Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

KUR KORUMALI MEVDUAT DÇM’YE RAHMET OKUTACAK

CHP Sözcüsü Öztrak, kurların yeniden yukarıya doğru hareketlenmesi nedeniyle Kur Korumalı Mevduat uygulamasının Türkiye’ye çok ciddi bir maliyet getireceğine dikkat çekerek, “Her derde deva diye millete yutturmak istedikleri bu uygulama, geçmişte ekonomiyi batıran Dövize Çevrilebilir Mevduata (DÇM) rahmet okutacak. Kur Korumalı Mevduat ekonomimize, geçmişteki DÇM’nin vurduğu darbeden daha beterini vuracak” uyarısında bulundu.

“Saraya ilahi aşkla bağlı eski Maocu bir çakma oligarkın” Rus televizyonlarına çıkarak S-500’lerden NATO’ya kadar pek çok konuda Türkiye adına açıklamada bulunduğunu söyleyen Öztrak, “Bu adam bu açıklamaları kimin adına yapıyor? Bu ülkeyi bu çakma oligark mı yoksa Tayyip Erdoğan mı yönetiyor?” diye sordu.

Enerji fiyatlarının OECD ülkelerinde bir artarken, Türkiye’de üç arttığını, otomobilin kontağını çevirmenin artık bir servete mal olduğunu ifade eden Öztrak, “Kimse, ‘Dışarıda da oluyor, dış mihraklar yaptı’ laflarını yemiyor. Yakıt lambası 100 liralık benzinle, mazotla sönmeyen vatandaş, sandıkta ampulü söndürmek için gün sayıyor” dedi.

Montrö’yü ayak bağı olarak gören, “Montrö’nün tüm maddeleri uygulanmalı” diyen amiralleri mahkemelerde süründüren Hükümetin, Ukrayna’da savaşın çıkmasından sonra Montrö’ye sarıldığını söyleyen Öztrak, “Bu Cumhuriyeti kuranlar ne büyük insanlarmış, bunu bu vesileyle bir kere daha anladık. Atatürk’e laf etmeye yürekleri yetmediğinden, İsmet Paşa’ya saldıranlar, kar yağınca Atatürk Havalimanı’na, savaş çıkınca da Montrö’ye sığındılar” ifadelerini kullandı.

Geçtiğimiz günlerde Amerikalı bir yetkilinin Rusya’ya yönelik yaptırımların amacının, Rusya’daki enflasyonu artırmak olduğu yönündeki açıklamasını hatırlatan Öztrak, “Eloğlu, Saray’ın aziz milletimize layık gördüğü muameleyi düşmanını dize getirmek için kullanıyor. ‘Ağacın kurdu içinden olur’ derler… Böyle bir hükümet oldukça, bu milletin başka düşmana da ihtiyacı yok” diye konuştu!

Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli’nin istifasını da değerlendiren Öztrak, “Saray Tarım ve Orman Bakanını ‘affetmiş.’ Türk çiftçisi kendine yapılanları affeder mi? Milletimiz cayır cayır yanan ormanları unutur mu? Milletin boş tenceresi artık dolar da kaynar mı? Hiç sanmıyoruz. Çünkü sorunun özü bakanda, dışarıda, şurada, burada değil. Sorunun özü bu zihniyetin merkezi olan metal yorgunu Saray’da” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Dün, Diyanet İşleri Başkanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Genel Kurmay Başkanlığı’nın kurulması ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun kabul edilmesinin 98. yıl dönümüydü. Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde, milletimizin kurduğu Cumhuriyetimizin önemli kurumsal yapı taşlarının döşendiği bugünde, büyük önderimizi ve silah arkadaşlarını bir kez daha rahmet ve minnetle anıyoruz.

UKRAYNA’DA İNSANLIK DRAMI YAŞANIYOR

Ukrayna’da çok büyük bir insanlık dramı yaşanıyor. Masum insanlar öldürülüyor. Bombalanan şehirlerde, siviller korku içinde, yarının ne getireceğini bilmeden bekliyorlar. Rusya’nın haksız, hukuksuz işgalinin üzerinden sadece bir hafta geçti, ülkesini terk ederek komşu ülkelere geçen Ukraynalıların sayısı bir milyonu aştı. Ülke içinde yerinden yurdundan edilenlerin sayısı ise kat be kat fazla. Bizim de Ukrayna’da çoğu öğrenci, 20 bin civarında vatandaşımız yaşıyor. Saldırıların hemen başında, bu vatandaşlarımıza yardımcı olabilmek için, partimizin bünyesinde bir kriz masası kurduk. Bize ulaşan bilgilere göre, zamanında yapılmayan tahliye çağrıları ve alınmayan tahliye tedbirleri nedeniyle, Ukrayna’da bulunan vatandaşlarımız çok ciddi sıkıntılar yaşadı. Özellikle ilk 5 gün, vatandaşlarımız verilen telefonlara ulaşamadı. Şuanda Harkov’dan trenle tahliyeler devam ediyor. Vatandaşlarımız bireysel çabalarıyla tren garına ulaşmaya çalışıyor. Ama tren garına güvenle ulaşmada da büyük sorunlar var. Yapılan son açıklamalara göre Ukrayna’da bulunan vatandaşlarımızdan 9 bine yakını, ülkeden tahliye edilebilmiş. Ama 11-12 bin vatandaşımız hala savaş bölgelerinde. Vatandaşlarımızın güven içinde savaş bölgelerinden tahliyesi, en önemli önceliğimiz. Biz bu öncelik doğrultusunda, hükümetin elden gelen her şeyi yaptığının takipçisi olmaya devam edeceğiz.

UKRAYNA HALKININ İRADESİ YOK SAYILAMAZ

Ukraynalılar Rusya’ya karşı topraklarını savunuyor. Egemenliklerini savunuyor. Bağımsızlıklarını savunuyor. Rusya’nın haksız, hukuksuz işgalini bir kez daha şiddetle kınıyoruz. Bir an evvel kalıcı bir ateş kes ilan edilmesini bekliyoruz. Ukrayna halkının iradesi, bir başka ülkenin güvenlik sorunu iddialarıyla yok sayılamaz. Ukraynalıların oyuyla seçilmiş bir hükümetin askeri güç kullanılarak alaşağı edilmek istenmesi, asla kabul edilemez. Bir asır önce devrin egemen güçlerine karşı, büyük bir Kurtuluş Savaşı vererek ülkesini kurtaran, bağımsız bir Cumhuriyet kurarak, dünyanın emperyalizmle mücadele eden mazlum milletlerine örnek olmuş, bir milletin fertleri olarak, Ukraynalıların amasız fakatsız yanındayız.

İTİDALLİ VE İNCELİKLİ BİR DİPLOMASİ LAZIM

Rusya ve Ukrayna ile aynı bölgede yaşıyoruz. Aynı denizi paylaşıyoruz. Her ikisi de önemli ekonomik ve ticari ortaklarımız. Bu nedenle, savaştan en fazla etkilenecek ülkelerin başında geliyoruz. Bu savaşın bitmesi için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız. Türkiye, haklının yanında durarak, fakat iki tarafla da ilişkilerini koparmayarak, itidalli ve incelikli bir diplomasiyi izlemek zorundadır. Ancak bugün ortada, bu incelikli diplomasiyi yürütecek kurumsal bir kapasite kalmamıştır. Saraydaki Şahsım Hükümeti bugüne kadar yaptığı partizan atamalarla, Dışişleri Bakanlığı gibi, çok önemli bir kurumu tahrip etmiştir. Dışişleri Bakanlığını rüşvetten aklanmamış bakanların, partili eski milletvekillerinin, kariyerden gelmeyen Saray bürokratlarının arpalığına çevirmiştir. Tecrübe ve bilgi birikimi gerektiren bu hassas dönemde, ihtiyaç duyduğumuz kurumsal kapasiteden ülkeyi mahrum etmiştir. Her alanda olduğu gibi burada da işleri çok daha zor bir hale getirmiştir. Ciddi bir yönetim krizi yaşatmaktadır.

BİR HAFTADA KIRILGANLIKLAR ORTAYA DÖKÜLDÜ

Ülkemizdeki ucube sistemin yarattığı tüm kırılganlıklar, son bir hafta içinde gün yüzüne çıkmıştır. Erdoğan, önce bu krizde arabuluculuk iddiasıyla ortaya çıktı. Ama istikrar ve itibar malulü dış politikası nedeniyle, kimse kendisini ciddiye almadı. NATO Genel Sekreteri’nin “Bunu aylardır bekliyorduk ve uyarıyorduk” dediği bir dönemde savaşla ilgili olarak, Erdoğan bu savaşa Afrika gezisinde yakalandı. Ukrayna’da olan bitenin ne kadar ciddi olduğu konusunda ya kendisini uyaracak bir dışişlerinin kalmadığı, ya da Sarayın kibirlisinin, dışişlerinin tavsiyelerine kulak falan asmadığı ortaya çıktı.

ZIRVALADILAR, ADINA ZİRVE DEDİLER

Adına güvenlik zirvesi dediği, devletin kurumsal yapısında mevcut olmayan bir toplantı düzenledi. Güvenlik bürokrasisinden birkaç isim dışında bu toplantıya katılanlar, kendi partisinin sözcüsü, genel başkan vekili, yardımcısı ve grup yöneticisi. Bu toplantıda Dışişleri Bakanı yoktu. Diplomasiye en çok ihtiyaç duyduğumuz bir anda, diplomatlarda orada yoktu. Ama maşallah partililer çoktu. Yani sen, ben, bizim oğlan toplanıp, zırvaladılar, adını da zirve koydular.

MEVLEVİ DERVİŞİ MİSALİ DÖNÜYOR

Nitekim devlet aklı olmayınca, atılan her adımda da tutarsızlık ve yalpalama baş gösterdi. Erdoğan, önce NATO’ya çattı. “Kınama cümbüşü yetmez, kararlı adımlar atılmalı” diye büyük büyük laflar etti. Dış siyasetten yine iç siyasete rant devşirmeye kalktı. Ama sonra da dönüşü yaptı. Türkiye, Rusya’nın Avrupa Konseyi’nde temsil hakkının askıya alınması oylamasında çekimser kaldı. Ondan sonra bir daha döndü. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda Rusya’nın kınanmasına yönelik tasarının oylanmasında bu defa olumlu oy kullandı. Yani Mevlevi derviş misali dönmeye doyamıyor.

KAR YAĞINCA ATATÜRK HAVALİMANI’NA, SAVAŞ ÇIKINCA MONTRÖ’YE SIĞINDILAR

Dön baba dönelim dedikleri bir başka konuysa Montrö oldu. Birkaç yıl önceye kadar Montrö’yü ayak bağı olarak gören, “Kanal İstanbul’u yapınca, savaş gemileri gerekirse buradan geçer” diyen, “Montrö’nün tüm maddeleri uygulanmalı” diyen amiralleri, mahkemelerde süründüren Saray, Rusya’nın Ukrayna’yla savaşa tutuşmasıyla, tu kaka dediği Montrö’ye sıkı sıkı yapıştı. “Montrö’nün verdiği tüm yetkiyi kullanmaya kararlıyız” deyiverdi. Bu Cumhuriyeti kuranlar ne büyük insanlarmış, bunu bu vesileyle bir kere daha anladık. Atatürk’e laf etmeye yürekleri yetmediğinden, İsmet Paşa’ya saldıranlar, kar yağınca Atatürk Havalimanı’na, savaş çıkınca da Montrö’ye sığındılar.

RUSYA-UKRAYNA SAVAŞININ FATURASI

Ukrayna’daki savaş, Sarayın yanlış ekonomi politikalarının hızla tahrip ettiği, ekonomimizdeki kırılganlıkları daha da derinleştiriyor. Saray politikalarıyla zaten yangın yerine dönen, savunmasız kalan ekonomimiz, Ukrayna-Rusya savaşıyla daha da kırılganlaşmıştır. Bunun etkilerini daha henüz görmedik. Ama önümüzdeki dönemde en ağır bir biçimde yaşayacağız. Savaşın tarafı olan her iki ülkeyle de önemli ekonomik ilişkilerimiz var. Türkiye’nin turizm gelirlerinde Rusya ve Ukrayna’dan gelen turistler önemli bir yer tutuyor. Enerji ve müteahhitlik konusunda da önemli iş birliklerimiz söz konusu. Rusya, Türk müteahhitlerinin en çok iş üstlendiği ülke. Türkiye doğalgaz ithalatının üçte birini, petrol ve petrol ürünleri ithalatının da beşte birini Rusya’dan yapıyor. Rusya-Ukrayna savaşının uzaması, ülkemize ciddi bir fatura çıkaracak. Ukrayna’daki savaş, ikincil etkileri hariç, şu haliyle ülkemize asgari 30-40 milyar dolar arasında, bir fatura çıkaracakmış gibi duruyor.

KUR KORUMALI MEVDUAT EKONOMİYİ BATIRAN DÇM’YE RAHMET OKUTACAK

Bu hesapta, jeostratejik riskler nedeniyle, Türkiye’nin daha da artacak risk priminin, dış borçlanma faizlerine getireceği yük yok. Diğer taraftan, seçime giderken ekonomiyi iyi göstermek için Merkez Bankası’nın 128 milyar dolarını bankanın arka kapıdan buharlaştırdıktan sonra Merkez Bankası’nın bir kolunu kesmişlerdi. Ardından “Faiz sebep, enflasyon sonuç” diyerek, Merkez Bankası’nın diğer kolunu da arkasına bağladılar. Faizi emirle düşürme saplantısının yarattığı döviz krizini kontrol etmek için ellerinde kala kala Aralık ayının sonunda başlatılan, Kur Korumalı Mevduat uygulaması kaldı. Şimdi bu uygulamadan kurların yeniden yukarıya doğru hareketlenmesi nedeniyle başımıza çok ciddi bir maliyet gelecek. “Her derde deva” diyerek millete yutturmak istedikleri, bu uygulama geçmişte ekonomiyi batıran Dövize Çevrilebilir Mevduata rahmet okutacak.

KUR 14,5 TL OLURSA 33 MİLYAR TL’LİK FATURA ÇIKIYOR

Bu mevduatların ilk vadesi Mart sonunda doluyor. O günlerde kurun 14,5 lira olması halinde bu verilen garantiler ve vergi indirimleri nedeniyle, devletin dolayısıyla da milletimizin sırtına, 33 milyar liralık bir ek yük gelecek. Fakirin aldığı ekmekte ödediği vergi, bir avuç zenginin parasına verilen döviz garantisine gidecek. Ben bir kere daha tekrarlıyım, kurdaki artış sürerse, Kur Korumalı Mevduat uygulaması ekonomimize, geçmişteki Dövize Çevrilebilir Mevduatın vurduğu darbeden daha beterini vuracak. Diğer taraftan, Karadeniz önemli bir taşıma ve ticaret güzergâhı. Kriz uzarsa Avrupa pazarlarına olan ihracatımızda son dönemde özellikle pandemiden sonra taşıma maliyetlerinin uygun olması nedeniyle elde ettiğimiz rekabet avantajını kaybedebiliriz. Avrupa’ya olan ihracatımız da darbe yiyebilir. Bu hesaplarda bunlar yok.

TABELADAKİ BÜYÜME ŞAHANE, MİLLET KUYRUKTA

Türkiye, Ukrayna’daki savaşa ekonomisi buhrandayken yakalandı. Hafta başında açıklanan büyüme verilerine göre; 2013 yılında 958 milyar dolar olan milli gelirimiz, 2021 yılında 803 milyar dolara düşmüş. Ucube tek kişilik şahsım rejimin düğmesine basılmasından bu yana milli gelirimiz 155 milyar dolar erimiş. Aynı dönemde, kişi başına düşen milli gelirimiz ise 3 bin 43 dolar azalarak, 9 bin 539 dolara gerilemiş. Ama TÜİK’in tabelasında Türkiye, 2021 yılında yüzde 11 büyüdü yazıyor. Tabeladaki büyüme oranı şahane. Ama millet perişan. Ucuz ekmek kuyrukları, ucuz yağ kuyrukları, benzin-mazot kuyrukları uzadıkça uzuyor. Millet elektrik faturalarını yakıyor. Vatandaş pahalılıktan pazara gidemiyor. Pazarcı tezgah açamıyor. Çiftçi traktörüne mazot koyup tarlasına gidemiyor. Gitse de tarlasına gübre atamıyor bu defa. Çiftçiyi bir başına bırakan hükümet, elin çiftçisinden pahalıya aldığı buğdayı fırıncıya ucuza veriyor. Destekte tabi elin çiftçisine gidiyor. Esnaf derseniz o da perişan. Siftah edemediği dükkânının artık kepengini indirmeye başladı. Asgari ücretlinin ücretinin, memurun maaşının, emeklinin aylığının alım gücü, daha yılın ikinci ayında geçen yılında altına düştü. Enflasyon azdı, işsizlik düşmedi, dış ticaret açığı da rekor üstüne rekor kırıyor. Yani bakıldığında ülkenin vaziyeti, Erzurumlu esnafın fıkrası gibi; “Deftere bakıyorsun hac farz olmuş kasaya bakıyorsun zekâta muhtaç…”

EMEĞİN PAYI DÜŞTÜ, SERMAYENİN PAYI ARTTI

Peki, çalışan büyümediyse, çiftçi büyümediyse, emekçi büyümediyse, esnaf büyümediyse kim büyüdü? Bu büyüme kime yaradı? Aslında cevap yine TÜİK’in makyajlı rakamlarında, son iki yılda; emeğiyle çalışanların Milli Gelirden aldığı pay 5 puana yakın düşmüş, sermayenin aldığı pay ise 5 puandan fazla artmış. Yani yüzde 11 büyüme, emekçinin cebinden almış, zengini daha da zengin etmiş.

ÜLKEYİ ESKİ MAOCU ÇAKMA OLİGARK MI YOKSA ERDOĞAN MI YÖNETİYOR

Ama hangi zengini? Dün gece Genel Başkanımızın, yayınladığı video mesajında anlattığı aslında bütün gerçeği ortaya koyuyor… Milletin yediği ekmekten, içtiği sudan, yaktığı elektrikten, benzinden, mazottan vergiyi alıyorlar. Hayat pahalılığını her geçen gün artıyorlar. Zamlar artık zam değil, zulme dönüşüyor. Milletten topladıkları parayla Putin’in oligarklarının çakması, Londra’da mahalle kapatmaya başlayan beşli çeteleri, yandaşları doyuruyorlar. Şimdi bugün de Saraya ilahi aşkla bağlı eski Maocu bir çakma oligark Rusya’dan konuşmaya başlamış. Rus televizyonlarına çıkıp “Ukrayna’ya satılan SİHA’ların böyle kullanılacağını bilmiyorduk, Rusya ile S-500 yapacağız, 2 gündür Moskova’dayım, 10-20 yıllık stratejiler geliştiriyoruz. NATO geçmişten gelen kanserdir, yaptırımlara katılmayacağız” gibi açıklamalar yapıyor. Bu adam bu açıklamaları kimin adına yapıyor? Evet savunma sanayi yatırımlarının nasıl yapılacağına geçmişte karar verdiğini gördük. Anlaşılan şimdi üretilen silahların nasıl kullanılacağına da karar vermeye başlamış. Bu çakma oligarkın ülkenin yerli ve milli tank projesini ne hale getirdiğini hala unutmadık. Bu ülkeyi bu çakma oligark mı yoksa Tayyip Erdoğan mı yönetiyor? Ama Genel Başkanımız dün söyledi: Ant olsun, milletten alıp bu çakmalara peşkeş çektikleri paraların peşini bırakmayacağız. Kimsenin de gözünün yaşına bakmayacağız.

BAŞTAN KAYBEDİLMİŞ BİR YARIŞTA KOŞAN ATLET GİBİ

Diğer taraftan, açıklanan büyüme, zücaciye dükkânına giren fil misali ekonomideki bütün dengeleri yerle bir etti, kırdı, döktü… Tüketici enflasyonu yüzde 36’ya, üretici enflasyonu geçen yıl sonunda yüzde 80’e fırladı. Ekonomimiz, sanki en baştan kaybedilmiş bir yarışta koşan atlet misali nefes nefese kaldı… Bu büyüme sağlıklı değil, sürdürülebilir hiç değil. 2021 yılında ekonomi öyle gözüküyor ki balon gibi şişirilmeye devam etmiş. Milletin kesesinden verilen ucuz kredilerle hormonlanmış. Şimdi bunun faturası bu yıl milletin önüne konuyor. Analistler bu yıl büyümenin yüzde 2’yi aşmayacağını söylüyorlar.

GENÇLER 3 HANELİ ENFLASYONLA TANIŞTI

Bu hafta açıklanan ve ekonominin durumunu gösteren diğer önemli veri ise enflasyon… Şubat ayında hayat pahalılığı, TÜİK’in makyajlı verileriyle dahi görülmemiş seviyelere ulaştı. Saray “Faiz sebep, enflasyon sonuç” dedi. “Nas” dedi. Emirle faizi düşürttü. Gerçi Merkez Bankasının son iki Para Politikası Kurulu toplantısında Nas’ı unuttu ama faiz indirmeye pas demeye başladı. Aslında ekonomiyi yönetemeyen Saray, döviz krizi çıkardı. Enflasyonu azdırdı. Milletin alım gücü çakıldı. Sarayın kibirlisi 20 yıl önce işbaşına geldiğinde, enflasyonu son 20 yılın en düşük seviyesine indiren ciddi bir programı kucağında bulmuştu. 20 yıl boyunca yönetti. 2002 de işbaşına geldiğinde yüzde 29,75 olan tüketici enflasyonu, bugün yüzde 54,44… Bu TÜİK’in makyajlı rakamları. Bağımsız iktisatçıların bulduğu tüketici enflasyonu ise yüzde 123,8. 2002 sonunda yüzde 30,84 olan toptan eşya fiyatları endeksi yani bugünkü üretici enflasyonu ise bugün yüzde 105’e çıkmış durumda. Tüketici enflasyonu son 20 yılın, üretici enflasyonu da son 27 yılın en yüksek seviyesinde. Yani asgari ücret iki ayda açlık sınırının altına düştü. Emeklinin aylığına, memurun maaşına yapılan zam eridi gitti. Memura ilk altı ayda yüzde 7,5 zam yapılmıştı. Ama ilk iki ayda gerçekleşen enflasyon yüzde 16,45 oldu. Dahası bunlar maalesef iyi günlerimiz… Üretici enflasyonu yüzde 105’le 1995 yılının Mart ayından bu yana, ilk kez üç haneye çıktı. Bu hükümetin sayesinde 30 yaşın altındaki gençlerimiz de üç haneli enflasyonla tanıştı.

SARAY MODELİ İLK RAUNTTA NAKAVT

Daha bunda Ukrayna-Rusya savaşının etkileri yok. Ama ay ortasından itibaren temel gıda maddeleri üzerindeki KDV’nin, yüzde 1’e indirilmesinin etkisi var. Sarayın model diye millete yutturmaya kalktığı, kur korumalı mevduat pansumanı ile “Cari açığı düşürerek enflasyonla mücadele” safsatası iflas etmiştir. Rekorlar kıran dış açıkla, arşa çıkan hayat pahalılığıyla, kuyruklarla, çıkma meyve-sebze peşinde koşan artık isyan edip fatura yakan vatandaşların görüntüleriyle ilk rauntta bu düzenlemeler nakavt olmuştur. Ukrayna’daki savaşla beraber emtia ve enerji fiyatları yeniden artmaya başladı. Döviz kurları yükseliyor. Bu kalemlerin yükselmesi, iğneden ipliğe her şeyin daha da zamlanması anlamına geliyor. Yani yeni bir zam tsunamisi milletimizin üzerine doğru yaklaşıyor.

HANÇERİ 7 SANTİM SAPLADILAR, 3 SANTİM GERİ ÇEKTİLER

Resmi veriler ne gösterirse göstersin, Saray kürsülerde ne hikayeler anlatırsa anlatsın, vatandaşımız hayat pahalılığını yaşayarak görüyor. 240 kilovatsaat elektrik tüketen bir eve üç ay önce Aralık ayının başında 230 lira fatura geliyordu. 31 Aralık’ta Cumhuriyet tarihinde görmediğimiz bir bindirim yaptılar, aynı fatura bir gecede 390 liraya fırladı. Vatandaş sokaklarda fatura yakmaya başladı. Genel Başkanımız “Yetti artık, ben ödemem” dedi. Ardından doğruya doğru yaklaşmaya başladılar. Düşük tarifenin limitini Genel Başkanımızın söylediği yere çektiler. KDV’de göstermelik de olsa indirim yaptılar. Yine de, Aralık’taki zam öncesi 230 lira ödenen fatura, bugün 306 lira. Peki 31 Aralık’ta yaptıkları dev zam sonrasında, “Mümkün olan en az seviyede zam yaptık” diyen saray değil miydi? Anlaşılan yine doğru söylememişler. Zam en az seviyede değilmiş. Milletin üstüne haksız yere çullanmışlar. Hançeri vatandaşın böğrüne 7 santim sapladılar, 3 santim geri çektiler şimdi milletten alkış bekliyorlar.

KONTAĞI ÇEVİRMEK SERVET OLDU

Sadece elektrik değil. İşte son bir haftada benzinde, mazotta, LPG’de yapılan zamlar… Sanki milletin sabrını sınıyorlar. Saray; 25 Şubat’ta benzine 1 lira 61 kuruş, mazota da 1 lira 51 kuruş zam yaptı. Üç gün sonra 28 Şubat’ta mazot fiyatını 96 kuruş, benzin fiyatını da 23 kuruşa indirdi. Bu arada LPG fiyatına da yine 33 kuruş bindiriverdi. 1 Mart’ta LPG’ye bir daha 61 kuruş zam yaptı. 2 Mart’ta benzine bu sefer 88 kuruş zam, mazota da 1 lira 51 kuruş zam yaptı. Hemen ertesi gün 3 Mart’ta benzine bir daha 53 kuruş, mazota da 1 lira 33 kuruş daha zam yaptı. Böyle indir bindir derken, bir haftada; 17 liranın altındaki benzin fiyatı 19 liranın üstüne çıktı, mazotun litresi 17 liradan 19 liraya yükseldi, fukaranın yakacağı LPG’nin litresi 11 liraya dayandı. Şimdi arabası olanlar için artık kontağı çevirmek servet. İnsanlar korkudan arabalarıyla dışarı çıkamıyorlar, arabalarını ancak evlerinin camından seyrediyorlar. Eskiden “Ben hep 50 liralık alıyorumcular” vardı. 50 lirayla ibre oynamayınca bunlar “Ben hep 100 liralık alıyoruma” döndüler. Şimdi artık 100 liralık benzin de, yakıt lambasını söndürmüyor.

BENZİN LAMBASI SÖNMEYEN VATANDAŞ, SANDIKTA AMPULÜ SÖNDÜRECEK

En son ikmal istasyonu işverenleri de pes dedi, “Akaryakıtta bari KDV’yi indirin, biz de batıyoruz, bir kısmını tüketiciye, bir kısmını bayiye yansıtın” diye açıklama yaptılar. Bu zamların, sadece artan petrol fiyatlarıyla açıklanır bir yanı yok. Şimdi uluslararası petrol fiyatındaki artış, tüm ülkeleri etkiliyor tamam. Şimdi burada bizim de üyesi olduğumuz OECD ülkelerinde, ortalama enerji enflasyonu yüzde 26. Bizde yüzde 89. Yani başka ülkelerde enerji fiyatları bir artarken, bizde üç artmış. Dolayısıyla buna dışarıdan geldi demek mümkün değil. Bu bizim hatalarımız nedeniyle, OECD enerji enflasyonu şampiyonu olduğumuzu ortaya koyuyor. Artık kimse, “Dışarıda da oluyor, dış mihraklar yaptı” laflarını falan yemiyor. Yakıt lambası 100 liralık benzinle, mazotla sönmeyen vatandaş, sandıkta ampulü söndürmek için gün sayıyor.

ENFLASYON TIRNAKÇI GİBİDİR

Enflasyon en acımasız vergidir. En adaletsiz vergidir. Varsılı yoksulu ayırmaz. Bir nevi tırnakçı gibi milletin satın alma gücünü çaktırmadan eritir. Sabit gelirli, dar gelirle vatandaşlarımızın bütçelerindeki en önemli masraf kalemi şüphesiz gıdadır. Dar gelirlinin bütçesindeki gıda harcamalarının payı varsılın bütçesindekinin iki katıdır en az. Bu nedenle özellikle gıdadaki enflasyon gelir dağılımını bozar. Gıdada Şubat ayı itibariyle enflasyon yüzde 66. Bu son 18 yılın rekoru! Ay ortasında devreye giren KDV indirimi de, hükümetin laf olsun torba dolsun cinsinden denetimleri de öyle gözüküyor ki boşa gitmiş, Şubat’ta çarşı-pazardaki alev daha da harlanmış. Milletin elini yakmaya, tenceresini boşaltmaya devam etmiş. Gıda enflasyonunda da aynen enerji enflasyonunda olduğu gibi bir durum söz konusu.

BAŞKA ÜLKELERE DEĞİL BECERİKSİZLİKLERİNE AĞIT YAKSINLAR

Bu da Kalkınma için Ekonomik İşbirliği Teşkilatı yani OECD’deki gıda enflasyonu grafiği. Şimdi üyesi olduğumuz Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatındaki en yakın rakibimizi üçe katlamışız. OECD ülkelerinin ortalama gıda enflasyonunu ise sekize katlamışız. Yani öyle “Enflasyon tüm dünyanın sorunu, Amerika, Avrupa perişan” diye ağıt yakanlar, önce bir dönecekler kendi ülkelerinde yarattıkları yangına bir bakacaklar. Kendi beceriksizliklerine ağıt yakacaklar. Başka ülkelerde gıda fiyatı bir artarken bizde sekiz artıyorsa, demek ki burada da bir hata var.

BUNU YAPAN BU HÜKÜMET

Lafı eğip bükmeye, enflasyonun sebebini ve nesebini başka yerlerde aramaya gerek yok. Eğer bugün Türkiye enflasyonda Arjantin’i bile sollayıp dünyanın en yüksek enflasyonuna sahip ülkeler listesinde 8. sıraya yükseldiyse, G-20’de ve OECD’de gıda enflasyonu şampiyonu olduysa, “Benim Anadolu’daki vatandaşım, çöpten rızık topluyorsa, hafta pazarlarından atık topluyorsa, meydanlar ‘açız, açız’ diye bağırıyorsa, insanlar evinin kirasını, elektrik ve su faturasını ödeyemiyorsa ve artık ‘Yandım Allah’ diye bağırıyorsa, Türkiye’yi bu hale kim getirdi? Bu hükümet getirmedi mi?” Bu hükümet getirdi.

AĞACIN KURDU İÇİNDEN OLUR

Geçtiğimiz günlerde, Amerikalı bir yetkili açıkladı. “Rusya’ya yönelik yaptırımların amacı, enflasyonu artırmak, yatırımları ve satın alma gücünü düşürmek” dedi. Eloğlu, Saray’ın aziz milletimize layık gördüğü muameleyi düşmanını dize getirmek için kullanıyor, yapıyor. Yani “Ağacın kurdu içinden olur” derler… Böyle bir hükümet oldukça, bu milletin başka düşmana da ihtiyacı yok!

EN ÇAPSIZ TARIM BAKANI “AFFEDİLDİ”

Hayat pahalılığındaki bu acı tablonun sorumlusu Saray’ın bir mensubu, Tarım Bakanı Pakdemirli, dün gece, Resmi Gazete’de yayımlanan kararla görevinden ayrıldı. Ya da yayımlanan karardaki ifadeyle, “Görevden af talebi kabul edildi.” Kendisinin ismi uzun zamandır, kabine değişikliği totolarında sık sık geçiyordu. Türkiye’nin bugüne kadar gördüğü en çapsız Tarım ve Orman Bakanı’nın istifasıyla, 2018’de kurulan Saray Kabinesi’nin yarısı 3,5 yılda değişmiş oldu. Bu sürede; bir Ulaştırma ve Alt Yapı Bakanı, biri Instagram’dan verdiği dilekçeyle olmak üzere, iki Hazine ve Maliye Bakanı, kendi şirketinden bakanlığına mal satan bir Ticaret Bakanı, bakanlığı bölününce koltuğu altından kayan bir Aile ve Çalışma Bakanı, kabine kurulurken vitrine konan bir Milli Eğitim Bakanı, taht oyunlarının kurbanı olan bir Adalet Bakanı uçtu uçtu kuş oldu… Bu Bakanlar arasında, giderken bıraktığı ucu yanık mektupta “At izi it izine karıştı, Allah sonunuzu hayretsin” diye sitem eden de var. Görevden aldığı için Saray’ın kibirlisine şükranlarını sunan da var.

