Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 1

Vatanı Satmak ‘Katil’ Dediklerinin Huzurunda Eğilmekle Olur

CHP Sözcüsü Öztrak, “Biz sadece Rabbimizin huzurunda, rükûda ve secdede eğiliriz” diyen Erdoğan’ın paraya sıkışınca katil dediklerinin huzurunda eğilip büküldüğünü belirtti. Öztrak, Erdoğan’ın Suudi Arabistan veliaht prensiyle fotoğraflarını göstererek, “Vatanı satmak, daha düne kadar ‘katil’ diye suçladıklarının boynuna, birkaç milyar dolar için böyle sarılmakla olur. Türkiye’de hiçbir zaman hiçbir Cumhurbaşkanı, para için, doların yeşili için, böyle çaresiz bir duruma düşmedi. İçeride atıp tutup, dışarıda süngü düşüren Cumhurbaşkanlarımız olmadı” diye konuştu.

Cemal Kaşıkçı dosyasının Suudi Arabistan’a verilmesiyle, Saray’ın Türkiye’nin itibarını Kaşıkçı’nın öldürüldüğü konsolosluğun bahçesine gömdüğünü ifade eden Öztrak, “İnsan biraz sıkılır, biraz utanır… Tükürdüğünü bu kadar rahat yalamaz. Yıllarca, ‘Allah utandırmasın’ diye dua ettiler, anlaşılan duaları kabul oldu. Artık hiçbir şeyden utanmıyorlar. 128 milyar doları tatlı tatlı yemenin işte böyle acı acı sonuçları olur” dedi.

Saray’ın Türkiye’nin rezervlerini eksiye düşürdüğünü, ülkeyi dolara muhtaç eden Saray’ın ayaklar altına almayacağı hiçbir değerin kalmadığını söyleyen Öztrak, “Seçimlerde kullanabilecekleri dolarlar için, ülkemizin itibarını yerlere düşürdüler. Vatanı satmak, işte böyle olur” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:https://youtube.com/embed/nDbytsyZDAg

Adaletin öldüğü yerde, despotluk olur. Despotların olduğu yerde, huzur ve bereket kaçar. Birlik ve dirlik biter. Despotun yönettiği ülkede, at izi, it izine karışır. “Vatan kavgasına geldik” diyenler, rütbe yağmasına düşer. Rütbe yağmasına düşenler, dünya sefasına dalar. Dalkavuklukla irtikâp, ülkeyi harap eder. Vatanın kanına girenler, şanına leke getirir. “Vatan, millet” diyenler, vatanı da, milleti de bir pula satar.

VATANI SATMAK ÜLKEYİ KRİZ ÜZERİNE KRİZE SOKMAKLA OLUR

Vatanı satmak; kendi dirayetsizliğiniz, kendi iş bilmezliğiniz yüzünden, ülkeyi kriz üzerine krize sokmakla olur.” Vatanı satmak; yüksek faizle, yüksek enflasyonla, kötü yönetimle, ülkenin ve milletin kaynaklarını heba etmekle olur. Vatanı satmak; ekonomiyi liyakatsiz ellere teslim ederek, emaneti ehline vermeyerek, milletimizi hayat pahalılığı altında inim inim inletmekle olur. Vatanı satmak; üç ay önce “Yüzde 23 olacak” dediği yılsonu enflasyonunu, 3 ay sonra yüzde 43’e çeken ehliyetsiz kadroları görevde tutmakla olur. Vatanı satmak; kifayetsizlik, dirayetsizlik, iş bilmezlik yüzünden insanlarımızı patates, soğan, ucuz ekmek, et ve benzin kuyruklarına mahkûm etmekle olur.

VATANI SATMAK BİR NESLİN KAYBEDİLMESİNE NEDEN OLMAKLA OLUR

Vatanı satmak; milletimizi el kadar bebeklerini besleyemez hale düşürerek, çocuklarımızı karanlıkta ve soğukta aç bırakarak, doğru düzgün eğitim vermeyerek, yoksulluğun aileden evlatlara miras kalmasına, bir neslin kaybedilmesine neden olmakla olur. Vatanı satmak; bu milletin gençlerini işsiz bırakıp, saray yanaşmalarına iki, üç ayrı yerden maaş bağlamakla olur. Milletin evlatlarının geleceğini çalıp, burnuna pudra şekeri çeken Saray beslemelerine, tek bir söz söylememekle olur.

VATANI SATMAK KAÇAK GÖÇMENLERE KAPILARI SONUNA KADAR AÇMAKLA OLUR

Vatanı satmak; kaçak göçmenlere kapıları sonuna kadar açıp, bin bir emekle yetiştirdiğimiz doktorlarımıza, kapıyı göstermekle olur. Ülkeden giden mühendislerimizi, basit bir ihracat kalemi gibi görmekle olur. Vatanı satmak; 15-29 yaş arasındaki her 100 gencimizden 29’una, ne bir iş, ne de bir eğitim imkânı veremeyip, ev genci durumuna düşürdükten sonra, “Çok şükür bu memlekette, çalışmak isteyen herkes iş buluyor” demekle olur.

VATANI SATMAK KENDİNE YETEN TÜRKİYE’Yİ UCUZ EKMEĞE MUHTAÇ ETMEKLE OLUR

Vatanı satmak; pandemide millete IBAN gönderip, esnafına doğru dürüst hibe vermek yerine, borca batırıp, orta direği çökertmekle olur. Vatanı satmak; tarımda kendi kendine yeten Türkiye’yi, ucuz ekmeğe muhtaç etmekle olur. Arjantin’den Angus, Rusya’dan buğday, Gürcistan’dan saman, Bulgaristan’dan, Ukrayna’dan Ayçiçek ithal edip, Türk çiftçisine “Ananı da al git” demekle olur. Vatanı satmak; rant uğruna, bu ülkenin en stratejik tarım enstitülerinden, Bahri Dağdaş Uluslararası Tarımsal Araştırma Enstitüsü’nün arazilerini, TOKİ’ye “al da bina yap!” diyerek vermekle olur. Vatanı satmak; bu ülkenin atadan, deden kalan varlıklarını, yabancılara peşkeş çekmekle olur.

VATANI SATMAK TANK-PALETİ KATAR ORDUSUNA PEŞKEŞ ÇEKMEKLE OLUR

TELEKOM’u Lübnanlı Hariri ailesine verip, kârlarının yurtdışına kaçırılmasına, aldıkları borçların ise milletin sırtına bırakılmasına göz yummakla olur. Vatanı satmak; “Her fabrika bir kaledir” anlayışıyla inşa edilmiş, bu ülkenin en stratejik savunma tesislerinden tank-palet fabrikasını, Katar ordusuna bedavaya peşkeş çekmekle olur. “Tank üreteceğiz” deyip, tek bir tank üretememekle olur.

VATANI SATMAK VATANDAŞIN CEBİNDEN YANDAŞ MÜTEAHHİTLERE 153 MİLYAR DOLARLIK HORTUM DÖŞEMEKLE OLUR

Vatanı satmak; “Milletin cebinden bir kuruş çıkmayacak” dedikten sonra döviz garantili köprü, tünel ve otoyollar için 2045’e kadar, çocuklarımızın, torunlarımızın cebinden, yandaş müteahhitlerin cebine, 153 milyar dolarlık hortum döşemekle olur.

VATANI SATMAK 128 MİLYAR DOLARI BUHARLAŞTIRMAKLA OLUR

Vatanı satmak; önce Londra’da “Faiz sebep, enflasyon sonuç” safsatasıyla, ekonomide istikrarsızlığa yola açmak, sonra da, sahte istikrar algısı yaratarak, seçim kazanmak için, bu milletin alın teriyle kazandığı 128 milyar rezervini Merkez Bankası’nın arka kapısından, gizli saklı satmakla olur. Vatanı satmak; Banka’nın döviz kasasını boşaltıp, bugün kasaya 47 milyar dolar açık verdirerek, Merkez Bankası’nı etkisizleştirmekle, ülkemizi finansal dalgalara karşı savunmasız bırakmakla olur.

VATANI SATMAK TÜRKİYE’YE EKONMİDE LİG DÜŞÜRTEREK OLUR

Vatanı satmak; “Türkiye’yi AB’ye sokacağız”, “İlk 10 ekonomi arasına sokacağız” diye milletten oy alıp, 30 yıldır içinde olduğu ilk 20 büyük ekonomi liginden düşürmekle olur. Ülkeyi enflasyonda ilk beş ekonomi arasına sokup, Venezüella’ya, Zimbabve’ye, Sudan’a komşu yapmakla olur.

VATANI SATMAK HAZİNE’Yİ TEFECİLERE TESLİM ETMEKLE OLUR

Vatanı satmak; cahil cesaretiyle durduk yerde döviz krizi yaratıp, paramızı pul etmekle olur. Vatanı satmak; “Faiz sebep, enflasyon sonuç” safsatasıyla, Hazine’nin ödeyeceği faizi, sadece 8 ayda 2,5 kat artırmakla olur. İç borca ödenecek faizin, tarihimizde ilk defa, borcun aslını aşmasına sebep olmakla olur. Böylece Hazine’mizi tefecilere teslim etmekle olur. Vatanı satmak; dövizde kendi beceriksizliğiyle yangın çıkarıp, daha sonra yangını söndürmek için, “Cebimizden beş kuruş çıkmayacak” diyerek, getirdikleri dövize endeksli mevduatla, üç, beş varsılın cebine, tek kalemde 22 milyar lirayı koymakla olur. Vatanı satmak; tek kalemde 22 milyar lirayı bir avuç zenginin cebine koyup, milyonlarca emeklinin bayram ikramiyesi için “400 lira zam yapsaydık, bütçeye maliyeti 10 milyarı bulacaktı” diyerek olur.

VATANI SATMAK AY YILDIZLI PASAPORTUMUZU YABANCIYA PROMOSYON DİYE VERMEKLE OLUR

Vatanı satmak; konut fiyatlarını azdırıp, milletimizi kiralayacak ev bulamaz hale düşürmekle, ama yabancıya ev satana Hazine’den destek, ev alana da, ay yıldızlı pasaportumuzu promosyon diye vererek olur. Vatanı satmak; ekonomiyi Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlığını, doların yeşili karşılığında satmaya muhtaç hale düşürerek olur.

VATANI SATMAK DEVLETİN ADALET DİREĞİNİ ÇÖKERTMEKLE OLUR

Vatanı satmak; ölmez ağacı zeytinlerimizi, rant uğruna talan ettirmekle olur. Para kazanma hırsıyla Karadeniz’in güzelim derelerinin can suyunu kesmekle olur. Vatanı satmak; uçaklardan doğru dürüst bir yangın söndürme filosu kurmayıp, yanan ormanlarımızı seyretmekle olur. Vatanı satmak; doğasına, yeşiline sahip çıkan gençlerimizi, üç kuruşluk AVM rantı için, TOMA’larla, sopalarla kırmakla olur. Vatanı satmak; şahsi kinini emrindeki mahkemelere karar dikte ettirip, devletin adalet direğini çökertmekle olur.

VATANI SATMAK MİLLETİ BİRBİRİNE DÜŞÜRMEKLE OLUR

Vatanı satmak; bu topraklarda bin yıllık ortak geçmişi olan insanların, birliğini, beraberliğini, kardeşliğini sağlayamamakla, ülkenin maddi, manevi kayıplara uğramasına göz yummakla olur. Vatanı satmak; Mübarek Kadir gecesinde, “Dolmabahçe Camii’nde içki içtiler” “Oradan loderlerle makamıma kanallar açtılar” gibi, hilafı hakikat hikâyeler anlatarak, milleti hala birbirine düşürmeye çalışmakla olur.

VATANI SATMAK “TERÖR ÖRGÜTLERİNE OPERASYON YAPMAYIN” TALİMATI VERMEKLE OLUR

Vatanı satmak, bölücü teröristlerle Oslo’da masa kurup, bu teröristler şehirlerimize hendek kazıp bomba yığarken, devletin valisine, “Göz yumun. Terör örgütlerine operasyon yapmayın” demekle olur. Vatanı satmak; topraklarımızı, Süleyman Şah türbesini teröristlere terk edip, Ecdadın na’şını bir gece yarısı sırtlayıp kaçmakla olur.

VATANI SATMAK KUMPAS DAVALARINA SAVCILIK YAPMAKLA OLUR

Vatanı satmak; milli ordumuza kumpas kurulurken, kumpas davalarına savcılık yapmakla olur. Vatanı satmak; “Ne istediniz de vermedik” dediklerine, yağan yağmurda beraber ıslandıklarına, bu ülkenin askeriyesini, adliyesini, mülkiyesini, maliyesini teslim etmekle olur. Ordumuzun harimi ismeti Kozmik Odasını, bu kirli ellere açmakla olur. Sonra da “Allah beni afetsin” deyip işin içinden sıyrılmaya kalkmakla olur.

VATANI SATMAK ABD BAŞKANININ O MEKTUBUNU SURATINA ÇARPMAMAKLA OLUR

Vatanı satmak, “Bu can, bu tende oldukça rahibi vermem” dedikten sonra, “Mal varlığını araştırırım” diyen ABD Başkanına, “Araştırmazsan namertsin” diyemeyip, rahibi uçakla Beyaz Saraya göndermekle olur. Vatanı satmak; Amerikan Başkanının “Aptal olma” diyen mektubunu muhatabının suratına çarpmak yerine, ayağına koşmakla olur. Makamının şan ve şerefini bozuk para gibi harcamakla olur.

VATANI SATMAK 36 ASKERİMİZİ ŞEHİT EDENLERİN KAPISINDA BEKLEMEKLE OLUR

Vatanı satmak; Rus jetleri İdlib’de 36 Mehmetçiğimizi şehit ettikten sonra, ortadan sıvışıp, resmi açıklamayı Hatay Valisi’ne bırakmakla olur. Daha sonra, soluğu Kremlin Sarayı’nın kapısında alıp, Kremlin Sarayı’nın kapısında ayakta dakikalarca bekletilip, bu aşağılamaya gık diyememekle olur.

VATANI SATMAK “GÖSTERİRİZ VERMEYİZ” DEDİĞİNİZ DOSYAYI SATMAKLA OLUR

Vatanı satmak; Suudi Arabistan’dan gelen cellatların, ülkemizin topraklarında gazeteci katletmesine, “Suçun işlendiği yer İstanbul. İstanbul mahkemelerinin yargılaması gerekir. Belgeleri dinletiriz, gösteririz ama vermeyiz. Bir de bunları yok mu edeceksiniz. Bunlar dünyayı enayi zannediyor, insanları enayi zannediyor. Bu millet enayi değil, hesabı sormasını bilir” deyip, dünya lideri havası bastıktan sonra, hataları sonucunda dolara sıkışınca, dosyayı Suudi Arabistan’a satmakla olur. Dosyayı hem dinlettiniz, hem gösterdiniz, hem de verdiniz! Şimdi enayi kim oldu?

VATANI SATMAK “KATİL” DEDİKLERİNİN HUZURUNDA EĞİLMEKLE OLUR

Vatanı satmak; “Dik duracağız, dikleşmeyeceğiz, biz sadece ve sadece Rabbimizin huzurunda, rükûda ve secdede eğiliriz” deyip, paraya sıkışınca katil dediklerinin huzurunda böyle eğilip bükülmekle olur. Vatanı satmak; daha düne kadar “katil” diye suçladıklarının boynuna, birkaç milyar dolar için böyle sarılmakla olur. Türkiye’de hiçbir zaman hiçbir Cumhurbaşkanı, para için, doların yeşili için, böyle çaresiz bir duruma düşmedi. İçeride atıp tutup, dışarıda süngü düşüren Cumhurbaşkanlarımız olmadı.

ALLAH UTANDIRMASIN DEDİLER, DUALARI KABUL OLDU

Allah aşkına! Şu fotoğraflara bakın… Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu… İnsan biraz sıkılır, biraz utanır… Tükürdüğünü bu kadar rahat yalamaz. Yıllarca, “Allah utandırmasın” diye dua ettiler, anlaşılan duaları kabul oldu. Artık hiçbir şeyden utanmıyorlar. Cemal Kaşıkçı’yı katledenlerle beraber, bu ülkenin itibarını da Konsolosluk bahçesine gömdüler. 128 milyar doları yemenin, tatlı tatlı yemenin, gövdeye indirmenin işte böyle acı acı sonuçları olur. Buradan açık söylüyorum, bu grafik, rezerv grafiği sebeptir. Bu da sonuçtur. Hataları nedeniyle ülkeyi o kadar dolara muhtaç ettiler ki, ayaklar altına almayacakları hiçbir değer ne yazık ki kalmadı… Seçimlerde kullanabilecekleri dolarlar için, ülkemizin itibarını yerlere düşürdüler. Vatanı satmak, işte böyle olur…

HİÇBİR ŞEYE BENZEMEZ VATANINI SATANIN KORKUSU

Ve vatanını satanın korkusu, hiçbir korkuya benzemez. O korku koltuğa daha sıkı yapıştırır. Gerçekleri dile getirenlere gözdağı vermek için her şeyi yaptırır. Milletin arasına nifak sokmaya, kavga çıkartarak zihinleri meşgul etmeye çalışır. Zulmünü artıran zalim, hiç sıkılmaz. Bir de mazlum postuna bürünmeye kalkar üstüne üstlük. Ama ne yaparsa yapsın, oturduğu koltuğun altından gelen kötü kokuları da bir türlü saklayamaz.

DADALOĞLU, İNCE MEMED, KEMAL KILIÇDAROĞLU

Baskının, zulmün olduğu yerde, hiç şüphesiz o zulme karşı duranlar olacaktır olur. Despotların ve istibdadın olduğu yerde, özgürlük mücadelesi verenler mutlaka olur. Zalimin unuttuğu milleti, ona hatırlatanlar mutlaka olur. Gün gelir zulme ve adaletsizliğe karşı duran, “Ferman Padişahınsa, dağlar bizimdir” diyen DADALOĞLU olur. Gün gelir, “Ağaların zulmüne yeter” diyen, İNCE MEMED olur. Gün gelir adaletsizliğin karşısında dimdik duran, Ankara’dan İstanbul’a “Hak, hukuk, adalet” diyerek yürüyen, elektrikleri kesilen karanlıktaki yurttaşlarımızın, korku içinde titreşen, üşüyen çocuklarımızın, yoksulluk çukurundaki insanlarımızın sesi olmak için, “Karanlıktan aydınlığa bir yol vardır” diyen, KEMAL KILIÇDAROĞLU olur.

ZULME RIZA ZULÜMDÜR

Zulme rıza zulümdür. Zulmedenlere en küçük bir meyil gösterilmez. Yoksa cehennem ateşi meyledene de dokunur. Ve bugün zulme karşı bir araya gelmeyenler, yarın zalimin zindanlarında bir araya gelir. İşte bu nedenle Genel Başkanımız; “Bizim kavgamız, zulme karşıdır. Bizim kavgamız, istibdada karşıdır. Bizim kavgamız, milletimizin aşına işine göz koyanlarladır. Bizim kavgamız, tüyü bitmemiş yetimin hakkına göz dikenlerledir. Bizim kavgamız, hak, hukuk, adalet ve demokrasi kavgasıdır” demiştir. Ve sonunda da “Düşün peşime” çağrısı yapmıştır.

BİZ KUVAYIMİLLİYEYİZ, BİZ MÜDAFAA-İ HUKUK’UZ, BİZ ATATÜRK’ÜN PARTİSİYİZ

Biz Cumhuriyet Halk Partisi’yiz. Biz Kuvayımilliyeyiz. Biz Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk’uz. Biz; “Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini; yok mudur kurtaracak baht-ı kara mâderini?” diye soran, vatan şairimiz Namık Kemal’e, yıllar sonra çıkıp, “Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini. Bulunur kurtaracak bahtı kara mâderini” diyen, Mustafa Kemal Atatürk’ün partisiyiz.

HAK, HUKUK, ADALET İÇİN KAVGADAN KORKMAYIZ

Biz, hak, hukuk ve adalet için verilecek hiçbir kavgadan korkmayız. Siyasetteki nezaketimizi yanlış anlayanlara İstiklal şairimiz Mehmet Akif’in sözlerini buradan bir kere daha hatırlatırız; “Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum? Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum.” Sandık milletin önüne gelecek. Bu karanlık günler elbet bitecek. Gecenin en karanlık anı, şafağa en yakın andır.

KAYIPLARI TELAFİ EDECEĞİZ, BOZULANI DÜZELTECEĞİZ

Önümüz bayram… Biliyoruz: Bu liyakatsiz hükümet milletimize; “Bayram gelmiş neyime, kan damlar yüreğime” dedirtti. Ama yurttaşlarımız müsterih olsun. Bunlar zor geçen, son bayramlarımız. Cumhuriyet Halk Partisi ve Millet İttifakı olarak iktidara geldiğimizde, bu ülkenin insanlarından, gençlerinden ve çocuklarından çalınan her şeyi biz yerine koyacağız. Kayıpları biz telafi edeceğiz. Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılında, Sarayın bozduğunu, biz düzelteceğiz. Sarayın hortlattığı hayat pahalılığı canavarını, biz bitireceğiz. Bu ülkenin insanları artık bakkalda, markette, torbasına, alışveriş arabasına bir meyve, bir sebze koyarken elli çeşit hesap yapmayacak. Meyve, sebze taneyle değil, kiloyla alınacak. Emekli bayramda torununa gönül rahatlığıyla harçlık verecek. Saray milletimizi çok üzdü, biz milletimizin yüzünü güldüreceğiz. Biz geleceğiz, hayat bayram olacak. Bayramlar, bayramlar gibi yaşanacak. Bu vesileyle tüm milletimizin, mübarek Ramazan Bayramı’nı kutluyoruz.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alıyım.

Soru- DEVA ve Gelecek Partileri seçimlere kendi logolarıyla katılacaklarını açıkladı. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’de “Seçim Yasası’na dair bir adım olabilir” dedi. CHP’de seçime kendi logosuyla mı girecek? Altılı masada bir dağılma söz konusu mu?

Faik ÖZTRAK- Bu soruyu soranlara Bilal’e anlatır gibi anlatıyım. Partilerin kendi logolarıyla seçime girmeleri ittifaka engel olmaz. Bakınız, bundan bir önceki seçimde YSK’nın bastırdığı pusula. Bu ittifak, ülkeye çağdaş demokrasiyi getirmeye karar vermiş partilerin ittifakıdır. Kimse hayal görmesin. Kimse kendini darı ambarında zannetmesin. Kimse öküzün altında buzağı aramasın.

Soru- Gezi davası tamamlandı. Müebbet hapisten 18 yıla varan hapis cezaları ortaya çıktı. Bu kamuoyunda, hatta AKP’nin içinde bile tartışılır bir pozisyona geldi. Sizin Gezi davasında çıkan cezalarla ilgili bir yorumunuz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Eğer bir davanın iddianamesinde yer alan asıl iddia, yani casusluk suçlaması beraatla sonuçlandıktan sonra, düştükten sonra, arkasından hiç darbe iddiası o davanın içinde yokken, insanlara müebbet hapis ve onlarca yıla varan cezalar veriyorsanız, zaten o davanın bir yerde kinle, nefretle yazılıp o davada karar alıcıların eline verildiği açık seçik ortaya çıkmaktadır. Ama orada bir hakimin koyduğu karşı oy yazısı son derece önemlidir. Üç hakimden biri, “Bu davanın sonu beraat olmalıdır. Çünkü delil yoktur” demiştir.

Teşekkür ediyorum. 

HAZİNE TARİHİNDE BİR İLK: FAİZ BORCU AŞTI

CHP Sözcüsü Öztrak, Erdoğan’ın “Vatanı satmak yüksek faizle olur” sözlerini anımsatarak, “Hazine’nin ödeyeceği iç borç faizi 8 ayda 2,5’a katlandı, 1 trilyon 743 milyar liraya çıktı. Daha da önemlisi, Hazine’nin tarihinde ilk kez ödenecek faiz, ödenecek borcu aştı. Bu iş bilmez hükümet Hazine’yi tefecilere teslim etti. Gençlerimizin umudunu çaldı. Çoluğumuzun çocuğumuzun sırtına müthiş bir faiz borcu yükledi” diye konuştu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun elektrik zamlarına tepki olarak elektrik faturasını ödememe kararı sonrasında elektriğinin kesilmesini ve ardından çıkan tartışmaları değerlendiren Öztrak, “Atama Enerji Bakanı ülkeyi aydınlatmaya çalışacağına, on parmağında on kara Genel Başkanımıza sürmeye çalışıyor. Sen bu işleri bırak beyefendi… Bir insan hakkı olan enerjiye erişim hakkını sağlamanın, millete elektriğini kesmeden, enerjiyi ucuza vermenin yolunu bulabiliyorsan bul. Ama atama bakanlar işi gücü bıraktı. Hepsi trollüğe soyundu” dedi.

Saray’ın sebep olduğu hayat pahalılığının milleti ezdiğini belirten Öztrak, “Pahalılıkla baş edemeyen hükümet, şimdi 500 liralık banknot basacakmış. Bugün en büyük banknotumuz 200 Lira. 200 liralık bu banknot, 2009 Ocak ayında tedavüle girdi. O gün 200 liraya aldığımız mal ve hizmeti, bugün almak istesek, cebimizde 400 değil, 600 değil, 800 değil, 1000 değil, tamı tamamına 1.049 lira olmak zorunda. Yani iki 500’lük banknot yetmiyor, üstüne bir de 50 liralık banknot daha koymak gerekiyor. İşte ülkede saray mamulü hayat pahalılığı bu halde” değerlendirmesinde bulundu.

Dolara, Avroya sıkışan Hükümetin işi artık ticari kredilere karşılık koymaya kadar getirdiğini söyleyen Öztrak, “Bugüne kadar doğrusu kimsenin aklına gelmemişti. Bununla da yetinmediler, bankaları, ellerindeki döviz mevduatları, Kur Korumalı Mevduata dönüştürmeye zorlamak için, yine ilave bir takım karşılıklar getirdiler. Artık milletin parasını nerede tutacağına, bankaların nerelere kredi vereceğine Erdoğan karar veriyor. Kasada döviz kalmayınca, ülkede döviz kıtlaşınca sonunda ‘kumanda ekonomisine’ geçtiler” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak’ın bugün MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Bugün, Çanakkale Kara Savaşlarının 107. yıl dönümü. Emperyalist güçler Çanakkale’yi denizden geçemeyince, 107 yıl önce bugün, topraklarımıza çıkartma yapmaya kalktılar. Ve karşılarında emrindeki askerlere, “Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum” diyen, kahraman bir komutan buldular. Mustafa Kemal’in, yürüyüşü burada başladı. Bu destanı yazan milletimiz ve komutan tam 5 yıl sonra, Kurtuluş Savaşı’nı başlatmak üzere Ankara’da, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni kurdular.

TBMM MİLLET İRADESİNİN TECELLİGAHIDIR

Hafta sonunda da, Meclisimizin kuruluş yıl dönümünü, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızı büyük bir coşkuyla kutladık. Türkiye Büyük Millet Meclisi, milli vicdanın, millet iradesinin tecelligâhıdır. Vatan topraklarını emperyalist çizmelerinden kurtaran, Kurtuluş Savaşımızı yöneten bu meclis haklı olarak Gazi Meclis unvanını almış bir meclistir. Gazi Meclis, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, büyük devlet adamlığının da bir eseridir. Anadolu işgal altındayken, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ilk işi, Meclis’i kurmak olmuştur. Millet iradesinin tecelligâhı bu Meclis, meşruiyetin de kaynağı olmuştur.

TARİH IRMAĞININ YÖNÜ DEĞİŞTİRİLEMEZ

Büyük Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nı kazandıktan sonra, dönemin Fransız Büyükelçisine söylediği şu sözler, hiçbir yanlış anlamaya meydan bırakmayacak kadar açıktır: “Kişisel iktidar gibi, zararlı bir örnek bırakarak ölmeyeceğim. Parlamenter bir cumhuriyet kuracağım.” Devletimiz, parlamenter bir cumhuriyet olarak kurulmuştur. Tarih ırmağının yönü değiştirilemez. 1839’dan beri akan nehrin yönü bellidir. Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılında, ülkemizin ufkunu karartan, milletimize dar gelen, cebini boşaltan, ucube tek adam rejimi elbisesini, halkımız sandıkta yırtıp atacaktır. Cumhuriyetimizi gerçek demokrasiyle taçlandıracak, Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sistem, ülkemizin ufkunu ışıl ışıl aydınlatacaktır. Bu vesileyle, başta Cumhuriyetimizin ve Cumhuriyet Halk Partimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Gazi Meclisimizin ilk milletvekillerini, Çanakkale Zaferinin ve Kurtuluş Savaşımızın tüm kahramanlarını, tüm gazilerimizi ve şehitlerimizi, bir kere daha saygıyla, rahmetle, minnetle anıyoruz.

MAMA YERİNE ŞEKERLİ SU, BEZ YERİNE PLASTİK TORBA

23 Nisan aynı zamanda çocuklarımızın da bayramı… Ama bu kifayetsiz hükümet, milletimizi “Bayram gelmiş neyime, kan damlar yüreğime…” diyecek hale soktu. Tarımın ortaya çıktığı bu topraklarda yoksulluğu bıraktık. Artık açlığı konuşur hale geldik. Çocuklarımız yetersiz beslenme nedeniyle gelişme sorunları yaşıyor. Bugün ülkemizde; her dört çocuktan birinin kilosu çok düşük… Her beş kız çocuğundan dördü, her dört erkek çocuğundan üçü, kansızlıkla karşı karşıya… Ülkemizin çocuklarında görülen kansızlık, Avrupa’dakinin dört katı… Bir nesli göz göre göre kaybediyoruz. Derin Yoksulluk Ağının tespitlerine göre düzenli geliri olmayan aileler, çocuklarına mama ve bez alamıyor. Bebekler mama yerine şekerli suyla besleniyor. Yoksul aileler, çocuklarının altını bez yerine, plastik torbayla bağlıyor.

ÇOCUKLAR YATAĞA AÇ GİRİYORSA KİMSE YATAĞINA RAHAT GİRMEMELİ

Bu ülkede analar, babalar çocuklarına, sıfır kıyafet alamaz hale geldi. Çocuklar ikinci el elbiseye talim ediyor. Bir zincir en zayıf halkası kadar güçlüdür. Bugün çocuklarımız yatağa aç giriyorsa, en başta ülkeyi yönetenler olmak üzere, hiç kimse yatağına rahat girmemelidir, giremez… Ama saraydakiler hiç tınmadan uykularına devam ediyor.

KASABA ÜNİVERSİTELERİNDE İŞSİZLİK GECİKTİRİLİYOR

Çocuk işçiliği de ülkemizin kanayan yarası… 15-17 yaş arasında, 520 bin çocuğumuz çalıştırılıyor. Bu da TÜİK’in rakamı. Hep diyoruz; ülkemizde çocuklara, gençlere bakılamıyorsa, onlara umut verilemiyorsa, millette geleceğine güvenle bakamaz. Ama saraydakiler milletten o kadar koptular ki; Sarayın kibirlisi çıkıyor; “Biz geldiğimizde, üniversiteye on öğrenciden biri giriyordu. Şimdi onda on!” diye şişiniyor. Allah Aşkına! Kurduğunuz kasaba üniversitelerinde, işsizliği geciktirmekten başka ne yaptınız? Ailelerimiz evlatlarını bin bir emekle, umutla okutuyor. Yemiyor, yediriyor. Giymiyor, giydiriyor. Ama evladı üniversiteden mezun olup iş bulamıyor. Ülkemizde 1 milyon 138 bin üniversite mezunu, işsiz… Resmi rakamlarla, her üç işsizden biri üniversite mezunu…

AİLELERİN DE GENÇLERİN DE UMUTLARINI ÇALDINIZ

Hem ailelerin hem çocuklarımızın umutlarını çaldınız. Hayalleriyle oynadınız. İyi okullardan mezun olan gençlerimiz, umutlarını dışarıda arıyor. Nasıl aramasınlar? Mazide bir memur maaşıyla, yedi boğazın doyduğu bu ülkemizde, artık iki maaşa, iki boğaz bile zar zor doyar hale geldi. Ev fiyatları uçmuş, araba fiyatları zirve yapmış. Bu ülkede yuva kuracak gençler için bir ev de, bir araba da almak hayal olmuş… Ama Saray ve şürekâsı milleti o kadar unutmuşlar ki… Atama Ulaştırma Bakanı çıkıyor; ülkemizdeki beyin göçüne bakıp, “Mühendis ihraç eden ülke haline geldik” diye övünebiliyor.

HÜKÜMET DEĞİL KARA DELİK

Hükümet, hükümet değil, sanki her şeyi yutan bir kara delik… Ama aydınlık da karanlıktan doğar. Karanlığa çakılan bir kibrit, karanlığı parçalamaya yeter. İşte Genel Başkanımız, bundan 3 ay önce, hükümetin fahiş elektrik zamlarına karşı, elektrik faturasını ödemeyeceğini açıkladı. Geçtiğimiz hafta da evinin elektrikleri kesildi. Genel Başkanımız bunu neden yaptı? Elektriği kesilen, karanlığa mahkûm edilen ailelerimizin sesini duyurmak, ülkedeki derin yoksulluğun herkes tarafından görülmesi için yaptı. O günden beri de, Genel Başkanımız, elektriği kesilen aileleri ziyaret ediyor. Hükümetin karartmaya çalıştığı ülkedeki derin yoksulluk, Genel Başkanımızın bu girişimiyle, ortaya çıkıyor…

BAKANLAR İŞİ GÜCÜ BIRAKTI TROLLÜĞE SOYUNDU

Adalet Yürüyüşünde atılan her bir adım, ülkemizde adalete duyulan susuzluğu nasıl gösterdiyse, kesilen elektrik de, artık ampulün patladığını, cümle âleme ilan ediyor. Ama utancı gidenin kalbi de ölürmüş. Bunlar milletin derdine derman olmaya çalışacaklarına, algıyı yönetmeye çalışıyorlar. Atama Enerji Bakanı ülkeyi aydınlatmaya çalışacağına, on parmağında on kara, Saray imalatı yoksulluğa dikkat çeken, “Bunu çözün” diyen Genel Başkanımıza sürmeye çalışıyor. Sen bu işleri bırak beyefendi… Bir insan hakkı olan enerjiye erişim hakkını sağlamanın, millete elektriğini kesmeden, enerjiyi ucuza vermenin yolunu bulabiliyorsan bul. Ama atama bakanlar işi gücü bıraktı. Hepsi trollüğe soyundu. Hepsi trol ağzıyla konuşmaya başladı. Tabi; “Ön teker nereye, arka teker de oraya” demişler…

BİZİM BELEDİYELERİMİZ YAPIYOR, YA SİZİNKİLER?

Sayın Genel Başkanımız, “Güneş enerjisiyle, çiftçilerimize elektriği ücretsiz vereceğiz” dedi. Sarayın kibirlisi, “Elinde olan belediyelerde niye ücretsiz vermiyorsun?” diye cevap verdi. Bizim belediyelerimiz buna başladı. Denizli Bozkurt ve Antalya Belediyelerimiz, sulama kooperatiflerine, Güneş Enerjisiyle elde edilen enerjiyi, ücretsiz vermeye başladı. Biz dediklerimizin arkasındayız yaparız. Peki, sizin belediyeleriniz ne yapıyor?

KAYSERİ’DE VATANDAŞLARIN ELEKTRİĞİNİ KESMEYİN

Türkiye’de 21 elektrik dağıtım şirketi var. Bir tek Kayseri’de iki dağıtım şirketi de, özel kesimde değil, Kayseri Büyükşehir Belediyesi’ne ait… Ve Kayseri’de hanelerde geçici elektrik kesintisi, Türkiye’deki elektrik kesintilerinin 4,5 – 5 katı. Yani milletin elektriğini kesme rekoru Kayseri’de… Hadi çiftçiye elektriği ücretsiz veremiyorsunuz bunu siz beceremeyeceksiniz biz becereceğiz. Bari insanların şu zor günlerinde Kayseri’de, faturasını ödeyemeyen vatandaşların elektriğini kesmeyin. Yaparlar mı? Hiç sanmıyoruz.

200 LİRALIK BANKNOT ÇIKTIĞINDA ALINANLARI ALMAK İÇİN 1049 LİRA GEREKİYOR

Atama bakanlarda sarayın kibirlisine sadakat çok, ama liyakat yok. Tek kişilik yönetimin hayata geçtiği 2018’den beri ülke savruluyor. Durduk yerde saray mamulü bir kriz çıkardılar. Paramızı pul ettiler. Pahalılık aldı yürüdü, milleti ezdi. Pahalılıkla baş edemeyen hükümet, şimdi 500 liralık banknot basacakmış. Bugün en büyük banknotumuz 200 Lira. 200 liralık bu banknot, 2009 Ocak ayında tedavüle girdi. O gün 200 liraya aldığımız mal ve hizmeti, bugün almak istesek, cebimizde 400 değil, 600 değil, 800 değil, 1000 değil. Tamı tamamına 1.049 lira olmak zorunda. Yani iki 500’lük banknot yetmiyor, üstüne bir de 50 liralık banknot daha koymak gerekiyor. İşte ülkede saray mamulü hayat pahalılığı bu halde!

PARASINI PUL ETMEKTE ŞAMPİYONLUK TÜRKİYE’DEKİ HÜKÜMETTE

Son sekiz ayda, ekonomisi iflas etmiş Arjantin’in Pezosu, dolar karşısında yüzde 14 değer kaybetti. Ukrayna’yı işgal eden ve bu nedenle de dünyanın yaptırım uyguladığı Rusya’nın Rublesi, dolara karşı yüzde 9 değer yitirdi. Aynı dönemde Türk Lirası dolar karşısında; yüzde 44 değer kaybetti. Yani ülkesini kötü yönetip, parasını pul etmede şampiyonluk Türkiye’deki hükümette… Ama ekonomiden mesul olan atama Nebati Bakan, “Karamsarlar yolumuzdan çekilin, biz ecdadımız gibi gemileri karadan yürütürüz” diye, hamaset peşinde. Dedik ya; bunlar iş yapmıyor, sadece algı yönetiyor.

UMREYE DE %150 ZAM

Türk Lirası Eylül başından bu yana, sadece dolara karşı değil, Suudi Arabistan Riyali’ne karşı da, yüzde 44 değer kaybetti. Şimdi, Ramazan sonrası umreye gidecekler, Diyanet’in yüzde 150’yi bulan zamlarıyla şok oldu. Bu hükümet, insanları umre yapamaz hale düşürdü.

HÜKÜMETTE NE BİLGİ VAR NE AKIL

Akıl ve bilimle kavgalı bir hükümet elinde ülkemiz perişan oldu. Ünlü bir İngiliz gazeteci ve yayıncının dediği gibi; “Bilgi, domatesin sebze değil meyve olduğunu bilmektir. Akıl ise onu meyve salatasının içine doğramamaktır.” Saray Hükümetinde ne bilgi var, ne de akıl. Bu nedenle her şeyi birbirine karışmış vaziyette. Sarayın bilgisizliğinin ve akılsızlığının faturası milletimize çıkıyor.

İLK 20’DEN DÜŞTÜK

2023 hedefleri diye milletin yıllarca gözünü boyadılar. Hala da “2023 hedeflerini tutturacağız” diye konuşup bu milleti aldatmaya uğraşıyorlar. İlk 10 ekonomi arasına girecektik 2023’te. İşte 2023 geldi, kapımıza dayandı. Uluslararası kuruluşların bu ay içinde yayımladığı son tahminlere göre, “Türkiye 2021 yılında dünyadaki en büyük ilk 20 ekonomi liginden düştü”. Saray’ın ilk 10’a girmeyi vadettiği 2023 yılında ise, Türkiye’nin bu en büyük ekonomiler liginde 23. sıraya düşeceği tahmin ediliyor.

AK PARTİ’NİN ADI YOKKEN TÜRKİYE İLK 20’DEYDİ

Oysa Türkiye, daha AK Parti’nin siyasette adı bile yokken, dünyanın en büyük 20 ekonomisi arasındaydı. 1990’da ilk 20 ekonomi arasına girdik. 1999 yılında da o zaman kurulan G-20 ligine kabul edildik. 2002’de iş başına geldiklerinde fert başına gelir sıralamasında ülkemiz 73. sıradaydı, 20 yıl bu ülkeyi yönettiler. Sonunda fert başına gelirimiz 14 basamak birden gerileyerek 87. sıraya düşüyor.

ENFLASYONDA İLK 5’E GİRDİK

Ama haklarını yemeyelim. Saray yönetiminin Türkiye’yi dünyada ilk 10’a soktuğu, bir ekonomik gösterge var. O da enflasyon. Türkiye enflasyonun şampiyonlar liginde ilk beşte. Bırakın ilk 10’u ilk beşe soktular. Bu ligde beraber olduğumuz ülkeler; ekonomisi batmış Venezuella, Sudan ve Zimbabve… “Türkiye’yi AB’ye sokacağız”, “Türkiye’yi ilk 10 ekonomi arasına sokacağız” diyerek, milletten yıllarca oy istediler; şimdi ülkemizi Venezuela’nın, Sudan’ın, Zimbabve’nin arasına bırakıp, çekip gidiyorlar.

KERVANINI KAYBETMİŞ MEKKÂRE

Bu toprakların vicdanı Hacı Bayram-ı Veli; “Kibir bele bağlanan taş gibidir. Onunla ne yüzebilir, ne de uçabilirsiniz” demiş. İşte Sarayda oturan kibir, ülkemizin beline bir taş gibi bağlandı. 84 milyonluk koca bir milleti kendisiyle birlikte dibe çekti. Şimdi; “Kervanını kaybetmiş mekkâre” misali, bir oraya bir buraya koşturup, duruyorlar. “Faiz sebep, enflasyon neticedir” diyerek, gömleğin ilk düğmesini yanlış iliklediler. Şimdi gelen her düğme yanlış ilikle gidiyor. Şu anda serbest piyasa ekonomisinin, bütün kuralları çiğnenerek, döviz kuru tutulmaya çalışılıyor. 1970’lerde ekonomiyi batıran cin fikirleri, ısıtıp, ısıtıp tedavüle sokuyorlar. Dövize çevrilebilir mevduatın adını, Kur Korumalı Mevduat koyup, millete çözüm diye yutturmaya kalktılar.

