Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakAnasayfa Basın Toplantıları Güncel HaberlerÜLKEMİZ KANUN DEVLETİ OLMA VASFINI BİLE KAYBETTİ

ÜLKEMİZ KANUN DEVLETİ OLMA VASFINI BİLE KAYBETTİ

CHP Sözcüsü Öztrak, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün toplumsal olaylarda ses ve görüntü kaydı alınmasını engellemeye yönelik genelgesini eleştirerek, “Bıraktık bir ‘hukuk devleti’ olmayı, Erdoğan Şahsım Hükümetinin elinde, ülkemiz ‘kanun devleti’ olma vasfını bile kaybetti. Erdoğan Şahsım Hükümeti, kanunsuz suçlar uyduruyor, kanunsuz emirler yayımlıyor, kanunsuz yasaklar koyuyor” diye konuştu.

Söz konusu genelgeyle, Anayasanın, kanunların ve Anayasa Mahkemesi kararlarının yok sayıldığını ifade eden Öztrak, “Emniyet Genel Müdürlüğü’nün bu genelgesinin iptali için biz bugün Danıştay’a dilekçemizi verdik” dedi.

Öztrak, Gaziantep’te bekçi ve polislerin cami cemaatine biber gazı sıktığı görüntülerle ilgili olarak, “El insaf! Burası işgal altındaki Kudüs mü? Burası Türkiye…” değerlendirmesinde bulundu.

2019 başından 2020’nin Kasım ayına kadar ortalama 6 lira 28 kuruştan buharlaştırılan 128 milyar doları, bugün yeniden o kasaya koymak için 259 milyar lira daha fazla ödemek gerektiğine dikkat çeken Öztrak, “Bu zararın hesabını sorumluları elbette verecek” dedi.

Yitirilen bu döviz rezervlerinin, aynı zamanda ülke için bir “milli güvenlik” meselesi haline de geldiğini belirten Öztrak, “Hini hacette kullanılacak döviz rezervleri, Erdoğan’ın siyasi ikbali için eritilmiş, ülkemiz elindeki önemli bir finansal kalkan yitirilmiştir. Bugün tam da bu nedenle, tüm dünya Erdoğan’a parmak sallıyor, Erdoğan’da dönüyor, millete parmak sallıyor” diye konuştu.

Aşı tedariki tam bir skandala dönüştüğünü kaydeden Öztrak, “Erdoğan önce aşı tedarikinde sıkıntı yaşanacağını söyleyen Sağlık Bakanına ayarı verdi, ardından ‘İnşallah Sputnik, inşallah Biontech, inşallah Sinovac, inşallah yerli aşı gelecek’ dedi. Anladık ki, işimiz yine Allah’a kaldı” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Kapanma tedbirleri nedeniyle bugünkü Merkez Yönetim Kurulu toplantımızı çevrim içi yaptık. Toplantımız sona erdi. Bugün gündemimizde; devlet yönetimindeki gayri ciddilik ve ağırlaşan devlet krizi, milletimizi ezip geçen ekonomik kriz, eritilen ve bir türlü hesabı verilmeyen 128 milyar dolar, salgın yönetiminde ekonomi, eğitim ve sağlık boyutlarındaki zafiyetler ve bu sorunları aşmak için neler yapılması gerektiği vardı.

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNDE KONGO İLE RUANDA ARASINDAYIZ

Bugün Dünya Basın Özgürlüğü Günü… Türkiye’de gazeteci olmak çok zor zanaat… Patron baskısının yanında, artan ekonomik sıkıntılar, adliye koridorlarında süren davalar, resmi ilan kesme cezaları yetmez gibi bir de ceberut Erdoğan Şahsım Hükümetinin zulmü var. Bu ağır şartlar altında Türkiye, Dünya Basın Özgürlüğü liginde 179 ülke arasında 153. sırada. Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin dört sıra altında, Ruanda’nın üç sıra üstündeyiz. Bugün ülkemizde kutlanacak bir basın özgürlüğü maalesef yok. Bu nedenle Dünya Basın Özgürlüğü Gününü, görevini hakkıyla yapan gazeteciler ve ülkemizde, demokrasiden, hukuk devletinden yana olan herkes için bir mücadele günü olarak kabul ediyoruz.

