SAMANYOLU HABER TV(HABER EKRANI/26 AĞUSTOS 2014)
CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, yaptığı yazılı basın açıklamasında, son 11 yılda Kamu İhale Kanunu’nda yapılan değişiklikleri değerlendirdi.
Soru önergesine Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in verdiği yanıtı değerlendiren Öztrak, şunları kaydetti:
“8 Temmuz 2014 tarihli soru önergeme Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek’in verdiği yanıtlar 2002 yılında kabul edilen 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu’nun tamamen işlevsiz hale geldiğini gözler önüne sermektedir. Bakanın verdiği bilgilere göre 2003 yılından bu yana Kamu İhale Kanunda 32 kez değişiklik yapılmıştır. Bunun sonucunda Kanunun 135 maddesinde değişikliğe gidilmiştir.
DEĞİŞİKLİK SAYISI, MADDE SAYISINI İKİYE KATLADI
Maliye Bakanı’nın cevabından son 11 yılda Kamu İhale Kanunu’nun da neredeyse her dört ayda bir değişik yapıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun kendisinin toplam 70 maddeden oluştuğu dikkate alındığında son 11 yılda 135 madde değişikliği bazı maddelerinin bir defadan fazla değiştirildiği anlamına gelmektedir.
Diğer taraftan, soru önergesine verilen cevaptan ikincil mevzuat olarak bilinen Kanunla ilgili yönetmelik ve tebliğlerde de son 11 yılda 81 kez değişikliğe gidildiği anlaşılmaktadır. Böylece İhale Mevzuatı toplamda 113 kez değiştirilmiştir.
MAZUR GÖRÜLEMEZ
Kamu hukukuna tâbi olan veya kamunun denetimi altında bulunan veyahut kamu kaynağı kullanan kamu kurum ve kuruluşlarının yapacakları ihalelerde uygulanacak esas ve usulleri belirleyen bir mevzuatta bu kadar sık değişikliği mazur görmek mümkün değildir. Nitekim böylesine temel bir mevzuatta bu kadar sık değişikliğe gidilmesi Hükümetin yapılacak ihalelere göre mevzuatı değiştirdiği, değişikliklerin belli isimlerin ihaleleri kazanması veya rahatlatılması amacıyla yapıldığı algısını güçlendirmektedir.
2001 SONRASI REFORMLARDAN DÖNÜLÜYOR
2001 krizinin ardından siyasetin ekonominin günlük işleyişine müdahale etmemesi ve kurallı piyasa ekonomisini güçlendirme adına atılan tüm adım ve yapılan tüm reformlar AKP tarafından birer birer geri alınmaktadır. Bunun en somut uygulamaları Kamu İhale Mevzuatında gerçekleşmiştir. Yine özellikle son dönemde Hükümet içindeki bir ekibin Merkez Bankası bağımsızlığı ve düzenleyici denetleyici kurumlar üzerinde başlattığı tartışmalar kurallı bir ekonomiden duyulan rahatsızlığı gözler önüne sermektedir.
BU KEYFİLİĞİN FATURASI VATANDAŞA ÇIKAR
Küresel ekonominin önümüzdeki beş yılı, geçtiğimiz beş yıl kadar, elverişli olmayacaktır. Ekonomide işlenen hata ve günahları saklayacak likidite şalının boyu önümüzdeki günlerde kısalacaktır. Hükümetin ekonominin günlük işleyişine artan müdahalelerinin ve keyfi yönetiminin bedeli, böylesine kritik bir konjonktürde, çok daha ağır olacaktır. Önümüzdeki bir yılda toplam 225 milyar dolarlık dış finansmanı bulmak zorunda olan bir ekonominin hata yapma lüksü yoktur. AKP kural, kurum ve hukukun üstünlüğü ile çatışmayı derhal bir kenara bırakarak, hızla yaklaşan fırtınaya karşı hazırlıklara başlamalıdır. Aksi halde borca batan ailelerimizin bankalara teslim edeceği ev tapuları ve araba ruhsatları ile işsiz kalacak gençlerimizin vebali AKP iktidarının üzerinde olacaktır.”
Soru Önergesine Gelen Yanıta Ulaşmak İçin:
ANKARA – CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, Türkiye’nin Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı ve Ahmet Davutoğlu’nun Başbakanlığında büyük sıkıntılarla karşı karşıya kalacağını belirtti. Türkiye’nin bu kadronun elinde ‘açılımda İmralı’nın; dış siyasette IŞİD ve Alman istihbaratının; ekonomide ise sıcak para baronlarının şantajına muhatap olduğunu’ belirten Öztrak, “Bu terazi bu sıkleti daha fazla taşımaz. Böyle sürerse terazi tüm ağırlıklarıyla beraber milletin üzerine yıkılacaktır” diye konuştu.
Kurulacak yeni hükümetle beraber ekonomi yönetiminde yaşanacak olası değişiklikleri de değerlendiren Öztrak, Ziraat Bankası’nın Bank Asya’yı almasıyla ilgili tartışmalarda, seçilmiş Cumhurbaşkanının danışmanı Yiğit Bulut’un, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’a üstün geldiğini belirterek, “Ali Babacan işi bitmiştir. Kimse hayal kurmasın” dedi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak TBMM’de düzenlediği basın toplantısında ekonomi ve siyasetteki son gelişmeleri değerlendirdi.
Son dönemde yeniden gelmeye başlayan şehit haberlerini değerlendiren ve IŞİD’in rehin aldığı 49 Türk vatandaşında hala haber alınamadığını hatırlatan Öztrak, Türkiye’nin IŞİD terörü ile PKK terörü arasında sıkışıp kaldığını ifade etti. Seçilmiş Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçim dönemin boyunca PKK’nın adını ağzına almaya çekindiğini belirten Öztrak, AKP’nin Genel Başkanlığına adaylığı açıklanan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu hakkındaki ‘IŞİD’ in beslenip büyütülmesinde manevi babalık yaptığı’ iddiaları ile 49 vatandaşın Türkiye’nin Musul Konsolosluğundan rehin almalarına seyirci kaldığını anımsattı. Diğer taraftan İçişleri Bakanı’nın Mehmetçiğe ilk hain kurşunu sıkan teröristin heykelinin dikilmesini, “basit bir plastik heykel” diye küçümsediğini belirten Öztrak sözlerini şöyle sürdürdü:
-BU TERAZİ BU SIKLETİ TAŞIMAZ
“Çok üzülerek söylüyorum. Türkiye bu kadroların elinde çok daha büyük sıkıntılar yaşayacaktır. Bu kadroların verdikleri açıklar nedeniyle Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti; açılımda İmralı’nın; dış siyasette IŞİD ve Alman istihbaratının; ekonomide ise sıcak para baronlarının şantajına muhataptır. Bu terazi bu sıkleti daha fazla taşımaz. Böyle sürerse terazi tüm ağırlıklarıyla beraber milletin üzerine yıkılacaktır.”
-ESKİDEN RADYOYU ELE GEÇİRİRLERDİ, ŞİMDİ RESMİ GAZETE’Yİ…
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın YSK’nın Cumhurbaşkanlığı seçiminin kesin sonuçlarını açıkladığı 15 Ağustos’tan “tağyir, tebdil ve ilga” edildiğini söyleyen Öztrak, “Başbakanlık makamı 15 Ağustos’tan bu yana Resmi Gazete matbaasını ele geçiren Recep Tayyip Erdoğan’ın işgali altındadır. Eskiden darbeler radyo evleri, televizyon kanalları ele geçirilerek yapılırdı, şimdi Resmi Gazete matbaası ele geçirilerek darbe yapılmaya çalışılıyor” diye konuştu.
-BU UTANÇ ONLARA YETER
Ahmet Davutoğlu’nun Genel Başkan adaylığının açıklanmasının ardından AKP’den yapılan tüm açıklamalarda “istişare” vurgusu yaptığını belirten Öztrak, buna karşın AKP kongresinden, üyesinden, delegesinden, henüz yapılmamış bir olağanüstü toplantıda noterlik yapmalarının istendiğini vurguladı. “Uzun süren istişareler sonucunda bu noktaya varmışlar… İstisnasız kim çıktıysa istişareyle başladı istişareyle bitirdi. Bu utanç onlara yeter” diyen Öztrak, AKP’nin istişare demekle tek adam iradesini kast ettiğini, bu iradenin şimdi ülkede tek parti devleti kurmak üzere harekete geçtiğini ifade etti.
