Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

Türkiye Temiz Parayla Büyümeli, Kara Parayla Değil

CHP Sözcüsü Öztrak, Türkiye’nin kara para, uyuşturucu ve diğer illegal yollardan elde edilen paralarla ilgili önemli bir sorunu olduğunu belirterek, “Kara para meselesinde, bizim de üyesi olduğumuz FATF’ın tespitleri var. Türkiye, dünyada gri listede olan 23 tane ülkeden biri” dedi.

Uzunca bir süredir nereden geldiği izah edilemeyen büyüklükte bir paranın Türkiye’nin ödemeler dengesi finansmanında ciddi bir rol oynadığını ifade eden Öztrak, “Türkiye açık, temiz parayla büyümeli. Kara parayla değil” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun İngiltere ziyaretiyle ilgili açıklamalarda bulundu. Öztrak, İngiltere’de yaptığı basın toplantısında şunları belirtti:

Genel Başkanımız, Amerika’dan sonra ikinci yurtdışı gezimizi Londra’ya yapıyor. Bugün Londra’daki temaslarımızın ikinci günü. Aslında Londra’daki temaslarımız Amerika’daki temaslarımızın bir devamı. Genel Başkanımız ABD’de daha çok, bizim kendi bilim insanlarımızı, kendi beşeri sermayemizi orada görmek, çalışmalarını izleme ve onlarla bir şekilde iletişim içine girerek, iktidara geldikten sonra bu insanlarla birlikte, ülkenin kalkınmasına nasıl hizmet edebileceğimiz konusunda temaslar yapmıştı. Şimdi Londra’da; bu araştırma, geliştirme, yetenek bulma, yetenekleri bir şekilde iş alemine katma, iş sahibi yapma yönünde, bunların nasıl, hangi yöntemlerle sağlanabileceği, bunlara nasıl finansman sağlanabileceği konusunda gerekli temaslarda bulunuyoruz.

İLGİ BÜYÜK OLUNCA SÜREYİ 4 GÜNE ÇIKARDIK

Gerçekten de son derece yararlı. Bir kere dünyanın artık çok farklı bir noktada olduğunu burada da tespit etme imkanını bulduk. Özellikle giderek artan oranda bir yatırımcı kitlesi, bu dünyayı dönüştürecek, dünyayı değiştirecek geçiş sürecine uyum sağlayan büyüme stratejilerine ciddi yatırımlar yapmak istiyorlar. Teknolojiye ciddi yatırım yapmak istiyorlar. Bizim ilk planladığımız, burası için iki günlük bir seyahatti. Ama gerçekten ilgi o kadar büyük ki bu süreyi dört güne çıkartmak zorunda kaldık.

YETENEKLİ GENÇLERİ BULMAK ÇOK ÖNEMLİ

Dediğim gibi Londra’da teknolojiyi, tüketici tercihini, iş yapma modellerini gördük. Çok önemli bir husus: Gençleri, yani yetenekli gençleri bulmak… Bunları girişimci olarak yetiştirmek, alışılmış süreçlerden geçmeden bunları iş insanı yapmak gibi önemli faaliyetlerde bulunan kuruluşlarla, bunlara bu şekilde finansman sağlayan kuruluşlarla görüştük. Yine yaratıcı endüstrileri kullanmak suretiyle, bölgesel gelişmişlik farklarının nasıl giderilebileceği konusunda, yerel yönetimlerle birlikte çalışan eğitici kurumlarla, üniversitelerle işbirliği yapan kurumlarla temas içinde olduk.

BÜYÜK FONLARI UCUZ MALİYETLE GETİREBİLİRİZ

Yarın da devam edecek temaslarımız. Bu dört gün boyunca yaklaşık 10 milyar dolarlık bir sermayeye hükmeden, girişim sermayesi fonlarıyla; yine yaklaşık 5 trilyon dolara hükmeden yatırım bankalarının yöneticileriyle temas edeceğiz. Türkiye’nin bugün dünyana benimsenen birtakım adımları atması halinde, bu dünyada geçerli olan değerleri benimsemesi halinde… Bu değerler de açık söyleyeyim bizlerin Türkiye’de hep dillendire geldiğimiz değerler: Hak, hukuk, adalet, verimlilik, üretim, hakça paylaşma, kapsayıcılık, sürdürülebilirlik. Özellikle çevre konusundaki sürdürülebilirlik gibi bir takım alanları kapsayan bir yaklaşımla dünyada gerçekten, diğer fonlara nazaran çok daha ucuz olan, çok büyük miktarlarda fonları ülkeye getirmemizin mümkün olduğunu gördük. Özellikle sürdürülebilir kalkınma amaçlarını dikkate alan bir büyüme stratejisi ve buna uygun bir dönüşümle bu imkanları ülkemize hızla getirebilmek mümkün.

TÜRKİYE TEMİZ PARAYLA BÜYÜMELİ

Tabi şunu çok açık ifade edeyim. Türkiye bu yola girmeli. Türkiye açık, temiz parayla büyümeli. Kara parayla değil. Bugün maalesef Türkiye’nin büyüme sürecine baktığımız zaman; kara paranın, yani nereden geldiği izah edilemeyen büyüklükte bir paranın ödemeler dengesi finansmanında uzunca bir süredir, ciddi bir rol oynadığını görüyoruz. Bu tercih edilebilir bir husus değil, çünkü bunun ciddi maliyetleri var. Maliyeti nedir diye sorarsanız bugün İstanbul’da kanalizasyonlardan alınan örneklerde yapılan testlerde; dünyanın belki 5-6 katına çıkan uyuşturucu kullanımıyla ilgili bulgular var. Bunlar çok ciddi, emniyetin raporları var. Yine kara para meselesinde, bizim de üyesi olduğumuz FATF’ın, yani Finansal Aksiyon Gücü’nün tespitleri var. Türkiye, dünyada gri listede olan 23 tane ülkeden biri. Hem FATF’ın üyesi olan, hem de bu gri listede olan sanıyorum tek ülke. Dolayısıyla bütün bunlar ülkenin ciddi bir kara para sorunuyla, uyuşturucu sorunuyla ve diğer illegal yollardan elde edilen paralarla ilgili ciddi bir sorunu olduğunu gösteriyor. Bugün Türkiye’de İstanbul’dan Antalya’ya kadar bakıyorsunuz uluslararası mafya savaşları aldı başını gidiyor, bizim insanımızı da tehlikeye sokuyor, insanlar birbirlerini vuruyorlar.

DÜNYANIN BÜTÜN GELİŞMİŞ ÜLKELERİNDE BENİMSENEN BU

Ama bu tarafta da dönüp baktığınız zaman işte trilyonca dolarlık, milyarlarca dolarlık gerçekten ülkelerin; değerlere dayanan yani bugün bütün dünyada kabul görmüş, işte bu Birleşmiş Milletler üyesi olan ülkelerin de benimsediği; sürdürülebilir büyüme amaçlarına uyumlu hareket eden ülkelere yönelen çok ciddi de paralar var. Bizim CHP olarak hedefimiz; bu ülkede başta uyuşturucu olmak üzere her türlü kara paranın temizlenmesi. Bunlara imkan veren düzenlemeyi ortadan kaldırmaya ve onun yerine onlardan kat be kat, dünyada fazla olan, değerlere dayanan finansman imkanlarını ülkeye getirmeye kararlıyız. Bu seyahatimizde de bunun aslında, başta İngiltere olmak üzere dünyanın bütün gelişmiş ülkelerinde benimsendiğini gördük.

FİNANS MERKEZİ BİNA DİKEREK OLUNMUYOR

Son dikkatimizi çeken bir hususu söyleyeyim ondan sonra bitireceğim. Bu seyahatimizde gördüğümüz bir başka husus da Londra’nın nasıl finans merkezi olduğu. Finans merkezi binalarla olunmuyor. Finans merkezi hukuk devleti olarak olunuyor. Finans merkezi, istikrarlı bir ekonomiyseniz olunuyor.

Ben burada izin verirseniz bitireyim. Sorularınız varsa alıyım.

Soru- İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun bir açıklaması oldu. Özellikle Kemal Kılıçdaroğlu’nu ağır bir suçlamaya muhatap bıraktı. Bir FETÖ-romandan bahsetti, bir kırmızı dosya ve bunu mutlaka açıklayacağını söyledi. Özellikle Kemal Kılıçdaroğlu’nun uyuşturucuyla ilgili iddialarından sonra bunu yapmış olduğunu gözledik. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Süleyman Soylu, fetöroman arıyorsa önsözünde, ‘Ne istediniz de yapmadık’ diye başlayan kitaba bakacak.

Soru- Şimdi Amerika’nın devamı dediniz Londra gezisi için. Amerika ile ilgili bile ‘8 saat ortadan kayboldu, kim bilir hangi talimatları hangi odaklardan almak için oraya gitmişti’ demişlerdi. Şimdi Londra’yla ilgili aynı yorumları duyuyoruz. Kemal Bey’in bununla ilgili bir cevabı var mı, aranızda konuştunuz mu?

Faik ÖZTRAK- Tabi. Ne derlerse desinler biz ülkemizi kara paranın değil tertemiz sermayenin merkezi yapmaya kararlıyız. Ülkemizin imkanlarının, gençlerimizin hizmetine, bölgesel kalkınmamızı sağlamanın hizmetine sunmak için her türlü çabayı göstermeye kararlıyız. Bu yolda da emin adımlarla ilerliyoruz kim ne derse desin.

Soru- Yani iki saat ortadan kayboldu denmiş Londra’yla ilgili en son. Kim bilir demek ki nereye gitti de hangi odaklardan hangi talimatları aldı diye yorumlanıyor belli taraflar tarafından.

Faik ÖZTRAK- Benim bilebildiğim kadarı ile bırakın iki saati, boş beş dakikamız bile yok.

Soru- Bu ziyaretleriniz seçtiğiniz ülkelerle Türkiye arasındaki ilişkilere pek fazla değinmediğinizi gözlemliyorum. Yani CHP’nin dış politika olarak mesela iktidara geldiği takdirde Türkiye-İngiltere ilişkilerinin nasıl seyredeceğine dair bir yorumunuz olur mu acaba alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi şunu söyleyeyim, yani bizim bu seyahatlerimiz dikkat ederseniz daha çok teknoloji, bilimsel araştırma geliştirme ve bu bilimsel araştırma geliştirme ve teknolojinin üretim sürecine nasıl katılabileceği, istihdam meselesinde ne rol oynayabileceği; nasıl bizim gençlerimizi süratle hem girişimci, ondan sonra da iş insanı haline getirebileceği konusundaki incelemelerimizi yapıyoruz. Ama bizim dış politikamızla ilgili prensiplerimiz belli. Bizim söylediğimiz bir şey var. Biz, dünyada ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ diyen bir kültürden geliyoruz. Dolayısıyla biz bütün dostlarımızla, bütün komşularımızla, dünyadaki tüm ülkelerle iyi geçinmek isteriz. Yeter ki onlar da bizim hakkımıza, hukukumuza gerekli saygıyı göstersin.

Milletin Cüzdan Boşsa, Hükümetin Vizyonu da Boştur

CHP Sözcüsü Öztrak, tüm Cumhuriyet Hükümetlerinin kullandığı kaynağın 4 katını kullanan Saray Hükümetlerinin bunca kaynağa rağmen Türkiye’yi 2023 hedeflerinin yarısına bile ulaştıramadığına dikkat çekerek, “20 yılda millete verdiği hiçbir sözü tutamayan, millete taahhüdünü yerine getiremeyen saray, şimdi çıkmış önümüzdeki yüzyıl için milletten yetki istiyor. Pes doğrusu… Sen gelecek 100 yılı bırak, 2023’e 2 ay kala, 2023 hedeflerini neden tutturamadın? Çık millete bunun hesabını önce bir ver” dedi.

Her sıkıştığında ya bir asır önceye ya da bir asır sonraya kaçan Saray Hükümetinin konuşmadığı tek şeyin bugün olduğunu belirten Öztrak, “Bugün mutfakta tencereler kaynamıyor. Milletin cüzdanı bomboş. Milletin cüzdanını boşaltan hükümetin vizyonu da boştur. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” değerlendirmesinde bulundu.

CHP olarak TOGG’un ilk aracının seri üretim bandından inmesini sevinçle karşıladıklarını kaydeden Öztrak, aracın satışının başlayacağı 4 ay sonrası için fiyat verilememesini, Erdoğan’ın ekonomiyi getirdiği yerin itirafı olarak niteledi. Öztrak, “Ülkede dört ay sonrasını öngörülemez hale getirenler, bir asır sonrası için ülkeye ufuk, vizyon vermeye kalkıyorlar. Pes diyorum” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine ilişkin düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:https://youtube.com/embed/ZtBHD7nUzfI

ERDAL İNÖNÜ’YÜ SAYGI VE RAHMETLE ANIYORUZ

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Sözlerime başlarken, siyasette hoşgörü ve nezaketin temsilcisi, değerli bilim ve siyaset insanı önceki dönem genel başkanlarımızdan Sn. Erdal İnönü’yü vefatının 15. Yılında saygı ve rahmetle anıyoruz.

CUMHURİYET BAYRAMIMIZI GURURLA KUTLADIK

Hafta sonu, Cumhuriyetimizin 99. yaşını, büyük bir coşku ve gururla kutladık. Cumhuriyetimiz hiç kolay kurulmadı. Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı, türlü cephelerde, tüm kaynaklarını tüketmiş, fakrı zaruret içinde bir millet, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde, damarlarındaki asil kanda mevcut kudretle, emperyalist güçlerin karşısına dikildi, “Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür, bölünemez” diye haykırdı. “Milli iradeyi hâkim kılmak” esasıyla “Tam bağımsızlık” şiarıyla, hem kendi makûs talihini yendi. Hem de mazlum milletler için bağımsızlık yolunun pusulası oldu.

CUMHURİYET, 200 YILLIK GERİ KALMIŞLIĞA MİLLETİMİZİN BULDUĞU ÇÖZÜMDÜR

İşte Türkiye Cumhuriyeti, aziz milletimizin, Kurtuluş Savaşı meydanlarında verdiği onurlu mücadelenin, medeniyet kulvarındaki devamıdır. 200 yıllık geri kalmışlığa ve onlarca yenilgiye karşı, milletimizin bulduğu çözümün adıdır. Atamız, tüm bu süreci şu sözlerle özetlemiştir: “Uçurum kenarında yıkık bir ülke… Türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar… Yıllarca süren savaş… Ondan sonra, içeride ve dışarıda saygıyla tanınan yeni vatan, yeni sosyete, yeni devlet… Ve bunları başarmak için aralıksız devrimler… İşte Türk genel devriminin bir kısa deyimi…” Bu onurlu mirasın sahipleri olarak, Cumhuriyetimizin 99. yaşını bir kez daha, gururla kutluyoruz. Atamızı ve silah arkadaşlarını bir kere daha saygı, rahmet ve minnetle anıyoruz.

BU REJİMLE KUTUPLAŞMA “TOKSİK” SEVİYEDE

Milli bayramlarımız, geçtiğimiz zorlu yolları hatırlamak, geçmişten ders çıkarmak için de önemli bir fırsattır. Cumhuriyet nedir ve sultanlıktan farkı nedir? Büyük Atatürk; Cumhuriyetimiz ikinci yaşına girerken, İzmir Kız Öğretmen Okulu’nda, öğrencilerin sorusu üzerine, bunun cevabını gayet güzel vermiş. “Cumhuriyet, ahlâkî fazilete dayanan bir idaredir. Cumhuriyet fazilettir. Sultanlık, korku ve tehdide dayanan bir idaredir. Cumhuriyet idaresi faziletli ve namuskâr insanlar yetiştirir. Sultanlık, korkuya ve tehdide dayandığı için, korkak, zelil, sefil ve rezil insanlar yetiştirir. Aradaki fark bunlardan ibarettir.” Evet, Cumhuriyet ahlak üzerine inşa edilir. Ucube şahsım rejimleri ise korku üzerine… Cumhuriyet kalpleri birleştirir. Tek kişinin iradesine dayanan rejimler ise kutuplaştırır. Toplumsal kutuplaşma, demokrasiye vurulmak istenen darbe için en stratejik araçtır. Ülkemizdeki toplumsal kutuplaşma, “Toksik seviyelere” ulaşmıştır. Bugün Türkiye’deki yönetim, otoriter rejime kayan, en tepedeki beş ülke arasında sayılmaktadır. Uluslararası V-Dem Institute tarafından yapılan çalışmada, ortaya çıkan sonuç budur. Kutuplaşma, temel hak ve özgürlüklerimizi, yargıyı, adaleti, demokrasimizi ve 99 yıllık Cumhuriyetimizi tehdit etmektedir.

SÜKÛT İKRARDAN GELİR

Tek başına ülkeyi yöneten, AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’ın, TBMM Grup Başkanvekili, “Bir kültür devrimi olarak Cumhuriyet, bizim lügatimizi, alfabemizi, dilimizi, hâsılı bütün düşünmemizi yok etmiştir” diyerek, Cumhuriyetimize ve Cumhuriyet devrimlerine, alenen saldırmıştır. Cumhuriyetimize ve Atatürk devrimlerine düşmanlık etmiştir, kinini kusmuştur. AK Parti Genel Başkanı da, bir yandan bayram günü milletin huzurunda, “Yaşasın Cumhuriyet” diye bağırıyor, diğer yandan, bu vahim hadiseyi sadece seyrediyor. Ağzını açıp tek söz söylemiyor. Sükût ediyor. Ne demişler? Sükût ikrardan gelir. Demek ki kendisin de partisinin de asıl görüşü bu. Daha önce de aynı AK Parti Genel Başkanı, Cumhuriyetimize “90 yıllık reklam arası” diyen, bir milletvekilini himaye etmiş miydi? Ama bu defa himaye görenin, Erdoğan’ın kendi adına, Meclis’te konuşma yetkisi verdiği, bir grup başkanvekili olması, hele hele eski bir Kültür Bakanı da olması, bu rezaleti partinin kurumsal görüşü haline getirmektedir.

AŞİKARDA İŞLENEN KABAHATİN, TENHADA ÖZRÜ OLMAZ

Yılın 364 günü, İngiliz zırhlısına binip kaçan Saray şürekâsına, güzelleme üstüne güzelleme yapan siz… “Keşke Yunan galip gelseydi” diyen, fesli meczupları bağırlarına basan siz… “Cihan Harbi bitti. Müstevliler alacaklarının birkaç kat mislini aldı ve öyle gittiler, çekildiler. Kurşun sıkmadık ki. Övünecek büyük bir tarihimiz varken, kölelikten kurtulduğumuz tarihe niye bayram diyeceğiz” diyen, Emekli Eski Meclis Başkanıyla aynı sahnede hem de 29 Ekim’de birlikte poz veren yine siz… Altıncı Filo’ya secde eden Cumhuriyet düşmanlarıyla poz verip, şimdi, senede bir gün “Yaşasın Cumhuriyet” diye bağırarak, Cumhuriyetçi olamazsınız. Milletimiz külyutmaz. Aşikârda işlenen kabahatin, tenhada özrü olmaz. Milletimiz herkesin ne yaptığını görüyor, biliyor, notunu da veriyor. Tasdikname elinde, sahibine vermek, zulümden kurtulmak için, sandığı bekliyor.

CUMHURİYET LİYAKAT SİSTEMİDİR

Cumhuriyet liyakat sistemidir. Tek kişilik şahsım rejimleri ise Saraya sadakat sistemidir. Saraya sadakat sistemidir. Milletin tüm imkânları, bir avuç saray yanaşması için seferber edilir. Güreşçiler kamu bankalarına, yönetim kurulu üyesi yapılır. “Bir tek güvenlik makalesi okumadım, bu konuda bir şey biliyorum desem yanlış olur” diyen kişi İçişleri Bakanı yapılır. Rüşvet alanlar, Büyükelçi yapılır. Vatandaş, bir yandan akşam eve nasıl ekmek götüreceğini düşünür, diğer yandan da ödediği vergilerle, acımasızca kendinden alınan vergilerle itibardan tasarruf olmaz diyen sarayı besler. Millet evladını, yemez içmez okutur. İki üniversite bitiren vatan evlatları, asgari ücretle iş bulamaz. Ama Saray’ın yanaşmaları üç beş maaşla keyif çatar, lüks arabalarda burunlarına pudra şekeri çeker.

CUMHURİYET KİMSESİZLERİN KİMSESİDİR

Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesi, tek kişilik şahsım rejimleri ise, şürekâsının, yanaşmasının hamisidir. Saray başka ülkelerin talebiyle, ülkemizde tuttuğu, milyonlarca Suriyeliye, milletimizin kesesinden, milyarlarca dolar akıtır. Ama vatandaşlarımız hayat pahalılığı altında, inim inim inler. Suriyeli sığınmacının, “Bana vatandaşlık geldi, istemedim. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olsam, maaşım olmaz, rezil olurum” sözleri, aslında kibirli Saray yönetiminin bu milleti ne hale getirdiğini çok güzel anlatmaktadır.

CUMHURİYET İNŞA EDER, TEK KİŞİLİK REJİM SATAR

Cumhuriyet yarını düşünerek, inşa eder, fabrikalar kurar. Tek kişilik şahsım rejimleriyse, hayırsız evlat gibi bunları satar savar. Cumhuriyetimiz daha ilk günden itibaren, “Her fabrika bir kale” diyerek, ülkemizde üretim seferberliği başlatmıştır. Önce Birinci Dünya Savaşı’ndan alınan dersle, üç beyaz…, Şeker, bez ve un üretiminde, kendine yeterli olabilmek ilk hedef olarak konmuştur. Bugünde pandemiden sonra tüm dünya, bu politikalara geri dönmektedir. Eskişehir, Turhal, Alpullu ve Uşak’ta şeker fabrikaları, Kayseri, Konya Ereğli ve Bakırköy’de bez, Nazilli’de basma, Bursa ve Bünyan’da dokuma fabrikaları… Hem bir banka hem bir tekstil işletmesi olarak SÜMERBANK… Anadolu’nun pek çok ilinde buğday siloları, Aksaray’da Atatürk’ün talimatıyla kurulan Azm-i Milli Un Fabrikası… Ve Cumhuriyetle birlikte yükselen diğer fabrikalar. İlki Kırıkkale’de başlamak üzere 12 ilde demir-çelik fabrikası, Paşabahçe cam fabrikaları, çimento, kömür, kimyevi madde, gübre fabrikaları, yeraltı kaynaklarını işletmek için ETİBANK, elektrik santralleri, yeni demiryolu hatları, limanlar… 1950’lerde SEKA’nın sahneye çıkması, 1960’larda Erdemir Demir-Çelik Fabrikası, PET-KİM, 1970’ler Sakarya Tank-Palet Fabrikası, 1980’ler TÜPRAŞ, 1990’lar TÜRK TELEKOM ve daha niceleri…

SİZ ÖNCE TELEKOM TALANININ HESABINI VERİN

Cumhuriyet hükümetleri bunca fabrika kurdu. Erdoğan ve şürekası bu mirası 63 milyar dolara, kendi deyişleriyle “babalar gibi” sattı. İşte TÜRK TELEKOM… Saray TELEKOM’u Lübnanlılara sattı. Satarken de bizim tarlanın taşıyla, bizim tarlanın kuşunu vurdurdu. Lübnanlılar, Suudilerle bir oldu TÜRK TELEKOM’un kârını aldı, borcunu bizim bankalarımızın sırtına bıraktı, sonra da çekip gitti. Devletin bu şirketin yönetimine atadığı memurlar, TÜRK TELEKOM’un yağmalanmasını sessizce izlediler. Yetmedi, kimi Saray’a Yardımcı, kimi Genel Sekreter oldu, kimileri de danışman… Ülkenin elinde talan edilmiş, son derece yetersiz bir fiber altyapı kaldı. Dijital çağa, Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılına, bu yetersiz altyapıyla girdik. Şimdi bunun müsebbipleri çıkmış bundan şikâyet ediyorlar. Bunu tamir edebilmek için, ülkenin ikinci yüzyılına randevu vermeye kalkıyorlar. Siz önce bu talanın bir hesabını verin. Ama ne gezer.

YETİMİN HAKKINA GİRENE HATIR SORUYOR

Tam da Cumhuriyet Bayramı arifesinde, TELEKOM’u soyup soğana çeviren, Lübnanlı Hariri ailesinin temsilcisi, nispet yapar gibi Erdoğan’ın Sarayına gelmiş. Sarayın kibirlisiyle basına kapalı bir görüşme yapmış. Şu fotoğrafa iyi bakın… Ne Erdoğan’ın yüzünde hesap soran bir ifade var, ne de TELEKOM’un içini boşaltanların yüzünde hesap veren bir ifade… Belli ki Hariri’nin keyfi yerinde, objektiflere gülerek poz veriyor. Cumhuriyet, tüyü bitmedik yetimin hakkını arar. Tek kişilik şahsım rejimleri ise, tüyü bitmedik yetimin hakkına girenlere, işte böyle bu resimde olduğu gibi hal hatır sorar.

TÜM CUMHURİYET HÜKÜMETLERİNİN 4 KATI KAYNAK KULLANDI

Geçtiğimiz hafta sonu, 20 yıldır Hükümette olan Sarayın kibirlisi, çıktı milletten bu defa yüz yıl istedi. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. 20 yıllık devri iktidarında milletten, 2 trilyon 504 milyar dolar vergi toplamış. İçeriden ve dışarıdan 131 milyar dolar borç kullanmış. Birde milletin 63 milyar dolarlık malını mülkünü satmış. Toplam 2 trilyon 697 milyar dolar kaynak toplamış, para toplamış, bir de güzel harcamış. AK Parti’den önceki 79 yılda göreve gelen, tüm Cumhuriyet hükümetlerinin, kullandıkları paranın dört katı ve bunu tüm cumhuriyet hükümetlerinin harcadığının dörtte biri kadar bir sürede harcamış, bitirmiş.

HEDEFLERİN YARISINA BİLE ULAŞAMADILAR

Önceki 57 Hükümet, kullandıkları her 100 dolarlık kaynakla, ülkeye 714 dolarlık gelir yaratmışlar ülkede. Erdoğan hükümetleri ise kullandığı her 100 dolarlık kaynakla, sadece 533 dolarlık milli gelir yaratabilmiş. Erdoğan kaynakları israf etmiş. Millete verdiği sözleri tutamamış. Bundan tam 11 yıl önce, 2011 seçimlerine giderken, 2023 için milletimize bazı sözler verdiler. Bunların adına da anlı, şanlı 2023 hedefleri dediler. Bir de bunlar yetmedi Kalkınma Planlarına da yazdılar. Devletin resmi hedefleri haline de getirdiler. 2023’e bugün itibariyle tam iki ay kaldı. Saray milletimize, “2023’te Milli Gelirimizi 2 trilyon dolara” çıkarma sözü vermişti. Şimdi kendi resmi programlarında, “2023’te milli gelirimiz 867 milyar dolar olacak” diyorlar. İnsaf! Hadi “Pandemi oldu, Rusya Ukrayna’yı işgal etti, onun için 2 trilyon sözümüzü tutamadık ama 1 trilyon 867 milyar dolarda kaldık” desinler bizde kabul edelim. Ama 867 milyar dolar, millete vaat ettikleri hedefini yarısı bile değil. Bu beceriksizliğin daniskası… 2023’te kişi başına geliri 25 bin dolara çıkaracağız demişler bu sözü vermişler. Bu ülkenin her bir ferdinin yıllık geliri 25 bin dolar olacak demişler. Şimdi, “2023’te kişi başına gelir, olsa olsa 10 bin dolar olur” diyorlar. Buna baktığınız zaman bu da hedefin yarısı bile değil. Beceriksizliğin daniskası. Milletimize, “Türkiye’yi 2023’te, ilk 10 ekonomi arasına sokma sözü” verdiler. 1990’da ilk 20’ye giren koca Türkiye ekonomisini, 2023’te ilk 20’den düşürme sınırına getirdiler. Bu beceriksizliğin daniskası değil de ne? “İşsizliği yüzde 5’e düşüreceğiz” dediler. İşsizlik yüzde 10 da kaldı. Taahhüt ettiklerinin iki katı… Alın size bir başka beceriksizliğin daniskası daha.

SEN ÇIK ÖNCE 2023’ÜN HESABINI VER

Hep söylemek zorunda kalıyoruz. Arsız neden arlanır, çul da giyer sallanır. 20 yılda millete verdiği hiçbir sözü tutamayan, millete taahhüdünü yerine getiremeyen saray, şimdi çıkmış, önümüzdeki yüzyıl için milletten yetki istiyor. Pes doğrusu… Sen gelecek 100 yılı bırak, 2023’e 2 ay kala, 2023 hedeflerini neden tutturamadın? Çık millete bunun hesabını önce bir ver. Millet olarak bunların çıraklıklarını gördük, kalfalıklarını gördük, ustalıklarını gördük, en sonunda maşallah camı çerçeveyi indirdiler. Bu aziz milleti ve memleketi, harap ettiler.

