Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

CUMHUR İTTİFAKI, CÜRÜM İTTİFAKI OLMUŞ

CHP Sözcüsü Öztrak, yurt dışına kaçmış bir suç örgütü yöneticisinin açıklamalarıyla, Mafya-Siyaset-Emniyet hattında döşenmiş kanalizasyon borularının bir kez daha patladığını belirterek, “Bu korkunç iddialar, herhangi bir demokratik hukuk devletinde olsa, iktidarlar harekete geçer, savcılar soruşturma başlatır, gazeteler, televizyonlar günlerce haber yapardı. Ama Türkiye’de bunların hiçbiri olmuyor. Bu da açıkça gösteriyor ki, Cumhur İttifakı sadece AK Parti ve MHP’den oluşmuyor. Mafya da bu ittifakın ortağı ve aparatı… Cumhur İttifakı, Cürüm İttifakı olmuş” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Irak’ın kuzeyinde, bölücü terör örgütüne karşı yürütülen operasyonda, yaralanan Piyade Uzman Çavuşumuz Murat Nar, dün şehit oldu. Şehidimize Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve milletimize baş sağlığı ve sabır diliyorum. Bugün, Merkez Yönetim Kurulu toplantımızı, çevrimiçi video konferans yöntemiyle gerçekleştiriyoruz. Toplantımızın gündeminde, ülkemizde giderek ağırlaşan, yoksulluk, yolsuzluk ve yasaklar var. Yine uzunca bir süreden beri, kamuoyunun dikkatini çektiğimiz devlet krizinin, ortaya dökülen çirkin yüzünü de değerlendiriyoruz. Mübarek Ramazan ayının sonuna yaklaşıyoruz. Önümüz Bayram… Bu vesileyle; milletimizin ve tüm İslam âleminin Ramazan Bayramı’nı kutluyoruz. Sağlıkla, bereketle, geleceğe umutla bakabildiğimiz, sevdiklerimizle, ailelerimizle doya doya kucaklaşabildiğimiz, nice bayramları hep birlikte kutlamayı diliyoruz.

KUDÜS’TE YAŞANANLAR ULUSLARARASI HUKUKA VE İNSAN HAKLARINA AYKIRI

Maalesef bayram öncesi, Kudüs’ten çok üzücü görüntüler geliyor. İsrail polisinin Mescid-i Aksa’da ibadet eden Filistinli kardeşlerimize tam da bayram öncesi yapmış olduğu saldırılar İslam âleminin ve vicdanı olan herkesin yüreğini dağladı. Kudüs, üç semavi din için de kutsal bir kadim şehirdir. Bu şehirde yıllardır yaşayan Filistinli kardeşlerimiz evlerinden, topraklarından edilmek isteniyor. İsrail’in bu insanlık dışı girişimi asla kabul edilebilir değildir. Uluslararası hukuka da insan haklarına da aykırı bir provokasyondur. Bu davranışları kınıyor, bir an evvel son bulmasını bekliyoruz.

MİLLETİN PAYINA HEP FEDAKARLIK DÜŞÜYOR

Ucube vesayet rejiminin başladığı, 2018 Haziran ayından bu yana Erdoğan Şahsım Hükümeti ülkeyi yönetiyor. Daha doğrusu yönetemiyor. Üç yıldır milletimizin durumu gün günden kötüye gidiyor. Yasaklar, yolsuzluklar ve her gün artan yoksulluk, milletimizin boğazına yapıştı, sıkıyor. Üç yıldır, Saray ve şürekâsı, “İtibardan tasarruf olmaz” diyerek, “Tatlı hayat” sürerken, milletimizin payına hep fedakârlık düşüyor. Yapılan hataların faturası da hep halkımıza çıkıyor. Ülkede huzur, milletin sofrasında bereket, ağızlarda tat, tuz kalmadı. Bir de üstüne üstlük bir türlü yönetemedikleri salgın geldi. İnsanımız canıyla cüzdanı arasına sıkıştırıldı.

MİLLETİN GELİRİ ERİDİ, İŞSİZLİK ARTTI

Milletimizin geliri güneş görmüş kar gibi eriyor. 2017 yılında 859 milyar dolar olan gelirimiz, 2020’de 717 milyar dolara düştü. Erdoğan Şahsım Hükümeti, üç yılda milli gelirimizi 142 milyar dolar eritti. Erdoğan Şahsım Hükümeti, çalışan yurttaşlarımızın işini de ellerinden aldı. Son iki yılda, 2019 ve 2020 yıllarında yani, bırakın millete yeni iş imkânları sunmayı, 1 milyon 926 bin yurttaşımız çalıştığı işini kaybetti. Mart ayı işsizlik rakamları bugün açıklandı. Gerçek işsizlerimizin sayısı, sadece son bir yılda, 1 milyon 517 bin kişi arttı. İşsizler ordumuzun sayısı, dünya üzerindeki 100 ülkenin nüfusundan daha fazla…

İŞSİZLİK EN YAKICI SORUN OLMAYA DEVAM EDECEK

Mart ayı, ekonomide yeniden açılmanın başladığı bir dönem… Mart ayında istihdam 550 bin kişi artmış ama bunun 480 bini sanayiden gelmiş. İnşaat ve tarım istihdamındaki artışlar ise sınırlı kalmış. Hizmetler sektöründe istihdam 27 bin kişi azalmış. İş imkanları 27 bin kişi azalmış. Eldeki veriler, ekonomide K tipi bir toparlanma olduğunu gösteriyor. Bazı sektörler toparlanıyor ama bazıları dibe çökmeye devam ediyor. Mayıs ayında ekonomide yeniden kapanmanın, istihdam üzerindeki yansımalarını göreceğimizi de unutmayalım. Yani işsizlik önümüzdeki günlerde de bu ekonominin en yakıcı sorunu olmaya devam edecek.

ÇARŞI PAZAR YANGIN YERİ

Geliri düşen, işinden olan insanlarımız, enflasyona da ezdiriliyor. Hayat pahalılığı, çarşıda, pazarda vatandaşlarımızı isyan ettiriyor. TÜİK’in resmi rakamlarıyla, son bir yılda, hepimizin mutfaklarında kullandığı ayçiçek ve mısırözü yağı yüzde 54 ve yüzde 51, tavuk eti yüzde 45, domates yüzde 44 zam görmüş. Pazarda tezgâhlara, markette raflara yaklaşılamaz oldu. Çarşıda, pazarda artan fiyatların, çiftçilerimize, üreticilerimize bir faydası var mı? Ne gezer… Tezgâhta milletin cebini yakan meyve-sebze, tarlada da para etmiyor. Alın teriyle, emekle yetiştirilen tonlarca ürün, bu son kapanmadaki yanlış kararlarla çöpe gitti. Sonra bu hafta sonu semt pazarları açıldı. Ama hesaplı meyve sebze almayı uman vatandaş, pazar tezgâhlarında da umduğunu bulamadı. Antalya’da tarlada 20 kuruşa düşen, çiftçinin isyan edip yerlere döktüğü salatalık, pazarda 4 liraya, bezelye 7 liraya, taze fasulye 10 liraya tezgâha çıktı. Bu çiftçinin suçu değil, pazarcının suçu da değil… Bunun sorumlusu, ülkeyi yönetemeyen metal yorgunu Erdoğan Şahsım Hükümeti… Çiftçi, pazarcı esnafı, vatandaş derdini kime anlatacak? Televizyon televizyon gezip, seçilmişlere laf yetiştirmekten, önüne konan genelgeleri okumaya vakit bulamayan, kapanmayla ilgili düzenlemeleri yap-boz tahtasına çeviren atama İçişleri Bakanı’na mı? Ya da “Çiftçi dediğin, çok çalışır, az kazanır” diyen, artık partilileri tarafından bile istifası istenen Tarım Bakanına mı? Ayağına bu memleketin toprağı değmesin diye, tarlaya galoşla giren, Türkiye’de kalmasının millet için “En kötü ihtimal” olduğunu kendisinin bile idrak ettiği, Saray’ın kibirlisine mi?

BU MİLLET DAHA NEYİN FEDAKARLIĞINI YAPACAK

Saray milletten koptu. Vatandaşın halini görmüyor, sesini duymuyor. Ama milletten fedakârlık bekliyor. Bu millet daha neyin fedakârlığını yapacak? IBAN numarası gönderdiniz, bağış istediniz sesi çıkmadı verdi. Yetmedi. Uluslararası Para Fonu verilerine göre; akran ülkeler içerisinde, vatandaşlarına en az destek veren, üç hükümetten birisi siz oldunuz vatandaşın sesi çıkmadı. Yetmedi. Siz lebalep kongre yaparken, milletin dükkânını kapattınız yine ses çıkmadı.

REZERVLERİ DİBİ DELİK KOVAYA BOŞALTTILAR

Yetmedi. Döviz kasası boşalınca, millet için değil, turist için aşı yaptınız, turist için milleti eve kapattınız, o da yetmedi… Merkez Bankası’nın kasasını boşalttınız. Merkez Bankası’na kanunla verilmiş, “Kasasındaki dövizleri, siyasetten bağımsız bir şekilde yönetme” yetkisini, kanunsuz bir şekilde, protokolle Hazine’nin başındaki damadın eline verdiniz. Milletin atadan deden kalan varlıklarını satarak, alın teriyle ürettiklerini ihraç ederek biriktirilen rezervleri, önce Merkez Bankası’nın kapısının arkasından buharlaştırdınız. Sonra damada bağlı kamu bankaları eliyle bir güzel sattırdınız. Patinaj yapan ekonomiyi, 2019 yerel seçimlerinde, millete iyi göstermek için, milletin 128 milyar dolarını satmaya başladınız. Bunlar da yetmedi. Kerameti kendinden menkul “Enflasyon sebep, faiz sonuç” teorinizi ispat etmek için, dibi delik kovaya bu rezervleri boşalttınız. Milletin dövizlerini har vurup harman savurdunuz.

MİLLETİN PARASI PUL OLUYOR

Şimdi uluslararası kuruluşlar sizi uyarıyorlar. “Hormonlu kredilerin neden olduğu cari açık ve ülkeden kaçan uluslararası sermaye, ekonomide ani duruş riskini artırıyor. Bunu dengeleyecek döviz rezervleri de elde kalmadı” diyorlar. Hemen bunun arkasından da yılsonu dolar kuru tahminlerini, 7,5 liradan 9,5 liraya yükseltiyorlar. Milletin parası pul oluyor. Bu millet sizin için daha nasıl fedakârlık yapacak?

FİNALİN İSTANBUL’DA KALMASI İÇİN GEREKENİ YAPIN

Bu arada, 29 Mayıs’ta İstanbul’da yapılacak Şampiyonlar Ligi finalinin, ikinci kez İstanbul’dan alınacağı iddia ediliyor. Final, geçtiğimiz yıl Portekiz’e gitmişti. Şimdi İngiliz Hükümeti’nin, finali İngiltere’ye aldırmak için, UEFA nezdinde girişimlerde bulunduğu söyleniyor. İngiltere, kendi vatandaşlarını korumak için, Türkiye’yi zaten kırmızı listeye aldı. Lebalep kongrelerin bu ülkenin kesesine de, imajına da verdiği hasar çok büyük oluyor. Şimdi buradan söylüyorum, ne yapın edin, bu finalin İstanbul’da kalması için, gerekli her tedbiri alın. Gerekli girişimlerde bulunun. Bunu yapamıyorsanız; artık milletin yakasından düşün.

VATANDAŞ HÜKÜMETE CANIYLA İHTARNAME ÇEKİYOR

Ülkemizi; yüksek faize, yüksek döviz kuruna, yüksek işsizliğe ve hayat pahalılığına mahkûm eden Erdoğan Şahsım Hükümetinin elinde, dünyada en fazla sefalet çeken ülkelerden biri olduk. Bugün Dünya Sefalet Endekslerinde, Türkiye’nin adının, pek çok vatandaşımızın haritada yerini bile bulmakta zorlandığı Namibya, Güney Sudan, Gabon gibi ülkelerle aynı sıralarda yer alması bizi gerçekten üzüyor. Milletimiz bunu hak etmiyor. Yine Dünya Bankası’nın raporuna göre sadece son iki yılda, mutlak yoksulluk sınırının altında yaşayan vatandaşlarımızın sayısı, 3 milyon 200 bin kişi artmış 10 milyon 200 bin kişiye ulaşmış. Ülkenin dört bir yanından vatandaşlar, Erdoğan Şahsım Hükümetine canlarıyla ihtarname gönderiyorlar. Ama bir AK Parti milletvekili çıkıp, “Haşa, ekonomik nedenle intihar olmuyor. Bazen biri çıkıyor köprüye, çatıya falan… Yüzde 90’ının daha sonra eşiyle problemli olduğu ortaya çıkıyor. Tayyip Erdoğan’ın da işi gücü yok, bütün bunlara cevap mı versin” diye ahkâm kesmeye kalkıyor.

BU SÖZLER, 20 YIL ÖNCEKİ ERDOĞAN’IN SÖZLERİ

Doğru… Sarayın kibirlisinin, yandaşlara ihale dağıtmak, milletin vergilerini, dolarla, avroyla garanti verdiği havuzcuların kasasına boşaltmak, kupon arazilerin peşinde koşmak, bu alanda tecrübesiz Katarlı dostlarına yardımcı olmak, aya sert iniş yapmak, “Eve ekmek götüremiyoruz” diyenlerin kafasına çay paketi atmak, çizgi film çekmek gibi pek çok önemli meşguliyeti var. “Bu ülke bu hale geldiyse, benim Anadolu’daki vatandaşım konteynerlerden evine çöpten rızık toplayıp götürüyorsa, hafta pazarlarının atıklarını toplayıp evlerine götürüyorsa, meydanlar ‘açız, açız’ diye bağırıyorsa, evinin kirasını, suyunun, elektriğinin parasını ödeyemiyorsa, artık benim halkım ‘yandım Allah’ diyorsa, bu hale Türkiye’yi kim getirdi? Bu hükümet getirmedi mi? Bu Hükümet bunun sorumluluğunu taşımıyor mu?” Evet, bu sözler bundan 20 yıl önce Erdoğan’ın kendisine ait. Söylediği gibi, yaşanan sefaletin de, yoksulluğun da bugün bir sorumlusu var: O da Erdoğan Şahsım Hükümeti. Bugün Erdoğan şahsım Hükümeti, meydanlarda ‘açız, açız’ diye bağıran, evinin kirasını, elektriğinin, suyunun faturasını ödeyemeyen halkımızın, “Yandım Allah” feryatlarını yasaklarla bastırmaya çalışıyor.

ŞAHSIM HÜKÜMETİNİN İŞİNE GELMEYEN HER ŞEY YASAK

Türkiye, uluslararası kuruluşların raporlarında son 10 yılda Polonya ve Macaristan’la birlikte en çok otoriterleşen üç ülkeden biri… Bu milletin 128 milyar dolarını buharlaştırmak serbest, ama “128 milyar dolar nerede?” diye sormak, afiş asmak yasak… Hain FETÖ’yle aynı yağmurda beraber ıslanmak serbest, “FETÖ’nün Siyasi Ayağı kim?” diye kitapçık çıkarmak yasak… Ayarlanmış fiyatlarla, tabelaya yüzde 17 resmi enflasyon yazmak serbest. Ama bilim insanlarının, kullandıkları yöntemi de açıkça ortaya koyarak, “Milletin yaşadığı enflasyon bunun en az iki katı” demeleri yasak… Lebalep kongre yapmak serbest, bu kongrelerin görüntülerini yayınlamak yasak… Vatandaşın boğazına basıp nefesini kesmek serbest, yetkisini kötüye kullanan bu memurları görüntülemek yasak… Erdoğan muhalefete hakaret ederse serbest, muhalefet çıkıp aynı şekilde yanıt verirse, o zaman Cumhurbaşkanına hakaret ve yasak… Her gün bir başka skandalı ortaya çıkan eski Ticaret Bakanı’nın elini, milletin cebine atması serbest, İstanbul Belediye Başkanımızın elini arkasına bağlaması yasak… Ampulü patlatmak serbest, değiştirmek yasak… Yahu hepsini anladık da, hijyenik pedlerin satışı neden yasak? “Yasaklarla mücadele edeceğim” diyerek göreve gelen Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin işine gelen her şey serbest, gelmeyen her şey yasak… Erdoğan Şahsım Hükümeti elinde ülkemiz, bırakın “hukuk devleti” olmayı, “Kanun devleti” bile olmakta zorlaşıyor.

PEKCAN HAKKINDA TBMM SORUŞTURMA ÖNERGESİ BAYRAMDAN SONRA VERİLECEK

“Yoksulluk, yasaklar ve yolsuzlukla mücadele” vadederek gelen Erdoğan, bugün ülkeyi yolsuzlukların ve usulsüzlüklerin cennetine çevirmiştir. Erdoğan ailesinin adını kullanarak, gümrükte iş çevirmeye kalkan kişi, Ticaret Bakanı yapılıyor. Kümes tilkiye emanet ediliyor. Önce kendi firmasının dezenfektanlarını, kendi bakanlığına satıyor. Kendisi de bunu kabul ediyor. Hatta kendini savunmak için “Ucuza sattım” diyor, sonra pahalıya sattığı ortaya çıkıyor. Yetmiyor, şirketi için kıyak vergi indirimleri yapıldığı ortaya çıkıyor. Yetmiyor, şirketinin bayiliğini de baş danışmanına yaptırdığı ortaya çıkıyor… Görevden alınan bakan, elini kolunu sallayarak gezmeye devam ediyor. Parti Grubumuz, bu konuda bir Meclis Soruşturması açılması için gereken önergeyi bayramdan sonra verecek. Vereceğimiz önergeyi Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının yarısından bir fazlasının desteklemesi gerekiyor. Bu önergeye atılmayacak her bir imza, milletin vicdanını kanatır. Bu milletvekilleri için büyük bir ahlaki sınavdır. Ve bu sınavın sonunda, kim ak koyun, kim kara koyun ortaya çıkacaktır. Bu soruşturma, eski Bakan Pekcan için de bir fırsattır. Eski Bakan, ekşi yemediğinden eminse, kendisi de aklanmak için bu soruşturmanın açılmasını istemelidir. Milletimizin aklındaki soru işaretleri ancak bu şekilde giderilebilir.

OFİS BOY BUNU YAPIYORSA, OFİSİN SAHİPLERİ NELER YAPIYOR

Skandallar bununla da sınırlı değil. AK Parti Genel Merkezi’ndeki ofis boylar bile, milyonluk arabalarda burunların pudra şekeri çekiyorsa, milletimiz de, “Bizim bin bir fedakârlıkla okuttuğumuz evlatlarımız, asgari ücretle iş bulamazken, bu gençler, bu milyonları nereden buluyor?” diye elbette soracaktır. “Ofis boy bunu yapıyorsa, ofisin sahipleri neler yapıyor?” diye elbette soracaktır.

MAFYA-SİYASET-EMNİYET HATTINDAKİ KANALİZASYON BORUSU YİNE PATLADI

Ama memlekette gün geçmiyor ki, yeni bir kirli çamaşır ortalığa dökülmesin. Bir skandal hazmedilmeden, diğeri patlıyor. Hafta sonu, yurt dışına kaçmış bir suç örgütü yöneticisinin açıklamalarıyla, Mafya-Siyaset-Emniyet hattında döşenmiş kanalizasyon boruları, bir kez daha patladı. Ortalığa salınan pis kokular, dayanılır gibi değil. Bundan 8 yıl önce ne demişti Erdoğan? “Artık bu ülkede çeteler dönemi bitmiştir. Mafya dönemi bitmiştir. Cunta dönemi geri gelmemek üzere kapanmıştır, bitmiştir”. Ne demiş atalarımız? Büyük lokma ye, ama büyük söz söyleme… Görüyoruz neyin bittiğini neyin başladığını…

EN GÜÇLÜ ORTAKLIK SUÇ ORTAKLIĞI

Birkaç yıl öncesine kadar, Erdoğan ile aynı fotoğraf karelerine giren, seçimlerde AK Parti lehine mitingler yapmasına izin verilen, kendisine koruma olarak Türk polisinin tahsis edildiği bir suç örgütü başı, şimdi konuşmaya başladı. “En güçlü ortaklık suç ortaklığıdır.” Çünkü suç ortakları birbirine göbeklerinden bağlıdır. Birbirlerine mecburdurlar. Bu nedenle de kolay kolay konuşmazlar. Ama şimdi bu şahıs konuşuyor. Mafya konuşuyor, hükümetse susuyor. İddialar da öyle böyle değil. FETÖ’cü yaftasıyla insanların içeri attırılıp, Bodrum’daki marinalarına çökülmesine, Kolombiya’dan gelen kokainlerden, bir gazetecinin öldürülmesine kadar pek çok korkunç olay dile getiriliyor. Bu itiraflara bakılırsa, ülke, Kurtlar Vadisi’ne dönmüş. Bu ülkede CİMER’e başvuru var diye, Belediye Başkanlarımız hakkında derhal inceleme başlatılıyor. Ama bu korkunç itiraflar için, tek bir Cumhuriyet Savcısı kılını kıpırdatmıyor.

CUMHUR İTTİFAKI CÜRÜM İTTİFAKI OLMUŞ

Bu korkunç iddialar, herhangi bir demokratik hukuk devletinde olsa, iktidarlar harekete geçer, Savcılar soruşturma başlatır, gazeteler, televizyonlar günlerce haber yapardı. Ama Türkiye’de bunların hiçbiri olmuyor. Bu da açıkça gösteriyor ki, Cumhur ittifakı sadece AK Parti ve MHP’den oluşmuyor. Mafya da bu ittifakın ortağı ve aparatı… Cumhur İttifakı, Cürüm İttifakı olmuş.

KANLA BANYO YAPARKEN YERLİ VE MİLLİYDİ

Tüm bunlar ortadayken, “Atama İçişleri Bakanı”, hiç utanmadan, sıkılmadan Sayın Genel Başkanımıza hakaret etmeye cüret ediyor. Suç örgütünün başı, Rize’de AK Parti için miting yaparken, makbuldü. Akademisyenlerin kanlarıyla banyo yapacağım derken, yerli ve milliydi. Kendisine koruma olarak Türk polisi verilirken, muteberdi. Şimdi itiraflara başlayınca mı, suç örgütü yöneticisi olduğunu anladınız Sayın Bakan? Hayırdır, Mafya-Siyaset-Emniyet hattında patlayan kanalizasyon boruları, sizde neden bu kadar panik yarattı? Bu hezeyanınız, bu heyecanınız neden? Bu mafya babasına, “Nisan ayında ülkede birçok şey değişecek” deyip, kendisine ülkeye dönüş sözü veren devlet yetkilisi kim? Bunun derhal milletimize açıklanması lazım.

ÜLKE YOLSUZLUĞA, YASAKLARA VE YOKSULLUĞA BATTI

Yolsuzluklarla, yasaklarla, yoksullukla mücadele edeceklerini, bunları bitireceklerini vadederek milletin oyunu alan Erdoğan, millete verdiği bu sözleri tutamamıştır. Bugün ülkemiz, her zamankinden fazla yolsuzluklara, yasaklara ve yoksulluğa batmıştır. Bu yönetim, yanlış politikalarıyla, içeride ve dışarıda kendine duyulan güveni sıfırlamıştır.

UMUTSUZ DURUMLAR YOKTUR, UMUTSUZ İNSANLAR VARDIR

Ama yoksulluk, yasaklar ve yolsuzluklar hiçbir zaman bu ülkenin kaderi değildir. Biliyoruz, 19 yılın sonunda AK Parti iktidarının sonunda tablo iç karartıcıdır. Ama umutsuz olmamalıyız. Çünkü biz, büyük bir yıkımın ve yenilginin ardından, Emperyalizmi savaş meydanlarında mağlup eden, yokluklar içindeyken bile ayağa kalkabilen bir milletin fertleriyiz. Çünkü biz, Kurtuluş Savaşı’nın başkomutanı, Cumhuriyeti kuran, ülkemizi çağdaş medeni âlemin saygın bir üyesi yapan büyük bir önderin, büyük bir liderin Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partiyiz. O büyük önderin dediği gibi; “Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır.” Biz hiçbir zaman umudumuzu yitirmiyoruz.

ÜLKEMİZİN POTANSİYELİ ÇOK BÜYÜK

Çünkü ülkemizin avantajlarını ve potansiyelini biliyoruz. Çağdaş bir eğitimle, bilimde, teknolojide, üretimde derhal sıçrama yapabilecek genç bir nüfusumuz var. Salgının ardından, kısalacak tedarik zincirlerini düşündüğümüzde, dünyanın kalbindeki coğrafi konumumuz altın değerinde… Ülkemiz 4,5 saatlik uçuş mesafesinde 1,5 milyarlık nüfusa, 58 ülkeye ve 21,5 trilyon dolarlık bir pazara erişebilme imkânına sahip. Dünyanın dört bir yanında koşturan, ter döken, dinamik ihracatçılarımız ve iş insanlarımız var. Ekonomimiz, alınacak doğru önlemlere hızlı cevap verebilecek, doğru ilaçla hızla ayağa kalkabilecek bir potansiyele sahip.

YENİ KURUMLAR, YENİ KURALLAR, YENİ KADROLAR

Ama bütün bu avantajları kullanabilmek için, her zaman söylediğimiz gibi artık yeni kurallara, yeni kurumlara ve yeni kadrolara ihtiyaç var. Cumhuriyet Halk Partisi, ülkeyi daha önce içine düştüğü en büyük krizlerden çıkaran liyakatli kadrolarıyla göreve hazır… İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamemizde, iş başına geldiğimizde yapacaklarımızı ana hatlarıyla anlattık.

CHP iktidarında,

En önemli güven çapası olarak, milletimizle birlikte, yeni ve güçlü bir parlamenter sisteme geçeceğiz. Uygulamaya konduğu son üç yılda, hukuk devletini, kuvvetler ayrılığını ve demokrasiyi bitiren, milleti yoksullaştıran ucube vesayet rejimine son vereceğiz.

Erdoğan Şahsım Hükümetinin siyaseti içine soktuğu bataklıktan kurtarmak için “Siyasi Ahlak Yasası’nı”, her işin hakkıyla yapılması için dünya standartlarında yeni bir “Kamu İhale Kanunu’nu” çıkaracağız.

Alacağımız kritik kararlarda işin taraflarını mutlaka dinleyeceğiz. “Ekonomik ve Sosyal Konsey” ile beraber çalışacağız.

Yapacağımız her işin hesabı kitabı olacak. “Stratejik Planlama Teşkilatını” kuracağız.

Bu ülkede hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek. Devlet kimseyi açıkta koymayacak. İhtiyacı olan vatandaşlarımıza destek, bir lütuf değil, bir hak olacak… Bunun içinde “Aile Destekleri Sigortası Kurumu’nu” kuracağız.

Yaptığımız her işte hesap verecek, saydam olacağız. Millet iradesinin tecelli ettiği TBMM’de, başkanı muhalefet partisinden olacak bir “Kesin Hesap Komisyonu’nu” hemen kuracağız.

Vergide adaleti sağlamak için “Ulusal Vergi Konseyi’ni” kuracağız.

Ve tabi ki “Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı’nı” kuracak, bölgenin kaderinin başkaları tarafından değil, bölge ülkeleri tarafından belirlenmesini sağlayacağız.

Milletimiz yasakları, yolsuzluğu meşrulaştıran, yoksulluğu artıran Erdoğan Şahsım Hükümetinin, notunu artık verdi, şimdi sandığın önüne gelmesini artık sabırsızlıkla bekliyor.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Efendim, İçişleri Bakanlığı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında görevden alınan HDP’li Belediye Başkanlarını ziyaret ederek görevi kötüye kullandığı ve Fatih Sultan Mehmet’in türbesinde saygısızlık yaptığı iddialarıyla ilgili soruşturma izni vermedi. Değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Bu işler “bana göre suç” diyerek olmuyor. Suç kanuna göre oluyor. Dolayısıyla da en sonunda kanuna göre hareket etmek zorunda kalınca kamuoyu baskısıyla da İçişleri Bakanlığı bu soruşturma iznini vermiyor. Ama milletimiz İçişleri Bakanının televizyonlara çıkıp “bana göre bu suç” dediğini de unutmuyor.

Soru- DEVA Partisi Genel Başkanı Sayın Ali Babacan, muhalefet 2018’de seçime ortak adayla gitmedi 5 yıl kaybetti dedi. 2023 seçimlerine muhalefetin ortak bir adayla seçime gitmesi gerektiğini ima etti. Sizin bu yoruma ilişkin değerlendirmeniz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- DEVA Partisinin Sayın Genel Başkanının görüşleri hakkında bizim bir şey söylememiz doğru olmaz. Yani elbette seçime yönelik ittifaklar oluşurken seçime giderken tüm bu konular oturulur görüşülür.

Teşekkür ediyorum.

İŞTE GİZLİ TUTULAN AŞI SÖZLEŞMESİ

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, bugüne kadar gizli tutulan Çin aşısının sözleşmesini kamuoyuna açıkladı.

Geçen yılın Kasım ayında imzalanan sözleşmede, Çin aşılarının ilk partisinin 2020 sonunda, kalanının ise birer ay arayla olmak üzere üç parti halinde teslim edileceği, Şubat sonuna kadar tedarik edilecek toplam 50 milyon doz Sinovac aşısı için 600 milyon dolar ödeneceği belirtiliyor.

Gümrük kayıtlarına göre 24 Mart tarihine kadar firmadan ancak 25 milyon doz aşının alınabildiğini ifade eden Öztrak, “Tarihini, sayısını ve özet bilgilerini verdiğimiz bu sözleşme gereği, Şubat sonuna kadar teslim edileceği taahhüt edilen 50 milyon doz aşıdan, teslim edilmeyen 25 milyon doz aşıyla ilgili hangi işlemler yapıldı? Sözleşmeye aykırı şekilde teslim edilmeyen 25 milyon doz aşı için sözleşme kapsamında hangi yaptırım ya da yaptırımlar uygulandı?” diye sordu.

Sözleşmede yüklenici firma olarak Sinovac ve Keymen İlaç firmalarının göründüğünü, gümrük kayıtlarında da Keymen İlaç’ın ithalatçı olduğunu belirten Öztrak, “Demek ki biz ‘Aracı firma var’ derken doğruları söylüyormuşuz, ‘Hayır, yok’ diyenler de yalan söylüyormuş” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Önceki Devlet Bakanlarımızdan ve önceki dönem Ağrı Milletvekillerimizden aynı zamanda Genel Başkanımızın da danışmanı olan Sayın Cemil Erhan’ı kaybettik. Sözlerime başlarken, kendisine Allah’tan rahmet, acılı ailesine ve yakınlarına başsağlığı diliyorum. Bugünkü basın toplantımız, randevusu alınmış bir toplantı… Animasyonlu yalanlara karşı, hakikatleri paylaşmak için yaptığımız bir toplantı. Bu nedenle bu toplantının sonunda soru almayacağım. Sorularınızı Pazartesi günü bekliyorum.

YALANLA KURULAN, ZAMANLA YIKILIR

“Yalanla kurulan her şey, zamanla yıkılır” derler. Hep söylüyoruz, hakikatlerin, er geç ortaya çıkmak gibi bir huyu var. Ülkeyi yönetme kabiliyetini yitiren, gerçeklerden kopan, milleti unutan, söyleyecek sözü kalmayan, vatandaşın sorunlarına çözüm üretemeyen, Erdoğan Şahsım Hükümeti, şimdi çareyi çizgi film üretiminde arıyor. “Çarşamba günü vizyona giren bu yapımın müellifi kim? İmzasını nasıl atmış, kendini nasıl tanıtıyor” diye baktık, AK Parti’nin isim ve logosu var, onun altında da, “Yalan Üretim Merkezi” yazıyor… Tesadüf mü, tevafuk mu… Yoksa “Şecaat arz ederken sirkatlerini mi söylemişler…” Bunu yüce  milletimizin takdirine bırakıyoruz. AK Parti Yalan Üretim Merkezi prodüksiyonu olan bu yapımın, gişesi çok zayıf kaldı.

MİLLETİN 241 MİLYAR DOLARINI HEBA ETTİĞİNİZ Mİ YALAN?

Neyse, biz film işine girmeyelim, bu işi, yalanı gerçek gibi anlatan popülist siyasetin, ülkemizdeki baş mümessili Erdoğan Şahsım Hükümeti’ne bırakalım. Biz, milletimizin gerçeklerine ses olmaya devam edelim. Milletimiz, bilhassa gençlerimiz, ülke çok kötü yönetildiği için, işsizlik ve hayat pahalılığı arasında eziliyor. Canıyla cüzdanı arasında sıkışıyor, ülkemiz fakirleşiyor. Acı gerçek bu… Şimdi metal yorgunu, popülist, gerçek ötesi olduğunu kendi itiraf eden, yalanı doğru gibi anlatan Erdoğan Şahsım Hükümeti’ne soruyoruz: 2013’te 958 milyar dolara çıkan milli gelirimin, tek adam vesayet rejiminin düğmesine basılmasıyla birlikte tepe taklak aşağı gittiği ve 2020’de 717 milyar dolara düştüğü yalan mı? Tek adam hevesinizin peşinde milletimizin 241 milyar dolarını heba ettiğiniz yalan mı?

İŞSİZ SAYISINI 10,2 MİLYONA ÇIKARDIĞINIZ MI YALAN?

Şimdi Saray’a bağlı Türkiye İstatistik Kurumu’nun elimdeki bülteninde yer alan verilerden yaptığımız hesaplamalara göre ülkede gerçek işsiz sayısının, tek bir yılda 2 milyon 918 bin kişi arttığı, 10 milyon 219 bin kişiye ulaştığı yalan mı? 15-29 yaş arasında her üç gençten birinin taşı sıksa suyunu çıkaracak 6 milyona yakın evladımızın “Ev genci” olarak anasının babasının eline baktığı yalan mı? 19 yıldır yönettiğiniz, daha doğrusu yönetemediğiniz ülkemizde; ev genci sayısının dünya üzerindeki 83 ülkenin, toplam işsiz sayısının ise 107 ülkenin nüfusunu geçtiği yalan mı? İnsanlara iş bulmak şöyle dursun, son iki yılda işi gücü olan 2 milyona yakın vatandaşımızın işini gücünü kaybetmesine neden olduğunuz yalan mı?

RÜŞVETTEN AKLANMAMIŞ MAKARACIYI BÜYÜKELÇİ YAPTIĞINIZ MI YALAN?

Yoksa, ana babaların bin bir emekle okuttuğu 1 milyonu aşkın üniversite mezunu gencimiz işsiz gezerken, Genel Merkezinizdeki ofis boyların milyonluk araçlarda, burunlarına pudra şekeri çektiği yalan mı? Millet inim inim inlerken, rüşvetten aklanmamış makaracı eski bakanınızı, Prag’a Büyükelçi atadığınız mı yalan? Yine hakkında rüşvet iddiaları olan, 15 Temmuz darbesinin en önemli isimlerinden birinin kardeşi olan bir şahsı eski milletvekili, Hollanda’ya büyükelçi yaptığınızda mı yalan? Mütekait Milletvekillerinize, arpalığa çevirdiğiniz büyükelçilik, rektörlük koltuklarını ulufe gibi dağıttığınız yalan mı? Yoksa, vatandaş avucuna “iş, aş” yazıp canına kıyarken “Türkiye’de yoksulluk sorun olmaktan çıktı” diyebilen, eski Aile, Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanınızın, görevden almanızın üzerinden 15 gün geçmeden, 40 bin lira aylıkla bir şirketin yönetim kuruluna atandığınızda mı yalan?

HAYAT PAHALILIĞI MI YALAN?