-AKP’NİN EKONOMİ KARNESİ
14 Mart 2003 tarihinde başlayan Recep Tayyip Erdoğan’ın başbakanlık döneminin artık kapandığını ifade eden Öztrak, AKP döneminde Türkiye ekonomisinin nereden nereye geldiğini şu sözlerle anlattı:
-ÜLKE DE VATANDAŞ DA BORCA BATTI
“Recep Tayyip Erdoğan dönemi başladığında; Türkiye Cumhuriyeti Devletinin iç borcu, 155 katrilyon TL idi, biterken 436 katrilyon TL’ye yükseldi. Devletin iç borcu 3’e katlandı. Erdoğan işe başlarken ülkenin dış borcu 130 milyar dolardı, şimdi giderken dış borç 387 milyar dolara çıktı. Dış borç da 3’e katlandı. Erdoğan geldiğinde her bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına düşen dış borç 1.963 dolardı; giderken her bir vatandaşın sırtına yüklenen dış borç 5.103 dolara yükseldi. Recep Tayyip Erdoğan devri iktidarında 52 milyar dolarlık devlet mülkünü sattı. 22 milyar dolarlık IMF Borcunu ödedim diye övünürken, sattığı milletin varlığının ödediği IMF borcunun 2,4 katı olduğundan bahsetmedi. Erdoğan döneminde alınan dış borç, ödedim dediği IMF borcunu, 12’ye katladı. Recep Tayyip Erdoğan iktidara geldiğinde aileler bankalara 1,6 milyar dolar faiz ödüyordu, Erdoğan giderken ailelerin bankalara ödediği faiz 19,2 milyar dolara yükseldi. Vatandaşın bankalara borcu bu dönemde 4 milyar dolardan 160 milyar dolara çıktı. 42 milyon yurttaşımız borcun altında eziliyorum diye bağırırken o makamı bırakıyor.”
-BÜYÜMEDE SINIFTA KALDI
Recep Tayyip Erdoğan iktidara geldiğinde Türkiye’nin cari açığı 626 milyon dolardı, giderken cari açık, 83 katlık artışla, 52 milyar dolara çıktı. Erdoğan iktidara geldiğinde bu ülkenin döviz bilançosu 85,5 milyar dolar açık veriyordu, giderken açık beşe katlanarak 423 milyar dolara çıktı. Erdoğan iktidara geldiğinde her 100 dolarlık kısa vadeli dış borç için TCMB kasasında 172 dolar rezerv vardı, şimdi giderken her 100 dolarlık kısa vadeli dış borç karşılığında sadece 100 dolar rezerv var. Erdoğan iktidara geldiğinde kendisine yılda yüzde 6,2 oranında büyüyen bir ekonomi teslim aldı. Kullanılan bu kadar borca ve satılan devlet malına rağmen; giderken ekonominin büyüme hızı yüzde 3’lere düştü.
-SANAYİ DE ÇİFTÇİ DE AĞIR DARBE ALDI
“Recep Tayyip Erdoğan iktidara geldiğinde sanayi sektörünün milli gelir içindeki payı % 20,3 idi; giderken sanayinin milli gelir içindeki payı yüzde 18,6’ya indi. Türkiye dünya sanayi liginde ilk on beşin dışına düştü. Recep Tayyip Erdoğan iktidara geldiğinde 1 litre mazotun fiyatı 1,10 TL idi, şimdi 4,45 TL. Recep Tayyip Erdoğan iktidara geldiğinde çiftçi 1 litre mazot için 4,8 kg buğday satıyordu, şimdi giderken aynı mazot için çiftçi 6,2 kg buğday satmak zorunda. Bunun sonucunda Erdoğan döneminde ilk defa canlı hayvan, saman ithal ettik, çiftçi 6,5 İstanbul büyüklüğünde araziyi ekmekten vaz geçti. Recep Tayyip Erdoğan iktidara geldiğinde işlenen tarım alanı 239 milyon dönümdü. İktidardan giderken işlenen tarım alanı 206 milyon dönüme indi.
-İKİ TARAFI DA KİRLİ DEĞNEK…
AKP döneminde ekonomide “istikrar” örtüsü altına gizlenen gerçek manzaranın bu rakamlarda yattığını, ülkenin de vatandaşın da borca battığını, bununla birlikte büyümenin düştüğünü ve Türkiye’nin cari açık ve kısa vadeli dış borç karşılığında eriyen rezervler nedeniyle sıcak paranın esiri haline geldiğini ifade eden Öztrak, son dönemde ekonomide yaşanan çalkantıların, anlatılan istikrar hikayesinin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdiğini vurguladı. Yeni kabinede ekonomi yönetiminde kimlerin olacağı tartışmalarına da değinen Öztrak, “Güçlü bir ekonomide bakan isimleri bu kadar dalgalanmaya neden olmaz. Sıcak para baronları bakan atamalarında etkili olamaz” dedi. Bu tartışmaların bir tarafında izlediği politikalarla Türkiye’yi dünyanın en kırılgan beş ekonomisinden biri haline getiren Bakanların; diğer tarafında ise Merkez Bankası ve diğer düzenleyici denetleyici kurumların bağımsızlığını vesayet olarak gören kadroların bulunduğunu söyleyen Öztrak, bu ekipler arasındaki mücadelenin son 10 gündür faizin yükselmesine, döviz kurunun sıçramasına ve ekonomide tedirginliğin artmasına neden olduğunu kaydetti.
-BU YOLUN SONU UÇURUM
Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin Moody’s’le ilgili açıklamaya da değinen Öztrak, Zeybekci’nin Moody’s’in uyarı ve tespitlerin “siyasi şablona yön vermek isteyen birilerinin siparişiyle yapıldığı” iddiasına açıklık getirmesi gerektiğini vurguladı. “Bu Bakan kendi partisinin içinden birilerini mi kastetmektedir? Yoksa bazı dış mihraklar mı devreye girmiştir?” diye soran Öztrak, kendi partilerini fitne tehdidiyle dizayn etmeye soyunanların aynı taktiği ekonomide de uygulamaya çalıştığını belirterek, ekonomide ne düğü belirsiz tehditlerin sonunun “uçurum” olduğu uyarısında bulundu.
-BU İLTİMAS NEDEN?
İstanbul’a 3. Havalimanı yapılmasındaki finansal süreci de değerlendiren Öztrak, havalimanını yapacak ve işletecek firmaya gelir garantisi, finansman garantisi ve finansman sağlandığını belirterek, “Bu projeye bu kadar iltimas neden? Bu milletin tüyü bitmemiş yetiminin hakkı tek bir proje için neden bu kadar seferber ediliyor?” diye sordu.
Vatandaşların geliri doğru düzgün artmazken enflasyonun çift hanelere doğru koştuğuna dikkat çeken Öztrak, gıda sanayicilerinin yaptığı açıklamalardan işlenmiş gıda ürünlerine çok ciddi zamların yolda olduğunun görüldüğünü, seçim nedeniyle ötelenen enerji zamları için de sonbaharın beklendiğini, bu zamlarla vatandaşın satın alma gücünün giderek daha da eriyeceğini belirtti. Geliri artmayan, iş imkanları artmayan, satın alma gücü giderek eriyen ve borçlarını ödemekte güçlük çeken vatandaşlarda huzursuzluğun da arttığını ifade eden Öztrak,”Tayyip Erdoğan’ın giderken bıraktığı vatandaş manzarası budur. Bu manzaranın sonuçları da olacaktır. Özellikle Güney illerimizde Suriye’den gelen misafirlere karşı giderek artan memnuniyetsizliğin ve sosyal tansiyonun ardında bu ekonomik faktörlerin olduğunu da unutmamak gerekir. Ekonomi bozuldukça huzursuzluk artacak, sonra bu huzursuzluk ülkeye yayılacaktır. Ama hükümetin gözünde ekonomi yoktur. Şu anda hükümet seçilmiş Cumhurbaşkanının talimatları doğrultusunda onun korkularını giderecek, onun etrafında güçlü bir kale örmenin çabasındadır” dedi.
-ÜZÜLEREK SÖYLÜYORUM, TEDBİR İÇİN GEÇ KALDIK
Ekim ayında ABD Merkez Bankası FED’in para musluklarını kapatacağını, ardından faizleri artırmasıyla beraber dünyayı dolaşan trilyonlarca doların anavatanına geri dönmeye başlayacağını belirten Öztrak, “Uzun süredir hükümeti bu konuda tedbir alması için uyardık. Artık üzülerek söylüyorum tedbir için biraz geç kaldık. Türkiye sert bir viraja doğru hızla giden bir arabaya benziyor. Direksiyonun başındaki şoför en azından yolcuların emniyet kemerlerini bağlamasını sağlayacak; hava yastıklarını hazır hale getirecek bir imkanı sağlasın. Çünkü ilerleyen günlerde bunlara ihtiyacımız olacak” ifadelerini kullandı.
-DAVUTOĞLU ATANMIŞ GENEL BAŞKANDIR, BÖYLE DE KALACAKTIR
Basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan Öztrak, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “6 okun yorumunu değiştireceğiz” şeklinde bir beyanı olduğu belirtilerek bu konuda görüşlerini sorulması üzerine, “Sayın Kılıçdaroğlu değiştireceğiz, ortadan kaldıracağız demiyor, ülkenin ve dünyanın gittiği nokta çerçevesinde yeniden bazı yorumlar getireceğiz diyor. Değiştireceğiz, ortadan kaldıracağız demek farklı, gelişen konjonktüre göre yorumlayacağız demek farklı bir şey” diye yanıt verdi. Öztrak, “Davutoğlu, Erdoğan’ın memuru gibi çalışacak” iddialarını sorulması üzerine de, “Koltuğunu aslında işgal eden bir parti genel başkanı ve bir Başbakan, cumhurbaşkanlığına çıktığında yapabileceği bir görevlendirmeyi ve hiç yapmaması gereken bir genel başkan atamasını dün yaptı. Partisinin üye ve delegelerinin hukukunu ayaklar altına almış, Anayasa’yı çiğnemiştir. Davutoğlu atanmış bir genel başkandır. Böyle de kalacaktır” dedi.