SARAY AFFETSE DE MİLLET AFFETMEZ

Hadi Saray Tarım ve Orman Bakanını “affetti” diyelim. Türk çiftçisi kendine yapılanları affeder mi? Milletimiz cayır cayır yanan ormanları unutur mu? Tarım Bakanı’nın istifasıyla, artan gübre fiyatı iner mi? Tarladan sofraya uzanan zincirdeki sorunların üstesinden gelinir mi? Bir yılda; yüzde 227 zam gören karnabaharın, yüzde 185 zam gören patlıcanın, yüzde 173 zam gören kabağın, yüzde 169 zamlanan domatesin fiyatları düşer mi? Milletin boş tenceresi artık dolar da kaynar mı? Hiç sanmıyoruz. Çünkü sorunun özü bakanda, dışarıda, şurada, burada değil. Sorunun özü bu zihniyetin merkezi olan metal yorgunu Saray’da… Kibirli cehalet, bunu kasten yapıyor. Milleti bu hayat pahalılığının altında kasten eziyor. Ondan sonrada hiçbir yaptığının hesabını ödemiyor.

KUCAKLAŞARAK GELECEĞE BİRLİKTE YÜRÜYÜŞÜN BAŞLANGICI

Sorunun sebebi olanların, çözümün adresi olamayacağı açıktır. Siyaset yelpazesinin tüm renklerine sahip altı muhalefet partisinin genel başkanları, hafta başında imzaladıkları bildiriyle, Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılında, milletimizin; cebini, cüzdanını, tenceresini boşaltan, ucube şahsım rejiminden kurtaracak üzerinde uzlaştıkları, yepyeni ve Güçlü Parlamenter Sistemin temel ilkelerini ülkemize ve dünyaya ilan ettiler. 28 Şubat’ta açıklanan metin, “Saray’ın rafa kaldırdığı demokrasinin raftan indirilmesi” demektir. Bu toprakların güzel insanlarının kucaklaşarak müreffeh bir geleceğe birlikte yürümesinin de başlangıcıdır. Biz ilk seçimlerde milletimizin bu hükümetin eline tutuşturmaya karar verdiği tasdiknameyi her ziyaretimizde esnafımızın, her bindiğimiz takside taksi şoförlerinin, oturduğumuz berberde, kahvede, sokakta insanların, alın teri döken çiftçilerimizin, emekçinin gözlerinden okuyoruz. Milletimize inanıyoruz. Biz hazırız, milletimiz hazır.

Son olarak bugün şimdi biraz sonra saat 15.00’te Akbelen Ormanı’nda zeytinimize dokunan yönetmeliğe karşı bir miting yapılacak. Biz de, zeytinlik alanların maden ve enerji yatırımlarına açılmasını sağlayan bu yönetmeliğin geri çekilmesini istiyoruz.

Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi eğer varsa, soruları alabilirim.

Soru- Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu’na sandıkta oy vermediğini itiraf etti. “O dönem baskı yüzünden imza attım” dedi. Bu açıklamaya ilişkin bir değerlendirme alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Bunlar ipe sapa gelmez laflar. Ciddiye alınacak sözler değil.

Soru- Salgınla birlikte başlayan gece 12.00’den sonra müzik yasağı pandemi tedbirleri gevşemesine rağmen geri alınmadı. Sağlık Bakanı İçişleri Bakanlığını işaret ediyor, İçişleri ise “görüşeceğiz” diyor. Ama son genelgede de bu yasağın kaldırılmasına yer verilmedi. Sizin bu konudaki değerlendirmenizi alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Saray hükümetinin bu ülkeyi yönetemediğini hep söylüyoruz. Sağlık Bakanı başka konuşuyor, İçişleri Bakanı başka konuşuyor. Bir takım önlemleri çekindikleri için götürüp sarayın önüne koyamıyorlar ama sonunda bu işten en büyük zararı sanatkârlarımız görüyor, esnaflarımız görüyor, o dükkânlarda çalışan insanlar görüyor.

Teşekkür ediyorum.

ACZİN VE AKILSIZLIĞIN TRAJİKOMEDİSİ

CHP Sözcüsü Öztrak, CHP’nin Atatürk’ün “Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça, savaş bir cinayettir” düsturuyla hareket ettiğini belirterek, “Rusya’nın saldırısının, caydırıcı güç üzerine inşa edilecek diplomasiyle sonlandırılmasından yanayız. Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne ve uluslararası hukuka sıkı sıkıya bağlı kalınması gereğinin altını, bir kere daha özenle çiziyoruz” diye konuştu.

Öztrak, Hükümetin Montrö’nün delinmesine yol açacak, Talan İstanbul Projesi’nden vazgeçtiğini, derhal kamuoyuna açıklamasını beklediklerini ifade etti.

Döviz kurunun yukarı gitmesi durumunda, Kur Korumalı Mevduatın tam bir DÇM faciasına dönüşeceği uyarısında bulunan Öztrak, bunu gören Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın panikleyerek vatandaşlara döviz almayın uyarısında bulunduğunu belirtti. Öztrak, “Şimdi soruyoruz, bu savaşın çıkacağını bile bile neyinize güvenip de bu kur korumalı mevduatı getirdiniz? İnsan hayret ediyor bu ülkenin Hazine ve Maliye Bakanı ile Dışişleri Bakanı küs mü? İhracatçıdan zorla aldıkları dövizler de dahil, rezervleri cayır cayır yakacaksın kuru tutamayınca da panikleyeceksin, millete ‘Döviz almayın’ diye bu tweet atacaksın. Çok açık söyleyeyim, bu olsa olsa aczin ve akılsızlığın trajikomedisidir” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’nin bölgesinde ve dünyada tarihin akışını değiştirebilecek Ukrayna krizine, Erdoğan’ın Afrika gezisindeyken yakalandığını, dönüşte topladığı zirvede ise Dış İşleri Bakanı’nın Kazakistan’da bulunması nedeniyle yer almadığını hatırlatan Öztrak, “Haber kanalları bile, Ukrayna kriziyle ilgili bir haftadır, geceleri nöbetçi bırakıyor, ama ülkenin Dışişleri Bakanı da Cumhurbaşkanı da ülkede yok. Yani özetle, neresinden tutsanız elinizde kalan savrulan bir yönetim…” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Rus ordusunun, Ukrayna topraklarına saldırısının başlamasından buyana 24 saatten fazla süre geçti. Dünyanın ikinci büyük nükleer gücü, bir başka ülkenin toprak bütünlüğünü ve egemenliğini, dünyanın gözleri önünde hedef alıyor. Uluslararası hukuk ayaklar altına alınıyor. Avrupa’nın ortasında insanlar ölüyor. Ukrayna’da aileler, siviller çaresiz. Gözleri yaşlı bekleşiyor.

İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NDAN BU YANA EN SIKINTILI DÖNEMLERDEN BİRİ

Büyük bir insani krizin başlangıcındayız. Bu krizin ana aktörleri Karadeniz’i paylaştığımız komşularımız. En önemli ekonomik ve ticari ortaklarımız arasındalar. Bölgemizde istikrar ve barış büyük tehdit altında. En önemlisi de, bu saldırı, dünyanın en büyük nükleer gücüne sahip NATO ittifakına dahil ülkelerin sınırlarında gerçekleşiyor. Hiç şüphesiz, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana, küresel savaş riskinin zirve yaptığı, en sıkıntılı dönemlerden birini yaşıyoruz.

MYK OLAĞANÜSTÜ TOPLANDI

Tüm bu gelişmeler üzerine, Genel Başkanımız dün, günün erken saatlerinde, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, DEVA ve Gelecek Partilerinin Genel Başkanlarıyla, telefonda bir durum değerlendirmesi yaptı. Grup başkan vekillerimize, konuya, meclisin el koyması için girişimde bulunmaları talimatını verdi. Meclis grubumuzun çabalarıyla meclis açık tutuldu. Ama Saray hükümeti, TBMM’yi bilgilendirmek için hiç kimseyi yollamadı. Ulusal Kurtuluş Savaşımızın yönetildiği Gazi Meclisimiz, devre dışı bırakıldı. Bunu kabul etmemiz mümkün değildir. Genel Başkanımız ise Denizli’deki programını yarıda kesti. Hızla Ankara’ya döndü. MYK’yı olağanüstü topladı. Toplantıya, CHP Dış Politika Danışma Kurulu üyeleri ile birlikte, TBMM Dışişleri Komisyonu üyeleri de katıldılar.

DÜNYA DEMOKRATLARI BİRLEŞİNİZ

Merkez Yönetim Kurulumuz, Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesinin hukuki ve insani bakımdan kabul edilemez olduğunun altını bir kez daha çizdi. Bölgede barış ve istikrarın yeniden tesisi için, Ukrayna’nın siyasi birliğinin, egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün korunmasının, askeri harekatın derhal durdurulmasının, diplomatik müzakerelere hemen başlanmasının gerekliliğine işaret etti. Rus ordusunun Kiev’e girip demokratik usullerle seçilmiş bir hükümeti değiştirmesinin kabul edilemez olduğunu belirtti. Bu gelişmeler aynı zamanda Genel Başkanımızın bir zamanlar Brüksel de söylediği “Dünya demokratları birleşiniz” sözlerinin ne kadar haklı olduğunu da gösterdi.

MONTRÖ’YE BAĞLI KALINMALI

Biz, Atamızın “Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça, savaş bir cinayettir” düsturuyla hareket ediyoruz. Rusya’nın saldırısının, caydırıcı güç üzerine inşa edilecek diplomasiyle sonlandırılmasından yanayız. Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne ve uluslararası hukuka sıkı sıkıya bağlı kalınması gereğinin altını, bir kere daha özenle çiziyoruz. Bugün, ne yazık ki, 80 yaşındaki emekli amiraller, “Montrö Sözleşmesinin tüm maddelerine sahip çıkılsın” dediler diye mahkeme kapılarında süründürülüyorlar. Hükümete bu arada bu ayıba derhal son verin diyoruz. Biz, Türkiye’nin Boğazlar hukukunu bugüne kadar uyguladığı gibi, itidal içinde uygulaması gerektiğini bir defa daha hatırlatıyoruz. Montrö’nün anahtarının ve sözleşmeyi yorumlama yetkisinin, bugüne kadar olduğu gibi bu günden sonra da, Türkiye’de olduğunun tartışılamayacağını da ifade ediyoruz.

SARAY TALAN İSTANBUL’DAN VAZGEÇTİĞİNİ AÇIKLAMALI

Yine Şahsım Hükümetinin Montrö’nün delinmesine yol açacak, Talan İstanbul Projesi’nden vazgeçtiğini, derhal kamuoyuna açıklamasını bekliyoruz. Rusya-Ukrayna çatışmasının siyaset üstü bir mesele olarak ele alınmasını, hükümetin bu hadisedeki tutumunun esaslarının, millet iradesinin tecelligâhı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde istişareyle belirlenmesini istiyoruz. Ayrıca, gelişmelerin her aşamasında meclisin, icranın başı tarafından bilgilendirilmesini de bekliyoruz.

VATANDAŞLARIMIZ VE İŞ İNSANLARIMIZ İÇİN DİPLOMATİK TEMAS

Ayrıca Ukrayna’da bulunan, 20 bine yakın vatandaşımızın can ve mal güvenliğinin sağlanması ve tahliyeleri için, gereken adımların daha fazla geç kalmadan atıldığını da görmek istiyoruz. Yine bölgede yaşananlar nedeniyle iş insanlarımızın, turizmcilerimizin, nakliyecilerimizin uğradığı veya uğrayacağı zararlara karşı tedbirlerin bugünden geliştirilmesini bekliyoruz. Bu konularda gerekli diplomatik temasların yapılmasını ve çözümlerin zaman kaybetmeden bulunmasını istiyoruz.

RUSYA İLE İLİŞKİMİZ TÜRKİYE ALEYHİNE VE ASİMETRİK

Ülkemiz bu krizden en fazla etkilenecek ekonomilerin başında geliyor. Soğuk savaş sonrasında Rusya ile Türkiye, belli coğrafyalarda kontrollü rekabeti sürdürürken, ekonomik ilişkiler bu rekabetin dışında tutuldu. Rus uçağının düşürülmesi, Büyükelçi Karlov suikastı gibi sıkıntılı dönemlere rağmen, ekonomi, iki ülke arasındaki ilişkilerin temel itici gücü olmayı sürdürdü. Rusya ile başta enerji, tarım, müteahhitlik ve turizm olmak üzere pek çok farklı alanda işbirliklerimiz var. Fakat bu ekonomik ilişkiler, özellikle son 20 yılda, dengesiz ve “Türkiye aleyhine asimetrik” bir şekilde gelişti. Türkiye bu ilişkide, pek çok yumurtayı maalesef aynı sepete koydu. 2021 itibariyle, Türkiye’nin Rusya’ya ihracatı 5 milyar 800 milyon dolar, Rusya’dan ithalatı ise 29 milyar dolar. Türkiye’nin dış ticaret açığının yarısı Rusya’yla yapılan dış ticaretten kaynaklanıyor.

RUSYA’NIN ENERJİYİ SİLAH OLARAK KULLANMA POTANSİYELİ VAR

Türkiye ile Rusya arasındaki bu asimetrik bağımlılığın ardında başta doğalgaz olmak üzere enerji ticareti var. EPDK verilerine göre; Türkiye doğalgaz ithalatının üçte birini, petrol ve petrol ürünleri ithalatının da beşte birini, Rusya’dan yapıyor. Bu bağımlılık önemli… Çünkü Rusya, doğalgazı bir silah olarak kullanabileceğini, bundan önce yaşanan Gürcistan ve Kırım krizlerinde ortaya koydu. Rusya bu son krizde de Avrupa’ya, “Avrupa’nın doğal gaza 2 bin Avro ödeyeceği yeni dünyaya hoş geldiniz” diyerek, abanın altından sopayı da gösterdi. Akkuyu Nükleer Güç Santrali, TürkAkım gibi projeler Enerjide Rusya’ya bağımlılığı daha da artırdı. Akkuyu’da hem santral yapımı, hem de işletmesi Ruslara verildi. Ruslardan nükleer enerji teknolojisini alamadık ama Ruslara Akdeniz’de liman hibe ettik. Ve 15 yıl boyunca üretilen elektriğin yüzde 50’sine, kilovatsaat başına KDV hariç 12,35 centten fahiş alım garantisi verdik.

TARIMDA ARZ GÜVENLİĞİ SAĞLANMALI

Diğer taraftan tarımsal ithalatımızda da Rusya ve Ukrayna önemli bir yer tutuyor. 2021 yılında Türkiye 2 milyar 400 milyon dolarlık buğday ithal etmiş. Bunun 1 milyar 700 milyon dolarlık kısmı Rusya’dan, 423 milyon dolarlık kısmı da Ukrayna’dan gelmiş. Yani geçtiğimiz yıl, buğday ithalatımızın yüzde 87’si bu iki ülkeden sağlanmış. Bugün yaşanan gelişmeler dikkate alınarak, tarımda arz güvenliğinin artırılmasına ilişkin stratejiler hemen hayata geçirilmeli. Tedarikçi ülkeler çeşitlendirilmeli. Diğer taraftan bu iki ülkeyle, narenciye ve domates ihracatında da, önemli pazarlarımız olduğu ortaya çıkıyor. Narenciye ve domates üreticilerinin burada çıkacak olaylar nedeniyle zararını önleyecek tedbirler hemen alınmalı.

HER 100 TURİSTTEN 27’Sİ RUSYA VE UKRAYNA’DAN GELİYOR

Bu iki ülke turizmde de önemli partnerlerimiz. 2021 yılında Türkiye’ye en çok ziyaretçi gönderen ülke Rusya. Bu ülkeden Türkiye’ye 4,5 milyondan fazla ziyaretçi gelmiş. Ülkemize en çok ziyaretçi gönderen üçüncü ülke ise Ukrayna… Aynı dönemde Ukrayna’dan gelen turist sayısı 2 milyonun üstünde. Yani geçen yıl Türkiye’ye gelen her 100 turistten 27’si bu iki ülkeden gelmiş. Hatırlanacağı gibi Rusya’yla yaşanan uçak krizinin ardından, bu ülkeden gelen turist sayısı bir yılda dörtte bire inmişti. Benzer bir turist kaybı, bugünün şartlarında turizm gelirlerinde yaklaşık 5 milyar dolarlık bir gerileme anlamına geliyor.

YAŞANANLAR SÜRPRİZ DEĞİL

Hükümetin bu yaşanan gelişmeye hazırlıksız yakalandığını gösteren hususların altını da burada izlinizle çizmek istiyoruz. Dün NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, “Bu işgal sürpriz değil, aylardır bekliyor ve uyarıyoruz” diye açıklama yaptı. Bir NATO üyesi olarak bu bilgilerin aynısının bizdeki hükümetin de elinde olması lazım. Ama öyle anlaşılıyor ki “Monşer”  deyip değiştirdiği, Dışişleri Bakanlığı’nın kıymetli diplomatlarının yerlerine atadığı, tek parti diplomasisinin mümessili, eski partililer, milletvekilleri, yolsuzluktan aklanmamış bakanlar, ellerindeki istihbaratı değerlendirememişler. Sarayın kibirlisini haberdar edememişler. Krizde arabuluculuğa soyunma hamlesi dahi yapan sarayın, krizin ne zaman sıcak çatışmaya dönüşeceğini okuyamadığı ortaya çıktı.

ERDOĞAN AFRİKA’DA DIŞ İŞLERİ BAKANI KAZAKİSTAN’DA

Erdoğan, bölgemizde ve dünyada tarihin akışını değiştirebilecek bu olaya Afrika gezisindeyken yakalandı. Sarayın kibirlisi Afrika gezisini yarıda kesmek zorunda kaldı. Döndü. Güvenlik zirvesini topladı. Ama bu kez bir de baktık toplantıda Dışişleri Bakanı yok. Niye? Çünkü o da toplantı yapıldığı sırada Kazakistan’daydı. Haber kanalları bile, Ukrayna kriziyle ilgili bir haftadır, geceleri nöbetçi bırakıyor, ama ülkenin Dışişleri Bakanı da Cumhurbaşkanı da ülkede yok. Yani özetle, neresinden tutsanız elinizde kalan savrulan bir yönetim…

DOĞAL GAZDA ÖNGÖRÜSÜZLÜĞÜN MALİYETİ DE VATANDAŞIN SIRTINA YÜKLENECEK

Gaz fiyatlarının dibe vurduğu dönemde gaz anlaşmalarını zamanında yenilememişler. Uyanıklar ya “Fiyatlar daha da düşer” diyerek, spot piyasadan gaz alıp düşmeyi beklemişler. Bu arada depoları da boşaltmışlar. Sonra da, fiyatlar yükselmeye başlayınca gaz anlaşmalarını yüksek fiyattan yapmak zorunda kalmışlar. Vizyonsuzlukları nedeniyle, şimdi şuanda doğalgaz depolarımızda boş. Doğalgaz arzında bir kesinti olursa, gaz fiyatlarının tavan yaptığı bugünlerde spot piyasadan gaz almak durumundayız. Bu maliyet kimin sırtına yüklenecek? Tabi ki milletimizin sırtına yüklenecek. Yakın zamanda İran’dan alınan doğalgazın teknik nedenlerle kesintiye uğraması neticesinde büyük bir enerji krizini yaşadık. Sanayiye verilen doğalgazda, elektrikte, kesintiler, kısıntılar yapıldı. Sanayici, ihracatçı bundan çok ciddi zarar gördü. Genel Başkanımız, var olan mevcut doğalgaz depolarında, Ocak ayında doluluk oranının, üçte birin altına düştüğünü rakam rakam ortaya koydu. Yetkilileri uyardı. Tüm uyarılara rağmen, Saray Hükümetinin böyle bir duruma hazırlık yapmadığı ortaya çıktı. Pek çok konuda saray hükümetini uyardık. Özellikle bu Ukrayna, Rusya krizi, kara kış meselesi. Ama saray, buna hiç aldırmadı. Sarayın artık “Duymadık, görmedik, beklenmedik bir durum” demesi de mümkün değil. Stoltenberg’den, ana muhalefet partisi liderinden, dünyanın her yerinden herkes uyardı.

RUSLAR 2014’TEN DERS ALDI

Devlet akılla, stratejiyle ve basiretle yönetilir. 2014’te Kırımı işgal ettikten sonra, biliyorsunuz dünyada Rusya’ya çok önemli yaptırımlar uygulandı. Rusya da, o andan itibaren, yaptırımlara karşı ekonomisinin dayanıklılığını, direncini artıracak, ciddi bir program uygulamaya başladı. Kamuda mali disiplini artırdı. Ve ekonomide ciddi bir dedolarizasyona gitti. Yani dolar varlıklarını azalttı. Buna karşılık dolar dışındaki varlıklardan oluşan döviz rezervlerini de artırdı. Geçtiğimiz yıl Rusya, 120 milyar dolar ödemeler dengesi fazlası verdi. Bugün Rus Merkez Bankası’nın kasasındaki döviz rezervleri, 640 milyar dolarla rekor kırdı. Rusya yeni bir yaptırım sürecine hazırlığını yapmış görünüyor.

ANALARIMIZIN YÜZÜĞÜNE, BİLEZİĞİNE TALİP OLDU

Peki bu yaptırımlardan Rusya’dan sonra en fazla etkilenecek ülke olan biz, biz ne yapmışız? Karadeniz’deki bu trajediye, hükümetin yanlış politikalarının sebep olduğu kriz nedeniyle çok kırılgan bir ekonomiyle yakalanmışız. Ödemeler dengesindeki açıklar artıyor. Merkez Bankası’nın rezerv kasası da, 43 milyar dolardan fazla açık veriyor. Biz, “Sahte istikrar havası basmak için Merkez Bankası’nın arka kapısından gizli saklı sattıkları, 128 milyar doların bedelinin çok ağır olacağını” defalarca söyledik. Ama bu rezervleri yerine koymak için şahsım hükümeti hiç bir şey yapmadı. Tam tersine Saray, “Faiz sebep, enflasyon sonuç” deyip, ülkeyi döviz krizine sokma becerisini gösterdi. Elinde döviz kalmayınca da, zenginin mevduatına, şirketlerin bankadaki paralarına, yurt dışındaki vatandaşlarımızın birikimlerine, analarımızın çeyiz sandığında duran kefen parası altın yüzüklerine, bileziklerine talip oldu.

BU, TÜRKİYE’Yİ BATIRMA MODELİDİR

Hazinenin parasıyla döviz kuruna garantör oldu. Tüm kur riskini Hazine’nin sırtına taşıyarak ekonomiyi daha da dolarize etti. Kur Korumalı Mevduat dedi. Daha önce ekonomiyi batıran DÇM’leri geri getirdi. Adına da “Yeni Türkiye Modeli” dedi. Bu “Türkiye’yi Batırma Modelidir” buradan açıkça ifade edeyim. Kur Korumalı Mevduat uygulaması Aralık ayının sonunda başladı. 22 Aralık’la 31 Aralık arasında, bu mevduat için açıklanan kurların ortalaması, 12 lira 19 kuruş. Yani 1 dolar 12 lira 19 kuruş. Ocak ayında bu mevduat için açıklanan dolar kurlarının ortalaması ise 13 lira 58 kuruş olmuş.

KKM TAM BİR FACİA OLACAK

Ukrayna gerilimi sonrası, dolar kuru 14 lira 63 kuruşa kadar yükseldi. Son bir haftada kamu bankaları üzerinden, 3,5 milyar dolar rezerv satıldığını uzmanlar söylüyor. Buna rağmen dolar kuru 14 lira civarında geziniyor. İki ayda kur neredeyse 2 lira arttı. Hafta başından bu yana, benzer ülkeler içinde, krizin tarafı olan Rusya’nın ardından, dolar karşısında, parası en çok değer kaybeden ikinci ülke biziz. Kurun böyle yukarı gitmesi durumunda, Kur Korumalı Mevduat tam bir DÇM faciası olacak.

HAZİNE BAKANI İLE DIŞ İŞLERİ BAKANI KÜS MÜ?

Hazine ve Maliye Bakanlığı da bunu gördü panikledi. Elinde araç yok ne yapsın? Sosyal medyadan şu, paylaşım yaptı. Bu yazıda Hazine ve Maliye Bakanlığı mealen şunu diyor: “Ukrayna’daki gelişmeleri izliyoruz. Gerekli tüm tedbirleri alacağız. Dolar almayın, pişman olursunuz.” Şimdi soruyoruz, bu savaşın çıkacağını bile bile neyinize güvenip de bu kur korumalı mevduatı getirdiniz? İnsan hayret ediyor bu ülkenin Hazine ve Maliye Bakanı ile Dışişleri Bakanı küs mü? İhracatçıdan zorla aldıkları dövizler de dahil, rezervleri cayır cayır yakacaksın kuru tutamayınca da panikleyeceksin, millete “Döviz almayın” diye bu tweeti atacaksın. Çok açık söyleyeyim, bu olsa olsa aczin ve akılsızlığın trajikomedisidir.

BU KADAR BASİRETSİZLİK OLMAZ

Merkezi Yönetimin toplam borçlarının içinde döviz cinsinden borçların payı, 2018’de yüzde 45’miş. 2021’in Aralık ayında yüzde 66’ya çıkmış. Dolarizasyon bütün hızıyla yaşanmış. Şimdi dolar kurundaki her 10 kuruşluk artış, Merkezi Yönetimin borcuna 14 milyar lira ilave ediyor. Putin ekonomisini dedolarize ederken biz dolarize etmişiz. Bu kadar basiretsiz davranılmaz. Bir ekonomi bu kadar da berbat yönetilmez.

PUTİN VE BIDEN TEDBİR ALMIŞ, SARAY YATMIŞ

Ekonomiyi yönetmek, “Dolar almayın” diye sosyal medya paylaşımı yaparak, millete aba altında sopa göstermek değildir. Yani bunu yaptığınız zaman zaafınızı gösteriyorsunuz. Elinizi açık ediyorsunuz. Tam tersine milletin dövize koşmasına neden oluyorsunuz. Bunun yerine çıkacaksınız, hangi hazırlıkları yaptığınızı, hangi tedbirleri aldığınızı ve alacağınızı açıklayacaksınız. İşte, ABD Başkanı Biden dün, Rusya’ya uygulayacakları yaptırımları açıkladı. Bunu yaparken, vatandaşlarını akaryakıt fiyatındaki artışa karşı korumak için ellerindeki tüm araçları kullanacaklarını söyledi. Bir plan açıkladı. Peki bizde böyle bir plan var mı? Kaç gündür brent petrol 100 dolar seviyelerinde dolaşıyor. Dolar kuru yukarı gidiyor. Ülkemizde, benzin ve mazotta fiyat artışını engellemek için hükümet ne yapıyor? Hiçbir açıklama yok. Putin tedbir alırken, Biden tedbir alırken, bizdeki Saray hükümeti yan gelip yatmış.

ÖLME EŞEĞİM ÖLME, YONCA BİTECEK

Nebati Bakan gözleri ışıl ışıl, yaza doğru turizm gelirlerinin artacağından, ihracatın patlayacağından, dolarların Merkez Bankası kasasına dolacağından, sonucunda da kurun düşeceğinden bahsediyordu. Sonra ne olacak? Enflasyon da düşecekti. Hayal aleminde yaşayan Nebati Bakan, “Ölme eşeğim ölme, yonca bitecek” diyordu.

SARAY TİPİ EKONOMİ MODELİNİN TABUTUNA SON ÇİVİ

Bu zihni sinir projesinin gerçekleşmesi, aslında Rusya-Ukrayna krizi olmasa da mümkün değildi. Ukrayna-Rusya krizi, zaten ölü doğan, Saray Tipi Ekonomi Modelinin, tabutuna son çiviyi çakmıştır. Bu krizin uzaması durumunda turizm gelirlerimizde önemli bir düşüş görülebilir. Enerjinin fiyatı giderek yükseliyor, ihracatımız etkilenebilir, emtia fiyatları yükseliyor, tarım ürünü fiyatları yükseliyor. Milletimiz hayat pahalılığının altında her geçen gün daha fazla eziliyor. Açık söyleyeyim, bu saray yönetimi ekonomi yönetiminde kaldıkça da ezilmeye devam edecek.

RAFA TEZGAHA DOKUNAN YANIYOR

Pazarlarda tezgahlara, markette raflara dokunan yanıyor. Pazarcı tezgah açamıyor. Faturalar arşı alaya tırmanmaya devam ediyor. Hükümet elektriğe Cumhuriyet tarihinde görülmemiş zammı bir kerede bindirdi. İki aydır, “indirdik, indireceğiz, nasıl indirsek” diye formül arıyorlar. Bu işler formülle falan olmaz. Yapılacak iş bellidir, fiyatları 31 Aralık öncesine çekeceksiniz. Bu kadar… Ama saray, Ocakları batıran doğalgaz faturalarına kuş kadar destek vermek için bile, bin dereden su getiriyor. Desteği kışın sonunda vereceklermiş. Badel harabül Basra…

ASGARİ ÜCRET AÇLIK SINIRININ ALTINDA

Esnaf kan ağlıyor, işçi kan ağlıyor, çiftçi kan ağlıyor. 2020’de 6 milyon 630 bin 682 hane sosyal yardım almak zorunda kalmış. Türk-İş bugün Şubat ayı açlık ve yoksulluk sınırını açıkladı. Geçen yılın sonunda alayiş valayişle açıklanan asgari ücret iki ay içinde açlık sınırının 300 lira altına düşmüş. Mutfaktaki enflasyon aylık yüzde 7’nin, yıllık yüzde 66’nın üstünde. Bekar bir çalışanın yaşam maliyeti aylık 5 bin 969 lira 80 kuruş olmuş. Yani asgari ücretli bir çalışan, tek başına yaşayan, hayatta kalmak için bir yerlerden 1.716 lira 40 kuruş daha bulmak zorunda. Dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 15 bin 140 lira olmuş. Buradan soruyorum, bugün ülkemizde kaç eve aylık 15 bin 140 lira giriyor?

MİLLETİ BÖLDÜ, YOKSULLUKTA BİRLEŞTİRDİ

Memlekette açlık sınırının altındaki asgari ücret zaten ortalama ücret oldu. Bu hükümet önce milleti böldü, sonra açlıkta ve yoksullukta birleştirdi. Memleketi Cemal Süreya’nın şiirine benzetti: “Ali’nin üçgenidir bu çizdiğim, na şunlar üç açı, üçü de yoksul…” Geçenlerde bir televizyonun mikrofon uzattığı vatandaş, ülkemizin halini ne güzel özetledi: “Bu yaşadığımız hayat değil, bastırılmış çaresizlik.”

MİLLETİMİZ ÇARESİZ DEĞİL

Ama buradan şunu ifade edelim, milletimiz çaresiz değildir. Bu ülke büyük bir ülke, bu millet büyük bir millettir. Hakka, hukuka, adalete inananların el ele vermesiyle, beslemelerini ve yandaş müteahhidini değil, vatandaşını düşünen bir yönetimle, ekonomimiz, beklenenden çok daha kısa sürede toparlanıp ayağa kalkacaktır. Hakça paylaşabileceğimiz yüksek refahı sağlayabilecektir.

