Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

KUR ASANSÖR GİBİ İNİP ÇIKARKEN KİMLER KÖŞEYİ DÖNDÜ AÇIKLAYIN

CHP Sözcüsü Öztrak, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın dün açıkladığı tedbirlerin önce beklentileri körükleyerek döviz kurlarının düşmesine sebep olduğunu, sonra tedbirlerin fos çıkmasıyla kurun aynı yere geri döndüğünü belirterek, “Şimdi Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkililerine düşen, Dolar kuru 3-4 saat içinde asansör gibi inip çıkarken kimler dolarları düşük fiyattan aldı, kimler yüksek fiyattan sattı, kimler köşeyi döndü, kimler voliyi vurdu; bunların içinde, Saray’dan, AK Parti Genel Merkezi’nden, Beşli Çeteden, bürokrasiden kimse var mı açıklamaktır” diye konuştu.

Bakanlığın dün yaptığı açıklamanın sonunda, “20 Aralık 2021 tecrübesini unutma” mesajı verilerek vatandaşlara aba altından sopa gösterildiğini söyleyen Öztrak, “Ey Hazine ve Maliye Bakanlığı bürokratları! Nebati Bakanınızı neden kandırdınız? Neden 20 Aralık gecesi size sorduğunda, ‘Bir şey yapmadık’ dediniz de şimdi ‘20 Aralık’ı unutma’ diye vatandaşa aba altından sopa gösteriyorsunuz? Adamı neden ‘Lan…nasıl?’ diye televizyonlarda konuşturdunuz. Sonunda, Nebati Bakan’ın ışıl ışıl gözlerinin ferini kaçırttınız, adama konuşma yasağı koydurttunuz. Bak şimdi işler sizin başınıza kaldı. Gecenin bir vakti, yazılı açıklamalar yapmak zorunda kalıyorsunuz. Ama bu arada şunu da ifade edeyim. Gelir gelmez bakacağımız ilk hususlardan biri 20 Aralık gecesi neler olduğunu araştırmak olacak” dedi.

Bakanlık tarafından tedbir olarak açıklanan Gelire Dayalı İç Borçlanma Senedinin hangi gelire dayalı olduğunun belli olmadığına dikkat çeken Öztrak, “Garanti lafları, gelir laflarının önünde giden bu iç borçlanma aracının yükü yine bizim vatandaşlarımızın sırtında kalacak. Parası, dövizi olanın elinden,  parasını, dövizini almak için, faiz sözcüğünü kullanmadan yüksek faiz verecekler, maliyetini de milletin hazinesine yükleyecekler. O paraları, dövizleri de sonra yine bugün olduğu gibi har vurup harman savuracaklar. Tam Con Ahmet’in devri daim makinesi” değerlendirmesinde bulundu.

Bu hafta açıklanan, Hazine Nakit Gerçekleşmeleri verilerini de değerlendiren Öztrak, Hazine’nin artan gelirlerine ve kasada görünen paradaki artışa rağmen borçlanmanın olağanüstü seviyelere çıktığının altını çizdi. Öztrak, “Madem bu kadar geliriniz var, kasanızda bu kadar para var, neden borçlanarak boş yere faiz lobilerine faiz ödüyoruz? Yoksa Mayıs ayında, gelirlerdeki olağan dışı artış geçici mi? Arkasında bilmediğimiz bir şey mi var? Soruyoruz bu kadar paranız varsa, 3600 ek göstergeyi, asgari ücrette enflasyon düzeltmesini neden bu yılın sonuna sarkıttınız? Bu sorulara cevap bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

Erdoğan’ın dün yaptığı adaylık açıklamasında Türkiye’nin ikinci büyük partisinin Genel Başkanına yine ağız dolusu hakaretler ettiğini, 2023 için millete verdiği sözleri tutamayan, insanları işsizlik ile hayat pahalılığı arasında ezen, sofralardaki ekmeği küçülten, ülkeyi Avrupa’nın açık hava sığınmacı kampına çeviren, milletine “çürük, sürtük” diye küfür eden bir siyasetçi olarak adaylığını açıklarken de edebi, adabı bozduğunu ifade eden Öztrak, “Sarayın kibir abidesine, o sözlerini aynen iade ediyoruz. Ettiği hakaretleri tıynetine ve meşrebine veriyoruz” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Bir kibir abidesinin, bir zalimin, bir avuç kara cahilin elinde, milletimizin sofrasındaki ekmek, küçüldükçe küçülüyor. Saray ve şürekâsı, milletten koptu, milletin halini görmüyor, sesini de duymuyor.

FAİZ SEBEP DEDİ, FAİZ LOBİLERİNİ ABAT ETTİ

Sarayın kibirlisi, ülkeyi deneme tahtasına çevirdi. Bir “Faiz sebeptir”  tutturdu. Londra’daki faizcilere biat etti, faiz Londra’daki bankerlerin zenginleşmesinin sebebi oldu. Enflasyon canavarı hortladı. Milletimizi hayat pahalılığına ezildi.

ARTMASI MÜMKÜN DEĞİL DEDİĞİ ENFLASYON 3 AYDA İKİYE KATLANDI

Geçtiğimiz Ağustos ayında, Sarayın kibirlisi, “Faizi düşüreceğiz, Ağustosla birlikte enflasyon düşecek, bundan böyle, enflasyonun yukarı çıkması mümkün değil” diyordu. Birde onun yanında ne olduğu belirsiz bir safsatayı “Türkiye Modeli” diye millete yutturmaya kalkıyorlardı. O gün, 1 Dolar 8 lira 60 kuruştu, enflasyon yüzde 20’nin altındaydı. Merkez Bankasına talimatla tabela faizini düşürttü, sadece üç ayda, Dolar kurunu da, “Daha yukarı çıkması mümkün değil” dediği enflasyonu da bile, isteye ikiye katladı. Piyasadaki faizler de o günün çok üstüne çıktı. O gün bugün, ağzını her açtığında, ekonomide çıkardığı yangına benzin döktü.

MERKEZ BANKASI’NIN DÖVİZ KASASI 53 MİLYAR DOLAR AÇIK VERİYOR

Aralık ayına geldiğimizde, 1970’lerde ekonomiyi batıran Dövize Çevrilebilir Mevduatın Saray versiyonunu, kurtarıcı formül diye milletimizin önüne koydular. Mevduat sahibinin parasına, Hazine’den döviz cinsinden garanti verdiler. Büyük icatmış gibi Kur Korumalı Mevduatı “Bütçeye tek kuruş yük getirmeyecek” diye pazarladılar. Sonunda bu aziz milletin verdiği vergilerden, bu yılın ilk dört ayında, 16 milyar 255 milyon lirayı bir avuç mevduat sahibine ödediler. Yetmedi milletimiz benzine, mazota trilyonlarca lira vergi öderken, bu mevduat sahiplerinden devlet vergi almaktan vazgeçti. 10 milyar 100 milyon lira da buradan kaybetti. Haziran ayı başında, Kur Korumalı Mevduatta biriken dövize endeksli paranın toplamı tam 931 milyar lira. Şimdi kurun 17 lirayı geçmesiyle birlikte, milletin sırtına binecek yük 150 milyar lirayı geçecek. Saray, bunca para vererek topladığı dövizleri, kendi hatası sonunda raydan çıkan TL’nin değerini tutmak için, daha önce 128 milyar doları nasıl harcadıysa, Merkez Bankası’nın arka kapısından har vurup harman savurdu. Dün açıklanan verilere göre, Merkez Bankası’nın döviz kasası 53 milyar dolar açık veriyor. Kasada para yok.

DOLARI TUTMAK İÇİN HARCANAN MİLYARLARIN ÜSTÜNE BİR BARDAK SOĞUK SU

Tüm bunlar olurken, üç gün önce Erdoğan yine kürsüye çıktı bir defa daha, “Faiz sebep, enflasyon sonuç”  dedi. Yine işler şirazesinden çıktı. Dolar kuru 17 lirayı geçti. Kuru tutacağız diye sattıkları milyarlarca dolar rezervin, döviz garantili mevduat için vatandaşın vergilerinden harcanan, milyarlarca liranın üzerine, bir bardak soğuk su içtiler. Nebati Bakanı’nın “TL en değersiz noktada, rahat olun, daha fazla düşecek yeri yok” dediği günden bu yana Türk Lirası 2,5 ayda Dolar karşısında tam yüzde 14 değer yitirdi. Dün akşam saatlerinde, önce Hazine ve Maliye Bakanlığı sosyal medya hesabından bir açıklama yaptı. Ekonomi çevrelerinde konuşulmaya başlanan, şuyu vukuundan beter, “Türkiye’de yeni sermaye kontrolleri geliyor” haberleri üzerine, “Serbest piyasaya bağlıyız, kambiyo rejimimiz liberal” mesajlarını verdi. Adeta Merkez Bankası’na talimatla faiz indirten, kuru tutmak için; Merkez Bankası’nın ödünç rezervlerini arka kapıdan çaktırmadan sattıran, ihracat gelirlerinin yüzde 40’ını Merkez Bankası’nda bozdurma zorunluluğu getiren, kamu kurumlarına telefon açtırarak, gerektiğinde sopa göstererek firmaları döviz satmaya zorlayan, bankalardaki döviz mevduatlarını, Kur Korumalı Mevduata çevirmek için ilave karşılıklar getiren, daha yeni kira artışlarına tavan getiren, ekonomiyi, dört başı mamur bir “kumanda ekonomisine” çevirip, bu lafları körükleyen, bu Hükümet değil… Yani bu açıklama gerçeklerden kopuk bir açıklama.

BÜROKRATLARI NEBATİ BAKANI KANDIRMIŞ

Açıklamanın sonuna da, “20 Aralık 2021 tecrübesini unutma” diye, vatandaşlarımıza, aba altından sopa göstermek için bir takım cümleler eklemişler. Ey Hazine ve Maliye Bakanlığı bürokratları! Nebati Bakanınızı neden kandırdınız? Neden 20 Aralık gecesi size sorduğunda, “Bir şey yapmadık” dediniz de şimdi 20 Aralık’ı unutma diye vatandaşa aba altından sopa gösteriyorsunuz? Adamı neden “Lan…nasıl?” diye televizyonlarda konuşturdunuz. Sonunda, Nebati Bakan’ın ışıl ışıl gözlerinin ferini kaçırttınız, adama konuşma yasağı koydurttunuz. Bak şimdi işler sizin başınıza kaldı. Gecenin bir vakti, yazılı açıklamalar yapmak zorunda kalıyorsunuz. Ama bu arada şunu da ifade edeyim. Gelir gelmez bakacağımız ilk hususlardan biri 20 Aralık gecesi neler olduğunu araştırmak olacak. Çünkü buradan vatandaşlarımız çok zarar etti o gün.

MÜTHİŞ TEDBİRİNİZ GELİRE ENDEKSLİ SENET, HANGİ GELİRE ENDEKSLİ?

Dünkü açıklamalarının sonunda da Türkiye Modeli çerçevesinde, “Bu akşamdan itibaren enflasyon ve döviz kuruna karşı yeni adımlar atacağız” diye taahhütte bulunmuşlardı. Ne oldu? Dolar kuru bu duyurunun ardından 40 kuruş birden indi… Üç saat sonra da, Bakanlık’tan beklenen açıklama geldi. Doları ve enflasyonu düşürecek o müthiş tedbir, daha önce birçok hükümetin deneyip sonra vazgeçtiği, üç ayda bir garantili getiri sağlayacak, gelire endeksli iç borçlanma senediymiş. Tabi bu arada soruyoruz, bu kağıt “hangi gelire” endeksli? Yandaş müteahhitlere yaptırılan, onlara hem de döviz garantisiyle verilen, geçilmeyen yolların ve köprülerin, uçulmayan havalimanlarının geliri olamaz. Devlet bunlardan gelir elde etmek bir yana milyarlarca dolar garanti ödüyor. Eğer söz konusu olan kamu işletmelerinin geliri ise… Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Kamu İşletmeleri Raporu’na göre BOTAŞ zararda, EÜAŞ zararda, Taş Kömürü Kurumu zararda, Devlet Demiryolları zararda, DHMİ, Çay-Kur, TEDAŞ… pek çok kamu işletmesi zararda.

CON AHMET’İN DEVRİDAİM MAKİNESİ

Anlaşılan dün gece açıklandığında, “Garanti” lafları “Gelir” laflarının önünde giden, bu iç borçlanma aracının yükü yine bizim vatandaşlarımızın sırtında kalacak. Bir cin fikir tedavüle sokulacak. Parası, dövizi olanın elinden,  parasını, dövizini almak için, faiz sözcüğünü kullanmadan yüksek faiz verecekler, maliyetini de milletin hazinesine yükleyecekler. O paraları, dövizleri de sonra yine bugün olduğu gibi har vurup harman savuracaklar. Tam CON AHMET’in devri daim makinesi.

SİZ PANSUMANLA UĞRAŞIRKEN CDS 14 YILIN REKORUNU KIRDI

Dün akşam yapılan açıklamaya göre Doların ve enflasyonun belini kıracak Büyük(!) planın ikinci adımı da, tüketici kredilerinin vadelerini kısaltmak, kredi kartlarında asgari ödeme miktarının artırılmasıymış. Milletimiz zaten borç harç, zar zor ayakta kalmaya çalışıyor. Şimdi vadeleri kısaltacaksınız, kartlara asgari ödeme miktarlarını arttıracaksınız. Anlaşılan Saray milletimize bir tokat daha vurmaya hazırlanıyor. Siz aspirin tedavisi ve pansumanla uğraşırken Türkiye’nin Kredi Temerrüt Risk Primi 14 yıl sonra ilk kez 800 puanı geçti. Dün akşam açıkladıklarınızdan sonra dağ, yine fare doğurdu. Bu da diğerleri gibi Sarayın iş bilmezliğinin bir nişanesi olarak, tarihin duvarlarına çakılacak.

KUR ASANSÖR GİBİ İNİP ÇIKARKEN KİMLER KÖŞEYİ DÖNDÜ AÇIKLAYIN

Dün akşam körükledikleri beklentiler, fos çıkınca, Dolar hızla eski seviyesine döndü. Şimdi Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkililerine düşen, Türkiye Modeli diye yaldızlayarak yaptıkları açıklama sürecinde Dolar kuru 3-4 saat içinde asansör gibi inip çıkarken: Kimler dolarları düşük fiyattan aldı, kimler yüksek fiyattan sattı, kimler köşeyi döndü, kimler voliyi vurdu? Bunların içinde, Saray’dan, AK Parti Genel Merkezi’nden, Beşli Çeteden, bürokrasiden kimse var mı? Bunları açıklamaktır.

HER HATALARININ BEDELİNİ MİLLETİMİZ ÖDÜYOR

Saray, meleklerin cinsiyetini tartışan Bizanslılar gibi, “Bu ülkede teknik enflasyon mu? Yoksa hayat pahalılığı mı var?” diye tartışadursun, yaptıkları her hatanın faturasını milletimiz ödüyor. Birleşmiş Milletler’in Gıda Raporuna göre Türkiye’de 15 milyon kişi yeterince beslenemiyor. Araştırma şirketlerinin kamuoyuna yansıyan raporları, bu ülkede, her 10 kişiden 9’unun geçim sıkıntısı çektiğini ortaya koyuyor. Tarımın başladığı bu topraklarda, çocukların boyları yetersiz beslenme nedeniyle kısa kalıyor. Bu memlekette kavrulmuş fındığın 200 gramı markette 35 lira olmuş. Bu ülke dünyadaki fındığın yüzde 70’ini üretiyor. Ama bu ülkenin vatandaşları, artık marketten 200 gram fındık alamıyor. Ucuz emek ülkesi olarak bildiğimiz Çin’de asgari ücret 370 dolar. Sarayın paramızı pul eden politikaları sayesinde bizdeki asgari ücret 250 doların altında. Türkiye’de 1 kilo kıyma almak için asgari ücretlinin 1 gün çalışması gerekiyor. İngiltere’de ise, İsviçre’de ise, ABD’de ise 1 saat çalışması yetiyor. Bu ülkede eskiden ev almak hayaldi, şimdi maaşlı çalışanlar için bir araba almak da hayal oldu. Araba alsa da kontağı çevirmek için kırk kere düşünmek zorunda kalıyor insanlar. Öyle ya,  benzinin, mazotun 30 lirayı görmesine artık ramak kaldı. Benzinlikten çıkan vatandaş, “Bu böyle gitmez. Sandıkta görüşürüz” diyor. Besici bıkmış… Süt veren hayvanını kesime gönderiyor. Yumurta üreticisine rekabet soruşturması açmışlar. Girdi fiyatlarından yılan üretici, “Bu maliyetlerle çok yakında 30’lu yumurta 100 liraya çıkar” diyor. Sofraların en ucuz protein kaynağı yumurta, o da artık ateş pahası…

HÜKÜMETİN SURİYELİ PLANI: HAYAT PAHALILIĞIYLA KAÇIRMAK

Sarayın, “Savaştan kaçtılar, onlar muhacir, biz ensar” dediği Suriyeli sığınmacılar bile, “Artık buradaki hayat pahalılığına dayanamıyoruz, yandım Allah” diyerek ülkelerine geri dönmeye başladılar.  Anlaşılan Suriyelileri geri göndermek için hükümetin bulduğu formül bu. Tabi formül buysa bu formül aynı zamanda bizim en iyi yetişmiş gençlerimizi de kaçırıyor.

RESMİ ENFLASYONU AÇIKLAMAK İÇİN MEŞİN GİBİ SURAT GEREK

Bu Hükümet, çözemediği her sorunda yaptığı gibi cambaza bak diyerek, üstünü örterek, hayat pahalılığını unutturmayı düşünüyor. Ama midenin gurultusu, artık Sarayın kuru gürültüsünü bastırıyor. TÜİK, enflasyonu hesaplamada kullandığı madde fiyatlarını sakladı. Sonra da yöneticileri çıktı, biz bunu “Şeffaflık için yaptık” diye açıklama yaptılar. Enflasyonun açıklanacağı gün, enflasyonla ilgili birimde çalışan 7 kişi rapor alıyor, işe gelmiyor. Tabi yüzde 160 enflasyon yaşanırken, yüzde 73,5 enflasyon açıklamak kolay iş değil… İnsanın yüzünün meşin gibi olması gerekiyor. TÜİK bunu yaparak emeklinin, dul ve yetimlerin, işçinin, memurun hakkını yiyor. Ondan sonra da sendikalar, haklarını aramak için TÜİK’in kapısına dayanınca, polis şiddetinin daniskasıyla karşılaşıyorlar. Yazıktır günahtır. Biz boşuna demiyoruz, Saray bu devleti yönetemiyor. Ülkemiz, rüzgara kapılmış bir yaprak gibi oradan oraya savruluyor.

O KADAR PARANIZ VARSA NEDEN BORÇLANIYORSUNUZ?

Bu hafta, Hazine Nakit Gerçekleşmeleri açıklandı. Mayıs ayında nakit fazlası 150 milyar lirayı bulmuş. Güzel. Nakit dengesi, ilk beş ayda ise 82 milyar lira fazla vermiş. Bu da güzel. Ama Hazine aynı dönemde hızla borçlanmaya devam etmiş. Geçen yılın aynı döneminin neredeyse beş katı kadar borçlanmış! Neden? Madem bu kadar geliriniz var, kasanızda bu kadar para var, neden borçlanarak boş yere faiz lobilerine faiz ödüyoruz? Yoksa Mayıs ayında, gelirlerdeki olağan dışı artış geçici mi? Arkasında bilmediğimiz bir şey mi var? Soruyoruz bu kadar paranız varsa, 3600 göstergeyi, asgari ücrette enflasyon düzeltmesini neden bu yılın sonuna sarkıttınız? Bu sorulara cevap bekliyoruz.

2001’DE HEM ENFLASYONU DÜŞÜRDÜK, HEM BÜYÜMEYİ SAĞLADIK

Adaletsizlik anlatılırken, “At yarış kazandığında, sahibi ödülü, Jokey parasını, at yine samanı alır” derler. Bu zalim yönetim zengini seviyor. Sarayın Nebati Bakanı, “Büyüme için yüksek enflasyonu tercih ettiklerini” “Dar gelirlileri, bile isteye ezdiklerini” itiraf ediyor. Ama ben söyleyeyim, Nebati Bakan’ın sandığının aksine enflasyon düşerse, büyüme düşmez. 2001 krizinin ardından benim de Hazine Müsteşarı olarak içinde bulunduğum ekonomi yönetimi; sadece bir yılda Tüketici Enflasyonunu yarıya, üretici enflasyonunu üçte bire indirmişti. Ama aynı dönemde, iki çeyrek içinde ekonomide ibreyi, küçülmeden büyümeye çevirdik. Biz biliyoruz ki Türkiye, üretime koşabileceği genç nüfusuyla, 4,5 saatlik uçuş mesafesinde; 1,5 milyar nüfusa, 58 ülkeye ve 21,5 trilyon dolarlık pazara erişim imkânı sağlayan olağanüstü konumuyla, dünyanın her köşesinde ter döken, deneyimli ihracatçılarıyla, iş insanlarıyla potansiyeli çok yüksek, çok büyük bir ülkedir. Özellikle de pandemi sonrasında, kısalan tedarik zincirleri ülkemizin bu potansiyelini daha da belirgin bir hale getirmiştir. Önümüzde çok büyük fırsatlar vardır. Ekonomimiz doğru ilaca hızlı cevap verir. Güveni sağlayacak bir programla, Yeni Kurallar, Yeni Kurumlar ve Yeni-Liyakatli Kadrolarla çok kısa sürede bu ekonomi ayağa kalkar. Biz bunu yaşayarak gördük. Sürekli lastik patlatan, yama üstüne yamayla bu işi götürmeye çalışan beceriksiz bir şoförün elinde, ekonomimiz hızla geriye kaymaktadır.

BİR FUTBOL MAÇINDA DÖRT HAKEM VAR, BU REJİMDE BİR HAKEM YOK

22 topçuyla oynanan futbolda bile gerektiğinde doğru karar vermek için dört hakem, olan biteni kontrol etmek içinde bir tane kamera sistemi vardır. Bu ucube rejimde, 84 milyonun kaderi tek kişinin iki dudağına bakıyor. Onun dışında ne bir hakem var, ne de kamera, ne denge var, ne de denetim… Sabah kalktığında Saray’ın keyfi nasıl isterse, koca bir ulus hep birlikte onu yaşıyoruz. Bu keyfilik, ülkemizin refahından çalıyor.

MODELLERİ ÖLÜ DOĞDU

Şunu açık söylüyorum: Türkiye, bu Hükümet olmasaydı, 2023 hedeflerine çok rahat ulaşabilirdi. Öyle Saray’ın iddia ettiği gibi 2023’te 2 trilyon dolar hedeflerine kimse hayal demedi. Aksine, biz o dönemde de “2 trilyon dolar milli gelir hedefi Türkiye gibi bir ülke için düşüktür. Türkiye bundan daha iyisini yapabilir” dedik. Ve çok daha iddialı rakamları açıkladık. Ama şimdi Türkiye bu kötü yönetim elinde savruluyor. Bırakın en büyük 10 ekonomi arasına girmeyi, ilk 20 ekonomi arasından da düştü. 2 trilyon dolar milli gelir hayal oldu. Milli gelirimiz 800 milyar doların altına düştü. Bu, Türkiye’nin 2008 yılındaki milli gelir seviyesidir. Bunun öyle dışarıyla falanda ilgisi yoktur. Bu yaşadıklarımız tamamen saray imalatıdır. Uluslararası kuruluşların son tahminleri de, ekonomimizin içinde bulunduğu durumu gözler önüne sermektedir. Dünya Bankası’nın Küresel Ekonomik Beklentiler Raporuna göre Türkiye’nin büyümesi, 2024’e kadar Gelişmekte Olan Ekonomiler ortalamasının altında seyredecektir. Üyesi olduğumuz Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü son yayınladığı Ekonomik Raporu’nda Türkiye’nin 2022 enflasyon tahminini önceki raporundaki tahmininin üç katına çıkarmıştır. Yüzde 72,5 demiştir. Sadece enflasyon değil, OECD’nin raporuna göre cari açığın milli gelire oranı da üç kata yakın artacaktır. Nebati Bakanın gözlerini parlatan, Erdoğan’ın son günlerde diline pelesenk ettiği, Saray’ın değersizleştirdiği Türk Lirasıyla, cari fazla vererek enflasyonu düşürme modeli, bu raporların tahminlerine göre ölü doğmuş görünüyor.

BU HÜKÜMET ZENGİNLERİN HÜKÜMETİ

Ülkemize varlık içinde yokluk çektiren, bu hükümetin artık miadı dolmuştur. Bugün Erdoğan Şahsım Hükümeti milleti unutmuştur. Kendi Genel Başkanvekillerinin ifadesiyle, “Musa’yım” diye gelmiştir, Firavunlaşmıştır. Saray yanaşmalarını, yandaş müteahhitleri, faiz lobilerini, Dolar ve uyuşturucu baronlarını, etrafında toplayan bir hükümet olmuştur. Erdoğan 2011 yılında 2023’te milli geliri 2 trilyon dolara çıkaracağını taahhüt etti. Milli gelirimiz bugün 800 milyar doların altında. Kişi başına geliri 2023’te 25 bin dolara çıkarmayı taahhüt etti. Kişi başına gelirimiz bugün 10 bin doların altında. İhracatı 500 milyar dolara çıkaracağını ihracat taahhüt etti. Bugün ihracatımız 240 milyar dolar. Yani yarısı bile değil taahhüt edilenin. İşsizliği yüzde 5’e indirmeyi taahhüt etti. Bugün tabelada yazan işsizlik yüzde 11,3. Gerçek işsizlik ise yüzde 21,7. Bunlar da TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla…

MİLLETE TAAHÜDÜNÜ YERİNE GETİRMEYEN MÜFLİS SİYASETÇİ

Karşımızda, millete taahhüdünü yerine getiremeyen bir müflis siyasetçi vardır. O siyasetçi şimdi çıkmış, milletten bir defa daha oy istemeye kalkmaktadır. Ama kendisi de durumun farkındadır. Adaylığını açıklarken, mezarlıktan geçerken ıslık çalarak, korkusunu bastırmaya çalışan biri gibi, ülkenin ikinci büyük partisinin liderine demediğini bırakmamıştır. En iyi bildiğini yapmış, bağırmış, çağırmış. On parmağında on kara her yana bulaştırmıştır. Milleti işsizlik ile hayat pahalılığı arasında ezeceksin. Sofralardaki ekmeği küçülteceksin, insanları kuyruklara mahkum edeceksin, esnafı borca, faturalara ezdireceksin, çiftçiyi traktörüne mazot koyup tarlasına gidemez hale getireceksin, gençlerin umutlarını çalacaksın, ülkemizi Avrupa’nın açık hava sığınmacı kampına çevireceksin, milletine “çürük, sürtük” diye küfür edeceksin, sonra da çoktan kaybettiğin belli bir seçimde, milletin oyuna talip olacaksın. Eh bu hale düşünce tabii ki adaylığını açıklarken de edebi, adabı bozar.

SÖZLERİNİ AYNEN İADE EDİYORUZ

Bu ülkede milyonlarca insanın oy verdiği, Türkiye’nin ikinci büyük partisinin Genel Başkanına yine ağız dolusu hakaretler eden sarayın kibir abidesine, o sözlerini aynen iade ediyoruz. Ettiği hakaretleri tıynetine ve meşrebine veriyoruz.

BU GECE YATAĞINDA DÜŞÜNSÜN

Bir de kendisine tavsiyemiz var. Bu gece yattığında bir vicdan muhasebesi yapsın. Millete olan taahhüdünü yerine getirmek bir yana, ülkemizi Sefalet Liginde G-20’nin şampiyonu yapan bir kişi olarak, bu milletin karşısına hangi yüzle çıkabileceğini bir düşünsün. Milletimiz sizin halinizi gördü merak etmeyin. Notunuzu da verdi. Tasdiknamenizi hazırladı. Elinize verip evinize göndermek için şu sandığı biran evvel getirmenizi bekliyor.

BİZE KATILIN

Cumhuriyetin İkinci Yüzyılında, biz aziz milletimize bir kere daha çağrıda bulunuyoruz. Akılcı bir ekonomi yönetimine inanıyorsanız, bize katılın. “İsraf, yolsuzluk, yandaş kayırmak haramdır” diyorsanız, bize katılın. “Asgari ücretli açlığa mahkûm olmasın” diyorsanız, bize katılın. “Komşusu açken, tok yatan bizden değildir” diyorsanız, bize katılın. “Aile Destekleri Sigortasıyla, bu ülkede hiçbir çocuk yatağına aç girmesin” diyorsanız, bize katılın. “Çocuklarımız için bu güzel ülkede huzurlu bir gelecek kuralım” diyorsanız, bize katılın. “Her alanda ve herkes için adalet diyorsanız”, bize katılın. “Halkın alın teri beşli çetelere değil, millete harcansın” diyorsanız, bize katılın. Bu ülkede barış istiyorsanız, huzur istiyorsanız, aş ve iş istiyorsanız,  bize katılın. “Devlette liyakat olsun, her işi ehli yapsın” diyorsanız, bize katılın. Herkesin inancına, kimliğine, yaşam tarzına saygı duyulmasını istiyorsanız, bize katılın. “Süleyman Şah Türbesi vatan toprağına dönsün, Tank Palet Fabrikası Katar’ın elinden alınsın” diyorsanız, bize katılın. Gelin, büyük, müreffeh, adil ve huzurlu Türkiye’yi hep birlikte kuralım.

Teşekkür ederim.

SARAY REZALETİN ÇITASINI EVEREST’İN TEPESİNE ÇAKTI

CHP Sözcüsü Öztrak, TÜİK’in makyajlı rakamlarının milletin yaşadığı hayat pahalılığının yarısını bile göstermediğini, bu enflasyon verileriyle maaş ve aylıkların “yalanla talan” edildiğini belirtti.

Öztrak, TÜİK’te son dönemde yapılan atamalara ve yayımlanmayan fiyat verilerine dikkat çekerek, “Sonuç: Piyasa beklentilerinin yarısı kadar ‘aylık’ enflasyon, bağımsız araştırmacıların bulduğunun yarısının altında bir ‘yıllık’ enflasyon. TÜİK’e bu işleri şeffaflık için yaptık diye açıklama yaptırdılar. Sevsinler sizin şeffaflığınızı! Bu yaptıklarınızla, rezaletin çıtasını, Everest’in tepesine çaktınız. Ülkenin güvene en çok ihtiyaç duyduğu bir dönemde, güveni bir kez daha kendi siyasi ikbaliniz için talan ettiniz” dedi.

Yunanistan’da, Arjantin’de verilerle oynamanın hazin sonucunun da, verilerle oynayan siyasilerin ve bunlarla işbirliği yapan devlet yetkililerinin hazin sonlarının da görüldüğünü anımsatan Öztrak, “Mayıs ayından itibaren bu istatistiklere imza atan TÜİK yöneticileri hazır olsun. Emeklinin, dulun, yetimin, memurların, işçilerin maaş ve ücretlerini yalanla talan etmekten, yasalar önünde hesap verecekler” diye konuştu.

