Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 1

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa verilen paranın onda biri bile olmadığına dikkat çekerek, “Saray fukaranın tavuğunu rantiyelerin, faiz lobilerinin folluğuna yumurtlatıyor” dedi.

Öztrak, vergi gelirleri 2024-2026 arasında ikiye katlanmasına rağmen artan vergi gelirinden eğitim, sağlık ve sosyal korumaya giden payın düştüğünü belirterek, “Açlıktan bayılan çocuklara okulda bir kar yemek verilmezken, ülkenin emeklileri Ulus’ta günlüğü 200 liralık banyosuz-mutfaksız odalarda hayata tutunmaya çalışırken Saray, milletin vergisini lobilere, yandaşlara peşkeş çekiyor” diye konuştu.

CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, TBMM Genel Kurulu’nda Hazine ve Maliye Bakanlığı Bütçesi üzerine yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“RASYONEL” POLİTİKALARIN SAPI TANESİNDEN FAZLA ÇIKTI

Dört yıl önce ucube rejimin mümessili “faiz sebep, enflasyon sonuç” dedi. Ekonomiyi uçurumun kenarına getirdi. Seçim geçti, bu sefer faize zirve yaptırdı. Bir verenden bir daha vergi aldı. Emekçiyi, emekliyi, memuru, esnafı, çiftçiyi hayat pahalılığına ezdirdi. Açlık sınırının altındaki asgari ücret, çalışanların yarıdan fazlasının içine düştüğü bir kapan oldu. Ama millet cefayı çekerken, Kur Korumalı Mevduat sahipleri paralarını tıkır tıkır aldı. Tarihin en büyük servet transferi gerçekleşti. Faizciye ödenen para rekor kırdı. Yandaş zenginleşti, millet yoksullaştı. Saray, hatalarının faturasını bir kere daha milletin sırtına yükledi. “Rasyonel” politikaların sapı danesinden fazla çıktı.

HEKİMDEN DEĞİL ÇEKENDEN SOR

TÜİK enflasyona bahar makyajı yapıyor. Ama tabelaya yazdığı enflasyonu düşürse de milletimizin yaşadığı enflasyonu düşüremiyor. Kasım’da İTO ve TÜRK-İŞ “Gıda fiyatları arttı” derken, TÜİK “Azaldı” diyor. “Hekimden değil, çekenden sor” demişler… Vatandaş çarşı-pazarda, taneyle-gramla alışveriş yaparak tencere kaynatırken, TÜİK makyajlı enflasyonuyla, milletin kesesine musallat olmaya devam ediyor.

YURTTAŞ VAMPİRLERİN SOFRASINDA

Hukukun ve öngörülebilirliğin yerini keyfiliğin aldığı asalak bir düzende yurttaş, kendini vampirlerin sofrasında bulur. Tek kişilik rejimde ülkede;

Hukuk yok! Saray Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde Türkiye’yi 9 yılda 19 sıra birden geriletti.

Güven yok! Türkiye, Sosyal Güven Araştırması’nda dünyada en son sıraya düştü.

Gelir dağılımı bozuk! Üyesi olduğumuz OECD içinde, gelirin en adaletsiz dağıldığı 3 ülkeden biri olduk.

Servet dağılımı bozuk! Küresel Servet Raporuna göre ülkede servet, giderek mutlu bir azınlığın elinde toplanıyor.

Vergide adalet yok! OECD içinde, mal ve hizmet üzerinden alınan vergilerin payının en yüksek olduğu üç ülkeden biriyiz. Buna rağmen hükümet, dolaylı vergilerin payını önümüzdeki üç yıl boyunca %65’te tutmakta, zenginden vergi almak yerine fukaranın bir tas çorbasına göz dikmekte kararlı!

Bütçe millete değil, yandaşa harcanıyor! Vergi gelirleri 2024-2026 arasında ikiye katlanıyor. Ama artan vergi gelirinden eğitim, sağlık ve sosyal korumaya giden pay düşüyor. Açlıktan bayılan çocuklara okulda bir kar yemek verilmezken, ülkenin emeklileri, Ulus’ta günlüğü 200 liralık banyosuz, mutfaksız odalarda hayata tutunmaya çalışırken Saray, milletin vergisini lobilere, yandaşlara peşkeş çekiyor.

SARAY FUKARANIN TAVUĞUNU RANTİYELERİN, FAİZ LOBİLERİNİN FOLLUĞUNA YUMURTLATIYOR

Yılın 11 ayında; faize giden para yüzde 62 artarak 2 trilyon liraya dayanmış. Kamu Özel İşbirliği projelerinin müteahhitlerine verilen garantilere 89 milyar lira ödenmiş. Buna karşın, çiftçiye ve esnafa ödenen destek 176 milyar lirada kalmış. Milyonlarca çiftçi ve esnafa reva görülen, bir avuç lobiye ve yandaşa verilen paranın onda biri değil. Saray fukaranın tavuğunu rantiyelerin, faiz lobilerinin folluğuna yumurtlatmayı adet edinmiş.

HAYAT PAHALILIĞININ SEBEBİ OLANLAR ÇÖZÜMÜN PARÇASI OLAMAZ

Hükümetin faizi artırıp kuru baskılayarak sıcak paracılara davet çıkarma stratejisi ters tepti. “Yedi nüfuslu haneye üç buçuk tayın”, “Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul” hesabıyla mutfakta yangının sönmeyeceği bir defa daha görüldü. Geleceğe umutla bakmak, milletimizi feraha çıkarmak için, ülkemizi yeniden gençlerin gelecek hayallerini bu topraklar üzerinde kurduğu bir ülke haline getirmek için gömleğin doğru iliklenecek ilk düğmesi, güven ve umut vermeyen hükümeti sandıkta evine yollamaktır. Çünkü hayat pahalılığının sebebi olanlar, çözümün parçası olamaz.

ÜLKE BÖYLE BİR PROGRAMLA FERAHA ÇIKAR

Bize düşen ise millet iradesine ve ortak akla inanan kadrolarla, adalet üzerinde yükselen, üretimi ve refahı önceleyen, herkesi kapsayan, sürdürülebilir, yapısal reformları içeren bir programı hızla uygulayarak milletimizin ekmeğini büyütmektir.

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura vitesi takmışsınız. Araba bağırıyor, yolcular bağırıyor ama üst vitese bir türlü geçemiyorsunuz. Araba boğulup kaldı; şanzıman dağıldı. Bu terazi bu sıkleti ancak bir yere kadar taşır” dedi.

TBMM’ye getirilen borçlanma limitlerini artıran ve Kentsel Dönüşüm Başkanlığı’na borçlanma yetkisi veren düzenlemeleri eleştiren Öztrak, “Hazine’den başka kurumlara borçlanma yetkisini bir kere verdiğinizde, bu işin nerede duracağını bilemezsiniz. Kamuda borçlanma disiplinini bitirirsiniz. Türkiye, borç yönetimindeki çapaların koparılmasının faturasını geçmişte ağır şekilde ödemiştir. Soruyorum, aynı derede kaç kez yıkanacaksınız? Aynı hataları daha kaç kere yapacaksınız?” diye sordu.

Orta Vadeli Program’da her 100 liralık verginin 2024’te 17 lirasının, 2025’te 19 lirasının ve 2026’da yaklaşık 20 lirasının faize gideceğini, buna karşın vergi gelirlerinden ve kamu yatırımlarından eğitim ve sağlığa ayrılan payların düşeceğini belirten Öztrak, “Milletten aldığınız paranın önemli bir kısmını faiz lobilerine, yandaş müteahhitlere ayırıyorsunuz. (…) Buna karşın okullarda çocuklar açlıktan bayılıyor. En önemli stratejik varlığımız olan beşeri sermayemiz, telafisi mümkün olmayan şekilde eriyor. Bir nesli kaybediyoruz. İnsana yatırım yapmayan bir bütçenin, hiçbir rakamı kalkınmayı ifade etmez” değerlendirmesinde bulundu.

Öztrak, Türkiye’nin yıllar süren yıpranmaya rağmen dört başı mamur bir programı hazırlayıp uygulayacak kalitede teknik kadrolarının olduğunu, bu programı yönetecek, güven veren bir siyasi kadroya ihtiyaç bulunduğunu kaydederek, “Gömleğin doğru iliklenmesi gereken ilk düğmesi budur. Daha fazla vakit kaybetmeden, demokratik yollarla, ülkeyi düze çıkaracak kadroları göreve getirmek birinci öncelik olmalıdır” diye konuştu.

CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, bugün TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçesi üzerinde CHP grubu adına yaptığı konuşmada şunları söyledi:

HER YERDEN İRİN AKIYOR

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın bütçesini, bir anlamda ekonomiyi görüşüyoruz. Ekonominin halini sorduğunuzda hükümet tek kelimeyle “iyi” diyor; vatandaş ise iki kelimeyle “iyi değil” diyor. Memlekette işçi, çiftçi, memur, esnaf perişan… Sanayici, tüccar, emekli, genç, yaşlı… kime dokunsanız bin ah işitiyorsunuz. Tek kişilik saray rejimi kurumları çürütüyor. Her yerden irin fışkırıyor. Bundan 9 yıl önce sayın bakanın “en parlak ekonomistlerden biri” dediği, 128 milyar dolarlık rezervin TCMB’nin arka kapısından buharlaştırılmasında da başrollerde olan Merkez Bankası Başkan Yardımcısı, ihale skandalı nedeniyle tutuklanıyor. Kara para aklama, piyasa manipülasyonu gibi suçlardan yargılanan AK Parti damadı eski rektör sahte belgelerle yurt dışına kaçıyor. Sahte resmi evrak düzenleyen, sahte diploma ve ehliyet ticareti yapan e-imza çeteleri ortalıkta cirit atıyor. Türkiye günlerdir bahis oynayan hakemleri, futbolcuları konuşuyor. Ucu Saray’a kadar uzanan vakıfların FETÖ benzeri karanlık yöntemlerle devlete sızdığı iddiaları ayyuka çıkıyor. Ana muhalefet partisine yargı sopası sallanıyor. Milletimizin seçtiği belediye başkanlarımız, uluslararası kabul görmüş normlara aykırı şekilde tutuklanıyor. İtibarsızlaştırılmak isteniyor, hizmet etmeleri engelleniyor.

