Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 1

CHP EKONOMİ MASASI: SANDIK DARBESİNİN MAĞDURU TÜM TÜRKİYE

İSTANBUL – CHP Ekonomi Masası üyeleri, İstanbul Perpa Ticaret Merkezi’nde iş insanlarıyla buluştu.

 

İstanbul seçimlerinin iptalinin Türkiye’deki şirketlere ve vatandaşlara çıkardığı faturayı ortaya koyan CHP’li Öztrak, “Yapılan sandık darbesi, sadece İstanbul’un seçilmiş belediye başkanı Ekrem İmamoğlu’nu ve İstanbulluları değil, tüm Türkiye’yi mağdur etmiştir” dedi.

 

CHP Ekonomi Masası Başkanı Faik Öztrak başkanlığındaki heyette, Genel Başkan Yardımcıları Aykut Erdoğdu, Lale Karabıyık, Fethi Açıkel ile birlikte, CHP İstanbul Milletvekili Akif Hamzaçebi ve Antalya Milletvekili Çetin Osman Budak yer aldı.

 

Toplantıda konuşan CHP’li Faik Öztrak şunları söyledi:

Çok kıymetli iş insanlarımız, değerli esnaflarımız, bize bugün burada bulunan bu seçkin toplulukla bir araya gelme imkanını veren PERPA yönetimine, her iki başkana da teşekkür ederek sözlerime başlıyorum. Tabi hemen sözlerime başlarken içinde bulunduğumuz Ramazan ayınızı kutluyor, hepimize Ramazan ayının bereket ve huzur getirmesini de diliyorum.

Biz geçtiğimiz yıl başlayan bu krizle birlikte hemen ekonomi masamızı kurduk. Milletvekili arkadaşlarımız iki defa çeşitli şehirleri ziyaret ettiler. O şehirlerde işadamlarının, esnafların, çalışanların, çeşitli kesimlerin ekonomiden kaynaklanan sıkıntılarını dinlediler. Şimdi, Ankara’da bulunan Ekonomi Masası üyeleri olarak sahaya çıkıyoruz. Bunu da Perpa’da yapmaktan dolayı son derece mutluyuz.

 

TÜRKİYE SAVRULUYOR

Dünya radikal siyasi değişimlerin yaşandığı, popülizmin yabancı düşmanlığının, korumacılığın arttığı, ekonomik koşulların ağırlaştığı bir ortamdan geçiyor. Türkiye de 2014’ten bu yana siyaset, dış politika ve ekonomide ciddi savrulmaları yaşıyoruz. 2013’ten beri Türkiye en kırılgan beş ekonomi listesinden bir türlü düşmüyor. Dış politika, iç siyasete malzeme edildiği için bugün etrafımızdaki jeostratejik riskleri yönetmekte çok büyük zorluklar çekiyoruz. Yönetimde sistem, rejim değişikliği ve parlamenter rejimden tek adam parti devletine geçilmiş olması bir yandan hukuk devletini yıpratıyor, diğer taraftan da kurumsal kapasitemizi ciddi bir zaaflara uğratıyor. Bütün bunların sonucunda Türkiye geçtiğimiz yılın Ağustos ayından bu yana çok ciddi derin bir ekonomik krizin içine girmiş durumda ve bununla boğuşuyoruz.

 

MÜZİK DEĞİŞTİ AMA DANSI DEĞİŞTİRMEDİK

Sayın Başkanlarımız ekonomik krizi anlatacağımızı söyledi ama ekonomik krizi bizim size anlatacak halimiz yok siz onun içinde yaşıyorsunuz zaten. Fakat biz de neden oluyor bunlar bunları sizinle paylaşmak istiyoruz. Son beş yılda, küresel piyasalarda ucuz ve bol para dönemi biterken sermaye ve yatırımcı hatalara karşı daha duyarlı, ülkelere karşıda daha seçici hale geldi. Doğruları yapan ülkeleri seçmeye başladılar. Biz bu yeni koşulları okuyamadık. Müzik değişti ama biz bir türlü dansımızı değiştirmedik. Hatta iktidar öyle bir yaklaşım içindeydi ki “Biz çok güçlendik, bizim dans değiştirmemize gerek yok. Biz istediğimiz gibi dans ederiz, dünya bize uysun” demeye başladı. Ekonominin sıcak paraya ve dış tasarruflara olan bağımlılığını azaltacak tedbirleri bir türlü alamadık. Üretim yerine ithalat, gelir yerine borçla büyüme stratejisi benimsendik. Ekonomi dolarkolik oldu. Şimdi bize dışarıdan kur faiz saldırısı var deyip kendi hatalarının üstünü örtmeye çalışıyorlar. Burada sorulması gereken soru şudur: Bu kur faiz saldırısına bu ekonomiyi bu kadar açık hale nasıl getirdiniz?

 

HER 7,5 AYDA BİR SANDIK

Tek adam parti devletini kurma projesi kapsamında son beş yılda ülkemiz 8 defa sandık başına gitmiş. 7,5 ayda bir bu milletin önüne sandık gelmiş. 2014’ten bu yana art arda yaşadığımız seçimlerle, referandumlarla çok kıymetli bir beş yılı harcayıp tüketmişiz. Ekonomiyi yeniden rayına oturtacak gerçekçi, kapsamlı ve güven verecek bir program bir türlü uygulamaya konmamış. Yeni kırılganlıklar görmezden gelinmiş, yatırımcı ürkekleşmiş. Hem finansal, hem de makroekonomik göstergelerimize bu durum yansımaya başlamış.

 

KİMSE ÖNÜNÜ GÖREMİYOR

2013’ten bu yana Türk Lirası, Arjantin Pezosu ile beraber, en fazla değer yitiren para birimi olmuş. Aynı dönemde Dolar cinsinden milli gelirimiz 166 milyar dolar erimiş. Gelirimiz de 10 yıl önceki seviyesine düşmüş. İşsizlik rekorlar kırıyor, ekonomi daralıyor, kimse önünü göremiyor. Geçtiğimiz yılın son çeyreğinde belirginleşen ekonomik sıkıntılar bu yılın başında da devam etmiş. Yılın ilk üç ayında sanayi üretimi yüzde 5,7 düşmüş. Buna rağmen ilk üç ayda, seçim nedeniyle kamu harcamalarında gaza basılması, bankaların kredi kanallarının devlet eliyle zorlanması, mevsim ve takvim etkisinden arındırdığımızda sanki üretim rakamlarında bir toparlanma, sanki en kötüsü geride kalmış izlenimi verdi.

 

EKONOMİDE TOPARLANMA SAMAN ALEVİNE DÖNDÜ

Ayrıca Türkiye’nin, 31 Mart Mahalli İdare Seçimlerinden sonra 4,5 yıl sürecek bir rahat karar alma süreci yaşayacağı beklentisi bu dönemde vardı. Böyle bir dönemde herhalde son isteyeceğimiz şey belirsizliklerin daha da artması, hukuk devletinin daha da yıpranması ve karar alma mekanizmalarının çalışamaz halde olmasıydı. Ama 31 Mart’tan sonra sandıktan çıkanı beğenmeyen iktidar düğmeye bastı. 1 Nisan’da başlayan süreç 6 Mayıs’ta bir sandık darbesiyle sonuçlandı. Bu süreçte önce “geçersiz oyları sayın” dediler olmadı, sonra “oyların tamamını sayın” dediler. YSK “tamamını saymayalım” dedi ama büyük ölçüde bir çok yerde oylar sayıldı. Sonra dediler ki “kısıtlıları sayın” bir türlü tutmadı. Durdular durdular, sonunda YSK kendi onayıyla atanan aynı sandıktan çıkan aynı zarfa atılmış 4 tane oy pusulasını saydı bir tanesine geçersiz üçüne de geçerli dedi. Ve bu şekilde de İstanbul’daki seçimler iptal edilmiş oldu. Şimdi tabi bunu yaptığınız andan itibaren büyük bir siyasi belirsizlik yaratıyorsunuz ve bakıyor insanlar diyorlar ki: “Seçimle gelen galiba bu ülkede artık seçimle gitmeyecektir.” Böyle bir algı yaratıyorsunuz. Dolayısıyla bu ilk üç aydaki toparlanma bir anda saman alevine döndü. Bu kadar para harcadı iktidar seçim nedeniyle. Bu, ekonomiye bir canlılık vermişti ama o canlılığın üzerine gereken yeni şeyleri inşa edemediğimiz için bitti. Bu yılın ilk 6 ayı da kayıptır, açık söyleyeyim.

 

SANDIK DARBESİNİN MAĞDURU ASLINDA TÜM TÜRKİYE

Bu 1 Nisan’da başlatılan sürecin bu ekonomiye hiç mi maliyeti yok? Yani burada tek mağdur olan Ekrem İmamoğlu mu? Hayır. Burada tek mağdur olan İstanbul halkı mı? Hayır. Bu olayda tüm Türkiye mağdur oldu. Bu darbe sürecinde, Dolar kuru 5 lira 49 kuruştan 9 Mayıs’ta 6 lira 19 kuruşa kadar yükseldi. Bugün 6 lira 2 kuruştu sabah gelirken. Kurda en sıkıntılı şeylerden biri de bu dalgalanmadır. Böyle dalgalandığı andan itibaren vadeli işlemler sıkıntılı oluyor. 6 lira 2 kuruştan baktığımız zaman yüzde 8,8 Türk Lirası değer kaybetmiş. Peki, bu zaman diliminde Türkiye’nin diğer ekonomilerle karşılaştırdığımızda durumu ne? Türk Lirası kendine benzeyen ekonomilerin parası karşısında en fazla değer kaybeden para olmuş.

 

BİZ BU FAİZLERİ EN SON 2004’TE GÖRDÜK

Yine 2 yıllık gösterge tahvilin faizi yüzde 21’den yüzde 26’ya gelmiş dayanmış. Hazine iç borçlanma faizi o da yüzde 26’yı geçmiş. Biz bu faizleri en son ne zaman görmüştük biliyor musunuz? 2004 yılında. Bundan iki yıl önce biz dışarıdan yüzde 3-4 faizle borçlanıyorduk içerde yüzde 7-8 faiz vardı. Şimdi bakıyorsunuz yüzde 25’lere 26’lara çıkmış. CDS dediğimiz kredi temerrüt takas primleri var. Bir ülkenin borcunu ödememe riski ne kadar buradan ölçüyorsunuz. Buna baktığınız zaman, şu dönemde yani sandık darbesi sürecinin başlamasıyla birlikte CDS’ler 392’den 493’e çıkmış. Artış %26. Hiç tereddüdünüz olmasın bunlar sürekli dış borçlanmaya yansıyacaktır Türkiye’nin dış borçlanma maliyetleri artacaktır.

 

KURDAKİ ARTIŞIN ŞİRKETLERE FATURASI 160 MİLYAR TL

Tabi bu göstergelerdeki bozulma şirketlerimizin de, çalışanlarımızın da, milletimizin de durumunu etkiliyor. Bir kere kurdaki değişme yüzde 20’nin altına doğru gitmekte olan enflasyonu yeniden yukarı doğru götürecektir, azdıracaktır enflasyonu. Reel sektörün net döviz açık pozisyonu var yani net borcu var. Döviz borçlarından döviz alacaklarını düştüğümüz zaman buna net döviz açık pozisyonu diyoruz. 197 milyar dolar. Şimdi son 45 günde gözlenen 53 kuruşluk Türk lirasının değerindeki düşme ya da doların değerindeki Türk lirası cinsinden artış, şirketlerimize kur farkı zararı olarak tam 105 milyar TL ek yük getirdi. 1 Nisan’dan buraya kadar 105 milyar lira. Borsa, 1 Nisan’dan bu yana yüzde 6,3 düştü. Binlerce yatırımcı mağdur oldu. Şirketlerin piyasa değerindeki erimede 55 milyar TL. Bu ikisini topladığınız zaman sadece bu kurdaki artışın, yani seçim belirsizliğinin getirdiği kurdaki artışın (faiz artışı falan yok bunun içinde) şirketlere maliyeti 160 milyar TL. Ne kadar zamanda? 45-46 günde.

 

BORÇ ARTTI GELİR ERİDİ

Yine bu sandığa darbe milletimize de ciddi yükler getirdi. Türkiye’nin dış borç yükü TL’yle baktığımız zaman 1 Nisan’da 2 triyon 442 milyardı. Şimdi 2 trilyon 679 milyara çıkmış. Yani 237 milyar da TL dış borçtan milletimizin sırtına yük yüklenmiş. Milletin geliri de eriyip gitmiş. Asgari ücret, son 45 günde 33 dolar azalmış. 368 dolarmış 335 dolara inmiş. Yine milli gelir cinsinden bu kurdaki oynamanın maliyeti de 72 milyar dolar olmuş. Kişi başına bölersek 870 dolar her birimize milli gelir cinsinden bu son yaşadıklarımızın, yani sandık darbesinin, Ekrem İmamoğlu’nun mazbatasının gasbının maliyeti oldu.

 

BİZ Mİ IŞIĞA YAKLAŞIYORUZ, IŞIK MI BİZE YAKLAŞIYOR

Bunların hepsi önümüzdeki dönemde beklentileri bozacak işler. Dolayısıyla “önümüzdeki 3 ay da kayıp” derken bunu kastediyorum. İnşallah “son 3 ay da kayıp”, “üçüncü 3 ay da kayıp”, “dördüncü 3 ay da kayıp” demeyiz. Birileri gibi inşallah “Şubat Ocak’tan, Mart Şubat’tan, Nisan da Mart’tan daha iyi olacak” deriz. “Tünelin ucunda ışığı gördük hızla yaklaşıyor” deriz. Biz mi ışığa doğru yaklaşıyoruz, ışık mı bize doğru yaklaşıyor gelen nedir, ne alamet geliyor üstümüze doğru buna ciddi şekilde bakmak lazım.

 

BÖYLE İSTİHDAM KAYIPLARINI 2009 KRİZİNDE YAŞADIK

İşsizlik rakamlarına baktığımız zaman son bir yılda işinden olanların sayısı 811 bin kişi. Yani 811 bin çalışan işini kaybetmiş. Özellikle sanayi ve tarım gibi dış ticarete açık sektörlerdeki iş kayıpları oldukça dikkat çekici. Buna benzer işgücü kayıplarını biz yüzde 4,7 bir daralma yaşadığımız 2009 küresel krizi döneminde yaşamışız.

İşsizlere, iş bulma ümidini yitirenleri, mevsimlik çalışanları ve eksik istihdam edilenleri de dahil edersek, işsiz sayısı 8,5 milyon ediyor. Oran olarak da yüzde 24,5. Yani çalışabilecek durumda olan her 4 kişiden biri işsiz. Böyle bakarsak bu işsiz sayısı dünyadaki 97 ülkenin nüfusundan fazla. Bunlar hem büyüme hem de iç talep bakımından hiçte olumlu işaretler değil.

 

EKONOMİ AKÜSÜ BİTMİŞ ARABA GİBİ

Dün açıklanan bütçe rakamları da büyümeye katkı yapacak çok değerli bir mali imkanın artık sürdürülmesinin mümkün olmadığını ortaya koydu. Şimdi bu mali genişleme ekonomiyi aküsü bitmiş bir arabaya benzetirseniz. Bu mali genişlemeyle arabayı itersiniz zamanında debriyajdan ayağını çekerse kullanıcı, sürücü araba yürümeye başlar, yürümeye başladıktan sonrada aküyü yeniden şarj eder. Ama eğer ayağınızı debriyajdan zamanında çekip arabayı çalıştıramazsanız da yokuş başına gelirsiniz artık o arabayı yürütmek giderek güçleşir.

 

SEÇİM İÇİN EKONOMİDE GAZA BASABİLİR MİYİZ DİYE BAKIYORLAR

Maalesef, İstanbul seçimlerinin yenilenmesi nedeniyle Türkiye bütçedeki imkânı heba etti. 2019 için programlanan bütçe açığı 81 milyar TL iken bunun yüzde 68’i yani yarısından fazlası ilk 4 ayda gerçekleşti. Yine geçen yılın ilk dört ayında 2,2 milyar TL fazla veren faiz dışı bütçe dengesi bu yılın aynı döneminde 16 milyar TL açık verdi. Bunun tamamına yakını da Nisan ayında geldi. Önümüzde şimdi bir İstanbul seçimi var.  Bunun için yönetim bütçede yeniden bir gaza basabilir miyim diye bakıyor, ne yapabiliriz diye bakıyor. (…)  

 

BU PARA BASMAKTAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİL

Bu cin fikirlerin en sonuncusu da TCMB’nin ihtiyat akçesine el konulması. Bu ben açık söyleyeyim para basmaktan başka bir şey değil. Yani devletin açığını para basarak kapatmaya çalışıyorlar. Peki sonuç ne olacak? Para bastığınız andan itibaren hem dövizin, hem enflasyonun ateşini daha da yükselteceksiniz. Aslında bunların hepsini 1994 yılında biz denedik. Sonuçlarıyla da çok ağır bir şekilde yüzleşmiştik o zaman. Döviz kurlarındaki dalgalanma zaten şirketler kesimini perişan etti. Yüksek borçluluk düzeyiyle krize yakalanan ve özellikle döviz borcu olan firmalar çok ciddi sıkıntılar yaşıyor. Uluslararası ilişkilerdeki belirsizlik ve gerilimler de döviz kurları üzerindeki baskıyı daha da artırıyor. İşte S-400’ler, Suriye sınırında yaşananlar, İran ambargosu… Tüm bunlar hepsi maalesef hem ikinci 3 ayda, hem de ondan sonraki 3 ayda işlerin bundan önceki 3 aydan çok daha zor olacağını gösteriyor.

 

HEM DARALIYORUZ HEM ENFLASYON ALTINDA EZİLİYORUZ

Uluslararası kuruluşlarda bizim bu seneki büyümemizle ilgili tahminler yapıyor. Baktığımız zaman ortalama yüzde 2,5 civarında daralma bekliyorlar büyüme değil küçülecek. Küçüleceğiz yüzde 2,5. Ama daha vahimi Türkiye bir yandan daralıyor ama enflasyonda yüzde 20 civarında çakılıp kalıyor. Yani slampflasyon, durgunluk, daralma yani düşen büyüme ve enflasyon ikisi birlikte olacak. Buna da slampflasyon deniyor.

