Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

HÜKÜMETİ BİR AN EVVEL AKLISELİME DAVET EDİYORUZ

CHP Sözcüsü Öztrak, Hükümetin taklacı danışmanları dinlemeyi bırakıp ülkenin yetişmiş, nitelikli iktisatçılarını bir araya toplaması ve onları dinlemesi gerektiğini belirterek, “2009 yılından beri toplamadığınız, Ekonomik ve Sosyal Konseyi de toplayın. Ekonominin tüm kesimlerinin bir araya getirin, sorunlarını dinleyin. Bu krizden çıkış için politikalarınızı istişareyle belirleyin” dedi.

Öztrak, Hükümetin panik içinde bütün tuşlara basıp oynadığı oyunda bölüm geçmeye çalıştığını ifade ederek, “Ellerinizi bir klavyeden çekin. Bu ekonomiyi tahrip etmekten vazgeçin. Sizi bir an evvel aklıselime davet ediyoruz. Ardından da yapılacak bellidir. Bir an evvel sandığı getirin. Milletin kantarına çıkın” diye konuştu.

Yapılan artışa rağmen bu yılın başında 385 dolara karşılık gelen asgari ücretin, şu an 264 dolara gerilediğini hatırlatan Öztrak, “Alayiş valayişle açıkladığı yeni asgari ücretin dolar karşılığı Çin’in bile gerisinde. Erdoğan bunlar bilinmesin, görülmesin diyerek, asgari ücretin dolarla mukayesesini anlaşılan istemiyor. Beğenmiyorsa asgari ücretin dolarla mukayesesini ona emekçinin ekmeğindeki aşınmayı anlatalım. Bu yıl Ocak ayında, İstanbul’da bir somun ekmeğin fiyatı 1,5 liraydı. Yani asgari ücretle sene başında 1.883 ekmek alınıyordu. Bugün İstanbul’da ekmek 2,5 lira olmuş ve yeni ilan edilen net asgari ücretle ancak 1.701 ekmek alınabiliyor. Erdoğan’ın öyle çok övünerek açıkladığı asgari ücret, emekçinin 182 somununu yemiş bitirmiş” değerlendirmesinde bulundu.

Öztrak, Erdoğan’ın yanlış politikalarda ısrar etmesi halinde liranın pul olmaya, enflasyonun azmaya devam edeceğini kaydederek, “Önümüzdeki ay, aylık enflasyonun çift haneye ulaşması kuvvetle muhtemeldir. Artan hayat pahalılığıyla, yetersiz asgari ücret zammı yılın ilk altı ayı dolmadan tükenmeye mahkûmdur” ifadelerini kullandı. Bu gidişin devam etmesi halinde, asgari ücret artışlarını üçer ayda bir yapılması gerektiğini söyleyen Öztrak, “Aksi takdirde emekçilerimiz köle hayatına mahkum olacaktır” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Ülkeye istikrar getirecek diye milletimize pazarlanan, Erdoğan Şahsım Rejimi, ne yapacağını şaşırmış vaziyette. Panikledi, tüm tuşlara aynı anda basarak oynadığı oyunun bir sonraki bölümüne, geçmeye çalışıyor. Kibir ve cehalet, devlet yönetimindeki zafiyeti artırıyor. Yaşadığımız ekonomik buhranı da, besleyip, büyütüyor.

DEĞİŞTİRİLMESİ GEREKEN ERDOĞAN’DIR

Son üç yılda, üç Hazine ve Maliye Bakanı, dört Merkez Bankası Başkanı, dört TÜİK Başkanı gördük. Ama baş aşağı gidiş durmadı. Kötü yemek yapan aşçı yerine, bulaşıkçıyı değiştirmek, yemeği lezzetli yapıyor. Beceriksiz aşçıyı değiştirmeden, ağızlar tatlanmıyor. Değiştirilmesi gereken Erdoğan’dır.

UCUBE BİR JARGON: TALİMATLANDIRMAK

Ülkede istişare bitti. Kural bitti, kendini kral sanan var. Bürokratlar Erdoğan’ın iki dudağına bakıyor. Onun talimatı olmadan kimse hiçbir iş yapmıyor. “Talimatlandırmak” diye, ucube bir saray jargonu devlette giderek yaygınlaşıyor. Anayasamızın ve kanunların emrettiği işleri yapmak için bile, Sarayın “talimatlandırması” bekleniyor. Orman yangınlarını söndürmek için dahi “Talimatlandırma” bekleniyor. Bürokraside, “Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla” diye söze başlamadan, hiçbir cümle kurulamıyor, hiçbir şey anlatılamıyor. Devlet yönetimine bugüne kadar, çok saygın Başbakanlar, Cumhurbaşkanları geldi geçti. Ama Erdoğan Şahsım Rejiminin bu sakil üslubu ve yönetim anlayışı daha önce hiç görülmedi. Tek bir adamın talimatıyla, koskoca ülke yönetilmeye kalkılırsa, bugün Türkiye’de olduğu gibi, krizler, skandallar da vakayı adiye haline gelir. Ne diyorlar? “Bir ülke ya ilimle, ya da zulümle yönetilir.” Bunlar da ilmin i’si bile yok.

BDDK’NIN TALİMATLANDIRMALI DUYURUSU

Şimdi şu duyuruda yazanlara bakın; “Bireysel veya tüzel müşterilere, Türk Lirası cinsinden kullandırılan kredilerin, amaca aykırı işlemlere konu edilmemesine yönelik, gerekli kontrollerin, azami seviyede oluşturulması hususunda, kurumumuz, gözetim ve denetimi altındaki kuruluşları talimatlandırılmıştır. Söz konusu talimatlarımız kapsamında, gerekli inceleme ve değerlendirmelerimiz devam etmekte olup, tespit edilen aykırılıklar hakkında, gerekli idari işlemler tesis edilmektedir.” Kamuoyuna saygıyla duyurulur diyor. Kim diyor? BDDK diyor.

KİMLERE ABA ALTINDAN SOPA GÖSTERİYORSUNUZ

Şimdi “Türk Lirası cinsinden kullandırılan kredilerin, amacına aykırı işlemlere konu edilmesi” ne demek, bunun kriterleri ne? Eğer serbest piyasa ekonomisiysek, eğer Türk Lirasına konvertibl diyorsak, kredi özel bir amaca dönük olarak verilmemişse, doğrudan devlet tarafından verilmemişse, devlet tarafından sübvanse edilmemişse, bu kredinin ne şekilde kullanıldığı, ancak konusu suçsa devleti ilgilendirir. Tüm kredilerle ilgili getirilen bu düzenlemenin amacı nedir? Kredinin amacına uygun kullanılmaması ne demek? Amaca aykırı kullanımı, hangi kanunla, hangi yetkiye dayanarak BDDK belirleyecektir? Ben buradan acıka soruyorum, kimlere abanın altından sopa gösteriyorsunuz?

POLİTİKA FAİZİ DÜŞTÜ, PİYASA FAİZİ ARTTI

Eylül ortasında yüzde 19 olan TCMB faizi, Sarayın talimatıyla 3 ayda 5 puan düşürüldü. Peki piyasadaki faizler düştü mü? Aynı dönemde iki yıllık devlet kâğıdının faizi, yüzde 17,7’den yüzde 22,0’ye çıktı. Beş yıllık tahvil için hazineye ödenmesi gereken faiz oranı ise aynı dönemde yüzde 17,5’dan yüzde 23,5’e çıktı. Erdoğan politika faizini düşürdü, ama ne piyasa faizi ne de enflasyon düştü, ne de paramızın değer kaybı azaldı. Azalmayı bırakın bütün bunların hepsi arttı.

BU KUMANDA EKONOMİSİ BİLE DEĞİL, TALİMAT EKONOMİSİ

Şimdi eğer millet aldığı krediyi dövize yatırıyorsa, Sarayın talimatıyla, arşa çıkan döviz kurunu da, enflasyonu da sürdürülebilir bulmuyorsa kabahatli millet mi? BDDK bu yazıyı vatandaşa değil, Merkez Bankasından yüzde 15’le borçlanıp, bunu hazineye yüzde 22 den satan bankalara yazacak. İşte ekonomiyi aklıselime ve bilime aykırı müdahalelerde bulunursanız, cin şişeden çıkar ve artık olacakları durduramazsınız. Krediyi siz cebinizden vermeyeceksiniz ama milletin aldığı krediyi nasıl kullandığına karışacaksınız. Böyle bir ekonominin adı, serbest piyasa ekonomisi olamaz. Böyle bir ekonomi dışa açıkta olmaz, böyle bir ekonominin parası da konvertibl olamaz. Böyle bir ekonominin adı, “Kumanda ekonomisi” dahi olamaz. Çünkü kumanda ekonomisin de kural vardır, onlar kurala dayanır. Kumanda ekonomisinde; plan vardır, program vardır. İyi kötü bir hesap vardır, kitap vardır. Bu olsa olsa, Erdoğan Şahsım Rejiminin ucube “talimat ekonomisi” olur.

BU GİDİŞLE KARABORSA VE KUYRUK BAŞLAR

Uyarıyorum: Böyle giderse bu işlemlerin sonunda finansal işlemler tezgâh altına iner. Döviz yastık altına gider. Mal piyasalarında narh dönemi gelir. Karaborsa, kuyruk başlar. Devlet yönetiminde işler şirazesinden çıktı. Devletin müdahalelerinde akıl kayboldu. Piyasa felç olmak üzere. Bunun sonucunu “İktisada Giriş” dersi alan herkes gayet iyi bilir. Ama nedense “Ekonominin kitabını yazdım” diyen Erdoğan bilmiyor. Döviz kurları da, “Talimat Erdoğan’ın ise, rekorlar da bizimdir” diyor.

SORUN DIŞARIDA DEĞİL BİZDE

Milli paramız, tüm dünya para birimleri karşısında pul oldu. Geçtiğimiz yılsonundan bu yana Türk Lirası; dolar karşısında yüzde 54, Çin Yuan’ı karşısında yüzde 53, Rus Rublesi karşısında yüzde 52, Bulgar Levası karşısında yüzde 48, Pakistan Rupisi karşısında yüzde 46, Mozambik Metikali karşısında yüzde 58, Kaleşnikofla Merkez Bankası yöneten, Taliban’ın Afganisi karşısında yüzde 31, hatta eli mızraklı, baldırı yapraklı, Papua Yeni Ginelilerin Kinası karşısında, yüzde 52 değer kaybetti. Bugün Türk Lirası dünyada performansı en kötü para birimi oldu. Demek ki sorun dışarıdan gelmiyor, sorun dünyadan gelmiyor. Sorun bizde… Sorun doğrudan Erdoğan Şahsım Hükümetinde…

MEMLEKET YABANCILAR İÇİN 1 MİLYONCU MAĞAZASINA DÖNDÜ

Bu Yönetim, güzelim ülkemizi elin evlatları için, 1 milyoncu mağazasına çevirdi. Bu ülkenin öz evlatlarını da parya yaptı. Milli paramızın değeriyle beraber, milli varlıklarımızın değerini de beş paralık etti. Milletimizin tasarrufları, yılların emeği ve birikimi bir anda pul oldu. Şimdi ülkenin en değerli limanlarını, en stratejik tesislerini, Körfez şeyhlerinin üstüne yapmak için fırsat kolluyorlar. İşte esas mandacılık budur. İşte esas utanmazlık budur. İşte asıl ahlaksızlık budur.

10 LİRA OLACAK YA… 15 LİRA OLACAK YA…

Erdoğan’ın müellifi olduğu talimat ekonomisinde, ne hesap var, ne de kitap… Akıl, fikir hiç yok. “Ol dedim, olacak!” Kafa da, anlayış da bu… Erdoğan ve damadı; kerameti kendinden menkul, “Faiz sebep, enflasyon sonuç” safsatası için, bu ülkenin 128 milyar dolarını yok etti. Damat 128 milyar doları kamu bankaları eliyle güya çaktırmadan tanıdık tanımadık satarken, “Dolar 10 lira olacak… 15 lira olacak ya… Çok beklersiniz” diyordu. Ama ne yazık ki çok beklenmedi. Dolar çok kısa bir sürede 10 lira da oldu. 15 lira da oldu. Bugün 17 liraya dayandı. Ama olan bu arada milletimize ve onun 128 milyar dolarına oldu.

BEŞİNCİ MÜDAHALE GELDİ AMA ÇARE OLMAZ

Bu 128 milyar dolar kimlerin cebine gitti? Hangi kurdan, kimlere satıldı? Bunu hala öğrenemedik. Damat “at izi, it izine karıştı” dedi. Kaçtı gitti. Şu anda Merkez Bankası’nın kasasında, bankaya ait tek sent yok. 10 Aralık itibariyle Merkez Bankası’nın döviz kasası, 38 milyar 781 milyon dolar açık veriyor. Ve hala Merkez Bankası, kendisine ait olmayan dövizleri satmaya devam ediyor. Bugün de beşinci müdahale geldi. Çare olur mu? Olmaz. Dibi delik kova suyu tutmaz. Piyasa da bunu biliyor. “Görelim bakalım, daha ne kadar döviz satıp, dolar kurunu tutabileceksin” diye, Merkez Bankasını test ediyor. Son iki haftada piyasaya milyarlarca dolar satıldı. Ama hiçbir etkisi olmadı. Bugünde bir etkisi olmadı. Dolar 16 lirayı geçti. 17 lirayı gördü. Şimdi yine 17 liralara yakın bir yerde dolaşıyor.

REZERV KOLUNU KESTİ, FAİZ KOLUNU BAĞLADI

Geçtiğimiz günlerde söyledim, tekrar söylüyorum. Merkez Bankası’nı bir boksöre, piyasayı da bir ringe benzetirsek, boksörün ringde mücadele edebilmesi için, bir elinde rezerv, diğer elinde faiz eldivenleri olması gerekir. Erdoğan 128 milyar doları buharlaştırarak, boksörün rezerv eldivenini giydiği kolu, kökünden kesip attı. Faiz eldivenin olduğu kolu da tuttu arkasından bağladı. Şimdi mefluç ettiği Merkez Bankası’yla, ekonomiyi yönetmeye kalkıyor. Ne fiyat istikrarını sağlayabiliyor, ne de faizleri düşürebiliyor, milli paramızın pul olmasını ise hiç önleyemiyor. Her şey ortada… Maç satılmış. Antrenör, Merkez Bankası’nın dayak yemesini, Türk Lirası’nın pul olmasını ayarlamış. Şikeye türlü kılıflar uydurarak, seyirciyi uyuturum sanıyor.

HER İŞİ BAŞKASI YAPACAKSA SİZ ORADA NİYE OTURUYOPSUNUZ

Devlet ve ekonomi yönetimi gayrı ciddiliği kaldırmaz. Ülkede işsizliği arşa çıkarırlar. “Her patron birer işçi alsa, işsizlik sorunu hallolur” derler. Sorumluluğu patronlara yıkarlar. Türk Lirası’nı pul ederler. “Her patron 100 milyon dolar satsa, Türk Lirası’nın erimesi durur” derler. Sorumluluğu yine patronlara yıkarlar. Sel olur vatandaşın dere yatağına ev yapmasına göz yumarlar. Sonra vatandaş canını yitirince de yapmasa hayatını kaybetmezdi derler. Sorumluluğu vatandaşa yıkarlar. Pandemide de bunu yaptılar. Yani sizin modelinizde her işi başkası yapacaksa, Allah aşkına siz orada niye oturursunuz?

EĞER TUTMAZSA ÜZÜLÜRÜM MODELİ EKONOMİ

Siz ne işe yararsınız? Memlekette iyi bir şey olsa, Erdoğan’dan geliyor. Ama kötü bir şey olursa da, sorumluluğu başkasına atmakta sınır yok. Bunlar sorumluluğu yüce Allah’ımıza atmaktan bile çekinmiyorlar. 84 milyonluk bir ekonomi üzerinde, adeta canlı canlı deney yapıyorlar. 84 milyonu kobay gibi kullanıyorlar. Ülkeyi bitkisel hayata sokuyorlar. Sonra da yeni atanan Nebati Bakan çıkıyor, model çalışmazsa, millet perişan olursa, “Üzüleceğini” söylüyor. Bakandaki anlayışa bir bakın, şimdi de “Eğer tutmazsa üzülürüm modeline” geçtik. Nebati Bakan, “Ben kaybedersem babamdan kalan koca fabrika gider, milletin ise maaşından başka kaybedeceği bir şey de yok” deyip milleti küçümsüyor. Sayın Bakan, herkesin helal kazancı, alın teri, en az sizin babadan kalma işletmeniz kadar değerlidir. Şecaat arz ederken, sirkatin söylemek bu olsa gerekir. Size Anadolu irfanının sesi Yunus Emre’nin şu sözlerini hatırlatmak isteriz: “Zulüm ile abat olanın, ahiri de berbat olur”.

ZAMLI ASGARİ ÜCRET SENE BAŞINDAKİNİN 121 DOLAR ALTINDA

Genel Başkanımızın TÜİK’in kapısına dayanması, hükümeti çaresiz bıraktı. TÜİK enflasyonunun yalan olduğunu, artık hükümet de kabul etmek zorunda kaldı. Son asgari ücret artışında, TÜİK’in hesapları hükümet tarafından dikkate alınmadı. TÜİK, masaya asgari geçim hesabını bile koyamadı. Çaresizce asgari ücreti, yüzde 50’nin üzerinde artırmak zorunda kaldı hükümet. Demek ki enflasyon en az yüzde elli. Ama bu Erdoğan Şahsım Hükümetinin, asgari ücretliye verdiği zararı telafiye yeter mi? Hayır. Asgari ücret bu yılın başında 385 dolar ediyordu. Devalüasyonla sene sonunda 175 dolara indi. Şimdi asgari ücret yeniden yüzde 50 arttırıldı. Nereye geldi? Şuan 264 dolar. Yani, 2021 başındaki asgari ücretin 121 dolar altında.

DOLARLA MUKAYESEYİ BEĞENMİYORSA EKMEKLE MÜKAYESEYE BAKSIN

Yandaşlara dolarla, avroyla ihaleleri dağıtan Erdoğan, konu emekçinin ücretine gelince, “Bizim paramız bellidir, o da Türk Lirası’dır” diyor. Erdoğan’ın asgari ücretin, dolarla kıyaslanmasından rahatsız olmasının, bence en önemli nedeni alayiş valayişle açıkladığı yeni asgari ücretin, dolar karşılığının Çin’in bile gerisinde olması. Çin’in ekonomi başkenti Şanghay’da brüt asgari ücret 414 dolar. Biz de brüt asgari ücret 328 dolar. Yine tüm Avrupa’da, Arnavutluk ile beraber, en düşük asgari ücret son zamla dahi, hala bizde. Erdoğan bunların bilinmesin, görülmesin diyerek, asgari ücretin dolarla mukayesesini anlaşılan istemiyor. Tamam beğenmiyorsa asgari ücretin dolarla mukayesesini ona emekçinin ekmeğindeki aşınmayı bir anlatalım. Bu yıl Ocak ayında, İstanbul’da bir somun ekmeğin fiyatı 1,5 liraydı. Yani asgari ücretle sene başında 1.883 ekmek alınıyordu. Bugün İstanbul’da ekmek 2,5 lira olmuş ve yeni ilan edilen net asgari ücretle ancak 1.701 ekmek alınabiliyor. Erdoğan’ın öyle çok övünerek açıkladığı asgari ücret, emekçinin 182 somununu yemiş bitirmiş. Yine yılın başındaki asgari ücretle, emekçi 1.235 kilo patates alıyordu. Şimdi zamdan sonra aynı asgari ücretle ancak 1.082 kilo patates alabiliyor. Erdoğan ilan ettiği asgari ücretlinin 153 kilo patatesini yemiş bitirmiş.

BU ARTIŞ 6 AYI DOLMADAN TÜKENMEYE MAHKUM

Dün asgari ücret belirlenmesinin ardından dolar kuru artmaya devam etti. Bugün akşam için benzinde, mazotta rekor zam haberleri yağmaya başladı. Döviz kuruda yukarı doğru hızını hiç kesmiyor. Erdoğan bu yanlış politikalarda ısrar ederse, paramız pul olmaya, enflasyon azmaya, milletimiz hayat pahalılığı altında ezdirilmeye devam edecek. Dolar sabah ben bu kürsüye çıkmadan önce 17 lirayı aşmıştı. Hemen arkasından beşinci müdahale geldi. Şu anda hala 16 liranın üstünde. Hatta 17 liraya yeniden yaklaştı. Daha dün Erdoğan Türk Lirasını yedirmeyeceğiz diyordu. Ne oldu? İpin ucu elden kaçtı. Önümüzdeki ay, aylık enflasyonun çift haneye ulaşması kuvvetle muhtemeldir. Artan hayat pahalılığıyla, yetersiz asgari ücret zammı yılın ilk altı ayı dolmadan tükenmeye mahkûmdur. Eğer böyle giderse asgari ücret artışlarını biz 6 ayda bir falan diyorduk, üçer ayda bir yapılması gerekmektedir. Aksi takdirde emekçilerimiz köle hayatına mahkum olacaktır.

ASGARİ ARTARKEN EMEKLİ VE MEMUR AYLIKLARI BU SEVİYEDE KALAMAZ

Devletin, kendi memur ve çalışanları ile emeklilerimiz için de, yapması gerekenler var. Net asgari ücretin 4 bin 253 lira olduğu yerde, ortalama SSK emekli aylığı 2 bin 600 lirada kalamaz. Ortalama Bağ-Kur Tarım emekli aylığı 2 bin 45 lira olamaz. Ortalama Bağ-Kur Esnaf emekli aylığı 2 bin 700 lirada kalamaz. Ortalama Emekli Sandığı aylığı 3 bin 600 lira olamaz.

İŞVEREN YAPIYORSA DEVLET HAYDİ HAYDİ YAPABİLİR

Madem işveren işçisine 4 bin 253 lira verebiliyor. Devlet de en düşük emekli aylığını haydi haydi 4 bin 253 liraya çıkarabilir. Herhalde devlet, işverenler kadar kudrete sahiptir. Son döviz krizi ve ardından şaha kalkan enflasyon, emeklilerimizin de, memurumuzun ve devlette çalışanların hepsini perişan etmiştir. Bu duruma seyirci kalınmamalıdır.

KAYNAK VARDIR, ÖNEMLİ OLAN NASIL KULLANILDIĞIDIR

Bunlar için kaynak bütçede vardır. Önemli olan milletin kaynağının nasıl kullanıldığıdır. Dün Erdoğan, yine asgari ücretin dolarla mukayesesini eleştirirken “Bu çalışan ve işverenin istismarıdır” dedi. Biz asıl istismarın ne olduğunu bir söyleyiverelim. Erdoğan’ın yandaş müteahhitlerine, garanti ödemelerini dolarla, avroyla tıkır tıkır yapması asıl istismardır. Yetmez! Üstüne bir de bunları, ABD enflasyonuna da endekslemesi asıl istismardır. “Bizim paramız bellidir, o da Türk Lirasıdır” diyor Erdoğan. Peki yandaşlarına dağıttığı ihalelerle, dolarla, avroyla verdiği garantileri, neden hala Türk Lirası’na çevirmiyor? Açıkçası bunu merak ediyoruz.

BİR KURUŞ VERMEDİK DEDİLER, 10 MİLYAR DOLAR ÖDEDİLER

Son 5 yılda “Milletin cebinden tek kuruş çıkmayacak” dedikleri dolarlı, avrolu rant ihalelerinin bu garantileri için, tüyü bitmedik garibin bütçesinden, 9 milyar 769 milyon dolar çıktı. Bunun, bugünkü kurdan karşılığı 157 milyar lirayı buluyor. Sadece bu yılın ilk 11 ayında ödenen garantiler ise 2 milyar 917 milyon dolar. O da bugünkü kurla 47 milyar lirayı buluyor. Tabi bu sabah yaptığımız hesapla. Buraya gelirler kaç lira olur diye baktım bu da 49’a çıkıyor. Erdoğan, dün asgari ücret toplantısında, “Hep birlikte fedakârlık yapmaktan” bahsediyor. Hiç kimse kusura bakmasın. Eğer bir fedakârlık yapılacaksa, milyarlarca doları götüren beşli yandaşlarınız önden buyursun. Kaynaksa işte size buyurun kaynak.

ASIL KARARLARI BİZ CHP İKTİDARINDA GERÇEKLEŞTİRECEĞİZ

Sayın Genel Başkanımızın asgari ücret üzerindeki, Gelir ve Damga Vergisinin kaldırılması çağrısının da, hükümet cenahında kabul edildiğini görüyoruz. Gelir ve Damga Vergisinin kaldırılmasıyla ilgili, yasal düzenlemenin Meclis’ten hızla geçmesi ve işverenlerinde rahatlatılması için gerekeni yapacağız. Bu yapılanlar gereklidir, ama yeterli değildir. Nitekim Genel Başkanımız, bizim Belediyelerimizde net asgari ücretin, 4 bin 500 lira olacağını açıkladı. Biz muhalefet olarak milletimiz için çalıştık. Artık iktidar olarak milletimize hizmet etmek istiyoruz. Buna hazırız. İnşallah sandık hızla gelecek, milletimize rahat nefes aldıracak esas kararları, iktidarımızda biz gerçekleştireceğiz.

TAKLACI DANIŞMANLARI DEĞİL, GERÇEK İKTİSATÇILARI DİNLEYİN

Erdoğan Şahsım Hükümetine şunu tavsiye diyoruz: Kerameti kendinden menkul Saray ekonomistlerini, taklacı danışmanları artık dinlemeyi bırakın. Şu kibrinizi bir kenara koyun. Şu anda bu ülkeye çok büyük kötülük yapıyorsunuz. Bizi dinlemiyorsunuz. Bizi dinlemiyorsanız, bu ülkenin yetişmiş, nitelikli iktisatçıları var. Onları bir araya toplayın. Bari onları dinleyin.

EKONOMİK VE SOSYAL KONSEYİ TOPLAYIN

2009 yılından beri toplamadığınız, Ekonomik ve Sosyal Konseyi toplayın. Emekçiyi, esnafı, çiftçiyi, işvereni, ekonominin tüm kesimlerinin bir araya getirin. Onların sorunlarını dinleyin. Bu krizden çıkış için politikalarınızı istişareyle belirleyin. Yapar mısınız? Tereddüdüm var. Bunları yapmayacaksanız en azından bu ne olduğu belli olmayan politikalarınızdan, hemen vazgeçin.

PANİK İÇİNDE TÜM TUŞLARA BASMAKTAN VAZGEÇİN

Panik içinde bütün tuşlara basmaktan vazgeçin. Şu ellerinizi bir klavyeden çekin. Danışan dağları aşmış. Danışmayan düz ovada şaşmış. İşi bilenlerine danışın diyoruz yapmıyorsunuz. O zaman hiçbir şey yapmayın bu ekonomiyi tahrip etmekten vazgeçin. Sizi bir an evvel aklıselime davet ediyoruz. Ardından da yapılacak bellidir. Bir an evvel sandığı getirin. Milletin kantarına çıkın.

Hep diyoruz: Milletimiz kimin ne yaptığını gördü. Notunu da verdi. Millet Erdoğan Şahsım Hükümetine, tasdiknamesini vermek için artık gün sayıyor. Sandık önüne geldiğinde de, “Patates, soğan güle güle Erdoğan” diyecek.  Teşekkürler.

ERDOĞAN EKONOMİYE ÇİN İŞKENCESİ YAPIYOR

CHP Sözcüsü Öztrak, 20 yıllık metal yorgunu, eskimiş, çürümüş ve paslanmış Saray Hükümetinin “Yeni model”, “Çin modeli” söylemlerini eleştirerek, “Çin bile, sizin Çin modeli dediğiniz ucuz emeğe dayanan bu modelden vazgeçti. Beyler, Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakere masasına oturmuş bir Türkiye’yi, ucuz emek ülkesi yapmayı öneriyorlar” diye konuştu.

Öztrak, “’Çin modeli uygulayacağım’ diyen Erdoğan, ekonomiye artık Çin işkencesi yapmaktadır. Milletimizi her geçen gün daha da fakirleştirmektedir” dedi.  

Hükümetin yeni dediği modelin milletin servetini yok pahasına dış güçlere peşkeş çekmek, milleti fukaralığa mahkûm etmek anlamına geldiğini anlatan Öztrak, “Bunun adına ‘yeni’ denmez. Dense, dense ‘iflasın ilamı’ denir” değerlendirmesinde bulundu.

Erdoğan’ın hataları yüzünden Türk Lirası’nın üç ayda Dolar karşısında yüzde 39, Bulgar Levası karşısında yüzde 36, Pakistan Rupisi karşısında yüzde 36, Taliban yönetimindeki Afganistan’ın para birimi Afgani karşısında yüzde 29 değer kaybettiğini belirten Öztrak, “Maşallah Taliban’ın ekonomi bilgisi, ‘Ekonominin kitabını yazdım’ diyen Erdoğan’a taş çıkartır oldu” dedi.

