ÇEKİRDEK ENFLASYON, MANŞET ENFLASYONUN ÜZERİNDE

Yine kurdan enflasyona geçişi izlemek açısından önemli olan çekirdek enflasyon göstergelerinde de durum parlak değil. “B” ve “C” çekirdek enflasyon göstergelerinde yıllık artışlar sırasıyla, yüzde 16,0 ve yüzde 15,5 ile manşet enflasyonun üzerinde seyretmeye devam ediyor. Tüm bu veriler milletimizin hayat pahalılığı altında ezilmeye devam edeceğini gösteriyor.

HAYAT PAHALILIĞI DEVAM EDECEK

Salgın döneminde gerçek işsizlerimizin sayısı 10,5 milyona ulaştı. Bir de günde 47 lirayla hayata ve işine tutunmaya çalışan, iş başı yapmadığı halde çalışıyor görünen milyonlarca emekçimiz var. Saray yönetimi, milletimizi “yüksek enflasyon” ve “yüksek faiz” arasına sıkıştırdı. Milletimiz “kırk katır mı, kırk satır mı” denerek tehdit ediliyor.

CİDDİ BİR PROGRAM GEREKİYOR, SARAY TOPU TACA ATIYOR

Dört başı mamur ciddi bir programa olan ihtiyaç, her geçen gün daha da artıyor. Ama saray, reform diyerek, Anayasa değişikliği diyerek topu taca atıyor. Saray, milletin boşalan cüzdanını, boş tenceresini nasıl dolduracağına odaklanmalıdır. Bunu yapamıyorsa da milletin yükünü daha fazla ağırlaştırmamalı, sandığı milletin önüne getirmelidir.

BOĞAZİÇİ’NDE KAYYUM REKTÖRE TEPKİLER MEŞRU, İTİBARSILAŞTIRMAYA KARŞI UYANIK OLMALIYIZ

CHP Sözcüsü Öztrak, Boğaziçi Üniversitesi’nin öğretim üyeleri ve öğrencilerinin kayyum rektör atamasına demokratik tepkilerinin haklı ve meşru olduğunu belirterek, “Bu tepkiye ve direnişe sonuna kadar elbette sahip çıktık, çıkmaya da devam edeceğiz. Ancak Boğaziçililerin haklı ve meşru taleplerinin itibarsızlaştırılmasına, kirletilmesine yönelik her türlü provokasyona, tahrike karşı da öğretim görevlileri, öğrenciler, hepimiz uyanık olmalıyız” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Merkez Yönetim Kurulu toplantı gündemindeki konulara geçmeden önce, geçmişte teröre kurban verdiğimiz iki saygın ismi huzurlarınızda anmak istiyorum. Dün; Atatürkçü Düşünce Derneğinin kurucularından, bilim insanı, siyasetçi, bağımsız ve çağdaş Türkiye idealinin savunucusu, önceki dönem milletvekillerimizden, kıymetli hocam, Prof. Dr. Muammer Aksoy’un, hain bir suikastla aramızdan alınışının 31. yıl dönümüydü. Bugün de, gazeteci-yazar Abdi İpekçi’nin başka bir hain suikastla aramızdan ayrılmasının 42. yıl dönümü. Her iki kıymetli ismi, bir kere daha saygı ve rahmetle anıyoruz.

SARAY İLİMLE DEĞİL, ZAM VE ZULÜMLE YÖNETİYOR

Ülkemiz iki yılı aşkın süredir, derin bir buhranın içinde. 2018’de başlayan “ekonomik kriz”, derinleşen “devlet krizi” ve “salgınla” birleşerek, şiddetli bir buhrana dönüştü. Meşhur sözdür: “Bir ülke ya ilimle, ya da zulümle yönetilir.” Saray ve ortaklarında ilim yok. O nedenle koskoca ülkeyi, “Zam ve zulümle” yönetmeye çalışıyorlar. Ne hak, ne hukuk, ne de adalet tanıyorlar.

BİLİM ÖZGÜRLÜKLE MÜMKÜN

Ülkeyi yönetenlerin bilimle araları hoş değil. Özgür düşünceyle araları hoş değil, akademik özgürlüklerle araları hiç hoş değil. Özgür üniversite kavramıyla araları hoş değil. Üniversiteler sadece bir kampüsten ibaret değil. Bu fiziki mekânı, bir bilim yuvası yapan; öğretim üyeleridir, öğrencileridir, emekçileridir. Ancak bilginin üretilmesi özgürlüğü gerektirir. Bunu da sağlayan bilimsel ortamı nasıl yönettiğinizdir. Bu nedenle dünyanın saygın üniversitelerinde yöneticiler, üniversitelerin geleneklerine, dokusuna uygun olarak belirlenir. Çoğunda da liyakat ilkesi dikkate alınır. Üniversitelerin mütevelli heyetleri tarafından bu kişiler seçilir.