 

EKONOMİYE ÇÖZÜM BULACAKLARINA İSTANBUL’UN PEŞİNE DÜŞTÜLER

Türkiye’nin artık daha fazla zaman kaybetmeye tahammülü yok. İktidar, Türkiye’nin sorunlarına uygun çözümleri vakit yitirmeksizin açıklamak ve uygulamak zorunda. Ama iktidar İstanbul’un peşinde, İstanbul’u vermemenin peşinde. Aslında biz bu krizin hemen başında 13 madde halinde gerekli gördüğümüz önemleri kamuoyuna açıklamıştık. En azından somut tedbirler üzerinden bir tartışma ortamı yaratmak istedik. Ama iktidar önerilerimize kulak dahi asmadı.

 

GÜÇSÜZ ADALET ÇARESİZ, ADALETSİZ GÜÇ İSE ZALİMDİR

Güçlü bir ekonominin temeli güvendir. Ekonomide güven yoksa yatırımda yoktur. Yatırım yoksa iş yoktur, aş yoktur, ekonomi sürekli daralma noktasına doğru gider. Türkiye’de güveni artırmanın ön koşulu ise demokrasi, hukuk devleti ve kuvvetler ayrılığı üzerindeki kuşku bulutlarını dağıtmaktan geçer. Güçlü icra, güçlü yasama ve güçlü yargıyla dengelenmek zorundadır. Unutulmamalıdır ki; güçsüz adalet çaresiz, adaletsiz güç ise zalimdir. Toplumdaki kutuplaşmayı da ancak güçlü bir hukuk devleti, kuvvetler ayrılığı ve güçlü kurumlar eliyle kırabiliriz.

 

TEHDİTLE, EMİRLE GÜVEN SAĞLANMAZ

Kural temelli bir ekonomiyle risk ve belirsizlikleri azaltabiliriz. Yatırımcılara yeniden ufuk sunmamız ve ülkeye dış kaynak çekmemiz ancak bu şekilde mümkün olacaktır. Kurallı piyasa ekonomisi yerine; son dönemde keyfi arka kapı politikalarıyla, otokratik yöntemlerle, zabıta önlemleriyle, tehditle, emirle ekonomide güven sağlanmaya çalışıldığını görüyoruz. Bu mümkün değildir.

 

DAMADIN GÜVEN SAĞLAMASI İÇİN NOBEL ÖDÜLLÜ OLMASI LAZIM

Diğer taraftan liyakatlı, ehil kadrolara emanet edilmiş bir ekonomi yönetimi de güveni sağlamak için bir diğer olmazsa olmazdır. Yani “ekonominin tek sorumlusu benim” diyen AK Parti Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı getirip damadını ekonominin başına bakan olarak atıyorsa bu hiçbir şekilde güven sağlamaz. Bunu yapıp güven sağlayabilmesi için o damadın Nobel Ekonomi Ödülünü almış olması lazım. Aksi takdirde, kayınpederinin dediklerine itiraz edemeyen, onun dediklerini dinleyen, ortak fikir üretmekten uzak bir ekonomi yönetimiyle karşı karşıya kalırız.

 

GÜVEN 2007’DEN SONRA BOZUK PARA GİBİ HARCANDI

Geçmişte uzun yıllar bürokraside çalıştım ve gördüğüm şey şu, güveni sağlamak çok zor. Ceylan bilmediği bir dereden su içmeye çok zor gelir, dener, inceler ama bir kere korkutursanız bir daha da o dereye gelmez. Şimdi gördüğümüz bir şey var. 2001 krizinden sonra elde edilen ve bir ölçüde 2007’ye kadar muhafaza edilen ekonominin kazanımları, güven 2007’den sonra bozuk para gibi harcanmıştır.

 

İSTANBUL SEÇİMİ TÜRKİYE İÇİN BİR FIRSATA DÖNÜŞEBİLİR

Her şeye rağmen önümüzdeki İstanbul seçimi Türkiye için bir fırsattır. Halkın demokrasiye olan inanç ve tutkusunu göstermesi ve iktidarın sandıkla değişeceğinin görülmesi bakımından 23 Haziran seçimleri bugün her zamankinden daha önemli hale gelmiştir. Bu artık sadece İstanbul’un seçimi değil Türkiye’nin seçimidir. Milletimiz 31 Mart’ta verdiği ama masada gasp edilen mazbatayı, tekrar sahibine verecektir. Ondan sonra da her şey çok güzel olmaya başlayacaktır.

Ben sözlerimi tamamlarken hepinizi saygıyla selamlıyor, bir defa daha Ramazan ayınızı kutluyor, misafirperverliğiniz için hem başkanlara hem de beni sabırla dinlediğiniz için sizlere çok teşekkür ediyorum.

CHP Ekonomi Masası üyeleri toplantı sonrasında PERPA Ticaret Merkezi’ndeki esnafı ve iş insanlarını ziyaret etti.

 

O SANIĞA HABER YOLLAYAN BAKANLAR KİM?

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Bugün işsizlik rakamları açıklandı ve gördük ki resmi tanımla, en dar tanımıyla işsiz sayımız 4 milyon 730 bin kişiye ulaşmış. Bir önceki yılın aynı dönemine göre artışa baktığımız zaman 1 milyon 376 bin kişi işsizler ordusuna katılmış. Bu, serinin rekorudur. Yani bugüne kadar işsiz sayısında bu kadar yüksek artış olmamıştı. Bir başka önemli gelişme, işsiz sayısı 1 milyon 376 bin kişi artarken, bunun 811 bin kişisi bu dönemde bir işte çalışıyor olup da işini kaybedenler. Yani yaklaşık işsiz sayısındaki her 100 kişilik artışın 59’u işini kaybedenlerden oluşuyor. Geri kalan kısmı da bu dönemde yeniden iş aramaya başlayıp da iş bulamayanlar. Ama işini kaybedenler önemli.

 

 İŞSİZLİKTE TÜRKİYE’NİN RAKİBİ HAİTİ, YEMEN, IRAK, SURİYE

İşini kaybedenlere baktığımız zaman bunun sektörlere dağılımı da oldukça ilginç. Sanayide 239 bin çalışan, bir yıl içinde işini kaybetmiş, işinden ayrılmış. İnşaat sektöründe 481 bin kişi işini kaybetmiş ve inşaat sektöründe istihdam 11 aydır sürekli düşüyor. Tarımda da 296 bin kişi işini kaybetmiş, bu sektörde istihdam 13 aydır düşüyor. İşsizlik oranı yüzde 15’e yaklaştı yüzde 14,7. Geçen senenin aynı dönemine göre işsizlik oranındaki artış 4,1 puan. Bu da yine kriz dönemi olan 2009 yılının Mayıs’ından bu yana kaydedilen en yüksek oran artışı. Bu işsizlik oranıyla Türkiye’nin rakipleri Haiti, Yemen, Irak ve dikkatinizi çekiyorum yerle bir olmuş Suriye.

 

İŞSİZ SAYIMIZ 97 ÜLKENİN NÜFUSUNDAN FAZLA

Bir de en geniş tanımlı işsiz sayısı var. Buna çalışmak isteyip iş bulamayan ama iş bulamadığı için ümidini kesip işgücü piyasasından çekilenler, mevsimlik çalışanlar, yetersiz ve eksik istihdam koşulları içinde çalışanları dahil ediyoruz. Bu rakam da 8 milyon 475 bin kişiye çıkmış. Yine bakıyoruz bu da dünyada 97 ülkenin nüfusundan fazla ve oran olarak da yüzde 24,5 yani Türkiye’nin gerçek işsizlik oranı yüzde 25.

 

EN BÜYÜK SERVETİMİZ GENÇLİK, HOVARDACA HARCIYORUZ

Bir başka önemli istatistik, genç işsizliği. Genç işsizliği geçen yıla göre 7,1 puan artmış yüzde 26,1 olmuş. Yani iş arayan her 4 gençten biri hatta biraz daha fazlası iş bulamıyor. Oysa biliyorsunuz bizim en büyük rekabet gücümüz, en büyük servetimiz genç nüfusumuz. Ama biz bu serveti kullanamıyoruz. Hovardaca harcıyoruz. Yine 15 – 29 arasında ülkemizde ne okuyanlar, ne de çalışanların sayısı 5 milyon 125 bine ulaşmış. Hiçbir şey yapmıyorlar. Ne okuldalar, ne eğitim alıyorlar, ne de çalışabiliyorlar 5 milyon 125 bin genç. Üniversiteli işsizlerimizin sayısı 1 milyon 122 bin kişi olmuş, bunlardaki artışta geçen seneye göre 288 bin kişi.

 

2,5 MİLYON YENİ İSTİHDAM DEDİLER, OLAN DA GİTTİ

Şimdi buradan soruyorum, ne yapacaktık? 2,5 milyon kişiye iş verecektik. İstihdamı 2,5 milyon kişi artıracaktık. Bırakın 2,5 milyon kişi artırmayı istihdam çöktü. İşsizlik baş döndürücü bir hızla artmaya devam ediyor neye rağmen? Verilen teşviklere rağmen. Neye rağmen? Bütçe harcamalarındaki olağanüstü artışa rağmen. Ben bu rakamlara bakıyorum sanayi üretiminde ilk 3 ayda mevsimlik düzeltmesini yaptığımız zaman yüzde 2 civarında, 3 civarında bir artış görüyoruz. Sanayi üretimi azalmaya devam ediyor ama mevsimlik hareketlerden arındırılıp bir önceki döneme göre baktığımız zaman daralmaya devam etmekle birlikte daralma azalıyor gibi gözüküyor. Ama buna karşılık işsizlik, mevsimlik etkilerden de arındırsanız, Şubat ayı işsizliği 3 ayı gösteriyor, artmaya devam ediyor. Dolayısıyla bu iki veri arasında da ciddi bir tutarsızlık var. Yani birinde mevsimlik düzeltmeyi yaptığınız zaman üretim yukarı doğru dönmüş hafifçe ama işsizlik artmaya devam ediyor.

 

ÖLMÜŞÜZ AĞLAYANIMIZ YOK

Bugün yine bir başka önemli veri açıklandı. Bu yılın ilk 4 ayında bütçe açığı yüzde 135 artmış, 54,5 milyar Türk Lirası olmuş. Geçen yıl bütçe açığı 23 milyar Türk Lirasıymış. Faiz dışı dengedeki durum daha da vahim. Geçen yıl 2,2 milyar lira fazla veren faiz dışı denge bu yıl aynı dönemde, 4 ayda, 16 milyar lira açık veriyor. Bu açığın 13 milyarı tek bir ayda, yani Nisan ayında geliyor. Nedeni de gelirlerin ciddi şekilde düşmesi. Peki gelirler niçin düşmüş? Çünkü geçen sene Merkez Bankası’nın karı Nisan ayında. Onu Ocak ayına çektikleri için Nisan ayındaki gelirler ciddi şekilde geriliyor, o 33,7 milyarı aldılar ya, dolayısıyla bugün artık faiz dışı dengedeki gerçek durumu görüyoruz. Geçen yıl fazla veren faiz dışı denge ilk 4 ayda 16 milyar lira açık vermiş.

Tabii bu işler böyle gittiği zaman bütçe açığını kapatabilmek için hükümet tarafından geliştirilen Merkez Bankası’nın ihtiyat akçesine el atma projesi de önem kazanıyor. Bunun hala daha Merkez Bankası tarafından yalanlandığını duymadık. Hükümet yetkilileri tarafından da “böyle bir şey olmayacak” dendiğini duymadık. Merkez Bankası’nın ihtiyat akçesi, bir benzetme yaparsak, vatandaşın kefen parasına benzer. Buna el atılmaya kalkışılıyorsa, o zaman şunu demek gerekiyor: Biz ölmüşüz ağlayanımız yok, farkında değiliz, iş kefen parasına gelmiş.

 

HİÇ BİR İKTİDAR, EKONOMİYE VE MİLLETİN GERÇEK GÜNDEMİNE BU KADAR İHANET ETMEMİŞTİR

Türkiye’nin bütün bu rakamları bir şeyi gösteriyor. Bu ülkenin en can yakıcı gündemi ekonomidir. Millet geçim derdine düşmüş ama saray daha hala seçim derdinde. Burada tekrar söylüyorum: Bu ülkede hiçbir yönetim bugüne kadar kendi siyasi ikbali için ekonomiye ve milletin gerçek gündemine bu kadar ihanet etmemiştir. Gelen bu veriler çok açık seçik yangının her geçen gün bırakın sönmeye başlamasını giderek büyümeye başladığını ortaya koyuyor. Ama sarayın damadı, “Şubat Ocak’tan iyi, Mart Şubat’tan daha iyi, Nisan Mart’tan zaten çok iyi olacak” gibi bir takım ifadeler kullanıyordu. Sonra tünelin içinde ışığı gördü ama bütün bu olan bitenler gösteriyor ki o ışık gelen hızlı trenin ışığı, ezip geçecek.

 

YAPILMASI GEREKEN İSTİKRARI TEMİN EDECEK ÖNLEMLERİ ALMAK

Peki bütün bunların sorumlusu kim? Bunların sorumlusunu da biliyoruz. Sarayın kibirli kişisi ne demişti: “Ekonominin sorumlusu benim.” Zaten milletten de “24 Haziran’da bu kardeşinize oyu verin, bakın bakalım faize, dövize neler olacak” diye oy istemişti. Ne oluyor şimdi faize, dövize? Bakın gösterge faiz bugünde rekor kırdı. Dövizin ateşi bir türlü düşmüyor. Şimdi dövizin ateşini düşürmek için binde 1’lik bir vergi getirdiler. Binde 1’lik vergiyle sizin dövizin ateşini düşürmeniz mümkün değil. Dövizin ateşini bu kadar yükselten ne? Ekonomiye duyulan güven eksikliği. Türk parasını artık güçlü görmüyorlar. Dolayısıyla da insanlar dövize kaçıyor tasarruflarını koruyabilmek için. Yapılması gereken ülkede istikrarı, Türk lirasının istikrarını biran önce temin edecek önlemleri almak.

 

MİLLETİN İZZET-İ NEFSİYLE OYNANDI

Ama bu iktidara dönüp bakıyorsunuz ekonomiyle uğraşmak yerine bir süredir CHP, millet ittifakı ve belediye başkanlarımız üzerinden millet iradesine, demokrasiye darbe üstüne darbe vurmak için yöntemler deneniyor. Demokrasimize yönelik tehdit, korkutma, kumpas ve linç girişimleri hatırlayacaksınız ilk önce Sayın Genel Başkanımıza bir şehit cenazesinde yapılan saldırıyla başladı. Sonra YSK eliyle milletin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na vermiş olduğu mazbata gasp edildi. Milletin iradesi aslında gasp edildi, milletin izzeti nefsiyle oynandı. Bundan sonra ülkenin başkentinin göbeğinde yine evinin önünde gazeteci Yavuz Selim Demirağ linç edilmeye kalkışıldı. Her ikisinin de failleri serbest dolaşıyorlar. Yine Tekirdağ’da genç bir kadın, sırf İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun kampanyasına yardım etti diye bıçaklandı.

 

O SANIĞA HABER YOLLAYAN BAKANLAR KİM?

Yine dün oldukça ilginç Aydın’da devam eden bir davaya ilişkin detaylar basına yansıdı. Çeşitli iddialarla yargılanmakta olan Erkan Karaaslan kendisi bu sefer çok ciddi iddialarda bulundu. Kendisine Belediye Başkan adaylarımız Ekrem İmamoğlu ve Özlem Çerçioğlu aleyhinde ifade vermesi için baskı yapıldığını anlattı. Sanık eğer belediye başkanlarımız aleyhinde ifade verirse serbest bırakılacağı teklifiyle karşı karşıya kaldığını söylüyor. Peki buna kim aracılık ediyor? Bir gazeteci. Cezaevine giriyor, cezaevinde kendisiyle görüşüyor. Şimdi tabi bu ciddi bir skandal ve bu skandalı açıklığa kavuşturmak için şu soruların mutlaka sorulması gerekiyor: Bu gazeteci sanığın akrabası, yakını olmamasına rağmen, avukatı olmamasına rağmen yüksek güvenlikli bir cezaevine nasıl giriyor, nasıl bu sanıkla görüşüyor? Bu görüşmeye kim izin veriyor, hangi gerekçeyle izin veriyor? Adalet Bakanlığının ve bakanın bu görüşmeden haberi var mı? Yine tabi değerli basın mensuplarımızın da kendi meslektaşlarına, o cezaevine kimin tavassutuyla, kimin aracılığıyla girdiğini sormaları lazım. Yine sanığın ifadelerinden bazı bakanların sanık ailesiyle görüştüğü anlaşılıyor. Hatta sanığa haber yolladıkları da anlaşılıyor. Bu “bazı bakanlar” kim? Bu “bazı bakanların” derhal ortaya çıkmalarını ve kendilerini açıklamalarını bekliyoruz. Aksi takdirde bu skandal gerçekten bu mahalli idare seçimlerinin önemli kara lekelerinden biri olarak ortada kalacaktır.

SADECE SEÇİMİ DEĞİL, MİLLETİN İŞİNİ VE AŞINI DA ÇALDILAR

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün MYK toplantısı sürerken düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

MYK toplantımız sürüyor. Bugün Kurulumuzun gündeminde iki tane önemli konu vardı. Bir tanesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin seçilmiş başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gasp edilen mazbatası ve 23 Haziran seçimiyle ilgili değerlendirmeler. İkincisi de ekonomik krizin ve süren seçim belirsizliğinin vatandaşlarımıza çıkartmış olduğu fatura. İzin verirseniz sözlerime, hafta sonunda Tunceli’de hain terör örgütüyle mücadelede şehit olan Mehmetçiğimize Allah’tan rahmet, acılı ailesine başsağlığı, milletimize de sabır dileyerek başlamak istiyorum. Bu saldırıların önlenmesini ve teröre gereken cevabın verilmesini her zaman olduğu gibi iktidardan mutlaka bekliyoruz.