CÜZDAN BOŞSA VİZYON DA BOŞTUR

Şimdi 2023’te tutturamadıkları hedeflerin hesabını vermeden önümüzdeki asra talip olmaya kalkıyorlar. Her sıkıştıklarında, ya bir asır önceye, ya da bir asır sonraya kaçıyorlar. Konuşmadıkları tek şey ise bugün… Bugün mutfakta tencereler kaynamıyor. Milletin cüzdanı bomboş. Milletin cüzdanını boşaltan, hükümetin vizyonu da boştur. Tekrarlayalım, ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.

GIDA VE BARINMA KRİZİ KAPIMIZDA

Kışa girerken, ciddi bir gıda ve barınma krizi kapımızda bekliyor. Dünyada gıda fiyatları Ukrayna-Rusya savaşı öncesi seviyelerine dönmüştü. Ama hafta sonunda, Rusya tahıl koridorunu yeniden kapattı. Dünyada 12 aylık gıda enflasyonu, yüzde 5,5’e kadar gerilemişti. Şimdi Rusya’nın tahıl koridorunu kapatma kararıyla, tedbir alınmazsa, dünyada gıda fiyatları yeniden artacak. Tabi bizde durum çok daha farklı. Kara kış yaklaşırken bizdeki gıda enflasyonu yüzde 93. Dünyadakinin katbekat fazlası. Dünyada gıda fiyatlarının en hızlı arttığı 5 ülkeden biriyiz bu saray hükümeti sayesinde. Tahıl başta olmak üzere, küresel emtia fiyatlarının yeniden artmaya başlaması, mutfaklarımızdaki yangının daha da büyümesi demek… Bugün markette sütün litresi 20 liranın, beyaz peynirin kilosu 100 liranın üzerinde. Edirne’de öğrenciler, yani peynirin merkezinde “Bir peyniri üçe bölüyoruz. Asker gibi herkes kendi hakkını yiyor. Bu halimizden utanıyoruz” diye dert yanıyor. Peki Saraydan bu sesi duyan var mı? Hiç sanmıyorum ne gezer…

İŞ BULAMAZSAN DA AÇSIN, BULSAN DA…

Enflasyonu kendi hatalarıyla azdırdılar. Paramızı pul ettiler. Geçtiğimiz yılın Aralık ve bu yılın Ocak ayında, yani sadece iki ayda, toplam yüzde 25 enflasyona neden oldular. Şimdi Şark kurnazlığı yapıyorlar. “Aralık ve Ocak’ta enflasyon artık bu kadar yüksek olmaz” diye düşünüyorlar, cinlik yapıp, enflasyonun Aralık’tan itibaren düşeceğini ilan ediyorlar. Peki sonra ne olacak? Peki fiyat etiketleri düşecek mi? Hayır! Hem fiyat etiketleri, hem de açlık sınırı artmaya devam edecek. Saray sosyetesi üçer beşer maaşlar aldığından bu onlara pek dokunmaz. Farkında da olmazlar. Ama asgari ücretli vatandaşlarımız ne yapacak? Asgari ücret 5 bin 500 lira. Daha dört ay önce belirlendi. En son açıklanan açlık sınırı ise 7 bin 425 lira oldu. Asgari ücretli bir ailenin sadece karnını doyurmak için ilave 1.925 liraya ihtiyacı var. Asgari ücret bugün Türkiye’de ortalama ücret oldu. Onun için Saray ve şürekâsının yönettiği bu ülkede, iş bulanda aç, iş bulamayan da aç.

BİR EV, BİR ARABA HAYAL OLDU

Karakışa girerken, kapımızda sadece gıda krizi yok. Aynı zamanda ciddi bir de barınma krizi var. Sadece son bir yılda doğalgaza yüzde 161, elektriğe yüzde 101 zam geldi. Yeni zamların da eli kulağında… Esnaf kira seviyesinde gelen enerji faturalarından illallah dedi. Bu zulüm böyle devam ederse esnaf artık pes edip dükkanını kapatacak. Yine kışla beraber hanelerden yükselen, “Yandım Allah” feryatları öyle gözüküyor ki daha da artacak. Sadece enerji faturaları mı? Kiralar da serbest uçuşta… İstanbul’da kömürlükten bozma evlerin kirası, 4 bin lira olmuş. Kiralık daire fiyatları son bir yılda, Trabzon’da yüzde 180, Konya’da, Sivas’ta ve Edirne’de yüzde 175, İzmir’de yüzde 173, Ankara’da yüzde 163, İstanbul ve Adana’da yüzde 155 artmış. Diyarbakır ve Van’da ise kiralar neredeyse ikiye katlanmış. Satılık evlerde ev fiyatları birkaç milyonun altına bir türlü düşmüyor. Tam da seçim öncesinde, hükümet bir sosyal konut projesi daha açıkladı. TOKİ’nin yapacağı 250 bin sosyal konut için, yaklaşık 8 milyon yurttaşımız başvurdu. Bugün başvuruların son günü… Her başvuran 100 vatandaştan sadece 3’ü konut sahibi olacak. Geriye kalan 97 kişi artık ev hayalinden vazgeçecek. Ülkemizin hali bu… Bu ülkede bir ev, bir araba sahibi olmak artık hayal…

TOGG’U SEVİNÇLE KARŞILADIK

Araba demişken; hafta sonunda Türkiye Otomobil Girişim Grubu, seri üretim bandından ilk aracını indirdi. Bunu biz ülkemiz adına sevinçle karşıladık. TOGG bir özel grubunun yatırımıdır. Çok büyük kaynaklar tahsis edilmiştir… Türkiye’nin mobilite teknolojilerinde ilerlemekte umududur. Bir Türk markası olarak TOGG’un, dünyanın en önemli teknoloji üslerinden biri olması, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim en büyük dileğimizdir. Gelelim aracın fiyatına. İlk talep Erdoğan’dan geldi. E bu aracı almaya Erdoğan’ın gücü, tabi ki yeter. Ama milletimizin kaçı bu aracı alabilecek? Bunu bilmiyoruz. Aracın fiyatı açıklanamadı. Sanki sır.

ERDOĞAN’IN SÖZLERİ BİR İTİRAF

Erdoğan’ın demesine göre ama “Mart ayı sonunda pazara çıkacak bir ürünün fiyatının bugünden ilanı hem doğru, hem de mümkün değilmiş…” Sadece bu sözler bile, Sarayın ekonomimizi ne hale getirdiğinin itirafıdır. Eğer bu ülkede firmalar, dört ay sonrası için fiyat veremez hale geldiyse, zaten ekonominin köküne kibrit suyu dökülmüştür. Açıkçası bu Erdoğan’ın ağzından iflasın itirafıdır. Ama bu yıkımın müsebbiplerinden Nebati Bakan, halen harikalar diyarında gezinmekle meşgul. Nebati Bakan’a göre; “Dünyanın hissettiği kadar, enflasyonu hissetmiyormuşuz.” Yani siz ve diğer Saray ve şürekâsı enflasyonu elbette hissetmez. Ama dört ay sonrasına fiyat verilemeyen bir ülkede, enflasyonun neler çektirdiğini, bedellerinin ne olacağını, ne olduğunu bir de millete soracaksınız.

4 AY SONRASINI GÖREMİYOR, 1 ASIRA VİZYON VERMEYE KALKIYOR

Hep diyoruz; enflasyonun olduğu yerde öngörülebilirlik olmaz. Öngörülebilirliğin olmadığı yerde yatırım olmaz. Yatırımın olmadığı yerde aş olmaz, iş olmaz. Ülkede dört ay sonrasını, öngörülemez hale getirenler, bir asır sonrası için ülkeye ufuk, vizyon vermeye kalkıyorlar. Pes diyorum.

DERTLERİ, MANİPÜLASYON DEVAM ETSİN

Nitekim, iş insanlarımızın artık istiap haddi dolmaya başladı. Türkiye giderek, rekabetçi serbest piyasa ekonomisinden, Kuzey Kore modeli bir kumanda ekonomisine dönüşüyor. Tabela faizi yüzde 10,5. Ama bıraktık bu faize erişmeyi, kimse kredinin kendisine bile erişemiyor. Her gün yeni bir düzenlemeyle, piyasanın işleyişine müdahale edip, sistemi daha da bozuyorlar. Reel sektöre gidecek krediler, her gün ayrı bir düzenlemeyle, büyüyen bütçe açığının finansmanına yönlendiriliyor. Saray ve şürekâsı bankaların kaçtan kredi açacağına, kimlere ne kadar kredi açacağına kadar karışmaya başlamıştı. Yetmedi, geçtiğimiz haftada bankaların ne zaman, saat kaçta döviz alıp satacağına da karışmaya başladılar. Merkez Bankası, bankalara bir yazı göndererek; yurtiçinde yerleşik bankaların, yurtdışı bankalarla döviz alım satımını, mesai saatleri içinde gerçekleştirmelerini istemiş. Bu finansal sistemin sağlıklı işleyişi için gerekliymiş. Tabi Merkez Bankası’nın arka kapısından çıkarılan dövizleri, gece yarısı sadece kamu bankaları satacak ki, bu kur manipülasyonu devam etsin.

MOTORDA YAĞ BİTERSE MİL VE YATAK YANAR

Ama tüm bu akıl dışı müdahaleler sonucunda, olan, iş ve istihdam yaratan reel sektöre oluyor. İş insanları artık önünü göremiyor, yatırım için gereken kaynaklara erişemiyor. 20. yüzyılın en önemli iktisatçılarından, Joseph Schumpeter’in dediği gibi, “Reel sektör bir ekonominin motoru ise, finans da o motorun yağıdır.” Motorda yağ eksilirse, motorun mil ve yatakları yanar. Arabanın sizi yolda bırakması kaçınılmaz olur. Bugün reel sektörümüz, me yazık ki böyle bir riskle karşı karşıyadır. Hükümet yapbozlarla, ülkemizin krizlere dayanma gücünü tüketmiştir.

UMUTSUZLUĞA YER YOK, ÜSTESİNDEN BİZ GELİRİZ

Ama şunu buradan bir kere daha ifade etmek istiyorum. Umutsuzluğa da gerek yoktur. Türkiye karşılaştığı bu krizlerin üstesinden gelebilecek, büyük bir ekonomidir. Ülkemiz iyi yetişmiş kadrolara sahiptir. İşte daha önce Türkiye’yi krizlerden çıkarmış tecrübeli kadrolar, Milletin Masası’nda bir araya geldi. Türkiye’yi krizden çıkaracak reçeteye son halini vermeye başladı.

ASIRLIK ÇINARIN GENÇ FİLİZLERİNDE UMUTLAR YEŞERECEK

Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılına girerken, hiç kimse korkmasın! Biz geleceğiz, ülkemizi, Saray yönetimi tarafından içine sokulduğu buhrandan, çıkarıp alacağız. Biz geleceğiz, ülkemizi kısa süre içerisinde önce dünyanın en büyük 15 ekonomisi, sonra da dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına sokacağız. Biz geleceğiz, kavgayı, kutuplaşmayı bitireceğiz. Bu ülkenin insanları bir birini sevgiyle kucaklayacak. Aydınlık bir yarına omuz omuza vererek yürüyeceğiz. Biz geleceğiz, bu ülkede hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek. Gençlerimiz geleceğe umutla bakacaklar, kendi ülkelerinde, kendilerinin ve ülkelerinin geleceği için çalışacaklar. Biz geleceğiz, ülkemize; huzur gelecek, refah gelecek, adalet gelecek, demokrasi gelecek. Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılında, asırlık çınarın genç filizlerinde, bu ülkenin umutları yeniden yeşerecek.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

Soru- Deniz Baykal’ın kızı Aslı Baykal CHP’den istifa etti. Sebebine dair bir bilginiz var mı? Bu istifayı siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- İstifa tek taraflı bir müessesedir. Kendisi e-devlet üzerinden istifa etmiştir. Gerekçesinin kendisine sorulması daha uygun olacaktır.

Soru- Cumhur İttifakı ortağı BBP lideri Mustafa Destici’nin, partinize hazine yardımı almama ve bu yardımı eleştirmeniz gerektiği yönünde açıklamaları oldu. Bu açıklamayı yaparken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı bütçesini seçim sürecinde kullanmadığını da savunan Destici CHP’nin hazine yardımı alırken ve bu parayı eleştirmezken söyleyecek sözü olmadığı yönünde açıklamalar yaptı. Siz bu açıklamaları nasıl yorumlarsınız?

Faik ÖZTRAK- Şimdi gerçekten Sayın Destici’nin bu ifadeleri gerçekse ciddiye alınacak hiçbir yoktur. Bu sözler tamamen abesle iştigaldir. Bu sözleri söyleyen Destici anlaşılan gözleri görenlerin, kulakları duyanların gördüğünü görmemekte, duyduğunu duymamaktadır. Bugün ülkemizde cumhurbaşkanlığı bütçesinin seçim sürecinde kullanıldığına dair örnekler her gün yaşanmaktadır. Bütün mitingler devletin bütçesiyle yapılmaktadır. İşte en son yaşadığımız, AK Parti Genel Başkanı sıfatıyla hafta sonu Ankara’da yaptığı parti toplantısının finansmanı nereden karşılanmıştır? Benim Sayın Destici’ye tavsiyem bunu bir sormasıdır. Ankara’daki bütün aydınlatma direkleri AK Parti Genel Başkanının fotoğraflarıyla donatılmıştır. Bu paralar kimin cebinden çıkmıştır? Tekrar söylüyorum, bu sözlerin ciddiye alınacak hiçbir yanı yoktur.

Soru- Ticaret Bakanı Mehmet Muş, enflasyonla ilgili olarak “Son yılları saymazsanız ortalaması yüzde 8, 9 civarındadır” dedi. Siz bu açıklamaya ilişkin bir değerlendirme yapacak mısınız?

Faik ÖZTRAK- Yani ekonomi yönetimine baktığınız zaman yaptıkları sonucunda millet olarak hep beraber işkence çekmesek çok eğlendiriciler, çok esprililer. Yani Anadolu’da bir laf var ‘Laf söyledi balkabağı, doğra doğra koy tabağa’. Yani şecaat arz ederken bu kadar da sirkatin söylenmez. Sayın Bakan, ucube şahsım rejiminin enflasyonu şahlandırdığını itiraf etmiş. Atama bakanın bahsettiği son yıllarda ekonomiyi kim yönetiyor? Ekonominin sorumlusu kim? Erdoğan şahsım hükümetleri işbaşına geldiğinde Türkiye’de tüketici enflasyonu yüzde 29,7’ydi. Üretici enflasyonu ise yüzde 30,8’di. 20 yıl sonra tüketici enflasyonu yüzde 83,5 olmuş, üretici enflasyonu yüzde 151,5 olmuş. Tüketici enflasyonunda dünyada ilk 5’e girmişiz, üretici fiyatlarında ise dünya birincisi olmuşuz. Nereden nereye? Bu tablonun sorumlusu kim? Bakan çıksın buna cevap versin.

Soru- AK Parti Grup Başkanvekili Mahir Ünal’ın cumhuriyete, harf devrimlerine yönelik sözlerine muhalefetin yanı sıra cumhur ittifakı ortağı Bahçeli’den de tepki gelmişti. Mahir Ünal yeni bir açıklama yaptı. Kemal Kılıçdaroğlu ve Meral Akşener’i hedef aldı. MHP liderine yönelik bir açıklaması olmadı. Ve ayrıca “Türkçemle gurur duyuyorum yaşasın cumhuriyet” dedi. Hem açıklamanın içeriğini, hem de Mahir Ünal’ın bu açıklamayı yapmak için neden beklediğine ilişkin yorumlarınızı alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Mahir Ünal söyleyeceğini söyledi, diyeceğini de dedi. Ben de bunlarla ilgili değerlenmeyi konuşmamda yaptım. Ama tekrar söylüyorum, herkes konuştu bir tek AK Parti Genel Başkanından çıt çıkmadı. Buradan soruyorum, cevap bekliyoruz. Erdoğan kendi Grup Başkanvekilinin sözleri için ne diyor? Her şeye laf yetiştiriyor bunu biliyor. Neden Grup Başkanvekilinin sözleri için konuşmuyor? Tekrar edeyim, Erdoğan bu konuda ya konuşacak, ya da sükût ikrardan gelir diyeceğiz Grup Başkanvekilinin görüşlerini benimsediğini anlayacağız.

Soru- İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Bağımsız Türkiye Partisi’ni 14 Kasım’daki toplantıda altılı masaya getirmeye hazırlanıyor. CHP’nin bu adıma yorumu nedir? Yedili masa mı geliyor? Görüşmenin altılı masadan habersiz gerçekleştiğine dair iddialarda var. Sizden bu konuya ilişkin bir değerlendirme alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Açıklama açık… Meral Hanım’ın söylediği ifade ediliyor soruda. Bu konu altılı partinin Sayın Genel Başkanlarının ilk toplantısında gündeme gelecek. Orada da değerlendirilecektir. Benim Cumhuriyet Halk Partisi’nin Sözcüsü olarak masada konuşulacaklar hakkında değerlendirme yapmamın doğru olmadığını düşünüyorum.

Sevsinler Sizin Devrimciliğinizi

CHP Sözcüsü Öztrak, bir dönem CIA masalarında yazılan “ılımlı İslam” senaryolarının baş aktörü olan Erdoğan’ın bugünlerde “muhafazakar devrimcilik” sözlerini ağzından düşürmediğini belirterek, “Bunların muhafazakarlıktan anladığı dolarları toplayıp ABD’deki çiftliklere New York’ta Manhattan’da gökdelenlere yatırmaktır” dedi.

Düzenlediği basın toplantısında Erdoğan’ın Soros’la karşılıklı fotoğraflarını gösteren Öztrak, “Muhafazakârlığı doların yeşiliyle sınırlı olanın, devrimciliği de olsa olsa, Soros’un renkli devrimciliği olur. İsviçre Alplerinde, Davos’un otel odalarında, Soros’un masasında, yanında rüşvetten aklanmamış, makaracı eski Bakan… sevsinler sizin devrimciliğinizi” diye konuştu.

AK Parti Grup Başkanvekili Mahir Ünal’ın Cumhuriyet devrimlerine yönelik sözlerini eleştiren Öztrak, “Erdoğan çıksın, bu sözlerin neresinde olduğunu, millete bir söyleyiversin. Bu, sizin ve partinizin resmi görüşü müdür? Bu soruya kaçamaksız, net yanıt bekliyoruz” diye sordu.

Orta Vadeli Programa göre dolar kurunun yüzde 30 değer kazanacağını, ama tabela faizinin bunun çok altında kalacağını, mevcut Kur Korumalı Mevduat Stoku göz önünde bulundurulduğunda, kamuya binecek olan yükün 296 milyar lira oluğunu kaydeden Öztrak, “Bunun 142 milyar lirası Hazine’nin sırtına, geriye kalanı da Merkez Bankası’nın sırtına. 2023 bütçesinde hükümet Kur Korumalı Mevduat için ne kadar ödenek ayırmış? Sadece 25 milyar lira. Yani şuanda kendi varsayımlarına göre Hazine’ye oluşacağı söylenen yükün altıda biri… Bu; 2023 bütçesinin gerçeklikten ne kadar kopuk, tutarsız ve samimiyetsiz olduğunu göstermeye herhalde yeter de artar bile” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine ilişkin düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Bugün Kurulumuzun gündeminde; karakışa girerken giderek ağırlaşan gıda güvencesi ve açlık riski, ekonomiye hükümetin her gün yaptığı müdahalelerin, rekabetçi piyasa mekanizmasını çalışamaz hale getirmesi, dışarıda ekonomik iklim bizim gibi ekonomiler için bozulurken, seçimleri kaybedeceğini gören Hükümetin, dışarıdan gelebilecek bir ters dalgaya karşı, ekonomide kalan son tahkimatları da, koltuğunu koruma uğruna, korku ve panik içinde yiyip bitirmesi ve son olarak; seçimi kaybedeceğini anlayan Erdoğan’ın, yeni algı operasyonlarıyla, gündemi karartma çabaları vardı. Bu vahim gelişmelerin olası sonuçlarını ve bu sorunları seçimden sonra hızla aşmak için, yapılması gerekenleri yine Merkez Yönetim Kurulu toplantımızda kapsamlı bir şekilde ele aldık.

KATIRA BABAN KİM DİYE SORMUŞLAR…

Katıra, “baban kim” diye sormuşlar. “Aygır at dayımdır” demiş. İnsanlar âleminde de, bazıları geçmişinden utanır, sıkılır. Utandığı için de, ya geçmişi çarpıtır. Ya da bukalemun misali, renkten renge girerek, geçmişinden kurtulmaya çalışır. Türkiye’de de geçmişinden kaçmak için, sık sık elbise değiştiren siyasetçilerin başında, Erdoğan gelmektedir. Bundan 20 yıl önce 17 Mayıs 2003’te ne diyor Erdoğan? “Milli Görüş elbisesini dışarıda bıraktık.” İşte o gün bu gündür Erdoğan’ın, ne milliliği kaldı, ne de kendine ait bir görüşü. Bu manşetlerin atıldığı o dönemlerde, ABD Dışişleri Bakanı, Neo-con düşüncenin önde gelen isimlerinden Condoleezza Rice, ABD Gazete Editörleri Derneği üyelerine yaptığı konuşmada; “Elimizde Türkiye örneği var. Bence bunlar Ortadoğu için umut olmalı. Böylece, daha ılımlı siyasi güçleri bulup, İslam ile demokrasi arasında doğru ilişki kurabilen, her ikisine de hizmet eden kurumları oluşturabilen, bütün insanlara hoşgörülü bir demokratik süreç ortaya çıkabilir” diyordu. Erdoğan, CIA’in masalarında yazılan, “Ilımlı Müslüman”, “Ilımlı İslam” senaryolarının baş aktörüydü. Daha Başbakan bile değilken, “Partimiz ılımlı Müslümanların, ortak değerlerini temsil etmektedir” diye, konuşuyordu. Sonunda Erdoğan, “İslam’ı güncelleme” noktasına kadar geldi. Ondan sonra da baktı ki tabanından sert tepkiler geliyor, çark ediverdi. Yine elbise değiştirdi.

BUGÜNLERDE SIRA MUHAFAZAKÂR DEVRİMCİLİKTE

Anlaşılan şimdilerde birileri Erdoğan’a, yeni bir elbise dikme çabası içinde. Erdoğan’ın ağzından; “Muhafazakâr devrimcilik” diye bir laf hiç düşmüyor. Yani insan soruyor muhafazakârlık kim? Devrimcilik kim? Erdoğan kim? Muhafazakârlık adı üstünde… Muhafaza etmek, korumaktır… Allah aşkına! 20 yılda Erdoğan neyi muhafaza etti? Bu ülkenin derelerini, ormanlarını bu siyasi kadrolar, dağını, taşını rantçıya, yandaşa peşkeş çekti. Çocuklarımızın, torunlarımızın hakkını, Doların yeşili için talan etti. Hiçbir şeyi muhafaza falan etmedi. Beytülmali, Devletin Hazinesini mi muhafaza etti? Kayınpeder, damat bir oldu. Seçimlerde sahte istikrar havası basmak için, Merkez Bankası kasasındaki 128 milyar doları buhar etti. Ondan sonra Damat, “At izi it izine karıştı” dedi, çekti gitti. Sonra damadın yakın arkadaşını bir yıl sonra yeniden Bakan yaptınız. İhracatçının dövizlerine el koyup, arka kapıdan bu dövizleri satmaya devam ediyorsunuz. Son 10 ayda şu ana kadar satılan dövizlerin, 118 milyar doları bulduğu söyleniyor. Sahte istikrar havası için yaktığınız rezervlerin toplamı, 250 milyar dolara dayandı. Milletin atadan, dededen kalan malını, mülkünü mü, muhafaza ettiniz? Ona da hayır! Atadan dededen kalan ne varsa, hepsini 63 milyar dolara sattınız. TÜRK TELEKOM, Petrol Ofisi, yem fabrikaları, şeker fabrikaları ve daha niceleri… Hepsi satıldı. Bu ülkenin en stratejik tesislerinden birisini, Tank Palet Fabrikasını, Katar ordusuna bedava verdiniz, peşkeş çektiniz. Ordumuzun kozmik odasına bile sahip çıkamadınız, koruyamadınız. FETÖ’cü hâkimlerin kirli ellerine teslim ettiniz. Milli ordumuzun sırları, sayenizde başka karargâhların eline geçti.

BUNLARIN MUHAFAZAKÂRLIĞI DOLARLARI TOPLAYIP ABD’DE GÖKDELENE YATIRMAK

Tarihimizi, kültürel mirasımızı mı muhafaza ettiniz? Hayır! Etmediniz. İstanbul’a ihanet ettiniz. Şu fotoğrafa bir bakın. Ağızlarından muhafazakârlığı düşürmeyenlerin, ecdadın emanetine, yandaşa rant için, Doların yeşili için, hiç çekinmeden nasıl ihanet ettiklerini görün. Bu mudur muhafazakârlık? Bu mudur sizin yerlilik, millilik? Bu milletin iffetli analarına küfreden densizlere, ceza yerine, ihaleler yağdırdınız. Milletimiz ülkeyi yönetenlerin öz evlatlarına, “Evdeki dolarları sıfırla” talimatı verdiklerini, sizin döneminizde duydu, işitti. Bakan çocuklarının evlerinden çıkan, çifter çifter kasaları, para sayma makinelerini, milletimiz sizin döneminizde gördü. Kendi günahlarına, öz evlatlarını ortak eden siyasi babalara, milletimiz bu dönemde şahit oldu. Bunların muhafazakarlıktan anladığı dolarları toplayıp ABD’deki çiftliklere New York’ta Manhattan’da gökdelenlere yatırmaktır. Siz, bu ülkede, ortak aile değerlerimizi, ortak ahlaki değerlerimizi bitirdiniz. Şimdi çıkıp hangi muhafazakârlıktan söz ediyorsunuz?

AK PARTİLİ ÜNAL’IN SÖZLERİ RESMİ GÖRÜŞÜNÜZ MÜ? NET YANIT BEKLİYORUZ

Devrimciliklerine gelirsek… Bazen bir karelik fotoğraf, bin sayfalık söze bedeldir. Muhafazakârlığı doların yeşiliyle sınırlı olanın, devrimciliği de olsa olsa, Soros’un renkli devrimciliği olur. Allah aşkına! Şu fotoğrafa bir bakın… Boğazında balıkçı yaka kazak. İsviçre Alplerinde, Davos’un otel odalarında, Soros’un masasında, yanında rüşvetten aklanmamış, Makaracı eski Bakan, sevsinler sizin devrimciliğinizi… Bu toprakların görüp yaşadığı en büyük devrim, Cumhuriyet ve onun devrimleridir. Ama bugün AK Parti’nin önde gelen siyasetçileri, hala Cumhuriyetle, Cumhuriyet devrimleriyle kavgalı. Grup Başkanvekiliniz Mahir Ünal’ın; “Maalesef bir kültür devrimi olarak Cumhuriyet, bizim lügatimizi, alfabemizi, dilimizi, hâsılı bütün düşünmemizi yok etmiştir” sözlerini, nereye koyacağız? Hangi devrimciliğe dâhil edeceğiz? Teamüllere göre, Parti Genel Başkanının, Parti Sözcüsünün, Grup Başkanvekillerinin sözleri, partiyi bağlar. Bu sözler Erdoğan’ı da bağlar. Erdoğan çıksın, bu sözlerin neresinde olduğunu, millete bir söyleyiversin. Bu, sizin ve partinizin resmi görüşü müdür? Cumhuriyetimizin kazanımlarıyla sorunları olanlar, devrimci olamaz. Olsa olsa, devrimlerin kazanımlarını yok etmek isteyen, bozguncular ve karşı-devrimciler olur. Tekrar soruyoruz; Grup Başkanvekiliniz Mahir Ünal’ın sözleri, Erdoğan’ın ve partisinin resmi görüşü müdür? Bu soruya kaçamaksız, net yanıt bekliyoruz.