Bugün herhangi bir markete gidin, kapısında 5 dakika durun. Göreceğiniz manzara şu, alışveriş yapan herkes elindeki fişe bakıyor, “Ya ben ne kadar aldım ki bu kadar para ödedim?” diye, kendi kendine soruyor. Market kasalarında faturayı görenlerin, gözleri yuvalarından fırlıyor. Yine elimde tuttuğum TÜİK’in bülteninde yer alan verilere göre son bir yılda, Ayçiçek yağının yüzde 54, mısırözü yağının yüzde 51, tavuk etinin yüzde 45, domatesin yüzde 44 zamlandığı mı yalan? Son bir yılda benzinli otomobil fiyatının yüzde 117, dizel araba fiyatının yüzde 81 arttığı da mı yalan? Bir otomobil almanın artık orta gelirli için hayal olduğu da mı yalan? “TÜİK’in açıkladığı verilere göre” diyoruz, çünkü bağımsız akademisyenlerin hesaplamalarına göre vatandaşın yaşadığı hayat pahalılığı, TÜİK’in gösterdiğinin en az iki katı. Bilim insanları neyi nasıl hesapladıklarını açık açık yazıyorlar. Yöntemleri belli, TÜİK’in ağırlık setini kullanarak, sahadan kendi topladıkları verilerle enflasyonu hesaplıyorlar. Dolayısıyla eleştirebilirsiniz bu doğru bu yanlış diye. Ama bakıyoruz dün akşam Hazine ve Maliye Bakanı çıkıyor, “Bilim insanları hakkında suç duyurusunda bulunduk” diyebiliyor TÜİK olarak.

AMPULÜ PATLATTILAR, DEĞİŞTİRMEYİ YASAKLIYORLAR

Bunlar önce ampulü patlattılar, sonra da ampulü değiştirmeyi yasaklıyorlar. Ondan sonra da “Ampulü bırak, filme bak filme!” deyip, milleti karanlıkta oturtmak istiyorlar. Ama ne yaparlarsa yapsınlar… TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla bile, dünya enflasyon liginde 2020 yılında, Uluslararası Para Fonu’nun verilerine göre 17. sırada en güncel verilerle ise 14. Sırada olduğumuz dünyada. Bu da mı yalan? İşsizlikle, yoksullukla sınanan vatandaşın sefalet içinde olduğu, dünyada hesaplanan farklı sefalet endekslerinde, Türkiye’nin listenin en başındaki ülkelerden biri olduğu. Örneğin CATO Enstitüsü’nün hazırladığı Hanken’in yaptığı Sefalet Endeksi’nde Türkiye’nin Namibya, Güney Sudan, Gabon’la aynı sıralarda olduğu da mı yalan? Şuraya bakın, bu ülkenin vatandaşları, yokluktan, ödeyemediği borçlarından, işsizlikten önünü göremiyor.

ATA YADİGARLARINI 62 MİLYAR DOLARA SATTIĞINIZ MI YALAN?

Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerinde yer alan: 2002’de 130 milyar dolar olan Türkiye’nin dış borcunun, 2020’de 450 milyar doları geçtiği de mi yalan? “Biz geldiğimizde her şey çok kötüydü” diye anlattığınız 2002 yılı sonunda, dış borcun milli gelire oranı yüzde 54 iken, bugün yüzde 63’e yükseldiği de mi yalan? 2002’de 6,6 milyar TL olan vatandaşın kredi ve kredi kartı borçlarının bugün 847 milyar TL’ye çıktığı, devr-i hükümetinizde; vatandaşın borçlarının 128’e, bu borçların milli gelire oranının da 2020 itibariyle 9’a katlandığı da mı yalan? Cumhuriyet döneminde ve sonrasında yapılan ata yadigârı fabrikaları, işletmeleri, Erdemir’i, Tüpraş’ı, Türk Telekom’u ve diğerlerini 19 yılda 62 milyar dolara sattığınız, Telekom’da bizim deremizin taşıyla bizim deremizin kuşunu vuran, kârları gövdeye indirip, Telekom’u milyar dolarlık borçla milletin sırtına bırakan Haririlerle verdiğiniz samimi pozlar da mı yalan?

ERGENE SUYUNU SARAYA GÖNDERELİM, AFİYETLE İÇİN

Şu salgın döneminde, geçtiğimiz yıl vatandaşına doğrudan destek vermekte kendi akranlarımız arasında sondan üçüncü olduğumuzu gösteren Uluslararası Para Fonu verisi de mi yalan? Daha birkaç ay önce, geçtiğimiz Kasım ayında, Erdoğan, Tekirdağ İl Kongresi’nde partililerine “Ergene nasıl? Şu an temiz, gürül gürül akıyor mu?” diye soruyor, partilileri hep bir ağızdan “evet” diye bağırıyordu. Şimdi bugün Ergene’de, Çorlu Deresi simsiyah akıyor. Leş gibide kokuyor. Madem Ergene’nin suyu temiz gürül gürül akıyor, Sarayınıza gönderelim de afiyetle için. Hangisi yalan, hangisi doğru bir görelim.

YASALARI YAP-BOZA ÇEVİRDİĞİNİZ Mİ YALAN?

Kamu İhale Yasasında 200’e yakın değişiklik yapıp, vatandaşın parasıyla, yandaşlara ihale verdiğiniz yalan mı? Bu yılın bütçesinden, ilk üç ayda bu yandaşlara, dolarla avroyla verdiğiniz garantiler karşılığında 7,5 milyar lira ödediğiniz de mi yalan? 2014’ten bu yana; Dünya Adalet Projesi’nin hazırladığı şu gördüğünüz Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde, ülkemizi 48 sıra birden gerileterek 107. sıraya düşürdüğünüz de mi yalan? Yolsuzluk Algı Endeksinde aynı dönemde ülkemizi 22 sıra gerileterek 86. sıraya düşürdüğünüz de mi yalan? Gece yarısı operasyonuyla, bir torba yasada, vesayetiniz altındaki AK Parti gurubuna verdirdiğiniz ve ertesi sabahta hemen şipşak onayladığınız değişiklik önergesiyle, ülkede ödemeler sistemini felç etiğiniz, sonrada yasayı tebliğle değiştirmek zorunda kaldığınızda mı yalan? O tebliği bile, tarihi ile gününü yan yana getirip yazmayı beceremediğiniz de mi yalan? Bugüne kadar çıkardığınız 70 Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nden 45 tanesinin önceki kararnameleri düzelten kararnameler olduğu da mı yalan?

MERKEZ BANKASI’NIN 45 MİLYAR DOLAR EKSİDE OLDUĞU MU YALAN?

Ve tabii ki buharlaştırdığınız 128 Milyar Dolar… 2019 Şubat ayında 54 milyar dolar fazla veren Merkez Bankası’nın net rezerv hesabının ekonomi kadrolarının değiştirildiği 2020’nin Kasım ayında 47 milyar dolar açık verdiği de mi yalan? Bu yılın Nisan ayı sonu itibariyle de Merkez Bankası’nın kasasında, kendine ait tek bir cent bile döviz olmadığı, kısa vadeli yükümlülükler ayıklandığında da kasanın 45 milyar ekside yani borçlu olduğu da mı yalan? Biz “128 milyar dolar buharlaştırıldı” derken, AK Parti Genel Başkanı’nın grup toplantısında çıkıp “128 milyar dolar ne ki? Biz 165 milyar doları sattık gitti. Ne yapacaktık, turşusunu mu kuracaktık?” dediği de mi yalan?

MERKEZ BANKASI’NI KENDİ EVİNDE KİRACI YAPTIĞINIZ MI YALAN?

Merkez Bankası rezervlerini, arka kapıdan buharlaştırmanıza dayanak gösterdiğiniz, yasanın açık bir biçimde Merkez Bankası’na, “Bağımsız bir biçimde sana verdiğimiz hedefleri gerçekleştirmek için araç olarak kullan” dediği bu milletin döviz rezervlerini, başında bir siyasetçi olan Hazine ve Maliye Bakanı damadın eline oyuncak diye veren 21 Şubat 2017 tarihli bu protokol de mi yalan? Damadın 2019’da sahte istikrar algısı yaratarak yerel seçimleri kazanmak için, 2020’de de kayın pederinin kerameti kendinden menkul “Faiz enflasyonun sebebi” teorisini ispatlamak için, kısmen de pandemiyle mücadelede Merkez Bankası’nın elindeki döviz rezervlerini, Hazine’ye aktarıp kamu bankaları üzerinden talimatla sattığı da mı yalan? Buharlaşan rezervleri saklamak için de, emanet dövizlerle, Merkez Bankası’nın kasasını yamadığı, Merkez Bankası’na evini sattırıp, aynı evde kiracı olarak oturttuğu da mı yalan?

MADEM SAVUNUYORSUNUZ, NEDEN GÖREVE GELİNCE UYGULAMAKTAN VAZGEÇTİNİZ?

128 Milyar Doların encamı hakkında uzun süre susan Hazine ve Maliye Bakanı dün akşam bir televizyon programında çok şey söyledi de, neden göreve gelir gelmez, ayağının tozuyla Kasım ayında şu protokolü uygulamaktan vazgeçtiğini açıklamadı. Yoksa bu da mı yalan?

VATANDAŞ ÖZ YURDUNDA GARİP, ÖZ VATANINDA PARYA

128 milyar doları buharlaştırdınız, şimdi başta turistler olmak üzere dövizim var diyenin peşinden koştuğunuz da mı yalan? Kasa tam takır olunca turizm gelirlerine bel bağlayan Erdoğan Şahsım Hükümetinin Dışişleri Bakanının, daha dün çıkıp, “Turistin görebileceği herkesi aşılayacağız” dediği de mi yalan? Daha millete edilmiş bu hakaretin dumanı tüterken, gece de Hazine ve Maliye Bakanı’nın çıkıp, kapanmanın vatandaşın sağlığı için değil, turizm için olduğunu açık seçik söylediği de mi yalan? Yoksa, kasayı boşaltan Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin bu ülkenin vatandaşlarını, “Öz yurdunda garip” “Öz vatanında parya” gibi gördüğü de mi yalan?

LEBALEPTEN BERİ 11 BİN 725 YURTTAŞ YAŞAMINI YİTİRDİ

Salgının kontrol altına alınmaya yaklaştığı dönemde, kendi parti kongrelerinin kongrelerini lebalep doldurup, memleketin dört yanına virüsü bulaştırdıkları da mı yalan? AK Parti’nin son kongresinden bu yana, salgın nedeniyle 11 bin 725 yurttaşımızın hayatını kaybettiği de mi yalan?

MUTEMET DAMAT NEREDE? EMEKLİNİN 400 TL’Sİ NEREDE?

Sormaya devam edelim: Bu ülkenin 128 milyar doları eritilirken, ekonominin başına oturtulan “mutemet damadın” bugün ortalarda görünmediği de mi yalan? Emeklinin ikramiyesinin resmi enflasyona göre en az 1.500 TL’ye çıkması gerekirken, 1.100 TL verdiniz. Ve her bir emekliden 400 TL kestiğiniz bu da mı yalan?

ESKİ TİCARET BAKANI NEREDE?

İstanbul Belediye Başkanı, “Elini arkasına bağladı” diye inceleme başlattığınız, ama hakkında her gün bir başka yolsuzluk iddiası ortaya çıkan Eski Ticaret Bakanınız Ruhsar Pekcan’ın etrafta “Elini kolunu sallayarak” dolaştığı da mı yalan? Bundan iki sene önce, yerel seçim zamanında, İstanbul’da meydan meydan dolaşıp “Seçimde Sisi mi diyeceğiz, Binali mi?” diye bağırırken, bugün “Mısır’la tarihi birlikteliğimizi yeniden devam ettirme gayretinden” bahsetmeye başladığınızda mı yalan? Bu ülkeden gri pasaport operasyonlarıyla yurtdışına götürülen ve buharlaşan 804 vatandaşın olduğu da mı yalan?

CANINA KIYAN VATANDAŞLARIMIZ DA MI YALAN?

Çizgi film çekip eğlenen AK Parti yöneticilerine, bir eli yağda, bir eli balda olan, Saray efradına soruyoruz: Muğla’nın Milas ilçesinde, “Borcum çok, traktörümü de satın borçlarımı ödeyin. Bu onursuzluğa dayanamam” diye not bırakıp canına kıyan Çiftçi Fahrettin Aktaş mı yalan? İzmir’de iş yerlerinin aylardır kapalı olması sebebiyle düştükleri ekonomik sıkıntılara dayanamayan kahveci esnafları, Nuri Çengeloğlu ve Erdal Şenözpak mı yalan? Mersin’de dükkanını günlerce siftahsız kapatan sonunda oğluna “Beni affet” diye mesaj bırakıp bu dünyadan ayrılan kokoreççi Murat Gümüş’te mi yalan? Bunların hepsi bu ülkenin gerçekleri… Ama Erdoğan Şahsım Hükümetinin gözleri var görmez, kulakları var duymaz. Kalbi millete karşı mühürlü.

ÇİN AŞISIYLA İLGİLİ SÖZLEŞMEYE ULAŞTIK

Son olarak bugün sizler aracılığıyla milletimize, Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin daha önce reddettiği Çin aşısıyla ilgili gerçekler konusunda bir belge sunmak istiyoruz. Biz AK Parti gibi randevuları, çizgi film göstermek için değil, milletimizin sıkıntılarını, milletimizin gerçeklerini anlatmak için veriyoruz. Bugüne kadar defalarca kez sorduğumuz, ama Hükümet tarafından açıklanmayan Çin aşısıyla ilgili sözleşmeye ulaştık. Bu belgeye göre, Devlet Malzeme Ofisi Genel Müdürlüğü, Sinovac şirketi ve Keymen İlaç San. ve Tic. AŞ ile bir sözleşme imzalamış. 24 Kasım 2020 tarih ve 2020-991 numaralı sözleşme. Buna göre; sözleşmenin yüklenici firmaları Sinovac Life Sciences Co. LTD. ve Keymen İlaç San. ve Tic. AŞ. Gümrük kayıtlarında da Sinovac aşılarında, bu şirket ithalatçı gözüküyor Keymen. Demek ki biz “Aracı firma var” derken doğruları söylüyormuşuz, “Hayır, yok” diyenler de yalan söylüyormuş.

50 MİLYON DOZ İÇİN ANLAŞILDI, YARISI GELMEDİ

Yüklenici firma Koronavirüs aşısını, Devlet Malzeme Ofisi’ne KDV hariç 12 dolardan satmayı taahhüt ediyor. Söz verilen aşıların; ilk partisi 31 Aralık 2020’de olmak üzere birer ay arayla, 20 milyon doz + 20 milyon doz + 10 milyon doz şeklinde teslim edileceği belirtiliyor. Böylece 2021 yılı Şubat ayı sonunda, toplam 600 milyon dolar karşılığında, 50 milyon doz aşının ülkemize teslim edileceği, Devlet Malzeme Ofisine teslim edileceği sözleşmede hükme bağlanmış. Ancak gümrük kayıtlarından 24 Mart 2021 tarihine kadar 25 milyon 113 bin 484 doz aşının teslim edilebildiği anlaşılıyor. Sağlık Bakanı da 13 Nisan 2021 tarihinde, Koronavirüs Bilim Kurulu toplantısının ardından yaptığı açıklamada, “Bu tarihe kadar, 26 milyon doz Sinovac aşısının tedarikinin gerçekleştirildiğini” açıklıyor. Sağlık Bakanı 12 Nisan’da yaptığı açıklamada ise 4,5 milyon doz da Biontech aşısının ülkemize geldiğini söylüyor. Toplarsanız 29 milyon doz aşı yapar. Yapılan aşılarda ortada, bugüne kadar Türkiye’de 14 milyonu birinci doz, 10 milyonu ikinci doz olmak üzere, küsuratları dahil 24,5 milyon doz aşı uygulandı. Anlaşılan elde topu topu 4,5 milyon doz aşı kalmış.

DÜNYA SÖZLEŞMELERİ TAMAMLADI, ŞAHSIM HÜKÜMETİ HALA İNŞALLAH DİYOR

Bakan bunu gördüğünde geçtiğimiz günlerde, “Aşı tedarikinde önümüzdeki iki ay sıkıntı var” deyiverdi. Sonra saraydan zılgıtı yedi sert bir u dönüşü yaptı. Erdoğan’da inşallahla, maşallahla bir aşı tedarik takvimi açıkladı, daha önce Nisan ayı için söz verdiği yerli aşı için de “Bana söz verdiler, eylül-ekimde üretime geçilecek” dedi. Tüm dünya aşı tedariki ve çeşitlendirmesi için, sözleşmeleri geçtiğimiz yıl tamamlamıştı… Erdoğan Şahsım Hükümeti ise hala “inşallah” diyerek aşı kovalıyor.

TESLİM EDİLMEYEN AŞILAR İÇİN YAPTIRIM UYGULANDI MI?

Şimdi bu sözleşmeyle ilgili bazı soruları ve aşılarla ilgili bazı soruları sormak istiyoruz. Sorularımızın muhatabı, Sağlık Bakanı değil, sorularımızı DMO’nun ilgili kuruluşu olduğu Hazine ve Maliye Bakanına soruyoruz: Tarihini, sayısını ve özet bilgilerini verdiğimiz bu sözleşme gereği, Şubat ayı sonu itibariyle Türkiye’ye teslim edilmiş olması gereken 50 milyon doz aşı nerede? Şubat sonuna kadar teslim edileceği taahhüt edilen 50 milyon doz aşıdan, teslim edilmeyen 25 milyon doz aşıyla ilgili olarak hangi işlemler yapıldı? Sözleşmeye aykırı şekilde teslim edilmeyen 25 milyon doz aşı için sözleşme kapsamında olan hangi yaptırım ya da yaptırımlar uygulandı?

TEMİNAT VEREMEYEN FİRMAYA ÜLKENİN SAĞLIĞINI NASIL EMANET ETTİNİZ?

Bu aşı meselesinin en başında, “Keymen İlaç aracı firma değil, sadece lojistik süreci yürütüyor” demiştiniz. Sonrada aracı olduğu ortaya çıkan bu firmanın teminat bile verme imkanı olmadığı görülüyor. Sinovac, ilk 1 milyon doz aşıyı hibe diye göndermişti. Sonra bunu Keymen adına DMO’ya teminat versin diye Keymen’e gönderdiği, Keymen’in de aşıyı Devlet Malzeme Ofisine parayla satarak aldığı 12 milyon doları, DMO’ya teminat ve diğer masraflar için yatırdığı ortaya çıktı. Şimdi bu teminat ne oldu? Firma edimini zamanında yerine getirmediği için bu teminata el kondu mu? Bu aşılar gelmediyse, gecikmenin gerekçesi ne? Bir teminatı bile veremeyen firmaya, koca ülkenin sağlığını nasıl emanet edebildiniz? Bu konuda bir soru önergesini Milletvekilimiz Sayın Murat Emir verecek, bu konunun Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de takipçisi olacağız.

KÖTÜ YÖNETMEN İLE KÖTÜ SENARYO BİRLEŞİNCE

AK Parti film çevirmekten hoşlanabilir. Ama biz yine de üstümüze düşeni yapalım, Sarayın kibir abidelerini, ünlü yönetmen Akira Kurosawa’nın sözleriyle bir uyaralım; “İyi bir yönetmen, iyi bir senaryoyla bir başyapıt üretebilir. İyi senaryoyla, vasat bir yönetmen sıradan bir film çıkarır. Fakat kötü bir senaryoyla, çok iyi bir yönetmen bile iyi bir film yapamaz.” AK Parti’deki yönetmenin iyi olmadığını biliyoruz. Filmlerin senaristleri de berbat. Burnuna pudra şekeri çekenlerle beraber çalışıyorlar. Kötü yönetmenle kötü senaryo birleşince, ortaya şecaat arz ederken sirkatin söyleyen animasyon filmler çıkıyor. Şimdide bu filmi galiba AK Parti kendi web sayfasından çekmiş. Anlaşılan utandılar. Ampulü patlattılar. Değiştirmeyi de yasaklamaya çalışıyorlar. Karanlıkta millet sıkılmasın diye de çizgi film göstermeye uğraşıyorlar. Ama millet bunların filmini seyretmiyor.

52 SORUYA YANIT VERİN, VEREMİYORSANIZ SANDIĞI GETİRİN

Konuşmamın başından bu yana, 52 soru sordum. Filmi falan bırakın. Bu sorularımıza cevap verin. Cevap veremiyorsanız da artık sandığı milletin önüne getirin. Milletimiz, bunlara da, yaptıkları filme de notunu veriyor bu kibir abidelerinin tasdiknamelerini hazırladı çoktan, evlerine göndermek için sandığı dört gözle bekliyor. Benim söyleyeceklerim bu kadar arkadaşlar. Teşekkür ederim.

ÜLKEMİZ KANUN DEVLETİ OLMA VASFINI BİLE KAYBETTİ

CHP Sözcüsü Öztrak, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün toplumsal olaylarda ses ve görüntü kaydı alınmasını engellemeye yönelik genelgesini eleştirerek, “Bıraktık bir ‘hukuk devleti’ olmayı, Erdoğan Şahsım Hükümetinin elinde, ülkemiz ‘kanun devleti’ olma vasfını bile kaybetti. Erdoğan Şahsım Hükümeti, kanunsuz suçlar uyduruyor, kanunsuz emirler yayımlıyor, kanunsuz yasaklar koyuyor” diye konuştu.

Söz konusu genelgeyle, Anayasanın, kanunların ve Anayasa Mahkemesi kararlarının yok sayıldığını ifade eden Öztrak, “Emniyet Genel Müdürlüğü’nün bu genelgesinin iptali için biz bugün Danıştay’a dilekçemizi verdik” dedi.

Öztrak, Gaziantep’te bekçi ve polislerin cami cemaatine biber gazı sıktığı görüntülerle ilgili olarak, “El insaf! Burası işgal altındaki Kudüs mü? Burası Türkiye…” değerlendirmesinde bulundu.

2019 başından 2020’nin Kasım ayına kadar ortalama 6 lira 28 kuruştan buharlaştırılan 128 milyar doları, bugün yeniden o kasaya koymak için 259 milyar lira daha fazla ödemek gerektiğine dikkat çeken Öztrak, “Bu zararın hesabını sorumluları elbette verecek” dedi.

Yitirilen bu döviz rezervlerinin, aynı zamanda ülke için bir “milli güvenlik” meselesi haline de geldiğini belirten Öztrak, “Hini hacette kullanılacak döviz rezervleri, Erdoğan’ın siyasi ikbali için eritilmiş, ülkemiz elindeki önemli bir finansal kalkan yitirilmiştir. Bugün tam da bu nedenle, tüm dünya Erdoğan’a parmak sallıyor, Erdoğan’da dönüyor, millete parmak sallıyor” diye konuştu.

Aşı tedariki tam bir skandala dönüştüğünü kaydeden Öztrak, “Erdoğan önce aşı tedarikinde sıkıntı yaşanacağını söyleyen Sağlık Bakanına ayarı verdi, ardından ‘İnşallah Sputnik, inşallah Biontech, inşallah Sinovac, inşallah yerli aşı gelecek’ dedi. Anladık ki, işimiz yine Allah’a kaldı” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Kapanma tedbirleri nedeniyle bugünkü Merkez Yönetim Kurulu toplantımızı çevrim içi yaptık. Toplantımız sona erdi. Bugün gündemimizde; devlet yönetimindeki gayri ciddilik ve ağırlaşan devlet krizi, milletimizi ezip geçen ekonomik kriz, eritilen ve bir türlü hesabı verilmeyen 128 milyar dolar, salgın yönetiminde ekonomi, eğitim ve sağlık boyutlarındaki zafiyetler ve bu sorunları aşmak için neler yapılması gerektiği vardı.

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNDE KONGO İLE RUANDA ARASINDAYIZ

Bugün Dünya Basın Özgürlüğü Günü… Türkiye’de gazeteci olmak çok zor zanaat… Patron baskısının yanında, artan ekonomik sıkıntılar, adliye koridorlarında süren davalar, resmi ilan kesme cezaları yetmez gibi bir de ceberut Erdoğan Şahsım Hükümetinin zulmü var. Bu ağır şartlar altında Türkiye, Dünya Basın Özgürlüğü liginde 179 ülke arasında 153. sırada. Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin dört sıra altında, Ruanda’nın üç sıra üstündeyiz. Bugün ülkemizde kutlanacak bir basın özgürlüğü maalesef yok. Bu nedenle Dünya Basın Özgürlüğü Gününü, görevini hakkıyla yapan gazeteciler ve ülkemizde, demokrasiden, hukuk devletinden yana olan herkes için bir mücadele günü olarak kabul ediyoruz.

ADALETLE DEĞİL ZULÜMLE YÖNETMEYE ÇALIŞIYOR

“Adalet mülkün temelidir.” Binlerce yıllık devlet töremizin bize öğrettiği temel ilke budur. Ama bugün devletimiz, kendilerine sözde “muhafazakâr”, sözde “yerli ve milli” diyen kadrolar elinde, adaletle değil, zulümle yönetilmeye çalışılıyor. Aslında yönetilmiyor savrulup duruyor. Bıraktık bir “hukuk devleti” olmayı, Erdoğan Şahsım Hükümetinin elinde, ülkemiz “kanun devleti” olma vasfını bile kaybetti. Erdoğan Şahsım Hükümeti, kanunsuz suçlar uyduruyor, kanunsuz emirler yayımlıyor, kanunsuz yasaklar koyuyor. Sarayın kibirlisi artık kendini, millet iradesinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, Anayasa’nın ve kanunların üstünde görüyor. Temel insan haklarını ve hürriyetlerini tanımıyor.

O GENELGE İÇİN DANIŞTAY’A BAŞVURUYORUZ

Erdoğan Şahsım Hükümeti; artık toplumsal olaylarda, verdiği talimatın sonucu olarak ortaya çıkan şiddetin görüntülenmesini bile engellemeye çalışıyor. Bir genelgeyle Anayasa, Kanunlar, Anayasa Mahkemesi’nin kararları yok sayılıyor. Emniyet Genel Müdürlüğünün bu genelgesinin iptali için biz bugün Danıştay’a dilekçemizi verdik. Peki, Kanuna ve Anayasaya rağmen, Erdoğan bunu neden istiyor? Boğaziçi’nde kayyum siyasetçi rektörü protesto eden öğrencilere, 1 Mayıs’ı meydanlarda kutlamak isteyen işçilere, hakkını aramak için sokağa çıkan herkese, uygulanan şiddet görüntülenmesin, milletin haykırışları, feryatları duyulmasın diye istiyor. Atama İçişleri Bakanı’nın icadı gayri ciddi gerekçelerle, milletin hakkına hukukuna tecavüzü görüntüleyenler engellenmeye çalışılıyor.

BURASI İŞGAL ALTINDAKİ KUDÜS MÜ?

Bugün de bir başka orantısız güç kullanımı, bir başka zulüm görüntüsü Gaziantep’ten geldi. Bekçiler, polisler camiyi basıyorlar, cami cemaatine biber gazı sıkıyorlar. El insaf! Burası işgal altındaki Kudüs mü? Burası Türkiye… Beğenmediğimiz 1990’larda bile, “Camdan karakollardan”, “Konuşan Türkiye’den” korkulmazdı. 30 yıl sonra Erdoğan Şahsım Hükümeti, hem de 21. yüzyılda, karakollara demir perde, milletin ağzına ise fermuar çekmek istiyor. Bunun içinde pandemi bahane.

BİR ÖNERGEYLE ÖDEME SİSTEMİNİ FELÇ ETTİLER

Erdoğan Şahsım Hükümeti ülkeyi yönetemiyor. Yönetemedikçe de telaşlanıyor, hırçınlaşıyor,  otoriterleşiyor. Otoriterleştikçe de kriz ve kaos ağırlaşıyor. Artık hükümet, devlet aklıyla yönetmiyor. Trol aklıyla yönetiyor. Sarayın kibirlisinin kulağına, o gün kim daha yakınsa, istediğini alıyor. Kanunmuş, kuralmış, hukukmuş hak getire… Saray’dan fermanı koparan işini yürütüyor. Bunun en son örneğini geçtiğimiz Cuma sabahı yaşadık. Ülkenin ödeme sistemini allak bullak edecek bir düzenleme, tam da iftardan önce Parlamentoya getirildi. Sarayın vesayeti altındaki AK Parti ve MHP guruplarının, talimatla el kaldırdığı saray önergesi apar topar onaylandı ve geçti. Ertesi sabahta Resmi Gazete’de yine apar topar yayınlandı. Ama birde baktık bu önergeyle ülkenin ödeme sistemi felç olmuş. AK Parti’nin çeklerle ilgili yaptığı bu düzenlemenin, altındaki imzalara bir bakın. Eski topçu yeni trol var. Eski müftüler var, sosyologlar var… Ama içlerinde bir tane ticaret erbabı yok. Ne ticareti, ne ekonomiyi, ne de devleti yönetmeyi bilmiyorlar. Saray bunların eline bir önerge vermiş, onlar da ellerine yüzlerine bulaştırmışlar. Tam bir kaht-ı rical… Tam bir cehl-i ekberlik.

ÜLKE ERDOĞAN’IN YAP-BOZ TAHTASINA DÖNDÜ

Kaş yapayım derken, göz çıkarıyorlar. Çeklerin yazılmasını engelleyelim derken, karşılığı olan çeklerin de bankalara ibrazını engelliyorlar. Sabah elinde çekiyle bankaya gelen çekini karşılığı var ama tahsil edemiyor. Maaşlar, kiralar tüm ödemeler ortada kalacak. Büyük bir kaos yaratılıyor. Yeni Ticaret Bakanı da önce bir basın açıklamasıyla, bu kanun hükmünü aşabilir miyim buna uğraşıyor. Sonra bakıyor bu işler basın açıklamasıyla olmuyor, yayımladığı uygulama tebliğiyle, Meclis’in çıkardığı yasayı değiştiriveriyor. Ama çıkardıkları tebliğin, tarihi ile gününü bile bir araya getirip tutturamıyor. Herkese, “Bu kadar beceriksizliğe de, pes doğrusu” dedirtiyorlar. Meclis iradesi, hukukta normlar hiyerarşisi çöpe atılıyor. Damadın ayrılırken dediği gibi “At izi it izine karıştı.” Koskoca ülke Erdoğan’ın yap-boz tahtasına döndü. Erdoğan, AK Parti grubuna “Yok kanun, yap kanun” diye talimat veriyor. Kanun teklifleri komisyonlardan tartışılmadan geçiyor, komisyonlara bile gitmiyor aşağıda önergeye dönüşüyor. Genel Kurul’da eller inip kalkıyor iş bitti zannediliyor ama iş bitmiyor, ülke kaosa sürükleniyor.

VATANDAŞ KRAL DEĞİL KURAL İSTİYOR

İstişare, denge, denetim hak getire… Kararlar çok hızlı alınacakmış, işler çok hızlı yürüyecekmiş diye pazarlanan tek adam vesayet rejimi, artık ülkeyi yönetemiyor. Millete hiçbir şey veremiyor, milletin cebini boşalttı. 2018 Temmuzundan bu yana, tam 73 Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yayımlamışlar. Bunlardan 45’i, önceki kararnamelerde değişiklik yapan kararnameler. Yani yaptıkları her 10 düzenlemenin 6’sı, bir önce yaparak bozduklarını düzeltmeye yönelik. Hukukun yap-boz tahtasına döndüğü, istikrarın olmadığı, öngörülebilirliğin kalmadığı, kanunların işlemediği bir memlekette, yatırım olur mu? Aş ve iş büyür mü? Huzur kalır mı? Elbette Hayır. Ama her gün kriz üstüne kriz ve kaos olur. Tıpkı bugün olduğu gibi. Onun için Anadolu irfanına sahip Polatlılı çiftçimiz, “Biz kral değil, kural istiyoruz” diye haykırıyor.  Kuralın olduğu memlekette adalet olur. İstikrar olur, şeffaflık olur, hesap verme olur. Tüyü bitmedik yetimin hakkı korunur. Şuanda bu topraklarda bunların hiçbiri yok.

128 MİLYAR DOLARI BUHARLAŞTIRDILAR, 259 MİLYAR TL KAMU ZARARI YARATTILAR

Milletimizin alın teriyle, bin bir emekle ürettiğini ihraç ederek, zar zor biriktirilen 128 milyar dolar iki yılda, gizli saklı, buharlaştı. Bağımsız Merkez Bankası’nın elindeki, en önemli araçlardan biri olan, döviz rezervlerini kullanma yetkisini, başında bir siyasetçi olan, Hazine ve Maliye Bakanlığı’na bir protokolle devrettiler. Yasaların Merkez Bankasına, “Siyasetten bağımsız bir şekilde kullanacaksın” dediği rezervleri, siyasetçinin elinde oyuncak ettiler. Hala 128 milyar doların nerede olduğunu, bu rezervlerin nasıl, kime, kaça, ne kadarının, ne zaman satıldığını açıklamadılar. Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin, tüm bu sorularımıza cevap vermesini halen bekliyoruz. Ortada çok büyük bir kamu zararı var. 2019 başından 2020’nin Kasım ayına kadar ortalama. 6 lira 28 kuruştan buharlaştırılan 128 milyar doları, bugün yeniden o kasaya koymak istesek, 259 milyar lira daha fazla ödeyeceğiz. Bu zararın hesabını sorumluları elbette verecek.

SEÇİMDEN SONRA YOLSUZLUKLARI ARAŞTIRMA KOMİSYONU KURARIZ

Geçtiğimiz hafta söyledik, çağrımızı bir kez daha tekrarlıyoruz. Gelin TBMM’de bir Araştırma Komisyonu kuralım. Dönemin Para Politikası Kurulu üyelerine, ki çoğu hala yerlerinde. Hazine bürokratlarına, kamu bankası genel müdürlerine işin aslını astarını soralım, öğrenelim. Sorumluları tespit edelim. Ya Erdoğan Şahsım Hükümeti bu teklifimize tamam der ya da seçimden sonra, bizim iktidarımızda, aynen AK Parti’nin ilk göreve geldiği dönemde yaptığı gibi, TBMM’de bir Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu kurarız ve buharlaşan 128 milyar doların hesabı, o komisyonda sorumlular tarafından millete verilir. 128 Milyar dolar meselesi sıradan bir iş değildir. Dünya tarihine geçecek büyüklükte bir finansal fiyaskodur. Olağanüstü bir skandaldır.

BİR MİLLİ GÜVENLİK MESELESİ

Tabi yitirilen bu döviz rezervleri, aynı zamanda ülkemiz için bir “milli güvenlik” meselesi haline de gelmiştir. Hini hacette kullanılacak döviz rezervleri, Erdoğan’ın siyasi ikbali için eritilmiş, ülkemiz elindeki önemli bir finansal kalkan yitirilmiştir. Bugün tam da bu nedenle, tüm dünya Erdoğan’a parmak sallıyor, Erdoğan’da dönüyor, millete parmak sallıyor. Dün Uluslararası Finans Enstitüsü, dolar kuru tahminini yukarı çekti. Faiz lobileri faizin artırılması taleplerini, her gün biraz daha yüksek sesle dillendiriyorlar. Eritilen rezervlerle, ne yazık ki dışarıdaki yatırımcıların, risk iştahının insafına kalmış durumdayız.

YÜKSEK FAİZ, DEĞERSİZ TL MİLLETİ EZİYOR

Yüksek faizler, değersiz Türk lirası, esnafı, çiftçiyi, işçiyi, herkesi eziyor. Merkez Bankası’ndaki uzmanlar da durumun farkında. Enflasyon Raporu’nda uyarıyorlar; “ABD’de faizler yükselirken, düşük reel faiz vermek çok ama çok zor” diyorlar. Ama çiçeği burnundaki Başkan herhalde bu raporu okumamış çünkü durumun farkında değil. Eski siyasetçi, çiçeği burnunda TCMB Başkanı, reel sektörün giderek sıklaşan ziyaretlerini kabul ediyor. Öyle anlaşılıyor ki faiz indirim baskısı artıyor. Zaten kamuoyuna da bu açıklamalar yapılıyor. Başkan da yaptığı, daha doğrusu okuduğu konuşmada, yılın ikinci yarısında, “Muhtemel bir faiz indiriminin” izlenimini vermeye çalışıyor.

