Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakAnasayfa Basın Toplantıları Güncel HaberlerBİR RANDEVU UĞRUNA TARİHİMİZE LEKE SÜRDÜLER

BİR RANDEVU UĞRUNA TARİHİMİZE LEKE SÜRDÜLER

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine ilişkin düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Değerli basın mensupları, Irak’ın Kuzeyinde yürütülen operasyonda, Kahraman Mehmetçiğimiz Uzman Çavuş Aygün Çakar, yine Hakkari Yüksekova’da vatani görevini yapan, Tekirdağlı Hemşerim Haluk Serhat Aldemir şehit oldular. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, acılı ailelerine ve milletimize, sabır ve başsağlığı diliyoruz.  

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız şu anda bitti. Bugün toplantımızda; ABD yönetiminin; tarihi çarpıtan, gerçek ötesi popülist siyasetin daniskası olan, Kurtuluş Savaşımızla yırtıp attığımız emperyalist tezleri, tekrar tedavüle sokmaya çalışan açıklamasını, milletimizin, Merkez Bankası kasasından buharlaşan 128 milyar dolarını, skandal kripto para vurgunlarını, Kovid-19 Salgınındaki son durumu, devlet yönetimindeki çürümeyi ve bu sorunların nasıl çözülebileceğini ele aldık. 

“Tarihini bilmeyen, kendini bilemez.” Bugünü anlamak isteyen, Osmanlı’nın özellikle son iki yüzyılını iyi bilmelidir. İktisadi ve mali bağımsızlığını yitiren, yönetilemez hale gelen imparatorluk, bu dönemde gerileme sürecine girmiş, emperyalizmin kirli oyunları ve emelleri karşısında, zayıf düşmüş ve savrulmaya başlamıştır. Kirli ellerin, Osmanlı coğrafyasında ektiği ayrılıkçı tohumlar, başta Türk ve Müslümanlar olmak üzere, farklı etnik ve dini kimliğe sahip, milyonlarca Osmanlı tebaasını perişan etmiştir.

150 YILDA 3 BÜYÜK FELAKET

Cumhuriyetimizin kuruluşuna kadar geçen 150 yıl içinde, üç büyük felaket vardır. Bunlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu ciddi şekilde etkilemiştir. İlki, 1877-78 Rus Savaşı’dır. Bu savaşta yüzbinlerce Müslüman Türk, Tuna vilayeti ve Balkanlarda katledilmiş, tehcire maruz kalmıştır. İkinci felaket, 1912 Balkan Savaşı’dır. Bu savaşta da Rumeli kana bulanmış, yine katliam ve tehcirler yüzbinlerce Müslüman Türkü, Anadolu yollarına düşürmüştür. Üçüncü felaket ise Birinci Dünya Savaşı’dır. Cephede çarpışmalar, cephe gerisinde ise salgın hastalık ve açlık, milyonlarca Müslüman Türk’ü Anadolu’da kırıma uğratmıştır. Yine bu dönemde yüzbinlerce Ermeni ve Rum, aynı şekilde yaşamını kaybetmiştir. Cumhuriyetimizi kuran o büyük kadrolar, bu felaketleri yaşamış, görmüş, bu acıların bir daha yaşanmaması için, elimizdeki son vatan topraklarına sıkı sıkıya sarılmıştır. Bu topraklarda, dine, etnik kökene dayanmayan bir ulus devlet inşa etmek için, büyük mücadeleler vermişlerdir.

TARİH, PAYİTAHT DİZİLERİNDEN ÖĞRENİLMEZ

Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan herkes, ama özellikle devleti yönetmeye talip olanlar, yakın tarihimizi layıkıyla bilmek zorundadırlar. Devleti yönetenler tarihimizi neden bilmelidir? “Araziyi arsaya dönüştürerek” elde edilecek üç kuruş rant için ödenecek bedelle bu vatan toprağı için akan şehit kanlarını, bir tutma gaflet ve delaletine düşmemek için bilmelidirler. Emperyalistlerin projelerini, BOP Eş Başkanı olmayı, elinin tersiyle reddedebilmek için bilmelidirler. Askerimizin başına çuval geçirildiğinde, verilmesi gereken notayı, müzik notasına benzetmemek için bilmelidirler. İdlib’de 36 askerimiz şehit edildiğinde, emperyalistlerin ayaklarına koşmamak, kapılarında beklemeyi reddetmek için bilmelidirler. Emperyalistler “aptal olma” diye mektup yazdığında, başını öne eğip sessiz kalmamak için bilmelidirler. Yine aynı emperyalist güçler tarihimizi eğip büktüğünde, ölüm sessizliğine bürünmemek için bilmelidirler. Tarih, bir yandaş senaristin yazdığı Payitaht dizilerinden öğrenilmez. Tarih, “Keşke Yunan galip gelseydi” diyen,  Meczup Feslilerden hiç öğrenilmez. Tarihimizi bilmek, ciddi bir iştir.

