Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

EN BÜYÜK TASARRUF “AMPULÜ” SÖNDÜRMEK

CHP Sözcüsü Öztrak, Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin milletle bağının koptuğunu, vatandaşların halini görmediğini, sesini duymadığını belirterek, “Bu ülkede yapılacak en büyük tasarruf, artık ‘Ampulü’ söndürmektir. O ampul söndüğünde, bu ülkede ekmek herkese yetecektir. Tarlaya dadanan kargalar kovulacaktır. Ambara üşüşen fareler temizlenecektir. Fırına musallat olan hırsızlar layığını bulacaktır. Ve Memleket haramilerden kurtulacaktır. Ampulün söndüğü gün, memlekette bayram olacaktır” dedi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:
https://www.youtube.com/embed/zbeMmaxSP7o?autoplay=0&fs=0&iv_load_policy=3&showinfo=0&rel=0&cc_load_policy=0&start=0&end=0&origin=https://youtubeembedcode.com
EN ÖNEMLİ GÜNDEM HAYAT PAHALILIĞI
Bugün Merkez Yönetim Kurulu toplantımızın, en önemli gündem maddesi, karakış henüz gelmeden, milletimizin cüzdanını, tenceresini talan eden hayat pahalılığıydı. Gündemimizde, emeklilerimizin, memurlarımızın, asgari ücretlilerin, tüm dar ve sabit gelirli yurttaşlarımızın, çiftçilerimizin, esnafımızın, KOBİ’lerimizin, ülkeyi yönetenlerin yanlış politikaları sonucunda, içine düşürüldükleri buhran vardı.
SOBALAR YANMADAN MİLLETİN CEBİ YANDI
Devlet yönetimindeki gayrı ciddilik, yaşanan ekonomik buhranın şiddetini, her geçen gün ağırlaştırıyor. Millettin sesini duymayan, halini görmeyen, milletten kopan Erdoğan Şahsım Hükümetinin elinde, devlet kurumlarındaki aşınma artık ayyuka çıkmış vaziyette. Ülkemiz liyakatsiz, ehliyetsiz kadroların elinde, eğitimden, dış politikaya kadar her alanda savruluyor. Fatura da hep milletimize çıkıyor. Elektrik, doğal gaz, akaryakıt, kömür zamları sağanak oldu. Üreticilerin, sanayicilerin üzerine yağdı. KOBİ’lerin kullandığı doğal gaza son bir yılda yapılan zam, yüzde 115’i buldu. Elektrik santrallerinde kullanılan gaz ise, son bir yılda yüzde 148,5 zam gördü. Bu zamlar; iğneden, ipliğe her şeye dalga dalga yayılıyor. Enerji zamlarının evlerimizi doğrudan vurması ise artık an meselesi. Akaryakıtta “eşel mobil sistemi” tıkandı. Rafineri fiyatlarındaki artışları, ÖTV’yi indirerek, vatandaşa yansıtmamak için hareket alanı artık kalmadı. Yine son iki ayda kömüre yapılan zamlar, yüzde 72’yi buldu. Sadece kömür mü, oduna bile iki ayda yüzde 33 zam geldi. Şu anda hırdavatçılarda sobalar, soba boruları el yakıyor. Sobalar yanmadan, milletin cebi yanmaya başladı.
GİYİMDEKİ ZAMLAR MAKYAJLI ENFLASYONA YANSIMIYOR
Hani milletimiz kalın giyineyim, yakıt faturasını düşüreyim dese, o da mümkün değil. Ekim ayında zam şampiyonları kışlık kıyafetler oldu. Kadın hırkası yüzde 48, erkek montu yüzde 44, kazak yüzde 40, erkek kabanı yüzde 40 zamlanmış. Kadın botu yüzde 41, erkek botu yüzde 36, çocuk botu yüzde 33 zam görmüş. Bunlar da geçtiğimiz ayın verileri, Kasım ayı bunun içinde yok. Ama TÜİK’in makyajlı enflasyonuna bu zamlar her nedense yansımıyor. Giyim ve ayakkabı grubunda Ekim ayındaki fiyat artışı, sadece yüzde 7,6. Güler misininiz, ağlar mısınız? TÜİK, gerçekten de “deveyi, pire yapmakta” son derece mahir. TÜİK milletimizi bu maharetinden mahrum etmesin. Deve gibi faturaları, pire etmenin yöntemini, bir de milletimize anlatsın. Milletimiz de onu yapıp bir rahat nefes alsın.  
MİLLETİN KİRALARI %50-70 ARTIYOR, TÜİK’İNKİ %12
Meşhur sözdür. “Üç çeşit yalan vardır. Yalan, kuyruklu yalan ve istatistik.” Ne yazık ki bugünlerde bu ülkede, ülkeyi yönetenler yalanın, dolanın her türlüsüne başvuruyor. Çarşıdaki, pazardaki yangın TÜİK marketlerine uğramıyor. Vatandaşın enflasyonuyla, TÜİK’in enflasyonu arasında dağlar kadar fark var. Millet kiralardaki artıştan illallah etti bağırıyor. Partimize şikâyet telefonları susmuyor. Rakamlar da ortada… Son bir yılda ev kiraları; İstanbul’da yüzde 73, Antalya’da yüzde 71, Adana’da yüzde 65, Ankara’da yüzde 50, İzmir’de yüzde 49 artmış. Ama TÜİK’e göre, kiralardaki artış sadece yüzde 12,6. Yani TÜİK’teki kira artışları, makyajlı enflasyonundan bile düşük. O zaman bu millet, neden yana yakıla kiralardan şikâyet ediyor.  
“İSİMSİZ” YETKİLİLERİN İDDİASINI OTOMOBİL SATICILARI YALANLIYOR
TÜİK, “Ekim ayında dizel araç fiyatları artmadı” demiş. “Benzinli araçlarda ise çok cüzi bir zam var” diyor. Araştırmacılarda ya bir dakika “bu nasıl iş” deyince, kimliği belirsiz yetkililer ne olduğu anlaşılmaz açıklamalar yapmaya başladılar. Açık söylüyorum, özürleri kabahatlerinden büyük. Güya Ekim ayında, küresel çip krizi nedeniyle, dizel araç satılmamış. Onun için de fiyat oluşmamış. Dolayısıyla bir ay önceki fiyatı almışlar. Ama Otomobil Distribütörleri Derneğinin rakamları, TÜİK yetkililerinin bu söylediklerini yalanlıyor. Ekim ayında Türkiye’de 40 bin 512 otomobil satılmış. Satılan her 100 otomobilin 24’ü de dizelmiş. Şimdi Halep oradaysa arşın da burada. Dizel araçlar Ekim’de çatır çatır satılmış. İstatistikleri Sarayın nabzına göre ayarlamakla görevli TÜİK, bu araçların fiyatlarındaki artışı acaba neden saklamış?  
MİLLETLE ALAY ETMEYİ BIRAKIN
TÜİK artık milletin aklıyla alay etmeyi bıraksın. Fiyatlar, serbest piyasa ekonomisinde en önemli göstergedir. Fiyat istatistiklerine müdahale edilmesi, ekonomideki oyunculara yanlış sinyal verir. Birincisi piyasaların etkin işlemesini önler. Diğer taraftan ülkemizde memur, emekli maaşları, kiralar, asgari ücret ve maktu vergiler TÜİK’in yayınladığı fiyat istatistikleri dikkate alınarak belirlenir. Merkez Bankası TÜİK’in enflasyonunu beğenmeyince. “Enflasyonun çekirdeğine bakacağım” diyebilir. Sonra onu da beğenmedim, enflasyonu bırakacağım cari açığa bakacağım da diyebilir. Ama milletimizin bunları deme imkânı yoktur. Millet gerçek enflasyonla muhataptır.  
TAYYİP’İ ÜZMEYEN İSTATİSTİK KURUMU
Enflasyonu olduğundan düşük göstermek, milletin alın terini çalmaktır. Enflasyon zaten dünyanın en acımasız vergisidir. Enflasyon nedeniyle, milli paramızın değeri zaten erimektedir. Milletimizin satın alma gücü sinsice düşmektedir. Gelir dağılımı işçi, memur, emekli aleyhine hızla bozulmaktadır. Resmi istatistikleri eğmek, bükmek, makyajlamak suçtur. Bu sadece bizde değil bu tüm dünyada böyledir. Dünya’da resmi istatistikleri eğmek, bükmek suçundan yargılanan, hüküm giyen yetkililer, siyasetçiler mevcuttur. En yakın örneği de komşumuz Yunanistan’dadır. TÜİK biran evvel “Tayyib’i Üzmeyen İstatistik Kurumu” gibi çalışmayı bırakmalıdır. “Türkiye İstatistik Kurumu” gibi çalışmalıdır.  
YENİDEN DEĞERLEME ORANI EN FAZLA ENFLASYON HEDEFİ KADAR OLMALI
Bir sözümüz de Erdoğan Şahsım Hükümetine. Ekim ayı üretici enflasyonunun açıklanmasıyla, maktu harçlara, damga vergisine, trafik cezalarına, pasaport ve değerli kâğıt bedellerine uygulanacak, azami zam oranı belli oldu. Devlet kendi alacaklarına 2022 yılında, yüzde 36,2 zam yapabilecek. 2022’de milletin maaşına, yüzde 9,8 tüketici enflasyon hedefine göre zam yapacaksın ama devletin alacağı vergiye, cezaya yüzde 36 zam yapacaksın. Bu olmaz. Bu haksızlıktır. Erdoğan’ın bu oranı indirme yetkisi vardır. Bu yetkisini derhal kullanmalıdır. Devletin alacaklarına uygulanacak değerleme oranı, 2022’de enflasyon hedefini aşmamalıdır. Yani yüzde 9,8’den daha yüksek olmamalıdır.  
ASGARİ ÜCRETE TELAFİ ZAMMI GEREKİYOR
Yine asgari ücretlilerin derdini, gelecek yıla randevu vererek çözemezsiniz. Efendim Ocak ayında şöyle artacakmış, böyle artacakmış. Bugün asgari ücret milletimizin karnını doyurmamaktadır. Şimdi hemen harekete geçme zamanıdır. Dereye suyun gelmesi beklenirse kurbağanın gözü patlayacaktır. Asgari ücretten alınan vergi acilen kaldırılmalıdır. Asgari ücret bu yıldan başlamak üzere yılda iki kez artırılmalıdır. Bu yılın ikinci yarısı için bir telafi zammı hemen yapılmalıdır. Senenin başında asgari ücret 385 dolardı. Şimdi 291 dolara düştü. Fark 94 dolar. Bu 94 doları millete iade edin. Yanlış politikalarınızın vatandaşa faturasını telafi edin. Asgari ücreti telafi için 912 lira artırın; 3 bin 740 liraya çıkarın. Ondan sonra çıkın, 2022 yılında şöyle zam yapacağız, böyle zam yapacağız diye konuşun. Yine emekli maaşları, memur maaşları enflasyon karşısında bir ay bile dayanmamaktadır. 6 ayda bir yapılan enflasyon düzeltmesi, derhal üç ayda bire çekilmelidir. 
O EFULİLERDEN VERSİNLER DE MİLLET DE O KAFAYA GELSİN
Vatandaşın canı burnundadır, ama Erdoğan milletin halini görmemektedir. Hayal âleminde yaşamaktadır. En son, “Yatırım, üretim ve istihdam hedefiyle yolumuza devam ediyoruz. Bu kararlı gidişimiz sayesinde Avrupa şaşkın, dünya şaşkın. Bu gidişi görünce şok oldular” deyiverdi. Bizde şok olduk bu lafları duyunca. Şu saraylarında içtikleri neyse, o Efulilerden millete de ikram etsinler. Bari milletçe o kafaya gelelim.  
AVRUPA ERDOĞAN’IN “EKONOMİSTİM” DEMESİNİN ŞOKUNDA
Fransa’da asgari ücret 1555 Avro. Almanya’da asgari ücret 1585 Avro. Bunlar bugünkü kurdan hesapladığınızda 17 bin 741 lira yapar. Bu ülkedeki Valinin, Genel Müdürün maaşından fazladır. Evet, Avrupalı şok oluyor. Avrupalı bizdeki asgari ücreti görünce şoka giriyor. Yüzde 20 enflasyonu görünce şok oluyor. 1 Avronun 11 liraya bedel olduğunu görünce, 1 Avro almak için 11 lira ödemek gerektiğini görünce şoka giriyor. Kendinde sıfır faiz varken, bizdeki yüzde 18 faizleri görünce şoka giriyor. İki haneli işsizliği, genç işsizliğini görünce Avrupa şokta… Bir de Erdoğan’ın “Ben ekonomistim” demesine şokta.  
RANT GARANTİLİ İŞLER İÇİN 9 AYDA 21 MİLYAR TL
Beyefendi kaynak yaratıyormuş. Nasıl kaynak yaratıyorsa, tek kuruş çıkmayacak dediği rant garantili işler için, milletin cebinden sadece bu yılın ilk 9 ayında, 21 milyar lira çıktı. Avrupalı, Merkez Bankası kasasındaki 128 milyar doların, nasıl buharlaştırıldığını görünce şoka giriyor. Dış borcumuzun 132 milyar dolardan, 446 milyar dolara çıktığını görünce şoka giriyor. Türkiye’nin dış borç yükünün, TL’deki erime nedeniyle sadece son iki ayda, 576 milyar lira arttığını görünce şoka giriyor.  
ÇAKMA EKONOMİST
Yani bunları yaptıktan sonra ben ekonomistim diye iddia edenler olsa olsa çakma ekonomist olurlar. Erdoğan’ın, sebep olduğu tüm bu faturaları gören vatandaş, o zaten şokta. 2 bin 825 lira asgari ücretle çalışan, kirası, faturası, yol masrafı düştükten sonra, yaşamak için, cebinde sadece 100 lirası kalan bir yurttaşımızın söyledikleri, esasen çok fazla söze de gerek bırakmıyor. “Yaşım 35 diyor, bu ülkede yaşadığım için canımdan vazgeçmişim artık.” 35 yaşında bir genç.  
ETİKETLER ATEŞ OLMUŞ, DOKUNAN YANIYOR
Millet işte bu durumda… Saray ise; millete “Porsiyonları küçültün!” diyor. Saray mensubu eski bir vekil çıkıyor, “Peygamber efendimiz de mideyi boş bırakın der” diye ekliyor. Erdoğan’ın yandaş gazeteleri millete, “Alışverişe tok karnına çıkın” “Küçük market arabaları kullanın” “Raftaki ürüne aman dokunmayın, sahiplik duygusu gelir, sizi ürün almaya zorlar.” Diye akıl vermeye devam ediyor. Kibirli Saray ve şürekâsı farkında değil, vatandaş zaten raftaki ürünlere dokunamıyor. Hepsine kilit konmuş. Etiketler olmuş ateş, dokunan yanıyor.  
ALLAH’IM BUNLARIN AKLINI BİZE VER, BİR GECE RAHAT UYUYALIM
Şimdi de faturalar kabarmaya başlayınca, Enerji Bakanı çıkıyor millete akıl verenler kervanına katılıyor. Bakan diyor ki, “Evi daha az ısıtın, faturaları düşürün, tasarruf edin”. Bunları dinleyince insanın “Yüce Allah’ım bunların aklını bir geceliğine bana ver de, şöyle rahat rahat uyuyayım” diyesi geliyor. 
YAPILACAK EN BÜYÜK TASARRUF AMPULÜ SÖNDÜRMEKTİR
Çok açık söyleyeyim. Bu ülkede yapılacak en büyük tasarruf; artık “Ampulü” söndürmektir. Çünkü o ampul söndüğünde, Neyzen Tevfik ’den uyarlarsak söyleyeyim; bu ülkede ekmek herkese yetecektir. Tarlaya dadanan kargalar kovulacaktır. Ambara üşüşen fareler temizlenecektir. Fırına musallat olan hırsızlar layığını bulacaktır. Ve Memleket haramilerden kurtulacaktır. Ampulün söndüğü gün, memlekette bayram olacaktır. 
KENDİ ÇİFTÇİSİNE ZALİM, ELİN ÇİFTÇİSİNE MÜŞFİK
2021 çiftçimiz için çok sıkıntılı geçti. Ancak görünen o ki 2022, bu yıldan da zorlu geçecek. Çiftçi girdi maliyetleriyle artık baş edemiyor. Gübrenin yanına yaklaşılmıyor. Tohum, mazot aldı başını gidiyor. Sarı saman oldu, sarı altın. Geçen yıl bu zaman tonu 1500 lira olan saman, şimdi 2 bin 200 lira. Kış geldiğinde saman 2 bin 500 lira olacak deniyor. Besiciler şimdiden zor durumda. Bu kış nasıl geçecek kara kara düşünüyorlar. Çiftçimiz, üreticimiz perişan. Ama Tarım Bakanı çıkıyor “Zarar eden çiftçi yok!” diyor. Sayın Bakan, zarar etmiyorlarsa, bu çiftçi neden feryat ediyor? Erdoğan ve Şürekâsı bu ülkenin çiftçisine zalim, ama elin çiftçisine gayet müşfik… Toprak Mahsulleri Ofisi, bizim çiftçiden buğdayı 2 bin 250 liraya alıyor, elin çiftçisinden yüzde 50 pahalıya, 3 bin 343 liraya ithal ediyor. Bu nasıl bir kafa? Rus çiftçisini zengin edeceksiniz, Türk çiftçisini borca batıracaksınız. Sadece buğdayda mı? Çiftçimizden arpayı 1.750 liraya alıyorlar, aynı arpayı elin çiftçisinden 3 bin 180 liraya alıyorlar. Dahası Tarım Bakanlığı’na göre 2020’de en çok arpa ithal ettiğimiz ülke, iç savaşta yakılıp, yıkılan, milyonlarca sığınmacısına baktığımız Suriye! Kırmızı mercimeği, bizim çiftçimizden 5 bin liraya, elin çiftçisinden neredeyse iki katına, 9 bin 500 liraya ithal ediyorlar. Yeşil mercimekte durum hepten beter… Bizim çiftçimizden 4 bin 150 liraya yeşil mercimeği alıyor, elin çiftçisine bunun üç katını ithal etmek için ödüyor, 12 bin 160 lira veriyor. Bir zamanlar bu ülkede mercimek bolluğu vardı. Fazla üretim nedeniyle devlet kanallarında devlet kanallarında, mercimekli yemek tarifleri verilirdi. Şimdi dünyadaki toplam mercimek ithalatının yüzde 17’sini tek başına biz yapıyoruz. Nüfusu 1,5 milyara dayanan Hindistan’dan sonra mercimek ithalatında dünya ikincisiyiz. Biz boşuna demiyoruz. “Bu Hükümet el iyisidir” diye… 
OECD İÇİNDE EĞİTİMDE FIRSAT EŞİTSİZLİĞİNDE İLK SIRADAYIZ
Gençlerine umut vermeyen bir ülke, geleceğine güvenle bakamaz. Dün, Cumhuriyet Halk Partisi Gençlik Kollarının, 16. Olağan Kurultayı yapıldı. Gençlik Kollarımızın yeni yönetimine başarılar diliyoruz. Ülkemizin gençlerine, çağın ihtiyaçlarına uygun eğitimi, yaratıcılıklarını ortaya koyabilecekleri, alabildiğince özgür bir ortamı yine dünyadaki tüm bilgilere ulaşabilecekleri dijital altyapıyı sağlamak zorundayız. Ancak bu sayede gençlerimizin potansiyelinden yararlanabiliriz. Oysa 19 yıldır ülkemizde durum ortada… Eğitim sistemimiz hükümetin ideolojik vesayeti altında. Yazboz tahtasına döndü. 19 yılda tam 8 Milli Eğitim Bakanı gördük. Her gelen bakanla eğitim sistemi değişti, sınav sistemi değişti. Okula başlayan öğrenciler, başladığı sistemle okulu bitiremedi. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı, OECD ülkeleri içinde, eğitimde fırsat eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülke biziz Türkiye… Sınavlarda en başarılı öğrenciler, hep sosyo-ekonomik durumu iyi olan ailelerden geliyor. Bunu OECD’nin “Bir Bakışta Eğitim 2021” raporunda okuyoruz.
GENÇLERİMİZ EV GENCİ OLDU
15-29 yaş aralığında, taşı sıksa suyunu çıkaracak 5 milyon 702 bin gencimiz ne bir işte çalışıyor ne de okuyor. “Ev genci” olmuş, anasının babasının eline bakıyor. En yüksek oranda ev gencine sahip ülkede OECD ülkeleri arasında biziz. Yani bu konuda da OECD şampiyonuyuz. Dünya sıralamasında ilk 400’de tek bir üniversitemiz yok. Patent başvurusu sıralamasında pek çok ülkenin gerisindeyiz. Avrupa Patent Ofisi verilerine göre 2020’de İsrail’den 1.681 patent başvurusu gelmiş. Finlandiya’dan 1.895 patent başvurusu yapılmış. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nden gelen patent başvurusu, sadece 594.  
CHP İKTİDARIN GENÇLER İÇİN BUNLAARI YAPACAĞIZ
Oysa bizim ülkemizin potansiyeli çok yüksek. Hala biz genç nüfus avantajına sahibiz. Demografik fırsat penceresi açık olan ülkelerden biriyiz. Bu nüfusu çağın gerektirdiği alanlarda üretime sokabilirsek, hem gençlerimize insan onuruna yakışır şartlarda işler sağlayabiliriz, gelirlerini yükseltiriz. Hem de ülkemizi diğer ülkelerin önüne geçirebiliriz. Biz diyoruz ki; CHP iktidarında, gençlerin gerçeği işsizlik olmayacak, gençlerin gerçeği istihdam ve üretim olacaktır. Yatırımcıların önünü açarak, katma değeri yüksek üretimi özendirerek, gençlerimize gelir sıkıntısı yaşamayacakları iş olanaklarını vereceğiz.  Kamuya alımlarda mülakatı, sadece gerekli mevkiler için istisnai ve adil şekilde uygulayacağı, kayda alacağız. Kamuya artık alımlarda “dayısı varsa işe yerleştir” usulü sona erecek. Liyakat esas olacak. Cumhuriyet, bu ülkede çalışkan bir çobanın Cumhurbaşkanı olmasının önünü açtı.  Biz bu ülkeye yeniden hukuku, adaleti ve fırsat eşitliğini getireceğiz. Bugün kalmayan bu imkanı yeniden gençlerimize sunacağız.  
YETENEK İNŞASINI ESAS ALAN EĞİTİM SİSTEMİ
Şunu biliyoruz: Adalet suyu dikene değil, çiçeğe vermektir. Bu ülkenin kaynaklarının beşli çetelere, yandaş müteahhitlere aktarılmasına son vereceğiz. Döviz garantili projeleri, maliyet artı makul kâr üzerinden kamulaştıracağız. Tasarruf edilen kaynakları gençlerimiz için kullanacağız. “Yetenek inşasını” esas alarak, çağın gereklerine uygun bir eğitim sistemini oluşturacağız. Eğitimin her aşamasında ve istihdamda fırsat eşitliğini sağlayacağız. Özellikle eğitim ve sağlık alanlarında sözleşmeli ve ücretli istihdam uygulamalarına derhal son vereceğiz. Gençlerimize iş arama aşamasında “hayata atılma desteği” vereceğiz. Her Organize Sanayi Bölgesi’nde, iş eğitimi müfredatları o bölgeye uygun şekilde hazırlanan, teknoloji liseleri kuracağız. Liselerin yatılı bölümleri olacak. Gençler hem eğitim alacak, hem çalışacak… Daha mezun olmadan da para kazanmaya başlayacaklar. Aile Destekleri Sigortası sayesinde, her evde en az bir sigortalı olacak. Hiçbir ev güvencesiz olmayacak. Bunlar gençlerimizin geleceği için yapacaklarımızın sadece bir kısmı.  
HEMEN ATILACAK ADIMLAR
Genel Başkanımız iktidara gelir gelmez gençlerimizi rahatlatmak için atacağımız adımları da açıkladı. Gençlerimizin dünyayla iletişim kuracağı araçlara, sahip olmalarını kolaylaştıracağız. Alacakları ilk bilgisayarlarda, oyun konsollarında, alacakları ilk cep telefonlarında ve bunların sarf malzemelerinde vergiyi sıfırlayacağız. Çalışma hayatına başlayan gençlerimiz için ilk otomobillerinden ÖTV almayacağız. E-spor dâhil, spor ve sanat eğitiminin üzerine eğileceğiz. Gençler sosyal medyada düşüncelerini özgürce ifade edebilecekler. Tüm üniversite öğrencilerimizin yurt sorunlarını bir yıl içerisinde çözeceğiz. Öğrenim ve katkı kredilerinin geri ödemeleri, ancak gençlerimiz iş sahibi olduktan sonra başlayacak. Bu kredilerin faizleri silinecek, ödemeleri uygun taksitlere bölünecek bu ülkenin gençleri pasaporta tek bir kuruş ödemeyecek. Artık pırıl pırıl gençlerimiz, yabancı ülkelere yerleşmek için değil, tatillerini geçirmek için gidecek. Yorulan, umudunu kaybeden gençlerimize, umut olacağız, destek olacağız. Gençlerimizden alınan ne varsa, onu telafi edeceğiz. 
DİPLOMASİDE “ŞOK EDEN” TABLO
Erdoğan şahsım rejimiyle beraber, ülkemiz her alanda irtifa kaybetmeye devam ediyor. Türkiye daha önce “kısmen özgür” ülke statüsünde iken, artık “özgür olmayan” ülkeler kategorisinde maelesef. Uluslararası Mali Eylem Görev Gücü’nün son değerlendirmesiyle, “Terörün finansmanı ve kara paranın aklanmasında”, gri listedeki ülkeler arasındayız. Bu listede, Uganda, Yemen, Zimbabwe, Haiti, Jamaika gibi üçüncü dünya ülkeleriyle birlikteyiz. Ve şimdi öğreniyoruz ki, Türkiye, gelecek ay yapılacak, Biden’ın Demokrasi Zirvesine davet edilmemiş. Bu gerçekten şok eden ağır bir tablo. Türkiye bir NATO ülkesi. 1946’dan bu yana demokratik dünyanın parçası olma iddiasındayız. Ama bu konuda Erdoğan’dan ne de Erdoğan’ın şürekâsından bir tık yok. Yoksa bu zirve internet üzerinden yapılıyor diye, Biden ile kol kola fotoğraf verme imkânı sağlamıyor onun içinde bu zirve Erdoğan tarafından önemsenmiyor mu?  
1 MART TEZKERESİ AYIBINI CHP ÖNCÜLÜĞÜNDE TBMM ENGELLEDİ
Demokratik standartlarımızdaki aşınma, Türkiye’yi sadece içeride bunaltmıyor. Dışarıda da giderek yalnızlaştırıyor. Türkiye giderek “seçimli otokrat rejim” sınıfına yerleştiriliyor. Ve uluslararası arenada “istenmeyen ülke” konumuna düşüyor. Bunun neticesinde de ülkemiz ne yazık ki en haklı davalarını bile, dünyaya anlatmakta zorluk çekiyor. Atalarımız ne güzel diyor; “Dostun bin ise azdır. Düşmanın bir ise çoktur.” Erdoğan; “Rusya’dan S-400 alırım Putin’i de hoş tutarım. Amerika’dan F-16 alırım, Biden’ın da gönlünü alırım” diyerek, bugünlere kadar geldi. Ama şimdi ABD Başkanı bıraktık F-35 vermeyi, F-16’ları vermek için bile ABD Kongresinin onayına işaret ediyor. Amerikan Başkanı, “F-16’yı size vermek için konuyu Kongreyle müzakere edeceğiz, çalışacağız” diyor. Biz bunu hep söyledik. Tek kişiyi ikna etmek kolaydır. Ama bir Meclisi ikna etmek güçtür. Çünkü Meclis ortak istişareyle çalışır, ortak akılla çalışır. Milli ve stratejik konularda Meclis ince eleyip, sık dokur. 1 Mart 2003 Tezkeresine kim karşı çıktı? Başka ülkelerin asker postallarının topraklarımıza basmasını kim engelledi? CHP’nin yani partimizin öncülüğünde, Türkiye Büyük Millet Meclisi. O gün Erdoğan’da bugünkü yetkileri olsaydı, Irak’ın işgaline ortak olmuş bir ülke olmanın utancı, bizim de boynumuza asılırdı.  
BU HÜKÜMETİN KAYBETTİRDİKLERİNİ YERİNE KOYACAĞIZ
İşte biz bunun için ülkemizi Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemle, yeniden ayağa kaldıracağız diyoruz. İstişareyi devlet yönetiminde hâkim kılacağız. Milli meselelerin görüşülüp, tartışılacağı yegâne adres, Türkiye Büyük Millet Meclisi olacak. İcranın hesap vereceği adres TBMM olacak. Dostlarımızı çoğaltacağız, düşmanlarımızın sayısını azaltacağız. Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatının kurulmasına öncülük edeceğiz. Tüm bölgemizde ekonomik ve ticari ilişkileri canlandıracağız. Stratejik önceliğimiz, ülkemizi bölgenin üretim, finans ve ticaret merkezi yapmak olacak. Çokça kazanacağız, hakça paylaşacağız. Milletimizin Erdoğan yönetiminde kaybettiklerini yerine koyacağız. Biz Türkiye’yi düze çıkarmak için hazırız. Yeni Kurallarla, Yeni Kurumlarla, Yeni Kadrolarla ülkemizin ufkunu açmaya hazırız. Ülkemizde gerginliği bitirmeye, parti ayrımı gözetmeden, bu ülkeyi seven herkesle kucaklaşmaya hazırız. Biz milletimizin sadece oyuna değil, kalbine de talibiz. Biz insanlarımızı ötekileştirmeye değil, birleştirmeye geliyoruz. Biz bu ülkenin tertemiz insanlarıyla beraber, kimseyi dışlamadan, yepyeni bir geleceği inşa etmek için geliyoruz. Biz hazırız, artık vakit tamam. Seçim zamanıdır bu zaman. Milletten korkma, sandıktan kaçma Erdoğan.
Benim diyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

Soru- Bu hafta TBMM gündemine Azerbaycan’daki Türk askerinin görev süresinin uzatılması gelecek. Bu konudaki CHP’nin tavrı ne olacak acaba?
Faik ÖZTRAK- Azerbaycan tezkeresiyle ilgili müzakereler tabi grubumuzla yapılacaktır ondan sonra da kararımızı açıklayacağız.

Soru- İYİ Partinin Lütfü Türkkan hakkındaki tasarrufunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Tepkiler üzerine grup başkanvekilliğinden istifa etti. Sizce bu adım yeterli mi?
Faik ÖZTRAK- Şimdi önce şunu söyleyeyim, bu işte çok ağır bir provokasyon olduğu açık. İzmir’de yaşayan bir vatandaş kalkıyor Meral Hanım’ın gezisi için özel olarak oraya geliyor. Bu hayatın olağan akışına uyan bir durum değil. Daha önce Sayın Akşener’e yönelik Rize’de gerçekleşen provokasyon akıllarda. Ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söyledikleri de akıllarda. Şehit cenazesinde Sayın Genel Başkanımıza yapılan linç girişimini Erdoğan’ın nasıl parti grubunda seyrettirdiği de akıllarda, bu çirkin saldırıyı nasıl sahiplendiği de akıllarda.
Anlaşılan Erdoğan milletin sorunlarına çözüm üretemedikçe bu tür yöntemlere daha sık başvuracak. Artık hepimizin bu tür provokasyonlara karşı çok daha dikkatli olması gerek. Konuyla ilgili süreç İYİ Partide yürümektedir. Kendilerinin takdiriyle gerekenler yapılmaktadır. Ama burada şu soruyu sormak istiyorum. Provokasyonla ilgili Cumhuriyet Savcıları herhangi bir soruşturma açmış mıdır? Aynı provokasyon Erdoğan’a karşı yapılmış olsaydı ne olurdu?
Saray da, şürekası da şimdi dört koldan istifa diye bağırıyorlar. İnsan merak ediyor Erdoğan terörist başına sayın, şehitlerimize kelle, şehit babasına karakteri bozuk derken, kendisini eleştiren şehit anasını 4 yıl hapis istemiyle yargılatırken, çiftçimize ananı da al git derken neden bu duyarlılığı görmedik?

Soru- AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde Batman ve Mardin ziyaretleri vardı. Burada terörle işbirliği iddiası üzerinden CHP ve muhalefeti eleştirdi. MHP’nin de Anadolu gezilerinde benzer argümanları kullanacağı anlaşılıyor. Partinize yönelik önümüzdeki dönemde de süreceği anlaşılan bu eleştiriler için neler söyleyeceksiniz?
Faik ÖZTRAK- Önce soruda bir düzeltme yapıyım izin verirseniz. Bu sözler eleştiri değildir. Bu sözler çok ağır iftiradır. Bu millet PKK’yla Oslo’da masaya oturanları unutmamıştır. “Valilere talimat verdim teröristlere dokunmayın dedim” diyenleri unutmamıştır. Milletin gözünün içine baka baka bu suçu işlediğini itiraf edenleri hiç unutmamıştır. “Eyalet sisteminden korkmamak lazım Osmanlı’da da Kürdistan vardı” diyenleri de unutmamıştır. Terörist başının kardeşini devletin televizyonuna çıkarıp seçim kazanmak için propaganda yaptıranları unutmamıştır. İmralı’dan mektup rica edenleri, milliyetçiyim diyerek terörist başını övenleri de unutmamıştır. Terör örgütleriyle kimlerin iş tuttuğu bellidir. Teröristlerle masaya oturanlarda bellidir. CHP Genel Başkanı bu ülkede hain terör örgütünün suikast düzenlediği tek Genel Başkandır. Bizim genlerimizde Kuvayı Milliye ve Müdafaa-i Hukuk vardır. Bunun üstüne söylenecek her söz laf-ı güzaftır. Ne diyor Orhan Veli? “Geç bunları anam babam”. Geç bunları bir kalem.” Bunları geçiniz. Milletin derdine, boş kalan tencereye, yangın yerine dönen çarşıya, pazara, sayısı 10 milyona dayanan işsizlerin sorunlarına geliniz. Bunları konuşalım.

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan huber köşkünde Bosna Hersek’ten gelen STK’larla bir araya geldi. Bu toplantıda son günlerde Bosna Hersek’te yaşanan gerginliğin ve Sırp Cumhuriyeti lideri Milorad Dodik’in ayrılıkçı çıkışlarının gündeme geldiği, Erdoğan’ın bununla ilgili olarak endişeye gerek yok diyalog, diplomasi ve aklıselimle hareket edip sorunu birlikte çözeceğiz dediği basına yansıdı. Sizin bu konudaki değerlendirmeniz nedir?
Faik ÖZTRAK- Bosna’da tansiyon her geçen gün artıyor. Biliyorsunuz bu bölge Birinci Dünya Savaşı’nın fitilini ateşleyen jeo-stratejik özelliklere sahip bunlar hala orada. Bölgede tansiyonun artması ülkemizdeki başta Boşnak yurttaşlarımız olmak üzere Balkanlardan göç eden tüm yurttaşlarımızı endişelendiriyor. Her fırsatta düş güçlere diklenen Erdoğan’ın burada diyalog, diplomasi ve aklıselimden söz etmeye başlaması oldukça ilginç. Ancak anlaşılan ortada henüz bir şey yok. Sonuçları itibariyle Türkiye’yi yakından ilgilendirecek bu konuda çok aktif küresel bir diplomasi gerekiyor. Ama maalesef ne Erdoğan’da, ne şahsım hükümetinde bunu yürütebilecek takat ve uluslararası güvenilirlik kalmamış durumda.

Soru- İstanbul, Ankara ve İzmir Baro Başkanlarının Türkiye Barolar Birliği genel seçimlerinde ortak aday çıkarmak için CHP Genel Merkezinde toplantı yaptığı iddia edildi. Böyle bir toplantı oldu mu? Olduysa toplantıya ilişkin ayrıntı paylaşabilir misiniz?
Faik ÖZTRAK- Böyle bir toplantının düzenlendiğine dair lafların aslı da astarı da yoktur.

Soru- İmamoğlu’nun aday gösterilmeyeceğine ilişkin çeşitli haberler gündeme geldi. Siz bu haberleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Faik ÖZTRAK- Genel Başkanımız adaylık süreciyle ilgili ilkeleri ortaya koymuş durumda, çerçeveyi çizmiş durumda. Benim bunlara ekleyecek hiçbir şeyim yok. Ama buradan da polemik çıkarmaya çalışmak beyhude bunu da söyleyeyim. 

UCUBE REJİMİN FATURASI TARİHİMİZDEKİ TÜM FELAKETLERDEN AĞIR

CHP Sözcüsü Öztrak, 98 yıllık Cumhuriyet tarihinde, dolar cinsinden fert başına gelirin 7 yıl üst üste düştüğü tek dönemin Erdoğan Şahsım Rejiminin inşa edildiği ve iş başı yaptığı 2014-2020 dönemi olduğunu söyledi.

Cumhuriyet tarihinde Dolar cinsinden toplam milli gelirin de üst üste dört yıl daraldığı iki dönem olduğunu ifade eden Öztrak, “Bunlardan birincisi 1944 ile 1947 arası, yani İkinci Dünya Savaşı dönemidir. İkincisi ise 2017 ile 2020 arasındaki dönem. Yani Erdoğan Şahsım Rejiminin iş başı yaptığı dönemdir” dedi.

Öztrak, Cumhuriyetimizin kurulduğu 1923’ten AK Parti’nin işbaşı yaptığı 2002’ye Türkiye’nin 1929 Büyük Ekonomik Buhranını, İkinci Dünya Savaşı’nı, Sovyet tehdidini, Kore Savaşı’nı, 1970’lerdeki Petrol Krizlerini, Kıbrıs Barış Harekâtını ve ardından gelen ambargoları, 1960 ve 1980 askeri darbelerini, 1994 ve 2001 ekonomik krizlerini, 1999 Marmara Depremi’ni yaşadığını anımsatarak, “Tüm bu kriz ve badirelerin, milli gelir cinsinden maliyeti 227 milyar dolar. Buna karşın 2014’ten 2020’ye kadar, bu ucube rejimin inşa ve faaliyet döneminde, milli gelir kaybımız 241 milyar dolar. Rakamların söylediğini tevil etmeye gerek yok: Erdoğan Şahsım Rejiminin tek başına ülkemize verdiği zarar, bugüne kadar yaşadığımız tüm felaket ve krizlerin toplamından çok daha ağır” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız biraz önce bitti. Bugün toplantımızın gündeminde, devlet yönetiminde ağırlaşan kriz, yaklaşan kara kış ve milletimizi ezen ekonomik buhran, bu sorunları aşmak içinde nelerin yapılması gerektiği vardı.

29 EKİM COŞKUSU GELECEĞE OLAN İNANCI ARTIRIYOR

“Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir… Kime sorarsanız sonuç, bu, ‘cumhuriyet’ demektir. Doğan çocuğun adıdır. Ama bu ad bazılarına hoş gelmezmiş… Varsın gelmesin.” 29 Ekim 1923 de Meclis’in en yaşlı üyesi, Müderris Abdurrahman Şeref Bey tarafından adı konan çocuğun, 98. yaşını büyük bir coşkuyla geçtiğimiz hafta kutladık. Bugün de saltanatın kaldırılmasının 99. yıl dönümü… 29 Ekim’de özellikle çocuklarımızın ve gençlerimizin coşkusu, ülkemizin geleceğine olan inancımızı daha da artırdı. Kuşkusuz çocuklarımız, gençlerimiz ecdadını tanıdıkça, daha büyük işler yapmak için, gereken kudreti her zaman kendisinde bulacaktır. Bu şanlı mirası bize emanet eden, Cumhuriyetimizin kurucu babası, Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, Cumhuriyet uğruna mücadele eden, aklı hür, vicdanı hür, irfanı hür tüm vatan evlatlarını, bu topraklar için kanlarını döken, tüm şehit ve gazilerimizi bir kez daha rahmetle, minnetle anıyoruz.

DİYANET’İN ATAMIZDAN ESİRGEDİĞİ DUA MİLLETİMİZDEN GELDİ

Türkiye Cumhuriyeti masa başında kurulmamıştır, sınırları cetvelle çizilmemiştir. Bu topraklar, “Kuvayı Milliyeciler için katli vaciptir” diye fetva veren Saray Şeyhülislamı Dürrizade, Nemrut Mustafa Paşa, Ahmet Anzavur, Ali Kemal gibi sayısız haine rağmen, emperyalistlerden kurtarılmıştır. Bunların bir kısmı İngiliz zırhlılarıyla kaçmıştır. Ülkemizde kalanların ise, Cumhuriyet ve Atatürk ile sıkıntıları devam etmektedir. Ya milli gün ve bayramlarımızı anmazlar. Ya da milli günlerimizi Atatürksüz anarak, güya intikam peşinde koşarlar. Bunu kifayetsiz gafiller, fesli meczuplar yapsa, “Delidir ne yapsa yeridir” der, geçeriz. Ama bunları, bizzat Atatürk’ün kurduğu kurumların başındakiler yaparsa, mazur göremeyiz. Bu yıl, 29 Ekim Cuma’ya denk geldi. Diyanet İşleri Başkanlığı, Cuma hutbesinde Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk’ü yine anmadı. Gazi’nin ruhuna Cumhuriyet Bayramında, bir duayı çok gördü. Ama Diyanet İşleri Başkanının esirgediği o dualar, milletimizin dudaklarından sel oldu aktı.