İKİNCİ YÜZYILIMIZIN GÜNEŞİ PARLAYACAK

Pazartesi günü 6 Genel Başkanın atacağı ortak imza, ülkemiz için bir dönüm noktasıdır. Memleketimizin üstündeki karanlık bulutlar dağılmaya başlayacak, cumhuriyetimizin ikinci yüzyılının güneşi, ufukta parlayacaktır. Biz hazırız, milletimiz hazır.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Şimdi sorular varsa alabilirim.

Soru- AK Parti Grup Başkanvekili Ahmet Emin Akbaşoğlu 28 Şubat’ta yapılacak açıklama için “28 Şubat post modern darbesinin geri çağrılmasıdır. 28 Şubat’a kapı aralanmıştır” ifadesini kullandı. Bu sözleri nasıl değerlendirirsiniz? Akbaşoğlu ayrıca güçlendirilmiş parlamenter sistemden Cumhurbaşkanının nasıl seçileceğini sorarak “Meclis mi, halk mı seçecek?” diye sordu. Bu 28 Şubat’a kapı aralama ifadesi ve soru hakkında sizin değerlendirmeniz nasıl olur?

Faik ÖZTRAK- Şimdi ilk ifadeyle ilgili olarak Genel Başkanımız defalarca söyledi. 28 Şubat’ta yapılacak açıklama, “Rafa kalkan demokrasinin raftan indirilmesidir” dedi. AK Partinin Grup Başkanvekili bunu nasıl başka türlü yorumlayabiliyor şaşıyorum. Bir de Cumhurbaşkanının seçilmesiyle ilgili soru vardı. Şunun altını çizerek söyleyeyim, biz milletimizin iradesine saygılıyız. Ama AK Parti Grup Başkanvekili Ümit Yaşar Oğuzcan’ın şiirindeki gibi “…bir Ayten’dir tutturmuş gidiyor. Bin kere Ayten, milyon kere Ayten…”

Soru- Yine Akbaşoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve İYİ Parti lideri Meral Akşener’in S-400’lere ilişkin açıklamalarını da eleştirdi. İki liderin açıklamaları için kin ve haset neticesinde söylenmiş sözler dedi. Buna yanıtınız ne olacak? Devamında bir de Akbaşoğlu yine, Ukrayna’dan şu ana kadar 5 bine yakın vatandaşın tahliye edildiğini ifade etti. Tahliyelerin ne aşamada olduğuna ilişkin bir bilginiz var mı ya da buna dönük size gelen çağrılar oluyor mu?

Faik ÖZTRAK- Genel Başkanımız defalarca “S-400’leri aldıysanız aktivite edin” dedi. Edebildiler mi? Edemediler. Sonuç? Dünyanın en pahalı hurdalığı bizde oldu. Şimdi AK Parti Grup Başkanvekili bu soruyu, bu hesabı sorabiliyorsa bir saraya sorsun bakalım. Ama kendisine bu soruyu sormadan önce tavsiyem sarayın küçük ortağı Sayın Bahçeli’den biraz matematik dersi almasıdır.

İkinci soruyla ilgili olarak da açıklamamda belirttim. 20 bine yakın vatandaşımızın can ve mal güvenliğinin sağlanması ve tahliyesi için gereken adımların geç kalmadan atıldığını görmek istiyoruz. Biz dün Meclis’te toplantı istemesek Meclis’i kapatacaklardı. Biz dün ne olacak bu insanların hali diye mecliste sormasak, bizim Grup Başkanvekilimiz sormasa, AK Parti Grup Başkanvekilinin bu konu aklına bile gelmeyecekti. Bir 5 bin sayısı söyleniyor. Ama bunu Dışişleri’nden soruyoruz açıkçası net bir cevap alamıyoruz. Alamadık dün. 15 bin vatandaşımız hala orada çatışma bölgesinde duruyor 5 bin gelse bile. Şimdi bu vatandaşlarımızın zarar görmeden ülkemize gelmesi için gerekli adımlar derhal atılmalı dedik. Dün mecliste bunun altını çizerek ifade ettik. Ancak bundan sonra biz milletimizin derdini ifade ettikten sonra akıllarına oradaki 20 bin yurttaşımızın hali geldi.

Hep söylüyoruz, bunlar milletin halini görmüyor, milletin feryadını duymuyor. Milleti unuttular, millette bunları sandıkta unutacak.

Teşekkür ediyorum.

LONDRA’YA SELAM, TEFECİ FAİZİNE DEVAM

CHP Sözcüsü Öztrak, Erdoğan’ın “Külfeti beraberce sırtlayacağız” sözlerini eleştirerek, “İnsafları kurusun. Ülkenin tüm nimetlerini, beslemeleriyle, yanaşmalarıyla, yandaşlarıyla beraber yiyip bitirdiler. Şimdi hesap ödeme zamanı geldi masadan kaçmaya, hesabı da millete yıkmaya çalışıyorlar. Hiç kimse kusura bakmasın. Öyle hesabı paylaşmak falan yok. Şimdi hesap ödeme sırası sizde. Tüm bunların hesabını, sandıkta milletimize, çatır çatır vereceksiniz” diye konuştu.

Bu hafta Hazine’nin uluslararası piyasalara dolarla, ABD’nin aynı vade için ödediği faizin dört katı kadar faizle kira sertifikası ihraç ettiğine dikkat çeken Öztrak, “1999’dan bu yana uluslararası piyasalarda, bu şekilde yapılan borçlanmalarda, Pakistan, Endonezya ve Maldivler’le beraber en yüksek faiz ödeyen ülke olduk. Erdoğan’ın ‘faiz sebep, enflasyon sonuç’ safsatası, sonunda yine faiz lobilerini abat etti” dedi.

Öztrak, Hazine ve Maliye Bakanı Nebati’nin “Londra’ya selam vermemiz lazım” sözlerini hatırlatarak, “Demek bu sözler boşuna değilmiş. Hazine’nin bu ay ve gelecek ay toplam 5 milyar 400 milyon dolar dış borç ödemesi var. Londra’daki bankerlere bu hükümet mecbur kalmış. Tefeci faizi ödeyerek onlara selam veriyor” değerlendirmesinde bulundu.

Saray’ın ülkenin kasasının dibini sıyırdığını kaydeden Öztrak, “Şimdi ne yapacaklarını şaşırdılar. Önce babalardan dolarları istediler. Şimdi analardan altınlarını istiyorlar. Herhalde sırada çocuklar var. Yakında onlardan da kumbaralarını isterlerse, hiç şaşırmayın” dedi.

Hükümetin “Hepimiz aynı gemideyiz” sözlerini de değerlendiren Öztrak, “Bir yanda ucuz yağ almak için soğukta kuyruklarda saatlerce bekleyen Polatlılı hemşerilerimiz. Diğer yanda altın varaklı tahtta oturan Kaçak Sarayın Kibirlisi. Bunlar bıraktık gemilerini, evlatlarının gemiciklerine bile, milletimizi yolcu olarak almazlar. Bunlar milletimizi gemilerine ancak kürek mahkûmu ederler” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Büyük İslam âlimi Farabi’ye göre, “Siyaset bilimdir, sanattır ve bilgeliktir.” Bir ülkede insanlar ne kadar mutluysa, ülkeyi yöneten siyasetçi, sanatını o kadar bilgiyle, bilgelikle ve beceriyle icra ediyor demektir. Çünkü siyaset; insanları mutlu etme sanatıdır. Bugün güzelim ülkemizde insanlar mutsuz. Memleketin her yerinden, “Yandım Allah!” feryatları yükseliyor. Bilimden, bilgelikten nasibini almamış, kibirli bir sözde siyasetçi, dünya da yaşanan değişimi bir türlü okuyamadı, okuyamıyor. Tedbir almak yerine, pansumanla, safsatayla ülkeyi idare etmeye çalışıyor.

ÜLKE DE EKONOMİ DE YANGIN YERİ

Sarayın kibirlisi bugüne kadar; milletin elinde kalan son gümüşlerini sattı. Olmadı. Topraklarını sattı. O da olmadı. Yetmedi milletin damadıyla birlikte, Merkez Bankası’nın kasasında duran 128 milyar dolarını Banka’nın arka kapısından gizli saklı buharlaştırdı. Yine olmadı. Sonunda, “Faiz sebep, enflasyon sonuç” diye bir safsatayı ortaya attı. Üzerine üstlük birde buna “nas” deyip milleti aldatmaya kalktı. Ülkeyi de, ekonomiyi de yangın yerine çevirdi.

DOLAR ÇIKINCA DA ZAM, İNİNCE DE ZAM

Geçtiğimiz yıl, Kaçak Sarayın Kibirlisi, “Ağustos ile birlikte enflasyonda düşüşü göreceğiz. Bundan böyle enflasyonun, daha yukarı çıkması mümkün değil. Faiz oranlarında da düşüşe geçiyoruz, yüksek faiz yok” dedi. Ondan sonra yeni atadığı Merkez Bankası Başkanını hemen kovdu. Yerine, lafını, sözünü dinleyen partili bir Başkan atadı. O da reisinin talimatlarıyla geçtiğimiz yıl Eylül’den Aralık ayına kadar, Merkez Bankası’nın tabela faizini; yüzde 19’dan, yüzde 14’e indirdi. Peki, enflasyon düştü mü? Hayat pahalılığı bitti mi? Hayır!  İkisi de azdı, kudurdu. Tüketici enflasyonu; yüzde 19’du yüzde 50’ye çıktı. Üretici enflasyonu; yüzde 45’ti yüzde 100’e dayandı. Saray milletin, cebini, cüzdanını boşalttı. Mutfaktaki tenceresini boşalttı. Milletin tostunu, baklavasını, içli köftesini boşalttı. Milleti sofrasında bir kuru ekmeğe muhtaç etti. Gönderdiği elektrik faturaları, milleti çarptı. Esnaf dükkanında ampul yakamaz oldu. Dolar çıktı akaryakıta zam yaptı, dolar düştü akaryakıta yine zam yaptı. Millet arabasına binemez oldu. Çiftçi traktörüyle tarlasına gidemez oldu. Bilimden de, bilgelikten de nasibini almayan sarayın kibirlisi, ülkeyi yangın yerine çevirdi.

ZURNADA PEŞREV OLMAZ

Çağdaş bir demokraside, böyle bir rezalete imza atan, bir yönetici, “Siyaset sanatını beceremedim” der, o koltukta bir dakika dahi durmaz. Milletinden özür diler. Ardından da istifa eder… Ama bizim ülkemizde normal bir demokrasi yok. “Ucube şahsım rejimi”  var. Tek kişinin, ülkeyi keyfine göre yönettiği bir rejim söz konusuysa; o zaman zurnada da peşrev olmaz. Ne çıkarsa bahtınıza… “Faiz sebep, enflasyon sonuç” der. “Faizleri indiriyoruz, enflasyon da inecek” der. “Bu, Nastır” der. Sonra hepsini unutur, faiz indirimine “Pas” demeye başlar.

ENFLASYONU SIFIRLAYIN GİTSİN

Ülkemizde de aynen böyle oldu. Enflasyon rekorlar kırıyor ama Sarayın kibirlisi nedense son iki aydır faizi unuttu. Neden? Hani faiz sebep, enflasyon sonuçtu, ne duruyorsunuz şu faizi bir sıfırlayın milleti hayat pahalılığı altında ezilmekten kurtarın. Neyi bekliyorsunuz? Sarayın kibirlisi geçen gün çıktı, “millet faizi ve dövizi unuttu” dedi. Buradan söylüyorum, millet ne dövizi ne de faizi unuttu! Nasıl unutsun? Her gün ceremesini millet çekiyor. Dövizi de faizi de unutan bir tek kendisi, bir tek saray. Ne döviz, ne piyasa faizleri, ne de Hazine borçlanma faizleri öyle “pas mas” demiyor. Bir tek saray “pas” diyor. Geçtiğimiz Ağustos’ta, ihtiyaç kredisi faizi yüzde 23 idi. Bugün yüzde 31. Hazine’nin iki yıllık borçlanma faizi yüzde 18 idi. Şimdi yüzde 21.

HAZİNE REKOR FAİZLE BORÇLANDI

Daha bu hafta Hazine uluslararası piyasalara dolarla “Kira sertifikası” ihraç etti. İhalede, 5 yıllık borçlanmaya yüzde 7,25 faiz aldı. Çok değil, daha geçtiğimiz yıl ortasında, aynı vadede, aynı borçlanma enstrümanını, hazine yüzde 5,1 faizle satmıştı. 5 yıllık borçlanma için, ABD’nin ödediği faiz ne kadar? Yüzde 1,9. Yani ABD’nin ödediği faizin dört katına dün razı olmuşuz. 1999’dan bu yana uluslararası piyasalarda, bu şekilde yapılan borçlanmalarda, Pakistan, Endonezya ve Maldivler’le beraber, en yüksek faiz ödeyen ülke olduk. Erdoğan’ın “faiz sebep, enflasyon sonuç” safsatası, sonunda yine faiz lobilerini abat etti.

LONDRA’YA SELAM, TEFECİ FAİZİNE DEVAM

Nebati Bakanın apar topar Londra’ya gidip, “Londra’ya selam vermemiz lazım” demesi boşuna değilmiş. Hazine’nin bu ay ve gelecek ay; toplam 5 milyar 400 milyon dolar dış borç ödemesi var. Londra’daki bankerlere bu hükümet mecbur kalmış. Tefeci faizi ödeyerek onlara selam veriyor.

UCUBE REJİM EKONOMİYİ DE UCUBELEŞTİRİYOR

“Acemi kasap; ne satır bırakır, ne masat” derler. Kaçak Sarayın Kibirlisi, geçtiğimiz Ağustos’tan bu yana, ekonomiyi de, piyasaları da darmadağın etti. Dolar 8 lira 30 kuruştan, 18 lira 30 kuruşlara kadar fırladı. 20 Aralık’ta millete finansal kumpas kurdular, milleti silkelediler. Merkez Bankası’nın arka kapısından 9 milyar doları sattılar. Dolar kurunu 13 lira 50 kuruşta tutabilmek için, hala döviz satıyorlar. Ekonomide bölüm geçmek için basmadık düğme, mıncıklamadık bir yer bırakmadılar. Ucube rejim ekonomiyi de ucubeleştiriyor. Dolara endeksliyor. Kumanda ekonomisi haline getiriyor.

FAKİRİN SIRTINDAN ZENGİNİ İHYA ETTİLER

Türk Lirası mevduata, dolar görünümlü faiz elbisesi giydirdiler. Ama öbür taraftan milleti kuru ekmeğe mahkum ettiler. Bankaların, hali vakti yerinde mevduat sahiplerine, şirketlere ödeyeceği faize, milletin Hazine’sini kefil ettiler. Yetmedi Şirketlerin kur kazançlarından, zenginin faiz gelirlerinden vergiyi kaldırdılar. Diğer taraftan da milletin akaryakıtına vergiyi bindirdiler. Fakir, fukaranın sırtından, zengini ihya ettiler. Şimdi soruyorum, adalet bunun neresinde? İhracatçının döviz gelirlerinin yüzde 25’ine el koydular. Döviz satın alan şirketlere telefon açıp, tehdit ettiler. Yastık altındaki altınlara göz diktiler.

SIRA ÇOCUKLARIN KUMBARALARINDA

Yurtdışındaki Türklere dönüp, “Irmağının akışına ölürüm türküsünü söylemek yetmez, paralarınızı Türkiye’ye gönderin” dediler. Bugün de yayımladıkları tebliğle, yurtdışında yerleşik vatandaşlarımızın şirketlerine de, “Türkiye’ye döviz gönderin” diyorlar. Niye? Çünkü kasada döviz bırakmadılar. Kasanın dibini sıyırdılar. Şimdi ne yapacaklarını şaşırdılar. Önce babalardan dolarları istediler. Şimdi analardan altınlarını istiyorlar. Herhalde sırada çocuklar var. Yakında onlardan da kumbaralarını isterlerse, hiç şaşırmayın…

HESABI ÖDEME SIRASI SARAYDA

Kaçak sarayın mukimi şu sıralar; “Külfeti beraberce sırtlayacağız” sözlerini dilinden düşürmüyor. Bu nasıl bir beraber sırtlama. İnsafları kurusun. Ülkenin tüm nimetlerini, beslemeleriyle, yanaşmalarıyla, yandaşlarıyla beraber yiyip bitirdiler. Şimdi hesap ödeme zamanı geldi masadan kaçmayı, hesabı da millete yıkmaya çalışıyorlar. Hiç kimse kusura bakmasın. Öyle hesabı paylaşmak falan yok. 20 yıldır yediniz içtiniz. Milletimiz yiyecek kuru ekmek bulamazken, dana rozbifleri, pataşurları, ejder meyveli smoothiler eşliğinde, mideye indirdiniz. Saraylarınızda, gününüzü gün ettiniz. Yandaşlarınıza Dolarla, Avroyla bol bol ihale dağıttınız. Beslemelerinize üçer beşer, maaşlar bağladınız. Daha yeni İstanbul Büyükşehir Belediyemizin, garibanlara yardım için topladığı, 6 milyon 200 bin liraya el koydunuz. Siz bu gidişle fakirin fukaranın bu parasını da zengin mevduat sahiplerine yedirirsiniz. Şimdi soruyoruz, bu nasıl külfeti beraberce sırtlamak? Sarayın 1.100 odasında ışıklar cayır cayır yanacak, ısıtıcıları fayrap açılmış olacak, ama öbür tarafta millet kandile, battaniyeye mahkum edilecek. Gençler eve kapatılacak. Hiç kusura bakmayın şimdi hesap ödeme sırası sizde. Tüm bunların hesabını, sandıkta milletimize, çatır çatır vereceksiniz.

MİLLET O GEMİDE KÜREK MAHKUMU

Sarayın kibirlisi son zamanlarda bir de “Hepimiz aynı gemideyiz” şarkısını söylüyor. Nasıl aynı gemideyiz bunu anlamak mümkün değil. Şimdi şu fotoğraflara bir bakalım. Burada ucuz yağ almak için, soğukta kuyruklarda saatlerce bekleyen, Polatlılı hemşerilerimiz. Diğer tarafta baktığımız zaman altın varaklı odalarda gezinen Sarayın kibirlisi. Görmeyenler, gözünü kapayanlar için şöyle yakın plandan bir fotoğraf daha gösterelim: Altın varaklı tahtta oturan Kaçak Sarayın Kibirlisi. Şimdi şu iki fotoğrafa baktığınızda bu nasıl bir aynı gemide olmak? Bak buradan söylüyorum, bunlar bıraktık gemilerini, evlatlarının gemiciklerine bile, milletimizi yolcu olarak almazlar. Bunlar milletimizi gemilerine ancak kürek mahkûmu ederler. Bunlar milleti unuttu. Milleti görmüyor. Feryadını duymuyor. Sonra da dönüp “Aynı gemideyiz” diyor.

SARAYIN AR DAMARI ÇATLADI

Daha da doymuyor. “Türkiye ekonomide, tarihinin en güçlü günlerine girmektedir” diyor. Şimdi bir anlatsınlar bakalım; yağ kuyruklarıyla, benzin ve mazot kuyruklarıyla, pirinç kuyruklarıyla, soğan-patates kuyruklarıyla, ucuz ekmek kuyruklarıyla, milleti çarpan elektrik faturalarıyla, milleti yakan akaryakıt fiyatlarıyla, iş bulamayıp evde oturan gençlerimizle Türkiye ekonomide, tarihinin en güçlü günlerine, nasıl giriyor? Almanların büyük edebiyatçısı Goethe; “Ahlak gömleğini çıkartan, başka hiçbir gömlek giyemez” demiş. 20 yıldır sürekli gömlek değiştirenler, haliyle milletten utanmayı, sıkılmayı da unuttular. Sarayın ar damarı çatladı. Lafla peynir gemisi yürümez… Madem Türkiye ekonomide, tarihinin en güçlü günlerine giriyor, peki o zaman milletimiz bu zulmü neden yaşıyor?

İŞTE O ZAMAN HERKESİN CUMHURBAŞKANI OLURSUNUZ

Lafı neden eveleyip geveliyorsunuz? Önce elektrik faturalarına, 31 Aralık gecesi yaptığınız tüm zamları geri alın. Elektrik faturaları yıldırım olmuş milletimizi çarpıyor, siz çıkıp orada “Cek”, “Cak” gibi laflar ediyorsunuz. 1 Mart’a randevu vermek ne iş? Yani ucuzluğu kışın sonrasına bırakıp, milleti mi kandıracaksınız? Sizin iş yapma niyetiniz yok. Sadece algıyı yöneterek durumu idare etmeye çalışıyorsunuz. Tarafsızlık yemini eden, Kaçak Saray Mukimi, AK Parti İl Başkanları toplantısında çıkıyor, sanki sadece AK Partili Belediyeler su faturalarında, yüzde 7 indirim yapmış gibi algı yaratmaya çalışıyor. Cumhurbaşkanlığını bir yana bırakmış, AK Parti Genel Başkanı olarak sadece AK Partili belediyelere yüzde 7 indirim yapma talimatı veriyor. Sudaki KDV indirimini, tüm belediyeler zaten vatandaşa yansıtmak zorunda. Talimat verecekseniz, Cumhurbaşkanı gibi talimat verin. Çıkın, AK Partili belediyelere, “CHP’li belediyeler asgari ücreti 4 bin 500 TL olarak uyguluyor, siz de aynısını yapın” deyin. Ancak o zaman herkesin Cumhurbaşkanı olursunuz.

DEMİRDEN KORKSAK TRENE BİNMEYİZ

Siz asıl Ağustos’tan bu yana, yüzde 96 zam yaptığınız benzine, yüzde 112 zam yaptığınız mazota, tek bir gecede yüzde 127 zam yaptığınız elektriğe bir çare bulun bakalım… Üçü beşi eveleyip gevelemeyin. Millete hiçbir şekilde izah edemediğiniz, izah da edemeyeceğiniz bu zamları bir geri alın. Ama bunu yapmak yerine Sarayın kibirlisi çıkıyor, Genel Başkanımızı elektriğini kestirmekle tehdit ediyor. Genel Başkanımız demirden korksa trene binmezdi.

PANSUMAN TEDBİRLE UCUZLUK OLMAZ

Bu da yetmiyor, bir yandan da kendi sebep olduğu pahalılığı esnafın üzerine yıkmaya çalışıyor. Esnafa millete zulmetmeyin diye bar bar bağırıyor ama esas millete zulmeden kendisi. Esnafı tehdit ediyor. Bende buradan söylüyorum, mammı yapan da, millete zulmeden de sensin sen! Bunu kimseye yıkmaya çalışma. Temel gıdada KDV’yi 7 puan indirdiniz. Ama onu da esnafın sırtına bıraktınız. Şimdi çıkıyorsunuz, “Esnafa bir yüzde 7 indirim de sen yap” diyorsunuz. İyi güzel de, esnafta indirim falan yapacak hal mi bıraktınız? Esnafı borca batırdınız. Esnafı elektrik faturaları altında ezdiniz şimdi biraz daha indirim yap diyorsunuz. Bakın şunu söyleyeyim, alınan bu pansuman tedbirleriyle, doğru dürüst ucuzluk olmadı, olmazda. Şimdi tarımda da, ulaştırmada da yapmış olduğunuz bu zamlar nedeniyle maliyetler artmaya devam ediyor. O zaman fiyatlar da düşmüyor, artmaya devam ediyor.

İKİ YUMURTA KIRMAK HAYAL OLACAK

30’lu yumurtanın fiyatı, KDV’de indirim yaptığınız gün 36,5 liradan 43 liraya yükseldi. Üreticilere soruyorsunuz, bir vuruyorsunuz bin ah işitiyorsunuz. Tavuk yeminde kullanılan, soya ve ayçiçeği küspesindeki fiyat artışlarının arşa çıktığından şikâyet ediyor üretici. Önümüzdeki 3 ay kritik diye uyarıyorlar. Böyle giderse iki yumurta kırmak bile hayal olacak…

YAPILACAK BELLİ: MALİYETİ DÜŞÜR, VERİMLİLİĞİ ARTIR

Enflasyonu düşürmek için yapmanız gereken şey, üretim maliyetini düşürmektir, verimliliği artırmaktır. Bunun içinde ciddi yapısal bir takım tedbirler almanız gerekir. Ama siz bunu yapamazsınız. Şimdilerde Saray faizden dövizden umudunu kesmiş gözüküyor. Vergi memurunun, zabıtanın eline sopa verip ucuzluk getirmeyi düşünüyor. Tekrar söylüyorum, bunların tek bildikleri pansuman… Tedaviden hiç anlamıyorlar. Bizde söylüyoruz, Genel Başkanımızda söylüyor, diyoruz ki şunu şunu yapın. Önce itiraz ediyorlar. “Kaynak nerede?” falan deyip işi laf kalabalığına getirmeye çalışıyorlar. Sonunda da tıpış tıpış dediğimizi yapmak zorunda kalıyorlar. Ama bu sürede milletin canı yanmış oluyor. Pazar artıklarını alabilmek için sıraya giren milletimizin bedduaları arşıâlâya yükseliyor. Ama Kaçak Saray sakinlerinin kulakları, milletin sesini duymuyor. Gözleri, milletin halini görmüyor. Çünkü bunlar milleti unuttu…

SILA’NIN VEBALİ ÜLKEYİ İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NDEN ÇIKARTANLARIN BOYNUNDA

“Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, o ülkede insanların nasıl öldüğüne bakın” demiş ünlü yazar Albert Camus. Ne yazık ki bu ülke, gencecik evlatlarını, küçücük çocuklarını bile koruyamıyor. En son Giresun’da 16 yaşında bir evladımız, Sıla Şentürk, hayatının baharında vahşice katledildi. Bu olay karşısında kelimeler insanın boğazında düğümleniyor. Öfkesi sel olup taşıyor. Kadına ve çocuğa yönelik şiddeti engellemeye dönük, İstanbul Sözleşmesi’nden tek bir imzayla çıkanlar bunun vebalinin kendi omuzlarında olduğunu inşallah idrak ediyordur ve bu yaşananlardan utanıyorlardır. Ama hiç zannetmiyoruz… Bu ülkede çocuk istismarı da, kadın cinayetleri de cezasız kalmamalı. Kadına ve çocuğa yönelen her suç, en ağır şekilde cezalandırılmalıdır. Bu işin lamı, cimi yoktur. Söyledik, bir kez daha söylüyoruz. Biz iktidara gelir gelmez. Yapacağımız ilk işlerden birisi de, “İstanbul Sözleşmesi’ni yeniden onaylamak” olacaktır. Bizim iktidarımızda, kadına ve çocuğa yönelik her türlü şiddet ve istismar, en ağır şekilde cezalandırılacaktır. Bunda sonuna kadar kararlıyız.

ALLAH’IN BİLDİĞİNİ TÜİK SAKLAYAMIYOR

Konuşmamın başında siyasetin; “İnsanları mutlu etme sanatı” olduğunu söylemiştim. Bu ülkede insanlar mutluysa, ülkeyi yöneten siyasetçi de görevini layıkıyla yapıyor demektir. Kaçak saray mukiminin, ne kadar kötü bir sanatkâr olduğunu, görevini icra edemediğini, artık TÜİK’in makyajlı rakamları bile saklayamıyor. TÜİK, 2021 yılı Yaşam Memnuniyeti Araştırması’nı,  dün yayımladı. Ülkemizde genel mutluluk düzeyi, 2017’den itibaren istikrarlı bir şekilde düşüyor. Tabi bu sebepsiz değil. 2017 yılında OHAL şartlarında yapılan bir referandumla, kullanılan mühürsüz oylarla, milletimize ucube tek adam rejimi dayatıldı. Milletimiz o gün bugün rahat yüzü görmedi. Allah’ın ve kulun bildiğini, TÜİK’in rakamları da artık saklayamıyor. Hem 18-24 yaş, hem de 25-34 yaş aralığındaki gençlerimizde, mutluluk düzeyindeki düşüş vahim. Gençlerini mutlu edemeyen, gençlerine umut veremeyen bir ülke, geleceğe de umutla bakamaz. Umutsuz gençler ya ülkelerini terk eder. Ya uyuşturucu müptelası olur, ya da teröre bulaşır. Ülkenin en önemli stratejik varlığı, en önemli derdi haline gelir. Kaçak sarayın mukimi, sadece gençlerimizin değil, tüm milletimizin gelecek umutlarını çaldı. 2021’de bir yıl sonrası için, yani bu yıl için, 2022 yılı için, “Daha kötü olacağım” diyenlerin oranı, “Daha iyi olacağım” diyenlerin oranını 13 puan aşmış. Böyle bir durumla 2003’ten bu yana, ilk kez karşılaşıyoruz.

ÖĞRETMEN ATAMASINDA, BİRİ AK ÖBÜRÜ KARA DİYOR

Ülkeyi bu hale getiren Sarayın kibirlisi hala ülkeyi, dünyanın en büyük ekonomileri ligine sokacağından bahsediyor. Ülkeyi dünyanın en büyük 20 ekonomisi liginden siz düşürdünüz bunun farkında değil misiniz? Ya da damadınıza güvenip ne dersem bu millet inanır zannediyorsunuz. Liyakate değil sadakate bakan, kural tanımayan, birinin ak dediğine diğerinin kara dediği bir yönetimin, millete hayrı olmaz. En son öğretmen atamalarıyla ilgili yaşadıklarımıza bir bakalım. AK Partinin Genel Başkan Yardımcısı çıkıyor, “Kısa vadede bu dönem atama görünmüyor” diyor. Hemen arkasından Milli Eğitim Bakanı çıkıyor, “Mutlaka öğretmen atamaları yapılacak” diyor. Şimdi hangisi doğru bunun? Niye gençlerin akıllarını karıştırıyorsunuz, niye umutlarını çalıyorsunuz, umutlarıyla neden oynuyorsunuz, niye dalga geçiyorsunuz? Buna ne hakkınız var? Ne yazık ki her işiniz böyle ciddiyetsiz, böyle yalan yanlış… Artık bırakın gidin, milletimiz de işi ehline versin. Millet ittifakı milletimizin dertlerine derman olsun. Milletimizin yüzü gülsün.

AHLATLIBEL BULUŞMASI ZORBALARIN YÜREĞİNE KORKU SALDI

Sayın Genel Başkanımızın davetiyle, altı siyasi parti genel başkanının bir araya gelmesi, Sarayın kibirlisini ve bekçisini anlaşılan çok telaşlandırmış. Ama korkunun ecele faydası yok. Geliyor gelmekte olan… Otokrat bir yönetimi, sandıkta değiştirmeyi amaçlayan, farklı partilerin birlikteliği, tabii ki zorbaların yüreğine korku salacaktır. Ülkemizin siyasi tarihindeki köklü ana damarların, bir masa etrafında toplanması, sonradan zuhur eden, reddi miras yapıp gömlek değiştiren siyasetçileri, tabii ki telaşlandıracaktır.

KARŞITLIKLAR ÜZERİNDEN DEĞİL ORTAKLIKLAR ÜZERİNDEN KURULACAK BİR GELECEK

Bu toplantı, Cumhuriyetimiz ikinci yüz yılına girerken yazılacak, adalet ve demokrasi tarihimizin, en önemli sayfalarından biri olmuştur. Ahlatlıbel’deki yuvarlak masa, tüm milletimizi kucaklayarak, milletimizin meselelerini istişareyle uzlaşmayla çözmeye, ülkeye adaleti ve demokrasiyi getirmeye kararlı, siyaset anlayışını benimseyen partilerin genel başkanlarının bir araya geldiği tarihi bir masadır. Bu toplantıdan sonra, Türkiye’mizin ortak geleceğinin inşası, karşıtlıklar üzerinden değil, ortaklıklar üzerinden, istişare ve uzlaşıyla olacaktır. Bu masanın ayakları, Edirne’den, Kars’a Sinop’tan, Hatay’a kadar, 784 bin kilometrekarelik vatan toprağının, her bir santimetresini kapsamaktadır. Bizim masamız milletin masasıdır, vatan toprağının üstünde kurulmuştur. Biz onları kem sözleriyle baş başa bırakıyoruz. Liderlerimiz 28 Şubat’ta, demokrasiyi raftan indirme yürüyüşünün, bir diğer tarihi etabını, dönemecini geçmeye hazırlanıyor. 

