Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

Gerçek İşsiz Sayısı İlk Kez Resmi İşsiz Sayısının 3 Katını Aştı

CHP’li Öztrak, resmi işsiz sayısı düşerken gerçek işsiz sayısının tek ayda 1 milyon kişiye yakın arttığına dikkat çekerek, “2014’te başlayan seride ilk defa gerçek işsiz sayısı resmi işsiz sayısının üç katını aştı. Bu bir rekor!” dedi.

CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, bugün açıklanan Aralık 2023 İşsizlik verileriyle ilgili sosyal medya hesabından yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:

GERÇEK İŞSİZ SAYISI İLK KEZ RESMİ İŞSİZ SAYISININ ÜÇ KATINI AŞTI

Bugün açıklanan 2023 Aralık ayı işsizlik verilerine göre resmi işsiz sayısı önceki aya göre 12 bin kişi azalarak 3 milyon 98 bin kişiye düşerken, gerçek işsiz sayısı tek bir ayda 998 bin kişi artarak 9 milyon 656 bin kişiye çıktı. Böylece 2014’te başlayan seride ilk defa gerçek işsiz sayısı resmi işsiz sayısının üç katını aştı. Bu bir rekor!

2,5 YIL SONRA YİNE 10 MİLYONA DAYANDI

Bundan 2,5 yıl önce, 2021’in Haziran ayında işsizlik verileri TÜİK tarafından ağır şekilde makyajlanmıştı. İşgücü düşürülürken istihdam olağanüstü artırılmış, gerçek işsiz sayısı tek ayda 1,7 milyon kişi düşmüştü. TÜİK bu sayılar hakkında tüm çağrılarımıza rağmen bir açıklama yapmadı. Bültenlerinin altına “ILO’ya uyum” yazmakla yetindi. 2,5 yıl sonra yeniden 10 milyon kişiye dayanan işsiz sayısıyla “ILO’ya uyum öncesine” döndük.

DÖRT KİŞİDEN BİRİ İŞSİZ

Aralık 2023’te resmi işsizlik oranı bir önceki aya göre 0,1 puan azalırken, gerçek işsizlik oranı 2,1 puan artışla yüzde 24,7’ye ulaştı. Bu, son 32 ayın en yüksek seviyesi! Ülkemizde çalışmak isteyen her dört kişiden biri işsiz!

KEDİ BURADAYSA CİĞER NEREDE?

Aralık 2023’te istihdamdaki 400 bin kişilik artış, işgücü piyasasının olağanüstü bir hızla (!) toparlandığına işaret ederken, iş arama umudunu yitirenlerin de içinde bulunduğu potansiyel işgücü sayısının 380 bin kişi artması dikkat çekiyor… İşgücü piyasası bu kadar güçlü toparlandıysa, bu kadar insan neden işgücü piyasasından kopuyor? Kedi buradaysa ciğer nerede? Ciğer buradaysa kedi nerede?

İSTATİSTİKLERLE YALAN SÖYLEYEREK İŞSİZLİK VE HAYAT PAHALILIĞI AZALMIYOR

TÜİK istatistikleri ne kadar makyajlarsa makyajlasın, milletimiz Sarayın kerameti kendinden menkul politikaları sonucunda işsizlik ile hayat pahalılığı arasında sıkıştı. Zulmü görüyor. İstatistiklere takla attırıp, “Sorun yok” deyince sorunlar yok olmuyor. Hokus pokusla göz boyayarak, istatistiklerle yalan söyleyerek, işsizlik ve hayat pahalılığı azalmıyor. Milletimiz için tek çıkış yolu, kendine eziyeti meslek haline getiren bu Hükümeti durdurmaktır. Önümüzdeki yerel seçimler, bunun yolunu açmak için bir fırsattır.

Erdoğan Dünyada Merkez Bankası Başkanı Kellesi Almakla Meşhur Oldu

CHP’li Öztrak, çekirdek enflasyonun tüketici enflasyonundan düşük göründüğü Kasım-Aralık aylarında bunu “Enflasyonda momentum kaybı”, “Enflasyon eğiliminin hedeflere uyumluluğu” olarak yorumlayan Bakan Şimşek’in, bugün tüketici enflasyonunun üzerine çıkan çekirdek enflasyondan hiç bahsetmediğine dikkat çekerek, “Fiyat istikrarı bir gün öyle bir gün böyle denerek, gerçeklerden kaçarak sağlanmaz” dedi.

Son beş yılda beş kez Merkez Bankası Başkanı değişikliği yaşandığını hatırlatan Öztrak, Hafize Gaye Erkan’ın görevden alınmasıyla ilgili olarak, “Dünyada ‘Merkez Bankası Başkanı kellesi almakla meşhur’ olmuş sarayın kibirlisi orada oturdukça, bu operasyonunun nedeninin kişisel olduğunu anlatmak için boşuna uğraşmayın. Bu kişisel falan değildir. Geneldir, sistemiktir. Bundan sonra ekonomi vitrinine kimi koyarsanız koyun ne kadar görevde kalacağını kimse öngöremez. Saray ve şürekası gitmeden istikrar gelmez” değerlendirmesinde bulundu.   

CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak’ın bugün açıklanan Ocak 2024 enflasyon verileri ve Merkez Bankası Başkanının görevden alınmasıyla ilgili sosyal medya hesabından yaptığı değerlendirmede şunları ifade etti:

RESMİ ENFLASYON İLE GERÇEK ARASINDAKİ MAKAS AÇILIYOR

2024’ün ilk enflasyon verilerine göre tabelada yazılı yıllık enflasyon %65… Buna karşın son bir yılda; zeytinyağı fiyatı yüzde 155, ıspanak fiyatı yüzde 110, dana eti ve kuzu eti fiyatı yüzde 110, karnabahar ve yeşil fasulyenin fiyatı yüzde 100, nohut fiyatı yüzde 88, fasulyenin fiyatı yüzde 83 arttı. Resmi enflasyon ile gerçek enflasyon arasındaki makas açılmaya devam ediyor. Bu sene Ocak ayında aylık enflasyon yüzde 6,7 oldu. Erdoğan’ın “faiz sebep, enflasyon netice” safsatası devreye girdiğinden bu yana üç yıldır Ocak enflasyonu çok yüksek geliyor.

ÇEKİRDEK FIRLAYINCA, BAKAN ŞİMŞEK LAF DEĞİŞTİRDİ

Bakan Şimşek geçtiğimiz Kasım ve Aralık aylarında çekirdek enflasyon verilerine bakarak; enflasyon eğiliminin hedefle uyumlu olduğunu, enflasyonda “ciddi momentum kaybına” işaret ettiğini müjdeliyordu. Ocak ayında çekirdek enflasyon TÜFE’nin üzerine çıktı. Bakan Şimşek bu kez “Bunlar geçici yükselişler”, “Ana eğilimi etkilemez”, “Şubattan itibaren aylık enflasyon düşer” demeye başladı…

SARAY DÜNYADA, “MERKEZ BANKASI BAŞKANI KELLESİ ALMAKLA” ÜNLENDİ

Fiyat istikrarı bir gün öyle bir gün böyle denerek, gerçeklerden kaçarak sağlanmaz. Hele “beş senede beş kez” Merkez Bankası başkanı değiştiren bir yönetim, enflasyonla ne yapsa baş edemez. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’na ABD’den başkan getirip vitrine koyuyorsunuz… Önce övüyor, sonra kendi yandaş medyanız üzerinden büyük bir yıpratma kampanyası başlatıyorsunuz. Başkan ayrılmak zorunda kalıyor, buna siz “kişisel nedenlerle oldu” diyorsunuz. Dünyada Merkez Bankası Başkanı kellesi almakla meşhur olmuş sarayın kibirlisi, orada oturdukça bu operasyonunun nedeninin kişisel olduğunu anlatmak için boşuna uğraşmayın.

KİŞİSEL FALAN DEĞİL, GENEL VE SİSTEMİK… SARAY GİTMEDEN İSTİKRAR GELMEZ

Bu kişisel falan değildir. Geneldir, sistemiktir. Bu, (eğer kaldıysa) son güven kırıntılarını da bitirmiştir. Türk ekonomisinin kırılganlığına zirve yaptırmıştır. Bundan sonra ekonomi vitrinine kimi koyarsanız koyun, Sarayın kibirlisi suyun başında kaldıkça, ekonomi vitrininin söylediklerine kimse güvenmez. Çünkü bunların ne kadar görevde kalacağını kimse öngöremez. Saray ve şürekası gitmeden istikrar gelmez. Yaklaşan yerel seçimler, bu gidişin ve istikrarın önünün açılması için bir fırsattır.

SGK’nın Yıllık Açığı ‘Batırdılar’ Dedikleri Dönemi Altıya Katladı

CHP’li Öztrak, Erdoğan’ın “SSK’yı batırdılar” dediği dönem ile son 21 yılda verilen SGK açıklarını karşılaştırdı.

Erdoğan’ın “batırdılar” dediği 1993-1999 döneminde SGK’nın dolar cinsinden yıllık ortalama açığı 3,2 milyar dolardı. AK Parti hükümetleriyle geçen son 21 yılda SGK’nın yıllık ortalama açığı, bu dönemi üçe katlayarak 9,8 milyar dolara ulaştı.

Dahası 2008 yılından bu yana verilen devlet katkısı bu hesaba dahil edildiğinde yıllık ortalama açık 19 milyar dolara, yani Erdoğan’ın “batırdılar” dediği dönemin tam 6 katına çıkıyor!  

21 YILDA 206 MİLYAR DOLAR AÇIK!

CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, Sosyal Güvenli Kurumu’nun açıklarını sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla değerlendirdi. Öztrak’ın açıklamasına göre Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) 2003-2023 Kasım dönemindeki toplam açığı 205 Milyar 557 Milyon dolara ulaştı.

MAKYAJLI AÇIK ÜÇE, MAKYAJSIZ AÇIK ALTIYA KATLADI

Erdoğan’ın sıklıkla “SSK’yı batırdılar” diyerek andığı 1993-1999 döneminde Sosyal Sigortalar Kurumu’nun (SSK) yıllık ortalama açığı 1 milyar 785 milyon dolar; Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı toplam) yıllık ortalama açığı ise 3 milyar 209 milyon dolardı.

Erdoğan yönetiminde ise SGK’nın yıllık ortalama açığı, “Batırdılar” dediği dönemi üçe katlayarak 9 milyar 788 milyon dolara çıktı.

Ama Öztrak’ın açıklamasına göre bu olağanüstü açık da makyajlı! 2008 yılından itibaren ödenen devlet katkısı hariç tutulduğunda, SGK’nın yıllık ortalama açığı 19 milyar dolara çıkıyor! Yani Erdoğan’ın “Batırdılar” dediği dönemin tam 6 katına!

Öztrak, Erdoğan’ın bu gerçeklerin üzerini örtmek için sürekli “Bugünü bırak düne bak” diyerek, “Bana değil, ipteki cambaza bak” diyerek illüzyona devam ettiğini ifade etti.

2023’te Gelir Dağılımı Adaletsizliğinde Rekor Kırıldı

CHP’li Öztrak, gelir dağılımında adaletsizliğin 2023’te rekor seviyeye ulaştığını, toplumun en zengin yüzde 10’luk kesiminin gelirinin en yoksul yüzde 10’un gelirinin 17 katına kadar çıktığını, Türkiye’nin OECD içinde gelir dağılımının en bozuk olduğu 4 ülkeden biri olduğunu belirterek, “Bu düzen böyle gitmez… Aynı misket oyununda olduğu gibi ekonomide de millet dışlanırsa, yandaşlar tüm misketleri üterse oyun biter. Ülke huzursuzluğa ve yokluğa mahkum olur. Emekçiyi, emekliyi ezen bu düzen sürdürülebilir değildir. Yaklaşan yerel seçimler bu haksızlığa dur demek için son fırsattır” dedi.

OHAL döneminde grevleri yasaklayan Hükümetin dar gelirli kesimlere yönelik politikaları ile çalışma hayatındaki taraflı tutumunu hatırlatan Öztrak, “Bir yandan emeği ve emekçiyi ezerken diğer yandan ‘Faiz sebep enflasyon sonuç’ dediler, düşük faizli kredileri yandaşa peşkeş çektiler. Sonunda zengini daha zengin, fakiri daha fakir ettiler” ifadelerini kullandı.

Toplumun en yoksul yüzde 25’lik kesiminde, tek kişilik haneler ile çocuksuz hanelerin oranındaki artışa dikkat çeken Öztrak, “Sarayın kerameti kendinden menkul politikaları yüzünden, vatandaşlarımız geleceğe umutla bakamıyor; çocuk yapma planlarını erteliyor. Buna karşın ülkemizdeki sığınmacıların doğum hızı, vatandaşlarımızın doğum hızının üç katına çıkıyor. Ülkemizin gerçek beka sorunu budur” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, sosyal medya hesabından “2023 Yılı Gelir Dağılımı İstatistikleriyle ilgili” yaptığı değerlendirmelerde şunları ifade etti:

GELİR DAĞILIMI ADALETSİZLİĞİ REKOR KIRDI

Erdoğan’ın “Ben alışılmış bir cumhurbaşkanı olmayacağım” diyerek ucube rejimin taşlarını döşemeye başlamasından bu yana, ülkemizde gelir dağılımı hızla bozuluyor. Gelir dağılımı adaletsizliğinin göstergesi olan GINI katsayısı 2023’te rekor kırdı. Üyesi olduğumuz Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı’nda (OECD), 38 ülke arasında Meksika, Kosta Rika ve Şili ile birlikte gelir dağılımının en bozuk olduğu dört ülkeden biriyiz.

ZENGİN ZENGİNLEŞTİ, YOKSULLAR DIŞLANDI

Son on yılda ülkede; en zengin yüzde 20’lik kesimin geliri, en yoksul yüzde 20’nin 7 katıyken 9 katına çıktı. En zengin yüzde 10’luk kesimin geliri ise en yoksul yüzde 10’un 11 katıyken 17 katına çıktı. Zengin daha zenginleşirken, orta gelirli ve yoksul kesimler bu düzende dışlandı.

EMEKÇİYİ EZDİLER, DÜŞÜK FAİZLİ KREDİLERİ YANDAŞA PEŞKEŞ ÇEKTİLER

Ne diyordu önceki Hazine ve Maliye Bakanı?: “Bu sistemden dar gelirliler hariç üretici firmalar, ihracatçılar kâr ediyorlar. Çarklar dönüyor.” Ne diyordu Saray’ın kibirlisi?: “Grev tehdidi olan yere biz OHAL’den istifade ederek anında müdahale ediyoruz.” Bu yaklaşımın gelir dağılımını bozucu etkilerini, personel maliyetinin üretim değeri içindeki payının düşüşünden ve net kar oranındaki artıştan izlemek mümkün. Bir yandan emeği ve emekçiyi ezerken diğer yandan “Faiz sebep enflasyon sonuç” dediler, düşük faizli kredileri yandaşa peşkeş çektiler. Sonunda zengini daha zengin, fakiri daha fakir ettiler.

ASIL BEKA SORUNU BU

Gelir dağılımındaki bozulmanın dikkat çeken bir sonucu ise en düşük yüzde 25’lik gelir grubunda “tek kişilik hanehalkları” ile “sadece eşlerden oluşan hanehalklarının” payındaki artış; çocuklu ailelerin oranındaki düşüş. Sarayın kerameti kendinden menkul politikaları yüzünden, vatandaşlarımız geleceğe umutla bakamıyor; çocuk yapma planlarını erteliyor. Buna karşın Hacettepe Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre ülkemizdeki sığınmacıların doğum hızı, vatandaşlarımızın doğum hızının üç katına çıkıyor. Ülkemizin gerçek beka sorunu budur.

BU DÜZEN BÖYLE GİTMEZ, YAKLAŞAN SEÇİMLER HAKSIZLIĞA DUR DEMEK İÇİN SON FIRSAT

Orhan Veli Pireli Şiirinde soruyor: “Bu düzen böyle mi gidecek? Pireler filleri yutacak; Yedi nüfuslu haneye; Üç buçuk tayın yetecek…” Bu düzen böyle gitmez… Aynı misket oyununda olduğu gibi ekonomide de millet dışlanırsa, yandaşlar tüm misketleri üterse oyun biter. Ülke huzursuzluğa ve yokluğa mahkum olur. Emekçiyi, emekliyi ezen bu düzen sürdürülebilir değildir. Yaklaşan yerel seçimler bu haksızlığa dur demek için son fırsattır.