Hazine ve Maliye Bakanı Nebati’nin basına yansıyan “Enflasyonla birlikte büyümeyi tercih ettik. Bu sistemden dar gelirliler hariç üretici firmalar, ihracatçılar kâr ediyorlar. Çarklar dönüyor” sözlerini de değerlendiren Öztrak, “Bakan enflasyonu hükümetin hortlattığını itiraf etmiş. Hükümetin zengine çalıştığını da bu söyledikleriyle ikrar ediyor. Ama enflasyonla sürdürülebilir büyüme olmaz. Bu her zaman istikrarsızlıkla sonuçlanır. Bunu ülkemiz defalarca tecrübe etmiştir. Sonu da hep hüsran olmuştur” uyarısında bulundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Hafta sonu, 1 milyondan fazla gencimiz LGS sınavına katıldı. Bu sınavın kazananları olacak ama kaybedenleri yok. Gençlerimiz geleceğimiz. Onların gelecek kaygısı taşımadan, özgürce yaşayacakları, üretecekleri, kazanacakları, hayallerini gerçekleştirebilecekleri,  bir ülkede yaşayabilmeleri için, çalışmaya kararlıyız.

EKOSİSTEM HAKKINI ANAYASAL GÜVENCEYE ALACAĞIZ

Dün Dünya Çevre Günüydü. Bu hafta da Çevre haftası… Milletimizin Çevre Gününü ve Çevre Haftasını kutluyoruz. Doların yeşilini çevrenin yeşiline tercih eden yöneticiler tarafından, mavinin, yeşilin rant uğruna acımasızca talan edildiği, ettirildiği, bir 20 yılı geride bırakıyoruz. Son 20 yılda sel, müsilaj gibi birçok felaketi yaşadık. 170 bin hektarlık orman alanı, gözlerimizin önünde yandı kül oldu. Biz yaşadığımız dünyayı, gelecek nesillerden ödünç aldığımızın farkındayız. Onlara yaşanabilir bir dünya teslim etmek için üzerimize düşen sorumluluğun bilincindeyiz. Canlı ve cansız varlıklar bu ekosistemin bir parçası. Sağlıklı bir ekosistem, henüz doğmamış olan nesillerin de hakkıdır. “Sürdürülebilir Yaşam” anlayışı ışığında bu hakkı Anayasal güvence altına alacağız. Çevre talanını durduracağız ve AK Parti yönetiminin verdiği zararları hızla telafi edeceğiz.

NEBATİ BAKAN İTİRAF ETTİ: ENFLASYONU BİLEREK HORTLATTILAR

Hep söylüyoruz. Bir memleket ya ilimle ya da zulümle yönetilir. Sarayın ilimden nasibini almadığı ortada… Hükümet bilimden ve akıldan koptukça, faturası milletimize, hepimize çıkıyor. Saray, ekonomi bilimini yok saydı. “Faiz sebep, enflasyon sonuç” dedi. Enflasyonu “bilerek, isteyerek” hortlattı. Biz bunu defalarca söyledik. Bugün Saray medyasına mensup bir köşe yazarı, Nebati Bakan’ın da partisinin kampında: “Biz bir yol ayrımına gittik. Enflasyonla birlikte büyümeyi tercih ettik. Bu sistemden dar gelirliler hariç üretici firmalar, ihracatçılar kâr ediyorlar. Çarklar dönüyor…” diyerek, enflasyonu hükümetin hortlattığını itiraf etmiş. Yazar da bunu aktarmış. Bakan Hükümetin zengine çalıştığını da bu söyledikleriyle ikrar ediyor.

ENFLASYONLA SÜRDÜRÜLEBİLİR BÜYÜME OLMAZ

Ben buradan söyleyeyim: Enflasyonla sürdürülebilir büyüme olmaz. Bu her zaman istikrarsızlıkla sonuçlanır. Bunu ülkemiz defalarca tecrübe etmiştir. Sonu da hep hüsran olmuştur. Aslında bu modelle daha işin başında gömleğin ilk düğmesinin yanlış iliklendiği bellidir. Saray, talimatla tabela faizini indirtmeden önce, yüzde 20’nin altında olan yıllık enflasyon, dokuz ayda neredeyse dörde katlanmıştır, yüzde 73,5’e çıkmıştır. Sarayın bu “tercihi” sayesinde, Türkiye dünyada en yüksek üretici enflasyonuna sahip ülke olmuştur. Nebati Bakan bu toplantıda; “Yılsonunda enflasyon yüzde 48-49, gelecek sene sonunda ise yüzde 19,9 olacak” da demiş. E ne oldu? Hani 2023 seçimlerine giderken enflasyon tek haneye düşecekti? Bunlar anlaşılan, hiçbir taahhütlerini yerine getirme takatine artık sahip değiller.

G-20’NİN SEFALET ŞAMPİYONU OLDUK

Sarayın kibirlisi, enflasyon ve işsizliğin toplamından oluşan Sefalet Endeksi’nde, ülkemizi açık ara, G-20’nin sefalet şampiyonu yaptı. Sefalette, iflas bayrağını çeken Arjantin’e 20 puan, Güney Afrika’ya 45 puan, Brezilya’ya da 62 puan fark attık. Ülke olarak, sadece hayat pahalılığını değil, artık açlığı ve yokluğu konuşur olduk.

GIDA FİYATLARI DÜNYADA DÜŞÜYOR, BİZDE ARTIYOR

Dünyada gıda enflasyonu Ukrayna-Rusya Savaşı’nın ardından; Mart ayında yüzde 34’e çıktı. Ama takip eden iki ayda 10 puan birden geriledi. Bizde ise aynı dönemde, gıda fiyatları, roket hızıyla yukarı gitmeye devam etti. Nisan ayında, tek bir ayda 20 puan artışla yüzde 90’a fırladı. Mayıs ayında da yüzde 93’ü aştı. Sarayın kibirlisi, “Bu fiyat artışları dünyadan ve bazı piyasa aktörlerinin fırsatçılığından kaynaklanıyor” demiş yine bu Kızılcahamam’daki toplantıda. Şimdi Mayıs ayı itibariyle; dünyada gıda enflasyonu yüzde 23, Türkiye’de kaç? Yüzde 93. Bugün Türkiye’de gıda fiyatlarındaki her 4 liralık artışın sadece 1 liralık kısmı dünyadaki gelişmelerden, kalan 3 liralık kısmı ise Sarayın kendi aklını beğenmişliğinin sonucunda paramızı pul etmesinden kaynaklanıyor bu enflasyon.

ZAM YAĞMURLARI SEL OLDU

Mayıs ayında da zam yağmurları sel oldu. Milletimizi perişan etti. Kahveye zam, şekere zam, çaya öyle böyle değil, tek seferde yüzde 44 zam, içkiye zam, sigaraya zam, internete zam, Mayıs ayının son gecesi millet uykudayken elektriğe zam, doğal gaza zam… Arabası olanın zorunlu trafik sigortasına da zam… Vatandaşlarımız artık arabasına sigorta yaptıramıyor. Trafikte olan her araçtan biri sigortasız… Aslında millet arabasının kontağını da çeviremiyor. Son bir ayda, benzin fiyatı yüzde 18, mazot fiyatı yüzde 29 arttı. Benzin de mazot da hızla 30 liraya koşuyor. Dizel arabanın deposunu doldurmanın maliyeti, tek bir ayda 325 lira birden artmış. Artık arabasının deposunu fulleyebilen kalmadı. 50 liralık benzinle, artık benzin ışığı sönmüyor. Son bir yılda; Türkiye’deki akaryakıt fiyatlarındaki artış Amerika Birleşik Devletleri’ndekinin beş katı… Kalkınma için Ekonomik İşbirliği Teşkilatı içinde Türkiye enerji enflasyonu şampiyonu… Ama sorsanız Saray, gıda fiyatlarında olduğu gibi “Enerji fiyatlarındaki artışın sebebi de biz değiliz, dünyada arttı” diye ahkam kesiyor. Akaryakıt fiyatlarındaki artışın esas sebebi, Sarayın paramızı pul eden, kerameti kendinden menkul yanlış politikalarıdır.

MAAŞ ARTIŞI SARAYIN LÜTFU DEĞİL

Bu sıralar havuz gazetelerine, “Temmuz’da maaşlar şöyle zamlanacak, böyle zamlanacak diye ” haberler yazdırıyorlar. Dün de baktım sarayın kibirlisi de benzer laflar etti. İnsaf, bu kadar mı acze düştünüz? Yasalara göre, toplu sözleşmeye göre, vermeye mecbur olduğunuz enflasyon farkını Sarayın lütfu gibi göstermek nasıl bir akıldır? Aslında bu laflar, bu ülkede alın teri dökenlerin, emeklilerin, yılın ilk yarısında, TÜİK’in ağır makyajlı rakamlarıyla bile enflasyona nasıl ezdirildiğinin açık bir itirafıdır. Bu yılın ilk yarısı için, memura, emekliye verilen zam, daha Ocak ayında eriyip gitmiştir. Beş ay boyunca memuru da, emeklisi de enflasyona ezdirilmiştir. Sarayın ilk beş ayda sebep olduğu enflasyon yüzde 36. Hükümetin azdırdığı enflasyonun altında, sadece memur ve emekli değil, asgari ücretle maaş alanlar başta olmak üzere tüm çalışanlar ezildi. Asgari ücret, Ocak ayından sonra açlık sınırının altına indi. Bunların hepsini telafi etmek zorundasınız.

3600 EK GÖSTERGEYİ DAHA FAZLA BEKLETMEYİN

Bir de 3600 ek göstergenin esaslarını bu akşam açıklayacaklarmış. Esası falan bıraksınlar. Bunun sözünü, dört yıl önce seçim meydanlarında verdiler. Artık 3600’ün aslını biran önce memurlarımıza verin.

SARAY REZALETİN ÇITASINI EVERESTİN TEPESİNE ÇAKTI

TÜİK’in rakamları ağır makyajlı… Vatandaşlarımızın yaşadığı hayat pahalılığının yarısını bile göstermiyor. Aslında bu rakamların üzerinde kapkara bir gölge var. Saray ve şürekası ise, hayat pahalılığına karşı önlem almak yerine, istatistiklerle millete yalan söylemeyi tercih ediyor. Kendilerinin hortlattığı enflasyon canavarını milletten gizlemek için, saklamak için, türlü oyunlara başvuruyorlar. Bugüne kadar bu oyunlar sökmedi. Ama son birkaç haftada artık bu rezalet ayyuka çıktı. Önce TÜİK’in Fiyat İstatistikleri Daire Başkanı değişti. Ardından, enflasyon verilerinde, veri kalitesinin kontrolünü sağlayan ve yıllardır her ay açıklanan, “Madde Sepeti ve Ortalama Madde Fiyatı” verileri yayımlanmamaya başladı. Biz bu açıkladıkları fiyatlarla mal satan marketleri merak ederken, vatandaşlarımızda gitsin oralardan alışveriş yapsın derken şimdi artık fiyatları da yayımlamayacaklar. Hükümet diyor ki, “TÜİK ne derse onu kabul edeceksiniz”. Ardından, TÜİK’te Tüketici Fiyatları Grup Başkanı’nın ipi çekildi. En son bu işleri vekaletle götüren, TÜİK’in bölge müdürlerinin de asaleten ataması yapıldı. Sonuç: Piyasa beklentilerinin yarısı kadar “aylık” enflasyon, bağımsız araştırmacıların bulduğunun yarısının altında bir “yıllık” enflasyon TÜİK tarafından açıklandı. Bu açıklamanın ardından TÜİK’e bu sefer bu işleri, “AB’yi uyum çerçevesinde yaptık, şeffaflık için yaptık” diye açıklama yaptırdılar. Sevsinler sizin şeffaflığınızı! Bu yaptıklarınızla, rezaletin çıtasını, Everest’in tepesine çaktınız. Ülkenin güvene en çok ihtiyaç duyduğu bir dönemde, güveni bir kez daha kendi siyasi ikbaliniz için talan ettiniz.

BU İSTATİSTİKLERE İMZA ATANLAR HAZIR OLSUN, YASALAR ÖNÜNDE HESAP VERECEKLER

Buradan söylüyoruz: Mayıs ayından itibaren bu istatistiklere imza atan TÜİK yöneticileri hazır olsun. Emeklinin, dulun, yetimin, memurların, işçilerin maaş ve ücretlerini yalanla talan etmekten, yasalar önünde hesap verecekler. Hortlattığı enflasyonla milletin sırtına çullanan Saray da, memurları, verilerle alenen ve pervasızca oynamaya zorlayarak, insanların maaşlarını, aylıklarını ücretlerini talan etmenin, “Kul hakkı yemenin” hesabını önce sandıkta verecek. Bu rezalet, kesinlikle kabul edilemez. Yunanistan’da, Arjantin’de verilerle oynamanın hazin sonucu da, verilerle oynayan siyasilerin, bunlarla işbirliği yapan devlet yetkililerinin hazin sonları da ortadadır.

VERİLERLE OYNAMANIN BAŞKA FATURALARI DA VAR

Devletin verileriyle oynamanın başka faturaları da var. Verilerle oynamak, Hazine’nin borçlanmasını pahalılaştırır, zorlaştırır. Bugün iç borçlarımızın üçte birini enflasyona endeksli kağıtlar oluşturuyor. Verilerle oynadıkça, hem içeriden hem de dışarıdan borç bulmak giderek zorlaşıyor, pahalanıyor. Devletin açıkladığı verilere güven bittikçe risk algısı artıyor. Risk algısı arttıkça faizler artıyor. Borçlanmanın maliyeti her gün biraz daha yükseliyor.

İCRA DAİRELERİNDE DOSYA SAYISI PATLADI

Esnaf, pandemi döneminde aldığı borcu hala ödeyemedi. Arşu alaya çıkan elektrik, su, gaz faturalarını da ödeyemiyor. Esnafımız, “Ne kadar dayanabilirim” diye gün sayıyor. Genç çiftler artık ev masraflarını karşılayamadığı için analarının babalarının evlerine taşınıyor. Millet borcunu ödeyemiyor. İcra dairelerindeki dosya sayısı, son bir yılda, 1 milyon 468 bin artışla, 23 milyon 558 bin olmuş. Çiftçilerimizin sadece bankalarda takibe düşen kredileri 4 milyar lirayı bulmuş.

FAİZ LOBİLERİ ABAT OLDU

Milletin dertlerine gözleri kapalı, kulağı sağır, kalbi mühürlü bu Hükümet, faiz lobilerine de gayet şefkatli… Faiz lobileri abat olmaya devam ediyor. Bu yılın ilk 4 ayında, bankaların verdikleri kredilerden kazandığı faiz geliri önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 60 artmış. 200 milyar lirayı geçmiş. Bankaların takipteki alacaklardan elde ettiği faiz geliri ise ikiye katlanmış. Bankaların mevduat sahibine verdiği faizin çoğu milletin hazinesinden ödeniyor. Ama kredi faizleri artmaya devam ediyor. Aynı dönemde bütçeden yapılan faiz harcamaları da yüzde 54 artışla 100 milyar lirayı aşmış. Faiz lobileri, bu Hükümeti sevmesin de kimleri sevsin.

ÇEVRECİLİK BAHANE, YANDAŞA GARANTİLER ŞAHANE

Vatandaşına zalim bu Hükümet, sadece faiz lobilerinin değil, Saraya yandaş müteahhitlerin de sevgilisi… “Bir kuruş vermeden yaptırdık” dedikleri, döviz garantili projeler için bu yıl ilk 4 ayda ödediğimiz para 9,5 milyar lira. Hafta sonunda ortaya çıktı ki, İstanbul’da yeni havalimanı ihalesini kazanan beşli çeteye, “25 yıl boyunca, İstanbul’a yeni havalimanı yapılmayacak, Atatürk Havalimanı’ndan tarifeli uçuş yapılmayacak” garantisi verilmiş. Anlaşılan şimdi İstanbul Havalimanı’nı satmayı düşündükleri, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri, “Sizin garantiniz yetmez. Siz gidicisiniz. Atatürk Havalimanı’nı yıkmazsanız, yeni gelen iktidar bu israfa razı olmaz, bizde bunları almayız” demişler. Saray’ın giderayak Atatürk Havalimanı’na neden kıydığı, pistlerin paldır küldür neden kırdığı ortaya çıktı. Çevrecilik, ağaç bahane… Yandaşa verilen garantilerse şahane.

KÖİ PROJELERİNİ YENİDEN MASAYA YATIRACAĞIZ

Biz yine de söyleyelim, geliyor gelmekte olan… CHP iktidarında tüm KÖİ projelerini masaya yatıracağız. Yapılan işleri, verilen paraları, verilen garantileri, hepsini gün ışığına çıkaracağız. Anlaştık, anlaştık… Anlaşamadık, bu projelerin işletme haklarını maliyet artı makul kar üzerinden belirleyip devlete geri alacağız.

MİLLETİ “KALANSIZ” BÖLÜYOR

Görevinin sonuna gelen Saray’ın kibirlisi, artık seçilemeyeceğini anladı. Ve yazgısının sonuna gelen bir otokrata yakışır şekilde, şirazesinden çıktı. Kibiri zirve yaptı. Dün, “Her kim bu kardeşinize saldırıyorsa, aslında Türkiye’ye saldırıyor demektir. Her kim AK Parti’yi ve Cumhur İttifakı’nı kötülüyorsa, aslında Türkiye’yi hedef alıyor demektir” dedi. İşte milleti “kalansız bölme” tam da budur. Bu ne kibir! Milletimizin huzuruna, Sarayınızdaki dev aynalarına bakıp mı çıkıyorsunuz?

TÜRKİYE BİRDEN BÜYÜKTÜR, GELDİĞİNİZ GİBİ GİDECEKSİNİZ

Buradan söyleyelim: Türkiye birden büyüktür. Bu millet de sizden çok çok büyüktür. Ama milleti unutanların, halini görmeyenlerin, sesini duymayanların, bunu idrak etmesi mümkün değildir. Siz devlet falan değilsiniz. Milletin iradesiyle gelip giden pek çok Hükümet gibi, siz de gideceksiniz. Milletin oyuyla geldiniz, milletin oyuyla da gideceksiniz. Geldiğiniz gibi gideceksiniz. Şu ayaklarınız artık yere bir değsin.

CHP İKTİDARINDA 128 MİLYAR DOLAR PEŞKEŞİNİN SORUMLULARINI AÇIKLAYACAĞIZ

AK Parti Genel Başkanı, Partisinin kampında, “128 milyar doları ne yaptıklarını kamuoyuyla paylaştıklarını” söylemiş. El-insaf… 128 milyar doların buharlaştırıldığı ilk ortaya çıktığında ne demiştiniz, “Para Merkez Bankası kasasında, kaybolan hiçbir şey yok”. Bunu kim söyledi? Sonra ardından çıkıp, “Finansal dalgalanma yaratmak isteyenlere karşı kullandık” diyen kim? “Türkiye’nin 128 milyar dolar satılabilir döviz rezervi hiç olmadı” diyen saray şürekasını nereye koyacağız?  Ya da “Bir protokol dâhilinde, bu dövizleri 2017’den itibaren sattık” diyen Merkez Bankası Başkanı’na ne demeli? Şimdi biz bunlardan hangisinin doğru olduğuna inanalım? Hangi söze itibar edelim? Merak etmesinler, CHP iktidarında, 128 milyar doların, ne zaman, kimlere ve kaça satıldığını ve bu peşkeşin sorumlularını, tek tek milletimize açıklayacağız.

BUĞDAY İÇİN AÇIKLANAN FİYAT YETERSİZ

Bu Hükümet artık bitmiş, metal yorgunu, milletle irtibatı kesilmiş… Gençleri “festival” diye aldatarak, muhtarları “bürokratlarla tanıştıracağız” diyerek parti toplantılarına cebren ve hileyle getiriyorlar. Saray Kabinesinde onca “bakan” var, ama milletin halini “gören” yok. Emekliyi, emekçiyi, esnafı çiftçiyi görmüyorlar. Bu kürsüden, üç hafta önce, “Buğdayda hasat başladı. Taban fiyatı açıklayın. 7,5 liranın altındaki fiyat çiftçiyi kurtarmaz” diye çağrıda bulunmuştum. Dün çıktılar buğday için 6 lira fiyat açıkladılar. Şimdi, geçen yıl açıklanan buğday alım fiyatıyla çiftçilerimiz 1 ton buğday satıyorlardı 367 litre mazot alıyorlardı. Bu yıl açıkladıkları bu fiyatla ancak 252 litre mazot alabiliyorlar. Kayıp? O da bugün yarın zam gelirse değişecek. Kayıp 115 litre. Uluslararası piyasada buğdayın tonu 390 dolarla 440 dolar arasında. Çiftçinin önümüzdeki sene de tarlasını ekebilmesi için buğdayda prim 1.000 liradan en az 2.000 liraya çıkarılmalı ve bu primler hemen ödenmelidir. Prim sadece TMO’ya mal satanlara değil, tüm üreticilere ödenmelidir. Kuru tarım yapılan ve verimin düşük olduğu yerler dikkate alınarak, kademeli prim sistemine derhal geçilmelidir. Çiftçilerin Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borçlarının geri ödemesine Eylül’de değil Kasım ayında başlanmalıdır.

KİBRİNİZ OLMASA TÜRKİYE 2 TRİLYON DOLAR MİLLİ GELİRE RAHAT ULAŞIRDI

Saray, milletimizi birbirine düşürmek için Gezi eylemcilerine olmadık iftiralar attı. Sonunda da “Gezi olmasaydı, milli gelirimiz 1,5 trilyon dolar olurdu” diyerek, kendi beceriksizliklerinin faturasını Gezi’ye yıkmaya kalktılar. Yani oynamayı bilmeyen damat, gelin yerim dar dermiş… Öyle olmasa böyle olurdu diye devlet yönetilmez. Biz söyleyelim, Gezi eylemleri değil ama sizin kibriniz olmasa bu ülkenin milli geliri 2023’te en az 2 trilyon dolar olurdu. Ama şimdi yarısının bile altında. Türkiye’nin doğru bir yönetimle, rahat rahat yakalayacağı ilk 10 ekonomi arasına girme hedefi tek kişilik rejim sayesinde hayal oldu. Bırakın ilk 10 ekonomi arasına girmeyi, 4 yılda Türkiye ilk 20 ekonomi liginden düştü. Her şeyi batırdılar. Tutunacak dalları kalmadı. Şimdi on parmaklarında on kara, her yere bulaştırmaya kalkıyorlar. Türkiye’nin ve Türk milletinin felaketi pahasına kendilerine ikbal devşirmeye çalışıyorlar.

KABIN İÇİNDE NE VARSA DIŞINA O SIZAR

Millete yaşattığı hayat pahalılığını, işsizliği, yokluğu, artık gizleyemeyen Saray, Gezi direnişini her derdine deva etmeye çalışıyor. Oturduğu koltuğa yakışmayan işler yapıyor. Geziyle ilgili türlü çeşitli iftiralar sıralardı olmadı, yetmedi, şimdi milletimize küfretmeye başladı. O da yetmedi, ettiği küfre milletimizi de ortak etmeye kalktı. Böylesi, Türk siyaset tarihinde ne görüldü ne de duyuldu. Erdoğan’ın, bizim burada tekrarından hicap duyacağımız sözleri, bu milletin, bu toprakların sözleri değildir. Bu millet, edep ve adap unutulmasın diye, tekkeye, türbeye; dükkana, kahveye; “Edep ya Huu” levhaları asan bir millettir. Bu milletin dili de, gönlü de, Anadolu Erenlerinin diliyle yoğrulmuştur. Mevlana, Hacıbektaş, Hacı Bayram ocaklarında, Kemalata ulaşmıştır. Bu ülke; “Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti, millî birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir” diyen kurucu babaların elinde yükselmiştir. Erdoğan’ın sözleri, ne bu topraklarda yoğrulmuş, ne bu memleketin ocağında pişmiştir. Erdoğan’ın sözlerinin milletimizle tek irtibatı, Atalarımızın, “Kabın içinde ne varsa, dışına o sızar” sözlerinin ispatlanmasına vesile olmasıdır. Milletimiz, kendini bölen, kendine küfür eden, partizan bir Cumhurbaşkanı değil, tarafsız, milletini kucaklayan bir Cumhurbaşkanı istemekte, bunu özlemektedir. İlk seçimde de bu özlem bitecektir. Şunu da söylemeden geçmeyim; ön teker nereye, arka teker oraya… Cumhurbaşkanı millete alenen küfür edince, MKYK üyesi de iyice azıtıyor, şoförleri, adamları çocukların kavgasının arasına dalıyor, 15-16 yaşlarındaki gençleri dövüyorlar. Kendisi böyle, örgütü böyle, parti yönetimi böyle…

RANDEVUYLA DEĞİL, BİR GECE ANSIZIN GELİNİR

Bugün son olarak, dış politikada yaşanan bazı gelişmeler hakkında Merkez Yönetim Kurulumuzun değerlendirmelerini paylaşacağım. Saray tarafından yapılan açıklamada, Suriye’ye sınır ötesi bir operasyon yapılacağı ifade edildi. Biz, Türkiye’nin güvenliği için doğru şekilde atılacak her adımın yanında oluruz. Ancak Türkiye sınır ötesi operasyonları ilk defa yapmıyor. Sınır ötesi operasyon böyle randevu vererek, yer göstererek, davul zurnayla duyurularak yapılmaz. Kıbrıs’ta olduğu gibi “bir gece ansızın” gelinir. Yapılacak bir operasyon haftalar öncesinden ilan ediliyorsa, karşındaki tankını, topunu sınırına yığar, teröristler tertibatını alır. Zaten bölgeden de gelen haberler işlerin böyle olduğunu söylüyor. 3-5 oy devşirmek için yapılan bu fırsatçılık, askerimizin hayatını tehlikeye atıyor. Biz askerimizin ayağına taş değsin istemeyiz.

NATO MÜZAKERESİ TÜRKİYE’NİN AB ÜYELİĞİ ÇERÇEVESİNDE ELE ALINMALI

Bir diğer husus ise İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyeliği… İttifakın güçlenmesi hepimizin yararınadır. Savunmamızı kolaylaştırır. Ancak Türkiye, müttefikimiz olacak İsveç ve Finlandiya’dan terörle mücadele konusundaki taleplerinde de haklıdır. Ülkemiz bu süreçten, diplomasiyi etkin şekilde kullanarak, terörü kalıcı ve kesin bir biçimde bitirecek bir çözümle çıkmasını bilmelidir. Bu, tabi ki Dışişleri Bakanlığı’nın tecrübeli diplomatlarını dışlayarak, hamaset yaparak, buradan iç politikaya oy devşirmeye kalkışarak olmaz. Bundan sonuç alınmaz. Bugüne kadar da bundan bir sonuç alınmadığını hep gördük. Diplomatik nezaket içinde, iç siyasete alet edilmeden götürülmesi gereken bu süreç, sadece Finlandiya’ya SİHA satarak, sadece birkaç teröristi geri alma anlaşması yaparak sonuçlanmamalıdır. Türkiye’nin vizyonu bundan çok daha geniş olmalıdır. Bir güvenlik örgütü olan NATO’ya İsveç ve Finlandiya’nın üyeliği müzakere edilirken, bu konunun Türkiye’nin AB üyeliği çerçevesinde ele alınması, özellikle Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin Savunma ve Güvenlik yapılanmalarındaki yeri, mutlaka masada olmalıdır, tartışılmalıdır. Bu, dış güvenlik endişelerinin kalıcı bir biçimde giderilmesine de katkıda bulunacaktır.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Dün yaptığınız açıklamada “HDP isterse kritik bakanlıklar verecek misiniz?” sorusuna net bir yanıt vermediğiniz yönünde eleştiriler oldu. HDP’nin bu tarz taleplerine ne yanıt vereceksiniz?

Faik ÖZTRAK- Altılı masanın kimlerden oluştuğu bellidir. Bu soruyu sorduranların çabaları da beyhudedir.

Soru- Mehmet Sevigen’in MİT TIR’ları dosyasıyla ilgili açıklamaları nedeniyle Kılıçdaroğlu aleyhine soruşturma süreciyle fezleke oluşturulacağı ve bunun seçim öncesine yönelik bir hamle olduğu iddiasını siz nasıl yorumlarsınız?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bu açıklamayı da, yapanı da aslında ciddiye almıyoruz. Ama bu iddialar öncede dillendirilmişti. Genel Başkanımız bu iddiaları dile getiren gazeteye 1 liralık tazminat davası açtı. Şimdi bu davadan kazandığı 1 lira da Genel Başkanımızın Genel Merkezimizdeki odasında bir plaket içinde duvarda durmaktadır. Bu hükümet seçim sathı mailine girdikçe muhalefeti yıldırmak için dava üstüne dava açıyor, fezleke üstüne fezleke gönderiyor. Buradan bir kere daha ifade edeyim, biz Kuvayımilliye’nin, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk’un partisiyiz. Genlerimizde bu var. Yedi düvelden korkmamışız. Bunların açtığı davalardan, gönderdikleri fezlekelerden mi korkacağız, yılacağız. Demirden korksak trene binmezdik.

Soru- CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun terörle mücadele yasasında değişiklik önerisiyle yumuşama mesajı verdiği söyleniyor. Bu yumuşamanın amaç ve kapsamı ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Genel Başkanımız bu konuda en başından beri nerede duruyorsa şimdi de orada duruyor. Biz teröre sonuna kadar karşıyız. Ama kimsenin düşüncesini ifade ettiği için terörist olmakla suçlanmasını da kabul etmiyoruz.

Teşekkür ederim.

TÜİK’TE GÖREV DEĞİŞİMİ İŞE YARADI, FİYATLAR SAKLANDI

CHP Sözcüsü Öztrak, bugün açıklanan Mayıs enflasyon rakamlarının piyasa beklentisinin yarısı kadar geldiğine dikkat çekerek, “Anlaşılan, TÜİK’te enflasyonu ölçen dairedeki başkan değişikliği işe yaramış. Şimdi, 2003’ten beri açıklanan madde sepeti ve ortalama madde fiyatları da TÜİK tarafından saklandı. Kovid patlar, ölüm verilerini karart, doğal gaz biter, depo verilerini karart, kur korumalı mevduat elde kalır, BDDK verilerini karart, enflasyon patlar, madde sepetini karart. Anlaşılan enflasyonla mücadele edemeyenler, enflasyon rakamlarıyla mücadeleye hız veriyorlar” diye konuştu.

Öztrak, enflasyon rakamlarını düşük göstermenin çalışanlara yapılacak zammın üstüne çökmek anlamına geldiğini belirterek, “Bu, hırsızlıktır. Milyonlarca memur ve emeklinin, asgari ücretlinin hakkını yemektir. Bu, millete yapılabilecek en büyük kötülüktür. Zulmün daniskasıdır” dedi.