ADALETLE DEĞİL ZULÜMLE YÖNETMEYE ÇALIŞIYOR

“Adalet mülkün temelidir.” Binlerce yıllık devlet töremizin bize öğrettiği temel ilke budur. Ama bugün devletimiz, kendilerine sözde “muhafazakâr”, sözde “yerli ve milli” diyen kadrolar elinde, adaletle değil, zulümle yönetilmeye çalışılıyor. Aslında yönetilmiyor savrulup duruyor. Bıraktık bir “hukuk devleti” olmayı, Erdoğan Şahsım Hükümetinin elinde, ülkemiz “kanun devleti” olma vasfını bile kaybetti. Erdoğan Şahsım Hükümeti, kanunsuz suçlar uyduruyor, kanunsuz emirler yayımlıyor, kanunsuz yasaklar koyuyor. Sarayın kibirlisi artık kendini, millet iradesinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, Anayasa’nın ve kanunların üstünde görüyor. Temel insan haklarını ve hürriyetlerini tanımıyor.

O GENELGE İÇİN DANIŞTAY’A BAŞVURUYORUZ

Erdoğan Şahsım Hükümeti; artık toplumsal olaylarda, verdiği talimatın sonucu olarak ortaya çıkan şiddetin görüntülenmesini bile engellemeye çalışıyor. Bir genelgeyle Anayasa, Kanunlar, Anayasa Mahkemesi’nin kararları yok sayılıyor. Emniyet Genel Müdürlüğünün bu genelgesinin iptali için biz bugün Danıştay’a dilekçemizi verdik. Peki, Kanuna ve Anayasaya rağmen, Erdoğan bunu neden istiyor? Boğaziçi’nde kayyum siyasetçi rektörü protesto eden öğrencilere, 1 Mayıs’ı meydanlarda kutlamak isteyen işçilere, hakkını aramak için sokağa çıkan herkese, uygulanan şiddet görüntülenmesin, milletin haykırışları, feryatları duyulmasın diye istiyor. Atama İçişleri Bakanı’nın icadı gayri ciddi gerekçelerle, milletin hakkına hukukuna tecavüzü görüntüleyenler engellenmeye çalışılıyor.

BURASI İŞGAL ALTINDAKİ KUDÜS MÜ?

Bugün de bir başka orantısız güç kullanımı, bir başka zulüm görüntüsü Gaziantep’ten geldi. Bekçiler, polisler camiyi basıyorlar, cami cemaatine biber gazı sıkıyorlar. El insaf! Burası işgal altındaki Kudüs mü? Burası Türkiye… Beğenmediğimiz 1990’larda bile, “Camdan karakollardan”, “Konuşan Türkiye’den” korkulmazdı. 30 yıl sonra Erdoğan Şahsım Hükümeti, hem de 21. yüzyılda, karakollara demir perde, milletin ağzına ise fermuar çekmek istiyor. Bunun içinde pandemi bahane.

BİR ÖNERGEYLE ÖDEME SİSTEMİNİ FELÇ ETTİLER

Erdoğan Şahsım Hükümeti ülkeyi yönetemiyor. Yönetemedikçe de telaşlanıyor, hırçınlaşıyor,  otoriterleşiyor. Otoriterleştikçe de kriz ve kaos ağırlaşıyor. Artık hükümet, devlet aklıyla yönetmiyor. Trol aklıyla yönetiyor. Sarayın kibirlisinin kulağına, o gün kim daha yakınsa, istediğini alıyor. Kanunmuş, kuralmış, hukukmuş hak getire… Saray’dan fermanı koparan işini yürütüyor. Bunun en son örneğini geçtiğimiz Cuma sabahı yaşadık. Ülkenin ödeme sistemini allak bullak edecek bir düzenleme, tam da iftardan önce Parlamentoya getirildi. Sarayın vesayeti altındaki AK Parti ve MHP guruplarının, talimatla el kaldırdığı saray önergesi apar topar onaylandı ve geçti. Ertesi sabahta Resmi Gazete’de yine apar topar yayınlandı. Ama birde baktık bu önergeyle ülkenin ödeme sistemi felç olmuş. AK Parti’nin çeklerle ilgili yaptığı bu düzenlemenin, altındaki imzalara bir bakın. Eski topçu yeni trol var. Eski müftüler var, sosyologlar var… Ama içlerinde bir tane ticaret erbabı yok. Ne ticareti, ne ekonomiyi, ne de devleti yönetmeyi bilmiyorlar. Saray bunların eline bir önerge vermiş, onlar da ellerine yüzlerine bulaştırmışlar. Tam bir kaht-ı rical… Tam bir cehl-i ekberlik.

