Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakAnasayfa Güncel HaberlerTEKİRDAĞ İL DANIŞMA TOPLANTISI

TEKİRDAĞ İL DANIŞMA TOPLANTISI

CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak’ın, Tekirdağ İl Danışma Toplantısında yaptığı konuşma şöyle:

Çok kıymetli Cumhuriyet Halk Partililer;

Bugün yaptığımız il danışma toplantısını çok önemsiyorum. İl Başkanımıza ve il yönetimimize,  uzun zamandır yapamadığımız bu toplantıları yeniden başlattıkları için teşekkür ediyorum.

Kıymetli Cumhuriyet Halk Partililer;

Cumhuriyetimizin ilk yüzyılını tamamlamasına 7 yıl kaldı. Devletimiz, 93 yıllık ömründe elbette büyük sıkıntılar yaşadı, badireler atlattı. Ancak Cumhuriyet tarihimizin hiç bir döneminde hem içeriden, hem de dışarıdan bu kadar büyük bir kuşatmayla karşı karşıya kalmadık.

İçeride kamuoyu vicdanında aklanmamış büyük yolsuzluk iddiaları var. Ekonomi her gün biraz daha kötüye gidiyor. İktidar sahipleri Bunların üzerini örtmek gayreti içinde Cumhuriyetimizin ve devrimlerimizin tüm kazanımlarına saldırıyor,suni gündemler yaratarak toplumda fay hatları oluşturuyor.

Ülkemiz her gün biraz daha hukuk devleti ve demokrasiden uzaklaşıyor, yönetim giderek despotlaşıyor. Ülke giderek yönetilemez hale geliyor. Orta Doğunun çöken devletleri ligine doğru hızla yaklaşıyoruz.

Dışarıda ise emperyalist güçlerin paylaşım mücadelesi olanca hızıyla sürüyor. Bölgemizde haritalar yeniden çiziliyor; kan ve can pahasına yırtıp attığımız Sevr haritaları batı medyasında yeniden ardı ardına yayımlanıyor.

Tarih huzurunda soykırım yaptığı tescil edilmiş bir ülkenin Parlamentosu, kendini tarihçilerin yerine koyarak, yüzüne bulaşmış karayı bizim de üzerimize çalmaya çalışıyor.

Kuzey komşumuzla Güney sınırlarımızda çatışma halindeyiz. NATO müttefikimiz ABD bizim terör örgütü dediğimiz güçlerle Güneyimizde artık omuz omuza savaşıyor. Fırat’ın Batı’sına hükümetin çizdiği kırmızı çizgi yok oldu.

Eli kanlı PKK ile yobaz İŞİD terörü, bize karşı anavatanımızda emperyalist güçlerin verdiği vekâletle savaşıyorlar.

Şehirlerimize Suriye’den IŞİD füzeleri yağıyor, Diyarbakır’da, Şanlıurfa’da Ankara’da, İstanbul’da, Bursa’da kalleş bombalar patlıyor. Bundan 14 yıl önce bitme noktasına getirdiğimiz PKK terörü dağdan şehirlere inmiş vaziyette.

Sadece geçen Temmuz’dan bu yana 535 güvenlik görevlimizi şehit verdik. Yanı başımızdaki Suriye’de süren savaşta bile hiç bir muharip güç 9 ayda bu kadar kayıp vermedi.

Ben tüm şehitlerimize, yaşamını yitiren tüm masum vatandaşlarımıza bir kez daha Yüce Allah’tan rahmet diliyorum. Kaybettiğimiz vatandaşlarımızın aileleri başta olmak üzere, tüm milletimize baş sağlığı diliyorum.

Değerli yoldaşlarım;

Mehmet Akif Ersoy “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın” diye dua etmişti. Bugün de duamız aynıdır.

Karşı karşıya olduğumuz koşullar Osmanlı’nın son dönemindeki koşullarla mukayese edilecek kadar ağırdır.

Hesap vermekten kaçmak için kuvvetler ayrılığını, demokrasiyi tahrip ederek ayakta kalmaya çalışan, bir yönetimin varlığı devleti içten içe çürütüyor.

