Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

SARAY, EMEKLİNİN SOFRASINDAN 633 SOMUN EKMEĞİ ÇALDI

CHP Sözcüsü Öztrak, net asgari ücrete yapılan zammın ilk altı aydaki enflasyonun 13 puan altında olduğuna dikkat çekerek, “Bu yaptıkları zam değil, zulümdür. Zamlı asgari ücret şu haliyle, mevcut açlık sınırının 891 lira altındadır” dedi. Öztrak, TÜİK’in makyajlı enflasyon verileriyle işçinin alın terini gasbedildiğini belirterek, “İşte bu kul hakkı yemenin daniskasıdır” diye konuştu.

TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla sadece asgari ücretlinin değil, milyonlarca memur ve emeklinin kul hakkının da yendiğini söyleyen Öztrak, “TÜİK’e göre memur ve emeklilere yılın ilk altı ayı için 32,4 puan enflasyon farkı ödenmesi gerekiyor. Bağımsız iktisatçıların hesaplamalarına göre, bu yılın ilk altı ayında gerçekleşen enflasyon yüzde 71,4. Böyle bakılırsa, memur ve memur emeklisine ödenecek enflasyon farkı 59,4 puan. TÜİK ile ENAG arasında neredeyse iki kat fark var. İşte aradaki bu iki kat fark, TÜİK aracılığıyla yedikleri kul hakkıdır” değerlendirmesinde bulundu. Öztrak, iş başına geldiklerinde herkesin hakkını vereceklerini, vatandaşları enflasyona ezdirmeyeceklerini ifade etti.

Kur Korumalı Mevduat için tek kalemde 21 milyar lira ödeyen Hükümetin, emekliye verilen bayram ikramiyesinin artırmamasını eleştirerek, şöyle dedi: “Emeklilerimiz 2018 Mayısında, eline geçen bayram ikramiyesiyle, tam 1.000 ekmek alabiliyordu. Şimdi 1.100 lirayla sadece 367 ekmek alabiliyor. Bu vicdansız, adaletsiz AK Parti iktidarı, emeklinin sofrasından 633 somunu çaldı. Gel de şimdi Neyzen Tevfik’in şu sözlerine hak verme: “Ekmek herkese yetecekti aslında. Tarlaya karga dadandı. Ambara fare. Fırına hırsız. Memlekete de harami.”

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Biraz önce acı bir haberle sarsıldık. Irak’ın kuzeyinde Pençe-Kilit Operasyonunda Uzman Çavuş Serhat Bal, teröristlerle girdiği çatışmada şehit oldu. Şehidimize Allah’tan rahmet diliyoruz. Ailesine ve bütün Türk milletine sabırlar diliyoruz. Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Bugün gündemimizde, mutfakları kasıp kavuran, sofraların bereketini kaçıran, milyonlarca yurttaşımızı ezip geçen, enflasyon canavarı vardı. Hayat pahalılığıyla mücadeleyi, sürekli bir başka bahara erteleyen, liyakatsiz ekonomi yönetiminin beceriksizliği vardı. Ucube tek adam rejiminin felç ettiği, devlet kurumlarımızın hali ve yönetimdeki çürüme vardı. Bu sıkıntıları aşmak için altı siyasi partinin, bir araya gelmelerinin, milletimizin yaşadığı sıkıntıları, birlikte çözme kararlılığının, ülkemizin ufkunu aydınlatma iradelerinin, ne kadar kıymetli olduğunu da bu toplantımızda bir kez daha tespit ettik.

DIŞARIDAN GELEN ENFLASYONU ÜÇLE ÇARPTILAR

Enflasyon en büyük halk düşmanıdır. Çok büyük bir hırsızdır. Vatandaşın cebini, mutfaktaki tenceresini boşaltır. Sarayın kibirlisi ve onun kifayetsiz şürekâsı, “Faiz sebep, enflasyon netice” diyerek, geçtiğimiz yılın Ağustos ayında, enflasyon canavarını azdırdı. Neticeyi gördük. Bunu hep tekrarlıyoruz. Çünkü son günlerde yine, enflasyonun müsebbibi kendileri değilmiş gibi, havaya bakıp ıslık çalmaya başladılar. Bu ülkede enflasyonu azdıran, dışarıdan gelen enflasyonu, içeride üçle çarpan saray yönetiminin yanlış politikalarıdır. Türkiye’deki enflasyonun sadece dörtte biri dünyadan, dörtte üçü ise çakma ekonomistten kaynaklanmaktadır.

GERÇEK ENFLASYON TÜİK’İN AÇIKLADIĞININ İKİ KATI

Geçtiğimiz Ağustos başında, Erdoğan millete ne vadetmişti? “Bundan böyle, enflasyonun daha yukarı çıkması mümkün değil, Ağustos ayı kırılma noktasıdır. Artık biz düşük enflasyona inşallah geçeceğiz.” Erdoğan bu sözleri sarf ettiğinde, ülkemizde enflasyon yüzde 19’du. Sadece Ağustos ayından Aralık ayına kadar yani 5 ayda geçtiğimiz yılsonunda yüzde 36 oldu. Düşecek dediği enflasyon sadece dört ayda, neredeyse ikiye katlandı. Bunlarda tabi TÜİK’in makyajlı verileriyle. TÜİK hükümetin talimatıyla, enflasyonu düşük göstermek için elinden geleni yapıyor. Verileri saklayıp, delil karartıyor. Bağımsız iktisatçıların kurduğu Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) “Gerçek enflasyon, TÜİK’in hesapladığının en az iki katı” diyor. Hükümet ne yapıyor? Bu iktisatçıları mahkemeye vermeye kalkıyor. Enflasyon milletin cebini boşaltırken, hükümet de bu hırsızlığa ortak oluyor.

TÜRK-İŞ’İ MAHKEMEYE VERİRLERSE ŞAŞIRMAYIN

Ama anlaşılan ENAG’ı mahkemeye vermek yetmemiş, şimdilerde TÜRK-İŞ’in yayımladığı açlık sınırlarına taktıklarını görüyoruz. Yakında TÜRK-İŞ’i de mahkemeye verip, “Bu verileri yayımlamayın” derlerse hiç şaşırmayın. Enflasyon yılbaşından beri, bu ülkede uzun süredir görmediğimiz bir hızla artıyor.

ÜRETİCİ VE TÜKETİCİ ENFLASYONU ARASINDAKİ FARK 60 PUAN

Bugün Haziran ayı enflasyon verileri açıklandı. TÜİK’in ağır makyajlı rakamlarıyla; tüketici enflasyonu yüzde 79, üretici enflasyonu da yüzde 138. ENAG’a göre ise 12 aylık enflasyon yüzde 176. TÜİK’in üretici ve tüketici enflasyonu arasındaki fark 60 puan. Bu inanılmaz bir rekor… Böyle bir makası daha önce hiç görmedik. Yine Tüketici Enflasyonu, 1998 Eylül ayından bu yana, Üretici Enflasyonu ise 1995 Şubat ayından bu yana, en yüksek seviyeye çıktı. 27-28 yaşındaki gençlerimiz, üç haneli enflasyonla bu iktidar döneminde tanıştı.

DEREYE SU GELENE KADAR KURBAĞANIN GÖZÜ PATLAYACAK

Erdoğan’ın millete vaatleri, birer birer yok olurken, Nebati Bakanı, geçtiğimiz Aralık ayında 6 aylık bir uykuya daldı. 6 ay sonra uyandığında da güya çok farklı noktalara gidecektik. Nebati Bakan daldığı uykudan uyandı. Baktı ki; paramız daha da pul olmuş, dış ticaret açığı azalmak bir yana her ay rekor kırmış, enflasyon cephesinde işler alt üst olmuş. Ondan sonra gel gör ki Nebati Bakan, o kadar uykuya rağmen, saçmalamaya devam etmiş. “Enflasyonu kontrol altına aldık. Cumhurbaşkanıma söz verdim. Aralık’tan sonra enflasyonun baz etkisiyle düştüğünü göreceğiz” demiş. İnsaf! Millette Aralık ayını bekleyecek hal kalmadı? Dereye su gelene kadar, kurbağanın gözü patlayacak. Bir de hiç sıkılmadan “Baz etkisiyle düşecek” diyor. Enflasyon baz etkisiyle, yani kendi kendine düşecekse, siz ne iş yapacaksınız? Anlaşılıyor ki Nebati Bakanın niyeti, yata yata bakanlığı bitirmek.

HER ŞEY OLUYORLAR DA REZİL OLMUYORLAR

Arjantin’in Ekonomi Bakanı, enflasyon yüzde 50’lerden, yüzde 60’a çıktı diye, birkaç gün önce istifa etti. Oysa Nebati Bakan’ın iş başı yaptığı günden bu yana, enflasyon yüzde 36’dan, yüzde 79’a sıçradı. Geçtiğimiz yıl Ağustos’tan itibaren, “Enflasyon düşecek” diyen reisleri ise tahminlerini hiç tutturamadı. Ama bizdeki kifayetsiz bakanlar, reisleri koltuklarına sıkı sıkı yapışmış kalkmıyorlar. Murathan Mungan’ın dediği gibi, “Bu ülkede her şey olabilirsiniz; ama rezil olamazsınız.” Baz, maz diyerek saçmalayıp durmayın. Bu işi beceremediniz. Elinize, yüzünüze bulaştırdınız. Kabul edin. İşi ehline teslim etmek için, milletin önüne sandığı derhal getirin.

ADALET “ADINDA” VAR

Enflasyon, tüm fiyatların beraberce ama farklı hızlarda yarışıdır. En arkada kalan fiyat, en öndeki fiyatı yakalamak için hızla koşmak ister. Yüksek enflasyon dönemlerinde, en öndekine yetişme imkânı olmayan, tek bir tane fiyat vardır. O da emeğin fiyatıdır. Yani ücret ve maaşlardır. Bu nedenle yüksek enflasyon dönemlerinde, emeğin milli gelirden aldığı pay düşer, sermayenin payı artar. Bugün Türkiye’de olan tam da budur. TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla, bu yılın ilk altı ayında gerçekleşen enflasyon yüzde 42,4. Gıda fiyatlarındaki artış yüzde 47,6. Ulaştırma fiyatlarındaki artış yüzde 58,3. Elektrik, gaz ve diğer yakıtlardaki artış yüzde 72. Ama asgari ücrete yapılan ara zam, yüzde 29,3. Güya adında Adalet olan bir partinin, adaleti işte bu!

YAPTIKLARI ZAM DEĞİL ZULÜM

Bu arada çakma ekonomistin, ya matematiği zayıf, dört işlem yapma yeteneğini yitirmiş. Bu nedenle yüzde 29,3 zammı, yüzde 25 diye açıkladı. Veya da, Saray şürekâsı içinde en kibirlisi, en adaletsizi o. Aklı Madrid’e giderken, “Asgari ücreti yüzde 25 artırın” diye verdiği talimatta kalmış. Dönünce de aklında kalanı söylüyor. Ama evdeki hesap çarşıya uymamış. Asgari Ücret Tespit Komisyonu biraz daha insaflı çıkmış yüzde 29,3 zam vermiş. Kulağına fısıldanınca da, “Yüzde 30 zam” diyor. Şu hesaba bir daha baksın, net asgari ücrete yaptıkları zam, ne yüzde 25, ne de yüzde 30. Yapılan zam tamı tamına yüzde 29,3. Yani ilk altı aydaki enflasyonun 13 puan altında. Ama ne olursa olsun, AK Parti Genel Başkanı o kadar çaresiz ki; asgari ücretliyi enflasyona ezdiren bir zam oranını dahi, Çalışma Bakanına bırakmayıp kendisi açıklıyor. Ama ha Ali açıklasın, ha Veli… Bu yaptıkları zam değil, zulümdür. Zamlı asgari ücret şu haliyle, mevcut açlık sınırının 891 lira altındadır.

TÜİK’İN MAKYAJLI ENFLASYONUYLA EMEKÇİNİN ALIN TERİNİ GASBEDİYORLAR

Önümüzde de koskoca bir altı ay daha vardır. Emekçiye, işçiye yapılan hak mıdır, reva mıdır? Sevgili Peygamberimiz ne buyuruyor? “İşçinin ücretini alın teri kurumadan ödeyiniz.” Bunlar bıraktık alın teri kurumadan, işçinin hakkını vermeyi, TÜİK’in makyajlı enflasyonuyla, işçinin alın terini gasbediyorlar. İşte bu kul hakkı yemenin daniskasıdır.

KUL HAKKI YEDİLER, KRİZİN YÜKÜNÜ DAR GELİRLİNİN ÜSTÜNE BIRAKTILAR

Bir tek asgari ücretlinin kul hakkını değil TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla, milyonlarca memur ve emeklinin kul hakkını da yiyorlar. 2022’nin ilk yarısında, memur ve emeklilere yüzde 7,5 zam yaptılar. Yılın ilk altı ayında gerçekleşen enflasyon, yüzde 42,4. TÜİK’e göre memur ve emeklilere yılın ilk altı ayı için 32,4 puan enflasyon farkı ödenmesi gerekiyor. Bağımsız iktisatçıların, ENAG’ın hesaplamalarına göre, bu yılın ilk altı ayında gerçekleşen enflasyon yüzde 71,4. Böyle bakılırsa, memur ve memur emeklisine ödenecek enflasyon farkı, 59,4 puan. TÜİK ile ENAG arasında neredeyse iki kat fark var. İşte aradaki bu iki kat fark, TÜİK aracılığıyla yedikleri kul hakkıdır. Biz uzunca bir süredir bu fark nereden kaynaklanıyor diye soruyoruz. Buna cevap verecekleri yerde TÜİK madde sepetini açıklamaktan vazgeçti. Verileri saklamaya başladı, delil karartıyor. TÜİK rakamları istediği kadar eğip, büksün, millet enflasyonu biliyor; hayat pahalılığını da yaşıyor. Artık bıçak kemiği deldi, geçti. Yurttaşlarımız TÜİK’i ve hükümeti protesto için, faturalarını, fişlerini toplayıp TÜİK’e gönderiyor. Peki milletimiz haksız mı? TÜİK’in yalan, yanlış rakamlarıyla, işçimizin, memurumuzun, emeklimizin hakları, bu zalim hükümet tarafından gasbediliyor. Bu vicdansız hükümet krizin ağır yükünü TÜİK’in yalanlarıyla dar gelirliye ödettiriyor. Biz iş başına gelir gelmez, herkesin hakkını vereceğiz. Milletimizi de enflasyona ezdirmeyeceğiz.

SARAY EMEKLİNİN SOFRASINDAN 633 SOMUN EKMEĞİ ÇALDI

Önümüz bayram. Kur Korumalı Mevduatın faizi için, tek bir kalemde vergi iadeleri hariç 21 milyar lira ödeyen bu insafsız yönetim, iş emeklinin bayram ikramiyesine gelince, nedense tek kuruş bulamıyor. Mayıs 2018’de emekliye bayram ikramiyesini birazda bizim zorumuzla, ilk kez 1.000 lira olarak verdiler. Yine bizim zorumuzla geçen yıl, bayram ikramiyesini 1.100 lira yaptılar. Emeklilerimiz 2018 Mayısında, eline geçen bayram ikramiyesiyle, tam 1.000 ekmek alabiliyordu. Şimdi 1.100 lirayla sadece 367 ekmek alabiliyor. Bu vicdansız, adaletsiz AK Parti iktidarı, emeklinin sofrasından 633 somunu çaldı. Gel de şimdi Neyzen Tevfik’in şu sözlerine hak verme: “Ekmek herkese yetecekti aslında. Tarlaya karga dadandı. Ambara fare. Fırına hırsız. Memlekete de harami.”

DEVLET MALI BUNLAR İÇİN YAĞMA HASAN’IN BÖREĞİ

Bunların elinde; Memleketimizin bereketi kaçtı. Milletimizin ağzında tat kalmadı. Ama kendileri ülkemizin kıt imkânlarını “İtibardan tasarruf olmaz” deyip, har vurup harman savurmaya devam ediyorlar. En son yaşadığımız olay. Erdoğan’ın Bursa’da bir takım açılışlar yapacağı söylenmişti. Belediye kaynaklarıyla işin aslı, Erdoğan’a miting yaptıracaklardı. Ama Erdoğan gelemedi. Bursa’ya gidip nutuk atma görevi, Binali Yıldırım’a kaldı. Binali Yıldırım Bursa’ya helikopterle giderken, bu sefer de havada pilot rahatsızlandı. Helikopter Bilecik’e zorunlu iniş yaptı. Şimdi çekilen fotoğraflara bir de baktık, Binali Yıldırım’ı taşıyan helikopterin Cumhurbaşkanlığı helikopteri olduğunu gördük. Binali Yıldırım’ın, Cumhurbaşkanlığında herhangi bir görevi var mı? Hayır. AK Parti’nin Genel Başkanvekili, nasıl oluyor da Cumhurbaşkanlığı helikopterine biniyor. Binali Yıldırım bu helikopteri, nasıl ve hangi hakla kullanabiliyor? Onların partisi de, bizim gibi Hazine yardımı almıyor mu? Alıyor. Biz uçak ve helikopter paralarını kendimiz verip kiralıyoruz da, AK Parti Genel Başkanvekili, Cumhurbaşkanlığının helikopterine bedavadan nasıl kuruluyor? Adalet bunun neresinde? Devletin malı bunlar için deniz. Yağma Hasan’ın böreği.

ADIM ADIM KUMANDA EKONOMİSİ

Voltaire’e atfedilen bir sözdür: “Sıradan hırsız sizi seçer. Siyasi hırsızı siz seçersiniz.” Dört yıl önce Erdoğan milletin huzuruna çıktı, “24’ünde siz bu kardeşinize yetkiyi verin, ondan sonra, bu faizle, şunla, bunla nasıl uğraşılır görün” dedi. Millete de söz verdi. Millet bu söze güvendi. Erdoğan’ı seçti. Erdoğan ilk iş olarak, damadını ekonominin başına getirdi. Kayınpeder ve damat bir oldu. Merkez Bankası’nın 128 milyar dolarını buharlaştırdılar. Erdoğan önce bunu reddetti. “Para kasada” dedi. Sonra hesabı kitabı görünce pandemiyi gerekçe gösterdi. “Rezervler bunun için kullanıldı” diye bahane üretti. Şu anda, Merkez Bankası kasasında kendine ait tek sent yok. Zaten sene başından beride 60 milyar dolara yakın rezervi yine satmaya devam ettiler. Bunu biz söylemiyoruz. Merkez Bankası’nın kendi rakamları söylüyor. 24 Haziran itibariyle, SWAP’lar ayıklanırsa, Merkez Bankası’nın döviz kasası, 54 milyar 566 milyon dolar açık veriyor. Netice bu. Alıyorlar, satıyorlar rezervleri alta kalan netice bu 56 milyar açık. İşte bugün niye bunlar ihracatçının döviz gelirlerinin yüzde 40’ına el koyuyorlar. Bu yüzden. Neden şirketlerin elindeki dövizlere, BDDK zoruyla el koymaya kalkıyorlar. İşte bu yüzden. Her sabah, piyasalara müdahale eden yeni bir kararla uyanıyoruz. Bugün de Merkez Bankası bir karar almış. Bankaların açık piyasa işlemleri, SWAP ve diğer para piyasası işlemleri için kullandığı, DİBS’ler için teminat blokajını, yüzde 50’ye yükseltmiş. Güzel. Döviz bulamayınca BDDK’ya düzenleme yaptır, bankaları dövizini getir diye zorla. Hazine kâğıdı satamayınca Merkez Bankası’na düzenleme yaptır. Bankaları kağıt al diye zorla. Ülkeyi adım adım kumanda ekonomisine çeviriyorlar.

TÜYÜ BİTMEMİŞ YETİMİN HAKKINI ARAYACAĞIZ

Damat, yaptıklarının sorumluluğunu siyaseten ödedi. “At izi, it izine karıştı” dedi. İstifasını sosyal medyadan bıraktı, çekti gitti. Ama işin hala karanlıkta kalan yönleri var. Biz iş başına gelir gelmez bir, Durum ve Hasar Tespit Komitesi kuracağız. İşinin ehli, namuslu uzmanlardan oluşan bu Komite, Cumhurbaşkanına bağlı olarak çalışacak. Merkez Bankası neden bilinen yöntemlerle değil de, arka kapıdan bu dövizleri sattı? Soracağız. Dövizler hangi kurdan, kimlere satıldı onu da soracağız. Kamu Bankaları ve Hazine bu işin neresinde onu da soracağız. Sarayın vesayeti altındaki yargıçların, bugün verdikleri güdümlü kararlarla, aba altından sopa göstermeleri bizi ne korkutur, ne de bağlar… Bu bizim milletimize namus ve şeref sözümüzdür. Biz tüyü bitmemiş yetimin hakkını, son kuruşuna kadar aramakta kararlıyız. Ucu nereye giderse gitsin, bu işlerde kim pay ve sorumluluk sahibiyse, bunun hesabını bağımsız Türk Yargısı önünde verecek.

MERKEZ BANKASI ANKARA’YA DÖNECEK

Bu arada hükümet, Merkez Bankası’nın İstanbul’a taşınması işlemlerine hız vermiş. Bu vesileyle de Merkez Bankası’nın liyakatli, tecrübeli personelini, emekli etmek veya kurumdan uzaklaştırmak için, mobbingin her türlüsünü yapıyor. Buradan bir kez daha uyarıyoruz. Merkez Bankası Kanunu açık. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın Merkezi Ankara’dadır. İş başına geldiğimizde, Merkez Bankası Ankara’ya dönecek. Nokta… Kanunsuz taşınma işlemi nedeniyle oluşan kamu zararı, ilgililerine rücu edilecek. Ödettirilecek. Nokta… Daha önce uyardık, bir kez daha uyarmış olalım. Sonra kimse çıkıp, ağlayıp, sızlamasın.

TİTANİC BATARKEN KEMAN ÇALIYORLAR

Büyük İslam mütefekkiri İbn-i Haldun, yöneticilerin kişisel servetlerini artırma peşinde koşmasını yönetimlerin çöküş emareleri arasında sayar. Metal yorgunu şahsım hükümeti kendi hatalarının sonuçlarına çarpıp, Titanic gibi batarken, kimi Saray şürekası, yolcular batışı fark etmesin diye keman çalıyor, kimi de batan geminin mallarını toplamaya uğraşıyor.

HER GÜN BİR BAŞKA REZALET

Her gün bir başka yerden bir başka rezalet haberi geliyor. Atama İçişleri Bakanı’nın itiraf ettiği, “Mafyadan 10 bin dolar alan siyasetçi” vardı. Tek bir Cumhuriyet Savcısı çağırıp da, “Bu kim?” diye sormadı. Ama bu ismin kim olduğunu tüm Türkiye biliyor. Mafyadan 10 bin dolar alan siyasetçi, herkesin bildiği bir sır oldu. ABD’de enerji teşviklerinde dolandırıcılık yapanların paralarını Türkiye’de aklayan SBK ve onun Türkiye’deki rüşvet ağı, yurt dışına kaçıran devlet görevlileri, gazeteci kılıklı komisyoncular… Bunları da soruşturan olmadı ama biz bunları unutmadık. Yine, bir AK Parti Genel Başkan Yardımcısı’nın, eski bir bakanın, TMSF eliyle, kayyum atanan şirketlere çöktüğüne dair iddialar, şimdilerde belge belge sosyal medyada yayımlanıyor. Biz bir Cumhuriyet Savcısı çıkıp da gereğini yapacak mı yapmayacak mı onu da göreceğiz. Yandaş medya kurma operasyonunda, çiftçinin bankası Ziraat Bankası’ndan aldığı krediyi ödemeyen, yetmez, devletin haber ajansına da 30 milyon lira borç takan bir Saray beslemesinin neler yaptığı da ortalıklarda anlatılıyor.

MİRİ MALI BALIK KILÇIĞIDIR

Biz bir kere daha altını çizelim. Milletin malına çökenler, bugün değilse yarın mutlaka hesabını verir. Miri malı, yani devlet malı balık kılçığıdır. Yutmak isteyenin boğazına takılır.

FOSSEPTİK ÇUKURUNDAKİ KURTÇUKLAR GİBİ

Bu bezirgânlar yolun sonuna gelirken, her yandan irin, her yandan kir, pas akıyor. Saray’ın şimdiki küçük ortağı bir zamanlar bu düzen için, “Ne hortumu, kanalizasyon borularını bağlamışlar” diye bağırırdı. Artık iş o seviyeyi de çoktan geçmiş. Ucube rejim ve onun yanaşmaları, beslemeleri derin bir fosseptik çukurunun içine beraberce batmışlar. O fosseptiğin içindeki kurtçuklar gibi, birbirlerini yemeye başlamışlar. Ama vatandaşımız endişe etmesin Genel Başkanımızın da söylediği gibi biz bu milletten çalınan her şeyi asıl sahibine, yani milletimize geri vereceğiz. Başka ülkelere mal, mülk kaçırmaları hiç fayda etmez. Hepsini buluruz, hesabını sorarız ve bu ülkeye getireceğiz.

SOYANLARLA HESAPLAŞACAĞIZ, BU ÜLKEYİ SEVENLERLE HELALLEŞECEĞİZ

Bu ülkeyi soyanlarla hesaplaşacağız, bu ülkeyi sevenlerle helalleşeceğiz. Her birimizin farklı düşüncesi olabilir. Ama bu ülkeyi sevme noktasında hepimiz birleşiyoruz. Çocuklarımız, torunlarımız, bu topraklarda huzur içinde büyüsünler, çalışsınlar ve geleceklerini kursunlar istiyoruz. Biz, bu ülkenin insanlarıyla, aynı 100 yıl önce, Cumhuriyetimizi kurarken yaptığımız gibi, omuz omuza vereceğiz. Ülkemizi hep birlikte ayağa kaldıracağız.

13. CUMHURBAŞKANI, DEMOKRASİ AŞIKLARININ ADAYI OLACAK

Dün bu ülkeyi seven demokrasi aşığı altı partinin lideri, Millet Masası’nda bir kez daha bir araya geldi. Biz altı parti olarak; yüksek enflasyon ve işsizliği bitirmeye kararlıyız. Çiftçimizi, emekçimizi, sanayicimizi, esnafımızı, memurumuzu, emeklimizi refaha kavuşturmakta kararlıyız. Hiçbir çalışanımızı, açlık sınırının altında bir asgari ücrete mahkûm etmemeye kararlıyız. Basın ve ifade özgürlüğünü, sonuna kadar savunmaya kararlıyız. Dış politikamızı, şahsi menfaatlere göre değil; milli menfaatlere göre yönetmeye kararlıyız. Türkiye’yi sözü dinlenen, saygın ve bölgesinin en güçlü ülkesi yapmaya kararlıyız. Cumhuriyet değerlerimize ve demokratik hukuk devleti ilkelerine sımsıkı sarılan altı parti, milletin egemenliğini esas alan, “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi” yine milletimizin teveccühüyle hayata geçirmek üzere, seçim sandığının bir an evvel, milletimizin önüne getirilmesini istemektedir. Biz şunu çok iyi biliyoruz ki; Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemden yana olan, demokrasi âşıklarının adayı olacaktır.

Bu vesileyle, bayramların bayram tadında kutlandığı günlere, biran evvel ulaşmak dileğiyle, aziz milletimizin ve tüm İslam âleminin Kurban Bayramını kutluyoruz. Bayramın ülkemize ve milletimize hayırlar getirmesini, Yüce Allah’tan niyaz ediyoruz. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

Soru- E            fendim İsveç ve Finlandiya’yla imzalanan mutabakat metniyle ilgili muhalefetten eleştiriler gelmişti. CHP’nin de bu konuda tutumu olumsuzdu. Bu konuda hala görüşler olumsuz mu? Bir de Meclis’e geldiğinde evet mi, hayır mı diyeceksiniz?

Faik ÖZTRAK- Mutabakat metnini soruyorsunuz değil mi? Bir kere şunun altını çiziyim. Mutabakat metninin Meclis’e gelmesi gerekmiyor. Çünkü sonuç itibariyle bu üçlü muhtıra bir iyi niyet metni, bir uluslararası anlaşma mahiyetinde değil. Ama Meclis’e gelecek olan şey, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyeliğiyle ilgili NATO anlaşmasındaki madde değişikliği.

Baştan beri ifade ediyoruz biz, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılmasından ve NATO’nun genişlemesinden yanayız. Ancak mevcut ve müstakbel müttefiklerimizden de Türkiye’nin terörle mücadele hassasiyetine saygı göstermelerini bekliyoruz. Bu süreçte Erdoğan belki vermiş olduğu sözleri, milletimize vermiş olduğu vaatleri unutabilir ama biz verilen sözlerin takipçisi olacağız.

Soru- CHP’li Menderes Belediyesinde 10 milyon liralık yolsuzluk iddiası var. Hatta 24 belediye çalışanı da gözaltına alındı. Son durumla ilgili sizden bir bilgi alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bahsedilen soruşturma ve iddialar AK Partili önceki dönem Belediye Başkanı zamanında başlayan araç ve temizlik ihaleleriyle ilgili bir soruşturma ve soruşturma kapsamında gözaltına alınanlar arasında önceki dönem AK Partili Belediye Başkanının ve Başkan Yardımcısının akrabaları da var. Bunun duyumunu aldık. Şeriatın kestiği parmak acımaz. Yargının kararını hep beraber bekleyeceğiz.

Bu arada pek çok belediyemize İçişleri Bakanlığı tarafından operasyon düzenlendiğini ya da operasyon hazırlığı yapıldığını biliyoruz. Buradan altını çizerek bir kere daha ifade edeyim. Bizim belediyelerimiz düzgün çalışır, verilmeyecek hesabımız yoktur. Bu soruyu bize soran kanala ben de şunu soruyum. Serik Belediyesi’nde rüşvetin kimlere verildiğini acaba AK Parti yetkililerine sorabildiler mi? Mafyadan 10 bin dolar alan siyasetçinin kim olduğunu acaba AK Parti yetkililerine sorabildiler mi? Bir diğer havuz medyasının Ziraat Bankasına kredi borcunu ödeyip ödemediğini, aynı havuz grubunun Anadolu Ajansına 30 milyon lira borç taktığı iddialarını AK Parti yetkililerine sorabildiler mi?

Soru- HDP kongresinde terör örgütü lehine atılan sloganlar tepkilere neden oldu. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı da soruşturma başlattı. Sizin bu konudaki değerlendirmeleriniz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Teröre ve terörün her türlüsüne karşı olduğumuzu defalarca ifade ettik. Yine İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamemizde de toplumsal barışın kalıcı hale getirilebilmesi için tüm terör örgütleri ve yeraltı suç örgütleriyle mücadeleyi ödün vermeksizin sürdüreceğimizi taahhüt ettik. Terör örgütü elebaşının övülmesi konusunda başsavcılığın soruşturma açması tabi ki görevinin gereğidir.

Soru- HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, millet ittifakı ve bileşenlerine PKK elebaşı Abdullah Öcalan’ın tecridinin kaldırılması ve açılım için bir destek çağrısı yaptı. HDP’li Sancar, Millet İttifakı ortaklarına şeffaf görüşme olursa ortak aday fikrine açığız mesajını da verdi. Sizin parti olarak görüşünüz nedir?

Faik ÖZTRAK- Biz hiçbir zaman Beka Vadisi’nde terör elebaşıyla görüşüp çiçek teatisinde bulunanlardan olmadık. Biz hiçbir zaman terör örgütü elebaşının mektubunu devletin televizyonunda okutanlardan olmadık. Cumhur ittifakı’nın bu konularda müktesebatı çok zengindir. Bu soruları onlara yöneltin.

Soru- İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, İngiliz Financial Times gazetesine bir demeç verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçimi yeniden kazanması halinde kendisinin görevden alınabileceğini de söyledi. Söz bu açıklamayı nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Erdoğan bir seçim daha kazanamayacağına göre böyle bir endişeye de mahal yoktur. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız yeni dönemde belediye hizmetlerini çok daha rahat yerine getirecektir.

Soru- AK Partili Muhammed Emin Akbaşoğlu, Dodurga seçim sonuçlarının 2023’ün işaret fişeği olduğunu söyledi. “İlk turda Cumhurbaşkanımızın Cumhurbaşkanı olacağının en güzel işaretidir” dedi. CHP’nin bu sözlere yorumu nedir? Dodurga seçim sonuçlarını CHP nasıl yorumluyor?

Faik ÖZTRAK- Her şeyden önce şunu ifade edeyim. Bu seçimlerde başkan seçilen aday, buranın yeniden belde olabilmesi için emek veren eski mahalle muhtarıdır. Öncelikle kendisini kutluyoruz.

AK Parti’nin bu konudaki açıklamalarına gelince, İstanbul’u kaybetmişler, Ankara’yı kaybetmişler, Antalya’yı kaybetmişler, Adana’yı kaybetmişler, Mersin’i kaybetmişler, yeniden belde olan 1.871 nüfusa sahip Dodurga’yı kazanınca ortalığı bayram şekeri almış çocuk gibi ayağa kaldırıyorlar. Allah kimseyi bu kadar çaresiz hale düşürmesin.