29 EKİM’DE SKANDAL ÜSTÜNE SKANDAL

Bu yıl 29 Ekim kutlamalarında yaşanan skandallar, bir değil, iki değil. Fox TV, Cumhuriyet Gazetesi, ANKA Haber Ajansı muhabirlerinin, Anıtkabir’deki 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı törenlerini izlemeleri, Sarayın memurları tarafından engellendi. Basına sansür uygulandı. Erdoğan Şahsım Rejimi bu defa da, basını, hem de Anıtkabir’de, senden-benden diye ayırdı.

BARİ ATATÜRK’ÜN MANEVİ HUZURUNDA DOĞRUYU SÖYLEYİN

Bir başka skandal ise Atatürk’ün manevi huzurunda yaşandı.   Erdoğan Anıtkabir defterine, “Cumhuriyetimizi, dünyanın en güçlü 10 ekonomisinden biri yapmak için gece gündüz çalışıyoruz. Cumhuriyetimizi, 2023 hedefleriyle buluşturmakta kararlıyız” yazdı. Erdoğan daha bundan 10 yıl önce, “Türkiye’yi, 2023’te dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına sokmayı” vadetmişti. 2023 hedeflerinin başında bu geliyordu. Ama 2023’e iki yıl kala, bırakın ülkemizi ilk 10 arasına sokmayı, en güçlü 20 ekonomi liginden düşürdü. Ama sonrada Anıtkabir defterine utanmadan, sıkılmadan, “Cumhuriyetimizi 2023 hedefleriyle buluşturacağını” yazdı. Hadi millette doğruları söylemiyorsunuz, bari Atatürk’ün manevi huzurunda, doğruları söyleyin.

UCUBE REJİMİN FATURASI TARİHİMİZDEKİ TÜM FELAKETTEN AĞIR

98 yıllık Cumhuriyet tarihimizde, dolar cinsinden fert başına gelirin, 7 yıl üst üste düştüğü bir tane dönem var. O da 2014 ile 2020 arasındaki dönem. Yani Erdoğan şahsım rejiminin inşa edildiği ve iş başı yaptığı dönem. Yine dolar cinsinden bu sefer toplam milli gelirimiz, üst üste dört yıl daraldığı sadece iki tane dönem var. Birincisi 1944-1947 dönemi, yani İkinci dünya savaşı. İkincisi ise 2017 ile 2020 arasındaki dönem. Yani Erdoğan Şahsım Rejiminin iş başı yaptığı dönem. Cumhuriyetimizin kurulduğu 1923’ten 2002’ye kadar geçen dönemde, yani bu ülkede AK Parti iş başı yapana kadar, bu ülke 1929 Büyük Ekonomik Buhranını gördü, İkinci Dünya Savaşı’nı, Sovyet tehdidini, Kore Savaşı’nı, 1970’lerdeki Petrol Krizlerini, Kıbrıs Barış Harekâtını ve ardından gelen ambargoları, 1960 ve 1980 askeri darbelerini, 1994 ve 2001 ekonomik krizlerini, 1999 Marmara Depremi’ni yaşadı. Tüm bu kriz ve badirelerin, milli gelir cinsinden maliyetini hesapladığınızda 227 milyar dolar. Peki, 2014’ten 2020’ye kadar, yani bu ucube rejimin inşa ve faaliyet döneminde, milli gelir kaybımız ne kadar? 241 milyar dolar. Rakamların söylediğini tevil etmeye gerek yok: “Erdoğan Şahsım Rejiminin tek başına ülkemize verdiği zarar, bugüne kadar yaşadığımız tüm felaket ve krizlerin toplamından çok daha ağır.” Bu hesaplara dayanak teşkil eden rakamlarda bize ait değil. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile TÜİK’in rakamları. Biz boşuna, “Bu ülkenin başına gelmiş en büyük felaket, Erdoğan Şahsım Rejimidir” demiyoruz.

128 MİLYAR DOLAR İÇİN HER KAFADAN AYRI SES, AYNI KAFADAN BİR KAÇ SES

Ucube şahsım rejiminde, Türkiye her alanda geriye gitti. Hukukun üstünlüğünden, demokrasinin kalitesine, basın hürriyetinden, yolsuzluklara kadar her alanda dibe çakıldık. Kurumlarımızın içi boşaltıldı. Bu dönemde millete hesap vermemek kural oldu. Kayınpeder, damat bir oldu, Merkez Bankası kasasındaki 128 milyar dolar buharlaştı gitti. Millete hesap vermek yerine, hakikati gizlemeye uğraşıyorlar şimdi. Ama ne demişler, “İyi bir hafızan yoksa söylediğin yalanı not et. Et ki unutmayasın.” Erdoğan ilkin çıktı, “Para, Merkez Bankası kasasında… Kaybolan bir şey yok” dedi. Sonra çıktı, “Salgın bahanesiyle, finansal dalgalanma yaratmak isteyenlere karşı kullandık” dedi. Bir başka AK Parti yetkilisi çıktı, “Türkiye’nin 128 milyar dolar satılabilir döviz rezervi hiç olmadı” dedi. Merkez Bankası başkanı çıktı, “Bir protokol dâhilinde, bu dövizleri 2017’den itibaren sattık” dedi. En son Hazine ve Maliye Bakanı çıktı, “Yöntemi eleştirebilirsiniz. Ama kimseyi yolsuzlukla suçlayamazsınız” dedi. Ama ardından da, “Bu şekilde döviz satışlarının, kendi döneminde durdurulduğunu” söylemeyi de ihmal etmedi.  Yani her kafadan ayrı bir ses çıktı. Bazen de aynı kafadan birkaç ayrı ses çıktı.

REZERVLERDE ERİME PANDEMİDEN ÖNCE BAŞLADI

Geçtiğimiz hafta, AK Parti Grup Başkan Vekili Mustafa Elitaş bu defa, “128 milyar dolar, 2019 yılının başından, 2021’in ilk yarısına kadar süreyle, dünyanın yaşadığı pandemi krizi çerçevesinde, ülkemizde evlerine kapanan, işyerleri kapanan, faaliyetlerine devam etmeyen, işsiz kalan işçilere destek olmak üzere, bu ülkenin insanlarının menfaatine harcanmıştır” dedi. Allah için büyük marifet bu kadar yalanı tek bir cümleye sığdırmak Allah için büyük marifet! Birincisi ülkemizde pandemi 2019’da başlamadı. Pandemi Türkiye’ye 2020 Mart ayında ulaştı. Rezervler ne zaman satılmaya başlandı? Onu da Merkez Bankası Başkanı söyledi, rezervler 2017’de satılmaya başlanmış. Yani, rezervler pandemiden çok daha önce eritilmeye başlanmış.

128 MİLYAR DOLAR ERDOĞAN’IN SİYASİ MENFAATLERİNE KURBAN EDİLDİ

2017’de Ucube Tek Adam Rejimine geçişin oylanacağı referandumu, 2018’de Cumhurbaşkanlığı seçimini, 2019’da Yerel Seçimleri kazanmak için bu dövizler satılmış. Hedef; döviz kurunu düşük tutalım, ekonomide sahte bir istikrar algısı yaratalım seçimleri kazanalım. Birde tabi Erdoğan’ın kerameti kendinden menkul, “Faiz sebep, enflasyon sonuç” saçmalığını ispat etme meselesi var. Bunun içinde rezervler satılmış. Yani ülkemizin rezervleri, Erdoğan’ın siyasi menfaat hesaplarına kurban edilmiş.

19 MİLYAR DOLAR ORADAYSA, 109 MİLYAR DOLAR NEREDE?

İkinci yalan ise daha da katmerli: Güya, 128 milyar dolar pandemide işyerleri kapanan, işsiz kalan yurttaşlarımız için harcanmış. Halep ordaysa, arşında burada. Uluslararası Para Fonu verilerine göre, Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin salgın nedeniyle yaptığı ek harcama veya vazgeçtiği alacakların toplamı sadece 19 milyar dolar. Peki, kalan 109 milyar dolara ne oldu?

AİLE BAŞINA 36 BİN LİRA EDER

128 milyar dolar salgında millete dağıtıldıysa, 2020’nin ortalama kurundan, aile başına 36 bin 464 lira yapar. Eski parayla 36 milyar eden bu parayı alan tek bir aile var mı? Soruyorum buradan. Adama deler ki; kedi buradaysa ciğer nerede? Ciğer buradaysa kedi nerede? Salgında vatandaşlarına, en az doğrudan gelir desteği veren hükümetlerin başında, Erdoğan Şahsım Hükümeti var. Bu nedenle çok sayıda müzisyen ve kahveci esnafımız, işsiz ve çiftçi kardeşimiz canına kıymadı mı?

BU HÜKÜMET MİLLETİ DEPRESYONA SOKTU

Bu hükümet, milletimizi depresyona sokmuştur. Sinir hastası etmiştir. İşte daha yeni açıklandı. 2020’de Covid-19 kaynaklı, depresyon ve anksiyete vakalarının artışında, ülkemiz Avrupa birincisi olmuş. 128 milyar dolar gerçekten milletimiz için harcanmış olsaydı, millet depresyona girer miydi?

128 MİLYAR DOLARIN ERİTİLMESİNDE KAMU ZARARI 416 MİLYAR TL

128 milyar dolar meselesi sıradan bir mesele değildir. Her şeyden önce dünya tarihine geçecek büyüklükte bir finansal fiyaskodur. Sonrasında da rezervlerin eritilmesi kadar, satış yöntemi de görülmemiş bir skandaldır. Yapılan bu siyasi hovardalık yüzünden, ortada çok ciddi bir kamu zararı vardır. Bizim hesaplarımıza göre 128 milyar dolar, ortalama 6 lira 30 kuruş, 6 lira 40 kuruş civarından satılmıştır. Bugün dolar kuru 9 lira 55 kuruş civarında. Yani ortada 416 milyar liralık devasa bir kamu zararı var. Bu 128 milyar dolar kimlerin cebine gitti? Kimlere ucuza peşkeş çekildi? Bunlar mutlaka ortaya çıkacak. Hesabı da mutlaka sorulacaktır. Bugün dolar kuru 10 liraya dayandıysa, bunun en önemli sebeplerinden biri de, milletin 128 milyar dolarının çarçur edilmesidir. Bu nedenle paramız, içeriden ve dışarıdan gelecek ters dalgalara karşı savunmasız kalmıştır. Bugün hala Merkez Bankası’nın döviz kasası açık vermektedir. 22 Ekim itibariyle döviz açığı, 35 milyar 834 milyon dolardır. Ama Merkez Bankası Başkanı rezervleri artırmakla böbürlenmektedir.

TCMB BAŞKANI AK PARTİ’NİN SİYASİ KOMİSERİ GİBİ

Devlet yönetiminde tam bir kaht-ı rical hüküm sürüyor. Liyakatin yerini, Saraya sadakat aldı. Bilgililer yetkisiz. Yetkililer ise bilgisiz. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın hali ortada. Başkan, AK Parti’nin siyasi komiseri gibi çalışıyor. Oyun esnasında sürekli kural değiştiriyor. Bir gün enflasyonu kırpıp, “Çekirdek enflasyona bakın” diyor. Çekirdek enflasyon yüksek kalınca da, bu sefer çıkıp, “Çekirdek enflasyona değil, siz cari açığa bakın” diyor. Türk Lirası değer kaybettikçe, rekabet gücümüz artacakmış. Rekabet gücümüz artınca ihracatımız artacakmış. İhracat artınca döviz gelirlerimiz artacakmış. Döviz geliri artınca, TL değer kazanmaya başlayacakmış. TL değer kazanınca da, enflasyon düşmeye başlayacakmış.

ENFLASYONLA MÜCADELE NASREDDİN HOCA FIKRASINA DÖNDÜ

Bu durum, Nasreddin Hoca’nın çalı fıkrasına benziyor. Nasreddin Hoca alacaklısı kapıya dayanınca; “Borcumu tez vakitte ödeyeceğim” diye söz vermiş. Alacaklı bunun nasıl olacağını sorunca, Hoca; “Kapının önüne çalı ektim, çalılar ilkbaharda yeşerecek, sonra dikenleri sertleşecek… Kapının önünden geçen koyunların yünleri dikenlere takılacak… Bunları toplayacağım, topladığım yünleri kabartacağım, kirmanda eğireceğim, sonra iplik yapacağım, iplikleri pazarda satacağım. O zaman senin paranı ödeyeceğim” demiş. Alacaklı da haliyle kahkahayı patlatmış. Hiç bozuntuya vermeyen Nasreddin Hoca da cevabı patlatmış. “Ya köftehor… peşin parayı görünce, gevrek gevrek ne de güzel gülüyorsun!” İşte yapılan tam da bu…

ÇEKİRDEK ENFLASYON AÇIKLAMASINDAN BU YANA ÇIKAN FATURA 562 MİLYAR TL

Erdoğan ve şürekâsı 800 milyar dolarlık Türkiye ekonomisini, deneme tahtasına çevirdi. Ama  hatalarından hiç nedamet de getirmiyorlar. Merkez Bankası Başkanının, “Artık enflasyona değil, çekirdek enflasyona bakacağız” dediği gün, serbest piyasada dolar kuru 8 lira 35 kuruştu. Bugün 9 lira 55 kuruş. Dolar kurundaki 1 lira 20 kuruşluk artış; dış borç yükümüze 533 milyar lira ekledi. Sadece otoyol, köprü ve tünel geçişleri için yandaş müteahhitlere verilen garantiler nedeniyle de Hazine’nin sırtına, ilave 29 milyar lira yük bindi. Bu iki kalemden yazılan kur farkı zararı 562 milyar lira.  Bu zararları kim ödeyecek? Elbette milletimiz ödeyecek. Cari açık, cari fazlaya dönene, döviz gelirleri artana ve enflasyon düşene kadar ne kadar zaman geçecek? Bu arada milletin hali nice olacak? Bunlara cevap yok.

ENFLASYON TAHMİNİ YAP-BOZA DÖNDÜ

Böyle olunca da enflasyon tahmini, yap-boz tahtasına döndü. Eylül başında, 2021 sonu için, OVP’ye yüzde 16,2 enflasyon tahmini yazdılar. Kasım ayına gelmeden buna çizik attılar, şimdi bu yılın enflasyon tahmini yüzde 18,4 diyorlar. Meclis’te görüşülen mevcut bütçeyle 2022’de, enflasyon 6,4 puan düşürülerek, yüzde 9,8’e indirilecekti. Şimdi bu yılın enflasyonu arttırınca bu hedefe ulaşmak için enflasyonun 8,6 puan düşmesi gerekiyor.

KONUTLARDA DOĞAL GAZ ZAMMININ DA ELİ KULAĞINDA

Şimdi ben buradan soruyorum. Aynı bütçeyle ve aynı ekonomik dengelerle bu nasıl olacak? Ekonomide tüm bunlar yaşanırken, Hazine ve Maliye Bakanı kayıp. Yaşananlara ve yapılanlara bir çift laf da edemiyor. Önümüz kış. Hem de kapkara bir kış! Her gün yeni bir zam haberi geliyor. Bu sabaha da zam haberleriyle uyandık. LPG’ye 48 kuruş zam geldi. Elektrik santrallerine ve sanayiye verilen doğal gaza, yaklaşık yüzde 50 zam yapıldı. Gelen bu son zamlarla, bu yılın tamamında; doğalgaz sanayi tarifesi yüzde 115, elektrik üretim santrallerinin gaz tarifesi de yüzde 149 arttı. Bu zamlar da iğneden, ipliğe her şeye zincirleme yansımayacak mı? Yansıyacak. Buradan açıkça söyleyeyim, konut elektriğine zamda eli kulağında…

SIVI YAĞ SIVI ALTIN OLDU

Şekere yüzde 50 zam geleceği yazılıp, çiziliyor. Zam gelecek diye şeker satışları durdu. Sıvı yağ fiyatları aldı başını gitti, sıvı yağ, “sıvı altın” oldu. Markette bir kök marul 10 liraya dayandı. Kara kış kapımıza dayandı. Ama Erdoğan ve şürekâsından maalesef tık yok…

DEREYE SU GELENE KADAR KURBAĞANIN GÖZÜ PATLAYACAK

Çözümü bulmak yine Genel Başkanımıza düştü. Genel Başkanımız enerji sektörü temsilcileriyle oturdu, görüştü. Dünyadaki uygulamalara baktı. Ve milletimizi kara kış altında kalmaktan korumak için, “Kara Kış Fonu kurulsun” dedi. Kış boyunca elektrik faturalarındaki, KDV ve TRT Fonu’nun kaldırılmasını, doğal gaz ve mutfak tüpündeki ÖTV ve KDV’nin kaldırılmasını önerdi. Bunları bu hükümet yaparsa hem milletimiz kazançlı çıkar. Hem de siyaseten kendileri kazançlı çıkar. Hükümetin kazancı onlara kalsın. Bu bizim umurumuzda değil. Yeter ki milletimiz kazançlı çıksın. Avrupa’daki tüm hükümetler, vatandaşlarını yaklaşan kara kıştan korumak için, hazırlıklarını hızlandırmış vaziyette. Fransa doğal gaz kullanım bedelini sabitleyeceğini açıkladı. Ayrıca aylık net geliri 2 bin Avro’nun altında olanlara, her ay 100 Avro destek vereceklerini duyurdu. İtalya bu kış aylarında halkın doğalgaz faturalarının, devlet tarafından karşılanacağını açıkladı. Almanya enerji faturalarındaki vergi yükünü, aşağıya çekme kararı aldı. Belçika halkın enerji faturalarını hafifletmek için 760 milyon Avro’luk bir paket açıkladı. Çekya enerji üzerinden alınan vergileri sıfırladı. Tüm bunların amacı ne? Halkın enerji faturalarını hafifletmek, kış aylarında vatandaşlarını korumak. Bizde ise dereye su gelene kadar anlaşılan kurbağanın gözü patlayacak.

ZİNCİR MARKETLER GÜNAH KEÇİSİ OLDU

Erdoğan Şahsım Hükümeti halen kılını kıpırdatmıyor. Çünkü bunların gönlünde de, gözünde de artık milletimiz yok. Şimdi zincir marketlere ceza yağdırıp, enflasyonun sorumluluğunu, bu marketlere yıkmaya uğraşıyorlar. Her köşe başında bu marketlerin açılmasına izin veren bunlar değil mi, küçük esnafı ezdiren bunlar değil mi? Ama şimdi günah keçisi zincir marketler. Ben soruyorum buradan benzin, mazot, gübre, kömür, elektrik bu marketlerde mi satılıyor? Hayır. Köprü geçiş ücretlerine zammı kim yapıyor? Köprü geçişlerine son bir yılda yüzde 46 zam geldi. Bu zamları Erdoğan yaptı. Bu zamların sorumlusu zincir marketler mi? Sonra bir de bakıyoruz alınan kararın Rekabet Kurulu’nda yazılmadığını görüyoruz. Karar Saray’da kaleme alınmış. Daha Kurul kararını açıklamadan, dosyanın içeriği yandaş basına servis edilmişti bile… Ne diyelim? Çürük tahta, çivi tutmaz. Bu ucube sistem, iflah olmaz.

İDLİB KAZANI KAYNIYOR

Erdoğan Şahsım Hükümetinin hatalarını, milletimiz ya cüzdanıyla ya da canıyla ödüyor. Cumhuriyet tarihimizin en büyük dış politika felaketi, kim ne derse desin Suriye’dir. Suriye krizi, son 10 yıldır, ülkemizin kaynaklarını, enerjisini bir vampir gibi emip tüketti. Sınırlarımızın içinde 3 milyon 700 bin Suriyeli’ye, sınırın ötesinde de yine bir o kadar Suriyeliye bakmak zorunda kaldık. Güney sınırlarımız Peşaver oldu. Antakya’nın hemen yanı başında, İdlib kazanı kaynıyor. Fırat’ın doğusunda ABD, Rusya, PKK ve IŞİD ile karşı karşıyayız. Batısında ise Rusya ve rejim güçleriyle karşı karşıyayız.

TEZKERE’DE İKİ HUSUS

Böyle bir dönemde Meclis’e bir tezkere getirildi. Tezkerede özellikle iki husus çok dikkat çekiyordu: Birincisi Fırat’ın doğusuna yönelik tehdit vurgusu, tezkereden çıkarılmış. Fırat’ın doğusuna ilişkin tehdit değerlendirmesi, son tezkereden niye çıkarılıyor? ABD’nin TIR’ları Fırat’ın doğusuna silah taşımayı durdurdular mı? Bu, Biden ile görüşme öncesi, ABD’yi rahatsız etmemek amacıyla mı yapıldı? Ya da Amerika ile yürütülen başka pazarlıklar mı var? İkincisi, tezkerenin süresi neden 2 yıl? Neden seçim dönemini aşacak ve yeni seçilecek TBMM’nin iradesine ipotek koyacak şekilde, bu süre belirlendi? Anketlerde ve milletin gözünde eriyen Erdoğan, seçimleri öteleyebilmek için, Suriye’de yeni maceralara mı hazırlanıyor? Mehmetçiğimizin tertemiz kanı üzerinden, kendine oy devşirmenin hesaplarını mı yapıyor?

İDLİB’DEKİ KAFA KESEN RADİKALLERİ GETİRMEK, VATANA İHANETTİR

Yine en az bunlar kadar önemli bir başka konu… Tezkerede yabancı güçlerin, Türkiye’de konuşlandırılmasına izin veriliyor. Bölgedeki yeni gelişmeler ışığında, bunun açıklığa kavuşturulması çok önemli. Kim bu yabancı güç? Bu tezkereyi getirenler bilmelidir ki, yarın bir gün Rusya ve rejim güçleri, İdlib’e operasyon düzenlediğinde, burada mukim bir takım kafa kesen radikaller, “Yabancı askeri güç” olarak tarif edilip, ülkemiz sınırları içine taşınırsa, bunun adı açıkça millete ihanettir. Kuvayı Milliyeciler olarak, bizim bunu kabullenmemiz mümkün değildir.

ÇEVRE BAHANE, BİDEN’LA FOTOĞRAF ŞAHANE

Suriye krizini halletmenin, ülkemizdeki Suriyelileri, evlerine göndermenin zamanı artık gelmiştir. Ama Erdoğan’ın ne bu diplomasiyi yürütecek esnekliği, ne de enerjisi kalmıştır. Erdoğan için artık dış politikada tek bir öncelik vardır. O da ABD Başkanı Biden ile Rusya Başkanı Putin’le baş başa görüşebilmek. Beyefendi Biden ile görüşünce, İklim Zirvesi’nin yapılacağı Glasgow’a da gitmekten vazgeçiverdi. İklim, çevre koruma bunlar bahane… Biden ile fotoğraf vermek şahane. Roma olmazsa Glasgow… Roma olursa İstanbul…

SORUN ÇOK AMA ÇÖZÜMSÜZ DEĞİL

Erdoğan, işte bu gayrı ciddiliği ve ideolojik körlüğüyle, Suriye konusunu da şahsileştirmiştir. Ne yazık ki bu körlük de ülkemize çok pahalıya patlamıştır. Bu meseleyi çözme görev ve sorumluluğu, ilk seçimlerden sonra, bizim iktidarımıza nasip olacaktır. Biz tüm komşularımızla barış ve iyi ilişkiler istiyoruz. Ama elbette ilkin içeride kucaklaşacağız. Kutuplaşmayı, kırgınlıkları, dargınlığı bitireceğiz. Cumhurbaşkanı tek bir siyasi partinin değil, tüm milletin Cumhurbaşkanı olacak. Tarafsız Cumhurbaşkanı herkesi kucaklayacak. Ülkemizin hiçbir sorunu çözümsüz değildir. Milletimiz kesinlikle çaresiz değildir! Ülkemizin potansiyeli çok yüksektir. Yeter ki iyi yönetilsin. Sorunların çözümü içinde ilk şart sandıktır. Milletimiz bu ucube rejimi, önüne gelecek ilk sandığa gömecektir. Biz insanımızın, ülkemizin gücün iyi bilen, devletimizi iyi bilen kadrolarımızla, çiftçimize, işçimize, işsizlerimize, esnafımıza, iş insanlarımıza, emeklilerimize, emeklilikte yaşa takılanlara söz veriyoruz: Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin sizden aldığı her şeyi, iktidara geldiğimizde sizlere misliyle geri vereceğiz. Biz geleceğiz. Ülkede hayat bayram olacak.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, az önce siz de dikkati çektiniz, Biden’le yaptığı görüşme merak konusuydu. F-35’lerinde gündeme geldiği ve Biden’ın “Bu konuda elimden geleni yapacağım” şeklinde bir mesaj verdiğini iletti Sayın Cumhurbaşkanı. Siz görüşmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Görüşmeden çıkan mesajlara baktığımız zaman daha önce Amerikan hükümetinin ifade ettiği hususların dışında yeni bir şey görmek mümkün değil. Benim bildiğim kadarıyla F-35’ler değil F-16’lar için kendi Meclislerinde ellerinden geleceklerini yapacaklarını söylemiş. Meclis’te eski model (F-16) uçakları vermek için bu kadar uğraşacaksa, bu görüşmelerin sonuçlarının ne olduğunu açık seçik ortaya koyuyor.

Soru- Bülent Arınç AK Parti’ye yönelik açıklamalarına devam ediyor. Bu kez de parti kadrolarını sert sözlerle eleştirdi. “Eskiden birbirimizi tamamlayan kadrolardık şimdi kimlere kaldık. Arabasına kokain çeken adamı Genel Merkeze almışsın. Ben olsam 30 kilometre yakınına yaklaştırmam. 2015 sonrasında ben yokum, mesuliyet kabul etmem” dedi. Siz bu açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Milleti bölen, liyakat yerine sadakati koyan, idareyi tek kişinin iki dudağı arasına bırakan bir yönetim anlayışının sonuçlarının ne olacağını yıllarca söyledik, gördük, kendilerini de uyardık. “Bunları yapmayın” dedik. Şimdi yaşadıklarımız ortada. Aklın yolu bir. Kendi partilerinin kurucuları bile reddi mirasa başladı. Yakında ben söylüyorum, Erdoğan dışında AK Parti’deki herkes reddi miras yapacak. O reddedilen miras da Erdoğan’ın kucağında kalacak.

Soru- Asgari ücrete zammı iktidar sürekli dile getirmeye başladı. Bin, bin beş yüz lira zam yapılacağı konuşuluyor ama asgari ücret nasıl artacak? Vergi indirimi formülü üzerinde de duruluyor. Bu noktada da işveren endişeli… “Maliyetler çok arttı, büyük bir zam bizi olumsuz etkileyebilir, üzerimizde çok vergi yükü var” diyor. Asgari ücret nasıl arttırılabilir? Bir de iktidarın bunu son dönemde sık sık dillendirmesini gündeme getirmesini siz nasıl yorumluyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Artan hayat pahalılığı ortada, ücretlerdeki erimede ortada. İçinde bulunduğumuz buhranın en önemli göstergesi bunlar. Asgari ücretin arttırılması, vergi indirimi formülleri bunları hep zaten biz de önerdik. Aslında dahası da var bizim önerilerimiz arasında. 3600 ek gösterge, emeklilikte yaşa takılanların sorununun çözülmesi. Bütün bunların çözülmesi gerekiyor.

İşte biraz önce söyledik yani depresyonun en hızlı arttığı Avrupa’daki ülke Türkiye birinci olmuşuz. Vatandaşımızın biran önce rahata ermesi için bunların yapılması şart. Ama buradan söylüyorum, şahsım hükümeti bunları yapamaz. Metal yorgun, çoklu organ yetmezliğiyle malul, enerjisi bitmiş. Sandığı görecek mecali kalmamış. Peşimize takılmışlar bizi taklit ediyorlar. Milletimize söz, bunlara çözüm bulamazlarsa ilk sandıktan sonra biz bütün bu sorunların hepsini çözeceğiz.

Soru- Yine ve yeni bir yolcu garantisi gündemde. Afyonkarahisar Kalesi’ne yolcu garantili teleferik sistemi kurulacak. Yılda 140 bin kişi. Afyonkarahisar belediye başkanı yolcu garantisi tepkilerine karşı “muhalefeti bindirmeyeceğim” dedi. Yazı asacağını da belirtti. Siz bu açıklamaları ve bu yolcu garantisi sistemini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- 140 bin kişilik yolcu garantisi verdikten sonra muhalefeti bindirse ne olur, bindirmese ne olur? Ön teker nereye arka tekerde oraya. Saray hükümeti ne yaparsa belediyesi de maşallah aynı şeyleri yapıyor. Bu ülkede teleferik bile yolcu garantisiyle yapılır hale geldiyse vay bu ülkenin haline. Her zaman söylüyoruz, biz yatırıma, projelere karşı değiliz. Bizim karşı olduğumuz husus milletin kör kuruşunun bu tür karışık işlerle rantçılara peşkeş çekilmesidir. Muhalefeti bindirmeyeceğim sözleriyle ilgili görüşümü söyleyim. Böyle laf olur mu? O koltuklar kimseye tapulu değil. Bugün oraya sen oturursun yarın başkası.

Soru- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Muğla’da yaptığı tezkereyle ilgili açıklamasına İYİ Parti’den tepki geldi. Grup Başkanvekili Dervişoğlu bu açıklamayı eleştirdi. Sizin bu konuya ilişkin bir değerlendirmeniz olur mu?

Faik ÖZTRAK- Bizim sözümüzün muhatabı bellidir. Bizim sözümüz, 36 şehidimizin hesabını Ruslara soramayıp bir de Kremlin kapısında dakikalarca bekletilenedir. Bizim sözümüzün muhatabı, Mehmetçiğimizin tertemiz kanından kendine oy devşirme planı yapanlardır. Bizim sözümüzün muhatabı TBMM’nin iradesine 2 yıl ipotek koyanlardır. Bizim sözümüzün muhatabı Fırat’ın doğusunu tezkereden çıkaranlardır.

Soru- AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hamza Dağ, yaptığı basın toplantısında CHP’nin Irak-Suriye tezkeresindeki tutumunu hatırlatarak “Önceki oylamalarda evet diyen CHP bu oylamada hayır diyerek kendisiyle çelişmiştir ve çok açık bir şekilde kendisini inkar etmiştir. Bu bir ittifak değildir” ifadelerini kullandı. Sizin değerlendirmeniz ne olur?

Faik ÖZTRAK- Hamza Dağ boyunu aşan bu işleri bıraksın. Bak partisinde özgül ağırlığı olan Bülent Arınç’ın kokain ithamlarına önce bir çıksın cevap versin. Ondan sonra da çıksın bu tezkere neden yeni seçilecek TBMM’nin iradesine ipotek koyacak şekilde iki yıl süreyle çıktı bir onu açıklasın. Fırat’ın doğusu ifadesi tezkereden neden çıkarıldı onu bir milletimize izah etsin. Türkiye’ye gelecek yabancı güçler kim? Kafa kesen radikaller mi? Bunu da bir milletimize anlatsın.

Teşekkür ediyorum.

HÜKÜMET, VARLIĞININ HİKMETİNİ KAYBETTİ

CHP Sözcüsü Öztrak, yaşanan gelişmelerin Erdoğan Şahsım Hükümetinin “varlığının hikmetini” kaybettiğini gösterdiğini belirterek, “Hükümetin görevini yapacak takati de, arzusu da kalmadı. Bu durumda yapılması gereken belli: Sandığın namusuna halel getirmeden dürüst ve adil bir seçimle sözü aziz milletimize bırakmak gerekiyor. Bu geciktikçe milletin derdi, çilesi, feryatları her geçen gün artacaktır” diye konuştu.

Hükümetin, milletin 128 milyar dolarını Merkez Bankası’nın arka kapısından buharlaştırdığını ifade eden Öztrak, “Dünyanın en büyük finansal skandallarından birine imza attılar. Bu hafta İran Merkez Bankası Başkanı, 160 milyon dolar ve 20 milyon Avroyu, 2017 yılında, resmi olmayan yollardan piyasaya sürdü diye, İran’da 10 yıl hapis cezası aldı. Aynı cezayı 128 milyar dolara oranlayın, hani bizde buharlaşan, alınacak ceza 6 bin 994 yıl yapıyor” dedi.

Milletin 128 milyar dolarının, ortalama 6 lira 30 kuruş ila 6 lira 40 kuruştan ve “şeffaf müdahale veya ihale yöntemleri dışında” satıldığına dikkat çeken Öztrak, “Bugün dolar 9 lira 28 kuruş. Ortada korkunç bir kamu zararı var. Ama savcılardan tek bir tık yok… Bu 128 milyar doların hesabı da bir gün gelir yargıda mutlaka sorulur” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan Şahsım Hükümeti tarafından hukuku ve yasaları çiğnemeye zorlanan devlet memurlarına hem sahip çıktığını hem de hukuksuz emirlere uyan, yasaların işlemesini engelleyen memurları açıkça ikaz ettiğini söyleyen Öztrak, Erdoğan’ın 20 yıl önceki sözlerini hatırlatarak, “Muhalefetteyken, memura yasaları hatırlatacaksın o mubah olacak. Ama hükümette geçince memura yasaların hatırlatılması, ‘Vesayet, sivil itaatsizlik, darbecilik’ olacak. Milletimiz kimin darbeci, kimin vesayetçi olduğunu, artık çok iyi gördü. Notunu da verdi. Sandıkta da tasdiknamelerini vermeyi sabırsızlıkla bekliyor” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Bugün Merkez Yönetim Kurulu toplantımızın gündeminde; ekonomimizde büyüyen yangın… Devlette her gün ağırlaşan yönetim krizi, ucube vesayet rejiminde artık dayanılmaz hale gelen buhran ve bu buhrandan çıkış için yapılması gerekenler vardı.

HÜKÜMET VARLIĞININ HİKMETİNİ KAYBETTİ

Milletimizin sesi, ülkeyi yönetenlerin oturdukları sarayın duvarlarını bir türlü aşamıyor. Milletimizin dertleri, ülkeyi yönetenlerce görmezden geliniyor. Milletimizin çektiği çileler küçümseniyor. Yönetenler milletimizi hakir görüyor. Milletin, fakir, fukaranın çift diplomalı evlatları işsiz. Ama yandaş vakıfların tornasından geçen, hamili kart sahipleri, devlet kadrolarına torpille doluşuyor. Paralel devlet yapılanmaları, devletin birliğini tehdit ediyor. Devletin tüm kaynak ve imkânları, küçük bir azınlık elinde talan ediliyor. Kirli eller beytülmale uzanıyor. Yargı ve Yasama çalıştırılmıyor. Devlette denge ve denetim kalmadı. Hesap sorulamıyor. Kurumlar birer birer çökertiliyor. Yönetimde keyfilik alıp başını gitti. Kimse yarınından emin değil. İşsizlik azdı. Milli paramızın şerefi, haysiyeti, itibarı gün görmüş kar gibi eriyor. Milli olması gereken dış politikamız şahsileşti. Liyakatsizlik ve ideolojik vesayet dış politikamızı esir aldı. Milli menfaatlerimiz yerine kişisel ikbali korumak öncelikli oldu. Yaşanan tüm bu gelişmeler Erdoğan Şahsım Hükümetinin “varlığının hikmetini” kaybettiğini, görevini yapacak takatinin de, arzusunun da kalmadığını gösteriyor. Bu durumda yapılması gereken belli. Emaneti biran evvel asıl sahibine vermek gerekiyor. Sandığın namusuna halel getirmeden dürüst ve adil bir seçimle sözü aziz milletimize bırakmak gerekiyor. Bu geciktikçe milletin derdi, çilesi, feryatları her geçen gün artacaktır. Milletimizin acıları büyüyecektir.

AKARYAKIT İSTASYONLARI İKİ HANELİ FİYAT PANOLARINI HAZIRLIYOR

Önümüz kış, hele bu kifayetsiz yönetim altında kapkara bir kış. Erdoğan’ın ideolojik vesayeti altındaki ekonomi yönetimi bocalıyor. Dolar hızla 10 liraya koşuyor. Her gün iğneden ipliğe her şeye zam geliyor. Akaryakıt bayiinde satılan kalorifer yakıtı son bir yılda yüzde 82 zam görmüş. Elektriğe son bir yılda yüzde 29 zam gelmiş şu sıralarda yüzde 40 – 45 zam daha geleceği dillendiriliyor. Benzine ve mazota daha yeni 40 – 41 kuruş zam geldi ama bugün yarın eli kulağında akaryakıta yeni zamlar yolda. Akaryakıt istasyonları iki haneli yakıt fiyatları için pano ve pompalarda değişikliğe başladı bile.

BU KUYRUKLAR 2021 TÜRKİYESİNDE

İnsan söylediği sözün esiridir. Onun için atalarımız büyük lokma ye, büyük söz söyleme demiş. Ama kibir hastalığına tutulan Erdoğan büyük laflar edip duruyor. En son ne demişti hatırlayalım: “Amerika’nın halini görüyorsunuz değil mi, İngiltere’nin halini görüyorsunuz değil mi? Benzin yok benzin. Aynı şekilde Almanya’da kuyruklar, Fransa’da kuyruklar, yiyeceklerini bulamıyorlar. Elhamdülillah Türkiye’de böyle bir sorun yok”. Almanya’dan veya Fransa’dan da değil Erdoğan’ın yönettiği 2021 Türkiye’sinden. Geçtiğimiz Cuma akşamı araç sahipleri akaryakıt istasyonlarında çift sıra uzun kuyruklar oluşturdu. Boş bidon, boş damacana bulan istasyona koştu.

YELİZLER, MİNİ MİNİLER…

Erdoğan’ın partisinde Yeliz ismiyle maruf bir milletvekili de benzin kuyruklarına utanmadan bereket yoğunluğu dedi. Bir diğer AK Partili vekil ise akaryakıt zamlarına “mini mini” zam deyiverdi. Aynı vekil devlet yurtlarında küçültülen yemek porsiyonları içinde peygamber efendimizde midenin üçte birini boş bırakın demişti diye buyurdu. Bunlar milletle alenen alay ediyor, milleti küçümsüyor. Ne diyelim, utancını kaybeden vicdanını da kaybeder. Bunlar fildişi kulelerinden, saraylarından milletin halini görmüyorlar. Tekrar söylüyorum, sesini duymuyorlar. Eh bir de ön teker nereye giderse arka tekerde oraya gider diye bir laf var. Erdoğan’da saraylarındaki şatafatı görmezden gelip “her türlü fedakarlığı yapıyoruz” demişti. Milletle açıktan alay etmişti. Saraydakiler bir eli yağda, bir eli balda yaşarken milyonlarca yurttaşımız yoksulluk, açlık ve sefaletle sınanıyor. Sarayın bütçesi her yıl şişiyor. Fedakarlığı millet yapıyor, cefayı millet çekiyor. Sefayı da Erdoğan ve saray sosyetesi sürüyor.

İşte biz bu nedenle Erdoğan Şahsım Hükümeti varlığının hikmetini kaybetmiştir diyoruz. Aç doyar, açgözlü doymaz demişler. Saraydakilerin hali tam da bu.

TÜGVA BELGELERİ: GEMİ BATMAYA, BELGELER SIZMAYA BAŞLADI

TÜGVA’daki rezaletler ortaya saçıldı, pis kokular arşa ulaştı. Erdoğan’ın gemisi su almaya başlayınca gemideki eski yolcular bilgileri, belgeleri birer birer dışarıya sızdırmaya başladı. Bundan sonra daha çok bilgi ve belgenin sızacağından eminim. Ama şuanda rezaletin iki boyutu var. İlki kamuya memur alımlarında TÜGVA eliyle gerçekleştirilen torpiller. Milletin, fakir fukara çift diplomalı evlatları memuriyet mülakatlarında elenirken bunlar kendi yandaşlarını devlet memuriyetine elleriyle yerleştirmişler. Milletin evlatlarının geleceği, memuriyeti çalınmış. Devletin askeriyesi, adliyesi, mülkiyesi TÜGVA mensuplarına peşkeş çekilmiş. Bu devlet içinde yeni bir paralel devlet oluşturmaktır. Önceki paralel devlet yapılanmasının müellifleriyle, hain darbecilerle uzun süre yol yürüyenler, yağan yağmurlarda beraber ıslananlar “Allah bizi affetsin” dedikten sonra, kendi paralel devletlerini kurmaya soyunmuşlar.