Hükümetin açıklanan ihracat rakamlarıyla övündüğünü ama ithalat ve dış ticaret açığında kırılan rekorlardan hiç bahsetmediğini söyleyen Öztrak, “İthalat tüm Mayıs ayları rekorunu, dış ticaret açığı da tüm zamanların rekorunu kırdı. İhracatı sahiplenip, ithalat ve dış ticaret açığını cami avlusuna terk etmek olmaz, terk edemezsiniz. Bu rakamlar da size ait.  Bunlar da sizin eseriniz” değerlendirmesinde bulundu.

Enflasyonun en büyük halk düşmanı olduğunu belirten Öztrak, CHP’nin 10 maddelik enflasyonla mücadele reçetesini şöyle sıraladı:

Bir, Merkez Bankası’nın başına derhal liyakatli bir ismi atayacağız. Bankayı siyasetin müdahalesinden kurtaracağız. Bankanın araç bağımsızlığına asla müdahale etmeyeceğiz.

İki, ekonomide “kral değil, kural” olacak. Ekonomik ve Sosyal Konsey derhal toplanacak. Devlette liyakati ve adaleti sağlayacağız. Rüşvetçileri, beytülmale el uzatanları, yolsuzluk yapanları, tüyü bitmedik yetimin hakkını yiyenleri, devlet yönetiminden süratle uzaklaştıracağız. Stratejik Planlama Teşkilatı’nı hızla kuracağız. Ülkenin en yetenekli kadroları burada toplanacak. Ekonominin gerçek fotoğrafı çekeceğiz. Çözüm planlarını da hızla çıkaracağız.

Üç, Kamu Özel İşbirliği Projelerinde, dövizle belirlenen tarifeleri ve gelir garantilerini, ivedilikle Türk Lirası’na çevireceğiz. Gerekirse bu projelerin işletme haklarını, hukuk çerçevesinde kamuya geri alacağız.

Dört, Dünya standartlarında bir Kamu İhale Yasası çıkaracağız. Yapılan büyük ihalelerin maliyetini ve verilen garantileri tek tek açıklayacağız.

Beş, bütçe disiplinini sağlayan mali çapaları yeniden güçlendireceğiz. Gerekirse yeni mali çapaları da getireceğiz. Varlık Fonu’nu derhal kaldıracağız. TBMM’de Kesin Hesap Komisyonu kuracağız. Sayıştay denetimini uluslararası standartlara çıkaracağız.

Altı, ülkemizin üretken kapasitesini ve verimliliği arttıracağız. Gençlerimizi dünya standartlarının üstünde eğiteceğiz. Dijital alt yapıyı hızla dünya standartlarının üzerine çıkaracağız. Bugün Dünya standartlarının gerisindeyiz. Teşvik politikasını, sanayicinin katma değeri yüksek ürün üreteceği noktalara taşımak için etkili bir biçimde kullanacağız. Yüksek teknoloji içeren, yeşil mutabakata uyumlu, dijital dönüşümü kolaylaştıracak yatırımları da teşvik edeceğiz. Bu kapsamdaki doğrudan sermaye yatırımlarını destekleyeceğiz. Enerji arz güvenliğini, temiz ve ucuz enerjiye erişimi sağlayacağız. Bu çerçevede, yerli ve yenilenebilir enerjiye öncelik vereceğiz. İthal enerjide tedarikçileri çeşitlendireceğiz.

Yedi, kamu bankalarının kaynaklarının yandaşa, rant projelerine aktarılmasına derhal son vereceğiz. Ziraat Bankası sadece çiftçiye, Halk Bankası da sadece esnafa avantajlı kredi sağlayacak.

Sekiz, gıdada arz güvenliğini sağlayacağız. Kendi kendimize yeterliliği gerçekleştireceğiz. Planlama ve çiftçiye destek önlemlerini alacağız. Çiftçiye elektik, gübre, yem gibi girdileri ucuza vereceğiz. Taban fiyatı, maliyet + makul kârı karşılayacak şekilde, önceden açıklayacağız. Çiftçinin kullandığı elektrikte, tüm vergi ve ek kalemleri kaldıracağız. Kuracağımız güneş enerjisi tesislerinin üreteceği enerjiyi, çiftçi kooperatiflerine ücretsiz vereceğiz. Bankalarda ve Tarım Kredi Kooperatiflerinde, takibe düşmüş çiftçi borçlarında faizleri derhal sileceğiz. Kredilerin geri ödemelerini 6 ay erteleyeceğiz. Tarımsal üretimde kullanılan mazottan ÖTV almayacağız.

Dokuz, derhal bir genelge çıkararak devlette israfa son vereceğiz. İsraf genelgesiyle, devlet millete örnek olacak. Bu suretle bütçede yarattığımız imkânları, dar gelirli ve dezavantajlı kesimlerin rahatlatılması için kullanacağız. Aile Destekleri Sigortası’nı hızla hayata geçireceğiz.

On, Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme Geçiş Programını ortaklarımızla uygulamaya koyacağız. Evrensel adalet, hukukun üstünlüğü, ifade ve girişim özgürlüğü normlarını yakalamış, güçlü bir demokrasiyle taçlandırılmış, ikinci yüzyılın Türkiye’sini beraberce inşa edeceğiz. Ülkemizde iyi yönetişimi ve yargı bağımsızlığını sağlayacağız.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Tekirdağ İl Başkanlığı’nda düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

ZAM OLDULAR, ZULÜM OLDULAR, YETMEDİ KÜFÜR OLDULAR

Saray hükümetinin sebebi olduğu krizler, ülkemizdeki buhranı her gün biraz daha derinleştiriyor. Kifayetsiz Erdoğan Şahsım Yönetimi, milletimizin tenceresini, cebini boşaltıyor. Milletimizi perişan ediyor. Bir ülke ya ilimle, ya da zulümle yönetilir. Erdoğan Şahsım Hükümetinde ilim olmadığını, milletimiz yaşayarak gördü. İlimden nasibini almayanlar, şimdi en iyi bildiklerini yapıyorlar. Zam oluyorlar, zulüm oluyorlar, yetmedi küfür oluyorlar, milletimizin üstüne kâbus misali çöküyorlar.

TÜİK’TE GÖREV DEĞİŞİMİ İŞE YARADI, FİYATLAR SAKLANDI

İşte bugün Mayıs enflasyon rakamları açıklandı. Anlaşılan, TÜİK’te enflasyonu ölçen dairedeki başkan değişikliği işe yaramış. Mayıs’ta piyasanın enflasyon beklentisi yüzde 5. TÜİK’in açıkladığı enflasyon yüzde 3. Ve böyle bir farkın olduğu gün, 2003’ten beri açıklanan, madde sepeti ve ortalama madde fiyatları, TÜİK tarafından saklandı. Önceden bu TÜİK marketlerini arayıp soruyorduk, nerede olduğunu gizliyorlardı. Şimdi TÜİK marketlerindeki fiyatları da hepten gizlediler. Kovid patlar, ölüm verilerini karart, doğal gaz biter, depo verilerini karart, kur korumalı mevduat elde kalır, BDDK verilerini karart, enflasyon patlar, madde sepetini karart. Anlaşılan enflasyonla mücadele edemeyenler, enflasyon rakamlarıyla mücadeleye hız veriyorlar.

ÇALIŞANLARA YAPILACAK ZAMMIN ÜSTÜNE ÇÖKTÜLER

Enflasyon rakamlarını düşük göstermek, çalışanlara yapılacak zammın üstüne çökmektir, hırsızlıktır. Milyonlarca memur ve emeklinin, asgari ücretlinin hakkını yemektir. Bu, millete yapılabilecek en büyük kötülüktür. Zulmün daniskasıdır.

İLK İŞ TÜİK İSTATİSTİKLERİNİ İNCELEMEDEN GEÇİRECEĞİZ

Buradan açıkça ifade ediyorum, iş başına gelir gelmez, TÜİK’in başta enflasyon ve milli gelir rakamları olmak üzere, tüm istatistiklerini ciddi bir incelemeden geçireceğiz. Sorumlular hakkında da gereğini de hiç çekinmeden yapacağız. Bu, bizim milletimize sözümüzdür.

GENÇLER ÜÇ HANELİ ENFLASYONLA TANIŞTI

Artık TÜİK ’in enflasyon rakamlarını, öyle uzun uzun irdelemenin bir anlamı yok. Ama gördüklerimizi söylemek de görevimiz. Kul hakkı yiyen TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla, 12 aylık tüketici enflasyonu yüzde 73,5. 12 aylık üretici enflasyonu yüzde 132,2. Bağımsız iktisatçılardan oluşan ENAG’a göre ise, 12 aylık enflasyon yüzde 160,8. Üretici ve tüketici enflasyonu arasındaki fark tam 59 puan. Rakamların makyajlı haliyle bile bu fark,  tarihimizde görülmedik bir rekor. Bu ülke yüzde 100’ün üzerindeki enflasyon rakamlarını, en son 1990’larda gördü. Bu tek kişilik ucube rejim sayesinde, 30’lu yaşların altındaki milyonlarca gencimiz, üç haneli enflasyonla tanıştı. Erdoğan Şahsım Hükümetleri iş başına geldiğinde, yüzde 30 seviyesinde bir tüketici enflasyonu, yüzde 31 seviyesinde de bir üretici enflasyonu devraldı. Yetmez, hazıra kondu. Enflasyonu hızla aşağı çeken, tüm dünyada ve ülkede güven uyandırmış, ciddi bir programı da kucağında buldu. Başlarda bu programa da uydu. Enflasyon bu sayede tek hanelere kadar indi. Ama Erdoğan ne zaman ki kibre kapıldı, her şeyi kendinin bildiğini sanmaya başladı, ülkeyi tek başına yönetmeye kalktı, işler de çığırından çıktı.

İŞ YAPMAYA DEĞİL, KULP TAKMAYA GELMİŞLER

2018’in Mayıs ayında, ucube rejimin iş başı yapmasından hemen önce, “Faiz sebep, enflasyon netice” dedi. Ortalık karıştı. Hemen sindi, sustu. Ama sebep olduğu krizin üstünü örtmek için, milletimizin 128 milyar dolarını, Merkez Bankası’nın arka kapısından buharlaştırmak zorunda kaldı. Geçtiğimiz yıl kibri bir kez daha zirve yaptı. Bu safsatayı yine devreye soktu. Milli paramızı pul etti. Yüzde 19’larda olan enflasyonu yüzde 70’lerin üzerine sıçrattı, 73.5. Şimdi, bu safsataları hayata geçirsin diye atadığı Nebati Bakan, çıkmış, “Enflasyonu düşürmek, tek başına devletin görevi değil” diyor. Bu nasıl bir söz? Enflasyonu düşürmek sizin göreviniz değilse, kimin görevi? Anlaşılan bunlar görevi iş yapmaya gelmemiş. Enflasyonla hayat pahalılığıyla mücadele etmeye değil, bunların işi sarayın sebep olduğu enflasyona, hayat pahalılığına, durmadan kulp takmakmış. Rakam karartmak, bahane üretmek. Yok, dış güçler saldırdı, yok, Rusya-Ukrayna ile savaştı. Yok, Amerika, Avrupa perişan oldu. Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz. İşgal altındaki Ukrayna’da enflasyon yüzde 16,4. Dünyanın yaptırımlarına muhatap olan, işgalci Rusya’da enflasyon yüzde 17,8. İşgal Ukrayna’da, ambargolar Rusya’da, üç haneli enflasyon Türkiye’de. TÜİK’in makyajlı yüzde 73,5 tüketici enflasyonuyla, Dünya üzerinde en yüksek enflasyona sahip beşinci ekonomiyiz. Yüzde 132 üretici enflasyonuyla dünya şampiyonuyuz. Erdoğan’ın ağıtlar yaktığı, bizi kıskanıyorlar dediği Almanya’da enflasyon yüzde 7,9, İngiltere’de yüzde 9, Amerika’da yüzde 8,3. Dünyada gıda enflasyonu yüzde 30, üyesi olduğumuz, dünyanın önde gelen 38 ekonomisinin içinde olduğu, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı, OECD’de gıda enflasyonu yüzde 11,5. Bizdeki gıda enflasyonu yüzde 92. Yine OECD’de enerji enflasyonu yüzde 33. Bizde yüzde 127. Yani dışarıda enflasyon bir ise, bizde üç-dört katı. Aradaki fark, enflasyonu çözmek devletin işi değil diyen, bu kifayetsizlerin eseri.

HÜKÜMET MİLLETE GECE UYKUDAYKEN PUSU KURDU

Enflasyon en büyük halk düşmanıdır. Ve Saray enflasyon canavarını, bile, isteye hortlatmıştır. Nokta. Dün Süleymanpaşa’da Perşembe pazarındaydım. Pazar tezgâhlarında bir kilo peynir 100 lira. Pazar esnafı mutsuz, Tekirdağlı hemşerilerim perişan. Tezgahların yanına yaklaşılmaz olmuş. Güya yaz geldi, ama sebze, meyve ateş pahası. Ve daha da kötüsü zam yağmurları hız kesmiyor. Erdoğan’ın son enerji zamları, zulüm oldu, milletimizi yine uykudayken vurdu. Zamları gece yarısına saklayan, millete uykudayken pusu kuran bir hükümet var işbaşında. Milletimiz Haziran’ın ilk gününde, yaza uyanacağını sanırken, zam sağanaklarına uyandı. Milletin yazı başlamadan, kış oldu.

ENERJİ ZAMLARI HER ŞEYE YANSIYACAK

Bu zalimler, elektrik zammını yapmak için, yeni tarife dönemini bile bekleyemediler. Temmuz’da açıklanacak tarifeyi, bir ay öne çektiler. Asgari ücreti açlık sınırının üzerine çekmek, memuru, emekliyi enflasyona ezdirmemek, 3600 ek göstergeyi vermek, emeklilikte yaşa takılanların acılarını bitirmek için, aylarca oldu olmadı diye bir türlü işi beceremeyenler, takla atanlar, iş milleti zamla ezmeye gelince hiç beklemediler. Evimizde kullanılan elektriğe yüzde 15, sanayiye ve ticarethanelerde kullanılan elektrik yüzde 25 zam yaptılar. Evlerimize gelen elektrik faturaları son altı ayda, yüzde 65 ile yüzde 151 arasında arttı, zam gördü. Yetmedi, evimize verilen doğalgaza yüzde 30, sanayiye verilen doğalgaza yüzde 10, elektrik çevrim santrallerine verilen doğalgaza ise aynı gün yüzde 17 zam yaptılar. Doğalgaz fiyatları da son altı ayda, evlerimizde yüzde 120, sanayide yüzde 213, çevrim santrallerinde yüzde 160 zam gördü. İhracat yapıp dolar, avro kazanan sanayiciler bile, artık bu zamlara isyan ediyor. Esnaf zaten bitmiş. “Bu gidişle dükkanımı ne zaman kapatırım, ona bakıyorum” diyor. Enerjiye yapılan bu zamlar, iğneden ipliğe her şeye yansıyacak. Hayat pahalılığı sel olup milletimizi ezecek.

AĞIT YAKILACAK OLAN BAŞKA ÜLKELERİN DEĞİL, BİZİM VATANDAŞLARIMIZ

Yaz mevsiminin ilk sabahına bu zamlarla uyanan milletimiz, akşamına da benzin ve mazot zamlarıyla, bir kez daha sırtından vuruldu. Benzin ve mazotun litresi artık 25 lirayı aştı. 30 liraya koşuyor. Hep 50 liralık benzin alıyorum diyenler, bugün 50 liraya 2 litre benzin alamıyor. Geçtiğimiz yıl bu zamanlar, 429 liraya dolan 55 litrelik benzin deposu, şimdi 1.449 liraya ancak doluyor. Bir depoda bir arabanın benzin masrafı yüzde 238 artmış. Erdoğan’ın perişan oldular dediği, uğruna ağıtlar yaktığı Amerika’da, son bir yılda benzine yapılan zamları ben bir söyleyeyim. New York eyaletinde yüzde 57, California eyaletinde yüzde 48. Bizde ne kadar? Yüzde 238. Yani aslında haline ağıt yakılacak birileri varsa,  o da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, bizim milletimiz. Ama bu Saraydakiler eve deli, ele iyi. Bunların gözleri milletimize karşı kör, kulakları sağır. Bunların kalpleri artık millete karşı mühürlü. Bunlar milletten kopmuş. Bunların ağzından çıkanı artık kulakları duymaz olmuş.

SANA NE MİLLETİN NE İÇTİĞİNDEN, SEFİL ETTİĞİN MİLLETİN HALİNE BAK

Sarayın kibirlisi önce milletimizi, “Vicdansızlık yapmayın, aç falan yok” diye azarlıyor. İki gün sonra da çıkıyor, milletimize, “Aç, sefil geziyorlar, ama rakı, bira almaktan geri durmuyorlar” diyor.  Sana ne milletin ne yediğinden, içtiğinden. Sen bakacaksan aç, sefil bıraktığın milletin haline bakacaksın. Bir dediğin bir dediğini tutmuyor. Hani açlık yoktu sefalet yoktu? Diyorum ya bunların Sarayın şatafatından başları dönmüş. Ne dediklerini bilmiyorlar. Söylüyoruz. Bunlar milletten kopmuşlar. Milletin irade ve amaçlarına uymayanların talihi, hüsrandır, çökmedir. Bunu pek yakında Erdoğan da görüp, yaşayacaktır.

MİLLETİMİZ ÖZ YURDUNDA GARİP ÖZ VATANINDA PARYA OLDU

Çinlilerin ünlü filozofu Konfüçyüs’e atfedilen güzel bir söz var: Bildiğini bilenin, arkasından gidiniz. Bildiğini bilmeyeni, uyarınız. Bilmediğini bilene, öğretiniz. Bilmediğini bilmeyenden, kaçınız. Ne yazık ki bilmediğini, bilmeyen, bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olan, çakma bir ekonomist, koskoca ülkeyi perişan etti. Milletimizi de zulmüyle, öz yurdunda garip, öz vatanında parya etti.

İHRACATLA ÖVÜNÜP, İTHALATI CAMİ AVLUSUNA BIRAKIYORLAR

Bu çakma ekonomiste göre, güya faiz inecek, döviz kuru çıkacak, rekabet gücümüz artacak, dış açıklar kapanacak, döviz rezervlerimiz dolup taşacak, döviz kuru düşecek, enflasyon da beraberinde inecekti. Ne oldu? Nasreddin Hoca’nın borç ödeme fıkrasına benzeyen bu model, daha başlamadan bitti. Dün Mayıs ayı Dış Ticaret rakamları açıklandı. Ticaret Bakanı her zamanki gibi, sadece ihracat rakamlarını sahiplendi. İhracat Mayıs ayı rekorunu kırdı diyerek övündü durdu. Reisinin söylediği safsatalara, milleti inandırmaya çalıştı. Ama dış açığın bir de öbür tarafı var, ithalat tarafı var. İthalat da sizin eseriniz, bunların eseri. Ama onu cami avlusuna bırakmaya kalkıyorlar. İthalat tüm Mayıs ayları rekorunu, dış ticaret açığı da tüm zamanların rekorunu kırdı. Mayıs’ta gerçekleşen dış ticaret açığı, yaklaşık 11 milyar dolar. Cumhuriyet tarihimizde tek bir ayda, böyle bir açık bugüne kadar olmamış. İlk beş aydaki açık ise 43 milyar dolar. Geçen senenin aynı dönemine göre, dış ticaret açığındaki artış yüzde 136. 2022’nin tamamı için öngördükleri dış ticaret açığının yüzde 83’ü, daha ilk beş ayda bitmiş. Rahmetli Demirel’in meşhur sözüdür, bu ülkede başarının anası, babası çoktur. Başarısızlık ise öksüz ve yetimdir. Saray ve şürekâsına hatırlatalım. İhracatı sahiplenip, ithalat ve dış ticaret açığını Cami avlusuna terk etmek olmaz, terk edemezsiniz. Bu rakamlar da size ait.  Bunlar da sizin eseriniz.

BU ZALİMLERİN, FİRAVUNLARIN İŞİ

Ama bunlar, gece kurtla bir olup sürüye saldırmaya,  sabah olunca da çobanla beraber ağıt yakmaya alışmışlar. Adaletli hükümetler zenginden alır, fakire verir. Zalim hükümetler ise fakirden alır, zengine verir. Bunların yaptığı iş, tam da zalim hükümetlerin, tam da Firavunların yaptığı iştir. Hem bütçe hem de milli gelir rakamları bunu açıkça göstermektedir. Türkiye ekonomisi 2022’nin ilk üç ayında, yüzde 7,3 büyümüş. Peki kim büyümüş? Elbette finansçılar. Finans kesimindeki büyüme yüzde 24,2. Kur Korumalı Mevduat diyerek, bankaların ödeyeceği faize devleti kefil edenler, mevduatın maliyetini milletin hazinesine yıkıp, milleti borca mahkûm edenler, faiz lobisini bir kez daha ihya etmişler. Bütçe rakamları da ortada. Bu yılın ilk dört ayında, Kur Korumalı Mevduatla bütçeden çıkan para, 16 milyar 300 milyon lira. Buna bir de vazgeçilen, 10 milyar 100 milyon liralık vergi alacağını ekleyin. Sadece ilk dört ayda 26 milyar lira vatandaştan alınmış, mevduat sahiplerine, zenginlere verilmiş. Peki, bu yılın ilk dört ayında, işte gıda güvenliği diyoruz, çiftçi zor durumda diyoruz, çiftçiye bütçeden ne kadar destek verilmiş? 15 milyar lira. Bir yanda bir avuç zengine tek kalemde 26 milyar lira, diğer yanda milyonlarca çiftçi ailesine 15 milyar lira. Allah aşkına, bunun adı zulüm değildir de, nedir?

YANDAŞA GÜVERCİN, MİLLETE ŞAHİN

Yine ilk dört ayda, 1 kuruş vermeden yapıyoruz dedikleri projeler için, daha yeni bunu tekrar etti çıktı sarayın kibirlisi, yandaş müteahhitlere, dolarla avroyla verilen garantiler karşılığında, milletin kasasından, bütçeden 9 milyar 470 milyon lira ödenmiş. Bu projeler, Londra’daki Majestelerinin Mahkemelerine emanet. Biz CHP olarak, “Bu projelerin işletme hakkını gerekirse devralacağız” deyince, Saray, “Tahkimde parasını söke söke alırlar” diye bizi ve aziz milletimizi tehdit etmişti. Yetmedi, birkaç gün önce, “Ben gitsem bile bu paraları şakır şakır ödemek zorundasınız” diye ahkam kesti. Sonra da milletin cebinden bir kuruş para çıkmadan yaptık diyor. Bunlar yandaşlarına güvercin, milletine şahin.

MİLLETVEKİLLERİ HEMŞERİLERİ İÇİN HASTANE RANDEVUSU KOVALIYOR

Kamuya iş yapan diğer müteahhitler de inim inim inletiyorlar. Para verilmediği için, işler bir türlü bitmiyor. Müteahhitler ihalelere girmeye artık cesaret edemiyorlar. İşte Tekirdağ-Hayrabolu yolu. Bu yol Tekirdağ’ın en çok ölümlü kazasının olduğu yollardan bir tanesi. 45 kilometrelik bu yolu, güya 2020’de bitireceklerdi. Yıl oldu 2022. Bu yol hala bitmedi. Şimdi 2024’e randevu vermeye başladılar. 2003’te yatırım programına giren yollar daha hala bitmedi. Bitmesini beklediğimiz yollar sürekli ötelenip duruyor. Tekirdağ’ın yolları daha pek çok güzergâhta, 20 yıldır tamamlanmadı. Tüm bu yolları bitirmek inşallah bize nasip olacak. Yine yandaşların yaptığı Şehir Hastanelerine, paralar tıkır tıkır ödeniyor. Ama diğer hastanelerde de doktor yok. Millet muayene olamıyor, sıra bekliyor. Milletvekillerinin telefonları artık hiç susmuyor. Milletvekilleri işi gücü bırakmışlar, hastanelerde vatandaşa randevu kovalamaya çalışıyor. Sayın Genel Başkanımız da söylemişti. Kars’ta Tıp Fakültesi açmışlar. Ama hasta bakacak doktorları yok. Hastalar Erzurum’a havale ediliyor. Muratlı Devlet Hastanesinde, Kadın doğum, Anestezi ve Genel Cerrahide hekim yok. Malkara ve Saray’da hemen hemen her branşta hekim sıkıntısı var. Diğer ilçelerimizde de durum keza aynı. Bu ülkenin yetişmiş doktorlarını kapı dışarı edip, Pakistanlıyı, Afgan’ı, Suriyeliyi ülkeye doldurursanız olacağı sonunda budur. Hakkı hak edene vermezseniz, bunun adı zulümdür. Biz hakkı, hak edene vereceğiz. Hem ülkemizin tüm sorunlarını çözeceğiz.

TAAHHÜDÜ YERİNE GETİREMEYEN MÜTEAHHİT GİBİ KAÇACAK

Erdoğan ülkemizi daha önce, istihdamsız büyüme ile tanıştırmıştı. Şimdi de yoksullaştıran büyüme ile tanıştırdı. Erdoğan Şahsım Rejiminin iş başı yapmasıyla, emeğin milli gelirden aldığı pay, tepetaklak çakıldı. 2022’nin ilk üç ayında, işgücü ödemelerinin, yani emekçilerin, milli gelirden aldığı pay, yüzde 25 ile tarihi düşük seviyelere gerilemiş. Aynı dönemde, sermayenin milli gelirden aldığı pay ise, yüzde 67 ile rekor kırmış. Zengini daha da zenginleştiren, yoksulu daha da yoksullaştıran böyle bir hükümete, zalim denmez de, ne denir? Biz ne ezilen, ne ezen, insanca, hakça bir düzen diyen bir gelenekten geliyoruz. İktidarımızda biz zulme son vereceğiz. Hak edene hakkını mutlaka vereceğiz. Bu kifayetsiz zalimlerin elinde geçen her gün, Türkiye’miz küresel yarışta zemin kaybediyor. Dolar cinsinden milli gelirimiz, 2008’den bu yana, yerinde sayıp, duruyor. 2022’nin ilk üç ayında, milli gelirimiz 800 milyar dolar sınırının altına düşerek, 794 milyar dolar oldu. Yılın ikinci üç ayında da, bu düşüşün süreceği anlaşılıyor. Küresel rekabette yerinde saymak, küresel yarışı kaybetmektir. Ülkemizi, Dünyada en büyük ilk 10 ekonomi arasına sokmaya söz verdiler ama milli gelirimizi 14 yıl boyunca yerinde saydırdılar. Sonunda ülkemizi, en büyük 20 ekonomi liginden de düşürdüler. Millete taahhütlerini yerine getiremeyenler, hala ne yapsalar tutturamayacakları 2023 hedeflerini, sayıklayıp duruyorlar. Taahhüdünü yerine getiremeyen müteahhit ne yapar? Önce reklam verir, hava basar, caka satar. Sonra işi bırakır, kaçar. Bunlar da aynısını yapacak.

ENFLASYONU YENMEK İÇİN 10 MADDELİK REÇETE

Türkiye, olağanüstü coğrafi konumu, genç nüfusu, dayanıklı özel sektörüyle, çok güçlü bir ekonomidir. Potansiyeli çok büyüktür. Ama ortada da bir hakikat var, at sahibine göre kişner. At yiğidin altında tökezlemez. Erdoğan’ın ata hâkimiyeti konusunda, ciddi sıkıntıları olduğunu biliyoruz. Bu nedenle işi bilen, ekonomiden anlayan kadrolarla, bu güçlü at yeniden dörtnala koşacaktır. Biz buna talibiz. Ekonomimizi küresel yarışta hak ettiği yere taşımaya kararlıyız. Milletimizi bu hayat pahalılığından kurtarmaya, hakkı olan hayat şartlarına kavuşturmaya kararlıyız. Bunun için ilkin, enflasyon canavarını bitirmemiz gerekiyor. Milletimizin aşını, işini küçülten, yatırımların önünü kesen bu en büyük halk düşmanının, işini bitirmek için reçeteyi bir kez de Tekirdağ’dan veriyoruz.

Bir, Merkez Bankası’nın başına derhal liyakatli bir ismi atayacağız. Bankayı siyasetin müdahalesinden kurtaracağız. Bankanın araç bağımsızlığına asla müdahale etmeyeceğiz.

İki, ekonomide kral değil, kural olacak. Ekonomik ve Sosyal Konsey derhal toplanacak. Devlette liyakati ve adaleti sağlayacağız. Rüşvetçileri, beytülmale el uzatanları, yolsuzluk yapanları, tüyü bitmedik yetimin hakkını yiyenleri, devlet yönetiminden süratle uzaklaştıracağız. Stratejik Planlama Teşkilatı’nı hızla kuracağız. Ülkenin en yetenekli kadroları burada toplanacak. Ekonominin gerçek fotoğrafı çekeceğiz. Çözüm planlarını da hızla çıkaracağız.

Üç, Kamu Özel İşbirliği Projelerinde, dövizle belirlenen tarifeleri ve gelir garantilerini, ivedilikle Türk Lirası’na çevireceğiz. Gerekirse bu projelerin işletme haklarını, hukuk çerçevesinde kamuya geri alacağız.

Dört, Dünya standartlarında bir Kamu İhale Yasası çıkaracağız. Yapılan büyük ihalelerin maliyetini ve verilen garantileri tek tek açıklayacağız.

Beş, bütçe disiplinini sağlayan mali çapaları yeniden güçlendireceğiz. Gerekirse yeni mali çapaları da getireceğiz. Varlık Fonu’nu derhal kaldıracağız. TBMM’de Kesin Hesap Komisyonu kuracağız. Sayıştay denetimini uluslararası standartlara çıkaracağız.

Altı, ülkemizin üretken kapasitesini ve verimliliği arttıracağız. Gençlerimizi dünya standartlarının üstünde eğiteceğiz. Dijital alt yapıyı hızla dünya standartlarının üzerine çıkaracağız. Bugün Dünya standartlarının gerisindeyiz. Teşvik politikasını, sanayicinin katma değeri yüksek ürün üreteceği noktalara taşımak için etkili bir biçimde kullanacağız. Yüksek teknoloji içeren, yeşil mutabakata uyumlu, dijital dönüşümü kolaylaştıracak yatırımları da teşvik edeceğiz. Bu kapsamdaki doğrudan sermaye yatırımlarını destekleyeceğiz. Enerji arz güvenliğini, temiz ve ucuz enerjiye erişimi sağlayacağız. Bu çerçevede, yerli ve yenilenebilir enerjiye öncelik vereceğiz. İthal enerjide tedarikçileri çeşitlendireceğiz.

Yedi, kamu bankalarının kaynaklarının yandaşa, rant projelerine aktarılmasına derhal son vereceğiz. Ziraat Bankası sadece çiftçiye, Halk Bankası da sadece esnafa avantajlı kredi sağlayacak.