-SICAK PARA DA KAÇAR…
Öztrak, sıcak paranın Türkiye’den çıkış yapma ihtimalinin ve sonuçlarının sorulması üzerine, “Bir yatırımcının bir ülkeden çıkarken kendi yerine girip en az zararla çıkmasını sağlayacak yatırımcıyı bulması en alasıdır. Ama bunu bulamazsanız içeride kalacaksınız anlamına gelmez. Ciddi sistem tartışmaları yapılıyorsa, açık pozisyon başını almış gitmişse paramın ne kadarını kurtarsam kardır diyerek sıcak paranın birden çıktığını da görebilirsiniz. 2001 yılında yaptığımız düzenlemeler bunu bir ölçüde frenler ama hata üstüne hata yapılırsa, sizin artık sıcak parayı ülkede tutmanız zorlaşır, yatırımcılar zararın neresinden dönülse kardır der, çıkmaya başlar. 55 milyar dolar cari açık var. Bu parayı bulmanız gerekiyor. Velev ki sıcak para çıkmasın, bu parayı bulamazsanız ne olacak? İthalat ile ihracat arasındaki farkın finansmanını bulamayacaksınız. Bunu bulamazsanız büyüme çökecek, varlık fiyatları çökecek. Bu çöküş başladığı anda neden sıcak para kalsın. Ne kadarını kurtarırsam kardır diyecektir. Çöp haline gelmiş borçlarda kurtarabildiğini kurtarmaya çalışır. Yıllardır, ‘Çıkamazlar, çıkmaya kalkarlarsa büyük zarara uğrarlar’ deniyor. Oysa herşeyi kaybedeceğini gören adam oradan kaçar. Bu çıkma değil kaçmadır. 2001 yılında yaptığımız düzenlemelerle bunu önleyecek mekanizmaları biz getirdik. Ama gidiş öyle bir gidiş ki TCMB’nin bağımsızlığından, enflasyon hedeflemesinden mali piyasaları düzenleyen kurumların bağımsızlığından, … herşeyden ürken, korkan acaba yarın bu bağımsız kurumlar bana dava açarlar mı? Birileri buradan benim üstüme gelir mi? Gibi korkular taşıyan bir iktidarın bu bağımsızlığa hergün saldıracağını, bunun da sıcak parayı kaçıracağını beklemek hiç de hayalcilik olmasa gerek.”
-KİMSE HAYAL KURMASIN, BABACAN İŞİ BİTTİ
Bir başka soru üzerine ekonomi yönetiminde yapılacak olası değişiklikler ve Ali Babacan’ın ekonomi yönetiminde bulunup bulunmayacağı ile ilgili tartışmaları da değerlendiren Öztrak, şunları söyledi:
“Yeterince kurumsallaşmış bir ekonomide şahıs isimlerinin değişmesi bu kadar etkili olmaz. Çünkü sistemi çok fazla değiştiremezsiniz. Ama sistemi yeterli olmayan bir ekonomide büyük sıkıntı çıkar. Olay sadece Sayın Babacan’ın gidip kalması değil. Biliyorsunuz, Ziraat Bankası Bank Asya ile müzakereleri kestiğini açıkladı. Ziraat Bankası’nın Bank Asya’yı almak için müzakerelere başladığını Sayın Babacan açıklamıştı. Peki, ‘Buna izin verilemez’ diyen kimdi? Yiğit Bulut. Seçilmiş Cumhurbaşkanının danışmanı. Kimin lafı dinlendi?… Ali Babacan işi bitmiştir. Kimse hayal kurmasın.”
TOPLANTI İLE İLGİLİ HAM METİN İÇİN: HAM METİN_22_Ağustos_2014_Tarihli_Toplantı
ANKARA- CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, Erdoğan’ın Anayasa’nın açık hükmüne rağmen Başbakanlığı bırakmamak için direnmesinin ve Parlamenter demokrasiyle kavgaya girişmesinin ülkenin ufkunu her gün biraz daha karartacağını, bu nedenle vatandaşın borç yükünün altında ezileceğini söyledi.
CHP’nin demokrasinin gerekli kıldığı parti içi denetim ve denge mekanizmalarını çalıştırmaktan kaçınmayacağını, önümüzdeki süreçte yapılacak Kurultayın, Türkiye’yi daha iyi yönetme iddiasının ortaya konduğu, “CHP’nin iktidara yürüyüş Kurultayı” olacağını söyledi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Öztrak, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında ekonomideki ve siyasetteki son gelişmeleri değerlendirdi. Cumhurbaşkanı seçim sürecinde, sonuca göre şekillenecek olası ekonomik, sosyal ve siyasi risklere karşı uyarılarda bulunduğunu hatırlatan Öztrak, bu uyarıların haklılığının seçimlerin öncesi ve sonrasında kredi derecelendirme kuruluşlarının aldığı kararlar ve yaptıkları açıklamalarla ortaya çıktığını belirtti.
-NOT DÜŞERSE YATIRIM YAPILABİLİR ÜLKE OLMAKTAN ÇIKARIZ
Kredi derecelendirme kuruluşları FITCH ve Standart & Poor’s’un Türkiye hakkında yaptığı açıklamalarda Türkiye ekonomisine dair önemli uyarıların bulunduğunu kaydeden Öztrak, Türkiye’nin çok uzun süredir bir kredi derecelendirme kuruluşundan eleştiri tonu bu kadar yüksek bir değerlendirmelere şahit olmadığını söyledi. Bu açıklamaların dikkate değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Öztrak, “Türkiye’ye yatırım yapılabilir ülke notu veren iki kuruluştan biri olması nedeniyle FITCH’in açıklamaları önemlidir. Bu iki derecelendirme kuruluşundan bir tane notunu indirirse Türkiye yatırım yapılabilir ülke statüsünden çıkar” dedi. Türkiye’de siyasi sürekliliğin istikrar anlamına gelmediğinin her gün biraz daha iyi görüldüğünü ifade eden Öztrak, 12 yıldır tek başına iktidar olan, 9 seçim kazanmakla övünen AKP iktidarının “siyasi ve ekonomik istikrar” için nasıl bir tehdit oluşturduğunun artık derecelendirme kuruluşları tarafından da dile getirildiğini, AKP içindeki bir ekibin bağımsız kurumlara, hukuka ve anayasaya meydan okuyan tavrının Cumhurbaşkanı seçimlerinin ardından bu makamın da desteğiyle daha da belirginleşeceği, ülke yönetiminde keyfiliğin daha da artacağı beklentisinin giderek arttığını söyledi. Öztrak, “Bunun yarattığı belirsizlik algısı da ekonomik dengeler üzerinde ciddi bir tehdit unsuru oluşturuyor” dedi.
-O MAKAMLA OYNARSANIZ “GENETİĞİ KURCALANMIŞ BİR UCUBE” YARATIRSINIZ
Ekonomi yönetiminden gelen ve ekonomide belirsizliği artıran beyanların çok ciddi sıkıntılar yaratacağının uzun zamandır bilindiğini belirten Öztrak, Erdoğan’ın Köşk’e çıktığında da bu tavrını sürdüreceğinin görüldüğünü ifade etti. Öztrak, Cumhurbaşkanlığı seçimiyle sürecin yeni bir aşamaya girdiğini, Erdoğan kibir ve korkularının baskısıyla her türlü bağımsız kurumu kendisi için tehdit olarak gördüğünün altını çizdi. Cumhurbaşkanlığı devir teslim sürecinin tam bir Anayasa ihlali sürecine dönüşeceğinin de artık anlaşıldığını belirten Öztrak, şunları söyledi:
“Mevcut Anayasamızın ve Parlamenter demokrasimizin teamüllerinin, bu yüksek makam için biçtiği elbise belirlidir. Yeni Cumhurbaşkanı bu elbiseyi kendi üzerine uydurmak için sistemle oynamaya başladığı an, ortaya ‘genetiği kurcalanmış bir ucube’ çıkacaktır. Parlamenter demokrasinin içinden fiili bir ‘yarı başkanlık’ veya ‘partili başkanlık’ çıkarmaya yönelik girişimler sistemin sigortasının atmasına neden olacaktır.”
-ELEŞTİRDİKLERİ KENAN EVREN KADAR DEMOKRAT OLSUNLAR
Türkiye’nin artan jeopolitik riskler ve yanlış ekonomi politikalarının biriktirdiği kırılganlıklar nedeniyle kritik bir süreçten geçtiğini ifade eden Öztrak, ülkenin sistem tartışmalarıyla geçirecek zamanı olmadığını, Yeni Cumhurbaşkanı’nın, bu tabloya rağmen, bir sistem krizi yaratıp, yaratmayacağına yönelik ilk samimiyet sınavının da bu süreçte başladığını belirtti. Anayasa’ya göre Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı seçimini kazandığına dair YSK kararı Resmi Gazete’ de yayımlandığı an meclis üyeliğinin sona ereceğine dikkat çeken Öztrak, Erdoğan’ın Anayasa’nın açık hükmüne rağmen Başbakanlığı bırakmamak için direnmesi durumunda daha ilk günden gömleğinin düğmesini yanlış iliklemiş olacağını, 12. Cumhurbaşkanının Parlamenter demokrasiyle kavgaya girişmesinin ülkenin ufkunu her gün biraz daha karartacağını söyledi. 1 Eylül sonrası dönemde Turgut Özal’ın Cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in TBMM’ye gönderdiği yazıya da değinen Öztrak, “Bu yazıda (Kenan Evren), Özal’ın TBMM üyeliğinin düştüğü, Başbakanlık makamının boşaldığı anlaşılmıştır diyor. Şu anda yönetimde bulunanların da en az, hep eleştirdikleri Kenan Evren kadar demokrat olmalarını beklemek hakkımızdır” diye konuştu.