VARSA KREDİ, YOKSA BORÇ

Erdoğan Şahsım Hükümeti, salgında millete doğru dürüst destek vermedi. Varsa yoksa kredi, varsa yoksa borç. Şimdi o borçları geri ödeme zamanı geldi. BDDK’nın yaptığı düzenlemelerle, bankalardaki sorunlu kredilerin gerçek boyutu şuanda görülmüyor. Ama bu düzenlemelerin süresi Haziran sonunda bitiyor. Bir de üstüne yüksek faiz baskısı var. Bu tabi ki, borçların çevrilmesini çok daha güçleştirecek. Yeni düzenlemeler yapılmazsa, halının altına sorunlar süpürülürse tahsili gecikmiş alacaklar, hem artacak hem de görünür hale gelecek. Yani tam bir “Aşağı tükürseniz sakal, yukarı tükürseniz bıyık” durumu var. 2021’in ikinci yarısında ekonomiyi yönetmek için, ince ayarların yapılması gerekiyor. Ama metal yorgunu Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti, en kalın ayarı bile doğru düzgün yapamıyor.

ŞAHSIM HÜKÜMETİ, VATANDAŞINA EN AZ DESTEK VEREN ÜÇÜNCÜ HÜKÜMET

Erdoğan Şahsım Hükümeti, salgının ne ekonomik boyutunu, ne eğitim boyutunu, ne de sağlık boyutunu yönetebildi. Salgın üç koldan da milletimizi ezip geçti. Tüm dünya esnafını, çiftçisini, işçisini paraya boğdu. Bunlar ise milleti borca boğdu. Akran yani bize benzeyen ekonomiler içinde yurttaşlarına bütçesinden en az, doğrudan gelir desteği veren üçüncü Hükümetiz. Bize benzeyen ekonomiler vatandaşlarına, milli gelirlerinin ortalama yüzde 4’ü kadar, doğrudan destek verirken, Erdoğan Şahsım Hükümeti bunun yarısını bile vermedi. G-20 üyesi Türkiye, güçlü bir ekonomi olduğunu iddia ediyorsa, yurttaşlarımıza, en az kendine benzeyen ekonomiler kadar, destek verebilmeliydi. İnsanlarımızı borca batırarak zora düşürmemeliydi. Ama bunların hiçbiri olmadı. Şimdi de desteksiz kapanmanın tüm yükü, yine esnaflarımızın omuzlarına yıkıldı. 17 günlük kapanmaya giderken, milletimize; doğru dürüst bir gelir desteği verilmedi. Doğru dürüst bir kira desteği, ciro desteği verilmedi. Günlük kazançlarıyla yaşayan seyyar satıcılara, ev işçilerine doğru düzgün destek verilmedi. İhtiyaç sahibi ailelerimizin, elektrik, su, doğalgaz, internet faturaları ödenmedi. Doğru düzgün bir gelir desteği onlara da verilmedi. Küçük esnafımızı zincir marketlere ezdirmeyecek düzenlemeler yapılmadı. Milyonlarca yurttaşımızı desteksiz eve kapattılar.

İNSANLAR CANINA KIYIYOR, MAGAZİN YILDIZININ AMELİYATI KADAR YER BULMUYOR

Kapanmada güçlü bir destek paketine duyulan acil ihtiyaç, hafta sonu Türkiye’nin dört bir yanından gelen acı haberlerle apaçık ortaya çıktı. Mersin’in Mut ilçesinde, “Kaç gündür siftah etmeden dükkân kapatıyorum” diyen, 48 yaşındaki esnafımız Murat Gümüş, evinin önünde yaşamına son verdi. İzmir’in Buca ilçesinde kahvehane işletmecisi, 50 yaşındaki Erdal Şenözpak, ekonomik sıkıntılara katlanamayarak, yaşamına son verdi. Antakya’da 25 yaşındaki Mehmet Gökhan Kaya, 8 katlı apartmanın çatısından atlayarak canına kıydı. Yine Diyarbakır Kayapınar ’da 22 yaşındaki Şeyhmus Turfan, ekonomik sıkıntılar nedeniyle intihar etti. Tüm bu insanlarımızı aynı gün içinde kaybettik. Bu acı haberler, bir magazin yıldızının ameliyatı kadar medyada yer bulmadı.

ACİL DESTEK ŞART

Oysa biz bu yeni kapanma nedeniyle, hiçbir kusuru yokken perişan edilen esnafı, işsizi, yoksulu ayakta tutacak bir destek paketini, Cuma günü açıklamıştık. Paketin adını da “Sen Sağlığını Koru, Ben Destek Olurum Türkiye’m” koymuştuk. Gün devletin, milletine destek olma günüdür. Önerilerimiz uygulanırsa, esnafımız, vatandaşımız bu dar günde devletin sıcak elini üzerinde hisseder. Umutsuzluğa düşmez. Yaşam sevincini yitirmez. Esnafımızı, insanımızı ve nice canları kurtarabiliriz. Son iki yılda milletimiz çok hırpalandı. Erdoğan Şahsım Hükümeti elinde, son iki yılda işi, gücü olan, 2 milyon yurttaşımız işinden oldu. İşsizlerin sayısı 10 milyonu geçti. Dünya Bankası yeni bir rapor açıkladı. Diyor ki, son iki yılda yoksulluk sınırının altında yaşayan yurttaşların sayısı, 3 milyon 2 yüz bin kişi artmış, 10 milyon 171 bin kişiye sıçramış. Türkiye hızla orta sınıfını kaybediyor. İşsizlik ve yoksulluk giderek katılaşıyor. Bir yandan da hayat pahalılığı milletin alım gücünü ezip geçiyor.

ÜRETİCİ ENFLASYONU, TÜKETİCİ ENFLASYONUNU İKİYE KATLADI

Bugün Nisan ayı enflasyon rakamları açıklandı. Bağımsız Enflasyon Araştırma Grubuna göre, Nisan’da tüketici fiyatları yüzde 2,6 artmış. TÜİK’e göre ise; Nisan’da tüketici fiyatları yüzde 1,7, üretici fiyatları da yüzde 4,3 artmış. 12 aylık tüketici ve üretici enflasyonu sırasıyla TÜİK’e göre yüzde 17,8 ve yüzde 35,2 olmuş. 12 aylık üretici enflasyonu tüketici enflasyonunun iki katına çıkmış. Bu, 2018 Ağustosundaki kur şokundan sonra, üretici ve tüketici enflasyonu arasındaki en yüksek fark. Bu durum önümüzdeki döneme ilişkin enflasyon beklentilerini de olumsuz hale getiriyor. Çekirdek enflasyon göstergeleri de çok parlak değil. Mutfaktaki yangın ise öyle böyle değil. Son bir yılda, çilek yüzde 67, ayçiçek yağı yüzde 54, mısırözü yağı yüzde 51, tavuk eti yüzde 45, domates yüzde 44, sivri biber yüzde 38 zamlanmış. Bunlar tabi TÜİK’in rakamı. Markette, pazarda etiketlerdeki artış bunun çok daha üzerinde.

ORTA SINIF ENFLASYON KIRBACIYLA DÖVÜLDÜ

Otomobil almak orta sınıf için artık hayal olmuş. TÜİK’in rakamlarına göre, son bir yılda, benzinli otomobil fiyatları yüzde 117, dizel otomobil fiyatları yüzde 81 artmış. Televizyon ve bulaşık makinesi fiyatlarındaki artışlar ise sırasıyla yüzde 99 ve yüzde 73 olmuş. Orta sınıf hem işsiz kalmış, hem de enflasyon kırbacıyla dövülmüş.

KAYBEDİLEN KUŞAĞIN TELAFİSİ OLMAZ

Salgının sadece ekonomik boyutu değil, eğitim boyutu da son derece kötü yönetiliyor. Koskoca bir kuşağı kaybediyoruz. En az 4 milyon yavrumuz salgın döneminde EBA’ya ulaşamadı. İnternet alt yapımızın zayıflığı uzaktan eğitimi çok zorlaştırdı. Eğitim-Bir-Sen’in yaptığı bir araştırmaya göre, her 100 öğretmenden 46’sı, evinde kaliteli internet hizmeti olmaması nedeniyle, uzaktan eğitime erişmekte zorlanıyor. Bakın her şeyin telafisi olur, ama kaybedilen bir kuşağın telafisi olmaz. Eğitimde kaybedilen kuşak, yoksulluğun nesilden nesile aktarılması demektir. Gelir dağılımındaki adaletsizliğin giderek katılaşması demektir. Düşen verimlilik ve orta gelir tuzağına sıkışıp kalmak demektir. Ve en acısı kaybolan umutlar ve hayatlar demektir.

KALPLERİ MİLLETE MÜHÜRLÜ

Salgının sağlık tarafında da işler iyi gitmiyor. İlk iki zirveyi sağlık çalışanlarımızın olağanüstü fedakârlıklarıyla aştık. Geçtiğimiz Mart başında salgın büyük ölçüde kontrol altına alınmıştı. Vaka sayıları günlük 10 binlerin altındaydı. Ekonomide açılma süreci başlamıştı. Ancak Erdoğan’ın sorumsuzca lebalep doldurduğu parti kongrelerinin ardından, Türkiye’miz, salgında üçüncü zirveyi yaşamaya başladı. Lebalep kongrelerin tamamladığı, 24 Mart’tan bu yana, o da resmi rakamlara göre, 10 bin 382 insanımız yaşamını yitirdi. Pek çok yurttaşımızda sevdiklerini kaybetti. Büyük acılar yaşandı. Ama Erdoğan Şahsım Hükümetinin gözleri var görmez, kulakları var, duymaz. Kalpleri millete karşı mühürlü. Onlar için varsa yoksa yandaşları. Varsa yoksa burunlarına pudra şekeri çeken beslemeleri… Kendi hataları nedeniyle pik yapan salgını kontrol etmek için, 17 günlük kapanma ilan etiler. Millete pek çok yasak getirdiler. İnsanları canlarıyla cüzdanları arasına sıkıştırdılar. Ama görüyoruz ki millete yasak olan, Erdoğan’a yasal. 12 Nisan’da yayınlanan bir genelgeyle millete ağız tadıyla bir iftar yasak ama Erdoğan’a toplu iftar serbest… Şimdi şu arkada fabrikalara koruma ordusuyla toplu iftara gidiliyor. Yani şu arkadaki aşılanmış koruma ordusu süper bulaştırıcı. Aşılamadıkları ama işler durmasın diye, fabrikalarda çalıştırdıkları emekçilerimizin sağlığı için bu tehdit oluşturuyor.

KURALI KOYAN, KURALA UYMAZSA FEDAKARLIKLAR BOŞA GİDER

Yine milletimiz cenazesini ancak 10 yakınıyla defnedebiliyor. 10’dan fazla yakının cenaze törenine katılması yasak. Ama Erdoğan, lebalep protokol cenazelerine katılmaya devam ediyor. Şu hale bakar mısınız? Anadolu Ajansı da cenaze görüntülerini servis etmiyor. RTÜK’de lebalep görüntüler için aba altından sopa gösterip, sansür uygulamaya çalışıyor. Yönetenler kendi koydukları kurallara uymazlarsa, bir de bunu milletten saklamaya kalkarlarsa, kuralı koyan, kurala uymadığında, milletin yaptığı tüm fedakârlıklar boşa gider. Bunu daha yeni gördük. Ama anlaşılan yönetenler hala akıllanmamışlar.

İŞİMİZ YİNE ALLAH’A KALDI

Aşı tedariki tam bir skandala dönüştü. Sağlık Bakanı çıktı, önümüzdeki iki ayda aşı tedariki sıkıntılı dedi. Milletin aşı randevuları sabah iptal edildi. Milletten gelen tepkiler yükselince çark edildi. Randevular yenilendi. Ardından Erdoğan çıktı. “Ben aşı tedarikinde, herhangi bir sıkıntı yaşayacağımızı kabul etmiyorum” diyerek, Sağlık Bakanına ayarı verdi. Bu ayarı verirken de, inşallah Sputnik, inşallah Biontech, inşallah Sinovac, inşallah yerli aşı gelecek deyince, anladık ki, işimiz yine Allah’a kalmış. Elde aşı yok diyen Sağlık Bakanı da Erdoğan’dan fırçayı yiyince, milyonlarca doz aşıdan, aşı bolluğundan bahsetmeye başladı. Beyler biraz ciddi olun. Söz konusu milletin canı, milletin cüzdanı.

SORUNUN PARÇASI OLAN, ÇÖZÜMÜN PARÇASI OLAMAZ

Çürük tahta, çivi tutmaz. Bu ucube sistem, iflah olmaz. Sorunların parçası olanlar, sorunların çözümü olamaz. Milletimiz de bunu görüyor. Artık seçim istiyor. Sandık önüme gelsin diyor. Şunu bilelim, ülkemizin hiçbir sorunu çözümsüz değildir. Hele hele milletimiz kesinlikle çaresiz değildir! Ülkemizin potansiyeli çok yüksektir. Yeter ki iyi yönetilsin. Biz insanımızın, ülkemizin gücünü iyi bilen, devletimizi tanıyan kadrolarımızla, çiftçimize, işçimize, işsizlerimize, iş insanlarımıza, emeklilerimize, emeklilikte yaşa takılanlara söz veriyoruz: Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin sizden aldığı her şeyi, iktidara geldiğimizde sizlere misliyle geri vereceğiz.

Ben beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Şimdi sorular varsa alıyım.

Soru- CHP, Merkez Bankası’nın bağımsızlığının güçlendirilmesi için 10 maddelik bir teklif hazırladı. Türkiye 128 milyar dolar nerede sorusuna henüz net bir yanıt alamamışken AKP ve MHP’nin bu teklife destek vereceğini düşünüyor musunuz?

Faik ÖZTRAK- Grup Başkanvekillerimizin TBMM’ye sunduğu bu düzenleme aslında 5 Mayıs 2001 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 4651 sayılı kanunla yapılan düzenlemelerin aynısıdır. O dönemde 2001 krizinin ardından Merkez Bankası’nın araç bağımsızlığını güçlendirmek amacıyla bu düzenlemeler yapılmıştır. Merkez Bankası’nın elindeki bağımsızca kullanabileceği rezervlerin siyasetçiye emanet edildiği bugün de, bu düzenlemelerin mutlaka yeniden yapılmasına ihtiyaç vardır. Bu düzenlemenin altında dönemin siyasi sorumlularından biri olan Devlet Bahçeli’nin de imzası vardır. Umarız Sayın Bahçeli bugün 20 yıl önce attığı o imzayı inkar etmez sahip çıkar.

Soru- CHP olarak hem AK Partiye, hem de MHP’ye eski bakan Ruhsar Pekcan’ın yüce divanda yargılanması çağrısında bulunmuştunuz. Günler geçti Cumhur İttifakı’ndan ses yok. Ama hemen her gün Ruhsar Pekcan ile ilgili yeni bir iddia ve suçlama gündeme geliyor. Son olarak Pekcan’ın şirketinin yüzde 8 vergi öderken rakiplerinin yüzde 18 vergi ödediği, şirketine vergi indirimi yaptığı ifade ediliyor. Bazı uzmanlara göre de bakanlığa satılan dezenfektanların içindeki gümüş oranının standartlara uygun olmadığı konuşuluyor. Ruhsar Pekcan ile ilgili siz hukuki bir adım atacak mısınız? Muhalefet olarak ne yapmayı planlıyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Biz CHP olarak TBMM’de bu konuda bir Meclis Soruşturması açılması için gerekli girişimlerde bulunacağız. Ama biliyorsunuz ki mecliste soruşturma açılması için artık yeni anayasaya göre salt çoğunluk gerekiyor. Bu ağır ve son derece açık olan ithamların aydınlatılması için tüm partilerin desteğini bekliyoruz. Kaldı ki, böyle bir soruşturmayı Ruhsar Pekcan da istemeli. Kendisinin bu ithamlardan aklanması için bu bir fırsattır. Kimlerin hırsızlıktan yana, kimlerin yetimin hakkından yana olduğunu bu soruşturmaya verilecek oylar da gösterecektir. Milletimiz de bunu görecektir.

Soru- Alkol yasağıyla ilgili CHP’li belediyelerin yönetimindeki kentlerde de il hıfzıssıhha kararıyla alkol satışı yasaklandı. CHP’li Belediye Başkanlarının dahilinde mi alındı bu kararlar? İl hıfzıssıhha kurulunda karar alınırken neler yaşandı?

Faik ÖZTRAK- Genel Başkanımızın talimatıyla Belediye Başkanlarımız bugüne kadar her zaman esnafımızın yanında olmuşlardır. Bundan sonra da Başkanlarımız esnaflarımızın yanında olmaya devam edeceklerdir.

Soru- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun FETÖ’den yargılanan Nazlı Ilıcak ve Ahmet Altan’ın haksızlığa uğradığını söylemesine tepkiler geldi. Tepkiler ve haksızlık iddiasına ilişkin siz neler söylersiniz?

Faik ÖZTRAK- Bunu birkaç defa tekrarladık, Sayın Genel Başkanımız da tekrarladı. Haksızlığa uğrayan birinin hakkını sırf benden değil diye savunmayan, “ben insanım” diyemez. Adil yargılanma herkesin hakkıdır. Biz geçmişte haksızlığa uğrayan Recep Tayyip Erdoğan’a da, Melih Gökçek’e de sahip çıkmıştık. Yine Genel Başkanımız Ankara’dan İstanbul’a hak, hukuk, adalet diyerek yürümüştü. CHP Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinden neşet etmiştir. Dolayısıyla milletimizin hakkına, hukukuna her zaman sahip çıkacaktır.

Soru- Yeni devlet memurları disiplin yönetmeliğinde önceden büyükşehir belediyelerinin yüksek disiplin kurulunda olan “belediyelerde görev yapan memurları, devlet memurluğundan çıkarma yetkisi” İçişleri Bakanlığı’na verildi. Siz bu değişikliği nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Bu tam bir skandal. Yani saray hükümeti büyükşehir belediyelerimizde haksız rekabete girmeye çalışıyor. Yani millete hizmette haksız rekabet olmaz, millete hizmette sarayın kalkıp bizim büyükşehir belediyelerimizin elini tutmaya kalkması, her şeye müdahale etmesi açıkçası anlaşılır gibi değil. Şimdi zannediyorlar ki bunu yaparak CHP’ye zarar veririz. Ben şunu söyleyeyim, hiçbir zarar veremezsiniz. Bizim belediyelerimiz ellerinden geleni her türlü engellemeye rağmen ellerinden geleni yapmaya devam edeceklerdir. Çok açık yapılan bu engellemeleri milletimiz görüyor, milletimiz bunların notunu veriyor, daha önce seçimde mızıkçılık yapanlara nasıl ceza kestiyse şimdi yeni gelecek seçimlerde de bunları yapanlara cezasını kesmeye hazırlanıyor. Bu konuyla ilgili olarak da Danıştay’a müracaat edeceğiz.

Soru- Organize suç örgütü lideri Sedat Peker yaptığı son açıklamada bugüne kadar “devlet büyükleri Nisan ayında ülkede birçok şeyin değişeceğini, kendisine yapılan haksızlıkların telafi edileceğini ve Türkiye’ye davet edileceğini söylediği için” sessiz kaldığını ifade etti. Siz bu açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Bu aslında ülkenin ne halde olduğunu açık seçik ortaya koyuyor. Devlet çete elebaşlarıyla mücadele edeceğine müzakere ediyor. Ne demek devletten bir takım sözler aldım? Ne demek Türkiye’ye davet edileceğim? Buradan soruyorum, bu şahsa davet gönderen, bu şahsa söz veren devlet yetkilisi kimdir? Her şeyin sorumlusu benim ben diyen Erdoğan mutlaka buna cevap vermelidir.

Soru- Turizm Bakanı Ersoy, “17 Mayıs itibariyle vaka sayısı 5 binin altına inecek” dedi. Sizin bu öngörüye ilişkin yorumunuz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Şimdi önce şunu ifade edeyim, baştan itibaren CHP olarak biz esnafa gerekli desteğin verilmesi kaydıyla tam kapanmayı savunuyorduk. Öyle görünüyor ki, yapılan tahminlere göre tam kapanma etkili olacak. Ama tabi Sağlık Bakanı’nın Bilim Kurulu’nun vermediği bir sayıyı Turizm Bakanı nasıl verebiliyor açıkçası şaşırıyorum. Yani herhalde Sağlık Bakanıyla Turizm Bakanı arasında bir görevde becayiş yapmak gerekiyor. Çok açık söyleyeyim, devlette ciddiyet olmalı. Bu tür tahminler ilgili kurumlar tarafından verilmelidir. Yoksa tereddüt yaratır.

Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.

SEN SAĞLIĞINI KORU, BEN DESTEK OLURUM TÜRKİYE’M

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Şimdi gelen bir habere göre Kuzey Irak’taki harekatta iki şehidimiz var, Pençe Yıldırım Harekatı’nda. Mehmet Kırmızı ve Müslüm Toprak. Allah şehitlerimize rahmet eylesin, mekanları cennet olsun. Acılı ailelerine ve milletimize Allah sabır versin.

1 MAYIS KUTLU OLSUN

Yarın 1 Mayıs… Sözlerime başlarken, işçinin, emekçinin bayramı, 1 Mayıs’ı kutluyoruz. Bu yıl da, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü, salgının gölgesinde kutlanıyor. Salgın döneminde tüm kesimler gibi, emekçilerimiz de can ve mal kaybına uğradı ağır bedeller ödedi. Önümüzdeki yıllarda, bu salgından kurtulduktan sonra, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü meydanlarda, hep beraber büyük bir coşkuyla kutlayacağımıza inanıyorum.

LEBALEP KONGRELERDEN BU YANA 9 BİN 275 CANIMIZI YİTİRDİK

Mart başında, salgın büyük ölçüde kontrol altına alınmıştı. Vaka sayıları günlük 10 binlerin altındaydı. Ekonomide açılma süreci başlamıştı. Ancak devleti yönetmeyi bilmeyen Erdoğan’ın lebalep parti kongrelerinden 1 ay sonra Türkiye’miz, salgında üçüncü zirveyi yaşamaya başladı. Son zirve, öncekilerin çok ötesinde bir yıkıma sebep oldu. Erdoğan’ın lebalep kongrelerini tamamladığı, 24 Mart’tan bu yana, 9 bin 275 canımız, aşısı, yani çaresi olan bir virüs nedeniyle yaşamını yitirdi. Sevdiklerimizi kaybettik, büyük acılar yaşadık.

DÜNYA AÇILIYOR, BİZ KAPANIYORUZ

Türkiye’de, popülist, gerçekleri çarpıtarak yalanı hakikatmiş gibi sunan, kendi siyasi çıkarlarını her şeyin önüne koyan yöneticiler, halkımıza büyük bedeller ödetmeye devam ediyor. Dünya açılmaya başlarken, biz kapanmak zorunda kaldık. Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin, beceriksizliği sonucunda, dün akşam 17 günlük bir kapanma süreci başladı. Bu kapanmanın, tam bir kapanma olup olmadığı elbette tartışılır yollar dolu. Ancak geldiğimiz noktada, tedbirlerin sıkılaştırılması ve kapanma kaçınılmaz olduğunu görüyoruz. Bu tedbirlere, başta ülkeyi yönetenler olmak üzere, herkes uymak zorunda… Kuralı koyan, kurala uymadığında, tüm fedakârlıkların boşa gittiğini yakın zamanda gördük.

AŞIDA DA FİYASKO

Aşı sürecinde de ciddi fiyaskolar yaşadık. Ülkeyi yönettiğini iddia edenleri, “Aşı çeşitlendirmesine gidin” diye defalarca uyardık, kulaklarını tıkadılar… Şimdi bunu yapmamanın bedelini, aşı tedarikinde sıkıntı yaşayarak ödüyoruz. Bu kapanma döneminde yaygın bir aşılama için, elimizde yeterli aşı olmadığını artık görüyoruz.

DESTEK SAĞLAMAK HÜKÜMETİN ANAYASAL GÖREVİ

Diğer taraftan tedbir ve destek dengesini kurmak, insanımızı canıyla cüzdanı arasına sıkıştırmamak, elbette devletin ve devleti yönettiğini iddia eden, Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin görevidir. Anayasamıza göre; “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir.” Yine Anayasamıza göre, “Devlet; kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamakla” görevlidir. Ve yine Anayasamıza göre; “Devlet; esnaf ve sanatkârı koruyucu, destekleyici tedbirleri alır.” Yani, kapanma kararıyla birlikte, yurttaşlarımızın ihtiyaç duyduğu destekleri sağlamak, hükümetin, Erdoğan Şahsım Hükümetinin Anayasal görevdir.

YURTTAŞLARA EN AZ DESTEK VEREN 3 ÜLKEDEN BİRİYİZ

Ancak Hükümet, kapanma kararını açıklarken, mağdur olacak kesimlere ve asgari yaşam şartlarını sağlamakta güçlük çeken yurttaşlarımıza hangi destekleri vereceğini açıklamadı.  Üç, dört gün boyunca bir kaostur gitti. Dün son derece yetersiz, göstermelik, yalan yanlış bir takım kararları, müjde diye parlatmaya çalıştılar. Salgının ilk gününden bu yana, akran ekonomiler içinde Meksika ve Mısır’ın ardından, yurttaşlarına bütçesinden en az destek veren Hükümet, Erdoğan Şahsım Hükümeti’dir. Bize benzeyen ekonomiler vatandaşlarına, milli gelirlerinin ortalama yüzde 4’ü kadar doğrudan destek verirken, Erdoğan Şahsım Hükümeti, bunun yarısı kadar bile destek vermemiştir. Türkiye bu süreçte yurttaşlarına, kendi akranlarının ortalaması kadar destek verebilseydi, 202 milyar lira bütçeden para ödemesi gerekirdi. Oysa Hükümetin kendi rakamlarına göre, 15 Nisan itibariyle verilen destek, 60 milyar lira civarında kalmış. Bunun da yalnızca 6,5 milyar lirası bütçeden verilmiş. Geriye kalan, İşsizlik Sigortası Fonu’ndan yani işçinin kumbarasından ve yurttaşlarımızdan IBAN numarası gönderilerek toplanan bağışlardan karşılanmış.

TÜRKİYE EKONOMİSİ GÜÇLÜ BİR EKONOMİDİR

Türkiye G-20 üyesidir bununla övünüyoruz. Güçlü bir ekonomidir. Yurttaşlarımıza en az akran ekonomiler kadar, bütçeden destek vermeliydi Erdoğan Şahsım Hükümeti. İnsanlarımızı borca batırarak zora düşürmemeliydi. Ama bu yapılmadı. Cumhuriyet Halk Partisi olarak iktidarda olsaydık, biz bunu yapardık. Milletimizi borca batırmak yerine, sıkıntılarını hafifletirdik. Ülkemiz pandemi sonrasında, küresel ekonominin sunacağı yeni fırsatları, çok daha güçlü bir şekilde değerlendirme imkanına kavuşurdu.

CHP EKONOMİ MASASI’NIN DESTEK PAKETİ ÖNERİSİ

Cumhuriyet Halk Partisi Ekonomi Masası olarak, kendi alanında uzman, değerli milletvekili arkadaşlarımızla, bu kapanma döneminde ve ardından gelecek günlerle ilgili olarak, alınmasını gerekli gördüğümüz tedbirleri, bir paket haline getirdik. Paketin ismini de, “SEN SAĞLIĞINI KORU, BEN DESTEK OLURUM TÜRKİYE’M” olarak belirledik. Hükümete yol göstermek ve Türkiye’nin önümüzdeki günlerde halkçı bir iktidar elinde, nasıl yönetileceğinin ipuçlarını vermek üzere, bu tedbirleri kamuoyuyla paylaşıyoruz. Her şeyden önce Türkiye böyle bir paketi uygulayacak, imkân ve kaynaklara sahiptir. Sadece bu yılın ilk üç ayında bütçe 23 milyar lira fazla vermiştir. Faiz dışı fazla ise 72 milyar liradır. Bütçede yandaşı değil, halkı önceleyen bir kaynak tahsisi yapmak mümkündür. Bütçe imkânları sonuna kadar halkımız için kullanılmalıdır. Bunu belirttikten sonra, alınması gereken önlemleri sıralamak istiyorum.

Bu kapanma döneminde;

Pandemiden etkilenen esnaf ve ticaret erbabına, gerçek veya götürü usule tabi olup olmadığına bakılmaksızın, Nisan-Mayıs-Haziran aylarını kapsayacak şekilde; üç ay için aylık 4 bin liradan, toplam 12 bin lira gelir desteği bütçeden ödenmelidir. Yine üç ay için; Büyükşehirlerde aylık 3 bin TL’den toplam 9 bin TL, Büyükşehir olmayan illerde ise aylık 2 bin TL’den toplam 6 bin TL kira desteği, esnaf ve ticaret erbabına verilmelidir. Eğer işyeri kira bedelinin, kira desteği tutarının altında kalıyorsa o zaman kira desteği işyeri kira tutarı kadar ödenecektir.

Yeme-içme sektöründe faaliyet gösteren firmalara, 2019 yılında bildirdikleri yıllık net hasılatlarının yüzde 8’i kadar, 10 bin TL’den düşük, 50 bin TL’den fazla olmamak kaydıyla, bir ciro desteği derhal bütçeden ödenmelidir.

Günlük ücret ve yevmiye ile çalışan ve kapanma sürecinde evde kalmak zorunda olan, evde çalışanlar dahil, seyyar satıcılar dahil hepsi sosyal koruma kapsamına alınmalıdır.  Sosyal koruma sistemine kayıtlı ihtiyaç sahibi tüm ailelere Mayıs ayında, net asgari ücret kadar, yani 2 bin 826 lira, gelir desteği, sosyal destek sağlanmalıdır.

Aylık geliri asgari ücret ve altında olan hane halklarının kredi kartı borçlarının hesap kesim tarihleri, tam kapanma dönemi olan Mayıs ayından bir ay sonrasına ertelenmelidir. Kapanma döneminde, herhangi bir geliri olmayan vatandaşlarımızın, doğalgaz, elektrik, su ve internet borçları devlet tarafından karşılanmalıdır.

Kısa çalışma ödeneğinden yararlanma koşulu olan son 3 yılda 450 gün prim ödeme ve son 60 gün kesintisiz hizmet şartı bu dönemde kaldırılmalıdır. Ücretsiz izinle çalışanlar, kısa çalışma ödeneği kapsamına alınmalı, kısa çalışma ödeneğinin alt limiti Mayıs ayı için net asgari ücret yani 2 bin 826 lira olarak belirlenmelidir.

Turizm sektöründe askıda çalışanların, kısa çalışma ödeneğinden yararlandırılması sağlanmalıdır.

İşten çıkarma yasaklarında tüm istisnalar ortadan kaldırılmalı, KOD-29’dan işçi çıkarmalar yasaklanmalıdır. Tam kapanma sürecinden muaf tutulan, zorunlu hizmet ve üretimin devam ettiği tüm iş yerlerinde çalışanlara öncelikli aşı hakkı tanınmalıdır.

11 Kasım 2020 tarihli 7256 sayılı Kanunla 31 Ağustos 2020 tarihine kadar olan vergiler, vergi cezaları, gecikme faizleri, gecikme zamları, prim borçları ile belediye ve özel idarelerinin alacaklarının yapılandırma kapsamı, 30 Nisan 2021 tarihine kadar olan tüm bu borçlar için genişletilmelidir. Kapsama giren yeni borçlar 2 ay arayla, 18 eşit taksitte ödenecek şekilde yeniden yapılandırılmalıdır. Kanun kapsamında borçlarını yapılandırmış fakat taksitlerini zamanında ödeyemediği için yapılandırma hakkını kaybetmiş olan mükelleflere, ödeyemediği taksitler için yeni bir fırsat/ödeme zamanı tanınarak yapılandırmanın devamı, sürmesi sağlanmalıdır.

Pandemi nedeniyle kapanan işletmelerin 2021 yılı Mayıs ayında verilmesi ve ödenmesi gereken KDV, Muhtasar, SGK primleri ve diğer vergilerle ilgili beyanname verme ve ödeme süreleri faiz ve gecikme zammı alınmaksızın bir ay uzatılmalıdır.

Tam kapatma döneminde, işletmelerin doğalgaz, elektrik, su ve internet borçlarının bir ay ertelenmesi sağlanmalıdır. Pandemi önlemleri kapsamında kapanan işletmelerden, 2021 yılı Nisan ve Mayıs ayları için Belediyeler tarafından alınan katı atık bedeli alınmamalıdır.

Zincir marketlerin hızlı tüketim malları dışında ürün satışı yapmaları tam kapanma döneminde sınırlandırılmalı ya da diğer esnafların da belirli sürelerde satış yapmaları sağlanmalıdır. Bu zincir marketlerin bu dönemde, bahsettiğimiz zorunlu ürünler dışındaki malları satmasını engellemek için bu malların olduğu reyonlara koruyucu bantlar diğer reyonlarda olduğu gibi mutlaka çekilmelidir.

Esnafın vergi borçları ve SGK prim borçları faizsiz olarak ertelenmelidir. Esnaftan, SGK primlerini ödeyemeyenlerin hastanelerden almakta oldukları, sağlık hizmetlerinden eksiksiz yararlanmaları sağlanmalıdır. Esnafın bankalara olan ve Mayıs ayına denk gelen kredi borçlarının ve kredi kartlarının ödemesi faizsiz olarak 1 ay ötelenmelidir. Kira stopajları kaldırılmalıdır.

Nakliyeci esnafı pandemi sonuna kadar Motorlu Taşıtlar Vergisi’nden muaf tutulmalıdır. Kapanma süreci boyunca çalışmayan nakliyeci esnafı, zorunlu araç trafik muayenesinden  (TÜVTÜRK) muaf tutulmalıdır. Özellikle okul servis araçları kullanılmadığı için, Zorunlu Trafik Sigortaları pandemi sürecinde dondurulmalıdır. Servis araçları, salgın tedbirleri nedeniyle 1,5 yıldır çalışmamaktadır. Bu araçlar için 1 Temmuz’da dolacak 12 yaş sınırı kuralı, salgın bitinceye kadar ertelenmelidir.

Yazlıklarda, yaz sezonuna yetişmesi gereken inşaatların yapımı için verilen son tarih 15 Haziran’dır. İnşaatların bu kapanma döneminde malzeme tedarikinde yaşanacak sıkıntıları da göz önüne alınarak, bu yasak 30 Haziran’a kadar uzatılmalıdır.

Tam kapanma döneminde kullanılmayacak otoyol, köprü ve yolcu gelir garantisi verilen havalimanlarında Nisan, Mayıs ve Haziran ayları için bütçeden ödenecek garantiler o dolar ve avro karşılığı garantiler, mücbir sebep ileri sürülerek sözleşme döneminin sonuna ertelenmelidir. Bundan sağlanacak imkanlar, tam kapanma döneminde verilecek desteklerin finansmanında kullanılmalıdır.

Devlet kimsesizlerin kimsesidir. Ve Devlet bugünler için vardır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, tüm bu tedbirleri alacak imkâna da, kaynağa da sahiptir. Yeter ki hükümette bunları yapma iradesi ve ülkenin kaynaklarını halk için kullanma tercihi olsun yandaş için değil.

ÇEK DÜZENLEMESİ, TROL AKLIYLA YÖNETİLDİĞİMİZİ GÖSTERİYOR

Bu arada dün akşam apar topar, hiçbir istişare yapılmadan, bazı kararlar, bir önergeyle torba yasaya eklenerek TBMM’den çıkarıldı. Önerge bu. Önergenin altında AK Parti Grup Başkanvekili ve AK Parti milletvekillerinin imzası var. Meclis tutanaklarından çıkardık burada AK Parti’nin vermiş olduğu önerge. Biz, bu hafta Salı günü, 30 Nisan ve 31 Mayıs tarihleri arasında, icra takiplerinin durdurulması için bir yasa teklifi vermiştik. Bizim teklifimizde çeklerle ilgili falan bir düzenleme yoktu. Dün, gece yarısı gelen önergeyle icra takibini durduran bir düzenleme yapıldı. Doğru bir karardı. Ama önergeye eklenen çeklerle ilgili düzenlemenin ne önünün, ne arkasının iyi düşünülmeden yapıldığı daha sabaha görüldü. Çeklerin yazılmasını engellemek için, çeklerin bankalara ibrazı 1 Haziran sonrasına ertelendi. İyi de çekleri tahsil edemeyen işletmeler, çalışanlarının maaşını nasıl ödeyecek? Kredi anapara ve faizlerini nasıl ödeyecek? Kirasını nasıl ödeyecek? Koskoca bir ödeme zinciri ve ekonomi, alt-üst olma riskiyle sabah karşı karşıya geldi. Şimdi bankada karşılığı varsa çekin bunların ibrazını engellemenin mantığı ne? Hem çeklerin yazılmasını, hem de ödeme zincirinin dağılmasını engellemek için, kamu bankaları üzerinden bir reeskont sistemi oluşturmak mümkündü. Bunlar hiç düşünülmemiş. Niye düşünülmemiş? Çünkü koskoca Türkiye Cumhuriyeti; devlet aklıyla değil, trol aklıyla yönetiliyor. İstişareyle değil, tek bir kişinin aklıyla yönetiliyor. O akılda ne ülkenin ne de piyasanın gerçeklerinin farkında değil. Her şeyi ben bilirim zannediyor ama farkında değil. Ülke yönetilmiyor. Şimdi tepkiler yükselince, Ticaret Bakanlığı bir açıklama yaparak durumu toparlamaya çalışıyor.