Kara Deliğe Döndü… SARAYLARIN MİLLETE FATURASI 2 MİLYAR DOLAR

CHP’li Öztrak, son 10 yılda Cumhurbaşkanlığının sadece yatırım harcamalarına 1,2 milyar dolar gittiğini, Beştepe’deki Sarayın önceki dönem maliyeti de eklendiğinde faturanın 2 milyar dolara ulaştığını belirtti.

Bu parayla Avrasya Tüneli gibi bir proje yapılabileceğini, üstüne de 400 milyon dolar para kalacağını; ya da yurdun dört yanında yüzlerce okul ve pansiyon yapılabileceğini; ya da Bilkent Şehir Hastanesi büyüklüğünde bir hastane kurulabileceğini hatırlatan Öztrak, “Bakan Şimşek tasarruf konusunda valilerden önce; Saray ve uçak koleksiyonu yapan, ucu bucağı görünmeyen araç konvoylarıyla dolaşan, ülkede israf kelimesinin vücut bulmuş hali olan kibir abidesine ve şürekasına söz geçirmeli. Yoksa milletimiz bir lafa, bir de icraata bakar. ‘Bize veriyorlar talkını, kendileri yutuyor salkımı’ der” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Son 10 yılın Yatırım Programlarına göre Cumhurbaşkanlığı’nın 2014-2023 döneminde “yatırım” harcamalarının toplamının 1 milyar 228 milyon dolara ulaştığını, 2012-2015 döneminde Beştepe’deki Saray Başbakanlık bünyesindeyken yapılan 764 milyon dolarlık harcama eklendiğinde toplam maliyetin 2 milyar dolara yaklaştığını ifade etti.

TEFRİŞATTAN ARAÇ ALIMINA PEK ÇOK KALEME MİLYONLAR HARCANDI

Öztrak’ın verdiği bilgilere göre Cumhurbaşkanlığının 2 milyar dolara ulaşan yatırım harcamalarının 1 milyar 652 milyon dolarının İstanbul’daki, Ankara Beştepe’deki saraylar ile Okluk’ta yapılan yazlık ve Ahlat’ta yapılan kışlık saraylara verilen para oluşturuyor. Kalan 339 milyon dolarlık gider ise inşaat-onarım harcamalarından basılı yayın alımına, bina tefrişatından taşıt alımına kadar değişik kalemlere harcanmış.

BU PARAYLA NELER YAPILIRDI NELER…

Öztrak, Cumhurbaşkanlığının çoğunu da saray yapımı giderlerinin oluşturduğu 2 milyar dolara ulaşan harcamaları yerine başka neler yapılabileceğini şöyle özetledi:

“Bu parayla bir tane daha Avrasya Tüneli yapılır, üstüne de 400 milyon dolar para kalırdı. Ya da memleketimizin dört bir yanında 250 tane 32 derslikli lise, üstüne öğrenciler için 230 tane 200 kişilik pansiyon yapılırdı. Ya da en ileri teknolojilere sahip cihazlarla tamamen donatılmış ve çevre düzenlemesine kadar her şey dâhil olmak üzere Bilkent Şehir Hastanesi büyüklüğünde bir hastane yapılabilirdi.”

BAKAN ŞİMŞEK VALİLERE TASARRUF DEMEDEN ÖNCE ERDOĞAN’A SÖZ GEÇİRMELİ

Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek’in valilere, “Harcadığımız para babamızın parası değil, milletin parası” dediği yönündeki haberleri anımsatan Öztrak, Bakan Şimşek’in gösterişten uzak, mütevazi bir kamu anlayışından; kağıdın arkasını kullanmaktan bahsetmeden önce bu harcamalara bir bakması gerektiğini vurguladı. Öztrak, “Mehmet Şimşek önce ‘İtibardan tasarruf olmaz’ diyen, Saray ve uçak koleksiyonu yapan, ucu bucağı görünmeyen araç konvoylarıyla dolaşan, ülkede israf kelimesinin vücut bulmuş hali olan kibir abidesine ve şürekasına söz geçirmeli” değerlendirmesinde bulundu.

MİLLETE VERİYORLAR TALKINI, KENDİLERİ YUTUYOR SALKIMI

Yönetimde israf son sürat devam ederken, Bakanların tasarruf sözlerinin bi anlamı olmayacağını kaydeden Öztrak, “Yoksa milletimiz bir lafa, bir de icraata bakar. ‘Bize veriyorlar talkını, kendileri yutuyor salkımı’ der. Saray’ın da, vitrin ekonomi yönetiminin sözlerine de inanmaz. Milletin inanmadığına yatırımcılar hiç inanmaz. Temiz para gelmez; aş da iş de olmaz” ifadelerini kullandı.

Merkez’in Kesinleşmemiş Zararı 851 Milyar Liraya Çıktı

CHP’li Öztrak, Kur Korumalı Mevduatın yükünün Temmuz ayında yapılan düzenlemeyle bütçeden alınıp Merkez Bankası’na yüklendiğini belirterek, “Ama gizlide gebe kalan aşikâre doğurur derler. Merkez Bankası’nın Bu yıl haziran ayında 81 milyar TL olan ‘kesinleşmemiş zararı’ KKM’yi devir aldıktan sonra, 18 Aralık itibariyle 851 milyar TL’ye ulaştı. Bu, bütçe açığında görmemiz gereken birkaç yüz milyar liranın Merkez Bankası’nın bilançosuna saklandığını gösteriyor” değerlendirmesinde bulundu.

Hazine’nin iç borçlanma için ödeyeceği faiz anaparayı geçmesine rağmen, hala açığının çok üstünde borçlanmanın devam ettiğinin altını çizen Öztrak, “Görünen o ki, varsıllara KKM için ödenen milyarların yükü, yine vergi mükelleflerinin sırtına kalıyor” diye konuştu.

CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, bugün TBMM Genel Kurulu’nda Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçesi üzerine yaptığı konuştu. Ülkede bugün yaşanan sıkıntıların köklerinin Erdoğan’ın tek kişilik rejimi kurmaya giriştiği 2014 yılına kadar dayandığını belirten Öztrak, bu süreçte Erdoğan’ın el ele verip adalet terazisini bozduğu ortağının, sonradan darbeye kalkıştığını ifade ederek, “Bugün Erdoğan tarikatların, cemaatlerin devletin kılcal damarlarına girmesine yine göz yumuyor. Bakanları bunlarla protokoller yapıyor” diye konuştu.

10 YILI YİTİRDİK

Yönetimde otoriterleşmenin ve hukuk devletinden uzaklaşmanın milletin gelirinin erittiğini ifade eden Öztrak, son yayınlanan OVP’ye göre Türkiye’de kişi başına gelirin 2023 itibariyle 2013’ün altında olacağının altını çizerek, “Sarayın kibri yüzünden, koskoca 10 yılı yitirdik” dedi.

ENFLASYONUN FATURASI ÇALIŞANA

Ekonomide son yıllardaki büyümenin sağlıksız olduğunu, bir yandan cari açığı, bir yandan enflasyonu azdırdığını, aynı zamanda da orta direği çökerttiğini söyleyen Öztrak, ülkedeki çocuk yoksulluğuna ve emeğin milli gelirden aldığı paydaki düşüşe dikkat çekti. Hükümetten gelen asgari ücretin yılda bir defa belirlenmesine yönelik açıklamaları da değerlendiren Öztrak, asgari ücretin açıklandığı her dönem en geç iki ay içinde açlık sınırının altına düştüğünü belirterek, “Bu, enflasyonun faturasını çalışana kesmektir” dedi.

TÜRKİYE GRİ LİSTEDEN ÇIKAMADI

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in göreve gelir gelmez üzerine eğildiği konulardan birinin, Türkiye’nin Mali Eylem Görev Gücü’nün gri listesinden çıkması olduğunu belirten Öztrak, bu sözlerin gerçekleşmediğini, Türkiye’nin hala Uganda’yla, Tanzanya’yla, Mozambik gibi ülkelerle birlikte para aklayan, terörün finansmanına engel olamayan ülkelerin izlendiği gri listede bulunduğunu vurguladı.

VİTRİN DEĞİŞSE DE GÜVEN GELMİYOR

Ekonomi yönetiminde vitrin değişse de güvenin sağlanamadığını ve yabancı yatırımların ülkeye gelmediğini belirten Öztrak, Erdoğan’ın geçmişte yaptıklarının bunun temel sebebi olduğunu söyledi. Öztrak, Erdoğan’ın daha önce Bakan Şimşek’i Halkbank’ı dolandırmakla suçladığını, “laf dinlemiyorlar” diyerek Merkez Bankası başkanlarını görevden aldığını, Merkez Bankası rezervlerinden önce 128 milyar doları, ardından 199 milyar doları daha buharlaştırdığını, “faiz sebep, enflasyon netice” diyerek TL’yi pul ettiğini ve son olarak ekonominin başına Kur Korumalı Mevduat denen belayı musallat ettiğini kimsenin unutmadığını anlattı.

ERDOĞAN “NAS” DESE DE FAİZ-METRE İŞLİYOR

Daha önce “Faiz nastır, nas ortadayken sana, bana ne oluyor” diyen Erdoğan’ın devri iktidarında faiz lobilerine milletin kesesinden her yıl 27 milyar dolar, her ay 2 milyar 227 milyon dolar, her gün 73 milyon 251 bin dolar, her saat 3 milyon 52 bin dolar faiz ödendiğini ifade eden Öztrak, “Erdoğan’ın 21 yılda ödediği toplam 559 milyar dolar faiz, kendisinden önceki hükümetlerin 28 yılda ödediği faizin iki katı” dedi.

EKONOMİ YÖNETİMİ PATİNAJA BAŞLADI

Erdoğan’ın bir sabah kalktığında, tek bir imzayla neler yapabileceğini bilen yatırımcıların ülkeye gelmekten çekindiğine, faiz artsa da TL’deki değer kaybının ve enflasyondaki artışın sürdüğüne dikkat çeken Öztrak, vitrine konan ekonomi yönetiminin bu tablo karşısında patinaja başladığını söyledi. Öztrak, Hazine ve Maliye Bakanı kiraların düştüğünü, Merkez Bankası Başkanı’nın ise bunun tersini söylediğini, benzer şekilde Bakan’ın çekirdek enflasyonda düşüş açıklamaları karşısında Merkez Bankası Başkanı’nın fiyatları “Sadık Abisi’ne” sorduğunu hatırlattı.

KKM’NİN YÜKÜ MERKEZ’İN BİLANÇOSUNA GİZLENDİ, ZARAR 851 MİLYAR LİRAYA ÇIKTI

Kur Korumalı Mevduatın yükünün Temmuz ayında yapılan düzenlemeyle bütçeden alınıp Merkez Bankası’na yüklendiğini kaydeden Öztrak, “Ama gizlide gebe kalan aşikâre doğurur derler. Merkez Bankası’nın Bu yıl haziran ayında 81 milyar TL olan ‘kesinleşmemiş zararı’ KKM’yi devir aldıktan sonra, 18 Aralık itibariyle 851 milyar TL’ye ulaştı. Bu, bütçe açığında görmemiz gereken birkaç yüz milyar liranın Merkez Bankası’nın bilançosuna saklandığını gösteriyor” değerlendirmesinde bulundu.

HAZİNE AÇIĞININ ÜSTÜNDE BORÇLANIYOR, KKM’NİN YÜKÜ VATANDAŞA YÜKLENİYOR

Merkez Bankası’nın KKM sahiplerine ödediği milyarları piyasadan çekemediğini, bu işin Hazine tarafından, tefeci faiziyle borçlanarak yapıldığını anlatan Öztrak, Hazine’nin iç borçlanma için ödeyeceği faizin borcun anaparasını geçmesine rağmen hala açığının çok üstünde borçlanmaya devam ettiğinin altını çizdi. Öztrak, “Görünen o ki, varsıllara KKM için ödenen milyarların yükü, yine vergi mükelleflerinin sırtına kalıyor” diye konuştu.

IMF İLE SÇEİM SONRASI UYGULAYACAKLARI PROGRAMI KONUŞUYORLAR

Erdoğan yönetiminde, Türkiye’nin döviz yükümlülükleri ve kur riskleri olağanüstü boyutlara ulaştığını belirten Öztrak, Brüt dış borcun 476 milyar dolara çıktığını, Türkiye’nin önümüzdeki 1 yıl içinde ödemesi ya da çevirmesi gereken dış borcun 220 milyar dolar olduğunu ifade etti. Ayrıca dış borç istatistiklerinde görünmeyen 153 milyar dolarlık Kamu Özel İşbirliği proje garantilerine, 93 milyar dolarlık KKM’ye, süren cari açığa ve tüm bunlar karşısında Merkez Bankası rezervlerinin halen 53 milyar dolar açık verdiğine dikkat çeken Öztrak, “Yeni ekonomi yönetimi de güven için güçlü çıpa ihtiyacının farkında… IMF’yle çay partilerinde, seçimden sonra uygulayacakları programı konuşuyorlar” dedi.

HERKES KLARNET ÇALAR DA HERKES ŞÜKRÜ TUNAR OLAMAZ

“Herkes klarnet çalmaya çalışabilir ama herkes Şükrü Tunar olamaz” diyen Öztrak, ekonomi yönetiminin zurnayla peşrev çalmaya uğraştığını ama başaramadığını, Türkiye’nin daha önce 2001 yılında bu krizlerden uyguladıkları “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı” sayesinde çıkabildiğini, son seçimlerden önce açıkladıkları Ortak Politikalar Mutabakat Metnini bunun için hazırladıklarını, iş başına gelmeleri halinde ülkeye temiz para yağacağını ifade etti.

YAPILACAK İŞ YEREL SEÇİMDE İKTİDARI HEZİMETE UĞRATMAK

Sorunun sebebi olanların çözümün adresi olamayacağını söyleyen Öztrak, sözlerini şöyle tamamladı:

“Yapılacak ilk iş 31 Mart seçimlerinde iktidarı hezimete uğratmak, erken genel seçime zorlamaktır. Bu kriz ancak adaleti ve hukuk devletini yeniden tesis edecek, verimliliği ve üretimi artıracak, büyümenin milletimizin tamamını kucaklamasını sağlayacak ve her alanda sürdürülebilirliği temin edecek bir programı uygulayacak yeni ve güvenilir bir yönetimle atlatılabilir. Bunu da yine biz yaparız.”

Atatürk’ün Adını Milletin Gönlünden Silemezler

CHP Sözcüsü Öztrak, Cumhuriyetin 100. yılının hakkıyla kutlanması milletin müştereklerini büyütmek, birlikteliğini yaşatmak için bir büyük fırsat olduğunu, ancak siyasetini milleti ayrıştırmak üzerine kuran Hükümetin bu fırsatı da heba ettiğini belirterek, “Anıtkabir’de, kabir adabından nasibini almamış, bindirilmiş kıtalar Erdoğan’a tezahürat yapıyor. Sarayın kibirlisi, donanmamızı Atatürk’ün hayata gözlerini yumduğu Dolmabahçe Sarayı yerine, Vahdettin’in adıyla anılan köşkten selamlıyor. O Vahdettin ki, ülkesinden bir İngiliz zırhlısına binerek kaçmıştı, Atatürk de nutkunda, onu ‘Soysuzlaşmış’, ‘hain’ diye tarif etmişti. Bunların hepsi sarayın kendi alternatif tarihini yazma, Atatürk’ü unutturma çabalarının birer parçasıdır. Ama ne yaparlarsa yapsınlar boşuna… Bu milletin gönlünden Atatürk silinmez” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Bugün, yeni bir yüzyılın, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılının ilk günü…

Cumhuriyetimiz, Mustafa Kemal Atatürk’ün “benim karakterimdir” dediği, tam bağımsızlıktır.

Cumhuriyetimiz, teba olmaktan millet olmaya giden, demokrasiye, özgürlüklere açılan yoldur.

Cumhuriyetimiz, kadın devrimidir. Cumhuriyetimiz, ulusumuzun çağdaş medeniyetler seviyesini aşma hedefiyle, geleceğe el ele, omuz omuza yürümesidir.

Cumhuriyetimiz, “Bilhassa kimsesizlerin kimsesi”dir. Cumhuriyetimiz, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün komutasında, “Milletin hayat ve istiklaline suikast eden düşmanların saldırılarına karşı verilen” dünyanın tüm mazlum uluslarına örnek olan, emperyalizme karşı en meşru ve en şanlı mücadeleyi, İstiklal mücadelemizi taçlandırmıştır.

Cumhuriyetimiz, tam bağımsızlık, ulusun egemenliği ve devrimler üzerinde yükselen, bir var olma projesidir.