ÜLKE CEHENNEM ÇUKURUNA DÖNÜŞTÜ

Rekabetçi bir seçimle işbaşına gelemeyeceğini anlayan tek adamın elinde ülke, adaletin yok sayıldığı bir “cehennem çukuruna” dönüşüyor. Yönetene güven dibe vuruyor. Dünyanın en yüksek dolar cinsinden faiziyle toplanan döviz rezervleri bir gecede eriyor. Hisse değerleri çöküyor. Bu istikrarsızlıkta birileri çok yüksek kazançlar elde ederken fatura millete çıkıyor.

YENİ OTORİTER REJİMLER BÖYLE ÇALIŞIYOR

Adaletin olmadığı yerde bereket olmuyor. Bereketin olmadığı yerde huzur bulunmuyor. Bu durumun baş müsebbibi 2018’de hayata geçen, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denen ucube rejim. Dünyada benzerlerine “yeni otoriter rejim” denen bu sistem, başta yargı ve medya olmak üzere tüm kurumları iktidarını sürdürmenin bir aracı haline getiriyor. Denge ve denetim mekanizmalarını yok ediyor. Demokrasiyi, rekabetçi olmayan sandık seviyesine indirgiyor. Milleti bölerek, kutuplaştırarak oy devşirmeye çalışıyor. Tüm bunlar, siyasi, idari ve iktisadi alanda kurumsal çöküş riskini artıyor.

102 YILLIK CUMHURİYETİN EN AĞIR BÖLÜŞÜM KRİZİNİ GÖRDÜK

Bu tek kişilik otoriter rejimin başının kararıyla 6 yılda 6 Merkez Bankası Başkanı, 4 Hazine ve Maliye Bakanı adaya veda etti. 2018’den bu yana ekonomide kriz üstüne kriz yaşıyoruz. 102 yıllık cumhuriyetimizin en ağır, en yapışkan bölüşüm krizini Saray’ın kerameti kendinden menkul nas ekonomisinin sonucunda gördük. KKM gibi uygulamalarla çok büyük servet transferleri yaşandı. Pahalılık ayyuka çıktı. Mutfaklar yangın yerine döndü. Bu enkazı kaldırsın diye getirilenler de “dengelenme”, “dezenflasyon” diyerek yükü milletin sırtına yıktı. Faizler hızla artırıldı. Ama enflasyon bir türlü dizginlenemedi.

BEN YAPMADIM MİKİ YAPTI DİYEREK EKONOMİ YÖNETİLMEZ

Sayın bakan bunun sebebini dona, kuraklığa, jeo-stratejik gelişmelere, bir de mahçup bir ifadeyle “içerideki birtakım gelişmelere” bağlıyor. Sayın Bakan, “Ben yapmadım, Miki yaptı” diyerek ekonomi yönetilemez. Her olumsuzluğa bir bahane üreterek dertlerin üstesinden gelinemez. İşbaşına geldiniz, çifter çifter vergiler aldınız. Hayat pahalılığının altında ezilen asgari ücretliye “sana yılda tek zam yeter” dediniz. Emekliye sırt çevirdiniz. Hep vatandaştan sabır istediniz.

ÇALIŞAN ASGARİ ÜCRET TUZAĞINA HAPSEDİLDİ

Bugün açlık sınırına 100 lira dersek, asgari ücret 78 lira. Ülkede ücretli çalışanların neredeyse yarısı, bazı sektörlerde çalışanların da yüzde 70’i asgari ücret ve altında kazanıyor. Ülkede asgari ücret “norm ücret” haline geldi. Çalışanlar, emekçiler asgari ücret tuzağına hapsedildi.

DÜN ÇALIŞAN YOKSULLUĞUYLA, BUGÜN ÇALIŞAN AÇLIĞIYLA TANIŞTIRDINIZ

Milleti dün “çalışan yoksulluğu” ile tanıştıranlar, bugün “çalışan açlığı” ile tanıştırıyor. Emekliler de aç… Sendikaların verilerine göre 8,5 milyon emeklimiz de açlık sınırının altında yaşıyor. Ülkenin çalışanı aç, emeklisi aç… Çalışamayanı ise ölmüş, ağlayanı yok… Eylül ayı itibariyle iş bulma ümidini kaybettiği için iş aramaktan vazgeçenler, daha çok çalışmak istediği halde çalışamayanlar dahil edildiğinde 11,5 milyon işsiz var. Bu, dünya üzerinde 111 ülkenin nüfusundan fazla. En acısı da, ülkenin en önemli stratejik üstünlüğü olan gençlerimiz işsiz. Her 100 gençten 27’si ne çalışıyor ne de okuyor. 6,5 milyon evladımız, ev genci olmuş, anasının babasının eline bakıyor. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı üyeleri arasında en yüksek ev genci oranına sahip ülkeyiz.

YÖNETİM DEĞİŞMEDİKÇE AĞZINIZLA KUŞ TUTSANIZ EKONOMİ DÜZELMEZ

“Hakkı hak edene vermemek zulümdür.” Yönetiminiz ne çalışana, ne emekliye, ne de gençlerimize hakkını verdi. Açlıkla, pahalılıkla, işsizlikle sınanan insanların halini ünlü sosyolog Galtung faili görünmeyen, kurumlar ve toplumsal yapılar aracılığıyla işleyen “yapısal şiddet” mekanizmasının kurbanları olarak tarif ediyor. Ülkemizdeki “yapısal şiddete” karşı, devlet yönetiminde radikal bir değişime, “yapısal reformlarla” desteklenen bir programa ihtiyaç var. Ancak bugün yaşadıklarımızın sorumlusu olanlar yönetimde kaldıkça, siz ağzınızla kuş tutsanız da ekonomi düzelmez. Çünkü sorunların sebebi olanlar, çözümün adresi olamaz. Bu nedenle enflasyon düşmüyor. Bu nedenle işsizlik zirve yapıyor, bu nedenle 2025’in ilk 10 ayında konkordato ilan eden şirket sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 72 artıyor, ödeme sistemini ve ticareti durma noktasına getirme riski taşıyor. Bu nedenle vatandaşlarımız bankalara borcunu ödeyemiyor. İlk 9 ayda bankaların takipteki alacakları geçen yıla göre yüzde 91 artıyor. Sadece gençler değil, firmalar da ülkeden kaçıyor. Özellikle tekstilde, otomotiv yan sanayiinde alarm zilleri çalıyor. Lojistikçiler ülkedeki fabrikaları Mısır’a, Fas’a taşıyor.

YARIN SABAH GÖREVDE OLACAĞINIZIN GARANTİSİ YOK

Bıçak kemiği deldi geçti. Kaybedecek tek bir saniye kalmadı. Ama ortada ne tek kişilik yönetim anlayışının değişeceğine dair bir emare, ne de mevcut ekonomi yönetiminin yarın sabah görevde kalıp bu bütçe dönemini tamamlayacağının garantisi var. Güven artıracak çapalar da birer birer yok ediliyor.

HAZİNE VE MALİYE UCUBE REJİMLE BİRLEŞTİ

Hazine ve Maliye Bakanlığı tek kişilik rejimin resmen hayata geçtiği 2018 yılında kuruldu. Daha önce borçlanmadan sorumlu “Hazine Müsteşarlığı” ile maliye politikasından sorumlu “Maliye Bakanlığı” ayrıydı. Borçlanan kurum ile parayı harcayan kurumun aynı çatı altında birleştirilmesi, borçlanma ve harcama disiplini açısından ciddi bir kırılganlığa neden oldu. Kamu finansmanında önemli bir çapa yok edildi.

AÇIKTAN FAZLA BORÇLANMANIZIN SEBEBİ NE?

Yine 2025 bütçesinde yılın tamamı için öngörülen borçlanma sınırı, Sayın Bakanın ve Cumhurbaşkanı’nın artırma yetkileri dahil 2,1 trilyon liraydı. Ama ilk 9 ayda net borçlanma 2 trilyon 267 milyar TL’ye ulaştı. Torba yasayla limiti artırma teklifi getirdiniz. Ama daha henüz yasalaşmadan siz Meclisimizin verdiği limiti aşmış oldunuz. Soruyorum Hazine’nin nakit açığı 1,6 trilyon lirayken neden yüksek faizle 2,3 trilyon lira borçlanarak kasada 650 milyar TL tutmak istiyorsunuz? Yoksa enflasyon ve faizi gelecek yılda düşüremeyeceğinizi mi düşünüyorsunuz? Ya da borçlanmada önümüzdeki dönemde bizim bilmediğimiz sıkıntı yaratacak bir gelişme mi bekliyorsunuz?

YA NE YAPTIĞINIZI BİLMİYORSUNUZ YA DA BASKI ALTINDASINIZ

Bu arada, yastık altı altınları sisteme sokacağız diyerek yaptığınız o günkü değeri 15 milyar dolar olan 180 tondan fazla altın cinsinden borcun karşılığı, altın fiyatlarındaki artış nedeniyle yüzde 61 arttı; 24 milyar dolara çıktı. Bu nasıl bir basiretsizlik, bunun hesabını kim verecek? Hazine ile Maliye’nin birleştiği 2018 öncesinde borçlanma limiti sadece 2 kere aşılmıştı. 2018’den bu yana ise limit tam 5 kez aşılmış. Mali kuralın olmadığı ekonomilerde borçlanma limiti mali egemenliğin en önemli güvenlik hattını yani çapayı oluşturur. Borçlanma limitini hoyratça ezip geçebilen bir yönetim ya ne yaptığının farkında değildir ya da ağır baskı altında sağlıklı karar alma kabiliyetini yitirmiştir.