BU DESTEKLERİ VERMİYORSANIZ, SANDIĞI GETİRİN

İşte bu beceriksizler yüzünden, son yıllarda tüm ülke çok hırpalandı. Küresel salgın da milletimizin ıstırabını katladı. Son iki yılda iki milyona yakın yurttaşımız çalıştığı işini kaybetti. İşsizlerimizin sayısı 10 milyonu aştı. Yine son iki yılda, mutlak yoksulluk sınırının altında yaşayan yurttaşlarımızın sayısı 3 milyon 232 bin kişi artarak 10 milyon 171 bine çıktı. İşsizlik ve yoksulluk giderek katılaşıyor. Türkiye giderek kan kaybediyor. Bu kan kaybını durdurmak şart. Bunun için devletin tüm imkânları, en etkin şekilde milletimiz için kullanılmak zorundadır. Esnafımızı, işsizimizi, işçimizi, işletmelerimizi ayakta tutamazsak, salgından sonra dünyada karşımıza çıkacak yeni fırsat pencerelerini nasıl hakkıyla kullanabileceğiz. Onun için gelin, önerdiğimiz bu tedbirleri uygulamaya koyun. Esnafımızı, KOBİ’lerimizi, çiftçimizi, milletimizi daha fazla zayıf düşürmeyin. Bunu uygulamaya koyamıyorsanız da, milletimizin ufkunu daha fazla karartmayın. Getirin sandığı milletin önüne koyun, emaneti sahibine verin.

EMEKLİNİN 400 LİRASI NEREDE

Sözlerimi tamamlamadan önce, son bir hususun daha altını çizmek istiyorum. Aslında iş bilmezliğin bir başka örneği, emekliye verilecek bayram ikramiyesinin Erdoğan tarafından 1.000 liradan 1.100 liraya çıkarılmasıyla ilgili süreç. Ne dedi Erdoğan? İşi çabuk yapmak için kararname çıkaracağız dedi. Aslında kanunla çıkarılmış bir düzenleme, kararnameyle düzenlenemez bunu bilmesi lazım. Herhalde bu kendilerine söylendi, emekli ikramiyesine ilişkin düzenlemeyi de yine o biraz önce bahsettiğim aslında ağırlıklı olarak akaryakıt kaçakçılığını engellemek için getirilen torba yasanın arkasına iliştiriverdiler. Allah Aşkına! Devlet böyle mi yönetilir? Kanun nasıl çıkarılır, nasıl yazılır? Ne için kararname çıkarılır? Bunları dahi bilmiyorlar. Aslında biz dün TBMM’ye bir kanun teklifi vermiştik. Çünkü biz biliyoruz bu işin nasıl yapılacağını. Ama bizim verdiğimiz bayramda emeklilerimizin 1.500 lira ikramiye verilmesine yönelik kanun teklifimiz AK Parti ve MHP milletvekillerinin oylarıyla dün akşam reddedildi. 1.100 lira verildi emekliye. 1.500 lira bayram ikramiyesi lütuf değil, emeklinin hakkı. 2018’in Mayıs ayından bu yana Türkiye’de gerçekleşen enflasyon yüzde 50. Siz 1000 lira bayram ikramiyesini ne zaman vermişsiniz o da bizim zorumuzla? 2018’de. Peki enflasyona göre bu ikramiyeyi niye arttırmadınız, niye telafi etmediniz enflasyonu? Şimdi ikramiyeye vere vere 100 lira yani yüzde 10 zam veriyorsunuz. Bu da yine bizim zorlamamızla. Peki, ben soruyorum geriye kalan 400 lira nerede? “128 Milyar Dolar nerede?” diye sorduk. Cevap vermediniz. Bari “Emeklinin 400 lirası nerede?” Onu söyleyin. Cevap verirler mi? Hiç sanmıyorum. Onlar cevap vermezse, milletimiz de onlara cevabını sandıkta verir.

İKİZDERE’DE DOĞA KATLİAMI

Bitirmeden önce Rize İkizdere’de bir doğa katliamı yaşanıyor. Köylü dağına, taşına sahip çıkmaya çalışıyor. Milletvekillerimiz orada halkla beraber, nöbet tutmaya devam ediyor. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Rize İkizderelilerin haklı taleplerinin yanındayız. Milletimiz herkesin ne yaptığını görüyor. Notunu veriyor. Üç günde art arda kaos yaratarak kapanma kararı alan yani doğru düzgün bu süreci bile planlayamayan, bu süreci yönetemeyen bu hükümete sandık önüne geldiğinde de, elini korkak alıştırmayacak, vereceği oylarla, okkalı bir tokadı, suratlarına nakşedecek. Bu iş bilmezleri evine gönderecek.

Benim diyeceklerim bu kadar. Varsa şimdi sorularınızı cevaplayabilirim.

Soru- Ruhsar Pekcan hakkında bakanlık koltuğuna oturmadan önce Gümrükler Genel Müdürlüğünün tüm bölge ve Gümrük Müdürlüklerine Emine Erdoğan ismini kullanarak vergisiz eşya ithalatı yapmaya çalıştığına ilişkin uyarı yazısı gittiği iddiası var. Bu konuda henüz bir yalanlama gelmedi. Bu uyarıdan iki yıl sonra Ruhsar Pekcan bakanlık koltuğuna oturdu ve kendi şirketinden kendi bakanlığına dezenfektan satışı yaptığı ortaya çıktı. O uyarıyı ve bugünkü tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi şunu açık söyleyeyim, “Devleti özel sektör gibi yöneteceğiz” diyerek işbaşına gelenlerin yaptıklarını görüyoruz. Bu bana şu fıkrayı hatırlatıyor, kümese bekçi arıyorlarmış, mülakat yapmışlar, en son tilkiyi beğenmişler. Tilkiye demişler ki “Ne maaş istersin?” Tilki, “Gülmekten cevap veremiyorum, siz ne verirseniz verin” demiş. Bu iş de öyle… Yani kediye ciğer emanet etmek gibi bir şey. Demek özel sektör mantığıyla ülkeyi yönetmekten anladıkları bu. Kendilerine çalışan bakanlar.

Soru- Emniyet Genel Müdürlüğü toplumsal olaylarda vatandaşların cep telefonuyla çekim yapmasını yasaklayan bir genelge yayınladı. Bu ne anlama geliyor sizce?

Faik ÖZTRAK- Bu artık otoriterleşmenin daniskasıdır. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir yasak yoktur. Ne demek telefonla olan biteni çekemezsin. İstediklerini yapacaklar, istedikleri gibi zorbalık yapacaklar, milletin, dizleriyle başlarına basacaklar ama millet bunun filmini cep telefonlarıyla çekemeyecek. Böyle bir şey olur mu?

Soru- HDP Pazartesi günü sarf ettiğiniz sözlere, “Antiemperyalist olmayı sizden öğrenecek değiliz, haddinizi bilin” yanıtını verdi. Sizin bir değerlendirmeniz olur mu?

Faik ÖZTRAK- Biz sözlerimizin arkasındayız. Emperyalistlerin ağababaları bizim partimize had mad bildiremedi, geçsinler bunları.

Soru- Alkol satışıyla ilgili bakanlık yasak diyor ancak tekel bayileri satacağız diyor. Ortada muğlak bir tablo var yorumunuz nedir?

Faik ÖZTRAK- Burada çok ciddi bir hukuksuzluk olduğu açık. Esnafı mağdur ediyorlar. Yani herhangi bir hukuki gerekçe olmadan esnafı mağdur etmeye kalkan bir hükümetle karşı karşıyayız. Her alanda böyle… Türkiye bir hukuk devletiyse elinizde bu kararı neye dayanarak aldığınızın mesnedi olmak zorunda… Hukuk devletinde mesnedi kanunlarda olmayan hiçbir karar alamazsınız. Hukuk ne diyorsa o yerine getirilmelidir.

Teşekkür ederim.

BİR RANDEVU UĞRUNA TARİHİMİZE LEKE SÜRDÜLER

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine ilişkin düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Değerli basın mensupları, Irak’ın Kuzeyinde yürütülen operasyonda, Kahraman Mehmetçiğimiz Uzman Çavuş Aygün Çakar, yine Hakkari Yüksekova’da vatani görevini yapan, Tekirdağlı Hemşerim Haluk Serhat Aldemir şehit oldular. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, acılı ailelerine ve milletimize, sabır ve başsağlığı diliyoruz.  

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız şu anda bitti. Bugün toplantımızda; ABD yönetiminin; tarihi çarpıtan, gerçek ötesi popülist siyasetin daniskası olan, Kurtuluş Savaşımızla yırtıp attığımız emperyalist tezleri, tekrar tedavüle sokmaya çalışan açıklamasını, milletimizin, Merkez Bankası kasasından buharlaşan 128 milyar dolarını, skandal kripto para vurgunlarını, Kovid-19 Salgınındaki son durumu, devlet yönetimindeki çürümeyi ve bu sorunların nasıl çözülebileceğini ele aldık. 

“Tarihini bilmeyen, kendini bilemez.” Bugünü anlamak isteyen, Osmanlı’nın özellikle son iki yüzyılını iyi bilmelidir. İktisadi ve mali bağımsızlığını yitiren, yönetilemez hale gelen imparatorluk, bu dönemde gerileme sürecine girmiş, emperyalizmin kirli oyunları ve emelleri karşısında, zayıf düşmüş ve savrulmaya başlamıştır. Kirli ellerin, Osmanlı coğrafyasında ektiği ayrılıkçı tohumlar, başta Türk ve Müslümanlar olmak üzere, farklı etnik ve dini kimliğe sahip, milyonlarca Osmanlı tebaasını perişan etmiştir.

150 YILDA 3 BÜYÜK FELAKET

Cumhuriyetimizin kuruluşuna kadar geçen 150 yıl içinde, üç büyük felaket vardır. Bunlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu ciddi şekilde etkilemiştir. İlki, 1877-78 Rus Savaşı’dır. Bu savaşta yüzbinlerce Müslüman Türk, Tuna vilayeti ve Balkanlarda katledilmiş, tehcire maruz kalmıştır. İkinci felaket, 1912 Balkan Savaşı’dır. Bu savaşta da Rumeli kana bulanmış, yine katliam ve tehcirler yüzbinlerce Müslüman Türkü, Anadolu yollarına düşürmüştür. Üçüncü felaket ise Birinci Dünya Savaşı’dır. Cephede çarpışmalar, cephe gerisinde ise salgın hastalık ve açlık, milyonlarca Müslüman Türk’ü Anadolu’da kırıma uğratmıştır. Yine bu dönemde yüzbinlerce Ermeni ve Rum, aynı şekilde yaşamını kaybetmiştir. Cumhuriyetimizi kuran o büyük kadrolar, bu felaketleri yaşamış, görmüş, bu acıların bir daha yaşanmaması için, elimizdeki son vatan topraklarına sıkı sıkıya sarılmıştır. Bu topraklarda, dine, etnik kökene dayanmayan bir ulus devlet inşa etmek için, büyük mücadeleler vermişlerdir.

TARİH, PAYİTAHT DİZİLERİNDEN ÖĞRENİLMEZ

Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan herkes, ama özellikle devleti yönetmeye talip olanlar, yakın tarihimizi layıkıyla bilmek zorundadırlar. Devleti yönetenler tarihimizi neden bilmelidir? “Araziyi arsaya dönüştürerek” elde edilecek üç kuruş rant için ödenecek bedelle bu vatan toprağı için akan şehit kanlarını, bir tutma gaflet ve delaletine düşmemek için bilmelidirler. Emperyalistlerin projelerini, BOP Eş Başkanı olmayı, elinin tersiyle reddedebilmek için bilmelidirler. Askerimizin başına çuval geçirildiğinde, verilmesi gereken notayı, müzik notasına benzetmemek için bilmelidirler. İdlib’de 36 askerimiz şehit edildiğinde, emperyalistlerin ayaklarına koşmamak, kapılarında beklemeyi reddetmek için bilmelidirler. Emperyalistler “aptal olma” diye mektup yazdığında, başını öne eğip sessiz kalmamak için bilmelidirler. Yine aynı emperyalist güçler tarihimizi eğip büktüğünde, ölüm sessizliğine bürünmemek için bilmelidirler. Tarih, bir yandaş senaristin yazdığı Payitaht dizilerinden öğrenilmez. Tarih, “Keşke Yunan galip gelseydi” diyen,  Meczup Feslilerden hiç öğrenilmez. Tarihimizi bilmek, ciddi bir iştir.

NE GÖREVİ NE DE HADDİ

İlk defa bir ABD Başkanı, 24 Nisan’da 1915 yılında yaşanan trajediyle ilgili, sözde “soykırım” ifadesini kullanmıştır. Biz bu talihsiz açıklamayı hiçbir surette kabul etmiyoruz. Tarih yazmak, politikacıların görevi değildir. Hele hele bu topraklarda, Emperyalistlerin tahrikleriyle yaşanan ortak acıları tahrif ederek, yeni bir tarih yazmak, buradan da sözde bir insanlık suçu isnat etmek, bir daha olmasın diye ders vermek, hiçbir siyasetçinin ne görevidir ne de haddidir. Bu müessif açıklama, Türkiye-ABD ilişkilerine zarar vermiştir. Güney Kafkasya’da, işgal altındaki Azerbaycan topraklarının kurtarıldığı, Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan halklarının, barış, huzur ve refah içinde, geleceğe bakma arayışında oldukları bir sırada, yapılan bu açıklama, manidardır. Bu talihsiz açıklamayı bir defa dana kınıyor ve reddediyoruz.

BİR RANDEVU UĞRUNA TARİHİMİZE LEKE SÜRDÜLER

Ülkeyi yönettiği iddiasında olan kişinin, bu süreçte tavşan uykusuna yatması bu açıklamanın sonrasındaki sessizliği bizi üzmektedir. Sayın Genel Başkanımız resmi açıklamadan önce, konunun basına sızmasıyla beraber, hem ABD Yönetimini, hem de Erdoğan’ı uyarmıştır. Ancak bu uyarıdan sonradır ki, hükümet kanadından cılız bir takım sesler çıkmıştır. Oysa önceki yıllarda ABD Başkanlarının, bunun gibi bir açıklama yapmaması için, ülkemiz çok ciddi diplomatik ve lobi çabaları göstermiştir. Bu defa bunların hiçbirini görmedik. Sadece Erdoğan Biden’dan telefon beklemiştir. Üç aydır beklenen o telefon geldiğinde de ABD Başkanının bir gün sonra yapacağı bu talihsiz açıklama tebliğ edilmiştir. Ama Saray’ın bunun karşısında yaptığı ilk resmi açıklama, “Erdoğan ve Biden Haziran ayında NATO zirvesinde buluşacaklar” olmuştur. Ondan sonrada Erdoğan, her kritik olayda yaptığı gibi uzun bir sessizliğe bürünmüştür. Üç gün geçti. Ama Erdoğan’dan hala çıt yoktur. Anlaşılan, NATO zirvesinde, Biden’la görüşme randevusu uğruna, en önemli Milli Bayramımızdan sonra, ülkemizin tarihine leke sürülmesine göz yumulmuştur.

TROL AKLIYLA YÖNETMEYE ÇALIŞIYORLAR

Allah Aşkına! Bu ülkeyi kim yönetiyor? Ruslar 36 askerimizi, uçaklarıyla bombalar. Haberi Hatay Valisi verir. Hain, bölücü teröristler, rehin aldığı savunmasız 13 vatandaşımızı kalleşçe şehit eder. Haberi Milli Savunma Bakanı’nın, Basın Sözcülüğü görevini üstlenen Genel Kurmay Başkanı verir. Amerikan Başkanı üç ay sonra telefon açar, konuşmanın içeriğini, Amerikan Dışişleri ve yabancı basın verir. Bu ülkenin Dışişleri Bakanı kim? Çavuşoğlu mu? Kalın mı? Altun mu? Akar mı? Her kafadan bir ses çıkıyor. Ama esas ses çıkarması gerekenin, sesi nedense hiç çıkmıyor. Devlet böyle mi yönetilir? Ne yazık ki Türkiye’miz, gayri ciddi bir yönetimin elinde, devlet aklıyla değil; trol aklıyla yönetilmeye çalışılıyor.

AÇIKLAMAYI ABD YAPTI, TROLLER YİNE CHP’YE SALDIRDI

Erdoğan Şahsım Hükümeti, yalanla, hakaretle, şirretlikle, trol söylemleriyle algı yönetmeye çalışıyor. ABD Başkanı’na gık çıkaramayan Erdoğan’ın vekilleri, trol ordularıyla bir olmuş, saf tutmuş, sanki bu talihsiz açıklamayı CHP yapmış gibi, CHP’ye saldırıyor, olmadık hakaretler ediyorlar. Herhalde bu vekiller, Türkiye’yi kendi reislerinin yönettiğini unuttular, CHP’nin yönettiğini zannediyorlar. Ama hakikatin şimşeği, algıyı paramparça ediyor.

TEK SORUMLU ERDOĞAN

Erdoğan Şahsım Hükümetinin Türkiye’ye hafif geldiği, Türkiye’yi yönetme kapasitesi ve ehliyetine sahip olmadığı, artık her gün biraz daha netleşiyor. Milli olması gereken dış politikamızın, ihvan virüsüyle malul hale getirilmesi, iç siyasete malzeme edilmesi sonucunda, Ege’de, Doğu Akdeniz’de çıkarlarımızı savunmakta zorlanıyoruz. Yunan Dışişleri Bakanı ülkemize geliyor, Erdoğan Şahsım Hükümetine parmak sallayabiliyor. Dış politikada güvenilirliğimizi ve aranan bir dost olma özelliğimizi yitiriyoruz. Hükümet, milli çıkarlarımızı gerektiği gibi artık savunamıyor. Bunların tek sorumlusu vardır. O da Erdoğan’dır.

MONŞER DEDİĞİ DİPLOMATLAR SÖZDE SOYKIRIMI 50 YIL ENGELLEDİ

Diplomasimizin, kasaba siyasetçilerine emanet edilmesinin, hariciyemizin, AK Parti’nin arpalığına çevrilmesinin, rüşvetçilik suçlamasından aklanmamış eski siyasetçilerin bile, kırpılıp, kırpılıp büyükelçi yapılmasının cezasını, bugün 83 milyonluk koskoca ülkemiz çekiyor. Erdoğan’ın “monşer” diyerek, istiskal ettiği diplomatlarımızın, 50 yıldır geçit vermediği “sözde soykırım meselesi”, Erdoğan’ın ehliyetsiz Şahsım Hükümeti elinde, kalemizde rahatça gol oluyor. Bu acizlik, diplomatlarımızın 50 yıllık emeklerini çaldığı gibi, ASALA terör örgütünün şehit ettiği, onlarca diplomatımızın kemiklerini de sızlatıyor. Türkiye; böyle aciz içinde bir yönetimi asla hak etmiyor.

EMPERYALİST TEZLERİNE SARILIP SİYASET YAPANLAR

Bir sözümüz de, emperyalist tezlere sarılıp, bu ülke topraklarında siyaset yaptıklarını zannedenlere… Rahmetli Hrant Dink’in şu sözleri, herkesin kulağına küpe olmalıdır: “Bu sorun emperyalistlerin elinden alınmalı, Türkiye ve Ermenistan bu sorunu konuşarak, kardeşçe çözmelidir.” Unutulmasın! Emperyalistlerin gölgesinde yapılan, ezik siyaset anlayışı hiçbir şekilde kabul edilemez. Milletimizin iradesi de, böyle bir siyaseti her zaman sandıkta buruşturup çöpe atar.

BUHARLAŞAN 128 MİLYAR DOLARIN HESABI TBMM’DEN KAÇIRILIYOR

Cumhuriyetimizi kuran büyük irade, Genç Cumhuriyetin iktisadi ve mali politikasını, iki temel üzerine inşa etmiştir. Bunlardan ilki, “güçlü maliye”, diğeri ise “sağlam paradır.” 1924 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’yla da “Ülkedeki tüm mali işler, TBMM’nin denetimi altına alınmıştır.” TBMM o günden buyana, sadece siyasi bağımsızlığımızın değil, ekonomik ve mali bağımsızlığımızın da, sigortası olarak görülmüştür. Cumhuriyetimizin 100. yılına yaklaşırken, bu anlayıştan ne kadar uzağa düştüğümüz çok açıktır. Ecdadımızın mirasını, eldeki malı, mülkü, son gümüşleri satarak, ihracatçılarımızın alın teriyle biriktirdiğimiz, Merkez Bankası kasasındaki döviz rezervlerimiz, son iki yılda buharlaşmıştır. Buharlaşan 128 milyar dolar rezervin hesabı da, maalesef TBMM’den kaçırılmaya çalışılmaktadır.

DİBİ DELİK KOVAYA BOŞALTTILAR

Milletimiz beytülmali Erdoğan’a, Erdoğan da aynı beytülmali damadına emanet etmiştir. Sonuçta, kasa tamtakır olmuştur. Erdoğan ve damadı, mahalli idare seçimlerine giderken, “Ekonomide istikrar” izlenimi yaratmak amacıyla, hem döviz kurunu, hem de faizi kontrol etmeye kalkmışlar, milletin dövizlerini Merkez Bankası’nın arka kapısından, dibi delik bir kovaya boşaltmışlardır.

EVİ SATIP AYNI EVE KİRACI ÇIKTILAR

Ardından bu yol olmuş, Damat kayın babasının kerameti kendinden menkul, “Faiz sebep, enflasyon sonuç” teorisini haklı çıkarmak için, rezervleri eritmeye devam etmiştir. Rezervlerin eridiğini saklamak için de, emanet dövizler kasaya konmuş, Merkez Bankası kendi kasasındaki dövizlerin emanetçisi yapılmıştır. Yani ev satılmış, aynı eve kiracı çıkılmıştır. 2019’un Şubat ayı ile 2020’nin Kasım ayı arasında, Erdoğan hükümeti rezervlerdeki buharlaşmayı gizlemek amacıyla, kısa vadeli yani bir yıl içinde ödemesi gereken emanet dövizleri, 85 milyar dolar artırmışlardır. Aynı dönemde 43 milyar dolarlık reeskont kredisi de, Merkez Bankası kasasına girmesi gerekirken, girmemiştir. Bunun sonucunda hesaplayabildiğimiz buharlaşan rezerv, toplam 128 milyar dolardır. En son Erdoğan buharlaşan rezervin miktarının, 165 milyar dolara çıktığını açıklamıştır.

128 MİYAR DOLARA 128 BAHANE

16 Nisan itibariyle, Merkez Bankası’nın altın ve döviz kasası, 38 milyar dolar açık vermektedir. Arka kapı operasyonuna, bir protokolle hukuki kılıf uydurmaya çalışacaksınız. Merkez Bankası’nı bu protokolle devre dışı bırakacaksınız. Dövizi ucuza satacaksınız. Rezervleri tüketeceksiniz. Sonuçta faizler düşmeyecek artacak, TL pul olacak. Ülkemiz temerrüt riskiyle karşı karşıya kalacak. Dış politika masasında müzakere gücümüz zayıflayacak. Sonra da, bu “Cehli Ekberler” çıkacak, utanmadan, sıkılmadan, “Ne yapsaydık döviz satmayıp da, ülkeyi temerrüde mi düşürseydik” diyecekler. Pes artık… Saray ve şürekâsı, erittikleri 128 milyar dolar için, bugüne kadar 128 ayrı bahane ürettiler. En son çiçeği burnunda Merkez Bankası Başkanı, eski AK Parti milletvekili çıktı, “Pandemi de tek bir kişinin burnu bile kanamadı” deyiverdi. O zaman biz de Erdoğan ve Şürekâsına soruyoruz:

Tekirdağ’da cebinde kalan son 12 lirayı, eşine pazar parası diye bırakıp yaşamına son veren, hemşerim Fedai Kuşçu’yu,

İşsiz kaldığı için Diyarbakır Silvan’da, 14. kattan kendini aşağıya atan, 25 yaşındaki Süleyman Hasoğlu’nu,

İcralara dayanamadığı için yaşamına son veren, gencecik evladımız, Alper Danış’ı,

Kocaeli’ne çalışmak için giden, ekonomik sıkıntılara dayanamayarak yaşamına son veren, 25 yaşındaki inşaat işçisi Ünal Çetinkaya’yı,

Bu ülkede doğru dürüst destek verilmediği için, pandemide yaşamına kıyan onlarca müzisyeni ve adını duyamadığımız daha yüzlerce canı, çizdiğiniz bu pembe tablonun neresine koyacağız?

Buharlaştırdığınız 128 milyar doları, yaşamına kıyan bu insanlarımız almadı. Almadıkları açık. Şimdi kalkıp “Pandemide kimsenin burnu kanamadı” diyerek, milletin aklıyla artık daha fazla alay etmeyin. Dövizleri millete sattık diyerek, kabahatinize milleti ortak etmeye çalışmayın. Hakaret ve iftira etmeyin, şirretlik yapmayın, Hazine ve Maliye Bakanınızın tavsiyesine uyun. Gün gün, ne kadar dövizi, hangi kurdan sattınız, artık millete açıklayın.

PROTOKOL DOĞRUYSA SKANDAL BÜYÜK

Bir doğru, bin eğriyi düzeltir. Doğruları söylemekten kaçmayın. Önce “rezervler kasada” dediniz. Olmadığı ortaya çıktı. Sonra, Merkez Bankası rezervlerinin, hazine ve kamu bankaları eliyle, gizli saklı satıldığını itiraf etmek zorunda kaldınız. Şimdi buna dayanak göstermek için yapmış olduğunuz protokolü de basınımız, gazeteciler ortaya çıkardı. Eğer bu protokol doğruysa, skandal gerçekten çok büyük. Bu protokol, Merkez Bankası’na kanunla verilmiş görevlerini ve rezervlerini, Hazine’ye, yani başında siyasetçi olan bir kuruma, devretme yetkisini vermiyor, vermez. Yasayı protokolle nasıl değiştirirsiniz? Ayrıca bu protokolün yürürlük tarihi, imza tarihinden neden 21 gün önceye çekilmiş? Bu 21 gün içinde, acaba hangi yolsuzluğun, hangi hukuksuzluğun üstünü örtmek için bu protokol yapıldı bunu düşünüyoruz? Önce bunu kamuoyuna açıklayacaksınız. Sonra bu protokolün dayanağını teşkil eden yasa, 2 Temmuz 2018’de yürürlükten kalkmış. O zaman bu protokolde kadük olmuş. Bu tarihten sonra bir ek protokol yapıldı mı? Merkez Bankasındaki rezervlerin satış emirlerini kim verdi? Dövizler neden alışıldık bildik yöntemlerle değil de, gizli saklı satıldı? 2020 Kasım ayında, yani damat bakan değiştirildikten sonra, bu operasyonlara neden son verildi? Bunları da açıklayacaksınız.

ARKA KAPI İŞLEMLERİNDEN DOĞAN KAMU ZARARI 259 MİLYAR TL

Ortada dünya finans ve iktisat tarihine geçecek bir skandal ve çok büyük bir kamu zararı vardır. 2019’un başından 2020’nin Kasım ayına kadar geçen sürede, dövizler ortalama, 6 lira 28 kuruştan satılmış. Oysa bugün öğle saatlerinde, serbest piyasada Dolar kuru, 8 lira 30 kuruş seviyesindeydi. Bugün bu rezervleri yerine koymak istersek, yani 128 milyar doları yerine koymak istersek kamunun zararı 259 milyar lirayı bulacak.

ARAŞTIRMA KOMİSYONU KURALIM, İŞİN ASLINI ÖĞRENELİM

Bunun hesabını kim verecek? Biz çağrımızı tekrarlıyoruz. Gelin Mecliste bir Araştırma Komisyonu’nu kuralım. Bu konuda bilgi sahibi olan önceki dönem TCMB Başkanları, Murat Çetinkaya’yı, Murat Uysal’ı, Para Politikası Kurulu üyeleri, Emrah Şener, Ömer Duman, Uğur Namık Küçük ve Oğuzhan Özbaş’ı, Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü’nden alınan Hüseyin Aydın’ı yine bu dönemlerde Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda görev yapan Bülent Aksu’yu, Osman Dinçbaş’ı ve Nureddin Nebati’yi dinleyelim. İşin aslını, astarını bunlardan öğrenelim. Ya buna tamam dersiniz, ya da seçimden sonra, bizim iktidarımızda aynen sizin yaptığınız gibi, TBMM’de kurulacak bir Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu’nda, çıkar millete hesap verirsiniz.

5 YILDA YAŞANACAK SKANDAL 10 GÜNE SIĞIYOR

Türkiye’de gün geçmiyor ki yeni bir skandal patlamasın. Gri pasaport skandalı çözüme kavuşmadan, bir bakanın kendi bakanlığına mal sattığı skandalı patlıyor. Daha bunu hazmetmemişken, Sarayın trol ordusundan, Erdoğan kabinesine devşirilen, ve geçmişte FETÖ’ye övgüler düzen yeni bakanın skandalları ardı ardına geliyor. Bu bakan devletin koruması altındaki bir çocuğumuzu ifşa ediyor. O da yetmez gibi el kadar çocuktan, Ramazan gününde bir çikolatayı esirgeyerek, şahsi şovuna, mübarek Ramazan ayını alet ediyor. Aynı kişi; önce trol ağzıyla milletin vekillerine ağır hakaretler ediyor. Ardından dilindeki pespayeliği fark edip paylaşımlarını siliyor. Normal bir ülkede üç beş yılda yaşanacak bu skandallar, Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin yönettiği Türkiye’de, 10 güne sığıyor maşallah.

KRİPTO PARADA YÖNETİMSİZLİĞİN BEDELİNİ ÖDÜYORUZ

Şimdi de kripto para skandalı giderek büyüyor, yeni bir banker skandalına dönüşüyor. Hükümet alelacele, kimseye danışmadan bir düzenleme yaptı. Son birkaç günde, üç ayrı kripto para platformu battı. Maddi kayıpların milyarlarca dolar olduğu söyleniyor. Teknolojik gelişmeler fırsatlar kadar, beraberinde riskler de getirir. Basiretli bir hükümet, olayların ardından değil, önünden koşar. Sorunları ön görerek tedbir alır. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, 5 Aralık 2019’da Meclise verdiğimiz bu önergeyle, blok-zincire dönük teknolojik ve hukuki alt yapının geliştirilmesi, bu teknolojinin getirdiği risk ve fırsatların belirlenmesi amacıyla, meclisi göreve davet etmişiz. Ama ne yazık ki sesimizi Erdoğan Şahsım Hükümeti duymamış. Kripto para kullanımında Avrupa birincisi olmuşuz, Dünyada ise dördüncü olmuşuz. Bu platformların domino taşı gibi devrilme riski çok büyük. Bugün bu yönetimsizliğin bedelini çok ağır ödüyoruz. Çoluk çocuk paraları almış yurtdışına kaçmış.

HAKSIZLIK, ADALETSİZLİK KABAK TADI VERDİ

Erdoğan Şahsım Hükümetinin seyirci kaldığı, bir başka alan ise Kovid-19 salgını. Test sayıları düştü. Günlük vaka sayıları da, 25 günün ardından, 40 binin altına indi. Ama tüm dünyada, günlük vaka sayılarında halen başa güreşiyoruz. Vefat eden vatandaşlarımızın sayısı ise, son sekiz gündür 300’ün üzerinde. Erdoğan’ın lebalep kongrelerinin üzerinden bir ay geçti. Bu dönemde 7 bin 896 yurttaşımız, aşısı, yani çaresi olan bir virüs nedeniyle yaşamını yitirdi. Aşılama halen çok yavaş ilerliyor. İkinci doz aşısını olan nüfusumuzun, toplam nüfus içindeki payı, halen yüzde 10’a ulaşmadı. Oysa toplumsal bağışıklık için bu oranın en az yüzde 60 olması lazım. Bu vaka sayıları ve bu aşılama performansıyla, ne yazık ki turizmde yaz aylarını kaybetme riskiyle karşı karşıyayız. Esnafımız zaten perişan. Sosyal mesafe bir tek esnafa uygulanıyor, bir de vatandaşa. Esnaf barometresi araştırmasına göre, esnafımızın yüzde 65’i borç batağında. Doğru düzgün destek verilmesini bekliyor. Sosyal mesafe tedbirleri herkese eşit uygulanmıyor. Millete ceza üstüne ceza kesen İçişleri Bakanı, lebalep tarikat cenazelerinde ön safta yer tutuyor. Cenaze namazını kıldıran imam, “Kimsenin hayatına sebep olmayalım, vebale, günaha girmeyelim” diye kendini paralıyor… Ama ne gam… Sonra da bu Bakana bağlı polisler, millete maske takmadın, sokağa çıktın diye ağlata ağlata ceza kesiyor. Bu haksızlık, bu adaletsizlik artık kabak tadı veriyor.

HİÇ BİR SORUN ÇÖZÜMSÜZ DEĞİL

Sorunların parçası olanlar, sorunların çözümü olamaz. Çözümün ilk koşulu, her sorunumuzun parçası haline gelen, Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin artık evine gitmesidir. Milletimiz de bunu görmektedir, notunu da vermektedir. Artık “Sandık önüme gelsin” demektedir, seçim istemektedir. Sandık önüne geldiğinde de milletimiz, gereğini yapacaktır. Bu kifayetsiz yönetimi evlerine gönderecektir. Türkiye’nin hiçbir sorunu çözümsüz değildir. Milletimiz çaresiz değildir! Çiftçimize, işçimize, işsizlerimize, iş insanlarımıza, emeklilerimize, emeklilikte yaşa takılanlara şimdiden sözümüzdür: Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin sizden aldığı her şeyi, iktidara geldiğimizde misliyle sizlere geri vereceğiz.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Eski Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın eşi ve kendisine ait olan şirketten bakanlığa dezenfektan satışı yapıldığı ortaya çıkmıştı. O şirket Sanayi Bakanlığından da 1,4 milyon TL destek almış. Son olarak Pekcan’ın bakanlıkta danışmanlığını yapan kişinin de dezenfektan şirketinin bayisi olduğu ortaya çıktı. Siz bu tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Anlaşılan tek adam vesayet rejiminin memur bakanları devleti yönetmeye değil, devleti yiyip bitirmeye gelmişler. Yapılanın hukukla, ahlakla, etik değerlerle bağdaşır hiçbir yanı yoktur. “Devleti şirket gibi yöneteceğiz” diyenler işi ellerine, yüzlerine bulaştırmışlardır.

Soru- ABD Başkanı Biden’ın soykırım açıklaması sonrası Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, “Siyasi cevabı olacak, önümüzdeki gün ve aylarda farklı şekillerde yanıt verilecek” dedi. Biden’ın soykırım açıklaması ve İbrahim Kalın’ın sözlerini siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Biden’in açıklamasıyla ilgili değerlendirmelerimi konuşmamda söyledim. Ama Erdoğan Şahsım Hükümeti Türkiye’nin en haklı davalarını bile anlatamaz hale gelmiştir. Biden açıklama yapıyor, hasar oluşuyor, hasar oluştuktan sonra Sözcü, “önümüzdeki gün ve aylarda önlem almaktan” bahsediyor. Atı alan Üsküdar’ı geçmiş. Konuşması gereken kişi kamuoyunun önüne çıksın 50 yıldır geçit verilmeyen bu tezler nasıl oldu da bugün bu kadar rahatlıkla kabul görür hale geldi bunu milletimize açıklasın.