Dodurga Çankırı’mızın şirin bir beldesidir. Eğer AK Parti bu seçim sonuçlarının Tayyip Erdoğan aday olduğunda da alınacağına inanıyorsa ne bekliyorlar sandığı hemen getirsinler.

Teşekkür ediyorum.

DAĞ YİNE FARE DOĞURDU

CHP Sözcüsü Öztrak, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyelik talebinin Türkiye’nin önüne önemli bir fırsat sunduğunu fakat Hükümetin bunu kullanamadığını belirtti. Yaşanan gelişmelerin Türkiye’nin terörle haklı mücadelesinde NATO’nun desteğinin sağlanması, AB’ye üyelik sürecinin yeniden başlatılması ile Türkiye’nin Avrupa’nın güvenlik stratejisine dâhil edilmesi bakımından çok önemli bir fırsat yarattığını kaydeden Öztrak, “Ama Erdoğan bunu da iç siyasette oy devşirmek için kullandı. Dağ yine fare doğurdu” dedi.

Saray’ın her zaman yaptığı gibi önce İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyeliği için ağzına geleni söylediğini sonra geri adım attığını belirten Öztrak, “İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine, Türkiye’de hayır diyen Erdoğan; dörtlü diye girdiği zirveden üç imzalı muhtırayla çıktı. NATO Genel Sekreterinin bile bu belgede kefaleti yok. Üç Dışişleri Bakanının imzaladığı, sıradan bir belgeyi sineye çekerek Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğinin önünü açtı. NATO’nun üzerinde kefaleti olmayan, bir iyi niyet belgesiyle yetindi” dedi.

Erdoğan’ın Türkiye’de “Hayır” dediğine, Madrid’de “Evet” dediğini, ayağına kadar gelen topu, gole çevirememesine rağmen bunu “diplomatik zafer” olarak nitelendirdiğini kaydeden Öztrak, “Bu üçlü muhtıra NATO’yu bağlamaz. AB’yi hiç bağlamaz. Hatta bu muhtıra hukuki ve teknik bakımdan, imzacılarını bile bağlayan bir metin değil. Son derece muğlak ifadelerle, esnetilip, bükülebilecek bir metin. Bu muhtıra, ne VayPiCi / PiVayDi ye, ne de FETÖ’ye bir terör örgütü diyemiyor. Erdoğan, muhataplarına bunu bile kabul ettirememiş. Dün Erdoğan çıktı, 73 teröristin bu ülkeler tarafından iade edileceğini açıkladı. Madem öyle, üzerinde uzlaşmaya vardıkları iade edilecek terörist sayısı belli. Bunu niye açık açık bu muhtıraya yazmadınız? Neden muğlak ifadelerle geçiştirdiniz? Kaldı ki sadece 73 teröristin deport edilmesi karşılında bu kâğıt imzalandıysa, bu zaten çok büyük bir fırsatın kaçırıldığının açık seçik ikrarıdır” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin, geçmişte de buna benzer hukuki sonuç doğurmayan muhtıraları ve mektupları çok gördüğünü, bunlardan birinin de Türkiye’nin AB’ye adaylık sürecinde, 1999’da yazılan Lipponen Mektubu olduğunu anımsatan Öztrak, “Erdoğan bize inanmıyorsa, şimdiki ortağı Devlet Bahçeli’ye bir sorsun. Ondan sonra çıkıp, ‘Bir sokulduğumuz yerden, bir daha sokulmayız’ diyerek, millete ahkâm kesmesin” değerlendirmesinde bulundu.

Erdoğan’ın Madrid’de Güney Kıbrıs Rum Kesimi lideriyle verdiği samimi pozları da eleştirerek, “Allah muhabbetinizi artırsın. Sevdiklerinizle haşretsin. Bu ne muhabbet? Beyefendi, memlekette Yunanistan’a, Güney Kıbrıs’a atıp tutuyor. Söylemediğini bırakmıyor. Ama Madrid’de Türkiye’nin tanımadığı Güney Kıbrıs Rum lideri Anastasiadis’i görünce, yelkenler suya iniyor. Diyoruz ya: Erdoğan içeride başka çalıyor, dışarıda başka söylüyor” diye konuştu.

“Güçlü ekonomi olmadan, güçlü dış politika olmaz” diye Öztrak, Türkiye’nin borçlarındaki ve bu borçlar için ödediği faizdeki artışa dikkat çekerek, “Bu borç ve faizler ‘Jelibon’la ödenmiyor.  Milletin alın terinden, göz nurundan kesilen vergilerden ödeniyor. Son 20 yılda Erdoğan Hükümetlerinin, bütçeden içeriye ve dışarıya yaptığı toplam faiz ödemesi 522 milyar dolar. Yani her gün 73 milyon 671 bin 775 doları, her saat 3 milyon 69 bin 657 doları, milletimizin cebinden almışlar bir avuç faiz lobisinin kasasına koymuşlar” dedi.

Asgari ücretin yılbaşında yapılan zamma rağmen daha Şubat ayında açlık sınırının altına düştüğüne dikkat çeken Öztrak, “Milyonlarca emekçinin enflasyonla gasbettiğiniz haklarını, mutlaka telafi edin. Sene başında vermeyi vadettiğiniz gibi açlık sınırı sevisinin üzerine yüzde 6 daha ilave edin. Saray mamulü enflasyona kaptırdığınız asgari ücreti 6 bin 775 lira yapın. Madem Sarayın kibirlisi ‘Ekonomimizin tarihinin en güçlü dönemine girdiğini’ hiç sıkılmadan söylüyor. O zaman buyurun, gereğini yapın” çağrısında bulundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Vizyonsuz yöneticilerin, küresel konjonktürün kırk yılda bir bahşedeceği imkânları, iç siyasete malzeme yapmaları milletimiz için hep hüsrana yol açmıştır. AK Parti Hükümetlerinin, ulusal çıkarlarımıza değil, kendi siyasi ajandasına öncelik vermesi, ülkemize gerçekten çok büyük zararlar vermiştir. Hala da vermektedir. Suriye’de yaşananlar, bunun en bariz örneğidir. Erdoğan’ın, Emevi Camii’nde namaz kılma macerası, ülkemize çok pahalıya patladı. Suriye’deki operasyonlarda onlarca şehit verdik. Rusya, Mehmetçiklerimizi bombaladı. 5 milyon Suriyeli ülkemize girdi. Bir o kadarına da Suriye’de bakar olduk. Milletimizin sırtına, 10 milyarlarca dolarlık yük bindi. Arap baharında, Arap ülkelerinin iç işlerine müdahil olunması, dış politikadaki ihtiyatsızlığa bir başka örnektir.

ÜLKENİN ÇIKARI İÇİN DEĞİL, ERDOĞAN’IN SAPLANTILARI VE İKBALİ İÇİN

Ülkemizin hak ve çıkarları için değil, Erdoğan’ın ideolojik saplantıları ve siyasi ikbali için yaptığı hamleler, ülkemizin itibarına büyük zararlar verdi. Bölgede sözü dinlenen, etkili ülke olma fırsatını kaçırmamıza yol açtı. Mısır’la durduk yere kavgalı olduk. Daha 2013 yılında Genel Başkanımız bunları uyardı. Mısır’la ilişkilerimizin durduk yere bozulmasının sakıncalarını anlattı. Şimdi Saray, Mısır’la arayı düzeltmek için kıvranıp duruyor. Daha dün; “15 Temmuz’un finansörü” dedikleri Körfez şeyhinin, “Katil” diye manşetler attırdıkları Veliaht Prensin ayaklarına, bugün, turkuaz halılar seriyorlar.

RASMUSSEN, BRUNSON, TRUMP… HEPSİNDE AYNISI OLDU

Erdoğan 2009’da; Danimarka’nın eski Başbakanı Rasmussen’in, NATO Genel Sekreterliğine aday olması üzerine; bölücü terör örgütüne ait bir televizyonun, Danimarka’da bulunmasını gerekçe göstererek; “Barış sürecine katkısı olamayanlar, acaba bundan sonra nasıl olacak? Ve tabii bizde bir soru işareti meydana getiriyor. Kişisel kanaatimi söylüyorum: Ben olumsuz bakıyorum” diye milletimize caka sattı. Ama sonunda: Erdoğan, bu söylediklerini bir güzel yaladı yuttu. Erdoğan’ın da vermiş olduğu oyla, Rasmussen NATO Genel Sekreteri oldu. Yine bir başka örnek; Erdoğan 2018’de, Rahip Brunson’ı isteyen Amerika’ya, “Bu fakir bu görevde olduğu sürece, o teröristi alamazsın” diyerek esip gürlemişti. Milletimize yine havalar attı. Sonuç: Erdoğan bir kez daha tükürdüğünü yaladı. Terörist dediği rahibi, Beyaz Saray’daki Oval Ofise, hem de özel uçakla gönderdi. Önceki ABD Başkanı Trump, “Aptal olma” diye Erdoğan’a mektup yazdı. Bir Beyaz Saray davetine, Erdoğan bu hakareti bile yuttu, sineye çekti. Hakaret içeren bu mektubu, karşısındakinin yüzüne çarpacağına Beyaz Saray’a mahcup bir şekilde takdim ettim dedi. Ondan sonra da mektup konusu gündeme geldi mi denince hamdolsun gündeme gelmedi diye şükretti.

DİPLOMASİDE KAÇAN FIRSATIN KAZASI OLMAZ

Dış politikada kaçan fırsatların kazası olmaz. İşte bu nedenle, dış politikada hamleler, tavla oynar gibi bağıra çağıra yapılmaz. Birkaç adım sonrası düşünülerek, belirli bir stratejiyle, satranç gibi sessizce oynanır. Dış politikada oyunu bu kurala göre oynamak yerine, içeride oy devşirmek için oynayanlar, ülkelerinde millete karşı aslan kesilir. Asar, keser. Ama dışarıda kedi gibi pısar. Siner kalır. Tıpkı sarayın kibirlisinin yaptığı gibi…

İÇERİYE BAŞKA, DIŞARIYA BAŞKA

Erdoğan içeriye başka, dışarıya başka. Artık tüm dünya Erdoğan’ın ne olduğunu anladı. Yeter ki sırtı sıvazlansın, pohpohlansın. Yeter ki ABD Başkanıyla bir randevu kopartsın, yeter ki Biden, gülen gözlerle kendisine baksın, samimi bir fotoğraf versin. Varsın tükürdüğünü yalasın, varsın kendisine yöneltilen en ağır hakaretleri sineye çeksin. Bu sakil siyaseti, sadece Erdoğan’a zarar verse neyse, ama Türkiye’ye de zarar veriyor. İtibarımızı yerle bir ediyor.

SARAYIN ZAAFLARINI TÜM DÜNYA BİLİYOR

Dediğim gibi, Erdoğan’ın zaaflarını, zayıflıklarını tüm dünya biliyor. Onun için söylediklerini artık kimse ciddiye almıyor. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, ardından İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyelik talebi, Türkiye’nin önüne önemli bir fırsatlar demetini sundu. Bu gelişmeler, ülkemizin terörle haklı mücadelesinde, NATO’nun amasız, fakatsız desteğinin sağlanması AB’ye üyelik sürecinin yeniden başlatılması ve Türkiye’nin, Avrupa’nın güvenlik stratejisine dâhil edilmesi bakımından çok önemli bir fırsattı. Ama Erdoğan bunu da iç siyasette oy devşirmek için kullandı. Dağ yine fare doğurdu.

ERDOĞAN YOK DEDİ AMA SONUNDA ONLARIN DEDİĞİ OLDU

Önce Erdoğan her zaman yaptığı gibi, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyeliği için, ağzına geleni söyledi. Tarih: 16 Mayıs 2022 “İsveç terör örgütlerinin kuluçka merkezi. PKK yanlısı teröristler var Parlamentolarında. Biz bunların neyine güveneceğiz. Bir sokulduğumuz yerden bir daha sokulamayız.” Tarih: 18 Mayıs 2022  “Siz, bize teröristleri vermeyeceksiniz. Ama bizden kalkıp NATO üyeliğini isteyeceksiniz. Bu güvenlik teşkilatını, güvenlikten yoksun hale getirmeye ‘Evet’ diyemeyiz.” Tarih: 19 Mayıs 2022 “Böyle bir güvenlik teşkilatının içerisinde, biz terör örgütlerinin olmasını kabul edemeyiz. İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya girmesine ‘Hayır’ diyeceğimizi, ilgili arkadaşlarımıza söyledik. Yolumuza bu şekilde de devam edeceğiz.” Bu ağır sözlere rağmen, nedense hem NATO, hem de ABD çok ama çok rahatlardı. “Madrid’de Finlandiya ve İsveç’in üyelik süreci başlar” diyorlardı. Sonunda kimin dediği oldu?

DÖRTLÜ DİYE GİRDİĞİ ZİRVEDEN ÜÇLÜ MUHTIRA ÇIKTI

Şimdi İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine, Türkiye’de “Hayır” diyen Erdoğan; dörtlü diye girdiği zirveden, şu üç imzalı muhtırayla çıktı. NATO Genel Sekreterinin bile bu belgede kefaleti yok. Üç Dışişleri Bakanının imzaladığı, sıradan bir belgeyi sineye çekerek. Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğinin önünü açtı. NATO’nun üzerinde kefaleti olmayan, bir iyi niyet belgesiyle yetindi. Türkiye’de “Hayır” dediğine, Madrid’de “Evet” deyiverdi. Ayağına kadar gelen topu, gole çeviremedi. Sonra da kalktı buna hiç sıkılmadan “diplomatik zafer” dedi. Peki kimse şaşırdı mı? Hayır. Çünkü “Perşembe’nin gelişi, Çarşamba’dan belliydi…”

ESTİ, GÜRLEDİ, SONUNDA İMZAYI BASTI

Dedik ya, Erdoğan’ın zaaflarını artık herkes biliyor. Erdoğan’ın kendisiyle yüz yüze görüşüp içeriye caka satarak oy devşirme sevdasının, ABD Başkanı da farkında. Nitekim, Erdoğan’ın bu zaafına oynayıp telefonla arayarak, Madrid’de ikili görüşme teklifinde bulundu. Üstüne üstlük “Anı yakala!” diyerek, Erdoğan’a telkinde bulunmayı da, ihmal etmedi. Böylece, Türkiye, İsveç ve Finlandiya’yı, NATO Genel Sekreteri gözetiminde masaya oturttu. Ardından da Amerikan tarafı, “Bu üçlü görüşme olumlu sonuçlanmazsa, Erdoğan ile Biden’ın yapacağı ikili görüşmenin gereksiz olduğu” haberini etrafa sızdırdı. Sonuç: Türkiye’de esip, gürleyen, Mangalda kül bırakmayan Erdoğan, ABD Başkanı’nın “Anı yakala!” telkinine, elbette kayıtsız kalmadı. NATO ve AB açısından hiçbir bağlayıcılığı olmayan, bu muhtıranın altına imzayı bastı.

NATO’YU DA, AB’Yİ DE, İMZACILARINI DA BAĞLAMAZ

Bir kez daha altını çiziyorum. Bu üçlü muhtıra NATO’yu bağlamaz. AB’yi hiç bağlamaz. Hatta bu muhtıra hukuki ve teknik bakımdan, imzacılarını bile bağlayan bir metin değil. Son derece muğlak ifadelerle, esnetilip, bükülebilecek bir metin. Bu muhtıra, ne “VayPiCi / PiVayDi” ye, ne de FETÖ’ye bir “terör örgütü” diyemiyor. Erdoğan, muhataplarına bunu bile kabul ettirememiş. Nitekim daha metnin mürekkebi kurumadan, İsveç ve Finlandiya’dan ardı ardına bazı açıklamalar geldi. İsveç Dışişleri Bakanı; “Terör faaliyeti olduğu yönünde delil olmadıkça, hiçbir iadeye razı olmayacağız, demokratik hakları değiştirmeyeceğiz” dedi. Finlandiya Cumhurbaşkanı’nın da; “Türkiye’ye suçlu iadesi politikamız değişmedi. Bizim terörist olduğuna karar vermediğimiz hiç kimse, iade edilmeyecek” dediği söyleniyor. Ama dün Erdoğan çıktı, 73 teröristin bu ülkeler tarafından iade edileceğini açıkladı. Madem öyle, üzerinde uzlaşmaya vardıkları terörist iade edilecek, deport edilecek terörist sayısı belli. Bunu niye açık açık bu muhtıraya yazmadınız? Neden muğlak ifadelerle geçiştirdiniz? Kaldı ki sadece 73 teröristin deport edilmesi karşılında, bu kâğıt imzalandıysa, bu zaten çok büyük bir fırsatın kaçırıldığının açık seçik ikrarıdır.

GEÇMİŞTE DE BUNU YAŞADIK: LIPPONEN MEKTUBU ÖRNEĞİ

Türkiye, geçmişte de buna benzer, hukuki sonuç doğurmayan muhtıraları, mektupları maalesef çok görmüştür. Bunların en meşhurlarından bir tanesi de, bugün NATO üyeliğine “Evet” dediğimiz Finlandiya’nın, önceki Başbakanlarından Lipponen’in, 1999’da Rahmetli Ecevit’e yazdığı mektuptur. Türkiye’ye “AB’ye aday ülke” statüsü verilirken, Kıbrıs, Ege ve İnsan Hakları konularında, bazı ön şartlar ileri sürülmüştü. Dönemin Başbakanı Ecevit, ileri sürülen bu ön şartlara karşı çıkıyordu. Ortaya çıkan krizin aşılması için, AB’den yazılı taahhüt istendi. “AB’ye aday ülke” ilan edilmeden hemen önce, AB Dönem Başkanı sıfatıyla Finlandiya Başbakanı Lipponen, Türkiye’ye bahsettiğim bu mektubu gönderdi. Ama AB açısından bu mektubun hiçbir hukuki bağlayıcılığı olmadığını, daha sonra yaşayarak öğrendik.

BİZE İNANMIYORSA BAHÇELİ’YE SORSUN

Erdoğan bize inanmıyorsa, şimdiki ortağı Devlet Bahçeli’ye bir sorsun. Ondan sonra çıkıp, “Bir sokulduğumuz yerden, bir daha sokulmayız” diyerek, millete ahkâm kesmesin. Erdoğan ne yazık ki; Madrid Zirvesi’ni, iç siyasete malzeme yapabilmek için, büyük bir fırsatı yine heba etmiştir. Açık söylüyorum, Kenan Evren’in durumuna düşmüştür Yunanistan’ın yeniden üyeliği sırasında NATO’ya. Hukuki değeri oldukça sınırlı bir muhtırayla yetinmiştir. Bunun sakıncalarını da ileride hep beraber yaşayarak göreceğiz.

NATO’NUN GÜÇLENMESİNİ İSTERİZ AMA HUKUKUMUZUN KORUNMASI GEREK

Şu hususun altını özellikle çizmek istiyorum: Türkiye gerek eşsiz jeo-stratejik konumuyla, gerek büyük ordusuyla, NATO’nun en önemli ortaklarından birisidir. Bu nedenle Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’nin de üyesi olduğu, NATO’nun güçlenmesi ve genişlemesinden hiçbir şekilde rahatsız olmaz. Ancak çatısı altında bulunduğumuz bu ittifakın da, mevcut ve müstakbel ortaklarının da, müttefiklik hukukuna uymalarını, hak ve menfaatlerimize saygılı olmalarını beklemek de, en doğal hakkımızdır. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve bunun Avrupa Güvenlik mimarisinde yarattığı sarsıntı, Türkiye’nin Avrupa güvenliği açısından eşsiz önemini de, bir kez daha ortaya koymuştur.

TEK KAZANIM İKİ AB ÜYESİNİN GÜVENLİK GİRİŞİMLERİNE DESTEK TAAHHÜDÜ

İmzalanan üçlü muhtıranın, bizim açımızdan tek sınırlı kazanımı; AB üyesi İsveç ve Finlandiya’nın, AB Ortak Güvenlik ve Savunma Girişimlerine, Türkiye’nin katılımı konusunda, destek taahhüdünde bulunmasıdır. Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin, veto yetkisine sahip olduğu Avrupa Birliği’nde açıklanan bu desteğin ne kadar etkili olacağını hep beraber göreceğiz. Bu muhtıra çerçevesine Finlandiya ve İsveç’in neler yaptıklarını, çok yakından takip edeceğiz.

ALLAH SEVDİKLERİNİZLE HAŞRETSİN

Şimdi bu fotoğraf neyin nesi? Allah muhabbetinizi artırsın. Sevdiklerinizle haşretsin. Bu ne muhabbet? Beyefendi, memlekette Yunanistan’a, Güney Kıbrıs’a atıp tutuyor. Söylemediğini bırakmıyor. Ama Madrid’de Türkiye’nin tanımadığı Güney Kıbrıs Rum lideri Anastasiadis’i görünce, yelkenler suya iniyor. Diyoruz ya: Erdoğan içeride başka çalıyor, dışarıda başka söylüyor… Rumlar resmi olarak hiçbir NATO toplantısına, yemeğine katılamaz. Gayrı resmi toplantı ve yemeklerdeyse, Türkiye’nin onayı ve rızası aranmalıdır. Erdoğan neyin karşılığında, bu yemeğe rıza gösterdi? Neyin karşılığında bu samimi fotoğrafları verebildi? Milletimizin bunu öğrenmesi de elbette hakkıdır. Yoksa siz, her yüzünüze gülenin peşinden mi gidiyorsunuz?

CHP İKTİDARINDA DIŞ POLİTİKAMIZ MİLLİ OLACAK

İlk seçimlerden sonra, iktidarı devralır almaz, öncelikli işlerimizden biri de, Dışişleri Bakanlığımızı yeniden, bir kariyer ve liyakat kurumu haline getirmek olacaktır. Dış politikamızı, ulusal çıkarlar temelinde yeniden ele alacağız. Şahsiyetli bir dış politika izleyeceğiz. Dostluğu aranan, hasımlığından korkulan bir devlet olacağız. Dış politikamız milli olacak. Askeri, siyasi ve en önemlisi iktisadi araçlarla, dış politikamızı tahkim edeceğiz.

BORÇLUNUN YALIMI ALÇAK OLUR

Atalarımızın dediği gibi borçlunun yalımı alçak olur. Güçlü ekonomi olmadan, güçlü dış politika olmaz. İşte dün açıklandı… Bu yılın ilk 3 ayı itibariyle, Türkiye’nin Brüt Dış Borcu 451 milyar dolara çıkmış. Bu dış borçlanmada yeni bir rekor! Bugün ülkemizde doğan her çocuk, 5 bin 345 dolar borçla, dünyaya gözlerini açıyor. Dış borcumuzun milli gelire oranı, yüzde 57 civarında…

KAMU BORÇ STOKU İKİ YILDA İKİYE KATLANDI

Türkiye’nin sadece dış borcu değil, devletin borçları da olağanüstü bir hızla katlanıyor. Bu ucube rejime geçtikten sonra, art arda yaşanan kur şokları ve ardından gelen yüksek enflasyon, milli paramızı pul etti. Kamu borç stokunun ikiye katlanma süresi, artık iki yılın bile altına düştü. Son 20 yıldır böyle bir tabloyla hiç karşılaşmadık. Yine tarihimizde ilk kez, iç borcun ileride ödenecek faizi, iç borcun anaparasını aştı.

BORÇLAR, FAİZLER JELİBONLA ÖDENMİYOR

Maalesef bu borç ve faizler “Jelibon”la ödenmiyor.  Milletin alın terinden, göz nurundan kesilen vergilerden ödeniyor. Son 20 yılda Erdoğan Hükümetlerinin, bütçeden içeriye ve dışarıya yaptığı toplam faiz ödemesi, 522 milyar dolar. Yani her gün 73 milyon 671 bin 775 doları, her saat 3 milyon 69 bin 657 doları, milletimizin cebinden almışlar bir avuç faiz lobisinin kasasına koymuşlar. Bu yıl tek bir yılda milletin cebinden alınıp, faiz lobilerinin cebine konacak para, tamı tamına 330 milyar lira. Ülkede bankalar kârlarına kâr katıyorlar. Bu yılın ilk beş ayında bankaların kârı, geçen seneye göre yüzde 434 artarak, 132 milyar liraya ulaşmış. Şimdi soruyorum yani bu faiz lobileri Erdoğan’ı sevmesin de, kimi sevsin?

SARAYDAKİ HESAP ÇARŞIYA UYMADI

Geçtiğimiz Eylül ayında, Erdoğan ve Nebati Bakanı, Nasreddin Hoca’nın borç ödeme fıkrası gibi, bir hikâye anlatmaya başlamışlardı. Paramızı pul eden bu kadroya göre, güya faiz düşecek, TL değer kaybedecek, rekabet gücü artacak, dış açık kapanacak, rezervler artacak, TL güçlenecek, enflasyon düşecek, hayat pahalılığı bitecekti. Ama Saraydaki hesap, çarşıya uymadı. Paramızı pul ettiler. Ama bu yılın ilk beş ayında dış ticaret açığı bırakın düşmeyi yüzde 136 artarak; 43 milyar 200 milyon dolara sıçradı. 2022 için belirlenen toplam dış ticaret açığı hedefinin, yüzde 83’ü daha ilk beş ayda gerçekleşti. Cari açık hedefi ise daha yılın ilk dört ayında doldu bitti. Dış ticaret dengesindeki bozulma, Sarayın söylediği gibi, sadece enerji fiyatlarındaki artışa da bağlı değil. Bu yılın ilk beş ayında, enerji hariç dış ticaret açığı yüzde 48 arttı.

ASGARİ ÜCRET EN AZ 6 BİN 775 LİRA OLMALI

Enflasyon üç haneye dayandı. İşte bugün İstanbul enflasyonu açıklandı. Haziran’da yıllık enflasyon yüzde 94 olmuş. Bu son 24 yılın enflasyon rekoru demek. Bu yanlış hesap kitabı yapan saray, artık şapkasını önüne koyup bir düşünmek zorundadır. Düşünebilecek hali kaldıysa. Yılbaşında asgari ücrete yapılan zam, daha Şubat ayında, açlık sınırının altına düştü. Buradan sesleniyoruz; milyonlarca emekçinin enflasyonla gasbettiğiniz haklarını, mutlaka telafi edin. Sene başında vermeyi vadettiğiniz gibi açlık sınırı sevisinin üzerine yüzde 6 daha ilave edin. Saray mamulü enflasyona kaptırdığınız Asgari Ücreti 6 bin 775 lira yapın. Madem Sarayın kibirlisi “Ekonomimizin tarihinin en güçlü dönemine girdiğini” hiç sıkılmadan söylüyor. O zaman buyurun, gereğini yapın.

HAL’DE HAL KALMADI

Bu hafta Ekonomi Masası olarak, Ankara Hali’ndeydik. Hal esnafımızın dertlerini dinledik. Tarladan sofraya uzanan zincirdeki, en önemli halkalardan biri de sebze-meyve halleri… Hangi esnafa sorsak bin ah işittik. Aldığımız cevap, “Artık dayanamıyoruz, gelin bizi kurtarın” oldu. Bir hal esnafımız, “Meyve lüks oldu, geçen sene sattığımız meyvenin ancak yarısını satabiliyoruz. Artık millet meyve alamıyor. Ancak karnını doyurmaya, ucuz sebze bakıyor” diyor. Bir başka esnafımız, artan mazot fiyatlarına yenilmiş. “Akaryakıt pompası, para sayma makinesinden daha hızlı sayıyor” diye feryat ediyor. Sadece mazot değil ambalaj masrafı da uçmuş. Plastik kasaların fiyatı bir yılda beşe katlanmış, bazı ürünlerde plastik kasanın fiyatı içine konan meyve-sebzenin fiyatını sollamış. Pek çok hal esnafı, artık meyve-sebzeyi kasa yerine çuvallara koymaya başlamış. “Bu fiyatlar yüzünden 30 yıl önceye döndük” diye de dert yanıyor. Hal’e mal taşıyan kamyoncuların durumu hepten beter… Nakliyeciler yarın mazot fiyatının ne olacağını bilmediğinden artık gidiş-dönüş anlaşmak yerine, tek yön fiyatı veriyor. Sadece artan mazot fiyatları değil, yedek parça, sigorta ve lastik fiyatları da nakliyecinin belini bükmüş. Lastiğin en ucuzu 2 bin lira olmuş. Yeni lastik almaktan geçtik, eskiyen lastiği kaplatmayı da unutmuşlar, artık kamyoncular, dişi kalmamış lastiklere aletle diş açmaya başlamışlar. Sözün özü, Hal’de de hal kalmamış. Esnafta kendisine sırt çevirenlere küsmüş.

EKONOMİDE YENİ HİKAYEYİ BİZ YAZACAĞIZ

Türkiye’nin ekonomide mutlaka yeni bir hikâyeye ihtiyacı var. Bu hikâyenin küresel gündemi yakalaması, küresel fırsatları değerlendirmesi, Yeşil Mutabakat’ı, dijital dönüşümü ve elbette “Sürdürülebilir kalkınma hedeflerini” dikkate alması gerekiyor. Mevcut hükümetin böyle bir hikâyeyi yazacak, ne takati, ne de kifayeti vardır. Cumhuriyet Halk Partisi ve demokrasi aşığı ortakları, liyakatli kadrolarıyla, yazdıkları yepyeni bir hikâyeyi, milletimizin takdiriyle uygulayacaktır.

BİZE KATILIN

Milletimize sesleniyoruz, “Türkiye’nin menfaatleri ayaklar altına alınmasın. Şahsiyetli dış politika izlensin” diyorsanız, bize katılın. “Yurtta sulh, cihanda sulh olsun” diyorsanız, bize katılın. “Sofralarınızda Halil İbrahim bereketi olsun” istiyorsanız, bize katılın. “Hiçbir çocuk yatağa aç girmesin” istiyorsanız, bize katılın. “Paramız pul olmasın, paramızın itibarı olsun” diyorsanız, bize katılın. “Bu ülkede alın teri döken herkes rahat rahat, ev ve araba sahibi olsun” diyorsanız, bize katılın. “Sofraya meyve koymak, et yemek lüks olmasın” diyorsanız, bize katılın. “Akaryakıt pompası, vergi dairesi olmasın” diyorsanız, bize katılın. “Bu ülkede huzur olsun, kardeşlik olsun, barış olsun, bayramlar bayram gibi kutlansın” diyorsanız, bize katılın. Bize katılın. Bu ülkenin aydınlık geleceğini birlikte inşa edelim. Kul hakkı yiyenlerden de hesabını soralım.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

Soru- Tüm dünya Türkiye’nin NATO’dan zaferle ayrıldığı konusunda fikir birliğine varmışken millet ittifakından art arda bunun bir geri adım olduğu, taviz verildiği yönünde açıklamalar geldi. Sizi bu düşünceye iten görüşleriniz ve gerekçeleriniz nelerdir?

Faik ÖZTRAK- Biraz önce gerekçelerimi konuşmamda açıkladım. Ama burada şunu söyleyeyim, fırsat ayağımıza kadar gelmiş, Erdoğan dönüp kendi kalemize gol atmış. Tabi ki rakip takımın seyircileri onu alkışlayacaklar. Önemli olan dışarıdakilerin değil, çok açık söylüyorum milletimizin ne dediğidir.

Soru- AK Parti Elazığ milletvekili Zühtü Demirbağ, danışmanlarıma borçlanmışım, maaşımı bekliyorum, milletvekili maaşıyla milletvekilliği yapamaz, çok zor dedi. Bürokratken yönetim kurulu üyeliğinden de maaş aldığını, şuan ki durumundan da çok çok iyi durumda olduğunu da söyledi. Siz bu açıklamaları nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Hatırlayabildiğim kadarıyla daha birkaç önce millete iki kilo et yemeyin, yarım kilo et yiyin diyen bu milletvekiliydi. O gün o aklı veren milletvekili bugün şimdi çıkıp maaşının yetmediğini söylüyorsa durum vahimdir. Benim kendisine bir tavsiyem var. Bak sandık geliyor, gereğini yap kendini, seni bu hale düşürenlere oy verme.

Soru- Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, millet ittifakının cumhurbaşkanı adayı kim olacak sorusuna bence doğrusu altılı masadaki liderlerden biri olmalı dedi. CHP’de altı liderden biri olması gerektiğini düşünüyor mu?

Faik ÖZTRAK- Sayın Davutoğlu’nun düşüncelerine saygı duyuyoruz tabi. Millet masasında altı partinin lideri bu konuları karara bağlarlar.

Teşekkür ediyorum.

CHP EKONOMİ MASASI ANKARA HALİ’NDE

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, CHP Ekonomi Masası heyeti ile birlikte Ankara Toptancı Hali’ni ziyaret etti. Öztrak, “Hükümet, ‘bir uyusak’ diyor. Vatandaş, ‘şu kabustan bir an evvel uyansak’ diyor. Vatandaş, ‘şu kabustan bir an evvel uyansak’ diyor. Üreticinin eline bir şey kalmıyor. Kimse kazanmıyor. İnsanlarda hiçbir şey alacak güç kalmadı. Tencere boş, cüzdan boş. Sıkıntı büyük. Ama herkeste bir umut var. ‘Bu kabustan uyanacağız’ diyor” açıklamasını yaptı. 

