Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 1

Bu politikalar Devam Ederse… Türkiye Kızıl-Karanlık Pazartesiye Uyanır

CHP Sözcüsü Öztrak, Türkiye’nin seçimin ikinci turuna hormonlu büyüme politikası nedeniyle, hız limitini aşmış ve aşırı ısınmış bir ekonomiyle girdiğini ifade eden Öztrak, “Döviz kuru, Merkez Bankası’nın arka kapısından yapılan satışlarla sürekli baskılanıyor. Döviz piyasasında ısınan düdüklü tencerenin basıncı her geçen gün artıyor. Bu gidişin sonunda ekonominin duvara toslamasının kaçınılmaz olduğunu artık herkes görüyor” diye konuştu.

Türkiye’nin çok büyük imkanlarına ve potansiyeline rağmen içinde bulunduğu kötü durumun sebebinin “kötü yönetim” olduğunu belirten Öztrak, “Bugün içinde olduğumuz kötü durumun, bir tek sebebi vardır o da kötü yöneticilerdir. Ve korkarım Türkiye, bu politikaların devamı halinde, kızıl-karanlık bir pazartesiye uyanır, halimiz Arjantin’den beter olur” dedi.

Siyaseten ellerinde kalan tek sermaye arsızlık olanların, sahte afişlerle, sahte videolarla milleti kandırmaya çalıştığını ifade eden Öztrak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Erdoğan ekranlara çıkıp, millete izlettikleri videoların montaj olduğunu, muhalefeti karalamak için millete yalan söylediklerini açık açık itiraf ediyor. Aslında bu apaçık sahtekarlıktır. Buna tevessül eden biri, artık bu ülkenin Cumhurbaşkanı olma kabiliyetini yitirmiştir. Ve milletimiz şunu bilir: Yalan ile yol alınmaz, yalan söyleyenle yola çıkılmaz.”

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Çorlu’da düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

CEHALETİYLE ZULMETTİ

“Bir memleket ya ilimle ya da zulümle yönetilir.” Mevcut hükümette ilim olmadığını, ama zulmün çok olduğunu, yaşayarak gördük. Ekonomist olduğunu iddia eden Sarayın kibir abidesi, bir sabah kalktı, kimseyle istişare etmeden, “Faiz sebep, enflasyon netice” dedi. Kerameti kendinden menkul bu sözlerin ardından, bakan üstüne bakan değiştirdi. Merkez Bankası başkanlarını görevden aldı. Zaten yönetemediği için savrulan ekonomiyi, “Nas” dedi, “model” dedi krizin içine attı. Paramızı, Türk Lirasını pul etti. Enflasyon canavarını hortlattı. Hayat pahalılığını azdırdı. Bu aziz millete cehaletiyle zulmetti.

OLANI DA SATIYOR OLMAYANI DA

“Paramız pul olunca ihracat artacak ithalat azalacak, dış açık düşecek” dedi. Yalan oldu. Dış açığımız rekor üstüne rekor kırmaya devam ediyor. “Döviz rezervlerimiz artacak” dedi. O da yalan oldu. Zaten önceki iki seçime girerken, ekonomide istikrar görüntüsü vermek için, damadıyla birlikte, milletin 128 milyar dolarını, Merkez Bankası’nın arka kapısından buharlaştırmıştı. Merkez Bankası’nın tabela faizini düşürmeye başladıktan sonra da, bir o kadarını daha sattı. Seçimin birinci turundan bu yana da 6 milyar doları daha dibi delik kovaya boşalttı. Saray şimdi, Merkez Bankası’nın kasasında ne var ne yoksa, döviz demeden, altın demeden satıyor. Başka ülkelerden günlük borç alıyor. Onu da satıyor. Sarayın kibirlisinin ifadesiyle, “Körfez’den sistemimizin içine para depo eden ülkelerden” gelen paralar da güya Merkez Bankası’nı rahatlatıyor… Ama onlarda bir günde satılıp gidiyor. Günlük bilanço üzerinden hesaplanan net rezerv açığı bugün 80 milyar dolara dayandı. Çakma ekonomistin memlekete maliyeti her geçen gün ağırlaşıyor.

DİYANET’TE ENFLASYON %164

Paramız pul olmaya devam ediyor. Dolar kuru 20 liraya çıktı. Talimatlı faiz indirimlerinin başlamasından bu yana Türk Lirası dolar karşısında tam yüzde 55 oranında değer kaybetti. O günden bugüne, ekonomisi bize benzeyen ülkeler arasında parası en çok değer kaybeden ülke biz olduk. Erdoğan’ın bu sözü de yalan çıktı. “Hayat pahalılığı düşecek” dedi. Merkez Bankası tabela faizini indirmeye başladığında yüzde 19 olan enflasyon, TÜİK’in makyajına rağmen yüzde 85’leri gördü. Diyanet İşleri Başkanlığı her sene vekâlet yoluyla kurban kesim bedellerini açıklar. 2022’de 2 bin 250 lira olan bedel bu sene 5 bin 950 liraya çıkmış. Diyanetin enflasyonu yüzde 164!

GÜVENİ BİTİRDİ, RİSK PRİMİNİ FIRLATTI

Kıymanın kilosu 350 lirayı da geçti. Soğanın, domatesin kilosu 30 lirayı gördü. Hayat pahalılığının düşeceği de yalan çıktı. Verdiği sözlerin hiçbirini tutmayan, hepsi yalan çıkan Sarayın kibirlisi bütün tuşlara birden basmaya başladı. Piyasalara sürekli müdahale etti. Oyun devam ederken kural değiştirdi. Güveni bitirdi. “Seçim kaybedeceğimi bilsem de yapmam” dediği ne varsa hepsini yaptı. Ekonomi savunmasız kaldı. Alarm zilleri çalmaya başladı. Türkiye’nin Kredi Temerrüt Risk Primi (CDS) seçim öncesinde bu beceriksiz kadro gidecek beklentisiyle, 500 puanın altına kadar düşmüştü. Şimdi seçimin ikinci tura kalmasıyla yeniden 700 baz puanın üzerine fırladı. Risk primi yükseldikçe, dışarıdan borç alırken ödediğimiz faiz de aynen riskli şoförün sigorta poliçesi gibi sürekli artıyor. Türkiye’nin kısa vadeli dış borcu, 161 milyar doların üzerine çıktı. Bu bir rekor!

İŞLER ŞİRAZEDEN ÇIKTI

İşler artık şirazesinden çıktı. Dış açık, bütçe açığı azdı. Döviz fren tutmuyor. Erdoğan, seçimin birinci turundan hemen sonra, bu gidişi nasıl çözmeyi düşündüğünü de gösterdi elini açık etti. Hemen seçimin ertesi günü kredi kartından nakit çekimini ve kredi kartıyla yapılan bazı alışverişleri sınırladı. Bankalar, “Bu kadarı da fazla” dedi. Vatandaş, bankalardan kredi alamaz oldu. KOBİ, çiftçi, karttan nakit çekemez hale geldi. Piyasalardan isyan sesleri yükselmeye başlayınca, seçimin birden bire daha bitmediğini hatırladı, U dönüşü yapıverdi. Ama bu işler Pandora’nın kutusu gibidir. Bir kere kutuyu açınca, dışa saçılanlar geri girmez. Saray “döndük” dese de, pek çok banka hala nakit avansa kısıtlama uyguluyor. Artık bankadan döviz almayı geçtik, varsa hesabınızdaki birkaç yüz dolar dövizi çekmek için bile önce bankaya gidip sıraya girip isminizi yazdırmanız gerekiyor. Kendi paranızı alabilmek için kuyruğa girip sıra bekliyorsunuz.

BU GİDİŞİNİ SONU DUVARA TOSLAMAK

Finans sektörü, “Yaşananlar, eğer bu yönetim devam ederse neler yaşayabileceğimizin habercisi” diye açıklamalar yaptı. Tekstil sektörünün temsilcileri, “Sabah aldın aldın, sonra döviz yok. Fabrikalar kilitlenmek üzere, böyle sürerse seri iflaslar görebiliriz” diye uyarıyor.

Seçimin ikinci turuna hormonlu büyüme politikası nedeniyle, hız limitini aşmış ve aşırı ısınmış bir ekonomiyle giriyoruz. Döviz kuru, Merkez Bankası’nın arka kapısından yapılan satışlarla sürekli baskılanıyor. Döviz piyasasında ısınan düdüklü tencerenin basıncı her geçen gün artıyor. Bu gidişin sonunda ekonominin duvara toslamasının kaçınılmaz olduğunu artık herkes görüyor. O nedenle de ülkenin risk primi rekor üstüne rekor kırıyor.

HİTLER’İN KİTABINDAKİ YALAN TAKTİKLERİ

Tüm bu tablonun müsebbibi olan, koltuğunu kaybetme korkusuyla gözü dönen, Saray Hükümetinin mecalsiz, kifayetsiz, yönetme kabiliyetini yitirmiş başı, ekonomi konuşulmasın, yaklaşan felaket fark edilmesin diye, “Kitleler, küçük yalanlardan çok büyük yalanların kurbanı olurlar. Çarpıcı ölçüde arsız olan yalan, ardında her zaman izler bırakır. Dünyanın tüm uzman yalancıları bunu bilir” diyen Hitler’in kitabında yazdığı yalan taktiklerini uygulamaya çalışıyor. On parmağında on kara, rakibi Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’na sürmeye kalkıyor. Sahte afişlerle, sahte videolarla milleti kandırmaya çalışıyor. Bunların siyaseten, ellerinde kalan tek sermaye arsızlıkları… Erdoğan ekranlara çıkıp, millete izlettikleri videoların montaj olduğunu, muhalefeti karalamak için millete yalan söylediklerini, açık açık itiraf ediyor. Aslında bu apaçık sahtekarlıktır. Buna tevessül eden biri, artık bu ülkenin Cumhurbaşkanı olma kabiliyetini yitirmiştir. Ve milletimiz şunu bilir: “Yalan ile yol alınmaz, yalan söyleyenle yola çıkılmaz.”

İKİNCİ TURDA MASKELER DÜŞTÜ, SEÇİM NET OLACAK

İkinci turda artık herkesin maskesi düştü. Yalancıların yalanları ortaya döküldüğüne, sahte muhalifler de sahneden çekildiğine göre, 28 Mayıs’ta artık çok net bir seçim yapacağız. Bu seçim, hakikat ile derin kurgu arasında, aydınlık ile karanlık arasında, millet için çalışanla bir avuç yanaşma, faiz lobisi, dolar baronu için çalışan arasında olacak.

ERDOĞAN MI, KILIÇDAROĞLU MU?

Bu seçimde milletimiz, iki aday arasında kararını verecek. Bugüne kadar millete verdiği sözlerin hiç birini tutmayan, müflis, metal yorgunu, yönetme kabiliyetini kaybetmiş, başarısız yönetici Erdoğan mı? Yoksa, daha iktidara gelmeden vatandaşa verdiği sözleri hükümete zorla yaptırabilen, emeklinin bayram ikramiyesi almasını, EYT sorununun çözülmesini, memura 3.600 ek göstergenin verilmesini sağlayan, gece gündüz çalışıp millet için projeler üreten, “Kral değil kural olmalı” diyen, “Sadakat değil bana liyakat lazım” diyen, kendi belediyelerinin yönettiği yerlerde, vatandaşa verdiği her sözü tutan, Kemal Kılıçdaroğlu mu? Bu seçimde milletimiz, nasıl bir ülkede yaşamak istediğine karar verecek.  Eskiden çuvalla alınan soğanın, artık taneyle alındığı, eskiden taneyle alınan karpuzun, artık dilimle satıldığı, bir kilo etin 500- 600 liraya, bir kalıp peynirin 200-300 liraya çıktığı, vatandaş banka hesabındaki dövizi sıraya girmeden çekemediği, bankaya gittiğinde kredi kapılarının yüzüne kapandığı, insanların bir somun ekmeğe muhtaç olduğu, yorgun Erdoğan’ın yönetemediği bir ülkede mi? Yoksa, millete hizmet aşkıyla gece gündüz koşan, plan, program ve projeleriyle, içeride ve dışarıda güveni sağlayacak, ekonomiyi önce feraha çıkaracak, sonra milleti refaha kavuşturacak, Türkiye’yi dünyada yükselen yıldız yapacak, “Hak, hukuk, adalet” diyen, Kemal Kılıçdaroğlu’nun yönettiği bir ülkede mi?

SIĞINMACILAR KALACAK DİYEN Mİ GİDECEK DİYEN Mİ?

Bu seçimde, milletimiz ülkeyi kimin nasıl yöneteceğine karar verecek. Ülkeyi, milyonlarca sığınmacıyı, kaçağı ülkeye dolduran, bu ülkenin gençlerinin işlerini onlara veren, “Sığınmacıları göndermeyeceğim” diye bas bas bağıran, bu güzelim ülkeyi yönetemeyerek, gençlerin, bırakın bir ev, bir arabayı, bir akıllı telefon sahibi olma umudunu bile bitiren, vatanını çok sevmesine rağmen umudunu yitirdiği için başka ülkelerde gelecek kurmayı seçen ve yetişmiş evlatlarımızın arkasından “Giderlerse gitsinler” diyen, bu ülkenin gençlerini, evlatlarımızı umursamayan Erdoğan mı? Yoksa, sığınmacıları iki yıl içinde ülkelerine geri göndermeye, onların ellerinden aldığı işleri gençlerimize iade etmeye kararlı, “Gençlerimiz ülkelerine dönsün, hiçbir çocuk yatağa aç girmesin” diyen Kemal Kılıçdaroğlu mu ülkeyi yönetecek? Karar ver.

YORGUN YÜZÜNÜ KAT KAT MAKYAJLARLA GİZLEMEYE ÇALIŞIYOR

Yorgun yüzünü kat kat makyajla gizlemeye çalışan, elini kaldıracak mecali bile olmayan, uzatılan bir bardak suya korkuyla bakan, tüm dünyada, seçim öncesi rakipler televizyonlarda karşı karşıya gelirken bizde, rakibinin karşısına çıkmaktan korkan Erdoğan mı? Bu ülkenin gençleriyle el ele Hak-Hukuk-Adalet için Ankara’dan İstanbul’a yürüyen, “Yiğitsen er meydanına gel, televizyonda karşıma çık, milletin terazisinde tartılalım” diyen Kemal Kılıçdaroğlu mu?

GENEL BAŞKANIMIZ MEYDAN OKUDU

Genel Başkanımız son TRT konuşmasında Erdoğan’ın, ülkeyi milyonlarca düzensiz göçmenle nasıl doldurduğunu, kahraman ordumuza kumpas kuranlara nasıl yol verdiğini, tek tek anlattı. “Erdoğan benim karşıma çıkmaya cesaret edemez. Çünkü o da çok iyi biliyor ki PKK’yla masaya oturan, gizli saklı müzakereler yürüten kendisidir” dedi. Dün de Erdoğan’a bir kere daha rest çekti. “Sadece görüştüğünü söylemiyorum Erdoğan, sen teröristlerin hamisisin! Madem kanıt istiyorsun, meydan okuyorum sana. Kendi televizyonun TRT’de, bu akşam, yarın ya da Cumartesi günü çık karşıma. Senin teröristlerle işbirliği yapan bir namert olduğunu herkese ispat edeceğim!” diye meydan okudu. Ama Erdoğan “şöhret, möhret” deyip yine kaçtı. En son 21 yıl önce sen rahmetli Baykal’ın karşısına şöhret olmak için mi çıktın? Bu şöhret meselesi değildir, bu iş cesaret meselesidir. Sen de biliyorsun ki ne teröristlerle işbirliği yaptığına, ne ekonomiyi kimler için viraneye çevirdiğine, ne de milletin tenceresini nasıl boşalttığına, cevap veremezsin. 

BU POLİTİKALARIN DEVAMI HALİNDE TÜRKİYE KIZIL-KARANLIK PAZARTESİYE UYANIR

Milletimiz çok büyük bir millettir. Devletimiz çok büyük bir devlettir. Ekonomimizin potansiyeli çok yüksektir. Alınan her tedbire büyük bir hızla cevap verir. Coğrafi konumumuz eşsizdir. Dünyanın kalbindeki Türkiye’den 4,5 saatlik uçuş mesafesinde 1,5 milyarlık nüfusa, 58 ülkeye ve 21,5 trilyon dolarlık pazara erişmek mümkündür. İş insanlarımız her türlü zorluğu aşabilir. Gerekirse dünyanın öbür ucuna ulaşır. Üretir, geliştirir, ticaretini ahlakıyla yapar. Topraklarımız bereketlidir. Bu ülke tarımın başladığı bastonu saplasan yeşertecek mümbit topraklar üzerine kurulmuştur. Çiftçimiz, emekçimiz yoku var eder. Çiftçimiz alın teriyle, gerekirse bozkırdan bir vaha yaratır. Ve en önemlisi nüfusumuz hala gençtir. Gençlerimiz de taşı sıksa suyunu çıkartır. Türkiye’nin imkanları da, potansiyeli de çok büyüktür. Bugün içinde olduğumuz kötü durumun, bir tek sebebi vardır o da kötü yöneticilerdir. Ve korkarım Türkiye, bu politikaların devamı halinde, kızıl-karanlık bir pazartesiye uyanır, halimiz Arjantin’den beter olur.