ABD’DEN GETİRDİKLERİ EKONOMİST “IMF’YE GİDİN” DEMİŞ

Geçtiğimiz yılın Eylül ayında, Nasreddin Hoca’nın borç ödeme fıkrasına benzer bir safsatayı, ekonomik model deyip millete yutturmaya kalktılar. Güya faiz düşecek, Türk Lirası değer kaybedecek, ihracat, ithalatı katlayacak, Merkez Bankasının kasası dövizle dolup taşacak, Türk Lirası değerlenecek, enflasyon da düşecekti. E, ne oldu? O gün bugündür, milli paramızın değeri pul oldu. Türk Lirası dolar karşısında, en fazla değer yitiren para birimi oldu. Enflasyon milletimizi ezdi, milletimizi hayat pahalılığına mahkûm etti. İş ahlakını bozdu, bu kifayetsiz yönetim milletimizi, enflasyon canavarının dişlerine teslim etti. İşte kuzeyimizde büyük bir savaş var. İşgal altındaki Ukrayna’da enflasyon yüzde 25, işgal eden Rusya’da enflasyon yüzde 14. Bizde yüzde 84. TÜİK’in tüm makyajlarına rağmen, tüketici enflasyonunda dünya beşincisiyiz. Bunların olacağını, aklı başında tüm ekonomistler söyledi. Bizim ekonomistlerimiz söyledi “Yapmayın, etmeyin” diye, uyardı. Erdoğan ne yaptı? Kendisini uyaran ekonomistlerin, ne mandacılığını bıraktı, ne de tetikçiliğini. Geçtiğimiz günlerde, bu uydurdukları safsatayı, doğrulatmak için, bir yandan da parlatmak için, dünyanın farklı yerlerinden, Türkiye’ye 18 tane ekonomist getirtmişler. Türkiye’ye getirttikleri, Amerikalı bir profesör, ülkesine döner dönmez demeç vermiş. Türkiye’de uçuşa geçen enflasyonun, kontrol altına alınabilmesi için, Erdoğan’a IMF’ye gitmesini tavsiye ettiğini söylemiş. Ne demişler: Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste.

BAKANLARI AÇIKLADI: ACI VERECEĞİNİ BİLEREK YAPTILAR

“İş insanını hayırsız evlat, siyasetçiyi ise kuru inat batırır.” Erdoğan’ın “Faiz sebep, enflasyon netice” inadı, kendini zaten batırdı ama olan da milletimize oldu. Gıda enflasyonu tüm dünyada hızla geriliyor. Bizde ise hem çok yüksek, hem de hala artmaya devam ediyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, dünyada 12 aylık gıda enflasyonu yüzde 5,5’a düşmüş. Bizde yüzde 93. Dünyadakinin 17 katı. O da TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla… Birleşik Kamu-İş’in araştırmasına göre son bir yılda gıda enflasyonu yüzde 178. Ucube rejimin ucube düzeninde, vatandaşlarımız pazarda tezgâha, markette raflara artık yaklaşamaz hale geldi. Millete yapılan tüm bu zulmün, bilerek, isteyerek, taammüden yapıldığını da, Nebati Bakan çıktı, itiraf etti. Meğerse uyguladıkları politikaların, millete acı vereceğini gayet iyi biliyorlarmış. Şimdi biz de soruyoruz: Bilerek, isteyerek milletimize neden işkence ettiniz? Neden zulmettiniz? Elinize ne geçti?

ÇİFTÇİYE DOĞRU DÜRÜST DESTEK LAZIM

Milletimiz son bir yılda gerçekten çok büyük acılar çekti. Ve bugün artık önümüzde aşılması gereken, uzun bir kara kış var… Bu kış ocakta bir tas çorba kaynatmak öyle görünüyor ki hiç kolay olmayacak. Üreticilerimizin, çiftçilerimizin üretim maliyetleri şahlanmış gidiyor. TÜİK’in verilerine göre son bir yılda, gübre yüzde 238, mazot yüzde 226, hayvan yemleri yüzde 147, tarımsal ilaçlar yüzde 106 zam görmüş. Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi’ndeki yıllık artış yüzde 135’in üzerine çıktı. Bu, bu fiyatlar serisinin rekoru… Çiftçilerimiz tarlasını bu maliyetlerle nasıl ekecek? Bir traktör deposunu doldurmanın maliyeti bir yılda 880 liradan 3 bin 172 liraya çıkmış. Bırakın çiftçinin tarlasına sürmeyi, çiftçiler artık tarlalarına gidip çizik bile atamıyor. Çiftçiye bu girdi artışlarını telafi edecek, doğru dürüst destek lazım… Ama veren yok.

30 MİLYAR NİRE 134 MİLYAR NİRE

Tarım Kanunu’nun 21. Maddesine göre Milli Gelirin en az yüzde 1’i kadar tarımsal destek vermek, hükümetin yasal görevi… Hükümet açıkladığı Orta Vadeli Programa göre bu yıl beklediği Milli Gelir 13 trilyon 429 milyar lira. Yani çiftçiye en az, 134 milyar lira destek verilmeliydi. Peki, ilk 9 ayda ne kadar tarımsal destek verdiler? 30 milyar lira. 134 milyar lira nireee, 30 milyar lira nire? Sadece bu yıl çiftçimizin 104 milyar liralık desteğini iç etmişler. Ama Erdoğan çıkıyor hala 30 milyar destek verdik diye gep gep geriniyor.

BÜYÜK BİR SÜT KRİZİ KAPIDA BEKLİYOR

Bu Hükümet çiftçilerimizi, yalnızca desteklerine çökerek cezalandırmıyor. İthalat sopasıyla da dövüyor. Elin çiftçisini abat, bizim çiftçimizi berbat ediyor. İşte en son, yağlık ayçiçeği tohumu ithalatında gümrük vergisi yüzde 27’den, yüzde 5’e düşürüldü. Bu son darbeyle, çiftçinin elinin emeği, göz göre göre yine iç edildi. Yetmez Trakya Birliği sıkıntıya sokuldu. Bu kararla ayçiçeği çiftçisinin ölüm fermanı yazıldı, tarlasına da asıldı. Sadece çiftçilerimiz değil, besici de, süt üreticisi de, bir türlü belini doğrultamıyor. Çıkın bir markete gidin, bir karton süt 20 liranın üstünde. Ama süt üreticisinin eline ne geçiyor? Tabi kuzuyu kurda, kümesi tilkiye emanet ederseniz, sonuç bu olur. Ulusal Süt Konseyi’nin başındaki isim çiftçi değil, sanayici. Bu işin Avrupa’daki standardı da, bizim üreticilerimizin talebi de, çiğ süt – yem paritesinin 1,5 olmasıdır. Yani üretici bir kilo sütü satacak. Karşılığında 1,5 kilo yem alabilecek. Üretici ancak böyle ayakta kalır. Çiğ sütte fiyat 8,5 lira. 50 kuruş destekleme primiyle birlikte 9 lira. Yemin fiyatı ise 7 lira. Pariteye göre, çiğ sütün olması geren fiyatı en az 10,5 lira. O halde ne yapılacağı belli. Ya yem maliyetlerini düşüreceksiniz. Ya da süt üreticisine desteği artıracaksınız ki markete çok fazla bu fiyatlar yansımasın. İşte bugün bu yapılmadığı için, süt veren inekler kesime gidiyor. Kapımızda da büyük bir süt ve süt ürünleri krizi bekliyor. Bugün, masaya bir bardak süt, bir dilim peynir, bir kaşık tereyağı koymak “mesele” haline geldiyse, sebebini işte bu hatalarda aramak gerekiyor.

BESİCİYE DESTEKTE DE DAĞ FARE DOĞURDU

Sadece süt üreticilerimiz değil et üreten besicilerimiz de perişan. Yem maliyetleri et üreticisinin de canını yakıyor. Şimdi çıkmışlar, TMO’dan besicilere, 5 bin 200 liradan arpa vereceğiz deyip sanki müjde veriyormuş havası basmaya çalışıyorlar. Ama besicilerimiz yapılanın, göz boyama olduğunun farkında. Taşıması, hamaliyesi ve diğer masraflarıyla birlikte arpanın kendilerine 5 bin 800 liraya mal olacağını, bunun da zaten piyasadaki fiyata yakın bir fiyat olduğunu dağın fare doğurduğunu söylüyorlar. Bundan 6 yıl önce besicilerimiz aldıkları destekle hayvanlarını 20 gün besleyebilirken, bugün hükümetin “Artırdık” diye övündüğü destek parasıyla ancak 6 gün besleyebiliyor. Görünen o ki bu kış da, vatandaşlarımız bu hükümet elinde, kilosu 150 liraya dayanan kıymadan iki çimdik almaya, 120 liralık fiyatıyla peynire uzaktan bakmaya devam edecek.

YÖNETİMDE VİCDAN VARSA ÜLKEDE ZULÜM OLMAZ

Ama mahkeme kadıya mülk değil, bu güzel ülke de kimsenin babasının malı değil. Artık korku duvarları yıkıldı. Sivas’ta bir vatandaşımız, bir kadın çiftçi, Fadime Hanım Genel Başkanımıza: “Bu sene gübremi alamadım, 60 liradan aldığım gübre 600 lira oldu. Geçinemiyorum, köyümde süt bulamıyorum, tereyağı bulamıyorum. Yumurta bile bulamıyorum. Köydekiler, hayvanlarını besleyemedikleri için sattı” diye feryat etti. Ve Saraya da şöyle seslendi: “Ben aç yatarken sen nasıl tok yatıyorsun Tayyip Abi? Böyle şey olur mu?” Bu ülkede vicdanı olan bir yönetim varsa, böyle zulüm elbette olmaz. “Zulüm mülkü zevale sürükler”. İşte bu vicdansız, zalim düzen, Soma’da 8 yıldır adalet arayan, şehit madencimizin eşini; “Biz eşlerimizi kaybettik, hemen ‘para vereceğiz’ dediler. Acımızı satın alıyorlar, böyle alıştırdılar. Bu bizi öyle yaralıyor ki… Biz adaleti istiyoruz. Adaleti serbest bırakın” diye konuşturan düzendir. Amasralı şehit madencinin babasına, “Benim çocuğum katliamla öldü. Bu kaza değil. Tedbir alacaksın ki kaza olmayacak” diye isyan ettiren düzendir. Adaleti korumak, hakkı korumaktır. Hakkı korumak, halkı korumaktır.

CHP’NİN RAPORU NET ŞEKİLDE ORTAYA KOYUYOR

Amasra’daki facianın hemen ardından, Cumhuriyet Halk Partisi olarak seferber olduk. Genel Başkanımız, Genel Başkan Yardımcılarımız, Grup Başkanvekillerimiz, Milletvekillerimiz, Kadın ve Gençlik Kollarımız, Genel Başkanlarıyla Amasra’ya gittiler. Madenci ailelerimizin acılarına ortak oldular. Facianın hemen ardından bölgeye giden CHP heyetinin başındaki Genel Başkan Yardımcımız Ahmet Akın’ın hazırladığı rapor şu ana kadar olan biteni çok net bir şekilde ortaya koyuyor.

3 GÜN ÖNCEKİ DENETİMDE NE TESPİT EDİLDİ?

Rapor kapsamlı bir rapor, ama ben bu raporda yer alan bir bilgiye özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum. Amasra’daki madende Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın İş Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından 4 Ekim 2022 ile 11 Ekim 2022 tarihleri arasında faciadan yalnızca 3 gün önce, denetim yapıldığı ifade ediliyor. İktidar yetkilileri faciadan yaklaşık 2 ay önce gerçekleşen denetime atıf yaparken faciadan 3 gün önce gerçekleştirilen bu denetimle ilgili, kamuoyunu aydınlatıcı hiçbir bilgi vermiyor. Bu denetimde, hangi eksik ya da hatalar tespit edilmiştir? İşçiler göz göre göre gazla dolu madenlere mi indirilmiştir? Galerilere mi indirilmiştir? Bunun cevabını derhal bekliyoruz.

PİYASADAKİ FAİZ TABELADAKİ FAİZİ KATLADI

Para politikası ile makro ihtiyati politikalar, birbirinin ikamesi değil, birbirinin tamamlayıcısıdır. Para politikasının temel amacı, fiyat istikrarını sağlamaktır. Makro ihtiyati politikaların temel amacı ise, finansal istikrarı sağlamaktır. Para politikası kendi işini yapamayıp, makro ihtiyati politikalar para politikasının yerine ikame edilirse, sadece fiyat istikrarı değil, finansal istikrar da tehlikeye düşer. Tıpkı bugün ülkemizde olduğu gibi. Bugün ülkemizde; ne döviz piyasasında, ne kredi piyasasında, ne mevduat piyasasında, ne tahvil piyasasında denge ve istikrar kalmıştır. Güya tabela faizi yüzde 10,5. Ama piyasa faizi bunun iki, üç kat üzerinde. Krediye erişim büyük sorun. İş insanları iş yapacak kredi bulamıyoruz diye barbar bağırıyor. Kamunun müdahalesi ve mali baskınlığıyla, kredi tayınlaması sorunuyla karşı karşıyayız. Ben soruyorum bugün hangi iş insanı, hangi esnaf, hangi tüccar yüzde 10,5’la kredi kullanabiliyor? Bankalar istese de kredi veremiyor. Kredi veremeyen bankalar, mevduat da toplamak istemiyor. Bankaların elindeki paraya da, idari müdahalelerle kamu el koyuyor. Bu da tahvil piyasasının etkinliğini bozuyor.

KKM’DEN 2023’TE GELECEK YÜK 300 MİLYAR LİRAYA DAYANDI

Döviz piyasasındaki denge zaten bozuk… Hem Kur Korumalı Mevduat uygulaması, hem de Merkez Bankası’ndaki emanet rezervlerin, arka kapıdan satışı döviz piyasasını bozdu. Merkez Bankası’nın net rezervleri, eksi 56 milyar 399 milyon dolar. “Merkez Bankası kasasında, tek sent kalmadı” demek için bile, 56 milyar 399 milyon dolar bulup kasaya koymaya ihtiyaç var. Daha doğrusu alacaklılara vermeye ihtiyaç var. Yurtiçi yerleşiklerin döviz talebini, kısmak için getirdikleri,  kur korumalı mevduatın, Hazine’ye olan 7 aylık maliyeti 85 milyar lira. Bu da sadece Hazine kasasından. Bir o kadar da, Merkez Bankası kasasından çıkan faiz var. Orta Vadeli Programa göre bu yıl, ortalama dolar kuru 16 lira 62 kuruş olacakmış. Gelecek yıl ise 21 lira 52 kuruş. Böyle bakarsak, Dolar, Türk Lirası karşısında, 2023’de yüzde 29,5 değer kazanacak. Faiz şu anda yüzde 10,5 tabela faizi. Kasım’da da yüzde 9’a ineceğini artık sağır sultan duydu. Gelecek yılın tamamında da böyle tutulacakmış. Bu durumda Kur Korumalı Mevduattan, Hazine ve Merkez Bankası’na binecek yük 20,5 puan. Peki, mevcut 1 trilyon 400 milyar liralık Kur Korumalı Mevduat Stoku hiç artmazsa bu durumda kamuya binecek olan yük 296 milyar lira. Bunun 142 milyar lirası Hazine’nin sırtına, geriye kalanı da Merkez Bankasının sırtına. Şimdi dönüp bakıyoruz, 2023 bütçesinde bütçeyi yapan hükümet Kur Korumalı Mevduat için ne kadar ödenek ayırmış Hazine’nin? Sadece 25 milyar lira. Yani şuanda kendi varsayımlarına göre oluşacağı söylenen yükün altıda biri… Bu; 2023 bütçesinin gerçeklikten ne kadar kopuk, tutarsız ve samimiyetsiz olduğunu göstermeye herhalde yeter de artar bile…

EKONOMİMİZ HİÇ OLMADIĞI KADAR SAVUNMASIZ

Dışarıda kara bulutlar toplanırken, bu beceriksiz Saray yönetimi; ihtiyacımız olacak tüm ekonomik tahkimatları, koltukta kalmak umuduyla sorumsuzca kullanıyor, tüketiyor. Kendisinden sonra gelecek iktidara, hiçbir esneklik, hiçbir manevra alanı bırakmamaya çalışıyor. Bu bezirgânlar giderayak kazanın dibini kazıma işindeler. Açıkça uyarıyoruz: Ekonomimiz herhangi bir ters dalgaya karşı, hiçbir zaman olmadığı kadar, savunmasız durumdadır. Milletin Masasında bir araya gelen, altı partinin ekonomi kurmayları, bundan önceki birçok krizde yaptıkları gibi, Türkiye’yi içine düşürüldüğü bu çukurdan, çekip çıkaracak programı, reçeteyi birlikte yazıyor. Dolayısıyla şartlar ne olursa olsun, umutsuzluğa yer yok… 

KENDİNİ DEV SANAN CÜCELER

Aziz milletimiz, kıymetli yurttaşlarımız… Bu seçim demokratlarla otokratlar arasında olacak. Demokrasimize kast eden otokrat ve onun kullanışlı aparatları, seçim sürecinde türlü kumpaslara tevessül edeceklerdir. Bundan öncede yaptılar. Umutsuzluk, karamsarlık yaymaya çalışacaklardır. Ama hiç kimse şunu unutmasın: Bu ülke geçmişte de çok badireler atlatmıştır. Yine bu badireleri atlatacaktır. Artık karanlığı hep beraber yırtıp atma zamanıdır. Kendi içimizde de tüm komşularımızla da, huzur içinde yaşama zamanıdır. Ekmeği, aşı, işi hep beraber büyütme zamanıdır. Aşımızı, ekmeğimizi hakça paylaşma zamanıdır. Türkiye, sırtına tüneyen, Türkiye’nin sırtına tünediği için, kendini dev sanan cüceleri sırtından atabildiği gün, medeniyet ve refah yolunda, dev adımlarla koşmaya başlayacaktır. Bizim bundan hiç şüphemiz yok.  Çağrımız milletimize. Katılın bize…

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Efendim geçtiğimiz günlerde CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, kendisinin adaylığına yönelik bir açıklama yaptı. “Birde şu Kılıçdaroğlu’nu deneyelim nasıl bir adam görelim. Verdiği sözün arkasında durur mu, durmaz mı bir görelim”. Bu açıklamayı adaylık sinyali olarak mı yorumlamalıyız?

Bir diğer sorum da, Cumhurbaşkanı Erdoğan anayasa çalışması konusunda referandum çağrısı yaptı. Bu gelişmeyi nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi aslında bu yorumu ilk yapan Erdoğan. Birinci soruya cevap veriyorum. Biz Erdoğan’ın korkusunu ve telaşını anlıyoruz. Ama biraz daha sabredecek. Kendisi de milletimizle birlikte aynı anda altı Genel Başkanın ağzından 13. Cumhurbaşkanının ismini duyacak.

İkinci soru; şimdi referandum. Ne referandumu? Biz bir kanun teklifi vermişiz açık. Kadınların giyim kuşamı üzerinden ellerini çekmeye razılarsa, başka hesaplar peşinde koşmuyorlarsa kanun teklifimizi desteklesinler. Referandumla milletimizi yormasınlar. Bunlar gerçekten samimiyse çakma Orban’lığa soyunmasın. Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya kalkmasın. Azıcık yerli ve milli olsunlar.

Soru- TSK’nın kimyasal silah kullandığı iddiasıyla ilgili CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun soru önergesi vereceği açıklamasına parti içinden ve dışından birçok tepki geldi. CHP yönetiminde bu süreç nasıl karşılandı? Herhangi bir disiplin süreci sözkonusu olacak mı?

Faik ÖZTRAK- CHP’nin Sözcüsü olarak bu konuya ilişkin partimizin görüşünü bundan önceki basın toplantımızda anlattım, açıkladım. Anlaşılan bu soruyu gönderenler beni takip etmemişler.

Soru- Hürriyet yazarı Hande Fırat, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in TOGG’un 29 Ekim’de yapılacak törenine davet edildiğine dair duyumlar aldığını aktardı. Duyumlar doğru ise bir katılım olacak mı?

Faik ÖZTRAK- TOGG Türkiye’nin mobilite teknolojilerinde söz sahibi bir ülke olması için doğru zamanda yola çıkmış, hepimizi gururlandıran bir özel kesim girişimidir. Doğru yapılan, iyi yönetilen her projenin destekçisi olduğumuzu daha önce söylemiştik. Bu davet şirket yönetiminden gelseydi seve seve katılır seri üretim bandından inecek ilk aracı da ayakta alkışlardık. Ancak Erdoğan ve şürekası bu özel girişimin gerçekleştirdiği özel bir günü, projeyi siyasi bir şova dönüştürme gayreti içinde. Davetin saraydan gelmesi, bakanlığın sanki özel bir şirketin kurumsal birimi gibi davranması bu örnek projeyi siyasileştirme çabasından başka bir şey değildir. İktidar bu yaklaşımıyla en büyük zararı da özel kesim girişimi olan TOGG’a vermektedir. Bu sebeplerle davete Sayın Genel Başkanımızın katılmayacağını, ancak en kısa sürede TOGG’u yerinde ziyaret edeceğini kamuoyuna duyurur, TOGG’a başarılı bir lansman dileriz.

KAYNAĞI BELİRSİZ PARA GİRİŞİNDEKİ REKORUN SEBEBİ NE?

CHP Sözcüsü Öztrak, Türkiye’ye kaynağı belirsiz finansman girişindeki olağanüstü artışı TBMM gündemine taşıdı.

Sadece bu yılın ilk 8 ayında, kaynağı belirsiz para hareketlerinin izlendiği Net Hata ve Noksan kaleminden ülkeye giren paranın 28 milyar doları aşarak tarihi bir rekor kırdığını belirten Öztrak, “Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından, bu ülkelerden Türkiye’ye gelen ve normal yöntemlerle ilişkilendirilemeyen finansman girişinde artış olmuş mudur? 2022’de Rusya’dan ithal edilen doğal gaz karşılığı ödemelerde gecikme söz konusu mudur? Rusya’dan ithal edilen doğal gaz için alternatif bir ödeme mekanizması oluşturulmuş mudur?  Oluşturulduysa bunun Net Hata ve Noksan kalemi üzerindeki etkisi nedir?” diye sordu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin yanıtlaması talebiyle, Türkiye’ye gelen kaynağı belirsiz finansmandaki artışla ilgili bir soru önergesi verdi.

BU BÜYÜKÜLÜKTE BİR KAYNAĞI BELİRSİZ FİNANSMAN GİRİŞİ İZAHA MUHTAÇ

Soru önergesinde, Ödemeler Dengesi verilerinde kaynağı belirsiz para giriş ve çıkışlarının takip edildiği “Net Hata ve Noksan” (NHN) kalemindeki olağanüstü gelişmelere dikkat çeken Öztrak, 2022’nin Ocak-Ağustos döneminde, kaynağı belirsiz finansman girişinin 28,3 milyar dolarla tarihi bir rekor kırdığını ifade etti. Bu büyüklükte kaynağı belirsiz finansman girişinin daha önce hiç yaşanmadığının altını çizen Öztrak, bunun mutlak surette izaha muhtaç olduğunu kaydetti.

2011’DEN SONRA SİSTEMATİK ÇEKİLDE ARTIYOR

Kaynağı belirsiz para girişlerinin izlendiği Net Hata ve Noksan verilerinin 1991 sonundan 2011’e kadar sıfır etrafında dalgalandığını, 2011 yılından sonra ise sistematik şekilde arttığını belirten Öztrak, bunun da normal bir durum olmadığını ve kesinlikle izah edilmesi gerektiğini vurguladı.

RUSYA’YA DOĞAL GAZ ÖDEMELERİNDE GECİKME Mİ VAR?

Öztrak, Hazine ve Maliye Bakanı Nebati’ye şu soruları yöneltti:

2022’nin ilk sekiz ayında kaynağı belirlenemeyen finansman girişinin 28,3 milyar dolarla rekor kırmasının sebepleri nelerdir? Güncellemelerle azalması beklenen NHN’nin güncellemelerin ardından, 2022’nin ilk sekiz ayında 8,3 milyar dolar artmasının sebebi nedir? 1992 sonu ile 2011 yılları arasında sıfır etrafında dalgalanan NHN, 2011’den sonra ne olmuştur da düzenli olarak artış göstermektedir? Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından bu ülkelerden Türkiye’ye gelen ve normal yöntemlerle ilişkilendirilemeyen finansman girişinde artış olmuş mudur? 2022’de Rusya’dan ithal edilen doğal gaz karşılığı ödemelerde gecikme söz konusu mudur? Rusya’dan ithal edilen doğal gaz için alternatif bir ödeme mekanizması oluşturulmuş mudur?  Oluşturulduysa bunun NHN üzerindeki etkisi nedir? Varlık Barışı olarak da bilinen ve Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarına ait yurtdışındaki kaynakların ülkeye çekilmesini amaçlayan, sayısı ve sıklığı son yıllarda giderek artan yasal düzenlemelerin kaynağı belirlenemeyen finans girişinde etkisi olmuş mudur? Son yıllarda NHN kalemindeki sistematik artışın olası nedenlerini araştırmak üzere Bakanlığınızda herhangi bir girişim veya çalışma başlatılmış mıdır? 

SARAY FAİZ LOBİLERİNE 26 MİLYAR DOLARLIK ÇEK BIRAKIP GİDİYOR

CHP Sözcüsü Öztrak, Saray’ın son bütçesi olan 2023 Bütçesinde faiz ödemeleri için 566 milyar lira ödenek koyduğuna dikkat çekerek, “Bu, OVP’deki ortalama dolar kuruyla 26 milyar 300 milyon dolar eder. Çok sevdikleri faiz lobilerine 26 milyar 300 milyon dolarlık son bir çek yazıp bırakmışlar” diye konuştu.

Sarayın giderayak beşli çetelere son bir kıyağı da ihmal etmediğini belirten Öztrak, “Geçilmeyen köprüler ve yollar için, yatılmayan hastane yatakları için 2023’te beşli çetelerine ayırdıkları para 102 milyar lira” dedi. Öztrak, Saray’ın 2023 bütçesinde faize, yandaşa, şatafata bütçeden 674 milyar lira para ayırırken, yatırıma ayrılan paranın sadece 316 milyar lirada kaldığını kaydetti.

Son 5 yılda Bütçe Kanunlarıyla alınan borçlanma yetkisindeki artışın yüzde 1292’ye ulaştığını söyleyen Öztrak, “Ucube Saray Rejimi elinde, bütçe kanunuyla alınan borçlanma limitleri, artmış diyemiyorum. Uçmuş, uçmuş. Bu ucube rejim, borçları şahlandırmış. Bütçenin borçlanma limiti 6 yılda 14 katına çıkmış. Bunun adı beceriksizlik, kifayetsizlik, sorumsuzluk, siyasi iflastır” ifadelerini kullandı.

Emniyet Genel Müdürlüğü’nün verileriyle sadece bu yılın ilk 8 ayında, Erdoğan’ın korunması için harcanan paranın 337,7 milyon lira olduğunu belirten Öztrak, “Yani her ay Erdoğan’ın güvenliği için harcanan para, 40 milyon liranın üstünde. Peki, Erdoğan’ın açıklamasına göre facianın yaşandığı Amasra madeninde, Ocak’ta 20 yılda iş güvenliği için harcanan para ne kadar? 38,5 milyon lira. Erdoğan’ın güvenliği için bir ayda yapılan masraf, Amasra’da iş güvenliğini sağlamak için, 20 yılda harcanan paradan fazla” dedi.

Erdoğan’ın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ABD ziyaretiyle ilgili sözlerine de yanıt veren Öztrak, “Daha partinizin Genel Başkanı iken, Amerika’da nam-ı diğer karanlıklar prensi Richard Perle ile gizli saklı masaya oturan sizsiniz. ‘Çizmeli adam’  dersem belki daha iyi hatırlarsınız. Daha Partinizin Genel Başkanı iken, Washington’da, CIA’in Türkiye Masası eski şefi Graham Fuller’la, görüşmeler yapan da sizsiniz. ‘Dön de bu hasret bitsin’ diye, methiyeler dizdiğiniz Hoca efendinizi, Pensilvanya’ya yerleştirenin de bu Graham Fuller olduğu herhalde malumunuz” ifadelerini kullandı.

CIA mutfaklarında yazılan kitaplarda muhafazakarlığa takılan “ılımlı-ılımsız” sıfatlarına çok benzeyen “Muhafazakâr devrimci” sözünün bugünlerde Erdoğan’ın ağzından dökülmeye başladığını ifade eden Öztrak, “Erdoğan’a tavsiyemiz, bu kelimeleri kulağına kim fısıldıyorsa, iyice bir kolaçan etsin… Sonra giderayak ‘Aldatıldım’ diye milletin huzuruna çıkmasın” uyarısında bulundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

KONYA YOLUNDAKİ BİNALARDAN BASINA NİZAM VERMEYE KALKIYORLAR

Sözlerime başlarken, meslek onurunu koruyarak görevini yapan, vatandaşlarımızın haber alma hakkının hayata geçmesini sağlayan tüm basın mensuplarımızın Dünya Gazeteciler Gününü kutluyorum. Ülkemizde gazetecilik kolay değil. Her şeyden önce, gazeteciler özgür değil. Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 180 ülke arasında 149. sıradayız. Basın özgürlüğü konusunda Sri Lanka’yla, Sudan’la komşuyuz. Sadece sansürü değil, oto sansürü; sadece medyaya değil, sosyal medyaya bile atılan kıskacı konuşur hale geldik. Demokrasimizin dördüncü kuvveti medyaya Konya yolundaki yüksek binalardan nizam vermeye çalışanlar şunu hiç unutmasın, hiçbir yönetim zulüm ile payidar kalmaz.

