Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

Daha Hükümete Gelmeden Haksızlıkları Gidermeye Başladık

CHP Sözcüsü Öztrak, EYT’lilerin örgütlü mücadelesi ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ısrarlı takibiyle, Hükümetin EYT konusunda adım atmak zorunda kaldığını belirterek, “Seçimi kaybedeceğini anlayan, milletin haline çözüm üretemeyen Saray, sonunda havlu attı. Artık şu bir vakadır. Cumhuriyet Halk Partisi, daha hükümete gelmeden, devlete nefes olmaya, haksızlığı, hukuksuzluğu gidermeye başlamıştır” dedi.

Tükenmişlik sendromundan mustarip Saray Hükümetinin, artık beyin ölümünün gerçekleştiğini söyleyen Öztrak, “Bu Hükümet; Sayın Genel Başkanımızdan sufle almadan; adım atamaz hale gelmiştir. Bugün bu ülkede; emekliye iki ikramiye veriliyorsa, elektrikte TRT payı kaldırıldıysa, temel gıda ürünlerinde KDV düşürüldüyse, 3600 ek gösterge sorunu tamamen olmasa da hallolduysa, elektrikte kademeli tarifeye geçildiyse, elektrikte yine indirimli tarifenin kilovatsaat sınırı yükseltildiyse, taşeronda kadro meselesi hal yoluna girdiyse, KYK borçlarının faizlerinin silinmesine karar verildiyse ve en sonunda EYT meselesi hallolduysa, bunlar Sayın Genel Başkanımız sayesinde oldu. Toplumu bir nebze rahatlatan bu icraatları, daha hükümet olmadan yaptık. Bir de hükümet olduğumuzda, yapacaklarımızı bir düşünün” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:https://youtube.com/embed/Kpi7_q2uvTA

2022, gerçekten çok kötü bir yıl oldu. Bu yıl; ucube tek kişilik yönetim sisteminin, en kötü yüzüyle karşılaştık. Devlette yönetim krizi derinleşti. Haksızlık, hukuksuzluk, Sarayın vesayeti altındaki yargıçlar eliyle zirve yaptı. Ekonomik kriz 85 milyonu perişan etti. Orta direk yok oldu. Yoksulluk tabana yayıldı. Mutfaklardaki yangın evleri kavurdu. Cumhuriyet tarihimizin en kötü buhranlarından birini, bu yıl yaşadık. 2022 Buhranı, tarihin en derin buhranlarından biri olarak anılacak.

BU BUHRANI YAŞATANLAR MAŞERİ VİCDANDA UNUTULMAYACAK

2022 buhranını bu millete yaşatanlar, maşeri vicdanda unutulmayacak. Oysa 2022 başladığında, yalan İmparatorluğu’nun Şahı, ucube hükümet sisteminin başı, AK Parti Genel Başkanı; “Kur da düşecek, faiz de düşecek…” diyordu. 2022’de ne kur düştü, ne de milletin sırtındaki faiz yükü düştü. Aksine her ikisi de katlandı. Yalan İmparatorluğu’nun Şahı, “2022, en parlak yılımız olacak” diyordu… 2022 en berbat yıl oldu. Atadığı Hazine ve Maliye Bakanı sonunda çıktı; “2022 en kötü yıl olarak, tarihe geçecek” dedi. Büyük beceriksizliği itiraf etti.

ÜLKEYİ KURŞUN ATMADAN YOK ETMENİN YOLU PARASINI EZMEKTİR

“Bir ülkeyi tek kurşun atmadan, yok etmenin en kolay yolu, parasını ezmektir.” Bu sözü söyleyen Lenin, uygulayıcısı ise Erdoğan oldu. Erdoğan “Faiz sebep, enflasyon netice” dedi. Koskoca ülkeyi, bir safsatayla idare etmeye kalktı. Milli paramızı ezdi geçti. Düşmana tek kurşun attırmadan, 85 milyonun satın alma gücünü, ülkemizin geleceğini, hayallerini, umutlarını yok etti.

PARA PUL OLDU, TÜRKİYE’DEN GİDEN İLAÇLARLA GÜRCİSTAN’DA FİYAT DÜŞTÜ

En güzel örnek: Kuzey komşularımız savaşta. Rusya, Ukrayna’yı işgal etti. Tüm dünya, Rusya’ya ambargo üstüne ambargo koydu. Yıl biterken, ambargolarla ezilen Rusya’da enflasyon yüzde 12. İşgal edilen Ukrayna’da enflasyon yüzde 26,5. Bizde enflasyon, o da TÜİK’in Saray makyajlı rakamlarıyla, yüzde 84,5. Erdoğan, ülkemize savaşın veremeyeceği zararı verdi. Türk Lirası 2022’de, Gürcistan’ın Larisi karşısında yüzde 44, Afganistan’ın Afganisi karşısında yüzde 42, Papua Yeni Gine’nin Kinası karşısında yüzde 32, Mozambik’in Metikali karşısında yüzde 32, Bulgar Levası karşısında yüzde 30 değer kaybetti. Milli paramızın eriyen satın alma gücü nedeniyle, bugün tüm sınır illerimiz, neredeyse yağmalanıyor gibi. Gürcistan Başbakanı, “Türkiye’den gelen ucuz ilaçlar sayesinde, Gürcistan’da ilaç fiyatları yüzde 60, yüzde 80 düştü” dedi. Ama bizim insanlarımız eczanelerimizde ilaç bulamıyor. Trakya’da, hemşerilerim peynirin yanına yaklaşamaz oldu. Ama Bulgaristan’dan gelen komşularımız, peynir kalıplarını istifleyip, ülkelerine götürüyorlar.

AĞACIN KURDU İÇİNDEN OLUR

Yarın yılbaşı kutlanacak. Benim ülkemin, parası pul edilerek soyulan namuslu insanları, aziz milletim, evde sofraya ne koyacağını, çoluğuna çocuğuna ne yedireceğini düşünürken, oteller, eğlence yerleri komşu ülkelerden gelenlerle dolacak. Saraylarında doğum günleri kutlayıp, birbirlerine 99 gül ikram ederek, pasta kesen sarayın kibirlisi ve bekçisi, milletimizi evde yeni yılı kutlayamaz hale getirdi. “Ağacın kurdu, içinden olur.” Koskoca Türkiye çınarını saran ağaç kurtları, aziz milletimizi, “Öz yurdunda garip, öz vatanında parya” yaptı. Ama unutulmasın: “Kurt kışı geçirse de yediği ayazı unutmaz.” Bu asil millet kendisini, öz yurdunda garip, öz vatanında parya yapanları elbette unutmaz. Sandık önüne geldiğinde bunun hesabını sormasını pek güzel bilir.

KAÇAN FIRSATIN KAZASI OLMAZ

Büyüklerimiz ne demiş? “Kaçan namazın kazası olur. Kaçan fırsatın kazası olmaz.” Hele hele ülke yönetiminde kaçan fırsatların, kazası hiç olmaz. Ne yazık ki “fırsat celladı” bu kadroların, kaçırdığı, heba ettiği fırsatların haddi hesabı yok. Bundan 20 yıl önce iş başına geldiklerinde, iki tane güçlü çapayı kucaklarında bulmuşlardı. Bunlardan ilki; “Güçlü ekonomiye geçişi” sağlayan, güven uyandırmış bir ekonomik programdı. Bankacılık sistemi toparlanmış, kamu bankalarının bilançoları sağlamlaştırılmış, devletin kurumsal yapısı güçlendirilmiş, enflasyon hızla düşerken, ülkede güçlü bir büyüme süreci de başlamıştı. İkinci çapa ise; Avrupa Birliği’ne katılmaya mukadderliği tescillenmiş, bir Türkiye idi… Bu iki güçlü çapa, küresel likiditenin bol ve ucuz olduğu, eşsiz bir küresel konjonktürle birleşince, tarihte az rastlanır bir fırsat penceresi, ülkemizin önünde açılmıştı. Bu eşsiz fırsat penceresi, o günlerde doğru kullanılsaydı, Türkiye bugün “orta gelir”, “orta teknoloji” ve “vasat demokrasi” ligine sıkışmaz; “Yüksek gelirli”, “yüksek teknolojili”, “Yüksek demokratik standartlara sahip” ülkeler ligine çıkmış olurdu. Ama Erdoğan tüm bu fırsatları, şahsi siyasi emelleri ve hırsı uğruna heba etti. Kibir gözlerini kör etti.

HİÇ BİR HÜKÜMETE NASİP OLMAYAN KAYNAKLARI KULLANDI

Cumhuriyet tarihinde, hiçbir hükümete nasip olmayacak kaynakları kullandı. İçeriden dışarıdan 125 milyar dolar borçlandı. Atadan dededen kalan milletin malını mülkünü 63 milyar dolara sattı. Kendinden önce işbaşına gelen, tüm Cumhuriyet Hükümetlerinin 79 yılda kullandığı paranın, yaklaşık 4 katını, toplam 2 trilyon 718 milyar dolarlık kaynağı, 20 yılda yedi bitirdi. Ama verdiği sözlerin hiçbirini tutmadı. Tüm bu kaynakları, siyasetine finansman sağlayacak, rantiyeci çeteleri yaratmak için kullanmayı bildi. Sınırlı kaynaklar, dolarla, avroyla garanti verilen bir avuç yandaş müteahhidin cebine aktarıldı. Bu paralar ranta ve betona gitti.

BERABER MAKLUBE AVUÇLADILAR, MEMLEKETTE ADALET BIRAKMADILAR

Erdoğan, Avrupa Birliği müzakere sürecini, kendine muhalif kesimleri ezme fırsatı olarak gördü. Ne istediyse verdiği, birlikte maklube avuçladığı, sonra da terörist ilan ettiği ortağıyla beraber, ülkede hak, hukuk, adalet bırakmadı. Otoriter rejim cehennemine giden yollar, “Avrupa Birliği’ne gideceği” söylenen, iyi niyet taşlarıyla döşendi. Silivri zindanları böyle doldu, taştı… İşte; kazası olmayacak bunca fırsat, bu kadroların elinde böyle uçtu, gitti, kaçtı.

İHVANCI RÜYALARLA ATEŞE BENZİN DÖKTÜ

Çinlilerin meşhur sözüdür. “Her kriz aynı zamanda bir fırsattır.” 2010’dan sonra bölgemizdeki Arap Baharı, önemli bir fırsatı beraberinde getirdi. Türkiye; diplomasisiyle, tarihsel ve kültürel bağlarıyla, yani yumuşak gücünü kullanarak, bölgesindeki bu yangını söndürmeye çalışacağına, krizi yatıştırarak bölgenin en önemli denge unsuru, yumuşak gücü olacağına, Erdoğan’ın İhvancı rüyalarıyla, ateşe sürekli benzin döktü. “Evin camdan ise, komşunu taşlamayacaksın.” Sağı solu taşlayan Erdoğan elinde, sınırlarımızda kapı pencere kalmadı. Perfore sınır haline geldi sınırlarımız. Türkiye yolgeçen hanı oldu.

GENEL BAŞKANIMIZ 2012’DE UYARDI

Şimdi Genel Başkanımız şu elimde gördüğünüz mektupla 2012 yılında Erdoğan’ı açık açık uyardı. Suriye’de yaşanan olayların, ekonomiden, sosyal dengeye kadar ülkemize olan olumsuz etkilerine dikkat çekti. İç savaşın genişleyerek, bir bölünmeye hatta uluslararası bir ihtilafa dönüşme riskini tek tek burada anlattı. Suriye için çözüm önerilerimizi ortaya koydu. Saray tüm bu önerilere kulaklarını tıkadı. Üstüne birde hakaret etti. “Emevi Camii’nde namaz kılacağız” diye yola çıktılar, 5 milyon Suriyeli bugün ülkemizde namaz kılıyor. Afganlı, Pakistanlı, Bangladeşli, Faslı, Cezayirli şehirlerimizde gettolaştı. Ve o günlerde meydanlarda, Rabia diyerek sallanan dört parmak, bugün doların yeşili için, cebe sokuldu.

MISIR’LA KONUŞMAK İÇİN KATAR’A, SURİYE’YLE KONUŞMAK İÇİN RUSYA’YA RİCACI

Dün, bütün ülkelerle aracısız görüşebilirken, tüm ülkelerin dostluğunu aradığı bir ülkeyken, bugün Mısır’la konuşabilmek için Katar’a, Suriye’yle konuşabilmek için Rusya’ya ricacı hale geldik. Ülke olarak büyük bir itibar kaybına uğradık. “Tarihte her şey iki kere tekrarlanırmış, birinci tekrarda trajedi, ikinci tekrarda ise komedi olarak…” Erdoğan, fırsat kaçırmada o kadar çok tekrara düştü ki, Devri Hükümeti milletimiz için, tam bir trajikomedi oldu. “Ahmaklık aynı şeyleri yapıp, farklı sonuçlar beklemektir” diyor Einstein. Ama Einstein’ın bu sözünden hiç ders çıkarılmıyor.

İSTANBUL’A ÇÖKMEK İÇİN KUMPASA GİRİŞTİLER

İşte en son, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde yaşananlar. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne çökebilmek için, ardı ardına, aklın havsalanın almayacağı kumpaslara girişiyorlar. YSK eliyle İstanbullunun iradesini gasp etmek istediler önce. İstanbullu bu milli irade gaspı girişimine karşı, cevabını en ağır şekilde sandıkta verdi. Ama akıllanmadılar. Milletimizin gözünün içine baka baka, şimdi Sarayın vesayeti altındaki savcıları, hâkimleri kullanarak, kumpas üstüne kumpas tezgâhlayarak İstanbul’u ele geçirmeye çalışıyorlar. Önce seyyar hâkimleri eliyle, ipe sapa gelmez bir hakaret suçlamasıyla, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanına ceza verdiler.

ÇAKMA FOUCHE HUKUK CELLATLIĞINA SOYUNDU

Sarayın Fouche’si, Atama İçişleri Bakanı entrika fotoromanlarının başrol oyuncusu, bu görünce ağzının suyu aktı. “Hemen görevden alırım” diye açıklama yaptı. Ama baktı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanını görevden almak, İstanbul’u CHP’nin elinden almak, İstanbullunun iradesine çökmek, milli iradeyi gasp etmek o kadar ucuz değil, Çakma Fouche yeni bir hukuk cellatlığına soyundu. AK Partili müfettişini İBB’nin üstüne saldı. Biz bu entrikacı atama bakanın saçma sapan iddialarını, hiçbir şekilde ciddiye almıyoruz. Ama bu kumpasın; İBB Başkanımız Ekrem İmamoğlu’nu görevden almak, İstanbul’u CHP’nin elinden almak isteyen, Sarayın kibirlisine ait olduğunu da görüyoruz.

KUMPAS SARAYIN KİBİRLİSİNE AİT

Sarayın kibirlisinin son bir çare olarak, seçimden önce, İstanbul’u hukuk kumpasıyla ele geçirmek, İstanbul’un maddi ve siyasi rantını seçimlerde kullanmak saikiyle hareket ettiği açık… Bunun içinde kullandığı maşa, atama bakan. Suyu bulandırıp, balık avlamaya çalışan bu çakma Fouche’ye, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız, hukuk çerçevesinde verilmesi gereken cevabı verdi. Yaptığı hukuksuzlukları, haksızlıkları, gözler önüne serdi. Bu son kumpasla Sarayın, yetkilerini partizan emelleri için nasıl kullandığı, güvenlik bürokrasisini de bu hukuk dışı çabalarına nasıl alet ettiği, İstanbul’a nasıl çökmek istediği ayan beyan ortaya çıktı. Biz bu kumpasa hukuki ve siyasi cevaplarımızı kararlılıkla vermeye devam edeceğiz.

MİLLETİMİZİN İRADESİ BÜYÜK LOKMADIR

Bu kumpasçılara şunu hatırlatalım. İstanbul, İstanbullunun iradesi ve hepsinin üstünde milletimizin iradesi büyük lokmadır. Bunu yutmak isteyenin midesine oturur, midenize oturur. Bugün oturduğunuz o koltuklara güvenip de, hukuku katletmeye yeltenmeyin. Ayarıyla oynamaya kalktığınız kantar, gün gelir sizi de tartar.

KORKU DUVARLARI ÇOKTAN AŞILDI

Saray rejiminde, hukuksuzluk bir değil, bin değil. En son bir başka hukuksuzluk, Gezi Davası’nda verilen cezaların istinafta onanması… Bu ülkenin insanlarının demokratik tepkisi mahkeme tarafından cezalandırıldı. Saray’ın karanlık dehlizlerinde yazılan senaryolarda halkın haklı direnişini teröre bağladılar. Şimdi seçime giderken, vatandaşlarımızın gözünü bu kararlarla korkutmaya çalışıyorlar. Hiç zahmet etmesinler, o korku duvarları çoktan aşıldı. Milletin midesinin gurultusu da Sarayın kuru gürültüsünü çoktan bastırdı.

KİRLETTİĞİ TESTİDEN KANA KANA SU İÇİYOR

Siyasette kuraldır. “Adama kirlettiği testiden suyu içirirler.” Sarayın kibirlisine, dış politikada kirlettiği testiden, kana kana suyu içirdiler. “Hakikati gören gözler için, burada alınacak nice ibretler vardır.” Erdoğan’a evin dışında kirlettiği sudan içirilenler yetmedi. Evin içinde de kirletilen sudan içirilmeye başlandı. Erdoğan daha önce; Emeklilikte Yaşa Takılanlara, etmedik hakaret bırakmamıştı. EYT’lilere haklarını, “Seçimi kaybedeceğimi de bilsem vermem” diye meydanlarda hörelenmişti. Birde yanına “İskandinav ülkeleri bundan battı” gibi aslı astarı olmayan laflarda eklemişti. Ama EYT’lilerin örgütlü mücadelesi yılmadan sürdü. Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu konuyu ısrarla takip etti. Bu hak arama mücadelelerine gerekli her türlü desteği verdi. Ülkenin gündeminde tuttu. Seçimi kaybedeceğini anlayan, milletin haline çözüm üretemeyen Saray, sonunda havlu attı. Hem EYT’lilerin örgütlü gücü, hem de Sayın Genel Başkanımızın ısrarıyla, insanlara gasp edilen emeklilik hakkını verdi. EYT’lilere “türedi” diyen Sarayın Kibirlisi, tükürdüklerini, yalayıp, yuttu.

CHP HÜKÜMETE GELMEDEN GÖREVE BAŞLADI

Artık şu bir vakadır. Cumhuriyet Halk Partisi, daha hükümete gelmeden, devlete nefes olmaya, haksızlığı, hukuksuzluğu gidermeye başlamıştır. Tükenmişlik sendromundan mustarip, metal yorgunu, beyin ölümü gerçekleşmiş bu Hükümet; Sayın Genel Başkanımızdan sufle almadan; adım atamaz hale gelmiştir. Bugün bu ülkede; emekliye iki ikramiye veriliyorsa, elektrikte TRT payı kaldırıldıysa, temel gıda ürünlerinde KDV düşürüldüyse, 3600 ek gösterge sorunu tamamen olmasa da hallolduysa, elektrikte kademeli tarifeye geçildiyse, elektrikte yine indirimli tarifenin kilovatsaat sınırı yükseltildiyse, taşeronda kadro meselesi hal yoluna girdiyse, KYK borçlarının faizlerinin silinmesine karar verildiyse ve en sonunda EYT meselesi hallolduysa, bunlar Sayın Genel Başkanımız sayesinde oldu. Toplumu bir nebze rahatlatan bu icraatları, daha hükümet olmadan yaptık. Bir de hükümet olduğumuzda, yapacaklarımızı bir düşünün.

ARTIK HİÇ BİR FIRSATI HEBA EDEMEYİZ

Türkiye’nin artık heba edeceği hiçbir fırsat yoktur. Şimdi önümüzde yepyeni ufuklar, yepyeni fırsatlar var. Küresel salgın ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından, eskinin öldüğü ama yerine yeninin henüz doğmadığı, kritik bir ara dönemden geçiyoruz. Uluslararası ticaret ve tedarik zincirlerinin rotası, ilkeler ve değerler temelinde, “Dostluk” ve “müttefiklik” ekseninde, yeniden çiziliyor. Ve dünya, yeni bir sanayi devriminin içinde… Yaşadığımız dördüncü endüstri devriminin, yakıtı “işlenmiş veri”, iletişim teknolojisi ise “sanal ve gerçek dünyanın bütünleşmesi”. Otonom robotlar ve karanlık fabrikalar, nesnelerin interneti ve bulut teknolojileri, üç boyutlu yazıcılar ve artırılmış gerçeklik, tüm iş yapış biçimlerini dünyada da, Türkiye’de de değiştiriyor. Yaşamın her alanını dönüştürüyor. Bu yeni dönemi iyi okuyan devletler, iyi hazırlık yapan milletler, yeni dönemin kazananları olacak. Hızla zenginleşecek. Önümüzdeki bu büyük fırsatı kaçırma lüksümüz yok.

FIRSATI FARK ETMEK ZEKA GEREKTİRİR

Fırsatı fark etmek zekâ gerektirir. Kaçırılan nice fırsatlara bakınca, ülkeyi yöneten mevcut kadrolarda bunun olmadığı açık. Dördüncü sanayi devrimini yakalamak için, temiz enerjiyle, temiz fonlarla, büyük yatırımları yapmaya ihtiyacımız var. Ancak hukukun olmadığı, devletin adalet direğinin çöktüğü bir ülkeye, bu yatırımlar için, bu büyük ölçekli yatırımlar için, ne temiz fonlar; ne de temiz yatırımcılar gelir. Gelmiyor da zaten. İşte bu yılın ilk 10 ayında, yabancıların ülkemize Net Doğrudan Yatırımı, 6 milyar 300 milyon dolar. Ama aynı dönemde ülkemize giren kaynağı belirsiz para 21 milyar dolar. Biz son derece kararlıyız. Sahip olduğumuz üstünlükleri, ülkemizin potansiyelini gayet iyi biliyoruz. İnsanımıza da güveniyoruz. 4,5 saatlik uçuş mesafesinde; 58 ülkeye, 1,5 milyarlık nüfusa, 22 trilyon dolarlık bir pazara erişim imkânı olan bir ülkede yaşıyoruz.

TALİH HAZIRLIKLI ZİHİNLERE GÜLER, BİZ HAZIRIZ

Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak; kısa sürede makro-ekonomik istikrarı sağlayacağız. Ekonomide öngörülebilirliği ve güveni temin edeceğiz. Genç ve dinamik iş gücümüzle, küresel arenada rekabet eden iş insanlarımızla, eşsiz coğrafi konumumuzla, ülkemizi hak ettiği zenginliğe mutlaka kavuşturacağız. Küresel tedarik zincirlerinin yeniden dizildiği şu günlerde, oluşturacağımız güçlü demokratik kurum ve kurallarla, Afro-Avrasya’nın en önemli arz ve tedarik merkezi olacağız. Sayın Genel Başkanımız; son yurtdışı seyahatlerinde, bu büyük vizyonu gerçekleştirecek, siyaset üstü birlikteliğin temellerini attı. Hep söylüyoruz: Talih ancak hazırlıklı zihinlere güler. Biz hazırlığımızı yaptık. Kurumları ve kuralları güçlü Türkiye’yi; Zenginleşen, Rekabetçi Türkiye’yi, Zenginliği Adil Paylaşan Türkiye’yi, Temiz ve Yeşil Türkiye’yi, hep beraber inşa edeceğiz. “Nereye gideceğini bilmeyen kaptana, hiçbir rüzgâr yardım edemez.” Biz ülkemizi nereye götüreceğimizi, insanlarımıza nasıl bir gelecek sunacağımızı, nasıl bir kaptana sahip olacağımızı çok iyi biliyoruz.

13. CUMHURBAŞKANI MASANIN ADAYI OLACAK

Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı; “Tarafsızlık yeminine ihanet eden değil, yeminine sadık” bir Cumhurbaşkanı olacak. “Kral değil, Kural” diyen bir Cumhurbaşkanı olacak. “Yasakçı değil, özgürlüklere sahip çıkan” bir Cumhurbaşkanı olacak. “Sadakate değil, liyakate değer veren” bir Cumhurbaşkanı olacak. “Kalpleri; korkuyla ve yalanlarla bölüp parçalayan değil, sevgiyle ve hakikatle birleştiren”bir Cumhurbaşkanı olacak. “Ben değil, biz diyen, istişareye inanan” bir Cumhurbaşkanı olacak. Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı; devleti bilen, hırslarını, egosunu aşmış, milletin kendisine verdiği büyük yetkiyi, Cumhuriyetimizi demokrasiyle taçlandırmak için kullanacak, Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılında, Yepyeni ve Güçlü Parlamenter Sistemi getirecek, bilge insan olacak. Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı; Altılı Masa’nın belirleyeceği aday olacak.

GEÇMİŞ GERİDE KALDI, GELECEK BİZİ ÇAĞIRIYOR

Aziz Milletimiz; “Geçmiş geride kaldı. Gelecek bizi çağırıyor.” 2023’te, bu çürümüş, yozlaşmış, tükenmiş yönetimi, geldiği yere hep birlikte sandıkta göndereceğiz. Gecenin en karanlık anı, şafağa en yakın anıdır. En uzun geceyi hep söylüyorum artık geride bıraktık. En kötü yılı da beraberce uğurluyoruz. Karanlığın aydınlığa kavuşacağı günleri, hep birlikte kucaklayacağız. Ben bu vesileyle şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi adına milletimizin yeni yılını bir kez daha kutluyorum. 2023’ün ülkemize, bölgemize ve dünyamıza huzur, barış, mutluluk, sağlık ve refah getirmesini temenni ediyorum.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Bu arada değerli basın mensuplarımızın da yeni yılını kutluyorum. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

Soru- Barış Pehlivan, TİP Milletvekili Ahmet Şık’la görüştüğünü ve TİP’in millet ittifakına katılmasını isteyen CHP’liler olduğunu yazdı. Kılıçdaroğlu’yla bir görüşme yaptığını söyledi Ahmet Şık’ın. Bu iddia doğru mu? İttifaka TİP dahil olabilir mi?

Faik ÖZTRAK- Yani Genel Başkanımızın Ahmet Şık’la görüştüğü doğru. Ama sizin de söylediğiniz gibi içerik konusunda söylenenler iddiadan ibaret. Biz iddialar üzerine konuşmayız.

Soru- Şimdi asgari ücret açıklanmadan önce CHP olarak bir teklifiniz oldu. Şimdi de emekli, işçi ve memurlar için zam oranları belirlenecek. CHP olarak bir çalışmanız, bir öneriniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Geçen yıl ve bu yıl memurlarımız, emeklilerimiz bir enflasyon tsunamisinin altında kaldı. TÜİK’in makyajlı rakamlarına göre yapılan artışlarla milletimiz, emeklilerimiz, memurlarımız hayat pahalılığı altında ezildi. İTO’nun ücretliler geçinme endeksi yüzde 100’ün üzerinde artarken sarayın makyajlı enflasyonu yüzde 80’nin biraz üzerinde. Bunu yapanlar kul hakkına girdiler. Hükümet TÜİK eliyle memurun ve emeklinin cebinden çalmaya devam ediyor. Vaziyet ortada, açlık sınırı 8 bin lirayı geçti. Asgari ücret 8 bin 500 lira oldu. Emeklilerimizin ve memurlarımızın bu kayıplarını telafi edecek, büyümeden onlara pay verecek aylık ve maaş artışının mutlaka yapılması gerekir. 

Soru- İYİ Parti Sözcüsü Kürşat Zorlu, tek ve ortak aday dışındaki seçeneklere kapıları kapattı. Gelecek Partisi ise çoklu aday önerisini hala sıcak tutuyor. CHP’nin masasında hangi seçenek var bu hususla ilgili?

Faik ÖZTRAK- Yani aynı masanın etrafında oturan tüm liderler ortak hedeflerinin bu masadan tek adayın çıkması olduğunu defalarca açıkladılar. Kamuoyuna bunu sürekli tekrarladılar. Yine Sayın Davutoğlu da son yaptığı açıklamada “A planımız da, B planımız da tek aday” dedi. Sayın Genel Başkanımızda 13. Cumhurbaşkanının altılı masanın adayı olacağını defalarca ifade etti. Buradan bir kere daha tekrarlayalım, 13. Cumhurbaşkanı altılı masanın adayı olacaktır.

Teşekkürler.

Bu Tablo Siyasi İflasın İlamıdır

CHP Sözcüsü Öztrak, Erdoğan’ın vatandaşlara 2023 için kişi başına geliri 25 bin dolara yükselteceğine söz verdiğini hatırlatarak, “2011’de bu sözü millete verdiğinde, Türkiye’de kişi başına gelir 11 bin 289 dolardı. Şimdi imzaladığı Cumhurbaşkanlığı Programında, ‘2023 yılında kişi başına gelir, 10 bin 71 dolar olacak’ diyor. Yani milleti 2011’deki gelirinin bile gerisine götürdüğünü itiraf ediyor” diye konuştu.

Millete verdiği hiçbir sözü tutamayan Erdoğan’ın vadettiklerinin yarısına bile ulaşamadığını ifade eden Öztrak, “Bu tablo; beceriksizliğin, kifayetsizliğin ve siyasi iflasın ilamıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Öztrak, CHP iktidarında hayata geçirecekleri ülkeyi feraha ve refaha ulaştıracak Yeni Nesil Kalkınma Stratejisinin üzerine oturduğu dört sütunu şöyle sıraladı: Demokrasisi, Kurumları ve Kuralları Güçlü Türkiye; Üreterek Zenginleşen, Rekabetçi Türkiye; Zenginliği Adil Paylaşan Türkiye; Temiz ve Yeşil Türkiye.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine ilişkin düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Bulgaristan’daki asimilasyon politikalarına karşı, soydaşlarımızın direniş sembolü haline gelen ve bundan tam 38 yıl önce, kurşunla katledilen Türkan Bebek’i ve bu büyük hak arama mücadelesinin tüm şehitlerini, saygı ve rahmetle anıyoruz. Bu karanlık tarihin, bir daha asla yaşanmamasını diliyoruz.

100. YILA İKTİDAR OLARAK GİRECEĞİZ

Merkez Yönetim Kurulumuzun bu yılki son toplantısını gerçekleştirdik. Her yılsonunda, o yılın mizanı ve muhasebesi çıkarılır. Yapılanlar, yapılmayanlar ortaya konur. Gelecek yılın plan ve programları hazırlanır. Yeni yıla ait umutlar tazelenir. Gelmekte olan yıl; öyle sıradan bir yıl değil. Bu ülkenin yurttaşları için 2023, çok özel ve anlamlı bir yıl. 2023, Cumhuriyetimizin 100. Kuruluş yıldönümü. Cumhuriyetimizin ilk yüzyılını artık tamamlıyoruz. İkinci yüzyılına da kapıyı aralıyoruz. Artık yeni bir dönemin şafağındayız. 2023, Cumhuriyet Halk Partisi için de, ayrıca önemli bir yıl. 2023’te partimiz 100. yaşını kutlayacak. Ve aziz milletimizin teveccühüyle, 100. yılımıza, iktidar partisi olarak gireceğiz.

VERDİĞİ SÖZLERİN HİÇ BİRİNİ TUTMADI

Bundan dört yıl önce, ucube tek kişilik hükümet sistemi Olağanüstü Hal şartlarında millete dayatıldı. “Her derde deva” diye getirilen bu sistem, istişareyi bitirdi, Gazi Meclisimizi etkisiz hale getirdi. Devletin adalet direğini çökertti. Muktedir olma vasfını yitirmiş, metal yorgunu, kibir hastalığıyla malul, her şeyi kendinin bildiğini sanan, Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan, AK Parti Genel Başkanı ve şürekâsı, milletimize verdiği sözlerin hiçbirini tutmadı. Ne demiş Ziya Paşa: “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.” AK Parti Genel Başkanı, 2021’de kerameti kendinden menkul, ekonomi politikalarıyla paramızı pul etti. Pahalılığı hortlattı. Sonra çıktı, “Kur da düşecek, faiz de düşecek… 2022 en parlak yılımız olacak” diye millete söz verdi. Ama atadığı Hazine ve Maliye Bakanı daha geçtiğimiz ay; “2022, en kötü yıl olarak, tarihe geçti” dedi. Yıl bitmeden sarayın beceriksizliğini ifşa etti. Paramız, dünyada en fazla değer kaybeden, para birimlerinden biri oldu. Buna rağmen, 12 aylık dış ticaret açığı, 2022’ye girerken 46 milyar dolardı. Yıl biterken 107 milyar dolara sıçradı. Bu son 10 yılın rekoru. Ülkenin döviz bilançosunu gösteren cari dengedeki açık, 7 milyar dolardan, 43 milyar dolara sıçradı. Tek bir yılda, tek bir senede altıya katlandı. 2022’ye girerken, Hazine’nin ödeyeceği toplam iç borç faizi, 795 milyar liraydı. Bugün 2 trilyon 570 milyar liraya çıktı. Yüzde 223 arttı.

FATURALAR KATLANDI, ENFLASYON REKORLAR KIRDI

2022’ye girerken, 200 lira gelen elektrik faturası, sene biterken 402 liraya çıktı. 1.000 lira gelen doğalgaz faturası, sene biterken 2 bin 611 liraya sıçradı. Geçtiğimiz yılbaşında, çiftçi, traktörünün deposunu 1.327 liraya dolduruyordu. Şimdi aynı depoyu doldurmak için 2 bin 556 lira ödüyor. Geçtiğimiz yılbaşında; 680 liraya dolan araba deposu, bugün 1.035 liraya doluyor. Ülkeyi yönetemeyen kifayetsiz kadrolar, ülkemizi üretici enflasyonunda dünya birincisi, gıda enflasyonunda dünya dördüncüsü, tüketici enflasyonunda dünya altıncısı yaptı. Milleti hayat pahalılığı altında ezdi bitirdi. 2023’e de zam yağmurlarıyla giriyoruz. 2022’ye olağanüstü elektrik ve doğalgaz zamlarıyla uyanmıştık. 2023’e de yüzde 84’lük “doğalgaz hizmet bedeli” zammıyla giriyoruz.

PATLAK ŞAMBREL YAMA TUTMAZ

Ucube tek kişilik hükümet sistemi; 2022’de ekonomiyi yamayla, göz boyamayla götürmeye kalktı. Ama patlak şambrel yama, metal yorgunu gövde boya tutmaz oldu. Piyasa ekonomisi gitti, kumanda ekonomisi geldi. 2022’de sadece ekonomik kriz değil, devletteki yönetim krizi de zirve yaptı. “Ucube Tek Kişilik Hükümet Sistemi” dört yıl içinde tel tel döküldü. Organize Sanayi Bölgelerinin elektriğini 3 gün kestiler. Doğalgaz tedarikinde yüzde 40 tenkisata gittiler. İhracatçıların döviz gelirlerinin önce yüzde 25’ine, sonra da yüzde 40’ına el koydular. Bakan Yardımcıları, Merkez Bankası Başkan Yardımcıları, banka kredilerinin nerede kullanılacağını, telefon talimatlarıyla belirler oldu.