TEK KİŞİLİK REJİM İSTİKRARSIZLIK GETİRİYOR, İKİ KERE İKİ DÖRT

Türkiye’nin ihtiyacı, doğru bir yönetimdir. Dengesiz, frensiz, tek kişilik bu ucube sistemin ülkemize istikrar değil, istikrarsızlık getirdiğini bu millet yaşayarak görmüştür. Pazar günü kurulacak sandık bu anlamda, önümüze çok önemli bir fırsat sunmaktadır. Pazar günü yapılacak ikinci tur oylamanın ardından, yürütmenin başına Kemal Kılıçdaroğlu geldiğinde çok daha sağlıklı ve dengeli, istişareye, denetime ve uzlaşmaya dayalı, bir yönetim anlayışı da gelecektir. İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyelerimizde de, meclis çoğunluğu ayrı partilerde, başkanlıklar bizde. Buna rağmen, Belediye Başkanlarımız, bütün işleri tıkır tıkır hem de önceki dönemlerden çok daha başarılı bir şekilde götürüyorlar. Biz zaten CHP iktidarında; “Kesin Hesap Komisyonu Başkanı muhalefetten olsun ki bizi en sağlıklı ve en iyi şekilde denetlesin, en etkili şekilde denetlesin. Meclis’te oluşacak uzlaşma kültürü, toplumun tamamına yayılsın” dedik. Şimdi bu iddiamızı Türkiye çapına yayacağız. Tek kişilik rejim istikrar değil istikrarsızlık getiriyor. Bu iki kere iki dört… Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanlığı’nda dengeli bir yönetim kurulacak. Milletimiz yeniden bir birine sarılacak. Türkiye hak ettiği huzura ve refaha ulaşacak.

ŞAHSIM HÜKÜMETİ MİLLET İRADESİNE YABANCILARI MUSALLAT EDİYOR

Aziz Milletimiz, mühür senin elinde. Karar senin. Kararını ver! Körfezden gelen depo paralar sisteme sokuluyor, Ruslar doğalgaz alacaklarını erteliyor. Havalimanlarına kurulan sandıklarda Türkçe bile bilmeyen yabancılar Türkiye’nin geleceğine karar veriyor. Kuveyt’te hiç bilmediğimiz, bu ülkede hiç yaşamamış insanlar Tayyip Erdoğan’a oy vermek için sıraya giriyor. Bu en önemli seçimde oy kullanıyor. Bu Şahsım Hükümeti, ülkenin geleceğini yabancıların eline bırakıyor. Senin iradene yabancıları musallat ediyor. Buna izin verme! Dikkatli ol! Sandığa git! Oyunu bu ülkenin aydınlık geleceği için kullan!

OYUNU KULLAN BAHARLAR GELSİN

Sen oyunu kullan, haksız, hukuksuz, kuralsız yönetim anlayışı son bulsun. Sen kararını ver, milleti görmeyen, sesini duymayan, vatandaşını unutan bu hükümet değişsin, sorunları çözecek kadrolar iş başına gelsin. Bu topraklara yine baharlar gelsin. Umutlar yeşersin. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.

Protokol, Ortak Politikalar Mutabakat Metnimize Uygun

CHP Sözcüsü Öztrak, Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ arasında imzalanan protokol metniyle ilgili başlatılan dezenformasyonla ilgili olarak, “Protokolün dördüncü maddesinde yer alan düzenleme, Millet İttifakı’nın Ortak Politikalar Mutabakat Metninde detaylarıyla yer alan maddenin özet halidir. Mutabakat Metnimizin 60. sayfasında yer alan ifadeleri size aynen okuyorum: ‘Seçilmiş yöneticilerin görevlerine bir yargı kararı olmadıkça son verilememesini güvence altına alacağız.’ Millet İttifakı’nın sözü budur. Protokol metninde de, yargı kararı olmaksızın adım atılamayacağı net bir şekilde ifade edilmiştir” açıklamasında bulundu.

Öztrak, görüşmede Bakanlık konusunun gündeme gelmediğini iki Genel başkanın görüşmesinin ana omurgasını kaçakların ve sığınmacıların durumu ile ulusal güvenlik konularının oluşturduğunu ifade ederek, “Protokolde yer alan ve benim az önce açıkladığım hususlar dışındaki haber ve yorumlar dezenformasyon ve yalandır” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:https://youtube.com/embed/9s6yZQUUwUA

Bugün Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, Zafer Partisi Genel Başkanı Sayın Ümit Özdağ ile bir görüşme gerçekleştirmiştir. Görüşmenin ardından Sayın Ümit Özdağ, Pazar günü yapılacak seçimlerde Zafer Partisi’nin Türkiye Cumhuriyeti’nin 13. Cumhurbaşkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na destek vereceğini açıklamıştır.

SARAY VE ŞÜREKASI RAHATSIZ OLDU

Milletimizin beklediği bu önemli birlikteliğin Saray ve şürekasında ciddi rahatsızlık yarattığını ve bu çerçevede bir dezenformasyon süreci başlattıklarını görüyoruz. 13. Cumhurbaşkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ile Zafer Partisi Genel Başkanı Sayın Ümit Özdağ arasında imzalanan protokol metni son derece açıktır. Bu nedenle dezenformasyon yapılan konulara bende açıklık getirmek istiyorum.

ORTAK POLİTİKALAR MUTABAKAT METNİMİZE UYGUN

Birincisi, protokolün dördüncü maddesinde yer alan düzenleme, Millet İttifakı’nın Ortak Politikalar Mutabakat Metninde detaylarıyla yer alan maddenin özet halidir. Mutabakat Metnimizin 60. sayfasında yer alan ifadeleri size aynen okuyorum: “Seçilmiş yöneticilerin görevlerine bir yargı kararı olmadıkça son verilememesini güvence altına alacağız.” Millet İttifakı’nın sözü budur. Protokol metninde de, yargı kararı olmaksızın adım atılamayacağı net bir şekilde ifade edilmiştir.

BAKANLIK KONUSU GÜNDEME BİLE GELMEDİ

İkinci konu bakanlık meselesidir. Baştan beri söylüyoruz. 13. Cumhurbaşkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu Bakanlar Kurulu’nu Millet İttifakı’nı oluşturan partilerin liderleriyle yapacağı görüşmeler sonrasında belirleyecektir. Kaldı ki, Sayın Genel Başkanımızın Sayın Özdağ ile görüşmesinde bakanlık konusu hiçbir şekilde gündeme gelmemiştir. Görüşmenin ana omurgasını kaçakların ve sığınmacıların durumu ile ulusal güvenlik konuları oluşturmuştur.

Çok açık ve net söyleyeyim. Protokolde yer alan ve benim az önce açıkladığım hususlar dışındaki haber ve yorumlar dezenformasyon ve yalandır.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa, sadece bu konuyla ilgili sorularınızı alabilirim.

Çok teşekkür ediyorum sağ olun.

Çiftçinin 17 Yılda Biriken Alacağı 470 Milyar TL

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, cumhurbaşkanı seçiminin 28 Mayıs’ta yapılacak ikinci turuna ilişkin, “Pusulanın bir tarafında, sahte afişlerden, sahte videolardan medet uman, Kemal Kılıçdaroğlu’nun fotoğrafından bile korkanlar var. Pusulanın diğer tarafında, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında ülkemizi aydınlığa taşımak için hiçbir şeyden korkmadan mücadele eden Kemal Kılıçdaroğlu var. Pusulanın bir tarafında, ‘Suriyeliler kalsın’ diyen Saray var. Diğer tarafında, ‘Misafirlerimizi barış içinde evlerine göndereceğiz’ diyen Kılıçdaroğlu var. Pusulanın bir tarafında, kendini kral sanan Erdoğan; pusulanın öbür tarafında, ‘Kral değil kural’ diyen Kemal Kılıçdaroğlu var. Pusulanın bir tarafında, vatandaşlığımızı sattıkları Orta Doğu kökenli kişiler, Türkçe bile bilmedikleri halde, Türk siyasetinden hiçbir şey anlamadıkları halde İstanbul Havalimanı’nda oy kullanan kişiler var. Bunlara sandıkta söz söyleme hakkı verilirken hâlâ çıkıp yerli ve milli olmaktan bahseden de bir hükümet var. Pusulanın diğer tarafında ise ‘Söz milletimizindir, bu memleketin has evlatlarınındır’ diyen Kemal Kılıçdaroğlu var.” dedi.

CHP Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. AKP iktidarının tarım politikalarını eleştiren Öztrak, “Son 5 yılda çiftçinin bankalara borcu, 91 milyar liradan 391 milyar liraya çıktı. Çiftçi başına borç, 179 bin liraya ulaştı. Her bir çiftçi ailesinin Saray hükümetinden alacağı 215 bin lira, bankalara borcu ise 179 bin lira. Saray çiftçiye destek borcunu ödese çiftçi de bankalara borçlanmaz, cebine de 36 bin lira para kalırdı” diye konuştu.

Öztrak, şunları söyledi:https://youtube.com/embed/VA1v1TvfiMw

CUMHURİYET, ‘MİLLETİN EFENDİSİ’ DEDİĞİ KÖYLÜYÜ, ÇİFTÇİYİ, BESİCİYİ, ÜRETİCİYİ BAŞ TACI ETTİ

Değerli basın mensupları, “Kılıçla fetih yapanlar, sabanla fetih yapanlara yenilmeye ve sonuçta yerlerini bırakmaya mecburdurlar.” Gazi Mustafa Kemal Atatürk Cumhuriyetin ilanından önce topladığı İzmir İktisat Kongresi’nin açış konuşmasında, üretim olmadan, ekonomik bağımsızlık olmadan, tam bağımsızlıktan söz edilemeyeceğini böyle anlatıyordu. Bu millet Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde, Cumhuriyeti kurarken önce “üretim” dedi. Cumhuriyet, milletin efendisi dediği, köylüyü, çiftçiyi, besiciyi, üreticiyi, baş tacı etti. Ama bugün çiftçi de, besici de, üretici de, milletimizin tamamı gibi “Öz yurdunda garip, öz vatanında parya” durumuna düşürüldü.

TARIM KANUNU AÇIK, ‘HER YIL MİLLİ GELİRİN EN AZ YÜZDE BİRİNİ ÇİFTÇİYE DESTEK OLARAK VERECEKSİN’ DİYOR, ‘VERİR MİSİN’ DEMİYOR

Şahsım Hükümeti, çiftçiyi, besiciyi, üreticiyi, ithalatla girdi fiyatları arasında ezdi. TÜİK bugün açıkladı. Sarayın Merkez Bankası’nın tabela faizini indirmeye başlamasından bu yana geçen 1,5 yılda, tarımsal üretimde kullanılan; gübrenin fiyatı yüzde 198, yemin fiyatı yüzde 191, mazotun fiyatı yüzde 188, elektriğin fiyatı yüzde 125, ilacın fiyatı yüzde 143 artmış. Maliyetler her geçen gün artarken hükümet çiftçiyi yalnız bıraktı. Kanunun verdiği desteği çiftçiye ödemedi. Oysa Tarım Kanunu açık, “Her yıl milli gelirin en az yüzde birini çiftçiye destek olarak vereceksin” diyor. Verir misin demiyor, vermek ister misin de demiyor. “En az yüzde birini vereceksin” diyor. Saray bugüne kadar kanunun emrettiği tarımsal desteğin, yarısını bile vermedi.

ÇİFTÇİNİN 17 YILDA BİRİKEN ALACAĞI 470 MİLYAR LİRA

Bir Hükümet çiftçisine borç takar mı? Bunlar taktı. Ödenmeyen tarımsal destekler nedeniyle çiftçinin 17 yılda biriken alacağı 470 milyar lira. Yani yarım trilyon. Her bir çiftçi ailesinin Saray hükümetinden, gecikme faizleri hariç, 215 bin 442 lira 45 kuruş alacağı var. Hükümet, devletin söz verdiği desteği ödemeyince, çiftçi bankaların, kredi kooperatiflerinin eline düştü.

Her bir çiftçi ailesinin Saray hükümetinden, gecikme faizleri hariç, 215 bin 442 lira 45 kuruş alacağı var. Hükümet, devletin söz verdiği desteği ödemeyince, çiftçi bankaların, kredi kooperatiflerinin eline düştü.

Erdoğan alın terinin karşılığını vermedikçe de borcu borçla çevirmeye başladı, borca takla attırmaya çalıştı. Son 5 yılda, çiftçinin bankalara borcu 91 milyar liradan 391 milyar liraya çıktı. Çiftçi başına borç 179 bin liraya ulaştı. Her bir çiftçi ailesinin Saray hükümetinden alacağı 215 bin lira, buna karşılık bankalara borcu 179 bin lira. Yani Saray çiftçiye destek borcunu ödeseydi çiftçi de bankalara borçlanmaz, yetmez cebine de 36 bin lira para kalırdı. Ama bu hükümet bu toprakların çiftçisi Ahmet’i, Mehmet’i değil, elin çiftçisi Hans’ı, George’u seviyor. Nereden biliyorsun derseniz, tarım ürünü ithalatı rakamlarından…

BENİM ÇİFTÇİM DAYAK YEDİ, ELİN ÇİFTÇİSİ PARA KAZANDI

Şahsım hükümetleri son 20 yılda, bizim çiftçimizin hak ettiği refahı, ithalatla elin çiftçisine aktardı. Hasat zamanı gümrük kapılarını açıp çiftçimizi ithalat sopasıyla dövdü. Benim çiftçim dayak yedi, elin çiftçisi para kazandı. Rakamlar ortada: Bu dönemde, pamuk ithalatına 30 milyar dolar, buğday ithalatına 26 milyar dolar, ayçiçeği ithalatına 7,5 milyar dolar, mercimek ithalatına 3 milyar 600 milyon dolar, Şeker ithalatına 1 milyar 200 milyon dolar ödendi. Saray Hükümetleri döneminde toplam 144 milyar dolarlık tarım ürünü ithalatı yapılmış. Türkiye’nin ürettiği buğday kendine yetmiyor. Her yıl 10 milyon ton buğday ithalatıyla üretim açığı kapatılıyor ve biz üretip kazanacağımıza milletlin parası eloğluna gidiyor. Sonunda tabi ki dövizlerde bitiyor. Adana tarafında hasat başladı. Ama ortada hala bir taban fiyat yok. Zor durumdaki çiftçi elindeki ürünü, tüccara ucuza kaptırıyor. Seçim falan demeyin buğday fiyatını bir an önce ilan edin. Buğday fiyatı 11,5 liranın, fark primi de 1,5 liranın altına düşmemeli.

TARIMDA ÇALIŞAN 2 MİLYON 592 BİN KİŞİ, TARIMDA ÇALIŞMAKTAN VAZGEÇTİ

Değerli basın mensupları, sarayın kibirlisinin yanlış politikaları nedeniyle, ülkemizde çiftçi sayısı giderek azalıyor. Son 20 yılda tarımda çalışan 2 milyon 592 bin kişi tarımda çalışmaktan vazgeçmiş. Alın terinin karşılığını alamayan çiftçi tarlasına küsmüş. Son 20 yılda, 3 milyon 735 bin hektar araziyi ekmekten çiftçi vazgeçti. Az buz değil, bu iki Trakya büyüklüğünde araziye karşılık geliyor.

HÜKÜMET, ELİN BESİCİLERİNDEN 20 YILDA 10 MİLYAR DOLARLIK CANLI HAYVAN VE ET İTHAL ETTİ

Sarayın zulmünden besici de nasibini alıyor. Başta yem olmak üzere maliyetlerin altından kalkamayan üretici, gebe hayvanlarını, süt ineklerini, kesime göndermek zorunda kalıyor. Ana olmayınca dana da kalmıyor. Üretim olmayınca, fiyat artıyor. Hükümet üreticiyi destekleyerek fiyatları düşüreceğine ithalata yaslanıyor. Hükümet elin besicisinden 20 yılda 10 milyar dolarlık canlı hayvan ve et ithal etti. Şimdi seçimden önce de açıkladı 500 bin sığır ithalatı daha yapakmış. Şaşırdık mı? Hayır şaşırmadık. Sonuç: Ama sonuç ortada. Karkas etin kesim fiyatı bugün 235 liraya çıktı. 34 milyon 660 bin yurttaşımız bugün sofrasına iki günde bir, bir kap et yemeği koyamaz halde ve böyle devam ederse etin fiyatı 500-600 liralara da çıkar. Milletimiz eti sofrasında hiç göremez olur. Sonra da çocuklarımızın boyu neden kısa kalıyor diye üzülüp dururuz.