MİLLET İTTİFAKI TÜM SORUNLARI AŞACAK

Ülkemizin acil ve ağır sorunları var. Ama bu sorunlar aşılmaz değil. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Millet İttifakı’nın, dış politikada milli çıkarlarımızı, ekonomide rasyonel aklı ve politikaları, ülke yönetiminde hukukun üstünlüğünü ve kurumsal geleneklerimizi merkeze alarak, ülkemizin tüm sorunlarını aşacağına inanıyoruz. Biz çileleri sonlandırmaya, milletin kararan bahtını aydınlatmaya talibiz. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Şimdi varsa soruları alıyım.

Soru- Sayın Kılıçdaroğlu sabah katıldığı bir programda 6 Genel Başkanın toplantısında masada HDP temsil edilmemesine ilişkin eleştirilerle ilgili “HDP’yi yok sayamayız” ifadelerini kullandı. Acaba bu sözler masaya HDP’nin de davet edilebileceği şeklinde yorumlanabilir mi?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bu soruyu soranlar Genel Başkanımızın sözlerinin başını, sonunu makaslamış ondan sonra sormuş. Tabi haliyle ne olduğu anlaşılmıyor. Sayın Genel Başkanımızın bu konuda söyledikleri nettir. Sadece HDP’yi değil, meşru hiçbir siyasi partiyi yok sayamayız, yok saymayacağız. Bunu baştan beri ifade ediyoruz. Havuz medyasının cımbız operasyonları bu gerçeği değiştirmez. Devam etsinler biz bütün siyasi partileri dinlemeye devam ederiz. Ama ittifakımız ayrıdır, diğer işler ayrıdır.

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan Çanakkale köprüsünün açılış tarihini 26 Şubat olarak açıkladı. O tarih aynı zamanda Erdoğan’ın doğum günü. Sizce bir tesadüf mü, yoksa açılış tarihi bilinçli olarak bu tarihe mi denk getirildi?

Faik ÖZTRAK- Erdoğan şov yapmayı her zaman seviyor. Buradan söylüyorum, Çanakkale Boğazı’na yapılan bir köprünün açılması gereken tarih Çanakkale Zaferinin yıldönümüdür. Erdoğan’ın kendi doğum gününde Çanakkale Köprüsü’nü açmaya kalkması kibir hastalığının zirve yaptığını göstermektir. Hiç kimse kendini cumhuriyetin önsözünün yazıldığı Çanakkale Zaferinin üstünde göremez, görmemelidir.

Soru- Tarkan’ın son şarkısı ‘Geççek’ dün yayınlandı. Şarkıya sosyal medyada destekler ve eleştirilerde geldi. Siz bu şarkıyı ve gelen yorumları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Tarkan dünyanın, memleketinin, kendisinin içinde bulunduğu sıkıntıları sanatçı duyarlılığıyla notalara dökmüş, insanlara umut verecek çok güzelde bir şarkı yapmış. Buradan söylüyorum, kimse öküzün altında buzağı aramasın. Öküzün altında buzağı arayanlar “eski dostlar” şarkısını dinleyip yollarına gül döktüklerini, yağan yağmurda beraber ıslandıklarını yâd etmeye devam etsinler.

Teşekkür ediyorum.

CHP’DEN KAPIDAKİ GIDA KRİZİ İÇİN HÜKÜMETE ÇAĞRI

CHP Sözcüsü Öztrak, büyük bir gıda krizinin Türkiye’nin kapısında olduğunu belirterek, Hükümete çağrıda bulundu.

Öztrak acilen yapılması gerekenleri şu şekilde sıraladı:

– Önümüzdeki yıl için tarımsal üretim planlamasını derhal yapın. Desteklemeleri buna göre bir an önce belirleyin. Bu yıl için arz sıkıntısı yaşanabilecek stratejik tarımsal ürünlerde, alım fiyatı ve alım garantisi uygulamasına geçin.

– Önümüzdeki yıl çiftçinin kullanacağı gübre maliyetinin en az yüzde 50’sini destek olarak verin.

– Çiftçimizin kullandığı mazotla ilgili verdiğiniz, “Yarısı bizden, yarısı sizden” taahhüdüne uyun.

– Çiftçimize ucuz tohum, besicimize de ucuz damızlık sağlayın. Sebze tohumundaki KDV yüzde 8, sebze fidesindeki KDV yüzde 18. Bunları derhal yüzde 1’e indirin.

– Tarımsal sulamada kullanılan elektrikte vergiyi kaldırın.

– Çiftçimiz elektrik bedellerini hasattan sonra faize falan tabi olmadan ödeyebilsin.

– Tarımsal sulamada 2021 tarifesini bu yıl artırmayın.

– Tarımsal destekleri de biran önce kanunen vermeniz gereken orana çekin, bütçede tarımsal destekleri 79 milyar liraya çıkarın.

Isparta’da kar yağışı sonrası yolların kapanmasını ve elektriklerin kesilmesini de eleştiren Öztrak, bu süreçte donarak hayatını kaybeden Ispartalı Ramazan Nazlı’nın vefatında, yandaş dağıtım şirketinin de, ihaleyi bu şirkete veren Saray’ın da, şirketi yeterince denetlemeyen Enerji Bakanı’nın da, Ramazan Nazlı’nın ölüm nedenini gizlemeye çalışan Belediye Başkanı’nın da sorumluluğunun olduğunu söyledi. Ispartalının zararının kuruşuna kadar tazmin edilmesi gerektiğini ifade eden Öztrak, “Sorumluluğunu yerine getirmeyenlere, her türlü müeyyide uygulanmalıdır. Bundan böyle bu şekilde müessif olayların yaşanmaması için, elektrik üretiminin, dağıtımının, bunların özelleştirmelerinin yapısal sorunları, ortaya çıkarttığı sorunlar hemen ele alınmalıdır. Lisans iptalleri de dâhil, gereken her türlü düzenleme yapılmalıdır” diye konuştu.

Türkiye’nin üyesi olduğu OECD ülkeleri için gıda enflasyonu şampiyonu olduğunu, enerji enflasyonu şampiyonu olmasına da çok az kaldığını kaydeden Öztrak, “Bizdeki enflasyon, hayat pahalılığı dışarıdan falan değil, düpedüz saray mamulü… Yani sorun dışarıda değil, bizzat içeride… Ustası da Erdoğan. OECD enflasyon rakamlarını artık, ‘Türkiye dahil’ – ‘Türkiye hariç’ diye açıklamaya başladı. Neden? Çünkü Türkiye’yi dahil ettikleri zaman iş çığırından çıkıyor. Esasında OECD bizdeki Saray imalatı yüksek enflasyonun etkisinden kendisini kurtarmaya çalışıyor” dedi.

Aralık 2021 dönemine ait ödemeler dengesi verilerini de değerlendiren Öztrak, tek ayda bilinen kanallardan 1,2 milyar dolar, kaynağı bilinmeyen net hata ve noksan kaleminden ise 8,7 milyar doların ülkeden kaçtığını, bunun Türkiye Cumhuriyeti tarihinde tek ayda ülkeden kaçan en yüksek para miktarı olduğunu belirtti. Aralık ayındaki 13,8 milyar dolarlık rezerv erimesine de dikkat çeken Öztrak, “Bu, 2020 Mart ayında tüketilen 16,6 milyar dolarlık rezervin ardından, tek bir ayda harcanan en yüksek rezerv miktarı… Saray politikalarının sonucu: İtibarı sıfırlanmış Türk Lirası, artan dolarizasyon, şahlanan enflasyon, düşmeyen cari açık, artan piyasa faizleri, kamu mali dengelerine getirilen enstrümanlar nedeniyle eklenen ilave yükler oldu. Bunlar tam bir beceriksizlik anıtı olarak karşımızda duruyor” ifadelerini kullandı.

Susurluk’tan tam 26 yıl sonra Mafya-Ticaret-Siyaset Bermuda Şeytan Üçgeninde sarsıntıların yeniden başladığını söyleyen Öztrak, “Tüm bu karanlık ilişki ağlarında adı geçen bir isim, en son Kıbrıs’ta profesyonel bir suikastla öldürüldü. Rum mezalimine direnen, Türk Mukavemet Teşkilatı’nın kahraman sancaktarları Ağrılarla, Toroslarla anılan, Beşparmak Dağlarında destan yazan şehitlerimizin, kanlarıyla sulanan güzel Kıbrıs’ın adı, ne yazık ki kumar, uyuşturucu ve kara parayla, mafya hesaplaşmalarıyla anıldı” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

İktidar bazen yozlaştırır. Ama mutlak iktidar, mutlaka yozlaştırır. Türkiye, 2014’ten bu yana, bu gerçeği en acı bir biçimde öğrendi, öğrenmeye de devam ediyor. Tek kişilik Saray rejimi; memlekette bereket, milletimizde ağız tadı bırakmadı. Tencereler boşaldı. Cepler boşaldı. Elektrik faturaları, milleti çarptı. Akaryakıt, doğal gaz fiyatları yurttaşlarımızı yaktı. Vatandaş saray mamulü pahalılığın altında ezildi gitti. Çünkü ülkemizde istişare bitti. Memleket tek bir kişinin talimatıyla yönetilir sanıldı. Yasama, Yürütme ve Yargı erkleri, tek kişinin elinde toplandı. Adalet çöktü. Demokrasi bitti. Milletin sesi duyulmaz, sözü de dinlenmez oldu.

DEMOKRASİ ENDEKSİNDE 8 YILDA 10 SIRA GERİLEDİK

Dünyaca meşhur “The Economist” dergisi dün, 2021 Küresel Demokrasi Endeksi’ni açıkladı. Bu endekste 167 ülke arasında 103. sırada. Oysa daha 2013 yılında aynı listede 93. sıradaydık. Demokrasi liginde, son 8 yılda 10 basamak birden düştük. Türkiye, “sorunlu demokrasiler” ile “otoriter rejimler” arasında, melez rejimler liginde. Otoriter rejimler ligine düşmeye beş sıra kalmış. Ne yazık ki aynı coğrafyada yer aldığımız Avrupa ülkeleri içinde, ucube, melez rejimle yönetilen tek ülke biziz. Beraberce anıldığımız ülkeler, Uganda, Gambia, Nepal… 100 yıllık cumhuriyetimiz bunu asla hak etmiyor. Güçsüz adalet aciz, adaletsiz güç ise zalimdir. Anayasaya, yasalara, hukuka saygı duymayan, adaleti katleden Saray yönetimi, milletimize zulmetmektedir. Evlerden “Yandım Allah” feryatları yükseliyor. Beddualar arşa ulaşıyor. Ama milletimizin sesini duyan yok. Liyakatin yerini saraya sadakat almış. Beceriksizlik, kifayetsizlik arttıkça, zulüm de artıyor.

BARAJLAR KRALI DEMİREL’İN MEMLEKETİNE DÖRT GÜN ELEKTRİK VEREMEDİLER

Geçtiğimiz hafta, 9. Cumhurbaşkanımız barajlar kralı rahmetli Demirel’in memleketi Isparta’nın elektrikleri, dört gün boyunca kesildi. Isparta karda, kışta ışıksız kaldı. Isparta’yı zulmet sardı. Yalvaç ilçesinde, 70 yaşında bir yurttaşımız, Ramazan Nazlı, evinde, yatağında donarak can verdi…

OTOKRAT REJİMLERİN ALAMETİFARİKASI

2022 Türkiye’sinde ülkeyi yönetenler, Ramazan Nazlı’nın canına sahip çıkamadı. Buna karşılık onun ölüm nedenini ört bas etmeye kalktı. Yönetimin millete karşı örtbasa, gizlemeye başvurması, aslında otokrat rejimlerin alametifarikasıdır. Ama hala bu ülkede bütün baskılara rağmen, meslek namusuna sahip çıkan doktorlar ve gazeteciler var. Ramazan Nazlı’nın vefat belgesinin yayınlanmasıyla, Ramazan Nazlı’nın ölüm nedeninin “Birden fazla vücut bölgesinde donma” olduğu ortaya çıktı. Resmi makamların gizleme, saklama, üzerini örtme teşebbüsü akim kaldı.

BU CİNAYETTE VEBALLERİ VAR

Yıllarca, “Kenarı Dicle’de bir kurt aşırsa koyunu, gelir de adli ilahi sorar Ömer’den onu” deyip durdular. Peki, şimdi Isparta’da, elektriksizlikten evinde donarak vefat eden, Ramazan Nazlı’nın hesabını kim verecek? Elektrik dağıtım işini, kâr hırsıyla gözü dönmüş yandaş müteahhitlere peşkeş çeken sarayın bu cinayette vebali vardır. Millete fahiş faturaları gönderen, ama işlettiği şebekenin bakımını yapmayan, alt yapı yatırımını yapmayan, milleti dört gün elektriksiz bırakan, yandaş dağıtım şirketi bu cinayetten mesuldür. Yandaş dağıtım şirketini denetlemeyen, Enerji Bakanı da bu cinayetten sorumludur. Vatandaşa ulaşmak yerine, vatandaşın ölüm nedenini saklamaya kalkan, yerel idare, belediye de bu cinayetten sorumludur.

AYAKKABI BAŞA, KÜLAH AYAĞA

Hz. Mevlana; “Adalet demek, her şeyi yerli yerine koymak demektir. Ayakkabı ayağındır. Külâh da başa aittir” diyor. Ayakkabıyı başa, külahı da ayağa geçirirseniz, bugün ülkemizde gördüğümüz felaketlerden, milleti korumak imkânsız olur. Isparta’da yaşananların hesabı “adli ilahiye” bırakılamaz. Isparta’da dört gün boyunca görünmeyen Enerji Bakanı, “Birkaç gün elektriğinizi veremedik, hakkınızı helal edin” diyerek bu sorumluluktan kaçamaz. Isparta’da yaşanan felaketin zararları, elektrik faturalarını bir ay öteleyerek hiçbir şekilde tazmin edilemez.

DERHAL SORUŞTURMA AÇILMALI

Buradan açıkça ifade edelim; biz zalime hasım, mazluma hısım olanlardanız. Isparta’da yaşanan felaketle ilgili, dört başı mamur bir soruşturma derhal açılmalıdır. Ispartalının zararı kuruşuna kadar tazmin edilmelidir. Sorumluluğunu yerine getirmeyenlere, her türlü müeyyide uygulanmalıdır. Bundan böylede bu şekilde müessif olayların yaşanmaması için, elektrik üretiminin, dağıtımının, bunların özelleştirmelerinin yapısal sorunları, ortaya çıkarttığı sorunlar hemen ele alınmalıdır. Lisans iptalleri de dâhil, gereken her türlü düzenleme yapılmalıdır. Bu konuda Meclis’e de gereken bilgi verilmelidir.

ŞU ZAMLARIN SEBEBİNİ AÇIKLAYIN

Diğer taraftan, Sarayın kara kışta yaptığı elektrik zamları, zulüm oldu. Milletimizi perişan etti. Yılbaşı gecesi elektriğe yaptıkları, yüzde 52 ile yüzde 130 arasındaki korkunç zam, fatura olup milletin önüne geldikçe, insanlarımız çılgına dönüyor. “Doları düşürdük” diye caka satan Saray, elektriğe bu kadar zammı neden yaptığını şu milletimize bir türlü açıklayamıyor. Biz buradan bir kere daha soralım: Neden bu kadar fahiş zam yaptınız? Sarayın hangi ihtiyacını karşılamak, hangi saray beslemelerini abat etmek, hangi yandaşları doyurmak için bu fahiş zamları bu milletin sırtına yüklediniz?

FATURA PARASI DÜKKAN KİRASINI GEÇTİ

Böyle bir zulmü bu millet ne gördü, ne de yaşadı… Esnafın elektrik faturası, ödediği kirayı aşmış. Hatay’da telefon aksesuarı satan bir esnaf, “İş yerimin kirası 4 bin 400 lira, gelen elektrik faturası 5 bin 658 lira” diye isyan ediyor. Esnafımız, “Buna sesiz kalan, ses çıkarmayan herkes de suçludur” diyerek, aslında bu soygunu ihbar ediyor. Mersin’de bir ayakkabı tamircisi, “50-100 lira gelen elektrik faturası, bu ay 355 lira geldi. 12 metre karelik dükkânımın faturası, belimi büküyor. Bu gidişle aydınlanmayı mumla, ısınmayı da ateş yakarak sağlayacağız” diyor. Yine Eskişehir’de emekli bir yurttaşımız, “Geçen ay 160 lira gelen elektrik faturası, şimdi 419 lira geldi. Elektrik ve doğalgaza bin liradan fazla ödüyorum. Aldığım emekli aylığı 3 bin lira bile değil. İnsaf!” diye haykırıyor.

VATANDAŞ BU KIŞ YEDİĞİ AYAZI UNUTMAYACAK

Amblemine “ampulü” takıp iş başına gelen siyasi parti, 20 yılın sonunda, milletimizi evde ampulün düğmesine dokunamaz hale getirdi. Vatandaşı muma, ateşe, gaz lambasına muhtaç etti. Yani Edison bu kadar zulme, neden olacağını bilse gerçekten ampulü icat etmezdi. Meydanlar “açız, açız” diye bağırıyor. Vatandaşımız evinin kirasını ödeyemiyor. Yurttaşlarımız elektrik faturasını ödeyemiyor. Doğalgaz parasını, su parasını yatıramıyor. Pazarcı esnafı tezgâh açamıyor. Vatandaşımız, bıraktık eti, sebzeye, meyveye yaklaşamaz oldu. Pazarda “Çıkma sebze-meyve” peşinde koşuyor. Halk ekmek kuyruklarında gecenin ayazını yiyor. Bu ülkeyi bu hale kim getirdi? Bunun sorumlusu kim? Tabii ki Saray ve onun kibirli başı. Vatandaşımız bu kış yediği ayazı hiç unutmayacaktır.

AMPÜL SANDIKTA SÖNMEDEN MİLLETİN BAHTI AYDINLANMAZ

Artık şu gerçeği herkes öğrendi: Kaçak Saray’ın ampulü sandıkta söndürülmeden, milletimizin bahtı aydınlanmaz. Bu sıkıntıların yaşanacağı önceden belliydi, korkunç bir karakışın yaklaştığını, Sayın Genel Başkanımız defalarca söyledi… Hükümete “Karakış Fonu kurun” dedi. Ama her zamanki kibirleriyle, laf söz dinlemediler. Fon falan kurmadılar. Aksine vatandaşı karakışta donduracak her şeyi yaptılar. Saray sosyetesini, yanaşmalarını, yandaş müteahhit çetelerini abat, vatandaşın hayatını ise berbat ettiler. Milletimizi soyup soğana çevirdiler, can evinden vurdular.

GENEL BAŞKANIMIZ UYARDI

Genel Başkanımız, hükümete ivedilikle atması gereken adımları iki gün önce bir daha söyledi: “Elektrik üzerindeki yüzde 18 KDV’yi, yaza kadar yüzde 1 olarak uygulayın. Hiç olmazsa 350 liralık elektrik faturasında, en azından 50 liralık bir rahatlama sağlayın” dedi. Ayrıca, 31 Aralık gecesi yaptığınız, nedenini de bu millete bir türlü açıklayamadığınız zamları, derhal geri alın dedi. Faturalar 31 Aralık öncesine dönsün dedi. Milletten haksız yere aldığınız bu paraları da iade edin dedi. Bunları yaparlar mı? Göreceğiz… Bunların sevdikleri IBAN, sevmedikleri ise gariban… Milletimiz çok zorda. Genel Başkanımız, halkımıza da bir çağrı yaptı: “Şimdi de siz elektrik faturalarınıza, IBAN numaranızı yazın, ‘Sıra sende’ diyerek, etiketlediğiniz faturalarınızı, sosyal medya aracılığıyla Erdoğan’a gönderin. Belki milletin sesini duymayan, milletin halini görmeyen, milleti unutan sarayın kibirli başı bu defa milleti hatırlar” dedi.

ZALİME HASIM, MAZLUMA HISIMIZ

Genel Başkanımız bir de, tıpkı Adalet Yürüyüşünde olduğu gibi, bireysel bir kararla, 31 Aralık gecesi yapılan zamlar geri alınana kadar, elektrik faturalarını ödemeyeceğini açıkladı. Böylelikle zalime hasım, mazluma hısım olacağını bir kere daha gösterdi. Bizim anlayışımızda, zulme rıza göstermek, zalime karşı çıkmamak da zulümdür.

SADECE ELEKTRİK DEĞİL AKARYAKIT ZAMLARI DA EZDİ GEÇTİ

Elektrik gibi, akaryakıt zamları da zulüm oldu. Milleti ezdi geçti. Son bir yılda benzine yüzde 109, mazota yüzde 132 zam geldi. Hem benzinin, hem mazotun litresi 15 lirayı aştı. Millet arabasına binemez oldu. Çiftçi traktörünü tarlasına götüremez oldu. Çok değil daha iki ay önce, Aralık başlarında dolar kuru 13,5 lira civarındayken, benzinin litresi 9 lira 63 kuruş, mazotun litresi de 9 lira 44 kuruştu. Bugün dolar kuru yine 13,5 lira, ama benzinin litresi 15 lira 27 kuruş. Mazotun litresi ise 15 lira 54 kuruş. Dolar kuru aynı. Ama son iki ayda benzine yüzde 59, mazota yüzde 65 zam gelmiş. Buradan bir kere daha soruyorum. Neden bu zammı yaptınız? Kimleri abat etmek için, kimleri doyurmak için bu zamları yaptınız?

TAM NİHAYET SESİMİZİ DUYDULAR DERKEN…

Sonunda kamyoncu esnafı da kontak kapatma noktasına geldi. Çiftçilerimiz perişan. Gübre fiyatlarının son bir yılda 5’e katlanması yetmezmiş gibi, ikiye katlanan mazot fiyatları çiftçimizi ezip geçiyor. Pazar tezgâhında; tek bir salatalığın fiyatı 5 lira 13 kuruş. Bir tek patlıcanın fiyatı 5 lira 25 kuruş. Bir domatesin fiyatı 2 lira 63 kuruş. Bir yeşilbiber 2 lira. Tüm bu sebzelerden birer tane alsanız, ödeyeceğiniz para 15 lira… Buna bu millet nasıl dayanacak? Ziraat Bankası borcunu ödeyemeyen çiftçinin, kredi borcunu yapılandıracaklarmış. Tam “Nihayet sesimizi duydular” diyecektik. Bir de baktık, bugüne kadar işlemiş faizi de borca dâhil etmişler ondan sonra yeniden yapılandırıyorlar. Beyler, çiftçide borcunu ödeyecek takat zaten bırakmadınız. Ama hala çiftçiden bir de faiz almaya çalışıyorsunuz. Önce bugüne kadar çiftçinin işlemiş faizini bir silin, sonra kalan borcunu yapılandırın. Yetmez, çiftçinin Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borcunu da, derhal aynı şartlarla yapılandırın.

TARIMDA YAPILMASI GEREKENLER İÇİN HÜKÜM ETE AÇIK ÇAĞRI

Bir defa daha söyleyelim, vakit daralıyor. Büyük bir gıda krizi kapımızda… Yapılması gerekenler var. Hükümete açıkça çağrıda bulunuyoruz:

– Önümüzdeki yıl için tarımsal üretim planlamasını derhal yapın. Desteklemeleri buna göre bir an önce belirleyin. Bu yıl için arz sıkıntısı yaşanabilecek stratejik tarımsal ürünlerde, alım fiyatı ve alım garantisi uygulamasına geçin.

– Önümüzdeki yıl çiftçinin kullanacağı gübre maliyetinin en az yüzde 50’sini destek olarak verin.

– Çiftçimizin kullandığı mazotla ilgili verdiğiniz, “Yarısı bizden, yarısı sizden” taahhüdüne uyun.

– Çiftçimize ucuz tohum, besicimize de ucuz damızlık sağlayın. Sebze tohumundaki KDV yüzde 8, sebze fidesindeki KDV yüzde 18. Bunları derhal yüzde 1’e indirin.

– Tarımsal sulamada kullanılan elektrikte vergiyi kaldırın.

– Çiftçimiz elektrik bedellerini hasattan sonra faize falan tabi olmadan ödeyebilsin.

– Tarımsal sulamada 2021 tarifesini bu yıl artırmayın.

– Tarımsal destekleri de biran önce kanunen vermeniz gereken orana çekin, bütçede tarımsal destekleri 79 milyar liraya çıkarın.

TÜRKİYE OECD ÜLKELERİNİN ENFLASYON REKORTMENİ

Saray ve şürekası bahane üretmekten, iş üretemiyor. Sarayın kibirlisi, millete ABD’deki, Almanya’daki enflasyonu gösterip, “Enflasyon bizden kaynaklanmıyor, dışarıdan geliyor”. Ama Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ülkeleri içinde en yüksek gıda enflasyonu Türkiye’de… Aralık 2020’den Aralık 2021’e, OECD ülkelerinde ortalama gıda enflasyonu yüzde 6,8. ABD’de yüzde 6,5. İngiltere’de yüzde 4,2. Almanya’da yüzde 5,9. Türkiye’de ise gıda enflasyonunu söylüyorum yüzde 43,8. O da TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla. Şimdi bizde yüzde 43, onlarda yüzde 10’un altında. Hani enflasyon dışarıdandı? Yani bizdeki enflasyon; ABD, İngiltere ve Almanya’daki toplam gıda enflasyonunun neredeyse 3 katı. Diğer taraftan 31 Aralık gecesi yapılan fahiş enerji zamlarını dahil etmeden bile, OECD içinde, en yüksek enerji enflasyonuna sahip dördüncü ekonomi olmuşuz. OECD’de ortalama enerji enflasyonu yüzde 25,6, ABD’de yüzde 29,3, İngiltere’de yüzde 24,5, hani bizi kıskanan Almanya var ya orada da yüzde 18,3. Ülkemizde ise enerji enflasyonu yüzde 48,8. Ocak ayı verileri çıktığında, muhtemelen enerji enflasyonunda da OECD şampiyonluğa yükselmiş olacağız.

ENFLASYON DIŞARIDAN DEĞİL SARAY MAMULÜ

Bir defa daha söylüyoruz: “Bizdeki enflasyon, hayat pahalılığı dışarıdan falan değil, düpedüz saray mamulü… Yani sorun dışarıda değil, bizzat içeride…” Ustası da Erdoğan… OECD enflasyon rakamlarını artık, “Türkiye dahil” – “Türkiye hariç” diye açıklamaya başladı. Neden? Çünkü Türkiye’yi dahil ettikleri zaman iş çığırından çıkıyor. Esasında OECD bizdeki Saray imalatı yüksek enflasyonun etkisinden kendisini kurtarmaya çalışıyor.

TEK BİR AYDA ÜLKEDEN KAÇAN PARADA DA REKOR KIRILDI

Bu arada “Cari açığı düşürerek enflasyonla mücadele” safsatasının gelmekte olduğu nokta bugün belli oldu… 2021 Aralık ayına ait ödemeler dengesi yayınlandı. Türk Lirası’ndaki olağanüstü değer kaybına rağmen, cari açık düşmek bir yana, 2021’in son üç ayında artmış. 2021 Aralık ayında 3,8 milyar dolarla, 2017’den buyana en yüksek Aralık ayı cari açığı verilmiş. Aralıkta tek bir ayda, bilinen kanallardan 1 milyar 200 milyon dolar bu ülkeden kaçmış. Bilmediğimiz kanallardan, yani net hata ve noksan kaleminden çıkan para ise 8 milyar 700 milyon dolar. Bu, Türkiye Cumhuriyet tarihinde tek bir ayda ülkeden kaçan en yüksek para miktarı… Bu kaçışı ne tetikledi? Sermaye kontrolü beklentisi mi? Yani insanların bu hükümete olan güveninin yerle bir olması mı? Yoksa arkasında başka bir hikaye daha mı var?

REZERVDE OLAĞANÜSTÜ ERİME

Aralık ayında, 13,8 milyar dolar döviz rezervi tüketilmiş, harcanmış gitmiş. Bu da damadın, “Pandemiyi fırsata çevirip” dövizleri buharlaştırmaya başladığı 2020 Mart ayında tüketilen 16,6 milyar dolarlık rezervin ardından, tek bir ayda harcanan en yüksek rezerv miktarı…

BİR BECERİKSİZLİK ANITI

Döviz şahlandıkça, “Rekabet gücü artıyor” dediler. “Faiz sebep enflasyon sonuç” diye masallar anlattılar. Bu ülkenin önce 128+9 milyar dolar rezervini yiyip bitirdiler. Sonuç: İtibarı sıfırlanmış Türk Lirası. Artan dolarizasyon, şahlanan enflasyon, düşmeyen cari açık, artan piyasa faizleri… Kamu mali dengelerine getirilen böyle alayiş valayişle tanıtılan enstrümanlar nedeniyle eklenen ilave yükler… Turgut Özal’ın bile “Allah bize bir daha göstermesin” dediği dövize çevrilebilir mevduat benzeri araçların yeniden devreye sokulması, gelecek iktidarların sırtına çok büyük yükler yüklenmesi tam bir beceriksizlik anıtı olarak karşımızda duruyor.

2 YILDA 2,3 MİLYON YENİ İŞSİZ

Sarayın ülkeye yaşattığı zulmün bir diğer adı da işsizlik… Dün geçtiğimiz yılın Aralık ayına ait işsizlik verileri açıklandı. 2021 yılının işsizlik tablosu da, büyük ölçüde netleşti. 2021’de gerçek işsizlerin sayısı yani bu da TÜİK’e göre geniş tanımlı işsizliği kastediyorum sayısı 121 bin kişi artarak, 8 milyon 799 bin kişiye ulaşmış. Tekrar söylüyorum makyajlı rakamlarla. 2019’da geniş tanımlı işsizlerin sayısı 6,5 milyon kişiydi. Son iki yılda, 2 milyon 280 bin kişi, işsizler ordusuna katılmış. 2021’de TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla bile, geniş işsizlik oranı yüzde 24 civarında gerçekleşmiş. Aynı oran 2019’da yüzde 19’lardaydı.

SEFALET ENDEKSİ’NDE İLK KEZ ARJANTİN’İ GEÇTİK

Hem hayat pahalılığı, hem de işsizlik, sefalet olup, yoksulluk olup milletimizi ezip geçiyor. İşsizlik ve enflasyondan oluşan, Sefalet Endeksi’nde ilk kez Arjantin’i geçtik, G-20 içinde sefaletin şampiyonluğunu ele geçirdik. Bunun sonucunda 2021’de 155 bin 938 çocuğumuz, beslenme çantalarına yiyecek yemek koymaya, artık ailelerinin takati kalmadığı için, okullarını terk etmiş. Fırsat eşitliğini kaybeden bu yavrularımız, ailelerinden devraldığı yoksulluğu, kendilerinden sonrakilere maalesef miras bırakacak.

SUSURLUK’TAN 96 YIL SONRA MAFYA-SİYASET-TİCARET ÜÇGENİNDE SARSINTI BAŞLADI

Bu söylediklerim sıradan kuru birer rakam değil. Yokluk, yoksulluk, yoksunluk maalesef çok büyük bir hızla bu ülkenin acı gerçeklerinin başına geçiyor. Yokluğun, yoksulluğun ve yoksunluğun olduğu yerde de, adalet değil, zulüm vardır… Büyük Selçuklu Veziri Nizâmülmülk: “Küfr ile belki, ama zulüm ile payidar olmaz memleket” derken, tam da bunu kastetmiştir. Adaletin kaybolduğu, zulmün ve despotizmin hüküm sürdüğü yerlerde, suç örgütleri de, karanlık ilişkiler de, yer altı dünyasında sahne alır, yeryüzüne çıkar. At izi, it izine karışmaya başlar. Susurluk’tan tam 26 yıl sonra Mafya-Ticaret-Siyaset Bermuda Şeytan Üçgeninde sarsıntılar yeniden başladı. Mafyadan para alan siyasetçilerle ilgili iddialar ortaya döküldü, bu ülkenin atanmış İçişleri Bakanı, mafyadan 10 bin dolar aylık alan siyasetçi olduğunu, kameralar önünde çıktı itiraf etti. Aynı İçişleri Bakanı’nın pek çok suçluyla fotoğraflarda vermişti. Bunlarda ortaya döküldü. Sezgin Baran Korkmaz’ın ülkeden kaçmadan hemen önce, bu atanmış İçişleri Bakanıyla görüştüğü de ortaya çıktı. İçişleri Bakanı bu işe yukarılarda karar verdiklerini, Meclis’te itiraf etti. Ama yargı, İçişleri Bakanını çağırıp da bunlar nedir diye sormadı.