OHAL’DEN SONRA “OLAĞANLAŞAN” DÜZEN

Bilimle arası iyi olmayan saray, bir ay önce, Boğaziçi Üniversitesi rektörlüğüne bir kayyum atadı. Atama dünyada kabul görmüş yöntemlere göre yapılmadı. Boğaziçi Üniversitesi’nin teamüllerine de hiç uygun değildi yapılan atama. OHAL döneminde başlayan ve OHAL’den sonra da olağanlaştırılan, bir düzenlemeye dayanarak saray bu atamayı yaptı. Kayyum siyasi bir isim… Ehliyeti, liyakati tartışmalı. Beyanatları ise yalanlı, tezinde “intihal”, yani “akademik hırsızlık” iddiaları da cabası.

TEPKİLER MEŞRUDUR, İTİBARSILAŞTIRMAYA KARŞI UYANIK OLUNMALI

Boğaziçi Üniversitesi’nin öğretim üyeleri ve öğrencileri de haklı olarak, bu atamaya demokratik tepkilerini gösterdiler. Bu tepkiler son derece meşrudur. Bu barışçı direniş son derece haklıdır. Bu tepkiye ve direnişe sonuna kadar elbette sahip çıktık başından itibaren çıkmaya da devam edeceğiz. Ancak Boğaziçililerin haklı ve meşru taleplerinin itibarsızlaştırılmasına, kirletilmesine yönelik her türlü provokasyona, tahrike karşı da öğretim görevlileri, öğrenciler, hepimiz uyanık olmalıyız. Bu provokasyonlara ve provokatörlere izin vermemeliyiz.

NEFRET DİLİNİ VE HAKARETİ KABUL ETMİYORUZ

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, inanların inançlarına yönelik aşağılamaları da; insanların “tercih” ve “yaşam tarzına” yönelik nefret dilini ve hakareti de kabul edemeyiz. Hukukun siyasetin oyuncağı yapılmasını ret ederiz. Savcıların talimatla suçun vasfını değiştirerek, öğrencileri tutuklamasını, yapılan tahrik ve kışkırtmanın bir devamı olarak gördüğümüzü burada açık seçik ifade edeyim.

İÇ İŞLERİ BAKANININ KULLANDIĞI “SAPKIN” DİL NEFRET SUÇUDUR

Ülkenin polis teşkilatının emanet edildiği İçişleri Bakanı’nın, yaşam tarzı ve tercihler üzerinden kullandığı “Sapkın” dil bir nefret suçudur. Bunu kınıyoruz. Görevleri toplumun hassasiyetlerini kaşımak değil, provokasyonları önlemek olan saray ataması şürekânın, nefret naraları, linç dili, bu işin senaryosunun belli mahfillerde yazıldığı izlenimini giderek güçlendirmektedir. Nitekim bugün AK Partinin İl Kongrelerinde bu nefret söylemi en üst perdeden devam etmiştir.

OY DEVŞİRMEK İÇİN TOPLUMU BÖLÜYOR

Biz, oy devşirmek için toplumu bölüp, parçalayan, her türlü değeri istismar etmekten çekinmeyen, riyakâr bir siyasi anlayışla mücadele ettiğimizin tabi ki farkındayız. Bu anlayışın niyeti son derece kirlidir. Mukaddes kitabımız Kuran-ı Kerim ile dalga geçen, rüşvetçi bir bakan eskisini, bu ülkenin Büyükelçisi yapanların, Kabe’yi pastalarına maket yapıp, kesenlerin, Kabe’nin etrafına oteller, AVM’ler yapılırken sessiz kalanların, ne inanların kutsalını, ne de Kabe’yi savunmak gibi bir dertleri olmadığını da çok iyi biliyoruz. Türkiye bu riyakâr, ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı siyasetten, artık çok yoruldu, çok çekti.

BOĞAZİÇİ DİRENİŞİNE DESTEK VERMEYE DEVAM EDECEĞİZ

Biz, Boğaziçi Üniversitesi öğretim görevlileri ve öğrencilerinin, haklı ve barışçı direnişlerine destek vermeye devam edeceğiz. Bu meşru direnişi itibarsızlaştıracak tahriklerle de mücadele edeceğiz. Ve yine bu olayların, milletin gerçek sorunlarının karartmak için kullanılmasına da asla izin vermeyeceğiz.