Süt üreticisine de bir dokun bin ah işit. Ulusal Süt Konseyi çiğ sütün litresine 8,5 lira tavsiye fiyatını güncellemedi. Ama sitesinde Nisan ayı itibariyle 1 litre sütün maliyeti 9 lira 87 kuruş olarak duruyor. Konsey’de fiyat maliyetin altında. Üretici çiğ sütü 9 lira 50 kuruş civarında satabiliyor. 50 kiloluk bir çuval 21 protein yemin fiyatı 410 lira. Yemin kilosuna 8 lira 20 kuruş veriyor. Sütün litresine ise 9 lira 50 kuruş alıyor. Bir litre sütle de 1 kilo 100 gram yem alıyor. Oysa çiftçinin ayakta kalabilmesi için bir litre sütle 1,5 kilo yem alabilmesi gerekir. Bunun için çiğ sütün litresi 12,5 liraya çıkmalı. Bu nasıl olacak? Devletin destek vermesiyle. Aksi takdirde markette 200 liraya çıkan peynir 25-30 liraya çıkan pastörize süt öyle yerlere sıçrar ki vatandaş için hiç ulaşılmaz hale gelir.

Değerli basın mensupları, üretici hakkını alamayınca, süt inekleri de bir bir kesime gidiyor. Buradan bir kere daha tekrarlıyorum: “Anası olmayanın danası olmaz”. Süt inekçiliği etçiliğin kırmızıçizgisidir. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde…

SORUNUN SEBEBİ OLANLAR, ÇÖZÜMÜN ADRESİ OLAMAZLAR

Dünyada gıda fiyatları son 1 yılda yüzde 19,7 düşüyor. Buna karşılık bizde hem de TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla yüzde 52 artıyor. Bunun sebebi dış güçler falan değil. Bunun sebebi bizim çiftçimiz değil. Bunun sebebi cennet vatanımızın değneği diksen ağaç fışkıracak verimli toprakları değil. Saray’da oturan beceriksiz, yorgun yönetim. Ve sorunun sebebi olanlar, çözümün asla adresi olamazlar. Bizim topraklarımız bereketlidir. Türk çiftçisi çalışkandır. Avrupa ülkelerindeki meslektaşları gibi, hasadını kaldırdıktan sonra, kazancıyla rahat rahat yaşayabilir. Ailesinin çektiği sıkıntıları görüp, köyünü terk eden, büyükşehirlerde umut arayan evlatları, torunları bunların köylerine dönebilir. Yeniden üretiriz, gıdamızı kimsenin insafına bırakmayız. Yeter ki doğru dürüst bir yönetim olsun. Doğru ve planlı bir tarım politikasıyla elin çiftçisini değil kendi çiftçisini düşünen bir yönetim olsun.

ÇİFTÇİ KARDEŞİM, BESİCİ KARDEŞİM; SEN MÜHRÜ KEMAL KILIÇDAROĞLU’NA BAS

Biz “Türkiye için kararını ver” diyoruz. Çiftçi kardeşim, besici kardeşim… Sen mührü Kemal Kılıçdaroğlu’na bas, 13. Cumhurbaşkanımız Kemal Kılıçdaroğlu olsun, kanunda yazan ve bugüne kadar ödenmeyen desteklerin ödensin, ürettiğin ürünün taban fiyatları maliyet, kur, enflasyon göz önüne alınarak insan onuruna yaraşır gelir sağlayacak şekilde belirlensin. Alım fiyatları ekimden önce ilan edilsin. Sen mührü 13. Cumhurbaşkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’na bas. Cumhurbaşkanımız Kılıçdaroğlu bunları yerine getirsin. Mazot, gübre, yem ve tohum gibi girdi desteklerin, sen tarlayı sürmeden, sütü sağmadan, besi hayvanını kesime göndermeden önce hesabına geçsin. Kalan destek ödemeleri de üretimden sonra en geç 90 gün içinde ödensin.

KILIÇDAROĞLU 13. CUMHURBAŞKANI’MIZ OLSUN, GÜNEŞ ENERJİSİNDEN ELDE EDECEĞİ ELEKTRİĞİ TARIMSAL SULAMADA BEDELSİZ KULLAN

Kılıçdaroğlu 13. Cumhurbaşkanımız olsun, kullandığın mazottan ÖTV alınmasın. Kullandığın gübrenin ve tohumun maliyetinin yüzde 50’si destek olarak sana geri verilsin. Üretimde kullandığın elektrik indirimli olsun. Tarım Kredi Kooperatiflerinin güneş enerjisinden elde edeceği elektriği tarımsal sulamada bedelsiz kullan.

Kemal Kılıçdaroğlu 13. Cumhurbaşkanımız olsun, sadece seçim geldi diye değil, her zaman su ve elektrik faturalarını hasattan sonra öde. Tarımda çalışan kadın ve 30 yaş altındaki gençlerin sosyal güvenlik primlerini devlet karşılasın. BAĞ-KUR primleri de hasattan sonra ödensin. Bu ülkenin çiftçisi, ailesiyle birlikte sağlık güvencesinden mahrum kalmasın, kesintisiz yararlansın.

KILIÇDAROĞLU CUMHURBAŞKANI OLSUN, TÜM DESTEKLERDEN ÖNCELİKLİ OLARAK GENÇLER FAYDALANSIN

Cumhurbaşkanımız Kemal Kılıçdaroğlu olsun, çiftçilerimizin üretimde kullandığı kraktör, biçerdöver, tarım makinaları ve canlı hayvan varlıkları hiçbir şekilde haczedilmesin. Et ve Süt Kurumu, Çay-Kur, TMO, Tarım kooperatif ve birlikleri yandaşı değil çiftçiyi desteklesin. Tarımda gençleri, gençleşme teşvik edilsin. Hazine arazisi kiralama, girişim sermayesi ve düşük faizli kredi gibi teşvikler başta olmak üzere tüm desteklerden gençler öncelikli olarak faydalansın. 13. Cumhurbaşkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, çiftçilerimizin bankalardan ve Tarım Kredi Kooperatiflerinden kullandıkları kredinin faizini silip, yeniden yapılandıracak. Ziraat Bankası tekrar çiftçinin bankası olacak. Zirai kredilerin geri ödeme takvimi hasat dönemine göre belirlenecek. Parite uygulamasıyla, çiğ süt ve et üreticileri, yem fiyatlarındaki artışlara karşı korunacak. Yem bitkilerinin üretimi teşvik edilecek. Kapalı mera alanları, besicilerin kullanımına yeniden açılacak. Tüm meralar ücretsiz olacak. Suni tohumlama ücretsiz olacak ve yaygınlaştırılacak. Okullarda ücretsiz yemek ve okul sütü gibi programlarla üretici desteklenecek.

PUSULANIN SARAY TARAFINDA, SAHTE FİLİM BİLE ÇEKMEYE CÜRET EDEN YORGUN, BİTKİN, KİBİRLİ RECEP TAYYİP ERDOĞAN VAR

Çiftçi kardeşim, 28 Mayıs’ta sandık başına gittiğinde pusulada iki seçenek var. Pusulanın Saray tarafında, geçen defa işbaşına, “Verin bana tüm yetkiyi, faizle şunla bunla nasıl uğraşılır görün” diyerek gelen, ama paramızı pul eden, milletimizin cebini boşaltan, mutfakta tencereleri boşaltan, gençlerimizin umutlarını bitiren, her gün biraz daha otoriterleşen, oturduğu koltuktan kalkmamak için, iftira atan, sahte filim bile çekmeye cüret eden, yorgun, bitkin, kibirli Recep Tayyip Erdoğan var.

Pusulanın diğer tarafında, milleti önce feraha, sonra refaha çıkaracak, çalışkan, mütevazi, “Önce liyakat, önce istişare, önce milletim” diyen, Kemal Kılıçdaroğlu var.

MİLLETİN MECLİS’İNE HESAP VERECEK BİR YÖNETİM ANLAYIŞIYLA GELEN KEMAL KILIÇDAROĞLU VAR

Pusulanın Saray tarafında, ucube, dediğim dedik, kimseye hesap vermeyen, kek kişilik bir yönetim var. Pusulanın diğer tarafında, istişare ederek sorun çözecek, milletin meclisine hesap verecek, bir yönetim anlayışıyla gelen Kemal Kılıçdaroğlu var.

Pusulanın bir tarafında, harun olacağım deyip Karun olanlar, toplulaştırma ihalelerinde, tarım ürünü, canlı hayvan ve karkas ithalatında yaptıkları Ali Cengiz oyunlarıyla milyarlarca doları götürenler, bir de bu konuşulmasın diye de on parmağında on kara millete süren, milleti bölenler var. Pusulanın öbür tarafında, beytül male el sürdürmeyen, bu ülkenin çiftçisi kazansın diyen, milleti kucaklayan, “Senlik, benlik yoktur bizde, hepimiz bir damlayız aynı denizde” diyen Kemal Kılıçdaroğlu var.

PUSULANIN BİR TARAFINDA, ‘SURİYELİLER KALSIN’ DİYEN SARAY VAR. DİĞER TARAFINDA, ‘MİSAFİRLERİMİZİ BARIŞ İÇİNDE EVLERİNE GÖNDERECEĞİZ’ DİYEN KILIÇDAROĞLU VAR

Pusulanın bir tarafında, sahte afişlerden, sahte videolardan medet uman Kemal Kılıçdaroğlu’nun fotoğrafından bile korkanlar var. Pusulanın diğer tarafında, Cumhuriyetin İkinci Yüzyılında ülkemizi aydınlığa taşımak için hiçbir şeyden korkmadan mücadele eden Kemal Kılıçdaroğlu var.

Pusulanın bir tarafında, Suriyeliler kalsın diyen Saray var. Diğer tarafında, “Misafirlerimizi barış içinde evlerine göndereceğiz” diyen Kılıçdaroğlu var.

PUSULANIN BİR TARAFINDA, VATANDAŞLIĞIMIZI SATTIKLARI ORTADOĞU KÖKENLİ KİŞİLER, TÜRKÇE BİLE BİLMEYENLER VAR

Pusulanın bir tarafında, kendini “Kral” sanan Erdoğan, pusulanın öbür tarafında, “Kral değil Kural” diyen Kemal Kılıçdaroğlu var.

Pusulanın bir tarafında, vatandaşlığımızı sattıkları Ortadoğu kökenli kişiler Türkçe bile bilmediği halde, Türk siyasetinden hiçbir şey anlamadıkları halde yine İstanbul Havalimanında oy kullanan kişiler var. Bunlara sandıkta söz söyleme hakkı verilirken hala çıkıp yerli ve milli olmaktan bahsedende bir hükümet var. Pusulanın diğer tarafında “Söz, milletimizindir, bu memleketin has evlatlarınındır” diyen Kemal Kılıçdaroğlu var.

KENDİN İÇİN, AİLEN İÇİN, TÜRKİYE İÇİN KARARINI VER

Aziz Milletimiz, haydi, kararını ver, sandığa git. Kendin için, ailen için, Türkiye için kararını ver. Kararını ver ülkenin ufku aydınlansın. Kararını ver umutların yeniden yeşersin.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi tarımla ilgili sorularınız varsa, ekonomiyle ilgili sorularınız varsa cevaplandırayım.

Soru- Maalesef akıcı Türkçe hala konuşmuyorum. Ama benim bir sorum var. Cep çevirmen makinesinden okuyacağım tamam mı?

Faik ÖZTRAK- Eğer ekonomiyle ilgiliyse, eğer tarımla ilgiliyse buyurun sorun. Ama değilse lütfen bugün onlara cevap vermeyeceğim.

Önce Seçimi Alacağız, Kalan Her Şeyi Sonra Konuşacağız

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, “Sandığa atacağın pusulanın bir tarafında FETÖ’yle ortaklık yapan, seçim kazanmak için bölücü terör örgütüyle kol kola giren, SADAT’a, domuz bağcılara, Gaffar Okkan’ı şehit eden terör örgütlerine sırtını yaslayanlar var. Pusulanın diğer tarafında ise çiftçiye, emekçiye, millete Cumhuriyet’in verdiği değeri veren, hakka, hukuka, adalete sahip çıkan, beytülmali gözünden sakınan, ‘senlik, benlik yoktur bizde, hepimiz birer damlayız aynı denizde’ diyen, zalimden değil mazlumdan yana olan, çalandan değil çalışandan yana olan, ezenden değil ezilenden yana olan, birleştirip, kucaklayan, tecrübeli, dinamik kadrolarıyla, aziz milletimizi önce feraha, sonra refaha kavuşturacak Kemal Kılıçdaroğlu var” dedi. Öztrak ayrıca, “Bu seçimde ‘korktum’ yok, ‘kırıldım’ yok, ‘küstüm’ yok. Biz önce seçimi alacağız. Varsa kırgınlıkları, küskünlükleri ve diğer her şeyi sonra konuşacağız” diye konuştu.

CHP Sözcüsü Faik Öztrak bugün CHP Genel Merkezi’nde bir basın toplantısı düzenledi. Gündemi değerlendiren Öztrak, şunları söyledi:https://youtube.com/embed/mW060qrPefU

“19 MAYIS, ULUSUMUZUN BÜYÜK ÖNDERİ GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN, ‘BENİM DOĞUM GÜNÜMDÜR’ DEDİĞİ GÜNDÜR”

Değerli basın mensupları, dün 19 Mayıs 1919’un 104. yıl dönümünü kutladık. 19 Mayıs, ulusumuzun büyük önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Benim doğum günümdür” dediği gündür. 19 Mayıs, emperyalistlerin bölmek, parçalanmak, yok etmek istediği bir büyük ulusun, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde, en haklı, en şanlı, en onurlu karşı koyuşunu, mücadelesini başlattığı gündür. 19 Mayıs, işgal altındaki güzel ülkemizin kurtuluşunu, saraylarda değil, milletimizin tertemiz sinesinde arayanların, harekete geçtiği gündür. Onun için Cumhuriyetimizin ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurucusu, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bugünü, “Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmekle” görevlendirdiği, “Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur” dediği gençliğimize, bayram olarak armağan etmiştir.

“3 MİLYONA YAKIN GENCİMİZ NE BİR İŞTE OKUYOR NE DE ÇALIŞIYOR. ‘EV GENCİ’ OLMUŞ”

Büyük Önder, gençlerine umut veremeyen bir ülkenin, geleceğine de asla umutla bakamayacağını görmüştür. Ama 19 Mayıs’ın 104. yıl dönümünde, bir beceriksiz yönetimin elinde gençlerimiz işsizliğin pençesinde, her geçen gün umudunu yitiriyor. TÜİK’in makyajlı verilerine göre; taşı sıksa suyunu çıkaracak 3 milyona yakın gencimiz, ne bir işte, ne de okuyor, ne de çalışıyor. “Ev genci” olmuş, anasının babasının eline bakıyor. Üyesi olduğumuz Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı içinde, ev genci oranının en fazla olduğu ülke biziz. Bu ülkede analar, babalar, “Yeter ki evladım okusun, eli ekmek tutsun” diye, yemedi, evladını yedirdi. Giymedi, evladını giydirdi. Ama artık bu ülkede, üniversiteyi bitirenler bile işsiz. Her 100 işsizden 29’u üniversite mezunu. Üniversiteli işsiz sayısı, 1 milyonun üzerinde. TÜİK verileriyle 2022’de, 18-24 yaş arasındaki gençlerin beşte birine yakını mutsuz. Oysa daha dört yıl önce, 2018’de, gençlerin onda biri kendini mutsuz sayıyordu. Ucube saray rejimi fiilen hayata geçtikten sonra, 4 yılda, mutsuz gençlerimizin oranında hızlı bir artış var. Ucube saray rejimi, gençlerimizin neşesini, gülüşünü ve mutluluğunu çalıp götürdü. Bugün ülkemizde eğitimini yarıda bırakan her 100 gençten 48’i, ekonomik sıkıntılar nedeniyle, okulunu bıraktığını söylüyor. Bu ucube yönetim insan sermayemizi tüketiyor. Çalışabilen gençlerimizi aldığı ücret ve maaş mutlu etmiyor. 2017’de, çalışan her 100 gençten 31’i kazancından dolayı mutsuzken, 2022’de, çalışan her 100 gençten 34’ü kazandığıyla artık mutlu olamıyor.

