Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

Damat Bu İşin Neresinde?

CHP Sözcüsü Öztrak, Türkiye’nin Kuzey Irak Yönetiminin çıkardığı petrolü Kerkük-Yumurtalık-Ceyhan Boru Hattı üzerinden uluslararası piyasalara sattığı gerekçesiyle uluslararası tahkimde 1,4 milyar dolar tazminata mahkûm edildiği haberlerini değerlendirerek, “Kuzey Irak petrolünün, Irak Anayasasına aykırı şekilde, uluslararası pazarlara ulaştırılmasına, izin veren kim? Bu ticaretten Türkiye’de kimler nemalandı? Erdoğan ailesi bu işin neresinde? Damat bu işin neresinde?” diye sordu.

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi güzel bir huyu olduğunu belirten Öztrak, “Milletimizin sırtına yüklenen bu olağanüstü faturanın sorumlularını ortaya çıkarmak da, Merkez Bankası’nın arka kapısından buharlaştırılan 128 milyar doların hesabını sormak da, milletimizden çalınan 418 milyar doları da söke söke alıp, milletimize vermek de bizim boynumuzun borcudur” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Gücün zekâtı, tevazudur. Bu zekât ödenmezse, güç kibre dönüşür. Hayatta her şey inceldiği yerden kopar. Kibir ise zırh gibi kalınlaştıkça, etrafını yakıp, yıkar. Büyük zararlar verir. 2018’den bu yana, 85 milyonluk koca Türkiye, bunu yaşayarak, tecrübe ediyor. Erdoğan’ın arşa ulaşan kibri, ülkemizin her bir ferdini mağdur ediyor. Ucube Şahsım Rejimi ve kibirlisinin elinde, ülkemizde çürümeyen, zarar görmeyen, çökmeyen tek bir şey kalmadı. Devletin adalet direği çöktü. Köklü kurumları çöktü. Eğitim çöktü. Dış politika çöktü. Ekonomi çöktü. Sağlık çöktü. Ve en sonunda, depremde binalarımız, yollarımız çöktü.

AFET BU KİBİR ABİDESİNİN ELİNDE FELAKETE DÖNÜŞTÜ

Afetler bu kibir abidesinin elinde, felakete dönüştü. İlk iki gün enkazın başında devlet yoktu. Mehmetçiğe zamanında emir verilmediği için, askerimiz yoktu. Deprem enkazının altında, 50 binden fazla yurttaşımız, yardım çağırarak soğukta donarak can verdi. Enkazın başında bekleyen çaresiz analardan, babalardan, çocuklardan, dedelerden, ninelerden, “Nerede bu devlet” feryatları yükseldi. Sahra hastaneleri, sahra mutfakları, sahra çadırları bir türlü kurulamadı. Enkazdan çıkanlara, evini barkını kaybedenlere, Mehmetçiğimizin sıcak yardım eli hızla ulaştırılamadı. Oysa daha önceki felaketlerde, Mehmetçiğimizin bu sıcak yardım eli, muhtaçları vakit yitirmeden kucaklamıştı. Mehmetçiğimizin bir tas sıcak çorbası, üşüyen bedenleri, hızla ısıtmıştı. Ama arşa çıkmış kibirleri, beceriksizlikleri, kifayetsizlikleri, ideolojik önyargıları nedeniyle, bunlar yapılamadı. Bir yönetici her şeyden vazgeçebilir. Ama sorumluluklarından vazgeçemez. Bu ülkeyi 21 yıldır yönettiklerini iddia edenler, sebebi oldukları 50 bin can kaybının, sorumluluğundan asla kaçamaz… Ama Sarayın Kibirlisi, fütursuzca sorumluluktan kaçmaya çalışıyor.

SORUMLULUK SARAY’DA DEĞİL ÖLENLERDEYMİŞ

Dün yine çıkmış, çeşitli bahaneler uyduruyor. Neymiş? “Tabiatın kendi işleyişine saygılı bir hayat nizamı kurmazsanız, bir gün gelir tabiat hakkı olanı alır götürür. Atalarımız çok güzel söylemiş; ‘Dere yatağında akar.’ Depreme dayanıksız bina yaparsanız, ilk büyük sallantıda yıkılır. Dere yatağına bina inşa ederseniz, ilk büyük yağışta sele kapılır. Ormanları korumazsanız, ilk büyük yangında varınızı yoğunuzu kül eder. Yumuşak ve meyilli sırta ev kurarsanız, gün gelir toprak onu yutar.” Yani, sellerde, depremlerde, yangınlarda, toprak kaymalarında ölenlerin sorumluluğu, ölenlerin kendisindeymiş… Buralara inşaat yapılmasına izin verenlerin, buna göz yumanların, bu binaları güçlendirmeyenlerin hiçbir sorumluluğu yokmuş. Ülkeyi 21 yıldır yöneten rantiyeci kibir abidesinin, bu can kayıplarında, bu büyük yıkımda, hiçbir sorumluluğu yokmuş. Yine her zaman yaptığını yapmış. Sadece yetkiler benim, sorumluluk ise milletin, iyi ne varsa benden, kötü ne varsa milletten, demiş.

BUNLARI YAPAN ERDOĞAN

Hep diyoruz; arsızlık bunların siyasetinin en büyük sermayesi. Arsız arlanmayı hiç bilmez. Hiçbir şeyden utanmaz. Utancı gidenin kalbi de, zaten ölüdür.

İş başında olduğu 21 yılda, 9 kez imar affı çıkaran kim? Sarayın Kibirlisi Erdoğan…

Çıkardığı imar aflarıyla, depreme dayanıksız binaları affeden kim? Tabi ki Sarayın kibirlisi Erdoğan…

2018’de çıkardığı imar affıyla, seçim meydanlarında, “Hayırlı olsun” diye böbürlenen kim? Tabi ki Sarayın kibirlisi Erdoğan…

İmar aflarına reklam filmi çeken kim? Tabi ki Sarayın kibirlisi Erdoğan…

Dere yataklarına evler yapılırken, bunlara izin veren kim? Tabi ki Sarayın kibirlisi Erdoğan…

İstanbul’a, kadim şehrimizin tarihi siluetine ihanet eden kim? Tabi ki Sarayın kibirlisi Erdoğan…

Karadeniz’in yaylalarının, güzelim Ayder’in rant uğruna talanına seyirci kalan kim? Tabi ki Sarayın kibirlisi Erdoğan…

Derelerine, doğasına sahip çıkan yaşlı başlı köylülerimizi jandarmalara hırpalatan kim? Tabi ki Sarayın kibirlisi Erdoğan…

Kendisi uçan saraylarda oradan oraya gezerken, orman yangınlarını söndürmek için, uçak almayan kim? Tabi ki Sarayın kibirlisi Erdoğan…

Türk Hava Kurumu’nun mevcut yangın söndürme uçaklarını, çürümeye terk eden kim? Tabi ki yine Sarayın kibirlisi Erdoğan…

Yaşadığımız her afet bugün bir felakete dönüşüyorsa, bunun sebebi 21 yıldır ülkenin başındaki hükümet ve onun başı Erdoğan’dır, Erdoğan. Ama Erdoğan sorumluluklarından kaçmaya çalışsa da, sorumluluklarından kaçmanın sonuçlarından kaçamayacaktır. Sonuç apaçık ortada; 21 yıldır Erdoğan’ın kibrinin, kifayetsizliğinin, beceriksizliğinin bedelini, milletimiz ya canıyla, ya da malıyla ödüyor.

BEYİN CERRAHI TİTİZLİĞİYLE PLANLANMALI

Kahramanmaraş depremlerinde de, 50 binden fazla yurttaşımızı kaybettik. Bizim hesaplamalarımıza göre, fiziki ve beşeri sermaye kayıplarımızın toplamı, 126 milyar dolar… En son Uluslararası Çalışma Örgütü, ILO, Kahramanmaraş depremlerinin, çalışma hayatına etkilerini araştırmış. ILO’ya göre, deprem, bölgedeki çalışma saatlerinde, yüzde 16’lık bir kayba neden olmuş. Bu 657 bin 147 tam zamanlı işçinin, işini kaybetmesi anlamına geliyor. Emekçilerimizin gelirinde yaşanan aylık kayıpsa, 150 milyon dolar. Her bir çalışanın aylık kaybı ise 4.351 lira. Yani ayda 231 dolar. Deprem bölgesinde 220 bin civarında iş yeri, ya yıkık, ya da ağır hasarlı. Yine deprem bölgesinde ekonomik aktivitedeki yavaşlama, çalışma saati bakımından, en az Adana’da, en çok da Malatya’da… Hep söylüyoruz. Deprem bölgesindeki her ilin, hatta her bir ilçenin ihtiyaçları birbirinden farklı. Adana’nın ihtiyaçları ile Malatya’nınki aynı değil. Diyarbakır ile Adıyaman’ın ihtiyaçları da aynı değil. Her yerleşim yerinin ihtiyaçlarına göre, adeta bir beyin cerrahı titizliğiyle bir planlama, programlama yapmak lazım… Ama ne Sarayın kibirlisinin, ne de şürekasının böyle bir kapasitesi yok. Onların tek derdi var, bol bol ihale yapmak, törenle, seyyar, müteharrik temeller atmak. Sosyete pazarı çığırtkanı edasıyla da beton pazarlamak…

AÇIK AÇIK KARŞILIKSIZ PARA BASACAĞIZ DİYORLAR

Ziya Paşa şu beytini yazarken, sanki bugün olanları görmüş de yazmış… “İdrâk-i maâlî bu küçük akla gerekmez, zira bu terazi o kadar sıkleti çekmez.” Gerçekten o kadar akıldan, bilimden, hikmetten, tarihten bihaberler ki… Cumhur İttifakı, Yeniden Refah Partisi’yle bir protokol imzalıyor. Protokolle, “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın, Hazine’yi fonlamasının, önündeki engellerin kaldırılması”nı oturuyorlar birlikte hükme bağlıyorlar. Birde altına imza atıyorlar. Açık, açık “biz karşılıksız para basacağız” diyorlar. Nobel ekonomi ödülü sahibi, Paul Krugman: “Karşılıksız para basmak, çok fazla tatlı yemek gibidir. Yerken kendinizi iyi hissedersiniz. Sıkıntıları ise sonradan ortaya çıkar” diyor.  Tıpkı bugün olduğu gibi…

200 LİRA ÇIKTIĞINDA 130 DOLAR ALIYORDU, ŞİMDİ ANCAK 10 DOLAR

Şu elimde tuttuğum banknot 200 lira, ilk kez 2009 Ocak ayında tedavüle girdi. 2009 Ocak ayı başında, bu banknotla 130 dolar alınıyordu. Bugün ancak 10 dolar 50 sent alınabiliyor. Yine 2009 Ocak ayında, 200 lira ile doldurduğunuz pazar filesini, bugün doldurmaya kalksanız, ödemeniz gereken miktar: 500 lira değil, 1.000 lira değil, 1.500 lira değil, 2.000 lira değil. Tamı tamına 2 bin 209 lira… Bu 200 liranın yanına, 10 tane daha aynısından koysanız, 2009’un Ocak ayında aldığınız, meyveyi, sebzeyi, eti, peyniri almanıza yetmiyor.

ASGARİ ÜCRETLİNİN MASASINDAKİ PEYNİRİ, YUMURTAYI, ETİ ALIP GÖTÜRDÜ

2011 yılında Erdoğan ne diyordu? “Eğer biz geldiğimizde asgari ücretle aldığın yumurtadan, aldığın sütten, aldığın peynirden, aldığın ekmekten bugün daha az alıyorsan, bize oy verme…” Madem öyle, Sarayın kibirlisinin, enflasyonla millete ödettiği hesabı da, önüne bir koyalım bakalım. Erdoğan’ın ucube şahsım rejiminin hayata geçtiği, 2018’in Haziran ayında, asgari ücretle 73 kilo beyaz peynir alınıyordu. Bugün 60 kilo alınabiliyor. Ucube Cumhurbaşkanlığı Hükümetinin başı Erdoğan 5 yılda, asgari ücretlinin sofrasından 13 kilo peyniri aldı götürdü. 5 yıl önce asgari ücretle, 3 bin 562 yumurta alınabiliyordu. Bugün 2 bin 933 tane alınabiliyor. Ucube Cumhurbaşkanlığı Hükümetinin başı Erdoğan asgari ücretlinin sofrasından 629 yumurtayı almış götürmüş. Bundan 5 yıl önce asgari ücretle sofrasına 162 kilo tavuk eti koyabilen vatandaşımız, bugün sofrasına 141 kilo tavuk eti koyabiliyor. Ucube Cumhurbaşkanlığı Hükümetinin başı Erdoğan asgari ücretlinin sofrasından 21 kilo tavuk etini kapıvermiş. Ucube Cumhurbaşkanlığı Hükümeti döneminde sofraya konan, pirincin 28 kilosunu, toz şekerin 41 kilosunu, Sarayın kibirlisi alıp götürmüş. Hangi birini söyleyelim. Bu liste uzayıp gidiyor. Peki, bunun sorumlusu kim? Tabii ki “Ekonominin sorumlusu benim, ben” diyen Erdoğan.

DÜNYADA GIDA UCUZLARKEN BİZDE PAHALANIYOR

Bugün dünyada gıda fiyatları düşerken bizde arşa çıktıysa, bir kilo kıyma 300 lirayı aştıysa, bir kilo soğan bugün 20 lirayı bulduysa, yumurtanın kartonu 90 liraya, karton sütün litresi 30 liraya dayandıysa, bunun sorumlusu kim? Tabii ki “Ekonominin sorumlusu benim, ben” diyen Erdoğan. Bugün gerçek işsizlerimizin sayısı, 8 milyonu aştıysa, 1 milyon 79 bin üniversite mezunumuz bugün işsizse, 3 milyon gencimiz, ne bir işte çalışıyor, ne okuyor, evde oturuyorsa, anasının, babasının yanında ev genci olmuşsa, bunun sorumlusu kim? Tabii ki “Ekonominin sorumlusu benim, ben” diyen Erdoğan.

BUNLARIN GÖZÜNDE MİLLET YOK

Milletimiz bunların ne yaptığını görmüştür, notlarını da vermiştir. Şimdi, masasından çalınan peynirin, yumurtanın, pirincin, şekerin, işsiz evlatlarımızın çalınan geleceklerinin hesabını, sandıkta sormaya hazırlanmaktadır. Milletimiz kendini unutan, halini görmeyen, “Benim için varsa yoksa sarayımın beslemeleri, Sarayımın yanaşmaları, Sarayımın beşli çeteleri” diyen, Erdoğan’dan bunun hesabını sormak için, sandığı sabırsızlıkla beklemektedir. Milletimiz bunların gözünde de yoktur, gönlünde de yoktur. Giderayak yaptıkları her iş, bunu açıkça göstermektedir.

KESİNLEŞMEYEN MATRAHI ARTIRMA DÜZENLEMESİ

İşte son yaptıkları bir yasal düzenleme… Depremde 9 Mart 2023’te, kaybettiğimiz 50 bin yurttaşımızın, daha kırkı çıkmamış. Bunlar Türkiye Büyük Millet Meclisinden, adrese teslim bir yasa çıkarıyorlar. Değişikliği de Plan Bütçe Komisyonunda yapmıyorlar. Genel Kurulda yapıyorlar. Adeta milletin gözünden kaçırmaya çalışıyorlar. Şimdi çıkarttıkları bu 7440 sayılı kanunla, daha 2022’nin beyanname dönemi bitmeden, şirketler henüz 2022 yılı vergi matrahını kesinleştirmeden, henüz belli olmayan bir matrahın, artırımına imkân getiriliyor. Türk Vergi Sisteminde, beyanname dönemi henüz bitmemişken, matrah artırımına imkân veren bir düzenlemeyle maliye tarihinde ilk defa karşılaşıyoruz. Daha önce eşine rastlanmayan böyle bir uygulamaya, neden ihtiyaç duyuldu? Bunu kim veya kimler istedi? Biraz daha açalım. Şeytan aslında ayrıntı da gizli… Beyanname dönemi bitmeden, matrah artırımına imkân veren bu düzenlemeyle şirketler matrah artırımına giderse, 2022 ve öncesinde ödedikleri vergilerle ilgili olarak, vergi incelemesi yapılamayacak. Vergi incelemesi yapılamadığı için de, yolsuzluklar, usulsüzlükler denetçilerden gizlenecek. Tekrar soruyoruz: Adrese teslim bu düzenleme kim veya kimler için yapıldı? Beşli çetelerinizden, hangi şirketleri giderayak kurtarmak için bunu yaptınız?