CHP’nin TÜİK ziyaretinde kapıların kapatılmasını da değerlendiren Öztrak, “Milletvekiline, Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanına, bürokrasinin kapılarını kapatmak, milletin hakkını, hukukunu inkâr etmektir. Milli iradeyi yok saymaktır” diye konuştu. Erdoğan’ın “O kurumlar sadece bana hesap verir” dediğini kaydeden Öztrak, “Beyefendi, milletvekilleri her yere girer ve millet adına hesap sorar. Gerekirse gelir Sarayda sana da hesap sorar” ifadelerini kullandı.

Erdoğan’ın CHP’nin TÜİK ziyaretiyle ilgili “İnsan utanır, insan davet edilmediği yere gitmez” sözlerini de anımsatan Öztrak, “Asıl utanmazlık; kendisine ‘aptal olma’ diye mektup yazan, bir ülke başkanının suratına o mektubu çarpmak yerine, onunla bir kare resim çektirip caka satmak için ayağına koşmaktır. Bir başka ülkenin uçakları İdlib’de 36 askerimizi şehit ettiğinde, bunun hesabını soramamaktır. O ülke başkanının Sarayının kapılarında dakikalarca bekletilmektir. Bunun da o ülkenin resmi televizyon kameralarının kronometre tutarak çekmesine izin vermektir” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Dün kaybettiğimiz, yol arkadaşımız, önceki dönem Genel Başkan Yardımcımız Emel Yıldırım’a, Allah’tan bir kez daha rahmet diliyoruz. Acımız büyük. Kıymetli ailesine, sevenlerine, uzun yıllar hizmet verdiği basın camiasına ve tabi ki Cumhuriyet Halk Partisi ailesine, sabır ve başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz. Yine bugün Mülkiye’nin efsane hocası, ülkemizin yetiştirdiği değerli bilim insanı, çok kıymetli Hocam Tuncer Bulutay’ın vefatını üzüntüyle öğrendik. Tuncer Hocamıza Allah’tan rahmet, ailesine, Mekteb-i Mülkiye camiasına ve tüm sevenlerine baş sağlığı diliyoruz.

BECERİKSİZLİKLERİNE YENİ MODEL KILIFI GEÇİRİYORLAR

Devlette yönetim krizi ülkemizi buhrana sürükledi. Tek adam vesayet rejimi milli paramızı pul etti. Erdoğan Şahsım Hükümeti, milletimizi pahalılığa, işsizliğe ezdirdi. Liyakatsizlik ve kibir, cüzdanlarımızı da, tencerelerimizi de boşalttı. Milletimizi perişan etti. Şimdi tüm bunların müsebbipleri sebep oldukları buhrana kılıf bulmaya uğraşıyorlar. “Faiz yerine yatırım temelli ekonomi modeli” getireceklermiş. 20 yıldır bu ülkeyi kim yönetiyor? Bu ülkeyi 20 yılda kim bu hale getirdi? Ülkemizi faizcilere, manipülatörlere, spekülatörlere, kara paracılara 20 yıldır kim teslim etti? Buradan açıkça ifade edeyim, bu defa ülkeyi yönetenler, “Kandırıldık, Allah bizi affetsin” diyerek bu işten sıyrılamazlar. Beceriksizliklerine, akılsızlıklarına “Yeni Model” kılıfı geçirip, milletimizi kandıramazlar.

BUNA YENİ DEĞİL, İFLASIN İLAMI DENİR

Allah aşkına bu hükümet kim, yenilik kim? Bu hükümet 20 yıllık metal yorgunu bir hükümet, eskimiş, çürümüş, paslanmış. Adım atacak takati kalmamış. Bunların “Yeni” dediği, ülkenin, milletin servetini yok pahasına dış güçlere peşkeş çekmek. Milleti fukaralığa mahkûm etmek… Bunun adına “yeni” denmez. Dense, dense “iflasın ilamı” denir.

SEÇİM, SEÇİM, SEÇİM

Bugün Merkez Yönetim Kurulu toplantımızda, tüm bu konuları ve devletteki yönetim krizinin, her gün biraz daha harladığı buhranı değerlendirdik. Yönetimin beceriksizliği ve liyakatsizliği, ülkede ağır bir güven krizine ve buhrana yol açmıştır. Şimdi artık yapılması gereken bellidir: Seçim, seçim, seçim.

MİLLETİN SESİ MERSİN’DEN YÜKSELDİ

Hafta sonu; “Milletin Sesi” Mersin’den yükseldi. Hemen seçim talebi, Türkiye’nin dört bir yanından duyuldu. Erdoğan elbette bunu duymazdan gelmeye kalktı. Ama ses o kadar güçlüydü ki, gözü, kalbi mühürlenmişler dışında herkes gördü, herkes duydu. Milletimiz Mersin’den, “Patates, soğan güle güle Erdoğan” diyerek, mesajını çok net verdi. Biz diyoruz ki; artık geliyor, gelmekte olan… Sandık bugün yarın gelecek ve milletimiz kendi kararıyla, bu zulümden kurtulacak…

BİZİM MECLİSİMİZ GAZİ MECLİSTİR

Türkiye Büyük Millet Meclisi, Gazi Meclis sıradan bir Meclis değildir. Bizim Meclisimiz, emperyalizme karşı dünyanın en şanlı savaşlarından birini vermiş, gazi bir meclistir. Dünya parlamentoları arasında da müstesna bir yere sahiptir. Gazi Meclisimiz, bir yandan Kurtuluş Savaşı’nı yaparken, bir yandan da milletimizin iradesine, hakkına, hukukuna, şan ve şerefine sonuna kadar sahip çıkmıştır. Devletimizin kurucusu, Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’le, Başkomutanlık yetkilerini savaş sırasında paylaşırken bile, son derece kıskanç davranmıştır. Bu nedenle Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin üyesi olmak, Kurtuluş Savaşı’nı gerçekleştiren o saygın heyetin, şerefine mirasçı olmak demektir. Türkiye Büyük Millet Meclisi ve onun şerefli üyeleri, kendilerini seçen milletimizin hakkına, hukukuna, hep titizlikle sahip çıkmıştır, bundan sonra da çıkacaktır.

SARAY, MECLİS’E VESAYET GÖMLEĞİ GİYDİRMEK İSTİYOR

Ama Ucube Şahsım Yönetimi, işbaşına geldiğinden bu yana Meclis’i, milletvekillerinin iradesini, her gün biraz daha kuşatmaya çalışmaktadır. Milli iradeyi, Meclis binasına hapsetmeye uğraşmaktadır. Milletvekillerinin yürütmeyi denetlemesini, kamu kurumlarından bilgi almasını, milletin hakkını sormasını, engellemeye cüret etmektedir. Sarayın ağır vesayet gömleğini, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne giydirmeye çabalamaktadır.

MİLLETVEKİLİ GEREKİRSE SARAYA DA GELİR, HESAP SORAR

Son genel seçimlerde, 11 milyon 354 bin 190 yurttaşımızın oyunu almış, Ana Muhalefet Partisinin Genel Başkanı, yanında milletvekillerinden oluşan bir heyetle, 3 Aralık 2021 tarihinde TÜİK’e gittiğinde yaşananlar bunun en son örneklerinden biridir. Herhalde bu heyet oraya çay, kahve içmek için gitmedi. Asgari ücretlinin, emeklinin, memurun, işçinin yani en az 40 milyon yurttaşımızın geçiminde, en temel belirleyici olan enflasyon hesaplarındaki, bariz makyajları sorgulamak için gitti. O gün demokrasi tarihimize, kapkara bir leke olarak geçti. Sarayın kibirlisinin verdiği talimatla, TÜİK Başkanı, kurumun kapılarını, Ana Muhalefet Partisinin Genel Başkanına ve milletvekillerine kapattı. Sarayın kibirlisi Erdoğan; “Devlet kurumlarının milletvekillerine, Ana Muhalefet Partisi Liderine, hesap verme sorumluluğu yok” dedi. “O kurumlar sadece bana hesap verir” dedi. Ben buradan söyleyeyim beyefendi, milletvekilleri her yere girer ve millet adına hesap sorar. Gerekirse gelir Sarayda sana da hesap sorar.

MİLLETVEKİLİNE KAPI KAPATMAK, MİLLETİN HUKUKUNU İNKAR ETMEKTİR

Milletvekiline, Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanına, bürokrasinin kapılarını kapatmak, milletin hakkını, hukukunu inkâr etmektir. Milli iradeyi yok saymaktır. TBMM’nin yetkilerini gasbetmektir. Demokratik kural ve teamülleri yok saymaktır. Bu; vesayetçi kafanın daniskasıdır, dik alasıdır.

BİR SÖZÜMÜZ DE TBMM BAŞKANINA

Tabi bu arada bir sözümüz de TBMM Başkanına; bir AK Parti Milletvekili, Cumhuriyet Halk Partisinin yönettiği belediyelerden birine gelse, belediyeden bilgi almak istese, zabıtalarda o AK Parti milletvekilini kapıdan çevirse, acaba TBMM Başkanı yine böyle sessiz kalır mıydı? Tüm milletvekilleri bilmelidir ki, bugün muhalefet milletvekillerine, devletin kapılarını kapattıran kibir abidesi, yarın onları da devlet kapısından içeri almayacaktır.

MUHALEFETTE OLMAYI YAŞAYARAK ÖĞRENECEKLER

Buradan bir kez daha söyleyelim. Hükümet bütün yönetim sistemlerinde vardır. Ama muhalefet sadece demokrasilerde olur. Erdoğan’a tavsiyemiz, muhalefetin önemini, kuvvetler ayrılığının değerini, bir an evvel idrak etmesidir. Çünkü ilk sandıktan sonra, kendileri muhalefetin ne olduğunu, millete muhalefette nasıl hizmet edileceğini, yaşayarak öğrenmek zorunda kalacaktır. 

ERDOĞAN’I DIŞ GÜÇLER Mİ KONUŞTURUYOR

Bugün ülkemizde, Erdoğan Şahsım Hükümetinin, beceriksizlikleri ve liyakatsizlikleri nedeniyle, paramızın, Dolar ve Avro karşısındaki değeri yerlerde sürünüyor. Ülkeyi yöneten Cumhur Koalisyonu, her gün buna bir kulp takmaya çalışıyor: Efendim “Bunun nedeni ekonomik değilmiş. Neden dış güçlermiş.” Erdoğan her konuştuğunda Dolar, Avro şaha kalkıyor. E o zaman Erdoğan’ı dış güçler mi konuşturuyor? Merkez Bankası’nın yedek akçelerine kim çöktü? Dış güçler mi çöktü? Hini hacette kullanılacak bu yedek akçeleri, damadıyla beraber, Erdoğan hiç etmedi mi? Yine Merkez Bankası kasasındaki 128 milyar doları, dış güçler mi gelip buharlaştırdı? Hayır. Onu da Erdoğan ve Damadı buharlaştırdı. İşte bu nedenle, milli paramızın kolu kanadı kırık kaldı.

BU BUHRAN BAL GİBİ ERDOĞAN ŞAHSIM HÜKÜMETİNİN ESERİDİR

Mutfaklarda tencereler boş. Marketlerde, tezgâhlarda, fiyat etiketleri her gün, her saat değişiyor. Milletin ödeyeceği akaryakıt faturası artık pompa göstergelerine sığmıyor. Nümeratörlere kâğıt yapıştırma dönemi geri geldi. Çiftçilerimizin gübre maliyeti dörde, beşe katlandı. Çiftçi tarlasına gübre atamıyor. Buğday ekmenin maliyeti şimdiden yüzde 30 arttı. Ekmek fiyatları nerelere çıkacak, herkes korku içinde. Bu buhran bal gibi ekonomiktir. Hiç kimse öyle ekonomik değildir falan demesin bal gibi ekonomiktir, bal gibi iç güçlerin yapımıdır. Bal gibi Erdoğan Şahsım Hükümetinin eseridir.

BUNUN ADI KUL HAKKI YEMEKTİR

TÜİK’in makyajlı enflasyonuyla milletin hissettiği ve yaşadığı enflasyon arasında, dağlar kadar fark var. Bağımsız iktisatçılardan oluşan, Enflasyon Araştırma Grubu’na göre, ülkemizde enflasyon yüzde 60’a dayanmış. Yine İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı, İstanbul Kalkınma Ajansı, İstanbul’da yaşam maliyetlerindeki artışın, yüzde 50’yi aştığını söylüyor. Sadece milletten yükselen feryada baktığınızda zaten hayat pahalılığının ne olduğunu görebiliyorsunuz. Ama TÜİK, “enflasyon yüzde 21” diyor. Gerçek enflasyonla TÜİK’in enflasyonu arasında iki buçuk, üç kat fark var. TÜİK’in yaptığı, 30 milyon kayıtlı-kayıtsız çalışan emekçimizin, 12 milyon emekli, dul ve yetimin ve bunların tüm aile bireylerinin haklarının, Saray tarafından gasbedilmesi demektir. Bunun adı “kul hakkı” yemektir. Genel Başkanımız, gasbedilen bu kul hakkının hesabını sormayacak da, neyin hesabını soracak? Millet bize niye bu yetkiyi verdi?

DİCLE’NİN KENARINDAKİ KUZUNUN HAKKI

Erdoğan çıraklık döneminde ağzından, Mehmet Akif’in şu dizelerini düşürmüyordu: “Kenar-ı Dicle’de bir kurt aşırsa koyunu, gelir de adli ilahi sorar Ömer’den onu”. Şimdi emekliliğe adım adım yaklaşırken Erdoğan, Akif’in bu dizelerini ağzına almaz oldu. Erdoğan Şahsım Yönetimi, milletin emanetini, kurtlara bırakmadan, kendisi hiç etmeye başladı…

ASIL UTANILMASI GEREKEN BUNLARDIR

Şimdi aynı Erdoğan sıkılmadan, “İnsan utanır, insan davet edilmediği yere gitmez” diyor. Buradan söyleyelim, biz kenar-ı Dicle’de, kurtların kaptığı her bir koyunun hesabını sormaktan, asla utanmayız, asla sıkılmayız. Ama bu ülkede asıl utanmazları da, asıl utanılması gerekenleri de, aziz milletimize teşhir etmekten, millet adına bunun hesabını sormaktan da hiçbir zaman geri durmayız.

Asıl utanmazlık nedir? Biz söyleyelim:

“Bu can bu tende kaldığı müddetçe, papazı vermem” diye, millete caka satıp, Papazı özel uçakla ABD Başkanının Oval Ofisine, bir gecede göndermektir. Asıl utanmazlık; kendisine “aptal olma” diye mektup yazan, bir ülke başkanının suratına o mektubu çarpmak yerine, onunla bir kare resim çektirip caka satmak için ayağına koşmaktır.

Asıl utanmazlık; bir başka ülkenin uçakları İdlib’de 36 askerimizi şehit ettiğinde, bunun hesabını soramamaktır. O ülke başkanının Sarayının kapılarında dakikalarca bekletilmektir. Bunun da o ülkenin resmi televizyon kameralarının kronometre tutarak çekmesine izin vermektir.

Asıl utanmazlık; Suriye’de egemen güçlerin taşeronluğuna soyunmaktır. Milletimizin 40 milyar dolardan fazla parasını, Suriye bataklığına gömmektir. Asıl utanmazlık; öz evladına paraları sıfırla talimatı vermektir.

Asıl utanmazlık; 30 yaşındaki bir İranlı sahtekârdan alınan rüşveti ayakkabı kutularında, evlerdeki çelik kasalarda saklamak, bir de üstüne “Önüne yatarım” demektir.

Asıl utanmazlık; “Mafyanın ayda 10 bin dolar maaşa bağladığı siyasetçi var” deyip, sonra da bunun adını açıklamamaktır.

Asıl utanmazlık, dünyada aranan bir dolandırıcıyı uyararak, ülkeden kaçırmak amacıyla tertip düzenlemektir. Bu tertip ortaya çıkınca da, “Yukardan aşağıya bir karar aldık” diyerek meclis komisyonunda pişkince sırıtmaktır.

Asıl utanmazlık, bu pişkinliği yapan atama bakan hakkında, hiçbir işlem yapmamaktır.

Asıl utanmazlık; ülkemizin atadan deden kalan tüm varlıklarını, limanlarını, çimento fabrikalarını, yem fabrikalarını ve pek çok tesisini yandaşlarına ve yabancılara peşkeş çekip, sonra da “Bu ülkede bir tek biz, taş taş üstüne koyduk” diyebilmektir.

Bu ülkede asıl utanmazlık; Türk bankalarının verdiği krediyle, Türk Telekom’u Lübnanlı Hariri ailesine peşkeş çekmektir. Sonra da Telekom’un kârını Haririlere gönderip, kredi borcunu da milletin sırtına yıkmaktır.

Asıl utanmazlık; bu ülkenin en stratejik savunma tesislerinden Sakarya’daki Tank Palet Fabrikasını, Katar ordusuna, beş kuruş almadan peşkeş çekmektir.

Asıl utanmazlık; faiz lobilerini ağzından düşürmeyip, iktidarları döneminde 193 milyar dolar faizi, Londra’daki, New York’taki tefecilerin kasasına aktarmaktır.

Bu ülkede asıl utanmazlık; emekliyi çalışmadan geçinemez hale getirmektir. Fabrikaya iş bakmaya giden emekliyi, kapıda asılı ekmeği almak zorunda bırakmaktır. Sonra da onu “Tavuklarıma götüreceğim” yalanını söyletmek durumunda bırakmaktır. O emekli vatandaşımıza gözyaşı döktürmektir.

Asıl utanmazlık; milletin gencecik evlatları çalışacak tek bir iş bulamazken, Sarayın beslemelerine üç-beş ayrı yerden, üç-beş maaş bağlanmasıdır.

Asıl utanmazlık, pandemide vatandaşına bütçeden doğru dürüst destek vermeyip, 101 müzisyenimizin, gencecik sanatçımızın, yaşamına son vermesine seyirci kalmaktır.

Asıl utanmazlık; “Eve ekmek götüremiyoruz” diyen esnafa, “Abartma” demektir. Öğrencilerin yurtlarda yediği yemeklerin porsiyonlarını küçültürken; onlara, “Peygamber efendimiz de mideyi boş bırakırdı” diye, akıl vermeye kalkmaktır. Enerji faturalarından şikâyet eden vatandaşa, “Siz de kombileri kısın” diyebilmektir. Dolar, avro garantili otoyollardan geçemeyen yurttaşlarımıza, “Paran yoksa da, yolların güzelliğini izleyin” diyerek, milletimizle dalga geçmektir.  

Bu ülkede asıl utanmazlık, memuru, emekliyi, asgari ücretliyi, tüm sabit gelirlileri hayat pahalılığına ezdirmektir. Ardından da, “Kurda yaşanan hareketlenme nedeniyle, toplu sözleşmenin ilgili maddelerinde, güncelleme ihtiyacı oldu” diyerek, sebep oldukları bu felakete kulp takmaya kalkmaktır. Yanlış politikalarla erittikleri ücretlerin satın alma gücünün yarısı kadar bile, ücretlerde artış yapmayıp, dörtte biri kadar bir artışla milletin ağzına bir parmak bal çalıp milleti kandırabileceğini sanmaktır.

Bu ülkede asıl utanmazlık; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan yandaşlarına, milli paramızla değil, Dolarla, Avroyla Kamu-Özel İşbirliği ihalelerini peşkeş çekmektir. “Milletin cebinden bir kuruş çıkmayacak” deyip, çocuklarımızın, torunlarımızın sırtına, milyarlarca dolarlık garantileri yüklemektir. Sonrada bunlarla ilgili çıkacak anlaşmazlıkların çözümünü, Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinden kaçırıp, Londra mahkemelerine vermektir.

Bu ülkede asıl utanmazlık; bu milletin 128 milyar dolarını, Merkez Bankası’nın arka kapısından, hiçbir kurala ve teamüle uymadan, kendi siyasi ikbali için buharlaştırmaktır. Türk Lirası’nın, kolunu kanadını kırıp, ülkemizin itibarı olan milli paramızın, adı sanı duyulmamış paralar karşısında güneş görmüş kar gibi erimesine sebep olmaktır.

Asıl utanmazlık, bu ülkenin ana muhalefet partisi liderinin, bundan iki yıl önce yaptığı bir konuşmaya, FETÖ’nün siyasi ayağını açıkladığı için erişim yasağı getirmektir. Ülkemizi demokratik ülkeler listesinden düşürüp, küresel demokrasi zirvesine davet edilemez bir ülke haline getirmektir.

Bu ülkede asıl utanmazlık; önce, “Ekonominin kitabını yazdık” deyip, sonra ekonomiyi batırınca, “Çin işi, Japon işi yeni ekonomi modeli getiriyoruz” demektir.

Asıl utanmazlık; paramızı pul ederek, milletimizi fakrı zarurete sürükleyerek, Atadan dededen kalan son gümüşleri de, Körfez şeyhlerine, yok pahasına pazarlamaya kalkmaktır.

Bu ülkede asıl utanmazlık, dün 15 Temmuz’un finansörü olmakla suçlanan, yandaş gazetelerde olmadık hakaretler edilen, Birleşik Arap Emirlikleri’nin Veliaht Prensinin ayağına, bugün 10 milyar dolar getirecek diye, turkuaz halı sermektir.

Asıl utanmazlık; Katarlı Bakanın yanında “Türkiye ekonomisinin hali kâbus, Katar’dan mali yardım istemeye mi geldiniz?” diye gazeteciler sorduğunda, TRT yayınını kestirmektir.

Bu ülkede asıl utanmazlık; Katar Dışişleri Bakanını; “Türkiye ekonomisindeki gidişattan, çıkacak fırsatlara bakıyoruz” diye konuşturarak, ülkemizi istiskal etmesine göz yummaktır. “Utancı giden kimsenin kalbi ölmüş demektir.”

HADİ CANIM SEN DE…

İşte utancını kaybedenler, şimdi hiç sıkılmadan, yüzleri hiç kızarmadan beceriksizliklerine, kifayetsizliklerine, ekonomik bağımsızlık savaşı şalıyla örtmeye çalışıyorlar. İsmet Paşa’nın dediği gibi, “Hadi canım sen de…” Siz kim? Ekonomik bağımsızlık kim? 84 milyonluk güzelim ülkemiz, organize bir cehaletin deneme tahtasına dönüştürüldü. Gerçek iktisatçıların deney laboratuvarı, ekonomik modellerdir. Bu modellerde yapılan simülasyonlardır. Çünkü ekonomide önü arkası düşünülmeden atılacak adımlar; insanların aşına, işine, geleceğine, umutlarına darbe indirir. Ama çakma iktisatçılar, elbette bunu bilmez.

ÇİN BİLE O MODELDEN VAZGEÇTİ

Şimdi bu çakma ekonomistler, bir “Çin modeli” deyip duruyorlar. Çin bile, sizin Çin modeli dediğiniz ucuz emeğe dayanan bu modelden vazgeçti. Beyler, Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakere masasına oturmuş bir Türkiye’yi, ucuz emek ülkesi yapmayı öneriyorlar. Bırakın siz ucuz emek ülkesi yapmayı bu ülkeyi, siz bu ülkeyi verimliliğin ülkesi yapın. Siz bu ülkeyi Ar-Ge’nin ülkesi yapın. Siz bu ülkeyi teknolojik gelişmenin ülkesi yapın. Hem milletimizin geliri artsın, hem de ülkemizin ihracat kapasitesi büyüsün.

128 MİLYAR DOLARIN BUHARLAŞTIRILMASINDA KORKUNÇ BİR KAMU ZARARI VAR

Ama Erdoğan, kerameti kendinden menkul, bir takım safsataları, doğrudan doğruya insanlarımız üzerinde test etmeye kalktı, bunları yapacağına sonra da ekonomiyi batırdı. Önce, “Faiz sebep, enflasyon sonuç” zırvasını ispatlamak için, kayınpeder, damat bir oldular, Merkez Bankası’nın hem yedek akçesini, sonrada kasasındaki 128 milyar dolarını satıp savdılar. Rezervleri o gün 6 lira 30 kuruştan sattılar. Bugün dolar kuru ne kadar? 14 lira sınırına geldi dayandı. Ortada korkunç bir zarar var. Şimdi bu rezervleri yerine koymak için bu milletin malını, mülkünü yok pahasına satmaya hazırlanıyorlar.

TALİBAN’IN EKONOMİ BİLGİSİ ERDOĞAN’A TAŞ ÇIKARTIR

Erdoğan hatalarından hiç ders almıyor. İkide bir Merkez Bankası Başkanı değiştirmekte, bir mahsur görmüyor. Paramız pul oluyormuş ne gam. Çok değil, son Merkez Bankası başkanının “ben enflasyona değil, çekirdeğine bakarım” dediği günden bu yana, üç ayda Türk Lirası Dolar karşısında yüzde 39, Bulgar Levası karşısında yüzde 36, Pakistan Rupisi karşısında yüzde 36. Ve hatta Taliban yönetimindeki Afganistan’ın para birimi, Afgani karşısında yüzde 29 değer kaybetti. Maşallah Taliban’ın ekonomi bilgisi, “Ekonominin kitabını yazdım” diyen Erdoğan’a taş çıkartır oldu.

ÇİN İŞİ JAPON İŞİ

Şimdi dışarıdan para bulmak için, yok pahasına neyimiz var neyimiz yok satacaklar. Sonra da arkasından buna “Yeni Ekonomi Modeli” diyecekler… “Çin işi, Japon işi” deyip milletimizin gözünü boyamaya kalkacaklar… Erdoğan şimdi “6 ayda işler düzelir” diyor. Bu işler bu kadar kolay mı? Şu anda Türkiye döviz kuru en istikrarsız parasının değeri en istikrarsız ülke oldu. Kurlardaki olağanüstü oynaklık nedeniyle, ülkede insanlar fiyat alıp veremez oldu. Üretimi durdurdular. Tıbbi cihaz satıcıları artık hastanelere mal vermemeye başladı. İthalatçı da, ihracatçı da ne yapacağını şaşırmış vaziyette. Peki paramızın arkasında duracak rezervlerimiz var mı? O da yok. 26 Kasım itibariyle net rezervlerimiz, 34,5 milyar dolar eksi bakiye veriyor. Yani Merkez Bankası’nın kasası 34,5 milyar dolar açık veriyor. Tek bir sente muhtaç… Ama Merkez Bankası çıktı, Dolar kurunu 13 lira 80 kuruşta tutmak için döviz sattı piyasalara müdahale etti. En büyük yanlışlardan birini yaptı kur için seviye işaret etmeye başladı.

MERKEZ KİMİN DÖVİZİNİ SATIYOR

Şimdi soruyoruz: Merkez Bankası kimin dövizini satıyor? Yabancı ülkelerden SWAP’la emanet alınan dövizleri mi? Ticari bankaların kendisine emanet ettiği, dövizleri mi? Yoksa milletin mevduatlarından kesilen, emanet döviz munzam karşılıklarını mı satıyor? Merkez Bankası olmayan rezervlerinden, son iki ihalede 1,5 milyar dolar sattı. Sattı ne oldu? Hiçbir şey. Dolar hala 14 lira sınırında. Faizler düştü mü? Orası da bir garabet. TCMB’nin fonlama faizi Kasım’dan bu yana tamam 18’den 15’e çekildi. Ama aynı dönemde 2 yıllık referans tahvil faizi, 18’den 21’e; 5 yıllık tahvilin faizi, 19’dan 23’e çıktı. Faiz düşecek, düşecek, düşürdük dediler, uzun vadeli faizleri sıçrattılar. Bu kadar istikrarsızlığın olduğu bir dönemde, kim, niye yatırım yapsın?

FAİZİ DÜŞÜRMENİN YOLU BELLİDİR

Bu ülkede aklı başında hiç kimse, faizin yüksek olmasından mutlu olmaz. Başta biz. Ama bu faizleri düşürmenin yolu da, yöntemi de bellidir. Faizlerin düşmesi enflasyon beklentilerinin gerilemesine, ekonomi yönetimine duyulan güvenin artmasına ve risk priminin düşmesine bağlıdır. Bugün bu ülkede hükümet, enflasyon beklentilerini düzeltecek, risk primlerini düşürecek hangi adımları atmıştır? Tersine ülkemizde enflasyon beklentilerini de, risk primini de artırmak için elinden geleni ardına koymamıştır. Sonuç? Eylül başında risk primi 359 iken ülkenin risk primi, şimdi ülkemizin risk primi 531’i geçmiştir.

ÇİN MODELİ DİYE EKONOMİYE ÇİN İŞKENCESİ YAPIYORLAR

Atalarımızın söylediği gibi, hesap bilmeyen kasap, ne bıçak bırakır, ne de masat. “Çin modeli uygulayacağım” diyen Erdoğan, ekonomiye artık Çin işkencesi yapmaktadır. Milletimizi her geçen gün daha da fakirleştirmektedir.  