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, CHP Ekonomi Masası heyeti ile birlikte Ankara Toptancı Hali’ni ziyaret etti. Öztrak, “Hükümet, ‘bir uyusak’ diyor. Vatandaş, ‘şu kabustan bir an evvel uyansak’ diyor. Vatandaş, ‘şu kabustan bir an evvel uyansak’ diyor. Üreticinin eline bir şey kalmıyor. Kimse kazanmıyor. İnsanlarda hiçbir şey alacak güç kalmadı. Tencere boş, cüzdan boş. Sıkıntı büyük. Ama herkeste bir umut var. ‘Bu kabustan uyanacağız’ diyor” açıklamasını yaptı. 

CHP Ekonomi Masası heyeti, bugün CHP Sözcüsü Faik Öztrak başkanlığında; Ankara Toptancı Hali’ni ziyaret etti. Heyet; hal esnafının sorunlarını dinledi, CHP’nin sorunlar karşısındaki çözüm önerilerini aktardı.

CHP Sözcüsü Öztrak, ziyaretlerinin ardından heyet üyeleri ile birlikte açıklama yaptı. Öztrak, şunları söyledi:

VATANDAŞ MEYVE ALAMIYOR, ALABİLİRSE SEBZEYE YÜKLENİYOR

Bugün; Ankara Hali’ni ve Ankara Hali’ndeki esnaflarımızı ziyaret ettik. Karşılaştığımız manzara şu: Hükümet, ‘bir uyusak’ diyor. Vatandaş, ‘şu kabustan bir an evvel uyansak’ diyor. Hal esnafı ile konuştuk; meyve-sebze fiyatları almış başını gitmiş. ‘Geçen senenin yarısı kadar meyveyi zor satabiliyoruz’, diyorlar. Ama baktığınız zaman; satış fiyatları geçen senenin iki katı, üç katı. Vatandaş meyve alamıyor. Alabilirse sebzeye yükleniyor. Ulaştırma masrafları çok yüksek. Ambalaj masrafları çok yüksek. Üreticinin eline bir şey kalmıyor. Meyveyi, sebzeyi toplama masrafları çok yüksek. Tarlada mazot yüksek, ilaç yüksek. Üreticinin eline bir şey kalmıyor.

BUNLAR KİME GİDİYOR? İLGİSİZ CEPLERE GİDİYOR

Haldeki esnafın eline bir şey kalmıyor. Pazarcılar, marketçilerle karşılaştık; onlar da dertli. Onlar da ‘bizim elimize hiçbir şey kalmıyor’ diyor. Dolayısıyla; ‘Bunlar kime gidiyor’ dediğiniz zaman; işte bunlar yanlış politikalar sonucunda başkalarının, hiç ilgisiz ceplere gidiyor. Kimse kazanmıyor.

TENCERE BOŞ, CÜZDAN BOŞ, SIKINTI BÜYÜK

‘Faiz sebep, enflasyon sonuç’ dediler. Hayat pahalılığını, enflasyon canavarını hortlattılar. Şimdi bugün baktığımız zaman insanlarda hiçbir şey alacak güç kalmadı. Tencere boş, cüzdan boş. Sıkıntı büyük.

HERKES, ‘BU İŞ BİTECEK’ DİYOR

Ama herkeste bir umut var. Herkes de diyor ki, ‘bu iş bitecek. Bu kabustan uyanacağız, artık geliyor gelmekte olan’ diyor. Biz milletimizin sıkıntılarını bitirmeye, dertlerine derman olmaya kararlıyız. Bunun için elimizde projelerimiz var. Bizim programımız var. Bunları da vatandaşlarımızla paylaşıyoruz. En kısa zamanda insanlarımızı, milletimizi düzlüğe çıkarmak, rahat ettirmek için elimizden gelen her şeyi yapacağız.”

SERBEST KAMBİYO REJİMİ KALMADI

CHP Sözcüsü Öztrak, Hükümetin serbest kambiyo rejiminde her gün bir başka delik açtığını, yapılan son düzenlemeyle şirketlerin döviz varlıklarının Türk Lirası karşılığının 15 milyon lirayı aşması durumunda, bankaların bu şirketlere yeni ticari kredi vermemelerinin düzenlendiğini belirterek, “Bu, tüm ticari hayata yönelik açık bir tehdit. Göz korkutma. Böyle giderse çok yakında; ‘Eller yukarı! Ya canınızı, ya dövizinizi’ diyecekler” diye konuştu.

Düzenleme çerçevesinde, bankalardan kredi kullanan firmaların her ay hazırlatacağı bağımsız denetim raporlarını bankalara ibraz etmek zorunda olduğunu belirterek, “Bankalara da şirket polisliği görevi vermişler. Bankalar şirketleri izleyecek. Bu düzenlemeye uymayanları, BDDK’ya şikâyet edecek. Soruyorum hakikaten siz üretimi, ihracatı böyle mi arttırmayı düşünüyorsunuz? Döviz rezervlerini böyle mi güçlendirmeyi düşünüyorsunuz? Büyümeyi böyle mi sağlayabileceğinizi zannediyorsunuz?” diye sordu.

Kambiyo rejimine yönelik düzenlemelerin BDDK’ya, bir kredi düzenlemesiymiş gibi yaptırıldığına dikkat çeken Öztrak, “BDDK bu kararları alamaz. Bu iş, Hazine ve Maliye Bakanlığının işi… Bu yapılan yetki aşımıdır. Hazine’nin işini Hazine, BDDK’nın işini BDDK yapmalıdır. Bunları yapanları kriz döneminde Hazine Müsteşarlığı yapmış biri olarak uyarıyorum: Devlet kurumlarına yaptırdığınız, bu yetki aşımlarını, bu saçma sapan kararları gören vatandaşlar panikleyebilirler, tehlikeli işlere kalkışırlar. Durduk yere, bir de bankacılık krizini tetiklerseniz, bunun hesabını veremezsiniz. BDDK da bunun altından kalkamaz” uyarısında bulundu.

Görevi bankacılıkta istikrarı sağlamak olan BDDK’nın istikrarsızlığı arttıracak işler yaptığını söyleyen Öztrak, “Hiç eğip, bükmeye gerek yok. Türkiye’de serbest kambiyo rejimi artık kalmamıştır” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız, devam ediyor. Türkiye’nin sorunları her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Ancak Hükümet bunları, ayakları yere basan, milleti rahatlatacak önlemler alarak çözmek yerine, yamayla, aspirin tedavisiyle geçiştirmeye çalışıyor. Ekonomide riskler her gün artıyor. Yönetime güven bitti. Ekonominin dayanma gücü, dışarıdan gelen şoklara karşı her gün azalıyor. Pahalılık milletimizi ezip geçiyor. Büyük bir cehalet, büyük bir akılsızlık, büyük bir beceriksizlik, ülkede yaşanan buhranı ağırlaştırıyor.

EKONOMİ KEYFİLİK KALDIRMAZ

İslam âleminin Büyük Mütefekkiri İbn-i Haldun, bir ülkede yönetimlerin çöküş emarelerini şöyle sıralıyor: Yöneticilerin bireysel zenginleşmeye gitmesi. Yöneticilerin aykırı seslere tahammüllü olmaması, baskı ve şiddeti yönetim biçimi olarak görmesi, ehil olmayanlara iş verilmesi… Vergilerin yükseltilmesi. Ekonomide keyfi uygulamaların artması, ekonominin bozulması. Halka haksız işler yüklenmesi. Bugün ülkemizde tüm bu emarelere, birer birer şahitlik ediyoruz. Ekonomide her gün, bilimden ve akıldan azade, keyfi kararlar alınıyor. Halkımıza, iş insanlarımıza haksız işler yükleniyor. Oysa ekonomi keyfiliği kaldırmaz. Kural ister. Güven ister. Öngörülebilirlik ister. İstikrar ister. Ama Türkiye’de bu ucube rejimle beraber, kural kalmadı. İktidar oyun içinde ikide bir de kural değiştiriyor. Öngörülebilirlik yok. Güven yok. İstikrar yok. İş yok, aş yok. Sadece hayat pahalılığı var.

SARAY EKONOMİ ARABASININ MOTORUNU ŞANZIMANINI DAĞITIYOR

Erdoğan Şahsım Hükümeti, “Faiz sebep, enflasyon netice” diye bir safsatayı ispat etme peşinde, insanlarımızın aşına, işine, ekmeğine kan doğruyor. Ekonomi yönetilmiyor, savruluyor. Faiz, ekonomide önemli bir göstergedir. Ekonomiyi bir arabaya benzetirsek, faiz arabanın hararet lambasına benzer. Ekonomide risk ve belirsizlikler yüksekse, ekonominin harareti yüksekse, faiz lambası yanıp sönmeye başlar. Basiretli bir yönetici, faizler yükseldiğinde, ekonomideki riskleri azaltacak, öngörülebilirliği artıracak, harareti azaltacak tedbirleri derhal alır. Basiretsizlik ve liyakatsizlik yanında, kibirle de malul, her şeyi kendi bildiğini sanan bir otokrat ise, emirle faizi düşürebileceğini sanır. Ama yapabildiği tek şey hararet lambasını bozmaktır. Buna tepki veren ilk gösterge, döviz kurları olur. Milli para pul olmaya başlar. Bunu gören tasarruf sahipleri, birikimlerini ve satın alma güçlerini korumak için, dövize koşar. Döviz kurları da arabanın yağ göstergesine benzer. Kurun hızla artması, yağın yanarak bittiğini, aracın motor yakmak üzere olduğunu gösterir. Kibirli yönetici arabayı tamirhaneye çekmek yerine, bu seferde yağ ikaz lambasını iptal eder. Ya sağdan soldan döviz almak için bin bir takla atar, ya da zorla milletin elindeki dövize el koymaya kalkar. Ama sonunda motor, şanzıman hepsi birden dağılır. Araba hurdaya çıkar. Bugün Türkiye’de olan tam da budur.

SERBEST KAMBİYO REJİMİNDE HER GÜN BİR DELİK AÇILIYOR

Sarayın kibirlisi aldığı kararlarla ülkede döviz bırakmamıştır. Güya milli para değer yitirince, ihracat artacak, har vurup harman savurduğu döviz rezervleri geri gelecekti. Döviz bol olunca da TL yeniden değerlenecekti. Ama tam tersi oldu. Araba yağ yakmaya, rezervler hızla azalmaya devam etti. İşler beklediği gibi gitmeyen sarayın kibirlisi, şimdilerde milletin elinde kalan son dövizlere de göz dikti, bu dövizlere el koymak için her gün bir kural çıkarıyor. Rahmetli Özal zamanında geçtiğimiz serbest kambiyo rejiminde, gün geçmiyor ki bir başka delik açılmasın.

6 AYDA ARKA KAPIDAN 60 MİLYAR DOLAR SATILDI

Kendilerine bırakılan oyun alanları, tek adamın emriyle, her gün biraz daha daralan iş insanları artık, “Verelim anahtarı, gelsin fabrikalarımızı hükümet yönetsin” demeye başladı. Türkiye ekonomisi her geçen gün,  rekabetçi piyasa ekonomisinden uzaklaşıyor. Merkez Bankası kasasındaki 128 milyar doları, arka kapıdan, gizli, saklı satıp bitiren Erdoğan Şahsım Hükümeti, bugün bunun bedelini millete ödetiyor. Erdoğan önce paramızı pul etti. Milleti pahalılığa mahkûm etti. Döviz kurunu elden kaçırdı, ondan sonra Dövize Çevrilebilir Mevduattan bozma Kur Korumalı Mevduat getirdi. Bankaların ödeyeceği faizi dövize endeksledi, Hazine’yi de buna kefil yaptı. Mevduat sahiplerine dövizlerini sattırmaya çalıştı ama olmadı. İhracatçının döviz gelirlerine el koydu. Milletten bu şekilde topladıkları dövizleri de, yine Merkez Bankası’nın arka kapısından satıp bitirdi. Son 6 ayda, arka kapıdan satılan dövizler, 60 milyar doları buldu.

AYNI ŞEYLERİ YAPIP FARKLI SONUÇ BEKLİYORLAR

Albert Einstein: “Aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp, farklı sonuçlar beklemek aptallıktır” diyor. Ama şahsım hükümeti, aynı şeyleri yapmakta ısrarcı… Piyasa nizamını, kambiyo rejimini param parça ediyor, milleti döviz satmaya zorlayıp, aldıkları her dövizi de satıp, farklı bir sonuç bekliyor.

SIRA ŞİRKETLERE ZORLA DÖVİZ SATTIRMAYA GELDİ

Şimdi de sıra “Dövizin varsa kredi kullanamazsınız ha!” diyerek, şirketlere zorla döviz sattırmaya geldi. Yaptıkları son düzenlemeye göre, şirketlerin döviz varlıklarının Türk Lirası karşılığı, 15 milyon lirayı aşarsa, bankalar bunlara yeni ticari kredi vermeyecek. 15 milyon lira, bugünkü dolar kuruyla, 900 bin dolar bile değil. Saray, şirketlerin tasarruf hesaplarında 900 bin dolar tutmasına bile, göz dikecek noktaya gelmiş. Bu, tüm ticari hayata yönelik açık bir tehdit. Göz korkutma. Böyle giderse çok yakında; “Eller yukarı! Ya canınızı, ya dövizinizi” diyecekler.

BANKALARA ŞİRKET POLİSLİĞİ GÖREVİ VERMİŞLER

Bankalardan kredi kullanan firmalar, bu düzenleme kapsamına girsin, girmesin, her ay hazırlatacağı bağımsız denetim raporlarını bankalara ibraz etmek zorunda… Bu, şirketlerin sırtına yeni bir maliyet yüklemek demek. Bu arada bankalara da şirket polisliği görevi vermişler. Bankalar şirketleri izleyecek. Bu düzenlemeye uymayanları, BDDK’ya şikâyet edecek. Ya soruyorum hakikaten siz üretimi, ihracatı böyle mi arttırmayı düşünüyorsunuz? Döviz rezervlerini böyle mi güçlendirmeyi düşünüyorsunuz? Büyümeyi böyle mi sağlayabileceğinizi zannediyorsunuz?

DAMAT GALİBA HAKLIYMIŞ: AT İZİ, İT İZİNE KARIŞTI

Yani insan hakikaten şunu söylüyor, Damat galiba haklıymış: “At izi it izine karıştı.” Hem milletin serbestçe döviz tutmasına kısıt getirip, kambiyo rejimiyle oynayacaksınız, hem de bunu kitabına uydurmak, gizlemek için işi BDDK’ya, bir kredi düzenlemesiymiş gibi yaptıracaksınız. Ne zamandan beri kambiyo rejimiyle ilgili bir kararları BDDK alıyor? BDDK bu kararları alamaz. Bu iş, Hazine ve Maliye Bakanlığının işi… Bu yapılan yetki aşımıdır. Hazinenin işini Hazine, BDDK’nın işini BDDK yapmalıdır. Bunları yapanları kriz döneminde Hazine Müsteşarlığı yapmış biri olarak uyarıyorum: Devlet kurumlarına yaptırdığınız, bu yetki aşımlarını, bu saçma sapan kararları gören vatandaşlar panikleyebilirler, tehlikeli işlere kalkışırlar. Durduk yere, bir de bankacılık krizini tetiklerseniz, bunun hesabını veremezsiniz. BDDK da bunun altından kalkamaz.

EĞİP BÜKMEYE GEREK YOK: SERBEST KAMBİYO REJİMİ ARTIK KALMADI

Görevi bankacılıkta istikrarı sağlamak ama istikrarsızlığı arttıracak işler yapıyor. Hiç eğip, bükmeye gerek yok. Türkiye’de serbest kambiyo rejimi artık kalmamıştır. Tüm bu saçmalıkları yapan Saray, Meclis’ten daha yeni, İstanbul Finans Merkezi yasasını geçirdi. Ya bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Kim kumanda ekonomisiyle yönetilen bir ülkeye gelip, onun Finans Merkezine yatırım yapar?

EL KOYDUKLARI DÖVİZLER DE BİTİNCE NE YAPACAKLAR

Bugün firmalara zorla sattırdıkları dövizler nedeniyle, belki kur bir parça düşüyor. Ama el koydukları bu dövizler de bitince, ne yapacaklar? Şirketler acil döviz ihtiyacını nasıl giderecek? Bunun sonucunda döviz tezgâh altına inerse, yurt dışına kaçarsa ne olacak? “Ben dayanabildiğim kadar dayanayım, benden sonra tufan” diyerek, bu işi götürebileceklerini mi zannediyorlar? Döviz akışı aniden biterse, ticari hayat ülkede birden durursa, ticaret ve üretim zincirleri dağılırsa, pahalılık daha da azarsa, milletimiz bu yükün altından nasıl kalkacak?

GİDERAYAK EKONOMİYİ DURDURMAYIN

Sarayı bir kez daha uyarıyoruz. Aklınızı başınıza alın. Giderayak ekonomiyi durdurmayın. Zulmünüzü katmerli hale getirmeyin. Sonra en başta bunun altında sandıkta siz kalırsınız.

6 AY ÖNCE, 6 AY SONRA…

İşi ehline vermemek, zulmün en büyüğüdür. Bundan tam 6 ay önce, 27 Aralık 2021’de, Nebati Bakan çıktı, “Bir uyuyun, altı ay sonra uyanın, Türkiye’de çok farklı noktalara gideceğiz” dedi. Nebati Bakanın 6 aylık uykusu, bu ülkeye çok şeye mal oldu. 6 ay önce, 11 lira 69 kuruş olan benzin; bugün 27 lira 38 kuruş. 11 lira 54 kuruş olan mazot;  bugün 30 lira 10 kuruş. 6 ay önce, dolar kuru 11 lira 52 kuruştu. Bugün 16 lira 54 kuruş. Avro kuru 13 lira 23 kuruştu. Şimdi, 17 lira 50 kuruş. 6 ay önce; 12 kiloluk mutfak tüpü 218 liraydı. Bugün, 335 lira. 6 ay önce; 200 lira ile aldığınız mal ve hizmeti, bugün alayım deseniz, cebinizde 271 lira olması gerek. 6 ay önce; tüketici enflasyonu yüzde 36 idi. Şimdi yüzde 74. Üretici enflasyonu yüzde 80’di. Şimdi yüzde 132. Bunlar da TÜİK’in ağır makyajlı rakamlarıyla. 6 ay önce, enflasyonu ve krizi inkâr edip, milleti “şükürsüzlükle” suçluyorlardı. Şimdi kendileri “şükürsüzlüğe” düştü. “Enflasyon sebep, ek bütçe netice” diyerek, 2022 bütçesi kadar bir bütçeyi daha getirdiler. 2022 bütçesinin ömrü 6 ay bile sürmedi. 6 ay önce, “Bütçeden faiz lobilerine 240 milyar lira vereceğiz” diyorlardı. Şimdi onun üstüne bir 90 milyar daha koydular. 6 ay önce, Nebati Bakan “Kur Korumalı Mevduattan, Hazine’nin sırtına tek kuruş binmeyecek” diyordu. Bugün vazgeçtikleri vergilerle birlikte Hazine’nin sırtına 31 milyar liralık yük bindirdiler. Bir de getirdikleri ek bütçeyle, KKM için 40 milyar liralık ilave ek ödenek istediler. 6 ay önce, milletimiz çıkma meyve sebze ne demek bilmiyordu. Şimdi çıkma sebze, meyveyi öğrendik, tüm Türkiye öğrendi. 6 ay önce, piyasada boş baklava, boş tost, boş dürüm yoktu. Şimdi milletimiz boş baklavayı, boş tostu, boş dürümü öğrendi. 6 ay önce, “15 Temmuz’un finansörü” dedikleri Birleşik Arap Emirlikleri’yle, “Kaşıkçının katili” dedikleri Suudi Arabistanlı Veliaht Prensle küstüler. Şimdi üç beş kuruşluk SWAP hatırına, hepsiyle barıştılar. Ülkemizin itibarını da bu arada üç paralık ettiler. 6 ay boyunca, Saray ve şürekâsı keyifle mışıl mışıl uyudular. Ama millette uyuyacak hal bırakmadılar.

ÖNCE EKMEK BOZULDU, SONRA HER ŞEY…

Ünlü bir yazarımızın dediği gibi önce ekmekler bozuldu. Sonra her şey… Bu ucube rejimin hayata geçmesinden bu yana, ekmek fiyatı ikiye katlandı. Her gün bir başka şehrimizden, ekmeğe zam haberleri geliyor. Malatya’da ekmeğe zam. Kocaeli’nde ekmek ve simide 1 Temmuz’dan itibaren zam. Afyon’da ekmeğe zam. Elazığ’da ekmeğe ve ulaşıma zam. Kayseri’de ekmeğe yüzde 40 zam. Rize’de ekmeğe zam. Konya’da ucuz ekmek kuyruğu…

MİLLETİ BÖLDÜ, AÇLIK VE SEFALETTE BİRLEŞTİRDİ

Sarayın beceriksizlikleri İzmir’i nasıl vuruyorsa, Rize’yi de öyle vuruyor. Edirne’yi nasıl vuruyorsa, Konya’yı da, Kars’ı da öyle vuruyor. Tencereler, Çankırı’da da boş; İstanbul’da da, Ankara’da da boş… Bu Hükümet milletimizi bölüp parçalarken, yokluk, açlık ve sefalette birleştirdi. Hayat pahalılığı, yokluk öyle bir noktadaki, bu ülkenin vatandaşları artık, faturasını, kirasını ödemek için evindeki eşyaları satar oldu. Minibüs şoförü, akşama kadar topladığı parayı, akaryakıt istasyonuna bırakıp çıkıyor. Her gün bismillah deyip kontak çevirdiğinde, akşam evine ekmek götürebilecek miyim diye kara kara bunu düşünüyor. Pazarcı mazot masrafına yetişemediği için, satacağı yeşilliği ancak at arabasıyla pazara getirebiliyor ama atına vereceği arpanın bile 7,5 lira olduğunu da söylemeyi unutmuyor. “Bu halimize hem ağlarız, hem güleriz” diye dert yanıyor.

BİR AVUÇ MUDİYE MİLYARLAR VAR, EMEKLİYE PARA YOK

Önümüz Kurban Bayramı… Besi yeminin fiyatı, son bir yılda yüzde 128 artmış. Kurbanlık fiyatları uçmuş gitmiş. Pek çok mutfak, eti ancak bayramdan bayrama görüyordu. Bu yıl, kurban kesmek hiç ama hiç kolay olmayacak. Küçükbaşta 3-4 bin lira, büyükbaşta 60 bin liralara varan fiyatlar konuşuluyor. Ekmek alamayan insanlar, kurbanı nasıl alacak? Küçükbaş üreticileri de dertli, artan fiyatlar nedeniyle kışlık yem alamıyor. Sürüye koç salamıyor. Besici iş bırakma noktasına gelmiş. Emekli bırakın kurbanı, kuşa dönen ikramiyesiyle, “Torunuma bayram harçlığı acaba verebilecek miyim?” diye kara kara düşünüyor. Siz Kur Korumalı Mevduat için; bir avuç mudiye milyarlarca lirayı bulacaksınız ama emekliye hak ettiği bayram ikramiyesini “Para yok” diyerek vermeyeceksiniz.

BAYRAMDA MEMLEKETE GİTMEK MESELE, ÇAYA ŞEKER KOYMAK MESELE

Kurban demek, bir yandan da sevdiklerimizle bir araya gelmek demek. Memlekete gidip anamızın, babamızın elini öpmek bir hayır dua almak demek… Ama bu bayramda bu da çok zor olacak. Bu Hükümet elinde, sevdiklerimizle bir araya gelmek bile mümkün değil. İstanbul’dan, Gaziantep’e otobüs bileti ortalama 500 lira. Dört kişilik bir ailenin sadece memleketine gidiş-geliş yol masrafı 4 bin lira. Kurban kesmese de, bunun yemesi var, içmesi var, misafiri var. Misafire ikram edilecek tatlısı var. Hazır almayı geçtik, evde tatlı yapsanız şeker fiyatları uçup gitmiş. Mart ayındaki fahiş zamdan sonra, bir de şimdi şekere yüzde 67’ye varan zam geliyor.  Çayın yanına bir şeker koymak, misafire bir tatlı yapmak bile, artık mesele oluyor.

VERECEĞİM DEDİKLERİ ZATEN MEMURUN HAKKI

Nebati Bakan, Teyyo Pehlivan tefrikaları anlatıyor. Çalışma Bakanı da ondan aşağı kalmıyor memur maaşlarında yapılacak zamma, sanki kendileri bir şey vermiş gibi zam üzerinden ahkâm kesiyor. Sayın Bakan, memurla sözleşme imzalamışsın. Enflasyon farkının üzerine, yılın ikinci yarısında yüzde 7 zam vereceğim demişsin, bunu taahhüt etmişsin. Bu zaten memurun hakkı… Yılın ilk 5 ayında TÜİK’in ağır makyajına rağmen, yüzde 35’in üzerinde enflasyon var. Bunun müsebbibi kim? Hükümet. Şimdi millete verdikleri zararı yarım yamalak telafi edecekler. Bununla hava atmaya kalkıyorlar. Bunların tek bildiği bir şey var o da yere düşseler bile, bir avuç toprak almadan yerden kalkmıyorlar.

LAFI ÇEVİRMEYİN, ENFLASYONUN ÜZERİNE NE VERECEKSİNİZ ONU SÖYLEYİN

Lafı eveleyip gevelemeyin, memura, emekliye, taahhüdünüzün üzerinde ne kadar zam vereceksiniz? Varsa bunu söyleyin. Asgari ücret ne olacak? Eseriniz enflasyon canavarı, asgari ücreti yedi bitirdi. Asgari ücret açlık sınırının altına düştü. Ülkede çalışanların yarısından fazlası, asgari ücret seviyesinde para kazanıyor. Milyonlarca asgari ücretliyi, enflasyona ezdirmemek için ne yapacaksınız? Temmuz’da asgari ücret ne olacak?

GELİR VERGİSİ DİLİMLERİ YENİDEN DÜZENLENMELİ

Buradan bir de çağrı ve uyarıda bulunalım. Gelir Vergisi dilimleri de, enflasyonla beraber güncelliğini yitirdi. Adaletsiz hale geldi. Memurlara enflasyon telafisi için verilen zamdan fazlası, vergiye gidecek. Çok acil bir güncelleme yapılması gerekiyor. Aksi takdirde memurun sağ cebine koyduğunuz hakkını, “Öde bakalım gelirinin vergisini” diyerek sol cebinden misliyle alacaksınız.  Bu şekilde yapılacak bir maaş artışı, memuru kandırmaktan başka bir şey değil. Tekrar uyarıyoruz. Gelir Vergisi dilimleri, çalışanların alım gücü dikkate alınarak, yeniden düzenlenmelidir.

EKONOMİDE YENİ BİR HİKAYEYE İHTİYAÇ VAR, BUNU CHP VE ORTAKLARI YAPABİLİR

Adaleti korumak, hakkı korumaktır. Hakkı korumak, halkı korumaktır. Ama bu hükümetinin ne hakkı, ne de halkı koruyacak hali kalmamıştır. Metal yorgunluğuyla malul, kifayetsiz kadrolar ülkemizin ne ekonomik, ne de siyasi haklarını koruyabilecek durumdadır. Kovid-19 krizinden ve ardından Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden sonra, ülkemiz için önemli ekonomik ve siyasi fırsatlar ortaya çıkmıştır. İşte dün Almanya’da devam eden G-7 zirvesinde, küresel tedarik zincirlerinin yeniden yapılanması ele alınmıştır. Ülkemiz eşsiz coğrafi konumu,  genç nüfusu, dinamik iş dünyasıyla olağanüstü avantajlara sahiptir. Ama adaletin olmadığı, öngörülebilirliğin olmadığı, bugün yapılanın yarın bozulduğu, rekabetçi piyasa düzeninin işlemediği, güvenin sağlanamadığı bir ekonomiye, hiç kimse gelip yatırım yapmaz. Yapmıyor da zaten. Yabancı sermaye ülkemizden hızla çıkıyor. Türkiye’nin ekonomide mutlaka yeni bir hikâyeye ihtiyacı var. Bu hikâyenin de küresel gündemi yakalaması, küresel fırsatları değerlendirmesi, yeşil mutabakatı, dijital dönüşümü ve elbette “Sürdürülebilir kalkınma hedeflerini” dikkate alması gerekiyor. Ama mevcut hükümetin böyle bir hikâyeyi yazacak, ne takati ne de kifayeti var. Cumhuriyet Halk Partisi ve demokrasi aşığı ortakları, liyakatli kadrolarıyla, yazdıkları yepyeni bir hikâyeyi, milletimizin takdiriyle en kısa zamanda uygulamaya sandık geldikten sonra başlayacaktır.

NATO STRATEJİK KONSEPTİNDE TÜRKİYE’NİN ENDİŞELERİNİ GİDERECEK ÖNLEMLER OLMALI

Önümüzde bir başka fırsat penceresi daha vardır. Dünya jeopolitik dengelerindeki hızlı değişim ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden sonra, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyelik başvurusu, Türkiye’ye önemli bir avantaj sağlamıştır. Ama Erdoğan göstermelik birkaç teröristin, deport edilmesi halinde, NATO’nun genişlemesini kabul edecekmiş gibi bir izlenim veriyor. Oysa yarın Madrid’de NATO’nun önümüzdeki 10 yılını şekillendirecek, Stratejik Konsepti görüşülmeye başlanacak. Bu görüşmelerde Türkiye’yi masada temsil edecekler, ellerindeki pazarlık gücünü bu defa heba etmemelidirler. Tüm güvenlik endişelerimizi giderecek önlemleri, bu stratejik dokümana dâhil etmelidirler. Bizim bölgemizde teröre dair kaygılarımız, artık NATO’nun da kaygısı olmalıdır.

İKİ ADAY DEĞİL, İKİ ANLAYIŞ YARIŞACAK

Bir süredir şu gerçeğin altını çiziyoruz. Önümüzdeki seçim Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli seçimi olacak. Bu seçimde aslında iki aday değil, iki anlayış yarışacak. Bir tarafta otoriter, baskıcı bir yönetim anlayışı… Diğer tarafta demokratik, özgürlükçü bir yönetim anlayışı… Bir tarafta ucube bir tek adam rejimi… Diğer tarafta çoğulcu demokratik bir yönetim… Bir tarafta millete yukarıdan bakan, kibirli bir zihniyet… Diğer tarafta milleti kucaklayan, mütevazı bir anlayış… Bir tarafta sözlerini tutmayanlar, millete taahhütlerini yerine getirmeyenler… Diğer tarafta da sözünün eri olan, millete doğruları söyleyenler.

ÇAĞRIMIZ SİZE, KATILIN BİZE

Bizim çağrımız milletimize: “Ülkemizde hak, hukuk, adalet olsun” diyorsanız, bize katılın. “Sofralarımızda Halil İbrahim bereketi olsun” diyorsanız, bize katılın. “Hiçbir çocuk yatağa aç girmesin” diyorsanız, bize katılın. “Bu ülke dünyada ilk 10 ekonomi arasına girsin” diyorsanız, bize katılın. “Paramız pul olmasın, paramızın itibarı olsun” diyorsanız, bize katılın. “Gençlerimizin işi, gücü, umudu olsun, ev, araba sahibi olsun, ülkesinden kaçıp, gitmesin” diyorsanız, bize katılın. “Çiftçi tarlasını ekip, biçsin, kazansın” diyorsanız, bize katılın. “Esnaf faturalar altında ezilmesin, rahat bir nefes alsın” diyorsanız, bize katılın. “İş insanları rahat rahat üretsin, yatırım yapsın” diyorsanız, bize katılın. “Herkes önünü görebilsin, ülkede güven olsun” diyorsanız, bize katılın. “Hak eden, hak ettiğini alsın. Siyasi kayırmacılık son bulsun” diyorsanız, bize katılın. “Haramilerin saltanatını yıkacağız” diyorsanız, bize katılın. “Tüyü bitmedik yetimin hakkı yenmesin” diyorsanız, bize katılın. “Bayramlar, bayram tadında olsun. Dedeler, nineler torunlarına rahat rahat harçlık versin” diyorsanız, bize katılın. “Suriyeliler davul ve zurnayla evlerine dönsün” diyorsanız, bize katılın. “Şanla şerefle kurulmuş bu devletin vatandaşlığı, dolarla, avroyla satılmasın” diyorsanız, bize katılın. “Bu ülkenin taşı, toprağı, deresi, denizi talan edilmesin” diyorsanız, bize katılın. Bize katılın. Bu ülkenin aydınlık geleceğini birlikte inşa edelim. Kul hakkı yiyenlerden de hesabını soralım. Çağrımız size, katılın bize…

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

Soru- CHP İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu ve eşiyle ilgili sosyal medyaya bazı kayıtlar yansıdı. Bir değerlendirmeniz olur mu?

Faik ÖZTRAK- Sayın Erdoğdu’nun kendisi ve partimiz açısından en doğru kararı vereceğine inanıyoruz.