HIRSIZ EVDEN OLURSA MANDAYI BACADAN AŞIRIR

“Hırsız evden olursa, mandayı bacadan aşırır” demişler. Bunların durumu da tam bu… Ama ne yaparlarsa yapsınlar, milletin kasasından buharlaştırılan, 128 milyar doları da, hazinesinden uçurulan 418 milyar doları da, söke söke alacağız, asıl sahibi olan milletimize geri vereceğiz. Yine TBMM’de KİT Komisyonundaki görüşmelerde, bir başka skandal daha patladı. Ziraat Bankası 2018’de, “Havuz medyasına amiral gemisi alınsın” diye, Saray beslemesi bir iş insanına, 800 milyon dolarlık bir kredi açmıştı. Bu kredinin ödemeleriyse, sözleşme hükümlerine uygun yapılmadı. Kredi borcu tam yasal takibe düşecekken, Ziraat Bankası 21 Nisan 2022 tarihinde, bu borcu yeniden yapılandırdı. Şimdi öğreniyoruz ki, Saray beslemesi bu şirket, yapılandırmanın olduğu tarihten bu yana, borcunun sadece 586 milyon liralık kısmını ödemiş. Yani bugünkü dolar kuruyla hesaplarsanız 30 milyon 700 bin dolar yapar. Kalan 770 milyon dolara ise yanaşmalar çökmüş.

ZİRAAT BANKASI ÇİFTÇİNİN BANKASI OLACAK

Şimdi biz de soruyoruz; bu ülkede hangi çiftçimiz, Ziraat Bankası’ndan böylesine avantajlı krediler alabiliyor? Borcunu ödemese de, borcu böyle uygun koşullarla yapılandırılıyor? Bunu gerçekten merak ediyoruz. Milletimiz adına soruyoruz. Ortak politikalar mutabakat metnimizde, “Ziraat Bankası’nı çiftçinin, Halk Bankası’nı esnaf ve KOBİ’lerin bankası yapacağız” diye, bu nedenle açıkça yazdık. Ama nedense bu yazdıklarımız AK Parti’nin Ekonomi İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısını rahatsız etmiş. Beyefendi Ortak Politikalar Mutabakat Metnimizi değerlendirirken, “Burada hedef, Ziraat Bankası’nın bankacılık faaliyetlerini, sadece tarımla ve çiftçilerle sınırlandırmaktır. Bu durumda Ziraat Bankası, tarım dışındaki bir alana ve çiftçilerin dışındaki hiçbir gerçek ve tüzel kişiye, kredi ve finansman imkânı sunamayacak, yatırım yapamayacaktır” ifadelerini kullanmış. Tam da öyle… Doğru anlamış. Bizim yönetimimizde Ziraat Bankası, çiftçinin Bankası olacak. Bir telefonla, Sarayın yandaşlarına ballı kredi vermeyecek. Çiftçinin parası yandaşa, yanaşmaya peşkeş çekilmeyecek. Ahbap-Çavuş ilişkileriyle eşe, dosta, yandaşa kredi vermeyecek. Bu şekilde verilmiş kredi varsa derhal gözden geçirilecek. Ekşi yiyenlerden de hesabı sorulacak. Bu, sizleri rahatsız ettiyse, verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı sadece mutlu oluruz.

TAHKİME GÖRE KİM NE KADAR TAZMİNAT ÖDEYECEK AÇIKLAYIN

Ama dedik ya, hırsız içeriden olunca, kapı kilit tutmazmış… Yani hangi yolsuzluğu, hangi usulsüzlüğü anlatalım. Yediler, içtiler… Şimdi hesabı millete yıkıp, kaçıp, gitmeye uğraşıyorlar… Birkaç gündür hem uluslararası basında, hem de yerel basında ciddi iddialar yer alıyor. Türkiye, Kuzey Irak Yönetiminin çıkardığı petrolü, Kerkük-Yumurtalık-Ceyhan Boru Hattı üzerinden, uluslararası piyasalara sattığı için, Paris’teki Uluslararası Tahkim Heyeti tarafından, 1 milyar 400 milyon dolar tazminata mahkûm olmuş. Sebep, Kerkük-Yumurtalık-Ceyhan boru hattından, 2014-2018 arasında yapılan petrol ticaretinin, Irak Merkezi Yönetimi’nin onayı olmadan yapılması. Enerji Bakanlığı da bunun ardından bir açıklama yapmış; “Hakem heyeti, Irak’ın beş talebinden dördünü reddetti. Ülkemizin taleplerinin büyük çoğunluğunu kabul etti. Bu ihlaller sebebiyle, Irak Türkiye’ye tazminat ödeyecek” deyip top çeviriyor. Şimdi lafı eveleyip gevelemeyi bırakacaksınız. Türkiye Irak’a ne kadar tazminat ödemeye mahkum oldu, Irak’tan ne kadar tazminat alacak bunu açıklayacaksınız. Enerji Bakanlığı’nın yaptığı açıklamadan, Irak’ın taleplerinden birinin, tahkim heyeti tarafından, kabul edildiği anlaşılıyor. Bu durumda Irak’ın kabul edilen talebi nedeniyle, Türkiye, Irak’a tazminat ödeyecek mi? Ödemeyecek mi? Ödeyecekse ne kadar tazminat ödeyecek? Irak yönetimi, Türkiye’ye tazminat ödeyecekse, bu tazminatın tutarı ne kadardır? Bir daha soruyorum. Enerji Bakanlığı bu rakamları milletten niçin saklıyor? Neyi korumaya, gizlemeye çalışıyor? Kuzey Irak petrolünün, Irak Anayasasına aykırı şekilde, uluslararası pazarlara ulaştırılmasına, izin veren kim? Bu ticaretten Türkiye’de kimler nemalandı? Kimler köşeyi birkaç kez döndü? Erdoğan ailesi bu işin neresinde? Damat bu işin neresinde? Bu konular er ya da geç aydınlanır. Hep söyledik gerçeklerin ortaya çıkmak gibi, güzel bir huyu var… Milletimizin sırtına yüklenen bu olağanüstü faturanın sorumlularını ortaya çıkarmak da, Merkez Bankası’nın arka kapısından buharlaştırılan 128 milyar doların hesabını sormak da, milletimizden çalınan 418 milyar doları da söke söke alıp, milletimize vermek de bizim boynumuzun borcudur.

TÜRKİYE’NİN AVANTAJI ÇOKTUR, YETER Kİ İYİ YÖNETİLSİN

Bu güzel ülkemiz, bereketli topraklar üzerinde 4,5 saatlik uçuş mesafesinde 1,5 milyarlık nüfusa, 58 ülkeye ve 21 trilyon 500 milyar dolarlık bir pazara erişim imkânına sahip. Bu özellikle son Covid-19 krizinden sonra dağılan arz zincirleri çerçevesinde değerlendirildiğinde çok büyük bir avantaj. Yine taşı sıksa, suyunu çıkaracak gençlerimizle, dünyanın her yerinde iş yapabilecek, ter döken, ihracatçılarımız ve iş insanlarımızla, aslında ülkemiz çok önemli üstünlüklere sahip. Ülkemizin çok büyük bir potansiyeli var. Geleceği parlak. Yeter ki kral değil, kural ile yönetilsin. Yeter ki kibir değil, tevazu ile yönetilsin. Yeter ki kutuplaştırarak değil, kucaklaştırarak yönetilsin. Yeter ki “Her şeyi bir tek ben bilirim” diyerek değil, istişareyle yönetilsin.

ÇİÇEKLERİ KOPARARAK BAHARI ENGELLEYEMEZSİNİZ

14 Mayıs’ta Türkiye seçimini yapacak. 15 Mayıs sabahı, Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı, Kemal Kılıçdaroğlu olacak. 15 Mayıs sabahında, Cumhurbaşkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun yönetiminde, milletimiz huzur içinde uyanacak, sokağına, okuluna, işine, komşusuna huzurla, güvenle gidecek. Cumhurbaşkanımız Kemal Kılıçdaroğlu olacak, sofralarımıza Halil İbrahim bereketi gelecek. Cumhurbaşkanımız Kemal Kılıçdaroğlu olacak, ülkeye hak, hukuk, adalet gelecek. Cumhurbaşkanımız Kemal Kılıçdaroğlu olacak, milletimizin çalınan neşesi geri gelecek. Cumhurbaşkanımız Kemal Kılıçdaroğlu olacak, yurtdışına giden gençlerimiz, ülkesine geri dönecek. Ne diyor Pablo Neruda? “Tüm çiçekleri koparabilirsiniz, ama baharın gelişini engelleyemezsiniz.” 15 Mayıs sabahı, Kemal Kılıçdaroğlu gelecek, ülkemize bahar gelecek. Artık şafak atarsa 45. Yani bugün plaka Manisa’ya düştü. Bu vesileyle, tüm Manisalı kardeşlerimizi sevgiyle, saygıyla selamlıyoruz…

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugünkü grup toplantısında millet ittifakını ve özellikle CHP’yi HDP üzerinden terörle işbirliğiyle suçladı. Terör örgütünün uzantısını parlamentoda ziyaret eden ana muhalefet partisinin başındaki zat değil mi? Acaba neler vaat etti, nelerin pazarlığını yaptı dedi. Bu sözlere ve terör işbirliği suçlamalarına sizin yanıtınız ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Ne demiş büyüklerimiz? Kişi kendinden bilir işi. Dün Oslo’da kamu görevlilerini terör örgütüyle doğrudan masaya oturtan, Habur’da çadır mahkemeleri kurduran, kadınları domuz bağıyla boğarak öldürenleri savunanlarla bugün ittifak yapan, onlarla ortak liste yazan Erdoğan’ın bizzat kendisidir. Bizim cemaziyelevvelimiz bellidir. Cumhuriyet Halk Partisi Kuvayımilliye’den, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-ı Hukuk Cemiyetinden neşet eden bir partidir.  Cemaziyelevvelleri karışık olanların bize söyleyecek tek bir sözü yoktur. Cumhuriyet Halk Partisiyle herhangi bir terör örgütünü pazarlık yaptı diye bir araya getirmek bühtandır ayıptır.

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AK Parti icraatları arasında en çok övündüğü konulardan birisi havalimanları. Havalimanı sayısını arttırmasıyla sürekli övünüyor. Eski Bakan Veysel Eroğlu ise birbirine yakın havalimanları işlemiyor. Özellikle bölgesel havalimanlarını dikkate almak gerekiyor. Yani kaynak israfı oluyor. Yeteri kadar sefer yapılamıyor bölgesel olmadığı için dedi. Bu sözlere sizin değerlendirmeniz nasıl olur?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bunları söyleyene 21 yıl sonra akşam yemeğinden sonra günaydın derler. Hükümetin nasıl plansız, programsız hareket ettiğinin, rant hırsıyla gözünün nasıl dönmüş olduğunun, bu ülkede yol açtıkları israfın, savurganlığın şu sözler açık itirafıdır.

Soru- Seçim kanununda yapılan değişiklikle beraber ortak liste konusu uzun süredir konuşuluyor. Cumhur ittifakı ortağı MHP lideri Devlet Bahçeli, MHP’nin kendi amblemi ve listesiyle seçime gireceğini açıkladı. Bu açıklamaya dair pek çok yorumda yapılıyor. Onlardan birisi de HÜDAPAR’ın AK Parti listesinden seçime girecek olması nedeniyle MHP’nin rahatsız olduğu yönünde. Sizin bu açıklamalara ve bu değerlendirmelere ilişkin yorumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Hatırladığım kadarıyla daha geçen hafta Sayın Bahçeli, HÜDAPAR’la kol kola girmekten rahatsız olmadığını ifade etti ve HÜDAPAR’ın avukatlığına soyundu. HÜDAPAR’ı savundu. Ama bu açıklamaya baktığımızda bu açıklama cumhur ittifakı içinde çok ciddi bir kol bükme mücadelesinin olduğunu ortaya koyuyor. Seçimi kaybedeceğini anlayan cumhur ittifakının tarafları öyle anlaşılıyor ki, aralarında kavga etmeye başladılar.

Hep söylüyoruz, 15 Mayıs sabahı Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı Kemal Kılıçdaroğlu olacak, ülkemize bahar gelecek.

Teşekkür ediyorum beni dinlediğiniz için.

En Düşük Emekli Aylığına 7 Bin 500 Lira Yetmez

CHP Sözcüsü Öztrak, bugüne kadar Hükümetin Kemal Kılıçdaroğlu’nun söylediği ne varsa yapmak zorunda kaldığını belirterek, “Genel Başkanımız en düşük emekli aylığının asgari ücret kadar olması gerektiğini söyledi. En düşük emekli aylığı 7 bin 500 lira oldu. İş başına gelir gelmez tabi eksik kalanı da biz tamamlayacağız. En düşük emekli aylığını, asgari ücret seviyesine taşıyacağız…” dedi.

En düşük emekli aylığındaki artışın da adalet ve denge gözetilmeden yapıldığını kaydeden Öztrak, “Yüksek prim ödeyip 7 bin 500 lira ve üstünde aylık alanların aylığı yerinde saydı. 7 bin 500 lira üzerinde aylık alan emeklilerimizin de durumunu mutlaka düzeltmek lazım. İş başına gelince bunu da biz yapacağız” diye konuştu.

Erdoğan’ın bakanları seçimde milletvekili aday listesine koyma planını da değerlendiren Öztrak, “Anlaşılan Erdoğan’ın bakanları da paçalarını kurtarmanın derdine düşmüş… Bakanlar yeni dönemde, koltuklarının gittiğinin farkında. Hepsi dokunulmazlık zırhı istiyor” ifadesini kullandı. Öztrak, mevcut sistemde Bakanların atamayla gelmiş kamu görevlisinden hiçbir farkının olmadığının altını çizerek, “Atanmış Bakan Yardımcıları istifa ediyor, ama atanmış Bakanların istifa etmiyor. Bunu hangi hukukla açıklayacaksınız?” eleştirisinde bulundu. Bu konuda nihai karar vericinin Yüksek Seçim Kurulu olduğunu anımsatan Öztrak, “Burada da YSK üyelerine tarihi bir sorumluluk düşüyor. Sarayın iradesine göre değil, mutlaka yasalara ve vicdani kanaatlerine göre karar vermelidirler. Yoksa bunun vebalini taşıyamazlar” dedi.

Seçim öncesinde, et fiyatları alıp başını gidince, Saray’ın bildik filmi yine gösterime soktuğunu, Tarım Bakanlığı’nın 500 bin baş sığır ithalatı için ilana çıktığını belirten Öztrak, “Son 20 yılda yaptıkları canlı hayvan ve et ithalatı ise, 9 milyar 495 milyon doları buldu. Deprem bölgesindeki besicilerimize, doğru dürüst yem desteği vermezler. Ama elin üreticisinden milyarlarca dolar verip canlı hayvan ve karkas et ithal ederler. İthal etleri de Ramazan’da, millete bir güzel yedirirler. Sonra gelsin yerlilik, gelsin millilik edebiyatları… Ne diyelim: Şeytan bile bunların yaptıklarına şapka çıkarır…” değerlendirmesinde bulundu.

Erdoğan’ın depremzedeler için bir yılda 319 bin konutu teslimi vadinin “işkembe-i kübradan” sallayarak değil ancak planla, programla, bütün yönleri düşünülerek yapılabileceğini ifade eden Öztrak, “Çalışanları geri getirecek tedbirleri almayacaksın, beton santrali yapmayacaksın, sonra çıkacaksın, ‘Bir yılda 319 bin konut yapacağım’ diye sallayacaksın. Biz geldiğimizde, tüm bu eksiği gediği, hesabı, kitabı tamamlayıp, depremzedelere bu konutları en kısa sürede, bedava teslim edeceğiz” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:https://youtube.com/embed/dpYend6EbTc

Acı mı acı; ağır mı ağır günlerin ardından, on bir ayın sultanı, Mübarek Ramazan ayına kavuştuk. Ramazan ayına, Ucube Şahsım Rejiminin tedbirsizliği, liyakatsizliği, kifayetsizliği, beceriksizliği nedeniyle, 50 bini aşkın vatandaşımızı kaybetmenin derin acısıyla, ağır üzüntüsüyle girdik. Bu mübarek ayda yapılacak ibadetlerin, edilecek duaların kalplerimizdeki acıyı, bir nebze rahatlatmasını diliyoruz. Ramazan ayının birliğe, dirliğe, dayanışmaya ve yardımlaşmaya, hanelerimizde huzur ve berekete vesile olmasını temenni ediyoruz.