YANDAŞA ŞAPIR ŞUPUR, MİLLETE YARABBİ ŞÜKÜR

Güya Hazine’nin cebinden tek kuruş çıkmayacak diyorlardı. Sadece Mart ayında bütçeden 11 milyar 700 milyon lira Kur Korumalı Mevduat ödemeleri için çıktı. Kendi yanlışlarının bedelini millete ödettiler. Milletin vergilerinden 11 milyar 700 milyon lirayı, bir avuç mevduat sahibine, Kur Korumalı Mevduat faizi olarak ödediler. Bu da yetmedi. İhracatçıya; “Yurtdışına sattığın mal karşılığı elde ettiğin dövizin, önce yüzde 25’ini Merkez Bankası’na satacaksın” dediler. Sonra bunu “yüzde 40’a” çıkardılar. Yani ihracatçının elindeki dövize el koydular. Sonra çıktılar… Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hükümeti olarak, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan yandaşlarına verdikleri dolara, avroya bağlı garantilere dokunmadan Türkiye’deki sıradan vatandaşlara, kendi aralarında yapacakları işlemleri, Türk Lirası’yla yapma zorunluluğu getirdiler. “İstanbul’u Finans Merkezi yapacaklardı” ama ülkede konvertibiliteyi bitirdiler. Yandaşa gelince şapır, şupur! Millete gelince “Yarabbi şükür!”

YUVAM HESABININ FATURASINI DA MİLLET ÖDEYECEK

Ama ne yapsalar ayar tutmuyor. Şimdilerde bir YUVAM hesabı türküsü tutturdular. Yurtdışında yaşayanlara ve yabancılara döviz cinsinden yüzde 4 faiz veren hesap açacaklarmış. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, dövizini yurt içinde bir bankaya yatırırsa, alacağı faiz yüzde değil, binde değil on binde bir veya on binde iki… Ama yurt dışından bir yabancı buraya gelip YUVAM hesabı açarsa döviz cinsinden alacağı faiz yüzde 4. Peki bu faiz farkını, YUVAM hesaplarının açıldığı bankalar ödeyemeyeceğine göre bilin bakalım kim ödeyecek? Tabii ki yine biz! Ekmek alırken ödediğimiz vergiler, bir avuç varsıl yabancının cebine gidecek! Biz boşuna “Bunlar el iyisi” demiyoruz.

KUMANDA EKONOMİSİNE GEÇTİLER

Dolara, avroya o kadar sıkıştılar ki… Saçmalamakta artık sınır tanımıyorlar. Biz bankaların mevduatına karşılık koymayı biliriz. Ama ticari kredilere karşılık koymak, bugüne kadar doğrusu kimsenin aklına gelmemişti. Bununla da yetinmediler, bankaları, ellerindeki döviz mevduatları, Kur Korumalı Mevduata dönüştürmeye zorlamak için, yine ilave bir takım karşılıklar getirdiler. Artık milletin parasını nerede tutacağına, bankaların nerelere kredi vereceğine Erdoğan karar veriyor. Kasada döviz kalmayınca, ülkede döviz kıtlaşınca sonunda “kumanda ekonomisine” geçtiler.

DOLARIN YEŞİLİ İÇİN YAPMAYACAKLARI YOK

Şimdi döviz gelsin diye, yabancıya ev satan emlakçılara reklamından fuarına, milyonlarca liralık destekler vereceklermiş. Üstüne bir de promosyon olarak, ay yıldızlı pasaport verecekler. Varsın bizim vatandaşlarımız, bir ev almayı hayalinde bile göremesin. Yeter ki yabancılar yeşil dolarları getirsin mutlu olsunlar. Kanada kendi vatandaşını düşünüp, iki yıl boyunca yabancıya konut satışını yasakladı. Bunlar ise tam tersini yapıp yabancıya konut satsın diye emlakçılara teşvik veriyor. Anlaşılan milletimizi; “Öz yurdunda garip, öz vatanında parya” yapmaya kararlılar. Ne yazık ki doların yeşili için satmayacakları, yapmayacakları hiçbir şey yok. En son ülkemizde hunharca katledilen, Saray tarafından da şehit ilan edilen, Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın davasını, doların yeşili için sattılar. Mahkeme Başkanı da, “Kaşıkçı’ya bu ülkenin toprakları üzerinde yapılan saldırı, devletimizin onur ve saygınlığına yapılmış bir saldırıdır. Davanın devri, sanıklar açısından kendi davalarının yargıcı olma sonucu doğurur” diye şerh düşmüş. Ne yazık ki “faiz sebep, enflasyon sonuç” safsatası, bizi buralara getirdi. Harç bitti yapı paydos!

HAZİNE TARİHİNDE İLK: ÖDENECEK FAİZ ÖDENECEK BORCU AŞTI

İnsan söylediği şeyle sınanırmış: Sarayın kibirlisi; “Vatanı satmak nasıl olur biliyor musunuz? Kendi iş bilmezliğiniz yüzünden ülkeyi kriz üzerine krize sokmakla olur. Vatanı satmak, yüksek faizle, yüksek enflasyonla, kötü yönetimle, ülkenin ve milletin kaynaklarını heba etmekle olur”  demişti. Soruyoruz; kendi iş bilmezliği yüzünden ülkemizi krizden krize sürükleyen kim? Yüksek faizle, yüksek enflasyonla ülkemizin kaynaklarını heba eden kim? Ülkeyi kötü yöneterek vatanı satan kim? Hazine ve Maliye Bakanlığının verileriyle anlatalım. Şimdi; geçtiğimiz Ağustos ayı başında: “Bundan böyle enflasyonun daha yukarı çıkması mümkün değil. Zira faiz oranlarında düşüşe geçiyoruz” dediğinde, Hazine’nin ödeyeceği iç borç faizi 699 milyar liraydı. Şimdi 1 trilyon 743 milyar liraya çıktı. Yani iç borç için ödenecek faiz, sekiz ayda 2,5’a katlandı… Daha da önemlisi, Hazine’nin tarihinde ilk kez ödenecek faiz, ödenecek borcu aştı. Bu iş bilmez hükümet Hazine’yi tefecilere teslim etti. Gençlerimizin umudunu çaldı. Çoluğumuzun çocuğumuzun sırtına müthiş bir faiz borcu yükledi.

O PARAYA ARTIK BİR KİLO KIYMA ALINMIYOR

Ama bunlardan sorumlu bakan, hem de iftarda, kendinden geçmiş bir biçimde, pişkin pişkin hala hamaset yapıyor. Faiz lobilerine ödenecek parayı, durduk yerde birkaç ayda 1 trilyon liradan fazla artıranlar, emekliye bayram öncesinde “Size 1100 liralık ikramiye bile çok” dediler. Ramazan’da halkın içine çıkamayan AK Partili milletvekillerinin şimdilerde, “Etmeyin tutmayın bari emekli ikramiyesine 100-150 lira zam yapın herkese söz verdik” diye sızlanmaya başladıklarını duyuyoruz. Bugün emekli ikramiyesine 100-150 lira zam nedir? Bu para, artık bir kilo kıyma parası bile değil. Bunlar milletten iyice koptu. Etin, yumurtanın, sütün fiyatını bilmez oldu.

PARTİLERİNİN KURUCULARI İSYAN EDİYOR

En sonunda kendi partilerinin kurucularından birini de isyan ettirdiler. Partisinin yöneticilerine, “’İki kilo et yiyeceğime, yarım kilo yerim’ diyerek göğüs geriyorlar. Ulan iki kilo et kaç para, biliyor musun sen?” diye hitap etti. Çok açık söylüyoruz. Emeklilerimiz bu enflasyon karşısında sizden bayram harçlığına dönüşen üç kuruşu değil, insanca yaşamasına yetecek, hak ettiği aylığı istiyor. Bayram öncesi şekere ete süte zam, elektriğe zam, doğal gaza zam, benzine, mazota zam… Bari bir de emeklimizin aylıklarına zam yapın, eriyen asgari ücrete zam yapın… Ama yok… Çünkü bu hükümet milleti unuttu. Halini görmüyor.

ALTI PARTİ KARARLILIKLARINI TEYİT ETTİ

Artık şurası açıktır. Bu tek kişilik sistemin, bu hükümetin bu ülkeye, bu ülkenin insanlarına verecek hiçbir şeyi yoktur. Görevde kaldıkları her dakika, bu milletin sırtına yeni yükler yüklemektedir. Ülkemize Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi getirmeye, milletimizi adalete, gerçek demokrasiye kavuşturarak, topyekûn kalkınmayı sağlamaya kararlı, altı siyasi parti bir araya geldi. Dün Sayın Genel Başkanlar bir kez daha toplandı. Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılında, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne yeniden itibar kazandırma, bu topraklarda, cumhuriyetimizi güçlü bir demokrasiyle taçlandırma kararlılıklarını bir kez daha teyit ettiler. Türkiye Cumhuriyeti’nin 13. Cumhurbaşkanı seçilecek, Millet İttifakı adayının niteliklerini, kamuoyuna açıkladılar. Türkiye Cumhuriyeti’nin 13. Cumhurbaşkanı; uzlaşmacı, özgürlükçü, demokratik değerleri içselleştirmiş, milletimizin tamamını kucaklayan, siyasi ahlak ilkelerini benimsemiş, liyakat sahibi bir kişi olacak. Yine Anayasa ve yasal mevzuatla ilgili çalışma grubu; Siyasi Ahlak Yasası, Ekonomik ve Sosyal Konseye işlerlik kazandırılması, Merkez Bankası bağımsızlığının teminat altına alınması, uzun vadeli strateji ve planlamadan sorumlu, bir kurumsal yapının oluşturulması konularında, yasal hazırlıklara başlayacak.

AĞIR VEBALE ERDOĞAN HÜKÜMETİ DE ORTAK

Son olarak; dün, ABD Başkanı Joe Biden’ın, tarihi gerçekleri siyasi istismar konusu yapan açıklamasını kınıyoruz. Geçtiğimiz yıl, ABD Başkanı ilk kez bu ifadeyi kullandığında, Recep Tayyip Erdoğan sessiz kalmıştı. Biden’dan bir randevu koparabilmek için, gereken tepkiyi göstermemişti. Erdoğan’ın bu tepkisizliği, ABD Başkanına tarihimizin siyaseten istismarı için yol oldu. Bu nedenle bu ağır vebale, Recep Tayyip Erdoğan hükümeti de ortaktır. Partimizin bu meseleye bakış açısı bellidir. Tarihte nelerin yaşandığına siyasetçiler değil, tarihçiler karar verir. Siyasetçilerin görevi yasayla tarihten husumet çıkartmak değildir, geleceği inşa etmektir. Herkes kendi işine baksın. Tarihçi kendi işini, siyasetçide kendi işini yapsın. Milletimizin cebini boşaltan, bu ucube sisteme son vermek, metal yorgunu AK Parti kadrolarını evlerine yollamak için, biz hazırız, milletimiz hazır. Yeni Kurumlarla, Yeni Kurallarla, Yeni Kadrolarla, ülkemizi aydınlık yarınlara çıkaracağız. Hep birlikte karanlığa elveda, yepyeni bir geleceğe de merhaba diyeceğiz.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- HDP Sözcüsü Ebru Günay, Garo Paylan ile ilgili açıklamanıza Sayın Kılıçdaroğlu’nun helalleşme açılımını hatırlatarak tepki gösterdi. Bu konuda değerlendirmenizi alabilir miyiz? Ayrıca İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun 1915 olaylarıyla ilgili paylaşımı nedeniyle hakkında soruşturma başlatıldı. Bu konuyla ilgili de bir görüşünüzü paylaşabilirseniz seviniriz.

Faik ÖZTRAK- Genel Başkanımız nasıl helalleşeceğini defalarca anlattı. Bizim helalleşmemiz bölmek için değil, birleştirmek içindir. Yıkmak için değil, yapmak içindir. Bu iddialarla ilgili partimizin görüşü de bellidir. Bu görüşü Genel Başkanımız açıklamıştır. Parti Sözcüsü olarak ben açıkladım, Grup Başkanvekillerimiz açıkladı. Bizim duruşumuz şudur; bu konu siyasetçilerin değil, tarihçilerin işidir. Siyasetçiler tarihçilerin işini yapmaya kalkarsa bundan husumetten başka bir şey çıkmaz. Zaman husumetleri büyütme zamanı değil, ortak geleceği inşa zamanıdır.

Soru- Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Sayın Kılıçdaroğlu’nun muhafazakar kesime verdiği teminatın tabanda karşılık bulmadığını söyledi. Siz bu tespite katılır mısınız?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bu sorudan anladığımız kadarıyla dün akşam altı liderin toplantısından sonra verilen birlikte yürüme konusundaki kararlılık mesajı sarayı ve medyasını rahatsız etmiş. Herkes müsterih olsun, altı partinin bir araya geldiği masa Türkiye’nin ortak geleceğini yazmaya başlamıştır.

Soru- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Güllü Demir adlı vatandaşı ziyareti sonrası dağıtımcı firma BEDAŞ’tan elektriğin ziyaretin olduğu gün kesik olmadığı, 31 Mart’ta kesilen elektriğin 5 Nisan’da yani ziyaret öncesi açıldığına dair bir açıklama geldi. Sizin bu açıklamaya ilişkin değerlendirmenizi alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Memleket yoksulluktan kırılıyor. Vatandaşlarımız hükümetin yaptığı fahiş zamların sonucunda elektrik faturalarını ödeyemez hale geldi. Genel Başkanımız bu zulme dikkat çekmek için evinde elektriksiz kalmayı göze alıyor. Hükümet bunlara önlem alacağına böyle bir sorun yokmuş gibi algı operasyonlarına girişiyor. Hep söylüyoruz, bunlar ülkeyi yönetmiyor, algıyı yönetmeye uğraşıyor. Ziyaret edilen evin sahibesinin haykırışı ortadadır. Ama bunlar milletin sesini artık duymuyor. Ama şunu da görüyoruz, Genel Başkanımızın bu girişimi belli ki işe yaramış. Bundan sonra hangi eve gitse kesilen elektrikleri açacaklar. Benim bu bakana tavsiyem, bir dünyaya bakın, dünya bu meseleleri nasıl çözüyor bir öğrenin milletimizi de rahatlatın.

BU HÜKÜMET EVE DELİ, ELE İYİ

CHP Sözcüsü Öztrak, Türkiye’nin sadece hayat pahalılığını, işsizliği ve yoksulluğu değil artık açlığı ve sefaleti konuşmaya başladığını belirterek, “Eve deli, ele iyi bir hükümet ülkemizi yönetiyor. Kendi vatandaşını unutan, çocuklarımızın karnını doyuramayan, ailelerin feryatlarını duymayan, gençlerimizin bir ev, bir araba alabilme umudunu elinden çalan bir hükümet bu ülkeyi yönetiyor” diye konuştu.

Öztrak, ülkede artık IŞİD militanlarının fidye toplamaya başladığını, buna karşın Erdoğan’ın huzurdan bahsettiğini ifade ederek, “CHP iktidarında Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatını kuracağız. Ülkemizdeki Suriyelilerin, güvenli bir şekilde ülkelerine gitmesi için masaya oturacağız. Ve onları en geç iki yıl içerisinde, güven içinde ülkelerine yolcu edeceğiz” dedi.

Enflasyondaki düşüş beklentisi için önce Ocak ayını, sonra Nisan ayını, ardından yaz aylarını, son olarak da yıl sonunu işaret eden Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’yi eleştiren Öztrak, “Oynamayı bilmeyen gelin, yerim dar dermiş. ‘Enflasyonla nasıl mücadele edilir bilmiyorum’ demeye, bir türlü dili varmıyor. Onun yerine türlü çeşitli bahaneler uyduruyor. Enflasyon, baz etkisiyle kendiliğinden gerileyecekse, siz o koltuklarda niye oturuyorsunuz?” değerlendirmesinde bulundu.

Cari açığın yılın ilk 2 ayı itibariyle 12,1 milyar dolarla tarihi rekorunu kırdığını söyleyen Öztrak, “Cari fazlayla enflasyonu düşürme modeli bugün itibariyle iflas etti” ifadelerini kullandı.

Türkiye’de artan yoksulluğun sonucu olarak yetersiz beslenmenin çocuklarda gelişme sorunlarına neden olduğunu kaydeden Öztrak, “Bu iktidar sayesinde, bu hükümet sayesinde, saray sayesinde bir nesli kaybediyoruz. Öyle bir nesli kaybetmek kolay değil. Bu kaybın telafisi bir yıl değil, üç yıl değil, beş yıl değil… Yıllarca bir nesil boyu sürüyor” dedi.

Artan fiyatlar karşısında karı-koca çalışan bir aile için bile artık ev almanın hayal olduğunu söyleyen Öztrak, “Saray rejiminde, bu ülkede ev sahibi olma hakkı artık, sadece zenginlere, Ruslara, Körfez Şeyhlerine ait oldu. Bizim paramızı pul ettiler. Elin parasını bol ettiler” diye konuştu.

Ulaştırma Bakanı’nın “Atatürk Havalimanı hikâyesi bitti” sözlerine tepki gösteren Öztrak, “Evet bu ülkede hikâyesi biten birileri var. Ama o, Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün adını taşıyan, havaalanı değil, sizsiniz! Siz! Saray ve şürekâsı. Atatürk’ün içinde olduğu hiçbir hikâye bitmez. Ama sizlerin gideceğiniz yol da, anlatacağınız hikâyeler de bitti” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair yaptığı basın toplantısında şunları söyledi:

YOKSULLUĞU GEÇTİK AÇLIK BAŞLADI

Bugün Merkez Yönetim Kurulumuzun gündeminde; çarşıda, pazardaki yangın, özellikle evlatlarımızı ezip geçen işsizlik, ülkede artan sefalet ve dış politikadaki gelişmeler vardı. Hızla artan enflasyon, yüksek işsizlik, ülkemizde görülmemiş bir sefalete sebep oldu. Olmaya da devam ediyor. Ülkede yoksulluğu ve yoksunluğu geçtik, artık açlık başladı. İnsanlarımız öğün atlamaya, pazardan topladığı kırık marul yapraklarıyla, öğün geçirmeye çalışıyor.

BU HÜKÜMET EVE DELİ, ELE İYİ

Eve deli, ele iyi bir hükümet ülkemizi yönetiyor. Kendi vatandaşını unutan, çocuklarımızın karnını doyuramayan, ailelerin feryatlarını duymayan, gençlerimizin bir ev, bir araba alabilme umudunu elinden çalan bir hükümet bu ülkeyi yönetiyor.

TÜRKİYE’Yİ AÇIK HAVA MÜLTECİ KAMPINA ÇEVİRDİNİZ

Dün Polis Teşkilatı’na verdiği iftarda saray, sığınmacı akınına rağmen, Türkiye’nin dünyanın en huzurlu ülkesi olduğundan bahsetti. Siz emperyal güçlerin Ortadoğu’da çıkarttığı, ateşini besleyip, büyüttüğü savaşlardan kaçanların yükünü, milletimizin sırtına yıktınız. Avrupa’ya geçmek isteyenlerin önünü kesmek için, 3-5 milyar Avro karşılığında Geri Kabul Anlaşması imzaladınız. Türkiye’yi, açık hava mülteci kampına çevirdiniz. Bugün ülkemizde, Suriye, Irak ve Afganistan başta olmak üzere, Ortadoğu ülkelerinden gelen 5 milyon sığınmacı var. Bu sığınmacılar için milletin kesesinden, 50 milyar dolardan fazla para harcadınız.

ÜLKEDE IŞİD MİLİTANLARI FİDYE TOPLUYOR, SARAY HUZURDAN BAHSEDİYOR

Ülkede IŞİD militanları fidye topluyor. Siz “huzurdan” bahsediyorsunuz. Buradan tekrar söylüyoruz: CHP iktidarında Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatını kuracağız. Ülkemizdeki Suriyelilerin, güvenli bir şekilde ülkelerine gitmesi için masaya oturacağız. Ve onları en geç iki yıl içerisinde, ülkelerine yolcu edeceğiz güven içinde. Bu lafları bırakın, üç yıl önce polisimize söz verdiğiniz 3600 ek göstergeyi önce bir halledin. Sığınmacılar faslına ondan sonra gelirsiniz.

ORTA GELİR TUZAĞINI KONUŞUYORDUK, ŞİMDİ ORTA GELİRİ KONUŞAMIYORUZ

Saray ve şürekâsı eve deli, ele iyi olmakta sınırda tanımıyor… Ülkemizde korkunç bir hayat pahalılığı milletimizi eziyor, o kalkmış Avrupalılara üzülüyor. “Avrupa’da durum çok kötü” diyor. Bugün büyük şehirlerimizde tek çocuklu bir ailenin, kira, fatura, mutfak masrafından oluşan toplam temel giderleri, 13-14 bin liraya çıktı. Sarayın kibirlisi bunun farkında bile değil. Ülkemizi o kadar kötü yönetti ki, 20 yıl önce tek bir yüzükle iş başına geldiğinde, çeyrek altın 27 liraydı. Şimdi millet 27 liraya bir kilo yeşilbiber alamaz hale geldi. Bundan birkaç yıl önce orta gelir tuzağını konuşuyorduk, şimdi bıraktık tuzağını, orta geliri bile konuşamıyoruz.

OYNAMAYI BİLMEYEN GELİN YERİM DAR DER

Saray’ın kibirlisine göre, geçen yıl Ağustos ayında enflasyon düşmeye başlayacaktı. Düşmekten vazgeçtik, enflasyon son 20 yılın en yüksek seviyesine çıktı. Faiz sebep, enflasyon sonuç dedi bizi enflasyonun şampiyonlar liginde, dünya altıncısı yaptı. Her şeyi eline yüzüne bulaştırdı. Bir de Nebati Bakanı var, ne söylese tutmuyor. Önce “Enflasyon Ocak’ta pik yapar, sonra düşer” dedi, tutturamadı. Sonra “Nisan’da yüzde 50’nin altında enflasyon pik yapar” dedi onu da tutturamadı. Sonra bir kere daha fikrini değiştirdi, “Yaz aylarında düşer” dedi onu da tutturamayacağını anladı. Ne yapsa, olmuyor. Merkez Bankası’nın arka kapısından dövizleri satıyor. Türk Lirası mevduatları dövize endeksliyor. Ama enflasyonda şahlanmaya devam ediyor. Önce; son günlerde “Enflasyon yılsonunda makul bir seviyeye gelir” dedi. Ama o makul seviye nedir hiç söylemedi. Sonra söylemediği bu makul seviyeden önce vazgeçti. Dün “Enflasyon Aralık ayından itibaren, düşmeye başlayacak” diyordu. Bugün yeniden Mardin’de makul seviyeyi tedavüle soktu. “Oynamayı bilmeyen gelin, yerim dar dermiş.” Nebati Bakanın hali tam da bu. “Enflasyonla nasıl mücadele edilir bilmiyorum” demeye, bir türlü dili varmıyor. Onun yerine türlü çeşitli bahaneler uyduruyor. Enflasyon, baz etkisiyle kendiliğinden gerileyecekse, siz o koltuklarda niye oturuyorsunuz?

CARİ FAZLAYLA ENFLASYON DÜŞÜRME MODELİ İFLAS ETTİ

Reislerinin yaptığı hatalar nedeniyle hortlayan hayat pahalılığının tüm yükünü milletin üstüne yıkmaya karar vermişler. Ne diyorlardı? Bizim cari fazlayla enflasyonu düşürme modelimiz var. Ne oldu bu cari fazlayla enflasyonu düşürme modeli? Bugün itibariyle iflas etti. Bugün Şubat ayı ödemeler dengesi rakamlarını açıkladılar. Bu yılın ilk iki ayında cari açık 12,1 milyar dolar olmuş. Tarihimizde ilk iki ayda, böyle bir cari açık vaki değil. Bu bir rekor! “Faiz düşecek, rezerv artacak” diyorlardı. İlk iki ayda resmi rezervler 3,2 milyar dolar erimiş.

SARAY SAYESİNDE BİR NESLİ KAYBEDİYORUZ

İşte bu safsatalarla, milleti hayat pahalılığının altında, ezim ezim ezdiler. Bu ülkenin çocuklarını aç bıraktılar, bırakıyorlar. Gençlerinin umutlarını çaldılar çalıyorlar. Yetersiz beslenme, çocuklarımızda gelişme sorunlarına neden oluyor. Bugün ülkemizde her dört çocuktan birinin kilosu çok düşük… Her beş kız çocuğundan dördü, her dört erkek çocuktan üçü kansızlık rahatsızlığı çekiyor. Çocuklarda kansızlık Avrupa’nın 4 katı. Bu iktidar sayesinde, bu hükümet sayesinde, saray sayesinde bir nesli kaybediyoruz. Öyle bir nesli kaybetmek kolay değil. Bu kaybın telafisi bir yıl değil, üç yıl değil, beş yıl değil… Yıllarca bir nesil boyu sürüyor.

SARAYIN ATANMIŞ YARDIMCISI ŞOV PEŞİNDE

Ülkemizin önündeki en önemli sorun, yoksulluk nedeniyle açlık, iyi beslenmeme, sağlık sorunları. Genel Başkanımız bu sorunlara dikkat çekmek için, “İktidarsan muktedir olacaksın, onu bunu bırakacaksın, bu işi çözeceksin” demek için, yani milletin çektiklerini duyurmak için, Et ve Süt Kurumu’na gitti. Ama Saray ve Şürekâsı, sorunun kendisine ve büyüklüğüne değil, randevu nereden alınacak ona takıldı. Sarayın atanmış yardımcısı da, işini yapacağına, boş boş konuşup, siyasi şov yapmaya kalktı. Beyefendi, sen seçilmiş siyasilere laf yetiştireceğine, atanmış bir memur olarak işine gücüne bakacaksın. Çocukların yatağa aç girmelerini önleyeceksin. Siz, sahurda menemen şovuna gittiği öğrenci evinde sucuk görünce, “Eee sucuk var, bir de şikayet ediyorlar” diyen AK Parti Grup Başkanvekilinin yaptığı şova bir bakın. “Millet sinemaya gidiyor, o zaman kriz yok” diyen sözde gazetecinin şovuna bir bakın.

KENDİ KOKUSUYLA SARHOŞ OLAN MİSK KEÇİSİ

Hep söylüyorum, bunlar milleti unutmuş! Yankı odalarında oturmuşlar, sadece birbirilerinin söylediklerini duyuyorlar, adeta kendi kokusuyla sarhoş olan misk keçisi gibi, yaptıklarıyla böbürlenip duruyorlar.

SADECE YOKSULLUĞU DEĞİL, ARTIK AÇLIĞI KONUŞUYORUZ

Milletimizi bir yandan enflasyon, bir yandan da işsizlik eziyor. Şubat ayına ait işsizlik verileri bugün yayımlandı. TÜİK ’in makyajlı verilerine göre; Türkiye’de resmi işsiz sayısı 3 milyon 579 bin kişi. Buna karşın, iş aramaktan vazgeçenler hesaba katıldığında işsiz sayısı 8 milyon kişi. Sözde yüzde 11 büyümeye rağmen, işsiz sayısı hala pandemi öncesi seviyesine düşmedi. İşsiz gençlerimizin sayısı ise hala bir milyonun üzerinde. 15-24 yaş arası her 5 gençten birisi işsiz. İşsizlikle hayat pahalılığı arasında ezilen gençlerimiz, artık kurtuluşu yurtdışında arar hale geldi. Bu ülkede insanlar, sadece işsiz değil, sadece yoksul değil… Artık açlığı, sefaleti konuşmaya başladı. Türkiye, işsizlik ve enflasyon oranlarının toplamından oluşan, Sefalet Endeksi’nde hem OECD hem de G-20 şampiyonu oldu. Bunlar ülkemizi dünyada en büyük 10 ekonomi arasına sokmaya söz verdiler, sözlerini tutamadıkları gibi, sefalet liginde de şampiyon yaptılar. Yoktan var edilen bu ülkede, insanları varlık içinde yokluğa mahkûm ettiler.

EN KARANLIK İŞLERDEN BİRİ TELEKOM ÖZELLEŞTİRMESİ

Eve deli, ele iyi Saray; milletimizin malını mülkünü ele peşkeş çekmekte de çok mahir. El iyisi Saray, Cumhuriyet tarihinin en karanlık işlerinden biri olan TELEKOM özelleştirmesinde Lübnanlılara, bizim tarlanın taşıyla bizim tarlanın kuşunu vurdurdu. Lübnanlılar, Suudilerle bir olup, TELEKOM’u borca batırıp çekip gittiler. Tüm bunlar olurken, devletin oraya atadığı TELEKOM yöneticileri, koltuklarında bardak gibi oturdular. Olanı biteni sessizce izlediler. Şimdi bu beyler nerede? Ben söyleyeyim, Sarayın atama Yardımcısı, Saray’ın önceki Genel Sekreteri, Sarayın bugünkü danışmanları o koltuklarda oturanlar. Tabi bu atanmış yardımcının özgeçmişine yazmaktan çekindiği, bir görev daha var. YİMPAŞ Yöneticiliği! YİMPAŞ’ın içinin boşaltıldığı, “Binlerce gurbetçimizin mağdur edildiği dönemde YİMPAŞ’ta görev yaptım” demek, belli ki beyefendinin işine gelmiyor.

BİZ SÖYLEDİKÇE HERHALDE ZEVK ALIYORLAR

Şimdi bu zat, Saray yönetimin perişan ettiği milletimizi, bu karanlıktan çıkarmak için uğraşan, bunun için bir araya gelen altı muhalefet partisine, sahibinin sesi olup, ağzına geleni söylemiş. Olmadık hakaretler etmiş. Geçtiğimiz haftalarda önce Saray’ın atama İçişleri Bakanı, ardından Saray’ın kibirlisi, gelmekte olanın geldiğini görünce altı partinin birlikteliği hakkında ileri geri konuşmaya, atıp tutmaya başladılar. Biz “Ortaya attığınız bu zırvaları ispatlayın. İspatlayamazsanız, namertsiniz, alçaksınız, şerefsizsiniz, haysiyetsiniz” dedikçe. Anlaşılan bunlar zevk alıyorlar. Maksatları belli, “Söyle yalanı, bulunur inananı.” Altı partiye dil uzatmaya cüret eden Saray Yardımcısına sesleniyoruz: “Bu safsataları ispatla! İspatlayamayan namerttir, alçaktır, şerefsizdir, haysiyetsizdir.”

41 AY GEÇTİ TANK ORTADA YOK

Eve deli, ele iyi saray ve şürekâsının, yabancılara peşkeş çektiği tek milli varlığımız TELEKOM değil. Sakarya Tank Palet Fabrikası… Milli ordumuzun en stratejik tesislerinden biriydi. Özelleştirildi, Saraya ilahi aşkla bağlı, eski Maocu ile Katar Ordusu ortaklığına peşkeş çekildi. Dönemin Savunma Sanayi Müsteşarı, Firma ile Altay Tankı için sözleşmenin imzalandığını, 9 Kasım 2018 tarihinde duyurdu. “İlk ALTAY tankı da 18 ay sonra Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na teslim edilecek. Hayırlı olsun” diye açıklama yaptı. Yani tankın, en geç 2020 Haziran ayında ordumuza teslimi gerekiyordu. 2020’nin Haziranı geçti, 2021’in Haziranı geçti,  2022’nin Haziran’ı geliyor. Aradan 41 ay geçti, ortada tank falan yok. Ama bunlarda utanma da yok. Bir ay önce havuz medyasına, “Müjde… Güney Kore’den Altay tankına motor geldi” diye haber yaptırdılar. Şimdi gelen motor ve aktarma sisteminde, sorunlar olduğu konuşuluyor. Tank hala ortada yok.

YAZIK OLDU ETHEM EFENDİ’YE…

Bu arada, Sakarya Tank Paletin peşkeş çekildiği, Erdoğan’a ilahi aşkla bağlı, çakma oligark, düz yolda teker patlattı. “AK Parti’nin, Amerika Birleşik Devletleri’nin desteği sayesinde başa geldiğini” itiraf etti, söyledi. “Yalanın dostu, gerçeğin düşmanı çoktur” derler… Bu samimi itirafın karşılığı, partisinden de ilahi aşkla bağlı olduğu reisinin sinesinden de, aforoz edilmek oldu. Oysa daha iki gün önce, bu çakma oligark fahri Dışişleri Bakanı gibi Rusya’ya gitmişti. Rus televizyonlarında, “Rusya ile S-500 yapacağız, 10-20 yıllık stratejiler geliştiriyoruz” diye açıklamalar yapmıştı. İki günde, Orhan Veli’nin şiirindeki gibi, “Kendi gitti, ismi bile kalmadı yadigâr…” Gerçekten de “yazık oldu Ethem Efendi’ye…”

OLİGARKIN ÇAKMASI DEĞİL SAHİSİ GELİYOR

Ama “Evin delisi, elin iyisi” Sarayın yeni dostları var. Hem de çakma değil, hakiki oligarklar… Oligarkların anavatanından, Rusya’dan ithal… Rusya’nın Ukraynayı işgal etmesinin ardından, Batının uyguladığı müeyyidelerden kaçmak için, Rus oligarklar dev yatlarını Türkiye’ye demirliyorlar. Umarız bu gidiş bu ülkede, yeni Zarrab’ların zuhur etmesine yol açmaz. Birleşmiş Milletlerle, NATO ortaklarımızla bizi bir kere daha karşı karşıya getirip, başka tavizler vermek zorunda bırakmaz. Sadece Oligarklar değil, parası pulu olan Ruslar, paralarını bavula koyup Türkiye’ye getiriyorlar. 250 bin doları nakit ödeyip, hem birkaç tane evi, hem de vatandaşlığımızı satın alıyorlar. Ne de olsa ev alana, Türkiye Cumhuriyeti kimlik ve pasaportu promosyon! Okyanusun öte yanında Kanada, kendi vatandaşlarını düşünerek, ev fiyatlarının artmaması için, ülkede yabancılara konut satışını 2 yıl süreyle yasaklamaya hazırlanıyor. Bizdeki Hükümet, “Batan geminin malları bunlar” diyerek, milletin malını yabancılara, bir de üstüne damping yaparak satıyor. Şehit kanlarıyla sulanmış bu toprakların, ay yıldızlı kimliğini, pasaportunu mezada düşürdüler, haraç mezat satıyorlar! Sarayın herkese milliyetçilik dersi veren küçük ortağı da bunu seyrediyor. Böyle bir rezilliği bu ülke hiç görmedi.

EV ALMAK BU ÜLKENİN VATANDAŞINA HAYAL

Vatandaşlarımız ev fiyatlarına yetişemiyor. Karı-koca çalışan bir aile için, artık ev almak hayal oldu. Ankara’da 150 metrekarelik bir evin ortalama fiyatı bir yılda 384 bin liradan, 832 bin liraya çıkmış. İstanbul’da aynı 150 metrekarelik ev, geçen sene 740 bin liraymış, bu sene 1 milyon 921 bin liraya çıkmış. Bunlarda ortalama fiyatlar. Semtine ve evin yaşına göre bu rakamlar üç, dört kat daha da artıyor. Ülkemizi başka ülkelerin vatandaşlarına peşkeş çektiler. Orta sınıfı bitirdiler. Birliğimizi, beraberliğimizi her gün biraz daha zayıflattılar, zayıflatıyorlar. Saray rejiminde, bu ülkede ev sahibi olma hakkı artık, sadece zenginlere, Ruslara, Körfez Şeyhlerine ait oldu. Bizim paramızı pul ettiler. Elin parasını bol ettiler.

KENDİ VATANDAŞINA ALİ KIRAN BAŞ KESEN

Ev delisi ama el iyisi bu Saray zihniyeti, kendi vatandaşına Ali kıran, baş kesen! Mersin’de; “Öldük bittik, anamız ağladı” diyen çiftçiye, “Artistlik yapma, ananı da al git” diyen bunlar. Batman’da kadro isteyen taşeron işçilere, “Bir yerde çalışıyorsunuz, nankörlük yapmayın” diye bağıran bunlar. Soma maden faciasında ölenlerin yakınlarına, “Yuh çekersen tokadı yersin” diyen, madencileri yerlerde tekmeleyen bunlar.

ELOĞLUNA OLDUKÇA MÜŞFİK

Ama kendi milletine bu kadar zalim olan Sarayın kibirlisi, eloğluna oldukça müşfik… “Bu fakir bu görevde olduğu sürece alamazsınız” dediği rahibi dönemin Amerikan Başkanı Trump, “Mal varlığını araştırırım” dediğinde, apar topar uçağa bindirip, tıpış tıpış beyaz saraya kadar gönderen o. Merkel bastırınca, Alman gazetesinin tutuklanan muhabirini, tıpış tıpış serbest bırakıp, Almanya’ya yollayan o. Trump’ın “aptal olma” diye yazdığı mektubu onun yüzüne çarpacağına, Beyaz Sarayda masaya gizlice masanın üstüne bırakan o. İdlib ’de 36 askerimizi şehit eden Rusya’nın ayağına, tıpış tıpış giden o. Kremlin sarayının kapısında, Putin’le görüşmek için kapıda bekleyen, bunu da Rus devlet televizyonuna kronometreyle saydırıp, ülkemizin itibarına sahip çıkamayanda o.

DELİLLERİ GÖSTERİRİM VERMEM DEDİ, DOSYAYI KOMPLE VERİYOR

Şimdi bunun en son örneği İstanbul’da, Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğunda öldürülen, Gazeteci Cemal Kaşıkçı olayının gelişiminde görüyoruz. Bu ülkenin toprakları üstünde, bir gazeteci hunharca öldürüldü. Erdoğan o dönem çıktı, Suudi Arabistan yönetimine; “Bunlar insanları enayi zannediyor. Bu millet enayi değil, hesabı sormasını bilir. Suçun işlendiği yer İstanbul olduğu için bunu İstanbul mahkemelerinin uluslararası hukuka göre yargılaması gerekir” dedi. Davanın delilleri için de Suudi Arabistan’a, “Gösteririz ama vermeyiz” dedi. “Suudi gazetecinin ölümünün tüm yönleriyle aydınlatılıp aydınlatılmayacağı, çocuklarımızın nasıl bir dünyada yaşayacağını belirleyecek” de dedi. Yetmedi Suudi gazeteci Kaşıkçı’yı şehit ilan etti. Şimdi de şehit dediği Kaşıkçı’nın dava dosyasını, sümen altı etsinler diye Suudi Arabistan’a iade etti.

BÜYÜK LOKMA YE, BÜYÜK SÖZ SÖYLEME

“Büyük lokma ye, büyük söz söyleme” demişler. Meydanlarda dünyaya kafa tutarmış gibi yapan, ama sıkışınca başka ülkelere, her türlü tavizi veren bir saray yönetimi var. Dün kavga ettikleriyle, sıkışınca bugün barışmaya uğraşıyor. Çünkü tulumbada su bitti. Dün kavga etmeseydiniz, bugün barışmak için taviz üstüne taviz vermek zorunda kalmazdınız. Biz elbette her zaman barıştan yanayız. Ama ülkemizin şanı, şerefi bu kadar da hırpalanmaz. Barışmak için vermek zorunda kaldığınız tavizlerin bir kısmı ortada. Soruyoruz milletimizin görmediği, milletimizin sırtından verdiğiniz başka hangi tavizler var.

DÖVİZE ÇEVRİLEBİLİ MEVDUATIN YANDAN ÇARKLISI

Saray milletine deli, yandaşa, faizciye, rantçıya ise çok iyi… Sürekli vatandaşın kesesinden alıyor, yandaşın, faizcinin, rantiyenin kasasına koyuyor. Saray “faiz sebep, enflasyon sonuç” deyip, Merkez Bankası’nın tabela faizini yüzde 14’e indirdi. Şimdi bankalar Merkez Bankası’ndan yüzde 14 faizle para alıyorlar. Sonra bu parayı Hazine’ye yüzde 24’le borç veriyorlar. Bir bakkal 20 liradan domates alıp, 25 liradan satıyor diye sopayla kovalanıyor, ama hazine ve bankalar arasındaki bu düzen tıkır tıkır saat gibi işliyor. 70 model Dövize Çevrilebilir Mevduatın yandan çarklısını, Kur Korumalı Mevduat diye milletin önüne getirdiler. Fakirin vergisiyle zenginin mevduatına verdikleri, döviz garantisinin faturası bugünlerde ortaya çıkıyor. Sadece son iki haftada milletin cebinden ödenen para 15 milyar100 milyon TL. Bir de buna tatlandırıcı olarak verilen vergi muafiyeti nedeniyle vazgeçilen 13 küsur milyar lirayı da ekleyin. İki haftada Hazinenin üzerine binen yük yani milletimizin sırtına binen yük 29 milyar lira. Peki 2022’de çiftçiye ödenecek destek ne kadar? O da 29 milyar lira.

ATATÜRK’ÜN İÇİNDE OLDUĞU HİÇ BİR HİKAYE BİTMEZ

Bir de kamu özel işbirliği nedeniyle verilen, dövizli garantilerle köşe olanlar var. Sözleşme bağlanmış, garantiler verilmiş, döviz patlasa, millet çatlasa, memleket yansa onlar paralarını tıkır tıkır alıyorlar. Tesis işliyormuş işlemiyormuş, bunun hiçbir önemi yok. İşte Balıkesir’de Havalimanı… Hayalet olmuş bu havalimanına uçak inmiyor. Her yanını ot bürümüş, şimdi otları toplatıp satmak için ihaleye çıkmışlar. Ama Saray’ın atama Ulaştırma Bakanı’na bu kamu özel işbirliği soygunları rezaleti yetmiyor. Bir de çıkıyor: “Atatürk Havalimanı hikâyesi bitti” diyor. Yerine Millet Bahçesi yapacaklarmış. Beyefendi; İstanbul’a kar yağdığında, İçişleri Bakanıyla beraber inebildikleri tek havalimanının, Atatürk Havalimanı olduğunu ne çabuk unutmuş. Saraya da, atama Bakanına da hatırlatalım, evet bu ülkede hikâyesi biten birileri var. Ama o, Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün adını taşıyan, havaalanı değil, sizsiniz! Siz! Saray ve şürekâsı. Atatürk’ün içinde olduğu hiçbir hikâye bitmez. Ama sizlerin gideceğiniz yol da, anlatacağınız hikâyeler de bitti. Milletin karnı anlattığınız hikâyelere doydu, ne yaptığınızı gördü, notunuzu verdi. Artık sizi eve göndermek için sandığı bekliyor.