BU GÖMLEK YAMA TUTMAZ

Bizim inancımızda; adaleti korumak, hakkı korumaktır. Hakkı korumak, halkı korumaktır. Biz hakkı da, halkı da, utancını yitirmişlerden, kalbi körelmişlerden korumak için, elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Erdoğan’ın bu ülkenin üstüne diktirdiği bu ucube rejim gömleği, artık yama tutmaz. Bu görülmüştür, anlaşılmıştır. Bu berbat elbisenin ilk sandıkta topyekûn çöpe atılması gerekir. Yepyeni, birinci kalite kumaştan, güçlendirilmiş parlamenter rejim elbisesini, milletimizle istişare ederek dikmeye ihtiyacımız vardır. Biz hazırız. Milletimiz de buna hazırdır. Milletimiz şahsım hükümetinin ne yaptığını görmüştür, notunu da vermiştir. Bu buhranı kimin çıkarttığını çok iyi bilmektedir. Bu buhranın müsebbibi olan kifayetsiz şahsım yönetimini evine göndermek için hemen sandığı beklemektedir.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

Soru- İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Koray Aydın’ın CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun olası cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin açıklamaları oldu. Dün de Meclis Genel Kurulu’nda adaylık tartışması yaşandı. Hem Koray Bey’in sözleri, hem de Meclis’teki tartışmalar hakkında sizin yorumunuz nasıl olur?

Faik ÖZTRAK- Genel Başkanımızın millet ittifakının cumhurbaşkanı adayı hakkındaki görüşleri artık kamuoyuna mal olmuştur. Bunların üzerine yorum yapmak gereksizdir. Genel Başkanımızın açıklamaları nettir, tevil götürmez.

Soru- Sayın Genel Başkanın dün bütçe görüşmelerindeki konuşması çok ses getirdi. AK Parti milletvekillerini de çok kızdırdı. Siz bu konuşmayı ve AK Partili vekillerin öfkesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce neden bu kadar öfke ve bu kadar kızgınlık vardı?

Faik ÖZTRAK- Dün Meclis kürsüsünde milletin gür sesi vardı. Cumhuriyet Halk Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı, sürekli halkımızın arasındadır. Milletimizin dertlerini ilk ağızdan dinlemektedir. Cumhur Koalisyonu artık milletin arasına ancak tebdili kıyafetle çıkabilmektedir. Mersin mitingimizdeki manzara Cumhur Koalisyonu’nun dengesini tamamen bozmuştur. Hep diyoruz, “Gerçekler acıdır, gerçekler acıtır.” AK Parti milletvekilleri de bu ülkede yaşıyor. Markette, pazarda milletimizin yaşadıklarını görmüyorlar mı? Milletin dertlerine çare bulunmasını onlarda bekliyor. Ama saray milletin derdine derman olamadıkça sıkıntıları artıyor. Onlar da artık Sarayın metal yorgunu olduğunu kabul ediyorlar. Derde derman olmayacağını kabul ediyorlar. Onun için Genel Başkanımızın bu gerçekleri ifade eden sözlerine kızıyorlar. Biz hep “seçim, seçim, seçim” diyoruz. Genel Başkanımız doğruları söylüyor, AK Parti milletvekilleri bu doğrulara kızmak yerine gereğini yapmaları gerekiyor.

Teşekkür ederim.

DEMOKRASİ TARİHİMİZ AÇISINDAN UTANÇ DUYULACAK BİR GÜN

CHP Sözcüsü Öztrak, TÜİK’in kapılarını CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na açmamasına tepki göstererek, “Bugün Türk demokrasi tarihi açısından utanç duyulacak bir gün yaşandı. Bu ülkenin 11 milyon 354 bin 190 yurttaşının oy verdiği ana muhalefet partisinin liderine devletin resmi istatistik kurumunun kapıları açılmadı. Milletine kapı pencere kapatan yöneticiler, devletin memuru gibi değil, Sarayın memuru gibi davranmıştır. Sayın Genel Başkanımızın karşısına çıkamayanlar neyin telaşındadır?” dedi.

Bugün açıklanan Kasım ayı enflasyon verilerini de değerlendiren Öztrak, üretici ve tüketici enflasyonu arasındaki makasın 33,3 puana çıkarak tüm zamanların rekorunu kırdığına dikkat çekti. Öztrak, “Üreticilerimiz olağanüstü hayırsever değilse, bu fiyatlar tüketiciye acaba neden yansımıyor?” diye sordu.

Saray talimatıyla ve ince işçilikle enflasyon rakamlarının budanmasının, milyonların hakkını gasbetmek anlamına geldiğini kaydeden Öztrak, “TÜİK bir devlet kurumudur. Öyle de davranmalıdır. Milletin hakkını gasbedenler, hesabını da verir” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şunları belirtti:

DEMOKRASİ TARİHİMİZ AÇISINDAN UTANÇ DUYULACAK BİR GÜN

Bugün Türk demokrasi tarihi açısından utanç duyulacak bir gün yaşandı. Bu ülkenin 11 milyon 354 bin 190 yurttaşının oy verdiği ana muhalefet partisinin liderine devletin resmi istatistik kurumunun kapıları açılmadı.

DEVLETİN MEMURU DEĞİL SARAYIN MEMURU

Devlet kurumlarındaki çürüme ve çöküş bir kez daha gözler önüne serildi. Bu kurumlar kimsenin tapulu malı değildir. Bu devlet hepimizin, bu kurumlar hepimizin. Milletine kapı pencere kapatan yöneticiler, devletin memuru gibi değil, Sarayın memuru gibi davranmıştır. Ana muhalefet partisi liderinin devlet kurumlarından bilgi alması bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak en doğal hakkıdır. Bugün Sayın Genel Başkanımızın karşısına çıkamayanlar neyin telaşındadır?

BAĞIMSIZ İKTİSATÇILARIN ENFLASYONU TÜİK’İN İKİ KATINDAN FAZLA

TÜİK’in enflasyon rakamları 22 milyon çalışanımız ve yaklaşık 12 milyon emeklimiz başta olmak üzere, tüm milletimizi yakından ilgilendirmektedir. Bugün tencereler boş, mutfaklar yanıyor. TÜİK’in enflasyonu ile halkın enflasyonu arasında büyük bir uçurum var. Farklı kurumların açıkladığı enflasyon rakamları ile TÜİK rakamları arasında büyük farklar var. Bağımsız iktisatçılardan oluşan Enflasyon Araştırma Grubunun açıkladığı enflasyon TÜİK’in iki katından fazla. Bu kadar farkın sebebi nedir?

ÜRETİCİ VE TÜKETİCİ ENFLASYONU ARASINDAKİ FARK REKOR KIRDI

TÜİK’in üretici ve tüketici fiyatları arasında da olağanüstü makas var. Üretici-tüketici fiyatları arasındaki fark 33,3 puanla tüm zamanların rekorunu kırdı. Üreticilerimiz olağanüstü hayırsever değilse, bu fiyatlar tüketiciye acaba neden yansımıyor? Yine vatandaşın muhatap olduğu kira ile TÜİK ’in açıkladığı kiralar arasında da büyük farklar var. Bu kadar fark nasıl oluşuyor? Bu da izaha muhtaç.

MİLLETİMİZ CEVAP BEKLİYOR

Önümüz kış ve TÜİK ’in rakamlarıyla bile, milletin en temel ihtiyaç malzemelerinin fiyatlarında olağanüstü artışlar var. Hal böyleyken, bu ve buna benzer pek çok soruya milletimiz haklı olarak cevap bekliyor.

MİLYONLARIN HAKKI GASBEDİLİYOR

Şu anda asgari ücret görüşmeleri devam ediyor. Saray talimatı ve ince işçilikle enflasyon rakamlarının budanması, milyonların hakkını gasbetmektir. TÜİK bir devlet kurumudur. Öyle de davranmalıdır. Milletin hakkını gasbedenler, hesabını da verir.

CHP Sözcüsü Öztrak’ın açıklamalarının grafikli tam metnine bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz:

https://twitter.com/faikoztrak/status/1466719711559880709?s=20

HEMEN SEÇİM, ACİL SEÇİM DEMEK ÜZERE MEYDANLARA İNİYORUZ

CHP Sözcüsü Öztrak, günün artık susma günü olmadığını belirterek, “Anayasal hakkımızı kullanarak, ‘Hemen seçim’, ‘Acil Seçim’  demek üzere meydanlara iniyoruz. İlk mitingimiz, 4 Aralık tarihinde Mersin’de olacak. Çocuğuna mama alamayan anaları, çocuğuna harçlık veremeyen babaları, ay sonunu getiremeyen işçilerimizi, yoksulluk sınırının altında yaşayan emeklilerimizi, sattığı malı yerine koyamayan esnafımızı, girdi maliyetlerinin altında ezilen çiftçimizi, umudunu kaybeden gençlerimizi, bu hükümetten sıdkı sıyrılan tüm yurttaşlarımızı, ‘Seçim, seçim, seçim’ demek üzere, meydanlara çağırıyoruz” dedi.

Erdoğan’ın kendisini uyaranlara ve “Kral çıplak” diyenlere “mandacı” yakıştırması yapmasını eleştiren Öztrak, “Mandacı kimdir biz söyleyelim. Mandacı; 30 yaşındaki bir İranlı sahtekârın, önüne yatanlardır. Ondan aldıkları dolarları, ayakkabı kutularında, evlerindeki çelik kasalarda saklayanlardır. Milli şerefimizin ve haysiyetimizin timsali, al bayrağımızı, bu dolandırıcıya, yandaş televizyonlarda dekor yaptıranlardır” diye konuştu.

Hükümetin oynadığı aciz senaryoda, Milli Güvenlik Kurulu’nu figüran yapmaya kalktığını belirten Öztrak, “Yıllarca askeri vesayet dediler, şimdi Milli Güvenlik Kurulu’ndan medet umar hale geldiler. Siz bu ekonomiyi ne zaman, nasıl Milli Güvenlik Kurulu’nun himmetine muhtaç hale getirdiniz? Ekonomi politikaları, ne zamandan beri askerin ve güvenlik bürokrasisinin görev alanına giriyor? Oldu olacak Merkez Bankası’nın başına da, emekli bir Albay atayın, olsun bitsin… Erdoğan Şahsım Rejiminin bu oyuna, Milli Güvenlik Kurulunu dâhil etmekteki muradı, ucube ekonomi politikalarını eleştirenlere gözdağı vermekse, biz bu darbeci kafaya da pabuç bırakmayız. Bunu da herkes böyle bilsin” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Sözlerime başlamadan önce, bugün Kilis’te, Suriye’den ülkemize yasa dışı geçişi engellemeye çalışırken şehit olan Piyade Uzman Çavuş Savaş Dinç’e Allah’tan rahmet, acılı ailesine, yakınlarına ve aziz milletimize sabırlar diliyorum.

İLK İŞ İSTANBUL SÖZLEŞMESİNE YENİDEN İMZA KOYACAĞIZ

Dün, “Kadına Karşı Şiddetle Mücadele” günüydü. Bu ülkede kadın olmak, ne yazık ki çok zor. Ekonomik ve sosyal baskıların yanında, kadına karşı artan şiddet, bu ülkenin acı bir gerçeği. Atanmış İçişleri Bakanı bu yıl, cinayete kurban giden kadın sayısının, geçtiğimiz yılı aşacağını söyledi. Ama buna bir de kılıf bulmayı ihmal etmedi. Kadın cinayetlerini bir kanalın içine koymuş. Cinayetler artıyormuş ama kanal aşağı doğru gidiyormuş. Kadınlar o ölüm kanalının içinde olmayı istemiyor. İstanbul Sözleşmesi’ne attığı imzayı geri çeken bu yönetime, defalarca söyledik: “Artan kadın cinayetlerinin, vebali sizin boynunuzda” dedik. Bu vebal, İçişleri Bakanının bahsettiği hiçbir kanala sığmaz. Biz bir kez daha tekrarlıyoruz. Gelir gelmez yapacağımız ilk işlerden biri, İstanbul Sözleşmesi’ne yeniden imza koymak olacak.  Kadına yönelik şiddete sıfır tolerans göstereceğiz.

ERDOĞAN YAPIMI BİR KRİZİN İÇİNDEYİZ

Ülkemiz yönetilmiyor, savruluyor. Kifayetsiz Erdoğan Şahsım Hükümeti eliyle, döviz piyasalarında büyük bir kaos yaratıldı. Erdoğan yapımı bu krizin yarattığı belirsizlik, istikrarsızlık, ülkemizde hem üretimi, hem ticareti vurdu. Erdoğan’ın ekonomiye kerameti kendinden menkul, ideolojik saplantıyla malul, kibirle yoğrulmuş bakışı, ulusal egemenliğimizin, ulusal itibarımızın simgesi milli paramızı pul etti. Milli paramızla beraber, yurttaşlarımızın cebindeki paranın satın alma gücü de hızla eridi, eriyor. İşçilerimiz, memurlarımız, emeklilerimiz, milyonlarca sabit gelirlimiz, her saniye daha da yoksullaşıyor. Çiftçilerimiz, artan girdi maliyetleri nedeniyle, tarlasına küstü. Çaresizlik duygusu, milletimizin boğazına yapışmış sıkıyor. Mutfaklarımızda büyük bir yangın var, tencereler boşalıyor. Marketlerde karne uygulaması başladı. Bazı ürünlerde bir alırsan, ikincisini vermiyorlar. Esnaf satacak mal bulamıyor. Sattığını da yerine koyamıyor. Fiyat etiketleri, sürekli değişiyor. Benzin pompalarındaki rakamlar, artık elektrik sayacından da hızlı çalışıyor.

TİCARET DURMA NOKTASINDA, ÇEKLER KABUL EDİLMİYOR

Ülkede ticaret durma noktasında. Çekler ödeme aracı olmaktan çıktı. Kimse çek kabul etmiyor. Ucube rejimle beraber zirve yapan ekonomik kriz, artık tüm milli varlıklarımızın değerini kemirip bitiriyor. Erdoğan ve Çamur İttifakının koalisyonunun küçük ortağı, sıcak para baronlarının, kara paracıların, manipülatörlerin, spekülatörlerin, akbabaların, milletimizin emek emek inşa ettiği milli varlıklarımızı, talan etmesinin önünü açtılar. Ucuza mal kapatmak isteyen spekülatörler, topraklarımızın, fabrikalarımızın, rafinerilerimizin, enerji santrallerimizin üzerinde, akbabalar gibi dolaşıyor. Milli servetimizi yağmalamak için fırsatçılar ellerini ovuşturuyor.

DIŞ BORCUN TL KARŞILIĞINDAKİ ARTIŞ YILLIK VERGİ GELİRİMİZ KADAR

Pul olan Türk parasının değeriyle ülkemizin borç yükü her saniye katlanıyor. Dış borcumuz, Haziran sonu itibariyle 446 milyar dolar. Bu borcun Türk Lirası cinsinden karşılığı yine Haziran ayından bu yana 1,5 trilyon lira arttı. Bu 2021’de toplanan vergilerin, 1,5 katı yani böyle bir kur farkı yükü, bu ucube koalisyon tarafından, milletimizin sırtına yüklendi. Bir avuç saray beslemesi dışında, herkes yarınından endişeli. Kimse önünü göremiyor. Çocuklarımız yatağa aç giriyor. Gençlerimiz gelecek umudunu yitirmiş, başka ülkelerde ekmeğini arıyor. Beşeri sermayemiz hızla yıpranıyor. Bir nesli kaybediyoruz. Halkımız, devletimiz, şirketlerimiz, milli servetimiz ve 800 milyar dolarlık Türkiye ekonomisi, yarı cahil, ehliyetsiz kadroların elinde büyük bir tehdit altında.

ORGANİZE CEHALET

Devlet yönetiminde, organize bir cehaletle karşı karşıyayız. Ülke hızla demokratik kazanımlarını yitiriyor. Yönetim hızla otoriterleşiyor. Tek adam şahsım rejimine geçildikten sonra yaşanan, kötüye gidişi durdurmak için yaptığımız tüm uyarılara, paylaşılan tüm çözüm önerilerimize rağmen, Erdoğan hatalarından dönmedi. Artık sorun ideolojik taassubun, kerameti kendinden menkul, ekonomik zırvaların ötesine geçmiştir. Ülkeyi yönetenlerin, gerçeklikle bağı tamamen kopmuştur. Devlet aklı yok olmuştur. Ucube rejime de, Erdoğan Şahsım Hükümetine de, artık güven kalmamıştır.

BU AMELİYATTA EKONOMİMİZ MASADA KALIR

Sarayın vesayeti altında ve beceriksiz kadroların elinde, mefluç hale getirilen bir Merkez Bankası, milli paramızın değerini koruyamamaktadır. Ekonomide kaos yaşanmaktadır. Hazine ve Maliye Bakanı ortada yoktur. Bu ülkede ekonomiye kim bakmaktadır belli değildir. Bakanın yerine yardımcısı sosyal medya mesajları atıp durmaktadır. Attığı her mesajda, piyasalardaki tedirginliği artırmaktadır. Türkiye ekonomisi, yarı cahillerin deneme yanılma tahtası olamaz. Yarı cahillerin yapacağı bir ameliyatta, ekonomimizin masada kalması kaçınılmazdır.

MANDACI KİMDİR BİZ ANLATALIM

Erdoğan kendisini akla davet edenlere, yanlıştan dönmesini isteyenlere, bugüne kadar hep hakaret etmiştir. Yetmemiştir tehdit etmiştir. Bugün bunları yapmaya da devam etmektedir. Maşallah koalisyonun küçük ortağı da, ondan geri kalmamaktadır. On parmağında on kara sağa sola çalmaktadır. Bir de tehditler savurmaktadır. Erdoğan kendine “Kral çıplak” diyenlere, hatalarını söyleyenlere, ülkeyi sıcak para baronlarına, kara paracılara, manipülatörlere, spekülatörlere, egemen güçlere yem ediyorsun diyenlere, “Mandacı iktisatçı” demiştir.

Biz kendisine mandacı kimdir, nedir bir anlatalım:

Mandacı; “Bu can bu tende kaldığı müddetçe, papazı vermem” diye millete caka sattıktan sonra, o papazı özel uçakla ABD Başkanının Oval Ofisine, bir gecede gönderendir.

Mandacı; kendisine “aptal olma” diye, mektup yazanların ayağına koşup, hakaret dolu mektubu, yüzlerine çarpamayıp, kedi gibi pısandır.

Mandacı; Rus uçakları İdlib’de 36 askerimizi şehit ettiğinde, bunun hesabını soramayan, üstüne üstlük Kremlin Sarayı’nın kapılarında dakikalarca bekleyip, bu halini de Rusların resmi televizyon kameralarına çektirerek kendini rezil edendir. Milletin itibarına sahip çıkmayandır.

Mandacı; Yunanistan burnumuzun dibindeki, adacık ve kayalıkları işgal ederken, sessiz kalıp, iki çift laf edemeyendir.

Mandacı; “Emevi Camii’nde namaz kılacağız” deyip, egemen güçlerin taşeronluğuna soyunup, beş milyon Suriyeliyi ülkemize doldurandır. Yine bir o kadar Suriyeliye de, Suriye’de bakmak zorunda kalandır.

Mandacı; milletimizin 10 milyarlarca dolarını, Suriye bataklığında bataklığa gömendir.

Mandacı; 30 yaşındaki bir İranlı sahtekârın, önüne yatanlardır. Ondan aldıkları dolarları, ayakkabı kutularında, evlerindeki çelik kasalarda saklayanlardır. Milli şerefimizin ve haysiyetimizin timsali, al bayrağımızı, bu dolandırıcıya, yandaş televizyonlarda dekor yaptıranlardır.

Mandacı; bu ülkenin atadan deden kalan tüm varlıklarını, limanlarını, çimento fabrikalarını, yem fabrikalarını ve pek çok tesisini yandaşlarına ve yabancılara peşkeş çekenlerdir.

Mandacı; Türk bankalarının verdiği krediyle, Türk Telekom’u Lübnanlı Hariri ailesine peşkeş çekendir.

Mandacı; Türk Telekom’un kârını Lübnan’a kaçırıp, kredi borcunu da milletimizin sırtına yıkanlara, göz yumanlardır. Tarlanın taşıyla, tarlanın kuşunu yandaşlarına vurduranlardır.

Mandacı; bu ülkenin en stratejik savunma tesislerinden biri olan, Tank Palet Fabrikasını, Katar ordusuna, beş kuruş almadan peşkeş çekenlerdir.

Mandacı; faiz lobilerini ağızlarından düşürmeyip, iktidarları döneminde 203 milyar doları, Londra’daki, New York’taki tefecilere faiz diye ödeyenlerdir.

Mandacı; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan yandaşlarına, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde, milli paramızla değil, Dolarla, Avroyla ihale verenlerdir.

Mandacı; yandaşa adrese teslim, Kamu-Özel İşbirliği peşkeşleriyle ilgili, anlaşmazlıkların çözümünde, Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinin yetkisini tanımayıp, Londra mahkemelerine o anlaşmalarla yetki verenlerdir.

Mandacı; bu milletin 128 milyar dolarını, Merkez Bankası’nın arka kapısından, hiçbir kurala ve teamüle uymadan, kendi siyasi ikbali için buharlaştırıp, bugün Türk Lirası’nı, kolu kanadı kırık ve savunmasız bırakanlardır.

Mandacı; ülkemizin itibarı olan milli paramızın, adı sanı duyulmamış paralar karşısında bile, gün görmüş kar gibi erimesine sebep olandır.

Mandacı; dün, 15 Temmuz’un finansörü olmakla suçladıkları, yandaş gazetelerde olmadık hakaretler ettikleri, bir ülkenin Veliaht Prensinin bugün ayağına, sırf 10 milyar dolar getirecek diye, türkuaz halı serenlerdir.

Mandacı; milli varlıklarımızın değerini düşürüp, yerlerde süründürenlerdir. Türkiye Varlık Fonu’na devredilen atadan dededen kalan son gümüşleri, yok parasına, körfez şeyhlerine pazarlamaya kalkanlardır.

MİLLETİMİZ GERÇEK MANDACILARI TANIR

Genlerinde Kuvayı Milliye ve Müdafa-i Hukuk olan milletimiz, mandacıyı çok iyi tanır. Milletimiz, “Kurtuluş Savaşı veriyoruz” diyenlerin, vatandaşın cebini nasıl boşalttığını, egemen güçlerin ve maşalarının, ceplerini nasıl doldurduğunu gayet iyi görmektedir. Mandacının, bir tek kendi cebini düşündüğünü, doların yeşilini nasıl sevdiğini milletimiz bilir.

SARAY’IN RİYAKARLARI DA YAMAN

Saray sosyetesinin riyakârları da, çok yamandır. Millet yokluk çekerken, “Bu ülkede yokluk diye bir şey yok, bolluk ortada!” derler. Market rafları, pazar tezgâhları yangın yerine dönmüşken, “İki kilo et yiyorsak, yarım kilo yeriz. İki kilo domates yerine iki tane alırız. Kış günü turfanda sebze kullanmak sağlığa zararlı” derler. Ama aziz milletimizde bunları bile alacak hal bırakmadıklarını maalesef görmezler.

Bu riyakârlar zulüm ettikleri milletimize; “Para kalmayabilir. Başınızı kaldırın şu yolların güzelliğine bakın. Bakın ne güzel yollar yapılmış. Gözünüz gönlünüz açılsın” diyecek kadar, Dolar, Avro garantili yollarla, milletin yarasına tuz basacak kadar kibirlidirler.

Bunlar utanmadan millete; “Aylarca belki soğan ekmek yiyeceğiz, ama güvenliğimizden asla taviz vermeyeceğiz” derler. Ama yandaş, akraba-i taallukat, besleme, lüks arabalarda, yatlarda, kotralarda gününü gün eder.

Bunların yapacağı Kurtuluş Savaşı’nda, saraylar, lüks uçaklar, yatlar, arabalar, efuliler kendilerinin olur, kuru soğan, ekmek millete kalır. Kurtuluş Savaşı diyerek kendileri yutarlar salkımı, millete ise verirler talkını.

BUNLARIN DAVALARI DA SAVAŞI DA DOLARIN YEŞİLİ

Bunların davaları da, savaşı da; doların yeşilidir. Saraylarıdır. Lüks uçaklarıdır. Yatlarıdır, kotralarıdır. Şişkin banka hesaplarıdır. Yüzbinlerce dolarlık lüks arabalardır. Asgari ücretin iki katını verip aldıkları sonra da boyunlarına takıp millete caka sattıkları, markalı atkılarıdır. Bunlar Kurtuluş Savaşı çığlıkları atıp üstatlarının, “Allah’ın on pulunu bekleye dursun on kul, bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul. Bu taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa” sözlerine parmak ısırtırlar.

DOLAR ARTTIKÇA BEŞLİ ÇETEYE AKAN PARA ARTIYOR

Kurtuluş Savaşı lafları size bol gelir. Bir şeyleri kurtarmak mı istiyorsunuz. Önce “Milletin cebinden beş kuruş çıkmayacak” deyip, milletin başına musallat ettiğiniz KÖİ talanından, milleti bir kurtarın bakalım. Son beş yılda milletimiz, bunlara verdiğiniz garantiler nedeniyle, geçmediği köprüye, tünele, yola, 9,5 milyar dolar ödedi. Önümüzdeki üç yılda da bu yandaş çetenin cebine, 14 milyar 601 milyon dolar konacağını şuanda mecliste görüşülmekte olan bütçe söylüyor. Dolar kuru bugünden 12 lirayı aştı bile. Dolar artınca, beşli çetenin bütçe üzerindeki vesayeti, bütçeden alacağı parada katlanacak.

TALANI DURDURUN MÜCBİR SEBEP İLAN EDİN

Bu talanı durdurun, bu garantileri TL’ye çevirin, bu yılın ödemelerini “Mücbir sebep” diyerek erteleyin. Buradan yapacağınız tasarrufu da emekliye, memura, asgari ücretliye verin. Sizin Türk Lirası’nı pul eden politikalarınız neticesinde, asgari ücretlinin cebinden çekip aldığınız aylık 152 doları derhal telafi edin. Çiftçiye destek borcunuzu ödeyin, pandemide esnafa verdiğiniz kredinin, en azından faizini hibe edin. Geri ödeme vadesini yayın. Yapabilirler mi? Yapamazlar. Çünkü onlar milleti unuttu. Milletin halini görmüyor, feryadını duymuyor. Onlar sadece kendilerini kurtarmayı düşünüyor. Milleti bekleyen tehlikelerin farkında bile değiller.

MUTFAKLARDAKİ YANGIN GELECEK SENEYE DE SARKACAK

Dalgalı kur rejiminde döviz krizi çıkardılar, bunu becerdiler. Şimdi o döviz krizi çiftçilerimizi ezip, geçiyor. Son bir haftada, ÜRE gübresinin tonuna, bazı illerimizde 2000 liranın üzerinde zam geldi. Antalyalı, Bursalı, Eskişehirli, İzmirli, Kocaelili, Mardinli, Sakaryalı, Ordulu çiftçilerimiz ne yapacaklarını şaşırdılar. Çiftçi tarlasına gübre atamadı. Şimdi tarlalarda verim düşecek. Mutfaklardaki yangın gelecek seneye de sarkacak. Milletimizin gıda güvenliğini tehlikeye attınız. Şimdi kendi çiftçinize destek olacağınıza, elin çiftçisini abat etmeye soyundunuz. Toprak Mahsulleri Ofisi, bizim çiftçilerimizden buğdayı 2 bin 250 liraya almıştı. Elin çiftçisine yüzde 50 daha fazla ödüyor. 3 bin 343 liraya buğday ithal ediyor. Bu nasıl bir kafa?  Türk çiftçisini borca batır, elin çiftçisini ihya et. Şimdi bu kimi kurtarma savaşı, kimin Kurtuluş Savaşı?

ŞİRKETLERİMİZİN DEĞERİ ERİYOR

Borsa şirketlerimizin değeri, Merkez Bankası’nın, “Ben artık enflasyona değil, çekirdeğine bakacağım” dediği gün, 205 milyar dolardı. İki ayda 171 milyar dolara düştü. Milletin borsadaki mal varlığı iki ayda 34 milyar dolar eridi. Yine Eylül’ün ilk haftasında, Varlık Fonu’nun elindeki varlıkların değeri, 34,5 milyar dolardı. İki ayda 23,5 milyar dolara düştü.

BAE, 10 MİLYAR DOLARLA VARLIK FONU PORTFÖYÜNÜN YARISINI ALABİLİR

Daha dün FETÖ darbesinin arkasında olduğunu söyledikleri, yandaş basınlarında etmedikleri hakaret bırakmadıkları, Birleşik Arap Emirlikleri’nin veliahtına, getirdiği 10 milyar dolarla, atadan dededen kalan son gümüşlerimizin, yarısını alma fırsatını altın tabakta sundular. Katar’a Tank Paleti peşkeş çekenlerin, şimdi de bu ülkenin bir başka göz bebeği savunma sanayi tesislerini, Birleşik Arap Emirlikleri’ne peşkeş çekeceğini uluslararası basın yazıp, çiziyor.

SEVSİNLER SİZİN KURTULUŞ SAVAŞINIZI

Sevsinler sizin Kurtuluş Savaşınızı. Bu ülke emperyalizme karşı, şanlı kurtuluş savaşını vermiş ve ulusça büyük bir zaferle bu savaştan çıkmayı bilmiş. Ama Erdoğan ne zaman ağzına, Ekonomik Kurtuluş Savaşı lafını alsa, kazanan hep egemen güçler ve maşaları oluyor. Kazanan hep Dolar ve Avro oluyor. Erdoğan bu lafı ilk kez Ekim 2018’de ağzına aldı, o gün dolar kuru, 5 lira 82 kuruştu. Ekim 2020’de ikinci kez ekonomik Kurtuluş Savaşı ilan ettiğinde dolar kuru da 8 lira 14 kuruş olmuştu. Şimdi aynı lafı ağzına aldı, dolar kuru 13,5 lirayı görmüştü.