48 SATTE ŞAM’A GİRECEKTİ, ENKAZIN BAŞINA GİDEMEDİ

Acılarımız hala çok taze… Deprem binlerce yuvayı dağıttı. Analar babalar evlatsız. Evlatlar anasız babasız kaldı. Tek Kişilik Şahsım Rejimi elinde, afet, felakete döndü. Geçmişin köklü kurumları, ucube Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi elinde, depremde meflûç oldu. Bu ülkede ne zaman afet olsa, akla iki kurum gelir. Bunlardan birincisi Türk Silahlı Kuvvetleri’dir. Diğeriyse Kızılay’dır. Ama gördük ki; “48 saatte Şam’a gireceğiz” diyenlerin yönetiminde, Mehmetçiğimiz, bin yıllık ata yurdumuz Hatay’da, deprem enkazının başına, 48 saat boyunca gönderilemedi. “48 saatte Şam Emevi Camii’nde namaz kılacağız” diyenler, 48 saatte, Antakya’da Habib-i Neccar Camiinin enkazına ulaşamadı. Adıyaman’da, Kahramanmaraş’ta, Hatay’da, insanlarımız 48 saat boyunca, enkazın altında kaldı. Soğukta ölüme terk edildi. Donarak hayatlarını kaybettiler.

HATAYLI KADINLAR “HAKKIMIZI HELAL ETMİYORUZ” DEDİ

Her afetin ardından çadır kuran Kızılay, bu afette millete çadır sattı. Görevini ihmal ederek, vazifesini savsaklayarak, suistimal ederek, on binlerce vatandaşımızın, hayatını kaybetmesine yol açan, bu ucube sistemin başındaki ne yaptı? İstifa edeceğine, utanmadan, sıkılmadan, milletten helallik istedi. Cevabını da depremin kırkıncı gününde, Hatay’dan aldı. Samandağlı kadınlar, ellerinde bahhur ve rihenlerle, “Hakkımızı helal etmiyoruz!” diyerek, yeri, göğü inletti.

HAKSIZLIĞIN HESABINI SORMADAN HELALLEŞME OLMAZ

Depremde evladını, eşini, anasını, babasını, hısım ve akrabasını kaybeden bu acılı kadınlar da, milletimiz de şunu çok iyi biliyor: Haksızlığa uğrayana, hakkını vermeden helalleşme olmaz! Haksızlık edenden, yaptığı haksızlığın hesabını sormadan, helalleşme olmaz! Haksızlık yapana, yaptığı haksızlığın kefaretini ödetmeden, helalleşme olmaz! Mağdur olanın, mağduriyeti tazmin edilmeden, helalleşme olmaz!

DEPREMİN GÖTÜRMEDİĞİNİ SEL GÖTÜRDÜ

50 bini aşkın vatandaşımızı, gerekli tedbirler alınmadığı için, zamanında müdahale edilmediği için, depremde kaybettik. Ardından depremin öldürmediğini de, sel alıp götürdü. Adıyaman ve Şanlıurfa’da 20 vatandaşımız, göz göre göre, sel sularına kapılıp, gitti. Depremde ortada görünmeyen hükümet, selde de ortada yoktu. Rant hırsıyla hesapsız kitapsız yapılan geçitler, milletimize mezar oldu.

ÜLKEYİ TANIMAK İÇİN VATANDAŞLARININ NASIL ÖLDÜĞÜNE BAK

Ne diyordu Albert Camus: “Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, o ülkede insanların nasıl öldüğüne bakın.” Ülkemizi 21 yıldır yöneten, bu ucube zihniyetin elinde, evlerimizde, sokaklarımızda, şehirlerimizde, can güvenliğimiz hiç kalmadı. Bu gözü dönmüş rantiyecilerin elinde, en ucuz şey, vatandaşlarımızın canı oldu. Ölen hep öldüğüyle kaldı. Ne depremde yıkılan dayanıksız binalara göz yumanlardan, ne askerimizi enkazın başına hemen göndermeyenlerden, ne Kızılay’ı ticarethane yapanlardan, ne dere yataklarını imara açanlardan, ne orman yangınında uçak uçuramayanlardan, ne de trenleri devirenlerden hesap sorulabildi. Ne yazık ki bu pisipisine ölümlerin, bu tarifsiz acıların gerçek sorumlusu sorumluluğunu hiç üstlenmedi. “Kenarı Dicle’de bir kurt aşırsa koyunu, gelir de adli ilahi Sorar Ömer’den onu” diyerek, işbaşı yaptılar. Bıraktık, koyunu, kurdu… Onca acılar yaşadık… On binlerce yuva söndü. Ömer adaletinden dem vuranlardan, kimse çıkıp da, millete hesap vermedi. İstifa etmedi. Millete çadır kurmayıp, çadır satan Kızılay Başkanı, yerinde. Afette görevini yerine getirmeyen bakanlar, yerinde. Sarayın kibirli başı, yerinde. Üstüne üstlük bir de, memur bakanlarını milletvekili yapma peşinde. Kendisi de hiç utanmadan, sıkılmadan, seçime girmeye hazırlanıyor.

MİLLET ZULMEDENE HESABINI SORAR

Depremzede vatandaşlarımız, başlarını sokacak çadır ve konteyner arıyor. Bunlar şarkılı, sözlü temel atma filmleri çekiyor. Milletin acıları üzerinden, seçim propagandası yapıyor. Deprem bölgesinde iftar sofralarında, siyaset yapıp, on parmaklarında on kara, sağa sola çalıyorlar. Senaryosu sarayda yazılmış, üçüncü sınıf prodüksiyonlara, depremzedeleri figüran yapıp, ondan sonra da sosyal medyada servis ediyorlar. Kötü bir işin en gizli şahidi, insanın vicdanıdır. Ne yazık ki bunlarda vicdan hiç yok… Vicdanını kaybeden, insanlığını da kaybeder. Yolun başında, “Mücahit olacağız” diyenler, yolun sonunda, “Müteahhit” oldular. Yolun başında, “Harun olacağız” diyenler, yolun sonunda, “Karun” oldular. Ama aziz milletimiz herkesin ne yaptığını görür, bilir. Notunu da verir. Sandık önüne geldiğinde de, ak koyunu, kara koyunu ayırır. Kendine zulmedene bunun hesabını sorar.

SAKIZ ÇİĞNEMEKTEN ÖNCE, HARAM YEMEK ORCU BOZAR

Her Ramazan ayında, “Sakız çiğnemek, oruç bozar mı?” diye tartışılır da, orucu bozan çok daha önemli hususlar nedense hiç tartışılmaz. Tartışılması da istenmez. Orucu kul hakkı yemek bozar. Orucu esas beytülmale el uzatmak bozar. Orucu milletin hakkını, hukukunu yemek bozar.

ÇOCUKLAR EN ÇOK MAKARNA-EKMEK TÜKETİYOR

Nerede yolsuzluk varsa, yoksulluk da vardır. Tıpkı ülkemizde olduğu gibi… Bugün bu ülkede, 0-17 yaş arasındaki çocuklarımızın en çok tükettiği yiyecek ekmek ve makarna… En az tükettiği yiyecekte; fasulye, nohut, mercimek, et, tavuk ve balık… yani çocuklarımız ne bitkisel, ne de hayvansal proteinden yararlanabiliyor. Bunu biz demiyoruz. Tayyip’i Üzmeyen İstatistik Kurumu TÜİK diyor. TÜİK’e göre, 6-17 yaş grubundaki çocuklarımızın, yüzde 61’i son bir yılda ne sinemaya, ne de tiyatroya gidebilmiş. Sebep? Tabii ki maddi yetersizlikler. Yine 0-17 yaş arasındaki çocuklarımızın yüzde 66’sının, kendine ait bir odası yok… Her 100 çocuktan 37’si, iki veya daha fazla kişiyle, aynı odayı paylaşıyor. Bugün çocuklarımız doğru dürüst beslenemiyorsa, boyu kısa kalıyorsa, dikkat bozukluğu yaşıyorsa, sosyal becerileri gelişmiyorsa, sebepleri buralarda aranmalıdır. Bugün ülkemizin en önemli sorunlarından birisi, çocuk yoksulluğudur.

ÇOCUKLAR YATAĞA AÇ GİRİYOR, İFTARİYELİK EL YAKIYOR

Bugün ne yazık ki evlatlarımızın çoğu, yarı aç, yarı tok gününü geçirmek zorunda kalıyor. Oysa Peygamberimiz ne buyuruyor? “Komşusu açken tok yatan, bizden değildir.” Siyasete tek yüzükle başlayıp, bugün Saraylarında bir eli yağda, bir eli balda yaşayanların, aziz milletimizi görmediği, duymadığı, unuttuğu ülkemizde pek çok çocuğumuz, yatağa aç giriyor. İşte Ramazan ayında, sıradan iftariyeliklerin durumu… Markette, siyah zeytinin kilosu 120 lira… Beyaz peynirin kilosu 197 lira… Hurmanın kilosu 160 lira… 30’lu karton yumurtanın fiyatı 89 lira… İftar sofrasına etli bir yemek koymak isterseniz, dana kıymanın kilosu 335 lira… Kuzu kuşbaşının kilosu 356 lira. Sofraya bir Ramazan pidesi koymak isterseniz, fiyatı 15 lira… Bu fiyat etiketleriyle; bu hayat pahalılığında, ağız tadıyla bir iftar nasıl yapılacak? Ağız tadıyla sahur yapıp, oruca nasıl niyet edilir? Ama ne demişler? Tok açın halinden anlamaz. Saraylarında, zencefilli somonlu suşileri, kornişona sarılı dana rozbifleri, pataşur içinde Çerkez tavuklarını mideye indirenler, yatarken de hazmetmek için, manda yoğurduna hurma katıp, kestane balı ve yulafla beraber götürenler, milletin halini nereden bilecek? Milletin halini nereden anlayacak?

BİLDİK FİLM YİNE GÖSTERİMDE: ET İTHALATININ KAPILARI AÇILDI

Bu arada seçim öncesinde, et fiyatları alıp başını gidince, bildik film yine gösterime sokuldu. Tarım Bakanlığı 500 bin baş sığır ithalatı için, ilana çıkmış. Ne zaman seçim olsa, canlı hayvan ve et ithalatına hız veriyorlar. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin olduğu 2018’de, 1 milyar 755 milyon dolarlık, canlı hayvan ithalatı yaptılar. Son 20 yılda yaptıkları canlı hayvan ve et ithalatı ise, 9 milyar 495 milyon doları buldu. Deprem bölgesindeki besicilerimize, doğru dürüst yem desteği vermezler. Ama elin üreticisinden milyarlarca dolar verip canlı hayvan ve karkas et ithal ederler. İthal etleri de Ramazan’da, millete bir güzel yedirirler. Sonra gelsin yerlilik, gelsin millilik edebiyatları… Ne diyelim: Şeytan bile bunların yaptıklarına şapka çıkarır…

GENEL BAŞKANIMIZ İKTİDARA GELMEDEN SÖYLEDİKLERİNİ YAPTIRDI

Ama Türkiye’miz, Cumhuriyet Halk Partisi ve Millet İttifakı iktidarına artık gün sayıyor. 51 gün sonra, Türkiye yeni bir döneme başlayacak. Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, 13. Cumhurbaşkanımız henüz iktidar olmadan, henüz işbaşına gelmeden hükümete tüm dediklerini yaptıran lider olarak, dünya demokrasi tarihine geçti bile… Gençler ne güzel diyor: “Kemal Kılıçdaroğlu söyler, Erdoğan yapar…” Kemal Kılıçdaroğlu; “Emekliye bayramlarda iki ikramiye” dedi. Erdoğan yaptı… Kemal Kılıçdaroğlu; “3600 ek gösterge” dedi. Erdoğan yaptı.Kemal Kılıçdaroğlu; “Taşeron işçilere kadro” dedi. Erdoğan yaptı. Kemal Kılıçdaroğlu, “Elektrik faturalarında TRT payını kaldır” dedi. Erdoğan yaptı. Kemal Kılıçdaroğlu; “Emeklilikte Yaşa Takılanlar” dedi. Erdoğan yaptı.

EN DÜŞÜK EMEKLİ AYLIĞINA 7 BİN 500 YETMEZ

En son Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu; “En düşük emekli aylığı, asgari ücret kadar olsun” dedi. Erdoğan, eksik de olsa bunu yapmak zorunda kaldı. En düşük emekli aylığı 7 bin 500 lira oldu. İş başına gelir gelmez tabi eksik kalanı da biz tamamlayacağız. En düşük emekli aylığını, asgari ücret seviyesine taşıyacağız… Tabi her işleri gibi bunu yaparken de adalet falan bırakmadılar. Bütün dengeleri bozdular. Yüksek prim ödeyip 7 bin 500 lira ve üstünde aylık alanların aylığı yerinde saydı. 7 bin 500 lira üzerinde aylık alan, emeklilerimizin de durumunu mutlaka düzeltmek lazım. İş başına gelince bunu da biz yapacağız.

DEPREMZEDELERİN EVLERİ BEDAVA OLACAK

Tabi bir başka sözümüz de, depremzede yurttaşlarımıza… Depremde yıkılan evler yerine, inşa edeceğimiz yeni evler için, depremzedelerimizden tek kuruş almayacağız. Çünkü bu yıkılan evlere onay veren, ya bizzat devletin kendisi… Ya da devletin gözetleyip, denetlemesi gereken kişiler… Bir bina yapılırken, zemin etüdünden, uygulama krokisine, mimari projeden, yapı kullanım izin belgesine, 23 ayrı iş için, 42 ayrı imza alınıyor. Vatandaş da devletine güveniyor, tapuya gidiyor, tek bir imzayla evini alıyor. Şimdi vatandaşın hükümete güvenerek, bu kadar imzaya güvenerek aldığı ev, depreme dayanamıyor yıkılıyor. Şimdi Erdoğan vatandaşa diyor ki, “Benim hiç sorumluluğum yok.” Onun için yapacağımız evlerin bedelini, borç, harç geri bana ödeyeceksiniz.” Bunun adalet neresinde?

SADECE İHALESİ 7 AY SÜRER

Erdoğan’ın bildiği tek şey var… O da ihale yapıp, beton dökmek. 21 Şubat ile 17 Mart arasında, 77 ayrı ihalede, 75 milyar liralık ihale açmışlar… Erdoğan deprem acılarının üstüne, hızla beton döküp, sorumluluğunun üstünü örtmek için, beton mikserlerini sahaya sürdü. Ama evdeki hesapta, çarşıya bir türlü uymuyor. Maiyetindeki havuz gazetecileriyle, geçenlerde yaptığı bir programda, “Bir yılda, 11 ilimizde, 319 bin konutu teslim edeceğini” söyledi. Şu ana kadar da toplamda, 46 bin 327 afet evi ve köy evinin ihalesini yaptığını açıkladı. Halep oradaysa, arşın da burada. Eğer bir ayda 46 bin konutun ihalesini yapıyorsan, 319 bin konutun ihalesini yapmak için sana 7 ay gerekiyor. Bu arada işin uzmanları oturup hesaplamış. 319 bin konutu bir yılda tamamlamak için, 53 bin kalıpçı, 32 bin demirci, 100 bin ince iş ustası, 21 bin elektrik ve mekanik tesisatçı, 17 bin mühendis, 25 bin teknik ve idari kadro, toplamda 250 bin kişi gerekiyor. Deprem bölgesinde, daha doğru düzgün geçici barınma yerlerini yapmamışsın. Okullar kapalı, insanlar çocuklarını okutmak için başka illere göç etmiş. Fabrikalar çalıştıracak işçi bulamıyor. Siz bu kadar çalışanı bir yılda nereden, nasıl bulacaksınız? 319 bin konut için, yaklaşık 15 milyon metre küp beton gerekiyor. Ve deprem bölgesinde de bu kapasitede, bu miktarda beton üretecek beton santrali yok. Bunun için 170 beton santrali gerekli. Bu beton santrallerini ne zaman kuracaksınız? Nerede kuracaksınız? Nasıl kuracaksınız?

YAPILIR MI YAPILIR AMA SİZİNLE DEĞİL

Bu işin bir matematiği var. Bir fizibilitesi var. Bu yapılır mı? Yapılır. Ama Saray gibi İşkembe-i Kübra’dan atarak değil. Planla, programla, bütün yönleri düşünülerek yapılır. Çalışanları geri getirecek tedbirleri almayacaksın, beton santrali yapmayacaksın, sonra çıkacaksın, “Bir yılda 319 bin konut yapacağım” diye, sallayacaksın. Biz geldiğimizde, tüm bu eksiği gediği, hesabı, kitabı tamamlayıp, bu konutları en kısa sürede, bedava teslim edeceğiz depremzedelere. Ama Erdoğan bildiğiniz Erdoğan. Salla yalanı, bulunur inananı… Bu hesapsız, kitapsız kafayla da, ülkemizin başı belalardan, bir türlü kurtulmuyor.