SARAYIN BOZDUĞUNU BİZ DÜZELTECEĞİZ

Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılında, bu ülkenin ve bu milletin sevdalısı ortaklarımızla birlikte, Sarayın bozduğunu, biz düzelteceğiz. Sarayın şahlandırdığı enflasyonu, biz düşüreceğiz. Sarayın hortlattığı hayat pahalılığını, biz bitireceğiz. Sarayın işsiz bıraktığı insanlarımızı, biz iş sahibi yapacağız. Sarayın yıktığını, biz yeniden inşa edeceğiz. 20 yıldır milletten çalınanları biz yerine koyacağız. Kayıpları telafi edeceğiz. Sarayın bölüp parçaladığı milletimizi biz barıştıracağız. Saray çok üzdü, biz milletimizin yüzünü güldüreceğiz. Biz milletimize güveniyoruz. Biz kendimize güveniyoruz. Tüm sorunların üstesinden geliriz. Yeni kadrolarla, yeni kurumlarla, yeni kurallarla ülkemizi biz ayağa kaldırırız. Biz hazırız. Milletimiz hazır.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

Soru- Efendim Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal sosyal medya hesabı üzerinden bir açıklama yaptı ve cumhurbaşkanlığı adayı için üç ölçüt sıraladı. Bunların içinde 20 yıllık AK Parti döneminde sorumluluğa ortak olmamış olmak, seçilebilirlik, yine seçim sonrası 20 yılda AK Parti tarafından devri sabık muamelesine maruz kalan Türkiye Cumhuriyeti devletini kurucu bir ruhla yeniden tesis etme yetisi gibi maddeler var. Millet İttifakı’nda da henüz Cumhurbaşkanı adayı netlik kazanmadı, açıklanmadı. Siz bu kriterleri, bu açıklamayı nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Baştan itibaren Genel Başkanlarımız ifade ediyor. Bugün adayın ismi değil hangi kriterlere sahip olacağı önemli. Bu nedenle de Genel Başkanlarımız bu konudaki düşüncelerini kamuoyuna duyuruyorlar.

Soru- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun altılı masa bildirisini Almanya Büyükelçisine düzelttirdiği iddia edildi. Sizin bu iddiaya ilişkin bir açıklamanız olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Bu tamamen yalan, alçakça bir iftira, namertlik. Bu haberi yayınlayan gazeteyi tekzip edeceğiz. Suç duyurusunda bulunacağız, tazminat davası açacağız. Artık bu zırvaların hesabını mahkemede verirler.

Soru- Seçim Kanunu’ndaki üç maddenin iptali için bugün Anayasa Mahkemesi’ne başvuracaktınız. Bir erteleme var sanırım. Ne zamana ve hangi sebeple ertelendi bilgi alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Erteleme yok. Şu anda son şekli veriliyor başvuru dilekçesine. İlçe Seçim Kurulları, İl Seçim Kurullarında kıdemli hakim yerine kurayla birinci sınıf kategorisine giren hakimlerin getirilmesi ve şu anda AK Parti Genel Başkanı olan Cumhurbaşkanının diğer parti Genel Başkanlarının tabi olduğu seçim yasaklarına tabi olmamasıyla ilgili maddeler hakkında Anayasa Mahkemesi’ne itiraz edeceğiz.

Soru- Efendim biraz önce biraz değindiniz ama Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, “Altı lider kendisini seçmezse Zafer Partisi olarak Mansur Bey’e bizim adayımız olmasını teklif edeceğiz” dedi. Mansur Yavaş’ın sizin adayınız olma ihtimali var mıdır?

Benzer bir soruda A Haber’den geldi. Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Haşim Kılıç’ın millet ittifakının Cumhurbaşkanı adayı olup olamayacağı iddialarını soruyor.

Faik ÖZTRAK- Biraz önce söyledim, hep de söylüyoruz. Bu aşamada bizim için adayın ismi değil adayın nitelikleri önemli. Vakti, saati geldiğinde masanın etrafındaki altı siyasi partinin Sayın Genel Başkanları Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı seçilecek ismi açıklayacaklar. Bu arada henüz Cumhur İttifakı da adayını netleştirmedi. Sarayın küçük ortağı bir isim söyledi ama o isim adaylığını nedense daha hala ilan etmedi. Herhalde bizim açıklayacağımız adaya göre kendi adaylarında değişiklik yapmayı düşünüyorlar. Ama herkes bizim adayımızı merak ediyor, Cumhur İttifakı’nın adayını nedense merak eden yok. Varsa yoksa Millet İttifakı’nın adayı kim olacak… Biz bu merakın nedenini çok iyi anlıyoruz. Cumhur İttifakı’nın adayı kim olursa olsun Türkiye Cumhuriyetinin 13. Cumhurbaşkanı Millet İttifakı’nın adayı olacak.

Soru- CHP İzmir Milletvekili Tuncay Özkan, terörle bağlantı iddiasıyla tutuklanan HDP’nin eski Genel Başkanı Selahattin Demirtaş için barıştan yana ifadelerini kullandı. Sizde Sayın Tuncay Özkan’la aynı fikirde misiniz?

Faik ÖZTRAK- Bizim peşimde olduğumuz haktır, hukuktur, adalettir. TBMM’ye girdiğimizde ilk işimiz anayasaya sadakatten ayrılmayacağımıza ant içmek oldu. Anayasa Mahkemesi’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına uymak anayasanın gereğidir. Anayasamızın söylediği de budur. Biz onu bunu şunu değil hakkı hukuku adaleti savunuyoruz.

Soru- Tarım Bakan Yardımcılığına atanan Ebubekir Gizligider’in FETÖ lideriyle fotoğrafının ortaya çıkmasının ardından bir diğer Bakan Yardımcısı Nihat Pakdil’in de Nevzat Pakdil’in kardeşi olduğu ve Nevzat Pakdil’in de Vahit Kirişçi’nin iş ortağı olduğu haberleri basına yansıdı. Sizin bu konudaki görüşlerinizi alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Önce şunu söyleyeyim, FETÖ’yle mücadele ediyoruz diyenler FETÖ’yle resim çektirenleri bakan yardımcısı olarak atamaya başladılarsa belli ki masanın altından da müzakereler başlamıştır. Masa altlarıyla, masa ayaklarıyla özel alakaları olanlar bu müzakerelere acaba neler demektedir. Ucube saray rejiminde kimin eli kimin cebinde, kim kiminle iş ortağı, kim kiminle iş bağlıyor belli değil. Bakanlıklarda şirkete dönmüş, liyakat bitmiş. Varsa yoksa akrabayı taallukat ve yandaş. Sanki millete hizmete değil devleti talana gelmişler.

Soru- Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati bugün Mardin’de yaptığı konuşmada “Enflasyon konusunda gelecek makul seviye sonrasında emin olun bu sıkıntılı dönemi geçtiğimizde yine aynı karamsarlara karşı biz toplum olarak galip geleceğiz” dedi. Siz bu sözü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Biraz önce ifade ettim, oynamayı bilmeyen gelin yerim dar dermiş. Nebati Bakanında maalesef durumu bu. Enflasyonu nasıl düşüreceğini bilmiyor. Hayat pahalılığına karşı eli kolu bağlı kalmış. Bir takım tarihler veriyor ama bu tarihlerde tutmuyor. Her verdiği tarihin altında kalıyor. Enflasyonun düşüşünden önce enflasyon kaça kadar çıkacak, millet hayat pahalılığının altında daha ne kadar ezdirilecek bir çıksın onu söylesin.

Ne yazık ki, bu beceriksizlerin, liyakatsizlerin elinde milletimiz önce altını, dövizi takip etti, şimdi bunları bıraktı domates, biber, marul fiyatlarını takibe başladı. Bunlar geldiklerinde çeyrek altın 27 liraydı şimdi 27 lirayla biraz önce ifade ettim bir kilo yeşilbiber alamaz hale getirdiler milleti. Nasıl kötümser olmasın millet? Enflasyonun sebebi olanlar enflasyona çözümde olamazlar.

Teşekkür ediyorum.

CHP İKTİDARINDA ENFLASYONLA MÜCADELEDE UYGULANACAK 9 MADDE

CHP Sözcüsü Öztrak, Erdoğan’ın yaptığı hataların faturasının milletin sırtına yüklendiğini belirterek, “Hata üstüne hata yapan Saray, milletimizde ‘Sabredin, koruktan helva olacak’ diyor. O helva olsa olsa, katlettiğiniz ekonominin helvası olur. Bunlar helvayı götürüyor, millet cefa çekiyor” diye konuştu.

Resmi verilerle tüketici enflasyonunun yüzde 61’e, üretici enflasyonunun yüzde 115’e ulaştığını söyleyen Öztrak, “Kuzeyimizde savaş var. İşgale uğrayan Ukrayna’da enflasyon yüzde 10,7; işgal eden Rusya’da enflasyon yüzde 9,2. Savaş Ukrayna’da. Ambargolar Rusya’da. Ama üç haneli enflasyon, kıtlıklar ve şeker kotaları Türkiye’de” dedi.

Gıdada üreticinin bir yıllık enflasyonu yüzde 92’yi geçmesine rağmen, resmi verilere göre tüketicinin enflasyonunun yüzde 64 civarında olduğuna dikkat çeken Öztrak, “Aradaki fark 30 puan. TÜİK’in makyajlı rakamlarına göre, son 1,5 yıldır gıda sektöründe faaliyet gösteren üreticilerimiz ya zararına ya da hayrına çalışıyor. Ama nedense bu hayırsever iş insanlarımız, yine de saray ve şürekâsına bir türlü yaranamıyor. Hala ya fırsatçılıkla, ya da stokçulukla suçlanıyorlar” değerlendirmesinde bulundu.

Öztrak, CHP iktidarında enflasyonla mücadele için atılacak 9 adımı şöyle açıkladı:

Bir, Merkez Bankası Başkanını ve Para Politikası Kurulu üyelerini hemen değiştireceğiz. Banka’nın başına, tüm dünyada saygı uyandıracak bir ismi atayacağız.

İki, Merkez Bankası’nın araç bağımsızlığının üzerinden siyasetin vesayetini kaldıracağız. Bunun içinde gereken hukuki düzenlemeleri derhal yapacağız.

Üç, Merkez Bankası’nın kasasına arka kapıdan el uzatılmasına izin veren uygulamalara, karşılıksız para basmaya yönelik, muhasebe oyunlarına son vereceğiz. Buharlaştırılan 128 milyar doların hesabını mutlaka soracağız.

Dört, Stratejik Planlama Teşkilatını kuracağız. Bu teşkilattaki uzman kadroların eliyle, TÜİK’in, enflasyon ve milli gelir başta olmak üzere, yayımladığı tüm istatistikleri denetimden geçireceğiz. Sarayın halının altına süpürdüğü tüm yükümlülükleri açığa çıkaracağız. İlgililer hakkında da gereğini hemen yapacağız.

Beş, kamuda mali disiplini sağlayacağız. Mali çapaları kuvvetlendireceğiz. Araç ve bina saltanatına, üçer beşer ballı maaşlara, şatafata, israfa son vereceğiz.

Altı, dünya standartlarında bir Kamu İhale Yasası çıkaracağız. Yolsuzluğa müsamaha göstermeyeceğiz. Şeffaflığı ve hesap vermeyi sağlamak için Meclis’te Kesin Hesap Komisyonunu kuracağız. Sayıştay’ı uluslararası normlarda çalışır hale getireceğiz.

Yedi, kamu borç yönetiminde yabancı parayla ve altınla borçlanmanın ağırlığını azaltacağız. Borçlanmak gerekirse, milli paramızla yapacağız. Kamu Özel İşbirliği Projelerinde dövizle belirlenen tarifeleri ve gelir garantilerini, ivedilikle Türk Lirası’na çevireceğiz. Gerekirse, söz konusu projelerin işletme haklarını hukuk çerçevesinde kamuya devredeceğiz.

Sekiz, sağlanacak tasarrufları özellikle dar ve sabit gelirli yurttaşlarımızı desteklemek için kullanacağız. Aile Destekleri Sigortası’yla hiçbir çocuğumuzun yatağa aç girmemesini sağlayacağız. Yoksullukla hemen mücadele etmeye başlayacağız.

Dokuz, gıda ve enerji arz güvenliğini, milli güvenlik meselesi olarak göreceğiz. Bu çerçevede; özellikle tarımsal üretimi artıracak, tarladan, sofraya kadar uzanacak tedarik zincirini sağlamlaştıracak adımları vakit geçirmeden atacağız.

CHP Sözcüsü Öztrak, Et ve Süt Kurumu’nu ziyarete giden CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na kurumun kapılarının kapatılmasını eleştirerek, “Genel Başkanımız, ‘Öğün atlamak zorunda kalan çocuklarımızın kursağından et ve süt geçsin’ dedi. Genel Başkanımıza bugün kapatılan kapılar, aslında yavrularımızın yüzüne kapatıldı. (…)Sayın Genel Başkanımızın yaptığı bu ziyaretler aynı zamanda devlet kurumlarının içinde bulunduğu durumu görmek ve milletimize de göstermek için yaptığı ziyaretlerdir. Bu ülkenin çocuklarının, bu ülkenin yoksullarının hakkını soracak bir Kemal Kılıçdaroğlu var, biz varız. İktidara gelir gelmez bu bozuk düzeni düzeltecek adımları hızla atacağız. Milletimiz müsterih olsun” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Bugün Dünya Romanlar günü… Sözlerime başlarken hiç bir ayrımcılığın olmadığı, hiç bir dezavantajlı insanın kalmadığı günlere ulaşmaktaki kararlılığımızı bir kez daha ifade ediyor, bu ülkenin eşit yurttaşları olan, Roman kardeşlerimizin, Dünya Romanlar Günü’nü kutluyoruz.

ENFLASYON BİR NUMARALI HALK DÜŞMANI

“Enflasyon bir numaralı halk düşmanıdır.” Bu sözler, ekonomi okumuş bir siyasetçiye, eski Amerikan Başkanı Gerald Ford’a ait… Ne yazık ki ülkemizde, bu acımasız halk düşmanı, Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturup, her şeyi yönetebileceğini sanan, kendi kendini ekonomist ilan eden bir kişinin, “Faiz sebep enflasyon sonuç” diyerek, Merkez Bankası başkanlığına soyunmasıyla hortladı. Bu azgın halk düşmanı, Mübarek Ramazan ayında, ülkemizi kasıp, kavuruyor. Çarşıdan, pazardan, milletimizin “Yandım Allah!” feryatları yükseliyor.

SAVAŞ UKRAYNA’DA, AMBARGO RUSYA’DA, 3 HANELİ ENFLASYON BİZDE

Milletin sofrasında, artık Ramazan’ın bolluk ve bereketi kalmadı. “Nerede o eski Ramazanlar…” deyimi, bu yönetim altında maalesef hakikat oldu. TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla, tüketici enflasyonu yüzde 61, üretici enflasyonu yüzde 115. Kuzeyimizde savaş var. İşgale uğrayan Ukrayna’da enflasyon yüzde 10,7; işgal eden Rusya’da enflasyon yüzde 9,2. Savaş Ukrayna’da. Ambargolar Rusya’da. Ama üç haneli enflasyon, kıtlıklar ve şeker kotaları Türkiye’de…

ENFLASYON LİGİNDE İLK 10’A GİRDİK

“Söz, namustur” derler… Türkiye’yi 2023’te dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri yapma sözünü verdiler. Ama sözlerini tutamadılar. “2023’te 2 trilyon dolar olacak” dedikleri milli gelir, “25 bin dolara çıkaracağız” dedikleri kişi başına gelir, kendi yayınladıkları resmi dokümanlara göre, bunların yarısına bile ulaşamayacak. 2023’te dünyada en büyük 10 ekonomi arasına ülkemizi sokamayanlar, sözlerini tutmayanlar dünya enflasyon şampiyonları liginde, ülkemizi ilk 10’a sokmayı becerdiler. Ne demiş büyüklerimiz, ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz, şahsın görünür rütbe-i aklı, eserinde… TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla bile, üretici enflasyonunda, Azerbaycan’la beraber dünya şampiyonuyuz. Tüketici enflasyonunda ise dünya altıncısıyız. Dünya enflasyon liginde, adımızın yan yana yazıldığı ülkeler: Zimbabve, Surinam, Lübnan, Sudan…

KIZILELMA: İLK 10 EKONOMİ HAYAL OLDU

2023 için verdiği sözleri tutmayan Hükümetin başı şimdi çıkıyor, “Bu bizim ‘kızıl elmamız’ oldu” diyor. Lafın kısası, ilk 10 ekonomi arasına girmek artık hayal oldu diyor. Bıraktık “kızılını”, “yeşilini”; devri iktidarlarının sonunda milletimizi, sofrasına “Çıkma elma” bile koyamaz hale getirdiler. Ama sıkılmadan hala konuşuyorlar. Soruyoruz ülkemizi bu hale getiren kim? Bir numaralı halk düşmanı olan, enflasyonu azdıran kim? Enflasyon canavarını hortlatan kim? Sorumlusu havaya bakıp ıslık çalıyor. Hamaset yapıyor. İşler yolundayken “Ekonominin sorumlusu benim, ben” diyen, sıkılmadan “ben ekonomistim” diyen, “Faiz sebep, enflasyon sonuç” safsatasını, milletin başına bela eden, Merkez Bankası kasasındaki 128 milyar doları, damadıyla bir olup, talan eden, Merkez Bankası’nın hini hacette kullanılacak, ihtiyat akçelerine el koyan kim? Sarayın çakma ekonomisti ve onun atama Hükümeti…

PARAMIZI CEHALETİYLE PUL ETTİ

Döviz kurlarının yükselmesine, azdırdığı hayat pahalılığına şimdi “rasyonel bir neden” arıyormuş. Ne demekse? Sarayın kibirlisi, kendi yarattığı yıkımın, tek rasyonel sebebinin, kendisi olduğunu artık görmelidir. Ama görmüyor. Kibir gözlerini kör etmiş. Bu “çakma ekonomist”, önce enflasyon canavarı karşısında Merkez Bankası’nı felç etti. Eli kolu bağlı boksöre çevirdi. Bu şikeli maça razı olacak birini bulmak için, dört yılda Merkez Bankası’nın başına, dört tane ayrı Başkan getirdi. Bankayı İstanbul’a taşıma bahanesiyle liyakatli kadroları tasfiye etti, onlara kıydı. Fiyat istikrarını sağlamakla görevli kurumu, bile isteye bitirdi. Bir numaralı halk düşmanı olan enflasyonu, cehaletiyle azdırdı. Paramızı cehaletiyle pul etti.

KEÇİYİ SALONA BAĞLARSAN HALIYA PİSLER

Şimdi işleri batıran Saray, sorumluluktan kaçmak için, artık kabak tadı veren “dış güçler”, “dış saldırılar” laflarını, yeniden tedavüle sokmaya çalışıyor. Sakallı Celal’in dediği gibi; “Keçiyi salona bağlarsanız, halıya pisledi diye kızamazsınız.” Halı pislendiyse, sorumlu keçi değildir, keçiyi ahır yerine salona bağlayandır. Ekonomiyi batıranı öğrenmek mi istiyorsunuz? Sarayınızdaki altın varaklı aynalara bir bakmanız yeterli. Çakma ekonomistin dış güçler masalı tutmayınca, şimdi başka bahanelerde ortaya çıktı. Hayat pahalılığının sebebi Rusya-Ukrayna kriziymiş. Talimatla tabela faizini indirmeye başladığı, geçtiğimiz Eylül ayından bu yana, paramız Amerikan Doları karşısında yüzde 41 değer kaybetti. Bizim paranın değer kaybı o kadar büyük ki, en yakın rakibimiz Arjantin’in Pesosundaki değer kaybını neredeyse dörde, Savaştaki Rusya’nın Rublesindeki değer kaybını, beşe katlamış vaziyette.

O HELVA KATLETTİĞİNİZ EKONOMİNİN HELVASI

Hata üstüne hata yapan Saray, bugünlerde de çıkmış, milletimizde hal bırakmış gibi, sabredin, “Koruktan helva olacak” diyor. O helva olsa olsa, katlettiğiniz ekonominin helvası olur. Hep diyoruz. Bunlar milletten koptu. Bunlar helvayı götürüyor, millet cefa çekiyor. Yokluk artık yeni normal oldu. Bu ülkede çalışanların yarıdan fazlası, açlık sınırının altında kalan asgari ücretle çalışıyor. Yoksulluk artık babadan oğula miras kalıyor. Milletimiz sebep olduğunuz tüm yıkımları görüyor. Notunuzu da veriyor. Tasdiknamenizi de elinize tutuşturmak için, sabırsızlıkla sandığı bekliyor.

MİLLETE TÜİK MARKETLERİNİN YERİNİ SÖYLEYİN

Son dört ayda enflasyonun üçe katlanmasına sebep olanlar, enflasyonla mücadele edeceklerine, istatistikleri eğip bükmeye çalışıyor, üstünü örtmeye çalışıyor. Çarşı Pazar yangın yeri, millet market raflarına, pazar tezgâhlarına yaklaşamıyor. Ama Mart ayında TÜİK marketinde: Balın, kaşarın, tulum peynirinin, beyaz peynirin, salçanın, yoğurdun, tereyağının, bulgurun fiyatı nasıl olduysa düşmüş. Gel de inan! Ucuzcu market diye sağa sola açtıkları, Tarım Kredinin marketlerinde bile, TÜİK marketindeki fiyatlar yok… Bu marketler nerede TÜİK’in marketleri? Milletimize bir söyleyin! Milletimizi şu Ramazan ayında daha fazla perişan etmeyin.

ÜRETİCİ YA ZARARINA YA DA HAYRINA ÇALIŞIYOR

Ama çaldıkları minareye, artık kılıf uyduramıyorlar… Gıdada üreticinin bir yıllık enflasyonu yüzde 92’yi geçmiş. Tüketicinin enflasyonu ise yüzde 63,6 yani 64 civarında… Aradaki fark 30 puan. Aslında gıdada üretici enflasyonu, 2020’nin son üç ayından itibaren, sürekli olarak, tüketici enflasyonundan yukarıda…  Yani TÜİK’in makyajlı rakamlarına göre, son 1,5 yıldır gıda sektöründe faaliyet gösteren üreticilerimiz, ya zararına, ya da hayrına çalışıyor. Ama nedense bu hayırsever iş insanlarımız, yine de saray ve şürekâsına bir türlü yaranamıyor. Hala ya fırsatçılıkla, ya da stokçulukla suçlanıyorlar.

DİYANET “RAMAZAN VE DOĞRULUĞU” SARAYA ANLATSIN

Şunu açıkça ifade edeyim, serbest piyasa ekonomisinin “görünmez eli” fiyatlardır. Bir ülkede fiyat istatistikleri doğru değilse, o ekonomide alınan hiçbir karar, imzalanan hiçbir sözleşmede doğru değildir. Deveye sormuşlar “Boynun neden eğri?” diye… “Nerem doğru ki?” demiş. Tesadüf bu ya, Diyanet İşleri Başkanlığı da bu Ramazan’ın ana temasını, “Ramazan ve Doğruluk” olarak belirlemiş. Peki, enflasyon rakamlarının doğru olmadığı bir yerde doğruluktan, dürüstlükten nasıl bahsedilir? Emekçinin ücreti, emeklinin aylığı, ev ve dükkân sahibinin kirası, hepsi yalan, yanlış enflasyon rakamlarına göre belirleniyor. Bu açıkça bu; milletin hakkını gasbetmek değil midir? Çatır çatır kul hakkı yemek değil midir? Tavsiyemiz, Diyanet İşleri Başkanı, Saray ve şürekâsını, Saraydaki camide bir teravih namazına davet etsin. Anlatabiliyorsa bunları yüzlerine anlatsın.

ÜLKE YANIYOR, BUNLAR AVRUPALIYA AĞIT YAKIYOR

Hep diyoruz, bunlar el iyisidir. Ülkemiz yangın yerine dönmüş, kalkmışlar bunlar Avrupalıya ağıt yakıyorlar. Hayat pahalılığında, Avrupa ülkelerinin çoğu, bizden daha vahim tablolarla karşı karşıyaymış. Bu gidişle yakında Avrupalılara yardım için, bu millete İBAN numarası gönderirlerse kimse şaşırmasın. Sarayın çakma ekonomistine, o ülkelerdeki gıda enflasyonuna ilişkin rakamları buradan bir söyleyiverelim; Fransa’da yüzde 2,3; İrlanda’da yüzde 3; Belçika’da yüzde 4,8; Hollanda’da yüzde 5,; Almanya’da yüzde 5,1… Ve Avrupa için yüreği yanıp tutuşan sarayın elinde, Türkiye’deki gıda enflasyonu Şubat ayında yüzde 64, Martta yüzde 70… Türkiye gıdada da, enerjide de, toplam enflasyonda da, ağır TÜİK makyajına rağmen açık ara Avrupa ve OECD şampiyonu…

27 LİRAYA ÇEYREK ALTIN ALINIYORDU, ŞİMDİ ANCAK BİR KİLO BİBER ALINIYOR

Enflasyon bir numaralı halk düşmanıdır. Ama özelliklede dar ve sabit gelirlilerin düşmanıdır. Yüksek enflasyon, gelir dağılımını bozar. Dar ve sabit gelirliyi ezer geçer. Yüksek enflasyon yoksulluğu ve yoksunluğu artırır. 20 yıl önce tek bir yüzükle iş başına geldiklerinde, bu ülkede çeyrek altın 27 liraydı. 20 yılın sonunda giderken, millet 27 lirayla bir kilo yeşilbiber alamaz hale geldi. Patlıcanın kilosu 40 liraya dayandı. Maydanoz 10, kıvırcık 20 lira olur mu? Oldu!

YÜKSEK ENFLASYON VERİMLİLİĞİ DE OLUMSUZ ETKİLİYOR

Yüksek enflasyon ekonomide belirsizlik yaratır. Tüketim, tasarruf ve yatırım kararlarını olumsuz etkiler. İşi de, aşı da azaltır. Son bir yılda; ticarethanelerde doğalgaz fiyatı yüzde 157, sanayide yüzde 549, elektrik üretiminde yüzde 638 zam görmüş, bu zamların devam edeceği de belli. Bu ülkede iş insanları nasıl yatırım yapacak? Aşı, işi nasıl büyütecek? Yüksek enflasyon sadece üretimi değil, verimliliği de olumsuz etkiler. Sınırlı kaynaklar, üretken alanlara değil, altın, döviz ve gayrimenkul gibi spekülatif alanlara gider, ranta gider. Kazanan rant ve faiz lobileri olur. İşte bankaların kârları ortada… Sayın Kerim Rota, bu banka kârlarının ardında, enflasyona endeksli kâğıtların olduğunu ortaya koyan, önemli bir çalışmaya imza atmış. Sarayın Merkez Bankası enflasyonla mücadeleyi bırakınca, Sarayın Hazinesi de çareyi bankalara, enflasyona endeksli kâğıtları yeniden ihraç etmekte bulmuş. İşin kolayına kaçmış. Bir “koruklu” atasözü de ben söyleyeyim. Baba koruk yer, oğlunun dişi kamaşır… Ne yazık ki Sarayın ekonomide işlediği günahların ağır bedelini, çocuklarımız ve torunlarımız ödeyecek. Sarayın “Kur Korumalı Mevduat” diyerek, “Kamu Özel İşbirliği” diyerek, çocuklarımızın ve torunlarımızın üzerlerine bıraktığı gizli-koşullu yükler yetmedi. Bir de eve oturmaya mahkum ettikleri gençleri, yüksek ve belirsiz bir faiz yükü altına sokup, geleceklerini iyice karartıyorlar.

NASREDDİN HOCA MODELİ

Yüksek enflasyon, ülkenin rekabet gücünü zayıflatır. Fiyatlarda yaşanan hızlı artış, ülkenin mal ve hizmetlerine olan dış talebi düşürür. Geçtiğimiz Eylül ayında “Çin olacağız” dediler. Nasreddin Hoca’nın fıkrası gibi bir model uydurdular. Faiz inecek, döviz çıkacak, rekabet gücü artacak, dış açık kapanacak, rezervler artacak, enflasyon düşecekti. Ama bunların hiçbiri olmadı. Enflasyon azdı. Üretici maliyetleri şahlandı. Kurdan gelen avantaj üç ayda yok olup gitti. İhracatta rekabet gücünü gösteren geçtiğimiz Eylül ayında 79,2 olan seviyesinde olan ÜFE bazlı reel kur endeksi, Aralık’ta 68’in altına kadar düştü. Ama yüksek enflasyon nedeniyle bu yılın Mart ayında yeniden yüzde 78,7’ye geri geldi. Paranın pul olması, ona bağlı olarak ortaya çıkan enflasyon sonucunda rekabet gücü kalmadı.

SARAY YENİ SAFHA DEDİKÇE MİLLET FAKİRLEŞİYOR

Şimdilerde Saray çıkmış, “Yeni bir safhaya geçtiklerinden, alım gücünü yükselteceklerinden” bahsediyor. Aman diyelim… Siz ne zaman yeni bir safhadan bahsetseniz, abat olan, yandaşlarınız, beslemeleriniz, beşli çeteniz… Fukaralaşan ise milletimiz oluyor.

MERKEZ BANKASI KENDİSİ SÖYLÜYOR

Sürdürülebilir kalkınma ve büyüme için, fiyat istikrarı olmazsa olmazdır. Fiyat istikrarının sağlandığı bir ortamda yaşamak, insanlar için bir haktır. Şimdi bunları biz söylemiyoruz. Bunlar Merkez Bankamızın geçmişteki yayınları. Merkez Bankasındaki uzmanların yazdığı bu yayınlarda bu açıkça ifade ediliyor. Bugünkü Merkez Bankası yöneticileri bir açsın, bu dokümanlara bir zahmet bir baksın. Tekrarlayalım, bugün ülkemizin önündeki en öncelikli sorun enflasyondur. Hayat pahalılığıdır. Ama sorunun sebebi olanlar, çözümün parçası olamaz.

CHP İKTİDARINDA ENFLASYONLA MÜCADELE İÇİN ATILACAK ADIMLAR

Milletimiz içini ferah tutsun. Milletimiz bizi göreve getirir getirmez enflasyonla mücadele için şu adımları derhal atacağız:

Bir, Merkez Bankası Başkanını ve Para Politikası Kurulu üyelerini hemen değiştireceğiz. Banka’nın başına, tüm dünyada saygı uyandıracak bir ismi atayacağız.

İki, Merkez Bankası’nın araç bağımsızlığının üzerinden siyasetin vesayetini kaldıracağız. Bunun içinde gereken hukuki düzenlemeleri derhal yapacağız.

Üç, Merkez Bankası’nın kasasına arka kapıdan el uzatılmasına izin veren uygulamalara, karşılıksız para basmaya yönelik, muhasebe oyunlarına son vereceğiz. Buharlaştırılan 128 milyar doların hesabını mutlaka soracağız.

Dört, ölçemediğiniz şeyi kontrol edemezsiniz. Kontrol edemediğiniz şeyleri yönetemezsiniz. İş başına gelir gelmez, Stratejik Planlama Teşkilatını kuracağız. Bu teşkilattaki uzman kadroların eliyle, TÜİK’in, enflasyon ve milli gelir başta olmak üzere, yayımladığı tüm istatistikleri denetimden geçireceğiz. Sarayın halının altına süpürdüğü tüm yükümlülükleri açığa çıkaracağız. İlgililer hakkında da gereğini hemen yapacağız.

Beş, kamuda mali disiplini sağlayacağız. Mali çapaları kuvvetlendireceğiz. Araç ve bina saltanatına, üçer beşer ballı maaşlara, şatafata, israfa son vereceğiz.

Altı, dünya standartlarında bir Kamu İhale Yasası çıkaracağız. Yolsuzluğa müsamaha göstermeyeceğiz. Şeffaflığı ve hesap vermeyi sağlamak için Meclis’te Kesin Hesap Komisyonunu kuracağız. Sayıştay’ı uluslararası normlarda çalışır hale getireceğiz.

Yedi, kamu borç yönetiminde yabancı parayla ve altınla borçlanmanın ağırlığını azaltacağız. Borçlanmak gerekirse, onu milli paramızla yapacağız. Kamu Özel İşbirliği Projelerinde dövizle belirlenen tarifeleri ve gelir garantilerini, ivedilikle Türk Lirası’na çevireceğiz. Gerekirse, söz konusu projelerin işletme haklarını hukuk çerçevesinde kamuya devredeceğiz.

Sekiz, sağlanacak tasarrufları özellikle dar ve sabit gelirli yurttaşlarımızı desteklemek için kullanacağız. Aile Destekleri Sigortasıyla hiçbir çocuğumuzun yatağa aç girmemesini sağlayacağız. Yoksullukla hemen mücadele etmeye başlayacağız.

Dokuz, gıda ve enerji arz güvenliğini, milli güvenlik meselesi olarak göreceğiz. Bu çerçevede; özellikle tarımsal üretimi artıracak, tarladan, sofraya kadar uzanacak tedarik zincirini sağlamlaştıracak adımları vakit geçirmeden atacağız.

BESİCİ PARA KAZANSA İNEĞİNİ PURO SABUNUYLA YIKAR

Biliyoruz ki, bu ülkenin çiftçisi alın terinin karşılığını aldığında, yarınına umutla bakabildiğinde, dişini tırnağına takar, biri beş yapar. Bu ülkenin besicisi, süt üreticisi para kazansa, ineğini, öküzünü puro sabunuyla yıkar. Biz işe tarladan başlayacağız. Üreticiye her türlü desteği verecek, gübre, mazot, tohum, ilaç fiyatının, elektrik tarifelerinin altında çiftçinin ezilmesine müsaade etmeyeceğiz. Kuracağımız güneş tarlalarından çiftçiye elektriği bedava vereceğiz. Kamu bankalarını kuruluş amaçlarına uygun kullanacağız. Ziraat Bankası çiftçinin, Halk Bankası da esnafın bankası olacak.

SARAYIN BOZDUĞUNU BİZ DÜZELTECEĞİZ

Sarayın bozduğunu, biz düzelteceğiz. Sarayın yıktığını, biz yeniden inşa edeceğiz. 20 yıldır milletten çalınanı biz yerine koyacağız. Kayıpları telafi edeceğiz. Sarayın bölüp parçaladığı milletimizi biz barıştıracağız. Saray üzdü, biz milletimizi sevindireceğiz. Biz milletimize güveniyoruz: Bu millet en zor zamanda dahi, doğru bir yönetimle, viraneleri mamureye çevirir. Biz kendimize güveniyoruz: Biz tüm sorunların üstesinden geliriz. Tüm sorunları çözeriz. Yeni kadrolarla, yeni kurumlarla, yeni kurallarla ülkemizi biz ayağa kaldırırız. Biz hazırız. Ülkemiz hazır.

HADİ ANLAT ANLATABİLİRSEN

Geliyor gelmekte olan… Bunu gören Sarayın kibirlisi ve onun siyaset işportacıları, işin şirazesini iyice kaçırdılar. On parmaklarında on kara bize çalmaya kalkıyorlar. Sarayın kibirlisi Edirne’de asfalt şantiyesinden tarım arazisine dökülen, ziftle ilgili bizim belediyemizi suçlamış. İl başkanlarına “Bunları anlatmamız lazım” demiş, talimat vermiş. Hadi anlatsınlar bakalım anlatabilirlerse… Beyefendinin bizi ve Belediyemizi sorumlu tuttuğu o geçici asfalt şantiyesi, birinci sınıf tarım arazisi üzerinde. İzni veren de bizim belediyemiz değil, Sarayın yani kendisinin atadığı Tarım İl Müdürü. İşte böyle yönetiyorlar ekonomiyi, bu kadar haberdarlar Türkiye’den. Oranın ÇED raporunun olmadığı da ortaya çıktı. Hadi bakalım değerli il başkanları bunları açıklarken size kolay gelsin. Bu arada açıklamaya başlamışken, ben de, AK Partili il başkanlarından bir şey rica edeyim: Karadeniz’i İstanbul’a bağlayan yollar birer birer çöküyor. Bir de bunu da çıkın, milletimize bir anlatın bakalım.

BU LAFLARI ODUNA SÖYLESENİZ DİLE GELİR

Sadece Saray değil, atama İçişleri Bakanları da kara çalmakta çok mahir. Geçtiğimiz hafta “Bu zırvaları ispatla. İspat etmeyen, namerttir, alçaktır, şerefsizdir, haysiyetsizdir” dedik. Daha ne diyelim? Bu lafı duvara söyleseniz utanır. Oduna söyleseniz, üzüntüsünden dile gelir. Ama atama Bakandan 10 gündür ses yok. Ya elinde dilinden çıkanı ispat edecek bir şey yok, ya da ortada zımni bir kabul var. Biz muhataplarımızdan biraz izan, biraz akıl, biraz edep beklerken, Saray’ın Kibirlisi de benzer iddialarda bulunuverdi. Müddei, iddiasını ispatla mükelleftir. Sakın o da atama bakanı gibi sin külahın görünmesin demesin. İddiasını ispat etsin! Bakanı için söylediklerimizin aynısı onun için de geçerlidir.

BU ORBAN AŞKI KATAR’I KISKANDIRACAK

Bir de Saray ve şürekâsının, Orban aşkını anlamakta doğrusu çok zorlandık.  Orban seçildi diye bu nedir, bu ne sevinç? Bak buradan söylüyorum, vallahi Katar sizin Orban muhabbetinizi kıskanır. Macaristan da enflasyon yüzde 8,5. Senin yönettiğin Türkiye’de yüzde 61. Orban’dan medet ummayın. Sizi sandıkta Orban da kurtaramaz.

SARAY ARİTMETİĞİ: 3Y, 4’LÜ RABİA, 5’Lİ ÇETE

Bir de arkadaşlarınıza “Bizim bir üçlümüz vardı, unutmayın” demişsiniz. Aslında sizin unuttuğunuz çok üçlünüz, dörtlünüz, beşliniz var. Biz bir hatırlatıverelim, 3 Y ile mücadele edeceğiz diye milletten oy istediniz yönetime geldiniz. Giderken ülkeyi yoksulluğa, yasaklara ve yolsuzluklara ezdiren bir hükümet olarak çekip, gidiyorsunuz. 3Y elde kaldı. Bu sefer, 4 parmağınızı havaya diktiniz. Rabia diye bağırarak ülkemize milyonlarca sığınmacıyı yığdınız. Bu milletin milyarlarca dolarını harcadınız. Onu da şimdilerde unuttunuz. Bugün bu ülkenin başkentinde, bir IŞİD evinde 3 yıldır rehin tutulan genç bir kadın, Kanada’daki akrabalarının ödediği fidyeyle serbest kalıyor. Sınır namustur. Ama sınırlarımız yolgeçen hanı olmuş. Bir de çok sevdiğiniz 5’li çeteniz var. Milletin bugününe çöktüğünüz yetmedi, bu beşli çeteyle yarınına da çöktünüz.

TARIM BAKANININ BAHSETTİĞİ ETE İLGİ ANCAK PLATONİK OLABİLİR

Bugün bu ülkede artık yoksulluk değil, açlık var. Millet eti, sebzeyi unuttu. Ama bu ülkenin kifayetsiz Tarım Bakanı, “Vatandaşlarımız ete olan ilgisini kesmesin” diye milletle alay edebiliyor. Millet eti görebilirse, bayramdan bayrama görüyor. Bu atama Bakanın bahsettiği ilgi olsa bu ilgi olsa olsa platonik bir ilgi olabilir.

BİR NESLİ KAYBEDİYORUZ

Bugün bu ülkede çocuklar yatağa aç giriyorsa, sebebi Saray ve Saray beslemelerinin sınır tanımaz aç gözlülüğüdür. Çocukların yatağa aç girmesi, büyüme ve gelişme sorunlarına neden oluyor. Bugün ülkemizde her dört çocuktan birinin kilosu çok düşük. Her beş kız çocuğundan dördü, her dört erkek çocuktan üçü kansızlıkla mücadele ediyor. Çocuklarda kansızlık görülme sıklığı Avrupa’nın 4 katı. Bir nesli kaybediyoruz. Çocuklarımızın yeterli beslenme hakkı, artık milli öncelik, milli bir meseledir.

O KAPILAR BU YAVRUMUZUN YÜZÜNE KAPATILDI

İşte bugün Sayın Genel Başkanımız, kadın milletvekillerimizle ve Kadın Kolları Başkanımızla beraber, ülkemizdeki çocuklarımızın açlığına dikkat çekmek için, Et ve Süt Kurumuna gitti. “Öğün atlamak zorunda kalan çocuklarımızın kursağından et ve süt geçsin” dedi. Beşli çeteye verilen milyarlarca doların binde biriyle, ülkede açlık sorununun biteceğine işaret etti. Genel Başkanımıza bugün kapatılan kapılar, aslında bu yavrumuzun yüzüne kapatıldı. Ülkenin gerçek sorunlarını karartabilmek için, artık sadık savcılarıyla, hâkimleriyle, Genel Başkanımızın sesini kısmaya cüret eder oldular. Ama ne yaparlarsa yapsınlar… Genel Başkanımızın söylediği gibi, biz milletimizin hakkını, hukukunu, sonuna kadar korumaya devam edeceğiz. Bunda kararlıyız. Milletimiz sizin ülkeyi nasıl çöpe, çukura, çamura batırdığınızı görüyor. Milletimizin dertlerine nasıl bigâne kaldığınızı ibretle izliyor. Size sandıkta evinizin yolunu göstermek, milletin ittifakını iktidara getirebilmek için gün sayıyor.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alıyım.