ÜLKE ERDOĞAN’IN YAP-BOZ TAHTASINA DÖNDÜ

Kaş yapayım derken, göz çıkarıyorlar. Çeklerin yazılmasını engelleyelim derken, karşılığı olan çeklerin de bankalara ibrazını engelliyorlar. Sabah elinde çekiyle bankaya gelen çekini karşılığı var ama tahsil edemiyor. Maaşlar, kiralar tüm ödemeler ortada kalacak. Büyük bir kaos yaratılıyor. Yeni Ticaret Bakanı da önce bir basın açıklamasıyla, bu kanun hükmünü aşabilir miyim buna uğraşıyor. Sonra bakıyor bu işler basın açıklamasıyla olmuyor, yayımladığı uygulama tebliğiyle, Meclis’in çıkardığı yasayı değiştiriveriyor. Ama çıkardıkları tebliğin, tarihi ile gününü bile bir araya getirip tutturamıyor. Herkese, “Bu kadar beceriksizliğe de, pes doğrusu” dedirtiyorlar. Meclis iradesi, hukukta normlar hiyerarşisi çöpe atılıyor. Damadın ayrılırken dediği gibi “At izi it izine karıştı.” Koskoca ülke Erdoğan’ın yap-boz tahtasına döndü. Erdoğan, AK Parti grubuna “Yok kanun, yap kanun” diye talimat veriyor. Kanun teklifleri komisyonlardan tartışılmadan geçiyor, komisyonlara bile gitmiyor aşağıda önergeye dönüşüyor. Genel Kurul’da eller inip kalkıyor iş bitti zannediliyor ama iş bitmiyor, ülke kaosa sürükleniyor.

VATANDAŞ KRAL DEĞİL KURAL İSTİYOR

İstişare, denge, denetim hak getire… Kararlar çok hızlı alınacakmış, işler çok hızlı yürüyecekmiş diye pazarlanan tek adam vesayet rejimi, artık ülkeyi yönetemiyor. Millete hiçbir şey veremiyor, milletin cebini boşalttı. 2018 Temmuzundan bu yana, tam 73 Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yayımlamışlar. Bunlardan 45’i, önceki kararnamelerde değişiklik yapan kararnameler. Yani yaptıkları her 10 düzenlemenin 6’sı, bir önce yaparak bozduklarını düzeltmeye yönelik. Hukukun yap-boz tahtasına döndüğü, istikrarın olmadığı, öngörülebilirliğin kalmadığı, kanunların işlemediği bir memlekette, yatırım olur mu? Aş ve iş büyür mü? Huzur kalır mı? Elbette Hayır. Ama her gün kriz üstüne kriz ve kaos olur. Tıpkı bugün olduğu gibi. Onun için Anadolu irfanına sahip Polatlılı çiftçimiz, “Biz kral değil, kural istiyoruz” diye haykırıyor.  Kuralın olduğu memlekette adalet olur. İstikrar olur, şeffaflık olur, hesap verme olur. Tüyü bitmedik yetimin hakkı korunur. Şuanda bu topraklarda bunların hiçbiri yok.

128 MİLYAR DOLARI BUHARLAŞTIRDILAR, 259 MİLYAR TL KAMU ZARARI YARATTILAR

Milletimizin alın teriyle, bin bir emekle ürettiğini ihraç ederek, zar zor biriktirilen 128 milyar dolar iki yılda, gizli saklı, buharlaştı. Bağımsız Merkez Bankası’nın elindeki, en önemli araçlardan biri olan, döviz rezervlerini kullanma yetkisini, başında bir siyasetçi olan, Hazine ve Maliye Bakanlığı’na bir protokolle devrettiler. Yasaların Merkez Bankasına, “Siyasetten bağımsız bir şekilde kullanacaksın” dediği rezervleri, siyasetçinin elinde oyuncak ettiler. Hala 128 milyar doların nerede olduğunu, bu rezervlerin nasıl, kime, kaça, ne kadarının, ne zaman satıldığını açıklamadılar. Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin, tüm bu sorularımıza cevap vermesini halen bekliyoruz. Ortada çok büyük bir kamu zararı var. 2019 başından 2020’nin Kasım ayına kadar ortalama. 6 lira 28 kuruştan buharlaştırılan 128 milyar doları, bugün yeniden o kasaya koymak istesek, 259 milyar lira daha fazla ödeyeceğiz. Bu zararın hesabını sorumluları elbette verecek.

SEÇİMDEN SONRA YOLSUZLUKLARI ARAŞTIRMA KOMİSYONU KURARIZ

Geçtiğimiz hafta söyledik, çağrımızı bir kez daha tekrarlıyoruz. Gelin TBMM’de bir Araştırma Komisyonu kuralım. Dönemin Para Politikası Kurulu üyelerine, ki çoğu hala yerlerinde. Hazine bürokratlarına, kamu bankası genel müdürlerine işin aslını astarını soralım, öğrenelim. Sorumluları tespit edelim. Ya Erdoğan Şahsım Hükümeti bu teklifimize tamam der ya da seçimden sonra, bizim iktidarımızda, aynen AK Parti’nin ilk göreve geldiği dönemde yaptığı gibi, TBMM’de bir Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu kurarız ve buharlaşan 128 milyar doların hesabı, o komisyonda sorumlular tarafından millete verilir. 128 Milyar dolar meselesi sıradan bir iş değildir. Dünya tarihine geçecek büyüklükte bir finansal fiyaskodur. Olağanüstü bir skandaldır.