HALA DERS ALMADILAR

Saray Hükümeti, milletin sorunlarını, dertlerini görmüyor, milletin sesini duymuyor. Çarşı, pazar yangın yeri olmuş, marketlerde yağa, peynire, hatta bebek mamasına kadar, her şeye alarm takılıyor. Bıçak kemiği artık delip geçmiş. Ülkeyi 19 yıldır yönetenler, milletin sorunlarına kulaklarını tıkamış. Mutfaktaki boş tencerelere buldukları yeni çözüm, her dükkâna bir alarm takmak, bakkala, manava polis dikmek… Ülkeyi bundan önce krize soktukları dönemde de, soğan depolarına baskın verip fiyat düşürmeye kalkmışlardı. Soğanını depolayan üreticiyi “terörist” ilan etmişlerdi. Sonunda karda, kışta milleti soğan patates kuyruklarına mahkum ettiler. Hala ders almamışlar.

ALMADIĞINIZ BİR CANIMIZ KALDI

Ortada tam bir beceriksizlik var. Esnaflarımız zaten zor durumda; “Almadığınız bir canımız kaldı” diye feryat ediyor. Bu salgın döneminde, geliri düşmüş, borçları katlanmış. Dükkânlar kepenk kapatıyor, caddeler satılık-kiralık dükkân ilanından geçilmiyor. Ama saray esnafın feryadını duymuyor, halini görmüyor. Sarayın kibirlisi de milletle alay eder gibi “Kapanan dükkân yok” diyebiliyor. Bir pazarcı esnafı, “Bu tehdidi anlamadım. Zaten bitik durumdayız, daha canımızı mı alacaklar?” diye feryat ediyor. Çiftçi “Yandım” diye bağırıyorsa, esnaf “Yetişin” diye bağırıyorsa, vatandaş “Canıma yetti” diyorsa, o zaman sorun nerede? Doğru teşhis olmadan, tedavi olmaz.

ERKEN UYARI SİSTEMİ BUYSA, GEÇ OLANINDAN ALLAH KORUSUN

Önce doğru teşhis gerekiyor. Ama saray bildiği en iyi işi yapıyor. Önce esnafı suçluyor, sonra da işi “komisyona havale” ediveriyor. Yıllar önce kurulan “Gıda Komitesini” alayiş valayişle yeniden topluyor. Beş yıldır kuramadıkları “erken uyarı sistemini” şimdi, kurma kararı alıyor. Dile kolay beş yıl geçmiş. Ortada hala bir sistem yok. Erken diye diye anladıkları buysa, Allah bunların geçinden milletimizi korusun.

ÇİFTÇİ İNİM İNİM İNLİYOR

Üreticinin maliyetleri her geçen gün artıyor. Çiftçi, bir yandan ithalatla köşeye sıkıştırılıyor. Diğer yandan tohum, mazot, gübre fiyatlarının altında ezdiriliyor. Sadece gübrede bir yıllık fiyat artışı yüzde 90’a yaklaştı. Çiftçinin kullandığı gübrenin önemli bir bölümü ithal, kalanının da içinde kullanılan kimyevi maddeleri onlarda ithal. Sadece 2020 yılında 4 milyon tondan fazla gübre ithal etmişiz. Karşılığında da 1 milyar dolardan fazla dışarıya para ödemişiz. Gemlik Gübre özelleştirilmiş, Samsun Gübre özelleştirilmiş, AK Parti döneminde gübre üreten, ya da gübre üretiminde kullanılan cevherleri üreten 7 fabrika birden özelleştirilmiş. Eskiden gübre ucuzken depolayıp, yıl boyunca uygun fiyattan çiftçiye satan TZDK kapatılmış. Sonuç, çiftçi gübre fiyatlarının altında inim inim inliyor.

SARAY ÇİFTÇİYE KANUNEN HAK ETTİĞİ DESTEĞİ VERMİYOR

Bu Hükümet çiftçiye kanunun ver dediği desteği vermiyor. 2007’den 2020’ye kadar hükümetin çiftçiye destek ödemelerinden borcu 177 milyar lira. Saray hükümeti, çalgılı türkülü eğlencelerle gününü gün ederken, her bir çiftçi ailesine 81 bin 632 lira borç takmış. Şimdi hükümet çiftçiye hak ettiği desteği ödemeyince, çiftçi ne yapsın? Çiftçi de bankaya, kooperatife borcunu ödeyememiş. Ama çiftçinin haciz yetkisi yok, bankanın haciz yetkisi var. Tarlalar, traktörler hatta ineler bile haczediliyor. Sonuçta da çiftçinin alın teri, bu ülkenin verimli topraklarıyla bir türlü buluşamıyor. Bu hükümet kendi çiftçisini destekleyeceğine, bu ülkenin topraklarında üreteceğine, Sudan’da Nijer’de tarım yapmaya kalkıyor. İthalatla elin çiftçisini abat ediyor.