Soru- Meclis’teki ek bütçe Türkiye’nin ekonomik sıkıntısına çözüm sunabilir mi? Erken seçim olduğu iddiası da var. Siz ne düşünüyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Bu ek bütçe aslında ülkede yaşanan enflasyonun itirafıdır. Hani enflasyon yok, hayat pahalılığı var deniyordu ya, bu ek bütçe devletin enflasyon nedeniyle geçinemediğinin göstergesidir. Türkiye ilk defa yılın ilk altı ayında bütçeyi tüketip ek bütçeye gitmek zorunda kalmıştır. Bu getirilen ek bütçede enflasyona, işsizliğe çözüm yoktur. Bu bütçede emekliye, emekçiye hiçbir şey yoktur. Bu ek bütçe faiz lobilerinin, saray ve saray beslemelerinin bütçesidir. Ek bütçeyle 90 milyar lira faize, 40 milyar lira da Kur Korumalı Mevduata tahsis edilirken milletimizin sırtına akaryakıttaki ÖTV’yle 47 milyar lira, motorlu taşıtlardaki ÖTV’yle 70 milyar lira daha yük yüklenmektedir.

Soru- Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın bugün Hatay il sınırından geçişine izin verilmedi. Bu konuda bir yorumunuz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Gerçekten çok üzücü. Sayın Ümit Özdağ bir siyasi partinin Genel Başkanı. Bir siyasi partinin Genel Başkanının bir ilimizin sınırlarından içeri devlet memurları tarafından sokulmaması kabul edilemez. Bir de üstüne üstlük sıfatı ne olursa olsun atanmış memurların seçilmişlere, siyasi parti yöneticilerine had bildirmeye kalkması asla kabul edilemez. Bu ülkenin artık devlet aklıyla yönetilmesi zamanı gelmiştir. Bu ülkenin artık trol aklıyla yönetilmesine milletimizin tahammülü kalmamıştır. Bu yaşadıklarımız demokratik bir ülkenin standartlarına, anayasaya uymamaktadır.

Soru- Geçen hafta AK Parti grubu Çay Kanunu teklifi sundu. Bu teklif bir tepki yarattı. Daha sonra komisyonda görüşmeleri ertelendi. Bununla ilgili bir değerlendirmenizi alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Türkiye’de çay üreticileri çok büyük sıkıntı içinde. Ancak Rizeli olmakla övünen ve 20 yıldır işbaşında olan Erdoğan her seçimden önce vadettiği halde kendi hemşerilerinin derdine derman olabilecek bir yasayı bir türlü çıkaramıyor. Öyle teklifler getiriyor ki, teklif bölgede infial uyandırıyor. Ondan sonra geri adım atmak zorunda kalıyorlar. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu bölgenin menfaatlerine uygun, üreticinin menfaatlerine uygun, onu memnun edecek bir kanun teklifine ihtiyaç olduğunu söylüyoruz. Bununla ilgili yasa tekliflerini de Meclis’e zaman zaman veriyoruz.

Buradan altını çizerek söyleyeyim, Genel Başkanımızın bu konuda çok özel bir hassasiyeti var. Öyle görünüyor ki, iktidara gelir gelmez bu düzenlemeyi yapmakta bize nasip olacak.

Evet, başka soru yok herhalde. Teşekkür ediyorum.

UCUBE REJİMİN MİLLETE 4 YILLIK FATURASI AĞIR OLDU

CHP Sözcüsü Öztrak, 24 Haziran 2018 seçimlerinin dördüncü yıl dönümünde, Ucube Şahsım Rejiminin millete faturasını çıkardı.

Buna göre 24 Haziran 2018’den bu yana;

4 lira 62 kuruş olan dolar kuru 17 lira 36 kuruşa çıktı.

Avro 5 lira 37 kuruştu. Bugün 18 lira 28 kuruş.

İki yıllık tahvil faizi yüzde 19’du. Şimdi yüzde 24.

2018’in Mayıs ayında, bütçeden 12 ayda ödenen faiz 62 milyar 419 milyon liraydı. Bugün son 12 aylık faiz ödemesi 221 milyar 280 milyon lira.

Türkiye’nin risk primi 285’ti. Bugün 820 oldu.

1 litre benzin 6 lira 29 kuruştu. Bugün 27 lira 26 kuruş.

1 litre mazot 5 lira 75 kuruştu. Bugün 29 lira 99 kuruş.

12 kiloluk ev tüpü 92 liraydı. Bugün 335 lira.

Ekmeğin fiyatı 1,5 liraydı. Bugün ekmek 5 lira oldu. Ekmeğin fiyatı 7 liraya koşuyor.

Dört yıl önce enflasyon yüzde 12’ydi. TÜİK makyajına rağmen, bugün yüzde 74.

İşsiz sayısı 5 milyon 272 bindi. Şimdi, TÜİK makyajına rağmen 8 milyon 107 bin.

2018’in ortasında Türkiye’nin milli geliri 892 milyar dolardı. Şimdi 794 milyar dolar.

Türkiye, dünyanın en büyük 17. ekonomisiydi. Bugün bu ligde 23. sıraya geriledi. İlk 20’den düştük.

Merkez Bankası’nın döviz kasasında net 28 milyar 949 milyon dolar döviz vardı. Bugün Merkez Bankası kasası 53 milyar 802 milyon dolar net açık veriyor.

Vatandaşların bankalara kredi kartı ve tüketici kredisi borcu 508 milyar 962 milyon liraydı. Bugün 1 trilyon 165 milyar lira. Dört yılda, vatandaşların bankalara borcu ikiye katlandı.

Devletin borcu 959 milyar liraydı. Bugün 3 trilyon 364 milyar lira. Devletin borcu da dört yılda dörde katlandı.

Dört yılın sonunda ucube yönetim iflas etti.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Bundan tam dört yıl önce, 24 Haziran 2018’de yapılan seçimin ardından, Türkiye’de Ucube Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, fiilen başladı. O gün bugündür, ülkemizin iki yakası da bir araya gelmedi. Tek kişilik rejimde, bozulan ekonomik koşullar krize dönüştü. Ucube saray rejimi elinde, devlet, AK Parti Devleti oldu. Köklü devlet kurumları yok edildi. Devlette yönetim krizi başladı. Her iki kriz birleşti. Dışardan gelen etkilere, ülkemizin dayanıklılığını azalttı. Ülke yönetilemez hale geldi. Savrulmaya başladık. Yaşananlar büyük bir buhrana dönüştü. Milletimizi ezdi geçti.

TÜRKİYE’Yİ UÇURACAK DEDİLER, MİLLETİ PERİŞAN ETTİ

“Türkiye’yi uçuracak” diye pazarlanan ucube rejim, milletimizi perişan etti. Oysa 2018 Haziran’ında seçimlere giderken, milletimizden oy isteyen Erdoğan ne demişti? “24’ünde siz bu kardeşinize yetkiyi verin. Ha ondan sonra bu faizle, şunla, bunla nasıl uğraşılır göreceksiniz.” Tam dört yıl önce bugün, milletimiz inandı, yetkiyi ona verdi. Ama Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan AK Parti Genel Başkanı, hiçbir sözünü tutmadı, hiçbir vaadini yerine getirmedi.

UCUBE REJİMİN MİLLETİMİZE 4 YILLIK FATURASI

24 Haziran 2018’de millet ona yetkiyi verdiğinde, Dolar 4 lira 62 kuruştu. Bugün 17 lira 36 kuruş. Avro 5 lira 37 kuruştu. Bugün 18 lira 28 kuruş. İki yıllık tahvil faizi yüzde 19’du. Şimdi yüzde 24. 2018’in Mayıs ayında, bütçeden 12 ayda ödenen faiz, 62 milyar 419 milyon liraydı. Bugün son 12 aylık faiz ödemesi, 221 milyar 280 milyon liraya çıktı. 24 Haziran 2018’de, Türkiye’nin risk primi 285’ti. Bugün 820 oldu. 24 Haziran 2018’de, 1 litre benzin 6 lira 29 kuruştu. Bugün 27 lira 26 kuruş. 1 litre mazot 5 lira 75 kuruştu. Bugün 29 lira 99 kuruş. 12 kiloluk ev tüpü 92 liraydı. Bugün 335 lira. Ekmeğin fiyatı 1,5 liraydı. Bugün ekmek 5 lira. Bu beceriksiz yönetimin elinde şimdi 7 liraya doğru koşuyor. Dört yıl önce enflasyon yüzde 12’ydi. TÜİK makyajına rağmen, bugün yüzde 74 oldu. İşsiz yurttaşlarımızın sayısı 5 milyon 272 bin idi. Şimdi bugün yani 8 milyon 107 bin. Bu da TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla… 2018’in ortasında Türkiye’nin milli geliri 892 milyar dolardı. Şimdi 794 milyar dolar. Erdoğan dört yılda milletimizin gelirini 100 milyar dolar eritti.  Türkiye’yi 2023’te büyük ekonomiler liginde, ilk 10 ülke arasına sokmayı vadederek işbaşına gelmişlerdi. Ucube rejime geçildiği tarihte Türkiye, dünyanın en büyük 17. ekonomisiydi. Bugün bu ligde 23. sıraya geriledik. Dört yılda, altı basamak düştük. İlk 20’nin dışına çıktık. Dört yıl önce Merkez Bankası’nın döviz kasasında, net olarak 28 milyar 949 milyon dolar döviz vardı. Bugün kasa 53 milyar 802 milyon dolar net açık veriyor. Dört yıl önce, milletimizin bankalara kredi kartı ve tüketici kredisi borcu, 508 milyar 962 milyon liraydı. Bugün 1 trilyon 165 milyar lira. Dört yılda, milletimizin bankalara borcu ikiye katlanmış. Dört yıl önce devletin borcu 959 milyar liraydı. Bugün 3 trilyon 364 milyar lira. Devletin borcu da dört yılda, dörde katlanmış. Ucube rejim elinde hem milletimiz, hem de devletimiz borca battı.

UCUBE REJİM 4 YILDA İFLAS ETTİ

Bugün ülkemizde, esnaf, çiftçi, memur, emekli, sanatkâr, zanaatkâr, dul ve yetim herkes borca batmış, hayat pahalılığı altında eziliyor. Milletimizin bu beceriksiz kadrolara artık güveni kalmamış vaziyette. Bu ay Tüketici Güveni, tüm zamanların en düşük değerine geriledi. Değişmez bir kuraldır. Güven ruh gibidir. Terk ettiği bedene asla geri dönmez. Dört yılın sonunda bu ucube yönetim iflas etmiştir.

AK PARTİ İKİ EK BÜTÇE YAPTI: BİR GELDİĞİNDE, BİRİ GİDERKEN

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bu hafta getirdikleri ek bütçe, bunun ilanıdır… AK Parti 20 yılda iki kere ek bütçe yaptı. Biri iş başına geldiğinde, diğeri de bu yıl yani giderayak. Getirdikleri bu ek bütçe, birçok ilki de barındırıyor. Haziran ayında Meclis’e getirdikleri bu ek bütçeyle, 2022 Bütçesi, bugüne kadar Meclis’te kabul edilen bütçeler arasında ömrü en kısa bütçe oldu. Altı ay dayanamadı. 2022 Bütçesinin serencamı, ucube rejimin devleti ne hale getirdiğinin de bir göstergesi. 2022 Bütçesini hazırlayan Hazine ve Maliye Bakanı, bütçesinin yasalaştığını görmeden görevden alındı. 2022 Bütçesi en başından itibaren sahipsiz kaldı. Eski Bakanın yerine gelen Nebati Bakan, eline tutuşturulan “Düşük faiz-yüksek kur” reçetesini, Saray’ın zoruyla uygulamaya başlayınca, ekonomi tepetaklak oluverdi. O gün bütçe Meclis’te tartışılmadan kur da, faiz de şirazesinden çıktı.

DEFALARCA UYARDIK, DİNLEMEDİLER

O zaman bu liyakatsiz kadroları defalarca uyardık. “Bu bütçeyi Meclisten çekin, yerine samimi, gerçekçi, yeni bir bütçe hazırlayın” dedik. Ama söylediklerimiz, bir kulaklarından girdi, diğer kulaklarından çıktı. Sonunda getirdikleri bütçenin nefesi yılın yarısında tükendi. Ek bütçeyi getirmenin, özrü de kabahatinden büyük. “Faiz sebep, enflasyon netice” deyip paramızı pul ettiler, enflasyon canavarını azdırdılar şimdi kibirli saray yönetimi bu getirdiği bütçede sıkılmadan, “Enflasyon sebep, ek bütçe netice” diyerek bütçeyi Meclis’e sundu.

BU BÜTÇEDE MİLLET YOK, FAİZ LOBİLERİ VAR

Bütçe bir hükümetin ekonomik tercihlerini gösterir. Bu ek bütçenin tercihlerinde de, enflasyonla mücadele yok, işsizlikle mücadele yok. Çiftçi yok, işçi yok, memur yok, emekli yok. Bu ek bütçenin tercihi milletimiz değil; yandaş ve faiz lobileri… Yılbaşında faiz ödemek için aldıkları 240 milyar lira ödeneğe; ek bütçeyle, 89 milyar daha ilave ediyorlar. Böylece milletten toplanacak vergilerin 330 milyar lirası faiz lobilerinin cebine gidiyor. Bu, inanılmaz korkunç bir rekor! Yine döviz kurunu tutacağız diye getirdikleri, Dövize Çevrilebilir Mevduattan bozma, Kur Korumalı Mevduat için daha Haziran ayı gelmeden 21 milyar lirayı, Hazinenin kasasından ödediler. Bir avuç mevduat sahibinin cebine koydular. Bu rakam aslında Haziran ayında daha da artıyor. Getirdikleri ek bütçeyle de, Kur Korumalı Mevduat için 40 milyar liralık ilave ödenek istiyorlar. Vazgeçtikleri vergi tahsilatlarıyla beraber, dövize endeksli bu mevduatın bütçeye maliyetinin, en az 100 milyar lira olacağı anlaşılıyor. O da her şey yolunda giderse. Yani enflasyon ve döviz kuru daha da azmazsa. Oysa Nebati Bakan, “Hazine kasasından tek kuruş çıkmayacak” diyordu bu işi getirdiğinde.

BU TAKSİMİ KURT YAPMAZ, KUZULARA ŞAH OLSA

Şunu söyleyeyim, bugün bütçedeki tercihler böyle olunca, çiftçinin, şoförün mazotundan alınan vergiler arttıkça artmak zorunda. Petrol ürünlerinden ilave 47 milyar lira ÖTV alacaklar. Karı-koca çalışan genç bir ailenin yeni araba alması artık hayal oldu. Ama motorlu taşıtlardaki ÖTV’den, ilave 70 milyar lira daha tahsil edeceğiz diyorlar. Mazottan, benzinden, arabadan alınan bu ÖTV’lerle de, bütçenin faiz giderlerini karşılayacaklar, Kur Korumalı Mevduat sahiplerine faiz ödeyecekler. Üstatlarının dediği gibi; “Allah’ın bir pulunu bekleye dursun on kul, bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul. Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa.”

BAKAN EKONOMİK GÖSTERGELERDEN BİHABER

Nebati Bakan’ın, Türkiye’nin temel ekonomik göstergelerinden bihaber olduğunu, dün Plan ve Bütçe komisyonunda bir defa daha gördük. “Azalan dış finansman ihtiyacıyla birlikte, enflasyon üzerindeki kur baskısı da azalacak” mış… Bir de ilave etmiş, “Her türlü pozisyona hazırım” demiş. Sayın Bakan, siz kendi pozisyonunuzu bırakın da, milleti ve ülkeyi ne hale düşürdünüz asıl ona bir bakın.

ÖNÜMÜZDEKİ BİR YILDA 220 MİLYAR DOLAR KAYNAĞA İHTİYAÇ VAR

Cari açık hedefi bütçeden de erken aşıldı. İlk dört ayda cari açık hedefi diye bir şey kalmadı. Cari açık rekor üstüne rekor kırıyor. Ülkenin önümüzdeki bir yılda ödeyeceği dış borçta 182 milyar dolar. Bunu ben söylemiyorum devletin hazinesi söylüyor. Yani, Nebati Bakana bağlı olan kuruluş söylüyor. Yani iyimser bir tahminle önümüzdeki bir yılda, 220 milyar dolar civarında bir dış kaynağa ihtiyaç var. Dış finansman ihtiyacı rekorlar kırıyor. Dünyanın diğer merkez bankaları başta ABD’deki FED olmak üzere faiz artırıyor. Her yerde borçlanma maliyetleri yükseliyor. Bizim ise döviz rezervlerimiz suyunu çekmiş. Kredi temerrüt risk primimiz 800 puanın üzerine yerleşmiş, ülkenin acil döviz ihtiyacını karşılamak için, ihracatçının dövizlerine devlet el koyar olmuş, daha bir sürü piyasa dışı uygulamaya başvurmuş.

BÜTÇE YAPAMAZ HALDELER

İşte böyle bir ortamda getirilen bu ek bütçe, Türkiye ekonomisinin yönetilmediğini, savrulduğunu bir defa daha açıkça ortaya koyuyor. Kifayetsiz Saray Rejimi, bütçe yapamaz hale gelmiştir.

MİLLETE NAS, FAİZE PAS

Daha iki hafta önce Erdoğan, “Faizi düşürmeye devam edeceğiz” dedi. Ama Merkez Bankası dün üst üste altıncı kez faiz indirimine “pas” dedi. Herkes biliyor ki, Merkez Bankası Saray’ın talimatından bir adım dışarı çıkamaz. Millete nas, faize pas… Neden? Çünkü, kasada dolar kalmadı. Milletin de bu hükümete güveni kalmadı. Faiz düşürse döviz kuru elden çıkacak patlayacak. Yanlış siyaset kibirli sarayı meflûç etti. Kurumsal çöküşün bir başka örneği de TÜİK… Saray TÜİK’in makyajlı enflasyon verileriyle, emeklinin, emekçinin, işçinin ücretlerine, memurun maaşına, dul ve yetimin aylıklarına çökmek için bugüne kadar her türlü tahkimatı yapıyor, yaptı, yapmaya da devam ediyor. TÜİK’in açıkladığı enflasyon, bağımsız araştırmacıların bulduğu enflasyon rakamının yarısından bile az.

TÜİK’İN AÇIKLADIĞI VERİLERE ARTIK ÇALIŞANLARI BİLE DAYANAMIYOR

Öyle ki artık TÜİK’in açıkladığı enflasyon rakamlarına çalışanları bile dayanamıyor. Bunca rezaletin yükünü kaldıramıyor. Enflasyon verisinin açıklandığı gün, rapor alıp kaçıyorlar. Devletin resmi istatistik kurumu, tam da memur ve emeklilere açıklanacak enflasyon farkından önce,  yıllardır açıkladığı madde sepeti ve ortalama madde fiyatlarını, açıklamayı kesti.

ÖLÜM İSTATİSTİKLERİ YİNE BAŞKA BAHARA

Sadece enflasyon verileri değil, pandemi başladığından bu yana Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistikleri de artık açıklanmıyor. Peki gerekçe ne? “İdari kayıtlardaki çalışmaların devam etmesi…” Bu ölüm istatistikleriyle ilgili. Bu nasıl bir idari çalışmaysa, iki yıldır bitemedi. Belli ki bu istatistikleri bir türlü çuvala sığdıramıyorlar.

ŞECAAT ARZ EDERKEN SİRKATLERİNİ SÖYLÜYORLAR

Haziran ayı enflasyonunun açıklanmasına sayılı günler kalmışken, bir açıklama geldi TÜİK’ten. TÜİK, “Kamuoyunda, ‘Yanlış anlama ve yanıltıcı değerlendirmelere’ sebebiyet verdiği için”  Allah Allah… Madde fiyatlarını açıklamaktan vazgeçmiş. Yanlış yapılan enflasyon hesapları nedeniyle çıkan tartışmalar, verileri saklamalarının “Ne kadar isabetli bir karar olduğunu” ortaya koyuyormuş… Hiç utanmadan, çekinmeden şecaat arz ederken sirkatin söylemişler. İnsan böyle bir açıklamayı yazmaya utanır. Tartışmayı çıkaran sizin makyajınız. Madde sepetlerini manipüle etmeniz. Adresi belli olmayan marketlerden topladığınız, olmayan fiyatlarınız. Hiç olmazsa verilerinizin kalitesini kontrol etmeye imkan veriyordu. Şimdi bunu da kararttınız, verilerinizin kontrol edilmesi mümkün olmaktan çıktı.

ASGARİ ÜCRET TEMMUZDA YÜKSELTİLMELİ

İktidara gelir gelmez yapacağımız ilk işlerden biri de, kuracağımız durum ve hasar tespit komitesi eliyle, gerçek enflasyon rakamlarını ortaya çıkarmaktır. Tüyü bitmedik yetimin hakkını yiyenlerden, bunun hesabını sormaktır. Sarayın TÜİK eliyle gasbettiği aylıkları, ücretleri, maaşları biz telafi edeceğiz milletimiz rahat olsun. Diğer taraftan, asgari ücret de Temmuz ayında, yıl boyunca açlık sınırının altında kalmayacak şekilde yükseltilmelidir.

YANGINLAR SÜRPRİZ DEĞİL, RİSK VARSA TEDBİR DE OLMALI

Metal yorgunu Saray, kibriyle her geçen gün dibe batarken, kendine bağladığı kurumları da kendisiyle birlikte dibe çekmektedir. Geçen yıl, 139 bin hektardan fazla ormanımız içindeki kurduyla, kuşuyla, çiçeğiyle, böceğiyle, yanıp kül oldu. Yangın uçakları olmadığı için dokuz canımızı yitirdik. Orman emekçilerimiz, yangını elleriyle söndürmeye çalışan vatandaşlarımız, ekiplere su ve ayran taşıyan gençlerimiz, unutulmaz bir mücadele verdi. Orada gördüğümüz insan manzaraları hiçbir şekilde artık akıllardan çıkmaz. Ormanlarımızla birlikte ciğerlerimiz de yandı. Bu yangınlar beklenmedik, sürpriz yangınlar değil. Orman Genel Müdürlüğü 2021 Yılı Faaliyet Raporunda, iklim değişikliklerinin orman yangınlarını artırıcı etkisinin olduğunu, ormanlarımızın büyük bir bölümünün yangın tehdidi altında olduğunu, toplam ormanlık alanlarımızın yüzde 60’ının birinci ve ikinci derece yangına hassas alanlar olduğunu ifade ediyor. Bu risk varsa, tedbir de olmalı.

KANUNA GÖRE YANGIN MEVSİMİ MAYIS AYI BAŞINDA BAŞLIYOR

Orman Kanunu’nun 104. maddesine göre,  yangın mevsimi her yılın Mayıs ayı başında başlıyor, Kasım ayı sonuna kadar da sürüyor. O halde orman yangınlarına karşı hazırlıkların, en geç Nisan sonunda bitmiş olması gerekirdi. Peki, bu yapılmış mı, hazırlıklar bitmiş mi? Ne gezer.

YANGIN HAZİRAN’DA, UÇAKLAR VE HELİKOPTERLER TEMMUZ’DA…

Hafta başında, THK’daki kayyum heyeti başkanı, Sarayın geçen sene “hurda” dediği hangarlarda çürütülen yangın söndürme uçaklarını dört milyon dolar harcayarak göreve hazır hale getirdiklerini açıkladı. Ama bu uçaklarda ancak Temmuz ayından itibaren yangın bölgelerine gönderilebilecekmiş. Demek ki bu uçaklarda zamanında göreve hazır hale getirilememiş. Tarım ve Orman Bakanı’nın açıklamasına göre gece görüşü olan helikopterler ise ancak 4 Temmuz’da envantere girecekmiş. Yangın sezonu bir kere Mayıs başında başlıyor. Yangın Haziran’da çıkıyor, yangın uçağı ve gece görüşlü helikopter Temmuz’da… İçişleri Bakanı’na bakarsanız, o da başka bir tarih veriyor. Sorduğunda, “İmkânları kullanıp öne çektik” diyorlar. Madem öne çekebiliyorsunuz, yangın mevsiminin başında bunu neden yapmadınız? Bu nasıl bir yönetimdir? Bu nasıl bir beceriksizliktir? Saray kendi şatafatı için uçak filosu kurarken, bunca felakete rağmen, bu ülkenin ormanları için, ihtiyaca cevap verecek bir yangın filosu kurmamışsa, bu nasıl bir kifayetsizliktir?

CİDDİ BİR YÖNETİM KRİZİ

Bakan, gece görüşlü helikopterler için ihale sürecinde teslimatın hemen gerçekleşmediğini söylemiş. Peki beşli çeteye, yandaş müteahhitlere ihale vermeye gelince işler beş dakikada çözüyor. Binlerce hektar ormanımızın yandığı felaketin üstünden neredeyse 1 sene geçti. Bunca ay siz ne yaptınız? Neden beklediniz?  Yani neresinden baksanız dökülüyorlar. Nereden baksanız ciddi bir yönetim kriziyle karşı karşıyayız.

YANGINLA MÜCADELE İÇİN KENDİ MİLLİ FİLOMUZU KURACAĞIZ

Biz CHP iktidarında, artan çevresel ve iklimsel riskleri dikkate alarak, “Ulusal Orman Yangınlarını Önleme ve Söndürme Master Planını” hemen yapacağız. Orman yangınlarında kullanılacak uçan araç envanterini, kamucu bir yaklaşımla oluşturacağız. Kendi milli ve yerli, Türk Bayraklı filomuzu kuracağız.

KAYBETTİĞİNİZ 122 BİN SURİYELİYİ BİZ Mİ BULALIM

Kurumlardaki çöküş bunlarla da sınırlı değil… Güzel ülkemizi Avrupa’nın açık hava sığınmacı kampı haline getirdiler. Şimdi İçişleri Bakan Yardımcısı çıkmış, sıkılmadan, “122 bin Suriyeli kayıp, bunları iki yıldır aradık taradık… Hiçbir yerde bulamadık. Adreslerine gidip baktık, yoklar” diye açıklama yapıyor. Şimdi bunlara sorsanız biz devlet yönetiyoruz diyecekler. Ne yapalım Sayın Bakan Yardımcısı, hadi gelin kaybettiğiniz 122 bin Suriyeliyi biz bulalım. Tabi böyle Saraya böyle bakan, böyle bakana böyle bakan yardımcısı…

İÇİŞLERİ BAKANI PARMAĞINI AĞZINA SOKMUŞ DİŞİNİ KARIŞTIRIYOR

Malum İçişleri Bakanlığı’nda herkesin kendi işinden başka, pek çok önemli işi var. Memlekette ormanlar yanıyor, İçişleri Bakanı, yangınla nasıl mücadele ettiklerini anlatırken, “Biz üç gündür toplam 3-4 saat uykuyla duruyoruz” diye sesi titriyor. Sonra her zaman olduğu gibi yine partimiz, belediyelerimiz hakkında bir sürü hilafı hakikat laf sıralıyor. Biz, “Yangınla mücadele ne zamandan beri, İçişleri Bakanlığına havale edildi” diye tam soracakken, bir de bakıyoruz, üç gündür yangınla mücadele için uyku bile uyumayan atama bakan, Suudi Arabistan Veliaht Prensiyle birlikte çalgılı çengili sofralarda, eğlencede… Parmağını ağzına sokmuş, dişini karıştırıyor. Allah muhabbetinizi arttırsın da, sizde hiç mi vicdan yok. Bu kadar yalanları nasıl söylüyorsunuz?

PARANIN KAZANDIĞI İNSANDAN KORK

Suudi Arabistan Veliaht Prensi demişken, Sarayın kibirlisi, Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın, İstanbul’da öldürülmesinin ardından demediğini bırakmadığı Suudi Arabistan’ın Veliaht Prensi Selman’la can ciğer kuzu sarması oldu. Bunların üstatları bugün çok çok sözleri söylüyorum şöyle diyor, “İnsanın kazandığı paradan değil, paranın kazandığı insandan kork…” Sarayın kibirlisi devlet protokolünü falan bir yana bırakmış, Veliaht prensi Esenboğa Havalimanı’na kadar geçiriyor. Ey doların yeşili sen nelere kadirsin… Ama bu millet bu rezilliği yaşatan, ülkenin itibarını önemsemeyen, milleti hafife alan saray yönetimine, bunun faturasını hiç kuşkusuz sandıkta çıkaracaktır.

HAVUZ MEDYASI SEVİNÇLİ BİR TELAŞ İÇİNDE

Bu arada bir de yandaş medyanın içine düştüğü, trajikomik hal var. Suudi Veliaht Prens için daha birkaç ay önce “Katil”, “Seri katil” manşetleri atan, “Kaşıkçı’nın ölüm emri Selman’dan” diye,  koca puntolu başlıklarla çıkan havuz medyası, bugünlerde tam yol tornistan yapmış… Hep bir ağızdan, sevinçli bir telaş içinde, “Suudi Arabistan’la yeni işbirliği dönemi” diye manşetler atıyorlar. Nazi Almanya’sının Propaganda Bakanı Göbels bile, omurgası jöleye dönmüş bu yandaş medyaya şapka çıkarırdı.

AĞLAYACAKSANIZ BİZİM EMEKLİMİZE AĞLAYIN

Bu yandaş medya, ülkenin yönetilememesine isyan ederek, kasasını sokağa atan Mersinli esnafın, tutuklanma talebiyle adliyeye sevk edildiğini yazmıyor. Minibüsçülerin “Mazot zamlarına yeter” deyip, kontak kapadıklarını hiçbir şekilde haber yapmıyor. Ekmek kuyruğundaki emeklilerin halini ne görüyor, ne gösteriyor. Ama ta 2 bin 634 kilometre ötede, Almanya’daki emeklilerin halini görüyor. Almanya’daki emeklinin haline gözyaşı döküyor. İşte bu, çürümenin daniskasıdır. Efendim Almanya’da enflasyon o kadar yüksekmiş ki bazen emekliler marketten eve ağlayarak dönüyormuş. Emekliler tereyağı ve sosis alamıyormuş. Gabriel Hanımefendi, yaşadığı geçim sıkıntısını gözyaşları içinde anlatmış. Siz Gabriel Hanım’dan önce, emekli Ayşe Teyze’nin, Mehmet Amca’nın haline bir bakın. Onlar devamlı marketten ağlayarak dönüyor. Ağlayacaksanız, bizim emeklimize ağlayın. Bunların sahipleri de, kendileri de milleti unutmuş, milletin halini görmüyor. Sesini duymuyor. Milletimiz de ilk sandıkta bunun hesabını sormaya hazırlanıyor.

ERDOĞAN İŞSİZ KALIRSA MİLLET KURTULUR

Milletimiz yaşayarak gördü: Komşusu işini kaybederse, bunun adı durgunluktur. Kendisi işini kaybederse, bunun adı krizdir. Erdoğan ve besleme medyası işsiz kalırsa, bunun adı da buradan açıkça ifade edeyim kurtuluştur, kurtuluş.

İKİ ADAY DEĞİL İKİ ANLAYIŞ YARIŞACAK

Hiç kuşku yok. Önümüzdeki seçim Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli seçimi olacak. Bu seçimde iki aday değil, iki anlayış yarışacak. Bir tarafta otoriter, baskıcı bir yönetim anlayışı… Diğer tarafta demokratik, özgürlükçü bir yönetim anlayışı… Bir tarafta ucube bir tek adam rejimi… Diğer tarafta çoğulcu demokratik bir yönetim… Bir tarafta millete yukarıdan bakan, kibirli bir zihniyet… Diğer tarafta milleti kucaklayan, mütevazı bir anlayış… Bir tarafta sözlerini tutmayanlar, millete taahhütlerini yerine getirmeyenler… Diğer tarafta da sözünün eri olan, millete doğruları söyleyenler.