BİR MİLLİ GÜVENLİK MESELESİ

Tabi yitirilen bu döviz rezervleri, aynı zamanda ülkemiz için bir “milli güvenlik” meselesi haline de gelmiştir. Hini hacette kullanılacak döviz rezervleri, Erdoğan’ın siyasi ikbali için eritilmiş, ülkemiz elindeki önemli bir finansal kalkan yitirilmiştir. Bugün tam da bu nedenle, tüm dünya Erdoğan’a parmak sallıyor, Erdoğan’da dönüyor, millete parmak sallıyor. Dün Uluslararası Finans Enstitüsü, dolar kuru tahminini yukarı çekti. Faiz lobileri faizin artırılması taleplerini, her gün biraz daha yüksek sesle dillendiriyorlar. Eritilen rezervlerle, ne yazık ki dışarıdaki yatırımcıların, risk iştahının insafına kalmış durumdayız.

YÜKSEK FAİZ, DEĞERSİZ TL MİLLETİ EZİYOR

Yüksek faizler, değersiz Türk lirası, esnafı, çiftçiyi, işçiyi, herkesi eziyor. Merkez Bankası’ndaki uzmanlar da durumun farkında. Enflasyon Raporu’nda uyarıyorlar; “ABD’de faizler yükselirken, düşük reel faiz vermek çok ama çok zor” diyorlar. Ama çiçeği burnundaki Başkan herhalde bu raporu okumamış çünkü durumun farkında değil. Eski siyasetçi, çiçeği burnunda TCMB Başkanı, reel sektörün giderek sıklaşan ziyaretlerini kabul ediyor. Öyle anlaşılıyor ki faiz indirim baskısı artıyor. Zaten kamuoyuna da bu açıklamalar yapılıyor. Başkan da yaptığı, daha doğrusu okuduğu konuşmada, yılın ikinci yarısında, “Muhtemel bir faiz indiriminin” izlenimini vermeye çalışıyor.

VARSA KREDİ, YOKSA BORÇ

Erdoğan Şahsım Hükümeti, salgında millete doğru dürüst destek vermedi. Varsa yoksa kredi, varsa yoksa borç. Şimdi o borçları geri ödeme zamanı geldi. BDDK’nın yaptığı düzenlemelerle, bankalardaki sorunlu kredilerin gerçek boyutu şuanda görülmüyor. Ama bu düzenlemelerin süresi Haziran sonunda bitiyor. Bir de üstüne yüksek faiz baskısı var. Bu tabi ki, borçların çevrilmesini çok daha güçleştirecek. Yeni düzenlemeler yapılmazsa, halının altına sorunlar süpürülürse tahsili gecikmiş alacaklar, hem artacak hem de görünür hale gelecek. Yani tam bir “Aşağı tükürseniz sakal, yukarı tükürseniz bıyık” durumu var. 2021’in ikinci yarısında ekonomiyi yönetmek için, ince ayarların yapılması gerekiyor. Ama metal yorgunu Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti, en kalın ayarı bile doğru düzgün yapamıyor.

ŞAHSIM HÜKÜMETİ, VATANDAŞINA EN AZ DESTEK VEREN ÜÇÜNCÜ HÜKÜMET

Erdoğan Şahsım Hükümeti, salgının ne ekonomik boyutunu, ne eğitim boyutunu, ne de sağlık boyutunu yönetebildi. Salgın üç koldan da milletimizi ezip geçti. Tüm dünya esnafını, çiftçisini, işçisini paraya boğdu. Bunlar ise milleti borca boğdu. Akran yani bize benzeyen ekonomiler içinde yurttaşlarına bütçesinden en az, doğrudan gelir desteği veren üçüncü Hükümetiz. Bize benzeyen ekonomiler vatandaşlarına, milli gelirlerinin ortalama yüzde 4’ü kadar, doğrudan destek verirken, Erdoğan Şahsım Hükümeti bunun yarısını bile vermedi. G-20 üyesi Türkiye, güçlü bir ekonomi olduğunu iddia ediyorsa, yurttaşlarımıza, en az kendine benzeyen ekonomiler kadar, destek verebilmeliydi. İnsanlarımızı borca batırarak zora düşürmemeliydi. Ama bunların hiçbiri olmadı. Şimdi de desteksiz kapanmanın tüm yükü, yine esnaflarımızın omuzlarına yıkıldı. 17 günlük kapanmaya giderken, milletimize; doğru dürüst bir gelir desteği verilmedi. Doğru dürüst bir kira desteği, ciro desteği verilmedi. Günlük kazançlarıyla yaşayan seyyar satıcılara, ev işçilerine doğru düzgün destek verilmedi. İhtiyaç sahibi ailelerimizin, elektrik, su, doğalgaz, internet faturaları ödenmedi. Doğru düzgün bir gelir desteği onlara da verilmedi. Küçük esnafımızı zincir marketlere ezdirmeyecek düzenlemeler yapılmadı. Milyonlarca yurttaşımızı desteksiz eve kapattılar.