SENELERDİR SÖYLÜYORUZ, ŞİMDİ AKILLARINA GELDİ

19 yıldır doğru dürüst bir dağıtım ve pazarlama zinciri oluşturamadılar. Her yerde pıtrak gibi market zincirlerinin açılmasına izin verdiler. Şimdi timsah gözyaşı döküyorlar. Bu zincirler fiyatları internetten haberleşerek yükseltiyorlarmış. Kim yazıyor bunu? Bir yandaş medya yayın organı. Senelerdir; “Bunlar tekel oldu hem üreticiyi, hem mahalle esnafını, hem de milleti batırıyorlar” diye barbar bağırdık. Şimdi mi aklınıza geldi.

HAYAT PAHALILIĞININ NEDENİ SARAY’IN KÖTÜ YÖNETİMİ

Son 10 yılda İstanbul’da her 100 bakkaldan 30’u kapanmış. Anadolu’da durumun çok daha kötü olduğunu da biliyoruz… Yine taşıma maliyetlerini düşürmek için 19 yıldır bu iktidar ne yapıyor? Taşımacılıkla uğraşan esnaflarımız, “Yol paraları olağanüstü arttı. İstanbul’da köprüden geçip, Avrupa yakasına mal götürecek kamyon bulmak mesele” diyor. Saray’ın “Bir kuruş bile vermeden yaptırıyoruz” diye anlattığı dolarla, avroyla garanti verilen yol, tünel ve köprü fiyatları da gıda fiyatlarının artmasının arkasındaki bir başka sebep… Yani milleti canından bezdiren pahalılığın nedeni çiftçi değil, esnaf değil, kamyoncu değil, üstüne basa basa söylüyorum Sarayın kötü yönetimi… evet Sarayın kötü yönetimi.

YANDAŞA VERDİĞİNİZ DÖVİZLİ GARANTİLERİ DE TL’YE ÇEVİRİN

Bu arada buradan bir kere daha çağrıda bulunuyoruz. Madem yenilenebilir enerjide dövizli alım garantilerinden vazgeçip bu garantileri TL’ye çevirebiliyorsunuz. O halde şu yandaş Saray müteahhitlerine verdiğiniz dövizli garantileri de TL’ye çevirin. Milletin, sırtına yüklediğiniz milyarlarca liralık yükü biraz hafifletin. Biz gelip gereğini yapana kadar, vatandaşı biraz rahatlatın. Saray hükümetini uyarıyoruz. Hayali düşmanlarla uğraşmayın. Bir kerede sorumluluğunuzu bilin. Şu pahalılığı çözün. Esnaflarımızı; “Fiyatları düşürmezseniz sonunuz kötü olur” diye tehdit etmekten vazgeçin.

YAŞANANLARIN SORUMLUSU SİZSİNİZ SAYIN ERDOĞAN

Üretimdeki plansızlıktan kim sorumlu? Desteklerdeki yetersizlikten kim sorumlu? Girdilerde dışa bağımlılıktan kim sorumlu? Girdi maliyetlerindeki olağanüstü artıştan kim sorumlu? Satış ve pazarlama kanallarındaki aksaklıklardan kim sorumlu? Bunların sorumlusu esnaf değil. Bunların sorumlusu 19 yıldır iktidarda olup, yönetemeyen de, çözüm bulamayan da. Bunların sorumlusu sizsiniz, siz Sayın Erdoğan.

ÜLKEYİ KARA MİZAH ÜLKESİNE ÇEVİRDİLER

Şimdi bula bula; PTT’ye ucuz Ayçiçek yağı sattıracaklarmış. Millete icra tebligatları taşıyan PTT, şimdi de ucuz yağ satacakmış. Güler misiniz, ağlar mısınız? Ama o kadar beceriksizler ki, onu bile ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Ucuz ucuz dedikleri yağlar, üreticinin kendi sitesindeki etiketlerden yüzde 25 daha pahalı çıktı. Hakikaten bu beceriksizlik bu ülkeyi kara mizah ülkesi yaptı.