“2019-2021 DÖNEMİNDE, 20-34 YAŞ ARASINDA 417 BİN 624 GENCİMİZ, BAŞKA ÜLKELERE GİTMİŞ”

Erdoğan Şahsım Hükümeti, ülkeyi çok kötü yönetti. Paramızı pul etti. Milletimizi hayat pahalılığına ezdirdi. Bu koşullarda, gençlerimiz nasıl evlenebileceğini, nasıl yeni bir hayat kuracağını kara kara düşünüyor. Karı koca çalışan genç bir çiftin bir ev, bir araba alması artık hayal oldu. Gençlerimiz artık evlenmeyi, bir ev, bir araba almayı geçtik, iyisinden bir telefon almayı bile zor hayal eder oldu. İş başındaki hükümet milleti unuttu, gençlerin halini görmüyor. Seslerini duymuyor. Bugün umudunu kaybeden gençlerimiz, geleceğini kurmak için başka ülkelere gidiyor. Sadece 2019-2021 döneminde, 20-34 yaş arasında 417 bin 624 gencimiz, başka ülkelere gitmiş. Bu gençler, ülkelerini, vatanlarını sevmedikleri için terk etmiyor. Aksine, bunlar ülkelerini, vatanlarını çok seviyorlar. Ama beceriksiz ve kibir abidesi Erdoğan bu güzel ülkeyi yönetemediği, paramızı pul ettiği, “Liyakat değil sadakat” diyerek, kendinden olmayanları mülakatla işsiz bıraktığı için, Saray kendilerine ikide bir parmak salladığı için, internette bant daralttığı için, ikide bir kendinden menkul edep ve insanlık dersleri vermeye kalktığı için, kendinden olmayana zulmettiği için bu gençler ülkeyi terk ediyor. Hükümetin başının nasıl olsa tuzu kuru, kendisinin ve şürekâsının evlatları rahat, ama milletin evlatları, çoğu okumuş, yetişmiş pırlanta gibi gençleri geleceğini kurmak için yurt dışına giderken, anaları babaları, “Evladımı bir daha görür müyüm” diyerek, arkalarından gözyaşı dökerken, Saray, gidenlerin arkasından bir de “Giderlerse gitsinler” diye kovalamaya kalkıyor.

“SURİYELİLER EN KISA SÜREDE EVİNE DÖNSÜN’ DİYENLER MÜHRÜ KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN OLDUĞU TARAFA BASACAK”

Evlatlarımızın yerine, doğru dürüst eğitimi olmayan, Ortadoğulu göçmenleri alıp memleketin içine salıyor. Sadece 2021 yılında, Irak, İran, Özbekistan, Suriye, Afganistan’dan kayıtlı olarak gelenlerin sayısı 252 bin 432… Perfore hale getirdikleri sınırlardan elini kolunu sallayarak geçenler bu hesaba dahil değil. Bugün bu ülkede sığınmacılar sadece ekonomik dengeleri değil, sosyal dengeleri de çatırdatıyor. Ülkemizin sosyal, kültürel, ekonomik alt yapısı giderek çölleşiyor. Demografik yapımız tehdit altında.

Bir hafta sonra sandıkta, bizim evlatlarımızı kovup, sığınmacıları ülkeye dolduran, ülkemizi uçurumun kenarına getiren bir zihniyeti de oylayacağız. Seçim hiç karışık olmayacak. “Bu ülkenin çocukları gitsin sığınmacılar katar katar ülkemize gelmeye devam etsin” diyecek olan varsa oyunu pusulanın Saray tarafına basacak. “Bu ülkenin namusu olan sınırları hak ettiği şekilde korunsun, geçici koruma kapsamındaki Suriyeliler en kısa sürede evine dönsün” diyenler ise, mührü pusulanın aydınlık tarafına, Kemal Kılıçdaroğlu’nun olduğu tarafa basacak.

“EKONOMİNİN AYARIYLA ÖYLE BİR OYNADILAR Kİ 70 MODEL TOROS’A ÇEVİRDİLER”

Değerli basın mensupları, Saray “Faiz nas” diye diye, milletin parasını lobilere peşkeş çekti. Dedikleri ne varsa hepsi ama hepsi yalan çıktı. Millete söyleyecekleri söz kalmadı. Paramız pul oldu. Dış Ticaret Açığı, döviz açığı rekor üstüne rekor kırıyor. Millet bankalardan istediği kadar dövizi çekemez, alamaz oldu. İnsanlar kendi döviz hesaplarındaki parayı çekmek için bile adlarını sıraya yazdırmak zorunda kalıyorlar. Merkez Bankası’nın tekerlekli demir arabaları Kapalıçarşı’da dolar avına çıktı. Ekonominin ayarıyla öyle bir oynadılar ki, 70 model Toros’a çevirdiler. Her yerinden farklı sesler geliyor. Türk Lirası’nın değeri, döviz büfesinde başka, Merkez Bankası’nda başka, bankaya gidiyorsun bambaşka…

YATAĞA AÇ GİREN ÇOCUKLARI ANLATAMAYAN ERDOĞAN, ATATÜRK’ÜN PARTİSİNE KENDİ KANALLARINDA 24 SAAT TERÖR KARASI SÜRMEYE ÇALIŞIYOR”

Sadece döviz kurlarında değil… Ankara’da aynı mahallede; berberin birine gidiyorsun, saç tıraşı 100 lira, onun yanındaki bir başka berbere gidiyorsun, saç tıraşı 200 lira. Bir kilo pirinç, bir kalıp peynir, bir markette başka fiyat, öbüründe bambaşka bir fiyat, internette tamamen farklı bir fiyat. Millet ne yapacağını nereye gideceğini şaşırmış vaziyette. Bunlar beceriksizlikte her seferinde çıtayı sürekli yukarı doğru çekiyorlar. Ellerinde piyasaya salıp, ortalığı bir süre olsun sakinleştirecek dövizler tükendikçe zihni sinir projelerine yöneliyorlar.

Seçimden hemen sonra, dövize gitmesin diye kredilere sınır getirmeye kalktılar. Son yapılan geçen hafta yapılan seçimden hemen sonra. Kredi kartlarından nakit çekimleri, kuyum harcamalarını baskılamak için bankacılık sistemine müdahale ettiler. Ama artık ekonomi yama tutmuyor, ne yapsalar bir anda işler elden çıkıyor. Millet, bankalardan kredi alamadı, kredi kartından nakit çekemedi. Hemen AK Parti’nin bildik çığırtkanları devreye girdi, komplo momplo diye zırlamaya başladılar. Ama bir kaç gün sonra Merkez Bankası geri adım atmak zorunda kaldı. Ve milletimiz gördü ki, bunlara saldıran falan yok. Bunlar kendilerini ayaklarından vurdular. Bu yönetim böyle devam ederse ne yapmak niyetinde olduklarını da açık açık ortaya koydular. Milletimizin bankalardan dövizini almak için, parasını çekmek için, kuyrukta beklemek zorunda kalacağını herkese gösterdiler. Bu güzel ülke neden bu hale düştü? Beceriksiz, liyakatsiz, metal yorgunu, ne yaptığından haberi olmayan kadrolar ve milleti bile isteye ateşe atan, Sarayın Kibirlisi ve onun tek adamlık hevesi yüzünden. Pahalılık enkazının altında kalan milletimize; yüzde 45 enflasyonu, 20 liraya dayanan doları, kilosu 350 lirayı geçen kıymayı, yatağa aç giren çocukları anlatamayan Erdoğan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisine kendi kanallarında 24 saat terör karası sürmeye devam ediyor. Elindeki yaygara makineleri, millete sabah akşam yalanlar anlatıyor. Yetmiyor sahte filim çekiliyor, sahtekarlık yapılıyor. Ama millete böyle sınırsızca yalan söylemenin toplumu böylesine hoyratça germenin tabi ki bir bedeli var.

Sonunda Kütahya’da, pazar yerinde Cumhurbaşkanlığı seçimi için çalışan partililerimiz, orada galeyana getirilen insanlar tarafından darp edildi. Buradan hepsine geçmiş olsun diyoruz.

“71 YAŞINDAKİ PARTİ EMEKÇİMİZ NACİYE HANIM’A SALDIRAN BU SÖZDE MİLLİYETÇİLER, CHP STANDINDAKİ TÜRK BAYRAĞINI YERLERE ATTILAR”

71 yaşındaki parti emekçimiz Naciye Hanım’a saldıran, bu sözde milliyetçiler, CHP standındaki Türk bayrağını da yerlere attılar. Buradan söylüyorum, bizim partililerimiz Şerife Bacılardır, Halide Onbaşılardır, Halime Çavuşlar, Gördesli Makbulelerdir. İpten kazıktan kopmuşlara pabuç bırakmaz. Ama buradan söylüyorum, keser dönüp sap dönüp, 28 Mayısta devran döndüğünde, bu milletin içine soktukları nifakın hesabını da verirler.

Değerli vatandaşlarım, kıymetli basın mensupları, Türkiye’nin önündeki, bu en önemli seçimin ikinci turuna artık sadece sayılı günler kaldı. Milletimiz birinci turda adaylardan hiç birine vize vermedi.

“MEVCUT HÜKÜMETİN BAŞI; VATANDAŞTAN VİZEYİ ALAMADI, PARTİSİ DE ÖNCEKİ SEÇİME GÖRE 30 MİLLETVEKİLİ KAYBETTİ”

Mevcut Hükümetin başı; vatandaştan vizeyi alamadı, partisi de önceki seçime göre 30 milletvekili kaybetti. Büyük değişimler her zaman bir anda olmuyor. Büyük zaferler kolay kazanılmıyor. Vatandaşımız bu iş ikinci turda biter dedi. Başımızın üstündedir. Ama şimdi ikinci tur için yepyeni bir sayfa açıyoruz. Sahada iki aday kaldı. Sandığa atacağımız pusulanın bir tarafında, Sarayında evlatlarıyla mutlu mesut manda yoğurduna kaşık sallayıp yatarken, bu güzel ülkenin gençlerinin umutlarını bitiren, yerinden yurdundan eden, analarını babalarını kedere boğan, üstüne bir de onları kovanlar var. Dünyanın en verimli topraklarında, bu en ahlaklı, en çalışkan insanları, çalışsa da çalışmasa da açlığa mahkum eden, sonra da “Allah affetsin” deyip kul hakkı yiyenler var. Harun olacağım deyip Karun olanlar var. Bir de bunlar konuşulmasın diye, istibdada başvuran, bu milleti birbirine düşürmeye kalkanlar var.

“GAFFAR OKKAN’I ŞEHİT EDEN TERÖR ÖRGÜTLERİNE SIRTINI YASLAYANLAR VAR”

FETÖ’yle ortaklık yapan, seçim kazanmak için bölücü terör örgütüyle kol kola giren, SADAT’a, domuz bağcılara, Gaffar Okkan’ı şehit eden terör örgütlerine sırtını yaslayanlar var. Trump “aptal olma” diye mektup yazdığında sesini çıkarmayan o mektubu beyaz saraya gidip yüzüne çarpmayan korkaklar var. Trump şimdi o mektubu lokantasının duvarına asmış. Bu ülkeye bu utancı yaşattılar ya yazıklar olsun.

Pusulanın diğer tarafında ise çiftçiye, emekçiye, millete cumhuriyetin verdiği değeri veren, hakka, hukuka, adalete sahip çıkan, beytülmali gözünden sakınan, “Senlik, benlik yoktur bizde, hepimiz birer damlayız aynı denizde” diyen, zalimden değil mazlumdan yana olan, çalandan değil çalışandan yana olan, ezenden değil ezilenden yana olan, birleştirip, kucaklayan, tecrübeli, dinamik kadrolarıyla, aziz milletimizi önce feraha, sonra refaha kavuşturacak, Kemal Kılıçdaroğlu var. Sandığa sadece bir hafta kaldı.

“BU ÜLKENİN EN PARLAK GENÇLERİ BAŞKA ÜLKELERE GİTMESİN’ DİYORSAN, KARAR VER”

Aziz milletimiz geleceğini aynı bir asır önce olduğu gibi kendi azim ve kararlılığınla kurtaracaksın. Biz milletimize bugün, aynı milli mücadelede olduğu gibi, “Kalk uyan, yoksa ardı hicran” diyoruz. Bu seçimde “korktum” yok, “kırıldım” yok, “küstüm” yok. Biz önce seçimi alacağız. Varsa kırgınlıkları, küskünlükleri her şeyi daha sonra konuşacağız. O yüzden şimdi, “Türkiye İçin Karar Ver!” “Bin bir emekle okuttuğum, yemeyip yedirdiğim, giymeyip giydirdiğim evladım, bu ülkenin en parlak gençleri başka ülkelere gitmesin” diyorsan, karar ver. “Pahalılığın altında ezilmek kader değil” diyorsan, yarın bir gün döviz kuyruklarında beklemek istemiyorsan, bankadan paranı çekemez hale düşmek istemiyorsan karar ver. Bıraktık bankadan para çekmemeyi, kuru ekmeğe muhtaç olmak istemiyorsan karar ver. “Türkiye yeniden dünyada parlayan yıldız olsun” diyorsan karar ver. Sen kararını ver, 28 Mayıs’ta Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı, Kemal Kılıçdaroğlu olsun! Bugünkü yorgun, iş bilmez, kadrolar gitsin, yeni bir heyecan gelsin, güzel ülkemiz yeniden ayağa kalksın.

Hepinize beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Ekonomiyle ilgili olmak kaydıyla sorularınız varsa alıyım.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

İkinci Tur Kesinleşti

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Dün yapılan seçimler, Erdoğan’ın milletimizden güvenoyu alamadığını göstermiştir. Şu an itibariyle, sandıkların tamamına yakını sayılmış yurt dışından gelen sandıklardan sadece 300 civarında sandık henüz sayılmamıştır. Bunlar da sonucu değiştirmeyecektir.

İKİNCİ TUR KESİNLEŞTİ

Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turda sonuçlanacağı artık kesinleşmiştir. Cumhurbaşkanlığı seçimi kesin olarak ikinci tura kalmıştır. Dün sandığa gidip oy veren herkese yürekten teşekkür ediyoruz. Katılım oranının yüzde 90’a yaklaşması demokrasimiz adına sevindiricidir.

MUTLAKA KAZANACAĞIZ

Ayrıca, sabaha kadar uyumadan sandıkları bekleyen, ıslak imzalı tutanakları alan sandık kurulu üyelerimizin, okul bilişim sorumlularımızın, müşahitlerimizin, avukatlarımızın ve tüm gönüllülerin çabaları her türlü takdirin üzerindedir. Kendilerine çok teşekkür ediyoruz. Dün akşam sabaha kadar gösterdikleri büyük fedakarlığı 28 Mayıs’ta da göstereceklerinden ve milletimizin tek bir oyunun bile heba olmamasını sağlayacaklarından eminiz. Önümüzdeki 15 gün boyunca hakkı, hukuku ve adaleti bu ülkeye getirmek için elimizden geleni yapacağız. Milletimizin iradesi her şeyin üstündedir. İkinci turda mutlaka ama mutlaka kazanacağız.

Millet İttifakı, ipi önde göğüsleyecek. Biz kazanacağız. Kazanan demokrasi olacak, kazanan Türkiye olacak. Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.

Bizi İzlemeye Devam Edin

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, “Şu anda bize ulaşan verilere göre, biz tabloyu son derece olumlu görüyoruz. Vatandaşlarımızdan, yapacağımız açıklamaları izlemelerini istiyoruz. Açılan sandık sayısı anlamlı bir seviyeye ulaştığında daha farklı, gerekli rakam açıklamalarını da yapmaya başlayacağız” dedi.

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, “Şu anda bize ulaşan verilere göre, biz tabloyu son derece olumlu görüyoruz. Vatandaşlarımızdan, yapacağımız açıklamaları izlemelerini istiyoruz. Açılan sandık sayısı anlamlı bir seviyeye ulaştığında daha farklı, gerekli rakam açıklamalarını da yapmaya başlayacağız” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Genel Merkezi’nde basın açıklaması yaptı. Öztrak, şunları söyledi:

“Sandıklar açılmaya başlandı. Katılım oranının rekor seviyede olacağı ortaya çıkıyor. Sonuçları yakından takip ediyoruz. Bu arada Anadolu Ajansı da geleneksel manipülasyonlarını son defa yapıyor. Sandık başındaki sandık sorumlularımıza, müşahitlerimize göstermekte oldukları o müthiş çaba ve gayret için buradan teşekkür ediyoruz. Çalışmalarını sabaha kadar sürdürecekler ve sonuçları hızla bize ulaştırmaya devam edecekler. Ama şu anda bize ulaşan verilere göre, biz tabloyu son derece olumlu görüyoruz. Vatandaşlarımızdan, yapacağımız açıklamaları izlemelerini istiyoruz. Açılan sandık sayısı anlamlı bir seviyeye ulaştığında daha farklı, gerekli rakam açıklamalarını da yapmaya başlayacağız. Bizleri izlemeye devam edin.”  