İNSANLAR CANINA KIYIYOR, MAGAZİN YILDIZININ AMELİYATI KADAR YER BULMUYOR

Kapanmada güçlü bir destek paketine duyulan acil ihtiyaç, hafta sonu Türkiye’nin dört bir yanından gelen acı haberlerle apaçık ortaya çıktı. Mersin’in Mut ilçesinde, “Kaç gündür siftah etmeden dükkân kapatıyorum” diyen, 48 yaşındaki esnafımız Murat Gümüş, evinin önünde yaşamına son verdi. İzmir’in Buca ilçesinde kahvehane işletmecisi, 50 yaşındaki Erdal Şenözpak, ekonomik sıkıntılara katlanamayarak, yaşamına son verdi. Antakya’da 25 yaşındaki Mehmet Gökhan Kaya, 8 katlı apartmanın çatısından atlayarak canına kıydı. Yine Diyarbakır Kayapınar ’da 22 yaşındaki Şeyhmus Turfan, ekonomik sıkıntılar nedeniyle intihar etti. Tüm bu insanlarımızı aynı gün içinde kaybettik. Bu acı haberler, bir magazin yıldızının ameliyatı kadar medyada yer bulmadı.

ACİL DESTEK ŞART

Oysa biz bu yeni kapanma nedeniyle, hiçbir kusuru yokken perişan edilen esnafı, işsizi, yoksulu ayakta tutacak bir destek paketini, Cuma günü açıklamıştık. Paketin adını da “Sen Sağlığını Koru, Ben Destek Olurum Türkiye’m” koymuştuk. Gün devletin, milletine destek olma günüdür. Önerilerimiz uygulanırsa, esnafımız, vatandaşımız bu dar günde devletin sıcak elini üzerinde hisseder. Umutsuzluğa düşmez. Yaşam sevincini yitirmez. Esnafımızı, insanımızı ve nice canları kurtarabiliriz. Son iki yılda milletimiz çok hırpalandı. Erdoğan Şahsım Hükümeti elinde, son iki yılda işi, gücü olan, 2 milyon yurttaşımız işinden oldu. İşsizlerin sayısı 10 milyonu geçti. Dünya Bankası yeni bir rapor açıkladı. Diyor ki, son iki yılda yoksulluk sınırının altında yaşayan yurttaşların sayısı, 3 milyon 2 yüz bin kişi artmış, 10 milyon 171 bin kişiye sıçramış. Türkiye hızla orta sınıfını kaybediyor. İşsizlik ve yoksulluk giderek katılaşıyor. Bir yandan da hayat pahalılığı milletin alım gücünü ezip geçiyor.

ÜRETİCİ ENFLASYONU, TÜKETİCİ ENFLASYONUNU İKİYE KATLADI

Bugün Nisan ayı enflasyon rakamları açıklandı. Bağımsız Enflasyon Araştırma Grubuna göre, Nisan’da tüketici fiyatları yüzde 2,6 artmış. TÜİK’e göre ise; Nisan’da tüketici fiyatları yüzde 1,7, üretici fiyatları da yüzde 4,3 artmış. 12 aylık tüketici ve üretici enflasyonu sırasıyla TÜİK’e göre yüzde 17,8 ve yüzde 35,2 olmuş. 12 aylık üretici enflasyonu tüketici enflasyonunun iki katına çıkmış. Bu, 2018 Ağustosundaki kur şokundan sonra, üretici ve tüketici enflasyonu arasındaki en yüksek fark. Bu durum önümüzdeki döneme ilişkin enflasyon beklentilerini de olumsuz hale getiriyor. Çekirdek enflasyon göstergeleri de çok parlak değil. Mutfaktaki yangın ise öyle böyle değil. Son bir yılda, çilek yüzde 67, ayçiçek yağı yüzde 54, mısırözü yağı yüzde 51, tavuk eti yüzde 45, domates yüzde 44, sivri biber yüzde 38 zamlanmış. Bunlar tabi TÜİK’in rakamı. Markette, pazarda etiketlerdeki artış bunun çok daha üzerinde.