Soru- HDP’nin 1915 olaylarıyla ilgili yayınladığı bildiri için bir değerlendirme alabilir miyiz? Bir de eski CHP’li isimler millet ittifakına HDP’yle ilgili net bir tutum sergilenmeli çağrısı yaptı. Bu çağrıya da bir cevabınız olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Benim konuşmamda bununla ilgili değerlendirmelerim son derece netti. Tarihi tarihçiler yazar, tarihi siyasetçiler yazmaz. Hele hele bu toprakların siyasetçilerinin emperyalist tezlerin peşine takılması hiçbir şekilde kabul edilemez. Bunun doğuracağı sonuçları da konuşmamda ifade ettim. Bizim tavrımız nettir ama burada sorulması gereken asıl soru, AK Parti trollerinin ve milletvekillerinin üstünü örtmeye çalıştığı husus, ABD yönetiminin bu iddialarına muhatap olan Erdoğan Şahsım Hükümetinin neden sessiz kaldığıdır.

Teşekkür ediyorum.

CHP’DEN 128 MİLYAR DOLAR SORULARI

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Sayın Genel Başkanımız, dün vefat eden Torbalı Belediye Başkanımızın cenazesine katılmak üzere, İzmir’e gitti. Bu nedenle bugün Merkez Yönetim Kurulu toplantımıza katılamadı. Değerli Belediye Başkanımıza Sayın Ramazan İsmail Uygur’a Allah’tan rahmet diliyoruz. Kıymetli ailesine, sevenlerine ve tüm Cumhuriyet Halk Partisi ailemize baş sağlığı diliyoruz.  

MİLLİ MÜCADELENİN MERKEZİNDE MECLİS VARDI

Sözlerime milletimiz ve cumhuriyetimiz için, önemli bir dönüm noktasını önemli bir haftayı ve milli bayramımızı kutlayarak başlamak istiyorum. Önümüzdeki Cuma günü, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının 101. yıl dönümünü ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutlayacağız. Bundan tam 101 yıl önce, Anadolu ve Rumeli işgal altındayken, vatan topraklarında başıbozukluk ve çaresizlik hâkimken, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ilk işi, Milli ordumuzdan da önce, Millet Meclisini kurmak olmuştur. Kurtuluş Savaşı’nın merkezine de, Milletin iradesini ve onun temsilcilerinden müteşekkil Meclisi yerleştirmiştir. Atatürk, kurtuluş savaşımızı Gazi Meclis’in verdiği güçle yürütmüş, her devrimi ve her işi, milletinin bağrından çıkan TBMM’deki temsilcileri eliyle, hayata geçirmeyi tercih etmiştir. TBMM’yi ortadan kaldırmayı, yetkilerinden arındırmayı, bir “tek adam rejimi kurmayı” Atatürk asla düşünmemiştir. Milli iradenin tecelligahı meclisimiz, sadece kurtuluş savaşımızın değil, muasır medeniyetler seviyesine çıkma mücadelemizin ve meşruiyetinde merkezi olmuştur.

MİLLET SANDIĞI BEKLİYOR

Ancak OHAL şartlarında, gayrı meşru bir referandumun ardından kurulan rejim koşullarında, 2018’de işbaşına gelen yönetim, meclisimizi işlevsizleştirmeye, etkisizleştirmeye, millet iradesinin üzerine, tek adam vesayet rejimi gölgesi düşürmeye çalışmaktadır. Bu çabalar ne yazık ki ülkemizin bereketini kaçırmış, milletimizin de ufkunu karartmıştır. Ama milletimiz, “Hâkimiyet kayıtsız, şartsız milletindir” ilkesinden, asla ama asla vazgeçmemiştir, geçmeyecektir. Milletimiz, iradesine ipotek koymaya cüret eden, milletin ve vekillerinin sesini kesmeye kalkan bu ucube sistemi, tarihin karanlık dehlizlerine göndermek için, sandığı sabırsızlıkla beklemektedir. Yeni ve Güçlü Demokratik Parlamenter Rejimi kurmak da, millet iradesine, demokrasimize sahip çıkan dostlarımızla birlikte, bize nasip olacaktır.

23 NİSAN KUTLU OLSUN

Bu vesileyle, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Kurtuluş Savaşımızın tüm kahramanlarını, Gazi Meclisimizin ilk milletvekillerini saygıyla, rahmetle, minnetle anıyoruz. Ruhları şad olsun. Başta en kıymetli varlıklarımız, çocuklarımız olmak üzere, tüm yurttaşlarımızın, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını da kutluyoruz.

TEK BİR GÜNDE EN YÜKSEK VEFAT SAYISI

Korona salgınının başladığı Mart 2020’den bu yana en kötü noktadayız. Dün 318 vatandaşımızı maalesef salgına kurban verdik. Bu,  salgının ilk gününden beri, tek bir günde kaydedilen en yüksek vefat sayısıdır. Günlük vaka sayılarında, dünyada dördüncü sıradayız. Nüfusa oranla yeni vaka sayılarında ise, İsveç’ten sonra ikinci sıradayız. AK Parti’nin lebalep kongrelerinin tamamlandığı, günden bu güne kadar, vaka sayısı 30 binlerden 60 binlere yükseldi. Son 25 günde 5 bin 464 insanımızı yitirdik.

EN SEVDİKLERİMİZİ YİTİRİYORUZ

Bu sayılar, ağızlardan bir çırpıda dökülüveriyor. Ama hastalananlar, yoğun bakımda yer bulamayanlar, yitirdiklerimiz; anneler, babalar, eşler, evlatlar, en sevdiklerimiz. Hayatlarımızda, bir daha doldurulmayacak boşluklar, hiçbir zaman onulmayacak yaralar açıyor. Yaşanan acılar tarif edilir gibi değil. Geçen hafta İstanbul’da gencecik bir kadın, karnında yavrusuyla hayata gözlerini yumdu. Ondan birkaç hafta önce, İzmit’te 5 aylık hamile bir başka genç kadın, ardında gülüşünü bırakarak, yaşama veda etti.

YOĞUN BAKIMLAR KIRMIZI ALARM VERİYOR

Türk Tabipleri Birliği, salgın nedeniyle gerçekleşen ölüm sayılarının açıklananın üç katı olduğunu söylüyor. Anlaşılıyor ki hala ders alınamamış. Salgını önlemek yerine, vefat sayılarını karartmanın kime ne faydası var? Devlet böyle mi yönetilir? Ağır hasta sayılarında hızlı bir yükseliş var. Şubat ve Mart ayında binli sayılara düşen ağır hasta sayımız Nisan’da üç binlere yükseldi. Türk Yoğun Bakım Derneği’nin uyarıları, durumun vahametini net şekilde ortaya koyuyor. Yoğun bakımlarda kırmızı alarm çalıyor. AK Partinin lebalep kongrelerinden sonra, yoğun bakımlar lebalep doldu. Yoğun bakımlarda artık genç hastalarda var. Sosyal medya, yoğun bakımlarda, ailesine, eşine, dostuna yer arayan vatandaşlarımızın çığlıklarıyla sarsılıyor.

HÜKÜMET SALGINI ŞİRAZEDEN ÇIKARDI, BEDELİ MİLLETİMİZ ÖDÜYOR

Uzun süredir bu salgınla uğraşıyoruz. Başta fedakâr sağlık çalışanlarımız olmak üzere, hepimiz madden ve manen yorulduk. Lebalep kongreleriyle hava atan, Erdoğan Şahsım Hükümeti, salgını şirazesinden çıkarmıştır. Bedelini de milletimiz ödemektedir. Böyle devlet yönetimi olmaz. Erdoğan Şahsım Hükümeti, geçen hafta yeni kısmi kapanma kararları açıkladı. Ama “Dükkânını kapat ve müşteri alma” dediği esnaflarımıza, yine doğru düzgün bir destek vermedi. Lokantalar, sadece gel-al ve paket servisiyle ayakta duramıyor. Onca garson evlerine gönderildi, çoğu 1.500 liralık ücretsiz izin aylığına mahkûm edildi. Bu parayla Ramazan ayında, kira, fatura mı ödenecek, mutfaklarda tencere mi kaynayacak? Bütün Dünya esnafına, çiftçisine, KOBİ’sine desteği artırırken, Erdoğan Şahsım Hükümeti, hem de Ramazan öncesinde, kısa çalışma ödeneğini kaldırdı. Binlerce insanı sefalet aylığına mahkûm etti. Bunun hangi akla hizmet olduğunu anlamakta zorluk çekiyoruz. Böyle devlet yönetimi mi olur? Turizmci bayramı geçmiş, yaza ne olacak diye bakıyor. Salgını kontrol altına alamazsak, bu sezonu da kaybetme riski var.

SARAY’IN ÖNCELİĞİ MİLLET DEĞİL

Ülkenin dört bir yanından feryatlar yükseliyor. Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti ise ne vatandaşların, ne sağlıkçıların, ne iş dünyasının sesini duyuyor. Çünkü Saray’ın önceliği bunlar değil. İstanbul Havalimanını işleten yandaşların ödeyeceği, 1 milyar 45 milyon Avroluk kira bedeli 2024’e kadar erteleniyor. Yetmez işletme süresi de iki yıl uzatılıyor. Saray milletten esirgediğini, bol bol yandaşa dağıtıyor. Millete veriyorlar talkını, kendileri yutuyor salkımı… Bunu Mart ayı bütçe rakamları da teyit ediyor. “Milletin cebinden 1 kuruş çıkmayacak” diyerek yaptıkları projelere, bu yılın ilk üç ayında ödenen garantilerin toplamı, geçen yılın aynı dönemine göre, yüzde 182 artarak, 7,5 milyar liraya sıçradı. Devlet yönetiminde soruyorum böyle hesap kitap mı olur?

MERKEZ BANKASI BAŞKANI İTİRAF ETTİ

Gerçeklerin er ya da geç, ortaya çıkmak gibi güzel bir huyu var. Bunu hep tekrarlıyorum. “128 milyar dolar nerede?” sorusunu bizlerin ısrarlı takibi ve vatandaşımızın benimsemesi sonucunda ortaya bir takım itiraflar çıkmaya başladı. Geçtiğimiz Cuma günü, çiçeği burnunda Merkez Bankası Başkanı’na bir açıklama yaptırdılar. Hatırlayacaksınız, önceki Merkez Bankası Başkanı, 128 milyar doların akıbetini merak edince, koltuğundan oluvermişti. Yeni gelen Başkan da yaptığı açıklamayla, iddialarımızın bir kısmını, ilk ağızdan doğruladı, itiraf etti. Çeşitli gerekçeler ileri sürse de, kasada kendisine ait döviz kalmadığını söyledi. Demek ki döviz rezervleri, Erdoğan şahsım hükümetinin ve şürekâsının iddia ettiği gibi, “Kasada değilmiş, kasada yokmuş.”

MERKEZ KASASINDAKİ REZERVİN EMANETÇİSİ OLMUŞ

Merkez Bankası kasasındaki kendi rezervlerini, arka kapıdan Hazineye vermiş, bir de kimse fark etmesin diye aynı gün emaneten aldığı dövizleri, kasasına koymuş. Yani bir başka ifadeyle Merkez Bankası sahibi olduğu döviz rezervlerini vermiş, kasasındaki dövizlerin emanetçisi olmuş. Mızrak çuvala sığmayacak kadar büyük. Net rezervler uzunca süredir alarm veriyor. En son tarih itibariyle; Merkez Bankasının Döviz Kasasının vaziyeti budur: Resmi döviz rezervlerinden, kısa vadeli döviz yükümlülüklerini düşersek, kasa, 43 milyar dolar açık veriyor. Yani alacaklılar kapıya dayansa, kasada para yok. Bu kasa, iki yıl önce Şubat ayında, 54 milyar dolar fazla veriyordu. Bir kez daha soruyoruz. Devlet böyle mi yönetilir?

MERKEZ’İN REZERVLERİ ARKA KAPIDAN ÇIKMIŞ

Merkez Bankası Başkanı aynı açıklamada rezervlerin, normal yollardan, Merkez Bankası’nın doğrudan müdahaleleriyle ya da ihaleyle satılmadığının altını çizdi. Merkez Bankası’nın döviz rezervleri, bizim bu işin başından beri iddia ettiğimiz gibi, bankanın arka kapısından, Damadın yönetimindeki, Hazine ve Maliye Bakanlığı’na aktarılmış. Yine damada bağlı kamu bankaları da, bu rezervleri siyasette rant devşireceğim diye, afiyetle yemiş, bitirmiş.

128 MİLYAR DOLAR YAKAR TOP OLDU

Merkez Bankası, bu açıklamasıyla, topu Hazine’ye attı. “Döviz rezervlerini biz değil, Hazine buharlaştırdı” dedi. Herhalde bu açıklama Hazine ve Maliye Bakanı’nda, rahatsızlık yaratmış olacak ki, bugünde Hazine ve Maliye Bakanı televizyona çıktı. “Sorumlu Hazine değil, Merkez Bankası” dedi. Anlaşılan 128 milyar dolar yakar top oldu. Kimse elinde tutmak istemiyor. Ama ne mevcut Bakan, ne de Merkez Bankası Başkanı rezervlerin, döviz piyasalarına müdahale yetkisiyle beraber, Hazine’ye neden devredildiğini, ya da Hazine’nin bu işlemlere neden ortak edildiğini bir türlü açıklamıyor.

SİVİL DARBEDEN SONRA, REFERANDUMDAN ÖNCE İMZALANAN PROTOKOL

Hem Bakan, hem de Başkan o dönemde, Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı ile imzalanmış, bir protokolden bahsediyorlar. Ne zaman imzalanmış bu protokol? 21 Şubat 2017’de…  Aslında zamanlama manidar. 20 Temmuz 2016’daki OHAL sivil darbesinden hemen sonra Türkiye’yi rejim değişikliğine götürecek, 16 Nisan 2017 referandumundan da hemen önce, hem Bakanın hem de başkanın yaptığı açıklamalar, beraberinde yeni ve ciddi sorular da getiriyor.

128 MİLYAR DOLAR İÇİN 10 SORU:

Şimdi izninizle ve aracılığınızla bazı soruları, Erdoğan Şahsım Hükümetine, onun Hazine ve Maliye Bakanı’na ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı’na, milletimiz adına yöneltmek istiyoruz.

Soru 1: Bu protokolün varlığını dört yıl boyunca, kamuoyundan neden sakladınız?

Soru 2: Dalgalı kur rejimini, fiilen ortadan kaldıran bu arka kapı uygulamalarını ve yapılan işlemleri, kamuoyundan bugüne kadar neden gizlediniz?

Soru 3: 2017’den sonra, Hazine döviz piyasalarına müdahale ederken, Merkez Bankası yayımladığı tüm politika metinlerinde, Türkiye’de serbest dalgalı kur rejimi uygulandığını söyledi. Milletimiz ve dünyayı neden yanılttınız? Sebep olduğunuz güven kaybını, nasıl telafi etmeyi düşünüyorsunuz?

Soru 4: Döviz rezervlerinin yönetimi ve piyasalarda döviz işlemleri yapan, Merkez Bankasındaki işlem odası Merkez Bankasının harimi ismetidir. Merkez Bankası’nın harimi ismetine siyasetin elinin girmesine neden izin verdiniz? Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın, döviz rezervlerini yönetme yetkisi, kim tarafından, neden ve hangi amaçla elinden alındı ve damadın yönetimindeki kurumlara devredildi?

Soru 5: Bu işlemlere mesnet yaptığınız protokol Hazine’ye, Kamu Bankaları eliyle döviz piyasasına müdahale etme yetkisini açıkça veriyor mu?

Soru 6: Bu protokolün yasal dayanağı olarak Merkez Bankası Başkanı, 2 Temmuz 2018’den sonra yürürlükten kalkmış bir kanun maddesine atıf yaptı. Bu durumda Hazine ve Maliye Bakanlığı, 2 Temmuz 2018’den sonra, kamu bankaları eliyle döviz satmaya devam etti mi? Ettiyse hangi yetkiyle etti?

Soru 7: Mahalli idare seçimleri öncesinde, 17 Ocak 2019 tarihinde, 4059 sayılı Yasada yapılan bir değişiklikle, Finansal İstikrar ve Kalkınma Komitesi’ne üye kurum ve kuruluşların “Yetkileri dışında alınacak tedbirleri belirleme ve uygulama yetkisi” Cumhurbaşkanı’na verildi. Bu çerçevede; Erdoğan, Cumhurbaşkanı sıfatını kullanarak, Merkez Bankası rezervlerinin olağandışı yöntemlerle satılması için bir karara imza attı mı? Merkez Bankası ve/veya Hazine ve Maliye Bakanlığı’na yazılı ya da sözlü bir talimat verdi mi?

Soru 8: 2017 Şubat ayından bu yana, Hazinenin talimatıyla kamu bankaları eliyle, hangi tarihlerde, ne kadar döviz, kimlere satıldı? 

Soru 9: Hazine talimatıyla kamu bankaları üzerinden satılan dövizlerden, birilerinin önceden haberi oldu mu? Döviz piyasalarına yapılacak müdahalelerin dışarıya sızmaması ve özellikle altını çizerek söylüyorum “içeriden öğrenenlerin ticaretinin” engellenmesi için, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Kamu Bankalarında hangi tedbirler alındı?

Soru 10: Merkez Bankası ve Hazine arasında 2017 yılında imzalanan protokolün detaylarını kamuoyuyla ne zaman paylaşmayı düşünüyorsunuz?

PROTOKOLÜ AÇIKLAYIN

Bize göre yarından tezi yok. Hazine ve Maliye Bakanı’nın söylediği gibi Merkez Bankası gün gün, kime, ne kadar döviz satıldığını kamuoyuna açıklamalıdır. Yetki onlardaymış. Sayın Bakan da bugün aynı talepte bulundu. Eğer Merkez Bankası bunu açıklamazsa, protokolün tarafı olan Hazine ve Maliye Bakanlığı bunu açıklamalıdır. Ayrıca, Hazine ve Maliye Bakanı, 27 Şubat 2017’de imzalanan protokolü, bakanlığının internet sitesine hiç vakit geçirmeden koymalı ve yayımlamalıdır. Milletimiz de bu protokolde ne var, ne yok görmelidir.

YÖNTEM DE ELEŞTİRİLİR, YOLSUZLUK ŞÜPHESİ DE OLUR

Biz sorduğumuz bu sorulara, milletimiz adına ivedilikle cevap bekliyoruz. Bu arada Sayın Lütfi Elvan, tüm bu işlemler için: “Yöntem eleştirilebilir ama yolsuzluk var denemez” demiş. Hiç kusura bakmayın Sayın Elvan. Yöntem de burada bayağı ciddi eleştirilir, ayrıca gizli saklı yapılan, milletten saklanan işlerde yolsuzluk şüphesi de her zaman olur. Eğer bu işlemler doğru yapılan işlemlerse siz göreve geldikten sonra, Kasım ayında bu işlemlere neden son verdiniz?

ERDOĞAN SİYASETİNİN FİNANSMANINDA KULLANILDI

Döviz rezervlerimizi yok yere eriten, bu arka kapı operasyonu, siyasidir. Erdoğan siyasetinin finansmanında kullanılmıştır dövizler. Erdoğan Şahsım Hükümeti, 2019’un Mart ve Mayıs aylarında, yani Mahalli İdare seçimi ve yenilenen İstanbul seçimi öncesinde, Merkez Bankası kasasına girmesi gereken, yaklaşık 25 milyar dolarlık döviz rezervini, arka kapı operasyonlarıyla buharlaştırmış, siyasi ikbali için çarçur etmiştir. Taze Merkez Bankası Başkanı da, açıklamasında arka kapı operasyonlarının, 2017’den bu yana yapıldığını itiraf etmiştir. Yani, rezervlerdeki erime salgından çok önce başlamıştır. Gerçekler ortadadır. Erdoğan Şahsım Hükümeti milletin dövizlerini, tek adam vesayet rejimi inşa sürecinde kullanmış; salgın ise rezervlerdeki erimeyi hızlandırmış ve görünür kılmıştır.

NE İKTİSADİ NE HUKUKİ NE DE VİCDANİ

Özetlersek; milli rezervlerimiz, tek bir kişinin siyasi hırs ve ikbali için kullanılmıştır. Bu, ne iktisadidir, ne hukukidir, ne vicdanidir, ne de ahlakidir. Bu siyasi hırs bugün milletimizi, döviz ve faiz baronlarının elinde oyuncak etmiştir. Ülkeyi pahalı döviz ve yüksek faiz arasına sıkıştırmıştır. Başka devletlerin ikide birde, Erdoğan Şahsım Hükümetine parmak sallamasının önünü açmıştır. Ortada, dünya ekonomi ve finans tarihine geçecek bir skandal vardır. Ortada, çok büyük bir kamu zararı vardır. Bugün 128 milyar doları yerine koymaya kalksak bile, 5,30’dan, 5,90’dan, 6,80’den yani sattığımız fiyatlardan bu dolarları alamayız. Bunlar dünyanın her yerinde sorulur, sorgulanır.

VERMEDİĞİ HESABI SANDIKTA ÖDER

Kaldı ki AK Parti kendisinden önceki iktidarın, dalgalı kur rejimine geçmeden önce sattığı, 5 milyar 300 milyon dolar rezervin hesabını soracağını vadederek, iktidara gelmiştir. Bu amaçla da Mecliste, bir Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu kurmuştur. O komisyon da satılan 5 milyar dolar rezervin hesabını sormuştur. 2001 krizinde hangi bankaya, ne kadar döviz satıldığı bilgisi o komisyona verilmiştir.  Şimdi bunun 26 katını buharlaştıran Erdoğan Şahsım Hükümeti, “Ben hesap vermem” demektedir. O zaman bu hesabı sandıkta ödeyecektir. Bunu bildiği için de tüm gücüyle, bizi susturmak amacıyla üzerimize gelmektedir. Anayasanın ve siyasi partiler kanununun bize verdiği açık propaganda hakkımızı engellemektedir.

ATTIĞI TAŞ, ÜRKÜTTÜĞÜ KURBAĞAYA DEĞMEDİ

128 milyar dolar buharlaşmıştır. Peki, atılan taş, ürkütülen kurbağaya değmiş midir? Merkez Bankası Başkanı, makro finansal istikrarı sağlamak amacıyla, rezervlerin kullanıldığını söylüyor. Peki, 128 milyar doları eritmişsiniz sonra, Türkiye’de makro finansal istikrar sağlanmış mı? Bugün Türkiye dünya üzerinde, en yüksek enflasyona sahip 14. ekonomi. Dünya üzerinde en yüksek politika faizine sahip 7. ekonomi. 128 milyar dolarlık rezervin eritilmesine rağmen, Türkiye, akran ekonomiler içerisinde, parası en çok değer kaybeden ekonomi. Bunların başında geliyor. Yine akranları içerisinde, risk primi açık ara en yüksek ekonomilerden bir tanesi. İşsiz sayımız 10 milyonu aşmış. Bu, dünya üzerinde 107 ülkenin nüfusundan fazla.

BÖYLE DEVLET YÖNETİMİ OLMAZ

Sonuç olarak, bugün ekonomimiz, iki yıl önceye göre çok daha kırılgandır. 128 milyar dolar çarçur edilmiştir. Bu rezervleri yeniden yerine koymak, onlarca yılımızı alacaktır. Devlet böyle mi yönetilir? Partili Cumhurbaşkanlığı sistemi, Türkiye’nin kurumsal yapısını yiyip bitirmektedir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, 91 yıl önce kurulmuştur. 1930’da bankayı kuran o büyük irade, tıpkı, Cumhuriyet Savcılarına, Türkiye Cumhuriyeti Savcısı demediği, Cumhuriyet savcısı dediği gibi, Merkez Bankasına da, “Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası” dememiş, “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası” demiştir. Bu hem Yargının, hem de Merkez Bankasının, bağımsızlıklarına duyulan saygının bir göstergesidir. Ama bugün Saray Cumhuriyet Savcısını, nasıl Saray Savcısı yaparım diye uğraşıyorsa, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nı da Sarayın vesayeti altına alarak, AK Parti’nin arpalığı haline getirmek istemektedir. Merkez Bankasında iyi yetişmiş, yüzlerce kıymetli personelin varlığına rağmen, bankanın başına atanan son iki başkanın, eski AK Parti Milletvekili olmaları bunun açık bir göstergesidir. Böyle devlet yönetimi olmaz.

HERKES ZARLARIN HİLELİ OLDUĞUNU BİLİYOR

Artık bu ehliyet yerine, Saraya sadakati önceleyen bu anlayıştan herkes mustariptir. AK Partiye gönül veren, oy veren vicdan sahibi vatandaşlarımız da, bu durumdan hiç memnun değildir. Ülkemizin durumu Leonard Cohen’in, o meşhur şarkı sözlerini hatırlatmaktadır. Herkes biliyor geminin su aldığını, herkes biliyor kaptanın yalan söylediğini ve herkes biliyor zarların hileli olduğunu. Millete soğan patates, Erdoğan’a en pahalısından üç tane Mercedes. İşte bu hileli zarları atan zalim düzen için, artık yolun sonu görünmüştür. Saray sosyetesinin büro elemanları, burunlarına pudra şekeri çekerken, şoförleri, danışmanları paranın altında ezilirken, eski vekiller, kırpılıp kırpılıp rektör ve büyükelçi yapılırken, Sarayın çocukları ballı yönetim kurulu üyeliklerine atanırken, milletin çoluğu çocuğu, işsizliğin, umutsuzluğun açlığın altında eziliyor. Milletimiz yaşanan bu çürümeyi, ağırlaşan kokuşmayı artık kaldıramıyor. “Patates, soğan; Güle güle Erdoğan” diye bağırıyor.

ERDOĞAN PARALEL BİR EVRENDE YAŞIYOR

Erdoğan ise, ülkemizin gerçeklerinden tamamen kopmuş. Paralel bir evrende yaşıyor. “Eskiden insanlarımız iş, aş bulmak için yurt dışına giderdi, bu tablo büyük oranda tersine döndü” diye millete nutuk atıyor. Oysa Diyanet’in, belediyelerin yurtdışına gönderdiği insanlar yurda dönmüyor. Güler misiniz, ağlar mısınız? Millet umudunu kesmiş, devletin hizmet pasaportlarını şebekeler satışa çıkarmış. Yurtdışına insan kaçırıyorlar. Hem de “bize imreniyor” denen Almanya’ya. Peki bu insanlar kaçırılırken, gri pasaportları veren Saray’ın atadığı İçişleri Bakanı acaba ne yapıyor? Bu gri pasaportların sorumlusu o değil mi? O emekli amirallere kumpas kurmakla, amirallerin ayaklarına elektronik kelepçe takmakla, bir de şehit evinde verilen namaz pozlarını servis ettirmekle meşgul. Bu arada Amiralin emeklisine atıp tutan Milli Savunma Bakanı da, amiralin sarıklısını hala seyrediyor.

UMUTSUZLUĞA YER YOK

Ama umutsuzluğa yer yok. Demokrasilerde çare tükenmez. Milletimiz kesinlikle çaresiz değildir! Çiftçimize, işçimize, işsizlerimize, iş insanlarımıza, emeklilerimize, emeklilikte yaşa takılanlara sözümüzdür: Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin sizden aldığı her şeyi, biz iktidara geldiğimizde misliyle geri vereceğiz size. Milletimiz herkesi yaptıklarıyla ve yapmadıklarıyla görüyor. Herkesin notunu veriyor. Milletimiz artık sandığın, önüne gelmesini istiyor. Sandık önüne geldiğinde de gereğini yapacak. Bu kibirli, yıpranmış kadroları evlerine gönderecek.

Ben teşekkür ediyorum, sorularınız varsa alıyım.

Soru- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu patates, soğan dağıtımını eleştirmişti. Ancak Şişli Belediyesi de dağıtım yaptı. Bu konuya ilişkin sizin bir değerlendirmeniz olur mu?

Faik ÖZTRAK- Çiftçinin elinde kalan soğan ve patatesleri alıp hemşerilerine dağıtılmasıyla ilgili olarak projeyi yürüten bizim belediyelerimiz. Genel Başkanımız zaten bizim belediyelerimize bu talimatı verdi. İşlerin üstü örtülmeye çalışılıyor. Bizim eleştirdiğimiz o değil. Bizim eleştirdiğimiz şu, tamam patatesleri, soğanları aldınız niye bunları bayraklı TIR’larla, kürsüler kurarak, alayişle valayişle vatandaşa dağıtıyorsunuz? Bir elin verdiğini diğeri görmesin hep bunu söylüyoruz.

İki; bir yıl patates ve soğan bulunmuyor, depocular, çiftçiler terörist muamelesi görüyor. Ertesi yıl her yerde soğan, patates bolluğu oluyor. Bu seferde çiftçi perişan oluyor. Bu açıkça plansızlığın bir göstergesi… “Tarımda karakuşi gidiyorsunuz, plan yok, program yok, kaynaklarımızı heba ediyorsunuz” diyoruz. Bu da ikinci önemli eleştirimiz. 

Soru- Meclis’e en son CHP’li 10 ismin daha fezlekesi geldi. Sizin bu konuya ilişkin bir değerlendirmeniz var mı, görüşlerinizi alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bu fezlekeler bizim bastırdığımız, Genel Başkanımızın Meclis kürsüsünden söylediği ve yine ilgililerin kamuoyunda yer alan beyanatlarını içeren bir kitapçık. 21 soruda FETÖ’nün siyasi ayağıyla ilgili toplatılan bu kitapçıktan sonra bir de Merkez Yönetim Kurulumuz hakkında milletvekili olan üyelerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasıyla ilgili Meclis’e bir fezleke gönderiliyor… Genel Başkanımız ve Merkez Yönetim Kurulu üyeleri hakkında. Bu, aslında siyaset yapmayalım, Anayasanın bize vermiş olduğu demokrasinin asli unsuru olma görevini yerine getiremeyelim, siyasi partiler kanununun bize vermiş olduğu milli iradenin özgürce oluşabilmesi için açık propaganda hakkımızı kullanamayalım diye bize verilen bir gözdağıdır. Ve bu 128 milyar dolar nerede ondan sonra gelmiştir Meclis’e…

Ama bundan öncede yine CHP’nin siyaset yapma hakkı mesela arpalıklar raporu toplatılarak da engellenmeye çalışılmıştır. Yine 128 milyar dolar nerede afişlerimiz, pankartlarımız billboardlardan, partimizin balkonlarından vinçlerle, çevik kuvvet aracılığıyla, kirpilerle indirilmeye çalışılmıştır. Son olarak tek adam anonim şirketinin millete çıkarılan elektrik ve gaz faturalarını anlatan broşürlerimizde toplanmaya çalışılmıştır. Çok açık söyleyeyim, bu aslında demokrasimize, hukuk devletine vurulan ağır bir darbedir. Bunlar bizi korkutmaz. Tekrar söylüyorum, demirden korksaydık biz bu trene binmezdik. Milletimizin hakkını sonuna kadar savunmaya, milletimize gerçekleri sonuna kadar anlatmaya devam edeceğiz. Ama bu uygulamalar Türkiye’nin iç ve dış kamuoyunda itibarını zedeliyor. Milletimizin vicdanında yara açıyor.

Tekrar soruyorum, 2003 yılında AK Parti milletvekilleri memleketi karış karış dolaşıp 5,3 milyar dolar nerede dediğinde onlara böyle mi muamele edildi? Bundan kaçış yok. 128 milyar doların hesabını vereceksiniz. Ya kendiniz Meclis’te bir araştırma komisyonu kurup orada vereceksiniz ya da seçimlerde sandıkla beraber iktidar değiştikten sonra kurulacak Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu’nda bu hesabı vereceksiniz. Bundan kaçış yok.

Soru- İçişleri Bakanlığı 6 belediyenin gri pasaportla kamu görevlisi olmayan kişileri yurtdışına çıkardığı gerekçesiyle soruşturma başlattı. Bu belediyelerin içinde 3 adet de CHP’li belediye var. Sizin bu konuya ilişkin değerlendirmenizi alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Durum bence son derece açık. Bu gri pasaportları verme sorumluluğu kimde? Kim veriyor bu gri pasaportları? İçişleri Bakanlığı ve valiler. Onların sorumluluğunda. Ve çok açık söyleyeyim, biz bu meselenin üstüne gitmemiş olsaydık CHP olarak bugün hala daha bu mesele sütre gerisinde duruyordu. İçişleri Bakanı görevini yapmalıdır. Bir an önce bu işlerin arkasındaki çeteyi ortaya çıkarmalıdır.

Teşekkür ediyorum.

128 MİLYAR DOLAR KUMAR MASASINDA GİTTİ

CHP Sözcüsü Öztrak, Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin milletin emaneti olan 128 milyar doları buharlaştırdığını, kasayı boşalttığını, milleti borca batırdığını belirterek, “Merkez Bankası’nın kapısına alacaklılar dayansa, bugün kasada para yok. Rekor açık var. Erdoğan şahsım hükümeti işbaşına geldikten sonra, sadece döviz rezervlerimiz erimedi. Bu kifayetsiz yönetim son üç yılda, ülkemizin milli gelirini de 142 milyar dolar eritti. Hem kasadaki döviz gitti hem de gelirimiz bitti, milletimiz yoksullaştı” diye konuştu.

Saray’ın kendinden menkul, “faiz sebep, enflasyon sonuçtur” iddiasını ispatlamak için, hem faizi hem de döviz kurunu kontrol etmeye çalışan Hükümetin, “128 milyar doları, dibi delik bir kovaya boşalttığını” ifade eden Öztrak, Erdoğan Şahsım Hükümetinin milletin 128 milyar dolarını boş yere kumar masasına sürdüğünü ve kaybettiğini belirtti.

Öztrak, “Çocuklarımızın, torunlarımızın, hatta onların torunlarının, bu iktidarın kumar borcunu ödemek üstlerine kalmıştır. Diğer taraftan 5,5 – 6 liralardan satılan dolarların, kimlerin hesabında olduğu da belli değildir. Bugün bu dövizleri yeniden satın almak için, en az 8 lira ödeyeceğiz. Yarın döviz kurunun nerelere çıkacağı belli değildir” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Covid-19 salgınında üçüncü zirveyi yaşıyoruz. Lebalep parti kongrelerinin ardından, günlük vaka sayıları hızla ikiye katlandı. 26 binlerde olan vaka sayısı, üç haftada 60 binin üstüne yerleşti. 84 milyon nüfuslu Türkiye, günlük vaka sayısında şimdi 1,4 milyar nüfuslu Hindistan, 330 milyon nüfuslu Amerika Birleşik Devletleri ve 211 milyon nüfuslu Brezilya ile birlikte başa güreşiyor. İkinci doz aşısını olabilen vatandaşlarımızın sayısı nüfusun onda birinin altında…

SALGINDA KORKUNÇ REKORLAR

AK Parti’nin büyük kongresinin ardından, üç haftada 4 bin 569 vatandaşımızı kaybettik. Dün, bir günde 297 yurttaşımızı kaybettik. Artık her 100 ağır hastadan 10’unu kaybediyoruz. Bunlar korkunç rekorlar. Saray’ın kibirli başı, siyasi iflasını gizlemek için, pandemiye rağmen lebalep kongreler düzenledi. Kendi korkularını bastırmak için milletimizin canını tehlikeye attı. Ortada hatalarının ve sorumluluğunun farkında olmadan ülkeyi yönettiğini zanneden bir Şahsım Hükümeti var.