Cumhuriyetimiz, millet iradesinin her şeyin üstünde olması demektir. İlmek ilmek örülen demokrasi yolunun, ilk ve en önemli adımıdır.

Cumhuriyetle aziz milletimiz, “Az zamanda çok ve büyük işler” başarmıştır. CHP’nin 1930’lu yıllardaki bir afişinde yer alan, bugün de birilerinin eğip bükerek kopyalamaya çalıştığı, “Asrı yıla sığdırdık” sözleri, Cumhuriyet ve devrimlerinin arkasında yatan azmin ve kararlılığın ifadesidir.

ERDOĞAN DEMİREL’İN SÖZLERİNDEN NASİBİNİ ALMAMIŞ

Cumhuriyetimizin 100. Şeref Yılını, Hükümet, alelade, sıradan bir şekilde geçiştirmeyi tercih etti. Şanlı Cumhuriyetimizin, önemli yıl dönümlerinde, yapılan ve tarihe şerh düşen hazırlıklar da, etkinlikler de, Cumhuriyetin 100. yıl dönümünde maalesef yoktu. Cumhuriyetimizin 10. yılında, sınırlı imkanlarla düzenlenen görkemli törenlerde Atatürk, “Bugün Cumhuriyet’imizin onuncu yılını doldurduğu en büyük bayramdır. Kutlu olsun!” diyerek başladığı söylevini, “Sonsuza akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, mutluluklarla, huzur ve rahatlık içinde kutlamanızı, gönülden dilerim. Ne mutlu Türküm diyene!” diyerek, Cumhuriyet bayramlarının nasıl kutlanmasını istediğini söylemişti. Cumhuriyetin 75. yılında da, dönemin Cumhurbaşkanı rahmetli Süleyman Demirel, Başbakan’ı, bakanları, kutlama programında görev alacak bürokratları özel sektör ve STK temsilcilerinin katıldığı Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde basına açık bir toplantıda yaptığı konuşmada; “Törenler şaşaalı, tantanalı ve görkemli olmalıdır… Cumhuriyetin 75. yıldönümü ayakları yerden kesecek kadar heyecan verici olmalıdır. Cumhuriyetin yıl dönümünde halk heyecan duymazsa, rejimle arasının açıldığı intibaı oluşur. Hiçbir şeyden heyecan duymazsak, müştereğimiz kaybolur” demişti. Bu toplantıya katılanlar arasında İstanbul Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan da vardı. Ama Süleyman Demirel’in sözlerinden hiç nasibini almadığı Cumhuriyetin 100. yıl kutlamalarında ortaya çıktı.

ATATÜRK’ÜN İSMİNİ MİLLETİN GÖNLÜNDEN SİLEMEZLER

Cumhuriyetin 100. yılını hakkıyla kutlamak, her nesle nasip olmayacak bir şereftir. Bu heyecan, bugün ihtiyacımız olan müştereğimizi, birlikteliğimizi yaşatmak için, bir büyük fırsattır. Ama siyasetini, milleti birleştirmek değil, ayrıştırmak üzerine kuran bir yönetim maalesef böyle büyük bir fırsatı heba etmiştir. Bu ülkenin kurucu babası Atatürk’ün, ismini bile telaffuz etmekten imtina edenlerin, fesli meczupların anlattığı, dedikodudan bozma tarihe takılanların, Cumhuriyetle hesaplaşmaya kalkanların anlayışının hakim olduğu, tek kişilik vesayet düzeninde; Atatürk’ün kurduğu Diyanet, Atatürk’ün adını dualarda bile geçirmemek için, türlü çeşitli laf cambazlıkları sergiliyor. Saray şürekası Cumhuriyete “100 yıllık narkoz”, Erdoğan’a da “İkinci Atatürk” demeye cüret edebiliyor. 100. yıl kutlamalarında yapılan drone gösterilerinde döne döne Cumhurbaşkanlığı forsları, AK Parti’nin 100. yıl logoları gösterilirken Atatürk’e yer verilmiyor. 100. yılda, iktidar ve muhalefet Anıtkabir’de Ata’nın manevi huzuruna birlikte çıkıyor. Ama Erdoğan, Anıtkabir defterine yazdığı yazıda muhalefeti bir tarafa itiyor, “Kendinden ve ittifak ortaklarından” söz ediyor. Ata’nın huzurunda bile milleti bölüp parçalamaya devam ediyor. Anıtkabir’de, kabir adabından nasibini almamış, bindirilmiş kıtalar Erdoğan’a tezahürat yapıyor. Sarayın kibirlisi, bu yıl törenleri başkent Ankara’dan İstanbul’a aldı. Resm-i geçit yapan donanmamızı da Atatürk’ün hayata gözlerini yumduğu Dolmabahçe Sarayı yerine, Vahdettin’in adıyla anılan köşkten selamladı. O Vahdettin ki, ülkesinden bir İngiliz zırhlısına binerek kaçmıştı, Atatürk de nutkunda, onu “Soysuzlaşmış”, “hain” diye tarif etmişti. Bunların hepsi sarayın kendi alternatif tarihini yazma, Atatürk’ü unutturma çabalarının birer parçasıdır. Ama ne yaparlarsa yapsınlar boşuna… Bu milletin gönlünden Atatürk silinmez.

ATATÜRK MAZLUM MİLLETLERİN KUTUP YILDIZIDIR

Atatürk, sadece milletimizin değil, dünya üzerindeki tüm mazlum milletlerin de kutup yıldızıdır. Yolunu kaybedenlere yol gösterir. Bundan bir asır önce emperyalizme karşı verdiğimiz İstiklal mücadelemizi, dünyanın bu en meşru savaşını taçlandıran, ülkemizi medeni âlemin saygın bir üyesi yapan, Cumhuriyetimizin 100. Şeref yılını en görkemli şekilde kutlamak, aynı zamanda 100 yıl sonra, “Mazlum milletlerin zulme ilelebet tahammül etmeyeceğini, bir kere daha tüm dünyaya haykırmak için” de büyük bir fırsattı. Saray bu fırsatı da kullanamadı. Ama Saray’ın yapmadığını, aziz milletimiz yaptı. Cumhuriyetin 100. Şeref yılını ona yakışır bir biçimde kutladı. Binler oldu, on binler oldu, yüzbinler oldu, milyon oldu… Cumhuriyetin 100. yılında Anıtkabir’e aktı. Yolları, caddeleri belediyelerimiz ay yıldızlı bayrağımızla doldurdu. Gece de Partimizin ve Cumhuriyet Halk Partili Belediyelerin düzenlediği etkinliklerde, Cumhuriyetimizin 100. yılı coşkuyla kutlandı. Milletimiz, Atasına da, Cumhuriyetimize de sahip çıktı. Türkiye Cumhuriyetinin dahili ve harici bedhahlara rağmen ilelebet payidar kalacağını bir defa daha gösterdi.

GAZZE MESELESİNİ İNSANİ ZEMİNDEN ÇIKARDI

Gazze’deki vahşet, insan hakkı ihlalleri, savaş suçları, Sarayın aklına nedense, çatışmaların başlamasından üç hafta sonra, Cumhuriyetin 100. yılını kutlayacağımız günden, bir gün önce geldi. Erdoğan Gazze’de yaşananları protesto mitinginde, yine bir gece ansızın gelmelerden, destan yazmalardan dem vurdu. Meseleyi Gazzelilerin haklı olduğu insani zeminden çıkarıp, kabadayılığa, restleşmeye, dine, imana, hamasete döktü. Her zaman yaptığını yaptı, yeni bir ağa maraba hikayesinin de kapağını açıverdi. Dış siyaseti bir kere daha iç siyasete alet edip diplomasiyi kör, sağır ve topal bıraktı.

TERÖR KİM YAPARSA YAPSIN TERÖRDÜR

Bu arada altını çizerek de ifade edelim: Bize göre kim yaparsa yapsın, nereden gelirse gelsin, masum çocukları, kadınları, sivilleri hedef alan her saldırı terördür. Biz terörü değerlendirirken kimin yaptığına değil, ne yaptığına bakarız. Hiçbir haklı gerekçesi olamaz. Ne bir dava, ne de bir saldırıya verilen cevap terörü haklı çıkarmaz. Hükümetin başı, kendisini kimse ciddiye almayınca, bu perspektifi ve Gazze saldırılarının başında gösterdiği sözde itidali kaybetti. İhvan aşkını yeniden depreştirip, meseleyi insani boyutundan öteye taşıyarak, bir taraftarlığa çevirdi. Eğer Sarayın Gazze’de arabuluculuk, garantörlük gibi bir niyeti varsa, bu, “İsrail’in elini sıkmam, bir kere sıktım, ama iyi niyetimi suiistimal ettiler, bunlar akıl hastası” gibi iç siyasete dönük diplomasinin önünü kapatan laflarla olmaz. Sonra bir bakarsınız, İsrailli esirlerin salıverilmesinde arabuluculuğu yapan Türkiye değil Katar ve Mısır oluverir.

AMERİKALI SENATÖRLERİN HADSİZLİĞİNE EN SERT ŞEKİLDE YANIT VERİLMELİ

Amerikan Kongresi’nde bir grup senatör çıkar, Türkiye ile Hamas arasındaki siyasi, lojistik, mali bağlantılardan, Erdoğan’ın Müslüman Kardeşlerle ideolojik bağlarından, Türkiye’nin Hamas için bir sığınak haline geldiğinden, Hamas’ın İstanbul ofisindeki para trafiğinden, bunlara verilen vatandaşlıktan, pasaportlardan bahsetmeye başlar. Türkiye’yi üstü örtülü olarak, 7 Ekim saldırılarında rol almakla suçlamaya varacak hadsizliklerin önü açılır. Buradan ifade ediyorum, bu hadsizliğe derhal en sert cevap verilmelidir.

SUYUN BAŞINDA ERDOĞAN OTURDUKÇA

Ama eğer hükümetin derdi dış güçler, Gazze’ye destek verdik diye bize saldırıyor hikayeleri anlatarak yandaşlarının dahi rasyonel olmadığını söylediği politikalarının sebep olduğu, zulme dönüşen vergilerin, zamların, hayat pahalılığının üstünü örtmekse o başka… Malum, Hazine ve Maliye Bakanı para bulmak için Körfez’den batıya yolları arşınlamaya devam ediyor. Ama suyun başında hala Erdoğan’ın oturduğunu görenler, Mehmet Şimşek’e sadece temennilerini ve iyi niyetlerini sunuyor, para için başka kapıya diyorlar. Anlaşılan artık umut kalmadı. Seçimden önce ekonomide milleti ferahlatma imkanı da tükendi. Şimdi dışarıdan saldırıyorlar söylemleriyle, oyunlarıyla ekonomideki çaresizliklerini, perdelemek istiyorlar.

LİYAKATIN RUHUNA RAHMET

Kimsesizlerin kimsesi olan bu Cumhuriyet, evlatları için her zaman fırsat eşitliği demekti. Sağladığı eğitim olanaklarıyla, azmeden çoban Sülü’nün Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel olmasının yolunu açtı. Cumhuriyetin eğittiği, yurt dışına gönderdiği öğrenciler, “Bir kıvılcım olarak” gitti, “Yurda ışık saçacak alevler” olarak döndü. Tıpta, hukukta, bilimde, arkeolojide, sanatta, sporda, sanayide, hayatın her alanında ülkemizin önünde yeni ufuklar açtı. Doktor ve eski başbakan Sadi Irmak, o gençlerden biriydi. Bugün 10 liralık banknotun arkasında resmi olan büyük matematikçi Cahit Arf, o gençlerden biriydi. Edebiyatçı Sabahattin Ali ve Sabahattin Eyüpoğlu, tarihçi Enver Ziya Karal, Türkiye’nin ilk kadın arkeoloğu Jale İnan da onlardan biriydi. Ama bugün işbaşında olan, kifayetsiz kadroların elinde, yoksulluk ana-babalarından evlatlarına miras kalır hale geldi. Artık liyakatın, fırsat eşitliğinin ruhuna rahmet okutuluyor. Bu rejimde sadakat tek geçer akçe oldu.

HİÇ BİR MAKAM BU ÜLKENİN GENÇLERİNDEN BÜYÜK DEĞİLDİR

Gençler okuyup geleceklerini kurmaya çalışıyorlar ama iş bulup bulamayacakları, özledikleri hayata kavuşup kavuşamayacakları da belli değil. Diğer yandan da hükümet onlara doğru dürüst bir yurt, doğru dürüst bir beslenme imkanı sağlayamıyor. Üniversite öğrencilerinin çoğu bu nedenle çalışmak zorunda kalıyor. Öğrenciler bir yandan çalışarak yaşam kavgası verirken, bir yandan da okuma baskısı altında. O nedenle geçtiğimiz haftalarda üniversitelerde okuyan gençlerimizden üçünün intiharıyla bu ülke sarsıldı. Aydın’daki KYK yurdunda bindiği asansörün düşen Zeren kızımızın hayatını kaybetmesiyle dehşete kapıldık. Evladını yitiren babanın “Çocuğumu devlete emanet ettim ama devlet benim çocuğuma bakamadı” sözleri hala kulaklarımızda… Bu sözler, insanlıktan nasibini alan herkesin vicdanlarında çınlıyor. Ama bir de bu vicdana sahip olmayanlar var. Zeren için tepkilerini gösteren öğrencilere başka bir ildeki yurt müdürünün “Korkuyorsan binme asansöre” diye bağırmasını bu ülkede vicdan sahibi olanlar asla unutmayacak. Evladımızın canına mal olan bu işgüzarlıktır. Bu kibirdir, bu küstahlıktır. Zeren kızımızın ölümünden kim sorumluysa; kimin kusuru, ihmali, beceriksizliği varsa hepsi hesap vermelidir. Genel Başkanımızın da dediği gibi “Hiç kimse ve hiçbir makam, bu güzel ülkenin güzel evlatlarından büyük değildir.”

2028’DE EVİNDE İHTİYAÇLARI KARŞILANMAYAN ON BİNLERCE ÇOCUK DAHA OLACAK

Gençlerine sahip çıkamayan, kucaklayamayan, umut veremeyen bir ülke geleceğine de umutla bakamaz. Ama bizde, bırakın gençlere umut vermeyi, açık açık gençlere yalan söyleyen, onları aldatmak için bin dereden su getiren bir Hükümet var. Seçimden önce, gençlere cep telefonu, bilgisayar alımlarında vergi muafiyeti sözü verdiler. Şimdi diyorlar ki, 9 bin 500 liraya kadar olan telefon ve bilgisayarda en fazla 5 bin 500 liraya kadar destek veririz. Şimdi her şeyin fiyatı almış yürümüş… 9 bin 500 liraya zaten bilgisayar yok. Gençlerin aklıyla açıkça dalga geçmeye kalkıyorlar. Gençlerin bu hükümetin umurunda bile olmadığı, bu hükümetin açıkladığı son Kalkınma Planı’ndan da belli. Şuanda mecliste görüşmeleri devam eden plana göre 2028 yılına geldiğimizde hala her beş gençten biri ne eğitimde olacak ne de çalışacak. Ev genci olarak anne-babasının eline bakmaya devam edecek. Yine bu plana göre Aile Bakanlığı’nın Sosyal ve Ekonomik Destek adlı hizmetinden yararlanan çocukların sayısı 157 binden 230 bine çıkacak. “Bu SED nedir?” derseniz, çocuklarının temel ihtiyaçlarını karşılayamayan ve yaşamlarını en düşük seviyede dahi sürdürmekte güçlük çeken ailelere çocuklarının bakımı ve desteklenmesi amacıyla verilen destek. Yani hükümet 2028 yılında, evinde temel ihtiyacı karşılanamayan çocuklara on binlercesi daha eklenecek diyor.

CUMHURİYET OSMANLI’NIN BORÇLARINI ÖDEDİ, BU HÜKÜMET BORÇ YAPTI

Bizim Cumhuriyetimiz, ne yaptıysa bu ülkenin evlatları için yaptı. Bu ülkenin kurucuları, “Ey yükselen yeni nesil! İstikbal sizindir. Cumhuriyet’i biz kurduk, onu yükseltecek ve sürdürecek sizlersiniz” dedi. Üretimi, gençlerin üretime katılmasını hedef koydu. Yarı sömürge, savaşta yıpranmış, borç kıskacına sarılmış bir ekonomi devraldı. Sanayi alt yapısı diye bir şey yoktu. Demiryolu ağları bile, zenginliklerini yağmalayan yabancıların ihtiyaçlarına göre oluşturulmuştu. Fred Burnaby adlı bir gezgin, 1800’lü yıllarda Anadolu topraklarında yaptığı seyahati anlattığı “At Sırtında Anadolu” kitabında, Türklerin demiryolu yapımında nasıl aldatıldığını, düz ovada rayların da devletin de nasıl dolandırıldığını, 150 sterlinlik topların, 750 sterline nasıl bu ülkeye satıldığını ayrıntılarıyla açıklıyor. Cumhuriyet bir taraftan Osmanlı’dan kalan borçları öderken, bir taraftan da devletin üretken, yatırımcı ve denetleyici işlevini kullanarak dış denge içinde büyümeyi sağladı. Bu hükümet ise ekonominin can damarlarını dışarıdan gelecek paraya bağladı. Cari açığı dış borcu azdırdı. Sonunda da borç alan emir almaya başladı.