KATILIN BİZE…

Biz milletimize çağrımızı bir kez daha buradan tekrarlıyoruz: “Ülkemizde hak, hukuk, adalet olsun” diyorsanız, bize katılın. “Sofralarınızda Halil İbrahim bereketi olsun” diyorsanız, bize katılın. “Hiçbir çocuk yatağa aç girmesin” diyorsanız, bize katılın. “Bu ülke ilk 10 ekonomi arasına girsin” diyorsanız, bize katılın. “Paramız pul olmasın, paramızın itibarı olsun” diyorsanız, bize katılın. “Gençlerimizin işi, gücü olsun, gençlerimiz ev, araba sahibi olsun, ülkesinden kaçıp, gitmesin, memleketinde kalsın, memleketi için çalışsın” diyorsanız, bize katılın. “Çiftçi tarlasını ekip, biçsin, kazansın” diyorsanız, bize katılın. “İş insanları rahat rahat yatırım yapsın” diyorsanız, bize katılın. “Herkes önünü görebilsin, ülkede güven olsun” diyorsanız, bize katılın. “Hak eden, hak ettiğini alsın. Siyasi kayırmacılık son bulsun” diyorsanız, bize katılın. “Haramilerin saltanatını yıkacağız” diyorsanız, bize katılın. “Tüyü bitmedik yetimin hakkı yenmesin” diyorsanız, bize katılın. “Suriyeliler davul ve zurnayla evlerine dönsün” diyorsanız, bize katılın. “Kanla kurulmuş bu devletin vatandaşlığı, dolarla, avroyla satılmasın” diyorsanız, bize katılın. “Bu ülkenin taşı, toprağı, deresi, denizi talan edilmesin” diyorsanız, bize katılın. Bize katılın. Bu ülkenin aydınlık geleceğini birlikte inşa edelim. Bu topraklarda kula kulluğu bitirelim. Kul hakkı yiyenlerden de hesabını soralım. Çağrımız size, katılın bize…

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

Soru- CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç, envanterde hiç yangın söndürme uçağı olmadığını iddia etti. Ancak envanterde kayıtlı 20 uçak var. Sizin bu konuda bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Grup Başkanvekilimizin söyledikleri açıktır. Lafı eğip bükmeye de gerek yoktur. Orman Bakanlığı envanterinde kendisine ait uçak olmadığını söylemiştir Grup Başkanvekilimiz Engin Bey. Evet yoktur. Bahsedilen uçaklar kiralıktır. Burada sorulması gereken hususlardan bir tanesi de şu, demin söyledim Orman Kanunu’nun 104.maddesinde açıkça yazmasına rağmen Haziran sonuna gelinmesine karşın neden yeterli sayıda uçak yok? Neden yeterli sayıda helikopter yok? Neden yeterli sayıda gece görüşlü helikopter yok? Geçen yıl daha bunların eksikliğinin acısını çekmedik mi? Anlaşılan bu yönetim hiçbir felaketten ders almayacak. Hiçbir zaman akılları başlarına gelmeyecek.

Soru- Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, “Kılıçdaroğlu’nun adaylığına sıcak bakarız, isterse destek veririz” dedi. Siz bu açıklamayı nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Öncelikle Demokrat Parti’nin Sayın Genel Başkanına teşekkür ediyoruz. Zaten cumhurbaşkanı adayına milletin masasını oluşturan altı partinin Genel Başkanları karar verecektir. Bu soruyu soranlara söylüyorum, acele etmeyin, bekleyin. Türkiye Cumhuriyeti’nin 13. Cumhurbaşkanı milletin masasının belirleyeceği aday olacaktır.

Soru- AK Parti Grup Başkanvekili Mahir Ünal Cumhurbaşkanının maaşına yüzde 40.4 zam tartışmaları için “Milletvekilleri, eski başbakanlar, meclis başkanları, eski cumhurbaşkanları, bunların emekli maaşı Sayın Cumhurbaşkanımızın ödeneğine endeksli. Dolayısıyla yaklaşık 3 bine yakın milletvekilinin emekli maaşında Sayın Kılıçdaroğlu’nun da emekli maaşı dahil olmak üzere emekli maaşlarında herhangi bir artışın olmaması anlamına geliyordu. Sayın Cumhurbaşkanımıza bu durum arz edildikten sonra bu artışa rıza gösterdi” dedi. Birde çağrı yaptı, “Buyurun milletvekili emekli maaşlarını Sayın Cumhurbaşkanımızın ödeneğine bağlı olmaktan çıkaralım” dedi. Siz bu açıklamalara ne yanıt verirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Cumhurbaşkanı da, Sayın Ünal’da kendi maaşlarına yaptıkları zammı emekli insanların maaşlarının arkasına saklamaktan vazgeçsinler. Çıksınlar ortaya açık açık ne için ne kadar zam talep ettiklerini söylesinler Cumhurbaşkanı için. Bugün ülkemizin en önemli meselesi yüksek enflasyon ve hayat pahalılığıdır. Milletin güvenini yitirmiş bu hükümet kime ne zam yaparsa yapsın yapılan zamların ömrü zaten birkaç ayla sınırlı olacaktır. Neden? Çünkü bu hükümet metal yorgunudur. Ülkeyi yönetme kabiliyetleri kalmamıştır. Bu hükümetin raf ömrü dolmuştur. Dar ve sabit gelirli çalışanlarımız, asgari ücretli yurttaşlarımız, emeklilerimiz, memurlarımız, işçilerimiz, dul ve yetimlerimiz hayat pahalılığı altında ezilirken saray ve şürekası ağlamayı, sızlanmayı, başkalarının arkasına sığınmayı bıraksın. Milletin meselesini çözsün. Bunları söyleyeceğim ama milletin meselesini çözmek artık bunlar için hayal. Bunu yapma kabiliyetleri kalmadı. O zaman vakit kaybetmeden sandığı milletin önüne getirsinler.

Soru- Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, “Kendi seçimlerini, Tayyip Bey’in adaylığını engelleme umuduna bağlamışlar. Anayasa’ya göre bir engel var mı? Anayasal hiçbir engel yok. Allah’ın izniyle adayımız Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır. Adaylığı yasaldır” dedi. Siz bu açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Muhalefetin Erdoğan’ın adaylığı konusunda bir itirazı var mı?

Faik ÖZTRAK- Türkiye bu konuları geçti. Cumhurbaşkanı adayı kim olacak, kimin durumu hukuki, kimin durumu hukuki değil. Bunlar hep Cumhur İttifakı’nın içinde tartışılıyor. İlginçtir bizim adayımızı da en çok onlar merak ediyor. Adayımızın kim olduğunu öğrenmek için kıvranıp duruyorlar. Buradan açıkça bir kere daha ifade edeyim. Bizim için cumhur ittifakının adayının kim olduğunun kıymeti harbiyesi yoktur. Zira Türkiye Cumhuriyeti’nin 13. Cumhurbaşkanı milletin masasında belirlenecek isim olacaktır. Bir de bir şey daha ilave edeyim. Adalet Bakanı dikkat etsin, üç kez Adalet Bakanlığı koltuğuna oturmuş Bekir Bozdağ ihsası reyin ne olduğunu herhalde bilir. Hakimler ve Savcılar Kurulunun başında oturan bir bakanın bu konularda konuşurken çok daha dikkatli olması gerekir. Böyle konuşmaya devam ederse kendi adaylarını muhataralı hale getirir.

Teşekkür ediyorum.

BÜTÇE BİLE YAPAMAZ HALDESİNİZ, SANDIĞI GETİRİN

CHP Sözcüsü Öztrak, TBMM’ye getirilen ek bütçede bu yıl faiz ödemeleri için ayrılan 240 milyar liranın üzerine 89 milyar lira daha eklenerek rekor kırıldığını, “Tek kuruş maliyeti olmayacak” denen Kur Korumalı Mevduat için de 40 milyar lira ödenek konduğunu belirterek, “Getirilen ek bütçe, Türkiye ekonomisinin yönetilmediğini, savrulduğunu açıkça göstermiştir. AK Parti ve Cumhur İttifakı artık bütçe bile yapamaz hale gelmiştir. Yapılması gereken bellidir. Milletin hakemliğine başvurmak. Emanetin ehline teslimini sağlamak” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, TBMM’ye sunulan ek bütçe hakkında bugün sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şunları belirtti:

SEBEP OLDUKLARI ENFLASYONU EK BÜTÇEYE GEREKÇE GÖSTERDİLER

Mızrak çuvala sığmıyor. 2022 bütçesinin ömrü 6 ay bile sürmedi. “Faiz sebep, enflasyon netice” diyerek döviz kurunu ve enflasyonu arşa çıkaranlar, şimdi çıkmış hiç sıkılmadan “enflasyon sebep, tutmayan bütçe netice” diyor. Enflasyon canavarını bilerek, isteyerek uyandırıp, Türkiye’yi enflasyon liginde şampiyonlar ligine sokanlar, Ek Bütçe Kanunu’na bahane yazarken, bari sebebi oldukları bu yıkım için milletten bir özür dileseydi.

EK BÜTÇEDE FAİZE 89 MİLYAR LİRA DAHA… BU BİR REKOR!

Milletimizi perişan etme pahasına, yandaşların, beslemelerin, oligarkların arşa çıkmış borçlarını enflasyon canavarına yedirerek eritmeye çalışanlar, şimdi ilave harcama yapabilmek için TBMM’nin kapısını çalıp, yetki istiyor. Bütçe bir hükümetin ekonomik tercihlerini gösterir. Bunların tercihi millet değil; yandaş ve faiz lobileri. Ek bütçede faiz lobilerinin daha da ihya edilmesi unutulmamış.  Bu yıl faiz ödemesi için alınan 240,4 milyar lira ödeneğe; 89,4 milyar lira ilave ediliyor. Bu bir rekor!

“TEK KURUŞ MALİYETİ OLMAYACAK” DEDİKLERİ KKM İÇİN EK BÜTÇEYE 40 MİLYAR TL

Hazine ve Maliye Bakanında hiç sıkılma yok. Bakan, “KKM ’nin Hazineye tek kuruş maliyeti olmayacak” diyordu. Ama bütçe kanununda olmayan ödenek tertibinden, KKM için şu ana kadar 21 milyar TL ödeme yaptılar. Şimdi de KKM için ek bütçeye 40 milyar TL ödenek koymuşlar. Bu haliyle yılın geri kalanında KKM için sınırlı bir ödenek kalıyor. Döviz kuru alıp başını giderken bunun tutması çok zor.

BÜTÇE BİLE YAPAMAZ HALDESİNİZ, SANDIĞI GETİRİN

Döviz kurunu bu saçma sapan politikalarla nasıl tutacaksınız? Anlaşılan ya faizleri artıracaksınız. Ya da erken seçim kararı alacaksınız. Getirilen ek bütçe, Türkiye ekonomisinin yönetilmediğini, savrulduğunu açıkça göstermiştir. AK Parti ve Cumhur İttifakı artık bütçe bile yapamaz hale gelmiştir. Yapılması gereken bellidir. Milletin hakemliğine başvurmak. Emanetin ehline teslimini sağlamak.

“Verin bu kardeşinize yetkiyi” dedi… ALDI YETKİYİ, GÖRDÜK ETKİYİ

CHP Sözcüsü Öztrak, Erdoğan’ın 2018 seçimlerine giderken söylediği “Siz bu kardeşinize yetkiyi verin. Ha ondan sonra bu faizle, şunla, bunla nasıl uğraşılır göreceksiniz” sözlerini hatırlatarak aradan geçen dört yılda ekonomide gelinen noktayı değerlendirdi.

“Böyle söyleyip aldı yetkiyi, şimdi millete gösterdi etkiyi” diyen Öztrak, bu dört yılda bütçeden ödenen faizin, dolar kurunun, Türkiye’nin risk priminin, benzin ve mazot fiyatlarının ve enflasyonun katlanarak arttığını belirterek, “Bugün, millete verdiği sözleri tutmayan, taahhüdünü yerine getirmeyen müflis bir siyasetçi, Cumhurbaşkanlığı koltuğunu işgal ediyor. Kibrine esir olmuş, tek başına, ülkeyi yönettiğini sanıyor” değerlendirmesinde bulundu. 

Son bir yılda, tarımda girdi fiyatlarındaki ve üretim maliyetlerindeki artışa dikkat çeken Öztrak, “Durum gerçekten felaket. Milletin ucuz meyve, sebze yemesi artık hayal oldu. Çok ciddi bir gıda ve açlık kriziyle karşı karşıyayız” ifadelerini kullandı.

Merkez Bankası’nın döviz kasasının şu anda 54 milyar dolar açık verdiğini, bankada kendisine ait tek bir sentin bile kalmadığını söyleyen Öztrak, buna karşın Hazine’nin milletten topladığı vergileri mevduat hesaplarına yığdığına dikkat çekti.

Mayıs sonu itibariyle kamunun mevduat hesaplarında 500 milyar liradan fazla para biriktiğine dikkat çeken Öztrak, hayat pahalılığı altında ezilenler için kasadaki paraya dokunmayan Hükümetin olası planı hakkında şunları söyledi: “Anlaşılan elde kalan bu bir defalık barutu, hemen seçim öncesinde atacaklar. Ondan sonra da ‘Benden sonrası tufan’ deyip, çekip gidecekler.”

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair yaptığı basın toplantısında şunları söyledi:

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Bu hafta gündemimizde, milletimizi ezen hayat pahalılığı, giderek ağırlaşan gıda krizi, artan açlık, ev sahipleriyle kiracıları birbirine düşüren konut ve barınma krizi ve yurttaşlarımızı bölüp parçalayarak ayakta kalmaya çalışan kifayetsiz saray rejiminin sebep olduğu yönetim krizi vardı.

“BİZE KATILIN” ÇAĞRIMIZ KARŞILIK BULDU

Genel Başkanımız, Parti Meclisi ve Disiplin Kurulu üyelerimizle, geçtiğimiz hafta İzmir’de çok yoğun bir çalışma gerçekleştirdi. Gençlerle beraber oldu. Çiftçilerimizi dinledi.  Kanaat önderleriyle bir araya geldi. İş insanlarımızla toplandı. Rumeli ve Balkan Dernekleriyle buluştu. “Kaybedilmiş topraklarımızın aziz hatıralarıyla” kucaklaştı. Şunu büyük bir mutlulukla gördük ki, Sayın Genel Başkanımızın “bize katılın” çağrısı, milletimizin gönlünde büyük bir karşılık bulmuş. Milletimiz hep bir ağızdan, “Geliyor gelmekte olan” diye haykırıyor. Cumhuriyet Halk Partisi başta olmak üzere, Millet Masasının etrafında, bir araya gelen altı parti, gümbür gümbür iktidara geliyor. Milletin derdine derman olmak için geliyor. Pahalılığı, yoksulluğu bitirmek için geliyor. Adalet, özgürlük ve demokrasinin teminatı, millet iradesinin tecelligâhı Gazi Meclisimizi, milletin geleceğinde yeniden söz sahibi yapmak için geliyor. Artık söz tek bir kişinin değil; yeniden milletin oluyor. Biz milletimizle bir olmaya, beraber olmaya, mücadeleyi çığ gibi büyüterek, 84 milyona umut olmaya devam edeceğiz.

SİYASETÇİ VERESİYE ÇALIŞIR, SERMAYESİ İTİBARIDIR

Siyasetçi söz verir, milletten oy ister. Verdiği sözlerin karşılığını da sandıkta alır. Vaatlerini ise sandıktan sonra yerine getirmeye uğraşır. Yani siyasetçi peşin değil, veresiye çalışır. Veresiye çalışan siyasetçinin en büyük sermayesi de itibarıdır. İtibar da, millete verilen sözlerin tutulmasıyla kazanılır. 2011 seçimlerine giderken Erdoğan milletimize, 2023 için pek çok söz verdi. Yetmedi, bunları devletin Kalkınma Planına da yazdırdı. Millete taahhüdünü TBMM’de resmileştirdi. Önce, “Türkiye’yi,  dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri yapacağım” dedi. Sonuç ne oldu? 1990’da girdiğimiz en büyük 20 ekonomi arasında, artık yokuz. 2023’e bir kala, Erdoğan Türkiye’yi 23. sıraya düşürdü. Erdoğan 2023 için milletimize başka taahhütler de vermişti. “Milli gelirimizi, 2 trilyon dolara çıkaracağım” dedi. Ama bunun yarısını bile gerçekleştiremedi. 2023’e bir yıl kaldı, milli gelirimiz 800 milyar doların altına düştü, 794 milyar dolar oldu. Kişi başına düşen gelir, 2023 yılında 25 bin dolar olacaktı,  öyle vaat etmişti.

SARAY’IN BAKANI İTİRAF ETTİ: TÜRKİYE FAKİR BİR ÜLKEDİR

Ama kendi atadığı Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı, “Türkiye fert başına 8 bin 500 dolarla, fakir bir ülkedir”  diyerek, Saray ve şürekâsının ülkeyi içine düşürdüğü durumu, TBMM’de itiraf etti. Evet, Saray millete verdiği sözleri tutmadı. 20 yılın sonunda ülkeyi getirdiği yer fakirlik, fukaralık. Hep söylüyoruz: Gerçeklerin er ya da geç, ortaya çıkmak gibi güzel bir huyu var. Artık yaşamın gerçekleri karşında, AK Partililer bile dayanamıyor. “Kral çıplak!” diye bağırıyor.

ALDI YETKİYİ, GÖSTERDİ ETKİYİ

Erdoğan bundan dört yıl önce 19 Haziran 2018’de, milletimizin huzuruna çıkıp başka sözler de verdi: “24’ünde siz bu kardeşinize yetkiyi verin. Ha ondan sonra bu faizle, şunla, bunla nasıl uğraşılır göreceksiniz” dedi. Dört yıl önce böyle söyleyip aldı yetkiyi, şimdi millete gösterdi etkiyi… Erdoğan bu sözleri söylediğinde, iki yıllık tahvil faizi yüzde 19’du. Şimdi yüzde 24. Bir yılda bütçeden ödenen faiz, 2018’de 62 milyar 419 milyon liraydı. Bugün son 12 ayda bütçeden ödenen faiz, 221 milyar 280 milyon lira. Bütçedeki faiz harcamaları, dört yılda dörde katlandı. “Faiz sebep, enflasyon netice” safsatasıyla, millet pahalılığa ezdirildi; faiz lobileri abat etti. 19 Haziran 2018’de, Türkiye’nin borç ödeme risk primi 290’dı. Bugün 820. Yine dört yıl önce Erdoğan yetki istediğinde, dolar kuru 4 lira 71 kuruştu. Bugün 17 lira 33 kuruş. 1 litre benzin o gün 6 lira 29 kuruştu. Bugün 27 lira 63 kuruş. 1 litre mazot o gün 5 lira 75 kuruştu. Bugün 30 lira 10 kuruş. O gün 12 kiloluk ev tüpü 92 liraydı. Bugün aynı ev tüpü 335 lira oldu. Erdoğan’ın memleketi Rize’de, ekmeğin fiyatı o gün 1,5 liraydı. Bugün ekmek 5 lira oldu. Enflasyon yüzde 12 idi. Bugün oldu yüzde 74. O da TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla…

KİBRİNE ESİR OLMUŞ, ÜLKEYİ YÖNETTİĞİNİ SANIYOR

Bugün, millete verdiği sözleri tutmayan, taahhüdünü yerine getirmeyen müflis bir siyasetçi, Cumhurbaşkanlığı koltuğunu işgal ediyor. Kibrine esir olmuş, tek başına, ülkeyi yönettiğini sanıyor. 

HERKESİ HER ZAMAN KANDIRAMAZSINIZ

Teşhisi doğru koyamazsanız, doğru tedavi uygulayamazsınız. Türkiye’yi uçuracak denen ucube saray rejimi sebeptir. Hayat pahalılığı ve yoksullaşma ise sonuçtur. O nedenle de işe önce bu ucube rejimin sandıkta tasfiyesiyle başlamak gerekir. Eski Amerikan başkanlarından Abraham Lincoln’ün güzel bir sözü var: “Bazı insanları, her zaman kandırabilirsiniz. Herkesi, bazen kandırabilirsiniz. Ama herkesi, her zaman kandıramazsınız.” Milletimiz, Erdoğan’ın ağzından çıkan sözlerin, millete verdiği taahhütlerin doğru olmadığını yaşayarak görmüştür. Sarayın yandaşları, beslemeleri, oligarkları, beşli çeteleri, her gün biraz daha semirirken, milletimiz günden güne fakirleşmiştir. Her gün bir başka sıkıntıyla, boğuşmak zorunda kalmıştır.

BIRAKTIK EV SAHİBİ OLMAYI, MİLLET KİRASINI ÖDEYEMİYOR

“Yabancılara ev satacağız, dolarları alacağız” dediler. Üstüne bir de Türk vatandaşlığını hediye ettiler, ülkede millete kalacak ev bırakmadılar. Şu anda milletimiz çok ciddi bir konut kriziyle boğuşuyor. Milletimiz bıraktık ev sahibi olmayı, artık oturduğu evin kirasını ödeyemiyor. Son bir yılda kiralar, İstanbul’da yüzde 140, Ankara’da yüzde 134, Mersin’de yüzde 146, Antalya’da yüzde 329 zam gördü. Kiracılar perişan. Ev sahipleri ile kiracıları birbirlerine düşman ettiler. Sonra hadi bakalım pansuman, hadi bakalım aspirin tedavisi. Kiralara geçici narh koydular. Bu tabi ki kalıcı bir çare değil. Ama iş Suriyelilere, İdlib’de 1 milyon ev yapmaya gelince, başta atanmış İçişleri Bakanı olmak üzere, tüm Saray şürekâsı seferber oldu.

YANDAŞLARIN ÖDEYECEĞİ 1,2 MİLYAR AVROLUK KİRAYA FAİZSİZ BİR YIL ERTELEME

Yandaşa gelince de, çare hiç bir zaman tükenmiyor. Sarayın kibirlisi, pandemi, ekonomik kriz, mücbir sebep dinlemeden, Dolarla Avroyla verdiği garantileri, bütçeden sektirmeden kuruşu kuruşuna yandaşlarına ödedi. Ödemeye de devam ediyor. Ama İstanbul Havalimanı’nı işleten yandaşların, 1 milyar 195 bin Avro devlete ödemeleri gereken kira bedelini, devlete ödenecek kirayı, milletin kesesinden 20 yıl sonraya faizsiz öteliyor. Peki, millet kendi ev sahibine çıkıp, kiramı bir yıl ertele diyebiliyor mu? Ne gezer… Dediği anda kendini kapının önünde buluyor. Millete veriyorlar talkımı, yandaşa yediriyorlar salkımı. Saray ele ve yandaşlarına hizmette sınır tanımıyor. Ele ve yandaşlarına son derece müşfik, ama milletimize alabildiğine nobran.

KKM’NİN MALİYETİ KUR ARTTIKÇA KATLANIYOR

Geçtiğimiz Aralık ayında Nebati Bakan çıktı: “Kur Korumalı Mevduat nedeniyle, Hazine’den tek kuruş çıkmayacak” diye millete söz verdi. Bu yılın ilk beş ayında, bütçeden bir avuç mevduat sahibine ödenen, 21 milyar 100 milyon lira. Bunun arkası da gelecek. Bir de ayrıca bu Kur Korumalı Mevduat kapsamında, Merkez Bankasının kasasından çıkan paralarda var. Bunlarla ilgili henüz herhangi bir açıklama yok. Yetmez tek kalemde tahsilinden vazgeçtikleri, ama sözünü bile etmedikleri, zengin mudilerin Hazineye ödeyeceği, 10 milyar 200 milyonluk birde vergi var. Sözün kısası, KKM’nin bütçeye maliyeti daha yılın yarısına gelmeden, 31 milyar lirayı aştı. Döviz kurları aldı başını gidiyor. KKM’ın maliyeti sene sonuna yaklaştıkça her gün biraz daha katlanıyor.

MİLLETİN GÖZLERİNİN İÇİNE BAKARAK DALGA GEÇİYORLAR

Ama Nebati bakan şimdi çıkmış: “Spekülasyonların aksine, KKM’nin bütçeye maliyeti sınırlı” diyerek, milletin gözlerinin içine baka baka milletle alay ediyor. Sayın Bakan, 31 milyar lira az bir para mı? Peki, bu yılın ilk beş ayında, 2 milyon 300 bin çiftçi ailesine ne kadar destek verdiler? 19 milyar 900 milyon lira. Bir avuç mevduat sahibine 31 milyar lira, milyonlarca çiftçi ailesine 19 milyar 900 milyon lira. Bunlarda izan da, insaf da kalmış.

ZENGİNİ DAHA ZANGİN ETTİLER, ÇİFTÇİYİ FUKARALAŞTIRDILAR

Ekonomide alınan her karar, yapılan her tercih, aynı zamanda bir şeylerden vazgeçiştir. Erdoğan ve şürekâsı zengini daha zengin ederken, çiftçimizi fukaralaştırmıştır. Bu, gayet bilinçli bir tercihtir. Şu yaz gününde pazar tezgâhlarına, market raflarına yaklaşılamıyorsa, millet evinde tenceresini doldurup kaynatamıyorsa, sebebi işte bu ekonomik tercihlerde aranmalıdır. Çiftçilerimizin maliyetleri ortada. Geçtiğimiz yıl mazotun litresi 7 lira 31 kuruştu. Bugün 30 lira 10 kuruş. Mazot 30 lirayı geçti. Son bir yılda mazota yapılan zam yüzde 312. Yine son bir yılda, üre gübresi yüzde 253, DAP gübresi yüzde 167 zam gördü. Aynı dönemde, besi yemi yüzde 128, süt yemi yüzde 132 zamlandı. Soruyoruz çiftçi bu girdi maliyetleriyle nasıl ayakta kalacak? TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla dahi, tarımsal girdi maliyetleri son bir yılda yüzde 117 artmış. Yine TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla, son bir yılda tarımda üretici fiyatları yüzde 155 artmış. Sebze, meyve, tahıl ve pirinç gibi, tek yıllık bitkisel ürünlerdeki fiyat artışı ise yüzde 190.

CİDDİ BİR GIDA KRİZİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ

Bunlar da ürün daha tarladan çıkarken, ilk elde yaşanan fiyat artışları. Bunun üstüne bir de taşıma maliyetlerini, pazara gelene kadar aracılık maliyetlerini ekleyin. Durum gerçekten felaket. Milletin ucuz meyve, sebze yemesi artık hayal oldu. Çok ciddi bir gıda ve açlık kriziyle karşı karşıyayız.

SAVCILARI GÖREVE DAVET EDİYORUM, BÖYLE ZİLLET NE GÖRÜLDÜ NE DUYULDU

Genel Başkanımızın İzmir’de, çiftçilerimizle beraber olduğu toplantıda, kadın çiftçilerin feryatları yürekleri dağladı. Peki, Tarım ve Orman Bakanı bu feryatları duydu mu? Hayır. Yemedi, içmedi toplantıda dertlerini anlatan kadın çiftçilerin kişisel bilgilerini basınla paylaştı. Aba altından sopa gösterdi. Verdikleri üç kuruşluk paraları, çok marifetmiş gibi anlattı. Kişisel bilgileri paylaşmak suçtur. Ben savcıları burada göreve davet ediyorum. Böyle bir zillet ne görüldü, ne de duyuldu. Kalbi millete karşı mühürlenmiş Sarayın, kendi gibi kibirli bakanı çiftçiye hizmeti bırakmış, çiftçiyle uğraşır olmuş. Tarım ve Orman Bakanlığı olarak, siz gerçekten iş mi yapacaksınız? O zaman Tarım Kanunu’nun emrettiği destekleri, çiftçilerimize zamanında eksiksiz olarak ödeyin. Kanun emrettiği ama ödemediğiniz, çiftçiye 273 milyar lira borcunuzu hemen ödeyin. Her bir çiftçi ailesine olan, 124 bin 736 lira 27 kuruş borcunuzu hemen ödeyin.

DUYAN DA DAĞI TAŞI FABRİKAYLA DONATTIKLARINI SANIR

Ama Sarayın kibirlisi ve onun gibi kibirli şürekâsı, milleti unutmuş. Halini görmüyor. Derdini duymuyor. Millete bunlar tepeden bakıyor, milletle alay ediyor. Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı çıkmış, “Tarım tarım diye bağırıyoruz, bize getirdiği para 50 milyar dolar” diyor. Allah Allah? Bütün dünya gıda krizine çözüm arıyor, bu zat, tarım sektörünü küçümsüyor. Yetmez, güya sanayi sektörünü övüyor. Bunları gören de, Türkiye’nin dağını, taşını betonla değil de, fabrikalarla donattıklarını sanır. Hep söylüyorum; “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.” 1990’larda imalat sanayinin milli gelir içindeki payı, yüzde 22- 23’lerdeydi. Devri iktidarlarında bu pay yüzde 19’lara düşmüş. Yine bunlar işbaşına geldiklerinde, imalat sanayi ihracatı içinde, yüksek teknolojili ürünlerin payı yüzde 6,2. Bugün yüzde 3. Ben buradan sesleniyorum, bakan yardımcısı çiftçinin yakasından elini çeksin, kendi işini doğru dürüst neden yapmadıklarının hesabını versin.

TARIM VE SANAYİ BİRBİRİNİN İKAMESİ DEĞİL, TAMAMLAYICISI

Tarım ve sanayi birbirinin ikamesi değildir. Tamamlayıcısıdır. İkisi de dış ticarete açık, yani döviz kazandıran stratejik sektörlerdir, üretimdir. Rant değildir. Onun için burada olan biteni anlamıyorlar. Tüm dünya gıda güvenliği olmadan, ekonomik güvenliğin sağlanamayacağını anladı. Ama akılları ranttan başka bir şeye çalışmayan, bu liyakatsiz kadrolar bunu bir türlü anlamadı.

ÇEVRE BAKANI NEBATİ’NİN GİDİCİ OLDUĞUNU ANLADI, YERİNE OYNUYOR

Sarayda; deli bir değil ki, bağlayasın. Ölü bir değil ki ağlayasın. Millet inim inim inliyor. Ekmek zamlarından bunalan vatandaşlarımız, ucuz bayat ekmek alabilmek için, fırınların önünde kuyruklar oluşturuyor. Memlekette kiracılar ev sahiplerini vuruyor. Ama Sarayın atanmış Çevre ve Şehircilik Bakanı çıkmış, milleti ezip geçen ekonomik krize, “Muhalefetin uydurduğu sahte bir kriz” diyor. Anlaşılan bu atama bakan da, Nebati bakanın gidici olduğunu anlamış. Boşalacak koltuğa şimdiden göz kırpıyor.

TCMB KASASINDA SENT YOK, HAZİNE’NİN TOPLADIĞI VERGİLERDE 500 MİLYAR YIĞILDI

Hep diyoruz. Bunlar, Sarayın yüksek rakımlarında, kendilerinden geçiyorlar. Ama milletimiz herkesin ne yaptığını çok iyi görüyor. Kendisinin halini görmeyenlerin hesabını kesmek için, artık gün sayıyor. Milletin hesabını sormaya hazırlandığı, bir başka büyük suç daha var. Kayınpeder damat bir oldu. Merkez Bankası’nın döviz kasasını beraberce boşalttılar. Bugün döviz kasasında, Merkez Bankasına ait tek bir sent yok. Döviz kasası şu anda 54 milyar dolar açık veriyor Merkez Bankasınınki. Bu nedenle artık, ihracatçılarımızın dövizlerine zorla el koymaya başladılar. Önce 30’du, 40’tı şimdi 75’lere kadar çıktı. Bunun sonu yok. Ama diğer tarafta da ilginçtir Hazinenin milletten topladığı vergileri, mevduat hesaplarına yığıp duruyorlar. Mayıs sonu itibariyle kamunun mevduat hesaplarında, 500 milyar liradan fazla para var.

TEK SEFERLİK BARUTU SEÇİM ÖNCESİNDE ATACAKLAR

Asgari ücretli, memur, işçi, emekli, dul yetim zam bekliyor. Enflasyon ve hayat pahalılığı altında ezilmişler. Bunlar bu paraya dokunmuyorlar. Daha doğrusu dokunamıyorlar. Ülke “faiz sebep, enflasyon netice” safsatasıyla yönetildiği için, artık kimse, bu yönetimin enflasyonu düşüreceğine inanç kalmadı. Kendileri de bu durumun farkında. Diyorlar ki şimdi, memura, emekliye, asgari ücretliye şimdi bu paraları verirsek, “Millet döviz kıtlığında, dövize saldıracak.” Çok yüksek devalüasyonlar olacak diye korkuyorlar. Ama bu arada yandaş müteahhitlere ve kur korumalı mevduat sahiplerine ödemede hiç kusur etmiyorlar. Anlaşılan elde kalan bu bir defalık barutu, hemen seçim öncesinde atacaklar. Ondan sonra da “Benden sonrası tufan” deyip, çekip gidecekler.