 

SALDIRGANLARIN SERBEST BIRAKILMASI HİMAYE EDİLDİKLERİNİ GÖSTERİYOR

Türkiye seçim atmosferinden bir türlü kurtulamazken, terörün zembereği yeniden boşalmaya başladı. Adeta karanlık bir el düğmeye bastı ve ardı ardına gelmeye başlayan şehit haberleriyle acıya boğuluyoruz. Bu yetmezmiş gibi ülkemizde bir süredir bir merkezden planlanarak yönetildiğini düşündüğümüz, mevcut iktidara muhalefet edenleri susturmaya yönelik bir linç kampanyasının başladığı da dikkati çekiyor. Sayın Meral Akşener’in evinin önüne gece yarısı bir takım kendini bilmezlerin yığılması; Sayın Genel Başkanımız mülki ve askerî erkânın katıldığı bir şehit cenazesinde, ülkenin başkentinde linç edilmek istenmesi; yine birkaç gün önce bu ülkenin başkentinde muhalif kimliğiyle bilinen bir yazara, Sayın Yavuz Selim Demirağ’a, evinin önünde sopalı bir güruh tarafından linç girişiminde bulunulması, acımasızca kendisinin darp edilmesi… Burada hepinizin huzurunda Sayın Demirağ’a yönelik bu alçakça saldırıyı bir kez daha lanetliyoruz. Sayın Genel Başkanımıza saldıranların serbest bırakıldığı gibi Sayın Demirağ’a saldıranların da kısa bir sürede serbest bırakılmasını bir kenara not ettik. Kısa sürede serbest bırakılmaları, bu saldırganların himaye edildiğini de açıkça gösteriyor. Yine Tekirdağ’da da benim memleketim olan Tekirdağ’da Süleymanpaşa’da bir linç girişimi var ve darp girişimi var. Ekrem İmamoğlu’nun kampanyasına bağış yaptığını açıklayan genç bir kadın dün sabah bıçaklanıyor.

 

MEMLEKETTE LİNÇ SIRADANLAŞIRKEN İÇİŞLERİ BAKANI GEZİP DURUYOR

Memlekette linç sıradanlaşırken, AK Parti’nin Genel Başkanı tarafından atanan, ülkenin güvenliğinin emanet edildiği İçişleri Bakanı, İstanbul Büyükşehir Belediye Seçimleri için oradan oraya gezip duruyor ve kutuplaştırıcı söylemine de devam ediyor. Yine aynı İçişleri Bakanı seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun mazbatasının gaspıyla ilgili olarak bu olaya kılıf dikmeye çalışıyor. Memleketin başkentinin sokakları ise sahipsiz… Nedense, yeri ve zamanı gelince bu ülkenin başkentinde devlet birden bire ortadan yok oluveriyor.

 

SALDIRILARIN SENARYOSU TEK ADRESTE YAZILMIŞ

Bu saldırıların senaryosunun tek bir adreste yazıldığına şüphemiz yoktur. Muhalefete gözdağı vermeye yönelik bu saldırılara pabuç bırakmayacağımızı da burada bir kere daha açıklamak istiyorum. Terörü ve şiddeti siyasi menfaatleri için araç olarak görenleri ve kullananları bir kez daha lanetliyoruz. Ne yaparlarsa yapsınlar biz yılmadan demokratik mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu ülkeye hak ettiği huzuru, kardeşliği ve bereketi getirmek için var gücümüzle çalışacağız.

 

NE GEREKÇE YAZSALAR MAZBATA GASBINA KILIF BULAMAZLAR

İstanbul’un seçilmiş Belediye Başkanı Sn. Ekrem İmamoğlu’nun mazbatasının gasp edildiği 6 Mayıs sandık darbesinin üzerinden tam bir hafta geçti. Ama bu darbeye aracı olanlar daha hala gerekçeli kararlarını yazamadılar. YSK’nın 7 üyesi başka mahfillerde hazırlanan ve bir kısmı da kamuoyuna açıklanan gerekçeleri, yani itirazın kabulü ve seçim iptali gerekçelerini kaleme alma işini yavaştan alıyorlar. YSK, iktidardaki darbe mahfillerine yeni senaryolar yazabilmeleri için zaman ve zemin kazandırmaya çalıştığı anlaşılıyor. Ekrem İmamoğlu’nun gasbedilen mazbatasına hukuki kılıf bulmaları mümkün değil. YSK’nın geçmiş içtihadı, kararları ve uygulamaları ortada. İşte Bursa Mustafakemalpaşa İlçesi’ndeki kararları, Erzurum Pasinler İlçesindeki kararları… Bütün bu kararlar bu seçim sürecinde vermiş olduğu kararlar. Eski de değil yani.

 

KARAR HUKUKİ DEĞİL SİYASİ

Tüm bunları yok sayarak, İstanbul’da sandık kurullarına yapılan itirazları kabul eden ve duruma özel bir karar vermiş olan YSK’nın hukuki değil, siyasi bir karar vermiş olduğu artık gün gibi ortada. YSK, kısa kararında “bazı sandık kurul başkanlarının memur olmamasının seçim sonucunu etkilemeye müessir olduğunu” söyleyerek seçimi iptal ettiğini açıkladı. Ama bu sandık kurulu başkanlarının memur olmamasının seçim sonucuna nasıl tesir ettiğini söylemedi. Sandıkların başkanlarında ve üyelerinde bir hata yapıldıysa aynı sandıklardan çıkan İlçe Belediye Başkanlığı, Belediye Meclis Üyeliği ve Muhtarlık seçimlerinin neden yenilenmediğini kamuoyuna bir türlü açıklamıyorlar. Bekliyoruz bakalım, müracaat ettik kararlarını bekliyoruz.

 

OY ÇALAMAYINCA MAZBATAYI GASBETTİLER

Diğer taraftan, kısa kararda görmediğimiz bir takım iddiaları, AK Parti’nin hazırladığı dokümanlarda ve genel başkanlarının ve diğer yetkililerinin iftar masalarında attıkları nutuklarda izlemeye başladık. Bu iddiaların en başında 123 sandıkta, hem oy sayım cetvellerinde, hem de sandık kurullarında usulsüzlükler yapıldığı, 42 bin oyun şaibeli hale geldiği iddiası var. Bunu dillendirenler; bu sandıktaki gözlemcilerin neden usulsüzlükleri tutanağa bağlamadığını bir türlü açıklayamıyorlar. Bu sandıklarda oyların yeniden sayılıp sayılmadığını da söylemiyorlar. Sayılmadıysa, 123 küsur sandıktaki oylar gerekçesiyle 31 bin 280 sandıkta kullanılan oyların tamamını nasıl iptal edildiklerini kamuoyuna bir türlü açıklayamıyorlar. Seçim gecesi oyları çalamayan “demokrasi ve hukuk cellatları” sandık darbesiyle İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin seçilmiş Başkanı Ekrem İmamoğlu’na verilen mazbatayı gasp etmişlerdir.

 

YAVUZ HIRSIZ EV SAHİBİNİ BASTIRIR

Şimdi çaldıkları bu minareye kılıf biçme derdindeler. Ama ne yapsalar boşuna… Güneşi balçıkla sıvanmak mümkün değil. AK Parti’nin adayı çıkmış “Oyları çaldılar” diyor. YSK, polisler, hakimler, savcılar emrinizde, sandıkta 280 binin üzerinde görevliniz vardı. 17 yıldır iktidarsınız, güç sizin elinizde. Eğer bir oy hırsızlığı varsa kusura bakmayın bunu sizlerden başka kimse yapmış olamaz. Seçimi çalanlar şimdi utanmadan bizleri oy çalmakla suçlama iddiasına girdiler. Atalarımız boşuna “yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış” dememiş.

 

ÖNEMLİ OLAN İKTİDARDA DEĞİL, İTİBARDA KALMAKTIR

Ama çaldı sözünü, bu ülkede bakanlık, Başbakanlık ve TBMM başkanlığı yapmış biri söylüyorsa gerçekten bu çok daha üzücüdür. Rahmetli İnönü’nün güzel bir sözü var “Önemli olan iktidarda değil, itibarda kalmaktır” diyor. Bugünlerde AK Parti’nin Belediye Başkan adayının içine düştüğü duruma bakınca insan ister istemez bu sözü hatırlıyor. Şu mübarek Ramazan ayında yedikleri kul hakkının üzerine yalan ve iftirayı da ekliyorlar. İstanbul’un rantı için bıraktık itibarlarını, ahiretlerini bile yakmayı göze almışlar. Ne diyelim artık, Allah ıslah etsin.

 

VENEZUELA BAŞKANINA VAR, EKREM İMAMOĞLU’NA YOK

Demokrasimizin tüm köşe taşlarının altını oyan Erdoğan, elde kalan tek meşruiyet kalesini, yani sandığı da artık ateşe vermiştir. Venezüella Başkanı için sandığın meşruiyetini ağzından düşürmeyen Erdoğan, nedense seçimle iş başına gelmiş İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanını sandık darbesiyle devirmekten çekinmemiştir. Venezüella Başkanına hak görülen, Ekrem İmamoğlu’na hak görülmemiştir.

 

YENİLDİKÇE GÜREŞE DOYMUYORLAR

Şimdi çıkmış bizi er meydanına çağırıyorlar. Biz er meydanından kaçmayız. Göbeğiniz güneşi görüp yenik düştüğünüz ama her yenik düştüğünüzde hakem masasında güreşi çalmaya kalktınız. Biz meydandan kaçmayız, ama siz yenildikçe bir türlü güreşe doymuyorsunuz. Bu tutarsızlıklar, ikiyüzlülükler kuşkusuz milletimizin terazisinde tartılacaktır. 7 Haziran 2015 seçimlerinde milletin iradesini yok sayıp, 1 Kasım’ı dayatanlar şimdi de 31 Mart 2019’da sandığa kumpas kurup, “demokrasi cellatlığı” yapmışlardır. Ama bu senaryonun müelliflerine İstanbullular aynı nehirde ikinci kez yıkanamayacaklarını 23 Haziran’da çok açık seçik verdikleri oylarla anlatacaklardır.

 

KORKU DUVARLARI ÇATLADI, TAŞLAR DEVRİLMEYE BAŞLADI

Gencecik bir evladımızın, Berkay’ın, İstanbul’un seçilmiş Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na söylediği “Her şey güzel olacak Ekrem Abi” sözü iktidarı korkutmuş gözüküyor. Saray milletin gönlünde taht kuran ve bir umudu seslendiren bu sloganı itibarsızlaştırmak için olmadık hakaretler ediyor. Suçlamalarda bulunuyor. Tehdit ediyor. Eski ortaklarını terörist ilan ettiler, fakat daha düne kadar onlarla yaptıkları işbirliğinin hesabını veremediler. Yetmez gibi kendilerine muhalefet eden herkesi de eski ortaklarıyla işbirliği yapmakla suçluyorlar. Ama her nasılsa bu eski ortaklar da hala onların değirmenine su taşımaya devam ediyor. Aslında biz onların bu rahatsızlığının kaynağını çok iyi biliyoruz. İktidarını baskı ve korku üzerine inşa ettiği kalenin ipinin Erdoğan’ın elinden kaçıp gittiğini artık çok iyi görmeye başladılar. Ne diyelim, korkunun ecele faydası yok. Artık ördükleri korku duvarları çatladı, taşlar birer birer devrilmeye başladı. Dün Erdoğan’ın spor kulüplerinin taraftarlarını ve sanatçıları tehdit etmesi içine düştükleri bu çaresizliği açıkça gösteriyor.

 

HERKES KONUŞACAK, KONUŞAN TÜRKİYE AYAĞA KALKACAK

Bu duvarları tehdit, şantaj, linç ve şiddetle yeniden tahkim etme imkânı yoktur. Herkes, her şeyi çok iyi idrak etmektedir. Herkes konuşacak. Sanatçısı konuşacak, sendikacısı konuşacak, iş adamı konuşacak, akademisyeni konuşacak, millet konuşacak. Konuşan Türkiye, tüm renkleriyle yeniden ayağa kalkacak.  Çünkü başka ülkemiz, başka Türkiye yok.

 

SADECE SEÇİMİ DEĞİL, MİLLETİN İŞİNİ VE AŞINI DA ÇALDILAR

İstanbul seçimini gasp edenler sadece seçimleri değil milletimizin aşını, işini, geleceğini de çalmışlardır. Ülkede sadece hukuk cinayeti işlenmiyor, ekonomide de cinayet işleniyor. Bugüne kadar bilerek ve isteyerek, taammüden, kendi siyasi amaçları için ekonomiye bu kadar zarar veren bir başka iktidar iş başına gelmemiştir. Geçen hafta yaptığımız Ekonomi Masası toplantımızda 1 Nisan’dan 8 Mayıs’a kadar olan faturayı sizlere kalem kalem anlatmıştım. O günden bu yana sandık darbesiyle sıçrayan kuru kontrol edebilmek için iktidar, hem faizleri artırdı hem de kamu bankaları eliyle en az 4,5 milyar dolar kasadaki rezervi sattı.

 

YILIN İKİNCİ ÇEYREĞİNİ DE YİTİRİYORUZ

Şimdi Merkez Bankası faizi yüzde 24’ten, fiilen en az yüzde 25,5’e çıkmış oldu. Şu anda piyasada bankaların ticari kredi faizleri ise yüzde 30’lara geldi. Ekonomi zaten daralırken yaşanan bu kur ve faiz şoku, büyümeye ciddi bir darbe daha vurdu. Bu yılın ikinci çeyreğini de maalesef yitiriyoruz. Bugün Mart ayı ödemeler dengesi rakamları açıklandı. Mart ayı ödemeler dengesi rakamlarından tünelin karşısından gelen ışığın, aslında gelen hızlı trene ait olduğu ve bizi ezip geçeceği çok net olarak anlaşılıyor. Ekonomideki sert daralmaya bağlı olarak, cari açık belki geriliyor ama bu gerileyen, hani sıfıra yaklaşıyor diyorlar ya, sıfıra yaklaşan açığı dahi finanse edecek durumumuz yok.

 

REZERVLER UÇUP GİTTİ

Geçen yılın Mart’ında 4,7 milyar dolar olan cari açık, bu yılın Mart’ında 589 milyon dolara düşmüş. Bu yılın Mart ayında yatırımcıların finans hesabından ülke dışına çıkardıkları para ise (yani bu 589’u karşılayacak parayı getirmemişler) bunun dışında 835 milyon dolar parayı yatırımcılar ülke dışına çıkartmışlar. Bunun sonucunda birde Net Hata Noksan kaleminden 4,3 milyar dolar para çıkmış. Sonunda Mart ayında Merkez Bankası kasasındaki ve bankaların kasasındaki rezervler 5,7 milyar dolar uçup gitmiş.

 

RİSK PRİMİ KRİZ SEVİYESİNDE

Rezervlerimiz sürekli azalıyor. Bu rakamların açıklanmasının hemen ardından, Türkiye’nin borçlanma risk primini gösteren borç temerrüt risk primi, kriz seviyesi olan bunu altını çizerek söylüyorum krizlerde görülen kriz seviyesi olan 500’ü de aşmıştır. Dolar 6 lira 12 kuruşa geldi dayandı. Pahalılık, işsizlik bütün bunlar şunu gösteriyor, pahalılık ve işsizlik önümüzdeki günlerde artarak sürecek. Ama bundan daha da vahimi ekonomi yönetiminin başındaki Damadın durumun hiç farkında olmaması. Dün çıktığı televizyon programında “dengelendik, dengeleniyoruz, faizleri, enflasyonu düşürdük, düşürüyoruz” diye konuşuyor. Ekonomi hızla daralırken, “cari açığı sıfırlamak üzereyiz” diye değerlendirme yapıyor.

 

BÜYÜYEN IŞIK, TÜNELİN SONUNUN DEĞİL YAKLAŞAN TRENİN IŞIĞI

Yetmiyor, “tünelin ucundaki ışık artık büyüyor diyerek” milletle alay ediyor. Damat dışında herkes büyüyen o ışığın son sürat yaklaşan, hızlı trenin ışığı olduğunu ve nasıl bir felaketle karşı karşıya olduğumuzu görüyor. Bunu bir kere daha tekrarlıyorum. Türkiye bu kötü yönetimi, liyakatsiz kadroları kesinlikle hak etmiyor. Şimdi İstanbul’un rantı için Türkiye’yi yakmayı göze almış muhterisler, bu liyakatsiz kadrolar, kendi hatalarının sorumluluğundan kurtulmak için türlü türlü komplo senaryoları yeniden üretmeye başladılar.

 

EKONOMİYE TAAMMÜDEN KÖTÜLÜK YAPIYORLAR

Ekonomiyi bu kadar kötü yöneten bir ekibin elinde dış düşmanların bir şey yapmasına aslında hiç gerek yok. Bunlar ekonomiye taammüden yeterince kötülük yapıyorlar zaten. Biz AK Parti iktidarını yıllardır uyarıyoruz: “Küresel iklim değişti. Paranın bol ve ucuz olduğu güzel günler bitti. Artık küresel ekonomide itici değil, çekici faktörlerin önemi artıyor” dedik. “Sermaye seçici olacak” dedik, “doğruları yapıyor musunuz, yapmıyor musunuz bakacak” dedik. “Artık hata yapma marjınız kalmadı, hep doğruları yapmak zorundasınız ki ekonomide sıkıntılı noktalara gitmeyelim” dedik. Ama bizi dinlemediler. Tersine ekonomimizi ve kurumsal yapımızı yok edecek her türlü yanlış adımı attılar. Hukuk devletini bitirdiler, kuvvetler ayrılığını parçaladılar. Ekonomi krize girdi. Ellerine 13 maddelik bir reçete verdik, okumadılar dahi. Şimdi elde kalan tek meşruiyet kalesi olan sandığa da bu kırılgan ortamda tekme attılar.

 

KRİZİN FATURASINI MİLLETE YIKMA ÇABASINDALAR

Mübarek Ramazan ayında; kul hakkını yiyenler, tüyü bitmedik yetimin hakkına musallat olanlar, milletin cebine hortum döşeyenler ekonomik krizin faturasını da millete yıkmak için şimdi çaba gösteriyorlar. Gözlerini pahalılığın, işsizliğin altında ezilen emekçilerimizin emekliliğine, kıdem tazminatına dikmişler.