Sekiz, gıdada arz güvenliğini sağlayacağız. Kendi kendimize yeterliliği gerçekleştireceğiz. Planlama ve çiftçiye destek önlemlerini alacağız. Çiftçiye elektik, gübre, yem gibi girdileri ucuza vereceğiz. Taban fiyatı, maliyet + makul kârı karşılayacak şekilde, önceden açıklayacağız. Çiftçinin kullandığı elektrikte, tüm vergi ve ek kalemleri kaldıracağız. Kuracağımız güneş enerjisi tesislerinin üreteceği enerjiyi, çiftçi kooperatiflerine ücretsiz vereceğiz. Bankalarda ve Tarım Kredi Kooperatiflerinde, takibe düşmüş çiftçi borçlarında faizleri derhal sileceğiz. Kredilerin geri ödemelerini 6 ay erteleyeceğiz. Tarımsal üretimde kullanılan mazottan ÖTV almayacağız.

Dokuz, derhal bir genelge çıkararak devlette israfa son vereceğiz. İsraf genelgesiyle, devlet millete örnek olacak. Bu suretle bütçede yarattığımız imkânları, dar gelirli ve dezavantajlı kesimlerin rahatlatılması için kullanacağız. Aile Destekleri Sigortası’nı hızla hayata geçireceğiz.

On, Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme Geçiş Programını ortaklarımızla uygulamaya koyacağız. Evrensel adalet, hukukun üstünlüğü, ifade ve girişim özgürlüğü normlarını yakalamış, güçlü bir demokrasiyle taçlandırılmış, ikinci yüzyılın Türkiye’sini beraberce inşa edeceğiz. Ülkemizde iyi yönetişimi ve yargı bağımsızlığını sağlayacağız.

Biz hazırız. Milletimiz de hazır. Artık biz de milletimiz de sandığı bekliyor. Milletten korkma, sandıktan kaçma Erdoğan!

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

Soru – Cumhurbaşkanı Erdoğan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na, yüreği yetip 2023’te aday olacak mı olmayacak mı? diye sordu. Sayın Kılıçdaroğlu aday olacak mı?

Faik ÖZTRAK – Genel Başkanımız bu soruya en güzel cevabı verdi. Söylediği açık, “Hodri meydan. Seçimi ilan edin, adayımızı görün.” Bizim buna ekleyecek başka bir sözümüz yok. Ama şunu da bekliyoruz, Genel Başkanımızın Erdoğan’a sorduğu sorular var. O sorulara vereceği cevapları mutlaka bekliyoruz.

Soru – Bakan Nebati “Bugün açıklanan enflasyon rakamları, enflasyon artışının hız kesmiş olduğunu ortaya koyuyor. Enflasyon düşüş eğilimine girmiştir” dedi. Bakan Nebati’nin enflasyon açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK – Yani Sayın Bakan Nebati’nin her açıklaması gibi bu açıklaması da insanları kahkahalarla güldürecek bir açıklama. Şimdi bunu diyerek TÜİK’te fiyattan sorumlu yöneticiyi değiştirmelerinin esbabı mucibesini de açıklamış oldu. Bunları geçsin Bakan Nebati, fiyatları gösteren madde sepetini neden açıklamadıklarını bir söyleyiversin. İşleri güçleri makyaj, göz boyama. İşte ENAG, bağımsız araştırmacılarının enflasyonu hesaplayan kuruluşu. Ne diyor, aylık enflasyon yüzde 5,5. Yıllık enflasyonda yüzde 161. Piyasa anketlerinde de beklentiler açıklananın çok çok üzerinde. Şimdi çıkıp bununla övünüyorsunuz. Aslında kusurunuzu itiraf ediyorsunuz. Tekrar söylüyorum, enflasyon halk düşmanıdır. Enflasyon rakamlarıyla oynamak emeklinin, ücretlinin, memurun, bu ülkedeki herkesin hakkına el uzatmaktır, tekrar ifade edeyim. Göreve geldiğimizde yapacağımız ilk iş, bu açıklanan verileri, bu hesapları ciddi şekilde kontrol etmek olacaktır.

Soru – Adalet ve Kalkınma Partisi Kayseri Milletvekili Hülya Nergis. Türkiye’nin mültecilerin cazibe merkezi olduğunu söyledi. İşverenlerden duyuyoruz, eğer Suriyeliler olmasaydı işimiz çok zordu, biz çalıştıracak eleman bulamazdık diyorlar dedi. Siz bu açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK – Şimdi aslında sığınmacılar konusu açıldığında hep Ensar Muhacir edebiyatı yapanların aslında kafalarının gerisinde ne var bu açıklamayla bir kere daha ortaya çıktı. Bunların derdi Ensar Muhacir falan değilmiş. Bunların derdi bu ülkeye gelen insanları ucuz emek olarak kullanmakmış. Bu ülkede 8 milyon 357 bin yurttaşımız işsiz. İşsiz sayımız, dünya üzerindeki 96 ülkenin nüfusundan fazla. Ve Saray burada ucuz emek arzını artırmak için sığınmacıları kullanıyor. Yani bir kere bu niteliksiz emek arzındaki bu artış ister istemez ülkemizdeki teknoloji kullanım seviyesini düşürüyor. Ve maalesef bu ülkeyi yönetenler Suriye’den gelecek sığınmacıları artık ekonomi için kurtuluş olarak görüyorlar. Bu böyleyse zaten bunların artık ekonomiyi yönetme kabiliyetleri çoktan bitmiştir. Buradan söyleyeyim, bu düşüncenin sahipleri aslında o koltukta bir dakika dahi oturmamalıdırlar. Çünkü her geçen dakika milletimize verdikleri zarar büyüyor.

Teşekkür ediyorum.

MİLLİ GELİR YENİDEN 800 MİLYAR DOLARIN ALTINDA

CHP Sözcüsü Öztrak, 2022’nin ilk üç ayında TL’deki erimenin dolar cinsinden milli geliri yeniden 800 milyar doların altına indirdiğine dikkat çekerek, “Dolar cinsinden milli gelir 2008 seviyelerinde gezinip duruyor. Milli gelirimizi 14 yıldır yerinde saydıranlar, ekonomimizi ilk 20 liginden de düşürdüler” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, 2022 yılının ilk üç ayına ilişkin büyüme verilerini değerlendirdiği sosyal medya paylaşımlarında şunları belirtti:

EN ÇOK BÜYÜYEN FİNANS KESİMİ, İHYA OLAN FAİZ LOBİSİ

Ekonomi 2022’nin ilk üç ayında yüzde 7,3 büyümüş. Peki, en çok kim büyümüş? Yüzde 24,2 ile finans kesimi… Kur Korumalı Mevduatla bankaların ödeyeceği faize devleti kefil edenler, kredileri patlatarak milleti borca batıranlar, “faiz lobisini” bir kez daha ihya etmiş.

ZENGİNİN PAYI ARTTI, EMEKÇİLERİN AZALDI

2022’nin ilk üç ayında varsılın pastadan aldığı pay büyürken, emekçilerimizin aldığı pay küçülmüş. Çalışıp çabalayıp elde edilen milli gelirden 2 yıl önce yüzde 39,1 pay alan emekçilerimiz, şimdi sadece yüzde 31,5 pay alır hale gelmiş.

MİLLİ GELİR YENİDEN 800 MİLYAR DOLARIN ALTINDA

2022’nin ilk üç ayında TL’deki erime, dolar cinsinden milli geliri yeniden 800 milyar doların altına çekmiş. Dolar cinsinden milli gelir 2008 seviyelerinde gezinip duruyor. Milli gelirimizi 14 yıldır yerinde saydıranlar, ekonomimizi ilk 20 liginden de düşürdüler.

TÜKETİMLE BÜYÜME SÜRDÜRÜLEBİLİR DEĞİL

2022’nin ilk üç ayındaki büyümenin kompozisyonu ise bunun sürdürülebilir olmadığını açıkça gösteriyor. Milletin sınırlı tasarrufunu yüksek enflasyonla ezip, milleti tüketime koşturan bu modelin çok uzun sürmesi mümkün değil.

6 ÇEYREKTİR “STOKTAN” YİYORUZ

Hele hele son 6 çeyrektir bu büyüklükte “stoktan yemeyi” neyle, nasıl izah edecekler? Gerçekten çok merak ediyorum.

EKONOMİYE UCUZ KREDİYLE KORTİZON

Ekonomiye ucuz krediyle kortizon tedavisi uygulayarak, seçime kadar ulaşmaya çalışıyorlar. Ama hem ekonominin, hem de milletin hali kortizonla geçiştirilemeyecek kadar ağır. Ne yazık ki sandık milletin önüne gelene kadar, durum daha da ağırlaşacak. Sandık milletin önüne ne kadar erken gelirse, hem ekonomi hem de milletimiz için o kadar iyi olur. Seçimden sonra da CHP iktidarında; Yeni Kadrolar, Yeni Kurumlar, Yeni Kurallarla ekonomimiz kısa sürede ayağa kaldırılır.

HEDEFLERDE ‘PATRON BATTI, DÜKKANI KAPATIYORUZ’ İNDİRİMİ

CHP Sözcüsü Öztrak, Türkiye’yi ilk 20 ekonomi liginden düşüren Hükümetin, şimdi 2023 için söz verdiği hedeflerde indirim yaparak beceriksizliğini gizlemeye çalıştığını belirterek, “2023’te 2 trilyon dolar milli gelir hedefini veren bizzat Erdoğan’dı. Şimdi, ‘Şu olmasaydı, bu olmasaydı milli gelirimiz 1,2 trilyon seviyesine ulaşacaktı’ diyor. Milli gelir hedefinde yaptığı bu indirim olsa olsa ‘Patron battı, dükkânı kapatıyoruz’ indirimidir” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şunları belirtti:

İLK 4 AYDA 8 MİLYAR DOLAR REZERV YAKILDI

Yarı cahil, kör cahilden beterdir. Nasreddin Hocanın borç ödeme fıkrası gibi, “model” uydurdular. Faiz inecek, döviz kuru çıkacak, cari açık kapanacak, kur düşecek, enflasyon gerileyecekti. Geçtiğimiz Eylül’den itibaren faizi indirdiler. Ama dediklerinin hiç birisi olmadı. Cari açık düşmek bir yana, yeniden şahlanmaya başladı. Finansmanı zorlaştı. Açığın finansmanı için bu yılın ilk dört ayında 8 milyar dolara yakın rezerv yakıldı.

KURDAN GELEN REKABET GÜCÜ ERİDİ

Sadece cari açık değil, enflasyon da roket hızıyla uçuşa geçti. Türkiye; yüzde 70 tüketici enflasyonuyla dünya üzerinde ilk beşe, yüzde 122 üretici enflasyonu ile dünya şampiyonluğuna yükseldi. Enflasyondaki bu hızlı artış, kurdan gelen rekabet gücümüzü de alıp götürdü.

SIRADA SÜPER FAİZLİ BONOLAR VAR

Faizleri düşürerek, faiz yükünü düşüreceğiz diye yola çıkanlar faiz harcamalarını patlattı. Tarihimizde ilk kez iç borca ödenecek faiz, anaparayı aştı. KKM ile milletin sırtına olağanüstü yük yüklendi. Sırada süper faizli bonolar var. Bir de bununla milleti ezecekler.

MİLLETİ DİLİMLE KARPUZ ALACAK HALE DÜŞÜRDÜLER

Milletimizi dilimle karpuz alacak hale düşürenler, kendilerini uyaranları “zır cahil” olmakla hatta daha da ileri giderek “hain olmakla” suçluyor. Kişi kendinden bilir işi. Bu ülkeye bu kadar kısa zamanda, bu kadar büyük kötülüğü düşmanı yapmazdı. Ama bunlar yaptı.

HEDEFLERDE “PATRON BATTI, DÜKKANI KAPATIYORUZ” İNDİRİMİ

Ve büyük bir yüzsüzlükle hiç sıkılmadan “ilk 10’a girme” türküleri söylüyor. 1990’dan bu yana ilk 20’de olan ekonomimizi 23. Sıraya düşürenler, 2023 için söz verdiği hedeflerde de indirim yaparak, beceriksizliğini gizlemeye çalışıyor. 2023’te 2 trilyon dolar milli gelir hedefini veren kimdi? Bizzat Erdoğan’dı. Şimdi, “Şu olmasaydı, bu olmasaydı milli gelirimiz 1,2 trilyon seviyesine ulaşacaktı” diyor. Milli gelir hedefinde yaptığı bu indirim olsa olsa “patron battı, dükkânı kapatıyoruz” indirimidir.

BU YIKIMI BİZ TEMİZLEYECEĞİZ

Ekonomiyi cahil kibriyle çökertenler, ekonominin dertlerine çare olamaz. CHP; Yeni Kadrolar, Yeni Kurumlar ve Yeni Kurallar ile tüm bu yıkımı temizleyecek. Ülkemizin yarınlarını yeniden umutla inşa edecek. Az kaldı. Geliyor gelmekte olan…

TARİHİMİZDE İLK KEZ İÇ BORÇ FAİZİ, BORCU AŞTI

CHP Sözcüsü Öztrak, geçtiğimiz aydan itibaren tarihimizde ilke kez iç borca ödenecek faizlerin iç borcun kendisini aştığını belirterek, “Hazine ve Maliye Bakanlığının son tahminlerine göre, önümüzdeki dönemde, ödenecek iç borcun anaparası 1,5 trilyon lira, iç borç için ödenecek faiz 2 trilyon lira. Böyle bir durumla daha önce hiç karşılaşmamıştık” diye konuştu.

Geçtiğimiz yılın Ağustos ayından bu yana ödenecek faizlerdeki artışın 1 trilyon 354 milyon lira olduğunu kaydeden Öztrak, “Bir tek Mayıs ayındaki, yani tek bir aydaki ödenecek faizlerdeki artış ise 309 milyar lira” dedi. Öztrak, “Sanayicimize verilmeyen teşvikler, çiftimize ve esnafımıza verilmeyen destekler, emeklimize verilmeyen bayram ikramiyeleri, emekçimize verilmeyen ücret ve maaşlar, gençlerimize verilmeyen burslar, bir avuç faiz lobisinin ve Londra Bankerlerinin cebine akıtılıyor, akıtılmaya da devam ediyor” değerlendirmesinde bulundu.

Hükümetin, Kur Korumalı Mevduat su kaynatmaya başlayınca, şimdi de şapkadan “enflasyona endeksli kâğıt” çıkarmaya hazırlandığını söyleyen Öztrak, “Beyler, bu ‘süper bonolar’ 1994’te denendi. Sonucu da hüsran oldu. Kur Korumalı Mevduatla, piyasanın kur riskini Hazine’nin üzerine taşıdılar. Şimdi de enflasyona endeksli kâğıtlarla, enflasyonun riskini, yükünü Hazine’nin sırtına taşıyacaklar. Allah kullarına akıl dağıtırken, bunlar acaba nereye saklandı? Gerçekten merak ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Kur Korumalı Mevduat nedeniyle, sadece Mart ve Nisan ayında Hazine’nin sırtına binen yükün 16,3 milyar lira olduğunu, bunun üstüne vergi muafiyetleri kapsamında 10 milyar liralık vergi alacağından vazgeçildiğini anımsatan Öztrak, “Kur korumalı mevduatın taksimetresi,  millet aleyhine son hızla çalışıyor. Türk Lirasındaki devalüasyonun hızlanmasıyla, bu ayın ilk 20 gününde oluşan ilave kamu zararı 20 milyar 200 milyon lira. Bu ilave yükün büyük kısmı, hem bütçeden, hem de Merkez Bankasından ödendi bile” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Geçtiğimiz hafta İstanbul’da düzenlenen, Dünya Kadınlar Boks Şampiyonasında, 5 altın ve 2 bronz madalyayla takımımız dünya şampiyonu oldu. Ardından Anadolu Efes Basketbol takımımız, Avrupa’nın en büyüğü olduğunu bir kez daha tescil etti. Dün de Vakıfbank kadın voleybol takımımız, 5. Kez Avrupa şampiyonu oldu. Bizlere büyük mutluluk, gurur ve onur yaşatan tüm sporcularımızı, teknik heyetlerimizi ve yöneticilerini tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyoruz. Bugünkü MYK toplantımızda; hafta sonu Maltepe’de yaptığımız mitingi, milletimizi ezip geçen ekonomik buhranı, mevcut yönetimin sorunları çözen değil, sorunları daha da ağırlaştıran uygulamalarını ve ekonomik buhrandan çıkış için yapılması gerekenleri konuştuk.  

MALTEPE’DE HARAMİLERİN SALTANATINA SON VERME İRADESİ VARDI

Hafta sonu İstanbul Maltepe’de, “Milletin Sesi” Mitingimizi, büyük bir coşkuyla gerçekleştirdik. Maltepe’deki demokrasi meydanında, umut vardı. Gülen, aydınlık yüzler vardı. Hak, hukuk ve adalet çağrıları vardı. Dostluk, kardeşlik ve özgürlük şarkıları vardı. Huzur ve bereket özlemi vardı. Haramilerin saltanatına son verme iradesi vardı. Ve o meydanda, ortak geleceğimizi beraberce inşa etme azmi ve kararlılığı vardı. Maltepe’deki demokrasi meydanı, milletimizin saraydan ve beşli çetelerden çok daha büyük olduğunu, tüm dünyaya bir kez daha gösterdi. Demokrasimize zehirli dişlerini, kirli tırnaklarını geçirme niyet ve hevesinde olanlara cevap, Maltepe’deki demokrasi meydanından verildi.

SARAYDAN ÖNCEKİ TÜM HÜKÜMETLER 713 MİLYAR DOLAR KAYNAK KULLANDI

Son 20 yılda, milletimiz çok yoruldu. Toplumumuz bölünüp, parçalandı. Milletimizin umutları çalındı. Aşı, işi küçültüldü. Sofralarımızın bereketi kaçtı. Türlü yalanlarla, cambaza bak cambaza stratejileriyle, milletimizin gerçek sorunlarının üstü kapatılmaya çalışıldı. Ülkemizin enerjisi ve kaynakları heba edildi. Türkiye’de, 1923 yılından 2002 yılına kadar, 57 Hükümet iş başında kalmış. 79 yılda bu 57 Hükümet, 713 milyar dolar kaynak kullanmış. 713 milyar dolarla; bu hükümetler Osmanlı’nın dış borçları ödemiş. Üstüne; SÜMERBANK, TÜPRAŞ, TELEKOM, PETKİM, METAŞ, SİFAŞ, ÇESTAŞ, PETLAS gibi kuruluşları kurmuş. Ereğli Demir-Çelik, İskenderun Demir-Çelik, Çimento Fabrikaları, Gübre Fabrikaları, Şeker Fabrikaları, Limanlar, Keban, Atatürk, Karakaya Barajları, Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet Köprüleri ve daha nice saymakla bitmeyecek eserler inşa etmişler. Türkiye sıfırdan çok ciddi bir sanayi alt yapısına kavuşturulmuş. Geçmiş hükümetler 713 milyar dolar harcayarak, ülkemizi 1990 yılında dünyanın en büyük, 20 ekonomisi arasına sokmuşlar. 1999 yılında da Türkiye G-20 ligine davet edilmiş.

ERDOĞAN HÜKÜMETLERİ TÜM HÜKÜMETLERİN 4 KATI KAYNAK KULLANDI

Erdoğan hükümetleri 2002’de iş başı yapmış. Trilyonlarca dolar vergi toplamışlar. İçeriden, dışarıdan gırtlağa kadar borçlanmışlar. Atadan, deden kalan ne varsa satmışlar, savmışlar. Kendilerinden önceki 57 Hükümetin kullandığı kaynağın, yaklaşık 4 katını kullanmışlar, harcamışlar. 2 trilyon 631 milyar doları bir güzel yiyip, bitirmişler. Kendilerinden önceki 57 hükümetten, 4 kat daha fazla kaynak kullanmışlar.

İLK 20’DEN DÜŞÜRDÜLER

Sonuç? Ülkemizi 20 yılın sonunda ilk 20 ekonomi liginden düşürmüşler. Bugün Türkiye artık dünyanın en büyük 20 ekonomisi liginden düşmüş 23. sırada yer alıyor. Oysa Erdoğan milletimize, ülkeyi, “2023’de ilk 10 ekonomi arasına sokma” sözünü vermişti. Beceremedi. Sözünü tutamadı. Ama hala, ülkeyi “vallahi de, billahi de ilk ona sokacağız” diye, milletten oy istiyor. Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz. Millet bunların ne yaptığını görüyor. Sebep oldukları felaketi de yaşıyor. Bunların notunu vermiş. “Geçti Bor’un pazarı, sür eşeği Niğde’ye” demeye de hazırlanıyor.

BU ÜLKENİN POTANSİYELİ VAR

Ekonomi kıt kaynakları, en doğru, en verimli, en etkili şekilde kullanma işidir. Ekonomide yapılan her tercih, tıpkı hayatta olduğu gibi aynı zamanda bir şeylerden vazgeçiştir. Vazgeçtiğiniz şey seçtiğinizden daha değerliyse, sonunda pişmanlık kaçınılmazdır. Erdoğan Hükümetleri milletten topladıkları kaynakları, atadan deden kalan varlıkları, hayırsız bir mirasyedi gibi har vurup, harman savurdu. Trilyonlarca dolar, doğru dürüst kullanılsaydı, ranta, betona ve israfa değil de, tarıma, sanayiye, üretime, katma değerli işlere yönlendirilseydi, döviz kazandıracak, cari açığı kapatacak projelere harcansaydı, açıkça ifade edelim bugün Türkiye ilk 10 ekonomi arasındaki yerini rahat rahat almıştı. Çünkü bu ülkenin bu potansiyeli var. Ama beceriksizlik, israf ve talanla Erdoğan hükümetleri ülkemizi ilk 20’den düşürdüler.

ÜLKENİN KAYNAKLARINI YANDAŞA PEŞKEŞ ÇEKTİLER

İtibardan tasarruf olmaz diyerek, ülkenin kaynaklarını yandaşlara peşkeş çektiler. Bir liraya yapılacak işleri olmayacak paralara yaptılar. Bunu biz söylemiyoruz. Türkiye’nin en önemli araştırma kuruluşlarından bir tanesi TEPAV söylüyor. Örnek… Milletin cebinden tek kuruş çıkmayacak dedikleri, Kamu Özel İşbirliği yöntemiyle yapılan Bilkent Şehir Hastanesi ortada duruyor. Bu hastane geleneksel yöntemle 3 milyar 907 milyon liraya çıkarmış. Kamu özel işbirliği yöntemiyle 6 milyar 776 milyon liraya çıkmış. Yani iki hastane parasına bir tane hastane yapılmış. İkinci hastaneyi kim yuttu? Ortada bir hastane var. 40 haramiler yuttu…  Bugün Sağlık Bakanlığını bile bu hastaneye taşımışlar, kira ödüyorlar birde üstüne üstlük. Kaynaklar yandaşa gittiği için, bugün devlet kendi hastanelerini yapamıyor. Kars, Bingöl, Şırnak, Manisa-Salihli, Konya-Akşehir, Adana-Yüreğir, Aydın-Çine, İzmir-Selçuk, Ordu-Gölköy’de hastane ihaleleri para yokluğundan birer birer iptal ediliyor. Zaten bu ihalelere giren müteahhitte kalmadı. Parasını alamıyor.

MİRİ MALI BALIK KILÇIĞIDIR, YUTULMAZ

İki hastane parasına, bir hastane yapanlar, hekimlerimize de doğru dürüst imkân sağlayamıyor. Tecrübeli hekimlerimizi ülkemizden kaçırıyorlar. 2022’nin ilk 3 ayında 250 hekim yurt dışına gitmek için başvurmuş. Türk Tabipleri Birliği, “Önümüzdeki dönem, kaliteli hekim kıtlığı yaşayacağız” diye şimdiden hükümeti uyarıyor. Duyuyorlar mı? Ne gezer. Yetişmiş insan kaynağımızı yurt dışına kaçırarak, ülkenin köklü kurumlarını dağıtarak, memleketi fikren çölleştirerek, milletimizi her gün biraz daha batırıyorlar. Ama “Miri malı, balık kılçığıdır. Yutulmaz.” Gün gelir yapılanların hesabı mutlaka sorulur. Trilyonlarca dolar kaynağı yiyip, tüketenler, Atalarımızın bıraktığı eserleri de satıp, savmakla kalmadı. Çocuklarımızın, torunlarımızın geleceğine de, ipotek koymaya devam ediyorlar.

EKONOMİ BİLMEDİKLERİ GİBİ TARİH DE BİLMİYORLAR

Yine TEPAV’ın rakamlarıyla söylüyorum. “Milletin kesesinden bir kuruş çıkmayacak” diyerek ihale ettikleri, KÖİ Projeleri için, 2045 yılına kadar, yandaşlara Dolarla, Avroyla; tam 153 milyar dolar gelir garantisi vermişler. Bunların ekonomi bilmedikleri doğru ama tarih de bilmiyorlar. Osmanlı’nın çöküş döneminde icat ettiği, kâr garantili projeleri getirdiler bugün aynen kopya ettiler. İzmir-Aydın arasındaki demir yolu 1866’da işletmeye açılmış. Osmanlı bu projede İngiliz şirkete, her yıl yatırdığı sermayenin yüzde 6’sı kadar, kâr garantisi vermiş. Aynı dönemde Rumeli Demiryolu da, kilometre başına kâr garantisi verilerek inşa ettirilmiş. Şirketin elde ettiği kâr, garanti edilenin altında kalırsa, aradaki farkı Osmanlı devlet hazinesinden ödüyormuş. Şimdi bunu biz demiyoruz. Açık Öğretim Fakültesi’nin ders kitapları diyor. Bu ders kitabından özetleyerek sunuyorum: “Rumeli demir yolunu yapan yabancılar, Osmanlı devlet adamlarına verdikleri rüşvetler sayesinde, öyle imtiyazlar elde ettiler ki, Avrupa’nın sayılı zengini oldular.”

TANIDIK BİR HİKAYE

Hikâye tanıdık değil mi? Bugün de sarayın beslemeleri, çeteleri, gelir garantili ihalelerle, Avrupa’nın sayılı zengini oldular. Şimdi İngiltere’de lüks mahalleleri kapatıyorlarmış. İstiklal Marşı şairimizin Mehmet Akif’in dediği gibi: “Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar; hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?” Erdoğan gençlere uyduruk tarih anlatacağına, yüreği yetiyorsa Osmanlıyı çöküşe götüren, bu hataları da bir anlatsın da görelim. Ama anlatamaz. Anlatırsa tekrar ettiği hataların hesabını da veremez. Dolar ve Avroyla gelir garantisi verdiği, araç geçmeyen “hayalet otoyol ve köprülerin”, yolcusu olmayan “hayalet havalimanlarının”, nelerin karşılığı yaptırıldığını, millete izah edemez.

İLK 4 AYDA 30 MİLYAR DOLAR SATTILAR

Hesabını bilmeyen kasap, ne satır bırakır ne de masat. Merkez Bankası’nın 128 milyar dolar döviz rezervini, kayınpeder ve damat hesapsız, kitapsız peşkeş çektiler. Hala da arka kapıdan döviz satmaya devam ediyorlar. Bu yılın ilk dört ayında, bu şekilde satılan emanet dövizlerin tutarı, 30 milyar dolar civarında. 13 Mayıs itibariyle, Merkez Bankası’nın döviz kasasındaki açık, 52 milyar 199 milyon dolara ulaşmış.

ATLINI SATAN TCMB Mİ DİYE SORDUK, TIK YOK

Sadece döviz rezervlerini değil, Merkez Bankasının en önemli sermayesi olan, güveni de bitiriyorlar. Geçenlerde Cuma günü yabancı bir haber ajansı, bir Merkez Bankası’nın, İngiltere Merkez Bankası nezdinde tuttuğu altınlardan, yüklü bir satış yapmış olabileceğini yazdı. Hem içeride hem de dışarıda olağan şüpheli olarak akıllara, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası geldi. Çünkü Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın, İngiltere Merkez Bankası nezdinde 4 milyar 638 milyon dolarlık altını olduğunu biliyoruz. Ayrıca Zorunlu Karşılık olarak bankalardan emanet alınan altınların da, 2 milyar 312 milyon dolarlık kısmı, yine İngiltere Merkez Bankası nezdinde. Bu altın satan merkez bankası, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası mı diye sorduk. Merkez Bankasının altınları yerinde duruyor mu, durmuyor mu diye sorduk. Cuma günü bunlara cevap istedik. Hükümetten hala tık yok.

CHP İKTİDARINDA MERKEZ BANKASININ HESAPLARINI İNCELEMEDEN GEÇİRECEĞİZ

Merkez Bankası verileri açıklandığında tabi durumu göreceğiz. O da verilerden epeyce bir ayıklama yaparak. Hükümet olduğumuzda da, Merkez Bankasının tüm döviz ve altın hesaplarını, ciddi bir incelemeden geçireceğiz. 128 milyar dolar başta olmak üzere, hesapsız, kitapsız satılan her sentin, her gram altının hesabını soracağız.

FATURA HEP HALKIMIZA ÇIKIYOR

Hep söylüyoruz; “Güven ruh gibidir. Terk ettiği bedene asla geri dönmez.” Bugün ülkeyi yönettiğini söyleyenlere güven hiç kalmadı. Bu nedenle de ülkemizin kredi temerrüt risk primi, 728 puanla tarihi zirvesine çıktı. Oysa 4 yıl önce bu zamanlar, Erdoğan Şahsım rejimi henüz işbaşı yapmamışken, aynı risk primi 290 idi. Türkiye’nin kredi risk primi 4 yılda iki buçuğa katlanmış. Bunun bedelini kim ödüyor? Bunun bedelini yüksek faiz olarak, hem Devletin Hazinesi, hem de firmalar ödüyor. Sonunda faturada her halükarda halkımıza çıkıyor.

4 AYDA 104 MİLYAR LİRA FAİZ ÖDEMESİ

Bu yılın ilk dört ayında bütçeden yapılan faiz ödemesi, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 54 artarak, 104 milyar liraya dayanmış. Bütçede bütün bir yıl için yapılacak faiz harcamaları karşılığı ayrılan ödeneğin yüzde 43’ü dört ayda bitmiş. Ama turpun büyüğü de halen heybede…

TARİHİMİZDE İLK KEZ FAİZ, BORCU AŞTI

Tarihimizde ilk kez, enflasyona ve dövize endeksli iç borçlanma kâğıtları nedeniyle, geçtiğimiz aydan itibaren iç borca ödenecek faizler, iç borcun kendisini aşmıştı. Bu eğilim hızla devam ediyor. Hazine ve Maliye Bakanlığının son tahminlerine göre, önümüzdeki dönemde, ödenecek iç borcun anaparası 1,5 trilyon lira. Ama iç borç için ödenecek faiz 2 trilyon lira. Böyle bir durumla daha önce hiç karşılaşmamıştık. Geçtiğimiz yılın Ağustos ayından bu yana, daha bir yıl dolmadı, ödenecek faizlerdeki artış 1 trilyon 354 milyon lira. Bir tek Mayıs ayındaki, yani tek bir aydaki ödenecek faizlerdeki artış ise 309 milyar lira.