ORTA SINIF ENFLASYON KIRBACIYLA DÖVÜLDÜ

Otomobil almak orta sınıf için artık hayal olmuş. TÜİK’in rakamlarına göre, son bir yılda, benzinli otomobil fiyatları yüzde 117, dizel otomobil fiyatları yüzde 81 artmış. Televizyon ve bulaşık makinesi fiyatlarındaki artışlar ise sırasıyla yüzde 99 ve yüzde 73 olmuş. Orta sınıf hem işsiz kalmış, hem de enflasyon kırbacıyla dövülmüş.

KAYBEDİLEN KUŞAĞIN TELAFİSİ OLMAZ

Salgının sadece ekonomik boyutu değil, eğitim boyutu da son derece kötü yönetiliyor. Koskoca bir kuşağı kaybediyoruz. En az 4 milyon yavrumuz salgın döneminde EBA’ya ulaşamadı. İnternet alt yapımızın zayıflığı uzaktan eğitimi çok zorlaştırdı. Eğitim-Bir-Sen’in yaptığı bir araştırmaya göre, her 100 öğretmenden 46’sı, evinde kaliteli internet hizmeti olmaması nedeniyle, uzaktan eğitime erişmekte zorlanıyor. Bakın her şeyin telafisi olur, ama kaybedilen bir kuşağın telafisi olmaz. Eğitimde kaybedilen kuşak, yoksulluğun nesilden nesile aktarılması demektir. Gelir dağılımındaki adaletsizliğin giderek katılaşması demektir. Düşen verimlilik ve orta gelir tuzağına sıkışıp kalmak demektir. Ve en acısı kaybolan umutlar ve hayatlar demektir.

KALPLERİ MİLLETE MÜHÜRLÜ

Salgının sağlık tarafında da işler iyi gitmiyor. İlk iki zirveyi sağlık çalışanlarımızın olağanüstü fedakârlıklarıyla aştık. Geçtiğimiz Mart başında salgın büyük ölçüde kontrol altına alınmıştı. Vaka sayıları günlük 10 binlerin altındaydı. Ekonomide açılma süreci başlamıştı. Ancak Erdoğan’ın sorumsuzca lebalep doldurduğu parti kongrelerinin ardından, Türkiye’miz, salgında üçüncü zirveyi yaşamaya başladı. Lebalep kongrelerin tamamladığı, 24 Mart’tan bu yana, o da resmi rakamlara göre, 10 bin 382 insanımız yaşamını yitirdi. Pek çok yurttaşımızda sevdiklerini kaybetti. Büyük acılar yaşandı. Ama Erdoğan Şahsım Hükümetinin gözleri var görmez, kulakları var, duymaz. Kalpleri millete karşı mühürlü. Onlar için varsa yoksa yandaşları. Varsa yoksa burunlarına pudra şekeri çeken beslemeleri… Kendi hataları nedeniyle pik yapan salgını kontrol etmek için, 17 günlük kapanma ilan etiler. Millete pek çok yasak getirdiler. İnsanları canlarıyla cüzdanları arasına sıkıştırdılar. Ama görüyoruz ki millete yasak olan, Erdoğan’a yasal. 12 Nisan’da yayınlanan bir genelgeyle millete ağız tadıyla bir iftar yasak ama Erdoğan’a toplu iftar serbest… Şimdi şu arkada fabrikalara koruma ordusuyla toplu iftara gidiliyor. Yani şu arkadaki aşılanmış koruma ordusu süper bulaştırıcı. Aşılamadıkları ama işler durmasın diye, fabrikalarda çalıştırdıkları emekçilerimizin sağlığı için bu tehdit oluşturuyor.

KURALI KOYAN, KURALA UYMAZSA FEDAKARLIKLAR BOŞA GİDER

Yine milletimiz cenazesini ancak 10 yakınıyla defnedebiliyor. 10’dan fazla yakının cenaze törenine katılması yasak. Ama Erdoğan, lebalep protokol cenazelerine katılmaya devam ediyor. Şu hale bakar mısınız? Anadolu Ajansı da cenaze görüntülerini servis etmiyor. RTÜK’de lebalep görüntüler için aba altından sopa gösterip, sansür uygulamaya çalışıyor. Yönetenler kendi koydukları kurallara uymazlarsa, bir de bunu milletten saklamaya kalkarlarsa, kuralı koyan, kurala uymadığında, milletin yaptığı tüm fedakârlıklar boşa gider. Bunu daha yeni gördük. Ama anlaşılan yönetenler hala akıllanmamışlar.