YAPABİLECEKLERİ TEK HAYIRLI İŞ SANDIĞI GETİRMEK

Bunların millet için yapacakları tek hayırlı kurtarma, bu aziz milleti kendilerinden kurtarmaktır. Derhal sandığı milletin önüne getirmektir. Kaybolan güveni geri getirmek, milleti bu hayat pahalılığından çekip çıkarmak, başka türlü mümkün değildir. Hep söylüyoruz; “Çakma doktor candan eder. Çakma imam dinden eder. Çakma ekonomist, parayı pul eder.” Erdoğan’ın yaptığı tam da budur. Kendi beceriksizliklerinin, kendi yetersizliklerinin üstüne, bu milletin en şerefli savaşını, örtü yapmaya çalışmak, günahlarını bununla örtmeye çalışmak çok büyük ayıptır.

MGK’YI ACİZ SENARYOLARINA FİGÜRAN YAPIYORLAR

Hele hele, oynadıkları bu aciz senaryoda, Milli Güvenlik Kurulu’nu, figüran yapmaya kalkmak, tam bir kendini bilmezliktir. Bu ucube Partili Cumhurbaşkanlığı Sisteminin istismar etmediği, çürütmediği tek bir kurum, tek bir kurul ne yazık ki kalmamıştır.

Bir daha söyleyelim: “Bu krizin arkasında yabancı güçler falan yoktur. Bu krizin tek bir müellifi vardır. Erdoğan’dır, tabi onun yanında koalisyonunda küçük ortağıdır.” Artık miadını dolduran, metal yorgunu bir hükümetin, tevil kabul etmeyen zırva ekonomi politikalarının, Milli Güvenlik Kurulu kararıyla korumaya kalkmak, aczin ikrarından başka bir şey değildir. Vesayetçiliğin de daniskasıdır. Damadın dediği gibi, bu ucube sistemle “At izi it izine karıştı.” Ne yaptıklarının, neye sebebiyet verdiklerinin farkında bile değiller. Yıllarca “Asker siyasete niye karışıyor?”, “Askeri vesayet kabul edilmez” diyenler,  şimdi Milli Güvenlik Kurulu’ndan medet umar hale gelmişlerdir. Bu ülkede emekli amiraller gıkını çıkarınca, Montrö ile ilgili bir bildiri yayımlayınca, linç edilip, darbeci yapılıyor. Ama Milli Savunma Bakanı’nın, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı’nın, Genelkurmay Başkanı’nın, Kuvvet Komutanlarının bulunduğu kurulda “Dış güçler ekonomiyi tehdit ediyor” mealinde bildiri yayınlatmanın adı “ileri demokrasi” oluyor. Ben buradan soruyorum, siz bu ekonomiyi ne zaman, nasıl Milli Güvenlik Kurulu’nun himmetine muhtaç hale getirdiniz? Allah aşkına! Ekonomi politikaları, ne zamandan beri askerin ve güvenlik bürokrasisinin görev alanına giriyor? Oldu olacak Merkez Bankası’nın başına da, emekli bir Albay atayın, olsun bitsin… Erdoğan Şahsım Rejiminin bu oyuna, Milli Güvenlik Kurulunu dâhil etmekteki muradı, ucube ekonomi politikalarını eleştirenlere gözdağı vermekse, biz bu darbeci kafaya da pabuç bırakmayız. Bunu da herkes böyle bilsin.

BU HÜKÜMET MİLLİ GÜVENLİK SORUNU

İşte tüm bu kepazelikler, devlette yönetim krizinin, hangi aşamaya geldiğini göstermesi bakımından, ibretliktir. Çok açık söyleyeyim, bu ülkede tek milli güvenlik sorunu, gerçekle bağı tamamen kopmuş, kibir hastalığıyla malul Erdoğan’dır. Ne güzel demiş büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk: “En büyük savaş, cehalete karşı yapılan savaştır” İşte bu yarı cahil kadroları, sandıkta göndermeden, bu ülkenin ufkunu açmak mümkün değildir. Millete rahat bir nefes aldırmak hiç mümkün değildir.

SANDIK GELMELİ, BU HÜKÜMET GİTMELİ

Yarından tezi yok. Seçim sandığı milletin önüne getirilmelidir. Demokrasilerde sandıktan kaçılmaz. Sandıktan kaçan demokrat olamaz. Sandıktan kaçan, milletin gözünde de, gönlünde de sakıt olur. Biz Erdoğan ve bu ucube koalisyonun küçük ortağına, derhal seçim çağrımızı tekrarlıyoruz. Bu, uçurumdan önceki son çıkış için, makul bir çağrıdır. Aksi halde bu yarı cahil kadrolar elinde, ekmek yiyebileceğimiz, bir ekonomimiz bile artık kalmayacaktır. Bugün herkes demokrasiden yana taraf olmalıdır. Sandık talebini gür bir sesle, tahriklere kapılmadan dile getirmelidir.

HEMEN SEÇİM, ACİL SEÇİM İÇİN YURTTAŞLARIMIZI MEYDANLARA ÇAĞIRIYORUZ

Gün artık susma günü değildir. Dante’nin şu sözleri, herkesin kulağına küpe olmalıdır: “Cehennemin en karanlık yerleri, buhran zamanlarında, tarafsız kalanlara ayrılmıştır.”

Biz bu çerçevede, anayasal hakkımızı kullanarak, “Hemen seçim”, “Acil Seçim”  demek üzere meydanlara iniyoruz. İlk mitingimiz, 4 Aralık tarihinde Mersin’de olacak. Çocuğuna mama alamayan anaları, çocuğuna harçlık veremeyen babaları, ay sonunu getiremeyen işçilerimizi, yoksulluk sınırının altında yaşayan emeklilerimizi, sattığı malı yerine koyamayan esnafımızı, girdi maliyetlerinin altında ezilen çiftçimizi, umudunu kaybeden gençlerimizi, bu hükümetten sıdkı sıyrılan tüm yurttaşlarımızı, “Seçim, seçim, seçim” demek üzere, meydanlara çağırıyoruz.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorular varsa alıyım.

Soru- Ekonomideki bu tablo karşısında Hazine ve Maliye Bakanı Lütfü Elvan’ın sessizliği sürerken Bakan Yardımcısı Nurettin Nebati’den açıklamalar geldi. Düşük faiz politikasını sürdüreceğiz dedi. Bir yandan Elvan’ın bakanlıktan alınacağı ya da istifa edeceği konuşulurken diğer yandan da Bakan Yardımcısının açıklamaları geliyor. Nurettin Nebati’nin Berat Albayrak’a yakın bir isim olduğunu da düşünürsek siz bu tabloyu ve bu açıklamaları nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Ekonomide Erdoğan eliyle çıkarılmış büyük bir kaos var. Bunun karşısında Hazine ve Maliye Bakanının ağzını da bıçak açmıyor. Dün akşamdan beri yardımcısı sosyal medyadan mesaj verip duruyor. Sarayın kerameti kendinden menkul ekonomik zırvalarının peşine takılmış gidiyor. Ama zırvanın tevil götürmediğini bilmiyor. Ama öyle gözüküyor ki anlaşılan bakanın gidici olduğunu Bakan Yardımcısı anlamış. Saraya sosyal medyadan ben buradayım göreve hazırım diye mektup yazıyor işaretler yapıyor. Hazine ve Maliye Bakanına Ziya Paşa’nın sözlerini hatırlatmak isterim. Devlet insanı ne zaman çekildik izzeti ikbal ile babı hükümetten diyeceğini bilmelidir.

Teşekkür ederim.

FAİZİ DÜŞÜRMENİN REÇETESİ BELLİ

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, enflasyonun ve faizin düşmesini en çok kendilerinin istediğini, ancak faizin baskıyla, kalıcı şekilde düşürülemeyeceğini belirterek, “Faizi düşürmek için reçete bellidir. Önce doğruları yapacaksınız, riski azaltacaksınız, güveni artıracaksınız. Ekonomide kural olacak, kral olmayacak. Enflasyon hedefini hükümet, Merkez Bankası’nın da görüşünü alarak belirledikten sonra o hedefin tutturulmasıyla ilgili politikalara hükümet karışmayacak. Banka elindeki araçları bu hedefi tutturmak için, serbestçe kullanacak. Merkez Bankalarının en önemli sermayesi güvendir. Bankanın yöneticileri güven veren, liyakatli şahsiyetler olmalıdır” diye konuştu.

Güvenin ruh gibi terk ettiği bedene asla geri dönmeyeceğini hatırlatan Öztrak, “Artık ne Erdoğan’a ne de kadrolarına güven kalmıştır. Faizin düşmesi için yapılacak ilk işin seçim sandığının derhal milletin önüne getirilmesidir. Ülkenin yeni kurallarla, yeni kurumlarla, yeni kadrolarla teçhiz edilmesidir. CHP olarak bunu gerçekleştirmeye hazırız” diye konuştu.

2009’da döviz geliri olmayan şirketlere dövizle borçlanma izni verilmesinin ardından şirketlerin döviz açık pozisyonunun hızla arttığını söyleyen Öztrak, “O zaman Meclis kürsüsünden çok uyardık. ‘Aman buna dikkat edin, şirketlerin açık pozisyonu başımıza bela olur’  dedik. Aldığımız cevap, ‘Artık paradigmalar değişti’ oldu. Bu tarihten sonra artan özel kesimin dövizle borçlanması, ülkemizin en kırılgan ekonomiler arasında, ilk beşe girmesine neden oldu” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız bitti. Toplantımızda, Erdoğan Şahsım Yönetiminin, kendi eliyle çıkardığı döviz krizini, bunun ailelere, şirketlere ve finansal sisteme yansımalarını, giderek ağırlaşan kara kış tablosunu, mutfaklarda büyüyen yangını, memurun, işçinin, emeklinin halini ele aldık. Büyüyen döviz krizinin, derin bir ekonomik ve toplumsal çöküşe dönüşmemesi için, yapılması gerekenleri ve mevcut yönetime yapacağımız uyarıları tartıştık.

DOLAR KURUNA YENİDEN SIFIR EKLEMEK BU HÜKÜMETE NASİP OLDU 

Türk lirasından 6 sıfır 2005 yılında atıldı. Dolar kurunun, 1 liralardan 9 liraya yükselişi tam 16 yıl sürdü. Ama kurun 9 liradan, çift haneye geçişi ise sadece 1 ay sürdü. 10 liradan 11 liraya çıkışı ise sadece 6 gün. Böylece 6 sıfır atıldıktan sonra 16 yıl sonra, dolar kuruna yeniden ilk 0’ı koymak, Erdoğan Şahsım Hükümetine nasip oldu. Paramız sadece dolar karşısında değil, tüm yabancı ülke para birimleri karşısında, gün görmüş kar gibi eriyor.

TL SADECE DOLARA KARŞI DEĞİL, BAŞKA PARALARA KARŞI DA DEĞER KAYBEDİYOR

Türk Lirası son üç ayda: Bulgar Levasına karşı yüzde 20, Rumen Leyine karşı yüzde 20, Pakistan Rupisine karşı yüzde 18 değer kaybetti. Serhat şehrimiz Edirne, Bulgaristan’dan günü birlik gelenlerle dolup taşıyor. Bizim yurttaşlarımız dükkânlara yanaşamıyor. Ama sınırın öte tarafından gelenler. “Sizin paranız değersiz”, arabalarına ne var, ne yoksa dolduruyorlar. Doldurduklarını da Bulgaristan’a götürüp satıyorlar. Kapıkule sınır kapısında araba kuyrukları, uzadıkça uzuyor.

SERVET VE MÜLKİYET EL DEĞİŞTİRİYOR

Ülke sanki yağmalanıyor. Türkiye, böyle bir manzarayı hiçbir dönemde yaşamadı. Malımız, mülkümüz pazara çıkmış, yabancılara ucuz ucuz satılıyor. Servet ve mülkiyet hızla el değiştiriyor. Bundan 7 yıl önce, 4 dolara satılan banka hisseleri, şimdi yabancılar tarafından, 1 dolar 20 cente kapatılıyor. Dörtte bir fiyatına, yabancılar şirketlerimizi topluyor. Ne yazık ki ucuza kapatılan şirketleri, gayrimenkulleri, Türk varlıklarını, daha çok duyacağız. Ama ağızlardan yerliliği ve milliliği düşürmeyen, Erdoğan Şahsım Hükümeti ve Koalisyonu, yabancıların ucuza kapattığı malın, mülkün, gayrimenkulün yanına, bir de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını, promosyon diye koyuyorlar.

YABANCIYA VE DOLARI OLANA CENNET, VATANDAŞA CEHENNEM

Ne yazık ki ülkemizin durumu, ünlü yazar Stefan Zweig’ın, “Dünün Dünyası”  adlı kitabında anlattığı, Birinci Dünya Savaşı’ndan yeni çıkmış, Avusturya’nın halini andırıyor. Zweig otobiyografisinde, “Avusturya Kronu eriyip gittiği için, herkes İsviçre Frangı, Amerikan Doları istiyordu. Bunu fırsat bilen bir sürü yabancı, can çekişen Avusturya Kronunun leşini kemiriyordu. Viyana’daki tüm oteller, bu akbabalarla dolmuştu. Bunlar diş fırçasından, otellere kadar her şeyi satın alıyordu” diye şikâyet ediyor. Paranın değeri, itibarı işte bunun için önemlidir. Erdoğan Şahsım Hükümeti ve Koalisyonu, bugün paramızın da, ülkemizin de itibarını tüketti. Erdoğan yönetiminde ülkemiz; yabancılara, kazancı Dolar olana,  Dolarla, Avroyla gelir garantisi verdikleri yandaşlarına cennet, milletimize ise cehennem oldu. Hep dedik: “Bu hükümet, el iyisidir. Kendi yurttaşına nobran, elin insanına ise son derece müşfiktir.” 

DİPLOMALISI BÖYLEYSE

Cahil, bilmediğini bilir. Yarı cahil yarım yamalak bilgisiyle, her şeyi bildiğini sanır. Yarı cahillerin bilgileri kısıtlı, kibirleri ise sonsuzdur. Kendilerini allame-i cihan zannederler. Milleti kör, alemi de sersem sanacak kadar ölçüyü de kaybederler. Kâh, “Japonlar 114 lira olan, yen-dolar kurunu göstererek, kendi ekonomilerini değerlendiriyor mu?” derler. Komik duruma düşerler. Kâh çıkarlar, “Bugün Amerika’da enflasyon sıfırdan 7’ye çıkmış. Bu ne demektir? 7 kat artış” derler. Matematiğe rahmet okuturlar. Millete; “Bu kadar cehalet, ancak tahsille mümkün” dedirtirler. Gerçi, Meclis’te AK Parti Grup Başkanvekilliği yapan, ülkede bakanlık, başbakanlık yapmış bu isimlere bakınca, insan; “Bunların okumuşu, diplomalıları böyleyse, Allah bu milleti, diplomasız olanından korusun” demeden de edemiyor. Konfüçyüs’ün şu sözlerini zaman zaman hatırlatırım: Bildiğini bilenin arkasından gidiniz. Bildiğini bilmeyeni uyandırınız. Bilmediğini bilene öğretiniz. Bilmediğini bilmeyenden kaçınız. Ne yazık ki, bilmediğini bilmeyenler yüzünden, milletimiz çok ağır bedeller ödedi, ödüyor.

GECİKİLEN 5 DAKİKADA KİMLER DOLAR ALDI

128 milyar doların hesabı hala ortada yok. 128 milyar dolar, Erdoğan ve damadı tarafından, kendi siyasi ikballeri için hiç edildi. Merkez Bankası’nın arka kapısından, teamüllere ve kurallara aykırı bir şekilde, ihalesiz, hesapsız, kitapsız buharlaştırıldı. Bugün Türk Lirası tamamen savunmasız kaldıysa, bunun en önemli sebeplerinden biri de, bu buharlaşan 128 milyar dolardır. Bu nedenle milli paramız, spekülatörlerin, manipülatörlerin oyuncağı oldu. Son faiz kararı öncesinde yaşananları hep beraber gördük. Kurdaki oynaklık, olağanüstü seviyelere çıktı. Ama Merkez Bankası müdahale edemedi. Yetmez Merkez Bankası faiz kararının açıklanmasını, beş dakika geciktirdi. Belirsizliğe kendi eliyle zirve yaptırdı. O beş dakikalık zaman diliminde, soruyorum buradan ucuz dövizleri kim kapattı? Kimler o beş dakikadan sonra aldığı dövizleri satıp köşeyi döndü? Bunu sorduk. Şimdi bu konuda bir soru önergesi hazırlayarak, konuyu da TBMM gündemine taşıdık.

GELECEK YILIN EKMEĞİ BİLE TEHLİKEDE

Dolar almış başını giderken, paramız pul oluyor. Halkımız yoksulluğu, fukaralığı, iliklerine kadar hissediyor. Tezgâhlardaki, raflardaki malların, yanına yaklaşılmıyor. Fiyat etiketleri iki günde bir değişiyor. El yakıyor. Benzin istasyonlarında uzun kuyruklar, market raflarında kıtlık ve karaborsa emareleri başladı. Ayçiçek yağı, şeker ve un, artık altın muamelesi görüyor. Bir alan, ikinciyi alamıyor. Millet ucuz ekmek kuyruklarında saatlerce bekliyor. “Ekmeğin büyüğü, hamurun çoğundan olur.” Hamurun çoğu ise ancak bol unla yapılır. Ancak fırıncı un bulamıyor. Fırıncı esnafımız, “Kıtlık geldi de haberimiz mi yok?” diye, soruyor. Bu yılı geçtik. Gelecek yılın ekmeği bile tehlikede.

GIDA İÇİN 6 MADDELİK TEDBİR PAKETİ

Çiftçilerimiz artan döviz kuru ve gübre fiyatları nedeniyle, tarlasına gübre atamadı. Tarım Bakanlığı’na göre, son bir yılda, DAP gübresinin fiyatı yüzde 165, ÜRE gübresinin fiyatı yüzde 256 zam gördü. Tarladan sofraya kadar sorun her yerde. Ama Erdoğan Şahsım Yönetimi, milletin sorunlarını bırakmış. Koltuğunun derdine düşmüş. Genel Başkanımız hafta sonu, mutfaktaki yangına çözüm bulmak için çalıştı, sorunun paydaşlarıyla bir araya geldi. Sonrasında da Erdoğan Şahsım Hükümetinden, 6 maddelik bir tedbir paketini uygulamasını istedi.

Bu tedbirleri bir kez daha hatırlatalım:

Bir, Ziraat Bankası çiftçiye derhal 3 ay geri ödemesiz, faizsiz kredi versin.

İki, çiftçimizin su ve elektrik borçlarının faizi silinsin. Kalan borç, çiftçinin gelirine göre yeniden yapılandırılsın. Çiftçinin kullandığı elektrikte KDV, TRT Payı gibi ek kalemler tümüyle kaldırılsın.

Üç, Bankalarda ve Tarım Kredi Kooperatiflerinde, takibe düşen çiftçi borçlarının faizleri derhal silinsin. Bu kredilerin geri ödemeleri 6 ay ertelensin.

Dört, tarımsal üretimde kullanılan mazottan alınan KDV, önümüzdeki 6 ay boyunca kaldırılsın, son açıklanan tarımsal girdi destekleri, en az iki katına çıkarılsın.

Beş, gıda ürünlerinin çoğunda uygulanan yüzde 8’lik KDV, önümüzdeki 6 ay boyunca sıfırlansın.

Altı, Cumhuriyet Halk Partili belediyelerimizin pek çoğu, kooperatiflerle iş birliği yaparak, ucuz ve kaliteli gıdaya erişim sağlayan imkânlar sunuyor. Bu uygulama, hangi partiden olursa olsun, tüm belediyelere yaygınlaştırılsın.

Genel Başkanımız, marketlere de, milletle dayanışma için,  “Un, yağ, süt, bulgur, makarna, mercimek, yumurta, peynir, tuz ve her ay bir çeşit sebzeye, şu zor dönemde zam yapmayın” çağrısında bulundu. Bugün gösterilen fedakârlık ve dayanışmanın, biz iş başına geldiğimizde, elbette unutulmayacağını da söyledi.

TL’DEKİ DÜŞÜŞ ŞİRKET BİLANÇOLARINI VURUYOR

Türk Lirası’nın değerindeki serbest düşüş, şirketlerimizin bilançolarını da vuruyor. Ağustos sonu itibariyle reel sektörün, döviz açık pozisyonu yaklaşık 124 milyar dolardı. Dolar kuru Ağustos sonunda 8 lira 39 kuruştu. Şimdi 11 liranın üzerinde. Kurda yaklaşık 2 lira 66 kuruşluk artış var. Kur farkından, şirket bilançolarına 3 ayda gelen yük, tam 328 milyar lira. İş dünyasının çatı kuruluşları, “Faiz indiriyoruz, maliyet düşürüyoruz derken, bilançolarda kur kaynaklı tahribat, çok daha maliyetli” diye bas bas bağırmaya başladılar. Tabii bunun faturası da, ya zam, ya işten çıkarma, ya da kapanan şirketler, bunların sonucunda da, artan işsizlik olarak, milletimize çıkacak. İş dünyası çok tedirgin. Kurda artan oynaklık ve risklere bağlı olarak, bütçe yapamıyorlar. Gelecek yıl; girdilerini kaçtan alacağını, kaçtan borçlanacağını, malını kaçtan satacağını öngörmekte çok zorlanıyor.

DÖVİZ KRİZİNİN FİNANS VE REEL SEKTÖR KRİZİNE DÖNMESİ AN MESELESİ

Kurdaki artış ve oynaklıktan, ihracatçılarımız da memnun değil. Kaybolan öngörülebilirlik, ihracatçının fiyat vermesini her gün biraz daha güçleştiriyor. İç piyasada vadeli satışlar durmuş. Peşin parayla ticarette bile, kurdan gelen fiyat farkı, anında müşteriye yansıtılıyor. Böyle giderse yaşadığımız döviz krizinin, bir finans ve reel sektör krizine dönmesi an meselesi.

İLK GÜNAHI DA İŞLEDİLER

Devletin kur riski de çok yüksek. Hazine’nin, Eylül sonu itibariyle, toplam döviz borcu 144 milyar dolar. Bunun 32 milyar doları, yabancı parayla yurtiçinden alınan iç borç. Ekonomi yazınında kendi vatandaşından, yabancı parayla borçlanmaya “ilk günah” derler. Bu da Kayınpeder-Damat ikilisine nasip oldu. Ama bu, bunların işlediği günahların ne ilki, ne de sonuncusu… Eylül sonunda Hazine’nin, Merkez Bankasında tuttuğu döviz mevduatı, yaklaşık 15 milyar dolar. Bunu, Hazine’nin 144 milyar dolarlık borcundan düşersek, Hazine’nin döviz açık pozisyonu, yaklaşık 129 milyar dolar yapar. Eylül sonunda döviz kuru 8 lira 86 kuruştu. Şimdi 11 liranın üzerinde. Bu şekliyle Hazine’nin iki ayda, kur farkından yazdığı zarar, 282 milyar lira. Bu tabi, daha çok vergi demek, daha çok faiz ödemesi demek ve millete evde ödettirilecek daha büyük bedeller demek.

BEYİN HERKESTE VARDIR, AKIL HERKESTE YOKTUR

Gençlerin güzel bir benzetmesi var; “Beyin bir donanımdır. Herkeste bulunur. Ama akıl bir yazılımdır. Herkeste yoktur” diyorlar. Çok doğru bir laf. Ne yazık ki; Erdoğan Şahsım Yönetiminin akılsızlıklarının faturası, hep milletimize çıkıyor.

BÜTÇE GENEL KURUL’A GELMEDEN TARİH OLDU

Meclis’te görüşülen 2022 bütçesi, daha Genel Kurul’a gelmeden tarih oldu. Bütçede 2022 ortalama kur tahmini 9 lira 27 kuruş. Bugün dolar 11 lirayı geçti. Bu bütçenin artık ne faizi, ne de borcu tutar. Bütçede öngörülen maaş artışları, memuru da, emekliyi de enflasyona ezdirir. Sözleşmeliyi enflasyona ezdirir. Öngörülen yatırımlar, mevcut ödeneklerle yapılamaz. Çiftçiye verilen destekler yetmez. Bu bütçe esnafı da ayağa kaldırmaz. Bu bütçe sadece faiz lobilerini ve dolarla garanti verilen, yandaş müteahhitleri sevindirir. Şimdiden Osmangazi Köprüsü’nün geçiş ücretinin, 500 lirayı bulacağı gazetelerde yazılıp, çizilmeye başladı bile…

DEVALÜASYON YANDAŞI ABAT ETTİ, MİLLETİ PERİŞAN

Ekonomide “iktisadi kar” aldığınız kararların, örtük maliyetini de içerir. Ve çoğunlukla bu örtük maliyetler, açık maliyetlerden çok daha yüksektir. Onun için kamu yatırımları planlanırken, ince elenip, sık dokunur. Beş ölçülür, bir biçilir. Erdoğan’ın milletin başına bela ettiği, bu döviz garantili rant ihalelerinin örtük maliyetleri, yine kendisinin sebep olduğu devalüasyonla arşa çıktı. Devalüasyon yandaşı ve faiz lobilerini abad, milleti perişan ediyor. Eskişehir’de bir anne. SMA hastası çocuğunu yurt dışında tedavi ettirmek için düzenlenen bağış kampanyasında, yeterli parayı toplayamayınca, bunalıma girip yaşamına son verdi. Bu durum karşısında ne diyelim? Ne söyleyelim? Oysa bu ülkenin kaynakları, yandaş için değil de, millet için kullanılsaydı, SMA’lı yavrularımızın tedavileri için, kaynak bulmakta zorlanmayacaktık. Belki de o anne şimdi hayatta olacaktı.

ERDOĞAN İÇİN MİLLETİMİZ İKİNCİ TERCİH BİLE DEĞİL

Erdoğan Şahsım Hükümeti elinde, bir yanda dünyanın en pahalı arabalarının, hem de bunların en dolusunun alımında dünya şampiyonuyuz ama diğer yanda da sigorta borçlarını ödeyemediği için, yapılandırma isteyen milyonlar var. Bu taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa… Ekonomide yapılan bir tercih, diğer bir tercihten vazgeçiştir. Ülkenin kaynakları vardır, ama kaynaklar Erdoğan’ın tercihlerine göre kullanılmaktadır. Erdoğan tüm tercihlerini yandaşları ve elin evlatları için yapmaktadır. Milletimiz, Erdoğan’ın ikinci tercihi bile olamamaktadır.

KRİTİK YIL 2009

Erdoğan, 20 yıl önce iktidara geldiğinde, kucağında tüm dünyada güven uyandıran bir program buldu. Sorunlu, batık bankalar sistemden ayıklanmış, bankacılık sistemi güçlü bir hale getirilmişti. Yolsuzlukları engelleyecek çağdaş bir İhale Kanunu çıkarılmıştı, Merkez Bankası’na araç bağımsızlığı verilmişti. Bütün bunların üstüne bir de bizim gibi ekonomilere, tüm dünyadan ucuz kredi akmaya başlayınca, ekonomi uzun bir süre otomatik pilotta, rahat rahat ilerledi. Ama 2009’dan sonra, uçak otomatik pilottan alındı. Ondan sonra hatalar da ardı ardına yapılmaya başlandı. 2009’da döviz geliri olmayan şirketlere, dövizle borçlanma izni verildi. Şirketlerin döviz açık pozisyonu hızla arttı. Biz, o zaman meclis kürsüsünden çok uyardık. “Aman buna dikkat edin, şirketlerin açık pozisyonu başımıza bela olur”  dedik. Aldığımız cevap, “Artık paradigmalar değişti” oldu. Bu tarihten sonra artan özel kesimin dövizle borçlanması, ülkemizin en kırılgan ekonomiler arasında, ilk beşe girmesine neden oldu.

UYARDIK, DİNLEMEDİLER

Sermayenin yatırım iştahı yüksekken, ülkelerin hatalarını çok umursamaz, yarına bakar. Gözünü karartır ülkeye akar. Dünyadaki yükselen piyasa ekonomileri, 2002’den 2013’e kadar, işte böyle bir dönemi yaşamıştır. Tabi bu dönemi biz de yaşadık. Bunu yaşarken de hep şunu söyledik “Bak bu geçicidir bu fırsattan yararlanın, ekonomiyi tahkim edin” dedik. “Türk Lirasının suni şekilde, aşırı değerlenmesine izin vermeyin. Gelen paraları betona değil, döviz kazandıracak yatırımlara yönlendirin. Ülkemizin rekabet gücünü törpülemeyin. Likidite bolken, döviz rezervlerini güçlendirin, bu cari açığı yoksa sürdüremezsiniz” diye, çok uyardık. Cevap? Bize dediler ki, “cari açık finanse edildiği sürece sorun değil”.