-SİSTEM TARTIŞMASININ EKONOMİYE MALİYETİ VAR
Yaklaşan seçimler, artan dış borç ve cari açık düşünüldüğünde Türkiye’nin gelecek 1 yılda toplam 225 milyar dolarlık bir finansman ihtiyacı olduğunu söyleyen Öztrak, Cumhurbaşkanlığı makamı üzerinden yapılacak sistem tartışmalarının artıracağı belirsizliklerin ve risklerin bu paranın Türkiye’ye gelmesine engel olacağı, gelse bile yüksek maliyetle geleceği uyarısında bulundu. TCMB’nin yayımladığı 2013 Uluslararası Yatırım Pozisyonu Raporu verilerine de değinen Öztrak, Türkiye’nin G-20 ülkeleri içinde, mali açık pozisyonu (döviz cinsinden mali yükümlülüklerden, döviz cinsinden varlıklar düşüldüğünde ortaya çıkan açığın milli gelire oranı) en yüksek ikinci ülke olduğunu belirtti. Öztrak, AB standartlarında bu oranın yüzde 35’in üzerinde olmasının “ciddi bir kırılganlık işareti” olarak görüldüğünü, Türkiye’de ise bu oranın yüzde 47,6 olduğunu ifade etti. Ailelerin ve reel sektörün artan borçlarına da dikkat çeken Öztrak, cari açıkta ilk beş ayda gözlenen azalışın Haziranda hız kestiğini, ilk altı ayda cari açıkta geçen yılın aynı dönemine göre 12,9 milyar dolar düşüş görülmesine rağmen azalan cari açığın kaynağı ve ne kadar istikrarlı olduğu bilinmeyen net hata noksan kaleminden gelen 10,7 milyar dolarla finanse edildiğini vurguladı. Dış açık ve borçlardaki bu gelişmeye karşın büyümedeki düşüşün giderek belirginleştiğini belirten Öztrak, Türkiye’nin bol para döneminin bittiği yeni küresel iklimde nasıl riskli bir döviz bilançosuyla yürüyeceğinin görüldüğünü, bu yapının yeni riskleri ve daha fazla kutuplaşmayı kaldırmayacağını, vatandaşların sırtına yüklenen borcun altında ezilip kalabileceğini kaydetti. İşsizlik rakamlarına da değinen Öztrak, rakamlarda geçen seneye göre bir azalma varmış gibi görünmekle birlikte mevsimlik düzeltmeler yapıldıktan sonra Mayıs ayında bir önceki aya göre işsiz sayısında 110 binden fazla bir artış görüldüğünü, genç işsizliğinin bir puandan fazla arttığını söyledi.
-YAŞAYARAK ÖĞRENECEĞİZ…
Ekonomideki bu tablo karşısında seçilen Cumhurbaşkanının, gücünü nasıl artıracağını düşünmek yerine temsil ve koordinasyon görevini en iyi nasıl yapacağına odaklanması ve o makamın “mehabetine” uygun davranması gerektiğini vurgulayan Öztrak, Erdoğan’ın yaptığı açıklamaların ise bu sinyalleri vermekten uzak olduğunu belirtti. Erdoğan’ın seçimden sonra gösterdiği tavrın da bundan sonra kuşatıcı, kapsayıcı yeni bir dil benimsemeyeceğini gösterdiğini ifade eden Öztrak, “Bu nedenle de önümüzdeki günlerin ülkemize ve milletimize yeni sıkıntılar getirmesini beklemek yanlış olmayacaktır. Sorumsuz davranışların bedelini öngörerek bunlardan kaçınmak yerine, maalesef yaşayarak öğreneceğimiz bir döneme giriyoruz. Ne yazık ki bunun milletimize faturası bundan önceki örneklerde görüldüğü gibi ağır olacaktır” değerlendirmesinde bulundu.
-VEFA ERDOĞAN İÇİN İSTANBUL’DA BİR SEMT ADI…
Erdoğan’ın partisinin dün akşam verdiği kuruluş kokteylinde bile muhalefete sataşmayı sürdürdüğünü hatırlatan Öztrak, sözlerine şöyle devam etti:
“Erdoğan’ın tüm gücüyle partisini dizayn etmeye çalışacağı yaptığı açıklamalardan anlaşılıyor. Gençleştirme operasyonu diye ortaya çıktı ama bu operasyonun aslında AKP’yi tam bir Tayyip Erdoğan Muhipleri Derneği haline getirme operasyonu olduğu görülüyor. En yakın arkadaşlarını itibarsızlaştırmaya çalıştı. Bunların tasfiye edileceği de anlaşılıyor. En yakın arkadaşı Esad’a ve Kaddafi’ye de yapmıştı, şimdi aynı partinin kurucusu olduğu arkadaşlarına müthiş bir vefasızlık örneği gösteriyor. Öyle görünüyor ki Tayyip Erdoğan için ‘Vefa’, İstanbul’da sadece bir semtin adıdır. Tayyip Erdoğan o makama sırtındaki kirli bagajı temizlemeden çıkmayı göze aldı. Şimdi tecrübeli siyaseti arkadaşları o bagajı taşımak konusunda tereddütlü. Bunlar yıllardır siyaset yapan insanlar ve bu işin nereye gideceğini biliyorlar. Onun için kendisine en bağlı olan kitleyi gençleştirme operasyonu diyerek partinin başına geçirip yukarı öyle çıkmayı düşünüyor.”
-DEVLET ELİYLE BANKA BATIRMA DÖNEMİ
Bir soru üzerine Bank Asya’nın borsadan çıkarılmasını da değerlendiren Öztrak, devlet eliyle banka batırıldığı bir dönemden geçildiğini, dünyada sermayenin sığlaştığı bu dönemde bir bankanın devlet eliyle batırılmasının, iktidarın bankacılık sisteminin çalışmasından hiçbir şey anlamadığının göstergesi olduğunu ifade etti. Sektörde sistemik riskin ve domino etkisinin göz ardı edildiğini kaydeden Öztrak, bir banka konusunda yapılacak bir şey varsa bunun BDDK eliyle yapılması gerektiğini anlattı.
-BU KURULTAY CHP’NİN İKTİDARA YÜRÜYÜŞ KURULTAYIDIR
CHP’de seçim sonrası gündeme gelen tartışmalar hakkında görüşleri de sorulan Öztrak, şunları söyledi:
“Dün Genel Başkanımız Kurultay yapılacağını açıkladı. CHP yönetimi demokrasinin gerekli kıldığı parti içi denetim ve denge mekanizmalarını çalıştırmaktan kaçınmaz. Şu ana kadar yaşadığımız süreçte, iktidar partisinde Aralık ayında başlayan kavga giderek büyüyor, fitneden kaçmak için TBMM’yi kapatıyorlar. Milletvekillerini bir arada tutmayalım ki fitne oluşmasın, diyor. İktidar partisinde kavga giderek büyüyor, partimizde ise normal bir süreç içerisinde Kurultayımızı olgunlukla yapacağız. Önümüzdeki kurultay mevcut konjonktürde CHP’nin iktidara yürüyüş kurultayıdır. Benim beklentim, bu kurultayda CHP’yi iktidara taşıyacak proje ve programların ön plana çıkmasıdır. Bu kurultayda, ‘Partim için, memleketim için en iyiyi nasıl yaparım?’ sorusunu tartışmak zorundayız. Bu kurultay CHP’nin Türkiye’yi daha iyi yönetme iddiasını ortaya koyan büyük bir kurultay olacak. Ben arkadaşların bireysel çıkışlarını değerlendirmenin bir ağız kavgasına neden olacağını düşünüyorum. O yüzden üzerinde durmuyorum. Ama şu da önemlidir: Bu mücadele yapılırken partinin yıpratılmasını doğru bulmadığımı tekrar ifade etmek isterim.”
-PARA AZKEN EKONOMİ YÖNETMEYİ BİLMİYORLAR
Öztrak, bankacılıkta domino etkisi ile ne kast ettiğinin sorulması üzerine de bankacılık sisteminde bankaların mevduat ve kredi ilişkilerinin iç içe bir görünüm sergilediğini ifade ederek, bu sistemde bir bankanın sıkıntıya girmesinin diğer bankalarda da sıkıntı ihtimalini gündeme getirebileceğini söyledi. Öztrak, bir bankanın mevduatları ödeyememesi durumunda yabancıların diğer bankalarda da sorun olduğu algısına kapılabileceğini ve bankalara ciddi saldırıların olabileceğini ifade etti. 2001 krizi sürecinde bunları yaşadıklarını ama AKP’nin bu sorunları yaşamadığını, paranın daraldığı bir ekonomini nasıl idare edileceğini bilmediğini söyledi.