NE GÖREVİ NE DE HADDİ

İlk defa bir ABD Başkanı, 24 Nisan’da 1915 yılında yaşanan trajediyle ilgili, sözde “soykırım” ifadesini kullanmıştır. Biz bu talihsiz açıklamayı hiçbir surette kabul etmiyoruz. Tarih yazmak, politikacıların görevi değildir. Hele hele bu topraklarda, Emperyalistlerin tahrikleriyle yaşanan ortak acıları tahrif ederek, yeni bir tarih yazmak, buradan da sözde bir insanlık suçu isnat etmek, bir daha olmasın diye ders vermek, hiçbir siyasetçinin ne görevidir ne de haddidir. Bu müessif açıklama, Türkiye-ABD ilişkilerine zarar vermiştir. Güney Kafkasya’da, işgal altındaki Azerbaycan topraklarının kurtarıldığı, Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan halklarının, barış, huzur ve refah içinde, geleceğe bakma arayışında oldukları bir sırada, yapılan bu açıklama, manidardır. Bu talihsiz açıklamayı bir defa dana kınıyor ve reddediyoruz.

BİR RANDEVU UĞRUNA TARİHİMİZE LEKE SÜRDÜLER

Ülkeyi yönettiği iddiasında olan kişinin, bu süreçte tavşan uykusuna yatması bu açıklamanın sonrasındaki sessizliği bizi üzmektedir. Sayın Genel Başkanımız resmi açıklamadan önce, konunun basına sızmasıyla beraber, hem ABD Yönetimini, hem de Erdoğan’ı uyarmıştır. Ancak bu uyarıdan sonradır ki, hükümet kanadından cılız bir takım sesler çıkmıştır. Oysa önceki yıllarda ABD Başkanlarının, bunun gibi bir açıklama yapmaması için, ülkemiz çok ciddi diplomatik ve lobi çabaları göstermiştir. Bu defa bunların hiçbirini görmedik. Sadece Erdoğan Biden’dan telefon beklemiştir. Üç aydır beklenen o telefon geldiğinde de ABD Başkanının bir gün sonra yapacağı bu talihsiz açıklama tebliğ edilmiştir. Ama Saray’ın bunun karşısında yaptığı ilk resmi açıklama, “Erdoğan ve Biden Haziran ayında NATO zirvesinde buluşacaklar” olmuştur. Ondan sonrada Erdoğan, her kritik olayda yaptığı gibi uzun bir sessizliğe bürünmüştür. Üç gün geçti. Ama Erdoğan’dan hala çıt yoktur. Anlaşılan, NATO zirvesinde, Biden’la görüşme randevusu uğruna, en önemli Milli Bayramımızdan sonra, ülkemizin tarihine leke sürülmesine göz yumulmuştur.

TROL AKLIYLA YÖNETMEYE ÇALIŞIYORLAR

Allah Aşkına! Bu ülkeyi kim yönetiyor? Ruslar 36 askerimizi, uçaklarıyla bombalar. Haberi Hatay Valisi verir. Hain, bölücü teröristler, rehin aldığı savunmasız 13 vatandaşımızı kalleşçe şehit eder. Haberi Milli Savunma Bakanı’nın, Basın Sözcülüğü görevini üstlenen Genel Kurmay Başkanı verir. Amerikan Başkanı üç ay sonra telefon açar, konuşmanın içeriğini, Amerikan Dışişleri ve yabancı basın verir. Bu ülkenin Dışişleri Bakanı kim? Çavuşoğlu mu? Kalın mı? Altun mu? Akar mı? Her kafadan bir ses çıkıyor. Ama esas ses çıkarması gerekenin, sesi nedense hiç çıkmıyor. Devlet böyle mi yönetilir? Ne yazık ki Türkiye’miz, gayri ciddi bir yönetimin elinde, devlet aklıyla değil; trol aklıyla yönetilmeye çalışılıyor.