YAZIKTIR GÜNAHTIR

Vatandaşlarımızın iktidar koltuğunda oturanlardan beklediği, devletin “şirket gibi” değil, “devlet gibi” yönetilmesidir… Bunun önemini bu salgın döneminde yaşayarak hep beraber görüyoruz. Devlet, milletin “Yaşamaya değer” bir hayat sürmesini temin etmek için vardır. Oysa Saray rejimi, ülkede beş maskeyi bedava dağıtamadı, 40 yıl vergi veren esnafa 40 gün bakamadı. Şimdi de aşıyı doğru dürüst getirip yapamıyor. Yaşlı başlı dedeler, nineler “aşı kalmadı” diye; zar zor gittikleri hastane kapılarından döndürülüyor. Bir de diyorlar ki yeniden randevu alacaksınız. Yazıktır günahtır.

SARAY’IN GÜNDEMİNDE MİLLET YOK

Bu ülkede insanlar sarayın ekonomisi yüzünden canlarına kıyıyor. İzmir Buca’da gencecik bir müzisyen, iki de evlat sahibi, salgın nedeniyle alınan tedbirler yüzünden aylarca işsiz kalmış. Ve yaşadığı bunalımdan çıkamayarak canına kıymış. Bu ülkeyi yönetenlerin gündeminde umudunu yitiren genç müzisyenlerimiz var mı? Ne gezer.

Emeklilerimizden Genel Merkezimize telefon ve mektup yağıyor. Bunca yıl çalışıp, emeğinden emekliliği için bir dünya para kesilen, aldıkları emekli aylığı asgari ücretin altında olan emeklilerimiz, faturalarını ödeyemez hale geldiklerini, pazara gidemez, çarşıya çıkamaz duruma düştüklerini söylüyorlar. Bu sesi saraydan duyan var mı? Ne gezer.

Kayseri’de kirasını ödeyemeyen bir kadın esnaf icraya veriliyor dükkanındaki mallar bağlanıyor. “Ödeyemiyorum arkadaş, ödeyemiyorum. Esnaf kazanmıyor. Benim malımı götürürseniz borcumu nasıl ödeyeceğim?” çığlıkları koridorları inletiyor. Bu çığlıkları saraydan duyan var mı? Ne gezer.

Çiftçi bağırıyor: “Holding’in borcuna gelince vergileri affediyorsunuz. Bizim üzerimize çöküyorsunuz. Cumhurbaşkanı faizlerden rahatsızsa, bizim borçlarımızın üzerine bindirilen faizleri silsin. Dört defa Ankara’ya geldik, sesimizi duyan yok. 2 Şubat’ta bir kere daha geleceğiz.” Çiftçinin sesini saraydan duyan var mı? Ne gezer.

İstanbul’da bir ilçe belediyesi sosyal yardım olarak istavrit dağıtıyor. O parti, bu parti ayrımı yapmıyoruz. Allah vatandaşa bu dar gününde el uzatandan razı olsun. Ama 1 kilo balık almak için 3 bin 500 kişinin sıraya girdiğini görünce yüreğimiz sızlıyor. Bunları saraydan gören var mı? Ne gezer.

Bir yardım derneği yöneticisi, “Yardıma başvuran insanların sayısında olağanüstü artış var. Eskiden ‘yardıma ihtiyacı olan var mı’ diye araştırırdık, artık araştırmaya gerek kalmadı. Bu insanların çoğu, yardım istemeyi bile bilmiyor. Çoğu onuruna yediremiyor” diyor. İstanbul İstatistik Ofisi verilerine göre, salgının ardından, bakkallara veresiye yazdıranların sayısı yüzde 32, her 100 kişiden 32’si veresiye yazdırmış. Yine bunların borçlarının miktarı da yüzde 55 artmış. Bu tabloyu Saraydan görebilen var mı? Yok.

BORÇLAR GIRTLAĞI AŞTI

Şu dar günde millete destek vereceklerine varsa yoksa borç verdiler. Sadece vatandaşlarımızın tüketici kredisi ve kredi kartı borcu son bir yılda yüzde 44 arttı, 820 milyar TL’ye ulaştı. Bankalarda yakın izlemedeki kredilerin tutarı ise 360 milyar lira, takipteki alacak bakiyesi 150 milyar liraya çıktı. Bunca borç nasıl ödenecek?

ZAMANINIZ YOK, İNSAFINIZ DA YOK

Dünyada diğer devletler bu salgın döneminde, vatandaşlarına destek olmak için her şeyi yaparken, Saray 10,5 milyona ulaşan işsizlerimize, hayat pahalılığı altında ezilen millete, bir de Özel İletişim Vergisi’ni artırarak yüklenmeye devam ediyor. Yüzbinlerce öğrencimiz internete ulaşamazken, Özel İletişim Vergisi’ne yüzde 33,3 zam yapıyor. Deprem için getirilen, sonrada kalıcı hale döndürülen bu vergiden AK Parti bugüne kadar 35 milyar doların üzerinde para toplamış. Biz bugün eli kulağındaki Marmara Depremi konusunda, hala güvensiz konutları konuşuyorsak, toplanan bunca para nereye gitti? Ama beyler diyorlar ki buna cevap vermek için zamanımız yok. Zamanınız yok insafınız da yok.