-SANA NE CHP’DEKİ KURULTAYDAN?
AKP içindeki tartışmanın AKP’den yeni bir partiyle sonuçlanma ihtimali konusunda görüşlerinin sorulması üzerine de Öztrak, bir başka partinin içişlerine karışmayı doğru bulmadığını, buna karşın Cumhurbaşkanı seçilen Erdoğan’ın muhalefete karşı demediğini bırakmadığını belirterek, ülkenin ne hale geleceğinin şimdiden görüldüğünü, seçilen Cumhurbaşkanının CHP kurultayını bile dizayn etmeye çalıştığını söyledi. Erdoğan’ın CHP’de kurultaya çok sevindiği yönündeki açıklamasını da eleştiren Öztrak, “Sana ne CHP’deki kurultaydan?” dedi.
Toplantı ile ilgili ham metne ulaşmak için: 15_Ağustos_2014_Tarihli_Toplantı_Ham Metin
CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, “Kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, Türkiye’ye ilişkin kredi değerlendirmesini neden ertelediğini, bu konuda herhangi bir yerden baskı gelip gelmediğini kamuoyuna açıklamak zorundadır” dedi.
Faik Öztrak’ın yazılı basın açıklaması:
“ 5 Ağustos tarihinde Ekonomi Bakanını ve bir AKP Genel Başkan Yardımcısının görsel ve sosyal medya aracılığıyla kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s üzerinden başlattığı spekülasyonlar tüm hafta boyunca gerek döviz, gerekse sermaye piyasalarında ciddi çalkantılara neden olmuştur. Bu yetkililerin açıklamaları alenen suçtur ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunun 106. ve 107. Maddelerine göre “bilgi suiistimali” ve “piyasa dolandırıcılığından” mutlaka inceleme ve soruşturmaya tabi tutulmaları gerekir.
Diğer yandan kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, 7 Ağustos 2014 tarihinde güncellenmiş 2014 ülke notları değerlendirme takvimini açıklamıştır. Burada Türkiye’ye ait kredi notu değerlendirmesinin bir gün sonra yani 8 Ağustosta yapılacağı görülmektedir.
Buna rağmen Moody’s daha önce uygulamasına pek rastlanmamış bir şekilde, bir gün sonra Türkiye’ye ilişkin kredi değerlendirmesini kamuoyu ile paylaşmamıştır. Bunun nedenleri konusunda da Moody’s tarafından tatmin edici bir açıklama kamuoyuna yapılmamıştır.
Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en önemli seçimlerinden birine giderken AKP’li siyasilerin Moody’s üzerinden başlattığı spekülasyonlar ve Moody’s in Türkiye’ye ait kredi değerlendirmesini ertelemesi kamuoyunda çok haklı kuşkular uyandırmıştır.
Bu çerçevede aşağıdaki soruların mutlaka yetkili ve ilgili makamlar tarafından kamuoyuna açıklanması gerekmektedir.
1) Kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, 7 Ağustos itibariyle, Hazine Müsteşarlığına Türkiye’nin kredi notuna ilişkin bir değerlendirme göndermiş midir?
2) Hükümet, uluslararası kuruluşları veya diğer üçüncü tarafları, devreye sokarak Moody’s in kararını seçim sonrasına ertelemesi konusunda bir girişimde bulunmuş mudur?
3) Yine bu çerçevede Hükümet üçüncü tarafları devreye sokarak Moody’s in kredi derecelendirme kararına yeniden gözden geçirme ya da düzeltme talebinde bulunmuş mudur?
Bu sorulara gerek Hükümet, gerekse Moody’s tarafından yeterli ve doyurucu cevaplar verilmediği müddetçe, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine giderken, kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s in baskı altında hareket ettiği kuşkusu haklılık kazanacaktır. Böylece son krizde güvenilirliği zaten dibe vurmuş bu kuruluşların, kalan itibarı da bir kez daha yara alacaktır.”
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
ANKARA- CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, Erdoğan’ın ve ekonomi yönetiminin gerek Moody’s gerekse bir katılım bankası hakkında yaptığı açıklamalarla açıkça suç işlediğini belirterek, savcıları, SPK ve BDDK’yı göreve çağırdı.
Öztrak, bir katılım bankası hakkında iktidar kanadından gelen açıklamalar ve yapılan manipülasyon nedeniyle hisse senedi değerlerinin asansöre döndüğünü, pek çok küçük yatırımcının da bu durumdan zarar gördüğünü kaydederek, “Benim tavsiyem, başta Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere bu manipülasyonu yapanlar hakkında derhal suç duyurusunda bulunsunlar” dedi.
AKP’nin Cumhurbaşkanı adayı Erdoğan’ın kirli çamaşırlarından dolayı duyduğu korku ve 12 yıllık iktidarın verdiği kibir hastalığı nedeniyle giderek demokrasiyi yutan bir karadeliğe dönüştüğünü ifade eden Öztrak, “Milletçe hastaneye düşmeden önce, milletin kendine ve Erdoğan’a yapacağı en büyük iyilik onu, o şişmiş egosu ve korkularıyla beraber, derhal istirahate göndermektir” diye konuştu.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak TBMM’de düzenlediği basın toplantısında yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ekonomi ve siyasetteki son gelişmeleri değerlendirdi.
Erdoğan’ın hem cumhurbaşkanlığına çıkmak hem de partisinin iplerini elinde tutmak için izlediği strateji nedeniyle ekonomi yönetiminde de keyfiliğin ve kural tanımazlığın hızlandığına dikkat çeken Öztrak, ekonomi yönetiminde liyakatin değil Başbakan’a sadakatin öne çıktığı bir dönemden geçildiğini vurguladı. İktidar cephesinden bazı siyasilerin ve danışmanların kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’in bugün açıklayacağı Türkiye notu ve bir katılım bankası üzerinden piyasalarda çok ciddi manipülasyonlar yaptığını söyleyen Öztrak, “Yapılan alenen suçtur” dedi.
-CEZASI 2-5 YIL HAPİS…
Ekonomi konusunda yapılan açıklamaların ardından borsada hisse senetlerinin değerinin hızla düştüğünü, döviz kurunun ise yukarılara doğru hareketlendiğini söyleyen Öztrak, açıklamaları yapan isimlerin “piyasaların sahip olmadığı bir bilgiye sahip olabilecek makamları” işgal ettiğine dikkat çekerek, şunları söyledi:
“İçeriden edinilen bu bilgiyi açıklayarak Bakanın veya AKP Genel Başkan Yardımcısının kendileri veya yakınları, menfaat temin etmiş midir? 6362 sayılı sermaye piyasası kanunun 106. maddesine göre ortada bir bilgi suiistimali var mıdır, yok mudur? Bunu sermaye piyasası denetçileri mutlaka incelemek zorundadır. Ortada bir bilgi suiistimali varsa bunun cezası 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasıdır. Yok eğer Bakan veya AKP Genel Başkan Yardımcısı siyaseten, yalan veya yanlış bir bilgiyi kamuoyu ile paylaştılarsa bu da aynı kanunun 107 maddesinin 2. fıkrasına göre piyasa dolandırıcılığına girer. Bunun da cezası iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezasıdır.
-5 KATRİLYONLUK KUR FARKI ZARARININ HESABINI KİM VERECEK
Ekonomi yönetiminden gelen açıklamalar nedeniyle borsada parasını kaybeden, mağdur olan vatandaşların söz konusu siyasiler hakkında suç duyurusunda bulunmalarını tavsiye eden Öztrak, bir “ekonomi bakanının” ağzına geldiği gibi konuşamayacağını hatırlatan Öztrak, “Bu sıfatı taşıyan şahıs, reel sektörünün 170 milyar dolar döviz açık pozisyonu taşıdığı, toplamda da 425 milyar dolar net finansal döviz borcu olan bir ekonomiyi yönetiyor. Bu ekonomide dolar kurunun her bir kuruşluk artışı reel sektörün 1,7 milyar TL, eski parayla, 1,7 katrilyon TL, kur farkı zararı yazması demek. Son üç günde dolar kurunun 2,13’lerden 2,16’lara, bugün de 2,18’lere doğru hareketi, 2,16’ya göre hesaplarsak reel sektör şirketlerinin durduk yere 5,1 milyar TL, eski parayla 5,1 katrilyon TL kur farkı zararı yazmasına neden oldu. 2,18 TL’ye göre hesaplarsanız 8,5 katrilyon TL. Bunun hesabını kim verecek?” değerlendirmesinde bulundu. Öztrak, ekonomi yönetiminde “liyakat yerine sadakatin geçer akçe olmasının ülkeyi hızla en son 2005’de gittiği IMF kapısına yeniden gitmek zorunda bırakacağını söyledi.
-ERDOĞAN SUÇ İŞLEDİ, BDDK HAREKETE GEÇMELİ
Son dönemde Bank Asya konusunda yaşanan tartışmalara da değinen Öztrak, Erdoğan’ın bu konuda bankanın adını da vererek açıkça manipülasyon yaptığını Erdoğan’ın kullandığı ifadelerin 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 74. maddesine göre alenen suç olduğunu belirten Öztrak, “BDDK’nın görevini yapması ve bankacılık kanununu derhal uygulaması gerekir” dedi. Öztrak, CHP olarak kamunun katılım bankacılığı yapmasını prensipte uygun bulmadıklarını söyledi.