HAZİNE’DEN BAŞKA KURUMA BORÇLANMA YETKİSİ VERMENİN SONU YOK

Söz konusu torbayla Kentsel Dönüşüm Başkanlığı’na borçlanma yetkisi veriyorsunuz. Bunu daha önce Varlık Fonu’nda yaptınız. Hazine’den başka kurumlara borçlanma yetkisini bir kere verdiğinizde, bu işin nerede duracağını bilemezsiniz. Kamuda borçlanma disiplinini bitirirsiniz. Türkiye, borç yönetimindeki çapaların koparılmasının faturasını geçmişte ağır şekilde ödemiştir. Soruyorum, aynı derede kaç kez yıkanacaksınız? Aynı hataları daha kaç kere yapacaksınız?

MOTOR BOĞULDU, ŞANZIMAN DAĞILDI

Güven yok, mali disipline dair çapalar koparılıyor. Ortada kâğıt üzerinde de olsa derli toplu bir program da yok. Enflasyonla mücadeleden anlaşılan faiz lobileriyle birlikte sıcak para partileri verip milletin alın terini masaya sürmek. Atalar boşa söylememiş: “Benim oğlum bina okur. Döner döner yine okur.” Bu ülkede siyasetçilerin çok sevdiği yüksek faiz ve kontrollü kura vitesi takmışsınız. Araba bağırıyor, yolcular bağırıyor ama üst vitese bir türlü geçemiyorsunuz. Araba boğulup kaldı; şanzıman dağıldı. Bu terazi bu sıkleti ancak bir yere kadar taşır. Verimlilik şahlansa bile rekabet gücündeki bu kayıplar telafi edilemez. Edilseydi, üreticiden, sanayiciden, ihracatçıdan bu kadar feryat yükselmezdi.

EKONOMİDE PATLAMAYA HAZIR MOLOTOF KOKTEYLİ

Baskılanan kur, ihracatçıyı ve üreteni cezalandırırken, ithalatı cazip hale getiriyor. Yerli üretimi tasfiye ediyor. Buna bir de güven bunalımı eklenince, alın size her an patlamaya hazır bir molotof kokteyli. Getirdiğiniz bütçenin arkasında bu tehlikeli karışımın patlamasını engelleyecek tek bir önlem yok.

YÜKSEK FAİZ DEĞERLİ KUR CENDERESİ 2026’DA DA MİLLETİN BOĞAZINI SIKMAYA DEVAM EDECEK

Enflasyonun yüzde 16’ya, GSYH Deflatörünün yüzde 19,7’ye düşeceğinin varsayıldığı 2026’da, bütçe gelirlerinin yüzde 30, faiz dışı harcamaların yüzde 28 artacağı söyleniyor. Enflasyonun üzerinde gelir ve harcama artışlarıyla maliye politikası “dezenflasyon sürecini” nasıl destekleyecek? Görünen o ki enflasyonla mücadele, bir kere daha para politikasının eline bırakılacak. Yüksek faiz-değerli kur cenderesi, milletin boğazını sıkmaya devam edecek.

FAİZ YÜKÜ HIZLA ARTIYOR

Faiz yükü hızla artıyor. 2003-2022 döneminde hükümetleriniz her ay 2,2 milyar dolar, her yıl 26,6 milyar dolar faiz ödemiş. Yeni yönetimin işbaşında olduğu 2023-2025 döneminde; her ay ödenen faiz 3,4 milyar dolara her yıl ödenen faiz 44,2 milyar dolara sıçramış. Orta Vadeli Program’da 2024’te 17 lirası faiz harcamalarına giden her 100 liralık verginin, 2025’te 19 lirasının ve 2026’da yaklaşık 20 lirasının faize gideceğini yazmışsınız. Önümüzdeki yıl faiz lobilerine 2,7 trilyon lira ödenecek. Önümüzdeki 3 yılda da “bir kuruş harcamadan yaptık” dediğiniz, geçilmeyen yolların ve köprülerin, yatılmayan hastanelerin garantilerine toplam 821 milyar lira ödenecek.

MİLLETTEN ALIP LOBİLERE VE YANDAŞLARA VERİYORSUNUZ

Her zaman söylüyoruz: “Bütçe bir tercih meselesidir.” Bu yıl ve önümüzdeki yıl vergi yükünde çok önemli artışlar öngörüyorsunuz. Ama aldığınız paranın önemli bir kısmını faiz lobilerine, yandaş müteahhitlere ayırıyorsunuz. Bu durumda, millete vermeniz gereken hizmeti ve desteği veremiyorsunuz. Vatandaşın en çok ihtiyaç duyduğu hizmetlere ayrılan paylar azalıyor. TÜİK verilerine göre sağlık hizmetlerinden memnuniyet son dört yılda 9 puan azalıyor. Eğitim hizmetlerinden memnuniyet ise son iki yılda 6 puan geriliyor. Ama vergi gelirine oran olarak baktığımızda, her 100 liralık vergi gelirine karşılık yapılan sağlık harcaması 2024’te 25 lira iken 2026’da 24 liraya, her 100 liralık vergi gelirine karşılık yapılan sosyal koruma harcaması 2024’te 48 lira iken 2026’da 46 liraya, her 100 liralık vergi gelirine karşılık yapılan eğitim harcaması 2024’te 21 lira iken 2026’da 19 liraya düşüyor.

ÇOCUKLAR AÇLIKTAN BAYILIYOR, BİR NESLİ KAYBEDİYORUZ

Bu sektörlere 2026’da yapılacak yatırımların durumu ise daha da vahim. Eğitimin yatırımlar içindeki payını yüzde 13,5’ten yüzde 10,4’e; sağlığın payını da yüzde 8,1’den yüzde 6,9’a düşürüyorsunuz. Oysa okullarda çocuklar açlıktan bayılıyor. Lise çağındaki her beş öğrenciden biri, “haftada en az bir gün param olmadığı için yemek yiyemiyorum” diyor. Yeterince beslenemeyen çocukların boyu kısa kalıyor. Öğrenme kapasiteleri düşüyor. En önemli stratejik varlığımız olan beşeri sermayemiz, telafisi mümkün olmayan şekilde eriyor. Bir nesli kaybediyoruz. En stratejik varlığımız olan genç nüfusumuzun dünya ile rekabet gücünü artıracak olmazsa olmaz harcamaları yeterince artırmıyorsunuz. İnsana yatırım yapmayan bir bütçenin, hiçbir rakamı kalkınmayı ifade etmez.

HER BİR ÇİFTÇİ AİLESİNE 52 BİN DOLAR BORÇ TAKTINIZ

Bütçede ihmal edilen bir diğer kesim de çiftçilerimiz. İklim değişikliğinin neden olduğu kuraklık, yetersiz üretim ve artan gıda enflasyonuyla boğuşan bir ülkede yaşıyoruz. Buna rağmen kanunun emrettiği destek çiftçiye verilmiyor. Programa göre, ödenecek tarımsal destek: 2025’te kanunun emrettiğinin yalnızca dörtte biri, 2026’da ise beşte biri olacak. İktidarınız, 2007’den bu yana çiftçiye 118 milyar dolarlık tarımsal desteği ödemedi. Ülkeyi, kendi çiftçisine borç takan bir hükümet yönetiyor. Son yirmi yılda her bir çiftçi ailesine 52 bin 281 dolar borç taktınız. Kanunun emrettiği destekleri alamayan çiftçi borca battı. Son bir yılda; çiftçilerin ödenemediği için takibe düşen tarım kredisi borçları üçe katlanarak 10 milyar liraya dayandı geçti. Buna rağmen çiftçiye verdiğiniz faiz desteklerini düşüren bir kararı cumhurbaşkanına imzalattınız, sonra da tepki gelince yeniden artırdınız. Siz mi yaptığınız düzenlemenin farkında değilsiniz? Cumhurbaşkanı mı attığı imzanın farkında değil? Çok açık söylüyorum: Çiftçinin alın teri kurumadan, hakkını vermek devletin görevidir. Üretene sırtını dönen bir iktidar, ülkesine sırtını döner. Bu yaklaşımınızla çiftçi tarlasına dönmez, gıda enflasyonu düşmez.

DEVLET CİDDİYETİYLE BAĞDAŞMAZ

Yıllık programın 59. sayfasında: “2025 yılı sonunda genel bütçe vergi gelirlerinin, bütçe tahmininin altında gerçekleşmesi beklenmektedir” yazıyor. Sayın Cevdet Yılmaz da, “Etki değerlendirmesini istedik ama gelmedi. Sonuçta oturup biz hesaplayacak değiliz, uzman arkadaşlardan istiyoruz. Uzmanlarımız keşke daha iyi öngörselerdi” diyerek, 23 yıllık iktidarın vergi hesaplamaktaki beceriksizliğini bürokrasiye ihale ediyor. Bu bürokratları oraya kim atadı? Siz. dolayısıyla sorumlu da sizsiniz. Buna uzman hatası deyip geçmek devlet ciddiyeti ile bağdaşmaz.

ORTA DİREĞİ ÇÖKERTTİNİZ

Vergiler adil ve ölçülü değilse toplanan verginin doğru yerde kullanıldığına dair saydamlık ve hesap verebilirlik yoksa, mükellef vergi ödemekte gönülsüz olur. Üyesi olduğumuz OECD içinde, gelir dağılımının en adaletsiz olduğu üç ülkeden biri olduk. Son dört yılda, yaptığınız servet transferleriyle, size oy vermediğini düşündüğünüz orta direği çökerttiniz. Toplumu zenginler ve yoksullar olarak ikiye böldünüz. Tek kişilik rejimden önce ülkede sosyal yardım alan hane sayısı 3,2 milyon idi 2024 itibariyle yüzde 43 artışla 4,6 milyona çıktı. Orta direğin çökmesi, yalnızca ekonomik değil; siyasal ve toplumsal istikrar açısından da ciddi risk taşır.