YETKİSİ ÇOK SORUMLULUĞU YOK

Erdoğan Şahsım Hükümetleri, hep küresel risk iştahı bolken iş yaptı. Hep işler böyle gidecek sandı. Ama 2013 yılından sonra küresel sermayenin, seçiciliğinin artması, artık doğru politikaları uygulayan ülkeleri tercih etmesi dünyada yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Bu dönemde sermaye artık yanlış yapanı giderek daha fazla görüyor. Doğruları yapan ülkelere gidiyor. Hata yapma lüksü kalmadı. Ama Erdoğan bunun farkında değil. “Ne yapsam, ne söylesem, sermaye buraya akmaya devam eder” diye düşünüyor. Yaptığı hatalar nedeniyle sermaye kaçınca da, daha çok hata yapıyor. Hızını alamıyor, sağa sola saldırıyor. Olan bitenden kendi dışında herkesi sorumlu tutuyor. Hayat pahalılığı mı var? Marketler sorumlu. 128 milyar dolar mı buharlaştı? Damat sorumlu. Faiz mi yüksek? Faiz lobileri sorumlu. Ekonomi berbat mı oldu? Dış güçler sorumlu. Erdoğan’ın yetkileri çok, sorumluluğuysa hiç yok. Memnuniyetimizi Erdoğan’a, şikâyetlerimizi hep başkasına bildirmek durumundayız.

CARİ AÇIK PARASAL DEĞİL, YAPISAL BİR SORUNDUR

Hâlbuki bir sorunu çözmenin ön koşulu, önce doğru teşhisi gerektiriyor. Doğru teşhis konmadan, doğru tedavi olmaz. Cari açık evet önemli bir sorundur. Ve finansal kırılganlıklarımızı artırmaktadır. Ama cari açık parasal değil, yapısal bir sorundur. Yapısal sorunlara da getirilecek parasal çözümler kalıcı olmaz. Cari açık Merkez Bankalarının değil, hükümetlerin çözmesi gereken bir sorundur. Eğitimden, altyapıya, teşvik mekanizmasından, sanayi politikasına, farklı pek çok ekseni keser. Tüm bu eksenleri kapsayan tutarlı bir plan, gerçekçi bir strateji olmadan, sadece faizlerle oynayarak cari açık sorunu çözülmez.

FAİZİ DÜŞÜRMENİN REÇETESİ BELLİ

Faizin de, enflasyonun da düşmesini en çok biz isteriz. Çünkü bunlar vatandaşımızın cebini boşaltmaktadır. Ama bu, suni şekilde faizi baskılayarak olmaz. Faizi düşürmek için reçete bellidir. Önce doğruları yapacaksınız, riski azaltacaksınız, güveni artıracaksınız. Ekonomide kural olacak, kral olmayacak. Oyun içinde kural değiştirmeyeceksiniz. Enflasyon hedefini hükümet, Merkez Bankası’nın da görüşünü alarak belirledikten sonra o hedefin tutturulmasıyla ilgili politikalara hükümet karışmayacak. Bu Merkez Bankasının görevi olacak. Banka elindeki araçları bu hedefi tutturmak için, serbestçe kullanacak. Merkez Bankalarının en önemli sermayesi güvendir. Bankanın yöneticileri güven veren, liyakatli şahsiyetler olmalıdır. Güven ruh gibidir. Terk ettiği bedene asla geri dönmez. Artık ne Erdoğan’a ne de kadrolarına güven kalmıştır.

İLK İŞİMİZ MERKEZ BANKASI’NA YENİ BİR BAŞKAN ATAMAK

Dolayısıyla faizin düşmesi için yapılacak ilk iş, seçim sandığının derhal milletin önüne getirilmesidir. Ülkenin yeni kurallarla, yeni kurumlarla, yeni kadrolarla teçhiz edilmesidir. CHP olarak bunu gerçekleştirmeye hazırız. Gelir gelmez ilk işimiz, Merkez Bankası’nın araç bağımsızlığına sahip çıkacak, liyakatli, güvenilir, saygın, itibarlı bir Başkanı, atamak olacaktır. Ardından, Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sistemle, kuvvetler ayrılığını güçlendireceğiz. Can ve mal güvenliğini, kişi hak ve hürriyetlerini güvence altına alacağız. Hukukun üstünlüğünü sağlayacağız. Böylece hem ekonomide öngörülebilirliği artıracağız. Hem de ülkede huzuru sağlayacağız. Yolsuzlukla Mücadelenin yasal altyapısını güçlendireceğiz. Kamu İhale Yasasını, uluslararası kabul görmüş normlara, uygun hale getireceğiz. Kamu yatırımlarında etkinliği sağlayacağız. Kara parayla sonuna kadar mücadele edeceğiz. Sistematik vergi affı uygulamalarına son vereceğiz. Herkesin vergisini rahat rahat ödeyeceği, ekonomik ortamı sağlayacağız.

LİRANIN İSTİKRARINI SAĞLAYACAĞIZ

Türk lirasının istikrarını sağlayacağız. Sermayenin bol olduğu dönemlerde, döviz rezervlerimizi güçlendirme dâhil, gerekli makro-ihtiyati tedbirleri uygulayacağız. Kapsamlı bir kalkınma stratejisiyle cari açık meselesini tüm boyutlarıyla ele alıp, çözeceğiz. Yeşil ve dijital ekonomideki dönüşümleri yakalayacağız. Ülkemizi bu alanlarda üst basamaklara çıkaracak adımları, kararlılıkla atacağız. Tarımı ve sağlığı stratejik sektörler olarak tanımlayacağız. Bu sektörlerde kendi kendimize yeterlilik hedefimiz olacak. Tüm dünya Refah 3.0’ı tartışırken, biz bunun dışında kalamayız. Çokça kazanacağız, hakça paylaşacağız. Kimsenin büyüme sürecinin dışında kalmasına, izin vermeyeceğiz. Kaynaklar yandaşa değil, millete gidecek. Ve elbette dağımıza, taşımıza, derelerimize sahip çıkacağız. Çevresel sürdürülebilirliği ve Paris İklim Anlaşması’ndan doğan, uluslararası taahhütlerimiz çerçevesinde, Yeşil Enerjiye Dönüşüm Stratejisi’ni kararlılıkla uygulayacağız.

NE YAPACAĞIMIZI BİLİYORUZ, KADROLARIMIZ HAZIR

Biz ne yapacağımızı biliyoruz. Ülkemizi Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına taşımaya hazırız. Daha önce bu ülkeyi krizlerden çıkarmış, tecrübeli kadrolara sahibiz. Artık yapılacak bellidir. Seçim, seçim, seçim. Herkes bu saatten sonra, seçim talebini en güçlü şekilde dillendirmelidir. Milletimiz herkesin ne yaptığını gördü. Notunu da verdi. Şimdi kararını tebliğ etmek için, sandığı dört gözle bekliyor. Sandık geldiğinde de, Erdoğan Şahsım Hükümetine ve koalisyonun küçük ortağına tasdiknamesini verecek. Bunların hepsini evlerine gönderecek.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Hepinize dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Şimdi varsa sorular, onları alıyım.

Soru- AK Parti Elazığ Milletvekili Zülfü Demirbağ, “Ekonomik sıkıntı çekebiliriz, normal şartlarda bir kilo et yiyorsak yarım kilo yeriz, domates 2 kilo yerine 2 tane alırız. Kış günü turfanda sebzeleri kullanmak zaten sağlığa da çok faydalı değil” cümlesiyle vatandaşa tasarruf çağrısında bulundu. Siz bu çağrıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Saray ve şürekasının kira derdi yok, fatura derdi yok, yeme içme derdi yok, yedikleri önlerinde, yemedikleri artlarında. Milletin halini görmüyorlar, sesini duymuyorlar, milleti bunlar tamamen unuttular.

Erdoğan “eve ekmek götüremiyoruz” diyen vatandaşa “abartma” demedi mi? Saraydan millete “porsiyonları küçült” tavsiyesi gelmedi mi?

“Peygamberimiz mideyi boş bırakın der” diye akıl veren eski vekiller çıkmadı mı?

Enerji Bakanı doğalgaz fiyatlarındaki artışa karşı vatandaşa “kombiyi kısın” demedi mi?

Pahalı otoyollar için geçecek paranız yoksa da yolların güzelliğine bakın diyen vekile ne buyrulur?

Şimdi de bir başka AK Partili vekil çıkmış, “Eti az yiyin, domatesi turfanda yemeyin kış günü zararlıdır” diyor. İnsaf be kardeşim… Bırak eti, domatesi sebzeyi millette ekmek alacak hal bırakmadınız. Bunlar kibir abidesi oldular milletle alay ediyorlar. Utançlarını yitirmişler. Utancı giden kimsenin kalbi ölür.

Bunların gözleri var görmez, kulakları var duymaz, kalpleri de millete karşı mühürlü. Milletimiz “nası” ağızlarından düşürmeyenlerin bu hali görünce Erdoğan Şahsım Hükümetinin karanlığından sabahın aydınlığına tez elden ulaşabilmek için gece gündüz felak-nas duaları okuyor. Bunlara bir tavsiyede bulunayım. Öyle gözüküyor ki ekmeğe gelen zamlar da durmayacak. Erken davransınlar beyaz ekmeğin zararlarını millete şimdiden anlatmaya başlasınlar. Tekrar söylüyorum, bu işin bir tane çözümü var. Seçim, seçim, seçim.

Soru- Seyit Rıza bildirisi dağıtanlar hakkında suçu ve suçluyu övmek gerekçesiyle soruşturma başlatıldı. Karara çok sayıda destek geldi. CHP olarak sizin bu karar hakkındaki görüşünüz nedir?

Faik ÖZTRAK- Arkadaşlar soruşturma açılmışsa açılmıştır yargıya müdahale olmaz. Sonuçlarını bekleyeceğiz.

Teşekkür ederim.

TÜRK LİRASI MANİPÜLATÖRLERİN VE SPEKÜLATÖRLERİN ELİNDE OYUNCAK OLDU

CHP Sözcüsü Öztrak, Merkez Bankası’nın faiz kararından önce ve sonra kurda yaşanan hareketlilikte birilerinin birkaç saatte olağanüstü kazançlar sağladığını belirterek, “Birkaç saat içinde bazı manipülatörler, yanıltıcı bilgilerle piyasayı silkelemeye kalkmışlar, öyle anlaşılıyor. Bunlar deveyi de havuduyla götürmüştür” diye konuştu.

Faiz kararından bir saat önce, kurda görülen sıra dışı hareketlerin sebebinin ve Merkez Bankası kararının geç gelmesinin sebebinin açıklanması gerektiğini belirten Öztrak, “Anlaşılan tam da faiz kararı açıklanacakken, Merkez Bankası’nın trafosuna kediler girmiş. Normal bir ülkede bu gecikme bile, tek başına ciddi bir soruşturma konusudur. Merkez Bankası kararının açıklanmasının geciktiği 5 dakikada, acaba kimler dolar almıştır? Merkez Bankasının kasası kimler için açılıp kapanmıştır? Bunlar arasında saray ve şürekâsı veya onların yakınları var mıdır? Bunlar mutlaka kamuoyuna açıklanmalıdır” dedi.

Para Politikası Kurulu kararından önce, Türk lirasının kolunu kanadını kırmak için elden ne gelirse yapıldığına dikkat çeken Öztrak, “Türk Lirası spekülasyona, manipülasyona açık hale getirilmiştir. Yaşananlar ‘Bu kadar da tesadüf olmaz’ dedirtmektedir. Sanki bir takım ‘organize işler’ vardır” değerlendirmesinde bulundu.

Merkez Bankası Başkanının, “Ben enflasyonun kendisine değil, çekirdeğine bakacağım” dediği günden bu yana Türkiye’nin dış borcunun TL karşılığının 3 trilyon 711 milyar liradan 4 trilyon 784 milyar liraya çıktığını belirten Öztrak, “İki ayda kişi başına düşen dış borcumuz, tamı tamına 12 bin 707 lira artmıştır. Bu çok korkunç bir faturadır. Milletimiz şu yok gününde daha çok çalışacak, yemeyecek, içmeyecek ve Erdoğan’ın önüne koyduğu 12 bin 707 liralık faturayı çatır çatır ödeyecek. Bunun adı zulümdür. Zulümle abat olunmaz. Zulümle abat olanın, akıbeti berbat olur” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Sözlerime başlarken, dün, Covid-19’a karşı verdiği mücadeleyi kaybederek, yaşama veda eden, Kahramanmaraş Milletvekili, Sayın İmran Kılıç’a Allah’tan rahmet diliyoruz. Tüm sevenlerine, ailesine ve Kahramanmaraşlılara, başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz. Yine Mersin’de, güzeller güzeli yavrumuz Müslüme’yle ilgili maalesef yürekleri yakan acı bir haber geldi. Müslüme kızımıza Allah’tan rahmet, acılı ailesine sabır diliyoruz. Bu acı olayın ayrıntılarının, bir an önce açığa çıkarılmasını da bekliyoruz.

EKONOMİNİN KİTABINI YAZDIM DERKEN, MİLLETİN DEFTERİNİ DÜRDÜ

Türkiye’miz yönetilmiyor. Savruluyor. Büyük bir buhranın içindeyiz. Ekonomi yangın yeri. Pahalılık, işsizlik, yoksulluk milletimizin boğazına yapışmış, sıktıkça sıkıyor. Göz göre göre alınan yanlış kararlar, oyun içinde kural değiştirmeler, birbiriyle çelişen açıklamalar sonucunda, Türk Lirası’nın değeri serbest düşüşe geçti. Üreticiler fiyat veremiyor. Vadeli satışlar durdu. İğneden ipliğe her şeye saat başı zam geliyor. Marketler sattığı mal sayısına kota uyguluyor. Bir tane alırsan, ikincisini vermiyor. Fiyatı dolara endeksli ürünler, yavaş yavaş piyasadan çekiliyor. Tezgâh altına iniyor. Bazı mallarda karaborsa ve kıtlık emareleri başladı. Önümüz kış. Hem de kapkara bir kış. Yaşadığımız bu kâbusun nedeni, ekonominin kitabını yazmakla böbürlenenlerin, milletimizin defterini dürme konusundaki kararlılıkları.

EŞİ GÖRÜLMEMİŞ SKANDALLAR

Ekonomi tarihimizde, eşi görülmemiş skandallara, Erdoğan Şahsım Hükümetleri döneminde şahit olduk. Bunların döneminde 128 milyar dolar, yasaya, yerleşik kural ve teamüllere aykırı olarak, Merkez Bankasının arka kapısından, istediklerine, istedikleri fiyattan verilerek, buharlaştırıldı. Geçilmeyen köprü ve otoyollar, uçulmayan havalimanları için, yandaş çetesine, dövizle ballı gelir garantileri, yine bunların döneminde verildi. Bunların döneminde TELEKOM, Lübnanlı Hariri ailesine, Türk bankalarının açtıkları kredilerle finanse edilerek peşkeş çekildi. TELEKOM’un karı Hariri’lere kaldı. Haririlerin borcu da milletimizin sırtında kaldı. Tarlanın taşıyla, tarlanın kuşu vurduruldu. Bir dönem medyanın amiral gemisi, Ziraat Bankası’nda, şimdilerde de geri ödenmesinde sorun olduğu söylenen 750 milyon dolarlık bir kredinin tahsisiyle yandaşlara bunların döneminde teslim edildi. Milyarlarca dolarlık Tank-Palet Fabrikası, Katar ordusuna, hem de tek kuruş alınmadan, yine bunların döneminde peşkeş çekildi. Bunların dönemindeki vurgunları, teker teker anlatmaya kalksak, ciltler dolusu ansiklopedi olur.

TÜRK LİRASI MANİPÜLATÖRLERİN VE SPEKÜLATÖRLERİN ELİNDE OYUNCAK EDİLDİ

Dün, yine büyük bir rezalete şahit olduk. Erdoğan’ın “kitabını yazdım” dediği ekonomide, Türk Lirası, manipülatörlerin, spekülatörlerin elinde oyuncak edildi. Dün mesai başladığında dolar, 10 lira 80 kuruştu. Öğle saatlerine kadar da, 10 lira 67 kuruşla 10 lira 80 kuruş arasında gitti geldi. Ama saat 12:20’de dolar kuru 10 lira 84 kuruştu ama bundan sonra bir saat içerisinde, freni boşalmış kamyon gibi birdenbire, 10 lira 48 kuruşa kadar düştü. Bir saatte döviz kurunda 36 kuruşluk düşüş, sıradan bir hareket değildir. Merkez Bankası Para Politikası Kurulu kararının, beş dakika gecikerek 14:05’te açıklanmasından sonra, Dolar kuru önce 10 lira 73 kuruşa sıçradı. Ardından da 10 lira 92 kuruşu gördü. Tüm bunlar, Saat 12:20 ile 14:20 arasındaki, iki saat içinde gerçekleşti. Ondan sonraki iki saate ise dolar tabelası, maşallah elektrik sayacından da hızlı çalıştı. Dolar 11 lira 22 kuruşa kadar çıktı. Doları 10 lira 84 kuruştan satıp, bir saat sonra, 10 lira 48 kuruştan alan bir kişi, bir milyon dolarlık bir işlem yaptıysa, şu bir saat içinde 34 bin 351 dolar kar etti. Saat 13:34’te elinde 1 milyon 34 bin 351 dolar vardı. Aynı kişi 40 dakika sonra saat 14:14’te bu dolarları 10 lira 92 kuruştan sattıysa, bu sefer eline 11 milyon 295 bin lira geçti. 1 milyon doları satarak başlanan işlemler, zadece iki saatte bunu yapanın 455 bin 114 lira kar etmesiyle bitti.

DEVEYİ HAVUDUYLA GÖTÜRDÜLER

İki saatte birileri yüzde 4 karı cebe indirdi. Aslında bu kişi biraz daha sabırlı davrandıysa, iki saat daha beklediyse, dolar kuru 11 lira 22 kuruşa ulaştığında, elindeki 1 milyon 34 bin 351 doları bozdurduysa, TL cinsinden kârı, yüzde 7’yi buldu. Şimdi yıllık faizin yüzde 15’e düşürülmeye çalışıldığı bir ortamda, iki saatte yüzde 4 kâr, dört saatte yüzde 7 kâr bunlar olağanüstü yüksek kazançlar. Birkaç saat içinde bazı manipülatörler, yanıltıcı bilgilerle piyasayı silkelemeye kalkmışlar öyle anlaşılıyor. Deveyi de havuduyla götürmüştür.

BU SORULAR YANITLANMALI

Burada sorulması ve cevaplanması gereken sorular var. Birincisi Para Politikası Kurulu kararından bir saat önce, kurda görülen bu sıra dışı hareketin arkasında ne vardır, kim vardır? Bu bir saat içerisinde, piyasanın kulağına kim, ne üfledi de, dolar serbest düşüşe geçti? Piyasa 100 baz puan faiz indirimini fiyatlamışken, “Faiz indirimi olmayacak, pas geçilecek.” Hatta “faiz artırımı olacak” diye bir spekülasyon yapıldı mı? Yapıldıysa bu spekülasyon kimler tarafından yapıldı? Kim elindeki dolarları 10 lira 84 kuruştan sattı? Kim 10 lira 48 kuruştan dolar topladı?

MERKEZİN TRAFOSUNA KEDİLER GİRMİŞ

İkincisi, Merkez Bankası faiz kararını, neden beş dakika geç açıkladı? Buradan açıkça ifade edeyim, faiz kararının beş dakika geç açıklanması, başlı başına bir skandaldır. Anlaşılan tam da faiz kararı açıklanacakken, Merkez Bankası’nın trafosuna kediler girmiş. Normal bir ülkede bu gecikme bile, tek başına ciddi bir soruşturma konusudur. Merkez Bankası kararının açıklanmasının geciktiği 5 dakikada, acaba kimler dolar almıştır? Merkez Bankasının kasası kimler için açılıp kapanmıştır? Bunlar arasında saray ve şürekâsı veya onların yakınları var mıdır? Bunlar mutlaka kamuoyuna açıklanmalıdır.

REZALET ZİNCİRİ İKİ GÜN ÖNCE BAŞLADI

Tabii bu arada, faiz kararı açıklanmadan, iki gün önce yaşananlar da ayrı bir rezalettir. İki gün önce, Hazine ve Maliye Bakanı çıktı “Faizin düşmesi için, enflasyonun düşmesi gerektiğini” söyledi. Yetmedi kurumlar görevini yapsın diyerek Merkez Bankası’na da görevini hatırlattı. Doğru da yaptı. Ertesi gün Cumhurbaşkanı koltuğunda oturan, AK Parti Genel Başkanı mecliste yaptığı grup toplantısında kürsüye çıktı, “Faiz sebep, enflasyon sonuçtur, bunu kabul etmeyenle, aynı yolda yürümem” diyerek, kendi Bakanına ayar verdi. Pimini çektiği bombayı döviz piyasasına attı. Bu da yetmedi. Hükümet tam da faiz kararının alınacağı günün gecesinde, Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında, dikkatinizi çekiyorum Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında, 32 Sayılı Kararname’de değişiklik yaptı. Piyasaların kafasını iyice karıştırdı. Hazine’nin döviz işlemlerine, üst sınır getireceği algısı piyasada oluştu. Bunun üzerine gün içinde aynı konuda bir başka düzenleme daha yapıldı. Mükerrer Resmi Gazete yayımlandı. Hazine’nin işlem limitini belirleme yetkisinin, kimlik ibrazıyla ilgili olduğu ifade edildi. Bu arada tabi döviz piyasasındaki tedirginlik başını alıp gitmişti.

OKSİMORON: TL’NİN KIYMETİNİ KORUMAK DERKEN KIYMETİNİ DÜŞÜRDÜLER

Erdoğan Şahsım Yönetiminin beceriksizliği, yeni bir oksimorona sebep oldu. Düzenlemenin yapıldığı tebliğin adı, “Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ.” Ama bunlar, Türk parasının kıymetini koruması gereken tebliğde yaptıkları düzenlemeyle maşallah tebliği Türk parasının değerini düşürme tebliğine çevirdi.

BU KADARI TESADÜF OLAMAZ

Döviz piyasalarında manipülasyon yapmak zordur bu bilinir. Döviz piyasasında manipülasyon yapmak, Vadeli İşlem ve Opsiyon Piyasası’nda, Borsa İstanbul’da, manipülasyon yapmaya da benzemez tamam. Ama Para Politikası Kurulu kararından önce, Türk lirasının kolunu kanadını kırmak için, elden ne gelirse yapılmıştır. Türk Lirası spekülasyona, manipülasyona açık hale getirilmiştir. Yaşananlar “Bu kadar da tesadüf olmaz” dedirtmektedir. Sanki bir takım “organize işler” vardır.

GİZLİDE GEBE KALAN AŞİKAREDE DOĞURUR

Tekrarlayayım, dün saat 12:20 ile 16:30 arasında, döviz piyasasında yaşananlar sıradan işler değildir. Ve bu işlemler mutlaka soruşturulmalıdır. Kimse şunu unutmasın; gizlide gebe kalan, aşikârda doğurur. Hile ile iş gören, mihnet ile hesap verir.

EKONOMİDE KIRMIZI PAZARTESİ: KATİL BELLİ, KURBAN BELLİ

Ama bu arada olan da milletimize olmaktadır. Milletimizin satın alma gücü, milli paramızın değeri, güneş görmüş kar gibi erimektedir. Yazı-tura için paramızı havaya atmak gerçekten tehlikelidir, yere inene kadar para değer kaybetmektedir. Paramız, tarihimizin hiçbir döneminde, bu kadar savunmasız, bu kadar sahipsiz kalmamıştır. Milletin 128 milyar dolarını hiç edenler, şimdi de Türk Lirasının spekülatörler, manipülatörler tarafından dövülmesini, sessizce köşelerinden izlemektedir. Çünkü bankanın kasasındaki cephane siyasilerin kendi ikballeri için yenilip bitirilmiştir. Merkez Bankası’nın net döviz kasası 12 Kasım itibariyle, 35 milyar dolar açık vermektedir. Ekonomimiz, göz göre göre, cinayete kurban edilmektedir. Güzelim ülkemiz, Gabriel Garcia Marquez’in, “Kırmızı Pazartesi” romanındaki ruh halinde. Herkes bir cinayet işleneceğini biliyor. Kurbanın kim olduğu belli. Cinayeti işleyecek katil de belli. Ama muhalefet partilerinin dışındaki Sivil Toplum Kuruluşlarının tamamı ve yandaş medya yaşananları sessizce izliyor. Kimsenin gıkı çıkmıyor. Ama bu cinayetin kurbanı; Türkiye ekonomisidir. Bu cinayetin kurbanı, çocuklarımızın, torunlarımızın geleceğidir. Bu cinayetin kurbanı, evlerimizdeki huzurdur, sofralarımızdaki berekettir. Bu cinayetin kurbanı, emeklimizdir, işçimizdir, memurumuzdur, tüm sabit gelirli yurttaşlarımızdır. Bu cinayetin kurbanı, sattığı malı yerine koyamayan, her gün etiket değiştirmek zorunda kalan esnafımızdır. Bu cinayetin kurbanı, tarlasına gübre atamaz hale gelen çiftçimizdir. İneğini kesen besicimizdir. Bu cinayetin kurbanı, dolarla borcu olan iş insanımızdır. Ve taammüden işlenen bu korkunç cinayetin faili de, Erdoğan Şahsım Yönetimidir, Erdoğan’dır. Bugün Türkiye’miz, bir suç mahalline dönmüştür. Türkiye ekonomisi göz göre göre boğazlanmaktadır. “Milleti faize ezdirmeyeceğim” diyenler, milletimizi dolara ezdirmektedir. Milleti şuradan buradan sesleniyorum milletimizi faize ezdirmeyeceğim diyenler eğer samimiyse, önce işe devletin alacaklarına uyguladıkları yüzde 19,2 faizi düşürmekle başlamalıdır.

KİŞİ BAŞINA DÜŞEN DIŞ BORÇ 12 BİN 707 LİRA ARTTI

8 Eylül tarihinde, Merkez Bankası Başkanının, “Ben enflasyonun kendisine değil, çekirdeğine bakacağım” dediği gün, ülkemizin dış borcunun TL karşılığı, 3 trilyon 711 milyar liraydı. Bugün aynı borç, 4 trilyon 784 milyar lira. İki ayda kişi başına düşen dış borcumuz, tamı tamına 12 bin 707 lira artmıştır. Bu çok korkunç bir faturadır. Milletimiz şu yok gününde daha çok çalışacak, yemeyecek, içmeyecek ve Erdoğan’ın önüne koyduğu, 12 bin 707 liralık faturayı çatır çatır ödeyecek. Bunun adı zulümdür. Zulümle abat olunmaz. Zulümle abat olanın, akıbeti berbat olur.

ASGARİ ÜCRETTE ÖNCE KAYBI TELAFİ EDİN, ARTIŞI SONRA KONUŞUN

Zulüm sadece bununla da sınırlı değil… Türkiye tüm Avrupa’da Arnavutluk’tan sonra, en düşük asgari ücrete sahip ekonomi. Piyasadaki mevcut dolar kuruyla, net asgari ücret 257 dolara kadar düştü. Bu, 2005’teki asgari ücretin gerisinde. Sene başından bu yana, kurdaki artış nedeniyle asgari ücretteki kayıp 130 dolara dayandı. Bugün asgari ücrette artış konuşulacaksa, önce bir kere bu kaybı telafi edeceksiniz. 2 bin 826 liralık asgari ücretin üzerine, bir tane bin 445 lirayı koyacaksınız, ondan sonra artışı konuşacaksınız.

O KAYNAKLAR MİLLET İÇİN KULLANILABİLİRDİ

Ekonomide alınan her kararın, bir fırsat maliyeti vardır. Erdoğan’ın döviz kurunu sıçratan yanlış kararları, yaklaşan kara kış öncesinde, milletimizi iyice korumasız bırakmıştır. Eğer bu ekonomi doğru dürüst yönetilseydi, bugün ortaya çıkan yanlış kararlar neticesinde ortaya çıkan ilave dış borç yüküne tahsis edeceğimiz kaynaklar milletimiz için kullanılabilirdi. Kurulacak Kara Kış Fonu’ndan, yaklaşık 10 milyon emeklimize, kış öncesi 2 bin lira destek verilirdi. O da yetmez yaklaşık 8 milyon işsizimize, yine 2 bin lira kış desteği dağıtılabilirdi. Ayakta durmaya çalışan 2 milyon esnafımıza, 5 bin lira kara kış desteği verilebilirdi. Bütün bunlar verildikten sonra da kasada hala 1 trilyon 26 milyar lira kalırdı. Ama bu imkanlar, Erdoğan’ın yanlış kararları neticesinde heba ediliyor.

SEÇİM, SEÇİM, SEÇİM!