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye Avrupa’da son 20 yılda öğretmen maaşlarını en çok iyileştiren ülkedir. OECD’nin verilerine göre Avrupa ülkeleri içerisinde en az stres yaşayan öğretmenlerde bizim öğretmenlerimiz dedi. Siz bu açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Biz boşuna kendisine çakma ekonomist demiyoruz. Saray istatistikleri eğip bükebilir ama gerçekleri eğip bükemez. Üyesi olduğumuz Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı içinde Türkiye öğretmen maaşlarının en düşük olduğu 6. ülkedir. Kore’deki, Meksika’daki öğretmen maaşları bizdekinin iki katıdır. Atanamayan yüzbinlerce öğretmenimiz var. Atananlar ise hayat pahalılığının altında ezilmektedir. Analar, babalar evlatlarını bu ülkede okutuyor, evladım öğretmen olsun diye yemiyor yediriyor, giymiyor giydiriyor ama bu hükümet o evlatları atamayıp evde bekletiyor.

Atanmayan öğretmen Fedai Altun çalıştığı inşaatta elektriğe kapılıp yaşamını yitirdi. Atanmayan öğretmen Mustafa Kaya Şanlıurfa’da yaşamına kıydı. Bunun gibi kaybettiğimiz daha nice gençlerimiz var. Bu şartlarda kalkıp bizim öğretmenlerimiz en az stres yaşayan öğretmenlerdir nasıl diyebiliyorlar? Demek ki saraydan bakıldığında milletimiz gibi öğretmenlerimizin de hali nedir görülmüyor, sesleri duyulmuyor.

Soru- TÜİK ve Milli Eğitim Bakanlığının ardından Sayın Kılıçdaroğlu’na bu kez de Et ve Süt Kurumunda randevu verilmedi. Kapı açılmadı, içeri alınmadı. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Bakan atanmış bir siyasidir. Et ve Süt Kurumu ise bir kamu iktisadi teşebbüsüdür. Sayın Genel Başkanımız ana muhalefet lideri olarak üstelikte 27,5 yılını bu devlete hizmet ederek geçirmiş bir lider olarak elbette ki millet adına devletin kurumlarını ziyaret etme hakkına sahiptir. Hele ki, bu milletin yoksul çocuklarının et hakkını, süt hakkını konuşmak için Et ve Süt Kurumunu haydi haydi ziyaret eder. Peki bunlar bu kapıları hangi hakla kapatmaktadır? Sayın Genel Başkanımız bu ziyareti yapacağını ilan edince atama bakan çıkmıştır gece vakti devletin resmi kanalında pişkin pişkin bu ülkede aç açıkta kimse yok herkesin karnı tok diye masallar anlatmıştır. Allah aşkına siz hangi ülkede yaşıyorsunuz? Sarayın duvarları çok yüksek onu biliyoruz da milletten bu kadar mı koptunuz? İşte Sayın Genel Başkanımıza eşlik eden Hacer Foggo derin yoksulluğu fotoğraflarla orada anlattı. Bu fotoğrafı da mı görmüyorsunuz? Biz Allah’ın izni, milletimizin de takdiriyle inşallah önümüzdeki seçimde iktidara geliyoruz. Biz bunun bilinciyle hareket ediyoruz. Sayın Genel Başkanımızın yaptığı bu ziyaretler aynı zamanda devlet kurumlarının içinde bulunduğu durumu görmek ve milletimize de göstermek için yaptığı ziyaretlerdir. Bu ülkenin çocuklarının, bu ülkenin yoksullarının hakkını soracak bir Kemal Kılıçdaroğlu var, biz varız. İktidara gelir gelmez bu bozuk düzeni düzeltecek adımları hızla atacağız. Milletimiz müsterih olsun.

Soru- AK Parti Ağrı Gençlik Kollarının yaptığı sahur ve yansıyan görüntüler kamuoyunun gündemine oturdu. Ayrıca bu görüntüler gelen tepkiler sonrasında da hemen kaldırıldı. Sizin bu görüntülerle ilgili bir değerlendirmeniz ve yorumunuz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- AK Parti Genel Başkanı Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturup milletin kesesinden sarayında eski AK Partili vekillere, partisinin küskünlerine öğlen Anadolu aşı, Antep usulü kuru dolma, kereviz salata, talaş böreği, kuzu incik kızartması, bademli basmati pilav, tahinli profiterol ikram ederse AK Parti’nin Gençlik Kolları Başkanları da, yine milletin kesesinden, AK Partili gençlere sazlı sözlü, çalgılı, çengili sahurlar yapar. Millet bir kuru ekmeğe muhtaçken birde bu yaptıklarını sıkılmadan sosyal medyadan paylaşırlar. Genel Başkanları millete “sabırla koruk helva olur” derken, öldürdükleri ekonominin helvasını sazlı sözlü sahurlarda afiyetle yerler.

Teşekkür ediyorum.

FEDAKARLIK SIRASI SİZDE VE ŞÜREKANIZDA

CHP Sözcüsü Öztrak, Erdoğan’ın “bu dönem herkesin fedakarlık yapması gerektiği” yönündeki açıklamasını eleştirerek, “Bu millet size daha hangi fedakârlığı yapsın? Milletin bir ciğerini sökmediğiniz kaldı. Daha nasıl bir fedakarlık bekliyorsunuz?” diye sordu.

Fedakârlık sırasının, Erdoğan ve şürekasına geldiğini, bir fedakarlıktan bahsedilecekse önce Sarayın lüksünden ve şatafatınızdan fedakarlık etmesi gerektiğini kaydeden Öztrak, “Şürekânız üçer beşer aldıkları ballı maaşlardan fedakârlık yapacak. Tahsildarlığını yaptığınız beşli çeteniz memleket yansa da tıkır tıkır ödenen Dolar-Avro cinsinden geçiş, uçuş, yatış garantilerinden fedakârlık yapacak. Siz de tüm bunların üstüne son bir fedakârlık daha yapacaksınız! Ülkeyi artık yönetemediğinizi kabul edeceksiniz, vakit geçirmeden milletin önüne sandığı getireceksiniz. Milletimizde size, bu hükümete, bu rejime sandıkta hak ettikleri şamarı atacak” dedi.

Erdoğan’ın yaptığı hiçbir hatanın sorumluluğunu almadığına dikkat çeken Öztrak, “Saray ve şürekası yankesici misali, havaya bakıp ıslık çalarak olay yerindeki kalabalığa karışıp, suç mahallinden sıyrılmaya çalışıyor. Azdırdıkları hayat pahalılığını sadece seyrediyorlar. Sorumluluğunu üslenmediklerini hatalarını unutturmak için, her işi bıraktılar, şimdilerde Putin’le Zelensky arasında, boğazda bir fotoğraf çektirmenin peşinde koşuyorlar” diye konuştu.

Mart ayına ait tüketici ve üretici enflasyonu rakamlarını da değerlendiren Öztrak, Tüketici enflasyonunda 2002 Ocak ayından, üretici enflasyonunda ise 1995 Mart ayından bu yana, en yüksek seviyelere ulaşıldığını belirtti.

TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla gıda enflasyonunun aylık yüzde 4,73 çıktığını söyleyen Öztrak, “İnsanlar marketlere gitmeye korkar oldu yüzde 4,73 gıda enflasyonuymuş. Sevsinler…” ifadelerini kullandı.

128 milyar dolarının yok yere heba edilerek Merkez Bankası’nın bir kolunun; “Faiz sebep enflasyon sonuç” safsatasıyla diğer kolunun kesildiğini belirten Öztrak, “Enflasyonla mücadelede Merkez Bankası’nı güçlendirmek yerine, Merkez Bankası’nın iki kolunu da kesen kim? Elbette Recep Tayyip Erdoğan” dedi.

Bu Ramazan’da bir kişinin bir günlük yemek parası olan fitrenin 40 lira olarak belirlendiğini anımsatan Öztrak, “Dört kişilik ailenin fitresi günlük 160 lira, aylık 4 bin 800 lira. Yani asgari ücretin 550 lira üstünde” diye konuştu.

Ukrayna’nın Rusya ile süren savaşın sona ermesi için Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 8 ülkeyi garantör olarak görmek istediğini, böylece NATO üyesi ülkelerin garantörlüğünü sağlayarak, bir şekilde NATO koruması altına girmek istediğini ifade eden Öztrak, “Sarayı uyarıyoruz. Putin ve Zelensky arasında bir fotoğraf verebilmek için, Türkiye’nin başını ileride çok ağrıtacak bu gibi taahhütlerin altına asla girmeyin. Ukrayna bir garantörlük ve güvence istiyorsa, bunun Birleşmiş Milletler tarafından sağlanması gerekir. Bu sayede sağlanacak bir barış hem uluslararası hukuk bakımından, hem de Rusya’yı bağlayıcılığı bakımından çok daha doğru olacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

Bir soru üzerine AK Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan’ın Çanakkale Köprüsü hakkındaki “Geçenler para verdiği için geçmeyenler daha az para veriyor” sözlerini de değerlendiren Öztrak, “Neden bu köprüden geçmeyen para veriyor? Biz zaten bunu soruyoruz. Herhalde AK Partililer sorumluluktan kaçmak için işi artık deliliğe vurmaya karar verdiler. Sağlıklı bir kafadan bu sözler çıkmaz” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

“İnsanoğlunun dünyada başvurduğu en umutsuz iş sorumluluktan kaçmaya çabalamasıdır” diyor Kemal Tahir, ünlü “Kurt Kanunu” romanında… “Sorumluluktan kaçmak, insanın kendine ve topluma karşı işleyebileceği en sefil suçtur. Amacı ister kazanç, ister suçunu cezasız atlatmak olsun, insanın sorumluluktan kurtulmasına imkân yoktur” diyor Kemal Tahir. Tüm yetkileri elinde toplayıp, tek başına ülkeyi yönetmeye kalkan, ama hata üstüne hata yapıp, bugün de hatalarının sorumluluğundan kaçmaya uğraşan, kibirli bir kişi iş başında…

SARAY HEP SORUMLULUKTAN KAÇTI

Erdoğan, 2018’de seçimlere birkaç gün kala, “Verin kardeşinize yetkiyi, faizle, şunla bunla nasıl uğraşılır görün” demişti. Yetmedi; 2019 mahalli idare seçimlerine giderken, “Türkiye ekonomisinin sorumlusu benim, ben! Şu anda devletin başında kim var? Tayyip Erdoğan var” diye bas bas bağırdı. Tek başına koltuğa oturdu, ondan sonrada kriz üstüne kriz çıkarttı. Ama her krizden sonra önce bakkalı, marketi, manavı terörist ilan etti. Soğan depolarını bastı. Yetmedi, “dış güçler” dedi. Hep sorumluluktan kaçtı. Ama o gün, bugün; milletimiz rahat yüzü görmedi.

SORUMLU RECEP TAYYİP ERDOĞAN

Bugünlerde tekrar, “Milletin aşına, ekmeğine, geçimine göz dikenlere acımayacaklarını” söylemeye başladı. Milletin aşına işine göz diken kim? Bugün, tarımın ana vatanı olan bu güzelim topraklarda, insanlar ekmek için, yağ için, ucuz kıyma için kuyruktaysa, markette şekerin satışına kişi başına 5 kilo sınır geldiyse, bunun sorumlusu kim? Bu ülkede hükümet kim? Recep Tayyip Erdoğan! Bugün bu ülkede insanlar tostun, baklavanın boşuna mahkûm olduysa, etin dürümünü yiyemiyor, dumanına tutulmuş dürüm ekmeğiyle nefis köreltiyorsa, bunun sorumlusu kim, hangi hükümet? Ülkeyi yönetemeyen kim? Recep Tayyip Erdoğan!

SİZ MANDA YOĞURDUNU GÖVDEYE İNDİRİRKEN EMEKLİ BUNU DİYOR

Siz belediyenin bakraçla gönderdiği manda yoğurduna, Medine hurmalarını doğrayıp, üstüne birde kestane balı döküp, yulaf ekleyip yiyip yatarken şifa niyetine gövdeye indirirken yönetemeyip yangın yerine çevirdiğiniz bu güzelim ülkede, Tekirdağ’daki Bağ-Kur emeklisi hemşerim, çok sevdiği kuru üzümü alıp yiyemediğini söylüyor. Başındaki örtünün, ayağındaki ayakkabının kendisinin olmadığını, ölenlerin dağıtılan eşyalarını giymek zorunda kaldığını anlatıyor. Ülkenin bereketini kaçırdınız. Domates fiyatı sizin yönetiminizde, bir yılda üçe katlandı, rekor kırdı. Marketler “çıkma meyve” reyonu açtı. Vatandaş ucuz olsun diye çürük meyve peşinde koşar oldu. Bu pahalılığın sorumlusu kim? Bu yoksulluğun sorumlusu kim? Bu ülkede hükümet yok mu? Ülkeyi kim yangın yerine çevirdi? Recep Tayyip Erdoğan!

YANKESİCİ GİBİ SUÇ MAHALLİNDEN SIYRILMAYA ÇALIŞIYOR

Saray ve şürekâsı, önce bozuyor, sonra yankesici misali, havaya bakıp ıslık çalarak olay yerindeki kalabalığa karışıp, suç mahallinden sıyrılmaya çalışıyor. Azdırdıkları hayat pahalılığını sadece seyrediyorlar. Sorumluluğunu üslenmediklerini hatalarını unutturmak için, her işi bıraktılar, şimdilerde Putin’le Zelensky arasında, boğazda bir fotoğraf çektirmenin peşinde koşuyorlar. Bir de, “Memnuniyetlerinizi bize Saraya, şikâyetlerinizi rahmetlik İsmet İnönü’ye, muhalefet partilerine ve Genel Başkanlarına iletin” diyor.

PEYNİR EKMEKLE KARIN DOYURMAK VARDI, O DA BİTTİ

Ramazan ayındayız, ilk oruçlar tutuldu, ilk iftarlar açıldı. Mübarek Ramazan ayında edilen duaların, yapılan ibadetlerin kabul olmasını diliyoruz. Bir kere daha Ramazan’ın ülkemize, huzur ve bereket getirmesini temenni ediyoruz. Ama Ramazan öncesinde yeni bir zam yağmuruyla karşı karşıya kaldık. Gelen zamlarla şekerin tadı kaçtı. Şu Ramazan günü iftarda bir tatlı yemek için küçük bir servet ödemek gerekiyor. Et fiyatları zaten çok yüksekti, ayrıca artık iyice ulaşılmaz oldu. Kıyma 120 liraya, pirzola gibi etlerin kilosu 200 liraya, bonfilenin kilosu 250 liraya dayandı. Süt ve süt ürünlerinde zaten bir zam bekleniyordu. Ama el insaf, bu kadarda olmaz. Eskiden “peynir ekmekle karın doyurmak” diye bir şey vardı. Şimdilerde beyaz peynirin kilosu 90 liraya dayandı. Birde yanına Ramazan’da pide alacaksanız, 2012 yılında 400 gramı 1,5 lira olan pide bugün hem 330 grama düşürüldü, hem de fiyatı 6 liraya çıktı. Gramajla falan oynayarak sanki çok artmamış gibi yapmaya çalışıyorlar. Algıyı yönetiyorlar. Daha birkaç hafta önce, “Bir marul 10 lira olur mu?” diyorduk. Bugün bir demet maydanoz oldu 10 lira… Marul 20 lirayı gördü. Antalya Hali’nde meyvenin sebzenin merkezinde; domates 17 lira, patlıcan 18 lira, kılçık biber 40 lira. Bunun üstüne bir de yol parası var, mazot parası var, komisyoncu parası var, bakkalın, manavın, pazarcının kar payı var.

TÜFE 27 YILIN, ÜFE 20 YILIN REKORUNU KIRDI

Bugün Mart ayına ait tüketici ve üretici enflasyonu açıklandı. TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla bile; son bir yılda tüketici fiyatları yüzde 61, üretici fiyatları da yüzde 115 arttı. Tüketici ve üretici fiyatları arasındaki fark 54 puana çıktı. Böyle bir makası daha önce hiç yaşamadık. Enflasyonda turpun büyüğü hala heybede… Bağımsız iktisatçılardan oluşan Enflasyon Araştırma Grubu’na göre ise, Mart ayı enflasyonu, TÜİK’in söylediğinin iki katından fazla. ENAG’a göre yıllık enflasyon yüzde 143. Tüketici enflasyonunda TÜİK’in yine makyajlı rakamlarıyla 2002 Ocak ayından, üretici enflasyonunda ise 1995 Mart ayından bu yana, en yüksek enflasyonu yaşıyoruz.

GIDA ENFLASYONU %4,73’MÜŞ… SEVSİNLER

Bu makyajlı rakamlarla gıda enflasyonu aylık yüzde 4,73. Biraz önce söyledim, etteki fiyat artışını söyledim, şekerdeki fiyat artışını söyledim, meyve sebzedeki fiyat artışını söyledim. Bunlar 4,73’ün içine sığmaz. Ama buna rağmen yıllık gıda enflasyonu yüzde 70,33. 27-28 yaşlarındaki gençlerimiz ilk kez, üç haneli enflasyonla tanıştı. İnsanlar marketlere gitmeye korkar oldu yüzde 4,73 gıda enflasyonuymuş. Sevsinler.

ENFLASYONUN ŞAMPİYONLAR LİGİNDEYİZ

Türkiye tüketici enflasyonunda, dünyada en yüksek enflasyona sahip 6. ülke oldu. Türkiye’yi en büyük 10 ekonomi arasına sokacaklarını söylediler, ama dünyada en yüksek enflasyonu yaşayan 10 ülke arasına ancak sokabildiler. Bütün bunların sorumlusu kim? Bu ülkede kimin hükümeti var, kim hükümetin başında? Tabi ki, Recep Tayyip Erdoğan…

ANLAŞILAN BU YIL ENFLASYON %70’İ DE GEÇECEK

Son bir yılda; patates yüzde 207, salatalık yüzde 193, patlıcan yüzde 185, margarin yüzde 160, kabak yüzde 153, karnabahar yüzde 146 zam görmüş TÜİK’in makyajlı fiyat toplama sistemiyle. Ama söylüyorum bunlar daha iyi günlerimiz. Doğalgaza yapılan fahiş zamlar bu rakamlarda yok. Yine son bir yılda; kömür yüzde 221, mazot yüzde 210, LPG yüzde 193, benzin yüzde 161, tüp gaz yüzde 137 zam görmüş. Bunlar iğneden ipliğe her şeyin girdisi. Artan bu maliyetler marketlerin raflarına, manavların, pazarcıların tezgâhlarına, kasapların vitrinlerine bundan sonrada yansımaya devam edecek. Anlaşılan bu yıl enflasyon yüzde 70’i de geçecek.

ZAMLARIN SORUMLUSU REZERVİ ERİTEN, MERKEZ’İN KOLUNU KESEN ERDOĞAN

Peki bu zam dalgasının sorumlusu kim? Bu ülkenin 128 milyar dolarını yok yere heba edip, Merkez Bankasının bir kolunu kesen, “Faiz sebep enflasyon sonuç” safsatasıyla, Merkez Bankasının elindeki bağımsızca kullanacağı araçları elinden alan kim? Enflasyonla doğru dürüst, bilinen usullerle enflasyonu indirecek olan usullerle Merkez Bankasını güçlendirerek mücadele etmeyen kim? Elbette Recep Tayyip Erdoğan!

HER DÖRT GENÇTEN BİRİ EV GENCİ

Erdoğan şahsım rejimi elinde, ülkemizde kapanmayan bir başka yara da işsizlik. Gerçek işsizlerimizin sayısı, dünya üzerindeki 98 ülkenin nüfusundan fazla. Ucube saray yönetiminin iş başına gelmesinden bu yana, işsizlerin sayısı 3,5 yılda 2 milyon 902 bin kişi arttı. Ne bir işte çalışan, ne de okuyan gençlerimizin sayısı 3 milyon! Bu hükümet her dört gençten birini “Ev Genci” yapmış.

ERDOĞAN MİLLETİN GENÇLERİNİ SARAY SOSYETESİ SANIYOR

Şimdi bunun sorumluluğundan da kaçmaya çalışıyor. Havaya bakıyor ıslık çalıyor. Umudunu yitiren gençlere, internet, sosyal medya ve benzeri alanlardan istifade etmeyi, demli bir çay veya güzel aromalı bir kahve eşliğinde, sosyalleşmeyi, bir de dünyayı gezip görmeyi öneriyor. El insaf… Anlaşılan Erdoğan, bu milletin gençlerini saray sosyetesi sanıyor. İstanbul

3 GÜN YURT DIŞINA ÇIKMANIN BEDELİ, 3 ASGARİ ÜCRET

Milletvekilimiz Sn. Özgür Karabat, Avrupa’ya 3 günlük gezinin maliyetini çıkardı. Pasaportundan uçak biletine, en ucuzundan bir otelde kalmak kaydıyla, konaklamasına toplam masraf 12 bin 300 lira. Saray’ın tavsiyesi üzerine, gençlerin üç gün yurt dışına çıkması asgari bedel olarak üç tane asgari ücreti gerektiriyor. Gençler bu parayı nereden bulacak?

BUNLARIN KALBİ ÖLMÜŞ

Kahramanmaraş’ta konuştuğum telefon satıcıları, artık doğru dürüst telefon alan kalmadığından aksesuar satarak ayakta kalmaya çalıştıklarını söylüyor. Akılla telefona ulaşamayan, hatta akıllı telefonlarını satmak zorunda kalan gençler, internetten, sosyal medyadan, nasıl istifade edecek? Bunlar çaresiz bıraktıkları milletimize karşı, işte böyle kayıtsızlar. Milletin halini görmüyorlar. Kendileri ve yandaşları için atan kalpleri, vatandaşa karşı mühürlenmiş. Utancı gidenin kalbi ölürmüş, bunların kalbi ölmüş.

ROMA DA BÖYLE BATTI

Aydınlanma döneminin önemli düşünürlerinden Montesquieu, “Romalıların Yücelik ve Çöküşünün Nedenleri Üzerine Düşünceler” adlı eserinde, Romanın çöküş dönemini şöyle anlatıyor: “Yeni bir tür yozlaşma baş gösterdi. Saray milletten koptukça içindeki zehir arttı. Makamlar muktedir olmayanlara bırakılıyordu. Önceki imparatorların meseleleri bizzat bilmesini sağlayan istişareler ortadan kalktı. Güç sahibi, az sayıdaki sırdaşının aktardığı kadarını biliyordu. Sarayda şatafat ve gösteriş yerleşti. Sadelik ve tevazu, asaletin ihmali olarak yorumlandı.” O günlerden bugüne geldik. Bugün ülkemizdeki saray da milleti duymuyor, halini görmüyor. Bugün de devlet yönetiminde istişare bitti. Bugün de millet kuyruklarda beklerken görgüsüz bir lüks ve şatafat Sarayı sardı. Bugün de tevazu, “İtibardan tasarruf olmaz” denerek hakir görülüyor. Bugün de yönetimde liyakat sona erdi.

SARAYIN NEBATİ’YE KONUŞMA YASAĞI GETİRDİĞİ SÖYLENİYOR

En kritik makamlar, beceriksiz ellere teslim ediliyor. Erdoğan daha önceleri; “Tıpkı bayrak gibi, tıpkı milli marş gibi, ülkenin gücünü, itibarını, bağımsızlığını simgeler. Aynı zamanda milletin itibarıdır ” diye tarif ettiği, milli paramızı kendi elleriyle pul etti. Hazine ve Maliye Bakanlığı koltuğuna oturttuğu Nebati Bakanları da çıktı bununla övündü. Şimdilerde Sarayın kendisine konuşma yasağı getirdiği söyleniyor.

İKİŞER ÜÇER BALLI MAAŞLAR

Bir de ikişer üçer ballı maaşlarla gününü gün edenler var. Bunların bol sıfırlı maaşları, Yönetim Kurulu üyelik ücretleri tıkır tıkır hesaplarına yatıyor. Zonguldak milletvekilimiz Sn. Deniz Yavuzyılmaz, Ballı Yönetim Kurulu üyeliklerine getirilen Bakan Yardımcılarını, tek tek ortaya koyuyor. Bir Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı, 40 bin lira maaş alıyormuş. Yetmiyor, üstüne 67 bin lira TÜPRAŞ Yönetim Kurulu üyeliğinden de para alıyor. Aylık geliri 107 bin lirayı buluyor. Asgari ücretin 4 bin 253 lira olduğu yerde, bir bakan yardımcısı, her ay 25 asgari ücret tutarında maaşı alıp cebine koyuyor.

KUPON ARAZİYİ BİLE TAKİP EDEN ERDOĞAN BUNLARI BİLMİYOR MU?

Şimdi bunun hak neresinde, adalet neresinde? Bu yağmanın, bu talanın sorumlusu kim? Bu kişileri buraya kim atıyor? İstanbul’daki kupon arazileri bile tek tek takip eden, her şeyden haberi olan Erdoğan’ın, bunlardan haberi olmaması mümkün mü? Bu, “Rabbena, hep bana, hep bana” düzeninin başı bellidir:  Recep Tayyip Erdoğan!

BU ÜLKENİN BAŞKA ERDOĞANCIKLARA İHTİYACI YOK

Ne yazık ki ülke devlet, devlet gibi değil, Saray ve şürekâsı tarafından aile şirketi gibi yönetiliyor. Erdoğan’ın oğlunun bu devlette resmi bir görevi var mı? Yok. Ama devlet protokolünde ilk sırada. Damatlardan biri ülkenin 128 milyar dolarını hiç etti. “At izi it izine karıştı” deyip, çekti gitti. Şimdi bir diğeri de, bu ülkenin önde gelen gazetecilerinden, Sayın Çiğdem Toker’e ayar verip, tehdit etmeye kalkıyor. Bu ülkeyi germek için,  bir tane Recep Tayyip Erdoğan fazlasıyla yetiyor. Ülkenin başka Erdoğancıklara ihtiyacı yok. Herkes kendi işine baksın…

ÇAKMA OLİGARKIN İSTİFASI SÖYLEDİKLERİNİN ÜSTÜNÜ ÖRTMEZ

Bu arada Erdoğan için Amerikalılara, “Aman deliğe süpürmeyin, kullanın” diyen, Erdoğan’ın danışmanlarını görmüştük. Şimdi de AK Parti’de görev yapmış, Erdoğan’a ilahi aşkla bağlı Eski Maocu, yeni çakma oligarkın, “AK Parti’yi ABD iktidara getirdi” sözleri, yenilir yutulur gibi değil. Ama anlaşılan Saray bu itirafı da bir güzel, yiyip yutacak. Çünkü yiyip, yutmak bir de üstüne unutturmaya çalışmak, bunların en iyi bildiği iş! İstifa söylenen sözlerin üstünü örtmez. Bu sözleri de kimse unutmaz.

4 KİŞİLİK AİLENİN FİTRESİ ASGARİ ÜCRETİ GEÇİYOR

Mübarek Ramazan ayındayız. Ülkemizdeki yoksullaşma, fukaralık bu Ramazan’da daha da  görünür oldu. Millet Ramazan’ının sonunu nasıl getireceğini, şimdiden kara kara düşünüyor. Fitre, yani bir kişinin bir günlük yemek parası bu yıl 40 lira olarak belirlendi. Dört kişilik ailenin fitresi günlük 160 lira, aylık 4 bin 800 lira. Yani asgari ücretin 550 lira üstünde. Ve bu ülkede çalışanların yüzde 60’ı, asgari ücretle geçinmeye çalışıyor. Yapılan son anketlere göre, toplumun yüzde 59’u, “Gelirim, giderimi karşılamıyor” diyor. Bir tarafta kişi başına 1.250 liraya lüks otellerde iftar açanlar, bir tarafta da iftarda, sahurda ekmeğinin yanına katık arayanlar… İşte en son Gaziantep’te yaşananlar… Millet iftar çadırının önünde ucu bucağı olmayan kuyruklarda… Tıpkı hükümetin başı gibi Belediye Başkanı da şehrindeki yoksulluktan bihaber… “Kuyruk çok olunca, lokantalardan takviye yaptık” diye açıklama yapıyor.

YA ZENGİN VAR YA FAKİR… ORTASI YOK

Ülkede orta direk hepten silindi gitti. Bir yoksul var, bir de çok zengin… Ortası artık yok… Bu ülkede, yoksulun ekmek alırken ödediği vergiyle, zenginin parasına kur garantisi veren, kur koruması veren bir hükümet var. Yandaşına dolarla avroyla gelir garantisi bağlayan bir Hükümet var. Ülkenin döviz kasasını tam takır ettiler. Mart ayının son haftası itibariyle, Merkez Bankası’nın döviz kasası, net 46,5 milyar dolar açık veriyor. 1970’lerin Dövize Çevrilebilir Mevduatına, Erdoğanca isim verdiler. “Kur korumalı” dedikleri mevduata 3 ayda, vatandaşlarımızın sırtından 13,6 milyar lira ödediler.

UCUBE REJİM 3,5 YILDA 68 MİLYAR DOLAR FAİZ ÖDEDİ

Bu mevduata Hazineden ödenen faizin yıllığı yüzde 90’ı buluyor. Hani faiz nastı? Faizi düşürmenin inancınız gereği olduğunu siz söylemediniz mi? Faiz bütün kötülüklerin anası, babası değil miydi? Peki, bu yüzde 90 faizi nasıl izah ediyorsunuz? Bu ucube rejimin ilk 3,5 yılında, Bütçeden yapılan faiz harcaması tam 68 milyar 300 milyon dolar. Her ay 1 milyar 551 milyon doları, her gün 51 milyon doları, her saat 2 milyon 125 bin 329 doları, vatandaşın cebinden almışlar, içerideki ve dışarıdaki faiz lobilerinin kasasına aktarmışlar. Bu nasıl nas? Yazık, günah değil mi?

HER MÜTEAHHİT O KADAR ŞANSLI DEĞİL

“Kasamızdan 1 kuruş çıkmayacak” dedikleri, geçilmeyen yollar, köprüler, uçulmayan havalimanları için, son 5 yılda vatandaşın cebinden alıp, yandaş müteahhitlerin cebine koydukları para 10 milyar doların üstünde. Ama devletle iş yapan müteahhitlerin hepsi bu kadarda şanslı değil. Onlar dörde beşe katlanan inşaat maliyetleri karşısında kendilerine sadece yüzde 3’le yüzde 5 fiyat farkı verildiğini söylüyor. “Batıyoruz” diye feryat ediyorlar. Bir kamu müteahhidi, zam furyası nedeniyle şirketlerin konkordato ilan ettiğini, teminatını yaktığını söylüyor. “30 yıldır sektördeyim, böyle bir dönem görmedim” diyor.

VATANDAŞIN VERGİSİNİ AÇ KURTLAR GİBİ BEKLİYORLAR

Vatandaşın vergisini cebe indirmek için aç kurtlar gibi bekleyen, Saray ve şürekâsı ve onların beslemeleri nedeniyle, akaryakıttan alınan vergi düşmüyor. Çiftçiye, esnafa, üreticiye hak ettikleri destek verilmiyor. Sofraya ucuzluk gelmiyor. Peki, tüm bunların sorumlusu kim? Hükümet koltuğunda kim oturuyor? Tabii ki Recep Tayyip Erdoğan!

MİLLET SARAYIN HATALARININ BEDELİNİ ÖDÜYOR

Geçtiğimiz hafta Ekonomi Masası olarak, Kahramanmaraş ve Hatay’daydık. Kahramanmaraş’ta bıçak kemiğe dayanmış. Esnaf canla başla çalışıyor, ama insanların alım gücü bitmiş. Dükkânlar artık her ay ne kadar kazandığını değil, ne kadar eksiye girdiğini hesaplıyor. Hatay’da üretici de nakliyeci de Saray’ın üst üste yaptığı dış politika hatalarının faturasını ödüyor.

ESNAF EKMEK TEKNESİNİN BATIŞINI KARANLIKTA İZLİYOR

Ekonomi Masası programımızın tamamlanmasının ardından, memleketim Tekirdağ’da iş dünyasıyla, Sivil Toplum Örgütleriyle, çiftçilerle bir araya geldim. Esnaf çalışırken batıyor. Fatura az gelsin diye elektriklerini kısmış, ekmek teknesinin batışını karanlıkta izliyor.

SARAY, “ÖLEN ÖLÜR KALAN SAĞLAR BİZİMDİR” DİYOR

Çiftçi Tekirdağ’ın verimli topraklarında dahi üretmekte zorlanıyor. Mazot, gübre, tohum, ilaç fiyatları sadece bir yıl içerisinde ikiye üçe katlanmış. Sayın Genel Başkanımız, bizde buradan aylardır bağırıyoruz. “Büyük bir gıda krizi giderek yaklaşıyor. Derhal önlem alın” diyoruz. Oralı bile olmuyorlar. Oysa günümüzde gıda güvenliği, artık bir milli güvenlik meselesi haline geldi. Özellikle pandemiden sonra, gıda ve sağlıkta kendine yeterliliğin ne kadar önemli olduğunu bütün dünya gördü. Ama bir bizdeki hükümet görmedi. Gözlerini sımsıkı yumdu, kulaklarını kapattı, “Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir” dedi. Saray en iyi bildiği işi yaptı. Sorumluluktan kaçtı, ama sorumluluktan kaçmanın sonuçlarından kaçamıyor. Şimdi her hatası gibi sorumluluktan kaçmasının acı faturasını millet olarak hep birlikte ödüyoruz. Erdoğan’ın umurunda mı? Değil.

MİLLETİN CİĞERİNİ SÖKMEDİĞİNİZ KALDI

Çıkmış diyor ki, “Böyle dönemler, hep birlikte fedakârlık yapmamız, hep birlikte günlük kazancımızı değil, ortak geleceğimizi düşünmemiz gereken dönemlerdir” diyor. Millete ahkâm kesiyor. Yeter artık. Siz “yeter nedir” bilir misiniz? Bu millet size daha hangi fedakârlığı yapsın? Milletin bir ciğerini sökmediğiniz kaldı. Daha ne yapacaksınız? Daha nasıl bir fedakarlık bekliyorsunuz?

FEDAKARLIK SIRASI SİZDE VE ŞÜREKANIZDA

Artık fedakârlık sırası sizde ve şürekânızda. Lüksünüzden, şatafatınızdan fedakarlık yapacaksınız. Şürekânız üçer beşer aldıkları ballı maaşlardan fedakârlık yapacak. Tahsildarlığını yaptığınız beşli çeteniz memleket yansa da tıkır tıkır ödenen Dolar-Avro cinsinden geçiş, uçuş, yatış garantilerinden fedakârlık yapacak. Siz de tüm bunların üstüne son bir fedakârlık daha yapacaksınız! Ülkeyi artık yönetemediğinizi kabul edeceksiniz, vakit geçirmeden milletin önüne sandığı getireceksiniz. Milletimizde size, bu hükümete, bu rejime sandıkta hak ettikleri şamarı atacak.

UKRAYNA GÜVENCE İSTİYORSA BUNUN BM TARAFINDAN SAĞLANMASI GEREKİR

Bugün son olarak, Rusya-Ukrayna savaşına değinmek istiyorum. Savaş tüm acımasızlığıyla sürüyor. Ukrayna’nın şehirleri Rus füzelerinin hedefi oldu. Çatışmaların yoğunlaştığı bölgelerden toplu mezar haberleri ve hepimizin içini yakan görüntüler geliyor. Sivillerin katledilmesi insanlık suçudur. Bunu şiddetle kınıyoruz. Bu iddialar ciddiyetle araştırılmalı, failleri bulunmalı ve mutlaka cezalandırılmalıdır. Savaşın bir an önce diplomasi yoluyla son bulması, hepimizin ortak dileğidir. Fakat burada da çok dikkatli olunmalı. Ukrayna ülkemizin de aralarında bulunduğu 8 ülkeyi garantör olarak görmek istediğini söylüyor. Bu 8 ülkenin 7’si, NATO üyesi. Ukrayna, NATO üyesi ülkelerin garantörlüğünü sağlayarak, bir şekilde NATO koruması altına girmek istiyor. Dışişleri Bakanlığı’nı parti örgütüne çeviren Sarayı biz buradan uyarıyoruz. Putin ve Zelensky arasında bir fotoğraf verebilmek için, Türkiye’nin başını ileride çok ağrıtacak bu gibi taahhütlerin altına asla girmeyin. Ukrayna bir garantörlük ve güvence istiyorsa, bunun Birleşmiş Milletler tarafından sağlanması gerekir. Bu sayede sağlanacak bir barış hem uluslararası hukuk bakımından, hem de Rusya’yı bağlayıcılığı bakımından çok daha doğru olacaktır.

TUR OPERATÖRLERİNE ACİL DESTEK GEREKİYOR

Diğer taraftan bu savaşın turizm gelirlerimize ve ekonomimize ciddi etkileri görülmeye başladı. Rusya ve Ukrayna’dan turist getiren, tur operatörlerimizin kullandığı kiralık uçaklar, kiraya verenler tarafından geri çağrılmaya başlandı. Bu yıl tur operatörlerini ayakta tutmak için devletin mutlaka finansal destek sağlaması şart. Aksi halde yerli ve milli tur operatörlerimiz,  birer birer yabancıların eline geçecek.

BU ZULMÜ HEP BİRLİKTE BİTİRECEĞİZ

Türkiye büyük bir ülkedir. Milletimiz ortaklarımızla beraber bize görevi verdiğinde, cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında, ülkemize adaleti getireceğiz. Birinci sınıf demokrasiyi getireceğiz. Türkiye’yi üreten ve üreterek zenginleşen bir ülke yapacağız. Ülkemizin zenginliğini hakça paylaşacağız. Bizim iktidarımızda hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek. Bizim iktidarımızda derelerimiz, denizlerimiz, dağlarımız, rant uğruna yok edilmeyecek. Parasal ve mali dengeler siyasi rant uğruna heba edilmeyecek. Bütçe açıklarını alabildiğine attırıp ülkeyi borç batağına sokmayacağız. Para politikasını etkisizleştirip enflasyonun elden kaçmasına göz yummayacağız. Hem ekonomide hem de ülkemizde kural hâkim olacak. Biz milletimizle el eleyiz. Ülkemizin ufkunu karartan bu zulmü, hep birlikte sandıkta bitirmeye hazırız.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Sorularınız varsa alıyım.

Soru- İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener partisinin başkanlık divanında köklü bir değişikliğe gitti. Millet İttifakı ortağınız İYİ Partideki bu değişikliği siz nasıl yorumlarsınız?

Faik ÖZTRAK- Önce hayırlı olsun. Biz ortağımızda olsa başka partilerin içişlerine karışmayız. Biz AK Parti değiliz. Biz Millet İttifakı’yız Cumhur İttifakı da değiliz. Bizde her şeyden önce karşılıklı saygı var, sevgi var. Diğer tarafta sadece biat var.

Soru- HDP Eş Başkanı Mithat Sancar Malatya’da yaptığı konuşmada Millet İttifakı’na gönderme yaptı. “Cesur olun, ürkek mesajlarla kuru değişim sözleriyle ağır sorunları çözemezsiniz. Değişim istiyorsanız şimdi HDP zamanı mesajı” yolladı. Bu sözlere sizin cevabınız olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Yine her zamanki gibi ucu başı kesilmiş bir soru. Sayın Sancar’ın sözlerini gördüm. Kendisi yaptığı çağrının bir barış çağrısı olduğunu söylüyor. Hem iktidardaki partilere, hem de diğer partilere bu çağrıyı yaptığını ifade ediyor. Yani bu soru, soruyu soranların üstü kapalı şekilde yönlendirmeye çalıştığı yere çıkmaz. Ben bu sorunun sahiplerinin bu soruyu aynı zamanda Cumhur İttifakı’na da sormalarını bekliyorum.

Soru- AK Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan Kanal 7 televizyonunda katıldığı programda Çanakkale Köprüsü’nün geçiş ücretinin AK Parti MYK’sında gündeme geldiğini söyledi ve şu cümleyi kurdu: “Bazı arkadaşlar ben dahil 195 lira yapalım dedik. Hani esnaf 9 lira 99 kuruş yapar ya algıyı yönetmek için” dedi. Cumhurbaşkanı da bunu kabul etmediğini söyledi. Bülent Turan’ın “algıyı yönetmek için” sözlerini siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Biz hep söylüyoruz, bunların dertleri ülkeyi yönetmek falan değil. Müflis bezirganlar gibi algıyı yöneterek bu işi götürmeye çalışıyorlar. Ama şunu söyleyeyim, algıyla olgu değiştirilemez. Yamayla da bu ekonomi hiç düzelmez. Vatandaş artık 200’e de 195’e de bunların yaptığı her zulmede isyan ediyor. Bir de aynı programda Grup Başkanvekilleri “Geçenler para verdiği için geçmeyenler daha az para veriyor” demiş köprüden. Bu nasıl bir açıklamadır? Sizin Genel Başkanınız milletin cebinden bir kuruş çıkmayacak demedi mi? Şimdi geçmeyen daha az para veriyor diyorsunuz? Neden bu köprüden geçmeyen para veriyor? Biz zaten bunu soruyoruz. Herhalde AK Partililer sorumluluktan kaçmak için işi artık deliliğe vurmaya karar verdiler. Sağlıklı bir kafadan bu sözler çıkmaz. Bu hesapta çıkmaz.

Soru- Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati uzunca bir aradan sonra televizyona çıktı. “İşler elhamdülillah iyi” dedi. “Faiz arttırılmadan olmaz diyenler vardı elhamdülillah o da tamam” diye konuştu. Siz bu açıklamaları nasıl yorumlarsınız?

Faik ÖZTRAK- Estağfurullah. Üretici enflasyonu yüzde 115 ile 1995’in Mart ayından bu yana en yüksek seviyesine çıkmış. TÜİK’in makyajlı tüketici enflasyonu 2002 Ocak ayından buyana zirve yapmış, 27 – 28 yaşındaki gençlerimizi bu hükümet üç haneli enflasyon rakamlarıyla tanıştırmış. Türkiye enflasyon ve işsizliğin toplamından oluşan Sefalet Endeksi’nde şaha kalkmış, en başa geçmiş rakip tanımaz hale gelmiş. Kimin işleri iyi? Tabi ki, saray ve şürekasının işleri iyi. Bunların milletin ne çektiğinden haberleri yok. Herkes kendileri gibi yaşıyor zannediyorlar. Böyle bir günde üst üste bir bakan çıkıp elhamdülillah iyiyiz diyorsa bu bakan ya işi bilmiyordur ya da mezarlıktan geçerken korkudan ıslık çalıyordur. Hep söylüyoruz, başını acemi berbere teslim eden cebinden pamuğu eksik etmesin.

Teşekkür ediyorum.