“GÖSTERİRİM, VERMEM” DEDİ, 3 KURUŞ SWAP İÇİN VERDİ

İnsan omurgası 33 kemikten oluşur. Omurga iskeletin temel kolonudur. Vücudun taşıyıcısıdır. Omurga kırılırsa tedavisi yoktur. Siyasetçinin omurgası ise ilkeleri ve inançlarıdır. Fikri tutarlılık ve doğruluk, siyasetçinin fikri omurgasıdır. Sözünün eri bir siyasetçinin fikri neyse, zikri de odur. “Siyasi şahsiyetlerin geçmişi, sözlerine kefil olmalıdır. Sözleri ileride kendilerinden davacı olmamalıdır” diyor rahmetli bir siyasetçi. Bu hafta Çarşamba günü, Suudi Arabistan’ın Veliaht prensi, Türkiye’ye gelecekmiş. Cumhurbaşkanı koltuğunda oturan AK Parti Genel Başkanı da, kendisini sarayda kabul edecekmiş. Çinli filozof Konfüçyüs; “Sözlerinizin yumuşak ve tatlı olmasına çalışın. Gün gelir, yemek durumunda kalabilirsiniz” diye, boşuna dememiş.  Suudi Gazeteci Cemal Kaşıkçı, İstanbul’da Türkiye Cumhuriyeti topraklarında katledildikten sonra, kendisini kim şehit ilan etti? Erdoğan… “Veliaht Prens dedi ki, ‘Cemal Kaşıkçı başkonsolosluktan çıktı.’ Ya Cemal Kaşıkçı çocuk mu? Dışarıda nişanlısı var. Onu alıp ayrılmaz mıydı? Bunlar dünyayı enayi zannediyor. İnsanları enayi zannediyor. Bu millet enayi değil. Hesabı sormasını bilir” diye, millete ahkâm kesen kimdi? Tabi Erdoğan’dı… “Suudi Arabistan belgeleri dinlemek istedi. Ama bir de almak istedi. Ya kusura bakmayın o kadar da değil. Dinletiriz, gösteririz, ama vermeyiz. Ha verelim de bunları ondan sonra yok mu edeceksiniz” deyip, millete caka satan kimdi? Yine Erdoğan’dı… Yandaş basınlarında bu Veliaht Prens için, “Seri katil” diye yazdıran kimdi? Tabi ki saraydı. Ama sonra da vermem dediği dosyayı Suudilere 3-5 kuruş SWAP anlaşması karşılığında veren kimdi? Ardından tükürdüğünü bir güzel yalayıp, koşa koşa Suudi Arabistan’a giden kimdi? Erdoğan’dı…

ŞİMDİ VELİAHTI SARAYINDA AĞIRLAMAYA HAZIRLANIYOR

Bu arada dün, dosyanın Suudi Arabistan’a gönderilmesine muhalefet şerhi koyan, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı’nın da, İstanbul’dan sürüldüğünü öğrendik. Bu hukuk insanı yapılan haksızlık karşısında, görevi bırakma kararı almış. Yine Gezi davasına muhalefet şerhi koyan Hâkimin de, görev yeri değiştirilmiş. Şimdi bu yaptıklarını milletimizin görmediğini, anlamadığını mı, sanıyorlar. Sarayın Kibirlisi, etmedik laf bırakmadığı veliaht prensi, şimdi sarayında ağırlamaya hazırlanıyor. Milletimize yaşattığı zilletlere bir yenisini ekliyor. Peki, bu durumda kim enayi oldu? Kim enayi yerine kondu? Bu soruyu 84 milyonun her bir ferdine soruyoruz. Ama şundan da eminiz. Milletimiz feraset sahibidir. Kendisine zillet üzerine zillet yaşatan bu ikiyüzlülerden, dönmekten başı dönen saray ve şürekâsından, yaptıklarının hesabını sandıkta mutlaka soracaktır.

BU ÜLKEDE KORKU DUVARLARLARI YIKILDI

Zalimin zulmü artıyorsa, zevali de yakındır demişler. Saray rejiminin de zevali yaklaştıkça, zulmü artıyor. Seçim öncesinde milletin sesini, soluğunu kesmek için, hazırlıklarını hızlandırdılar. Sosyal medyada, Sarayın hoşuna gitmeyen paylaşımlara, 1 yıl ile 3 yıl arasında hapis cezası getiriyorlar. Teklifin komisyon görüşmelerinde, Yargıtay’ın da görüşüne başvurulmuş. Yargıtay 8. Daire Üyesi Hâkim İhsan Baştürk, “Ceza hukuku açısından, suçlu ve cezada belirlilik ilkesi gereğince”, bu yasa teklifi sakıncalı demiş. Vay efendim sen misin bunu söyleyen, AK Partili ve MHP’li üyeler Komisyonda, Yargıtay Hâkimine demediklerini bırakmamışlar. Çünkü maksat farklı. Ama hala şunun farkında değiller. Bu ülkede artık korku duvarları çoktan yıkıldı. AK Partililiği sorgulanmayacak insanlar bile, “Kral çıplak” diye bağırmaya başladı. Şimdiden söyleyelim. Teklif bu haliyle yasalaşırsa, biz Anayasadan doğan yetkilerimizi kullanıp, bu yasanın iptali için Anayasa mahkemesine dava açacağız.

İKİ ADAY DEĞİL İKİ ANLAYIŞ YARIŞACAK

Hiç kuşku yok. Önümüzdeki seçim Türkiye Cumhuriyetinin en önemli seçimidir. Bu seçimde iki aday değil, iki anlayış yarışacaktır. Bir tarafta otoriter, baskıcı bir yönetim anlayışı. Diğer tarafta demokratik, özgürlükçü bir yönetim anlayışı. Bir tarafta ucube bir tek adam rejimi. Diğer tarafta çoğulcu demokratik, parlamenter bir yönetim. Bir tarafta millete yukarıdan bakan, kibirli bir zihniyet, diğer tarafta milleti kucaklayan, mütevazı bir anlayış. Bir tarafta sözlerini tutmayanlar, millete taahhütlerini yerine getirmeyenler, diğer tarafta da sözünün eri olan, millete doğruları söyleyenler.

BİZE KATILIN

Biz milletimize çağrımızı bir kez daha tekrarlıyoruz: “Ülkede hak, hukuk, adalet” diyorsanız, bize katılın. “Sofrada Halil İbrahim bereketi olsun” diyorsanız, bize katılın. “Hiçbir çocuk yatağa aç girmesin” diyorsanız, bize katılın. “Bu ülke ilk 10 ekonomi arasına girsin” diyorsanız, bize katılın. “Gençlerimizin işi, gücü olsun, ülkemizden ayrılmasın” diyorsanız, bize katılın. “Çiftçi tarlasını ekip, biçsin, kazansın” diyorsanız, bize katılın. “İş insanları rahat yatırım yapsın” diyorsanız, bize katılın. “Hak eden, hak ettiğini alsın. Siyasi kayırmacılık son bulsun” diyorsanız, bize katılın. “Tüyü bitmedik yetimin hakkı yenmesin” diyorsanız, bize katılın. “Suriyeliler davul ve zurnayla evlerine dönsün” diyorsanız, bize katılın. “Milletimizin kanıyla kurulmuş bu devletin vatandaşlığı, dolarla, avroyla satılmasın” diyorsanız, bize katılın. “Bu ülkenin taşı, toprağı, deresi, denizi talan edilmesin” diyorsanız, bize katılın.

Bize katılın. Hep beraber kucaklaşıp, helalleşelim. Bu ülkenin aydınlık geleceğini birlikte inşa edelim. Bu topraklarda kula kulluğu bitirelim. Kul hakkı yiyenlerden de hesabını soralım. Çağrımız size, çağrımız milletimize, katılın bize…

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

Soru- Ahmet Türk, Mardin il kongresinde DBP’li Salihe Aydeniz polise tokat atmasıyla ilgili, polise tokat atılmaz değerlendirmenize tepki gösterdi. “Peki bunlara nasıl güveneceğiz, bunlarla nasıl yol yürüyeceğiz” ifadesini kullandı. Sizin bu sözlere bir cevabınız olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Tabi olayın öncesini biz bilmiyoruz orada yoktuk. Orada milletvekiline karşı provokasyon varsa o da kabul edilemez. Ama tekrarlıyoruz, ne olursa olsun bir milletvekili polise tokat, yumruk atamaz. Milletvekili sakin olmak zorundadır, itidalli olmak zorundadır. Polise tokat, yumruk atmak kabul edilemez. Biz burada duruyoruz.

Soru- DBP’li Salihe Aydeniz’in dokunulmazlık dosyasının bu hafta karma komisyonunda görüşülmesi bekleniyor. AK Parti ve MHP Aydeniz’in dokunulmazlığı kaldırılmalı diyor. CHP’nin bu konudaki tutumu ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Ne zamandan beri dokunulmazlık dosyasıyla ilgili grup kararı alınıyormuş? Daha dosya komisyona gelmemiş. Arkadaşlarımız dosyanın kapağını açıp içinde ne var ne yok görmemişler. Şimdi eğer bu konuda grup kararı almakta mümkün değilse hukuka saygılı bir parti olarak milletvekillerimiz dosyayı gördükten sonra kendi kanaatlerine uygun şekilde kararlarını vereceklerdir.

Soru- Ankara’da bir işyeri açılışında işyeri tabelası kaldırılmak istenirken DEVA Partili Yeneroğlu ile bir polis arasında sözlü tartışma yaşandı, hakaretler edildi. Emniyetten yapılan açıklamada bu polis memuruna uyarıda bulunulduğu, Yeneroğlu hakkında ise suç duyurusu yapılacağı ifade edildi. Bu yaşananlar hakkında sizin bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Önce de söyledim, bir polisin milletin seçtiği vekile saygısızca davranması, hakaret etmesi hiçbir şekilde kabul edilemez. Milletin seçtiği vekillere saygısızca davranan polis milletin kendisine neler yapmaz. Şimdi bu polis memurunu uyardık diyerek kimse bu işten sıyrılmaya kalkmasın. Bunu yaparlarsa bu işi yapma talimatını onların verdiği anlaşılır. O polisi derhal görevden alın, gereğini yapın, istediğiniz gibi karar vermeyen hakimi sürmeyi biliyorsanız milletin vekiline hakaret eden polisi sadece uyarmakla yetinemezsiniz.

Soru- CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun kendini Dışişleri Bakanı ilan edip SİHA üretimini durdurduğunu yazan bir paylaşımı alıntılamasına tepki geldi. Son olarak AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’te “SİHA’ya karşı çıkanlar terör örgütleridir” dedi. Sizin bu açıklamalara ilişkin bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bir kere her şeyden önce şunu söyleyeyim, ülkemizin içinde bulunduğu coğrafyada Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz savunma sanayimizin çok güçlü olması gerektiğine inanıyoruz. Bunu da öteden beri tekrarlayarak söylüyoruz. Kimsenin tereddüdü olmasın ki biz de iktidara geldiğimizde savunma sanayimizi çok daha fazla destekleyeceğiz, çok daha fazla teşvik vereceğiz. Ama kimse birilerinin trollerinin yazdıkları üzerinden siyaset yapmamızı beklemesin. Biz bunu yapmayacağız.

MODEL HAK GETİRE

CHP Sözcüsü Öztrak, Hükümetin cari fazla vererek enflasyonu düşürme projesine rağmen cari açığın arttığına dikkat çekerek, “Geçen yılın ilk dört ayında 9 milyar dolar cari açık verilirken, bu yılın aynı döneminde verilen cari açık 21 milyar dolar. Geçtiğimiz yılın tam 2,5 katı. Hani cari açık düşecekti? Bu yılın tamamı için öngörülen cari açık ilk dört ayda aşıldı. Model falan hak getire” dedi.

Saray Hükümetinin milletten koptuğunu belirten Öztrak, “Milletin açlıkla boğuştuğunu söylediğimizde, Saray şürekasından biri çıkıyor, ‘Aç kalmak sünnet’ diyor. Millet için aç kalmak sünnet, Saray şürekaları için zencefilli somonlu suşiler, kornişona sarılı dana rozbifler, bunları mide de yumuşatmak için, liçi meyvesi eşliğinde efululiler, chia tohumu eşliğinde ejder meyveli smoothiler farz” diye konuştu.

Enflasyonla mücadele görevini önce “küresel barışa” bağlayan Hükümetin şimdi enflasyonun ancak gelecek seneye baz etkisiyle düşeceğini söylemeye başladığına dikkat çeken Öztrak, “Eğer enflasyon küresel barış sayesinde, o da olmazsa baz etkisiyle düşecekse, siz o koltuklarda neden oturuyorsunuz?” diye sordu.

Hükümetin yerli üretim tank vaadi gibi elektrikli traktör vaadinin de sonuçsuz kaldığını söyleyen Öztrak, “Traktör dediler, traktör yok. Tank dediler, tank yok. ‘Tank yapılacak, 10 bin kişilik istihdam sağlanacak’ deyip, Karasu’da yer tahsis ettiğiniz, Katar Emiriyle birlikte temelini attığınız fabrika şimdi sökülüyor, sizden tık yok. Bir zahmet, bu rezaletlerin sebebini de milletimize bir açıklayıverin” ifadelerini kullandı.

Herkes gibi atama İçişleri Bakanı’nın da milletin Erdoğan’ı emekli edeceğini gördüğünü kaydeden Öztrak, “Atama İçişleri Bakanına tavsiyem, gaza gelip kendisini parti lideri gibi görmesin, mafya mensuplarıyla, uluslararası dolandırıcılarla verdiği pozlar orada duruyor. Sarayın karşısında gerdan kırmasın. Memur olduğunu unutmasın. Siyaseti bıraksın, boyundan büyük işlere kalkışmasın, işini yapsın” dedi.

İstanbul’da bir milletvekilinin polise yumruk attığı görüntüleri de değerlendiren Öztrak, “Polislerimiz kamu görevlisidir. Kendilerine verilen emre göre hareket ederler. Bir sorun varsa, sorun görev yapan poliste değil, ona emir verenlerdedir. Milletvekili ya da herhangi biri, kimsenin polisimize yumruk atması kabul edilemez” diye konuştu.

Türkiye’nin terörle mücadele konusundaki taleplerinin haklılığının altını çizen, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelik müzakeresi sürecinde bu konunun masada olması gerektiğini vurgulayan Öztrak, “Bu ay içerisinde Madrid’de NATO zirvesi yapılacak. Bu zirvede NATO, önümüzdeki on yılda karşılaşacağı güvenlik sorunlarını tanımlayacak, bir de bunlarla mücadele stratejisini belirleyecek. Buradan çıkacak Stratejik Konsept belgesinde, üye ülkeler arasında teröre karşı işbirliği mekanizmalarının, ülkemizin güvenlik endişelerini giderecek biçimde yer alması mutlaka sağlanmalıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Altılı Masa’nın Kamu Reformu Komisyonu’nun bugün yaptığı açıklama hakkında da değerlendirmelerde bulunan Öztrak, “Komisyonumuz, altılı masada yer alan her partiden, geçmişte önemli görevlerde bulunmuş isimlerden oluşuyor. Sadece komisyonumuzda değil, partilerimizin bünyesinde de çok kıymetli ekonomistler, akademisyenler daha önce ülkenin yaşadığı krizlerden en az hasarla çıkmasını, ardından hızla ayağa kalkmasını sağlayan isimler var. Gerçekten şu an Saray’ın ekonomi yönetimi diye milletimizin önüne koyduğu isimlere bakınca ne kalite ne de kalibre olarak karşılaştırılması, aynı terazinin kefelerinde tartılması mümkün olmayan çok ciddi bir birikim ve tecrübeye sahip, yetkin bir kadroyla milletimizin ufkunu açamaya, aydınlatmaya, düze çıkartmaya kararlıyız” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Hafta sonu, yüreğimiz Irak’ın Kuzeyinden gelen şehit haberleriyle dağlandı. Hain terör örgütüyle mücadele eden dört Mehmetçiğimiz şehit oldu. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, acılı yakınlarına ve milletimize sabır diliyorum. Yine hafta sonunda, Ankara’da bir sel felaketi yaşadık. Bu felakette 3 yurttaşımız yaşamını yitirdi. Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, kederli ailelerine sabır diliyoruz. Bu felakette hayatını kaybedenlerden biri de Mamak Gençlik Kolları Başkan Yardımcımız. Kardeşimiz İlkay Yiğit. Çok üzgünüz… Partimizin başı sağ olsun. Selde kaybolan bir vatandaşımız daha var. Onun da sağ salim bulunmasını diliyoruz. Ve son olarak, önceki Genel Sekreterlerimizden Tarhan Erdem’i hafta sonunda toprağa verdik. Kendisine de Allah’tan rahmet, kederli ailesine baş sağlığı diliyoruz.

ÇOCUK İŞÇİLİĞİYLE MÜCADELEDE BUNLARI YAPACAĞIZ

Dün Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü’ydü. Ülkemizde 5-17 yaş arasında 720 bin çocuk işçi var. Gerçek sayının bunun çok üstünde olduğu da biliniyor. Bu çocukların yüzde 65’i kendi ihtiyaçlarını karşılamak, ailesinin geçimine ve işine yardımcı olmak için çalışıyor. İş cinayetlerinde son 20 yılda 800’den fazla çocuğumuz hayatını kaybetmiş. Çocuk işçiliğiyle mücadele için, güçlü bir sosyal destek sistemi yanında her ne ad altında olursa olsun, çocuklarımızın ucuz işgücü olarak kullanılmasının engellenmesi için, ciddi yasal düzenlemelere ve bunların tavizsiz uygulanmasına ihtiyaç var. CHP iktidarında, başta Aile Destekleri Sigortası olmak üzere bunları eksiksiz olarak hayata geçireceğiz.

CARİ FAZLA VERECEKLERDİ CARİ AÇIK ARTIYOR, MODEL HAK GETİRE

İş ve aş, tüm vatandaşlarımız için can yakıcı bir sorun. TÜİK tarafından açıklanan son işsizlik verilerine göre; 8 milyon 107 bin vatandaşımız işsiz. Ülkemizdeki işsizlerin sayısı, dünya üzerindeki 95 ülkenin nüfusundan fazla. Makyajlı TÜİK verileriyle bile; işsizlik artıyor, hayat pahalılığı artıyor. “Cari fazla vererek enflasyonu düşüreceğiz” diyorlar. Cari açık artıyor. Geçen yılın ilk dört ayında 9 milyar dolar cari açık verilirken, bu yılın aynı döneminde verilen cari açık 21 milyar dolar. Geçtiğimiz yılın tam 2,5 katı. Hani cari açık düşecekti? Bu yılın tamamı için öngörülen cari açık ilk dört ayda aşıldı. Model falan hak getire. Hükümet artık, normal kanallardan cari açığı finanse etmekte de zorlanıyor. Bu dönemde cari açık, büyük oranda net hata ve noksan kaleminden gelen kaynağı belirsiz 11 milyar 751 milyon dolar ve 4,5 milyar dolar rezerv kullanılarak finanse edilmiş. Döviz olmayınca, kurda alıp başını gidiyor. 441 milyar doları geçen brüt dış borcun faturası, yandaşlara verilen dövizle garantili projelerin maliyeti, Kur Korumalı Mevduattan milletimizin sırtına binen yük, gün geçtikçe ağırlaşıyor. Saray’ın kerameti kendinden menkul “Faiz sebep, enflasyon sonuç” safsatasının peşinde, milletimizin sofrasındaki ekmek her geçen gün küçülüyor.

TABELA FAİZİ DÜŞTÜ, PİYASA FAİZİ VE ENFLASYON ARTTI

Erdoğan geçtiğimiz Ağustos ayında; faizde düşüşe geçeceklerini, böylece enflasyonun da düşeceğini söylemişti. Ardından Eylül’de Merkez Bankası’nın tabelaya yazdığı faizi talimatla düşürttü. Ondan sonra da devam etti. Bu akıl ve bilimden mahrum politikalar sonucunda, vatandaşın bankada kredi çekerken muhatap olduğu piyasa faizi, devletin borçlanırken muhatap olduğu tahvil faizi hızla arttı. Devletin geçen yıl Eylül ayından sonra ödediği faiz, önceki sekiz ayda ödediğine göre yüzde 22 arttı, 156 milyar 661 milyon lira faiz ödendi. Borçlanma maliyetlerimizin önemli bir unsuru olan, ekonomiye duyulan güveni gösteren,  Türkiye’nin Kredi Temerrüt Riski Primi 800 puanın üstüne fırladı. Dünyada kendi ligimizde rekor kırdık. Aynı dönemde paramız, dünyada en fazla değer yitiren paralardan biri oldu. Enflasyon hızı dörde katlandı, tüketici enflasyonunda dünyada ilk beşe girdik, üretici enflasyonunda dünya birincisiyiz. Hayat pahalılığı milletimizi perişan etti.

ENFLASYON SARAYA DEĞİL, MİLLETİMİZE VAR

Sonunda Nebati Bakan çıktı, bunu “Bile isteye” yaptıklarını itiraf ediverdi. Aralık ayında, “Ekonomide başlattıkları yeni dönemin meyvelerini altı ay içinde yemeye başlayacaklarını” söyleyen Erdoğan, bir defa daha millete taahhüdünü yerine getiremedi. Milletimizi hayat pahalılığına ezdirdi. Bugün MYK toplantımızda ele aldığımız konuların başında bu vardı. Milletimizi ezen hayat pahalılığı vardı. Bunları, biz konuşuyoruz. Saraya göre ülkede “enflasyon” yok. Çünkü, Saray’ın, üç-beş maaşlı Saray yanaşmalarının enflasyon derdi yok. Saray’ın etrafında kümelenmiş, dolarla avroyla aldıkları garantileri cebe indiren, yandaş müteahhitlerin, faiz lobilerinin, dolar baronlarının hayat pahalılığı gibi bir dertleri yok. Hayat pahalılığı, enflasyon, onların değil; asgari ücretle geçinenlerin, dar ve sabit gelirlilerin sorunu… Evine ekmek götürebilmek için “Yol parası vermeyeyim” diyerek, her gün kilometrelerce yürüyen emekçilerin sorunu… Çocuğunun altına bez alamayıp plastik poşet bağlayanların sorunu… Tayin döneminde, eline doğru düzgün tayin parası verilmeyen, dağ gibi taşınma masrafını nasıl karşılayacağını düşünen, mobbing altında ezilen, intihar haberlerinin başı sonu gelmeyen polislerimizin sorunu… Sorun, artık kuruşla değil lirayla artan benzin-mazot fiyatına yetişemeyen, bayramda anasının babasının elini öpmeye gitmek için otobüs parası bulamayan vatandaşlarımızın sorunu… Sorun, bayramda torununa harçlık veremeyen emeklilerimizin sorunu… Hazine nakit gerçekleşmeleri daha yeni açıklandı. Bu açıklanan rakamlara göre hazinenin kasasında 82 milyar 400 milyon lira duruyor. Ama vatandaşa para yok.

MİLLETE AÇLIK SÜNNET, BUNLARA SOMONLU SUŞİ FARZ

Bunlar milleti unutmuşlar, milletten kopmuşlar. Bugün Erdoğan çıkmış, “Geçim zorluğu arttı, refah azaldı, ama olsun siz bardağın dolu tarafına bakın” diye akıl veriyor. E tabi saray böyle söylerse şürekası da kendisini aratmıyor. “Millet açlıkla boğuşuyor” dediğimizde, şürekanın biri çıkıyor, “Aç kalmak sünnettir” diyor. Millet için aç kalmak sünnet, Saray şürekaları için zencefilli somonlu suşiler, kornişona sarılı dana rozbifler, bunları mide de yumuşatmak için, liçi meyvesi eşliğinde efululiler, chia tohumu eşliğinde ejder meyveli smoothiler farz. “Milleti kuru ekmeğe muhtaç ettiniz” dediğimizde, bir başka Saray şürekası çıkıyor, “Kuru ekmek buluyorlarsa aç değiller” diye laf yetiştiriyor. “Karpuz dilimle satılır oldu, insaf” dediğimizde, bu kez AK Parti’nin bir örgüt yöneticisi çıkıyor, “Almasınlar, bahçelerinde yetiştirsinler” diyor. En son milletimizi, ucuz şeker kuyruğunda birbirini ezer hale getirdiler. Sonra da çıktılar, “Çayı da şekersiz içiversinler” diye akıl verdiler.

MİLLETİMİZ SORUMLUNUN KİM OLDUĞUNU BİLİYOR, YEDİĞİ AYAZI UNUTMUYOR

Geçenlerde Van’da il başkanları, esnafı dolaşmaya çıkıyor. Genç bir esnaf lafı hiç dolandırmadan onun yüzüne, “Perişanız ve bunun sorumlusu sizsiniz” diyor. İl başkanı önce esnafı azarlamaya kalkıyor, sonra bakıyor pabuç pahalı, elini sıvazlayıp akıl veriyor. Esnaf bir kere daha tekrarlıyor: “Geçen sene 20 liraya aldığım terliği, şimdi 70 liraya alıyorum. Sorumlusu sizsiniz.” Gaziantep’te de il başkanı esnaf geziyor, orada da bir vatandaş “Hakkımı helal etmiyorum, etmiyorum, etmiyorum” diye feryat ediyor. Vatandaşın içine çıkacak halleri kalmadı. Onlar milletin halini bilmese de, görmese de, millet sorumlunun kim olduğunu biliyor. Yediği ayazı unutmuyor.

MÜTHİŞ PROJE: 11 BİN KİLOMETRE ÖTEDE BUĞDAY YETİŞTİRECEĞİZ

Reisleri bunları adeta efsunlamış. Kibirleriyle kendilerinden geçmişler, akılları, izanları kalmamış. Yeni Tarım Bakanı da anlaşılan eskisini aratmayacak. Mazot fiyatları çıldırmış. Gübre fiyatı katlanmış. Tohum desen öyle, ilaç desen öyle… Çiftçimizi tarlasına gidemez hale getiren, toprağından koparan hükümetin bakanı, şimdi de “Venezuela’da buğday yetiştireceğiz” diye müjde veriyor. Sayın Bakan, bu ülkede toprak mı kalmadı? Neden 11 bin kilometre ötede buğday yetiştirmeye kalkıyorsunuz? Bakan bunun nedenini şöyle açıklıyor: “5 milyon sığınmacı nedeniyle artan ihtiyaç ve yine ülkemizin refah seviyesinin artması(!)”. Devri iktidarlarında, çiftçilerimizin 2,5 Trakya büyüklüğünde araziyi ekmekten vazgeçtiğinin anlaşılan bakan farkında değil. Hükümetlerinin ödemediği destekler nedeniyle, her bir çiftçi ailesine faiz hariç 124 bin 736 lira borcu olduğunu anlaşılan bu bakana kimse söylememiş.

BU MİLLETİ YILLARCA DOYURAN TOPRAKLAR ŞİMDİ DOYURAMIYORSA SİZİN SUÇUNUZ

Refah artışına gelince… Ucube cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin düğmesine basılmasından bu yana kişi başına gelirimizin 3 bin 43 dolar azalarak, 10 bin doların altına düştüğünü belli ki Sayın Bakan duymamış. Anadolu’nun ve Trakya’nın verimli toprakları, bu milleti yıllarca doyurdu. Şimdi doyuramıyorsa bu sizin suçunuz.

ÇİFTÇİMİZ İÇİN BUNLARI YAPIN

Sarayın kibirlisine tavsiyemiz şudur: Verin vermediğiniz desteği, verin Avrupa kadar desteği. Bu ülkenin çiftçisine, Tarım Kanununun emretmesine rağmen ödemediğiniz 272 milyar TL’sini hemen ödeyin. Elektrik, mazot, gübre giderlerini düşürmek için tarımda kullanılan girdilerde vergiyi düşürün. Güneş enerjisi tarlalarını kurun, çiftçiye elektriği bedava verin. Çiftçilerimizin dağ gibi biriken borçlarının faizini silin. Kalan borcu uygun taksitlerle uzun vadeye yayın. Toprak Mahsulleri Ofisi’ne ithalat kapılarını açacağınıza, başka ülkelerin çiftçisini sevindireceğinize, bu ülkenin çiftçisinin yüzünü güldürün. Bakın bakalım bizim cefakâr çiftçimiz bu milleti de, sığınmacıları da nasıl doyuruyor. Ama sizin gözünüzde tarlanın ürünü değil, kupon arsanın rantı oldukça bunu yapamazsınız.

BİR ELEKTRİKLİ TRAKTÖR VARDI

Bu arada, üstünüze tarlanın tozu değmesin diye, prototipinin yanında, belinize kadar galoşla poz verdiğiniz, 2022 Ocak ayında da seri üretim sözü verdiğiniz, ön siparişleri alınan ama hala ortada olmayan bir elektrikli traktör var. Akıbeti sorulduğunda, bakanınızın “Benim ilgi alanım değil” dediği, bu elektrikli traktör ne oldu? “Senenin başında traktör hazır olacak” dendi, Haziran bitiyor daha hala traktörü bekliyoruz. Bak söyleyeyim bu gerçekten mazot maliyetini düşürür.

SUDAN’DA KURDUĞUNUZ ŞİRKETİ UNUTMADIK

Bir de, hükümet olarak daha önce de “Afrika’da tarım yapacağız” diye neler yaptığınızı bilin ki unutmadık. “Sudan’da 780 bin 500 hektarda bitkisel ürün üreteceğiz” diye ortalara döküldünüz. Bunun için TİGEM’e, Sudan’la ortak şirket kurdurdunuz. Şirkete tek bir personel ve bu “göz bebeği” personeli yönetsin diye, yedi tane yönetim kurulu üyesi koydunuz. Sudan tarım için toprak falan vermedi. Ama siz, kurduğunuz şirketin Yönetim Kurulu üyelerine sadece 2020 yılında huzur hakkı ve ikramiye olarak 416 bin 695 lira 74 kuruş ödediniz. Şimdi, ülkemizle arsında koca bir Atlas Okyanusu olan “Venezuela’da tarım yapacağız” diye ortalara çıtınız. Bekliyoruz bakalım bu işten de hangi saray yandaşları malı götürecek.

ENFLASYONLA MÜCADELE ŞİMDİ DE BAZ ETKİSİNE KALDI

Bunlar sadece kendilerini düşünüyorlar. Millete de ne vadettilerse yapamıyorlar. Enflasyonla mücadele görevini “küresel barışa” bağlamışlardı. Bugünde Erdoğan açıkladı, bundan da vazgeçmişler. Enflasyon ancak gelecek seneye, baz etkisiyle düşecekmiş. Eğer enflasyon küresel barış sayesinde ve o da olmazsa baz etkisiyle düşecekse siz o koltuklarda neden oturuyorsunuz?

TRAKTÖR NEREDE? TRAKTÖR YOK. TANK NEREDE? TANK YOK…

Siz ne yaparsınız? Bunların kadroları metal yorgunu… “Elektrikli traktör” dediler, traktör yok. “Tank” dediler, tank yok. “Tank yapılacak, 10 bin kişilik istihdam sağlanacak” deyip, Karasu’da yer tahsis ettiğiniz, Katar Emiriyle birlikte temelini attığınız fabrika şimdi sökülüyor, sizden tık yok. Bir zahmet, bu rezaletlerin sebebini de milletimize bir açıklayıverin.

SIĞINMACILARIN SEBEP OLDUĞU SIKINTILAR ARTIYOR

Bu arada; sığınmacı demişken, sığınmacıların sebep olduğu huzursuzluk ve asayiş sorunları, gettolaşmalar, sosyal sıkıntılar hızla artıyor. Daha iki gün önce İstanbul’un ortasında, kendisine saldıran Afgan çeteden kaçarken, 15 yaşında bir evladımıza araba çarptı, yitirdik. Atama İçişleri Bakanı da iş işten geçtikten sonra çıktı, Genel Başkanımızın da baskısıyla mahallelerde, sığınmacı oranına koydukları sınırları düşürdüklerini açıkladı.

İÇİŞLERİ BAKANI GERDAN KIRMASIN

Ama atama bakan daha önce işini yapacağına yine on parmağında on kara, Genel Başkanımıza bulaştırmaya kalkıyor. İlk seçimde millet Erdoğan’ı emekli edecek. Bunu bakanda dahil artık herkes görüyor. Atama İçişleri Bakanına tavsiyem, gaza gelip kendisini parti lideri gibi görmesin, mafya mensuplarıyla, uluslararası dolandırıcılarla verdiği pozlar orada duruyor. Sarayın karşısında gerdan kırmasın. Memur olduğunu unutmasın. Siyaseti bıraksın, boyundan büyük işlere kalkışmasın, işini yapsın.

POLİSİMİZE YUMRUK KABUL EDİLEMEZ

Diğer taraftan, İstanbul’da bir milletvekilinin polisimize yumruk attığı görüntüler kamuoyuna yansıdı. Polislerimiz kamu görevlisidir. Kendilerine verilen emre göre hareket ederler. Bir sorun varsa, sorun görev yapan poliste değil, ona emir verenlerdedir. Milletvekili ya da herhangi biri, kimsenin polisimize yumruk atması kabul edilemez.

SİYASET ÜRETME YETENEĞİ, AT BİNME YETENEĞİNİN ALTINA DÜŞTÜ

“Yalanlar doludizgin, gerçekler adım adım gider. Ama hedefe ulaşan her zaman doğrular olur” diyorlar. Siyaset üretme yeteneği vasatın, hatta at binme yeteneğinin bile altına düşen, millete artık hiçbir taahhüdünü yerine getiremeyen Saray, gemiyi iyice azıya aldı. Erdoğan iki gün önce Van’da, kendisi hükümet olmadan 20 yıl evvel, 1982 yılında kurulan üniversiteyi, kendilerinin kurduğunu iddia etti. Şimdi bunu bir defa yapsa, “Basit bir internet aramasıyla ortaya çıkıp insanı rezil edebilecek böyle acemice bir gaf bilerek yapılamaz” der, bir dil sürçmesidir deyip geçerdik. Ama millete vaatlerini yerine getiremeyen Erdoğan için, başkasının eserlerini sahiplenmek artık vakayı adiyeden oldu… Sene 2018… Isparta’da Süleyman Demirel Üniversitesi’ni kendilerinin kurduğunu iddia etti. Üniversitenin kuruluş tarihi 1992… Yani o da AK Parti’den 10 yıl önce kurulmuş. Sene 2019… “Sivas’ta bizden önce üniversite yoktu” dedi. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nin kuruluş tarihi 1974. Yani AK Parti kurulmadan neredeyse 30 yıl önce.