İŞİMİZ YİNE ALLAH’A KALDI

Aşı tedariki tam bir skandala dönüştü. Sağlık Bakanı çıktı, önümüzdeki iki ayda aşı tedariki sıkıntılı dedi. Milletin aşı randevuları sabah iptal edildi. Milletten gelen tepkiler yükselince çark edildi. Randevular yenilendi. Ardından Erdoğan çıktı. “Ben aşı tedarikinde, herhangi bir sıkıntı yaşayacağımızı kabul etmiyorum” diyerek, Sağlık Bakanına ayarı verdi. Bu ayarı verirken de, inşallah Sputnik, inşallah Biontech, inşallah Sinovac, inşallah yerli aşı gelecek deyince, anladık ki, işimiz yine Allah’a kalmış. Elde aşı yok diyen Sağlık Bakanı da Erdoğan’dan fırçayı yiyince, milyonlarca doz aşıdan, aşı bolluğundan bahsetmeye başladı. Beyler biraz ciddi olun. Söz konusu milletin canı, milletin cüzdanı.

SORUNUN PARÇASI OLAN, ÇÖZÜMÜN PARÇASI OLAMAZ

Çürük tahta, çivi tutmaz. Bu ucube sistem, iflah olmaz. Sorunların parçası olanlar, sorunların çözümü olamaz. Milletimiz de bunu görüyor. Artık seçim istiyor. Sandık önüme gelsin diyor. Şunu bilelim, ülkemizin hiçbir sorunu çözümsüz değildir. Hele hele milletimiz kesinlikle çaresiz değildir! Ülkemizin potansiyeli çok yüksektir. Yeter ki iyi yönetilsin. Biz insanımızın, ülkemizin gücünü iyi bilen, devletimizi tanıyan kadrolarımızla, çiftçimize, işçimize, işsizlerimize, iş insanlarımıza, emeklilerimize, emeklilikte yaşa takılanlara söz veriyoruz: Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin sizden aldığı her şeyi, iktidara geldiğimizde sizlere misliyle geri vereceğiz.

Ben beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Şimdi sorular varsa alıyım.

Soru- CHP, Merkez Bankası’nın bağımsızlığının güçlendirilmesi için 10 maddelik bir teklif hazırladı. Türkiye 128 milyar dolar nerede sorusuna henüz net bir yanıt alamamışken AKP ve MHP’nin bu teklife destek vereceğini düşünüyor musunuz?

Faik ÖZTRAK- Grup Başkanvekillerimizin TBMM’ye sunduğu bu düzenleme aslında 5 Mayıs 2001 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 4651 sayılı kanunla yapılan düzenlemelerin aynısıdır. O dönemde 2001 krizinin ardından Merkez Bankası’nın araç bağımsızlığını güçlendirmek amacıyla bu düzenlemeler yapılmıştır. Merkez Bankası’nın elindeki bağımsızca kullanabileceği rezervlerin siyasetçiye emanet edildiği bugün de, bu düzenlemelerin mutlaka yeniden yapılmasına ihtiyaç vardır. Bu düzenlemenin altında dönemin siyasi sorumlularından biri olan Devlet Bahçeli’nin de imzası vardır. Umarız Sayın Bahçeli bugün 20 yıl önce attığı o imzayı inkar etmez sahip çıkar.

Soru- CHP olarak hem AK Partiye, hem de MHP’ye eski bakan Ruhsar Pekcan’ın yüce divanda yargılanması çağrısında bulunmuştunuz. Günler geçti Cumhur İttifakı’ndan ses yok. Ama hemen her gün Ruhsar Pekcan ile ilgili yeni bir iddia ve suçlama gündeme geliyor. Son olarak Pekcan’ın şirketinin yüzde 8 vergi öderken rakiplerinin yüzde 18 vergi ödediği, şirketine vergi indirimi yaptığı ifade ediliyor. Bazı uzmanlara göre de bakanlığa satılan dezenfektanların içindeki gümüş oranının standartlara uygun olmadığı konuşuluyor. Ruhsar Pekcan ile ilgili siz hukuki bir adım atacak mısınız? Muhalefet olarak ne yapmayı planlıyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Biz CHP olarak TBMM’de bu konuda bir Meclis Soruşturması açılması için gerekli girişimlerde bulunacağız. Ama biliyorsunuz ki mecliste soruşturma açılması için artık yeni anayasaya göre salt çoğunluk gerekiyor. Bu ağır ve son derece açık olan ithamların aydınlatılması için tüm partilerin desteğini bekliyoruz. Kaldı ki, böyle bir soruşturmayı Ruhsar Pekcan da istemeli. Kendisinin bu ithamlardan aklanması için bu bir fırsattır. Kimlerin hırsızlıktan yana, kimlerin yetimin hakkından yana olduğunu bu soruşturmaya verilecek oylar da gösterecektir. Milletimiz de bunu görecektir.

Soru- Alkol yasağıyla ilgili CHP’li belediyelerin yönetimindeki kentlerde de il hıfzıssıhha kararıyla alkol satışı yasaklandı. CHP’li Belediye Başkanlarının dahilinde mi alındı bu kararlar? İl hıfzıssıhha kurulunda karar alınırken neler yaşandı?