TMT’NİN KAHRAMAN SANCAKTARLARIYLA ANILAN KIBRIS ŞİMDİ MAFYA İLE ANILIYOR

Tüm bu karanlık ilişki ağlarında adı geçen bir isim, en son Kıbrıs’ta profesyonel bir suikastla öldürüldü. Rum mezalimine direnen, Türk Mukavemet Teşkilatı’nın kahraman sancaktarları Ağrılarla, Toroslarla anılan, Beşparmak Dağlarında destan yazan şehitlerimizin, kanlarıyla sulanan güzel Kıbrıs’ın adı, ne yazık ki kumar, uyuşturucu ve kara parayla, mafya hesaplaşmalarıyla anıldı. Bu yer altı dünyasındaki aktörlerin, yer üstünde kimlerle ilişkisi var, hangi siyasilerle bağlantısı var, bu işlerin Türkiye bacağında kimler var, bu suikastın tüm yönleriyle aydınlatılıp aydınlatılmayacağı, bu kirli ilişki ağının derinliğini de ortaya koyacak. Ama şu da bir gerçek, Mafya-Ticaret-Siyaset ekseninde, zemberek, bir süredir boşalıyor. İnfazlar, çatışmalar daha öncede söylemiştim 26 yıl öncenin Susurluk hadiselerini hatırlatıyor. O dönemde de, ekonomik kriz ve devlette yönetim krizi iç içe geçmişti. Millete ağır bedeller ödetilmişti. Ülkenin huzuru, iyiden iyiye kaçtı. Zulmün olduğu yerde, huzur elbette olmaz.

CHP İKTİDARINDA YAPILACAKLAR

37. Kurultayımızda oy birliğiyle kabul ettiğimiz, Genel Başkanımızın, tüm dünyaya ilan ettiği İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamemizde söylediğimiz gibi, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, “Toplumsal barışı kalıcı hale getirmek için, tüm terör örgütleri ve yer altı suç örgütleriyle, ödün vermeden mücadele edeceğiz.” Bunu da elbette devletin çöken adalet direğini, yeniden ayağa kaldırarak, millet iradesinin tecelligâhı, gazi meclisimizi devletin merkezine oturtarak, demokrasimizi güçlendirerek yapacağız. Biz sarayın ülkemize kaybettirdiği zamanı bir an evvel telafi edeceğiz. Milletimizi diğer tüm milletlerin ilerisinde bir refah seviyesine ulaştıracağız. Hiçbir kadın, hiçbir çocuk, istismara, şiddete maruz kalmayacak. Çocuklarımıza annelerinin karnından başlayarak sahip çıkacağız. En büyük servetimiz olan gençlerimizin hiç biri, kaliteli eğitimden, evrensel dijital standartlardan mahrum kalmayacak. Gençlerimizin zengin ülkelerdeki gençlerin, sahip olduğu yaşam standartlarına ulaşabilmelerinin önünü açacağız. Bizim iktidarımızda umutsuz, dışlanmış insanlar olmayacak. Bütün bunları; adaletle, üreterek, zenginliği hakça paylaşarak, yeşilimize, mavimize, çevremize sahip çıkarak, ülkeyi borca batırmadan, milleti hayat pahalılığına ezdirmeden yapacağız. Biz ülkemizi sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaştırmaya kararlıyız. Biz ülkemizi dünyanın en güçlü on ekonomisi ligine taşımak için hazırız.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Teşekkür ediyorum.

CHP İKTİDARINDA ENFLASYONLA MÜCADELE İÇİN YAPILACAKLAR

CHP Sözcüsü Öztrak, CHP iktidarında yeni bir sürdürülebilir kalkınma programını uygulamaya başlayacaklarını belirterek, milleti enflasyon canavarından kurtaracak adımları hızla atacaklarını ifade etti.

Öztrak, enflasyonla mücadele için CHP iktidarında yapılacakları şöyle sıraladı:

1- İlk iş olarak Merkez Bankası’nın başına liyakatli bir ismi atayacağız. Bankayı siyasetin müdahalesinden kurtaracağız. Bankanın araç bağımsızlığına asla müdahale etmeyeceğiz.

2- Ekonomide “kral değil, kural” olacak. Stratejik Planlama Teşkilatı’nı hızla kuracağız. Başta enflasyon olmak üzere, tüm verilerin saydamlığını, doğruluğunu sağlayacağız.

3- Kamu Özel İşbirliği Projelerinde dövizle belirlenen tarifeleri ve gelir garantilerini, ivedilikle Türk Lirası’na çevireceğiz. Hukuk çerçevesinde, bu projelerin işletme haklarını kamuya geri alacağız. Dövizle iç borçlanmaya son vereceğiz. Bütçemizi ipotek altına alma riski taşıyan, TL mevduatlara kur garantisini kaldıracağız.

4- Kamu bankaları kaynaklarının yandaşa ve rant projelerine aktarılmasına derhal son vereceğiz. Ziraat Bankası sadece çiftçiye, Halk Bankası da sadece esnafa avantajlı kredi sağlayacak.

5- Dünya standartlarında bir Kamu İhale Yasası’nı çıkaracağız. Hükümetin, ekonominin günlük işleyişine müdahale etmeyeceğinin, güvencesini vereceğiz.

6- Bütçe disiplinini sağlayan mali çapaları yeniden güçlendireceğiz. Gerekirse yeni mali çapaları getireceğiz, kullanacağız. TBMM’de Kesin Hesap Komisyonu kuracağız. Sayıştay denetimini uluslararası standartlara ve kaliteye çıkaracağız.

7- Yüksek teknoloji içeren, Yeşil Mutabakata uyumlu, dijital dönüşümü kolaylaştıracak yatırımları teşvik edeceğiz. Bu çerçevede gelen doğrudan sermaye yatırımlarını destekleyeceğiz. Ülkemizin üretken kapasitesini artıracağız, verimliliği arttıracağız. Enerji arz güvenliğini, temiz ve ucuz enerjiye erişimi sağlayacağız. Bu çerçevede yerli ve yenilenebilir enerjiye öncelik vereceğiz. İthal enerjide tedarikçileri çeşitlendireceğiz.

8- Bütçede yarattığımız imkânları, dar gelirli ve dezavantajlı kesimlerin rahatlatılması için kullanacağız. Aile Destekleri Sigortası’nı hayata geçireceğiz.

9- Gıdada arz güvenliğini sağlayacak, kendi kendimize yeterliliği gerçekleştirecek, planlama ve çiftçiye destek tedbirlerini alacağız. Sağlık ve ilaçta kendi kendimize yeterli hale gelebilmek için yeni kapasiteleri inşa edeceğiz.

10- Tüm bu adımların en önemlisi olarak, adaleti, hukukun üstünlüğünü, iyi yönetişim ve yargı bağımsızlığını sağlayacak, “Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme Geçiş Programını”, ortaklarımızla uygulamaya koyacağız.

Isparta’da kar yağışının ardından yolların kapanmasını ve elektriklerin kesilmesini de değerlendiren Öztrak, “’Aya gideceğiz’ diye hava atanlar, dört gün boyunca Isparta’ya gidemedi. (…) Bu sefer de fatura, korona geçirdiği gerekçesiyle, şehrin valisine kesilmiş. Isparta’da elektrik dağıtımını bu şirkete şehrin valisi mi verdi? Buradan uyarıyım, bu korona geçirme gerekçesiyle görevden almalar bir başlarsa bu yolun ucu nerelere çıkar, hangi tepelere çıkar o belli olmaz… Demedi demeyin” diye konuştu. Öztrak, Isparta’da mağdur olan vatandaşların zararlarının tazmin edilmesi çağrısında da bulundu.

Devlet yönetiminde, liyakatsizliğin ve cehaletin ağır faturasını milletin ödediğini söyleyen Öztrak, Erdoğan’ın geçen yıl 4 Ağustos’ta yaptığı, “Ağustos ayı kırılma noktası. Artık düşük enflasyona geçeceğiz” açıklamasını hatırlatarak, “Erdoğan bu sözleri söylediğinde, Merkez Bankası’nın politika faizi yüzde 19, tüketici enflasyonu da yüzde 19,3 idi. Bugün Merkez Bankası politika faizini yüzde 14’e indirdi. Tüketici enflasyonu, makyajlı TÜİK rakamlarıyla dahi yüzde 48,7’ye fırladı. Erdoğan Ağustos’tan bu yana, enflasyonun değil ama… Milletimizin belini kırdı” dedi.

Saray’ın, millete enflasyonun sebebi olarak yurt dışındaki gelişmeleri gösterdiğini anımsatan Öztrak, “31 Aralık gecesi Türkiye’de yapılan fahiş enerji zamları hariç, OECD ülkeleri içinde en yüksek enerji enflasyonuna sahip 4. ekonomiyiz. Bizi sürekli kıskanan(!) Almanya’da enerji enflasyonu yüzde 18,3. Ülkemizde yüzde 48,8. Bu sıralamayı Ocak verileriyle yaptığımızda, muhtemelen OECD içinde, enerji enflasyon şampiyonluğuna da yükselmiş olacağız” değerlendirmesinde bulundu.

Öztrak, saygın ekonomistlerin yaptığı çalışmalara göre ülkedeki yüzde 50’ye dayanan enflasyonun sadece 12 puanının yurtdışı kaynaklandığını, geriye kalan 37 puanın ise “Kaçak Saray yönetiminin kendi imalatı” olduğunu ifade ederek, “Kaçak Sarayın liyakatsizliğinin, cehaletinin, kifayetsizliğinin sebep olduğu bu yıkım, milletimizin satın alma gücünü ezip geçiyor” dedi.

Öztrak, MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı adaylığıyla ilgili açıklamalarıyla ilgili bir soru üzerine, “Kaçak Saray’daki şahıs ve ortakları bizim sırtımızdan kendilerine siyasi mağduriyet üretmeye çalışmasınlar. Konunun anayasa, yasalar ve hukuk çerçevesinde değerlendirilmesini hukukçular ve yetkili organlar yapacaktır. Memleketin bu kadar sorunu varken Cumhur İttifakı’nın bunu şimdi bu kadar köpürtmesinin anlamı nedir? Erdoğan aday olmazsa hazırda küçük ortak Bahçeli yok mu? Kendilerini hiç üzmesinler ne yaparlarsa yapsınlar Türkiye Cumhuriyeti’nin 13. Cumhurbaşkanı her hal ve karda Millet İttifakı’nın adayı olacaktır” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Bugün, 2021-2022 eğitim-öğretim yılının ikinci dönemi başladı. Tüm öğrencilerimize, öğretmenlerimize ve velilerimize, sağlıklı, huzurlu, başarılı bir dönem diliyoruz. Merkez Yönetim Kurulu toplantımız ben aşağı inerken devam ediyordu. Bugün toplantımızın gündeminde; Kaçak Saray sakini ve şürekâsının, milletimize maliyeti her gün biraz daha ağırlaşan, beceriksizliği ve kifayetsizliği vardı.

ZAM DEĞİL ZULÜM

Ülkemiz bu liyakatsiz ellerde, yönetilmiyor, oradan oraya savruluyor. “Türkiye’nin Gül Diyarı” Isparta ilimize, dört gün süreyle elektrik veremediler. Gerekçesini milletimize açıklayamadıkları fahiş zamlarla adeta zulme dönüşen elektrik faturaları milletimizi çarpıyor. Dolar artıyor, akaryakıt fiyatları artıyor. Dolar düşüyor, akaryakıt fiyatları yine artıyor. Sebze ve meyve fiyatları arşı alaya çıktı. Vatandaş pazara gidemez oldu. Pazarcı tezgâhını açamıyor. Vatandaşımız ucuz ekmek kuyruklarında, geceleri mehtap seyreder hale geldi. Mutfaklarımızdaki boş tencerelerin tangırtısı ise artık Fizan’dan duyulur oldu. Kaçak Saray, enflasyon canavarını besleyip büyütüyor. Hayat pahalılığı milletimizi ezip geçiyor.

AYA GİDECEKLERDİ, DÖRT GÜN ISPARTA’YA GİDEMEDİLER

Peygamberimiz; “Emanet ehline verilmediğinde, kıyameti bekle” buyurmuş. Kaçak Sarayın şahsım yönetiminde geçen, 3 yıl 6 ay 28 gün boyunca bu gerçeği her gün yaşayarak gördük. Milletimize kıyameti, yaşarken gösterdiler. 2022 Türkiye’sinde, Suriye’deki İdlib’e kesintisiz elektrik verenler, 450 bin nüfuslu Isparta’mıza, dört gün elektrik veremediler. Bu ülkenin on binlerce köyüne elektrik götüren rahmetli Demirel’in memleketinde dört gün elektriği kestiler. “Aya gideceğiz” diye hava atanlar, dört gün boyunca Isparta’ya gidemedi. İdlib’e yaptıkları bahçeli villaları incelemek için Suriye’ye kadar giden Atanmış İçişleri Bakanı, rahmetli Demirel’in memleketi Isparta’ya gidemedi.

ISPARTA KADERİNE TERK EDİLDİ

Genel Başkan Yardımcılarımız Ahmet Akın, Gülizar Biçer Karaca ve milletvekili arkadaşlarımız bölgedeydi. Ama İstanbul’a İçişleri ve Ulaştırma Bakanlarını apar topar gönderenler, Isparta’ya nedense dört gün boyunca tek bir bakan bile göndermedi. İstanbul’da, MOBESE kameralarına hemen ulaşan troller, Isparta’da ortada hiç görünmedi. Isparta kaderine terk edildi.

BAKAN 4 GÜN SONRA YUMUŞAK İNİŞ YAPTI

Yurt dışında olan Enerji Bakanı dört gün sonra, Isparta’da kara yumuşak iniş yaptı. Bir de üstüne “Hakkınızı helal edin” diyerek, işin içinden sıyrılmaya kalktı. “Sizin zamanınızda mum vardı, gaz lambası vardı” diye, kendilerinden önceki yönetimlere iftira atan, “Elektriği biz getirdik, biz” diye hava atan Kaçak Sarayın sakini, ne dediyse onunla sınandı. Ispartalılar günlerce, muma ve gaz lambasına mahkûm oldu. Evlerde kombiler çalışmadı. Anneler çocuklarını ısıtmak için, ocaklarının dört gözüne de tencereyle su koyup kaynattı. Isparta’da yaşlı, hasta ve bakıma muhtaç yurttaşlarımız, perişan oldu.

ENERJİ DAĞITIM ÖZELLEŞTİRMELERİNİN ÇİRKİN YÜZÜ

Isparta’da yaşanan bu zulüm, bu kıyamet, yandaşlara rant dağıtmak amacıyla yapılan, enerji dağıtım özelleştirmelerinin çirkin yüzünü de ortaya koydu. Görünen o ki, elektrik dağıtım işini verdikleri şirket, doğru dürüst şebeke iyileştirme yatırımlarını yapmamış. TEDAŞ da bunları denetlememiş. Göz yummuş… Pek çok köyde ve mahallede, ağaçtan yapılmış iptidai elektrik direkleri yoğun kar yağışı nedeniyle devrilmiş. Ispartalı bir vatandaşımızın söylediği sözler, yaşananları özetliyor: “Büyük bir sıkıntı içindeyiz. İnsanın zoruna giden şey şu; böyle liyakatsiz, beceriksiz insanların yönetiminde olmak; hakikaten gücümüze gidiyor.”

KOMŞU TAZMİN ETTİ, BİZİMKİLER GÖZ BOYUYOR

Ispartalıların yaşadığı bu mağduriyette, dağıtım şirketinin ve devlet şirketinin sorumlulukları hemen tespit edilmelidir. Fahiş faturaları vatandaşa göndermekten utanmayanlar, Ispartalıların zararlarını derhal tazmin etmelidirler. Komşumuz Yunanistan’daki, otoyol işleten özel şirketin karda yolları açamaması nedeniyle, hükümetin araç başına 2 bin Avro tazminat ödemeye mahkum etmesi önemlidir. Bunu vatandaşının hakkına, hukukuna saygı duyan bir hükümet yapar. İstanbul’da yandaşların işlettiği Kuzey Marmara Otoyolu’nda, çoluk çocuk yüzlerce vatandaşımız mahsur kaldı. Bizimkiler ne yaptı? Geçiş ücretlerini iade ederek göz boyamaya kalktı. Milletin aklıyla adeta alay etti. Bunun aynısını Isparta’da yapmayın.

KORONA’DAN GÖREVDEN ALMALAR HANGİ TEPELERE ÇIKAR BELLİ OLMAZ

Diyoruz ama bir de bakıyoruz, bu sefer de fatura, korona geçirdiği gerekçesiyle, şehrin valisine kesilmiş. Isparta’da elektrik dağıtımını bu şirkete şehrin Valisi mi verdi? Buradan uyarıyım, bu korona geçirme gerekçesiyle görevden almalar bir başlarsa bu yolun ucu nerelere çıkar, hangi tepelere çıkar o belli olmaz… Demedi demeyin.

ZARARLAR TAZMİN EDİLMELİ

Tekrarlıyorum. Isparta’da yaşanan elektrik kesintisinde, sorumluluğu olanlar, bunun bedelini mutlaka ödemek zorundadır. Kesilen elektrikleri nedeniyle, Ispartalıların uğradıkları zararlar, kuruşuna kadar mutlaka tazmin edilmelidir.

ENFLASYONUN DEĞİL, MİLLETİN BELİNİ KIRDI

Devlet yönetiminde, liyakatsizliğin ve cehaletin ağır faturasını maalesef milletimiz ödüyor. Bunu hep beraber yaşıyoruz… Erdoğan geçtiğimiz 4 Ağustos’ta çıktı: “Enflasyon noktasında, Ağustos’u geride bıraktığımızda düşüşü göreceğiz. Şu anda bulunduğumuzun çok çok altında olur. Bunu da özellikle buradan sinyalini, belli bir yerlere vermiş oluyorum. Bundan böyle enflasyonun daha yukarı çıkması mümkün değil. Zira faiz oranlarında düşüşe geçiyoruz. Yüksek faiz, bize yüksek enflasyonu getirecektir. Ağustos ayı kırılma noktasıdır. Artık biz düşük enflasyona inşallah geçeceğiz” dedi. Dedikten sonra ne oldu? Erdoğan bu sözleri söylediğinde, Merkez Bankası’nın politika faizi yüzde 19, tüketici enflasyonu da yüzde 19,3 idi. Bugün Merkez Bankası politika faizini yüzde 14’e indirdi. Tüketici enflasyonu, makyajlı TÜİK rakamlarıyla dahi yüzde 48,7’ye fırladı. Erdoğan Ağustos’tan bu yana, enflasyonun değil ama… Milletimizin belini kırdı.

TABELA FAİZİ 5 PUAN İNDİ ENFLASYON 30 PUAN ARTTI

“Dış ticaret fazlası vererek enflasyonu düşüreceğiz” diye pazarlanan bu safsatalar yine tutmadı. Bu sefer, Ocak ayında tarihimizin en yüksek dış ticaret açığını verdik. “Faiz sebep, enflasyon sonuç” safsatasını ispat için, 84 milyon üzerinde uygulanan bu acı deneyin, faturası çok ama çok ağır oldu. Ama milleti perişan edenler hala akıllanmadılar… Aynı safsatalar hala ağızlarda. Kaçak Sarayın sakini, hiç sıkılmadan, 29 Ocak tarihinde Giresun’da çıktı: “Faizi indiriyoruz, enflasyon daha da düşecek” deyiverdi. “Faiz sebep, enflasyon sonuç” safsatasının mucidi, tabela faizini 5 puan düşürterek, enflasyonu 30 puan artırdığının farkında değil. Enflasyonun arşa çıktığının farkında değil hala millete “Enflasyon daha da düşecek” diyor. Ya sayı saymasını bilmiyor. Ya da milletin aklıyla alay ediyor.

KILAVUZU KARGA OLANIN

Bir de Atalarımızın güzel bir sözü var. “Kılavuzu karga olanın, burnu çöplükten kurtulmazmış.” Erdoğan’ın Finans Ofisi’nin başına atadığı Profesör, “Ocak ayında eksi enflasyon bekliyorum” demişti. Ocak enflasyonu bırakın eksiyi, iki haneli rakamlara ulaştı. 1988 yılı Ocak ayından sonra, tarihimizdeki en yüksek Ocak ayı enflasyonu, bu yıl gerçekleşti. Yine Erdoğan’ın yeni atadığı Nebati Bakan, önce “Enflasyon Ocak’ta pik yapar” dedi. Sonra “Enflasyon Nisan’da yüzde 50’nin altında pik yapar” dedi. Ama bakan farkında değil. Şubat ayında tüketici fiyatları yüzde 1,8 artsa, enflasyon yüzde 50’yi aşacak. Ya da Nebati Bakan yeni TÜİK Başkanının, enflasyonu yüzde 50’nin altında tutacağından herhalde oldukça emin.

ÜRETİCİDEN TÜKETİCİYE TSUNAMİ GELİYOR

Kaldı ki enflasyonda “turpun büyüğü heybede.” Üretici enflasyonu yüzde 93,5 olmuş, yüzde 100’e dayanmış. Üretici ve tüketici enflasyonu arasındaki fark 45 puan. Tarihimizde üretici fiyatlarıyla, tüketici fiyatları arasındaki makas hiç bu kadar açılmadı. Bunu ilk defa yaşıyoruz. Üretici fiyatlarından tüketiciye doğru, korkunç bir enflasyon tsunamisi geliyor. Ama anlaşılan Nebati Bakan bunları görmüyor. Bu tsunaminin hayat pahalılığı olup, milleti ezmesini önleyecek hiç bir şeyde yapmıyor. Ama tam tersine enflasyonu, hayat pahalılığını azdıracak, her şeyi yapıyorlar.

İMPARATOR CALİGULA’NIN ATI

Geçtik ülkemizi, dünya siyaset tarihinde liyakatsizliğin, vasatlığın, kifayetsizliğin ve cehaletin, böyle ödüllendirildiği başka bir dönemi bulmak çok zor. Adeta atını Senato’ya konsül atayan, Roma İmparatoru Caligula’nın dönemini yaşıyoruz. Başımız hiç dertten kurtulmuyor. Kaçak Sarayın liyakatsiz mukimleri milletimizi perişan ediyor.

Z KUŞAĞINI ENFLASYON CANAVARIYLA TANIŞTIRDI

Oysa Erdoğan 20 yıl önce iş başı yaptığında, kucağına yüzde 29 enflasyon ve enflasyonun belini kıran, dünyanın güvendiği bir program verilmişti. Ama Şahsım Yönetimi, bu geçiş programını tahkim edeceğine, enflasyonu bitiren, büyümeyi sağlayan, istihdamı artıran, çapaları, kuralları, kurumları, teker teker yok etti. Ve 20 yıl sonra, “Z Kuşağı” dediğimiz pırıl pırıl gençlerimizi de, enflasyon canavarıyla tanıştırma başarısını gösterdi. Test kitaplarının fiyatları almış başını gitmiş. Çocuklarımızın Manga okuması, çizgi roman okuması, roman okuması lüks olmuş…

RAKİPLERİMİZ ZİMBABVE, SURİNAM, SURİYE

“2023’te en yüksek gelire sahip, 10 ekonomi arasına gireceğiz” diyerek, milletten yıllarca oy isteyip durdular. Bunu 2011’de Seçim Beyannamelerine yazdılar, 2013’te 10. Kalkınma Planı’na yazdılar. Ama şimdi 2023’e bir yıl kala, Türkiye’yi en yüksek gelire sahip, 20 ekonomi liginden de düşürdüler. En yüksek enflasyona sahip 10 ülke arasına sokmayı becerdiler. Artık beraberce anıldığımız ülkeler; Surinam, Zimbabve, Küba, iç savaşın sürdüğü Suriye…

SERACILIĞIN BAŞKENTİ ANTALYA’DA TEZGAH YANIYOR

Ve bugün her evin mutfağında, milletin sofrasında, korkunç bir yangın var. Son bir yılda: Patlıcan yüzde 166, margarin yüzde 127, salatalık yüzde 111, nohut yüzde 108, çarliston biber yüzde 102 zam gördü. Tencereyi kaynatmak için kullanılan tüp gaz yüzde 104 zam gelmiş. Bunlar da TÜİK’in makyajlı rakamları… Market raflarında, pazar tezgâhlarında tablo çok daha vahim… Seracılığın başkenti Antalya’da, pazar tezgâhında satılan domatesin kilosu 25 lira, patlıcanın kilosu 40 lira, ıspanağın kilosu 15 lira, brokolinin kilosu 20 lira… Millet Erdoğan Şahsım Yönetimi yüzünden, pazar tezgâhlarına, market raflarına küsmüş halde…

MİLLET FATURA MAĞDURU OLDU

Söylemiştim pazarcı tezgâh açamıyor. Marketçi buzdolaplarını iade ediyor. Elektrik, doğalgaz, akaryakıt faturaları, milletimizi çarpıyor, perişan ediyor. Milletimiz Erdoğan Şahsım Hükümeti elinde, “Fatura mağduru” oldu. Türkiye’nin dört bir yanından feryatlar yükseliyor. Ağrı Doğubayazıt’ta, Muğla’da, Eskişehir’de, Bursa’da, Ankara’da, Mardin Kızıltepe’de, elektrik ve doğalgaz faturalarını alan, protesto için “Yandım Allah” diye var gücüyle bağırıyor. Milletimiz artık sokaklara dökülüyor. 2001 krizinde kasa fırlatan esnafımız, bugün elektrik sobasını fırlatıyor. Ama kaçak sarayda oturanlar milleti unutmuş. Sesini duymuyor halini görmüyor.

İNSAFINIZ KURUSUN! BU FATURALAR NASIL FIRLADI?

Milletimizin elektrik faturaları sağanak olup, partimize yağmaya başladı. Fatura mağduru olmuş, İstanbul Bahçelievler’den küçük bir esnafımız, bu faturaları göndermiş. “Mağduruz. Derdimizi lütfen gündeme getirin” demiş. Esnafımızın sesine ses olmak boynumuzun borcu… 3 Ocak tarihli şu faturada, 697 kilovatsaat tüketim olduğu yazıyor. Bedeli 934 lira 40 kuruş. Bir ay sonra gelen 2 Şubat tarihli bu faturada da, tüketim 698 kilovatsaat. Yani bir kilovatsaat daha fazla. Hemen hemen bir ay öncesiyle aynı. Peki, bunun bedeli ne kadar 1.913 lira 80 kuruş. Yani kilovatsaat fatura elektrik kullanımı artmış gelen zam, gelen yük bir ay önceki faturanın iki katından fazla. İnsafınız kurusun. Esnafımızın elektrik faturası, 934 liradan 1.913 liraya neden, nasıl fırladı? Çıksın birileri de bir izah etsin. 40 bin lira, 45 bin lira elektrik faturası gelen esnafımız var… 20 yıldır AK Parti’ye oy vermiş Şanlıurfalı bir esnafımız, lokantasına 42 bin liralık elektrik faturası gelince, “Bunun izahı olamaz. Başkanım bilesin, hayat yaşanmaz hale geldi” diyerek, Kaçak Saray sakinine feryat ediyor.

KAÇAK SARAYIN FATURALARINI AÇIKLAYIN

Tekrar söylüyoruz; elektrik fiyatlarını niçin, neden, hangi gerekçeyle bu kadar arttırdınız? Çıkın bunu milletimize bir anlatın. Açıkça ifade edelim: Bu yapılanın adı zam falan değil, zulüm. Zulümle abat olmaya kalkanın da akıbeti berbat olur. Bugün pek çok esnafımız, sattığı ürüne zam yaptığı için, müşterisinden özür dileyen mesajları, yazıları vitrininin kapısına asıyor. “Bu fiyatların sorumlusu ben değilim” mesajını veriyor. Esnafımızdaki inceliğin binde birini şimdi Kaçak Saray’daki zat ve onun şürekâsından bekliyoruz. “İtibardan tasarruf olmaz” denerek, Kaçak Saray’da gece gündüz yakılan ampuller için, bu millet ne kadar enerji faturası ödüyor? 1.150 odalı Kaçak Saray kaça ısıtılıyor? Bunları bilmek, milletimizin en doğal hakkıdır… Ne de olsa milletimiz, sadece kendi faturalarını ödemiyor. Ödediği vergilerle Kaçak Sarayın faturalarını da ödüyor.

MİLLET YAŞADIĞINI BİLİYOR

Biz milletin, derdine tercüman olmak için, 81 il ve ilçe binalarımızda, “Saray Sosyetesinin Keyfi Yerinde” diyerek pankart asıyoruz hakaret diyorlar. Bunun neresi hakaret? Isparta karanlığa gömülürken, 1.150 odalı Sarayın ışıklarını cayır cayır yakan, hamam gibi ısıtan siz değil misiniz? Siz ne yaparsanız yapın, milletimiz zaten yaşadığını biliyor. Biz de, milletimizin hakkını hukukunu korumak için, her şeyi yapmaya devam edeceğiz. Artık şu gerçeği Kaçak Saray sakinleri dışında herkes anladı: Kaçak Saray’ın ampulü söndürülmeden, milletimizin bahtı aydınlanmaz.

BU FATURALARI, AKARYAKIT FİYATLARINI MİLLETE İZAH EDİN

Atalarımızın dediği gibi, “Baht olmayınca başta, ne kuruda biter, ne de yaşta…” Bu milletin başına gelen en büyük bahtsızlık, Kaçak Saray ve onun beslemeleridir. “Kaçak Sarayın ampulü yansın” diyerek, “İtibardan tasarruf olmasın” diyerek, “Yandaşın cebi dolsun” diyerek, vatandaşın cebi boşaltılmaktadır. Milletin akaryakıt faturaları şiştikçe şişiyor. Neden? Bunu da millete izah eden yok. Kaçak sarayın kibirli başının, “Enflasyon kırılacak” dediği, Ağustos ayında 1 dolar, 8 lira 34 kuruştu. 1 litre benzin, aynı tarihte, 7 lira 82 kuruştu. Bir arabanın benzin deposu da, 430 liraya doluyordu. Faizler, Kaçak Sarayın emriyle indirildi. Merkez Bankasının tabela faizleri. Dolar Aralık başında bu günkü seviyelerine geldi. 20 Aralıkta 18 liraları da görmüştü. O tarihte benzinin litresi 11 lira 68 kuruştu. Depo da 642 liraya doluyordu. Bugün Dolar kuru 18 liradan Aralık başındaki seviyelerde, 13,5 lira civarında. Ama buna rağmen, benzinin litresi 14 lira 56 kuruşa çıktı. Neden bir arabanın benzin deposu bugün 800 liraya doluyor? Bunu çıkın millete bir izah edin? Neden Dolar çıkarken de, dolar düşerken de akaryakıta zam üstüne zam yapıyorsunuz? Millete bir anlatın. İşte Salı günü, yani yarın, motorine 86 kuruş, Çarşamba günü de benzine 75 kuruş zam yapılacağını, sektör temsilcileri ifade ediyor. Bu zamlar yapılırsa hem benzinin, hem de motorinin litresi 15 lirayı aşacak… Akaryakıt fiyatlarında yeni bir rekor kırılacak… Peki, soruyorum bu millet, bu zamma, bu zulme daha ne kadar, nasıl dayanacak?