 

MERKEZ’İN İHTİYAT AKÇELERİ HAZİNE’YE

Bir de şimdi bir söylenti var bugün çıktı. TCMB’nin elinde kötü günler için tutulan ihtiyat akçelerini de hazineye aktarmanın hazırlığını yapıyorlarmış. Daha ne kadar bu ekonomiye kötülük yapacaklar bunu artık anlamakta zorluk çekiyorum. 23 Haziran’da vatandaşlarımızın iradesine de, cebine de musallat olan bu kadroların, bir de mağdura yatmalarına milletimiz kanmayacaktır ve kendinden kopan, kendisini unutanlara gereken dersi bir kez daha verecektir.

Bitirmeden önce Soma’daki iş cinayetinin bugün 5. yıldönümü. 301 çalışanımızın hayatını yitirdiği bir büyük facia. Ben bu vesileyle kendilerine bir defa daha Allah’tan rahmet diliyorum, kederli ailelerine de ve milletimize de sabır diliyorum. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim. İsimlerinizi ve kurumlarınızı söyleyerek lütfen.

 

Soru- Biraz önce değindiniz de bu Merkez Bankasının merkez yönetimin bütçesini aktarmaya hazırlandığını, bununla ilgili yasal düzenleme yapıldığı iddiası var. 40 milyar dolardan bahsediliyor. Sizin elinizde bir bilgi var mı ve bu ne anlama geliyor tam olarak biraz içini açabilir misiniz?

Faik ÖZTRAK- Yani bu şu anlama geliyor, biliyorsunuz Merkez Bankasının karlarından ayırdığı zor günlerde kullanılmak üzere de tuttuğu bir ihtiyat akçesi vardır. Şimdi bu ihtiyat akçesini hangi düzenlemeyle bütçeye aktaracaklar göreceğiz. Nasıl bir düzenleme yapmışlar, nasıl aktaracaklar… Ama bunun anlamı şu, yani Türk ekonomisini olduğundan daha kırılgan hale getirmektir. Dışarıdan gelebilecek herhangi bir etki karşısında savunmasız bırakmak anlamına geliyor.

 

Soru- Şimdi özellikle 4 pusula ve 1 pusulanın iptali biraz önce değindiniz itiraz yaptık dediniz ama İmamoğlu da çıktı anlattı bir videoyla anlattı ama iktidar kanadına baktığımızda “itiraz etselerdi” diye bir savunmayla CHP’nin karşısına çıkıyorlar. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? İtiraz yapılmadı mı ya da ne zaman yapıldı?

Faik ÖZTRAK- İtiraz ettik, aynen onların yaptığı gibi itiraz ettik. Bakalım netice ne olacak hep beraber göreceğiz. Tarihe not düşüyoruz bu itirazımızı da tabi.

 

Soru- Yani o bir pusulanın iptaliyle alakalı doğrudan bir başvurunuz var zaten herhalde değil mi?

Faik ÖZTRAK- Şimdi ne deniyor? Bu sandıkların yasaya uygun olarak oluşturulmaması nedeniyle iptal ettim deniyor değil mi? O sandıkta sadece büyükşehir belediye başkanlığına oy kullanılmadı 3 tane daha ayrı oy pusulası o sandığa aynı zarfın içinde atıldı. Büyükşehir’i iptal edeceksiniz ama diğer 3 tanesi kalacak yerinde. O zaman bu ne demektir? Ben sadece suyumu bulandırdın dediğimi yiyeceğim demektir değil mi? Yani kurtla kuzunun hikayesi gibi.

 

Soru- Süreyi kaçırdığınıza dair bir…

Faik ÖZTRAK- Süreyi kaçırmadık. Bu kanunsuzluğa bağlı olağanüstü itiraz hali.

 

Soru- Efendim tam da bu süre içerisinde yani bu seçimin yenilenme sürecine girildiğinde İstanbul İl Seçim Kurulu Başkanının istifamı etti bilmiyoruz ama emekliliğini istedi ve emekli olduğunu biliyoruz. Bunu bu süreçte nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- İstifa etmesi gereken İstanbul Seçim Kurulu Başkanı değil. Yani emeklilik nedeniyle ayrılması gereken İstanbul Seçim Kurulu Başkanı değil, bu hukuk cinayetini işleyen Yüksek Seçim Kurulu üyelerinin derhal istifa etmesi lazım.

 

Soru- Cumhurbaşkanının birde İstanbul Taksim’de Ekrem İmamoğlu’nun kampanyasında kullandığı her şey güzel olacak sloganıyla alakalı bir vatandaşın Cumhurbaşkanına bu şekilde seslenmesi ve Cumhurbaşkanının da daha güzel olacak diye cevap vermesi. Her yerde işte biraz öncede söylediniz sanatçılarla alakalı, spor kulüpleriyle alakalı eleştiriler yükselirken ortada böyle birde durum oluştu. Buna nasıl bakıyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Nasıl bir durum oluştu?

 

Soru- Yani Cumhurbaşkanının vermiş olduğu yanıtla alakalı bir cümlesi var daha güzel olacak cümlesi var. Yani bunu daha sonra işte Ali İhsan Yavuz’da yanılmıyorsam AK Partili bazı kişilerde…

Faik ÖZTRAK- Demek ki Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı da her şeyin güzel olacağını kabul etmiş, görüyor.

 

Soru- Sayın Bahçeli’nin Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmesiyle alakalı tabi ki görüşebilir ifadesi var.

Faik ÖZTRAK- Değerli arkadaşlar, bu son konunun takdirini ben milletimize bırakıyorum. Meydan meydan bundan önce dolaşıp, Abdullah Öcalan’ı asın diye ip atanların geldiği nokta işte budur bugün. Demek ki, mitili İstanbul’a atınca yumuşuyorlar.

Teşekkür ediyorum.

KEM SÖZLERİN SAHİBİNE “EDEP YA HU” DİYORUZ

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Bugün Iğdır’da bir Mehmetçiğimiz yine hain teröristlerin bombalı saldırısıyla şehit oldu. Sözlerime başlarken, şehidimize Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve milletimize başsağlığı diliyorum. Aynı saldırıda yaralanan bir askerimiz daha var. Gazimize de acil şifalar diliyorum ve umarım bunu yapanlar biran önce cezalarını görürler.

 

ALGI OPERASYONUNA BAŞLADILAR

6 Mayıs’ta Saray, YSK’yla el ele vererek bir sandık darbesi gerçekleştirdi. 73 yıllık çok partili yaşamımızda demokrasimize böyle bir darbe vurulmamıştı. Saray ve onun seçimi kaybeden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayının, şimdi de yeni bir algı operasyonuna giriştiklerini görüyoruz. Darbenin müellifleri sıkılmadan, utanmadan kendilerini mağdur gösterip, sandık darbesinin gerçek mağduru olan CHP’yi, Genel Başkanımız Sn. Kemal Kılıçdaroğlu’nu, Millet İttifakı’nı ve tabi ki en önemlisi, İstanbul’un Seçilmiş Belediye Başkanı Sn. Ekrem İmamoğlu’nu suçlamaya kalkışıyorlar.

 

MİLLETİN HUZUR İÇİNDE ORUCUNU AÇMASINA BİLE İZİN VERMİYORLAR

Dün akşam, Saray’ın kibirli kişisi, bir iftar yemeğinde, açmış ağzını yummuş gözünü. İftar sofrasını adeta kendine miting alanı yapmış. Artık vatandaşlarımızın inançlarına da saygı kalmadı. Mübarek ramazan ayında, milletimizin huzur içerisinde orucunu açmasına bile izin verilmiyor. Anayasa’ya göre “milletimizin birliğini temsil etmesi” gereken, Cumhurbaşkanlığı koltuğuna otururken “tarafsız kalacağına” namusu ve şerefi üzerine yemin eden Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı, iftar sofralarında bile milletin arasına kin, nefret, nifak tohumları saçmaya devam ediyor.

 

SARAY VE YSK EL ELE VERİP SANDIK DARBESİ YAPTI

Öncelikle, Saray’ın sandıktan çıkan millet iradesini ve İstanbul’un seçilmiş Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun mazbatasını gasp etme operasyonunun detaylarına bir bakalım. İlk olarak şunu açık ve net olarak ortaya koymamız gerekiyor: Seçimin güvenliğini sağlamakla görevli YSK, iktidarın azmettirmesiyle İstanbul seçimlerini iptal etmiş, saray ve YSK el ele verip sandık darbesi yapmıştır. Bunu hep söyleyeceğiz. YSK bu kararıyla, hukuku ve içtihatlarını çöpe atmış, kendi varlık sebebini inkar etmiştir. Bugüne kadar demokrasinin ve hukuk devletinin tüm temel taşlarını söküp atan iktidar ise bu kumpasla, elinde kalan son meşruiyet kalesi olan sandığı da ateşe vermiştir.

 

YALAN RÜZGARI ROMANLARI SERVİS EDİLİYOR

Kurul, kısa kararında “bir kısım sandık kurulunun kanuna aykırı oluşturulması ve bunun seçim sonuçlarını etkiler nitelikte olmasını” İstanbul Belediye Başkanlığı seçiminin iptalinin gerekçesi olarak göstermiştir. Daha ortada gerekçeli karar yoktur. Fakat AK Parti, kısa kararda olmayan çok daha ayrıntılı iptal gerekçelerini, yargıçlar daha yazmaya başlamadan sıralayıp durmaktadırlar. AK Parti’nin seçimi kaybetmiş belediye başkan adayı, Genel Başkanları bunları dile getirmekte, bir de bununla ilgili yalan rüzgarı romanları etrafta servis edilmektedir.

 

İPTAL GEREKÇELERİNİN MÜELLİFİ BELLİ

Aslında bütün bunlar bir şeyi ortaya koyuyor. Bu ayrıntılı iptal gerekçelerinin hangi adreslerde kaleme alındığını ortaya koyuyor. Bu iptal gerekçelerinin müellifi bellidir. Bu iptal gerekçelerini yazanlar YSK’dakileri bu darbeye azmettirenlerdir. Seçimin iptali için gerekçe gösterilen, sandık kurul başkanının devlet memuru olmadığı iddia edilen sandıkların tamamında AK Parti adayı Binali Yıldırım’ın oyu, İstanbul’un seçilmiş Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun oyundan fazla çıkmıştır. Hatta AK Parti’nin gözlemcisinin bulunmadığı ve sandık başkanının da memur olmadığı 141 sandıkta da AK Parti adayı önde çıkmıştır. Bu nasıl şaibedir, bu nasıl bir yolsuzluktur, bu nasıl bir organize iştir ki bunların yapıldığını iddia sahibinin oyu, o iddialara konu olan sandıklarda diğer adaydan daha yüksek çıkmıştır.

 

SUÇ DUYURULARIYLA KURULLAR ÜZERİNDE BASKI OLUŞTURULUYOR

Tüm bu tablo vatandaşlarımıza şunu göstermektedir: Sandığın da hukukun da tabutuna çivi çakılmıştır. Şimdi bu çiviyi çakanlar çıkmışlar mağdur rolü oynamaya çalışmaktadırlar. Sandık kurulu başkanları hakkında yapılan bu suç duyuruları 45 gün sonra yapılacak seçimde il, ilçe ve sandık kurulları üzerinde şimdiden ciddi bir baskı oluşturmaya başlamıştır. Bu, seçim güvenliği açısından çok ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.

İNANILMAZ AMA GERÇEK

AK Parti Genel Başkanı, dün katıldığı iftar yemeğinde ve ödül töreninde, “milli iradeye saygının seçim sonuçlarını kabul etmeyi gerektirdiğinden” bahsetmiştir. Evet, inanılmaz ama gerçek. Bunu seçimlere girmek serbest ama kazanmak yasak anlayışıyla hareket eden birinden duymak gerçekten trajikomiktir. AK Parti Genel Başkanı, adet haline getirdiği üzere milletin aklıyla alay etmekte, yalanı hakikat gibi gösteren gerçek ötesi bir siyasetle sandıktan çıkan millet iradesini itibarsızlaştırmaya çalışmaktadır.

 

KABATAŞ GİBİ BU İDDİALARIN DA GÖRÜNTÜLERİNİ BEKLİYORUZ 

AK Parti Genel Başkanı “alenen çalınmış oylardan”, “yolsuzluktan” bahsetmektedir. Ama YSK’nın kısa kararında bununla ilgili hiçbir husus yer almamaktadır. Hatırlayacaksınız, Rusya’ya gitmeden önce seçimlerle ilgili “kameraların tespit ettiği usulsüzlükler olduğunu” söylemişti. Aynı Kabataş’ta deri pantolonlu üstü çıplak adamların başörtülü bir kadına saldırdığı yalanı gibi bu görüntüleri de hala bekliyoruz kamera görüntülerini seçimde yolsuzluk yapıldığına dair.

 

 MAZBATAYI GASBETTİLER

Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve sözcüleri, işlenen hukuk cinayetini “başka adayın kazandığı seçimi alıp başka adaya vermiyoruz ki. Yeniden yapalım, madem kazandınız yeniden kazanırsınız” demektedirler. Bir de onu yapsaydınız. Ekrem İmamoğlu’nun mazbatasını gasp ettiniz yetmez birde onu yapsaydınız. O mazbatayı da alıp Binali Yıldırım’a verseydiniz. Ha bunu da konuşmamış değilsiniz. Sizin içinizde bunu önerenlerde var, böyle olsun diyenler de var.

 

SEÇİM Mİ YAPIYORUZ MİSKET Mİ OYNUYORUZ

İstanbul seçimleri misket oynamaya benzemez. Dünyanın pek çok ülkesinden daha büyük bir şehri yönetecek belediye başkanını mı seçiyoruz yoksa birbirimizi ütmesine misket mi oynuyoruz? Gerçekten akıl almaz bir ciddiyetsizlikle karşı karşıyayız.

 

FAŞİZM, BUNLARI YAPANLARIN ADRESLERİNDE ARANMALI

Son olarak, iftar sofrasında Tayyip Erdoğan, Sayın Genel Başkanımıza demediğini bırakmamış.  Ne diyelim? Kişi aslında herkesi kendi gibi bilirmiş. Ama ben şunların altını çizerek söyleyeyim. Bizim Genel Başkanımız, iftarlarda siyaset konuşmaz. Milletin seçtiği başbakanı görevden alıp da partisinin içinde darbe yapmaz. Tarafsız kalacağına namusu ve şerefi üzerine yemin edip bu yemine rağmen dönüp de partisinin Genel Başkanlığı koltuğuna oturmaz. YSK’yı sandık darbesine azmettirmez. Milletin gözü önünde milli iradeye kumpas kurmaz. Faşizm, faşizm demişler faşizm bunları yapanların adreslerinde aranmalıdır.

 

KEM SÖZLERİN SAHİBİNE “EDEP YA HU” DİYORUZ

AK Parti Genel Başkanına bir kez daha hatırlatalım: Cumhuriyet Halk Partisi, demokrasiden ve sandıktan yana olan tavrını, size “muhtar bile seçilemez” denirken, millet öyle istiyor deyip başbakanlık yolunu açtığın da göstermiştir. Türkiye bugün tek kişi parti devleti eliyle 1946’nın da gerisine düşürülmüş, 73 yıllık demokratik birikimimiz, 36 günde çöpe atılmıştır. Millet iradesini yok sayanların, millete verdiği sözleri unutanların, milletin sesini duymayanların, şimdi çıkıp da bize hakaretler yağdırması ne izanla ne de insafla bağdaşır. Çok şükür, Sayın Genel Başkanımızın ve bizlerin yalan, iftira, tehdit ve hakaret hiçbir zaman siyasi sermayesi olmamıştır. Yalanı, iftirayı, tehdidi ve hakareti bir siyasi üslup haline getirenlerin kimler olduğunu da milletimiz gayet iyi takdir etmektedir. Biz, bu kem sözlerin sahibine “edep ya hu” diyoruz.

 

İSTANBUL’UN RANTINI HAVUZDAKİ DOSTLARINA VERMEYE ALIŞMIŞLAR

Ama biz Sarayın kibirli kişisindeki bu telaşın nedenini de gayet iyi biliyoruz. İstanbul’un seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, 19 günlük icraatıyla İstanbul’un parasının İstanbulluların olacağını, İstanbul’un rantının İstanbullularda kalacağını, İstanbul’un kaynaklarını İstanbullular için kullanacağını göstermiştir. Su fiyatlarında yapılan indirimler, öğrencilerin, yeni doğum yapan annelerin, çocukların ulaşımında sağlanan indirimler, 19 gün içinde bunlar yapıldı.  Uygulanacak sosyal demokrat politikaların, halktan yana politikaların İstanbullunun rantını İstanbulluya vermeyi öngören politikaların ipuçlarını açıkça ortaya koymaktadır. İstanbul’un rantını bugüne kadar havuzdaki dostlarına vermeye alışmış olanların tabi ki bundan paniklemesi normaldir. Ancak bir hususu anlamadığımızı da burada söylemek isteriz. Saray’ın kibirli kişisi neden İstanbul Belediyesi’ndeki verilerin Büyükşehir Belediye Başkanı tarafından kontrol edilmesinden bu kadar rahatsız olmuştur, bu kadar paniklemiştir? Bu verilerde ne vardır?

 

MİLLET MAZBATAYI YENİDEN İMAMOĞLU’NA VERECEK

Çok partili demokrasi tarihimizin en büyük mağduriyeti, milletimizin sandıkta vereceği oylarla giderilecektir. Seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gasp edilen mazbatası, milletin eliyle yeniden kendisine verilecektir. Bundan en ufak bir şüphemiz yoktur. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Efendim az önce değindiniz ama ben biraz daha detay sormak istiyorum. Cumhurbaşkanı dün akşamki konuşmasında yine seçimlerde oyların çalındığını, yine Binali Yıldırım ve oy hırsızlığının olduğunu söyledi. Ama YSK’nın kararında biz böyle bir gerekçe görmedik şimdiye kadar. Sadece sandık kurulunda memurların olmadığını bu yüzden seçimlerin tekrar edildiğini, iptal edildiğini gördük. Bu açıklamaları neye bağlıyorsunuz bu birinci sorum.