Aklanmayan yolsuzluklar ve otoriterleşme yabancıların eline ciddi kozlar veriyor. Sınırlarımızdaki yangın giderek büyüyor ulusal bütünlüğümüzü açıkça tehdit ediyor.

Deniz Fenerinde yapılan yolsuzluklar Alman yargısına, 17/25 Yolsuzlukları Amerikan Adaletine intikal etmiş durumda. İktidara karşı bunları kullanmadıklarını mı sanıyorsunuz? Onun için içeride meydanlarda kükreyenler, dışarıda miyavlıyorlar. Kırmızı çizgiler unutuluyor.

İpleri yabancıların eline geçmiş bu iktidar artık kendi iradesiyle ve milletimizin menfaatleri doğrultusunda karar alma yetenek ve ehliyetini yitirmiştir.

Toplumsal yaşamımızda, kurumsal yapımızda ve ekonomide ciddi kırılganlıklar ve gerilimler birikiyor, suni fay hatları şekilleniyor.

Değerli  CHP’liler

İktidar ekonomide, dış politikada sıkıştıkça radikalleşiyor. Dini iç ve dış politikaya, sosyal politikalara alet ediyor. Laiklik ağır saldırı altında.  Laiklik ilkesi Anayasadan çıksın diyebilen bir TBMM başkanı var.

Dini değerlerimizi siyasi rant devşirmek için kullananlar şimdi bir de milli bayramlarımızı ayrıştırmaya çalışıyor.

23 Nisan veya 19 Mayıs gibi milli bayramlarımız terör bahanesiyle kutlanmazken, 29 Mayıs’ta fetih kutlamaları kamunun bütün imkanlarıyla toplanan kalabalıklarla, yapılıyor. Tayyip Erdoğan orada, Binali Yıldırım orada, bakanlar orada bir tek Fatih yok. Milyonluk kamu kaynaklarıyla tiyatrolar sergileniyor. İktidar sahipleri Başkanlık için alternatif bir tarih inşa etmeye uğraşıyor.

Ecdadımız Süleyman Şah’ın türbesini bir gecede sırtlayıp IŞİD teröristlerinden, PYD teröristlerinin koruması altında kaçıran, Cumhuriyet tarihinde ilk defa vatan toprağı terk eden kadrolar; beceriksizliklerini Fatih’in bir gecede karadan indirdiği gemilerin arkasına sığınarak saklamaya çalışıyorlar.

Yaratılan suni gündemlerle milletin ve ülkenin gerçek dertleri gizleniyor. Çoçuklarımızı terörden koruyamayan iktidar sahipleri, milletin kaç çocuk yapacağına takmış vaziyette.

Değerli yoldaşlarım;

Bu gün farklı partilere gönül veren vatandaşlarımız birbirinden kız alıp vermeyi veya çocuklarının birlikte oynamasını istemiyorlar. Millet birbirine düşman edildi.  Böyle bir toplum geleceğe güvenle bakamaz.

Kutuplaşmanın arttığı ülkelerde sadece sosyal maliyetler değil, ekonomik maliyetlerde büyük olur. Yani sadece huzurumuz kaçmakla kalmaz, hepimizin cebine, mutfağına ateş düşer.

Huzurun olmadığı yerde güven olmaz. Güvenin olmadığı yerde yatırım olmaz. Yatırımın olmadığı yerde aş ve iş olmaz.  Ekmek büyümez.

Bu nedenle en kısa sürede bu memleketin birliğini, dirliğini yeniden sağlamamız gerekiyor.

Kıymetli arkadaşlarım;

Bugün ülkede cumhuriyetimizin ve demokrasimizin imkânları kullanılarak, hem demokrasimizin hem de cumhuriyetimizin cenazesi kaldırılmak isteniyor.

Demokratik bir ülkede aklı başında hiç kimse, “Yargı kararını tanımıyorum, yargı kararına uymuyorum” diyemez.

Demokratik bir ülkede hiç kimse kaynağını Anayasa’dan almayan bir güç ve yetki kullanamaz. Cumhurbaşkanı da olsan, Başbakan’da olsan Anayasayla sana verilmemiş hiç bir yetkiyi kullanamazsın.