GÖRÜLMEDİK GARABETİ YAŞADIK

Bugüne kadar görmediğimiz bir sürü garabeti, 2022’de yaşadık. İstanbul karlar altında kaldı. İstanbul Havalimanı’na inemeyen, Atama İçişleri ve Ulaştırma Bakanları, bugün perişan ettikleri, katlettikleri, kapatmaya çalıştıkları Atatürk Havalimanı’na indiler. Karda Atatürk Havalimanı’na sığınanlar, ülkenin kuzeyinde savaş çıkınca bu sefer, etmedik laf bırakmadıkları Montrö’ye sığındılar. Sıkışınca Montrö’ye sığınanlar, Montrö’yü savunan emekli amiralleri, zindana atma girişiminden de hiç geri kalmadılar. 21. yüzyılda, 2022’nin hemen başında, koskoca bir kentimizi, Isparta’mızı kara kışta, dört gün boyunca karanlığa gömdüler. Bir vatandaşımız soğukta donarak öldü. Ocak ayında verdikleri asgari ücret, Şubat ayında açlık sınırının altına düştü.

UMUTLARINI ÇALDIĞI GENÇLERE AROMALI KAHVE TAVSİYE ETTİ

Tarım Bakanı görevinden affedildi. Yerine atanan Bakan Venezüella’da, “Biz hayvanlarımıza pizzacıdan pizza, burgerciden burger ısmarlar gibi, dışarıdan yem alıp, yediriyoruz” dedi. Bu ülkede tarımı nasıl batırdıklarını, dünya âleme itiraf etti. Erdoğan aç yatmak zorunda bıraktığı milletimize; “Manda yoğurdu hakikaten kalitedir. İçine şöyle Medine hurması doğrarım. Çay kaşığı kestane balı ve yulaf ezmesi atarım. Bunu yer yatarım” diye, tarifler vermeye kalktı. Adeta milletimizle alay etti. Umutlarını çaldığı gençlerimizin karşısına çıktı; “Aromalı kahve içme ve dünyayı gezme” tavsiyesinde bulundu.

HER ŞEYİ ELLERİNE YÜZLERİNE BULAŞTIRDILAR

2022’de çocuklarımız, gençlerimiz, bu ucube rejim elinde sahipsiz kaldı. Yılın başında, Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi, 20 yaşındaki Enes Kara, cemaat yurdunda yaşadığı baskılardan dolayı intihar etti. Yılın sonunda, 6 yaşındaki bir kız çocuğunun, evlilik kisvesi altında, yıllarca sistemli tecavüze uğradığı ortaya çıktı. Bu çocuğu korumakla görevli bakanların, iki yıl boyunca, üç maymunu oynadığı anlaşıldı. 2022’de KPSS’yi iptal ettiler. ÖSYM Başkanını görevden aldılar. “Hızlı karar alacağız” diye getirdikleri ucube rejim, bir sınavı dahi yapamadı. Atamaları da ellerine yüzlerine bulaştırdılar. İşte bunun en son örneği Kahramanmaraş İstiklal Üniversitesi’ne atanacak rektör, Sütçü İmam’a atandı. Bunu da Resmi Gazetede yayınladılar. Sonra “pardon” diyerek, Resmi Gazetede düzeltme yaptılar.

DÖRT PARMAĞI CEPLERİNE SOKTULAR

2022’de Doların yeşili için, önceden tükürdüklerini, yalamak zorunda kaldılar. 15 Temmuz’un finansörü dedikleri, Birleşik Arap Emirliklerinin ayağına koştular. “Birleşik Arap Emirlikleri önümüzde diz çöktü” diyen, AK Parti Grup Başkanvekiline diz çöktürdüler. Görevinden affettiler. Kaşıkçı dava dosyasını, Suudi Arabistan’a sattılar. “Katil Sisi” dedikleri Mısır Devlet Başkanı’nın eline yapıştılar. Meydanlarda havaya kaldırdıkları dört parmaklarını, birkaç dolar uğruna, ceplerine sokmak zorunda kaldılar.

YENİ KUMPASLARIN DÜĞMESİNE BASTILAR

2022’de bu ucube rejim elinde, acı ve gözyaşlarımız da eksik olmadı. Gaziantep ve Derik’te, korkunç trafik kazalarında 35 canımızı kaybettik. Ekonomik kriz, eski kamyon lastiklerine diş açtırdı. Yollarımızda trafik güvenliği kalmadı. Amasra’da maden faciasında, 42 madencimizi göz göre göre şehit verdik. Sayıştay’ın faciadan önce uyardığı, ama uyarılarına yöneticilerin uymadığı anlaşıldı. Beyoğlu’nda bomba patladı. Hain terör, 6 yurttaşımızı aramızdan aldı. Atama İçişleri Bakanı “Amerika’nın taziyesini kabul etmem” diye hörelendi. Onu oraya atayan Erdoğan, taziye için Amerika’ya teşekkür etti. 2022’de, devletin adalet direği hepten çöktü. “İstanbul’u kaybeden, Türkiye’yi kaybeder” diyenler, İstanbul’un kaybını hiç hazmedemediler. Vesayet altına aldıkları yargıçlar vasıtasıyla, önce İstanbul İl Başkanımıza haksız, hukuksuz siyasi yasak getirdiler. Sonra da İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne çökmek için seyyar hâkimlerine, Belediye Başkanımız hakkında, haksız, hukuksuz karar verdirttiler. Bu da yetmedi Atama İçişleri Bakanının eliyle, yeni kumpasların düğmesine bastılar.

MİLLETİ 2011’DEKİ GELİRİNİN GERİSİNE GÖTÜRDÜLER

Bir ülke ya ilimle ya da zulümle yönetilir. Zulümle abat olmaya kalkanın da, akıbeti berbat olur. Erdoğan’ın ülkemizi ilimle değil zulümle yönetmeye çalıştığı, ama yönetemediği artık anlaşılmıştır. Eğer Erdoğan’da ilim olsaydı, 11 yıldır, “2023 hedefleri” dediği, diline pelesenk ettiği, millete söz verdiği taahhütleri yerine getirirdi. Ama verdiği her sözün altında kaldı. 11 yıl önce millete söz verdi. “2023’te ülkenin Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla büyüklüğü bakımından, ülkemizi dünyanın ilk 10 ekonomisi içine sokacağız” dedi. Bugün bırakın ilk 10 ekonomi arasına girmeyi, 1990’dan beri içinde olduğumuz, ilk 20 ekonomi arasından düşme noktasına getirdi. “2023’te milletin toplam gelirini en az 2 trilyon dolara çıkaracağız” diye söz verdi. Ama bu ay kabul ettikleri bütçede, “2023’ün milli geliri, ancak 867 milyar dolar olur” diyorlar. Tamam diyelim ki dünyada salgın oldu. Rusya, Ukrayna’yı işgal etti. Küresel arz zincirleri pandemi nedeniyle dağıldı. Peki, bunların sonucunda da bir miktar milli gelirimiz düşsün hedeflenen milli gelir. 2 trilyon dolar olmasın da 1 trilyon 900 milyar dolar olsun. Hadi vazgeçtik 1 trilyon 800 milyar dolar olsun… Ama arkadaşlar 2 trilyon dolar nerde, 867 milyar dolar nerde? Erdoğan, verdiği sözün yarısını bile tutamadı. “2023’te kişi başına gelirimizi 25 bin dolara yükselteceğine” söz verdi. 2011’de bu sözü millete verdiğinde, Türkiye’de kişi başına gelir 11 bin 289 dolardı. Şimdi imzaladığı Cumhurbaşkanlığı Programında, “2023 yılında kişi başına gelir, 10 bin 71 dolar olacak” diyor. Yani milleti 2011’deki gelirinin bile gerisine götürdüğünü itiraf ediyor.

BU TABLO SİYASİ İFLASIN İLAMIDIR

Buradan açıkça söyleyelim, 2011’den bu yana milletin geliri artmadı ama sadece Saray ve şürekâsının geliri hiç durmadan arttı. Yine, “İşsizliği yüzde 5’e düşüreceğim” dedi, şimdi işsizlik “yüzde 10’un altına düşmez” yazıyor bu meclise gönderdikleri dokumanda. İhracat, enflasyon için verdiği sözlerde de, hep aynısı oldu. Millete verdiği hiçbir sözü tutmadı. Vadettiklerinin yarısına bile ulaşamadı. Bu tablo; beceriksizliğin, kifayetsizliğin ve siyasi iflasın ilamıdır. Ama millete verdiği hiçbir sözü tutmayan Sarayın kibirlisi, bu hafta sonu Erzurum’da kürsüye çıktı: “Biz, 20 yıldır her sözümüzü tutmuş, her vaadimizi yerine getirmiş, her vizyonumuzu hayata geçirmiş, her projemizi inşa etmiş bir kadroyuz” dedi. Ondan sonra da ekledi, “Bizde yalan yok!”. Herhalde “Bizde yalansız söz yok!” demek istedi.

TEYO PEHLİVANA RAHMET OKUTTU

1993’ten beri uluslararası uçuşların yapıldığı, Erzurum Havalimanını, “Ben yaptım” diye sahiplendi. Açıkçası, Palavrada Erzurumlu Teyo Pehlivan’a rahmet okuttu. Biz Erdoğan’ın, “Bizde yalan yok” sözünü en başta EYT’lilere havale ediyoruz. “Aralık başı, Aralık sonu, inşallah, maşallah” derken, TBMM’yi tatil ettiler. Şimdi bir de çıkmışlar, “EYT’de yaş aralığı ihtimal dâhilinde” diyorlar.

YALAN SÖYLEMEK MÜNAFIKLIK ALAMETİDİR

Ne diyelim? Yalan söylemek, sözünde durmamak, münafıklık alametidir. “Konuşunca yalan söyleyen, söz verince sözünü tutmayan, kendine itimat edilince ihanet eden” münafıklık yapmış olur. Koltuğunu kaybetme korkusu içindeki Erdoğan Erzurum’da; “Amaç Erdoğan’ı devirmek. Yerine ne koyacaklar, belli değil. Hadi bunu başardılar gelince ne yapacaklar; bizim yaptıklarımızı yıkacaklar” deyivermiş. Şimdi Erdoğan’ın tabi artık milletin kendisini sandıkta devireceğini anlaması güzel. Milletin yerine neyi koyacağını da görmesi iyi. Ama bu “yıkıp, yakma işi” nedir; gerçekten bunu anlamadık. Biz yıkmaya değil, yapmaya geliyoruz. Taş üstüne taş koymaya geliyoruz. Ama öyle gözüküyor ki, gelince biz ne yapacağız onu da merak etmiş. Tabi bunu öğrenmek, bir seçmen olarak hakkıdır.

BİZ ÜLKEYİ FERAHA VE REFAHA ULAŞTIRMAYA GELİYORUZ

Anlatalım. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, memleketimizi ilkin feraha, sonra da refaha kavuşturmaya geliyoruz. Kısa sürede ferahlamak için, çökerttikleri devlet yönetimini yeniden ayağa kaldıracağız. Yepyeni kurumları inşa edeceğiz. Ekonomide ilkin Sarayın sebep olduğu “Belirsizlik çarkını” kıracağız. Bunu gerçekleştirmek için; Merkez Bankası’nın başına, tüm dünyanın saygı duyduğu bir ismi atayacağız. Merkez Bankası’nın hedefi, “Enflasyonu kalıcı olarak, düşük tek haneye indirmek” olacak. Bankanın araç bağımsızlığını mutlaka güvence altına alacağız. Ekonomik öncelik ve ihtiyaçları gözeterek, 2023 Bütçesini tekrardan yapacağız. Şatafata ve israfa son vereceğiz. Cumhurbaşkanlığı makamını ait olduğu yere, Çankaya Köşkü’ne taşıyacağız. Sağlanacak tasarruflarla, ekonomik krizin ezdiği kırılgan kesimleri destekleyeceğiz. Mali Kural uygulamasını başlatacağız. Bütçe birliğini bozan uygulamalara son vereceğiz. Kamu Özel İşbirliği Projeleri başta olmak üzere, devletin sırtındaki tüm koşullu yükümlülükleri, Durum ve Hasar Tespit Komitesi eliyle ortaya çıkaracağız. Hızla atacağımız bu adımlarla, kısa sürede ekonomide öngörülebilirliği artıracağız, makroekonomik istikrarı sağlayacağız. “Feraha” kavuşmak için, iki önemli çapayı daha kullanacağız: Güçlü Türkiye, Güçlü Avrupa’dır. Türkiye’nin geleceği demokratik, kurallı dünyadadır. Avrupa Birliği üyelik müzakerelerini canlandıracağız. Bu çerçevede özellikle, “23. Yargı ve Temel Haklar Faslının” gereklerini, hızla tamamlayacağız. Bu fasıldaki siyasi blokajın derhal kaldırılmasını da, AB’den isteyeceğiz.  

YENİ NESİL KALKINMA STRATEJİMİZİ HAYATA GEÇİRECEĞİZ

İkinci çapamız ise; hızla hayata geçireceğimiz “Yeni Nesil Kalkınma Stratejimiz” olacak. Bu; hem ülkemizi ferahlatacak. Hem de “kalıcı refaha” ulaşmamızın önünü açacak. Biz stratejimizi dört sütun üzerine inşa ettik:

Demokrasisi, Kurumları ve Kuralları Güçlü Türkiye,

Üreterek Zenginleşen, Rekabetçi Türkiye,

Zenginliği Adil Paylaşan Türkiye,

Temiz ve Yeşil Türkiye.

DEMOKRASİSİ, KURUMLARI VE KURALLARI GÜÇLÜ TÜRKİYE

“Bize kral değil, kural gerek.” Kurumları ve Kuralları Güçlü Türkiye’de; “Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sistem” olacak. Cumhurbaşkanı, 85 milyonu kucaklayacak. Herkesin Cumhurbaşkanı olacak. Yargı bağımsız ve tarafsız olacak. “Üstünlerin hukuku” değil, “Hukukun üstünlüğü” olacak. Merkez Bankası başta olmak üzere, Düzenleyici ve Denetleyici kurumların araç bağımsızlıklarını yasal güvence altına alacağız. Kamu İhale Kanunu’nu, uluslararası normlara uygun şekilde yenileyeceğiz. İhalelerde, şeffaflık ve rekabeti sağlayacağız. Devlette atamaları, sadakate göre değil, liyakate göre yapacağız. Kayırmacılığa son vereceğiz. Siyasi Ahlak Yasası’nı çıkaracağız, siyasetin itibarını mutlaka koruyacağız. Kara paraya sıfır tolerans göstereceğiz. Türkiye’yi, Mali Eylem Görev Gücü’nün Gri Listesinden çıkaracağız.

ÜRETEREK ZENGİNLEŞEN, REKABETÇİ TÜRKİYE

Stratejimizin ikinci sütununda; Üreterek Zenginleşen, Rekabetçi Türkiye var. İlk işimiz; küresel, bölgesel ve yerel kalkınma dinamiklerini takip eden, özel kesimle yeni işbirliği modellerine öncülük eden, ekonomideki oyunculara ufuk verebilen, Strateji ve Planlama Teşkilatı’nı kuracağız. Üreterek Zenginleşen, Rekabetçi Türkiye’de; endüstri 4.0 dinamikleriyle Dijital Dönüşüm ve Yeşil Dönüşüm ışığında, sanayimizin, yüksek teknolojili, katma değerli bir yapıya dönüşmesini destekleyeceğiz. Bu çerçevede, Üniversite-Sanayi-Sivil Toplum-Kamu İşbirliği Modellerini, en etkin şekilde kullanacağız. Evlatlarımızı, ekonominin ve çağın gerektirdiği yeteneklerle donatacağız. Eğitimde niceliğe değil, kaliteye odaklanacağız. Üniversitelerimizde bilimsel özgürlüğü ve özerkliği sağlayacağız. İnternete erişimi özgürleştireceğiz. Şehirlerimizin veri iletim alt yapısını güçlendireceğiz. Ar-Ge faaliyetlerini destekleyen, kurumsal yapıyı güçlendireceğiz. Girişimi destekleyen finansal araçları çeşitlendireceğiz. Yeşil yatırımların, sürdürülebilirlik projelerinin, finansmana erişimini kolaylaştıracağız. Fin-Tekleri ve dijital ödeme sistemlerini yaygınlaştıracağız.

ZENGİNLİĞİ ADİL PAYLAŞAN TÜRKİYE

Gelelim stratejimizin üçüncü sütununa: Zenginliği Adil Paylaşan Türkiye… Bizim iktidarımızda, ülkemizde hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek. Aile Destekleri Sigortasıyla her aileye asgari bir gelir sağlayacağız. Kayıt dışılığı azaltarak, vergi tabanını genişleteceğiz. Vergi yükünü adil dağıtacağız. Dolaysız vergileri esas alan, dolaylı vergilerin ağırlığını azaltan vergi yapısını tesis edeceğiz. Sendikalaşmanın, örgütlü toplumun önünü açacağız. Eğitimde fırsat eşitliğini sağlayacağız. Kadınların iş yaşamına katılımı önündeki engelleri kaldıracağız. Kadınların toplumsal hayattaki konumunu güçlendireceğiz. Kadına yönelik şiddete sıfır tolerans göstereceğiz. İstanbul Sözleşmesi’ni yeniden yürürlüğe koyacağız. Sınırlı kamu kaynaklarını, “Kanal İstanbul” gibi rant projeleri için kullanmayacağız. GAP, DAP, KOP ve DOKAP başta olmak üzere, kaynaklarımızı bölgesel ekonomik gelişmişlik farklarını azaltacak, projelerde kullanacağız.

TEMİZ VE YEŞİL TÜRKİYE

Ve stratejimizin son sütunu; Temiz, Yeşil Türkiye… Karbonsuzlaşma Stratejisini ve Yeşil Mutabakatı, ekolojik krizin tüm muhataplarıyla beraber, toplumsal uzlaşı yoluyla oluşturacağız. Döngüsel ekonominin imkânlarından, sonuna kadar yararlanacağız. Çevreci ürünler ve sürdürülebilir üretime yönelik, özel finansman yöntemleri geliştireceğiz. Yeni Nesil Kalkınma Stratejimizle, Türkiye’nin geleceğine, potansiyeline güvenen, ucuz ve tertemiz fonlar ülkemize akacak. Kalkınmanın finansmanı ucuzlayıp, rahatlayacak. Türkiye hızla büyüyen yeşil fonlardan, sürdürülebilirlik fonlarından hak ettiği payı alacak. 2030’a geldiğimizde; fert başına gelirimizi, 20 bin doların üstüne çıkaracağız. Milli gelirimizi, 2 trilyon doların üzerine taşıyacağız. İhracatımız, 600 milyar doları aşacak. 7 yılda 8,5 milyon yurttaşımıza yeni iş imkanı yaratacağız. İşsizliği ve enflasyonu, düşük tek haneli rakamlara indireceğiz. Ülkemizi ve insanımızı hak ettiği refaha kavuşturacağız. Nereye gideceğini bilmeyen kaptana, hiçbir rüzgâr yardım edemez.

BİZ ROTAMIZI DA NASIL BİR KAPTANA İHTİYAÇ OLDUĞUNU DA BİLİYORUZ

Biz ülkemizi nereye götüreceğimizi, nasıl bir kaptana sahip olmamız gerektiğini çok iyi biliyoruz. Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı; “Tarafsızlık yeminine ihanet eden değil, yeminine sadık” bir Cumhurbaşkanı olacak. “Kral değil, Kural” diyen bir Cumhurbaşkanı olacak. “Yasakçı değil, özgürlüklere sahip çıkan” bir Cumhurbaşkanı olacak. “Sadakate değil, liyakate değer veren” bir Cumhurbaşkanı olacak. “Kalpleri; korkuyla ve yalanlarla bölüp parçalayan değil, sevgiyle ve hakikatle birleştiren”  bir Cumhurbaşkanı olacak. “Ben değil, biz diyen, istişareye inanan” bir Cumhurbaşkanı olacak. Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı; devleti bilen, hırslarını, egosunu aşmış, milletin kendisine verdiği büyük yetkiyi, Cumhuriyetimizi demokrasiyle taçlandırmak için kullanacak, Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılında, Yepyeni ve Güçlü Parlamenter Sistemi getirecek, bilge bir insan olacak. Altını çizerek söylüyorum, Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı; Altılı Masa’nın belirleyeceği aday olacak.

GEÇMİŞ GERİDE KALDI, GELECEK BİZİ ÇAĞIRIYOR

Aziz Milletimiz; “Geçmiş geride kaldı. Gelecek bizi çağırıyor.” 2023’te, bu çürümüş, yozlaşmış, tükenmiş yönetimi, geldiği yere sandıkta hep birlikte göndereceğiz. Gecenin en karanlık anı, şafağa en yakın andır. En uzun geceyi artık geride bıraktık. En kötü yılı da beraberce uğurlamak üzereyiz. Karanlığın aydınlığa kavuşacağı günleri, hep birlikte kucaklayacağız.

Bu vesileyle Cumhuriyet Halk Partisi olarak, milletimizin ve değerli basın mensuplarımızın yeni yılını şimdiden kutluyoruz. 2023’ün ülkemize, bölgemize ve dünyamıza huzur, barış, mutluluk, sağlık ve refah getirmesini temenni ediyoruz. Ve elbette; ahirete irtihal eden, “Vatan sağ olsun” diyerek, canlarını feda eden tüm kahraman şehitlerimizi, rahmetle, saygıyla yâd ediyoruz. Gazilerimize sıhhat ve afiyet diliyoruz.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Şimdi sorularınız varsa alıyım.

Soru- Geçtiğimiz günlerde Özgür Özel bir açıklamada bulundu. Seçimlerin Mayıs ayında yapılmasını CHP yönetiminin kabul etmeyeceğini söyledi. Geçtiğiniz açıklamalarda da özellikle partiniz erken seçim açıklamalarında bulunuyordu. Bu açıklamalardan sonra Mayıs ayında yapılacak bir seçimi neden kabul etmediğinizi merak ediyoruz. Teşekkürler.

Faik ÖZTRAK- Bundan önceki basın toplantısında benim yaptığım açıklamayla Grup Başkanvekilimizin yaptığı açıklama arasında bir fark yok. Söylediğimiz şey şudur; diyoruz ki Nisan başına kadar yapılacak bir erken seçime biz de destek veririz böyle bir karara. Ama Nisan’ın ilk haftasından sonra yapılacak bir erken seçime yani bir siyasi mühendislik eseri olan yeni seçim kanununun yürürlüğe girdiği tarihten sonraki bir erken seçime biz destek olmayız. Bu siyaset mühendisliğinin parçası olmayız. Zaten bunun bir erken seçim niteliği de yoktur, seçime 1 – 1,5 ay kalmışken neyin erken seçimi? Ayrıca şunun da altını çiziyim. Cumhurbaşkanının yetkisi vardır, buyursunlar kendi göbeklerini kendileri kessinler.

Soru- Geçtiğimiz günlerde CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “Bir parti başka bir partinin iç meselelerine karışmamalı, her partinin kendi kuralları vardır” açıklamasında bulundu. Bu mesaj İYİ Parti lideri Meral Akşener’e miydi? Değilse kimi kastetti?

Faik ÖZTRAK- Genel Başkanımız bütün açıklamalarında bu mesajın kime olduğunu gayet net bir şekilde söyledi. Benim şimdi onun söylediklerine bir şey ilave etmem sözkonusu dahi olamaz.

Soru- İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener dün, “Onunla bununla pazarlık ederek değil, ona buna yalvararak değil, milletin iradesiyle Başbakan olacağım, İYİ Partide birinci parti olacak” dedi. Sözleri Kılıçdaroğlu’na gönderme olarak yorumlandı. Bu konuya ilişkin sizin yorumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Şimdi tabi, Genel Başkanların hem kendileri, hem de partileri için siyasi hedef belirlemelerinden daha doğal hiçbir şey olamaz. Onun için biz bu sözleri saygıyla karşılıyoruz.

Teşekkürler

Bu Asgari Ücret 3 Ay Dayanmaz, Açlık Sınırının Altına Düşer

CHP Sözcüsü Öztrak, yeni asgari ücretin Saray tarafından, emekçilerin temsilcilerinin olmadığı bir masada açıklanmasına tepki göstererek, “Bu asgari ücret, üç ay bile dayanmaz, açlık sınırının altına düşer” diye konuştu.

Erdoğan’ın “Bizim sırtımızdaki küfe 85 milyonun taşındığı bir küfe” sözlerini de eleştiren Öztrak, “Milletin sırtına yükledikleri küfeye, beslemeleriyle, yanaşmalarıyla doluşanlar, şimdi çıkmış, ‘Sırtımızdaki küfede 85 milyonu taşıyoruz’ diyor. Bu kadarına da pes doğrusu” dedi. Öztrak, bu asgari ücret, milletin sırtında ağır bir küfe olan bu hükümetin açıkladığı son asgari ücret olduğunu ifade etti.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak’ın, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

HATALI POLİTİKALARLA 3 AYDA %53 DEVALÜASYON

Sözlerime başlarken, 92 yıl önce Cumhuriyet düşmanları tarafından, Menemen’de katledilen, devrim şehidimiz, yiğit Asteğmenimiz Kubilay’ı, saygı ve rahmetle anıyoruz. “Çakma doktor, candan eder. Çakma hoca, dinden eder.” Yaşayarak gördük ki, çakma ekonomist de, ülkeyi perişan eder deyip duruyorum. Geçtiğimiz yılın Eylül ayında, Saraydaki çakma ekonomist, “Faiz sebep, enflasyon netice” dedi. Ekonomiyi böyle bir safsataya göre yönetmeye kalktı. Sonuç paramız pul oldu, enflasyon hortlattı. Hayat pahalılığı azdı. Milletimiz perişan oldu. 2021 yılının son üç ayında, tabela faizini beş puan indirerek, yüzde 19’dan, yüzde 14’e çekti. Faiz indirimlerine başladıkları gün, dolar kuru 8 lira 65 kuruştu. 20 Aralık 2021 gecesinde; 18 lira 33 kuruşu gördü. Sadece üç ayda, yüzde 53 devalüasyona hatalı politikalarıyla sebep oldu.

MİLYONLARCA YURTTAŞIMIZI BİR GECEDE SOYDULAR

Geçen yılın son üç ayında, yaptığı her açıklamayla, aldığı her kararla, Sarayın çakma ekonomisti döviz piyasasındaki yangını körükledi. Ve 20 Aralık 2021 gecesi döviz piyasasında, tarihin en büyük silkeleme operasyonunu gerçekleştirdi. O gece, “Kur Korumalı Mevduat” dediği, mevduat sahiplerini, Hazine’nin parasıyla devalüasyondan koruyan, faturayı da tüyü bitmedik yetimin sırtına yükleyen, skandal bir uygulamayı, “Millete hiç bir maliyeti olmayacak” diye yutturdular. Ama kamu bankaları eliyle,  arka kapıdan milyarlarca dolar sattılar. Merkez Bankasının kasasından, bir gecede satılan dövizin 7-8 milyar doları bulduğu, daha sonra hesaplara bakıldığında görüldü. Bu finansal kumpasın sabahında, dolar kuru 11 lira 20 kuruşa kadar düştü. Saray, sebep olduğu devalüasyondan, döviz alarak kendini korumaya çalışan, milyonlarca yurttaşımızı bir gecede soydu, soğana çevirdi. Bir gecede milyarlarca dolar, milletin cebinden alındı, bu işlerden haberi olan, Saray yakınlarının, yandaşlarının cebine kondu. Cumhuriyet tarihinin en büyük servet transferi yapıldı. O gün sorduk, “O gece döviz alıp satarak milyonlarca dolarlık vurgunu yapanlar kim?” Hala cevap yok.

“LAN… NASIL?” ORTA OYUNU

O günlerde Nebati Bakan çıktı, hiç sıkılmadan, “Ya arkadaşlar, biz bir şey yaptık mı? Yok efendim. Lan nasıl? Harika!” diyerek, televizyonlarda meddahlık yaptı. Oynadıkları bu orta oyununa,  banka Genel Müdürlerini de figüran ettiler. O gece yaşananları biz unutmadık. Kimin veya kimlerin 18 lira 33 kuruşlardan dolar satıp, sabahında 11 lira 20 kuruştan yeniden dolar aldığını, kimlerin bir gecede dolar bazında yüzde 64 vurgun yaptığını, hiç kimse merak etmesin bu seçimlerden sonra elbette öğreneceğiz. Bu kumpas yapanların yanına kâr kalmayacak.

20 ARALIK FİNANSAL KUMPASININ YIL DÖNÜMÜ

İçinde bulunduğumuz bu hafta, cumhuriyet tarihimizin en büyük finansal kumpasının, seneyi devriyesiydi. Millet sadece o gece kaybetmedi. Çakma ekonomistin atadığı Nebati Bakan; Kur Korumalı Mevduattan, “En kötü senaryoda bile, Hazine’ye bir yük gelmeyecek” derken yıl bitmeden Hazine’ye binen yük, 92 milyar lirayı buldu. İşin başında vazgeçilen, 10 milyar liralık vergi alacağından bahsetmiyorum bile. Bir de Merkez Bankasına binen yükler var. Onun da yaklaşık 70 milyar lira olduğunu tahmin ediyoruz. Sene daha bitmeden, Kur Korumalı Mevduatın, millete yükü en az 172 milyar lira oldu. Şimdi milleti bu yıl soydular yetmedi. Bu uygulamayı 2023 sonuna kadar uzattılar. Seçime kadar kazanın dibinde ne varsa sıyıracaklar.

ÇİN MODELİ, MAÇİN MODELİ

O gün millete kurdukları kumpası, bir de utanmadan, model kılıfına sokup yutturmaya kalktılar. “Çin modeli”ymiş, “Maçin modeli”miymiş. Bu modele göre faizler inecek, Türk Lirası değer kaybedecek, ihracat şahlanacak, cari fazla verilecek, döviz rezervleri dolup taşacak, sonra Türk Lirası değerlenecek, enflasyon da gerileyecekti. Bir de üstüne tarih vererek taahhütte bulundular. Önce Erdoğan çıktı; “Kur da düşecek, faiz de düşecek… 2022 en parlak yılımız olacak” diye millete söz verdi. Nebati Bakan, “Hani şöyle hayal edersiniz ya bir uyusam da, 6 ay sonra uyansam diye… Bir uyuyun 6 ay sonra uyanın Türkiye’de… Çok farklı noktalarda olacağız” dedi. Peki, sonuç? Bu safsataları yürürlüğe koydukları 2021 Eylül ayında; 12 aylık dış ticaret açığı 44 milyar dolardı. Bugün dış ticaret açığı 107 milyar dolar. Son 10 yılın zirvesinde. 12 aylık cari açık 12,5 milyar dolardı. Bugün 43,5 milyar dolar. “Fazla verecek” dedikleri cari açığı, üç buçuk katına çıkardılar. “Dolup taşacak” dedikleri döviz kasasını da tamtakır ettiler. 2022 biterken kasa 43 milyar dolar açık veriyor. Peki ya enflasyon, ya hayat pahalılığı? Bu saçma sapan kararları uygulamaya başladıklarında, yüzde 19 olan tüketici enflasyonu, bugün yüzde 84. Yüzde 45 olan üretici enflasyonu bugün yüzde 136. Yüzde 29 olan gıda enflasyonu, bugün yüzde 103. Bu öyle söyledikleri gibi dünyadaki gelişmelerden falanda kaynaklanmıyor. Resmen bizden, bizzat bizdeki yönetimin beceriksizliğinden… Bu kifayetsizler ülkemizi, tüketici enflasyonunda dünyada altıncı; gıda enflasyonunda dünyada dördüncü; üretici enflasyonunda da dünyada birinci yaptılar.

HİÇBİR SÖZLERİNİ TUTMADILAR

Verdikleri bütün sözler boş çıktı. Hiç birini tutmadılar. Ar damarı çatlamayan, bir yönetici, böylesine bir yıkıma sebep olduğunda, milletinden özür diler ve koltuğunu bırakırdı. Millete 11 yıldır 2023 masalları anlatıp, vadettiklerinin yarısına bile ulaşamayan, daha mürekkebi kurumayan geçen yıl verdikleri sözlerin bile hiçbirini tutturamayan, bu hükümetin başı ve şürekası, sahte başarı hikayeleri anlatmaya başladılar, bu hikayelerle de milleti kandırabileceklerini sanıyorlar. Millet sizin ne yaptığınızı gördü, cüzdanını, tenceresini nasıl boşalttığınızı yaşadı, notunuzu verdi, tasdiknamenizi elinize tutuşturmak için, sandığa gün sayıyor. Kurt kışı geçirir, ama yediği ayazı unutmaz.

200 LİRALIK BANKNOTUN 171 LİRASINI ENFLASYON CANAVARI YEDİ

Şimdi bu banknot 2009’un Ocak ayında tedavüle girdi. Üzerinde 200 lira yazıyor. Ama ekonomiyi yönetemeyen beceriksizler, bugün bu paranın satın alma gücünü 29 liraya düşürdü. Çakma ekonomistin hortlattığı enflasyon canavarı, bu banknotun tam 171 lirasını yedi bitirdi. “Yok” olanın değeri çoktur. “Çok” olanın değeri yoktur. Bu 200 lira ilk çıktığında, tedavüldeki toplam paranın sadece yüzde 5’iydi. Şimdi yarasından fazla yüzde 55’i… 200 liralık banknotu daha önce kolay kolay göremezdik ilk çıktığında. Şimdi bankamatiklerde 200 liralık banknotlar tıka basa dolu. Ama paramızı pul eden kifayetsizler için geçer akçe: “Söyle yalanı, bulunur inananı…” Sene biterken çıkmışlar, “Enflasyonun boynunu kırdık” diyerek, milletle alay ediyorlar, eğleniyorlar. Milletimiz sizin kimin, neyin boynunu kırdığınızı, kimlerin boynunu büktüğünüzü gayet iyi biliyor. Bunu yapanların belini sandıkta kırmaya hazırlanıyor.