İkincisi de halen çok tartışılıyor aynı zarfta, tek zarfta 4 pusula sadece İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi iptal edildi. AK Parti bir klip yayınladı klipte de 123 sandıkta 42 bin oy sadece Büyükşehir Belediyesine etki ediyor ilçelere etki etmiyor denildi. Bu açıklamaları neye bağlıyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Minareyi çalanlar şimdi minarenin kılıfını hazırlamaya çalışıyorlar. YSK üyeleri daha henüz gerekçeli kararı yazmamışken, Adalet ve Kalkınma Partisi yetkililerinin, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin İstanbul Büyükşehir adayının kısa kararda yazan gerekçelerin çok ötesine giden gerekçeleri söylüyor olması, 7 tane üyenin yazacağı gerekçeli kararın müellifinin kim olduğunu açık seçik ortaya koymaktadır. Bu kararın hangi mahfillerde yazılmış olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. 31 Mart akşamı Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazandığının belli olmasından itibaren dört başı mamur bir kumpas uygulamaya konmuştur. O kumpas çerçevesinde öyle anlaşılıyor ki YSK’nın iptal gerekçeleri dahi yazılmıştır. O kumpası hazırlayan mahfillerde.

 

Soru- Bir de diğer soru vardı efendim tek zarf 4 pusula?

Faik ÖZTRAK- Biraz önce minare örneğini onun için verdim. Ama mesele açık. Aynı sandıkta tek bir zarfın içine 4 tane pusula atıyorsunuz, gerekçeniz sandık kurullarının yasada tarif edilen biçimde oluşmadığı ve sandık kurullarında öngörülen memurların bulunmadığı. Aynı sandık kurullarının ilçe belediyeleri, ilçe belediye meclisleri ve muhtarlıklar için yapmış olduğu uygulamaları doğru kabul ediyorsunuz, buna karşılık Büyükşehir Belediyesi için yapılan uygulamalar için aradaki farkı gerekçe göstererek seçim sonuçlarını etkileyebilir diyorsunuz.

Şimdi bakın arkadaşlar, bu sandıkları kim oluşturmuş? İlçe seçim kurulları. İlçe seçim kurulları kimlere bağlı? İl seçim kuruluna, il seçim kurulu da YSK’ya. Soru şu, bu sandıklarda partilerin temsilcileri var mıydı? Vardı. Bu sandıkların etrafında gözlemciler var mıydı? Vardı. Bu sandıklarda yolsuzluk yapıldığına dair herhangi bir tutanak var mı? Yok.

Yani bu sandıkların bu şekilde oluşumunun seçmenin sandıkta oluşan iradesini etkileyecek bir durumu olmadığı ortada. O zaman ne oluyor? Hani o mühürsüz oylarda “seçmen iradesinin üstünlüğü” diyerek mühürsüz oyları geçerli saymıştınız ya… Çünkü “mühim olan seçmen iradesidir, oyun mühürlü ya da mühürsüz olması seçmenin iradesini etkilemiyor” demiştiniz. Şimdi de o sandıkta memur bulunup bulunması ya da bulunmaması öyle gözüküyor ki seçmenin iradesini etkilememiş. Bir önce verdiğiniz karar orada dururken kalkıp bunu iptal ederseniz milletin vicdanı rahatsız olur. Milletin vicdanı bunu kabul etmez, millet bunu kabul etmez, millet bunun hesabını sorar.

 

Soru- Efendim Sayın Genel Başkanın İstanbul’da bir teknede yaptığı görüşmeye dair bazı iddialar ortaya çıkmıştı hatta eski Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’le görüştüğü iddia edilmişti yalanlandı o bilgi ama bugün Genel Başkana dair fotoğraflar çıktı. Paylaşacağınız bir detay var mıdır görüşmeye dair?

Faik ÖZTRAK- Arkadaşlar öyle gözüküyor ki istihbarat teşkilatları Genel Başkanımızı çok yakından takip ediyor. Biz de zaten biliyoruz bunu. Ama bizim gizlimiz, saklımız yok her şey açıkta. Genel Başkanımızın gizli saklısı yok her şeyi açıkta yapıyor. Eğer gizli saklı bir görüşme yapsaydı, herhalde birilerinin yatında oturup görüşmezdi. Şimdi istihbarat örgütlerinin kendi ellerindeki materyalleri alıp yandaş medyaya servis edip bunun üzerinden bizleri itibarsızlaştırmaya dönük hikayeler yazdırmaya kalkmaları gerçekten ayıptır. Türkiye’de istihbarat teşkilatının, o istihbarat teşkilatının bağlı olduğu makamların ne hale düştüğünü ortaya koymaktadır. Gerçekten yazık, gerçekten komik.

 

Soru- Efendim birkaç tane kısa kısa sorum olacak. Dün akşam Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan Sayın Kılıçdaroğlu’na yönelik YSK üyelerine atfen “dokunulmazlığına mı güveniyorsun da konuşuyorsun” gibi bir atıfta bulundu, dokunulmazlık tartışması başladı. Birinci sorum bu olacak.

İkincisi, bazı sanatçılar Ekrem İmamoğlu’na yönelik desteklerini açıkladılar. Cumhurbaşkanlığı Arşiv Daire Başkanı, destek veren sanatçıların isimlerini sosyal medyada yayınladı. Sanatçılar tepki gösterdi, fişleme yapılıyor diye. İkinci sorum bu olacak.

Ve son olarak yine Cumhurbaşkanı Erdoğan dün akşamki konuşmasında Ankara ve İstanbul’da özellikle TC ibareleri geri gelmişti, “TC ibaresini geri getirmek tekrar yeniden koymak riyakarlıktır” dedi. Bir de bu olacak sorum.

Faik ÖZTRAK- Şimdi en sonuncundan başlayım. CHP, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran parti. Dolayısıyla CHP’nin TC ibaresine sahip çıkmasından daha doğal hiçbir şey yoktur ve sonuna kadar da CHP olarak biz, TC ibaresine sahip çıkacağız niye riyakarlık olsun? Riyakarlık yapanlar TC’ye inanmayıp onu kaldırıp sonra getirip yeniden koyanlardır.

İkincisi, dokunulmazlık meselesinde dün söyleyeceğimi söyledim. Hodri meydan. Devlet Bahçeli de Genel Başkanımızın dokunulmazlığını gündeme getirdi, Cumhurbaşkanı da şimdi “dokunulmazlığına mı güveniyorsun” diyor. Biz de diyoruz ki, kaldırın bakalım hodri meydan, kaldırın. Her yerden çok ciddi bir baskı süreci yeniden başlamıştır. Çok da ilginçtir bundan önceki dönemde milyonluk tazminat davaları açarak, daha sonra hapis cezalarıyla, daha sonra idam sehpaları göstererek muhalefet partilerini kampanya sürecinde tehdit edenler yine başka başka noktalara doğru gitmektedir. Bir şeyi anlayamadılar, demirden korksak trene binmezdik.

Soru- Birde sanatçılar vardı efendim.

Faik ÖZTRAK- Söylüyorum arkadaşlar yani bu baskı sadece liderlerle de sınırlı kalmıyor anlaşılan şimdi sanatçılara da yansıyor. Bakınız, Türkiye’de artık herkes konuşacak engelleyemezler. Çünkü işin nereye gitmekte olduğu ortada. Buna evet denilmesi, buna razı olunması halinde sandıkla gelen sandıkla gitmeyecek.

Herkes konuşacak her şey çok güzel olacak.

Teşekkür ediyorum.

CHP EKONOMİ MASASI SANDIK DARBESİNİN MİLLETE İLK FATURASINI AÇIKLADI

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Mahalli İdare Seçimlerinden 36 gün sonra, 6 Mayıs’ta, Yüksek Seçim Kurulu seçmen iradesini yok sayarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun mazbatasını geri aldı. Bir hukuk cinayeti işlendi. 6 Mayıs 2019 ülkemizin demokrasi tarihine kara bir gün olarak geçti. 6 Mayıs’ta sandığa ve hukuka yapılan darbe ve öncesinde yaşanan belirsizlik sürecinin ekonomimize de önemli yansımaları oldu.

 

ÜLKENİN UFKUNU KARARTTI

Kriz nedeniyle zaten ürkmüş olan yatırımcı ve tüketicilerin ufku, seçim sürecinin uzamasıyla daha da karardı. İktidarın krizle mücadele konusundaki isteksizliğinin devam edeceği ve seçim ekonomisinin süreceği beklentileri arttı. Seçimle gelenin seçimle gitmemekte direnmesi, Türkiye’de demokrasinin kalitesi ve hukuk devletinin varlığı konusunda yatırımcıların endişesini daha da arttırdı.

 

CHP EKONOMİ MASASI, SANDIK DARBESİNİN FATURASINI ORTAYA KOYDU

Üst üste yapılan hatalar nedeniyle ekonomideki tablonun giderek kötüleştiğini görüyoruz. CHP’nin Ekonomi Masası olarak, seçim sonrasında ekonomide yaşanan sıkıntıları ve İstanbul seçimleriyle ilgili yapılan sandık darbesinin ekonomiye maliyetlerine dair ilk bulguları arkadaşlarımızla beraber inceledik. Masamızın üyesi olan Sn. Akif Hamzaçebi, Sn. Abdüllatif Şener, Sn. Orhan Sarıbal, Sn. Fethi Açıkel, Sn. Veli Ağbaba, Sn. Aykut Erdoğdu, Sn. Çetin Osman Budak, Sn. Enis Berberoğlu, Sn. Lale Karabıyık ve Sn. Bülent Kuşoğlu’nun katılımıyla dün yaptığımız toplantıda önemli tespitlerde bulunduk. Şimdi bu tespitlerimizi sizlerle paylaşmak istiyorum:

 

POLİTİKA FAİZİ RAFA KALKTI, EKONOMİ YÖNETİLEMEZ HAL GELİYOR

1 Nisan’dan bugüne kadar; TL dolar karşısında yüzde 11,2 değer kaybetti. Dolar kuru 5 Lira 49 kuruştan, bu hesapları yaptığımızda 6 Lira 18 kuruşa yükselmişti. Ama şu an itibariyle dolar kuru ben buraya inerken baktığımda 6 lira 22 kuruşu geçmişti. Bakınız Merkez Bankası politika faizini belirleyen ihaleleri iptal etti. Yani yine Merkez Bankasının politika faizi rafa kalktı. Şimdi ya parayı gecelikten verecek yüzde 25 küsur faizle ya da geç likidite penceresinden verecek yüzde 27 faizle. Yani yüzde 24 politika faizi artık yok. Yeniden o belirsizlik ortamına geri döndük. İşte bu yapılanların maliyeti yavaş yavaş ortaya çıkıyor. İş yönetilemez halde gidiyor.

 

HAZİNE’NİN BORÇLANMA MALİYETLERİ ARTACAK

1 Nisan’dan bugüne kadar Türk Lirasının dolar karşısında yüzde 11,2 değer kaybettiğini. Bu zaman diliminde bu değer kaybıyla Türk Lirası bize benzeyen ekonomilerin milli paraları içinde en fazla değer kaybeden para birimi oldu. İki yıllık gösterge tahvilin faizi yüzde 21’den yüzde 25,2’ye sıçradı. Türkiye’nin borcunu ödeyememe risk primi (CDS) dediğimiz yüzde 21 artarak 392’den 475’e sıçradı. Bu neyi gösteriyor? Hazine’nin borcunu geri ödemesi konusundaki risk algısı arttı. Yani bundan sonra Hazine daha yüksek faizle daha kısa vadeli borç verme talepleriyle karşı karşıya kalacak. Tek cümleyle hazinenin yurtdışından borçlanma maliyetleri artacak.

 

FATURA MİLLETİN SIRTINA BİNECEK

Tabi bu gelişmelerin şirketlerimiz, çalışanlarımız ve milletimiz üzerinde büyük bir yükü var. Öncelikle, TL’nin değer kaybı pahalılığı daha da azdıracak, vatandaşın mutfağındaki yangın büyüyecek. Birinci tespitimiz bu. Hazine’nin yılın geri kalanında yapacağı iç borç servisi 105 milyar TL. Faizlerdeki her bir puanlık artış bu borcun yenilenmesinde 1,1 milyar TL ilave yük getiriyor, yeni borçlanmalarda faiz yükü getiriyor. Bu faiz yükü 82 milyon vatandaşımızın sırtına sadece bütçede artan faiz ödemeleri olarak yüklenmeyecek. Faizler bugünkü seviyesinde kalırsa bu 4 puanlık artışla ilave gelen bütçenin faizlerine gelecek olan ilave yük 4,5 milyar Türk lirası. Ama iş burada durmuyor bunun arkasından faizlerin artması nedeniyle işsizlik, pahalılık ve yoksulluk olarak da bunun faturası milletimizin sırtına binecek.

 

SANDIK DARBESİNİN ŞİRKETLERE FATURASI: 165 MİLYAR TL

Reel sektörün net 197 milyar dolar döviz açık pozisyonu var yani bir başka ifadeyle döviz cinsinden net bu kadar borcu var. Bu borç nedeniyle, bu son 39 günde seçim belirsizliği ve arkadan gelen sandık darbesi sonucunda dolar kurunda meydana gelen 69 kuruşluk artış, şirketlerin bilançosuna 136 milyar TL’lik ek zarar olarak yansıyacak, kur farkı zararı olarak yansıdı. Borsa İstanbul, 1 Nisan’dan bu yana yüzde 4,1 oranında değer kaybetti.  Şirketlerin piyasa değeri 29 milyar TL düştü. Kurdaki artışın meydana getirdiği kur farkı zararı, bunun üstüne birde borsadaki değer düşüşünü eklediğimiz zaman şu seçim belirsizliği hadisesi ve arkadan gelen sandık darbesinin şirketler kesimine maliyeti toplam 165 milyar Türk Lirası. Bu orada mı kalacak? Hayır arkadaşlar. Bu vatandaşa zam, işten çıkarmalar, şirket kapatmalar aracılığıyla işsizlik şeklinde ve sonuç olarak da yoksulluk şeklinde geri dönecek.

 

DIŞ BORÇTAN GELEN EK YÜK 307 MİLYAR TL

Dolayısıyla sandık darbesi, sadece biraz önce söylediğim gibi Hazine’nin sırtına değil, sadece şirketlerin sırtına değil, milletimizin sırtına da büyük yükler yükleyecektir. Mesela Türkiye’nin dış borcunun TL karşılığı 1 Nisan’da 2 triyon 442 milyardı. Şimdi bu kurdaki artış neticesinde 2 trilyon 749 milyar TL’ye çıktı. Yani şu anda tüm vatandaşlarımızın üstüne binen dış borçtan gelen ilave yük 307 milyar TL.

 

ASGARİ ÜCRET 39 GÜNDE 41 DOLAR ERİDİ

Milletin bir yandan borcu bu şekilde artarken geliri de eridi: 1 Nisan’da 368 dolar olan asgari ücret bugün 327 dolara düştü. Asgari ücret, son 39 gün içinde 41 dolar gerilemiş oldu. TL’deki değer kaybının neden olduğu milli gelir azalışı 91 milyar dolar. Kişi başına vurursak 1.098 dolar.

 

İLK ORUCU KUL HAKKI YİYEREK AÇTILAR

6 Mayıs darbesi sadece Ekrem İmamoğlu’nu, sadece İstanbulluları, sadece Millet İttifakı’nı değil; 82 milyon yurttaşımızı mağdur etti. 82 milyon yurttaşımızın cüzdanına, aşına, işine, hasılı milletimizin refahına darbe vurdu. Tek bir kişinin istek ve arzusu için, mübarek Ramazan ayında, 82 milyonun hakkı yendi. Darbeciler, Ramazan’ın ilk orucunu kul hakkı yiyerek açtılar.

 

BEKLEYECEK TAKAT KALMADI, TENCERE BOŞ

Yurttaşlarımızın, ekonomiyle ilgili olarak artık bekleyecek takati kalmadı. Tencere boş, milletimiz seçim değil geçim peşinde. Hal böyleyken, iş dünyasının yükselen şikâyet ve feryatlarına, AK Parti Genel Başkanı “Haddini bil” diye cevap veriyor. Yani şikayet eden vatandaşa, zor durumdayız diyen vatandaşa ayar vermeye kalkıyor.

 

IMF KAPISINDAKİ ARJANTİN’LE YARIŞIYORUZ

Anlaşılan AK Parti Genel Başkanı, üzerinden bir yıl bile geçmediği halde millete vermiş olduğu sözleri unutmuş. Erdoğan, 24 Haziran seçimlerinden önce, “Verin şu kardeşinize yetkiyi, faizle, dolarla şunla bunla nasıl uğraşılır göreceksiniz” diyordu. Evet! Nasıl uğraşıldığını hepimiz görüyoruz. Faiz de, döviz de aldı başını gitti. Kendi ligimizde faizi en çok artan, milli parası en çok değer yitiren ekonomilerin başında geliyoruz. IMF kapısındaki Arjantin’le yarışıyoruz.

 

VATANDAŞA AYAR VERMEYE KALKIYORLAR

Millete verdiğin sözleri unutacaksın,  ekonomiyi yangın yerine çevireceksin, millet şikâyet etmeye başlayınca da haddini bildirmeye kalkacaksın. Milleti unuttular. Saraylarında keyif sürerken milletin sesi yükseldiğinde millet feryat etmeye başladığında hemen rahatsız oluyorlar. Kendilerini oralara kimin oturttuğunu artık hatırlamıyorlar. Vatandaşa ayar vermeye kalkıyorlar. İşte ekonomide tüketicinin güvenini yok eden bir diğer husus da bu vatandaşın azar yemesi.

 

HİÇ BİR EKONOMİK PROGRAM BU ŞARTLARDA BAŞARILI OLAMAZ

Bir ekonomik programın başarısı, tüm toplumsal kesimlerle istişare ederek elde edilecek bir uzlaşmaya dayanmasına bağlıdır. Eğer bir uzlaşmaya dayanmıyorsa, milleti ve tüm toplum kesimlerini bir hedef etrafında birleştirmiyorsanız, bir büyük uzlaşmayı ekonomiyle ilgili olarak meydana getiremiyorsanız, onun yerine toplumu azarlayan bir şekilde ekonomiyi yönetmeye kalkıyorsanız, hiçbir ekonomik program bu şartlarda başarılı olamaz.

Ama bu iktidarın zaten ekonomik program hazırlama, toplumu ikna etme gibi bir gayreti de ortada yok. Akıllarında varsa yoksa İstanbul ve İstanbul’un rantı. “Derdime çare” diyene basıyorlar fırçayı.