ZAMLAR OTOMATİĞE BAĞLANDI

Yine dün bir başka zam haberi geldi. Yeni yıla doğalgaz ve elektrik zamlarıyla uyanmıştık. Dün doğalgaza yine zam yapıldı. Anlaşılan doğalgaz zammı “yüzde 1’er 1’er” otomatiğe bağlanmış. Yine bu sabah Avrasya tüneli geçiş ücretlerine de yüzde 26 zam yapılmış. Hadi bakalım raflardaki, vitrinlerdeki, etiketlerdeki fahiş fiyatların sorumluluğu esnafın. Peki, bu Özel İletişim Vergisindeki zammın, doğalgaz zammının, geçilmeyen tünel ve köprülerdeki zamların sorumlusu kim? Aslında cevap belli. Hepsinin sorumlusu “Sizsiniz, siz Sayın Erdoğan.”

PARTİ İLE DEVLET ARASINDA SINIR KALMADI

Saray bizi sürekli yanlış anlamaya devam ediyor. Hatta anlamamaya devam ediyor. Soruyoruz, bu ülkenin 128 milyar dolarını Erdoğan,  damadıyla birlikte yok etti. Şimdi bu olay hakkında yani bu ülkeyi tefeciye mahkum eden, yüksek faize mahkum eden, yüksek faiz altında milletin inim inim inlemesine neden olan bu olay hakkında herhangi bir soruşturma açıldı mı? Hayır. Hafta sonunda, Albayrak döneminden kalan iki bakan yardımcısı görevden alındı. Bu atamalar da bu rejimde önemli olanın, liyakat değil, sadakat olduğunu tekrar gösterdi. Bakan yardımcılıklarına; biri seçimlerde AK Parti Milletvekili aday adayı olmuş. Diğeri de eski AK Parti Milletvekili olan ve halen de AK Parti’nin Ekonomi İşlerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı olan iki kişi atandı. Şimdi bunlardan 128 milyar doların akıbetini soruşturmaları beklenir mi? Tabii ki hayır! Bu ucube sistemde eski Müsteşarlık makamı Bakanlık makamı oldu, eski Müsteşar Yardımcılığı makamı da Bakan Yardımcısı makamı oldu. Dolayısıyla bunlara yapılacak atamalarda; liyakat gerekiyor. Ama bu atamalarda liyakat yerine, Saraya sadakatin aranması, bu rejimin niteliğini gayet güzel ortaya koydu. Bu ucube tek adam parti devleti rejimidir. Son atamalar bu ucube vesayet rejiminde, devlet ile parti arasında artık bir sınır kalmadığını bir kez daha ortaya koyuyor. Bugün ülkemiz bir “buhranın” içindeyse, en önemli sebeplerinden biri de, işte bu vesayetçi tek adam yönetim anlayışıdır.

REFORMUN ADI VAR KENDİ YOK

Ülkenin sorunlarına bir çözüm bulamayan, artık ülkeyi yönetme kabiliyetini yitiren Saray, aylardır “reform yapacağız” türküsü tutturmuş gidiyor. Bu nasıl bir reformsa 84 gündür adı var kendi yok. 19 yıldır bir ülkeyi yöneten bir yönetimin ülkenin sorunlarını bilmesi ve çözüm için hızla gerekenleri yapmasını beklemek hepimizin hakkı. Ama bunların niyetleri reform falan yapmak değil. Liyakat yerine Saraya sadakati esas alan atamalarında gösterdiği gibi bunların derdi algıyı yönetmek.

PAKETTE NE VAR, NE YOK?