ERDOĞAN’IN ELİNDE GAFFAR OKKAN’IN KATİLLERİNE TERÖRİST DİYEMEYEN HÜDAPAR KALDI

“Ama artık herkes biliyor geminin su aldığını, herkes biliyor, kaptanın yalan söylediğini ve herkes biliyor zarların hileli olduğunu…” Kimse Erdoğan’ın gemisine bilet almak istemiyor. Yeniden Refah Partisi, Erdoğan’ı reddetti. Eski Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Erdoğan’ı reddetti. Sabah kuşağında program yapan, Müge Anlı bile Erdoğan’ı reddetti. Erdoğan artık bu ülkede istenmeyen adam… Erdoğan’ın elinde kala kala, Sarayın bekçisi ile Gaffar Okkan’ın katillerine, terörist diyemeyen HÜDAPAR kaldı.

SARAYIN BAKANLARI PAÇAYI KURTARMANIN DERDİNE DÜŞMÜŞ

Anlaşılan Erdoğan’ın bakanları da, paçalarını kurtarmanın derdine düşmüş… Bunu Erdoğan’ın ağzından dinledik. Yardımcısı da dâhil, 17 Bakanını milletvekili listelerine koyacakmış… Bakanlar yeni dönemde, koltuklarının gittiğinin farkında. Hepsi dokunulmazlık zırhı istiyor… Ekşi yemeyenin karnı ağrımaz. Bu kadar karın ağrısının sebebi bellidir. Bunlar ne yaparlarsa yapsınlar. Korkunun ecele faydası yok. Herkes yediği ekşinin hesabını, adalet önünde verir. Verecek. Kaldı ki bu atanmış bakanlar, milletvekili seçimlerine katılacaksa, 16 Mart 2023 tarihi, mesai bitimine kadar, istifa etmeleri gerekirdi. YSK’nın seçim takvimi belli… Mevcut sistemde Bakanların, atamayla gelmiş kamu görevlisinden hiçbir farkı yok. Atanmış Bakan Yardımcıları istifa ediyor, ama atanmış Bakanların istifa etmiyor. Bunu hangi hukukla açıklayacaksınız? Bu konudaki fetvayı da, önceki İstanbul seçimlerinde, “Hiçbir şey olmadıysa da bir şeyler oldu” diyen bu mızıkçıların seçim işleri sorumlusu verdi. Bakanların istifasına gerek yokmuş…  Kendileri yazıp, kendileri oynuyor. Dünyanın neresinde böyle bir yönetim var? Bu konuda nihai karar verici Yüksek Seçim Kuruludur. Burada da YSK üyelerine tarihi bir sorumluluk düşüyor. Sarayın iradesine göre değil, mutlaka yasalara ve vicdani kanaatlerine göre karar vermelidirler. Yoksa bunun vebalini taşıyamazlar.

UGANDA “BİLE” DEĞİL

Parmak boyasına ret kararı verdiklerinde, Yüksek Seçim Kurulu’nun AK Partili temsilcisi, “Türkiye bir Uganda değildir” demişti. Ama sayelerinde, Türkiye artık bir “Uganda bile” değil. Beğenmedikleri Uganda’da enflasyon yüzde 9,2; bizde yüzde 55,2. Beğenmedikleri Uganda’da işsizlik yüzde 2,9; bizde yüzde 9,7. Beğenmedikleri Uganda, dünyada basın özgürlüğü sıralamasında 132. sırada, Türkiye 149. sırada… İşte 21 yılın sonunda, Türkiye’yi getirdikleri yer burası. Uganda kadar dahi olamayan bir Türkiye… Türkiye gibi büyük bir ülke, elbette bunu hiç hak etmiyor. Bu yönetimi hiç hak etmiyor. Neyse ki bu kifayetsiz yönetimden kurtulmak için, artık çok az kaldı. Milletimiz 14 Mayıs’ta, sırtına tünemiş bu beceriksizleri kaldırıp atacak…

14 MAYIS’TA İKİ ANLAYIŞ OYLANACAK

14 Mayıs sıradan bir seçim olmayacak. 14 Mayıs’ta kişiler oylanmayacak. 14 Mayıs’ta iki farklı anlayış ve zihniyet oylanacak. Tercih, “Saray” diyenlerle “Millet” diyenler arasında yapılacak. Bir tarafta “kibir” ve “nobranlık”, diğer tarafta “tevazu” ve “nezaket” olacak… Bir tarafta “Saraya sadakat” diyenler, diğer tarafta “Devlette liyakat” diyenler olacak… Bir tarafta, “kul hakkını iştahla” yiyenler, diğer tarafta, “öksüz ve yetim hakkını” savunanlar olacak… Bir tarafta, “Kaynaklar beşli çetelere” diyenler, diğer tarafta, “Kaynaklar milletimize” diyenler olacak. Bir tarafta, “SADAT gibi paramiliter gruplara sırtını yaslayanlar”, diğer tarafta “sırtını milletine yaslayanlar” olacak. 14 Mayıs’ta kazanan demokrasimiz olacak! Kazanan Millet İttifakı olacak! Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı, Kemal Kılıçdaroğlu olacak!

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Şimdi sorularınız varsa yanıtlayım.

Soru- Kabinedeki isimlerin milletvekili adayı olacaklarını Cumhurbaşkanı açıkladı. Siz dokunulmazlık üzerinden değerlendirme yaptınız ama birde bu isimlerin bakan olarak sahada olmalarının sandık bağımsızlığına etki edeceği yönünde yorumlar var. Önceden adalet, içişleri ve ulaştırma bakanları bu gerekçeyle istifa ediyorlardı. Bu seçimde bakanların milletvekili adayı olarak sahada olmaları sizce sandık bağımsızlığı açısından bir sorun mudur? Devletin imkanlarının seçim için kullanılacağı yönündeki eleştirilere katılıyor musunuz?

Faik ÖZTRAK- Akıl, mantık, etik, ahlak ve yasalar milletvekili adayı olacak kamu görevlilerinin görevlerinden ayrılmalarını gerektiriyor. Neden? Ellerindeki devlet gücünü kendi ikballeri, kendi partileri için kullanmasınlar diye. Tüm atanmış devlet memurları istifa ediyor. Ama atama bakanlar istifa etmiyor. En başta bu diğer memurlara haksızlıktır. Anlaşılan bakanlar ellerindeki devlet imkanlarını, resmi uçakları, arabaları seçim çalışmalarında hovardaca kullanacaklar. Bütçenin bu hali gözler önündeyken. Bu AK Partinin devleti nasıl çürüttüğünü açık, seçik gösteriyor. Ama söylüyorum, korkunun ecele faydası yok. Yolcudur Abbas bağlasan durmaz.

Soru- CHP’de önemli görevlerde olan bazı isimlerin Genel Sekreter, MYK üyeleri, Grup Başkanvekili Engin Özkoç da dahil milletvekili adaylıklarına başvurmamaları bu isimlerin seçimin kazanılması halinde kabinede görevlendirileceği şeklinde yorumlanıyor. Sizin bu konudaki açıklamanız nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Tüm bu süreçler Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun takdirleri doğrultusunda yürüyor.

Soru- HÜDAPAR’ın cumhur ittifakına katılması konusunda Cumhurbaşkanı Erdoğan HÜDAPAR yerli ve milli demişti. Ancak sonrasında ittifakın ortağı BBP Genel Başkanı Destici’den HÜDAPAR’ın parti programını kabul etmiyoruz, reddediyoruz açıklaması geldi. HÜDAPAR işbirliğini, Sayın Destici’nin sözlerini siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Sarayın kibirlisi HÜDAPAR’ın müdafaasına soyunduğunda HÜDAPAR’la Büyük Birlik Partisini konuşmasında yan yana zikretti. Destici şimdi çıktı HÜDAPAR’ın programını kabul etmiyoruz. HÜDAPAR’ın programını kabul etseniz ne olur, kabul etmeseniz ne olur? Siz şu soruya cevap verin, koltuk için HÜDAPAR’la eşitlenmeyi nasıl içinize sindiriyorsunuz? Tabi bu sorunun bir başka muhatabı da Bahçeli’dir.

Soru- En düşük emekli maaşının arttırılması konusunda AK Parti meclise kanun teklifini sundu. Ancak 7 bin 500 liranın üzerinde maaş alan emeklinin maaşında bir artış olmayacağı ortada. Elitaş buna yönelik eleştirilere bu yaptığımız düzenlemenin karşılığını vatandaştan almamamız için manipülasyon yapılıyor dedi. Siz bu yanıtı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- İnsaf. Ne manipülasyonu? Bugün Türkiye’de açlık sınırı 9 bin 500 lira. Siz 7 bin 500 lira en düşük emekli maaşı verdik diye övünüyorsunuz. Kıymanın kilosu 353 lira, kuşbaşının kilosu 356 lira. Bir karton yumurta 89 lira. Bunları söyledim. Yani bu ülkede başka neyi konuşacağız? Bugün bu ülkede emeklilerin neredeyse tamamı açlık sınırının altında yaşıyor. Yüksek prim ödeyip 7 bin 500 liranın biraz üzerinde aylık alanların durumu felaket. Hiçbir değişiklik yok maaşlarında? Bu adaletsizlik değil mi? Bu adaletsizlik nasıl çözülecek? Adaletsizliğin adı ne zamandan beri manipülasyon oldu? Manipülasyon falan yok her şey ortada.

Teşekkürler.

CHP’nin Deprem Raporu: Maliyet 126,3 Milyar Dolar

CHP’nin deprem raporuna göre Kahramanmaraş Depremleri Türkiye’ye 126,3 milyar dolarlık dev bir fatura çıkardı.

“KAHRAMANMARAŞ DEPREMLERİNİN TÜRKİYE EKONOMİSİNE OLASI MALİYETİ, YANSIMALARI VE ATILMASI GEREKEN ADIMLAR” RAPORU

CHP’nin “Kahramanmaraş Depremlerinin Türkiye Ekonomisine Olası Maliyeti, Yansımaları ve Atılması Gereken Adımlar” başlıklı raporuna göre depremler nedeniyle oluşan bina kayıp ve hasarı 44,2 milyar doları buluyor. Buna kaybedilen ev eşyaları nedeniyle oluşan 6,6 milyar dolarlık zarar ile kaybedilen araç ve otomobiller nedeniyle oluşan 1,5 milyar dolarlık kayıplar da eklenince vatandaşın gördüğü doğrudan zarar 52 milyar doları aşıyor.

Ama depremlerin Türkiye ekonomisine verdiği zarar bununla sınırlı değil…

Raporda yer alan bilgilere göre deprem nedeniyle altyapı, tarım, sanayi ve hizmet sektörleri kaynaklı fiziki hasar 24,3 milyar dolara; üretim faaliyetlerinin azalması sonucu oluşacak katma değer kaybı 13,3 milyar dolara ulaşıyor. Yıkım, hafriyat, konteyner, iaşe ve idame harcamaları 18,9 milyar dolar; Türkiye’nin beşeri sermaye kaybı ise 17,6 milyar dolar olarak hesaplanıyor. Böylece depremin toplam faturası 126,3 milyar dolara çıkıyor.

CHP LİDERİ KILIÇDAROĞLU: AFETİ FELAKETE ÇEVİREN TEK ADAM REJİMİ

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu rapora yazdığı önsözde, yaşanan afetin Tek Adam Şahsım Rejiminin beceriksizliği yüzünden felakete dönüştüğünü vurgulayarak, “Türkiye’miz elbette büyük bir ülkedir. Yaşanan maddi kayıpları telafi edecek güçtedir. Ancak bu topraklarda benzer acıları bir daha yaşamamak için büyük bir zihniyet değişimine ihtiyaç vardır. Bu doğrultuda ülkemizde demokrasiye, bilime, kurallara, liyakate, ortak akla ve iş birliğine dayalı yeni bir dönemi başlatmak zorundayız” değerlendirmesinde bulundu.

BÖLGE, SERMAYE STOKUNUN BEŞTE BİRİ KAYBETTİ

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak’ın koordinasyonunda hazırlanan raporda, depremin verdiği mevcut zararın yanında, önümüzdeki dönemde ekonomiye vereceği zarar da hesaplanıyor. Buna göre deprem, bölgedeki fabrika, üretim tesisi gibi yapıları ifade eden “sermaye stokunun” beşte birini (yüzde 18,7’sini) yerle bir etti. Bu kayıp, Türkiye’nin sahip olduğu toplam sermaye stokunun yüzde 2,6’sına tekabül ediyor.

BÜYÜME DÜŞECEK, GELİRDEKİ ARTIŞ SINIRLANACAK

Bu, 2023’te Türkiye’nin büyümesini 1,4 puan geriye çekecek. Yılın ikinci yarısında artan inşa faaliyetleriyle büyümedeki kayıp ise 1 puan olacak. Deprem etkisiyle vatandaşların gelirindeki artış da önümüzdeki yıllarda büyük ölçüde sınırlanacak. Örneğin, 2022 yılında doğan bir çocuk 20 yaşına geldiğinde her 100 liralık gelirinin 5 lirasını Kahramanmaraş depreminin ekonomiye verdiği zarar yüzünden kaybedecek. Aynı çocuk 50 yaşına geldiğinde her 100 liralık gelirinin 12 lirasını, 80 yaşına geldiğinde ise 18,5 lirasını deprem yüzünden kaybetmiş olacak.

İMZA SAHİPLERİNİN VE KURUMLARIN SORUMLUĞU VAR

CHP’nin raporunda depremde işyerlerinin ve konutların yıkılmasında kurumların ve yetkililerin sorumluluklarına vurgu yapılıyor. Rapora göre Türkiye’de bir binanın inşaatının başlamasından yapı kullanım izin belgesinin alınmasına kadar etüt, proje, onay, denetim belgesi, vize, ruhsat gibi 20’den fazla belge isteniyor. Tüm bu süreçlerde 42 resmi izin ve imza alınması gerekiyor. Raporda, “Bu nedenle depremde yaşanan can ve mal kayıplarımızda bu imza sahiplerinin şahsi so­rumluluklarının yanında, başta Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığı olmak üzere, bu imza­ların denetim ve gözetimiyle ilgili kurumların da ciddi sorumlulukları bulunmakta­dır” deniyor.

ZARARIN TAZMİNİ DEVLETİN GÖREVİ

Raporda öne çıkan bir diğer başlık ise zararların tazmini… Raporda, Türkiye’de mevcut mevzuatın esasen pek çok açından yeterli olduğu, asıl sorunun mevzuatın uygulanmamasından kaynaklandığının altı çiziliyor. Art arda çıkarılan imar afla­rıyla, mevzuatın arkasından dolaşılmasının yaşanan kayıpların önemli bir nedeni olduğu belirtilerek, “Bu sebeple depremde ev ve işyerlerini kay­beden vatandaşlarımızın, maddi zararlarını tazmin görevi, bu sürece göz yuman devlete düşmektedir” değerlendirmesinde bulunuluyor.

DEPREM BÖLGESİNDE YAPILMASI GEREKENLER

CHP’nin raporunda deprem bölgesindeki vatandaşları rahatlatmak için derhal yapılması gerekenler 13 maddelik bir öneri seti olarak sunuluyor. Depremzedelerin banka borçlarının silinmesi, yapılacak konutların hak sahiplerine bedava verilmesi, iş dünyasına, esnafa ve çiftçilere özel destekler gibi pek çok madde bu kapsamda sayılıyor. Bunun yanında bölgede orta ve uzun vadede yapılması gerekenler de 16 madde halinde listelenmiş. Şehirlerin yeniden ayağa kaldırılmasında deprem bölgesinde yaşayan vatandaşlarımızdan yararlanılması, iş başında eğitim modelleriyle depremzedelerin seferber edilmesi, vatandaşlar ve iş yerleri barınma çözümleri, inşaat girdilerini üreten sanayilerin bölgeye yatırım yapması için alınacak önlemler bu bölümde sayılıyor.

KAPSAMLI BİR BÖLGESEL REFAH STRATEJİSİNİN TEMELLERİNİ ATACAĞIZ

Raporda dikkat çeken bir diğer konu ise deprem bölgesinde yeniden inşa için oluşturulacak kapasitenin deprem bölgesinin ayağa kaldırılmasından sonra da kullanılması. Türkiye’nin güneyinde, Suriye’deki savaşın artık sona ermek üzere olduğunun, kuzeydeki Ukrayna’daki savaşın da er ya da geç biteceğinin ifade edildiği raporda, “Biz komşu ülkelerle ticaret önündeki engelleri hızla ortadan kaldıracağız. Deprem bölgesinin ileri-geri ekonomik bağlarını, küresel kalkınma dinamikleriyle buluşturarak kapsamlı bir bölgesel refah stratejisini hayata geçireceğiz” ifadeleri yer alıyor.

KIZILAY ULVİ AMAÇLARINA DÖNECEK

CHP raporunda aynı acıların yeniden yaşanmaması için yapılacakları arasında müteahhitlik mesleğiyle ilgili yasal düzenlemeler, denetimin güçlendirilmesi, kurumların yeniden yapılandırılması gibi maddeler yer alıyor. Kızılay’a özel bir vurgu yapılan raporda, “Kızılay, Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki ulvi amaçlarına dönecek” deniyor.