ERDOĞAN’IN EKONOMİSTİM DEMESİ 1 NİSAN ŞAKASI OLMALI

CHP Sözcüsü Öztrak, ekonomist olduğunu iddia eden Erdoğan’ın milleti hayat pahalılığı altında ezdiğini, Türkiye’yi OECD ve G-20’nin zam şampiyonu yaptığını belirterek, “Milletin ekonomisini yangın yerine çeviren Erdoğan’ın, hala çıkıp ‘Ben ekonomistim’ demesi, bugüne yakışır bir biçimde olsa olsa 1 Nisan şakası olur” dedi.

Daha 10 gün önce, Çanakkale Köprüsü garantileri için “Fark olursa, farkı devletin kasasından biz ödeyeceğiz” diyen Erdoğan’ın yeniden KÖİ projeleri için devletin cebinden “1 kuruş” çıkmadığını söylemeye başladığına dikkat çeken Öztrak, “Beyefendi, sadece 6 yılda, bu garantili projelere bütçeden 10 milyar doları aşkın para ödediniz. Milletin cebinden ne kuruşu, tam 10 milyar dolar parayı aldınız yandaşlarınıza verdiniz” dedi.

Saraya yakınlığıyla bilinen bir iş adamının “Biz Amerika’nın desteğiyle iktidara geldik” açıklamasını anımsatan Öztrak, “İktidara emperyalistlerin himmetiyle geldiklerini, açık seçik ifade etti. Ne diyelim bozuk saat bile günde iki defa doğru saati gösterir” değerlendirmesinde bulundu.

TELEKOM yönetimine yapılan son atamaların da Saraya yakın isimler arasından yapıldığını kaydeden Öztrak, “Artık TELEKOM’un tabelasını indirip, yerine ‘Erdoğan ve Mahdumları’ yazdıracakları bir döneme doğru yaklaşıyoruz. Bu TELEKOM meselesi, CHP iktidarında üstüne öncelikle gideceğimiz işlerden biri olacak” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Hatay’da düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Bugün 2. İnönü Zaferi’nin 101. yıl dönümü. Sözlerime başlarken vatan için canlarını ortaya koyan tüm şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum. Bugün basın toplantımızı medeniyetlerin ve kültürün buluşma noktası, güzel ilimiz Hatay’da İskenderun’da gerçekleştiriyoruz. CHP Ekonomi Masası olarak geçtiğimiz Çarşamba Kahramanmaraş’taydık. Dün de barışın ve kardeşliği, sevginin başşehri Hatay’ımızda Antakya’da önemli ziyaret ve çalışmalarda bulunduk. Nakliyecilerimizin, yaş meyve sebze ihracatçılarımızın yurtta ve yurt dışında yaşadıkları sorunları dinledik. Bugün de faaliyetlerimize devam ediyoruz.

BELEDİYELERİMİZ, ONLARIN HAYALLERİNİN BİLE YETMEYECEĞİ İŞLERİ YAPIYOR

Sayın Genel Başkanımız dün, EXPO’21’in açılışını gerçekleştirdi. Bu vesileyle bir kez daha, EXPO’21’nin Hatay’ımıza ve tüm ülkemize hayırlı, uğurlu olmasını diliyoruz. Dünyayı bir araya getiren EXPO’nun Hatay’ın markalaşmasına katkıda bulunmasını, Hataylılar için yeni aş ve iş kapılarını açmasını umuyoruz. “Hayal görmeyin” diyenlerin hayallerinin bile yetmediği işleri yapan Hatay Belediyemizi, EXPO’ya gönül ve emek veren her bir çalışanını ve tabii bu muazzam çalışmayı yöneten, Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Lütfü Savaş’ı bir kere daha canı yürekten kutluyoruz.

RAMAZAN PİDESİ SICAĞIYLA DEĞİL FİYATIYLA EL YAKIYOR

Bu gece mübarek Ramazan ayının ilk orucu için sahura kalkılacak. Bu zor günlerde, Mübarek Ramazanda tutulacak oruçların, edilecek duaların, barışa, kardeşliğe, huzur ve berekete vesile olmasını diliyoruz. Tüm İslam âleminin Ramazan ayını bu güzel şehirden tebrik ediyoruz. Erdoğan Şahsım Hükümeti, daha Ramazan başlamadan sofralarımızın tadını kaçırdı. Tüm şehirlerimizde ekmeğe ciddi zamlar yapıldı. Ramazan sofralarımızın vazgeçilmezi Ramazan pidesi, sıcaklığıyla değil, fiyatıyla el yakmaya başladı. Gramajlar da geçen senenin altında. Geçen yıl 365 gram susamsız, yumurtasız sade bir pide 4 liraydı. Bu sene 330 gram yani geçen yıldan 35 gram daha düşük sade pide 6 lira. Sadece paramızın satın alma gücüyle değil, Ramazan pidesinin ayarıyla da oynadılar. Erdoğan “Ramazan’da evlere ucuz et girecek” dedi. Ete yapılan yüzde 48 zammın ardından, bu hafta yüzde 10 ilave bir zam daha yapıldı. Ardından daha geçen ay yüzde 20 zam gören şekere, dün bir kez daha yüzde 31 zam yapıldığı haberini aldık. Şekerin fiyatı, son bir yılda, yüzde 100’e yakın zam gördü. Bu da evlerde kullanılan şeker. İşletmelerde kullanılan şekerin fiyatındaki artış yüzde 100’ü de geçti. Millet bu sene Ramazan’da bıraktık tatlı yapmayı, çayına şeker atabilirse ne mutlu…

ALLAH’IN SOPASI YOK, SARAYIN MAKASI SARAYI KESTİ

Erdoğan Özbekistan dönüşü uçakta, “Şekerle ilgili de gerek TÜRKŞEKER, gerek Konya, gerek Kayseri buralarda olumlu adımlar atacaklar. Fırsatçılara izin verilmeyecek. Fiyatlar da şekerde fena değil, yani şekerde öyle pahalı bir fiyat uygulaması yok” diyordu. Uçağın tekerlekleri daha piste dokunmadan, TÜRKŞEKER şekere zam yaptı. Kim bu TÜRKŞEKER? Şekere bu zammı yapan TÜRKŞEKER kim? Marketçi mi? Değil. Fırsatçı mı? Değil. Stokçu mu? Değil. TÜRKŞEKER kim? Erdoğan’ın başında olduğu Varlık Fonu’na ait bir şirket. Bir yılda şeker fiyatı ikiye katlanacak ama Varlık Fonu’nun başında oturan Erdoğan’ın bu işten haberi olmayacak. Bu beceriksizliğe, bu yönetim bozukluğuna, Sarayın iletişim danışmanlarının bulduğu çare ne; Erdoğan’ın sözlerine sansür uygulamak. Allah’ın sopası yok. Erdoğan’ın sansür makinesi hızını alamadı, Erdoğan’a bile sansür uyguladı.

BU ZAMLARLA ÜRETİCİ REKABET EDEMEZ

Çayı şekersiz içmeye razı olsanız, çayı pişirmeye gaz gerek… Bu sabah doğalgaza dev bir zam yapıldı. Evlerde kullanılan doğalgaza yüzde 35, elektrik üretiminde kullanılan doğalgaza yüzde 44,3, elektrik üretimi dışındaki doğalgaza yani sanayinin kullandığı doğalgaza yüzde 50 zam geldi. Yetmez bir de sanayinin kullandığı elektriğe yüzde 20 zam daha yapıldı. Bu zamlar tüm fiyatlara yansıyacak. İğneden ipliğe her şey artık daha pahalı olacak. Bu enerji fiyatlarıyla üretici nasıl üretecek, nasıl rekabet edecek? İşte dolaşıyoruz. Kahramanmaraş’ta da, Hatay’da da esnaf, “Artık kapatma noktasına geldik biz bu zamlar yüzünden” diyor. Sanayici aynı şeyi söylüyor.

ERDOĞAN TÜRKİYE’Yİ ZAM ŞAMPİYONU YAPTI

Ondan sonra tüm bu hayat pahalılığının sebebi ve mimarı olan Erdoğan dün çıkıyor yine bir defa daha diyor ki, “Ben ekonomistim.” İnsan bunu derken biraz sıkılır, utanır. Daha geçtiğimiz yıl Eylül ayında, Erdoğan çıktı “Faiz sebep, enflasyon sonuç” dedi, ekonomiden ne kadar anladığını bütün bu millete gösterdi. Merkez Bankası’nın politika faizini emirle düşürdü, ona göre faizler inecekti, döviz çıkacaktı, rekabet gücü artacaktı, dış açık azalacaktı, rezervler şahlanacaktı, kur gerileyecek enflasyon düşecekti. Ama bunların hiçbiri olmadı. Elde rekorlar kıran dış açık ve şaha kalkan enflasyon kaldı. Bugün bu ülkede tüketici enflasyonu yüzde 54. Ama iğneden ipliğe her şeye zam gelmeye devam ediyor. Pazartesi Mart ayı enflasyonu açıklanacak. Ve enflasyon Mart ayında yüzde 60’ı aşacak. Erdoğan Türkiye’yi, Kalkınma için Ekonomik İşbirliği Teşkilatının ve G-20’nin enflasyon ve zam şampiyonu yaptı. Çıkıyor ondan sonra da “Ben ekonomistim” diyor.

ERDOĞAN’IN EKONOMİSTİM DEMESİ ANCAK 1 NİSAN ŞAKASI OLUR

TÜİK dün Şubat ayı dış ticaret rakamlarını açıkladı. Bu yılın ilk iki ayında dış ticaret açığı, geçen seneye göre yüzde 183 artmış, 18 milyar dolar olmuş. Bu bir rekor. Merkez Bankası’nın kasasını tek sente muhtaç hale getiren, milletin ekonomisini yangın yerine çeviren Erdoğan’ın, bir de çıkıp “Ben ekonomistim” demesi, hakikaten bugüne yakışır bir biçimde olsa olsa 1 Nisan şakası olur.

ASGARİ ÜCRET BU GİDİŞLE HER AY ARTMAK ZORUNDA

Merkez Bankası kasasını tek sente muhtaç hale getiren Erdoğan’ın kötü şakaları dün, ardı ardına geldi. Ne diyordu Erdoğan? “Çalışanı enflasyona ezdirmem”. Ama dün bu sözünden çark etti. Asgari ücretlinin, yılın ikinci yarısı için beklediği zam başka bahara kaldı. Hep söylüyorum: “Enflasyon en adaletsiz vergidir. Bir çeşit tırnakçılıktır. Başta emekçi ve dar gelirlinin satın alma gücüne fark ettirmeden el koymaktır.” Daha yılın ilk iki ayında, asgari ücret enflasyonun altında kaldı. Açlık sınırının altına düştü. Böyle bir dönemde asgari ücrete yılda bir defa zam yapmak, enflasyonun tüm yükünü çalışanların üzerine yıkmaktır. Enflasyonu kontrol altına almak için hiçbir şey yapmayacaksınız, Merkez Bankası enflasyonu “küresel barışa” bağlayacak, yüzde 60’ı aşan enflasyon asgari ücreti, maaşları, ücretleri, aylıkları pul edecek. Ondan sonra çıkıp diyeceksiniz ki , “Ben asgari ücreti artırmam”. Enflasyonla mücadelede bu beceriksizlik devam ettikçe, asgari ücreti yılda iki kez değil, dört kez değil, milleti, senin eserin olan hayat pahalılığına ezdirmemek için, her ay artırmak zorunda kalacaksın.

YALANIN 50 TONU BUNLARDA

Erdoğan, yurda dönerken gazetecilere yaptığı açıklamada, kantarın topuzunu iyice kaçırdı. Çanakkale Köprüsü’ne verilen geçiş garantisi için “Yavuz Sultan Selim’de eksik kalıyoruz, burada da belli bir süre eksik kalacağız” diyen, Ulaştırma Bakanını yalanlamaya kalktı. “Araç geçiş sayılarının verilen garantilerin üstünde olduğunu” söyledi. Kim doğruyu söylüyor? Yalanın 50 ayrı tonu bunlarda… Bakan mı, Cumhurbaşkanı mı, AK Partinin Genel Başkanı mı? Kim doğruyu söylüyor? Bu ülke yönetilmiyor, bu ülke savruluyor.

TEK KURUŞ DEĞİL 10 MİLYAR DOLAR VERDİNİZ

Erdoğan hızını alamıyor kendini de yalanlıyor. 10 gün önce, Çanakkale Köprüsü garantileri için “Fark olursa, farkı devletin kasasından biz ödeyeceğiz” diyen kendisi değilmiş gibi, dün çıkıyor, “Devletin cebinden 1 kuruş çıkmadığını” iddia ediyor. Beyefendi, sadece 6 yılda, bu garantili projelere bütçeden 10 milyar doları aşkın para ödediniz. Milletin cebinden ne kuruşu, tam 10 milyar dolar parayı aldınız yandaşlarınıza verdiniz.

ÇAKMA OLİGARKIN İTİRAFI: EMPERYALİSTLERİN HİMMETİYLE GÖREVE GELMİŞLER

Yandaş demişken, Saray’ın fahri Dışişleri Bakanı çakma oligarkın yaptığı yeni açıklamalar dün basına yansıdı. Erdoğan’a ilahi aşkla bağlı bu eski Maocu, utanıp sıkılmadan, “Biz Amerika’nın desteğiyle iktidara geldik” dedi. İktidara emperyalistlerin himmetiyle geldiklerini, açık seçik ifade etti. Ne diyelim bozuk saat bile günde iki defa doğruyu gösterirmiş.

YİNE Mİ BİR TALİMAT?

Bu arada Kaşıkçı davasında da, ilginç gelişmeler var. Savcının davayı Suudi Arabistan’a devretmek istediği söyleniyor. Suudi Arabistan’ın bize uyguladığı gizli ambargo nedeniyle Hatay esnafının neler çektiğini biliyor musunuz? Yaş meyve sebze ihracatçısının neler çektiğinin farkında mısınız? Madem bu işin peşini bu kadar kolay bırakacaktınız neden bu insanlara bu kadar sıkıntı çektirdiniz? Hayırdır yoksa bu sefer de başka bir yerden mi talimat geldi?

KKM’YE YILLIK YÜZDE 90 FAİZ

Ekonomist olduğunu iddia eden Erdoğan, 1970’li yıllarda ekonomiyi batıran Dövize Çevrilebilir Mevduatı, Kur Korumalı Mevduat diye millete yutturmaya kalkıyor. Dün itibariyle dövize endeksli bu mevduatların ilk taksitlerinin faturası da ortaya çıktı. Özel bankaların faizlerine bile hazineyi kefil olan eden bu sistem Hazine’nin yani milletin sırtına dev bir yük bıraktı. Bu mevduat sahiplerine, bankanın ödediği faizin 4 katı kadar para da Hazine’den ödendi. 24-31 Aralık tarihleri arasında ortalama dolar kuru 12 lira 16 kuruş. 23-31 Mart haftasında ortalama kur 14 lira 79 kuruş. Üç ayda dolar kurundaki artış yüzde 21,6. Bankanın ödediği faiz yüzde 4,25, milletin kasasından Hazinenin ödediği faiz -dikkat edin- üç ayda yüzde 17,4. Bunu yıllığa çevirirseniz yüzde 90. Milletin ekmek alırken ödediği vergilerden, adına faiz demeden, parası olana yüzde 90 yıllık faiz ödeyecekler! Ne oldu nas?

ÖNCE NAS, SONRA PAS

Biz boşuna demiyoruz, “Bu hükümet, faiz lobilerinin hükümetidir”. Faizciler Sarayın sözde ekonomistini sevmesin de kimi sevsin. Bir yılda yerli özel bankaların; net faiz geliri yüzde 149, net kârı yüzde 337 artmış. Tabi ki faiz lobileri Sarayın sözde ekonomistini böylesine sever. Tekrar soralım; önce nas dediniz. Şimdi neden pas deyip duruyorsunuz.

BU “GEÇİCİ” MİSAFİRLİK ÇOK DA GEÇİCİ GİBİ GÖRÜNMÜYOR

Her zaman şunu söylüyorum: Bu millet büyük bir millet, bu devlet büyük bir devlet, bu ekonomi büyük bir ekonomidir. Bu ülkenin zengin kaynakları vardır, yeter ki doğru kullanılsın. Ama maalesef öyle olmuyor. Maliyetinin kat kat üstünde garanti verilen projeler, hesapsız, kitapsız harcamalar, kerameti kendinden menkul ekonomik safsatalar yüzünden heba edilen 128 milyar dolar. Zihni sinir projelerin peşinde kül olan milyarlarca lira… Hatay Belediye Başkanımız da geçtiğimiz günlerde ifade etti, kontrolsüz Suriyeli akını, milyarlarca dolarlık harcamanın yanında bu güzide şehrimizin, demografik yapısında da ciddi sıkıntılara neden oldu. Türkiye, Avrupa’nın açık hava mülteci kampına döndü. Erdoğan’ın açıklamalarına göre, Suriye, Irak, Afganistan gibi ülkelerden, ülkemize gelenlerin sayısı 5 milyon kişi. Göç idaresinin rakamlarına göre ise, ülkemizde geçici koruma kapsamında 3 milyon 755 bin kişi var. Bu sığınmacıların 433 bini ise Hatay’da bulunuyor. Gerçek sayının ise bunun çok üstünde olduğu tahmin ediliyor. Saray’ın açıklamaları bu “geçici” misafirliğin hiç de “geçici” olmayacağını, milletin kesesinden yapılan harcamalarla gösterilen bu misafirperverliğin bu Hükümet sürdükçe devam edeceğini gösteriyor.

AVRUPA’NIN ÇÖP ÜSSÜ DE OLDUK

Kendi vatandaşını görmeyen, sesini duymayan, bu el iyisi hükümetin elinde sadece Avrupa’nın sığınmacı üssü olmakla kalmadık. Aynı zamanda Avrupa’nın plastik atıklarının çöplerinin de üssü olduk. Uluslararası bir haber ajansı, İngiltere’de plastik atıkların nereye gittiğinin peşine düşmüş. Bir süper marketin atıklarına takip cihazı takmış. Bu plastik atıklar Londra’dan çıkıyor, dönüyor, dolaşıyor, Adana’da yolculuğunu tamamlıyor.

BU ÇÜRÜK ÇARIK DÜZEN DAHA FAZLA SÜREMEZ

Hükümete sesleniyoruz, bu işi doğru dürüst denetleyin. “Bizim için tek yeşil, doların yeşili” demekten artık vazgeçin. Memleketin haline bir bakın. Avrupa’ya okumuş eğitim almış, doktorlarımızı, mühendislerimizi ihraç ediyoruz. Dönüp Avrupa’nın çöpünü de ithal ediyoruz. Bu mu sizin yeni ekonomi modeliniz? Bu mudur yerlilik, millik? Bu çürük, çarık düzen daha fazla devam edemez.

KIRINTI KADAR VATAN SEVGİSİ

Yine Muğla İkizköy’de, beşli çeteden birinin ortak olduğu santrale kömür sağlamak için yasaya aykırı yönetmeliği gerekçe gösterip, zeytinliklere dalıyorlar. Zeytin ağaçlarını katletmeye başlıyorlar. Allahtan “Zeytinime dokunma” diyerek bu ülkeyi, bu ülkenin zeytin ağaçlarını korumaya çalışan insanlarımız yetişiyor. Katliamı durduruyor. Ama o sırada 30 kadar zeytin ağacı maalesef kesiliyor. Hiç mi insafınız yok? İçinizde bir kırıntı kadar da mı vatan sevgisi, Allah korkusu yok? Bir kere daha tekrarlıyoruz. Biz bu ülkenin zeytinliklerinin korunması için sonuna kadar tüm milletvekillerimizle birlikte vatandaşlarımızın yanında olacağız.

SORULARIMIZIN HAKLILIĞI ORTAYA ÇIKTI

Milleti unutan bu hükümetin, hiç unutmadığı, hiç ihmal etmediği bazı şeyler de var. Bunlardan bir tanesi de ballı Yönetim Kurulu üyelikleri… Geçtiğimiz haftalarda Varlık Fonu, kullanım hakkının bitmesine 4 yıl kala TELEKOM’un yüzde 55 hissesini aldı. O zaman sormuştuk: “Devlete iadesine 4 yıl kalmış TELEKOM için neden Varlık Fonunu milyarlarca dolar borçlandırdınız? Bankaları mı kurtarıyorsunuz? Yoksa suç mahallinde delil karartma niyetiniz mi var? Yoksa TELEKOM’u birileri için kılçıksız balığa mı dönüştürüyorsunuz?” demiştik. Bu soruları sorarken ne kadar haklı oluğumuzu maalesef bugün görmeye başladık.

TELEKOM TABELASINI İNDİRİN, “ERDOĞAN VE MAHDUMLARI” YAZIN

AK Parti döneminde yapılan pek çok şaibeli iş ve işlemin, belki de en karanlığı, en şaibelisi Lübnanlı Haririlerin bizim tarlamızın taşıyla bizim tarlamızın kuşunu vurduğu, kârı alıp borcunu bizim bankalarımızın üzerine yıktığı, TELEKOM’da yeni Yönetim Kurulu açıklandı. Şirket yönetimine Erdoğan ailesine yakın isimler getirildi. Yönetim Kurulu Başkanlığının altına da bakan yardımcılarından ağırlıklı olarak oluşan yandaş karması bir yönetim kuruldu. Şimdi TELEKOM Yönetim Kurulu üyesi olan bakan yardımcıları bir yandan bakan maaşı olarak 40 bin lira alıyorlar ayda, bir yandan da TELEKOM’dan bir ilave 40 bin daha alıyorlar. Yani bir maaşı ikiye katlıyorlar. Artık TELEKOM’un şu tabelasını bir indirip, yerine “Erdoğan ve Mahdumları” yazdıracakları bir döneme doğru giderek yaklaşıyoruz. Ama ne yaparlarsa yapsınlar, gerçekler er ya da geç ortaya çıkacak. Bu TELEKOM meselesi, CHP iktidarında üstüne öncelikle gideceğimiz işlerden biri olacak.

ÇOCUKLAR ÜLKENİN DERDİNİ TAKİP ETMEKTEN DERSİNİ TAKİP EDEMİYOR

Saray yandaşlarını ballı maaşlı koltuklara oturturken, vatandaşlarımız türlü çeşitli sıkıntılarla karşı karşıya. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Türkiye’mi adım adım dolaşıyoruz. Milletimiz çok ama çok dertli. Kime dokunsak bin ah işitiyoruz. Esnafımız dertli. Çiftçimiz dertli. İş insanımız dertli. Emekçimiz dertli. Emeklimiz dertli. Memlekette neredeyse dertsiz baş yok. Bu ülkede okul çağındaki çocuklar, ülkeyi ve ülkenin sorunlarını takip ediyor. O yüzden derslerini takip edemez hale geliyorlar.

BADİRE ÜSTÜNE BADİRE

Son üç gündür, Kahramanmaraş ve Hatay’da vatandaşlarımızın nabzını tutuyoruz. Hatay’da en önemli ihracat pazarı olan Suudi Arabistan, Suriye, Mısır ve Rusya’da ilişkilerin bozulması hem yaş sebze ve meyve üreticisini, hem de nakliyecileri vurmuş. Her badireden sonra inatla yeni yollar aramışlar. Ama önce dış politikadaki hatalar, ardından pandemi, ardından ihracat yasakları, ardından Rusya-Ukrayna savaşı, onun ardından don afeti derken -Bunun üzerinde de dikkatle durmak lazım bu don afetiyle hükümet hiçbir şekilde ilgilenmiyor- üreticiler, nakliyeciler darbe üstüne darbe yemiş. Çiftçiler, bunlara ilave artan girdi fiyatları nedeniyle de artık üretemez hale gelmişler. Kredi ödemelerinin şimdi bir yıl ertelenmesini istiyorlar. Nakliyeciler, bölgedeki diplomatik gerginliklerinin, TIR şoförlerine fatura edildiğini, şoförlerin gittikleri ülkelerde kötü muamelelerle karşılaştıklarını söylüyorlar. Belge almakta karşılaştıkları zorluklardan bahsediyorlar.

SORUN ARABADA DEĞİL, 100 LİRALIK GAZLA BU KADAR GİDİLİR

Kahramanmaraş’ta bir esnaf odası başkanımız, artık esnafların umudu kestiğini, dükkân kapatan esnafın yurt dışına çıkmak için yollar aradığını anlatıyor. Bir büfe sahibi kardeşimiz, diyalize gitmek zorunda… Tüplü arabasına 100 liralık gaz koyuyor, ikinci gün bitiyor. Bu birkaç kez tekrarlanınca, gaz ayarında bir hata var diyerek tamirciye gidiyor. Daha sonra birkaç defa gidiyor. Sonunda tamirci diyor ki, “Abi artık lütfen gelme, arabanda bir sorun yok, 100 liralık gazla artık ancak bu kadar gidiliyor” diyor. Kahramanmaraş’ın biberi meşhur. Biber satan bir esnafımız, “Kazandığımız kiraya, faturaya gidiyor. Kira kadar fatura ödüyorum. Hak mı reva mı?” diye soruyor. Telefon satan esnaf, “Artık kimsede telefon alacak hal kalmadı, aksesuar satarak dükkânı döndürmeye çalışıyoruz” diye anlatıyor.

BİR ESNAF: KIZIMA PARA GÖNDERSEM EVİME EKMEK ALAMIYORUM

Lokanta sahibi, artan masrafları, azalan satışları anlatıp her ay 19 bin lira zarar yazdıklarını söylüyor. Dükkân sahibi “Kapatmamak için direniyorum” diye dert yanarken, dükkandan çıkan bir müşteri, “İki tavuk iki de et dürüm 93 lira olur mu? Bu böyle gitmez” diye feryat ediyor. Bir başka esnaf, emekli olmuş ama çalışmak zorunda. “Ankara’da, üniversitede okuyan kızım var. Para gönderemiyorum. Para göndersem eve ekmek alamıyorum. Bir babanın gurbetteki kızına para gönderememesi ne demektir? Benim başka söyleyecek sözüm yok” derken gözyaşları dökülüyor. Bir başka esnaf, dişini sıkmış, “3 çocuğum var, yetiştiremiyorum. Bulgur pilavı, salata falan yiyoruz. Görüşlerimiz illa ki var. Ama burada söylenmez, sille zamanı yaklaşıyor” diyor.

ÜLKEMİZİ KISA SÜREDE AYAĞA KALDIRACAĞIZ

Biz bugün Türkiye’nin dört bir yanından yükselen feryatlara, tercüman oluyoruz. Çareleri öneriyoruz ama dinlemiyorlar. Yarın bu sıkıntılara derman olmaya kararlıyız. Milletimiz sandıkta Saray’a atacağı sillenin artık yaklaştığını görüyor. Milletimizi en geniş yelpazede temsil eden 6 partimiz, Türkiye’yi içine düştüğü karanlık günlerden çıkarabilmek için hazır. Yeni Kurumlar, Yeni Kurallar ve Yeni Kadrolarla, hukuk devletine, üretime, adil paylaşıma ve sürdürülebilirliğe dayalı dört ayaklı ekonomi stratejimizle, ülkemizi kısa sürede ayağa kaldıracağız. Ülkemizin ufkunu karartan bu zulmü, Cumhuriyetin İkinci Yüzyılına girerken hep birlikte sandıkta bitireceğiz. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.

MANDA YOĞURTLU REÇETEYLE KUL HAKKINI SİNDİREMEZLER

CHP Sözcüsü Öztrak, Erdoğan’ın şifa için verdiği manda yoğurtlu, Medine hurmalı, kestane ballı tarifle ilgili olarak, “Saraydaki menüleri sindirmek için şifa reçeteleri olanlar, bu ülkede yedikleri kul haklarını sindiremezler. Maalesef bunun için bir şifa reçetesi daha icat edilmedi” diye konuştu.

Açlık sınırı altına düşen asgari ücretin artırılması konusunda AK Parti’den gelen farklı açıklamalara dikkat çeken Öztrak, “Buradan çağrıda bulunuyoruz. Ülkeyi mahkûm ettiğiniz bu enflasyonda, milleti hayat pahalılığına ezdirmemek için, başta asgari ücret olmak üzere, tüm maaş ve aylıkların, artık her ay, gerçekleşen enflasyon nispetinde artırılması gerekiyor. (…) Zorunlu ihtiyaçların fiyatı bu denli yüksek seviyelere çıkmışken, ücret, maaş ve aylık artışları daha fazla geciktirilemez” açıklamasında bulundu.

AK Parti Genel Başkanvekilinin çiftçilere yönelik “Maliyete bakmayın, deliler gibi ekin, dağı taşı ekin” sözlerini de değerlendiren Öztrak, “Bu maliyetlerle, bu desteklerle çiftçinin ekim yapması için, gerçekten de deli olması gerek. Bunların saçmalama hızına artık yetişemez olduk. Çiftçide tarlasını ekecek hal mi bıraktınız? Gübre fiyatı katlanmış, tohum fiyatı katlanmış, ilaç fiyatı katlanmış. Geçtiğimiz yıl Ramazan öncesinde 780 liraya dolan traktör deposu, bugün 2 bin 850 liraya doluyor” dedi.

Sudan’da tarım yaptırabilmek için kurulan şirkette, tek bir personel, yedi tane Yönetim Kurulu Üyesi olduğuna dikkat çeken Öztrak, “Herhalde bu yedi yönetici, o bir tanecik personellerini sırayla yönetiyorlar, ona gözleri gibi bakıyorlardır. Öyle ya, bu yönetim görevi için yedi Yönetim Kurulu Üyesine 2020 yılında ödenen huzur hakkı ve ikramiyelerin toplamı 416 bin 695 lira 74 kuruş. Çiftçi adeta değirmen taşının arasındaki buğday gibi ezilmiş, limon gibi sıkılmış bahane; huzur hakları, ikramiyeler şahane” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Sözlerime başlarken, bundan 31 yıl önce Kerkük’te, Altınköprü Katliamında hayatını kaybeden Türkmen kardeşlerimizi bir kere daha rahmetle anıyorum.

EKONOMİK KRİZE DEVLETTE YÖNETİM KRİZİ EKLENDİ, SALGIN TUZ BİBER OLDU

Sıcak paraya ve borca yaslanan büyüme stratejisi nedeniyle, ekonomimiz 2013’ten sonra patinaja başladı. Benzerlerinden hızla ayrıştı. Kırılgan ekonomi listelerinde ilk başlarda değişmez ülkelerden biri oldu. Bunun üstüne tek kişilik ucube rejim, 2018’de fiilen hayata geçti. Ekonomik krize, bu seferde devlette derin bir yönetim krizi eklendi. 2020 yılında baş gösteren salgın ise işin tuzu biberi oldu. Salgının borca yaslanarak çözülmeye çalışılması, krizler sarmalını büyük bir buhrana çevirdi.

UKRAYNA TARAFINDAN YALANLAMA BÜYÜK SKANDAL

Ülke saray imalatı derin bir buhrandayken, Rusya Ukrayna’yı işgal etti. Birkaç gün önce iki ülkenin Dışişleri Bakanları, Antalya’da bir araya geldi. Bir sonraki toplantının da Türkiye’de yapılacağı şimdilerde konuşuluyor. Türkiye’nin bu krizde yapıcı, arabuluculuk rolü oynaması son derece önemlidir. Ama tek kişilik keyfi yönetim nedeniyle ülkemizin jeostratejik konumunun ve Montrö’nün sunduğu fırsatları kaçırma riski de vardır. Burada önemli olan dış politikayı iç politikaya alet etmemektir, soğukkanlı olmak ve devlet ciddiyeti gerekmektedir. Erdoğan’ın son yaptığı “Altı maddeden dördünün üzerinde uzlaşma sağlandığı”  açıklamasıyla, bunun tam tersi bir gelişme olmuştur. Bu ülkemizin güvenilir arabulucu olma vasfına zarar vermiştir. Tabii sonunda da Ukrayna Dışişleri Bakanlığı Türkiye Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanını, AK Parti Genel Başkanını yalanlamıştı. Tabi bu büyük bir skandal…

SLOVENYA, ERMENİSTAN VE GÜRCİSTAN’IN TOPLAM NÜFUSU KADAR İŞSİZİMİZ VAR

Artık 11 ayın sultanı, mübarek Ramazan ayına sayılı günler kaldı. Ramazanın ülkemizde ve dünyada huzura, barışa ve refaha vesile olmasını diliyoruz. Ama üzülerek şunu da ifade etmemiz gerekir ki, Saray hükümeti, ülkemizde huzur da, bereket de bırakmamıştır. Yurttaşlarımızı öyle bir borç batağına sürüklemiştir ki, milletimiz nefes alamaz hale gelmiştir. Son bir yılda, kredisini ödeyemeyenlerin sayısı neredeyse dörde katlanmıştır. Kredi kartını ödeyemeyenlerin sayısı ise ikiye katlanmıştır. Millet sadece bankalara değil, devlete olan vergi borçlarını da ödeyememektedir. Son iki yıldır vergide tahsilat oranı dibe vurmuştur. Tahakkuk eden her 100 liralık verginin ancak 80 lirası tahsil edilebilmektedir. Ucube rejim, milletimizi sadece borca ezdirmemiştir. Hayat pahalılığıyla da perişan etmiştir. İşsizlik, enflasyon milleti ezip geçmiştir. Saray’ın; “Öyle büyüdük, böyle şahlandık” diye böbürlendiği 2021 yılında, TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla dahi gerçek işsiz sayımız 85 bin kişi artmıştır. 8 milyon 770 bine çıkmıştır. İşsiz vatandaşlarımızın sayısı dünya üzerindeki 98 ülkenin nüfusundan fazladır. Slovenya’nın, Ermenistan’ın ve Gürcistan’ın çoluk, çocuk, genç, yaşlı tüm nüfusunu toplayın bizdeki işsiz sayısına ancak ulaşabiliyor.

NEBATİ BAKAN’A GÖRE GENÇ OLMAK ÇOK TATLI… 

İŞKUR’a başvuran, 15-24 yaş arası gençlerin sayısı 1 milyon 31 bin 612’ye çıktı. Her 3 kayıtlı işsizden biri, 15-24 yaş arası gençlerden oluşuyor. Aynı yaş grubunda ne bir işte çalışan ne de okuyan gençlerimizin sayısı 3 milyon. Her dört gençten biri evinde oturuyor. Ev genci olmuş. Artık okumak da işe yaramıyor. Ülkemizdeki her üç işsizden biri ise üniversite mezunu… Ama Hazine ve Maliye Bakanına göre, ülkemizde genç olmak “çok tatlı” bir şey! Sarayın gençleri için elbette hayat tatlı olabilir. Ne de olsa onların üçer, beşer maaşı var. Lüks arabaları var, saray yavruları var, köşkler var, yalılar var, elde edilen servetler sıradan işler. Bunlara hayat tatlı. Aslında bunlara hayat tatlı olmasın da, kime olsun? Ama milletimizin gençleri için hayat zehir olmuş durumda. Adıyaman’da, Sağlık Bakanlığı’nın açtığı 19 kişilik temizlik kadrosuna 17 binden fazla insan başvuruyor. Ne acıdır ki, bunların 2 bin 170’i üniversite mezunu.

İŞ BULMAKLA DA MESELE BİTMİYOR

Diyelim okudunuz, diyelim bir iş de buldunuz. Mesele orada da bitmiyor. Bu ülkede ciddi bir çalışan yoksulluğu var. Ülkede asgari ücret ortalama ücret haline gelmiş. Asgari ücret geçen senenin sonunda artırılmış ama iki ay üzerinden geçtikten sonra açlık sınırının altına düşmüş. Sendikaların son verilerine göre; açlık sınırı, şu anda asgari ücretin 1.500 lira üzerine çıkmış. Yoksulluk sınırı ise asgari ücreti dörde katlamış vaziyette. Artık yeni bir yuva kurmak da çok zor… Ev eşyalarının fiyatı sadece bir yılda yüzde 70 ile yüzde 115 arasında artmış. Bu koşullarda milletin evlatlarının yüzü de, gözü de nasıl gülecek?

BU KADAR YEMEĞİ MİDEYE İNDİRİNCE HAZIM PROBLEMİ KAÇINILMAZ

Saray ve şürekâsı bolluktan, bereketten dem vururken; milletin karnını doyuracak hali kalmadı. Ülkemizde iki günde bir sofrasına; bir kap et, balık veya tavuk yemeği koyamayan, 30 milyon 538 bin yurttaşımız var. Bu sayıları biz imal etmiyoruz, bu sayılar TÜİK’e ait. O da 2020 verilerine göre. Bugün kıymanın kilosu markette olmuş 120 lira… Millet ucuz et almak için Et ve Süt Kurumu kuyruklarında… Peygamberimizin sahih bir hadisi var. “Komşusu açken tok yatan, bizden değildir.” Millet yemeye kuru ekmek bulamıyor ama sarayın öğlen yemeği menüsünde, Anadolu aşı, Antep usulü kuru dolma, kereviz salata, talaş böreği, kuzu incik kızartması, bademli basmati pilav ve tahinli profiterol var. Bunu nereden mi öğrendik? AK Partili eski vekillerine, milletin kesesinden servis edilen yemek menüsü her yerde yayınlandı. Peki, sarayın akşam yemeği menüsünde ne var? Pataşur içerisinde Çerkes tavuğu. Zencefilli somonlu suşi, tartalet içerisinde Antakya usulü humus, kornişona sarılı dana rozbif, susamlı levrek simidi, bir de bunları mide de yumuşatmak için, liçi meyvesi eşliğinde efululiler, chia tohumu eşliğinde, ejder meyveli smoothiler, starex meyvesi eşliğinde aloeveralar. Tabi saray ve şürekâsı, gün içerisinde bu kadar yemeği mideye indirirse, ister istemez bir hazım problemi de yaşanıyor.

MANDA YOĞURTLU REÇETEYLE KUL HAKKINI SİNDİREMEZLER

Milleti unutan, halini görmeyen, milletin feryadını duymayan Sarayın Kibirlisi, işte bu duruma da şifa reçetesi veriyor. Millete, akşam yatmadan, manda yoğurdunu, kestane balıyla, Medine hurmasıyla ve yulafla karıştırıp yatmadan şifa niyetine nasıl yediğini anlatıyor. Bugün bu ülkede Saraylılar, açlıktan verem olana “kestane balı ye” diyorlar. Ne diyelim: “Yoksulluk kader olamaz, kader değildir. Firavunlar bile böyle gaddar değildir” diyor ünlü şarkıcımız. Tok, açın halinden anlamaz. Saray’da milletin halinden anlamaz. Hadi bizi dinlemiyorsunuz, kendi arkadaşlarınızın sesini dinleyin. AK Parti’nin, Meclis Başkanlığını da yapmış kurucularından biri, daha iki gün önce, “Evliya Çelebi, dağlarından yağ, ovalarından bal akan memlekette, yağların balların fiyatına erişemediğimiz bu günleri görse kahrından ölürdü” dedi mi? Dedi. Ne diyor büyük şair Tevfik Fikret: “Bu sofracık, efendiler, ki iltikama muntazır, huzurunuzda titriyor, şu milletin hayatıdır; şu milletin ki mustarip, şu milletin ki muhtazır, fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun, hapır hapır.” Saraydaki menüleri sindirmek için şifa reçeteleri olanlar, bu ülkede yedikleri kul haklarını sindiremezler. Maalesef bunun için bir şifa reçetesi daha icat edilmedi.

ASGARİ ÜCRET HER AY ENFLASYON NİSPETİNDE ARTMALI

Saray’ın kibirlisi, “Manda söğüt dalına yuva yapmış, yavrusunu sinek kapmış, sütü de yoğurdu da bana kalmış” derken, asgari ücretliler, dar ve sabit gelirli milyonlar, hayat pahalılığı altında her gün biraz daha eziliyor. Ülkeyi yönettiklerini sananlardan her gün bir başka ses yükseliyor. AK Parti’nin milletvekilleri, “Asgari ücret sene ortasında artacak” derken, Çalışma Bakanı “Asgari ücrette artış tartışmalarını anlamlı bulmuyorum” diyordu. Sonunda Sarayın kibirlisi de çıktı, “Daha 3 ay oldu, sene ortasında bakarız” dedi. Buradan çağrıda bulunuyoruz. Ülkeyi mahkûm ettiğiniz bu enflasyonda, milleti hayat pahalılığına ezdirmemek için, başta asgari ücret olmak üzere, tüm maaş ve aylıkların, artık her ay, gerçekleşen enflasyon nispetinde artırılması gerekiyor. Çünkü emekçinin, emeklinin daha alın teri kurumadan, eline geçen para buharlaşıp gidiyor. Bilhassa gıda enflasyonu gibi, ulaştırma gibi, sağlık gibi zorunlu ihtiyaçların fiyatı bu denli yüksek seviyelere çıkmışken, ücret, maaş ve aylık artışları daha fazla geciktirilemez.

BAŞKA ÜLKELER DESTEK VERİYOR, BİZDEKİ HÜKÜMET VATANDAŞA BİNDİRİYOR

Hep söylüyoruz. Saray ve şürekâsı, milletin sesini duymuyor, halini görmüyor. Milletle adeta açıktan alay ediyor. Ekonomide bir türlü dikiş tutturamayan Nebati Bakan, satın alma gücü paritesine göre karşılaştırıldığında benzinin, mazotun bizde “çok, çok ucuz” olduğunu söylüyor. Beyefendi bu kimin satın alma gücü paritesine göre? Millette satın alma gücü mü kaldı? Asgari ücretin satın alma gücü paritesiyle; İngiliz 1.107 litre, Hollandalı 775 litre, Alman 745 litre, Yunan 406 litre, Romen 313 litre motorin alıyor. Bizde ise ekonomiyi bu hale getirdiğiniz için, sadece 179 litre alabiliyor. Ama bu yetmiyor, orada ekonomiyi yönetenler milletin sesini duyuyor, yükselen enerji fiyatları karşısında, orta ve dar gelirli yurttaşlarını rahatlatabilmek için, vergi mükellefi her bir çalışana, bir defaya mahsus 300 Avro ödeyeceklerini açıklıyorlar. El alem vatandaşına destek üstüne destek veriyor. Bizdeki Hükümet pompa fiyatlarına bindirdikçe bindiriyor. Sonra da Bakan çıkıyor. Yüzü kızarmadan “bizde akaryakıt çok çok ucuz” diyebiliyor.