Faik ÖZTRAK- Genel Başkanımızın talimatıyla Belediye Başkanlarımız bugüne kadar her zaman esnafımızın yanında olmuşlardır. Bundan sonra da Başkanlarımız esnaflarımızın yanında olmaya devam edeceklerdir.

Soru- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun FETÖ’den yargılanan Nazlı Ilıcak ve Ahmet Altan’ın haksızlığa uğradığını söylemesine tepkiler geldi. Tepkiler ve haksızlık iddiasına ilişkin siz neler söylersiniz?

Faik ÖZTRAK- Bunu birkaç defa tekrarladık, Sayın Genel Başkanımız da tekrarladı. Haksızlığa uğrayan birinin hakkını sırf benden değil diye savunmayan, “ben insanım” diyemez. Adil yargılanma herkesin hakkıdır. Biz geçmişte haksızlığa uğrayan Recep Tayyip Erdoğan’a da, Melih Gökçek’e de sahip çıkmıştık. Yine Genel Başkanımız Ankara’dan İstanbul’a hak, hukuk, adalet diyerek yürümüştü. CHP Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinden neşet etmiştir. Dolayısıyla milletimizin hakkına, hukukuna her zaman sahip çıkacaktır.

Soru- Yeni devlet memurları disiplin yönetmeliğinde önceden büyükşehir belediyelerinin yüksek disiplin kurulunda olan “belediyelerde görev yapan memurları, devlet memurluğundan çıkarma yetkisi” İçişleri Bakanlığı’na verildi. Siz bu değişikliği nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Bu tam bir skandal. Yani saray hükümeti büyükşehir belediyelerimizde haksız rekabete girmeye çalışıyor. Yani millete hizmette haksız rekabet olmaz, millete hizmette sarayın kalkıp bizim büyükşehir belediyelerimizin elini tutmaya kalkması, her şeye müdahale etmesi açıkçası anlaşılır gibi değil. Şimdi zannediyorlar ki bunu yaparak CHP’ye zarar veririz. Ben şunu söyleyeyim, hiçbir zarar veremezsiniz. Bizim belediyelerimiz ellerinden geleni her türlü engellemeye rağmen ellerinden geleni yapmaya devam edeceklerdir. Çok açık yapılan bu engellemeleri milletimiz görüyor, milletimiz bunların notunu veriyor, daha önce seçimde mızıkçılık yapanlara nasıl ceza kestiyse şimdi yeni gelecek seçimlerde de bunları yapanlara cezasını kesmeye hazırlanıyor. Bu konuyla ilgili olarak da Danıştay’a müracaat edeceğiz.

Soru- Organize suç örgütü lideri Sedat Peker yaptığı son açıklamada bugüne kadar “devlet büyükleri Nisan ayında ülkede birçok şeyin değişeceğini, kendisine yapılan haksızlıkların telafi edileceğini ve Türkiye’ye davet edileceğini söylediği için” sessiz kaldığını ifade etti. Siz bu açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Bu aslında ülkenin ne halde olduğunu açık seçik ortaya koyuyor. Devlet çete elebaşlarıyla mücadele edeceğine müzakere ediyor. Ne demek devletten bir takım sözler aldım? Ne demek Türkiye’ye davet edileceğim? Buradan soruyorum, bu şahsa davet gönderen, bu şahsa söz veren devlet yetkilisi kimdir? Her şeyin sorumlusu benim ben diyen Erdoğan mutlaka buna cevap vermelidir.

Soru- Turizm Bakanı Ersoy, “17 Mayıs itibariyle vaka sayısı 5 binin altına inecek” dedi. Sizin bu öngörüye ilişkin yorumunuz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Şimdi önce şunu ifade edeyim, baştan itibaren CHP olarak biz esnafa gerekli desteğin verilmesi kaydıyla tam kapanmayı savunuyorduk. Öyle görünüyor ki, yapılan tahminlere göre tam kapanma etkili olacak. Ama tabi Sağlık Bakanı’nın Bilim Kurulu’nun vermediği bir sayıyı Turizm Bakanı nasıl verebiliyor açıkçası şaşırıyorum. Yani herhalde Sağlık Bakanıyla Turizm Bakanı arasında bir görevde becayiş yapmak gerekiyor. Çok açık söyleyeyim, devlette ciddiyet olmalı. Bu tür tahminler ilgili kurumlar tarafından verilmelidir. Yoksa tereddüt yaratır.

Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.

Yorum yaz

Son Haberler

...
17 May 2018
17 May 2018
17 May 2018

 Son yorumlar

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için aşağıda yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com