BU ÜLKENİN VATANDAŞINA VERİLMEYEN PARA FAİZ LOBİSİNE AKIYOR

Bu rakamları biz hesaplamıyoruz. Bu rakamları Hazine ve Maliye Bakanlığımız hesaplıyor ve açıklıyor. Sanayicimize verilmeyen teşvikler, çiftimize ve esnafımıza verilmeyen destekler, emeklimize verilmeyen bayram ikramiyeleri, emekçimize verilmeyen ücret ve maaşlar, gençlerimize verilmeyen burslar, bir avuç faiz lobisinin ve Londra Bankerlerinin cebine akıtılıyor, akıtılmaya da devam ediyor. Peki, faiz lobilerini abat, milletimizi de berbat eden kim? Bu garip tablo, bu üzücü tablo, bu feci tablo kimin eseri? Elbette Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin…

ENFLASYONA ENDEKSLİ KAĞIT ÇIKARMAYA HAZIRLANIYORLAR

Ama bu tablodan hala ders alınmıyor. Bir Kur Korumalı Mevduat getirdiler. Burada da garanti verdiler. Kur Korumalı Mevduat su kaynatmaya başlayınca, şapkadan “enflasyona endeksli kâğıt” çıkarmaya hazırlanıyorlar. Beyler, bu “süper bonolar” , 1994’de denendi. Sonucu da hüsran oldu. Kur Korumalı Mevduatla, piyasanın kur riskini Hazine’nin üzerine taşıdılar. Şimdi de enflasyona endeksli kâğıtlarla, enflasyonun riskini, yükünü Hazine’nin sırtına taşıyacaklar. Allah kullarına akıl dağıtırken, bunlar acaba nereye saklandı? Gerçekten merak ediyoruz.

KKM TAKSİMETRESİ MİLLET ALEYHİNE ÇALIŞIYOR

Yaptıkları her şey, attıkları her adım bu milletin geleceğini ipotek altına alıyor. İşte biraz önce söyledim, Kur Korumalı Mevduat… Bakan Nebati 23 Aralık tarihinde çıktı, “En kötü senaryoda bile Hazine’ye bir yük gelmiyor” dedi. Peki sonuç ne oldu? Sadece Mart ve Nisan ayında Hazine’nin sırtına binen yük, bütçede bu gözüküyor. 16 milyar 256 milyon lira. Birde tatlandırıcı olarak vergi muafiyeti getirmişlerdi. Bu vergi muafiyetleri kapsamında vazgeçtikleri 10 milyar liralık vergi alacağı buraya dahil değil. Ama kur korumalı mevduatın taksimetresi,  millet aleyhine son hızla çalışıyor. Türk Lirasındaki devalüasyonun hızlanmasıyla, bu ayın ilk 20 gününde oluşan ilave kamu zararı; 20 milyar 200 milyon lira. Bu ilave yükün büyük kısmı, hem bütçeden, hem de Merkez Bankasından ödendi bile… “Hazine’ye en kötü senaryoda bile, tek kuruş yük gelmeyecek” diyen Nebati Bakan ise hala yerinde oturuyor. Bakalım ne yapacak? Dediği gibi, üzülmekle mi yetinecek? Yoksa normal bir ülkede, bu sözleri söyleyen bir bakanın yaptığını mı yapacak, sebebi olduğu bu tablo karşısında, o koltuktan derhal kalkacak mı? İstifa edecek mi? Hadi o istifa etmedi onu oraya atayan irade, onu görevden azledecek mi? Ama Erdoğan Şahsım Rejiminde, liyakat değil, sadakat geçer akçe… Saraya kim daha çok yağ çekiyorsa, o koltuğunu koruyor. Ve bunun faturasını da, hep milletimiz ödüyor.

BU HÜKÜMET ELİNDE MİLLETİMİZİ BEKLEYEN DAHA ÇOK ZOR GÜNLER VAR

“Faiz sebep, enflasyon sonuç” dediler. Enflasyon artarken, tabela faizini Merkez Bankasına zorla döve döve indirttiler. Sonra enflasyon canavarını da bile isteye hortlattılar. Üretici Enflasyonunda ülkemizi yüzde 122 ile dünya şampiyonu yaptılar. Tüketici Enflasyonunda ülkemizi yüzde 70 ile dünyada en yüksek enflasyona sahip beş ülke arasına soktular. Kuzeyimizde Rusya ve Ukrayna savaşıyor, şampiyonlar liginde ilk beşe giren Türkiye oluyor. Ülkemizi, Sudan, Venezüella, Lübnan ve Zimbabve’yle aynı kümeye düşürdüler. Dünyada gıda enflasyonu yüzde 30; bizde yüzde 90… Yani dünyanın tam 3 katı. Ama dünya gıda krizini konuşuyor. Önlem alıyor. Bizdeki hükümet ne yapıyor belli değil. Ve işin daha da kötüsü, Nisan’da tarımda yıllık üretici fiyatlarındaki artış yüzde 119. Yani turpun büyüğü heybede… Bu yaz mutfaklarımız yangın yeri olacak. İşte bugün piyasa katılımcılarının, yılsonu enflasyon tahmini açıklandı. Merkez Bankasının yılsonu enflasyon tahmini yüzde 43’tü. Ama piyasa yılsonunda yüzde 58 enflasyon bekliyor. Görünen o ki, bu hükümet elinde milletimizi bekleyen daha çok zor günler var.

GEÇMİŞTE ENFLASYON CANAVARINI YENEN KADROLAR BİZDE

Artık şurası açık ve nettir. Milletin sesini duymayan, halini görmeyen, tarımın icat edildiği bu topraklarda, vatandaşlarımızı açlığa ve yokluğa mahkûm eden, insanlarımızın cebindeki parayı alıp, bir avuç yandaşın kasasına aktaran Erdoğan Şahsım Rejimi işi bırakmadıkça, tencerelerimiz dolmayacak, mutfaktaki yangında dinmeyecektir. Ama umutsuzluğa da yer yoktur. Çünkü bu ülkede Cumhuriyet Halk Partisi vardır. Onun tecrübeli ve liyakatli kadroları vardır. Biz enflasyon canavarını nasıl yeneceğimizi, çok iyi biliyoruz. Zaman zamanda bu reçeteyi ifade ediyoruz. Çünkü biz geçmişte de bu canavarı yenen kadrolara sahibiz.

BİZE KATILIN

Aziz milletimiz; saygıdeğer vatandaşlarımız; konuşmamın bu bölümünde Genel Başkanımızın Maltepe’deki çağrısını, bir kez daha tekrarlıyoruz:  Akılcı bir ekonomi yönetimine inanıyorsanız, bize katılın. Silivri korkusu olmadan konuşmak istiyorsanız, bize katılın. Her alanda ve herkes için adalet istiyorsanız, bize katılın. Barış Akademisyenleri görevlerine dönsün, Harp Okulu öğrencileri serbest kalsın diyorsanız, bize katılın. Çevreyi, kurdu, kuşu, ormanı önemsiyorsanız, bize katılın. Eğitim ve sağlık için daha fazla bütçe ayrılsın istiyorsanız, bize katılın. Çocuklarımızı bu güzel ülkede tutmak istiyorsanız, bize katılın. 128 Milyar doların hesabını sormak istiyorsanız, bize katılın. Ödediğiniz vergiler nerelere harcanıyor, öğrenmek istiyorsanız, bize katılın. İsraf haramdır, Yolsuzluk haramdır, yandaş kayırmak haramdır diyorsanız, bize katılın. Asgari ücretli açlık sınırına mahkûm olmasın diyorsanız, bize katılın. Aile Destekleri Sigortası olsun diyorsanız, bize katılın. “Komşusu açken, tok yatan bizden değildir” diyorsanız, bize katılın. 3600 ek gösterge ve EYT sorunu çözülsün diyorsanız, bize katılın. Halkın alın teri beşli çetelere değil, millete harcansın diyorsanız, bize katılın. Bu ülkede barış istiyorsanız, huzur istiyorsanız, aş ve iş istiyorsanız, bize katılın. Kamu yönetiminde liyakat olsun, işi ehline verelim diyorsanız, bize katılın. Herkesin inancına, kimliğine, yaşam tarzına saygı duyulmasını istiyorsanız bize katılın. Süleyman Şah Türbesi vatan toprağına dönsün, Tank Palet Fabrikası Katar’ın elinden alınsın diyorsanız, bize katılın.

Dirlikten, birlik doğar. Birlikten de kuvvet doğar. Gelin, büyük, müreffeh, adil ve huzurlu Türkiye’ye, beraberce omuz verelim. Bu çağrımız tüm milletimize…

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

Soru- İki sorum olacak. Birincisi, Maltepe’deki mitingle ilgi… Mitingde Atatürk’ün posteri, fotoğrafı yoktu şeklinde haberler var, eleştiriler var. Buna cevabınız ne olur?

İkinci sorumda Sayın Kaftancıoğlu’yla ilgili. Siz, siyasi yasak getirildi görevinin başında demiştiniz ama bunun hukuken mümkün olmadığı şeklinde yorumlar yapılıyor. Bununla ilgili değerlendirmeniz ne olur?

Faik ÖZTRAK- Cumhuriyet Halk Partisi, hep söylüyorum Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuktur, Kuvayı Milliyedir. Cumhuriyet Halk Partisi, Mustafa Kemal Atatürk’ün iki büyük eserimden biridir dediği partidir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk bizim ebedi Genel Başkanımızdır. Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu Maltepe’de yaptığı konuşmada kurucu Genel Başkanımızın ismini ve ilkelerini defalarca ifade etmiştir. Süleyman Şah Türbesini vatan toprağına geri götürecek parti bizi. Tank Palet Fabrikasını Katarlıların elinden alacak parti de biziz. Tüyü bitmedik yetimin hakkını yiyenlerden hesabını soracak parti de biziz. Biz ne vatan sevgimizi, ne Atatürk sevgimizi kimseyle tartışmayız, tartıştırmayız.

İkinci sorunuzla ilgili olarak da, Sayın Canan Kaftancıoğlu İl Başkanımızdır. Cumhuriyet Halk Partisinin İstanbul İl Başkanıdır.

Soru- Cumhuriyet Halk Partisi’nin Maltepe mitingi nedeniyle ABD’nin Ankara Büyükelçiliği miting öncesinde ABD vatandaşlarına yönelik bir uyarıda bulundu. Ardından ABD’nin Ankara Büyükelçisi Dışişleri Bakanlığına çağrılarak bu uyarıdan duyulan rahatsızlık iletildi kendisine. Sizin tüm bu yaşananlara ilişkin bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- ABD Büyükelçiliğinin açıklamasına önceki dönemdeki ABD Başkanlarından birinin sözleriyle yanıt veriyim. Korkulması gereken tek şey korkunun kendisidir. Biz Cumhuriyet Halk Partisiyiz. Biz Rumeli ve Anadolu Müdafaa-i Hukukuz. Biz Kuvayı Milliyeyiz. Korku nedir bilmeyiz. Genel Başkanımız korku imparatorluğunu yıkmak için milletimizle birlikte yola çıkmıştır. Maltepe meydanında toplanan yüzbinlerde bunun en güzel göstergesidir.

Soru- Maltepe mitingi ve bu mitingde Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşması adaylık ilanı olarak yorumlandı. Bu yönde haberler ve değerlendirmeler medyaya yansıdı. Sizin bu değerlendirmelere ilişkin bir yorumunuz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Parti Sözcüsü olarak defalarca ifade ettim. Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı Genel Başkanımızın da içinde olduğu 6 lider tarafından ortak belirlenecektir. Burada daha önce bu 6 lider Cumhurbaşkanının niteliklerini açıklamıştır. Dolayısıyla bu niteliklere yoğunlaşmakta yarar vardır.

Soru- Maltepe mitinginde Belediye Başkanları Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu’nun tokalaşmaması arada bir sorun mu var sorusunu akıllara getirdi. Siz bu görüntüleri nasıl yorumluyorsunuz, nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Yani her hafta boşuna heyecanlanmayın demekten, havuz medyasına bunu söylemekten dilimizde tüy bitti. Bu soruyu soranlar öküzün altında buzağı aramayı bıraksınlar. Gündemi takip etsinler. Bu iddialar, ilgili Belediye Başkanımız tarafından zaten fotoğraflarla yalanlanmıştı.

Soru- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yakın kurmayları Veli Ağbaba ve Özgür Özel Maltepe mitingine katılmak yerine Paris’te Yılmaz Güney ve Ahmet Kaya’nın mezarını ziyaret etti. Sizin bu ziyarete ilişkin bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Değerlendirelim… Bu ziyaret daha önce belirlenmiş bir ziyarettir. Genel Başkanımızın bilgisi ve izni dahilinde gerçekleştirilmiş bir programdır.

Soru- Kılıçdaroğlu’nun milletvekillerine ‘Gönlümüzün adayı Kılıçdaroğlu’ söylemini yasakladığı, her yerde ‘Adayımız Kılıçdaroğlu’ demeleri talimatını verdiği iddiasıyla ilgili sizin bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Her şeyden önce bizim Genel Başkanımızın üslubu bellidir. Maltepe’deki konuşması zaten bu üslubu en güzel şekilde ortaya koymuştur. Kimse Genel Başkanımızı sarayın kibir abidesiyle karıştırmasın. Kendisinin de böyle bir talimatı yoktur.

Soru- Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, “Türkiye’de tweet attı diye hakkında soruşturma başlatılan bir kişi yok. Tweetin içinde yazılandan dolayı soruşturma açılıyor” açıklamasını yaptı. Sizin bu açıklamaya ilişkin değerlendirmenizi alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Bu sözleri sarf eden bakanın partisinin adında hem adalet var, hem de kalkınma var. Kalkınma anlayışlarını sebep oldukları boş tost, boş baklava, boş gözlemeyle milletimiz yakinen gördü. Şimdi de boş tweetle adalet anlayışlarını görüyoruz. Hep diyoruz bunlar metal yorgunu, milletten koptular. Tüm bunlar halktan kopmuş bir partinin söylemlerinden başka bir şey değildir.

Soru- AK Parti Ankara İl Başkan Yardımcısı hayat pahalılığından yakınan, 60 yaşındayım karpuzda dilimle satışı gördük ya, bize masal anlatmayın diyen vatandaşa yanıt verirken karpuzu marketten alırsan böyle olur. Ben her sene karpuzu ekiyorum yanıtını verdi. Sizin bu yanıta ilişkin değerlendirmeniz nedir?

Faik ÖZTRAK- Şimdi atalarımızın güzel bir sözü var ‘Ön teker nereye giderse arka teker de oraya çeker’. Şimdi saraydakiler gövdeye indirdiği dana rozbifleri, zencefilli somon suşileri, manda yoğurdu, kestane balını, Medine hurması ve yulaf ezmesiyle sindirirken millet yiyecek ekmek bulamıyor. Vatandaşlarımız artık marketlerden karpuzu dilimle alır hale gelmişler, partinin il yöneticisi de kalkıyor bu lafları ediyor. Pişmanlık duymuyor. Diyor ki, karpuzu bahçenize ekerseniz marketten almazsanız dilimle almazsınız. Millette karpuz ekecek hal mi bıraktınız, bahçe mi bıraktınız? Millet bunların ne yaptığını görüyor, notlarını veriyor. Sandığında en kısa zamanda önüne gelmesini bekliyor. Yani ben sormak istiyorum, bu beyler adaletin hangi topraklarda yetiştiğini biliyorlar mı? Bu anlayış milletin derdine hiçbir şekilde çare olmaz. Onun için bu ucube saray rejiminin biran evvel sandıkta değişmesi, milleti düşünen, milletin derdine derman olan, milletin derdiyle hemhal olan kadroların işbaşına gelmesi gerekiyor.

Teşekkürler…

BÜYÜK BİR DÖVİZ KRİZİNE DOĞRU KOŞAR ADIM GİDİYORUZ

CHP Sözcüsü Öztrak, Türk Lirasındaki değer kaybı hızlandıkça mali dengeler üzerindeki yüklerin de arttığına dikkat çekerek,  “Sadece Mayıs ayının ilk 18 günündeki devalüasyon nedeniyle, dövize endeksli mevduatlardan gelecek olan kamu zararı 18 milyar 694 milyon lira. Bu para bütçeden ve Merkez Bankası’nın kasasından çıkacak” diye konuştu.

Türkiye’nin ikiz açık tabir edilen “cari açık” ve “bütçe açığı” ile büyük bir döviz krizine doğru “koşar adım” ilerlediğini belirten Öztrak, “Kayınpeder ve damat, 128 milyar doları buharlaştırmışlardı. Bugün artık kasada Merkez Bankası’na ait tek bir sent kalmadı. Döviz kasasının borcu, döviz kasasının alacağını kat be kat aştı” dedi.

Öztrak, yabancı bir Merkez Bankası’nın İngiltere Merkez Bankası nezdinde tuttuğu altınlarından yüklü bir satışı yapmış olabileceği yönündeki haberleri de değerlendirerek, “Bu hangi Merkez Bankası? Biz Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın da, İngiltere Merkez Bankası nezdinde tuttuğu yaklaşık 4 milyar dolarlık altını olduğunu biliyoruz. Eğer bu altınlar da gizli, saklı satılmaya başladıysa, yandı gülüm keten helva… 128 milyar doları arka kapıdan buharlaştıranlardan, bu konuda mutlaka bir açıklama yapmalarını bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

CHP’nin yarın Maltepe’de saat 18.00’de düzenleyeceği “Milletin Sesi” mitingine açık davette bulunan Öztrak, “Yarın Maltepe Meydanında ucube tek adam rejiminin; açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm ettiği asgari ücretlileri; mahkeme kararı olmadan görevlerinden uzaklaştırdığı KHK mağdurlarını; geleceksiz, hayalsiz bırakmaya çalıştığı, yandaşlarını doyurmak için mülakat mağduru ettiği gençlerimizi; pahalılığa ezdirdiği emeklilerimizi, sözünü tutmadığı EYT’lileri işsiz, aşsız bırakılan anne ve babaları; isyanı arşa ulaşan zulme uğrayan kadınları, yanlış politikaları nedeniyle önünü göremeyen iş insanlarımızı, tarlasına küsen çiftçilerimizi, borç kıskacındaki esnaflarımızı, emekçilerimizi, apartman görevlilerimizi, motokuryelerimizi, toplumun vicdanının sesi, sanatçılarımızı, ‘İsraf haramdır, yolsuzluk haramdır, yandaş kayırmak haramdır!’ diyen yurttaşlarımızı, ‘Bu ülkede barış istiyoruz, huzur istiyoruz, iş-aş istiyoruz’ diyen tüm vatandaşlarımızı davet ediyoruz. Milletin sesi yarın, Maltepe’deki Adalet Meydanı’ndan yükselecek. O ses, Saray’ın kibir duvarlarını da yıkacak” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Dün, Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Benim doğum günümdür” dediği, yok edilmek istenen bir ulusun, emperyalizme karşı, en haklı, en şanlı, en onurlu mücadelesini başlattığı, 19 Mayıs 1919’un 103. yıl dönümüydü. Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramını, tüm yurtta büyük bir coşkuyla kutladık.

KURTULUŞU SARAYLARDA DEĞİL, MİLLETİMİZİN SİNESİNDE ARADI

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, kurtuluşu saraylarda değil, milletimizin tertemiz sinesinde arayanlarla birlikte, harekete geçip Samsun’a ayak bastığı bugünü, istiklalimizi ve Cumhuriyetimizi, ilelebet muhafaza ve müdafaa etme görevini verdiği gençlerimize bayram olarak armağan etmiştir. Büyük önder, gençlerine umut veremeyen bir ülkenin, geleceğine de asla umutla bakamayacağını görmüştür.

UCUBE REJİM GENÇLERİN GÜLÜŞÜNÜ ÇALDI

19 Mayısın 103. yıl dönümünde, bu beceriksiz yönetimin elinde gençlerimiz işsizdir. TÜİK’in makyajlı verilerine göre dahi; bu ülkede çalışmayan, okumayan üç milyon genç vardır. Taşı sıksa suyunu çıkaracak gençlerimiz, ev genci olmuş, ailelerinin eline bakmaktadırlar. Ev genci sayısı itibariyle, üyesi olduğumuz Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı içerisinde, Kolombiya’nın ardından, ikinciyiz. Bu ülkede analar, babalar, “Yeter ki evladım okusun” diye yemiyor, evlatlarına yediriyor. Giymiyor evlatlarına giydiriyor. Okutuyor. Ama üniversite mezunları da iş bulamıyor artık. Her 100 işsizden 27’si üniversite mezunu. Üniversiteli işsiz sayısı, 1 milyonun üzerinde. TÜİK verileriyle 2021 yılında, 18-24 yaş arasındaki gençlerin beşte biri mutsuz. Oysa dört yıl önce, 2017’de, gençlerin onda biri kendini mutsuz sayıyordu. Ucube saray rejimi fiilen hayata geçtikten sonra, 4 yılda, ülkemizde mutsuz gençlerimizin oranı, ikiye katlanmış. Ucube saray rejimi, gençlerimizin neşesini, gülüşünü ve mutluluğunu çalıp götürmüş. Bugün ülkemizde her 100 gençten 8’i, eğitimini yarıda bırakıyor. Eğitimden uzaklaşan gençlerimizin yarısı,  ekonomik sıkıntılar nedeniyle okulunu bırakıyor. Bu ucube yönetim insan sermayemizi yok yere tüketiyor. Çalışabilen şanslı gençlerimizi de, aldığı ücret ve maaşlar mutlu etmiyor. 2017’de, çalışan her 100 gençten 31’i kazancından mutsuz iken, 2021’de çalışan her 100 gençten 38’i kazandığıyla mutlu olamıyor.

AYDA 28 BİN 555 LİRAYI ÜLKEMİZDE KAÇ KİŞİ ÖDEYEBİLİR

Erdoğan şahsım hükümeti, ülkeyi çok kötü yönetti. Paramızı pul etti. Milletimizi hayat pahalılığına ezdirdi. Bu koşullarda, gençlerimiz nasıl evlenecek, nasıl yeni bir hayat kuracak kara kara düşünüyor. Karı koca çalışan genç bir çiftin, bir ev, bir araba alması artık hayal oldu. Ama iş başındaki hükümet, milleti unutmuş, gençlerin halini görmüyor. İşte uçan konut fiyatlarını düşürmek için çıkardıkları son paket. İlk defa ev alacaklara, 0,99 faizle 10 yıl vadeyle 2 milyon lira kredi. Siz bunun aylık geri ödemesini hesapladınız mı? Allah aşkına! Ayda 28 bin 555 liralık kredi taksitini, ülkemizde kaç tane genç ödeyebilir? Bunu ödese ödese dolar, avro kazanan yabancılar öder.

TÜRKİYE’Yİ BARINMA KRİZİNİN KUCAĞINA ATIYORLAR

İnşaat maliyetleri uçmuş. Eldeki konut sayısı azalmış. Sen kredi vererek, yabancılara konut satanlara teşvik vererek, Türk vatandaşlığını yabancıya eşantiyon diye vererek, talebi azdırıyorsun. Bu cahillik neticesinde, daha kredinin lafı duyulur duyulmaz konut fiyatlarına zam yağdı. “Fiyat düşüreceğiz” diye yola çıkan iş bilmezler, konut fiyatlarını bu sefer roket gibi uçurdu. Milletin sesine kulak vermiyorlar. Metal yorgunu kadrolarıyla, çözüm üretemiyorlar. Milleti bırakmışlar, birkaç yandaşın peşine takılmışlar, Türkiye’yi büyük bir barınma krizinin kucağına atıyorlar.

GELECEĞİ GENÇLERİMİZLE İNŞA EDECEĞİZ

Ama bu topraklarda umutsuzluğa yer yok! Biz; “Umutsuz durumlar yoktur. Umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim” diyen, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisiyiz. Cumhuriyet Halk Partisi’nin olduğu yerde, her zaman umut vardır. Gelecek vardır.  Geleceğimizi gençlerimizle beraber inşa etmeye kararlıyız.

SEN ÖZÜR DİLEME ESNAF KARDEŞİM, SEBEP OLANLAR DİLESİN

Beceriksiz, ehliyetsiz Saray kadrolarının elinde, ülkemiz sadece barınma kriziyle değil; çok ciddi bir gıda ve açlık kriziyle de karşı karşıya… İstanbul’un bazı ilçelerinde ekmek fiyatı 4,5 lirayı buldu. Bir litre karton süt, 20 lira oldu. Bakkaldan süt alıyorsunuz, “Ne kadar?” diye soruyorsunuz, bakkal, “Çok özür dilerim, 20 lira oldu” diyor. Sen niye özür diliyorsun be esnaf kardeşim? Özür dilemesi gereken sen değilsin. Özür dilemesi gerekenler, “Manda yoğurduna, Kestane Balı, Medine Hurması, Yulaf ezmesi” katıp, akşamları afiyetle mideye indirirken, vatandaşlarımızı bir litre süt bile alamaz hale getirenlerdir.

MUTFAKLARI YAZ MEVSİMİ DE KURTARMAYACAK

Bu yıl mutfakları yaz mevsimi de kurtaramayacak. Ucuz sebze, meyve artık hepten hayal oldu. TÜİK’in son açıkladığı makyajlı istatistiklere göre dahi, tarım ürünlerinde üretici fiyatları, Nisan’da sadece tek bir ayda yüzde 18 artmış, son bir yıldaki artış ise yüzde 119 artmış. Ama bugün millete yansıyan gıda enflasyonu yüzde 91. Yani heybede daha çok turp var. Maliyet enflasyonunda şampiyonluk, baklagiller, tahıllar gibi bitkisel ürünlerde. Buradaki fiyat artışları yüzde 191. Son bir yılda, DAP gübresi yüzde 205, ÜRE gübresi yüzde 293 zam gördü. Traktöre konacak mazotun fiyatı yüzde 240 arttı. Akaryakıta hala zam üstüne zam geliyor. Bugün İstanbul’da benzinin litresi 23 lira 86 kuruşa çıktı 24 liraya dayandı. Sadece çiftçi değil, besici ve süt üreticisi de zamların altında eziliyor. Besi yemi de, süt yemi de son bir yılda yüzde 134 zamlandı. Bugün bir litre sütün raftaki fiyatı 20 lirayı geçtiyse, çiftçi üretemez hale geldiyse, bir kilo kıyma 150 lirayı bulduysa, bunun hesabı, bakkaldan, kasaptan, esnaftan, tüccardan, manavdan, çiftçiden değil, çiftçiye kanunla vermeyi taahhüt ettiği desteğin, bugüne kadar yarısını bile vermeyen, yanlış politikalarıyla milli paramızı pul eden, Erdoğan Şahsım hükümetlerinden sorulmalıdır.

BUĞDAYDA TABAN FİYAT EN AZ 7,5 LİRA OLMALI

Mayıs ayının üçte ikisi geçti. Çukurova bölgesinde buğday hasadı başladı, başlayacak. Ama ortada buğday taban fiyatı yok. Geçtiğimiz yıl yaşadığımız sıkıntılar ortada. Bu hükümet çiftçiden buğdayın tonunu 2250 liraya satın aldı. Sonra o buğdayı alan aynı Toprak Mahsulleri Ofisi, aynı hükümet buğdayın tonunu dışarıdan 6700 liraya ithal etti. Kendi çiftçisine verdiğinin üç katını başka ülkelerin çiftçisine verdi. Bugün mevcut dolar kuruyla buğdayın ithal fiyatı 7140 lira. Çiftçimizin kazanması, borçlarını kapatıp, seneye de tarlasını ekebilmesi için, buğdayda taban fiyatı en az 7,5 lira olmalıdır. Artık hükümet eve deli; ele iyi olmayı bırakmalıdır. Ayrıca, kuru alanlarda üreticinin ekmeye devam edebilmesi için, bu arazilerde çiftçiye verilen prim diğer arazilerde verilenlerden çok daha yüksek olmalıdır.

ELİN ÇİFTÇİSİNİ DEĞİL, BU TOPRAKLARIN ÇİFTÇİSİNİ YAŞATIN

Çay üreticisine verdiğiniz taban fiyat maalesef tavan fiyat oldu. Özel fabrikalar yarı fiyatına çay alıyor. Biran önce çayda taban fiyatını gerçekten en düşük fiyat haline getirecek önlemleri alın. Bırakın el iyisi olmayı, bırakın başka ülkelerin çiftçisini sevindirmeyi, bu toprakların çiftçisini yaşatın.

KENDİ İNSANINA GADDAR, FAİZ LOBİSİNE MÜŞFİK

Biz Erdoğan Şahsım Hükümetine, boşuna el iyisi demiyoruz. Bunlar; kendi gencine, kendi esnafına, kendi çiftçisine, kendi emekçisine, kendi emeklisine olabildiğince gaddar. Elin gencine, elin çiftçisine, Londra’daki bir avuç faiz lobisine, beşli çetelerine de alabildiğine müşfik.

4 AYDA 104 MİLYAR LİRALIK FAİZ FATURASI

İlk dört ayda, bu ülkenin çiftçisine, besicisine verdikleri toplam destek, 15 milyar 636 milyon lira. Ama aynı dönemde dövize endeksli mevduat sahiplerini, kur hareketlerinden korumak için bütçeden verdikleri para, 16 milyar 256 milyon lira. Buna bir de vazgeçtikleri 10 milyar liralık vergi tahsilatını da ekleyin. Bu yılın ilk dört ayında çiftçiye verdiklerinin 2 katını tek bir kalemde, bir avuç mevduat sahibine verdiler. Yine dört ayda, milletin alın terinden toplanan vergilerle, faiz lobilerine ödedikleri para 103 milyar 973 milyon 521 bin lira. Tekrar ediyorum: 103 milyar 973 milyon 521 bin lirayı faizcinin, bir avuç tefecinin cebine kodular.

TEK AYDA 50 MİLYAR LİRALIK AÇIK

Bu ucube hükümet, sadece vatandaşın bütçesini değil, devletin bütçesini de dikiş tutmaz hale getirdi. Bütçe, tek bir ayda 50 milyar lira açık vermiş. Bu, Nisan ayları itibariyle en yüksek bütçe açığı. Korkunç bir rekor…

EKONOMİ BİLİMİNİN KÖKÜNE KİBRİT SUYU

Ekonomi biliminin köküne kibrit suyu döken Saray ve şürekâsı, Nasreddin Hoca fıkrasına benzeyen, sözde bir modelle, Türkiye ekonomisini perişan etti. Güya faizler inecek, döviz kuru artacak, ihracat şahlanacak, cari açık kapanacak, rezervler artacak, döviz kuru düşecek, enflasyon da gerileyecekti… Sonuç ne oldu? Merkez Bankasının önce kasasını boşalttılar. Yetmedi faizi indirdiler. Milli paramızı pul ettiler. Buna rağmen faizleri indirdiler cari açık rekorlar kırdı. Orta Vadeli Programda, yılın tamamı için öngörülen cari açığa, Nisan ayında ulaştılar. Sadece cari açığın finansmanı için, 8 milyar dolara yakın rezervimizi erittiler.