ÇİFTÇİNİN GERÇEKTEN DE DELİ OLMASI GEREK

Geçtiğimiz gün de Genel Başkanvekilleri, yine çıktı, çiftçiye “Maliyete bakmayın, deliler gibi ekin, dağı taşı ekin” diye akıl verdi. Bu maliyetlerle, bu desteklerle çiftçinin ekim yapması için, gerçekten de deli olması gerek. Bunların saçmalama hızına artık yetişemez olduk. Çiftçide tarlasını ekecek hal mi bıraktınız? Gübre fiyatı katlanmış, tohum fiyatı katlanmış, ilaç fiyatı katlanmış. Geçtiğimiz yıl Ramazan öncesinde 780 liraya dolan traktör deposu, bugün 2 bin 850 liraya doluyor.

1 ÇALIŞAN, 7 YÖNETİCİ, 417 BİN LİRA HUZUR HAKKI VE İKRAMİYE

Saray bu işleri bırakmış, Afrika’da, Sudan’da tarım yaptırabilmek için şirket kurduruyor. Şirketin sermayesi 66,5 milyon lira. Ortaklık yapısı: Yüzde 80’i TİGEM’e, yüzde 20’si de Sudan Tarım ve Ormancılık Bakanlığına ait. Şirketin tek bir personeli var. Bu tek bir personele karşılık yedi tanede yönetim kurulu üyesi var. Herhalde bu yedi yönetici, o bir tanecik personellerini sırayla yönetiyorlar, ona gözleri gibi bakıyorlardır. Öyle ya, bu yönetim görevi için Yedi Yönetim Kurulu üyesine 2020 yılında ödenen huzur hakkı ve ikramiyelerin toplamı 416 bin 695 lira 74 kuruş. Çiftçi adeta değirmen taşının arasındaki buğday gibi ezilmiş, limon gibi sıkılmış bahane, huzur hakları, ikramiyeler şahane… Yukarıda söylediğim Tevfik Fikret’in şiirinin devamını da getirelim; “Yiyin efendiler, yiyin; bu han-ı iştiha sizin; doyunca, tıksırınca, patlayıncaya kadar yiyin!”

BESİCİ ARTIK GEBE HAYVANI KESİME GÖNDERİYOR

Çiftçimiz gibi besici de zor durumda. Saray’ın kibirlisi, sanki besiciyi, yem fiyatları ile karkas et fiyatları arasına sıkıştıran, kendisi değilmiş gibi, “Niçin ta Uruguay’dan alalım. Biz kendi ülkemizdeki hayvanları almak suretiyle bu işi bitirelim” diyor. İşte bu kadar milletten ve üreticiden kopuk… Saray bilmiyorsa, biz söyleyelim. Bugün artan maliyetlere dayanamayan besici, gebe hayvanını zaten kesime gönderiyor. Ama “Anası olmayanın, danası olmaz” derler. Damızlık hayvanların kesime gitmesi, zaten sıkıntıda olan hayvan varlığımızın, daha da tükenmesi demek… Bunlar Sarayın umurunda mı? Hiç değil.

SANIRSINIZ KATAR’IN FAHRİ CUMHURBAŞKANI

O kadar dert üstü, murat üstüler ki, insanlar bir avuç kıymayı üç kuruş ucuza almak için saatlerce kuyrukta bekliyor. Bunların yöneticileri kuyruk olmasın diye ete zam yapıyor. Ama diğer taraftan iki ay içinde, 2,5 milyon küçükbaş hayvanı Katar’a satıyorlar. Vatandaşa zam, Katar’a hizmete devam… Bizim vatandaşımız kuyrukta bekliyor. Bunlar kuzuları, hem de uçakla Katar’a, Katarlılar rahat rahat et yesin diye yolluyor. Sanırsınız bu ülkenin başında oturan Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı değil, Katar Devleti’nin Fahri Cumhurbaşkanı… Sakarya Tank Palet, Katar’a… Borsa İstanbul’un yüzde 10’u, Katar’a… Talan İstanbul üzerindeki araziler, Katar’a… Milletin yiyemediği, ulaşamadığı etler Katar’a… Arkadaş, bu nasıl bir Katar aşkıdır?

ET VE SÜT FİYATLARI KISIRDÖNGÜYE GİRDİ

Sadece çiftçi, besici değil, süt üreticisi de kan ağlıyor. Çiğ süt fiyatı 4 lira 70 kuruş. 1 Nisan’dan itibaren de 5 lira 70 kuruş olacakmış. Tabii bu hemen markete de yansıyacak. Ama bu çiftçinin sorununu çözüyor mu? 50 kiloluk yem geçen sene 105 lira, bu sene 280 lira. Yem maliyeti bir senede 2,5 kat artmış. Arttırılan çiğ süt fiyatı, yem fiyatındaki rekor artışlara yetişemiyor, yetişmesi mümkün değil. Hal böyle olunca da, süt veren inekler de teker teker kesime gidiyor. Et gibi süt de kısır bir döngüye girdi. Artan fiyatlar ve azalan hayvan varlığıyla, önümüzdeki dönemde peynir, tereyağı, yoğurt gibi pek çok ürüne çok daha büyük zamların gelmesi bekleniyor.

SÜREKLİ ŞEYTAN TAŞLAMAKTAN NAMAZSIZ KALDILAR

Biz buradan yıllardır bağırıyoruz. “Mutfaktaki yangını söndürmek için önce tarladaki yangını söndürmeniz gerekir” diyoruz. Kulaklarını tıkıyorlar. Milletin hiçbir derdine deva olamayanlar şimdi ellerinde son kalan, beceriksizliklerine “Hayat pahalılığının sebebi, küresel enerji ve emtia fiyatlarındaki artış” diye bahane bulmaya kalkıyorlar. “Ekonomide devrim yapıyoruz. Her devrimde böyle sıkıntılar olur” gibi garip hikâyelerde anlatıyorlar. Bunlar sürekli şeytan taşlamaktan, namazsız kalmış vaziyetteler. Her müflis bezirgân gibi şimdi eski defterleri karıştırıyorlar.

MİLLETİN ISTIRABI HÜKÜMET İÇİN ÖRTÜK MALİYET

Ekonomide çok bilinen bir kuraldır: Her tercih, aynı zamanda bir vazgeçiştir. Çünkü ekonomide alınan her kararın, bir açık, bir de örtük-alternatif maliyeti vardır. Bugün bu ülkede milletimiz buz gibi soğuklarda, sabahtan akşama kadar kuyruklarda bekliyorsa, yağ kuyrukları, ekmek kuyrukları, et kuyrukları, soğan, patates kuyrukları artık vakayı adiyeden olduysa, bunun sebebi ekonomide alınan yanlış kararlardır. Bugün milletimiz neden kuyruklarda beklemek zorunda? Et ve Süt Kurumu’nun başında oturan kişi, hangi cesaretle, “Baktık kuyruklar uzundu, biz de zam yaptık” diye utanmadan sıkılmadan konuşabiliyor? Bunların tercihlerinde millet yok. Bunlar için milletin çektiği ıstırap, göz ardı edilebilecek bir örtük maliyetten ibaret. Saray ve şürekâsının gözleri ışıl ışıl parlasın da, bir avuç yandaş abat olsun da, faiz lobileri ihya edilsin de varsın millet kış ayazında kuyruklarda beklesin.

27 MİLYAR LİRALIK BÜYÜK KIYAK

Nebati Bakan; Türk Lirası mevduatı, Amerikan Dolarına endekslemenin, “Hazine’ye tek bir kuruş maliyeti olmayacağını” söylemişti. Ama alışık olunduğu üzere, hesapları yine tutmadı. Uyarmıştık, “2021’in sorunlarına, 1970 model çözümler olmaz” demiştik. Hatta rahmetli Cumhurbaşkanı Özal’ın “Dövize Çevrilebilir Mevduat” için söylediği: “İnşallah gençlerimiz bundan ders alır. Bir daha böyle hesapsız kitapsız hatalar yaparak, gelecek nesilleri zor taşınan yük altına sokmaz” sözlerini de hatırlatmıştık. Ama dinleyen olmadı. 24 Aralık tarihinden itibaren, 971 bin gerçek kişi ve 29 bin tüzel kişinin dövize endeksli mevduata para yatırdığı anlaşılıyor. “Anlaşılıyor” diyorum, çünkü ortada pek doğru dürüstte bir veri yok. Nedense çok övündükleri bu mevduat verilerine; ciddi bir sansür uyguluyorlar. Nebati Bakan’ın derme çatma açıklamalarından hesaplaya bildiğimize göre, Mart ayının son haftasında, Milletin Hazine’sinden 13,8 milyar lira alınıp, bir avuç mevduat sahibinin cebine konmuş. Bunun yanında, bir de şirketlere tatlandırıcı olsun diye vazgeçilen, 13 milyar liralık vergi geliri var. Yani çiftçiye para yok, besiciye para yok, ama milletin kesesinden, şirketlere, bankalara ve bir avuç mudiye üç ay mevduat yatırdıkları için 27 milyar liralık büyük bir kıyak var.

HAZİNE’DEN KKM’YE YILLIK %92 FAİZ

Hesap ortada: 24 ve 31 Mart tarihleri arasında ortalama dolar 12 lira 16 kuruş. 25 Mart itibariyle, 14 lira 83 kuruş. Dolar, TL’ye karşı sadece üç ayda yüzde 22 değerlenmiş. Bankalar müşterilerine kendi ceplerinden ne kadar faiz ödeyecek 3 aylık? Yüzde 4,25. Geriye kalıyor 17,75. Bu farkı kim ödeyecek? Milletin hazinesi ödeyecek. Bunu yıla vurursanız; bir yılda Hazine’nin ödeyeceği faiz yüzde 92’ye geliyor. Tabela faizi kaç? Yüzde 14. Ama bir avuç mevduat sahibine, Hazine tarafından ödenecek faiz yüzde 92. Bu nasıl bir nas? Bunların iş bilmezliğinin, hesapsızlığının, kitapsızlığının, plansızlığının bedelini hep milletimiz ödüyor.

SIRA ELDEKİ AVUÇTAKİNİ SATMAYA GELDİ

Demiştim ya müflis bezirgân, eski defterleri karıştır diye. Tabi karıştırıyor, karıştırıyor ama işin içinden çıkamayınca da sıra eldeki avuçtakini satmaya geliyor. Bugüne kadar 62 milyar dolarlık ata yadigârı fabrikayı, limanı, araziyi satmışları. Yetmedi. Kalanı da Saray’ın başına oturduğu Varlık Fonu’na koydular. Teminat gösterip sağdan soldan borç aldılar. Ama bu da yetmedi! Şimdi giderayak kazanın dibini iyice sıyırmaya çalışıyorlar. İşte Ankara’nın “parsel parsel” peşkeş çekildiği dönemde, 801 milyon dolar yatırılarak yapılan Anka-Park sonunda iflas etti. Ankara Büyükşehir Belediyemizin, bu konudaki haklı hukuk mücadelesi devam ediyor.

ÇANAKKALE KÖPRÜSÜ’NDE İN-CİN TOP OYNUYOR

Çanakkale Köprüsü’ndeki durum… Köprüde bir haftalık bedava kampanyasının ardından “200 liracık” geçiş ücretleri ödenmeye başladı. Aylık 45 bin araç geçiş garantisi verilen yolda şimdi in cin top oynuyor. İnsanlar feribotla karşıya geçmek için uzun kuyruklar oluşturuyor. Hayırdır? Yandaşlarınız doysun diye, feribot seferlerini azaltarak, insanları zorla köprüye yönlendirmeye mi karar verdiniz? Vatandaşları 107 liralık gidiş-geliş ücreti yerine 400 liralık gidiş-geliş ücreti ödemeye mahkum mu etmeye çalışıyorsunuz?

KAZAN SIYIRMAKLA BİTMİYOR

Kazan büyük, sıyır sıyır bitmiyor. Şimdi de getirdikleri torba kanunla, Hazinenin mallarının satışında damping yapacaklarmış. Ama o da yetmiyor. Üstüne üstlük yeni rant alanlarını da yaratmaya çalışıyorlar. Geçtiğimiz haftalarda CHP Ekonomi Masası olarak Safranbolu’daydık. UNESCO Dünya Mirası listesindeki Safranbolu, yeni bir yapılaşma tehdidiyle karşı karşıya. Daha önceki planlarda yapılaşmaya kapalı tutulan alanlar, kentsel bir ihtiyaç ortada yokken bir mevzuat değişikliğine dayanan imar planıyla yapılaşmaya açılıyor. Diğer taraftan Çeşme’nin cennet koylarından birinin etrafındaki 3. derece SİT kapsamındaki tarım arazileri ve zeytinlikler, bakanlık tarafından imara, betonlaşmaya açılmak isteniyor. “İzmir’in Kanal İstanbul’u” olarak adlandırılan bu girişime de Safranbolu’yu betonlaştıracak bu karardan da derhal vazgeçilmelidir. Bunlar sadece İzmir’in, sadece Safranbolu’nun sorunu değildir. Türkiye’nin meselesidir. Biz bu katliamları engellemek için elimizden gelen her şeyi yapacağız.

TÜRKİYE’Yİ BU KÂBUSTAN ÇIKARMAK ZORUNDAYIZ

Türkiye’yi içinde bulunduğu bu kâbustan çıkarmak zorundayız. Toplumu en geniş yelpazede temsil eden, 6 partimizin yaptığı güç birliği, otoriter bir yönetimi sandıkta yolcu edecek. Ve bu, dünya demokrasi tarihinde de mümtaz örneklerden biri olacak. Artık gün, yaraları sarma günüdür. Artık gün, helalleşme günüdür. Artık gün, kucaklaşma günüdür. Artık gün, uzlaşma günüdür. Artık gün, hep beraber istişareyle hareket etme günüdür. Kutuplaşma Türkiye’mizi çok yordu, hırpaladı. Kutuplaşmadan beslenen mevcut hükümet de, artık gidici olduğunu idrak etti. Bulanık suda balık avlamaya uğraşıyor. Milletimizi en geniş şekilde temsil eden 6 partimiz, demokratik ilkelere dayanan birlikteliklerini, uyum içerisinde götürmeye kararlıdır. Sarayın siyaset mühendisliğine soyunması, nafile bir çabadır. Dünkü tablo bunu bir kez daha herkese göstermiştir.

6 PARTİ SEÇİM GÜVENLİĞİ ÇALIŞMA GRUBU OLUŞTURDU

Milli iradeyi parlamentoya tam olarak yansıtmak üzere, seçim güvenliği en öncelikli konu haline gelmiştir. 6 partimiz bu konuda bir çalışma grubu oluşturmuştur. Ekonomide biriken sorunlarımız, Rusya ve Ukrayna savaşı başta olmak üzere, bölgemizde istikrar ve barışı tehdit eden gelişmeler, yine dünkü toplantıda ele alınmıştır. Milletimizi en geniş yelpazede temsil eden 6 partimiz, Türkiye’yi içine düşürüldüğü karanlık günlerden, hızla çıkarma kararlılığındadır.

BU KARANLIĞI YIRTIP ATACAĞIZ

Gecenin en karanlık anı, şafağa en yakın olduğunuz andır. Ülkemizin ufkunu karartan karanlığı, yırtıp atmaya çok az kaldı. Milletimiz bu Hükümeti gördü. Notunu da verdi. Saray ve ortağının raf ömrü artık sona ermiştir. Saray ahalisi sefa sürerken, milletimiz bunca beceriksizliğin cefasını çekmiştir. Şimdi sandıkta artık “yeter!” demeye hazırdır. Biz bunu gittiğimiz her şehirde, girdiğimiz her dükkânda, milletimizin gözlerinin içinde gördük. Cumhuriyetin İkinci Yüzyılında, ortaklarımızla beraber Türkiye’nin ufkunu aydınlatacağız. Biz hazırız, milletimiz hazır.

Benim söyleyeceklerim bu kadar, şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelttiği “Biraz dürüstsen altılı masa bildirisini hangi büyükelçiliğe düzeltmeye gönderdin, açıkla” iddiasıyla ilgili değerlendirme alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Bu zırvanın sahibi, zırvasını ispatla mükelleftir. Çok açık ifade ediyorum, aksi takdirde namerttir, alçaktır, şerefsizdir, haysiyetsizdir. Bu ülkede edep, adap kelimelerini ağzına alabilecek en son kişi bu zattır. Uyuşturucu kaçakçısıyla, dolandırıcısıyla, her türlü suçluyla fotoğrafı olan bu şahıstır. Anlaşılan bu zat altındaki koltuk sallandıkça yerini korumak için en iyi bildiği işi yapıyor, senaryolar uyduruyor. Zırvada çıtayı Everest Dağı’nın tepesine çıkarıyor. Bu zat önce mafyadan 10 bin dolar alan siyasetçinin kim olduğunu açıklasın. Söylediği lafı ortada bırakmasın. Lafının arkasında duracak cesareti göstersin. Bu lafları saray ve soytarıları hazmedebilir ama biz hazmedemeyiz. Biz bu topraklarda emperyalizmi ezmiş Kuvayımilliye’nin partisiyiz.

Soru- CHP Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Taşkın’ın ‘Sağ Kemalizm’ makalesinde Kemalizm için en başından beri dışlayıcı ve ırkçılığa yatkın gibi ifadeler kullandığı ortaya çıktı. Genel Başkan Yardımcınız hala aynı düşünceleri sahip mi?

Faik ÖZTRAK- CHP’de siyaset yapan herkes gibi Genel Başkan Yardımcımız Yüksel Taşkın da CHP’nin programına ve kurucu değerlerine bağlıdır. Bu haberlerin amacının Yüksel Taşkın’dan ziyade CHP olduğu açıktır.

Soru- Dünkü buluşmada seçim güvenliği içinde bir çalışma grubu oluşturulması kararlaştırıldı. Bu çalışma grubu sadece altı partinin temsilcilerinden mi oluşacak, yoksa HDP, TİP ve diğer partilerde bu çalışmaya dahil edilebilecek mi?

Faik ÖZTRAK- Arkadaşlar, dün akşam verilen fotoğraf gayet nettir. Yapılan açıklamada altı partiyi bağlamaktadır. Diğer partiler seçim güvenliği için kendi çalışmalarını tabi ki yapacaklardır. Hatta şunu seçmen iradesinin parlamentoya yansıması için tüm partilerin ellerinden geleni yapması gerekmektedir.

Soru- AKP’nin getirdiği torba yasada şirket itibarına zarar gerekçesiyle gazetecilere 3 yıl hapis cezası öngörülüyor ki bu beşli çeteye beşli çete denmesini de kapsayacak. Buna yaklaşımınız nedir?

Faik ÖZTRAK- Valla biz kediye kedi deriz. Milletin hakkını yiyene de çete denir. Bunlar beş şirketten oluşuyorsa buna da beşli çete denir. Allah’ın bildiğini kuldan saklayamazsınız. Şunu unutmasınlar, bu aziz millet beşli çeteden büyüktür.

Soru- Efendim kur garantisi için bankalarda yüklü parası olanlara 4 ayda ödenecek para ile 2 Çanakkale Köprüsü, 3 Osmangazi Köprüsü ve 4 Avrasya Tüneli’nin yapılabileceği konuşuluyor. Türkiye’nin parası bu kadar çok mu da bu tarz garantiler veriliyor değerlendirmenizi alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Bir tek rakam söyleyeyim, bu yıl bu kadar gıda güvenliği sorunu yaşıyoruz. Programa, bütçeye tarım için konan desteğin miktarı 23 milyar lira. Sadece 3 ayda dövize endeksli mevduattan milletin sırtına binen yük 27 milyar lira. Bu yük giderek artacak. Kur böyle gitmeye devam ederse bu fahiş faizi ödeyebilmek için daha çok köprüden, daha fazla otoyoldan, daha fazla tünelden, bir sürü barajdan, bir sürü okuldan, bir sürü hastaneden vazgeçmek zorunda kalacağız. Çiftçimize, esnafımıza, milletimize bu sıkıntılı günlerde hak ettiği destekleri de veremeyeceğiz. Bu yapılan sadece hesapsız kitapsız iş değildir. Bu net bir tercihtir. Saray parası olanı, zengini sevmektedir. Fukaranın ekmeğinden aldığı vergiyle bankalara kıyak çekmekte, milletin vergisini zenginin kasasına transfer etmektedir.

Soru- Efendim günlük 45 bin araç garantisi verilen 1915 Çanakkale Köprüsü’nden dün geçen araç sayısını Ulaştırma Bakanı 6 bin olarak açıkladı. “Çanakkale köprüsünden o kadar araç geçer mi diyorlar. E zamanı geldiğinde geçecektir tabi sayılara takılmamak lazım” dedi. Bu açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Bakan şecaat arz edeyim demiş ama sirkatin söylemiş. Sarayın matematikten, fizibiliteden, planlamadan ne anladığını göstermiş. Asıl amaçlarının milletin kesesinden yandaşın kasasına, köprü, yol, tünel döşemek olduğunu itiraf etmiş. Bakanın takılmayın dediği sayılar bu ülkede fukaranın ekmek alırken ödediği vergidir, su alırken ödediği vergidir, bebek maması alırken ödediği vergidir. Tüyü bitmedik yetimin hakkıdır. Bugün bu ülkede millet açtır, aç. Emeklilerimiz, emekçilerimiz, dar gelirlerimiz ekmeği üç kuruş ucuza almak için kuyruklardadır. Vatandaş patatesin, soğanın, yağın ucuzunu bulabilmek için market market dolaşmaktadır. Tarlada buğday yok, değirmende ucuz un yok, fırında ucuz ekmek yok. Bu ülkeyi bu hale getirenlerde de maalesef utanma duygusu yok. Atalarımızın güzel bir sözü var ‘Başını acemi berbere teslim eden cebinden pamuğu eksik etmesin’. Bunların elinde milletimizin düşürüldüğü hal bu.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

ABD VE RUSYA’NIN ANLAŞTIĞI TEK KONU TÜRKİYE EKONOMİSİNİN İBRETLİK DURUMU

CHP Sözcüsü Öztrak, Hazine garantili Kamu-Özel İşbirliği Projelerinin yükünün Lira değer kaybettikçe arttığına dikkat çekerek, “Bu yıl, bütçeye bu projelere ödenmek üzere 42,5 milyar lira konmuştu. Bu da 9 lira 27 kuruşluk dolar kuruyla hesaplanmıştı. Ama dolar kuru bugün 15 lira sınırına dayandı. Kur bu seviyelerde kalsa bile, yılsonunda 42,5 milyar liralık ödenek yetmeyecek. Buna en az 25 milyar lira ilave yük binecek” dedi.

CHP iktidarında uçulmayan havalimanlarına, geçilmeyen yollara, köprülere, dolarla avroyla bol keseden yatırılan garantilerin hesabını soracaklarını belirten Öztrak, bu hesabı sormamanın milletin verdiği görevi yapmamak anlamına geldiğini ifade etti. Öztrak, hafta sonu açılan Çanakkale Köprüsü’nde de benzer bir durumun söz konusu olduğunu kaydederek, “Köprü güzel! Ama milletten çok, yandaşa daha güzel” ifadelerini kullandı.

Erdoğan’ın köprünün açılışında geçiş ücretinin “200 liracık” olacağı açıklamasını da eleştiren Öztrak, “Erdoğan’ın ufak gördüğü -cık dediği 200 lira, bu ülkedeki en değerli banknot… 200 lira, asgari ücretlinin bütün bir gün çalışarak elde ettiği gelirinden, 60 lira fazla” diye konuştu.

CHP iktidarında, Kamu-Özel İşbirliği projelerinin hepsini tekrar masaya yatıracaklarını kaydeden Öztrak, “Masrafını ve adil bir kârı önereceğiz, kabul etmezlerse bunların işletme hakkını, hukuka ve adalete uygun olarak geri alacağız. Bu haksız vergiden milletimizi kurtaracağız” dedi.

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin “Cumhurbaşkanımız ne zaman sizi yanılttı?” sözlerini de anımsatan Öztrak, “Erdoğan dolar alan yaya kalır dedi, ona inanan yaya kaldı. Enflasyonun belini kıracaktı, enflasyon şimdi milletin belini kırıyor. 2023 yılında bu ülkenin gelirini 2 trilyon dolara, kişi başına gelirini de 25 bin dolara çıkaracağının sözünü verdi. 2023’e şunun şurasında bir sene kaldı. Ortaya koyduğu hedeflerin yarısına dahi ulaşabilmiş durumda değil. Erdoğan bugüne kadar verdiği hangi sözü tuttu ki, bu millet bugün onun sözüne inansın” değerlendirmesinde bulundu.

Bakan Nebati’nin “Dünya Türkiye ekonomi modelini izliyor” sözlerini de değerlendiren Öztrak, “El-hak doğru… Sayelerinde, eloğlunun ibretlik numune gösterdiği ülke olduk. Bundan 3 ay önce Rusya Devlet Başkanı Putin, ‘Doğru olan politikaları uygulamazsak, Türkiye gibi olabiliriz’ diye açıklama yapmıştı. Dün de Amerikan Merkez Bankası Richmond Şube Başkanı ‘Enflasyonu kontrol etmek için üzerimize düşeni yapmazsak Türkiye gibi oluruz’ deyiverdi. Türkiye ekonomisinin içler acısı hali, ABD ile Rusya’nın uzun süredir üzerinde anlaştıkları tek konu” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Bugün Nevruz… Baharın müjdecisi… Ülkemizin ve dünyamızın, yenilenmeye, huzura ve berekete çok ihtiyaç duyduğu bugünlerde, Nevruz’un her türlü güzelliklere vesile olmasını diliyoruz. Tazelenen tabiat gibi insanlarımızın umutlarının da tazelenmesini, çoğalmasını temenni ediyoruz. Milletimizin Nevruz Bayramını en içten dileklerimizle kutluyoruz. Yine bugün bu toprağın sesi Aşık Veysel’in vefatının, sadık yârine kavuşmasının yıl dönümü. Kendisini bir kere daha saygı ve rahmetle anıyoruz.

DUVARA SAVAŞ YAZAN, ÇOKTAN VURULDU

Evet, dünyamız zor, sıkıntılı günlerden geçiyor… Rusya-Ukrayna savaşının 26. günündeyiz. Birleşmiş Milletler verilerine göre savaş yüzünden 3 milyon 300 bin Ukraynalı ülkesini terk etmiş. 9 milyon 500 bin kişi evinden, yerinden, yurdundan olmuş. Bu savaşta bebekler öldü. Sadece 3 haftada 816 sivil yaşamını yitirdi. Her iki taraftan da binlerce asker canından oldu. Brecht’in dediği gibi; “Duvara ‘savaş’ yazan da, çoktan vuruldu…”

SAVAŞA HAZIRLIKSIZ YAKALANDIK

Ülkemiz; kuzeyimizdeki bu savaşa, 2018’de fiilen hayata geçen ucube rejim elinde, Saray mamulü büyük bir buhranı yaşarken yakalandı. Sarayın kibirlisi yanlış ekonomi politikalarıyla, hızla yıprattığı devlet yönetimiyle, ülkeyi 70 sente muhtaç etmişti. “Nas” dedi, “pas” dedi. Merkez Bankasını da mefluç etti.  Paramızı pul etti. Enflasyon rekorlar kırıyor. Kuyruklarda milletimiz perişan. İşte bu savaşa, görülmemiş bir işsizlik ve hayat pahalılığı içindeyken, çok kırılgan bir ekonomik yapıda, hazırlıksız yakalandık.

TÜRKİYE EN ÇOK ETKİLENECEK 3 ÜLKEDEN BİRİ

Geçtiğimiz hafta bizim de üyesi olduğumuz, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD), Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle başlayan kriz hakkında bir rapor yayımladı. Bu rapor, bu alanda ilk olması bakımından önemli… OECD’ye göre, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, 2022’de küresel büyümeyi 1 puan aşağı çekecek. Yine bu işgalin küresel enflasyona katkısı ise 2,5 puan olacak. Ama bazı ülkelerin bu savaştan çok daha fazla etkilenecekleri de açık. Bunların arasında Türkiye en başlarda yerini alıyor. OECD’nin raporuna göre, Türkiye, Rusya’dan enerji ithalatındaki sıkıntıdan, en fazla etkilenecek üç ülkeden biri olarak gösteriliyor. Bu, Sarayın kötü yönetimi sonucu enerjide Rusya’ya aşırı bağımlı hale gelmemizin bir neticesi.

UYARDIK, KAYDA DEĞER HİÇ BİR ŞEY YAPMADILAR

Dünyada enerji ve emtia fiyatlarındaki artışlar, toplumun en yoksul, en kırılgan kesimlerini vuracak. Bu nedenle, milletimizin hayat pahalılığı altında ezilen kesimlerini odağına alan, yeni ekonomik ve sosyal politikalara çok acil ihtiyacımız var. Türkiye’de gıda enflasyonu, Şubat ayında yüzde 66’ya çıkmış. Genel Başkanımız, aylar öncesinden sarayı uyardı. Gıda krizinin kapıda olduğunu söyledi. Kayda değer hiçbir şey yapmadılar.

SARAY MİLLETİ TAMAMEN UNUTTU

Ülkemiz, dünyada gıda enflasyonunun en yüksek olduğu, beş ülkeden biriydi. İşte bu savaşa bu şartlarda yakalandık. Rusya ve Ukrayna, dünya buğday ihracatının yüzde 30’unu, gübre ihracatının yüzde 24’ünü gerçekleştiriyor. Dolayısıyla, kuzeyimizdeki savaş daha da uzarsa, gıda güvenliği açısından ilave ciddi sıkıntılar kapımızda bekliyor. Biz bu yıl tarımda olağanüstü hal ilan edilmesi gerektiğini, aylardır söylüyoruz. Çiftçimizin ayağa kaldırılması için, bu şart diyoruz. Ama ne yazık ki Saray Hükümeti milleti tamamen unuttu. Vatandaşın sesini duymuyor, halini görmüyor. Bırakın savaşın yarattığı fırsatları kullanmayı, riskleri en aza indirmek için gerekli tedbirleri ve buna yönelik bir stratejiyi bile ortaya koyamadılar. Üyelerinin “Ne yaptınız?” diye resmen sormasından korktuklarından, zabıtlara geçmesinden korktuklarından Milli Güvenlik Kurulu’nu dahi toplayamadılar. Onun yerine sen, ben, bizim oğlan partilileri toplayıp sözde güvenlik zirvesi yaptılar. Şimdilerde Sarayın kibirlisi hangi devlet adamlarıyla görüştü, bunun üzerinden oy devşirmeye çalışıyorlar. Soruyoruz: Dış politikayı iç siyasete malzeme ettiğinizde bu görüşmeleri ballandıra ballandıra anlattığınızda aç bıraktığınız milletin karnı doyuyor mu?

KKM’DE İLK FATURA 15 MİLYAR TL

Saray için, varsa yoksa yandaş müteahhitler, varsa yoksa rant, varsa yoksa giderayak kazanın dibini sıyırma çabası. “Ekonomist” olduğunu iddia eden Sarayın başı, “Faiz sebep, enflasyon sonuç” diye bir safsata ortaya attı. Ucube rejim kurulduğundan bu yana geçen 4 yılda, 3 Hazine ve Maliye Bakanı, 4 Merkez Bankası Başkanı, 5 de TÜİK Başkanı gördük. Saray rejimi ekonomiyi tarumar etti. Kendi eliyle döviz krizi çıkardı paramızı pul etti. Sonra da, “Denize düşen yılana sarılır” dedi. “Kur Korumalı Mevduat” adı altında, 60’lı, 70’li yıllarda ekonomiyi batıran, Dövize Çevrilebilir Mevduatın bir şeklini, “Yeni model” diye millete yutturmaya kalktı. Bu hafta, bu sözde “kur korumalı” hesaba yatan paraların ilk kısmının vadeleri doluyor. Toplamda 560 milyar TL’ye ulaşan bu mevduatların sadece bu hafta vadesi dolacak 70 milyar liralık ilk kısmından Hazine’nin sırtına 15 milyar lira ek yük bineceği hesaplanıyor.

EKMEĞİN VERGİSİYLE ZENGİNİN PARASINA GARANTİ

Bu modelin kimi kurdan koruduğu ortaya çıkacak. Parasını bu hesaba yatıran zengin, önce Bankadan faizini bir alacak. Üstüne bir de, bu faizin dört katını, Milletin Hazinesinden kur koruması olarak, Erdoğan’ın paramızı pul etmesinden dolayı da alacak. Bir de üstüne üstlük, bunun karşılığında da beş kuruş vergi ödemeyecek. Ama bu millet ekmek alırken dahi ödediği vergilerle, zenginin parasına verilen döviz garantisini ödeyecek. Ne diyordu üstatları, “Bu taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa…” Hak, hukuk, adalet bunun neresinde?

KÖİ GARANTİLERİNDE 25 MİLYAR LİRALIK EK KUR FATURA

Milleti değil, yandaşı kayıran ekonomi yönetiminin, millete cebinizden bir kuruş çıkmayacak diye yutturmaya çalıştığı, hazine garantili Kamu-Özel İşbirliği Projelerinin yükü de, paramız pul oldukça ağırlaşıyor. Bu yıl, bütçeye bu projelere ödenmek üzere 42,5 milyar lira konmuştu. Bu da 9 lira 27 kuruşluk dolar kuruyla hesaplanmıştı. Ama dolar kuru bugün 15 lira sınırına dayandı. Kur bu seviyelerde kalsa bile, yılsonunda 42,5 milyar liralık ödenek yetmeyecek. Buna en az 25 milyar lira ilave yük binecek.

HESABINI SORMAZSAK GÖREVİMİZİ YAPMAMIŞ OLURUZ

Şimdi elbette bu ülkede taş üstüne taş koyan herkesi takdir ederiz. Ama yandaşı abat etmek için uçulmayan havalimanlarına, geçilmeyen yollara, köprülere, dolarla avroyla bol keseden yatırılan garantilerin hesabını da, elbette sorarız, soracağız. 2021 yılında, Kütahya Zafer Havalimanı’na inen 9 bin iç hat yolcusuna karşılık, kim neden 775 bin iç hat yolcusu garantisi vermiş? Dış hatlara inen 1.904 yolcuya karşılık kim neden 543 bin yolcu garantisi vermiş? Şimdi biz bunu sormazsak, milletin bize verdiği görevi yapmamış oluruz.

KÖPRÜ GÜZEL, VATANDAŞTAN ÇOK YANDAŞA GÜZEL

Önemli bir araştırma kuruluşunun raporuna göre; Kamu Özel İşbirliği projeleri nedeniyle 2021-2045 döneminde bir avuç yandaş müteahhide dolarla avroyla verilen, garantilerin toplamı 153 milyar dolar. Bu raporda, geleneksel yöntemlerle 100 liraya yapılabilecek bir şehir hastanesinin, 170 liraya çıktığı da hesaplanmış. Bu hafta sonu büyük törenlerle açılan Çanakkale Köprüsü’nde de durum bundan farklı değil. Köprü güzel! Ama milletten çok, yandaşa daha güzel! Feribotla günlük 12-13 bin geçiş yapılan Çanakkale’de köprüye 12 yıl boyunca günlük 45 bin araç geçiş garantisi verilmiş. Hem de dolarla avroyla fiyatları hesaplanarak. Geçmeyen araç başına ödenecek garanti parası 15 Avro + KDV. Yani bugünkü kurla 290 lira. Ama maddede konmuş. Bu geçiş ücretleri, Avrupa’daki enflasyona göre de, Avro cinsinden artacakmış. Köprüden geçmenin bugünkü maliyeti 290 lira, önümüzdeki dönemde Avro kuru ve Avrupa’daki enflasyon yukarılara gittiğinde bu kim bilir kaç liraya çıkacak?

200 LİRA-CIK

Erdoğan Çanakkale Köprüsü’nün açılış töreninde, geçiş ücretinin “200 lira-cık” olduğunu açıkladı. Erdoğan’ın “-cık” dediği 200 lira, asgari ücretlinin bütün bir gün çalışarak elde ettiği gelirinden, 60 lira fazla. Nitekim, Erdoğan da tören alanına getirdiği kalabalığa “Pahalı mı” diye sorduğunda, “Pahalı” yanıtını aldı. Erdoğan’ın ufak gördüğü “200 liracık” dediği 200 lira, bu ülkedeki en değerli banknot… Ondan sonra da Erdoğan çıkmış, “Millet hem hizmet isteyip, hem de ‘bedava olsun’ diyor” diyor. Ayıptır. Yazıktır. Günahtır. Erdoğan’ın açıkladığı fiyata göre; 290 liralık geçiş ücretinin 200 lirası geçenden alınacak. Ama Kars’ta, Iğdır’da, Şanlıurfa’da oturup, bu köprülerin yüzünü dahi görmeyenler de, bu köprüden sanki geçmiş gibi para ödeyecek. Hazine, köprüden geçen her araç için yandaşa 90 lira, geçmeyen her araç için de 290 lira ödeyecek. Nereden alacak bunu? Milletin kesesinden alacak. Kime ödeyecek? Yandaş müteahhide ödeyecek.

85 BİN CENGÂVERİ NEREDEN BULACAKSINIZ?

Aynı hatta feribot fiyatı gidiş-geliş 107 lira. Şimdi millet 400 liraya bu köprüden niye gidip gelecek? Et ve Süt Kurumu’nun satış mağazasından ucuz kıyma almak için soğukta saatlerce beklettiğiniz insanları, feribotun dört katı fiyatına köprüden geçmeye nasıl ikna edeceksiniz acaba? Anlaşılan milletin kesesinden, yandaşın cebine döşenen bu köprüler çalışsın diye, feribot seferlerini de kaldıracaksınız? Bir tarafta Gebze üzerinden, bir tarafta da Kınalı üzerinden Balıkesir’e ulaşan bir birine rakip iki köprü yaptınız. Osmangazi Köprüsü’ne 40 bin, Çanakkale Köprüsüne de 45 bin araç geçiş garantisi verdiniz. Bu yaptığınız sizin hangi iktisadi akla sığar? Allah aşkına! Bu ne yaman bir peşkeştir? Marmara Denizi’nin her gün sağından solundan arşınlayacak 85 bin cengaveri nerede bulacaksınız?

ÇANAKKALE, MAJESTELERİNİN MAHKEMELERİNE EMANET

Bunlar ülkeyi yönetemiyor. Yapılan işin Türkçe meali şudur: Majestelerinin ordularını Çanakkale’de durduran bu aziz milletin boynuna, yüz yıl sonra, Çanakkale’de köprü görünümlü borç boyunduruğu geçirilmiştir. Ulusumuzun emperyalizme başkaldırışının alametifarikası olan Çanakkale, majestelerinin mahkemelerine emanet edilmiştir. Milletimizin sırtına, çoluk çocuk ödeyeceği milyarlarca dolarlık vergi yüklenmiştir.

BU PROJELERİ TEKRAR MASAYA YATIRACAĞIZ

“Projelerin parasını ödemezseniz, uluslararası tahkimde söke söke alırlar” diyerek bizi, hakkını, hukukunu aradığımız milletimizi tehdit edenler ve onların yandaşları duysun buradan sesleniyoruz: İktidarımızda, bu projelerin hepsini tekrar masaya yatıracağız. Masrafını ve adil bir kârı önereceğiz, kabul etmezlerse bunların işletme hakkını, hukuka ve adalete uygun olarak geri alacağız. Bu haksız vergiden milletimizi kurtaracağız. Milletimiz rahmetli Demirel’in, rahmetli Özal’ın yaptığı köprülerden kaça geçiyorsa, bu yandaş besleyen köprülerden de o paraya geçecek.

DOLAR TAHVİLDE 19 YILIN FAİZ REKORU

Saray mevcut Merkez Bankası Başkanı’nı 2021’in Mart ayında, yani bundan tam bir yıl önce o makama atadı. Yeni başkan geldiğinden bu yana, Dolar kuru 7 lira 30 kuruşlardan 14 lira 80 kuruşa fırladı. İki yıllık tahvilin faizi yüzde 16’dan yüzde 25’e çıktı. Türkiye’nin kredi risk primi 300 puandan 600 puana yükseldi. Türkiye’nin dış borçlanma maliyetleri tavan yaptı. Daha yeni geçtiğimiz hafta, hazine döviz cinsinden 5 yıllık tahvil ihraç etti. Faiz yüzde 8,6 oldu. Döviz cinsinden ihraç ettiğimiz tahvillerde, bu son 19 yılın rekoru. Hükümet dışarıdan para bulmak için ABD’nin aynı vadeli tahvile ödediği faizin 4 katı, İngiltere’nin ödediği faizin ise 7 katını ödüyor. Yüzde 8,6 dolarla faiz demek, 2 milyar dolarlık borç için, 5 yılda 1 milyar dolara yakın faiz ödemek demek. Şimdi faiz lobileri bu iktidarı sevmesin de kimi sevsin.

ELİM BAĞLI DEMENENİN KAVCIOĞLUCASI

Bu Hükümet, danayı kesmeden, etini yemenin peşinde… Ama olmuyor, olmuyor, olmuyor… Merkez Bankası Başkanı işe başlarken, “Politika faizini enflasyonun üstünde tutarak” enflasyonla mücadele edeceğini söyledi. Olmadı. Ardından “Enflasyonun çekirdeğine bakarak, enflasyonla mücadele edeceğim” dedi. O da olmadı. Sonra “Cari fazla vererek enflasyonla mücadele edeceğim” dedi. O hiç olmadı. Sonunda enflasyonla mücadeleyi “Küresel barışa” bağladı. “Küresel barış ortamının yeniden tesis edilmesiyle dezenflasyonist süreç başlayacak”mış. Laf büyük. Ama bu lafın meali şu, “Ben enflasyonla mücadele edemiyorum, elim kolum bağlı” demenin; tam da Şahap Kavcıoğlucası. Oynamak istemeyen gelin, ‘yerim dar’ dermiş. Peki beyler, ayıptır sorması, siz oralarda neden oturuyorsunuz? Madem bir iş yapmayacaktınız, o koltukları boşuna işgal etmeyin. İşte bu yüzden biz, “CHP iktidarında yapacağımız ilk işlerden biri Merkez Bankası Başkanını derhal görevden almak, yerine nitelikli ve ekonomi çevrelerinin saygı duyacağı bir isim atamak” diyoruz.