Hacker Sandılar, Bir Ülkenin İstihbaratının Eline Düştüler

CHP Sözcüsü Öztrak, CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun geçtiğimiz günlerde gündeme getirdiği deepfake kumpasının ayrıntılarını açıkladı.

Organizasyonun İletişim Başkanlığı tarafından yapıldığını ifade eden Öztrak, deepfake ile yapılmış sesler ve videolar için üç kişilik bir ekibin oluşturulduğunu belirterek, “Bunun için Dark Web üzerinden hackerlarla anlaştık zannettiler. Ama bu üçlü, hacker zannettikleri kişiler nedeniyle bir ülkenin istihbaratının eline düştüler. Bu arkadaşların her şeyleri kayıt altında. Ve işin kötüsü, bu istihbarat şebekesi de böylece devlete infiltre oldu, sızdı” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu’nun sorumlu bir siyasetçi olarak bu konuyla ilgili önlem alınması için devleti uyardığını aktaran Öztrak, “Müstakbel Cumhurbaşkanımız devlet adamı olduğu için, devlete verdiği önem nedeniyle ve yabancı ajanlar devletin kılcallarına yerleşmesin diye, bunu vakit geçirmeden açıkladı” dedi. Öztrak, “Buradan açıkça ifade ediyorum, devlet, bu kangrenli bacağı hemen kesmek zorundadır. Acilen. Aksi takdirde bu, vatana ihanettir” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:https://youtube.com/embed/psPI6Wa4SoY

Sözlerime başlarken önceki dönem Devlet Bakanlarımızdan, partimizin Genel Başkan Yardımcılığını yapmış ve birlikte çalışmaktan her zaman onur ve gurur duyduğum bir devlet insanını Dr. Kemal Derviş’i kaybettik. Kendisine Allah’tan rahmet ailesine, acılı yakınlarına ve milletimize sabır diliyoruz.

MİLLETİMİZ TARİH YAZACAK

Milletimizin, sesini duymayan, halini görmeyen, oturduğu sarayda kendisini unutan Hükümetin tasdiknamesini eline verip, sandıkta evine yollamasına, artık 6 gün kaldı. Şafak atarsa Ankara… Ankaralı hemşerilerimize buradan selam olsun… Milletimiz, Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılında; cebini boşaltan, pandemide beş maskeyi bedava dağıtamayan, depremde 48 saat boyunca, Mehmetçiğimizi enkazın başına göndermeyen, ucube tek kişilik hükümet sistemini demokratik yolla sandıkta değiştirecek, yeniden tarih yazacak.

KAYBETTİĞİNİ KABUL ETMİYOR

Kibirli saray hükümeti, bu seçimi kaybettiğini bir türlü kabul etmiyor. Yapıştığı koltuktan kalkmamak için her yola başvuruyor. Muhalefet partilerinin binalarının önünde silahlar atılıyor. İl başkanlıklarına kurşunlar sıkılıyor. Genel Başkanımıza tehditler savurmaya cüret eden, mafya bozuntularının hamiliğine soyunan Bahçeli de insanları, mermilerle tehdit etmeye kadar işi vardırıyor. Hükümet partisinden milletvekili adayı yapılarak dokunulmazlık zırhı giydirilmeye çalışılan, partizan İçişleri Bakanı ise bu rezaletlerin, sorumlularını koruyor. Tehdit, darp, hatta cinayet bile bu ülkede cezasız kalıyor.

ELİNDE AY YILDIZLI BAYRAK TAŞIYAN ERZURUMLULARA SALDIRDILAR

Dün, Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, seçim kampanyası kapsamında, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu Erzurum’daydı. Önce, Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı, belediyenin otobüslerini alana çekerek mitingi engellemek istedi. Yetmedi, hükümetin kendi listelerinde milletvekili adayı yaptığı, al bayrağımıza “Türk bayrağı” demeyen domuz bağıyla insan boğan, Gaffar Okkan’ı şehit eden terör örgütünün sempatizanı partinin yandaşları ve milliyetçi olduğunu iddia eden partinin yandaşlarıyla birlikte ellerinde ay yıldızlı bayrağımızla Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayını desteklemek için meydanı dolduran Erzurumlulara saldırdı. Anneler, çocuklar bunların attıkları taşların hedefi oldu. El kadar çocuklar kan revan içinde kaldı. Bu çocukların dökülen kanının hesabını kim verecek. İnsaf, vicdan…

DEMİRDEN KORKSAK TRENE BİNMEYİZ

Tüm bunlar olurken vatandaşın canına malına sahip çıkması gereken Vali, Emniyet Müdürü seyretti. Polisler eli taşlı zorbaları seyretti… Partizan İçişleri Bakanı da görevini yapmayan valiye, emniyet müdürüne bir kere daha sahip çıktı. Saray’ın partisinin sözcüsü de Anayasa’nın 34. maddesi gayet açık olmasına rağmen “Kafanıza estiği gibi bir şey yapmaya kalkarsanız sıkıntı olur” diyerek, taşı atanları değil, taşlananları suçlamaya kalktı. Buradan açıkça söylüyorum. Bunlar bizi korkutmaz. Demirden korksaydık trene binmezdik. Ve biz tam da bunları değiştirmek için geliyoruz. Oy için vatandaşı vatandaşa karşı kışkırtan, ülkeyi karıştırmaktan, küçücük çocukları yaralamaktan, ağlatmaktan çekinmeyen, bu karanlık siyasete son vermek için geliyoruz.

TÜM YANITLARI SANDIKTA VERECEĞİZ

Vatandaşlarımıza çağrımızdır. Tüm bu rezilliklere karşı, Millet İttifakı’na gönül verenler itidal içinde dimdik durmalıdır. 14 Mayısta yapılacak seçime odaklanmalıdır. Seçimi kaybettiklerini anlayınca, o gözü dönmüş birkaç militanı milletin üstüne salanların, değirmenine biz su taşımayacağız. Bu ülkenin güzel insanları, bu azgın kötülüğü sandıkta bitirecek. Bu gözü dönmüşler seçimi kaybedecek. Biz tüm dikkatimizi 14 Mayıs’ta sandığa yönelteceğiz. Tüm yanıtlarımızı sandıkta vereceğiz.

BEYİN ÖLÜMÜ GERÇEKLEŞTİ

“Metal yorgunuyum” diyen, aslında beyin ölümü gerçekleşmiş, millete verdiği sözleri tutmayan, Şahsım Hükümeti telaş içinde şimdi bütün tuşlara basıyor. Kah, dün “Seçim kaybedeceğimi bilsem de yapmam” dediği her şeyi yapıyor. Bütçenin, Merkez Bankası’nın döviz kasasının dibini sıyırıyor… Kah, kendisinden olmayan herkesi terörist ilan ediyor, kah, partizan İçişleri Bakanının koruması altında, militanlarını meydana salıyor. Bunların hepsi, Sarayın artık bu iş bittiği dediğinin ikrarıdır. Artık görevdeki son günlerini yaşayan Saray, bundan 21 yıl önce göreve geldiğinde, ülkeyi 2001 krizinden çıkaran ve tüm dünyada güven uyandıran bir programı kucağında bulmuştu. Ama daha sonra üretim cephesini güçlendirecek, sanayinin, küresel arenada yarışma gücünü artıracak reformları yapmak yerine işin kolayına kaçıverdi. Sıcak para ve ithalat üzerinde sörf yapmaya kalktı.

SAHTE VİDEOLAR İÇİN YABANCILARLA İŞ TUTUYOR

Ama 2013’te küresel piyasalarda sular çekilmeye başlayınca, ak koyun, kara koyun ortaya çıktı. Türkiye, en kırılgan ekonomiler listesinin başına yerleşti. Burada da Erdoğan suçu, Gezi Parkı’nda en haklı taleplerini dile getiren gençlere atmaya kalktı. Aynı yıl, sıfırlanan kasaların, yenen rüşvetlerin kayıtları ortaya döküldü. Erdoğan bunların hesabının sorulmasının önünü, Meclis’te, emriyle inip kalkan, kendi milletvekillerinin elleriyle kapattı. Aklanmayan arkadaşlarını da büyükelçi yaptı. Kul hakkının yenmesine, bu rezaletin üstünün örtülmesine karşı çıkan, Genel Başkanımız ve Millet İttifakı’nın 13. Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun o gün söylediği sözlerini, bugün çarpıtarak, eğip bükerek siyaset yapmaya çalışıyor. Milletin gözünün içine baka baka yalan söylüyor. On parmağında on kara Genel Başkanımıza ve partimize sürmeye kalkıyor. Bir de bu yalanlarına sahte videolar ürettirmek için yabancı ülkelerle iş tutuyor.

ORGANİZE EDEN İLETİŞİM BAŞKANLIĞI

Anlatalım… Beşli çeteye ve AK Parti’ye çalışan bir kurumdan üç kişiye, “Ayrılın ve bu operasyonu yapın” dediler. Bunu organize eden İletişim Başkanlığı. Bu üç kişi, Deepfake ile yapılmış sesler ve videolar istediler. “Bitcoin ile ödersek kayda girmez” diye düşündüler. Bunun için Dark Web üzerinden hackerlarla anlaştık zannettiler. Ama bu üçlü, hacker zannettikleri kişiler nedeniyle, bir ülkenin istihbaratının eline düştüler. Bu arkadaşların her şeyleri kayıt altında. Ve işin kötüsü, bu istihbarat şebekesi de böylece devlete infiltre oldu, sızdı.

YABANCI AJANLAR KILCAL DAMARLARA YERLEŞMESİN DİYE

Genel Başkanımız neden bu durumu açıkladı? Çünkü Kemal Kılıçdaroğlu sorumlu bir siyasetçidir. Önlem alsın diye devleti uyardı. Yoksa biz, Sarayın yapacağı operasyonlara zaten hazırdık. Dünyada bu konuda en uzman şirketlerden biri ile anlaşıldı. Herhangi bir içerik gerçek mi, deepfake mi yarım saat içinde ortaya çıkaran, dünyaca ünlü bir kurum bu. Genel Başkanımız, buna bir saat dedi. Yine orada da devlet adamı tedbirliliğini gösterdi. Genel Başkanımız yabancı istihbarat örgütleri, bu akılsızlarla ne kadar ileriye gider, işte onu bilemediği için konuyu açmak zorunda kaldı. Müstakbel Cumhurbaşkanımız devlet adamı olduğu için, devlete verdiği önem nedeniyle ve yabancı ajanlar devletin kılcallarına yerleşmesin diye, bunu vakit geçirmeden açıkladı.

DEVLET BU KANGRENLİ BACAĞI KESMEK ZORUNDA

Buradan açıkça ifade ediyorum, devlet, bu kangrenli bacağı hemen kesmek zorundadır. Acilen. Aksi takdirde bu, vatana ihanettir.

ELLERİNDE KALAN TEK SERMAYE SİYASİ ARSIZLIKLARI

“Bunların ellerinde kalan tek sermaye, siyasi arsızlıkları” derken bunu boşu boşuna demiyoruz. Rahmetli Osman Bölükbaşı, “Siyasetçilerin geçmişi, sözlerine kefil olmalı. Sözleri, ileride kendilerinden davacı olmamalı” derdi. Erdoğan’ın söylediği her söz, artık kendisinden davacı oluyor. Erdoğan işbaşına geldiğinden bugüne kadar, milletten vergi topladı. İçeriden ve dışarıdan borç aldı. Milletin atadan deden kalan malını mülkünü sattı. 21 yılda tam 2 trilyon 776 milyar dolar parayı kullandı. Bu kendinden önceki tüm Cumhuriyet hükümetlerinin, 79 yılda harcadığı paranın 4 katı. Bu kadar para harcadı. Ama millete verdiği hiçbir sözü tutmadı. 2011’de seçimlere giderken, “2023’te milli gelir 2 trilyon dolar, kişi başına gelir 25 bin dolar olacak” diye bu millete söz verdi. Sonra bunu Kalkınma Planlarına da yazdı. 2023’e geldik. Takke düştü kel göründü. Milli gelir de, kişi başına gelir de söz verdiğinin yarısına bile ulaşmadı. Ama Erdoğan, hala meydanlarda “Millete verdiğimiz her sözü tuttuk” diyor. Hz. Ömer, “Utancı gidenin kalbi de ölür” demiş. Bunların utancı gitti, kalbi de, akıları da, vicdanları da öldü. Milleti hayat pahalılığının altında bile isteye ezdiler.

ÇALIŞAN DA AÇ ÇALIŞMAYAN DA

Erdoğan 2018’de Ucube Cumhurbaşkanlığı Hükümet sisteminin başına geçti. “Faiz sebep, enflasyon netice” diye ortaya çıktı, ülkeyi, ekonomi bilimiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan bir safsatanın peşine taktı. Tabela faizini indirdi ama piyasa faizleri arşa çıktı, “İhracat artacak, dış ticaret açığı ve cari açık düşecek” dedi. İthalat ihracatı solladı, dış ticaret açığımız da, cari açığımız da rekor üstüne rekor kırdı. “Rezervler dolup taşacak” dediler. Merkez Bankasının döviz kasası tamtakır oldu. Merkez Bankası’nın bugün kasasında döviz yok demek için bile bir yerlerden 53 milyar dolar bulmak gerekiyor açığı kapatmak için. Faiz inince, enflasyon da düşecekti öyle dedi. Ama yüzde 19 olan enflasyon makyajlı TÜİK rakamlarıyla bile yüzde 80’lere, milletin yaşadığı gerçek enflasyon ise yüzde 100’ün üstüne çıktı. 85 milyon vatan evladını, hayat pahalılığıyla işsizlik arasında limon gibi sıktı. Bütün dünyada gıda fiyatları bir yıldır düşüyor. Her ne hikmetse bizde roket hızıyla artmaya devam ediyor. Bugün çalışanların yarısından fazlasının talim ettiği asgari ücret açlık sınırının altına düşmüş vaziyette. Bu zalim Hükümet elinde, bu ülkede çalışmayan da, çalışan da aç. Bir ekonominin halini markette, pazarda, kasaptaki etiketlerden anlarsınız. Markette soğanın kilosu 30 lira, pazarda domatesin fiyatı 30 lira, kasapta kıyma 350 lira… Daha birkaç yıl önce, “Biz geldiğimiz zamandan daha az yumurta, süt, peynir alıyorsan bize oy verme!” diye millete söz söyleyenler, şimdi çıkmışlar hala utanmadan, sıkılmadan milletten oy istiyorlar.

35 MİLYON VATANDAŞ SOFRASINA BİR KAP ET KOYAMIYOR

2022 yılında, 63 milyon vatandaşımız konut masrafları altında ezildiğini, 44 milyon yurttaşımız, borçlarını veya taksit ödemekte zorlandığını söylüyorsa, 35 milyon insanımız, sofrasına iki günde bir, bir kap et yemeği koyamamaktan şikayet ediyorsa; 26 milyon vatandaşımız “Ucu ucuna geçiniyorum beklenmedik bir masraf çıkarsa onu karşılayamıyorum” diyorsa, 17 milyon vatandaşımız, soğuk kış günlerinde evini ısıtamadığını söylüyorsa, bunun sorumlusu milletini unutan, sesini duymayan, halini görmeyen bu hükümettir.