KIŞLALI’YI SAYGI VE RAHMETLE ANIYORUZ

Yine bugün acı bir yıl dönümü. Basınımızın aydınlık yüzü, Atatürkçü bilim insanı ve yazar, kıymetli devlet adamı Ahmet Taner Kışlalı’nın katledilmesinin yıl dönümü. Kendisi bu ülkenin çok önemli bir değeriydi. Ahmet Taner Kışlalı’yı saygı ve rahmetle anıyorum.

HALKA NE VADETTİYSE TERSİNİ YAŞATTI

Milletin halini görmeyen, sesini duymayan, kendi halkını unutmuş bir yönetim, baskıyla, sansürle, yalan dolanla, akıl ve bilim dışı politikalarla ülkeyi idare etmeye, koltuğunu bırakmamaya çalışıyor. Yolsuzluğu, yasakları, yoksulluğu bitirme vaadiyle oy alanlar, bu halka, yolsuzluğun, yasakların, yoksulluğun daniskasını yaşatıyor. Milletin gözünden de, gönlünden de düşen saray sosyetesi, zulmünü her geçen gün artırıyor. Ama bu toprakların irfanı, “Zulmü artanın, zevalinin yakın olduğunu” çok iyi bilir. Meşhur sözdür: “Halk, kendi hükümetinden korkmamalı; hükümet, kendi halkından korkmalıdır.” “Halkın hükümetten korktuğu yerde tiranlık, hükümetin halktan korktuğu yerde özgürlük vardır.”

ANAYASA MAHKEMESİ, VARLIK SEBEBİ OLAN ANAYASAYI KORUMALI

Ucube saray rejimi artık yolun sonuna yaklaştı. Bunu kendisi de çok iyi biliyor. Halkı korkutarak, konuşmasını, yazmasını, protesto etmesini engelleyerek, zulmünü gizlemeye, koltuğunu muhafazaya çalışıyor. Sarayın kibir abidesi, son günlerde yine hiç şaşırtmıyor. Milletin ifade özgürlüğüne darbe vuracak, Sansür Yasası’na hemen imzayı bastı. Biz bu Sansür Yasası’nın, yürütmesinin durdurulması için, Anayasa Mahkemesi’ne başvurumuzu yaptık. Hafta başında söylemiştim. Bir kez daha tekrarlıyorum: Bu başvuru, Anayasa Mahkemesi için, çok ciddi bir samimiyet sınavıdır. Milletin ifade özgürlüğünü, önümüzdeki seçimin adil ve güvenli bir biçimde yapılmasını, alenen tehdit eden bu düzenlemenin ilk incelemesini, 26 Ekim’de yapacaklar.  Demokrasimize, Anayasal hak ve özgürlüklerimize yönelik bu tehdide, Anayasa Mahkemesi dur demelidir. Anayasa Mahkemesi, varlık sebebi olan Anayasa’yı, temel hak ve özgürlükleri koruma görevini en iyi şekilde yerine getirdiğini göstermelidir.

RTÜK’ÜN SON PİYANGOSU TELE-1’E ÇIKTI

Radyo Televizyon Üst Kurulu, Recep Tayyip’in Üst Kurulu olmuştur. Başında bir parti komiseri, tüm muhalif kanallara ceza üstüne ceza yağdırmaktadır. Sarayın kibirlisi seçim öncesi, elindeki bu sopayı yitirmemek için; milletvekili borsası bile kurmuştur. Zulüm ile abat olmaya kalkanın akıbeti berbat olur. En son piyango TELE-1’e çıktı. TELE-1 için verilen ekran karartma cezası da, diğerleri gibi, seçimlere kadar muhalif kanalları susturma planları, zalimin zulmünün arşa çıktığının bir başka göstergesidir. Bütün çabaları, özellikle seçim sathı mailine girdiğimiz bu dönemde, sebebi oldukları, derin yoksulluk ve hayat pahalılığı görülmesin. Yolsuzlukları duyulmasın. İş cinayetleri konuşulmasın. Sadece Cumhur İttifakı, Havuz Medyası, trol orduları dilediği gibi konuşsun, sövsün, saysın. Erdoğan istediği gibi itibar cellatlığı yapsın. Yalan yanlış konuşsun. Onun dışında da herkesin sesi kesilsin, millet susturulsun. Ama ne yaparlarsa yapsınlar. Mazlumun ahı indirir şahı…

KAHROLSUN İSTİBDAT, YAŞASIN HÜRRİYET!

İfade özgürlüğünden, basın özgürlüğünden, milletin sesinden korkanlar, Saray duvarlarının ardında, tetikçi memurlarının arkasına sığına dursun… Milletimiz yolsuzluğu da, yasakları da, yoksulluğu da yaşıyor. Şimdi artık sandıkta konuşacak. Tıpkı İstanbul seçimlerinde olduğu gibi ne yaparsanız yapın konuşacak. Biz de bu sesin, parazitsiz duyulması için her türlü önlemi aldık, almaya da devam ediyoruz. Hep birlikte başaracağız. Sandıkta milletimizden çıkacak gür ses belli: Kahrolsun istibdat. Yaşasın hürriyet. Milletimiz bu istibdat rejiminin, aşını, işini, ekmeğini, yıllarının birikimini, elinden nasıl çaldığını görmüştür. Fukaralaşmanın ne demek olduğunu, iliklerine kadar hissetmiştir.

TL PAPUA YENİ GİNE KİNASINA KARŞI BİLE DEĞER YİTİRDİ

Geçtiğimiz yıl Eylül ayında, “Faiz sebep, enflasyon netice” diyerek, bir safsata uydurdular, paramızı pul ettiler. Enflasyonu azdırdılar. Bunu ben söylemiyorum. Resmi rakamlar bile söylüyor. O makyajlı resmi rakamlar. Merkez Bankası’nın elinden faiz silahını aldıkları gün, tabela faizi yüzde 19’du, bugün yüzde 10,5. Ama o gün yüzde 19 olan enflasyon, bugün yüzde 83. O gün 8 lira 60 kuruş olan dolar, bugün 18 lira 60 kuruş. Milli paramız o günden bu güne, dolar karşısında yüzde 55 değer yitirdi. Dünya üzerinde Dolar karşısında, en çok değer yitiren para birimi, Türk Lirası. Bizim milli paramız. Milli paramız sadece dolar karşısında değil, Bulgar Levası karşısında yüzde 42, Papua Yeni Gine Kinası karşısında yüzde 52,5. Mozambik Metikali karşısında yüzde 53, Gürcistan Larisi karşısında yüzde 58, işgal altındaki Ukrayna’nın Grivnası karşısında yüzde 35, Savaştaki Rusya’nın Rublesi karşısında yüzde 60 değer kaybetti.

BU KADARINI NASIL BECERDİNİZ

Ama şunu anlamak gerçekten zor: Taliban’ın Kaleşnikoflu Merkez Bankası Başkanı bile, bizdeki beceriksizlerden çok daha liyakatli çıktı. Türk Lirası, Afganistan Afganisi karşısında bile, yüzde 53 değer kaybetmiş. Bu ülkeyi bu hale getirmeyi nasıl başardınız? Nasıl becerdiniz bunu?

SARAY MEMURLARI ELİYLE VESAYETİN DANİSKASINI UYGULUYOR

Vatandaşın üç beş kuruşunu, elinde, avucunda ne varsa enflasyonla gasbettiler. Peki, kimleri sevindirdiler? Kendi batık yandaş şirketlerini ve faiz lobilerini… Devlet eliyle Cumhuriyet tarihimizde, görülmemiş, korkunç bir servet transferine, son bir yılda imza attılar. Kur Korumalı Mevduat dediler, bankaların ödeyeceği faizi, fakir fukaranın, garip gurebanın ödediği vergilerle, milletin sırtına yüklediler. Bu yılın Mart ayından Eylül ayına kadar geçen 7 ayda, Kur Korumalı Mevduata ödedikleri faiz 85 milyar lira. Buna Merkez Bankası’nın ne kadar faiz ödediğini ise saklıyorlar. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne, milletin vekillerine bilgi vermiyorlar. Buradan açıkça ifade ediyorum. Bunlar millete “bürokratik vesayetle mücadele etme” vaadiyle geldiler, bunu yerine getirmek için seçildiler şimdi kendi bürokratlarının eliyle, millet iradesinin tecelligâhı Gazi Meclis’e, bilgi vermiyor. Bu Sarayın memurları eliyle, vesayetin daniskasını uyguladığını açık seçik ortaya koyuyor.

ALLAH’IN BİLDİĞİNİ KULDAN SAKLAYAMAZSINIZ

Allah’ın bildiğini, milletten ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden niye saklıyorsunuz? Sebebi olduğunuz talanı milletten saklamak için, beyhude uğraşmayın… Görünüyor her şey. İşte banka karları ortada… Bu yılın ilk sekiz ayında bankaların net karı, yüzde 420 artmış. Beşe katlanmış. 252 milyar lira olmuş. Soruyoruz: Bu ülkede kimin geliri beşe katlandı? İşçilerimizin, emekçilerimizin mi? Esnafımızın mı? Çiftçimizin mi? Memurlarımızın mı? Emeklilerimizin mi? Hayır! Ama faiz lobilerinin karı, beş kattan fazla arttı.

ERDOĞAN NE ZAMAN AĞZINI AÇSA FAİZ LOBİLERİNİN YÜZÜ GÜLER

Erdoğan ağzına ne zaman faiz kelimesini alsa, bu ülkede en çok yüzü gülen hep faiz lobileri oldu. Bu kural hiç değişmedi. İşte 2003’den bu yana, bütçeden faiz lobilerine yaptıkları ödeme; 526 milyar 821 milyon dolar. Bunu aya bölersek, her ay bütçeden ödedikleri faiz; 2 milyar 222 milyon 873 bin dolar. Güne vurursak, her gün ödedikleri faiz; 73 milyon 88 bin 363 dolar. Saat başına ödedikleri faiz, 3 milyon 45 bin 348 dolar. İşte Saray’ın faizle mücadeleden anladığı bu…

SARAY FAİZ LOBİLERİNE 26 MİLYAR DOLARLIK ÇEK BIRAKIP GİDİYOR

Adalet ve Kalkınma Partisi, artık son bütçesi olan, 2023 Bütçe Kanununu Meclis’e sevk etti. Ve giderayak faiz lobilerini yine ihmal etmedi. Cumhurbaşkanlığının 2023 bütçesinde faiz ödemeleri için, tamı tamına 566 milyar lira ödenek koymuşlar. OVP’deki ortalama dolar kuruyla, 26 milyar 300 milyon dolar. Çok sevdikleri faiz lobilerine 26 milyar 300 milyon dolarlık son bir çek yazıp bırakmışlar, çekip gidecekler ondan sonra.

2023’TE BEŞLİ ÇETEYE 102 MİLYAR LİRA

Meclis’e bugün sundukları devri saltanatlarının son bütçesinde, beşli çetelerine, giderayak son bir kıyağı da ihmal etmemişler. Geçilmeyen köprüler ve yollar için, yatılmayan hastane yatakları için, 2023’te beşli çetelerine ayırdıkları para, 102 milyar lira. E tabii, 2023 Bütçesinde sarayın debdebe ve şatafatı da, unutulmamış. Enflasyonu yüzde 25’e düşürmeyi hedeflerken, Sarayın bütçesini yüzde 62 artırmışlar. 2022’de her gün 11 milyon 199 bin 938 lira harcayan Saray, “2023’te artık her gün 18 milyon 183 bin 726 lira harcayacağım” diyor. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu! Faize, yandaşa, şatafata bütçeden ayrılan para 674 milyar lira. Ama bütçeden yatırıma ayrılan para sadece 316 milyar lira.

BİZ GELECEĞİZ, BU DEBDEBE VE ŞATAFAT BİTECEK

Milletimize taahhüdümüzdür: Önümüzdeki seçimde iş başına geldiğimizde, bu debdebe ve şatafat bitecek. Millet İttifakı’nın adayı, Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı olduğunda, yeni Cumhurbaşkanımız, Çankaya Köşkü’nde, debdebe ve şatafattan uzak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, vakar ve asaletine uygun şekilde görevini yapacak. 

BORÇLANMA LİMİTLERİ ARTMAMIŞ, UÇMUŞ!

Bütçenin sınırlı imkânları, faize, yandaşa, debdebe ve şatafata aktarılırsa, elbette ortaya çıkacak açık da borçla kapatılır. Ucube Saray Rejimi elinde, bütçe kanunuyla alınan borçlanma limitleri, artmış diyemiyorum. Uçmuş, uçmuş. 2017’den 2023’e, Bütçe Kanunları ile alınan borçlanma yetkisindeki artış, yüzde 100 değil, yüzde 200 değil, yüzde 500 değil, yüzde 800 değil. Yüzde 1000 değil. Tamı tamına yüzde 1292. 2017’de yüzde 10’luk ilavesiyle, 52 milyar lira olan borçlanma limiti, 2023 bütçesinde 727 milyar liraya çıkmış. “Ülkeyi şahlandıracak” diye milletimize pazarladıkları bu ucube rejim, borçları şahlandırmış. Bütçenin borçlanma limiti 6 yılda 14 katına çıkmış. Bunun adı beceriksizlik, kifayetsizlik, sorumsuzluk, siyasi iflastır.

MİLLET SARAYDAN 1 TRİLYON 133 MİLYAR DOLAR ALACAKLI

Ama Sarayın başındaki bezirgân, “Çıkmadık candan umut kesilmez” demeye devam ediyor. Bu bütçe güya; her kesime “2023 hedeflerine uygun kaynakları” ayırmışmış. İnsan 2023 hedefleri lafını söylerken biraz sıkılır. Bu millete 2023’te, dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girmeyi vadeden kim? Sizsiniz. Bırakın ilk 10 ekonomi arasına girmeyi, ülkeyi ilk 20’den düşme sınırına getirdiniz. Erdoğan 2023 için, 2 trilyon dolar gelir vadetti. Peki, getirdiği bütçe ne diyor? “2023’te ülkenin geliri, olsa olsa 867 milyar dolar olur” diyor. 2 trilyon nerede? 867 milyar dolar nerede? Hedefin yarısı bile değil. Millet, böyle baktığımızda sizden 1 trilyon 133 milyar dolar alacaklı. Yine her bir vatandaşa 25 bin dolar gelir vadettiniz. Şimdi, “Bütçede hedefin yarısına bile ulaşamayacağız, kişi başına gelir 10 bin 71 dolar olacak” diyorsunuz. Hadi dünyada kriz vardı, pandemi vardı. 25 bin dolar olmadı, bari 20 bin dolar yapsaydınız. Ama yaptığınız ne? 10 bin 71 dolar. İşte bu rezaletin daniskasıdır. Başka da bir izah tarzı yoktur. Millete yüzde 5 enflasyon vadettiniz. Ama bu gün ipe sapa gelmez ekonomi yönetiminizle Türkiye’yi dünyanın en yüksek enflasyonuna sahip, ilk beş ekonomisi arasına soktunuz. Verdiğiniz hiçbir sözü tutmadınız. Bu tablo iflasın ilamı değil de nedir? Ama şimdi müflis tüccarlar gibi eski defterleri karıştırıyorlar. 2023 vaatlerini yerine getiremeyenler, milletten çıkıp bir özür dilemesi gerekiyorken, hala caka satmaya kalkıyorlar. Pes doğrusu.

BÜTÇE TERCİHLERİ GÖSTERİR

Hep söylüyoruz: Bütçe bir hükümetin tercihlerini gösterir. Erdoğan’ın son bütçesinin tercihleri de, bizi hiç şaşırtmamıştır. Tercihlerinde, millet değil faiz lobileri olanlara, millet değil yandaş ve besleme müteahhitler olanlara, milletin değil debdebe ve şatafatın peşinde koşanlara, milletimiz, sandıkta okkalı bir şamar atmaya hazırlanmaktadır. Tüm kamuoyu yoklamalarının da gösterdiği budur.

ARSIZ GÜÇLÜ OLUNCA HAKLI HAKSIZ OLUR

Tam bir hafta önce Amasra’dan gelen acı haberle, Türkiye’nin yüreğine ateş düştü. 41 maden emekçimiz, tedbirsizliğe ve ihmale kurban gitti. Sayıştay raporunun bu madenle ilgili bulgularını, daha önce paylaştık. Evladını, eşini kaybeden acılı ailelerin, şahitlikleri ve söyledikleri de ortada… Bu faciada yaşamını kaybeden madencimiz Soner Ak’ın, acılı eşi Özge Ak’ın söyledikleri ise,   iman tahtasının altında vicdan taşıyan herkesi, sarsacak nitelikte. Patlamadan üç gün önce; “Gaz çok. Ama yapacak bir şey yok” diyerek, madende çalışmaya devam eden Soner AK’a, “Bize sizin keyfiniz değil, kömür lazım” diyen anlayış, 41 madencimizi bu hayattan koparıp aldı. Ama işte arsız, kendini güçlü sanınca, haklıyı, haksız çıkarmaya kalkar.

BİR NEDEN ÖLDÜNÜZ DİYE MADENCİLERİ SUÇLAMADIKLARI KALDI

Bu Saray’ın İletişim Başkanlığının çıkardığı bülten. Şu kâğıt parçasına göre; Sayıştay’ın önerileri dikkate alınmış. Kurum Degaj Yönergesi uygulanmış. Soma ve Ermenek maden facialarından sonra da, madenlerde gerekli iyileştirmeler yapılmış. Bunu hangi bilirkişi söylüyor? Sarayın baş dezenformasyoncusu. Erdoğan da, partisinin grup toplantısında bu kağıt parçalarında yer alan hususları tekrarlıyor. Biz boşa demiyoruz: Bunların en büyük siyasi sermayesi, arsızlık. Yakında, “Bu faciada neden öldünüz?” diye, 41 madencimizi suçlarlarsa hiç şaşırmayın. “Dünün güneşiyle, bugünün çamaşırı kurutulmaz” derler. Ama Erdoğan, 301 madencimizin katledildiği, Soma faciasında ne dediyse, aynısını, 41 canımızı yitirdiğimiz Amasra faciasında da tekrarladı, durdu. Anlaşılıyor ki Erdoğan’ın elinde, maden facialarında yapacağı konuşma için standart bir metin var. Faciaların isimleri ve ölenlerin sayıları değişiyor, ama söylenenler hiç değişmiyor. 8 yıl önce Soma’da yaptığı açıklamada, maden kazalarında 1906’da Fransa’da, 1914’te Japonya’da, 1942’de Çin’de ölenleri saydı. 20. yüzyılın başında yaşanan maden facialarıyla 21. yüzyılın Türkiye’sindeki maden kazalarını bir tuttu. Bu sözleri o dönemde büyük tepki yarattı. Ama 8 yıl sonra yine çıktı, geçen yüzyıl yaşanmış maden facialarını, bu kez tarih vermeden aynen sıraladı. Bunlar boş laflar. Ortada tek ve korkunç bir hakikat var. Erdoğan, ülkemizi maden kazalarında yitirilen madenci sayısında, dünya birinci yaptı. Nokta.

EN BÜYÜK SERMAYELERİ ARSIZLIK

8 yıl önce Soma’da 301 canımızı yitirdiğimizde, Erdoğan, “Bu kaza en küçük detayına kadar araştırılıyor. Hiçbir ihmalin göz ardı edilmesine izin vermeyeceğiz. Olay aydınlatılacak, hem aileleri, hem de kamuoyunu tatmin edici adımlar atılacaktır. Herkes müsterih olsun” demişti. Ama Soma davasında suçlu bulunanlar, türlü yargı kumpaslarıyla serbest bırakıldı. Hayatını kaybeden madencilerin avukatlarından başka bugün Soma’yla ilgili içerde hiçbir tutuklu yok. Bugün Amasra’daki facia için de, Erdoğan aynı lafları edip duruyor. Anlaşılıyor ki Soma’da ne olduysa, Amasra’da da aynısı olacak. Bir hafta geçti… Denetçi sayıları, savcı sayıları açık artırmaya çıktı. Ama ortada suçlanan gözaltına alınan kimse yok. İstifa eden veya görevden alınan da kimse yok. Başta Enerji Bakanı herkes yerli yerinde, koltuklarına yapışmış oturuyorlar. Ama diyoruz ya, bu ucube yönetimin, en büyük siyasi sermayesi arsızlık! Arsız neden arlanır, çul da giyer sallanır. Bizim inancımızda önce tedbir, sonra tevekkül vardır. Kendi beceriksizliğine, kendi kifayetsizliğine “kader” demek, Yüce Allah’a iftira atmaktan farksızdır. İşte bu zihniyet elinde memlekette, madenlerdeki katliamlar kader olmuştur. Yoksulluk kader olmuştur. İşsizlik kader olmuştur. Kadın cinayetleri kader olmuştur.

KENDİ GÜVENLİĞİ İÇİN 1 AYDA HARCADIĞI PARA, MADENİN GÜVENLİĞİ İÇİN 20 YILDA HARCANAN PARADAN FAZLA

Ama hakkını da yemeyelim. Erdoğan’ın tedbir aldığı, hatta aşırı müdebbir olduğu bir yer var. Kendi güvenliği… Erdoğan Allah’ın evine giderken bile, yüzlerce araçlık koruma konvoyuyla gidiyor. Orada “Önce güvenliğim, sonra kader planı” demeyi de biliyor. Hem de nasıl biliyor. İşte Emniyet Genel Müdürlüğü’nün verileri ortada… Sadece bu yılın ilk 8 ayında, Erdoğan’ın korunması için harcanan para 337 milyon 722 bin 804 lira. Yani her ay Erdoğan’ın güvenliği için harcanan para, 40 milyon liranın üstünde. Peki, Erdoğan’ın açıklamasına göre facianın yaşandığı Amasra madeninde, Ocak’ta 20 yılda iş güvenliği için harcanan para ne kadar? 38,5 milyon lira. Erdoğan’ın güvenliği için bir ayda yapılan masraf, Amasra’da iş güvenliğini sağlamak için, 20 yılda harcanan paradan fazla. Cumhurbaşkanlığı makamının güvenliği için, tabii ki gerekli her türlü önlem alınmalı. Ama şu soruyu da herkes kendine sormalı. Erdoğan kendi güvenliği için aldığı tedbiri, madenlerdeki işçilerimiz için de alsaydı, sadece son üç yılda, 189 canımız aramızdan ayrılır mıydı? Türkiye, madenlerde en çok emekçisini kaybeden ülke olur muydu dünya üzerinde? Bu sorunun cevabını, milletimizin ferasetine emanet ediyoruz.

GARDIROBU SÜREKLİ DEĞİŞTİRDİĞİ GÖMLEKLERLE DOLU

Erdoğan’ın gardırobu, sürekli değiştirdiği gömleklerle dolu olabilir. Ama “Ahlak gömleğini çıkartan, artık hiçbir gömleği giyemez.” Giyse bile o gömlek ya pot yapar, ya bol gelir. Sayın Genel Başkanımızın, Amerika’da bilim insanlarıyla gerçekleştirdiği vizyon ziyareti, anlaşılan Erdoğan’ı çok rahatsız etmiş. Grup toplantısında, bu ziyaretin “karanlık tarafları” olduğundan bahsetmiş. Ne demişler? Kişi kendinden bilir işi… Sayın Erdoğan; bu ülkede Başbakan olmadan önce, Soros’la fotoğraflar veren sizsiniz. Daha partinizin Genel Başkanı iken, Amerika’da nam-ı diğer karanlıklar prensi Richard Perle ile gizli saklı masaya oturan sizsiniz. “Çizmeli adam”  dersem belki daha iyi hatırlarsınız. Daha Partinizin Genel Başkanı iken, Washington’da, CIA’in Türkiye Masası eski şefi Graham Fuller’la, görüşmeler yapan da sizsiniz. “Dön de bu hasret bitsin” diye, methiyeler dizdiğiniz Hoca efendinizi, Pensilvanya’ya yerleştirenin de bu Graham Fuller olduğu herhalde malumunuz.

CIA MUTFAĞINDA PİŞEN LAFLAR

Belki bu kitaptan kendisini daha iyi hatırlarsınız. Ne diyor bu kitapta CIA’in Türkiye Masası Şefi? Sayfa 119’dan okuyorum. “Gülen cemaatinin birçok üyesi, bugün artık, Gülen hareketine bir alternatif olarak değil, ama onun siyasi bir tamamlayıcısı olarak, AKP’ye katılmıştır.” Aynen okudum. İşte o günlerde CIA mutfağında yazılmış, bu kitapta dile getirilenler. Yine aynı mutfaklarda, yazılan bu kitapta pişirilen, muhafazakarlığa takılan “ılımlı-ılımsız” çeşitli sıfatlar var. Şimdilerde bunlara çok benzeyen, “Muhafazakâr devrimci” sözü,  ağızınızdan dökülmeye başladı. Ne demişler? Can çıkar huy çıkmaz. Erdoğan’a tavsiyemiz, bu kelimeleri kulağına kim fısıldıyorsa, iyice bir kolaçan etsin… Sonra giderayak, “Aldatıldım” diye, milletin huzuruna çıkmasın.

TÜRKİYE’NİN SIRTINA TÜNEYEN CÜCELER

Aziz Milletimiz; Kıymetli Yurttaşlarımız; Türkiye güzel ve kudretli bir ülkedir. İnsanlarımız çalışkandır. Zekidir. Dünyanın her yerinde bu ülkeyi seven, kalbi ülkesi için atan yurttaşlarımız var. Biz Harvard’da, MIT’de bunu gördük. Türkiye kendi sırtına tüneyen, Türkiye’nin sırtına tünediği için, kendini dev sanan cüceleri sırtından atabildiği gün, medeniyet ve refah yolunda, dev adımlarla koşmaya başlayacaktır. Bizim bundan hiç şüphemiz yok. İstibdat yanlıları elbette umutsuzluk, karamsarlık yaymaya çalışacaklardır. Ama bu ülke geçmişte de çok badireler atlatmıştır. Yine atlatacaktır. Artık karanlığı hep beraber yırtıp atma zamanıdır. Kendi içimizde de tüm komşularımızla da, huzur içinde yaşama zamanıdır. Ekmeği, aşı, işi hep beraber büyütme zamanıdır. Aşımızı, ekmeğimizi hakça paylaşma zamanıdır. Çağrımız milletimize. Katılın bize…

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Hazine ve Maliye Bakanı Nurettin Nebati, yabancı bir medya organına verdiği röportajda “Yeni Türkiye ekonomi modeli için bunun biraz acı vereceği, bir şekilde geçeceğini hesaplamıştık. Acının şiddetini artıran şey savaş oldu” ifadelerini kullandı. Siz bu açıklamayı nasıl yorumlarsınız?

Faik ÖZTRAK- Nebati Bakanın yaptığı tam da şecaat arz ederken sirkatin söylemektir. Model falan deyip millete yaşattıkları, sebebi oldukları ekonomik buhranın, sebebi oldukları ekonomik yıkımın taammüden yapıldığının ikrarıdır. Bilerek ve isteyerek bu yıkıma sebep olmuşlardır. Şimdi Nebati Bakan çıkıp birde övünerek bunu itiraf etmektedir. Milletimiz herkesin ne yaptığını görüyor, notunu da veriyor. Sandıkta da bu kifayetsizlere gereken cevabı verecek.

Soru- AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mehmet Ali Çelebi ve eşine çocuk tavsiyesinde bulunurken PKK’lıların 5, 10, 15 çocuğu var demiş. Bu ifadeleriyle Kürt vatandaşlarını kastettiği yorumları da yapılmıştı. Cumhurbaşkanı bu eleştirilere, söylediğim çok açık ama istismar ediyorlar yanıtını verdi. Sizin buna ilişkin bir yorumunuz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Neyi istismar ediyorlar anlamadım. Atanmış İçişleri Bakanı gün gün Türkiye’de kalan PKK’lı teröristlerin sayısını verip duruyor. Ağustos sonunda 100 terörist kaldı dedi. Şimdi bu 100 terörist ne zaman bir araya gelip de 5, 10, 15 çocuk yapıyorlar? Erdoğan çıkıp bunu bir açıklasın. Zırva tevil götürmez. Erdoğan’ın neyi kastettiği çok açıktır. Kendine oy vermeyen herkese terörist damgası vurmayı alışkanlık haline getirmiştir. Türkiye Cumhuriyetinin her bir yurttaşı birinci sınıf vatandaştır ve Erdoğan tüm yurttaşlarımızdan bu sözleri sarf ettiği için derhal özür dilemelidir. Bu tevil kabul etmez.