DEVLETİN POLİSİ MAHKEME KARARININ UYGULANMASINI ENGELLİYOR

Patlayan skandalın ikinci boyutu ise devlete ait bina ve arsaların TÜGVA ve TÜGVA benzeri yapılara peşkeş çekilmesi. Şimdi ben buradan soruyorum Erdoğan Başbakan veya Cumhurbaşkanı olmasaydı kamuya ve belediyelere ait bu taşınmazlar haksız, hukuksuz bir biçimde Erdoğan ailesinin başında olduğu bir yapıya verilir miydi? İstanbul Büyükşehir Belediyesi bu hukuksuzluklara son vermek için tüm idari ve hukuki yolları takip ediyor. Ama TÜGVA bu taşınmazları boşalt diyen mahkeme kararlarına direniyor. Devletin polisi de mahkeme kararlarının icrasını engelliyor. Polis memurlarına mahkeme kararlarına karşı çıkma emrini kim veriyor? Devletin kurumlarını kanunlarını kim işletmiyor? Devletin memurları, kurumları üzerinde kim vesayet kuruyor? Elbette Erdoğan ve onun tek kişilik vesayet rejimi.

ZÜBÜKLÜĞÜN KİTABINI YAZMIŞ İÇİŞLERİ BAKANI

Hafta sonu Genel Başkanımız Erdoğan Şahsım Hükümeti tarafından hukuku ve yasaları çiğnemeye zorlanan devlet memurlarına hem sahip çıktı, hem de hukuksuz emirlere uyan, yasaların işlemesini engelleyen memurları açıkça ikaz etti. Çünkü bu hükümeti de, bu hükümete güvenip kanunsuz iş yapanları da uyarmak muhalefetin görevidir. Ama Genel Başkanımızın yaptığı Erdoğan ve sosyetesini çok rahatsız etti. En çok da bir zamanlar Gülen örgütüne övgüler düzen, sonra da etmedik hakaret bırakmadığı Erdoğan’a kapı kulu olan, siyasi hayatı dönmekle geçmiş, siyasi zübüklüğün kitabını yazmış İçişleri Bakanının. Bakan adeta isteri nöbeti geçirerek adap ve edebi bir yana bırakarak Sayın Genel Başkanımıza sarf ettiği hakaretamiz ifadeler içine girdikleri çukurun seviyesini göstermesi bakımından ibretlikti. Anlaşılan memurlara en çok kanunsuz emir veren de yine bu bakanmış.

MUHALEFETTEYKEN MUBAH, HÜKÜMETKEN DARBECİLİK

Bu arada Erdoğan da, ağzında bir vesayet türküsü, “AK Parti zihniyetinde böyle şeyler duydunuz mu?” diye, sormaz mı? Pes ki ne pes doğrusu. “Sen nasıl olurda bu ülkenin memurlarını tehdit edersin, böyle bir şeyi nasıl yaparsın? Bugüne kadar AK Parti zihniyetinden şu 19 – 20 yıl içerisinde böyle bir şey duydun mu?”

O halde, 20 yıl önce bunları kim söyledi:

“Devletin imkanları belli bir siyasi parti veyahutta siyasi maksatlı operasyonlar için kullanılıyor. Devletin bürokratlarına suç işlettiriliyor. Bütün bunlardan sorumlu olan hükümet üyeleri kendileriyle görüşen arkadaşlarımıza olaylara el koyacaklarını söylemelerine rağmen gözaltında bulunan vatandaşlarımıza kötü muamele günlerce sürmüştür. Buradan açıkça ilan ediyorum, bu işleri yapanlar yaptıkları hukuksuz ve ahlaksız her türlü faaliyetin altında ezileceklerdir.”

Muhalefetteyken, memura yasaları hatırlatacaksın o mubah olacak. Ama hükümette geçince memura yasaların hatırlatılması, “Vesayet, sivil itaatsizlik, darbecilik” olacak. Devletin kurumlarını, memurunu vesayet altına alacaksın. Devlette liyakati bitirip, devleti talan edeceksin. Sayın Genel Başkanımız çıkıp, “yok öyle yağma” deyince de, başlayacaksın vesayet, sivil itaatsizlik, darbe nakaratlarına. Erdoğan ve sosyetesinin anlamadığı bir şey var. Milletimiz kimin darbeci, kimin vesayetçi olduğunu, artık çok iyi gördü. Notunu da verdi. Sandıkta da tasdiknamelerini vermeyi sabırsızlıkla bekliyor.

128 MİLYAR DOLARDA KAMU ZARARI VAR, SAVCILARDAN TIK YOK

Dolar aldı başını gidiyor. Milli paramızın değeri, satın alma gücü, haysiyeti, şerefi güneş görmüş kar gibi eriyor. Erdoğan, 19 Haziran 2018’de, “24’ünde siz bu kardeşinize yetkiyi verin, faizle, şununla bununla nasıl uğraşılır görün” dediğinde, 100 lirayla 21 dolar alıyorduk. Millet inandı verdi Erdoğan’a yetkiyi, sonunda da gördü etkiyi… Bugün 100 lirayla, sadece 11 dolar alabiliyoruz. Türk Lirası dışarıdan veya içerden gelecek en ufak bir rüzgâr karşısında savunmasız. Neden? Çünkü kayınpeder, damat bir oldular. Milletin 128 milyar dolarını, Merkez Bankasının arka kapısından buharlaştırdılar. Dünyanın en büyük finansal skandallarından birine imza attılar. Bu hafta İran Merkez Bankası Başkanı, 160 milyon dolar ve 20 milyon Avroyu, 2017 yılında, resmi olmayan yollardan piyasaya sürdü diye, İran’da 10 yıl hapis cezası aldı. Aynı cezayı 128 milyar dolara oranlayın, hani bizde buharlaşan, alınacak ceza 6 bin 994 yıl yapıyor. Milletin 128 milyar doları, ortalama 6 lira 30 kuruşla – 6 lira 40 kuruştan satıldı, şeffaf müdahale veya ihale yöntemleri dışında satıldı. Bugün dolar 9 lira 28 kuruş. Ortada korkunç bir kamu zararı var. Ama savcılardan tek bir tık yok… Ne diyelim? Keser döner, sap döner, gün gelir hesap döner. Bu 128 milyar doların hesabı da bir gün gelir yargıda mutlaka sorulur.

ELİN HİMMETİNE MUHTAÇ

Güçlü döviz rezervleri, ekonomiyi sert dalgalara karşı koruyan, çok önemli bir dalga kırandır. Güçlü rezerv, ödemeler dengesinde güçlü kriz olasılığını azaltır. Döviz kurlarında veya piyasalardaki dalgalanmalara karşı, ekonomik ve finansal istikrarın korunmasına yardımcı olur. Ne yazık ki ülkemiz bugün bu yardım ve korunmadan mahrumdur. Çünkü maalesef elinde kendine ait rezervi kalmamıştır. Elin himmetine muhtaçtır. Oysa hepimiz biliyoruz ki elden gelenle öğün olmaz, o da arandığında bulunmaz.

İKTİDARA YÜRÜYEN BİR PARTİ OLARAK MERKEZ BANKASI’NA GİTTİK

İktidara yürüyen bir parti olarak, Genel Başkanımızın başkanlığında, onun kararıyla geçtiğimiz Cuma, TCMB’ye bilgi almak, bankanın bağımsızlığı için, kaygılarımızı paylaşmak ve yanlış politikaların, milletimize çıkaracağı fatura konusunda uyarılarda bulunmak üzere, TCMB’ye bir ziyarette bulunduk. Bu ziyaretten sonra Merkez Bankası Başkanı çıktı, bizim döviz rezervlerinin nasıl hesaplanacağını konusunda bir konuşma yaptı. “SWAP’ları çıkıyorlar, kamu parasını çıkıyorlar, yani eksiye düşürmek için her şeyi çıkıyorlar. Dünyada böyle bir tanımlama yok” dedi. Madem dünyada böyle bir tanımlama yok, neden bu tabloyu Uluslararası Para Fonuna raporluyorsunuz? Bu tablonun ismi ne? Uluslararası Rezervler ve Döviz Likiditesi Tablosu. Anlaşılan beyler rezerv tablosunun aslını IMF’ye gönderiyor. Çakmasını da milletimize pazarlıyor. Bu tablo niye hazırlanıyor? Yine bu da TCMB’nin kendi yayınında mevcut. Kendi yayınının ilgili sayfası bu. Şimdi oradan okuyalım. “Bu çalışmanın amacı, Türkiye’nin döviz likiditesini göstermesi amacıyla, kullanılabilir durumdaki brüt rezervleri ve yabancı para cinsinden kısa vadeli yükümlülükleri, tek bir tablo altında derlemek ve verilerin diğer ülke verileriyle karşılaştırılabilmesini sağlamaktır.” Bunun yanı sıra Uluslararası Para Fonunun özel veri yayınlama standartları kapsamında yayınlanması gereken istatistiklerden biridir. Demek ki neymiş, sadece böyle brüt rezerve bakılmıyormuş. Karşılaştırma yaparken döviz yükümlülükleri de dikkate alınıyormuş. Uluslararası karşılaştırmalar böyle yapılıyormuş.

BAŞKAN YA İŞİ BİLMİYOR YA DA YARANMAK İÇİN İNKAR EDİYOR

Şimdi buna göre, 8 Ekim 2021 tarihli tablo şunu söylüyor. Merkez Bankasının kasasında brüt rezerv 124 milyar dolar. Ama altında hemen vadesi bir yıl içinde dolacak, kasadan bir yıl içinde çıkacak, 146 milyar döviz borcu var. Yani kasadaki döviz, borca yetmiyor. Merkez Bankası kasasında 22 milyar dolar açık var. Sadece Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası değil, tüm ülke merkez bankaları bu tabloyu hazırlayıp, Uluslararası Para Fonuna gönderiyor. Şimdi Başkan dünyada böyle bir tanımlama yok diyor. Böyle bir hesap yok diyorsa, ya gerçekten bu işi bilmiyordur, ya da kendisini oraya getirenlere yaranmak için başında bulunduğu kurumun hazırladığı tabloyu, inkâr ediyordur.

KARŞILAŞTIRMA BRÜT REZERVİN SEVİYESİ ÜZERİNDEN YAPILMAZ

Kaldı ki küresel karşılaştırmalar hiçbir zaman tek başına brüt rezerve bakılarak yapılmaz. Ya ülkenin kısa vadeli borcuyla, ya milli geliriyle, ya ithalatıyla, ya da geniş para arzıyla rezervler mukayese edilir. Uluslararası Para Fonunun 2021 tahminlerine göre, Türkiye’nin brüt döviz rezervi, sadece 5 aylık ithalatını yetmektedir. Bu oranla ülkemiz G-20’nin gelişen ekonomileri içinde, en düşük rezerve sahip ülkedir. Yine eldeki brüt rezervle, vadesine bir yıl ve daha az kalmış dış borcumuzun, sadece yüzde 52’sini karşılayabiliyoruz. Bununla da G-20’nin gelişen ekonomileri içinde, en düşük rezerv yeterliliği bizde. Yine rezervler milli gelirle mukayese edildiğinde, Arjantin ile beraber en düşük rezerv bizde. İşte bunların hepsi genel kabul görmüş, uluslararası karşılaştırmalar. Hepsinde de dipteyiz. Bugün büyük ölçüde bu nedenle, Türkiye’nin kredi temerrüt risk primi rakiplerine fark atıyor. Bunun için Almanya’da 10 yıllık tahvil faizi eksi iken, Türkiye’de faiz yüzde 20’ye dayandı. Bunun vebali kimin? Elbette varlığının hikmetini yitiren, Erdoğan Şahsım Hükümetinin…

BÜTÇEYİ KOMİSYONDA REVİZE EDİN

2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi, dün akşam TBMM’ne sunuldu. Bu bütçe Erdoğan’ın, 2023 için millete verdiği sözleri tutmadığını, millete verdiği sözlerin altında ezildiğini ikrar eden programın bütçesi. Şimdi bu bütçenin kur tahminleri de, bütçe görüşmeleri başlamadan çöktü. 2021 için ortalama dolar kuru tahmini 8 lira 30 kuruş. 2022 yani gelecek yıl için bu bütçenin uygulanacağı yıl içinse ortalama dolar kur tahmini 9 lira 27 kuruş. Ancak dolar kuru şu anda 9 lira 30 kuruşa dayandı. Tahminleri, varsayımları daha şimdiden tutmayan bu bütçenin de, aslında değerlendirilecek bir yanı kalmadı. Hep söylüyorum, bari alın bu bütçeyi Plan Bütçe Komisyonunda bir revize edin hiç olmazsa gerçekçi olsun.

ALMANLAR, HAZRETİ İSA GELSE YETKİLERİ TEK KİŞİYE VERMEZ

Güç yozlaştırır. Mutlak güç mutlaka yozlaştırır. Bunu geçtiğimiz hafta bir kez daha gördük. Artık emekli olma noktasına gelen Alman Başbakanı Merkel, geçen hafta Türkiye’yi ziyaret etti. Bu ziyaret esnasında Erdoğan; “Almanya’da koalisyon hükümetleri olmasaydı, ilişkilerimiz çok daha farklı bir yere ulaşabilirdi. Biz başkanlık sistemine geçerek, bu başarısız koalisyonlardan kurtulduk” dedi. Alman Başbakanı’nın cevabı ise, “Alman hükümetlerinin özelliği budur. Biz Başkanlık sistemi istemiyoruz” oldu. Nazi felaketini, Nazi rejimini yaşamış bir ülkeye, herhalde verilebilecek en son tavsiye, tüm gücü elinde toplayan, yasama ve yargı tarafından dengelenmeyen, ucube tek kişilik vesayet rejimi tavsiyesidir, bu rejime geçme tavsiyesidir. Almanya’nın 2. Dünya savaşından sonraki ilk başbakanı, Konrad Adenauer’a atfedilen meşhur sözdür. “Bir daha İsa bile gelse, tüm yetkiyi bir kişi ve yanındakilere verecek kadar, aptal olmayacaktık.” Alman halkı, yetkileri tek bir kişinin eline emanet etmenin, korkunç sonuçlarını en acı şekilde tecrübe etmiştir. Milletimiz de üç yılın sonunda tek kişilik ucube vesayet rejiminin, acı, gözyaşı, sefalet ve fukaralık getirdiğini yaşayarak görmüştür. Şimdi ilk seçimde, bu ucube rejimden kurtulmaya sıra gelmiştir. Milletimizin geleceğine pranga vurmak isteyen bu ucube rejimi, sandıkta kaldırıp atacaktır. Bundan en ufak şüphemiz yoktur.

ERDOĞAN’IN İKBALİ MİLLİ MENFAATLERİN ÖNÜNE KONDU

Dış politika al-vere dayalı bir ticaret değildir. Dış politika, uzun vadeli planlamaları, gerçekçi stratejileri ve bu çerçevede iyi düşünülmüş taktiksel adımların liyakatli kadrolar eliyle, zamanlıca atılmasını gerektirir. Ama maalesef bizim ülkemizde dış politika böyle yürümüyor. Dış İşleri Bakanlığı, bir liyakat kurumu olmaktan çıkarıldı. AK Partinin arpalığına çevrildi. Rüşvetten aklanmamış Bakanlar, büyükelçi yapıldı. “Dostum Trump”, “Dostum Putin”, “Dostum Biden”, diyerek işler yürür sanıldı. Ama dış politikada ülkelerin dostları yoktur. Ülkelerin karşılıklı menfaatleri vardır. Milli olması gereken dış politikamız, ne yazık ki Erdoğan tarafından şahsileştirildi. Milli menfaatlerimizin önüne, Erdoğan’ın siyasi ikbali konuldu. Bir de bunun üzerine, Erdoğan’ın ideolojik vesayet yükü binince, terazi bu sıkleti artık kaldırmıyor. Bölgemizde hızla yalnızlaştık. Şimdi Libya’dan Doğu Akdeniz’e, Suriye’den Afganistan’a işler istendiği şekilde gitmiyor.

SURİYE’DE İŞLER ALEYHİMİZE GELİŞİYOR

Özellikle Suriye’de büyük bir bataklığa saplandık. 5 milyon Suriyeliye ülkemizde, milyonlarcasına da Suriye’de bakıyoruz. Milyarlarca dolar yok yere harcandı. Oluşan sosyal ve demografik yük de cabası. Suriye’de sahada da işler aleyhimize gelişiyor. İdlib başta olmak üzere Suriye’de, askerlerimize yönelik saldırılar artıyor. Fırat’ın batısında Rusya, Fırat’ın doğusunda ise ABD var. Sahada sıkıştıkça milletin kesesinden, emperyal güçlerin gönlü hoş tutulmaya çalışılıyor. Rusya’nın gönlünü almak için, ikinci S-400 paketi ileri sürülüyor. ABD’nin gönlünü almak için F-16 kartı açılıyor.

BU MESELELERİ ÇÖZMEK DE BİZE DÜŞECEK

Erdoğan Afrika’ya giderken, F-16 meselesinin F-35’lerle alakalı olduğunu söyledi. ABD’ye F-35 almak için ödediğimiz 1 milyar 400 milyon dolar için, ABD güya böyle bir geri ödeme yöntemi önermiş. “Son teknoloji 5. Nesil F-35’ler yerine, 1980’lerin teknolojisi 4. Nesil F-16 ile idare ediverin” denmiş. Yani tam da Dimyat’a pirince giderken, eldeki bulgurdan olmak budur işte. Yunanistan’da bu stratejik zafiyetimizi kullanmaya uğraşıyor. Hava kuvvetlerini hızla modernize ediyor. F-35 almak için pazarlıklara başlıyor. Bu hükümetin ne Suriye’deki kördüğümü, ne de bölgemizdeki sıkıntıları çözebilecek, takati de, kapasitesi de kalmadı. anlaşılan bu meseleleri çözmek de, yine bize düşecek.

SORUN ÇOK AMA ÇÖZÜMSÜZ DEĞİL

Aziz milletimiz, Türkiye’nin sorunları çoktur. Ama hiçbir zaman çözümsüz değildir. Bugün çözümünde olmazsa olmaz ilk adımı, artık varlığının hikmetini kaybetmiş, milletin ufkunu karartan Erdoğan Şahsım Hükümetini, biran evvel sandıkta göndermektir. CHP iktidara hazırdır. Yeni Kurumlarla, Yeni Kurallarla, Yeni Kadrolarla ülkemizi ayağa kaldırmaya hazırdır.

ÜÇ YENİ VE DÖRT AYAKLI STRATEJİ

Üç yeniyle dört ayaklı bir strateji izleyeceğiz.

Stratejimizin ilk ayağında, adaleti, demokrasiyi ve kuvvetler ayrılığını ayağa kaldırmak var. Tarafsız Cumhurbaşkanı ve “Yepyeni ve Güçlendirilmiş Bir Parlamenter Sistem”, yapacağımız tüm diğer işlerde güçlü bir zemin oluşturacaktır.

Stratejimizin ikinci ayağında, üretimin önünü açmak var. Ekonomiyi borçla şişirme modeli artık iflas etmiştir. Üreterek, verimliliği artırarak üreteceğiz, ekonomiyi büyüteceğiz. Salgın döneminde ülkeler çok önemli dersler edindi. Bu dersler ışığında devletin, sağlık, eğitim, gıda güvenliği gibi kritik alanlarda, akılcı müdahalesini sağlayacağız. Dijital ve Yeşil Ekonominin sunduğu fırsatları değerlendireceğiz. Refah Devleti 3.0’a geçeceğiz.

Programımızın üçüncü ayağında, üretilen refahın, adil şekilde paylaşımı var. Çokça üreteceğiz, hakça paylaşacağız. Refahı topluma yaymadığımızda, toplum kesimlerini dışladığımızda, birilerini arkada bıraktığımızda, büyüme maalesef sürmüyor. Bu bütün dünya böyle. Tüm dünya bunu anladı. Bizim burada yararlanacağımız en önemli yeni kurum, Aile Destekleri Sigortası olacak.

Ve stratejimizin dördüncü ayağında, çevresel, ekonomik ve mali sürdürülebilirlik var. Bu sene yaşadığımız yangın ve sellerde gördük; tüm yapılacak işlerde, çevrenin sürdürülebilirliğini planlamak, önceliğimiz olmak zorunda. Biz, Yeşil Mutabakata uyum sağlayacağız. Borcun kontrolsüz bir şekilde artışına müsaade etmeyeceğiz. Enflasyona neden olmadan, istikrar içinde hızla büyüyeceğiz.

Biz hazırız. Milletimiz hazır. Cumhuriyetin İkinci Yüzyılında, CHP ülkemizi yepyeni bir ufka taşımaya hazır. Milletimiz herkesin ne yaptığını gördü. Notunu verdi. Şimdi de kararını tebliğ etmek için, sandığı dört gözle bekliyor. Sandık geldiğinde de, Erdoğan Şahsım Hükümetine tasdiknamesini verecek. Alayını evine gönderecek.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Hepinize dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Şimdi sorularınız varsa alıyım.   

Soru- İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Diyarbakır’a Genel Merkezin gitme demesine rağmen gittiğine yönelik iddialar var. Sizin bu iddialara bir yanıtınız olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Çok kısa bir yanıtım olacak. Sayın İmamoğlu Genel Başkanımızdan izin alarak Diyarbakır’a gitmiştir.

Soru- AK Parti Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan “Merkez Bankası bağımsız ki Kılıçdaroğlu’na randevu verdi” çıkışı geldi. Sizce bu bir bağımsızlık göstergesi mi?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bu mudur Merkez Bankası bağımsızlığından anlaşılması gereken? Yani hiç kusura bakmayın ama böyle sakil bir anlayışla ülke yönetilirse sonuçta bugün yaşadıklarımız olur. Ana muhalefet partisi lideri, Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu tüm kamu kurumlarıyla görüşür, gerektiğinde bilgide alır. Bunun bağımsızlıkla falan bir ilgisi yoktur, nezaketle ilgisi vardır. Yine tabi iktidara hazırlanan bir partinin Genel Başkanının yapacağı hazırlıklarla da ilgisi vardır.

Son üç yılda dört Merkez Bankası Başkanı gördük. Başkanlar, başkan yardımcıları gece yarısı kararnameleriyle zırt pırt görevden alındı. Bağımsızlık nedir? Buradan ben söyleyeyim, Merkez Bankasının bağımsızlığı bankanın hükümetle birlikte belirlediği enflasyon hedefine ulaşabilmesi için elindeki tüm araç ve imkanları hiçbir ideolojik veya siyasi vesayet altında kalmadan, müdahale olmadan serbestçe kullanabilmesidir. Bugün Türkiye’de böyle bir ortam var mıdır? Yoktur. O nedenle de ne hükümete ne de Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’na güven kalmıştır. Dolar alıp başını gitmektedir.

Soru- Muhalefet cephesinden Durmuş Yılmaz dolar kurunun bilinçli yükseltildiği, liranın bilinçli şekilde değer kaybına iddiasını gündeme getirdi. “Çünkü faiz sebep, enflasyon sonuç teorisi işe yaramayınca şimdi cari açık sonuç, enflasyon sebep teorisine geçtiler” dedi. Lira düşecek, ihracat artacak, cari açık kapanacak, enflasyon düşecek. Bu teori tutar mı, sonuç vatandaşa olumlu yansır mı, yoksa çözüm nedir?

Faik ÖZTRAK- Ben bugün bu ülkedeki yönetimin böyle bilinçli bir takım tercihler yaptığını hiç düşünmüyorum. Keşke yapılan bilinçli bir politika tercihi olsa… Ama bu hükümetin bilinci kapandı. Çoklu organ yetmezliğine girdi. Beyin ölümü de çoktan gerçekleşti. Artık sağlıklı karar alacak hali de kalmadı. Milletimiz bu hükümetin hataları nedeniyle her geçen saniye daha da fakirleşiyor, daha da yoksullaşıyor. Çözüm nedir diye sordunuz söyleyelim: İlk çözüm, beyin ölümü gerçekleşmiş bu hükümetin biran evvel millet tarafından sandıkta fişinin çekilmesidir. Ardından gelecek CHP iktidarında dolar da düşer, enflasyon da düşer, faiz de düşer, işsizlik de düşer. Ülkemizde Hayat Bayram Olur.

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan bir süredir kamuoyunda tartışılan siyasi cinayet iddialarıyla ilgili avukatı Hüseyin Aydın aracılığıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı müracaatta bulundu. Dilekçede bu tarz iddiaların halk arasında endişe, korku ve panik yaratabileceği belirtilerek iddia sahiplerinin bilgisine başvurulması ve iddiayı destekleyici bilgi, belge ve delillerin toplanması istendi. Bu başvuruyla ilgili sizin değerlendirmeniz nedir? Bu soruya ek olarak ayrıca Sayın Kılıçdaroğlu’nun ifade vermek için savcılığa gidip gitmeyeceği soruldu.

Faik ÖZTRAK- Şimdi ülkede bu gerginliği yaratan daha önce yaptığı açıklamalarda siyasetçileri açıkça tehdit eden AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’dır. Hatırlayın Sayın Meral Akşener’e yönelik saldırının ardından “daha neler olacak neler” diyen odur. Sayın Genel Başkanımıza yönelik olarak “ülkenin yönetimine talip olduklarını söylemekten vazgeçsinler, kendileri için daha iyi olur” tehdidini savuran da odur. Ülkenin polis ve istihbarat teşkilatları bu tehditleri savuran AK Parti Genel Başkanının emrindedir. Dolayısıyla bu tehditler ciddiye alınmalıdır. Bu çerçevede öncelikle savcılıkça ifadesine başvurulması gereken Erdoğan’dır. Erdoğan ifadesini verdikten sonra da Sayın Genel Başkanımız yazılı olarak beyanını verir.

Soru- Sayın Kılıçdaroğlu’nun bürokratlara yönelik açıklamaları tepkilere neden oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan vesayet zihniyeti eleştirisinde bulundu. Gelen eleştirilere yanıtınız ne olacak? Ayrıca Sayın Kılıçdaroğlu bürokratlara seslenirken bugünü işaret etmişti. Bugünü milat mı kabul etmek gerekiyor? Bugünden itibaren ne olacak? CHP’nin atacağı herhangi bir adım var mıdır?

Faik ÖZTRAK- Sayın Genel Başkanımızda, bende bürokrasiden geliyoruz. Şimdi anayasamızın 137.maddesinin ve kanunların çizdiği çerçevede milletimize 25 yıl boyunca hizmet ettik. Ne diyor 137. madde? “Kamu hizmetlerinde herhangi bir sıfat ve suretle çalışmakta olan kimse üstünden aldığı emri yönetmelik, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, kanun veya anayasa hükümlerine aykırı görürse yerine getirmez ve bu aykırılığı o emri verene bildirir.” Anayasanın hükmü bu.

Ben, Sayın Genel Başkanımızın bu sözlerini bürokrasi tecrübesine sahip biri olarak kesinlikle tehdit olarak algılamadım. Tam tersine kanunsuz emirleri uygulamaya zorlanan bürokratlara bir destek olarak algıladım. Sayın Genel Başkanımızın ifadelerini tehdit olarak algılayanlar olsa olsa ülkeyi kanun nizam tanımadan yönetmek isteyenlerdir. Ama onlardan zaten günü vakti, saati geldiğinde hukuk önünde hesap sorulur. Bu memleketin hakimi, savcıları, hakimleri var. 18 Ekim itibariyle kanunsuz emre uyan memura da toleransımız olmayacağını bu açıklamayla ortaya koyduk.

Soru- Suriye ve Irak tezkereleri önümüzdeki günlerde meclise gelecek. CHP bu konuda nasıl bir tutum izleyecek?

Faik ÖZTRAK- Söz konusu tezkereler geldiğinde yetkili kurullarımızla konuyu görüşür o zaman gerekli açıklamaları yaparız.

Soru- Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Kavcıoğlu ile yapılan görüşmede kayıp 128 milyar dolar konusu gündeme geldi mi?

Faik ÖZTRAK- Evet konu gündeme geldi. Kendisi yapılanın doğru olduğunu söyledi. Biz de bu yapılanın Merkez Bankası’nın bağımsızlığına da aykırı olduğunu, doğru da olmadığını söyledik.

Teşekkür ederim.

ERDOĞAN SEBEPTİR, ŞAHLANAN DOLAR SONUÇTUR

CHP Sözcüsü Öztrak, dolar kurunun rekorlar kırmasının altında Erdoğan Şahsım Hükümetinin bugüne kadar yaptığı hatalar olduğunu belirterek, “Erdoğan, Damat Bakanı görevden aldı. Olmadı. Merkez Bankası Başkanlarını görevden aldı. O da olmadı. Başkan Yardımcılarını görevden aldı. O da tutmadı. Para Politikası Kurulu üyelerini aldı. O da olmadı. Ne yaptıysa, dolar düşmedi, her seferinde biraz daha fırladı neden? Çünkü sorunların sebebi Erdoğan’ın kendisi. Milletin Erdoğan’a duyduğu güven bitti. Milletin Erdoğan’dan sıtkı sıyrıldı. İşte bu nedenle, Erdoğan sebeptir, şahlanan dolar sonuçtur” diye konuştu.

Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin gece yarısı kararnameleriyle, Merkez Bankası’nın bağımsızlık tabutuna son çivileri çaktığını söyleyen Öztrak, “Merkez Bankası, Merkez Bankası olalı, böyle zulüm görmedi. Erdoğan ve şürekâsına göre, enflasyon geçiciymiş. Ama anlaşılan enflasyonun bundan haberi yok. Dolar çıkmış 9’a, inmez 8’e… Hızla koşuyor 10’a… Sadece son bir buçuk ayda kurdaki hareketlenmeden, enflasyona 2 puan ilave gelecek” dedi.

Yılın ilk sekiz ayında net hata noksandan kaynağı belirsiz para girişinin 13,5 milyar dolar olduğuna dikkat çeken Öztrak, “Bu kadar büyük bir kaynağı belirsiz para girişiyle, sadece 2018’de karşılaşmıştık. Bu kaynağı belirsiz para girişlerinin nedeni nedir? Bunlar hangi baronların parasıdır?” diye sordu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Ucube Şahsım Vesayet Rejimi, ekonomimizdeki yangını her gün biraz daha büyütüyor. Ekonomi politikaları ideolojik vesayet altında. Devlet, kibirli bir adamın iradesine tutsak. Yönetimdeki kriz, milletimizi eziyor. İşsizlik, yoksulluk, hayat pahalılığı, milletimizin boğazına yapışmış. Sofralarımız yanıp tutuşuyor. Dolar aldı başını gidiyor. Paramız pul oldu. İğneden ipliğe her şeye zam geliyor.

ÖNÜMÜZ “KARAKIŞ”

Önümüz kış. Hem de kapkara bir kış. Türkiye’miz, büyük bir buhranın içerisinde, karakışa hazırlanıyor. Ucube Şahsım Vesayet Rejimi, devlet yönetiminde ve ekonomide, sebep olduğu krizleri her gün genişletiyor. Cumhuriyetimizin köklü kurumları, birer birer çökertiliyor. Bu korkunç buhranın içerisinde, ülkemiz rotasını kaybetti. Oradan oraya savruluyor.

EKONOMİDE İLK 10 DERKEN İLK 20’DEN DÜŞTÜK

Erdoğan Şahsım Hükümeti, ülkemize küme üstüne küme düşürtüyor. Ülkemizin ufkunu, geleceğini, adeta bir kanser hücresi gibi yiyip bitiriyor. Erdoğan bundan 12 yıl önce, 2011’de milletimize, “Ülkemizi 2023’te, dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına sokmayı” vadetmişti. Milletimize söz vermişti. Bu sözünü partisinin seçim beyannamelerine de yazdı. Yetmedi… Bunu devletin Kalkınma Planlarına da yazdı. Ama daha 2023’e gelemeden, bu yıl bıraktık en büyük 10 ekonomi arasına girmeyi, Erdoğan yönetiminde ülkemiz, dünyanın en büyük 20 ekonomisi liginden düştü. Oysa Türkiye, AK Parti’nin esamisi bile okunmazken, 1990’da bu lige çıkmıştı. Uluslararası Para Fonu’nun, bu hafta yayımladığı küresel ekonomiye dair tahminlere göre, en büyük ekonomiler liginde 2021’de 21. sıraya, 2022’de de 22. sıraya düşüyoruz. Hem de 2021’de yüzde 9’luk büyümeye rağmen! 1990’da en büyük 20 liginde olmayan, Rusya, Endonezya, Suudi Arabistan bizi ezip, gidiyor. Hep söyledik… Erdoğan yönetiminde ekonomi büyümedi, şişti.

ENFLASYONUN SÜPER LİGİNDEYİZ

Ama doğrusu Erdoğan Şahsım Yönetiminin hakkını da yememek lazım. Erdoğan en büyük ekonomiler liginde, ülkemizi İlk 10’un arasına sokamadı ama enflasyon liginde Şampiyonlar Ligi’ne çıkardı. 2021’de, 191 ülke içerisinde, en yüksek enflasyona sahip 10. Ekonomiyiz. 2023’te ise enflasyonu en yüksek, 7. ülke oluyoruz. Hayat pahalılığının süper liginde rakiplerimiz, Angola, Liberya, Venezüella, Zambia ve Haiti…

MİLLETİMİZLE ALAY EDİYOR

Milletimize taahhüdünü yerine getiremeyen Erdoğan, anlaşılan “Yalanın kemiği yok ki, boğaza takıla…” diyerek, milletimizin aklıyla alay etmeye kalkıyor. Daha geçen ay, kendi imzasıyla yayımladığı Orta Vadeli Program’la, 2023 için millete söz verdiği; 2 trilyon dolar geliri, 925 milyara düşürdüğünü, “25 bin dolara çıkaracağım” dediği taahhüt ettiği kişi başına geliri, 10 bin 713 dolara indirdiğini, “500 milyar dolar olacak” dediği ihracatı; 242 milyar dolara düşürdüğünü ve “Yüzde 5’e indireceğim” dediği işsizlik hedefini ise, yüzde 11,4’e çıkardığını unutmuş görünüyor.

ERDOĞAN TÜM HEDEFLERİ ISKALADI

Bu hafta başında çıkıp millete, “Hedeflerinin çoğuna ulaştığımız, menziline yaklaştığımız 2023 vizyonumuzu, yeni ve daha büyük adımlarla, tahkim ettiğimiz bir döneme girdik” diyebiliyor. Yani millete vadettiklerini neden yerine getiremediğinin, neden sözünü tutamadığının hesabını vermeden, 2053’e masallar anlatmaya kalkıyor. Milletimize söz verdiğin gelir ve ihracat rakamlarını, Yüzde 50’den fazla iskonto eden sizsiniz, işsizlik taahhüdünüzü ikiye katlayan sizsiniz. Ekonomiyi dünyanın en büyükleri liginde, ilk ona çıkarmaya söz verip de bu yıl ilk 20’den düşürende sizsiniz. Bu nasıl bir menzile yaklaşmak? Bu nasıl hedeflerin çoğuna ulaşmak? Erdoğan millete taahhüt ettiği tüm hedefleri ıskalayan bir yöneticidir. Millete verdiği sözlerin altında, ezim ezim ezilmektedir.

MİLLETİN İLİĞİNİ SÖMÜRMEDEN GİTMEMEYE KARARLI

Hala “Hedefleri tutturduk” demeye devam ediyorsa, biz de buradan kendisine soruyoruz; tutan hangi hedefler? Kime vadettiğiniz hedefler? Ne demişler, “Ya söz vermeye ya da tut. Tutamayacağın sözü söyleme, yut”. Beyefendi hala 2053’e mektup yazmaya kalkıyor. Yani öyle gözüküyor ki bu ülkeyi tamamen yiyip bitirmeden, milletin iliğini, kemiğini sömürmeden, gitmemeye kararlı.

SIRTLAN İLE CEYLAN AYNI YÖNE KOŞUYOR

Erdoğan’ın yönetiminde geçen her saniye, her dakika milletimizi daha da fakirleştiriyor. Dolar bugün 9 lirayı aştı. 10 liraya koşuyor. 10 yıllık tahvilin faizi, yüzde 20’ye çıktı. Altın fiyatları, kredi temerrüt risk primi hepsi birden zirve yapıyor. Ne diyordu meşhur Afrika Atasözü? “Ormanda; aslan, zebra, sırtlan ve ceylan yan yana koşuyorsa, yangın var demektir.” Erdoğan Şahsım Hükümeti yönetiminde ülke çıra gibi yanıyor, onlar da Roma’yı yakan Neron misali, sebep oldukları yangını, paramızın pul olmasını, yanaşmalarıyla, beslemeleriyle beraber keyifle izliyorlar. Nasılsa yandaşlara verilen ihalelerin, geçilmeyen köprü ve yolların, uçulmayan havalimanlarının, yatılmayan hastane yataklarının, gelir garantileri hep dolarla, avroyla… “Harun olacağız” diyenler, Bugün Karun oldu. Bu milletten aldıkları paraları da, tek kuruş vergi vermeden, vergi cennetlerine kaçırdılar. Düstur belli; “Millete ver talkını. Yandaş yutsun salkımı.” Bugün Eylül bütçe rakamları geldi: Yılın ilk 9 ayında, milletin cebinden 21 milyar lira alınmış, yandaş müteahhitlerin cebine konmuş. Faiz lobilerine aynı dönemde ödenen para ise tam 142 milyar lira olmuş.

DOLARI ALAN DEĞİL, SATAN YAYA KALDI

Daha yeni Sayıştay açıkladı: Sadece Karayolları üzerinden 6 otoyol için, yandaşlarına verdikleri gelir garantisi, 28 milyar 329 milyon dolar. Şimdi bugüne kadar milletin kesesinden buraya, 4 milyar 372 milyon dolar ödenmiş. Geriye daha 24 milyar dolar var ödenecek. Eylül başında dolar kuru 8 lira 30 kuruştu. Şimdi 9 lira 23 kuruşu aştı. 1,5 ayda, dolar, paramıza karşı 93 kuruş değerlendi. Bu da yandaş müteahhitlere bütçeden ödenecek garanti paralarını, 22 milyar lira birden artırdı. Paramızın satın alma gücü, haysiyeti, şerefi güneş görmüş kar gibi erirken, Saray yanaşmaları bayram ediyor. Ama dolar ne zaman fırlasa, Erdoğan gözünü milletin dolarına, altınına dikiyor. 7 Mart 2015’te, “Dolar alan yaya kalır” dediğinde, dolar kuru 2 lira 58 kuruştu. O gün 100 lirayla 39 dolar alıyorduk. 2 Aralık 2016’da, “Yastık altında dövizi olanlar, parasını Türk Lirasına dönüştürsün” dedi. O gün; dolar kuru 3 lira 45 kuruş olmuştu. 100 lirayla alınan dolarda 29’a düşmüştü. 26 Mayıs 2018’de, “Yastığın altında doları olan kardeşlerim, paranızı gidin Türk Lirasına yatırın” dediği gün, dolar 4 lira 70 kuruştu. 100 lirayla, 21 dolar alır duruma düşmüştük. Bugün ise 100 lirayla ancak 11 dolar alıyoruz. Erdoğan yönetiminde geçen 6 yılda, yüz liranın dolar alma gücü tam 28 dolar azalmış. Doları alan pişman olmamış ama satan bin pişman olmuş. Sarayın yanaşmaları abat olurken, Erdoğan’a güvenen, dolarını, altınını bozduran vatandaşımız, hep yaya kalmış. Paramızın değeri düştükçe, elektriğe, doğal gaza, benzine, mazota, gübreye, hasılı iğneden ipliğe her şeye zam geliyor. Çiftçinin, esnafların,  ailelerin beli bükülüyor. Peki bu rezaletin sorumlusu kim?

BU PAYLAŞIMI YAPAN ERDOĞAN

Şimdi  “Para, tıpkı bayrak gibi, tıpkı milli marş gibi, bir ülkenin gücünü, itibarını, bağımsızlığını simgeler. Paranın itibarı, milletin itibarıdır”. Bu tweeti kim atmış? Erdoğan’ın ta kendisi. “Ben ekonomistim” diyen Erdoğan. Ne zaman atmış? 1 Mart 2012’de atmış. O gün 100 lirayla; 84 Bulgar Levası alınıyormuş, bugün ancak 19 Leva alınabiliyor. Milli paramızın komşumuzun parası karşısındaki alım gücü, 9 yılda 65 Leva birden düşmüş. Bunu yapan kim? Konu komşunun parası karşısında bile, paramızı pul eden kim? Şu tweette söylendiği gibi; “Bayrak gibi, milli marş gibi, ülkemizin gücünü, itibarını, bağımsızlığını simgeleyen milli paramızın değerini, güneş görmüş kar gibi eritip bitiren kim? Paramızın itibarıyla beraber, milletimizin itibarını da bitiren kim? Tabii ki bu tweeti atan Erdoğan!

MİLLETİN ERDOĞAN’DAN SITKI SIYRILDI

Şimdi bunları yapanın, yapmaması gereken de bellidir: 2053’e öyle mektup yazmakla falan uğraşmasın, derhal istifa mektubunu yazsın. Vakit kaybetmeden, sandığı milletin önüne getirsin. Erdoğan, Damat Bakanı görevden aldı. Olmadı. Merkez Bankası Başkanlarını görevden aldı. O da olmadı. Başkan Yardımcılarını görevden aldı. O da tutmadı. Para Politikası Kurulu üyelerini aldı. O da olmadı. Ne yaptıysa, dolar düşmedi, her seferinde biraz daha fırladı neden? Çünkü sorunların sebebi Erdoğan’ın kendisi. Milletin Erdoğan’a duyduğu güven bitti. Milletin Erdoğan’dan sıtkı sıyrıldı. İşte bu nedenle, Erdoğan sebeptir, şahlanan dolar sonuçtur.