ÇİFTE DEĞİL DÖRTLÜ KUR

Sarayın kibirlisi bundan önceki seçimde damadıyla birlikte, döviz kurlarını tutup, ekonomide istikrar varmış havası basarak oy almak için, milletin 128 milyar dolarını, Merkez Bankasının arka kapısından cayır cayır harcadılar. Ama bundan yılmadılar, “Benim oğlum bina okur, döner döne yine okur” misali bu seçim öncesinde de milletin bir 128 milyar dolarını daha Merkez Bankasının arka kapısından yaktılar. Ama artık buna rağmen kuru tutamıyorlar. Ekonomiyi ikili değil, üçlü-dörtlü kurların uygulandığı bir ekonomi haline getirdiler. Merkez Bankası’nda başka kur, bankalarda başka kur, ihracatçıya başka kur, döviz büfesinde de bir başka kur… Varlık Fonu’nu oyuna sokarak Borsa’yı şişirdiler. Yatırım danışmanı gibi televizyonlara çıktılar, insanlara borsaya yatırım yapmalarını tavsiye ettiler. Elindeki 3 kuruşu, enflasyon karşısında erimesin diye borsaya yatıran küçük yatırımcıyı defalarca borsanın çakallarının eline teslim ettiler. Ondan sonra da trolleri, “Borsamıza saldırıyorlar, reisimize saldırıyorlar” diye zırıl zırıl ağladılar. Genel Başkanımız ve bu ülkenin 13. Cumhurbaşkanı Kemal Kılıçdaroğlu milletimizi defalarca uyarmak zorunda kaldı. Şimdi bunlar sütten çıkmış ak kaşık oldular. Yabancı yatırım şirketlerine milyonlarca lira ceza kesiyorlar. Gerekçe: Piyasa bozucu eylemler. Küçük yatırımcı defalarca her şeyini kaybederken nerelerdeydiniz?

SARAY DEHLİZLERİNDEN YANDAŞLARIN CEPLERİNE DÖŞENEN BORULAR

Bunlar sadece milletin 128 milyar dolarını buharlaştırıp küçük yatırımcının üç kuruş parasına kastetmedi. Milletin 418 milyar dolarını da yandaşlarına peşkeş çektiler. Hırsız evin içinden olunca, mandayı bacadan aşırırmış… Seçime günler kala Saray dehlizlerinden yandaşlarının ceplerine döşedikleri borular, bir bir patlamaya başladı. Hükümete yakın mafyalar kendilerinin de içinde oldukları yolsuzlukları, suçları anlatmaya başladılar. Ama Saraydan tık yok. En son, Erdoğan’a “ağabey” diye hitap eden bir aile yakını, Antalya Havalimanı ihalesinde Saray’ın cebine giren 1 milyar dolarlık rüşveti ve bu rüşvet karşılığında ihaleye nasıl fesat karıştırıldığını, kendisinin de bu işe para karşılığı nasıl aracılık yaptığını açıkladı. Ama Saraydan tık yok.

SOYANLAR YÜZÜNDEN SOĞAN 30 LİRA

Tarım Bakanlığı’nda, kazanacak şirketlerin evraklarının, bakanlığın personeli tarafından hazırlandığı ve bu suretle yapılan ihalelerde 3,5 milyar dolarlık yolsuzluk yapıldığını anlattı. Toplulaştırma ihalelerinde, tarım ürünü, canlı hayvan ve karkas ithalatında yapılan Ali Cengiz oyunlarını bir bir ortaya döktü. Ama yine kimsede ses yok. İşte bu soyanlar yüzünden, soyup, kaçıp, doyanlar yüzünden, bugün bu ülkede; soğan 30 lira. Bir kilo kıyma 350 lira… O da şimdilik.

KURAL BUDUR: BOŞ TENCERE HÜKÜMETİ GÖTÜRÜR

Aziz milletimiz feraset sahibidir. Herkesin ne yaptığını görür, bilir, hakkını da verir. Seçime günler kala bedava doğalgaz diye ortalığa dökülüyorlar. Ama Enerji Bakanı da çıkıp, Rusların BOTAŞ’a sattığı doğalgazın borcunu ertelediğini açıklayıveriyor. Bu borç ne zamandan beri ertelendi. Eğer böyleyse, bu, Rusya’nın Türkiye’deki seçimlere yani milletin iradesine, doğrudan müdahalesi anlamına gelmez mi? Seçimi kaybetmemek için her şeyi kullanıyorlar.  Artık tüm tuşlara aynı anda bassanız da, millete “Beni soğana kurban etmeyin” diye yalvar yakar olsanız da hepsi nafile… Siyasetin kuralı, “Boş tencere hükümeti götürür.” Boş tencereyi yalanlarla doldurarak akıbetinizden kaçamazsınız.

KURDUKLARI TUZAKLARIN FARKINDAYIZ

Biz liyakatli kadrolarımızla, şampiyonlar ligine yakışır yıldızlarımızla, artık önümüzdeki dönemin meselelerine kafa yoruyoruz. Ülkemizi Sarayın sebep olduğu buhrandan çıkarmak için, 2 bin 304 maddelik “Ortak Politikalar Mutabakat Metnimizi” bu yılın Ocak ayı sonunda milletimizin takdirine sunmuştuk. Hafta sonunda da altı partinin ekonomi kurmayları yine bir araya geldik yapacaklarımızın önceliklerini ve takvimini belirledik. Ekonomideki sıkıntıların ve mevcut hükümetin kurduğu tuzakların büyüklüğünü biliyoruz, görüyoruz, farkındayız. Ama her şeyin farkında olarak diyoruz ki: Plan ve programımızla, ekonomi başta olmak üzere devlet yönetiminin her alanında yıldızlar karması kadromuzla yıkılanı düzeltmeye, milletten alınan her şeyi milletimize geri vermeye kararlıyız, hazırız.

TALİH HAZIRLIKLI ZİHİNLERE GÜLER, BİZ HAZIRIZ

“Talih, ancak hazırlıklı zihinlere güler…” Dünyada büyük bir dönüşümün yaşandığı katı olanın bile buharlaştığı, küresel düzenin altüst olduğu, eskinin öldüğü ama yeninin henüz doğmadığı bir ara dönemdeyiz. Yeni dönemde ancak bu dönüşüme hazırlıklı olanlar zenginleşecek. Tekrar söylüyorum. Biz hazırız. Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanlığında Türkiye, kısır tartışmalardan kurtulacak. Önündeki aydınlık ufka odaklanacak. Temiz enerji, temiz üretim, temiz fonlar, temiz toplum, tertemiz bir geleceği el ele ve omuz omuza vererek inşa edecek. Küresel tedarik zincirlerinin yeniden dizildiği bu dönemde Afro-Avrasya’nın en önemli arz ve tedarik merkezi olmak için biz hazırız,  projelerimiz hazır. Herkes, “Türkiye Mucizesi” başlıklarına hazır olsun. Biz bu ülkenin yeniden bir yıldız gibi parlamasını sağlayacağız.

İKİ ADAY DEĞİL İKİ ANLAYIŞ ARASINDA

Önümüzdeki seçim iki aday arasında değil iki anlayış arasında olacak. Bir yanda kul hakkı yiyenler; diğer yanda hakka, hukuka, adalete sahip çıkanlar olacak. Bir tarafta Harun olmaya gelip Karun olanlar; diğer tarafta beytülmali gözünden sakınanlar olacak. Bir tarafta yolsuzluk, yokluk ve yasak düzenini kuranlar; diğer tarafta bu ülkenin demokrasi âşıkları olacak. Bir tarafta milleti birbirine karşı kışkırtanlar, diğer tarafta “Senlik, benlik yoktur bizde, hepimiz birer damlayız aynı denizde” diyenler olacak. Sandığa sadece 6 gün kaldı. Aziz milletimiz geleceğini aynı bir asır önce olduğu gibi kendi azim ve kararlılığıyla kurtaracak. Bu seçim ülkemiz için bambaşka bir anlam taşıyor.

BİR OY KILIÇDAROĞLU’NA BİR OY CHP’YE

Vatandaşlarımıza sesleniyoruz: Bir oyunu Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’na, bir oyunu da Cumhuriyet Halk Partisi’ne ver. Hayat pahalılığını, istibdadı, zulmü ilk turda bitir. Saraylarında milletin sesini duymayan, halini görmeyen, milleti unutanların tasdiknamesini ilk turda ellerine ver, evlerine gönder.

Haydi Türkiye! 14 Mayıs’ta oyunu Cumhurbaşkanlığında Millet İttifakı’nın adayı Kemal Kılıçdaroğlu’na ver. Gençler kazansın, kadınlar kazansın, 85 milyon milletimiz kazansın. Milletvekili seçiminde mührünü Altı Ok’a bas, ülkemize yeniden baharlar tez gelsin.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.

‘Türkiye Mucizesi’ Başlıklarına Hazır Olun

CHP Sözcüsü Öztrak, Hükümetin sebep olduğu hayat pahalılığına ve istikrarsızlığa son vereceklerini belirterek, “Enflasyonu iki yıl içerisinde tek haneli rakamlara indireceğiz. Hayat pahalılığını bitireceğiz. Kişi başına gelirimizi beş yıl içinde iki katına çıkaracağız. Beş yılda, beş milyon kişiye insana yakışır iş sağlayacağız. ‘Türkiye Mucizesi’ başlıklarına hazır olun. Beş yıl sonra Türkiye, dünyanın parlayan yıldızı olacak.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün TRT’de yayımlanan CHP adına propaganda konuşmasında şunları söyledi:

EMEKÇİ MADENDE ÖLÜYOR, EMEKLİ TORUN SEVECEĞİNE ÇALIŞIYOR

Bugün Cumhuriyet Halk Parti’miz adına huzurlarınızdayım. Kırık camları naylonla kaplı bir evde, soğuktan donarak hayatını kaybeden Konyalı Ayaz Bebek ve annesi Maviş Eşme adına huzurlarınızdayım. Ürünü para etmediği için tarlasını satıp maden ocaklarında ter döken, madende yaşam odası olmadığı kimse de denetlemediği için grizu patlamasında hayatını kaybeden tüm madenciler adına huzurlarınızdayım. Emekli maaşıyla evinde oturup torunlarını sevmesi gerekirken, evini geçindirmek için sokakta satıcılık yapan 87 yaşındaki Recep Amca namına huzurlarınızdayım.

CESUR KADINLAR, GELECEĞİMİZ GENÇLER

Her gün ayrımcılığa, şiddete ve hakarete uğrayan sosyal, siyasi ve ekonomik hayattan silinmeye çalışılan, kaç çocuk yapacağına, nasıl güleceğine, hamileyken nerede gezeceğine karışılan, 8 Mart’ta zıpladılar diye gözaltına alınan, temel hakları, kirli pazarlık masalarına yatırılan, cesur Türk kadınları için huzurlarınızdayım. “Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın” diye sırtı sıvazlanan ama fikrini söylediğinde, sosyal medyada yazdığında apar topar gözaltına alınan, hakkında davalar açılan, bu çağda bir cep telefonu bile çok görülen, üniversiteye gittiğinde yurt, üniversiteyi bitirdiğinde iş bulamayan umudunu yitirip yurtdışına gitmek istediğinde de arkasından “gidersen git” diye bağırılan, parlak ışıklarımız, Türkiye’nin geleceği gençlerimiz adına huzurlarınızdayım.

MİLLETİN SESİNİ DUYAN BİZ VARIZ

Bugün, imar barışlarıyla tabutunda yaşamaya mahkûm edilen, sosyal konut sunulmadığı için güvenli evlerde oturamayan, 6 Şubat depremlerinde “Devlet nerede? Sesimi duyan var mı?” diye bağıra bağıra enkaz altında donarak hayatını kaybeden on binler adına huzurlarınızdayım. Aziz milletim, sesini duyan var. Biz varız. Genel Başkanımız, Cumhurbaşkanı adayımız Kemal Kılıçdaroğlu var. Cumhuriyet Halk Partisi var. Kalbi vatan ve millet sevgisiyle dolu milyonlar var.

YOKSULLUK, PAHALILIK KADER DEĞİL; SARAY’IN YANLIŞ TERCİHLERİNİN SONUCU

Bu aziz millet, bu acıların hiçbirini yaşamayı hak etmiyor. Enkaz altında kalıp donarak ölmek kader değil. Fikrini söyleyince gözaltına alınmak, tutuklanmak kader değil. İşsizlik kader değil. Yoksulluk kader değil. Yokluk kader değil. 1 kilo soğana 30 lira, 1 kilo kıymaya 300 lira vermek kader değil. Bunların hepsi, Saray’ın yanlış tercihlerinin sonucu. Şimdi sandık geliyor. Biz millet olarak doğru tercihi yaparsak, bu kötü tablo da değişecek. Sandığa gideceğiz, oyumuzu kullanacağız, bir otokratı evine gönderip tarih yazacağız. Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılına girerken hep birlikte yepyeni bir sayfa açacağız.

TOKİ İŞİNİ YAPACAK, SOSYAL KONUT SAYISI 4 KATINA ÇIKACAK

Karşımızdaki birinci sorun deprem güvenliği. Şehirleri yenilemek, güçlendirmek, depreme ve her türlü afete dirençli bir hale getirmek zorundayız. Bunun için Şehircilik ve Afet Yönetimi Bakanlığı’nı kuracağız. En riskli olanlardan başlayarak tüm konutları güçlendireceğiz veya yenileyeceğiz. Bu konutlarda oturanlara bir yıl süreyle kira yardımı yapacağız. Büyük bir barınma krizi yaşıyoruz. Kiralar bir yılda üçe katlandı. TOKİ’yi asli işlevine geri döndüreceğiz. Sosyal konut üretip halkımıza arz edeceğiz. Halk konutta oturan vatandaşın kirası asgari ücretin yüzde 20’sini geçmeyecek. Beş yılda sosyal konutların sayısını tam dört katına çıkartacağız. Asgari ücretle çalışan dar gelirli vatandaşımız da artık yuva sahibi olacak. Yabancılara konut satışı uygulamasına son vereceğiz. Parayı basan bu ülkenin vatandaşı olmayacak. Sığınmacıları da 2 yılda vatanlarına kavuşturacağız. Konut piyasası dengesini bulacak, konut sahibi olmak hayal olmaktan çıkacak.

BECERİKSİZ VE KİBİRLİ YÖNETİM ANLAYIŞI BİTECEK

6 Şubat depreminde, 48 saat boyunca Mehmetçiği kışlada tutan, NATO’nun en büyük ordularından biri olan Türk Ordusu’nun kendi vatandaşına yardım etmesini engelleyen, sosyal medyayı yavaşlatarak halkın yardım çağrılarını susturan, Kızılay’a afette çadır sattıran, madencilerimizin bölgeye ulaşıp enkaz altında kalanlara yardım etmesini geciktiren, halkın can ve mal güvenliğini değil, oturduğu koltuğu korumaya çalışan, beceriksiz ve kibirli yönetim anlayışı bitecek. Afetlere akılla, bilimle hazırlanacağız. Afet anında yüksek koordinasyon ve kapasiteyle halkımızın yanında olacağız. Tek bir vatandaşımız bile “Devlet nerede?” diye sormayacak. 85 milyon çalışıyor, üretiyor, vergisini veriyor. O zaman Hükümet de afet anında “kader” deyip IBAN atmayacak, topladığı vergileri milleti için kullanacak. Türkiye bir daha böyle acılar yaşamayacak.

VADETTİKLERİNİN HİÇ BİRİNİ YAPAMADILAR

Kim ne hikâye anlatırsa anlatsın, gerçeği kasaptaki, manavdaki, marketteki etiketler söyler. Domatesin kilosu 30 lira. Etin kilosu şimdilik 300 lira. Dolar 20 liraya dayandı. Şahsım hükümeti paramızı pul etti. Bu millete sayısız vaat verdiler. Hepsinde çuvalladılar. Türkiye en büyük 10 ekonomiden biri olacaktı; ilk 20’den düşme sınırına geldik. Kişi başına gelirimizi 25 bin dolara çıkaracaklardı; yarısına bile ulaştıramadılar. İşsizlik oranını yüzde 5’e düşüreceklerdi; gerçek işsizlik oranı bunun neredeyse beş katına çıktı. Enflasyon tek haneye düşecekti; gerçek enflasyon üç haneye gitti. İstikrar dediler; beş yılda, dört Hazine ve Maliye Bakanı gördük. Neden? Çünkü akla ve bilgiye saygı yok. Yetişmiş, iyi kadrolar yok. Çünkü bunlarda bilgi yok, fikir çok. Liyakat yok, yetki çok…

ENFLASYONU 2 YIL İÇİNDE TEK HANEYE İNDİRECEĞİZ

Biz bu tabloyu değiştireceğiz. 2 bin 304 maddelik bir planımız, yıldızlar kadromuz var. Enflasyonu iki yıl içerisinde tek haneli rakamlara indireceğiz. Hayat pahalılığını bitireceğiz. Kişi başına gelirimizi beş yıl içinde, iki katına çıkaracağız. Beş yılda, beş milyon kişiye insana yakışır iş sağlayacağız. “Türkiye Mucizesi” başlıklarına hazır olun. Beş yıl sonra Türkiye, dünyanın parlayan yıldızı olacak.