Bundan tam 20 yıl önce, Erdoğan gırtlağını yırtarak, meydanlarda bağırıyordu. “Millete gidebiliyorlar mı? Yüzleri var mı? Esnafın arasına çıkabiliyorlar mı? Halkın arasına girebiliyorlar mı? Köylünün arasına girebiliyorlar mı? Pamuk tarlasına girebiliyorlar mı? Pancarda varlar mı? Hayır! Öyleyse tek çözüm kalıyor. Seçim, Seçim, Seçim”.

ONLAR MİLLETE GİDEMİYOR, BİZ MİLLETİN İÇİNDEYİZ

Evet, bugün ne Erdoğan, ne de koalisyonun küçük ortağı, millete gidemiyor. Çünkü yüzleri yok. Biz sürekli milletimizle iç içeyiz. Sayın Genel Başkanımız başta olmak üzere, Merkez Yönetim Kurulumuz, Parti Meclisimiz, Milletvekillerimiz, Örgütümüz milletimizle beraberiz.

AFYON VE KÜTAHYA İZLENİMLERİ

Ekonomi Masası olarak, bu hafta Afyonkarahisar ve Kütahya’daydık. İş dünyasının temsilcileriyle, işçilerimizle, esnafımızla, demokratik kitle örgütleriyle görüştük, buluştuk. Erdoğan milletin sesini duymuyor. Ama biz dinliyoruz. Afyon’da sucuk imalatçısı bir esnafımız; “Hayvan ucuz, yem pahalı. Geçen yılla fiyatlarda yüzde 35 fark var. Dövizle beraber bizim fiyatlar da yukarı gidiyor” dedi. Yine Afyon’da bir lokantacı esnafımız; “Orta halli kalmadı. Artık ya fakir var, ya zengin. 2 sene önceki yağın fiyatını artık hatırlamıyorum. 2 sene sonra ne olacak onu da düşünemiyorum. Bu belirsizlik çok kötü” diye şikâyetini dile getirdi. Bir kahvede karşılaştığımız kamyoncu esnafımız; “Osmangazi’den gidiş-geliş 700 lira. Veremiyoruz. İcrayla alıyorlar” dedi. Döviz garantili köprülerden şikâyet etti. Yine Kütahya’da, mağazacılıkla uğraşan bir esnafımız, “En geç iki haftada bir, etiket değiştiriyoruz. Satmakta zorlanıyoruz. Sattığımızı yerine koyamıyoruz” diye dertlendi. Kütahyalı bir kuyumcu esnafımız, “Sermayemizi tutmaya çalışıyoruz. Her şey aldı başını gitti. Her gün eriyoruz” diye şikâyet etti. Kütahya’da bir mobilyacı esnafımız, hem esnafın hem de çiftçinin durumunu özetledi. Bundan iki yıl önce çiftçilik yapan bir hemşerisine, tamamı harmanda ödenmek üzere vadeli mobilya satmış. Aynı çiftçi bu defada evladına mobilya almak için gelmiş. Bu sefer “Ödemenin yarısını pancarda, yarısını da harmanda yaparım” demiş. Ama mobilyacı, “Malımı bu kadar belirsizlik varken, bir gün dahi vadeli satamadığım için ret cevabı verdim” dedi. Çiftçi ağlayarak mağazadan çıkmış. Müşterisini üzen mağaza sahibinin kendisi de çok üzülmüş. Şimdi doğrusu “Bu işi bırakmayı düşünüyorum” diyor.

BORCUNU ÖDEMEK İÇİN DÖVİZ TUTAN BİLE KORKUYOR

Kütahya ülkemizin önemli bir seramik üssü. Sanayicilerimiz enerji fiyatlarındaki artıştan şikâyetçi. Hammadde fiyatlarındaki artıştan şikâyetçi. Konteyner sıkıntısından şikâyetçi. OSB’ler yeni OSB düzenlemesinden şikâyetçi. Tüm sanayicilerimizin ortak şikâyeti; dövizdeki dalgalanma ve ekonomideki belirsizlik. Bu ülkede öyle bir korku iklimi yaratılmış ki bu hükümet tarafından, döviz borcu olan işletmeler, kasasında döviz tuttuğu için, başına bir şey gelecek diye korkuyor.

GÜN, “KRAL ÇIPLAK” DEME GÜNÜ

Kime dokunsan, bin ah işitiyorsun. Biz bunlara sessiz kalmıyoruz kalmayacağız. Milletimiz ve ülkemiz için mücadele veriyoruz vereceğiz. Ama tek ses çıkaranda biz olmamalıyız. Bu zamanda sessiz kalmak suça iştiraktir. Bugün artık herkes söyledikleri kadar, söylemediklerinden de sorumludur. Artık kimse karnından konuşmamalıdır. Derdini gür bir sesle anlatmalıdır. Gün, “kral çıplak” deme günüdür. Geçen her saniye milletimizin aleyhinedir.

ÇAKMA EKONOMİST PARAMIZI PUL ETTİ

Yine yarından itibaren, benzine 52 kuruş, motorine 50 kuruş zam gelmiş. Hep söylüyorum, çakma hoca dinden eder. Çakma doktor candan eder. Çakma ekonomist ise milletimizin parasını pul eder. Bugün yaşadığımız tam da budur. Milletimizin ne Erdoğan’a, ne Erdoğan’ın Şahsım Yönetimine, ne de koalisyonun küçük ortağına güveni kalmamıştır. Yaşadığımız ekonomik sıkıntıların müsebbibinin, bizzat Erdoğan olduğunu, milletimiz artık bilmektedir.

BARAJI İNDİRSELER DE SEÇİLEMEZLER

Erdoğan da, cumhur ittifakı da, koalisyon da milletin gözünden de, gönlünden de düşmüştür. Bugün 50+1 barajından şikâyetinin sebebi de budur. Ama bunu buradan net olarak söyleyeyim,  hangi seçim sistemi gelirse gelsin, baraj nereye inerse insin artık Erdoğan’ı kurtarmaz Erdoğan’a gram güven kalmamıştır. Erdoğan ilk gelecek sandıkta seçilemez. AK Partili eski bakanların, “Artık susmayacağım” demeleri boşa değildir. Çünkü herkes biliyor geminin su aldığını, herkes biliyor kaptanın yalan söylediğini ve herkes biliyor zarların hileli olduğunu şairin söylediği gibi.

KRİZİN GELMESİ YAVAŞ, OLMASI HIZLIDIR

Ünlü ekonomist Rudiger Dornbusch’un meşhur sözüdür: “Krizlerin gelmesi, sandığından çok daha uzun zaman alır; olması ise düşündüğünden çok daha hızlıdır.” Ülkemiz şu anda güven krizinin tetiklediği, bir “döviz krizini” yaşamaktadır. Korkarım bu beceriksizlikle döviz krizi, bir finans krizine hızla evirilebilir.

YENİ ZAM YAĞMURU GELİYOR

Son yaşadığımız devalüasyonun etkilerini henüz görmedik tam olarak. Zam yağmurundan bunalan milletimizi, ne yazık ki yeni zam yağmurları bekliyor. Piyasada artan oynaklık yüzünden, fiyat belirlemek güçleşti. Maliyeti dövize bağlı ürünlerin, ya da ithal ürünlerin satışı birer birer duruyor. Bazı ürünlerde tedarik sıkıntısı başladı. Marketlerde karneyle satış dönemine girdik. Tarım Kredi Kooperatifi Mağazalarının, un, yağ, şeker satışına sınırlama getirdiğini duyuyoruz. Döviz borcunu ödeyemeyen şirket haberlerini duymamız ise, artık an meselesi. Ne yazık ki işten çıkarmalar da çoğalacak. İflaslar ve dolardaki yükselişle, iyice kelepir hale gelen şirketlerimiz, yabancılar tarafından kapışılacak.

KRİZ DÖNEMİ MÜLKİYETİN EL DEĞİŞTİRME DÖNEMİ

İşte son yaşadığımız örnek… İspanyolların 2014’de 4 dolar vererek aldığı, Garanti Bankası hisseleri, şimdi 1 dolar 20 centten yine İspanyollar tarafından toplanıyor. Kriz dönemleri, mülkiyetin el değiştirdiği dönemlerdir. Kriz elinde parası olan için fırsattır. Ucuza mal kapatmaları, yakında daha çok duyacağız. Kriz sadece parası olan yabancıya değil, parası olmayan yabancıya da fırsattır. İşte Bulgaristan’dan günü birlik gelenler, “Paranız değersiz, zamanımız olsa her hafta geleceğiz” diyerek, ne var ne yoksa Türkiye’den arabasına doldurup, Bulgaristan’a götürüp satıyor.

MİLLET KENDİ KADERİNE SAHİP ÇIKMALI, SANDIK GELMELİ

Şu anda yaşadığımız güven ve döviz krizinin, reel sektöre ve mali kesime sıçramasını engellemek için, daha hala vaktimiz var. Bunun için yapılması gereken ilk iş bellidir. Artık kendisine hiçbir şekilde güvenilmeyen Erdoğan’ı biran evvel, evine göndermek. Ekonomimiz yangın yerine dönmüşse, ülkeyi yönetenler yangına benzin döküyorsa, milletin kendi kaderine sahip çıkması, milletin hakemliğine başvurulması tek seçenektir. Yapılacak tek şey; seçim, seçim, seçimdir. Herkes bu saatten sonra, seçim talebini en güçlü şekilde dillendirmelidir. Çünkü bu vicdansız, bereketsiz, beceriksiz Erdoğan Şahsım Yönetimi elinde, geçen her saniye milletimizin aleyhinedir.

BİZ GELİRİZ, DOLAR DA DÜŞER ENFLASYON DA

Tekrarlıyorum. Sandık milletin önüne derhal getirilmelidir. Artık kaybedilecek bir dakikaya bile tahammül yoktur. Erdoğan gider, biz geliriz. Programımızı uygularız, ekonomide güveni sağlarız. Dolar da düşer. Enflasyon da düşer. Faiz de düşer. İşsizlik de düşer. Ülkemizin kaçan bereketi, Halil İbrahim bereketine döner. Hayat bayram olur. Milletimiz zaten herkesin ne yaptığını gördü. Notunu da verdi. Şimdi kararını tebliğ etmek için, sandığı dört gözle bekliyor. Sandık geldiğinde de, Erdoğan Şahsım Hükümetine tasdiknamesini verecek. Kendisini ve koalisyon ortağını evlerine gönderecek.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Şimdi sorular varsa alıyım.  

Soru- Faizler 100 baz puan indi, daha öncede 300 baz puan inmişti. Peki bu indirim vatandaşa ne kadar yaradı? Örneğin çiftçi Tarım Kredi’den ya da bankalardan kredi kullanırken yüzde kaç faizle borçlandı ya da öğrencilerin öğrenim kredisi geri ödemesi yüzde kaç faizle? Bugüne kadar ne kadardan borçlandı, dünden sonra ne kadarla borçlanacak? Vatandaş rahatlayacak mı?

Faik ÖZTRAK- Enflasyonu düşürmeden ekonomideki risklere karşı önlem almadan emirle faiz indirmek bir tek cebinde doları olana yarar ya da dolar kazanana yarar ya da dolarla garanti alana yarar. Paramızın değeri pul olurken küçük bir azınlık abat oluyor. Bu şekilde suni faiz indirimi dövizle gelir garantisi verilen yandaşlara yarar. Devletten olan alacağı dolarla beraber artar. Zaten Eylül ayından buyana Merkez Bankası 200 baz puan faiz indirdi. Dün de bunun üstüne bir 100 baz puan daha geldi. Ama ihtiyaç kredilerinin, tüketici kredilerinin faizi Eylül’de neyse özel bankalarda bugünde o. Bir tek kamu bankalarında düşüyor. Taşıt kredisindeyse faizlerde kısmı bir artış var. Ama aşağı giden bir şey var bankalar mevduat faizlerini aşağıya çekiyor. Kamu bankaları dışında da bankalar kredi faizlerine dokunmuyor. Faiz indiriminin bir diğer kazananı da bankalar. İndirilen faiz maalesef milletimize değil faiz lobilerine yarıyor. Biz boşuna söylemiyoruz “Faiz lobilerinin en sevdiği kişi Recep Tayyip Erdoğan’dır” diye.

Soru- Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı helalleşme yolculuğunun takvimi belli mi? Hangi kişi ve kurumlarla ne zaman görüşüleceği planlandı mı? Henüz belli değilse ne zaman netleşir?

Faik ÖZTRAK- Genel Başkanımız helalleşme derken bir büyük toplumsal uzlaşmadan, bir kucaklaşmadan bahsediyor. Böyle bir uzlaşmanın, kucaklaşmanın stratejisi falan olmaz. Gönülden gönüle yol yapmanın da takvimi olmaz. Sayın Genel Başkanımızın helalleşme yolcuğu çoktan başlamıştır. Artık milletimiz çok yorulmuştur, çok hırpalanmıştır biran önce kucaklaşmaya ihtiyacımız vardır.

Teşekkür ediyorum.

BU BERBAT KİTABI ANCAK ÇAKMA EKONOMİST YAZAR

CHP Sözcüsü Öztrak, Erdoğan’ın “Ekonominin kitabını yazdık” sözlerine yanıt vererek, Erdoğan’ın yazdığı kitapta milyonlarca işsiz, yoksulluk, hayat pahalılığı altında ezilen millet, artan borçlar, düşen gelirler, buharlaşan 128 milyar dolar ve tutturulamayan hedefler olduğunu söyledi.

Erdoğan’ın yazdığı kitabın “ucubeliğin kitabı” olduğunu söyleyen Öztrak, “Erdoğan kendisine ekonomist diyor. Ama milletimiz, Erdoğan’ın ekonomi diplomasını da görmek istiyor. Millet haksız mı? Elbette değil. Çünkü bu berbat kitabı yazsa yazsa ancak ‘çakma ekonomist’ yazar” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız bitti. Toplantımızın gündeminde;  hükümetin milli paramızı pul eden yanlış politikaları ve çakma ekonomistin, milletimizin cüzdanını da, tenceresini de boşaltan hataları vardı. Hızla artan hayat pahalılığı, emeklimizin, işçimizin, memurumuzun, küçük esnafımızın içine sürüklendiği durum, kurulumuzun en önemli gündem maddesiydi.

SARAY MİLLETİN PERİŞAN HALİYLE ALAY EDİYOR

Erdoğan Şahsım Yönetimi, ekonomide büyük ve yapışkan bir krize neden oldu. Erdoğan Şahsım Rejiminin devlette sebep olduğu yönetim krizi ise, diğer tüm krizleri besleyip, büyütüyor. Türkiye’miz yönetilmiyor. Her alanda savruluyor. Ama görünen o ki, ülkeyi yönetenler sebep oldukları bu büyük buhranın, farkında dahi değiller. 1 Dolar, 10 lirayı geçti, Sarayda oturan kibir abidesi, “Ekonominin kitabını yazmaktan” bahsediyor. Adeta milletin perişan haliyle alay ediyor. Toplantımızda hem ekonomik krizi, hem de devlet yönetimindeki krizi aşmak için, neler yapılabileceğini de ele aldık.

YARIN SÇEİM VARMIŞ GİBİ ÇALIŞIYORUZ

CHP yarın seçim varmış gibi çalışıyor. Sayın Genel Başkanımız, parti yöneticilerimiz her gün sahada, milletvekillerimiz yurdun dört bir yanında, örgütlerimiz milletimizin arasında, dertleri dinliyor, milletin sıkıntılarını paylaşıyor. Belediyelerimiz hemşerilerinin dertlerine, karakışta derman olmak için, destek programları planlıyor, uyguluyor. Çok yaklaşan sandığa ulaşana, sandık açılıp son oy sayılana, seçim sonuçları millete ilan edilene kadar, hiç durmadan çalışmaya devam edeceğiz. Sonrasında da bu ucube şahsım rejiminin ekonomide, devlet yönetiminde, demokraside milletimize ödettiği bedellerin telafisi için, büyük bir mücadeleye başlayacağız.

KKTC’NİN KURULUŞUNUN 38. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN

Bugün, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 38. yıl dönümü. KKTC’nin 38. yaşını kutluyoruz. Başta Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş olmak üzere, Kıbrıs davasına ömrünü adayan büyük kahramanları, “Kıbrıs Fatihi” Karaoğlan Bülent Ecevit’i ve dönemin Başbakan Yardımcısı Sayın Erbakan’ı, rahmetle, saygıyla, minnetle anıyoruz. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı bir çözüm bulunması amacıyla, KKTC’nin ve Kıbrıslı Türklerin kazanılmış haklarını koruma ve iki toplumun siyasal eşitliğini sağlama hedeflerinin takipçisi olacağız. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki gücünü artıracak ve Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının adil bölüşümünü sağlayacak politikaların da destekleyicisi ve uygulayıcısı olacağız.

KİŞİNİN KENDİSİNİ BİLMESİ EN TEMEL ERDEMDİR

Büyük halk ozanımız Yunus Emre; “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen ya nice okumaktır?” diyor. İnsan önce kendini bilecek. Kendini bilmezse, ne kadar okursa okusun, boş. Erdoğan kitap okumakla arasının hoş olmadığını hep söylüyor. Ama bu eksiklik, Erdoğan’ın en azından “kendini bilmesine” de mani değil. Ne de olsa kişinin kendini bilmesi en temel erdemdir. Ne diyor atalarımız, “İslam’ın şartı beş ise, altıncısı da haddini bilmektir.” Erdoğan bunu bilse, çıkıp da “Biz ekonominin kitabını yazdık” demezdi. Diyemezdi.

O KİTABIN SAYFALARINDA MİLLETİN ÇEKTİĞİ ACILAR VAR

Yazdığını iddia ettiği o kitabın sayfalarında, milletimizin çektiği acıların, yaşadığı dramların farkına varırdı. Utanır, “bu kitabı ben yazdım” diye böbürlenmezdi. Erdoğan’ın yazdım diyerek böbürlendiği kitapta; Adana’da 8 aydır kirasını ödeyemediği evde,  iki çocuğunu ısıtmak için saç kurutma makinesini açıp, yan odada hayatına son veren, 26 yaşındaki ev kadını Emine Akçay var. Kitapta yine Kocaeli’nde oğluna istediği okul pantolonunu alamadığı için, bunalıma giren sonra da yaşamına son veren, işçi İsmail Devrim var.  İzmir Torbalı’da tarım kredi borçlarını ödeyemediği için, cinnet getirip yaşamına son veren, geride üç evladını yetim bırakan, çiftçi Basri Yıldırım var. Osmaniye’de pandemide işsiz kalan, geçim sıkıntısı nedeniyle düştüğü bunalımdan çıkamayıp, yaşamına kıyan, gencecik müzisyen Yusuf Karayiğit var. Ve Yusuf gibi, salgında doğru düzgün destek almadığı için, çaresizlikten yaşamına kıyan, 101 müzisyenimiz var. Malatya’da atanamadığı için inşaatlarda çalışan, elektriğe kapılarak hayata veda eden, ölmeden önce de, Erdoğan ve şürekâsına hakkını helal etmeyen, 23 yaşındaki beden öğretmeni Fedai Altun var. Erdoğan’ın yazdığı bu kitapta, çöp konteynırlarından, pazar atıklarından rızkını çıkarmaya çalışan, on binlerce insanımızın dramı var. Bunlar, Erdoğan’ın yazdım dediği kitaptan, insan manzaralarının sadece bir kısmı.

YAZDIM DEDİĞİ KİTAPTA 18 MİLYON YOKSUL VAR

Erdoğan’ın kitabını yazdım dediği ekonomide; 17 milyon 921 bin yoksul var. Sofrasına iki günde bir, bir et, balık veya tavuk yemeğini koyamayan; 30 milyon 538 bin yurttaşımız var. Borç taksitlerinden bunalan, 42 milyon vatandaşımız var. Yılda bir hafta tatil yapacak parası olmayan, 48 milyon 550 bin insanımız var. Erdoğan’ın yazdığı kitapta; yüzde 20’ye dayanan Tüketici Enflasyonu var. Yüzde 46’yı aşan Üretici Enflasyonu var. Bir yılda; yüzde 124 zam gören karnabahar var, yüzde 70 zam gören patates var, yüzde 68 zam gören tavuk eti var. Yüzde 62 zam gören domates var. Erdoğan’ın yazdığı bu kitapta, mutfaklardan gelen boş tencerelerin sesleri var. Erdoğan’ın kitabını yazdım dediği ekonomide; Türkiye’yi nasıl dünyanın en yüksek enflasyonuna sahip ülkeler liginde, 12’nciliğe çıkardığı var.

ERDOĞAN’IN KİTABINDA ULAŞILAMAYAN HEDEFLER VAR

Erdoğan’ın yazdığı kitapta, “2023’de Türkiye’yi dünyanın en güçlü 10 ekonomisinden biri yapacağız” deyip, yola çıktıktan sonra 10 yıl içinde, hem de 2023’e iki yıl kala, Türkiye’yi en güçlü 20 ekonomi liginden nasıl düşürdüğü var. Erdoğan’ın kitabında, seçim beyannamelerine, Devletin Kalkınma Planlarına yazdığı, mili gelir, fert başına gelir, ihracat hedeflerinin yarısına bile ulaşamayacağı var. İşsizlik hedefinin ikiye katlanması var. Erdoğan’ın yazdığı kitapta, millete verilen sözlerin altında ezilmek var. Erdoğan’ın yazdığı kitapta, “Alışılmış bir Cumhurbaşkanı olmayacağım” dedikten 7 yıl sonra, milli gelirimizi 241 milyar dolar, fert başına gelirimizi ise 3 bin 983 dolar düşürmek, eritmek var.

BÖYLE BİR BECERİKSİZLİĞİ TARİH YAZMADI

Erdoğan’ın kitabını yazdım dediği ekonomide; cumhuriyet tarihimizde ilk defa, fert başına gelirin 7 yıl üst üste düşmesi var. Ekonomide böyle bir beceriksizliğin kitabı daha bugüne kadar yazılmadı. Bu kitabı yazmak Erdoğan’a nasip oldu.

İŞÇİNİN VE MEMURUN ENFLASYONA EZDİRİLDİĞİNİ YILLIK PROGRAM SÖYLÜYOR

Erdoğan geçtiğimiz hafta sonu, sarı memur sendikasına düzenlettirdiği bir müsamerede, “Bugüne kadar sabit ücretli kardeşlerimizi, enflasyona ezdirmedik” dedi. Ama Erdoğan’ı bu sefer de kendisine bağlı,  Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın şu kitabı yalanladı. Bu kitabın ismi; “2022 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı”. Bunun 254. sayfasında da memur maaşlarının 2017’de, 2018’de, 2020’de ve 2021’de, yani bu yıl, enflasyonun altında kaldığı yazılı. Kamu işçisinin ücretlerinin de, 2018’de, 2020’de ve bu yıl 2021’de enflasyonun altında kaldığı yazıyor. Erdoğan’a bağlı kurumların yazdığı bu kitapta, enflasyona ezdirilen memurların ve işçilerin acı hikayesi var.

ERDOĞAN’IN YAZDIĞI EKONOMİ KİTABINDA 8 MİLYONA ÇIKAN İŞSİZLER VAR

Erdoğan’ın kitabını yazdığı ekonomide,  asgari ücretin nasıl sefalet ücreti haline getirildiği var. Bugün net asgari ücret 2 bin 826 lira. Ama ülkenin açlık sınırı 3 bin 93 lira, yoksulluk sınırı ise 10 bin 76 lira. Arnavutluk’tan sonra, tüm Avrupa’da en düşük asgari ücret Türkiye’de. Bir ekonomi yönetiminin başarısı çalışmak isteyenlere, ne kadar iş verebildiğiyle, işsizliği ne kadar düşürebildiğiyle ölçülür. Erdoğan’ın yazdığı ekonomi kitabında bu ülkede işsizlerin sayısının 5 milyon 553 binden 7 milyon 870 bine çıkarmanın hikayesi var. Erdoğan’ın yazdığı bu kitapta, ülkemizdeki her beş gençten birini işsiz bırakan, bu ülkenin şartlarıyla hiçbir şekilde uyumlu olmayan ekonomi politikaları var. Her dört işsizden birinin, üniversite mezunu olması beceriksizliği var. Üniversite mezunlarını çalıştıramıyoruz. Erdoğan’ın yazdığı ekonomi kitabında; 15-29 yaş arasında, 5 milyon 700 bin gencimizin, nasıl evde oturan ev genci haline getirildiği var. Erdoğan’ın kitabını yazdım dediği ekonomide, milletin evlatlarına, tek bir maaş alacağı iş vermezken, sarayındaki beslemelerine üç, beş ayrı yerden, üç, beş maaş nasıl bağlandığı var. Bu paralara sıkılmadan, “Huzur hakkı” denmesi var.

PUDRACI DANIŞMANLAR DA O KİTAPTA

Erdoğan’ın kitabını yazdığı ekonomide, lüks arabalarda burnuna pudra şekeri çeken, AK Parti danışmanları var. Erdoğan’ın kitabını yazdım dediği ekonomide, umudunu kaybettiği için ülkeden ayrılmak isteyen gençler var. Yapılan son araştırmaya göre; 18-30 yaş arasındaki gençlerimizin yüzde 61’i, daha iyi yaşam için dışarıya göç etmeyi planlıyor. Yüzde 56’sı “mevcut gelirimle geçinemiyorum” diyor. Yüzde 31’i de “mevcut gelirimle kıt kanaat, ancak geçiniyorum” diyor. Erdoğan’ın yazdığı kitapta gençlerimiz, ülkenin geleceğinden de, kendi geleceklerinden de kaygılı. Erdoğan’ın yazdığı kitapta, eğitim sisteminin ideolojik vesayet altına alınarak nasıl yapboz tahtasına döndürüldüğü var. Lise çağındaki öğrencilerimizin, OECD ülkelerindeki akranları arasında, nasıl okuma becerisinde sondan altıncı, nasıl matematikte sondan beşinci, nasıl fende sondan sekizinci olduğu var. Erdoğan’ın yazdığı bu kitapta eğitimin içler acısı hali var.

BORCU BORÇLA ÖDEYEN BİR EKONOMİ

Erdoğan’ın kitabını yazdığı ekonomide, rekor kıran borçlar var. Bu kitapta ülkemiz de borçlu, vatandaşımız da gırtlağa kadar borçlu. Bundan 18 yıl önce, devletin, ailelerin, şirketlerin ve finansal kuruluşların toplam borcu, milli gelirimizin yüzde 95’i kadardı. Yani gelirimiz borcumuza yetiyordu. Şimdi bu oran milli gelirimizin yüzde 153’üne ulaştı. Artık gelirimiz, borçlarımıza yetmiyor. Evet Erdoğan’ın yazdığı kitapta borcunu borçla ödeyen bir ekonomi var.

SARAYIN PARALEL HAZİNESİ VARLIK FONU

Erdoğan’ın yazdığı ekonomi kitabında, satılan limanlar var, TEKEL var, Şeker Fabrikaları var, Termik Santraller, Hidroelektrik Santraller var. Tarlanın taşıyla, tarlanın kuşunu vurdurduğu TELEKOM var. Satılan yüzlerce arazi, otel ve bina var. Satıp, savılan ve parasının nereye harcandığı bilinmeyen, 62,5 milyar dolarlık kamu malı var. Erdoğan’ın kitabında; milletin elde kalan son gümüşlerinin, Varlık Fonu denen Saraya ait paralel hazinesiye devri var. BOTAŞ’ın, Ziraat Bankası’nın, Eti Maden’in, Türkiye Petrolleri’nin bu paralel hazinede, nasıl hesapsız kitapsız yönetildiği var. Kanuna rağmen milletin meclisine hesap vermeyen, denetim raporlarını Meclis’ten kaçıran bir yönetim anlayışı var. Erdoğan’ın yazdığı bu ekonomi kitabında hiçbir şeyin hesabını vermek yok. Meclis denetiminden kaçan, yaptıklarının hesabını vermekten korkan, saydam olmayan bir anlayış var. Erdoğan’ın kitabını yazdım dediği ekonomide, “Milletin cebinden tek kuruş çıkmayacak” deyip de, milletin geçmediği köprüye, yola, tünele, uçmadığı havaalanına, yatmadığı hastaneye, milyarlarca dolar ödemek zorunda kalması var.

GÜBRE FİYATLARI ARTIK SAAT SAAT ARTIYOR

Erdoğan’ın kitabını yazdığı ekonomide, arşa çıkan gübre, tohum ve ilaç fiyatları nedeniyle, artık ne yapacağını şaşıran çiftçilerimiz var. Hafta sonu memleketim Tekirdağ’daydım. Çiftçilerimize bir dokunduk bin ah işittik. Süleymanpaşa’da bir çiftçimiz; “Geçen gün gübre sordum 9 bin 150 lira dediler. İki saat sonra sordum 9 bin 250 lira dediler. Bir saat içinde ne değişti anlamadım. Artık fiyatlar saat saat artıyor” dedi. 1 kilo ÜRE gübresi, 1 dolar olmuş. Çiftçi 500 dönüme 14 ton gübre atıyormuş. Daha “Bismillah” deyip tarlaya gübre atarken, 14 bin dolar masraf çıkıyor. Çiftçilerimizin bu fiyatlarla, tarlaya gübre atmaları mümkün değil. Devletin son açıkladığı desteklerde komik… Çiftçimiz diyor ki, “verim bu yıl en az üçte bir oranında düşer” diyor. Anlaşılıyor ki bu karakışın ardından, gelecek bahar da, yaz da çok zor geçecek. Halde balıkçılıkla meşgul bir hemşerim; “Geçen yıl ÖTV’siz 3,5 lira olan mazotu, şimdi ÖTV’yi zaten bitirdiler sıfırladılar 8 lira 15 kuruştan alıyoruz. Geçen sene 5 lira olan strafor koli, bu sene 10 lira 25 kuruş oldu diyor. Hamsiyi tutan kazanmıyor, hamsiyi satan kazanmıyor, yiyen de pahalı yiyor. Burada bir eksiklik var, bunu çözsünler” diye dert yanıyor.