Şimdiden soruyoruz; bu reform dedikleri paketin içinde: Cumhurbaşkanının Yüksek Yargıya yapacağı atamalarda, Anayasa’ya karşı hülle yapmasını engelleyecek düzenlemeler olacak mı? HSK’yı istediği gibi tasarlamasını engelleyecek, oraya istediği atamaları yapmasını engelleyecek düzenlemeler olacak mı? TBMM’nin yasama yetkisine ortak olduğu kararnamelere bir sınır getirilecek mi? TCMB Başkanının görevden alınması zorlaştırılacak mı? Düzenleyici Denetleyici Kurumların bağımsızlığı güçlendirilecek mi? Kamu İhale Kanunu AB standartlarına uygun hale getirilecek mi? Beş müteahhide verilen dövizli garantiler, TL’ye çevrilecek mi? Mücbir sebep nedeniyle bu projeler kamuya devredilecek mi? Şu salgın döneminde sosyal yardımları güçlendirecek, milletin gelecek kaygısını azaltacak, bir Aile Destekleri Sigortası sistemi getirilecek mi? Bankalardaki sorunlu kredilerin takibi için stres testleri yapılacak mı? En önemlisi Cumhurbaşkanı parti genel başkanlığını bırakıp, tarafsız olacak mı yeminine uygun olarak? Bunların hepsinin cevabının HAYIR olduğunu biliyoruz. Çünkü Erdoğan bu reformları yaparsa, kendini inkâr eder.

REFORMU BİZ YAPACAĞIZ

Ama bunları biz yapacağız. Güçlü bir siyasi iradeyle, ortak akılla, ekonomide doğru politikalarla, bu ülke hızla ayağa kalkacak güce ve potansiyele sahiptir. Biz bunları zamanında yöneticilik yaparken gördük.

SARAY’IN TASDİKNAMESİ HAZIR

Bu ülkenin insanları kimin ne yaptığını görüyor, notunu veriyor. Saray ve avenesinin tasdiknamesini hazırladı. Önüne gelecek ilk sandıkta da, bunları evine göndermek için gün sayıyor. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında CHP, demokrasiden, hukuk devletinden yana olanlarla, “Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Rejimi” bu ülkeye getirecek. Bu ülkenin evlatları birlik ve bütünlük içinde yarınlara yürüyecek. Tüm vatandaşlarımız huzur ve refah içinde yaşayacak. Yarın bugünden çok daha güzel olacak.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Sorularınız varsa şimdi alıyım.

Soru- CHP’de üç milletvekili eleştirilerde bulunarak istifa etti. Muharrem İnce’de yakın zamanda istifa edeceğini açıkladı. Muharrem İnce’nin istifası partiye ulaştı mı? Kuracağı partiye istifa eden milletvekillerinin yanında CHP’den başka katılımlarında olabileceği iddiaları var. Bir de istifa eden Mehmet Ali Çelebi’nin eleştirileri vardı parti içi konularla ilgili. Parti içinde bir referandum istediğini dile getirdi. Sizin bu konulara ilişkin görüşünüz ve yorumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Bu ülkede Erdoğan’ın damadı istifa etti gazete ve televizyonların kahir ekseriyeti 27 saat bunu haber yapamadı. Yine Nevşehir Belediye Başkanı AK Partili Belediye Başkanlığından istifa ettirildi, Belediye Başkanı canlı yayında dudakları titreyerek, dudaklarını kemirerek istifa ettiğini söyledi, 21 aylık başkanlığında bu adamın sağlığını ve psikolojisini bu kadar bozacak neler yaşandı, Belediye Başkanını istifaya ne götürdü, bu istifanın arkasında rüşvet, yolsuzluk, hırsızlık iddiaları var mı, yok mu bunlar medyaya hiçbir şekilde yansımadı, sorgulanmadı bile… Ama CHP’den üç milletvekili istifa edince suskun medya anında 1,5 dakika içinde kıyametleri koparmaya başladı.

Ben herkese şunu açık seçik söyleyeyim, kimsenin şüphesi olmasın, sel gider kum kalır. Kişiler gelir geçer, CHP ve cumhuriyetimiz ilelebet payidar olmaya devam eder. İstifa tek taraflı bir müessesedir. İstifa partiden ayrılan arkadaşların takdiridir. Ama tam da partimiz iktidara yürürken vefa duygusunu unutup giderken partimize ve partililerimize Cumhur İttifakı’nın ağzıyla yönelttikleri ithamları ve ettikleri hakaretleri asla kabul etmeyiz. Bunları da asla unutmayız. Ayrıca hem parti içinde kalıp, hem de yeni partisinin tüzüğünün, programının hazır olduğunu söyleyenlerin açıklamalarını da etik bulmadığımızı buradan ifade etmek isterim. Bu siyasi ahlakla bağdaşmıyor. Hep söylüyoruz, milletimiz herkesin ne yaptığını görüyor, notunu da veriyor.