DÜNYA AÇILMAYA BAŞLADI, BİZ YENİDEN KAPANIYORUZ

Dünya salgında yavaş yavaş açılma sürecine geçiyor, biz ise “yarım yamalak bir kapanma” sürecine geçtik. Bu beceriksizliğin, bu korkunç tablonun sorumlusu kim? Elbette artık ülkeyi yönetemeyen Erdoğan Şahsım Hükümeti… Ama Erdoğan Şahsım Hükümeti salgın kontrolden çıkınca sorumluluk üstlenmiyor, topu taca atıyor. Salgınla mücadelede sorumluluğunu, “Tek kişi hariç” 84 milyonun üstüne yıkmaya çalışıyor. Sanki partililerini otobüslere doldurup, göbek attırarak Ankara’ya getirenler bunlar değil. Sanki Gençlik Kolları Kongrelerinde, üst üste, alt alta deve güreşi yaptıranlarda bunlar değil. Tüm bunları “tensip buyuran” tek kişi hariç, sorumlu, 84 milyon insanımız. İşler iyi giderse Erdoğan Şahsım Hükümeti’nden, kötü giderse milletten… Erdoğan Şahsım Hükümetinin yetkisi çok ama sorumluluğu yok. Böyle bir yönetim anlayışı da dünyada yok. Bu saçmalığı gören milletimiz bağırıyor, haykırıyor: “Dükkânı kapat dediniz kapattık. Sokağa çıkma dediniz, çıkmadık. Yemeği siz yediniz, hesabı şimdi bize ödetiyorsunuz.”

KAPANMA KARARININ NERESİNİ TUTSAN ELİNDE KALIYOR

Bilim Kurulu derseniz… Adı var, kendi yok. Ne önerdiler, Erdoğan Şahsım Hükümeti bunların ne kadarını uyguladı? Bilen yok. Erdoğan Şahsım Hükümeti, Bilim Kurulu’nu kendine dekor yaptı. En son İçişleri Bakanlığı, “Bilim Kurulu’nun önerileri doğrultusunda” dedi ve  “İki haftalık kısmi kapanma kararının” ayrıntılarını açıkladı. Ama bu kararların neresinden tutsanız elinizde kalıyor. 65 yaş üstü vatandaşlarımız büyük ölçüde aşılandı. Ama yine bu yaş grubuna, yeniden sokağa çıkma kısıtlamaları getirildi. Salgında en fazla hırpalanan yaş grubu maalesef 65 yaş ve üstü oldu. Alzheimer, Demans gibi hastalıkları olanların hastalıkları ilerledi. Yaş bağlı depresyonlar arttı. Şimdi bu vatandaşlarımız artık isyanda…

VATANDAŞIN ÇAKARLI MAKAM ARACI YOK

Yine yayınlanan genelgeye göre vatandaşlarımız kısıtlama saatlerinde, kendi aracıyla bir şehirden, başka bir şehre gidemeyecek. Ama toplu taşımayla gitmek serbest olacak. “İş yerleri akşam saat 18.00’de kapanacak” dendi. Ama sokağa çıkma yasağı 19.00’da başlıyor. Bir saatte bu insanlar işten nasıl çıkacak, eve nasıl gidecek, evin alışverişini nasıl yapacak? Özellikle İstanbul’da vatandaşlarımızın çakarlı makam araçları yok saraydakiler gibi, korumaları yok. Kırımızı da geçme imtiyazları yok. Saraydakiler milletin halini bilmeden, devleti yönettiklerini sanıyorlar. Erdoğan Şahsım Hükümeti, Ramazan ayında lokanta, kafeterya ve pastaneleri kapattı. Bunlar müşteri kabul edemeyecek. Bu işletmeler gel-al ve paket servisiyle ayakta kalmaya çalışacak.

MÜŞTERİ ALMA DİYORSAN, ZARARINI KARŞILA

CHP Ekonomi Masası olarak, yeme içme sektörü temsilcileriyle bir araya gelme imkanını bulduk. Türkiye’nin dört bir yanını geziyoruz. Lokantacılar, pastaneciler cafe sahipleri gel-al ve paket servisle, dükkânlarını döndürmelerinin mümkün olmadığını söylüyorlar. Erdoğan Şahsım Hükümeti, “Müşteri alma” dediği işyerlerine, Avrupa’da olduğu gibi, “Sana kaybettiğin ciro kadar destek vereceğim” diyebiliyor mu? Nerede… Bırakın bunu demeyi kapattığı işyerlerinin kredi borçlarının bu kapanma döneminde yani iş yapmadıkları dönemde işleyen faizlerini dahi silmiyor.

SALGININ KAYBEDENİ TURİZM SEKTÖRÜ

Salgının bir diğer kaybedeni de turizm sektörü… Bütün dünya açılıyor ama AK Parti Kongreleri nedeniyle, Türkiye yeniden kapanmak zorunda kalıyor. Rusya, Haziran başına kadar, Türkiye’ye uçuşları durdurdu. ABD ve Almanya Türkiye’ye seyahat uyarıları yayınladı. Sadece Rusya’nın uçuşları durdurmasının turizm gelirlerimizde, 1,5 milyar dolarlık kayba neden olacağı ifade ediliyor. Erdoğan Şahsım Hükümeti, kısa çalışma ödeneğini de sona erdirdi. Turizmciyi böyle yaparak iyice köşeye sıkıştı. Yaza ne olacağını bilmeyen turizmciler, “Sezonu kaybetmemek için bayramı kaybetmeye razıyız” diyorlar. Kimi sektör temsilcileri de, umudunu sezonun Kasım sonuna kadar uzamasına bağlamış.

BIÇAK KEMİĞİ DELDİ GEÇTİ

Artık bıçak kemiği delip geçmiş. Her yerden şikâyetler yükseliyor. Tıbbi cihaz sektörü kredi değil, “Kamudan tahsil edemediği alacakları”  verin diyor. KOBİ’ler matrah artırımı istiyor. Çekten hapse girecek esnaf, “Esnaf suçlu değil, borçlu” diye haykırıyor. İşveren örgütleri de artık üyelerinden gelen basınca dayanamıyor. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği bile ilk defa kamuoyu önünde Hükümete sesleniyor; kısa çalışma ödeneğinin yeniden başlatılmasını istiyor. Kamuya yapılacak vergi ve benzeri ödemelerin ertelenmesini talep ediyor. “Bize yeni kredi destekleri verin” diyor.

VATANDAŞA PATATES, SARAYA MERCEDES

Ülkeyi ve salgını yönetme kabiliyetini yitiren, Erdoğan Şahsım Hükümeti, işverenin, işçinin, işsizin, esnafın sesini duymuyor. Milletin halini görmüyor. Onun işi gücü kendi itibarı, kendi şatafatı. Bir de milletin feryadını dile getiren, muhalefetin sesini kesmeye çalışıyor. Millete bedava soğan, patates, Saraya en pahalısından üç Mercedes… Bir de sıkılmadan soğan, patates TIR’larına bayrak asıp, resmi karşılama töreni de yapıyorlar. Fakir fukaranın karnını bu törenleriniz doyurmuyor.

KALİFİKASYONDAN NE ANLADIKLARINI DÜNYA ALEM BİLİYOR

TÜİK, ülkemizdeki gerçek işsiz sayısının 10 milyon 219 bin kişi, gerçek işsizlik oranının da yüzde 29 olduğunu açıkladı. Türkiye’deki işsizlerin sayısı yeryüzündeki 107 ülkenin nüfusundan daha fazla. Mızrak artık çuvala sığmıyor. Ama Saray’ın kibirli başı, “Algıyı yönetirsem, ülkeyi yönetirim” sanıyor. Daha yeni gençlerle yaptığı bir sohbette, “İşsizlikte iyi bir noktaya geldik” diyor. Bu ülkede, taşı sıksa suyunu çıkaracak, 5,7 milyon gencimiz, ne bir işte çalışıyor ne de okuyor. Ev genci olarak anasının babasının eline bakıyor. Yine 1 milyonun üzerinde üniversite mezunumuz işsiz geziyor. Ama Şahsım Hükümetinin Başı; üniversite mezunu işsizlerin, “Kalifikasyon noktasında kendini ispatlayamadığı için” işsiz olduğunu söylüyor. Ne demek bu kalifikasyon? Bunların partisinde çalışan büro elemanlarında, şoför ve danışmanlarında, atadıkları rektörlerde, Büyükelçilerde nasıl bir kalifikasyon aradıklarını, bütün dünya, âlem biliyor. Saray sosyetesinin büro elemanları, burunlarına pudra şekeri çekerken, şoförleri, danışmanları paranın altında ezilirken, eski vekiller, kırpılıp kırpılıp rektör ve büyükelçi yapılırken, Sarayın çocukları ballı yönetim kurulu üyeliklerine atanırken, milletin çoluğu çocuğu, işsizliğin, umutsuzluğun, açlığın altında eziliyor. Milletimiz yaşanan bu çürümeyi, ağırlaşan kokuşmayı artık kaldıramıyor. “Patates, soğan; güle güle Erdoğan” diye bar bar bağırıyor.

128 MİLYAR DOLAR REZERVİN BUHARLAŞMASI SKANDALDIR

Erdoğan Şahsım Hükümeti iş başına geldikten sonra Merkez Bankası kasasına girmesi gereken, 128 milyar dolar buharlaştı. Bunu ben demiyorum. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın, yayımladığı veriler diyor. Döviz rezervlerini artıran işlemlerden, azaltan işlemleri düştüğünüzde, kasada olması gereken 128 milyar dolar yerinde yok. Dalgalı kur rejimi uygulayan, sermaye hesabı açık olan bir ekonomide, böyle bir rezerv erimesini izah etmek mümkün değil. Bir de milletin dövizleri, Merkez Bankası’nın arka kapısından buharlaştıysa, bu dünyanın her yerinde skandaldır.

MERKEZ BANKASI’NIN ARKA KAPISINDAN ÇIKAN PARALAR

Dalgalı kur rejiminde Merkez Bankaları piyasalara son derece istisnai olarak ve çok kısa süre için müdahale ederler. Bunun da yolu yordamı bellidir. Ya ihale açılır, ya da doğrudan müdahale edilir. Ne yaptıysa Merkez Bankası bunu da şeffaf bir şekilde açıklar. Buna göre ülkemizde en son döviz müdahalesi kaydı 23 Ocak 2014’te, en son döviz satım ihalesi kaydı ise 27 Nisan 2016’da. Sonrasında hiçbir kayıt yok. Ama Merkez Bankası’nın arka kapısından çıkıp buharlaşan 128 milyar dolar var. Bir de bu buharlaşan dolarları gizlemek için, Katar’dan, Çin’den, bankalardan, SWAP adı altında alınan kısa vadeli emanet dövizler var.

ŞAHSIM HÜKÜMETİ KASAYI BOŞALTTI

Teşbihte hata olmaz… Baba evladına kasayı emanet etmiş, evlat da kasayı boşaltmış, sonra eşten, dosttan borç almış, kasaya koymuş. Kasada para var gibi göstermiş. Ama bu arada Baba, hem kasadaki paralardan olmuş, hem de borca batmış. Milletimiz de kasayı Erdoğan Şahsım Hükümeti’ne emanet etti ama Erdoğan Şahsım Hükümeti kasayı boşalttı, milleti de borca batırdı. Merkez Bankası’nın kapısına alacaklılar dayansa, bugün kasada para yok. Rekor açık var. Ayakta kalmak için başkalarının dövizine muhtaç olmuşsunuz. Bunu ben demiyorum. Bakın, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın Uluslararası Rezervler ve Döviz Likidite Hesabı gösteriyor. Erdoğan şahsım hükümeti işbaşına geldikten sonra, sadece döviz rezervlerimiz erimemiş. Bu kifayetsiz yönetim son üç yılda, ülkemizin milli gelirini de 142 milyar dolar eritmiş. Hem kasadaki döviz gitmiş hem de gelirimiz bitmiş. Milletimiz yoksullaştı.

REZERVLERİ 2019’DA YEREL SEÇİMLER İÇİN SATTILAR

Biz aylar önce Merkez Bankası kasasındaki dövizlerin, neden, nasıl, hangi yöntemle, kim tarafından, kimlere verilerek buharlaştırıldığının peşine düştük. Soru önergeleri verdik. Araştırma önergeleri verdik. Cevap alamadık. Bunun üzerine doğrudan Erdoğan Şahsım Hükümetine, “128 milyar dolar nerede?” diye sorduk. Önce bir duymazdan geldiler. Sonra mecbur kaldılar Erdoğan çıktı, “Parayı salgında harcadık” dedi. Tamam salgında harcadınız da o zaman 2019 yılında erittiğiniz rezervler ne? 2019’da salgın mı var? Salgın yok. Ama ne var? Mahalli İdare seçimleri var. Tüyü bitmedik yetimin güvence parası 30 milyar dolar, Erdoğan Şahsım Hükümeti tarafından, 2019 Mahalli İdare Seçimlerini kazanabilmek için satılmış.

PARA KASADA AMA KİMİN KASASINDA?

Kaldı ki, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, ülkeyi karış karış geziyoruz. Görüyoruz ki bu paralar esnaflarımızın, çiftçilerimizin, KOBİ’lerimizin, emeklilerimizin, işsizlerimizin hesabında yok. Salgında tüm dünya yurttaşlarını paraya boğarken. Erdoğan Şahsım Hükümeti, milletimizi borçla boğdu. Bunu artık herkes görüyor, biliyor. Bu bahanede tutmayınca Erdoğan ve yardımcıları, “128 milyar dolar kasada” demeye başladı. Bak bu söz doğru. Bu söz doğru da para kimin kasasında? Merkez Bankası kasasında yok. Dün açıklandı. 9 Nisan itibariyle Merkez Bankası’nın döviz kasası, 43 milyar dolar açık veriyor. Şimdi 128 milyar dolar kasada olsa bu kadar açık verir mi? Erdoğan’ın bu bahanesi de uymadı.

CARİ FAZLA VERİLEN YILDA DA REZERVLER GİTTİ

Şimdi baktılar; Hazine ve Maliye Bakanı açıklama yapmıyor, Merkez Bankası’nın biraz önce ben inerken bir şeyler söylemiş ama bugüne kadar gıkı çıkmadı. Bu defa Bakanlık kapmak için sarayın gözüne girmeye uğraşan, AK Parti yöneticileri ortaya dökülüverdi. Sosyal medyada “Yok, 128 milyar dolar, cari açığın finansmanına gitti, yok, altın ithal edildi, yok, döviz tevdiat hesaplarına gitti” demeye başladılar. Arkadaş, 2019’da Türkiye ekonomisi, 7 milyar dolar cari fazla vermiş. Buna rağmen, Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti rezervlerdeki 30 milyar doları buharlaştırmış. Açık yok neyi finanse ettiniz?

AK PARTİ YÖNETİMİNDE CEHALET YARIŞI

2007 ile 2017 arasındaki 10 yılda, bu milletin döviz tevdiat hesabı 86 milyar dolar artarken, Merkez Bankası da net rezervlerini 23 milyar dolar arttırabilmiş? Demek ki bunların dediği gibi milletin mevduatı arttığında illa Merkez Bankasının rezervi düşmüyor. Bu arada, AK Parti Grup Başkanvekilleri de bu cehalet yarışına katılmışlar. Dün biri çıkmış, 1 Doları, 1 TL sanmış, “128 milyar TL nerede” diye soranlara, İşsizlik Sigortası Fonu’ndan yani işçi ve işverenin parasından 51 milyar dağıttık demiş. Tabi cehaleti de ortaya çıkınca attığı tweeti silmek zorunda kalmış. Bir diğeri işi gücü bırakmış komplo teorilerine sardırmış. İşin içine biraz IMF sosu katmaya kalkmış. Kişi herkesi kendi gibi bilirmiş. Arkadaş, biz, siz değiliz ki. Bizden oy avcılığı yapmak için cami avlusunda IMF’ye söven, sonra da Washington’a gidip, IMF yetkililerine bağlılık yemini eden çıkmaz. Ama bak söyleyeyim, göze girmek için, cehalette bu kadar yarışırsanız, eminim sizlerin içinden birisi Bakan çıkar.

REZERVLER GÖRÜLMEMİŞ BİR CEHALET VE HIRS YÜZÜNDEN BUHARLAŞTI

Bir kez daha milletimize soruyorum: “Bu akıllarla bunlar, bu devleti nasıl yönetiyor?” Saray ve şürekasına sesleniyorum: Bir doğru, bin eğriyi düzeltir. Ne siz eğilip bükülün, ne de lafı eğip bükün. Onlarca tweet atıp, eğri büğrü gerekçeler üreteceğinize, sorularımıza cevap verin. Bak bugün ortaya çıktı Hazineyle Merkez Bankası arasında bir mutabakat, bir sözleşme imzalanmış. Göreceğiz bakalım ne varmış bu sözleşmede. Daha bunlar kime satıldığı da ortaya çıkacak, her şey ortaya çıkacak, tek tek dökülecek. 128 milyar doların hangi yöntemle, hangi kurdan, kimlere satıldığını açıklayacaksınız. Şurası çok açıktır. Milletin 128 milyar doları, görülmemiş bir ekonomik cehalet ve siyasi hırs yüzünden buharlaştırılmıştır. Damat, kayınpederinin kendinden menkul, faiz sebep enflasyon sonuçtur, iddiasını ispatlamak için, sermaye hareketlerinin serbest olduğu bir ekonomide, hem faizi, hem de döviz kurunu kontrol etmeye çalışmıştır. Hiçbir kurala, akla, mantığa uymadan, 128 milyar doları, dibi delik bir kovaya boşaltmıştır. Sonuçta milletin dövizleri gitmiş ama ne faiz düşmüş ne de döviz ucuzlamıştır. Millet finans baronlarına teslim edilmiştir, yabancı ülkelerde Erdoğan Şahsım Hükümetine her fırsatta parmak sallar hale gelmiştir.

YUNAN BAKAN’IN KÜSTAHLIĞININ SEBEBİ

Tüm dünya bu beceriksiz Hükümetin, ekonomimizi nasıl savunmasız hale getirdiğini görmektedir. Dün Yunan Dışişleri Bakanı, Ankara’da yaptığı küstahlığın sebebi de budur. Bu arada bu densizliği yapan Yunan Dışişleri Bakanı bilmelidir ki oradaki Müslümanlar aynı zamanda Türk’tür.

5-6 LİRAYA SATILAN HER BİR DOLARI 8 LİRADAN YERİNE KOYACAĞIZ

Erdoğan Şahsım Hükümeti, milletin 128 milyar dolarını boş yere kumar masasına sürmüş ve kaybetmiştir. Milletimiz bu 128 milyar doları yerine koymak için, her ay 100 milyon dolar biriktirse, gideni yerine koymak 107 yılımızı alacaktır. Çocuklarımızın, torunlarımızın, hatta onların torunlarının, bu iktidarın kumar borcunu ödemek üstlerine kalmıştır. Diğer taraftan 5,5 – 6 liralardan satılan dolarların, kimlerin hesabında olduğu da belli değildir. Bugün bu dövizleri yeniden satın almak için, en az 8 lira ödeyeceğiz. Yarın döviz kurunun nerelere çıkacağı belli değildir.

DEVASA BİR KAMU ZARARI

Bu kumarı oynayanlar, çok büyük bir kamu zararına yol açmışlardır. Ortaya çıkan bu kamu zararının hesabını sormak da, bizim asli görevimizdir. Açıkçası yaşanan dünya ekonomi ve finans tarihine geçecek bir skandaldır. Erdoğan Şahsım Hükümeti bizi dünyaya rezil etmiştir. Allah aşkına! Biz bu skandalın hesabını sormayacağız da, neyin hesabını soracağız?

2001 KRİZİNDE SATILAN 5 MİLYAR DOLARIN ÜZERİNDE TEPİNEN BUNLAR

İktidara gelmeden önce 2001 krizinde satılan, 5 milyar doların hesabını soran, bunun üzerinde ter ter tepinen, tüyü bitmedik yetimin hesabını soracağız diyen, iktidara geldikten sonra da Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu kurup, bunu araştıran o dönemin Merkez Başkanını mahkum eden Erdoğan şimdi 5 milyar doların 27 katı olan, 128 milyar dolarlık dövizin hesabını sormamızdan rahatsız olmaktadır. Vesayeti altındaki AK Parti ve MHP gruplarına bizim verdiğimiz araştırma önergelerini reddettirmektedir. Neden? Çünkü Erdoğan, milletimizin dövizini buharlaştırmanın siyasi maliyetini yakinen bilmektedir. Şimdi bunun hesabını vermezseniz, sizden öncekilerin kurtulamadığı gibi, siz de bunun sandıkta siyasi bedelini ödemekten kurtulamayacaksınız.

BÖYLE UYDURUK SUÇ HANGİ KANUNDA VAR

Merkez Bankası kasasındaki döviz rezervleri, Sayın Erdoğan’ın şahsi parası değildir. Bu döviz rezervleri milletimizin, tüyü bitmedik yetimin sigortasıdır, güvencesidir. Bunun için biz, bu buharlaşan döviz rezervlerinin hesabını soruyoruz. Kendi adımıza da sormuyoruz milletin adına soruyoruz. Milli irade bize bu görevi verdiği için soruyoruz. Kime soruyoruz? Tabii ki, “Türkiye ekonomisinin sorumlusu benim, ben” diyene soruyoruz. Hükümeti bu konuda denetleyebilmek için, meclisin sunduğu tüm imkânları da sonuna kadar kullandık. Ama ne yaparsak yapalım. Erdoğan’ın vesayeti, Meclis iradesine gölge düşürdü. Baktık ki normal yollardan cevap alamıyoruz, “128 milyar dolar nerede?” diye afiş hazırladık. Bu seferde karşımıza vesayet altındaki kamu görevlileri çıktı, “Bu, cumhurbaşkanına hakarettir. Neden? Çünkü afişte, sarayın çatısı var” dediler. Gerçekten yargıçlar, Sarayın çatısını, neden saraya hakaret kabul eder? Bunun takdirini, milletimin ferasetine bırakıyorum. Sarayın Çatısı hakaret kabul edilince, Edirne İl örgütümüz afişlerden çatıyı kaldırdı, ama yine olmadı. Bu defa da Edirne Sulh Ceza Hâkimliği “128 milyar dolar nerede afişlerinin, toplumun farklı görüşlere mensup kısmının, tepkisine yol açıp, karşıt görüşlü grupların, karşı karşıya gelmelerine neden olabileceğini” değerlendirerek ama bu hiçbir yasa maddesinde yok. Afişlere el konulmasını onayladı. Bugün ise il başkanımız sadece “128” diye afiş asmış. Bu defa da mahkeme, “Cumhurbaşkanının pandemi için aldığı tedbirleri” gerekçe göstererek afişi indirme kararı almış. Bu tam kurtla kuzunun suyu bulandırma hikayesi. Böyle uyduruk bir suç, hangi kanunda var? Kanunsuz suç icat etmek nerede var?

20 TEMMUZ SİVİL DARBESİNİN MAHSULÜ

Gece yarısı ana muhalefet partisinin il ve ilçe başkanlıklarının kapısına vinçleri, zırhlı araçları dayayıp uzun namlulu silahlarla, özel harekât timleriyle basmak nerede var? Demokrasinin neresinde bu iş? Tüm bunlar hukuk devletinin neresinde yazıyor? 20 Temmuz sivil darbesinin mahsulü, Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin çirkin yüzü artık ayan beyan ortadadır. Kaybolan 128 milyar doların üstünü örtmek için yaptıkları, bu hükümetin, 12 Eylül darbecilerinden de beter darbeci olduğunu tasdiklemiştir. Sarayın vesayeti altındaki yargıçlar ve valiler eliyle, anayasa ve siyasi partiler kanunu, demokrasi hukuk devleti ayaklar altına alınmaktadır. “FETÖ’nün siyasi ayağı nerede?” diye kitapçık hazırlatıyoruz. Toplatıyorlar. Saray’ın bol maaşlı beslemeleri hakkında, “Arpalıklar” broşürü hazırlatıyoruz, onu da toplatıyorlar. Bugün Zonguldak’ta “Tek Adam A.Ş. Elektrik ve Doğalgaz Faturası” broşürlerimizi dağıtan partililerimiz ifade almak için emniyete götürülüyor. “128 Milyar dolar nerede?” diye afiş bastırıyoruz. Afişlerimize el konuyor. Tüm bu yapılanlar millet iradesinin serbestçe oluşmasına vurulan bir darbedir. Ne yaparlarsa yapsınlar. Biz, tüyü bitmedik yetimin hakkını yılmadan savunmaya devam edeceğiz.

BU TARTI BU SIKLETİ ÇEKMEZ

Dün, Merkez Bankası faiz kararını açıkladı. Politika faizini yüzde 19’da sabit tuttu. Alınan bu karar, önceki başkanın, faizleri yüzde 19’a çıkartması nedeniyle görevinden alınmadığını açık seçik gösterdi. 132 gün görevde kalabilen Naci Ağbal’ın, 128 milyar doların encamını sorguladığı için, görevden alındığı artık netleşti. Sabit tutulan yüzde 19 politika faizi, dünyanın en yüksek 7. politika faizidir. Rezervlerdeki hızlı erime yüzünden, ekonomimiz ne yazık ki bugün çok daha kırılgandır. Sermaye hareketlerinde ani duruş riski karşısında, ekonomimiz bugün çok daha savunmasızdır. Buna bir de, Merkez Bankası başkanını apar topar görevden alma pespayeliği eklenince, ülkemizin risk primi, benzer ekonomilerin çok üzerine çıkmıştır. Bu da doğrudan faizlere yansımaktadır. Faiz lobileri, Hazine’nin 2 ve 5 yıl vadeli, son ihalelerinde yüzde 19 faiz almıştır. Çok açıkça uyarıyoruz. Bu tartı, bu sıkleti daha fazla çekmez. Metal yorgunu, içte ve dışta güveni yitirmiş, tedbir alamayan Erdoğan Şahsım Hükümeti, ülkemizi maalesef kur ve faiz kıskacı arasına sokmuştur. Bu, ehliyetsiz kadrolar elinde, ekonomimiz ne yazık ki kırk katır ile kırk satır arasında kalmıştır. Ülke yönetilmemektedir, yönetilememektedir. Faizleri çok hızlı indirmek, Türkiye’yi yeni bir ödemeler dengesi krizine tamam sürükleyebilir. Döviz kurları, yeni rekorlar kırabilir. Ama diğer taraftan faizler düşmezse, Türkiye yeni bir borç krizi ve ağır bir geri dönmeyen krediler sorunuyla karşı karşıya kalabilir.

ÇIKIŞ YOLU: YENİ KURALLAR, YENİ KURUMLAR, YENİ KADROLAR

Bu kur ve faiz tuzağından çıkış, ancak dört başı mamur bir program ve bunu uygulayacak güven uyandıracak kadrolarla mümkündür. Ama Erdoğan Şahsım Hükümetinin, bunu yapmaya takati de, isteği de yoktur. Bu buhrandan ve çıkmazdan kurtuluşun formülü “Üç Yeni”dedir: Yeni Kurallar, Yeni Kurumlar ve tabii bunları yapabilecek Yeni Kadrolar. Milletimiz de artık bu ihtiyacı görmekte ve daha fazla vakit kaybetmeden, sandığın önüne getirilmesini istemektedir. Milletimiz kesinlikle çaresiz değildir! Çiftçimize, işçimize, işsizlerimize, iş insanlarımıza, emeklilerimize, emeklilikte yaşa takılanlara sözümüzdür: Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin sizden aldığı her şeyi, biz iktidara geldiğimizde sizlere geri vereceğiz. Cumhuriyetimizi ikinci yüzyılını, güçlendirilmiş demokratik parlamenter rejimle taçlandıracağız. Büyük bir kucaklaşmayı gerçekleştireceğiz. Ülkemizin karartılan ufkunu, aydınlatacağız. Kaybolan huzuru sağlayacağız. Kardeşliğimizi pekiştireceğiz. Dayanışmayı kuvvetlendireceğiz. Ahlaklı, erdemli bir yönetim olacağız.

MİLLET HESABI SANDIKTA SORACAK

Milletimiz, “Merkez Bankası kasasındaki 5 milyar dolar kime satıldı?” diyerek, bundan 19 yıl önce iktidara gelenlerin, bunun 27 katı döviz rezervini kuralsız, hukuksuz eritip, sonrada havaya bakarak ıslık çalmasına asla müsaade etmeyecektir. Milletimiz herkesi yaptıklarıyla ve yapmadıklarıyla görüyor. Herkesin notunu veriyor. Milletimiz artık sandığın, bir an evvel önüne gelmesini istiyor. Sandık önüne geldiğinde de Erdoğan Şahsım Hükümeti’nden, başta Merkez Bankası kasasından buharlaştırdığı, 128 milyar doların hesabını olmak üzere tüm yaptıklarının hesabını soracaktır.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa soruları alalım.

Soru- Genel Başkanınız Sayın Kılıçdaroğlu’nun da ve sizin de aralarında bulunduğu 8 CHP’li milletvekilinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına ilişkin fezleke malumunuz Meclis Başkanlığına sunuldu. 2016 yılında CHP olarak milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasını desteklemiştiniz. Fezlekelerin Genel Kurula gelmesi halinde CHP’nin tavrı ne olacaktır?

Faik ÖZTRAK- Biz ellerinden geleni artlarına koymasınlar diyoruz.

Soru- Örtülü ödenekten yapılan harcamada bir önceki aya göre 4 katın üzerinde bir artış gerçekleşti. Mart ayında 371,5 milyon TL harcama yapıldı. Görev zararı ifadesi de görevlendirme giderleri ifadesiyle değiştirildi. Sizin bu duruma ilişkin yorumunuz ve değerlendirmeniz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bu örtülü ödenek ödemeleri yılın ilk 3 ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 30 artmış. Bu tabi çok yüksek bir artış… Saray millete tasarruf telkin ediyor ama kendisi itibardan tasarruf etmiyor. Aynen salgında olduğu gibi millete burada da kötü örnek oluyor. Konuşmamda söylemiştim, şu salgın döneminde millete soğan, patates saraya en pahalısından üç tane Mercedes. Bir de zararın adını gider yaparsanız zarar olmasını önleyemiyorsunuz. Neden böyle bir isim değişikliğine ihtiyaç duyulmuş bakalım bunun neden olduğunu önümüzdeki dönemde göreceğiz.

Soru- Merkez Bankası gece yarısı kararıyla yönetmelik çıkararak kripto paraların ödemelerde kullanılmaması kararını verdi. Siz bu kararı nasıl yorumluyorsunuz? Sizce bu karar neden alındı?

Faik ÖZTRAK- Ülke böyle gece yarısı alınan kararlarla yönetilemez. Apar topar tek kişinin verdiği kararlarla, tek bir bürokratın kaleminden çıkan yönetmeliklerle, tarafların hiçbirinin görüşü alınmadan yapılan mevzuat değişiklikleri büyük zararlara neden oluyor. Bir kere bu düzenleme öncesinde iş yapanlar zarara uğruyorlar. Yetmiyor bu düzenleme inovasyona darbe vuruyor. Sektörde rekabeti azaltıyor. Aslında bu konu tüm sektör temsilcileriyle istişare edilerek ele alınmalıydı. İnovasyon, güvenlik ve rekabet dengesi sağlanmalıydı. Bu son dönemde ülkeyi gece yarısı kararlarıyla yönetme anlayışı iyice azdı. Bu da ekonomimize içerde de, dışarıda da ciddi zararlar veriyor. Genel Başkanımız bu yapılan işlerle ilgili olarak taraflarla görüşüyor.

Bitirirken tekrar söyleyeyim, ülkeyi böyle yönetmek mümkün değildir.

Soru- Amirallerin Montrö açıklamasıyla ilgili bugün sabah 7 ismin daha evinde arama yapıldığı ve ifadeye çağrıldığı bilgisi var. O isimler arasında açıklamaya imza atmayan Türkiye Emekli Subaylar Derneği Başkanı Emekli Tuğgeneral Namık Çalışkan’da var. Bu dernek Milli Savunma Bakanlığını yalanlayan bir açıklama yapmıştı. TESUD Başkanının da emekli amirallerle birlikte ifadeye çağrılmasını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Bir kere en baştan söyleyeyim, bu emekli amirallerin yapmış olduğu açıklamadan darbe çıkmaz, bunu bir daha tekrarlıyorum. TESUD artık sarayın yazdığı ayan beyan belli olan bu senaryoda figüran olmayı reddetmiştir. Bu nedenle TESUD’a bir defa daha takdirlerimizi sunuyoruz, kutluyoruz. Şimdi TESUD’un Başkanı Emekli Tuğgeneral Namık Çalışkan’a dik durmanın bedelini ödetmeye çalışıyorlar. Tekrar söylüyorum, esas darbeci yargıçları, valileri, milletvekillerini vesayet altına alıp muhalefetin sesini kesmeye çalışan kadrolardır.

Soru- Geçtiğimiz hafta Anadolu Ajansı Genel Müdürlüğü koltuğunu devreden Şenol Kazancı dün 56 bin TL maaşla Turkcell’de Yönetim Kurulu üyeliğine atandı. Siz bu atamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- İstanbul’da mahalli idare seçimlerini çalma gayretlerinde Anadolu Ajansı’nın rolünü çok iyi hatırlıyoruz. Şunu da gayet iyi biliyoruz, liyakat değil ama Erdoğan’a sadakat mükafatsız kalmıyor. Kalifikasyon bunun üzerinden geliyor. Ama ben bir şey söyleyeyim, Şenol Beye şunu hatırlatayım, bu iş tek yönetim kurulu üyeliğinde kalırsa bilsin ki Erdoğan’ın kendisine bir kırgınlığı vardır.

Soru- CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu’nun geçtiğimiz hafta dile getirdiği adaylık açıklamaları sonrası İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Meral Akşener’de konuştu. Aday olmayı düşünebilir bir sakınca yok dedi. Akşener seçime çok zaman var o zaman neler olur hep birlikte görürüz değerlendirmesini de yaptı. CHP Grup Başkanvekili Engin Altay’da adaylık için iki seçenekten söz etti. Cumhurbaşkanlığı adaylığı sürecine dair millet ittifakında bir görüş ayrılığı olacağını düşünüyor musunuz?

Faik ÖZTRAK- Düşünmüyorum. Yani buradan havuz medyasına ekmek çıkmaz.

Teşekkür ediyorum.

SARAY’IN ÇATISI, SARAY’A HAKARET OLDU

Uzunköprü’de mahkemenin, CHP’nin “128 milyar dolar nerede” afişine el koyma işlemiyle ilgili kararında, Saray’ın çatısının görüldüğü afişle ilgili “Cumhurbaşkanına hakaret” soruşturması yürütüldüğü ifade edildi.

Aynı gün Edirne’de, bu kez Saray çatısının yer almadığı CHP’nin yeni afişlerine el konmasıyla ilgili kararda, “afişlerin toplumun farklı görüşlere mensup kısmının tepkisine yol açacağı ve karşıt görüşlü grupların karşı karşıya gelmelerine neden olabileceğinin değerlendirdiği” belirtildi.

CHP Sözcüsü Öztrak, “Böyle bir suç hangi kanunda var? ‘Açık propaganda hakkımızı kullanalım’ diyoruz, izin vermiyorsunuz ama ne yaparsanız yapın, biz yılmadan tüyü bitmedik yetimin hakkını savunmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

TBMM Genel Kurulu’nda, CHP’nin “Merkez Bankası’ndan buharlaşan 128 milyar dolar rezervi” ve “128 milyar doların akıbetinin sorulmasıyla ilgili siyasi faaliyetlerin engellenmesi” konularında genel görüşme açılması talebi üzerine söz alan CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak şunları söyledi:

KASA TAMTAKIR

Erdoğan şahsım hükûmeti işbaşına geldiğinden beri Merkez Bankası kasasına girmesi gereken 128 milyar dolar buharlaştı. Bunu Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın resmî hesapları söylüyor. Bugün Merkez Bankası’nın kasası 45 milyar dolar açık veriyor. Demek ki birilerinin dediği gibi 128 milyar dolar kasada yok. Kapıya alacaklılar dayansa kasa tamtakır.

MIZRAK ÇUVALA SIĞMADI

Soruyoruz, bu rezervi neden, nasıl, kaça, kime sattınız? Neden sattınız? Bu rezervler, sarayın kibirli başının ekonomi bilimiyle bağdaşmayan “Faiz sebep, enflasyon sonuçtur” gibi kerameti kendinden menkul görüşünü ispatlamak için yok yere satıldı. Mızrak artık çuvala sığmayınca da önce fatura damat bakana kesildi, sonra da bunun hesabını sormaya kalkan Merkez Bankası Başkanı da görevinden oldu. Bu rezervler, Cumhurbaşkanının söylediği gibi salgınla mücadele için satılmadı. Pandemide, dünya yurttaşlarını paraya boğdu, Erdoğan şahsım hükûmeti milleti borçla boğdu.