-DOMİNO ETKİSİ BAŞLATABİLİR
Başbakan Yardımcısı Babacan ile Erdoğan’ın danışmanının Bank Asya konusundaki karşılıklı açıklamalarının yönetimde bir karmaşanın işareti olduğunu söyleyen Öztrak, “Biz, Anadolu topraklarında ikinci fetret dönemi başladı, derken boşuna söylemiyoruz. Siyaseten hiç bir sorumluluğu olmayan seçilmemiş bir danışman, kamuoyu önünde çıkıp da siyasi sorumluluk taşıyan bakanı yalanlayabilir mi? AKP’nin elinde devlet yönetimi bu hallere düştü” ifadelerini kullandı. AKP’nin içindeki mücadelenin halka açık bir şirketin hisse senetleri fiyatını asansöre döndürdüğüne dikkat çeken Öztrak, pek çok yatırımcının ciddi zararlar yazdığını söyledi. Öztrak, bankacılık sistemindeki bir her çöküşün sistemik krize dönüşebileceğini, Başbakan ve bakanlarının bir bankayı çökertmesinin domino etkisine neden olabileceğini, bunun arkasından hangi fırtına çıkacağının bilenemeyeceğini, bir bankanın kasten başbakan ve danışmanı tarafından mali güçlüğe düşürülüp, siyaseten linç edilmesinin de suç oluğunu belirterek, “Benim küçük yatırımcıya tavsiyem, başta Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere bu manipülasyonu yapanlar hakkında derhal suç duyurusunda bulunsunlar. Burası bir kanun ve hukuk devleti ise herkes hakkını hukukunu arasın. Ben de buradan Cumhuriyetin Savcılarına, Sermaye Piyasası Kurumuna ve BDKK’ya yukarıda açıkladığım her iki konuda da suç duyurusunda bulunuyorum” diye konuştu.
-MİLLETÇE HASTANEYE DÜŞMEDEN ERDOĞAN GİTMELİ
Erdoğan’ın bir TV programında kullandığı “Başbakan’a sadakatsizlik millete sadakatsizliktir” ifadelerine dikkat çeken Öztrak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu cümleyi Hitler’in Kavgam kitabından veya Stalin’in, Pinochet’in, Esad’ın herhangi bir konuşmasından almadım. Bunu bir televizyon programında söyledi. Kimsenin sesi çıkmıyor. Milletin bir ferdi olan ve sadece millete hizmet etmek için dört yıllığına vekâlet alan, yaptığı her eylem ve işlemi yargı denetimine tabi olan bir makamda oturan biri bu cümleyi söylemişse, hübris, yani kibir hastalığının artık son aşamasına gelmiş demektir. Diğer taraftan 12 yıldır tek başına iktidar, devletin her tarafına sinmiş, tüm bürokrasiyi kendine göre şekillendirmiş artık statükonun bizzat kendisi olmuş Recep Tayyip Erdoğan seçim kampanyasında paralel devletten şikâyet etmektedir. Bu şikâyetin sahibine ‘12 yıldır sen orada ne yaptın?’ diye sorarlar. 12 yıllık iktidarında ‘devletin varlığını ve birliğini’ koruyamadığını itiraf eden birinden cumhurbaşkanı olur mu? Bu aday kirli çamaşırlarının yargı önüne gelmesinden çok korkuyor. Dolayısıyla bu adayın hem kibir hastalığı, hem ciddi korkuları var. Milletçe hastaneye düşmeden önce, milletin kendine ve Erdoğan’a yapacağı en büyük iyilik onu, o şişmiş egosu ve korkularıyla beraber, derhal istirahate göndermektir.”
-ERDOĞAN İSTİKRARSIZLIK DEMEK
Cumhurbaşkanlığı seçimlerine de değinen Öztrak, yakın coğrafyada kritik günlerin yaşandığı bir dönemde kibrinin ve korkusunun esiri olmuş bir adayın hukuka ne kadar bağlı kalacağının, milletin huzur ve refahı için ne kadar çalışacağının, Türkiye Cumhuriyeti’nin şan ve şerefini ne kadar koruyacağının vatandaşlar tarafından değerlendirileceğini belirtti. Musul’daki Türk Konsolosluğunda rehin alınan çalışanlardan iki aya yakın süredir haber alınamadığını belirten Öztrak, “49 vatandaşımızı rehin alanlara terör örgütü diyemeyen biri nasıl cumhurbaşkanlığı yapacak?” diye sordu. Son dönemde bölücü terör örgütünün saldırısında şehit olan 3 askeri de hatırlatan Öztrak, “Üç şehidimizin katillerinin adını anmaktan çekinen biri nasıl cumhurbaşkanlığı yapacak?” dedi. Öztrak, milletin kibri ve korkuları nedeniyle demokrasiyi, kuralları, kurumları ve istikrarı yutan koca bir kara deliğe dönüşmüş olan Erdoğan’ı bu ülkenin istikbalini yutmadan tarihe havale edeceğini kaydeden Öztrak, “Vatandaşlarımız 12 yıldır ülkeyi diktaya, kaosa, Ortadoğu bataklığına doğru hızla giden bir otoyola sokan ve şimdi de seçimlerde aday olan statükonun başından kurtaracak ve huzura, demokrasiye, yeni bir uzlaşmaya götürecek bu son çıkışı kullanarak ülkenin cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu’nu tercih edecektir. Eğer bu otoyolda kalırsak yaşanacak kaos, kargaşa ve istikrarsızlık önce ekonomiyi ve vatandaşlarımızın cüzdanını tüketecektir. Türkiye ekonomisinin önümüzdeki beş yılı, statükonun evindeki kavgayla, kibir ve korkunun yönlendirdiği sistem tartışmalarıyla, iç gerilim ve çekişmelerle geçirme imkan ve esnekliği yoktur” diye konuştu.
Toplantı ile ilgili Ham Metine Ulaşmak İçin: Ham Metin_CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ÖZTRAK_08.08.2014
Bu sayıda; Temmuz ayı enflasyon verileri, Mayıs ayı Konut Fiyatları verileri değerlendirilmiştir. Raporun Tam Metnine Ulaşmak İçin: RAPOR_No_102
ANKARA – CHP’nin ekonomi raporuna göre konut fiyatlarındaki balon şişmeye devam ediyor. Mayıs ayında konut fiyatlarındaki artış enflasyonu 3’e katladı. Özellikle İstanbul’daki konut fazlasına rağmen ev fiyatları uçtu. İstanbul’da konut balonun sönmesiyle tetiklenecek bir emlak krizi tüm Türkiye’ye yayılabilir.
AKP Hükümeti 2015 seçimleri öncesinde konut balonun sönmemesi için balona hava pompalamaya uğraşıyor. Merkez Bankası’na yapılan “faizleri düşür” baskısının ardında büyük ölçüde bu gerekçe var.
CHP Ekonomi Politikaları Genel Başkan Yardımcılığı’nın 102. Ekonomik Görünüm Raporunda, Temmuz ayı enflasyon verileri ile Mayıs ayı Konut Fiyatları verileri değerlendirildi.
-MEMUR ZAMMI ENFLASYON KARŞISINDA ERİDİ
Temmuz’da enflasyonun piyasa beklentilerini üçe katlayarak yüzde 0,45 olarak gerçekleştiğine dikkat çekilen raporda, enflasyonun ilk 7 ayda yüzde 6,2 ile 2008’den bu yana en kötü performansını sergilediği kaydedildi. Memur-Sen’in Hükümetle yaptığı toplu sözleşme gereği memurların bu yıl enflasyon farkı almayacağının hatırlatıldığı raporda, “Memurların 2014’ün tamamında enflasyon farkı olmadan ortalama net 123 TL seyyanen aldığı zam (yüzde 6,1’lik zamma denk geliyor) ilk yedi ayda tamamen eridi” denildi.
-ÇİFT HANEYE ÇIKABİLİR
Merkez Bankasının Mayıs’tan itibaren enflasyonda belirgin bir iyileşme beklediğinin fakat bu beklentinin boşa çıktığının belirtildiği raporda,Hükümetin yıllık yüzde 5 enflasyon hedefinin de yılın ilk yarısında çöktüğü hatırlatıldı. Son 11 yılın Ağustos-Aralık enflasyon ortalamasının yüzde 4,5 olduğunun belirtildiği raporda, “Yılın geri kalanında geçmiş dönem ortalaması kadar bir enflasyon, 2014 enflasyonunun çift hanelere çıkması anlamına geliyor. 2014’ü çift haneli enflasyonla kapatmak için son beş ayda yüzde 3,6’lık fiyat artışı yeterli. Geçen 11 yılda sadece 2008, 2010 ve 2013 yıllarında Ağustos-Aralık enflasyonunun yüzde 3,6’dan düşük kaldığı dikkate alındığında 2014’de çift haneli enflasyon ihtimali hiç de düşük değil” değerlendirmesinde bulunuldu. Raporda, Hükümetin seçim sonrasına ertelediği doğalgaz ve elektrik zamlarını önümüzdeki yıla bırakarak 2014 enflasyonunun çift haneye taşınmasını engellemek isteyebileceği fakat bu durumun enerji KİT’lerinin mali dengelerine ve gelecek yılın enflasyonuna ipotek konması anlamına geleceği ifade edildi.