“Yargı Cumhurbaşkanına bağlıdır” hiç diyemezsiniz. Çünkü egemenliğin kayıtsız, şartsız sahibi olan Türk Milleti, Anayasayla kendi adına kullanılmak üzere yargı yetkisini bağımsız mahkemelere vermiştir.

Milletimiz Cumhurbaşkanını, mevcut Anayasaya göre görev yapması için seçmiştir. Cumhurbaşkanı Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.

Kimse ben halkın oyuyla seçildim Anayasayı tanımam diyemez. Fiili durum yaratmanın adı darbedir. Demokrasiye “vakti geldiğinde inilecek bir tramvay” olarak bakanların ineceği son durak ise yüce divandır.

Değerli partililer;

Gelelim bu iktidarın her derde deve diye sunduğu Başkanlık sistemine. Dünya üzerinde 36 istikrarlı demokrasi var. Bunun 30’u parlamenter sistem ile yönetiliyor değerli arkadaşlar. Bunu ben değil, rakamlar söylüyor.

Yine dünyanın en medeni, en zengin, insani gelişmişlik bakımından en üstteki 20 ülkesinin 17’si parlamenter sistem ile yönetiliyor. Bu ülkelerden sadece 2’sinde başkanlık sistemi var.

Buna karşın dünyanın en geri, en yoksul, insani gelişmişlik bakımından en sorunlu 20 ülkesine baktığımızda 14’ünde başkanlık, 5’inde ise yarı başkanlık sistemi var.

Rakamlar ve bilim bize şunu açıkça söylüyor. Güçlü bir Parlamenter sistem ülkeleri zenginleştirir. Hukuk ve adaletin olduğu ülkelerde vatandaşın aşı, işi artar.

Gerçekler bunu söylerken Türkiye’de  Parlamenter sisteme ve Hükümete Saray darbesi yapılıyor.

Sandıktan % 49,5 oy oranıyla çıkan Başbakan Sarayın bir hamlesi ile devriliyor. Hiç kimseden etkili bir itiraz yok. Nerede ağızlarından düşürülmeyen milli irade, nerede sandık?

Artık Başbakanlık makamı, Cumhurbaşkanının teşrifatçılığına indirgendi. Yeni Başbakan elinde mikrofon; mitinglerde Cumhurbaşkanının anonsçuluğunu yapıyor.

Değerli Cumhuriyet Halk Partililer;

Türkiye’de yönetimdeki keyfilik ve kural tanımazlık, bu ülkenin en can yakıcı sorunu olan bölücü terör konusunda da sergilendi.

“Analar ağlamasın” diyerek Oslo’da başlatılan süreç; ülkede ağlamadık ana bırakmadı.

Teröristler şehirlere silah ve bomba depolarken, valilere ve emniyet müdürlerine “Teröristlere dokunmayın” dendi.

Sonuç geçen Temmuz’dan bu yana 535 şehit.

14 yıldır dağda olan terörist şimdi şehirlerde.

Çok açık söyleyelim. Türkiye Cumhuriyeti 93 yıllık tarihinde böyle bir ihaneti görmemiştir.

Ancak şu bilinsin teröre yardım ve yataklık yapanların makamı, kimliği, konumu ne olursa olsun, er ya da geç hukuk ve adalet önünde yaptıklarının hesabını vereceklerdir.

Terör örgütüyle gerçekleşen yasalara aykırı müzakereler ve devlet görevlilerine yasa dışı olarak verilen görevi ihmal ve kötüye kullanma emirlerinin bu iktidarı Yüce Divan kapısına taşıyacağından kuşkunuz olmasın.

Bu hafta ölümünün 53. Yıl dönümü idrak ettiğimiz, şair Nazım Hikmet’in dediği gibi “Hiç bir korkuya benzemez halkını satanın korkusu”. Bugün hukuku yok etme çabası varsa, işte bunun bir nedeni de bu korkudur.

Değerli Cumhuriyet Halk Partililer;

Sosyal dengede ve kurumsal yapıdaki aşınma dünyanın değişen konjonktürüyle birlikte ekonomimiz üzerinde ciddi bir gerginlik biriktirmektedir. Tek başına iktidar olmasına rağmen başkanlık vesayeti iktidarın reform yapma kapasitesini hızla aşındırmıştır.