KAMYONCU KONTAK KAPARSA BİR DİLİM EKMEK BULAMAYIZ

Kamyoncu esnaflarımız artık kontak kapatma noktasına geldi. Kamyoncu kontak kapatırsa, evde yiyecek bir dilim ekmek bulamayız. Raflardaki her ürünün fiyatı bir kez daha şaha kalkar. Çiftçilerimiz zaten perişan. Gübre fiyatlarının son bir yılda beşe katlanması yetmezmiş gibi, şimdi bir de ikiye katlanan mazot fiyatları onları ezip geçiyor. Buradan tekrar söylüyoruz, çiftçiye verdiğiniz destekleri, özellikle gübre desteğini derhal arttırın. Gübre desteklerini gecikmeden hemen hatta tüm destekleri hemen ödeyin. Yoksa büyük bir gıda krizi kapımızda… Bunu görün artık.

OCAK’TA ENERJİ ENFLASYONUNDA OECD ŞAMPİYONU OLUYORUZ

Bu yaşadığımız felaketlerin sorumlusu bellidir. Sorumlu, Kaçak Saray ve Şürekâsıdır. Kaçak Saray ve Şürekâsı, millete ABD’deki, Almanya’daki enflasyonu gösterip, “Enflasyon bizden kaynaklanmıyor, dışarıdan” geliyor diyorlar. Ama dün, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) açıkladı. 31 Aralık gecesi Türkiye’de yapılan fahiş enerji zamları hariç, OECD ülkeleri içinde en yüksek enerji enflasyonuna sahip 4. ekonomiyiz. Aralık 2020’den Aralık 2021’e; OECD ülkelerinin tamamında ortalama enerji enflasyonu yüzde 25,6, ABD’de yüzde 29,3, İngiltere’de yüzde 24,5. Hani bizi sürekli kıskanan Almanya var ya orada da yüzde 18,3. Ülkemizde ne kadar? Yüzde 48,8. Bu sıralamayı Ocak verileriyle yaptığımızda, muhtemelen OECD içinde, enerji enflasyon şampiyonluğuna da yükselmiş olacağız.

ENFLASYONUN 12 PUANI DIŞARIDAN, 37 PUANI SARAYDAN

Zaten ülkemizin saygın ekonomistlerinin yaptığı çalışmalar da, ülkemizdeki enflasyonun sadece dörtte birinin, yani 12 puanının, yurtdışı kaynaklı olduğunu, enflasyonda geriye kalan yüzde 37’inin ise, tamamen Kaçak Saray yönetiminin kendi imalatı olduğunu ortaya koyuyor. Kaçak Sarayın liyakatsizliğinin, cehaletinin, kifayetsizliğinin sebep olduğu bu yıkım, milletimizin satın alma gücünü ezip geçiyor.

1.427 LİRALIK ZAMDAN İŞÇİNİN CEBİNE 3 LİRA KALDI

2021’in 1 Ocak tarihinde 2 bin 826 lira olan asgari ücret; bu yılın 1 Ocak tarihinde, yüzde 50 zamla, 4 bin 253 liraya yükseltildi. Ama asgari ücrete yapılan 1.427 liralık zam, daha işçinin cebine girmeden eriyip bitti bile… İşte TÜRK-İŞ açıkladı. 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı ilk ayda 4 bin 250 liraya çıkmış. Dolayısıyla şu 1.427 liralık zamdan, işçinin cebinde kala kala 3 lira kalmış. Peki, işçilerimiz bu kalan 3 lirayla yılın geri kalanında ne yapacak? Ne yiyip ne içecek? Daha ilk aydan asgari ücret, açlık sınırına eşitlendi.

MEMUR HAZİRAN SONUNA KADAR CEPTEN YİYECEK

Yine memurlarımıza yılın ilk altı ayı içinde yüzde 7,5 zam verdiler. Ama daha Ocak ayının ilk 21 gününde bu zam eridi, gitti. Memur şimdiden hükümetten alacaklı. Memur, Haziran sonuna kadar cepten yiyecek… Emekli derseniz, o da perişan. Elektrik gaz faturalarını ödedikten sonra, evlatlarının eline bakıyor. Onlarda da para yoksa büzülüp kalıyor. Ayıptır, yazıktır, günahtır. Bu ülkeye yıllarca hizmet eden büyüklerimize, bu sıkıntıyı yaşatanlara yazıklar olsun.

BUNUN ADI ZULÜMDÜR

Kaçak Saray ve sakinlerinin yaptığı son derece açıktır. Fiyatları devlet tarafından belirlenen mallara zam üstüne zam yapıyorlar. Sarayın itibarı, yandaşın, varsılın rahatı için bu zamları kullanıyorlar. İşçinin, memurun, emeklinin satın alma gücü, Kaçak Sarayın sakinleri tarafından, enflasyon canavarına peşkeş çekilmektedir. Bunun adı da zulümdür.

20 ARALIK SONRASI ZAMLARI GERİ ALIN

Kaçak Saray ve Şürekâsının yapması gereken bellidir. Ya 20 Aralık’tan sonra yaptıkları, enerji başta olmak üzere, tüm zamları geri çekecekler. Çünkü millete bunun nedenini de açıklayamıyorlar ya da emekçinin, emeklinin eriyen satın alma gücünü, her ay enflasyon nispetinde telafi edecekler. İşe de, Ocak ayındaki enflasyonun telafisiyle başlayacaklar. Bunları yaparlar mı? Hiç zannetmiyoruz. Çünkü bunların gözleri var, görmez. Kulakları var, duymaz. Kalpleri millete karşı mühürlü. Bunlar milletimizi unutmuş.

Aziz Milletimiz; ama umutsuzluğa kapılmaya gerek yoktur. Ülkemizin enflasyon canavarını geçmişte çok kısa sürede yenilgiye uğratmış, bundan sonrada uğratacak ehil kadroları vardır. Bu kadrolar Cumhuriyet Halk Partisi’ndedir. Bu kadrolar Millet İttifakı’nda mevcuttur. Yapılması gereken ilk iş, Kaçak Sarayın metal yorgunu, liyakatsiz, beceriksiz kadrolarından, ilk sandıkta kurtulmaktır. Sonra, Yeni Kurallar, Yeni Kurumlar, Yeni Kadrolarla, ülkemizde kaybolan güveni yeniden tesis edeceğiz. Yeni bir sürdürülebilir kalkınma programını uygulamaya başlayacağız. Önce enflasyon canavarından bizi kurtaracak adımları hızla atacağız.

Bu çerçevede:

1- İlk iş olarak Merkez Bankası’nın başına liyakatli bir ismi atayacağız. Bankayı siyasetin müdahalesinden kurtaracağız. Bankanın araç bağımsızlığına asla müdahale etmeyeceğiz.

2- Ekonomide “kral değil, kural” olacak. Stratejik Planlama Teşkilatı’nı hızla kuracağız. Başta enflasyon olmak üzere, tüm verilerin saydamlığını, doğruluğunu sağlayacağız.

3- Kamu Özel İşbirliği Projelerinde dövizle belirlenen tarifeleri ve gelir garantilerini, ivedilikle Türk Lirası’na çevireceğiz. Hukuk çerçevesinde, bu projelerin işletme haklarını kamuya geri alacağız. Dövizle iç borçlanmaya son vereceğiz. Bütçemizi ipotek altına alma riski taşıyan, TL Mevduatlara kur garantisini kaldıracağız.

4- Kamu bankaları kaynaklarının yandaşa ve rant projelerine aktarılmasına derhal son vereceğiz. Ziraat Bankası sadece çiftçiye, Halk Bankası da sadece esnafa avantajlı kredi sağlayacak.

5- Dünya standartlarında bir Kamu İhale Yasası’nı çıkaracağız. Hükümetin, ekonominin günlük işleyişine müdahale etmeyeceğinin, güvencesini vereceğiz.

6- Bütçe disiplinini sağlayan mali çapaları yeniden güçlendireceğiz. Gerekirse yeni mali çapaları getireceğiz, kullanacağız. TBMM’de Kesin Hesap Komisyonu kuracağız. Sayıştay denetimini uluslararası standartlara ve kaliteye çıkaracağız.

7- Yüksek teknoloji içeren, Yeşil Mutabakata uyumlu, dijital dönüşümü kolaylaştıracak yatırımları teşvik edeceğiz. Bu çerçevede gelen doğrudan sermaye yatırımlarını destekleyeceğiz. Ülkemizin üretken kapasitesini artıracağız, verimliliği arttıracağız. Enerji arz güvenliğini, temiz ve ucuz enerjiye erişimi sağlayacağız. Bu çerçevede yerli ve yenilenebilir enerjiye öncelik vereceğiz. İthal enerjide tedarikçileri çeşitlendireceğiz.

8- Bütçede yarattığımız imkânları, dar gelirli ve dezavantajlı kesimlerin rahatlatılması için kullanacağız. Aile Destekleri Sigortası’nı hayata geçireceğiz.

9- Gıdada arz güvenliğini sağlayacak, kendi kendimize yeterliliği gerçekleştirecek, planlama ve çiftçiye destek tedbirlerini alacağız. Sağlık ve ilaçta kendi kendimize yeterli hale gelebilmek için yeni kapasiteleri inşa edeceğiz.

10- Tüm bu adımların en önemlisi olarak, adaleti, hukukun üstünlüğünü, iyi yönetişim ve yargı bağımsızlığını sağlayacak, “Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme Geçiş Programını”, ortaklarımızla uygulamaya koyacağız.

Tekrarlıyorum: Ülkemizde kral değil kural olacak. Savurganlığı ve israfı önleyeceğiz. Yöneten harcadığı her kuruş verginin hesabını millete verecek. Böylece ülkemize duyulan güveni, en hızlı şekilde tahkim edeceğiz.

Biz ülkemizi rahatlatmak, milletimize yitirdiklerini geri vermek, patinaj yapan ucube rejimin bize kaybettirdiği zamanı, adaletle, üreterek, zenginliği paylaşarak, çevreye sahip çıkarak, ülkeyi borca batırmadan, milleti hayat pahalılığına ezdirmeden telafi etmek ve ülkemizi dünyanın en güçlü on ekonomisi ligine taşımak için hazırız.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Teşekkür ediyorum. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim…

Soru- MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin partisinin Kızılcahamam kampındaki kapalı toplantılarda partili Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önünde Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin ilk Cumhurbaşkanı olduğu için engel olmadığını, üçüncü dönemde Cumhurbaşkanı adayı olabileceğini belirttiği iddia edildi. Çıkan haberlerde Bahçeli’nin, “Sabih Kanadoğlu ve benzeri kuşkulu isimlerle ortamı germeye çalışırlarsa üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmekten kaçınmayız” dediği de ifade edildi. Sizin bu açıklamaya ilişkin bir değerlendirmeniz olabilir mi?

Faik ÖZTRAK- Şimdi Kaçak Saray’daki şahıs ve ortakları bizim sırtımızdan kendilerine siyasi mağduriyet üretmeye çalışmasınlar. Konunun anayasa, yasalar ve hukuk çerçevesinde değerlendirilmesini hukukçular ve yetkili organlar yapacaktır. Memleketin bu kadar sorunu varken Cumhur İttifakı’nın bunu şimdi bu kadar köpürtmesinin anlamı nedir? Erdoğan aday olmazsa hazırda küçük ortak Bahçeli yok mu? Kendilerini hiç üzmesinler ne yaparlarsa yapsınlar Türkiye Cumhuriyeti’nin 13. Cumhurbaşkanı her hal ve karda milletin ittifakının adayı olacaktır.

Soru- Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın korona virüs testinin pozitif çıkmasının ardından HDP milletvekili Hüda Kaya “Dilerim geçmiş olmasın” paylaşımında bulundu. Siz bu paylaşımı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Biz sağlık sorunu yaşayan herkese geçmiş olsun deriz.

Soru- CHP’nin cinsel yönelim ve etnik köken konusundaki dezavantajları yasa değişikliğiyle gidereceği ifade ediliyor. Mevcut anayasamızda ve yasalarımızda dezavantaj yaratan ve değişiklik yapılmasını öngördüğünüz maddeler nelerdir?

Faik ÖZTRAK- Cumhuriyet Halk Partisi tüm yurttaşlarımızın insan hak ve özgürlüklerinden tam ve eşit fırsatlarla yararlanmasını, her türlü ayrımcılığın engellenmesini en önemli hedeflerinden biri olarak gören bir partidir. İlgili birimlerimiz bu konularda gerekli çalışmaları yürütüyor. Bizim tek bir amacımız var devletin herkese adaletle sahip çıkması.

Soru- AK Parti MKYK üyesi Şamil Tayyar sosyal medyadan yaptığı açıklamada “Ne Kılıçdaroğlu ne diğerleri AK Parti’nin rakibi değil. Bu süreçte en büyük muhalif akım elektrik, doğalgaz, akaryakıt üzerinden şekilleniyor” dedi. AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş ise elektrik, doğalgaz faturalarındaki artış ve enflasyonla ilgili olarak “Sanki ekonomideki bu gelişmeleri muhalefet görüyor da biz görmüyoruz algısı çok haksız bir algıdır” değerlendirmesinde bulundu. Siz bu açıklamaları nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi elektrik, doğalgaz, akaryakıt zamlarını muhalefet mi yapmış? Şamil Tayyar dili varıp söyleyememiş. Bugün ülkenin içinde bulunduğu halin, bu hayat pahalılığının tek bir sorumlusu kafasındaki bir takım safsatalara göre bu ülkeyi yönetmeye kalkan Kaçak Sarayın sakinidir. Bunu diyememiş. Sorun belli, sebep belli, çözüm belli. Sorunun sebebi olanlar çözümün parçası da olamazlar. Cumhuriyet Halk Partisi ve Genel Başkanımız milletin belini büken hayat pahalılığını çözmeye, milletin sırtından bu yükü almaya kararlıdır.

AK Parti Genel Başkanvekilinin açıklamasıyla ilgili olarak da söyleyeceklerim şudur: Eğer gerçekten vatandaşın halini görüyorsanız gereğini neden yapmıyorsunuz? Hazreti Ali ne güzel demiş “Bir zulme engel olamıyorsanız, onu herkese duyurun”. Vatandaşa yapılan zulmü engellemeye, zulmü duyurmaya çalışan ana muhalefet partisinin afişlerini sudan sebeplerle toplatmayı biliyorsunuz ama bu sorunu çözmeyi neden bilemiyorsunuz? Neden bu işleri çözmeye cesaretiniz yok? Söylüyoruz, yapılacak iş bellidir. Ya bu zamları geri alın ya da her ay bu zamlardan memurun, emeklinin, emekçinin üzerine gelen yükü maaşını, ücretini arttırarak telafi edin.

Soru- Ekonomide ve siyasette sıcak gelişmeler sürerken TBMM yine bu kez de 15 Şubat’a kadar tatile girdi. Meclis’in tatile girmesiyle ilgili bir fikriniz ve bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Meclis’in tatile girmesi tüm grupların ortak kararıyla danışma kurulunda karara bağlanmış bir husus değildir. AK Parti grubunun vermiş olduğu bir önergeyle gündeme gelmiştir. Biz de, diğer muhalefet partileri de meclisin tatile girmesine ret oyu verdik. Meclis’in tatile girmesi AK Parti ve MHP oylarıyla kabul edilmiştir. Bu soru çok doğrudur, yerindedir. Muhatabı da başta talimatı veren Kaçak Saraydır. Milletin bunca sorunu varken sorunun muhatabı saraydan aldıkları talimatla TBMM’yi tatile sokan partilerdir.

Teşekkür ediyorum.

SARAYIN FATURASINI KAPIYA ASIN

CHP Sözcüsü Öztrak, Türkiye’nin her yerinde vatandaşın ve esnafın elektrik faturalarını protesto ettiğini belirterek, “Şanlıurfa’da esnaf  bu elektrik faturalarının müsebbiplerine lanet ediyor. 2001’de yazarkasa atan esnaf, bugün elektrik sobasını yere çarpıyor. Ama duyan yok, aldıranda yok” diye konuştu.

CHP’ye esnafın elektrik faturalarını göndererek “seslerine ses olmasını” istediğini belirten Öztrak, Kahramanmaraş’tan bir esnafın gönderdiği faturaları göstererek, “Bu ay esnafımız 1.608 kilovat saat daha az elektrik tüketmiş. Ama elektrik faturası 26 bin 451 liraya çıkmış. Bunun adı zam falan değil zulüm. Bunun adı, resmen haraç” dedi.

Öztrak, esnafın artık gelen elektrik ve doğalgaz faturalarını dükkanının vitrinine asarak hayat pahalılığının müsebbibini teşhir ettiğini kaydeden Öztrak, “Şimdi biz buradan Saraya diyoruz ki, ‘İtibardan tasarruf olmaz’ diyerek her gece cayır cayır yaktığınız elektriğin faturasını da sarayın kapısına asın. Bizim Saraydaki israfı protesto etmek için yapmış olduğumuz afişleri hakaret kabul edeceğinize dönün bir millete hesap verin. Millet şu sarayın sadece aydınlatması için kendi ödediği vergilerden karşılanan faturayı bir görsün” çağrısında bulundu.

Esnaf sattığı ürüne yapmak zorunda kaldığı zamlar için utanırken esnafı bu hale düşüren, vatandaşı pahalılığa ezdiren sarayın ne sıkıldığını ne de utandığını belirten Öztrak, “Şu hakikat artık apaçık ortadadır. Sarayın ampulü söndürülmeden milletin evi aydınlanmaz. Milletin evi ısınmaz.”

Öztrak, bir soru üzerine, “Güçlendirilmiş parlamenter sistem çalışmasının son halinin teyidi ve bundan sonraki sürecin liderler tarafından istişaresi için Genel Başkanımızın daveti üzerine altı partinin Genel Başkanları 12 Şubat Cumartesi günü bir araya gelecektir” açıklamasında bulundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

KİBRİ SÖYLEDİKLERİYLE SINANIYOR

Atalarımızın güzel bir sözü var, “Büyük lokma ye, Büyük söz söyleme!” diyorlar. Sarayın kibirlisi birkaç gün önce çıktı bize, “Sizin hayatınızda mum vardı, mum, gaz lambası vardı, gaz lambası” diye bağırdı çağırdı. Ama bu kibir abidesi söylediği her şeyle, hemen sınanıyor. Hızını alamayıp tam da “Elektriği ben buldum, ampulü de ben icat ettim” diyecekti ki, Beyefendinin yönettiği ülkemizde, koca bir kent halkı muma, gaz lambasına mecbur kaldı.

ISPARTA MAHRUMİYET BÖLGESİNE DÖNDÜ

Erdoğan’ın “Mum, gaz lambası” sözlerinin daha mürekkebi kurumadan güller diyarı Isparta’mızda, kar yağışı sonrasında, 48 saati aşan elektrik kesintileri yaşandı. Isparta’da yaşayan insanlarımıza büyük geçmiş olsun diyoruz. Milletimiz muma, gaz lambasına mahkûm edildi. Evlerde kombiler çalışmadı. Anneler çocuklarını ısıtabilmek için fırın ocaklarının dört gözüne de tencereyle su koyup kaynattılar. 21. yüzyılda, yaklaşık 450 bin nüfusun yaşadığı Isparta ilimiz, Perşembe sabahı 05.00’te başlayan kar yağışı sonrasında tam bir mahrumiyet bölgesine döndü. Hala Merkez’de 5 mahallenin elektriği yok. İlçelerde köylerin elektrikleri yok. Pek çok yol hala kapalı.

İSTANBULLU VATANDAŞ DA ISPARTALI DEĞİL Mİ?

Ama Erdoğan Isparta’da olan biten karşısında üç maymunu oynuyor. Anlaşılan bu defa da “Isparta’ya elektrik verme olayını” azaltarak elektriği tasarruflu kullandığını zannediyor. Daha birkaç gün önce İstanbul için, “Tek bir kişi bile mağdur olsa, bunun sorumluluğu var” demişti. Isparta halkı donuyor. Isparta memleketimizin aziz bir kenti değil mi? Ispartalı bu ülkenin vatandaşı değil mi? Bu rezaletin sorumlusu yok mu? Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin kifayetsizliği, beceriksizliği artık ayyuka çıktı. Alayiş valayişle açtıkları, “Dünyanın en büyük havalimanı” diye pazarladıkları İstanbul Havalimanı karda kapandı. Uçaklar 24 saat piste inip kalkamadı. Yaptıkları kargo binasının çatısı çöktü. Hava limanında yolcular, karton kutuların üzerinde yattı. Turistler, “Bizi otele götürün” diye isyan etti. Havalimanına Çevik Kuvvet sokup turistleri bile susturmaya kalktılar. Kendi Bakanları, karda İstanbul Havalimanı kapalıyken yetersiz diyerek millete kapattıkları, Atatürk Havalimanı’na inmek zorunda kaldılar. Yine, ücreti dolarla avroyla belirlenen köprülerde, çevre yollarında, küçücük yavrularıyla yurttaşlarımız arabalarında mahsur kaldı. Karşılığında geçiş ücreti almayacaklarmış. Yunanistan’a bir baksınlar, ne kadar tazminat ödedi Yunanistan’da o paralı yolları işleten şirket Yunan vatandaşlarına.

TASARRUF ANLAYIŞLARI BU

Diğer taraftan biten doğal gaz kontratlarını zamanında yenilemediler. Sanayicimizin doğal gazını kıstılar. OSB’lerin elektriğini 3 gün boyunca kestiler. Beyefendi ondan sonra çıktı, “Sanayiye doğal gaz verme olayını azalttık”, “Gazı tasarruflu kullandık” dedi. Tasarruf anlayışı bu. Kesilen gaz nedeniyle sanayicinin milyonlarca dolarlık zararı ne olacak? İhracatçının başka ülkelere kaptırdığı müşterileri kim geri getirecek? Çalışamayan emekçilerin ücretini kim ödeyecek?

2001’DE YAZARKASA ATAN ESNAF, BUGÜN ELEKTRİK SOBASINI YERE ÇALIYOR

Türkiye’nin her yerinden feryatlar yükseliyor. Elektrik faturaları milletimizi can evinden çarptı. Ağrı Doğubeyazıt, Marmaris, Şanlıurfa, Bursa’da vatandaşlarımız, esnafımız elektrik faturalarını protesto ediyor. Şanlıurfa’da esnaf,  bu elektrik faturalarının müsebbiplerine lanet ediyor. 2001’de yazarkasa atan esnaf, bugün elektrik sobasını yere çarpıyor. Ama duyan yok, aldıranda yok. Vatandaşlarımız Partimize elektrik faturalarını yağdırıyor. “Sesimize ses olun” diyor.

BUNUN ADI ZAM DEĞİL ZULÜM

İşte en son Kahramanmaraş’tan bir esnafımızın gönderdiği fatura… Bir ay önce esnafımız elektriğe 13 bin 713 lira ödemiş bu fatura. Bir de bu ayki fatura var. Bu ay esnafımız 1.608 kilovat saat daha az elektrik tüketmiş. Ama elektrik faturası 26 bin 451 liraya çıkmış. Bunun adı zam falan değil zulüm. Bunun adı, resmen zulüm, bunun adı resmen haraç. Esnaf artık gelen elektrik, doğalgaz faturalarını, dükkanının vitrinine yapıştırmaya başladı. Bunu yaparak bu pahalılığın, hayat pahalılığının müsebbibini teşhir ediyor. Diyor ki, “Esas pahalılığın nedeni bu zamları yapandır. Dolar inerken de, çıkarken de bu zamları hiç düşünmeden yapandır.”

SARAYIN FATURASINI KAPIYA ASIN

Şimdi biz buradan; Sarayı diyoruz ki, “İtibardan tasarruf olmaz” diyerek her gece cayır cayır yaktığınız elektriğin faturasını da sarayın kapısına asın. Bizim saraydaki israfı protesto etmek için yapmış olduğumuz afişleri hakaret kabul edeceğinize dönün bir millete hesap verin. Millet şu sarayın sadece sarayın aydınlatması için kendi ödediği vergilerden karşılanan faturayı bir görsün.

AMPULÜ SÖNDÜRMEDEN MİLLETİN EVİ AYDINLANMAZ

Esnaf sattığı ürüne yapmak zorunda kaldığı zamlar için utanıyor, milletten özür diliyor. Ama bu zamları yapan, esnafı bu hale düşüren, vatandaşı pahalılığa ezdiren saray, ne sıkılıyor, ne utanmıyor. Beceremedim diye özür dileyip, bir türlü çekip gitmeyi bilmiyor. Şu hakikat artık apaçık ortadadır. Sarayın ampulü söndürülmeden milletin evi aydınlanmaz. Milletin evi ısınmaz.

İMAM TORPİLLE GELİYORSA TUZ KOKMUŞTUR

Bu yaşadığımız sorunların en önemli nedeni de liyakatsizliktir, ehliyetsizliktir, yandaş kayırmacılıktır, torpildir. Hasılı saray düzenidir. Bir ülkede arkasında namazda saf tutulacak imamlar bile torpille işe alınır hale geldiyse, bu aslında tuzun koktuğu yerdir. Kul hakkını yememeyi anlatacak olan imam, kul hakkı yiyerek işe başlıyor. Böyle bir rezaleti, bu millet ne gördü ne duydu…

ATINI KONSÜL ATAYAN CALİGULA GİBİ

Vasatlığın, liyakatsizliğin, cehaletin bu kadar ödüllendirildiği bir dönem, bizim siyaset tarihimizde hiç görülmedi. Neredeyse atını senatoya konsül olarak atayan Üçüncü Roma İmparatoru Caligula’nın dönemini yaşıyoruz. Kimse bu liyakatsizliği hak etmiyor.

KISA ÇÖP UZUN ÇÖPTEN HAKKINI ALACAK

Ama, milletimiz herkesin ne yaptığını gördü. Kararını verdi. Tebliğ etmek ve bu beceriksiz, liyakatsiz yönetimden kurtulmak için, gün saymakta, sandığı beklemektedir. Az kaldı… Bu karanlık mutlaka aydınlığa çıkacaktır. Milletimiz hak ettiği refaha, huzura, Cumhuriyet Halk Partisi’nin liyakatli kadrolarıyla kavuşacaktır. Milletimiz müsterih olsun. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında enflasyon düşecek, hayat pahalılığı bitecektir. Kısa çöp, uzun çöpten hakkını alacaktır.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Dinlediğiniz için teşekkür ederim. Şimdi sorularınız varsa, alayım.

Soru- Altı muhalefet partisinin parlamenter sistemle ilgili çalışmalar kapsamında yakın zamanda bir araya geleceği kulislere yansıdı. Böyle bir toplantı yakın zamanda olacak mı? Bir gelişme var mı?

Faik ÖZTRAK- Güçlendirilmiş parlamenter sistem çalışmasının son halinin teyidi ve bundan sonraki sürecin liderler tarafından istişaresi için Genel Başkanımızın daveti üzerine altı partinin Genel Başkanları 12 Şubat Cumartesi günü bir araya gelecektir.  

Soru- Samsun’da Atatürk anıtına yapılan saldırıyla ilgili iki kişi tutuklandı ama anıt önünde nöbet sürüyor, tepkiler de… Hatta CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bundan sonra da benzer saldırıların olabileceğini söyledi. Bu konudaki düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Faik ÖZTRAK- Milletimiz kapkara bir kışı yaşıyor. Faturalar eziyor, çarşı pazar yanıyor, mutfakta tencereler boş. Erdoğan Şahsım Yönetimi artık ülkemizi yönetemez hale gelmiş. Kusurlarını örtebilmek için türlü çeşitli atraksiyonları, provokasyonları yapıyor. Geçmişte de bu yöntemlere çok sık başvurulduğunu gördük. Sayın Genel Başkanımız da buna dikkat çekti.

Ama buradan altını çizerek bir defa daha ifade edeyim. Atatürk bu ülkenin kurucu lideridir, ebedi başkomutanıdır. Emperyalizme karşı verilen kurtuluş mücadelemizin milli kahramanıdır, önderidir, ortak değerimizdir. Partimizim kurucu Genel Başkanıdır.

Atatürk Türkiye’dir. Atatürk’e saldırmak Türkiye’ye saldırmaktır. Bu saldırılara ne biz, ne milletimiz sessiz kalmaz, kalmıyor da zaten. Atatürk’ün heykellerine, Atatürk’ün ilkelerine, bu ülkenin kurucu değerlerine saldıran zihniyet “2023’te 100 yıllık hesaplaşma geliyor” diyen zihniyetle tıpa tıp aynıdır. Bu zihniyet tarihi “Kurtuluş Savaşı’nda keşke Yunan galip gelseydi” diyen meczup feslilerden öğrenen zihniyettir. 1923’te hesaplaşmak isteyenleri bu millet gayet iyi tanır. Bu sakat zihniyet İngiliz Muhipleri Cemiyeti’ne üye olan İngiliz zırhlılarına binip milleti terk eden zihniyetin torunudur. Bu zihniyet Atatürk’ün boynuna idam fermanı asan Dürrizade’nin torunudur. Bu zihniyet Kuvayımilliye’ye kurşun sıkan Anzavur’un torunudur. Milletimiz 100 yıl önce bu zihniyetle hesaplaşmış tarihin çöplüğüne havale etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti var oldukça Atatürk de, Atatürk sevgisiyle yetişen kuşaklar da var olmaya devam edecektir.

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan Zonguldak’taki toplu açılış töreninde yaptığı konuşmada “Enflasyonda hiç arzu etmediğimiz bir yükseliş yaşanıyor” dedi ve hayat pahalılığını bitirme sözü verdi. Siz bu sözü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Bugüne kadar yaşadıklarımıza baktığımızda bu sözler tamamen boş sözlerdir. Sorunların sebebi olanlar sorunları çözemezler. Bugün enflasyonda dünyada ilk 10 ülke arasına girdiysek bunun sorumlusu doğrudan Erdoğan’dır. Geçtiğimiz Ağustos ayında çıktı “Enflasyon düşecek, çünkü faizler de düşmeye başlıyor” dedi; enflasyonun rekorlar kırmasına sebep oldu. “Faiz sebep, enflasyon sonuç” safsatası enflasyonu şaha kaldırdı. Hala durumun farkında değil. Enflasyon yüzde 50’ye dayandı, üretici enflasyonu yüzde 90’ı aştı Hazine ve Maliye Bakanı “Nisan’da yüzde 50’nin altında enflasyon zirve yapacak” diyor. Hakikaten bazen şaşırıyorum ya yaptıklarını görmüyorlar ya da sayı saymayı bilmiyorlar. Bunlar milletten sandıkta yiyecekleri dayağın farkında değil.

Teşekkür ediyorum.

ERDOĞAN’IN DENEYİ MİLLETİMİZE PAHALIYA PATLADI

CHP Sözcüsü Öztrak, Türkiye’nin 1988’den bu yana en yüksek Ocak enflasyonunu bu yıl yaşadığına dikkat çekerek, “Ama daha da vahimi Aralık’taki yüzde 13,58’lik rekorun üzerine, yüzde 11,10’la ikinci bir enflasyon rekorunu tarihte ilk kez yaşıyoruz. Erdoğan’ın deneyi milletimize çok pahalıya patladı” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün açıklanan Ocak 2022 dönemi enflasyon verileriyle ilgili sosyal medya hesabından açıklamalarda bulundu. CHP Sözcüsü Öztrak şunları ifade etti:

Hem tüketici hem de üretici enflasyonu, mevcut seride ocak aylarının rekorunu kırdı. Ocak ayında tüketici enflasyonu yüzde 11.10, üretici enflasyonu yüzde 10,45 oldu. Enflasyon Araştırma Grubu’na (ENAG) göre ise Ocak’ta tüketici enflasyonu yüzde 15,52.

ENFLASYONDA İKİ AY ÜST ÜSTE REKORU İLK KEZ YAŞIYORUZ

Yine geçmişe baktığımızda, 1988’den bu yana en yüksek Ocak enflasyonunu bu yıl yaşadık. Ama daha da vahimi, Aralık’taki yüzde 13,58’lik rekorun üzerine, yüzde 11,10’la ikinci bir enflasyon rekorunu tarihte ilk kez yaşıyoruz. Erdoğan’ın deneyi milletimize çok pahalıya patladı.