MİLLET BUNU ÖDEYEMEZ

Bu adaletsizliği, gelir ve servet üzerinden alınan vergilerin payını artırarak bir nebze törpüleyebilirdiniz. Ama yapmadınız. Adaletsiz bir vergileme olan mal ve hizmetler üzerinden alınan vergilerin payı ülkemizde yüzde 65 seviyesinde. Oysa, 2025 AB yıllık Vergilendirme Raporu’na göre bu oran AB’de yüzde 33 düzeyinde. 2026 bütçesinde vergi yükünün 2026’da 0,5 puan artırılması öngörülmüş. 2025’deki yüzde 1’e yakın artıştan sonra bu performans zor. Millet bunu ödeyemez.

TÜRKİYE’NİN TEKNİK KADROLARI VAR, İHTİYAÇ GÜVEN VEREN BİR SİYASİ KADRO

Türkiye’nin hukuk devletini yeniden tahkim eden; üretimi ve verimliliği destekleyen; dijitalleşme, yapay zekâ ve yeşil ekonominin sunduğu fırsatları yakalayan; yoksulluğu bu topraklardan silen; kimseyi geride bırakmayan; çevre ve mali açıdan sürdürülebilirliği dikkate alan; maliyet ve sonuçları belli aralıklarla test edilebilen bir programa ihtiyacı olduğu açıktır. Evet, Türkiye’nin yıllar süren yıpranmaya rağmen dört başı mamur bir programı hazırlayıp uygulayacak kalitede teknik kadroları da vardır. Temel sorunumuz bu programı yönetecek, güven veren bir siyasi kadronun işbaşında olmamasıdır. Gömleğin doğru iliklenmesi gereken ilk düğmesi budur. Daha fazla vakit kaybetmeden, demokratik yollarla, ülkeyi düze çıkaracak kadroları göreve getirmek birinci öncelik olmalıdır. Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla ilgili, kurum içi soruşturma yürütülüp yürütülmediğini sordu.

Şener’in görev yaptığı dönemde 128 milyar dolar hadisesi olarak bilinen döviz rezervlerinin arka kapı operasyonlarıyla satılması ve Kur Korumalı Mevduat hesaplarının açılması gibi tartışmalı uygulamaların gerçekleştiğini hatırlatan Öztrak, “Türkiye Cumhuriyet Merkezi Bankası’nın yönetim koltuklarına oturtulan kişilerle ilgili iddialar ve Banka’daki bu aşınma görüntüsü, ekonomiye olan güveni de olumsuz etkilemektedir” dedi.

Öztrak ayrıca, soruşturmaya konu ihalelerini alan şirketle bağlantısı olduğu iddia edilen eski SPK Başkanvekili Taha Meli Arvas ismine de dikkat çekerek, “Arvas’ın 2020 sonunda getirildiği SPK Başkanvekiliği görevinden kısa sürede alınmasının sebebi nedir?” diye sordu.

CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in yanıtlaması talebiyle verdiği soru önergesinde şunları belirtti:

BAKAN ŞİMŞEK “PARLAK EKONOMİSTİ” DEMİŞTİ

Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcılığı görevini yürüttüğünüz 2016 yılının eylül ayında Emrah Şener, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkan Yardımcılığı’na atanmış, 2020 yılının eylül ayında bir kere daha aynı göreve getirilmiş ve 2023 temmuz ayında görevden alınmıştır. Merkez Bankası’nda göreve getirildiği dönemde, sosyal medya hesabınızdan yaptığınız paylaşımda “en iyi ve en parlak ekonomistlerden biri” olarak nitelendirdiğiniz Emrah Şener’in görev süresinde TCMB, kamuoyunda 128 milyar dolar hadisesi olarak bilinen, döviz rezervlerinin arka kapı operasyonlarıyla satılması ve Kur Korumalı Mevduat hesaplarının açılması gibi tartışmalı uygulamaları gerçekleştirmiştir. Şener’in bu operasyonların fikir babası olduğu, önceki Hazine ve Maliye Bakanlarından Berat Albayrak’a yakınlığı ve bu dönemde “gölge başkan” olarak nitelendirildiğiyle ilgili haberler de kamuoyuna yansımıştır.

SÜREÇ TCMB’NİN DENETİMİYLE BAŞLADI

Emrah Şener’in ismi son olarak Merkez Bankası’nın ana hissedarı olduğu Bankalararası Kart Merkezi (BKM) hakkındaki soruşturmada tutuklanmasıyla gündeme gelmiştir. TCMB’nin 17 Ekim 2025 tarihli açıklamasına göre Banka’nın Denetim Genel Müdürlüğü’nce 6 Şubat 2024 tarihinde başlatılan denetim sonucunda suç şüphesi içeren bazı bulgulara ulaşılmış, bunun üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına 6 Aralık 2024 tarihinde suç duyurusunda bulunulmuştur. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının konuyla ilgili açıklamasında ise TCMB tarafından yapılan suç duyurusuna istinaden başlatılan soruşturmanın; BKM nezdinde 2023 yılında gerçekleştirilen “Çipli Plastik Kart Alımı İhalesi” ile “Troy İçin Spesifikasyon ve Applet Yazılım Geliştirme İhalesinde” yapıldığı tespit edilen usulsüzlükleri, “Boğaziçi Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi AŞ” ve “Be Bold Reklam Tasarım Yazılım Ticaret Ltd. Şti’nden” yapılan ihalesiz hizmet alımlarını, Yurtdışında öğrenim gören öğrencilere bilimsel araştırma yaptırılması karşılığında yemek kartları üzerinden yapılan ödemeleri ve eski BMK Genel Müdürü Baran Aytaş’a tahsis edilen kurumsal kredi kartının kullanımına ilişkin usulsüzlükleri ve mevzuata aykırılıkları kapsadığı ifade edilmiştir.

BU İDDİALAR GÜVENİ OLUMSUZ ETKİLİYOR

Soruşturma kapsamında kamuoyuna yansıyan ifadelerde, çipli kart alımı ve TROY yazılım geliştirme işinin verildiği firmanın Şener’le ilişkileri, bu firmanın EPİAŞ ile Cumhurbaşkanlığı Bilim, Teknoloji ve Yenilik Politikaları Kurulu’na kadar uzanan bağlantıları, hizmet bedellerinin aktarıldığı yurt dışında kurulan paravan şirketler, işe alınan kişilerin maaşları üzerinden para ödenmeye zorlanması gibi pek çok iddia da yer almıştır. Türkiye Cumhuriyet Merkezi Bankası’nın yönetim koltuklarına oturtulan kişilerle ilgili bu iddialar ve Banka’daki bu aşınma görüntüsü, ekonomiye olan güveni de olumsuz etkilemektedir.

ATTIĞI DİĞER İMZALARLA İLGİLİ KURUM İÇİ SORUŞTURMA BAŞLATILDI MI?

Öztrak, Bakan Şimşek’e şu soruları yöneltti:

Emrah Şener 2016 yılında TCMB Başkan Yardımcılığı’na getirilmesinden önce Banka’da herhangi bir görevde bulunmuş mudur? Şener TCMB Başkan Yardımcılığı görevine kimin önerisiyle atanmıştır? BKM soruşturmasındaki iddialara adı karışan Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla ilgili olarak kurum içinde usulsüzlük ve suiistimal soruşturması yürütülmüş müdür? Soruşturma kapsamında verilen ifadelerde, Çipli Kart ve TROY Yazılım işini alan Enarge firmasının sahibi, firmayı önceki sahibi Taha Meli Arvas’ın ricası üzerine 2020’de kağıt üzerinde devraldığını ifade etmektedir. Arvas bu devrin ardından SPK Başkanvekilliğine atanmış ama bir yıl bile dolmadan bu görevden alınmıştır. Arvas’ın 2020 sonunda getirildiği SPK Başkanvekiliği görevinden kısa sürede alınmasının sebebi nedir? Soruşturmadaki ifadeler kapsamında BKM’nin bankalardan istek gelmediği için 2,5 milyon kartı Şener’in talimatıyla Vakıfbank’a bedelsiz verildiği; Şener’in bir BKM çalışanına Singapur’da paravan şirket kurdurduğu, hizmet bedellerinin bu şirkete aktarılarak ülke dışına çıkarıldığı; Şener’in TCBM’de görevli bir bilişim uzmanını dijital kimlik ve tokenizasyon konularında çalıştırdığı, bu çalışmanın son sayfası değiştirilerek, hizmet alımında kullanıldığı, bu çalışma için Boğaziçi Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi AŞ’ye para ödendiği iddialarıyla ilgili bir iç soruşturma/inceleme başlatılmış mıdır?

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı arasındaki farkın ise ilk kez 10 milyon kişinin üzerine çıkarak serinin en yüksek seviyesine ulaştığını söyledi.

TÜİK’in işsiz saymadığı, daha fazla çalışmak istediği halde haftada 40 saatten fazla çalışma imkanı bulamayan, çoğu saatlik, güvencesiz işlerle hayatını idame ettirmeye çalışan “zamana bağlı eksik istihdam edilenlerin” sayısının da ilk kez 5 milyon kişiyi aştığına dikkat çeken Öztrak, “Hükümet işsizi işsiz saymayarak, verileri makyajlayarak işsizliğin üstüne şal örtmekle meşgul… İnsanlar yarı zamanlı güvencesiz işlerde ekmeğini çıkarmaya çalışıyor. Toplumun yarısını oluşturan kadınlar üretime yeterince katılamıyor. Ülkemizin teminatı gençlerimiz bir iş bulup hayatlarını kuramıyor, geleceklerini başka ülkelerde arıyor, genç işsizlerin olduğu evlerde küçük kıyametler yaşanıyor. 86 milyon, tek bir kişinin hatalarının faturasını işsizlik ve hayat pahalılığı olarak ödüyor. Saray rejiminin elinde, Türkiye’nin ufku her geçen gün daha fazla kararıyor” dedi.

CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, TÜİK’in 2025 Haziran dönemi İşgücü İstatistiklerini yazılı bir açıklamayla değerlendirdi. Öztrak, açıklamasında şunları belirtti:  

GERÇEK İŞSİZ SAYISI REKOR KIRDI

TÜİK Haziran ayında, işsiz saydıklarının sayısının bir önceki aya göre 52 bin kişi artarak 3 milyon 47 bin kişi olduğunu açıkladı. Ancak TÜİK’in işsiz saymadığı, “Zamana bağlı eksik istihdam” başlığı altında değerlendirilen tam zamanlı olmayan, çoğu güvencesiz işlerde, düşük ücretlerle çalışanlar ile “Potansiyel işgücü” başlığı altında değerlendirilen iş bulma ümidi kalmadığı için iş aramaktan vazgeçenler ya da diğer sebeplerle işgücü piyasasından kopanlar da hesaba katılınca, gerçek işsiz sayısı 731 bin kişi artışla 13 milyon 383 bin kişiye yükseldi. Bu kötü bir rekor!

RESMİ İŞSİZ SAYISI İLE GERÇEK İŞSİZ SAYISI ARASINDAKİ FARK, İLK KEZ 10 MİLYON KİŞİYİ AŞTI

Haziran’da, TÜİK’in işsizlik oranı sadece 0,2 puan artarken, milletin yaşadığı gerçek işsizlik oranı tek bir ayda 2 puana yakın artıyor. TÜİK’in işsiz kabul ettikleriyle ülkedeki gerçek işsizlerin sayısı arasındaki fark ise ilk kez 10 milyon kişinin üzerine çıkıyor. Sonuçta iş bulamayan 10 milyon vatandaşımız ne TÜİK’in ne de Hükümetin hesaplarında işsiz sayılıyor.

ZAMANA BAĞLI EKSİK İSTİHDAM İLK KEZ 5 MİLYONUN ÜZERİNE ÇIKTI!

Gerçek işsiz sayısındaki artışın tamamına yakını, “Zamana bağlı eksik istihdam edilenlerin”  sayısındaki artıştan kaynaklanıyor. Yani haftada 40 saatten az, çoğu güvencesiz ve kalitesiz işlerde çalışanların sayısı, tek ayda 736 bin kişi arttı ve ilk kez 5 milyon kişinin üzerine çıktı! Tam zamanlı işlerde çalışanların sayısı ise 27 milyon 334 bin kişiye gerileyerek son 4 yılın en düşük seviyesine indi. Haziran 2025 itibariyle, ülkemizde çalışan her 100 kişiden 16’sını zamana bağlı eksik istihdam edilenler oluşturuyor. Bu da mevcut seride daha önce görülmemiş bir oran! Buna bağlı olarak, haftalık ortalama fiili çalışma süresi de, pandemiden bu yana görülen en dip seviye olan 41,5 saate düştü,

İŞSİZLİK KADINLARI VE GENÇLERİ VURUYOR

Haziran’da özellikle kadın ve genç işsizliği dikkat çekiyor. Kadınlarda işgücüne katılma oranı ve istihdam oranı, son 1,5 yılın en düşük seviyelerine gerilemiş. 15-24 yaş aralığındaki genç işsizlerin oranı ise tek bir ayda 0,6 puan artışla yüzde 16’nın üzerine çıkmış. Bu, son bir yılda genç işsizlik oranında görülen en hızlı artış!

HÜKÜMET, İŞSİZİ İŞSİZ SAYMAYARAK İŞSİZLİKLE MÜCADELE EDİYOR

Tek kişilik ucube yönetimde; saydamlık yok, öngörülebilirlik yok, hukuk devleti yok, güçlü bir kurumsal çerçeve yok… Bunlar olmayınca; güven yok, yatırım yok, iş yok, aş yok… Denge ve denetleme mekanizmalarının olmadığı bu ucube düzende, hükümet işsizi işsiz saymayarak, verileri makyajlayarak işsizliğin üstüne şal örtmekle meşgul… İnsanlar yarı zamanlı güvencesiz işlerde ekmeğini çıkarmaya çalışıyor. Toplumun yarısını oluşturan kadınlar üretime yeterince katılamıyor. Ülkemizin teminatı gençlerimiz bir iş bulup hayatlarını kuramıyor, geleceklerini başka ülkelerde arıyor, genç işsizlerin olduğu evlerde küçük kıyametler yaşanıyor. 86 milyon, tek bir kişinin hatalarının faturasını işsizlik ve hayat pahalılığı olarak ödüyor. Saray rejiminin elinde, Türkiye’nin ufku her geçen gün daha fazla kararıyor.

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in harcama grubu fiyatları arasında büyük farklar oluştuğuna dikkat çekerek, “Her maaş tespit dönemi öncesinde bir TÜİK klasiğine dönüşen enflasyona ağır makyaj, bu yıl da yapıldı. Saray-TÜİK karteli emeklinin aylığını, memurun maaşını, emekçinin ücretini istatistiklerle gasbetti. Saray döneminde Türkiye, sadece ‘istatistiklerle yalanı’ değil, ‘istatistiklerle talanı’ da öğrendi” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı enflasyon verilerini yazılı bir açıklamayla değerlendirdi. Öztrak, açıklamasında şunları belirtti:

SON 5 YILIN EN DÜŞÜK HAZİRAN ENFLASYONU

Haziran ayında TÜİK, hem beklentilerin, hem de diğer kurumların enflasyon tahminlerinin çok altında bir enflasyon rakamı açıkladı. Piyasalar yüzde 1,53-1,60 aylık enflasyon beklerken; EN-AG yüzde 3,05; İTO (Ücretliler Geçinme Endeksi) yüzde 2,31; İTO (İstanbul Tüketici Fiyat Endeksi) yüzde 1,77; TÜİK ise yüzde 1,37 aylık enflasyon hesapladı. Bu, 2020’den bu yana TÜİK’in serisinde görülen en düşük Haziran ayı enflasyonu.

HEDEFLENEN ENFLASYONA ULAŞMAK İÇİN AYLIK ORTALAMA ENFLASYON YARI YARIYA DÜŞMELİ

Geçtiğimiz yılın ikinci yarısında aylık ortalama enflasyon yüzde 2,5 olarak gerçekleşti. Bu yılın ilk 6 ayında gerçekleşen aylık ortalama enflasyon ise yüzde 2,6 oldu. Erdoğan’ın açıkladığı “Yılsonunda yüzde 30’un altında enflasyon” hedefine ulaşmak için 2025’in ikinci yarısında gerçekleşecek aylık ortalama enflasyonun yüzde 1,6’yı geçmemesi gerekiyor. Ancak ortalama enflasyonun, hem geçen yılın son 6 ayının, hem bu yılın ilk 6 ayının yarısına TÜİK makyajı olmadan nasıl düşeceği izaha muhtaç. Ortada bunu sağlayacak bir istikrar programı yok. Sadece döviz kuruna abanarak bu yapılacaksa, reel kesimin buna dayanacak takati de yok.

ERTELENEN KAMU ZAMLARININ YÜKÜ, EMEKLİNİN VE EMEKÇİNİN SIRTINA YÜKLENDİ

İlk 6 aydaki enflasyonun telafisi dahil, memur ve emeklisine yılın kalanı için reva görülen zam yüzde 15,57. SSK-BAĞKUR emeklisine yılın kalanı için reva görülen zam yüzde 16,67 oldu. Ama konutta tüketilen doğal gaza temmuzda yüzde 24,6 zam geldi. Bu ve buna benzer kamu zamları Temmuza ertelenince, yılın ikinci yarısında yapılacak maaş, aylık ve ücret artışlarına esas teşkil eden ilk 6 aylık enflasyon düşük çıktı. Şimdi çalışanlar ve emekliler önümüzdeki 6 ay, yılın ikinci yarısında aktarılan zamların yükünü bütçelerinde taşıyacaklar.

MERKEZ SARAY’IN BEKLEDİĞİ FAİZ İNDİRİMİNİ YAPABİLECEK

Diğer taraftan ilk 6 ay enflasyonu düşük çıkarıldığı için de, Merkez Bankası Saray’ın çok beklediği faiz indirimini yapabilecek.

GIDA FİYATLARININ GERİLEDİĞİNE SADECE TÜİK İNANIYOR

TÜİK ne kadar makyaj yapsa da, mızrak çuvala sığmıyor. Haziran ayında; TÜİK’e göre gıda fiyatları yüzde 0,27 gerilemiş! Ama TÜRK-İŞ’e göre mutfak enflasyonu yüzde 4,08. İTO’ya göre gıda grubundaki fiyat artışı yüzde 1,93! TZOB’un market fiyatı araştırmasına göre tavuk eti fiyatı yüzde 4,55 artarken TÜİK’e göre yüzde 4,03 düşmüş. Dana eti fiyatı TZOB’a göre yüzde 2,63 artarken, TÜİK’e göre bu gruptaki fiyat artışı yüzde 0,28’de (TZOB’un tespit ettiği artışın onda birinde) kalmış. Pirinç fiyatı TZOB’a göre yüzde 7 artmış, TÜİK’e göre pirinç fiyatında artış yüzde 1’i bile bulmamış, yüzde 0,68 olmuş. TZOB nohut, kuru fasulye, kırmızı-yeşil mercimek fiyatlarının ortalama yüzde 2,5 civarında arttığını tespit etmiş. TÜİK’e göre ise kuru baklagiller grubunda fiyat artışı yüzde 0,88! TÜİK’in fiyatları, pek çok kalemde vatandaşın markette, çarşıda, pazarda karşılaştığı etiketlere uymuyor.