 

VATANDAŞIN DERDİ UMURLARINDA DEĞİL

Enflasyon yüzde 20 olmuş, gıda fiyatları rekorlar kırıyormuş, dünyada en yüksek enflasyona sahip sekizinci ekonomiymişiz, umurlarında bile değil. Son bir yılda 872 bin yurttaşımız işten atılmış, işsiz sayısı 8 milyon 344 bine ulaşmış. Bu sayı dünyadaki 95 ülkenin nüfusundan daha fazlaymış, ne gam. Yoksulluktan millet artık böbreğini satışa çıkarıyormuş, vatandaş her gece evinin, arazisinin tapusunu arabasının, traktörünün ruhsatını bankalara kaptırmanın kabusunu görüyormuş, aldırmıyorlar bile.

 

MİLLET GEÇİM DERDİNDE, BUNLAR SAHTE SEÇİM DERDİNDE

Anlaşılan Damat Bakan da kayınpederine bu tabloyu açıkça anlatmıyor. Zaten vatandaşın durumunu anlatacak, tedbir önerecek liyakatli kadroları da darmadağınık ettiler. Teşhis yok, tedbir yok, niyet yok, kararlılık hiç yok. Akıllarında varsa yoksa İstanbullunun sandıkta Ekrem İmamoğlu’na verdiği koltuğa yapışıp kalmak var, kaptırdıkları bu koltuğu masada geri almak var. Millet geçim derdinde, bunlar sahte seçim derdinde. Biz milletimize bu gerçekleri anlatmaya devam edeceğiz. Milletimizin dertlerine derman olmaya çalışacağız. Demokratik mücadelemizi artan azim ve kararlıkla sürdüreceğiz. 23 Haziran’da İstanbul’da daha büyük bir zafer kazanacağız. Sandıkta milletin verdiği yetkinin masa başında kumpasla, hukuk cinayetiyle gasp edilmesine asla izin vermeyeceğiz. Milletimiz ve İstanbullular müsterih olsun aradığımız huzura kavuşmak için hep beraber elimizden geleni yapacağız. Her şey çok güzel olacak.

 

İMAMOĞLU’NA YAPILAN BAĞIŞLAR

Sorularınızı almadan önce bir şeyi belirtmek istiyorum. Bende önce burada yapılan bir basın toplantısında bu hesaplarla ilgili bilgi verilmişti. Ben bir ilave bilgi vereyim, bazı bankalar bu gönderilen bağışlarla ilgili olarak alıcı kısmına Sayın Ekrem İmamoğlu’nun ismi yazıldığı için bunu geri iade ediyorlarmış. Hesaplar tabi Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezine ait olduğundan oraya alıcı ismi olarak Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi yazılırsa bu tür sıkıntılar önlenmiş olacak. Bu açıklamayı da burada yapmış olayım.

 

Soru- Efendim CHP’nin seçim stratejiyle ilgili biraz bilgi almak istiyoruz özellikle İstanbul’da yapılacak çalışmalarla ilgili, mahalle mahalle ekip oluşturulduğu yönünde bilgiler vardı. Nasıl çalışacak CHP İstanbul’da?

Faik ÖZTRAK- Yavaş yavaş görüyorsunuz bugün Sayın Kuşoğlu seçim stratejimizin önemli bir ayağını oluşturan, geniş kitlelerin katılımını öngören ve Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı Sayın İmamoğlu’nun kampanyasında herkesin bir miktar tuzu olmasına imkan veren bir bağış kampanyasını açıkladı. Bundan sonrada kampanyalarla ilgili açıklamalar yapılacak. İzin verirseniz ben bugün burada bu ekonomiyle ilgili açıklamayla yetineyim. Bunun pek dışına çıkmak istemiyorum.

 

Soru- Efendim Sayın Bahçeli’nin Kılıçdaroğlu hakkında sert söylemleri olmuştu. Onun üzerine de Sayın Özkoç da “Bahçeli yok hükmündedir” demişti bir basın toplantısında. Şimdi tekrar MHP kanadından açıklamalar geldi. Kendi ifadeleriyle efendim, “Kemal Kılıçdaroğlu’na her seferinde dersini veren, CHP’nin canına ot tıkayan Devlet Bahçeli’dir. CHP’nin kirli planları bozulmuştur. Devlet Bahçeli Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP liderinin rüyalarına girmek” gibi ağır sert söylemlerle eleştirileri oldu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Kimin bu söylemler?

 

Soru- Semih Yalçın’ın yazılı açıklamasında. Bir de efendim dün YSK’nın Kemal Kılıçdaroğlu’nu kınadığını belirten bir açıklaması oldu. Onu da nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi izin verirseniz ben Semih Yalçın’ın açıklamalarına cevap vermeyim. Sadece şunu demekle yetineyim: Üslubu beyan aynıyla insandır. Ama diğer konuda bir şeyler söyleyeyim. Dün Devlet Bahçeli’nin bir dokunulmazlıkla ilgili açıklaması oldu. Şimdi bu açıklamanın ne olduğunu anlamadık. MHP grubunun lideri Devlet Bahçeli bizim bildiğimiz kadarıyla. Grubu var elinde, ortağı da var orada. Hodri meydan diyoruz. Dokunulmazlık kaldırılacakmış. Yapabiliyorlarsa yapsınlar, buyursunlar.

İkincisi, YSK’nın yapmış olduğu açıklama. YSK suçluların telaşı içindedir. İşlemiş oldukları hukuk cinayetinin üstünü örtmeye çalışıyorlar. Söyledik söylüyoruz demokrasiyi bitirmeye çalışanlara, hukukla demokrasi cellatlığına soyunanlara sessiz kalmayacağız. Haksızlık karşısında susmanın dilsiz şeytanlık olduğunun bilincindeyiz.

Son olarak şunu söyleyeyim, bütün bu telaşlar, bu ifadeler bir şeyi gösteriyor. Maddi temelden yoksun bir takım unsurlara dayanarak, bu seçim, keyfi bir biçimde iptal edilmiştir. Bu bütün milletimizin gözü önünde olmuştur. Bir laf vardır minareyi çalan kılıfını hazırlar diye. Bu sefer minareyi çalanlar kılıfını hazırlayamamışlardır. Her şey ortadadır. Yarattıkları mağduriyet ortadadır, milletimiz kendi iradesini gasp edenlerden bunun hesabını yine sandıkta soracaktır.

 

Soru- AK Parti, aslında çok tartışıldı aynı zarfta 4 oy pusulası var bir tanesi iptal edildi neden diye. AK Parti bununla ilgili bir klip hazırlamış tek tek nedenleri anlatılıyor. 123 sandıkta usulsüzlük vardı 40 bin oydu bu sadece belediye başkanlığı seçimini ilçeleri ya da belediye meclisini kapsamıyordu diye. Böyle bir klip hazırlamışlar. Bu klipi izlediniz mi ne düşünüyorsunuz bununla ilgili? Ya da CHP’nin de ne olduğuna dair böyle bir çalışması olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Bu işin üstünü öyle kliplerle, broşürlerle falan örtemezler. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin gerek klibinde, gerek broşürlerinde altını çizerek söylediği usulsüzlükler, yolsuzluklar, şunlar, bunlar YSK’nın kararlarında pek ortada yok. Nereden bulmuşlar onları? Sadece İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu’nu değil, sadece CHP’yi değil, sadece CHP’yle İYİ Parti işbirliğinin oluşturduğu, ortaya çıkardığı Millet İşbirliği’ni değil, sadece sandıkta milletin yapmış olduğu, gerçekleştirmiş olduğu o büyük ittifakı değil, milletin tamamını mağdur etmişlerdir. Bugün bakın yarattıkları bu mağduriyet nedeniyle Merkez Bankası yeniden politika faizini rafa kaldırmıştır. Bakalım işler nereye kadar gidecektir hep beraber göreceğiz. Tencere boş arkadaşlar.

Soru- Efendim İstanbul seçimlerinde Kürt seçmenin çok önemli bir etkisi olmuştu 31 Mart’ta. Her ne kadar HDP CHP’ye destek verdiğini açıklasa da şimdi seçim kampanyasında önemli bir strateji oluşturulacak. AK Parti’nin bu anlamda çalışmalar yaptığını biliyoruz ama 2 Nisan’da Abdullah Öcalan’la görüşülmesi ve bunun 6 Nisan’da ortaya çıkmasını da bu kampanyanın bir parçası olarak mı değerlendirirsiniz? Genel olarak bu konuya da değerlendirmeniz ne olur?

Faik ÖZTRAK- Şimdi şunu söyleyeyim, burada çok büyük bir mağduriyet vardır. Hangi strateji izlenirse izlensin milletimiz şu anda Ekrem İmamoğlu’nun gasp edilen hakkını iade etmek için bilenmiştir, daha da bilenecektir. Ben söylüyorum, önümüzdeki 23 Haziran’da yapılacak olan seçimlerde, İstanbul’da İstanbullular tüm Türkiye’deki hemşerilerinin de desteğiyle, bu 100 yılın en önemli mağduriyetlerinden biri olan bu mağduriyeti ortadan kaldıracaklardır.

Teşekkür ediyorum.

 

Demokrasi ve Özgürlük Bildirgesi

CHP Parti Meclisi Üyeleri ve Milletvekillerinin, 07 Mayıs 2019 tarihli ortak toplantısı sonrasında yayımladıkları “Demokrasi ve Özgürlük Bildirgesi” aşağıdaki gibidir:

 

Aziz Milletimizin Bilgisine;

 

6 Mayıs 2019 ülkemizin demokrasi tarihine kara bir gün olarak geçmiştir. Bu tarih hiç unutulmayacaktır.

 

Hukukun, adaletin, temiz siyaset ve ekonomik istikrarın tek bir kişinin şahsi korku ve hırsına bu şekilde feda edildiği başka bir örnek tarihimizde yoktur.

 

Halkın açık tercih ve talimatını ayaklar altına alan demokrasi düşmanları, sivil darbe sürecinde bir adım daha atmışlar ve bilerek, isteyerek, planlı bir hukuk cinayeti işlemişlerdir.

 

6 Mayıs darbesinin azmettiricisi, yargısız infazcısı ve şakşakçısı alenen ortadadır. İsimleri bundan böyle sadece lanetle anılacaktır.

 

Demokrasimiz açısından esas acı olan, seçim güvenliğini sağlamakla görevli hakimlerin de bu kirli darbeye iştirak etmesidir.

 

Demokrasinin olmazsa olmazı sayılan Meclis denetimi, bağımsız yargı, tarafsız medya ve sivil toplum katılımı ne yazık ki zaten tarihe karışmıştır. Demokratik meşruiyetin elde kalan son kalesi ve namusu olan sandık, o namusu korumakla görevli olanların eliyle, millet iradesine kast edenlerin emellerine teslim edilmiştir.

 

Ülkemizde tuz artık kokmuştur.

Demokrasinin temelini oluşturan “hukukun üstünlüğü”, “kuvvetler ayrılığı”, “seçme ve seçilme hakkı” bu kararla açıkça ortadan kaldırılmıştır.

 

Ülkemizin rotasını çağdaş uygarlıktan, Ortadoğu’nun başarısız diktatörlükleri düzeyine düşüren bu kararın azmettirici ve sorumluları, elbette tarih huzurunda ve millet vicdanında hak ettikleri sonu bulacaktır.

 

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran, ülkemize çok partili demokratik yaşamı getiren Cumhuriyet Halk Partisi’nin üyeleri olarak ülkemize dayatılan bu rota değişikliğini reddediyoruz.

 

Ülkemizin 180 yıllık çağdaşlaşma, 73 yıllık demokrasi yürüyüşüne ve kurucu Genel Başkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çizdiği “çağdaş uygarlığı yakalama ve geçme” hedefine bir kez daha kuvvetle sahip çıkıyoruz.

 

Hem partinin, hem de devletin başına aynı kişiyi oturtan partili cumhurbaşkanlığı sisteminin, iktidar partisi ile devlet arasındaki sınırları yok ettiği kısa sürede görülmüştür. Mülkiye müfettişleri, polisler, savcılar iktidarın seçimi yeniletmeye dönük çalışmalarında sahaya sürülmüş, devlet memurlarına siyasi amaçlar doğrultusunda talimatlar verilmiş, baskılar yapılmıştır. Başa geçen parti ile devlet arasındaki sınırları ortadan kaldıran bu sistem, demokrasimizin önündeki en büyük tehdit olduğunu göstermiştir.

 

Ülkemizde ekonomik sıkıntılar artık taşınamaz hale gelirken, huzursuzluk her geçen gün artarken, içeride ve dışarıda güvenlik riskleri giderek belirginleşirken, buna bir de bizzat ülkeyi yönetenler tarafından yönetimde meşruiyet krizi eklenmiştir.

 

Meşruiyet krizinin aşılabilmesi ve sandığın namusunun bihakkın korunması için Cumhuriyet Halk Partisi’nin Parti Meclisi üyeleri ve Milletvekilleri olarak aşağıdaki adımların atılmasını gerekli görüyoruz:

 

1- Eğer sandık kurullarında şaibe varsa, 16 Nisan Anayasa Referandumu, 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı, Milletvekili Seçimleri ve 31 Mart’ta Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimiyle aynı sandıkta ve aynı zarflarla yapılan ilçe belediye başkanlığı, belediye meclis üyeliği seçimleri de aynı kıstasla yenilenmelidir.

 

2- Seçim kurullarında bir hata varsa sorumlusu sadece ve sadece YSK’dır. YSK’nın kusuru seçmene yüklenemez, seçmen cezalandırılamaz. YSK üyeleri seçmene karşı işledikleri suç sebebiyle topluca istifa etmelidir.

 

3- İçişleri ve Adalet Bakanlarının seçim dönemlerinde tarafsızlığını sağlayacak düzenlemeler mutlaka yapılmalıdır.

 

Biz Cumhuriyet Halk Partililer olarak demokrasiden, hukukun üstünlüğünden, seçme ve seçilme hakkının tam güvence altında olmasından yana olduğumuzu, milletimiz ve tarih huzurunda ilan ediyoruz.

 

Gücümüzü milletten alarak demokratik mücadelemizi artan bir azim ve güçlü bir kararlıkla sürdüreceğimizi açıkça taahhüt ediyoruz.

 

Türkiye’nin karşılaştığı bu yol ayrımında demokrasiye inanan, hak, hukuk ve adalet duygusunu içinde taşıyan, siyasi düşüncesi ve parti aidiyeti ne olursa olsun, tüm yurttaşlarımıza elimizi uzatıyoruz. Bu uzatılan elin 23 Haziran’da kuvvetli bir şekilde tutulacağına, demokratik mücadelemize güç katacağına ve 31 Mart’tan çok daha büyük bir zafere ulaşacağımıza yürekten inanıyoruz.

 

Saygılarımızla.

Cumhuriyet Halk Partisi PM Üyeleri ve Milletvekilleri

DEMOKRASİ ŞARAMPOLE YUVARLANDI

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

BİR HUKUK CİNAYETİ İŞLENDİ

6 Mayıs 2019 Türk demokrasi tarihine kara bir gün olarak geçti. 31 Mart’ta sandıktan çıkan irade dün masa başında gasp edildi. Açıkça ifade ediyorum, ülkemizde bir hukuk cinayeti işlendi. Kaybeden millet iradesinin tecelli ettiği sandıktır, Türk demokrasisidir.

TALİMATLA HAREKET EDEN ÇETE, SANDIĞA DARBE YAPTI

Yüksek Seçim Kurulu, kanunlara ve kendi içtihatlarına uymayarak kendini bu kararla inkar etmiştir. 16 Nisan Referandumunda mühürsüz oy kararında seçmen iradesinin üstünlüğüne vurgu yapan Yüksek Seçim Kurulu, bugünkü kararıyla bu içtihadını görmezden gelmiş ve seçmen iradesini hiçe saymıştır. Alınan karar ne milletin aklına yatmış, ne de içine sinmiştir. Bu kararla daha önce yapılan seçimlerin sonuçları da artık şaibeli hale gelmiştir. Seçimle gelenlerin seçimle gitmemek için oynadıkları kirli oyun Yüksek Seçim Kurulu içindeki talimatla hareket eden bir çete tarafından onaylanmıştır. Demokrasinin son meşruiyet kalesi olan sandığa bu kararla darbe yapılmıştır.

ROTA ORTADOĞU’NUN BAŞARISIZ DEVLETLERİ LİGİNE ÇEVRİLDİ

Yüksek Seçim Kurulu iktidarın baskı ve tehditlerine karşı duramamış, hukuku ve önceki içtihatlarını çöpe atmıştır. Demokrasinin temelini oluşturan hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı, yönetimde denge ve denetim alınan kararla açıkça ortadan kaldırılmıştır. Siyaset, ekonomi ve ülke güvenliği çok daha derin bir belirsizliğe sürüklenmiştir. Türkiye bu kararla rotasını çağdaş medeniyetlerden Ortadoğu’nun başarısız devletler ligine çevirmiştir.

DEMOKRASİ ŞARAMPOLE YUVARLANDI

Yüksek Seçim Kurulu iktidarın hiçbir maddi temele dayanmayan itirazlarını kabul edip seçimi iptal ederek kendi varlık sebebini inkar etmiştir. Kurul iktidarın talimatıyla aldığı hukuk dışı kararla demokrasimizi bulunduğu kritik kavşakta şarampole yuvarlamıştır. Anlaşılan iktidara gelirken demokrasiyi vakti geldiğinde inilecek bir tramvay olarak gören zihniyet artık tramvaydan inmeye karar vermiştir. Bu utancı Türkiye’ye yaşatanlar bu hukuk cinayetinin failleri ve azmettiricileri şüphesiz tarih, millet ve günü geldiğinde hukuk önünde bunun hesabını vereceklerdir.

İLK İFTARI KUL HAKKI YİYEREK YAPTILAR

Bu karara imza atan Yüksek Seçim Kurulu üyeleri ve onlara bu talimatı verenler ramazanın ilk iftarını kul hakkı yiyerek yapmış olmanın utancını ömür boyu taşıyacaklardır.