PARAYI PUL EDEN KENDİ REİSİ

Erdoğan Şahsım Hükümeti artık ülkeyi yönetemiyor. Her yaptığı devletin köklü kurumlarını felç ediyor. İtibarını bitiriyor. En son atadığı Merkez Bankası Başkanı, reisine biat etmekten başka bir şey bilmiyor. Dışa açık bir ekonomide, haklı bir gerekçe olmadan, emirle faiz indirmenin, yerli paraya değer kaybettireceğini görmüyor, bilmiyor. “Neden paramız pul oluyor anlamadım” diyerek, havaya bakıp ıslık çalıyor. Sarayın vesayeti altındaki Merkez Bankası Başkanı, 5 ay önce kendisinin atadığı Başkan Yardımcısını değiştiriyor. Böyle yaparak sorumluluğu yardımcılarına yıkmaya çalışıyor. Paramızı pul edenin aslında kendi reisi olduğunu itiraf edemiyor, korkudan söyleyemiyor. İşte bu aymazlık ülkemizi yiyip bitiriyor. Bunlar milletimizin tenceresini, cüzdanını boşaltıyor. Hepimiz evlatlarımızın, torunlarımızın geleceğinden artık endişe duyuyoruz. Saray ülkemizde bereket bırakmadı.

GÜBRE ALTINLA YARIŞIYOR

Halbuki bu ülkenin toprakları son derece verimli, insanları çok cömert. Çiftçisi de çok çalışkan. Ama 24 Eylül’den önce 4 bin 500 lira olan, elimdeki bu gübrenin tonu, dün 8 bin liraya kadar çıktıysa, ÜRE gübresi 20 günde yüzde 78 zamlandıysa,  çiftçi ne yapacak, tarlasına ne atacak? Kimyasal gübre altınla yarışıyor olacak iş mi? Tabi bu arada çiftçi parasını vermeye kalksa bile, ortada gübre yok. Bu ülkede hükümet yok mu? Hükümet nerede? Mazot, gübre, ilaç, tohum fiyatları uçuyor. Çiftçi tarlasını karşılık gösterdiğinde, bunları tarlasına atmaya yetecek krediyi bankalardan alamıyor. Ziraat Bankası’nın, Tarım Kredi Kooperatiflerinin, çiftçiye verdiği krediler teminata takılıyor. Çiftçi zaten sıkıntıda. Ek teminatı nasıl bulacak? Yandaşlara gazete aldırmak için, Ziraat Bankası’ndan 750 milyon dolarlık krediyi, tek kalemde vermeyi biliyorlar. Aynı yandaşın, milyarlarca dolarlık kredi borçlarını yapılandırmak için, masaya oturmayı da biliyorlar. Ama iş çiftçiye gelince, pintiliği elden bırakmıyorlar. Bu duruma bir çare bulamazlarsa, çiftçiyi bu kadar ezerlerse korkarım gelecek yıl, hepimiz taş yemek zorunda kalacağız.

HATALAR MALİYETLERE ZİRVE YAPTIRIYOR

Sadece çiftçilerimiz değil, sanayicilerimiz de çok endişeli. Uluslararası girdi fiyatları almış başını gidiyor. Pamuğun fiyatı son 10 yılın zirvesinde. İplik tedarikinde çok ciddi sıkıntılar var. Enerji maliyetleri aldı başını gitti. Buna bir de, 128 milyar dolar rezervimizi buharlaştırmaları, Merkez Bankası’nın yönetimini zırt, pırt değiştirmeleri, paramızı pul etmeleri eklenince, içeride maliyetler zirve yapıyor.

DOĞAL GAZ FATURASI 5 MİLYAR DOLAR DAHA ŞİŞECEK

Bu yıl doğalgaz tedariki konusunda, kaygılar ortaya çıktı. Mevcut sözleşmelerle, doğalgaz ihtiyacının karşılanamayacağı söyleniyor. Önümüz kış… Önceki yıllarda Ekim ayına kadar, doğalgaz depolama kapasitemizin, yüzde 80-90’ı kadar gaz stoklanırdı. Artık Ekim ortasına geldik. Bu yıl elimizdeki mevcut depolama kapasitesinin, sadece yüzde 54’ü kadar stokumuz olduğu görülüyor. Dünyada doğalgaz fiyatları almış başını gitmiş, neden gazın nispeten ucuz olduğu dönemde, stokları neden hazır etmediniz? Ağustos böceği gibi şarkı söyleyerek, çok kıymetli bir zaman ve imkânı niçin heba ettiniz? Şimdi bu açığı kapamak için, fiyatların dört katına sıçradığı, spot LNG piyasasından, gaz temin etmeye uğraşıyorlar. Bu nedenle doğalgaz faturamızın 5 milyar dolar daha şişeceğini, işin uzmanları söylüyor. Bunların iş bilmezliğinin, beceriksizliğinin faturasını, hep milletimiz ödüyor.

ELEKTRİĞE %45 ZAM DA YETMEYECEK

Bugün akaryakıta büyük bir zam geldi. Motorinin pompa fiyatına 41 kuruş, benzine 40 kuruş zam yapıldı. Benzinde pompaya yansıtılacak zam 17 kuruş olacak. Kalanı ÖTV’den düşülecek. Ama artık ÖTV’de de marj kalmadı. Akaryakıt istasyonları pompalarını, çift haneli fiyatlara göre ayarlamaya başladılar bile.  Yine artan maliyetler nedeniyle, elektriğe yüzde 40-45 zam dillendirilmeye başlandı. Bu da dolar 9 lirayı aşmadan önceydi. Dolar şimdi 10 liraya koşuyor. Yani yüzde 40-45 zam da bu gidişle yetmeyecek. Ülke yönetilmiyor savruluyor… Elektrik ve doğalgaz faturalarını ödeyemeyen, milyonlarca vatandaşımız var. Bu zamlardan sonra milletimizin hali nice olacak düşünmek bile istemiyoruz.

KARA KIŞ FONU KURULSUN

Ama Genel Başkanımız bunun için, “Kara Kış Fonu kurulsun” diyor. Bu fonun kaynaklarının da nereden bulunabileceğini söylüyor. Erdoğan bunları düşünüyor mu? Hayır! Umuru değil. “Meseleleri mesele etmezseniz, ortada mesele kalmaz” deyip seyrediyor.

DOLAR ÇIKMIŞ DOKUZA İNMEZ SEKİZE…

Erdoğan ve şürekâsına göre, enflasyon geçiciymiş. Ama anlaşılan enflasyonun bundan haberi yok. Dolar çıkmış 9’a, inmez 8’e… Hızla koşuyor 10’a… Sadece son bir buçuk ayda kurdaki hareketlenmeden, enflasyona 2 puan ilave gelecek. Emtia fiyatlarındaki artışlar da ortada. Ayrıca ABD Merkez Bankası parasal sıkılaştırmaya başlıyor. Polonya, Macaristan, Rusya, Meksika, Brezilya Merkez Bankaları bunun olası risklerini bertaraf edebilmek için ve milli paralarının değerini korumak için, faizleri artırdılar.

MERKEZ BANKASI BÖYLE ZULÜM GÖRMEDİ

Ama Erdoğan, sanki risklerimiz ve başımızdaki belalar azmış gibi, gece yarısı kararnameleriyle, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın bağımsızlık tabutuna son çivileri çakıyor. Merkez Bankası, Merkez Bankası olalı, böyle zulüm görmedi. Milletin 128 milyar dolarını arka kapıdan buharlaştırdılar. Yetmedi. Üç yılda üç başkan değiştirdiler. Yetmedi. Zırt, pırt başkan yardımcısı yediler. Yetmedi. Şimdi de Banka’yı Ankara’dan İstanbul’a taşıyıp, liyakatli kadroları hepten tasfiye etmek istiyorlar. Merkez Bankası’nın kasasındaki rezervleri erittiler. Şimdi bin bir oyunla rezerve makyaj yapmaya kalkıyorlar.

HANGİ BARONLARIN PARASI AÇIKLAYIN

Yılın ilk sekiz ayında cari açık 14 milyar dolar. Net hata noksandan kaynağı belirsiz para girişi, 13,5 milyar dolar. Yani bu kaynağı belirsiz para girişiyle cari açığı finanse ediyorsunuz, dışarıdan gelen borçlarla da, kuruyan rezervleri galiba makyajlıyorsunuz? Bu kadar büyük bir kaynağı belirsiz para girişiyle, sadece 2018’de karşılaşmıştık. Bu kaynağı belirsiz para girişlerinin nedeni nedir? Bunlar hangi baronların parasıdır? Bir açıklayın bakalım.

HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ LİGİNDE DE ÇAKILDIK

Ekonomide yatırımları ve verimliliği artıran, tek başına faizlerin seviyesi değildir. Ekonomide yatırımları ve verimliliği artıran, iyi yönetilen kurumlardır, iyi yönetişimdir. Etkin çalışan piyasalardır. Hukukun üstünlüğüdür. Can ve mal güvenliğinin olmasıdır. Daha dün açıklandı. 2021’de Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde, tek bir yılda 10 basamak birden düşerek, 139 ülke arasında 117. olmuşuz. Türkiye Erdoğan’ın elinde, hukukun ve özgürlüğün olmadığı ülkeler ligine düştü. Böyle bir ülkeye, nitelikli yatırım gelir mi? Gelmez. Olan da kaçar. Japon Honda firması Türkiye’deki fabrikasını kapatıp, gitti. Binlerce çalışanda işsiz kaldı. İşsizlik büyük sosyal maliyetlerinin yanında, üretimde ve ekonomide etkinliğin sağlanamadığını gösterir. İşsizliğin yüksek olduğu yerde, ekonomi daha fazla üretim yapma imkânını da heba eder. Bugün Türkiye’de yaşananda budur.

İŞKUR VERİSİ İLE TÜİK VERİSİ ARASINDA UÇURUM

Ülkemizde çok büyük bir işsizlik sorunu var. TÜİK ’in makyajlı rakamları bile bunu saklayamıyor. Mızrak çuvala sığmıyor. İŞKUR verilerine göre, Ağustos’ta kayıtlı işsiz sayımız 200 bin kişi artmış. Ama TÜİK’e bakarsanız işsiz sayısındaki artış sadece 11 bin. Şimdi bu fark nereden geliyor? Buna bir cevabınız var mı? Meseleleri mesele etmezseniz, mesele kalmaz anlayışı, öyle gözüküyor ki burada da hakim. İstihdam edilenlerin sayısı ve istihdam oranı 2018 Temmuz ayının, yani üç yıl öncesinin halen altında. Çalışma çağındaki nüfusumuz, son üç yılda 3 milyon 152 bin kişi artmış. Buna karşın, çalışan yurttaşlarımızın sayısı, 2018 Temmuz ayının 250 bin kişi altında. Ama Erdoğan, “İstihdamda salgın öncesi dönemin dahi üzerine çıktık” diyebiliyor. Milletle alay etmeye devam ediyor… Daha fazla çalışmak istediği halde çalışamayanları, iş bulsam çalışırım diyenleri ve resmi işsizleri dikkate aldığımızda, hepsini birlikte topladığımızda gerçek işsiz sayısı, salgın öncesinin çok üstünde. Erdoğan Şahsım Hükümeti iş başı yaptığında, 5 milyon 555 bin olan gerçek işsiz sayısı, şu anda 7 milyon 855 bin. O da işgücüne katılım oranı düştüğü için. İşgücüne katılım oranı eski seviyesinde kalsaydı, bu işsiz sayısına 1,5 milyon işsiz daha eklememiz gerekecekti. Boşuna demiyoruz: Erdoğan Şahsım Hükümeti sebeptir, yüksek işsizlik sonuçtur.

CHP GELİNCE DOLAR DA DÜŞER

Milletin Erdoğan yönetiminden artık sıtkı sıyrılmıştır. Erdoğan şahsım hükümetine kimsenin güveni kalmamıştır. Ne yaparsa yapsın dikiş tutmaz. Yolcudur Abbas, bağlasan durmaz. Erdoğan’ın ülkeyi daha fazla yiyip bitirmemesi için, ivedilikle yapılması gereken, sandığın biran önce gelmesi ve sandıkta Erdoğan’ın evine gönderilmesidir. Erdoğan milletin yakasından düşüp CHP iktidara geldikten sonra, göreceksiniz dolar da düşer. Enflasyon da düşer. Faiz de düşer. İşsizlik de düşer. Ülkemiz, yeniden Halil İbrahim bereketine kavuşur. Hayat bayram olur.

Bitirirken, milletimiz herkesin ne yaptığını gördü. Notunu verdi. Şimdi kararını tebliğ etmek için, sandığı dört gözle bekliyor. Sandık geldiğinde de, Erdoğan Şahsım Hükümetine tasdiknamesini verecek. Bunların hepsini evlerine gönderecek.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Şimdi varsa sorularınızı alıyım.

Soru- Taliban heyeti iki gündür Ankara’da temasta bulunuyor. Bu ziyaretlerle ilgili görüşünüz?

Faik ÖZTRAK- Erdoğan Şahsım Yönetiminde her alanda olduğu gibi dış politikada da küme düşüyoruz. Bölgemizde iyice yalnızlaşıyoruz. Herkesle kavgalıyız. Önceden bu ülkeyi büyük devlet ve siyaset adamları ziyaret ederlerdi şimdi Taliban temsilcileri ziyaret ediyor. Taliban heyeti, “Resmi davet üzerine Türkiye’yi ziyaret ettik” diyor. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, “Gelmek istediler, davet ettik” diyor. Ne diyelim? Nereden nereye.

Soru- AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Özhaseki Ordu’da yaptığı bir konuşmada “Kötülere karşı asla iktidarı bırakmamak lazım” dedi. Bu söze bir cevabınız olacak mı?

Faik ÖZTRAK- AK Parti’nin eski bir parti büyüğü de zamanında, “Birileri koltuktan kalkmakta sıkıntı yaşıyorsa mutlaka altını pisletmiştir” demişti. Haseki’nin sözü bana bunu hatırlatıyor. Ama bilmedikleri, görmedikleri şey şu; o pis kokular arşa ulaştı. Sandıkta millet gerekeni yapacak, hepsini o koltuklardan kaldıracak.

Soru- Son günlerde Suriye’den gelen şehit haberleri ve sonrasında Cumhurbaşkanı, Milli Savunma Bakanı ve Dışişleri Bakanından peş peşe açıklamalar geldi. O açıklamalar yeni harekatın sinyali olarak değerlendirildi. Ne söylersiniz?

Faik ÖZTRAK- Önce şehitlerimize tekrar Allah’tan rahmet diliyorum. Ortada ciddi bir harekat yapma gereği var diyelim; bunu davul zurnayla yapamazsınız. Hasımlarınıza sinyal veremezsiniz. Bu işleri böyle yaparsanız Mehmetçiğimize ağır zayiatlar verdirirsiniz. Neticede almakta zorlanırsınız. Hep söylüyoruz, ülkeyi yönetmeyi bilmiyorlar. Bunun faturası da hep milletimize ve Mehmetçiğimize çıkıyor.

Çok teşekkür ediyorum.

YOKSULUN YORGANI KIŞ GELMEDEN YIRTILDI

CHP Sözcüsü Öztrak, yaklaşan kışın gelen zamlarla vatandaş için şimdiden kara kışa döndüğünü belirterek, “Benzinin vergisiz fiyatına 29 kuruş, LPG’ye 71 kuruş zam yapıldı. Benzin zammı şimdilik pompaya yansıtılmadı. Ama fahiş LPG zammı yansıtıldı. Dün yine sanayide ve elektrik üretiminde kullanılan doğalgaza yüzde 15 zam geldi. Yoksulun yorganı kış gelmeden yırtıldı” diye konuştu.

Öztrak, eşel mobil sisteminin dibe vurduğunu belirterek, “Artık bundan sonra akaryakıttaki tüm fiyat artışları aynen pompaya da yansıyacak, yani vatandaşın cebine yansıyacak. Önümüzdeki günlerde akaryakıta, çok daha büyük zamlar kapıda” dedi.

Son üç haftada Dolar kurundaki 58 kuruşluk artışın, sadece fiyat etiketlerini değil, Türkiye’nin dış borç yükünü de şişirdiğine dikkat çeken Öztrak, “Erdoğan Şahsım Hükümeti elinde, dış borç yükümüz son üç haftada 260 milyar birden arttı” dedi.

“Milletin cebinden tek kuruş çıkmayacak” denilerek yapılan 6 otoyol ve köprü projesinden, milletin sırtına 28 milyar 329 milyon dolarlık yük yüklendiğini belirten Öztrak, “Beşli çeteye bu projeler için şu ana kadar ödenen para, 4 milyar 372 milyon dolar. Milletimizin çocuğuna, torununa kalan yük ise, 24 milyar dolar. Son üç haftada dolar kurundaki 58 kuruşluk artış, bu projelerden gelecek yükü, durduk yere 14 milyar lira artırdı” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu üyesi, milli görüş hareketinin önemli isimlerinden, Sayın Oğuzhan Asiltürk’ü bu sabah kaybettik. Kendisine Allah’tan rahmet, ailesine ve Saadet Partisi camiasına başsağlığı diliyoruz. Bugün Merkez Yönetim Kurulu toplantımızı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çatısı altında gerçekleştirdik. Toplantı gündemimizde; ağırlaşan işsizlik, mutfakları ve cüzdanları yakıp kavuran hayat pahalılığı, yurttaşlarımızı ezen borç yükü, Erdoğan Şahsım Vesayet Rejiminde, devlet yönetiminde yaşanan tıkanma, İdlib başta olmak üzere, dış politikamızdaki savrulma, hâsılı, milletimizi inim inim inleten buhran vardı. Yine bu buhrandan çıkış için yapılması gerekenleri de, toplantımızda ele aldık.

BU REJİM ÜLKENİN GENLERİNE TERS

Bugün TBMM’nin 27. Dönem 5. Yasama yılı başlıyor. Yeni yasama yılının, milletimize ve ülkemize, hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyoruz. Ülkemizin ve milletimizin, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin etkin şekilde çalışmasına gerçekten ihtiyacı var. Çünkü “Türkiye’yi uçuracak” diye pazarlanan, Erdoğan Şahsım Vesayet Rejimi, güzelim ülkemizi uçurumdan aşağı yuvarladı. Şimdi Saray beslemeleri, Saray yanaşmaları dışında, 84 milyon yurttaşımız büyük sıkıntı içinde. Biz bu ucube rejimin, Türkiye Cumhuriyeti’nin genlerine ters olduğunu, fıtratına ters düştüğünü hep söyledik. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti, “Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir” düsturuyla kurulmuştur.

BU DEVLET TEK KİŞİNİN DEĞİL, HALKIN DEVLETİ

Devlet tek bir kişinin değil, halkın devletidir. Bu devletin en güçlü taşıyıcı kolonu da, Gazi Meclisimizdir. Erdoğan’ın Ucube Şahsım Vesayet Rejimi, bu taşıyıcı kolana darbe vurmak için elinden geleni yaptı. Meclis’in yasama yetkilerini gasbetmeye kalktı. Meclisin denetim yetkilerini budadı. Kurduğu vesayet rejimiyle, AK Parti ve MHP’li milletvekillerini, parmak kaldırma makinesine çevirdi. Peki, tüm bunları yaptı da ne oldu? Milletin dertlerine çözüm bulunabildi mi? Ülkemize huzur, refah geldi mi? Hayır!

MEMLEKETİN, MİLLETİN BEREKETİ KALMADI

Hızla çalışacak, kararları hızlı alacak denen bu ucube sistem, memleketin, milletimizin bereketini kaçırdı. Yangında ve selde bile, doğru, düzgün karar alamadı. Yangında uçak uçuramadı, selde, “Dere yatağına bina yapmışlar” deyip vatandaşı suçladı. Erdoğan Şahsım Hükümetinin işbaşı yaptığı, 10 Temmuz 2018’den bu yana tam 84 tane, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yayımlanmış. Bunun 53’ü, önceki kararnameleri değiştirmek için çıkarılmış. Yani her 10 kararnamenin 6’sı, öncekileri düzeltmek amacıyla yayımlanmış. Yine, “Yok Kanun, Yap Kanun” anlayışıyla, Sarayın iradesini, milletin iradesinin önüne geçirmişler. Kimseyle istişare etmeden, konuşup tartışmadan, Meclis’e getirilen Saray imzalı yasa teklifleriyle, kaş yapayım derken, göz çıkarttılar. Bunları yaşadık, bunları gördük. Bir gece yarısı, son dakikada getirilen Çek Düzenlemesiyle, koskoca bir ödeme sistemi ertesi sabah uyandık kitlendi. Üç yılın sonunda, bu ucube tek adam vesayet rejiminin, Türkiye’ye verecek hiçbir şeyi olmadığını anladık. Milletin sorunlarını çözmek bir yana, milletin üzerinde koca bir yük olduğunu gördük.

MİLLETİN GÜVENCESİ MİLLET MECLİSİDİR

Artık şu hakikat ortaya çıkmıştır: “Türkiye’mizin en büyük güvencesi, geçmişte olduğu gibi, bugün de, yarın da, milletimizin iradesi ve o iradenin tecelli ettiği, Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir.” Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, 1 Kasım 1930’da TBMM’nin açılışında söylediği şu sözler, bizim siyaset yapma anlayışımıza yön vermektedir:

“Ülkenin yazgısında, tek yetki ve güç sahibi olan Büyük Millet Meclisi, bu ülkenin düzeni için, iç ve dış güvenliğini sağlamak ve korumak için, en büyük güvencedir. Büyük milli sorunlar şimdiye kadar, Büyük Millet Meclisi’nde çözümlenmiştir. Gelecekte de oradan kesin önlemler sağlanabilecektir. Türk milletinin sevgi ve bağlılığı, her zaman Büyük Millet Meclisi’ne yönelmiştir ve hep oraya yönelecektir.”

YEPYENİ, GÜÇLENDİRİLMİŞ, VESAYETTEN ARINDIRILMIŞ BİR PARLAMENTER SİSTEM

Bu anlayışla biz de, milletimiz de, pespaye şahsım vesayet rejiminden kurtulmak istiyoruz. İşte bu nedenle; Yasama, Yürütme ve Yargı erkleri arasında,  denge, denetimi sağlayacak, Cumhuriyetimizi demokrasiyle taçlandıracak, ülkemizi huzura, refaha kavuşturacak, Yepyeni, Güçlendirilmiş ve Her Türlü Vesayetten Arındırılmış Parlamenter Sistemi, bu ülkeye getirmekte kararlıyız. Millet İttifakı’nın iktidarında, milletimizin her kesiminden, demokrasi ve özgürlük aşığı dostlarımızla beraber, bu kutlu hedefe ulaşacağız. Milletimizin kaderine pranga vurmak isteyen, bu ucube tek adam vesayet rejimini, tarihin çöplüğüne milletimizle beraber göndereceğiz.

YOKSULUN YORGANI KIŞ GELMEDEN YIRTILDI

 “Yoksulun yorganı kış gelmeden yırtıldı.” Önümüzdeki kışı kara kışa çevirecek zamlar, sağanak olup yağmaya başladı. Bu hafta, benzinin vergisiz fiyatına 29 kuruş, LPG’ye 71 kuruş zam yapıldı. Benzin zammı eşel mobil kullanılarak, vergiler düşürülerek şimdilik pompaya yansıtılmadı. Ama fahiş LPG zammı yansıtıldı. Dün yine sanayide ve elektrik üretiminde kullanılan doğalgaza, yüzde 15 zam geldi. Bu üst üste ikinci zam… Dün akşam EPDK elektriğe zam olmadığını açıkladı tamam. Ama 1 Ekim 2021 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanması gereken dördüncü çeyrekle ilgili elektrik tarifesi ortada yok. EPDK kararları bugüne kadar Kurum’un internet sitesinde yayımlanıyordu ay sonlarında o da yayımlanmadı. Şimdi soruyoruz neden? Anlaşılan kış gelirken elektrik zamlarının da eli kulağında… Ama yapılacak zammın boyutu konusunda bir türlü anlaşamıyorlar.

AKARYAKITTA HER ARTIŞ BUNDAN SONRA FİYATA YANSIYACAK

Akaryakıtta eşel mobil sistemi sonuna kadar kullanıldı, vergiler dibe vurdu. Böylece enflasyon rakamları, 2,5 puan daha düşük gösterildi. Bunu ben söylemiyorum, bunu Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın raporunda Hazine ve Maliye Bakanlığı söylüyor. Milletimize geçmiş olsun. Memur maaşları, emekli aylıkları, bu makyajlı enflasyon rakamlarına göre belirlendi. Enflasyona yapılan bu ağır makyajın bütçeye de maliyeti var. Tam 46 milyar lira. Ama ne yaparlarsa yapsınlar artık mızrak çuvala sığmıyor. Eşel mobil sistemi dibe vurdu, vergiler sıfırlanma noktasına kadar geldi. Artık bundan sonra akaryakıttaki tüm fiyat artışları aynen pompaya da yansıyacak, yani vatandaşın cebine yansıyacak. Önümüzdeki günlerde akaryakıta, çok daha büyük zamlar kapıda.

MERKEZ BANKASI’NIN YERDE SÜRÜNEN İTİBARI TAMAMEN BİTTİ

Bütün bunlara rağmen enflasyon yeterince düşürülemedi, makyaj yetersiz kaldı. Fiyatlar tırmanmaya devam ediyor. Ama reisinden faizi indirme talimatı alan, Merkez Bankası Başkanı, “Enflasyon Reisimize uymuyorsa, Reisimize enflasyon uyduralım” diyerek; oyun oynanırken kuralı değiştiriverdi. “Artık dedi tüketicinin enflasyonuna değil, enflasyonun çekirdeğine bakacağım”. Bunu dediği andan itibaren de, Türk Lirası’nın değeri, gün görmüş kar gibi erimeye başladı. Başkan bir de “Emir demiri keser” deyip, nedenini kimseye açıklamadığı bir faiz indirimini de yaptı. Banka’nın yerlerde sürünen itibarını, tamamen yok etti.

İĞNEDEN İPLİĞE YENİ ZAMLAR YOLDA

Son üç haftada milli paramız, ABD doları karşısında, yüzde 6,5 değer kaybetti. Bu, iğneden ipliğe, her şeye yeni zamların yolda olduğu anlamına geliyor. Kurdaki son hareketlenmenin, önümüzdeki dönemde enflasyona yapacağı katkı, öyle gözüküyor ki 1 puandan fazla olacak. Bunu ben söylemiyorum. Merkez Bankası’nın daha önce yaptığı çalışmalar söylüyor. Ama Merkez Bankası koltuğunda oturan saray komiseri, doğrusu reisini aratmıyor. “Bu işi ben yapmadım, bu kurun yukarıya doğru gitmesinin nedeni yok, kurdaki yükselişin çoğu ABD Merkez Bankasının kararından kaynaklandı” diyor. Tamam, madem TL’deki değer kaybı, ABD’deki Merkez Bankasının kararından kaynaklandı, o halde son üç haftada Türk Lirası neden; Bulgar Levası’na karşı yüzde 4,3; İran Riyali’ne karşı yüzde 6,5; Pakistan Rupisi’ne karşı da yüzde 5,3 değer kaybetti? Bulgaristan, İran, Pakistan Merkez Bankaları, Türk parasını pul edecek hangi kararı aldılar? Yani milletimizin aklıyla daha fazla alay etmeyin. Milletin canı zaten burnunda. Milletin sabrını artık zorlamayın.

ZİNCİR MARKETLERE GÖSTERMELİK RACON

Dünyanın en bereketli topraklarındayız. Ama milletimiz yaz gününde bile, sebzeye, meyveye yaklaşamadı. Kış gelirken, konserve yapamadı. Mutfaklar yangın yerine döndü. Yasayla ülkede enflasyonu önleme görevi verilen, Merkez Bankası’nın itibarını yerle bir edip etkisizleştiren Erdoğan, sonra çıktı, “Bu işi ben yapmadım, zincir marketler yaptı” dedi. Bugünde biraz işleri bakmış zincir marketler herhalde çok itiraz ettiler ki, hava şartlarından oldu, iklim koşullarından oldu gibi bir takım gerekçeler daha pahalılığa ilave etmiş.  Şimdi bu zincir marketlere göstermelik racon kestiniz. Bu şekilde kendi yanlışlarınızın üstünü kapatacağınızı sandınız. Baktınız ki, bu da olmuyor şimdi işi hava şartlarına bağladınız. Şimdi bir kere şunu söyleyeyim, bu zincir marketleri büyütüp, bugünlere getiren sizsiniz. Kaldı ki, sizin tarımı emanet ettiği beceriksiz Bakanınız, bir zincir marketten gelmişti, onu oradan transfer etmiştiniz. Yine aynı Tarım Bakanı’nın yardımcısı da, bir başka zincir market de üst düzey yöneticiydi. Anlaşılan kurda kuzuyu emanet etmişsiniz.

ÇİFTÇİ TARLASINA GÜBRE ATAMAYACAK DURUMA GELDİ

İşte bu anlayışın elinde, Türk tarımının hali ortada… Çiftçilerimiz girdi maliyetleriyle, ürün fiyatları arasında eziliyor. Son bir yılda, DAP gübrenin fiyatı yüzde 142, ÜRE Gübrenin fiyatı yüzde 120 zam gördü. Şu anda azotlu gübrede çok büyük bir kriz yaşanıyor. Bu gübrelerde fiyatlar artık anbean değişiyor. Ne yazık ki bu büyük zamlarla, çiftçilerimiz tarlalarına gübre atamayacak duruma geldi. Gelecek yıl verim daha da düşecek. Bu yıl kuraklık nedeniyle düştü, gelecek yıl bu verim daha da düşecek. Sonuç? Mutfaklardaki yangın büyümeye devam edecek. Besicilikle uğraşan üreticilerimizin hali de perişan. Yeme artık para yetişmiyor. Son bir yılda, etlik piliç yeminin fiyatı yüzde 62, yumurta yeminin yüzde 46, besi yemininin fiyatı yüzde 53 zam gördü. Üretici bir litre sütle 1,5 kilo yem alması gerekirken, şimdi bir litre süt satıp ancak 1 kilo yem alabiliyor. Döviz kurlarında neden olduğunuz kötü yönetim nedeniyle, ne zincir market, hava şartı, ne bir şey. Döviz kurlarında sebep olduğunuz artışlar bu maliyetleri de, fiyatları da daha arttıracak.

ÇARE DEĞİL BAHANE BULUYOR

Ama tabi bunlar Erdoğan’ın umurunda değil, kendi sorumluluğunu zincir marketlere yüklemeye çalışıyor. “Fahiş fiyat artışları” deyip fiyat etiketlerini suçluyor. Göstermelik denetim ve cezalarla milleti uyutabilirim sanıyor. Meşhur laf var: Başarılı yol bulur, başarısız bahane bulur. İşte 19 yıllık yönetiminin sonunda, Erdoğan’ın hali tam da bu… Hayat pahalılığına çare bulamıyor ama bahane buluyor.

BECERİKSİZ ERDOĞAN ŞAHSIM HÜKÜMETİ SEBEP, HAYAT PAHALILIĞI SONUÇ

Merkez Bankası’nın elini kolunu bağlayacaksın. Banka’nın 128 milyar dolarını, damadınla beraber buharlaştıracaksın. Ekonomiyi dışarıdan gelecek dalgalara karşı, tahkimatsız, savunmasız bırakacaksın. Tarımı bitireceksin. Çiftçiyi perişan edeceksin. Tarladan sofraya gıda tedarik zincirini güvence altına alacak hiçbir düzenleme yapmayacaksın. Yıllarca esnafımızı zincir marketlere ezdireceksin. Sonra da çıkıp marketlerdeki fahiş fiyat etiketlerini, suçlu ilan edeceksin. Adama sorarlar bu ülkede hükümet yok mu? 19 yıldır bu ülkeyi kim yönetiyor? Bugün paramız pul olduysa, mutfaklar yangın yerine döndüyse, millet pahalılıktan yıldıysa, Erdoğan Şahsım Hükümeti’nden sıtkı sıyrıldıysa, sebebi bellidir. Beceriksiz Erdoğan Şahsım Hükümeti sebep, hayat pahalılığı ise sonuçtur.

MİLLETE VADETTİĞİNİN YARISINA BİLE ULAŞAMADI

Ünlü laf var, “Müteahhit ne taahhüt ettiğini bilir.” Bir hükümetin başarısı da, millete verdiği sözleri ne kadar tutabildiğiyle ölçülür. Erdoğan Şahsım Hükümeti ise, millete verdiği sözleri tutmayan, vaatlerinin altında ezilen bir Hükümettir. 2023 için vadettiği; milli gelir hedeflerini, kişi başına gelir hedeflerini, ihracat hedeflerini son yayınladığı Orta Vadeli Program’da yarı yarıya düşürdü. İşsizlik hedefini ikiye katladı. Ama hala Meclis kürsüsünden çıkıp 2023 hedeflerine ulaşmaktan bahsediyor. 2023 için herhalde hedef, kendini Beştepe’deki saraya atma hedefidir olsa olsa… Kendi şahsi ikbaliyle ilgili hedef. Tekrar ediyorum; Erdoğan Şahsım Hükümeti, millete vadettiği hedeflerin yarısına bile ulaşamayan bir hükümettir.

3600 EK GÖSTERGEDEN HABER YOK

Millete vermiş olduğu taahhütleri tutmadığı gibi memuruna da seçimde verdiği taahhütleri tutmamıştır. 3600 ek göstergeden hala haber yok. Genel Başkanımız dün, “Yapacaksanız yapın, yoksa biz yapacağız” dedi. AK Parti’nin Grup Başkanvekili ise çıktı, “Parayı salgınla mücadele için harcadıklarını” söyledi. El insaf! Dünyada salgında vatandaşına en az destek veren hükümet olarak nam saldınız siz. Yetmez, yandaş müteahhitlere dolarla avroyla verdiğiniz garantileri pandemiymiş, salgınmış demeden sektirmeden ödediniz. Şimdi memura vadettiklerini yerine getirmeye gelince mi pandeminin arkasına sığınıyorsunuz? 3600 ek göstergeyi vadettiğiniz gibi derhal verin. Veremiyorsanız da o koltukta oturmayın.

DOLAR KURUNDAN 260 MİLYAR LİRALIK FATURA

Son üç haftada Dolar kurundaki 58 kuruşluk artış, sadece fiyat etiketlerini değil, ülkemizin dış borç yükünü de şişirdi. Erdoğan Şahsım Hükümeti elinde, dış borç yükümüz son üç haftada, 260 milyar birden arttı. Bu kimin cebinden çıkacak? Elbette milletimizin cebinden çıkacak. Millete ciro edilen yük bununla da bitmiyor.

DÖVİZLİ GARANTİLERDEN GELECEK YÜK 14 MİLYAR LİRA ARTTI

“Milletin cebinden tek kuruş çıkmayacak” dediler. Sadece 6 otoyol ve köprü projesinden, milletin sırtına 28 milyar 329 milyon dolarlık yük yüklediler. Bunu biz demiyoruz. Sayıştay diyor. Atalarımız ne güzel diyor; hırsız içeriden olursa, kapı kilit tutmazmış. Sayıştay’ın sansürlü raporlarında bile, neler var neler… Beşli çeteye bu projeler için şu ana kadar ödenen para, 4 milyar 372 milyon dolar. Milletimizin çocuğuna, torununa kalan yük ise, 24 milyar dolar. Son üç haftada dolar kurundaki 58 kuruşluk artış, bu projelerden gelecek yükü, durduk yere 14 milyar lira artırdı.

İHALELERİ DÖVİZE BAĞLAMAK İHANET

Bu ihaleleri Türk Lirası’yla bağlamayıp, dolara avroya endeksleyenlerin yaptığının adı, gaflettir, delalettir hatta bu millete ihanettir. Son 19 yılda ülkede satıp, savmadık hiçbir şey kalmadı. Ülkenin geçmişini sattılar. Geleceğine de beşli çete adına ipotek koydular. Milletimiz Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin yaptığı hataların, yanlışların, çektiği peşkeşlerin bedelini ödemekten artık bıktı. Erdoğan Şahsım Yönetiminden sıtkı sıyrıldı. Bu toprakların irfanının dediği gibi: “Haramın temeli olmaz. Hak yerde kalmaz.”

RANT HAVUZUNA YENİ KAYNAK: OSB’LER

Milleti can derdine düşüren, Erdoğan Şahsım Hükümeti hala rant derdinde. Erdoğan Şahsım Vesayet rejimi, rant havuzlarını dolduracak yeni kaynaklar peşinde.  Şimdi de Organize Sanayi Bölgelerini, Sarayın vesayeti altına alacaklarmış. Hazırladıklarını duyduğumuz yasa tasarısıyla, Sarayın Valileri OSB’lerin başkanlığına geçecekmiş. OSB’lerin özerkliğini bitirecek bu düzenlemeden, sanayici rahatsız. Nasıl olmasın? OSB’lerin en büyük gelir kaynağı olan, OSB’lerde arazi tahsisine artık Valiler, Kaymakamlar, yani Saray el atacak. Anlaşılan şimdi de OSB’lerin fişini çekmeye hazırlanıyorlar.

BUNLAR EL İYİSİ

Burada insana şunu derler, OSB’lerle uğraşmayı bir yana bırakın, bugünün en önemli sorunu olan öğrencilerimizin yurt sorununu çözün. Gençler “Yurt yok” diye bar bar bağırıyor. Ama Erdoğan ve bakanları hala daha “Yurt sorunu yok” diyor. 19 yıldır öğrencilerimize yeterli sayıda yurt yapmayanlar, 5 milyon Suriyeliye ülkemizi yurt yapmayı bildiler. Biz boşuna demiyoruz. “Bunlar el iyisi” diye… Bunların sevmediği bir tek Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları. Bir de tabi ki hakkını arayan gençlerimiz.

İDLİB KAZAN GİBİ KAYNIYOR

Bu arada Hatay’ın yanı başında İdlib kazan gibi kaynıyor. İdlib, Birleşmiş Milletler yazışmalarında bile, “Dünyanın en büyük terörist çöplüğü” olarak tanımlanıyor. Bu mesele sulh içinde çözülmezse, ülkemizi çok büyük sıkıntılar bekliyor. Askerlerimiz Suriye rejim güçleriyle, İdlib’deki terörist gruplar arasında sıkışmış durumda. Geçen yıl Suriye ve Rus uçaklarının bombardımanında, 36 askerimiz şehit oldu. Yine son günlerde Rus uçaklarının, askerlerimize yakın yerlere, hava saldırıları düzenlediği anlaşılıyor. Geçtiğimiz yıl yaşanan felaketin tekrarını, bu ülke, bu millet artık kabul etmez.

PUTİN GÖRÜŞMESİNİ KABİNESİNDEN BİLE SAKLIYOR

Erdoğan İdlib’i konuşmak üzere bir kez daha, koşa koşa Putin’in ayağına gitti. Geçen sefer 36 askerimiz şehit olduğunda, Kremlin kapısında bekletilmişti. Şimdi de ortak basın toplantısı yapmadan, nelerin görüşüldüğünü, hangi kararların alındığını kamuoyuyla paylaşmadan, uçağında yandaş gazetecilere demeç vermekle yetinerek, geri döndü. Daha önce Erdoğan’ın Putin’in kapısında bekletildiği görüntüler Rus devlet televizyonunda kronometre tutularak verilmişti. Bu ziyarette de yine devlet televizyonunda yapılan bir yayında, program sunucusu Erdoğan’a “ikiyüzlü” dedi. Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil eden Erdoğan, Rusya’nın devlet televizyonunda bir kez daha tahkir edildi. Beyefendi İdlib’i konuşmaya Rusya’ya gidiyor. Sahadaki askerlerimizin hayatını ilgilendiren, önemli konular görüşülüyor. Ama toplantı heyetinde Milli Savunma Bakanı yok. Yine Suriye’den, Libya’ya, Karabağ’dan Azerbaycan’a kadar, dış politikamızı yakından ilgilendiren konular konuşuluyor. Yanında Dışişleri Bakanı da yok. Allah aşkına! Bu nasıl bir devlet yönetimidir? Anlaşılan Putin ile yaptığı görüşmeyi Erdoğan, nedense kendi kabinesinden bile saklıyor. Hayırdır? Artık kendi bakanlarınıza da mı güvenmiyorsunuz? Yoksa çok yakında bir kabine değişikliği mi var?