O KİTAPTA BUHARLAŞAN 128 MİLYAR DOLAR VAR

Ama Erdoğan’ın kitabını yazdığı ekonomide, milletimizin feryatları, sarayın duvarlarını aşamıyor. Erdoğan’ın kitabını yazdığı ekonomide skandallar var. Merkez Bankası’nın arka kapısından, ihalesiz, hesapsız, kitapsız buharlaştırılan, 128 milyar dolar var. 2018 Genel Seçimlerini ve 2019 Mahalli İdare Seçimlerini kazanmak için, ucuz, ucuz satılan 128 milyar dolar var. Bugün dolar 10 lira. Ve ortada korkunç bir kamu zararı var. Merkez Bankası’nın kasası bıraktık 70 centi, tek cente muhtaç. Merkez Bankası’nın döviz varlığı, döviz borcuna yetmiyor. Merkez Bankası’nın kasasındaki dövizler 5 Kasım itibariyle, 35 milyar 176 milyon dolar açık veriyor.

YAZDIKLARI KİTAP: BİR EKONOMİ NASIL BATIRILIR

Damat; “At izi, it izine karıştı deyip, Allah sonumuzu hayreylesin” dedi, kaçtı gitti. Şimdi “İntikam soğuk yenen bir yemektir” diye, kitap yazdığı söyleniyor. Yakında bu kitap da raflardaki yerini alacakmış. Ama daha önce kayınpederiyle beraber yazdıkları, “Ekonomi nasıl batırılır?” kitabı var. O kitap milleti perişan etti. Kayınpederiyle beraber millete yedirdikleri koruklar, çocuklarımızın, torunlarımızın midesini daha uzun süre ekşitecek.

KENDİNE ÜZÜM MİLLETE KORUK

Millete üzümün koruğunu yediren kayınpeder şimdi çıkmış, “Biz olgunlaşmış üzüm yiyeceğiz” diyor. Buyurun bu han-ı iştaha sizin de, sandık geliyor unutmayın. Üzümlerin kursağınıza takılıp kalması yakındır. Erdoğan’ın kitabını yazdığını söylediği ekonomide, milli paramızın değeri güneş görmüş kar gibi eridi. Merkez Bankası’na son başkan, 19 Mart’ta atandı. Bu atama kararının Resmi Gazete’de yayınlandığı gün, Dolar 7 Lira 22 Kuruştu. Bugün Dolar 10 Lira.

LİRA, MOZAMBİK PARASINA KARŞI BİLE DEĞER YİTİRDİ

Türk Lirası, Mart ortasından bu yana, yüzde 28 dolara karşı değer yitirmiş. Bize benzeyen ekonomiler arasında dolara karşı parası en fazla değer yitiren ülke bizim ülkemiz. En yakın rakibimiz Arjantin’in pezosundan üç kat fazla bizim paramız değer yitirmiş. Türk Lirası, Bulgar Levası’na karşı yüzde 25, Fas Dirhemi’ne karşı yüzde 26, daha önce hiç ismini duydunuz mu bilmiyorum ama Mozambik Meticalı’na karşı yüzde 38 değer kaybetmiş. 9 yıl önce Erdoğan ne diyordu? “Para, tıpkı bayrak gibi tıpkı milli marş gibi bir ülkenin gücünü, itibarını, bağımsızlığını simgeler. Paranın itibarı milletin itibarıdır.”  İşte bu sözlerin sahibi bugün, milli paramızın itibarını beş paralık etmenin kitabını yazdı. Ama bu kitapta yazılanların bedelini de milletimiz fakirleşerek, fukaralaşarak ödüyor. Erdoğan’ın ekonomide yazdığı kitap işte bu.

BU BERBAT KİTABI ANCAK ÇAKMA EKONOMİST YAZAR

Kitap okumayan, kitap yazamaz. Hele hele ekonominin kitabını hiç yazamaz. Yazarsa da, ortaya böyle bir ucubeliğin kitabı çıkar. Erdoğan kendisine “ekonomist” diyor. Ama milletimiz, Erdoğan’ın ekonomi diplomasını da görmek istiyor. Millet haksız mı? Elbette değil. Çünkü bu berbat kitabı yazsa yazsa ancak “çakma ekonomist” yazar.

BU HÜKÜMETİ 20+1 DE KURTARMAZ

Bu yönetimin elinde geçen her saniye, milletimizin de, devletimizin de aleyhine çalışıyor. Erdoğan her şey yolunda diyor. Tek sorun 50+1 barajıymış. Anlaşılan Erdoğan 50+1 barajı düşürülsün ama ucube rejim kalsın istiyor. Ne yapalım? Sizi memnun etmek için barajı 30+1’e mi çekelim? Yoksa 20+1 daha doğru mu olur buyuruyorsunuz? Erdoğan’ın bugün 50+1’den şikâyet etmesinin, tek bir nedeni var. Geliyor, gelmekte olanın korkusu. Erdoğan hangi çıtayı koyarsa koysun, artık o çıtayı aşamaz. Milletin sandıkta atacağı şamardan da kurtulamaz. Çünkü milletin gözünden de, gönlünden de düştü. Milletin Erdoğan’dan sıtkı sıyrıldı.

UCUBE REJİM GÖMLEĞİNİ ÇÖPE ATMALI

Bu ucube rejim gömleği artık yama tutmaz, bu çirkin elbisenin ilk sandıkta topyekûn çöpe atılması gerek. Yepyeni, birinci kalite kumaştan, güçlendirilmiş parlamenter rejim elbisesini istişareyle dikmeye ihtiyacımız var. Bu yeni elbisenin terzisi de tabi ki bizzat milletimiz olacak. Biz hazırız. Milletimiz de hazır. Biz bu ülkeyi istişareyle yöneteceğiz. Kimseyi ötekileştirmeyeceğiz. Herkesi kucaklayacağız. Herkesin aklından, tecrübesinden yararlanacağız. Devlet yönetiminde liyakat esas olacak. Geçmişten kin, nefret çıkarmayacağız. Geleceğimizi sağduyu ve sevgiyle inşa edeceğiz. Bu ülkede Cumhuriyeti hep beraber, omuz omuza, gerçek demokrasiyle taçlandıracağız. Herkes canından, malından emin olacak, geleceğinden emin olacak. Çokça kazanacağız, hakça paylaşacağı. Emeklimiz, Emeklilikte Yaşa Takılanlar, işçimiz, memurumuz, küçük esnafımız bizim yönetimimizde derin bir nefes alacak. Bizim yönetimimiz gençlerimize umut olacak. Komşularımızla, tüm dünyayla iyi ilişkilerimiz olacak. Suriyeli sığınmacılar en geç iki yıl içinde, davulla, zurnayla ülkesine gidecek. Tüm yaralarımızı hızla saracağız. Kayıpları yerine koyacağız. Biz kucaklaşmaya hazırız. Milletimiz de hazır. Sandıktan kaçma, milletten korkma Erdoğan.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Şimdi sorular varsa alıyım.

Soru- İYİ Parti Genel Sekreteri Uğur Poyraz’ın “CHP, HDP’yle ittifak kurarsa biz olmayız” açıklamasına sizin bir değerlendirmeniz olabilecek mi?

Faik ÖZTRAK- Bizim kiminle ittifak yaptığımız bellidir. İttifakımızın adı da bellidir adı millet ittifakıdır. İttifakın liderleri de bu ittifakı güçlendirmek için ellerinden gelen her türlü çabayı göstermektedir.

Soru- Kırklareli Kıyıköy Belediye Başkanı Ender Sevinç’le ilgili yargıya taşınan taciz iddiaları hakkında parti olarak bir yaptırım uygulanacak mı?

Faik ÖZTRAK- Konuyla ilgili olarak işleyen bir yargı süreci var. Mahkemeden çıkacak sonuca göre tabi ki gerekeni yapacağız.

Soru- 3600 ek gösterge için Çalışma Bakanı Ocak ayında mecliste dedi. Aynı toplantıda kürsüye çıkan Cumhurbaşkanı Erdoğan 2022 yılı sonunu işaret etti. EYT’de de aynısı olmuştu. Bakan hazırlık var demişti, sonra kendi bakanlığı yalanlamıştı. 3600 ek gösterge ve EYT konusunda sürekli değişen takvim ve açıklamaları siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Önce Çalışma Bakanı çıktı “3600 ek gösterge Ocak’ta Meclis’e sunulacak” dedi. Herhalde ne dediğini biliyor. Ama sonra Erdoğan çıktı aynı toplantıda “2022 sonunda bu iş olacak” dedi. Şimdi bunlar acaba kabine toplantısında birbirleriyle konuşmuyorlar mı? Bu nasıl iş yani kabinenin başındaki bir başka bir şey söylüyor, bakanı da başka bir şey söylüyor. Aralarında akort yok, ayar yok. 2022 Ocak ayında Meclis’e sunulacak bir teklif 2022 sonuna neden kalsın? Anlaşılan Erdoğan bakanın verdiği tarihten rahatsız. Öyle görünüyor ki, 3600 ek göstergeyi vermekte bize nasip olacak.

Emeklilikte Yaşa Takılanlar konusuna gelince; Emeklilikte Yaşa Takılanların sorununu çözmeyi sadece biz vadetmedik, şu anda ittifakın küçük ortağı olan MHP de seçim meydanlarında bu sorunu çözeceğini barbar bağırdı, bunu seçim beyannamelerine de yazdı. Ama görüyoruz ki, bu vaadini yerine getirmek için hiçbir çaba göstermiyor. Aslında bu soru sorulacaksa önce hükümette olan Cumhur İttifakı’nın küçük ortağına sorulmalıdır. Meclis’e seçimde vadettikleri doğrultuda bir teklifi hemen getirsinler Emeklilikte Yaşa Takılanlarla ilgili bizde hemen destekleyelim.

Soru- Cumhur İttifakı ortağı MHP’nin son günlerdeki çıkışı… “Biz iktidara ortak değiliz” şeklinde. Siz bu söylemleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şu anda ülkemizde hükümet eden Cumhur İttifakı. Aslında bu ucube rejimin müellifi de büyük ölçüde Sayın Bahçeli. Saraydan gelen tüm tekliflerin altına Meclis’te imzayı basanda kendileri… Şimdi anlaşılan rahatsızlar ki dört koldan “Biz hükümet ortağı değiliz” diyorlar. Hükümetin günahlarından kaçmaya çalışıyorlar. Buradan şunu söyleyeyim, hiç kimse attığı imzanın ya da yaptıklarının sorumluluğundan kaçamaz. Hep söylüyorum milletimiz herkesin ne yaptığını görüyor, notunu da veriyor. Sandık geldiğinde de ellerine tasdiknamelerini verecek.

Soru- Lütfü Türkkan’ın durumu genel idare kurulunda gündeme gelmediği belirtiliyor. Türkkan için bir disiplin süreci yürütülmeli mi parti olarak sizin görüşünüz nedir?

Faik ÖZTRAK- Biz bu konuyla ilgili görüşlerimizi daha önce açıklamıştık. Artık başka bir partinin iç işleyişiyle ilgili konularda yorum yapmamayı tercih ediyoruz.

Soru- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Geçmişte partimizin de hataları oldu helalleşme yolculuğuna çıkma kararı aldım” dedi. AK Partili bazı isimler bu ifadeyi siyaset dilinin dinselleştirilmesi tehlikeli diyerek eleştirdi. Bu eleştirilere yanıtınız nedir? Bir de bu helalleşme için hangi kurumla ne zaman görüşüleceği konusunda bir takvim var mı?

Faik ÖZTRAK- Genel Başkanımızın helalleşme konusundaki açıklaması son derece net. Yani bu açıklamayı kalkıp dinselleşme falan gibi yorumlayanlara da Allah akıl fikir versin.

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’yla yaptığı görüşmede mevcut sistemdeki 50+1 şartından dolayı pişmanlık duyduklarını açıklamasının ardından benzer bir açıklamada Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyesi Cemil Çiçek’ten geldi. CHP’nin mevcut sistemdeki 50+1 şartıyla ilgili tutumu nedir?

Faik ÖZTRAK- Yani bunu hep söylüyoruz, dar gelen, bol gelen 50+1 değil. Bu ülkeye dar gelen mevcut sistemin tamamı. Bu ucube rejimin tamamı. Bu ucube rejim elbisesinin ülkemize dar geldiği 3 yıllık tecrübeyle görüldü. Milletimiz bedel ödedi. Yapılması gereken bellidir, bu ucube rejim elbisesini toptan çöpe atmak gerekir. Şurası, burası… Bunların tartışılacak hali yoktur. Ülkemize de, milletimize de yakışan birinci sınıf bir kumaştan yepyeni kaliteli güçlendirilmiş parlamenter sistem elbisesidir. Bu elbisenin terziliğini milletimiz yapmaya hazırdır.

Soru- Son 10 yılda kamunun kasasından sadece 10 elektrik şirketine 14,4 milyar lira ödendi. Bu paranın 5,3 milyar lirası muhalefetin beşli çete söylemiyle eleştirdiği AK Parti’ye ve Erdoğan’a yakın şirketlere gitti. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Baştan beri anlatıyorum Erdoğan Şahsım Hükümetinin de, Erdoğan’ın da gözünde, gönlünde milletimiz yok. Erdoğan’ın yazdım dediği kitapta, milletimiz hiç yok. Varsa yoksa yandaş var, varsa yoksa beşli çete var.

Bugün Ekim ayı bütçe rakamları açıklandı Erdoğan’ın tek kuruş çıkmadan yapıyoruz dediği döviz garantili rant ihaleleri için milletin cebinden ilk 10 ayda 2 milyar 916 milyon dolar çıkmış.

2016’dan bu yana ise 5 yılda 9 milyar 768 milyon dolar çıkmış. Ve yine önümüzdeki 3 yılda milletin cebinden bu tek kuruş çıkmayacak denen projeler için kasadan 14.6 milyar dolar çıkacak. Bu da tabi dolar kuru daha yükselmezse. Bütçeye dayanak teşkil eden dolar kuru tahmini 2024 için 10 lira 27 kuruş. Şuanda dolar kuru 10 lirayı gördü. Şimdi bu ihalelere imza atan olsa olsa çakma ekonomist olur.

Teşekkürler…

O PARA HANGİ BARONLARIN PARASI?

CHP Sözcüsü Öztrak, ödemeler dengesi verilerine göre 2021’in ilk dokuz ayında net hata noksan kaleminden gelen kaynağı belirsiz para girişinin 13 milyar 516 milyon dolar olduğuna dikkat çekerek, “Bu, tarihimizde en yüksek ikinci kaynağı belirsiz para girişi… Bunun birincisi 2018’deydi” diye konuştu.

Kaynağı belirsiz para girişinin, kaynağı belirli para girişiyle aynı anda artmasının 2018’de bile görülmeyen bir durum olduğunu ifade eden Öztrak, “Finansmana erişimin nispeten kolay olduğu bu dönemde, rekor düzeyde kaynağı belirsiz para girişinin sebebi nedir? Bu para neyin parasıdır? Hangi baronların parasıdır?” diye sordu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Öyle önderler vardır ki, “Tarihin sinesine sığdırayım” deseniz, sığdıramazsınız. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, böyle bir liderdir. Özgürlüğün, bağımsızlığın, vatan sevgisinin, aydınlanmanın, cumhuriyetimizin ve ulusumuzun sembolüdür. Ebedi istirahatgâhı Anıtkabir’dir. Ebedi ikametgâhı ise ulusumuzun kalbidir. Atatürk ve onun ilkeleri, ulusumuzun, cumhuriyetimizin çimentosudur. Atatürk’ün ebedi Genel Başkanı olduğu, Cumhuriyet Halk Partisi’nin mensupları olarak, bu gerçeğin her geçen gün daha iyi anlaşılmasından, elbette son derece bahtiyarız.

ERDOĞAN YAKINDA “BEN CHP’LİYDİM” DERSE ŞAŞIRMAYACAĞIZ

Erdoğan da seçim anketlerinden harcı bitirip, yapı paydos deme aşamasına geçtiğini görünce, birden bire hidayete erdi. “Yunan postalını Atatürk’e tercih eden” Fesli Kadir’in vaazlarından Atatürk’ü öğrenen Erdoğan, şimdilerde Atatürk’ün adını ağzından düşürmez oldu. Yetmedi, bizle Atatürkçülük yarışına çıktı. Yakında çıkıp, “Ben geçmişte zaten Atatürkçüydüm”, “Ben geçmişte zaten CHP’liydim” derse, hiç şaşırmayız.

EMİR KOMUTA MERKEZİNİ MERAK EDİYORUZ

Zira kendisi koltuk için; “Milli görüş” gömleğini fırlatıp atan kişidir. Yine kendisi; “Benim emir komuta merkezim, bana ‘Papaz elbisesi giyeceksin’ diyorsa, Papaz elbisesini giyer, bu şekilde gider, görevimi yaparım” diyen kişidir. Erdoğan’ın, girmeyeceği kılık, milliyetçilik dahil ayağının altına almayacağı değer yok. Tabi şimdiki emir komuta merkezinin kim olduğunu merak ediyoruz. Ama kendilerini uyaralım, Atatürkçülerin giydiği elbisenin kumaşında, Kuvayı Milliye vardır. Müdafaa-i Hukuk vardır. O elbise, Erdoğan’a birkaç beden bol gelir.

SÖZLERİNİN ALTINDA EZİLİYOR

Erdoğan’ın kibri, milletin aklıyla alay etme aşamasına ulaşmıştır. Bunu 10 Kasım’da bir kez daha gördük. Anıtkabir defterine, “2023 hedeflerine ulaşmaya kararlıyız” yazdı. Bu 2023 hedeflerinin ismi var da, cismi bir türlü ortada yok. Erdoğan “2023 hedefleriyle” millete neleri vadettiğini bir türlü söyleyemiyor. Ya Saray şürekası ona diyor ki, “Siz merak buyurmayın, emredersiniz bu hedefleri tuttururuz” diyor. O da buna inanıyor. Ya da millete verip de tutmadığı sözlerin altında, ezim ezim eziliyor.

EKONOMİ POLİTİKALARI RESMEN İFLAS ETTİ

Erdoğan 2023 hedefleri diyerek, millete vaatlerini ilk kez 2011 seçim beyannamesiyle açıklamıştı. Yetmedi… Bu hedefleri bir de 2013 yılında, 10. Kalkınma Planı’na yazdı. Altına da imzasını attı. Bu doküman, yani plan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin onayından da geçti. Artık hedefler vaat olmaktan çıktı. Kendisinin ve partisinin millete resmi taahhüdü haline geldi. 2023’te; milli gelirimizi 2 trilyon dolara, fert başına gelirimizi 25 bin dolara, ihracatımızı 500 milyar dolara yükseltmeyi, işsizliği ise yüzde 5’e düşürmeyi, böylece ülkemizi, Dünyanın en güçlü 10 ekonomisi arasına sokmayı milletimize taahhüt etti. Peki, bu 2023 hedefleri ne oldu? Millete verilen sözler ne oldu? Ben söyleyeyim, yalan oldu. Bunu ben demiyorum… Erdoğan’ın 5 Eylül 2021’de, altına imza attığı bu Orta Vadeli Program diyor. Şu anda TBMM’de görüşülen bütçenin dayanağını oluşturan bu OVP, Erdoğan’ın 12 yıl önce, 2023 için millete taahhüt ettiği, 2 trilyon dolarlık milli gelirin 925 milyar dolarda kalacağını söylüyor. Kişi başına 25 bin dolar olacak dedikleri gelirin “Ancak 10 bin 703 dolarda kalacağını” 500 milyar dolar ihracat hedefinin de 242 milyar dolara düşürüldüğünü yazıyor. Tüm bu hedeflerde yüzde 50’den fazla ıskontoya gidilmiş, bir hedef var ki o iki katına çıkmış. Erdoğan’ın “2023’te yüzde 5’e düşüreceğim” dediği işsizlik oranı yüzde 11,4 olacak. Erdoğan, 19 yıldır izlediği ekonomi politikalarının, resmen iflas ettiğini, kendi imzasıyla yayınladığı şu dokumanla cümle âleme ilan ediyor. Sonuçta da, bırakın dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girmeyi, 2023’e iki yıl kala, Erdoğan yönetiminde ülkemizin en güçlü 20 ekonomi liginden bile düştüğü ortaya çıkıyor.

SÖZÜNÜ TUTMAYAN KOLTUĞU BIRAKIR

Netice; netice Erdoğan millete verdiği sözleri tutmayan bir siyasetçidir. Sözünü tutmayan siyasetçi, dünyanın her yerinde milletinden özür diler ve koltuğunu bırakır. Ama Erdoğan; “Et-tekrârü ahsen, velev kâne yüz seksen” diyerek; “2023 hedeflerini tutturacağız” hikayelerini anlatmayı sürdürüyor. Yalanı ne kadar çok tekrarlarsa, milleti kandırabileceğini sanıyor. Milletimizin aklını, ferasetini hafife alanların sonu buradan söylüyorum hep hüsran olmuştur. Milletimiz azan hayat pahalılığını, kendisini ezen işsizliği, artık sadece cüzdanında ya da mutfaktaki tenceresinde değil, ta ciğerlerinde hissediyor. Kimse hayal olan 2023 hedefleriyle milletimizin gözünü boyayabileceğini sanmasın.

FEDAİ ÖĞRETMENİN VEBALİNİ KİM ÖDEYECEK?

Bakın daha dün Malatya’da çok acı bir olay yaşadık. Gencecik bir beden öğretmeni, 23 yaşındaki Fedai Altun, atanamadığı için inşaat işçisi olmuş. Çalıştığı inşaatta, elektriğe kapılarak yaşamını yitirmiş. Kendisine Allah’tan rahmet diliyoruz, ailesine sabır diliyoruz. Yaşamını kaybetmeden önce bu genç, Saray’ı ve Saray avanesini etiketleyerek sosyal medyadan şu mesajı atmış; “Beden eğitimi mezunuyum. 80,55 puan aldım. Sizin yüzünüzden atanamıyorum. Aile baskısı yüzünden, ağır şartlarda çalışmak zorundayım. Bunun vebalini acaba kim ödeyecek? Ben hakkımı size helal etmiyorum.” İşte burası sözün bittiği yer. Bu ülkede analar, babalar; yemiyor, evlatlarına yediriyor. İçmiyor, evlatlarına içiriyor. Giymiyor, evlatlarına giydiriyor. “Yeter ki evladım okusun” diyor. Bin bir umutla okutulan gençlerimiz mezun oluyor. Öğretmen çıkıyor, mühendis çıkıyor, ekonomist çıkıyor… Ama bu müflis yönetim gençlerimize, mesleklerini icra edecekleri işleri veremiyor. Milletin evlatlarını, açlık sınırının altında kalan asgari ücrete talim ettiriyor.

UTANMADAN HUZUR HAKKI DİYORLAR

Ailelerin bin bir fedakârlıkla yetiştirdiği evlatlarımızın hali bu. Peki, ya Saray sosyetesinin çocukları? Onların yedikleri önlerinde, yemedikleri arkalarında. Bir değil, üçer-beşer maaş alıyorlar. Aldıkları maaşlara da, utanmadan “huzur hakkı” diyorlar. Milletin gencecik evlatlarında huzur kalmamış, en ağır şartlarda çalışırken, elektriğe kapılıp, yaşamını kaybederken, Saray maşallah “huzurdan” hakkını alıyor. Pes doğrusu! Gençlerimiz bunlara hakkını helal etmiyorsa haksız mı? Erdoğan ve şürekâsının kendilerinin değil, milletin huzurunu düşünmesi için, bu milletin daha kaç evladının yaşamı sönecek?

YOKSULLAŞTIRAN BÜYÜME

Yuvalara, mutfaklara ateşler düşerken, Erdoğan bu yıl çift haneli büyümeden bahsediyor. Bu ülkede büyüyen birileri var, o da saray, saray sosyetesi ve saray yandaşları. Milletin geliri ne yazık ki büyümüyor milletimiz büzüldükçe büzülüyor. Halkımıza, “Sağlıklı yaşamak için yeterli beslenebiliyor musun?” diye sormuşlar, bir anket yapmışlar. Milletimizin yüzde 57’si ne diyor biliyor musunuz? Yani yarıdan fazlası ne diyor biliyor musunuz? Ben yeterli beslenemiyorum diyor. Eğer millet karnını bile doğru dürüst doyuramıyorsa, bu ülkede ayçiçek yağlarına, bebek mamalarına alarm takılıyorsa, fiyat etiketleri saat başı değişiyorsa, o büyüme iftihar edilecek bir büyüme değildir, o büyüme  “Yoksullaştıran bir büyümedir.” Erdoğan daha önce ülkemizi, “İstihdamsız büyüme” ile tanıştırmıştı. Şimdi de öyle gözüküyor ki “yoksullaştıran büyüme” ile tanıştırıyor.

PARAMIZIN İTİBARINI BEŞ PARALIK ETTİ

Erdoğan paramızın itibarını, kendi ifadesiyle “beş paralık” etti. Bundan tam 9 yıl önce; “Para tıpkı bayrak gibi, tıpkı milli marş gibi, bir ülkenin gücünü, itibarını, bağımsızlığını simgeler. Paranın itibarı, milletin itibarıdır” demişti Erdoğan. Bu sözü ettiğinde tarihler 12 Mart 2012’yi gösteriyordu. O gün 100 dolar almak için cebimizden 177 lira vermek yetiyordu. Şimdi ne oldu? Şimdi aynı 100 doları almak için 992 lira vermek zorundayız. Erdoğan yönetimi bizim paramızı itibarsızlaştırırken, doların itibarına da itibar kattı. Ne de olsa Erdoğan ve şürekâsının en sevdiği yeşil, doların yeşili bunu biliyoruz. İhaleler, sözleşmeler, garantiler, kasadaki paralar hep dolar.

1 KURUŞ VERMEDİK DEDİĞİ PROJELERE 5 YILDA 9,5 MİLYAR DOLAR ÖDENDİ

En son beyefendi çıktı, “Ben ekonomistim, ne kadar kaynak oluşturursanız, devletin kasasından da bir kuruş çıkmaz” dedi. “Devletin kasasından bir kuruş çıkmaz” dediği işler için, 2016 yılından bu yana devletin kasasından tam 9,5 milyar dolar çıktı. Erdoğan “Bir kuruş çıkmadı” yalanını tekrarlarsa milleti inandırırım sanıyor. Önümüzdeki üç yılda da “Tek kuruş ödemeyeceğiz” dediği işler için, milletin vergilerinden 14 milyar 600 milyon dolar ödeneceğini şu anda Meclis’te komisyonda olan bütçe söylüyor.

DOLAR ARTTIKÇA YANDAŞ ABAT OLUYOR

Yandaş müteahhitlere ödenecek bu paralar dolara endeksli. Paramızın pul olmasından yandaşlar hiç etkilenmiyor. Ama her devalüasyon milletin bütçesini biraz daha kemiriyor. Bugün 1 Dolar 10 Lira sınırında. Dolar arttıkça Erdoğan’ın yandaşları abat oluyor ama millette helak oluyor. Bu yılbaşında asgari ücret 385 dolardı. Şimdi ben gelmeden önce hesapladım 285 dolar. Erdoğan ve şürekası asgari ücreti artırmak için, hala 2022’ye randevu veriyor. Geçin bunları… İlkin çalışanın cebinden bu yıl çekip aldığınız, 100 doları bir telafi edin bakalım. Asgari ücrete derhal 992 lira zam yapın. 2022’nin zammını ondan sonra, oturup konuşun.

BUNUN ADI ZULÜMDÜR

Erdoğan yönetimi, ülkemizdeki asgari ücreti Afrika düzeyine düşürdü. Çok değil, bundan üç yıl önce… Ucube Şahsım Rejimi henüz iş başı yapmamışken, Avrupa’da en düşük asgari ücret veren 13. ülke idik. Bugün Arnavutluk’tan sonra, 2. sıraya yerleştik. Bunun adı fakirleşmedir. Bunun adı fukaralaşmadır. Bunun adı zulümdür zulüm. Milletin bugün, kendisine “ekonomist” diyen Erdoğan’a, “Şu ekonomi diplomanı bir göster bakalım” demesi, son derece haklıdır. Son derece meşrudur.