SARAYIN GAFLETİ MİLLETİ YAKIYOR

Hazreti Mevlana, “İnsanı ateş değil, gafleti yakar” demiş. Bunların gafleti de koca bir milleti yakıyor. İnsanlar üç kuruş ucuz yağ, et ve hatta ekmek alabilmek için kışın ayazında kuyruklarda bekliyor. Bu ülkeyi alınlarının teriyle bugüne getiren 12,5 milyon emeklimiz bankalara borçlu. 8 milyon emeklimiz, açlık sınırı altında aylık alıyor. Bir o kadarı da milyonlarca gencin işsiz dolaştığı ülkemizde, geçinmek için iş arıyor. Onu da geçtik, insanlar artık geçinmek için böbreğini satmanın peşinde. İnternetteki arama motorlarından yapılan “Böbreğimi satmak istiyorum” aramaları yüzde 400,“İşsizlik maaşı” aramaları ise yüzde 5 bin artmış. Asgari ücret açlık sınırının altında. Borcunu ödeyemediği için icralık olanların sayısı her gün artıyor. Sadece 3 ayda icra dosyası sayısı 2 milyon 200 bin artışla, 24 milyona dayanmış. Esnaf bitmiş, çiftçi bitmiş, emekçi bitmiş, emekli bitmiş. Millet mağdur… Staj mağdurlarımız seslerini duyurmaya çalışıyor. Saray yönetimi, bu konuda verdiğimiz kanun tekliflerini reddediyor. EYT mağdurları bir yanda, KHK mağdurları diğer yanda… Ama bunlar utanmadan sıkılmadan hala ekranlara çıkıyor. Vatandaşla adeta dalga geçiyor.

DESTEK OLMADAN ÇİFTÇİ NASIL EKECEK?

Geçen gün Genel Başkanvekilleri, borcu gırtlağını aşan çiftçiye, “Ekebildiğiniz kadar ekin. Maliyetler yüksek, mazot yüksek, gübre yüksek, diğer girdiler yüksek. Nasıl ekelim diye düşünüyorsunuz, düşünmeyin” diyor. Nasıl düşünmeyecek? Bugün Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi yayımlandı. Endeks tek bir ayda yüzde 10’dan fazla artmış, tarihi rekor kırmış. Genel Başkanvekili çiftçiye “Ekin ekin!” diyor da, destek vermezseniz, o iş nasıl olacak? Çiftçi tarlasını nasıl ekecek? Buna yanıt yok. Bir yandan çiftçiye tarlayı ek diyor bu beyefendi diğer yandan da, Tekirdağ’da birinci sınıf tarım arazilerinin üzerine Plastik OSB’si yapılacağı müjdesini veriyor.

KURTARDIK DEDİĞİNİZ BUYSA

Grup Başkanvekilleri derseniz tam evlere şenlik, 6 liraya satılan Ramazan pidesinin hesabı sorulunca, “Pide hemen bayatlar, ekmek bayatlamaz” diyor. Yani beyefendi, “Pideyi ne yapacaksınız, kuru ekmek milletin neyine yetmiyor?” demeye getiriyor. Son atanan Nebati Bakan da çıkmış, enflasyonla mücadeleyi çok iyi bildiklerinden, “Faiz ile kur arasında sıkışan ekonomiyi kurtardıklarından” falan bahsediyor. Vallahi kurtardığınız buysa, kurtaramadığınızdan, bildiğiniz buysa, bilmediğinizden Allah milletimizi esirgesin.

ERDOĞAN HİÇ BİR SÖZÜNÜ TUTMADI

Nebati Bakan’ın her sözü, milletin bunların gözündeki yerini bu iktidarın gözündeki yerini açık seçik ortaya koyuyor. Kalkıyor yabancılara, “Siz yeter ki gelin bürokrasiyi de alaşağı ederiz, mevzuatı da değiştiririz. Arkamızda Cumhurbaşkanı var” diye garanti veriyor. Nerede hukuk? Nerede adalet? Nebati Bakan bir de dönüyor, insanlara “Cumhurbaşkanımız ne zaman sizi yanılttı?” diye soruveriyor. Yani güler misiniz ağlar mısınız? Erdoğan “dolar alan yaya kalır” dediğinde Dolar 2 lira 58 kuruştu. Şimdi 15 liraya. Dolar alan değil ama Erdoğan’a inanan yaya kaldı. Geçen Ağustos ayında enflasyonun belini kıracaktı, enflasyon şimdi milletin belini kırıyor. Faizi düşürerek her derde deva bulacaktı. Faiz; tabelada düştü, piyasada coştu… Döviz yerinde durmaz oldu. Fatura yine vatandaşın sırtına yıkıldı. Erdoğan, 2023 yılında bu ülkenin gelirini 2 trilyon dolara çıkaracağını, kişi başına gelirini de 25 bin dolara çıkaracağının sözünü verdi. 2023’e şunun şurasında bir sene kaldı. Ortaya koyduğu hedeflerin yarısına dahi ulaşabilmiş durumda değil. Erdoğan bugüne kadar verdiği hangi sözü tuttu ki, bu millet bugün onun sözüne inansın…

ABD VE RUSYA’NIN ANLAŞTIĞI TEK KONU TÜRKİYE’NİN İBRETLİK DURUMU

Ama Nebati Bakan da en güzel sözünü en sonuna saklamış: “Dünya Türkiye ekonomi modelini izlemeye almış durumdaymış.” El-hak doğru… Sayelerinde, eloğlunun ibretlik numune gösterdiği ülke olduk. Bundan 3 ay önce Rusya Devlet Başkanı Putin, “Doğru olan politikaları uygulamazsak, Türkiye gibi olabiliriz” diye açıklama yapmıştı. Dün de Amerikan Merkez Bankası Richmond Şube Başkanı “Enflasyonu kontrol etmek için üzerimize düşeni yaparsak, beklentiler, fiyat ve ücret artışları, istikrarlı ve sabit kalır. Yapmazsak Türkiye gibi oluruz” deyiverdi. Türkiye ekonomisinin içler acısı hali, ABD ile Rusya’nın uzun süredir üzerinde anlaştıkları tek konu.

VARLIK İÇİNDE YOKLUK ÇEKİYORUZ

Dünyayı bilemeyiz ama millet sizi gerçekten izliyor! Devri sadaretinizde 85 milyonluk ülkeyi, 800 milyar dolarlık ekonomiyi nasıl yap-boz tahtasına çevirdiğinizi, beceriksizliğin, kifayetsizliğin, liyakatsizliğin, kendini varlık içinde yokluğa nasıl sürüklediğini milletimiz görüyor. Sizin notunuzu veriyor, tasdiknamenizi de vermek için sandığı bekliyor.

NE YAPARSANIZ YAPIN SİZİ YOLCU EDECEĞİZ

6 muhalefet partisi olarak bizler, demokrasiyi, adaleti, bu güzel ülkeyi, bu asil milleti sevenler, ülkemizi bu metal yorgunu yönetimden kurtarmak, Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılında milletimizi aydınlığa, refaha kavuşturmak için yola çıktık. İşimiz kolay değil, biliyoruz. Önümüze türlü çeşitli engeller çıkarıyorlar, çıkaracaklarda farkındayız. Sahada ve sandıkta kazanamadıklarını, kağıt üstünde kazanmak için, ne hukuksuzluklar yapabildiklerini de gördük. Bunların hepsini daha önce yaşadık. Mühürsüz oyları gördük. İstanbul seçiminin haksız-hukuksuz iptalini gördük. Ama sonuç ne oldu? Mühürsüz oylarla, milletin iradesine darbe vurarak getirdikleri rejim, ayaklarına dolanıverdi. Ülkede en fazla nüfusa hizmet veren belediyeleri milletimiz bize emanet etti. İstanbul seçimlerinde mızıkçılık yaptılar. Sonuç? Milletten 800 bin oyluk dev bir tokat yediler. Şimdi yine kaybedeceklerini anladılar, kıvranıyorlar. Yasaları değiştirerek, seçim sistemine, seçmen kütüklerine takla attırarak, seçim kurullarını alaşağı ederek, kaybettikleri seçimi kağıt üstünde kazanmak için, plan üstüne plan kuruyorlar. Biz de, milletimiz de olan bitenin farkındayız. Ne yaparlarsa yapsınlar biz hazırız. Millettin sandıktaki iradesine sahip çıkmaya kararlıyız. Hodri meydan. Öyle de yapsanız, böyle de yapsanız milletimizle birlikte sizi bu seçimde yolcu edeceğiz.

ADALET DE EKMEK GİBİ GEREKLİ

Sözlerimi bitirmeden önce, bugün iki önemli davanın duruşmaları görülüyor. Bunlardan ilki Gezi Parkı Ana Davası. Osman Kavala’nın da ağırlaştırılmış müebbetle yargılandığı bu davada karar çıkması bekleniyordu. Duruşma bir ay daha ertelendi. Tamamen siyasi saiklerle açılmış bir davadır bu dava. Bu davanın hukuka ve maşeri vicdana uygun şekilde sonuçlanmasını diliyoruz. Yine Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne sahip çıkan bir bildiri yayınlayan emekli amirallerin davası da bugün başlıyor. Hükümetin dün tu kaka dediği, bugün dört elle sarıldığı, son savaşta da ülkemize büyük bir manevra alanı kazandıran, Montrö’ye sahip çıkan, emekli amirallerimizle ilgili bu dava da siyasidir. Bu davada da Hakimlerin hiçbir siyasi baskıya boyun eğmeden, özgür iradeleriyle hızla karar vermelerini bekliyoruz.

Sözlerime Bertold Brecht’in bir cümlesiyle başlamıştım. Yine Brecht’in dizeleriyle bitirmek istiyorum. “Bozuk adalet yeter artık! Acemi ellerle yoğrulan, iyi pişirilmemiş adalet yeter! (…) Ekmek her gün nasıl gerekliyse nasıl, Adalet de gerekli her gün.”

Söyleyeceklerim bu kadar. Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim. Şimdi varsa soruları alabilirim.

Soru- CHP İzmir Milletvekili Tuncay Özkan, tutuklu bulunan Selahattin Demirtaş için barı insanıdır dedi. Sizin bu konudaki düşünceniz nedir?

Faik ÖZTRAK- Demirtaş’ın haksız yere siyaseten içerde tutulduğu herkesin bildiği bir gerçektir.

Soru- HDP’nin düzenlediği Nevruz etkinliklerinde PKK elebaşı Abdullah Öcalan için özgürlük sloganları atılması tepkiye neden oldu. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? CHP terörle arasına mesafe koymadığı eleştirisi alan HDP’ye karşı bir mesafe koyacak mı?

Faik ÖZTRAK- CHP’nin terörle arasında açık, seçik ve net şekilde koymuş olduğu mesafeyi tartışmak kimsenin haddi değildir. Hele hele bir dönem Öcalan’la mektup arkadaşlığı yapan Cumhur İttifakı’nın veya Beka Vadisi’nde terör örgütüne karanfil dağıtan yandaşlarının bize kalkıp da mesafe öğretmesi hiç hadleri değildir.

Soru- Adana’da Furkan Vakfı üyelerinin yürüyüşünde çıkan olay hakkında sizin görüşleriniz nedir?

Faik ÖZTRAK- Bir kere yasaya uygun bir şekilde gösteri yapmak herkesin hakkıdır. Anayasanın hükmü açıktır herkes önceden izin almadan silahsız ve saldırısız olmak kaydıyla toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakkına sahiptir. Ancak bu gördüğümüz anayasaya uygun olarak gösteri yapanlara uygulanan ölçüsüz şiddetin ilk örneği de değildir. Kadınlar gününde kadınlara müdahale, haksızlığa karşı duran Boğaziçili öğrencilere müdahale… Bu şiddetin arkasında polisi aşan bir siyasi karar mekanizması olduğu aşikardır. Hiç kimse unutmasın zalim için kim olduğunuz değil kendisinden yana olup olmadığınız önemlidir. Adaleti savunan herkes sarayın zulmüyle bir gün karşı karşıya kalmaktadır. Ama sanılmasın ki bu böyle sürecek. Elbet adaleti savunanlar galip gelecektir. Zulmü artanın zevali yakındır.

Soru- AK Parti Grup Başkanvekili Cahit Özkan, “Ssgari ücretle ilgili olarak asgari ücretliyi, emekliyi, çalışanı enflasyona ezdirmeyeceğiz. Gerekirse Cumhurbaşkanı ara değerlendirme yapar” dedi. Ardından AK Parti Adana milletvekili Abdullah Doğru, “İşçiye, emekliye, memura zam yapacağız. Yaptığımızdan çok daha fazlasını yapacağız Haziran’ı bekleyin” açıklamasında bulundu. Bu açıklamalarla çalışan ve emekli kesimde bir beklenti ve umut oluştu. Ama Çalışma Bakanı Vedat Bilgin bugün bir gazeteye verdiği röportajda altını da çizerek “Zamların kanuna bağlı olarak belirlendiğini” söyledi. Özellikle “Asgari ücrete Aralık ayından önce zam yapılamaz” dedi. AK Partili isimler ile bakanın ayrı ayrı açıklamalarını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Ben bir kere bu soruya çok teşekkür ediyorum. Yani her şeyin tek kişinin iki dudağının arasında olduğu bu ucube rejimde yaşananları gayet güzel özetlemiş. Konu milyonlarca insanımızı ilgilendiriyor. Ama öyle görünüyor ki, saray ve şürekası kendi içinde milletin derdine derman olma konusunda bir mutabakata hala varamamış. Ama biz buradan Bakan Vedat Bilgin’i uyaralım. Yani yasa falan diyor da kendisi onu oraya atayan kişi anayasayı bile takmıyor. Tarafsız kalacağına namusu, şerefi üzerine yemin etti. Sonra geçti partisine Genel Başkan oldu. Ne demek kanun? Anayasayı tanımayan, kanun falan tanımaz. Bizim Sayın Bakana tavsiyemiz, “Dışarıdan para gelsin diye bürokrasiyi de alaşağı ederiz, mevzuatı da değiştiririz” diyen Nebati Bakanı örnek almasıdır. Yoksa kanun falan derken affını istemek zorunda kalabilir.

Teşekkür ediyorum.

HESABINI SORACAĞIMIZ İLK İŞLERDEN BİRİ TELEKOM OLACAK

CHP Sözcüsü Öztrak, Saray Hükümetinin salgınla geçen iki yılda vatandaşlara destek vermek yerine borca batırdığına dikkat çekerek, “Pandemide hükümetlerin verdiği doğrudan gelir desteklerinin milli gelirleri içindeki paylarına bakıldığında, Türkiye 185 ülke içinde 105. sırada, Buna karşın milli gelire nispetle borç vermeye gelince dünyada 14. sıradayız. Bankalara olan kredi borcu son iki yılda 2,7 trilyon liradan 5 trilyon liraya çıktı. Ülke büyük bir borç tsunamisinin altında kaldı” diye konuştu.

Çalışma şartlarının ve maddi koşullarının iyileştirilmesi, sağlıkta şiddetin son bulması taleplerine karşın Erdoğan’ın hekimlere yönelik “Gidiyorlarsa gitsinler. (…) Gerekirse yurt dışından ülkemize dönmek isteyenleri süratle davet ederiz” sözlerini anımsatan Öztrak, “Hekimler, elde kalmayınca yalvar yakar ithal ettiğiniz ayçiçek yağı değildir” dedi.

Yazdığı “Burası çok önemli” adlı kitapla gündeme gelen Hazine ve Maliye Eski Bakanı Berat Albayrak’ın görevdeyken Erdoğan’la birlikte milletin 128 milyar dolarını buharlaştırdığını kaydeden Öztrak, “Bir kitap yazacaksa bu kitabın adı ‘Kasada No Papel’ olmalıydı. Umarım kitabında Merkez Bankası’nın arka kapısından çıkarıp, kendisine bağlı kamu bankaları eliyle sattığı, 128 milyar doların hikâyesini de yazmıştır” değerlendirmesinde bulundu.

İlk çıktığında 200 liralık banknotla 1,5 depo benzin, 2 depoya yakın da mazot alındığını belirten Öztrak, bugün aynı 200 lirayla 10 litre bile yakıt alınamadığını kaydetti. Öztrak, akaryakıttaki fiyat artışının sorumluluğunu, dünyada artan petrol fiyatlarına, Rusya-Ukrayna Savaşına yıkmaya kalktığını ifade ederek, “Ağustos’tan bu yana dünyada ham petrol fiyatı yüzde 63 artmış. Türkiye’de mazotun fiyatı yüzde 214 artmış. Demek ki mazottaki fiyat artışının sadece üçte biri dünyadan geliyor. Üçte ikisi Sarayın marifeti! Enerji ve akaryakıt fiyatlarındaki bu saray mamulü artış, iğneden ipliğe her şeye zam demek” değerlendirmesinde bulundu.

Lübnanlı Haririlerin ve Suudilerin, TELEKOM’da yaklaşık 6,5 milyar dolar temettüyü alıp borcu Türk bankalarının sırtına bıraktığını söyleyen Öztrak, “Tarlanın taşıyla, tarlanın kuruşunu vurdular. Bunun için uluslararası tahkime gidildi mi? Hayır! Biz Talan İstanbul’un parasını ödemeyeceğimizi söylediğimizde, sarayın kibirlisi ‘Söke söke sizden bu paraları, uluslararası tahkim yoluyla alırlar’ diyordu. Peki TELEKOM’da neden kulağının üstüne yattı? Siz nasıl devlet yönetiyorsunuz ya! Hiç mi devlet terbiyesi görmediniz? Başka bir ülkede olsa, hem ulusal hem uluslararası mahkemelerde, bunu yapanın burnundan fitil fitil getirilirdi. Ama bıraktık hesap sormayı, Erdoğan temettüleri alıp kaçanı sarayında ağırladı” dedi.

Öztrak, TELEKOM’da geçmişten bugüne yönetim kurulu üyeliklerinde bulunanların bugün Saray’da Cumhurbaşkanı Yardımcılığından Cumhurbaşkanı Genel Sekreterliğine ve danışmanlığa kadar pek çok görevde bulunduğunu hatırlatarak, “Şimdi devlete iade edileceği 2026’ya az bir süre kalmışken, Varlık Fonu, Türk Telekom’un yüzde 55 hissesini, 1 milyar 650 milyon dolar kredi kullanarak bankalardan devralıyor. Neden şimdi? Bankalar mı kurtarılıyor? Yoksa suç mahallinde delil mi karartılacak? Ya da seçimlerden hemen önce Türk Telekom apar topar, birileri için kılçıksız balığa mı dönüştürülüyor? Kime, neyin sözü verildi? Hatırlatıyoruz: Miri malı balık kılçığıdır. Yutulmaz. Yutmaya kalkanın boğazına takılır” diye konuştu. Öztrak, Türk Telekom özelleştirmesinin, iktidara geldiklerinde hesabı sorulacak ilk işlerden biri olacağının altını çizdi.

Bir soru üzerine AK Parti ve MHP’nin Meclis’e getirdiği Seçim Yasası düzenlemelerini de değerlendiren Öztrak, “Eğer iş başında bir hükümet seçim yasalarıyla oynamaya başlamışsa sonunun geldiğini anlamış demektir. Ne yaparlarsa yapsınlar milletimiz bunların ne yaptıklarını gördü, notlarını verdi. Biran evvel evlerine göndermek içinde sandığı dört gözle bekliyor. Gidiyor gitmekte olan, geliyor gelmekte olan” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün MYK gündemine ilişkin düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

“TUHAF ZAMANLARDA” YAŞIYORUZ

Çinlilerin, “Tuhaf zamanlarda yaşayasın” diye bir deyişi var. Bu, bir çeşit kötü dilek… Son bir kaç yıldır, ülkemiz, bölgemiz ve dünyamız tuhaf zamanlardan geçiyor. Ülkemizde ucube tek kişilik rejim, 2018 yılında fiilen hayata geçti. Çakma oligarklarla çevrelenmiş, tek bir kişinin aklıyla yönetilen bu saray düzeni, ülkemize ardı ardına büyük krizler yaşattı. Hala da yaşatmaya devam ediyor. 2018’den bu yana ülkemizde bereket kaçtı. Tencereler kaynamaz oldu, boşaldı. Milletimizin cebi boşaldı, cüzdanı boşaldı. Merkez Bankası kasasındaki, milletimizin 128 milyar doları buharlaştı, boşaldı. 2019 sonunda bütün dünyayı sarsan bir sağlık krizi patladı. Saray bu krizi de idare edemedi. Milleti borca batırdı. Geçtiğimiz yılın sonbaharında, bu defa tamamen Saray imalatı bir ekonomik kriz çıkardılar. “Faiz sebep, enflasyon sonuç” safsatasıyla, paramızı pul ettiler. Hayat pahalılığı milletimizi silindir gibi eziyor. Milleti benzin ve mazot kuyruklarına, yağ kuyruklarına soktular. Organize sanayi bölgelerimizde gaz ve elektrikler kesildi.

TALİH ANCAK HAZIRLIKLI ZİHİNLERE GÜLER

Geçtiğimiz ay Rusya, Ukrayna’yı işgal etti. Karadeniz’de tansiyon, II. Dünya savaşından bu yana, ilk defa bu kadar yükseldi. Türkiye savaşı bir kenara bıraktı, Rusya’dan, Ukrayna’dan ithal ettiğimiz, Ayçiçek yağlarını taşıyan gemileri, ülkeye getirebilmek için uğraştı. Bu savaş bağıra çağıra çıktı. O sırada, Sarayın kibirlisi Afrika gezisindeydi. Bütün bunlar hiçbir önlem almadığını, bu krize hazırlıksız yakalandığımızı ortaya koyuyor. Çinlilere atfedilen bir başka meşhur söz daha var. “Kriz, aynı zamanda fırsattır.” Ancak krizlerin fırsat olabilmesi için, belli bir hazırlık yapılması da şarttır. Çünkü “talih, ancak hazırlıklı zihinlere güler.” Bunu yaşadığımız her krizle ve ardından kaçan fırsatlarla bugüne kadar gördük.

İKİ TÜRK BİLİM İNSANI, İNSANLIĞI FELAKETTEN KURTARDI

İşte yaşadığımız Covid-19 krizi. Ülkemizde ilk vaka, 11 Mart 2020’de tespit edildi. Virüs kaynaklı ilk vefat ise 17 Mart 2020’de gerçekleşti. Bu tarihler gösteriyor ki, salgında iki yılımızı tamamladık. Almanya’da yaşayan iki Türk bilim insanı, geliştirdikleri yeni tip aşıyla, insanlığı büyük bir felaketten kurtardı. Alman ekonomisine de çok büyük katkıları oldu. Yani hazırlıklı zihinler için salgın fırsata dönüştü. Biz de ise Cumhuriyetin en önemli eserlerinden biri olan, Hıfzıssıhha Enstitüsü’nü kapatmışlardı. Bu nedenle dışarıdan gelecek aşıyı beklemeye mahkûm olduk. Kapattıkları kurumu şimdi açacaklarmış. Yani giderayak akılları başlarına geldi.

VATANDAŞA DESTEK VERMEDE 105’İNCİ BORÇ VERMEDE 14’ÜNCÜ SIRADA

Salgında milletimiz sadece canıyla değil, cebiyle, cüzdanıyla da sınandı. Başta düşük gelirliler ve esnaflarımız olmak üzere, toplumun tüm kesimleri büyük bedeller ödedi. Başka hükümetler bu zorlu dönemde kesenin ağzını açtı. Vatandaşlarına doğrudan gelir desteği verdi. Bizdeki Saray Hükümeti ise vatandaşa destek yerine borç verdi. Bizdeki hükümet kendi vatandaşına IBAN numarası atıp, para isteyen hükümet olarak tarihe geçti. Millete beş maskeyi bedava dağıtamayan bir hükümet bu hükümet. Pandemide hükümetlerin verdiği doğrudan gelir desteklerinin, milli gelirleri içindeki paylarına bakıldığında, 185 ülke arasında, Türkiye 105. Yani vatandaşına destek vermekte ilk 100’e dahi girememişiz. Ama milli gelire nispetle borç vermeye gelince, dünyada 14. sıradayız. Saray Hükümeti salgının ekonomik yükünü, milletimizi borca batırarak, milletimizin sırtına yıkmıştır. Şimdi herkes çok daha borçlu. Bankalara olan kredi borcu, son iki yılda, 2 trilyon 700 milyar liradan 5 trilyon liraya çıktı. Ülke büyük bir borç tsunamisinin altında kaldı.

ÖLÜM İSTATİSTİKLERİ HALA ORTADA YOK

Saray hükümetinin kifayetsizlikleri, beceriksizlikleri bununla da sınırlı değil. Bu hükümetin pandemideki en büyük günahı; vaka ve ölüm istatistiklerini gizlemeye kalkması oldu. Hala salgında gerçek vefat rakamlarını bilmiyoruz. TÜİK, “Ölüm ve Ölüm Nedeni” istatistiklerini hala açıklamadı. Ama Sağlık Bakanlığının verilerine göre iki yılda, 97 bin vatandaşımızı bu salgında yitirmişiz. Tabip Odası’na göre salgında yitirdiklerimizin gerçek sayısı ise 250 bine ulaşıyor. Kaybettiğimiz her bir yurttaşımızın acısı hala içimizde. Biz buradan bir kez daha salgında yaşamını yitiren yurttaşlarımıza bu ikinci yılda, Allah’tan rahmet, kederli ailelerine sabır diliyoruz.

SAĞLIKÇILARIMIZIN ÖZVERİSİYLE AYAKTA KALDIK

Salgın henüz bitmedi. Toplam vaka sayısında dünyada ilk 10 ülke arasındayız. Ama Sağlık Bakanı, “Salgın tehdit olmaktan çıktı” diye açıklama yapıyor. Ülkemizin sağlık sistemi bu salgın boyunca, hastane personelinden, hemşiresine, doktoruna, tüm sağlık emekçilerimizin özverileri sayesinde ayakta kalabildi. Hepsine müteşekkiriz. Cumhuriyetimizin eğitim alt yapısı sayesinde, yetişen nitelikli doktorlarımız, donanımlı sağlık personelimiz, salgınla mücadelede canlarını ortaya koydu.

DÜN ALKIŞLADILAR, BUGÜN GİT DİYORLAR

Daha düne kadar, balkondan alkışlanan, “Haklarını ödeyemeyiz” dedikleri doktorlarımızın, sağlık çalışanlarımızın hakları, bu lafları söyleyen Saray Hükümeti tarafından ödenmedi. Bugün 14 Mart Tıp Bayramı… Ve bu anlamlı günün arifesinde, Erdoğan çıktı doktorlarımıza, “Varsın gidiyorlarsa gitsinler. Biz de üniversiteleri yeni bitiren doktorlarımızı buralarda istihdam ederiz. Gerekirse yurt dışından ülkemize dönmek isteyenleri süratle davet ederiz. Buralar boş kalmaz” dedi. Şimdi bugün biraz bu laflarını değiştirmeye çalışmış. Ama badel harabül Basra.  Afganlı, Suriyeli sığınmacıları buyur eden Sarayın kibirlisi, bu ülkenin yetişmiş doktorlarına, gencecik evlatlarına “Git!” dedi.

BÖYLESİNE KİBİR VE NOBRANLIK DÜNYADA GÖRÜLMEDİ

Erdoğan şoförünü vekil, rüşvetten aklanmamış Bakanını Büyükelçi, pehlivanını banka yöneticisi, damadını bakan atamayı bildi. Saray sosyetesine bir değil iki üç yerden maaş bağladı. Ama hakkını istedi diye, memleketin iyi yetişmiş, nitelikli, namuslu, liyakatli insanlarını, kapıya koymaya kalktı. Böylesine bir kibir, böylesine bir nobranlık, okumuş insanlara duyulan bu haset, dünya üzerinde ne görülmüştür, ne de duyulmuştur! Böyle bir zihniyetin elinde bu ülke krizleri fırsata çevirebilir mi? Böyle bir ülkede bilim yapılabilir mi? Yenilik ve icatlar yapılabilir mi? Bugün milletimizin hak ettiği en iyi sağlık hizmeti bu millete bu zihniyetle verilebilir mi?

DOKTORLAR YALVAR YAKAR İTHAL EDECEĞİNİZ AYÇİÇEK YAĞI DEĞİL

Sağlık çalışanlarımız bugün, çalışma şartlarının iyileştirilmesi, sağlıkta şiddetin son bulması için, üç gün sürecek bir iş bırakma eylemine başlıyor. Sağlık çalışanlarının maaş ve çalışma şartlarıyla ilgili iyileştirmeleri içeren bir düzenleme, bundan birkaç ay önce Meclis’e sunulmuştu. Sağlık Bakanı da bu düzenlemenin arkasındaydı. Sonra ne olduysa oldu Sarayın talimatıyla bu düzenleme geri çekildi. Ardından “Düzenleme 14 Mart’a yetiştirilecek” dendi. Bugün bu da yalan çıktı. Hükümetten, görevinin idrakindeki bir yönetimden beklenen ülkemizin ihtiyaç duyduğu tecrübeli doktorlara, sağlık çalışanlarına, bu ülkede insanca yaşayacakları ve çalışacakları, imkân ve hakları sağlamasıdır. Böylece milletimiz de hak ettiği en kaliteli sağlık hizmetini, ihtiyacı olduğu anda ve özellikle de sıra beklemeden alabilecektir. Hekimler, elde kalmayınca yalvar yakar ithal ettiğiniz, Ayçiçek yağı değildir.

İKTİDARIMIZDA SAĞLIKÇILAR İÇİN BUNLARI YAPACAĞIZ

İktidarımızda sağlıkçılara sözümüzdür: Sağlıkta şiddetin önlenmesi için caydırıcı düzenlemeleri hemen yapacağız. Doktor ve hemşire dövmeyi, milli spor zannedenlere göz açtırmayacağız. Beklenen sağlık personeli atamalarını derhal yapacağız. Kamuda sağlık alanındaki istihdamı, çoklu ve parçalanmış bu yapıdan kurtaracağız. Her bir sağlık mesleği üyesini devlet memuru olarak istihdam edeceğiz. Sağlık çalışanlarının refah düzeyini yükselteceğiz. Hak ettikleri temel ücretleri almalarını sağlayacağız. Çalışma saatlerini, Uluslararası Çalışma Örgütü normlarına uygun olarak insani hale getireceğiz. Biz bu vesileyle, başta hekimlerimiz olmak üzere, tüm sağlık emekçilerimizin 14 Mart Tıp Bayramını kutluyoruz.

KELEBEK KANAT ÇIRPSA ÜLKEDE FIRTINA KOPUYOR

Saray düzeninde, liyakatin yerini sadakat aldı, devleti devlet yapan kurumlarımız da birer birer yok oldu. Yok edildi. Devlet Planlama Teşkilatı, Maliye Teftiş Kurulu, Hesap Uzmanları Kurulu kapatıldı. Dışişleri Bakanlığı gibi ülkenin hafızası olan bir kurum, AK Parti eskilerinin arpalığına çevrildi. Bu rejim ülkeyi sadece ekonomik krize değil, çok ağır bir devlette yönetim krizine de soktu. Bu nedenle dünyada bir kelebek kanat çırpsa, ülkemizde fırtınalar kopuyor. Rusya-Ukrayna Savaşıyla bunu bir kez daha gördük. Rusya’dan sonra risk primleri, tahvil faizleri en fazla artan, parası en fazla değer kaybeden ülke biz olduk. Sanki biz savaştayız.

RUSYA-UKRAYNA SAVAŞINA HAZIRLIKSIZ YAKALANDIK

Kuzeyimizdeki savaşa, devletteki yönetim krizi nedeniyle, son derece hazırlıksız yakalandık. Önce kayınpeder-damat bu ülkenin 128 milyar dolarını, yok yere sattı bitirdi. Sonra Sarayın kibirlisi “Faiz sebep, enflasyon sonuç” dedi, paramızı pul etti. Ülkeyi buhrana soktu. Bu ülkeye hiçbir işgal ordusunun veremeyeceği kadar zarar verdi.

DAMADIN KİTABININ ADI “KASADA NO PAPEL” OLMALIYDI

Ama anlaşılan Damadı, “Bu ülkede her şey olabilirsiniz; ama rezil olamazsınız” sözüne inanmış. “Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür” sözüne itimat etmiş. Kitap yazmış. Milletle alay eder gibi, adını da “Burası çok önemli” koymuş. Bir kitap yazacaksa bu kitabın adı “Kasada No Papel” olmalıydı. Madem adını “burası çok önemli” koymuş, umarım Merkez Bankası’nın arka kapısından çıkarıp, kendisine bağlı kamu bankaları eliyle sattığı, “128 milyar doların” Hikâyesini de kitabında yazmıştır. Kayınpeder ve damadın buharlaştırdığı 128 milyar dolar yüzünden, ülkemizin döviz kasası bugün 70 sente muhtaç. 10 Mart itibariyle, TCMB’nin döviz kasası 55 milyar dolar açık veriyor. Kuzeyimizdeki savaşa bomboş kasayla yakalandık.

2 DEPO YAKIT ALAN 200 LİRAYLA ŞİMDİ ANCAK DEPONUN IŞIĞI SÖNÜYOR

Yine bu savaşa rekor üstüne rekor kıran bir enflasyonla yakalandık. Türkiye, Şubat’ta yüzde 50’yi aşan enflasyonla, Arjantin’i solladı, G-20’nin ve OECD’nin enflasyon şampiyonu oldu. Şuanda da, dünyada en yüksek enflasyona sahip 8. ülkeyiz. Yılbaşında asgari ücrete yapılan yüzde 50’nin üzerinde zam, daha ilk iki ayda açlık sınırının altına düştü. Her zaman söylüyoruz, “Mühim olan cebinizde kaç para olduğundan çok, o parayla ne alabildiğinizdir.” Şu anda en büyük banknotumuz 200 lira. 200 liralık bu banknot, Ocak 2009’da tedavüle çıktı. İlk çıktığında bu 200 lirayla; 40 litre Ayçiçek yağı alınıyordu, şimdi 6 litre bile alınmıyor. İlk çıktığında bu 200 lirayla; 90 paket makarna alınıyordu. Şimdi ancak 20 paket alınabiliyor. İlk çıktığında bu 200 lirayla; 12 kilo dana eti alınıyordu, bugün 2 kilo alamıyorsunuz. İlk çıktığında bu 200 lirayla; mutfağınıza 5 tane 12 kiloluk tüp gaz alabilirken, şimdi tek bir tane bile alamıyorsunuz. 12 kilogramlık mutfak tüpünün fiyatı 300 liraya dayandı. Ama asıl kötüsü benzinde ve mazotta… İlk çıktığında bu 200 lirayla; 1,5 depo benzin, 2 depoya yakın mazot alıyorduk. Bugün aynı 200 lirayla, 10 litre bile yakıt alınamıyor. Arabaya 200 liralık yakıt koyuyorsunuz, deponun ışığı zor sönüyor. İşe iki kez gidip gelince, akaryakıt ışığı yine yanıyor.

FİYATLAR YAKAR TOP OLDU

Tabi böyle olunca da benzin mazot fiyatları yakar top oldu, kimse elinde tutmak istemiyor. EPDK Başkanı televizyonlarda, fiyatları duyuran, Enerji Petrol Gaz İkmal İstasyonları İşveren Sendikası’nı yani EPGİS’i vatandaşı yanıltmakla suçladı. Suç duyurusunda bulunacaklarını söyledi. EPGİS de, “Buyurun başvurun, kimin doğru kimin yanlış söylediği belli olsun” diye rest çekti. O mu yaptı, bu mu yaptı, bunu mu dedi, bunların hiçbiri önemli değil. Sonuç: Pompada mazot 23 lira, benzin 20 liranın üstünde…

FİYATTAKİ ARTIŞIN ÜÇTE BİRİ DIŞARIDAN, ÜÇTE İKİSİ SARAYIN MARİFETİ

Hükümet şimdi bunun sorumluluğunu, dünyada artan petrol fiyatlarına, Rusya-Ukrayna Savaşına yıkmaya kalkıyor. Ağustos’tan bu yana; dünyada ham petrol fiyatı ne kadar artmış? Yüzde 63 artmış. Peki Türkiye’de mazotun fiyatı ne kadar artmış? Yüzde 214. Demek ki mazottaki fiyat artışının sadece üçte biri dünyadan geliyor. Üçte ikisi Sarayın marifeti… Enerji ve akaryakıt fiyatlarındaki bu saray mamulü artış, iğneden ipliğe her şeye zam demek…

YENİ TARIM BAKANI ESKİSİNİ ARATMIYOR

Mazot tarlada traktöre lazım… Hayat pahalılığını azaltmak için üretmek lazım… Ama maşallah yeni Tarım Bakanı da eskisi gibi çıktı. Bakanlık kariyerine kendinden öncekini aratmayan açıklamalarla giriş yaptı. Yerli ve milli üretimi ve üreticiyi desteklemek, bu bakanın da aklında yok. Afrika’nın “kuzeyinde olmasa bile güneyindeki bakir alanlarda” tarımsal üretim planlarını anlatmaya başladı. Sanki bu ülkenin toprağı bitti. Bu ülkede çiftçi yok. Bu ülkenin toprağı da var, çiftçisi de var ama onları düşünen bir Hükümeti bir Tarım Bakanı yok. Beyler Antalya’dan İstanbul’a, meyve sebzeyi ucuza taşımayı beceremiyor, Afrika’da mal ürettirip Türkiye’ye taşımaya kalkıyorlar. Taze Bakanın anlaşılan haberi yok, akaryakıt fiyatlarındaki günlük artışlara, üretici de, nakliyeci de yetişemiyor. Artık ürünün fiyatı Hal’den çıkıp pazara giderken yolda değişiyor. Nakliyeci mazotun fiyatının ne olacağını bilmediğinden bir hafta sonrasına, taşıma için fiyat veremiyor. Çiftçi üretemezse, nakliyeci taşıyamazsa, Afrika’dan getirseniz dahi, bu ürün sofraya nasıl ulaşacak? Sadece nakliyeciler değil, toplu taşımacılar da mazot fiyatlarından illallah demiş.

EKONOMİ MASASI BARTIN VE KARABÜKTE’YDİ

Geçtiğimiz hafta Perşembe ve Cuma günleri, CHP Ekonomi Masası olarak Bartın ve Karabük’ü ziyaret ettik. Toplu taşımada faaliyet gösteren bir oda başkanı, “45 yıldır bu sektördeyim, böyle bir şey görmedim. Eskiden 1 yolcu parasıyla 2 litre mazot alıyordum, şimdi 3 yolcu parasıyla bir litre mazot alamıyorum diyor. Ulaşım biterse cenazeyi, yolcuyu, hastayı kim taşıyacak” diyor. Haklı mı? Son derece haklı… Bir başka ulaştırma kooperatifi başkanı: “Çıkmazdayız. Son mazot zamlarıyla artık bitmedik, bitme noktasını da geçtik” diye dert yandı. İş dünyası da artan enerji faturalarından şikâyetçi… Yaptığımız toplantılardan birinde bir iş insanımız, “ Önümüzü göremiyoruz. Ürettiğimizi satalım mı? Yoksa depoda mı tutalım?” diye bize soruyor. Eğer üretici önünü göremiyorsa, bugün sattığını yarın yerine koyamayacağını düşünüyorsa, “Satsam mı, tutsam mı” diye tereddüde düşmüşse, bu ülkede ekonomi yönetilmiyor demektir. Ülkede her yerden feryatlar yükseliyor. Süt üreticileri de yem fiyatlarından dertli, bu maliyetlerle, ömür verdikleri işletmelerini, kapatmak zorunda kalacaklarını söylüyorlar. Bir mobilya üreticisi artan MDF fiyatlarındaki artıştan yakındı, “Çalıştıkça zarar yazdıklarını” anlattı. Et ürünleri üreten bir imalathanenin sahibi: “Kötü dedikleri 80’lerde köylere çıktığımda her hanede 8-9 baş hayvan vardı, şimdi yok. Traktörü olan var ama mazot fiyatlarından o da traktörünü çalıştıramıyor” diye durumu özetledi.

İŞSİZLİK VE HAYAT PAHALILIĞI BİRLEŞTİ, MİLLETİ SEFALET KUYUSUNA ATTI

Hayat pahalılığı milletin gelirini aşındırırken işsizlik gelirden mahrum ediyor. Bugün Türk ekonomisinde bu iki illet birleşiyor, milleti “sefalet” kuyusuna atıyor. Ne yazık ki bugün, Erdoğan’ın Ucube Şahsım Rejimi elinde son 20 yılın en kötü ekonomik koşullarını yaşıyoruz. 2002 krizinde dahi 40 puan civarında olan Sefalet Endeksi, bugün 60 puanın üzerinde dalgalanıp duruyor. Ocak ayı itibariyle gerçek işsiz sayımız yeniden 8,5 milyon kişiye dayandı. Alayiş valayişle anlattıkları büyümeler, milletin işini de, aşını da artırmıyor. Kendi bakanlıkları açıkladı: Geçtiğimiz yıl 11 milyon 370 bin kişi devletten yardım almış. Bir yıl önce bu sayı 4 milyon 470 bin kişiymiş. O zaman soruyoruz: Bu ülkede kim büyümüş milyonlarca insan yardım almak zorunda kaldıysa? 2022’ye TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla dahi, 43 bin kişilik istihdam kaybıyla başladık. İşsizlik rakamları, ekonominin kaliteli istihdam oluşturma kapasitesinin de giderek zayıfladığını gösteriyor. Daha fazla çalışmak istediği halde çalışamayanların sayısı pandemiden önce 300 binlerdeydi, şimdi 1 milyon 400 bin kişi daha fazla çalışmak istediği halde çalışamıyor ama istihdamda gözüküyor.

GİDERAYAK KAZANIN DİBİNİ SIYIRIYOR

Millet sefalet içindeyken, Saray ve şürekâsı, giderayak kazanın dibini iyice sıyırmaya çalışıyor. Bu ülkenin zeytinliklerine, sit alanlarına göz diken Saray ve yandaşları bir yandan da Hazine arazilerinin imara açılması için uğraşıyorlar. Çakma oligarklar için Atatürk Orman Çiftliği’ndeki Çimento Fabrikası arazisinde yeni bir imar kıyağı hazırlanıyor. Atalarımız ne güzel demiş: “Hırsız içeriden olunca, kapı kilit tutmazmış.”