Soru- Türk Silahlı Kuvvetlerinin gerçekleştirdiği operasyonlarda kimyasal silah kullandığı iddia edilmişti. Hatta o iddiayı gündeme taşıyan isimlerden biri de CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu bu konunun araştırılması için bir soru önergesi vereceğini söylemişti mecliste ancak o önerge sanırım grupta beklemede. O önerge verilecek mi? CHP bu iddialara nasıl bakıyor?

Faik ÖZTRAK- Türk Silahlı Kuvvetleri terörün en sıcak günlerinde bile kimyasal silaha asla tevessül etmemiştir. Mehmetçiğimizin sicili temizdir. Böyle hassas ve istismara açık bir konuda ulu orta açıklama yapılması yanlış olmuştur. Doğru bulmuyoruz.

Teşekkür ediyorum.

Bu kader değil, korkunç bir cinayettir

CHP Sözcüsü Öztrak, bundan 8 yıl önce Soma’da 301 madencinin hayatını kaybettiği faciaya “fıtrat” diyen Erdoğan’ın, Amasra’da 41 maden emekçisinin öldüğü patlama için de “kader planı” demesine tepki göstererek, “20 yıl o koltukta oturacaksın, işçinin hayatını tehlikeye atan eksikleri gideremeyeceksin; devletin denetçileri çıkacak ‘Risk var’ diyecek, çözmeyeceksin; sonra da ‘Maden kazaları kaderin planı’ diyeceksin. Tedbirsizliğin, ihmalkârlığın, tamahkârlığın adı ne zamandan beri, fıtrat ve kader oldu?” diye sordu.

İlmin, aklın emrettiği tedbirleri almadan yaşanan olaylara kimsenin “fıtrat”, “kaza”, “kader” diyemeyeceğini ifade eden Öztrak, “Hiç eğip bükmeyin. Bu korkunç bir cinayettir. Ve biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, o anaların, babaların, eşlerin, çocukların, güzelim bebeklerin adına sorumluların peşini bırakmayacağız. Bu faciayı unutturmayacağız. Hesabını soracağız” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

MADEN ŞEHİTLERİMİZE ALLAH’TAN RAHMET DİLİYORUM

Hafta sonu, hepimizin yüreği dağlandı. Türkiye Kömür İşletmeleri’ne ait, Amasra’daki bir kömür madenindeki patlama, ülkemizi derinden sarstı. 41 maden emekçimiz yaşamını kaybetti. 11 maden emekçimiz de yaralandı. Yaralılarımızın bir kısmının durumu ağır… Cumhuriyet Halk Partisi olarak, vazifesi başında hayatını kaybeden şehitlerimize, bir kez daha Allah’tan rahmet, kederli ailelerine sabır, tüm milletimize baş sağlığı diliyoruz, yaralılarımıza ise tez elden şifa dileklerimizi iletiyoruz.

20 YILDA 30 BİN İŞ CİNAYETİ, 2 BİNİ MADENCİ

Bu acılardan milletçe bunaldık. Bu kaçıncı maden kazası, bu kaçıncı yas… 2003’te Ermenek, 2004’te Kastamonu Küre, 2009’da Bursa Mustafakemalpaşa, 2010’da Balıkesir Dursunbey ve Zonguldak Karadon, 2013’te Zonguldak Kozlu, 2014’te 301 emekçimizi yitirdiğimiz Soma faciası, 2014’te bir kere daha Ermenek, 2016’da Siirt Şirvan… Bunlar toplumda travma yaratan, büyük facialar… Bir de gazetelerin üçüncü sayfalarında, kıyıda köşede gizlenen “Elbistan’da madende bir işçi öldü”, “Gemerek’te göçük sonucu, bir işçi hayatını kaybetti” haberleri var. Çoğu kişinin görmediği, duymadığı iş cinayetlerinde, onlarca ocağa ateşler düştü. 2003’ten bu yana, 2 bini maden emekçisi olmak üzere 30 bin işçimizi “iş kazası” denen, iş cinayetlerinde yitirdik. Bunlar sıradan sayılar değil… Bu sayılarda; “Yüz karası değil, kömür karası, böyle kazanılır ekmek parası” diyen babalar var. “Güneşi görebilmek için karanlığı kazan” gencecik evlatlarımız var. 

SOMA’DA YAPTIKLARINI UNTUMADIK

Fransız Yazar Albert Camus; “Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, insanların nasıl öldüğüne bakın” demiş. Vicdansız bir düzen elinde, emekçilerinin iş cinayetlerine, vicdansızca kurban gittiği bir ülkeye döndük. Gerçi şimdilerde, ufukta seçim sandığı görününce, kurt, kuzu postuna büründü. Ama Soma’da maden kazasında bunların yaptıklarını unutmadık. Soma’da 301 canımızı yitirdiğimiz maden faciasında dönemin Başbakanı Erdoğan, kendisini protesto edenleri, “Başbakana yuh çekersen, tokadı yersin” diyerek tehdit etmişti. Sonra, bir markete girip korumalarıyla beraber, genç bir çocuğu dövdü. Delikanlıyı döverken de, “Ne kaçıyorsun ulan İsrail dölü” diye, bağırması da cabası.

MADENCİYE TEKME ATANI FRANKFURT’A TİCARİ ATEŞE YAPTI

Tabi ön teker nereye, arka teker de oraya… Erdoğan bunları yaparsa şürekâsı neler yapmaz. Bu fotoğraf toplumsal hafızamıza, bu vicdansız düzenin alametifarikası olarak kazındı. Fotoğraftaki Erdoğan’ın özel kalem müdür yardımcısı… Şu yüzdeki ifadeye bakın. Soma’da yere yatırılmış bir emekçiyi tekmelerken yüzündeki büyük nefrete bir bakın. “Millete hizmetkâr olmaya geldik” diyenlerin, millete reva gördüklerine bir bakın. Peki, yere yatırılmış, eli kolu tutulmuş yerdeki birine tekme atan bu zorbaya ne ceza verildi, Erdoğan ne yaptı? Binlerce Avro maaşla Frankfurt’a Ticaret Ataşesi yaptı. Tekmeyi ödüllendirdi. 301 insanın hayatını kaybettiği Soma davasında, bugün tek bir tutuklu sanık bile yok. Aslında var… O da Soma maden şehitlerinin ailelerini savunan avukatlar… Avukatları içeri attılar. İşte Erdoğan’ın adaleti bu!

BU KADER DEĞİL CİNAYETTİR

Bundan 8 yıl önce Erdoğan, Soma’da ölen yüzlerce işçi için, “Bu işin fıtratında var” demişti. Aynı Erdoğan, ne kadar kendine hakim olmaya çalışsa da yine kendi fıtratına uydu, Amasra’da, da “Biz kader planına inanmış insanlarız. Bunlar her zaman olacaktır” dedi. Bununla da yetinmedi, 20 yıldır hükümet koltuğunda kendisinin oturduğunu bir anda unutuverdi. “Madenlerimizde hiçbir eksik, hiçbir gereksiz risk görmek istemiyoruz” deyiverdi. E eksiği, riski giderseydiniz ya! Elinizi tutan mı vardı? 20 yıl o koltukta oturacaksın, işçinin hayatını tehlikeye atan eksikleri gideremeyeceksin, devletin denetçileri çıkacak “Risk var” diyecek, çözmeyeceksin, sonra da “Maden kazaları kaderin planı” diyeceksin. Tedbirsizliğin, ihmalkârlığın, tamahkârlığın adı ne zamandan beri, fıtrat ve kader oldu? Bizim inancımızda, “Önce tedbir, sonra tevekkül” vardır. İlmin, aklın emrettiği tedbirleri almayacaksın, sonra “fıtrat” diyeceksin, “Kaza” diyeceksin, “Kader planı” diyeceksin. Hiç eğip bükmeyin. Bu korkunç bir cinayettir. Ve biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, o anaların, babaların, eşlerin, çocukların, güzelim bebeklerin adına sorumluların peşini bırakmayacağız. Bu faciayı unutturmayacağız. Hesabını soracağız.

TÜRKİYE MADENDE HAYATINI KAYBEDENLERİN SAYISINDA DÜNYA BİRİNCİSİ

Bu Uluslararası Çalışma Örgütünün verileri… “Ülkeyi uçuracak” diyerek pazarladıkları, ucube saray rejiminde, madenlerde hayattan uçup giden canlar… Sadece son 3 yılda, 2019-2021 döneminde, madenlerde yaşamını yitiren emekçilerimizin sayısı 189. Bu kayıplarla Türkiye açık ara dünya birincisi. Bu acı tablonun sahibi, hala hiç sıkılmadan, “Hamdolsun!” diyerek, Amasra’da 41 cansız bedene, 24 saatten az sürede ulaşmakla övünüyor. “Utancı gidenin kalbi de ölür” derler. Bunların kalbi de millete karşı artık ölmüş. Bunların millete karşı kalbi körelmese, devlet kurumlarının tespit ettiği eksikleri giderir, bu madenleri güvenli hale getirirlerdi.

SAYIŞTAY’IN RAPORU NOKTA ATIŞI

İşte Sayıştay Raporu ortada… Patlamanın yaşandığı müessese için hazırlanan, 2019 Denetim raporunda, bugün olanlar için açıkça uyarılarda bulunulmuş. Raporun 16. sayfasında, bu müessesede, üretimi olumsuz etkileyen başlıca etkenler tek tek sayılmış. “Metan gazı ve karbondioksit gazındaki yükselmeler” bunlardan biri… Sayfa 21’de iş kazalarındaki artışa vurgu yapılıyor. 2019’da müessesede önceki yıla göre yüzde 70 artışla 190 iş kazası olmuş. Bunun 72’si göçükler nedeniyle yaşanmış” diyor rapor. Sayfa 63’te; “Solunabilir ve patlayabilir tozla mücadele kapsamında alınan önlemlerde aksamalar var” deniyor. “Tane boyutu küçük tozların sürekli ortamda dolaşması, infilak riskini artırıyor” tespiti yapılıyor. Ve sayfa 65: şimdi ilgili bölümü olduğu gibi okuyorum: “2019 yılında müessesenin dengelenmiş üretim derinliği eksi 300 metre olmuştur. Bu derinleşme, ani gaz degajı ve grizu patlaması gibi ciddi kaza risklerinin artmasına neden olmaktadır. Çalışılan damarların tamamında gaz içeriklerinin yüksek olduğu, dolayısıyla degaj kapasitelerinin de yüksek olduğu, arıza zonlarında riskin daha da arttığı bilinmektedir. Bu nedenle, müessese ocaklarında ilgili mevzuat hükümlerinin yanı sıra ‘Kurum Degaj Yönergesi’ hükümlerinin titizlikle uygulanması gerekmektedir.” Bugün 41 canımızı yitirdiğimiz derinliği, Sayıştay denetçisi nokta atışı tespit etmiş. “Aman dikkat, derine gidildikçe gaz artıyor. Grizu patlaması riski artıyor” diye de uyarmış… Yapılması gerekenleri de söylemiş. Daha ne desin? Sayıştay görevini yapmış.

MADENCİLER DE RİSKİN ARTTIĞINI SÖYLEMİŞ

İşte bu nedenle bugün Saray’ın kibirli yönetimi, Sayıştay raporlarını sansürlüyor. Şimdi biz de soruyoruz: Enerji Bakanı, Sayıştay’ın 2019’daki bu uyarı ve önerileri için, bugüne kadar acaba ne yaptı? Bakan 24 gün önce bu işletmeyi ziyaret etmişti. Bu ziyarette Sayıştay raporu hakkında neler yapıldığını sordu, inceledi mi? Sadece Sayıştay’ın raporu da değil, yaşamını kaybeden madencilerimizin ailelerinin de tanıklıkları var. Madencilerimiz, madendeki patlama riskinin arttığını, ailelerine açıkça ifade etmiş, koku olduğunu söylemiş. Bu işçiler neden göz göre göre ölüme gönderildi?

ENERJİ BAKANI GİTMEDEN SÖYLENEN HER ŞEY BOŞ LAFTIR

Enerji Bakanı, şimdi bu ailelerin yüzüne nasıl bakacak? Ortada bir görev ihmali olduğu çok açık… Bakanlık makamları ağlama makamı değildir, ağıt yakma makamı değildir çare bulma makamıdır. Çareyi bulamıyorsan, yapılması gerekeni yapamıyorsan, edebinle çekip gideceksin. Erdoğan, “Bu olaydaki ihmal, tüm boyutlarıyla açığa çıkarılacak” dedi. Enerji Bakanı istifa etmeden, ya da Erdoğan bu Enerji Bakanını görevden affetmeden, bu laf, sadece lafı güzaftır. Boş laftır.

ERDOĞAN İÇİN VATANDAŞIMIZIN CANININ DEĞERİ: 100 ORADAN, 50 BURADAN

Yaşanan faciadaki ihmaller yetmedi. Erdoğan çıktı, büyük bir kibirle, ölenlerin ailelerine hangi kurumdan kaç lira yardım yapılacağını, “100 bin lira oradan, 50 bin lira da buradan gelecek” diyerek, bir bir saymaya başladı. Daha cenazeler toprağa verilmeden, yapılmamış yardımı, acısı taze ailelerin yüzüne vurdu. Sanki “Aman fazla sesinizi çıkarmayın, bu kan paralarını alın, konuyu da kapatın” demeye getirdi. Oysa milletimiz “Sağ elin verdiğini sol el görmemeli” kültüründen gelir. Bu kültürden gelen milletimizi, bu kibir derinden yaralamıştır. Sarayın kibirlisi için insanın canının değerinin ne olduğu da ortaya çıkmıştır. Yüz oradan, elli buradan, sonra, “Allah rahmet eylesin!”

SARAYA GÖRE İŞİN “GÜZEL” YANI

Ama ayıplar silsilesi burada da bitmedi. Madencimizin cenazesinde imamdan rol çaldı, “İşin bir güzel yanı daha var” diye söze başladı, vefat eden madencilerimize ve ailelerine cennet vadetti. Bu dünyayı iş cinayetleriyle emekçiler ve aileleri için, cehenneme çevireceksin, sonra da onlara öteki dünyada cennet vadedeceksin. Bu ülkenin imamlardan rol çalan bir Cumhurbaşkanına değil, çalışanların can güvenliğini sağlayacak yöneticilere ihtiyacı var. 20 yıldır ülkeyi yönetiyorsunuz ve devlet madenlerinde insanlarımız hala, tedbirsizlik ve ihmal nedeniyle kitleler halinde hayatlarını kaybediyor. Ülkemizi madenlerde yitirilen canların sayısında, dünya birincisi yaptınız. Bu durumda ne yapılacağı bellidir. Beceremiyorsunuz. Sorumluluğunuzu kabul edeceksiniz, hep beraber çekip gideceksiniz.

EMEKÇİNİN SADECE CANINA DEĞİL, CEBİNE DE KASTEDİYOR

Bu ucube rejim, işçilerimizin canına kastetmekle kalmıyor. Onların cebindeki üç kuruşa da göz dikiyor. Emekçilerimizin alın terini gasbediyor. 2018’den beri, “Faiz sebep, enflasyon netice” dedi, milletin döviz kasasını boşalttı. Paramızı pul etti. Ücret ve maaşları enflasyona ezdirdi. Emeğin milli gelirden aldığı pay, son iki buçuk yılda 10 puan birden düştü bunların yönetiminde. Sarayın kibirlisi, 67 milyar doları emekçilerimizin cebinden aldı. Yandaşın, döviz baronlarının, faiz lobilerinin cebine koydu.

TÜRKİYE’NİN KAYIP 20 YILI

İleride tarih ve ekonomi kitapları, bu son 20 yılı, “Adaletsiz 20 yıl”, “Kayıp 20 yıl” olarak tanımlayacak. Bunu biz söylemiyoruz. Türkiye’nin de üyesi olduğu, uluslararası kuruluşların verilerinden bu çıkıyor. Uluslararası Para Fonu’nun Ekim tahminlerine göre, Türkiye’nin 2022’de, küresel gelirden aldığı pay binde 8 olacakmış. Oysa ülkemiz daha 1980 yılında küresel gelirden binde 9 pay alıyordu. Yani bu hükümetin yönetiminde az gitmişiz, uz gitmişiz, dere tepe düz gitmişiz. Bir de bakmışız ki, 20 yılın sonunda 1980’nin bile gerisine gitmişiz.

BU ENFLASYONA SURİYELİ SIĞINMACILAR BİLE DAYANAMIYOR

Yine bu tahminlere göre; 2023’te Türkiye ne milli gelirde, ne kişi başına gelirde, ne de ihracatta Sarayın kibirlisinin açıkladığı 2023 hedeflerini yakalayabiliyor. Bırakın hedefi yakalamayı yarısına bile ulaşamıyor. Erdoğan, milletimize “2023’te ilk 10 ekonomiden biri olmayı” vadetmişti. Önümüzdeki yıl, bıraktık ilk 10’u, ilk 20’den düşmenin sınırında geziyoruz. Milli gelirde ülkeyi millete vadettiği gibi dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına sokmayı beceremedi. Ama Erdoğan bir şeyi becerdi, memleketi dünyada en yüksek enflasyona sahip, ilk beş ekonomi arasına soktu. Ülkemize sığınan Suriyeliler bile artık pahalılığa dayanamayıp ülkelerine döner oldu. Türkiye’yi pahalılıkta, iç savaşla yıkılan Suriye’den işgal altındaki Ukrayna’dan yaptırımlarla boğuşan işgalci Rusya’dan beter etti.

TAŞI BAĞLADILAR, KÖPEKLERİ SALDILAR

Seçim sathı mailine girdik. Şimdi ülkeyi 20 yıldır yönetenler çıkmışlar, “Yolsuzluğun, rüşvetin ve yoksulluğun olmadığı” bir dönemin geleceğinden bahsediyorlar. Bu tam da; “Şecaat arz ederken sirkatin söylemektir.” Devirlerinde ayyuka çıkan, yolsuzluğu, rüşveti ve yoksulluğu, itiraf etmektir. Son 4 yılda, Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde 8, Yolsuzluk Algı Endeksi’nde 18, Dünya Mutluluk Endeksi’nde de 38 sıra birden gerilemişiz. Bu verilerin bize söylediği şudur: Tek kişilik ucube yönetim, taşları bağlamış, köpekleri ise etrafa salmış. Hukuk katledilince, yolsuzlukların önü açılmış. Vatandaşlarımızın hakkı olan refah ve mutluluk, bir avuç yanaşmanın kasasına kilitlenmiş. Ülkede ne huzur, ne de güven kalmış. Öyle uzun uzun analizlere, istatistiklere gerek yok… Bazen bir fotoğraf bin söze bedeldir.

SARAYIN YOLSUZLUKLA MÜCADELEDEN ANLADIĞI

Şimdi iki tane fotoğraf göstereceğim. İşte bu hükümetin yolsuzlukla nasıl mücadele ettiğini gösteren fotoğraflar bu. Bu dolar kulelerinin yanında poz veren rüşvetçiye, bu yöneticiler “Hayırsever” dediler. Plaket verdiler. Yetmedi yandaş kanallara çıkardılar. Rengini şehitlerimizin kanından alan al bayrağımızı, bu adama dekor yaptılar. Bunların rüşvetle, yolsuzlukla mücadeleden anladığı bu. O gün bu rezalete ismi karışan bakanların, dosyalarının Yüce Divan’a gönderilmesi, iktidar partisine mensup milletvekillerinin, Erdoğan’ın talimatıyla havaya kalkan parmaklarıyla engellendi. Yetmedi, Erdoğan, rüşvetten aklanmamış bir Bakanı, Türkiye’yi temsil etsin diye, Prag’a büyükelçi bile atadı. Genel Başkanımız o günlerde, bu Bakanların Yüce Divan’a gitmesini engelleyen Soruşturma Komisyonu’nun AK Partili üyelerine “Hırsızların hamisi oldunuz” demişti. Onlar da Erdoğan’dan aldıkları talimatla, Genel Başkanımızı utanmadan dava ettiler. Dava Anayasa Mahkemesine gitti. Geçtiğimiz hafta Anayasa Mahkemesi karar verdi. Genel Başkanımız suçsuz bulundu. Anayasa Mahkemesi kararıyla, kimlerin “Hırsızların hamisi” olduğu ortaya çıktı.

TÜRKİYE KARA PARA CENNETİ OLDU

Hırsızlara hamilik yapan bu düzenin elinde Türkiye, kara para cenneti oldu. Ülke dünyanın en büyük kara para aklama makinesi, kaynağı belirsiz para merkezi oldu. Merkez Bankası, bu yılın ilk sekiz ayında, nereden geldiği bilinmeyen döviz girişinin, 28 milyar doları aştığını açıkladı. Bunu birkaç defa tekrarlıyorum çünkü önemli. Bu ülkede 1992’den 2011’e kadar, sıfır etrafında dalgalanan kaynağı belirsiz finansman giriş-çıkışı, 2011’den sonra sistematik bir hal almış ve artmış. Birikimli rakam, 79 milyar doları aşmış. Bu paralar kimin, hırlının mı, hırsızın mı? Rüşvetçilerin mi? Ya bu paraları birden çekip götürürlerse? Milletten neyi saklıyorsunuz? Ekonomide çok iyi bilinen bir kanun vardır. Kötü para, iyi parayı kovar. Kaynağı belirsiz para girişinde rekorlar kırılıyor, kaynağı belirli kaliteli para girişi suyunu çekiyor. Kaliteli dış finansman, yani ülkede iş ve istihdam sağlayacak yabancı yatırımcılar, zaten uzun süredir gelmiyordu. Şimdi portföy yatırımları da gelmiyor. Daha önce gelen de kaçıp, gidiyor. Son 5 haftada yabancı yatırımcılar, 825 milyon dolar tutarında Devlet İç Borçlanma Senedi ve Hisse Senedini satıp çıkmışlar. Hem de ne zaman? Ülkede faiz lobileri abat olurken…

FAİZ LOBİLERİNİN, DOLAR BARONLARININ, YANDAŞ MÜTEAHHİTLERİN BÜTÇESİ

Bugün Eylül ayı bütçe rakamları açıklandı. Yılın ilk dokuz ayında bütçeden yapılan faiz ödemesi tam 207 milyar TL olmuş. Birde Kur Korumalı Mevduat diyerek, dövize endeksledikleri mevduatlar için ödenen paralar var. Aslında bu adına faiz denmeyen faiz. Bunun tutarı da  85 milyar lira olmuş. Bir de Dolarlı Avrolu garantilerle, milletin kesesinden, yandaşların kasasına aktarılanlar var. Milletin geçmediği köprü, uçmadığı havaalanı, geçmediği tünel, karayolu için. Bu yılın ilk dokuz ayında “Bir kuruş harcamadan yaptık” dedikleri ballı ihaleler için ödenen garanti parası 19 milyar lira. Sadece dokuz ayda bu saydığım 3 kalemden milletimize çıkan fatura 311 milyar lira. Buna karşın aynı dönemde çiftçiye verilen destek 30 milyar lira. Halk Bank’tan esnafa verilen destek 7 milyar lira. Hükümetin hatalarıyla ezdiği milletimize verilen sosyal destekler ise 31 milyar lira. Hepsini toplayın 70 milyar lira bile etmez. Faiz lobilerine, döviz baronlarına ve yandaş müteahhitlere aktarılan paranın dörtte biri bile değil. Hep söylüyoruz: Bütçe bir hükümetin tercihlerini gösterir. Bunların tercihlerinde esnaf yok. Bunların tercihlerinde çiftçi yok. Bunların tercihlerinde millet yok. Varsa yoksa, faiz lobileri, rantiyeler, yandaş beslemeler.

SANSÜR VE İSTİBDATTAN MEDET UMUYORLAR

Gırtlağına kadar yalana, rüşvete, yolsuzluğa batmış bu hükümet, şimdi bu pislikler konuşulmasın, duyulmasın diye, sansür ve istibdattan medet umar hale geldi. İfade özgürlüğü, demokratik toplumun temelidir. Ama saray hükümeti giderayak Türkiye’yi, totaliter rejimler ligine bir adım daha yaklaştıran, görülmemiş bir sansür yasası getirdi. Yasayla ilgili Venedik Komisyonu acil görüş yayımladı. “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ndeki, ifade özgürlüğüne aykırıdır” dedi. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği; “Keyfi, subjektif yorumlamaya ve suiistimale açık” dedi. Bu düzenlemenin ifade özgürlüğü bakımından Türkiye’nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmelere aykırı olduğunu Birleşmiş Milletler ifade etti.

HÜKÜMETİN DEZENFORMASYONUYLA ÇIKAN DEZENFORMASYON YASASI

Saray ve şürekâsı ise, adına “Dezenformasyon Yasası” dedikleri bu ucube düzenlemeyi Meclis’te savunmaya çalışırken, “ABD’lilerle görüştük, bizdeki yasayla onlardaki yasanın birebir örtüştüğünü söylediler” dediler. Açıkçası, Amerikalılardan himmet umdular. Ama himmetini bekledikleri ABD, bu iddiayı reddetti. Yapılanı “dezenformasyon” olarak tanımladı. Yani Sarayın Dezenformasyon Yasası, hükümetin dezenformasyonuyla çıktı. Bu yasayı Erdoğan henüz onaylamadı. Ama şimdiden yürürlüğe girmiş görünüyor. Amasra’daki maden faciasında İçişleri Bakanlığı’nın ilk işinin patlama hakkında paylaşım yapan 12 hesap hakkında soruşturma başlatması, “7/24 sanal devriye faaliyetlerinin yürütüldüğünü” belirterek millete sopa göstermesi, Saray’ın İletişim Müdürlüğünün çıkardığı bültenler, Sarayın artık “Dezenformasyondan” ne anladığını, bu yasanın nasıl uygulanacağını açık seçik ortaya koyuyor.

ANAYASA MAHKEMESİ’NİN SAMİMİYET SINAVI

Bunların yapmak istedikleri çok açık… Seçim sürecinde Cumhur İttifakı, Havuz Medyası, trol orduları dilediği gibi sövecek, sayacak, yalan, yanlış muhalefete karşı konuşacak. Muhalif sesler ise, 3 yıla kadar hapisle cezalandırılacak. Bizim bu dayatma siyasetine cevabımız bellidir. “Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet!” Biz bu ucube yasayı iptal istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne elbette taşıyacağız. Ancak bu iptal isteminin karara bağlanmasının, seçim sonrasına kalacağı yönünde duyumlar alıyoruz. Bu, Anayasa Mahkemesi için de büyük bir samimiyet sınavıdır. Anayasa Mahkemesi; ya seçimin adil ve güvenli olmasını ciddi bir biçimde sakatlayan, bu yasayla ilgili iptal istemini ivedilikle görüşerek, karara bağlamalı veya bu sansür yasasını karara bağlayana kadar, yasanın 29. maddesinin yürütmesini durdurma kararı vermelidir. Anayasa Mahkemesinin temel görevi, demokrasimize, fikir ve ifade özgürlüğüne, seçim adaletine vurulmak istenen darbeyi, bertaraf etmektir.

BİLİM IŞIĞINDA İLERLEME KARARLILIĞIMIZIN GÖSTERGESİ

Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılında, siyasetin farklı damarlarından gelen altı parti, ülkemizin geleceği için bir araya geldik. Farklılıklarımızı bir yana bıraktık, vatanını ve milletini sevmek ortak paydasında, bir masanın etrafında buluştuk. Sayın Genel Başkanımız, iktidar yürüyüşümüzün başladığı bu dönemde, dünyada bilimi, teknolojiyi ve hayatın ne yöne evirildiğini görmek, olası küresel risk ve fırsatları yerinde tespit etmek için bir dizi dış temasa başladı. Bu çerçevede, politikalarımızın dayanağı olan bilim, araştırma, teknoloji ve evrensel değerler konusunda görüş alışverişinde bulunmak için ilk ziyaretini de ABD’ye gerçekleştirdi. Bu, Cumhuriyetin İkinci Yüzyılında, bilimin ışığında ilerleme konusunda CHP’nin kararlılığının en açık göstergesidir. Genel Başkanımız, Boston’da; MİT ve Harvard gibi dünyanın en prestijli araştırmalarını yapan iki üniversitesine gitti. Bu üniversitelerde, ülkemizden oraya giden Canan Dağdeviren, Gökhan Hotamışlıgil, Zeynep Ton, Bilge Yıldız, Mehmet Toner, Asu Özdağlar, Pınar Doğan gibi önemli bilim insanlarının çalışmalarını yerinde gördü. Laboratuvarlarına kadar giderek bilim insanlarını dinledi. Daron Acemoğlu ve Dani Rodrik gibi dünyanın önde gelen iktisatçılarıyla bir araya geldi. İfade özgürlüğünün önemini, bilim insanına verilen değeri, devlet, üniversite ve özel kesim işbirliğinin, nasıl yeni çığırlar açabileceğini bizzat tespit ettik. 