AÇIKLAMAYI ABD YAPTI, TROLLER YİNE CHP’YE SALDIRDI

Erdoğan Şahsım Hükümeti, yalanla, hakaretle, şirretlikle, trol söylemleriyle algı yönetmeye çalışıyor. ABD Başkanı’na gık çıkaramayan Erdoğan’ın vekilleri, trol ordularıyla bir olmuş, saf tutmuş, sanki bu talihsiz açıklamayı CHP yapmış gibi, CHP’ye saldırıyor, olmadık hakaretler ediyorlar. Herhalde bu vekiller, Türkiye’yi kendi reislerinin yönettiğini unuttular, CHP’nin yönettiğini zannediyorlar. Ama hakikatin şimşeği, algıyı paramparça ediyor.

TEK SORUMLU ERDOĞAN

Erdoğan Şahsım Hükümetinin Türkiye’ye hafif geldiği, Türkiye’yi yönetme kapasitesi ve ehliyetine sahip olmadığı, artık her gün biraz daha netleşiyor. Milli olması gereken dış politikamızın, ihvan virüsüyle malul hale getirilmesi, iç siyasete malzeme edilmesi sonucunda, Ege’de, Doğu Akdeniz’de çıkarlarımızı savunmakta zorlanıyoruz. Yunan Dışişleri Bakanı ülkemize geliyor, Erdoğan Şahsım Hükümetine parmak sallayabiliyor. Dış politikada güvenilirliğimizi ve aranan bir dost olma özelliğimizi yitiriyoruz. Hükümet, milli çıkarlarımızı gerektiği gibi artık savunamıyor. Bunların tek sorumlusu vardır. O da Erdoğan’dır.

MONŞER DEDİĞİ DİPLOMATLAR SÖZDE SOYKIRIMI 50 YIL ENGELLEDİ

Diplomasimizin, kasaba siyasetçilerine emanet edilmesinin, hariciyemizin, AK Parti’nin arpalığına çevrilmesinin, rüşvetçilik suçlamasından aklanmamış eski siyasetçilerin bile, kırpılıp, kırpılıp büyükelçi yapılmasının cezasını, bugün 83 milyonluk koskoca ülkemiz çekiyor. Erdoğan’ın “monşer” diyerek, istiskal ettiği diplomatlarımızın, 50 yıldır geçit vermediği “sözde soykırım meselesi”, Erdoğan’ın ehliyetsiz Şahsım Hükümeti elinde, kalemizde rahatça gol oluyor. Bu acizlik, diplomatlarımızın 50 yıllık emeklerini çaldığı gibi, ASALA terör örgütünün şehit ettiği, onlarca diplomatımızın kemiklerini de sızlatıyor. Türkiye; böyle aciz içinde bir yönetimi asla hak etmiyor.

EMPERYALİST TEZLERİNE SARILIP SİYASET YAPANLAR

Bir sözümüz de, emperyalist tezlere sarılıp, bu ülke topraklarında siyaset yaptıklarını zannedenlere… Rahmetli Hrant Dink’in şu sözleri, herkesin kulağına küpe olmalıdır: “Bu sorun emperyalistlerin elinden alınmalı, Türkiye ve Ermenistan bu sorunu konuşarak, kardeşçe çözmelidir.” Unutulmasın! Emperyalistlerin gölgesinde yapılan, ezik siyaset anlayışı hiçbir şekilde kabul edilemez. Milletimizin iradesi de, böyle bir siyaseti her zaman sandıkta buruşturup çöpe atar.