GİZLİDE GEBE KALAN AŞİKARDA DOĞURUR

Ama atalarımız; “Gizlide gebe kalan; Aşikârda doğurur” diyor. Soçi’de baş başa konuşulanların kokusu da, yakında ortaya çıkar. Biz Erdoğan’ı bir kez daha uyarıyoruz. Tüm Türkiye’ye geçen yıl yaşattığınız zilletin, tekrarını kaldırmamız mümkün değildir. Askerimizin yanına, yöresine düşecek her bombadan, sırtına sıkılacak her terörist kurşunundan sadece Ruslar, Suriye rejim güçleri veya teröristler değil, siz de mesul olursunuz. Çünkü askerimizi hava savunma sistemi olmadan, Suriye rejim güçleri ile eli kanlı teröristlerin arasına tampon gibi koyan sizsiniz.

S-400’LERİ SAHAYA SÜRÜN GÖRELİM

Buradan soralım bakalım bu 2,5 milyar dolar verdin S-400’leri aldınız nerede bu füzeler? Neden bu füzeleri Reyhanlı’da konuşlandırmıyorsunuz? Elinizi kim tutuyor? S-400’leri paketinden çıkaramayanlar, şimdi Rusya’nın gönlünü hoş etmek için, ikinci bir S-400 alımından bahsediyorlar. Bir de böyle bilgiç bilgiç söylenen, ne idüğü belirsiz, kerameti kendinden menkul, “Süreç devam ediyor” falan diye bir takım sözler var. Siz önce bir, şu aldığınız ilk S-400 paketini bir sahaya sürün bir görelim bakalım. Bugün kullanmadıktan sonra, bu silahın kime ne faydası var?

NEW YORK’TA DOSTUM DEDİĞİNE, CAMİ AVLUSUNDA DÜŞMAN OLUYOR

Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin dış politikadaki ezikliği, artık saklanamaz bir hal aldı. New York’ta “dostum” dedikleriyle, cami avlusunda düşman oluveriyorlar. Ülkede aslan, dışarıda pısmış kedi. Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin ezikliğini gösteren, pek çok örnek var. Önceki ABD Başkanı Trump, Erdoğan’a hitaben, “Aptal olma” dedi. Erdoğan bir baş başa görüşme uğruna, bu hakareti sineye çekti. Şimdi yeni bir skandal daha ortaya çıktı. Trump’ın Basın Sözcüsü anılarını kaleme almış. Anlattığına göre, Trump bir toplantıda, Erdoğan ve yanındakilere, ülkemizi yerden yere vuran, hilafı hakikat “Gece Yarısı Ekspresi filmini izleyen var mı?” diye sormuş. Erdoğan’dan çıt yok. Yanındaki heyet de, kıkırdamakla yetiniyor. Buna şaşırdık mı? Elbette Hayır. Şimdiki ABD Başkanı Biden, Sözde Ermeni Soykırımı’nı anıyor. Erdoğan Biden ile Brüksel’de baş başa görüşebilmek için, bunu da sineye çekiyor. Devletimizin şanı, şerefi, itibarı, milletimizin menfaatleri, Erdoğan’a hiçbir şey ifade etmiyor. Tek bir öncelik var. O da Amerikan başkanlarıyla baş başa görüşebilmek.

SARAYDA AKIL VE İZAN KAYBOLDU

En son BM Genel Kurulu vesilesiyle gittiği New York’ta gördük. Amerikan televizyonuna çıktı, ABD Başkanıyla birlikte görünebilmek için, Emperyal güçleri savaş meydanlarında mağlup eden, bu asil milletin, bu devleti, koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin itibarını hiçe saydı. Amerika’ya milletimizin itibarı üzerinden, güzellemeler yapmaya kalktı. Akıl, izan her şey kayboldu. “Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye gibi değilmiş, çok güçlü bir ülkeymiş.” Böyle bir cümleyi, bu ülkenin Cumhurbaşkanı olduğunu söyleyen bir kişi, nasıl sarf edebiliyor anlaşılır gibi değil. Bu yıkama yağlamaya rağmen, Amerikan Başkanından randevu koparamayınca da, keskin bir dönüş yapıveriyor. Önce New York’ta Türk evinde, sonra da Türkiye’de cami avlusunda, “İlişkiler hayra alamet değil” diyerek, Washington’a ucu yanık mektup gönderiyormuş gibi yapıyor. Ondan sonra Roma’da G20 toplantılarında, Biden’la yapacağı ikili görüşmeyi parlatarak, millete hava atmaya çalışıyor. “Demek ki hayra alamet işler de oluyor” diyor. Orada topu topu 19 tane ülke var. Bunların birbirleriyle ikili görüşme yapması son derece normal. Ama buradan söylüyoruz, bari bu sefer yelkenleri suya indirmeyin. Bir defalık da olsa dik durun. Dış politikanın merkezinde milli menfaatlerimiz değil, Erdoğan’ın şahsi menfaatleri olunca, ortalığı pespayelik götürüyor.

İŞ BAŞINA GELECEĞİZ, HAYAT BAYRAM OLACAK

Ama milletimiz umutsuzluğa kapılmasın. Ülkemiz çok büyük bir ülke. Milletimiz çok büyük bir millet. Ülke iyi yönetilirse her sorunun çözümü var. İlk seçimde biz işbaşına geleceğiz. Milletimiz rahat bir nefes alacak. Büyük bir kucaklaşma olacak. Endişeler son bulacak. Artık kimse bu milletin fertlerini bölüp, parçalamayacak. Yargı bağımsız, medya özgür olacak. Birinci sınıf bir demokrasi olacak. Herkes canından, malından, geleceğinden emin olacak. Herkesi kucaklayan tarafsız bir Cumhurbaşkanı olacak. Devlet yönetiminde liyakat olacak, istişare olacak. Borçla değil, üreterek büyüyeceğiz. Bu topraklarda dijital devrimin önünü açacağız. Gençlerimizin karşısında değil, yanında olacağız. Eğitimde fırsat eşitliğini yeniden sağlayacağız. Dünyayla yarışacak bir ekonomi için, üreticilerimizin rakibi değil, dostu olacağız. Tarımda yeniden kendi kendine yeten bir ülke olacağız. Büyürken hiçbir yurttaşımızı geride bırakmayacağız. Herkesin aşı olacak, işi olacak. Hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek. Çokça kazanacağız, hakça bölüşeceğiz. Büyürken, enflasyonu, borcu büyütmeyeceğiz. Yeşil Mutabakat’a uyum sağlayacağız. Derelerimize, ormanlarımıza, dağımıza, taşımıza, kurdumuza, kuşumuza, gözümüz gibi bakacağız. “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesine dayanan milli ve onurlu bir dış politikamız olacak. Kısacası, hep söylüyorum bunu biz işbaşına geldiğimizde, hayat bayram olacak. Biz hazırız. Milletimiz hazır. Erdoğan Şahsım Hükümetinin de, vesayet rejiminin de notunu millet verdi. Tasdiknamesini hazırladı. Ellerine tutuşturmak için de sandığı milletimiz sabırsızlıkla bekliyor.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Hepinize beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Şimdi varsa sorularınız onu alıyım.

Soru- CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Kürt sorununun çözümü için HDP meşru organdır” sözleri HDP’li İmam Taşçıer’e soruldu. Taşçıer, “Anayasanın ilk 4 maddesi değiştirilmezse Kürt sorunu tartışılamaz” dedi. Bu sorunun çözümü için ilk 4 maddenin değişmesi mi gerekiyor?

Faik ÖZTRAK- Ben gerçekten bu sorular nasıl bize sorulabiliyor anlamakta güçlük çekiyorum. Bir Odalar Birliği kongresinde Genel Başkanımız Anayasanın ilk 4 maddesini tek tek sayarak “Bunlar bizim kırmızıçizgimiz” dedi. Bizim ağzımızdan laf bir kere çıkar. Bu konudaki tavrımızı Genel Başkanımız defalarca dile getirdi. Anlaşılabilmesi için daha kaç kere bunu söylememiz gerekiyor? Gerçekten hayret ediyorum. Bu soruların sorulması gerekenler biz değiliz. Bu soruları gidecekler Cumhur İttifakı’na soracaklar.

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan “Ekonominin sorumluluğu bize ait” dedi ve gıda fiyatları konusunda kuraklık ve girdi maliyetlerine ilk kez işaret etti. Bugüne kadar zincir marketleri hedef alıyordu. Şimdi bugün yaptığı açıklamaları siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Yani hem ekonominin sorumluluğu bize ait diyeceksin arkasından da kuraklıktan, hava şartlarından, iklim koşullarından söz edeceksin. Daha öncede ne diyordu? Fahiş fiyat artışları, zincir marketler diyordu. Ben açık söyleyeyim, ne dese bugünkü pahalılığı, hayat pahalılığını açıklayamaz. Çıkacak diyecek ki, “Biz hata yaptık. Merkez Bankası’nın itibarını sıfırladık. Merkez Bankası’nın rezervlerini sıfırladık.” Bugün yine bakıyorum, “120 milyar dolar rezervimiz var” diyor. O rezerv, brüt rezerv. Bu rezervden Merkez Bankası’nın kısa vadede ödeyeceği borçları düşeceksin. O zaman da Merkez Bankası’nın kasasının 40 – 50 milyar dolar açığı var. İşte bunların konuşulması lazım, bu konularda milletten özür dilenmesi lazım. Ondan sonra da biran evvel devletten çekilmek lazım, seçime gitmek lazım. Tekrar söylüyorum, pahalılık, hayat pahalılığı sonuç, Erdoğan Şahsım Hükümeti sebeptir. Teşekkür ederim.

BEYLER NEW YORK’TA GEZERKEN DIŞ BORÇ YÜKÜMÜZ 49 MİLYAR LİRA ARTTI

CHP Sözcüsü Öztrak, Merkez Bankası’nın enflasyon Erdoğan’a uymayınca, Erdoğan’a enflasyon uydurduğunu, alınan faiz indirme kararıyla bir kere daha Türk Lirası’nın pul edildiğini belirterek, “Uçan Sarayın tekerleri New York’a gitmek için pistten kesildiğinde dolar kuru 8 lira 64 kuruş; dönüşte Türkiye’de piste indiğinde 8 lira 75 kuruştu. Beyler New York’ta gezerken dış borç yükümüz dolar kurunun yükselmesi nedeniyle 49 milyar lira arttı” diye konuştu.    

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

HAYAT PAHALILIĞI EN ACIMASIZ VERGİ

Hayat pahalılığı dünyanın en acımasız, en adaletsiz vergisidir. Cepteki cüzdanın, mutfaktaki tencerenin bereketini kaçırır. Ülkedeki huzuru içten içe kemirir. Çarşıyı, pazarı yangın yerine çevirir. Milleti ezer. Yüzler gülmez. Milletin huzuru kalmaz. Bugün ülkemizin dört bir yanından, “Yandım Allah!” feryatları yükseliyor. Hayat pahalılığından, işsizlikten, borçtan bunalan milletimiz, beceriksiz Erdoğan Şahsım Hükümeti’ne artık canıyla ihtarname çekiyor.

İNGİLTERE’NİN BAŞBAKANI METROYLA, ERDOĞAN KONVOYLA

Ama milletin feryatları, uçan sarayıyla ABD’ye giden, New York sokaklarında gezeceği araçları ülkesinden kargo uçaklarıyla New York’a taşıyan Erdoğan’ın, yakınına bile ulaşamıyor. Kişi başına geliri bizim beş katımız olan İngiltere’nin başbakanı BM’deki toplantıya metroyla gidiyor, Erdoğan ucu bucağı belli olmayan konvoylarla oraya giderken en ufak bir hicap bile duymuyor. Peki yurt dışında böyle de Ankara’da farklı mı? Milletin hali, Erdoğan’ın Beştepe’deki Sarayının duvarlarından hiç görünmüyor. Sesi hiç duyulmuyor.

BUNUN ADI ZULÜMDÜR, SOYGUNDUR

Bir ülkenin parasının değeri, o ekonominin barometresidir. İstikrarlı ekonomilerin, istikrarlı parası olur. İstikrarlı ekonomilerde paranın gücü vardır. Onuru vardır, haysiyeti vardır. Ne yazık ki Erdoğan Vesayet Rejimi, ekonomide ve siyasette sebep olduğu bozulma ve çürümeyle, bu ülkeyi büyük bir buhrana sokmuştur. Milli paramızın değerini pul etmiştir. Milli paramızın onurunu, haysiyetini yok etmiştir. Şu an ülkemizde, en büyük banknot 200 lira. 2009’un başında tedavüle giren bu 200 liralık banknotla, o gün pazar filesine giren eti, meyveyi, sebzeyi bugün almaya kalksak, cüzdanımıza bir değil, iki değil, üç değil, dört tane 200 liralık banknot koymamız gerekiyor. Ama o da yetmiyor, bunların yanına bir de 50 liralık banknot eklemek gerekiyor. İşte bunun adı, zulümdür, soygundur. Bu zulmün, bu sinsi soygunun faili de, beceriksiz Erdoğan Şahsım Hükümetidir.

ENFLASYON REİSLERİNE UYMADI, REİSLERİNE ENFLASYON UYDURUYORLAR

Erdoğan daha geçtiğimiz ay, “Ağustos ayı kırılma noktasıdır.” “Bundan böyle enflasyonun daha yukarı çıkması mümkün değil, zira faiz oranlarında düşüşe geçiyoruz” dedi. Merkez Bankası Başkanı’na talimatı verdi. Enflasyon talimatı tutmadı enflasyon Ağustos’ta düşmedi. Ama reisinin gazabından korkan Merkez Bankası Başkanı, oyun devam ederken kural değiştirdi. “Enflasyon reisimize uymadı, reisimize enflasyon uyduralım. Enflasyonun çekirdeğine bakalım” dedi. Milletin harcamaları içinde yer alan malların, yüzde 30-35’ini de kaldırıp çöpe attı. Aynı Merkez Bankası Başkanı, Erdoğan’ın uçağının tekerlekleri Türkiye’de piste değmeden, panik içinde, hesaba, kitaba bakmadan faize müdahale etti.

BEYLER NEWYORK’TA GEZERKEN BORÇ 49 MİLYAR LİRA ARTTI

Erdoğan New York’a uçarken, 8 lira 64 kuruş olan dolar Türkiye’ye döndüğünde 8 lira 75 kuruşa sıçradı. Bugün de dolar 8 lira 85 kuruş civarında geziniyor. Ülkemizin dış borç yükü, Beyler New York’ta gezerken, 49 milyar lira birden arttı. Bugün üniversite öğrencilerimiz, “Barınacak yerimiz yok!” diyerek parklarda yatıyor. Bu 49 milyar lirayla, en lüksünden biner odalı 1.068 yurt inşa edilirdi, ülkede yurt sorunu bitirilirdi. Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin beceriksizliği, milletimizin sırtına, 49 milyar liralık bir fatura daha yükledi.

AYNI ŞEYİ YAPIP FARKLI SONUÇ BEKLİYOR

Ödenecek tek fatura da bu değil. Paramızın pul olması demek, iğneden ipliğe her şeye zam demek… Bunu ufacık çocuklar öğrendi. Ama Erdoğan öğrenemedi. Erdoğan; “Benim alanım ekonomi” dedi. “Faiz sebep, enflasyon sonuç” dedi. Bu kerameti kendinden menkul lafları ispatlamak içinde, damadıyla bir oldu. Merkez Bankası kasasındaki 128 milyar doları hiçbir usule, kurala tabi olmadan buharlaştırdı. Kasadaki rezervler bitti. Ondan sonra da paramızın değeri dikiş tutmaz oldu. İtibar da, istikrar da kalmadı. Cüzdanlara, mutfaklara ateş düştü. İşsizlik aldı başını gitti. Erdoğan Şahsım Hükümeti, ekonomide çıkardığı bu yangını söndürebilmek için, önceden birer birer indirdiği faizleri, üçer beşer artırmak zorunda kaldı. Ülkemizi yüksek faize mahkûm etti. Einstein’ın meşhur sözüdür. “Aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar beklemek, deliliktir.” Beceriksiz Erdoğan Şahsım Hükümeti, yeniden aynı şeyi yapıp, farklı sonuçlar alacağını sanıyor. Merkez Bankası’na “faizi düşürün” talimatı veriyor.

BENZER ÜLKELER FAİZ ARTIRIYOR

Şimdi yüksek faize sebep olan sorunlar, riskler ortadan kalktı mı ki yeniden faizi düşürmeye başladınız? Hayır. Bir kere küresel gelişmeler lehimize değil. ABD Merkez Bankası, para musluğunu kapatacağının sinyallerini veriyor. Brezilya, Rusya, Macaristan, Şili gibi bize benzeyen pek çok ekonomi, küresel riskleri de dikkate alarak, faiz artırmaya başladı. Petrol zengini Norveç bile dün faiz artırdı. Bu yapılanlar Türk Lirası üzerindeki baskıyı şimdi siz tam tersine gittiniz daha da artıracak.

ÖZGÜRLÜK LİGİNDE KÜME DÜŞTÜK

Diğer taraftan Erdoğan Şahsım Hükümeti elinde, politik risklerimiz her gün hızla artmaya devam ediyor. Dünya Özgürlük Evi daha yeni açıkladı. 2017’de “kısmen özgür” ülkeler liginde olan Türkiye, son 4 yılda “özgür olmayan ülkeler” ligine düşmüş. Erdoğan Şahsım hükümeti iş başına geldiğinden beri, ülkede çürüme, kirlenme, bozulma zirve yaptı. Erdoğan Şahsım rejimi her alanda olduğu gibi, özgürlükler liginde de ülkemize küme düşürttü. Şimdi de kendini yargı yerine koyup, milletin malına mülküne kararnameyle çöküp yandaşlarına dağıttığını unutuyor, insanları yargı kararı olmadan işten attığını, “Ağaç kabuğu kemirsinler” dediğini unutuyor. Uçan sarayında kalkmış bunları unutup bize hakkı, hukuku, adaleti öğretmeye kalkıyor. Buradan söylüyorum, ağzına hukuk kelimesini alacak son kişi Erdoğan’dır. Millet sizin ne yaptığınızı gördü, notunuzu da verdi.

PARİS İKLİM ANLAŞMASI İÇİN 7 YIL KULAKLARININ ÜSTÜNE YATTILAR

Bu beceriksiz yönetimin, ülkemize küme düşürttüğü bir başka lig de çevre. G-20 ve Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı içinde Paris İklim Anlaşması’nı onaylamayan tek ülke, Türkiye’ydi. Bizimle beraber bu anlaşmayı onaylamayan, Eritre, Libya, Yemen, İran ve Irak gibi ülkeler kalmıştı. Biz; “İş başına geldiğimizde ilk işimiz Paris İklim Anlaşmasını onaylamak olacak diyorduk. Türkiye’yi bu ayıptan kurtaracağız” diyorduk. Erdoğan ise 7 yıl kulağının üstüne yattı. Müsilaj Marmara’yı kapladı, seller oldu, ormanlar yandı hiç tınmadı. Sonra bir de baktık birdenbire BM kürsüsünden, “Bu anlaşmayı onaylayacağız” deyiverdi. Anlaşılan New York’taki bankerler kendisine, “Yeşile sahip çıkan bu anlaşmayı imzalamazsanız, doların yeşilini de zor görürsünüz” dedi. Tek bildiği yeşil, doların yeşili olan Erdoğan’ı böyle ikna etti. Şimdi Sarayın vesayeti altındaki AK Partili vekiller, Paris İklim Anlaşması güzellemesi yapmaya başladılar. İnsana sorarlar, biz bu anlaşmayı imzalayın derken siz 7 yıl boyunca ne yaptınız?

BAKAN YARDIMCISI ZAMMIN YOLUNU YAPIYOR

Yine bir başka sorun, ekonomideki riskler. Ekonomideki riskler azaldı da mı faizleri düşürdünüz? Hayır. Tam tersine. Bozuk Erdoğan Şahsım Hükümetinin elinde riskler arşa ulaşmış gözüküyor. Dünyada 185 ülke arasında en yüksek enflasyona sahip 12. ekonomiyiz. Üretici enflasyonu yüzde 45,5. Tüketici enflasyonu yüzde 19. Arada 26 puandan fazla fark var. Bu fark, öyle ya da böyle, tüketiciye yansıtılacak… Küresel emtia fiyatları, uluslararası taşımacılık fiyatları, enerji fiyatları, hepsi almış başını gidiyor. Enerji Bakanlığının çift maaşlı Bakan Yardımcısı bile, “Doğalgaz fiyatları Türkiye’yi zorlayacak” diyerek, önümüzdeki aylarda gelecek zamların yolunu yapıyor.

ZAM YAĞMURUNA HAZIR OLUN

Ekim’de doğalgaza ve elektriğe, yüzde 15 zam yapılacağı söylentileri yayılmaya başladı. LPG’nin pompa fiyatına bugün 15 kuruş zam geldi. Taş kömürü fiyatları derseniz, o da şahlandı. Önümüz kış. Ne yazık ki kışımızı kara kışa çevirecek zamlar ufukta gözüktü. Vatandaşlarımız, zam yağmuruna şimdiden hazırlansın.

SAMİMİYSENİZ ZİNCİR MARKET TEKLİFİMİZİ KULLANIN

Bütün bunlara rağmen Erdoğan Şahsım Hükümeti, ezberini hiç bozmuyor beceriksizliğe devam ediyor. İki yıl önce soğan, patates esnafını terörist ilan etmişti. Şimdi beş zincir marketi diline doladı. Biz yıllardır esnafımızı haksız rekabetten korumak için, zincir marketlerin düzenlenmesi gerektiğini söylüyoruz. Bunun için kanun teklifleri de verdik. Zincir marketler Erdoğan’ın eseridir. Şimdi Sarayın vesayeti altındaki AK Parti milletvekilleri Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne kanun teklifi getirecekmiş. Bizim teklifimiz burada… Samimiyseniz alın bunu kullanın.

İLK 8 AYDA GARANTİLERE 20 MİLYAR LİRA

Bugün ülkemizde faiz hala çok yüksek… Bu işi bu şekilde götürmenin imkanı yok. Ama neden faiz yüksek? Çünkü riskler çok yüksek. Yüzde 18’e indirilen politika faiziyle bile, dünyada en yüksek faize sahip 9. ekonomiyiz. Faizin inmesini en çok biz isteriz. Ama bunun için riskleri düşürecek, güven veren bir programı ortaya koymaları lazım, güveni sağlamaları lazım, güveni bitirdiler. Ama Erdoğan Şahsım Hükümetinde bunu yapacak enerji yok. Ne de Erdoğan’a böyle bir güven kaldı. Erdoğan Şahsım Hükümeti artık bitik, metal yorgunu… Böyle bir ortamda faizleri hesapsız kitapsız, talimatla, suni şekilde aşağı çekmenin yararı her zaman olduğu gibi millete değil, dolar ve avro ile gelir garantisi verilen, üç beş tane yandaşa oluyor. Nitekim milletimize Lirayla ödenen maaşlar, ücretler pul olurken, yandaşlara dolarla, avroyla verilen ihaleler, gelir garantileri onları abat ediyor. Bu yılın ilk 8 ayında, geçilmeyen yollar, uçulmayan havalimanları için, yandaşlara bütçeden yaklaşık 20 milyar lira ödendi. Bu son yapılanlarla birlikte bu daha da artacak.

ÇANAKKALE KÖPRÜSÜ: ÜSTÜNDEN ARAÇ GEÇMEDEN %158 ZAM GELDİ

Bu arada bütçeye yeni bir kara delik daha ekleniyor. Çanakkale Köprüsü… Yapılan her eseri alkışlarız. “Yapandan da yaptırandan da Allah razı olsun” deriz. Ama milletin parası pul edilirken, yandaşlar dolarla, avroyla abat ediliyorsa, yükü de fakir fukaranın sırtına yükleniyorsa, bunun hesabını da elbette sorarız. Çanakkale Köprüsü’nde, bir otomobilin geçiş ücreti 15 Avro + KDV olarak bağlanmış. Buna göre köprünün ihale edildiği Ocak 2017’de Türk lirasıyla geçiş ücreti 65 liraymış. Erdoğan Şahsım Hükümetinin beceriksiz, bozuk yönetimi sonunda, bugün geçiş ücreti 168 lira olmuş. Daha Çanakkale Köprüsü’nün platformları ortada yok döşenmedi, üzerinden tek bir araç dahi geçmedi ama geçiş ücretine yüzde 158 zam geldi. Çanakkale geçilmez. Ama bu paraya Çanakkale Köprüsü hiç geçilmez.

2,5 KÖPRÜ PARASINA 1 KÖPRÜ

Yandaşlar için bu dert değil tabi. Araç geçsin geçmesin günlük 45 bin, yıllık 16 milyon 425 bin araç geçiş garantisini almışlar. Yani yılda 246 milyon 375 bin Avro, ülkede deprem olsa, salgın olsa, yangın olsa bütçeden yandaşa ödenecek. Ardından da Erdoğan Şahsım Hükümeti çıkacak, “Bu projeler için milletin cebinden tek bir kuruş bile çıkmadı” deme pişkinliğini gösterecek. Yıllık 246 milyon 375 bin Avro, bugünkü kurdan, yılda yaklaşık 2,5 milyar Türk lirası yapar. Peki, bu Çanakkale Köprüsü’nün yapım maliyeti ne? 10 milyar 354 milyon lira. Yani yandaşın yaptığı köprü kendisini, 4 yılda amorti edecek. Sözleşmenin sona ereceği 2033’e kadar, bir 1,5 köprü parası daha ödenecek. Bunun adı dünyanın her yerinde talandır, soygundur. Biz köprüye değil işte bu talana karşıyız. Hep diyoruz; beceriksiz Erdoğan Şahsım Hükümeti, ne yerlidir ne de millidir. Bozuk, çürük ve kirlidir.

HER 100 TL’LİK KREDİNİN 30 TL’SİNİ ASGARİ ÜCRET VE ALTINDA ALANLAR KULLANDI

İktisatta bilinen bir kuraldır: “Kötü para iyi parayı kovar.” Beceriksiz Erdoğan Şahsım Hükümeti Türk Lirası’na güvenmezse, yandaşını korumak için dolarla, avroyla sözleşme yaparsa, milletimiz de kendi parasına güvenmez oluyor. Nitekim, vatandaşlar hızla Türk Lirası’ndan kaçıyor. Cebinde üç beş kuruşu olan dövize koşuyor. Son bir ayda döviz tevdiat hesapları, yaklaşık 4,5 milyar dolar artmış. Erdoğan Şahsım Hükümeti iş başı yaptığında, toplam mevduatlar içinde, yabancı para mevduatların payı yüzde 41. Bugün yüzde 51. Talimatla hesapsız kitapsız oynanan faizler, ilerleyen günlerde dolarizasyonu daha da hızlandıracak. Artan işsizlik ve hayat pahalılığının yanında, beceriksiz Erdoğan Şahsım Hükümetinin salgında millete doğru dürüst bir gelir desteği vermemesi, milleti borca batırması, banka kredilerini de hızla artırdı. Bankalar Birliği verilerine göre son bir yılda, 378 milyar liralık tüketici ve konut kredisi kullandırılmış. Bunun yüzde 72’si ihtiyaç kredisi. Millet kredilerin çoğunu, ay sonunu getirebilmek için almış. Yine son bir yılda kullanılan kredilerin, 109 milyar liralık bölümü, geliri aylık 3 bin liranın altında olan vatandaşlarımıza ait. Yani bankalardan alınan her 100 liranın 30’unu, asgari ücret civarında veya bunun altında geliri olan yurttaşlarımız kullanmış.

İCRAYA DÜŞEN BORÇLAR KATLANIYOR

Peki bu borçlar ödeniyor mu? Bankalar Birliği’nin verilerine göre, kanuni takibe düşen tüketici kredilerinde olağanüstü bir artış var. 2021’in ilk altı ayında vatandaşın icraya düşen borcu, geçen yılın üç katına çıkmış, 3 milyar liraya dayanmış. Durum gerçekten çok ciddi… Millet borcun altında eziliyor.

ÇİFTÇİNİN TRAKTÖRÜNÜ HACZEDİYOR YANDAŞI SEYREDİYORSUNUZ

Bu arada yandaşlar da borcunu ödememek için yarışıyor. Bir havuz medyası grubunun 1,5 milyar dolarlık borcu yapılandırmak için, bankalarla görüştüğü yazılıp çiziliyor. Yapılandırılacak borcun içinde, Ziraat Bankası’ndan alınılan 700 milyon dolarlık kredi de var. Çiftçilerimizden esirgenen krediler, basının amiral gemisini, Sarayın vesayeti altına sokmak için kullandırılmıştı. Şimdi bu kredinin geri ödenip ödenmediği milletten saklanıyor. Tarlasını süren çiftçinin traktörünü, tarla başında haczetmesini biliyorsunuz. İşte resmi burada. Sulamada kullandığı elektriği kesmesini biliyorsunuz. Çiftçiye verdiğiniz destekten, yandaşlarınızın alacaklarını tahsil etmeyi biliyorsunuz ama Ziraat Bankası’na milyonlarca dolar borç takan yandaşlarınızı seyrediyorsunuz. Erdoğan geçtiğimiz günlerde, “Çiftçilerin durumu çok iyi” demişti. Ama çiftçiler şimdi sokağa inmeye hazırlanıyor.

ÜRETİCİNİN KOOPERATİF’İNDEN ELİNİZİ ÇEKİN

Sokağa inmek demişken, memleketim Tekirdağ’da, sendikaya üye oldu diye işten atılan işçilerimiz, Valilik önünde eylem yaptı. “Çocuklarımız okula gidemiyor, açız” dediler. Vali’yle görüşmek istediler. Merdivenlerden aşağı “süpürüldüler.” Bu memlekette devlet kapısında hak, hukuk, adalet aramak, ne zamandan beri suç oldu? Bu arada Konya Pancar Ekicileri Kooperatifi’nin, bu hafta sonu seçimi var. Seçimleri iptal etme gibi bir niyetiniz olduğunu duyuyoruz. Sakın ha… Üreticinin kooperatifine bir daha el uzatmayın. Yandaşlarınızı kurtarmak için aldırdığınız, elektrik santrali nedeniyle, kooperatifi batırdınız. Anlaşılan yaptığınız hesapsız kitapsız müdahalelerle, Konya vekiliniz olan eski başkanı da canından bezdirmişsiniz. Başkanlığa yeniden aday olmayacağını açıkladı. Şimdi birilerini oraya getirmek için zaman kazanmaya çalışıyorsunuz. Bir kez daha söylüyorum. Üreticinin kooperatifinden elinizi çekin.

DIŞ POLİTİKALARDA EYYAMCILIĞIN ZİRVESİ

Erdoğan Şahsım Hükümeti, ülkemizin sadece ekonomisini batırmakla kalmadı. Dış politikamızı da bataklığa sapladı. Rüşvetçilerden büyükelçi yapanlar, dış politikada liyakati bitirip, eyyamcılığın zirvesine çıktı. Daha iki gün önce Erdoğan ABD’de Türk Amerikan İş Konseyi’nde yaptığı konuşmada, ABD Başkanına “Değerli dostum Biden” diye sesleniyor, değerli dostuyla, ortak irade beyan ediyordu. Anlaşılan Biden Irak Başbakanı, Avustralya Başbakanı, İngiltere Başbakanı ile görüşüp, kendisiyle görüşmeyince, köpürmüş. Türkiye’ye dönerken, “Biden ile iyi başladık diyemem, iki NATO ülkesi olarak, şu andaki gidiş hayra alamet değil” demiş.

F-35’LERİN PARASINI TAHSİL EDİN

Biden’a gönül koymayı bırakın, önce ülkemizin stratejik çıkarlarını koruyun. ABD’den alamadığımız F-35’lerin parasını, ya tahsil edin ya da bu uçakları alın. Şu yok günümüzde 1 milyar 400 milyon dolar az mı, az para mı? Beyefendi çıkıyor, “Türkiye’ye 10 milyon sığınmacı girdi. 5 milyonu Türkiye’de kaldı” diyor. Peki, siz buna yıllarca niye seyirci kaldınız? Bunu engellemek için yıllardır ne yapıyorsunuz? Hiçbir şey. Ensar dediniz, muhacir dediniz. Kapıları sonuna kadar açtınız. AB ve ABD’den biraz daha para koparabilseydiniz, o kapı hep açık kalırdı.

İDLİB ISINMAYA DEVAM EDİYOR

Bu arada İdlib her geçen gün ısınıyor. İdlib’de görev yapan komutanların birer birer emekliliğini istedikleri söyleniyor, konuşuluyor. Binlerce askerimiz hava savunması olmadan, İdlib’deki üs bölgelerinde dağınık bir şekilde bulunuyor. Rejim güçlerinin İdlib’e asker kaydırdığını duyuyoruz. Yine askeri uzmanların söylediğine göre, Suriye’nin radikal unsurlara yönelik hava operasyonları, giderek üs bölgelerimize yaklaşıyor. Rusya ise bizi o bölgede, işgalci olarak görmeye başladı. Erdoğan Şahsım Hükümeti, 2,5 milyar dolar verip Rusya’dan S-400 almıştı. Şimdi bu füzeler paketinden çıkarılmadan Ankara’da duruyor. Madem S-400 işi bitti. Hatay’ın Reyhanlı ilçesine bunları konuşlandırsanıza… İdlib’deki askerlerimize hava koruması sağlasanıza. Elinizi bağlayan ne? Geçtiğimiz yıl İdlib’de 36 askerimiz, Rus hava bombardımanıyla şehit edildi. Bir daha asla ve katta milletimize böyle bir acıyı yaşatmayın. Şimdi Soçi’ye gidiyorsunuz, Putin’le buluşacaksınız. Bu defa Putin’in kapısında beklemeyin. Bu zilleti bize bir daha yaşatmayın. Askerimizin güvenliğini sağlayacak her türlü tedbiri alın. Yoksa iki elimiz yakanızdadır. Bunu bilin.

HER SORUNUN ÇÖZÜMÜ VAR

Biliyoruz Türkiye’nin sorunları her geçen gün ağırlaşıyor. Ama çözümsüz değil. Her sorunun çözümü var. Bugün Cumhuriyet Halk Partisi Ekonomi Masası olarak, Sayın Genel Başkanımızla önemli bir toplantı gerçekleştirdik. Ekonomi Masamız, yakın zamanda, 25 il gezip, 25 bin kilometre yaptı. Esnaflarımızla, sanayicilerimizle, çiftçilerimizle, işçi ve işsizlerimizle bir araya geldik. Sorunlarını dinledik. Çözüm önerilerimizi milletimizle paylaştık. Sayın Genel Başkanımız önümüzdeki günler için, yapılması gerekenler konusunda talimatlarını verdi. Yine bugün Ekonomi Masası toplantımızda Merkez Bankasının faiz kararının ülkede neden olduğu riskleri de tartıştık. Biz sahada olmaya devam edeceğiz, milletimizle buluşmaya devam edeceğiz. Dediğimiz gibi, her sorunun çözümü var. Yeni Kurallardan, Yeni Kurumlardan, Yeni kadrolardan oluşan reçetemiz hazır.

İLK SEÇİMDE GELİYORUZ

İlk seçimde işbaşına geleceğiz. Millet rahat bir nefes alacak. Büyük bir kucaklaşma olacak. Endişeler son bulacak. Artık kimse bu milletin fertlerini bölüp, parçalamayacak. Bağımsız yargı olacak. Özgür medya olacak. Birinci sınıf bir demokrasi olacak. Herkes canından, malından, geleceğinden emin olacak. Herkesi kucaklayan tarafsız bir Cumhurbaşkanı olacak. Devlet yönetiminde liyakat olacak. İstişare olacak. Borçla değil, üreterek büyüyeceğiz. Bu topraklarda dijital devrimin önünü açacağız. Gençlerimizin karşısında değil, yanında olacağız. Dünyayla yarışacak bir ekonomi için, üreticilerimizin rakibi değil, dostu olacağız. Tarımda yeniden kendi kendine yeten bir ülke olacağız. Yüzde 1 için değil, yüzde 100 için çalışacağız. Büyürken kimseyi geride bırakmayacağız. Aş olacak, iş olacak. Çokça kazanıp, hakça bölüşeceğimiz bir Türkiye olacak. Büyürken, enflasyonu da, borcu da büyütmeyeceğiz. Yeşil Mutabakat’a uyum sağlayacağız. Büyümenin sürdürülebilirliğine dikkat edeceğiz. Derelerimize, ormanlarımıza, dağımıza, taşımıza, kurdumuza, kuşumuza, gözümüz gibi bakacağız. Kısacası, biz işbaşına geldiğimizde, memlekette bayram olacak. Biz hazırız. Milletimiz hazır. Erdoğan Şahsım Hükümetinin notunu millet verdi. Tasdiknamesini hazırladı. Ellerine tutuşturmak için de sandığı sabırsızlıkla bekliyor.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.

Soru- Efendim iki sorum olacak. İlk sorum, İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Bahadır Erdem “DEVA ve Gelecek Partilerini de Millet İttifakı içerisinde görmeyi arzu ediyoruz” diye bir açıklama yaptı. Bu açıklamayı nasıl değerlendirirsiniz?

İkinci sorum da CHP eski milletvekili Barış Yarkadaş’ın bir iddiası oldu. Beşar Esad’ın Suriye konusunu görüşmek üzere CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu Şam’a davet ettiğini iddia etti. Yine bu iddiayı da nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Birinci sorunuza cevabım aslında çok kısa olacak. Biz de tabi ki arzu ediyoruz. Biz demokrasiden yana olan, demokrasi mücadelesi veren, bu ülkeye yeni ve güçlü bir parlamenter sistemi getirmek için mücadele eden tüm partileri yanımızda ittifak içinde görmek isteriz.

İkinci sorunuz, ona da çok kısa. Yok böyle bir mektup. Yani nereden çıkıyor anlamış değiliz. Ama böyle bir mektup yok.

Soru- AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun dile getirdiği Kürt sorunuyla ilgili olarak “Böyle bir sorun yok” değerlendirmesini yaptı. Benzer bir açıklamada MHP lideri Devlet Bahçeli’den geldi. Cumhur İttifakı’ndan gelen bu açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Son dönemde Cumhur İttifakı ilginç bir yaklaşımı itiyat edindi, alışkanlık haline getirdi. “Sorun yok” diyerek sorun çözüldü zannediyor. Böyle bir şey yok. Ülkede herkesin, tüm kesimlerin bugün çok ciddi sorunları var, esnafın sorunu var, işçinin sorunu var, işsizlerin sorunu var, çiftçinin sorunu var. Türkiye’de her şeyden önce ciddi bir demokrasi sorunu var, özgürlükler sorunu var. İnsanlar bu sorunlarını dile getiriyorlar ama Cumhur İttifakı bu sorunları duymazlıktan gelerek sorunlar çözüldü zannediyor. Daha dün bizi “Sivas’ın ötesine gidemiyor” diye itham edenler bugün anlaşılan Sivas’ın ötesinden ne sesler geliyor duymuyorlar.

Buradan açık seçik söyleyeyim, önce Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözlerine dikkatinizi çekmek isterim:

“Ülkenin yazgısında tek yetki ve güç sahibi olan Büyük Millet Meclisi bu ülkenin düzeni için iç ve dış güvenliğini sağlamak ve korumak için en büyük güvencedir. Büyük milli sorunlar şimdiye kadar ancak Büyük Millet Meclisinde çözümlendi. Gelecekte de yalnız oradan kesin önlemler sağlanabilecektir. Türk milletinin sevgi ve bağlılığı her zaman Büyük Millet Meclisine yönelmiştir ve hep oraya yönelecektir.”

Cumhur İttifakı ne derse desin biz çözümü onların yaptığı gibi İmralı’da değil millet iradesinin tecelligahı olan Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulacağız.

Soru- AK Parti Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Erdoğan “Diyanet İşleri Başkanımız CHP’nin kendini bilmez tiplerinin hiçbir zaman muhatabı olmamıştır, olmayacaktır. Kendini asla yalnız bırakmayız. Bu makama hakaret edenler bu ülkede dinini, diyanetini bilenlere hakaret etmiş olurlar” dedi. Sizin bu açıklamaya bir yorumunuz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Cumhuriyet Halk Partisi’nin Diyanet İşleri’ni kuran parti olduğunu bunlar unutturmaya çalışıyorlar. Biz Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kuran partiyiz. Dolayısıyla o makama herkesten daha fazla ve herkesten biz saygı gösteririz. Ayrıca biz eleştiririz ama üslubumuzda hakaret olmaz onların üsluplarında olduğu gibi. Ama Diyanet İşleri’nin başındaki kişi Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurduğu Diyanet İşleri Başkanlığı’nı sarayın bir şubesi gibi çalıştırıyorsa, anayasanın amir hükümlerine uymuyorsa buna karşı çıkmak bizim görevimiz. Buna karşı çıkmaya da devam edeceğiz. Bu arada yine densizlik, terbiyesizlik lafları havada uçmuş. Esas densizlik, terbiyesizlik bizim söylemediklerimizi söylemişiz gibi anlatarak bu ülkede çocukların yatağa aç girdiğini, işsizlerin kendini yaktığını, esnafın siftahsız dükkan kapattığını gizlemeye çalışmaktır.

Teşekkür ediyorum.