MÜFLİS TÜCCAR ESKİ DEFTERLERİ KARIŞTIRIR

Saray müflis bezirgân misali, neye el atsa batırıyor. Ondan sonra da eski defterleri karıştırmaya başlıyor. Önce 1970’lerde ekonomiyi batıran Dövize Çevrilebilir Mevduatın Saray sürümü, Kur Korumalı Mevduatı hem de “Hazine’ye bir kuruş yükü olmayacak” diyerek piyasaya sürdüler. 10 milyar 100 milyon liralık vergiden vazgeçtiler. Bir de üstüne, fakirin ödediği vergiyle, bir avuç mevduat sahibine döviz cinsinden getiri garantisi verdiler. Artan kurla bu mevduatın hazineye maliyetinin 150 milyar lirayı geçmesi bekleniyor.

GES DERDE DEVA OLMAZ

Geçtiğimiz günlerde de, eski model Gelire Endeksli Senetler, Sarayın yeni kurtuluş formülü gibi sunuldu. Oysa, yatırımcı kılavuzundan bu kağıtların getirisine baktığınızda, getirisinin, enflasyonun ve devalüasyonun çok altında kalacağı açık. Bu yüksek enflasyon ortamında bu haliyle GES hiçbir derde deva olmaz. Ben açık söyleyeyim, pansuman ya da aspirin tedavisi bile olamaz.

GÜVEN RUH GİBİDİR

Kendisine duyulan güvenin bittiği bir hükümetin,  ekonomide sorunları çözmek için atacağı her adımın, millete maliyeti çok yüksek olur. Güven duyulan bir hükümetin atacağı adımın maliyeti birse, güven duyulmayan bir hükümetin atacağı adımın millete maliyeti 10 olur. Çünkü güven ruh gibidir, terk ettiği bedene geri dönmez. Yapabilecekleri pansumandan, aspirin tedavisinden ileri gidemez. Doğru tedavi için, doğru teşhis ve güvenilir, işinin ehli doktorlar gerekir. Bu Hükümette ikisi de yok. Hep söylüyoruz, bir ülke ya ilimle, ya zulümle yönetilir. Bu Hükümette ilim olmadığı artık hepimizin malumu. İlim olmayınca zulmün gazına basıyor.

ZÜLMÜYLE PAYİDAR KALMAYACAK

İstanbul İl Başkanımıza yapılan haksızlığı dillendiren eski bir Emniyet mensubuna, önce Saray Emniyet’inin resmi hesabından trol ağzıyla hakaret edilmişti. Bu hafta da bu emniyet mensubunun rütbelerinin söküldüğü haberi geldi. Sonra Erciyes Üniversitesi’nin bahar şenliklerinde, on binlerce gençle birlikte İzmir Marşı’nı söyleyen DJ’in ilana çıkılmış programları, iddiaya göre Ankara’dan gelen telefonla iptal edildi. Eskişehir Anadolu Üniversitesi’ndeki mezuniyet töreninde “Ali İsmail’i unutmadık” pankartı açmak isteyen iki genç, darp edilerek, yaka paça gözaltına alındı. Enflasyon Araştırma Grubu’yla vatandaşlarımızın yaşadığı gerçek enflasyonu hesaplayan değerli akademisyene davalar açılması yetmedi, şimdi bir de çalıştığı üniversitede hakkında soruşturma başlatıldı. Nizamülmülk: “Küfr ile belki amma zulm ile payidar kalmaz memleket” demiş. Şunu unutmasınlar, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ilelebet payidar kalacaktır. Ama kendisini devlet sanan bu Hükümet, zulmüyle payidar kalamayacaktır.

NATO’NUN STRATEJİ BELGESİNDE GÜVENLİK ENDİŞELERİMİZ GİDERİLMELİ

Bugün Merkez Yönetim Kurulumuzda, dış politikada yaşanan gelişmeleri de ele aldık. Öncelikle, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğiyle ilgili müzakerelerde, ülkemizin bu iki ülkeden terörle mücadele konusundaki taleplerinin haklılığının altını bir defa daha çizelim. Ancak bunun yetmediğini, müzakere sürecinde konunun Türkiye’nin AB üyeliği çerçevesinde de ele alınması gerektiğini, Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin savunma ve güvenlik yapılanmalarındaki yerinin, mutlaka masada olması gerektiğini söylemiştik. Buna ilave olarak, bu ay içerisinde Madrid’de NATO zirvesi yapılacak. Bu zirvede NATO, önümüzdeki on yılda karşılaşacağı güvenlik sorunlarını tanımlayacak, bir de bunlarla mücadele stratejisini belirleyecek. Buradan çıkacak Stratejik Konsept belgesinde,  üye ülkeler arasında teröre karşı işbirliği mekanizmalarının, ülkemizin güvenlik endişelerini giderecek biçimde yer alması, mutlaka sağlanmalıdır.

O MAKAM MİLLETİN HAKKINI, HUKUKUNU KORUMA MAKAMI

Bu arada Yunanistan’ın, uluslararası antlaşmalara aykırı olarak silahlandırdığı adalarla ilgili açıklamaları ve gelişmeleriz dikkatle izliyoruz. Sayın Genel Başkanımızın, yıllardır dile getirdiği, son olarak da 1 Haziran 2022 tarihinde belirttiği gibi, işgal edilen ve silahlandırılan adalarla ilgili hükümetin atacağı akılcı adımları destekleyeceğiz. Oturdukları makamlar, sadece büyük büyük laflar söyleme makamı değildir, söylediklerini yapma, milletin hakkını, hukukunu koruma mecburiyetleri vardır.

ALTILI MASANIN KAMU REFORMU ÇALIŞMALARI

Bugün, altı siyasi partinin Genel Başkanlarının verdiği talimatla yürüttüğümüz, Altılı Masa’nın Kamu Reformu çalışmaları kapsamında, sabah saatlerinde açıklama yaptık. İktidara geldiğimizde ekonomide kurumsal olarak atacağımız bazı adımların bir özetini kamuoyuyla paylaştık. Bugün açıkladığımız adımlar, ekonomide karar alma süreçlerinde, tekrar güveni hızla sağlayacak düzenlemelerdir.

Bu çerçevede, göreve gelir gelmez, ilk iş olarak ekonomideki gerçek durumun tespiti için, kamu zararlarının tespiti için, saklanan veri kalitesindeki sorunları tespit için açık ve gizli tüm yükümlülüklerin ortaya çıkarılması için “Durum ve Hasar Tespit Komisyonu” kuracağımızı açıkladık.

Yine Anayasa’da yazmasına rağmen 2009’dan bu yana toplanmayan Ekonomik ve Sosyal Konsey’e yeniden işlerlik kazandıracağımızı da söyledik.

Dünya ekonomisinde yeni dönemin gerekleriyle uyumlu bütüncül bir yaklaşımla, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ekseninde, ulusal, bölgesel ve sektörel bazda strateji, reform, plan ve programları hazırlayacak Strateji ve Planlama Teşkilatı’nı kuracağımızı da açıkladık.

Yapacağımız en önemli işlerden birinin de Merkez Bankası’nın bağımsızlığının teminat altına alınması olacağını da kamuoyuna taahhüt ettik.

SARAY KADROLARININ KALİTESİ VE KALİBRESİ BİZİMLE KARŞILAŞTIRILAMAZ

Komisyonumuz, altılı masada yer alan her partiden, geçmişte önemli görevlerde bulunmuş isimlerden oluşuyor. Sadece komisyonumuzda değil, partilerimizin bünyesinde de çok kıymetli ekonomistler, akademisyenler daha önce ülkenin yaşadığı krizlerden en az hasarla çıkmasını, ardından hızla ayağa kalkmasını sağlayan isimler var. Gerçekten şu an Saray’ın ekonomi yönetimi diye milletimizin önüne koyduğu isimlere bakınca ne kalite ne de kalibre olarak karşılaştırılması, aynı terazinin kefelerinde tartılması mümkün olmayan çok ciddi bir birikim ve tecrübeye sahip, yetkin bir kadroyla milletimizin ufkunu açamaya, aydınlatmaya, düze çıkartmaya kararlıyız.

Biz milletimizin dertlerini biliyoruz. Çözümlerini de biliyoruz. Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılında, Yeni Kurumlar, Yeni Kurallar ve Yeni-Liyakatli kadrolarla ülkemizin ufkunu aydınlatmaya hazır olduğumuzun altını bir kere daha çizmek istiyorum.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan, Van’da gençlerle buluşmasında “İktidara yürürken seçme ve seçilme yaşı 30’du. Önce 25’e, sonra da 18’e biz indirdik” dedi. Siz bu açıklamayı nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Erdoğan anlaşılan Van’da her şeyi birbirine karıştırmış. Seçme yaşı zaten AK Parti kurulmadan 6 yıl önce 1995 yılında 18’e indirilmişti. Seçilme yaşı da öncelikle 2006 yılında 25’e indirildi. Hatırlanacağı gibi teklifin gerekçesinde Avrupa Konseyine ilişkin standartlara vurgu yapılıyordu. Biz de bunu desteklemiştik. Bu düzenleme Genel Kurul aşamasında meclisin ezici çoğunluğunun kabul oyuyla büyük bir uzlaşmayla kabul edildi. Tabi şimdi sarayın hukukuna daha fazla önem veren Meclis Başkanı ses çıkarıp meclisin hukukuna sahip çıkacak değil. Ama biz bunun altını çizmiş olalım.

Soru- Ankara’da selin yaşandığı gün Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Mansur Yavaş’ın Eskişehir’deki Belediye Başkanları toplantısında olması eleştirildi. Ayrıca selin yaşanmasına mazgalların kapalı olmasının neden olduğu da belirtildi. Bu iki konuda sizin bir yorumunuz ya da bir açıklamanız olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Birincisi, Mansur Başkanın Eskişehir’de olduğu doğru değil. Yani bir gün önce zaten ertesi gün öğlen yağmurun başlayacağı haberi çıkmıştı dolayısıyla ertesi gün öğlene kadar Mansur Başkan hemen Ankara’ya döndü. Öğlen Mansur Başkan işinin başındaydı. Ankara’ya bir yılda yağan yağmurun neredeyse yarısı yarım günde yağdı. Büyük bir afetti. Rüzgar 85 kilometreyi buldu. Şimdi bakarsanız Eskişehir’deki fotoğraflara, Büyükşehir Belediye Başkanlarının toplantıyla ilgili açıklama yaptıkları fotoğraflarda Mansur Başkan zaten yok.

Mazgallar kapalı değildi. Büyük bir afet yaşandı. 166 mahsur kalma dahil 6 bin 670 olaya belediyemiz tarafından hızla müdahale edildi. Bugün de 1588 araç, 5 bin 884 personel teyakkuz halinde sahada çalışmalara devam ediyor.

2019 yılında Mansur Başkan işbaşına gelene kadar sel yaşanan bölgelerin tamamına yakınında taşkın önleme projelerini yapmış belediye ama hiçbir yapım çalışmasına, hiçbir imalata girişmemiş. Onun yerine dinozor parkı yapmış. Oraya harcanacak parayı bu projeleri gerçekleştirmek için harcansaydı felaketin boyutları bu olmayabilirdi.

Mansur Başkan döneminde 2019 – 2021 arasında 1045 kilometre atık su ve yağmursuyu hattı imalatı yapılmış. Kendisinden önceki 3 yılda 543 kilometre yapılmış. Mansur Başkan döneminde 1 milyon 45 bin 331 metre kanal inşaatı yapılmış. Kendisinden önceki 3 yılda 651 bin 235 metre kanal imalatı yapılmış.

Çok açık söyleyeyim, kendisinden önce de işbaşında olanlar Mansur Başkan kadar çalışmış olsaydı Ankara bu sıkıntılarla karşılaşmazdı. Ama Başkanımız elinden gelen tüm gayretle altyapıdaki bu açığı gidermek için elinden gelen her şeyi yapıyor.

Soru- AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kasım’da seçim yok” dedi. Sosyal medyadaki anketler için de “Manipülasyon aldırış etmeyin” dedi. Siz bu açıklamalara ilişkin bir değerlendirme yapacak mısınız?

Faik ÖZTRAK- Kimse kusura bakmasın bu yönetimin ipiyle kuyuya inilmez. Bundan önceki seçimlerde de erken seçim yok deyip apar topar seçime gitmişlerdi. Ama Kasım’da kesinlikle seçim yok diyorsa sarayın kibirlisi bu önemlidir. Anlaşılan Kasım’a kadar bu işi götüremeyeceğini kendisi de anlamıştır. Daha erken seçim yapacaktır.

Bir de bu anketler meselesi. Geçmişte ben hatırlıyorum “Bu anketler bizi destekliyor, biz şu kadar öndeyiz, bu kadar öndeyiz” diye seçimlerden önce manipülasyonu kendileri yapıyorlardı. Bugün eğer anket sonuçlarına manipülasyon diyorlarsa kaybedeceklerini anladılar demektir.

Teşekkür ediyorum.

ALTILI MASA KURUMSAL REFORMLAR KOMİSYONU RAPORUNUN TAM METNİ

I. GİRİŞ

Demokratik toplumlar güçlerini; gelenekleri ve müktesebatı olgunlaşmış kurumlardan, esasları katılımcı bir anlayışla oluşturulmuş sağlam kurallardan, sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu politikalardan ve ehliyetli, liyakatli, dürüst kadrolardan alırlar.

Kamu kaynaklarının kullanımı ve dağıtımında şeffaflık ve hesap verilebilirlik asla taviz verilemeyecek bir alan olup, bunun teminatını ise güçler ayrılığı, hukukun üstünlüğü ve herkesin hukuk önünde eşitliği sağlar.    

1800’lü yıllardan beri süregelen parlamenter sistem arayışları modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile taçlanmış ve darbe dönemleri hariç olmak üzere, ülkemizde yönetimler güçlerini ve meşruiyetlerini parlamentodan almışlardır. Ancak, 2018’den itibaren tecrübe etmeye başladığımız ucube Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, devletin yönetim modeli, kurumsal yapısı, hukuk, temel hak ve özgürlükler ve ekonomi başta olmak üzere tüm alanlarda büyük bir yıkıma yol açmıştır. Bu ucube sistemde Güçler Ayrılığı yerini Güçler Birliğine bırakmış, kurumsal yapılar ve kapasiteler tahrip edilmiş, ehliyet, liyakat ve dürüstlük yok edilerek, ülkemiz yetersiz yandaş kadroların elinde, tek kişinin emir-komutası altına girmiştir. Esasen mevcut tablo yönetmeden ziyade bir yönetememe manzarasıdır. Bunun sonucu da istikrarsızlık, pahalılık, işsizlik ve her geçen gün daha da fakirleşmektir.

Kurumsal yapıdaki bozulma özellikle Türkiye’nin dünya ekonomisindeki değişime uyumunu engellemekte, ekonominin dış etkilere dayanma gücünü zayıflatmakta, fırsatlardan yararlanma bir tarafa, ülkenin dünyadaki yeri ve etkinliğini her geçen gün geri götürmektedir.

Bütün bu sorunların çözümü; acilen Parlamenter Sisteme geçilerek güçler ayrılığı ve hukukun üstünlüğünün tesis edilmesinden, ekonomi başta olmak üzere tüm kurumsal yapının güçlendirilmesinden, stratejik hedefler çerçevesinde toplumun tüm kesimlerini içeren, istişareye, ortak akla ve koordinasyona dayalı bir kamu yönetimi anlayışının geliştirilmesinden, kaynakların tüm toplum kesimlerinin ortak yararını gözetecek şekilde kullanılmasından, akla ve bilime dayalı politikalara dönülmesinden geçmektedir.

Hedefimiz ekonomimizi içinde bulunduğu ağır bunalımdan çıkarmak, milletimizi huzura ve refaha kavuşturmak, ülkemizi dünyanın saygın ve gelişmiş ülkelerinden biri haline getirmektir.

Bu hedef doğrultusunda altı siyasi parti kapsamlı bir çalışma yürütmektedir. Bu çalışmaların bir parçası olarak liderler tarafından oluşturulması kararlaştırılan “Kurumsal Reformlar Komisyonu”, kamu maliyesindeki gerçek durumun ve geleceğe yönelik yükümlülüklerin tespiti, Ekonomik ve Sosyal Konseye işlevsellik kazandırılması, Merkez Bankası bağımsızlığının teminat altına alınması ve uzun vadeli strateji ve planlamadan sorumlu bir kurumsal yapının oluşturulması konularında çalışmak üzere görevlendirilmiştir.

Bu görevlendirme çerçevesinde komisyonumuzun tam bir mutabakatla hazırladığı bu çalışmayı kamuoyunun takdirlerine saygıyla arz ediyoruz.

I. KAMU MALİYESİNDEKİ GERÇEK DURUMUN VE GELECEĞE YÖNELİK YÜKÜMLÜLÜKLERİN TESPİTİ

Ucube Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçtikten sonra, her alanda kuralsız, keyfi, saydam olmayan uygulamalar artmıştır.

Devletin köklü kurumları tahrip olmuş, liyakat sahibi, tecrübeli bürokratlar tasfiye edilmiş, kritik makamlara, hükümete sadakati esas alan, ehliyetsiz atamalar yapılmıştır.

Devlet ile parti arasındaki çizgi silikleşmiş, yönetimde liyakat değil Saraya sadakat esas olmuştur.

Kurumsal kapasitede yaşanan büyük yıkım sonucunda ağır bir yönetim krizi baş göstermiştir.

Delik deşik olan Kamu İhale Sistemi; keyfi, yandaşa teslim özelleştirmeler; şeffaf olmayan ihalelerle dağıtılan, hesapsız garantilerle geleceğimizi ipotek altına alan Kamu Özel İşbirliği modeli; Türkiye Varlık Fonu gibi paralel bütçe uygulamaları ve Merkez Bankası rezervlerinin kural dışı arka kapı yöntemiyle satılması, kamu maliyesini denetlenmeyen, açık ve gizli ağır yükler altına sokmuş, mali disiplin bozulmuştur. Kamunun hesaplarına duyulan güven hızla aşınmıştır.

Kurumsal kapasitesi ve güvenilirliği en ağır yara alan kurumlardan biri de TÜİK olmuştur. TÜİK verilerinin kalitesi, içsel tutarlılığı ve bağımsız hesaplamalarla paralelliği ciddi biçimde kötüleşmiştir. Başta enflasyon olmak üzere işsizlik, büyüme, yoksulluk ve gelir dağılımı gibi temel istatistiklere güven kalmamıştır.

Bu durum, çalışanlarımız, emeklilerimiz, dul ve yetimlerimiz başta olmak üzere tüm yurttaşlarımızda haklarının yendiği gerekçesiyle infiale neden olmaktadır.

Daha da vahimi verilerle oynanması ekonomideki sorunların doğru teşhisini ve tedavisini imkansız hale getirmektedir.

Kamu maliyesindeki tahribatın tam olarak bilinmemesi ve istatistiklerle oynanması   ekonomide ciddi bir belirsizliğe neden olmaktadır. Bu ise ekonomide ağır bir güven bunalımına yol açmaktadır. Nitekim, ülkenin risk primi (CDS) 800 baz puanı aşmıştır. Bu, dünyada bizim de içinde olduğumuz ligde en yüksek risk primidir.

Ülkemiz küresel ekonominin sunduğu fırsatları kaçırmaktadır. Ekonominin içsel dayanıklılığı azalmakta, milletimiz hayat pahalılığı altında ezilmekte, hızla yoksullaşmaktadır.

Hükümetin akıl ve bilim dışı uygulamaları sonucu oluşan, faiz, kur, enflasyon kısır döngüsünden çıkmak için yapılan akıl bilim dışı müdahaleler, savrulmayı, belirsizliği ve güvensizliği daha da artırmaktadır.

1970’li yıllarda ekonomiyi çökerten Dövize Çevrilebilir Mevduatın (DÇM) kopyası olan Kur Korumalı Mevduat gibi daha önce denenmiş, başarısız olmuş, vazgeçilmiş uygulamalar milletin Hazinesine büyüklüğü belirsiz maliyetler yüklemekte, ülkenin geleceğini ipotek altına almaktadır.

Altılı Masa olarak, mevcut Hükümetin ekonomide neden olduğu yıkımın, bugün görünenden çok daha ağır olduğunu biliyoruz. 

Bu değerlendirmelerden hareketle işe başladığımızda karşımıza çıkacak açık ve gizli tüm yükümlülük ve risklerin belirlenmesi ve ulusal istatistiklerde yaşanan veri kalitesi sorunlarının sağlıklı bir biçimde doğru ve eksiksiz olarak hızla tespiti en acil yapılması gereken işlerden biridir.

Bu çerçevede iktidara gelir gelmez, ilk işimiz Cumhurbaşkanına bağlı, seçkin, liyakatli ve deneyimli denetim personeli ve uzmanlardan, bir Durum ve Hasar Tespit Komitesi oluşturmak olacaktır.  Komite kurumlardan veri ve bilgi temini noktasında tam yetkiyle donatılacaktır.

Durum ve Hasar Tespit Komitesi, veri kalitesiyle ilgili sorunları, kamu zararlarını, riskleri ve açık-gizli tüm yükümlülükleri hızla Cumhurbaşkanı’na raporlayacaktır. Strateji ve Planlama Teşkilatı başta olmak üzere ilgili kurumlar bu doğru ve sağlıklı veriler ve tespitler çerçevesinde gerekli adımları atacaklardır. Komitenin araştırmaları sırasında belirlenen usulsüzlükler ve mevzuata aykırı durumlar yolsuzlukları araştırmak ve soruşturmakla görevlendirilecek Devlet Denetleme Kurulunun, TBMM Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu’nun ve Sayıştay’ın çalışmalarına önemli girdi sağlayacaktır.

Türkiye, kuralsızlık yerine kuralın, keyfilik yerine hesap verebilirliğin hakim olacağı yeni bir dönemin şafağındadır.

Bu başlangıç, önümüzdeki dönemde keyfiliğe, kuralsızlığa yolsuzluğa sıfır tolerans gösterileceğinin, kamuda israfın önleneceğinin, istatistiklerle kimsenin hakkının yenmeyeceğinin, ülke kaynaklarının, milletimizin refahı için en etkin ve en verimli şekilde kullanılacağının teminatı olacak, ülkemizde güveni yeniden sağlamaya büyük katkıda bulunacaktır.

2. EKONOMİK VE SOSYAL KONSEY’E İŞLEVSELLİK KAZANDIRILMASI

Ekonomik ve Sosyal Konsey, ülke sorunlarının diyalog ve uzlaşma yoluyla ele alınarak tüm kesimlerin ortak menfaatlerinin sağlanması, iş birliğinin kurumsallaştırılarak karar alma mekanizmasına dahil edilmesi amacıyla kurulmuştur.

Konseyin her üç ayda bir Başkanın (2018 yılına kadar Başbakan, daha sonra Cumhurbaşkanı) daveti ile toplanacağı düzenlenmiş olsa da ESK 2009 yılına kadar geçen 14 yılda sadece 19 kez toplanmış, 2009 yılından sonra ise hiç toplanmamıştır.

Kuruluşundan bu yana düzenli toplanamayan ve kayda değer bir karar alamayan ESK; 4641 sayılı Kanuna göre hazırladığı raporları hükümetin yanı sıra, TBMM, Cumhurbaşkanı ve kamuoyuna sunabiliyorken, 2010 tarihli Anayasa değişikliği ile sadece hükümete istişari nitelikte görüş sunan bir yapıya dönüşmüştür.

2018 yılına kadar olan dönemde sekretarya faaliyetini DPT (daha sonra Kalkınma Bakanlığı) yürütmüştür. 2 Temmuz 2018 tarihli ve 703 sayılı KHK ile Konsey üyeleri, yapısı, çalışma usul ve esasları, toplantı periyodu gibi hususlar ilga edildiği ve bugüne kadar Cumhurbaşkanı tarafından gerekli düzenleme yapılmadığı için ESK işlemez durumdadır. Halihazırda sekretarya görevi de zımnen Cumhurbaşkanlığındadır.

Konuyla ilgili yasal düzenleme yapılıncaya kadar ESK toplantılarının 4641 sayılı Kanunun 3. Maddesinin (f) fıkrasına dayanılarak gerçekleştirilmesi mümkündür. Sekretarya işlemlerinin; hem Devlet Planlama Teşkilatı ve Kalkınma Bakanlığı dönemlerindeki deneyim ve arşive sahip olması hem de halihazırda Cumhurbaşkanlığı’na bağlı olması nedeniyle Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından yürütülmesine mani bir durum bulunmamaktadır.

Bu çerçevede iktidara gelir gelmez Ekonomik ve Sosyal Konseyi hemen toplayacağız.

Konseyin İşlevselliğini Artırmaya Yönelik Olarak Yapılacak İşlemler ve Görev Alanları

4641 sayılı Kanun, ESK’nın amacını ekonomik ve sosyal politikaların oluşturulmasında toplumsal uzlaşma ve iş birliğini sağlamak gibi geniş bir çerçevede belirlemiş olmakla birlikte, daha önceki ESK’nın bileşenleri dikkate alındığında, ağırlıkla çalışma hayatına yönelik olarak tasarlandığı görülmektedir. Bu çerçevede, Kanundaki amacına paralel olarak ESK’nın geleneksel olarak öne çıkan çalışma hayatında uyum ve iş birliğinin tesisine ilişkin amacının ötesinde, Birleşmiş Milletlerin açıklamış olduğu Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ekseninde ekonomik ve sosyal kesimler arasında uzlaşma ve katılımcılığı artıran bir yapıya dönüşümü sağlanacaktır.

ESK’yı ekonomik istikrar, kaynak tahsisinde etkinlik, verimlilik, rekabet gücünün artırılması, yoksulluk ve gelir dağılımında eşitsizlik gibi ekonomik ve sosyal sektörleri çapraz kesen konularda farklı kesimlerin politika önerilerinin değerlendirildiği, uzlaşma ve diyaloğun sağlandığı bir platform olarak tanımlıyoruz.

Yeni yapıdaki ESK’nın; tarımsal üretimin artırılması, gıda güvenliği ve yeterliliğinin sağlanması, yeşil ve dijital dönüşümün sağlanması, sanayi ve teknolojik gelişmenin hızlandırılması, çevre, istihdam, toplumsal yaşam ve gençlik, bölgesel kalkınma gibi konularda uluslararası iyi örneklerin ülkemize uyarlanmasını sağlayacak çalışma ve önerilerde bulunması önem arz etmektedir.

Konsey Bileşenleri ve Çalışma Yapısı

•             Etkin sosyal diyaloğun sağlanması amacıyla ve uzlaştırıcı bir yaklaşımla ESK’da görev alan kesimler hükümete yakınlıklarına ve politik kaygılara göre değil temsil güçlerine göre seçilecek, üyeler arasında temsilde adalet sağlanacaktır.

•             Konsey Başkanı; geçiş döneminde Cumhurbaşkanı, Parlamenter sisteme geçildiğinde ise Başbakan olacak, Başkanların katılamadıkları toplantılara tayin ettikleri yardımcıları başkanlık edecektir.

•             Konseyin;

– Birisi Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu tarafından,

– Birisi Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu, Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu ile Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu tarafından,

– Birisi Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu ile Türkiye Ziraat Odaları Birliği tarafından olmak üzere üç başkan yardımcısı olacaktır.

•             Başkan yardımcıları bir yıl süreyle ve dönüşümlü olarak görev yapacaklardır.

•             Konsey;

– İlgili Bakanlar, Müsteşarlar,     Başkanlar,

– İşçi, İşveren ve Memur Sendikaları Konfederasyonlarının Başkanları,

– Kamu veya sivil nitelikteki mesleği temsile yetkili veya bu özelliğe haiz Oda, Borsa, Meclis, Birlik ve Derneklerin Başkanları,

– Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu Başkanı,

– Öğretim Üyeleri,

– Kadın, Gençlik ve Dezavantajlı Grupların temsilcileri,

– Cumhurbaşkanı/Başbakan tarafından belirlenecek diğer kamu görevlileri ile STK başkanlarından oluşacaktır.

•             Konsey, biri bütçe süreci başlamadan önce olmak üzere altı ayda bir toplanacaktır.

•             Konseyin sekretarya hizmetleri geçici olarak Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından yürütülecek, bilahare bu görev Strateji ve Planlama Teşkilatına devredilecektir. Teşkilat bünyesinde konuyla ilgili özel bir birim oluşturulacaktır.

•             Konsey bünyesinde çalışma hayatı, sanayi ve teknoloji, tarım, çevre, toplumsal yaşam, dezavantajlı gruplar, kadın ve gençlik gibi çeşitli konularda çalışma grupları oluşturularak, konuyla ilgili tüm kamu ve sivil tarafların katılımı temin edilecek, Konseye görüş ve önerilerini sunmaları sağlanacaktır. Ayrıca bu çalışmalardan bütçe, yıllık program ve planlara girdi sağlayacak şekilde yararlanılacaktır.

•             ESK’nın görev alanıyla ilgili konularda tüm katılımcıların görüş ve önerileri sekretarya tarafından raporlanarak varsa alınmış nihai kararları da içerecek şekilde tüm katılımcı birimler ile TBMM Plan ve Bütçe Komisyonuna iletilecektir.

3. STRATEJİ VE PLANLAMA TEŞKİLATI KURULMASI

Dünya ekonomisi belirsizliklerin, risk ve fırsatların yoğun olduğu bir döneme girmiştir. Ülkemizde bu dönemin gerekleriyle uyumlu stratejileri oluşturacak kurumsal bir yapıya şiddetle ihtiyaç duyulmaktadır.

Öte yandan Ucube Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi sonrasında yaygınlaşan günübirlik, hesapsız, veri ve analize dayanmayan, kurumlar arası işbirliğinden uzak politika geliştirme ve karar alma yaklaşımının yerine, kısa, orta ve uzun vadeli plan ve programlara dayalı, kurumlar arası koordinasyonu esas alan bir yönetim anlayışına geçilmesi gerektiği çok açıktır.

Bu çerçevede, başlangıçta Cumhurbaşkanına, Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçildiğinde ise Başbakan’a doğrudan bağlı Strateji ve Planlama Teşkilatı’nı ivedilikle kuracağız.

Bu teşkilat, küresel gelişmelerle bütünleşik olarak, tüm kesimleri kapsayacak bütüncül bir yaklaşımla, sürdürülebilir kalkınma hedefleri ekseninde; ulusal, bölgesel ve sektörel bazda strateji, reform, plan ve programları hazırlayacaktır.

Ülkemizin gelişmişlik düzeyini, milletimizin refahı ve huzurunu artırmaya yönelik bu çalışmalar; verimliliği, yenilikçiliği ve teknolojik gelişmeyi esas alan bir anlayışla gerçekleştirilecektir.

Teşkilat, çalışmalarında akademi, STK ve özel kesimle yakın iş birliği içinde olacak, bunların birikim ve deneyiminden daha fazla yararlanmak amacıyla geçici ve daimi ihtisas komisyonları kuracaktır.

Görevleri

•             Makroekonomik, sektörel ve bölgesel bağlamda ekonomik ve sosyal hedefleri belirleme ve uygulamada Hükümete danışmanlık yapmak,

•             Uzun vadeli strateji, plan ve programları hazırlamak, izlemek ve sonuçlarını değerlendirmek,

•             Karar alma süreçlerinde tutarlılığı sağlayacak bir model altyapısını oluşturmak suretiyle karar alıcılar için sürdürülebilir hedefleri içeren seçenekleri geliştirmek,

•             Orta ve uzun vadeli perspektifle kamu, özel kesim, sivil toplum kuruluşları ve akademi ile yakın iş birliği ve koordinasyon içinde kurumsal ve yapısal dönüşümü sağlayacak reform önerilerini geliştirmek,

•             Kamu kurumlarının stratejik planlarının usul ve esaslarını belirleyerek plan ve programlarda belirlenen hedeflere uygunluğunu kontrol edecek merkezi uyumlaştırma fonksiyonunu yerine getirmek.

Kurumsal Yapı

Kurumun organları ve yapısı tüm paydaşlarla daimi ve yaşayan bir ilişkiyi tesis edecek şekilde tasarlanacaktır.

Strateji ve Planlama Teşkilatı aşağıdaki organlardan oluşacaktır:

•             Merkez Teşkilatı

•             Yüksek Planlama ve Koordinasyon Kurulu (YPK)

•             Ekonomik ve Sosyal Konsey Sekretaryası

•             Dış Temsilcilikler (AB, OECD, DTÖ vb.)

•             Özel İhtisas Komisyonları

Amacımız gereksiz bürokrasinden uzak duracak ve meselelere stratejik düzeyde yaklaşan dinamik bir teşkilat kurmaktır.

Bu anlayışla Kurumun Merkez Teşkilatı dinamik gelişmelere hızla adapte olacak bir şekilde esnek bir çerçevede oluşturulacaktır.

Kurumsal İşleyiş

Strateji ve Planlama Teşkilatı faaliyetlerini; katılımcılığı esas alarak, ortak akıl ve istişareyle, sorunların kök sebeplerine odaklanarak, paydaşlarla etkili iş birliği içinde, yerel, ulusal ve uluslararası gelişme ve dinamikleri yakından takip ederek yürütecektir.