BUHARLAŞAN 128 MİLYAR DOLARIN HESABI TBMM’DEN KAÇIRILIYOR

Cumhuriyetimizi kuran büyük irade, Genç Cumhuriyetin iktisadi ve mali politikasını, iki temel üzerine inşa etmiştir. Bunlardan ilki, “güçlü maliye”, diğeri ise “sağlam paradır.” 1924 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’yla da “Ülkedeki tüm mali işler, TBMM’nin denetimi altına alınmıştır.” TBMM o günden buyana, sadece siyasi bağımsızlığımızın değil, ekonomik ve mali bağımsızlığımızın da, sigortası olarak görülmüştür. Cumhuriyetimizin 100. yılına yaklaşırken, bu anlayıştan ne kadar uzağa düştüğümüz çok açıktır. Ecdadımızın mirasını, eldeki malı, mülkü, son gümüşleri satarak, ihracatçılarımızın alın teriyle biriktirdiğimiz, Merkez Bankası kasasındaki döviz rezervlerimiz, son iki yılda buharlaşmıştır. Buharlaşan 128 milyar dolar rezervin hesabı da, maalesef TBMM’den kaçırılmaya çalışılmaktadır.

DİBİ DELİK KOVAYA BOŞALTTILAR

Milletimiz beytülmali Erdoğan’a, Erdoğan da aynı beytülmali damadına emanet etmiştir. Sonuçta, kasa tamtakır olmuştur. Erdoğan ve damadı, mahalli idare seçimlerine giderken, “Ekonomide istikrar” izlenimi yaratmak amacıyla, hem döviz kurunu, hem de faizi kontrol etmeye kalkmışlar, milletin dövizlerini Merkez Bankası’nın arka kapısından, dibi delik bir kovaya boşaltmışlardır.

EVİ SATIP AYNI EVE KİRACI ÇIKTILAR

Ardından bu yol olmuş, Damat kayın babasının kerameti kendinden menkul, “Faiz sebep, enflasyon sonuç” teorisini haklı çıkarmak için, rezervleri eritmeye devam etmiştir. Rezervlerin eridiğini saklamak için de, emanet dövizler kasaya konmuş, Merkez Bankası kendi kasasındaki dövizlerin emanetçisi yapılmıştır. Yani ev satılmış, aynı eve kiracı çıkılmıştır. 2019’un Şubat ayı ile 2020’nin Kasım ayı arasında, Erdoğan hükümeti rezervlerdeki buharlaşmayı gizlemek amacıyla, kısa vadeli yani bir yıl içinde ödemesi gereken emanet dövizleri, 85 milyar dolar artırmışlardır. Aynı dönemde 43 milyar dolarlık reeskont kredisi de, Merkez Bankası kasasına girmesi gerekirken, girmemiştir. Bunun sonucunda hesaplayabildiğimiz buharlaşan rezerv, toplam 128 milyar dolardır. En son Erdoğan buharlaşan rezervin miktarının, 165 milyar dolara çıktığını açıklamıştır.

128 MİYAR DOLARA 128 BAHANE

16 Nisan itibariyle, Merkez Bankası’nın altın ve döviz kasası, 38 milyar dolar açık vermektedir. Arka kapı operasyonuna, bir protokolle hukuki kılıf uydurmaya çalışacaksınız. Merkez Bankası’nı bu protokolle devre dışı bırakacaksınız. Dövizi ucuza satacaksınız. Rezervleri tüketeceksiniz. Sonuçta faizler düşmeyecek artacak, TL pul olacak. Ülkemiz temerrüt riskiyle karşı karşıya kalacak. Dış politika masasında müzakere gücümüz zayıflayacak. Sonra da, bu “Cehli Ekberler” çıkacak, utanmadan, sıkılmadan, “Ne yapsaydık döviz satmayıp da, ülkeyi temerrüde mi düşürseydik” diyecekler. Pes artık… Saray ve şürekâsı, erittikleri 128 milyar dolar için, bugüne kadar 128 ayrı bahane ürettiler. En son çiçeği burnunda Merkez Bankası Başkanı, eski AK Parti milletvekili çıktı, “Pandemi de tek bir kişinin burnu bile kanamadı” deyiverdi. O zaman biz de Erdoğan ve Şürekâsına soruyoruz:

Tekirdağ’da cebinde kalan son 12 lirayı, eşine pazar parası diye bırakıp yaşamına son veren, hemşerim Fedai Kuşçu’yu,

İşsiz kaldığı için Diyarbakır Silvan’da, 14. kattan kendini aşağıya atan, 25 yaşındaki Süleyman Hasoğlu’nu,

İcralara dayanamadığı için yaşamına son veren, gencecik evladımız, Alper Danış’ı,

Kocaeli’ne çalışmak için giden, ekonomik sıkıntılara dayanamayarak yaşamına son veren, 25 yaşındaki inşaat işçisi Ünal Çetinkaya’yı,

Bu ülkede doğru dürüst destek verilmediği için, pandemide yaşamına kıyan onlarca müzisyeni ve adını duyamadığımız daha yüzlerce canı, çizdiğiniz bu pembe tablonun neresine koyacağız?