ENFLASYONUN ŞAMPİYONLAR LİGİNDEYİZ

TÜİK’in Haziran’da açıkladığı yıllık enflasyon ise yüzde 35,05. 2025 itibariyle enflasyonun en yüksek olduğu 7 ülkeden biriyiz. Yıllık enflasyona en önemli katkı yapan mal ve hizmetler, aynı zamanda dar ve sabit gelirli vatandaşlarımızın en çok tükettiği: Gıda, Konut ve Ulaştırma.

SARAY-TÜİK KARTELİ EMEKLİNİN-EMEKÇİNİN HAKKINI GASBETTİ

Her maaş tespit dönemi öncesinde Bir TÜİK klasiğine dönüşen enflasyona ağır makyaj, bu yıl da yapıldı. Bu Haziran ayında da Saray-TÜİK karteli emeklinin aylığını, memurun maaşını, emekçinin ücretini istatistiklerle gasbetti. Saray döneminde Türkiye sadece “istatistiklerle yalanı” değil, “istatistiklerle talanı” da öğrendi.

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4 ayda faiz harcamaları geçen yılın aynı dönemine göre ikiye katlandı. Geçen yılın ilk 4 ayında milletten toplanan her 100 liralık verginin 20 lirası faiz lobilerine gitmişti; bu yılın ilk 4 ayında 26 lirası faiz lobilerine gitti” dedi.

Bu dönemde faiz harcamaları, Cumhurbaşkanlığının giderleri, Kamu-Özel İşbirliği Projelerinin (KÖİ) garantileri, kamunun danışmanlık hizmetleri ile bina ve taşıt kirası için toplam 818 milyar lira ödendiğini, buna karşın çiftçi ve esnafa verilen desteklerin toplam 70 milyar lirada kaldığını kaydeden Öztrak, bu tabloyu “Ne diyordu üstatları: Böyle taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa…” sözleriyle değerlendirdi.

Faiz dışı bütçe açığındaki azalmanın, esas olarak bütçenin vergi gelirlerindeki artıştan kaynaklandığına dikkat çeken Öztrak, “İlk 4 aylık bütçe sonuçları, Hükümetin tasarrufu değil milletten topladığı vergileri artırmayı çözüm olarak gördüğünü ortaya koyuyor” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, yılın ilk 4 ayına ilişkin bütçe rakamlarını değerlendirdiği açıklamasında şunları belirtti:

Bu yılın ilk 4 ayında bütçe açığı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 28 artışla 886 milyar liraya yükseldi. Yılın tamamı için öngörülen açığın yarıya yakını ilk 4 ayda gerçekleşti. Yine bu dönemde, faiz dışı harcamalarındaki artış yüzde 38, vergi gelirlerindeki artış yüzde 53 oldu. Bütçe harcamaları enflasyon kadar artarken, vergi gelirlerindeki artış bunun üzerinde gerçekleşti. Faiz dışı bütçe açığı, milletten alınan vergilerdeki artış sayesinde yarı yarıya düşerek 161 milyar liraya geriledi.

FAİZ ÖDEMELERİ İKİYE KATLANDI

Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerindeki baskısı her ay büyüyor… Geçen yıl Ocak-Nisan döneminde 365 milyar lira olan faiz ödemeleri, bu yıl ikiye katlanarak 725 milyar liraya yükseldi. Geçen yılın ilk 4 ayında milletten toplanan her 100 liralık verginin 20 lirası faiz lobilerine gitmişti; bu yılın ilk 4 ayında 26 lirası faiz lobilerine gitti.

BİR KURUŞ VERMİYORUZ DEDİKLERİ KÖİ’LERE 44 MİLYAR LİRA AKTI

Saray’ın “Bir kuruş vermeden yapıyoruz” dediği geçilmeyen yollar ve köprüler, uçulmayan havalimanları için yandaş müteahhitlere verdiği döviz cinsinden garantilere bütçeden 44 milyar lira ödendi. Bu, geçen yılın aynı döneminde ödenenin iki katından fazla!

SARAYA, LOBİYE, YANDAŞA ÖDENEN PARA, ÇİFTÇİ VE ESNAFA VERİLEN DESTEĞİN 11 KATI

Geçen yılın aynı dönemine göre kamunun “Müşavir kişi ve firmalara” yaptığı ödemeler yüzde 81 artışla 14,7 milyar liraya, Cumhurbaşkanlığının harcamaları yüzde 40 artışla 5,4 milyar liraya yükseldi. “Hizmet binası ve taşıt kiralama giderleri” ise 29 milyar lira oldu. İlk 4 ayda Saray’ın “itibar” harcamalarına, faiz lobilerine, “Bir kuruş vermiyoruz” dedikleri KÖİ’lerin garantilerine, danışmanlık hizmeti veren firma ve kişilere, bina ve taşıt kiralarına ödenen para toplam 818 milyar lira… Aynı dönemde bütçeden çiftçiye verilen destek 56 milyar lira, esnafa verilen destek 14 milyar lira.

BÖYLE TAKSİMİ KURT YAPMAZ

İlk 4 aylık bütçe sonuçları, Hükümetin tasarrufu değil milletten topladığı vergileri artırmayı çözüm olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Ne diyordu üstatları: Böyle taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa…

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası kuruluşların Türkiye’ye ilişkin enflasyon tahmini, bir önceki rapora göre neredeyse üçte bir oranında yükselmiş. Türkiye’nin enflasyon tahmini dünyadan ve aynı grupta olduğu ülkelerden tamamen ayrışmış. Hükümet ekonomik göstergelerdeki bozulmanın, küresel tarife savaşlarından kaynaklandığını iddia etse de; veriler, bunun ülkenin kendine has şartlarından, kötü yönetimden kaynaklandığını açıkça gösteriyor” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası’nın ilkbahar toplantıları çerçevesinde yayımlanan Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nu yazılı bir açıklamayla değerlendirdi.

TÜRKİYE 2026’DA DOLAR CİNSİNDEN MİLLİ GELİRİ DÜŞEN 5 ÜLKEDEN BİRİ OLACAK

Hükümetin 2025 yılı büyüme hedefinin yüzde 4 olmasına karşın, raporda bu yıl için öngörülen büyümenin yüzde 2,7 olduğuna dikkat çeken Öztrak, rapora göre Türkiye’nin yeniden potansiyel büyüme hızını ve Yükselen ve Gelişmekte Olan Ekonomiler grubunun ortalamasını yakalamasının 2030’da mümkün olacağını belirtti. Dünya Ekonomik Görünüm Raporu verilerine göre Türkiye’nin dolar cinsinden milli geliri 2025 yılında 1 trilyon 437 milyar dolar olacak, 2026’da ise 1 trilyon 401 milyar dolara gerileyecek. Türkiye; Venezuela, Angola, Kenya ve Yemen’le birlikte 2026’da dünyada dolar cinsinden milli geliri düşen beş ülkeden biri olacak. Öztrak, Türkiye’nin 2026 yılında bir önceki rapora göre parası dolar karşısında en fazla değer yitiren 8 ülkeden biri olmasının, bu düşüşün en önemli sebeplerinden biri olduğunu ifade etti.

2023 HEDEFLERİNE 2030’DA DA ULAŞILAMAYACAK

Rapora göre 2026 yılında Endonezya’nın milli gelirinin Türkiye’yi geçeceğini, böylece Türkiye’nin en büyük ekonomiler liginde bir sıra gerileyerek 17. sıraya düşeceğini, 2030’a kadar da bu sırada kalacağını kaydeden Öztrak, şunları ifade etti:

“Ülkemiz, Saray yönetiminin iktidara geldiğinde önünde hazır bulduğu Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı’nın içeride-dışarıda sağladığı güven ve ekonomide sağladığı performansın etkisiyle, Cumhuriyetin 100. Yılında; 2 trilyon dolar milli geliri, 25 bin dolar kişi başına geliri, en büyük 10 ekonomi arasına girmeyi millete vadedebilmişti. Ancak Sarayın kibirli kişisinin 2014’te ‘Ben, benden öncekiler gibi Cumhurbaşkanı olmayacağım’ diyerek kurmaya başladığı tek kişilik ucube rejim, hukuk devletini bitirdi. Tek kişilik akılla ekonomiyi rayından çıkardı. Sarayın yönetim zaafı sonucunda ülkemiz; TBMM’de grubuna onaylattırdığı, devletin resmi belgelerine yazdırdığı 2023 hedeflerine 2030’da dahi ulaşamayacak. Ucube rejimle, her şeyi ben yöneteceğim derken, hiçbir şeyi yönetemez hale gelen Saray, ülkeye büyük bir zaman kaybettirdi.

ÇİFT HANELİ ENFLASYON 5 YIL DAHA DEVAM EDECEK

Bir önceki rapora göre Türkiye’nin ekonomik görünümünde en dikkat çeken bozulmanın enflasyonda görüldüğünün altını çizen Öztrak, şöyle devam etti:

“IMF, Türkiye’nin 2025 enflasyon tahminini önceki rapora göre 7 puan artırarak yüzde 31’e çıkarmış. Oysa 2025 yılsonu enflasyonu için Hükümetin OVP’ye yazdığı hedef yüzde 17,5 idi. Merkez Bankası ise son Enflasyon Raporunda bu yıl enflasyonun yüzde 26 olacağını tahmin etmişti. Son yayımlanan Ekonomik Görünüm Raporuna göre Türkiye, 2027’de yüzde 15,3’le enflasyonun şampiyonlar liginde ilk 5 ülke arasına girecek… Sonraki yıllarda Nijerya, Burundi ve Sudan’ı da geçecek, 2030’da İran’la birlikte dünyada enflasyonun en yüksek olduğu iki ülkeden biri olacak. Hükümet’in 2026’ya, Merkez Bankası’nın ise 2027’ye verdiği “tek haneli enflasyon randevusuna” karşın, Türkiye ekonomisinin 5 yıl daha çift haneli enflasyonla yola devam edeceği tahmin ediliyor.