CHP EKONOMİ MASASI ZONGULDAK’TA

CHP Sözcüsü Öztrak, bağımsızlığını yitiren Merkez Bankası’nın Sarayın faiz talimatını yerine getirmek için oyun devam ederken kural değiştirdiğini belirterek, “Merkez Bankası Başkanı ‘Enflasyon reisimize uymadı, reisimize enflasyon uyduralım. Enflasyonun çekirdeğine bakalım’ dedi. O günden bu yana geçen 19 günde TL, dolar karşısında yüzde 6 değer kaybetti. TL’deki değer kaybı nedeniyle 19 günde Türkiye’nin dış borcunun TL karşılığı 236 milyar TL ağırlaştı” diye konuştu.

CHP Ekonomi Masası Zonguldak ziyaretinde iş insanları, sivil toplum kuruluşları, ticaret ve sanayi odaları ile meslek odalarının temsilcileriyle bir araya geldi.
CHP Ekonomi Masası’nın Zonguldak ziyaretinde düzenlenen iş dünyası toplantısına CHP Sözcüsü ve Ekonomi Masası (Masa) Başkanı Faik Öztrak, Masa üyesi Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Akın, Masa Koordinatörü Çetin Osman Budak, Masa üyesi milletvekilleri Mehmet Akif Hamzaçebi, Gökan Zeybek, Turan Aydoğan, Tahsin Tarhan, Bedri Serter, İlhami Özcan Aygun ve Enis Berberoğlu katıldı. CHP Zonguldak Milletvekilleri Ünal Demirtaş ve Deniz Yavuzyılmaz da CHP Ekonomi Masası heyetine eşlik etti.
CHP Ekonomi Masası Başkanı, Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, toplantıda yaptığı sunumda şunları söyledi:

BÜYÜK BİR BUHRANIN İÇİNDEYİZ
Erdoğan Şahsım Hükümetinin ekonomiyi sıcak parayla şişirmeye dayalı büyüme modeli 2007’den sonra patinaja başladı, 2013’te sıcak para musluklarının kesilmesiyle bu tıkanma belirginleşti. Ardından 2014 yılında tek kişilik vesayet rejiminin düğmesine basıldı ve işler iyiden iyiye sarpa sarmaya başladı. Bugün ülkemiz ekonomik kriz, devlet krizi ve sağlık krizinin iç içe geçmesiyle büyük bir buhranın içinde.
ÖNÜMÜZDEKİ KIŞ, KARA KIŞ OLACAK
Yılın ikinci çeyreği itibariyle, mevsim etkilerinden arınmış işsiz sayımız hala 9 milyonun üstünde. İşgücü ödemelerinin milli gelir içindeki payı da yıldan yıla düşüyor. Resmi verilerdeki büyüme oranları sokağa, cüzdana, fileye yansımıyor. İşsizlikle birlikte hayat pahalılığı da milletimizi eziyor. Ağustos ayı itibariyle resmi tüketici enflasyonu yüzde 19,25 görünse de, milletimizin yaşadığı enflasyon bunun çok üstünde. Ayrıca aynı dönemde, üretici fiyatlarında yüzde 45’in üzerine çıkan artış, maliyetlerin henüz fiyatlara tam olarak yansımadığını, enerji fiyatlarındaki artışlarla birlikte düşünüldüğünde önümüzdeki kış günlerinin milletimiz için kara kış olacağını gösteriyor.
2023 HEDEFLERİ HAYAL OLDU
Hükümet sürekli 2023 hedeflerinin adından bahsediyor ama bu hedeflerin ne olduğunu bir türlü söylemiyor. Bundan 10 yıl önce, 2011 Yerel Seçimlerine giderken Erdoğan 2023’te 2 trilyon dolar milli gelir, 25 bin dolar kişi başına gelir, 500 milyar dolar ihracat ve yüzde 5 işsizlik sözü verdi. Oysa Orta Vadeli Program’a göre 2023’te milli gelir 925 milyar dolar, kişi başına gelir 10 bin 703 dolar, ihracat 242 milyar dolar, işsizlik ise yüzde 11,4 olacak. Orta Vadeli Program’a göre Erdoğan’ın açıkladığı 2023 hedefleri hayal oldu, yarısı bile gerçekleşmeyecek. Bir tek şey dışında, o da işsizlik. İşsizlik oranı Erdoğan’ın vadettiğinin iki katından fazla olacak. 2013’ten itibaren Türkiye’nin 2023 rotasından çıkmasının milletimize faturası 1 trilyondan fazla olacak.
EKONOMİ YÖNETİMİNDE KURUMSAL ÇÖKÜŞ
Ekonomi yönetiminde kurumsal bir çöküş yaşanıyor. Merkez Bankası’nın Temmuz sonunda yaptığı tahminler Eylül başında çöpe atılıyor. Merkez Bankası’nın yüzde 5 enflasyon hedefine artık hükümet dahil kimse inanmıyor. Merkez Bankası yılın ikinci yarısında cari fazla geleceğini söylüyor ama OVP’de bu beklenmiyor.
BİR İNATLA 19 GÜNDE 236 MİLYAR LİRALIK FATURA
Yüksek faiz tabii ki kimsenin isteyeceği bir şey değil. Fakat Erdoğan’ın kerameti kendinden menkul enflasyon-faiz teorisinin peşine takılarak riskleri düşürmeden, hesapsız kitapsız yapılan faiz indirimi ekonomiye zarar veriyor. İşte Merkez Bankası Başkanı’nın açıklamaları ortada… Daha önce “Politika faizi enflasyonun üstünde olacak” diyen Merkez Bankası Başkanı, sonra çıktı Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası Ekonomi Toplantısında “Çekirdek enflasyona ağırlık vereceğiz” deyiverdi. Bu, oyun devam ederken kural değiştirmektir. Merkez Bankası Başkanının açıklamasından bu yana geçen 19 günde TL, dolar karşısında yüzde 6 değer kaybetti. TL’deki değer kaybı nedeniyle 19 günde Türkiye’nin dış borcunun TL karşılığı, yani dış borç yükü 236 milyar TL ağırlaştı.
KASAYA BAKARSAN ZEKATA MUHTAÇ
Meşhur bir Erzurum deyişi vardır: Deftere bakarsan hac farz olmuş; kasaya bakarsan zekata muhtaç. Merkez Bankası net rezervleri açık veriyor. Analitik bilançodan hesaplanan Uluslararası Para Fonu tanımlı net rezerve bakarsanız açık 40 milyar dolar. Merkez Bankası kasasındaki emanet dövizleri ve bilanço içi yükümlülükleri çıkarırsak rezerv açığı 53 milyar doları buluyor. 
ÜLKE HER ALANDA ZEMİN KAYBETTİ
Bu ucube rejimin ülkeyi nereye getirdiği ortada… Yangın ve sel felaketinde yaşananları hep birlikte gördük. “Türkiye’yi uçuracak” dedikleri rejim, yangında uçak uçuramadı. Ya dış politikada yaşananlar? Sınırlarımız Peşaverleşti. Türkiye Avrupa’nın sığınmacı gettosu haline geldi. Erdoğan da başta buna teşne göründü, finansı iyi yönettiğimiz için yeni sığınmacı alabileceğimizi söyledi. Sonra bir u dönüşü yaparak daha fazla göç yükünü kaldıramayacağımızı söylemeye başladı. Salgında da durum parlak değil. Geçen yılın 26 Eylül’ünde salgın nedeniyle kaybettiğimiz vatandaşlarımızın sayısı 71 idi. Bu yılın 26 Eylül’ünde bunun üç katına çıktı, günlük vefat sayımız 228’e ulaştı. Okullar büyük bir sıkıntıyla açıldı. Tedbirler yetersiz, pek çok okulda hijyen malzemesi ve hizmetli ihtiyacı var. Uluslararası karşılaştırmalarda da durumumuz parlak değil. Son 7-8 yıllık dönemde Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde 48 sıra, Yolsuzluk Algı Endeksi’nde 22 sıra, İnsani Özgürlük Endeksi’nde 57 sıra, Dünya Mutluluk Endeksi’nde 27 sıra geriledik. Ülkemiz her alanda zemin kaybetti.
YENİ KURALLAR, YENİ KURUMLAR, YENİ KADROLAR
Fakat umutsuzluğa gerek yok. Her sorunun çözümü var. Sorunları 3 yeniyle, Yeni Kurallarla, Yeni Kurumlarla ve Yeni Kadrolarla çözeceğiz. Bunun için dört sütun üzerine oturan bir programımız var. Programımızın ilk ayağında, adaleti, demokrasiyi ve kuvvetler ayrılığını ayağa kaldırmak var. Tarafsız Cumhurbaşkanı ile “Yepyeni ve Güçlendirilmiş Bir Parlamenter Sistemi” getireceğiz. Bu, yapacağımız diğer işlerde için güçlü bir zemin ve güven ortamı oluşturacak.
REFAH DEVLETİ 3.0’DAN YARARLANACAĞIZ
Programımızın ikinci ayağında üretimin önünü açacak önlemler yer alıyor. Üreterek, verimliliği artırarak, ekonomiyi büyüten bir modeli getireceğiz. Salgın döneminde ülkeler çok önemli dersler edindi. Bu dersler ışığında devletin, sağlık, eğitim, gıda güvenliği gibi kritik alanlarda akılcı müdahalesini önemi ortaya çıktı. Biz, Dijital ve Yeşil Ekonominin sunduğu fırsatları değerlendireceğiz. Refah Devleti 3.0 yaklaşımından yararlanacağız.
REFAHI PAYLAŞMADAN BÜYÜME SÜRMÜYOR
Programımızın üçüncü ayağında, üretilen refahın adil paylaşılması var. Refahı topluma yaymazsanız büyüme sürmüyor. Bunu artık herkes anladı. Bizim burada yararlanacağımız en önemli yeni kurum Aile Destekleri Sigortası olacak. Programımızın dördüncü ayağında ise çevresel, ekonomik ve mali sürdürülebilirlik var. Bu sene yangın ve sellerde gördük; tüm yapılacak işlerde, çevrenin sürdürülebilirliğini planlamak önceliğimiz olacak. Yeşil Mutabakata uyum sağlayacağız, Paris İklim Antlaşması’nı onaylayacağız. Borcun kontrolsüz artışına müsaade etmeyeceğiz. Enflasyona neden olmadan, istikrar içinde hızla büyüyeceğiz. Biz hazırız. Milletimiz hazır. Cumhuriyetin İkinci Yüzyılında, CHP ülkemizi yepyeni bir ufka taşımaya hazır. 

BU HÜKÜMET NE YERLİDİR NE DE MİLLİDİR; BECERİKSİZ VE KİRLİDİR

CHP Sözcüsü Öztrak, 2016’da iki Mehmetçiğin yakılarak şehit edilmesi fetvasını veren IŞİD’cinin Türkiye’de olduğunun, hatta Gaziantep’te kuşçuluk yaptığının ortaya çıktığını belirterek, “Bu şahıs önce tutuklanmış, sonra serbest bırakılmış. Ben buradan soruyorum bu kişiyi hangi güç serbest bıraktı? Kim bu IŞİD-severler?” diye sordu.

Konuyla ilgili haberlerin basında yer almasının ardından, bu teröristin yeniden tutuklandığını söyleyen Öztrak, “Peki, bunca zaman aklınız neredeydi? Bu acı olay bir kez daha gösterdi ki, Erdoğan Şahsım Yönetimi ne yerlidir, ne de millidir. Beceriksiz ve kirlidir” dedi.

Yaklaşan kışın vatandaş için artan enerji faturaları nedeniyle kara kışa dönüşeceğini belirten Öztrak, “Elektrik bir yılda 3 kez zamlandı. Aylık faturalar 52 lira şişti. Elektriğe zamları kim yaptı? Beceriksiz Erdoğan Şahsım hükümeti. Doğalgaz 7 kez zamlandı. 300 metreküplük tüketimde faturalar 102 lira arttı. Sanayi için yapılan son doğal gaz zamlarından bahsetmiyorum bile. Bunlarda fiyata yansıyacak. Bu doğalgaz zamlarını kim yaptı? Beceriksiz Erdoğan Şahsım hükümeti. Yine geçen yıl tonu bin 200 lira olan kömürün tonu şimdi 2 bin 400-2 bin 500 lira civarında. Kış gelip, sobalar yanmadan, kömür fiyatları cepleri yakmaya başladı bile. Bunun sorumlusu kim? Beceriksiz Erdoğan Şahsım Hükümeti” diye konuştu.

Ülkede hayat pahalılığının sebebinin Erdoğan Hükümeti’nin yanlış politikaları olduğunu kaydeden Öztrak, “Bu ülkede, beceriksiz Erdoğan Şahsım Yönetimi sebep, yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı sonuçtur. Gözünü kapatmayan bunu görür. Kulaklarını kapatmayan bunu duyar. Kalbi mühürlenmeyen bunu anlar” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Dün Ampute Milli Futbol takımımız, İspanya’yı farklı yenerek, ikinci kez Avrupa şampiyonu oldu. Milli takımımızı bir kez daha yürekten kutluyoruz. Bugün öğle saatlerine doğru üzücü bir haber aldık. Önceki dönem milletvekilimiz, parti yöneticimiz, arkadaşımız Şahin Mengü’yü yitirdik. Kendisine Allah’tan rahmet, acılı ailesine sabır diliyoruz. Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Bugün toplantımızın gündeminde, mutfakları kasıp kavuran pahalılık, milletimizi ezen işsizlik, insanlarımızın batırıldığı borç batağı, pandemiyle mücadele, savrulan dış politika, Erdoğan Şahsım Yönetiminin, milletimizin sırtında gittikçe ağırlaşan yükü ve ülkemize, milletimize lig düşürten bozuk vesayet düzeni vardı. Sorunlarımız elbette büyük. Ama çözümsüzde değil. Toplantımızda bu sorunların üstesinden gelmek, çözmek, milletimizi rahata erdirebilmek için yapılması gerekenleri de ele aldık.

GAZİLER GÜNÜ KUTLU OLSUN

Tarihini bilmeyen, şehidine, gazisine, saygıyla, sevgiyle bağlı olmayan bir millet, kökleriyle toprağa bağlı olmayan bir ağaç gibi, en ufak bir rüzgârda savrulup gider. Dün, Cumhuriyetimizin kurucusu, Büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, Gazilik unvanı ve Mareşallik rütbesinin takdiminin, 100. yıl dönümüydü. Büyük Gazi’ye bu unvanın verildiği 19 Eylül tarihini, Gaziler Günü olarak, gururla kutluyoruz.

ŞEHİTLERİ VE GAZİLERİ BİLE AYIRDILAR

Gazilerimizin, şehit ve gazi ailelerimizin yaşam şartlarını iyileştirmek, Devletimize Anayasayla verilmiş bir görevdir. Ahde vefa da bunu gerektirir. Ama ne yazık ki, milleti bölüp, parçalayan Erdoğan Şahsım Hükümeti, milletin şehitlerini ve gazilerini de ayırmıştır. 15 Temmuz’da şehit ve gazi olana ayrı, yurtdışında şehit ve gazi olana ayrı, Terörle Mücadelede Şehit ve Gazi olana ayrı gözle bakmıştır. Her birine farklı özlük hakları tanımıştır. Şehit ve Gazilerimizin tamamı, milletimizin medarı iftiharıdır. Gazilerimizin tamamı, vatanseverliğin yaşayan abideleridir. Şehitlerimiz, gazilerimiz arasında nasıl ayrı gayrı yapılabiliyor? Bu akla, vicdana nasıl sığıyor? Biz şehit ve gaziler arasında yapılan bu ayrımcılığın kaldırılması için, Meclis’e önce Sayın Genel Başkanımızın ilk imzasıyla ve 126 milletvekilimizin teklifiyle, bir kanun teklifini verdik. Yapılan ayrımcılıkları da bu kanun teklifinde madde madde sıraladık. Ama geçen dönem vermiş olduğumuz bu kanun teklifimiz, TBMM’den geçmeyerek kadük oldu. Bu dönemde de pek çok milletvekilimiz yapılan ayrımcılığın giderilmesi için çok sayıda kanun teklifi verdi. Ancak, milletin dirisini ayıranlar, milletin şehidini, gazisini de ayırmaya devam ettiler. Bunu biz unutmayız, milletimiz de unutmayacak.

CHP İKTİDARINDA ŞEHİT AİLELERİ VE GAZİLER İÇİN YAPILACAKLAR

Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında, şehitler arasında, gaziler arasında yapılan bu ayrımcılığa son vereceğiz. Gazilerimize ve şehit ailelerimize yaraşan bir yaşamı temin etmek, en öncelikli görevimiz olacak. Bütün bunları, neler yapacağımızı şu kitapçıkta sıraladık. Bunlar bizim şehit ailelerimize, gazilerimize ve onların ailelerine vaatlerimizdir. Bu çerçevede, 18 Mart Şehitler Gününde şehit yakınlarımıza, 19 Eylül Gaziler Gününde malul gazilerimize, birer maaş ikramiye vereceğiz. Şeref aylığı alan muharip gazilerimiz arasında, maaş farklarını gidereceğiz. 15 Temmuz şehit yakınları ve gazileri için Beşiktaş saldırısında hayatını kaybedenler için toplanan paraları hak sahiplerine hemen iktidara gelir gelmez tastamam ödeyeceğiz. Malul gazilerimize, ÖTV, MTV ve KDV’den muaf olarak üç yılda bir araç alma hakkı sağlayacağız. Şehit ailelerine ve malul gazilere sağlanan, istihdam olanaklarını, iş imkanlarını genişleteceğiz. Sayı kısıtlamalarını kaldıracağız. Atamaların eğitim durumuna göre yapılmasını sağlayacağız. Kurum içinde kariyer ilerlemesine önem vereceğiz. Şehit ve malul gazi çocuklarına her yıl yapılan eğitim yardımını, yeterli seviyeye çıkaracağız. Biliyoruz tabi şehitlerimiz ve gazilerimiz için ne yapsak az. Ama minnetimizi göstermek için, elimizden gelen her şeyi yapmak, boynumuzun borcudur. Bu vesileyle, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, ebediyete irtihal etmiş gazilerimizi ve bu topraklar için toprağa düşmüş tüm şehitlerimizi, rahmetle, minnetle bir kez daha anıyoruz. Yaşayan fedakar gazilerimize, Allah’tan uzun ömürler diliyoruz. Saygılarımızı sunuyoruz.

TERÖR ÖRGÜTLERİNİN YOLGEÇEN HANI

Şehit ve gazilerimizi andığımız bu günlerde, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin, en büyük skandallarından birini yaşıyor. 10 yılı aşkın bir süredir Suriye sınırında yangın var. Beceriksiz Erdoğan Şahsım Hükümeti, bu yangına su sıkmak yerine, Emevi Camii’nde namaz kılma hayaliyle, ateş ve barut taşıdı. Açık kapı politikasıyla sınırlarımızı, şehirlerimizi Peşaver’e çevirdi. 5 milyon Suriyeli ülkemizde. Suriyeli sığınmacılar için bugüne kadar, en az 40 milyar dolar harcadık. Türkiye terör örgütlerinin yolgeçen hanına döndü. Çok büyük insan kayıplarımız oldu. Ankara’da, İstanbul’da, Gaziantep’te, IŞİD’ın düzenlediği terör eylemlerinde, yüzlerce yurttaşımızı kaybettik. Yüzlerce ocağa ateş düştü. Sınırın öte tarafında, IŞİD ve PKK’ya karşı yürütülen operasyonlarda, yüzlerce şehit verdik.

ASKERLERİMİZİ YAKMA FETVASI VEREN IŞİD’Lİ TÜRKİYE’DE ÇIKTI

Ama bu süreçte özellikle iki şehidimiz var ki, hatırladıkça yürekler dayanmıyor. Sefter Taş ve Fethi Şahin… Bu iki Mehmetçiğimiz de 2016’da, IŞİD mensubu teröristler tarafından, yakılarak şehit edildi. Bu caniler askerlerimizi yakma görüntülerini de, sosyal medyadan paylaştılar. Beceriksiz Erdoğan yönetimi o günlerde, bu eylemi gerçekleştirenlerden çok, eylemi yayımlayan sosyal medyayı hedef aldı. Dönemin Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş, “Ayaklarını denk alsınlar!” diyerek, sosyal medyayı tehdit etti. Erdoğan yönetimi beceriksizliğini gizlemek için, Mehmetçiklerimizin şehadetini bir yıl boyunca sakladı. Bir yıl sonra, o da gizli, saklı şehitlerin ailelerini bilgilendirdi. Bu korkunç olayın üstünü kapatmaya uğraştılar. Ama geçtiğimiz hafta bu ülkede artık çok az gördüğümüz, önemli bir tarafsız gazetecilik olayına şahit olduk. Askerlerimizin yakılması fetvasını veren Suriyeli IŞİD mensubunun, çoluğuyla, çocuğuyla Türkiye’de yaşadığı, bu kişinin, Gaziantep’te kuşçuluk yaptığı ortaya çıktı.

KİM BU IŞİD SEVERLER

Bu şahıs hakkında, açılmış bazı davalar var. Önce tutuklanmış, sonra serbest bırakılmış. Ben buradan soruyorum bu kişiyi hangi güç serbest bırakmış? Kim bu IŞİD-severler? “Sınırlarımızda kuş uçsa haberimiz olur” diyen, beceriksiz Erdoğan Şahsım Hükümeti, IŞİD’li kuşçuyu sadece seyretmekle kalmamış, ülkede yaşamasına da ses çıkartmamış. Bu nasıl bir başıbozukluk. Bu nasıl bir aymazlık. Oysa bu IŞİD, Ürdünlü bir pilotu yakınca, Ürdün Kralı Abdullah, kendisi de bir savaş pilotudur uçağına atladı, hava operasyonlarına bizzat katıldı. Bizim şehitlerimizin kanı bu kadar mı ucuz? İki askerimizin katledilme fetvasını verdiği iddia edilen, bu IŞİD mensubuna, Türkiye’de dükkân nasıl açtırıyorsunuz? Böyle bir şey nasıl olabilir? Bu ülkenin istihbaratı yok mu? Askeri yok mu? Polisi yok mu? İçişleri Bakanı yok mu? Erdoğan Şahsım Hükümeti bu IŞİD kadısını yıllarca nasıl oluyor da seyrediyor? Tekrar söylüyorum, vatan evlatlarının hiç mi değeri yok?

ERDOĞAN ŞAHSIM YÖNETİMİ NE YERLİDİR NE MİLLİDİR

Konuyu Sayın Saymaz yazdı. Millet isyan etti. Nihayet Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin aklına, bu teröristi yeniden tutuklamak geldi. Peki, bunca zaman aklınız neredeydi? Bu acı olay bir kez daha gösterdi ki, Erdoğan Şahsım Yönetimi ne yerlidir, ne de millidir. Beceriksiz ve kirlidir. Suriye’de ve Irak’ta işgal ettiği toprakları kaybeden IŞİD’cilerin, bugün ne yazık ki Gaziantep’te, Kilis’te, Şanlı Urfa’da, Konya’da, Ankara’da, Sakarya ve İstanbul’da yer altında, uykuya çekildiği herkesin bildiği bir sır. Bunun yarattığı korkunç güvenlik zafiyetinin sorumlusu da, “Her şeyin sorumlusu benim ben!” diyen, Büyük Ortadoğu Projesi’nin Eş Başkanı olduğunu ilan edip, Türkiye’yi, Ortadoğu bataklığına sürükleyen, beceriksiz Erdoğan Şahsım Hükümetidir.

FİYAT ETİKETLERİ KENDİ KENDİNE ŞİŞMEDİ

Erdoğan’ın bu bozuk düzeninde, beceriksizlik, yetersizlik, kifayetsizlik ve onun yanı sıra arşa ulaşan kibir, milletimizin sadece canını yakmıyor, cüzdanını, mutfaktaki tenceresini de boşaltıyor. Suriyeliler için milletin en az 40 milyar dolarını harcadılar. Yetmedi, millete taahhüt ettikleri 2023 hedeflerini ıskaladılar. O da yetmedi, koltuklarında kalmak için, Merkez Bankası kasasındaki milletin 128 milyar dolarını, kime kaça sattıklarının hesabını vermeden, damat eliyle buhar ettiler. Türk Lirasını savunmasız bıraktılar. Pula çevirdiler. Pahalılık başını alıp gidince de, şimdi kalkıp, şaha kalkan fiyat etiketlerini suçluyorlar. Doğru son bir yılda, salatalık yüzde 128, kabak yüzde 87, şeftali yüzde 81, taze fasulye yüzde 68, tavuk eti yüzde 64, ayçiçek yağı yüzde 61 zam gördüyse, milletimiz sofrasına koyacak et, sebze, meyve, ekmek bulamıyorsa, bu durduğu yerde olmadı. Etiketler de kendi kendine şişmedi. Paramızın değerini pul eden, üretimi cezalandıran, çiftçiyi tarlasına küstüren, kurumlarımızı çökerten, 128 milyar doları buharlaştıran, liyakat yerine Saraya sadakati öne çıkaran, uyuşturucu baronlarının sırtını sıvazlayıp hapislerden çıkaran, rüşvetçileri büyükelçi yapan, Erdoğan Şahsım Hükümetinin beceriksizliği, iş bilmezliği yüzünden, etiketler şaha kalktı. Tezgâhlar, raflar, Erdoğan’ın bozuk düzeni yüzünden, yangın yerine döndü. Yönetenler her şeyden kaçabilir, ama sorumluluktan kaçamaz. Yönetici yetkisini devredebilir. Ama sorumluluğunu devredemez. Bu, en temel hukuk kuralıdır.

RABİA’NIN SERÇE PARMAĞINI KIRDI

Ama işler bizde böyle yürümüyor. Bu bozuk düzende, Erdoğan Şahsım Hükümetinin yetkisi çok, ama sorumluluğu hiç yok… Ülkede iyi ne varsa Erdoğan’dan, kötü ne varsa, ya dış güçlerden, ya üst akıldan, ya faiz lobisinden. Gerçi son zamanlarda, Mısır’la barışmak için Rabia’nın serçe parmağını kıran, para için Körfeze el açan Erdoğan Şahsım Hükümeti, artık ağzına dış güç, üst akıl laflarını pek almaz oldu. Anlaşılan bu sefer suçlu, doğrudan doğruya iç güçler olacak.

KENDİ BECERİKSİZLİKLERİ YÜZÜNDEN

Muhalefet derken, vatandaş derken, sıra şimdi esnafa geldi… Kendi çıkardığı pahalılık sorumluluğunu, esnafımıza yıkacak. “Fırsatçılara göz açtırmayacağız” derken, Erdoğan’ın tokadı, esnafın ensesinde patlayacak… Nitekim kalemini saraya kiralayan yandaşlar; “Gıda enflasyonunun tek amacı var: Erdoğan’ı ve Cumhur İttifakı’nı devirmek” diye, zırvalamaya başladılar bile. Anlamakta zorluk çekiyorum. Beceriksiz makasçıları treni deviriyor, bunlar çıkıyor yine fiyat etiketlerini suçluyor. Bunu daha önce de denediler. Son yerel seçimlerden önce, yine kendi plansızlıkları, programsızlıkları, beceriksizlikleri yüzünden, patates, soğan fiyatları şaha kalkınca, depoları bastılar, soğan üreticilerini, hal esnafını terörist ilan ettiler. Bunları unutmadık. Milleti kış günü tanzim satış kuyruklarına sokup, bir de pişkince bu kuyruklara, “Varlık kuyruğu” dediklerini de hiç unutmadık.  Peki şimdi ne oldu? Bu kadar fırtına kopardılar sonuç ne? Sonuç koskoca bir sıfır. Pahalılık hala mutfakları, aileleri yakıp kavurmaya devam ediyor. Kabahati esnafta arayacaklarına, kibri bırakasınlar kendi yaptıklarına bir baksınlar.

YAKLAŞIYOR YAKLAŞMAKTA OLAN

TÜİK’in takip ettiği 120 gıda kalemi var. Bunların 88’inin fiyat etiketinde ciddi artışlar var. Yani pahalılık öyle birkaç tane ürüne özel bir durum değil, genel. Malın halden, fabrikadan çıkış fiyatlarındaki artış, esnafın raflarındaki fiyat artışını katlamış. Üretici fiyatları son bir yılda yüzde 45,5 artarken, tüketici fiyatları yüzde 19,3 artmış. Aradaki fark 26 puandan fazla. Böyle bir tablo bundan önce bu ülkede hiç görülmedi. Merkez Bankası’na faiz indir baskısıyla, son zamanlarda döviz kurunu da yeniden şahlandırdı. Merkez Bankası’nın oyun içinde kural değiştirmesi, dolar kurunu 8 lira 35 kuruştan, 8 lira 70 kuruşa getirdi. Yine bu dönemde Merkez Bankasının karmakarışık sinyaller vermesi de bu gelişmelerin arkasındaki en önemli nedenlerden bir tanesi. Ne yaptıkları belli değil. Aslında yaklaşıyor, yaklaşmakta olan. Bunlar daha iyi günlerimiz. Önümüz kış. Ama söyleyeyim gerçekten kara kış… Enerji faturaları daha kış gelmeden, milletin belini büküyor. Son bir yılda akaryakıt 25 defa zam gördü. Depoyu doldurmak için 62 lira ilave yük çıktı. Akaryakıta bu zamları kim yaptı? Beceriksiz Erdoğan Şahsım Hükümeti. Elektrik bir yılda 3 kez zamlandı. Aylık faturalar 52 lira şişti. Elektriğe zamları kim yaptı? Beceriksiz Erdoğan Şahsım hükümeti. Doğalgaz 7 kez zamlandı. 300 metreküplük tüketimde faturalar 102 lira arttı. Sanayi için yapılan son doğal gaz zamlarından bahsetmiyorum bile. Bunlarda fiyata yansıyacak. Bu doğalgaz zamlarını kim yaptı? Beceriksiz Erdoğan Şahsım hükümeti. Yine geçen yıl tonu bin 200 lira olan kömürün tonu şimdi 2 bin 400-2 bin 500 lira civarında. Kış gelip, sobalar yanmadan, kömür fiyatları cepleri yakmaya başladı bile. Bunun sorumlusu kim? Beceriksiz Erdoğan Şahsım Hükümeti.

ERDOĞAN ŞAHSIM HÜKÜMETİ SEBEP, HAYAT PAHALILIĞI SONUÇ

Buradan açık açık ifade edelim. Bu ülkede, beceriksiz Erdoğan Şahsım Yönetimi sebep, yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı sonuçtur. Gözünü kapatmayan bunu görür. Kulaklarını kapatmayan bunu duyar. Kalbi mühürlenmeyen bunu anlar.

HANGİSİ ABARTI, HANGİSİ YALAN

Kalp, göz, kulak demişken Erdoğan’ın kalbi de, gözü de, kulağı da, millete karşı mühürlü. Milletin sıkıntılarını görmüyor. Feryadını duymuyor. Acılarını hissetmiyor. Bunu en son Amerika Birleşik Devletlerine uçmadan hemen önce, yaptığı açıklamalarda gördük. Genel Başkanımız haftalardır kiralardaki fahiş artışlardan, çocuklarımızın yurt sorunlarından bahsediyor. Ama beyefendi çıkıyor; “Zaten öyle abartacak bir sorun yokmuş” deyiveriyor. Bir de üstüne, “Ne abartıyorsun?” diyerek Genel Başkanımıza atarlanmaya kalkıyor. Bir kendine gel! Son bir yılda kiraların, İstanbul’da yüzde 51, Adana ve Antalya’da yüzde 50, Mersin’de yüzde 64, Ankara’da yüzde 32, İzmir’de yüzde 31 artığı mı abartı? Avrupa İstatistik Ofisi’ne göre konut fiyatları artışında, Avrupa Şampiyonu olduğumuz mu abartı? Ya da öğrencilerimizin kalacak yurt bulamaması mı abartı? Bugün her 100 üniversite öğrencisinden ancak 20’sine yurt yatağı verebiliyorsun. Bize inanmıyorsanız. Birde kendi milletvekillerinize sorun bakalım. “Çocuğuma kalacak yurt bulun” diye, acaba kaç kişiden telefon alıyorlar. Bu kadar mı milletten ve milletin dertlerinden koptunuz abartılacak bir şey yok diyorsunuz.

ERDOĞAN’I ÇİFTÇİYE HAVALE EDİYORUZ

Yine beyefendi, “çiftçinin durumu kötü” dedik diye, yalan söylüyorsunuz diyor. Erdoğan’a göre, çiftçilerimizin durumu meğerse çok iyiymiş. Tarım Bakanlığının kendi rakamlarına göre son bir yılda; ÜRE gübresi yüzde 122, DAP gübresi yüzde 148 zam görmüş. Ama turpun büyüğü de heybede. Hem kurdaki artış, hem de maliyetlerdeki artış, gübre fiyatlarını daha da uçuracak. Son bir yılda; besi yemi yüzde 55, süt yemi yüzde 60, etlik piliç yemi yüzde 70 zam görmüş. Birçok üretici, “Kuş gribinde bile, bu kadar kötü bir dönem geçirmedik” diye feryat ediyor. Beyefendi çıkıyor, “Pancara yüzde 25 zam yaptık” diyerek böbürleniyor. Ama buğdayı çiftçiden kaça aldığından, elin çiftçisine kaç para ödeyerek, buğday ithal ettiğinden, hiç bahsetmiyor. Biz söyleyelim. TMO çiftçiden buğdayın tonunu 2bin 250 liradan alıyor. Dışarıdan aldığı buğdayın tonuna ise 332 dolar ödüyor. Bugünkü kurdan 2 bin 888 lira yapar. Yani yerliye 2 bin 250 lira, yabancıya 2 bin 888 lira. Diyoruz ya bu hükümet el iyisi. Aynı fiyatı yerli üreticiye versenize… Madem çiftçiye verdiğiniz fiyatlar gayet iyi. Çiftçi neden malını TMO’ya satmıyor? TMO neden stoklarını dolduramıyor? Stokları doldurmak için daha pahalıya neden ithal etmek zorunda kalıyorsunuz? Kuraklık çiftçilerimizin belini büktü. Ürün de bu sene düşük. Çiftçilerimizin keyfi yerindeymiş. Erdoğan herhalde, çiftçilerimizin acı çekmekten keyif aldığını zannediyor. Biz Erdoğan Şahsım Hükümetinin bu değerlendirmelerini doğrudan çiftçilerimize havale ediyoruz.

MİLLET CANIYLA İHTARNAME ÇEKİYOR

Bu hükümetin düşünce tarzı çok açık. Meseleleri mesele etmezseniz. Ortada bir mesele kalmaz. Ama biz kendisine şu kuralı da hatırlatalım; bugün sorumluluklarınızdan belki kaçabilirsiniz. Ama yarın sorumluluklarınızdan kaçmanın, sonuçlarından kaçamazsınız. Erdoğan’ın bugün kaçtığı tüm meseleler, yurttaşlarımızı ezip geçiyor. İşte geçtiğimiz hafta memleketim Tekirdağ’da, bir okulumuzda hademelik yapan bir kardeşimiz, borçlarının ağırlığına dayanamayarak yaşamına son verdi. Bu hafta sonu da Samsun’da 31 yaşındaki bir genç kardeşimiz, işsizlik nedeniyle buhrana girip, yaşamına kıydı. Millet Erdoğan Şahsım Rejimine, canıyla ihtarname çekiyor.

BİR SOSYAL MEDYA KALDI

Ama bunlar Erdoğan’ın satılık medyasında, havuz kanallarının tozpembe ekranlarında elbette yer almıyor. Hitler’in propaganda Bakanı Göbels ne demiş? “Bana vicdansız bir medya verin, size bilinçsiz bir halk sunayım.” Beceriksiz Erdoğan Şahsım Rejiminin de istediği bu. Sormayan, sorgulamayan bir toplum. Mürekkepli ve ekranlı medyayı büyük ölçüde ele geçirdiler. Hakikatleri karartamadıkları bir mecra var sosyal medya. Orayı kontrol edemiyorlar. Kontrol edemedikleri için de, sosyal medyadan hiç haz etmiyorlar. Tüm ekibiyle buraya saldırıyor. Memurlarıyla, siyasetçileriyle. Erdoğan’ın şu sözlerine bir bakın; “Benim bu sosyal medyayla hiç işim yok…” Sonra devam ediyor, “Sosyal medya inanın şu anda, toplumumuzun en önemli tahrik unsurudur.” Erdoğan bu sözleri kime diyor? Gençlere diyor… Gençlerle düzenlenen bir programda, görüşlerini gençlere tebliğ edip, dikte etmeye kalkıyor. Gençler Erdoğan’ın sosyal medyayla işinin olup olmadığını, merak etmiyorlar ki. Gençlerin merak ettiği, onların internetine, sosyal medyalarına yasak getirip, getirmeyeceği. Çünkü sosyal medya, gençlerimizin hayatının bir parçası. Gençler orada görüşlerini rahatlıkla paylaşıyor. Dünyayla iletişim kurabiliyorlar. Bilgiye ulaşıyorlar, öğreniyorlar, eğleniyorlar. Ama Erdoğan’a bakarsanız bunların hepsi bir tahrik unsuru.

DÜNYAYI OKUYAMIYORLAR

Erdoğan bunla da yetinmiyor. Kendi döneminde, binlerce kişinin dolandırılmasının sorumluluğunu herhalde üzerinden atmak için, “Kripto paraya açılma diye bir derdimiz yok. Onlara karşı ayrı bir savaşımız, ayrı bir mücadelemiz var” diyor. Şimdi kripto paraya savaş açmak ayrı bir şey. Bunun işlem gördüğü piyasaları düzenlemeye çalışmak apayrı bir şey. Dünya çok büyük bir dijital dönüşümden geçiyor. Özellikle küresel salgın bu dönüşümü daha da hızlandırdı. Dijital paralara, kripto paralara ilgi arttı. Dünyanın önde gelen Merkez Bankaları, bu alana girmeye hazırlanıyor. Bizim Merkez Bankamız bile, dijital para için hazırlığa başladı. Böyle ucuz popülist söylemlerle dijital paraya savaş açtık diyerek teknolojiye savaş açmak ne oluyor? Kötü niyetli oyuncular varsa, bunları caydıracak düzenleyici denetleyici çerçeveyi getireceksin. Bugün dijital teknolojilere uyum sayesinde, Unicorn adı verilen değeri 1 milyar doların üzerinde, üç tane şirketimiz var. Artık küresel oyun ve yazılım pazarında Türkiye pay sahibi. Bunların hepsi de genç müteşebbislerimizin başarısı. Her gün biraz daha otoriterleşen, Erdoğan şahsım yönetimi, dijital devrime savaş açarak, bunu boğmaya çalışıyor. Ayak sesleri duyulan dijital devrimi kaçırma lüksümüz yok. Böyle bir seçeneğimizde yok. Biz boşuna “Bunlar ülkeyi yönetemiyorlar” demiyoruz. Bunların elinde her gün, ülkemiz çok daha yüksek maliyetlere katlanmak zorunda kalıyor. Dünyayı okuyamıyorlar. Erdoğan’ın lafları bunu açıkça ortaya koyuyor.

AK PARTİ GİDECEK, MİLLET RAHAT NEFES ALACAK

Ama herkes müsterih olsun. Evet, ülkemizin Erdoğan hükümetleriyle birlikte çok büyük sorunları var. Ancak bu sorunlar çözümsüz değildir. Ama bu sorunları çoklu organ yetmezliğiyle malul, Erdoğan Şahsım Rejiminin çözme imkânı yoktur. Olsaydı 20 yılda çözerdi. Kaldı ki sorunun sebebi olanlar, sorunun çözümü olamaz. Kendileri de artık gidici olduklarının farkında. Bir AK Parti Genel Başkan Yardımcısı çıkıyor, “AK Parti gidince ne olacak?” diye soruyor. Ne olacak? Biz işbaşına geleceğiz. Millet rahat bir nefes alacak. Kimse bu milletin fertlerini bölüp, parçalamayacak. Büyük bir kucaklaşma olacak. Bu ülkenin kaynakları üç beş yandaş için değil, tüm millet için kullanılacak. Bağımsız yargı olacak. Özgür medya olacak. Birinci sınıf bir demokrasi olacak. Herkes canından, malından, geleceğinden emin olacak. Herkesi kucaklayan tarafsız bir Cumhurbaşkanı olacak, devlet yönetiminde liyakat olacak. İstişare olacak.

BORÇLA DEĞİL ÜRETEREK BÜYÜYECEĞİZ

Borçla değil, üreterek büyüyeceğiz. Dijital devrimin önü açılacak. Gençlerimizin karşısında değil, hemen yanında olacağız. Dünyayla yarışacak bir ekonomi için, üreticilerimizin rakibi değil, dostu olacağız. Tarımda yeniden kendi kendine yeten bir ülke olacağız. Yüzde 1 için değil, Yüzde 100 ile beraber büyüyeceğiz. Büyürken kimseyi geride bırakmayacağız. Aş olacak, iş olacak. Çokça kazanıp, hakça bölüşeceğimiz bir Türkiye olacak. Büyürken, enflasyonu da, borcu da büyütmeyeceğiz. Yeşil Mutabakata uyum sağlayacağız. Paris İklim Anlaşması’nı TBMM’den geçireceğiz. Büyümenin sürdürülebilirliğine dikkat edeceğiz.