GENEL BAŞKANIMIZ SARAYA KIRMIZI KARTI GÖSTERDİ

Washington’da ise, Genel Başkanımız, sivil toplum kuruluşlarıyla dünyadaki gelişmeleri tartıştı. Ülkemize ve bölgemize dair görüşleri dinleme imkânını bulduk. Tabi oraya kadar gidip de tanıdık bir ailenin New York’ta, Manhattan’da, ABD’nin en pahalı iş muhitindeki gökdelenine “Hayırlı olsun” denmeden de dönülemezdi. Genel Başkanımız burada yaptığı açıklamada Anayasa değişikliğine aileyi katmak isteyen Saraya, “Gel bakalım önce aileyi bu binanın önünde konuşmaya başlayalım” dedi. Sarayın bu konuda önereceği Anayasa değişikliklerine kırmızı kartını gösterdi. Ama ne yaparlarsa yapsınlar, Saray ne yaparsa yapsın. Bunlar milletimizin gözünden de gönlünden de düştü.

KARANLIKTAN HEP BİRLİKTE ÇIKACAĞIZ

Halkımızın, içinde yaşadığı vahim şartların Türkiye’sine mahkûm olmadığı açık seçik ortaya çıktı. İnsanımız özgürlüğü, demokrasiyi, kalkınmayı, zenginleşmeyi hak etmektedir. Dünyanın her yerindeki parlak beyinlerimizle birlikte, büyük bir sıçramayı birlikte yapabiliriz. Halkımıza refahı, kalkınmayı, adil bir yaşamı sunabilecek vizyonumuz var. Cumhuriyet Halk Partisi, dünyadaki en parlak beyin gücümüzle, bu sıçramayı yapmaya muktedirdir. Aziz milletimiz; şartlar ne kadar zor olursa olsun umutsuzluğa yer yoktur. Karanlıktan aydınlığa hep beraber çıkacağız. Biz bu ziyaretimizle, CHP yönetiminde, çağdaş medeniyetler seviyesini aşabileceğimizi bir kere daha gördük. Bu vicdansız, bu insafsız, dediğim dedik, Saray düzenini değiştirmek için, milletimizi insanca bir yaşama ve hak ettiği refaha kavuşturmak için biz hazırız, milletimiz hazır.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ABD ziyareti sırasında 8 saatlik dilimde ne yaptığı, nereye gittiği konuşuluyor. Kendisi “hamburger yemeye gittim” demişti. Nedir o 8 saatin sırrı, kimlerle görüşüldü?

Faik ÖZTRAK- Genel Başkanımızın böyle bir laf söylediğini nereden duymuşlar? Genel Başkanımızın böyle bir ifadesi yok. Bu soruyu gönderenlerin her şeyden önce gazeteci olması beklenir. Böyle bir soruyu birileri ellerine tutuşturduğunda en azından bunun doğruluğunu bir soruştururlar. Ama bu yapılan gazetecilik değildir, ayıptır. Yalan haber şampiyonu oldular.

Soru- Ankara Büyükşehir Belediyesi Belediye Meclisi Ankara’da su fiyatlarına yüzde 50 oranında indirim yapılmasına karar verdi. Fakat Büyükşehir Belediyesi bu kararla ASKİ’nin ciddi şekilde zarara uğrayacağını, zira suyun metreküp maliyetinin 24 lira civarında olduğunu açıkladı. Sizin bu konuya ilişkin bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- AK Partili Belediye Meclis Üyelerinin suya indirim talebi iyi niyetli değil, art niyetlidir. Bir kere yaptıkları her şeyden önce suçtur. Bunu ben söylemiyorum, 4736 sayılı kanunun birinci maddesi bunu açıkça ortaya koyuyor. Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi’nde Cumhur İttifakı’na mensup üyelerin gözleri o kadar dönmüştür ki suç işlediklerinin farkında bile değildirler. Belediyenin gelirlerini düşürerek hizmet edemez hale getirmeye uğraşmaktadırlar. Sarayın talimatıyla belediyeyi zarara uğratarak belediyenin Ankaralılara yapacağı sosyal yardım ve hizmetlere ayrılan kaynağı kesme çabası içindedirler. Ankaralılara hizmet çabası içinde değildirler. Ne yaparlarsa yapsınlar belediyelerimiz tüm gücüyle çalışmaya, hemşerilerine hizmet etmeye devam edecektir.

Soru- Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, bütçe bilgilendirmesi yaptı bugün. Bütçe gelirinin 3.8, giderinin ise 4.7 olmasına sizin yorumunuz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Yani şuanda bütçede bir manevra alanı olduğunu söyleyen birçok kesim var. Ama görüyoruz ki, bütçe açığı ve bu bütçe açığını kapatmak için borçlanma ihtiyacı hızla büyümeye devam ediyor. Bunun sonu yok. Bu sürdürülebilir değildir ve çok açık söyleyeyim, seçim öncesinde böyle bir bütçeyle gelenlerin kazanmaları mümkün değil. Ama kafalarında muhtemelen “Seçimi eğer kazanırsak bu bütçeyi tepeden tırnağa değiştiririz” hülyalarıyla bu işi götürmeye çalışıyorlar. Ben çok açık söyleyeyim, kimse kendini arpa ambarında sanmasın. Bu milletin artık bunlara vereceği hiçbir oy yoktur.

Soru- Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan’ın, Muhterem İnce’nin ant içme töreninde yaptığı konuşmada bağımsız ve tarafsız yargı vurgusunu Yüksek Mahkemenin ancak bu ilkelerle görev yapabileceğini söylemesini siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Söylenmesi gerekeni söylemiş. Bırakın Yüksek Mahkemeyi Türk yargısının başka türlü görev yapması mümkün değil ki.

Soru- Bugün İletişim Başkanlığı Anayasa Mahkemesi için basın mensuplarının bazılarını davet listesinden çıkardı. Sosyal medya yasası olarak bilinen yasanın mecliste kabul edilmesinin hemen ardından yapılan bu ambargoyu siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şuanda bu yasaya karşı duranların daha önce bu yasa sürecinde de bir şekilde sesini kesmeye çalışıyorlardı. Şimdi tabi bunu daha açık açık yapıyorlar ki, Türkiye’deki bu yasayla ilgili olan tepki daha fazla ortaya çıkmasın. Böyle bir tepki olmadığında da Anayasa Mahkemesi kendi lehlerine karar versin diye herhalde.

Teşekkürler.

Bu İflasın İlamıdır, Moratoryumdur

CHP Sözcüsü Öztrak, BOTAŞ’a sadece son bir yılda bütçeden aktarılan 169 milyar lira kaynağa, dışarıdan alınan milyonlarca Euroluk borçlara rağmen doğalgaz borcunun 2024’e ertelenmesi için Ruslardan ricacı olunduğu haberlerine dikkat çekerek, “Bu iflasın ilamıdır. Bir devlet kuruluşu, ‘Borcumu ödeyemiyorum, ertele’ derse, bunun da adı moratoryumdur” değerlendirmesinde bulundu.

“Mirasyedilik de budur, iflas da budur” diyen Öztrak, Hükümetin 20 yılda milletin atadan, deden kalan 63 milyar dolarlık malını sattığını, üstüne içeriden dışarıdan 130 milyar dolar borç kullandığını, yine vatandaşlardan 2 trilyon 494 milyar dolar vergi topladığını hatırlatarak, “Senden önceki hükümetlerin 79 yılda harcadığının 4 katını, sen 20 yılda harcayacaksın. Sonra da ülkeye gaz alacak para bulamayacaksın. Şimdi Rusya’ya el açıp, gaz parasını ötele diye himmet bekliyorlar. Barıştaki bir ülke, savaştaki ülkeden borç ötelemesi istiyor. Bu hayırsız mirasyediler, yediklerinin, içtiklerinin hesabını, bizim sırtımıza bırakıp kaçmaya hazırlanıyorlar… Ama yok, öyle yağma… Milletimiz bu hesabı önüne gelecek ilk sandıkta size ödetecek” dedi.

Erdoğan’ın Soros’un gazetecileri satın aldığı yönündeki sözlerini de değerlendiren Öztrak, Erdoğan’ın yıllar önce Soros’la aynı masada çekilmiş fotoğraflarını göstererek, “Soros, yalnız gazetecileri değil, politikacıları da satın alır. Ne demişler, ‘Kişi, kendinden bilir işi.’ Soros’la masaya oturan, Soros’u haklı çıkaran Erdoğan’a, bu ayıp yeter…” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Sözlerime başlarken, vatandaşlarımızın Mevlit Kandilini kutluyoruz. İlmi engelleyenler ve insanları yalanlarla meşgul edenler, insanlığın en büyük düşmanıdır. Bugün Türkiye’de hem ilmi engelleyen, hem de yalanlarıyla milleti meşgul eden, metal yorgunu, müflis bir yönetim iş başındadır.

EKONOMİ BİLİMİNE İŞKENCE EDİYOR

Çakma ekonomist, ekonomi ilmine etmedik işkence bırakmamıştır. Gerçekleri kendi arzusuna göre eğip büken, bu bezirgân zihniyet, milletin ekonomisini de bitirmiştir. Ülkemizi yönetilemez hale getirmiştir. Milleti her gün daha da perişan eden politikasızlıklarına, sebebi oldukları yıkıma, “Epistemolojik kopuş”, “Heteredoks politika”, “Nöro ekonomi” gibi, daha önce kendilerinin bile duymadıkları, bilmedikleri kavramlarla, kulp takmaya kalktılar. Millete alay konusu oldular. En sonunda da, “Nöro klasik şeyler” diyerek zırvalamakta zirve yaptılar.

1 MİLYON BAŞ DAMIZLIK VE SÜT İNEĞİ KESİME GİTTİ

Ekonomi insanoğlunun, üretim, bölüşüm ve tüketim faaliyetlerini ele alan, ülkenin kalkınmasını, milletin refahının artırılmasını amaçlayan bir bilim dalıdır. Ama bu çakma ekonomistlerin, ekonomi biliminden uzak uygulamaları sonucunda, ne üreticilerimiz mutlu, ne tüketicilerimiz mutlu. Bir avuç yandaşı abat ederken, milleti perişan eden bu yönetim, toplumun umudunu çalıyor, mutsuz ediyor. İşte süt üreticileri, besiciler aylardır yüksek maliyetler nedeniyle feryat ediyorlar. Ama seslerini duyan yok. Son bir yılda, besi ve süt yemi yüzde 115 zamlanmış. Mazot yüzde 215 zam görmüş. Ama Ulusal Süt Konseyi, “Nuh diyor, peygamber demiyor.” Hazine ve Maliye Bakanlığı, Ulusal Süt Konseyi’ni vesayeti altına almış. Bakanlık ne derse, konsey de onu yapıyor. Nebati Bakan, yine engin ekonomi bilgisini konuşturuyor bu arada. “Çiğ süt fiyatı artınca, yem fiyatları da artıyor” diyor. Süt Konseyinin elini kolunu bağlıyor. Üzülerek ifade dedeyim, bunu söyleyen maalesef bu ülkede Hazine ve Maliye Bakanlığı koltuğunu işgal ediyor. Çiğ süt fiyatını 7,5 liraya sabitlemişler. Öylece bekliyorlar. Ama süt fiyatları artmadığı halde, mazot ve yem fiyatları, başını alıp gidiyor. Sektör uzunca bir süredir can çekişiyor, üretici, gebe hayvanlarını kesiyor. Bu beceriksizler yüzünden, en az 1 milyon damızlık ve süt ineği kesime gönderilmiş. Bunu şimdi yerine koymaya kalksak, ihtiyaç duyulan kaynak tam 42 milyar lira. Tabi alacak hayvan, bunlara bakacakta besicileri bulabilirsen… Bu rakamları biz söylemiyoruz. Çiftçilerimizin, üreticilerimizin çatı örgütü söylüyor. Dün yeniden TMO’nun ucuz buğday ve arpa satmasına karar vermişler yem için. Yine pansuman, yine aspirin. Üreticiyi rahatlatacak gerçek tedavi yine yok.

KOMİTEDE ÜRETİCİ YOK İTHALATÇI VAR

Buradan uyarıyoruz, besiciyi Nebati Bakan’a teslim edip, böyle giderseniz, market raflarında, içecek süt, yenecek peynir, ekmeğimize sürecek tereyağı bile bulamayacağız. Bugün çiğ süt hala 7,5 lira. Ama sütün litresi market raflarında 21 lira… Süt üreticisinin cebine girmeyen para kimin cebine gidiyormuş? Şimdi bu işi araştırıyorlar, bu işi komitelere havale etmişler. Komite üstüne komite kurup, bunun nereye gideceğini, neden bu hale geldiğine bakıyorlar. Ama bu kurdukları komitelerde süt üreticisi yok, süt tozu ithal edenler var. Çok araştırmayın, bu kadar araştırmaya gerek yok, paramızı pul etmenizin neticesinde, soğutmalı süt kamyonlarında kullanılan mazotun, soğutma tanklarında, fabrikalarda kullanılan elektriğin, gazın fiyatları nereye çıktı ona bir bakın. Rütbe-i aklınızın eserini orada göreceksiniz. Önümüz kış…

HEPSİ KORKUNÇ BİRER REKOR

Buğdayın, arpanın, kırmızı mercimeğin ekim zamanı geldi. Çiftçi tarlasına girecek, ama mazota, gübreye yaklaşamıyor. Son bir yılda, tarlaya atılacak taban gübre yüzde 200 zam görmüş. Mazotu biraz önce söyledim. Yüzde 215 zamlanmış. Her gün zam gelmeye de devam ediyor. Çiftçi tarlasına gidemezse, taban gübresini atamazsa, yiyecek ekmek bulamayacağız buradan uyarıyorum. Elin buğdayına, arpasına, mercimeğine muhtaç kalacağız. Sonra da elin verdiği emirleri yerine getirmek zorunda kalacağız. Bunun telafisi yok. Üreticiye verilen desteklerin mutlaka artırılması, gübrede iç tüketime öncelik verilmesi gerek. Ama benim oğlum bina okur, döner döner yine okur. Bildikleri tek şey zam… İşte büyük sanayi tesislerinin kullandığı doğalgaza, daha yeni yüzde 5 gizli zam yaptılar. Sanayici her gün yeni bir sürprizle, yeni bir zamla karşılaşıyor. Üreticinin enflasyonu şaha kalktı. 12 aylık artış, yüzde 151,5. Madencilik ve taş ocakçılığında fiyat artışı yüzde 165, enerjide yüzde 417. Üretici enflasyonundaki bu rakamları daha önce hiç görmedik. Bunların hepsi korkunç birer rekor!

BU FİYATLAR ÖYLE YA DA BÖYLE VATANDAŞA YANSIYACAK

Dünya üzerinde, üretici enflasyonunun en yüksek olduğu ülke Türkiye… Dünya şampiyonuyuz. TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla, üretici enflasyonu yüzde 151,5. Tüketici enflasyonu yüzde 83,5. Aradaki fark tam 68 puan. Bu da rekor! Ama çok kötü bir rekor… Üretici maliyetinin altında mal satmaya devam edemeyeceğine göre, aradaki fiyat farkı öyle veya böyle, bir müddet sonra mutlaka tüketiciye yansıyacak. Hayat pahalılığı milletimizi ezmeye devam edecek. Üretici mutlu değilse, tüketicinin mutlu olması mümkün değil.

GIDA FİYATLARI DÜNYADA DÜŞÜYOR BİZDE ARTIYOR

Bundan tam 647 yıl önce Büyük İslam Filozofu İbni Haldun; “Büyük şehirlerde gıda fiyatlarının yükselmesi, yönetimin de çökeceğinin işaretidir” demiş. Bugün dünyada gıda fiyatları hızla geriliyor. Birkaç ay önce dünyada yüzde 34 olan gıda enflasyonu, Ağustos’ta yüzde 8’e kadar düştü. Peki, bizde kaç? Gıda enflasyonu Türkiye’de yüzde 93. Dünyanın 12 katı. Ama utanmadan milletin karşısına çıkıp, enflasyon bizden değil dışarıdan diyorlar. TÜİK’in makyajlı verileriyle bile bakıldığında, son bir yılda; patates yüzde 170, şeker yüzde 164, süt yüzde 127, makarna yüzde 113, ekmek yüzde 98, peynir yüzde 89 zam görmüş. Bir kilo kıyma 150 lira olmuş. En ucuz protein kaynağı dediğimiz yumurtanın tanesi 2,5 lirayı aşmış. Allah aşkına! Bu fiyatlarla millet çoluğunu, çocuğunu nasıl doyuracak?

ENFLASYONU DÜŞÜRMEK İÇİN ELİNİZİ TUTAN MI VAR?

Dedik ya, bunlar da Tayyib’i Üzmeyen İstatistik Kurumu’nun rakamları… Sarayın ağır makyajından geçmiş rakamlar. TÜİK’in makyajlı enflasyonu yüzde 83,5. İstanbul Ticaret Odası’nın açıkladığı enflasyon ise yüzde 107. ENAG’ın açıkladığı enflasyonsa yüzde 186. Enflasyonun bu kadar şahlandığı, enflasyon rakamlarının da birbirinden bu kadar farklı olduğu, bir başka dönemi daha önceleri hiç görmedik. Hükümetin, vatandaşın halinden haberi yok, Sarayın kibirlisi, “Enflasyonu şaşırtıcı bir hızla düşürme kabiliyetine sahibiz” diyor. Böyle bir enflasyonu şaşırtıcı bir hızla madem düşürme kabiliyetine sahipsiniz, o zaman enflasyonun dünya rekorları kırmasına neden izin verdiniz? Neden milleti perişan ettiniz? Neden enflasyonu neden hala düşürmüyorsunuz? Elinizi tutan kim?

BU AÇIKLARLA ENFLASYON DAHA DA AZAR

Geçtiğimiz Aralık ve Ocak aylarında, enflasyon sırasıyla yüzde 13,6 ve yüzde 11,1 idi. Şimdi diyorsunuz ki, gelecek Aralık ve Ocak aylarında nasıl olsa tüketici fiyatları bu kadar artmaz, biz de taş atıp elimiz yorulmadan, “Enflasyonu düşürdük” diye, millete caka satarız diyorsunuz. Bu umutla hareket ediyorsunuz. Siz bu dış ticaret açığıyla, bu döviz kasası açığıyla ve politikasızlığınızla, gelecek Aralık ve Ocak aylarında da paramızı pul etmeye devam edersiniz. Enflasyon daha da azar. Hadi şansınız yaver gitti diyelim fiyat artış hızı, Aralık ve Ocak aylarında, geçmiş Ocak ve Aralık aylarının altına düşse bile, vatandaşlarımız için değişecek hiçbir şey olmayacak. Yüksek fiyat etiketleri yerli yerinde duracak. Hayat pahalılığı baki kalacak.

ZENGİN ABAT, EMEKÇİ BERBAT

Hep diyoruz… Enflasyon en acımasız halk düşmanıdır. En acımasız vergidir. Gelir dağılımını daha da bozar. Fakiri, fukarayı ezip geçer. Sadece son üç yılda, emeğin milli gelirden aldığı pay, 10 puan düşmüş. Bu sizin marifetiniz. Bu hükümet, ücretle geçinen emekçilerin cebinden 67 milyar dolarını almış yandaşın cebine koymuş. Zengini abat etmiş. Emekçinin halini ise berbat etmiş. Türkiye’deki en zengin yüzde 1, toplam servetin yüzde 41’ine sahip… Bu rakamla Türkiye dünya üzerinde, servet dağılımının en adaletsiz olduğu üç ülkeden biri… Bizden daha kötü olanlarsa; oligark ekonomisi Rusya ve teneke mahallelerin olduğu Güney Afrika…

BU İFLASIN İLAMIDIR, MORATORYUMDUR

Bu hükümet Türkiye ekonomisini, hızla iflasa sürüklüyor. İşte BOTAŞ’ın hali… Sadece son bir yılda bütçeden BOTAŞ’a, 169 milyar lira kaynak aktarılmış. Yetmemiş BOTAŞ, dışarıdan 925 milyon Euro borç almış. Kimden almış? Bizi kıskanan Almanya’dan… Bu da yetmemiş. 300 milyon Euro dış borç için, dışarıda kapı kapı dolaşmaya başlamış. Ve şimdi de, BOTAŞ’ın doğalgaz borcunun 2024’e ertelenmesi için, Ruslardan ricacı olduğu yazılıp çiziliyor. Buradan açıkça ifade edeyim. Bu açıkçası, iflasın ilamıdır. Bir devlet kuruluşu, “Ödeyemiyorum, borcumu ertele” derse, bunun da adı moratoryumdur… Mirasyedilik de budur. İflas da budur. Atadan, deden kalan malı mülkü 63 milyar dolara satacaksın. Üstüne içeriden dışarıdan 130 milyar dolar borç alacaksın. Bir de milletten 2 trilyon 494 milyar dolar vergi toplayacaksın. Senden önceki hükümetlerin 79 yılda harcadığının 4 katını, sen 20 yılda harcayacaksın. Sonra da ülkeye gaz alacak para bulamayacaksın.

YEDİKLERİNİN FATURASINI BİZE BIRAKMANIN PEŞİNDELER

Genel Başkanımız size defalarca sordu, biz sorduk: Bu paralar nereye gitti? Kimin kursağına girdi? Bu hükümet yıllarca milletimize, IMF’ye bir türlü veremediği 5 milyar dolar borcun havasını attı. Şimdi Rusya’ya el açıp, gaz parasını ötele diye himmet bekliyorlar. Barıştaki bir ülke, savaştaki ülkeden borç ötelemesi istiyor. Veresiye gaz almak için ricacı oluyor. Bunların işi, “Yaz tahtaya bir daha, tut defteri kitabı. Sarı Çizmeli Mehmet Ağa, bir gün öder hesabı” işi. Bu hayırsız mirasyediler, yediklerinin, içtiklerinin hesabını, bizim sırtımıza bırakıp kaçmaya hazırlanıyorlar… Ama yok, öyle yağma… Milletimiz bu hesabı önüne gelecek ilk sandıkta size ödetecek.

CUMHURİYET TARİHİNDE GÖRÜLMEDİ: MERKEZ’İN KASASINDA AÇIK 59 MİLYAR DOLAR

Kayınpeder, damat bir oldu. Merkez Bankası’nın 128 milyar dolarını, mahalli idare seçimlerinde buharlaştırdılar. Sahte istikrar havası bastılar. Sonra Damat, “at izi it izine karıştı” dedi. Çekti, gitti! Ama Kayınpeder, döviz rezervlerini, ihracatçıların döviz gelirlerine salma salarak topladığı dövizleri, “Yardımsever dostlarından” aldığı borç paraları, “Faiz sebep, enflasyon sonuç” safsatasını ispat için, Merkez Bankası’nın arka kapısından satmaya devam etti. Yılbaşından bu yana, satılan rezerv, 75 milyar dolara ulaşmış. Döviz kasası tamtakır… Tulumbada su bitti. Dün açıkladılar. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası döviz kasası, 59 milyar dolar açık veriyor. Net. Cumhuriyet tarihinde böyle bir açık hiç yaşanmadı. Bu ülke II. Dünya Savaşı’nı gördü. Kore Savaşı’nı gördü. Kıbrıs Barış Harekatı’nı gördü. Büyük depremler, afetler gördü. Ama döviz kasasında hiçbir zaman bu büyüklükte bir açık görülmedi. Korkarız bunlar, Merkez Bankası’nın döviz rezervini, milletin emaneti olan beytülmali, yağmalanacak ganimet sanıyorlar. Çok açık söylüyorum. Bu tablo iflasın ilamıdır. Bugün Türkiye’nin borç temerrüt risk primi, iflas seviyesi olan 740’lardaysa, sebebi de işte bu tablodur. Hiç paranızın olmaması için döviz kasasında hiç dövizim kalmadı demek için bile 59 milyar dolar bulmak zorundasınız. Halimiz bu.

YILSONUNDA 115 MİLYAR DOLAR DIŞ TİCARET AÇIĞI

İflas eden bir başka şey de, Nasreddin Hoca’nın borç ödeme fıkrasından bozma, sözde ekonomi modelleridir. Güya faiz inecek, Türk Lirası değer kaybedecek ihracat ithalattan hızlı artacak, döviz rezervleri dolup taşacak, Türk Lirası değer kazanacak, enflasyon da düşecekti. Ama sözde model daha üzerinde mürekkebi kurumadan su kaynattı. Dış ticaret açığı rekor üstüne rekor kırdı. Eylül’de dış ticaret açığı, geçen seneye göre, yüzde 298 artarak, yani dörde katlanarak 10 milyar 384 milyon dolara yükseldi. İlk dokuz aydaki açık, yüzde 159 artışla yani neredeyse üçe katlanarak 83 milyar 819 milyon dolara ulaştı. Böyle giderse yılsonunda, 110-115 milyar dolar civarında bir dış ticaret açığını maalesef göreceğiz.

ESKİDEN BİZ BULGAR’A GİDERDİK, ŞİMDİ BULGAR BİZE GELİYOR

Söyledikleri hiçbir şey tutmadı. Hiçbir öngörüleri gerçekleşmedi. 1 dolar 13 lira 85 kuruş iken, Nebati Bakan çıktı, “Korkmayın Türk Lirası en zayıf durumunda, daha fazla değersizleşmez” dedi. Bugün dolar 18 lira 58 kuruş. O günden bu güne, Türk Lirası, Dolar karşısında yüzde 26 daha değer yitirdi. Öyle paramız sadece Amerikan Dolarına karşı da değil, uzak, yakın pek çok ülkenin parasına karşı değer kaybediyor. Sene başından bu yana Türk Lirası, Gürcistan Larisine karşı yüzde 36, Savaştaki Rusya’nın Rublesine karşı yüzde 42, sokaklarında protestolar olan İran’ın Riyaline karşı yüzde 29, Irak’ın Dinarına karşı yüzde 30, Suriye Lirasına karşı yüzde 28, Bulgar Levasına karşı yüzde 17 değer kaybetti. Trakya’da “Bulgar’a gitmek” diye bir deyim vardır. Vatandaşlarımız günü birlik Bulgaristan’a geçer, orada alışverişini yapar, gezer, tozar döner. Şimdi o da ters yüz oldu. Şimdi Bulgaristan’dan gelip Edirne’de alışveriş yapıyorlar. Bir de, “Burada her şeyin fiyatı, bizim oradakinin yarısı… Yeme, içme, giyim her şeyi buradan alıyoruz” diyerek, röportajlar veriyorlar. Hep söylüyoruz. Bunlar el iyisi. Bulgaristan vatandaşlarının derdine derman oldular. Ama milletimizin sırtına da yüklendikçe yüklendiler. Erdoğan paramızı pul etti. Milletimizin şimdi elini yakan vitrinde seyrettiği mallar, Bulgaristan’dan gelenlere ucuz oldu. Güzelim ülkemizi; elin 1 milyoncu mağazasına çevirdiler. Kendi vatandaşına pahalı, elin vatandaşına ucuz ettiler.

SOROS SADECE GAZETECİLERİ DEĞİL, SİYASETÇİLERİ DE SATIN ALIYOR

Tablo ortada; paramız pul oldu. Tulumbada su bitti. Döviz kasasının dibini sıyırdılar. Veresiye gaz için, şimdi Rusya’dan himmet bekliyorlar. Doların yeşili hatırına, Katar’daki Dünya Futbol Şampiyonasının korumasını, Kahraman Mehmetçiğimize ihale ediyorlar. “Türkiye’nin en iyi ihracat ürünü ordusudur.” Bundan 20 yıl önce densizin biri, Kahraman Mehmetçiğimizi, şerefli ordumuzu, sıradan bir ihraç ürünü gibi gösterme cüretini göstermişti. Ne yazık ki bugün ekonomiyi iflas noktasına getirenler, bu beceriksiz hükümetin ülkemize yaşattıkları, bu hadsiz sözleri neredeyse haklı çıkardı. Peki, bu ipe sapa gelmez sözleri söyleyen kişi kimdi? Erdoğan ile samimi fotoğrafları olan Soros… Ama bugünlerde Erdoğan çıkmış, Avrupa Siyasi Topluluğunun yapıldığı Çekya’da, “Soros hep gazetecileri satın alır” diyor. Biz de söyleyelim, yalnız gazetecileri değil, politikacıları da satın alır. Ne demişler, “Kişi, kendinden bilir işi.” Soros’la masaya oturan, Soros’u haklı çıkaran Erdoğan’a, bu ayıp yeter…

BU KADAR TEBELLEŞ BİR SİYASETÇİ GÖRÜLMEDİ

Tulumbada su bitince, kasadaki dövizler suyunu çekince, Erdoğan dış politikada, “Dön baba dönelim” demeye başladı. Bir zamanlar “Cemal Kaşıkçı ’nın katili” dediği Suudi Veliaht Prens için şimdi ayağına kadar gitti onu kucakladı. “15 Temmuz’un finansörü” dediği Birleşik Arap Emirlikleri Emirinin ayaklarına turkuaz halılar serdi. Şimdi Çekya’da çıkmış ne diyor? “Alışılmış bir siyasetçi değilmiş. Vakti saati geldiğinde Suriye Başkanıyla görüşme yoluna gidebilirmiş.” Alışılmış bir siyasetçi olmadığı el hak doğru. Milletin başına bu kadar tebelleş olan bir siyasetçiyi bu ülke doğrusu ilk defa görüyor. Biz “Suriye krizi için Esad’la görüşün” dediğimizde, bize etmedik hakareti bırakmamıştı. “Kalleş Esed’in elini sıkmam” dediğinde takvim yaprakları 2013’ü gösteriyordu. Üzerinden 10 yıl geçti. “Emevi Caminde namaz kılacağım” diyerek, bu milletin 50 milyar dolardan fazla parasını bu arada harcadı. 5 milyon Suriyeli ülkemize girdi. Sınırlarımızı koruyabilmek için yüzlerce şehit verdik. Ve Erdoğan’ın bugün tüm dış politikası, ağa ile marabanın hikâyesine dönmüş vaziyette. Madem sonunda buraya gelecektin. Bu kadar zararı, milletin sırtına neden yıktın? 