TEK ADAM ŞAHSIM REJİMİ ENKAZIN ALTINDA KALDI

Raporun sonuç bölümünde ise deprem sonrasında yaşanan koordinasyon sorunlarına dikkat çekiliyor. Yaşanan depremin altında sadece vatandaşların değil Tek Adam Şahsım Rejiminin de kaldığı kaydediliyor. Rapor, “Bugün de ülkemiz kritik bir yol ayrımındadır. Demokrasi, özgürlük, adalet, kurumsallık, katılımcılık ve akılcılık yönünde yapacağımız reformlarla ülkemize yeni, güçlü ve kalıcı bir büyüme ve kalkınma perspektifini sunacağız. Çağdaş dünyayla bütünleşerek dünyadaki en iyi norm, kural ve uygulamaları ülkemize kararlılıkla taşıyacağız” vaatleriyle son buluyor.

Kan Emiciler Kaybedecek, Hiç Bir Çocuk Yatağa Aç Girmeyecek

CHP Sözcüsü Öztrak, önümüzdeki seçimde hak, hukuk ve adalet mücadelesini iktidarla taçlandıracaklarını belirterek, “Önümüzdeki seçimde kaybeden keyfi yönetim anlayışı olacak. Kaybeden, tek adam şahsım rejimi olacak. Kaybeden, milletin aşına, işine göz diken, kan emiciler ve beşli çeteler olacak. Bizim yönetimimizde kral değil, kural olacak. Herkes önünü görecek. Yarınını planlayabilecek. Geleceğinden emin olacak. Aşını, işini büyütebilecek. Hiçbir çocuğumuz yatağa aç girmeyecek. Üreteceğiz, kazanacağız. Kazancımızı da hakça paylaşacağız” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi’nde yaptığı konuşmada şunları söyledi:

DEVLET YÖNETİMİNDE VE EKONOMİDE İÇ İÇE GEÇMİŞ KRİZLER

Ülkemiz, 200 yıllık modernleşme, 150 yıllık anayasa, 100 yıllık cumhuriyet, 77 yıllık çok partili demokrasi tarihimizin en buhranlı günlerinden geçiyor. Hem devlet yönetiminde hem de ekonomide derin ve iç içe geçmiş krizler yaşıyoruz. Yaşadığımız deprem felaketi, devlet yönetimindeki krizi daha da görünür kıldı. İnsanlarımız 48 saat boyunca, enkazın altında bir başına kaldı. Afet dendiğinde, ilk akla gelen kurumlarımız, seferber edilmedi. Askerlerimiz enkazın başına ilk anda gidemedi. Kızılay, depremde çadır kurmak yerine, çadır satmakla meşgul oldu. 50 bin yurttaşımızı kaybettik.

DEPREMİN MALİYETİ 126 MİLYAR DOLAR

Deprem sadece beşerî değil çok ciddi maddi kayıplara da neden oldu. Bizim hesaplarımıza göre depremin ülkemize faturası beşeri sermaye kaybı dahil 126 milyar dolar. Strateji ve Bütçe Başkanlığı’na göreyse 104 milyar dolarlık bir maddi kaybımız var.

UCUBE SİSTEM BU DURUMUN EN ÖNEMLİ NEDENLERİNDEN BİRİ

20 yıllık yönetimin devlette yaptığı tahribat doymak bilmeyen rant iştahı milletimizin can güvenliğini bitirdi. Çok ama çok yorulduk. Ülke olarak bir nefeslenmeye rahatlamaya çok ihtiyacımız var. Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün yüz yıl önce İzmir İktisat Kongresi’nde söylediği gibi “Milletin uğradığı bu üzücü durumun bu düşkünlüğün sebeplerini arayacak olursak bunu doğrudan doğruya devlet kavramında buluyoruz.” Bugün içinde bulunduğumuz durumun en önemli nedenlerinden biri de adına Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denen ucube bir sistemin devlet yönetiminde neden olduğu ağır krizdir.

ÜLKEMİZİ BU KRİZDEN ÇEKİP ÇIKARACAĞIZ

Bundan ülkemizi çekip çıkaracak Millet İttifakı’nı meydana getiren altı siyasi partinin hazırladığı somut hedefleri, reformları, politikaları ve projeleri içeren Ortak Politikalar Mutabakat Metni’ni 30 Ocak 2023 tarihinde kamuoyuna açıkladık. Bugün de burada sizlerin huzurunda bu politikaları ana hatlarıyla ele alacağız.

KURAL TANIMAZLIĞI ORTADAN KALDIRACAĞIZ

Kontrolsüz güç, güç değil felakettir. Milletimiz bunu keyfi, kural tanımaz bir yönetim altında yaşayarak gördü. Onun için Millet İttifakı olarak kural tanımaz bu ucube sistem yerine kuvvetler ayrılığını tesis eden özgürlükçü, demokratik, adil, ‘güçlendirilmiş parlamenter sisteme’ hızla geçmeyi amaçlıyoruz. Onun için biz etkin ve katılımcı yasama, istikrarlı, şeffaf, hesap verir yürütme, bağımsız ve tarafsız yargı diyoruz. Yapacağımız yasama reformuyla Meclis’in faaliyetlerinde çoğulculuğu sağlayacak, yeni bir meclis içtüzüğü hazırlayacağız. Kanun yapım süreçlerini demokratikleştireceğiz. Torba kanun uygulamasına son vereceğiz. Tarafı olduğumuz milletlerarası sözleşmelerden çekilme yetkisinin sadece TBMM’de olmasını anayasal güvence altına alacağız. Meclis’in yürütme organını millet adına denetleme yetkisini güçlendireceğiz. Bütçe hakkı TBMM’nin devredilemez bir yetkisi ve denetim aracı olacak. Meclis’te Kesin Hesap Komisyonu’nu kuracağız. Komisyon başkanı ana muhalefet milletvekilleri arasından seçilecek. Bir yasama yılında en az 20 gün Meclis’te gündemi muhalefet tarafından belirlenen genel görüşme yapılması imkânını getireceğiz.

CUMHURBAŞKANI 7 YIL İÇİN VE SADECE 1 DÖNEM SEÇİLECEK

Yürütme reformuyla cumhurbaşkanının yedi yıl için sadece bir dönem seçilmesi kuralını getirerek tarafsızlığını güvence altına alacağız. Cumhurbaşkanı bir siyasi partinin değil 85 milyonun cumhurbaşkanı olacak. Başbakanı, bakanları yönetimde etkili hale getireceğiz. Yönetimde istikrarı sağlayacak önlemleri alacağız.

TAZMİNATI, TAZMİNATA NEDEN OLAN HAKİM VE SAVCILAR ÖDEYECEK

Yargı reformuyla, bağımsız ve tarafsız bir yargı için Hâkimler Ve Savcılar Kurulu’nu kaldıracağız. Yerine, hâkimler kurulu ve savcılar kurulu şeklinde iki kurul kuracağız. Adalet Bakanı ve müsteşarı, Hâkimler Kurulu’nda yer almayacak. Hâkimler, idari görevleri bakımdan Adalet Bakanlığı’na bağlı olmayacak. Özel yargılama usullerine özel yetkili mahkemelere son vereceğiz. Görevini kötüye kullanarak Anayasa Mahkemesi veya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin hak ihlali kararına yol açan hâkimlere ve savcılara neden oldukları tazminat ve zararın rücu edilmesini sağlayacağız. Tutuklamanın istisna olması ilkesinin titizlikle uygulanması için gerekli tedbirleri alacağız. OHAL yasasından kaynaklanan tüm işlem ve eylemlerin yargı denetimine tabi olmasını sağlayacağız. Savunma mesleğini anayasal güvenceye kavuşturacağız. Ceza yargılamalarında duruşma salonlarında ‘silahların eşitliği ilkesine’ uygun olarak iddia ve savunmanın fiziki olarak eşit konumda olmasını sağlayacağız. Kadınlar için adli yardımın ve zorunlu müdafiliğin kapsamını genişleteceğiz.

KAPATMA DAVALARINDA TBMM’NİN İZNİ ZORUNLU OLACAK

Anayasa Mahkemesi üyeliklerine hülle yöntemiyle atama yapılmasını önleyeceğiz. Seçim ve siyasi partiler mevzuatında millet iradesinin TBMM’ye en geniş ve en demokratik biçimde yansımasını sağlayacak düzenlemeleri yapacağız. Seçim barajını yüzde 3’e düşüreceğiz. Yurtdışında mukim yurttaşlarımızın Meclis’te doğrudan temsilini sağlayacak düzenlemeleri yapacağız. Siyasi partilere kapatma davası açılması için TBMM’nin iznini zorunlu hale getireceğiz. Hürriyetin esas, sınırlamanın ise istisna olduğunu anayasayla açıkça düzenleyeceğiz.

BASIN VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

Basın özgürlüğünü sağlayacağız. İnternet mevzuatını ifade özgürlüğünü kısıtlamayacak ve kişilik haklarını ihlal etmeyecek şekilde uluslararası standartlara uygun olarak yeniden düzenleyeceğiz.

YENİ BAKANLIKLAR

Kamu yönetimini; eşitlik, tarafsızlık, liyakat, hukuka uygunluk, etkililik, şeffaflık ilkelerine göre yeniden düzenleyeceğiz. Cumhurbaşkanlığı bünyesindeki kurulları, ofisleri lağvedeceğiz. Bunların görev ve yetkilerini ilgili bakanlıklara devredeceğiz. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nı Kadın, Aile ve Çocuk Bakanlığı olarak; Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığı’nı İklim, Çevre ve Orman Bakanlığı olarak; Ticaret Bakanlığını Esnaf ve Ticaret Bakanlığı olarak yapılandıracağız. Hazine’yi, Maliye Bakanlığı’ndan ayıracağız. Ayrı bir bakanlık şeklinde yeniden yapılandıracağız. Şehircilik ve afet yönetimi, bilişim ve yenilikçilik bakanlıklarını kuracağız. Siyasi hüviyetteki bakan yardımcılıklarını kaldırıp liyakate dayalı müsteşarlık sistemini kuracağız. Artık tüm Türkiye pilav yapabilmek için plan gerektiğini anladı. Bunun için Strateji ve Planlama Teşkilatı’nı kuracağız.

SEÇİMLE GELEN SEÇİMLE GİDECEK

Yerel yönetimler reformunu hayata geçireceğiz. Merkezi yönetimin, yerel yönetimler üzerindeki vesayetine son vereceğiz. Seçimle gelenin, seçimle gitmesini güvence altına alacağız. Belediyelerin, genel bütçe vergi gelirlerinden aldığı payları artıracağız. Muhtarlık Temel Kanunu’nu çıkaracağız. Kamuya personel alımında mülakat uygulamasına son vereceğiz. Liyakat ve eşitlik ilkelerini hâkim kılacağız. Şeffaflığı sağlayacağız.

YOLSUZLUK VE RÜŞVET SUÇLARINDA ZAMAN AŞIMI VE AF OLMAYACAK

Üst düzey görevlerdeki kadın yöneticilerin sayısını arttıracağız. Kamu çalışanları arasında ücret ve maaş adaletini sağlayacağız. Bir diğer reform alanımız; yolsuzlukla mücadele. TBMM’de Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu kuracağız. Rüşvet ve yolsuzluk suçlarında yargılama süreçlerini hızlandıracağız, zaman aşımını kaldıracağız. Bu suçlar af kapsamına alınmayacak.

YURT DIŞINA KAÇIRDIKLARI MALVARLIKLARINI GERİ GETİRECEĞİZ

Yolsuzluktan elde edilen ve yurtdışına kaçırılan varlıkları ülkemize geri getirmek için Malvarlıklarının Geri Alınması Ofisi’ni kuracağız. Bu milletten gasp edilen 418 milyar doları mutlaka ama mutlaka milletimize geri vereceğiz. Ekşi yiyenlerden, hesabı sorulacak. Yaptıkları, yapanın yanına asla kar kalmayacak. Pazarlık usulüyle yapılmış tüm ihaleleri geriye doğru inceleyeceğiz. Vatandaşlarımızın bilgi edinme hakkını ihlal eden kamu görevlilerinin disiplin, ceza ve tazminat sorumluluğunu artıracağız. Terörizmin finansmanı, rüşvet, yolsuzluk., insan kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti ve diğer kara para faaliyetleriyle etkin şekilde mücadele edeceğiz.

ÜLKEMİZİ GRİ LİSTE AYIBINDAN KURTARACAĞIZ

Ülkemizi gri liste ayıbından kurtaracağız. Vergi affı ve varlık barışlarının kara para aklama aracı olarak kullanılmasını engelleyeceğiz. Kamu İhale Kanunu’nu Avrupa Birliği normlarına getireceğiz. Siyasi etik yasasını çıkaracağız. Milletvekillerinin, bakanların, siyasi parti genel merkez yöneticilerinin, il başkanlarının, belediye başkanlarının ve belediye meclis üyelerinin görev, unvan ve yetkilerini kullanarak kendileri, yakınları veya üçüncü kişiler lehine etik dışı aracılıkta bulunmalarını engelleyeceğiz. Akraba, eş, dost veya tanıdıklarını kayırmalarına, ayrımcılığa son vereceğiz. Siyasetin finansmanının şeffaf ve denetlenebilir olmasını sağlayacağız.

TÜRKİYE’Yİ ÖNCE FERAHA SONRA REFAHA KAVUŞTURACAĞIZ

Ülkemizi önce feraha çıkaracak, sonra refaha erdirecek politikaların yer aldığı Ortak Politikalar Mutabakat Metninin özgürlük, demokrasi, hukuk, adalet, iyi yönetim, liyakat ve yolsuzlukla mücadele bölümleri özetle bu şekildedir.

KAN EMİCİLER KAYBEDECEK, HİÇ BİR ÇOCUK YATAĞA AÇ GİRMEYECEK

Hak, hukuk ve adalet mücadelemizi, hep birlikte iktidarla taçlandıracağız. Önümüzdeki seçimde kaybeden keyfi yönetim anlayışı olacak. Kaybeden, tek adam şahsım rejimi olacak. Kaybeden, milletin aşına, işine göz diken, kan emiciler ve beşli çeteler olacak. Bizim yönetimimizde kral değil, kural olacak. Herkes önünü görecek. Yarınını planlayabilecek. Geleceğinden emin olacak. Aşını, işini büyütebilecek. Hiçbir çocuğumuz yatağa aç girmeyecek. Üreteceğiz, kazanacağız. Kazancımızı da hakça paylaşacağız.

AYNI 100 YIL ÖNCE OLDUĞU GİBİ

Aynı bundan yüz yıl önce olduğu gibi, hem ülkemizde, hem de dünyada, derin bir alt üst oluş sürecindeyiz. Bu süreçte karşımıza çıkan sorunlara hep birlikte, yerli ve milli çözümler arıyoruz. Çözüm arayışlarımız katkıda bulanacak bu tarihi kongrede ekonomiyi meydana getiren paydaşların temsilcileriyle sivil toplum kuruluşlarıyla bilim insanlarıyla bir aradayız. Bu birlik bize güç veriyor, önümüzde yeni ufuklar açıyor.

Depremin Faturası 126,3 Milyar Dolar

CHP Sözcüsü Öztrak, parti olarak yaptıkları çalışmalar kapsamında depremin ekonomik faturasını 126,3 milyar olarak tahmin ettiklerini belirerek, “Deprem nedeniyle sırtlanacak toplam maliyet 126,3 milyar dolar. Kayınpeder ve damadın bir olup Merkez Bankası arka kapısından buharlaştırdığı 128 milyar doların büyüklüğünü şimdi umarım herkes daha iyi anlamıştır. Milletten çalınan 418 milyar doların geri alınmasının önemi daha iyi görülmüştür” diye konuştu.

Erdoğan’ın “bize düşen helallik istemek” sözlerini değerlendiren Öztrak, haksızlığa uğrayana hakkını vermeden helalleşme olmayacağını vurgulayarak, “Biz buradan Sayın Erdoğan’a soruyoruz; istifa edebilecek misiniz? Bilin ki, istifa etmeden helallik istenmez. Milletimiz, haksızlık edenden, yaptığı haksızlığın hesabını sandıkta mutlaka soracaktır” dedi.

CHP Genel Başkanı ve Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Kahramanmaraş ve Malatya ziyaretlerinde gördükleri sorunları da paylaşan Öztrak, “Kahramanmaraş’ta bilinen bir holdingin 14 bin işçisinden sadece 2 bini çalışabilecek durumda… Diğerleri ya depremde hayatını kaybetmiş ya da yaşadıkları şehri terk etmiş” diye konuştu.