İŞ BAŞINA GELECEĞİZ MEMLEKETTE BAYRAM OLACAK

Derelerimize, ormanlarımıza, dağımıza, taşımıza, kurdumuza, kuşumuza, gözümüz gibi bakacağız. Kısacası, biz işbaşına geldiğimizde, memlekette bayram olacak. Bunun için yeni kurallarımız hazır. Yeni kurumlarımız hazır. Yeni kadrolarımız hazır. Biz hazırız. Milletimiz hazır. Erdoğan Şahsım Hükümetinin notu belli. Tasdiknamesi hazır. Ellerine tutuşturmak için milletimiz sandığı sabırsızlıkla bekliyor.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alıyım.

Soru- Efendim iki sorum olacak. Saadet Partisi Genel Başkanı Sayın Temel Karamollaoğlu’dan bir ittifak açıklaması geldi ve Millet İttifakı’nda olmamız şuan için söz konusu değil gibi bir açıklaması oldu. Bu açıklamayı nasıl değerlendirirsiniz?

İkinci sorum da, CHP’li Fethiye Belediye Başkanı Alim Karaca’nın bir vatandaşa küfrettiği telefon görüşmesi sosyal medyaya düştü ve ardından CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir talimat verdiği konuşuldu. Bu konu MYK’da gündeme alındı mı? Teşekkür ederim.

Faik ÖZTRAK- Ben de teşekkür ediyorum. Siyasetçilerin sözlerini cımbızlayarak bu konuşmalarını bağlamından koparmak doğru bir şey değil. O konuşmanın tamamına bakmak lazım.

Doğrudur, ittifaklar öncelikle seçim ittifaklarıdır. Tabi ki doğal olarak da seçim kararıyla birlikte gündeme gelmektedirler. Ama bundan önceki seçimde Millet İttifakı çerçevesinde bir araya gelen demokrasiden yana olan partilerin anlayış birliği bugün tüm gücüyle ve genişleyerek devam etmektedir. Seçim sandığı geldiğinde demokrasiden yana partilerin Millet İttifakı çerçevesindeki birlikteliğinin gücünü tüm Türkiye görecektir. Millet İttifakı içinde sorun arayanlar dün olduğu gibi bugün de, yarın da hüsrana uğrayacaklardır. Şunu altını çizerek söyleyeyim, ilk seçimde Millet İttifakı’nın adayı ülkemizin 13. Cumhurbaşkanı olacaktır.

Fethiye Belediye Başkanımızla ilgili kendisini disipline sevk ettik evet bugünkü MYK’da.

Soru- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bir belgeselde “Kürt sorununu çözmek için HDP’yi meşru bir organ olarak görebiliriz” dedi. HDP’den de “Asıl muhatap İmralı” yanıtı geldi. Sizin bu konuya ilişkin bir değerlendirmeniz olur mu?

Faik ÖZTRAK- Sayın Genel Başkanımız hatırlayacaksınız sözde açılım sürecinin en başında söylediklerini bu mülakatta da tekrar etmiştir. Bize göre çözümün adresi TBMM’dir. Teröristlerle pazarlığa oturarak bu sorunu çözemezsiniz. Gayri meşru unsurlarla bu sorunu çözemezsiniz. TBMM’deki meşru siyasi partiler bu soruna çözüm bulacaklardır. HDP de bu partilerden biridir.

Geçmişte gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenmiştir. Erdoğan yönetimi çözümü mecliste değil İmralı’yla, Kandil’le müzakerede aramıştır. Bunun sonuçları milletimiz için ağır olmuştur. Beceriksizliğin bedeli, öngörüsüzlüğün bedeli gerçekten ağırdır. Tekrarlıyoruz, bu sorun çözülecekse milli iradenin tecelligahı olan TBMM’de çözülecektir. TBMM’deki meşru partiler eliyle çözülecektir. Nokta.

Soru- Sayın Ünal Çeviköz’ün Mavi Vatan çıkışı eleştiriliyor. Yunanistan’la aynı dili kullanmakla itham ediliyor. CHP Mavi Vatan konusunda ne düşünüyor?

Faik ÖZTRAK- Akdeniz’de Mavi Vatan dediğimiz bölgede ülkemizin ulusal hakları var. Bu hakkımızı uluslararası hukuk çerçevesinde korumak zorundayız. Bunun yolu nedir? Akdeniz’de söz sahibi olan bütün devletlerle oturup sağlıklı, samimi bir diyalog kurmaktır. Nitekim böyle bir eksiklik bizim Mavi Vatan’daki menfaatlerimizi korumamızı güçleştirdi. Neyse ki, Libya’yla bir anlaşma yapıldı o anlaşma bizim en azından Doğu Akdeniz’deki karasularımızın belirlenmesi açısından önemliydi.

İşte Genel Başkanımızın biraz önce söylediğim bu sözleri Mavi Vatan’a partimizin yaklaşımını ifade eder. Biz Cumhuriyet Halk Partisi’yiz. Mavi, yeşil, kahverengi tüm vatanımıza sahip çıkarız. Haklarımızı sonuna kadar savunuruz. Bu konuda da hiçbir geri adımı kabul edemeyiz. Sayın Ünal Çeviköz’ün sözlerini de Sayın Genel Başkanımızın bu görüşleri dışında değerlendirmek doğru olmaz. Bize Mavi Vatan’ı soranlar son olarak şunun altını çizeyim. Süleyman Şah Türbesini sırtlarına alıp vatan toprağını teröristlere bırakanların gözünde vatan toprağının değerinin ne olduğunu da onlara sorabilmelidirler.

Soru- Fahiş fiyat tartışmalarıyla ilgili iktidara yakın bir gazetede Hal Yasası’nın yeniden ele alınacağına dair bir haber var. Hal Yasası’nda olası değişikliklerle fahiş fiyatlar kontrol altına alınabilir mi? Devamındaysa tartışma, kiralar ve gıda fiyatları üzerinden çıktı. Gıda fiyatlarıyla bağlantılı olarak Merkez Bankası Başkanı da çekirdek enflasyonu baz alacaklarını söylemişti. Bu ne anlama geliyor? Sizin bu konuya ilişkin bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bir kere şunun altını çizeyim. Aynı suda iki kere yıkanılmaz. Bu memlekette hayat pahalılığı Erdoğan Şahsım Hükümetleri döneminde ne zaman şaha kalksa, fiyat etiketleri ne zaman uçuşa geçse akıllarına gelen ilk şey depo basmak, esnafı terörist ilan etmek. Ardından da hal yasasını gündeme getirmek. Adama sorarlar 20 yıldır ne yaptınız? Siz artık tazecik hükümet değilsiniz ki…

Üreticiyi perişan etmişsiniz, çiftçiyi tarlasına küstürmüşsünüz, taşıma maliyetlerini düşürecek hiçbir adım atmamışsınız, yandaşlarınızı abat etmek için gıda taşıyan TIR’ları, kamyonları paralı yollara, köprülere mecbur bırakmışsınız, Türk lirasının değerini pul etmişsiniz, damanızla bir olup Merkez Bankası’nın enflasyonla mücadelede, hayat pahalılığıyla savaşta en önemli tahkimatı olan 128 milyar dolarlık rezervini buharlaştırmışsınız ondan sonra da fahiş fiyatlarla mücadele edeceğiz… Bunların sorumlusu kim? Bunların sorumlusu beceriksiz Erdoğan Şahsım Hükümeti. Şimdi Merkez Bankası Erdoğan ile piyasanın gerçekleri arasına bir kere daha sıkıştı. Gerçekleşen enflasyon politika faizini aştı. O ne yaptı? Sözünü tutmak yerine oyun esnasında kural değiştirmeye kalktı. Sokağın enflasyonunu bıraktı, tüketicinin enflasyonunu da bir kenara bıraktı, enflasyonun çekirdeğine bakmaya karar verdi. Çünkü o geliyor işine.

Bir Merkez Bankası’nın en önemli sermayesi itibarıdır. Erdoğan Şahsım Hükümeti Merkez Bankası’nın bu itibar sermayesini bozuk para gibi harcadı. Bu da dönüp dolaşıp hayat pahalılığı olarak milletimize fatura edildi. Perşembe günü Merkez Bankası ne yapacak hep beraber göreceğiz. Ama şu son 10 günde gereksiz açıklamalarıyla, gereksiz bir takım yaptığı işlemlerle, ne anlama geldiği belli olmayan işlemlerle, ne mesaj verdiği belli olmayan işlemlerle dolar kuru 35 kuruş birden sıçradı. 8 lira 70 kuruşa dayandı. Şimdi bu da önümüzdeki günlerde fiyat etiketlerinde artış olarak milletin sırtına binecek. Kimi denetleyeceksiniz? Merkez Bankası’nı mı denetleyeceksiniz zabıtalarınızla, polislerinizle?

Soru- Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan, ABD’ye giderken üzerinde çalıştıkları seçim ve siyasi partiler yasasıyla ilgili teklifin uzatmadan Meclis’e sevk edileceğini ve bir an önce görüşmelerin tamamlanacağını söyledi. Aynı şekilde AK Parti’nin Seçim İşlerinden Sorumlu Kurmayı Ali İhsan Yavuz, “Kaldı ki seçim çok yakındır” diyerek yasanın seçimlere bir yıldan az bir süre kalmadan çıkması gerektiğinin altını çizdi. Bu açıklamaları siz nasıl yorumluyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Öyle görünüyor ki, “yine hiçbir şey olmasa bile bir şeyler olmuş.” Her zaman söylüyoruz, müflis hükümetler koltuklarını korumak için önce seçim yasalarıyla oynamaya kalkarlar. Hükümetler seçim yasalarıyla oynamaya başladığında artık gidici olduklarını anladıklarının göstergesidir bu. Tarihin bize öğrettiği bir şey var. Milletin sesini duymayan, halini görmeyen hükümetleri hiçbir seçim yasası kurtaramaz. Hep söylüyoruz, millet Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin ne yaptığını gördü, notunu verdi, ilk sandıkta yolcudur Abbas bağlasan durmaz.

Teşekkür ediyorum.

NE MAKAS DEĞİŞTİRMESİ, TRENİ DEVİRDİNİZ TRENİ

CHP Sözcüsü Öztrak, AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’ın 2023 hedefleriyle ilgili, “Cumhuriyet tarihinin en iddialı ve en cesur makas değişikliği” açıklamasını değerlendirerek, “İnsaf be kardeşim. Ne makas değiştirmesi, siz treni devirdiniz. Treni, treni…” dedi.

Erdoğan Hükümetlerinin yargı, liyakat, eğitim, tarım, ekonomi gibi her alanda treni devirdiğini söyleyen Öztrak, “Ne söylediyse, ne vaat ettiyse, altında ezildi. Şimdi aynı Erdoğan, milletten özür dilemek yerine, müflis bezirgân misali, eski vaatlerine kulp takıp, allayıp pullayıp, yeniden milletimize yutturmaya kalkıyor. İsmi bile kalmayan 2023 hedeflerini sayıklayarak, ortalarda dolaşıyor. Ama milletimize de, 2023’te 2 trilyon dolara çıkarmayı taahhüt ettiği milli geliri neden 925 milyar dolara düşürdüğünü, ‘25 bin dolar olacak’ dediği kişi başına geliri neden 10 bin 703 dolara indirdiğini, ‘500 milyar dolar olacak’ dediği yıllık ihracatı nasıl olup da 242 milyar dolara gerilettiğini, yüzde 5’e indirmeye söz verdiği işsizliği nasıl olup da yüzde 11,4’e sıçrattığını anlatmıyor. Anlatamıyor” diye konuştu.

2009 tarihinde çıkarılan 200 liralık banknotla, aynı yılın Ocak ayında alınabilen meyve, sebze, et, un ve şekerin, bugün ancak dört tane 200 liralık banknot ve yanına bir de 50 liralık banknotla alınabildiğini söyleyen Öztrak, “Hükümet bu masrafları, hayat pahalılığını düşürecek önlemler alacağına görüntüyü kurtarmaya çalışıyor. Yalandan fiyat etiketlerini denetliyor… Erdoğan şimdi de raflardaki, etiketlerdeki fahiş fiyat artışlarının önüne geçmeyi vadediyor. Beyler herhalde yeni iş başına geldi. Soruyorum, Allah aşkına, raflardaki, etiketlerdeki fahiş fiyat artışlarının önüne geçmek için koskoca 20 yıldır ne yaptınız?” diye sordu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Bugün bu ülkenin 9. Başbakanı Adnan Menderes’in, vefatının 60. yılı. Cumhuriyet Halk Partisi olarak ne milli iradeye yapılan müdahaleleri, ne de milletin seçtiklerinin siyaseten idamını, ne milletimiz, ne de bizler, içimize sindiremeyiz. Kabul de edemeyiz. Vefatının yıl dönümünde rahmetli Adnan Menderes’i, rahmetli Fatin Rüştü Zorlu’yu ve rahmetli Hasan Polatkan’ı anıyorum.

KENDİ GİTTİ, İSMİ BİLE KALMADI YADİGÂR

Orhan Veli; “Öyle bir rûzigâr ki, kendi gitti, ismi bile kalmadı yadigâr” diyor. AK Parti Genel Başkanı, Cumhuriyetimizin 100. yılı olan 2023 yılında, ulaşmayı taahhüt ettiği hedefleri, bundan 10 yıl önce 2011 seçimlerine giderken, bu seçim beyannamesiyle ilan etmişti. Bu yetmedi, bu seçim beyannamesindeki taahhütlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilen 10. Kalkınma Planı’yla da resmileştirdi. Üzerinden 11 yıl geçti, Erdoğan iki hafta önce, kendi imzasıyla açıkladığı Orta Vadeli Program’da, millete verdiği 2023 taahhütlerinin yalan olduğunu, hayal olduğunu açıkladı. Söz verdiği bu hedeflerin yarısına bile ulaşamayacağını itiraf etti.

MÜFLİS BEZİRGÂN

Ne söylediyse, ne vaat ettiyse, altında ezildi. Şimdi aynı Erdoğan, milletten özür dilemek yerine, müflis bezirgân misali, eski vaatlerine kulp takıp, allayıp pullayıp, yeniden milletimize yutturmaya kalkıyor. İsmi bile kalmayan 2023 hedeflerinin ismini sayıklayarak, ortalarda dolaşıyor. Ama milletimize de, 2023’te 2 trilyon dolara çıkarmayı taahhüt ettiği milli geliri neden 925 milyar dolara düşürdüğünü, “25 bin dolar olacak” dediği kişi başına geliri neden 10 bin 703 dolara indirdiğini, “500 milyar dolar olacak” dediği yıllık ihracatı nasıl olup da 242 milyar dolara gerilettiğini, yüzde 5’e indirmeye söz verdiği işsizliği nasıl olup da yüzde 11,4’e sıçrattığını anlatmıyor. Anlatamıyor.

HEDEF TUTMADI, SİLUET VERELİM

Sözlerini tutamayan Erdoğan, “Çekildik izzet ü ikbal ile bab-ı hükümetten” diyemiyor. Onun yerine Büyük ve güçlü Türkiye’nin “siluetinin” ufuktan göründüğünü söylüyor. 19 yıllık yönetimlerinin sonunda milletimize, “Hedefleri tutturamadık, yalan oldu” demek yerine, “Size 2023 hedefleri yerine siluet verelim, sesinizi çıkartmayın” diyorlar.

SANIRSIN TAZECİK HÜKÜMET

Yetmiyor, hiç sıkılmadan, “2023’te yeniden şahlanıştan” bahsediyorlar. Sanırsınız beyler tazecik hükümet yeni geldiler daha. Beyefendi “çıraklık” dedi, “kalfalık” dedi, “ustalık” dedi, milletin 20 yılını çaldı… Şimdi çıkmış hala şahlanmaktan bahsediyor.

MİLLETİMİZ ŞAHLANIP ATTAN DÜŞMÜŞTEN BETER EDECEK

En son 2003’te Cihan isimli bir küheylan, şahlanıp Erdoğan’ı üstünden atmıştı. Şimdi de asil milletimiz sandıkta şahlanıp; Erdoğan’ı attan düşmekten beter etmeye hazırlanıyor. Ne güzel demiş Hazreti Mevlana; “Cahille sohbet etmek güçtür bilene, çünkü cahil ne gelirse söyler diline…” Sözlerinin altında ezilen, yere düşen Erdoğan, bir avuç toprak almadan yerden kalkmak istemiyor. Sakarya Zaferi’nin yıl dönümünde, çöp olan 2023 hedeflerini, dünya tarihinin, emperyalizme karşı en şanlı mücadelesi olarak kaydettiği Milli Mücadelemizle aynı kefeye koymaya kalkıyor.

NE MAKAS DEĞİŞTİRMESİ, TRENİ DEVİRDİNİZ

Orada da durmadı. “Cumhuriyet tarihinin en iddialı ve en cesur makas değişikliğini gerçekleştirdiklerini” söylüyor. İnsaf be kardeşim. Ne makas değiştirmesi, siz treni devirdiniz. Treni, treni…

BECERİKSİZ MAKASÇI

Bunlar ne kadar beceriksiz makasçı olduklarını, defalarca tren devirerek gösterdiler zaten.  2004’te Pamukova’da treni devirdiler, 41 vatandaşımız yaşamını kaybetti. 2008’de Kütahya’da treni devirdiler, 9 vatandaşımız öldü. 2018’de Çorlu’da treni devirdiler, 25 vatandaşımız aramızdan ayrıldı. Aramızdan ayrılan iki çocuğun babası da dün kalpten vefat etti ona da Allah’tan rahmet diliyorum. Raylarda çarpıştırıp devirdikleri trenleri saymıyorum bile… Beceriksizliklerinin bedelini hem canıyla, hem de malıyla, milletimiz ödedi.  Şimdi de Ucube Şahsım Vesayet Rejimiyle, devlet trenini raydan çıkarıp devirdiler. Trenin altında koskoca bir millet kaldı. Bunlar bunu bir türlü itiraf edemiyor.

ÖNCE YARGI TRENİNİ DEVİRDİLER

Ben söyleyeyim bu beceriksiz makasçı, yargı trenini devirdi önce… 2010’da Hâkimler ve Savcılar Kurulunu FETÖ’ye teslim etti. Ordumuza kumpas kurdurdu. Ordumuzun Harim-i ismetini, kozmik odasını, suç ortaklarına açtı. Sonra aynı yağmurda ıslandığı eski dostları, darbeye kalkıştı. Meclisi bombaladı. Millet, o gece devletini sokaklardan topladı. Erdoğan’da yolunu açtığı bu hain darbe girişimine “Allah’ın bir lütfu” dedi. Bu darbe girişimini kendi vesayet rejimini kurmak için kullandı.

LİYAKAT TRENİNİ DEVİRDİLER

Bu beceriksiz makasçılar devlette liyakat trenini de devirdi… Büyükelçiler, rüşvetten aklanmamış eski bakanlara, rektörlükler, tekaüt milletvekillerine arpalık yapıldı. Liyakatin yerini, Saraya sadakat aldı. Erdoğan bir imzayla devletin tepesine istediğini atama yetkisini aldı, ama bunu bile beceremedi. Daha yeni Devlet Demiryollarına atadığı Genel Müdür ancak 10 gün dayanabildi. Atanan müdür hapisteki Adnan Oktar yapılanmasıyla iltisaklı çıktı. Öncesinde de aynı kişiye, Devlet Demiryollarından 40 milyon Avro tutarında ihale verildiği anlaşıldı. Böyle beceriksiz bir yönetim dünyanın neresinde var? Erdoğan’ın atadığı Ticaret Bakanı, kendi firmasından Bakanlığına usulsüz olarak mal sattı. Bu Bakan hakkında ne yaptılar? Hiçbir şey. Bir de teşekkür ettiler, teşekkürlerle uğurladılar. Eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, “17-25 Aralık tapeleri doğru” dedi. “Bağımsız bir savcı istiyorum. Yüce Divandan korkmuyorum” dedi. Ne savcılar ne de Cumhur İttifakı’nın vekilleri gıklarını çıkarabildi. Devlet yönetimi çürüdü, kokuştu.

EĞİTİM TRENİNİ DEVİRDİLER

Beceriksiz makasçı Erdoğan eğitimde de treni devirdi. Her gelen bakanla eğitim sistemi değişti, her gelen bakanla sınav sistemi değişti. Öğrencilerin de, öğretmenlerin de, velilerin de başı döndü. Bugün öğretmen sayısı yetersiz, okullarda hizmetli yetersiz, derslik sayısı yetersiz, öğretmenlerin aşı sorunu sürüyor. Veliler çocuklarının sağlığı için son derece endişeli. Üniversiteler açıldı yurtlar yetersiz. Yurtlar ateş pahası, kiralar uçuyor. Veliler kara kara düşünüyor. Eğitimin kalitesi de ortada; PISA gibi uluslararası yarışma sınavlarında, OECD, yani Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı ülkeleri içerisinde, son sıralardayız. Dün birde OECD’nin “Bir Bakışta Eğitim 2021” raporu açıklandı. Sınavlarda yüksek puan alan öğrenciler, sosyo-ekonomik durumu iyi olan ailelerden geliyor. Türkiye, tüm Kalkınma İçin Ekonomik İşbirliği Teşkilatı içinde, fırsat eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülke…

BU CUMHURİYET ÇALIŞKAN BİR ÇOBANI CUMHURBAŞKANI YAPTI

Bu cumhuriyetin en büyük devrimi, çalışkan bir çobanın, Cumhurbaşkanı olmasının önünü açmaktı, fırsat eşitliğini sağlamaktı. Ama Erdoğan’ın eğitim sisteminde artık yoksulluk, babadan evlada miras kalır hale geldi. Ülkede nitelikli eğitimi katlettiler. Bir yandan bilim yuvası Boğaziçi Üniversitesi’yle uğraşıyorlar. Diğer yandan, her köşede liseden bozma üniversiteler açıyorlar. Bunlardan mezun olanlarda, işsiz ordumuza katılıyor. Üniversiteli işsiz sayımız 1 milyonun üzerinde.

TARIMDA TRENİ DEVİRDİLER

Beceriksiz makasçı Erdoğan Şahsım Hükümeti tarımda da treni devirdi. Ürün fiyatı ile girdi fiyatı arasında sıkışan çiftçilerimiz perişan… Üzüm üreticisi feryat ediyor, fındık üreticisi feryat ediyor, pancar üreticisi feryat ediyor. Yer fıstığı üreticisi feryat ediyor. Ayçiçeği üreticisi feryat ediyor. Çerezlik ayçiçeğinde geçen yıl 13-14 lira olan fiyatlar şimdi 6-7 liralarda. Yüzde 40 yağlı ayçiçeğine 5 lira 10 kuruş avans fiyatı verdi birlik. El insaf! Mazot uçmuş, gübre uçmuş, ilaç uçmuş, ayçiçeğinin üretim maliyeti en az 4 bin 500 lirayı bulmuş. Bu çiftçi ne yiyecek ne içecek, seneye hangi parayla tarlasını sürüp ekecek? Çiftçinin önümüzdeki yıl üretebilmesi için, ayçiçeğinde üreticiye kilo başına primi 50 kuruştan 1 liraya yükseltin. İndirilen gümrük duvarlarını yeniden yüzde 27’ye çıkarın. 1,5 ton ithalat için 1 ton üreticiden alım kotası getirin. Ancak belki bir ölçüde ayçiçeği üreticisinin durumunu düzeltebilirsiniz.

ÇİFTÇİYİ BİR DE İTHALAT SOPASIYLA DÖVÜYORLAR

Çiftçiye kanunen hak ettiği, 213 milyar liralık tarımsal desteği ödemediler. Bunu yapmadıkları gibi birde çiftçiyi ithalat sopasıyla dövüyorlar. 19 yılda, tarım ve hayvancılıkta yapılan toplam ithalat, 120 milyar 419 milyon doları buldu. Şimdi bu kadar parayı, elin çiftçisine, elin yabancı şirketlerine verecek yerde bizim çiftçilerimize verseydiniz bugün Türkiye’de ne pahalılık olurdu, ne üretimsizlik olurdu.

GEÇİM TRENİNİ DEVİRDİLER

Beceriksiz makasçı, vatandaşın geçim trenini de devirdi. Üretici perişan oldu ama vatandaş da ucuz meyve-sebze göremedi. Hayat pahalılığı aldı başını gitti. Hükümet bu masrafları düşürecek önlemler alacağına görüntüyü kurtarmaya çalışıyor. Yalandan fiyat etiketlerini denetliyor… Erdoğan; “hayat pahalılığı konusundaki sıkıntıyı biliyorum” diyor. En kısa sürede enflasyonu kontrol altına alarak, raflardaki, etiketlerdeki fahiş fiyat artışlarının önüne geçmeyi vadediyor. Beyler herhalde yeni iş başına geldi. Soruyorum buradan, Allah aşkına, raflardaki, etiketlerdeki fahiş fiyat artışlarının, önüne geçmek için, koskoca 20 yıldır ne yaptınız? Hiçbir şey.

FİLEYİ DOLDURMANIN MALİYETİ 4 KATTAN FAZLA ARTTI

Onun yerine 128 milyar dolar rezervimizi, Merkez Bankası’nın arka kapısından Hazine Bakanı Damadınızın Hazine’sine aktardınız, teslim ettiniz. Onun talimatıyla da kamu bankaları bu paraları buharlaştırdı. Paramızı pul oldu. 1 Ocak 2009 tarihinde; 200 liralık banknotu tedavüle sürmüştünüz. Bu ülkemizdeki en yüksek montanlı banknot. 2009’un Ocak ayında, bu 200 liralık banknotla fileye attığımız meyveyi, sebzeyi, eti, unu, şekeri, bugün almak istesek, cüzdana bundan dört tane 200 lira koymak gerekiyor. Bu da yetmiyor, yanına bir de 50 liralık banknot daha koymak gerekiyor.

MİLLET YETKİYİ VERDİ, SONUÇ ORTADA

Erdoğan 2018 seçimlerine giderken, “Verin bu kardeşinize yetkiyi, faizle, şununla, bununla nasıl uğraşılır göreceksiniz” demişti. Millet de, “Treni 2023’e götürsün”, faizle, şununla, bununla uğraşsın diye, Erdoğan’a yetkiyi verdi. Sonuç, dünyada en yüksek politika faizine sahip 9. ülkeyiz.

ABD’DEN BORÇLAN, TÜRKİYE’DE OKUT, PARAYI KAP

Almanya’da 10 yıllık tahvilin faizi negatif, Amerika Birleşik Devletleri’nde yüzde 1,5. Bizde en son borçlanma ihalesinde dolar cinsinden, 10 yıllık tahvilin faizi yüzde 6,5. Şimdi bu faiz baronları gidiyorlar ABD’den yüzde 1,5 faizle borçlanıyorlar, sonra borç aldıkları parayı yüzde 6,5 faizle Türkiye’ye okutuyorlar. Taş atmadan, kolları yorulmadan yüzde 5’lik getiriyi de elin taşıyla elin kuşunu vurup yüzde 5’lik getiriyi cebe indiriyorlar. Faiz lobileri bu hükümeti sevmesin de, kimi sevsin?

19 YILDA DEV FAİZ FATURASI: 509 MİLYAR DOLAR

19 yıllık Şahsım Hükümetleri döneminde, milletin cebinden alıp, Londra’daki bir avuç faiz lobisinin cebine koydukları para 191 milyar dolar. Aynı dönemde, bütçeden içeriye ve dışarıya yapılan toplam faiz ödemesi, 509 milyar 381 milyon dolar. Şimdi bu milyar dolarları, liraları söylemesi kolay da hakikaten aklın, havsalanın alacağı rakamlar değil bunlar.

145 TANE KÖPRÜ YAPILIR, ÜLKENİN ETRAFI OTOYOLLA 4 KERE DÖNÜLÜR

Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün maliyeti 3,5 milyar dolar. Şimdi bunların ödedikleri faizle, 145 tane Yavuz Sultan Selim Köprüsü yapılırdı. İstanbul-İzmir Otoyolu’nun maliyeti, Osmangazi Köprüsü de dâhil 10,3 milyar dolar. Bunların ödedikleri bu faizlerle Türkiye’nin etrafını dört kere dönecek, otoyol yapılırdı.

BALLI PROJELERE 8 AYDA 19 MİLYAR TL

Erdoğan’ın yönettiği ekonomide, yandaşlar da abat olmaya devam ediyor. “1 kuruş vermeden yaptırdık” denen, dolar, avro garantili ballı projelere, saray sadece bu yılın ilk 8 ayında 18 milyar 874 milyon lira ödemiş. Şahsım vesayet rejiminde, havuzcular tosun gibi şişerken, vatandaş iğne ipliğe dönmüş. Victor Hugo’nun dediği gibi Erdoğan “Yoksulluğu ortadan kaldıracağına, yoksulluğu yöneteceği” bir düzen kurdu.

ÇOCUKLARINA MAMA YERİNE ŞEKERLİ SU VERİYORLAR

Dünya Bankası verilerine göre son üç yılda ülkedeki yoksul sayısı, 3 milyon 232 bin kişi arttı. TÜİK’e göre yoksul sayısı 17 milyon 921 bin kişi. Bütün bunların yanında en hazini bir de çok derin çocuk yoksulluğu var. Derin Yoksulluk Ağı’nın İstanbul’da düzenli geliri olmayan ailelerle yaptığı, son araştırmaya göre, ailelerin yüzde 74’ü bebek maması ve bezi almakta zorlanıyor. Yüzde 21’i hiç alamıyor. Aileler çocuklarını mama yerine hazır çorbayla, şekerli suyla, pirinç lapasıyla besliyor. Görüşülen ailelerin yüzde 39’u, geçinmek için her gün öğün atladıklarını söylüyor. Ama Sarayın beslemeleri millete tepeden bakınca, memlekette açlık görmüyor. Aç gözlülük görüyorlar öyle diyorlar. Elbette kişi herkesi kendi gibi bilir. Tabi saraydakilerin hepsinin tuzu kuru. Tok açın halinden ne anlasın… Şimdi burada altını çizerek bir şey söylemek istiyorum. Bu çocuk yoksulluğu son derece önemli. Bunun maliyeti, bunun neden olduğu nesil kaybı bu ülkeye çok uzun yıllar süren bir fatura olarak çıkar. Bunun derhal önüne geçilmesi lazım.

YALAN, KUYRUKLU YALAN, İSTATİSTİKLE SÖYLENEN YALAN

Şimdi bu tok saraylılar, saraydaki müsamerelerine, işçilerimizi dekor yapmaya başladılar. Ne diyorlar, “Üç tane üç çeşit yalan var, yalan, kuyruklu yalan ve istatistikle yalan.” Erdoğan yalanın bu üç çeşidini de hiç sıkılmadan kullanıyor. Erdoğan Sarayında topladığı işçilere, “Asgari ücreti milli gelirden daha fazla artırdıklarını” söylüyor. İşçinin, memurun maaşlarına, emeklilerin aylıklarına yaptığı fevkalade zamlardan bahsediyor. 2002 Aralık ayından, 2021 Temmuzuna net asgari ücretin artışı, milli gelir artışının altında kalmış. Bu bir. Bunu ben söylemiyorum. Kendi Cumhurbaşkanlığının Strateji Bütçe Başkanlığının rakamları söylüyor. İnanmıyorsa, kendine bağlı bu başkanlığın başkanını çağırsın sorsun.

MİLLETE CEHENNEM, YABANCIYA CENNET

İkincisi, bir çalışanın refahı, eline geçen maaşla alabildiği mal ve hizmetin artmasıyla ölçülür. 2002 sonunda, ortalama memur maaşıyla 41 ay tamamını yatırırsanız 41 ayda bir otomobil alınabiliyordunuz. Şimdi aynı memur maaşıyla 60 ayda bir otomobil alınabiliyorsunuz. Yine ortalama bir kamu işçisinin eline geçen ücretle 23 ayda araba alınıyordu 2002’de. Şimdi 41 ayda ancak bir araba alınabiliyor. Son bir yılda 55 ülke içinde, konut fiyatları en çok artan ülke Türkiye… Vatandaşlarımız artık konut alamıyor. Konut satışları Ağustos ayında, geçen yılın aynı ayına göre, yüzde 17 azaldı. Ama altına girdiğiniz zaman, esas düşen bizim vatandaşlarımızın konut alımları. Yabancılara konut satışları yüzde 51 artmış. Paramızın değerini gün görmüş kar gibi erittiler. Şimdi bu beceriksiz makasçılar ülkemizi milletimize cehennem, yabancıya ise cennet etmekle meşguller. Sonra da çıkacaklar emeklinin, memurun, işçinin maaşı “fevkalade” arttı diyecekler.

MİLLET EVLADINA ÇEYREK TAKAMIYOR

Millet önceden düğünde dernekte, eşine dostuna rahatlıkla bir çeyrek altın takabiliyordu. Şimdi millet kendi evladının mürüvvetinde bile çeyrek altın takmakta zorlanıyor. 2002 sonunda ortalama bir memur maaşıyla, 18 tane çeyrek altın alıyordu. Şimdi 6 çeyrek altın ancak alınabiliyor. Kamu işçisi maaşıyla, 31 çeyrek altın alınıyordu. Şimdi ancak 9 çeyrek altın alınabiliyor. Asgari ücretli 2002 sonunda eline geçen parayla 6 tane çeyrek altın alıyordu. Şimdi ancak 3 tane çeyrek altın alabiliyor. İşçi emeklisi 2002 sonunda aldığı aylıkla, 9 tane çeyrek altın alıyordu. Şimdi sadece 3 tane alabiliyor. Memur emeklisi 15 tane çeyrek altın alabiliyordu. Şimdi 4 tane alabiliyor.   İşçinin, memurun, emeklinin fevkalade Erdoğan’ın deyimiyle fevkalade hali bu…

ASGARİ ÜCRETTE SONLARDAYIZ, ÇİN’İN MİLLİ GELİRİ BİZİ SOLLADI

Ama saray ahalisi söylüyorum hep baştan beri milleti unuttu. Sesini duymuyor. Avrupa İstatistik Ofisi’nin rakamlarına göre, 26 Avrupa ülkesi içinde, Arnavutluk, Karadağ ve Bulgaristan’dan sonra, asgari ücretin en düşük olduğu ülke, Türkiye. Türkiye artık Avrupa’nın Çin’i bile değil. 2002 yılında Çin’de kişi başına gelir bin 141 dolardı, bizde ise 3 bin 617 dolardı. Yani kişi başına gelirimiz Çin’in üç katıydı AK Parti işbaşına geldiğinde. Şimdi Çin’deki kişi başına gelir 10 bin 483 dolar. Türkiye’deki kişi başına gelir 8 bin 548 dolar. Bu tabloyla nasıl övüneceksiniz?

ŞAHA KALKAN EKONOMİ DEĞİL, BORÇLAR

Ben buradan tekrar söylüyorum, Cumhurbaşkanı makamında oturanların, önce hesap bilmesi gerekir. Biz buradan kendisine nelerin milli gelirden daha hızlı arttığını, neyin şaha kalktığını bir söyleyiverelim: şaha kalkan BORÇ… Tekrar ediyorum borç. 2002’nin sonundan 2021’in üçüncü ayına kadar, şirketlerin borcu 45’e katlanmış. 3 trilyon 384 milyar lira olmuş. Vatandaşın tüketici kredisi ve kredi kartı borcu ise, öyle beşe, ona falan değil; tam 128’e katlanmış 847 milyar lira olmuş. Devletin, şirketlerin ve ailelerin borçlarını topladığınızda aynı dönemde 19’a katlanmış, 6 trilyon 334 milyar lira olmuş. Şimdi bu rakamlar sadece rakam değil, alelade işler değil. İnsanlar bugün bu borçlar yüzünden hayatlarına son veriyorlar. Daha yeni geçen gün, memleketim Tekirdağ’da bir ilkokulda, hademe olarak çalışan bir hemşerim, 35 yaşındaki bir baba, borçları nedeniyle okulun koridorunda canına kıyıyor. 2002’den bu yana, ekonomik nedenlerle intihar edenlerin sayısı onlarla, yüzlerle değil, binlerle ifade ediliyor.

BANKALAR ÜÇ KATI FAİZLE BORÇ YAPILANDIRMA PEŞİNDE

Ne yazık ki salgın döneminde milletin borç yükü daha da ağırlaştı. Dünya, salgında vatandaşlarını paraya boğdu, Erdoğan Şahsım Hükümeti milletimizi borca batırdı. Dünyada benzer ülkeler arasında, vatandaşına en az doğrudan destek veren, buna karşılık en fazla borç veren ülke biz olduk. Sonra Erdoğan dün çıktı, salgında esnafa ne kadar çok kredi verdiklerini, ballandıra ballandıra anlattı. Oysa esnaf, hem borç ödeyip hem de sattığı malı, yarın yerine nasıl koyacağını kara kara düşünüyor. Bankalar salgın döneminde vatandaşa verilen, düşük faizli kredileri, üç katı faizle yeniden yapılandırmanın peşine düşmüşler. Erdoğan bunlara bir söz söyledi mi? Hayır.

BERABER DONDURMA YALADIĞI PUTİN’DEN GELEN MESAJ

Hükümetin treni devirdiği bir diğer alan da dış politika… Suriye’de “Emevi Cami’ne gideceğiz” diye yola çıktılar, 5 milyon Suriyeli ülkemize girdi. En az 40 milyar dolar harcadılar. Sınırlarımızı korumak için yüzlerce şehit verdik. Hala da veriyoruz. En son İdlib’de üç askerimiz şehit oldu. Kim şehit etti? Erdoğan milletten saklıyor. İdlib’de ne İsa’ya ne Musa’ya yaranabiliyoruz. Çatışmasızlık bölgesi denen yerde, radikal unsurlar bizi sırtımızdan vuruyor. İdlib kazanı kaynıyor. Buradan ülkemize yönelecek yeni bir insan akını, bunların arasına sızacak radikal unsurlarla birlikte bizim için tam bir kâbus olur. Erdoğan’ın beraberce dondurma yaladığı Rusya Devlet Başkanı Putin, altı yıl sonra ilk kez Esad’ı Moskova’da ağırladı. Birleşmiş Milletler kararı olmadan Suriye’de bulunan yabancı askerlerin Suriye hükümetinin hâkimiyeti için engel oluşturduğunu söyledi. Herhalde bu mesajın muhatabının Türkiye olduğunu anlamak için, âlim olmaya gerek yok.

MİLLET BU ACIYI DA BU ZİLLETİ DE BİR DAHA SİNDİRMEZ

Rusya daha önce İdlib’de 36 askerimizin şehit olmasına neden oldu. Erdoğan koşa koşa Kremlin’e gitti. Sarayın kapısında dakikalarca bekletildi. Erdoğan’ı buradan açıkça uyarıyoruz. Bu milletin böyle büyük bir acıyı, bir daha yaşayacak ne takati, ne de böyle bir zilletin tekrarını sindirecek müsamahası var.

YENİ KURUMLAR, YENİ KURALLAR, YENİ KADROLAR

Önümüzdeki seçimler, ülkemiz için büyük önem taşıyor. Milletimizin bu iktidardan sıtkı sıyrıldı. Ülkemize lig düşürten bu iktidardan kurtulmak için, millet artık sandığı hasretle bekliyor. Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılında, CHP iktidarında, Yeni Kurumlarla, Yeni Kurallarla, Yeni Kadrolarla ülkemizi ayağa kaldıracağız.

YEPYENİ VE GÜÇLENDİRİLMİŞ BİR PARLAMENTER SİSTEM

Bunun için dört ayaklı bir strateji izleyeceğiz. Stratejimizin ilk ayağında, adaleti, demokrasiyi ve kuvvetler ayrılığını ayağa kaldırmak var. Tarafsız Cumhurbaşkanı ile “Yepyeni ve Güçlendirilmiş Bir Parlamenter Sistem” yapacağımız tüm diğer işlerde güçlü bir zemin ve yitirilen güven ortamının yeniden temini imkanını oluşturacaktır.

ÜRETEREK BÜYÜME MODELİ

Programımızın ikinci ayağında üretimin önünü açacak önlemler var. Ekonomiyi borçla şişirme modeli artık iflas etmiştir. Üreterek, verimliliği artırarak, ekonomiyi büyüten bir modeli getireceğiz. Salgın döneminde ülkeler çok önemli dersler edindi. Bu dersler ışığında devletin, sağlık, eğitim, gıda güvenliği gibi kritik alanlarda akılcı müdahalesini sağlayacağız. Dijital ve Yeşil Ekonominin sunduğu fırsatları değerlendireceğiz. Refah Devleti 3.0 yaklaşımından yararlanacağız. 