-ENFLASYON BEKLENTİYİ AŞTI, FAİZ İBREYİ ŞAŞTI
Temmuz ayında neredeyse tüm mal ve hizmetlere yaygın bir fiyat artışı görüldüğünün, beklentileri aşan enflasyonun sadece kuraklığa ve gıda fiyatlarındaki artışa bağlanamayacağının
-HÜKÜMET POMPALIYOR, KONUT BALONU ŞİŞMEYE DEVAM EDİYOR
Rapora göre konut fiyatlarındaki artışlar da kaygıları artırmaya devam ediyor. Mayıs ayı konut fiyat endeksi konut fiyatlarında şişmenin sürdüğünü gösteriyor. Mayıs’ta yüzde 0,4’lük tüketici enflasyonu karşısında Türkiye genelinde konut fiyatları yüzde 1,3 arttı. Bu tablo Mayıs ayında konut fiyatlarındaki artışın, fiyatlar genel düzeyindeki artışı 3’e katladığı anlamına geliyor. Sektör temsilcilerinin açıklamalarına göre özellikle İstanbul’da ciddi bir konut arz fazlası olmasına rağmen konut fiyatları reel olarak şişmeye devam ediyor. Veriler İstanbul’da konut fiyatlarında bir düzeltme ihtimalinin kuvvetli olduğunu gösteriyor. İstanbul’da konut balonun sönmesiyle tetiklenecek bir emlak krizi ise tüm Türkiye’ye yayılabilir. Hükümetin kredi faizlerinin düşürülmesine yönelik baskısı büyük ölçüde bundan kaynaklanıyor. AKP Hükümeti 2015 seçimleri öncesinde konut balonun sönmemesi için balona biraz daha hava pompalamaya uğraşıyor. TCMB’ye yapılan faizleri düşür baskısının ardında büyük ölçüde bu gerekçe var.
-TÜRKİYE’DE “FED TRAVMASI” İHTİMALİ
Buna karşın Hükümetin balon oyununun önünde ciddi engeller var: “Bozulan dış konjonktür” ve “ABD Merkez Bankası.” Ekim ayında ABD Merkez Bankası’nın(FED) parasal genişlemeyi sonlandırmasıyla beraber, küresel likidite koşullarının daha az elverişli olduğu bir dönem başlayacak. 2015’in ilk yarısında ABD’de başlaması beklenen faiz artırım süreci Türkiye’ye benzer piyasalarda yeni bir “FED Travmasına”neden olabilir. Bu kritik dönemde AKP içinde başlayan iktidar mücadelesi Türkiye’nin önündeki çok kıymetli bir zaman diliminin heba edilmesine neden oluyor.
-MİLLET 10 AĞUSTOS’TA KAOSA DUR DEMELİ
Raporda, özellikle 2007’den sonra ekonominin rekabet gücünü tahkim eden, kalıcı ve sürdürülebilir yüksek büyüme hızlarını garanti edecek yapısal reformları yapmayan AKP Hükümeti’nin ve hükümetin başının şimdi de bağımsız kurumlar üzerinde vesayet tartışması açarak kurallı ekonominin tabutuna çivi çakmaya hazırlandığı, bunun Türkiye’ye vaat edeceği tek şeyin ise kaos ve karmaşa olduğu belirtildi.Borç yükü son 12 yılda olağanüstü artmış ailelerin ve firmaların isteyeceği en son şeyin ülkede kaos ve karmaşa olduğuna dikkat çekilen raporda, “Ekonominin bu kaos ve karmaşayı kaldıracak esnekliği bulunmamaktadır. Bu çerçevede 10 Ağustos Cumhurbaşkanlığı seçimleri milletimiz için önemli bir fırsattır. Milletimiz bunu görmeli; bu kaos ve karmaşaya oylarıyla ‘dur’ demelidir” denildi.
ANKARA – CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, seçim meydanlarında Gazze’yi malzeme yapan Cumhurbaşkanı adayı Erdoğan’ın İsrail lobilerinden aldığı cesaret madalyasını geri vermediğini, ödül geri istenince de “kof kabadayılığa” soyunduğunu belirterek, “Tek kelimeyle ‘yazıklar olsun’. Bari madalya senden istenmeden iade edebilme cesaretini gösterseydin. Bu ülkenin itibarını daha fazla sıfırlamasaydın” diye konuştu.
Başbakan Erdoğan’ın cemaate yakın olduğu iddia edilen bir banka hakkında yaptığı olumsuz yorumların manipülasyon anlamına geldiğini, BDDK’nın bu meseleye derhal el koyması gerektiğini kaydeden Öztrak, bir Başbakan’ın bir kurumun ismini zikrederek, ‘Batacak, çıkacak’ demesinin suç olduğunu söyledi.
Erdoğan’ın sırtındaki kirli yükün hesabını vermekten kaçmak için hep daha fazla güç isteyeceğine dikkat çeken Öztrak, “Talip olduğu Cumhurbaşkanlığının görev ve yetkileri de kendisine yeterli gelmeyecektir. Erdoğan demokrasinin tüm kurumları ve kurallarını yutacak koca bir karadeliğe dönüşeceğinin işaretlerini şimdiden vermektedir” değerlendirmesinde bulundu.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak TBMM’de düzenlediği basın toplantısında ekonomideki ve siyasetteki son gelişmeleri değerlendirdi. Bayram öncesinde Şanlıurfa’da PYD/PKK’lı teröristlerin 3 askeri şehit ettiğini, Gazze’de İsrail’in Gazze’de yürüttüğü asimetrik savaşta yüzlerce masum çocuk, kadın, yaşlının bayramda da yaşamını kaybettiğini ifade eden Öztrak, uluslararası toplumun Gazze’de iyi bir sınav veremediğini vurguladı. Türkiye’de de iktidarın Cumhurbaşkanı adayının Gazze’deki acıyı bir seçim malzemesi olarak kullandığını belirten Öztrak, “Gazze, Türkiye’deki 12 yıllık statüko ve şimdi de cumhurbaşkanlığı adaylığına soyunan statükonun lideri için ciddi bir samimiyet testine dönüştü. Kürt petrolünün İsrail’e akıtılmasına aracılık eden, bu ticaretten sağlanan petro-dolarların Halk Bankasına yatırılmasını memnuniyetle karşılayan statüko ve onun lideri, sıkılmadan tüm seçim kampanyasını Gazze’de akıtılan masum kanı üzerinden yürütüyor” diye konuştu.
-YAZIKLAR OLSUN, KOF KABADAYI…
Gazze gibi insani bir meselenin, siyasi ikbal için ancak Tayyip Erdoğan tarafından bu derece istismar edilebileceğini söyleyen Öztrak, seçim meydanlarında hamasi nutuklarına Gazze’yi malzeme yapanların İsrail lobilerinden aldığı “cesaret madalyasını” iade etme cesaretini bile gösteremediğini, madalyayı veren lobinin verdiği madalyayı geri istemesi üzerine Erdoğan’ın meydanlardan kof kabadayılığa başladığını kaydetti. Öztrak, “Tek kelimeyle ‘yazıklar olsun’. Bari madalya senden istenmeden iade edebilme cesaretini gösterseydin. Bu ülkenin itibarını daha fazla sıfırlamasaydın” ifadelerini kullandı. Türkiye’ni Musul’da rehin alınan 49 konsolosluk görevlisinden de aradan geçen 52 güne rağmen bir haber alınamadığını belirten Öztrak, iktidarın vakit geçirmeden bu konuda bir açıklama yapması gerektiğini ifade etti.
-“MAHCUR” VE “MAHZURLU” ADAY
Türkiye’nin 10 Ağustos’ta çok kritik bir seçime doğru ilerlediğini, 12 yıllık statükonun adayının iktidarda kaldığı süre boyunca her gün biraz daha otoriterleşerek Türkiye’nin sosyal ve ekonomik dengelerini tehdit eder hale geldiğini söyleyen Öztrak, AKP statükosu ve onun lideri Erdoğan’ın artık güç ve yetkinin tek elde yoğunlaştığı Türkiye’ye has bir başkanlık sistemiyle, denge-fren mekanizmalarını tamamen yok etmenin ve diktatörlüğünü ilan etmenin peşine düştüğünü söyledi. Öztrak, TBMM’ye gelen fezlekeleri Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde milletten saklamak için yapılanların herkes tarafından görüldüğünü, Erdoğan’ın sırtına yapışan bu kirli yükle istikrarın ve huzurun önündeki en büyük engel olduğunu ifade etti. Öztrak, “statükonun lideri” Erdoğan’ın hukuken ve siyaseten “mahcur ve mahzurlu” durumda olduğunu belirterek, “Erdoğan’ın muhatap olduğu yolsuzluk iddiaları, Ortadoğu bataklığına saplanan dış politikası, İmralı’nın koltuk değnekliğine her geçen gün artan ihtiyacı, statüko liderinin sağlıklı karar alma yeteneğini ortadan kaldırmıştır. Bu aday milletimizin ali menfaatlerini koruyup, kollama ehliyetini yitirmiştir” dedi.