Deprem bölgesinde çiftçilerin ve besicilerin ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğunu kaydeden Öztrak, “Baharla beraber, çiftçimizin tarlalarına üst gübre atma zamanı geldi. Gübre atılması gerekiyor da, piyasada gübre yok… Gübre kara borsaya düşmüş” ifadelerini kullandı.

Öztrak, Kemal Kılıçdaroğlu’nun bölgeyi ziyaretinde anlattığı şekilde, deprem bölgesini ayağa kaldırırken depremzede illerden tedarik yapacaklarını belirterek, “Deprem bölgesinin yeniden inşasında, kamudan ihale alan firmalara, bölgede kullanacakları personelin asgari yüzde 25’ini bölge halkından alma koşulunu getireceğiz” diye konuştu.

Deprem bölgesinde iş insanlarının, işçiye verilen brüt ücretin net ücrete dönüşmesini talep ettiğini hatırlatan Öztrak, “Biz bir yıl süreyle işçilerimizin ücretlerinden vergi almayacağız. Sosyal güvenlik primlerini devlet olarak biz ödeyeceğiz” dedi.

Cumhur İttifakı’nın HÜDAPAR’ı da koalisyonlarına alacağı haberlerini değerlendiren Öztrak, “Meğerse masanın altında, gizli ayaklar da varmış…” dedi.

Öztrak Saray’ın, Diyarbakır Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan’ı kalleşçe katleden, İslamcı Feminist yazar Konca Kuriş’i domuz bağıyla öldüren, Zehra Vakfı Başkanı İzzettin Yıldırım’ı, Gazeteci Halit Güngen’i infaz eden terör örgütünün siyasi uzantılarıyla kol kola girecek kadar çaresiz duruma düştüğünü belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Erdoğan’ı anladık. Peki, Bahçeli’ye ne demeli? Bahçeli bu saatten sonra, Şehit Ali Gaffar Okkan’ın adını, ağzına nasıl alabilecek? Sinan Ateş’in katillerine tek kelime edemediği gibi, Ali Gaffar Okkan’ın katillerine de mi sessiz kalacak? Şehit Polis Memurumuz Atilla Durmuş’un aziz hatırasından, hiç utanmayacak mı? Polis memuru Atilla Durmuş, rahmetli Sağlık Bakanı, MHP’li Osman Durmuş’un yeğeniydi. Emniyet Müdürü Gaffar Okkan’ın da, koruma memuruydu. O gün Atilla Durmuş, beş arkadaşıyla beraber şehit edildi. Şimdi Bahçeli bunu nasıl içine sindirecek? Allah aşkına, bu nasıl bir savrulmadır?”

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:https://youtube.com/embed/R97IzI4A7L8

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız sona erdi. Kurulumuzun gündeminde, ağırlıklı olarak bugüne kadar deprem bölgesinde yapılan çalışmaların değerlendirilmesi, devlet yönetiminin afet yönetiminde gösterdiği zaaflar, önümüzdeki dönemde depremzedelerin yaralarını sarmak için yapacaklarımız vardı.

ACI DUYANA HAKARET EDİYORSAN ERDOĞAN’SIN

Kahramanmaraş depremlerinde, 48 bin 448 yurttaşımızı kaybettik. Cenazelerimizi kefensiz, kırklı, ellili sıralarla, toplu mezarlara, yan yana gömdük. Kaybettiklerimize, üçünde, yedisinde mevlit bile okutamadık. Binlerce anne, baba, evlat, kardeş, eş… Toprakla buluştu. Artık ne diyeceğimizi, ne söyleyeceğimizi bilemez hale geldik. “Acı duyabiliyorsan, canlısın. Başkasının acısını duyabiliyorsan, insansın.” Başkasının acısını duymayıp, acı duyanlara, hakaret ediyorsan, tehdit ediyorsan, küfür ediyorsan, Sarayın kibirlisi Erdoğan’sın…

SORANA KÜFÜR EDİYOR

Bu ülkede afet denince öncelikle akla gelen iki kurum vardır. Biri Türk Silahlı Kuvvetleri, diğeri ise Kızılay… Bu ucube rejimde diğer tüm kurumlar gibi, bu ikisi de, Erdoğan’a bağlı… İşine geldiği zaman Erdoğan, “Ordunun Başkomutanı benim”, “Kızılay, benim himayemde” diyerek, böbürleniyor. Ama ne zaman ihtiyaç olsa, hudutsuz yetkilerini kullanmayı, bir türlü beceremiyor. Milletimiz enkazın altında, 48 saat boyunca, “Sesimi duyan var mı?” diye bağırarak, soğukta can çekişirken, Mehmetçiğimizi enkazın başına zamanında göndermedi.Enkazdan kurtulanlar, “Kızılay nerede?” diye feryat ederken, Kızılay çadır kurmak yerine, çadır sattı. Bu kurumların sorumlusu Erdoğan, ne yaptı? Vatandaşlarımıza “Be ahlaksız, be namussuz, be adi…” diyerek, küfür etti.

SUZAN VEKİLİMİZE HAKARET MİLLET İRADESİNE SAYGISIZLIK

“Edep, aklın suretidir.” Nasiplenmek de gayret gerektirir. Deprem anında, bizim dört Hatay Milletvekilimiz de memleketlerindeydi. Diğer üç vekilimiz gibi, Suzan Şahin vekilimiz de, vekilliğinden, siyasetçiliğinden önce, bir depremzede… Vekillerimiz orada depremi bizzat yaşadılar. Deprem sabahı korkunç acılara, yürekleriyle, kulaklarıyla, gözleriyle tanık oldular. Diğer vekillerimiz gibi, Suzan Şahin vekilimiz de onlarca yakınını, akrabasını kaybetti. Komşularını enkaz altından, çıplak elleriyle çıkarmaya çalıştı. “Sesimi duyan yok mu” feryatlarını, çaresizce dinledi. Peki, Erdoğan bu acıları yaşadı mı? Yaşamadı… O 1001 odalı sarayında, arşa yükselen feryatları, yardım çığlıklarına, 48 saat boyunca kulaklarını tıkadı. Kulaklarını açtığında da iş, işten geçti… Vatandaşlarımızın çoğu enkazın altında donarak öldü. İnsanı insan yapan, duygudaşlıktır. Merhamettir, vicdandır. Acı çekenin acısını paylaşmaktır. Şimdi, Suzan Şahin vekilimiz, şahit olduklarını, meclisin, milletin kürsüsünden anlatmasın mı? Milletin kendisine verdiği denetleme görevini, yerine getirmeyip birileri gibi ihmal mi etsin? Milletin enkaz altındaki haykırışı, milletin meclisinde duyulmasın mı? Kızılay’ın çadır rezaleti, Meclis’te sorgulanmasın mı? Kurtarma ekiplerini, enkazla; enkazı, kurtarma araçlarıyla; kurtarma araçlarını, operatörlerle buluşturmayan beceriksizlik; Milletin Meclisi’nde, hesaba çekilmesin mi? Buna itiraz etmek, meclisin kürsüsünden, milletin derdini dillendiren vekile hakaret etmek, milli iradeye saygısızlıktır. Bir defa daha söylüyorum, milli iradeye açıkça saygısızlıktır.

GÖREVİ İHMAL, SAVSAKLAMA, SUİİSTİMAL

Erdoğan; afeti felakete çeviren büyük beceriksizliğinin, duyulmasını, görülmesini, konuşulmasını, tartışılmasını, sorumluluğunun ortaya çıkmasını istemiyor. Görevini ihmal ettiğini, savsakladığını, suiistimal ettiğini gizlemeye çalışıyor. Ama gerçeklerden kaçsanız da, gerçeklerin ortaya çıkmak gibi güzel bir huyu var… “Memnuniyetlerinizi Saraya, şikâyetlerinizi Yaradan’a” diyerek ülkeyi yönetemezsiniz. Yetkim çok olsun. Sorumluluğum hiç olsun diyerek bu ülkeyi yönetemezsiniz. İşte size kibir abidesinin ucube saray rejimi…

HZ ADEM BİLE NEDAMET GETİRDİ DE CENNETTEN KOVULMAKTAN KURTULAMADI

Dün Sarayın kibirlisi Kırıkhan’da, “Her türlü gayreti göstermemize rağmen, eğer sıkıntılar yaşadıysanız, bize düşen, sizlerden helallik istemektir” diyor. Hazreti Âdem bile, cennetteki hatası için nedamet getirdi, Allah’tan af diledi. Ama gel gör ki, cennetten kovulmaktan da kurtulamadı… Erdoğan şimdi çıkmış. İstifayı aklına bile getirmeden, milletten helallik istiyor. Zamanında almadığınız tedbirler yüzünden, 48 bin 448 vatandaşımızı o da şimdilik yitirdik. Mehmetçiklerimizi, ilk anda sahaya göndermediğiniz için, insanlarımız enkaz altında, donarak, bağıra bağıra öldü. Himayenizdeki Kızılay, çadır kurmak yerine… Çadır sattı. Şimdi sorumluluğunuzun gereğini yerine getirmeden, istifa etmeden, aziz milletimizle nasıl helalleşeceksiniz?

HAKKI VERMEDEN HELALLEŞME OLMAZ

Haksızlığa uğrayana hakkını vermeden helalleşme olmaz. Ahirette, yaptıklarınızın ve yapmadıklarınızın hesabını, Yüce Allah’a elbette vereceksiniz. Ama milletten helallik istiyorsanız, bu öyle meydanlarda kuru gürültü yaparak olmaz. Deprem bölgesinde, enkaz altında beş gün boyunca, saçlarını yola yola ruhunu teslim eden eşine, acılı ağıtlar yakan Adıyamanlı Murat Uluçay’ın, yaşlı gözlerinin içine bakın. İsteyebiliyorsanız ondan helallik isteyin. Hatay’da annesini, babasını kaybeden, “Boğazımdaki düğümü çözemiyorum. Kalbimdeki acıya ilaç bulamıyorum. Üç gün boyunca enkaz altında kalmalarını, kabullenemiyorum” diyerek, gözyaşlarını akıtan, Emel Güneş kızımızın yanına gidin. Gözlerinin içine bakın, ondan helallik isteyin. Bakalım istediğiniz helalliği alabilecek misiniz? İlk 48 saatte görevinizi alenen ihmal ettiniz. Savsakladınız. Suiistimal ettiniz. Bu nedenle insanlarımızın, eşini, anasını, babasını, kardeşini, çocuklarını kaybetmelerinin sorumluluğunu almak zorundasınız. Haksızlık edenden, haksızlığın hesabını sormadan, kefaretini ödetmeden, helalleşme olmaz. Mağdur olanın, mağduriyeti tazmin edilmeden, helalleşme hiç olmaz. Helalleşme, mazluma zulmeden, zalimle hesaplaşmadan katiyen olmaz…

İSTİFA ETMEDEN HELALLİK İSTENMEZ

Biz buradan Sayın Erdoğan’a soruyoruz; istifa edebilecek misiniz? Bilin ki, istifa etmeden helallik istenmez. Milletimiz, haksızlık edenden, yaptığı haksızlığın hesabını sandıkta mutlaka soracaktır.

KILIÇDAROĞLU ALYANSA KADAR DEPREMDE KAYBEDİLEN NE VARSA YERİNE KOYACAK

Giden canları elbette geri getiremeyiz. Kaybettiklerimize yüce Allah; gani gani rahmet eylesin. Yattıkları toprak, incitmesin. Ama geride kalan mağdurlarımızın, mağduriyetlerini giderme, mağduriyetlerini tazmin etme vazifesi, Allah’ın izniyle, milletimizin takdiriyle, Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı, Kemal Kılıçdaroğlu’nun olacak… Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı, Kemal Kılıçdaroğlu, bu depremde kaybedilen ne varsa, vatandaşlarımızın parmağındaki alyansa kadar, her şeyi yerine koyacak…

KAHRAMANMARAŞ VE MALATYA NOTLARI

Cumhurbaşkanı adayımız Kemal Kılıçdaroğlu, depremin ikinci günü bölgeye gitmişti. Bu hafta sonu da dördüncü kez deprem bölgesindeydi. Çadırda kaldı. Malatya ve Kahramanmaraş’ta, esnafımızı, sanayicimizi, çiftçimizi dinledi. Sorunlarını, taleplerini aldı. Bunların nasıl çözüleceğini, depremzede iş insanları, esnaflar ve çiftçilerle istişare etti. Çok şükür Malatya’da Organize Sanayi Bölgesi’nde büyük bir yıkım olmamış. Ama başta kalifiye işgücü olmak üzere depremzede işçilerimiz; barınma imkânı sağlanamadığı için, Malatya’yı terk etmeye başlamış. İş insanları çalıştıracak işçi bulmakta zorlanıyor. Büyük sıkıntı yaşıyor.

BİR HOLDİNGİN 14 BİN ÇALIŞANINDAN SADECE 2 BİNİ ÇALIŞACAK DURUMDA

Benzer sorun, Kahramanmaraş’ta da var. Kahramanmaraş’ta, maalesef 11 ilçeden 9’unda büyük yıkım var. Organize Sanayi Bölgelerinde de hasar var. Kahramanmaraş sanayinin can damarı, tekstil sektörü… Barınma sorununun çözülememesi nedeniyle, bu sektörde on binlerce nitelikli işçi başka yerlere göç etmiş. Kahramanmaraş’ta bilinen bir holdingin, 14 bin işçisinden, sadece 2 bini çalışabilecek durumda… Diğerleri ya depremde hayatını kaybetmiş ya da yaşadıkları şehri terk etmiş. Küresel tedarikçilere mal veren firmalarımız, siparişlerinin başka ülkelere kaymasından endişeliler. Bunun için bu bölgede üretim çarklarının, biran evvel dönmeye başlaması gerekiyor.

GÜBRE KARA BORSADA

Hem Malatya’da, hem de Kahramanmaraş’ta, çiftçilerimizin, köylülerimizin sorunları çok ciddi. Köylü; arazisine, ürününe, malına sahip çıkmak için, hem kendine, hem de hayvanlarına barınacak yer istiyor. Özellikle kırsal bölgelerde, geçici barınma için önce çadır, sonra konteyner meselesi hızla hallolmak zorunda. Baharla beraber, çiftçimizin tarlalarına üst gübre atma zamanı geldi. Gübre atılması gerekiyor da, piyasada gübre yok… Gübre kara borsaya düşmüş… Ama Erdoğan’ın dünyadan haberi yok. Bağırıp, çağırmayla, muhalefete ahkâm kesmeyle devlet yönetilmez. Besicilerimiz, yem temini konusunda büyük sıkıntı çekiyor. Üreticinin sütü elinde kalıyor. Et ve Süt Kurumu oralı bile değil. Bari bugünlerde besiciye destek olun. Üreticinin elindeki sütü, piyasa fiyatının üzerinde alın.

ÜRETİCİNİN SORUNU BÖYLE ÇÖZÜLÜR

Üreticinin sorunu nasıl çözülür, gelin size bir örnekle anlatalım… Hatay Büyükşehir Belediye Başkanımız Lütfü Savaş, Üretici Birliklerinin elindeki süt ziyan olmasın diye, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanımız Vahap Seçer’i arıyor. Vahap Başkana, “Sen bu işten anlarsın, bu sütler ziyan olmasın, gel değerlendirelim” diyor. Mersin Büyükşehir Belediyemiz de, üreticiden 1,5 milyon liralık sütü almayı taahhüt ediyor. Bunları yine birliğin tesislerinde peynir yaptırıyor. Ve depremzedelere yaptırdığı bu peynirleri dağıtıyor. Hem üreticinin sütü elinde kalmıyor. Hem de depremzede, peynirden mahrum kalmıyor.

Şimdi ülkeyi yönettiğini söyleyenlere soruyoruz. Siz bunları yapmayı, akıl edemiyor musunuz? Malatya’da kayısı üreticisi, TMO’nun malını almasını istiyor. Ama sesini duyan yok. Pamuk üreticisi, çırçır ve iplik fabrikaları bir an evvel çalışmazsa, pamuğun elinde kalacağından korkuyor. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımız Mansur Yavaş, Genel Başkanımızın talimatlarıyla, Malatya’da üreticiden kayısı almak için, protokol imzaladı. Esnaflarımız ellerindeki ürünlerin, büyük şehirlerde fuar veya hemşeri günleri düzenlenerek, ellerinden çıkarma imkanının verilmesini talep ettiler. Mansur Başkanımız, hem Malatya, hem de Kahramanmaraş’ta, esnaflarımızın bu taleplerini de karşılamak üzere, gerekli protokolleri imzaladı. Diğer belediye başkanlarımızda bu protokollerin aynısını uygulayacaklar.