Bu kapsamda;

•             Planda belirlenen stratejik sektörlerde dinamik bir yapıda, daimi ve geçici özel ihtisas komisyonları kurularak iş dünyası, akademi ve sivil toplum kuruluşlarıyla iç içe bir çalışma ortamı sağlanacaktır.

•             Planlama sektör uzmanları, çalışmalarına girdi olmak üzere düzenli aralıklarla ve gündemli olarak saha ziyaretleri yapacak, sektörlerindeki kuruluşlarla fikir- alışverişinde bulunacaktır.

•             Yerel kalkınma anlayışının uygulanması ve geliştirilmesinde motor görevi üstlenecek şekilde yapılandırılacak olan Kalkınma Ajansları; ulusal, bölgesel, kentsel ve kırsal kalkınma arasında tamamlayıcılık ve sinerji oluşturmak üzere yerel sorunlara yönelik geliştirilen politika demetlerinin sonuçlarını, girdi olarak kullanılmak üzere yıllık bazda Teşkilata raporlayacaktır.

•             Proje ömrüyle sınırlı olmak üzere yerli ve yabancı uzmanlar sözleşmeli olarak istihdam edilebilecek, politika üretimi, araştırma ve karar süreçlerinde deneyimlerinden yararlanılacaktır.

•             Uluslararası kurumların ülkemizin uluslararası rekabet gücünü etkileyecek politika ve düzenlemeleri sınırlı sayıda dış temsilciler yardımıyla yerinde ve yakından izlenecek, yeni düzenlemeler ve gelişmeler politika tasarımına girdi oluşturacak şekilde raporlanacaktır.

•             Teşkilat tüm kamu ve özel kuruluşlarla yakın iş birliği içinde çalışacak ve ihtiyaç duyduğu tüm bilgileri ilgili kurumlardan doğrudan toplama yetkisine sahip olacak, tüm kurumlar istenen bilgileri en kısa sürede vermekle mükellef olacaklardır.

Yüksek Planlama ve Koordinasyon Kurulu (YPK)

Kamu kuruluşları arasındaki koordinasyon ve ilgili paydaşların kurumsal bir yapıda karar süreçlerine katılımı YPK vasıtasıyla sağlanacaktır.

•             YPK Cumhurbaşkanı/Başbakanın başkanlığında, Hazine ve Maliye, Ticaret, Tarım ve Orman, Sanayi ve Teknoloji, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Ulaştırma ve Altyapı, Çevre- Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanları ile Strateji ve Planlama Teşkilatı Müsteşarından oluşur. Gündeme göre diğer Bakan, Müsteşar ve Başkanlar da toplantılara davet edilebilir.

•             Makroekonomik, finansal, sektörel ve teşvik politikalarının ana esasları YPK’da görüşülür. Bu alanlardaki düzenlemeler YPK’ya ilgili birimlerce hazırlanmış etki analizleri ile birlikte gönderilir. YPK’da onaylanmamış taslaklar TBMM’ye sevk edilemez veya uygulamaya konulamaz.

•             Kamu yatırımlarının sektörel dağılımının belirlenmesi, belirli bir tutarın üzerindeki kamu yatırımları YPK tarafından karara bağlanır.

•             Büyük ölçekli, ekonominin rekabet gücünü artıracak, dışa bağımlılığı azaltacak, yüksek sermaye gerektiren imalat sektörü yatırımları başta olmak üzere devletin katkısıyla gerçekleştirilecek projelere yönelik iş ve iş birliği modelleri ile kamu-özel iş birliği yatırımları ancak YPK kararı/onayı ile uygulamaya konulabilir.

4. TÜRKİYE      CUMHURİYET MERKEZ          BANKASI’NIN  KURUMSAL YAPISININ GÜÇLENDİRİLMESİ VE BAĞIMSIZLIĞININ TEMİNAT ALTINA ALINMASI

Fiyat istikrarı ve finansal istikrarı sağlamak sağlıklı ve sürdürülebilir bir büyüme ve kalkınmanın temel yapı taşları arasındadır.

Enflasyonun kalıcı olarak düşük tek haneli değerlere indirilebilmesi için Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) hükümetle birlikte belirlediği enflasyon hedefi ve kur rejimi çerçevesinde elindeki araçları bağımsız şekilde kullanan ve karar alan itibarlı ve etkili bir kurum olması büyük önem taşımaktadır.

Bu doğrultuda;

•             TCMB, temel görevi olan fiyat istikrarına odaklanacak, finansal istikrara da katkı yapacak şekilde faaliyetlerini yürütecektir. Merkez Bankası’na fiyat ve finansal istikrar dışında sorumluluklar yüklenmeyecektir.

•             Merkez Bankası’nın temel görevlerini, araç bağımsızlığını ve üst düzey atamalarını ilgilendiren yasal değişiklikler TBMM’de nitelikli çoğunlukla gerçekleştirilecektir.

•             Başkan ve üst düzey yönetimin atanma süreçleri şeffaflık, ehliyet, liyakat ve ortak aklı esas alan bir zeminde yeniden tasarlanacak, Başkan, Başkan Yardımcıları ve Para Politikası Kurulu (PPK) üyeleri beş yıllık süre için atanacaktır.

•             Başkan, Bakanlar Kurulu Kararıyla, Başkan Yardımları ise Başkanın teklifi üzerine üçlü kararname ile atanacaklardır.

•             Başkan atanmadan önce Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kamuoyuna açık bir değerlendirmeye tabi tutulacaktır.

•             Başkan ve PPK üyeleri en fazla iki defa atanabileceklerdir.

•             Merkez Bankası Kanunu’nda süre tamamlanmadan görevden almaya izin veren haller açıkça belirlenerek, Başkan, Başkan Yardımcısı ve Kurul üyelerinin TCMB Kanunu dışındaki bir düzenlemeye dayalı olarak görevden alınamaması temin edilecektir.

•             Başkan, Başkan Yardımcıları ve PPK üyelerinin atamalarında; dört yıllık eğitim veren fakültelerin ekonomi, maliye, işletme, bankacılık ve finans bölümlerini bitirmiş olma veya bu bölümlerde en az lisans üstü seviyede eğitim görme ve asgari on yıllık mesleki tecrübeye sahip olma şartı aranacaktır.

•             Banka Meclisi belirlenirken üyelerin; finans, sanayi, ticaret ve tarım sektörlerinin dinamiklerine hakimiyetleri arasında denge gözetilecektir.

•             Banka Meclisi ve PPK üyeleri, üniversitelerin talep etmesi durumunda herhangi bir ücret ve ödeme almadan ders verme haricinde bankadaki görevleri dışında hiçbir işle iştigal etmeyeceklerdir.

•             TCMB’nin araç bağımsızlığının beraberinde getirdiği hesap verme yükümlülüğü toplumun tüm katmanlarını kapsayacak şekilde uygulanacak, karar alma süreçlerinin şeffaflığı artırılacaktır.

•             Bu çerçevede;

–             TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu oturumlarına düzenli olarak yılda iki defa katılım sağlanacak, basına da açık olacak olan sunumlar naklen yayınlanacaktır.

–             Enflasyon hedefinin tutturulamaması durumunda Bankanın TBMM Plan ve Bütçe Komisyonuna özel gündemle bilgi vermesi sağlanacaktır.

•             Uluslararası döviz rezervleri güçlendirilecek ve rezervlerin kullanımında keyfilik giderilecek, rezerv yönetiminin şeffaf ve hesap verebilir bir çerçevede yürütülmesi sağlanacaktır. Uluslararası rezervlerin şeffaf olmayan bir biçimde satılmasına benzer uygulamaların önüne geçecek düzenlemeler yapılacaktır. Her ne şekilde olursa olsun, rezerv satışları en geç on beş günlük periyotlarla kamuoyuna açıklanacaktır.

•             Kamuoyunda 128 Milyar Dolar olarak bilinen ve halen sürdürülen Merkez Bankası rezervlerinin şeffaf olmayan bir biçimde ve dolambaçlı yollarla satışına ilişkin işlemler idari ve hukuki denetime tabi tutulacak, tespit edilen hata, usulsüzlük, yolsuzluk ve kamu zararının sonuna kadar takibi sağlanacaktır.

•             Hazineye doğrudan kaynak aktarımı suretiyle parasal genişlemeye yol açılmasına, özel sektöre kredi temini yoluyla kaynak tahsisine doğrudan müdahale edilmesine, bankaların bilançolarının kompozisyonuna mikro düzeyde müdahale edilmesine ve serbest kambiyo rejimi ile dalgalı kur sistemine aykırı uygulamalara izin veren yetkilere, işlemlere ve uygulamalara son verilecektir.

•             Merkez Bankası bağımsızlığına müdahaleye ve yetki-sorumluluk çatışmasına yol açan, hiçbir işlevselliği bulunmayan Fiyat İstikrarı Komitesi kaldırılacaktır.

•             Finansal istikrarın makro düzeyde daha etkin bir şekilde gözetilebilmesi amacıyla Finansal İstikrar Komitesinin kurumsal yapısı güçlendirilecek, Komite’nin düzenli toplanması temin edilerek, kararlar detaylı biçimde kamuoyuna açıklanacaktır.

•             TCMB ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) arasındaki koordinasyonu daha da güçlendirecek, para ve kredi politikalarının daha uyumlu bir biçimde yürütülmesini sağlayacak uygulamalar hayata geçirilecektir.

•             Makro ihtiyati politikaların asli işlevi doğrultusunda mevcut riskleri azaltmaya ve risk birikimini önlemeye odaklanması sağlanacaktır. Ayrıca, enflasyonla mücadeleyi desteklemek için maliye politikasının bileşimi, yönetilen fiyatlar, üretim yapısı, rekabet ve verimlilik gibi alanlarda gerekli yapısal düzenlemeler hayata geçirilecektir.

•             Son dönemde ayrılmak zorunda bırakılan liyakatli personelin Bankaya yeniden kazandırılması için gerekli çalışmalar yapılacaktır. İşe alım kriterleri ve eğitim süreçlerinde yeniden yüksek standartlar getirilecektir.

•             TCMB’nin merkezi başkent Ankara’dadır. Bankanın Ankara’ya taşınma süreci mümkün olan en kısa sürede sağlanacaktır. Banka Kanununa aykırı biçimde Ankara dışına taşınma işlemleri ve bu işlemler sonrasında uğranılan kamu zararı idari ve hukuki denetime tabi tutulacak ve zararlar ilgililerine rücu edilecektir.

KURUMSAL REFORMLAR KOMİSYONU:

Faik ÖZTRAK: Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı (Ekonomi Politikaları ve İşveren Örgütlerinden Sorumlu, Parti Sözcüsü)

İbrahim ÇANAKCI: Demokrasi ve Atılım Partisi Genel Başkan Yardımcısı (Ekonomi ve Finans Politikalarından Sorumlu)

Bülent ŞAHİNALP: Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı (Ekonomik İşlerden Sorumlu)

Feridun BİLGİN: Gelecek Partisi  Genel Başkan Yardımcısı (Politika İzleme Kurulu Başkanı)

Durmuş YILMAZ: İYİ Parti Ankara Milletvekili

Prof. Dr. Sabri TEKİR: Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı (Ekonomik İşlerden Sorumlu, Genel Başkan Vekili)

ALTILI MASA KURUMSAL REFORMLAR KOMİSYONU ATILACAK 4 ADIMI AÇIKLADI

Altı siyasi partinin ekonomi kurmaylarının oluşturduğu Kurumsal Reformlar Komisyonu, çalışma sonuçlarını Ankara’daki toplantıda açıkladı. CHP Sözcüsü Faik Öztrak, iktidara geldiklerinde Durum ve Hasar Tespit Komitesi oluşturacaklarını duyurarak, “Komitenin araştırmaları sırasında belirlenen usulsüzlükler ve mevzuata aykırı durumlar yolsuzlukları araştırmak ve soruşturmakla görevlendirilecek Devlet Denetleme Kurulu’nun, TBMM Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu’nun ve Sayıştay’ın çalışmalarına önemli girdi sağlayacaktır” dedi.

Altı siyasi partinin ekonomi kurmaylarının oluşturduğu Kurumsal Reformlar Komisyonu, çalışma sonuçlarını Ankara’daki toplantıda açıkladı. CHP Sözcüsü Faik Öztrak, iktidara geldiklerinde Durum ve Hasar Tespit Komitesi oluşturacaklarını duyurarak, “Komitenin araştırmaları sırasında belirlenen usulsüzlükler ve mevzuata aykırı durumlar yolsuzlukları araştırmak ve soruşturmakla görevlendirilecek Devlet Denetleme Kurulu’nun, TBMM Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu’nun ve Sayıştay’ın çalışmalarına önemli girdi sağlayacaktır” dedi.

CHP Ekonomi Politikaları ve İşveren Örgütlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, DEVA Partisi Ekonomi ve Finans Politikaları Başkanı İbrahim Çanakcı, Demokrat Parti Ekonomik İşler Başkanı Bülent Şahinalp, Gelecek Partisi Politika İzleme Kurulu Başkanı Feridun Bilgin, İYİ Parti Ankara Milletvekili Durmuş Yılmaz ve Saadet Partisi Ekonomik İşler Başkanı Sabri Tekir’den oluşan Kurumsal Reformlar Komisyonu, yaptıkları çalışmalara ilişkin hazırladıkları raporu bugün Türkiye Barolar Birliği Litai Konukevi’ndeki toplantıda açıkladı.

“UCUBE CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ’NE GEÇİLDİKTEN SONRA KURALSIZ, KEYFİ, SAYDAM OLMAYAN UYGULAMALAR ARTTI”

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, toplantıda Türkiye’nin bulunduğu ekonomik krize ilişkin komisyonun tespitlerini şöyle açıkladı:

“Altı siyasi partinin genel başkanının bize tevdi ettikleri görev çerçevesinde oluşturduğumuz raporda yer alan kamu maliyesindeki gerçek durumun ve geleceğe yönelik hükümlülüklerin tespiti başlığındaki hususları sunmak üzere karşınızdayım. Ucube Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçildikten sonra kuralsız, keyfi, saydam olmayan uygulamalar arttı. Devletin köklü kurumları tahrip oldu. Liyakat sahibi kadrolar tasfiye edildi. Kritik makamlara hükümet sadakati esas alan liyakatsiz atamalar yaptı. Devlet ile parti arasındaki çizgi silikleşti. Liyakat değil sadakat esas oldu. Kurumsal kapasitede yaşanan yıkım sonucunda ağır bir yönetim krizi baş gösterdi. Delik deşik olan kamu ihale sistemi, keyfi yandaşa teslim özelleştirmeler, şeffaf olmayan ihalelerle dağıtılan, hesapsız garantiler ile geleceğimizi ipotek altına alan kamu- özel- işbirliği modeli, Türkiye Varlık Fonu gibi paralel bütçe uygulamaları ve Merkez Bankası rezervlerinin kural dışı arka kapı yöntemiyle satılması, denetlenmeyen, açık ve gizli ağır yükler altına soktu. Mali disiplin bozuldu. Kamunun hesaplarına duyulan güven hızla aşındı.

“TÜİK’E GÜVEN KALMADI”

Kurumsal kapasitesi ve güvenilirliği en ağır yara alan kurumlardan biri de TÜİK olmuştur. TÜİK verilerinin kalitesi, içsel tutarlılığı ve bağımsız hesaplamalarla paralelliği ciddi biçimde kötüleşmiştir. Başta enflasyon olmak üzere işsizlik, büyüme, yoksulluk ve gelir dağılımı gibi temel istatistiklere güven kalmamıştır.

Bu durum, çalışanlarımız, emeklilerimiz, dul ve yetimlerimiz başta olmak üzere tüm yurttaşlarımızda haklarının yendiği gerekçesiyle infiale neden olmaktadır. Daha da vahimi verilerle oynanması ekonomideki sorunların doğru teşhisini ve tedavisini imkansız hale getirmektedir.

“ÜLKENİN RİSK PRİMİ DÜNYANIN EN YÜKSEĞİ”

Kamu maliyesindeki tahribatın tam olarak bilinmemesi ve istatistiklerle oynanması ekonomide ciddi bir belirsizliğe neden olmaktadır. Bu ise ekonomide ağır bir güven bunalımına yol açmaktadır. Nitekim, ülkenin risk primi (CDS) 800 baz puanı aşmıştır. Bu, dünyada bizim de içinde olduğumuz ligde en yüksek risk primidir. Ülkemiz küresel ekonominin sunduğu fırsatları kaçırmaktadır. Ekonominin içsel dayanıklılığı azalmakta, milletimiz hayat pahalılığı altında ezilmekte, hızla yoksullaşmaktadır. Hükümetin akıl ve bilim dışı uygulamaları sonucu oluşan, faiz, kur, enflasyon kısır döngüsünden çıkmak için yapılan akıl bilim dışı müdahaleler, savrulmayı, belirsizliği ve güvensizliği daha da artırmaktadır.

“DAHA ÖNCE DENENMİŞ BAŞARISIZ UYGULAMALAR ÜLKENİN GELECEĞİNİ İPOTEK ALTINA ALMAKTA”

1970’li yıllarda ekonomiyi çökerten Dövize Çevrilebilir Mevduatın (DÇM) kopyası olan Kur Korumalı Mevduat gibi daha önce denenmiş, başarısız olmuş, vazgeçilmiş uygulamalar milletin Hazinesine büyüklüğü belirsiz maliyetler yüklemekte, ülkenin geleceğini ipotek altına almaktadır.

“İLK İŞİMİZ CUMHURBAŞKANINA BAĞLI, DURUM VE HASAR TESPİT KOMİTESİ OLUŞTURMAK OLACAKTIR”

Altılı Masa olarak, mevcut Hükümetin ekonomide neden olduğu yıkımın, bugün görünenden çok daha ağır olduğunu biliyoruz. Bu değerlendirmelerden hareketle işe başladığımızda karşımıza çıkacak açık ve gizli tüm yükümlülük ve risklerin belirlenmesi ve ulusal istatistiklerde yaşanan veri kalitesi sorunlarının sağlıklı bir biçimde doğru ve eksiksiz olarak hızla tespiti en acil yapılması gereken işlerden biridir. Bu çerçevede iktidara gelir gelmez, ilk işimiz Cumhurbaşkanına bağlı, seçkin, liyakatli ve deneyimli denetim personeli ve uzmanlardan, bir Durum ve Hasar Tespit Komitesi oluşturmak olacaktır. Komite kurumlardan veri ve bilgi temini noktasında tam yetkiyle donatılacaktır.

DDK VE YOLSUZLUKLARI ARAŞTIRMA KOMİSYONUNA İŞARET ETTİ

Durum ve Hasar Tespit Komitesi, veri kalitesiyle ilgili sorunları, kamu zararlarını, riskleri ve açık-gizli tüm yükümlülükleri hızla Cumhurbaşkanı’na raporlayacaktır. Strateji ve Planlama Teşkilatı başta olmak üzere ilgili kurumlar bu doğru ve sağlıklı veriler ve tespitler çerçevesinde gerekli adımları atacaklardır. Komitenin araştırmaları sırasında belirlenen usulsüzlükler ve mevzuata aykırı durumlar yolsuzlukları araştırmak ve soruşturmakla görevlendirilecek Devlet Denetleme Kurulu’nun, TBMM Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu’nun ve Sayıştay’ın çalışmalarına önemli girdi sağlayacaktır.

“TÜRKİYE, KURALSIZLIK YERİNE KURALIN HAKİM OLACAĞI YENİ BİR DÖNEMİN ŞAFAĞINDADIR”

Türkiye, kuralsızlık yerine kuralın, keyfilik yerine hesap verebilirliğin hakim olacağı yeni bir dönemin şafağındadır. Bu başlangıç, önümüzdeki dönemde keyfiliğe, kuralsızlığa yolsuzluğa sıfır tolerans gösterileceğinin, kamuda israfın önleneceğinin, istatistiklerle kimsenin hakkının yenmeyeceğinin, ülke kaynaklarının, milletimizin refahı için en etkin ve en verimli şekilde kullanılacağının teminatı olacak, ülkemizde güveni yeniden sağlamaya büyük katkıda bulunacaktır.”

Altı siyasi partinin kurmayları, Kurumsal Reformlar Komisyonu toplantısının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın altılı masayla ilgili “Ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar, adaylık yarışındalar kendi içlerinde, bizim öyle bir derdimiz yok” sözlerine “Bu çalışmalar sırasındaki büyük uyum aslında önümüzdeki dönemde uygulanacak olan politikaların ne kadar etkili olacağını da ortaya koydu. Sayın Erdoğan merak etmesin, bizim yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır” yanıtını verdi. İYİ Parti Ankara Milletvekili Durmuş Yılmaz, ekonomideki sorunların çözümünün erken seçim ve yönetimin değişmesi olduğunu söyledi.

Altı siyasi partinin kurmayları, Kurumsal Reformlar Komisyonu toplantısının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın altılı masayla ilgili “Ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar, adaylık yarışındalar kendi içlerinde, bizim öyle bir derdimiz yok” sözlerine “Bu çalışmalar sırasındaki büyük uyum aslında önümüzdeki dönemde uygulanacak olan politikaların ne kadar etkili olacağını da ortaya koydu. Sayın Erdoğan merak etmesin, bizim yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır” yanıtını verdi. İYİ Parti Ankara Milletvekili Durmuş Yılmaz, ekonomideki sorunların çözümünün erken seçim ve yönetimin değişmesi olduğunu söyledi.

CHP Ekonomi Politikaları ve İşveren Örgütlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, DEVA Partisi Ekonomi ve Finans Politikaları Başkanı İbrahim Çanakcı, Demokrat Parti Ekonomik İşler Başkanı Bülent Şahinalp, Gelecek Partisi Politika İzleme Kurulu Başkanı Feridun Bilgin, İYİ Parti Ankara Milletvekili Durmuş Yılmaz ve Saadet Partisi Ekonomik İşler Başkanı Sabri Tekir’den oluşan Kurumsal Reformlar Komisyonu, yaptıkları çalışmalara ilişkin hazırladıkları raporu bugün Türkiye Barolar Birliği Litai Konukevi’ndeki toplantıda açıkladı. Toplantı sonrası siyasiler gazetecilerin sorularını yanıtladı. Sorulan sorular ve yanıtlar şu şekilde:

-Türkiye şu anda ciddi bir ekonomik kriz içinde ve bu krizin daha da derinleşeceğine yönelik yorumlar var. Bazı yabancı ekonomistlere göre Lübnan tehlikesi Türkiye için söz konusu. Sizler böyle bir tehlike görüyor musunuz? Bu kurumsal reformlar, zaman alıcı reformlar. Acil sorunlara çözüm bulmaya yönelik herhangi bir öneriniz olacak mı bundan sonraki süreçte?

Durmuş Yılmaz: “Şu anda acil çözümün üretilebilmesi için bir erken seçimin ve isterlerse bir baskın seçimin yapılması gerekir ki bu yönetim değişsin, sizinle paylaştığımız bu öneri ve tedbirleri hayata geçirelim. Bu öneri ve tedbirler hayata geçirilmezse şu anda ekonominin içinde bulunduğu koşullar ve sorunlar giderek derinleşecektir. Dolayısıyla sorunuzun bir yerinde Türkiye ekonomisinin Lübnanlaşması gibi bir cümle kullandınız, inşallah iş oraya kadar gitmeden erken seçim bu işin çaresidir yönetim değişir ve bu kadro görevi devralır.”

İbrahim Çanakçı: “Hazırlıklarımız tamam, bu kurumsal reformların zaman alması diye bir durum söz konusu değil, bunlar iktidar değişir değişmez uygulamaya konulabilecek ve hayata geçirilebilecek, sonuçları da elde edilebilecek adımlar. Türkiye’nin bugün yaşadığımız olduğu sorunların temel kök sebebi ucube Cumhurbaşkanlığı sistemidir, akıl ve bilimden uzak politikalardır ve ehliyetsiz ve liyakatsiz kadrolardır. Seçim sandığı millet önüne gelirse ve iktidar değiştiği anda havanın değişeceğini göreceğiz. Hatta sandık ufukta göründüğü andan itibaren durumun değiştiğini çok net bir şekilde göreceğiz.”

Faik Öztrak: “Bugün Türk ekonomisine baktığımızda yönetime duyulan güven en önemli problem. Türkiye’nin risk primi 800’leri aşmış bu dünya rekoru. Şu anda anlattığımız tedbirlerin her biri bir çapadır. Para politikası ile yapılan düzenlemeler, ekonomide karar alma süreçleriyle ilgili olarak yapılacak Stratejik Planlanma Teşkilatı’nın kurulmasıyla ilgili düzenlemeler, toplumun tüm kesimlerinin aynı masa etrafında belli biçimde katılmaları ve son olarak bugün ekonomide yaşanan tahribatın neden olduğu bu bulanıklığın ortadan kaldırılarak gerçek tablonun ortaya çıkarılması, bunların hepsi kısa sürede milletimizin refahının yeniden artmasını sağlayacak, bu sıkıntıların aşılmasını sağlayacak düzenlemelerdir.”

Sabri Tekir: Milletimizin kadim bir devlet geleneğine ve tecrübesine sahip olduğunu her zaman düşünürüm. Karşılaştığımız ekonomik ve siyasi problemleri çözme konusunda yeteri kadar tecrübesi de yetişmiş insan gücü de vardır. Ben Türkiye’nin Lübnanlaşmasına fırsat verileceği kanaatinde hiçbir zaman taşımam. Ama milletimizin tercihlerini yaparken sağlıklı bilinçli tercihlerde bulunması da gerekmektedir.

-TBMM’nin çıkardığı Spor Yasası’nda spor kulüplerinin borcundan o dönemdeki yönetim kurulu üyeleri sorumlu olacak deniliyor. Devleti zarara uğratan ve devleti bilerek isteyerek yetim malı yiyen yöneticilerden de böyle bir sorumluluk söz konusu mu? Kendi dönemlerindeki devlet zararından şahsi mallarıyla sorumluluğu meydana getirecek bir yasal düzenleme yapmayı planlıyor musunuz? Devlet Planlama Teşkilatı kuruluyor mu? Kuruluyorsa başka bir isimle mi kuruluyor?

Durmuş Yılmaz: “Her iki sorunun cevabı da metinde var. Gerek Merkez Bankası’nın İstanbul’a taşınması gerekse Faik Bey’in sunduğu kamu maliyesiyle ilgili gerçeklerin ortaya çıkarılması ve verilerin ortaya çıkarılması üzerine söylediği gibi sebep olunan bütün zararlar, incelenecek meri hukuk, meri mevzuat çerçevesinde ilgililere rücu edilecek ve bu zararlar tazmin ettirilecektir. Devlet Planlama Teşkilatı da Strateji ve Planlama Teşkilatı olarak hayata geçirilecek.”

Bülent Şahinalp: “Türkiye bir hukuk devleti. Anayasası’nda öyle yazıyor. Gerek Anayasa gerek kanunlar süs olsun diye çıkarılmadı. Bir dönem zarfında iktidar sahiplerinin bilinçli tercihleriyle o yasanın uygulanmaması, bir daha uygulanmayacak anlamına gelmiyor. Yasaya uymayanların, kanunları çiğneyenlerin, suç işleyenlerin bu incelemenin sonunda raporlanması halinde haklarında ne işlem yapılacağını ifade ettik.  

İbrahim Çanakçı: “Bu masada üç Devlet Planlama Teşkilatı mensubu var. Sayın Öztrak, Sayın Bilgin ve ben, mesleki kariyerlerinin önemli bir bölümünü Devlet Planlama Teşkilatı’nda geçirmiş kişileriz. Tabi Devlet Planlama Teşkilatı bizim ekonomik tarihimizde çok önemli işlevleri yerine getirmiş bir kurum. Kamu yönetimine çok değerli isimleri kazandırmış bir kurum ve bu son dönemdeki kurumsal tırpandan da en fazla etkilenen kurumlardan da birisi. Bizim burada kurmayı öngördüğümüz teşkilatın ismi, Strateji ve Planlama. Yani, özellikle strateji boyutuna da vurgu yapmakta fayda var. Burada tabii ki detaylara inen, bürokrasiyle meseleyi boğan bir kuruluştan bahsetmiyoruz. Sunuşta da yine bahsettiğimiz gibi meselelere daha çok stratejik yaklaşacak ve aynı zamanda kamu özel iş birliğini, fonksiyonları itibariyle zamanın şartlarına uyarlanmış dinamik bir teşkilattan bahsediyoruz.”

-AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Çiğdem Karaaslan’ın enflasyon tanımı yaptığı açıklamasındaki “Enflasyon aşırı tüketim” sözleri ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gençlerle buluşmasında “İstatistik değerler iner çıkar, şu an dünya bir zor dönemden geçiyor ama bizim durumumuz yine iyi” sözlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?”

Durmuş Yılmaz: “İsmini zikrettiğiniz milletvekili ve Cumhurbaşkanı’ndan kurulan cümleler aslında şu anda var olan zihinsel karmaşanın bir sonucu. Faizle sorunu olan bir yönetim, enflasyonla nasıl mücadele edeceğini bilmiyor. Önüne gelen herhangi bir soruda o an aklına ne geldiyse o şekilde cevap veriyor.”

İbrahim Çanakçı: “‘Faiz düşürdük’ ibaresi tamamen bir safsatadan ibarettir. Faizlerin düşürüldüğü söz konusu değil, tablo ortada. Merkez Bankası’nın aldığı faizi düşürüyorsunuz, hazinenin ödediği faizi yüzde 17’den yüzde 28’lere kadar çıktı. Şu anda yüzde 25 civarında. Merkez Bankası’nın rakamlarına gidip bakalım. Bu maceraya girildiği eylül ayından bugüne ihtiyaç kredileri faizleri düştü mü? Taşıt kredileri faizleri düştü mü? Hiçbir faiz düşmüş değil, tüm faizler arttı. Hem faiz hem kur hem de enflasyon patlamıştır.”

Sabri Tekir: “Türkiye’de şimdiye kadar süreçte genel anlamda maliyet enflasyonu söz konusu olmuştur. Öyle çok tüketimden kaynaklanan bir enflasyon sürecinin yaşandığını söylemek mümkün değildir. Zaten insanımızın da öyle fazla tüketebilecek tüketim gücü yoktur.”

Durmuş Yılmaz: “Türkiye’de tüm çalışanların ortalama gelirini asgari ücret düzeyinde gelir elde ettiği ve toplumun önemli bir kesimini açlık sınırının altında yaşadığı bir ortamda aşırı tüketimden nasıl söz ediliyor? Kim tüketiyor bunu.”

-Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın altılı masaya ilişkin “Ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar, adaylık yarışındalar kendi içlerinde, bizim öyle bir derdimiz yok” sözlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik Öztrak: “Bu çalışmalar sırasındaki büyük uyum, aslında önümüzdeki dönemde uygulanacak olan politikaların ne kadar etkili olacağını da ortaya koydu. Sayın Erdoğan merak etmesin, bizim yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır.”

-Komisyon olarak ekonomide acil bir şekilde bu kötü gidişata dur diyebileceğiniz önerileriniz var mı?

Durmuş Yılmaz: “Partiler olarak ilk 100 gün, 300 gün, 500 gün eylem planlarımız var. Şu andaki ekonomi politikalar kök meselelerle uğraşmıyor, sonuçlarla uğraşıyor.”

-TÜİK’e yönelik bir çalışma yapacak mısınız? Gelir endeksli senetler (GES), kur korumalı mevduat gibi anlık bir rahatlama sağlayabilir mi?

Durmuş Yılmaz: “Uygulanmakta olan para politikası ve bankacılık sistemi ile ilgili uygulamaları bir cümleyle özetler misiniz derseniz, gerçekten harika işler yapıyorlar. Uyguladıkları politikanın adı daraltıcı, genişleyici para politikası, sonuçta vardıkları yer, daraltıcı genişlemeci para politikası. Çıkış için herhangi bir stratejileri yok. İki arada bir derede kaldılar.”

İbrahim Çanakçı: “Gerek TÜİK gerek Varlık Fonu gerek bakanlıklarla ilgili yapılanma çalışmaları komisyonumuzun çalışmaları sırasında gözden geçirildi, değerlendirildi hem de benzer çalışmaları yürütmemiz söz konusu olacak.”

Faik Öztrak: “Ekonominin en önemli problemi güven, kendisine güven duyulmayan bir yönetim iş başında. Yaptıkları tek şey algıyı yönetiyorlar. Kur Korumalı Mevduat sistemi, gelir ortaklığı senetleri bunların hiçbiri ülkenin gerçek sorunları ele alan o sorunları düzeltecek olan uygulamalar değil. Tamamen pansuman, tamamen aspirin tedavisi, bu yöntemlerle de bu ekonomiyi düze çıkarabilmek mümkün değil. Ben size en kısa vadede alınması gereken en önemli tedbiri söyleyeyim; bir an evvel sandığı getirsinler ve gitsinler.”

Sabri Tekir: “Hükümetin takip ettiği politika faiz enstrümanını kullanmak suretiyle bu ülkede haksız servet transferini gerçekleştirmektir. Ülkenin geleceğine güven duyulan bir tabloda değildir, bu tablonun değişmesi gerekmektedir.”

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com