DÜNYADAKİ GELİŞMELERDEN DEĞİL, KÖTÜ YÖNETİMDEN

2025 yılı için bir önceki rapora göre; tarife savaşlarına bağlı olarak küresel enflasyon tahmini 0,1 puan artıyor. Önceki rapora göre dünya enflasyon tahminindeki sapma 2,5. Türkiye’nin içinde bulunduğu Yükselen ve Gelişmekte Olan Ekonomilerin ortalama enflasyonu 0,1 puan aşağı çekiliyor. Türkiye ile ilgili enflasyon tahmini ise 7 puan artıyor. Bir önceki rapora göre enflasyon tahmini neredeyse üçte bir oranında yükselmiş. Türkiye’nin enflasyon tahmini dünyadan ve aynı grupta olduğu ülkelerden tamamen ayrışmış. Hükümet ekonomik göstergelerdeki bozulmanın, küresel tarife savaşlarından kaynaklandığını iddia etse de; veriler, bunun ülkenin kendine has şartlarından, kötü yönetimden kaynaklandığını açıkça gösteriyor.

MİLLİ İRADEYE DARBE SÜRECİ EKONOMİK GÖRÜNÜMÜ BOZDU

Açıklamasında Türkiye’nin ekonomik görünümüne dair son iki tahmini karşılaştıran Öztrak, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Veriler bize şunu gösteriyor: Fon’un geçen yıl Ekim ayında yayımladığı rapordaki Türkiye tahminleriyle, Esenyurt Belediye Başkanımızın tutuklanmasıyla başlayan, İstanbul Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla zirveye çıkan milli iradeye darbe süreci sonrasındaki tahminlerine bakıldığında, Türkiye’nin ekonomik görünümündeki bozulma dünyadaki bozulmadan çok daha fazla. Bu da Türkiye’nin temel ekonomik göstergelerindeki bozulmanın, dışarıdaki gelişmelerden değil, asıl olarak içerideki gelişmelerden kaynaklandığını teyit ediyor.

RASYONEL ZEMİNE DÖNÜŞ HİKAYESİ ÇÖKTÜ

Diğer taraftan, “Rasyonel zemine dönüş” mesajlarıyla işe başlayan ekonomi yönetimi, enflasyonla mücadele için gerekli yapısal reformları yapamadı. İşin kolayına kaçtı, yüksek faize ve kura yaslanarak enflasyonu düşüreceğini, günü kurtaracağını sandı. Bu süreçte Türkiye, uluslararası piyasalardan döviz toplamak için dolar cinsinden yüzde 40’ları bulan tefeci faizleri ödedi. Ağır faturası milletin sırtına yüklenen olağanüstü bir sıcak para partisine ev sahipliği yaptı. İzlenen bu politika başta işler iyi gidiyor algısı yaratsa da, ekonomide kırılganlıkları artırdı. Mart ayında Saray’ın hukuku yok sayarak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanını, ana muhalefet partisinin Cumhurbaşkanı adayını tutuklatarak millet iradesine son darbeyi vurması, ekonomide büyük bir dalgalanmaya neden oldu. Büyük maliyetlerle toplanan 40 milyar dolardan fazla döviz rezervi, kısa sürede eritildi. Ekonomi yönetiminin uluslararası piyasalara anlattığı hikâye birkaç hafta içinde çöktü.

TEK KİŞİLİK REJİMLE GÜVENİ YENİDEN SAĞLAMAK MÜMKÜN DEĞİL

Rus yazar Dostoyevski, “İlk yapılan yanlışa kaza, ikincisine hata, üçüncüsüne ise tercih denir” diyor. Ekonomi yönetimi değişse de, özellikle tek kişilik rejime geçildiğinden bu yana, iş başında olan Sarayın kibirli kişisi aynı hataları sürekli tekrarlıyor. Yaptığı her hatanın faturasını milletimizin sırtına artan hayat pahalılığı, ekonomide yavaşlama ve işsizlik olarak yüklüyor. Bu yönetimin idaresinde; Türkiye ekonomisine yönelik güvenin yenden tesisi mümkün olmuyor. Yapılması gereken, gömleğin ilk düğmesini doğru iliklemekti. Devletin temel direği olan adaleti ve hukuk devletini yeniden ayağa kaldırmaktı. Verimliliği, katma değerli, yüksek teknolojili üretimi destekleyecek yapısal dönüşüme başlamaktı. Ortaya çıkan refahı kimseyi dışlamadan adil şekilde paylaşmak; bunları yaparken mali, finansal ve çevresel sürdürülebilirliği de sağlamaktı. Olmadı. Aynı yönetimle farklı sonuçlar alınamayacağı bir kere daha görüldü.

KARABASANDAN KURTULMAK İÇİN SANDIĞI GETİRMEKTEN BAŞKA YOL YOK

Bu karabasandan kurtulmak için Türkiye ekonomisinin potansiyelini harekete geçirebilmekten, hala en önemli stratejik üstünlüğümüz olan gençlerimizin umutlarını yeniden yeşertebilmekten; Milletimizin refahını yeniden hızla artırabilmek için mevcut yönetimi sandık yoluyla evine göndermekten, ülkemizin önüne tertemiz bir sayfa açmaktan başka çare olmadığı bir kere daha ortaya çıktı.

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla rezervinin eritildiğini söyledi.

Uzmanların yabancı yatırımcılarla yapılan toplantılardan aktardıklarına göre İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından, ilk günlerde görülen döviz talebinin yüzde 60’ının yabancı yatırımcılardan, yüzde 30’unun yerli şirketlerden, yüzde 10’unun ise bireylerden kaynaklandığına dikkat çeken Öztrak, bu dönemde kuru tutmak için döviz rezervlerini eriterek, ülkeye sıcak para getiren yatırımcılara yüksek faizi alıp ülkeden zarar etmeden çıkma imkanı sağlandığına dikkat çekti.

Öztrak, Bakan Şimşek’e “Bu iddia çerçevesinde, Merkez Bankası’nın milyarlarca dolarını düşük kurdan alarak büyük gelir elde edenler hakkında kamuoyunu bilgilendirmeyi düşünüyor musunuz?” diye sordu.

CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in yanıtlaması talebiyle verdiği soru önergesinde, Merkez Bankası’nın yasası gereği Hükümetle birlikte Türk Lirası’nın iç ve dış değerini korumak için gerekli tedbirleri almak, kur rejimini belirlemek, Türk Lirası’nın yabancı paralar karşısındaki değerinin belirlenmesi için döviz alım ve satımını yapmak görevlerinin olduğunu hatırlatarak şunları ifade etti:

BANKA “DALGALI KUR UYGULUYORUZ” DİYOR AMA ULUSLARARASI KURULUŞLAR AYNI FİKİRDE DEĞİL

Merkez Bankası’nın internet sitesinde ise, “Döviz Kuru Politikası” başlığı altında, Türkiye’nin 2001 ekonomik krizinin ardından piyasadaki arz ve talep koşullarına göre belirlenen dalgalı döviz kuru uygulamasına geçtiği ayrıntılı olarak anlatılmaktadır. Ancak Merkez Bankasının internet sitesinde yer alan dalgalı kur uyguladığı açıklamasına karşın 2021 yılı son çeyreğinde “faiz sebep, enflasyon netice” politikalarının uygulamaya konmasından bu yana, Uluslararası Para Fonu’nun gelişmekte olan piyasalara yönelik Rezerv Yeterliliği Değerlendirmesinde Türkiye’nin kur rejimi dalgalı kur olarak kabul edilmemektedir.

DOLAR CİNSİNDEN %40 FAİZ VEREREK TOPLANAN REZERVLER 20 GÜNDE ERİDİ

Son 1,5 yılda Merkez Bankası sabit kur-yüksek faiz politikasıyla, ülkeye sıcak paracıların getirdiği fonlara dolar cinsinden yüzde 40 civarında faiz ödeterek rezerv biriktirmiş ve bu da iktidar tarafından ekonomide bir güçlenme göstergesi olarak milletimize sunulmuştur. Ancak 19 Mart 2025 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla sarayın yol açtığı hukuk devleti erozyonunun zirve yapması neticesinde mali piyasalarda yaşanan tsunami, Banka’nın 58,4 milyar dolar olan SWAP hariç net rezervlerinin 20 gün içinde 15,4 milyar dolara gerilemesine yol açmıştır. Küresel ekonomide tarife savaşları nedeniyle bir büyük altüst oluşun yaşanması beklentileri artarken, ekonominin içsel dayanıklılığını sağlayacak rezervlerin 43 milyar dolarlık kısmı, yani kasadaki net rezervin dörtte üçü, üç haftayı bile bulmayan kısa bir sürede eritilmiştir.

SATILAN REZERVLERİ KİMLER TOPLADI?