ERDOĞAN TARZI SİYASET: CEHALET GÜÇTÜR; SAVAŞ BARIŞTIR; KÖLELİK ÖZGÜRLÜKTÜR

Eğer ülkeyi yönetenler, bulundukları makamı kötüye kullanıyor, kendi zenginliklerini çoğaltıyor, işi ehil olmayanlara veriyor, yani yapılmaması gereken bütün kötülükleri yapıyorlarsa, adaletsizliğinde en büyüğünü yapıyorlar demektir. Bugün Türkiye’de yaşanan da tam budur. Küçük bir azınlık zenginliğine zenginlik katıyor. Kamu gücünü kötüye kullanıyor. Ama bunların yazılıp çizilmesi, millet tarafından öğrenilmesi istenmiyor. Dün RTÜK, yine Recep Tayyip Üst Kurulu gibi bir karar verdi. Bir mafya babasının açıkladığı, büyük borsa vurgunu ve rüşvet iddialarını, ekranlarında tartıştırdılar diye, KRT’ye, Halk TV’ye, TELE 1’e ceza yağdırdı. Gerekçe, skandalda adı geçen isimler küçük düşürülmüş. Bunların bir tek istedikleri var, seçimlere kadar, yolsuzluk, yoksulluk, yozlaşma ve yönetimdeki ahlaki çürüme, yazılmasın, çizilmesin, tartışılmasın. İşte daha meclis açıldı hemen Sansür Yasasını getirdiler. Güya “gerçeğe aykırı bir bilgiyi” kamu barışını bozmaya elverişli şekilde yayan kimseye, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası getirecekler. Peki, gerçeğin ne olduğuna, neyin gerçeğe aykırı olduğuna kim karar verecek? Elbette Erdoğan… Erdoğan çıkacak, “Cehalet güçtür. Savaş barıştır. Kölelik özgürlüktür” diyecek doğru olacak. Ama vatandaş sosyal medyada bunun tersini söylerse, 1 yıldan 3 yıla kadar hapsi göze alacak. Amaç baskı ve korkutmayla, seçime kadar sosyal medyayı kontrol altına almak. Yolsuzluk, yoksulluk, yasaklarla mücadele edeceğiz diye göreve geldiler. Bugün görevden giderken, yolsuzluk ve yoksulluğu gizlemek için, yasaklardan medet umar hale geldiler.

O AMİRALLERİN SAVUNDUĞUN MONTRÖ’NÜN ARKASINA SIĞINMADI MI?

İşte bu yozlaşmış kadrolar elinde, Türkiye’nin 784 bin kilometre karesinin her bir santiminde, çok büyük özgürlük sorunları yaşıyoruz. Fikir ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, ekonomik özgürlükler hepsi bitti. Emekli amiraller sırf fikirlerini açıkladı, “Montrö Sözleşmesi’ni savundu” diye, Savcı 12 amiral için hapis cezası talep ediyor. Amirallerin rütbelerinin sökülmesini istiyor. Peki Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sırasında her aşamada Lozan’ın arkasına sığınmadık mı, Montrö’nün arkasına sığınmadık mı? Bütün bunlar bu amirallerin haklılığını ortaya koymuyor mu? Erdoğan Montrö’ye sığındı mı, sığınmadı mı? Peki, bu neyin kini, garezi? Neden konuşan Türkiye’den çekiniliyor?

DAĞINIK KALPLERİ BİRLEŞTİRECEĞİZ

Ama artık az kaldı. Bu korku imparatorluğunu sandıkta hep beraber yıkacağız. Kalpleri dağınık olanların, akılları birleştirilemez. Ülkemizdeki dağınık kalpleri birleştirmek için, otokrasiden değil, demokrasiden yana. Tek başına değil, istişareyle yönetmekten yana, yönetimde sadakatten değil, liyakatten yana, tek bir kişinin değil, milletin ortak iradesinden yana, kral değil, kuraldan yana, baskıdan değil, özgürlükten yana, üstünlerin hukukundan değil, hukukun üstünlüğünden yana, kutuplaşmadan değil, kucaklaşmadan yana, kin ve nefretten değil, sevgi ve saygıdan yana, savaştan değil, “Yurtta barış, dünyada barıştan” yana, ele, el açmaktan değil, üreterek kazanmaktan yana, milletin ekmeğini, aşını, işini küçültmekten değil, büyütmekten yana, refahın hakça paylaşılmasından yana, siyasi tarihimizin, farklı ve köklü damarlarından gelen altı parti bir aradayız. Biz kazanacağız, 85 milyon yurttaşımız kazanacak! Biz kazanacağız, tüm Türkiye kazanacak!

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeni anayasa konusundaki açıklamalarına partiniz nasıl bakıyor? Anayasa değişikliği meclise gelirse destekleyecek misiniz?

Faik ÖZTRAK- Bugün Genel Başkanımız sosyal medyadan görüşlerimizi paylaştı. Özgürlükçü anayasa yapmak kim, Erdoğan kim? Biz iktidarımızın ilk haftasında hem İstanbul Sözleşmesini, hem de bu önerdiğimiz kanunu çıkaracağız. Anayasaya da bunları derç edeceğiz. 

Soru- Hazine ve Maliye Bakanı Nurettin Nebati bugün yaptığı açıklamada “Enflasyonu nasıl çözeceğinizi söylemeniz lazım, bu işler kurusıkı ifadelerle, biz çözeriz demekle olmuyor” dedi. Bu sözlere ilişkin sizden bir değerlendirme alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Vallahi Nebati Bakan’ın çözemediği kadar, bizim geçmişte bu sorunları çözmüşlüğümüz var. Merak ediyorsa kağıdı kalemi alsın gelsin, çözümü kendisine ezber ettiririz. Boş lafları bıraksın. Enflasyona ezdirdiği ücretlinin feryatlarını duysun. Bakın bugün işçisi, işvereni barbar bağırıyor gelir vergisi dilimleri enflasyon nedeniyle çalışanları perişan ediyor. Yeniden güncellenmesini talep ediyorlar. İşte bak işçi ve işverenin meselelerini gitsin takip etsin.

Soru- Türkiye’nin dış politikada en hassas olduğu konulardan birisi Kıbrıs meselesi ve eski Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu da Lefkoşa Büyükelçiliğine atandı. Siz bu atamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Bu ülkede mesleki kariyerin önemi kalmadı. Ülkede rüşvet alan siyasetçi bakan büyükelçi oluyor. Tek kelimelik dış politika müktesebatı olmayan kişiler büyükelçi yapılıyor. Aslında saraydaki bu çürüme içimizi yakıyor. Büyükelçilikler ulufe olarak dağıtılıyor. Dış politika tecrübesi olmayan kişiler en hassas misyonlara büyükelçi olarak atanıyor. Allah sonumuzu hayreylesin.

Teşekkür ediyorum.

SPK’ya Zor Sorular

CHP Sözcüsü Öztrak, SPK ve Borsa İstanbul’un borsadaki manipülasyona iki ay boyunca seyirci kaldığını, ancak skandal patladıktan sonra kamu kaynaklarıyla zararın üstünü kapatabilmek için devreye girdiğini belirterek, “Madem manipülasyon yaptığını düşündüğünüz kişiler hakkında suç duyurusunda bulunabiliyor, para cezası ve borsada işlem yapma yasağı getirebiliyordunuz; iki ay neden beklediniz? Elinizi kim tuttu? Nebati Bakan küçük yatırımcıya ‘gel gel’ yapıp borsada silkelenmelerine vesile olacak tweetler atarken nerelerdeydiniz? Borsada küçük yatırımcıları korumakla görevli bir kurum olarak, Bakanın ‘gel gel’ tweetlerini beğenmekten başka ne yaptınız? Yaptığınız işin adı, görevi ihmal değil mi? Bu suç değil mi?” diye sordu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün MYK gündemiyle ilgili Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında Erdoğan’ın son dönemde yaptığı konuşmaların, milletin ve hayatın gerçeklerinden kopuşunun vesikası olduğunu söyledi. İlk kez tedavüle çıktığı 2009 yılında 132 dolar alınabilen 200 liralık banknot ile bugün ancak 11 dolar alınabildiğine dikkat çeken Öztrak, “200 liranın satın aldığı, 121 dolar nereye gitti? Kimlerin cebine koydunuz?” diye konuştu.

DÜŞÜR O ZAMAN, ELİNİ TUTAN MI VAR

Erdoğan’ın enflasyonu “şaşırtıcı bir hızla” düşürme kabiliyetleri olduğu yönündeki sözlerini de değerlendiren Öztrak, “Düşür o zaman, elini tutan mı var? Bu neyin havası, neyin cakası? Bu millete gareziniz ne? Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz…” dedi. Erdoğan’ın “Faiz sebep, enflasyon netice” dedikten sonra tabela faizini talimatla yüzde 19’dan yüzde 12’ye indirdiğini, bu sürede yüzde 19 olan tüketici enflasyonunun yüzde 83,5’e sıçradığını anımsatan Öztrak, tüketici enflasyonunun son 14 yılın, üretici enflasyonunun ise Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırdığına dikkat çekti.

ENFLASYONDA REKORLARA RAĞMEN TURBUN BÜYÜĞÜ HALA HEYBEDE

Erdoğan’ın göreve geldiği 2002 yılından bugüne tüketici enflasyonunun üçe, üretici enflasyonunun beşe katlandığını kaydeden Öztrak, “İşin kötüsü turpun büyüğü hala heybede… Üretici ile tüketici enflasyonu arasındaki makas 68 puanla yine Cumhuriyet tarihi rekorunu kırdı” değerlendirmesinde bulundu.

BİR KOPUŞ VAR AMA “EPİSTEMOLOJİK” DEĞİL

Makyajlı TÜİK rakamlarıyla bile, Türkiye’nin tüketici enflasyonunun en yüksek olduğu beş ülkeden biri, üretici enflasyonunda ise dünya şampiyonu olduğunu belirten Öztrak, Hükümetin beceriksizliğine “epistemolojik kopuş”, “nero ekonomi”, “heterodoks politika” diye kulplar takmaya çalıştığını ifade etti. Saray’ın model dediği safsata çerçevesinde vadettiği ne varsa tersinin yaşandığını, enflasyonun zirve yaptığını, dış ticaret açığının katlandığını, döviz rezervlerindeki açığın 55 milyar doları aştığını kaydeden Öztrak, “Bunlarda laf çok ama derde deva politika yok… Evet, dedikleri gibi ortada bir ‘kopuş’ var. Ama ‘epistemolojik’ değil, Hükümetin milletten kopuşu…” diye konuştu.

ENFLASYON BAZ ETKİSİYLE DÜŞSE DE HAYAT PAHALILIĞI SÜRECEK

Hükümetin enflasyonu düşürmek için kadrosunun da vizyonunun da liyakatinin de olmadığını söyleyen Öztrak, “Enflasyonu düşürmek için tek umutları var: TÜİK’in makyajları ve Aralık ayından itibaren etkisini gösterecek baz etkisi… Ama vatandaş için bir şey değişmeyecek. Fiyatların artış hızı baz etkisiyle azalsa da yüksek fiyat etiketleri yerli yerinde duracak. Hayat pahalılığı baki kalacak” değerlendirmesinde bulundu. “Lafı uzatmaya, TÜİK verisi gibi eğip bükmeye gerek yok” diyen Öztrak, Hükümet gitmeden enflasyonun ve hayat pahalılığının düşmesinin mümkün olmadığını ifade etti.

SPK’YA ZOR SORULAR

Sermaye Piyasası Kurulu ve Borsa İstanbul’un, iki aydır Borsadaki manipülasyona seyirci kaldığına, ancak skandal patladıktan sonra kamu kaynaklarıyla zararın üstünü kapatabilmek için devreye girdiğine dikkat çeken Öztrak, SPK’ya şu soruları yöneltti: “Madem manipülasyon yaptığını düşündüğünüz kişiler hakkında suç duyurusunda bulunabiliyor, para cezası ve borsada işlem yapma yasağı getirebiliyordunuz; iki ay neden beklediniz? Elinizi kim tuttu? Nebati Bakan küçük yatırımcıya ‘gel gel’ yapıp borsada silkelenmelerine vesile olacak tweetler atarken nerelerdeydiniz? Borsada küçük yatırımcıları korumakla görevli bir kurum olarak, Bakanın ‘gel gel’ tweetlerini beğenmekten başka ne yaptınız? Yaptığınız işin adı, görevi ihmal değil mi? Bu suç değil mi?”

BİZİM VATAN SEVGİMİZİN ZEKÂTI BİLE BU DENSİZ MÜFTERİLERE FAZLA GELİR

Ucube Saray yönetiminin Orwell’in 1984 kitabındaki gibi milleti, “Cehaletin güç, savaşın barış, köleliğin özgürlük olduğuna” inandırmaya çalıştığını, bu çerçevede Cumhuriyet Halk Partisi ile terör kelimesini yan yana getirecek kadar zıvanadan çıktığını belirten Öztrak, “Hain darbe girişimini eniştesinden öğrenenler, bu defa da ellerinde DNA raporu olduğu halde ‘Teröristin kimliğini taksiciden öğrendik’ deyip partimize kumpas kurmaya kalktılar. Yetmedi, algı yönetimiyle Mersin Büyükşehir Belediyesi’ni ve belediye çalışanlarını da hain terör saldırısıyla ilişkilendirmeye kalktılar. Utanmadılar, şehit çocuğunu PKK’lı diye teşhir ettiler. Arsızca Cumhuriyet Halk Partisi’ne ‘Milli güvenlik sorunu’ diye yüklendiler. Bir kendinize gelin! Biz Cumhuriyet Halk Partisi’yiz. Bizim vatan sevgimizin zekâtı bile densiz müfterilere fazla gelir. Saray da, yanaşmaları da kurtuluşun ve kuruluşun partisi, bu şerefli mirasın sahibi Cumhuriyet Halk Partisi’nin adını ağzına alırken iki kere düşünecek. Yoksa pişman ederiz” diye konuştu. İçişleri Bakanı’nı Napolyon’un “kusursuz dönek” diye tanımladığı döneminin Fransa İçişleri Bakanı Fouche’ye benzeten Öztrak, “Fotoroman Bakan suçüstü yakalanmıştır. Derhal istifa etmelidir. Aksi takdirde, bu ülkenin en zübük, en densiz, en hadsiz, en müfteri saray memuru olarak tarihe geçecektir” dedi.

BUNLAR ÖNCE TERÖRLE MASAYA OTURUR, SONRA BAŞKALARINI SUÇLAR

İktidarı millet hizmet etmek için bir araç olarak değil bir amaç olarak gören Saray ve şürekasının iktidarda kalmak için her şeyi yapabileceğini söyleyen Öztrak, “Bu kifayetsiz mızıkçıların, Haziran 2015 seçimlerini nasıl iptal ettirdiğini Suruç ve Ceylanpınar saldırılarıyla başlayan süreçte hain terörü nasıl fırsata çevirdiklerini, 2015 Kasım’ındaki seçimlere bu ülkenin nasıl götürüldüğünü hep birlikte tecrübe ettik. Bunlar iktidar için teröristle Oslo’da pazarlık masası da kurar. Terörist başının mektubundan himmet de umar. Terörist başının kardeşini devlet televizyonuna da çıkarır. Gerekirse papaz elbisesi bile giyer. Sonra da çıkar kendilerinden başka herkesi, milli güvenlik sorunu ilan eder. Dedik ya, bunlardaki utanmazlık en katmerlisinden” dedi.

TERÖRİSTİN SEFER EMRİNİ ERDOĞAN VERDİ

Hain terör örgütünün de hiç boş durmadığına dikkat çeken Öztrak, “Terör örgütü DNA testi ortaya çıkınca ‘Söylenen terörist bizdedir, görevinin başındadır’ diye açıklamalar yapıyor, videolar çekiyor. Buradan açık seçik söylüyoruz. O gün Adalet Bakanlığı’nın kayıtlarında ‘gazeteci’ olarak geçen o teröristin sefer görev emri, 4. Yargı Paketinde getirdiği afla Tayyip Erdoğan tarafından verilmiştir” dye konuştu.

BİZ KAZANACAĞIZ, 85 MİLYON KAZANACAK

Altılı Masa’nın dünkü toplantısının Türk siyasetinde yepyeni bir merhalenin başlangıcı olduğunu belirten Öztrak, dün yapılan toplantıda Yepyeni ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçişin yol haritasının çıkarıldığını, belirlenen 9 temel sorun alanında ortak politikalar belirlemek ve ortak taahhütleri açıklama için yola çıkıldığını, Ege’deki son gelişmeler ve Rusya’nın Ukrayna’nın bazı bölgelerini ihlali hakkında net tavrın ortaya konduğunu ifade etti. Öztrak, “Masa sadece 13. Cumhurbaşkanını seçmek için gerekli oyu değil, aynı zamanda Meclis’te Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçiş için ihtiyaç duyulan çoğunluğu sağlama kararlılığını da açıklamıştır” dedi. Masa’nın yolunun da, istikametinin de belli olduğunu ifade eden Öztrak, “Biz kazanacağız, 85 milyon yurttaşımız kazanacak! Biz kazanacağız, tüm Türkiye kazanacak!” diye konuştu.

Bugün bir değil, birkaç Zarrab iş tutuyor

CHP Sözcüsü Öztrak, bu yılın ilk yedi ayında, ödemeler dengesi istatistiklerinde kaynağı bilinmeyen finansman hareketlerinin izlendiği Net Hata Noksan kaleminden, ülkeye 24 milyar 347 milyon dolar girdiğini söyledi. Bu büyüklükte bir kaynağı belirsiz para girişiyle, tarihimizde ilk kez karşılaşıldığını ifade eden Öztrak, “Bu çok ilginç ve kuşku uyandıran bir rekor” değerlendirmesinde bulundu.

Bu büyüklükte bir kaynağı belirsiz para girişinin nasıl olduğu konusunda Merkez Bankası’nın mutlaka bir açıklama yapması gerektiğini kaydeden Öztrak, “Bu, ‘istatistiki hata’ diyerek geçiştirilemez. 2011’den sonra, kaynağı belirsiz finansman girişlerinin hızlandığı ama geriye doğru yapılan düzeltmelerde, bu finansmanın kaynağının nedense düzeltilmediği veya açıklanmak istenmediği anlaşılıyor. 2011 ve sonrası elbette sıradan bir tarih değil. Erdoğan’ın meşhur hayırsever İranlı iş adamının, Reza Zarrab’ın Türkiye’de iş tuttuğu dönem. Bu İranlı iş bitiriciyi, ‘Cari açığı finanse ediyor’ diyerek, ödüllere boğdukları dönem” dedi.

Öztrak sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bugün, kaynağı belirsiz para girişlerinin hacmine baktığımızda, anlaşılan Türkiye’de bir değil, birkaç tane Reza Zarrab iş tutuyor… 2011’den bu yana, ülkeye giren kaynağı belirsiz paranın hacmi, 74 milyar dolara ulaşmış. Bu olağanüstü yüksek ve mutlaka izaha muhtaç bir rakam. İstanbul’un uluslararası mafyanın, hesaplaşma mekânına dönmesi, anlaşılan boşuna değil. Gün geçmiyor ki uluslararası mafyadan biri, İstanbul’da infaz edilmesin. AVM’lerde, restoranlarda silahlar patlamasın, çoluk çocuk vatandaşlarımız, ağır tehlikelere maruz kalmasın.

Biz bir kez daha buradan çağrıda bulunuyoruz: Bu büyüklükte kaynağı belirsiz finansman girişi nereden oldu, nasıl oldu? Bu paralar kimin parasıdır? Merkez Bankası ve Nebati Bakan, bunu kamuoyuna mutlaka açıklamalıdırlar. Aksi halde tüm dünya Rusya’ya ambargo uygularken, bu kaynağı belirsiz para girişleri daha çok sorgulanır. Başımızı çok ağrıtır. Yerli yabancı yatırımcılar da, bunu finansman kaynağı değil, ciddi bir risk kaynağı olarak değerlendirmelerine yazarlar.”

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Dün Şanlıurfa Suruç’ta, bölücü teröristlerin hain saldırısı sonucunda, kahraman Mehmetçiğimiz İsmet Aybek şehit düştü. Şehidimize Allah’tan rahmet, kederli ailesine sabır, tüm milletimize başsağlığı diliyoruz.

GAZİLER GÜNÜ KUTLU OLSUN

Bugün Gaziler Günü… Atatürk’e “Gazi” unvanı ve “Mareşal” rütbesi verilmesinin de yıl dönümü. Başta Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, ülkemizin birlik ve bütünlüğü için, canını ortaya koymuş, büyük fedakârlıklar göstermiş tüm Gazilerimize, minnet ve şükranlarımızı sunuyoruz. Tüm Gazilerimizin Gaziler Gününü kutluyoruz. Bu vesileyle şunu bir kez daha hatırlatmak istiyoruz. Biliyoruz; şehit yakınlarımıza, gazilerimize ne yapsak azdır. Ama Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında, 18 Mart Şehitler Günü’nde şehit yakınlarına, 19 Eylül Gaziler Günü’nde malul gazilerimize, birer maaş ikramiye verilmesini sağlayacağız. Ayrıca eğitimden, barınmaya, sağlıktan, istihdama kadar, hem şehit emanetlerimizin, hem de gazilerimizin sorunlarını çözmeye talibiz.

ENFLASYONU ŞAHA KALDIRDILAR, MİLLETİN TASARRUFUNU GASBETTİLER

Bugün, ekonomi başta olmak üzere, ülke gündemini değerlendirmek üzere karşınızdayım. Hep söylüyoruz. “Enflasyon en büyük, en sinsi halk düşmanıdır. En adaletsiz vergidir.” Enflasyon milletin satın alma gücünü, fark ettirmeden kemirir. Parasını pul eder. Ne sofrada, ne tencerelerde bereket bırakmaz. Enflasyon zıvanadan çıktığında, tüm fiyatlar birbiriyle yarışmaya başlar. Ama en geride kalan, daima emekçilerin, emeklilerin, dar ve sabit gelirlilerin ücreti, aylığı, geliri olur. “Faiz sebep, enflasyon sonuç”  safsatasıyla, enflasyonu şaha kaldıranlar, milletin dişinden, tırnağından artırarak yaptığı tasarrufları elinden zorla aldı, gasbetti.

HİÇ BİR YATIRIM TASARRUFLARI ENFLASYONA KARŞI KORUMADI

Bunu ben demiyorum. Sarayın ağır vesayeti altında iş gören TÜİK’in rakamları diyor. Son bir yılda; üretici enflasyonu yüzde 144. Yüzde 144 enflasyonla Türkiye dünya şampiyonu. Aynı dönemde; mevduatın getirisi yüzde 16, Devlet İç Borçlanma kâğıtlarının getirisi yüzde 26, Borsa İstanbul’un getirisi yüzde 103, Euro’nun getirisi yüzde 83, Amerikan Dolarının getirisi yüzde 112, altının getirisi yüzde 111. Özetle tüm yatırım araçlarının getirisi, enflasyonun altında kalmış. Tasarruf sahibi parasını hangi adrese yatırırsa yatırsın, enflasyon tasarrufunu kemirmiş. Yemiş, bitirmiş… Milletin alın terini, emeğini, yılların çabasını eritmiş. Şahsım yönetimi, milletin elindekini, avucundakini hiç ederken, saray sosyetesini, saray yandaşlarını ve faiz lobilerini abat etmiş. Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir büyüklükteki serveti, vatandaşın cebinden almış, saray sosyetesine, sarayın yandaşlarına ve faiz lobilerine vermiş.

KAZANAN FAİZ LOBİSİ OLDU

Hep söylüyoruz: “Faiz sebep, enflasyon netice” safsatası en çok; saray yandaşlarının batmış, zombileşmiş şirketlerine ve faiz lobilerine yaradı. Bankaların kârı son bir yılda beşe katlandı. Geçen yıl Temmuz’da, 40 milyar lira olan kâr, bu yıl 208 milyar liraya çıktı. “Bu ülkede faiz lobileri, en çok Erdoğan’ı sever” diye boşuna demiyoruz: Erdoğan ağzına ne zaman “faiz” lafını alsa, faiz lobileri abat olmuştur. Çünkü Erdoğan’ın fikri başka, zikri başkadır. Bunu en iyi faiz lobileri bilir. Hükümet bu yılın ilk sekiz ayında, bütçeden 174 milyar lira faiz ödemesi yapmış. Yine Nebati Bakanın, “Milletin cebinden tek kuruş çıkmayacak” dediği, Kur Korumalı Mevduat için, Milletin Hazinesinden ödenen faiz ise 76 milyar lira olmuş. Sadece sekiz ayda, bütçeden faiz için yapılan toplam ödeme, 250 milyar lira. Ama aynı dönemde çiftçiye verilen destek; 25 milyar lirada kalmış. Faize verilenin onda biri. Halk Bankası eliyle esnafa verilen destek ise 6 milyar lira. Bu da faize verilenin kırk iki de biri. Ne diyordu şair; “Bu taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa…”

MİLLET SANDIKTA HÜKÜMETİN BOYNUNA ÇINGIRAĞI TAKACAK

Tabi kurt demişken, Yaşar Kemal’in meşhur kurt hikâyesi akla geliyor. Anadolu’da kurtlar, sürüler için büyük beladır. Tüm sürüyü telef eder. Kurt dalmış sürü, bir daha iflah olmaz. Sürüsü telef olan köylü de, kurdun peşini bırakmaz. Yolunu yordamını bilir. Kurdu mutlaka yakalar. Köylü yakaladığı kurda hiç işkence yapmaz. Boynuna bir çıngırak geçirir. Sırtını okşar ve kurdu salar. Kurt serbest kaldığı için, başta çok sevinir. Ama boynunda çıngırakla oradan oraya koşarken, bir daha hiçbir avını yakalayamaz. Yavaş yavaş açlıktan telef olup gider. Anadolu ve Trakya köylüsünün, çiftçilerimizin feraseti yüksektir. Aşına, işine kan doğrayana, nasıl davranacağını elbette çok iyi bilir. Aşını, işini elinden alanın boynuna, sandıkta çıngırağı geçirir. Sırtını okşar ve geldiği yere gönderir. Tıpkı 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinde olduğu gibi.

BORSAYI MİLLETİN SOYULDUĞU BİR GAZİNOYA ÇEVİRDİLER

Yüksek enflasyon, spekülatörlerin, manipülatörlerin, paradan para kazananların bayramıdır. Hele hele kuzunun, kurda teslim edildiği Saray rejiminde, olan hep küçük yatırımcıya olur. Milletimizin tasarruflarını, bugün enflasyonla gasbedenler, Borsa İstanbul’u da, milletin soyulup, soğana çevrildiği, bir Gazino haline getirdiler. Borsadaki manipülasyonlara, sadece seyirci kalmadılar, manipülatörlerin değirmenine de su taşıdılar. Ekonominin başındaki Bakan, bakanlığı bıraktı, yatırım danışmanlığına soyundu. Borsanın yükselişiyle böbürlendi. Kendine pay çıkardı. 11 Eylül’de Nebati Bakan, küçük yatırımcıya sosyal medyada, “Gel gel” yaptı. Hemen ardından da, Borsa İstanbul tepetaklak aşağıya indi. Özellikle bazı kamu bankalarının, hisselerinin fiyatlarındaki dalgalanmalar anormal demeyeceğim anormalinde ötesinde. Bu bankalar kiminle ilgili, kiminle ilişkili? Elbette Nebati Bakanla.