MİLLETE ANLATTIĞI HESABA KENDİSİ UYMADI, MTV ZAMMINI %61,5 YAPTI

Büyük İslam âlimi İbni Haldun’un dediği gibi, “İlmi engelleyenler ve insanları yalanlarla meşgul edenler, insanlığın en büyük düşmanlarıdır. Ne yazık ki ülkemizde, kendi insanına düşman, doğruları söylemeyen, milletini aldatan, bir hükümet iş başında… Sarayın çakma ekonomisti 10 gün önce: “Açıkça söylüyorum, herkes hesabını 2023’te yüzde 20’ler seviyesinde, enflasyona göre yapsın. Aksi yönde hareket edenler şöyle, böyle” dedi. Ama daha söylediklerinin mürekkebi kurumadan, Motorlu Taşıtlar Vergisine yüzde 61,5 zam yaptı. Yüzde 20 enflasyon hesabı unutuldu gitti. Oysa kanunen yetkisi var. Yüzde 61,5 değil, vergiye yüzde 25 zam yapabilirdi. Ama elindeki yetkiyi bu yönde kullanmadı. Millete anlattığı hesaba kendisi uymadı. Hep böyle oluyor. Bunlar, millete veriyorlar talkını, kendileri yutuyor salkımı. 2023’de motor hacmi en düşük araç sahipleri, 1.635 lira yerine; 2.120 lira motorlu taşıt vergisi ödeyecek. Çakma ekonomist kendi sözüne, kendi hesabına uymadığı için, milletin fazladan ödeyeceği vergi, tam 485 lira.

İNŞALLAH, MAŞALLAH DERKEN EYT 2023’E KALDI

Aldattıkları bir diğer kesim de, üniversite öğrencilerimiz. Genel Başkanımız; “Kredi Yurtlar Kurumu borçlarının faizini sileceğim” dedi. Çakma ekonomist bunun üzerine apar topar; “KYK geri ödemelerinin sadece alınan kredi rakamı üzerinden yapılmasına karar verdik” diye açıklama yaptı çıktı. “Her hangi bir enflasyon farkı ya da faiz uygulamayacağına” söz verdi. Ama şimdi anlaşılıyor ki; “KYK borçlarının faizini sildik, siliyoruz, sileceğiz” derken, takibe düşen borçların faizini silmemişler. Gençlerimizi aylarca kandırmışlar. Yine aldattıkları, umutlarıyla oynadıkları bir başka kesim de, Emeklilikte Yaşa Takılanlar… Genel Başkanımız, “EYT yükleniyor…” dedi. 20 yıllık hükümetin aklına nihayet EYT geldi. Atama Çalışma Bakanı çıktı, “EYT’yle ilgili kapsamlı çalışmamızı ‘Aralık ayı başında’ açıklayacağız” diye millete söz verdi. Aralık başı geldi, geçti. Bu sefer: “Aralık ayının ‘sonuna’ kadar çalışmayı bitirip Meclis’e götürürüz diye umuyorum. Çok hızlı çalışıyoruz” dedi. Ardından Meclis’teki bütçe görüşmelerinde çıktı; “Aralık’ta Meclis’e getireceğimi söylemiştim. ‘İnşallah’ sözümü tutarım. 1999 öncesi işe girenlerin çoğunun evrakı kayıp, organize etmeye çalışıyoruz” dedi. Aralık başıydı, Aralık sonuydu, inşallah, maşallah derken, meclis tatile girdi. EYT düzenlemesi 2023’e kaldı. Hep söylüyorum, bu ülkeyi, millete verdiği sözleri tutmamakla maruf bir kadro yönetiyor, daha doğrusu açıkçası yönetemiyor. Ama hiç şüpheleri olmasın, milletimiz tercihleriyle, kendi iradesini kullanarak, bunu yapana gereken cevabı sandıkta elbette verecek.

GÖZLERİNDE EMEKÇİNİN DEĞERİ YOK

Alın teri ve emek, en yüce değerdir. Ama işçinin alın teri ve emeğini gasp eden, refahtan pay vermeyen bir hükümet ülkemizde iş başında. Bunu ben demiyorum. Çakma ekonomistin yönettiği TÜİK söylüyor. Çalışanların milli gelirden aldığı pay, 2018’den bu yana 6 puan birden düştü. Böyle bir zulmü emekçilerimiz, daha önce ne gördü, ne de yaşadı. Ama bunların gözünde emekçinin, zerre miskal değeri yok.

EMEKÇİNİN OLMADIĞI MASADA ASGARİ ÜCRET AÇIKLADILAR

Dün, 2023 için belirlenen asgari ücret, bu gördüğünüz masada ilan edildi. Bu masada, emeği karşılığında bu asgari ücreti alacak, bununla çoluğunu çocuğunu geçindirecek, bununla yaşayacak emekçilerin temsilcisi yok. Bu fotoğraf; Ucube Saray Rejiminin ne olduğunu gösteren, bir ibret numunesi… Mevzuata göre, Asgari Ücret Tespit Komisyonun aldığı kararları, Komisyon Başkanı açıklar. İşvereni, emekçisi dahil, 85 milyonu kucaklaması gereken bir Cumhurbaşkanının, emekçilerin temsilcisinin oturmadığı bu masada ne işi var? Ayıptır, yazıktır. Erdoğan belli ki, “Benim olduğum masaya nasıl oturmazlar, neden benim sözümü dinlemediler” diye, işçi temsilcilerine kızmış. Masadaki Bakanına teşekkür ediyor. İşveren temsilcisine teşekkür ediyor. Ama işçi temsilcilerinin adını ağzına bile almıyor. O masaya oturmayarak yanlış yapan işçiler değil, işçilerin temsilcisi değil. Yanlış yapan sensin. İşçi, “Verdiğiniz benim emeğimin karşılığı değil, o masaya oturmam” diyor. 85 milyonu kucaklaması gereken Cumhurbaşkanı kisvesindeki, AK Parti Genel Başkanı, yanar ateş masaya koşuyor. Bu ucube rejimin ne menem bir rezalet olduğunu, emekçiyi nasıl umursamadığını, bir kere daha ortaya koyuyor.

BU ASGARİ ÜCRET 3 AY DAYANMAZ, AÇLIK SINIRININ ALTINA DÜŞER

Peki, belirlenen 8.506 liralık net asgari ücret, sadra şifa olacak mı? Ne yazık ki cevap, koca bir hayır… Geçen yıl bu zamanlar asgari ücretle; 1168 kilo soğan alınabiliyordu. Bugün verdikleri 8.506 lirayla 756 kilo soğan alınabiliyor. Kayıp: 412 kilogram soğan. Geçen yıl asgari ücretle; 234 kilo pirinç alınabiliyordu. Bugün 8.506 lirayla 210 kilogram pirinç alınabiliyor. Kayıp:  24 kilogram pirinç. Geçen yıl Asgari ücretle; 338 kilo toz şeker alınabiliyordu. Bugün; 309 kilo şeker alınabiliyor. Kayıp: 29 kilogram toz şeker. Ben buradan söylüyorum, bu asgari ücret, üç ay bile dayanmaz, açlık sınırının altına düşer. Cumhurbaşkanı oturmaması gereken masada hem oturuyor, hem de bir küfe edebiyatı tutturmuş gidiyor. “Bizim sırtımızda küfe var. Ama bizim sırtımızdaki küfe, 85 milyonun taşındığı bir küfe” diyor.

MİLLETİN SIRTINA YÜKLEDİKLERİ KÜFEYE HEP BİRLİKTE DOLUŞTULAR

Şimdi şu karikatürün sahibi Evrensel’den Sefer Selvi… Aslında milletin bildiğini buraya çizmiş. Sizin küfenizde beşli çete var. Biz hep söylüyoruz, “Utancı gidenin kalbi ölürmüş.” Milletin sırtına yükledikleri küfeye, beslemeleriyle, yanaşmalarıyla doluşanlar, şimdi çıkmış, “Sırtımızdaki küfede 85 milyonu taşıyoruz” diyor. Bu kadarına da pes doğrusu… Ama buradan çalışanlarımıza, emekçilerimize söylüyoruz, umutsuzluğa yer yok. Bu asgari ücret, milletin sırtında ağır bir küfe olan bu hükümetin, açıkladığı son asgari ücret… Ülkeyi yönetenlerin giderayak hiç sıkılması kalmadı. Daha yeni gördük, yaşadık. Dünya futbol şampiyonu Arjantin’in Cumhurbaşkanı, kalkıp Katar’a şampiyonluk maçını izlemeye gitmedi. Finali tasarruf gerekçesiyle, evinden izledi. Ama millete, “Sizi sırtımızda taşıyoruz” masalını anlatan, Sarayın kibirlisi, Uçan Sarayına atladı, yanına dolan yanaşmalarıyla beraber, Katar’a maç izlemeye gitti. Sanki enflasyon canavarını hortlatan, cari açığı azdıran, Merkez Bankasının döviz kasasını boşaltan, milletin cüzdanını, tenceresini tamtakır eden, çocukların açlıktan ölmesine, üniversitedeki gençlerin açlıktan bayılmasına sebep olan, vadettiği hiçbir hedefi tutturamayan kendisi değilmiş gibi, güle oynaya dünya kupası finalini izledi. Katar’da maç izleme keyfi, acaba milletimizin sırtındaki küfeye ne kadarlık bir fatura daha yükledi? Hep söylüyoruz: Arsız kendini güçlü sanınca, haklıyı suçlu çıkarmaya çalışırmış. Bunlarınki de bu hesap. Biz işbaşına geldiğimizde; ne emekçilerimizi ezdireceğiz, ne de işverenimizin rekabet gücünü ezeceğiz. Herkesin refahtan hak ettiği payı almasını sağlayacağız.

SEÇİME GİDERKEN KİMSE KONUŞMASIN İSTİYORLAR

Siyasi iradenin güç zehirlenmesinden daha kötü bir şey varsa, o da toplumların yalanla zehirlenmesidir. Zorbalar kendilerine boyun eğenlerin; korkusundan güç alır. Boyun eğenlerden güç alan zorbalar, her türlü kötülüğü yapmayı, kendilerinde hak görür. Zorbaya boyun eğmek demek, kötülüğün her türlüsünü kabullenmek demektir. Ülkemizde, milletin rızasını alma kabiliyetini yitirmiş, zorba bir yönetim var. Trol ordularıyla, havuz medyasıyla, besleme kalemleriyle, organize yalanlarıyla, milletimizi zehirleyerek, kendine rıza üretmeye çalışıyor. Kirli zehirlerinin panzehiri olan, bağımsız yayın kuruluşlarımızı ise, RTÜK sopasıyla hizaya getirmeye kalkıyor. Halk TV, Tele-1, Fox TV gibi bağımsız kanalların üzerinden, RTÜK sopası hiç eksik olmuyor. Bu yılın tamamında bu kanallara verilen cezalar, 15 milyon lirayı buldu. Onlarca yayın durdurma cezası da cabası… Yerel seçimlerde televizyonda; “İmralı’nın mektubunu okutmak” suç değil, “Terörist başının kardeşini devlet televizyonuna çıkarmak” suç değil, ama “Terörü” ne menem bir şeyse  “mimikle övmek” suç. Cari açık verirken, “Cari fazla verdik” diye palavra atmak suç değil. Enflasyonla milletin belini kırarken, “Enflasyonun boynunu kırdık” demek, suç değil. Ama canlı yayında, “Cumhurbaşkanı, bir tek gün pazara gitse, şu cümleyi kurmaya utanır” demek suç. “İstanbul Büyükşehir Belediyemize çökmeye çalışmak” suç değil, ama bunu “Halkın iradesine darbe” diye değerlendirmek suç. Yapmak istedikleri çok açık. Seçimlere giderken, baskı ve zorbalıkla; kendilerinin dışında kimse konuşmasın, hiç kimse fikrini ifade etmesin istiyorlar.

KORKTUKÇA CEBERUTLAŞIYORLAR

“İstanbul’u kaybedenin, Türkiye’yi de kaybedeceğini” bilenlerin koltuklarını kaybetme korkusu ayyuka çıkmış vaziyette. Hukuku katlederek, seçim öncesi İstanbul’a, İstanbul’un rantına çökmeye çalışıyorlar. Bunun için, İstinaf Mahkemelerine alenen talimat vermekte, YSK Başkanı eliyle suyu bulandırmakta, göreviyle ilgili bir suçlama olmadığı halde, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımızı, görevden almakla tehdit etmekte, saçma sapan dosyaları savcılığa servis etmekte, yeni kumpaslar tezgahlamakta, hiçbir sakınca görmüyorlar. Koltuğu kaybetmekten korkuyorlar. Korktukça ceberutlaşıyorlar, yiyemeyecekleri lokmalara saldırıyorlar. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız, İstanbulluların ve milletimizin iradesi, milli irade Saray için büyük lokmadır. Emin olsunlar boğazlarında kalır. Vakti saati geldiğinde, ayarı bozulmamış adalet terazisinde tartılırlar, bu yaptıklarının hesabını verirler.

GEÇMİŞ GERİDE KALDI, GELECEK BİZİ ÇAĞIRIYOR

Tekrarlayalım, bizim en büyük güvencemiz, “Zulüm bizdense, ben, bizden değilim” diyen, hak ehli vicdanlardır. Çok şükür, sarayın kurduğu bu kumpas, daha şimdiden hangi partiden olursa olsun, tüm vicdanlı yüreklerde mahkûm olmuştur. Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu, görevinin başındadır. 16 milyon İstanbulluya hizmete devam edecektir. Biz yılmadan adaleti korumaya, hakkı korumaya, halkı korumaya devam edeceğiz. Aziz Milletimiz; çağrımız doğrudan sizedir: “Geçmiş geride kaldı. Gelecek ise hep beraber bizi çağırıyor.” Bundan sonra hepimiz, gelecek için daha cesur olmalıyız. Artık bu çürümüş, yozlaşmış, tükenmiş yönetimi, geldiği yere gönderme vakti geldi. Bulundukları makamları, mevkileri, halkın emaneti olduğunu unutanlara, bir ders verme zamanı geldi. Seni korkutmaya, sindirmeye cüret edenlere, tokadı basma vakti geldi. Seni “sırtında küfe” olarak görenleri, sandıkta kaldırıp atma zamanı geldi. Hep altını çiziyorum. Önümüzdeki seçim sıradan bir seçim değil. Bu seçimde iki adaydan öte, iki ayrı anlayış yarışacak. Bu seçim hak ile batıl arasında olacak. Merhametli kalpler ile zalimler arasında olacak. Demokrasi ile otokrasi arasında olacak. Milletin evlatları ile Sarayın beslemeleri arasında olacak. Biz üzerinizdeki tüm yükleri kaldırmaya, sıkıntılarınızı feraha kavuşturmaya, hak ettiğiniz refahı sağlamaya, bu ülkeye hak, hukuk ve adaleti getirmeye kararlıyız.

Biz hazırız. Gelin bize katılın. Karanlıktan aydınlığa, hep beraber çıkalım.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi eğer varsa sorularınızı alıyım.

Soru- AK Parti ve MHP tarafından meclise sunulan anayasa değişikliği teklifine ilişkin nasıl bir tutum alınacağına dair çalışma yapıldı mı? CHP teklife evet mi, hayır mı deme noktasında bir karar aldı? Ya da alınmadıysa bu karar ne zaman alınacak?

Faik ÖZTRAK- Anayasa ciddi iştir. Tabi ki, incelemeye devam edeceğiz. Ama ben şunu anlamakta zorlanıyorum. Biz şunu anlamakta zorlanıyoruz. Memlekette bunca pahalılık, yokluk, yoksulluk varken sizin ve sarayın en önde gelen gündemi nasıl bu olabiliyor? Hakikaten anlamakta çok zorlanıyoruz.

Soru- İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne atanan müfettişlerden birinin AK Partiden daha önce milletvekili aday adayı olduğu ortaya çıktı. Sizin bu konuya ilişkin bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Yani kumpas… Açık seçik ortada söylüyorum. Yani bu yorum gerektirmeyen bir husus. Öyle anlaşılıyor ki, aramış taramışlar bu soruşturmayı yapacak bir müfettişi bulmuşlar.

Teşekkür ederim.

Seçim Öncesi İstanbul’a Çökmeye Çalışıyorlar

CHP Sözcüsü Öztrak, müellifinin Saray olduğu bir kumpasla, 16 milyon İstanbullunun iradesine darbe yapılmak istendiğini belirterek, “Suyu bulandırıp, seçim öncesi İstanbul’a çökmeye çalışıyorlar. İstanbullular, haksız seçim iptali yoluyla yapılan birinci darbenin karşısına dikildiler. Saray İstanbul’u kaybetti. Şimdi de yargı eliyle yeni bir darbe tezgâhlanıyor” dedi.

YSK başkanının, üstüne hiç vazife olmadığı halde gazetelere demeç üstüne demeç vererek Sarayda yazılmış senaryoya müdahil olduğunu söyleyen Öztrak, “Anlaşılan koltuğunda biraz daha oturmak için, Sarayın sözcülüğüne soyundu. Seçimin güvenliğinden sorumlu YSK Başkanı, seçimden önce, seçim hakkında bu şekilde konuşmaya başladıysa, buradan söylüyorum, derhal o görevi bırakmalıdır” diye konuştu.

İçişleri Bakanının da konuyla ilgili, “İstinaf ve Yargıtay onadığı anda, görevden alırım” diyerek, Sarayda yazılan uğursuz senaryonun nihai amacını açık ettiğini kaydeden Öztrak, “İstanbul bu ceberut Saray rejimi için büyük lokmadır. Her kim yiyemeyeceği o lokmayı yutmaya kalkarsa, emin olsun boğazında kalır. Ayarı bozulmamış adalet terazisinde tartılıp, hesabını vakti saati geldiğinde verir“ dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Değerli basın mensupları, sözlerime başlarken, Musevi yurttaşlarımızın Hanuka Bayramını kutluyoruz. Bugün Maraş Katliamının 44. yılı. Toplumsal kutuplaşmanın en acı hatıralarından biri olan bu olayın, bu topraklarda bir daha hiç yaşanmaması dileğiyle, katliamda hayatını kaybeden tüm yurttaşlarımızı, saygıyla, rahmetle anıyoruz. Bugün aynı zamanda, kumpas mağduru Yarbay Ali Tatar’ın vefatının yıl dönümü. Yarbayımızı da rahmet anıyoruz. Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Bugün toplantımızda; milletinden tamamen kopan, seçimi kaybedeceğini anlayan ucube Saray yönetimi elinde, ayyuka çıkan yolsuzlukları, şaha kalkan yoksulluğu ve yasakları, yozlaşmış, çürümüş, ceberut bir yönetimin, millet iradesine darbe vurma çabalarını ve ağırlaşan ekonomik buhranı değerlendirdik.

YOLSUZLUK, YOKSULLUK, YASAKLAR

Bundan 20 yıl önce, “Yolsuzlukla ve yoksullukla ve yasaklarla mücadele” sözü vererek, işbaşına gelen bu yönetim, 20 yılın sonunda giderken, yolsuzluğun kurumsallaştığı, yoksulluğun kitleselleştiği, yasakların, adaletsizliğin, milli irade gaspının vakayı adiye haline geldiği, ekonomik kriz içinde bir ülke bırakıyor. Sloven felsefeci Zizek, “Problem sadece açgözlülük ya da yolsuzluk değil, esas problem yolsuzluk yapmaya iten sistemdir” derken, adeta bizdeki ucube saray rejimini tarif etmiş. Denge ve denetimi bitiren, hukukun üstünlüğünü katleden tek kişilik Saray rejimi, ülkemizde hem çürümenin, hem yolsuzlukların, hem de yaşanan büyük yoksullaşmanın, temel nedenidir. Siyasete bir yüzükle başlayanlar, milletin parmağında yüzük bırakmadılar. Siyasete girdiğinde, İstanbul’da kaçak yapılarda oturanlar, önce apartman dairelerine, ardından da Saraylara taşındılar. Akrabayı taallukat gemiler, gemicikler aldı… Man Adası’nda kurulan 1 sterlinlik şirketin üzerinden milyonlarca dolarlık para transferleri yapar hale geldiler. Evlerdeki paraları sıfırlamakla bitiremediler. Onlar muratlarına erdi ama 20 yılın sonunda, milletimizin cebindeki parayı da pul ettiler.

ARSIZLIKTA EVEREST’İN ZİRVESİNE ULAŞTILAR

Bundan tam 9 yıl önce, 17/25 Aralık’ta tüm Türkiye, rüşvet ve yolsuzluk skandalıyla sarsıldı. Bakan çocuklarının evlerindeki kasalarda, balyalanmış Dolarları, Avroları gördük. Ayakkabı ve çikolata kutularında, elbise kılıflarında dağıtılan rüşvet görüntüleriyle sarsıldık. “Paraları sıfırla” talimatlarını, kulaklarımızla duyduk. Bunları ne biz unuttuk, ne de milletimiz unuttu. Devletin el koyduğu rüşvet parasına faiz ödenir mi? Evet bunlar rüşvet parası içinde devlete faiz ödettiler. Rüşveti, yolsuzluğu, “Günah işleme özgürlüğü” diye tarif ettiler. Arsızlıkta Everest’in zirvesine ulaştılar.

17/25’İN HESABINI SORMA VAATLERİNİ UNUTTULAR, SÖZLERİNİ YUTTULAR

Rüşvet dağıttığı kara paralardan kuleler dikenlere, bu ülkenin bakanları,  “Cari açığı kapatıyor” diyerek, ödül üstüne ödül verdiler. Yetmedi. Havuz medyalarında, ay yıldızlı bayrağımızı dekor yaptılar bunlara. 17/25’in üstünü kapatmak için, yapmadıklarını bırakmadılar. 17/25’i milat kabul ettiler, 17/25 öncesi yapılan tüm iş ve işlemleri, Yargıtay’a aklatmaya kalktılar. Biz ne bu görüntüleri, ne de bu pespayelikleri unuttuk. Ama o günlerde, çalışma odasındaki ayaklı saatini 17.25’te durduran, “Her gün buna bakıyorum. Buradan da anlayabilirsiniz ki biz, 17 ve 25 Aralık’ın hesabının sorulması vaadimizden asla geri adım atmayız” diyenler bu vaatlerini unuttu. 17/25 Aralık’ı 9 ayrı dilde, “Rüşvet ve Yolsuzlukla Mücadele Haftası” ilan edip, millete “17/25’in hesabını sorma” sözü verenler, bu sözlerini yuttu. Meydanlarda “Ver Bilal’i, Al Hilali” diye nutuk atıp, bugün hem sarayın, hem de saray rejiminin bekçiliğine soyunanların, 17/25 haftasında, bu aziz millete vermesi gereken bir hesap var. Biz boşuna söylemiyoruz: “Siyasetçilerin geçmişi sözlerine kefil olmalı, sözleri ileride kendilerinden davacı olmamalıdır.” Biz, milletin bu konudaki şaşmaz terazisine güveniyoruz.

MİLLETİN AYRANI YOK İÇMEYE, ERDOĞAN UÇAKLA GİDER MAÇ SEYRETMEYE

Yolsuzluk beraberinde yoksulluğu da getirir. Yolsuzluk ve yoksulluğun olduğu yerde ise, yasaklar olur. Yolsuz rejimler, özgürlükleri sınırlar: Milletin sadece parasını değil, geleceğini ve mutluluğunu da çalar. Ucube saray rejiminin kurulduğu 2018’den beri, Yolsuzluk Algı Endeksi’ndeki yerimiz 18 sıra birden kötüleşmiş, İnsani Özgürlük Endeksi’ndeki yerimiz 32 sıra birden gerilemiş. Dünya Mutluluk Endeksi’nde de 38 sıra birden düşmüşüz. Tarımın başladığı bu bereketli topraklarda, artık yoksulluğu değil, açlığı yaşıyoruz. Yetersiz beslenme nedeniyle çocuklarımızın boyları kısa kalıyor. Altı yaşında evlendirilen ve yıllarca sistematik tecavüze uğrayan kızımızın acısını yaşarken, bu seferde Eskişehir’den akrabalarının elinde açlıktan ölen Elif’in haberiyle sarsılıyoruz. Bu ülkede çocuklarımız açlıktan ölüyor, bu ülkenin Cumhurbaşkanı uçan sarayıyla, Katar’a futbol maçı izlemeye gidiyor. Milletin ayranı yok içmeye, Erdoğan uçakla gider maç seyretmeye…

SARAYIN MİLLETE RAVA GÖRDÜĞÜ

Çocuklarımız sahipsiz. Gençlerimiz umudunu yitirmiş, başka ülkelere gitmek için fırsat kolluyor. Kalanlar da evde oturuyor. Genç işsizliği bu ülkenin en büyük israfı… 20 yıldır iş başında olanlar, gençlerimize okurken de doğru dürüst beslenme ve barınma imkânı sunamadılar. Harran Üniversitesi’nde okuyan bir gencimiz, otobüste açlıktan bayılıyor. Kendine gelir gelmez de; “Geçinemiyorum, açım, ölmek istiyorum” diyerek su kanalına atlamaya kalkıyor. Bir tarafta; Sarayın burunlarına pudra şekeri çeken beslemeleri, diğer tarafta; açlıktan kan şekeri düşen milletimizin gençleri. Bu ucube, ceberut rejimin millete reva gördüğü tablo işte bu…

BÖYLE ZULMÜ 12 EYLÜL DARBECİLERİ BİLE YAPMADI

Bu ucube rejim, ülkemizin bereketini kaçırdı. Erdoğan’ın “Ben alışılmış bir cumhurbaşkanı olmayacağım” diyerek ucube şahsım rejiminin düğmesine basmasından bu yana, bu ülkenin milli geliri yani hepimizin geliri 116 milyar dolar eridi. İyi yönetilseydi çok rahat 2 trilyon doları bulabilecek Milli Gelirimiz, 800 milyar dolarlarda çakıldı kaldı. Orta gelir tuzağına düştük. Çalışanların milli gelirden aldığı pay, 2018’den bu yana 6 puan birden düştü. Böyle zulmü, 12 Eylül’ün darbecileri bile yapmadı.

ASGARİ ÜCRET, ORTALAMA ÜCRET OLDU

Bu hafta 2023 için asgari ücretin açıklanacağı söyleniyor. Hayat pahalılığı karşısında kuşa dönmüş asgari ücret için 7 – 8 bin liralık rakamlar konuşuluyor. Nebati Bakan, asgari ücret sorulunca, “Asgari ücretliye de, memura da, emekliye de ne verilse haklarıdır. Dar gelirliye, fakire, fukaraya vermek bereket getirir” diyerek, emekçimizin, memurumuzun, emeklimizin nasıl bir muameleye layık görüldüğünü kendileri tarafından itiraf ediyor. Türkiye’de asgari ücret, ne yazık ki ortalama ücret haline geldi. Bunu ben söylemiyorum. İşte daha yeni Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı açıkladı. Türkiye’de asgari ücret, ortanca ücretin yüzde 70’i kadar… Kolombiya, Kosta Rika ve Şili’den sonra, en kötü durumda olan ekonomi Türkiye… Bunlar da 2021 rakamlarına göre… 2022’de durumun çok daha feci olacağı açık. Bugün ülkemizde; dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 7 bin 785 lira. Yoksulluk sınırı ise 25 bin 365 lira. Biz hem enflasyonla buharlaşan satın alma gücünü, hem de emekçilerimizin gasp edilen refah payını dikkate alarak, “Asgari ücret en az 10 bin 128 liraya çıkarılmalıdır” diyoruz. Yine bunun yanında, “Çalışanların ücreti üzerindeki vergi yükünü taşınamaz hale getiren, vergi dilimleri yeniden düzenlenmelidir” diyoruz. “Asgari ücretin işvereni ezmemesi için de yüzde 5’lik işveren SGK prim desteği, yüzde 10’a yükseltilmeli, bu destek işçinin SGK primine de yansıtılmalı” diyoruz.

SARAY EN PARLAK YIL, NEBATİ BAKAN EN KÖTÜ YIL DİYOR

Sarayın Nebati Bakanı, bir yıl önce, “Hani şöyle hayal edersiniz ya… Bir uyusam da, 6 ay sonra uyansam diye… Bir uyuyun 6 ay sonra uyanın Türkiye’de… Çok farklı noktalarda olacağız” demişti. Erdoğan da; “Kur da düşecek, faiz de düşecek… 2022 en parlak yılımız olacak” diye millete söz vermişti. Bunun üzerinden bir yıl geçti. Ne oldu? Nebati Bakan gözlerini kapadığında, 11 lira 52 kuruş olan dolar kuru, şimdi 18 lira 65 kuruş. 13 lira 24 kuruş olan 1 Avro şimdi 19 lira 85 kuruş. Son bir yılda Arjantin pesosundan sonra, Dolar karşısında en fazla değer yitiren para birimi dünyada Türk Lirası… Sarayın tabela faizi; geçtiğimiz Aralık ayında yüzde 14’dü. Şimdi yüzde 9. Peki milletin faizi düştü mü? Ne gezer… Geçen yıl Aralık ayında yüzde 28 olan ihtiyaç kredisi faizi, şimdi yüzde 31. Yüzde 25 olan tüketici kredisi faizi, şimdi oldu yüzde 29… Konut kredilerinin faizi yüzde 17,5 idi. Şimdi yüzde 19,5’e çıktı. Bunlarda söylenen faizler. Bu faizlerden krediyi bankalardan bulmak neredeyse imkansız. Bir tek yandaşlar buna ulaşabiliyor. Nebati Bakan uykuya dalmadan hemen önce, bu ülkede benzinin litresi 11 lira 69 kuruştu. Bugün 18 lira 72 kuruş. Mazotun litresi 11 lira 59 kuruştu. Bugün 22 lira 98 kuruş. Bir yılda mazota yüzde 98, benzine yüzde 60 zam gelmiş. Nebati Bakan’ın gözlerini kapattığı günden bu yana; elektrik faturası yüzde 101, doğalgaz faturası yüzde 161 zamlanmış. Son bir yılda gıda ürünlerine yapılan zamlar yüzde 102. Bütün dünyada gıda ürünlerinin fiyatları düşüyor, bizde artıp duruyor. Mutfaklar, sofralar yangın yerine döndü. Türkiye dünyada; Tüketici Enflasyonunun en yüksek olduğu altıncı Gıda Enflasyonunun en yüksek olduğu dördüncü ekonomi. 2022’de dün Arjantin, futbolda dünya şampiyonu oldu. Bu iktidar Türkiye’yi, Üretici Enflasyonunda dünya şampiyonu yaptı. Güzelim ülkemizi, kendi vatandaşına cehennem, yabancılara cennet ettiler. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının satın alma gücü, Avrupalının üçte biri seviyesine indi. Avrupalı kendi ülkesinde 100 Avroya aldığı mal ve hizmeti, Türkiye’de 36 Avro karşılığı Türk Lirasıyla satın alır hale geldi. Bugün sınır illerimiz dolup taşıyorsa, komşularımız ülkemize bavullarla doluşuyorsa, sebebi işte budur. Paramızı pul ederek, yoksula dar gelirliye zulmeden hükümet, bir avuç mudiyi korumak için devletin kasasından milyarlar dağıtmakta hiç tereddüt etmedi. Kur Korumalı Mevduat ilk geldiğinde Nebati Bakan, 24 Aralık 2021’de, “En kötü senaryoda bile, Hazine’ye bir yük gelmeyecek” diyordu. Ama daha yıl bitmedi Hazine’ye binen yük, 92 milyar lirayı buldu. Buna birde işin başında vazgeçilen, işi teşvik etmek 10 milyar liralık vergi alacağını da koyun. Bir de Merkez Bankasına binen yükler var. O da 70 milyar lira civarında. Civarında diyoruz çünkü Merkez Bankası Başkanı bir türlü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bile bilgi vermeme cüretinde bulunuyor. Kur korumalı mevduatın öyle anlaşılıyor ki, kamuya yükü bugün itibariyle en az 172 milyar lira. Ve bu uygulamayı 2023 sonuna kadar bu hükümet uzattı. Uzatmak zorunda kaldı. Erdoğan’ın milletimize, en parlak yılımız olacağını vadettiği 2022’de, millete yaşattığı yıkım bu… Şimdi Nebati Bakan çıkmış, “2022 en kötü yıl olarak tarihe geçecek” diyor. İyi de bu beceriksizliğin, bu öngörüsüzlüğün, bu zulmün, bu tutulmayan vaadin siyasi faturasını, kim ödeyecek?

NEREDE BU BAHSETTİĞİNİZ CARİ FAZLA

Erdoğan oralı değil, “Cari fazlayla bu büyümeyi, 85 milyonun tamamının hayatına yansıttık” diyerek, konuşuyor. İnsaf daha yıl bitmedi… Dış ticaret açığı yıllık 100 milyar doları aşarak son 10 yılın zirvesini gördü. Nerede cari fazla? İlk 10 ayda cari açık 38 milyar doları aştı. Nerede bu cari fazla. Eğer Erdoğan bu cari fazla laflarını, rakamları bilmeden, hayal âleminde konuşuyorsa durumu vahim, yok eğer bilerek konuşuyorsa, o zaman durum gerçekten felaket… Buradan açıkça söylüyorum, kimse “Söyle yalanı, bulunur inananı” diyerek sorumluluktan kaçamaz. Hep diyoruz: “Utancı gidenin kalbi de ölürmüş…”

UĞURSUZ SARAY SENARYOLARI

Adalet güneşinin solduğu yerde, suçluların gölgesi uzun olur. Bu ucube Saray Rejimini güç değil, korku yozlaştırıyor. Koltuğu kaybetme korkusu arttıkça, zulümleri de artıyor. Ceberut yüzleri ortaya çıkıyor, her gün biraz daha da çirkinleşiyorlar. Hukukun üstünlüğünü, kuvvetler ayrılığını askıya alarak, millet iradesine darbe yapmaya kalkıyorlar. Adaleti, itaatkâr savcı ve hâkimler eliyle katlediyorlar. Hukuku sopa gibi kullanarak, siyaseti dizayn etmeye, millet iradesini gasp etmeye, tükenmiş ömürlerini bir şekilde uzatmaya uğraşıyorlar. Milletimizin iradesine, partimizin hukukuna pervasızca saldırıyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi bugüne kadar, ülkemizin hak, hukuk, adalet mücadelesinde, büyük bedeller ödedi. 12 Eylül’de kapatıldı. O günün darbecileri, Atatürk’ün “En büyük iki eserimden biridir” dediği, partimizin kapısına kilit vurabildiler. Arşivlerimize el koydular. Bugünün darbecileri de Genel Başkanımızı, Türkiye’nin göbeğinde, hem de devlet protokolünün gözleri önünde, linç ettirmek istediler. Arkadaşlarımız özgürlüklerinden mahrum edildi. Enis Berberoğlu, Eren Erdem, Tuncay Özkan, Mustafa Balbay, Mehmet Haberal… Bu ceberut anlayışın zindanlarında kaldılar. İstanbul İl Başkanımız Canan Kaftancıoğlu, karanlık Saray dehlizlerinde tasarlanan davalarla, siyasetin dışına itilmeye kalkıldı. Şimdi aynı uğursuz saray senaryolarıyla, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız, siyasetin dışına itilmeye, seçimden önce İBB ele geçirilmeye çalışılıyor.