İLK 100 GÜN

İlk 100 günde, kamuda israfa son verecek adımları atacağız. 4-5 yerden maaş alanların musluklarını keseceğiz. Cumhurbaşkanı makamını yeniden Çankaya’ya taşıyacağız. Cumhurbaşkanlığı uçaklarını satıp parasıyla ormanlarımızı koruyacak yangın uçakları alacağız. Adam kayırma dönemini bitireceğiz. Akçeli işlere bulaşan sarayın memurlarını derhal görevden alacağız. Esnafın kira stopajını sıfırlayacağız. Pandemide aldığı borçların faizini sileceğiz. Çiftçi borçlarının faizini de sileceğiz. Aile Destekleri Sigortası gelecek. Türkiye’deki her ailenin geliri en az asgari ücret kadar olacak. Size söz! Biz geleceğiz, tek bir yurttaşımız bile ele güne muhtaç olmayacak. Ülkemizi feraha çıkaracağız. Milletimizi refaha ulaştıracağız. Herkes hakkını alacak.

İKİ ADAY DEĞİL İKİ ANLAYIŞ YARIŞACAK

Bu seçim iki aday arasında değil, iki anlayış arasında. Bir yanda kul hakkı yiyenler; diğer yanda hakka, hukuka, adalete sahip çıkanlar var. Bir tarafta Harun olmaya gelip Karun olanlar; diğer tarafta beytülmali gözünden sakınanlar var. Bir tarafta yolsuzluk, yokluk ve yasaklar; diğer tarafta demokrasi âşıkları var.

HAYDİ TÜRKİYE SANDIĞA, OYLAR CHP’YE VE KILIÇDAROĞLU’NA

Haydi Türkiye! 14 Mayıs’ta sandığa git. Bir oyunu Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’na, bir oyunu da Cumhuriyet Halk Partisi’ne ver. Hayat pahalılığını, istibdadı, zulmü ilk turda bitir. Saraylarında milletin sesini duymayan, halini görmeyen, milleti unutanların tasdiknamesini ellerine ver, evlerine gönder. Haydi Türkiye! 14 Mayıs’ta oyunu Cumhurbaşkanlığında Millet İttifakı’nın adayı Kemal Kılıçdaroğlu’na, milletvekili seçiminde de Cumhuriyet Halk Partisi’ne ver. Gençler kazansın, kadınlar kazansın, 85 milyon kazansın. Ülkemize baharlar gelsin.

MİLLET İTTİFAKININ EKONOMİ KURMAYLARI İSTANBUL’DA BULUŞTU

13. Cumhurbaşkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ekonomi kurmayları bugün saat 11:00’de İstanbul’da bir araya geldi. Toplantıda Millet İttifakını oluşturan altı partinin on iki ekonomi kurmayı yer aldı.

Toplantıya Cumhuriyet Halk Partisi’nden Sayın Selin Sayek Böke ve Sayın Faik Öztrak; DEVA Partisi’nden Sayın İbrahim Çanakcı ve Sayın Burak Dalgın; Demokrat Parti’den Sayın Bülent Şahinalp ve Sayın Ali Arif Aktürk; Gelecek Partisi’nden Sayın Kerim Rota ve Sayın Serkan Özcan; İyi Parti’nden Sayın Bilge Yılmaz ve Sayın Birol Aydemir ve Saadet Partisi’nden Sayın Sabri Tekir ve Sayın Musa Öztürk katıldı.

Ekonomi kurmaylarının ortak açıklaması:

“Toplantımızda, 30 Ocak’ta açıklanan Ortak Politikalar Mutabakat Metninde yer alan ekonomik adımların seçim sonrası zaman kaybetmeden hayata geçirilebilmesi için öncelik sıralaması yaptık ve uygulama takvimini belirledik.

Millet İttifakı olarak devralacağımız tablonun farkındayız. Ancak, ülkemizin nitelikli kalkınma perspektifinin, güçlü büyüme potansiyelinin, yenilikçi ve dinamik girişimcilik ruhunun bilincindeyiz.

Ekonomik ve finansal politikaların uygulanmasında güçlü ve etkili koordinasyonla, tam bir takım ruhu içerisinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Öncelikle, ülkemizin muazzam potansiyelini harekete geçirmek üzere sorunları ve çözümleri şeffaf ve gerçekçi bir biçimde ortaya koyacağız.

Hukukun üstünlüğü, hukuk güvenliği, yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı, temel özgürlüklerin güvence altına alınması ve şeffaf, hesap verebilir, yolsuzluklardan arınmış kamu yönetimi alanlarında atacağımız adımlarla Türkiye’yi güven duyulan, öngörülebilir bir iş ve yatırım ortamına kavuşturacağız.

Atayacağımız ehliyetli, liyakatli, dürüst ve deneyimli kadrolarla kurumlarımızı güçlü ve saygın hale getirerek iç ve dış piyasalarda güveni tekrar sağlayacağız.

2024-2028 dönemini kapsayacak 12. Kalkınma Planı ile 2024-2026 dönemini kapsayacak Orta Vadeli Programı, Ortak Politikalar Mutabakat Metnimizdeki hedef ve politikalarımız ile tutarlı bir şekilde hazırlayacağız.

İktidara gelir gelmez çalışacak olan Durum ve Hasar Tespit Komitesi’ne dair hazırlıklarımızı tamamladık. Bu suretle; bütçede, Türkiye Varlık Fonu’nda, KİT’lerde, Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) projelerinde ve kamu bankalarında ötelenen ve gizlenen açıkları ortaya çıkaracağız. Merkez Bankası rezervlerinin şeffaf olmayan bir biçimde satışına ilişkin işlemleri kapsamlı bir şekilde inceleme ve denetime tabi tutacağız. TÜİK’in, başta enflasyon olmak üzere yayınladığı verilerdeki gizleme ve çarpıtmaları hızla belirleyeceğiz. Tüm kurumlarda oluşan kamu zararlarının ve yolsuzlukların sonuna kadar takipçisi olacağız.

Güçlü, sürdürülebilir ve kapsayıcı büyümenin ön koşulu fiyat istikrarıdır. Bu çerçevede, enflasyonu tek haneye düşürecek, vatandaşlarımızı hayat pahalılığı altında ezilmekten kurtaracağız.

Merkez Bankasını siyasi müdahalelerden arındıracak, itibarlı hale getireceğiz.  Böylece, Merkez Bankasının elindeki araçları hiçbir baskı altında kalmadan enflasyonu düşürmek için kullanmasının önünü açacağız.

Finans, maliye, tarım, enerji, sanayi, ticaret ve diğer sektörel politikalarımızla enflasyonla mücadeleyi ve finansal istikrarı destekleyeceğiz.

Enflasyonla mücadelenin toplumsal maliyetini en aza indireceğiz. Sosyal politikaları ve programları enflasyonla mücadelede en kırılgan kesimleri korumak amacıyla etkili biçimde kullanacağız.

Kamuda israfa son verecek kapsamlı bir programı süratle uygulamaya geçireceğiz.

Uygulayacağımız ekonomi ve maliye politikaları ile çalışanlar üzerindeki vergi yükünü indirecek, vergi adaletini sağlayacak, gelir dağılımını düzeltecek ve orta sınıfı güçlendireceğiz.

Sosyal adaleti, yeşil devrimi, dijital dönüşümü merkezine alan yeni nesil bir kalkınma hamlesi ile ülkemizi üretken, uluslararası rekabet gücüne sahip, hiç kimseyi geride bırakmayan, dayanıklı, istikrarlı ve kapsayıcı bir ekonomiye kavuşturacağız.

Biz hazırız, Haydi Türkiye!”

Yaşadığımız Taammüden Ekonomik Şiddettir

CHP Sözcüsü Öztrak, Bakan Nebati’nin koyun etinin ucuz olduğu ama kokusundan dolayı tercih edilmediği yönündeki açıklamalarıyla ilgili olarak, “200 lira, 2009’da tedavüle ilk çıktığında, 12,5 kilo dana kuşbaşı, 14 kilo koyun kuşbaşı alıyordu. Şimdi aynı 200 lira, bir kilo dana kuşbaşı, bir kilo koyun eti almaya bile yetmiyor. Nereden nereye… Çok açık söylüyorum, beceriksizliğin bu kadarı, kasıtsız olamaz. Bunun adı taammüden ekonomik şiddettir. Bunun adı taammüden ekonomik terördür. Bunun adı taammüden ekonomik zulümdür” dedi.

Nebati Bakan’ın, aslında Ucube Erdoğan Şahsım rejiminin tam bir özeti olduğunu söyleyen Öztrak, “Bilgisi yok, fikri çok… Liyakati yok, yetkisi çok… Bunlar saraylarında, milletimizi unutanlardır. Halini görmeyenlerdir. Sesini duymayanlardır” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Mübarek Ramazan ayının yarısını idrak ettik. Bu mübarek ayda, Filistinli kardeşlerimize yapılan zulüm, yüreğimizi parçaladı. Kudüs ve Gazze’de, Filistinli kardeşlerimize yapılan saldırıları, lanetliyoruz. Filistinli kardeşlerimize yapılan bu zulmün, artık son bulmasını diliyoruz. İnsanlık bu zulme sessiz kalmamalıdır. Devletin direği adalettir. Ülkeyi yönetenlerin en öncelikli görevi, adaleti korumaktır. Adaleti korumanın dışında her eylem, görevi kötüye kullanmaktır. Adaleti korumak Hakkı korumaktır. Hakkı korumak Halkı korumaktır. Ama zorba yönetimlerin böyle dertleri hiç yoktur. Zorba yönetimler için hak, hukuk, adalet ve milletin ne istediği önemsizdir.

KORKU KISIR DÖNGÜSÜ

Zorba yönetimler, boyun eğdirdikleri insanların, korkularından güç alır. Bunlar, korkan toplumun, itaat eden toplumun, haksızlığa ses çıkarmayan toplumun, kendisine yönelmiş her zulmü de kabulleneceğine inanır. Ama işin trajikomik tarafı, zorba idareleri en çok korkutan da, korkutup, sindirdiği halkın bizzat kendisidir. Koltuğunu yitireceğini anlayan zorba idareler, şiddet ve tehdidini arttırır. Korkuları, zulümlerini besler. Zulmettikçe, koltuğu kaybetme korkusu, daha da artar. Bu kısır döngü, zorba idareyi içine çeker, tüketir. Tıpkı bugün ülkemizde olduğu gibi… Sandığa sayılı günler kaldı. Erdoğan Şahsım Rejiminin koltuğu kaybetme korkusu, rejimin çirkin yüzünü, daha da çirkinleştirmeye başladı. Şantaj, şiddet ve tehdit giderek ağırlaştı. Sinan Ateş cinayeti, ilahiyatçı yazar Cemil Kılıç’ın, evinin önünde darp edilmesi… İYİ Parti Genel Başkanı, Sayın Akşener’in Erdoğan tarafından tehdit edilmesi, ardından, İYİ Parti İstanbul İl Binasının kurşunlanması, dün İstanbul İl Başkanlığımızın önünde, silahların patlaması… Bunlar hiç de öyle sıradan adli olaylar gibi görünmüyor. Bunlar, sanki demokrasimize verilmek istenen gözdağlarıdır. Ama bunlar bizi korkutmaz. Bunlar bizi yıldırmaz. Bunlar bizim mücadele azmimizi daha da artırır.

YARGI DEĞİL BEŞTEPE HUKUK BÜROSU

Ne demişler, deli bir değil ki bağlayasın. Ölü bir değil ki, ağlayasın… İstanbul İl Başkanlığımız önünde, silahların patladığı gün, bir başka gözdağı da, yargı cephesinden geldi. Yargıtay, İstanbul Milletvekilimiz Enis Berberoğlu ve Adalar Belediye Başkanımız Erdem Gül için seçimlere tam da 36 gün kalmışken, ceza verilmemesine yönelik yargı kararını bozdu. Üç yıldır uyutulan bir davanın, seçimlere 36 gün kalmışken uyandırılması, sıradan bir tesadüf değildir. Yargı, yargı değil, adeta Beştepe Hukuk Bürosu… MİT TIR’larını durduran, kenara çeken, içindekileri fotoğraflayan, ne milletvekilimiz Enis Berberoğlu’dur. Ne de Belediye Başkanımız Erdem Gül’dür. Tüm bunları yapan, Erdoğan’ın yargıya, Polise, Jandarmaya elleriyle yerleştirdiği, yağan yağmurlarda beraber ıslandık dediği yol arkadaşlarıdır. Burada bir tek suçlu varsa, o da Erdoğan’dır. Erdoğan yola çıktığı yol arkadaşlarını, yolda bulduklarıyla sürekli değiştirdiği için, bunları unutabilir. Ama biz bunları unutmadık. Unutmayacağız…

KİRLİ ELLERİN KİRLETMESİNE İZİN VERMEYİZ

Bunların millete söyleyecek sözü kalmadı. Artık tamamen çıldırdılar. Tüm tuşlara aynı anda basıyorlar. Herkesi kullanıyorlar. Denize düşmüşler, yılana sarılıyorlar. On parmaklarında on kara, Millet İttifakı’na sürmeye kalkıyorlar. Bu iftira üretim merkezlerine, bir defa daha söyleyelim: Millet İttifakı, ülkenin bütünlüğü ve selameti için bir araya gelmiştir. Kirli odakların provokatif söylemleri, bu odakların geliştirdiği senaryolar bu tertemiz amacı kirletemez. Buna asla izin vermeyiz. Biz tüm vatandaşlarımızın oyuna talip olurken, teröriste terörist, katile katil deriz. Bizim öyle kapalı kapılar ardında söylediğimiz laflar falan yoktur. Biz içeride ne söylersek, çıkarız dışarıda da aynını söyleriz.

YEDİ DÜVELE PABUÇ BIRAKMADIK, BU TEHDİTLERE DE BIRAKMAYIZ

Tabi körle yatan şaşı kalkar… Ön teker nereye giderse, arka teker de oraya gider. Erdoğan’ın zehirli dilini, yeni yol arkadaşları da benimsemiş olacak ki, HÜDAPAR’ın bir Genel İdare Kurulu Üyesi, çıkmış partimizin Grup Başkanvekiline kendince tehditler savurmuş… Bu zata söylenecek tek söz var: Hadi oradan! Burası Cumhuriyet Halk Partisi… Bu Partinin genlerinde Kuvayı Milliye var. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti var. Biz, yedi düvele pabuç bırakmamışız, bu memleketi böldürmemişiz. Bu tehditlere zinhar pabuç bırakmayız. Ama… Emniyet Müdürümüz Gaffar Okan’ı şehit eden, Konca Kuriş’i domuz bağıyla öldüren, o hain elleri kınayamayanlarla, yol arkadaşlığı yapanları, demokrasimizi domuz bağıyla boğmak isteyenleri, şimdiden uyarıyoruz. Ne yaparsanız yapın. 14 Mayıs’ta atı çalan, Üsküdar’ı geçemeyecek. Tıpkı 31 Mart Mahalli İdare seçimlerinde olduğu gibi, milletimiz sandıklara sahip çıkacak. Kendine zulmedenleri, sandığa gömecek.

KORKULACAK TEK ŞEY KORKUNUN KENDİSİ

Artık tek korkulacak, korkunun kendisidir. Bu ülkede korku duvarları çoktan yıkıldı. Sayın Genel Başkanımız; “Hak, Hukuk, Adalet” diyerek, Ankara’dan İstanbul’a yürüdüğü gün, korku duvarları parçalandı. Asıl korkanın kim olduğunu, biz gayet iyi biliyoruz. Çünkü hiçbir şeye benzemez, halkını satanın korkusu… O nedenle bunların tehditleri, kirli dilleri, iftiraları, şantajları, korkudan mezarlıkta ıslık çalmalarından ibarettir.

DERTLERİ ACININ ÜSTÜNE BETON DÖKMEK

Sarayın kibirlisi bu ülkeyi 21 yıl yönetti, 21 yılda şehirleri evleri depreme dayanıklı hale getirmedi. Onun yerine 9 kere İmar Affı çıkardı. Deprem oldu milletimiz affettiği evlerin enkazının altında kaldı. Doğru dürüst bir planı olmadığı için, enkaz başına askerimizi göndermedi. AFAD’ı arpalığa çevirdiği için, arama kurtarma ekipleriyle vinçleri, vinçlerle operatörlerini buluşturamadı. Toplanma alanları rantçılara peşkeş çekildiği için, depremzedeler ne yapacaklarını bilemedi. 50 bin 399 yurttaşımız, enkaz altında, “Devlet nerede” diye bağıra bağıra, donarak can verdi. Yüzbinlerce konut ve iş yeri yıkıldı. Bugün depremin üzerinden tam 60 gün geçti. Ve deprem bölgesinde, geçici barınma sorunu hala çözülemedi. Artık havalar ısınıyor. Ama bölgedeki insanlarımız, sera muşambalarından yaptıkları, derme çatma çadırlarda yaşıyor… Bu iptidai çadırlar, havalar iyice ısındığında, sıcakta cehenneme dönecek. Hijyen ve temizlik sorunu daha da ağırlaşacak. Deprem bölgesinde, tam teşekküllü geçici barınma yerleri hala yapılmadı. Beylerin tek derdi, deprem acılarının üzerine bir an evvel, rant betonu dökmek. Müteharrik temellerle, seçim propagandası yapmak.