-ERDOĞAN KOCA BİR KARADELİĞE DÖNÜŞECEK
Erdoğan’ın mahcur ve mahzurlu halini 3 askeri şehit eden teröristlerin mensubiyetini itiraf edemeyerek ortaya koyduğunu belirten Öztrak, “İşte bu siyasetçi Cumhurbaşkanı olursa kendine eş başkan olarak Abdullah Öcalan’ı getirecek diye boşuna demiyoruz. Böyle birinin Cumhurbaşkanlığına çıkması Türkiye’nin istikrarını ve istikbalini yutup, yok edebilir” diye konuştu. Erdoğan’ın sırtındaki kirli yükün hesabını vermekten kaçmak için hep daha fazla güç isteyeceğine dikkat çeken Öztrak, “Talip olduğu Cumhurbaşkanlığının görev ve yetkileri de kendisine yeterli gelmeyecektir. Erdoğan demokrasinin tüm kurumları ve kurallarını yutacak koca bir karadeliğe dönüşeceğinin işaretlerini şimdiden vermektedir” değerlendirmesinde bulundu. Eski AKP’lilerin son dönemde yaptığı açıklamalarda statükonun liderine yönelik ciddi eleştirileri gündeme getirdiğini, kabine içinden de bu ilişkilere mahcup destekler geldiğini söyleyen Öztrak, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın “maalesef ileri demokrasi olduk diyecek konumda değiliz” şeklindeki açıklamasını anımsatarak, “Millete yıllardır ‘ileri demokrasi’ masalları anlatanlar; masalın mutlu sonla bitmeyeceğini itiraf noktasına geliyorlar” dedi. Öztrak, Babacan’ın 12 yıllık iktidarın ardından en temel konularda yapısal reform ihtiyacından bahsetmeye başladığını vurgulayarak, “Sayın Babacan, siz 12 yıldır hangi hükümetin ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcılığını yaptınız? 12 yıl boyunca sessiz kalıp, şimdi üyesi olduğunuz kabineye ve onun icraatlarına mahcup eleştiriler yönelterek sorumluluktan kurtulamaz, kendinizi temize çekemezsiniz. Liderinizin söylediği gibi ‘hepiniz oradaydınız’ ve siz ‘sessiz kalmayı’ tercih ettiniz Sayın Babacan” diye seslendi.
-ARJANTİN’LE AYNI GRUPTAYIZ
IMF’nin son raporlarında Türkiye hakkındaki tespitleri de değerlendiren Öztrak, uluslararası kuruluşların ekonomide yaklaşan “kusursuz fırtınaya” karşı kırılgan ekonomileri uyararak sorumluluktan sıyrılmaya çalıştığını, IMF raporlarında da Türkiye özelinde pek çok uyarı ve tespitlerin yer aldığını kaydetti. IMF’nin faizler, büyüme, enflasyon ve dış açık konusunda önemli uyarılarda bulunduğunu belirten Öztrak, “Raporlarda yüksek enflasyon ve yüksek dış açığı bulunan ekonomiler, yeni küresel iklimin kırılgan ekonomileri olarak tanımlanıyor. Türkiye’nin 7 ülkeden oluşan kırılgan ekonomiler arasında yer alması ayrıca dikkat çekici. Bu listede daha dün temerrüde düşen Arjantin’in ve yeni ekonomik yaptırımlara muhatap olan Rusya’nın da yer aldığını söylersem durumun ciddiyeti belki daha iyi anlaşılabilir” dedi.
-KRİTİK EŞİĞİ ÇOKTAN AŞTIK
IMF’nin raporuna göre Türkiye’nin 26 ülke içinde milli gelirine oran olarak en yüksek cari açığa sahip ülke olduğunu belirten Öztrak, “Yine aynı rapora göre döviz cinsinden net finansal açık pozisyonu, yani net uluslararası yatırım pozisyonu en fazla açık veren ülkeler listesinde Türkiye 2013 itibariyle dördüncü. Net finansal döviz açık pozisyonunun milli gelire oranının yüzde 35’i aşması Avrupa Komisyonu tarafından kritik bir eşik olarak tanımlanıyor. Bu açığın Türkiye’deki oranı ise yüzde 50’ye yakın. Yani kritik eşik çoktan aşılmış durumda” ifadelerini kullandı. Yılın ilk altı ayında dış ticaret dengesindeki nispi düzelmenin önemli kısmının altın ticaretinden kaynaklandığını, dolayısıyla dış ticaret açığındaki bu düzelmenin, “temelleri olan kalıcı bir düzelme olduğunu söylemenin” mümkün olmadığını ifade eden Öztrak, Irak’ta yaşanan sürecin ihracata olumsuz etkilerine dikkat çekti.
-KRİTİK DÖNEMDE HALKIN KARARI KRİTİK…
ABD ekonomisinde işlerin iyiye gitmeye başladığını, faiz artırımına yönelik beklentileri destekleyen verilerin arttığını belirten Öztrak, şunları belirtti:
“Dolayısıyla mevcut kırılganlıklarımıza çeki düzen verebilecek çok sınırlı bir zaman kaldı. Ancak kısıtlı zamanı iyi değerlendiremediğimiz gibi aksine kırılganlıkları daha da artıracak işlere girişiyoruz. Geçtiğimiz krizlerde ülkenin içsel dayanıklılığını artırdığı ispatlanan TCMB ve diğer düzenleyici kurumların bağımsızlığını vesayet olarak gören bir zihniyet ekonomi yönetimine hakim oluyor. Bu zihniyet şimdi de Cumhurbaşkanlığını ele geçirme hırsına kapıldı. Bunun arkasında her şeyi ele geçirmek, her türlü denge ve kontrol mekanizmasından kurtularak kendilerini koruma kaygısı var. İstikrara, reformlara, denge ve kontrol mekanizmalarına, saydamlığa en fazla ihtiyaç duyacağımız bir dönemde, Cumhurbaşkanlığına çıkması halinde hükümetle ilk kavga konusu şimdiden belirli bir adayla karşı karşıyayız. Not edin, Erdoğan kazara cumhurbaşkanlığına seçilirse hükümetle ilk kavgası AOÇ’un göbeğine yaptırdığı saraya kimin oturacağı olacaktır. Böylesine sığ kavgalara girecek birini, cumhurbaşkanlığı gibi önemli bir makama seçmek bu ülkeye yapılacak en büyük kötülüktür.”
-BAŞBAKAN’IN YAPTIĞI AÇIKLAMA SUÇ TEŞKİL EDİYOR
Basın mensuplarının Erdoğan’ın cemaate yakın olduğu belirtilen bir banka hakkında yaptığı açıklamaları hatırlatıp değerlendirmesini sorması üzerine Öztrak, bir Başbakan’ın bir finans kuruluşunun durumuyla ilgili olumsuz açıklama yapmasının Bankacılık Yasası’na aykırı olduğunu, bunun manipülasyon anlamına geldiğini, BDDK’nın bu meseleye derhal el koyması gerektiğini ifade etti. Öztrak, “Kimse bir kurum hakkında ‘Bu batacak’ diyemez. Batma noktasına gelince kimin hangi önlemi alacağı bellidir. Bunların içinde Başbakan yoktur. Bir Başbakan’ın bir kurumun ismini zikrederek, ‘Batacak, çıkacak’ demesi suçtur” dedi.
-MİLLETİN GÜNDEMİ EKONOMİ
Bazı emniyet mensuplarına yönelik operasyonların sorulması üzerine de Öztrak, bütün Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin Gazze ve 17-25 Aralık süreçleri sonrasında ortaya çıkarıldığı iddia edilen yapının darbe yapmak istediği iddiaları üzerinden yürütüldüğünü, kimsenin ülkenin nasıl otoriterleştiğinden, ülkenin istikrar ihtiyacından bahsetmediğini kaydetti. Bunların konuşulmaması için Gazze ve paralel yapı iddialarının sıcak tutulduğunu söyleyen Öztrak, “Ben milletin gündeminde istikrar olduğunu, batırıldığı borç tuzağından nasıl çıkacağı olduğunu düşünüyorum. Statüko adayının bu ülkeye istikrar konusunda vereceği hiçbir şey yoktur. Yaptığı tek şey istikrarsızlık, kavga ve huzursuzluktur. Dünyanın değişen ikliminde vatandaşın borç yükünden kurtulması, ülkenin tekrar büyümeye dönmesi için ihtiyaç duyulan şey huzur ve kurumların ahenkli çalışması, ekonomide gerekli reformların yapılmasıdır. Oysa hükümetin önceliği hakkındaki yolsuzluk iddialarının üzerini örtmektir. Siz neden dizin yok gibi saçma bir gerekçeyle komisyona gelen fezlekeyi geri gönderiyorsunuz? Neyi saklıyorsunuz? Bu saklananların ortaya çıkması halinde ülkede yaşanacak istikrarsızlığın ne olacağı konusunu da herkesin kendisine sorması lazım” dedi.
Basın Toplantısı İle İlgili Ham Metne Ulaşmak İçin: HAM METİN_Basın Toplantısı_01082014
Bu sayıda; Statüko adayının ekonomiye ilişkin gerçek dışı iddiaları değerlendirilmiştir. Raporun Tam Metnine Ulaşmak İçin: RAPOR_No101