SEÇİM ÖNCESİ İSTANBUL’A ÇÖKMEYE ÇALIŞIYORLAR

Bir kez daha müellifinin Saray olduğu bir kumpasla, 16 milyon İstanbullunun iradesine darbe yapılmak isteniyor. Bu kumpasın müellifi, “İstanbul’u kaybeden, Türkiye’yi de kaybeder” diyen kişi. Bunu çok iyi biliyor. Bu siyasi bezirgân, İstanbul Büyük Şehir Belediyesi’nin sırtına binerek, İstanbul’un tüm kupon arazilerinin rantına çökerek, onları yandaşlarına dağıtarak, seçim kazanmaya alışmış. Biz, “Kral değil, Kural istiyoruz.” Ama Saray ve Şürekası, “Boş verin kuralı, Getirin Kralı” diyorlar. Suyu bulandırıp, seçim öncesi İstanbul’a çökmeye çalışıyorlar. Lafa gelince; “Çözümü daima millette, milli iradede bulduk” diyen Sarayın kibirlisi, söz konusu İstanbul olunca, milletin iradesine en ufak bir saygı göstermiyor. Yargı eliyle, YSK eliyle millet iradesine darbe yapmaktan hiç çekinmiyor. Gözünü karartmış, seçim öncesi İstanbul’a çökmeye çalışıyor. İstanbullular, haksız seçim iptali yoluyla yapılan birinci darbenin karşısına dikildiler. Saray İstanbul’u kaybetti. Şimdi de yargı eliyle yeni bir darbe tezgâhlanıyor.

YSK BAŞKANI DERHAL O GÖREVİ BIRAKMALIDIR

Önce Sarayın seyyar hâkimi, İBB başkanımıza ceza verdi. Ardından YSK başkanı, üstüne hiç vazife olmadığı halde, gazetelere demeç üstüne demeç verdi. Sarayda yazılmış senaryoya müdahil oldu. Anlaşılan koltuğunda biraz daha oturmak için, Sarayın sözcülüğüne soyundu. Seçimin güvenliğinden sorumlu YSK Başkanı, seçimden önce, seçim hakkında bu şekilde konuşmaya başladıysa, buradan söylüyorum derhal o görevi bırakmalıdır.

KORKU SUÇU, SUÇ CEZAYI DOĞURUR

Sarayın sözde hukukçu danışmanlarından biri çıktı, “Yargıtay son sözü söyleyecektir. Yerel Mahkemenin kararı, istinafta muhtemelen onaylanır” dedi. Bu istinaf mahkemesine talimat değil de nedir? Yargı darbesiyle, İstanbul Büyükşehir Belediyesini bir an önce ele geçirme planlarını açıkça ifşa etti. Aslında normal bir ülkede bunun adı; adli yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçudur. Voltaire’in meşhur sözü: “Korku suçu, suç da cezayı doğurur.” Sarayın korkusunu çok iyi biliyoruz.

İÇİŞLERİ BAKANININ BURADAN YİYECEĞİ LOKMA YOK

Tabi Sarayın hukukçuları bunları söylerse, Sarayın şürekası boş durur mu? Sarayın atama İçişleri Bakanı, “İstinaf ve Yargıtay onadığı anda, görevden alırım” diyerek, Sarayda yazılan uğursuz senaryonun nihai amacını açık etmiş. Şimdi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız hakkında, göreviyle ilgili bir suç nedeniyle mi dava açıldı? Hakkında açılmış bir soruşturma görevi nedeniyle veya kovuşturma var mı? O zaman İçişleri Bakanı’nın, buradan yiyeceği bir dirhem lokma olmaması gerekir.

İSTANBUL BÜYÜK LOKMADIR, BOĞAZLARINA TAKILIR

Buradan ifade ediyorum. İstanbul bu ceberut Saray rejimi için büyük lokmadır. Her kim yiyemeyeceği o lokmayı yutmaya kalkarsa, emin olsun boğazında kalır. Ayarı bozulmamış adalet terazisinde tartılıp, hesabını vakti saati geldiğinde verir. Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu, görevinin başındadır. 16 milyon İstanbulluya hizmete devam edecektir. Millet iradesine, meşum planlarla darbe vurmaya kalkanlara, bir kere daha dünya ağır sıklet boks şampiyonu, Mike Tyson’ın şu sözünü bir kez daha hatırlatalım: “Ağzına yumruğu yiyene kadar, herkesin bir planı vardır.” Ve şunu da ekleyelim; “Tanrıyı güldürmek istiyorsan, ona planlarını anlat…”

MİLLETİMİZİN FERASETİNE İNANIYORUZ

Bizim bu ülkedeki güvencemiz, “Zulüm bizdense, ben bizden değilim diyen” hak ehli vicdanlardır. Sarayın kurduğu bu kumpas, daha şimdiden hangi partiden olursa olsun, tüm vicdanlı yüreklerde mahkûm olmuştur. Hazreti Mevlana’nın dediği gibi; “Testi taştan korkarmış.” Saraydakiler ne kadar karanlık planlar yaparlarsa yapsınlar, sandıkta milletten ağızlarına yiyecekleri yumruklardan, kafalarına gelecek taşlardan maalesef kaçamayacaklardır. Bizim bundan en ufak bir şüphemiz yoktur. Milletimizin ferasetine inanıyoruz. Bizler yılmadan adaleti korumaya, hakkı korumaya, halkı korumaya devam edeceğiz.

EZİLENLERİ FERAHA ULAŞTIRACAĞIZ

“Geçmiş geride kaldı. Gelecek ise bizi çağırıyor.” Bundan sonra hepimiz, gelecek için daha cesur olmalıyız. Artık bu çürümüş, yozlaşmış, tükenmiş yönetimi, geldiği yere gönderme vakti geldi. Bulundukları makamları, mevkileri, halkın emaneti olduğunu unutanlara, bir ders verme zamanı da geldi. Önümüzdeki seçimde hep söylüyorum iki aday yarışmayacak. İki ayrı anlayış yarışacak. Bu seçim haklıyla haksız arasında olacak. Demokrasiyle otokrasi arasında olacak. Milletin evlatlarıyla Sarayın beslemeleri arasında olacak. Milletimize şunun sözünü büyük bir kararlılıkla veriyoruz. Biz ağır yükleri kaldıracağız. Ezilenleri feraha ulaştıracağız. Biz bu ülkeyi istişareyle yöneteceğiz. Kimseyi ötekileştirmeyeceğiz. Herkesi kucaklayacağız. Herkesin aklından, tecrübesinden yararlanacağız. Devlet yönetiminde liyakat esas olacak. Geçmiş ile bugünü kavga ettirmeyeceğiz. Geçmişten kin, nefret çıkarmayacağız. Geleceğimizi sağduyu ve sevgiyle inşa edeceğiz. Bu ülkede Cumhuriyeti hep beraber, omuz omuza, gerçek demokrasiyle taçlandıracağız. Türkiye 21. yüzyılın en büyük atılımını gerçekleştiren ülke olacak. Dünyada bir yıldız gibi parlayacak. Biz hazırız, milletimiz hazır.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Efendim parti yönetimi içerisinde Genel Başkan Yardımcısı ve Grup Başkanları düzeyinde Sayın Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığını isteyenler ve destekleyenler olduğu iddiaları var. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

Faik ÖZTRAK- İddialar olduğunu siz söylüyorsunuz. Yani tezvirat. İzin verin de tezvirat üzerinden yorum yapmayım. Nokta.

Soru- Efendim AK Parti biliyorsunuz başörtüsüyle ilgili teklifini meclis başkanlığına sundu. MYK’da bu konuyu gündeme getirdiniz mi? Konuştuysanız eğer tutumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Bu konuyla ilgili tutumumuz konusunda bugün Genel Başkanımız Türkiye’deki televizyonların Ankara Temsilcileriyle yaptığı toplantıda sabah yanıt verdi. Benim Genel Başkanımızın sözlerine ekleyeceğim başka bir şey yok.

Soru- Efendim dün bir açıklama ortaya çıktı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Saraçhane’deki mitingi sosyal medyadan duyduğunu ifade etti. Bu gerçek mi? Bununla ilgili bir bilginiz var mı? CHP Genel Merkezinden Sayın Genel Başkana herhangi bir bilgi verilmedi mi?

Faik ÖZTRAK- Başkanımızın sözleri açık. Sabah bunları dile getirdi yine Televizyonların Ankara Temsilcileriyle yaptığı toplantıda. Benim bu sözlere ilave edeceğim herhangi bir şey yok.

Soru- Seçimin öne alınacağı ve başörtüsü teklifiyle birlikte oylanacağı iddiaları vardı. Bugün Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na da soruldu. Ancak topu size atmıştı. Nasıl değerlendirirsiniz seçimler öne çekilir mi, anayasayla birlikte oylanır mı?

Faik ÖZTRAK- Bizim kanaatimiz Nisan başına kalmadan yapılacak her erken seçim teklifine tamam demek yönündedir. Ancak Nisan başından itibaren yapılacak seçim yine kanaatimizce artık erken seçim değildir. Siyaset mühendisliğidir. Dolayısıyla böyle bir senaryonun içinde yer almayız, Cumhurbaşkanının yetkisi vardır, Nisan ayı başından sonra kendi göbeklerini kendileri keserler.

Anayasa değişikliği sorunuza gelince de; Genel Başkanımız zaten bu soruya yine sabah yanıt verdi. Bu da yine ilgili yerlerde mevcut.

Soru- İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’le Ekrem İmamoğlu’nun gerek karar günü, gerek Saraçhane mitinginde sergiledikleri görüntüler tartışmalara neden oldu. Sizin bir değerlendirmeniz olur mu? Akşener’in CHP’li bir ismi böyle desteklemesini nasıl yorumlarsınız?

Faik ÖZTRAK- Yani aynı cevabı sürekli tekrarlıyorum ama Genel Başkanımız bu soruya da televizyonların Ankara Temsilcileriyle bu sabah yaptığı toplantıda gereken cevabı verdi. Dolayısıyla benim bu konuda ekleyeceğim herhangi bir şey yok.

Soru- YSK Başkanı, Ekrem İmamoğlu’nun olası adaylığıyla ilgili yaptığı açıklamada ihtisası rey olmadığını söyledi. Cumhurbaşkanının yeniden adaylığıyla ilgili ise “Önümüze gelebilecek bir konuda bir değerlendirme yapamam ihtisası rey olur” dedi. Bu iki tavrı siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Konuşmamda söyledim. Öyle anlaşılıyor ki YSK Başkanının koltuk uğruna atmayacağı takla kalmadı. Açık ve net, bu açıklamaları yapan YSK Başkanı o koltuğu biran önce boşaltmalıdır.

Teşekkür ediyorum.

Ağzına Yumruğu Yiyene Kadar, Herkesin Bir Planı Vardır

CHP Sözcüsü Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na verilen hapis cezasının ve getirilmek istenen siyaset yasağının, 16 milyon İstanbullunun iradesine ve CHP’ye karşı bir siyasi mühendislik girişimi olduğunu belirtti. Mike Tyson’ın, “Ağzına yumruğu yiyene kadar, herkesin bir planı vardır” sözlerini hatırlatan Öztrak, “Saraydakiler ne kadar karanlık planlar yaparsa yapsınlar, sandıkta milletten yiyecekleri yumruklardan kaçamayacaklar” diye konuştu.

Hükümetin gece yarısı, torba kanuna eklenen geçici bir maddeyle, 2022 yılının borçlanma limitini 200 milyar lira arttırmak istediğini söyleyen Öztrak, “Borçlanma limitini artırmak için vermiş oldukları bu dilekçenin muhatabı kim? Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabi Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanlığı… Hazinenin borçlanma limitini arttırıyorsanız bunun muhatabı Plan ve Bütçe Komisyonu’dur. Daha bu yılın Haziran sonu, Temmuz başında, bu hükümet ek bütçe çıkarmadı mı? Niye o tarihte bu borçlanma limitini arttırmadı? Şu verdikleri önergeden anlaşılıyor ki, atanmış Bakan, ilave yüzde 5 borçlanma yetkisini kullanmış. Fakat burada gerekçeye bir şey daha yazması gerekiyor. Hangi gerekçeyle kullanmış? Hangi nedenle kullanmış? Bunun bu gerekçeye yazılması kanuni yükümlülük. Kamuoyuna açıklanması kanuni yükümlülük… Şu işler, ne yaptığını bilen, TBMM’nin bütçe hakkına saygılı bir Hükümetin yapacağı işler değildir” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:https://youtube.com/embed/RCxZxedZpyc

Sözlerime başlarken, Diyarbakır’da terör örgütünün polis servis aracına yaptığı hain saldırıyı kınıyoruz. Türkiye yine bir seçim sürecine girmişken, terör çirkin yüzünü İstiklal Caddesi’ndeki saldırının ardından, bir kez daha gösterdi. Terörü bir kere daha şiddetle lanetliyoruz. Saldırıda yaralanan polislerimize acil şifalar diliyoruz. Yine Irak’ın kuzeyinde, teröre karşı süren operasyonda Piyade Komando Üsteğmenimiz Tunahan Yavuz şehit oldu. Şehidimize Allah’tan rahmet, acılı yakınlarına ve aziz milletimize sabır diliyoruz.

YÖNETİM KRİZİ MİLLETİN BOĞAZINA YAPIŞTI

Türkiye’miz, zor ve sıkıntılı bir dönemden geçiyor. Bir yanda ekonomik kriz, diğer yanda her gün daha da ağırlaşan yönetim krizi, milletimizin boğazına yapışmış, sıktıkça sıkıyor. Ceberut Saray Rejimi hukukun üstünlüğünü, kuvvetler ayrılığını askıya almış, millet iradesine darbe vurmaya kalkıyor. Türkiye; Ucube Saray rejiminde, tek kişinin yönetiminde, temel hak ve özgürlüklerin güvence altında olduğu, kral değil kuralla yönetilen demokratik bir devletten, her gün biraz daha uzaklaşıyor. Hak, hukuk, adalet her gün ayaklar altına alınıyor. Saray rejiminin otokratik vasfı, her gün biraz daha belirginleşiyor.

SADECE ADALETİ DEĞİL TOPLUMSAL HUZURU DA KATLEDİYORLAR

Otokratik rejimlerde hukuk; hakka ve halka hizmet etmez. Baştaki otokrata hizmet eder. Bunun için otokrat rejimler, itaatkâr savcı ve hâkimlere ihtiyaç duyar. Otokrat rejimlerin itaatkâr savcı ve hâkimleri, kararlarını hukuk normlarına ve vicdani kanaatlerine göre almazlar. Otokratın ihtiyaç ve isteklerine göre alırlar. Ve otokratların isteklerine göre, iddianame hazırlayan savcılar, karar alan hâkimler, sadece adaleti katletmekle kalmazlar. Toplumsal huzur ve barışı da katlederler. Ne yazık ki ülkemizde bugün yaşananlar, tam da budur.

HUKUK SİSYASETİN KÖPEĞİ DİYENLERLE İTTİFAKTALAR

Ben söylerken utanıyorum. Ama, “Hukuk, siyasetin köpeğidir” diyebilen anlayışla ittifak yapanlar, ülke yönetiminde hukuka bu muameleyi yapmaktan, hiç ama hiç utanmıyor. Yozlaşmış, çürümüş, ceberut bir yönetim, hukuku sopa gibi kullanarak, siyaseti dizayn etmeye, millet iradesini gasbetmeye, tükenmiş ömrünü, ancak bu şekilde uzatmaya uğraşıyor. Bu zihniyet, milletimizin iradesine, partimizin hukukuna pervasızca saldırıyor. Milletimizin seçtiği vekilimiz Enis Berberoğlu, Sarayın talimatıyla yıllarca hapis yattı. Parti Meclisi üyemiz Eren Erdem, keza öyle… Haksız, hukuksuz özgürlüğünden mahrum bırakıldı. Yalova Belediye Başkanımız Vefa Salman, haksız, hukuksuz bir şekilde görevinden uzaklaştırıldı. Suçsuzluğu sabit olmasına rağmen, hala görevine iade edilmedi. İstanbul İl Başkanımız Canan Kaftancıoğlu, karanlık Saray dehlizlerinde tasarlanan davalarla, siyasetin dışına itilmeye kalkıldı. Partimiz, bu haksızlık ve hukuksuzluklar karşısında hiçbir zaman yılmadı. Genel Başkanımız “Hak, Hukuk, Adalet” diyerek, Ankara’dan İstanbul’a yürüdü. Dünya demokrasi tarihine geçti. Bu kararların bizi yıldıramayacağını, milletimizin iradesine, hakkına hukukuna, yılmadan sahip çıkacağımızı her zaman gösterdik, göstermeye de devam edeceğiz.

MİLLET İRADESİNE GASP GİRİŞİMİ

Ve en son, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımıza verilen, 2 yıl 7 ay 15 günlük hapis cezası, getirilmek istenen siyaset yasağı, yine milletimizin iradesine, 16 milyon İstanbullunun iradesine, partimize karşı, benzer bir siyasi mühendislik girişimidir. İstanbullunun seçimini bir türlü hazmedemeyen, “İstanbul’u kaybedenin Türkiye’yi de kaybedeceğini” bilen, bir siyaset bezirganın bitmez tükenmez kumpaslarından biridir. İstanbul’un tüm kupon arazilerinin rantına çökerek, yandaşlarına dağıtarak siyaset yapmaya alışmış bir siyasetçinin, millet iradesini gasbetme girişimidir.

BU NE TELAŞ, NEYİN ACELESİ

Şimdi bu davayı açan savcı hakimin verdiği cezayı az bulmuş. Kararı İstinaf Mahkemesine götürmek için, gerekçeli kararı ivedilikle talep etmiş. Ama ardından bir de, “Ben izine çıkıyorum, kararı siz başsavcılığa gönderin” demiş. Hayırdır? Bu neyin telaşı, bu neyin acelesi? “İzin aldım” deyip, dosyayı başsavcılığa devretmek de neyin nesi? Yine hangi kumpasların peşindesiniz?

SARAYIN ELİ DOSYANIN İÇİNDE

Çok açık söyleyelim. Verilen mahkûmiyet kararı hukuki değildir, vicdani değildir, ahlaki değildir. Bu, tamamen siyasi bir karardır. Dokunanın elini yakar. Bunun senaryosu, tıpkı diğerleri gibi, Sarayın karanlık dehlizlerinde yazılmıştır. Sarayın eli, en başından itibaren, bu dava dosyasının içindedir. Bunun aksini iddia etmek safdillik olur. Süreç ortadadır. Davaya bakan ilk hâkim, dosyadan el çektirilmiş, teamüllere hiç de uygun olmayan, tamamen aykırı bir şekilde, başka bir şehre tayin edilmiş. Ondan sonra davaya seyyar bir hâkim atanmış. Milletin iradesini gasbetme girişimi başlamış. Bu olayın nasıl başladığı belli… Atama İçişleri Bakanı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımıza ağır şekilde hakaret etmiş. Belediye başkanı da; bu hakarete bir cevabı olup olmadığı sorulduğunda, “Asıl ahmaklığın, 31 Mart’ta seçimin iptal edilmesi olduğu” cevabını vermiş. Yapılanı tarif etmiş. Davaya atanan seyyar hâkim bile, Belediye Başkanımızın sözlerinin muhatabını, YSK üyelerinin olmadığını kabul etmiş. Bunları da avukatların ısrarı üzerine tutanağa geçirmek zorunda kalmış.

MAHKUM EDİLMEK İSTENEN 16 MİLYON İSTANBULLU

Şimdi kanaati böyle olan bir hâkimin, vermesi gereken karar nedir? Beraattır. Ama bu kanaatin sahibi hâkim, tıpkı İstanbul İl Başkanımıza yaptıkları gibi Büyükşehir Belediye Başkanımız hakkında da, mahkûmiyet kararı vermiş. Şimdi bu hâkimin, bu savcının AK Partili yöneticilerle, boy boy fotoğrafları ortaya dökülmeye başladı. Peki şaşırdık mı? Hiç şaşırmadık. Her şey ayan beyan ortada. Mahkûm edilmek istenen, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı değildir. Mahkûm edilmek istenen, 16 milyon İstanbulludur. 16 milyon İstanbullunun iradesidir.

AYNI ŞEYİ YAPIP FARKLI SONUÇ BEKLİYORLAR

Belediye Başkanımızı 16 milyon İstanbullu seçti. Hem de bir defa değil, iki defa seçti. 31 Mart Mahalli İdare Seçimlerinde, İstanbul’u 21 bin 462 oyla kaybeden saray bunu hazmedemedi. Yüksek Seçim Kurulu eliyle, millet iradesine darbe yapmaya kalktı. Mızıkçılık yaptı. 23 Haziran’da tekrarlanan seçimlerde fark, 806 bin 426’ya çıktı. İstanbullu iradesini gasp etmeye kalkanlara, haddini bildirdi. Milli irade gaspçılarına tarihi bir ders verdi. Şimdi bunun kuyruk acısını bir türlü unutamıyorlar. Buradan soruyoruz? Bu ülkede seçimi kaybettiği halde, ertesi sabah “Teşekkürler İstanbul” diyerek, her yere pankart asanlar, milletin oylarına algı yaratarak çökmeye kalkanlar yargılandı mı? Hayır yargılanmadı. Seçim gecesi Anadolu Ajansı’na veri akışını kestirip, manipülasyon yapmaya kalkanlar yargılandı mı? Hayır yargılanmadı. Hiç utanmadan sıkılmadan “Seçimi çaldılar” diyerek, haksız, hukuksuz seçimi tekrarlatanlar yargılandı mı? Hayır yargılanmadı. Bu süreçte yaşadıklarını anlatan milletin seçtiği Belediye Başkanına, ahmak diyerek hakaret eden atama bakan yargılandı mı? O da yargılanmadı. Ama tüm bu yaşanan adaletsizliğe, kendine hakaret eden atama bakanın yaptıklarına, “Ahmaklık” diye cevap veren belediye başkanı yargılandı. Yetmedi bir de üstüne siyasi hak mahkûmiyeti yaratacak bir mahkumiyet verildi. “Ahmaklık,hep aynı şeyleri yapıp, farklı sonuçlar beklemektir.” Bunu ben söylemiyorum; Albert Einstein söylemiş. Milletin iradesini gasp etmeye kalkıp, milletten yedikleri tokada doymayanlara,bunu bir defa daha hatırlatalım. Ne diyor İstiklal şairimiz Akif: “Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar. Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?” Tarihten ders çıkarmayanlara, hep aynı şeyleri yapıp, farklı sonuç bekleyenlere, milletimiz bir kez daha en ağır şekilde sandıkta cezasını kesecektir.

AĞZINA YUMRUĞU YİYENE KADAR, HERKESİN BİR PLANI VARDIR

Meşum planlarıyla, millet iradesine darbe vurmaya kalkanlara, dünya ağır sıklet boks şampiyonu, Mike Tyson’ın şu sözlerini bir hatırlatalım: “Ağzına yumruğu yiyene kadar, herkesin bir planı vardır.” Saraydakiler ne kadar karanlık planlar yaparsa yapsınlar, sandıkta milletten yiyecekleri yumruklardan kaçamayacaklar. Bizim bundan en ufak bir şüphemiz yoktur. Adaleti korumak, hakkı korumaktır. Hakkı korumak, halkı korumaktır. Hak yalnızca adaletle korunur. Biz adaleti korumaya, hakkı korumaya, halkı korumaya devam edeceğiz.

İMAMOĞLU GÖREVİNİN BAŞINDADIR

Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu, görevinin başındadır. 16 milyon İstanbulluya hizmete devam edecektir. Dün İstanbul Saraçhane’de, demokrasi aşığı altı partimiz, adaleti, hakkı, hukuku korumak için bir araya geldiler. O meydanda ayrımsız tüm partilerden 10 binlerce İstanbullu milli iradeyi kullanma kararlılığını gösterdi. Sayın Genel Başkanlar, demokrasimizi koruyup, kollama, millet iradesine sahip çıkma kararlılığını, bir kez daha beraberce ortaya koydu. Saraçhane’de atan yüz binlerce yürek, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” dedi. “Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet” diye haykırdı. 20 yılda bu müstebitlerin elinde, şu hakikati yaşayarak gördük. Kayıtsız şartsız, Hâkimiyet-i Milliye, Cumhuriyettir. Ancak, her Cumhuriyet, Hâkimiyet-i Milliye değildir. “Bilhassa kimsesizlerin kimsesi” olan Cumhuriyet, bunların elinde, ne yazık ki bu vasfından koparılmıştır. Bu hükümetin elinde, el kadar çocuklarımız bile korumasız kalmıştır.

GÜVENCEMİZ MİLLETİMİZİN TEMİZ VİCDANIDIR

İşte yakın zamanda yaşadığımız, vicdanları kanatan iğrenç olay… 6 yaşındaki bir kız çocuğumuz, yıllarca sistematik tecavüze uğramış. Aile hekimi konuyu adalete taşımış. Ama yargı müdahale etmemiş, olayın üstü kapatılmış. Mağdure daha sonra devlete sığınmış. Ama adalet yine harekete geçmemiş. Ta ki değerli bir gazeteci Timur Soykan, bu iğrenç olayı kamuoyuna aktarana kadar… Genel Başkanımız da, milletin vicdanının gür sesi olunca, Adalet Bakanlığı’na yürüyünce, “Ey Hükümet, daha neyi bekliyorsun” diye bağırınca, nihayet mahkemeler adım atmak zorunda kaldı. Çocuğa yıllarca tecavüz eden sapık, bu tecavüze onay veren sözde baba, nihayet dün tutuklandı. Bir kez daha gördük ki, Genel Başkanımızın tercümanı olduğu toplum vicdanı ayağa kalktığında, onun karşısında duracak hiçbir kuvvet yoktur. İşte bizim güvencemiz, milletimizin bu temiz vicdanıdır. Biz bu temiz vicdanın sesi olmaya devam edeceğiz. Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılında; Cumhuriyetimizi “tam demokrasiyle” taçlandıracağız. Cumhuriyetimizi yeniden “Kimsesizlerin, kimsesi” yapacağız. Sonuna kadar biz bunun mücadelesini vereceğiz.

KRAL DEĞİL KURAL LAZIM

Hep söylüyoruz: Türkiye’nin krala değil, kurala ihtiyacı var. Kuralsızlık, belirsizliğe, belirsizlik, güvensizliğe, güvensizlik, istikrarsızlığa neden olur. İstikrarın olmadığı yerde de yatırım olmaz. Aş, iş büyümez. Tıpkı bugün ülkemizde olduğu gibi… Ekonomi politikaları tek kişinin, saçma sapan, ipe sapa gelmez safsatalarının peşine takıldı. İşte son bir yılda yaşadığımız tecrübe ortada… Güya faiz düşecek, Türk Lirası değer kaybedecek, rekabet gücümüz artacak, ihracatımız şahlanacak, döviz rezervleri dolup, taşacak, Türk Lirası değerlenecek, enflasyon da düşecekti. Sonuç? Sonuç tam tersi oldu. Bu yanlış, kerameti kendinden menkul politika, Türk parasını yabancı paralar karşısında pul etti. Ülke komşularımıza cennet bizlere cehennem oldu. Hayat pahalılığı azdı. Millette hayat pahalılığının altında kaldı. Cari açık azdı. Yıl daha bitmeden dış ticaret açığı 100 milyar doları buldu. Net döviz rezervlerimiz dolup taşmayı bıraktık; 46,5 milyar dolar açık verdi. Dövizi bulamayan hükümet, bankaların, milletin elindeki dövizlere göz dikti, ihracatçının dövizine çöktü, gece yarıları oyun devam ederken kural değiştirdi, bankaları telefonla tehdit etti, yetmedi vatandaşa gel sana kredi vereceğim ama bu kredileri nasıl kullanılacağını ben tespit edeceğim, benim dediğime göre kullanacaksın dedi. Bütün bunları yaparak da bu kerameti gerçekleştirmeye uğraştı. Şimdi ekonomiye yama üstüne yama yapılıyor, borular patladıkça kelepçe takılıyor. “Benden sonra tufan” diyerek, seçime kadar hükümet işi idare etmeye çalışıyor.

200 MİLYAR TL BORÇLANMA YETKİSİNİ TORBAYA ATMIŞLAR

Ama onu da doğru düzgün yapamıyor. İşte daha dün gece yarısı, torba kanuna attıkları geçici bir maddeyle, 2022 bu yılın yani… 2023 değil. Artık bu yıl bitmiş ama ona rağmen bu yılın borçlanma limitini 200 milyar lira arttırmak istiyorlar. Şimdi Borçlanma limitini artırmak için vermiş oldukları bu dilekçenin muhatabı kim? “Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabi Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanlığına” buraya verilmiş bu dilekçe. Hazinenin borçlanma limitini arttırıyorsanız bunun muhatabı hangi komisyon? Plan ve Bütçe Komisyonu. Bunu Türkiye’de herkes bilir. Daha bu yılın Haziran sonu, Temmuz başında, bu hükümet ek bütçe çıkarmadı mı? Niye o tarihte bu borçlanma limitini arttırmadı? Şu verdikleri önergeden şimdi anlaşılıyor ki, atanmış Bakan, ilave yüzde 5 borçlanma yetkisini kullanmış. Fakat burada gerekçeye bir şey daha yazması gerekiyor. Hangi gerekçeyle kullanmış? Hangi nedenle kullanmış? Bunun bu gerekçeye yazılması kanuni yükümlülük. Kamuoyuna açıklanması kanuni yükümlülük. Ama kanuna, hakka, hukuka TBMM’nin bütçe hakkına saygı gösteren bir hükümet işbaşında değil. Şu işler, ne yaptığını bilen, TBMM’nin bütçe hakkına saygılı bir Hükümetin yapacağı işler değildir.

ÜLKEYE TEMİZ PARA GELMEZ OLDU

Artık ülkemize; aş, iş ve istihdam yaratacak, teknolojik dönüşümü sağlayacak, yeşil ekonomiye katkı yapacak, sürdürülebilirlik projelerini destekleyecek, temiz para gelmez oldu. Doğrudan yatırımlar da gelmiyor. Bu yılın ilk 10 ayında ülkemize gelen, “Net doğrudan yatırımlar” sadece 6 milyar 300 milyon dolar. Buna karşılık ne olduğu bilinmeyen, iş ve istihdam yaratmayan, sürdürülebilirliği şüpheli, kaynağı belirsiz fon girişi 21 milyar dolar. Evet küresel piyasalardan ekonomiyi kötü yönettiği için, para bulamayan hükümet, daha dün koro halinde hakaretler yağdırdığı Körfez şeyhlerine bugün avuç açmış vaziyette. Birkaç dolar için onların himmetine muhtaç oldu. Koltuklarında oturabilmek için talep ettikleri bu himmetin faturasını da onlara çıkarıyor. Ülkeye çıkarıyor. Verdikleri paranın karşılığında, Saraya önce tükürdüğünü yalatıyorlar, sonra da, Türkiye’ye kendi ülkelerinin menfaatini dayatıyorlar. Körfez şeyhlerine neler veriliyor, kimse bilmiyor.

ENFLASYON ŞAHLANIYOR, HÜKÜMET CAMBAZA BAK DİYOR

Enflasyon derseniz, durum zaten ortada… Üretici Enflasyonunda dünya şampiyonluğu, Tüketici Enflasyonunda dünya altıncılığı… TÜİK’in marketlerinde bile gıda enflasyonu yüzde 100’ü aştı. Tarımda Üretici Fiyatları Kasım’da yüzde 169’la yeni bir rekor kırdı. Tarladaki yangın büyüdükçe büyüyor. Tarladaki yangın sönmeden, market raflarındaki, pazar tezgahlarındaki yangın da sönmez. Milletin mutfağındaki tencere kaynamaz. Ülkemizin kerameti kendinden menkul laflara değil, ayakları yere basan ekonomi politikalarına ihtiyacı var. Hükümet ekonomiyi batırdıkça çareyi millete “cambaza bak” demekte, yetmezse milleti can güvenliğiyle mal güvenliği arasına sıkıştırmakta, o da yetmezse her geçen gün otoriterleşmekte, hukuk devletini demokrasiyi rafa kaldırmaya kalkışmakta görüyor. Oysa milletimiz, hukuk devletini, demokrasiyi güçlendirmeden, herkesin canını malını hukukunu teminat altına almadan, yatırımı, işi, aşı artırmanın mümkün olmadığını son beş yılda yaşayarak öğrendi. Ülkemizin rekabet gücünü tahkim etmeden, ihracatımızı, ithalatımızdan daha hızlı artırmadan, yükte hafif, pahada ağır ürünleri satmadan, bunu başaramayacağımızı gördü. Saray rejimlerinde liyakat değil, Saraya sadakatin esas olduğunu, liyakatin olmadığı yerde tencerelerin boş kaldığını, en acı şekilde yaşadı. Buradan açıkça ifade edeyim, boş tencerenin deviremeyeceği hiçbir yönetim yoktur.

İKİ ADAY DEĞİL İKİ ANLAYIŞ YARIŞACAK

Önümüzdeki seçimde iki aday yarışmayacak. İki ayrı anlayış yarışacak. Bu seçim haklıyla haksız arasında olacak. Demokrasiyle otokrasi arasında olacak. Milletin evlatlarıyla Sarayın beslemeleri arasında olacak. CHP iktidarında, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Yozlaşma, çürüme ve kokuşma son bulacak. Bu ülkeye hak, hukuk, adalet gelecek. Güçlü kurum ve kurallar olacak. Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılında, ülkemiz yepyeni ufuklara doğru hızla kalkınacak. Biz bu ülkeyi istişareyle yöneteceğiz. Kimseyi ötekileştirmeyeceğiz. Herkesi kucaklayacağız. Kalpleri dağınık olanların, akılları birleştirilemez. Biz kalpleri de birleştireceğiz, akılları da birleştireceğiz. Herkesin aklından, tecrübesinden yararlanacağız. Devlet yönetiminde liyakat esas olacak. Geçmişten kin, nefret çıkarmayacağız. Geçmiş ile bugünü kavga ettirmeyeceğiz. Geleceğimizi sağduyu ve sevgiyle inşa edeceğiz. Bu ülkede Cumhuriyeti hep beraber, omuz omuza, gerçek demokrasiyle taçlandıracağız. Herkes canından, malından emin olacak. Çokça kazanacağız, hakça paylaşacağız. Bu ülkenin insanlarının çalınan hayallerini, umutlarını, gülümsemelerini geri vereceğiz. Biz geleceğiz, esnaf kazanacak, biz geleceğiz, çiftçi kazanacak, biz geleceğiz, emekçi kazanacak, biz geleceğiz, emekli kazanacak. Çalışan hakkını alacak. Gençler geleceğe umutla bakacak. Türkiye 21. Yüzyılın en büyük atılımını gerçekleştiren ülke olacak. Dünyada bir yıldız gibi parlayacak. Biz hazırız, milletimiz hazır.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alıyım.