SARAY SUYUN BAŞINDA OLDUKÇA GÜVEN OLMAZ

Ekonominin vidalarını öyle bir gevşetti ki, “Faiz sebep” diyerek tüm ayarlarıyla öyle bir oynadı ki şimdi rasyonelleştik dediklerinde bile ne döviz kurlarını tutabiliyorlar, ne de enflasyonu. Seçimlerden sonra 4 ayda, Türkiye’de politika faizi 4 kattan fazla arttı. Aynı dönemde, bize benzeyen ülkelerin çoğunda politika faizi ya düştü ya da sabit kaldı. Bunun birkaç tane istisnası var. Örneğin savaş halindeki Rusya. Yani bizdeki faiz artışının dünyadaki gelişmelerle açıklanacak hiçbir yanı yok. Faiz arttı arttı dediğimiz Rusya’da da faiz bugün yüzde 13, bizdeki politika faizinin üçte biri. Şu anda Arjantin, Zimbabve ve Venezuela’nın ardından dünyada en yüksek faiz uygulayan ülkeyiz. Geçtiğimiz hafta yapılan 500 baz puanlık faiz artışına rağmen, paramız dolar karşısında pul olmaya devam ediyor.

Bir kere daha tekrarlayalım. Duymayacaklar ama tekrarlayalım: Ne kadar faiz artırırsanız artırın, Sarayın kibirlisi iş başında oldukça, güven olmaz.

MERKEZ BANKASI’NIN GÖREVDEN ALDIĞI GENEL MÜDÜR, SARAY BASKISIYLA GÖREVE İADE EDİLDİ

Devletin bir kurulu olan Ekonomi Koordinasyon Kurulu toplantılarına devlette hiçbir görevi olmayan Saray’ın partisinin yöneticileri katılırsa, bu siyasi baskı görüntüsü yaratır. Dolayısıyla bu nedenle de size güven olmaz. Bu Kurul’un kararlarına hiçbir şekilde güven olmaz. Yine bağımsız Merkez Bankası yönetiminin görevden aldığı bir Genel Müdür, Sarayın baskısıyla göreve iade ediliyorsa, bu Merkez Bankası’nın aldığı kararlara da güven olmaz.

Ve son olarak, Saray dış politikayı iç politikaya malzeme yaptıkça, ağzına geldiği gibi konuştukça, güvende olmaz, ekonomide istikrarda sağlanmaz.

ÖNCE KRİZ, SONRA BUHRAN, ŞİMDİ ÇÜRÜME

Güvenilmez yöneticilerin milletlere çıkardığı fatura olağanüstü yüksek faiz oranları ve bunun ardından da duran, daralan ekonomilerdir. Bundan birkaç yıl önce ekonomideki vaziyeti “kriz” olarak adlandırıyorduk. Sonra birden fazla krizin birleşmesiyle kriz, “buhrana” dönüştü. Şimdi ise ekonomide ve devlet yönetiminde çoklu organ yetmezliğiyle malul ve mefluç olduğu, “Durgunlaşarak çürüme” dönemini yaşıyoruz.

“FAİZ SEBEPTEN” BİR CÜMLE BAHSETMEMİŞLER

Hükümet sebep olduğu bu tablonun sorumluluğunu hiçbir şekilde almıyor. Yayınladıkları Kalkınma Planı’nda da, son açıkladıkları yani bugün mecliste görüşülen Kalkınma Planı’nda da yıllık programda da “Faiz sebep” diyerek ekonomiyi altüst etmelerinden tek bir cümleyle dahi bahsedilmiyor. Bu dokümanlarda milleti ezen enflasyonun sebebi olarak kur gelişmeleri gösteriliyor. Peki bu kur gelişmelerine ne sebep oldu, kim sebep oldu? Cevap yok. Artan enflasyon için “Tarihsel ortalamaların üzerindeki gıda fiyatları” gerekçe gösteriliyor. Peki dünyada gıda fiyatları düşerken bizde niye artıyor? Cevap yok. Çiftçiye kanunen hak ettiği desteği vermezseniz, ona 850 milyar lira borç takarsanız, çiftçiye kanunun emrettiği şekilde desteklemezseniz gıda fiyatları da artar. Bunu kim yapıyor? Ona da cevap yok. Sonra dönülüyor enflasyonun sebebi vergi artışları deniyor… Bu vergi artışları IMF ile çay partileri yapıp vergileri arttıran kim? Kimi kime şikayet ediyorsunuz? Sizsiniz. En sonunda bir de çıkıp maliyet artışı örtüsü altında ücretlerin, emekli aylıklarının enflasyonu artırdığını iddia ederek hepsinin üstüne tüy dikiyorlar. Pes doğrusu! Bir de ondan sonra milletimizden bu planlara programlara destek vermesini bekliyorlar.

HATAY’IN SEÇİLMİŞ VEKİLİ AYM KARARINA RAĞMEN İÇERİDE

Ülkemizin artık bir demokrasi olarak tanımlanmaktan giderek uzaklaştığını yabancı yatırımcılar raporlarında yazmaya başladı. Nasıl yazılmasın. Hatay’ın seçilmiş vekili Anayasa Mahkemesi kararına rağmen hala içeride. Sinan Ateş cinayeti soğumaya bırakıldı. Nazilli’de bununla ilgili olarak hakkında soruşturma izni verilen belediye başkanı soluğu Saray’da alıp fotoğraf çektiriyor. Seçim bitti İçişleri Bakanı değişti, Türkiye’de her gün çeteler yakalanır oldu. Limanlarda uyuşturucular gramla, kiloyla değil artık tonlarla yakalanıyor. Biz seçimden önce bu ülkenin ne hale getirildiğini hep söyledik. Şimdi bunu her yerde artık görüyoruz.

İSVEÇ PROTOKOLÜ NEYE KARŞI İMZALANDI?

Bir ülkede hukuk, ekonomi, istikrar ve güven dip taramaya başlayınca, o ülkenin diplomaside de sözü dinlenmiyor. ABD Dışişleri Bakanı Gazze’de süren savaş nedeniyle bölge ülkelerini ziyaret ediyor. Ama Türkiye’ye uğramıyor. İşte en son İsveç’in NATO’ya üyeliği için imzalanan protokol, Saray’da imzalandı TBMM’ye gönderildi. Hatırlayın Saray da ortağı da İsveç’in NATO’ya üyeliği konusunda günlerce esip gürlediler. Dünyaya racon kestiler. Şimdi bu protokolün Meclis’e sunulması karşılığında, ne alındı soruyoruz. Yunanistan’ın hukuksuz şekilde silahlandırdığı adalardan çekilmesi mi sağlandı? Türkiye dışlandığı F35 projesine geri mi döndü? ABD ile Türkiye arasındaki F16 meselesi mi çözüldü? Amerika PYD’ye desteğine son vereceğini mi açıkladı? İsveç ülkesindeki teröristleri teslim mi etti? AB bizi üyeliğe almaya mı karar verdi? Hayır. Yine dış politikanın iç politikaya alet edilmesine bağlı bir u dönüşü, yine bir ağa maraba hikayesi.

ALDIĞIMIZ MİRAS VAZGEÇMEMEK

Oysa ülkemiz bundan çok daha iyi bir yönetimi hak ediyor. Yaklaşan yerel seçimler bu yönetime layüsel olmadığını hatırlatmak için bir fırsattır. Bu zulme dur demek için, bir vesile. Siyasi parti, inanç, etnik köken ayırmadan milletimizin üstünden silindir gibi geçen bu zulme dur demenin zamanıdır. İnsanlarımızı ayrıştıran, milleti bölen siyasete dur diyelim. Bu hafta sonunda 38. Kurultayımızı yapacağız. Partimizin 100. Kuruluş yılında Kurultayımız bir demokrasi şenliği olacak. Cumhuriyetimizin yeni yüzyılına birlik içinde güçlenerek gireceğiz. 100 yıl önce tam bağımsızlık ve ulusal egemenlik için yola çıkan Büyük Atatürk ve yol arkadaşlarından aldığımız miras asla vazgeçmemektir. Cumhuriyetimizin temel direği olan, milletin egemenliğini, tek kişinin vesayetinden kurtaracağız. Millet iradesinin tek tecelligahı Gazi Meclisimiz olacak. İkinci yüzyılda şanlı Cumhuriyetimizi hep birlikte, eksiksiz bir demokrasiyle taçlandıracağız.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, 30 Ekim’de okulların tatil edildiğini geç bir saatte ve sosyal medya hesabından duyurdu. Neden o saate bırakıldı? Bu konuya ilişkin sizin bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- İzin verirseniz sosyal medyada çok beğendiğim bir yorumla buna yanıt vereyim. Erdoğan başka bir şeyi ilan edemeyince okulları tatil ettiğini ilan etti. Tabi bu devletteki çürümeyi ve keyfiliği de gösteriyor.

Soru- AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 100. yıl kutlamasında Dolmabahçe Sarayı yerine Vahdettin Köşkü’nde olmasını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Az önce bu konuyla ilgili gerekenleri söyledim. Atatürk ve Cumhuriyet devrimlerini bir türlü içine sindiremeyen saraydan başka bir şey beklemek abes olur.

Soru- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na, kurultay adaylığı için 11 CHP’li Büyükşehir Belediye Başkanından sadece Ekrem İmamoğlu’nun imza vermediği konuşuluyor. Sizin bu konuya ilişkin bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- CHP’de demokrasi var. Kimse delegelerin iradesine ipotek koyamaz. Delegeler özgürdür. Ekrem Bey de partimizin 1368 delegesinden biridir. Kendi takdiridir.

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan dün Cumhuriyetin 100. yıl törenlerinde yaptığı konuşmada 1923 – 2023 kıyaslaması yaptı. 100 yıl önceki imkanlarla bugünkü imkanları karşılaştırdı. Bu karşılaştırmaya yönelik bir yorumunuz, bir açıklamanız olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Bugün Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk’ün koltuğuna oturup onunla yarışmaya kalkmak aklı başında bir Cumhurbaşkanının yapacağı en son iştir. Savaştan çıkmış bir ulusun kalkınma adımlarıyla bugünü karşılaştırmak elmayla armudu bir sepete koymaktır.

Kaldı ki, o dönem yolsuzluğa aman vermeyen, yetim hakkına sonuna kadar sahip çıkan bir hükümet anlayışıyla rüşvet alanı büyükelçi yapan bir hükümet anlayışını nasıl karşılaştıracaksınız? Yine o dönemde devlet yönetiminde liyakati esas alan bir hükümet anlayışıyla bu dönemde benden olsun da nasıl olursa olsun diyerek sadakati esas alan bir anlayışı nasıl karşılaştıracaksınız? Kendisinden önce alınan Osmanlı borçlarını ödeyen bir hükümetle seçim kazanmak için ülkeyi borç batağına sürükleyen bir hükümeti nasıl karşılaştırabileceksiniz?

Erdoğan eğer böyle bir hesaba girişecekse öncelikle ekonomide işler yolunda havası vermek için buharlaştırdığı 100 milyarlarca doların hesabını versin.

Yine Cumhuriyetin kuruluşunda AK Partinin kuruluşundan AK Partinin işbaşına geldiği 2002 yılına kadar yani 1923 yılından 2002 yılına kadar geçen 79 yılda görev yapan tüm Cumhuriyet hükümetleri toplam 713 milyar dolar kaynak kullanmış. Kullanılan her 100 dolarlık kaynak karşılığında da millete 714 dolarlık gelir sağlanmış. AK Parti ise 2002’den bugüne tam 2 trilyon 883 milyar dolar kaynak kullanmış. Yani kendinden önceki 57 hükümetin 79 yılda kullandığı kaynağın 4 katını kullanmış. Ama bu dönemde kullanılan her 100 dolarlık kaynak karşılığında millete topu topu 553 dolar gelir sağlanabilmiş. Yani saray hükümetleri kullandığı kaynaklarla kendilerinden önceki hükümetlerden çok daha az gelir yaratabilmiş. Ayrıca bu geliri de son derece adaletsiz paylaştırmış. Hesap ortadadır. Erdoğan’ın yaptığı lafügüzaftır.

Teşekkür ediyorum.

Saray Logolu Raporda Faiz İtirafı

CHP Sözcüsü Öztrak, 2023 Ekonomik Raporunda yer alan enflasyonun ana eğiliminin gerilemesi için politika faiz oranlarının kademeli olarak artırıldığı yönündeki ifadelere dikkat çekerek, “Üzerinde Cumhurbaşkanının forsu olan bu raporda, ‘Faizin sebep enflasyonun netice olmadığı’ itiraf ediliyor. O zaman biz de bir kere daha o meşhur fıkradaki gibi soruyoruz. Madem faiz sebep değildi, bu haltı neden yediniz? Yandaşlarınızın cebini doldururken vatandaşları neden perişan ettiniz?” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:https://youtube.com/embed/BD76r9QGDj4

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Kurulumuzun gündeminde, Meclis’e sunulan 12. Kalkınma Planı, 2024 yılı bütçesi, her gün biraz daha artan hayat pahalılığı, İsrail’in Gazze’de devam ettirdiği insanlık dışı saldırılar, Partimizin 38. Kurultayı hazırlıkları ve yaklaşan yerel seçimlerle ilgili çalışmalarımız vardı.

GAZZE’DE TARAFLAR KESKİNLEŞİYOR

Gazze’de yaşanan insanlık dramı sürüyor. Siviller, çocuklar, mülteci kamplarındaki okullarda, hastanelerde, pazar yerlerinde, bombaların hedefi oluyor. Yerinden yurdundan sürülmek, tehcir edilmek isteniyor. Daha fazla ölüm ve acıya neden olmadan, taraflar arasında, önce ateşkesin sağlanması, ardından, meselenin yan yana iki devlet temelinde, adil bir barışla kalıcı çözüme biran önce ulaştırılması gerekiyor. Bunun için Türkiye ile birlikte, diğer devletlerin ve uluslararası kuruluşların da elinden geleni yapması şart. Ama maalesef ufukta buna yönelik yapıcı bir çaba görünmüyor. İki gün önce Kahire’de toplanan barış zirvesinden bırakın bir çözüm umudunu, bir ortak mesaj, bir itidal çağrısı bile çıkmadı. Uzlaşının hakim kılınması gereken bu dönemde, tarafların aksine gittikçe keskinleştiğini görüyoruz.

FAZIL SAY’IN KONSERLERİNİN İPTALİ KABUL EDİLEMEZ

Terazinin bir kefesinde, bizim de görüşlerini paylaştığımız, katıldığımız, “Gazze’de yaşanan insanlık suçlarını, bir an önce durdurun. Masum siviller ve çocuklar bombaların hedefi olurken, sessiz kalmak, suça ortak olmaktır” diyenler var. Diğer kefesinde, İsrail’in, kendisine yapılan ve yine kabul edilemez insanlık dışı saldırıya karşılık olarak, orantısız şiddet kullanmasına sessiz kalan, üç maymunu oynayan, İsrail’in işlediği insanlığa karşı suçlara, akıldan azade gerekçeler uyduranlar var. İş öyle bir noktaya geldi ki bu kutuplaşmanın şirazesi öylesine kaydı ki, dünyaca ünlü piyanistimiz Fazıl Say’ın, barış için, iyiden, uzlaşıdan, güzel bir geleceğin birlikte inşasından yana açıklamaları nedeniyle, bir Avrupa ülkesindeki konserleri iptal edildi. Bu karar büyük bir ayıptır. İnsanlık açısından da, ifade özgürlüğü açısından da bu karar kabul edilemez.