ARTIŞ DESTEKTE %30, GÜBRE FİYATINDA %230

Yılın bitmesine 1,5 ay gibi bir süre kaldı. Nihayet 2021 üretim yılında verilecek, gübre ve mazot destekleri dün yayımlandı. Daha önceki yıllarda bu destekler yılın hemen başında, Şubat ayında yayımlanırdı. Tarımı bilmeyen, kifayetsiz bakanla, destek kararnamesi de yılsonuna kaldı. 2020’de gübre ve mazot destekleri hiç artırılmamıştı. Bu nedenle 2021 yılındaki gübre ve mazot desteklerindeki artışlar, iki yıllık artışlar diye düşünmeliyiz. Ürüne göre desteklerde, yüzde 20 ile yüzde 30 arasında bir artış var. Tek yıla bölerseniz, yılda yüzde 10-15 arası bir artış yapar. Ama sadece son bir yılda, gübre fiyatları, yüzde 168 ile yüzde 234 arasında zamlandı. Şimdi çiftçimiz bu yetersiz destekle bu gübre zamlarının altından nasıl kalkacak, tarlasına nasıl gübre atacak? Tarlasını nasıl ekip, biçecek?

GELECEK SENE TAŞ YERİZ

Adana’da bir buğday üreticisi, “Şu an tarlamıza gübre atamıyoruz. Verim yarıya düşecek, ekmeğe muhtaç olacağız bu sene” diye açıkça uyarıyor. Duyan var mı? Ne gezer… Tarım Bakanı çıkmış çiftçi zarar etmiyor diyor. Zarar eden çiftçi yokmuş. Bu vurdumduymazlıkla, gelecek yıl ekmek yerine, hep beraber taş yeriz.

SADECE EKMEK MASRAFI 450 LİRA

Ekmek demişken, dün İstanbul’da Ticaret Odası’na bağlı fırınlar, ekmeğe yüzde 25 zam yaptı. 230 gram ekmek, 2 liradan 2,5 liraya çıktı. Bir eve üç öğünden, günde altı ekmek giriyorsa, o evin sadece aylık ekmek masrafı 450 lira yapar. Birde bunun zeytini var, peyniri var. Eti var, patatesi var, bulguru, nohutu, soğanı var. Yağı var, şekeri var. Yani var oğlu var. Ama sofraya bir tek kuru ekmek koysanız bu ayda 450 lira yapıyor. Ayçiçek yağına dokunan yanıyor. Şimdi zeytinyağı fiyatlarında da ciddi artış olacağı söyleniyor.

ELEKTRİKTE KIŞ İÇİN KDV’Yİ DE KALDIRIN

Peki, emekli, işçi, memur, esnaf, sabit gelirli, bu zam yağmurları karşısında ne yapacak? Kendini nasıl koruyacak? Bu yıl ayrımsız tüm sabit gelirli yurttaşlarımıza, ciddi bir kara kış desteği şart. Aksi halde kara kış, milletimizi ezip geçecek. Genel Başkanımız yaşanacakları gördüğü için, ısrarla “Kara Kış Fonu” kurun dedi. Bu kapsamda “Elektrik üstündeki TRT payını kaldırın” demişti. Onu şimdi yapıyorlar anlaşılan. Ama elektrikte asıl vatandaşımızı rahatlatacak olan kış boyunca KDV’nin sıfırlanması henüz ortada yok. Bunun da vakit geçirmeden yapılmasını bekliyoruz. Korkmayın adına başka bir şey deyin, ama Kara Kış Fonu’nu da kurun. Bu fonla yeter ki milletimizi rahatlatın.

İŞSİZLER İŞKUR’DA ARTIYOR, TÜİK’TE AZALIYOR

Hayat pahalılığı milletimizi ezip geçerken, ülkemizde korkunç trajediler yaşanırken, milli paramız pul olurken, Tayyip’i Üzmeyen İstatistik Kurumu’nun rakamları, Alice’in Harikalar Diyarında gezinmeye devam ediyor. TÜİK’in, bu yılın Eylül’ünden geçen yılın Eylül’üne, resmi işsiz sayısı 147 bin kişi azaldı diyor. Ama ne hikmetse yine aynı ayda İŞ-KUR’a kayıtlı işsizlerin sayısı 219 bin kişi artıyor. Şimdi bunun hangisi doğru? Bir dedikleri bir dediklerini tutmuyor. Küresel salgın ülkemize geçen yılın Mart ayında ulaştı. Gerçek işsiz sayımız geçen yıl Şubat’ta, 7 milyon 83 bin kişiydi. Eylül’de TÜİK’in mevsim etkilerinden arınmış gerçek işsiz sayısı, 7 milyon 870 bin kişi. Yani TÜİK’in tüm makyajlarına rağmen, işsiz sayısı pandemi öncesine göre hala 800 bin kişi daha yüksek.

KAYNAĞI BELİRSİZ PARA GİRİŞİNDE İKİNCİ REKOR

Bu arada sadece işsizlik rakamlarında garabet göze çarpmıyor. Merkez Bankası’nın ödemeler dengesi rakamlarında da, ciddi gariplikler ve açıklanması gereken hususlar var. Ödemeler dengesi verilerine göre, 2021’in ilk dokuz ayında Türkiye’ye, kaynağı bilinen kanallardan 31 milyar dolar para girmiş yani finans hesabından net. Yine ilk dokuz ayda, net hata noksan kaleminden, kaynağı belirsiz para girişi ise, 13 milyar 516 milyon dolar olmuş. Bu, tarihimizde en yüksek ikinci kaynağı belirsiz para girişi… Bunun birincisi 2018’deydi. Ama 2018’den fark şurada, 2018’de seçim vardı. Haziran’daki seçimler öncesinde de, Türkiye’ye normal kanallardan para girmiyordu. 2018’in ilk 9 ayında Türkiye’den, 8 milyar 900 milyon dolarlık bilinen kanallardan para çıkışı olmuştu net. Finansmana erişimin zorlaştığı dönemlerde, firmaların veya şahısların, dövizlerini bozdurarak finansman ihtiyaçlarını bir şekilde gidermeleri nedeniyle, net hata noksan kaleminden kaynağı belirsiz para girişi görülüyor. Nitekim 2018’in ilk 9 ayında da bu rakam 19 milyardı kaynağı belirsiz para girişi rakamı. Türkiye’nin finansmana erişiminde bugün bir sıkıntı yok. İlk 9 ayda kaynağı belli, 31 milyar dolar bulmuşuz. Peki, finansmana erişimin nispeten kolay olduğu bu dönemde, rekor düzeyde kaynağı belirsiz para girişinin sebebi nedir? Bu para neyin parasıdır? Hangi baronların parasıdır?

SÖYLEYİN DE BİLELİM

Kayınpeder, damat Merkez Bankası’nın kasasındaki 128 milyar doları, ortalama 6 Lira 30 kuruş ila 6 Lira 40 kuruştan satarak buharlaştırdı. Bugün kur 10 Liraya dayandı. İçeride Lira ile ölçüldüğünde her şey ateş pahası. Ama dolarla ölçüldüğünde dışarıdakilere her şey sudan ucuz. Borsadaki hisseler doları olana çok ucuz, fabrika, arazi, ev, araba, elinde doları olanlara sudan ucuz. O gün 128 milyar doları ucuza toplayanlar, bugün ülkeye getirip, ucuza mal kapatıyor ve kârlarına kâr katıyorlarsa, bunu bilelim. 128 milyar doları, Merkez Bankası’nın kasasına geri koymak için göz yumulan devalüasyonun tüm yükünü milletimizin sırtına yüklemek gibi bir cin fikriniz varsa, bunu da bilelim. Yok, başka bir tezgâh varsa onu da bilelim. Çünkü ortada izaha muhtaç olağanüstü bir durum var.

128 MİLYAR DOLAR OYUNU

128 milyar doları buharlaştırdıktan sonra, Merkez Bankası dört koldan bilançosunu makyajlamaya girişti. İlkin yabancı ülkelerle SWAP anlaşmaları yaptı. Emanet rezervle bilançoyu düzeltmek istedi. Brüt rezervler arttı ama net rezervler artmadı. Yani kasanın tam takır olduğu gerçeği değişmedi. SWAP’lar yetmeyince, reeskont kredileri ve zorunlu karşılıklarla oynamaya başladılar. Merkez Bankası, zaten yaz başından bu yana, Döviz Tevdiat Hesaplarından yaptığı kesintileri yükselterek, brüt rezervlerini 10 milyar dolar artırmıştı. En son bu hafta, Döviz Tevdiat Hesaplarından kesilen karşılıkları 2 puan artırdılar. Artık bankalardaki her 100 dolarlık mevduatın 25 milyar doları Merkez Bankası’na emanet verilecek. Bu son operasyonun brüt rezervlere katkısı 3 milyar 800 milyon dolar. Son bir aydır brüt rezervler, 125 milyar dolara çakılıp kalmıştı. Anlaşılan Merkez Bankası, milletin bankalara yatırdığı dövizden emanet alacağı dolarlarla, “Bakın rezervler 128 milyar doları geçti” demeye hazırlanıyor. Ama tüm bunların net rezerve katkısı sıfır… En son 5 Kasım itibariyle, Banka’nın döviz kasasındaki açık, 35 milyar 200 milyon dolar.

EKONOMİ KISIR DÖNGÜYE GİRDİ

Türkiye bir kısır döngüye girmiş durumda. Önce hükümet bankaya emir veriyor, politika faizini düşürttürüyor. Yatırımcı parasını ülkeye getirmekten vazgeçiyor. Vatandaşta tasarrufunun değerini koruyabilmek için tasarruflarını döviz tevdiat hesaplarına yatırıyor. Paramız değer kaybediyor. Paramız değer kaybettikçe, enflasyon artıyor. Enflasyon artınca millet yeniden dövize koşuyor. Paramız bir kez daha değer kaybediyor. Yapılanların ne net rezerve katkısı, ne de dolarizasyonu azaltmaya etkisi oluyor. Şu andaki bankalardaki mevduatın yüzde 52’si döviz cinsinden. Neden? Çünkü milletin milli paraya güveni yok. Ne Merkez Bankası kendi bastığı paraya güveni sağlayabiliyor, ne de Hükümet milli paramızın itibarını koruyabiliyor. Çünkü her ikisine de artık güven kalmadı. Bunun en önemli nedenlerinden biri de, oyun esnasında kural değiştirilmesidir. Oyunun başında kural neyse, ortasında da, sonunda da o olmalıdır. “Enflasyon faizden yüksek olacak” dedikten sonra, enflasyon faizi aşınca, “Ben manşet enflasyona değil, çekirdeğine bakacağım…” Çekirdek tutmayınca, “Cari açığa bakacağım” derseniz, para politikanızın hiçbir inandırıcılığı kalmaz. Merkez Bankasına ikide bir talimat veren bir Hükümetin başına güven olmaz. Ekonomide de, mahkemede de kararların, “Tek kişinin iki dudağından çıkacak söze göre alındığı” algısı pekişir. Böyle bir ülkede hiçbir yatırımcı malının, mülkünün, güvencede olduğuna inanmaz.

ÇÖZÜM BELLİ, HAYATİ SORU ŞU…

Bu kısır döngüyü kırmanın tek bir yolu var. Önce Hükümet Merkez Bankası’nın araç bağımsızlığını tanıyacak. Bunu da açıklayacak. Sonra da toplumun tüm kesimleriyle istişare edilerek, tercihen de Ekonomik ve Sosyal Konseyi toplayarak bir program hazırlanacak. Piyasalara ve ekonomideki tüm aktörlere güven verecek, içsel tutarlılığı yüksek ve takvimlendirilmiş bu programı adım adım, her aşamasında millete hesap vererek, kararlılıkla hükümet uygulamaya başlayacak.

Şimdi şu hayati soruyu milletimize soralım. Her şeyi ben bilirim diyen Saraydaki kibirli adam, millete danışarak bir program yapmaya, uygulamalarıyla ilgili millete hesap vermeye, Merkez Bankası’nın bağımsızlığını kabul etmeye razı olur mu? Olsa bile, böyle bir programı hazırlayıp uygulamaya takati kaldı mı? Bu nedenle biz, “Metal yorgunu, tükenmiş Erdoğan Şahsım Hükümeti, ülkemizi düze çıkaramaz” diyoruz. Bu nedenle biz, “Hemen sandık” diyoruz. Bu nedenle biz, “Yeni kurallar, yeni kurumlar, yeni kadrolar” diyoruz. Biz, Türkiye’yi düze çıkarmak için hazırız. Cumhuriyet Halk Partisinin yöneteceği ülkede, kurallı ekonomi olacak. Hukuk devleti olacak. Güçlü kurumlar olacak. Öngörülebilirlik olacak. Pahalılığı, işsizliği, çaresizliği bitirmeye talibiz. Bu ülkeyi küresel ligde hak ettiği yere çıkarmaya talibiz. Biz insanlarımızı ötekileştirmeye değil, birleştirmeye geliyoruz. Biz bu ülkenin tertemiz insanlarıyla beraber, kimseyi dışlamadan, yepyeni bir geleceği inşa etmek için geliyoruz. “Biz hazırız, artık vakit tamam. Seçim zamanıdır bu zaman. Milletten korkma, sandıktan kaçma Erdoğan” diyoruz.

KURT KIŞI GEÇİRİR, YEDİĞİ AYAZI UNUTMAZ

Bitirmeden önce, Bulgaristan vatandaşlığına da sahip yurttaşlarımıza seslenmek istiyorum… Pazar günü evinize en yakın seçim sandığında, Bulgaristan seçimleri için lütfen oy kullanınız. Belediyelerimiz, oy vermenizi kolaylaştıracak tüm önlemleri almaktadır. Ayrıca bu seçimlerde, valiliklerin ve kaymakamlıkların da ilk kez devrede olması bu defa hükümetin aklıselimin yolunu bulduğunu gösteriyor. Ama herkeste şunu bilmelidir ki; kurt kışı geçirecektir, fakat yediği ayazı da unutmayacaktır.

Benim diyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

Soru- CHP’li Bolu Belediye Başkanı yabancı evlilik başvuruları için aldığı kararı açıkladı. Siz bu adımı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Belediye Başkanının bu kendi fikridir. Partimizin gündeminde böyle bir konu yoktur.

Soru- İYİ Partili Lütfü Türkkan için fezleke düzenlendi. Bu fezlekeye yorumunuz ne olur? Fezleke TBMM’ye gelirse oyunuzun rengi ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Öncelikle şunu ifade edeyim. Siyasetçilerin her türlü eleştiriye açık olması gerekir. Bunu geçen defada söylemiştim. Savcılığın hazırladığı fezlekeye gelince, savcıların milletvekillerinin kimliğine göre fezleke düzenlemeleri adalet duygusunu incitir. Hukuk önünde herkes eşittir, çifte standart olmaz. Siyasi partilerinde fezlekeleri öç alma duygusuyla siyasi linçe hizmet edecek şekilde değerlendirmelerini de doğru bulmayız. Aynı savcılar şehit yakınına hakaretler ederek kovan AK Partili Belediye Başkanıyla ilgili hangi işlemi yapmaktadır merak ediyorum. Ya da bundan önce şehide kelle diyenler, bu ülkenin çiftçisine ananı da al git diyenler, şehit babasına karakteri bozuk diyenlere, kendisini eleştiren şehit anasını 4 yılla yargılatanlara bunlar hakkında aynı savcılar ne yapmıştır? Bu soruyu da sormak istiyorum.

Soru- Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmesi sonrası “anlaşamamakta anlaştık” şeklinde bir açıklama yaptı. Bu açıklamayı siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Saygıyla karşılıyoruz.

Soru- Hazine ve Maliye Bakanı Lütfü Elvan hükümetimizin ihracatı desteklemek amacıyla yüksek döviz kuru hedeflerine yönelik yorumlar doğru değil dedi. Ayrıca döviz kurunun piyasada belirlendiğini söyledi. Dolar kuru şuan 10 liraya dayanmış durumda. Hem Bakan Elvan’ın açıklamasını, hem de kurun bu gidişatını siz nasıl yorumluyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi Sayın Elvan’ın söylediği iki tane kritik husus var. Biri küresel konjonktürün ve yurtiçi enflasyonun seyrinin temkinli olmayı gerektirdiği. Ne kadar temkinli olduklarını son iki aydır izliyoruz. Tüketici enflasyonu yüzde 20’de, üretici enflasyonu yüzde 46’da, faiz yüzde 16’da. Şimdi insanlar lafa değil icraata bakıyor. İkinci önemli husus kurla ilgili söyledikleri. Acaba Sayın Bakan bu söylediklerini Merkez Bankası Başkanıyla konuşmuş mu? Çünkü Merkez Bankası Başkanı en son enflasyonu düşürmek için cari açığın düşürüleceğini söyledi. Cari açığı düşürmek öncelikli hedef oluyorsa eğer bu kurla rekabet gücü kazanmanın yani Türk Lirası’na değer kaybettirmenin sonuna kadar istismar edileceğini gösteriyor. Nitekim son 2 aydır cari denge fazla veriyor ama dolar 10 liraya dayandı. Bu hükümette her kafadan bir ses çıkıyor. Kimse kimsenin ne dediğini dikkate almıyor. Birinin ak dediğine öbürü kara diyor. Çok açık söylüyorum, ülke yönetilmiyor savruluyor. Bu savruluşun faturası da maalesef hep milletimizin sırtına yükleniyor.

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan, Saadet Partisi Genel Başkanıyla görüşmede enflasyon, işsizlik, geçim sıkıntısı da konuşulmuş ve Karamollaoğlu’nun ifadesine göre Cumhurbaşkanı Erdoğan bu konulara muhalefetin abartması demiş. Sizin bu açıklamaya yönelik değerlendirmeniz nasıl olur?

Faik ÖZTRAK- Hep söylüyorum, saraydan bakılınca anlaşılan milletin hali görünmüyor, sesi de hiç duyulmuyor. Sokakta işsizlik ve hayat pahalılığı var tabi. Sarayda üç beş tane ballı maaş tatlı bir hayat var. Konuşmamda anlattım Malatya’da çok acı bir olay yaşadık. Gencecik bir atanamayan beden öğretmeni çalıştığı inşaatta hayatını kaybediyor. Ama öncesinde de saraya hakkını helal etmiyor. Ülkeyi yönetenler saraylarında efuli mi içiyorlar ne içiyorlarsa ondan millete de ikram etsinler milletçe hep beraber bu kafaya girelim, pembe rüyalar görelim.

Soru- EYT’yle ilgili Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay öyle bir çalışma yok dedi. Fakat AK Parti Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu dün teklifi meclise getireceklerini söyledi. Ancak birkaç saat sonra Çalışma Bakanlığı böyle bir çalışmanın olmadığını ifade etti. Sizin bu farklı açıklamalara ilişkin yorumunuz nasıl olur?

Faik ÖZTRAK- Yani hem hükümetin ortakları arasında, hem hükümetin mensupları ve bürokratları arasında inanılmaz bir karmaşa var. Hükümetin bir ortağı EYT için çift dikiş yok diyor, öbürü seçim beyannamesine çözeceğiz diye yazıyor. Sonra seçim ufukta görününce el altından EYT’yi çözeceğiz haberleri dolaşıma sokuluyor. Sonra bakanlık çalışıyoruz diyor, saray yok öyle bir şey diyor. Şimdi yani bu milletin umutlarıyla, beklentileriyle, aklıyla dalga geçmek. Dalga geçmeye kalkanı bu millet sandıkta nasıl çarpar bunu en ciddi şekilde sandıkta göreceksiniz.

Teşekkür ediyorum.

2023 HEDEFLERİNİN İSMİ VAR CİSMİ YOK

CHP Sözcüsü Öztrak, Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin sürekli 2023 hedeflerinden bahsettiğini ama o hedeflerin ne olduğunu bir türlü söylemediğini belirterek, “Erdoğan hedeflerin ismini söylüyor, cismini anmıyor. 2023 için verdiği vaatler; 2 trilyon dolar milli gelir, 25 bin dolar kişi başına gelir, 500 milyar dolar ihracat ve yüzde 5 işsizlik. Oysa bu hedeflerin ancak yarısını gerçekleştirebileceğini kendi imzaladığı Orta Vadeli Program’la itiraf etti. Erdoğan, 2023 yalanını 180 kez tekrarlayınca milletin kanacağını mı sanıyor? Milletimizin aklını, zekâsını küçümsemenin sonu hüsrandır” dedi.

Dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girecek güce sahip olan Türkiye’nin, mevcut Hükümetin elinde bu yıl en büyük 20 ekonomi liginden düşmesinin beklendiğini hatırlatan Öztrak, “Türkiye’nin potansiyeli büyüktür. Yeter ki sınırlı kaynaklar beş yandaş müteahhide ve saray beslemelerine akıtılmasın. Bu pespaye düzeni sandıkta değiştireceğiz. ‘Yeni Kadrolar, Yeni Kurumlar, Yeni Kurallarla’ Türkiye’yi içine düştüğü bu karanlık girdaptan çıkaracağız. Milletimizin kaybettiklerini biz telafi edeceğiz. Biz geleceğiz. Hayat bayram olacak!” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün sosyal medyadan yaptığı açıklamada şunları belirtti:

Erdoğan, 29 Ekim’den sonra, bu defa da 10 Kasım’da Anıtkabir Özel Defterine “2023 hedeflerine ulaşacaklarını” yazdı. AK Parti Genel Başkanı 2023 hedefleri sözcüklerini dilinden düşürmüyor. Ama o hedeflerle millete ne vadettiğini, neyi taahhüt etiğini artık hiç söylemiyor.

2023 HEDEFLERİNİN İSMİ VAR, CİSMİ YOK

2023 hedefleri Erdoğan tarafından ilk kez AK Parti’nin 12 Haziran 2011 Seçimleri için hazırladığı beyannameyle açıklandı. Erdoğan 2023 yılında; ülkenin toplam gelirini 2 trilyon dolara, kişi başına geliri 25 bin dolara, ihracatı 500 milyar dolara yükseltmeyi, işsizliği ise yüzde 5’e düşürmeyi, böylece ülkemizi 2023’de dünyanın en güçlü 10 ekonomisi arasına sokmayı milletimize vadetti. Erdoğan ismini söyleyip, bugün cismini anmadığı bu hedefleri 2013’de 10. Kalkınma Planı’na da yazdı. Hedefler vaat olmaktan çıktı.

ŞAHSIM REJİMİYLE PATİNAJ BAŞLADI

Hükümetin ve partisinin millete resmi taahhüdü haline geldi. Erdoğan 2014’te “Ben alışılmış bir Cumhurbaşkanı olmayacağım” diyerek ucube şahsım rejiminin düğmesine bastı. Ekonomi patinaj yapmaya başladı. Demokrasi ve hukuk devletinden uzaklaşıldıkça 2023 hedefleri de hayal oldu. Kişi başına gelir ilk defa 7 yıl üst üste geriledi.

HEDEFLERİN ÇÖKTÜĞÜNÜ KENDİ İMZASIYLA İTİRAF ETTİ

5 Eylül’de Resmi Gazete’de yayımlanan Orta Vadeli Program (OVP), 2023 hedeflerinin hayal olduğunu resmen belgeledi. Erdoğan’ın millete verdiği sözü tutamadığın, 2023 hedeflerine ulaşmayı bırakın, hedeflerin yarısını bile tutturamayacağını, ekonomi politikalarının iflasını kendi imzasıyla itiraf etti. OVP, Erdoğan’ın 2023 için millete taahhüt ettiği milli gelir, kişi başına gelir ve ihracat hedeflerinin yarısına bile ulaşamadığını, yine millete taahhüt ettiği işsizlik oranının ikiye katlandığını ortaya koydu. Erdoğan’ın izlediği ekonomi politikasının iflasının ilamı oldu.

İLK 10’A SOKAMADI, İLK 20’DEN DÜŞÜRDÜ

Erdoğan’ın tek kişi olma hırsının, yol açtığı ekonomik krizin, devlette yönetim krizinin, milletimize faturası çok ağır oldu. 2023 de ülkeyi dünyanın en güçlü 10 ekonomisi arasına sokmayı vadeden Erdoğan, 2023’e iki yıl kala ülkeyi en güçlü 20 ekonomi liginden bile düşürdü. Oysa Türkiye, 1990’da dünyanın en güçlü 20 ekonomisi arasına girmişti.

180 KERE TEKRARLAYARAK KANDIRIRIM SANIYOR

Ne demiş Ziya Paşa: “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.” Erdoğan’ın eseri de ortada. Ama hala sıkılmadan “2023 hedeflerine kararlılıkla yürüyoruz” diyor. Oysa Erdoğan kendi sözlerinin altında ezim ezim ezildi. Peki sözünü tutmayana bu topraklarda ne denir? “Et-tekrârü ahsen, velev kâne yüz seksen” diyerek; Erdoğan 2023 yalanını 180 kez tekrarlayınca milletin kanacağını mı sanıyor? Milletimizin aklını, zekâsını küçümsemenin sonu hüsrandır. Millet zaten hayat pahalılığını, işsizliği ve düşen gelirini cüzdanında değil, ciğerinde hissediyor.

TÜRKİYE’NİN GÜCÜ VAR, YETER Kİ DOĞRU KULLANILSIN

Türkiye elbette dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girecek kudret ve potansiyele sahiptir. Yeter ki sınırlı kaynaklar 5 yandaş müteahhide ve saray beslemelerine akıtılmasın. Bu pespaye düzeni sandıkta değiştireceğiz. “Yeni Kadrolar, Yeni Kurumlar, Yeni Kurallar” dediğimiz “3 Yeni” ile ülkemizin potansiyelini en iyi şekilde kullanacağız. Türkiye’yi içine düştüğü bu karanlık girdaptan çıkaracağız. Milletimizin kaybettiklerini biz telafi edeceğiz. Biz geleceğiz. Hayat bayram olacak!

BALKAN MASASI’NDAN ATATÜRK’Ü ANMAK VE ANLAMAK KONFERANSI

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Merkezi’nde düzenlenen “Atatürk’ü Anmak ve Anlamak” konferansında; “Mustafa Kemal’in kurduğu bu partinin yoldaşları, biz hep birlikte, güzel cumhuriyetimizi, cumhuriyetin ikinci yüzyılında gerçek anlamda demokrasiyle taçlandıracağız” dedi.


CHP Genel Merkezi’nde, 10 Kasım Atatürk’ü Anma Günü dolayısıyla düzenlenen etkinlikler kapsamında, Prof. Dr. İlber Ortaylı, “Atatürk’ü Anmak ve Anlamak’ başlıklı konferans verdi. Konferansın ardından CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İlber Ortaylı’ya plaket verdi.


CHP Lideri Kılıçdaroğlu, konferansta yaptığı konuşmada şunları söyledi:
https://www.youtube.com/embed/WDf3vC8omek?autoplay=0&fs=0&iv_load_policy=3&showinfo=0&rel=0&cc_load_policy=0&start=0&end=0&origin=https://youtubeembedcode.com


Efendim büyük bir dikkatle Hocamızı dinledik. 83 yıl önce, sadece bizim değil, önemli bir dünya liderini sonsuzluğa uğurladık. Bize miras bıraktığı önemli değerler var. Hocamız, operadan, arkeolojiden, tıptan, kurmaylıktan, dış politikadan, Balkanlar’dan söz etti. ‘Her birimiz birer Balkanlıyız’ dedi. 83. yılın birikimlerinden söz etti. Birinci cihan harbi kadrolarının ne kadar değerli olduğunu ve asıl Türkiye’yi aydınlığa kavuşturan kadroların harekete geçtiğini ve cumhuriyeti kurup sürdürdüğünü… Öğretmen kadrolarımızdan, öğretmenlerin ne kadar değerli ve önemli olduğundan söz etti. Sayın Hocam, eğitim bir topluma sınıf atlatan temel unsur. Şu anda en temel sorunlarımızdan biri eğitim. Doktorlara yapılan saldırılardan söz etti. Buraya kısa parantez açayım: Bir de kadın cinayetleri var.
Bütün bunlar ileriye doğru giderken ve gidişte tarihimizden destek alırken ama bunun yanında zaman zaman siyasal iktidarların ülkeye bir şekliyle kültürel yozlaşmaya yol açan kadın cinayetleri gibi, doktorlara yapılan saldırılar gibi gerçeklerle karşılaşıyoruz.
Şundan emin olmanızı isterim saygıdeğer Hocam. Mustafa Kemal’in kurduğu bu partinin yoldaşları, biz hep birlikte, sizlerin öncülüğünde, sizlerin çizdiği gelecek çerçevesinde biz güzel cumhuriyetimizi, cumhuriyetin ikinci yüzyılında gerçek anlamda demokrasiyle taçlandıracağız.
Çok teşekkür ederim bizleri aydınlattınız, çok sağ olun, var olun Hocam.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu daha sonra, video konferans toplantısında Samsun Atatürk Evi’nden Samsun İl Başkanı Fatih Türkel, Selanik Atatürk Evi’nden Atakum Belediye Başkanı Cemil Deveci, Manastır Askeri İdadisi’nden Konak Belediye Başkanı Abdül Batur ve Kocacık Ataevi’nden Muratlı Belediye Başkanı Nebi Tepe ile görüştü. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na, Prof. Dr. İlber Ortaylı ile Genel Başkan Yardımcıları Fethi Açıkel, Muharrem Erkek, Faik Öztrak, Seyit Torun ve Ahmet Akın eşlik etti.

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com