Soru- Ekrem İmamoğlu’na 2 yıl 7 ay 15 gün bir hapis cezası verildi. Bu gelişmenin ardından İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığı ihtimalinin yükseldiği yorumları yapıldı. CHP Genel Merkezi de bu görüşe katılır mı?

Faik ÖZTRAK- Şimdi aslında biz söylemekten bıktık, siz sormaktan bıkmadınız. Sürecin nasıl işleyeceği net. Altılı Masanın Cumhurbaşkanı adayı nerelerde yazıldığı belli olmayan siyaset mühendisliği senaryolarıyla hiçbir zaman belirlenmeyecektir. Kural bellidir, usul de bellidir. Cumhurbaşkanı adayımız Altılı Masadaki partilerin Genel Başkanlarının ortak kararıyla belirlenecektir. Ve şunu açıkça ifade edeyim. Altılı Masanın adayı Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı olacaktır.

Soru- Aslında benzer bir soru olacak ama. Genelde şöyle bir yorum yapıldı. Dün İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Ekrem İmamoğlu için artık 85 milyonun tanıdığı bir isimsin ifadeleri olmuştu. Bu ifadelerin ardından da “Ortak aday için İYİ Partiden Ekrem İmamoğlu sinyali çıktı” dendi. Siz bu konuda CHP’nin görüşünün ne olduğunu söyleyeceksiniz? Özellikle bu çok merak ediliyor. Diyelim ki, İYİ Parti bunu ısrar etti, CHP bu ısrara karşılık bir cevap verecek mi?

Faik ÖZTRAK- Biraz önce söyledim yani biz söylemekten usanıyoruz ama siz sormaktan usanmıyorsunuz. Peki, şimdi şöyle söyleyeyim. Bakın, lafın tamamı akıllıya söylenmez. Altılı Masanın Cumhurbaşkanı adayını nasıl belirleyeceği bellidir. Belirlenen aday da bu ucube rejimi, tek adam düzenini değiştirecek Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı olacaktır nokta.

Soru- İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu kararı sonrası MHP lideri Devlet Bahçeli, “Kılıçdaroğlu’nun adaylığına soğuk bakanların operasyonu” dedi. İçişleri Bakanı Soylu “Bizans oyunu” derken Adalet Bakanı da “Yargı kararı” diye bir açıklama yaptı. Siz bu açıklamalardaki çelişkileri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Ben açıkça söyleyeyim yani Sayın Bahçeli de, atama bakanlar da bu işleri bıraksınlar. Esas seyyar hakimin, savcının iktidar partisi mensuplarıyla çektirdikleri fotoğraflara bir baksınlar başta Sayın Bahçeli. Ondan sonra cumhur ittifakında masanın altındaki ortaklarının söylediği hukuk siyasetin köpeğidir sözlerini de bir değerlendirsinler. Sayın Bahçeli bir yorum yapacaksa esas bunlara bir yorum yapsın.

Teşekkür ediyorum.

İki Yıldır Bu Rezaleti Milletten Saklıyorlarmış

CHP Sözcüsü Öztrak, 6 yaşındaki bir çocuğun kendinden yaşça çok büyük bir sapıkla sözde evlendirilerek yıllarca tecavüze maruz kaldığını, midemiz bulanarak öğrendik. Bu ahlaki çürümenin bir tarafında bu sapıklıkları yapanlar varsa diğer tarafında yapılanlara sessiz kalanlar var. Çok açık söyleyelim; bu konuda sessiz kalmak, tavır almamak, bu ahlaksızlığa ortak olmaktır. Peki Erdoğan, bu ahlaksızlıkla ilgili tek bir laf etti mi? Hayır. İşin daha da vahimi, bu skandaldan devletin 2020’den beri haberdar olduğunu, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı bütçe konuşmasında itiraf etti. İki yıldır bu rezaleti milletten saklıyorlarmış” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:https://youtube.com/embed/cOoQy7Nq3Ow

Değerli basın mensupları, Merkez Yönetim Kurulu toplantımız sürüyor. Bugün, tüm Türkiye’yi derinden sarsan, bir çocuğumuza yıllarca süren cinsel istismarı, asgari ücreti, yılan hikâyesine dönen EYT düzenlemesini, ülkeye akan kara parayı, işsizlik ve hayat pahalılığı başta olmak üzere, milletimizin belini kıran ekonomik krizi, ele aldık.

Değerli basın mensupları, yozlaşmanın, kokuşmanın, çürümenin pis kokuları, her yeri sarmış durumda… Devlet yönetimini çürüttüler. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne hesap vermesi gereken Sarayın atama bakanları Gazi Meclisin çatısı altında milletin seçtiği vekillere ağır hakaretler yağdırıyor. Gazi Meclis’e ayar vermeye kalkıyor. Atanmış bürokratlar bellerinde silahla, Genel Kurul’a girmeye çalışıyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çatısı altında, iktidar partisinin vekilleri, hedef gözeterek, milletvekillerine saldırıyor. Taammüden cana kast ediyor. Kınanması gereken bu şiddete, bazı “Sözde öğretim görevlisi” densizlerde; “Bu bir ecdat geleneğidir, elleri dert görmesin” diyerek, alkış tutabiliyor. Cani vekil bozuntusunu, partisi koruyup, kolluyor. Disipline bile sevk edilmiyor. Hep söylüyoruz, bunların en büyük siyasi sermayesi arsızlıkları… Bu cani vekili disipline veremeyenler, bir de bu saldırının sorumluluğunu, Sn. Genel Başkanımızın üstüne yıkmaya cüret kadar da izansızlar. Arsız kendini güçlü sanınca, haklıyı suçlu çıkarmaya kalkarmış. Bu arsızların yaptığı da tam bu… Bu kadrolar sadece devlette yönetimi değil, ekonomimizi de çürüttüler. “Kötü para iyi parayı kovar.” Artık kaynağı belli, temiz fonlar ülkemize gelmez oldu. Kaynağı belirsiz paralar aklanmak için ülkeye geliyor. Hükümet o kadar ızrar halinde ki bunlarla ilgili hiçbir denetim yapmıyor. Bakanda denetim yapıyoruz diyor. Bir de Körfez şeyhlerine avuç açarak, daha önce tükürdüklerini şimdi yalayarak istenen paralarda var.

İşte daha bu sabah açıklandı. Bu yılın ilk 10 ayında, ülkemize gelen kaynağı belirsiz para, net hata noksan önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 116 artmış, tam 21 milyar dolara çıkmış. Sadece 2010’dan sonra ülkeye bu şekilde giren para, birikimli bakıldığında, 51 milyar dolar. Defalarca sorduk, soruyoruz. Bu paralar kimin? Hırlının mı, hırsızın mı? Hangi barona, hangi uğursuza ait? Kötü para, kötü sahibini de ülkeye çekiyor. Ülkemiz uluslararası mafyanın hesaplaşma arenasına döndü. Devlet yönetimindeki çürüme, ekonomiyi de çürüttü. Sayısı belirsiz mali aflarla, ülkemiz, kara paraların yıkandığı, devasa bir çamaşır makinesine döndü. Türkiye, Mali Eylem Görev Gücü’nün Gri Listesine girdi. Bu listede olan tek Mali Eylem Görev Gücü üyesi ülke biziz.

İşte uluslararası bir haber ajansı, geçtiğimiz hafta önemli bir haber geçti. Amerika Birleşik Devletleri, Sıtkı Ayan isimli bir Türk iş insanına ve şirketlerine İran Devrim Muhafızları adına petrol satışı yaptığı gerekçesiyle ve kara para akladığı gerekçesiyle yaptırım uygulama kararı almış. Şimdi bir hatırlayalım kim bu adı geçen iş insanı? Aslında kamuoyuna hiç de yabancı biri değil. 17-25 Aralık tapelerinde, dönemin Başbakanı ile oğlu arasında geçen konuşmalarda, verdiği rüşvet beğenilmediği için, “Kucağa oturtulacağı” söylenen isim. Devletten aldığı devasa teşviklerle, adını “Teşvik kralı” olarak duyuran bir isim. Adı; Malta belgelerinde, Wikileaks belgelerinde sıkça geçen bir isim. Genel Başkanımızın ortaya çıkardığı Man Adası skandalında, Erdoğan ailesinin ve yakınlarının milyonlarca dolarlık para akışını sağladığı meşhur 1 sterlinlik şirketin Yönetim Kurulu üyesi olan bir isim… Ne yazık ki adalet güneşinin solduğu yerde, küf ve çürüme her yere sirayet ediyor. Küften, çürümeden kurtulmanın yolu belli. Adaletin elini kolunu serbest bırakacaksınız… Seçimden hemen sonra bu ülkeyi, dip bucak temizleyip, bir güzel havalandıracağız.

Değerli basın mensupları, bu kifayetsizler elinde, çürüyen sadece devlet yönetimi ve ekonomi değil… Bu çürümeden, ahlaki değerlerimiz de nasibini aldı. Bir millet, bir toplum, kendisini bir arada tutan ortak değerlerle var olur. Ahlak kuralları, toplumun temelindeki bu ortak değerlerin en değerlisidir. Hükümet, el kadar çocukları bile koruyamaz hale geldiyse, bu ülkede neyi konuşacağız? Bu topraklarda, 6 yaşındaki bir çocuğun kendinden yaşça çok büyük bir sapıkla sözde evlendirilerek yıllarca tecavüze maruz kaldığını midemiz bulanarak öğrendik. Bu ahlaki çürümenin bir tarafında bu sapıklıkları yapanlar varsa, diğer tarafında yapılanlara sessiz kalanlar var.

Buradan açıkça söyleyelim, bu konuda sessiz kalmak, tavır almamak, bu ahlaksızlığa ortak olmaktır. Peki Erdoğan, bu ahlaksızlıkla ilgili tek bir laf etti mi? Hayır. İşin daha da vahimi, bu skandaldan, devletin 2020’den beri haberdar olduğunu, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı bütçe konuşmasında itiraf etti. İki yıldır bu rezalet milletten saklanıyormuş. Gazeteci Timur Soykan, kamuoyuna aktarmasa, bu rezaletin üstü kapatılacakmış. Hemen Sarayın trolleri, skandalı değil, skandalı ortaya çıkaran gazeteciyi hedef aldılar. Yetmedi bu ülkenin dindar insanlarını tahrike kalktılar. 28 Şubata referans verenler bile oldu. 6 yaşında cinsel istismara uğrayan bir çocuğun hakkını hukukunu korumak yerine onun için adalet talep etmek yerine, bu ahlaksızlığı kutsal değerlerin arkasına gizlemeye çalışmak rezaletin daniskasıdır. Ve bu rezalet nihayet yargıya intikal etti. Savcının iddianamesi de kabul edildi. Ama Cumhurbaşkanına laf söyledi diye Fırıncılar Odası Başkanını, lise öğrencisini hapse atan yargı, bu apaçık çocuk istismarı için, “Tutuklamaya gerek yok” deyip geçti. Ne hikmetse (!) kimse tutuklanmadı, duruşmada Mayıs’a kaldı. Bu organize kötülüğü katalog suçlar arasında yargı görmedi. Yaşanan bu rezalet bir değil, iki değil… Ordu’dan Yalova’ya, Kahramanmaraş’tan, Ankara Güdül’e onlarca çocuk istismarı, daha önce de kamuoyuna yansımıştı. O günün Aile Bakanı, “Bir kereden bir şey olmaz” deyip, işin içinden sıyrılmıştı. Bugünün Aile Bakanı da, bu iğrenç tecavüz için “Bunlar son derece insani… Her toplumda karşılaşılabilecek meseleler” diyerek işin içinden sıyrılmaya kalktı. Daha birkaç yıl önce Sarayın teveccühüne tabi insafsızın biri, “6-7 yaşındaki kız çocuğu, 25 yaşında erkekle evlenebilir” dediğinde Genel Başkanımız sanki bugünleri görerek, şu uyarıyı ve çağrıyı yapmıştı: “ ‘6 yaşındaki çocukla evlenilebilir’ diye fetva veren ve bu fetvayı verenleri destekleyen iktidara oy vermek, evlatlarımızı karanlık bir geleceğe mahkûm etmek demektir. Çocuklarımız için, gelin Türkiye’yi birlikte aydınlığa çıkaralım!”

Bugün geldiğimiz yer ortada… Şimdi Genel Başkanımız; “6 yaşında çocuğun tecavüze uğraması konusunda daha neyi bekliyorsun ey Saray hükümeti? Devlet hemen gerekeni yapsın. Bunu yapanların, buna vesile olanların, dünyayı başlarına yıkın!” diyor.

Yine bugün Genel Başkanımız, milletvekillerimizle beraber Adalet Bakanlığı’na yürüdü… Milletimiz adına Saray’a sordu: “Neyi bekliyorsunuz? Neyi seyrediyorsunuz? İki yıldır bu meseleyi biliyorsunuz da Allah aşkına bu sistematik tecavüzle ilgili ne yaptınız? Polisimizin elini tutan kim? Kimler ısrarla suskunluğunu koruyor?”

Biz buradan milletimize bir defa daha sesleniyoruz: “Saray ve şürekâsının bu aziz millete layık gördüğü budur. Milletimiz de yaklaşan seçimde oyunu verirken bugünleri unutmasın. Gereken cevabı sandıkta versin!”

Değerli basın mensupları, işsizlik bu dünyada yaşanan kıyamettir. Evlerde neşe, huzur bırakmaz. İşsizlik aynı zamanda, ekonomide beşeri kaynakların etkin kullanılmaması da demektir. Büyük bir israftır, büyük bir kayıptır. İşte bugün işsizlik verileri açıklandı. Ekim ayı itibariyle, ülkemizde gerçek işsiz sayısı 7 milyon 608 bin kişi olmuş. Bu, dünya üzerindeki 96 ülkenin nüfusundan fazla. Çalışmayanlar zaten yoksulluğun pençesinde bunu biliyoruz, ama artık ülkemizde çalışanlar da yoksul. Bugün dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 7 bin 786 lira. Yoksulluk sınırı 25 bin 365 lira. Artık ülkemizde 5 bin 500 liralık asgari ücret, ortalama ücret olmuş ve bu rakam açlık sınırının da yoksulluk sınırının da çok altında. Asgari ücret tespit komisyonu çalışmalarına başladı. Ama komisyon üyelerinden ve hükümetten gelen her açıklama asgari ücretlilerin ümitlerini biraz daha kırıyor. Güya Bakanlık bir anket yaptırmış. Ankete cevap veren; işverenler, “Asgari ücret 7 bin 50 lira olsun” diyormuş. İşçiler ise, “7 bin 500-7 bin 600 lira civarında olsun” diyormuş. Kamuoyu ise, “7 bin 845 lira” bekliyormuş. Kamuoyunun beklediğinin bile altında asgari cürete razı olan bu işçileri, anketörler acaba nereden bulmuşlar? Tabi Bakanlığın anket yaptığı işçiler bunu derse, Sarayın Bakanları ve şürekası da neler demez. İşte Bakan Nebati… Bugün çıkan röportajında, asgari ücretliye, memura, emekliye yapılacak zam hakkında “Dar gelirliye, fakir fukaraya vermek bereket getirir” demiş. Açıkça bu sözleriyle, memuru, emekçiyi, emekliyi ne haline getirdiklerini itiraf etmiş. AK Parti’nin Ekonomiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı da Saray bütçesini savunurken çıkmış kürsüye, dana kuşbaşı üzerinden asgari ücretlinin alım gücünün nasıl arttığını anlatıyor. Biz boşuna, “Bunlar milleti unuttu, halini görmüyor, sesini duymuyor” demiyoruz. Beyefendi, sayenizde asgari ücretli, bayramlar hariç et göremez hale geldi. Bizim asgari ücret konusunda teklifimiz açıktır. Açlık ve yoksulluk sınırlarını dikkate alarak, hem geçmiş dönemdeki refah kayıplarının telafisi, hem de önümüzdeki yıl çalışanları enflasyona ezdirmemek için, asgari ücret 10 bin 128 lira olmalıdır. Çalışanlarının yarısından fazlasının asgari ücret veya civarında bir maaş aldığı ülkemizde, böyle bir ücret çalışanların rahatlamasını sağlayacaktır.

Diğer taraftan asgari ücretin işverenleri ezmemesi, işsizliği de enflasyonu da azdırmaması gerekir. Çünkü asgari ücret, Hükümetin verdiği bir ücret değildir. Asgari ücret işverenin ödediği bir ücrettir. Bu sıkıntılı dönemde devlet de taşın altına elini koymalıdır. Gereken fedakarlığı yapmalıdır. İşverenlere verilen yüzde 5’lik SGK prim desteği, yüzde 10’a yükseltilmelidir. Bu destek işçinin SGK primine de yansıtılmalıdır. Ayrıca asgari ücretin daha emekçinin cebine bile girmeden, vergiye gitmesini önlemek üzere, vergi dilimleri derhal yeniden enflasyonu dikkate alarak düzenlenmelidir.

Değerli basın mensupları, bu çürümüş yönetim anlayışının umutlarını kırdığı bir başka kesim de Emeklilikte Yaşa Takılan vatandaşlarımız yani EYT’liler. Bu, metal yorgunu Hükümet Sayın Genel Başkanımızın zorlamasıyla bugüne kadar; emekliye iki bayram ikramiyesi verdi. Temel gıda maddelerinde vergiyi düşürdü. Elektrik faturalarından TRT payını kaldırdı. 3600 ek göstergeyi, eksik gedik verdi. KYK borçlarının faizlerini sildi. En son Genel Başkanımız, “EYT yükleniyor” mesajını verince, seçim öncesi EYT’lileri hatırlamak zorunda kaldılar. Ama üzülerek gördük ki, bu metal yorgunu yönetimin kapasitesi, 80’lerdeki Commodore 64 bilgisayarın kapasitesi kadar bile değil. Yüklerken hata verip duruyorlar. Milletimiz de bu kendinden kopmuşlara sandıkta ciddi bir “Format” atmaya hazırlanıyor. İşte en son Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın yaptığı evlere şenlik açıklamalar. EYT’li vatandaşlarımıza, Genel Kurul konuşması için randevu veren Bakan, “Çalışmanın teknik yönüyle ilgili problemler var”, “99 öncesi işe girenlerin dijital ortamda kayıtları yok”, “Evraklar kaybolmuş veya bulunamıyor” gibi gerekçelere sığınarak tam bir hayal kırıklığı yarattı… Ya Saray’ın Nebati Bakanına ne demeli? EYT’yi soran muhabire, sanki hayatında ilk kez duymuş gibi “EYT… EYT mi?” diye gülüp geçti. Bunlar bu millete, “EYT nerede? Ağaca çıktı. Kayıtlar nerede? Suya düştü. Su nerede? İnek içti. İnek nerede? Dağa kaçtı. Dağ nerede? Yandı, bitti kül oldu…” dedirttiler. Bunun adı devlet yönetiminde çürüme değildir de nedir? Devlet kurumlarıyla var olur, hafızasıyla yaşar, hafızasını da evrakında, arşivinde tutar. Birileri çıkıp “Evrak yok” diyorsa, bu “Devlet yok” demektir. Fatih Sultan Mehmet’in, ta 1453’de ne yiyip, ne içtiğinin evrakını tutan bu devlet, nasıl olur da 1999 öncesi hizmet dökümlerini tutmaz. Bunun inandırıcı hiçbir yanı yok. Buradan sesleniyoruz; artık EYT meselesinde ne yapacaksınız yapın. Milleti daha fazla perişan etmeyin.

Değerli basın mensupları, ülkeyi yöneten siyasi kadro, sadece devlet yönetimini çürütmedi. Bu millete taahhütlerini de yerine getirmedi. Millete vadettiklerinin yarısını bile veremedi. Doğru yönetilse, rahat rahat 2 trilyon dolarlık milli gelire ulaşacak bu olağanüstü ekonomiyi, bu güzel ülkeyi, bu aziz milleti çok kötü yöneterek 800 milyar dolarlık gelire mahkûm etti. Milli gelirimizi 11 yıl önceki seviyenin bile altına düşürdü. Şimdi Saray’ın kibirlisi bir taraftan on parmağında on kara bize sürmeye çalışıyor. Diğer yandan da milletten af diliyor, “Allah rızası için son bir kere oy verin” diye ağlayıp duruyor. Milletin bu timsah gözyaşlarına karnı tok. Biz kendisine söyleyelim, milletimiz size notunu çoktan vermiş, tasdiknamenizi hazırlamış. Ne kadar ağlarsanız ağlayın, ne kadar sızlarsanız sızlayın, sizi evinize göndermek için sandığı bekliyor.

CHP ve ortaklarının iktidarında artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bu çürümüşlük, kokuşmuşluk son bulacak. Bu ülkeye hak, hukuk, adalet gelecek. Bu hükümetin yerle yeksan ettiği kurumları yepyeni ve çok daha sağlıklı bir şekilde ayağa kaldıracağız. Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılında, ülkemiz yeniden küllerinden doğacak. Bu ülkenin insanlarının çalınan hayallerini, umutlarını, gülümsemelerini geri vereceğiz. Biz geleceğiz, esnaf kazanacak, çiftçi kazanacak, emekçi kazanacak, emekli kazanacak. Çalışan hakkını alacak. Gençler geleceğe umutla bakacak. Türkiye egemen güçlerin ucuz iş gücü merkezi olmayacak! Onların mülteci kampı olmayacak! Türkiye kimsenin çöp depolama alanı olmayacak! Türkiye 21. Yüzyılın en büyük atılımını gerçekleştirecek ve dünyada bir yıldız gibi parlayacak.

Biz hazırız, milletimiz hazır. Genel Başkanımızın ifadesiyle başlıyoruz!

Evet sorularınız varsa alıyım.

Soru- E fendim Jeremy Rifkin’in Türkiye’ye gelmemesi konusunda bazı eleştiriler vardı. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’yla birlikte Almanya’ya gideceğini biliyoruz. Peki sonraki süre zarfında Türkiye’ye gelecek mi Rifkin?

Faik ÖZTRAK- Şimdi Rifkin Genel Başkanımızın danışmalarından biri. Genel Başkanımız ne zaman uygun görürse kendisiyle görüşür. Bende size sormak istiyorum. Ülkedeki tüm diğer Genel Başkanların danışmanlarıyla tek tek bu kadar ilgileniyor musunuz?

Soru- Kılıçdaroğlu, katıldığı bir programda anayasa değişikliği teklifine bizim yasa önerimize ters düşmüyorsa neden karşı çıkalım demişti. Teklifi görme şansınız oldu mu ve anayasa değişikliği teklifine CHP’nin tavrı oylamada ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Bizim yasa önerimiz ortada. Biz siyasetin kadının kılık kıyafetinden elini çekmesi için bu yasa teklifini verdik. Genel Başkanımız söylemiş bizim önerilerimize ters düşmüyorsa karşı çıkmayız demiş. Genel Başkanımızın sözleri son derece açık, tevile gerek yok.

Soru- İYİ Parti Genel Başkanı, Gelecek ve DEVA Partilerine oyunuz kadar konuşun göndermesi yaptı. Birkaç gün öncede masanın sahibi biziz demişti. Bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Ben o konuşmaya baktım. Yani Sayın Genel Başkanın konuşmasında böyle bir ifade geçmiyor. Bu soru son zamanlarda hükümetin sık sık tevessül ettiği fitne çıkarıp masayı devirme çabasının bir parçası gibi görünüyor. Bu yapılanlar gülünç. Hedefine de hiçbir zaman ulaşmayacak.

Soru- CHP eski milletvekili Mehmet Sevigen, 128 milyar dolar nerede gündemi tartışılırken altılı masada bir Genel Başkanın yüklü miktarda döviz alımı yaptığını iddia etti. İddiada geçen Genel Başkan CHP Genel Başkanı mı? Altılı masadaki diğer siyasi partilere de bu soruyu iletiyoruz diye bir not düşmüş ulusal kanal.

Faik ÖZTRAK- Kusura bakmayın arkadaşlar bu sapma sapan iddiaya cevap vermiyorum.

Soru- Adalet Bakanı Bozdağ, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Adalet Bakanlığına yürümesiyle ilgili Sayın Kılıçdaroğlu Adalet Bakanlığından randevu istemedi. Eğer randevu istemiş olsaydı kendisine randevu verirdim dedi. Siz bu açıklamayı nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi Genel Başkanımız bu rezalete sessiz kalan Adalet Bakanlığının başında bir yıldır oturan bakanın çayını neden içsin arkadaşlar? Bu bakan küçük çocukların cinsel istismarına yol açan evlilikleri küçüğün ve ailesinin rızası diye sınıflandıran bir kafayla malul bir bakan. Daha Genel Başkanımızın neden oraya geldiğini bile idrak edememiş. Genel Başkanımız sana savcıların elini tutma, bırak adalet işini yapsın, bu rezalet hak ettiği cezayı görsün demek için oradaydı. Çayını içmek için değil.

Soru- Başörtüsüyle ilgili İYİ Parti ve CHP’nin tavrı burada merak ediliyor. Son kararın altılı masada alınabileceğine yönelik yorumlar var. İki önceki altılı masa toplantısında başörtüsü konuşulmuştu. Ay sonunda bir toplantı daha yapılması planlanıyor. CHP’nin, İYİ Partinin tavrı orada mı netleşecek? Masa ortak mı hareket eder? Çünkü Saadet, DEVA ve Gelecek’in bu öneriye, bu teklife evet denilmesi yönünde bir iradeye sahip olduğu söyleniyor. Son söz masada mı söylenecek?

Faik ÖZTRAK- Ben biraz önce söyleyeceğimi söyledim. Onun dışında ilave edeceğim herhangi bir şey yok.

Temiz Toplumla, Tertemiz Bir Gelecek İnşa Edeceğiz

CHP’nin “İkinci Yüzyıla Çağrı Buluşması, İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda yapıldı. CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, yaptığı konuşmada şunları söyledi:https://youtube.com/embed/RxoHgNvwzzE

Sayın Genel Başkanım, değerli yol arkadaşlarımız, saygıdeğer basın mensupları, kıymetli konuklar;

Ünlü düşünür Gramsci’nin deyimiyle; ‘Eskinin öldüğü, ama yeninin henüz doğmadığı’, bu arada çok farklı hastalık belirtilerinin ortaya çıktığı bir ara dönemdeyiz. 2008’de Küresel Finans Krizi; dünyaya hâkim olan ekonomik modeli temellerinden sarstı. 2020’de Küresel Covid salgını küresel arz zincirlerinin dağılmasına yol açtı. 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, uluslararası güç ve güvenlik dengelerini çatırdattı. Küresel sistem, yön bulmak için kendine yeni kerterizler arıyor. Uluslararası ticaret ve tedarik zincirlerinin rotası, ilkeler ve değerler temelinde, ‘dostluk’ ve ‘müttefiklik’ ekseninde yeniden çiziliyor. Dünya yeni bir sanayi devrimini yaşıyor. Yaşadığımız Dördüncü Endüstri Devrimi’nin yakıtı ‘işlenmiş veri’, iletişim teknolojisi ise sanal ve gerçek dünyanın bütünleşmesi. Otonom robotlar ve karanlık fabrikalar, nesnelerin interneti ve bulut teknolojileri, üç boyutlu yazıcılar ve artırılmış gerçeklik; tüm iş yapış biçimlerini değiştiriyor. Yaşamın her alanını dönüştürüyor.

Bu yeni dönemi iyi okuyan devletler, iyi hazırlık yapan milletler, bu yeni dönemin kazananları olacak. Hızla zenginleşecek. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılında ülkemizi Dördüncü Endüstri Devrimi’nin takipçisi ve tüketicisi değil, geliştiricisi ve üreticisi yapmaya kararlıyız. Temiz enerjiyle, temiz üretimle, temiz fonlarla, temiz toplumla, tertemiz bir gelecek inşa edeceğiz…

Zenginleşeceğiz. Milletimizi, orta gelir tuzağından kurtaracağız. Kimseyi geride bırakmayacağız. Bu büyük hamleyi Türkiye’deki ve dünyadaki tüm bilim insanlarımızla kuracağımız, büyük iş birliğiyle gerçekleştireceğiz. Biz; sahip olduğumuz üstünlükleri ve ülkemizin potansiyelini gayet iyi biliyoruz. İnsanımıza güveniyoruz. 4,5 saatlik uçuş mesafesinde; 58 ülkeye, 1,5 milyarlık nüfusa, 22 trilyon dolarlık bir pazara erişim imkânımız var. Çalışabilir aktif nüfusumuz, çocuk ve yaş almış bağımlı nüfusumuzdan hala daha hızlı artıyor.

Ama bu fırsat penceresinin kapanmakta olduğunun da farkındayız. Gençlerimiz ülkemizin en büyük servetidir. Gençlerimizin işsizliği ise en büyük israftır. Biz; genç ve dinamik iş gücümüzü, en etkin şekilde kullanacağız.

Girişimci, rekabetçi, dünyayı iyi tanıyan iş insanlarımız var. Genç ve dinamik iş gücümüzle, bilim insanlarımızla, küresel arenada rekabet eden iş insanlarımızla, eşsiz coğrafi konumumuzla, küresel tedarik zincirlerinin yeniden dizildiği şu günlerde Afro-Avrasya’nın en önemli arz ve tedarik merkezi olmaya kararlıyız. Ülkemizi hak ettiği zenginliğe kavuşturacağız.

Ekonomi Masamızla 44 ilimizi gezdik; 40 bin kilometreden fazla yol yaptık. İş ve meslek örgütleriyle konuştuk. Sorunlarını dinledik, fikirlerini aldık. Yeni Nesil Kalkınma Stratejimizi hazırladık. Aynı zamanda ekonomideki büyük yangını da gördük. Ülkemizi acilen önce feraha, ardından da refaha kavuşturacak bir programın ne kadar önemli olduğunu bir kere daha tespit ettik.

Kısa sürede ferahlamak için yanlış ekonomi politikalarının neden olduğu belirsizlik çarkını kırmamız; ülkemizin olağanüstü yüksek risk primini hızla aşağıya çekmemiz gerekiyor. Bunu gerçekleştirmek için; önce Merkez Bankası’nın başına tüm dünyanın saygı duyduğu bir ismi atayacağız. Merkez Bankası’nın hedefi ‘Enflasyonu kalıcı olarak düşük, tek haneye indirmek’ olacak. Merkez Bankası’nın araç bağımsızlığını güvence altına alacak yasal düzenlemeleri hemen yapacağız. Makroihtiyati politikaları asli işlevine döndüreceğiz.

Ekonomik öncelik ve ihtiyaçları gözeterek, 2023 Bütçesini yeniden yapacağız. Şatafata ve israfa son vereceğiz.

Cumhurbaşkanlığı makamını ait olduğu yere, Çankaya Köşküne taşıyacağız. Sağlanacak tasarruflarla krizin ezdiği kırılgan kesimleri destekleyeceğiz. ‘Mali kural’ uygulamasını başlatacağız. Türkiye Varlık Fonu’nu tasfiye ederek, bütçe birliğini sağlayacağız. Kamu Özel İşbirliği Projeleri başta olmak üzere, devletin sırtındaki tüm koşullu yükümlülükleri, Durum ve Hasar Tespit Komitesi eliyle ortaya çıkaracağız. Hızla atacağımız bu adımlarla, kısa sürede ekonomide öngörülebilirliği artıracak, risk primimizi düşürecek, makroekonomik istikrarı sağlayacağız.

Feraha kavuşmak için, iki önemli çapamız var. Güçlü Türkiye, güçlü Avrupa’dır. Türkiye’nin geleceği demokratik, kurallı dünyadadır. Avrupa Birliği üyelik müzakerelerini canlandıracağız. Bu çerçevede özellikle; 23. Yargı ve Temel Haklar Faslının gereklerini hızla tamamlayacağız. Bu fasıldaki siyasi blokajın kaldırılmasını da AB’den isteyeceğiz.

İkinci çapamız ise; hızla hayata geçireceğimiz ‘Yeni Nesil Kalkınma Stratejimiz’ olacak. Bu; hem ülkemizi ferahlatacak, hem de kalıcı refaha ulaşmamızın önünü açacak.

2030 gündemi, sürdürülebilir kalkınma amaçları ve Paris İklim Anlaşması, aslında stratejimizin en önemli küresel referanslarıdır. Biz stratejimizi dört sütun üzerine inşa ettik: Demokrasisi, kurumları ve kuralları güçlü Türkiye; üreterek zenginleşen, rekabetçi Türkiye, zenginliği adil paylaşan Türkiye, temiz ve yeşil Türkiye.

Neden kurumları ve kuralları güçlü Türkiye? Güçlü bir demokrasi, kurum ve kurallar; toplumda can ve mal güvenliğini, istikrar ve huzuru sağlar. Yatırımı, istihdamı, aşı, işi artırır. Zenginliğin önünü açar.

Bugün fert başına gelirimiz Üyesi olduğumuz Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı’nın (OECD) ancak dörtte biriyse, bunun en önemli nedenlerinden biri kurumlarımızın kalitesinin OECD’nin ancak yarısı kadar olmasıdır. Bu da daha önceki rakamlarla. Herhalde bugün bunu yapsak, yarısı bile değiliz.

Biz bu nedenle ‘Bize kral değil, kural gerek’ diyoruz. Kurumları ve kuralları güçlü Türkiye’de; ‘Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sistem’ olacak.

Cumhurbaşkanı tarafsız olacak. 85 milyonu kucaklayacak. Yargı bağımsız ve tarafsız olacak. Üstünlerin hukuku değil, hukukun üstünlüğü olacak. Merkez Bankası başta olmak üzere düzenleyici ve denetleyici kurumların araç bağımsızlıkları yasal güvence altında olacak. Kamu İhale Kanunu’nu uluslararası normlara uygun şekilde yenileyeceğiz. İhalelerde şeffaflık ve rekabeti sağlayacağız. Atamaları sadakate göre değil, liyakate göre yapacağız. Kayırmacılığa son vereceğiz. Siyasi ahlak yasasını çıkaracağız, siyasetin itibarını koruyacağız.