BÖYLE ZAMALAR TURNUSOL KAĞIDI

Diğer taraftan böyle zamanlar, iç siyaset için de bir turnusol kağıdı oluyor. Uzunca bir süredir ülkemizde belli radikal kesimlerin baskıları nedeniyle, valileri, kaymakamları eliyle, konser ve festival yasaklamayı itiyat haline getiren AK Parti’nin de, Fazıl Say 10 yıl önce, Hayyam’ın rubailerini paylaştığı için 10 ay hapis cezası aldığında, düşünce özgürlüğünün, ifade özgürlüğünün yanında olmak yerine, “Yargının karşısında sanatçı da, politikacı da eşittir” diyerek, bunu sıradanlaştırmaya çalışan parti sözcülerinin de bugün takındığı sözde özgürlükçü tutumun, ne kadar inandırıcı olduğunun takdirini de aziz milletimize bırakıyoruz.

OLMUYOR, OLUNCA DA SIRITIYOR

Ne diyordu Fazıl Say, “Uçak Notları” kitabında: “Yalanın, sahteciliğin kol gezdiği bir dünya… Bir de sesler dünyası… İç içe olabilir mi bu ikisi?” Olmuyor… Olunca da sırıtıyor. Bu tek kişilik ağır vesayet rejiminde sahtelik, sahtekarlık vakayı adiyeden oldu… İnsanların kulaklarında, aynı anda bir değil, birden çok yalanın, sahtekarlığın sesi yankılanıyor. Memlekette ikiyüzlülük Saray ve ortaklarının siyaset ekmeği… “Mehmetçik’i Gazze’ye gönderme” hamasetinden, birkaç saat içinde geri adım attılar. Ama geçen hafta Meclis’te kabul ettikleri tezkereyle, Mehmetçiğimizin canıyla kanıyla savunduğu bu toprakların, ne idüğü belli olmayan askerlerin postallarıyla çiğnenmesi için, Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan AK Parti genel başkanına, yetki veren bir tezkereyi kabul ettiler.

ÖSO TEK KİŞİLİK VESAYET REJİMİNE MUHAFIZ MI OLACAK

Bir kere daha soruyoruz, şehit kanlarıyla sulanan bu toprakları, kimlerin postallarına çiğnetmek niyetindesiniz? Evet başta bizde destek verdik, IŞİD’le mücadele gönüllü koalisyonunun bugün artık işlevi giderek azalmıştır. NATO müttefiklerimizle yapacağımız operasyonlarda da tezkereye ihtiyaç yoktur. Şu anda bu bölgede topraklarımızda konuşlanabilecek tek ordu, bir tarafta YPG, öbür tarafta SADAT’ın eğittiği Özgür Suriye Ordusu. “Vatana yabancı askerlerin girmesinin önünü açacak maddeyi bu metinden çıkarın biz de tezkereyi destekleyelim” dediğimiz halde, ısrarla bu maddeyi tezkere metninden çıkarmayan Hükümetin ve ortaklarının derdi ne? Yoksa Saray ve ortakları, 20 Temmuz 2016’da OHAL ilan ederek yaptıkları sivil darbenin ardından, getirdikleri tek kişilik vesayet rejiminin muhafızlığını, SADAT’ın yetiştirmesi ÖSO’ya mı emanet etmek niyetinde? Bundan derhal vazgeçin.

100. YILI COŞKUYLA KUTLAMAK EN ÖNEMLİ MESAJLARDAN BİRİDİR

Cumhuriyetimizin 100. yılını idrak etmemize, bir hafta kaldı. Cumhuriyetimizin 100. yılıyla ilgili etkinlikler, Gazze gerekçe gösterilerek tek tek iptal ediliyor. Önce Devletin televizyonu TRT, Cumhuriyetin 100. yılı kutlamaları çerçevesindeki konser ve gösterileri ertelemeye başladı. Anlaşılan Sarayın niyeti, her resmi bayramda olduğu gibi, Cumhuriyetimizin 100. yılını da sessizlikle geçirmekti. Ama buna milletimizin izin vermeyeceğini anlayınca bir miktar geri adım attılar. Buradan altını çizerek söylüyorum, bugün Gazze’de yaşananlar bundan bir asır önce mazlum uluslara, özgürlüğe giden yolu gösteren Cumhuriyetimizin, sadece ülkemiz için değil, tüm dünyanın mazlum milletleri için ne kadar önemli olduğunu, bir defa daha göstermiştir. Özellikle Gazze’de bu insanlık dramı yaşanırken, Türkiye, Cumhuriyetinin 100. yılında ülkemiz bir kere daha şanlı mazisini hatırlamalıdır. 100. yıl dönümünde bu en büyük bayramımızı, övünç ve kıvançla Cumhuriyetimize yakışan bir biçimde kutlamamız mazlum milletler adına bir asır sonra verdiğimiz en önemli mesajlardan biri olacaktır.

AK PARTİ AMBALAJINA SARINCA HER ŞEY SERBEST

Bu arada Ankara’da İl Milli Eğitim Müdürlüğü, kutlama değil ama “Anma programı” diyen bir program yayınladı. Programda İmam Hatip Lisesi’nin öğrencilerinin seslendireceği, adı AK Parti’nin seçim sloganı olan, “Türkiye Yüzyılı” oratoryo dinletisi var. Yine İmam Hatip Lisesi’nin öğrencilerinin seslendireceği bir “Musiki konseri” de var. TRT konser iptal ederken, konseri de, dinletiyi de, AK Parti’nin ambalajına sarınca resmi programlarda hepsi yer alabiliyor. Burada dikkat çeken bir ayrıntı var.

Bu Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün programı. Bu da AK Parti’nin Mayıs seçimleri için açıkladığı seçim beyannamesinin ilk sayfası. Her iki dokümanın üst kısmına dikkatinizi çekiyorum. Buralarda, yer alan logolara bir bakın. Bundan tam bir yıl önce, Anadolu Ajansı, “AK Parti’den Türkiye Yüzyılı Logosu” diye bu görülen logoların “AK Parti’nin logosu” olduğuna dair bir haber geçti. Şimdi soruyoruz, bu bir partinin logosunun İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün dokümanlarında, devletin yazışmalarında, programlarında ne işi var? Bu program, AK Parti’nin mi? Yoksa devletin mi?

FETÖ’NÜN YERİNİ FARKLI TARİKATLER DOLDURUYOR

Bu ucube sistemde, Devlet ile Saray Hükümeti arasındaki çizgi giderek silikleşti. Sonunda da tamamen ortadan kalktı. Devlette parti devleti oldu. Ucube vesayet rejiminde, hükümet ile devlet arasındaki çizginin kalkması, kurumlara gerçekten çok ciddi zararlar verdi. Ehil kadrolar, tuzaklarla, kumpaslarla önce görevden uzaklaştırıldı, yerine Sarayın eski ortağı, “Her talep ettiklerini yaptığı, yerine getirdiği” FETÖ’nün adamları dizildi. O zamanlar Genel Başkanımız, “Camiye, kışlaya, adliyeye siyaset girmemeli” diye defalarca uyardı. Ama saray camiyi de, kışlayı da, mektebi de kendi siyaseti için kullandı. Sonunda Türkiye 21. yüzyılda, Saray’ın ortağının hain darbe girişimine şahit oldu. Ama görünen o ki, Saray bu rezaletten hiçbir ders almamış. Gidenin yerini, farklı cemaatler ve tarikatlarla doldurmaya başladı. Aydın’ın bir ilçesinin milli eğitim müdürü Menzil şeyhine bağlılığını sosyal medyadan ilan ediyor. İsmailağa bir başka kuruma yerleşmiş, Hak Yolcular bir başka yerde köşeyi tutmuş, Sarayın aile vakıfları da holdinge dönüşmüş…

RESMİ DOKÜMANLAR SARAYIN PROPAGANDA BROŞÜRÜNE DÖNÜŞTÜ

Bu kafayla devlet kurumları, çoklu organ yetmezliğiyle malul hale gelmiş. Kurumlar mefluç. Bu ay açıklanan 12. Kalkınma Planı da bunun bir ispatı. Ciddi bir devlette gelişi güzel iş olmaz. Devlet yönetiminin kapsadığı her alanda kısa-orta-uzun vadeli planlar yapılır. Olası gelişmelere karşı alternatif senaryolara çalışılır. Bu planlama anlayışı ülkemizde, 1960 yılında kurulan Devlet Planlama Teşkilatı’yla ete kemiğe bürünmüştür. DPT’nin 1963 yılında hazırladığı Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda kamu yatırımlarının plandaki şekliyle eksiksiz gerçekleştirilmesinin “Devlet daire, teşekkül ve müesseseleri ile mahalli idarelerin ödevi olduğu” yazar. Planın altında da dönemin başbakanı İsmet İnönü’nün imzası vardır. 12 Eylül darbecileri Kalkınma Planlarının bu bağlayıcılığını kaldırmıştır. Ardından postallı darbecilerin ardından gelen mokasenli darbeciler ise, önce bu kurumu Kalkınma Bakanlığı’na bağlamıştır, ardından Saray’da bir başkanlığa dönüştürerek, DPT’yi toptan ortadan kaldırmıştır. Artık uzmanları hükümetlere alternatifler sunan, “Böyle yaparsanız sonuç şöyle olur” diye, Yüksek Planlama Kurulunda, Başbakanlara, bakanlara doğrudan hitap edebilen bir Devlet Planlama Teşkilatı yok. Böyle olunca da, yazılan resmi dokümanlar, Kalkınma Planları, Orta Vadeli Programlar, Sarayın partisinin propaganda broşürlerine dönüşmüş vaziyette.

TUTMAYAN 2023 HEDEFLERİ 20532E ERTELENDİ

2011’de seçimlere giderken, Erdoğan’ın “2023 hedefleri” diye anlattığı rakamlar, sonradan 10. Kalkınma Planına girmişti ve devletinde resmi hedefleri haline gelmişti. Ve bu hedeflerin başında yer alan dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olmak hedefi tutmadı. 2023’e geldik hala 20. sıradayız veya 20. sıranın biraz altındayız. Diğer hedeflerin ise yarısına bile ulaşılamadı. Son açıklanan 2024-2028 dönemini kapsayan 12. Kalkınma Planında ise bu kez Erdoğan’ın seçim meydanlarında anlattığı 2053 hikayeleri “yeniden vizyona” sokulmuş. Tutturamadıkları 2023 hedeflerinin tamamını 2053’e ertelemişler. Dünyanın on büyük ekonomisi ligine girmemiz, 30 yıl sonraya kalmış. E tabi 30 yıl sonra kim öle kim kala. 12. Kalkınma Planı, Sarayın kerameti kendinden menkul ekonomi politikalarının iflasının açık bir ikrarı olarak ekonomi tarihimizdeki yerini alacak.

2015’TE AÇIKLADIĞIMIZ HEDEFLERDEN KES-YAPIŞTIR

Bu arada saray 12. Kalkınma Planı’nda da kesip yapıştırmayı, aşırmayı ihmal etmemiş. CHP olarak 8 yıl önce biz, ilk defa 2015 seçimlerinde, Türkiye’yi en büyük 10 ekonomi arasına sokma hedefinin yeterli olmadığını belirtmiş ve hedefleri İnsani Gelişmişlik Endeksi üzerinden tanımlamış ve kamuoyuna açıklamıştık. Ülkemizi en geç 2035’te bu endekste ilk 20’ye sokmayı vadetmiştik. 12. Kalkınma Planı’nda da İnsani Gelişmişlik Endeksi’nde ilk 20 ülke arasına girme hedefinden bahsediliyor. Ama o da 2053’e ertelemişler. Plana şöyle bir baktığımızda, 2 trilyon dolar milli gelir hedefine 2028’de de ulaşılamayacağı, önümüzdeki 5 yıl hem tüketimin, hem de yatırımların milli gelire oranının düşeceği, toplam faktör verimliliğindeki artışın yavaşlayacağı, 500 milyar dolar ihracat hedefinin 5 yıl daha hayal olacağı, imalat sanayinin milli gelir içindeki payının bu yıl 1,5 puan birden düştükten sonra yeniden aynı yere gelebilmesi için 5 yılın gerekeceği gibi, bu ülkenin Saray tarafından ne kadar kötü yönetildiğini gösteren hedef ve tahminler var.

KALKINMA PLANININ SATIR ARASINDAKİ MAYINLAR

Satır aralarında da, Erdoğan’ın gündeme getirmeye çalıştığı yeni anayasa tartışmaları, çalışma hayatının güvencesizleştirilmesi, kamusal emekliliğin ruhuna Fatiha okunması, göç politikalarının, “Sosyal ve ekonomik hayata uyumlu hale getirilmesi” gibi “Sevseniz de sevmeseniz de bu göçmenlere alışacaksınız” anlamına gelen, onlarca mayın döşenmiş. Hükümet, bu Planın açıklanmasında da ciddi usul hataları yaptı. Kanunen, bütçe süreci her yılın Eylül ayı başında, “Kalkınma Planı’na uygun şekilde hazırlanan” Orta Vadeli Program’ın açıklanmasıyla başlar. Ama bu sene Orta Vadeli Program, Kalkınma Planı’ndan önce açıklandı. Yani Kalkınma Planına uygun bir Orta Vadeli Plan yapmak yerine Kalkınma Planı olmadan Orta Vadeli Program yaptılar. Sonrada arkasından plan geldi. “Ne fark eder?” derseniz çok şey fark eder. Hükümet bu yaptığıyla, öncelikle temel bir doküman olan Kalkınma Plan’larını hiç önemsemediğini gösterdi.

FAİZ HARCAMALARI 1 TRİLYON LİRAYI GEÇECEK

Geçtiğimiz hafta Meclis’e sunulan bütçe, bütün bu süreçlerin nihai dokümanıydı. 2024 bütçesi, vatandaşa yapılacak zulmün bir nişanesi… Açıklanan rakamlara göre önümüzdeki yıl vatandaş için hiç de kolay olmayacak. Enflasyonun yüzde 33 tahmin edildiği, maaş, aylık ve ücretlere zamların buna göre yapılacağı önümüzdeki yılda, vatandaştan toplanan vergiler enflasyonun iki katından fazla, yüzde 73 artıyor. Ve vatandaşın ödeyeceği vergi ve harçlardan, zamlardan gelen, trilyonlarca lira da Saraya yetmiyor. O nedenle borçlanma limiti yüzde beşlik dilimlerle birlikte, 3 trilyona kadar çıkarılıyor. 2024’te faiz harcamaları da, ilk kez 1 trilyon lira sınırını aşıyor. Bir yılda ikiye katlanarak 1 trilyon 254 milyar lira oluyor.

KÖİ’LERE 10 YILDA 32 MİLYAR DOLAR

Hükümetin “1 kuruş vermeden yapıyoruz” dediği, Dolarla Avroyla garantiler verdiği projelere, Ulaştırma Bakanlığı, Karayolları Genel Müdürlüğü ve Sağlık Bakanlığı bütçelerinden ödenecek garantilerin toplamı 2023-2026 döneminde 19 milyar 867 milyon doları buluyor. Böylece 2016-2026 döneminde ödenen KÖİ garantileri 32 milyar dolara dayanıyor. Sarayın garanti ödemeleri burada da bitmiyor. Öyle projeler var ki ta 2045’e kadar garantiler verilmiş. Bugüne kadar yandaş müteahhitlere ödenen garanti parasıyla, “Cumhuriyet tarihinin en büyük otoyol projesi” dedikleri Osmangazi Köprüsü dahil İzmir Otoyolu’ndan 2 tane, bunun üstüne 3 tane Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, onun da üstüne Avrasya Tüneli’nden 3 tane, yine üstüne 2 tane de Yavuz Sultan Selim Köprüsü yapılabiliyor. Yani bunun maliyetinin ne kadar yüksek olduğunu göstermek bakımından bu rakamlar son derece önemli. Saray hükümetlerinin diğer bütçeleri gibi 2024 bütçesi de, faiz lobilerinin, Dolar baronlarının, bir avuç yandaş müteahhidin bütçesi…

HAYAT KIRILMIŞ SIRÇA GİBİ YERLERE DÖKÜLÜYOR

Bu hükümet Mayıs seçimlerinden önce, ekonomide işlerin yolunda gittiği havası bastı. Döviz kurlarını dizginlemek için milletin rezervlerini satıp savurdu Merkez Bankasındaki rezervlerini. Yetmedi, milletin parasını da seçim için savurdu. Sonunda Merkez Bankası’nda ne rezerv kaldı ne de Hazine’de para. Tulumbada su bitti, tam takır kuru bakır, el elde, baş başta kaldılar. Seçimlerden sonra para bulmak için önce vitrin değiştirip yeni bakan ve Merkez Bankası Başkanıyla para aramaya çıktılar. Kimse oralı olmadı. Körfez şeyhlerinin ellerine eteklerine yapıştılar. O da olmadı. Sarayın kibirlisinin hala kasanın başında oturduğunu görenler, vitrine hiç kanmadılar. İş başa düştü, IMF’cilerle çay partilerinde, kafa kafaya verdiler, faturayı millete çifter çifter vergilerle, harçlarla, zamlarla acımadan yüklediler. Şimdi bunlara oy veren bin pişman. Onlarsa milletle alay etmeye devam ediyorlar. Açlık sınırının artık çok altına düşen asgari ücretle çalışanlar için hayat, “Kırılmış sırça gibi yerlere dökülüyor.” Ama hükümet, enflasyonun mağduru olan milyonlarca asgari ücretliyi acımadan enflasyonun sebebi ilan ediyor.