DEPREMZEDEYE COP VE GAZ

Rant telaşı o kadar yüksek ki, para eder diyerek, enkaz demirlerini alıyorlar, asbesti, kurşunu ve bilumum toksik maddeyi, hiç ayrıştırmadan depremzedelere bırakıyorlar. Bu toksik atıkları vahşice dere yataklarına, tarım arazilerine döküyorlar. Hatay Samandağ’da, dere yatağına dökülen enkaza, tepki gösteren depremzedelere, jandarma müdahale ediyor. Yazıktır, günahtır… Depremin yaraladığı insanlarımızın canını, bir de siz Jandarma copuyla yakmayın. Ağlamaktan kurumuş gözlerini, bir de siz, biber gazıyla yaşartmayın… Hiçbir şey yapamıyorsanız, en azından 14 Mayıs’a kadar bunu yapın. İnsanlarımızın acısına acı katmayın. Halkımızın kendini unutanlara, sesini duymayanlara, halini görmeyenlere artık güveni kalmamıştır. Ve hep söylüyoruz… Güven ruh gibidir. Terk ettiği bedene asla geri dönmez.

EN ÖNEMLİ AÇIK İTİBAR AÇIĞI

Ülkemiz Erdoğan şahsım rejimi idaresinde, pek çok açıkla tanıştı. Cari açık, dış açık, bütçe açığı, nakit açığı, döviz açığı… Say say bitmez… Ama “Sebep oldukları en önemli açık nedir?” diye sorarsanız… Bunun cevabı, devlet yönetiminde sebep oldukları “itibar açığıdır.” Kendi hovardalıkları söz konusu olduğunda, “İtibardan tasarruf olmaz” derler. Ama kurumlarımızın itibarını, üç paralık ederler… İşte Kızılay’ın, ucube şahsım rejimi elinde içine düştüğü durum… Dün öğrendik ki, Kızılay’daki ulusal kan stoklarımız, asgari seviyenin bile altına düşmüş. Yani durum feci… 155 yıllık köklü hayır kurumumuzu, bu ucube rejim ticarethaneye döndürdü. Daha önce depremde çadır kuran Kızılay, bu depremde çadır sattı. Milletin bağışları, huzur hakkı diyerek, Kızılay yöneticilerinin ceplerine indirildi. Koskoca Kızılay’ı şaibeli para transferlerine aracı yaptılar. Vergiden kaçınmak için Kızılay’ı kullandılar. Ellerini değdirip de, kirletmedikleri hiçbir değerimiz, kirletmedikleri hiçbir kurumumuz, ne yazık ki kalmadı. Sonuç; Millet Kızılay’a güvenmez hale geldi. Kan bağışları bile durdu. Milletimiz, “Bunlara bağışlasam, kanımı da satarlar” diye şüpheye düştü.

KIZGINLIĞIMIZI SANDIĞA SAKLAYALIM, KIZILAY’I KANSIZ BIRAKMAYALIM

Milletimize söz! 14 Mayıs’tan sonra, Kızılay eski itibarına kavuşacak. İstifa etmeyi bile düşünmeyen, bu liyakatsiz kadroların hepsi tasfiye edilecek… Onun için aziz milletimiz, kızgınlığını lütfen sandığa saklayın. Bu liyakatsizlere, bu kifayetsizlere, cevabını sandıkta verin. Ama ne yaşamış olursak olalım, milletimizin kan ihtiyacını karşılayalım. Kan bağışlayalım. Bunların kansızlığına öfkelenip, milletimizi kansız bırakmayalım. İnsanlarımızın hayatı, bu kifayetsizler yüzünden ellerinden çalınmasın, alınmasın.

ÇALINAN SADECE PARA DEĞİL GENÇLERİN GELECEĞİ

Erdoğan Şahsım rejiminin elinde, bu ülkede çalınmayan şey kalmadı. Milletin 418 milyar doları çalındı. Önce damadın yönetiminde 128 milyar dolar, ardından bu yöneticilerin döneminde, en az bir o kadar daha, Merkez Bankası kasasından buharlaştırıldı. Ama çalınan en değerli varlığımız, nedir derseniz? O da, gençlerimizin umutlarıdır. Hep söylüyoruz: Gençlerine umut veremeyen bir ülke, geleceğe güvenle bakamaz. Geleceğini kaybeder. Bugün bu ülkede, umudunu kaybeden gençlerimiz, daha insanca bir yaşam için, başka ülkelere gidiyorlar. Dün açıklandı. Sadece 2019-2021 döneminde, 20-34 yaş arasında 417 bin 624 gencimiz, yurtdışına göç etmiş. Türkiye’den başka ülkelere gitmiş. Bunların çoğu ülkemizde birinci sınıf eğitim almış. Türkiye en değerli varlığını, beşeri sermayesini, yurtdışına kaptırıyor. Bunların içlerinde, Erdoğan’ın giderlerse gitsinler dediği, bin bir emekle yetiştirilen doktorlarımız da var bu dışarıya kaptırılan beşeri sermayemizin içinde.

NİTELİKLİ NÜFUSUMUZUN YERİNİ SIĞINMACILAR ALIYOR

Peki, Türkiye’den göç eden, bu nitelikli genç nüfusumuzun yerini kim alıyor? Yeterli eğitimi olmayan, Irak, Suriye, İran ve Afgan uyruklu göçmenler alıyor. Sadece 2021 yılında, Irak, İran, Özbekistan, Suriye, Afganistan’dan gelen göçmen sayısı, 252 bin 432… Bunlar da kayıtlı göçmen. Bir de Peşaverleştirdikleri sınırlarımızdan, elini kolunu sallayarak kaçak giren, yüz binlerce sığınmacı var… Türkiye’nin bugün sadece ekonomik dengeleri değil, sosyal dengeleri de çatırdıyorsa, bunun en önemli sebeplerinden birisi işte budur. Ülkemizin sosyal, kültürel, ekonomik alt yapısı giderek çölleşiyorsa, demografik yapımız bugün tehdit altındaysa, bunun sorumlusu, sınırlarımızı kevgire çeviren, Erdoğan Şahsım Rejimidir. 14 Mayıs’ta sandıkta, buna da, “Artık Yeter!” diyeceğiz.

SURİYELİLERİ EN GEÇ 2 YILDA ÜLKELERİNE GÖNDERECEĞİZ

Hudut namustur. 14 Mayıs’tan sonra, bu ülkenin namusunu hak ettiği şekilde koruyacağız. Geçici koruma kapsamındaki Suriyelileri, en geç 2 yıl içinde ülkelerine göndereceğiz. Başta Hatay olmak üzere, depremin vurduğu illerimizin demografik yapısını koruyacağız.

BU ZALİM YÖNETİM MİLLETİMİZE EKONOMİK ŞİDDET UYGULUYOR

Bu zalim yönetim, insanlarımıza sadece fiziki veya psikolojik şiddet uygulamakla kalmıyor. En ağırından ekonomik şiddet de uyguluyor. Erdoğan’ın “faiz sebep, enflasyon netice” safsatası, cumhuriyet tarihimizde görülmemiş bir yıkıma imza attı. Ülkemizin 12 aylık dış ticaret açığı, sadece 1,5 yılda üçe katlandı. Dış açığımız, Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırdı. 1 Dolar, 8 lira 40 kuruştan, 19 lira 27 kuruşa çıktı. Paramız pul oldu. Peki, sarayın kibirlisinin, “Düşmesi nassımın gereği” dediği faizler düştü mü? Ne gezer… Sarayın kibirlisi “Faiz sebep, enflasyon netice” dediğinde, Merkez Bankası’nın piyasaları fonlama oranı yüzde 19’du. Şimdi fonlama faizi yüzde 8,5. Ama o gün yüzde 19 olan 3 aylık mevduat faizi, bugün yüzde 30’a dayandı. Ne dedilerse, ne söyledilerse tersi oldu. Paramızı pul ederek, enflasyonu hayat pahalılığını azdırarak. Dar ve sabit gelirlileri ezdiler. Yandaşlarına ise korkunç bir servet transferi yaptılar.

KİRALAR UÇTU, MUTFAKLAR YANDI

Konut fiyatları aldı başını gitti. Orta direğin bir ev sahibi olması artık hayal oldu. Kiralık daire bulmak bile mesele oldu. Aynen faizde olduğu gibi, tabela kirası ayrı, vatandaşın fiilen ödediği kira ayrı. İkisinin arasında iki, üç kat fark oluştu. Ve ekonomik şiddetin en büyük yıkımı da, mutfaklarda yaşandı… Bugün irice bir soğanın tanesi, 11 lira 33 kuruş. Orta boy soğanın bir tanesi, 7 lira 14 kuruş. Soğan artık doğrandığında değil, tezgâhtan alınırken, milletin gözünden yaş getiriyor. Arsıza söz, pişkine yüz dayanmazmış… Market fiyatlarından bihaber, hükümetin Nebati Bakanı çıkmış; et fiyatlarındaki artışı, toplumun damak tadında, meydana gelen değişime bağlıyor. Koyun eti kokuyormuş, onun için milletimiz dana eti yiyormuş. Aslında koyun eti, dana etine göre çok ucuzmuş. Koyun etini çocuklarımız yemiyormuş. Çünkü kokusu rahatsız ediyormuş…

NEBATİ UCUBE REJİMİN ÖZETİ

Şu 200 liralık banknotu sık sık göstermek zorunda kalıyorum. Bugün Ankara’da markette, dana kuşbaşının kilosu 310 lira. Nebati Bakan duysun, koyun etinin kilosu da 330 lira. Yani koyun eti daha etinden pahalı. Bu 200 lira, 2009’da tedavüle ilk çıktığında, 12,5 kilo dana kuşbaşı, 14 kilo da koyun kuşbaşı alıyordu. Şimdi aynı 200 lira, bir kilo dana kuşbaşı, bir kilo koyun eti almaya bile yetmiyor. Nereden nereye… Çok açık söylüyorum, beceriksizliğin bu kadarı, kasıtsız olamaz. Bunun adı taammüden ekonomik şiddettir. Bunun adı taammüden ekonomik terördür. Bunun adı taammüden ekonomik zulümdür. İşte ekonomimizi bu kafalar yönetiyor. Esasen Nebati Bakan, Ucube Erdoğan Şahsım rejiminin tam bir hülasasıdır. Bilgisi yok, fikri çok… Liyakati yok, yetkisi çok… Bunlar saraylarında, milletimizi unutanlardır. Halini görmeyenlerdir. Sesini duymayanlardır.

KOKAN KOYUN ETİ DEĞİL, TEFESSÜH EDEN SARAY YÖNETİMİ

Şu koyun etinin kilosu, sayelerinde 330 lira. Ucuz dediği koyun kuşbaşının fiyatı işte bu. Sofrasına iki günde bir, bir kap et yemeği koyamayan 32 milyon vatandaşımıza bir sorsunlar bakalım. Bu etin fiyatı ucuz mu? Ne diyelim? Allah bunları ıslah etsin. Koyun etinin kilosunun 330 lira olduğu bir ülkede, bakan milletin et yiyememesini, etteki kokuya, damak tadındaki değişime bağlıyorsa, hiç şüphe yok artık sözün bittiği yerdeyiz. Çok açık söyleyelim. Kokan koyun eti değildir. Kokan tefessüh etmiş Saray yönetimidir. Duyulan koku da, tefessüh etmişlerin koltuklarından gelmektedir. İşte bu nedenle de, koltuktan kalkmamak için her yolu denemektedirler.

MAHİR AKKOYUN’U SERBEST BIRAKIN

Koltuktan kalkmamak için, mizah yapan, gençlerimize bile zulmetmektedirler. Erdoğan ve Bahçelinin fotoğraflarıyla, “Bu ürün Bizim Yüzümüzden Pahalı!” Yapıştırması hazırlayan bir gencimiz, Mahir Akkoyun gözaltına alındı. Bu zulmün daniskasıdır. Enflasyonu arşa çıkaracaksınız, ondan sonra enflasyonu düşürmekle uğraşacağınıza, gençlerimizle uğraşacaksınız. Enflasyonu düşüremeyeceksiniz, gençlerimizi susturacaksınız. Buradan söylüyorum, Mahir Akkoyun’u derhal serbest bırakın.

MİLLETİMİZ MÜHRÜ KILIÇDAROĞLU HANESİNE VURACAKTIR

Milletimize zulmeden, bir de üstüne saçma sapan laf edenlerin, gençlerimizi gözaltına aldıranların, sandıkta zevali yakındır. Önümüzdeki seçim, sıradan bir seçim değil. Bu seçimde tüm farklılıkları, tüm ideolojileri, tüm inançları bir kenara bırakıp, şu soruları lütfen kendinize sorun: Zalimden mi yanasınız, mazlumdan mı? Çalandan mı yanasınız, çalışandan mı? Ezenden mi yanasınız, ezilenden mi? Ayrıştırmadan mı yanasınız, yoksa birleştirip, kucaklayandan mı? Yandaşın cebini taş atıp yorulmadan doldurandan mı yanasınız? Yoksa seni refaha kavuşturacaktan mı yanasınız? Milletimiz vicdanını dinleyecektir, tarafını seçecektir. Mazlumdan yana, çalışandan yana, ezilenden yana, birleştirip kucaklayandan yana, kendisini refaha kavuşturacak olan Kemal Kılıçdaroğlu’nun hanesine, mührü vuracaktır.

KILIÇDAROĞLU GELECEK, HUZUR GELECEK

14 Mayıs’ta Türkiye seçimini yapacak. Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı, Kemal Kılıçdaroğlu olacak. 15 Mayıs sabahı; Kemal Kılıçdaroğlu gelecek, ülkemize huzur gelecek. Kemal Kılıçdaroğlu gelecek, sofralarımıza Halil İbrahim bereketi gelecek. Kemal Kılıçdaroğlu gelecek, ülkemizin, gençlerimizin çalınan neşesi geri gelecek. Kemal Kılıçdaroğlu gelecek, dışarı giden gençlerimiz, ülkesine geri gelecek. 15 Mayıs sabahı, Cumhurbaşkanımız Kemal Kılıçdaroğlu olacak, ülkemize de bahar gelecek. Artık şafak atarsa 36. Bugün plaka Kars’a düştü. Bu vesileyle, Serhat şehrimiz Kars’ı, Karslıları sevgiyle, saygıyla selamlıyoruz…

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- 9 Nisan’da YSK’ya milletvekili listeleri teslim edilecek. Öncesinde de çok fazla çalışmalar var ittifak içerisinde de. O çalışmalarda son durum ne? Özellikle CHP’nin listesinden girecek bazı partiler konuşuluyordu. Öte yandan İYİ Partiyle de ortak listeler gündemde. Bir ayrıntı verebilir misiniz?

Faik ÖZTRAK- Çok fazla ayrıntıya giremeyeceğim ama çalışmaların devam ettiğini söyleyeceğim. En kısa sürede de sonucu göreceksiniz.

Soru- Ulaştırma Bakanı Adil Karaismailoğlu depremin ilk günlerinde bant daralmasını savundu ve gerekli bir durum vardı ki yapıldı. Sosyal medya üzerinde bir sürü olumsuzluklar yaşamıştık açıklamasında bulundu. Siz bu açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Yani gerçekten söyleyecek söz bulamıyorum. Deprem bölgesinde insanlar enkazın altında, soğukta bir başına ancak sosyal medyayı kullanarak dışarıdakilere haber ulaştırabiliyorlar. Ama siz eleştirileri susturmak için sosyal medyada bant daraltıyorsunuz. Yaptığınız iş bant daraltarak enkazın altında sesini duyurmaya çalışan yardım isteyen insanlarımızın sesini kısmaktır. Onları donarak ölüme terk etmektir. Birde bununla övünüyorsunuz. Gereği varmış. Bu ayıp, bu günah sizin dünyalığınıza da, ahiretinize de yeter.

Teşekkür ediyorum.

CHP’li Öztrak ve CHP’li Akay’dan Emekliler İçin Kanun Teklifi

CHP’li Öztrak ve CHP’li Akay en düşük emekli aylığının asgari ücret seviyesine çıkartılmasını ve emekli aylığının haczedilemezliği ilkesini güçlendiren düzenlemeleri...
Devamını oku

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com