ENFLASYON TSUNAMİSİ GELMEYE DEVAM EDİYOR

Ocak ayında üretici enflasyonu, tüketici enflasyonun altında kaldı. Ancak hala “turpun büyüğü heybede”. 12 aylık üretici ve tüketici enflasyonu arasındaki fark 45 puan ile yine rekor tazeledi. Üretici fiyatlarından tüketiciye doğru korkunç bir tsunami gelmeye devam ediyor.

MEMURA ZAM ERİDİ GİTTİ

Memura “2022’nin ilk 6 ayı için yüzde 5’lik zammı, yüzde 7,5 yaptık” diyerek, günlerce caka sattılar. Memura zam yüzde 7,5. Ocak enflasyonu yüzde 11,1. Memur maaşlarına yapılan zam daha yılın ilk 21 gününde eridi gitti. Memur şimdiden alacaklı… Milletten utanıp özür dilerler mi? Ne gezer!

MİLLETİN SIRTINDAKİ YÜKÜ AĞIRLAŞTIRIYORLAR

“Faizi indirdik, enflasyon daha da düşecek”, “Enflasyon kamburunu bir süre taşıyacağız”, “Enflasyon Ocak’ta negatif olur”, “Enflasyon Ocak’ta pik yapar”, “Enflasyon Nisan’da pik yapar” diyerek, milletin üzerindeki yükü ağırlaştırdıkça ağırlaştırıyorlar.

MİLLETİN SIRTINDA KAMBUR OLANLAR

Milletin sırtına kambur olanlar milletin sırtından inmeden, enflasyon kamburu da kalkmaz. Bu apaçık ortadır. Milletimiz sırtındaki kamburu atmak için artık gün sayıyor. Millete kambur olanlar da, kambura yatarak sandıktan kaçıyor. Sandıktan kaçma. Milletten korkma Erdoğan!

KİBİRLİ SES DUYULDUĞUNDA KANALI DEĞİŞTİRİN

CHP Sözcüsü Öztrak, Saray’ın babasını 10 yıldır yattığı hapisten kurtarmak için kendisinden yardım isteyen bir çocuğu siyaseten kullandığını belirterek, “Koltuğunu korumak için küçücük çocukları istismar edecek kadar gözünün döndüğünü tüm milletimize gösterdi. Böylesi çirkin bir istismarı siyasi tarihimizde görmedik, duymadık” dedi.

Koltuğunu kaybetme korkusuyla, nefretten, kinden, hınçtan medet uman, siyaseten meflûç bir zihniyetin elinden çocukları kurtarmak gerektiğini ifade eden Öztrak, “Sandık gelene kadar, ailelerimizden bir istirhamımız var. Bu kin ve nefretin, evlerinize, çocuklarınızın tertemiz dimağına, ulaşmasına katiyen izin vermeyin. Ebeveyn kontrolünü elden bırakmayın. O kibirli ses televizyondan duyulduğunda, o kibirli yüz ekranda görüldüğünde kanalı değiştirin. Çocuklarımızı zehirlemesine izin vermeyin” diye konuştu.

CHP Sözcüsü Öztrak, Dolar kurunu 18 Liradan düşürmekle övünen Hükümete bir de çağrıda bulundu: “O zaman 20 Aralık’tan bu yana, gaza, elektriğe, akaryakıta yaptığınız tüm zamları geri alın. Millet bunun nedenini anlamadı. Kış günü insanları perişan etmekten vazgeçin. Gazdan, bebek bezinden, undan, tuzdan,  milletin yediğinden, içtiğinden aldığınız vergilerden vazgeçin.”

Ocak ayında 12 aylık enflasyonun yüzde 50’yi aşmasının beklendiğini kaydeden Öztrak, Merkez Bankası’nın da Şubat-Haziran döneminde, enflasyonun yüzde 50-55 arasında kalabileceğini son Enflasyon Raporuyla kamuoyuna açıkladığını hatırlatarak, “Durum bu kadar açık ama her ne hikmetse sarayın kibirlisi ve yeni atadığı Nebati Bakan, pembe enflasyon tabloları çizmeye başladılar” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Sözlerime başlarken, kıymetli Hocam, Atatürkçü Düşünce Derneği Kurucu Genel Başkanı, bağımsız, çağdaş Türkiye idealinin savunucusu, Prof. Dr. Muammer Aksoy’u katledilişinin 32. yıl dönümünde bir kere daha saygı ve rahmetle anıyoruz.

TESTİNİN İÇİNDE NE VARSA DIŞINA O SIZAR

Testinin içinde ne varsa, dışına da o sızar. Türkiye’miz, içi kin ve nefretle dolu, oy için her yolu mubah gören, kibirli bir kişinin elinde, gülüşünü, neşesini, huzurunu, ne yazık ki uzunca bir süredir kaybetti. Milletine hizmet yerine, üstatlarının, “Kininin, öcünün davacısı bir gençlik…” hülyasının değirmenine su taşıyan, bu gözü dönmüş zihniyet, bu kibirli dil; bugüne kadar, milleti bölüp, parçalayarak, kutuplaştırarak, karşısında yapay düşmanlar yaratarak, ömrünü uzatmak için, her türlü nefret suçunu işledi. İşlemeye de devam ediyor.

KİNİNİN ESİRİ

Kininin esiri bu zihniyet, kimi zaman etnik kimlikler, kimi zaman inançlar, kimi zaman toplumsal cinsiyet üzerinden, milletimizi ötekileştirip, bölüp parçalamaya çalışıyor. Bu amaç için, yeri geliyor Kabataş, yalanlarını tedavüle sokuyor. Yeri geliyor cami mihraplarında, sanatçıları dillerini kopartmakla tehdit ediyor. Yeri geliyor kendisini eleştirenleri, vesayeti altındaki yargıya talimat verip hapse attırıyor. Ve dün, bu kin ve nefretin vücut bulmuş hali, çocuklarımıza da musallat oldu. 10 yıldır yattığı hapisten, babasını kurtarmak için, kendisinden yardım isteyen bir çocuğumuzu kullandı. Koltuğunu korumak için, küçücük çocukları istismar edecek kadar, gözünün döndüğünü tüm milletimize gösterdi. Böylesi çirkin bir istismarı, siyasi tarihimizde görmedik, duymadık.

KİBİRLİ SES DUYULDUĞUNDA KANALI DEĞİŞTİRİN

Kin ve nefret şeytanidir, sevgi ve hoşgörü Rahmanidir. Bu nedenle tertemiz çocuk kalplerine, kin ve nefret tohumlarının ekilmesini, asla ama asla kabul edemeyiz. Koltuğunu kaybetme korkusuyla, nefretten, kinden, hınçtan medet uman, siyaseten meflûç bir zihniyetin elinden, çocuklarımızın tertemiz beyinlerini, yüreklerini, mutlaka ama mutlaka kurtarmak zorundayız. Milletimizle birlikte bu nefret dilini, tabi ki sandıkta koparacağız. Ama sandık gelene kadar da, ailelerimizden bir istirhamımız var. Bu kin ve nefretin, evlerinize, çocuklarınızın tertemiz dimağına, ulaşmasına katiyen izin vermeyin. Kin ve nefret tohumlarının, televizyonlardan, radyolardan sızarak, çocuklarımızın akıllarını karıştırmasına fırsat tanımayın. Ebeveyn kontrolünü elden bırakmayın. O kibirli ses televizyondan duyulduğunda, o kibirli yüz ekranda görüldüğünde kanalı değiştirin. Çocuklarımızı zehirlemesine izin vermeyin. Çocuklarımıza sevgiyi, hoşgörüyü öğretin. Çünkü bu toprakların inancında; sevgi; acıyı bal, bakırı ise altın eder.

AKILLARIN BİRLEŞMESİNİ ENGELLEMEYE ÇALIŞIYOR

Artık açıkça görülüyor ki, yeniden seçilme umudunu yitiren sarayın kibirlisi, kin ve nefret söylemlerini, baskıyı daha da artırmaya kararlı. Kalpleri daha da dağıtarak, akılların birleşmesini engellemeye çalışacak. Çünkü biliyor ki akıllar birleşirse: Atanamadığı için yaşamına kıyan, Şanlıurfalı Murat öğretmen konuşulur. Bankalara, Tarım Kredi Kooperatifi’ne, kredi borçlarını ödeyemediği için, yaşamına kıyan Ardahanlı çiftçi, Fuat Avşar gündem olur. Traktörüne fiyatı iki kattan fazla zamlanan, mazotu koyamayan, bir yılda fiyatı beşe katlanan gübreyi tarlasına atamayan, borca batan çiftçilerimizin, perişan halleri konuşulur. Yüksek elektrik faturalarına dayanamadığı için, soğutucu dolaplarını iade eden bakkalın, buzdolaplarını kapatan kasabın, dikiş makinesini, ütüsünü çalıştıramayan terzinin, hali sorgulanır. Doğal gazı kısılan, elektriği kesilen, üretemediği için, milyarlarca dolarlık kayba uğrayan sanayicinin ve zaten hayat pahalılığının acımasızca ezdiği çalışanlarının, uğradıkları zararlar tartışılır. Kalpler dağınık kalmaz, akıllar birleşirse; hükümetin dünyanın en büyüğü, en moderni, en güvenlisi diye pazarladığı, İstanbul Havalimanı karda kapanırken, tek adamın “yetersiz” diye kapattığı, sonra da kendi uçaklarına tahsis ettiği Atatürk Havalimanı’na, bakanların neden inmek zorunda kaldıkları tartışılır. Kibirli şahsım yönetiminin, dolarla, avroyla milyarlarca liralık garanti verdiği, İstanbul Havalimanı’nın hava şartları nedeniyle kapanmasının, kargo terminalinin çökmesinin faturasını, kimin ödeyeceği konuşulur. Hava alanında, yerde kartonların üzerinde yatan yolcuların, çevre yolunda saatlerce mahsur kalan yurttaşlarımızın, zararlarının nasıl tazmin edileceği sorgulanır. Yani sadece geçiş ücretini almayarak bu iş olmaz.

MİLLETİN GÜNDEMİNE SAHİP ÇIKACAĞIZ

İşte bunun için şahsım yönetimi, kifayetsizliği, basiretsizliği, beceriksizliği, liyakatsizliği, duyulmasın, görülmesin, tartışılmasın diye, kalpleri dağıtarak, akılların birleşmesini engellemeye çalışıyor. Hazreti Mevlana, “Ayırmak değil bizim işimiz, bizim işimiz birleştirmek”  diyor. Biz de hem kalpleri, hem de akılları birleştirmekten vazgeçmeyeceğiz. Milletimizin çalınmak istenen geleceğine, çalınmak istenen refahına, huzuruna, çalınmak istenen gündemine, sonuna kadar sahip çıkacağız.

BUNA PSİKOLOJİDE “YANSITMA HASTALIĞI” DENİYOR

Bu müflis bezirgân siyasetinin, kalp gözü millete kapanmıştır. Ne diyor büyüklerimiz “Utancı gidenin kalbi de ölürmüş”. İşte bu yönetimin hali tam da bu. İmralı’nın sözcülüğüne soyunacaksın. Terörist başına hâkim cüppesi giydirmeye kalkacaksın. Fethullah Gülen’le yan yana poz veren şahsı, Hazine ve Maliye Bakanı yapacaksın. Ömrü Fethullah Gülen’e övgü düzmekle geçmiş bir kişiyi, daha iki gün önce, Adalet Bakanlığına hem de üçüncü kez atayacaksın. Sonra da çıkıp, Kuvayı Milliye ve Müdafaa-i Hukuktan neşet eden, Cumhuriyet Halk Partisi’ni, terör örgütleriyle yan yana anmaya cüret edeceksin. Siyasi arsızlığın bu kadarına da pes! Buna psikoloji de “yansıtma rahatsızlığı” diyorlar. Ciddi bir hastalık. Kişi kendindeki kusurları, karşısındakine mal ederek, karşısındakine yansıtarak, rahatlamaya çalışıyor.

ÇOCUKLARINII YÜZÜNE NASIL BAKACAKLARINI KENDİLERİ DÜŞÜNSÜN

İşte karşısındakini kendisi gibi zanneden bu kibir abidesi, birde sıkılmadan bizlere diyor ki, “Çocuklarınızın, çoluklarınızın yüzüne bakabilmeleri için, kendilerine çeki düzen vermeleri gerekir”. Allah’a çok şükür. Bizlerin arasından evladına, “Evlerdeki paraları sıfırla” talimatı veren çıkmadı. Evlatlarımızın evlerinden boy boy kasalarda çıkmadı. O kasalardan “dolarlar, avrolar” fışkırmadı. Yine çok şükür bizlerin arasından, 30 yaşındaki bir İranlı dolandırıcının, “Önüne yatmaya” kalkan bakanlar da çıkmadı. Elbise askılarında, çikolata kutularında, rüşvet almakla suçlanan ve sonrada aklanmadan, bu ülkeye büyükelçi yapılan bakan hiç çıkmadı. Çok şükür bizim alnımız ak. Çoluğumuzun, çocuğumuzun yüzüne, huzurla bakabiliyoruz. Çoluğunun, çocuğunun yüzüne, hangi yüzle bakacaklarını, bunları yapanlar düşünecek. Bizler değil. Hazreti Ali, “Edep, had tanımaktır” diye buyurmuş. Edebi giden ne yazık ki, ne had tanır, ne de hudut… Bir de kendini bilmeyip, sağa, sola nasihat vermeye kalkar.

BAKANLAR, BÜROKRATLAR MEVSİMLİK İŞÇİYE DÖNDÜ

Ülkemizde Bakanlar, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanları, TÜİK Başkanları tek adam parti devleti rejiminde artık mevsimlik işçiye döndü. Ülkeye “istikrar getirecek” diye pazarlanan, Ucube Şahsım Rejimine, ne bakan, ne de bürokrat dayanıyor. Bu ucube rejim, 3 yıl 6 ay 20 gündür fiilen yürürlükte. 3 yıl 6 ay 20 günde, tam 7 tane Bakan değişti. Yine son 3,5 yılda; 3 Hazine ve Maliye Bakanı, 4 Merkez Bankası Başkanı, 5 de TÜİK Başkanı gördük. Son TÜİK Başkanı da, daha yılını tamamlayamadan, hem de “kul hakkı yemem” dedikten hemen sonra, “Vay sen kimsin de kul hakkı yemem” diyorsun denerek, Ocak ayı enflasyonunu dahi açıklamaya vakit bulamadan görevinden alındı. Kuralları belli olan teknik bir iş yapan TÜİK’e, acaba neden Başkan dayanmıyor? Bence amaç, burayı “Tayyib’i Üzmeyen İstatistik Kurumu” haline getirmek.

ENFLASYON RAPORU BAŞKA SÖYLÜYOR, SARAY VE BAKANI BAŞKA

Ocak ayına ait enflasyon rakamları, Perşembe günü açıklanacak… Hükümetin yeni yıla girerken yaptığı dev zamlar, Türk parasını pul etmesinin fiyatlara yansıması, üretici fiyatlarındaki yüzde 80’lik artışın, tüketici fiyatlarına etkisi, meyve ve sebze fiyatlarındaki olağanüstü artışlarında katkısıyla, Ocak ayı enflasyonunun, yüzde 13 ila yüzde 16 arasında bir yerde olacağı, şimdiden belli. Uzmanlar bunu yazıp çiziyor. Ocak ayında 12 aylık enflasyonda böylece yüzde 50’yi aşacak. Zaten Merkez Bankası da, Şubat-Haziran döneminde, enflasyonun yüzde 50-55 arasında kalabileceğini, son Enflasyon Raporuyla kamuoyuna açıklamıştı. Şimdi durum bu kadar açık ama her ne hikmetse sarayın kibirlisi ve de yeni atadığı Nebati Bakan, pembe enflasyon tabloları çizmeye başladılar. Bu iş nasıl olacak? Herhalde sürekli TÜİK başkanı değiştirerek. Her seferinde daha fazla kul hakkı yemeye teşne, emir kulu bürokrat atayarak… Milletin cebini yakan elektrik faturalarının, TÜFE’deki ağırlığını törpüleyerek… Nasıl Merkez Bankası faizini işlevsizleştirdilerse, nasıl Merkez Bankasının bağımsızlığını bitirdilerse, TÜİK’in de güvenilir istatistik üretme işlevini, tamamen bitirerek. Kurumu sarayın istediği rakamı, tabelaya yazar hale getirerek.

KİMSE UYARMADI DEMESİN

Ama kimse uyarmadı demesin. Artık enflasyon rakamlarında en ufak bir kuşku olursa, bunun müsebbipleri, kendilerini yargının huzurunda bulur. Arjantin’de, Yunanistan’da, Brezilya’da yaşananlar, Genel Başkanımızın uyarıları, herkesin kulağına küpe olmalıdır. Özellikle bürokratların.

MUGALATAYI BIRAKIN KALAN GAZI AÇIKLAYIN

Veriler konusunda bol tezvirat yaşanan bir başka alan da, Türkiye’nin doğalgaz depolarının durumudur. EPİAŞ daha önce ülkemizin doğalgaz deposundaki stoku, gün, gün açıklıyordu. En son açıklanan veri; 18 Ocak tarihinde takıldı kaldı. O tarihte doğalgaz rezervlerinin, yüzde 30’lara kadar gerilediği görülüyordu depolardaki. Son iki haftalık veriye artık ulaşılamıyoruz. Tuz Gölü’ndeki stoklarla ile ilgili veriler ise, “Veri bulunamadı” denerek, tamamen karartılıyor. Anlaşılan Tuz gölünde, 1 metreküp bile doğalgaz bırakmamışlar. Ama AK Parti Genel Başkanı çıkıyor, “Bizim böyle bir sıkıntımız yok, doğal gazımız var, Tuz Gölünün altında stoklarımız var” diyerek, zaman kazanmaya çalışıyor. Peki Tuz Gölü’nün altında yeterli doğalgaz stoklarınız varsa neden verileri karartıyorsunuz, niye buna ihtiyaç duyuyorsunuz? Gün gün açıkladığınız verilere neden sansür uyguluyorsunuz? Mugalatayı bırakacaksınız. Depoda ne kadar gaz kaldı, çıkıp onu açıklayacaksınız.

ZOR GÜNLER BİZİ BEKLİYOR

Sayın Genel Başkanımız, Ağustos’tan bu yana, “Doğalgaz stokunu tahkim edin” diyerek sizi kaç defa uyardı. Ama bu kibir abideleri söz dinlemedi. Bu ay sanayiye verilen doğalgazda yapılan yüzde 40, elektrikte de üç günlük kesintinin ardından, önümüzdeki ayda da sanayiye verilen doğalgazda, yüzde 20 kesintinin devam edeceği açıklandı. Sanayiciye kesintiye uymazsanız, gazınız kesilecek diyen uyarılar, halen gidiyor. Madem gazınız var sanayicinin gazını niye kısıyorsunuz? Bu kesintiler ne kadar sürecek? Bunu bir belli edin, açıklayın. Kış ağır geçiyor. İran doğal gazındaki basınç sorunu devam ederse, bu basıncı da “tırnak içinde” söylüyorum, gaz tedarik anlaşmalarının yenilenmesindeki basiretsizlik ve stok yönetimindeki beceriksizlikler nedeniyle, çok daha zor günler bizi bekliyor.

EN PAHALI ENERJİ OLMAYAN ENERJİDİR

Ne yazık ki Cumhuriyet tarihimizde görmediğimiz, büyük bir enerji krizi yaşıyoruz. Son bir yılda; sanayide kullanılan doğal gaza yüzde 435, elektrik üretiminde kullanılan doğal gaza, yüzde 290 zam yapıldı. Yine sanayide kullanılan elektriğe; yüzde 200 civarında zam geldi. Ama bu zamlara rağmen sanayicimiz, elektrik bulamıyor, enerji bulamıyor, gaz bulamıyor. Buradan söylüyorum, en pahalı enerji, olmayan, erişilemeyen enerjidir. Bunun faturası ekonomimize çok ağırdır. Dün pandemi sürecinde enerji fiyatları hızla düşükken kontratları yenilemeyenler, şimdi Azerbaycan’dan Rusya’dan çok yüksek fiyatlarla, doğalgaz almak zorunda kaldılar. Spot piyasadan yüksek fiyatla alınan LNG de cabası… Ülkemizin enerji arz güvenliğiyle kumar oynayan ve kaybeden bu kifayetsiz yönetimin sebep olduğu, yüksek enerji maliyetleri de, yüksek enflasyon olarak, yüksek elektrik faturaları olarak milletimizin sırtına yükleniyor.

AVANTAJLARIMIZI KAYBEDİYORUZ

Ama en az bunun kadar vahimi, sanayicimize, ihracatçımıza, dışarıdaki müşterilerin güveni hızla azalıyor. “Türkiye enerji krizi yaşıyor, taahhüdünü yerine getirmeyebilir. O zaman bizde yeni üretim üsleri arayalım” diyorlar. Vatandaşımıza iş imkânları azalıyor. Pandemi sonrasında, ülkemiz için ortaya çıkan avantajları, beceriksiz yönetim nedeniyle hızla kaybediyoruz.

EVLERDEN “HAKKIMI HELAL ETMİYORUM” FERYATLARI YÜKSELİYOR

Evlerimizdeki enerji faturaları gerçekten çok can yakıyor. Nereye gitsek millet evine gelen faturayı gösteriyor. Özellikle elektrik faturaları, milletimizi perişan etmeye başladı. İnsanların evlerinden “hakkımı helal etmiyorum” feryatları yükseliyor. Milletin bedduaları arşa çıkıyor. Sarayın ampulleri cayır cayır yanarken, vatandaşlarımız 500 liralık elektrik faturalarını, nasıl ödeyeceğim diye kara kara düşünüyor. Benzine, mazota yapılan zamlar da cabası… Dolar 13,5 lira civarında sabitlendi diye övünüyorlar. Ama benzin ve mazot fiyatları başını aldı gidiyor. Son bir yılda, benzine yüzde 94, mazota yüzde 115 zam yaptılar. Yeni zamların eli de kulağında. 2 Şubat’ta benzin ve motorine, 60 kuruş daha yeni zam yapılacağı söyleniyor.

20 ARALIK’TAN BU YANA YAPILAN ZAMLARI GERİ ALIN

Buradan sesleniyoruz, madem Doları 18 Liradan düşürdük diye övünüyorsunuz. O zaman 20 Aralık’tan bu yana, gaza, elektriğe, akaryakıta yaptığınız tüm zamları geri alın. Millet bunun nedenini anlamadı. Kış günü insanları perişan etmekten vazgeçin. Gazdan, bebek bezinden, undan, tuzdan,  milletin yediğinden, içtiğinden aldığınız vergilerden vazgeçin.

HERKES MERSİN’E SARAY TERSİNE

Tüm dünya enflasyonla mücadele için, elindeki tüm silahları kullanıyor. ABD Merkez Bankası Mart ayından itibaren faizleri artıracağını artık ayan beyan söylüyor. Brezilya, Rusya, Meksika gibi ekonomiler, üretici fiyatlarından, tüketici fiyatlarına gelen dalgayı, faiz silahıyla kırmaya çalışıyor. Ama herkes gidiyor Mersin’e, saray gidiyor tersine. Sarayın kibirlisi, “Faizi indireceğiz ve indiriyoruz. Bilin ki enflasyon da inecek, daha da düşecek” diyor. Ama ne enflasyonun, ne de vatandaşın ödediği faizin düştüğü yok. Bu kafayla bunun düşeceği de yok. Madem enflasyon düşecekti neden bu ay politika faizini, sıfırlamaya cesaret edemediniz? Neden yüzde 14’te bıraktınız? Enflasyon bu ay yüzde 50’yi aşacak. Niye buna seyirci kaldınız? Yine vatandaşın muhatap olduğu faizler, son dört aydır düşmek bir yana, arttıkça arttı. İhtiyaç kredilerinin faizi 8 puan, taşıt kredilerinin faizi 7 puan sıçradı. Ticari krediye yüzde 46 faiz isteyen bankalar olduğunu duyuyoruz. Yine Hazine’nin beş yıllık borçlanma faizi 7 puan birden arttı.

BDDK NE ZAMAN HAREKETE GEÇECEK?

Tüm bunların sorumlusu şimdi çıkmış, özel bankaları sömürü çarkını devam ettirmekle suçluyor. Millete kamu bankalarına gidin diyerek, hem Sermaye Piyasası, hem de Bankacılık Kanununu alenen paspas ediyor. Erdoğan’ın bu sözüne, Bankalar Birliği acaba ne zaman cevap verecek? BDDK ne zaman bu sözler hakkında işlem yapacak?

SERBEST PİYASA EKONOMİSİNDEN UZAKLAŞIYORUZ

Ülkemiz ne yazık ki giderek, serbest piyasa ekonomisinden uzaklaşıyor. İşte en son 29 Ocak tarihinde yayımlanan bir tebliğle, bankaların referans faiz oranına sınır getirildi. Aynı gün Sarayın kibirlisi, “Faizi indireceğiz ve indiriyoruz” diyerek, Merkez Bankası Para Politikası Kuruluna, Şubat ayında alacağı faiz kararını, şimdiden tebliğ etti. Anlaşılan korktukları için, bu ay pas geçtikleri faiz indirimini, Şubat ayında yapmaya kararlılar. Politika faizi, Nebati Bakanın Aralık ayında ağzından kaçırdığı, yüzde 12’ye çekilecek. Bakalım yüzde 50’ye çıkan enflasyon ortamında, yüzde 12 faizi dayatarak, paramızın değerini nasıl koruyacaklar? Merkez Bankası kerameti kendinden menkul, liralaşmayı nasıl sağlayacak?

SONUCU BELLİ BİR KUMAR: TAKLA ATARIZ

Şimdi Hazine ve Maliye Bakanlığı, “Kur Korumalı Mevduatla ilgili Kamu Spotu” yapmış. Televizyonlarda boy boy bu kamu spotu yayınlanıyor. Ne diyor? “Haydi! sen de TL’ye değer kat; sen kazan ki, Türkiye kazansın” diye, bir de akıllara zarar, slogan bulmuşlar. Türk Lirası mevduatı dolara endeksleyerek, TL’ye nasıl değer katılacak? Bunu bana bir açıklasınlar, bize bir açıklasınlar. Döviz kurları arttığında, Hazine’nin ve dolayısıyla vergi mükelleflerinin yükü artarken, Türkiye bu işten ne kazanacak, nasıl kazanacak? Bu ikisinin bir arada olması mümkün değil. ABD Merkez Bankasının, faizleri artırmaya başlayacağı bir dönemde, milletimizin cebindekini pey sürerek, tıpkı doğalgaz da olduğu gibi, sonucu belli bir kumar oynamaya, kimsenin hakkı yoktur. Bu politikayı sürdüremezler. Uyarıyoruz: Takla atarız.

GELECEĞİMİZ KÖRFEZ SERMAYESİNE VE YANDAŞLARA PEŞKEŞ ÇEKİLİYOR

Bu takladan çok güvendiğiniz, Körfez şeyhlerinin parası da sizi kurtaramaz. Körfezin emlakçıları bugünlerde, “Beklediğimiz müjde çok şükür çıktı” diyerek, Talan İstanbul Projesi için, 17 Ocak’ta askıya çıkan imar uygulamasından, sevinçle bahsetmeye başladılar. Körfez şeyhlerine hizmet eden bu emlakçılar, “Talan İstanbul Projesi” etrafındaki, tarım arazilerinin imarlı arsaya dönüşeceğini, tarlaları kapatmış yabancı müşterilerine müjdelediler. Parsel numaralarını, Talan İstanbul etrafındaki kupon arazileri, müşterilerine pazarlamaya başladılar. Tabi sadece Körfez Baronlarının değil, damadın da buralarda kupon arazileri olduğunu tüm Türkiye biliyor. Garip gurebanın çoluğu çocuğu, miting meydanlarında istismar edilirken, millete ipteki cambaz gösterilirken, ülkemizin arsaları, çocuklarımızın geleceği, Körfez sermayesine ve yandaşlara peşkeş çekiliyor. Millete yerlilik, millilik edebiyatı yapılıyor, ülkemizin en güzel tarım arazileri, en stratejik alanları yabancıların eline teslim ediliyor. Doların yeşili için, şehit kanlarıyla vatan yapılmış topraklarımızı, yabancılara peşkeş çekmeye hazırlanıyorlar. Ama bizim bu peşkeşe asla izin vermeyeceğimizi herkes biliyor. Bunu defalarca söyledik, defalarca açıkladık. Son 3 yıl 6 ay 20 günde yaşadığımız acı tecrübeler, bu ucube rejimin ülkemize çok dar geldiğini net bir şekilde ortaya koyuyor.

ÜLKEMİZİN İHTİYACININ NE OLDUĞUNU BİLİYORUZ

Biz bu ülkenin ihtiyacı olan elbisenin modelini de, nasıl dikileceğini de çok iyi biliyoruz. Ülkemizde; “Adaleti sağlayarak”, “Üreterek büyüyerek”, “Hiç kimseyi geride bırakmayarak, herkesi kucaklayarak”, “Sürdürülebilir politikalarla” yeni ve güçlü bir kalkınma stratejisiyle; ülkemize hak ettiği, son model elbiseyi giydireceğiz. Devlet vatandaşıyla, özel sektörle yeni, çağdaş, katılımcı ve hesap veren bir kurumsal işbirliği içinde hareket edecek. Ülkemizin dijital altyapısını, dünyadaki gelişmiş ülke standartlarına getireceğiz. Yeşil mutabakata uyum sağlayacağız. Gıda ve sağlıkta kendimize yeterli hale geleceğiz. Bunun için kamucu politikalar uygulayacağız. Orta gelir tuzağından çıkacağız. Dünyada ilk on büyük ekonomi arasına gireceğiz.

İLK İŞİMİZ STRATEJİK PLANLAMA TEŞKİLATINI KURMAK

İktidara gelir gelmez ilk işimiz, bu elbiseyi dikeceğimiz kumaşın, eksiğini gediğini anlamak için, Stratejik Planlama Teşkilatını kurmak olacak. Hızla hareket edeceğiz. Derhal mevcut iktidarın açıklamadığı, bilgi vermediği, gizlediği borcu, harcı, devletin, milletin kasasının durumunu tespit edeceğiz. Sonrada Ekonomik ve Sosyal Konseyi toplayacağız, toplumun tüm kesimlerinin görüşünü alarak elbiseyi dikmeye başlayacağız. İstişare edeceğiz. Adil olacağız. Yükü de, kazancı da adaletle paylaşacağız. Bütün bunları “Üç Yeni K” ile yapacağız. Yeni kadrolar, Yeni kurumlar, Yeni kurallar. Biz ülkemizi rahatlatmak, milletimize şahsım hükümeti döneminde, yitirdiklerini geri vermek, kaybettiklerinin hesabını sormak, patinaj yapan rejimin bize kaybettirdiği zamanı, telafi etmek için hazırız.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Teşekkür ediyorum. Şimdi varsa sorularınızı alıyım.

Soru- Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun İstanbul’da kaldığı otelin fiyatıyla ilgili bazı iddialar gündeme geldi. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hamza Dağ’da CHP içi kriz iddiasında bulundu. Sizin bu duruma ilişkin yorumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Yani o kadar akıl yok ki Genel Başkanımızın videosunun gecesinde aynı sisteme başvuruyorlar. Otel Hilton Harbiye troller hemen devreye. Aynı dakika yandaş gazeteciler bomboş işler. Bu mekanizmayla insanları hapse attırıyorlar işte sarayın meşgalesi bu. İşte Genel Başkanımızın anlattığı şey tam olarak da bu. Hepsi aynı tweeti atmış. Akıl fukarası olmak lazım. Hamza Dağ’a da şunu söyleyeyim, kişi karşısındakini kendi gibi bilirmiş. Söylemiştim zaten. Önce bir burnuna pudra şekeri çeken danışmanın fotoğraflarını kim verdi araştırsın. Tabi AK Parti’nin kontrolündeki trol ordusunun İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni ağızlarına pelesenk etmesinin nedenini de şimdi çok iyi anlıyoruz. Her şey ortaya çıkıyor. İstanbul’un kaynakları yıllarca AK Parti’nin siyasetçisine aktarılmış. Bugün gördük AK Parti’de siyaset yapanların, bakanlık yapanların yurtdışı eğitim masrafları bile İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden karşılanmış. Şimdi bu hortumlar kesilince feryat ediyorlar. Ama hiç merak etmesinler İstanbul Büyükşehir Belediyesine döşedikleri hortumları nasıl kestiysek sandık geldikten sonra devletin bütçesinden yandaşların kasasına döşenen hortumları da öyle keseceğiz. Milletin parası millet için harcanacak.