Komşularla yaşadığımız sorunlar ve bölgemizdeki jeostratejik riskler bu yorgunluğun yükünü daha da ağırlaştırmaktadır.

Son açıklanan ihracat ve turizm rakamları bunu açıkça göstermektedir.

Ülkeyi 2001 krizinden çıkaran programı hazırlayıp, uygulayan ekibin içinde Hazine Müsteşarı olarak görev yapmış bir uzman olarak söylüyorum:

“Bu iktidar ekonomiyi duvara çarpacak!”

Ekonomiyi hala 2000 öncesindeki gibi okuyorlar. Bu nedenle de faizler üç haneye tırmanmadıkça, Türk Lirası aşırı değer yitirmedikçe kriz yok diyorlar.

Oysa bunlar sabit kur sisteminde olur. Artık ülkede esnek kur sistemi var. Eskiden top hızla yere vurur sonra aynı hızla yukarı sıçrardı. Şimdi top yavaş yavaş aşağı düşüyor. Tedbir alıp bu düşüşü zamanında engellemezseniz uzunca süre yerde kalıyor. Topu yeniden aynı noktaya sıçratmak artık daha zor.

Yine daha önceki krizlerde ya devletin, ya da bankaların bilançosu bozuktu. Bunların bilançosunu temizlemek nispeten kolay oldu. Çünkü sorunun adresi tam olarak belliydi.

Ancak şimdi reel sektörün ve ailelerin bilançosu bozuk. Hangi şirketin, hangi ailenin bilançosu daha bozuk bunu belirlemek elbette daha güç. Dolayısıyla bir krizde reel sektörün ve ailelerin bilançosunu temizlemek çok daha zor olacaktır.

Ben uzunca süredir ekonomide tedbir alın diye hükümeti uyarıyorum. Ancak bu kadar kırılganlık varken; bırakın tedbir almayı dere geçerken bir de milletin oyuyla seçilen Başbakan değiştirildi.

Mevcut kırılganlıkların üzerine bir de siyasi istikrarsızlık eklendi.

Türkiye’nin risk primi yılbaşında Rusya’nın gerisinde iken; şimdi Türkiye’nin risk primi Rusya’nın önüne geçti. Artık yurtdışında Türk tahvilleri, Rus tahvillerinden daha riskli; borçlanma daha da maliyetli.

Kıymetli hanımefendiler, beyefendiler;

AKP’nin el atına binip çalım satan milleti borca batıran; buna karşın ahbap-çavuş kapitalizmiyle yandaşlarını ihya eden ekonomik modeli tıkandı.

Dışarıdan dolar yağmuru yavaşlayınca ülkemiz yapışkan, uzun soluklu bir durgunluğun içine girdi.

Değerli arkadaşlarım;

IMF’ye 23 milyar dolar borç ödedim diye övünen bu iktidar nedense özelleştirdiği 57 milyar dolarlık kamu varlığından hiç söz etmiyor. Senin sattığın kamu varlığı IMF’ye ödediklerinin iki katı.

Yetmez 2002’de 130 milyar dolar olan bu ülkenin dış borcunu bugün 398 milyar dolara çıkardığından millete bahsetmiyor.

Dönüp Merkez Bankası kasasına baktığımızda da ne alınan borçları, ne de satılan kamu varlıklarının karşılığını görüyoruz.

Merkez Bankası kasasındaki net döviz rezervi Mayıs sonu itibariyle sadece 26,2 milyar dolar. Kasadaki net rezerv ülkenin iki aylık ithalatını bile karşılamıyor.

Nasreddin Hocanın dediği gibi:

“Kedi buradaysa ciğer nerede, ciğer buradaysa kedi nerede?” Birileri çıksa da bunun hesabını millete bir verse.

Ülke ve vatandaş borca boğulmuşken, ne ülkenin ne de vatandaşın geliri artıyor. Son 7 yıldır vatandaşın geliri yerinde sayıyor. 2007’de kişi başına düşen gelir 9.247 dolar idi; 2015’de de 9.261 dolar.

Diğer yandan ülkenin kanayan yarası işsizlik giderek derinleşiyor. İşsizlik çift hanelere yerleşti. Bu yılın ilk üç ayında işsizlik % 10,9 oldu. İş bulma umudunu yitirdiği için iş aramayan ancak iş bulsam çalışırım diyenlerle beraber gerçek işsizlik oranı ise % 18,1.