Kara paraya sıfır tolerans göstereceğiz. Türkiye’yi, Mali Eylem Görev Gücü’nün gri listesinden çıkaracağız. Kurumları ve kuralları güçlü Türkiye’de, OECD ülkeleriyle bu konuda aramızdaki makası, 2030’a kadar hızla kapatacağız.

Stratejimizin ikinci sütununda; zenginleşen, rekabetçi Türkiye var. İlk iş; küresel, bölgesel ve yerel kalkınma dinamiklerini takip eden, özel kesim ile yeni iş birliği modellerine öncülük eden, ekonomideki oyunculara ufuk veren Strateji ve Planlama Teşkilatı’nı kuracağız. Zenginleşen, rekabetçi Türkiye’de; sanayimizin, Endüstri 4.0 dinamikleri ile Dijital Dönüşüm ve Yeşil Dönüşüm ışığında yüksek teknolojili, katma değerli bir yapıya dönüşmesini destekleyeceğiz. Bu çerçevede üniversite-sanayi-sivil toplum-kamu iş birliği modellerini en etkin şekilde kullanacağız. Evlatlarımızı ekonominin ve çağın gerektirdiği yeteneklerle donatacak bir milli eğitim politikasını uygulayacağız. Eğitimde niceliğe değil, kaliteye odaklanacağız. Üniversitelerimizde bilimsel özgürlüğü ve özerkliği sağlayacağız. İnternete erişimi özgürleştireceğiz. Şehirlerimizin veri iletim alt yapısını güçlendireceğiz.

Ar-Ge faaliyetlerini destekleyen kurumsal yapıyı güçlendireceğiz. Yaratıcı endüstrilerin özelliklerini dikkate alarak, bu endüstriye teşvik ve destekleri daha da güçlendireceğiz. Girişimi destekleyen finansal araçları çeşitlendireceğiz.

Yeşil yatırımların, sürdürülebilirlik projelerinin ve sosyal yatırımların finansmana ulaşımını kolaylaştıracağız. Fin-Tekleri ve dijital ödeme sistemlerini yaygınlaştıracağız. Zenginleşen, rekabetçi Türkiye’de; bu konuda OECD ülkeleri ile aramızdaki makası 2030’a kadar hızla kapatacağız.

Gelelim stratejimizin üçüncü sütununa: Zenginliği adil paylaşan Türkiye’de ülkemizde hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek. Aile Destekleri Sigortasıyla her aileye asgari bir gelir sağlayacağız. Kayıt dışılığı azaltarak vergi tabanını genişleteceğiz. Vergi yükünü adil dağıtacağız. Dolaysız vergileri esas alan, dolaylı vergilerin ağırlığını azaltan vergi yapısını tesis edeceğiz. Sendikalaşmanın, örgütlü toplumun önünü açacağız. Eğitimde fırsat eşitliğini sağlayacağız. Cinsiyet eşitsizlikleriyle etkin şekilde mücadele edeceğiz. Kadınların iş yaşamına katılımı önündeki engelleri kaldıracağız. Kadınların toplumsal hayattaki konumunu güçlendireceğiz. Kadına yönelik şiddete sıfır tolerans göstereceğiz. İstanbul Sözleşmesini yeniden yürürlüğe sokacağız.

Sınırlı kamu kaynaklarını, Kanal İstanbul gibi rant projeleri için kullanmayacağız. Kaynaklarımızı GAP, DAP, KOP ve DOKAP başta olmak üzere bölgesel ekonomik gelişmişlik farklarını azaltacak yatırımlarda kullanacağız.

Zenginliği Adil Paylaşan Türkiye’de; bu konuda OECD ülkeleri ile aramızdaki büyük bir makas var, bu makası 2030’a kadar kapatmanın mücadelesini vereceğiz.

Ve stratejimizin son sütunu; Temiz, yeşil Türkiye… Dünya ekolojik limitlerine yaklaşıyor, özellikle de bölgemiz.

Türkiye’nin Paris İklim Anlaşmasını onaylamasını, 2053 için net sıfır emisyon hedefi vermesini önemsiyoruz. Bu konudaki stratejilerimizi, Sayın Böke sizlere anlatacak. Ama ben kısaca birkaç başlığa değineyim. Karbonsuzlaşma Stratejisini ve Yeşil Mutabakatı, ekolojik krizin tüm muhatapları ile beraber, toplumsal uzlaşı yoluyla oluşturacağız.

Döngüsel ekonominin imkânlarından sonuna kadar yararlanacağız. Çevreci ürünler ve sürdürülebilir üretime yönelik özel finansman yöntemleri geliştireceğiz. Temiz, Yeşil Türkiye’de; bu konuda OECD ile aramızdaki makası kapatacağız.

Yeni nesil kalkınma stratejimizle Türkiye’nin geleceğine, potansiyeline güvenen ucuz ve tertemiz fonlar ülkemize akacak. Kalkınmanın finansmanı ucuzlayıp, rahatlayacak. Türkiye hızla büyüyen yeşil fonlardan, sürdürülebilirlik fonlarından hak ettiği payı alacak.

2030’a geldiğimizde; demokrasisi, kurumları ve kuralları güçlü bir Türkiye’de, üreterek zenginleşen, rekabetçi bir Türkiye’de, zenginliği adil paylaşan bir Türkiye’de, temiz ve yeşil bir Türkiye’de: Fert başına gelirimizi 20 bin doların üstüne çıkaracağız. Milli gelirimizi 2 trilyon doların üzerine taşıyacağız. İhracatımız 600 milyar doları aşacak. 7 yılda 8,5 milyon yurttaşımıza yeni iş yaratacağız. İşsizliği ve enflasyonu düşük tek haneli rakamlara indireceğiz. Ülkemizi ve insanımızı hak ettiği refaha kavuşturacağız.

Nereye gideceğini bilmeyen kaptana hiçbir rüzgâr yardım edemez. Biz ülkemizi nereye götüreceğimizi, insanlarımıza nasıl bir gelecek sunacağımızı çok iyi biliyoruz. Temiz enerjiyle, temiz üretimle, temiz fonlarla, temiz toplumla, tertemiz bir gelecek inşa edeceğiz… Bu iddialı hedefleri yakalamaya milletimizi önce feraha, sonra refaha kavuşturmaya hazırız. Biz hazırız. Milletimiz hazır.

Sarayın Siyasi Omurgası Lades Kemiğinden Farksız

CHP Sözcüsü Öztrak, Erdoğan’ın şehit edilen 3 yaşındaki bir çocuğun na’şı üzerinden siyaset çıkarmaya çalıştığını belirterek, “Bu vicdansızlıktır, ahlaksızlıktır. Üç yaşındaki yavrumuzun tabutunun yanına seçim sandığını koyanda vicdan falan yoktur” dedi.

Bu vicdansızlığın aynısını daha öncede şehit cenazelerinin üzerine el konup nutuk atılırken gördüklerini anımsatan Öztrak, “Milletimiz oy için İmralı’dan mektup dilenenin kim olduğunu, devletin televizyonuna terörist başının kardeşini kimin çıkardığını unutmadı. Vatandaşlarımız İstanbul Belediye seçimlerinde ‘Binali mi, Sisi mi?’ diye bağıran Erdoğan’ın, sonra gidip 5 milyar dolar için Sisi’nin eline nasıl kapandığını gördü. Bunları yapanın siyasi omurgası lades kemiğinden farksızdır. Biliyoruz ki, milletimizin feraseti yüksektir. Vatandaşlarımız sandıkta gereğini yapacaktır. Bu kifayetsizleri evlerine gönderecektir” diye konuştu.

Faiz indirimlerine başlandığında politika faizinin de enflasyonun da yüzde 19 olduğunu söyleyen Öztrak, “Bugün sarayın tabela faizi yüzde 9 ama milletin kredi faizi yüzde 30. Sarayın tabela faizi 10 puan indi, milletin kredi faizi 10 puan arttı” dedi.

Türkiye’nin iç borç stokunun yüzde 27’sinin döviz cinsinden, yüzde 22’sinin de TÜFE’ye endeksli olduğunu, iç borcun döviz ve enflasyondaki hareketlere son derece duyarlı olduğunu kaydeden Öztrak, “Sarayın marifetiyle azan enflasyon, paramızın pul olması, iç borç faiz yükünü sıçratıyor. Faiz indirimlerinin başladığı geçtiğimiz Eylül’den bu yana, iç borcun anaparası 631 milyar lira artmış, faiz 1 trilyon 841 milyar lira artmış. Faiz yükündeki bu artış, anaparanın üç katı” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Bugün Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü… Ne yazık ki, dünyada cinsiyet uçurumunun en derin olduğu ülkelerden biriyiz. Türkiye, 2022 Küresel Cinsiyet Uçurumu Endeksi’nde 146 ülke içerisinde 124. sırada. Suudi Arabistan’dan birkaç sıra önde, Angola ile Nijerya arasında bir yerde. Kadına yönelik şiddet ise ülkemizin kanayan yarası. Sadece bu yılın ilk 10 ayında ülkemizde cinayete kurban giden kadın sayısı 280. Şüpheli ölümlerle birlikte, hayattan koparılan kadın sayısı 482. Mevcut Hükümetin, kadına bakışındaki çarpıklık, İstanbul Sözleşmesi’nden ülkemizi tek bir imzayla çıkarmasıyla zaten ayan beyan ortada… Biz bu ayıba mutlaka son vereceğiz. İktidarımızın ilk bir haftasında, İstanbul Sözleşmesi’ni tekrar yürürlüğe koyacağız. Bugün aynı zamanda Bosna Hersek’in, devlet olma yolunda temellerinin atıldığı özel bir gün. Bu vesileyle Bosna Hersek’teki tüm kardeşlerimizin, devlet gününü kutluyoruz.

ŞEFAAT YERİNE İNŞAAT PEŞİNDELER

Ülkemiz bu hafta ortasında deprem gerçeğiyle bir kez daha yüzleşti. Düzce’de yaşanan 6 büyüklüğündeki deprem, yürekleri ağızlara getirdi. Depremde yaşanan panikle, kalp krizi geçiren iki vatandaşımız hayatını kaybetti. Yine çok sayıda vatandaşımız yaralandı. Yaşamını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralı yurttaşlarımıza ise acil şifalar diliyoruz. Depremin değil, çürük binaların öldürdüğünü artık hepimiz biliyoruz. Ancak bu depremde de en sağlam olması gereken kamu binaları, yine enkaza döndü. 1999’da yıkılan, 2008’de yeniden yapılan Düzce Adliyesi, depremde en çok hasar gören binalar arasında. Deprem gündüz olsa o adliye binası gerçekten çok cana mal olurdu. Sağlık ocakları, okullar, camiler hepsinde durum aynı. Her depremden sonra “Şefaat” yerine, “İnşaat” peşinde koşan bu rantçı hükümet elinde, kamu binalarımız dökülüyor. 20 yıldır ülkeyi yöneten bu rantçı anlayışın elinde, en ufak sarsıntıda millet enkaz altında kalıyor. Hiçbir bahaneleri de yok… “Para” dediler, millet bunları paraya boğdu. “Yetki” dediler, millet bunlara istedikleri her yetkiyi verdi. Ama hiçbir şey değişmedi…

DEPREM VERGİSİ DİYE 36 MİLYAR DOLAR VERGİ TOPLADILAR

Deprem vergisi denen Özel İletişim Vergisi’ni, bunlar kalıcı hale getirdi. Milletin konuştuğu cep telefonundan, izlediği televizyondan, dinlediği radyodan, kullandığı internetten bugüne kadar, 36 milyar 378 milyon dolar vergi toplamışlar. Deprem için toplanan bu milyarlarca dolar nereye gitti? Nerelerde kullanıldı? Genel Başkanımız bu soruyu hep sordu. Bunu hep gündeme getirdi. Saray ve şürekâsı; ya “Yol yaptık” dedi, ya da “Bunların hesabını vermeye bizim zamanımız yok” dedi. Hep hesap vermekten kaçtı. 2003’ten bu yana; 2 trilyon 513 milyar dolar vergi topladılar. İçeriden dışarıdan 130 milyar dolar borçlandılar. Milletimizin, atadan deden kalan malını mülkünü, 63 milyar dolara da sattılar. Kendilerinden önceki 57 hükümetin 79 yılda kullandığı finansmanın dört katını kullandılar. Kendilerine saraylar yaptılar, uçak ve lüks araba filoları aldılar, deprem toplanma alanlarına AVM’ler diktiler, ama bir türlü, depreme dayanıklı kamu binası yapamadılar. 20 yılda başta İstanbul olmak üzere, depreme hassas şehirlerimizde, kentsel dönüşümü, rantsal dönüşüme çevirdiler. Doların yeşili için, İstanbul’a ihanet ettiler. Çok kıymetli bir zamanı, çok kıymetli kamu kaynaklarını heba ettiler.

TEDBİRSİZ BİR SANİYEYE DAHA TAHAMMÜLÜMÜZ YOK

Sonunda da işi yine vatandaşa yüklediler. Şarkıcı Edis’in Martıları eşliğinde, millete “Çök, kapan, tutun” dediler. Ama bunu bile ellerine yüzlerine bulaştırdılar. İki hafta önce depreme karşı, “Çök, kapan, tutun” diyerek tatbikat yaptılar. Telefonların çoğuna deprem uyarısı ya gitmedi ya da geç gitti. Düzce depreminde ise hiçbir telefona uyarı gitmedi. Çünkü yaptıkları; hep makyaj, hep pansuman, hep aspirin tedavisi… Yaptıkları her iş gösteriş, hep yalan, hep dolan… İş başına gelir gelmez, depreme hassas riskli bölgelerimizde, güçlendirme ve dönüşüm çalışmalarına hız vereceğiz. Bu konuda yerel yönetimlerimizin elini tutmayacağız. Birlikte çalışacağız. İstanbul üzerindeki yükü hafifleteceğiz. Hep söylüyoruz. “Deprem değil, tedbirsizlik öldürür.” Bizim artık tedbirsiz geçen tek bir saniyeye bile, tahammülümüz yoktur.

HAYAT PAHALILIĞI MİLLETİMİZİN GIRTLAĞINI SIKIYOR

“İnsan prangaları kadar ağır, kanatları kadar hafiftir” demiş şair Can Yücel… Ne yazık ki insanlarımızın ayağına prangalar vuran, kanatlarını ise koparan bir hükümet iş başında… Bugün hükümetin vurduğu hayat pahalılığı prangası, milletimizin ayağını değil, gırtlağını sıkıyor… Geçtiğimiz yıl, “Faiz sebep, enflasyon netice” diye bir safsata uydurdular. “Çin Modeli, Maçin modeli” dediler. Bu modele göre faiz düşecekti, ondan sonra Türk Lirası değer kaybedecekti, rekabet gücümüz artacaktı, ihracatımız şahlanacak, döviz rezervlerimiz dolup taşacak, Türk Lirası değerlenecek, enflasyon düşecekti…

SARAYIN TABELA FAİZİ %9, MİLLETİN KREDİ FAİZİ %30

Bu safsatayı uydurdukları gün, bundan yaklaşık bir yıl önce tabela faizi yüzde 19, enflasyon da yüzde 19’du… Bugün sarayın tabela faizi yüzde 9. Ama milletin kredi faizi yüzde 30. sarayın tabela faizi 10 puan indi, milletin kredi faizi 10 puan arttı. Yine aynı dönemde Dolar kuru 8 lira 65 kuruştan, 18 lira 65 kuruşa sıçradı. Türk Lirası ABD doları karşısında, yüzde 54 değer kaybetti. Paramız pul oldu. Enflasyon tam 67 puan artarak, yüzde 86’ya çıktı. O da ağır makyajlı TÜİK rakamlarıyla. Üretici enflasyonu ise yüzde 158’le tüm zamanların rekorunu kırdı. Dünya birincisi olduk. Üretici ve tüketici enflasyonu arasındaki fark 72 puana yükseldi. Böyle bir farkı tarihimizin hiçbir döneminde görmedik. Buna bakarsanız, “Turpun büyüğü hala heybede” üretici fiyatlarındaki artış, vatandaşın günlük hayatındaki fiyat etiketlerine daha tam yansımamış görünüyor. Yüzde 158’lik enflasyonu kısmen üreticiler, esnaflar, sineye çekiyorlar aslında. Kısmen de TÜİK yaptığı makyajla yok ediyor. Aslında Tüketici Enflasyonu bunlar olmasaydı çoktan, yüzde 100’ü geçmişti… Ama ne kadar enflasyonu sineye çekerlerse çeksinler, üreticilerimiz, esnafımız bu hükümete bir türlü yaranamıyorlar. Soğan patates fiyatları artıyor, suçlu üretici, depocu, halci oluyor. “Terörist” ilan ediliyorlar.

SÜTTE LEKE VAR SARAYDA YOK

Marketlerde beyaz peynirin kilosu 150 liraya koşuyor, 1 litre karton süt 25 lirayı görüyor, bu seferde suçlu marketler oluyor… Yani sütte leke var, bu kifayetsiz Saray yönetiminde leke yok… Onların bildiği en iyi iş, ellerine yüzlerine bulaştırdıkları dış politikada, para karşılığı geri basmak, tükürdüklerini yalamak. Sonra da hatalarıyla ezdikleri bu aziz millete, “Ben ne biçim devlet adamıyım ama” diye caka satmak. Sarayın kibirlisi böyle caka satarsa, Sarayın Atama Bakanı da çıkar, “Yeni Ekonomi Modeliyle ardı ardına rekorlar kırmaya başladık” diye, milletle kafa bulur. Kırdıkları rekorlar ortada… Sayelerinde son bir yılda tarımsal girdi fiyatları yüzde 138 artarak, tüm zamanların doğrudur rekorunu kırmış. Resmi verilere göre bile, bu dönemde; mazot yüzde 236, gübre yüzde 227, yem yüzde 145, ilaç yüzde 111 zam gördüyse, bu zamlar kimin eseri? Hiç şüphe yok Sarayın, liyakat fakiri ve kibirli başının eseri…

SARAYIN KİBİR ABİDESİ ZAMLARIN MÜELLİFİ

Kışa girdik. Evlere doğalgaz faturaları gelmeye başladı. Hep söylüyorum, anlatıyorum, geçen yıl 1000 lira olan doğalgaz faturası, bu yıl 2 bin 617 lira. Vatandaş televizyonlarda, “Doğalgazı açmaya korkuyorum, daha hala doğalgazı açmadım” diyecek halde. Bu kimin marifeti? Tabi ki, Sarayın kibirlisinin marifeti… Yine geçtiğimiz yıl bu zamanlar, 200 lira gelen elektrik faturası, bugün 402 lira geliyorsa bu kimin eseri? Sarayın kibirlisinin eseri… Geçtiğimiz Ekim ayında, 55 litrelik bir mazot deposu 433 liraya dolarken şimdi 1.444 liraya doluyorsa, bu zamları kim yapıyor? “Ekonominin sorumlusu benim, ben” diyen, Sarayın kibir abidesi bu zamların müellifi. Bunlar, 36 üyeli Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı içinde, bizimde üyesi olduğumuz, yüzde 137 enerji enflasyonuyla enerji fiyatları bütün ülkelerle açık ara en fazla artan ülke haline getirdiler ülkemizi. Bunun sorumlusu kim? Yine tabii ki sarayın kifayetsiz muhterisi…

HARCA, VERGİYE, CEZAYA %123 ZAM

Dün Resmi Gazete’de yayımlandı. İşte bu maktu harçlara, emlak vergisine, damga vergisine, trafik para cezalarına, pasaport ve diğer değerli kâğıt bedellerine, eğer bir düzenleme yapılmazsa bu kifayetsiz hükümet yüzde 122,93 yeniden değerleme oranında zam yapacak… Bu daha önce görülmemiş bir rekor. Böyle bir zam yaparlarsa bunlarda insaf yok, millete acımak yok. Vatandaşlarımızla aralarında saray duvarları var. Milleti görmüyorlar, duymuyorlar. Enflasyonu, hayat pahalılığını bile isteye azdırıyorlar. Milleti önce enflasyonla eziyorlar. Yetmiyor, doymuyorlar ardından bir de vergileri enflasyon kadar artırarak, milletimize çifte fatura kesmeye hazırlanıyorlar. Yani hükümet, kendi alacağına yüzde 122,93 zam yapacak. Ama iş insanı, tüccar, esnaf, bu zammı millete yansıtınca, Sarayın kibirlisi çıkacak bunları suçlu ilan edecek.

YETKİNİZİ KULLANIN İNDİRİM YAPIN

Biz buradan sesleniyoruz. Onu bunu suçlamayı bırakın, vergi ve harçlara uygulanacak zammı, yarıya indirme yetkiniz var. Motorlu Taşıtlar Vergisi’nde de yüzde 80 indirim yetkiniz var. Bu yetkileri kullanın. Vatandaşı, sebep olduğunuz hayat pahalılığına bir defa daha ezdirmeyin. Vatandaşı kamu zamlarıyla bu seferde çifte kavurmayın. Milletimiz Erdoğan yüzünden evi de, arabayı da ancak rüyasında görür hale geldi. Erdoğan, sebebi olduğu enflasyon tsunamisiyle, insanlarımızın, ailesine yuva olacak bir ev, ayağını yerden kesecek bir araba alma hayallerini çaldı. Genel Başkanımız, otomobilde ÖTV indirimi sözünü verince, bunlar da çıktılar, “Biz matrah indirimi yapacağız” dediler. Ama hep söylüyoruz, bunların her işleri makyaj, işleri algı, işleri yalan dolan… Yaptıkları matrah düzenlemesinde, dağ fare bile doğurmadı. Ne sektör, ne de vatandaş mutlu oldu. Yapılan düzenleme sınırlı araçta ve son derece sınırlı modellerde etkili olacak. Yılbaşında otomobillere gelecek yeni zamlarla da, bu düzenlemenin etkisi tamamen kaybolacak. İşte daha geçtiğimiz aylarda millete TOGG’u gösterdiler, ama milletin binebileceği TOGG’un ancak 2027’de piyasaya sürülebileceğini bugün TOGG’un genel müdürü açıklıyor. Biz buradan bir defa daha milletimize sesleniyoruz. Umutsuzluğa kapılmayın. Sandık ufukta göründü. Milletimizin, sizlerin çalınan umutlarını, hiç merak etmeyin biz telafi edeceğiz. Genel Başkanımızın ÖTV indirimi sözünü seçimden sonra yerine getireceğiz.

“KREDİYE ERİŞEMİYORUZ” FERYATLARI ARTIYOR

Dün sarayın söz dinleyen Merkez Bankası saraydan gelen talimatla dünyadaki tüm Merkez Bankaları Mersin’e giderken tersine gitmeyi sürdürdü ve tabela faizini yüzde 10,5’tan yüzde 9’a çekti. Sonra da bir şey yaptı. Daha fazla faiz indirimi yapmayacağını, bunun karar olduğunu ilan etti. Allah aşkına! Siz bu yüzde 9 faizin karar olduğunu nereden tespit ettiniz? Nassınızın sınırı yüzde 9 faize kadar mı? Yüzde 9 faizin caiz olduğuna, neye göre karar verdiniz? Yüzde 9’dan sonra kim elinizi tutuyor daha aşağı inmeyin diye? Hadi geçelim bu ahretlik soruları… Peki, sarayın bu yüzde 9 faizinden kim yararlanıyor? Sanayicimiz yararlanıyor mu? İhracatçımız yararlanıyor mu? Esnafımız, sanatkârımız yararlanıyor mu? Tüketicilerimiz yararlanıyor mu? Hayır. Sarayın bir avuç yandaş müteahhidi, batık zombi şirketleri yararlanıyor. İş insanlarımızın, “Krediye erişemiyoruz” feryadı, her gün artıyor. “Faiz düşecek, krediye erişim artacak” derken, durum tam tersi oldu. Kredilerin artış hızı yavaşladı. Ne kredi kullanma, ne de kredi alma iştahı kaldı.

FİNANS SEKTÖRÜ EKONOMİNİN YAĞIDIR, YAĞ BİTERSE YATAK SARAR

Ekonomide reel sektör arabanın motoru ise, finans sektörü de motorun yağıdır. Motor yağ eksiltmeye başlarsa, yatak sarar, araba yolda kalır. Oyun içerisinde sürekli değiştirilen kurallar, hem bankaları, hem de iş dünyasını şaşkına çevirdi. İş dünyasında stres her gün artıyor. Ekonomide öngörülebilirlik derseniz, kalmadı. Nitekim Kasım’da, reel kesim güveni son 29 ayın en düşük seviyesine geriledi. Ama hükümet durmuyor. Dünde bir kez daha oyun içinde kural değiştirdi. Bankalar Türk Lirası Mevduatlarını, toplam mevduatlarının yüzde 50’sinin üzerine taşıyamıyorlarsa, ödeyecekleri yüzde 3 komisyonu yüzde 3’ten, yüzde 8’e çıkardı. Hala sopayla, tehditle ekonomideki dolarizasyonu düşürebileceklerini sanıyorlar. Bir ekonomide dolarizasyonun panzehri güvendir. Öngörülebilirliktir. Güya dolarizasyonu engellemek için, geçtiğimiz Aralık ayında, Dövize Çevrilebilir Mevduattan bozma, Kur Korumalı Mevduatı getirdiler. “Bütçeye yükü olmayacak” dediler, Mart ayından bu yana bütçeden, Kur Korumalı Mevduat için, bankalara 91 milyar 565 milyon lira faiz ödediler. Merkez Bankası’nın ödedikleriyle beraber, bankalara mudiye verilmek üzere ödedikleri faiz 160 milyar lira. Artık KKM de vatandaşın tasarrufunu, enflasyondan koruyamaz hale geldi. 11-18 Kasım haftaları arasında, KKM stoku ilk kez geriledi. Öyle gözüküyor ki millet parasını ufak ufak çekmeye başladı. Kendi milli parasına güvenmeyen, Türk Lirası mevduatı dolara endeksleyen, kendisi vatandaşından dolarla borçlanan bir hükümet, çok açık söyleyeyim dolarizasyonu falan engelleyemez.

FAİZ YÜKÜNDEKİ ARTIŞ ANAPARADAKİ ARTIŞIN 3 KATI

İç borç stokunun yüzde 27’si döviz cinsinden. Yüzde 22’si de TÜFE’ye endeksli. İç borcumuz döviz ve enflasyondaki hareketlere son derece duyarlı. Sarayın marifetiyle azan enflasyon, paramızın pul olması, iç borç faiz yükünü sıçratıyor. Faiz indirimlerinin başladığı geçtiğimiz Eylül’den bu yana, iç borcun anaparası 631 milyar lira artmış, faiz 1 trilyon 841 milyar lira artmış. Faiz yükündeki bu artış, anaparanın üç katı… İşte bugün sarayın faizi yüzde 9, ama hazine tarafından ödenecek faiz, iç borcun anaparasını aşmış durumda.

SİSİ’NİN ELİNİ SIKMADI, KÖFTELEDİ

Hem içeriden hem de dışarıdan para bulmak giderek zorlaşıyor. Saray ekonomide sıkışıyor, sıkıştıkça da emir almaya başlıyor. Suudi Arabistan Erdoğan’a “Sisi’nin elini sık, 5 milyar doları Merkez Bankana yatırayım” diyor. Hoop birde bakıyoruz bırakın el sıkmayı, o el avuçlar arasına alınıp bir de köfteleniyor. 5 milyar dolara, “Katil Sisi”, “Zalim Sisi”, “Darbeci Sisi”, bir anda oluyor “Dostum Sisi”… Meydanlarda ardından hıçkıra hıçkıra ağlanan, dört parmak yapıp selamlatılan Rabia, Katar topraklarına defnediliyor… Şimdi de AK Partili belediyeler, meydanlara diktikleri Rabia heykellerini toplayıp, kaldırmakla meşguller. Erdoğan da bu aralar doların yeşili için, kirlettiği testiden kana kana su içmeye devam ediyor.

GÂVUR DİYE ÖLDÜRÜP ŞEHİT DİYE NAMAZ KILDIRANDAN SAKINMALI

Omurga insan iskeletinin temel eksenidir. Omurga kırılırsa onun tedavisi yoktur. Fikri tutarlılık, siyasi ilke ve inançlar, siyasetçinin omurgasıdır. Erdoğan için sürekli “gömlek değiştirmek”, “Gerekirse papaz elbisesi giymek” sıradan işlerdir… Rahmetli Osman Bölükbaşı’nın dediği gibi “Koltuğunun altında haç taşıyan, fakat hacı görünmeye çalışan, gâvur diye öldürüp, şehit diye namaz kıldıran siyasetçilerden sakınılmalıdır.” Erdoğan için tek bir öncelik vardır. O da oturduğu koltuğudur. O koltuğu korumak için Erdoğan’ın yapmayacağı şey, vermeyeceği taviz, çiğnemeyeceği değer ve ilke yoktur. O nedenle Erdoğan’ın açıkları, zaafları, bugün ülkemizin en önemli beka sorunudur. Bu arada Sarayın bekçisi de “Sisi yetmez, Esad’ın huzuruna da bir var, birkaç milyar da oradan al, belki seçime kadar dayanırız” diye ter ter tepiniyor.

ATANMIŞLAR SEÇİLMİŞLERE KÜFREDİYOR, MECLİS BAŞKANI DA İZLİYOR

İşin nerelere gittiğini açık seçik görmeye başlayan Saray ve beslemelerinin ayarı da, ağzı da bozuldu. Cumhuriyet tarihimizin en ağzı bozuk hükümeti, kuşkusuz bu hükümet. Ne seviye var, ne de edep… Plan Bütçe Komisyonunda, atanmış bakanlar seviyesizlikte birbiriyle yarışıyor. Sarayın atama bakanları, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne, milletin seçtiği vekillerine, hakaretler, küfürler yağdırıyor. Atanmışların seçilmişler üzerindeki böyle bir vesayet girişimini, bu rezaleti bu Meclis ne gördü, ne de duydu bugüne kadar. Meclis Başkanı da maşallah bunları, konu mankeni gibi izliyor. Ama Atalarımızın söylediği gibi; “Ön teker nereye çekerse, arka teker de oraya gider.” “Üslubu beyan, aynıyla insan” derler. Erdoğan’ın üslubu zaten herkesin malumu…

ZAVALLI, SEFİL, NAMERT, GAFİL DİYE BUNLARA DENİR

Şimdi Genel Başkanımızın ortaya koyduğu hakikatlere, ortaya koyduğu tedbirlere doğru düzgün cevap veremeyen bu zat, bugünlerde yine ağzından hakareti, dudaklarından küfrü düşürmeyerek, çaresizliğini sergiliyor. Buradan ifade edelim. Zavallı; ülkemizi, “Kara Paranın Aklanması ve Terörizmin Finansmanında” Mali Eylem Görev Gücü’nün gözetim altına aldığı ülke listesine, yani Gri Listeye düşürendir. Ülkemizi, hem Mali Eylem Görev Gücünün üyesi olan hem de Gri Listede bulunan tek ülke yaparak dünya aleme rezil eden, sonra da muhalefet lideri kendisinden hesap sorunca küfür edendir. Sefil; bu ülkeye 2010’dan bu yana giren 55 milyar doların, kaynağını ve sahiplerini açıklayamayan, ülkemizi, bankalarımızı başka ülkelerde mahkeme kapılarına düşürenlerdir. Türkiye’yi her hafta 5 bin uyuşturucu satıcısının tutuklandığı, hapishanelerindeki her üç kişiden birinin, uyuşturucu satıcısı olduğu bir ülke durumuna sokandır. Analar uyuşturucuya kaptırdıkları evlatlarına ağıtlar yakarken, uyuşturucu baronlarıyla poz poz fotoğraf çektirendir. Tüm dünyanın gözü önünde ülkemizi kara paraya, kirli paraya, ne idüğü belirsiz paraya muhtaç edip, sonra da dünyanın bildiğini, muhalefet söyleyince horozlanıp sövmeye başlayandır. Namert, bu güzel ülkemizi uluslararası mafyanın, saklanma, hesaplaşma ve infaz adresi haline getirenlerdir. Haysiyet fukarası, Suriye’deki iç savaşa emperyalistlerin talimatıyla çanak tutan, ülkemizi bir açık hava mülteci kampına çevirip, 45 milyar dolar faturayı bu milletinin sırtına yükleyen, namus bildiğimiz hudutlarımızı tehlikeye atan, sonra da “Bir el sıkışırız olur biter” sananlardır. Gafil ise, bütün bu rezaletlerin sorumluluğundan, muhalefete söverek kurtulabileceğini sananın adıdır. Ülkemize tüm bu kötülükleri yapanlar, tarih ve adalet önünde elbette hesap vereceklerdir.

FERAHA VE REFAHA KAVUŞTURMAYA GELİYORUZ

Türkiye’miz sırtına tüneyen, Türkiye’nin sırtına tünediği için, kendini dev sanan bu siyaset fukaralarını, artık sırtından atmaya hazırlanmaktadır. Milletimiz bu siyaset fukaralarını sırtından attığı gün, medeniyet ve refah yolunda, dev adımlarla koşmaya başlayacaktır. Dostluğu aranan, hasımlığından kaçınılan bir ülke olacaktır. Biz bunu yapmak için geliyoruz. Ülkemizi kısır tartışmalardan çıkarıp, Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılında “Feraha ve Refaha” kavuşmuş bir ülke yaratmak için geliyoruz. Sayın Genel Başkanımız 3 Aralık’ta, Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılında ülkemizi, feraha ve refaha çıkaracak büyük bir vizyonu, kamuoyuyla paylaşacak. Türkiye yepyeni bir ufka yelken açacak. Omuz omuza vereceğiz, aziz milletimizi hak ettiği feraha ve refaha kavuşturacağız. Biz hazırız. Milletimiz hazır.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim. 

Soru- Barış Yarkadaş’ın “Altılı masanın 4 partisi CHP listelerinden seçime girecek” iddiası var. Sizin bu iddia için bir yorumunuz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Sayın Yarkadaş, burada kendi şahsi görüşlerini ifade etmiş. Burada benim yorum yapmamı gerektirecek bir durum yok.