MERKEZ BANKASI DA 15 TEMMUZU FIRSAT BİLMİŞ

“128 milyar dolar nasıl satıldı” diyoruz. Türkiye dalgalı kur rejimi uyguluyor. Bu rejimde dövizlerin nasıl satılacağı bellidir. Ya ihale açarsınız ya da doğrudan müdahale edersiniz. Yapılan bu müdahaleleri de ihaleleri de şeffaf bir şekilde kamuoyuna açıklarsınız. En son döviz satım ihalesi kaydı 27 Nisan 2016’da. Anlaşılan, yaptığının üstünü örtmek için 15 Temmuz’u, Merkez Bankası da bir fırsat bilmiş. Ondan sonra bir tek kayıt yok ama döviz rezervleri buharlaşmaya o günden beri devam ediyor.

FAİZ LOBİLERİNDEN 15 NİSAN İÇİN FAİZ RANDEVUSU

Erdoğan’ın şahsım hükûmeti, milleti faiz ve döviz arasına sıkıştırdı. Sadece, 128 milyar rezervi buharlaştırmadı, aynı zamanda, ülkeyi bu dönemde 149 milyar dolar da fakirleştirdi, ülkenin risk primine tavan yaptırdı, ülkeyi faiz lobilerine teslim etti. Şımartılan faiz lobileri, şimdi, yeni Merkez Bankası Başkanına 15 Nisan için faiz artışı randevusu veriyor. Hazine, dün içeriden yüzde 19 faizle borçlandı. Buradan açıkça uyarıyorum: Bu tartı, bu sıkleti daha fazla çekmez.

BUNU SORMAK MİLLETİN BİZE VERDİĞİ GÖREV

Merkez Bankası kasasındaki döviz rezervleri ne sizin ne benim ne de Sayın Erdoğan’ındır. Döviz rezervleri, milletimizin sigortasıdır, güvencesidir. Rezervleri tüketirseniz, içeride faiz ve döviz lobileri milletimizi ezer, dışarıda da yabancı hükûmetler Erdoğan şahsım hükûmetini -bugün gördüğümüz gibi- gelip gidip eleştirir, tehdit eder. Biz, bunun için, buharlaşan döviz rezervlerinin hesabının soruyoruz, hesabı milletimiz adına soruyoruz, millî irade bize bu görevi verdiği için soruyoruz.

SARAY’IN ÇATISI HAKARET OLDU

Peki, kime soruyoruz? Tabii ki “Türk ekonomisinin sorumlusu benim, ben” diyene. Ama baktık normal yollardan cevap alamayacağız “128 milyar dolar nerede?” diye bir afiş hazırlattık. Edirne’nin Uzunköprü ilçesinde yargı “Bu afiş Cumhurbaşkanına hakarettir.” dedi. Neden? Çünkü afişte sarayın çatısı varmış. Bu nasıl bir hakaret oluyor, sarayın çatısını göstermek? Takdirini milletvekillerimizin ferasetine bırakıyorum. Edirne il örgütümüz bu defa çatıyı kaldırdı, Edirne 2. Sulh Ceza Hâkimliği “128 milyar dolar nerede?” afişlerini yine toplatma kararı aldı. Sebep? “Toplumun farklı görüşlere mensup kısmının tepkisine yol açıp karşıt görüşlü grupların karşı karşıya gelmelerine neden olmak.” Böyle bir suç hangi kanunda var? “Açık propaganda hakkımızı kullanalım” diyoruz, izin vermiyorsunuz ama ne yaparsanız yapın, biz yılmadan tüyü bitmedik yetimin hakkını savunmaya devam edeceğiz.

VESAYET ALTINDA OLMADIĞINIZI GÖSTERİN

128 milyar doların hesabının sorulacağı çatı aslında bu çatıdır. Bir defalık olsun, bu defa olsun, lütfen, yüce Meclisin, milletvekillerinin, özellikle AK PARTİ Grubu milletvekillerinin Erdoğan’ın vesayeti altında olmadığını gösterin. Bu öneriyi kabul edin ve demokrasinin önünü açın.

BUHARLAŞAN 128 MİLYAR DOLARI YERİNE KOYMAK 107 YIL SÜRER

CHP Sözcüsü Öztrak, her ay 100 milyon dolar biriktirilse, buharlaşan 128 milyar dolarlık Merkez Bankası rezervinin 107 yılda ancak toplanabileceğini belirtti. Öztrak, “Atalarımızın dedelerimizin mirasını yiyip bitirdiler. Şimdi çocuklarımızın, torunlarımızın, onların çocuklarının ve torunlarının omuzlarına, korkunç bir yük yüklediler. Bu darbenin sorumlusu kim? Elbette Erdoğan Şahsım Hükümeti” diye konuştu.

CHP’nin Merkez Bankası kasasından buharlaşan 128 milyar doların peşini bırakmayacağını ifade eden Öztrak, bunun için Türkiye’nin dört bir tarafına parti örgütleri tarafından asılan afişlerin “Cumhurbaşkanına hakaret” gerekçesiyle toplatıldığını söyledi. Öztrak, “Savcı ve valiler leb demeden leblebiyi nasıl da anlamış. ‘Kayıp 128 milyar dolar’ ile ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ bağlantısını ne kadar çabuk kurabilmişler?” diye sordu.

Savcı ve valilerin afiş kararıyla, ana muhalefet partisinin milletin hakkını arama görevini yerine getirmesini engellediğini belirten Öztrak, “Damat kadar taş, demokrasimizin ve hukuk devletimizin başına düşüyor. Böylece Erdoğan Şahsım Hükümeti; sadece Merkez Bankası kasasına darbe yapmakla kalmıyor, hukuka ve demokrasimize de darbe yapıyor. Bu darbe işinde 12 Eylül’ün darbeci generallerini bile solluyor” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemi hakkında düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız halen devam ediyor. Geçtiğimiz hafta, başta Sayın Genel Başkanımız, Cumhuriyet Halk Partisi’nin tüm yöneticileri, milletvekilleri, memleketimizin dört bir yanını dolaşmaya devam ettik. Sayın Genel Başkanımız Sinop ve ilçelerindeydi. Milletvekili arkadaşlarımızın bir kısmı Yalova’daydı. Bir kısmı Karabük’teydi. Bir kısmı da Kars’taydı. Bir kısmımız da CHP Ekonomi Masası olarak, Malatya ve Adıyaman’daydık.

DEVLETİ YÖNETMEYİ BIRAKMIŞLAR, ALGIYI YÖNETMEKLE UĞRAŞIYORLAR

Gittiğimiz yerlerde, milletimizin dertlerinin, sıkıntılarının, artık dayanılmaz hale geldiğini ve milletimizin mübarek Ramazan ayına, hak etmediği bir mutsuzluk, çaresizlik duygusu içinde girdiğini gördük. Erdoğan Şahsım Hükümetinin gündemi ile milletimizin gündemi tamamen farklı. Saray milletimizin halini görmüyor, feryadını duymuyor. Salgın tsunamisi, yetersiz destekler, çığ gibi büyüyen işsizlik, mutfakları kavuran yangın, ailelerde ve evlerde kaybolan huzur, vatandaşlarımızın artan gelecek kaygısı, milletimize darbe üstüne darbe vuruyor. Bu darbelerin sorumlusu olan Erdoğan Şahsım Hükümeti ise muhalefete ağır hakaretler ederek, suçunu ve sorumluluğunu gizlemeye çalışıyor. Devleti yönetmeyi bırakmışlar, türlü kumpaslarla algıyı yönetmeye uğraşıyorlar. Bu kavgacı, darbeci Şahsım Hükümetinin elinde milletimiz, neşesini kaybetti. Heyecanını kaybetti. Aşını kaybetti. İşini kaybetti. Ülkemizin geleceği gençlerimiz, umudunu kaybetti. Ve en acısı, milletimiz sevdiklerini kaybediyor.

SALGININ BAŞINDAN BERİ GÖRÜLMEYEN ORANLAR

Bilimle ve akılla kavgalı Erdoğan Şahsım Hükümeti, Türkiye’yi ‘küresel salgının yeni merkez üssü’ yaptı. Nüfusuna oranla yeni vaka sayılarına bakıldığında ülkeler arasında başa güreşiyoruz. Salgın milletimizi ezip geçiyor. Günlük vaka sayıları 50-55 bin civarına yerleşti. Her gün yaklaşık 250 vatandaşımızı, 250 canımızı kaybediyoruz. Vefat – ağır hasta oranları maalesef rekor kırıyor. Hastanelerde her 100 ağır hastadan, neredeyse 10’nunu artık yitirmeye başladık. Salgının başından beri, bu oranları ilk kez görüyoruz. Ve işin kötüsü yakın çevremizden, vefat rakamlarının karartılmaya başlandığını da duyuyoruz.

SALGINDA ÜÇÜNCÜ DALGAYLA KARŞI KARŞIYAYIZ

Dün Sayın Genel Başkanımız, yoğun bakım doktorlarıyla bir toplantı yaptı. Hastanelerde yoğun bakım servisleri alarm veriyor. Salgında üçüncü dalgayla karşı karşıyayız. İlk iki dalgayı, sağlık çalışanlarımızın olağanüstü gayretleriyle göğüsledik. Bu son dalgayı yorgun bir sağlık ordusuyla karşılıyoruz ama onların yine de her türlü fedakarlığı yapacağını biliyoruz. İstanbul, Samsun, Yalova, Çanakkale gibi bazı illerimizde durumun şimdiden çok sıkıntılı olduğu söyleniyor. Hasta yakınlarımızın şikâyetleri giderek artıyor. Vatandaşlarımız, “Yoğun bakımlarda yer bulamıyoruz” diye feryat ediyor.

SORUMLUSU ERDOĞAN VE ŞAHSIM HÜKÜMETİ

Durum böyleyken, Sağlık Bakanı; “Vaka sayılarındaki ciddi artışı, sadece mutasyonla açıklayamayız. Önlemleri gevşettik maalesef” diyor. Önlemleri kim gevşetti Sayın Bakan? Bu acı tablonun sorumlusu kim? Siz bu sorulara cevap veremezsiniz. Cevabı biz verelim. Bu acı tablonun sorumlusu; siyasi iflasının üstünü örtmek için, lebalep parti kongreleri yapan Erdoğan’dır. Sorumlu; tedbirleri zamanında ve tam almayan, kendi koyduğu kurallara kendi uymayan Erdoğan’dır. Sorumlu; gencecik kızlara, maskeyi nizami takmadın diye ağır cezalar kestirirken, AK Partili gençlerin kongrelerinde, maskesiz deve güreşi yapmalarına ses çıkarmayan Erdoğan’dır. Sorumlu; Bilim Kurulu’nu kendi siyasi ihtiraslarına dekor yapan Erdoğan’dır. Sorumlu; aşıda tek kaynağa bağlı kalan ve tedarikinde geciken, Erdoğan’dır. Ve tabii ki onun Şahsım Hükümetidir.

AK PARTİ KONGRESİNDEN SONRA VAKA SAYISI PATLADI

AK Parti’nin büyük kongresini yapmasının üzerinden, tam 18 gün geçti. Ve bu 18 günde aşısı, yani çaresi olan bir virüs yüzünden, 3 bin 477 yurttaşımızı kaybettik. Gittiğimiz yerlerde yurttaşlarımız anlattı. AK Parti kongresine otobüslerle gönderilen vatandaşlarımızın, ilçelerine geri dönmesiyle beraber, vaka sayıları da patlamış. Aslında biz de lebalep dolu, kapalı salonlarda kurultay yapmayı bilirdik. Ama biz her sorumlu idareci gibi milletimizin sağlığını düşündük. Kurultayımızı seyircisiz ve açık alanda yaptık. Kimsenin sağlığını riske atmak istemedik. Ama aynı ciddiyet ve sorumluluğu Erdoğan ve onun şahsım hükümeti gösteremedi, göstermedi. Siyasi korkuları, milletin can güvenliğinin önüne geçti.

BİLİM KURULU’NDAN AÇIK VE KAPSAMLI İZAHAT BEKLİYORUZ

Dün Çinli yetkililer, “Aşılarının etkinliğinin düşük olduğunu ve bunun bir sorun olduğunu” açıkladılar. Çin aşılarını, biz dâhil 22 ülke kullanıyor. Bu aşılar için bugüne kadar, Brezilya yüzde 50,4, Endonezya yüzde 65,3, Türkiye ise yüzde 83,5 etkinlik oranı açıkladı. Aşı bu salgına karşı, halen elimizdeki en etkili silah… Sayın Genel Başkanımız ve sırası gelen tüm arkadaşlarımız gittiler, Çin aşılarını yaptırdılar. Önemli bir kısmı Çin aşılarını yaptırdı. Yurttaşlarımız da aşılarını mutlaka yaptırmalı. Ancak Çinli yetkililerin dün yaptığı açıklamalarla ilgili olarak, Sağlık Bakanlığının ve bugüne kadar görüşlerini kamuoyuyla paylaşmaktan çekinen Bilim Kurulu’ndan mutlaka açık, seçik, kapsamlı bir izahat bekliyoruz. Biz tek aşıya bağımlı kalmanın riskini gördüğümüz için, aşı tedarikinde kaynak çeşitliliğinin gerekliliğini, ısrarla vurgulamıştık. Bugün bunun önemini görüyoruz işte.

KAPANMA DOLARIN YEŞİLİ İÇİN Mİ, MİLLETİN CANI İÇİN Mİ?

Bugün Bilim Kurulu toplanıyor. Bilim Kurulu ne önerdi, hükümet bunların hangilerini kabul etti. Tabi bunları yine öğrenemeyeceğiz. Çünkü salgının başında gündeme getirdiğimiz, Bilim Kurulu’nun kendisinin bir sözcüsü olsun, tavsiye edilen kararları da o açıklasın şeklindeki önerimizi, Erdoğan Şahsım Hükümeti kulak arkası etti. Erdoğan Şahsım Hükümeti bugün Bilim Kurulu’nu, siyasi ihtiraslarına dekor yapmıştır. Ramazan ayı başlıyor. Erdoğan Şahsım Hükümeti hangi kararları alacak bekliyoruz, göreceğiz. Ama eminiz ki, milleti unutan bu hükümet, bugüne kadar her zaman yaptığı gibi, önce kendi ikbalini düşünecek. Kapanma kararını, vatandaşın sağlığını düşündüğü için değil, onu öne aldığı için turizm sezonunda, “Az vaka, kontrollü pandemi” reklamıyla turist getirebilmek için alacak. Kapanma kararı alınırsa, “Milletimiz canı ile cüzdanı arasına sıkışmasın”, “Ramazan’da yüzü gülsün” diyerek, ek bir destek verecek mi? Yani kapanma kararı, yine Doların yeşili için mi alınacak, yoksa millet için mi alınacak hep beraber göreceğiz.

SAVCI VE VALİLER LEB DEMEDEN LEBLEBİYİ ANLAMIŞ

Aslında Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti’nin Doların yeşilini çok sevdiğini biliyoruz. Ama bu ülkede, milletin dolarlarının yeşilinin hesabını sormak, Merkez Bankası kasasından buharlaşan, 128 milyar doların akıbetini öğrenmeye çalışmak, “Cumhurbaşkanına hakaret suçu” oluyor. Cumhuriyet Halk Partisi örgütlerinin, Türkiye’nin dört bir tarafına astırdığı bu afişler, Erdoğan Şahsım Hükümetinin savcıları ve Valileri tarafından toplatılıyor. Gerekçe: Cumhurbaşkanına hakaret… Savcı ve valiler leb demeden leblebiyi nasıl da anlamış. “Kayıp 128 milyar dolar” ile “Cumhurbaşkanına hakaret bağlantısını” ne kadar çabuk kurabilmişler? Doğrusu biz de bunu merak ediyoruz…

128 MİLYAR DOLARI SORMAK BİZİM GÖREVİMİZ

Türk Dil Kurumu’na göre “Hakaret” kelimesinin iki anlamı var; ilki, “Onur kırma, onura dokunma”, ikincisi; “Küçültücü söz veya davranış…” Şimdi bu afişin neresinde, onur kıracak, onura dokunacak, küçültücü bir söz veya davranış var? CHP olarak biz ve örgütlerimiz çok basit bir soru soruyoruz. “128 Milyar dolar nerede?” Bu soruyu kime soruyoruz? Cumhurbaşkanı koltuğunda oturan,  Şahsım hükümetinin başına soruyoruz. Neden soruyoruz? Çünkü mevcut sistemde hükümetin ve yürütmenin başı o. Hançeresini yırta yırta, “Türkiye ekonomisinin sorumlusu benim, ben!” diye bağırdığını unutan var mı? Ekonomi sorumlusuna, millet adına soru sormak, ne zamandan beri “Cumhurbaşkanına hakaret suçu” oldu? Merkez Bankası kasasındaki döviz rezervleri, Erdoğan’ın kendi parası değil. Bu döviz rezervleri 83 milyona, yani milletimize ait. O rezervlerde tüyü bitmedik yetimin hakkı var. Millete ait bu döviz rezervlerinin akıbetini sorgulamak, Ana Muhalefet Partisi olarak bizim görevimiz. Anayasa bize bu görevi veriyor. Siyasi partiler kanunu bize bu görevi veriyor.

DEMOKRASİMİZİN BAŞINA “DAMAT KADAR TAŞ” DÜŞÜYOR

Erdoğan bugün, savcıları ve valileri eliyle, milli iradenin bize verdiği, milletin hakkını arama görevini yerine getirmemizi engelliyor. Propaganda hakkımız elimizden alınmaya çalışılıyor. Damat kadar taş, demokrasimizin ve hukuk devletimizin başına düşüyor. Böylece Erdoğan Şahsım Hükümeti; sadece Merkez Bankası kasasına darbe yapmakla kalmıyor, hukuka ve demokrasimize de darbe yapıyor. Bu darbe işinde 12 Eylül’ün darbeci generallerini bile solluyor.

REZERVLERİN AKIBETİNİ SORANIN BAŞI DERDE GİRİYOR

Milletimiz şunu der: Ekşi yemeyenin, karnı ağrımaz. Merkez Bankası daha önce de döviz sattı. Ne kadar sattığını, nasıl sattığını, 20 Temmuz sivil darbesine kadar tek tek açıklıyordu. Sonra darbe oldu durdu. Bu ülkede Merkez Bankası, 128 milyar dolar döviz satmış, bu 128 milyar dolar hangi yöntemle satılmış, ihaleyle mi, doğrudan müdahaleyle mi, kaçtan satılmış, kimlere satılmış… Biz bunları bilmiyoruz. Bunu kim öğrenmeye çalışsa başı Sarayın Şahsım Hükümetiyle derde giriyor. Merkez Bankası Başkanını bile millete neye mal olacağını bile bile görevden aldılar. Şimdi Merkez Bankası’nda mıntıka temizliği yapıyorlar.

ATADAN KALANI SATTILAR, BORCA BATIRDILAR, REZERVİ BUHARLAŞTIRDILAR

1923’ten 2003’e kadar 80 yılda yapılan, Rafinerileri, Demir Çelik Fabrikalarını, Şeker Fabrikalarını, Limanları ve diğer tüm işletmeleri, tesisleri, eserleri 19 yılda, 62 milyar dolara sattılar. Atamızdan dedemizden kalan 80 yıllık birikimimizi, 19 yılda yediler, bitirdiler. Yetmedi dışarıdan borç aldılar, 19 yılda dış borcumuzu, 320 milyar dolar artırdılar. 130 milyar dolardan 450 milyar dolara çıkardılar. Ülkeyi borca batırdılar. Daha da yetmedi, milletin 128 milyar dolarını da 20 ayda buharlaştırdılar.

HER AY 100 MİLYON DOLAR BİRİKTİRSEK, 107 YIL SÜRER

Ben milletimize soruyorum, 128 milyar dolar az para mı? Bugünden başlayarak, “Merkez Bankası’nın kasasına, her ay 100 milyon dolar koyacağım deseniz, böyle rezerv biriktireceğim” deseniz bu 128 milyar doları biriktirmek için bin 280 ay lazım. Yıla vurduğunuzda 107 yılda bu parayı ancak yerine koyamazsınız. Atalarımızın dedelerimizin mirasını yiyip bitirdiler. Şimdi çocuklarımızın, torunlarımızın, onların çocuklarının ve torunlarının omuzlarına, korkunç bir yük yüklediler. Bu darbenin sorumlusu kim? Elbette Erdoğan Şahsım Hükümeti… 2019’un başında Merkez Bankası’nın kasasında, çok kısa vadeli borçlanmalar yani SWAP dâhil döviz borçlarını ayıklandığımızda net 54 milyar dolar rezerv vardı. Yani kasada döviz fazlası vardı, kasada döviz vardı. Bugün aynı kasa 45 milyar dolar açık veriyor. Yarın kapıya alacaklılar gelse, kasada para yok. İşte bugün Türkiye, dünyanın en kırılgan ekonomileri arasında başa güreşiyorsa, sebebi tam da budur. Biz böyle bir durumla daha önce hiç karşılaşmadık.

BUHARLAŞAN REZERV, VERİLEN DESTEĞİN 20 KATI

Darbeci Erdoğan Şahsım Hükümeti ne yaparsa yapsın, biz milletimizin hakkını hukukunu, sonuna kadar savunmaya devam edeceğiz. İktidara gelir gelmez de ilk işimiz, bu 128 milyar doların akıbetini hukuk çerçevesinde sormak olacak. Milletin 128 milyar dolarını yok yere buhar edenler, tüm salgın döneminde millete vere vere, 52 milyar 720 milyon lira destek verebildi. Bunun da sadece 6,5 milyar lirası bütçeden, geriye kalanı da İşsizlik Sigortası Fonu ve tabi milletin yaptığı bağışlardan karşılandı. Maskeyi dağıtamadılar IBAN gönderip milletten para topladılar. Millete verilen tüm desteği bugünkü kurdan dolara çevirdiğimizde 6,5 milyar dolar yapar. Yani buharlaşan rezerv, salgın döneminde millete verilen desteğin 20 katı.

İZMİR’DE BORÇ YÜZÜNDEN CANINA KIYAN ÇİFTÇİ

Esnaflarımız, çiftçilerimiz, işçilerimiz, işsizlerimiz bu rezervin tek bir sentini dahi görmedi. Görselerdi bugün hiçbir vatandaşımız, çaresizlik ve umutsuzluk girdabına kapılmaz, yaşamlarına son vermezdi. Pek çok vatandaşımızı virüs değil, Şahsım Hükümetinin ilgisizliği ve sahipsizlik, yaşamdan koparıp aldı. Dün de İzmir’in Torbalı ilçesinden çok acı bir haber aldık. 46 yaşında 3 çocuk babası bir çiftçimiz Basri Yıldırım, yaşamına son verdi. Sebep: Ödeyemediği borçlar. Çiftçimiz tarlasını satmasına rağmen, borçlarını ödeyememiş ve girdiği bunalım nedeniyle yaşamına son vermiş. Tüm dünya yurttaşlarını paraya boğdu. Erdoğan’ın Şahsım hükümet ise milleti borçla boğdu.

AKŞAM YEMEĞİNDEN SONRA GÜNAYDIN

Sarayın kibirlisi dün yine ekranlarda şişinerek, çiftçinin elinde kalan patates ve soğan için talimat verdiğini ve bunun çiftçiden alınıp muhtaç ailelere dağıtılacağını söylüyor. Her şeyden önce demek ki bu ülkede, insanları bedava patates ve soğana muhtaç etmişler. İki yıl önce, soğan olmadığı için soğan depolarını basıp, soğan üreticisine, depo sahibine terörist muamelesi yapıyorlardı. İki yıl geçti, şimdi soğan her yerde bol bu sefer de Toprak Mahsulleri Ofisi’ne bu soğanları aldırıyorlar. Aslında bunu yapın diye defalarca söyledik. Ama niye bu hale geliyoruz, niye bu ülke bu halde? Çünkü tarımda üretim planlaması yok. Ülkede planlama teşkilatı bırakmadılar ki, kapattılar. Bu arada Sayın Erdoğan’a; “Akşam yemeğinden sonra günaydın” da demek lazım. Madem bu işler bir talimatla oluyordu, keşke o talimatı vermek için, bizim belediyelerimizin oyuna girmesini beklemeselerdi. Bizim belediyelerimiz, üreticilerin elinde kalan patates ve soğanları kaç aydır alıp, ihtiyaç sahiplerine dağıtıyorlar. Hem çiftçinin yüzünü güldürüyorlar, hem de ihtiyaç sahibinin.

EMEKLİNİN BAYRAM İKRAMİYESİ EN AZ 1.500 TL OLMALI

Haftalardır söylüyoruz. Bu salgında iyi ki Cumhuriyet Halk Partili Belediyeler var. Bu ülkede iyi ki Cumhuriyet Halk Partisi var. İktidara gelmeden iktidara yön verebilen, rota çizebilen dünyada kaç parti var? Hatırlayın “Emekliye dini bayramlarda ikramiye vereceğiz” dedik seçimden önce. Bizi taklit ettiler. Emeklilere biner lira ikramiye bağladılar. Ne zaman? 3 yıl önce. Genel Başkanımız, “Bu ikramiyeler 3 yıldır artmıyor hep bin lira oldu yerinde sayıyor. Bu ikramiyeleri enflasyon kadar artırın ve en az bin 500 lira yapın” dedi. Dün Erdoğan, emekli ikramiyelerine, enflasyon nispetinde artış yapılacağını, ilk ikramiyenin de Mayıs ayında ödeneceğini söylemek zorunda kaldı. Şimdi bakıyorum bir tartışma var yok yüzde 8 mi olsun, yüzde 3 mü olsun, yüzde 15 mi olsun. 3 yıllık enflasyon yüzde 50. Sayın Erdoğan eğer yüzde 50’nin altında arttırırsanız emeklinin ikramiyesini enflasyona ezdirmiş olursunuz. Tüm emeklilerimize bin 500 liralık emekli ikramiyesi, şimdiden helali hoş olsun. Bunun altındaki hiçbir rakamı da kabul etmesinler. Cumhuriyet Halk Partisi iktidara gelmeden, emeklilere bu hakları hükümeti zorlayarak sağlamıştır. İktidara geldiğimizde de, emeklilerimize refah artışından pay vermek, yine bizim boynumuzun borcudur. Emeklilikte yaşa takılanların sorunlarını çözmek de, bizim boynumuzun borcudur. Daha önce söz verdiğimiz çeşitli meslek gruplarına 3600 ek göstergeyi vermekte bizim boynumuzun borcudur.

GERÇEK İŞSİZ SAYISI 10,2 MİLYON KİŞİ

Bugün Şubat ayı İşgücü ve İstihdam verileri açıklandı. Yeni verilerle işgücü piyasasına ilişkin, bazı bilgilere ulaşmak artık güçleşti. Ancak gerçek işsizliğin, söylediğinden çok daha fazla olduğunu da, TÜİK kabullenmek zorunda kaldı. TÜİK, gerçekten işsiz olanlara “işsiz” diyememiş, onun yerine “Atıl İşgücü” demiş. Haftada 40 saatten az çalışan, ama bir işi var görünenleri, çalışmaya hazır olduğu halde iş aramayanları da içeren, gerçek işsiz sayısı, son bir yılda 2 milyon 918 bin kişi artarak, 10 milyon 219 bin kişiye çıkmış. TÜİK bu rakamları nedense kendisi açıklamıyor. Ama verdiği oranlardan, bunları biz hesaplamak zorunda kalıyoruz. Rakamlara bu kadar takla attırmaya, gerçekleri bu kadar karartmaya ne gerek var. Eğer oran veriyorsanız, o oranların altındaki rakamları da gizlemeyin. Bizi de boş yere yormayın.

1 YILDA GERÇEKTEN İŞİ OLANLARIN SAYISI 1,2 MİLYON AZALDI

Yine karartılan verilerden, gerçekten çalışan sayısını, yani haftada 40 saatten fazla çalışanların sayısını hesapladığımızda, felaket bir durumla karşı karşıyayız. Gerçekten işi olanların sayısı, son bir yılda 1 milyon 254 bin kişi azalmış, yani 1 milyon 254 bin kişi işini kaybetmiş. Çalışanların sayısı 25 milyon 86 bine inmiş. Genç işsizliği ise ülkemizin kanayan yarası… Her 100 gençten 27’si işsiz dörtte birinden fazlası. Bu rakam tüm Şubat ayları itibariyle, en yüksek genç işsizlik oranı.

AÇ DOYAR, AÇGÖZLÜ DOYMAZ

Türkiye’de işsizlerimiz iş bulamıyor. İş bulan da düşük ücretle sınanıyor. Saray sosyetesi bürokratlarına, üç ayrı yerden 85 bin lira aylık maaş verirken, bugün 10 milyon yurttaşımız, asgari ücret civarında bir ücrete, yani 2 bin 825 liraya talim ediyor. Bir yerde 80 bin, bir yerde 2 bin. Milletin çocuğu çalışacak tek bir iş bulamazken, Sarayın beslemelerine, tam 41 yönetim kurulu üyeliği tahsis edilmiş. Bebek mamalarına alarm takılan, gramla peynir alınan, taneyle domates satılan ülkemde, ÖTV’siz 5 milyon liralık Mercedes’ler, Saraya birer birer de değil, çifter çifter alınıyor. Ne diyor atalarımız? “Aç doyar, açgözlü doymaz.” Saray sosyetesinin büro elemanları, burunlarına pudra şekeri çekerken, şoförleri, danışmanları paraların altında ezilirken, milletin çoluğu çocuğu, işsizliğin, umutsuzluğun açlığın altında eziliyor. Milletimiz de haklı olarak soruyor: Büro elemanları, danışmanlar, şoförler bunları götürdüyse bu büronun sahipleri acaba neleri götürdü götürüyor? Bu değirmenin suyu nereden geliyor?

UTANMASI GİDENİN KALBİ KARARIR

Utancı gidenin, kalbi de kararırmış… Zulüm, daima servet ve nimet şımarıklığıyla beraber gelirmiş. Saray sosyetesinin de kalbi karardı şımardıkça zulümleri de arttı. Peki, bu zulmün sorumlusu kim? Elbette Erdoğan Şahsım Hükümeti… Ama yavuz hırsız maşallah ev sahibini bastırmaya çalışıyor. Erdoğan, milletin iradesine, aşına, işine, neşesine, geleceğine, hukuka, adalete ve tüm kurumlara darbe üstüne darbe yapıyor. Sonra da, kalp hastası, kanser hastası, ciddi sağlık sorunları olan belli yaşa gelmiş amirallerden, darbeci çıkarmaya çalışarak milletin aklıyla alay etmeye kalkıyor.

SON YALANLARININ ÖMRÜ 1 HAFTA SÜRMEDİ

Allah’tan bu gerçeklerin, er ya da geç ortaya çıkmak gibi iyi bir huyu var. Bu son yalanlarının ömrü bir hafta bile sürmedi. Emekli amirallerin duyurusunu, basına sızdıran hükümete yakın bir gazeteci, bu duyurunun, yayımlanmadan önce Erdoğan’ın bir bakanının elinde olduğunu itiraf etti. Amirallerde bu açıklamanın başına, “Bildiri” kelimesini kendilerinin koymadığını söylediler. Anlaşılan emekli amirallerin açıklamasına bir muhtıra görünümü vermek için bir el sabahlara kadar uğraşmış. Ortada ucu Saray’ın dehlizlerine çıkan, FETÖ tarzı bir kumpas olduğu açık. Bu kumpas, bir bakanın koltuğunu korumak için mi tezgâhlandı, yoksa işin içinde başka saray entrikaları da var mı? Bunlarda günü gelince bir bir ortaya çıkar.

AMİRALLERİN SÜLALESİNİ BİR GÜNDE BULDULAR, İFADELERİ BİR HAFTADA ALAMADILAR

Amirallerin yedi sülalesini sabaha kadar araştırıp, fişleyip, basına servis edenler, bir hafta boyunca amirallerin ifadesini almayı bir türlü başaramadılar, insanlar bir haftadır gözaltında tutuluyor. Bunun adı işkencedir. Bunun adı zulümdür. Emekli amiralleri bir gecede gözaltına aldıran Savcılar, sarıklı amiralin, silahlı kuvvetlerde, elini kolunu sallayarak hala dolaşmasına göz yumuyorsa, bu hem haksızlığın, hem adaletsizliğin daniskasıdır. Ne demiş Fatih Sultan Mehmet Han, “Aklı öldürürsen, ahlak da ölür. Akıl ve ahlak öldüğünde, millet bölünür. Kadıyı satın aldığın gün, adalet ölür. Adaleti öldürdüğün gün, devlet de ölür.” Artık yeter. Bu milletin birliğine, dirliğine, devletimizin bekasına, varlığına, kendi siyasi hesaplaşmalarınız veya saraydaki koltuklarınızı korumak için daha fazla kastetmeyin.

MİLLETİMİZ ÇARESİZ DEĞİLDİR

Erdoğan Şahsım Hükümeti milletin desteğini kaybettikçe, yalanı doğru gibi anlatarak, milleti kutuplaştırarak popülizme sığınmış, seviyesizliği, değersizliği, lümpenliği, siyasetinin merkezine yerleştirmiştir. Erdoğan Şahsım Hükümeti milletten kopmuştur. Türkiye’de askeri darbe dönemi bitmiştir. Şimdi sıra, “Mokasenli 20 Temmuz sivil darbe sürecini” bitirmeye gelmiştir. İlk seçimlerde de bunu başaracağız. Milletimizin oylarıyla, sivil darbe sürecini de sonlandıracağız. Milletimizin 300 yıllık medeniyet mücadelesinin, rotası da, pusulası da bellidir. Türkiye medeni dünyanın ve birinci sınıf demokrasiler ailesinin, şerefli bir üyesi mutlaka olacaktır. Milletimiz çaresiz değildir! Çiftçimize, işçimize, işsiz kalan vatandaşlarımıza, iş insanlarımıza, emeklilerimize, emeklilikte yaşa takılanlara sözümüzdür: Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin bu buhranda sizden aldığı her şeyi, biz iktidara geldiğimizde sizlere geri vereceğiz.

MİLLET KİBİRLİLERİ SANDIKTA EVİNE GÖNDERECEK

Cumhuriyetimizi ikinci yüzyılını, güçlendirilmiş demokratik parlamenter rejimle taçlandırmak, bizim boynumuzun borcudur. Milletimiz herkesi yaptıklarıyla ve yapmadıklarıyla görüyor. Herkesin notunu veriyor. Milletimiz sandığın daha fazla gecikmeden, önüne gelmesini bekliyor. Sabırsızlıkla bekliyor. Sandık önüne geldiğinde de gereğini yapacak. Cebine, cüzdanına, işine, aşına, geleceğine darbe yapanlara, sandıkta en güzel cevabı verecek, bu kibirli kadroları evlerine gönderecek.

Sözlerimi tamamlarken, başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise cehennemden kurtuluş olan, Mübarek Ramazan ayının tüm milletimize, hayırlar getirmesini, bu mübarek ayda oluşacak, sevgi, dayanışma ve hoşgörü ikliminin, ülkemizi ve tüm İslam âlemini kucaklamasını diliyoruz.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Varsa şimdi sorularınızı alabilirim. Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

Soru- Efendim korona virüste rakamlar arttı vaka sayıları siz de, Kemal Kılıçdaroğlu da, Genel Başkan Yardımcıları da geziyor illeri. Bu konuda korona virüs önlemleri çerçevesinde bir önlem alacak mısınız sizlerde? İl gezilerine kısıtlama getirecek misiniz? Ramazandan sonra gibi bir planlama düşünülüyor mu Genel Merkez tarafından?

Faik ÖZTRAK- Bu konular üzerinde duruyoruz.