AĞLAMAYIN ÇÖZÜM BULUN

Bizim belediyelerimiz bölgede sadece, çadır dağıtmıyor. Aş, ekmek, çorba dağıtmıyor. Aynı zamanda, bölgede üretimi ayağa kaldırabilecek, projelere de imza atıyor. Saray’ın İçişleri Bakanı ise depremin üstünden geçen haftalara rağmen daha geçen gün çıkmış, “Kahvaltı veremediğimiz yerler var, hayırsever vatandaşlarımızdan kahvaltılık ürün, çay ve şeker istiyoruz” diye, ağlıyor. “Terlik, eşofman, iç çamaşırı da yok” diye, vatandaşlarımızdan talepte bulunuyor. O koltuklar ağlama değil, çare bulma makamıdır. Ağlamayı bırakacaksınız işinizi yapacaksınız. Yapamıyorsanız da o koltukları terk edeceksiniz. Ama bunlar hem işlerini doğru dürüst yapamıyor. Hem de iş yapana, kara çalmaya kalkıyorlar. AK Partinin Genel Başkan Yardımcısı Özhaseki hiç utanmadan, sıkılmadan, yara sarmak için yaptığımız bu ziyaretlere, “Turistik gezi” diyor. Ne diyelim, kişi kendinden bilir işi… Bunların gözleri var, görmez. Kulakları var, duymaz. Çünkü kalpleri millete karşı mühürlü. İnşallah iki ay sonra iş başı yaptığımızda, hızla bölgeyi ayağa kaldıracağız.

İLLERİ DEPREMZEDELERLE AYAĞA KALDIRACAĞIZ

Genel Başkanımız, 13. Cumhurbaşkanı adayımız, hafta sonunda bölgede anlattı, deprem bölgesini ayağa kaldırırken; depremzede illerimizden tedarik yapacak, depremzede işçilerimizi çalıştıracağız. Depremden etkilenen yerlerin konteyner, prefabrik ve modüler yapı ihtiyacını hızla gidereceğiz. Modüler ve prefabrik uygulamalarla, bölgenin sağlık, hijyen ve eğitim ihtiyacını karşılayacağız. Firmaların çalışanlarına, lojman ve sosyal yaşam alanları yapmasını teşvik edeceğiz. Bu harcamaları ödeyecekleri vergiden, mahsup etmelerini sağlayacağız. Çalışanların çocuklarının eğitim ihtiyaçlarının, hızla giderilmesi için okulları hızla ayağa kaldırmak mecburiyetindeyiz, kaldıracağız. İşveren birliklerinin lojman inşasını destekleyeceğiz. Özellikle kırsal bölgelerdeki kamu personelinin, lojman ihtiyacını hızla karşılayacağız. Bölgede üretimi ve ticareti korumak için, küçük esnaf ve sanayicimize, geçici çalışma alanları oluşturacağız. Bölgede yapılacak inşaat faaliyetlerinde, yerel işgücünü seferber edebilmek için, sertifika programları uygulayacağız. Şehirlerimizin ayağa kaldırılmasında, iş başında eğitim modeliyle, depremzede yurttaşlarımızı seferber edeceğiz. Deprem bölgesinin yeniden inşasında, kamudan ihale alan firmalara, bölgede kullanacakları personelin asgari yüzde 25’ini, bölge halkından alma koşulunu getireceğiz.

İŞÇİ ÜCRETLERİNDEN BİR YIL VERGİ ALINMASIN

Deprem bölgesinde, üretim tesislerimizin biran önce faaliyete geçmesi için, makine, teçhizat ve hammadde ithalatında, vergi indirimleri ve diğer kolaylıkları sağlayacağız. İş insanlarımız deprem bölgesinde, işçiye verilen brüt ücretin, net ücrete dönüşmesini talep etti. Biz bir yıl süreyle işçilerimizin ücretlerinden vergi almayacağız. Sosyal güvenlik primlerini devlet olarak biz ödeyeceğiz. Yine bölgeye dönüşü hızlandırmak için, depreme dayanıklı hastane ve okul inşaatlarına hız vereceğiz. Bölgede yapılacak konut, altyapı ve sanayi tesislerinde, yeşil dönüşüme ve enerji verimliliğine önem vereceğiz. Deprem bölgelerini inşa ederken, karbon elyafı, nano-teknolojik yapı malzemeleri, akıllı malzemeler gibi, yenilikçi ve çevre dostu yapı malzemelerine öncelik vereceğiz. Bu malzemeleri ve diğer inşaat girdilerini üreten sanayileri, bölgede yatırım yapması için, bu ürünlerin üretilmesi için bölgede teknopark ve ihtisas organize sanayi bölgelerini kuracağız. Yerli firmalarımız yanında, dünyada bu konuda öncü olan, yabancı firmaların da bölgede faaliyet göstermesine önem vereceğiz. Türkiye, bu ülke şerden hayır çıkaracak güçtedir.

BÖLGESEL BİR REFAH STRATEJİSİ UYGULAYACAĞIZ

Güneyimizde, Suriye’deki savaş artık sona ermek üzere. Kuzeyimizde, Ukrayna’da savaş er ya da geç bitecek. Türkiye’nin taahhüt sektörü zaten önemli bir güç… Biz komşu ülkelerle ticaret önündeki engelleri, hızla ortadan kaldıracağız. Bunları yapacak güçteyiz. Bölgenin ileriye ve geriye ekonomik bağlarını, küresel kalkınma dinamikleriyle buluşturarak, kapsamlı bir bölgesel refah stratejisini hayata geçireceğiz. Bizim iktidarımızda, sadece Adana, Osmaniye, Hatay, Kilis, Gaziantep, Kahramanmaraş, Malatya, Adıyaman, Şanlıurfa, Diyarbakır değil; Halep, Lazkiye, Şam, Erbil, Musul, Kerkük, Bağdat da ayağa kalkacak. Tüm bölgeyle güçlü ticari ve ekonomik bağlar kuracağız. Lübnan’ı, İsrail’i, Mısır’ı, bu ortak refah projesine davet edeceğiz. Bizim derdimiz bağcıyı dövmek değil, hep beraber üzüm yemek. Deprem felaketinde gördük ki, ilk yardımımıza koşanlar, en yakın komşularımız. “Kalpleri dağınık olanların, akılları birleşemez.” Biz önce kalpleri birleştireceğiz. Tüm komşularımızla ilişkilerimizi, hızla tahkim edeceğiz. Elbette işimiz kolay değil. Bunun farkındayız. Memleketimizde; aklı ve ahlakı bitirmiş, liyakati öldürmüş, adaleti katletmiş, devletimizin dirliğine, milletimizin birliğine kast etmiş, çürümüş, yozlaşmış bir yönetimi, vatandaşlarımız, 14 Mayıs’ta sandıkta yolcu edecek.

DARISI KEREM PAZARLAMAYA…

Deprem felaketinin üzerinden, 36 gün geçti. 36 gün sonra hala; çadır yok. Konteyner yok. Hijyen yok. Su yok. Çay yok, şeker yok, terlik yok, eşofman yok, ortada ekonomik hasar tespiti yok. Ve ar edip de, istifa eden tek bir yönetici yok. Gerçi haksızlık etmeyelim. Bir tanesi istifa etti. Depremzedelere gülen Adıyaman Valisi, sağlık nedenlerini gerekçe göstererek, görevden affını istedi. Ne diyelim darısı, Kızılay’ı ticarethane yapan, Kerem Pazarlamaya…

99 DEPREMİNDE 21 GÜNDE ÇIKARMIŞTIK, BU RAPOR NEREDE?

Kahramanmaraş depremlerinin üzerinden tam 36 gün geçti. Ortada hala devlet tarafından hazırlanmış, bir ekonomik hasar tespit raporu da yok… Geçen defa söylemiştim, şimdi de söylüyorum. Devlet Planlama Teşkilatı’nda, Müsteşar Yardımcısı olarak benim ve takım arkadaşlarımın, gece gündüz çalışarak hazırlanmasına katkıda bulunduğumuz, bu resmi raporu sizlere daha önce gösterdim. Bu rapor 17 Ağustos 1999, Marmara Depremi’nden tam 21 gün sonra, 8 Eylül 1999 tarihinde yayımlandı. Marmara Depremi’nin ekonomik ve sosyal maliyetlerini, kalem, kalem, sektör, sektör hesapladık. Depremin, bütçeye etkilerini, ilave finansman ihtiyaçlarını tespit ettik. Kısa, orta, uzun vadede, yapılması gerekenleri sıraladık. Karar alıcılara tedbirler önerdik. Devlet Planlama Teşkilatı’nı kapattılar. Erdoğan’ın imzaladığı, Türkiye Afet Müdahale Planı’na göre, bu raporun hazırlanmasından şimdi, Hazine ve Maliye Bakanlığı sorumlu… Buradan bir kere daha soruyoruz. Bu rapor nerede? Neden hazır değil? Liyakatsizlikleriyle, kifayetsizlikleriyle, tüm kurumlarımızı ve devleti çürüttüler… Meflûç ettiler.

GİDEREK AYAK TENCERENİN DİBİNİ SIYIRIYOR

“Ölçemediğiniz hiçbir şeyi kontrol edemez; kontrol edemediğiniz hiçbir şeyi de yönetemezsiniz.” Depremden sonra, acilen yapılması gereken şeylerden biri de, depremin sebep olduğu ekonomik ve sosyal yıkımın, en doğru şekilde ölçülmesidir. Şunun şurasında, gitmelerine iki ay gibi bir süre kaldı bari bunu yapsalar… Ama nerede bunlarda o sorumluluk duygusu, o liyakat, nerede o devlet terbiyesi… “Benden sonrası tufan” diyerek, bol bol ihale yapıyorlar… Giderayak tencerenin dibini, bir de böyle sıyırmaya kalkıyorlar. Dücane Cündioğlu’nun dediği gibi; “Allah’tan, kitaptan dem vuranların, ne dediğine değil, ne yediğine bakacaksın.” 21 Şubat ile 7 Mart arasında, deprem nedeniyle açılan ihale sayısı 50’yi geçti. Bu ihalelerde, 48 milyarlık iş dağıtıldı. Bunlar cenazelerimizin daha 40’ı çıkmadan, rant betonunu acılarımızın üzerine, döküyorlar… Hiç kimse merak etmesin. Biz hem depreme dayanıklı, güvenli evler inşa edeceğiz. Hem de milletin kör kuruşunu kurda kuşa yedirmeyeceğiz. Bu konutların zamanında tamamlanması için elimizden gelen her şeyi yapacağız.

TOPLAM MALİYET 126,3 MİLYAR DOLAR

Biz dersimizi çalışarak göreve geliyoruz. Gece gündüz demeden, hazırlıklarımızı tamamlıyoruz. Kahramanmaraş depreminin sebep olduğu, ekonomik ve sosyal kayıpları, olabilecek en geniş şekliyle, kalem, kalem bu raporda çıkardık. Bizim tahminlerimize göre, deprem nedeniyle, konut ve işyeri kaynaklı hasar, 44,2 milyar dolar. Mobilya, beyaz eşya gibi, ev eşyalarındaki kayıplar, 6,6 milyar dolar. Binek araç kaybı 1,5 milyar dolar. Altyapı, tarım, sanayi, hizmet sektörlerinde fiziki hasar, 24,3 milyar dolar. Üretim faaliyetlerindeki azalma nedeniyle oluşacak kayıp, 13,3 milyar dolar. Yıkım, hafriyat, iaşe, idame için yapılacak cari harcamalar, 18,9 milyar dolar. Beşeri sermaye kaybı nedeniyle uğrayacağımız kayıp, 17,6 milyar dolar. Deprem nedeniyle sırtlanacak toplam maliyet 126,3 milyar dolar… Kayınpeder ve damadın bir olup, Merkez Bankasının arka kapısından buharlaştırdığı, 128 milyar doların büyüklüğünü, şimdi umarım herkes çok daha iyi anlamıştır. Milletten çalınan 418 milyar doların geri alınmasının önemini herkes çok daha iyi görmüştür. Bu paralar, bugün Hazine’nin, Merkez Bankası’nın kasasında dursaydı, depremin yarattığı yıkım, çok daha rahat göğüslenebilirdi.

MİLLET İTTİFAKI’NIN ORTAK DEPREM RAPORU GELİYOR

Millet İttifakı’nı oluşturan tüm partilerimiz, deprem felaketine ilişkin raporlarını hazırladı. Bu raporları birleştireceğiz. Millet İttifakının raporunu hazırlayarak, Ortak Politikalar Mutabakat Metnimizi, daha da güçlendireceğiz. Bu depremin etkileriyle ilgili düzenlemeleri mutabakat metnimize yazacağız. Gerekli değişiklikleri de yapacağız. Ayrıca bir rapor daha çıkaracağız.

SARAY MASASININ ALTINDAKİ GİZLİ AYAKLAR

Biz hep söylüyoruz. Umutsuzluğa yer yok. Ölümden başka her şeye çare var. Ve demokrasilerde çare tükenmez. Sandık 14 Mayıs’ta, milletimizin önüne geliyor. Artık Cumhur İttifakı’nda, kimler kimlerle beraber, milletimiz çok iyi görüyor… Yıllarca koalisyonlara etmedik laf bırakmadılar. Ama şimdi paçaları tutuştu. HÜDAPAR’ı da, koalisyonlarına alacaklarmış. Biz bunların masasında, dört parti var diye biliyorduk. Meğerse masanın altında, gizli ayaklar da varmış… Teşbihte hata olmaz. Bunlar yakında, Bekârlığa Veda Partisini de, siyasi parti sanıp, masalarına ayak yapmaya kalkarlarsa, kimse şaşırmasın… Kimin kimle iş tutacağı, koalisyon yapacağı elbette bizi ilgilendirmez. Ama “Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.” Diyarbakır Emniyet Müdürümüz, Ali Gaffar Okkan’ı kalleşçe katleden, İslamcı Feminist yazar Konca Kuriş’i domuz bağıyla öldüren, Zehra Vakfı Başkanı İzzettin Yıldırım’ı, Gazeteci Halit Güngen’i infaz eden terör örgütünün, siyasi uzantılarıyla, kol kola girecek kadar, durumları çaresiz, vahim… Siyasetçi gömleğini akşam nerede çıkardıysa, sabah da aynı yerde giymelidir. Ama ahlak gömleğini çıkaran, üzerine başka hiç bir gömleği giyemez. Erdoğan’ı anladık. Peki, Bahçeli’ye ne demeli? Bahçeli bu saatten sonra, Şehit Ali Gaffar Okkan’ın adını, ağzına nasıl alabilecek? Sinan Ateş’in katillerine tek kelime edemediği gibi, Ali Gaffar Okkan’ın katillerine de mi sessiz kalacak? Şehit Polis Memurumuz Atilla Durmuş’un aziz hatırasından, hiç utanmayacak mı? Polis memuru Atilla Durmuş, rahmetli Sağlık Bakanı, MHP’li Osman Durmuş’un yeğeniydi. Emniyet Müdürü Gaffar Okkan’ın da, koruma memuruydu. O gün Atilla Durmuş, beş arkadaşıyla beraber şehit edildi. Şimdi Bahçeli bunu nasıl içine sindirecek? Allah aşkına, bu nasıl bir savrulmadır?

NOTLAR TAMAM, ŞİMDİ SIRA TASDİKNAMEDE

Milletimiz, kimin ne olduğunu görmüştür. Notunu da vermiştir. Şimdi bu kifayetsizlere, tasdiknamelerini vermeye sıra gelmiştir. 14 Mayıs sıradan bir seçim değildir. 14 Mayıs’ta kişiler oylanmayacak. Farklı anlayış ve zihniyetler oylanacak. Tercih, “Saray” diyenlerle, “Millet” diyenler arasında yapılacak. Bir tarafta “kibir” ve “nobranlık”, diğer tarafta “tevazu” ve “nezaket” oylanacak… Bir tarafta “Saraya sadakat” diyenlerle, diğer tarafta “Devlette liyakat” diyenler oylanacak… Bir tarafta, “kul hakkını iştahla” yiyenlerle, diğer tarafta, “öksüz ve yetim hakkını” savunanlar oylanacak… Bir tarafta, “burnuna pudra şekeri çeken” saray yanaşmalarıyla diğer tarafta, “işsiz, güvencesiz milletin evlatlarının hakkının verilmesi” oylanacak. Bir tarafta, “kaynaklar beşli çetelere” diyenlerle, diğer tarafta, “kaynaklar milletimize” diyenler, oylanacak. Bir tarafta, “SADAT gibi, paramiliter gruplara sırtını yaslayanlar”, diğer tarafta “sırtını milletine yaslayanlar” oylanacak. 14 Mayıs’ta kazanan demokrasimiz olacak! Kazanan Millet İttifakı olacak! Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı, Kemal Kılıçdaroğlu olacak!