Soru- Geçtiğimiz ay MHP lideri Devlet Bahçeli, seçimin yasa çerçevesinde 18 Haziran’da yapılacağını söylemişti. Dün de ÖSYM sınav takvimini açıkladı ve YKS’nin 17 – 18 Haziran’da yapılacağını duyurdu. Ardından AK Parti’den gelen “ÖSYM çalışma yapıyor” açıklaması sonrası bu sınav takvimi de geri çekildi. Hem bu yaşananlar, hem de olası seçim tarihine ilişkin siz bir değerlendirme yapacak mısınız?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bu hükümetin artık ülkeyi yönetme kabiliyetinin kalmadığını, devlette ciddi bir yönetim krizi yaşandığını biz uzun zamandır söylüyoruz. Yani şu manzaraya bakın, devletimiz bir sınavı bile doğru düzgün yapamayacak hale geldi. KPSS’deki skandallar zinciri hafızalarda. Şimdi de doğru düzgün tarih belirleyemiyorlar YKS’yi erteliyorlar. Bu hükümetin mefluç olduğunu ayan beyan ortaya koymaktadır. Yani seçim tarihine, açıkçası seçimin kanunen ne zaman yapılacağı belli, siz geliyorsunuz bu tarihe üniversite sınavını koyuyorsunuz. Ama bu arada da ifade edelim. Bu bizim, bu bezirganların vermiş oldukları seçim tarihlerine güvendiğimiz anlamına da gelmesin. Biz yarın seçim olacakmış gibi hazırlıklarımızı sürdürüyoruz.

Soru- AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün yaptığı konuşmada terör saldırılarından söz ederken “Şehit edilen 3 yaşındaki yavrumuzun kanını yerde bırakmayalım” derken “Aynı zamanda sandıkta da bırakmayalım” dedi. Terörle mücadele üzerinden seçim mesajı verilmesini siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Rezalet. Yani şehit yavrumuzun na’şı üzerinden siyaset çıkarmaya çalışmak çok açık söyleyeyim vicdansızlıktır, ahlaksızlıktır. 3 yaşındaki yavrumuzun tabutunun yanına seçim sandığını koyanda vicdan falan yoktur. Ama biz bu vicdansızlığın aynısını daha öncede şehit cenazelerinin üzerine elini koyup nutuk atılırken de gördük. Siyasette omurganın ne kadar önemli olduğunu konuşmamda belirtmiştim. Siyasetçinin omurgası fikri tutarlılığıdır, ilkeleridir, değerleridir. Milletimiz oy için İmralı’dan mektup dilenenin kim olduğunu, devletin televizyonuna terörist başının kardeşini kimin çıkardığını unutmadı. Vatandaşlarımız İstanbul Belediye seçimlerinde Binali mi, Sisi mi diye bağıran Erdoğan’ın sonra gidip 5 milyar dolar için Sisi’nin eline nasıl kapandığını gördü. Hiç kusura bakmasın bunları yapanın siyasi omurgası lades kemiğinden farksızdır. Ve biliyoruz ki, milletimizin feraseti yüksektir. Vatandaşlarımız sandıkta gereğini yapacaktır. Bu kifayetsizleri evlerine gönderecektir.

Askerimizin Sırtından Oy Devşirmeye Kalkmak Siyaset Değildir

CHP Sözcüsü Öztrak, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Suriye ve Irak’ın kuzeyine yönelik başlattığı hava harekatı ve olası kara harekatıyla ilgili olarak, “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin teröre ve terör örgütlerine karşı mücadelesini destekliyoruz. Asker hepimizin askeridir, ordu hepimizin ordusudur. Terörle mücadelemiz meşrudur ve bu mücadeleden askerimizin sırtından kendine oy devşirmek isteyenler varsa bunun adı da maalesef siyaset değildir. Milletimiz herkesin ne yaptığını zaten görüyor, biliyor. Irak ve Suriye’de Allah Mehmetçiğimizin ayağına taş değdirmesin” değerlendirmesinde bulundu.

Erdoğan’ın daha önce hakkında “katil, zalim, darbeci” ifadelerini kullandığı Mısır Devlet Başkanı Sisi ile el sıkışma görüntülerini de değerlendiren Öztrak, “Televizyonlarda ardından hıçkıra hıçkıra ağladığı, dört parmak yapıp meydanlarda selamlattığı Rabia’yı, dün Katar topraklarına gömüverdi… Bugün Erdoğan’ın giderayak kirlettiği testiden su içmeye razı olması, pislettiğini temizlemeye çalışması, deliğe süpürülmemek için dış güçlerle pazarlık yapma çabasıdır” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Kurulumuzun gündeminde, milletimizi ezen hayat pahalılığı, kışın gelmesiyle daha da ağırlaşan elektrik ve doğalgaz faturaları, mutfakları yangın yerine çeviren zam yağmuru, kangren haline gelen genç işsizliği ve milletlerin tarihinde sadece bir defa ele geçen, demografik fırsat penceresinin ülkemiz için kapanmaya başlaması vardı. Yine toplantımızda, seçim sandığı yaklaşırken, Sarayın kibirli kişisinin dış politikadaki, “Sil baştanlarını” ele aldık. Ayrıca Irak’ın kuzeyi ve Suriye’de başlatılan Pençe-Kılıç Hava Harekâtını, Ukrayna – Rusya savaşına bağlı olarak, bölgemizde güç dengelerindeki değişimi ve ortaya çıkan fırsat ve imkânları da toplantımızda ele aldık.

MEHMETÇİKLERİMİZİN AYAĞINA TAŞ DEĞMESİN

Dün Kilis’te Öncüpınar Sınır Kapısına, hain terör örgütü tarafından, sınırın öte yakasından roketli bir saldırı düzenlendi. Akşam saatlerinde de Gaziantep Karkamış’a, benzer bir saldırı daha gerçekleştirildi. Bugün Karkamış’a yine roketli bir saldırı oldu. Ve ne yazık ki, bugün biri çocuk üç vatandaşımızın yaşamını kaybettiğini, derin bir üzüntüyle öğrendik. Yaşamdan koparılan çocuğumuz, İzmir Milletvekilimiz Mahir Polat’ın da yeğeni… Kaybettiğimiz yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyoruz. Yaralılarımız da var. Yine Kilis’teki saldırıda, 1 askerimiz ve 7 polisimiz yaralandı. Yaralı vatandaşlarımıza, güvenlik güçlerimize acil şifalar diliyoruz. Allah Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyinde operasyon yürüten, Mehmetçiklerimizin ayağına taş değdirmesin diyoruz. 

TARLADAN SOFRAYA UZANAN BÜYÜK BİR YANGIN VAR

Enflasyon bir numaralı halk düşmanıdır. Sarayın kibir hastalığıyla malul kişisinin, bilerek, isteyerek azdırdığı bu korkunç halk düşmanı karşısında, 85 milyon yurttaşımız, ayakta kalma mücadelesi veriyor. Sarayın besleyip, büyüttüğü enflasyon canavarı, hayat pahalılığı oldu. Maaşları, ücretleri, aylıkları, tüm gelirleri ezdi geçti. Masadaki ekmeğimize, kâsedeki çorbamıza, kursağımızdan geçecek bir lokma peynire, zeytine, yumurtaya göz dikti. Ülkemizde; tarladan sofraya uzanan çok büyük bir yangın var.

ÇİFTÇİ TARLAYA GİREMEZSE BU MİLLET NE YİYECEK

İşte bugün Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi açıklandı. Son bir yılda; tarımsal girdi fiyatları yüzde 138 artarak, tüm zamanların rekorunu kırdı. Bu dönemde; mazot yüzde 236, gübre yüzde 227, yem yüzde 145, ilaç yüzde 111 zamlanmış. Bu korkunç zamlarla çiftçinin tarlasına gitmesi, tarlaya çizik atması bile artık çok zor. Çiftçi tarlasına gidemeyecek, besici ahırına giremeyecek, süt üreticisi gebe hayvanlarını kesime gönderecek, o zaman bu millet ne yiyecek, ne içecek? Üreticilerimiz işler böyle giderse, “5 litre ayçiçek yağı 500 lira olur” diye, şimdiden uyarıyorlar. Ülkeyi bu hale getirenler hiç utanıp, sıkılmadan, “Biz milletimizi enflasyona ezdirmedik” diyorlar. Tarım Bakanı da kendisine dert anlatmaya çalışan, Osmaniyeli bir çiftçimize, “Sen daha adını söyleyemiyorsun” diyerek, fırça atıyor. Çiftçimizi hakir görüyor. Hep söylüyoruz. Bunlar saraylarından milleti görmüyorlar, duymuyorlar. Milletten tamamen kopmuşlar.

SÜT KRİZİ İÇİN UYARDIK, BAŞIMIZA GELDİ

Milletten kopmuş bu Saray şürekası elinde, kahvaltılıklar bile lüks oldu. Eskiden öğün atlatmak için, “Peynir, zeytinle” karın doyurulurdu. Dolapta yiyecek kalmadıysa, “İki yumurta kırılır” öyle idare edilirdi. Yumurtanın tanesi pazarda üç lira olmuş. Biz buradan aylar önce uyardık. “Yem maliyeti nedeniyle, süt veren inekler, gebe hayvanlar kesime gidiyor” diye bas bas bağırdık. “Süt üreticisini desteklemezseniz, Türkiye büyük bir süt kriziyle karşı karşıya kalacak” dedik. Ve ne yazık ki yine haklı çıktık. Sonuç ortada… Sütün litre fiyatı 20 lirayı aştı gidiyor. Alelade bir kaşarın fiyatı, 170 liradan başlıyor, 250-300 liraya kadar da çıkıyor. Beyaz peynirde de durum farksız. Sıradan bir beyaz peynirin kilosu, marketlerde artık 100 liradan başlıyor. Millet pazarlarda kırıntı peyniri bile alamaz hale geldi. Peynirin fiyatı, eti solladı…

ET ÜRETİCİSİ DE DERTLİ

Et üreticisi de dertli. Besicilerimiz, kilosunu 110 liraya mal ettiği eti, ancak 95 liraya satabiliyor. Yani besicilerimiz, kesime giden hayvanlarından kâr etmek, alın terlerinin karşılığını alabilmek için, “Daha fazla zarar etmemek için” mallarını ellerinden çıkarıyorlar. Bugün kaç baba, ailesiyle bir köfteciye gidip, gönül rahatlığıyla hesabı ödeyebiliyor? Kaç anne, ayın sonunu düşünmeden evladının istediği yemekleri mutfağında yapabiliyor? Kaç aile sofrasına bir kap et yemeğini, ay sonunu düşünmeden koyabiliyor? Kaç dede, kaç nine torununa harçlık verirken, o ay ödeyeceği elektrik, gaz faturalarını dert etmeden hareket edebiliyor? Bu ülkede okula aç gitmek zorunda kalan çocuklarımızı, nasıl doyuracağımızı konuşuyoruz.

BU AKARYAKIT FİYATLARININ SEBEBİ SARAYIN PARAMIZI PUL ETMESİ

Kara kış geldi… Evlerde sobalar, kaloriferler yanmaya başladı. Geçen yıl bu zamanlar, eve doğal gaz faturası 1000 lira geliyorsa, bu sene 2 bin 620 lira gelecek. Yine arabaların kış lastiği değişim zamanı geldi. Ankara’da bir lastik değişim ücreti 150 lira olmuş. Benzinin, mazotun fiyatını hiç söylemiyoruz bile. Uluslararası petrol fiyatları düşüyor. Ama bizde pompadaki fiyatlar nedense hiç düşmüyor. Şu anda Brent tipi petrolün varili 87 dolar. Bu senenin başında 16 Ocak’ta da fiyat buydu. Ve o gün ülkemizde benzinin litresi 13 lira 66 kuruştu. Bugün 21 lira 35 kuruş. Uluslararası piyasalarda mazotun fiyatı aynı ama dün 13 lira 85 kuruş olan mazotun fiyatı bugün 24 lira 97 kuruş. Yani şimdi o günden bugüne benzinin fiyatının yüzde 56 artmasının, mazotun fiyatının yüzde 80 artmasının sebebi ne? Ben söyleyeyim sebebini. Sebebi, Sarayın kibir abidesinin, “Dediğim dedik, çaldığım düdük” diyerek, paramızı pul etmesidir. Üyesi olduğumuz Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı’nın verilerine göre Türkiye yüzde 146’lık enerji enflasyonuyla, OECD enerji enflasyonu şampiyonu… Bu alanda en yakın rakibimize birde 46 puan fark atmışız.

BAZ ETKİSİNE BEL BAĞLADILAR

Bugün asgari ücret açlık sınırının altına düşmüş. İnsanlarımız maaşıyla, ücretleriyle, aylıklarıyla bir şey alamaz olmuşlar. Her gün ev sahipleriyle kiracılar kavga ediyorlar. Her gün televizyonlarda bu haberler var. Saray ve şürekâsı ise, sabırsızlıkla Aralık ve Ocak ayını bekliyor. Olağanüstü beceriksizliklerinin geçen yıl Aralık ve Ocak aylarında neden olduğu, olağanüstü fiyat artışlarının, endekslerin dışına çıkmasıyla enflasyonun düşeceğini bekliyorlar. Geçtiğimiz yıl neden oldukları enflasyon tsunamisinin, bu yıl tekerrür etmeyeceğini umuyorlar. Ondan sonra da çıkacaklar taş atıp, kolları yormadan, “Enflasyonu düşürdük” diye caka satacaklar. Peki, ben buradan soruyorum, evlere gelen doğalgaz ve elektrik faturalarının tutarı düşecek mi? Hayır düşmeyecek. Benzin, mazot fiyatları bir yıl önceki seviyesine inecek mi? O da inmeyecek. Peynir, et, çay, simit ucuzlayacak mı? Hayır ucuzlamayacak. Hepsinin bu fahiş fiyatları baki kalacak, değişmeyecek. Hatta artmaya devam edecek.

BAŞKA ÜLKELERİN YAPTIĞINI YAPIN, VATANDAŞA DOĞAL GAZI BEDAVA VERİN

Şu kara kışa girerken, vatandaşı bir nebze olsun rahatlatmak mı istiyorsunuz? Daha önce söyledik bir kez daha söyleyelim. Aralık veya Ocak ayında, hiçbir eve doğalgaz faturası göndermeyin. Madem Putin’le, bu kış doğalgaz parası ödememeyi görüşüyorsunuz, madem “Karadeniz’de doğalgaz bulduk” diye övünüyorsunuz, en azından bir ay doğalgazı vatandaşlarımıza bedava verin. Avrupa vatandaşına ne veriyor, ne yapıyor bir bakıverin.

VERGİ DİLİMİ TEKLİFİMİZE DESTEK VERİN

Enflasyon en acımasız vergidir. Milletin cebini sinsice kemirir. Özellikle de dar gelirliyi, emeğiyle geçinen emekçiyi ve emekliyi ezer. Maaşını, ücretini kazancını pul eder. Acımasız Saray rejimi, bir yandan milleti enflasyona ezdiriyor, bir yandan da her şeyi enflasyona göre ayarlarken, vergi dilimlerini değiştirmeyerek, zaten pul ettiği maaş ve ücretlerden, haksız vergi alıyor. Emekçinin satın alma gücü günden güne eriyor, daha yılın yarısı geçmeden, enflasyonun kuşa çevirdiği ücretler, üst vergi dilimlerine giriveriyor. Hükümet hayat pahalılığı altında ezim ezim ezdiği emekçiyi, yüksek vergi dilimleriyle bir daha eziyor. Bu durumdan sadece çalışanlar değil, işverenler de şikâyetçi. Ama sarayın kulakları duymuyor, gözleri de görmüyor. Biz vatandaşımızın derdini duyduk, durumu gördük. Grup başkan vekillerimiz, yaşanan yüksek enflasyonu dikkate alarak, mevcut gelir vergisi dilimlerinin güncellenmesi için, kanun teklifini verdiler. Biz bu teklife Meclis’teki tüm milletvekillerinden, emekçilerimiz adına destek istiyoruz.

KKM’NİN FATURASI ŞİMDİLİK 170 MİLYAR TL

Enflasyon tsunamisi, sadece maaşları, ücretleri, aylıkları değil; milletimizin tasarruflarını da eritip tüketiyor. Milletin hiç edilen tasarruflarıyla, zombiye dönmüş yandaş şirketler yüzdürülüyor. Cumhuriyet tarihinin en korkunç, servet transferi yapılıyor. Milletten acımasızca alınan vergilerle, bankaların ödeyeceği faize devletin Hazinesini kefil ettiler. Kur Korumalı Mevduat dediler, adına faiz demeden mevduat sahiplerine, Marttan bu yana bütçeden 91 milyar 565 milyon lira ödediler. Merkez Bankası’ndan ödenen faizler ise daha hala ne kadar oldu tam açıklanmadı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın dediğine göre, Merkez Bankası, Hazine’nin ödediği faizin yüzde 75’i kadar bir faiz ödemiş. İkisini toplarsak bankaların sırtından 160 milyar liralık faiz yükünü almışlar, milletin sırtına yüklemişler. Buna birde mudilere verilen, 10 milyar liralık vergi teşviki dâhil değil. “Milletin cebinden tek kuruş çıkmayacak” deyip, milletin sırtından, toplam 170 milyar liralık servet transferi yapmışlar… O da şimdilik… Sene sonuna kadar bu ne olur, önümüzdeki yıl ne olur o belli değil.

KAZANAN YİNE FAİZ LOBİSİ

Bu işten kim karlı çıktı? Ağızlarından düşürmedikleri faiz lobileri ve batık yandaş şirketler. Bankaların kârı son bir yılda 5’e katlanmış. 286 milyar 170 milyon liraya çıkmış. Şimdi bu faiz lobileri Erdoğan’ı sevmesin de kimi sevsin?

DEMGRAFİK FIRSAT KAÇIYOR, NÜFUSUMUZ YAŞLANIYOR

Bu berbat yönetim elinde, dünyada pek çok büyük değişimin yaşandığı ve bu değişime eşlik eden pek çok fırsatın ortaya çıktığı uzunca bir dönemi maalesef heba ettik. Türkiye, 1980’de küresel gelirden binde 9 pay alıyordu. Bugün küresel gelirden aldığımız pay binde 8’e düştü. Ve işin daha da kötüsü, 1980’de Türkiye’nin demografik fırsat penceresi, sonuna kadar açılmıştı bugün artık kapanıyor. Çalışma çağındaki aktif nüfusumuzla, çalışamayan bağımlı nüfusumuz arasındaki makas, artık genişlemiyor. Nüfusumuz yaşlanıyor.

3 MİLYON 245 BİN GENCİN EVİNDE KÜÇÜK KIYAMET YAŞANIYOR

İleride iktisat tarihi kitaplarında, AK Partili yıllar, “Türkiye’nin kayıp 20 yılı”  ve “Kaçan büyük fırsatlar dönemi” olarak anılacak. Artık gençlerimizi nitelikli işlerle buluşturmanın, daha da önemli olduğu bir dönemdeyiz. 15-24 yaş arasındaki 3 milyon 245 bin gencimiz, bugün ne bir işte çalışıyor, ne de okuyor. Taşı sıksa suyunu çıkaracak gençlerimiz, anasının babasının vereceği harçlığa bakarak günlerini evde geçiriyorlar. Ve bu alanda Türkiye OECD şampiyonluğunu hiç kimseye kaptırmıyor. Ben buradan ifade edeyim, eğer bir evde bir işsiz varsa, o evde küçük kıyamet yaşanıyor demektir. Bu ülkede 3 milyon 245 bin gencin evinde, 3 milyon 245 bin küçük kıyamet yaşanıyor. Zehir gibi gençlerimiz yoklukla, yoksullukla eziliyor. İşte Teknofest Karadeniz’de birinci olan bir gencimiz; maddi imkânsızlıklar nedeniyle, Erdoğan’ın elinden aldığı madalyayı, satmak zorunda kalmış. Açıkça ifade edeyim bu, sözün bittiği yerdir.

FERAHLAMIŞ BİR TÜRKİYE SÖZÜ

Sadece gençler değil, çocuklarımız da bu Hükümetin elinde açlıkla ve yoksullukla sınanıyor. Tarımın doğduğu bu mümbit topraklarda yeterince beslenemeyen çocuklarımızın bugün boylarının kısa kaldığını tartışıyoruz. Son 10 yılda, çalışmak zorunda kalan 616 çocuğumuz iş cinayetlerine kurban gitmiş, hayattan koparılmış. Önümüzdeki seçimden sonra, çocukların yatağa aç girmediği çağın gereklerine uygun eğitim aldığı, evlerinde ve okullarında huzur içinde büyüdüğü ferahlamış bir Türkiye’yi kurmaya söz veriyoruz.

DERİN YOKSULLUĞUN BİR NEDENİ DE DERİN YOLSUZLUK

Son 20 yılda bu zalim yönetim döneminde, tecrübe ederek öğrendik ki, yolsuzluğun olduğu yerde yoksulluk, yolsuzluk ve yoksulluğun olduğu yerde de sonunda yasaklar vardır. İnsanlarımız bugün derin bir yoksullukla mücadele ediyorsa, bunun en önemli nedenlerinden biri de ülkemizdeki derin yolsuzluk ağıdır. Yolsuzluk kurumları ve devleti içten içe çürütür. Devletin uluslararası itibarını fare gibi kemirir.

EKŞİ YEMEYENİN KARNI AĞRIMAZ

Son yaşadığımız olaya bir bakalım. Türkiye, 1960’dan bu yana OECD’nin üyesi. OECD Rüşvet Çalışma Grubu, yabancıların dağıttığı rüşvetlerle mücadele için, Türkiye’nin verdiği taahhütleri, uzunca bir süredir yerine getirmediğini açıkladı. OECD Rüşvet Çalışma Grubuna göre, yabancıların Türkiye’de iş almak için dağıttığı rüşvetlerle mücadelede, kamu tüzel kişilerinin sorumluluğu, rüşveti ihbar edenlerin korunması ve soruşturma yürüten savcıların bağımsızlığı konusunda, çok ciddi açıklar var. Ve bu ülkeyi yönetenler, 2014’ten bu yana söz vermelerine rağmen, bu açıkları gidermek için hiçbir adım atmamış. Biz buradan soruyoruz, sekiz yıldır bu konuda neden hiçbir adım atmadınız? Kim elinizi tuttu? Neden çekiniyorsunuz? Neden korkuyorsunuz? Ekşi yemeyenin karnı ağrımaz. Rüşvetle mücadeledeki bu eylemsizlik, rüşvetçilere gösterilen bu tolerans, ülkemizin itibarına çok büyük zararlar veriyor.

TÜRKİYE’Yİ KARA PARA AKLAMA MAKİNESİNE ÇEVİRDİLER

Üyesi olduğumuz bir başka uluslararası kuruluş, Mali Eylem Görev Gücü… O da ülkemizi, kara paranın aklanmasında, “Yüksek Gözetim Altındaki Ülkeler” liginde tutuyor. Yani meşhur Gri Liste’de… Bu listede hangi ülkeler var? Bunları bir saymak lazım çünkü bununla ilgili çok fazla spekülasyon var özelliklede yandaş basında. Bu listede Arnavutluk, Barbados, Burkina Faso, Kamboçya, Cayman Adaları, Kongo, Cebelitarık, Haiti, Jamaika, Ürdün, Mali, Fas, Mozambik, Panama, Filipinler, Senegal, Güney Sudan, Suriye, Tanzanya, Uganda, Birleşik Arap Emirlikleri, Yemen ve Türkiye… Bunun dışında bir ülke yok. Hem G-20, hem Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı, hem Mali Eylem Görev Gücü üyesi olup da, Gri Liste’de olan tek bir ülke var: O da Türkiye… Bu iktidar çıkardıkları varlık barışlarıyla, türlü türlü mali aflarla Türkiye’yi koca bir, kara para aklama makinesine çevirdi. Biz bunları söyleyince Sarayın kibirlisinin sinirleri zıplayıveriyor. “Kalem bizim elimizde. 9 kere Varlık Barışı yapan, 19 kere de, 99 kere de yapar” diyor. Sadece 2013’ten bu yana, Yolsuzluk Algı Endeksi’nde, 43 basamak birden yerimiz kötüleştiyse, 180 ülke arasında 96. sıraya kadar gerilediysek sebebi işte bu kibirdir. Bu kendini beğenmişliktir.

55 MİLYAR DOLARIN SAHİBİ ORTADA YOK

Hiç unutmayın; “Adalet güneşinin solduğu yerde, suçluların gölgeleri büyür.” Suçluların gölgelerinin büyüdüğü yere de, iş ve istihdam sağlayacak, ülkeye yüksek teknoloji getirecek, sosyal altyapıyı, sürdürülebilirliği güçlendirecek temiz para gelmez. Tıpkı bugün olduğu gibi… Ama temiz para yerine, ülkeye ne olduğu belli olmayan paralar gelir. Ondan sonrada otururlar, çaldıkları minareye kılıf uydurmaya çalışırlar. Turizm ve seyahat gelirlerini, ta 2012’ye kadar gidip, makyajlamaya kalkarlar. Ama çalınan minare o kadar büyük ki, ona hiçbir kılıf yeterli olmuyor. 2010’dan bu yana ülkeye giren, kaynağı belirsiz yaklaşık 55 milyar doların, sahibi ortada yok. Bir türlü açıklayamıyorlar. Bir kez daha soruyoruz: Bu 55 milyar dolar hırlının mı, hırsızın mı? Uyuşturucu baronlarının mı? Yoksa korunup, kollanan rüşvet paraları mı?

KÖTÜ PARA KÖTÜ SAHİPLERİNİ DE PEŞİNDEN GETİRİYOR

Kötü para iyi parayı kovar. Kötü para peşinden, kötü sahiplerini de getirir. Bugün İstanbul, uluslararası mafyanın hesaplaşma mekânına döndü. Daha geçtiğimiz haftalarda Ankara’da, 5 Afgan, elleri bağlı şekilde infaz edildi. İtalya’da 4 yıldır aranan uyuşturucu baronu, Antalya’da yakalanıverdi. Ülkemiz uluslararası uyuşturucu ticaretinin, insan ticaretinin, hem hedef, hem de transit geçiş ülkesi haline geldi. Bu güzel ülke, bu berbat tabloyu kesinlikle hak etmiyor. Ülkemizde yolsuzluğun da, rüşvetin de halledilmesi için, ilkin bunlara sebep olanların sandıkta halledilmesi gerekiyor. Onu da milletimiz çok yakında yapacak. Biz milletimizin ferasetine inanıyoruz.

RABİA’YI KATAR TOPRAKLARINA GÖMDÜ

Erdoğan giderayak, diline dış politikada bir “Sil Baştan” sözü doladı. Anlaşılan beyefendi bu seferde, Sevgili Şebnem Ferah’ın, şarkı sözlerini söylemeye niyetli. Suriye Devlet Başkanı Esad’la ilişkilerin “Haziran seçiminden sonra sil baştan” ele alınabileceğini söylemişti. Dün de daha önce “Katil Sisi”, “Zalim Sisi”, “Darbeci Sisi” dediği, Mısır Devlet Başkanı Sisi ile “Sil Baştan” yapıverdi. Televizyonlarda ardından hıçkıra hıçkıra ağladığı, dört parmak yapıp meydanlarda selamlattığı Rabia’yı, dün Katar topraklarına gömüverdi… Siyasetçi sonradan yeme ihtimaline karşı, sözlerinin yumuşak ve tatlı olmasına dikkat etmelidir. Anadolu’muzda bunla ilgili çok güzel bir söz var. “Siyasette adama kirlettiği testiden su içirirler.” Bugün Erdoğan’ın giderayak kirlettiği testiden su içmeye razı olması, pislettiğini temizlemeye çalışması, “Deliğe süpürülmemek için” dış güçlerle pazarlık yapma çabasıdır. Bunu buradan açıkça söyleyeyim. Bizim bu konuda tavrımız nettir. Mısır’la ilişkilerimiz, Suriye’yle ilişkilerimiz, bölgeyle ilişkilerimiz hızla normalleştirilmelidir.

ERDOĞAN’IN AÇIKLARI ÜLKENİN BEKA SORUNU OLDU

Tekrarlıyoruz; “Siyasetçinin geçmişi sözlerine kefil olmalı, sözleri ileride kendisinden davacı olmamalıdır.” Erdoğan’ın geçmişi de, sözleri de ortadadır. Erdoğan için tek bir öncelik vardır. O da koltuğudur. O koltuğu korumak için Erdoğan’ın yapmayacağı şey, vermeyeceği taviz yoktur. O nedenle Erdoğan’ın açıkları, zaafları, bugün ülkemizin en önemli beka sorunudur.

ERDOĞAN SİL BAŞTAN DEYİNCE, HATALARININ SONUÇLARI SİLİNMİYOR

Erdoğan’ın fotoroman İçişleri Bakanı, patlayan bombaları ABD’ye bağlıyor, “Taziyeyi asla kabul etmiyorum” diyor. Aynı gün Erdoğan Endonezya’da, taziye dilekleri için Biden’a teşekkür ediyor. Yani bu neyin nesi? Bunlar cami avlusunda başka, yurtiçinde başka, yurtdışında başka konuşuyorlar. Millet bunların bu oyunlarından artık bıktı, usandı. Şimdi Erdoğan “Sil baştan” deyince, bu milletin çektiği onca acı, katlandığı onca maliyet silinecek mi? Hayır. Erdoğan’ın Emevi Camii’nde namaz kılma rüyasının, milletimize faturası da sil baştan olacak mı? Sıfırlanacak mı? Yo! Ne gezer… 5 milyon Suriyeli ülkemize girdi. Sosyal ve ekonomik dengelerimiz altüst oldu. Suriye’den elini kolunu sallayarak gelen teröristler ülkemizde kol geziyor. Namus bildiğimiz hudutlarımız, bunların elinde yolgeçen hanı oldu, perfore oldu. Teröristlerin isimleri bile Suriyelileşti… Bu süreçte yüzlerce askerimizi Suriye’de şehit verdik. Vatandaşlarımız canını yitirdi. Bu şehitler bu canlar Erdoğan, “Sil baştan” deyince geri gelecek mi? Hayır gelmeyecek! Yaşanmamış hayatlar, sevdiklerinden çalınan anlar, hep eksikliğini hissettirecek. 

MEHMETÇİĞİMİZ ERDOĞAN’IN HATALARINI TELAFİ ETMEK İÇİN CANINI PRTAYA KOYUYOR

Bugün yine Mehmetçiğimiz, Erdoğan’ın hatalarını telafi etmek için sınırların ötesinde canını ortaya koyuyor… Hem karada hem havada operasyon üstüne operasyon yapıyor. Dualarımız Mehmetçiğimizle… Allah hiç birinin ayağının tırnağına taş değdirmesin. Ukrayna’daki savaşın ardından bölgemizdeki dengeler değişiyor. Askeri harekâtın yanında diplomasi de önem kazanıyor. Yeni dengelerin sağladığı imkânlardan bir kez daha dış politikayı iç siyasete alet etme hovardalığına, kaçmadan, başta diplomasi olmak üzere hareket etme zamanıdır. Bugün yine Erdoğan bir sürü laf etmiş. Ama sınırlarımızdan kaçak göç ne zaman sona erecek? Sınırlarımızın güvenliği ne zaman sağlanacak? Bu konuda, ne Erdoğan, ne de Fotoroman Bakanı hiçbir açıklama yapmıyor. Milletimiz asıl bunu merak ediyor. Erdoğan’ın hatalarından, pişmanlıklarından, “Sil baştan” sözlerinden bir daha söylüyorum milletimiz usandı. Milletimizin istiap haddi doldu. Artık Milletimiz sandıkta “sil baştan” yapacak. Sarayın kifayetsiz kibir abidesine “yeter artık” diyecek. Türkiye’miz sırtına tüneyen, Türkiye’nin sırtına tünediği için, kendini dev sanan bu siyasi cüceleri sırtından attığı gün, medeniyet ve refah yolunda, dev adımlarla koşmaya başlayacak. İşte biz bunu yapmaya talibiz. Ülkemizi kısır tartışmalardan çıkarıp, Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılında feraha ve refaha kavuşmuş bir ülke yaratmak için milletimizden oy istiyoruz, destek istiyoruz.

28 KASIM’DA ALTILI MASA LİDERLERİ BİR ARAYA GELİYOR

28 Kasım’da, Altılı Masayı oluşturan partilerin Sayın Genel Başkanları iktidara geldiğimizde yapacağımız Anayasa değişikliklerinin yol haritasının kamuoyuyla paylaşılacağı toplantıya katılacaklar. Omuz omuza vereceğiz, aziz milletimizi hak ettiği feraha ve refaha kavuşturacağız. Biz hazırız. Milletimiz hazır.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim. 

Soru- Türk Silahlı Kuvvetleri Irak ve Suriye’nin kuzeyinde Pençe Kılıç Hava Harekatı düzenledi. Pençe Kılıç Harekatı için sizin görüşleriniz nedir? Olası bir kara harekatı hakkında sizin görüşünüz ne olur?

Faik ÖZTRAK- Bizim bu konudaki duruşumuz son derece nettir. Defalarca söylüyoruz. Konuşmamda da söyledim izaha da muhtaç değildir. Terör bir insanlık suçudur, her türlü terör eylemine ve terör örgütünü lanetliyoruz. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin teröre ve terör örgütlerine karşı mücadelesini destekliyoruz. Asker hepimizin askeridir, ordu hepimizin ordusudur. Terörle mücadelemiz meşrudur ve bu mücadeleden askerimizin sırtından kendine oy devşirmek isteyenler varsa bunun adı da maalesef siyaset değildir. Milletimiz herkesin ne yaptığını zaten görüyor, biliyor. Bir kez daha Irak ve Suriye’de Allah Mehmetçiğimizin ayağına taş değdirmesin diyoruz.

Soru- İYİ Partili Yavuz Ağıralioğlu geçtiğimiz hafta katıldığı programda, Kılıçdaroğlu’nun adaylığından endişeliyiz açıklamasını yapmıştı. Çarşamba günü grup toplantısı sonrası da “Kazanabilir ama sağ seçmenden oy alamaz” demişti. İYİ Partinin Sayın Kılıçdaroğlu’nun adaylığına sıcak bakmadığı ifade ediliyor. Siz bu yapılan açıklamalar kapsamında bu konuyu nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Sayın Ağıralioğlu, şahsi görüşlerini ifade etmiş. Hep söylüyoruz, bu konuda kararı altılı masadaki altı partinin Sayın Genel Başkanları verecek. Onun dışında her açıklama sadece söyleyenleri bağlar.