REFAHI PAYLAŞMADAN BÜYÜME SÜRMÜYOR

Programımızın üçüncü ayağında, üretilen refahın adil şekilde paylaştırılması var. Üretim artışıyla oluşan refahı topluma yaymadığınızda, toplum kesimlerini dışladığınızda, birilerini arkada bıraktığınızda, maalesef büyüme sürmüyor. Bunu artık gelişmiş ülkelerde anladı. Bizim burada yararlanacağımız en önemli yeni kurum Aile Destekleri Sigortası olacak.

HER İŞTE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

Ve Programımızın dördüncü ayağında, çevresel, ekonomik ve mali sürdürülebilirlik var. Bu sene yaşadığımız yangın ve sellerde gördük; tüm yapılacak işlerde, çevrenin sürdürülebilirliğini planlamak önceliğimiz olmak zorunda. Yeşil Mutabakata uyum sağlayacağız, Paris İklim Antlaşması’nı onaylayacağız. Borcun kontrolsüz artışına müsaade etmeyeceğiz. Enflasyona neden olmadan, istikrar içinde hızla büyüyeceğiz.

Biz hazırız. Milletimiz hazır. Cumhuriyetin İkinci Yüzyılında, CHP ülkemizi yepyeni bir ufka taşımaya hazır.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.

Soru- İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Akşener, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde tek adayla gidilmesinin faydalı olacağını düşündüğünü söyledi. Adayın belirlenmesi sürecini tıkamayacağını açıkladı. Akşener’in bu sözlerini nasıl değerlendiriyorsunuz? CHP olarak Millet İttifakı’nın tek aday çıkarması konusundaki düşünceleriniz nelerdir?

Faik ÖZTRAK- Genel Başkanımız da, Sayın Akşener’de bu konuda fikirlerini ifade ederken konunun Millet İttifakı’nın iktidarının önünü tıkamayacağını açık, seçik söylüyorlar. Millet ittifakı içinde bu konular sorun yaratmaz.

Soru- Vakıflar Genel Müdürlüğü, Türk öğrencilere 300 TL, Suriyeliler başta olmak üzere yabancı öğrencilere 600 TL burs veriyor. Bu ayrımcılık hakkındaki yorumunuz ne olabilir?

Faik ÖZTRAK- Konuşmamda söyledim. Bu hükümet kendi vatandaşına bu ülkeyi cehennem, yabancılara da bu ülkeyi cennet haline getirmek için elinden geleni ardına koymuyor. Hiç şaşırmadım. Hep diyorum, bu hükümet el iyisidir.

Soru- Çıplak semazen olayı çok tepki çekti. Sizin bu konuda bir yorumunuz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bir kere İzmir Büyükşehir Belediyemizin yaptığı bir açıklama var. Diyor ki, “Bu sema değil, modern danstır” diyor. Ben şunu anlamıyorum hakikaten, çocuklarımız yurt bulamıyor. Tekirdağlı hemşerim borç yüzünden canına kıyıyor, bazılarının derdi de kim nerede çıplak dans etmiş o. Bunlar milletten iyice koptular. Bıraksınlar bu boş gündemleri milletin derdiyle uğraşsınlar. Milletimizin sıkıntısı büyük.

Soru- Yarın Memleket Partisi’nde birinci olağan kurultay var. Sayın Muharrem İnce tek aday olarak kurultaya girmesi şu anda görünen durum. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Hayırlısı olsun diyoruz.

Soru- Son dönemde açıklamalarıyla gündemde olan Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş Cumhurbaşkanı kararıyla yeniden Diyanet İşleri Başkanlığına atandı. Cumhurbaşkanına teşekkür ederken “Anayasamızın toplumu din konusunda aydınlatma görevini verdiği Diyanet İşleri” diyerek anayasal görev vurgusu yaptı. Hem bu konudaki değerlendirmeniz, hem de Diyanet’in Kuran kursuna giden çocuklar okul öncesi eğitimi almış kabul edilsin önerisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi aslında tabi bu atama kararı bizim için şaşırtıcı değil, buna geleceğim. Ama Ali Erbaş’ın bahsettiği o görev anayasada yazmıyor. Diyanetin kendi kanununda yazıyor. Demek ki Anayasayı okumamış. Ben kendisine tavsiye ediyorum, anayasanın 136. maddesini bir okusun. Anayasanın 136. maddesi Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görevini “bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak” yerine getireceğini söylüyor, bunu emrediyor. Cumhur İttifakı’na sadakatle hizmet eden Diyanet İşleri Başkanı’nın, Diyanet’i sarayın şubesi haline getiren Diyanet İşleri Başkanı, belli ki bir gece yarısı kararnamesiyle yeniden atanarak mükâfatlandırılmış.

İkinci soruya gelince; tabi uluslararası güvenilir çalışmalar okul öncesi eğitimin, tüm eğitim kademeleri içinde çocuk gelişimi açısından en önemli safha olduğunu söylüyor. Dolayısıyla okul öncesi eğitime ilişkin değerlendirmeler son derece önemli. Bunların öyle ayaküstü yapılmaması gerekiyor. Bilimin ışığında uzun uzun tartışılması gerekiyor.

Soru- Cumhurbaşkanı partisinin teşkilatlarına “2023 için şimdiden aktif çalışmaya başlayın” talimatını verdi. Erdoğan “Eğitimde, ekonomide, adalette hayata geçirdiğimiz reformu doğru anlatmalıyız. Sadece geçmiş değil başta 2023 ve 2053 vizyonlarımızı da paylaşmalıyız. Eleştirilere anında cevap vereceğiz, iftiraya, karalamalara anında karşılık vereceğiz. Muhalefetin yalan terörü üstesinden geleceğiz” dedi. Erdoğan’ın açıklamaları hakkında sizin değerlendirmeniz nedir?

Faik ÖZTRAK- Şimdi tabi bu konuşmada daha başka söyledikleri de var. CHP’li belediyeler yönetemiyorlar gibi bir değerlendirmede de bulunmuş, önce buradan başlayım. Bakın, şu pandemi döneminde milletimiz şunu artık açıkça görüyor. CHP’li belediyeler olmasaydı Erdoğan Şahsım Hükümeti bu milleti aç ve açıkta bırakmıştı. Yine son felaketlerde CHP’li belediyelerin nasıl canla başla çalıştıklarını, Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin bütün engellemelerine rağmen nasıl imkanlarını milletimiz için seferber ettiklerini milletimiz biliyor, görüyor.

Şimdi diğer konuya gelince, AK Parti milletvekillerine, örgütüne sahaya çıkın diyor da, millet de onlar sokağa çıktığında “Siz hangi yüzle karşımıza geliyorsunuz” diyor. Tabi Erdoğan milleti görmüyor, artık sarayından duymuyor. Bunlardan haberi yok. Erdoğan’ın örgütleri, milletvekilleri korkusundan bunu kendisine söyleyemiyor. Ama ben söyleyeyim, Erdoğan’ın yanlışları, kibri, sözlerini tutmaması yüzünden vekilleri de, örgütleri de sokağa inmekte zorluk çekiyor, inemiyor. Onun için şöyle bir koruma ordusunu bir kenara bıraksın, sarayından bir çıksın vatandaşın içine bir girsin. Unuttuğu milletin halini bir görsün.

Şimdi tabi bir başka konu biraz önce söyledim. Hedef, vizyon meselesi. Yani Erdoğan’ın vaatleri ve hedefleri yalan olunca kendi sözlerinin altında ezilip kaldı. Şimdi on parmağında on kara muhalefete çalarak ben bu işleri atlatırım sanıyor. Tekrar söylüyorum, millete verdiği sözleri tutamayanların yapacağı şey bellidir. Sandığı milletin önüne getirerek izzetü ikbal ile görevden çekilmek.

Tekrar söylüyorum, millet bunların ne yaptıklarını görüyor, notlarını veriyor, sandık gelince de tasdiknamelerini ellerine tutuşturacak.

Teşekkür ediyorum.

ÜLKEYE EN BÜYÜK SABOTAJ ERDOĞAN ŞAHSIM HÜKÜMETİDİR

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, Hükümetin brüt rezervler üzerinden yaptığı açıklamalara karşılık, Merkez Bankası net rezervlerinin nasıl hesaplanırsa hesaplansın ekside olduğunu belirterek, “Döviz kasası sağdan da saysanız, soldan da saysanız açık veriyor. Erdoğan bunu gizliyor. Çünkü ülke ekonomisine yapılan sabotajın şahı budur. Bunun baş sorumlusu, milletin 128 milyar dolarını buharlaştıran, Erdoğan ve damadıdır” diye konuştu.

Öztrak, bugün Türkiye benzer ekonomilerden olumsuz ayrışıyorsa, en ufak bir küresel rüzgâr Türk ekonomisinde fırtınalar koparıyorsa, sebebinin buharlaştırılan 128 milyar dolar, eksiye dönen rezervler ve ekonominin tahkimatsız kalması olduğunu ifade etti.  

Herkesi kucaklayan bir Cumhurbaşkanı olmak yerine partisinin başında, taraflı Cumhurbaşkanı olmayı seçen Erdoğan’ın milleti bölüp parçaladığını kaydeden Öztrak, “Ortağınızla beraber, memleketin bereketini kaçırdınız. Memleketin neşesini, geleceğini beraberce çaldınız. Milleti canından bezdirdiniz. Şimdi akıttığınız timsah gözyaşlarıyla, milletin sel olan gözyaşlarını örtüp saklayamazsınız. Sabotajı başka yerlerde aramayacaksınız, sabotajın dik alasını siz yaptınız. Bu ülkenin başına gelmiş geçmiş en büyük sabotaj, sizin Şahsım Hükümetinizdir. Sizin şahsım ucube vesayet rejiminizdir” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Dün Irak’ın kuzeyinde Pençe-Şimşek harekât bölgesinde, bölücü teröristlerin ateşiyle, Mehmetçiğimiz, Ömer Faruk Erdem’i şehit verdik. Kendisine Allah’tan rahmet, ailesine ve silah arkadaşlarına sabır, milletimize baş sağlığı diliyoruz.

238 YILLIK RİCATIN SON BULDUĞU GÜN

Bugün, Sakarya Meydan Muharebesi’nin zaferle neticelenmesinin yüzüncü yılı… Viyana kapılarından, Ankara kapılarına kadar süren 238 yıllık geri çekiliş, bu büyük zaferle artık son bulmuştur. Sakarya zaferinin 100. yılında, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını ve bu toprakları bizlere vatan kılmak için canlarını ortaya koyan tüm kahramanlarımızı bir kere daha saygıyla, minnetle, rahmetle anıyoruz.

EYLÜL AYI DERT AYI

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam sürüyor. Kurulumuzun gündeminde; milletin cebini, tenceresini boşaltan hayat pahalılığı, işten çıkarma yasağının sonlanmasıyla, vahameti daha da artan işsizlik tsunamisi, devletin kurumlarını çürüten yönetim anlayışı, kokusu arşı kaplayan artık yolsuzluklar, İdlib başta olmak üzere, yakın bölgemizde artan jeo-stratejik riskler, bu riskler karşısında savrulan dış politikamız ve tüm bu sorunları aşmak için yapılması gerekenler vardı. Eylül ayı, ailelerimiz için dert ayıdır. Okulların açılmasıyla beraber, kıyafet, kırtasiye harcamaları, ailelerin belini büker. Evlatları üniversite kazanan veya üniversitede okuyan ailelerimizin, yurt sorunları, kira dertleri artar. Bir de üstüne mutfaktaki yangının harareti binerse, geçim derdi artık dayanılmaz olur. Bu yıl, fahiş kira artışları milletimizi bezdirdi. Partimize şikâyet telefonları yağıyor. Verilerde bunu doğruluyor. Kiralık ve satılık konut ilanlarının verildiği, bildik bir internet sitesinin hazırladığı endekse göre, son bir yılda, kiralar; İstanbul’da yüzde 51, Ankara’da yüzde 32, İzmir’de yüzde 31, Adana ve Antalya’da yüzde 50, Mersin’de yüzde 64. Kayseri’de yüzde 54. Konya’da yüzde 34 artmış.

KİRA ARTIŞLARI ENFLASYONU KATLIYOR

Özellikle büyük şehirlerimizdeki bu kira artışları, resmi enflasyon rakamını katlıyor. Pandemiyi borçla aşmak için verilen krediler, konut piyasasında büyük bir balona neden oldu. Bu da kiralara yansıyor. Avrupa’da konut fiyatları en hızlı artan ülke Türkiye… Devlet yurtlarına başvuru tarihi dün akşam sonlandı. Üniversitelerin açılması bir hafta ertelenmişti gelecek hafta açılıyor. Şimdi bu yurtlara başvurudaki gecikme aileler ve öğrenciler için ciddi bir belirsizlik yarattı. Özel yurt kiralarındaki artışlar, ev kiralarını solladı. Peki, bu kiralarla bu yurt masraflarıyla millet çocuğunu nasıl okutacak? Diğer taraftan konut fiyatlarının gelmiş olduğu bu noktada gençlerimiz nasıl yuva kuracak? Ülkeyi 20 yıldır yöneten Erdoğan şahsım hükümetinin, buna bir çözümü var mı? Ne gezer…

ERDOĞAN BECERİKSİZLİĞİN TARİHİNİ YAZIYOR

Onların gözünü rant bürümüş. Ülkenin tüm kaynaklarını, son 20 yılda, betona gömdüler. Erdoğan hala yandaş müteahhitleriyle, “Talan İstanbul” projesinin peşine takılmış rant devşirme peşinde. İstanbul’u yabancılara peşkeş çekmek için, vatandaşlık promosyonlu betonlaşma, katar katar sürüyor. Bu arada inşaat sektöründe, yandaş olmayan müteahhitler, “Tıkandık artık” diye feryat ediyor. İnşaat maliyetleri aldı başını gitti. Son bir yılda; inşaat demiri yüzde 75, hazır beton yüzde 97 zam gördü. Bütün bu zamların arkasında hükümetin iş bilmezliği, tedbirsizliği, pandemi sonrasında yaşananlara seyirci kalması var. En son çimentodaki olağanüstü zamlar, müteahhitlere; “Harç bitti, yapı paydos!” dedirtti. Müteahhitler 9 Eylül’den 24 Eylül’e kadar, iş bırakma eylemi başlattı. Böyle bir durumla ilk kez karşılaşıyoruz. Erdoğan Şahsım Hükümeti, beceriksizliğin, kifayetsizliğin, tarihini yazıyor.

MİLLET KIŞLIK KONSERVE YAPAMAZ HALE GELDİ

Sadece kira ve konut fiyatlarında değil, mutfaklarda da yangın büyük… Her şeyin bol olduğu yaz aylarındayız. Ama meyve, sebze fiyatlarına etiket yetiştirilemiyor. Ağustos ayında, geçen yıla göre, salatalık yüzde 128, kabak yüzde 87, şeftali yüzde 81, taze fasulye yüzde 68, tavuk eti yüzde 64, Ayçiçek yağı yüzde 61, margarin yüzde 54 zam görmüş. Millet Ayçiçek yağını biraz daha ucuza almak için, o market senin, bu market benim dolaşıyor. Pazar tezgâhlarının, market raflarının yanına yaklaşmak mümkün değil. Artık millet kışlık konservesini bile yapamaz hale geldi. Hükümet, milletin yazını kışa çevirdi, görünen o ki, mutfaklardaki yangın kışımızı da kara kışa çevirecek… Allah milletimizin yardımcısı olsun.

SÖZÜNÜ TUTAMADI, GÖZYAŞI DÖKÜYOR

Artık Erdoğan metal yorgunu… Söyleyecek sözü de, gidecek yolu da tükendi. Sözü ve yolu tüketenler, eski vaatlerine kulp takıp, yeniden milletin önüne getiriyorlar. Ama, ne diyorlar “Dünün güneşiyle, bugünün çamaşırı kurutulmaz.” Erdoğan’ın 11 yıl önce milletimize, milli gelirimizi 2 trilyon dolara, kişi başına geliri 25 bin dolara çıkarmayı vadettiğini milletimiz hatırlıyor. Bunun sonunda da Türkiye dünyada ilk 10 ekonomi arasına girecekti. Yine Erdoğan milletimize ihracatımızı 500 milyar dolara çıkaracağız, işsizlik oranını da yüzde 5’e düşüreceğiz diye söz verdi. Şimdi bu sözlerin hepsi yalan oldu. Bakın bunu ben söylemiyorum. Erdoğan’ın altına imza attığı şu resmi doküman söylüyor. Bu doküman Erdoğan Şahsım Hükümetlerinin, bize koca bir 10 yılı kaybettirdiğini ortaya koyuyor. Orta Vadeli Program bu. Milli gelir, ihracat ve kişi başına gelir hedefleri yarıya düşmüş. İşsizlik hedefi ise ikiye katlanmış. Demokratik bir ülkede, millete verdiği sözü tutmayan bir yönetici, o koltuğu bir dakika dahi işgal edemez. İstifa eder. Çeker evine gider. Peki, sözünü tutmayan Erdoğan ne yapar? Milletin önünde gözyaşı döker. “Kumpas” der. “Dış güçler” der. “Sabotaj” der. Mağdura yatar. Erdoğan bu defa da bizi yanıltmadı. Önce, Kahramanmaraş’ta çıktı, “2023 hedeflerine ulaşmadan, son nefesimizi vermeyiz” dedi. Ardından, kendi sesinden okuduğu şiire meftun oldu, gözyaşları dökmeye başladı. Ertesi gün de, “2023 hedeflerine, maruz kalınan tüm sabotajlara rağmen, adım adım yaklaşıyoruz” deyiverdi. Güler misiniz, ağlar mısınız?

EN BÜYÜK SABOTAJ ŞAHSIM HÜKÜMETİ

Bakın biz buradan Erdoğan’a asıl sabotajın ne olduğunu bir söyleyiverelim. Bu ülkenin başına gelmiş geçmiş en büyük sabotaj, sizin Şahsım Hükümetinizdir. Sizin şahsım ucube vesayet rejiminizdir. 2013’ten bu yana kral olmak için, memlekette kural bırakmadınız. Herkesi kucaklayan bir Cumhurbaşkanı olmayı tercih etmediniz partinizin başında, taraflı Cumhurbaşkanı olmayı istediniz. Milleti bölüp, parçaladınız. Ortağınızla beraber, memleketin bereketini kaçırdınız. Memleketin neşesini, geleceğini beraberce çaldınız. Milleti canından bezdirdiniz. Şimdi akıttığınız timsah gözyaşlarıyla, milletin sel olan gözyaşlarını örtüp saklayamazsınız. Sabotajı başka yerlerde aramayacaksınız, sabotajın dik alasını siz yaptınız.

ÇİFTÇİYE SABOTAJ POLİTİKALARI

Şimdi Erdoğan çıkmış; enflasyonu en kısa sürede kontrol altına alarak, raflardaki, tezgâhlardaki, etiketlerdeki, fahiş fiyat artışlarının, önüne geçmekten bahsediyor. Geçmiş olsun… Merkez Bankası’nın itibarını kibrinle yerle bir edeceksin. Milletin 128 milyar dolarını koltuk sevdana meze edeceksin. Çiftçiyi gümrük sopasıyla tarlasına yaklaşamaz hale getireceksin. Sonra da enflasyondan fahiş fiyatlardan şikâyet edeceksin. Allah aşkına, 20 yıldır bu ülkeyi kim yönetiyor? Siz kimi kime şikâyet ediyorsunuz? Mutfaklardaki yangın polisiye tedbirlerle düşmez. Bunu, daha önce damadınızla beraber denediniz. Soğan depolarına baskınlar yaptınız. Soğan üreticisini terörist ilan ettiniz. Fiyat etiketlerini göstermelik olarak denetlediniz. TÜİK anketörleri gelmeden hemen önce, marketlerin sahiplerine telefon açıp, etiket fiyatlarını düşürttünüz. Enflasyon rakamlarını makyajlayarak, enflasyon da düşer sandınız. Bu olmayınca, bu yetmeyince de, milleti kış gününde tanzim satış kuyruklarına soktunuz. Bir de sıkılmadan, bu kuyruklara “varlık kuyruğu” dediniz. Sonuç, sonuç ne oldu? Koskoca bir sıfır. İşte sabotajın daniskası budur.

ÜRETİM DEĞİL RANT DEDİLER

Son 20 yıldır bu ülkeyi Erdoğan hükümetleri yönetiyor. Çiftçinin tarlasından milletin sofrasına uzanan tedarik zincirini kısaltacak, ulaştırma masraflarını düşürecek hangi tedbiri aldılar? Ama bir şey yaptılar yandaş müteahhitlerini daha da zengin etmek için, sebze – meyve taşıyan kamyonları, TIR’ları, Üçüncü Köprü’ye yönlendirdiler. Buradan aldıkları fahiş geçiş ücretleriyle yandaşların cebini doldurdular. Bunun da faturasını mutfaktaki tencereye yüklediler. “Üretim değil, rant” dediler. Gıda güvenliğini artıran, iklim değişikliğini dikkate alan, Güvenilir bir Tarım Stratejisi oluşturamadılar. Konya Ovası ve GAP Projelerinde, sulama kanallarını tamamlamadılar. Onun yerine Talan İstanbul Projesinin kanalına, para bulmaya kalktılar. Buradan bir defa daha tekrarlayalım. Talan İstanbul Projesi’ne para yatıranlar, bunun yapımını üstelenenler, bizim iktidarımızda ağır bir faturayla karşılaşırlar.

BİZİM ÇİFTÇİMİZİ DEĞİL ELİN ÇİFTÇİSİNİ ABAT ETTİLER

20 yılda bizim çiftçilerimizi değil, elin çiftçisini abat ettiler. Kanunen hak ettiği desteği çiftçimize vermediler, çiftçilerimizi tarlasına küstürdüler. İthalatta sıfır gümrük silahıyla çiftçilerimizi sırtından vurdular. TÜİK’in rakamları ortada. 2003’ten bugüne 120 milyar 419 milyon dolar tutarında, tarım ithalatı yapmışlar. Kendi çiftçine kanunen taahhüt ettiğin parayı ödeme ama elin çiftçisine milyarlarca dolar ver. En son buğday, çavdar, arpa, yulaf, mısır, nohut, mercimek gibi ürünlerde gümrük vergisini, yılsonuna kadar sıfırladılar. Gübre, ilaç, yem, tohum, mazot fiyatlarının, tarlayı yakıp yıkmasını seyredeceksin, ondan sonrada sıfır gümrükle ithalatın önünü açacaksın çiftçinin mahsulünü para etmez hale getireceksin. Çiftçi şunu söylüyor, “Hayvanımı zaten besleyemiyorum ama artık kendimi de besleyemiyorum” diye feryat ediyor. Şimdi milli gelir, 2023 hedeflerinin yarısına bile ulaşamayınca, “Sabotaj yapıldı” diyorlar. Sabotaj mı arıyorsunuz. İşte çiftçimize reva gördükleriniz, üretime yapılan en büyük sabotajdır.

MERKEZ BANKASI’NIN İTİBARINI YERLE BİR ETTİ

Şimdi bu sabotajın failleri, Enflasyonu, Fiyat İstikrarı Komitesi’ne havale etmişler… Bakın arkadaşlar şunu açıkça ifade edeyim, bürokraside kuraldır: “Bir işin olmamasını istiyorsanız, komisyona havale edin!” derler. Bu ülkede fiyat istikrarını sağlamakla görevli kurum, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’dır. 1211 sayılı Kanunun 4. Maddesi, Merkez Bankası’na bu görevi vermektedir. Ve bu maddede: “Banka, fiyat istikrarını sağlamak için uygulayacağı para politikasını ve kullanacağı para politikası araçlarını, doğrudan kendi belirler” der. Peki, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası bunu yapabiliyor mu? Hayır! Bunu yapması mümkün değil. Peki her zaman olduğu gibi Erdoğan burada da yine kendi bildiğini okuyor. Merkez Bankasına talimatı veriyor, para politikasını da doğrudan Erdoğan belirlemiş oluyor. Erdoğan’ın Şahsım Rejiminde işler bu şekilde gidiyor. Bu ucube şahsım vesayet sisteminde her şeyin sorumlusu tek bir kişi. Ve o tek kişi de devletteki diğer kurumlarla beraber, Merkez Bankası’nın itibarını yerle bir ediyor.

BUNA OYUN DEVAM EDERKEN KURAL DEĞİŞTİRMEK DENİR

Son üç yılda, dört Merkez Bankası Başkanı değişti. Meşhur sözdür; “Almanların tamamı belki Tanrıya inanmaz. Ama hepsi Bundesbank’a inanır.” Bir Merkez Bankası’nın enflasyonla mücadelede, en önemli sermayesi itibarıdır. Bankaya duyulan güvendir. Ama Erdoğan bunu umursamıyor Merkez Bankası’na müdahale etmeye devam ediyor. Son başkanda korku içinde önce enflasyonun üzerinde faiz uygulamayı taahhüt etti. Şimdi enflasyon politika faizi aşınca, çareyi, enflasyonu bırakıp çekirdeğini takip etmekte buldu. Bu açıkçası oyun devam ederken kural değiştirmektir. Milletin de, dünyanın da gözünde bu yapılan güveni bitirir. Güven duyulmayan bir Merkez Bankası, itibarı olmayan bir Merkez Bankası da, milletin satın alma gücüne yapılan en büyük sabotajdır.

IMF’NİN HİMMETİYLE CAKA SATIYOR

Erdoğan ve damadı bir olup, milletin 128 milyar dolarını, koltuklarında kalmak uğruna buharlaştırdılar. “Bu paralar ne oldu?” diye, millet adına sorduğumuzda da gıkları çıkmadı. Astığımız afişleri toplatmaya, partililerimizi tutuklamaya kalktılar. Şimdi Uluslararası Para Fonu tüm dünya ülkelerinde olduğu gibi bunlara da 6 milyar 300 milyon dolar hibe etti. Erdoğan’ın dili çözülüverdi. Daha düne kadar IMF’ye etmedik laf bırakmıyordu. Şimdi IMF’nin himmetiyle caka satmaya başladı.

MERKEZ’İN VARLIĞINI SAHİPLENİYOR, BORÇLARINI MİLLETE BIRAKIYOR

Ama milletten gerçekleri gizlemekten de bir türlü vazgeçmedi. Bir bakkal, “Ben sadece veresiye defterimdeki alacaklardan, kasamdaki paradan sorumluyum. Mal aldığım tedarikçilere verdiğim borç senetleri, beni ilgilendirmez. Bankalardan aldığım krediler, yan komşumdan aldığım borçlar, beni hiç alakadar etmez” diyebilir mi? Elbette diyemez. Ama Erdoğan tam da bunu yapıyor. “Merkez Bankasının döviz varlıkları, brüt döviz rezervleri benim” diyor, sahipleniyor. Merkez Bankası’nın bunun karşılığındaki döviz borçlarını, alınan emanet dövizleri milletin sırtına bırakıveriyor.

SAĞDAN DA SAYSAN SOLDAN DA SAYSAN KASA AÇIK VERİYOR

Şimdi milletimizin dikkatine üç ayrı grafik arz edeceğim. Bunların hepsinin kaynağı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası.

İlk grafik, bu TCMB tarafından IMF standartlarına göre hazırlanan, “Uluslararası Rezervler ve Döviz Likiditesi” tablosundan üretildi. Bu tablo: Merkez Bankası’nın brüt döviz rezervlerinden vadesi bir yıldan daha az olan, döviz kredileri, döviz borçları, SWAP anlaşmalarıyla alınan emanet dövizler ve diğer koşullu döviz borçları düşüldüğünde kasada ne var onu gösteriyor. 3 Eylül 2021 itibariyle; IMF’den alınan son 6 milyar 300 milyon dolarlık destekte dahil burada düşülmüyor, döviz kasasında 21 milyar dolar açık var açık. Yani kısa vadeli yükümlülüklerimizi karşılayamıyoruz.

Bir diğer grafik; bu grafikte TCMB’nın Haftalık Vaziyetinden derlenen verileri esas alıyor. Bankanın döviz varlıklarıyla, döviz yükümlülüklerini karşılaştırıyor. Kasadaki 119 milyar dolarlık brüt döviz rezervinden, bankacılık sistemine olan döviz borcunu, IMF’den alınan özel çekme hakları tahsisatlarını ve SWAP’lardan oluşan, döviz yükümlülüklerini düştüğümüzde bu defa kasadaki açık 40 milyar dolar oluyor. Piyasaların takip ettiği gösterge de bu.

Son olarak, Merkez Bankası’nın günlük Analitik Bilançosundan da net rezervleri hesaplayabiliyoruz. Buna göre TCMB’nin brüt döviz varlığından. Yurtdışına, kamuya, bankalara olan döviz borcunu ve SWAP’ları çıkarırsak, döviz kasasındaki açık 51 milyar doları buluyor. Yani neresinden bakarsanız bakın, TCMB kasasındaki döviz ve altınlar, döviz borcunu karşılamaya yetmiyor. Döviz kasası sağdan da saysanız, soldan da saysanız açık veriyor. Erdoğan bunu gizliyor neden? Çünkü ülke ekonomisine yapılan sabotajın şahı budur. Bunun baş sorumlusu kim? Milletin 128 milyar dolarını buharlaştıran, Erdoğan ve damadı. Bugün ülkemiz benzer ekonomilerden olumsuz ayrışıyorsa, en ufak bir küresel rüzgâr ülkemizde fırtınalar koparıyorsa, sebebi budur. Çünkü tahkimat yok.

EĞİTİMİ İDEOLOJİSİNE MEZE YAPTI

Erdoğan Şahsım Rejiminde işsizlik tsunami oldu. Milleti eziyor. İşten çıkarma yasaklarının Temmuz’da sonlanmasıyla beraber, işsizlik yeniden vites yükseltti. Temmuz’da gerçek işsizlerimizin sayısı, 522 bin kişi arttı, 8 milyon 421 bin oldu. Oysa bundan 3 yıl önce, Erdoğan Şahsım Rejimi iş başı yaptığında, işsizlerin sayısı 5,5 milyon civarındaydı. Üç yılda, 2 milyon 863 bin yurttaşımız işsizler ordusuna eklendi. İşte bu, sabotajın tam da dik alasıdır. İşten çıkarma yasağının sonlanmasından, en çok sanayi sektörümüzün etkilendiği anlaşılıyor. Sanayide çalışan 287 bin işçimiz, Temmuz’da işinden olmuş. İnşaat sektöründe de 60 bin emekçimiz, işten ayrılmış. Bugün Temmuz ayı sanayi üretim verileri açıklandı. Bir önceki aya göre üretim, yüzde 4,2 daralmış. Sanayi üretimi Temmuz’da hız kesmiş. Tutarlı, güven veren bir ekonomik program uygulanmadığı için eğitim sistemiyle işgücü piyasasının ihtiyaçları buluşturulamadığı için işsizliği kalıcı bir şekilde düşüremiyoruz. Milletin çalışacağı işler çoğalamıyor. 20 yılda eğitimi milli olmaktan çıkardılar. Eğitimi kendi ideolojilerine meze yaptılar. İşte bu sabotajların en büyüğüdür. Sabotaj arıyorsanız sabotaj burada.

ESKİ BAKAN DAHA NE DESİN…

“Miri malı, balık kılçığıdır. Yutulmaz.” Kim yutarsa boğazına takılır, kalır. Eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, “8 yıldır boğazımda bir düğüm var, “Ne içersem bunu yutamıyorum. İçime sindiremiyorum” diyor. Eski Bakan, boğazındaki bu düğümün çözülmesi için, tarafsız bir savcı istiyor. “Yüce Divan’dan korkmuyorum” diyerek, aklanmak için, Yüce Divan’da yargılanmayı talep ediyor. Allah aşkına bu insan daha ne desin? Ama ne savcılar ne de TBMM, bu eski bakanın sesini duymuyor. AK Parti grubunun gıkı çıkmıyor. Anlaşılan, “İşin ucu zülfü yâre dokunur” diye korkuyorlar.

SGK’DA MÜFETTİŞLERİ GÖREVLENDİREN BAŞKANVEKİLİ GÖREVDEN ALINDI

Bakanlığına dezenfektan satan Eski Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın aile şirketi hakkında yeni iddialar var. Dezenfektanlara ruhsat dışı kimyasal karıştırma mı dersiniz, nitelikli dolandırıcılık iddiaları mı dersiniz, her şey var. Diğer taraftan SGK’da büyük bir vurgun ortaya çıktı. 1 milyar lirayı bulduğu söyleniyor. İçişleri Bakanının kuzenine ait şirketin de, bu vurgunda rol aldığı iddia ediliyor. SGK’da üst düzey çok sayıda kamu görevlisi, görevinden alındı. Bunlardan biri de, bu soruşturmayı açmak için, kurumun bünyesindeki müfettişleri görevlendiren SGK Başkanvekili. Bu Başkanvekilini neden görevden aldınız? Soruşturmayı açtı diye mi? Yoksa soruşturmaya müdahale etmek mi istiyorsunuz? Bu yolsuzluk soruşturmasını, milletvekili arkadaşlarımız yakın takibe aldılar.

MEDİKALCİLER DE PERİŞAN

SGK yolsuzluk skandalıyla çalkalanırken, bakan yakınlarının fahiş fiyatlarla, bu kuruma mal sattığı iddia edilirken, dürüst, namuslu çalışan medikal şirketlerimiz perişan. Yıllardır devletten alacaklarını tahsil edemiyorlar. Medikal şirketleri de eyleme hazırlanıyor. Devlet milletine borç takar mı? Takmaz. Ama Erdoğan Şahsım Hükümeti yandaş müteahhitler dışında, kimseyi umursamıyor.

HÜKÜMETİN HATALARININ BEDELİNİ MİLLET ÖDÜYOR

Son olarak değerli basın mensupları, birkaç hafta önce İdlib’deki hassas duruma, milletimizin dikkatini çekmiştik. Ne yazık ki gelişmeler bizim kaygılarımızı haklı çıkardı. Üç askerimiz İdlib’de düzenlenen hain bir saldırıda şehit düştü. Yine yaralanan askerlerimiz var. Bu saldırıyı kim gerçekleştirdi? Suriye rejim güçleri mi? Yoksa İdlib’deki IŞİD ve El Kaide bağlantılı, bir takım radikal örgütler mi? Bu konuda nedense doğru düzgün bir açıklama yapılmıyor. İdlib yeniden ısınıyor. Önce Milli Savunma Bakanı Akar, Ruslara sorumluluklarını hatırlatıyor. Ardından Rus Dış İşleri Bakanı çıkıyor, “İdlib’de Suriyeli muhalifler ile teröristleri ayırma çalışmaları, hedeflenenden çok uzakta” diyor. İdlib’de ne yaşanıyor? Buradaki insanların ve burada olduğu bilinen bir takım radikal teröristlerin, Türkiye’ye akması, bizim için tam bir kâbus olur. Diğer taraftan İdlib ısınırken, Dışişleri Bakanı ABD’ye çiçek atıyor. “Pahalı olmasına rağmen Patriot alabiliriz” diyor. Sonra da Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar çıkıyor, “ABD Ortadoğu’da bulunacaksa bizimle iş birliği yapmalı. ABD, ABD gibi hareket etsin” diyor. ABD, ABD gibi hareket etmiyorsa, patriotları pahalı olmasına rağmen neden alıyoruz? Ne yapacağınıza artık karar verin, ne söyleyeceğinize bir karar verin. Yani dış politikadaki akılsızlıklarının, beceriksizliklerinin bedelini, milletimiz canıyla ve cüzdanıyla ödüyor. Dış politikanın merkezine milli menfaatlerimizi koymazsanız, şahsi menfaatleri korsanız, fatura hep böyle millete çıkar.

RABİA GİTTİ, YEMİNLERİ VATANSIZ KALDI

Bu arada, birkaç ay önce, Erdoğan’ın Rabia selamından vazgeçeceğini bu kürsüden ifade etmiştim. Haklı çıktık. Kahramanmaraş’ta Rabia gitmekle kalmadı. Yemin de vatansız kaldı. Erdoğan Birleşik Arap Emirlikleri’ne, para için el uzatınca, artık dil uzatmaz oldu. Dış politikadaki bu savrulma, milli menfaatlerimize sabotaj değildir de nedir? Erdoğan ülkemizin tüm taşıyıcı kolonlarına yapılan sabotajların, baş failidir. Bu sabotajları bitirmek, pahalılığı, yoksulluğu, işsizliği, eyyamcı dış politikayı, hayatlarımızdan çıkarabilmek için, Erdoğan Şahsım Rejimini ve çamur ittifakını ilk sandıkta göndermek şarttır. Milletimiz, bu ülkeye kimin sabotaj yaptığını, kimlerin kendisini hayatından bezdirdiğini, gerçek sabotajcıların kim olduğunu gördü. Milletimiz, bunların notunu verdi. “Artık sıtkım sıyrıldı” diyor. Sandığı dört gözle bekliyor. Sandık önüne geldiğinde de, bu kibir abidesini rahat rahat şiir okuyup, ağlasın diye evine, yandaşlarını da dizinin dibine gönderecek.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Hepinize beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.

Soru- Efendim benim iki sorum olacak. Onlardan ilki AK Parti Eski Milletvekili Resul Tosun’un bir önerisi oldu laikliğin anayasadan çıkarılmasına ilişkin. Buna dair yorumunuz ne olur?

Bir de İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Bahadır Erdem’den bir açıklama geldi. Gerçi iki Genel Başkandan da ittifakta sorun olmadığına dair açıklamalar gelmişti ama Bahadır Erdem, “Gönlümüzdeki aday Meral Akşener’dir” dedi. Kısa bir değerlendirmenizi rica edeceğim.

Faik ÖZTRAK- Resul Bey tecrübeli bir siyasetçidir aynı zamanda. Anayasanın ilk dört maddesinin değiştirilmez olduğunu, değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceğini bilir. Ama anlaşılan kendisine bir görev verilmiş, şu anda milletin gerçek gündemini karartmak üzere başlatılan spekülasyonda ona da bir rol biçilmiş. Şunu açıkça ifade edeyim, bu milletin gerçek gündemi bu tartışılan konular değildir. Bu milletin gerçek gündemi biraz önce anlattığım işsizliktir, pahalılıktır, yoksulluktur. Ama maalesef bunun üstünü karartabilmek için… Biz bu ellerin Erdoğan hükümeti elinden geleni ardına koymamaktadır. Biz bunlara takılmayacağız.

İkinci sorunuza da şunu söyleyeyim. Tabi ki, hepimizin gönlünden bir aday geçer bu doğaldır. Ama ittifakın Genel Başkanlarının bu konuya ilişkin açıklamaları ortadadır. Dolayısıyla bunun üzerine söylenecek başka bir şey yoktur.

Soru- Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden bazı spekülatif olaylar meydana geldiğini söyleyen Erdoğan, “Bu olaylar beni de ciddi anlamda üzüyor” dedi. Erdoğan’ın Ali Erbaş’a verdiği bu desteği siz nasıl yorumlarsınız?

Faik ÖZTRAK- Ortada bir spekülasyon varsa bunun sorumlusu bu ülkenin Diyanet İşleri Başkanını piyon gibi sahaya süren Erdoğan’dan başka kimse değildir. Saray milletin gerçek gündemini sabote etmek, dayanılmaz hale gelen hayat pahalılığını, şişen faturaları, işsizliği, yoksulluğu karartmak için spekülasyonun daniskasını yapmaya çalışmaktadır. Hep söylüyorum, sabotaj işte budur. Diyanet İşleri Başkanının rehberi Erdoğan değildir. Kurandır, güzel ahlaktır, yasalardır.

Soru- İYİ Partiden Cihan Paçacı’nın CHP lideri Sayın Kılıçdaroğlu’na yönelik “tekil söylem” eleştirisiyle, Millet İttifakı’nda bir sorun olduğu iddiaları gündeme geldi. Bu gündeme ilişkin görüşleriniz nedir?

Faik ÖZTRAK- Bu konuda da Millet İttifakı’nı oluşturan partilerin Genel Başkanları gerekenleri söylemiştir. Bu konuda millet ittifakı içinde hiçbir sorun yoktur.

Soru- Selahattin Demirtaş Millet İttifakı’na bizi sadece seçimlerde hatırlamayın çağrısını yaptı. Sizin bu çağrıya yanıtınız olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Bizim Genel Başkanımız ve partimiz demokrasi için hak, hukuk ve adalet için Ankara’dan İstanbul’a yürümüştür. Dünyanın en uzun siyasi yürüyüşlerinden birini yapmıştır. Kimin hakkı, hukuku yenmişse dün takipçisi olduk, bugünde takipçisi olmaya devam ediyoruz. Kimsenin hakkını, hukukunu yedirmeyiz.

Soru- Geçen hafta Çerkez Ethem’e iade-i itibar sözü verildiğine ilişkin haberi yalanladınız. Uluslararası Kafkas Derneği Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu yöndeki sözlerinin görüşme kayıtlarında olduğunu belirtti. Kayıtları paylaşacak mısınız?

Faik ÖZTRAK- Geçen hafta cevap verdim. Döne döne aynı sorular geliyor. Amaç anlaşılan soru sormak değil. Geçen hafta ne yanıt verdiysem aynı yanıt bu haftada geçerlidir.

Teşekkür ederim.

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com