Buharlaştırdığınız 128 milyar doları, yaşamına kıyan bu insanlarımız almadı. Almadıkları açık. Şimdi kalkıp “Pandemide kimsenin burnu kanamadı” diyerek, milletin aklıyla artık daha fazla alay etmeyin. Dövizleri millete sattık diyerek, kabahatinize milleti ortak etmeye çalışmayın. Hakaret ve iftira etmeyin, şirretlik yapmayın, Hazine ve Maliye Bakanınızın tavsiyesine uyun. Gün gün, ne kadar dövizi, hangi kurdan sattınız, artık millete açıklayın.

PROTOKOL DOĞRUYSA SKANDAL BÜYÜK

Bir doğru, bin eğriyi düzeltir. Doğruları söylemekten kaçmayın. Önce “rezervler kasada” dediniz. Olmadığı ortaya çıktı. Sonra, Merkez Bankası rezervlerinin, hazine ve kamu bankaları eliyle, gizli saklı satıldığını itiraf etmek zorunda kaldınız. Şimdi buna dayanak göstermek için yapmış olduğunuz protokolü de basınımız, gazeteciler ortaya çıkardı. Eğer bu protokol doğruysa, skandal gerçekten çok büyük. Bu protokol, Merkez Bankası’na kanunla verilmiş görevlerini ve rezervlerini, Hazine’ye, yani başında siyasetçi olan bir kuruma, devretme yetkisini vermiyor, vermez. Yasayı protokolle nasıl değiştirirsiniz? Ayrıca bu protokolün yürürlük tarihi, imza tarihinden neden 21 gün önceye çekilmiş? Bu 21 gün içinde, acaba hangi yolsuzluğun, hangi hukuksuzluğun üstünü örtmek için bu protokol yapıldı bunu düşünüyoruz? Önce bunu kamuoyuna açıklayacaksınız. Sonra bu protokolün dayanağını teşkil eden yasa, 2 Temmuz 2018’de yürürlükten kalkmış. O zaman bu protokolde kadük olmuş. Bu tarihten sonra bir ek protokol yapıldı mı? Merkez Bankasındaki rezervlerin satış emirlerini kim verdi? Dövizler neden alışıldık bildik yöntemlerle değil de, gizli saklı satıldı? 2020 Kasım ayında, yani damat bakan değiştirildikten sonra, bu operasyonlara neden son verildi? Bunları da açıklayacaksınız.

ARKA KAPI İŞLEMLERİNDEN DOĞAN KAMU ZARARI 259 MİLYAR TL

Ortada dünya finans ve iktisat tarihine geçecek bir skandal ve çok büyük bir kamu zararı vardır. 2019’un başından 2020’nin Kasım ayına kadar geçen sürede, dövizler ortalama, 6 lira 28 kuruştan satılmış. Oysa bugün öğle saatlerinde, serbest piyasada Dolar kuru, 8 lira 30 kuruş seviyesindeydi. Bugün bu rezervleri yerine koymak istersek, yani 128 milyar doları yerine koymak istersek kamunun zararı 259 milyar lirayı bulacak.

ARAŞTIRMA KOMİSYONU KURALIM, İŞİN ASLINI ÖĞRENELİM

Bunun hesabını kim verecek? Biz çağrımızı tekrarlıyoruz. Gelin Mecliste bir Araştırma Komisyonu’nu kuralım. Bu konuda bilgi sahibi olan önceki dönem TCMB Başkanları, Murat Çetinkaya’yı, Murat Uysal’ı, Para Politikası Kurulu üyeleri, Emrah Şener, Ömer Duman, Uğur Namık Küçük ve Oğuzhan Özbaş’ı, Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü’nden alınan Hüseyin Aydın’ı yine bu dönemlerde Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda görev yapan Bülent Aksu’yu, Osman Dinçbaş’ı ve Nureddin Nebati’yi dinleyelim. İşin aslını, astarını bunlardan öğrenelim. Ya buna tamam dersiniz, ya da seçimden sonra, bizim iktidarımızda aynen sizin yaptığınız gibi, TBMM’de kurulacak bir Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu’nda, çıkar millete hesap verirsiniz.