PARASI EN ÇOK DEĞER KAYBEDEN, RİSKİ EN ÇOK ARTAN TÜRKİYE

Aslında ortada ne model var, ne de tedbir var. Böyle ne faizler düşer, ne enflasyon düşer. Ortada sadece pansuman var, sadece yama var. Doların yeşilini görünce gözleri parlayan Nebati Bakan’ın, “Türk Lirası en düşük seviyesinde, daha fazla ineceği bir yer yok” demesinin üzerinden bu yana, 5 ayda, Türk lirası Dolar karşısında yüzde 7 değer yitirdi. Son bir yılda benzer ülkeler içerisinde, parası dolar karşısında en çok değer yitiren ülke Türkiye oldu. Türkiye’nin Kredi Temerrüt Risk Primi 700’ün üzerine çıktı. Risk primi en çok artan ülke biz olduk. Savaştaki Rusya’nın ardından riski en yüksek ikinci ülkeyiz.

KKM’DEN 18 GÜNDE 18 MİLYAR LİRALIK YÜK

Türk Lirasındaki değer kaybı hızlandıkça, mali dengeler üzerindeki yükler de artıyor. Sadece Mayıs ayının ilk 18 günündeki devalüasyon nedeniyle, dövize endeksli mevduatlardan gelecek olan kamu zararı, 18 milyar 694 milyon lira. Bu para bütçeden ve Merkez Bankası’nın kasasından çıkacak. Buna ilk 4 aydaki dahil değil.

BÜYÜK BİR DÖVİZ KRİZİNE DOĞRU KOŞAR ADIM GİDİYORUZ

Türkiye, ikiz açık dediğimiz “cari açık” ve “bütçe açığıyla”, büyük bir döviz krizine doğru, koşar adım ilerliyor. Kayınpeder ve damat, 128 milyar doları buharlaştırmışlardı. Bugün artık kasada merkez bankasına ait tek bir sent kalmadı. Döviz kasasının borcu, döviz kasasının alacağını kat be kat aştı.

İNGİLTERE’DE ALTININI SATAN HANGİ MERKEZ BANKASI?

Dün yabancı bir haber ajansında, yabancı bir Merkez Bankası’nın, İngiltere Merkez Bankası nezdinde tuttuğu altınlarından yüklü bir satışı yapmış olabileceği yazıldı, çizildi. Bu hangi Merkez Bankası? Biz Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın da, İngiltere Merkez Bankası nezdinde tuttuğu, yaklaşık 4 milyar dolarlık altını olduğunu biliyoruz. Eğer bu altınlar da gizli, saklı satılmaya başladıysa, yandı gülüm keten helva… 128 milyar doları arka kapıdan buharlaştıranlardan, bu konuda mutlaka bir açıklama yapmalarını bekliyoruz.

BU HÜKÜMETTE AKILSIZLIK BİR DEĞİL, BİN DEĞİL

Fransız yazar Honore de Balzac’ın dediği gibi; “Akılsız insanlar, güzel topraklardan beslenen zararlı otlara benzer.” Saray Hükümetinin akıldan azadeliği de bu güzel toprakları zararlı bir ot gibi sardı. Ülkemizin bereketini kaçırdı. Ama bunlardaki akılsızlık bir değil, yüz değil, bin değil… Bir kuru inat uğruna, eşi, dostu zengin etmek uğruna, imar planlarında bile yer almayan bir proje için, Atatürk Havalimanı’nın pistlerini kırmaya başladılar.

DEVLET İHTİMALLE DEĞİL AKIL VE BİLİMLE YÖNETİLİR

Ama dün akşam Sarayın kibirlisi gençlerle yaptığı toplantıda çıktı, “Bir ihtimal pistleri kaldırmayacağız” dedi. Şecaat arz ederken, sirkatin söylemek işte budur. Erdoğan’ın bu yıkım işine nasıl plansız, programsız giriştiklerini nasıl itiraf ettiğini gördük. Devlet ihtimalle yönetilmez. Akılla ve bilimle yönetilir. Bunlarda akıl olsa, izan olsa milleti perişan ettikten sonra, bir de üstüne çıkıp, “Ekonomide son iki yılda gösterdiğimiz büyük başarı tüm dünya tarafından takdir ediliyor” demezler. Millet ekmek kuyruklarındaymış, et alamaz hale gelmiş, bebekler süt içemiyormuş, çocuklar beslenemedikleri için kansız kalıyormuş, millet faturalarını ödeyemiyormuş, elektriksiz kalıyormuş, ne gam… Nebati Bakan için bunların hiç bir önemi yok. Yeter ki sarayın kibirlisinin yüzünü güldürebilsin…

MİLLETİMİZ ENFLASYONUN SEBEBİNİN HÜKÜMET OLDUĞUNU BİLİYOR

Bu bilgisiz, beceriksiz yönetim, ne paramızın pul olmasını önleyebilir, ne de enflasyonu dengeleyebilir, milletin yarasına falan hiçbir şekilde merhem olamaz. Sorunun sebebi olanlar çözümün adresi olamazlar çünkü. İPSOS ’un 11 ayrı ülkede yaptığı anketin sonuçları ortada. Milletimizin yüzde 80’i yaşadığı ekonomik sorunların sebebinin, hükümetin izlediği ekonomi politikaları olduğunu söylüyor. Anket yapılan 11 ülke içinde enflasyonun sorumlusu olarak, ülkeyi yöneten hükümeti gören vatandaş sayısının en yüksek olduğu ülke Türkiye. Biz hep söylüyoruz. Milletimiz olan biteni görüyor. Yapılanlara notunu da veriyor.

KENDİ KOKUSUYLA MEST OLMUŞ MİSK KEÇİSİ

Ülkeyi yönettiğini iddia edenler, kendi kokularıyla mest olmuş misk keçisi gibi, attıkları imzaları bile artık hatırlamaz hale geldiler. Erdoğan, Genel Başkanımızın SADAT’ın kapısına dayanıp, “Sandığa sonuna kadar sahip çıkacağız, SADAT’çılarınıza pabuç bırakacak değiliz” demesi üzerine birkaç gün önce çıktı, “SADAT yöneticileriyle uzaktan yakından alakası olmadığını” söyledi. Güzel…

RESMİ GAZETE ERDOĞAN’I YALANLIYOR

Ama bu elimde gördüğünüz, Cumhurbaşkanı Kararı öyle demiyor. Karar, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı Politika Kurulu’na yaptığı atamalara ilişkin. 8 Ekim 2018 tarihinde imzalamış. 9 Ekim 2018 tarihli Resmi Gazete’de de yayımlanmış. Kendine bağlı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu’na, kendi imzasıyla Adnan Tanrıverdi’yi, hem de ilk sıradan atamış. Peki Adnan Tanrıverdi kim? SADAT’ın kurucusu. Kendi güvenlik ve dış politika kuruluna ilk sıradan atadığı birini, tanımadığını söyleyen birine bu millet nasıl inanacak?

SWAP İÇİN CAN CİĞER KUZU SARMASI

Erdoğan’ın içeride farklı, dışarıda farklı konuşması, bugün ak dediğine, yarın kara demesi vakayı adiyeden oldu… Daha iki yıl önce Birleşik Arap Emirliklerini 15 Temmuz’un finansör olmakla suçluyordu. Yandaş gazetelerinde bu ülkeye manşetten küfür ettiriyordu. Atama İçişleri Bakanı, daha geçen yıl bu zamanlar, devlet televizyonundan Birleşik Arap Emirliklerine söylemediğini bırakmadı, olmadık hakaretler etti. Peki, bugün ne oldu? Aynı Birleşik Arap Emirliği’yle, birkaç milyar dolar SWAP karşılığında, can ciğer kuzu sarması oldular.

GRUP BAŞKANVEKİLLERİ DÖNÜŞE AYAK UYDURAMADI, BELİ KIRILDI

Öyle ki, Grup Başkanvekillerinin bile bu dönüşe ayak uyduramadığını gördük. Bu Grup Başkanvekilleri olanı biteni anlamadı. Öyle anlaşılıyor ki, içine de pek sindiremedi. Çıktı, “Biz diz çökmedik, Birleşik Arap Emirlikleri diz çöktü” deyiverdi. Bunun üzerine AK Parti Sözcüsü apar topar çıktı, “Grup Başkan vekilimizin sözleri partimizin görüşlerini yansıtmıyor” dedi. Yani “Birleşik Arap Emirlikleri diz çökmedi” dedi. Sonra da, bu Grup Başkanvekilinin beli dün “resmen” kırıldı, Birleşik Arap Emirliklerine söz söyledi diye, görevden alındı. Sonra Erdoğan çıktı gençlerle sohbet ederken Birleşik Arap Emirlikleri’ne, “Bunlar da bizim Müslüman kardeşlerimiz” deyiverdi. Suudi Arabistan’dan gelen cellatlar, ülkemizin topraklarında gazeteci katlediyorlar, Erdoğan önce “Belgeleri dinletiriz, gösteririz ama vermeyiz” diyor. İçeride dünyaya lider havası basıyor. Sonrada dolara sıkışınca, dosyanın tamamını Suudi Arabistan’a gönderiveriyor, satıyor.

ERDOĞAN’IN DOLAR AŞKI SARAY EVLATLARININ BAŞINI YİYOR

Erdoğan’ın doların yeşiline olan aşkı, Sarayın kendi evlatlarının başını daha çok yer. Erdoğan şimdilerde bu dönüşlere bahane bulmak için birde atasözü uydurmaya başladı. Güya Japonların; “Düşmanımız dahi olsa, iplikle bağı sıkı tutun, koparmayın. Gün olur o bağ size tekrar lazım olur” diye atasözü varmış. Ama Japonların böyle bir atasözünden de haberi yok.

DIŞ POLİTİKA MİLLİ OLMALI

Dış politika tutarsızlık kaldırmaz. Sabah başka, akşam başka konuşulmaz. İdeolojik körlükle dış politika yürütülmez. Dış politikadan iç politikaya rant devşirilmeye kalkılmaz. Dış politika 84 milyonun çıkar ve menfaati için yürütülür. Bu nedenle de dış politikanın milli olması gerekir. Türkiye büyük bir ülkedir. Türkiye çok güçlü bir ülkedir. Türkiye’nin dış politikası da, iç politikası da, ülkemizin büyüklüğü ve gücüyle uyumlu olmalıdır.

CHP İKTİDARINDA TEMEL İLKEMİZ YURTTA SULH, CİHANDA SULH OLACAK

Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarında, dış politikamızda temel ilkemiz, “Yurtta sulh, cihanda sulh” olacak. Devletimiz bölgesinde ve tüm dünyada, yeniden sözüne güven duyulan bir devlet olacaktır.  Bizim yönetimimizde Türkiye, dostluğu aranan, hasımlığından da korkulan bir ülke olacaktır. Ülkemizdeki Suriyelileri en geç 2 yıl içinde, ülkelerine göndereceğiz. Komşularımızla başta ekonomik, diplomatik ve siyasi ilişkilerimizi geliştireceğiz. Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı’nı mutlaka kuracağız. Biz hazırız. Milletimiz hazır. Artık biran evvel seçim sandığının önüne gelmesini bekliyor.

MİLLETİN SESİ YARIN 18.00’DE MALTEPE’DEN YÜKSELECEK

Sözlerimi bitirmeden önce, milletimize bir davetimiz var. Biliyorsunuz, yarın İstanbul’da olacağız. Saat 18.00’de Maltepe meydanında,  Milletin Sesi mitingimizi gerçekleştireceğiz. Yarın Maltepe Meydanında ucube tek adam rejiminin; açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm ettiği asgari ücretlileri; mahkeme kararı olmadan görevlerinden uzaklaştırdığı KHK mağdurlarını; geleceksiz, hayalsiz bırakmaya çalıştığı, yandaşlarını doyurmak için mülakat mağduru ettiği gençlerimizi; pahalılığa ezdirdiği emeklilerimizi, sözünü tutmadığı EYT’lileri işsiz, aşsız bırakılan anne ve babaları; isyanı arşa ulaşan zulme uğrayan kadınları, yanlış politikaları nedeniyle önünü göremeyen iş insanlarımızı, tarlasına küsen çiftçilerimizi, borç kıskacındaki esnaflarımızı, emekçilerimizi, apartman görevlilerimizi, motokuryelerimizi, toplumun vicdanının sesi, sanatçılarımızı, “İsraf haramdır, yolsuzluk haramdır, yandaş kayırmak haramdır!” diyen yurttaşlarımızı, “Bu ülkede barış istiyoruz, huzur istiyoruz, iş-aş istiyoruz” diyen tüm vatandaşlarımızı davet ediyoruz. Milletin sesi yarın, Maltepe’deki Adalet Meydanı’ndan yükselecek. O ses, Saray’ın kibir duvarlarını da yıkacak.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

Soru- İki sorum olacaktı. İlki, iktidarın dış politikasını eleştirdiniz. Türkiye şu an İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üye olmasına itiraz ediyor. Sizin bu konudaki tavrınız nedir CHP olarak?

İkinci sorum da şu; geçtiğimiz hafta Kocaeli ve Muş’ta, iki tane Kürtçe konser ve bir tane Kürtçe tiyatro oyunu yasaklandı. Ayrıca şu an iki Kürt sanatçı da herhangi bir gerekçe olmadan gözaltına alınmış durumda. Bu yasaklamalar doğrudan Kürt meselesinin çözülmemesine bağlı. Bu yasaklar hakkında ne düşünüyorsunuz ve iktidar olmanız halinde Türkiye’deki Kürt meselesini nasıl çözeceksiniz?

Faik ÖZTRAK- Geçtiğimiz günlerde Erdoğan çıktı “İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine karşıyım” dedi. Biraz önce söyledim, bir dış politika konusunu oy devşirmek için iç politikaya malzeme etmeye başladı. Yeni bir Rahip Brunson olayı, yeni bir FETÖ Birleşik Arap Emirlikleri hikayesi, bir başka Kaşıkçı dosyası aldatmacası sürecinin düğmesine bastı. Bu arada sarayın sözcüsü de yabancı ajanslara İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine kapıyı kapamıyoruz diye demeçler vermeyi de ihmal etmedi. Sonra Erdoğan vites yükseltti Türkiye’ye gelmeyi planlayan İsveç ve Finlandiyalı yetkililer için “Bizi ikna etmeye geliyorlarsa boşuna gelmesinler” dedi. Bugün de aynı şeyleri tekrarladı.

Finlandiya Cumhurbaşkanı da çıktı, “Bir ay önce Erdoğan’la telefonla konuştuk biz sormadan NATO üyeliğimizi destekleyeceğini kendi söyledi. Türkiye’den gelen açıklamalar çok hızlı değişti” dedi, şaşkınlığını dile getirdi. Anlaşılan Finlandiya Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dış politikadaki bu sert dönüşlerine alışmamış. Aslında sarayın yaptığı hep aynı şey. Dış politikadan iç politikaya, siyasete rant devşirmek için önce içeriye bir höreleniyor, belli bir süre geçtikten sonra da dışarısı ne derse kabul ediyor.

Şunu söyleyeyim, tabi ki CHP olarak biz NATO’nun güçlenmesinden memnuniyet duyarız. Ancak Türkiye’nin çıkarları da her şeyden önce gelir. Müttefik diyeceğimiz ülkelerin müttefiklik hukukuna saygı duymasını da elbette bekleriz. Milli Güvenliğimizi garanti edecek şekilde ellerindeki kozları kullanmak hükümetin görevidir. Ama bunu yaparken bir diplomatik yol yordam, bir kuyumcu hassasiyeti gerekir. İçerde başka, Brüksel’de başka konuşursanız sizi kimse ciddiye almaz. At pazarlığı yaptığınızı düşünürler. İşte benzer olayları biz bundan önceki eski Danimarka Başbakanının NATO Genel Sekreterliğine atanmasında da yaşamıştık. Ne demişti o zaman Erdoğan: “Rasmussen’in NATO Genel Sekreterliğine atanmasına olumsuz bakıyorum.” Daha sonra ne oldu? Bu dediğini yuttu. Umarım İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği içinde benzer olayları yaşamayız. Sarayın kibirlisi diplomasiyle alacağımızı oy uğruna televizyon ekranlarında, meydanlarda bozuk para gibi harcamamalıdır. Bu konuda diz çökmemelidir, milletimizin itibarını azaltmamalıdır.

Kürtçe şarkı, türkü meselesine gelince; gerçekten bu iktidarın ne yaptığını anlamamız son derece güçtür. Türkiye’de Kürtçe şarkı, türkü söylemek serbesttir. Neden böyle bir sözleşme iptali noktasına gidilmiştir tabi bunu anlayabilmek mümkün değildir. CHP olarak Kürt meselesini nasıl çözeceğimiz konusunu defalarca dile getirdik. Biz bu meseleyi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde çözeceğiz.

Teşekkür ediyorum.

CHP PM Sonuç Bildirgesi: “BU ÜLKEYE ADALETİ YA GETİRECEĞİZ YA GETİRECEĞİZ!”

“BU ÜLKEYE ADALETİ YA GETİRECEĞİZ YA GETİRECEĞİZ!”

Bugün Genel Merkez’de düzenlenen Parti Meclisi toplantısı sonrasında, Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak tarafından açıklanan Parti Meclisi Sonuç Bildirgesinde şunlar belirtildi:

Saray yönetiminin ülkemizi içine sürüklediği karanlık bir dönemden geçiyoruz. Demokrasinin askıya alınmasından, yaşanan ağır ekonomik buhrana; liyakatin terk edildiği devlet yönetiminden, düzensiz göçe; eğitimden, dış politikaya kadar bir sorunlar yumağıyla karşı karşıyayız.

Bu sorunların yarattığı ekonomik ve toplumsal yıkımın sorumlusu Erdoğan’dır. Biz inançla ve azimle bu sorunları aşmaya kararlıyız. Unutulmamalıdır ki, gecenin en karanlık anı, şafağın en yakın olduğu andır. Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsıyla özdeşleşmiş Saray yönetiminin, 100’üncü yaşının arifesinde olan Cumhuriyetimizi içine sürüklediği karanlık dönem sona eriyor.

Cumhuriyetimizi demokrasiyle taçlandıracak; Saray iktidarının bizzat sorumlusu olduğu ağır ekonomik buhranı kalıcı olarak ortadan kaldıracak; yaşamın her alanında hakkı, hukuku ve adaleti tesis edecek; barışı, huzuru ve kardeşliği egemen kılacak olan bu süreç, toplumun farklı siyasal kesimlerinin önyargısız birliktelikleriyle hedefine doğru ilerliyor.

Gelmekte olanı artık Saray da görüyor. O nedenledir ki Saray endişeli, hırçın ve gelecek kaygısı taşıyor. Biz bunun farkındayız… Partimizin İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu hakkında Sarayın talimatıyla verilen mahkûmiyet kararı, Gezi Kararı ve diğer tüm hukuksuzluklar, tek adam rejiminin sandık korkusundan kaynaklanmaktadır.

Partimizin İstanbul İl Başkanının uğradığı haksızlığın muhatabı sadece partimiz değil, demokrasi özlemi içinde olan tüm Türkiye’dir. Koltuğunu korumak ve iktidarını sürdürmek için mafyadan, çetelerden, paramiliter örgütlerden medet umanların bu ülkeye ve insanımıza verebileceği hiçbir şey yoktur.

Halkımızın şunu çok iyi bilmesini isteriz: Her türlü karanlık odağa, mafyaya, çetelere, paramiliter yapılara karşı verdiğimiz mücadeleyi kararlılıkla sürdüreceğiz. Bu karanlık düzeni, demokratik yollarla değiştireceğiz. Gelecek seçimlere gölge düşürecek, seçim güvenliğini sarsacak, her türlü girişimin önüne geçeceğiz. Seçim güvenliğini ne pahasına olursa olsun sağlayacağız. Halkımızla beraber otoriter Saray yönetimine sandıkta son vereceğiz.

Öte yandan; ülkemizin düzensiz göç sorununu en geç iki yıl içerisinde, barış içinde çözeceğiz. Sınır güvenliğimizi yeniden tesis edeceğiz. Sığınmacıların ülkelerine barış içinde geri dönüşleri için gerekli koşulları sağlayacağız. Bu süreçte, halkımızın tertemiz alnına ırkçılık lekesini asla sürdürmeyeceğiz. Siyasi ve ekonomik tercihlerimizi beşli çetelerden değil, halktan yana kullanacağız. Artık miadını doldurmuş neoliberalizmin yerine, hak temelli sosyal devleti inşa edeceğiz.

Sarayın bile isteye bozduğu düzeni, biz değiştireceğiz. Milletimizin uğradığı zararları biz telafi edeceğiz. Liyakatli kadrolarla, halkın sorunlarının çözüme kavuştuğu bir düzeni kuracağız.

Partimizin üstlendiği tarihsel görev ve sorumluluğun bilincindeyiz. 84 milyon yurttaşımıza bir kez daha söz veriyoruz:

Adaleti, eşitliği, özgürlüğü, huzuru ve barışı Türkiye’ye getireceğiz. Milletimizin sesi olmaya devam edeceğiz. Bu sesi büyütmek için 21 Mayıs Cumartesi günü İstanbul’da, saat 18’de Maltepe Meydanı’nda yapacağımız “Milletin Sesi” mitingimizde, milletimizle bir kez daha buluşuyoruz.

Tek adam rejiminin mağdur ettiği; hakkı hukuku yok sayılan tüm vatandaşlarımızı, yaşamları ve hakları için mücadele veren kadınları, bu acımasız torpil düzeniyle geleceği çalınan bütün gençleri, asgari ücrete ve güvencesizliğe mahkum edilen emekçilerimizi, işsizliğe mahkum edilenleri, emeklilikte yaşa takılanları, hakları verilmeyen tüm emeklilerimizi, yasal hakkı bütçeden ödenmeyen çiftçilerimizi, borca batırılmış olan esnafımızı ve üreticimizi, Saray mamulü hayat pahalılığının ezdiği tüm halkımızı İstanbul’da yapacağımız “Milletin Sesi” mitingimizde buluşmaya çağırıyoruz! Cumhuriyet Halk Partisi Parti Meclisi olarak bir kez daha ifade ediyoruz: Gelecek ilk seçimde bu ülkeye adaleti ya getireceğiz ya getireceğiz!

ENFLASYON CANAVARINI BÖYLE BİTİRECEĞİZ

CHP Sözcüsü Öztrak, iktidara geldiklerinde enflasyon canavarını bitirmek için atacakları adımları şöyle sıraladı:

Bir, Merkez Bankası’nın başına derhal liyakatli bir ismi atayacağız. Bankayı siyasetin müdahalesinden kurtaracağız. Bankanın araç bağımsızlığına asla müdahale etmeyeceğiz.

İki, ekonomide “kral değil, kural” olacak. En son 5 Şubat 2009’da toplanan Ekonomik ve Sosyal Konsey derhal toplanacak. Devlette liyakati ve adaleti sağlayacağız. Derhal Siyasi Ahlak Yasası’nı çıkaracağız. Rüşvetçileri, beytülmale el uzatanları, yolsuzluk yapanları, tüyü bitmedik yetimin hakkını yiyenleri, devlet yönetiminden süratle uzaklaştıracağız. Stratejik Planlama Teşkilatı’nı hızla kuracağız. Ülkenin en yetenekli kadroları burada toplanacak. Ekonominin gerçek fotoğrafı çekilecek. Çözüm planları buradan hızla çıkacak.

Üç, Kamu Özel İşbirliği Projelerinde dövizle belirlenen tarifeleri ve gelir garantilerini, ivedilikle Türk Lirası’na çevireceğiz. Hukuk çerçevesinde, gerekirse bu projelerin işletme haklarını kamuya geri alacağız.

Dört, kamu bankalarının kaynaklarının yandaşa, rant projelerine aktarılmasına derhal son vereceğiz. Ziraat Bankası sadece çiftçiye, Halk Bankası da sadece esnafa avantajlı kredi sağlayacak.

Beş, dünya standartlarında bir Kamu İhale Yasası çıkaracağız. Yapılan büyük ihalelerin maliyetini ve verilen garantileri tek tek açıklayacağız.

Altı, bütçe disiplinini sağlayan mali çapaları yeniden güçlendireceğiz. Gerekirse yeni mali çapaları getireceğiz ve kullanacağız. Varlık Fonu’nu derhal kaldıracağız. TBMM’de Kesin Hesap Komisyonu kuracağız. Sayıştay denetimini uluslararası standartlara ve kaliteye çıkaracağız.

Yedi, dijital alt yapıyı hızla güçlendireceğiz. Teşvik politikasını,  sanayicinin katma değeri yüksek ürün üreteceği noktalara taşımak için kullanacağız. Yüksek teknoloji içeren, Yeşil Mutabakata uyumlu, dijital dönüşümü kolaylaştıracak yatırımları teşvik edeceğiz. Bu kapsamdaki doğrudan sermaye yatırımlarını destekleyeceğiz. Ülkemizin üretken kapasitesini ve verimliliği arttıracağız. Enerji arz güvenliğini, temiz ve ucuz enerjiye erişimi sağlayacağız. Bu çerçevede, yerli ve yenilenebilir enerjiye öncelik vereceğiz. İthal enerjide tedarikçileri çeşitlendireceğiz.

Sekiz, gıdada arz güvenliğini sağlayacağız, kendi kendimize yeterliliği gerçekleştireceğiz, planlama ve çiftçiye destek önlemlerini alacağız. Çiftçiye elektik, gübre, yem gibi girdileri ucuza vereceğiz. Taban fiyatı, maliyet + makul kârı karşılayacak şekilde önceden açıklayacağız. Çiftçinin kullandığı elektrikte, tüm vergi ve ek kalemleri kaldıracağız. Kuracağımız güneş enerjisi tesislerinin üreteceği enerjiyi, Çiftçi Kooperatiflerine ücretsiz vereceğiz. Bankalarda ve Tarım Kredi Kooperatiflerinde takibe düşmüş çiftçi borçlarına gelen faizleri derhal sileceğiz. Kredilerin geri ödemelerini 6 ay erteleyeceğiz. Tarımsal üretimde kullanılan mazottan ÖTV almayacağız. Belediyelerin kooperatiflerle iş birliğini destekleyerek, yurttaşlarımızın ucuz ve kaliteli gıdaya erişim imkânlarını artıracağız.

Dokuz, derhal bir genelge çıkararak devlette israfa son vereceğiz. İsraf genelgesiyle, devlet millete örnek olacak. Bu suretle bütçede yarattığımız imkânları, dar gelirli ve dezavantajlı kesimlerin rahatlatılması için kullanacağız. Aile Destekleri Sigortası’nı hızla hayata geçireceğiz.

On, “Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme Geçiş Programını” ortaklarımızla uygulamaya koyacağız. Böylece evrensel adalet, hukukun üstünlüğü, ifade ve girişim özgürlüğü normlarını yakalamış, güçlü bir demokrasiyle taçlandırılmış bir Türkiye’yi inşa edeceğiz. Ülkemizde iyi yönetişimi ve yargı bağımsızlığını sağlayacağız.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Başta milletimiz olmak üzere, tüm Avrupa’nın barış ve dayanışma sembolü olan, 9 Mayıs Avrupa Günü’nü kutluyorum. Ramazan Bayramı’nın ardından, ilk Merkez Yönetim Kurulu toplantımızı gerçekleştirdik. Toplantımızın gündeminde ağırlıklı olarak, Sarayın safsatalarıyla sebep olduğu, milletimizi acımasızca ezmeye devam eden, enflasyon ve hayat pahalılığı vardı.

ENFLASYON EN SİNSİ HALK DÜŞMANI

Milletçe gülmeyi unuttuk. Milletine sırtını dönmüş, kifayetsiz bir yönetim, ülkemizin enerjisini çalıyor, potansiyelini tüketiyor. Ülkenin önündeki fırsatları heba ediyor. Bununla da yetinmiyor, milletimizin alın terini, emeğini, yarınlarını, umutlarını çalıyor. Hep diyoruz: “Enflasyon en sinsi, en acımasız halk düşmanıdır.” Çünkü milletin alın terini, emeğini, satın alma gücünü fare gibi kemirir. Cepte ne var, ne yok; bir yankesici gibi hissettirmeden çekip alır. Ve milletini unutan, sesini duymayan, beceriksiz yönetimler, bu sinsi halk düşmanıyla mücadele etmez. Aksine onu besleyip büyütür.

ÇAKMA EKONOMİST ENFLASYON CANAVARINI BİLEREK HORTLATTI

Bizde de, ekonomiyi yönettiğini sanan çakma bir ekonomist, bu en sinsi, en acımasız, en ahlaksız halk düşmanını, enflasyon canavarını, “Faiz sebep enflasyon sonuç” diyerek, “Nas” diyerek, bilerek, isteyerek hortlattı. Erdoğan Hükümete geldiğinde; elinde tüm dünyada güven uyandıran ve enflasyonun belini kırmış bir program vardı.

20 YILIN SONUNDA ENFLASYONU KATLADILAR

İşe başladıklarında, tüketici enflasyonu yüzde 30; üretici enflasyonu da yüzde 31’di. Enflasyon hızla düşüyordu. Ama bugün, milletimiz bu beceriksizlerden vekâletini geri almaya hazırlanırken, tüketici enflasyonu yüzde 70. Üretici enflasyonu ise yüzde 122. 20 yılın sonunda Erdoğan, tüketici enflasyonunu iki buçuğa, üretici enflasyonunu ise dörde katladı. Milleti enflasyon canavarının dişleri arasına attı. Bu kifayetsiz yönetim, millete verdiği hiçbir sözü tutmadı. “Türkiye’yi en büyük 10 ekonomi arasına sokacağız” dediler. Ama ülkemizi, 20 büyük ekonomi liginden düşürdüler. Ülkemizi giderayak, tüketici enflasyonunda, üçüncü dünya liginin zirvesine taşıdılar. Artık tüketici enflasyonundaki rakiplerimiz, Venezüella, Zimbabve, Sudan, Suriye…

ÜRETİCİ ENFLASYONUNDA DÜNYA ŞAMPİYONU TÜRKİYE

Ama üretici enflasyonunda şampiyonluğu hiçbir ülkeye bırakmadılar. Bu beceriksizler, Türkiye’yi, yüzde 122’lik üretici enflasyonuyla, dünya şampiyonu yaptılar. Tekrarlıyorum: Türkiye’yi, yüzde 122 üretici enflasyonuyla, dünya birincisi yaptılar. Bu rezaletin müsebbipleri, havaya bakıp ıslık çalarak, sorumluluktan kaçamazlar. Sebep oldukları yıkımı gizleyemez, sorumluluktan kurtulamazlar. Bu kifayetsiz yönetimin en büyük siyasi sermayesi utanmazlık… Bu laf cambazları, gün geliyor Rusya-Ukrayna savaşını, gün geliyor küresel enerji ve emtia fiyatlarını, gün geliyor dış güçleri, gün geliyor çiftçiyi, esnafı hatta gün geliyor yurttaşlarımızı, enflasyonun sorumlusu ilan ediyor. Bir tek kendileri sütten çıkmış ak kaşık. Yetkileri var, ama sorumlulukları hiç yok.