Soru- İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Yavuz Ağıralioğlu “Biz olmasak CHP Cumhur İttifakı’ndan ne kadar oy alabilir?” çıkışını yaptı. Bu çıkışa ilişkin bir değerlendirme alabilir miyiz sizden?

Faik ÖZTRAK- Biz Millet İttifakı olarak işsizlik ve yoksulluk arasında ezilen milletimizin sıkıntılarını çözmek, ülkemizin önünü açmak, Türkiye’ye gerçek demokrasiyi getirebilmek için bir araya gelen partileriz. Millet İttifakı olarak herkesin düşüncesini özgürce ifade etmesi için mücadele ediyoruz. Hepimizin farklı değerlendirmeleri olabilir. Bu vesileyle bir de şunu belirtiyim, biz CHP olarak herkesin oyuna talibiz. Genel Başkanımız “Helalleşmek için toplumun barışması için, kucaklaşması için ben ateşten gömleği giydim” diye boşuna söylemiyor. Biz bu ülkede kavgayı bitirmeye talibiz.

Soru- İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya CHP ya da Kılıçdaroğlu adına bir dava açılacak mı? Dava gerekçesi olarak da “katil” olarak hedef göstermesi dolayısıyla bir işlem yapılması için bir davaya başvuru olacak mı? Dün sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımlarda, bugün de devam etti bayağı sert eleştirilerde bulunmuştu…

Faik ÖZTRAK- Bu hususları hukukçu arkadaşlarımız değerlendirecektir.

Teşekkür ediyorum.

HÜKÜMET SANAYİCİYE ÇELME TAKTI

CHP Sözcüsü Öztrak, Hükümetin ilkin dövizi köpürterek sanayiciyi fiyat alıp veremez hale getirdiğini, sonra 20 Aralık kumpasıyla yüksek kurdan ara malı ithal eden sanayiciyi perişan ettiğini, ardından ihracat gelirinin yüzde 25’ine el koyduğunu belirterek, “Şimdi bunların üzerine bir de enerjisini keserek, sanayiciye bir darbe daha vurdular. Hükümet, aslında salgın sürecinde yaşanan durgunluktan ihracatla çıkmaya çalışan sanayicimize, adeta kasten çelme taktı. Cumhuriyet tarihinde, böyle bir basiretsizlik görülmemiştir” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, CHP Ankara İl Başkanı Ali Hikmet Akıllı, CHP Ekonomi Masası üyesi Genel Başkan Yardımcıları Bülent Kuşoğlu ve Prof. Dr. Fethi Açıkel’le birlikte, Anadolu Organize Sanayi Bölgesi’ni ziyaret etti. Öztrak, ziyaret sonrasında düzenlenen basın toplantısında şunları söyledi:

Ülkemizde bugüne kadar görmediğimiz, cumhuriyet tarihimizde hiç karşılaşmadığımız büyük bir enerji krizini yaşıyoruz. Ve maalesef inanılmaz bir basiretsizlik ve rezaletle karşı karşıyayız. Yaşanan krizin bir ayağında, “yüksek enerji maliyetleri” var. Diğer ayağında, “enerjiye erişim problemi” var. Milletimiz, giderek artan pahalılığın pençesinde kıvranıyor. Hatırlayacaksınız bu yıla girerken, ülkemiz, olağanüstü bir zam fırtınasıyla, alt üst olmuştu. Özellikle yılbaşı gecesi zirve yapan enerji zamları, milletimizin canını çok yaktı. Yakmaya da devam ediyor.

SANAYİDE FATURALAR ROKET HIZIYLA ARTIYOR

Sanayicilerimizin enerji faturaları da, roket hızıyla artıyor. Son bir yılda; sanayide kullanılan doğal gaza yüzde 435, elektrik üretiminde kullanılan doğal gaza yüzde 290 zam yapıldı. Sanayide kullanılan elektriğe; yüzde 200’e yakın zam yapıldı. Ama hepimiz biliyoruz ki en pahalı enerji, sahip olmadığınız, erişilemediğiniz, olmayan enerjidir. Ülkemiz maalesef bugün bunu yaşıyor. Sanayicilerimiz bir sabah uyandı, hükümetin sanayiye verdiği doğal gazı, yüzde 40 kıstığına şahit oldu. Bu yetmedi… Ardından yine hükümet sanayiye “üç gün süreyle, size elektrik yok” dedi. Sanayici bir anda, sudan çıkmış balığa döndü. Hükümet uzunca bir süredir sanayicimizi, perişan ediyor.

SANAYİCİYE KASTEN ÇELME

İlkin dövizi köpürterek, sanayiciyi fiyat alamaz, veremez, ihracatta sıkışıklık yaşar hale getirdi. Sonra ardından 20 Aralık kumpasıyla, yüksek kurdan ara malı ithal eden sanayiciyi perişan etti. O da yetmedi sanayiciye 20 Aralık’tan sonra sanayiciye döndü, “Sizin ihracat gelirinizin yüzde 25’ine ben el koyuyorum” dedi. Şimdi bunların üzerine bir de enerjisini keserek, sanayiciye bir darbe daha vurdu. Hükümet, aslında salgın sürecinde artan durgunluktan, yaşanan durgunluktan ihracatla çıkmaya çalışan sanayicimize, adeta kasten çelme taktı. Cumhuriyet tarihinde, böyle bir basiretsizlik görülmemiştir.

SANAYİCİ SORUMLUSU OLMADIĞI BİR KRİZİN YÜKÜNÜ TAŞIYOR

Bugün Ankara Anadolu Organize Sanayi Bölgemize, sanayicilerimizin çekmiş oldukları sıkıntıyı yakından görmek, onların sıkıntılarını dinlemek üzere geldik. Sanayici üretimde yaşadığı, maddi kayba mı yansın? Yetiştiremediği veya riske giren, siparişlerine mi yansın? Taahhütlerini yerine getiremediği için, ödemesi söz konusu olabilecek böyle bir risk yaratan tazminatlara mı yansın? Pazar kaybetme riskine mi yansın? Yoksa elektrik kesintilerine uymazsa, cezayla tehdit edilmesine mi yansın? Plan yok. Program yok. Büyük bir belirsizlik var. Bu krizin ne kadar süreceğini kimse bilmiyor. Sanayicimiz, sorumlusu olmadığı bir krizin, ne yazık ki tüm maliyetlerini taşımak zorunda kalıyor.

ENERJİ GÜVENLİĞİ SINIR GÜVENLİĞİ KADAR ÖNEMLİ

Bu krizin aslında bir tek sorumlusu var, ülkemizin enerji arz güvenliğiyle kumar oynayan, cin olmadan adam çarpmaya kalkan, basiretsiz yönetim. Bir ülkenin enerji arz güvenliği, sınır güvenliği kadar önemlidir. Ama bizim enerji arz güvenliğimiz, maalesef büyük bir basiretsizliğe kurban edilmiştir. Bugün yaşadıklarımız, İran gazının kesintiye uğramasıyla izah edilemez. Çünkü İran hemen her yıl, bize sattığı gazı, kendi ihtiyacının yüksek olduğu dönemde kesmiştir. Son beş yılın dördünde, İran’la buna benzer sıkıntılar yaşanmıştır. Ama hiçbir zaman sanayide çarklar durmamıştır. Kaldı ki İran’ın milli gaz şirketi; “Biz gazı verdik. Kesintinin nedeni, Türkiye tarafındaki, doğalgaz basınç yükseltme istasyonunda yaşanan, teknik sorun” diye bir açıklama yapmıştır. Ne yazık ki her alanda olduğu gibi, enerji yönetimindeki, hesapsızlık, basiretsizlik, tedbirsizlik, düşüncesizlik, bir kez daha ülkemizin aşına, işine darbe vurmuştur.

KUMAR OYNADILAR, KAYBETTİLER

Küresel salgının zirve yaptığı dönemde, dibe vuran enerji fiyatlarının, salgın hafiflemeye başladığında, hızla artacağını maalesef bu yönetim öngörememiştir. Enerji fiyatları düştüğünde, süresi biten, uzun vadeli doğalgaz kontratlarını yenilememiştir. Spot piyasadaki fiyatlara aldanmıştır. Bu fiyatlar daha da düşer zannederek, ciddi bir kumar oynamıştır. Maalesef bu kumarı da kaybetmiştir. Şimdi Azerbaycan’dan, Rusya’dan çok yüksek fiyatlarla, gaz almak zorunda kalmışızdır. Bu da yetmemiştir, Enerji Bakanlığı, fiyatların düşeceği üzerine kumar oynarken, gaz depolarındaki sınırlı ihtiyat stoklarını da, masaya maalesef pey diye sürmüştür. Neticede, Türkiye bu kışa, yarısı boş gaz depolarıyla girmiştir.

TUZ GÖLÜ’NDE 3-5 GÜNLÜK GAZ KALDI

Ağustos’tan bu yana, başta Genel Başkanımız olmak üzere, defalarca uyarılarda bulunduk. Tedbir almazsanız bu kış çok kara geçecek dedik. Ama her zamanki kibirleriyle, uyarılarımızı duymazdan geldiler. Şimdi öğreniyoruz ki, Tuz Gölü’ndeki depolarda, sadece 3-5 günlük gaz kalmış. Ve maalesef önümüzde oldukça sert geçecek koskoca bir kış var. Doğalgaz depolama kapasitemizin yetersiz olduğu bütün uzmanlar tarafından ifade ediliyor. Bizim depolama kapasitemiz toplam tüketimin yüzde 5’i seviyesinde. Burada uluslararası kabul gören standart, tüketimin en az yüzde 20’si kadar bir depolama kapasitesine sahip olmanın gerekli olduğudur.

ELLER PLAN YAPARKEN HÜKÜMET YATTI

20 yıldır bu ülkeyi yönetenler, kendilerine saraylar yaptırmayı bildiler. Ama Türkiye’nin doğalgaz depolama kapasitesine ihtiyaç duyulan yatırımı maalesef yapamadılar. Yine uzmanlar; “Sisteme giren doğalgazı sistem içinde dolaştıracak, kompresörleriniz yoksa, dışarıdan istediğiniz kadar gaz alın. Hiçbir işe yaramaz” diyorlar. Türkiye’nin böyle bir zaafı olduğu da biliniyor. Bu krizle görüldü ki enerji alt yapımız, sanayicimize güvenilir ve sürdürülebilir enerjiyi sunmaktan çok uzak. Elin insanı karınca gibi çalışırken, bizdeki yönetim, Ağustos böceği misali çalıp oynayıp yatmış. Enerji krizini önleyecek, telafi edecek, hiç bir plan ve program yapmamış.

5 MİLYAR DOLARLIK ZARAR

Cumhuriyet Halk Partisine göre; her fabrika bir kaledir. Ülkemizdeki her fabrika bir kaledir. Bugün ülkemizin tüm üretim kaleleri, hükümetin basiretsizliği nedeniyle, düşme noktasına gelmiştir. Şimdi kendi basiretsizliklerini gizlemek isteyenler, çok gaz kullandın diye sanayiciyi suçlamakta, onu sopayla, cezayla tehdit etmektedirler. Enerji kesintisi nedeniyle oluşan üretim kaybının, en az 5 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. Sanayicilerimizin bu kaybı, nasıl telafi edilecek? Terminlerini kaçıran ihracatçı firmalarımızın, karşılaşacağı olası cezai müeyyideleri, kim karşılayacak? Enerji kesintisi nedeniyle, makine, teçhizatı bozulan sanayicinin, zararını nasıl tazmin edeceksiniz? Sanayicilerimiz bunlara cevap bekliyor.

ZARARARI TAZMİN EDİN

Sanayiciyi suçlamayın, tehdit etmeyin. Sanayicinin duran fabrikalarının, buralarda işini kaybeden emekçilerin, kayıplarını nasıl telafi edeceksiniz? Sanayiciyle emekçiyi kendi kusurları olmadan karşı karşıya getirmeyin. Bir an önce bu sebep olduğunuz zararları, tazmin edin. Bu krizin tekrarlanmaması içinde, alınması gereken tüm tedbirleri alın. Enerji iğneden, ipliğe her şeyin temel girdisidir. Üretimdeki kayıplar, daha fazla gelir kaybı, daha fazla yüksek enflasyon, daha çok işsizlik olarak, milletimize fatura edilecektir. Ama bir başka bedel vardır ki, bunu kolay kolay telafi etmek zordur. Yaşanan bu sıkıntılar nedeniyle şimdi dışarıdaki tedarikçiler ülkemizi enerji krizi riskine sahip ülkeler kategorisi içinde algılamaya başlamışlardır. Bu çerçevede siparişlerini de verirken daha ihtiyatlı davranacaklardır. Başka ülkelere de bu siparişleri dağıtmak durumunda kalacaklardır. Gerçekten Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olma durumuyla karşı karşıyayız.

CAMBAZA BAK DİYEREK SORUMLULUKTAN KAÇAMAZSINIZ

Burada şunu ifade etmek istiyorum. Ülkeyi yönettiğini iddia edenler her şeyden vazgeçebilirler ama sorumluluklarından vazgeçemezler. Yetki ve sorumluluk paranın iki yüzü gibidir birbirlerinin mütemmim cüzdür. Birbirinden ayrılamaz. Bu dünyanın her yerinde de böyledir. Üç maymunu oynayarak, görmezden, duymazdan gelerek, konuşmayarak, milletimizi pahalılığa ezdiren, çoluğunun çocuğunun yüzüne, bakamaz hale getiren, kış günü, ekmek kuyruğuna mahkûm eden, orman yandığında uçak kaldıramayan, sel olduğunda dere yatağına ev yapmışlar diyen, milletin 128 milyar dolarını ucuza satıp, çarçur eden, paramızı pul edip, milletimizi “öz yurdunda garip” eden, ülkeyi yabancılar için ucuzcu dükkânına çeviren, bu basiretsiz yönetim, sonunda ülkede bir de enerji krizine sebep olarak, milletin ayağına bir defa daha çelme takmıştır. Bunu konuşmayarak, tedbir almak yerine, “cambaza bak” diyerek kimse sorumluluktan kaçamaz. Bugün sorumluluktan kaçsalar bile, sorumluluklarından kaçmanın sonuçlarından, yarın kaçamayacaklar. Milletimiz sandık önüne geldiğinde bu yapılanların mutlaka hesabını soracaktır.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Teşekkür ediyorum. Varsa sorularınız alabilirim.

Soru- OSB’lerde yüzde 60’lık bir kota uygulanıyor. Aşıldığında gaz kesintisi gibi bir durumla karşı karşıya kalıyorlar. Başkent Gaz da nitekim uyarıda bulundu. Bunu nasıl değerlendirirsiniz? Bir de aracılar var OSB’lerde siparişleri yetiştirmek zorundalar ama gaz kesintisi gibi bir durumla karşı karşıya kalıyorlar üretim yaptıkları için…

İkinci sorum da şu olacak, biliyorsunuz Merkez Bankası Başkanı “liralaşma” gibi bir terim kullandı, ekonomiye yeni bir terim kazandırdı. Bu terimi nasıl açıklarsınız? Türkiye liralaşabilir mi?

Faik ÖZTRAK- Şimdi biraz önce konuşmamda ifade ettim yani bu gaz kesintisi üretimi önemli ölçüde riske atıyor. Yine Organize Sanayi Bölgelerimiz önemli ölçüde ihracata çalışıyorlar özellikle Ankara’daki Organize Sanayi Bölgeleri ve bütün güçleriyle de bu siparişleri yetiştirmeye uğraşıyorlar. Ama muhataplarına “Bizde böyle bir sorun var üç gün müsaade edin, 4 gün müsaade edin” dedikleri andan itibaren karşı tarafta muhataplarının kafasında ciddi soru işaretleri oluşuyor. Türkiye bugün pandemi sonrasında dünyada dağılan arz zincirlerinin ardından dünyanın arz merkezlerinden biri olma, sanayide arz merkezlerinden biri olma şansına sahip. Ama siz böyle bir enerji riski yaratarak, enerji sıkıntısı yaratarak bu hedefi de baltalıyorsunuz. O nedenle ben bu kesintileri çok tehlikeli buluyorum. İlgili kurumun anladığım kadarıyla liyakatli kadroları büyük ölçüde tasfiye edilmiş durumda. Bu liyakatli kadroların tasfiye edilmesi sonucunda enerji arzının yönetiminde de yani mevcut giren enerjinin ve stokların yönetiminde de önemli sorunlar olabilir. Tekrar bunlara bakılmalı, yeni bir takım optimizasyon modelleri denenmeli ve biran önce Türkiye’de bu enerji krizi olabilir imajı derhal silinmelidir. Kimsenin bu ülkeye bu maliyeti ödetmeye hakkı yoktur.

Gelelim liralaşmaya. Dün ben de izledim. Türkiye eğer “liralaşacaksa” öyle Merkez Bankası’nda zorlayarak, dövize endeksleyerek, başka işler yaparak liralaşmaz. Ben nasıl liralaşacağını söyleyeyim, önce yandaş müteahhitlere vermiş olduğunuz dolarla, avroyla garantileri liralaştıracaksınız. O zaman millet gerçekten sizin bu ülkede liralaşmadan yana olduğunuza inanır. Siz ihaleleri dolarla, avroyla vereceksiniz, mevduatın faizini, mevduatın kendisini dolara endeksleyeceksiniz ondan sonrada milletin 128 milyar dolarını birilerine satacaksınız, peşkeş çekeceksiniz, en son 9 – 10 milyar dolar buharlaşıp gidecek, “biz hiç satmadık” diyeceksiniz kamu bankalarına verdiğiniz dövizlere. Arkasından da “liralaşacağız” diyeceksiniz. Bu yönetim anlayışıyla bu gidişle bu ülkenin liralaşması falan söz konusu dahi olamaz.

Liralaşmak mı istiyorsunuz önce kendi paranıza güven sağlayacaksınız, önce siz kendi paranıza güveneceksiniz. Milletin de sizin paranıza güvenmesi için kendi parasına güvenmesi için gerekli önlemleri, tedbirleri, programı muhakkak uygulayacaksınız. Bunu yapmıyorsanız kimse kusura bakmasın liralaşıyoruz diyerek liralaşılmaz.

Soru- İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu İngiliz Büyükelçisiyle görüşmesine ilişkin öncesinde ve sonrasında Genel Başkan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na bilgi verdi mi?

Faik ÖZTRAK- Bugün burada konuştuğumuz meseleyle bunun ne ilgisi var açıkçası çok fazla anlayamadım. Ama soruyu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımıza soracaksınız bana değil.

Soru- Enerji kesintileri ve kısıntıları bitecek mi?

Faik ÖZTRAK- Açıkçası depoların durumuna baktığımızda yine İran’ın açıklamalarına baktığımızda (kesintilerin bitmesini) çok istememize rağmen, belirsizliğin sürme riskinin olduğunu görüyoruz. Bu belirsizliğin biran önce giderilmesini çok istememize rağmen, sanayicimizin yeniden taahhütlerini yerine getirecek biçimde üretim yapmaya dönmesini beklememize rağmen, yine özellikle çalışan kesimlerin mağdur olmamasını istememize rağmen belirsizlikler sürüyor. Bence bir an önce bu belirsizliklerin giderilmesi, hükümetin gerekli tedbirleri alması ve hiçbir ne sanayicimizi ne de çalışanlarımızı arafta bırakmaması gerekiyor. Umarım bu akşam itibariyle bu sorunu çözebilirler. Ama biz bu sıkıntının geldiğini söyledik. Tekrar söylüyorum ta Ağustos ayından beri Genel Başkanımız uyarıyor. Tedbir alın, tedbir alın, tedbir alın ama biz bambaşka şeyleri bu ülkede konuşuyoruz. Küreselleşmenin getirdiği fırsatlardan yararlanacağız diyoruz işte küreselleşmenin getirdiği fırsatlar kapımızın önünde o fırsatları yitirmek için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz.

Teşekkürler.

BİZİM SİZDEN ALACAĞIMIZ KRİZ YÖNETİMİ DERSİ YOK

CHP Sözcüsü Öztrak, AK Parti Sözcüsü’nün İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ilişkin ithamlarına yanıt verdi. Bu Hükümetin Türkiye’nin ormanları yanarken uçak kaldıramadığını, ülkeyi seller götürürken, “sel yatağına ev yapmışlar” deyip milleti suçladığını söyleyen Öztrak, “Şimdi çıkmışlar karşımıza kriz yönetiminden bahsediyorlar. Bunları geçeceksiniz. Bizim sizlerden alacağımız kriz yönetimi dersi yok” dedi.

AK Parti Sözcüsünün yoğun kar yağışı nedeniyle yaşanan sıkıntılar konusunda İBB’yi eleştirirken kapanan İstanbul Havalimanı’ndan ve Ankara-İstanbul arasındaki yollardan, fabrikalara verilemeyen elektrikten ve gazdan hiç bahsetmediğini, bölgeye giden bakanların neden Atatürk Havalimanı’na inmek zorunda kaldığı hakkında tek söz bile söyleyemediğini belirten Öztrak, “Belediyelerimizle uğraşmaktan ülkenin sorunlarıyla uğraşamıyorlar. İşi gücü bırakmışlar, trollükle iştigal ediyorlar” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Atalarımızın bir sözü var: “İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır.” Bugün AK Parti’nin Sözcüsü çıkmış alabildiğince İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni (İBB) eleştirmiş. Ama eleştirirken, kapanan İstanbul Havalimanı’ndan hiç bahsetmemiş. Kapanan Ankara-İstanbul arasındaki yollardan hiç söz etmemiş. Kendi yönetimindeki kurumların basiretsizlikleri nedeniyle, yeterince depolanamayan gazdan, bu nedenle fabrikalara verilemeyen elektrikten, gazdan hiç bahsetmemiş.

İSTANBUL VALİSİ’NİN İBB’DEN DESTEK İSTEDİĞİNİ SÖYLEMEMİŞ

Hele İstanbul Valisi’nin Karayolları’nın sorumlu olduğu yollarla ilgili olarak İBB’den destek istediğini hiç anlatmamış. Ama lafa gelince, “Aya sert iniş yapacağız” diyenler, İstanbul Havalimanı’ndan uçak kaldıramadılar. Bununla ilgili AK Parti Sözcüsünden tek laf yok.

BÜYÜKŞEHİR SORDU, “GEREK YOK” DEDİLER

Yolda kalan turistler “Otel istiyoruz” diye slogan atıyor. Havaalanında bulunan turistler isyan ediyor, buldukları çözüm, Çevik Kuvveti Havalimanına sokmak oluyor. Büyükşehir Belediyemiz havalimanına “Burada yardıma ihtiyaç var mı” diye soruyor. “Yok” diyorlar. Neden AK Parti Sözcüsü bunları anlatmıyor. Neden binlerce insanın yerlerde o havaalanında kartonlar üzerinde -o da bulabilirlerse- yatmak zorunda kaldıklarından söz etmiyor? Neden orada isyan edenlere Çevik Kuvvetin gösterdiği sopadan hiç söz etmiyor?

RUS PİLOTLARI BİLE KAFA BULUYOR

Bilim insanları ve uzmanlar, İstanbul’da üçüncü havalimanının konumu hakkında birçok uyarılarda bulunmuşlardı. Ne cevap verdiler? “Almanya bizi kıskanıyormuş”. Ne oldu? O Almanya’nın kıskandığını söyledikleri Havalimanında, THY’nin kargo deposunun çatısı çöktü. Bundan niye bahsetmiyor Sayın Sözcü? Uçaklar inip, kalkamadı. Bakanları bile İstanbul Havalimanı’na değil, Atatürk Havalimanı’na inmek zorunda kaldı. Rus Pilotları; “Büyük havalimanı yapmışlar, ama havalimanını açık tutacak ekipman almamışlar” diye bunlarla kafa buluyor. AK Parti Sözcüsü’nden bunlarla ilgili tık çıt çıkıyor mu? Yok.

AK PARTİ SÖZCÜSÜ BAKANLARIN NEDEN ATATÜRK HAVALİMANINA İNDİĞİNİ SÖYLEMİYOR

Vatandaşımız ne güzel söylüyor; “İstanbul Havalimanı Ak Parti’dir. Şatafatlıdır, yaldızlıdır, varaklıdır, gürültülüdür. En büyük olduğu iddiasındadır. Ama bir kriz anında işlevsizdir. Atatürk Havalimanı ise cumhuriyet gibidir. Paramparça edilmiştir, yağmalanmıştır, terk edilmiştir. Ama kimin başı sıkışsa, ona sarılır. Ve en zor anlarda bile çalışır, olayın özeti de budur!” diyor. Ne güzel söylüyor. AK Parti Sözcüsünden buna ilişkin, yani bakanlarının neden Atatürk Havalimanına indiklerine dair tek bir söz duydunuz mu? İstanbul’da Üçüncü Köprüyü ve Kuzey Marmara Otoyolu’nu kim işletiyor? CHP işletmiyor. Yandaşların işlettiği bu yollarda da insanlarımız mahsur kaldı.

KOMŞUDA HEM TAZMİNAT ÖDENDİ HEM İSTİFA GETİRDİ

Ondan sonra AK Parti Sözcüsü çıkıyor; “Bir kişi bile yolda kalmışsa, bunun ortaya konulması lazım” diyor. E doğru, bunun ortaya konulması lazım ama o zararın da tazmini lazım… Bak, örnek mi alacaksan, kriz yönetimi mi diyorsunuz? Komşumuz Yunanistan’a bir bakacaksınız. O otoyolu açık tutamayan şirkete, yolda kalan her bir araç için 2 bin Avro ceza yazdılar. Otoyolu işleten şirketin CEO’su da orada bir gün daha kalamadı istifa etti. Peki, İstanbul Havalimanını işletenler, üçüncü köprüyü ve Kuzey Marmara Otoyolu’nu işletenler, bunlar milletin zararını tazmin edecekler mi? Bununla ilgili bir sorumlulukları olacak mı? Esas milletimizin AK Parti Sözcüsünün ağzından duymak istediği şeyler bunlar…  Ama bunlarla ilgili hiçbir şey yok, İstanbul Büyükşehir Belediyesiyle AK Parti Sözcüsü kavga ediyor. Çünkü hala daha kabullenemediler. Çünkü daha hala mızıkçılık yapmak istiyorlar İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni kaybetmeleri nedeniyle.

İBB BAŞKANI EFENDİLİĞİNDEN ANLATMIYOR

2017 yılındaki kar yağışında 17 günde atılan tuzu ve solüsyonu bu yıl 4 günde atılan tuzla, solüsyonla mukayese etmeye kalkıyor. Şimdi aslında o dönemde 2017 yılında Beylikdüzü Belediye Başkanı olan bugünkü İBB Başkanı kendi AK Partili olmadığı için AK Partili Büyükşehir Belediye Başkanının kendisine tuz ve solüsyon vermediğini anlatmamış. Efendiliğinden anlatmamış.

CİN OLMADAN ADAM ÇARPMAYI BIRAKSIN

Ama AK Parti Sözcüsü çıkıyor İstanbul’da daha önceden belirlenmiş bir büyükelçiyle yenen yemek üzerinden kendisini İBB Başkanını linç etmeye kalkıyor. Bu AK Parti Sözcüsü cin olmadan adam çarpmayı bıraksın. Yani o kadar araç seferber olmuş, o kadar insan çalışmış, İBB Başkanı sabahlara kadar bu insanların başında oturmuş, siz bir yemek yedi diye onu linç etmeye kalkacaksınız. İstanbullu ne olduğunu görüyor.

BİZİM SİZDEN ALACAĞIMIZ KRİZ YÖNETİMİ DERSİ YOK

Bakın söyleyeyim, bunların yönetiminde ormanlar yandı, uçak kaldıramadılar. Ülkeyi seller götürdü, sel yatağına ev yapmış deyip milleti suçladılar. İstanbul’un göbeğinde insanlar selde servis araçlarında can verdi. Ondan sonra şimdi çıkmışlar karşımıza kriz yönetiminden bahsediyorlar. Bunları geçeceksiniz. Bizim sizlerden alacağımız kriz yönetimi dersi yok.

OSB’LERDE KESİLEN ELEKTRİĞE BAKIN

Sizin yönetiminizde şu anda görülmemiş bir enerji ve üretim krizi yaşanıyor beyefendi. Organize Sanayi Bölgelerinde 3 gün elektriği kestiniz. Üretim durdu. Doğalgaz tedarikinde sınıfta kaldınız, depoları dolduramadınız. Daha bugün öğreniyoruz ki, Tuz Gölü’nde 8 günlük gaz kalmış. Ortada çok büyük bir yönetim krizi var. Böyle bir krizle, Cumhuriyet tarihimizde ilk defa karşılaşıyoruz. Ama AK Parti Sözcüsünün ağzından bununla ilgili tek laf çıkmıyor. Ama sıkılmıyor bize kriz yönetimi dersi vermeye kalkıyor. Biz sizi uyarmıştık, kriz çıkacağını görmüştük. Her zamanki kibrinizle dinlemediniz. Bugün depoda yeterli gaz olmadığı için, sanayicimizi kış gününde gazsız, elektriksiz bıraktınız. Devleti devlet gibi değil, şirket gibi yöneteceğiz iddiasıyla işbaşına gelenler, kamuda “aksiyon alma” deyiminin mucidi olanlar şimdi böyle bir krizde “nasıl aksiyon alacaklarını” bir türlü bilemiyorlar.

KUSUR SANAYİCİNİN DEĞİL, SENİN KUSURUN

Geçtik devleti devlet gibi yönetmenizden, bari basiretli bir iş insanı gibi yöneteme çalışın. Onu bile yapamıyorsunuz. Ama sanayicinin ihracat gelirinin dörtte birine, cebren el koymayı biliyorsunuz. Sanayiciyi şalterleri kapatmazsa, cezayla tehdit etmeyi de biliyorsunuz. Peki bugün kusur sanayicinin mi? Senin kusurun… AK Parti Sözcüsünün ağzından bunlarla ilgili tek bir söz duydunuz mu? Hayır? Yaptıkları ya da yapmaları gerektiği halde, yapmadıkları her şey, büyük krizlere sebep oluyor. Ondan sonra da çıkıyorlar bize kriz dersi vermeye kalkıyorlar.

İŞİ GÜCÜ BIRAKMIŞLAR TROLLÜK YAPIYORLAR

İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile uğraşmaktan, diğer Büyükşehir Belediyelerimizle uğraşmaktan ülkenin sorunlarıyla uğraşamıyorlar. İşi gücü bırakmışlar, trollükle iştigal ediyorlar.

O GÖMLEK SİZE İKİ BOY BÜYÜK GELİR

AK Parti Sözcüsü bir de sıkılmadan Genel Başkanımıza 15 Temmuz üzerinden laf yetiştirmeye kalkmış. 15 Temmuz’da kendi Genel Başkanları Marmaris’te tatildeyken, hain darbe girişimini “Eniştesinden” öğrenip uçağa binip havada tur atarken, Başbakanları tünelde saklanırken, Belediye Başkanı’nın evine herkesin gözünün önünde giden ve oradan gelişmeleri izleyen, partisinin milletvekillerine “TBMM’ye gidin, demokrasiye sahip çıkın” talimatı veren Genel Başkanımıza mani düzmeye kalkıyor. Beyefendi bu gömlek size iki boy büyük gelir.

ALACAĞIMIZ DERS YOK, VERECEKLERİ HESAP VAR

Tekrarlıyorum, bizim AK Parti’den alacağımız Kriz Yönetimi dersi yoktur. Ama onların milletimize vermesi gereken çok hesap vardır. Teşekkür ediyorum.

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com