HÜKÜMETE GÖRE ENFLASYON AÇLIK SINIRININ ALTINDAKİ ASGARİ ÜCRET YÜZÜNDEN ARTMIŞ

Şimdi bütçeyle beraber açıkladıkları, 2023 yılına ait bu ekonomi raporuna göre enflasyonun en önemli sebeplerinden biri “Asgari ücret artışlarının maliyet yönlü baskıları”ymış… Evet yanlış duymadınız. Enflasyon, Sarayın model diye uyguladığı “Faiz sebep, enflasyon netice” safsatası yüzünden değil, açlık sınırı altındaki asgari ücretler yüzünden artmış. Bunlar önce, “Enflasyon bizden değil dünyadan” dediler. Kimse yutmadı. Sonunda ar da izan da kalmadı. Enflasyonun suçlusu açlıkla boğuşan, enflasyonun mağduru olan asgari ücretli oldu. Ne 12. Kalkınma Planı’nda, ne son açıkladıkları Orta Vadeli Program’da, ne de yayınladıkları bu Ekonomi Raporu’nda, Saray’ın faiz indirmesinden sonra enflasyonun zirve yaptığına dair tek bir cümle yok. Kalkınma Planı’nda plan dönemi öncesi ekonomide durum anlatılırken, son derece ilginç bir şekilde 2020 yılından 2022 yılına atlayıvermişler. 2021 Eylül ayında Sarayın talimatıyla başlayan faiz artışlarını halının altına süpürüvermişler.

SARAY LOGOLU RAPORDA FAİZ İTİRAFI

Yıllık Ekonomik Raporun 50. sayfasında ise şöyle bir ifade var. “Enflasyonun ana eğiliminin gerilemesini ve orta vadede yüzde 5 hedefine ulaşmasını sağlayacak parasal ve finansal koşulları oluşturma amacı doğrultusunda, politika faiz oranları kademeli olarak artırılmaya başlanmış.” Yani açık açık, “Enflasyonun gerilemesini sağlamak için bu kitapta faiz artırıyoruz” deniyor. Yani üzerinde Cumhurbaşkanının forsu var bu raporda. Bu raporda artık “Faizin sebep enflasyonun netice olmadığı” itiraf edilmiş. O zaman biz de bir kere daha o meşhur fıkradaki gibi soruyoruz. Madem faiz sebep değildi, bu haltı neden yediniz? Yandaşlarınızın cebini doldururken vatandaşları neden perişan ettiniz?

SANDIK ZULME KARŞI MESAJ VERME FIRSATI

Bu yıl başlayan seçim sürecinin son dönemeci 2024 Mart ayında yapılacak yerel seçimler olacak. Yaklaşan yerel seçim sandığı aynı zamanda milletimiz için kendisine bu zulmü layık görenlere bir mesaj verme fırsatıdır. 2019’daki yerel seçim zaferimizin ardından CHP’li belediye başkanları, sosyal demokrat belediyecilik anlayışıyla, hemşerilerini gerçek hizmetle buluşturmuştur. Korona virüs salgını başladığında, Saray beş maskeyi bu millete bedava dağıtamazken, belediyelerimiz hemşerilerinin hemen yanı başındaydı. Maskesinden yemeğine kadar. Yine çocuklar yatağa aç girmesin diye, bizim belediyelerimiz durmaksızın çalıştılar. Besicinin sütünü hak ettiği fiyattan alıp, okullarda dağıttılar. Borcundan harcından daralan çiftçiye, elini bizim belediyelerimiz uzattı. Çiftçinin fidesinden gübresine, ne eksiği varsa bizim belediyelerimiz koştu.

KUPON ARAZİ BELEDİYECİLİĞİ

O sırada saray belediyeleri, Tarım Meslek Lisesi kurulsun diye bağışlanan araziye villa dikmekle, ihaleleri 32 parçaya bölüp alımları İhale Kanunu kapsamından çıkarmakla, habitat toplantısı diyerek, parti örgütü ve milletvekillerini toplayıp Amerika gezileri düzenlemekle, ekmek kuyruklarını gizlemek içinde ekmek büfelerini kaldırmakla meşguldü. AK Parti, belediyeciliği, kupon araziler için yapıyor. Parmağında tek yüzükle oturduğu koltuktan, ganimetle kalkmak için yapıyor. Milletin hakkını yemeyi kendine hak görüyor. Sarayın belediyeciliği: “Kupon arazi” belediyeciliği… “Sen, ben bizim oğlan, sofrayı kurdum arkayı dolan” belediyeciliği… “Devletin malı deniz, yemeyen domuz” belediyeciliği… “Bugün buldum bugün yerim yarına Allah kerim” belediyeciliği… Milletimiz bunu hak etmiyor.

DELEGENİN MİHENK TAŞINA VURULACAĞIZ

Biz, yokluklar içinde bir ülkeden savaşın perişan ettiği bir halktan, medeniyet kulübünün saygın ülkesi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni çıkaran Büyük Önderin partisiyiz. 100. yılımızda yapacağımız 38. Olağan Kurultayımıza artık 10 gün kaldı. Kurultayımızda gücümüze güç katacağız. Delegelerimizin mihenk taşına vurulduktan sonra, alındım, kırıldım, gücendim demeden, kol kola girip, tüm gücümüzle yerel seçimler için çalışacağız. Partimizin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na oy veren, 25,5 milyon seçmene karşı sorumluluklarımızı yerine getirmeye devam edeceğiz.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Gazze’deki saldırılarla ilgili “24 saat içinde ateşkes sağlanmazsa Türkiye süratle devreye girmelidir” dedi. Bahçeli’nin bu kapsamda bölgede Türkiye’nin garantörlüğünü işaret ettiği belirtiliyor ve Filistin’de de Türkiye’nin öncülüğünde taraflar arasında anlaşmalar imzalanabileceği, Türk askerinin de bölgede barış sürecini yönetmek üzere görevlendirilebileceği söyleniyor. Siz bu öneriyi nasıl değerlendiriyor, nasıl yorumluyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bir yandan yabancı askeri Türkiye’ye davet eden tezkereye imza atacaksın, diğer yandan Türk askerini Gazze’ye göndermekten bahsedeceksin. Sonra ardından da “parti kaynaklarına dayanarak” diyerek düzeltme demeçleri vereceksin. Garantörlük diye top çevireceksin. Öyle görünüyor ki, bir hevesle savaş çığlıklarıyla ortaya atılanlar uyarılmaları üzerine bu işten çark etmeye başladılar. Söylenen bu sözleri ciddiye almak mümkün değil bu durumda.

Soru- Sözcü Gazetesinde bugün bir haber yer aldı. Haberde Sayın Genel Başkanın İstanbul’da altılı masanın örgüt yöneticileriyle bir araya geldiği, sandıkta ve tabanda ittifak kurmak için çağrı yaptığı iddia edildi. Gelecek Partisi ve İYİ Partiden iddialara da yalanlama geldi. Böyle bir toplantı yapıldı mı? Haberdeki iddialar gerçeği yansıtıyor mu?

Faik ÖZTRAK- Yansıtmıyor. Genel Başkanımız seçim öncesinde de yaptığı gibi İstanbul’da çeşitli görüşlerden kanaat önderleriyle bir araya geliyor.

Soru- Kurultay öncesi yapılacak son Parti Meclisi toplantısında partiden ihraç edilenler için 100. yıl affı geleceği iddia edildi. Tanju Özcan, Mehmet Sevigen gibi isimlerde konuşuluyor. Böyle bir çalışma var mı?

Faik ÖZTRAK- Parti Meclisimizde 100. yıl münasebetiyle disiplin cezaları konusundaki bağışlanma talepleriyle ilgili olarak kadına karşı işlenen suçlar ve yüz kızartıcı suçlar hariç bir prensip kararı alınması görüşülecek. Bu çerçevede bir bireysel çalışma yok. İsim bazında bir değerlendirme yapabilmek için bağışlanma taleplerinin gelmesi lazım.

Soru- TRT Filistin’de yaşananları gerekçe göstererek Cumhuriyetin 100. yıl etkinliklerini erteledi. Bugünde Türkiye’nin Doha Büyükelçiliği 100. yıl resepsiyonunun ertelendiğini açıkladı. 100. yıl etkinliklerinin ertelenmesini siz nasıl yorumluyorsunuz?

Bir de ek olarak Sözcü TV, 28 Ekim’de gerçekleşecek Filistin mitingiyle bu tezatlı Filistin mitinginin büyütülürken cumhuriyetin 100. yıl kutlamalarının daha zayıflatılmasına ilişkin tezatlığa ilişkin bir yorumunuzu almak ister.

Faik ÖZTRAK- Şimdi Doha’daki erteleme güvenlik gerekçesiyle ise buna diyecek bir şey yok. Ama genel olarak bu ertelemeleri doğru bulmuyoruz. Emperyalizme karşı verilen dünyanın en onurlu bir mücadelesi sonrasında kurulan cumhuriyetimizin 100. yılını övünçle ve kıvançla, cumhuriyetimize yakışan bir biçimde kutlamamız, egemen güçlerin pençesine düşen mazlum milletler adına verilen önemli bir mesaj da olacaktır.

Teşekkür ediyorum.

Çalışanlar Enflasyonun Sorumlusu Değil, Mağdurudur

CHP Sözcüsü Öztrak, Hükümetin enflasyonun sebebi olarak ücret artışlarını göstermesi karşısında, tek kişilik vesayet rejiminde şirketlerin kârlılık oranları yıldan yıla artarken personel harcamalarına ayrılan payın düştüğüne dikkat çekerek, “Bu tablo, hükümetin politika tercihleri sonucunda, ülkede çalışanların enflasyonun sorumlusu değil mağduru olduğunu ortaya koyuyor” dedi.

Hükümetin önceliğinin, sığınmacılara baktığı için dışarıdan alacağı Avrolar, aferinler değil, kendi milletinin huzuru ve refahı olması gerektiğini vurgulayan Öztrak, “Dünya Bankası’nın son yayımladığı rapordaki haritada 2013-2018 arasındaki 5 yılda sığınmacılar yurdu nasıl sardığı görülüyor. Ülkemizin sessiz işgalinin belgesi olan Dünya Bankası’nın raporundaki bu haritayı ve geri kabul anlaşmasıyla ülkemizi Avrupa’nın sığınmacı gettosu haline getiren Saray Hükümetinin sorumsuzluğunu bir kere daha milletimizin dikkatine sunuyoruz” diye konuştu.

TBMM gündemine gelecek tezkereyle ilgili değerlendirmelerde de bulunan Öztrak, 1 Mart 2003 tezkeresinin reddedildiği süreci anımsatarak, “Şimdi bir kere daha, milliyetçi olduğunu iddia eden tüm partileri ve vatan toprağını aziz bilen milletvekillerini, yabancı askerlerin topraklarımıza girmesine izin veren söz konusu madde metinden çıkmadıkça, bu tezkereye hayır demeye çağırıyoruz” dedi.

Öztrak, IMF’nin Hükümetle yaptığı görüşmelerden sonra yaptığı açıklamalara göre Fon’un 2024’te Hükümetin hedefinin 1,5 katı kadar enflasyon tahmininde bulunduğuna ve “hedeflenen enflasyona göre maaş artışı” vurgularına dikkat çekerek, “Gelecek yılın enflasyonu konusunda hükümet ile hükümete akıl veren IMF arasında bir anlaşmazlık olduğu ortaya çıkıyor. (…)Önümüzdeki yıl enflasyon hükümetin hedeflediği gibi değil de IMF’nin tahmin ettiği gibi çıkarsa ne olacak? Hükümet enflasyon hedefini tutturamazsa, telafi zammı yapmayıp, aradaki farkı çalışanın sırtına yıkmanın peşinde. Hedeflenen enflasyona göre ücret vermek bu. Şimdi tabi bunu yapabilmek için de Saray’ın vitrin kadrosu, seçimden sonra, aynen 1994’te dönemin Hükümetinin yaptığı gibi, kamu toplu iş sözleşmelerine müdahale etmek niyetinde demek ki” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:https://youtube.com/embed/c4vj_lf3UAo

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Dün akşam Letonya karşısında kazandığı zaferle UEFA 2024 Avrupa Şampiyonası finallerine katılma vizesini alan A Milli Futbol Takımımızı kutlayarak ve finallerde de başarılarının devamını dileyerek sözlerime başlamak istiyorum. Bugün kurulumuzun gündeminde, İsrail ve Gazze’de yaşanan insanlık dramları, İsrail’in masum çocuklara, kadınlara, erkeklere karşı uyguladığı ölçüsüz şiddet, ülkemizde vatandaşlarımızı ezen hayat pahalılığı, sığınmacı sorunu ve Hükümetin hatalı politikalarının, milletimize her alanda çıkardığı ağır faturalar vardı. Ayrıca partimizi daha fazla demokrasiyle, birlik ve beraberlikle taçlandıracak, 100. Yılımızdaki Kurultayımızla ilgili hazırlıkları da gözden geçirdik. Cumhuriyetimizin 100. Yılı münasebetiyle yapacaklarımızı da ele aldık.

HER AFET FELAKETE DÖNDÜ

Bundan 5 yıl önce uygulamaya konan ucube vesayet rejimi, sadece milletimizin cebini boşaltmadı, devlet yönetiminde sebep olduğu krizle, vatandaşlarımızın can güvenliğini de tehlikeye attı. Her şeyi daha iyi yönetmek iddiasıyla getirdikleri, bu tek kişilik vesayet rejiminde, yaptıkları her şey ellerine yüzlerine bulaştı. Orman yandı, öldük. Deprem vurdu, öldük. Sel oldu, öldük. Tren devrildi, öldük. Hükümetin yetersizliği, beceriksizliği her kazayı afete, her afeti felakete çevirdi.

AMASRA’DA MADEN FACİASI BAĞIRA ÇAĞIRA GELDİ

Hafta sonunda 43 vatandaşımızı yitirdiğimiz Amasra maden faciasının yıl dönümüydü. Genel Başkanımız hafta sonunda Amasra’da şehit madencilerimizin ailelerinin yanındaydı. Amasra’daki işletmeyle ilgili Sayıştay raporunda, “Müessesenin derinleşmesinin ani gaz çıkışı ve grizu patlaması gibi ciddi kaza risklerinin artmasına neden olduğu” patlamadan önce açıkça yazılmıştı. Duruşmalarda anlatılan –bugün de devam ediyor- anlatılanlar da, katliamın, bağıra bağıra geldiğini tescilledi. Amasra ilk facia değil, Ermenek’ten, Soma’ya, Karadon’dan Kozlu’ya, yüzlerce madencimizi, hükümetin bu işi yönetememesi nedeniyle şehit verdik. Dayı-başı sistemini de, emekçilere yapılan insanlık dışı baskıları da, Sarayın faciaya “Fıtrat” demesini de, işçilerin yerlerde tekmelenmesini de, tekme atanın Frankfurt’a ticari ateşe atanmasını da, unutmadık, unutmuyoruz. Maden şehitleri için adalet arayışında, CHP her zaman madencilerimizin ailelerinin yanında olacak. Yeni şehitler gelmesin diye, yapılması gereken her düzenlemenin de takipçisi olacağız.