Öztrak Bakan Şimşek’e şu soruları yöneltti:

20 gün içinde eldeki net rezervin dörtte üçünü satarak kura müdahale edilmesi dalgalı kur rejimiyle bağdaşmakta mıdır? Genel kabul, döviz rezervlerinin piyasalardaki kısa süreli dalgalanmaları yumuşatmak, spekülatif hareketleri önlemek için kullanılmasıdır. Hukuk devletinin Saray tarafından uzunca bir süredir görmezden gelinmesi neticesinde yapısal hale gelen demokratik erozyonun sebep olduğu güven bunalımının, döviz ve faiz piyasalarında yol açtığı baskıların üstesinden gelmek sizce ne kadar mümkündür? 19 Mart 2025 ve sonrasındaki üç haftada yurt dışı yerleşiklerin DİBS ve hisse senedi piyasasındaki varlıklarındaki ne kadar değişim olmuştur? Bu dönemde kuru tutmak için döviz rezervlerini eriterek, ülkeye sıcak para getiren yatırımcıların yüksek faizi alıp ülkeden zarar etmeden çıkmalarına hangi gerekçeyle izin verdiniz? Uzmanların yabancı yatırımcılarla yapılan toplantılardan aktardıklarına göre İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın tutuklanmasının ardından ilk günlerde görülen döviz talebinin yüzde 60’ı yabancı yatırımcılardan, yüzde 30’u yerli şirketlerden, yüzde 10’u ise bireylerden kaynaklanmıştır. Bu iddia çerçevesinde, Merkez Bankası’nın milyarlarca dolarını düşük kurdan alarak büyük gelir elde edenler hakkında kamuoyunu bilgilendirmeyi düşünüyor musunuz? Bu dönemde Merkez Bankası tarafından piyasalara hangi yöntemle ve ne kadar döviz sağlanmıştır? Bu süreçte, geçmişte ülkenin 128 milyar dolar döviz rezervinin eritildiği dönemde uygulamaya konan Hazine ile imzalanan arka kapı protokolünü kullandınız mı? Kullandınızsa bunun tutarı nedir? Bu müdahaleler hakkında kamuoyunu ne zaman bilgilendirmeyi düşünüyorsunuz? Merkez Bankası’nın internet sitesinde yer alan Dalgalı Döviz Kuru Rejiminde Merkez Bankasınca Yapılan Doğrudan Döviz Müdahaleleri başlıklı doküman 2021 yılından bu yana güncellenmemiştir. Bu dokümanın dip notunda da belirtildiği gibi Banka tarafından gerçekleştirilen doğrudan döviz müdahalelerinin aynı gün kamuoyuna duyurulması ve tutarların müdahalenin yapıldığı tarihten 15 iş günü sonra yayınlanması uygulamasına ne zaman geri döneceksiniz?”

NATO-PA’NIN KASASI ÖZTRAK’A EMANET

CHP’li Öztrak, NATO-PA Saymanlığına seçildi. Bu görevi bir yıl boyunca sürdürecek Öztrak, NATO’nun siyasi kanadı olan Asamble’nin bütçesini yönetecek, mali kararlarının altına imza atacak.

CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, NATO Parlamenter Asamblesi’nin (NATO-PA) Kuzey Makedonya’nın başkenti Üsküp’te gerçekleştirilen Daimi Komite toplantısında, NATO-PA Saymanlığına vekaleten seçildi. Öztrak bir yıl sürdüreceği bu görevde, ekibiyle birlikte Asamble’nin bütçesini hazırlayıp yönetecek, mali yıllara ait denetim raporlarını hazırlayacak. NATO-PA Saymanları, ayrıca Asamblenin mali politikalarının ve bütçe politikasının uygulanması konusunda sorumlu oluyor, mali kararlar hakkında imza yetkisine sahip oluyor.  

NATO-PA Nedir?

NATO Parlamenter Asamblesi, NATO üyesi 32 ülkeden gelen 281 delege ile partner ve aday ülkelerden gelen delegeler ve uluslararası kuruluşların gözlemcilerinden oluşuyor. Asamble, NATO ile üye ülkelerin parlamentoları arasında bağ kurarak ortak politikaların geliştirilmesini ve uygulanmasını sağlayan en önemli bir uluslararası zeminlerden biri olarak görülüyor.      

CHP’li Öztrak’ın NATO-PA’da Önceki Görevleri

CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, halen NATO-PA’daki beş ana komiteden biri olan Ekonomi ve Güvenlik Komitesi Başkanlığını yürütüyor. Önümüzdeki bir yıllık dönemde de, komite başkanlığı ile Saymanlık görevini bir arada yürütecek Öztrak, daha önce NATO-PA Başkan Yardımcılığı ve NATO-PA’da Transatlantik Ekonomik İlişkiler Alt Komitesi Başkanlığı görevlerinde de bulunmuştu.

İmamoğlu Operasyonu Ülkeye Trilyonluk Fatura Çıkardı

CHP’li Öztrak, İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından dolar kurundaki yükseliş nedeniyle, şirketlerin 185 milyar lira zarar yazdığını, Türkiye’nin dış borcunun TL karşılığının 684 milyar TL yükseldiğini ifade etti.

İmamoğlu’na yönelik operasyon nedeniyle borsanın Kahramanmaraş Depreminin yaşandığı günden daha fazla düştüğüne, borsa şirketlerinin piyasa değerinin tek bir günde 831 milyar lira eridiğine dikkat çeken Öztrak, “Bu parayla bir Osmangazi Köprüsü dâhil İzmir Otoyolu, üstüne ilave olarak bir Yavuz Sultan Selim Köprüsü, o da yetmez, üstüne ilave olarak bir Atatürk Barajı ve üstüne üç tane de Avrasya Tüneli yapılırdı. Kalan parayla da her bir emeklinin ikramiyesine 787 lira ilave yapılırdı” diye konuştu.

Hukuksuz gözaltıların ardından kurda büyük bir yükseliş ve Merkez Bankası ile kamu bankaları üzerinden kura müdahale geldiğini hatırlatan Öztrak, “Hukuk devletinin çökertilmesi milletimizin sırtına büyük bir yük yüklerken içeriden bilgi alabilen bazı şanslı kişiler bu süreçte dolar alıp satarak birkaç saatte dolar cinsinden yüzde 11 kâr edebildi. Bunlar kim? Dünyada hiçbir istikrarlı ekonomide böyle tatlı kâr yoktur” değerlendirmesinde bulundu.    

CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada şunları söyledi:

SARAY SÜREK AVI BAŞLATTI, ALATURKA BİR McCARTHYCİLİK DÖNEMİ YAŞIYORUZ

Son seçimde milletin gözünden düştüğünü gören saray, artık vatandaşın gönlüne de girmesinin mümkün olmadığını anlayınca kendi gibi düşünmeyen herkese karşı sürek avı başlattı. Yerel yöneticiden siyasetçiye, oyuncu menajerinden astroloğa, yemek uzmanına soruşturmalar, gözaltılar havada uçuşuyor. Ülkemiz âdeta alaturka bir McCarthy dönemini yaşıyor.

NİYET BELLİ: KAYYUM ATAYARAK MİLLİ İRADEYİ GASBETMEK

Tek kişilik rejim sandıkta yenemeyeceğini gördüğü rakiplerini yargı kuşatmasıyla engellemeye çalışıyor. Son olarak, saray, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu’nun diplomasını hukuka aykırı bir şekilde elinden aldı; yetmedi, organize suç örgütü iddiasıyla itibar suikastına girişti; o da yetmedi, terör örgütüne yardım etmekle suçladı. Niyet belli; Hükûmet, milletimizin tertemiz oylarıyla kazandığımız İstanbul Büyükşehir Belediyemize kayyum atayarak millî iradeyi gasbetmek istiyor.

SİVİL DARBE GİRİŞİMİNİN TRİLYONLUK FATURASI

19 Mart sivil darbe girişimi adaletin direğini eğmekle kalmadı, milletimizin önüne ödemesi son derece güç olan bir faturayı da bıraktı. Bakan Şimşek: “Rasyoneliz” diye kapı kapı dolaşıp para ararken dünyada, saray bir günlük irrasyonellikle hepsini tüketiverdi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımıza yönelik hukuksuz gözaltının ardından Türk lirasının değerindeki çakılış Türkiye’nin dış borcunun karşılığını 684 milyar lira artırdı. Bu parayla, bu yıl her bir emekliye 41 bin lira emekli ikramiyesi vermek mümkün. Sarayın sebep olduğu, kurdaki tsunami Hükûmetin “yüksek faiz, kontrollü kur” politikasıyla döviz açığı artan şirketlere tam 185 milyar lira kur farkı zararı yazdırdı. Bunun faturası milletimize işsizlik ve pahalılık olarak tabii ki çıkacak. Merkez Bankası ve kamu bankaları dün kuru tutmak için milyarlarca dolar rezerv sattı, bununla da yetinmedi, bugün ileriye dönük kur sözleşmelerinin önünü açtı. Ben söyleyeyim size, biz bu uygulamayı her zaman kriz dönemlerinde gördük, ülkeyi krize soktunuz.

BORSADA KAYBETTİĞİMİZ PARAYLA YOLLAR, KÖPRÜLER, BARAJLAR YAPILIR; ÜSTÜNE HER BİR EMEKLİYE 787 LİRA VERİLİRDİ

Borsa, Maraş depreminden daha fazla değer kaybetti, şirketlerin değeri tam 831 milyar lira düştü. Bu parayla bir Osmangazi Köprüsü dâhil İzmir Otoyolu, üstüne ilave olarak bir Yavuz Sultan Selim Köprüsü, o da yetmez, üstüne ilave olarak bir Atatürk Barajı ve üstüne üç tane de Avrasya Tüneli yapılırdı. Kalan parayla da her bir emeklinin ikramiyesine 787 lira ilave yapılırdı.

TÜRKİYE KAYBEDERKEN BİRİLERİ SERVETİNE SERVET KATTI

Hukuk devletinin çökertilmesi milletimizin sırtına büyük bir yük yüklerken içeriden bilgi alabilen bazı şanslı kişiler dolar alıp satarak birkaç saatte dolar cinsinden yüzde 11 kâr edebildi. Bunlar kim? Dünyada hiçbir istikrarlı ekonomide böyle tatlı kâr yoktur. Bugün de Gezi’de yaptığınız gibi bu ağır faturanın sorumluluğunu millî irade gasbını protesto etmek için sokağa çıkan milletimize ve değerli öğrencilerimize yıkmak istiyorsunuz. Bu yaşananların bir tek sorumlusu vardır, o da seçim kazanamayacağını anlayıp telaşla bütün tuşlara basan saraydır.

EMEKLİLER İÇİN ASGARİ ÜCRET KADAR İKRAMİYE ÖNERİSİ

Son olarak, değerli milletvekilleri, önümüz bayram, sarayın çarşıyı, pazarı yangın yerine çevirerek perişan ettiği emeklilerimizi asgari ücret kadar bir bayram ikramiyesi verelim. Şimdi, bu kâğıda kararı yazıp imzalayalım. Genel Kurul olarak bunu yapalım, bayramda bir gün olsun, emeklilerimizin yüzü gülsün.

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com