Soru- AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Güya bize muhalefet yapmak adına Türkiye Cumhuriyeti kimliğine sahip olduğu halde gavurun kılıcını sallayarak ülkemize gelenleri gördükçe üzülüyoruz” dedi. Gavur ve muhalefet kelimelerini aynı cümlede kullandı. Siz bu açıklamayı nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi büyüklerimizin bir lafı var. Kişi karşısındaki kendi gibi bilirmiş. Arkadaşlar, Erdoğan ne düşünürse düşünsün, bizim içimizden Büyük Ortadoğu Projesi Eş Başkanı çıkmaz. Emperyalizmin kılıcını Müslüman aleminin üzerine savuran çıkmaz. Bizim kılıcımız barışçıdır, bizim kılıcımız yerlidir, millidir, Kuvayı Milliye kılıcıdır. O kılıcın milletten başkada bir sahibi yoktur. Bu ayrıştırıcı söylemler, biraz önce bahsettiğim popülizmin en vıcık vıcık örnekleridir. İnsanları kimlikleri üzerinden ayrıştırmanın hiç kimseye bir faydası yoktur.

Soru- Polis CHP teşkilatlarının astığı “128 milyar dolar nerede?” afişlerini toplatıyor. Savcılık Cumhurbaşkanına hakaretten soruşturma açıyor, savcılık bu sorunun Cumhurbaşkanıyla ilgisi olduğuna nasıl karar vermiş olabilir? Soruyla gündeme getirdiğiniz süreci devam ettirmek için başka planlarınızda olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Biraz önce konuşmamda söyledim savcılığın bu karara nasıl vardığı, bu sonuca nasıl vardığı gerçekten bizim içinde son derece şaşırtıcı. Herhalde bu yargıyı vesayet altına alan sarayın talimatlarıyla yapılan aslında gerekçesi de olmayan, anlamlı bir gerekçesi de olmayan bir girişim. Şimdi açık söyleyeyim, bu olay anayasamızda belirtilen siyasi partilerin rolüne ve de siyasi partiler kanununda belirtilen siyasi partilerin açık propaganda yapma hakkına aykırıdır, hukuka aykırıdır, anayasaya aykırıdır. Bu hukuka, anayasaya aykırı girişimle, müdahaleyle ilgili olarak Grup Başkanvekillerimiz TBMM Genel Kurulu’nda bir genel görüşme önergesi vermiştir. Bu önergenin biran önce gündeme alınmasını bekliyoruz.

Teşekkür ediyorum.

EMEKLİ AMİRALLERDEN DEĞİL, SARIKLI AMİRALLERDEN KORKACAKSINIZ

CHP Sözcüsü Öztrak, emekli amirallerin yaptığı açıklamanın Erdoğan Şahsım Hükümeti tarafından, yeni bir darbe mağduru oyununun perdesini açmak için kullanıldığını belirterek, “15 Temmuz hala herkesin hafızalarında taze. Türkiye’de darbe olmasın istiyorsanız, emekli amirallerden değil, sarıklı amirallerden korkacaksınız” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Bugün MYK’da; mutfaklarda büyüyen yangını, gençlerimizin artan işsizliğini, umutsuzluğunu, çaresizliğini, esnaflarımızın salgında bir başına kalmasını, bırakılmasını, emekçilerimizin çaresizliğini, artan vaka sayılarını, felakete dönüşen salgını, yani ülkemizin gerçek gündemini ele aldık.

ERDOĞAN ŞAHSIM HÜKÜMETİ MİLLETİ NEFESSİZ BIRAKTI

Bir ülke ya ilim ve adaletle, ya da zulüm ve zalimlikle yönetilir. Erdoğan Şahsım Hükümeti, zulmüyle milletimizi artık nefessiz bırakıyor. Milletimizin nefesini; zamlarla, işsizlikle, açlıkla, yoklukla, baskıyla kesiyor. Bu sabah, Mart ayı enflasyon rakamları açıklandı. Zulüm zam olup milletimizin başına yağmış. TÜİK’in makyajlı rakamlarına göre bile, durum felaket. Mart ayında enflasyon yüzde 1,1 artmış. Yılın ilk üç ayında gerçekleşen enflasyon ise yüzde 3,7. Mart’ta 12 aylık enflasyon yüzde 16,2 olmuş. Bu, 2019’dan bu yana gerçekleşen, en yüksek 12 aylık Mart ayı enflasyonu… Ve bu enflasyonla Türkiye, dünya üzerinde en yüksek enflasyona sahip 14. ekonomi olmuş. Aynı ligde bulunduğumuz ülkeler, Nijerya, Etiyopya, Haiti. Erdoğan Şahsım Hükümetinin yarattığı tablo bu.

ENFLASYONDA ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEM İÇ AÇICI DEĞİL

Son bir yılda, benzinli otomobil yüzde 110, televizyon yüzde 89, dizel otomobil yüzde 86, bulaşık makinesi yüzde 68 zam görmüş. TL’deki değer kaybı bu ürünlerin fiyatlarını uçurmuş. Mutfaktaki yangın da korkunç. Son bir yılda, yumurta yüzde 64, ayçiçek yağı yüzde 60, mısırözü yağı yüzde 55, mercimek yüzde 45, tavuk eti yüzde 44 zam görmüş. Bunlar da TÜİK’in makyajlı rakamları. Pazardaki, marketteki yangın çok daha büyük. Hem çekirdek enflasyon, hem de üretici fiyatları aslında da ileriye dönük iç açıcı bir tablo çizmiyor. Çekirdek enflasyon göstergeleri, tüketici fiyatlarının üstüne çıkmış. Yine Yurtiçi Üretici Fiyatları, Mart ayında yüzde 4,1 artmış. Mevcut seride en yüksek üretici fiyat enflasyonu. 12 aylık üretici enflasyonu yüzde 31,2 ile tüm Mart aylarının rekorunu kırmış. Son bir ayda Türk Lirasındaki değer kaybının, daha da hızlandığını düşünürsek önümüzdeki aylar da, milletimizin sırtına yüklenecek zamlar çok daha ağır olacak.

MEMURA VERİLEN ZAM ERİYİP GİTTİ

Ama şahsım hükümetinin zulmü, sadece zamla da bitmiyor. Bunlar, aynı zamanda gerçek enflasyonu saklayarak da millete zulmediyorlar. Enflasyon Araştırma Grubu’nun rakamlarına göre, Mart ayında enflasyon, TÜİK’in açıkladığının üç katı üç. Onlara göre Mart’ta enflasyon yüzde 3,4 olmuş. İlk üç ayda gerçekleşen enflasyon ise yüzde 8,4. Memura verdikleri yüzde 3 zam erimiş gitmiş. Enflasyonu düşük göstererek, emekliye hak ettiği aylığı, memura ve işçiye hak ettiği ücreti vermemek zulümdür. Yani memura siz 2021’in ilk altı ayında yüzde üç zam vereceksiniz, zaten uçup gidecek ama Borsa İstanbul Yönetim Kurulu üyelerinin huzur hakkına, yüzde 33 zam yapacaksınız. Bu zulümdür zulüm.

HALKIN CEBİ YALAN SÖYLEMEZ

Peygamberimiz, “İşçinin hakkını alın teri kurumadan verin” diyor. Şahsım hükümeti makyajlı enflasyon rakamlarıyla, milyonlarca işçinin, emekçinin hakkını gasbediyor. Ama milletimiz her şeyin farkında. Yapılan anketlerde milletimizin yarısı, “Mutfaktaki enflasyon öyle 3 – 5 falan değil yüzde 40’ın üzerinde” diyor. Yüzde 40 nerede, 15 – 16 nerede? Halkın cebi yalan söylemez. Mutfaktaki yangın partili ayrımı yapmaz. Türkiye’deki herkes “yandım Allah” diye bağırıyor. Bugün CHP’lisi, AK Partilisi, İyi Partilisi, MHP’lisi, hepsi çok kötü durumda.

EMEKLİYE BAYRAM İKRAMİYESİNİ EN AZ 1.500 TL YAPACAĞIZ

Önümüz mübarek Ramazan ayı… Sayın Genel Başkanımızın ısrarlı talepleri sonucunda 2018’in Mayıs ayından bu yana, emeklilere dini bayramlarda, biner lira bayram ikramiyesi veriliyor. Ama son üç yılda her şeye zam geldi. Bir tek zam gelmeyen emeklilerin bayram ikramiyeleri. Saray beslemelerinin, TURKCELL Yönetim Kurulu’ndaki ücretlerini, Avroya endekslemeyi biliyorlar. Yandaşların geçilmeyen köprü ve otoyolu ücretlerini, dövize endekslemeyi de biliyorlar. Ama iş, emeklinin ikramiyesine gelince, enflasyon kadar bir zam bile vermiyorlar. Bunu söyleyince de havaya bakıp ıslık çalıyorlar. Emeklinin bayram ikramiyesi, üç yılda kuşa döndü. Enflasyon kaybını telafi etmek için, bayram ikramiyesinin “en az bin 500 lira” olması gerekiyor. Genel Başkanımız bunu söyledi. 10 milyon emeklinin sesine mutlaka kulak verin. Yaparlar mı? Sanmıyoruz. Çünkü onların yandaşa hizmet etmekten, emekliye hizmet etmelerine sıra gelmiyor ki… Bugün biz 10 milyon emeklimize söz veriyoruz. İktidara gelmeden, bayram ikramiyesini size, verdirdik. Ahdımız olsun. İktidara geldiğimizde de, hak ettiğiniz bayram ikramiyelerini, yine tastamam biz, size vereceğiz.

SALGINDA ÇİN, BİZİM YANIMIZDA SOLDA SIFIR KALDI

Kendi siyasi ikbalini, toplum sağlığının önüne koymak da zulümdür. Türkiye lebalep kongrelerin de katkısıyla, onun millete verdiği cesaretle Dünyada salgının yeni merkez üslerinden biri oldu. Salgının başladığı Çin bile, bizim yanımızda solda sıfır kaldı. Ülkemizde günlük vaka sayıları artık 40 binin üzerine yerleşti. Bu vaka sayılarıyla, dünyada üçüncü, Avrupa’da ikinci sıradayız. 4 Nisan 2021 itibariyle günlük vaka sayısında Amerika Birleşik Devletleri’ni de geçtik. Yine günlük vefat sayıları da 180’in üzerine yerleşti. Salgınla mücadelede son üç ayı, bu hükümetin sorumsuzluğu yüzünden kaybettik. Bunların zulmü türlü, türlü…

ZULMÜN PENÇESİ ASLI’YI NEFESSİZ BIRAKTI

Yandaşları için Londra’ya ambulans uçak gönderenlerin, bu ülkenin sade vatandaşına, hastane yatağı bulamaması tabi ki zulümdür. Aslı Özkısırlar’a 25 gün boyunca, uygun koşullarda bir hastane yatağı bulunamamış. Neden bulunamadı? Çünkü tüm hastaneler, ağzına kadar Kovid hastalarıyla doluydu ya da salgın tehlikesi vardı. Aslı günlerce sesini, Sağlık Bakanına duyurmaya çalıştı. Ama duyuramadı. Acaba daha Aslı gibi, hastanelerde yer olmadığı için, ihtiyacı olan sağlık hizmetini alamayarak, yaşamını yitiren kaç hasta var? Erdoğan Şahsım Hükümeti ne kadar sorumluluktan kaçsa da, onların sorumsuzluğunun bedelini, insanlarımız canıyla ödüyor. Bu zulmün pençesi, gencecik bir kadını 25 gün nefessiz bıraktı, canını elinden aldı. Gözü yaşlı sevenlerini geride bir başına bıraktı. Şimdi Aslı’nın acılı kardeşi; “Ablam nefes alamayarak, can çekişerek öldü. Benim ablam, yatak bekleye bekleye öldü” diye haykırıyor. Biz bir kez daha, Aslı Özkısırlar’a Allahtan rahmet, ailesine ve sevenlerine baş sağlığı diliyoruz.

ERDOĞAN ŞAHSIM HÜKÜMETİNİN VEBALİ VAR

Zalimin zulmü sadece Aslı’nın boğazına sarılmıyor. Zulmün pençesi, kadınların, çocukların boğazından da bir türlü çekilmiyor. Türkiye tek bir imzayla, kadına ve çocuğa yönelik şiddeti önlemeyi amaçlayan İstanbul Sözleşmesi’nden çıkarıldı. Erdoğan Şahsım Hükümeti, ne milli irade dinledi, ne de ahde vefa dinledi. Kadın ve çocuk katillerinin sırtı üç, beş oy uğruna, Erdoğan tarafından sıvazlandı. Ama sonunda sadece Mart ayında, 28 kadın hunharca öldürüldü. Bu işin başında söyledik bir kez daha söylüyoruz. Bundan sonra sesi ve nefesi kesilen her kadının canında, çocuklara uzanacak her rezil elde, Erdoğan Şahsım Hükümetinin sorumluluğu ve vebali vardır.

BOĞULMAK İSTENEN ÜLKENİN GELECEĞİ

Zalimin zulmü sadece kadınların, çocukların nefesini kesmiyor. Bu ülkenin geleceği gençlerimizin de boğazını sıkıyor, nefesini kesiyor. Şu resimlerde gördüğünüz gırtlağına basılanlar bu milletin çocukları. Burada boğulmak istenen ülkemizin geleceği. Ülkemiz AK Parti’de büro elemanlığı kapıp, sonrada burnuna pudra şekeri çeken, Saray beslemelerine mi emanet edilecek? Yoksa bugün boğazına yapıştığınız, nefesini kesmek istediğiniz, Boğaziçili gençlere mi emanet edilecek? Erdoğan’ın tercihinin ne olduğu bellidir. Erdoğan, saray beslemelerinden yanadır. Bu ülkenin iyi yetişmiş gençlerinin karşısındadır. Erdoğan; “Ağaca su vermek adalet, dikene su vermek zulümdür” diye çok yakın zamanlara kadar ahkâm kesiyordu. Ama gördük ki diken kendinden olunca, zulüm de bunlara hak oluyor. Değirmenin suyu sonuna kadar, o dikenleri sulamak için akıtılıyor. Ülkenin tüm suları, kaynakları da yandaşlara akınca, milletin gencecik fidanları, suyla buluşamadan kavrulup, kuruyor. İşte bu, zulmün dik alasıdır.

BÜRONUN SAHİPLERİ NELER YAPIYOR

Dün Sayın Genel Başkanımız, üniversite mezunu işsiz gençlerimizle beraberdi. Onların dertlerini, sorunlarını dinledi. Gençlerimiz artık, “Özgeçmişin hiçbir anlamı yok. Bir kurumda işe girerken, kimi tanıdığınız tek belirleyici” deme noktasına kadar gelmiş. Millet evladını yıllarca okutuyor, çocuklar okullarda dirsek çürütüyor. Ama sonra yıllarca iş bulamıyor. AK Partili lise mezunu bir büro memuru, kaynağı nereden geldiği belli olmayan paralarla, milyonluk arabalara binip, milyoner hayatı yaşarken bu gençlerin işsiz kalması, onları bin bir emekle okutan aileleri de, ülkemizde yaşanan bu çürümeyi de ortaya seriyor. “Büro elemanı bunları yapıyorsa, büronun asıl sahipleri acaba neler yapıyor” diye milletimiz düşünüyor.

GENÇLER KENDİNİ TÜRKİYE’NİN ZENCİSİ OLARAK GÖRÜYOR

Gençlerine umut veremeyen bir ülke, geleceğe de umutla bakamaz. Ülkemizde namusuyla okuyup çalışan gençler, kendini Türkiye’nin zencisi olarak görüyorsa, ortada yüzleşmemiz gereken, çok büyük bir zulüm vardır. Hazreti Mevlana’ya göre; “Zalim, üzerine düşen görevi ve yükümlülüğü yerine getiremeyendir.” 19 yıldır iktidar olup da, bu ülkede 10 milyon 287 bin yurttaşımız halen işsizse, son iki yılda 1 milyon 926 bin çalışanımız işini kaybetmişse, her 100 işsizden 27’si üniversite mezunuysa ve bu memleketin en değerli varlığı olan her dört gençten biri işsizse, demek ki Erdoğan Şahsım Hükümeti; üzerine düşen görevi yapmamıştır, yapamamıştır. Yükümlülüğünü yerine getirmemiştir. Ve milletimize en ağır şekilde zulmetmiştir.

ÇARESİZLİK, GENÇLERİ HAYATTAN KOPARIYOR

Milletin verdiği görevi, layıkıyla yerine getiremeyen Erdoğan’ın yönettiği Türkiye’de onlarca müzisyen gencimiz bu salgın sürecinde yaşamına kıydı. Daha dün Diyarbakır’da, 33 yaşındaki bir genç, Ramazan Ünal, işini kaybettikten sonra, geçim sıkıntısı nedeniyle yaşamına son verdi. Hafta sonu Sakarya’da, 21 yaşındaki bir başka genç Tuğrul Erüklü. “Benim geleceğe dair umudum yok, hayalim yok. Hayattan bir beklentim yok. Bu dünyada yerim yok artık” diyerek yaşamına kıydı. Çaresizlik, umutsuzluk gençlerimizi bu hayattan koparıyor. Ve bu insani dramlar medyada hayali gündemlerle karartılıyor. Zalimin zulmü sansürle ve çizilen pembe tablolarla saklanıyor. Ama hakikatler dönüp, dolaşıp, “Kral çıplak” diye, bas bas bağırmaya başlıyor.

BU MU HAK, BU MU VİCDAN

Bizim inancımızda Adalet; “Herkese hakkı olanı vermektir.” Şu salgın döneminde ve mübarek Ramazan ayı öncesinde kısa çalışma ödeneği uygulamasına son verildi. Erdoğan Şahsım Hükümeti, hem “Ramazan ayında esnafı kapatacağım”, hem de “Kısa çalışma ödeneğini kaldıracağım” dedi. Şimdi 1 milyon 300 bin emekçimiz, ya işsiz kalacak, ya da zorunlu izne çıkarılacak. Bu arada zorunlu izine çıkarılanlara yapılan günlük ödemeyi de, 47 lira 70 kuruştan 50 liraya çıkarmışlar. Salgın nedeniyle zorunlu izne çıkarılacak emekçilerimize, Nisan ve Mayıs aylarında, günde 2 lira 30 kuruş sağ olsunlar zam yapmışlar. Emekçiyi Ramazan öncesinde, ailesiyle beraber sefalete mahkûm edeceksin. Sonra da “Günde 2 lira 30 kuruş sana zam yaptım” diyeceksin. Zorunlu izne çıkarılanlara verdiğin sefalet ücretine, yüzde 5 bile zam yapmayacaksın, ama bu arada, Borsa İstanbul Yönetimine atadığın saray çocuklarına, yüzde 33 zam yapacaksın. Ramazan ayında esnafın, çalışanın boynunu büküp, nefessiz bırakacaksın. İnsaf bunun neresinde? İzan bunun neresinde? Hiç mi Allah korkusu yok? Bu mudur hak, bu mudur adalet, bu mudur vicdan?

TURİZM İŞLETMELERİ FELÇ OLACAK

Buradan söylüyorum. Turizm sezonu geliyor. Geçen yıl turist yoktu. İşletmeler perişan oldu. Bu yıl turist sayısının artacağı anlaşılıyor. Ama şimdi de, kısa çalışma ödeneğini erkenden keserek, Erdoğan Şahsım Hükümeti işletmeleri felç edecek. Bu seferde gelecek turisti ağırlayacak işletme bulamayacağız. Kafanızı bir kaldırın, dünya esnafına ne kadar destek veriyor, kesiyor mu verdiği desteği? Yoksa bu pandemi de esnaflara verdiği desteği artırıyor mu? Bir bakın. Herkes, “Verilen desteği erken kesmek en büyük hatadır” diyor. Erdoğan şahsım hükümeti, salgında esnafa hem yeterli destek vermedi, hem de şimdi sınırlı desteği erkenden kesiyor. Bu yaptıkları esnafında, çalışanında nefesini kesmektir. Bu yapılan zulümdür.

ÇİFTÇİ İÇİN DAĞ FARE DOĞURMADI

Adaletsizlik, haksızlık ve zulüm sadece esnaf ve emekçiye mi yapılıyor? Hayır! Çiftçilerimiz de Erdoğan’ın şahsım hükümetinin zulmünden, payını alıyor. Aylardır, “Çiftçi borçlarının yapılandırılması için düzenleme yapın, çiftçinin borcunu faizsiz yapılandırın” diye bağırdık. Faizsiz yapılandırın dedik. Arkadaşlarımız bunun için Meclis’e birçok kanun teklifi verdi. Nihayet Meclis’e bir düzenleme geldi. Ama “Dağ fare bile doğuramadı.” Bir kere, çiftçilerimizin Ziraat Bankası’na olan borçlarını görmezden gelmişler. Çiftçinin bankası olsun diye kurulan TC Ziraat Bankası, her nedense çiftçinin borcunu yapılandırmayla ilgili bir düzenlemeye tabi olmuyor. Ama Sarayın havuzcularına, medya baronlarına verdiği borçları defalarca yapılandırdığını duyuyoruz. Getirilen düzenleme, sadece Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borçları kapsıyor. Ama bakıyoruz, Tarım Tefeci Kooperatiflerine olan borçlar yapılandırılırken, önce bir yüzde 30 peşinat ver diyorlar. Sonra da, sana yüzde 18 faiz uygularım diyorlar. Yani Sarayın şahsım hükümeti, anlaşılan çiftçinin tuzu kuru zannediyor, borcunu da keyfinden ödemiyor diye düşünüyor.

BU SİYASİ BİR TERCİHTİR

Biz, borcun faizini silin, anaparayı da uygun şartlarla taksitlendirin demiştik. Bunların hiç biri yapılmamış. Bu çiftçinin mağduriyetini gidermez. Derdine derman olmaz. Beş tane yandaş müteahhidin vergi borçlarını tek kalemde silenler, çiftçinin faiz borcunu silemiyorsa, bu bir siyasi tercihtir. Ve bu yapılan çiftçinin boğazına sarılmaktır, çiftçinin nefesini kesmektir, zulmetmektir.

DEDİĞİME BAKMA YAPTIĞIMA BAK

Zulmün bir diğer adı beytülmale sahip çıkmamaktır. Merkez Bankası kasasındaki 128 milyar dolar buharlaştırıldı. Erdoğan ve damadı bir oldu; 128 milyar doları har vurdu, harman savurdu. Hangi yöntemle, hangi kurdan milletin dövizi, kimlere satıldı? Bunu soran bürokratın kafası gidiyor. Merkez Bankası Başkanını, yakın zamanda bu nedenle görevden aldılar. Şimdi 128 milyar doları unutacak, şahsım hükümetine sıkı sıkıya bağlı bir Başkan getirerek, kendilerini garantiye almış görünüyorlar. Yetmiyor, bir de duruma vaziyet etsin diye, bir Başkan yardımcısı ve yine Saraya yakın bir Banka Meclisi üyesini atadılar. Atanan Başkan Yardımcısının kariyeri, küresel faiz lobilerinde çalışmakla geçmiş. Erdoğan Şahsım Hükümeti “Dediğime bakma; yaptığıma bak” diyerek, bu atamayla, faiz lobilerine de selam çakıyor.

YANGIN DA ÇIKSA, SU DA BASSA HESABINI SORACAĞIZ

Yine, 128 milyar doların buharlaştırılması operasyonlarında, bilgi sahibi olduğu bilinen, bir Kamu Bankasının Genel Müdürü de, görevden alınıyor. Milletin 128 milyar dolarını buharlaştıranlar, arkalarında iz bırakmamak için, anlaşılan mıntıka temizliği yapıyorlar. Yakında TCMB ve Hazine arşivlerinde yangın çıkarırlarsa veya arşivleri su basarsa hiç şaşırmayın. Ama ne yaparlarsa yapsınlar. Bu işin sorumluları, yargı önünde bu yaptıklarının hesabını mutlaka verecek. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında yapacağımız ilk işlerden biri, bu 128 milyar doların hesabını sormak olacaktır.

İHSAN VE ADALET BAYRAĞINI SAVUNACAĞIZ

Biz şuna inanıyoruz: Zulüm ile abat olanın, akıbeti berbat olur. Ve biliriz ki, zalimin sonu yaklaşınca, zulmü de artar. Daha da azgınlaşır. Onun için Anadolu’da zalimlere, “Zulmün artsın ki, Zevalin de tez olsun” denir. Bu ülkede zulmünü sürekli artıran bir “şahsım hükümeti” var. Kadın, çocuk, genç, işçi, işsiz, esnaf, çiftçi herkes ama herkes, bunların zulmünden payını alıyor. Yüzbinlerce ailenin hayatı karardı. Çok ama çok ah aldılar. Hazreti Ali’nin dediği gibi, “Bir mazlumun ahı, yer ile gök arası kadar büyüktür.” Ve biliriz ki, mazlumların ahı, indirir şahı… Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, tüm mazlumların sesi olmaya, ihsan ve adalet bayrağını savunmaya devam edeceğiz. Halkın gerçek gündeminin çalınmasına asla izin vermeyeceğiz.

DARBE MAĞDURU OYUNUNUN PERDESİ AÇILDI

Dün, açlığı, yoksulluğu, işsizliği, intiharları yani ülkedeki zulmün üstünü, darbe iddialarıyla örtme senaryosu uygulamaya kondu. Erdoğan Şahsım Hükümeti, yeni bir “darbe mağduruyum” oyununun perdesini açtı. Biz bu kabak tadı veren tiyatroyu çok izledik. Milletimiz de, Erdoğan’ın şahsım hükümetinin, sahte gündemler ve algı operasyonlarıyla, milletin gündemini çalmasından artık bıktı, gına geldi.

BU ÜLKEDE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ SADECE SARAY İÇİN VAR

Erdoğan Şahsım Hükümeti, Ayasofya baş imamı şeriat istediğinde, faize ve İstanbul Sözleşmesine karşı çıktığında, buna ses çıkarmıyor. Seçim kazanmak için bölücü terör örgütü elebaşının mektubunu televizyonlarda okuttuğunda, kardeşini devlet televizyonlarına çıkarttığında, bunlara “İfade özgürlüğü” diyor. Ama içlerinde aylardır ağızlarından düşürmedikleri “Mavi Vatan”ın müellifi olan, yine 15 Temmuz’da FETÖ örgütüyle göğüs göğse çarpışmış olan emekli amirallerin bulunduğu bir grubun yaptığı bir açıklama “Darbe yapmak için bir araya gelmek” olarak yorumlanıyor. Anlaşılan bu ülkede ifade özgürlüğü, sadece saray, sarayın yandaşları ve sarayın değirmenine su taşıyanlar için var. Erdoğan Şahsım Hükümeti, hafta sonu, birkaç tane emekli amiralin yaptığı açıklamadan sonra, darbe ve vesayet tamtamlarını çalmaya başladı. Açıklamanın üzerinde çılgınca tepiniyor. Şablon bir retorik, kalemşörleri aracılığıyla basın yayın organlarında okunuyor, konuşuluyor. Kamu kurumlarının internet sitelerine konuyor. Tüm bu organize işler, işsizlikten, yoksulluktan, salgından bunalmış milletin, gerçek gündemini karartmak için yapılıyor.

EMEKLİ AMİRALLERDEN DEĞİL, SARIKLI AMİRALLERDEN KORKUN

Emekli Amirallerin yaptığı paylaşımın yöntem ve şekli, elbette eleştirilebilir. Ama bu metinden darbe çıkarmak doğrusu farklı bir hüner ister. Ama 15 Temmuz’u daha unutmadık… Hain darbe girişimi herkesin hafızalarında taze… “Türkiye’de ‘darbe olmasın’ istiyorsanız, Emekli Amirallerden değil, Sarıklı Amirallerden korkacaksınız, çekineceksiniz.” Bu ülke emekli olan, fikrini ve tecrübesini, ülkenin siyasetçileriyle paylaşmak isteyen amirallerden çekmedi. Bu ülke ne çektiyse, Sarayın Türk Silahlı Kuvvetlerine kumpaslarla soktuğu, mensubiyeti başka yerlere ait olan generallerden çekti. Ve bugün bir tarikat gitti, onun yerine diğerleri geldi.

MİLLETİN YAKASI BİR ARAYA GELMEDİ

Şimdi Sayın Erdoğan’a soruyoruz; yani sizin aklınızın başınıza gelmesi için, bu ülkenin başına daha hangi felaketlerin gelmesi gerekiyor? Genel Başkanımız 15 Temmuz’dan sonra, 20 Temmuz sivil darbesinden önce, Yenikapı’da, tüm Türkiye’nin şahitliğinde, Erdoğan’a şu çağrıda bulunmuştu. Adliyeye, Camiye ve Kışlaya siyaseti sokma. Erdoğan bu çağrıyı hiç dinlemedi. Onun yerine 20 Temmuz sivil darbesini yaptı. Arkasından da Tek Adam Vesayet Rejiminin düğmesine bastı. Siyaseti camiye de, kışlaya da, adliyeye de acımasızca sokmaya devam etti. O gündür, bugündür de, bu tahribatın sonucunda yaşanan devlet krizinin neticesinde milletimizin iki yakası bir araya gelmedi. İşsizlik çığ gibi büyüdü, aşımız küçüldü, ülkemizin bereketi kaçtı.

ERDOĞAN’IN MOKASENLİ DARBELERİ

Bu çağda demokrasiyle yönetilmek, bir ülkenin en büyük onurudur. Ancak tek adam vesayet rejiminin, düğmesine basıldıktan sonra gördük ki, millet iradesine darbe sadece asker postalıyla yapılmaz. Millet iradesi mokasenle de ayaklar altına alınır. Millet iradesine darbe, 2015’de 7 Haziran Seçim sonuçlarını tanımayarak, ardından milletin güvenlik endişelerini kaşıyıp, seçimleri tekrarlatarak da olur. Millet iradesine darbe, bir önceki seçimde, halkın yüzde 49,5’inin oyunu almış bir Başbakanı, ince bir saray darbesiyle istifaya zorlayarak da olur. Millet iradesine darbe, Tek Adam Vesayet Rejimine geçebilmek için, sarıklı darbecilerin bombaladığı Gazi Meclisi, 20 Temmuz’da OHAL ilan edip, devre dışı bırakarak da olur. Millet iradesine darbe; OHAL koşullarında Referandum yapıp, bir de üstüne mühürsüz oyları seçim devam ederken geçerli sayarak da olur. Millet iradesine darbe; 2019’da İstanbul Büyükşehir Belediye Seçimlerinde kaybettiği seçimi, mızıkçılık yaparak, yandaşı hâkimler eliyle tekrarlatmakla da olur. Millet iradesine darbe, Meclis’ten oy birliğiyle geçen bir uluslararası sözleşmeden ülkeyi tek bir imzayla çıkararak da olur. Millet iradesine darbe; TBMM’de reddedilen bir yasa teklifini, Meclis’in Kayyum Başkanına İç Tüzüğü çiğneterek, yeniden Genel Kurul’a getirterek de olur. Millet iradesine yapılan bu darbelerin hiç biri, asker postalıyla yapılmamıştır. Bu darbelerin hepsi, Erdoğan’ın ayağındaki mokasenle yapılmıştır.

TAVRIMIZ NET: DARBENİN HER TÜRLÜSÜNE KARŞIYIZ

Cumhuriyet Halk Partisi olarak darbelere karşı tavrımız son derece nettir. Bunu tarih ve millet huzurunda bir kez daha buradan ilan ediyoruz: Biz darbenin her türlüsüne karşıyız. Postalla yapılan darbeye de karşıyız. Mokasenle yapılan darbeye de karşıyız. Milletimizin hakkının, hukukunun her zaman yanında olacağız. Milli iradenin daima savunucusu olacağız.

İLKİ TRAJEDİ, İKİNCİSİ KOMEDİ

Hegel’in şu sözlerini paylaşarak, bir bardak suda darbe fırtınası koparanları uyarmak istiyoruz. “Bütün tarihsel büyük olaylar ve kişiler, hemen hemen iki kez yinelenir. İlki trajedi olur, ikincisi ise komedi…” Milletimiz, emekli amirallerin açıklamasından, darbe çıkarma tezgâhının bir trajedi değil, komedi olduğunun elbette farkındadır. Milletimiz, Erdoğan Şahsım Hükümetinin darbe simsarlığından artık bıkmıştır.

MONTRÖ TARTIŞMALARINA GÖZDAĞI

Yaşanan komedi, sadece Şahsım Hükümetinin çaresizliğinin koltuğunu korumak için, yaptığı şımarıklıkların bir başka tezahürü değildir. Bu aynı zamanda, Meclis’in Kayyum Başkanının önce ifşa ettiği, bizim şiddetle karşı çıktığımız Montrö tartışmasında, “Montrö Sözleşmesi’nden çıkılmasın” diyenlere bir gözdağıdır. Kanal İstanbul üzerinden okyanus ötesine göz kırpmaktır. Bu oyuncular koltukları için bu ülkenin bekasını ve toprak bütünlüğünü tartışmaya açmak isteyebilir. Ama milletimiz buna izin vermeyecektir. Milletimiz herkesi yaptıklarıyla ve yapmadıklarıyla görüyor. Herkesin notunu veriyor. Milletimiz sandığın daha fazla gecikmeden, önüne gelmesini istiyor. Sandık önüne geldiğinde de gereğini yapacak. Bu kibirli kadroları, kendini beğenmiş kadroları evlerine gönderecek.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Varsa şimdi sorularınızı alıyım.

Soru- Montrö Boğazlar Sözleşmesi hakkındaki bildiri sonrasındaki emekli amirallerin gözaltına alınmasından sonra CHP’nin bir yol haritası var mı, ne yapmayı planlıyorsunuz?

İkinci olarak da sorum, 98 eski CHP’li vekil de bir açıklama yaptı, “Montrö tartışması açılamaz” ifadelerini kullandı. Eski CHP’li vekillerin gözaltına alınması durumunda CHP nasıl bir yol haritası izleyecek?

Faik ÖZTRAK- Şunu bir kere açıkça ifade edeyim. Bugün belli bir yaşa gelmiş, bugüne kadar FETÖ örgütünün kumpasları nedeniyle bedeller ödemiş, ülkeden kaçmak gibi bir düşüncesi olmayan amirallerin gözaltına alınmasını anlamakta zorluk çekiyoruz. Ama oynanan bu oyununda milletimizin gerçek gündemini karartmasına izin vermeyeceğiz. Gerek gündemi milletimizin açlıktır, işsizliktir, yokluktur, pahalılıktır, gençlerin işsizliğidir. Pandemide pandemiye yakalansın yakalanmasın yaşamını kaybeden insanlarımızdır. Bu gerçek gündemin peşini bırakmayacağız.

Soru- Açıklamanızda da detaylı bir şekilde bahsettiğiniz gibi kamuoyunun gündemini yoğun bir şekilde meşgul eden bildiri üzerine bir soru… Bildirinin ardından Kanal İstanbul tartışmaları gündeme geldi. Bu bildiri Kanal İstanbul tartışmalarını nasıl etkiler?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bir kere her şeyden önce şunu söyleyelim. Yani biz iktidara geldiğimizde bu ucube projenin yapımcılarına paralarını ödemeyeceğiz. Bu projeyi kim istiyor? Anketlere bakıyorsunuz; millet istemiyor, İstanbullular istemiyor. Montrö Sözleşmesi’nden Kanal İstanbul’a yol döşemek, gerekçe üretmek aslında rant sevdasıyla sarhoş olmuş bir zihniyetin ürünüdür. Ve Okyanus ötesine selam göndermektir.

Soru- Üzerinden 15 gün geçti. Türkiye, Milli Savunma Bakanlığının, tarikat evinde namaz kıldığı iddia edilen amiralle ilgili incelemesinin sonucunu hala duyamadı. Ama Savcılığın Montrö Bildirisi için 10 amirale hemen gözaltı kararı dikkat çekti. Bu iki farklı yaklaşımı siz nasıl yorumlarsınız?

Faik ÖZTRAK- Bu olayların ele alınış biçimi bize açıkça şunu gösteriyor: Şahsım hükümeti için emekli amiraller, sarıklı, cübbeli muvazzaf amirallerden daha tehlikeliymiş.

Teşekkür ediyorum.

Son Haberler

...
17 May 2018
17 May 2018
17 May 2018

 Son yorumlar

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için aşağıda yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com