ULUSLARARASI HUKUK İHLAL EDİLİYOR

Gazze’de büyük bir insanlık dramı yaşanıyor. Önce İsrail’e yapılan terör saldırısında İsrail’de, sonra da İsrail’in ölçüsüz cevabında Gazze’de yüzlerce sivil hayatını kaybetti, kaybetmeye de devam ediyor. Bu süreçte yüzbinlerce insan yerini yurdunu, terk etmeye zorlandı. Hiçbir sebep, masum çocukların, kadınların, erkeklerin öldürülmesine, yerlerinden edilmesine haklılık kazandırmaz. Sivilleri abluka altına alıp, insani yardımları engelleyerek, aç bırakarak, elektriklerini ve sularını keserek, haklı mücadele olmaz. Gazze’deki hastanelerde, kuvözde yaşama tutunmaya çalışan yeni doğmuş çocukların, makineye bağlı hastaların canına kastederek, kimse haklılık iddiasında bulunamaz. Savaştan kaçan sivil konvoyu bombalayarak insanları öldürmek, savaş suçu olan fosfor bombalarını kullanmak, kendini korumakla açıklanamaz. Bunlar uluslararası hukukun açık ihlalidir. Buna sessiz kalanların da sorumluluğa ortak olduğunu, bir kere daha yüksek sesle tekrarlıyoruz. Bu meselede, Türkiye’nin öncelikle; savaş başka ülkelere yayılmadan ateşkesin sağlanması için, ardından, İsrail ve Filistin meselesinin yan yana iki devlet şeklinde, tanınmış sınırlar içinde, adil bir barışın sağlandığı ortamda, kalıcı bir çözüme ulaşması için, elinden geleni yapmaya devam etmesi gerektiğinin de altını çiziyoruz.

İSRAİL’İN DEHŞET TEHDİDİ

İsrail’in bir kara harekatı başlatmasının ve Gazze’yi işgalinin büyük bir hata olacağını da ifade etmek istiyoruz. İsrail’in yüz binlerce insanın çok kısa bir sürede, Gazze’yi boşaltması için, Birleşmiş Milletlere yaptığı başvuru, tam bir dehşet tehdidi olarak tarihteki yerini almıştır. Bunun da kabul edilemez olduğunu belirtiyoruz.

ÖSO’YU MU DAVET EDECEKSİNİZ?

Hükümete, yabancı silahlı kuvvetlerin, topraklarımıza girmesine izin verme yetkisi vermeyi öngören tezkere, bu hafta Meclis’e geliyor. İsrail’in Gazze’ye saldırısının ardından, Doğu Akdeniz’e uçak gemisi göndermesi nedeniyle, Amerika’ya, “Bay Amerika, orada ne işin var” diyen Erdoğan’a bizde soruyoruz: Sizin Meclis’e “Terörle mücadele edeceğim” diye getirdiğiniz tezkerede, topraklarımıza yabancı askerleri davet etme yetkisi almaya çalışmanızın ne işi var? Erdoğan’ın, 2017 yılında ABD’yi “Sözleriniz lafta kalmasın, müdahale edin, bize bir görev düşerse de yaparız” diyerek, Suriye’ye çağırdığını biz unutmadık. Sarayın kendini “Büyük Ortadoğu Projesinin Eş Başkanı” ilan ettiğini de hatırlıyoruz. Daha birkaç hafta önce, damadının Erdoğan’ın eleştirdiği uçak gemisinin güvertesinde, havacı gözlükleriyle çektiği boy boy selfileri yandaş gazetelerde izledik. Bir taraftan, “ABD’nin orada ne işi var” derken, diğer taraftan, başka ülkelerin askerlerinin postallarının şehit kanlarıyla sulanmış aziz vatan topraklarının çiğnemesine izin veren bir tezkereyi Meclis’e gönderirseniz, buna “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?” denir. “Bu yabancı askerler, hangi ülkenin yabancı askeri?” diye sorulur. Yoksa bu topraklara sığınmacılardan sonra, bir de Özgür Suriye Ordusu’nu mu davet edeceksiniz?

O MADDE METİNDEN ÇIKMADIKÇA TEZKEREYE HAYIR DEMEYE ÇAĞIRIYORUZ

Bundan tam 20 yıl önce, 1 Mart 2003’te Millet iradesinin tecelligahı Türkiye Büyük Millet Meclisi, yine böyle bir tezkereye verdiği “hayır” oylarıyla, emperyalizmin bölgedeki oyunlarına dur demeyi bilmişti. O dönemde de Erdoğan’ın milletvekillerine “Ya sürecin dışında kalıp seyirci olacaksınız, ya da tarihin bizzat şekillenmesinde aktif rol oynayacaksınız” diye yaptığı konuşmaları da gayet iyi hatırlıyoruz. Şimdi bir kere daha, milliyetçi olduğunu iddia eden tüm partileri ve vatan toprağını aziz bilen milletvekillerini, yabancı askerlerin topraklarımıza girmesine izin veren söz konusu madde metinden çıkmadıkça, bu tezkereye hayır demeye çağırıyoruz.

FAİZ LOBİLERİNİN, DOLAR BARONLARININ, YANDAŞ MÜTEAHHİTLERİN BÜTÇESİ

Savaşın insani tarafının yanında kuşkusuz pek çok küresel etkisi de var. İsrail’de savaşın başlamasından bu yana enerji fiyatları arttı. Mazota bu gece 2 lira 23 kuruşluk bir zam daha geliyor. İhracat pazarlarımız da savaştan olumsuz etkileniyor. Enerji fiyatlarının bir durgunluğu tetiklemesi durumunda, bütçe açıklarının parasallaştırılmasıyla, faizler artarken para birimlerinin değer kaybetmesiyle, 1976’da İngiltere’yi IMF kapısına götüren senaryonun bu sefer birçok ülkeyi kapsayacak şekilde yaşanabileceği ihtimalinden bahsediliyor. Böyle bir ortamda, Türkiye’nin hazırlıklı olması gerekir. Ama Hükümetin, belli ezberleri tekrar etmekten başka bir şey yapmadığını görüyoruz. Bugün açıklanan rakamlara göre bütçe iki ay fazla verdikten sonra yeniden açık vermeye başladı. Türkiye, ilk 9 ayda 471 milyar lira faiz ödemiş bütçesinden. Önceki yılın aynı dönemine göre faiz ödemeleri yüzde 127 artmış. Aynı dönemde bizden bir kuruş çıkmayacak dedikleri döviz garantili projelere giden parada 42 milyar lira. Kur Korumalı Mevduata giden parayı ise artık bütçede göremiyoruz. Ama Merkez Bankası analitik bilançosundaki ilgili kalemin artışından, buraya akan paranın yüz milyarlarca liraya ulaştığı anlaşılıyor. Bütçenin milletin değil, faiz lobilerinin, Dolar baronlarının ve bir avuç yandaş müteahhidin bütçesi olduğu bir kere daha teyit ediliyor.

IMF’NİN ENFLASYON TAHMİNİ TUTARSA

Diğer taraftan, Saray hükümetinin Eylül sonunda IMF ile yaptığı görüşmenin ayrıntılarını yine, IMF’den yapılan açıklamayla öğrendik. Buna göre IMF; hükümetin seçimden bu yana uyguladığı politikaları memnuniyetle karşılıyormuş. Vatandaşa vergi üstüne vergi bindirilmesini alkışlıyormuş. Hükümete, “Faizleri daha da artırmanız lazım” diyerek de ev ödevi veriyor. Maaş ve ücret artışlarının Hazine ve Maliye Bakanı’nın ifade ettiği gibi “Hedeflenen enflasyona göre” yapılmasını öneriyor. Geçtiğimiz hafta Bakan Şimşek de bir televizyon programında, enflasyonun “ücretlerdeki artış yüzünden arttığını” açıkladı. E bunu önlemek için ne yapılacak? Bunu önlemek için, hedeflenen enflasyona göre ücret artışı yapacaklarını söyledi. Ama gelecek yılın enflasyonu konusunda hükümet ile hükümete akıl veren IMF arasında bir anlaşmazlık olduğu ortaya çıkıyor. Son açıklanan OVP’de hükümetin 2024 yılı için enflasyon hedefi yüzde 33. IMF’nin ise aynı yıl için enflasyon tahmini hükümetin tahminin neredeyse 1,5 katı, yüzde 46… Şimdi önümüzdeki yıl enflasyon hükümetin hedeflediği gibi değil de IMF’nin tahmin ettiği gibi çıkarsa ne olacak? Hükümet enflasyon hedefini tutturamazsa, telafi zammı yapmayıp, aradaki farkı çalışanın sırtına yıkmanın peşinde. Hedeflenen enflasyona göre ücret vermek bu. Şimdi tabi bunu yapabilmek için de Saray’ın vitrin kadrosu, seçimden sonra, aynen 1994’te dönemin Hükümetinin yaptığı gibi, kamu toplu iş sözleşmelerine müdahale etmek niyetinde demek ki.

ŞİRKET KARLARI ARTARKEN EMEKÇİNİN PAYI DÜŞÜYOR

Bu arada Saray Hükümetinin Çalışma Bakanı da gençlere, alın terinin karşılığını almaya çalışma, “İşin büyüğü küçüğü olmaz, çalışın en azından sigortanız olsun” diye akıl veriyor. Bu ülkede çalışanların çoğunu, açlık sınırının altındaki asgari ücretle çalışmaya mahkum edeceksin, yetmeyecek, hala onların elindekine avucundakine göz dikeceksin. Sonra da “Daha da ucuza çalış” diyeceksin. İstanbul Sanayi Odasının son raporuna göre en büyük 500 firmanın, 2022 döneminde vergi öncesi net karı yüzde 121 artmış. Diğer taraftan da, öyle anlaşılıyor ki zincir marketlerin kârları da uçmuş. Hükümetin bir talimatıyla yüzde 50’ye varan fiyat indirimi yapacaklarını açıkladıklarına göre bu iş böyle. Peki bunu adama sormazlar mı madem indirebiliyordunuz, millete bugüne kadar neden pahalıya mal sattınız?

TARIM KREDİ MARKETLERİNİN ÖNÜNDEKİ HEMŞERİLERİMİN DEDİKLERİNE BAKSINLAR

Haydi şirketleri, marketleri anladık, vatandaşa uygun fiyatla ürün satma vaadiyle açılan Tarım Kredi Kooperatiflerine ne demeli? Onlar da “Yüzde 50’ye varan indirimler yapacakları” müjdesini verdiler. Ama bu sabah Tekirdağ’da hemşerilerim mağazanın önünde kuyruğa girdiler. İçeri girdiklerinde yüzde 50’ye varan indirimin olmadığını, yapılan indirimin birkaç lirada kaldığı ve son derece sınırlı ürünle yetinildiğini gördü. Dolayısıyla hükümetin bu sözü de yalan çıktı. Şimdi Saraya soruyoruz, ucuza yağ almak için sabahtan Tarım Kredi marketlerinin önünde kuyruk olan vatandaşlar ne diyor diye bir kulak vermiyorlar mı? Bu kulak versinler öneririz.

IMF’NİN SÖZÜNDEN ÇIKMAYAN HÜKÜMET

Devletin ve ilgili kurumların rakamları, ülkemizde firmaların karları artarken, çalışanlara yapılan ödemelerin, emeğin milli gelirden aldığı payın düştüğünü gösteriyor. Şimdi bu grafikte, yukarıdaki çizgi personel maliyetlerinin üretim değerine, üretim maliyetine oranı. Bu da net kârların net satışlara oranı. Bu grafikte tek kişilik vesayet rejiminde, pandemi döneminde bir azalma görülmekle birlikte, şirketlerin kârlılık oranları yıldan yıla arttığını, personel harcamalarına ayrılan payın ise düştüğünü görüyoruz. Bu tablo, hükümetin politika tercihleri sonucunda, ülkede çalışanların, enflasyonun sorumlusu değil, mağduru olduğunu ortaya koyuyor. Kendisi “İtibarından tasarruf etmeyen” ama çalışanlar, emekliler söz konusu olunca, IMF’nin sözünden çıkmayan bu hükümet, kendi hatalarının neden olduğu krizin faturasını dar ve sabit gelirlilerin üstüne yıkıyor.

VATANDAŞIN İNANMADIĞI PROGRAM BAŞARILI OLAMAZ

Bir hükümet, hem de kendi neden olduğu krizin yükünü, adaletli dağıtmazsa, vatandaşlar alınan önlemlerin yükünün, adil paylaşıldığına kanaat getirmezse, bu politikaların vatandaşta hiçbir karşılığı olmaz. Vatandaşında inanmadığı, güven duymadığı hiçbir program başarıya ulaşmaz.

SEÇİM BİTTİ, TULUMBADA SU BİTTİ

Ekonomi bilimine aykırı safsatalarla, milletin ekmeğine kan doğrayan bu yönetim, bir yandan enflasyonu bile isteye azdırırken, bir yandan da enflasyonun oldukça altında kredi faizleriyle, başta yandaşları olmak üzere şirketler kesimine büyük kaynaklar aktardı. Bunun yükünü de dar ve sabit gelirlilerin sırtına yükledi. Seçim bitti, tulumbada suda bitti, kendi icat ettikleri, Türkiye modeli çöktü. Yeni vitrin tarafından “akıl dışı” ilan edildi. “Rasyonel zemine döneceğiz” der demez, temiz para yağacak zannettiler. Ama Sarayın yaptıklarının akıllardan çıkmadığı görüldü. Tek kişilik vesayet rejiminin müellifi, Sarayında otururken, vitrine kimse kanmadı. Ekonominin zincirleri boşaldı. Artık rasyonelleşiyoruz deseler de ayar tutmaz oldu.

MERKEZ BANKASI BAŞKANINA UYARI: İHALE ÜSTÜNÜZE KALMASIN

Şimdilerde ekonomi yönetimi, “Bugün yaptıklarımızın sonuçlarını ancak bir yıl sonra görürüz” hikayeleri anlatıyorlar. Merkez Bankası başkanı, masasında milyarlarca dolarlık yatırım dosyasının beklediğini söylüyor. Ama kamuoyuna yansıyan yatırımcı notları, yatırımcıların ülkeye gelmek için hala çekingen olduklarını ortaya koyuyor. Bu arada Merkez Bankası Başkanı’nı da uyaralım. Bu yatırımları masasında bekletmesin. Zaten yatırımlara izin vermek onun görevi değil. Bahsettiği dosyaları Yatırım Ofisi’ne göndermezse, görevi savsaklama suçuyla, ihale kendi üstüne kalır haberi olsun.

HALA MİLLETTEN FEDAKARLIK BEKLİYORLAR

Milletin kazandığı para, pul oldukça, artık insanlarımız, günlük ihtiyaçlarını bile borçla karşılayabiliyor. Geçen yıl bu zamanlar 1 trilyon 314 milyar lira olan, vatandaşların tüketici kredisi ve bireysel kredi kartı borcu bugün 2 trilyon 405 milyar liraya yükselmiş. 1,5 kat. Ama Bakan Şimşek, borçlardaki bu rekor artışı enflasyona, hayat pahalılığına değil de, büyümeye bağlıyor. Büyüyormuşuz ondan borçlanıyormuşuz. Hep söylüyorum bunlar gerçeklerden kopmuş, milleti unutmuş. Vatandaşın halini görmüyor. Kredi faizleri enflasyonla yarışıyor. Okullarda çocuklarımızın beslenme çantaları dolmuyor, okul kantinlerinde bir tost, bir ayran 40 lira olmuş, Saray okul yemeğini kaldırarak tasarruf yapmaya kalkıyor. Pazardan insanlar iki lira ucuza alışveriş yapmak için, akşamın geç saatlerini bekliyor. Et ve Süt Kurumu’nda bir kilo kıymayı ucuza almak için insanlar saatlerce kuyruklarda bekliyor. Hükümet kuyruklar görünmesin diye, satış mağazalarının yerini değiştiriyor. Bu beceriksiz hükümet, “Programımıza destek verin” diyerek de, milletten hala fedakarlık bekliyor.

OECD’DE EV GENCİ ORANININ EN YÜKSEK OLDUĞU İKİNCİ ÜLKEYİZ

Milletimiz sadece enflasyonla değil, işsizlikle de boğuşuyor. Gerçek işsiz sayısı Ağustos ayında 117 bin kişi arttı, 9 milyona dayandı. Resmi işsizlik oranı gerçek işsizlik oranının yarısından bile az. İstihdam yerinde sayıyor, insanlar iş aramaktan vazgeçtiği için işsizlik de düşmüş gibi görünüyor. TÜİK makyajlarına rağmen, üyesi olduğumuz Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı’na göre Türkiye, üye ülkeler arasında çalışanların, çalışabileceklere oranının en düşük olduğu ülke. En acısı da, milli servetimiz olan gençlerin işsizliği. 15-29 yaş arasında olup ne bir işte çalışan ne de okuyan ev gençlerinin oranının en yüksek olduğu ikinci ülkeyiz. Eylül ayı itibariyle 15-19 yaşları arasında 109 bin İŞKUR’a kayıtlı işsiz var. Sadece gençler değil, hükümetin hayat pahalılığına ezdirip, çalışmak zorunda bıraktığı, ardından da çalışan-çalışmayan diye böldüğü, “Maaş alana ikramiye yok” diyerek tasarruf etmeye çalıştığı, emekliler de ayın sonunu getirebilmek için iş arıyor. Bu yılın Eylül ayı itibariyle 60 yaş ve üzerinde on binlerce vatandaşımız İŞKUR kapısında iş bekliyor.