TELEKOM 9 YILDA BORCA BATIRILDI

AK Parti döneminde pek çok şaibeli iş ve işlem yapıldı. Ama bunların en karanlığı Türk Telekom özelleştirmesidir. Telekom’un yüzde 55 hissesi, 2005 yılında imtiyaz devri yöntemiyle, 6 milyar 550 milyon dolara verildi. Kime verildi? Lübnanlı Hariri ailesiyle, Suudi Arabistan Telekom şirketi ortaklığına, 21 yıl 3 aylığına bu şirket Telekom’un kullanım hakkını kiraladı. 2026’da Telekom’un, “Şebekesini, teçhizatını kullanılır halde ve şirketi de borçsuz olarak”, Türkiye Cumhuriyeti Hazinesine yeniden devretmek koşuluyla bunu aldı. Çünkü özelleştirme sözleşmesi bunu emrediyordu. Peki, ne oldu? Lübnan ve Suudi ortaklığı, ihalenin peşinatı olan 1 milyar 300 milyon doları ve ilk taksiti olan 1 milyar 400 milyon doları ödedikten sonra, 2006’da bu sefer Türk Telekom’daki hisselerini ipotek ederek, Türk bankalarından yüklü miktarda kredi aldı. Aldığı krediyle de, özelleştirmeden kaynaklanan borcunu kapattı. Şimdi Türk Telekom hisselerinin rehin edilmesi, özelleştirme ihalesine açıkça aykırıydı. Çünkü borcu Lübnan, Suudi imtiyaz ortaklığı aldı. Ama bankalara rehin edilen varlık, devlete aitti. Lübnan ve Suudi ortaklığı, bankalara borcunu ödemedi. 2013’te borçlarını yeniden yapılandırmak için, bir kez daha bankalarla masaya oturdular. Lübnanlılara hem borcu borçla çevirmek, hem de başta kendilerine olmak üzere, ortaklara temettü ödenmesi için Türk bankaları yeni kredi verdi. Bu da yetmedi, 2014’te dışarıya 1 milyar dolarlık tahvil ihracı yaptılar. 2005’te kasası ağzına kadar dolu olan Türk Telekom, 9 yılda borca batırıldı. Sermaye Piyasası Kurumu da, Türk Telekom’un yönetimindeki bürokratlar da, şirketin içinin boşaltılmasına sessiz kaldı.

TARLANIN TAŞIYLA TARLANIN KUŞUNU VURDULAR

Lübnanlı Haririler ve Suudiler, yaklaşık 6,5 milyar dolar temettüyü ülkemizden alıp götürdüler. Borcu ise Türk bankalarının sırtına bıraktılar. Tarlanın taşıyla, tarlanın kuruşunu vurdular. Bunun için uluslararası tahkime gidildi mi? Hayır! Lübnanlılar paraları yurtdışına götürmüş. Devlete ait bir varlığı bankalara rehin etmiş. Türk Telekom’un içini boşaltmış. Borcu bankaların üstüne yıkmış. Ülkemizde IT altyapı yatırımlarını yapmamış. Sonra da kaçıp, gitmiş.

SİZ NASIL DEVLET YÖNETİYORSUNUZ

Şimdi bir hatırlayalım bakalım, biz Talan İstanbul’un parasını ödemeyeceğimizi söylediğimizde, sarayın kibirlisi “Söke söke sizden bu paraları, uluslararası tahkim yoluyla alırlar” diyordu. Peki TELEKOM’da ne yapmış Erdoğan? Kulağının üstüne yatmış. Siz nasıl devlet yönetiyorsunuz ya! Hiç mi devlet terbiyesi görmediniz? Başka bir ülkede olsa, hem ulusal hem uluslararası mahkemelerde, bunu yapanın burnundan fitil fitil getirilirdi. Ama bıraktık hesap sormayı, Erdoğan temettüleri alıp kaçanı sarayında ağırladı.

MİRİ MALI BALIK KILÇIĞIDIR, BOĞAZINIZA TAKILIR

Şimdi Allah aşkına; Türk Telekom’un geçmişten bugüne, yönetim kurulu üyelerine bir bakalım. Cumhurbaşkanı Yardımcısı mı dersiniz, Cumhurbaşkanı Genel Sekreterleri mi dersiniz, Cumhurbaşkanı danışmanları mı dersiniz, Bakan Yardımcıları mı dersiniz, hatta Nebati Bakanın bile yolu, Türk Telekom’dan geçmiş… Şimdi 2026’ya az bir süre kalmışken, Erdoğan Şahsım Hükümeti için de, artık yolun sonu görünmüşken, Varlık Fonu Türk Telekom’un yüzde 55 hissesini, 1 milyar 650 milyon dolar kredi kullanarak bankalardan devralıyor. Neden şimdi? Devlete iadesine 4 yıl kalmış, Varlık Fonu paraya sıkışmış, fon borçlandırılarak ki kurtarılıyor? Bankalar mı kurtarılıyor? Yoksa suç mahallinde delil mi karartılacak? Ya da seçimlerden hemen önce Türk Telekom apar topar, birileri için kılçıksız balığa mı dönüştürülüyor? Kime, neyin sözü verildi? Hatırlatıyoruz: Miri malı balık kılçığıdır. Yutulmaz. Yutmaya kalkanın boğazına takılır. Türk Telekom özelleştirmesi, iktidara geldiğimizde hesabı sorulacak ilk işlerden biri olacak. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.

METAL YORGUNU HÜKÜMET BU FIRSATLARI DEĞERLENDİREMEZ

Başta söylediğim gibi, talih hazırlıklı zihinlere güler. Saray ve şürekâsının daha düne kadar, tu kaka edip, beğenmediği Montrö Sözleşmesi, Rusya-Ukrayna Savaşında can simidimiz oldu. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ve İsmet Paşa’nın devlet adamlığı bir kere daha anlaşıldı. Diğer taraftan, Türkiye’nin önünde çok da büyük fırsatlar var. Rusya-Ukrayna savaşı, ülkemizin jeostratejik üstünlüğünü, bir kez daha gözler önüne serdi. Ama bu jeostratejik üstünlüğü değerlendirmek için dışarıda liderlerle mekik dokumak tek başına yetmez. Türkiye, demokratik standartlarını biran önce yükseltmelidir. Hukukun üstünlüğünü biran önce sağlamalıdır. Üretim ve yatırım ortamını güçlendirmelidir. Bu suretle çok büyük bir sıçrama yapma, pandemiyle beraber kısalan tedarik zincirlerinin sunduğu, fırsatlardan yararlanma imkânı ortaya çıkar. Ama bu iktidar, bu hükümet bunu yapabilir mi? Bu çapsız, metal yorgunu kadrolar bunu değerlendiremez.

MİLLET SARAYA TASDİKNAMESİNİ VERECEK

Biz hazırlıklarımızı tamamlıyoruz. Hafta sonunda, Maltepe’de düzenlediğimiz Ekonomi Forumu’nda ekonomistlerle, akademisyenlerle, iktidarımızda neleri nasıl yapacağımızı etraflıca konuştuk. Eleştiri ve önerileri dikkate alarak, ekonomi stratejimizi tahkim etme imkânını bulduk. Bu çalışmaları önümüzdeki günlerde de sürdüreceğiz. Biz hazırız, milletimiz hazır… Milletimiz sandıkta kendini varlık içinde yokluğa düşüren bu Hükümete tasdiknamesini verecek, yandaş için değil, vatandaşı için çalışacak bir Hükümeti seçecek. Hayatta bayram olacak.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Şimdi sorularınız varsa alıyım.

Soru- İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Cumhurbaşkanı adayı profili çizerken “Adını bile bilmediğiniz derleyici, toplayıcı bir aday çıkartacağız” dedi. Bu da İYİ Partide Kılıçdaroğlu’nun adaylığı için kapıların kapandığı şeklinde yorumlandı. Sizin bu açıklamaya ilişkin yorumunuzu alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bu soru İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Akşener’in söylediklerinin tamamını yansıtmıyor. Aslında bu söylenenlerin hemen girişinde bir başka cümle daha var. Bir giriş var. Sayın Akşener burada diyor ki, “Hem TBMM’yi, hem de Cumhurbaşkanlığını alacağız”. Son derecede doğru söylüyor.

Soru- CHP Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak’ın “Bizimle iyi geçinin CHP iktidar olunca veya ben bakan olunca pişman olmayın” sözleriyle Diyarbakır annelerini tehdit ettiği iddia edildi. Diyarbakır temasları sonrası başlayan anneler ziyareti tartışması hakkında siz ne dersiniz?

Faik ÖZTRAK- Bizim partimizde hiç kimse hiçbir anneyi tehdit etmez. Cumhuriyet Halk Partisi bu ülkedeki tüm annelere saygılıdır. Anneler bizim başımızın tacıdır.

Soru- AK Parti ve MHP seçim kanunu teklifini açıkladı. Seçim barajının yüzde 7’ye düşürülmesi öngörülüyor. Milletvekili çıkarılması konusunda ise partilerin seçim barajını ittifakla geçebileceği ama milletvekilini kendi oyuyla çıkaracağı bir seçim sistemi önerisi yer alıyor. Bu düzenlemeyle ittifak kurmanın yarattığı ayrıcalığın kalktığı da iddia ediliyor. Bu değerlendirmeyi nasıl yorumlarsınız? Milletvekili dağılımı nasıl değişir? Ayrıca bu düzenleme daha az oya sahip partilerin daha yüksek oy alan partilerin listelerinden seçime girmelerinin önünü açar mı?

Faik ÖZTRAK- Eğer iş başında bir hükümet seçim yasalarıyla oynamaya başlamışsa sonunun geldiğini anlamış demektir. Ne yaparlarsa yapsınlar milletimiz bunların ne yaptıklarını gördü, notlarını verdi. Biran evvel evlerine göndermek içinde sandığı dört gözle bekliyor. Gidiyor gitmekte olan, geliyor gelmekte olan.

Çok teşekkür ediyorum.

KITLIKLARIN HÜKÜMETİ, KUYRUKLARIN EFENDİSİ OLDULAR

CHP Sözcüsü Öztrak, Türkiye’de Rusya-Ukrayna savaşından ve hatta pandemiden çok önce başlayan kuyrukları tek tek anlatarak, “İkinci Dünya Savaşı sırasındaki kuyrukları, Kıbrıs Barış Harekatı’nda, uygulanan ambargolar nedeniyle ortaya çıkan kuyrukları, dillerinden düşürmeyenler, şimdi kıtlıkların hükümeti, kuyrukların efendisi oldular. Saray artık kınadıklarıyla sınanıyor” dedi.

Hükümetin Kur Korumalı Mevduatla bütçenin altına, tahrip gücü yüksek bir bomba koyduğunu ifade eden Öztrak, “Bu ay sonunda dolar kuru 14,5 lira olursa, bu Kur Korumalı Mevduatlardan bütçeye 33 milyar TL ek yük gelecek. Akaryakıtta eşel mobil sistemini sıfırlayan Şahsım Hükümeti şimdi Kur Korumalı Mevduatın yaratacağı yükü karşılamak için vatandaşın kullandığı benzine, çiftçinin, nakliyecinin kullandığı mazota zam üstüne zam yapıyor. Bu eşel mobili bugün kullanılmayacaksanız ne zaman kullanacaksınız?” diye sordu.

Öztrak asgari ücretin iki ay içinde açlık sınırının altına düştüğüne dikkat çekerek, “AK Parti göreve geldiğinde 30 lirayla bir çeyrek altın alınabiliyordu. Bugün 30 lirayla ancak iyisinden bir kilo salatalık alınabiliyor. Bu yüksek enflasyon ortamında asgari ücreti 4 bin değil, isterseniz 40 bin lira yapın… Üç gün sonra açlık sınırının altına düşecekse hiçbir kıymeti yok” değerlendirmesinde bulundu.

Gıda enflasyonuyla mücadele ve tarım politikalarındaki dağınıklığı toplamak için yapılması gerekenleri maddeler halinde sıralayan Öztrak, tarımda acilen planlamaya geçilmesi ve üretimi yetersiz olan tarımsal ürünlerde alım fiyatı ile alım garantisinin önceden açıklanması gerektiğini vurguladı. Tarımda belli girdilerin, belirli şartlarla kamunun kaynaklarından istifade edilerek çiftçiye verilmesi önerisinde bulunan Öztrak, gübrede, mazotta, tarımsal sulamada kullanılan elektrikte ciddi destekler gerektiğini söyledi. Öztrak, çiftçi borçlarının faizsiz yeniden yapılandırması gerektiğinin altını çizdi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Sözlerime başlarken, bundan 32 yıl önce, hain bir suikasta kurban giden, gazeteci Çetin Emeç’i saygı ve rahmetle anıyorum. Yarın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü. Mustafa Kemal Atatürk’ün ifadesiyle, toplumun bir yarısı yere zincirle bağlıyken, kütlenin tamamı göklere yükselemez. Kadınlara ekonomik ve sosyal hayatta, siyasette hak ettiği yeri sağlamayan milletlerin ilerlemesi, hak ettiği refah seviyesini yakalaması mümkün değildir. Tüm kadınların bu anlamlı gününü bugünden kutluyoruz.  

AVRUPA’NIN GÖRDÜĞÜ EN HIZLI GÖÇ DALGASI

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Toplantımızda, Rusya-Ukrayna savaşını, yaşanan insani krizi, savaşın dünya ve ülkemiz ekonomisine etkilerini, şahsım hükümetinin ekonomiyi yönetememesi nedeniyle, her geçen gün milletimizi ezen hayat pahalılığını ve ekonomide hızla yapılması gerekenleri ele aldık. Bugün Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin 12. günü. Ukrayna’da dünyanın gözleri önünde, büyük bir insanlık dramı yaşanıyor. Çoğu yaşlı, kadın ve çocuk 1,5 milyondan fazla Ukraynalı ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Bu; bugüne kadar, Avrupa’nın gördüğü en hızlı göç dalgası. Ukrayna’dan gelen görüntüler yürekleri dağlıyor.

SAVAŞIN UZAMA İHTİMALİ ARTIYOR

Diğer yandan, Ukrayna’da yaşayan binlerce vatandaşımız, hala savaş bölgesinde. Ukrayna’ya gönderilen iki askeri kargo uçağımız da, savaş bölgesinde sıkışıp kalmış durumda. Bu çerçevede, Genel Merkezimizde kurduğumuz kriz masası, vatandaşlarımızın tahliyelerini, dikkatle takip ediyor. Bu; haksız, hukuksuz ve insanlık dışı bir savaş. Sürgünde bir Ukrayna hükümeti kurulması senaryoları tartışılıyor. Tabi savaşın uzama ihtimalide artıyor. Biz bir an önce kalıcı bir ateşkesin ilanını ve savaşın bir an önce sona erdirilmesini diliyoruz.

MAZRUF YERİNE ZARFLA UĞRAŞIYORLAR

Türkiye savaşan her iki tarafla da konuşabilen bir ülke… Ama yapılan açıklamalardan, hükümetin, mazruf yerine zarfla uğraştığı anlaşılıyor. Önce, “Rusya ve Ukrayna Dışişleri Bakanları Antalya’da görüşecek” tefrikaları boy boy yandaş basında yer aldı. Ardından  “Erdoğan Putin’le görüştü, görüşecek” haberleri boy boy yine yandaş medyada yer aldı. Kimin kimle nerede görüşeceği ne yapılacağından, ne yapıldığından çok daha fazla yer tutuyor. Hiç olmazsa bu defa, dış politikayı iç siyasete malzeme etmeyin. Diplomasiyi barışa yardımcı olacak şekilde yönetmeyi bir becerin. Daha fazla istikrarsızlığa ve itibar kaybına neden olmayın.

SAVAŞIN TÜRKİYE’YE GÖRÜNEN MALİYETİ 40 MİLYAR DOLAR

Rusya’ya uygulanan yaptırımların, küresel ekonomiye de ciddi bir maliyeti olacak. Savaş; enerji, emtia ve başta buğday olmak üzere gıda fiyatlarında önemli artışlara sebep oluyor. Pandemi sonrasında dünyada yaşanan arz güvenliği sorunları ve enflasyonist süreç bu savaş nedeniyle daha da ağırlaşacak. Bu savaştan en fazla etkilenen ülkelerden biri de Türkiye olacak. Bu iktidar döneminde Rusya ile ilişkilerimizin, Türkiye aleyhine asimetrik bir biçimde gelişmesi ve bu süreçte Rusya’ya artan enerji bağımlılığı çok önemli bir etken. Diğer yandan iki ülke de, turizmde en önemli ortaklarımızdan… Tarım ürünleri ticaretimizde de iki ülkenin önemli bir yeri var. Sadece bu kanallardan Rusya-Ukrayna Savaşının, Türkiye’ye maliyeti 35-40 milyar dolar civarında olacakmış gibi gözüküyor. Tabi bunlar gözüken maliyetler…

SAVAŞA EKONOMİ BUHRANDAYKEN YAKALANDIK

Diğer taraftan, savaş nedeniyle yeniden 600 puanın üzerine çıkan risk primimizin, bundan sonra dışarıdan yapacağımız borçlanmalarda maliyetleri ne kadar artıracağı bu hesaplarda yer almıyor. Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline Türkiye, şahsım hükümetinin ülkeyi çok kötü yönetmesi sonucunda, büyük bir buhrandayken yakalandı. 2014’te başlayan tek kişilik ucube rejime geçiş süreci, demokrasimizi, hukuk devletini, köklü kurumları tahrip etti. Devlette yönetim krizine neden oldu. Şahsım hükümetleri ekonomide de hep işin kolayına kaçtı. Sıcak para pansumanıyla ekonomiyi şişirmeyi, sahte cennetler yaratmayı seçti. Ama 2013 yılında Amerikan Merkez Bankası’nın, eskisi gibi dolar basmayacağını açıklamasının ardından izlenen yanlış büyüme stratejisi iflas etti. Türkiye dünyada en kırılgan beş ekonomi arasına girdi. 2018’in başında Sarayın Kibirlisi, Londra’da kerameti kendinden menkul “Faiz sebep, enflasyon sonuç” safsatasını açıkladı. Ama döviz piyasasında işler elden kaçınca hemen ricat etti. Sarayın kibirlisi ve damadı, ondan sonra ekonomiyi iyi yönetememeleri sonucunda, hızla artan döviz ihtiyacını gizleyip, sahte istikrar havasıyla seçim kazanmak için, Merkez Bankasının kasasındaki milletin 128 milyar dolarını, bankanın arka kapısından haraç mezat sattılar. Siyasi ikballeri uğruna, Merkez Bankası’nın döviz piyasalarını kontrol için kullanacağı döviz silahını elinden aldılar. Yine işin ucuzuna kaçtılar. Ekonominin dengelerini alt üst ettiler. Milletimizin cebini, cüzdanını, tenceresini boşalttılar. En son geçtiğimiz yıl, “Faiz sebep, enflasyon sonuç” safsatası tekrar torbadan çıktı. Emirle faizler düşürüldü. Sonuç; döviz kriziyle uçan kurlar, zirve yapan hayat pahalılığı oldu.

KUR KORUMALI MEVDUATIN FATURASINI BENZİN POMPALARINDA ÖDÜYORUZ

Saray ekonomiyi yönetememesi sonucunda yarattığı döviz krizini aşabilmek için, bağıra çağıra yaklaşan Rusya Ukrayna savaşını ve yine FED’in artık kesinleşen faiz artırımını hiç dikkate almadan, kur korumalı mevduat diye bir ucubeyi getirdi. Bütçenin altına, tahrip gücü 50-60 yıl önce uygulanan DÇM’den çok daha yüksek bir bombayı koydu. Bu ay sonunda dolar kuru 14,5 lira olursa, bu Kur Korumalı Mevduatlardan bütçeye 33 milyar TL ek yük gelecek. Faiz sebep enflasyon sonuç diyerek, azdırdıkları enflasyonu kontrol altına alabilmek için akaryakıtta eşel mobil sistemini sıfırlayan Şahsım Hükümeti şimdi Kur Korumalı Mevduatın yaratacağı yükü karşılamak için vatandaşın kullandığı benzine, çiftçinin, nakliyecinin kullandığı mazota zam üstüne zam yapıyor. Ben buradan soruyorum bu eşel mobili bugün kullanılmayacaksanız ne zaman kullanacaksınız?

YİNE CİN FİKİRLERİN PEŞİNE DÜŞTÜLER

Tek bildikleri, fukaranın cebinden alıp zenginin cebine koymak… Şahsım Hükümeti şimdi, bu faturayı, kendilerinden sonra geleceklere aktarabilmek için, yine cin fikirlerin peşine düştü. Bugün sabaha karşı yayımladıkları bir tebliğle şirketlerin en az altı ay olan kur korumalı mevduatlarının vadesini üç aya indirdiler. Yetmedi vadesi dolan mevduatların ilk yatırıldıkları gündeki döviz kurunun esas alınarak yenilenmesine de imkan getirdiler. Belli ki iyice sıkışmış vaziyetteler. Ödemeleri sonraya ertelemek için sürekli tatlandırıcılar teklif ediyorlar.

TÜRKİYE’YE GELİN, BİR MİLLET ENFLASYONLA NASIL EZİLİR GÖRÜN

 “Adaletin olmadığı yerde rahmet, rahmetin olmadığı yerde bereket olmaz” derler. Saray rejimi ülkenin rahmetini de bereketini de kaçırdı. Milleti hayat pahalılığı altında her gün biraz daha eziyorlar. Bir Amerikalı yetkili, “Rusya’ya uyguladığımız yaptırımların amacı, Rusya’daki enflasyonu yükseltmek” demişti. Buradan bu yetkililere sesleniyorum. Bakın, aldığınız tedbirler Rusya’yı caydırmıyor. Zelensky de bunun altını çiziyor. Rusya’yı enflasyonla dize mi getirmek istiyorsunuz, siz bir zahmet Türkiye’ye geliverin. Bizdeki Saray’ın kibirlisinin enflasyonu nasıl azdırdığını, kendi milletini hayat pahalılığına nasıl ezdirdiğini bir inceleyiverin. Sonra da ambargo diye gidin Rusya’da uygulayın. Emin olun, Sarayın bu millete çektirdiğini, hiç kimse çektirmedi.

AĞACIN KURDU İÇİNDE OLUR

Atalarımız ne güzel söylemiş, “Ağacın kurdu içinde olur.” Bir ülkede kibirli bir cehalet yönetimdeyse, başkaca hasıma gerek yok. Bugün gerçekten bu ülkede, vatandaşın refahına ve geleceğine kastetmiş bir Saray yönetimi var. Giderayak tencerenin dibini kazımaya uğraşan bir hükümet var. Kastetmedikleri hiçbir şey kalmadı. Atadan kalma malları sattı, 62 milyar dolarlık özelleştirme yaptı. Yetmedi. Milletin 128 milyar dolarını koltukta kalacağım diye buharlaştırdı. O da yetmedi. Milletin geçmediği köprüyü, tüneli, otoyolu, uçmadığı havaalanını, yatmadığı hastaneyi yapan yandaş müteahhitlere milletin hazinesinden milyarlarca dolar garanti verdi. 

GİDERAYAK KAZANIN DİBİNİ SIYIRIYORLAR

O da yetmedi. Bir yönetmelikle, bu ülkenin zeytinliklerini talan edilmek üzere yandaş madencilerin insafına terk etti. İnsanlar “Zeytinime dokunma” diye feryat ederken, ülkenin tarihi, kültürü, zenginliği sit alanlarını da talana açtı. Her ikisinin de peşindeyiz. Bunları önleyebilmek için gerekli tüm imkanları zorlayacağız. Bunların gözlerini hırs bürümüş. Giderayak, “Kazanın dibini sıyırmanın” derdine düşmüşler. Saray sosyetesi için memleket, Yağma Hasan’ın böreği olmuş. Bu gözü dönmüşlüğün faturası millete çıkıyor.

BUNLAR DAHA İYİ GÜNLERİMİZ

Arabaya benzin, mazot, gaz bunları koymak lüks oldu. Akaryakıt fiyatları, Dolar inse de çıksa da artık her gün otomatiğe bağlandı artıp duruyor. Doların rekor kırıp 18 liranın üstünü gördüğü 20 Aralık tarihinde 1 litre mazot 11 lira 54 kuruştu. Şimdi dolar 14 lira 30 kuruş, ama mazot 20 lira. Daha bunlarda iyi günlerimiz, bu gece ve yarın olağanüstü iki zam daha bekleniyor. Yarın gelecek zammın, son yıllarda yapılan en yüksek zam olacağı söyleniyor. Bu artışlar sonrasında pompadaki fiyat artışı, uluslararası petrol fiyatlarındaki artışının 24 puan üstüne çıkacak. Tekrar söylüyorum. Saray, kur korumalı mevduatın faturasını vatandaşın sırtına yıkmaktan vazgeçmelidir.

31 ARALIK ZAMLARINI GERİ ÇEKENE KADAR MÜCADELE SÜRECEK

Elektrik faturalarına da Cumhuriyet tarihinin en ağır zammını yaptılar. Bir de “Vallahi daha azı kurtarmaz” dediler. Sonra Genel Başkanımız devreye girdi. Zorlaya zorlaya faturalar düşmeye başladı, ama bu gelinen noktada yetmez… Doğalgaz ve elektrikte, 31 Aralık’ta yapılan tüm zamlar geri çekilene kadar, mücadeleye biz devam edeceğiz.

2002’DE ÇEYREK ALTIN ALINAN PARAYA ŞİMDİ BİR KİLO HIYAR ALINIYOR

Yüzde 50 artırdıkları asgari ücret, enflasyona ancak iki ay dayandı. Bugün asgari ücret açlık sınırının altına düştü. Baştan beri söylüyoruz: “Mesele maaşın, aylığın, ücretin ne kadar olduğu değil, onunla ne alınabildiğidir.” AK Parti göreve geldiğinde 30 lirayla bir çeyrek altın alınabiliyordu. Bugün 30 lirayla ancak iyisinden bir kilo salatalık alınabiliyor. Bu yüksek enflasyon ortamında asgari ücreti 4 bin değil, isterseniz 40 bin lira yapın… Üç gün sonra açlık sınırının altına düşecekse hiçbir kıymeti yok.

ENFLASYONLA MÜCADELE ETİKETLE BOĞUŞARAK OLMAZ

Çarşı-pazar yanıyor. İnsanlar meyveyi-sebzeyi taneyle alıyor. Şahsım hükümeti çarşı pazardaki etiketlerle ve çarşı pazara operasyon çekmekle uğraşıyor. Müfettişleri esnafların üzerine gönderiyor. Hala kavrayamadılar, hala anlayamadılar enflasyonla mücadele markette sopayla yapılmaz. Etiketlerle boğuşarak olmaz. Çözüm tarlada. Çözüm üretimde. Gübre, tohum, ilaç fiyatı katlanmış. Tarlayı sürmek, ilaç atmak için, traktöre mazot lazım… Geçen sene bu zamanlar traktör deposu 820 liraya doluyordu. Bugün 2 bin 400 liraya doluyor. Geçen yılın üç katı. El insaf. Ülkenin buğday ambarı Konya’da mazotun litresi 20 lirayı geçti. Yarın öbür gün tabi 22 lirayı da görecek, 23 lirayı da görecek. Şaka gibi.

ANTALYA’DAN GELEN BİR TIR’IN MALİYETİ 20 BİN LİRA

Antalya’dan domates, narenciye Saray’ın “Bir kuruş vermeden yaptırdık” dediği paralı yollardan, köprülerden geçerek İstanbul’a geliyor. Mazot, köprü, yol ücreti, derken, TIR başına nakliye maliyeti, geçen seneye göre 3 kat artmış. 20 bin lira olmuş. Bir tırın taşıdığı ürün bedava bile olsa, kilo başına otomatik 1 lira ekleniyor.

BU ZAMLAR SAVAŞLA DA PANDEMİYLE DE AÇIKLANAMAZ

Millet eti, balığı unuttu. Üç yanımız deniz, dört yanımız ova… Ama Avrupa ülkeleri arasında, en az et tüketen dört ülkeden biri Türkiye. Deniz mahsulü tüketiminde ise son sıradayız. Eurostat verilerine göre, yani Avrupa İstatistik Kuruluşunun verilerine göre Türkiye’de insanların neredeyse yüzde 40’ı iki günde bir, bir kap et yemeğini masasına koyamıyor. Bu insan sayısı Avrupa’daki en yüksek oran… Pek çok aile yokluktan, okula gönderdikleri çocuklarının çantasına beslenme koyamıyor. 2021 yılında, 155 bin 938 çocuğumuz yokluk nedeniyle okullarını terk etmek durumunda kaldı. Bu çocuklarımız, eğitimlerinin kesilmesi nedeniyle, ailelerinin kendilerine miras bıraktığı yoksulluğu kendi evlatlarına aktarma durumunda kalabilir eğer biran önce tedbir alınmazsa. Ne bunları, ne de ülkedeki kuyrukları, pandemiyle ya da Ukrayna’da çıkan savaşla açıklamak mümkün değil.

KITLIKLARIN HÜKÜMETİ, KUYRUKLARIN EFENDİSİ OLDULAR

İşte buyurun bu kuyruk 2019 yılının Şubat ayından… Ortada pandemi yok, savaş yok. İstanbul Şirinevler’de kurulmuş Tanzim Satış noktasının önündeki kuyruk… İnsanlar soğukta, biraz daha ucuza patates-soğan almak için sıradalar.

Bu kuyruk da Sivas’tan, 2020’nin Aralık ayında, Sivas’ta insanlar yakacak yardımı almak için salgın falan dinlemeden Sivas’ın soğuğunda kuyrukta bekliyorlar.

Bu kuyruk da 2021’de İstanbul Sultangazi’den Halk Ekmek kuyruğu.

Gelelim 2022 yılına. Bu da Ankara’dan benzin ve mazot kuyruğu… Daha iş kuyrukları, pandemi döneminde test kuyrukları, gasilhane kuyrukları da var… İkinci Dünya Savaşı sırasındaki kuyrukları, Kıbrıs Barış Harekatında, bize uygulanan ambargolar nedeniyle ortaya çıkan kuyrukları, dillerinden düşürmeyenler, şimdi kıtlıkların hükümeti, kuyrukların efendisi oldular. Saray artık kınadıklarıyla sınanıyor. Şimdi bunlarda yetmiyor, Ayçiçek yağı almak için insanlar birbirini eziyor…

TEK TAŞ PIRLANTA MI ALIYORUZ YOKSA AYÇİÇEK YAĞI MI?

Bunun öyle marketler istif yapıyor diye açıklanır yanı da yok. Çünkü Bakanlıkla birlikte çalışan Tarım Kredi’nin marketlerinde de, Ayçiçek yağı rafları boş. Bu fotoğraf, bu sabah Ankara’da bir Tarım Kredi Kooperatifi Marketinde çekildi. İşgal edilen Ukrayna, yaptırım uygulanan Rusya ama yokluğu, kuyruğu sıkıntıyı çeken Türkiye! İnternette 18 litrelik Ayçiçek yağı 1.100 liraya 36 ay taksitle satılıyor. Sanki tek taş pırlanta, sanki araba. Yani ne alıyoruz yemeğe koyacak yağ mı alıyoruz yoksa başka bir şey mi alıyoruz. 36 ay taksit nedir?

36 TAKSİTLE YAĞ SONUÇTUR

Biz söyleyelim. Sonuçtur, sonuç. Beceriksizliğin, çakma ekonomistliğin sonucudur. Kendi çiftçisini tarlasına küstüren, ithalatla elin çiftçisinin yüzünü güldüren, 2,5 Trakya büyüklüğünde tarım alanını işlenmez hale getiren, Saray politikalarının bir sonucudur. Çiftçi alın terinin karşılığını alamadığı için tarlasını ekemez hale gelmiştir. Saray hükümeti de buna seyirci kalmıştır. İşte sonuçta budur. Genel Başkanımızın defalarca, “Gıda krizi geliyor, önlem alın” diye uyarmasına rağmen, Sarayın kulağının üstüne yatmasının sonucu işte budur. Enflasyonu tarlada destekle değil, markette sopayla, fiyat denetimleriyle bitirmeye çalışan zihniyetin sonucu budur. Saray sebeptir, kuyruk, açlık, yokluk ve pahalılık sonuçtur.  

OECD’Yİ GIDA ENFLASYONUNDA SEKİZE, ENERJİ ENFLASYONUNDA ÜÇE KATLADIK

Saray ve şürekası alışmış, çözüm bulmuyor, “Dışarıda şöyle oldu, savaş çıktı da böyle oldu” diye laf çevirip duruyor. Ama her ne hikmetse, gıda enflasyonunda, üyesi olduğumuz Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ortalamasını sekize katlamışız. Bütün dünyada gıda enflasyonunun en yüksek olduğu beş ülkeden biri olmuşuz. Ukrayna’da savaş Şubat sonunda başladı. Gıda enflasyonumuz Ocak ayında yüzde 57, savaşın etkisinin ancak birkaç gün yansıdığı Şubat ayında da yüzde 66. Enerji enflasyonunda da, OECD ortalamasını üçe katlamışız. Yani bu bahanelerin hiçbir geçerliliği yok.

BU UYARI ÇOK DOĞRU, EL-HAK DOĞRU

Bunlar milletten kopmuş. Saray milletten kopmuş, milletin sesini duymuyor, halini görmüyor. Ama aralarında tek tük de olsa başını kaldırıp, memlekette neler olduğunu fark edip görenler de var. Önceki dönemde milletvekili olan bir MKYK üyesi geçen gün, “Biz önce üzerimize düşeni yapalım, sonra vatandaştan destek isteyelim. Bunca rezilliğe rağmen çözüm üretemiyorsak, bunun siyasi faturası ağır olur” demiş. El-hak doğru… Hem de üç bakımdan da doğru. Birincisi, üzerinize düşen milleti bu pahalılıktan korumaktır, yapamıyorsunuz. İkincisi, bu yaşanalar kelimenin tam anlamıyla rezilliktir. Bunu da gayet net anlamışsınız. Ve üçüncüsü, AK Parti MKYK üyesi, “Bunun siyasi faturası ağır olur” demiş… Bunu daha anlaşılır bir şekilde söylemek gerekirse, millet kendisine bu kadar ağır bir faturayı ödetenlere sandıkta çok ağır bir fatura ödetir. Tasdiknamelerini ellerine tutuşturup gönderir. Bu da doğru…

İLK İŞ MERKEZ BANKASI BAŞKANINI DEĞİŞTİRMEK

Milletimizi içinde bulunduğu, bu zulüm tablosundan çıkarmak için, vakit geçirmeden yapılması gereken doğrular var. Bu doğruları da yukarıda Merkez Yönetim Kurulumuzda ele aldık. Kendileri dinlemezler ama biz yine de buradan dillendirelim. Bunlardan ilki, Saraya biat eden Merkez Bankası Başkanı derhal değiştirilmelidir. Yerine güven veren bir ismi atamak gerekir. Banka’nın para politikası araçlarını özgürce kullanmasını sağlamak lazımdır. Sonra gözleri çakmak çakmak göreve gelen ama 3 ay içerisinde gözünün feri kaçan Hazine ve Maliye Bakanı’nı o makamdan uğurlamaktır. Kendisi bugün bir gazeteye röportaj vermiş… Daha önce, “Enflasyon Nisan’da yüzde 50’nin altında pik yapacak” diyen, sonra, sene başında gözünü kapatıp 6 ay sonra uyanmaktan bahseden Nebati Bakan, bugün, “Enflasyon ancak yılsonunda düşmeye başlar” diyor. Yani enflasyonu düşürme randevuları bir başka bahara kalmış vaziyette.

2022 BÜTÇESİ YENİDEN ELE ALINMALI

Bu iki adımı atacaksınız sonra yapılacak iş, gerçekçiliğini, mevcut şartlarda geçerliliğini, tamamen yitiren 2022 bütçesini yeniden ele alacaksınız. Hayat pahalılığının kasıp kavurduğu toplum kesimlerine öncelik veren, zora düşen vatandaşlara destek sağlamaya öncelik veren yepyeni bir bütçe yapacaksınız.

ACİLEN ATILMASI GEREKEN ADIMLAR

Yine dar ve sabit gelirli vatandaşlarımızı en çok ezen gıda enflasyonu ile mücadele için tarım politikasındaki dağınıklığı toparlamak için acilen atılması gereken adımlar var.

Öncelikle, vakit geçirmeden ülkemizin ihtiyacı ve ihracatı çerçevesinde, önümüzdeki dönem yapılacak tarımsal üretim planlanmasını gerçekleştireceksiniz. Üretimi yetersiz olan ve stratejik olan tarımsal ürünlerde, alım fiyatı ve alım garantisini önceden açıklayacaksınız. Bu çerçevede,  Ayçiçeğinde bu sene hızla sözleşmeli üretimi yaygınlaştırmak gerekiyor. Ayçiçeğinde bu Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle ortaya çıkabilecek krizi dikkate alarak Ayçiçeği ekecek çiftçilerimize verilen 50 kuruş destek, sözleşmeli ekim çerçevesinde 1 lira 50 kuruşa çıkarılmalı ve hemen ödenmelidir.

Belli girdilerin, belirli şartlarla kamunun kaynaklarından istifade edilerek, çiftçimize verilmesi sağlanmalıdır. Mali ve yasal tedbirler alınarak bahar gübreleri, üreticilere uygun fiyatlarla dağıtılmalıdır.

Çiftçimizin kullanacağı gübrenin yüzde 50’si desteklenmelidir. Çiftçimizin kullandığı mazotun vergileri kaldırılmalıdır, “Yarısı bizden yarısı sizden” sözü mazotla ilgili olarak tutulmalıdır. Hükümet çiftçinin üretimde kullandığı mazotun yarısını karşılamalıdır.

Tarımsal sulamada kullanılan elektrikte vergi yükü kaldırılmalıdır. Elektrik borçları hasat sonrasında, faizsiz tahsil edilmelidir. Tarımsal sulamada kullanılan suda 2021 yılının fiyatları uygulanmalıdır.

TİGEM, damızlık hayvan ve tohumluk üreterek, çiftçimize ucuz tohum ve damızlık hayvan sağlamalıdır. Tarımsal destekler, kanunda yazıldığı gibi Milli Gelirin en az yüzde 1’i kadar verilmelidir. Verilen destekten hiçbir ad altında kesinti yapılmamalıdır.

Süt üreticileri için 1 kilo süt satıp 1,5 kilo yem alabileceği, besiciler için 1 kilo et satıp 25 kilo yem alabilecekleri pariteler korunmalıdır. Bunun için gerekirse prim desteği de sağlanmalıdır.

Besicinin hayvanını ucuza beslemesi için mera alanları ıslah edilerek çiftçimizin hizmetine verilmelidir.

Çiftçi Kayıt Sistemine kayıtlı tüm üretim alanları devlet tarafından sigortalanmalıdır. Çiftçimiz altında ezildiği borç yükünden derhal kurtarılmalıdır. Bankalarda ve tarım kredi kooperatifindeki kredilerinin faizi silinmeli, kalan para uzun vadelere yayılarak yapılandırılmalıdır. Ziraat Bankası yeniden çiftçinin bankası olmalıdır.

Tüm tarım araç ve gereçleri alım satım işleri 5 yıl süreyle KDV ve diğer vergilerden muaf tutulmalıdır.

Bu hükümet bunları yapabilir mi? Hiç sanmıyoruz.

ÇAKMA OLİGARKLAR İÇİN DEĞİL, MİLELTİMİZ İÇİN ÇALIŞACAĞIZ

İşte biz, bu ülkenin aydınlık geleceğine inanan, “Bu toprakların insanları, birbirine sıkı sıkıya sarıldığında, aşılamayacak hiçbir sorun yoktur” diyen, bir avuç yandaş ve beşli çete, çakma oligarklar için değil, ülkesi ve milleti için çalışmaya kararlı 6 parti, göreve hazırız. Sandıkta milletimiz kendisini hakir görenlere, gözünün içine baka baka dalga geçenlere dersini verecek.

SANDIĞI İSTİYORUZ, SANDIĞI BEKLİYORUZ

Demiştik ya, “Ağacın kurdu içinde olur.” İşte ülkemizin içini kemiren o kurdu. Yüzyıllık çınarımızın, ülkemizin gövdesinden vatandaşlarımızla birlikte söküp çıkartacağız. Bundan sonra, pahalılığı bitirmek için, gıda güvenliğini sağlamak için, hiçbir çocuğun yatağa aç girmemesi, hiçbir çocuğun kaliteli eğitim hakkından mahrum kalmaması için, herkesin temiz havaya, temiz suya ulaşabilmesi için, herkesin huzur ve güven içinde yaşayabilmesi için, tüm gücümüzle çalışmaya hazırız. Biz hazırız, milletimiz hazır. Sandığı istiyoruz. Sandığı bekliyoruz.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Dinlediğiniz için teşekkür ederim. Şimdi sorularınız varsa alıyım.

Soru- CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel’in 6 muhalefet partisine ihtiyacımız yok, tek başımıza da çalışmalarımızı yürütüyoruz açıklaması yuvarlak masada çatlak mı var sorusunu akıllara getirdi. Sizin bir değerlendirmeniz olur mu?

Faik ÖZTRAK- Kimse boşuna heveslenmesin yuvarlak masada çatlak falan olmaz. Şimdi hem soruyu çarpıtarak, hem de Sayın Özel’in cevabının tamamını okumadan böyle bir soru soruluyor. Soruyu tastamam okursanız, cevabı da tastamam okursanız o zaman ne demek istediğimizi, nereye doğru gitmekte olduğumuzu anlarsınız.

Soru- CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu’nun Diyarbakır programı netleşti mi? Diyarbakır annelerini ziyaret planlanıyor mu?

Faik ÖZTRAK- Evet Genel Başkanımızın Diyarbakır programı artık netleşiyor. Önümüzdeki günlerde gerçekleştirilecek. Genel Başkanımız nasıl tüm Türkiye’yi kucaklıyorsa Diyarbakır’ı ve Diyarbakırlıları da kucaklayacak.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com