5 YILDA YAŞANACAK SKANDAL 10 GÜNE SIĞIYOR

Türkiye’de gün geçmiyor ki yeni bir skandal patlamasın. Gri pasaport skandalı çözüme kavuşmadan, bir bakanın kendi bakanlığına mal sattığı skandalı patlıyor. Daha bunu hazmetmemişken, Sarayın trol ordusundan, Erdoğan kabinesine devşirilen, ve geçmişte FETÖ’ye övgüler düzen yeni bakanın skandalları ardı ardına geliyor. Bu bakan devletin koruması altındaki bir çocuğumuzu ifşa ediyor. O da yetmez gibi el kadar çocuktan, Ramazan gününde bir çikolatayı esirgeyerek, şahsi şovuna, mübarek Ramazan ayını alet ediyor. Aynı kişi; önce trol ağzıyla milletin vekillerine ağır hakaretler ediyor. Ardından dilindeki pespayeliği fark edip paylaşımlarını siliyor. Normal bir ülkede üç beş yılda yaşanacak bu skandallar, Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin yönettiği Türkiye’de, 10 güne sığıyor maşallah.

KRİPTO PARADA YÖNETİMSİZLİĞİN BEDELİNİ ÖDÜYORUZ

Şimdi de kripto para skandalı giderek büyüyor, yeni bir banker skandalına dönüşüyor. Hükümet alelacele, kimseye danışmadan bir düzenleme yaptı. Son birkaç günde, üç ayrı kripto para platformu battı. Maddi kayıpların milyarlarca dolar olduğu söyleniyor. Teknolojik gelişmeler fırsatlar kadar, beraberinde riskler de getirir. Basiretli bir hükümet, olayların ardından değil, önünden koşar. Sorunları ön görerek tedbir alır. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, 5 Aralık 2019’da Meclise verdiğimiz bu önergeyle, blok-zincire dönük teknolojik ve hukuki alt yapının geliştirilmesi, bu teknolojinin getirdiği risk ve fırsatların belirlenmesi amacıyla, meclisi göreve davet etmişiz. Ama ne yazık ki sesimizi Erdoğan Şahsım Hükümeti duymamış. Kripto para kullanımında Avrupa birincisi olmuşuz, Dünyada ise dördüncü olmuşuz. Bu platformların domino taşı gibi devrilme riski çok büyük. Bugün bu yönetimsizliğin bedelini çok ağır ödüyoruz. Çoluk çocuk paraları almış yurtdışına kaçmış.

HAKSIZLIK, ADALETSİZLİK KABAK TADI VERDİ

Erdoğan Şahsım Hükümetinin seyirci kaldığı, bir başka alan ise Kovid-19 salgını. Test sayıları düştü. Günlük vaka sayıları da, 25 günün ardından, 40 binin altına indi. Ama tüm dünyada, günlük vaka sayılarında halen başa güreşiyoruz. Vefat eden vatandaşlarımızın sayısı ise, son sekiz gündür 300’ün üzerinde. Erdoğan’ın lebalep kongrelerinin üzerinden bir ay geçti. Bu dönemde 7 bin 896 yurttaşımız, aşısı, yani çaresi olan bir virüs nedeniyle yaşamını yitirdi. Aşılama halen çok yavaş ilerliyor. İkinci doz aşısını olan nüfusumuzun, toplam nüfus içindeki payı, halen yüzde 10’a ulaşmadı. Oysa toplumsal bağışıklık için bu oranın en az yüzde 60 olması lazım. Bu vaka sayıları ve bu aşılama performansıyla, ne yazık ki turizmde yaz aylarını kaybetme riskiyle karşı karşıyayız. Esnafımız zaten perişan. Sosyal mesafe bir tek esnafa uygulanıyor, bir de vatandaşa. Esnaf barometresi araştırmasına göre, esnafımızın yüzde 65’i borç batağında. Doğru düzgün destek verilmesini bekliyor. Sosyal mesafe tedbirleri herkese eşit uygulanmıyor. Millete ceza üstüne ceza kesen İçişleri Bakanı, lebalep tarikat cenazelerinde ön safta yer tutuyor. Cenaze namazını kıldıran imam, “Kimsenin hayatına sebep olmayalım, vebale, günaha girmeyelim” diye kendini paralıyor… Ama ne gam… Sonra da bu Bakana bağlı polisler, millete maske takmadın, sokağa çıktın diye ağlata ağlata ceza kesiyor. Bu haksızlık, bu adaletsizlik artık kabak tadı veriyor.