KÜÇÜK YATIRIMCI KÖPEK BALIKLARINA YEM EDİLDİ

Nebati Bakan önce küçük yatırımcıya, “Borsaya gel gel” dedi. Piyasadaki köpek balıklarına, ellerindeki kâğıtları yüksek kârlarla, küçük yatırımcılara satma ve kendilerini kurtarma imkânını sağladı. Kâr köpek balıklarının elinde kalırken, zarar küçük yatırımcının sırtına yıkıldı. Kamu bankalarının hisselerinde, yüzde 34’e varan kayıplar yaşandı. Küçük yatırımcının tasarrufları köpek balıklarına yem edildi. Tasarruflarını yüksek enflasyondan korumak için, çaresizce adres arayan küçük yatırımcılar, Nebati Bakanın gelgeliyle, bir kez daha silkelendi. Peki, millete bunun hesabını kim verecek? Bakan mı verecek, borsa yöneticileri mi verecek? Son bir ayda, Borsa İstanbul’da yaşananlar, kamu bankalarının hisseleri ve mali endeks özelinde, çok ciddi bir soruşturmaya muhtaçtır. Bu manipülasyonun Vadeli İşlemler ayağında, Saraya yakın bir aracılık şirketinin rol oynadığı yazılıp çiziliyor. Peki, bu arada Sermaye Piyasası Kurulu ne yapıyor? Hiç. Sadece seyrediyor. Ne yazık ki, artık tuzun koktuğu günlerden geçiyoruz. Ama az kaldı. Başta Borsada küçük yatırımcıları silkeleyen ve himaye gören manipülatörler, görevini yapmayan kurumların yöneticileri, bakanlar, işbaşına geldiğimizde ciddi bir soruşturmadan geçecek. Yapılanlar kimsenin yanına kâr kalmayacak.   Zaten milletimiz de kararını vermiş. Gittiğimiz her yerde; “Yiğidi muhtaç ettiler kuru soğana, bir daha oy vermem, beni soyana” diyor milletimiz.

KONUT SAHİPLİK ORANI SÜREKLİ GERİLİYOR

Ülkeyi yöneten bu talan zihniyeti, milletin sadece parasını, pulunu gasp etmedi. Milletin umutlarını da çaldı. Bir ev, bir araba almak artık hayal oldu. Merkez Bankası daha yeni açıkladı. Geçtiğimiz yılın Temmuz’undan bu Temmuz’a, konut fiyatlarındaki artış, Türkiye genelinde yüzde 174, İstanbul’da ise yüzde 200 olmuş. Geçen yaz İstanbul’da 2 milyon liraya satılan ev, bu yıl 6 milyon liraya satılıyor. Peki, memurun, işçinin, çiftçinin, esnafın geliri, son bir yılda üç kat arttı mı? Elbette artmadı. Türkiye’de konut sahiplik oranı, Erdoğan’ın ucube tek adam rejiminin düğmesine bastığı, 2014’den bu yana sürekli geriliyor. Konut sahiplik oranı, 2014’te yüzde 61,1, 2020’de yüzde 57,9’a gerilemiş.

2019’DAKİ KONUT PROJESİNDEN TEK FARKI, ÜÇE KATLANAN AYLIK ÖDEME MİKTARI

Biz “Dünyada mekân, ahirette iman” diyen bir kültürden geliyoruz. Milletin ev sahibi olma umudunu elinden alan Erdoğan, şimdi tam da seçim öncesi suçunu örtmeye; milletimize umut pazarlamaya çalışıyor. Ama hep söylüyoruz; “Bunlar metal yorgunu.” “Bu hükümetin beyin ölümü gerçekleşmiş.” “Tükenmişlik sendromu, bünyeyi ele geçirmiş.” Çoklu organ yetmezliği var. 2019’da “her yıl 100 bin sosyal konut projesi” dediler. Bugün “5 yılda 500 bin yeni sosyal konut projesi” diyorlar. Yani bir başka ifadeyle benim oğlum bina okur. Döner döner yine okur. Yapılacak evlerin sayısını bari değiştirin o bile aynı. Tek fark evlerin taksit tutarı. 2019 sonundaki projede; taksitler 894 liradan başlıyor. Bugün bu projede taksitler 2 bin 280 liradan başlıyor. Taksit neredeyse üçe katlanmış. Memleketi ne hale getirdiklerinin göstergesi. Peki, 2019’da açıkladıkları proje nerede? Konutlar ne oldu? Herhalde ağaca çıktı. Ağaç nerede? Balta kesti. Balta nerede? Suya düştü. Su nerede? İnek içti. İnek nerede? Dağa kaçtı. Dağ nerede? Yandı, bitti, kül oldu…

TAAHHÜDÜNÜ YERİNE GETİRMEYEN HESABINI MİLLETE VERİR

Tunceli Milletvekilimiz açıkladı. 2019’daki proje kapsamında, Tunceli’de yapılması gereken 329 konutun, daha ne ihalesi, ne de yer belirlemesi yapılmış. İnşaat maliyetleri uçunca, kimse TOKİ’den iş almak istememiş. Alan da, işi yarım bırakmış. Son dönemde TOKİ’nin, Ankara, İstanbul, Şanlıurfa, Bilecik, Bingöl ve daha pek çok ilimizdeki ihaleleri iptal olmuş. Müteahhit neyi taahhüt ettiğini bilir. Taahhüdünü yerine getiremeyen müteahhit, hesabını millete verir.

YİNE MIZIMAYA BAŞLADILAR

Daha muhalefetteyken, yönetime en fazla proje yaptıran Genel Başkan olarak, rekorlar kitabına giren Genel Başkanımız, burada da hükümete çözümü gösterdi. “Verilecekse, bu projelere Hazine garantisi verilsin. Yeter ki vatandaşın işi görülsün. Biz bunu desteklemeye hazırız” dedi. Akıl bizde, proje bizde ama Sarayın bakanları, reislerinden fırça yemekten korktukları için, yine mızımaya başladılar. “Bizim projelerimizi çalıyorlar” diyorlar, ter ter tepiniyorlar. Bürokratları suçluyorlar. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. İşte alayiş valayiş, “Tarım Kredi Kooperatiflerinde şu kadar üründe, şu kadar indirim yapıyoruz. Enflasyon düşecek” diye caka satıp duruyorlardı. O göstermelik indirim Tarım Satış Kooperatifleri aracılığıyla enflasyonla mücadele bir ay sürdü. Satış mağazalarında fiyatlar uçtu, gitti. Milletimiz bunların ne yaptığını gördü, notunu da verdi. Tasdiknamelerini de ellerine tutuşturmak için sandığı dört gözle bekliyor. Söylüyoruz, saray ve şürekası artık mefluçtur. Çoklu organ yetmezliğiyle maluldür. Hizmet etmeye takatleri kalmamıştır. Ama milletimiz merak etmesin. Müsterih olsun. Biz gelince tüm sosyal konut projelerini evvelallah bitireceğiz. Daha fazlasını da yapacağız. Kimseyi dışlamamaya garip gurabayı ev sahibi yapmaya biz kararlıyız. Bu kifayetsiz hayal tacirlerine biz pabuç bırakmayız.

KAYNAĞI BELİRSİZ PARA GİRİŞİNDE KUŞKU UYANDIRAN REKOR

İstatistiklerin gösterdikleri ilgi çeker. Ama istatistiklerin sakladıkları daha can alıcıdır. Hele hele Türkiye gibi, kronik dış açık veren bir ekonomide, ödemeler dengesi istatistiklerinin gizledikleri hayati önemde olabilir. Bu yılın ilk yedi ayında, ödemeler dengesi istatistiklerinde, kaynağı bilinmeyen finansman hareketlerinin izlendiği, Net Hata Noksan kaleminden, ülkeye 24 milyar 347 milyon dolar giriş olmuş. Yine bu dönemde cari açık, 36 milyar 672 milyon dolar. Bir başka ifadeyle ilk yedi aydaki cari açığın üçte ikisi, kaynağını bilinmediğimiz hesap hareketleriyle finanse edilmiş. Ödemeler dengesi rakamları, 1992’den bu yana her ay yayımlanır. Biz bu büyüklükte bir kaynağı belirsiz para girişiyle, tarihimizde ilk kez karşılaşıyoruz. Bu çok ilginç ve kuşku uyandıran bir rekor!

GİZLİDE GEBE KALAN AŞİKARE DOĞURUR

Özbekistan dönüşü Erdoğan’a: “Son zamanlarda içeriden ve dışarıdan, bu paraları nereden buluyorsunuz?” diye yandaş medya mensupları sormuşlar. Erdoğan’ın verdiği cevap: “Çalışıyoruz, çalıştığınız zaman para da geliyor.” Peki madem çalışıyorsunuz, madem bu kadar uğraşıyorsunuz bu paralar bu ülkeye neden bilinen, kayıt içindeki yollardan değil de gizli saklı giriyor? Ülkemize, kimliklerini gizleyerek, paralarının kaynağını saklayarak, kim para getiriyor, kimler para getiriyor? Neyin karşılığı getiriyor? Bu paralar ne kadar güvenilir? Gelmeye devam edeceğinin, hızla kaçmayacağının bir garantisi var mı? Sarayın kibirlisi şunu hiç unutmasın; “Gizlide gebe kalan, aşikâre doğurur.”

MERKEZ BANKASI AÇIKLAMA YAPMALI

Bu verileri hazırlayan Merkez Bankasının, bu konuda mutlaka bir açıklama yapması gerekir. Bu büyüklükte bir kaynağı belirsiz para girişi, nasıl mümkün olabildi? Bu paralar kimin parası? Ne kadar güvenilir? Bu, “istatistiki hata” diyerek geçiştirilemez. Ödemeler dengesindeki ölçüm hataları, hesaplar arasındaki zaman tutarsızlıkları, zaman içinde geriye doğru zaten düzeltilir. Bu nedenle Net Hata Noksan hesabı, bu geriye doğru yapılan düzeltmelerden sonra hep sıfır etrafında dalgalanır.

KRİTİK YIL 2011, ZARRAB’IN TÜRKİYE’DE İŞ TUTTUĞU DÖNEM

Nitekim 1992’den 2011’e kadar, bu hep böyle olmuş. Ama 2011’den itibaren işler değişmiş. Bu tarihten sonra, kaynağı belirsiz finansman girişlerinin hızlandığı, ama geriye doğru yapılan düzeltmelerde, bu finansmanın kaynağının, nedense düzeltilmediği veya açıklanmak istenmediği anlaşılıyor. 2011 ve sonrası elbette sıradan bir tarih değil. Erdoğan’ın meşhur hayırsever İranlı iş adamının, Reza Zarrab’ın Türkiye’de iş tuttuğu dönem. Bu İranlı iş bitiriciyi, “Cari açığı finanse ediyor” diyerek, ödüllere boğdukları dönem.

ANLAŞILAN BUGÜN TÜRKİYE’DE BİR DEĞİL, BİR KAÇ ZARRAB İŞ TUTUYOR

Ama bugün, kaynağı belirsiz para girişlerinin hacmine baktığımızda, anlaşılan Türkiye’de bir değil, birkaç tane Reza Zarrab iş tutuyor… 2011’den bu yana, ülkeye giren kaynağı belirsiz paranın hacmi, 74 milyar dolara ulaşmış. Bu olağanüstü yüksek ve mutlaka izaha muhtaç bir rakam. İstanbul’un uluslararası mafyanın, hesaplaşma mekânına dönmesi, anlaşılan boşuna değil. Gün geçmiyor ki uluslararası mafyadan biri, İstanbul’da infaz edilmesin. AVM’lerde, restoranlarda silahlar patlamasın, çoluk çocuk vatandaşlarımız, ağır tehlikelere maruz kalmasın.

DÜNYA RUSYA’YA AMBARGO UYGULARKEN BU PARA GİRİŞİ SORGULANIR

Biz bir kez daha buradan çağrıda bulunuyoruz: Bu büyüklükte kaynağı belirsiz finansman girişi nereden oldu, nasıl oldu? Bu paralar kimin parasıdır? Merkez Bankası ve Nebati Bakan, bunu kamuoyuna mutlaka açıklamalıdırlar. Aksi halde tüm dünya Rusya’ya ambargo uygularken, bu kaynağı belirsiz para girişleri daha çok sorgulanır. Başımızı çok ağrıtır. Yerli yabancı yatırımcılar da, bunu finansman kaynağı değil, ciddi bir risk kaynağı olarak değerlendirmelerine yazarlar.

KATİL DEDİĞİ ESED’LE ŞİMDİ “GÖRÜŞÜRDÜM” DEMEYE BAŞLADI

Erdoğan Balkan gezisi dönüşünde, uçan sarayda, gazeteci görünümlü, maiyet memurlarına verdiği demeçte, Merkez Bankası kasasının, borçla ayakta tutulduğunu itiraf etmişti. Borç alınan bu dövizlerin de, ithalat için kullanıldığını söylemişti. Anlaşılan bizim tepkimiz üzerine, danışmanlar Erdoğan’ı uyarmış. Bu defa Özbekistan dönüşü, Merkez Bankası Kasasında, 115 milyar dolar olduğunu söyledi. Ama dostlarından aldığı borç kısmını bu defa es geçti. Biz bir kere daha milletimize gerçeği söyleyelim. O sözde dostlardan alınan kısa vadeli borçlar, yani SWAP’lar düşüldüğünde Merkez Bankasının rezerv hesabı, net 52 milyar 457 milyon dolar açık veriyor, bu nedenle de Erdoğan seçim öncesinde para bulmak amacıyla, oradan, oraya koşturup duruyor. Yeri geliyor, Putin’in koluna giriyor. Yeri geliyor, dün “katil Esed” dediği hakkında, bugün “Keşke Özbekistan’a gelseydi görüşürdüm” diyor. Ne diyordu Erdoğan? “Borç alan emir alır.” O halde biz de kendisine şimdi soruyoruz: Himmetini aradıklarından, neyin emrini alıyorsunuz? Birkaç milyar dolar için, ülkemizin hangi menfaatlerini, peşkeş çekiyorsunuz?

GIRTLAK 9 BOĞUM, 9 DÜŞÜN 1 SÖYLE

Dış politika hata kaldırmaz. Dış politika milli olur. Seçim sandığı için ülkemizin uzun vadeli çıkarları, çocuklarımızın, torunlarımızın geleceği riske edilmez. Biz bunları yıllardır söylüyoruz. Ama Erdoğan’ın bir kulağından giriyor, öteki kulağından çıkıyor. Yine Özbekistan dönüşü, “Şangay İşbirliği Örgütüne tam üye olmak, hedefimizdir” demiş Erdoğan. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında, dünya çok kritik bir süreçten geçerken, söylenen her söz daha dikkatlice tartılarak, etraflıca düşünülerek söylenmelidir. Atalarımızın dediği gibi; “Gırtlak dokuz boğumdur.” “Büyük lokma ye büyük laf söyleme”. Dış politikada konuşmadan önce, dokuz defa düşüneceksin. Lafını ondan sonra edeceksin.

KÖKÜMÜZ DOĞU’DA GELECEĞİMİZ BATI’DA

Ama Sarayın Kibirlisinde nerede o hassasiyet? Nerede o ciddiyet? Ülkemiz, batıdan bakınca doğuda, doğudan bakınca batıda müstesna bir coğrafyadadır. Doğu ile batı arasında çok önemli bir kavşaktır. Biz doğudan geldik ama batıya yönelmiş bir milletiz. Köklerimizi doğuda, geleceğimizi ise batıda bilmişiz. Stratejik tercihlerimizi, yüzyıllardır buna göre yapmışız. Bu nedenle biz ne batıya sırt çevirebiliriz, ne de doğuyu yok sayabiliriz. İkisi arasında bir dengeyi mutlaka tutturmalıyız. Diğer taraftan, bizim de mensubu olduğumuz ittifakların benimsediği, bir takım evrensel ilke ve değerler var. Demokrasi ve hukukun üstünlüğü, ifade özgürlüğü. Bu ilke ve değerler bugün, ticaret ve arz zincirlerini belirleme noktasına geldi. Türkiye batıya sırt çevirmeden, doğuyu yok saymadan, sahip olduğu avantajlarını kullanmak ve bölgesinin üretim merkezi olmak zorundadır.

ATAMIZIN MİRASINI KORUMAYA KARARLIYIZ

Cumhuriyet Halk Partisi olarak, biz kral değil; kuraldan yanayız. Biz otokrasiden değil; demokrasiden yanayız. Biz üstünlerin hukukundan değil; hukukun üstünlüğünden yanayız. Biz korkudan değil; özgürlükten yanayız. Biz kutuplaşmadan değil; kucaklaşmadan yanayız. Biz savaştan değil; yurtta barış, dünyada barıştan yanayız. Biz ele, el açmaktan değil; güçlü ekonomiden, katma değerli üretimden yanayız. Biz içe kapanmaktan değil; dışarıyla rekabetten, ama uluslararası işbirliğinden yanayız. Biz fakirleşmekten değil; hep beraber zenginleşmekten yanayız. Biz kararların tek başına değil; istişareyle alınmasından yanayız. Biz kendimize sadakatten değil; yönetimde liyakatten yanayız. Biz tek bir kişinin değil; milletin ortak iradesinden yanayız. Biz bu mirası, kurucumuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten almışız. Bu mirası korumakta da sonuna kadar kararlıyız.

BİZ KAZANACAĞIZ, MİLLETİMİZ KAZANACAK

İşte bunun için, biz kazanacağız. Biz kazanacağız. Gençlerimiz kazanacak. Biz kazanacağız. Esnafımız kazanacak. Biz kazanacağız. Çiftçimiz kazanacak. Biz kazanacağız. İşçimiz, işverenimiz kazanacak. Biz kazanacağız. Türkiye kazanacak. Biz kazanacağız, 85 milyon kazanacak. Milletin Masasında belirlenecek Cumhurbaşkanı adayımız, milletimizin iradesiyle, Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı olacak. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki sandalyelerin kahir ekseriyetini, millet masasındaki altı partimizin milletvekilleri dolduracak. Ve bu güzel ülke, artık huzur bulacak… Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Gerçek Gündem’den Sami Menteş’in sorularını yanıtladı. CHP lideri altılı masadaki liderlerle birlikte 41 ilde bağımsız, 40 ilde ortak liste üzerinde çalışıyoruz dedi. Böyle bir çalışma var mı, detaylarına ilişkin bir açıklama yapacak mısınız?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bir kere detaylarıyla ilgili açıklama zamanı geldiğinde Genel Başkanlar tarafından yapılır. Ama şunu görmek lazım. Bugün Millet Masası’nın etrafında oturan Genel Başkanlar bütün güçleriyle hem önümüzdeki seçimi kazanmak için, hem de TBMM’de anayasayı değiştirecek çoğunluğu sağlamak için var güçleriyle çalışıyorlar. Önümüzdeki süreçte ülkemizde yapılması gereken çok fazla iş var. Çok hızlı hareket etmek gerekiyor. Bunu yapabilmek içinde Meclis’te işleri kolaylaştıracak bir çoğunluğu sağlayabilmek için şu anda her türlü model üzerinde Genel Başkanlarımız çalışıyorlar.

Soru- Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın bürokratlara yönelik sözleri gündemde tartışılmaya devam ediyor. Bozdağ “Hükümetin alın teriyle ürettiği projeleri bürokrasi içerisindeki ahlak yoksunu kişiler alıp bunu hırsızlık malı olarak çalıyorlar. Sayın Kılıçdaroğlu’na götürüyorlar. Bunun adı kapkaç siyasetidir” dedi. Ahlaksız suçlaması ve bu sözler için sizin bir değerlendirmeniz olacak mı? Ayrıca Sayın Kemal Kılıçdaroğlu daha önce vatansever bürokratlar çıkışı yapmıştı bu minvalde bir değerlendirme yapacak mısınız?

Faik ÖZTRAK- Şimdi Bekir Bozdağ’ın söyledikleri, oynamayı bilmeyen gelinin yerim dar demesine benziyor. Şunu buradan açıkça ifade edeyim. Genel Başkanımız söyledi zaten, “Benim en büyük bilgiyi aldığım kişi sarayın başında oturan Recep Tayyip Erdoğan’dır” dedi. Ne yaptıkları ne yapmadıklarını milletimiz görüyor. Ayinesi iştir kişinin böyle laflara bakılmaz. Bunların notunu da milletimiz veriyor. Bugün Genel Başkanımızın söylediği projelerden başka proje üretemeyeceksiniz, onları yerine getireceksiniz ondan sonra da on parmağınızda on kara “bunu bürokratlar getiriyorlar onlar da kullanıyor” diyeceksiniz. Sayın Bozdağ biraz zahmet edecek daha önce biz neleri açıklamışız bir bakacak. Bu söylediğimiz projelerin hepsini daha önce açıkladığımızı görecek. Ama biraz önce söyledim. Millet artık bunların notunu verdi, tasdiknamelerini de ellerine tutuşturmak için sandığın biran önce önüne gelmesini bekliyor.

Teşekkür ederim.

CHP’nin “İstikrar Döngüsü” Planı

KOCAELİ – CHP Sözcüsü Öztrak, işbaşına geldiklerinde uygulayacakları stratejilerin enflasyonu ve cari açığı nasıl düşüreceğini anlattı.

Buna göre CHP iktidarında hukuk devleti ve parlamenter sistemin inşası için atılacak adımlar, sürdürülebilir makroekonomik politikalar ve bir dış çapa olarak AB ile tam üyelik müzakerelerinin canlandırılması sistemin çalışması için ilk şoku verecek. Yaratılacak güven ortamında belirsizlikler azalacak ve Türkiye’nin risk primi düşürülecek. Böylece, kaliteli dış finansman girişi, kur baskısının hafiflemesi, dolarizasyon ve enflasyonda düşüşü ifade eden “istikrar döngüsü” çalışmaya başlayacak. Alınacak diğer tedbirlerle Türkiye’nin sürdürülebilir, nitelikli, kapsayıcı ve insan odaklı bir büyüme patikasına girmesi sağlanacak. 

CHP Ekonomi Masası’nın Kocaeli’de iş dünyasıyla bir araya geldiği toplantıda konuşan CHP Genel Başkan Yardımcısı, Parti Sözcüsü ve Ekonomi Masası Başkanı Faik Öztrak, CHP’nin Yeni Kalkınma Stratejisi’ni anlattı.

Ekonomik kriz ve tek kişilik rejimin hayat geçmesiyle ortaya çıkan devlette yönetim krizinin ülkeyi büyük bir buhrana sürüklediğini ifade eden Öztrak, hükümetin kerameti kendinden menkul “faiz sebep, enflasyon netice” safsatasıyla Türk Lirası’nı pul ettiğini söyledi. Saray yönetiminin son yayımladığı Orta Vadeli Programda, 2023 hedeflerinin yarısına bile ulaşamayacağını açıkça kabul ettiğine ve güveni yitirdiğine dikkat çeken Öztrak’ın sunumunda yer alan bilgilere göre işgücü ödemelerinin milli gelir içindeki payı son iki yılda 10 puana yakın azaldı. Enflasyon hızla artarken bir yandan da Hükümetin iddiasının aksine cari açık atağa kalktı. Büyüme modeli tıkandı. 

TÜRKİYE’NİN ENFLASYONU OECD’Yİ KATLIYOR

Öztrak’ın sunumuna göre Hükümetin enflasyonun sebebi olarak yurt dışındaki gelişmeleri göstermesi de gerçeği yansıtmıyor. Öztrak’ın verdiği bilgilere göre Türkiye’de enflasyon, üyesi olduğu Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ülkeleri ortalamasının 8 katına ulaşıyor. Türkiye’deki gıda enflasyonu OECD ortalamasının 6 katını bulurken, enerji enflasyonu ise OECD ortalamasının 4 katını aşıyor.

BORÇ ÇOK, KASA AÇIK VERİYOR

Öztrak’ın sunumunda dikkat çeken bir diğer veri ise Türkiye’nin dış borçları ve cari açığıyla ilgili. Buna göre Türkiye’nin önümüzdeki bir yıl içinde vadesi dolacak dış borcu 182,5 milyar dolar. Buna, bu yıl 55 milyar doları bulması beklenen cari açık da eklenince ortaya büyük bir finansman ihtiyacı çıkıyor. Buna karşın Merkez Bankası’nın kasası hali hazırda 52 milyar dolar açık veriyor. Öztrak’ın sunumunda artan dış kırılganlıkların kötü yönetimin bir sonucu olduğu vurgulanıyor.

YENİ KURALLAR, YENİ KURUMLAR, YENİ KADROLAR

Saray yönetiminin ekonomide sebep olduğu tüm sorunlara rağmen, Türkiye’nin çok önemli bir coğrafi konum ve genç nüfus avantajına sahip olduğunun altını çizen Öztrak, sunumunda dünyadaki gelişmeleri doğru okuyup, fırsatları değerlendirebilen bir yönetimle Türkiye’nin rahatlıkla Avrupa’nın ve bölgesinin en büyük tedarik üssü olabileceğini vurguladı. Bunun ancak “Yeni Kurallar, Yeni Kurumlar ve Yeni Kadrolarla” mümkün olduğunu söyleyen Öztrak, CHP’nin dört ayaklı Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi’nin ana başlıklarını anlattı.

CHP’NİN DÖRT AYAKLI STRATEJİSİ

Buna göre CHP’nin stratejisinin ilk ayağında, herkesin adalete erişimini sağlamak, hesap verebilir ve kapsayıcı kurumlar oluşturmak yer alıyor. Cumhurbaşkanının tarafsız olacağı Yeni ve Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sisteme geçiş, kuvvetler ayrılığının güçlendirilmesi, ekonomideki gerçek durumu ortaya koymak için çalışacak Durum ve Hasar Tespit Komisyonu’nun kurulması, Merkez Bankası’nın bağımsızlığının sağlanması ve diğer önlemler, bu ayağın önemli adımları olarak sayılıyor.

Stratejinin ikinci ayağında ekonomiyi sıcak parayla şişiren değil üreterek zenginleştiren bir büyüme stratejisinin hayata geçirilmesi var. Strateji ve Planlama Teşkilatı’nın kurularak ekonominin etkili stratejiler ve planlama çerçevesinde şekillenmesi, atılacak adımlarda istişareyi sağlamak üzere Ekonomik ve Sosyal Konsey’in çok daha etkin şekilde hayata döndürülmesi, kamu ve özel arasında yeni ve etkili bir iletişimin sağlanması, eğitim sisteminin ülkenin ve çağın ihtiyaçlarına göre yeniden şekillendirilmesi bu ayağın en önemli adımlarını oluşturuyor.

CHP’nin stratejisinin üçüncü ayağında, yaratılan refahın hakça paylaşılması yer alıyor. Yaratılan refahın toplumda hakça paylaşılmamasının, refahın tek elde toplanmasının aynı misket oyununda olduğu gibi oyunun bitmesine sebep olacağını kaydeden Öztrak, hiç kimseyi arkada bırakmayan bir ekonomik kalkınma için Aile Destekleri Sigortası’nın hayati öneme sahip olduğunu söyledi.

Stratejinin dördüncü ve son ayağını, çevresel sürdürülebilirlik ile maliye ve para politikasında sürdürülebilirlik önlemlerinin oluşturduğunu ifade eden Öztrak, büyümenin bütçe açığını büyütmemesi ve kamu borcunu artırmaması gerektiğini belirtti.

SÜRDÜRÜLEBİLİR, NİTELİKLİ, KAPSAYICI VE İNSAN ODAKLI BİR KALKINMA

CHP’nin dört ayaklı stratejisinin zamanlamasının da son derece önemli olduğunu ifade eden Öztrak, seçimi kazanmalarının Türkiye ekonomisine güveni artıracak önemli bir başlangıç olacağını söyledi. Öztrak, hukuk devleti ve parlamenter sistemin inşasına yönelik adımlarla paralel olarak para ve maliye politikası ile makro ihtiyati alanda sürdürülebilir politikaların izlenmesi ve AB ile tam üyelik müzakerelerinin canlandırılmasıyla, ekonomide güvenin ilk adımlarının atılacağını belirtti. Öztrak’ın sunumuna göre güvenin tesis edilmesiyle, belirsizliklerin azalması sağlanacak, Türkiye’nin risk primi azalacak. “İstikrar döngüsü” olarak adlandırılan kaliteli dış finansman girişi, kur baskısının hafiflemesi, enflasyonda ve dolarizasyonda gerileme döngüsü işlemeye başlayacak. Sürecin son adımı ise “kaliteli yatırım ve büyüme ortamına dönüş” olacak. Dijital dönüşüm ve yeşil dönüşüme uygun kapasite artırıcı yatırımlarla verimlilikte artış sağlanacak. İstihdamda ve ücretlerde artarken gelir dağılımında da adalet sağlanacak. Türkiye ekonomisi sürdürülebilir, nitelikli, kapsayıcı ve insan odaklı bir kalkınma eksenine oturtulacak.

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com