MİLLET İRADESİNE DARBEYE İZİN VERMEYECEĞİZ

Cumhuriyet Halk Partisi olarak yarın sabah Parti Meclisi üyelerimizi ve tüm milletvekillerimizi çağırdık. Onların katılımıyla Genel Merkezimizde Parti Meclisi ve kapalı grup toplantısı yapacağız. Türkiye’de demokrasinin tabutuna çivi çakan bu kararın ardından izleyeceğimiz yolu ve eylem planımızı konuşacağız. Millet iradesine darbe yapanlara izin vermeyeceğiz.

Teşekkür ediyorum.

YSK’NIN KARARI DEMOKRASİMİZ İÇİN BEKA MESELESİ

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün MYK gündemiyle ilgili düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Bugün Ramazan’ın ilk günü, ilk oruçlar tutulmaya başlıyor. Tüm İslam âleminin, on bir ayın sultanı, başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise kurtuluş olan mübarek Ramazan ayını kutluyorum. Tüm Ramazan boyunca edilecek duaların, yapılacak ibadetlerin milletimizin kardeşliğini pekiştirmesini, birliğimizi, dirliğimizi artırmasını, sofralarımıza bereket getirmesini ve Ramazan’ın huzur içinde geçmesini tüm kalbimle diliyorum.

 

BİR EL DÜĞMEYE BASTI, TERÖRÜN ZEMBEREĞİ BOŞALMAYA BAŞLADI

Dün Şırnak’ta, ondan önce Hakkari’de ve Suriye’nin Azez bölgesinde PKK’lı teröristlerin hain saldırılarında kahraman askerlerimizi şehit verdik. Yine Silopi’de hafta sonu PKK’nın yola döşediği bomba, piknikten dönen öğrencileri taşıyan aracın geçişi sırasında, patlatıldı. Biri çocuk iki kardeş bu saldırıda yaşamını yitirdi. Kayıplarımız için üzüntümüz çok büyük. Ama bir elin düğmeye bastığını ve terörün zembereğinin yeniden boşalmaya başladığını da görüyoruz. Milletimiz aklıyla, dirayetiyle, tüm maddi ve manevi gücüyle o zembereği boşaltan ele de, o elin yönlendirdiği hainlere de gereken cevabı verecek kuvvete sahiptir. Yeter ki terör üzerinden siyasi rant devşirilmeye çalışılmasın. Yeter ki ülkemiz doğru düzgün yönetilsin. Şehitler hepimizindir. Terör bu ülkenin her bir yurttaşına karşı yapılmış lanetli bir eylemdir ve terörle mücadelede partiler üstü bir konudur. Ramazan ayının ilk gününde, ben tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet; şehitlerimizin aile ve yakınlarına başsağlığı, milletimize de sabır diliyorum.

 

DARBELER KENDİ MAHKEMELERİNİ GETİRİR

Bugün 6 Mayıs. Darbe mahkemesinin siyasi bir kararla yaşamına son verdiği 3 genç insanın, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın 47. ölüm yıl dönümü. Kendilerini rahmetle anıyoruz. Ülkemizde darbeler her zaman kendi mahkemelerini de getirmiş ve o mahkemelerin hukuksuz kararları toplum vicdanında ciddi yaralar açmış, derin travmalar yaratmıştır. Tüm bunlar, hukuk devletine ve demokrasimize sahip çıkmamızın önemini bir kez daha ortaya koymaktadır.

TÜRKİYE TARİHİNİN EN KRİTİK KAVŞAKLARINDAN BİRİNDE

Türkiye Cumhuriyeti belki bugün tarihinin en kritik kavşaklarından birindedir. Yurttaşlarımız bir yanda çok ciddi bir ekonomik krizin yükü altında ezilirken, diğer yandan demokrasimiz şarampole kaymış, uçurumdan yuvarlanmak üzeredir. Bu toprakların 180 yıllık modernleşme tarihinde çizilen rota bellidir ve bu rota bugüne kadar hiç değişmemiştir. Bu rotayı bir hedef olarak en güzel ifade eden ise Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür: “Hedefimiz; çağdaş uygarlık düzeyine erişmek, hatta onu aşmaktır.”

Bugün çağdaş uygarlık düzeyinin standartları bellidir ve bu standartlardan biri de devlet yönetimine ait demokratik standartlardır. Demokratik standartlar, “sandıkla gelenin sandıkla gitmesini”, “hukukun üstünlüğünü”, “kuvvetler ayrılığını”, “yönetimde denge ve denetimi” zorunlu kılmaktadır. Bunlar oyunun kurallarıdır. İçinde bulunduğumuz çağın da gerekleridir. Türkiye çağdaş uygarlığın eşit ve şerefli bir üyesi mi olacaktır; yoksa etrafımızda örneği giderek artan Ortadoğu’nun başarısız devletleri ligine mi düşecektir? Bu ülkenin kurucuları bunun cevabını 1923’te vermişti. Türkiye, çağdaş uygarlık ailesinin şerefli ve eşit bir üyesi olacaktır. Bu nedenle çok partili demokratik yaşama geçiş için daha kuruluşun ilk anlarından itibaren girişimlerde bulunulmuş, nihayet 1946’da da çok partili demokratik yaşama geçilmiştir. İşte o gün, bu gündür sandığa atılan oy namus kabul edilmiş, bu namusa dokunulmaması için kurallar konmuş, kurumlar oluşturulmuş, bu her yıl, her dönem biraz daha ileriye doğru götürülmüştür.

 

BUNLAR 2019 TÜRKİYESİNDE OLDU

Türkiye’yi kim yönetirse yönetsin demokrasi oyununu kuralına göre oynamaya özen göstermiştir. Hiç kimse ve özellikle iktidarlar; “sandıktan çıkanı beğenmedim, tanımıyorum milletin verdiği koltuktan kalkmıyorum” diyemez. Çeşitli manipülasyonlarla devlet gücünü kullanarak memurlara hazırlattığı dosyalarla milletin iradesine kumpas kurmaya kalkamaz. Soyut ve maddi temelden yoksun iddialarla, kanunun tanıdığı bir hakkı suiistimal ederek sonuçları geciktiremeye teşebbüs edemez, etmemelidir. Ülkenin Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturanlar seçim güvenliğinden sorumlu Kurul’u, “Seçimleri yenilersen aklanırsın” diyerek baskı altına almaz, zan altında bırakamaz. Maalesef 2019 Türkiye’sinde bunların hepsi olmuştur.

 

CİCİ DEMOKRASİ MASKESİNİ ÇIKARIP ATTILAR

31 Mart mahalli idare seçimlerinin üzerinden 36 gün geçmiştir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimlerinde İstanbulluların kararını beğenmeyen saray ve onun bekçisi türlü türlü oyun ve itirazlarla sandıkta milletin verdiği kararı masa başında değiştirtmek için uğraşıp, durmaktadırlar. Bu çerçevede son bir aydır yaşadıklarımız demokrasi tarihimize birer ibret vesikası olarak geçecektir. Demokrasiyi vakti zamanı geldiğinde inilecek bir tramvay olarak görenler, “cici demokrasi” maskesini bugün yüzlerinden çıkarıp atmışlardır. Daha 1 Nisan sabahı bazı Pelikan mahfillerinde kumpasın düğmesine basılmıştır. 3 Nisan’da Dolmabahçe’de AK Parti Genel Başkanı’nın himayesinde yapılan toplantıda ise demokrasimize kast edecek bir hukuk cinayetinin senaryosu yazılmıştır.

 

SANDIK SANDIK OLALI BÖYLE İŞKENCE GÖRMEDİ

Bu senaryo çerçevesinde maddi temelden yoksun, devlet gücü kullanılarak üretilen bir takım dosyalarla seçimi çalma operasyonu başlatılmıştır. İlkin geçersiz oylar saydırılmış. Sonuç değişmemiştir. Sonra İstanbul’un 6 ilçesinde oyların tamamı saydırılmış sonuç yine değişmemiştir. Yetmemiş 57 sandıkta sondaj yaptırılmıştır. Yine değişen bir şey olmamıştır. Bunlar tutmayınca devletin polisi, mülkiye müfettişleri, cumhuriyetin savcıları devreye sokulmuş, Büyükçekmece’de milletin evleri basılmış, taşıma seçmen avına çıkılmıştır. Bu da tutmayınca, 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanan ve Kanun Hükmünde Kararnameyle devlet görevinden uzaklaştırılanların 31 Mart seçimlerinde oy kullanamayacağı iddia edilmiştir.  Bu mesnetsiz talep de reddedilmiştir. Bu defa da yine devlet gücü kullanılarak bir takım kısıtlı seçmen listeleri YSK’ya verilmiş, bunların oy kullanıp, kullanmadıklarının araştırılması ve ispatı YSK’ya bırakılmıştır. YSK’nın bu talebi seçim kanunlarına ve içtihadına aykırı olarak kabul etmesine rağmen 41 bin civarında kısıtlı seçmen içinde sadece 766 seçmenin durumu incelemeye değer bulunmuştur.  Yani sonuç yine değişmeyecektir. Bu da yetmemiş, YSK’nın tamamen kendi iç işleyişi içinde belirlenen, dış müdahaleye kapalı ve seçim takvimi içinde itiraza konu olması gereken sandık kurul başkanları ve üyeleri hakkında birtakım iddialarla seçimin iptali istenmiştir. Tüm bu itirazların gerekçesi seçimi kaybettiği halde koltuktan kalkmak istemeyen mızıkçıların, “Seçimlerde hiçbir şey olmasa da bir şeyler oldu” hissiyatına dayanmaktadır. Bugüne kadar yapılan her itirazın maddi temelden yoksun olduğu anlaşılmıştır. Sandık sandık olalı böyle işkence görmemiştir. Bu yaşadıklarımız Cumhuriyet ve demokrasi tarihimizde bir ilktir.

 

ANADOLU AJANSI’NIN YAPTIĞI AÇIK MANİPÜLASYON

İstanbul’un Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’dur. Artık bunu herkes içine sindirmelidir. Bu hakkın tesliminin kesinleşmesinin hemen arifesinde seçim çalma kumpasının mimarları, mızıkçılar şimdi son çırpınışlarını yapmaktadırlar. Dün YSK’yı etkilemeye ve tehdide dönük yeni bir oyun piyasaya sürülmüştür. Seçim gecesi yapılan manipülasyonların adresi olan Anadolu Ajansı, tam da YSK’nın kararı öncesinde basına kapalı yani gizli olarak yürütülmesi gereken bir soruşturmayla ilgili bilgileri kamuoyuna sızdırmıştır.

Buna göre 43 sandık kurulu üyesi FETÖ ile irtibatlıymış. Bunu nasıl anlamışlar? 41’i Bank Asya’ya para yatırmış, 2’si de Bylock kullanıcısıymış. Bu FETÖ tehdidiyle YSK’yı etkilemeye dönük açık, seçik bir manipülasyondur.

 

FETÖ MESELESİ ÇORBAYA ATILAN SİNEĞE BENZEMEYE BAŞLADI

FETÖ meselesi giderek çorbaya atılan sineğe benzemeye başlamıştır. İktidar içinde çok kullanışlı bir araç haline gelmiştir. Beyler, yemişlerdir, içmişlerdir tam hesabı ödeme anı gelince çorbaya sineği atıp, hesabı ödemeden kaçmaya çalışmaktadırlar. İktidar için Bank Asya’ya para yatırmak FETÖ’cü olmaya yetiyor. Ama Bank Asya’da yıllarca çalışıp, yöneticilik yapmak bürokraside en üst makamlara gelmek için herhangi bir sorun teşkil etmiyor. Yine Bank Asya’ya milyarlar yatıran, FETÖ’nün yayın organlarında hisse sahibi olan iş adamları FETÖ’cü olmuyor, mevcut iktidardan ihale üstüne ihale almaya devam ediyorlar. Ama Bank Asya’ya kazara para yatıran bir sandık kurulu üyesi seçimlerin yenilenmesi için gerekçe oluyor. Bunlar artık giderek komikleşmeye başladı. Durum vahim.

 

DEVLET GÜCÜYLE SEÇİMLERİ İPTAL ETTİRME SENARYOSU

Anadolu Ajansının savcılıktan sızdırdığı bu ipe sapa gelmez FETÖ senaryosunun hemen ardından,  AK Parti temsilcileri de ortaya çıktılar KHK’yla görevlerine son verilenlerin oy kullanması konusunda YSK’ya yeni bir ek itiraz dilekçesi vereceklerini önce söylediler, bugün de verdiler. Bütün bu manzaralara baktığımız zaman bunun artık iktidarın elindeki devlet gücünü kullanmak suretiyle seçimleri iptal ettirme senaryosunun ulaştığı en son nokta olduğunu görüyoruz. Bu, aynı zamanda çok açık söyleyeyim tek adam parti devleti rejimindeki yeni normalleri de ortaya koydu. Yeni normal seçimle gitmeyeceksin, devleti de kullanacaksın, seçimle gitmemek için elinden gelen her şeyi yapacaksın.

 

YSK’NIN KARARI DEMOKRASİMİZ İÇİN BEKA MESELESİ

Yeter artık. Milletin aklıyla daha fazla alay etmesinler. İstanbul seçimlerini çalıp, kaçmaları için bu iddiaların maymuncuk olması sözkonusu dahi olamaz. İktidar ne yaparsa yapsın. Sandığa ne kadar işkence ederse etsin bu ülkede hukuk varsa, bu ülkede adalet varsa sonuç değişmeyecektir. Ekrem İmamoğlu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanıdır. Elini tutmasınlar artık iş yapmasına izin versinler. Biz Yüksek Seçim Kurulu’nun bu hukuk cinayetine ortak olmayacağına inanıyoruz. Yüksek Seçim Kurulu’nun bugün vereceği karar artık sadece İstanbul seçimlerini ilgilendirmiyor. Bu karar aynı zamanda demokrasimiz için bir beka yani varlık ve yokluk meselesi. İşte beka burada. Türkiye tüm tehdit ve baskılara rağmen bir hukuk devleti mi olacak, yoksa iktidarın zorbalığına boyun eğerek, totaliter bir rejime mi dönüşecek? Egemenlik kayıtsız şartsız milletin olmaya devam mı edecek, yoksa masa başında kumpaslarla millet egemenliğinin çalınabildiği Üçüncü Dünya’nın başarısız devletleri ligine mi düşeceğiz? Yüksek Seçim Kurulu bu ülkede güvenle seçim yapılmasını sağlayan bir kurum mu olacak, yoksa kendi itibarını ve varlık sebebini inkâr mı edecek? Yüksek Seçim Kurulu’nun AK Parti’nin maddi temelden yoksun iddialarına vereceği cevap, aynı zamanda tüm bu soruların da cevabı olacaktır.

 

YSK HUKUKTAN ŞAŞARSA KARA BULUTLAR DAHA DA KARARIR

Yüksek Seçim Kurulu; millet iradesiyle koltuğu hak edenin hakkını elinden almayarak, demokratik meşruiyetin elde kalan son kalesi olan sandığı korumakla kalmayacak, bu ülkede hukuka ve demokrasiye inancı da yeniden yeşertecektir. Yüksek Seçim Kurulu’nun pusulası seçim hukuku ve içtihadıdır. Bu pusula şaşarsa ekonomimiz, siyasi istikrarımız ve toplumsal barışımız üzerindeki kara bulutlar daha da kararacak, puslu havayı sevenlere fırsat doğacaktır.

 

İKTİDAR ÜLKENİN GERÇEK SORUNLARINA EĞİLMEK ZORUNDA

Seçim öncesinde yapılan bütçe harcamaları nedeniyle ekonomide görülen canlanma, maalesef saman alevine dönüşür. Ekonomideki daralma artış sinyalleri vermeye başladı. Bugün dolar tekrar 6 TL’yi gördü. Evet dışarıdan gelen etkilerde var ama neden bundan en fazla Türk ekonomisi etkileniyor? Faizler artıyor. İktidar bir an önce ülkenin bu gerçek meselelerine eğilmek zorundadır. 24 Haziran seçimlerinde de bunları çözmek üzere oy istemiştir. Ülkemizin kaybedecek tek dakikaya dahi tahammülü yoktur. Bu nedenle Yüksek Seçim Kurulu üyelerinin omuzlarında çok büyük bir tarihi sorumluluk vardır.

Biz bu sorumluluğun taşınacağına, milletin iradesinin kirletilmeyeceğine ve hakkın hak edenin elinden alınmayacağına inanıyoruz. Seçim konusunun biran önce ülkenin gündeminden kaldırılması gerektiğini de görüyoruz. Aksini düşünmek bile istemiyoruz.

Şimdi varsa sorularınız alabilirim. Tabi mensup olduğunuz kurum ve isminizle birlikte.

 

Soru- Aksini düşünmek istemiyoruz dediniz ama bir olasılık da haliyle aksi bir karar çıkması Yüksek Seçim Kurulu’ndan. Peki bu durumda CHP nasıl bir yol izleyecek, seçimlere girecek mi, kararı nasıl karşılayacak? Bir eylemsel süreç mi göreceğiz?

Faik ÖZTRAK- Aksini düşünmek istemediğimizi söylemiştim.

 

Soru- İki sorum olacak. Geçtiğimiz günlerde Afyonkarahisar’da yaşayan bir mülteciye sopalı ve demirli işkence yapıldığı ortaya çıktı. İşkencecinin mülteciye bu şiddeti uygularken zorla “Kılıçdardoğlu diyeceksin, altı ok yapacaksın” gibi zorlamaların olduğu da görüntülerde ortada. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir diğer sorum da şu, dünkü şehit cenazesinde 35 kişi gözaltına alındı. Bu gözaltına alınan kişilerin CHP tarafından Sayın Kılıçdaroğlu’nu korumak amacıyla görevlendirildiği iddia edildi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Önce Afyon’daki olayla ilgili olarak milletvekilimiz Sayın Burcu Köksal ve Afyon İl Başkanımız bir açıklama yaptı. Bu kişilerin CHP’yle herhangi bir ilgisi yok. Ayrıca bu ifadelerin, Mustafa Kemal Atatürk’ün de ismi geçiyor, bu ifadelerin kimlerin provokasyonuyla oralara girdiği konusunun da savcılar tarafından mutlaka araştırılmasını istiyoruz. Bu nedenle bizler de bu konuda suç duyurusunda bulunacağız.