Yani memlekette her beş kişiden biri işsiz.

Değerli yoldaşlarım;

Türkiye’de yolsuzluk algısı hızla 90’ların düzeyine geldi. Hani o karalanan, lanetlenen kayıp denilen yılların düzeyine.

Oysa 2001’den sonra yaptığımız reformlarla, “Gemileri yaktık artık oyunun kuralını değiştirdik” diyorduk. Ben o günlerin Hazine Müsteşarı olarak TBMM’nin çıkardığı Kamu İhale Kanunu’nu ve diğer pek çok düzenlemeyi övgüyle anlatıyordum.

“Artık Türkiye’de yolsuzluk olmaz” diye konuşuyordum. İtiraf edeyim yanılmışım.

Ne oldu peki? AKP döneminde tüm kurallar kanunlar alt üst edildi. Kamu İhale Kanunu 2003’den bu yana 34 kez değişti.

Her 150 günde bir değişen Kanun olur mu? Türkiye’de oldu.

Hukuka ve usulüne uygun ihaleler sırf iş adamı yandaş değil diye iptal edildi. O günden sonrada kimsenin bu ülkedeki malının, mülkünün güvencesi kalmadı. Yatırımlar yapılmaz oldu.

Bugün özel sektörün enflasyondan arınmış yatırımları 2011 seviyesinin altında.

Ancak umutsuzluğa gerek yoktur. İçinden geçtiğimiz süreç ve koşullar ne kadar ağır olursa olsun, bu zorlukları göğüsleyecek, ülkeyi bir ve bütün tutacak irade bu ülkede her zaman mevcut olmuştur.

Bu iradenin örgütlü hareketi, Mustafa Kemal Atatürk’ün iki büyük eserimden biridir dediği Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Yani sizlersiniz değerli dava arkadaşlarım.

Partimizin genlerinde var olan emperyalizme direnme gücü, özgürlük ve demokrasi aşkı, ülkemizi bir ve beraber tutma kararlılığı, çağdaş uygarlığı yakalama arzusu, ülkemizin içinde bulunduğu bu büyük sıkıntıların aşılmasında yol gösterecek ve geleceği aydınlatacak ışık olacaktır.

Değerli Cumhuriyet Halk Partililer;

Fabrika ayarlarımız bize hem devlette hem de partimizde iki konuda kör olmamız gerektiğini söyler. Bunlardan ilki etnik kimlik, diğeri ise vatandaşların inancıdır.

Cumhuriyetimizi kuranlar bunun önemini bilerek, Türkiye Cumhuriyetini ve partimizi, Cumhuriyetçilik ilkesinin yanında, iki ana sütun üzerinde inşa etmiştir:

Bunlardan ilki halkçılık, diğeri ise laikliktir. Altı okumuzdaki Milliyetçilik, Devletçilik ve Devrimcilik, bunları tahkim eden diğer sütunlar olmuştur.

Dinsel-geleneksel bir siyasi otoritenin yerine halk egemenliğini ancak laiklik ilkesiyle inşa edebilirsiniz. Bu nedenle laiklik, aynı zamanda, tüm devrimlerimizin eksenini oluşturmuştur.

Laiklik yalnızca rejimin ve halk egemenliğinin değil; aynı zamanda bu ülkede toplumsal huzurun, vicdan ve inanç özgürlüğünün de sigortasıdır.

Kıymetli Cumhuriyet Halk Partililer;

Türkiye’yi her alanda içine düştüğü vasatlık tuzağından kurtarmak için “Yeni Bir Siyaset” anlayışına; “Yeni Bir Büyüme-Bölüşüm Modeline” ihtiyacımız vardır.

Artık bu memlekette siyaseti kamu eliyle zengin yaratmanın bir aracı olmaktan çıkarmalıyız.

Benim ve arkadaşlarımın hazırladığı ve seçim beyannamemizde yer alan, bu model 4 sacayağı üzerinde yükselmektedir.

İlk olarak ülkede Katılımcı Demokrasiyi, Saydamlığı ve Hesap Verebilirliği yeniden sağlamamız gerekiyor.