YARATTIKLARI YIKIM SAVAŞTAN DA BETER

Evet kuzeyimizde acımasız bir savaş var. İşgal altına giren Ukrayna’nın bazı şehirlerinde taş taş üstünde kalmadı. Ama Ukrayna’da enflasyon yüzde 14, Ukrayna’yı işgal eden Rusya bugün görülmemiş ambargolarla karşı karşıya. Ama Rusya’da da enflasyon yüzde 17. Savaş Ukrayna’da, ambargolar Rusya’da. Ama üç haneli enflasyon ve maalesef enflasyonda dünya şampiyonlukları bizde. Allah aşkına! Bu nasıl bir yıkımdır? Çakma ekonomist ve şürekâsının yarattığı bu yıkım, savaştan da beter. Moğol ordularının bu ülkeye veremediği zararı, bunların cehaleti ve kibri verdi.

O KONUŞTU, DOLAR KOŞTU

Erdoğan bugün çıktı konuştu. O konuşta dolar koştu, o konuştu dolar koştu, 6 ay sonra kur yeniden 15 lirayı geçti. Nasıl geçmesin? Söylediklerinde eller tutar hiçbir şey yok.

ENERJİ ENFLASYONUNDA OECD ŞAMPİYONU OLDUK

Enflasyonun sebebi, küresel enerji fiyatlarındaki artışmış. Türkiye’nin de üyesi olduğu Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı, OECD ülkelerinde enerji enflasyonu ortalama yüzde 34. Türkiye’de yüzde 121. Türkiye tüm OECD’nin enerji enflasyonu şampiyonu! Türkiye’deki enerji enflasyonunun sadece dörtte biri dışarıdan… Dörtte üçü Erdoğan’ın kendi hatasından saray mamulü! Erdoğan yine küresel gıda fiyatlarındaki artışı da Türkiye’deki fiyat artışlarına bahane göstererek, sorumluluktan kaçmaya kalktı.

GIDA FİYATLARI DÜNYADA 1 BİZDE 3 YÜKSELİYOR

Türkiye ve dünyada gıda enflasyonunu bu grafikten görmek mümkün. Dünyada bugün ortalama gıda enflasyonu yüzde 30. Türkiye’de yüzde 89. Aynı şekilde enerji fiyatlarında olduğu gibi gıda fiyatları, dünyada bir yükseliyorsa, Türkiye’de üç yükseliyor. Yani bizdeki gıda enflasyonunun dörtte biri dünyadan, dörtte üçü Sarayın beceriksizliğinden… Çakma ekonomist ve şürekâsının, kifayetsizliği ve liyakatsizliğinden… Şu Türkiye’nin de üyesi olduğu; OECD’de gıda enflasyonu şampiyonu olduk. Orada ortalama gıda enflasyonu yüzde 10. Bizdeki gıda enflasyonu Türkiye’deki yüzde 89. OECD’nin 9 katı. Yani bizdeki gıda enflasyonunun biri dünyadan geliyor, sekizi bizden kaynaklanıyor, Saray kaynaklı.

ET VE SÜT ÜRÜNLERİNDE BÜYÜK BİR KRİZ KAPIDA

Ama turpun büyüğü de heybede… Bunların beceriksizliği yüzünden, et ve süt ürünlerinde çok büyük bir kriz kapıda… Ulusal Süt Konseyi, Nisan başında, çiğ sütün litresine 5 lira 70 kuruş fiyat açıkladı. Yine sütün litresine Mayıs sonuna kadar 1 lirada prim vereceğini ilan etti devletin. Yem ve diğer girdilerin maliyeti düşerken bu fiyat ve primler üreticinin yüzünü zaten güldürmemişti. Süt Konseyi geçenlerde bir kez daha toplanarak, çiğ sütün alım fiyatını 7,5 liraya çıkardı. Ama devlette Mayıs sonuna kadar vereceğini taahhüt ettiği 1 liralık primi 20 kuruşa indirdi. Üreticiye devletçe verilen, üreticinin kazanılmış hakkı elinden alınıyor. Maliyetleri üretici ve tüketiciye yükleyip, devlet işin içinden elini yıkayıp sıyrıldı. Sadece son altı ayda kaba yemin torbası yüzde 113 zam görmüş. Besici elindeki hayvanları kesime göndermeye başlamış. Şunu buradan ifade edeyim, anası olmayanın danası olmaz derler. Önümüz kurban bayramı. Bugün süt veren anaları kesime gönderirseniz, yarın sütünü içeceğimiz inekleri, etini yiyeceğimiz danaları bulamazsınız.

TEKİRDAĞ’DA KARKAS KESİM FİYATI 110 LİRAYI BULDU

Nitekim memleketim Tekirdağ’ın mezbahalarında, dana karkasın kesim fiyatı 105-110 liraya çıkmış vaziyette. 15-20 güne bunun 120 lirayı bulacağı söyleniyor. Böyle giderse yarın çocuklar içecek süt, milletimizde yiyecek et bulamayacak. Bunu anlamak bu kadar mı zor?

ZALİM HÜKÜMET ÇİFTÇİYİ PERİŞAN ETTİ

Bu zalim hükümet, çiftçilerimizi perişan etmiştir. Çiftçi toprağına küsmüştür. Son bir yılda mazot yüzde 229, ÜRE gübresi yüzde 290, DAP gübresi yüzde 205 zam gördüyse, çiftçi toprağına nasıl küsmesin? Çakma ekonomist ve şürekâsı, çiftçiyi sadece fahiş girdi maliyetleriyle ezip geçmedi. Çiftçinin kanuni haklarını da gasp etti, çiftçiyi perişan etti. Tarım Kanunu’na göre milli gelirin en az yüzde 1’i, çiftçilere destek olarak verilmek zorunda… Bunu kanun yazıyor, kanunen bunun ödenmesi gerekiyor. Ama 2007’den bu yana bu kanun hükmü, hiçbir yıl yerine getirilmedi. Şuanda çiftçilerimizin birikmiş devletten kanuni alacağı 272 milyar lirayı buldu. Her bir çiftçi ailesinin bu hükümetten, 124 bin 736 lira birikmiş alacağı var. El insaf hükümet vatandaşına borç takar mı? O hükümetin adı Erdoğan Şahsım Hükümeti ise takar… Hem de hiç acımaz… Sonunda da gıda enflasyonunda ülkeyi şampiyon yapar. Gıdada kendine yeten ülkemizi ithalata mahkûm eder. Birde üstüne çıkar der ki, gıda fiyatlarındaki artış yurtdışından geliyor. Bir kez daha altını çiziyorum. “Türkiye’yi dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri yapacağız” dediler. Türkiye’yi; gıda enflasyonunda, enerji enflasyonunda OECD ve G20 şampiyonu yaptılar, dünyada şampiyonlar ligine soktular. Tüketici enflasyonunda, OECD ve G-20 şampiyonu yaptılar. Dünyada da en yüksek enflasyona sahip altıncı ülke durumuna soktular. Üretici enflasyonunda ise bir daha altını çizerek söylüyorum dünya birincisi yaptılar. Bugüne kadar böyle bir şey olmadı. Yine haklarını da yemeyelim başka şampiyonlukları da var.

GÜZELİM ÜLKEMİZİ SEFALETİN ŞAMPİYONU YAPTILAR

Bu da sefalet endeksi grafiği. İşsizlik ve enflasyon oranlarının toplamından oluşuyor bu endeks. Üyesi olduğumuz OECD ve G-20 ekonomileri içinde, güzelim ülkemizi Sefalet Şampiyonu yaptılar. Tekrarlıyorum; üyesi olduğumuz OECD ve G-20 ekonomileri içinde, Türkiye’mizi sefalet şampiyonu yaptılar. Bu tablonun sorumlusu çakma ekonomist, şimdi çıkmış milleti “şükürsüzlükle” suçluyor. Sebebi olduğu bu sefaletin, bu yıkımın sorumluluğunu milletimize yıkmaya çalışıyor. Ama bunun sorumluluğundan kurtulamaz. Kurtulamayacak. Ama milletimizde ne yapacağını biliyor. Önüne gelecek ilk sandıkta ondan kurtulacak, emaneti de ehline verecek. “Faiz sebep, enflasyon sonuç” safsatasıyla, sofraların bereketini kaçıranları, kendisini kuru ekmeğe muhtaç edenleri, kuyruklarda bekletenleri evlerine gönderecek.

SATIN ALMA GÜCÜ KAR GİBİ ERİYOR

Bugün ülkemizde ne çalışanlar, ne emekliler hayatlarından memnun. Nasıl olsunlar? Emekçinin hali ortada… Ocak ayında asgari ücrete yapılan zam, Şubat geldiğinde eridi gitti. Çalışanın satın alma gücü kar gibi eriyor. Asgari ücret açlık sınırının altına düştü. Asgari ücretli enflasyon karşısında, bu gidişle yılsonuna kadar dayanamaz.

BUNUN ADI EMEĞİN SÖMÜRÜSÜDÜR

İşte Türkiye’deki emek sömürüsünün tablosu bu… 2021’in Ocak ayından bu yana gerçekleşen enflasyon yüzde 76, aynı dönemde yapılan asgari ücret zammı yüzde 50,5. Bunun adı emeğin sömürüsüdür. Emekçinin hakkını gasbetmektir. İşverenler bile artık, yıl ortasında, asgari ücrette ayarlama yapılabileceğini söylüyor. Ama saraydan ve şürekasından tık yok. Sadece işçilerimizin emekleri değil, memurlarımızın emekleri de sömürülüyor. Bu yılın ilk 6 ayı için, memur maaşlarına yüzde 7,5 zam yapıldı. Ama yılın daha ilk dört ayında gerçekleşen enflasyon yüzde 31,7. TÜİK’in makyajlı enflasyon rakamları bile, memur zammının 4 katından fazla. Ne diyor sevgili peygamberimiz; “İşçinin ücretini alın teri kurumadan ödeyiniz.” Çünkü en kutsal kazanç, alın teriyle kazanılan helal kazançtır. Ama bu hükümet, emekçilerimizin alınlarındaki ter daha kurumadan, ücretlerini enflasyon canavarıyla iç ediyor. Bu kul hakkı yemenin daniskasıdır. Bu kölelik düzeninin daniskasıdır.

KULAĞNIZIN ÜSTÜNE YATMAYIN, ASGARİ ÜCRET ZAMMI İÇİN ARALIK AYINI BEKLEMEYİN

Buradan bir kez daha uyarıyoruz. Kulağınızın üstüne daha fazla yatmayın. Asgari ücret zammı için, Aralık ayına randevu vermekten vazgeçin. En geç Temmuz’da, memur ve emeklilere verilecek enflasyon farkıyla beraber, asgari ücrette de enflasyon düzeltmesini mutlaka yapın.

KKM’YE 22 MİLYAR VAR, EMEKLİYE 10 MİLYAR YOK

Sadece emekçilerimiz değil, emeklilerimiz de bu zalim hükümet elinde perişan. Bu zalimler, özellikle emeklilerimizin umutlarıyla çok oynadılar. Genel Başkanımızın zorlamasıyla 2018’de emekliye, 1.000 lira bayram ikramiyesini verdiler. Geçen yıl yine Genel Başkanımızın zorlamasıyla, bu ikramiye, 1.100 lira yapıldı. Türkiye’de olağanüstü bir pahalılık var. Özellikle en düşük gelirlilerin yaşadığı enflasyon çok daha şiddetli. DİSK-AR oturmuş hesaplamış. Emeklilerin son bir yılda karşı karşıya kaldıkları gıda enflasyonu yüzde 113,5. İşte bu yıl bizde olağanüstü hayat pahalılığına binaen; “Emekliye verilecek bayram ikramiyesi 4 bin 253 lira olsun” dedik. Cevap yine kocaman bir “Hayır” oldu. Bu arada atama Çalışma Bakanı çıktı: “1.100 liralık ikramiyeyi biz 400 lira artırmış olsaydık, bunun tek seferde maliyeti 10 milyar lira olacaktı” dedi. Ama diğer taraftan Kur Korumalı Mevduat için bir avuç mevduat sahibine, bir defada 22 milyar lirayı buldular, sıra milyonlarca emekliye gelince de, 10 milyar lirayı bulamadılar.

BAKAN DUT YEMİŞ BÜLBÜLE DÖNDÜ

Atama Çalışma Bakanı bunun yerine başka bir söz verdi. Dedi ki, Temmuz’da en düşük emekli maaşları için bir artış yapacağız, detayları da 1 Mayıs’ta açıklayacağız dedi. 1 Mayıs geçti gitti. Ramazan Bayramı geçti gitti. Ama ortada açıklamaydı, sürprizdi yok. Bakan maşallah dut yemiş bülbül. Bugün Sarayda kabine toplantısı var. Bu konuda bir açıklama yapacaklar mı göreceğiz. Ama bunların gözünde de, gönlünde de emeklilerimiz yok. Bunlar fakiri, fukarayı değil, faiz lobilerini ve beşli çetelerini seviyorlar… Emekçinin, emeklinin, çiftçinin, esnafın haklarını gasbedip, emeklerini ve haklarını sömürüp, yandaşlarını ihya ediyorlar.

İNANMAYAN BANKALARIN KÂRINA BAKSIN

İnanmayan, faiz lobisi diyerek, Erdoğan’ın ağızından düşürmediği, bankaların son kârlarına bir baksın. Geçtiğimiz yılın ilk üç ayında, 16 milyar 383 milyon lira kâr eden bankalar, bu yılın ilk üç ayında, 63 milyar 245 milyon lira kâr etmişler. Banka kârlarındaki artış yüzde 286. Son bir yılda, emeklinin aylığı yüzde 286 artmadı. Emekçinin asgari ücreti yüzde 286 artmadı. Çiftçilerin, esnafların kazancı yüzde 286 artmadı. Peki, kimin kârı yüzde 286 arttı? Bankaların yani faiz lobilerinin… Ağızlarından faizi, faiz lobilerini düşürmezler. Ama faiz sebep enflasyon sonuç diyerek, nas diyerek, faiz lobilerini ihya ederler. Siyasi riyanın daniskası budur. Bankalara yüzde 14 faizle, Merkez Bankası’ndan borç verirler. Bankalar da bunu götürür, Hazine’den yüzde 23 faizle tahvil alır. Taş atıp kolu yorulmadan, aradaki 9 puan faiz farkını bankalar ceplerine atar. Bu da yetmez. 1970 model Dövize Çevrilebilir Mevduata, Kur Korumalı Mevduat etiketi yapıştırırlar. Bunu da ülkeyi kurtaracak model diye millete yutturmaya kalkarlar. Sonuç? Bu model çerçevesinde bankalar yüzde 17 faizle mevduat toplar. Mevduata milletin vergileriyle kur garantisi verilir. Kur farkını da Türkiye Cumhuriyeti Hazinesi milletten topladığı vergilerle öder. Yani mevduat faizini dövize endekslerler. Kendi yandaşlarına, rant ve faiz lobilerine, görülmemiş bir servet transferi yaparlar. Ardından; “Faiz sebep, enflasyon sonuç” diyerek, “Nas” diyerek, milletin gözünü boyamaya kalkarlar.

İZAHINI YAPAMADIKLARI ŞEYLERİN MİZAHINA KATLANAMIYORLAR

Ondan sonra da, izahını yapamadıkları şeylerin, mizahına bile katlanamazlar. Televizyonda çok izlenen bir mizah programı, Bakan Nebati ile ilgili bir skeç hazırlamış. Ama birileri bu skece müdahale edip, yayından kaldırmış. Saraydakiler millete yaşattıkları acıların skecine dahi katlanamıyor. Ama yaşattığı acılara milletin katlanmasını bekliyor, şükretmesini bekliyor. Aslında saraydakiler de şunu çok iyi biliyorlar. Tarihte bir despot, bir zalim fıkralara ve mizaha konu olmaya başladıysa,  zevali de yaklaşmıştır. Zevali yaklaşanın mizaha hiç tahammülü olmaz.

ŞEYTAN BİLE BU İŞE ŞAPKA ÇIKARIR

Adil hükümetler zenginden alır fakire verir. Erdoğan Şahsım Hükümeti ise fakir fukaradan, garip gurebadan alıp, yandaşlarına verir. Ondan sonrada Sarayının TÜİK’ine yani İstatistik Kurumuna, “Gelir dağılımı düzeliyor” diye çalışma yaptırır. Doğrusu şeytan bile bu işe şapka çıkarır. TÜİK, 2020 yılını kapsayan, gelir ve yaşam koşulları araştırmasını geçtiğimiz Cuma açıkladı. 2020 pandeminin ülkemize geldiği ve yoğun kapanmaların yaşandığı bir dönem… Tüm dünya yurttaşlarına doğrudan gelir desteği verirken, Türkiye’de kredi muslukları açtı. Vatandaşı borca batırdığı bir dönem… Diğer hükümetler vatandaşlarını paraya boğdu, bunlar millette IBAN numarası atıp, onlardan bağış toplamaya kalktı. Gerçek işsiz sayısının 3 milyon 114 bin kişi arttığı, kısa çalışma ödeneği, nakdi ücret desteği, işsizlik ödeneği adı altında, 8 milyon çalışana, normal ücretinin altında ödeme yapıldığı bir dönem. Şimdi TÜİK diyor ki, “Ben araştırdım, bu dönemde ülkemizde gelir dağılımı, bozulmamış, aksine düzelmiş. En zengin yüzde 10 ile en yoksul yüzde 10 arasındaki gelir farkı azalmış”. Yani 2020’de milli gelir bölüşümünün,  emek aleyhine ve sermaye lehine geliştiğini ben söylemiyorum, yine TÜİK’in milli gelir rakamları söylüyor. Yani emeğin milli gelirden aldığı pay azalırken sermayenin milli gelirden aldığı pay artmış. O zaman bu gelir dağılımı nasıl düzeliyor? Bu nasıl perhiz, bu nasıl bir lahana turşusu…

ÜÇ ÇEŞİT YALAN VAR: YALAN, KUYRUKLU YALAN, İSTATİSTİKLERLE YALAN

Boşuna üç çeşit yalan vardır dememişler. Yalan, kuyruklu yalan ve istatistikle yalan. Ama TÜİK istatistiklerinin bile saklayamadığı bazı hakikatler var. Saraydakiler yediği dana rozbifleri, zencefilli somonlu suşileri; manda yoğurdu, kestane balı, Medine hurması ve yulaf ezmesiyle sindirmeye çalışırken, bu ülkede milyonlarca insanımız, yeterli protein alamıyor. Çocuklarda yetersiz beslenme, büyüme ve gelişme sorunlarına neden oluyor. Kız çocukları, erkek çocukları kansızlıkla mücadele ediyor. Çocuklarda kansızlık sıklığı Avrupa’nın 4 katı. Çocuklarımızın boyu yetersiz beslenme nedeniyle kısa kalıyor… Bu ülkede, 31 milyon 730 bin yurttaşımız, iki günde bir sofrasına bir kap et, balık ya da tavuk yemeği koyamıyor. Yine pandemi döneminde verilen kredi ve borçlar aileleri bunaltıyor. Borç taksiti ve ödemeleri altında 47 milyon 272 bin kişinin yaşadığı aile eziliyor. 61 milyon 920 bin yurttaşımızın yaşadığı aileler, konut masraflarından bunalıyor. Ve bu ülkede 50 milyon 369 bin yurttaşımız, evinden uzakta bir hafta tatil yapamıyor.

BU KARANLIK TABLOYU KÖKTEN DEĞİŞTİRECEĞİZ

İşte biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu karanlık tabloyu kökten değiştirmeye talibiz. Bu memleketi yüzü gülen insanların ülkesi yapmaya kararlıyız. Bizim yönetimimizde, Türkiye dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olacak. Biz bunu başaracağız. Üreteceğiz, kazanacağız, hakça paylaşacağız. Kimse aç ve açıkta kalmayacak. Hiçbir çocuğumuz yatağa aç girmeyecek. Doğamıza, denizimize, dağlarımıza, derelerimize, ormanlarımıza, gözümüz gibi bakacağız. Para ve maliye politikasında sürdürülebilir olmaya dikkat edeceğiz.

ENFLASYON CANAVARINI BİTİRMEK İÇİN BU ADIMLARI ATACAĞIZ

Ama her şeyden önce enflasyon canavarını bitirebilmek için, şu adımları sırasıyla atacağız.

Bir, Merkez Bankası’nın başına derhal liyakatli bir ismi atayacağız. Bankayı siyasetin müdahalesinden kurtaracağız. Bankanın araç bağımsızlığına asla müdahale etmeyeceğiz.

İki, ekonomide “kral değil, kural” olacak. En son 5 Şubat 2009’da toplanan Ekonomik ve Sosyal Konsey derhal toplanacak. Devlette liyakati ve adaleti sağlayacağız. Derhal Siyasi Ahlak Yasası’nı çıkaracağız. Rüşvetçileri, beytülmale el uzatanları, yolsuzluk yapanları, tüyü bitmedik yetimin hakkını yiyenleri, devlet yönetiminden süratle uzaklaştıracağız. Stratejik Planlama Teşkilatı’nı hızla kuracağız. Ülkenin en yetenekli kadroları burada toplanacak. Ekonominin gerçek fotoğrafı çekilecek. Çözüm planları buradan hızla çıkacak.

Üç, Kamu Özel İşbirliği Projelerinde dövizle belirlenen tarifeleri ve gelir garantilerini, ivedilikle Türk Lirası’na çevireceğiz. Hukuk çerçevesinde, gerekirse bu projelerin işletme haklarını kamuya geri alacağız.

Dört, kamu bankalarının kaynaklarının yandaşa, rant projelerine aktarılmasına derhal son vereceğiz. Ziraat Bankası sadece çiftçiye, Halk Bankası da sadece esnafa avantajlı kredi sağlayacak.

Beş, dünya standartlarında bir Kamu İhale Yasası çıkaracağız. Yapılan büyük ihalelerin maliyetini ve verilen garantileri tek tek açıklayacağız.

Altı, bütçe disiplinini sağlayan mali çapaları yeniden güçlendireceğiz. Gerekirse yeni mali çapaları getireceğiz ve kullanacağız. Varlık Fonu’nu derhal kaldıracağız. TBMM’de Kesin Hesap Komisyonu kuracağız. Sayıştay denetimini uluslararası standartlara ve kaliteye çıkaracağız.

Yedi, dijital alt yapıyı hızla güçlendireceğiz. Teşvik politikasını,  sanayicinin katma değeri yüksek ürün üreteceği noktalara taşımak için kullanacağız. Yüksek teknoloji içeren, Yeşil Mutabakata uyumlu, dijital dönüşümü kolaylaştıracak yatırımları teşvik edeceğiz. Bu kapsamdaki doğrudan sermaye yatırımlarını destekleyeceğiz. Ülkemizin üretken kapasitesini ve verimliliği arttıracağız. Enerji arz güvenliğini, temiz ve ucuz enerjiye erişimi sağlayacağız. Bu çerçevede, yerli ve yenilenebilir enerjiye öncelik vereceğiz. İthal enerjide tedarikçileri çeşitlendireceğiz.

Sekiz, gıdada arz güvenliğini sağlayacağız, kendi kendimize yeterliliği gerçekleştireceğiz, planlama ve çiftçiye destek önlemlerini alacağız. Çiftçiye elektik, gübre, yem gibi girdileri ucuza vereceğiz. Taban fiyatı, maliyet + makul kârı karşılayacak şekilde önceden açıklayacağız. Çiftçinin kullandığı elektrikte, tüm vergi ve ek kalemleri kaldıracağız. Kuracağımız güneş enerjisi tesislerinin üreteceği enerjiyi, Çiftçi Kooperatiflerine ücretsiz vereceğiz. Bankalarda ve Tarım Kredi Kooperatiflerinde takibe düşmüş çiftçi borçlarına gelen faizleri derhal sileceğiz. Kredilerin geri ödemelerini 6 ay erteleyeceğiz. Tarımsal üretimde kullanılan mazottan ÖTV almayacağız. Belediyelerin kooperatiflerle iş birliğini destekleyerek, yurttaşlarımızın ucuz ve kaliteli gıdaya erişim imkânlarını artıracağız.

Dokuz, derhal bir genelge çıkararak devlette israfa son vereceğiz. İsraf genelgesiyle, devlet millete örnek olacak. Bu suretle bütçede yarattığımız imkânları, dar gelirli ve dezavantajlı kesimlerin rahatlatılması için kullanacağız. Aile Destekleri Sigortası’nı hızla hayata geçireceğiz.

On, “Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme Geçiş Programını” ortaklarımızla uygulamaya koyacağız. Böylece evrensel adalet, hukukun üstünlüğü, ifade ve girişim özgürlüğü normlarını yakalamış, güçlü bir demokrasiyle taçlandırılmış bir Türkiye’yi inşa edeceğiz. Ülkemizde iyi yönetişimi ve yargı bağımsızlığını sağlayacağız.

Biz hazırız. Milletimiz hazır. Artık sandık gelsin. Millet emaneti ehline versin. Milletimizin bahtı gülsün.

Benim diyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

Soru- İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na Karadeniz turuna belediyenin imkanlarıyla gittiği yönünde eleştiriler var. Buna bir değerlendirmeniz olur mu?

Faik ÖZTRAK- İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımızın Karadeniz ziyaretinin iki boyutu var. İlki, hemşerileriyle bayramlaşma. İkincisi, bazı belediyelerimizin daveti üzerine yürütülen faaliyet ve projelerle ilgili görüş alışverişinde bulunmak, açılışlara katılmak, teknik destek taleplerini görüşmek.

Kamu kaynaklarının kullanımına hassasiyetinizi önemsiyoruz. Aynı hassasiyetin keşke bayram öncesi Suudi Arabistan’a yapılan ziyaret için gösterilmesini de sorgulasaydınız. Bayramda küslük olmaz, barışmak SWAP’tır dediler, koşa koşa Suudi Arabistan’a gittiler. Baktılar SWAP olmadı, bari sevap olsun diyerek geziyi umreye çevirdiler. Gazeteciler, bakanlar tüm saray şürekası ihrama girdi boy boy poz verdi. Kamu kaynağıyla sevap olur mu? Bunu sormadınız. Yine Cumhurbaşkanının birinci derece akrabaları devlet protokolünün başına oturup ülke ülke geziyorlar. Bunlara da aynı soruyu sorabiliyor musunuz? Umarım bu saatten sonra bu soruyu onlara da sorabilirsiniz.

Soru- İmamoğlu’na otobüse aldığı gazeteciler nedeniyle de çok tepki geldi. İlk başta destek veren ünlüler ile binlerce takipçi kaybetti. Sizin değerlendirmeniz ne olur?

Faik ÖZTRAK- Değerli arkadaşlar, bu konuda söylenmedik söz kalmadı. Aslında Türkiye’nin gerçek sorunları bellidir. Ülkemizin gerçek sorunu milletimiz ezip geçen hayat pahalılığıdır, mutfaklardaki yangındır, artan emek sömürüsüdür. Nasrettin Hoca’nın türbesine dönen sınırlarıdır. Ülkemizin sessiz demografik işgali ve kaçak göçmen sorunudur. Ben bunlar konuşulmasın diye gösterilen gayretleri anlıyorum. Ama biz ülkemizin gerçek sorunlarıyla ilgilenmeye devam edeceğiz.

Soru- Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun DEVA ve Saadet Partisiyle ayrı bir ittifak kurmak istediği belirtiliyor. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir?

Faik ÖZTRAK- Altılı masanın etrafında bir araya gelen diğer partiler ve bu partilerin Sayın Genel Başkanlarının ne düşündükleri konusunda spekülasyon yapmam hem nezaketsizlik olur, hem de yetkili değilim buna. Masa etrafında toplanan partiler elbette seçimlerde en üst başarıyı yakalamak için alternatifleri değerlendirirler. Ama ben şunu ifade etmek isterim. Altı partinin etrafında toplandığı bu masa her gün biraz daha güçleniyor. Tavsiyem kimse boş yere heyecanlanmasın.

Soru- İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Karadeniz gezisi sonrası yaptığı açıklamalar tartışılıyor. Sayın Genel Başkanın İmamoğlu’yla bir görüşmesi oldu mu? Siz bu tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Sayın İmamoğlu CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanıdır. Genel Başkanımız nasıl bütün Büyükşehir Belediye Başkanlarımızla görüşüyorsa Sayın İmamoğlu’yla da elbette görüşür. Gerçekten bu sorunun mahiyetini anlamış değilim.

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan sığınmacılarla ilgili bir hafta önce 1 milyon Suriyelinin dönüşü için hazırlık içinde olduklarını söylemişti. Bugün ise ülkemize sığınan kardeşlerimize sonuna kadar sahip çıkacağız, siz ne derseniz deyin biz oradayız. Kendileri arzu ettikleri zaman vatanlarına dönebilirler ama biz onları asla bu topraklardan kovmayız ama kovmayacağız dedi. Bir hafta içinde bu iki açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Anlaşılıyor ki, Erdoğan Suriyeliler konusunda asli görüşüne geri dönmüş bayramdan sonra. Şimdi tabi Erdoğan’ın sık sık görüş değiştirmesi bu devleti yönetemediğini, bugün yaşadığımız sıkıntıların sebebini de ortaya koyuyor. 2011’den buyana hiç kimseye sormadan Ensar’dı, muhacirdi diyerek milletimizin 10 milyarlarca dolarını harcadılar. Sadece 2021 sonunda harcanan paranın 51 milyar doları bulduğu yazılıyor Cumhurbaşkanlığının raporlarında. Türkiye ve Suriye’de 9 milyon Suriyeliye baktıklarını ballandıra ballandıra kendileri anlatıyorlar.

Ülkede milletimiz oturacak ev bulamıyor. Bunlar İdlib’de evler, okullar, park ve bahçeler inşa ediyorlar. Siz kimin parasını kime harcıyorsunuz? Bunları yaparken kime soruyorsunuz? Milletimize sormadığınız açık. Bir de şunu sormak istiyorum, peki madem böyleydi bayramdan önce Suriyelilerin gidişini neden yasakladınız? Anlaşılan küçük ortağınızdan korktunuz. Bayram bitti yeniden Ensar, muhacir demeye başladınız. Ensarlık yapacaksanız milletimizin sırtından kurban kesmeyi bırakacaksınız. Ensar mı olacaksınız? Beştepe’deki 1100 odalı sarayınızın odalarını, Ahlat’taki kışlık sarayınızın odalarını, Okluk’taki yazlık sarayınızın odalarını açın bakalım Suriyeli, Afganlı göçmenlere. Bunları da devletin kesesinden değil, kendi şahsi servetinizle yapın. Devletin kesesinden, milletin kesesinden Ensarlık yapılmaz.

Bu arada birde bize zekat dersi vermeye kalkmışlar. Biz zekatı da çok iyi biliriz, intifakı da çok iyi biliriz. Ama sizin kendinizden başka bir şey bilmediğinizi bütün milletimiz biliyor, görüyor.

Çok teşekkür ediyorum.

ATAMA İÇİŞLERİ BAKANI HAKKINDA GEREĞİNİ YAPIN

CHP Sözcüsü Öztrak, atama İçişleri Bakanının bir partinin Genel Başkanı için sarf ettiği sözlerin kabul edilemez olduğunu ve bunu kınadıklarını belirterek, “Onu oraya atayan kişi artık gereğini yapmalıdır. İçişleri Bakanlığı yapmak yerine siyaset yapan, on parmağında on kara siyasetçilere bulaştırmaya çalışan bu atama bakan haddini fazlasıyla aşmıştır. Görevini yerine getirmeyen bu memur hakkında Saray mutlaka gereğini yapmalıdır” diye konuştu.