HİÇ BİR SORUN ÇÖZÜMSÜZ DEĞİL

Sorunların parçası olanlar, sorunların çözümü olamaz. Çözümün ilk koşulu, her sorunumuzun parçası haline gelen, Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin artık evine gitmesidir. Milletimiz de bunu görmektedir, notunu da vermektedir. Artık “Sandık önüme gelsin” demektedir, seçim istemektedir. Sandık önüne geldiğinde de milletimiz, gereğini yapacaktır. Bu kifayetsiz yönetimi evlerine gönderecektir. Türkiye’nin hiçbir sorunu çözümsüz değildir. Milletimiz çaresiz değildir! Çiftçimize, işçimize, işsizlerimize, iş insanlarımıza, emeklilerimize, emeklilikte yaşa takılanlara şimdiden sözümüzdür: Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin sizden aldığı her şeyi, iktidara geldiğimizde misliyle sizlere geri vereceğiz.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Eski Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın eşi ve kendisine ait olan şirketten bakanlığa dezenfektan satışı yapıldığı ortaya çıkmıştı. O şirket Sanayi Bakanlığından da 1,4 milyon TL destek almış. Son olarak Pekcan’ın bakanlıkta danışmanlığını yapan kişinin de dezenfektan şirketinin bayisi olduğu ortaya çıktı. Siz bu tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Anlaşılan tek adam vesayet rejiminin memur bakanları devleti yönetmeye değil, devleti yiyip bitirmeye gelmişler. Yapılanın hukukla, ahlakla, etik değerlerle bağdaşır hiçbir yanı yoktur. “Devleti şirket gibi yöneteceğiz” diyenler işi ellerine, yüzlerine bulaştırmışlardır.

Soru- ABD Başkanı Biden’ın soykırım açıklaması sonrası Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, “Siyasi cevabı olacak, önümüzdeki gün ve aylarda farklı şekillerde yanıt verilecek” dedi. Biden’ın soykırım açıklaması ve İbrahim Kalın’ın sözlerini siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Biden’in açıklamasıyla ilgili değerlendirmelerimi konuşmamda söyledim. Ama Erdoğan Şahsım Hükümeti Türkiye’nin en haklı davalarını bile anlatamaz hale gelmiştir. Biden açıklama yapıyor, hasar oluşuyor, hasar oluştuktan sonra Sözcü, “önümüzdeki gün ve aylarda önlem almaktan” bahsediyor. Atı alan Üsküdar’ı geçmiş. Konuşması gereken kişi kamuoyunun önüne çıksın 50 yıldır geçit verilmeyen bu tezler nasıl oldu da bugün bu kadar rahatlıkla kabul görür hale geldi bunu milletimize açıklasın.

Soru- HDP’nin 1915 olaylarıyla ilgili yayınladığı bildiri için bir değerlendirme alabilir miyiz? Bir de eski CHP’li isimler millet ittifakına HDP’yle ilgili net bir tutum sergilenmeli çağrısı yaptı. Bu çağrıya da bir cevabınız olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Benim konuşmamda bununla ilgili değerlendirmelerim son derece netti. Tarihi tarihçiler yazar, tarihi siyasetçiler yazmaz. Hele hele bu toprakların siyasetçilerinin emperyalist tezlerin peşine takılması hiçbir şekilde kabul edilemez. Bunun doğuracağı sonuçları da konuşmamda ifade ettim. Bizim tavrımız nettir ama burada sorulması gereken asıl soru, AK Parti trollerinin ve milletvekillerinin üstünü örtmeye çalıştığı husus, ABD yönetiminin bu iddialarına muhatap olan Erdoğan Şahsım Hükümetinin neden sessiz kaldığıdır.

Teşekkür ediyorum.

Yorum yaz

Son Haberler

...
17 May 2018
17 May 2018
17 May 2018

 Son yorumlar

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için aşağıda yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com