DÜNYA BANKASI RAPORUNDAKİ SIĞINMACI HARİTASI HER ŞEYİN ÖZETİ

Bu hükümet kendi vatandaşına, kendi gencine, insanca yaşamasını sağlayacak bir iş sağlayamazken, emeklisine insanca yaşamasına yetecek bir aylık veremezken, bu güzel ülkeyi Batı’nın sığınmacı üssüne çevirdi. “Hudut namustur!” Bu toprağın dağında taşında böyle yazar. Sınırda tim komutanları, üst rütbedeki komutanlarına, “Asil Türk milletinin namus ve şerefini, vatanın bölünmez bütünlüğünü, görev bölgemdeki hudut taşları arasını korumakla görevli birliğim, vatan ve millet uğruna seve seve can vermeye hazırdır komutanım” diye, hudut yemini eder. Bu Hükümet döneminde, sığınmacılar sınırlarımızı kevgire çevirdi. Meclis’in açıldığı gün Başkentte terör saldırısı yapan hain teröristlerin Suriye’den geldiği ortaya çıktı. Bir Hükümetin önceliği, sığınmacılara baktığı için dışarıdan alacağı Avrolar, aferinler olmamalı. Bir hükümetin önceliği kendi milletinin huzuru ve refahı olmalı. Dünya Bankasının son yayımladığı raporda, sığınmacılar nedeniyle, Türkiye’de özellikle düşük nitelikli emekçilerin, maaşlarının düştüğü anlatılıyor. Yine bu raporda, şu harita paylaşılıyor: Yukarıda 2013 yılında sığınmacıların ülkedeki dağılımı gözüküyor. Aşağıda da 5 yıl sonraki durum var. Renklerin koyulaşması sığınmacı oranının arttığı illeri gösteriyor. 2013-2018 arasındaki 5 yılda sığınmacılar yurdu sarmış. Pek çok yerde sığınmacı oranı ciddi seviyelere ulaşmış. Ama bugün durum, 2018’den de vahim. Rapor, Avrupa Birliği’yle imzalanan geri kabul anlaşması sonrasında, Türkiye’nin sığınmacılar için bir transit ülke olmaktan çıktığını, bir hedef ülkeye dönüştüğünün altını çiziyor. Ardından da toplumun genelinin sığınmacılar konusunda bir “bakış açısı değişikliğine” ihtiyacı olduğunu söylüyor. Biz ülkemiz için, “Bunlara alışmanız lazım” denerek yazılan raporları, asla ve asla kabul etmiyoruz. Ülkemizin sessiz işgalinin belgesi olan Dünya Bankası’nın raporundaki bu haritayı ve geri kabul anlaşmasıyla, ülkemizi Avrupa’nın sığınmacı gettosu haline getiren, Saray Hükümetinin sorumsuzluğunu, bir kere daha milletimizin dikkatine sunuyoruz.

ÜLKENİN ADALET DİREĞİ SALLANIYOR

Büyük Selçuklu Devleti’nin büyük veziri Nizamülmülk, siyasetnamesinde, bir devletin güzel zamanlarının, “Adaletin hüküm sürdüğü zamanlar” olduğunu söyler. “Adalet hakim olunca ihsan hakim olur, adaletin olduğu yerde civanmertlik vardır” der. Yine Nizamülmülk’ün sözleriyle, “Devlet ancak adaletle baki kalır.” Adaleti sağlayamayan, “Koyunu kurttan koruyamayan yönetici, çobanlık davası da güdemezler.” Ama ülkemizde, adalet direği sallanıyor. Kurtlar koyunu kapmış, aralarında pay ediyor, hükümet koltuklarında oturanlarda, çoban hikayeleri anlatıyor. İstanbul Başsavcısı, HSK’ya gönderdiği yazıyla adliyelerde dönen işleri anlatıyor. Yargı mensuplarının devletten alacağı varmış gibi, rüşvet, iş takibi, aracılık çarklarına nasıl girdiğini, dosya dosya sıralıyor. Yargı içinde oluşan çetecikleri tek tek ortaya koyuyor. Yarın partimizin grup toplantısında Genel Başkanımız bunları tek tek milletimizin dikkatine sunacak. Tüm bunların yanında sarayın, “bana liyakat değil sadakat lazım” stratejisi bütün hızıyla devam ediyor.

O ŞİRKET SARAY ARPALIĞI OLMUŞ

Devletin ortak olduğu iletişim şirketinde, bir ayda üç genel müdür değişiyor. Hem BIST’e hem de yurt dışındaki borsaya kote olan ülkenin en önemli şirketlerinden birinin, yönetimindeki bu ani hızlı değişikliklerin altında, Saray’daki damat-evlat çekişmelerinin olduğu ortaya dökülüyor. Yine bu şirketin Yönetim Kurulunda, kimler var kimler, Sarayın başdanışmanı, yandaş işadamı derneklerinin yöneticileri, eski bakan ve milletvekilleriyle şirket, Sarayın tam bir arpalığı olmuş. Bütün bunlar, dışarıda ve içerde yatırımcıların hükümete kalan son güveninin kırıntılarını da yok ediyor. Temiz para gelmiyor aksine olan da kaçıyor. Vatandaş işsiz kalıyor. Hayat pahalılığıyla eziliyor.

EN KIYMETLİ SERMAYE ZEKAİ DİKKAT VE İFFETTİR

Cumhuriyetimizin 100. yılına sayılı günler kaldı. Bu ülke, bu millet tüm zorlukları “milli birlik ve beraberlikle” aşmasını bilmiştir. Ama bu Hükümet, siyasetini milleti bölüp birbirine düşman etmek üzerine kurmuştur. Büyük Önderimizin ifadesiyle milletimiz, “Servetin fert menfaatine değil, ulus menfaatine kullanılması esasıyla” Kurtuluş Savaşı meydanlarındaki zaferin ardından, az zamanda çok ve büyük işler başarmıştır. Ama saray, ülkenin servetini kendisi, ailesi ve çevresindeki bir avuç şürekası için kullanmaktadır. Bu ülkenin kurucuları, devrin en kıymetli kadrolarını toplamış, “En kıymetli sermaye zeka, dikkat ve iffettir. Teknik ve metodik çalışmaktır. İnançla işe sarılınız, mutlaka başarırsınız” diyerek, bu ülkenin medeni alemde hak ettiği yeri almasını sağlamıştır. Ama bu Hükümet, akıl ve bilimle yollarını ayırmış, millete bile isteye cehennem azabını bu dünyada yaşatmıştır.

CUMHURİYETİMİZİN VE PARTİMİZİN 100. YILI

Bu yıl hem Cumhuriyetimizin, hem de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Cumhuriyetle beraber iki büyük eserimden biridir” dediği, Cumhuriyet Halk Partimizin 100. Yılını kutluyoruz. 100. yılımızda yapacağımız kurultayımızda, Atamızın bize çizdiği; devrimcilik, medeniyetçilik ve tüm kesimleri kapsayan bir kalkınma çizgisini değiştirmeden yürüyeceğiz. İkinci yüzyılımızda çağın ve ülkemizin ihtiyaçlarına göre ülkemizde ve partimizde demokrasimizi, hakkı, hukuku tahkim edecek, milletin tamamını kucaklayan kalkınma politikalarımızla sürekli yenileneceğiz. Bu kurultay, ülkemizi ikinci yüzyılda yeniden lider ülke yapma, birliğimizi beraberliğimizi güçlendirme azmimizi taçlandıracak. 

YEREL SEÇİM, ŞİRAZESİ KAYMIŞ SARAYA DUR DEME FIRSATI

Önümüzde bir seçim var. Bu seçim, belediye başkanlarının seçileceği bir seçim olmanın yanı sıra, milletimizin kendisini sahte videolarla aldatan, yalan vaatlerle kandıran, seçimden sonra vergiyle, zamla kendine zulmeden, ondan sonra da çıkıp “Yavuz hırsız ev sahibini bastırır” misali muhalefeti iftirayla suçlayacak kadar şirazesi kaymış olan Saraya dur demesi için de bir fırsattır.

Cumhuriyet Halk Partisi, önümüzdeki yerel seçimlerden, 2019’dakinden çok daha büyük bir zaferle çıkacaktır.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul kongresinin ardından bazı illeri de değişimcilere kaptırdı. Bu sonuçların ardından Sayın Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkanlığa aday olmayabileceği yorumları da yapılıyor. Parti bu sonuçlara rağmen Sayın Kılıçdaroğlu’nu aday gösterecek mi?

Faik ÖZTRAK- Cumhuriyet Halk Partisinde Genel Başkan adayını da, Genel Başkanı da parti değil Kurultay delegeleri belirler. Bir kere bunu baştan söyleyeyim. Sonra da bir parantez açıyım. Kapma, kaptırma, çalma, çırpma Cumhuriyet Halk Partisinde olmaz. Bizde demokratik kurallar çerçevesinde yarış olur. Kapma, çalma, çırpma havuz medyasının desteklediği sarayda olur.

Soru- Tüm Özel Halk Otobüsleri Birliği Türkiye genelinde basın, emniyet mensupları, şehit aileleri ve gazi yakınları dışında 65 yaş üstünün de olduğu 18 grubu her ayın ilk 4 günü dışında ücretsiz taşımama kararı aldıklarını açıkladı. Gerekçe olarak artan maliyetleri gösterdiler. Sizin bu karara ilişkin bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- İzin verirseniz bu tartışmayla ortaya çıkan hükümetin sinsi hesabına burada değinmek istiyorum huzurlarınızda. Şimdi açıklamayı yapan Birlik Başkanı hükümetin bu ücretsiz taşımalar için verdiği desteğin ancak 2 günlük maliyetlerini karşıladığını, 2 günde esnafın kendinden fedakarlık yapacağını söylüyor. Böylece 65 yaş üstü vatandaşlarımız halk otobüslerinden ayda sadece 4 gün ücretsiz taşımadan yararlanabilecek. Saray bu ülkenin emeklilerine 5 bin lira veriyor, ağızlarına bir parmak çalıyor. Bunu da emeklileri bölerek yapıyor. Ama daha bu parayı vermeden ücretsiz taşıma için gerekli desteği vermeyerek karşılığını diğer eliyle emeklilerin otobüs parasından kesmenin peşine düşmüş. Böylece tasarruf ettiklerini zannediyorlar. Bu hükümetin yıllarca çalışıp bugün artık huzur ve refah içinde yaşamak isteyen saygı bekleyen yaşlılarına karşı bu tavrını hiçbir şekilde kabul etmiyoruz.

Soru- Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Kocaeli’de, ‘Kim kongreden sonra parti aleyhine konuşursa, partiyi televizyonlarda tartışır hale getirirse kimse kusura bakmasın onu partiden ayıracağım’ dedi. CHP Grup Başkanı Özgür Özel, bu açıklama karşısında ‘Kapı önüne koymayı değil, baba evinin kapısını açmayı vaat ediyorum’ dedi. Sizin bu iki açıklamaya ilişkin bir yorumunuz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Genel Başkanımızın kastettiği parti disiplinidir. Kurultaydan sonra partide kaosa yol açabilecek açıklamalara izin verilmemesi hususunun partinin kurumsal yapısını korumaya dönük olduğu partililerimiz tarafından anlaşılmıştır. Diğer taraftan bunu en iyi bilmesi gerekende bir dönem Cumhuriyet Halk Partisinde Grup Başkanvekilliği ve Grup Başkanlığı görevlerini Sayın Genel Başkanımızla uyumlu bir şekilde yürüten Sayın Özel’dir. Disiplinin olmadığı hiçbir örgütün ayakta kalamayacağını en iyi Sayın Özel’in bilmesi gerekir.

Teşekkürler arkadaşlar.

CHP Sözcüsü Öztrak NATOPA Ekonomi ve Güvenlik Komitesi Başkanlığına Seçildi

CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, NATO Parlamenter Asamblesi’nin beş ana komitesinden biri olan Ekonomi ve Güvenlik Komitesi’nin başkanlığına oy birliğiyle seçildi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da yapılan NATO Parlamenter Asamblesi’nin (NATO-PA) 69. Yıllık Toplantısında, sosyalist grubun adayı olarak girdiği seçimde Asamble’nin Ekonomi ve Güvenlik Komitesi’nin başkanlığına seçildi.

PARLAMENTOLAR ARASI DİPLOMASİNİN ÖNEMLİ ZEMİNLERİNDEN

Dünyada parlamentolar arası diplomasinin en önemli zeminlerinden biri olan NATO Parlamenter Asamblesi, NATO’ya üye ülkelerin parlamentolarından gelen temsilcilerden oluşuyor. Asamble’de NATO’ya üye ülkelerden gelen parlamenterlerin yanında, ortak üye statüsündeki ülkeler, bölgesel partnerler ve gözlemci statüsündeki ülkeler de temsil ediliyor. NATO-PA, küresel politik ve ekonomik iklimin hızla değiştiği, güvenlik endişelerinin arttığı bir dönemde, sıkıntıların aşılmasında, parlamentolar arasında ortak düşünce ve tutum oluşturarak önemli bir işlev görüyor.

EKONOMİ VE GÜVENLİK KOMİTESİ BEŞ ANA KOMİTEDEN BİRİ

Asamble, bir taraftan NATO üyesi ülkelerin ortak değerleri olan bireysel özgürlüklerin, demokrasinin, insan haklarının ve hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesine katkı sağlarken, bir taraftan da hazırladığı raporlarla üye ülkelerin hükümetlerine parlamentoları aracılığıyla politika tavsiyeleri sunuyor. Öztrak’ın başkanlığına seçildiği Ekonomi ve Güvenlik Komitesi, Asamble’nin beş ana komitesinden biri. Öztrak, daha önce 2014 yılında da bu göreve seçilmiş ve iki yıl boyunca görevde kalmıştı.

“İŞSİZLİK HABİS BİR UR GİBİ BÜYÜYOR”

CHP’li Öztrak, resmi işsiz sayısı düşerken gerçek işsiz sayısının artmaya devam ettiğini belirterek, “Ülkemizde 11 milyona dayanan gerçek işsiz sayısı,...
Devamını oku

Hükümetin zulüm değirmeni, çiftçiyi öğütüyor

CHP’li Öztrak, açıklanan buğday taban fiyatının maliyetin bile altında olduğunu belirterek, “Bu fiyatla çiftçi seneye tarlasına gidemez, borcunu ödeyemez… Buğdayda...
Devamını oku

Stok Değişimi 14 Çeyrektir Büyümeyi Aşağı Çekiyor

CHP’li Öztrak, büyüme verilerinde istatistiki hatayı da içeren “stok değişimi” kaleminin yılın ilk çeyreğinde büyümeyi 4,4 puan aşağı çektiğini belirterek,...
Devamını oku

Asgari Ücret Açlık Sınırının 1.967 Lira Altına Düştü

CHP’li Öztrak, Mayıs ayı itibariyle asgari ücretin açlık sınırının 1.967 lira altına düştüğünü belirterek, “Hükümet ‘hedeflerle uyumlu gelirler politikasından’ dem...
Devamını oku

Türkiye’deki Gıda Enflasyonu OECD’nin Grafiklerine Sığmıyor

CHP’li Öztrak, OECD’nin üye ülkelerdeki gıda enflasyonunu gösterdiği grafiğe Türkiye’yi sığdırmak için grafik çubuğunu kesmek zorunda kaldığını belirterek, “Hükümete sorarsanız,...
Devamını oku

CHP’Lİ ÖZTRAK TEKİRDAĞ’DAN YURDA SOKULDUĞU İDDİA EDİLEN GDO’LU MISIRLARI SORDU

CHP’li Öztrak, laboratuvar sonuçlarıyla oynanan tonlarca GDO’lu mısırın GDO’suz gibi gösterilerek Tekirdağ’dan yurda sokulduğu iddialarını TBMM gündemine taşıdı. Öztrak, Tarım...
Devamını oku

Hatırlanmayan Tarih Tekerrür Eder

Türkiye’nin Kredi Temerrüt Risk Primi (CDS) akıl dışı kerameti kendinden menkul Erdoğan modelinden vazgeçilen son bir yılda düştü. Ama hala...
Devamını oku

Kapaklı’da Eğitim-İş Üyesi Öğretmenlere Verilen Cezaları TBMM Gündemine Taşıdık

CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e yönelttiği soru önergesinde Tekirdağ’ın Kapaklı ilçesindeki Karaağaç Atatürk Ortaokulu’nda son...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com