İkinci olarak bu ülkenin küresel arenada yarışma gücünü artıracak reformları yapmalı, ekonomiyi  yeniden üretir hale getirmeliyiz.

Üçüncü olarak Büyümenin nimetlerinden herkesin yararlandığı gelir ve servet dağılımını düzelten kapsayıcı büyüme stratejisine geçmeliyiz.

Dördüncü olarak da elde edilen kazanımları, ekonomik ve sosyal istikrarı ve çevreyi koruyacak, tedbirleri ele almamız gerekir.

Cumhuriyet Halk Partisinin elinde Türkiye’yi, 20 yılda Dünyada yurttaşları en iyi yetişmiş, en sağlıklı, en zengin yani insani gelişmişlikte ilk 20 ülkesinden biri yapacak strateji vardır.

Tabi her şeyden önce ülkeyi içine düştüğü vasatlık tuzağından çekip çıkarmak için Cumhuriyet Halk Partisini nasıl iktidara taşırız bunun stratejisini oluşturmamız gerekir.

Değerli partililerim;

Peki, iktidara yürümek için ne yapacağız?

Bunun için kurucu Genel Başkanımız, büyük önderimizin şu sözüne kulak vermeliyiz.

Kurucu Genel Başkanımız, Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk “Birlik ve beraberlik ölümden gayri her şeyi yener” diyor.

Gömleğin iliklenecek ilk düğmesi budur değerli arkadaşlar.

Cumhuriyet Halk Partisi ülkenin ayakta kalan tek umududur. Bakın şu anda Meclis’teki iki parti farklı adreslerin vesayeti  altındadır.

İktidar gurubu Saray vesayeti altında, koltuklarını korumanın derdine düşmüştür.

HDP ise İmralı ve Kandil’in vesayeti altındadır. Bu parti de Türkiye partisi olmaktan uzaklaşmakta, kökü dışarıda aşklar aramaktadır.

Koşullar, Cumhuriyet Halk Partisi’nin omuzlarına çok önemli bir sorumluluk yüklemektedir. Bu sorumluluğun gereğini yerine getirmek zorundayız.

Bugün Türkiye yeni bir mücadelenin arifesindedir. Bu mücadelenin adını doğru koymak zorundayız. Mücadelemiz aşımıza, ekmeğimize, özgürlüğümüze göz koyanlarladır. Mücadelemiz despotizme, saraya karşıdır.

Yani mücadelemiz “Egemenlik kayıtsız, şartsız halkındır ve halkta kalmalıdır” diyenlerle, “Egemenlik kayıtsız, şartsız Saray’ındır ve Saray’da olmalıdır” diyenler arasındadır.

Biz bu mücadeleyi çok iyi biliriz. Çünkü biz Cumhuriyet Halk Partisi’yiz. Bizim köklerimizde 1908’de Abdülhamit zulmüne karşı yapılan mücadele vardır.

Bizim kökümüzde 31 Mart gerici ayaklanmasına karşı duruş vardır.

Bizim tarihimizde Amasya Tamimi, Erzurum ve Sivas Kongreleri vardır. Bizim tarihimizde 23 Nisan 1920 vardır.

Bizim tarihimizde sosyal demokrasi vardır. Sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir toplum özlemi vardır. Toprağı işleyene, suyu kullanana vermek vardır.

Dolayısıyla bizim mayamız güçlüdür, gücümüzden şüphemiz yoktur.

Şimdi bu gücümüzü iktidara taşımak için yeni bir halkçı yaklaşıma ihtiyacımız var. Haklar ve özgürlükler temelinde yeni bir atılıma ihtiyacımız var.

Altı okumuzun çizdiği ideolojik çerçeveyi köklerimizden kopmadan çağımızın ihtiyaçlarıyla da birleştirerek bu ülkenin kararan ufkunu bizden gayri açacak güç yoktur.

Unutmayın Cumhuriyet Halk Partisi düşerse Cumhuriyet düşer. Cumhuriyet düşerse toplum çöker, ulus çözülür. Biz buna izin vermeyeceğiz.

Beni sabırla dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum.

Yorum yaz

Son Haberler

...
17 May 2018
17 May 2018
17 May 2018

 Son yorumlar

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için aşağıda yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com