Soru- İçişleri Bakanlığı’nın bütçe görüşmelerinde İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu ana muhalefet liderine hakaret etti ve hakaretler yargıya taşındı. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun avukatı 200 bin liralık dava açtığını duyurdu. Sizin bu konuya ilişkin bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Şimdi Meclis’te kendi bütçesi görüşülüyor. Atanmış bakan çıkıyor sorulara cevap vermek yerine ana muhalefet partisi liderine ağzına geleni söylüyor, ondan sonra da Bütçe Plan Komisyonu’ndan kaçıp gidiyor. Bu hakaretler kabul edilemez. Aslında bu fotoroman bakanın sözlerinin ederi 5 kuruştur. Bugüne kadar da bu kadarlık dava açılmıştı. Fakat bunlarda 5 kuruşluk anlayış olmadığı artık ortaya çıkmıştır. Bu sefer Sayın Genel Başkanımız anlayacakları dilden konuşmuştur 200 bin liralık tazminat davasını açmıştır. Belki biraz kendilerine çekidüzen verirler.

Tüm Türkiye Kasım Sonu, Aralık Başını Beklesin

CHP Sözcüsü Öztrak, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun ABD temaslarında Türk bilim insanlarıyla, CHP iktidarında gerçekleştirecekleri bilim ve teknoloji hamlesi için büyük bir koalisyonun temellerini attığını; İngiltere’de ise bu hamlenin girişimci ayağının geliştirilmesi ve finansmanı için önemli temaslarda bulunduğunu belirtti.

Türkiye’nin 4. Sanayi Devrimi’nin, “Seyircisi” ve “tüketicisi” değil, mutlaka, “üreticisi” olması gerektiğini vurgulayan Öztrak, “Orta gelir tuzağından ancak böyle kurtuluruz. Genel Başkanımız, bunun mücadelesini veriyor” dedi. Öztrak, “Tüm Türkiye Kasım sonunu, Aralık başını beklesin… Genel Başkanımız, uzun süredir üzerinde yoğunlaştığı çalışmayı kamuoyuyla paylaşacak… Ve Türkiye yepyeni bir ufka yelken açacak” diye konuştu.

Dünyanın şu an büyük bir dönüşüm ve devrimin içinde olduğuna dikkat çeken Öztrak, “Dijital ve yeşil dönüşüm, tüm dünyada iş tutuş biçimlerini değiştiriyor. Ama Türkiye’miz, vizyonsuz, metal yorgunu bir hükümetin, önceki çağda kalmış siyaset anlayışıyla ve onun korkunç propaganda aygıtlarıyla, türlü algı operasyonlarıyla, havanda su dövmeye devam ediyor” eleştirisinde bulundu.

Alman Hükümeti’nin vatandaşlarının Aralık ayı doğalgaz faturasını ödeme kararı aldığını anımsatan Öztrak, “Karadeniz’den çıkan doğalgazı, hiç olmazsa bu kış bu millete ücretsiz verin. Milletimizi karakışta pahalılığa ezdirmeyin. Yaparlar mı? Belki seçim korkusuyla yaparlar… Bu da daha iktidara gelmeden, Genel Başkanımızın, partimizin milletimize yaptığı bir diğer iyilik olur” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:https://youtube.com/embed/iFizov-tmHw

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Toplantı gündemiyle ilgili acıkmalarda bulunmadan önce, hafta sonu Irak’ın kuzeyinde, dört kahraman Mehmetçiğimizi, hain teröristlerin tuzak ve saldırılarında yitirdik. Şehitlerimiz Halil Yıldız, Fırat Güner, İsmail Esmer ve Mustafa Öztürk’e, Allah’tan rahmet, acılı ailelerine sabır, milletimize ise baş sağlığı diliyoruz.

79 YILDA HARCANAN PARANIN 4 KATINI, 20 YILDA HARCADILAR

Bundan 20 yıl önce 3 Kasım 2002’de, Adalet ve Kalkınma Partisi, “Yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla mücadele edeceğim” diyerek iş başı yaptı. 20 yılda Erdoğan hükümetleri; 2 trilyon 504 milyar dolar vergi topladı. 131 milyar dolar borç kullandı. Milletin atadan dededen kalan, 63 milyar dolarlık malını, mülkünü de sattı. Kendinden önce görev yapan, 57 Cumhuriyet Hükümetinin, 79 yılda harcadığı paranın dört katını sadece 20 yılda harcadı. Önceki 57 hükümet, harcadığı her 100 dolarla, 714 dolarlık milli gelir yaratırken Erdoğan hükümetleri, her 100 dolarla, ancak 533 dolar gelir yaratabildi. Toplanan paralar şatafata, israfa, debdebeye gitti. Türkiye beşli çetelere, Dolarlı, Avrolu gelir garantileriyle bu dönemde tanıştı.

20 YILDA 18 MALİ AF GETİRDİLER, YANDAŞLARIN VERGİLERİNE ÇİZİK ÇEKTİLER

Son 20 yılda, türlü adlarla 18 tane mali af gördük. Yolsuzlukla mücadele sözü verenler, yandaşların, beşli çetelerin vergi borçlarına, bir kalemde çizik çektiler. Koskoca Türkiye’yi “Kara para aklama makinesine” çevirdiler. Dünyanın en büyük kara para aklama makinelerinden biri olduk. Ülkemiz, uluslararası mafya ve uyuşturucu baronlarının, hesaplaşma alanına döndü. Yoksullukta zirve yapanlar, aziz milletimize, derin bir yoksulluğu reva gördüler.

MİLLETE SİMİT DAĞITIP KENDİLERİ ROZBİFLERİ GÖTÜRÜYOR

Çay, simit hesabıyla hükümet oldular. Millette çay, simit alacak hal bırakmadılar. Şimdi utanmadan, sıkılmadan ellerinde simitle poz veriyorlar, millete simit dağıtıyorlar. Milletimiz yiyecek ekmeği zor bulurken, bunlar saraylarında ejder meyveli smoothieleri “Kornişona sarılı dana rozbifleri” midelerine indiriyorlar.

KENDİ AÇIKLADIKLARI RAKAMDAN HABERLERİ YOK

İş başına geldikleri 2002’de, Türkiye’nin dış borcu 132 milyar dolardı. Bugün dış borcumuz 444 milyar dolar. İşbaşına geldiklerinde ülkemizde her bebek, 1.998 dolar dış borçla doğuyordu. Bugün doğan her bebek, 5 bin 219 dolar dış borçla dünyaya gözlerini açıyor. 2002’de AK Parti iş başı yaptığında, ülkemizde tüketici enflasyonu yüzde 29,7 idi. Bugün yüzde 85,5. Üretici enflasyonu yüzde 30,8 idi. Bugün yüzde 157,7. Birincisinde dünyada ilk 5 ülkeden biriyiz. İkincisinde dünya şampiyonuyuz. O da TÜİK ’in makyajlı rakamlarıyla. Önce, “Bundan böyle enflasyon daha yukarı çıkmaz” dediler. Milletimizi, görülmemiş bir enflasyona ezdirdiler. Ardından Nebati Bakan çıktı; “AK Parti döneminde, kimse ‘beni enflasyona ezdirdi’ diyemez” diyerek, milletle alay etti. Aslında bunlar kendi açıkladıkları, rakamları bile bilmiyorlar. Kendi açıkladıkları rakamlardan bihaberler. Şu Cumhurbaşkanlığı Programı. Bunun 244. sayfasını açacaklar, bir bakacaklar. Gayet açık. Tablo 2/56. Kamu işçilerinin aldığı enflasyondan arındırılmış reel ücret, 2003 yılının bile gerisine düşmüş. Memurların aldığı reel ücretler ise ancak 2015 seviyelerinde. Bugün bu ülkede, kendi işçisini, kendi memurunu, enflasyona ezdiren ama maşallah bunun hiç farkında olmayan bir hükümet iş başında…

ÖNÜMÜZ KAPKARA BİR KIŞ

Ucube Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin yürürlüğe girdiği, 2018’den bu yana, emeğin milli gelirden aldığı pay tepetaklak çakılmış. 2018’de yüzde 31’di. Emek milli gelirin yüzde 31’ini alıyordu. Bugün bu yüzde 21’e düşmüş. Erdoğan Şahsım Rejimi, emeğiyle çalışan dar ve sabit gelirlileri perişan etmiş. Bugün Aziz Milletimiz hayata kredi kartlarıyla, tüketici kredileriyle tutunmaya çalışıyor. Önümüz kapkara bir kış… Milletimizin sırtına giyeceği kışlık mont, ayağına giyeceği kışlık bot, alışveriş sitelerinde, 36 ay taksitle satılıyor. Sadece son bir yılda, elektrik yüzde 101, doğalgaz yüzde 162, benzin yüzde 155, mazot yüzde 234 zam gördü. Daha geçen kış 300 lira gelen elektrik faturası, bu yıl 600 lira olacak. Yine 1000 liralık doğalgaz faturası, 2 bin 620 lira olacak.

BİZİ KISKANAN(!) ALMAN HÜKÜMETİNİN YAPTIĞINI YAPIN

Hani Alman Hükümeti bizi kıskanıyordu ya, Alman Hükümeti vatandaşlarının Aralık ayı doğalgaz faturasını, ödemeye karar verdi. Bizde Karadeniz’de gaz bulduk. Sizde bu doğalgazı bu kış millete ücretsiz versenize… Bu kış vatandaşımızdan doğalgaz parası almasanıza… Erdoğan ve şürekâsı, milletin doğalgaz faturasını rahatlatmak yerine şöyle bir varsayım yapıyorlar. Bu yıl fiyatlar geçen seneki kadar artmaz, bizde taş atıp kolumuz yorulmadan, enflasyonun Aralık ve Ocak ayında düştüğünü görürüz. Buna da baz etkisi deniyor, bol bol da kullanıyorlar baz etkisini. Şimdi ben soruyorum, bu baz etkisiyle vatandaşın elektrik faturası, 600 liradan 300 liraya geri düşecek mi? Vatandaşın doğalgaz faturası 2 bin 620 liradan tekrar 1.000 liraya inecek mi? Hayır… Buradan bir kere daha söylüyoruz. Karadeniz’den çıkan doğalgazı, hiç olmazsa bu kış bu millete ücretsiz verin. Milletimizi karakışta pahalılığa ezdirmeyin. Yaparlar mı? Belki seçim korkusuyla yaparlar… Bu da daha iktidara gelmeden, Genel Başkanımızın, partimizin milletimize yaptığı bir diğer iyilik olur.

ÜLKEYİ UÇURUMUN KENARINDAN ALACAĞIZ

Yolsuzluğun olduğu yerde yoksulluk, yolsuzluk ve yoksulluğun olduğu yerde de, yasaklar olur. 20 yılın sonunda, sosyal medyada getirdikleri yasaklar ortada. İşte gençlerin konserlerine getirdikleri yasaklar… Milletin toplantıyla yürüyüşle protesto hakkına getirdikleri yasaklar… Emekçilerin grev hakkına getirdikleri yasaklar… “Yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla mücadele edeceğiz” diyerek milletten oy isteyenler; 20 yılın sonunda, yolsuzlukta, yoksullukta ve yasaklarda, Everest’in zirvesine çıktılar. Orada da bunu milletimizin başına bırakıp çekip gitmeye niyetliler. Ama kimse merak etmesin milletimizin teveccühüyle, ülkeyi uçurumun kenarından almak, rahatlatmak, feraha ve refaha erdirmek bizlere nasip olacak.

BİLİM TEKNOLOJİ KOALİSYONUNUN TEMELLERİNİ ATTIK, FİNANSMANI İÇİN TEMASTAYIZ

Sayın Genel Başkanımız, bir süredir çok önemli dış temaslar gerçekleştiriyor. İlkin Amerika Birleşik Devletleri’nde, dünyanın sayılı üniversitelerine, Bilimsel Araştırma ve Geliştirme Merkezlerine ziyaretlerde bulundu. Dünya çapında Türk Bilim İnsanlarımızı, laboratuvarlarında ziyaret etti. Yaptıkları araştırmaları inceledi. Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılında gerçekleştireceğimiz, bilim, teknoloji, hamlesi için oluşturacağımız büyük koalisyonun temellerini attı. Yine geçtiğimiz hafta, Sayın Genel Başkanımız bu sefer İngiltere’de, bunun girişimci ayağının geliştirilmesi ve finansmanı konularında oldukça önemli temaslarda bulundu. Dünya genelinde 5 trilyon dolarlık yatırımı yöneten, yatırım bankalarıyla, dünyanın çeşitli ülkelerinde, 100 milyar sterlinlik yeni teknoloji ve risk sermayesi yatırımı olan 14 Fon yöneticisiyle, 342 milyar dolarlık fon büyüklüğüyle, dünyanın en büyük teknolojik yatırımlarını yapan, önemli bir yatırım grubuyla da görüşme imkanını buldu.

ÜLKEMİZİN 4. SANAYİ DEVRİMİNİ DE KAÇIRMASINA İZİN VERMEYECEĞİZ

Bu ziyaretlerin çok önemli ve stratejik bir amacı var. Sayın Genel Başkanımız, ülkemizin, Türkiye’mizin 4. Sanayi Devrimi’ni kaçırmasına, müsaade etmemeye kararlı… Her ekonomik devrimin arkasında, iki temel ateşleyici vardır. Bunlardan ilki “Yeni bir enerji kaynağıdır.” İkincisi ise “Yeni bir iletişim teknolojisidir.” Birinci Sanayi Devrimi’nin, enerji kaynağı “kömür” İletişim teknolojisi “matbaa”ydı. Biz bunu kaçırdık. İkinci sanayi devriminin yakıtı “petrol” İletişim teknolojisi “radyo-televizyon”du. İkinci Sanayi Devrimi’ni de kaçırdık. Üçüncü Sanayi Devrimi ise; “Yenilenebilir enerji” ve “internetle” yapıldı. Ne yazık ki biz bunu da kaçırdık. Bu devrimlerin tamamında bir türlü üretici olamadık hep tüketici olduk. Dördüncü Sanayi Devriminin ana yakıtı ise; “İşlenmiş bilgi”, iletişim teknolojisi ise, “Gerçek ve sanal dünyanın bütünleşmesi” olacak. Nesnelerin interneti, Siber-Fiziksel sistemler, yapay zekâ, büyük veri, bulut teknolojileri, akıllı robotlar, dijital sanayileşme… Dünya bunları konuşuyor, tartışıyor.

DÜNYADA BÜYÜK BİR DEVRİM YAŞANIYOR, HÜKÜMET HAVANDA SU DÖVÜYOR

Dünya üniversite mezunu gençleri nasıl girişimci yaparız bunları konuşuyor, tartışıyor. Bunları girişimci haline getirdiğimizde bunların nasıl üretime, şirkete dönüşmelerini sağlarız, nasıl bunları bir araya getirip büyüklük sorunlarını çözeriz. Dünya yeni bir devrimin içinde… Devrim şu anda yaşanıyor… Dijital ve yeşil dönüşüm, tüm dünyada iş tutuş biçimlerini değiştiriyor. Ama Türkiye’miz, vizyonsuz, metal yorgunu bir hükümetin, önceki çağda kalmış siyaset anlayışıyla ve onun korkunç propaganda aygıtlarıyla, türlü algı operasyonlarıyla, havanda su dövmeye devam ediyor.

BU DEVRİMİN SEYİRCİSİ DEĞİL, ÜRETİCİSİ OLACAĞIZ

Genel Başkanımız, Türkiye’yi özgür dünyadan, demokratik ilke ve değerlerden, rekabetçi piyasa ekonomisinden koparmak isteyen, bu otokratik rejime “Dur” demek için, gece gündüz çalışıyor. Türkiye 85 milyonluk nüfusuyla, sahip olduğu genç nüfus avantajıyla, eşsiz coğrafi konumuyla, dinamik bir iş dünyasıyla, büyük potansiyeli olan bir ülke… Bütün bunlara sahip olup da 4. Sanayi Devrimini kaçıramayız. Dünyadaki fırsatlar orada duruyor. Arz zincirlerinin kopmasıyla arz güvenliğinin başka ülkelere kaymasıyla bizim bu fırsatları kaçıracak lüksümüz yok. Türkiye 4. Sanayi Devrimi’nin, “Seyircisi” ve “tüketicisi” değil, mutlaka, “üreticisi” olmalı. Orta gelir tuzağından ancak böyle kurtuluruz. Genel Başkanımız, bunun mücadelesini veriyor.

BU ÜLKENİN GENÇLERİ HER ŞEYİN EN İYİSİNİ HAK EDİYOR

Bu ülkenin gençleri; zenginleşmeyi hak ediyor. Bu ülkenin gençleri, özgürce yaşamayı hak ediyor. Bu ülkenin gençleri, geleceğinden emin olmayı hak ediyor. Bu ülkenin gençleri, gelişmiş ülkelerdeki akranları hangi imkânlara sahipse, o imkanlara ve hatta onların çok ötesinde imkanlara sahip olmayı hak ediyor. Ama bu mevcut yönetim anlayışıyla, dünyayla rekabet etmemiz, dijital ve yeşil dönüşümü gerçekleştirmemiz, 4. Sanayi Devrimi’nin küresel ana aktörlerinden biri olmamız ve gençlerimize hak etiklerini vermemiz mümkün değil.

ÜLKEMİZDE DE BÜYÜK BİR DEĞİŞİM ŞART

Onun için büyük bir değişim şart. Ülkemizdeki bu büyük değişim, “Kral değil, kural istiyoruz” diyen milletimizin, sandıkta göstereceği sağduyuyla başlayacak. Milletimiz 2018’den bu yana, “Kuralın değil, Kralın olduğu yerde” adaletin olmadığını; adaletin olmadığı yerde aşın, işin olmadığını yaşayarak, tecrübe ederek öğrendi. Bu ülkede kimin hapse gireceğine, kimin malına, mülküne el konacağına, bağımsız mahkemeler karar vermiyor. Sarayın kibirli mukimi karar veriyor. Ülkemiz, Uluslararası Hukukun Üstünlüğü Endeksinde, 2018’de 109. sıradaydı. Şimdi 117. sırada. Birkaç yılda 8 basamak birden düştük. İnsani Özgürlük Endeksi’nde, 2018’de 107. sıradaydık. Şimdi 139. sıradayız. Yani birkaç yıl içinde 32 basamak birden düşmüşüz.

FİKİRLER ÇARPIŞMADAN HAKİKATİN ŞİMŞEĞİ PARLAMAZ

Bugün ülkemizde, tek bir kişinin dudağından dökülen sözlerle, hoşa gitmeyen fikir sahipleri, zindanlara atılıyor, siyasi rehine olarak tutuluyor. Fikirlerin rehin alındığı bir ülkede, özgür tartışma ortamı olmaz. Fikirlerin özgürce çarpışamadığı bir yerde, hakikatin şimşeği parlamaz. Hakikatin şimşeğinin parlamadığı yerde, bilim olmaz, Araştırma-Geliştirme olmaz, nitelikli üretim olmaz. Ekonomi, orta gelir tuzağından kurtulamaz. Tıpkı bugün ülkemizde olduğu gibi… Erdoğan, 2011’de çıktı; “2023’te dünyanın en büyük, 10 ekonomisi arasına gireceğiz” dedi, milletimize söz verdi, taahhüt etti. 2023’e iki aydan az süre kaldı. 1990’da ilk 20 ekonomi arasına girmiştik, şimdi ilk 20 ekonomi arasından düşmemeye uğraşıyoruz. Bu, beceriksizliğin daniskasıdır. Erdoğan, her bir vatandaşımızın gelirini 2023’te, 25 bin dolara çıkarmayı vadetmişti.

YAYINLADIKLARI PROGRAM ÇOK ÖĞRETİCİ(!)

Yine bakın şu program, aslında bu program herkes buna bakmalı çok öğretici. Bu programın başında açtığınız zaman, baktığınız zaman altında kimin imzası var? Recep Tayyip Erdoğan. İşte bu resmi dokümanda diyor ki, size 23 bin dolar gelir vaat ettim ama bu 25 bin dolarlık gelir 23 bin dolar olmayacak, 20 bin dolar dahi olmayacak, 15 bin dolar hiç olmayacak, 10 bin 71 doları size veriyorum “Öpüp de başınıza koyun” diyor. İşte bu, otoriter saray rejiminin, vatandaşlarımıza çıkardığı çok ağır bir faturadır.

KÜRESEL MİLLİ GELİRDEN ALDIĞIMIZ PAY 42 YIL ÖNCESİNİN BİLE GERİSİNDE

Yine Erdoğan, 2023’te milli gelirimizi 2 trilyon dolara çıkarma sözünü daha 2011’de vermişti. Ama bu Cumhurbaşkanlığı programı, “2023’te milli gelir, olsa olsa 867 milyar dolar olur” diyor. Yani hadi bakalım COVID-19 salgını yaşandı. Rusya Ukrayna’yı işgal etti. Milli gelirimiz 2023’de 2 trilyon dolar olmasın da, bütün bunları yaşadığımız için 1 trilyon 900 milyar dolar olsun, hadi biraz daha da düşürelim 1 trilyon 800 milyar dolar olsun… Ama şu kitapta söylediğiniz ne ya? 867 milyar dolar… Şimdi çıkıp derler ki, bütün dünya şöyle oldu, böyle oldu. Ülkemizin küresel milli gelirden aldığı pay, daha 1980’de binde 9’muş. 2022’de binde 8’e düşmüş. Yani 42 yıl öncesinin bile bu iktidar ülkemizin dünya milli gelirinden aldığı payın, 42 yıl önce aldığı payın gerisine düşürmüş bu iktidar. Dolayısıyla dünya şöyle, dünya böyle diyecek dünyanın gerisine düşmüşüz işte. 2000’de imalat sanayimizin yaptığı, her 100 dolarlık ihracatın 7 dolar 80 senti yüksek teknolojili ürün ihracatından oluşuyormuş. Bugün bu 2 dolar 80 sente kadar düşmüş. Bunlar devletin resmi rakamları…

ADALETİN GÜNEŞİ SOLARKEN SUÇLULARIN GÖLGELERİ UZUYOR

“Adalet güneşinin solduğu yerde, suçluların gölgeleri büyür.” Suçluların gölgelerinin büyüdüğü yere de, iş ve istihdam sağlayacak, ülkeye yüksek teknoloji getirecek, temiz para gelmez. Tıpkı bugün ülkemize gelmediği gibi… Türkiye 2006’da, küresel doğrudan yatırımların yani ülkede iş ve istihdam yaratacak yatırımların yüzde 1,4’ünü alıyordu. Bugün bu yarıya düştü. Bugün artık sadece küresel yatırımların binde 7’sini alabiliyoruz.

ÜLKEMİZE TEMİZ PARA YERİNE KARA PARA GİRİYOR

Artık temiz para yerine, ülkemize bol bol kaynağı belirsiz kara para giriyor. Bu yılın ilk sekiz ayında ülkemize; doğrudan yabancı sermaye girişi, 6 milyar 832 milyon dolar olmuş. Aynı dönemde ülkemize giren kara para bunun 4 katı. Şimdi biz bu tabloyu çok sorgulayınca, soru önergeleri verince, konunun peşini bırakmayınca, Saray tayfasının etekleri tutuştu. Kara paraya makyaj yaparak aklamaya soyundular. Meğerse bugüne kadar turizm ve seyahatten elde edilen gelirleri eksik ölçüyorlarmış. 10 yıldır bunun farkına varamamışlar şimdi fark etmemişler. Dolayısıyla bir miktar turizm gelirlerinden geldi deyip bu net hata noksandan düşüyorlar. Güler misiniz, ağlar mısınız? Buna rağmen kara para girişi o kadar büyük ki, ne yapsalar bu minareye kılıf geçirmek mümkün olmuyor.

“PARA, PARADIR” DİYEREK ÜLKEYİ VAHŞİ BATI’YA ÇEVİRDİLER

Bu kaynağı belirsiz paralar, kimin parası? Hırlının mı, hırsızın mı? Rüşvetçilerin mi, uyuşturucu baronlarının mı? İktisatta bilinen bir kuraldır. Kötü para iyi parayı kovar. Kara para da temiz parayı kovar, kara sahibini de peşinden getirir. Ne diyordu Erdoğan? “Paranın rengi nedir? Dini nedir? Hiç sormadık. Çünkü paranın rengi, dini yoktur. Para paradır.” Erdoğan bu anlayışla, ülkeyi parayı verenin düdüğünü çaldığı, isteyenin istediğini yaptığı Vahşi Batı’ya çevirdi. Türkiye’nin AVM’lerinde, restoranlarında, sokaklarında, uluslararası mafya hesaplaşıyor.

ÜLKEMİZİN İÇİNE DÜŞÜRÜLDÜĞÜ HALE BİR BAKIN

İşte dün, dehşet verici bir haber Türkiye sarsıldı. Sırp mafyası ülkemizde infazlar yapıyormuş, polis de cesetleri bulmak için orayı burayı kazıyormuş… Şu içine düşürüldüğümüz hale bir bakın. Ülkemizi ne hale getirdiler. Suudiler geliyor, İstanbul Başkonsolosluğu’nda, muhalif bir Suudi gazeteciyi katlediyor. Başkonsolosluğun bahçesini mezarlığa çeviriyor. Sırp mafya grupları İstanbul’da infazlar yapıyor. Villaların bahçelerini mezarlığa çeviriyor. Koskoca İstanbul, cellatların, uluslararası mafyanın Asri Mezarlığı’na döndü. Uluslararası uyuşturucu baronlarının ikamet adresi oldu. Ülkeyi yönetenlerden tık yok… Uyuşturucu kullanımında da İstanbul, dünyanın önde gelen metropollerinden biri… Önemli bir akademik çalışmaya göre, İstanbul, dünya metropolleri arasında, değişik uyuşturucu türlerinin en çok kullanıldığı ikinci dünya şehri… Şimdi, Genel Başkanımız bu hakikatleri dillendirdi. Önce başta fotoroman siyasi figürler, suçluluğun telaşıyla ortalığı velveleye verdiler. Ama bu son skandal bile, Genel Başkanımızın ne kadar haklı olduğunu ortaya çıkardı. Ülkemizde ne yazık ki parası olana, her türlü suç işleme özgürlüğü var. Çünkü “Para, paradır” diyen bir yönetim iş başında…

HEM G20’YE ÜYEYİZ, HEM OECD’YE, HEM FATF’A… HEM DE GRİ LİSTEDEYİZ

Bu yönetimin elinde, kara paranın aklanması ve terörizmin finansmanında, stratejik açıkları bulunan ülkeler arasında sayılıyoruz. Üyesi olduğumuz Mali Eylem Görev Gücü, dünyada terörizmin finansmanı ve para aklamanın önlenmesiyle ilgili kriterleri belirliyor, denetliyor.  Ülkemizi, “Gri liste” olarak bilinen, “Yüksek Gözetim Altındaki Ülkeler” ligine aldı, burada tutuyor. Bu ligde kimler var? Burkina Faso, Haiti, Güney Sudan, Tanzanya, Suriye, Kamboçya, Uganda. İşte Türkiye’nin adı bu ülkelerle beraber anılıyor. Ülkeyi ne hale düşürdüklerine bakın. G-20 üyesi olup da, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı üyesi olup da, Mali Eylem Görev Gücü üyesi olup da, bu gri listede olan bir tane ülke var: O da Recep Tayyip Erdoğan yönetimindeki Türkiye… Böyle mi küresel finans merkezi olacağız? Bina yapmakla, binalar üzerinden rant devşirmekle finans merkezi olunmaz. Finans merkezi olmak için önce hukukun üstünlüğü gerekir. İyi yetişmiş liyakatli insan gücü gerekir. Kara parayla mücadele gerekir. Ben bir parantez açıyım bu arada İngiltere’de dinlediğimiz yatırımcılar bize şunu söylediler. Türkiye’nin gri listede olması nedeniyle Türkiye’yle iş yapmakta zorlanıyoruz. Bankalardaki işlemlerimiz diğer ülkelerin bankalardaki işlemlerine göre daha yavaş cereyan ediyor çünkü bankalar siz gri listedesiniz bu paranın menşei nedir araştırmak zorundayım diyorlar diyor. Yani gri listede olmanın milletimize bir maliyeti var.

BU AYIBA SON VERECEĞİZ

Buradan söylüyoruz, seçimden hemen sonra ilk işimiz, bu ayıba bir son vermek olacak. Kara paraya ve kara para sahiplerine amansız bir savaş açacağız. Bu ülkeyi uyuşturucu baronlarına, mafyaya ve onun işbirlikçilerine dar edeceğiz. Ülkemizin bugün küresel standartta büyümesinin önünü temiz parayla açacağız. Genel Başkanımız bunun hazırlığını yapıyor. Biz bu ülkeden beşli çeteleri de, uluslararası ve yerli mafyayı da, rüşvetçileri, kirli, yozlaşmış ilişki ağlarını da, temizlemekte kararlıyız. Bu ülkenin gençlerine, tertemiz bir gelecek bırakacağız. Bizim hayalimizdeki Türkiye, dünyadaki yenilikçi kaynakları hızla kendine çeken, refah seviyesini hızla artıran, gelirin adil paylaşıldığı, sosyal adaletin sağlandığı bir Türkiye.

TÜRKİYE KASIM SONU, ARALIK BAŞINI BEKLESİN

Tüm Türkiye Kasım sonunu, Aralık başını beklesin… Genel Başkanımız, uzun süredir üzerinde yoğunlaştığı çalışmayı kamuoyuyla paylaşacak… Ve Türkiye yepyeni bir ufka yelken açacak… Önümüzdeki seçim, sıradan bir seçim değil. Önümüzde seçimde, iki Türkiye arasında tercih yapacağız. Bir tarafta özgürlükten yana biz demokratlar yani biz olacağız. Diğer tarafta Türkiye’yi Kuzey Kore’ye, Venezüella’ya benzetmeye çalışan otokratlar olacak. Bir tarafta tüyü bitmedik yetimin hakkına sahip çıkan, Bay Kemal’ler olacak. Diğer tarafta kara parayla semiren beşli çetelerin hamileri olacak. Bir tarafta helalinden para kazanan, milletin asil evlatları olacak, diğer tarafta kara parayla servetlerine servet katan, gemicikleriyle milyarlarca doları, vergi cennetlerine kaçıran Sarayın mahdumları olacak.

TÜRKİYE KENDİNİ DEV SANAN CÜCELERDEN KURTULACAK

Biz şundan çok eminiz: Türkiye, sırtına tüneyen, Türkiye’nin sırtına tünediği için, kendini dev sanan cüceleri, bu seçimde artık sırtından atacak. Medeniyet ve refah yolunda, dev adımlarla koşmaya başlayacak. Bundan hiç şüphemiz yok. Türkiye’miz güzel ve kudretli bir ülkedir. İnsanlarımız çok çalışkandır, zekidir. Dünyanın her yerinde bu ülkeyi seven, kalbi ülkesi için atan yurttaşlarımız vardır. Artık zaman, karanlığı hep beraber yırtıp, atma zamanıdır. Kendi içimizde de tüm komşularımızla, huzur içinde yaşama zamanıdır. Ekmeği, aşı, işi hep beraber büyütme zamanıdır. Aşımızı, ekmeğimizi hakça paylaşma zamanıdır. Onun için, çağrımız milletimize. Katılın bize…

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “İngiltere’ye temiz para bulmaya gidiyorum” dedi. Geçmişte ise “tefeciler” diye eleştiriler yapmıştı. İngiltere’nin gri listede yer alma sorusunu “bilmiyorum” diyerek de yanıtsız bıraktı. Sizin bu olaya ilişkin bir yorumunuz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Yani bu soruyu soran bir basın mensubu herhalde bir basın mensubu değil olsa olsa bir troldür. Genel Başkanımıza bu basın kuruluşunun muhabiri Londra’da güya soru soruyor. Ama bakıyorsunuz korsan bildiri okuyor. Havuz medyası İngiltere’yi kara para aklamakla suçluyor. Genel Başkanımız da “İngiltere’nin gri listede olduğunu bilmiyorum” diyerek bu soruyu soran muhabirle dalgasını geçiyor. Havuz medyası görmek isterse FATF’ın listesi ortada. Gri listede olan tek G-20 ülkesi, tek OECD ülkesi, tek FATF üyesi ne yazık ki Türkiye. Anlaşılan havuz medyası bunu anlamıyor ya da gerçekten anlamak istemiyor. Artık işi o kadar azıttılar ki, Genel Başkanımızın orada vermiş olduğu cevabın başını sonunu kesiyorlar algı operasyonu çekmeye, komplo yapmaya kalkıyorlar. Gazetecinin ahlakı vardır. Bu yapılanın adı gazetecilik değildir. Olsa olsa tetikçiliktir.

Soru- AK Parti geçtiğimiz hafta başörtüsüyle ilgili anayasa değişikliği teklifiyle ilgili muhalefetle görüştü. Bu kapsamda HDP ziyareti de oldu. Ancak bu ziyaret AK Parti içinden de tepkilere neden oldu hatta AKP MKYK üyesi, “Kapatılması gereken bir partiyse onlarla niye anayasa konuşuyoruz” dedi. Yine AK Parti Şanlıurfa milletvekili de “HDP legal bir parti görüşmemek abes olur” dedi kendi parti içinden gelen tepkilere. Sizin bu konudaki yorumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Biz baştan itibaren söylüyoruz. Aziz milletimizin oyuyla seçilip parlamentoya gelen her partiyle görüşmek demokrasinin gereğidir. Ancak siyasette tutarlı olmak da bir başka önemli haslettir. Siyasette nerede soyunduysanız orada giyineceksiniz. Ama anlaşılan Erdoğan’ın referandum yapabilmek için gözü dönmüş vaziyette. “Çakma Orbanlığa” özeniyor. Referandum sandığıyla millete çektirdiklerini unutturmaya çalışıyor. İki sandık getirecek, öbür sandıkta milletin çektiklerini millet unutacak zannediyor. Tekrar söylüyorum, çok güzel bir sözümüz var ‘Kurt kışı geçirir ama yediği ayazı unutmaz’. Çakma Orbanlık, Müslüman mahallesinde salyangoz satmak bu ülkede sökmez.

Bu arada daha geçtiğimiz hafta bu partiye demediğini bırakmayan Bahçeli’nin yarın neler söyleyeceğini de merakla bekliyoruz. Şunun bir kez daha altını çizmek isterim. İnsan hakları konusunda referandum olmaz. Türkiye’de kadının ne giyip ne giymediğine müdahale edilmesini önleyen kanun teklifimiz mecliste. Türk kadınının kendisine yakışan neyse serbestçe onu giyebilmesi konusunda bu iktidar, bu hükümet eğer samimiyse gelsinler bir günde bu yasayı çıkartalım.

Soru- AK Parti’nin başörtüsüyle ilgili anayasa değişikliği teklifi MYK’da gündeme geldi mi? CHP’nin bu konudaki tutumu ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Bu konuda Grup Başkanvekillerimiz zaten gereken cevabı verdiler. Dolayısıyla bu konu MYK’da gündeme gelmedi.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com