İçişleri Bakanı’nın “İstila olacakmış; kim neyi istila yapacak ya” sözleriyle, “Düzensiz göç, adı konmamış bir istiladır” diyen MHP Genel Başkanı’nın sözlerini boşa düşürdüğünü hatırlatarak, “Sarayın kibirlisi, Sarayın bekçisinden korkmasın. Façası bozulan bekçi, bu sefer bu bakanın görevden alınmasına razı olabilir” dedi.

Saray’ın milleti “şükürsüz” olmakla suçlamasının ardından şürekâsının da millete hakaretlere başladığını kaydeden Öztrak, “TBMM’de İnsan Hakları Komisyonu Başkanı sıfatı taşıyan bir saygısız, milletin tertemiz oylarıyla vekâlet verdiklerine, ağza alınmayacak küfürler etti. Bunlar milleti unuttu. Bunların ne millete, ne de milletin seçtiklerine saygısı kaldı” değerlendirmesinde bulundu.

Bayramda bir AK Parti Meclis Grup Başkanvekilinin de, kendilerinden olmayanları “Dangalak” ilan ettiğini söyleyen Öztrak, “Millet İttifakı’nın kahir ekseriyetle seçimi kazanacağını gördükçe, bunların kimyaları bozuluyor. Daha önce de, ‘Erdoğan olmasa, biz milletvekilleri olarak birer hiçiz’ sözlerini sarf eden, bayramda da millete ‘dangalak’ diyecek kadar kendinden geçen bu Grup Başkanvekilinin, siyasetteki ağırlığının takdirini tabi ki milletimiz yapacaktır” ifadelerini kullandı.

Erdoğan’ın geçen yıl Ağustos ayında “Enflasyon gelecek aydan itibaren düşmeye başlayacak, çünkü faiz düşmeye başlayacak” demesinden bu yana hayat pahalılığının rekorlar kırdığını belirten Öztrak, “Dün Nisan ayı enflasyon rakamları açıklandı. Tüketici enflasyonu 2002 Şubat ayından, üretici enflasyonu da 1995 Mart ayından bu yana, ülkemizde görülen en yüksek seviyesine ulaştı” dedi. Şu an 27-28 yaşında olan gençlerin üç haneli enflasyonla ilk defa bu hükümet zamanında tanıştığını söyleyen Öztrak, “Faiz sebep, enflasyon sonuç safsatasıyla, küresel enflasyon liginde ülkemizi Venezüella, Sudan, Suriye, Zimbabve, Surinam’a komşu yaptılar. ‘AB’ye gireceğiz, ilk 10 ekonomi arasına gireceğiz’ derken, koskoca Türkiye’yi üçüncü dünya liginin dibine düşürdüler” değerlendirmesinde bulundu.

Hükümetin 2018 Haziran’ındaki seçime giderken, Avrupa’ya göz kırpmak için kontrolsüz göçün Türkiye’ye akmasına izin verdiğine dikkat çeken Öztrak, “Avrupa’dan 3-5 milyar Avro koparıp, ülkemizin sinsi demografik istilasına da göz yumdular. ‘Mültecilerin her türlü ihtiyacını karşılıyor, onların Avrupa’ya gelmesinin önüne geçiyoruz. Böylece terör örgütleri Avrupa’ yayılmıyor’ diyen, millete ‘dangalak’ diye hakaret eden edep yoksunları mı akıllıdır? Yoksa 3-5 milyar Avro verip, tüm mültecileri Türkiye’de tutan Avrupa’mı akıllıdır? Bu mültecileri ülkelerine göndermemek için kırk takla atanlar mı akıllıdır? Yoksa, ‘Bu mültecileri evlerine göndereceğim, bunun hesabını da bu yönetimden soracağım’ diyen bizler mi akıllıyız?” diye sordu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün İzmir’de gerçekleştirdiği basın toplantısında şunları söyledi:

3 FİDANI TAM BAĞIMSIZ BİR TÜRKİYE ÖZLEMİYLE ANIYORUZ

Bugün, büyük şairimiz Atilla İlhan’ın ifadesiyle, “Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanların” idamlarının 50. yıl dönümü… Ülkemiz siyasi idamlardan, siyasi kutuplaşmalardan, siyasi linçlerden çok çekmiştir. Demokrasimiz çok ağır bedeller ödemiştir. Ve ne yazık ki hala da ödemektedir. Yaşanan tüm acıların bal eylendiği, yaraların kapandığı, mutlu, huzurlu, müreffeh bir memleket özlemiyle, tam bağımsız bir Türkiye özlemiyle Hüseyin İnan’a, Deniz Gezmiş’e ve Yusuf Aslan’a, Allah’tan rahmet dileyerek, sözlerime başlamak istiyorum.

BAYRAMDA GÖMLEK ALAN PANTOLON, PANTOLON ALAN GÖMLEK ALAMADI

Bu hafta Ramazan Bayramı’nı kutladık. Ama 2018’den bu yana her bayramda olduğu gibi, bu bayramda da milletimizin ağzından, “Bayram geldi neyime, kan damlar yüreğime” sözleri düşmedi. Ramazan Bayramı, aynı zamanda “Şeker Bayramıdır.” Bu nedenle küçük çocuklarımız, yavrularımız Ramazan Bayramı’nı ayrı sever. Ama bu bayramda çocuklara şeker ikram etmek, misafir ağırlamak, aile bütçelerini çok zorladı. Evde bir tatlı yapmaya kalksanız, toz şekerin fiyatı son bir yılda yüzde 115 zamlanmış. Misafir çayına kesme şeker atmaya kalksanız, kesme şekerin fiyatı son bir yılda yüzde 136 zamlanmış. Hadi çay olmadı misafire bir meyve suyu ikram edelim deseniz, meyve suyu yüzde 115 zamlanmış. Misafirinize lokum tutsanız; lokumun fiyatı son bir yılda yüzde 126 zamlanmış. Çikolata ikram etseniz, çikolata bir yılda yüzde 93 zamlanmış. Bu fiyatlar da TÜİK marketlerinde. Ülkeyi yönettiğini sanan kifayetsizler, Şeker Bayramı’nda, şekerin bile tadını kaçırdılar. Evdeki çocuklar bayramda yeni giysin, sevinsin deyip, bayramlık kılık kıyafet alırsanız, çocuk pantolonu yüzde 80, çocuk gömleği yüzde 97 zamlanmış. Tabi yine bu da TÜİK’in sanal mağazalarında. Bayram öncesi arife pazarında, Aydınlı bir esnafımızın söyledikleri hala kulaklarımızda: “Çok kriz gördük ama böyle bir şeyle karşılaşmadım… Bayramlarda insanlar pantolon, gömlek alırlardı. Şimdi gömlek alan pantolon, pantolon alan gömlek alamıyor.” İşte milletin Ramazan Bayramındaki hali bu…

OTOGARLAR BOŞ KALDI

Bayram özellikle çalışan aileler için aynı zamanda bir dinlenme ve tatil fırsatıdır. Ama tatil yapmak bu ülkede artık çok büyük bir lüks oldu. Eşinizle, çocuğunuzla yurtiçinde bir haftalık tatile gitmeye kalksanız, paket turların fiyatı son bir yılda yüzde 591 zamlanmış. Yurt içinde bir otele gitmeye kalksanız, otel ücretleri son bir yılda yüzde 189 zamlanmış. Tatilden vazgeçtik… Başka illerde okuyan evlatlarımız, bayramda memleketlerine, ailelerinin yanına gitmek isteseler, otobüs bileti son bir yılda yüzde 236 zamlanmış. Pandemi güya bitti. Ama bu bayramda da otogarlar boş kaldı… Eski bayramlarda günde 2.500 aracın kalktığı otogarlardan, bu bayramda 1.500 araç ancak kalkmış. Saray sayesinde, bir otobüs 18 bin liralık mazot yakıyor. Böyle bir ülkede, otobüsçü ne yapsın? Yolcu ne yapsın?

BU ZAMLARLA ARABANIN KONTAĞINI ÇEVİRMEK DE CESARET İSTİYOR

Millet memleketine arabayla gitmeye kalksa, son bir yılda LPG yüzde 211, mazot yüzde 229, benzin yüzde 168 zamlanmış. Arabanın kontağını çevirmek, artık cesaret ister olmuş. Şeker tadında bayramlara, milletçe hasret kaldık. Ucube tek adam rejimi milletin ağzında tat bırakmadı. Ülkede huzur ve bereket bırakmadı. Allah aşkına soruyoruz: Böyle bir ortamda kim ağız tadıyla bayram yapabilir? Kim bayramı, bayram gibi kutlayabilir? Bu ülkeyi bu hale kim getirdi? Ülkeyi 20 yıldır yönetene sorarsanız. Ülkeyi bu hale getiren, milletin; şükürsüzlüğü, tatminsizliği, karamsarlığı… Her zaman yaptıkları gibi, kendileri sütten çıkma ak kaşık…

TENCERE BOŞALDIYSA SEBEBİ SARAY YÖNETİMİ

Çok açık söylüyorum. Bugün ülkemizde tencereler boşaldıysa, sofraların bereketi kaçtıysa, bayramlar, bayram olmaktan çıktıysa, bunun sebebi şükürsüzlük falan değildir. Bunun bir tek sebebi vardır: O da; beceriksiz, kifayetsiz, liyakatsiz saray yönetimidir.

ÖN TEKER NEREYE ARKA TEKER ORAYA

Tabi sarayın kibirlisi milleti şükürsüz olmakla suçlarsa, şürekâsı da millete neler söylemez… Ataların dediği gibi; ön teker nereye, arka teker oraya… Millete ağız tadıyla bayram yaptırmayanlar, bir de bayramda millete, milletin seçtiklerine, olmadık hakaretler ettiler. Bayramın muhtevasına hürmeten, bu hakaretlere bayramda cevap vermedik. Ama hem milletin seçtiklerine, hem de millete edilen kötü sözlere, tahammül edemeyiz.

NE MİLLETE NE MİLLETİN SEÇTİKLERİNE SAYGILARI VAR

TBMM’de, hem de “İnsan Hakları Komisyonu Başkanı” sıfatı taşıyan bir saygısız, milletin tertemiz oylarıyla vekâlet verdiklerine, insanın burada tekrarlamaktan hicap duyacağı, ağza alınmayacak küfürler etti. Bunlar milleti unuttu. Bunların ne millete, ne de milletin seçtiklerine saygısı kaldı. “Üslubu beyan aynıyla insan” derler. Kabın içinde ne varsa, dışına da o sızar. AK Parti’nin Meclis İnsan Hakları Komisyonu Başkanı ve bu şahsın üslubu, Sarayın ve partisinin insan haklarından ne anladığını da milletimize gösterdi. Bayramda AK Parti’nin Meclis grubunun başkanvekili de, millete hakaret etmekten geri durmadı. Kendilerinden olmayanları, çıktı “Dangalak” ilan etti. Seçimleri kaybedeceklerini Millet İttifakı’nın kahir ekseriyetle seçimi kazanacağını gördükçe, bunların kimyaları bozuluyor. Daha önce de, “Erdoğan olmasa, biz milletvekilleri olarak birer hiçiz” sözlerini sarf eden, bayramda da millete “dangalak” diyecek kadar, kendinden geçen bu Grup Başkanvekilinin, siyasetteki ağırlığının takdirini tabi ki milletimiz yapacaktır.

ÖZGÜL AĞIRLIKLARI SIFIR

Siyasette özgül ağırlığı sıfır çeken bu şahsiyetler, senelerce mağdura yatıp oy devşirmeye kalktılar. Ama dün mağdurum diyenler, bugün mağrur oldu. Dün Harun olacağız diyenler, bugün Karun oldu. Dün mücahit olacağız diyenler, bugün müteahhit oldu. Dün mağdura yatanlar, bugün millete dangalak diyecek kadar azdılar. Kibre kapıldılar. Milleti unuttular. Ne dedilerse onunla sınanıyorlar. Ve hep kaybediyorlar. Saray ve şürekâsının kullandığı bu ayıplı dil, içine düştükleri çaresizliği, gözler önüne sermesi bakımından ibretliktir. Ama milletimiz bu kibri, kendine yapılan bu büyük saygısızlığı, elbette affetmeyecektir. Milletimiz vakti saati geldiğinde basacağı mühürle, kendine hakaret eden bu ayıplı zihniyeti, tarihin tozlu sayfalarına gömecektir. Siyaset tarihimiz, milletimizin bu ferasetinin örnekleriyle doludur. Kuşkusuz millete “dangalak” diyecek kadar kendini kaybeden, bu hadsizlerin sonu da aynı olacaktır.

ÇANAKKALE KÖPRÜSÜ’NDA 45 BİN GARANTİ 6 BİN GEÇİŞ

Edep aklın tercümanıdır. Muhataplarına akılla değil; edepsizlikle cevap vermeye kalkanların ederi, ancak edepleri kadardır. Millet için kullandıkları “dangalak” hakaretinin, Türk Dil Kurumu sözlüğünde en kibar karşılığı: “Düşüncesizlik, akılsızlık…” Çanakkale’de bir köprü yapıldı. Hayırlı, uğurlu olsun. Atama Ulaştırma Bakanı, yapan müteahhide, köprüden günde 45 bin araç geçiş garantisi verdiklerini söyledi. Geçen araç sayısı bunun ne kadar altında kalırsa, aradaki farkı milletin kesesinden Dolarla Avroyla ödeyecekler. Bakan ardından çıktı dedi ki, günde ancak 6 bin araç geçiyor buradan. Şimdi aziz milletimize soruyoruz. Günlük 45 bin araç garantisi verilen köprüden, günde sadece 6 bin araç geçiyorsa, geçecek araç tahmininde yüzde 650’lik sapma varsa, köprüden geçmeyen 39 bin aracın parası, günlük 585 bin avro, yıllık 213 milyon 525 bin avro, bu millete ödettirilecekse bu durumda akıllı olan kimdir? Millete “dangalak” diye hakaret eden, bu garantiyi veren mi akıllıdır? Yoksa millet adına bu garantiyi nasıl verdiniz? Bu peşkeşi nasıl çektiniz diye soranlar mı akıllıdır?

2045 YILINA KADAR 153 MİLYAR DOLAR GARANTİ

“Milletin cebinden bir kuruş bile çıkmayacak” diyerek başladıkları yandaşa teslim KÖİ projelerine, 2016’dan bu yana, bütçeden, yani milletimizin kesesinden ödenen para, 10 milyar 192 milyon 600 bin dolar. Geçilmeyen yollar, köprüler, tüneller, uçulmayan havalimanları için 2045 yılına kadar verdikleri garantilerin toplamı ise, 152 milyar 800 milyon dolar. Sadece bizim ve çocuklarımızın değil, torunlarımızın bile geleceğine ipotek koymuşlar bunlar. Ülkesini adaletle yönetenler zenginden alıp fakire verir. Bunlar fakirden alıp, kendi zenginlerine vermenin yolunu yapmışlar. Aziz Milletimize soruyoruz. Sana “dangalak” diye hakaret eden, “Milletin cebinden bir kuruş çıkmayacak” deyip, nasıl olsa benden hesap sormaya kimse cüret edemez deyip, milletin sırtına milyarlarca dolarlık yük yükleyen mi akıllıdır? Yoksa bu rezaletin hesabını soran mı akıllıdır?

İLK 3 AYDA KKM’YE 22 MİLYAR TL

Atalarımız, “Akıllıyı arkada tutma, akılsızı kılavuz etme” derken ne kadar doğru söylemiş. Milletin 128 milyar dolarını yok yere çarçur ettiler. Merkez Bankası’nın kolunu, kanadını kırdılar. Döviz şaha kalktı, 1970 model Dövize Çevrilebilir Mevduatı tozlu raflardan indirip, milletin önüne Kur Korumalı Mevduat diye koydular. Rahmetli Özal’ın uyarılarını da kulak arkası ettiler. İlk üç ayda, Hazine’nin kasasından 11 milyar 700 milyon lira, bir avuç mevduat sahibine ödendi. Vazgeçtikleri 10 milyar 100 milyon liralık vergi de cabası… Sadece üç ayda, hazine 22 milyar lira yükün altına girdi. Şimdi milletimize “dangalak” diyen, bu edepten nasiplenmemişlere sormak lazım… “Hazinenin kasasından tek kuruş çıkmayacak” deyip, milleti değil mevduat sahibini kur zararından korumak için, zenginin cebine 22 milyar lira koyan mı akıllıdır? Yoksa bunun DÇM gibi bir felakete dönüşeceği uyarısını yapan, bunun hesabını soran, soracağım diyenler mi akıllıdır?

TÜKETİCİ ENFLASYONUNDA 20, ÜRETİCİ ENFLASYONUNDA 27 YILIN REKORU

Bunların akılsızlığı, kibri bir değil, iki değil, üç değil… Sarayın kibirlisi geçtiğimiz Ağustos ayında çıktı. “Enflasyon gelecek aydan itibaren düşmeye başlayacak, çünkü faiz düşmeye başlayacak” dedi. Bunu dediğinde Türkiye’de enflasyon yüzde 19, politika faizi de yüzde 19’du. O günden bugüne faizi 5 puan indirdiler. Yüzde 14’e çektiler. Dün Nisan ayı enflasyon rakamları açıklandı. TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla; tüketici enflasyonu yüzde 70’e dayandı. Yüzde 70 olmasın diye de yüzde 69,9 diye ilan ettiler. Enflasyon 7 ayda üçe katlandı. Bağımsız akademisyenlerin oluşturduğu ENAG’ın rakamlarıyla enflasyon yüzde 157. Diğer taraftan TÜİK’in üretici enflasyonu da yüzde 122. Tüketici enflasyonu 2002 Şubat ayından, üretici enflasyonu da 1995 Mart ayından bu yana, ülkemizde görülen en yüksek seviyesine ulaştı.

KOCA TÜRKİYE’Yİ ÜÇÜNCÜ DÜNYA LİGİNİN DİBİNE DÜŞÜRDÜLER

27-28 yaşındaki gençlerimizi üç haneli enflasyonla ilk defa bu hükümet tanıştırdı. “Faiz sebep, enflasyon sonuç” safsatasıyla, küresel enflasyon liginde ülkemizi: Venezüella, Sudan, Suriye, Zimbabve, Surinam’a komşu yaptılar. “AB’ye gireceğiz”, “İlk 10 ekonomi arasına gireceğiz” derken, koskoca Türkiye’yi üçüncü dünya liginin dibine düşürdüler.

ÜLKENİN DÖVİZ İHTİYACI AZALACAKTI, KATLANDI

Yine dün dış ticaret rakamları açıklandı. Nasreddin Hoca’nın borç ödeme fıkrasına benzer bir model uydurmuşlardı. Faiz inecek, döviz kuru çıkacak, rekabet gücü artacak, ihracat şahlanacak, dış açıklar azalacak, döviz rezervleri de şahlanacaktı. Ondan sonra da döviz kuru düşecek, enflasyonda beraberinde gerileyecekti. Sonuç? Dış ticaret açığı 2022’nin ilk dört ayında, geçen yıla göre, yüzde 130 artarak 32,5 milyar dolara çıktı. Bırakın ülkenin döviz ihtiyacının azalmasını, ülkenin döviz ihtiyacı katlandı. Şimdi aziz milletimize soruyoruz. Bu sana “dangalak” diyen, hakaret eden, “Faiz sebep, enflasyon sonuç” diyerek, koskoca ülkeyi üçüncü dünya liginin dibine düşürenler mi akıllı, yoksa “Bilimle ve akılla kavga etmeyin” diyerek, onları uyarmaya çalışanlar mı akıllı?

DEVLET 3 UNSURDAN OLUŞUR

Bir devlet üç unsurdan oluşur. İlki millet, ikincisi ülke, üçüncüsü ise egemenlik… Milletimizi hayat pahalılığı ile ezdiler. Ülkemizi, mültecilere işgal ettirdiler. Egemenliğimizi ise 3-5 milyar dolarlık SWAP için, Suudi mahkemelerine ipotek ettiler. Ne yazık ki kontrolsüz güç, kontrolsüz göçe yol açtı. Sınırlarımız Nasreddin Hoca’nın Türbesine, ülkemiz ise açık hava mülteci kampına döndü. Bu ülkenin son Başbakanı Binali Yıldırım, 15 Şubat 2018’de çıktı: “3,5 milyon mülteciyi ağırlıyor, her türlü ihtiyaçlarını karşılıyoruz. Ve onların Avrupa’ya gelmesinin bir anlamda önüne geçiyoruz. Bunu yaparken, terör örgütlerinin Avrupa’ya yayılmasının da önüne geçiyoruz” diye tweet attı.

SİNSİ DEMOGRAFİK İSTİLAYA GÖZ YUMDULAR

2018 Haziran’ındaki seçime giderken, Avrupa’ya göz kırptılar. Avrupa’nın rızasını kazanmak için, kontrolsüz göçün Türkiye’ye akmasına izin verdiler. Üstüne Avrupa’dan 3-5 milyar Avro koparıp, ülkemizin sinsi demografik istilasına da, göz yumdular. Şimdi aziz milletimize soruyoruz? “Mültecilerin her türlü ihtiyacını karşılıyor, onların Avrupa’ya gelmesinin önüne geçiyoruz. Böylece terör örgütleri Avrupa’ yayılmıyor” diyen, sana “dangalak” diye hakaret eden edep yoksunları mı akıllıdır? Yoksa 3-5 milyar Avro verip, tüm mültecileri Türkiye’de tutan Avrupa’mı akıllıdır? Bu mültecileri ülkelerine göndermemek için kırk takla atanlar mı akıllıdır? Yoksa, “Bu mültecileri evlerine göndereceğim, bunun hesabını da bu yönetimden soracağım” diyen bizler mi akıllıyız?

MİLLETE EV YOK, SURİYELİ’YE EV ÇOK

Atama Milli Savunma Bakanı: “Türkiye’de ve Suriye’de 9 milyon Suriyeliye bakıyoruz” demişti. Atama İçişleri Bakanı da, bayramda çıktı: “İdlib’de 57 bin briket evi tamamladık. Yılsonuna kadar 100 bin evi bitireceğiz” dedi. Allah aşkına! Siz bunları yaparken kime sordunuz? Kimin parasıyla kime hava atıyorsunuz? Bu asil millet öz yurdunda oturacak ev bulamazken, bunlar Suriye’de şehirler inşa ediyor. Vatandaşlarımızın payına cefa, eloğlunun payına sefa… Son bir yılda İstanbul’da kiralar yüzde 126 artmış. Ankara’da kiralar yüzde 116 zamlanmış. Türkiye genelinde, kiralardaki artış yüzde 123’e ulaşmış. Ev sahibi ve kiracılar arasındaki kavgalar ayyuka çıkmış. Bunlar, milletin parasıyla gitmişler Suriye’de ev yapıyorlar. Sonra da buraya gelip burnundan soluyan millete caka satıyorlar.

ALLAH AKIL DAĞITIRKEN BUNLAR NASİBİNİ ALAMAMIŞ

Şimdi aziz milletimize soruyoruz? Sana, “TÜİK’in yüzde 21 kira artış zammına güven” diyen, TÜİK kira rakamlarını karartınca, millet yaşadığı sorunu hissetmez sanan, İdlib’de 73 okul, 50 cami, 23 sağlık tesisi, 18 sosyal tesis. 25 park, 34 fırın, 40 su kuyusu yaptıklarını da birde ballandıra ballandıra anlatan, ondan sonra da sana “Dangalak” diye hakaret eden edep yoksunları mı akıllı? “Yoksa el iyisi olmanın hesabını bu yönetimden soracağım” diyenler mi akıllı? Allah akıl fikir versin diyeceğiz ama… Allah akıl dağıtırken, bunlar ne yazık ki nasibini almamış. 

NEDİR BU MİLLETE GAREZİNİZ?

Aynı atama İçişleri Bakanı dün çıktı: “Suriyeliler giderse iş insanları isyan eder” deyiverdi. Ya şu zenginleri ve parayı sevdiğiniz kadar, bu milleti, bu ülkeyi, bu devleti sevseniz ya… Nedir bu millete, bu ülkeye, bu devlete gareziniz?

ATAMA İÇİŞLERİ BAKANINI GÖREVDEN ALIN

Hele bu Atama İçişleri Bakanının bir Partinin Sayın Genel Başkanı için sarf ettiği sözler var ki, hiçbir şekilde kabul edilemez. Tam bir rezalet, kınıyoruz. Onu oraya atayan kişi artık gereğini yapmalıdır. İçişleri Bakanlığı yapmak yerine siyaset yapan, on parmağında on kara siyasetçilere bulaştırmaya çalışan, bu atama bakan haddini fazlasıyla aşmıştır. Görevini yerine getirmeyen bu memur hakkında Saray mutlaka gereğini yapmalıdır. Atama Bakan, “İstila olacakmış; kim neyi istila yapacak ya” diyerek, “Düzensiz göç, adı konmamış bir istiladır” diyen, Saray bekçisini bile boşa düşürmüştür. Bu nedenle Sarayın kibirlisi, Sarayın bekçisinden korkmasın. Façası bozulan bekçi, bu sefer bu bakanın görevden alınmasına razı olabilir.

SWAP SEVAP OLDU

Daha birkaç yıl önce, su topraklar üzerinde hunharca bir cinayet işlendi. Gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayeti… Saray düne kadar, su gazeteciyi “şehit” ilan etmişti… Ama önce, “Enayi değiliz, gösteririz, dinletiriz ama vermeyiz” dediği dosyayı,  Suudi Arabistan’a gönderdi, sonra da bayram öncesi “SWAP’ı sevap yaptı” tüm saray şürekâsını alıp Suudi Arabistan’a gitti. Katil dedikleriyle birde kucaklaştı. Ama daha da vahimi, döner dönmez Suudi basını; “Biz davet etmedik, kendisi gelmek istedi”, “Bu Erdoğan için tam bir mağlubiyettir” gibi yazılar yazdı. Erdoğan, ne yazık ki, oturduğu makamın itibarını, bir kez daha ayaklar altına aldı.

ÜLKENİN ONURUNU SUUDİ BAŞKONSOLOSLUĞU’NUN BAHÇESİNE GÖMDÜLER

Şimdi milletimize soruyoruz: Daha önce öldürdükleri gazeteciyi şehit, yöneticilerini katil ilan ettiği bir ülkenin ayağına hem de davetsiz gidip, makamının itibarını pas pas eden mi akıllıdır? Yoksa Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin onurunu Suudi Başkonsolosluğu’nun bahçesine gömenlere “Edep yahu” diyenler mi akıllıdır? Hazreti Mevlana; “Edep, edepsizlerin edepsizliğine sabretmektir” diye buyurmuş. Milletimiz kendisine edepsizlik yapanlara sandığa kadar sabrediyor. Sandık milletimizin önüne er geç gelecek, işte o zaman asil milletimiz, kendini pahalılığa ezdirenlere, alın terini çarçur edenlere, ülkemizi sessizce işgal ettirenlere, egemenliğimizi üç otuz paraya satanlara, yaptıklarının hesabını sandıkta soracak.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi soru ya da sorular varsa alabilirim.

Soru- CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu “Suriyelilerin hepsini göndermenin gerçekliği yok” dedi. Oysa CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu sürekli “hepsini evine göndereceğiz” diyor. Parti politikasında uzlaşmazlık mı söz konusu?

Faik ÖZTRAK- Partimizin görüşlerini Genel Başkanımız, Parti Sözcüsü ve Grup Başkanvekilleri açıklar. Suriyelileri geri gönderme konusunda başlangıçtan beri bizim tavrımız nettir. Bütün Suriyelilerin en geç iki yıl içerisinde ülkelerine gönderilmesi aziz milletimize taahhüdümüzdür. Biz taahhüdümüzün arkasındayız.

Soru- İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Karadeniz ziyaretinde bir grup gazeteciyle verdiği fotoğraf gündeme oturdu. Bazı isimlerin orada bulunması eleştirildi. İstanbul Büyükşehir Belediye Sözcüsü Murat Ongun ise “Biz bu tartışmaları önemsemiyoruz. Bunlar 200 – 300 kişinin kendi aralarında yaptığı yorumlar” dedi. Siz CHP olarak bu tartışmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız kendi memleketine ve komşusu illere Genel Merkezimizin, Genel Başkanımızın bilgisi dahilinde bir bayram ziyaretinde bulunmuştur. Bu geziye kimlerin davet edilip edilmediği Genel Merkezimizin işi değildir. Bunlar İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin tercihi olup bu fotoğrafın Genel Merkezimizce teviline ihtiyaç bulunmamaktadır. 

Soru- Süleyman Soylu’nun Ümit Özdağ’a sert eleştirileri üzerine CHP’den Özdağ’a destek açıklamaları gelmişti. Ama bugün Özdağ yaptığı son açıklamada muhalefeti de eleştirdi. “Sarı muhalefet, Ak Millet İttifakı” gibi ifadeler kullandı. Bu eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Bizim en baştan beri bir prensibimiz var. Mümkün olduğu kadar muhalefet partilerinin, muhalefet partilerini eleştirmesini doğru bulmuyoruz. Bizim eleştirilerimizin esas muhatabı tek kişilik ucube rejimdir. Bizim derdimiz ülkemizin ufkunu karartan bu ucube rejimi değiştirmektir. O nedenle diğer muhalefet partileriyle ilgili yorum yapmayı da doğru bulmuyoruz.

Soru- Hazine ve Maliye Bakanı Nurettin Nebati, sosyal medya üzerinden enflasyonu değerlendirdi. Hepimizin ortak meselesi dedi. Enflasyon gerçekten hepimizin ortak meselesi mi? Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Bir kere her şeyden önce şunu ifade etmek isterim. Sorunun sebebi olanlar çözümün adresi olamazlar. Nebati Bakan enflasyonun bir sorun olduğunu nihayet kabul etmiş. Ancak bu sözlerinin bir anlam ifade edebilmesi için “faiz sebep, enflasyon sonuç” safsatasını savunmaktan vazgeçmeli ve başarısız olduğu görevinden affını istemelidir.

Soru- Süleyman Soylu’nun konuşmasındaki üslubu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir de mültecilerin kadınları fona alarak video ve fotoğraf çektirmesi sosyal medyada yer aldı. Bakan Soylu’da bunu savundu. Bu açıklamalar hakkında ne dersiniz?

Faik ÖZTRAK- Bu ülkede kadınların yürüyen merdivenlerde fotoğraflarını çeken kaçak göçmenleri savunan bir İçişleri Bakanını biz ciddiye almıyoruz. O bakan kadınların görüntülerini çeken kaçak göçmenleri savunduğu kadar bu ülkenin sınırlarını savunsaydı bu çirkinlikler bu ülkede yaşanmazdı. Bunlar kendi edepleriyle koltuktan ayrılmayı bilmiyorlar. Cumhuriyetin tüm değerlerini talan edenleri milletimiz eninde sonunda sandıkta evlerine gönderecektir.

Teşekkür ediyorum.

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com