Soru- Cumhurbaşkanı AK Parti Genel Başkanı Erdoğan, bugün yaptığı konuşmada CHP’nin istifadan AK Partinin sorumlu tutulduğunu belirterek bunu “yüzsüzlük, pişkinlik, siyasi arsızlık” olarak nitelendirdi. Sizin bu yoruma ilişkin değerlendirmeniz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Daha yeni AK Parti Grup Başkanvekili üç milletvekilinin istifası üzerine açıklama yaptı, tweetler attı. Ne diyor? İstifalar buzdağının görünen kısmı, bunlar CHP’nin iyi günleri. Grup Başkanvekillerinin kendilerine muhalefet eden siyasi partilere yazılan kirli senaryolar hakkındaki bilgisi nereden geliyor? Yüzsüzlük, pişkinlik, arsızlık sözlerini geldiği yere aynen iade ediyoruz.

Soru- Cemil Çiçek’in AiHM ve Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına uyulmalı çıkışı ve ardından Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un, “Uyulmalı demek siyasi beyandır hukuk değildir. Karar verecek olan mahkemelerdir” sözleri konusundaki değerlendirmeleriniz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Sayın Cemil Çiçek eski bir Adalet Bakanı ve hukukçu olarak konuşmuş, hukukçu olarak da doğruları söylemiş. Ama Sayın Çiçek’in bir başka şapkası daha var. Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi… Diğer beyanı veren Uçum’da Cumhurbaşkanının Başdanışmanı… Anlaşılan sarayda hukukun nasıl uygulanacağı konusunda kavga var. Hani soruyoruz ya reformlar neden gecikiyor diye anlaşılan hukukta yapılacak reformlar konusunda da bir türlü anlaşamıyorlar, sarayda akort bozulmuş, senkron tutmuyor. Hukukta bir normlar hiyerarşisi vardır tartışmaya açık değildir. Anayasamızda da bu açıkça belirtilmiştir.

Soru- CHP Siyasi Partiler Kanunu değişmeli diyor mu? Eğer değişmeli diyorsa ne tür değişiklikler istiyor?

Faik ÖZTRAK- Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu’nda hangi değişiklikleri istediğimizi en son İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamemizde söyledik, kurultay delegelerimizde bu çağrının altına imza attı. Biz 12 Eylül darbesinin eseri olan bu Siyasi Partiler Kanunun ve Seçim Kanunu’nun değişmesini istiyoruz. Barajlar kaldırılsın, milletin vekilini Genel Başkanlar değil millet seçsin. Milletin gerçek tercihi parlamentoya yansısın. Kadın kotası getirilsin, kadınların parlamentoda temsili güvence altına alınsın diyoruz. Bundan öncede ifade ettiğimiz gibi yurtdışı seçim çevresi getirilsin. Yurtdışındaki 7,5 milyon vatandaşımızın milletvekilleri olsun diyoruz.

Soru- Ordu’da bir savcının aracının camına hatalı park notu bırakan bir vatandaş gözaltına alındı. Savcılık gözaltı sebebi olarak sileceğe zarar verdi iddiasını gösterdi. Sizin bu olaya ilişkin değerlendirmeniz nedir?

Faik ÖZTRAK- Bu yapılan ayıptır. Vatandaş arabasını yolun ortasına bırakmış olan savcıya usulünce edepli bir not bırakmış. Koskoca Ordu’da da ortalık bunun için birbirine girmiş. Bu ülkede hukuk herkese eşit uygulanmıyor. Belli ki eşitlerden daha eşit vatandaşlar var. Hukukun üstünlüğü değil üstünlerin hukuku var. En son bakanlık tarafından Hakimler Savcılar Kurulu’na bu olayı inceleme izni verildiği ifade ediliyor. İnceleme sonucunu merakla bekliyoruz. 

Soru- Sayın Akşener, “Demokrat Parti, Saadet Partisi, DEVA Partisi, Gelecek Partisi bir ittifak kuralım CHP yalnız kalsın diye ittiren bir el var. Bize yönelik bir el var” dedi. Bu hangi el ya da kim olabilir ve sizin bu sözlere ilişkin yorumunuz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Yani aslında bu elin kim olduğunu burada tarif etmeye hiçbir ihtiyaç yok. Burada yeniden AK Parti Grup Başkanvekili Muhammet Akbaşoğlu’nun sözlerini hatırlatmak istiyorum. Bu işleri öyle gizli saklı değil davul zurnayla yapıyorlar. Ama şunu açıkça ifade edelim, biz biliyoruz ki bu ülkede demokrasiye sahip çıkanların birlik ve beraberliğini bozmaya kimsenin gücü yetmeyecektir.

Teşekkür ediyorum.

Son Haberler

...
17 May 2018
17 May 2018
17 May 2018

 Son yorumlar

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için aşağıda yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com