Ankara’daki cenaze töreninde yaşananlarla ilgili olarak Ankara İl Başkanımız bu sabah gerekli açıklamayı yaptı. Şehit cenazesine katılanların partisini bilmek mümkün değil. O şehidi öldüren kurşun şehidin partisini soruyor mu? Ama yapılan tespitlere göre bu tutuklananlar arasında CHP’ye üye olanların sayısı, ilişkili olanların sayısı son derece az. Dolayısıyla burada da savcılığın biran önce karar vermesini biz de bekliyoruz.

 

Soru- Sabah gazetesi yazarı Mahmut Övür’ün bir iddiası var sizde okumuşsunuzdur muhtemelen. Sayın Kılıçdaroğlu ve 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün İstanbul’da bir teknede özel bir yatta YSK’nın alacağı kararlar üzerine bir görüşme yaptıklarını iddia ediyor Mahmut Övür. Neler söyleyeceksiniz?

Faik ÖZTRAK- İlk söyleyeceğim şey şu, Allah akıl fikir versin. Yani önceki Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’le Genel Başkanımız özel bir yatta gizli saklı neden görüşsün? Görüşeceklerse açık seçik görüşürler. Yine YSK’nın kararıyla ilgili olarak Sayın Abdullah Gül’le ne görüşülecek? Bunların hiçbirinin hakikatle en ufak bir ilişkisi yoktur ve açık söyleyeyim ibretle izliyoruz bu yaratılmak istenen gündemi.

 

Soru- Efendim, tasarruf tedbirleri konuşulurken bazı belediyelerde lüks araçlardan vazgeçerken belediye başkanları özellikle. Meclis’te 80 yeni makam aracı Meclis İdare Amirlerine, yine Grup Başkanvekillerine tahsis edildi. Yanılmıyorsam kiralık araçlar yenilendi, yenileri geldi daha lüksleri geldi. Bununla ilgili CHP olarak bir duruş, bir düşünceniz var mı? Yani “bu araçları biz kabul etmiyoruz” diyerek ya da kullanmayı reddediyoruz diyerek bu ekonomik sıkıntı içerisinde. Bu değerlendirmeyi sizden alabilir miyim?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bu değerlendirmeyi tabi Grup Başkanvekili arkadaşlarımız yapacaklardır. Ama benim basından okuduğum açıklamaya göre bu zaten belli makamlarda kullanılan araçlarla ilgili sözleşmelerin yenilenmesi niteliğinde diyorlar. Bunun böyle olup olmadığını tabi ki Meclis’teki arkadaşlarımız tespit edecekler ona göre de bir tavır içine gireceklerdir.

 

Soru- Efendim aslında soruldu ama ben tekrar açmak isterim. Özellikle “Yüksek Seçim Kurulu’ndan aksini düşünmek istemiyoruz” şeklinde yanıt verdiniz ancak parti tabanından bazı isimlerde YSK eğer İstanbul’da yeniden seçim kararı verirse sandığa gitmeyelim şeklinde de gelen görüşler var. Sizin bu görüşlere cevabınız ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Arkadaşlar, bu tür kararların partinin en yetkili organlarında alınması gerektiğini hepimizin bilmesi gerekir, bu bir. İki, baştan itibaren bir şeyi ben burada dile getiriyorum. Diyorum ki, “Yüksek Seçim Kurulu’nun seçim hukukuna ve kendi içtihadına aykırı bir karar alacağını ve bu maddi temelden yoksun delilleri dikkate alacağını düşünmüyoruz” diyoruz, “düşünmek dahi istemiyoruz” diyoruz.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

YSK’YI ZAN ALTINDA BIRAKIYORLAR

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Suriye’nin Azez bölgesinde bir yüzbaşımız şehit oldu, bir binbaşımız da ağır yaralı. Şehit olan yüzbaşımıza Allah’tan rahmet, milletimize ve kederli ailesine baş sağlığı diliyoruz. Ağır yaralı binbaşımızın da bir an evvel sağlığına kavuşmasını diliyoruz.

 

ORTADA HAZIMSIZLIK VE MIZIKÇILIK VAR

Bugün MÜSİAD’ın toplantısı vardı. O toplantıda Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı bir konuşma yaptı. Bu konuşmada, aynı zamanda Cumhurbaşkanı olan Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı, “İstanbul seçimlerinde oyun var, şaibe var, yolsuzluk var. Yüksek Seçim Kurulu seçimleri yenilesin hem kendisini aklasın, hem de milleti rahatlatsın” demiş. Ortada bir oyun olmadığı belli, ortada bir şaibede yok ama ortada bir şey var: Hazımsızlık var, mızıkçılık var.

 

YSK’YA YÖNELİK SÖZLERİ VAHİM

Bakınız, tüm itirazları maddi temelden yoksun çıkıyor. Genel Başkan Yardımcımız bir twitter hesabında açıklamış. Adalet ve Kalkınma Partisi 46 bin 426 kişinin usulsüz oy kullandığını iddia ediyordu. Yapılan 46 bin 426 itirazın sadece 766’sı incelemeye değer görülmüş. Fark kaç? 13 bin küsur. Demek ki sonucu değiştirecek bir şey yok. Ama bence burada en vahim sözlerden biri, bu ülkenin Cumhurbaşkanı olan Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı’nın “YSK kendisini aklasın” demesidir. Anayasa madde 104 Cumhurbaşkanının görevlerini ve sorumluluklarını belirliyor. Orada Cumhurbaşkanı için, “devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasıyla görevlidir” diyor. Baştan beri söylüyoruz Türkiye’de ucube bir Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi kuruldu. Bunun müellifi de belli zaten. Bakın şimdi ortaya neler çıkıyor… Anayasa’da devletin organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetmekle görevle olan Cumhurbaşkanının söyleyeceği bir laf mı bu? Yüksek Seçim Kurulu kendini aklasın.

 

YSK’YI ZAN ALTINDA BIRAKIYORLAR

Soruyorum, ellerinde hangi bilgi var Yüksek Seçim Kurulu hangi şaibe, hangi yolsuzluğa neden olmuş da şimdi çıkıp kendini aklayacak? Bırakın artık YSK’yı baskı altına almayı şimdi YSK’yı zan altına da almaya başladılar. Bir yandan “Biz YSK’yı tehdit etmiyoruz” diyorlar, bir yandan da YSK’yı zan altında bırakıyorlar.

 

SEÇİMDE YOLSUZLUĞU GÜCÜ ELİNDE TUTAN YAPAR

Bu YSK’nın yaptığı 16 Nisan Referandumu’nda bir sorun yok. 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı seçiminde hiçbir sorun yok, milletvekili seçiminde bir sorun yok. 31 Mart’ta yapılan ilçe belediye başkanlarının seçiminde bir sorun yok. Belediye Meclislerinin seçiminde bir sorun yok ama bir tek vatandaşın kendilerine vermediği; Ekrem İmamoğlu’na, Cumhuriyet Halk Partisi’ne, Millet İttifakı’na verdiği İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinde sorun var! Sorunu da neredeyse şaibe, yolsuzluk ithamlarını muhalefet partilerine yöneltiyor. Baştan beri söylüyorum, seçimde yolsuzluk varsa o yolsuzluğu gücü elinde tutanlar yapar.

 

ADALET VE KALKINMA PARTİSİ GENEL BAŞKANI KILAVUZLARINI DEĞİŞTİRSİN

Ama inceleniyor. Yukarıdan aşağı sayılıyor, aşağıdan yukarı sayılıyor, sağdan sayılıyor, soldan sayılıyor… Maddi temeli olan hiçbir iddia ortaya çıkmıyor. Ama üzerinden bir aydan fazla zaman geçmesine rağmen bir türlü Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığıyla ilgili itirazları durmuyor. Şimdi bir de yeni bir şey çıkmış. Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı seçimlerin yenilenmesi için yeni kriter ortaya koymuş. Diyor ki, “Dünyanın her yerinde yarım puan, bir puan fark olursa seçim yenilenir.” Sürekli tekrarlıyorum, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Genel Başkanı artık şu kılavuzlarını değiştirsin. Çünkü dünyanın hiçbir yerinde böyle bir seçim hukuku yok. Bakın 2000 seçimleri, koskoca ABD Başkanlık seçimi, Bush Al Gore karşısında seçimleri 500 oyla kazandı. Nerede yüzde 1, yüzde yarım, nereden çıkıyor bunlar anlamak mümkün değil.

 

ON PARMAKLARINDA ON KARA

Sonra biraz daha ileriye gidiliyor. YSK’ya baskı yapılmak için Cumhuriyet Halk Partisi hedef gösteriliyor, ondan sonra da deniyor ki “Bu seçimin yenilenmesi beka meselesidir.” Cumhuriyet Halk Partisi’ne, partimize, Kuvayı Milliye’nin devamı olan ve emperyalizme karşı bir milletin yürüttüğü en büyük savaş olan Kurtuluş Savaşı meydanlarında kurulmuş olan partimize sürekli kara sürmeye çalışıyorlar. On parmakta on kara bu karaları partimize çalmaktan bir türlü vazgeçmiyorlar. Söylüyoruz, bunlar bizim üzerimizde durmaz siz ne kadar uğraşırsanız uğraşın akar gider. Nedir yani beka meselesi? Bizim belediye başkanlarımızın gelir gelmez kendilerinin belediye binalarının kapısından sildiği T.C. ibarelerini yeniden oraya astırması mıdır beka meselesi?

 

ESAS BEKA MESELESİ, MİLLETİ UNUTUP KOLTUKLARININ BEKASININ DERDİNE DÜŞENLER

Memleketin esas beka meselesi nedir biliyor musunuz? Bu ülkenin şuanda milletin mutfağını, aşını, işini yangın yerine çeviren, ekonomik meselelerini unutup kalkıp kendi koltuklarının peşinde koşanlar bu memleketin esas beka meselesidir. Bir hukuk cinayeti tasarlanmış, hatırlayın hem de 2 Nisan’da Dolmabahçe’de bu hukuk cinayetinin eyleme geçirilmesi için düğmeye basılmıştı. Cumhuriyet Halk Partisi’nin sandıkta kazandığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimini masada çalmak için bu düğmeye basılmıştı. Ben buradan açıkça söylüyorum, bu cinayete azmettiren de, bu cinayeti işleyenler de sonunda soluğu Yüce Divan’da alabilirler. Bakın Suriye’den her gün şehitlerimiz geliyor bunu konuşamıyoruz. Ekonomiyle ilgili konuşmalar yapılıyor 2,5 milyon istihdamdan bahsediliyor. Biz de şunu söylüyoruz, siz 2,5 milyon istihdam yaratmaktan bahsediyorsunuz sizin yönetiminizde son bir yılda 872 bin vatandaşımız, bırakın yeni işe başlama falan değil bu söylediğim, işini kaybetti, işten atıldı nerede 2,5 milyon istihdam? İşsiz sayısı 8 milyon 300 bini aştı. Dünyadaki 96 ülkenin nüfusundan daha fazla bizim işsiz sayımız. Bu beyler Suriye’de “Emevi camiinde namaz kılacağız” diye yola çıktılar sonunda 3,5 milyon Suriyeli bugün ülkemize sığınmak zorunda kaldı.

 

SUSTUĞUNUZ BUYSA KONUŞTUĞUNUZ NE OLACAK

Şimdi çıkmış diyorlar ki, biz bugüne kadar YSK konusunda hiç konuşmadık, sustuk içimize attık. Sustuğunuz buysa konuştuğunuz ne olacak ki? 2 Nisan’dan beri, seçimi çalma kumpasının düğmesine basıldığı o günden beri Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin sözcüleri, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Genel Başkan Yardımcıları ve o da yetmeyince Saraylarının bekçisi hiç susmadılar ki. Ne susması? Artık bir susmalarının zamanı geldi bence. Ekrem İmamoğlu’nun kazandığını kabul etmelerinin zamanı geldi. Çünkü orada milletin dertleri derman bekliyor. Memleketin gerçek meselelerine odaklanmalarının zamanının geldiğini bir defa daha buradan ifade etmek istiyorum. Yüksek Seçim Kurulu’nu aklayacak tek bir şey vardır. Yüksek Seçim Kurulu’nun seçim hukukuna ve bugüne kadar yapmış olduğu kendi içtihatlarına, geçmiş kararlarına uygun davranmasıdır. Buna göre karar vermesidir.

Sözlerimi bitirmeden önce, yarın 11 ayın sultanı ramazan ayının ilk teravi namazına kalkılacak, ilk teravi namazı kılınacak. Ben milletimizin ramazanını kutlarken artık bu ülkeyi yönetenlere şunu söylemek istiyorum. Lütfen milletimizin dertlerine odaklanın, milletimizi sükun içinde bırakın, rahat ettirin, milletimizin huzur içinde bir Ramazan geçirmesini sağlayın.

Evet değerli basın mensupları sorularınız var mı?

 

Soru- Efendim Sayın Cumhurbaşkanı yine konuşmasında Sayın Engin Altay’ın hafta içerisinde kurmuş olduğu bir cümleyi hatırlattı. Sayın Engin Altay’ın YSK üyelerine seslenerek “Kanuna, hukuka, kitaba göre karar verin, sokağa çıkamazsınız, Kızılay’da yürüyemezsiniz” gibi bir açıklaması olmuştu.

Cumhurbaşkanı bu sözü hatırlatarak, “YSK’yı tehdit ediyorlar. Ben bir şeye üzülüyorum YSK Başkanı Sadi Güven’i kastederek siz nasıl olur da bizi tehdit edersiniz demiyor, bir yazılı açıklama yapmıyor” dedi. Hem bunu nasıl değerlendirirsiniz. Birde tekrar bu YSK’nın aklanması konusu yani bu cümle özelinde siz nasıl okuyorsunuz, nasıl değerlendiriyorsunuz “YSK’nın kendini aklaması gerekiyor” cümlesini?

Faik ÖZTRAK- Şimdi tehdit şöyle olur, Engin Altay çıkıp deseydi ki ben sizi Kızılay’da yürütmem, şöyle yaparım, böyle yaparım o tehditti. Bir değerlendirmede bulunuyor Grup Başkanvekilimiz. Ve öyle gözüküyor ki, Yüksek Seçim Kurulu da bunu bir tehdit olarak algılamamış. Ama bu ülkenin Cumhurbaşkanı, biraz önce maddeyi söyledim, bu ülkenin bir kurumuna “Bunu yaparsanız aklanırsınız” dediği zaman bu tehdittir, bu zan altında bırakmaktır. Bu açık.

Teşekkür ediyorum.

GIDA ENFLASYONU TÜM SERİNİN REKORUNU KIRDI

 

ANKARA – CHP’li Öztrak, gıda enflasyonun yıllık yüzde 33,23’le tüm serinin rekorunu kırdığını belirterek, “TÜİK’in yöntem değişikliğine rağmen mızrak artık çuvala sığmıyor. Krizin yükü giderek artan şekilde vatandaşın sırtına yükleniyor” dedi.

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, 2019 Nisan ayı enflasyon rakamlarını değerlendirdiği yazılı açıklamasında şunları belirtti:

 

TÜİK tarafından açıklanan Nisan ayı Tüketici Fiyat Endeksi rakamlarına göre Türkiye’de tüketici enflasyonu aylık yüzde 1,69 olmuştur. Aynı dönemde yıllık enflasyon ise yüzde 19,50 ile tüm Nisan aylarının rekorunu kırmıştır.

 

MAKYAJLI RAKAMLARA RAĞMEN MIZRAK ÇUVALA SIĞMIYOR

Diğer taraftan mutfakları saran ateş, dar gelirli vatandaşlarımızın cebini yakmaya devam etmektedir. TÜİK’in fiyat toplama yönteminde önceki aylarda yaptığı değişikliklere rağmen mızrak çuvala sığmamış, gıda enflasyonu yıllık yüzde 33,23’le tüm serinin rekorunu kırmıştır. Nisan ayında fiyatı en çok artan ilk 10 üründen 5’i, yıllık olarak fiyatı en fazla artan ilk 10 üründen 7’si gıda ürünü olmuştur. Kuru soğan yıllık yüzde 289,4 fiyat artışıyla liderliği kimseye kaptırmamış, onu yüzde 211,5 fiyat artışıyla patates, yüzde 167,1 fiyat artışıyla sivri biber izlemiştir. Yıllık fiyat artışı domateste yüzde 110, patlıcanda yüzde 94,4 olmuştur.

 

ÜRETİCİ ENFLASYONU YENİDEN YÜZDE 30’UN ÜZERİNE ÇIKTI

Vatandaşlarımızın mutfakta en çok kullandığı ürünlerdeki fahiş fiyat artışı resmi rakamlarla bile gizlenemez düzeye gelmiştir. Diğer taraftan Nisan’da üretici fiyatları yüzde 3 civarında artarken, yıllık artış yeniden yüzde 30’un üzerine çıkmıştır. Döviz kurlarındaki hareketlenme üretici fiyatlarına yansımaya başlamıştır. Özellikle enerji fiyatlarındaki artış dikkat çekicidir. Enerji fiyatları Nisan’da yüzde 5,3 artış göstermiştir. Tüm bunlar, önümüzdeki aylarda enflasyonun görünümü açısından pek de parlak bir tablo sunmamaktadır.

 

KRİZİN YÜKÜ VATANDAŞIN SIRTINA

Millet hayat pahalılığı ve işsizlik arasında sıkışmış, ekonomik krizin altında ezilmiştir. Dahası göstergeler, krizin yükünün giderek daha da artan şekilde milletin sırtına yüklendiğini göstermektedir. Türkiye, güncel verilere göre, dünyada en yüksek enflasyona sahip sekizinci ekonomidir. Rakiplerimiz Liberya, Güney Sudan, Angola gibi üçüncü dünya ekonomileridir.

 

KAYBEDECEK VAKİT YOK

Milletin gerçek gündemi ekonomidir. Buna karşın Türkiye, iktidarın mızıkçılık yapması nedeniyle, bir ayı aşkın süredir İstanbul seçimlerini tartışmaktadır. Oysa ülkemizin böyle kıymetli bir zamanı kaybetme lüksü yoktur. Türkiye ekonomiye odaklanmalı, ciddi ve takvime bağlanmış bir ekonomik programı ortaya koymalıdır. Bu program güven verecek ehil kadrolar eliyle uygulamaya konmalıdır. Bunlar yapılmadan üretimi artırmak, işsizliği ve enflasyonu kalıcı olarak çözmek mümkün değildir.

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com