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

Soru- Kılıçdaroğlu, bu hafta millet ittifakı dışındaki partilerle temasta olacak mı? Randevu isteyen var mı? Ve Muharrem İnce’nin adaylığı da açıklandı. Kılıçdaroğlu, Memleket Partisine gitmeyi düşünüyor mu? Eğer giderse çantasında ne olacak?

Faik ÖZTRAK- 13. Cumhurbaşkanı adayımız, Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun görüşme takvimini izleyin. Bunu zamanı geldikçe açıklıyoruz. İzlemeye devam edin.

Soru- Efendim cumhur ittifakının da bir genişleme sürecine girdiğini görüyoruz. Bu seçim sonuçlarını etkiler mi? Bir de AK Parti aday adaylarına taahhütname imzalatacaklarını açıkladı. Bu taahhütnamede başka bir partiye geçmeyeceği maddesinin yazdığı haberleri çıktı. Bunları nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Ne yaparlarsa yapsınlar, ‘Yolcudur Abbas bağlan durmaz’. Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı millet ittifakının adayı Kemal Kılıçdaroğlu olacak.

İkinci sorunuzla ilgili olarak da; kişi kendinden bilir işi. AK Partinin milletvekili transferi konusunda sicili herkesin malumudur.

Soru- CHP’li Aytuğ Atıcı bazı açıklamalarda bulundu. Saadet Partisi vekil adaylarının CHP listesinde görünmesinden rahatsız olacağını söyledi. Bir de küçük partilerin oy oranı tahminlerine ilişkin yorumları oldu. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir?

Faik ÖZTRAK- Sayın Atıcı kendi görüşlerini açıklamış. Partimizin görüşlerini açıklamaya kimin yetkili olduğunu, partimizde kimlerin sözlerinin bağlayacağını buradan defalarca ifade ettim.

Soru- HDP – CHP görüşmesi ne zaman olacak? Ortak Mutabakat Metninin 234. sayfasında yer alan terörle mücadele maddesi tartışılıyor. O maddede YPG, PYD terör örgütü olarak görülmüyor. Bu da HDP’yle pazarlık çok önceden başladı yorumlarını beraberinde getirdi. Bu açıklamalara ilişkin sizin değerlendirmeniz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Şimdi Cumhurbaşkanı adayımız belli bir takvim çerçevesinde, kendi takvimi çerçevesinde siyasi partilerle görüşmelerini gerçekleştirecektir.

İkinci sorunuza gelince; CHP olarak biz, terör örgütlerinin isimlerinin zikredilmesinin onların propagandasına hizmet ettiği kanaatindeyiz. Tıpkı Milli Savunma Bakanlığı gibi, tıpkı Genelkurmay Başkanlığı gibi terör örgütlerinin ismini kullanmamaya özen gösteriyoruz. Birde bu soruyu bize soranların insanları domuz bağlarıyla vahşice katleden terör örgütüne terör örgütü diyemeyen HÜDAPAR ile cumhur ittifakının ne zaman protokol imzalayacağını AK Parti Sözcüsüne sormasını da bekliyoruz.

Soru- Altılı masa milletvekili seçimlerinde nasıl bir yol izleyecek? Altı parti 81 ilde tek liste olarak mı girecek? Yoksa her parti kendi listesinden mi girecek seçime? Bu konuda yol haritası nasıl oluşacak?

Faik ÖZTRAK- Arkadaşlar, millet ittifakını oluşturan siyasi partiler arasında görüşmeler devam ediyor. Bu görüşmeler bittiğinde tabi ki izlenecek yöntemleri öğreneceksiniz.

Teşekkür ediyorum.

Kızılay Başkanı Sadece Sanık Değil, Tanık ve İtirafçı Da Olacak

CHP Sözcüsü Öztrak, Kızılay Başkanı’nın kendisine yönelik eleştiriler üzerine yaptığı açıklamada sivil-asker işbirliği mekanizmalarının geçmiş dönemlerde çökertildiği yönündeki ifadelerini değerlendirerek, “Anlaşılan Kızılay Başkanı, önümüzdeki dönemde açılacak görevi ihmal, görevi savsaklama, görevi suiistimal davalarında, sadece sanık olarak kalmayacak, aynı zamanda tanık ve itirafçı da olacak” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine ilişkin yaptığı basın toplantısında şunları söyledi:https://youtube.com/embed/0mwOdZzkAyU

Bugün toplantımıza Cumhuriyet Halk Partisi ailesinden, acı bir haberle başlıyoruz. Değerli gazeteci, önceki dönem TBMM Grup Basın Danışmanımız ve yine önceki dönem RTÜK üyesi İsmet Demirdöğen’i tedavi gördüğü hastanede bugün kaybettik. Kendisine Allah’tan rahmet, ailesine, sevenlerine ve partimize sabır ve başsağlığı diliyoruz.

ÇADIR DA YOK, İSTİFA EDEN DE

Memleketimizde; aklı, ahlakı bitiren, liyakati öldüren, adaleti katleden, devletimizin dirliğine, milletimizin birliğine kasteden, çürümüş, yozlaşmış bir yönetimi, milletimizin göndermesine, artık sayılı günler kaldı. Deprem felaketinin üzerinden 1 ay 3 gün geçti. 46 bin 104 yurttaşımızı kaybettik. Bazı yurttaşlarımızın cenazeleri bile enkazdan çıkarılamadı. Cenazeler yok. Çadır yok. Konteyner yok. Hijyen yok. İçmeye su yok. Ve ar edip de, istifa eden tek bir yönetici de yok.

KIZILAY ARTIK BİR TİCARETHANE

Milletin göz bebeği Kızılay’ı, “Hayır kurumu” olmaktan çıkarmışlar. Yandaşlarının kesesini doldurmak için, arpalığa çevirmişler. Saray; “Hayır”ı, “Kayır” anlayıp, yanaşmalarını, beslemelerini, Kızılay’a doldurmuş. Eski Kızılay mensuplarından öğreniyoruz ki, mevcut Kızılay Başkanı, 12 ayrı şirketten, 36 asgari ücret tutarında maaşı, “Huzur hakkı” diyerek, her ay cebine atıyormuş. Biz; “Saray ve şürekâsı, 3-5 ayrı yerden maaş alıyor” diye, eleştiriyorduk. Meğer rekor, bir düzine şirketten maaş alan, Kızılay Başkanı’ndaymış. İşte kavga bundan çıkar. Kızılay, artık bildiğimiz Kızılay değil… Kızılay artık; milletin bağışladığı paralarla, afetzedeler için ürettiği çadırları, konserveleri, afette ücretsiz dağıtmayan, diğer hayır kurumlarına satan, bir ticarethane… Bunun adı deprem fırsatçılığıdır. Bunun adı ölü soyuculuğudur. Türkiye, böyle bir çürümüşlüğü, böyle bir yozlaşmayı, tarihinin hiçbir döneminde görmedi, yaşamadı…

AHLAK GÖMLEĞİNİ ÇOKTAN ÇIKARIP ATTILAR

Ahlak gömleğini çıkaran, başka hiçbir gömleği giyemez. Son deprem felaketinde bir kez daha gördük ki, bunlar ahlak gömleğini çoktan çıkarıp atmışlar. 21 yıl önce “Mücahit olacağız” deyip gelenler, 21 yıl sonra “Müteahhit” olmuş. 21 yıl önce “Harun olacağız” diyerek gelenler, 21 yıl sonra “Karun” olmuş. Bunlar dünyalıklarını yapmak için, ahiretlerini yakmış. Yıllardır, “Allah bizi utandırmasın” dediler… Ama utanmayı bilmeyenlere, Yüce Allah ne yapsın. Kızılay kimin himayesinde? Kızılay tüzüğüne göre; Erdoğan’ın yüksek himayesinde… Milletimiz de işte bunun için, depremin ilk günlerinde, “Kızılay nerede?” diye, Erdoğan’a feryat etti. Peki, Erdoğan milletin feryatlarına ne cevap verdi? “Be ahlaksız, be namussuz, be adi…” Bir kere daha, testinin içindeki, dışına sızdı. Depremden sonra, elindeki çadırları, konserveleri parayla, hayır kurumlarına satanları, Kızılay’ı ticari holdinge dönüştürenleri, dünyada huzura ermek için, koskoca Kızılay’ı kendilerine arpalık yapanları görünce, biz de Erdoğan’a soruyoruz: “Kim ahlaksız? Kim namussuz? Kim adi?”

KIZILAY BAŞKANININ O KOLTUKTA OTURDUĞU HER DAKİKA HARAMDIR

Tabi ön teker nereye giderse, arka teker de oraya gider… Erdoğan bu kepazeliği, millete küfür ederek himaye ederse, Kızılay’ın başındaki de çıkar, kendini istifaya çağıranlara, “Goygoycu” der. Bir kere daha söyleyelim. Kızılay Başkanının o koltukta oturduğu her dakika, haramdır… Yazıktır… Günahtır…

KIZILAY BAŞKANI SADECE SANIK DEĞİL, TANIK VE İTİRAFÇI DA OLACAK

Ama görünen de o ki, Kızılay Başkanı, pabucunu öyle ucuza bırakmak niyetinde değil… Depremin ardından 48 saatte yaşananları, bakın nasıl itiraf ediyor: “Askerler olağanüstü durum için, afet için yetiştirilmiş insanlardır. Siz afet operasyonunun içerisinde, askeri konumlandıramazsanız, askeri kapasiteyi konumlandıramazsanız, yanlış yaparsınız. Siz bir taraftan S-4 seviyesinde, uluslararası bir afet yardım çağrısında bulunuyorsunuz, ama kendi içinizde, sivil-asker işbirliği mekanizmanız, maalesef geçmiş dönemlerde çökertildiği için, bu mekanizmadan faydalanamıyorsunuz.” Bu sözler Erdoğan’ın himayesindeki, Kızılay Başkanının sözleri. “Ben başkomutanım” deyip, caka satmaya gelince ordumuzu hatırlıyorsunuz. O zaman bizde soruyoruz: Afet operasyonu içinde, askeri konumlandırmayı kim unuttu? Askeri kapasiteden tam anlamıyla yararlanmayı kim unuttu? Sivil-asker işbirliği mekanizmasını kim çökertti? Bu ihmaller silsilesi nedeniyle, milletimizi 48 saat boyunca enkaz altında kim unuttu? Vatandaşlarımızı enkaz altında donarak ölmeye, kim terk etti? Anlaşılan ‘Kızılay Başkanı, önümüzdeki dönemde açılacak görevi ihmal, görevi savsaklama, görevi suiistimal davalarında, sadece sanık olarak kalmayacak, aynı zamanda tanık ve itirafçı da olacak.

ERDOĞAN’IN VEHİMLERİNE GÖRE AFET PLANI

Şimdi daha önce bu resmi dokümanı göstermiştim. Türkiye Afet Müdahale Planı… Yaşadığımız felakete, doğru dürüst müdahale edilmemesinin sorumlusu, bu plana imza atan, Recep Tayyip Erdoğan’dır. Afetle mücadelede tüm Bakanlıklar, ana çözüm ortağı olarak belirlenmiş. Ama Türk Silahlı Kuvvetleri ve Milli Savunma Bakanlığı, ana çözüm ortakları arasında yok. Trol ordularına sahip, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, afetlerde ana çözüm ortağı. Ama Peygamber ocağı ordumuz, olağanüstü durumlar için, afet için yetiştirilmiş Mehmetçiğimiz, afet operasyonunun içerisinde, hiç konumlandırılmamış. Afette destekleyici, tali çözüm ortağı yapılmış. Bu nasıl bir akıl tutulmasıdır. Erdoğan’ın vehimleri, korkuları, ideolojik körlüğü, bu plana yansımış. Sonuç: Enkaz altında on binlerce yurttaşımız, bağıra, bağıra donarak öldü. Bunu ne biz unuturuz. Ne de milletimiz unutur.

AFET BUNLARIN ELİNDE FELAKET OLDU

Bu yönetim sadece algı operasyonu yapar. Sadece ihale peşinde koşar. Depremin üzerinden, tam 31 gün geçti. Ama yaşadığımız deprem felaketinin, ekonomik ve sosyal maliyetlerine ilişkin, devlet tarafından hazırlanması gereken, bir hasar tespit raporu hala ortada yok. Güya Ucube Erdoğan Şahsım Rejimi, çok hızlı karar alacaktı. Bürokrasiyi azaltacaktı. Böyle diyerek bu ucubeyi, millete pazarladılar. Ama yaşadığımız her afet, “Liyakat yerine sadakat” diyen, “Vatandaş yerine, önce yandaş” diyen, “Her şeyi ben bilirim” diyen, kibir abidesinin elinde büyük bir felaket oldu.

99 DEPREMİNDE DPT’NİN HAZIRLADIĞI RAPOR

Şimdi şu dokümana dikkatle bakmanızı rica ediyorum. 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nden tam 21 gün sonra, 8 Eylül 1999 tarihinde, Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı, kalem, kalem… Sektör, sektör… Marmara Depremi’nin ekonomik ve sosyal maliyetlerini, oturup hesaplamış. Depremin, bütçeye etkilerini, ilave finansman ihtiyacını tespit etmiş. Kısa, orta ve uzun vadede, yapılması gerekenleri bu raporda teker teker saymış. Yetmemiş karar alıcılara yine bu raporda tedbirler önermiş. Bu rapor hazırlandığında ben de, Devlet Planlama Teşkilatı’nda, Müsteşar Yardımcısıydım. Planlama Teşkilatı olarak, gece gündüz özveriyle çalıştık. Ve bu raporu çok kısa bir sürede hazırladık. Şimdi bugün yine bu Türkiye Afet Müdahale Planı’na göre böyle bir raporun hazırlanması gerekiyor. Bu rapor nerede? Erdoğan’ın imzaladığı, Afet Müdahale Planı. Ne yazıyor burada, bu işin sorumlusu kim? Hazine ve Maliye Bakanlığı. Peki, Hazine ve Maliye Bakanı ne yapıyor? Afetzedelerin önünde, kamera kadrajına girmek için, Binali Yıldırım’la mücadele veriyor.

ÖNÜ ARKASI DÜŞÜNÜLMEDEN ALINAN HER KARAR BOŞTUR

Depremin sebep olduğu, ekonomik ve sosyal yıkımın fotoğrafı çekilmeden, ilave finansman ihtiyacı belirlenmeden, depremin yaralarını nasıl saracaksınız? Dünyadan nasıl destek alacaksınız? Nasıl yardım isteyeceksiniz? İşte bu yılın daha ilk iki ayında, Hazine nakit dengesi alt-üst oldu. İlk iki ayda Hazine’nin nakit açığı, 226 milyar liraya ulaştı. Bu bir rekor… Bu açık neyle kapatılacak? Borçla… Ek bütçe yapmadan, ilave finansman kaynakları bulmadan, “Kervan yolda dizilir” anlayışıyla, bu işler geçiştirilmez, savuşturulmaz. Şuanda yapılan milletin sırtına yeni, cesameti belirsiz, son derece ağır yükleri bırakmaktır. Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur. İşte dün TBMM’de, kurumlar vergisi mükelleflerine verilen vergi teşviklerinden, yüzde 10 ilave kesinti yapacak, bir düzenleme getirdiler. Tutarlı bir finansman programı ortada yok, parça başına işler yaparak, önünü ardını iyi düşünmeden alınan her karar, aslında boşa alınmış karardır.

AB TOPLANTISI DOĞRU DÜRÜST BİR HASAR TESPİT RAPORU OLMADIĞI İÇİN Mİ ERTELENDİ

Ortada ciddi bir hasar tespit raporu olmadığı için, Avrupa Birliği’nin, 16 Mart’ta Brüksel’de yapacağı, Uluslararası Donörler Toplantısını erteleyeceğini duyuyoruz. Allah aşkına! Bu Nebati Bakan ne iş yapıyor? Ne işe yarar? Umarım bu duyduklarımız gerçek değildir. Ve biran önce bu Dönerler Toplantısı yapılır, gerekli yardımlar hızla ülkemize gelmeye başlar.

İŞ BAŞINA GELİR GELMEZ BUNLARI YAPACAĞIZ

Genel Başkanımız, Millet ittifakının Cumhurbaşkanı adayı, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, en son geçtiğimiz hafta, hızla alınması gereken bir takım tedbirleri açıkladı. Biz bunları burada bir kez daha tekrar edelim. İş başına gelir gelmez; deprem bölgesindeki insanlarımızı rahatlatmak için, şu adımları hızla atacağız: Depremde ev veya işyeri yıkılan, ya da yıkılacak olan tüm hak sahiplerinin; bankalardan veya Esnaf Kefalet Kooperatiflerinden, aldıkları kredilerin anapara ve faizlerini tümüyle sileceğiz. Yeni konut veya işyeri yapımında, depremzedelerden herhangi bir bedel almayacağız. Yıkılan konut veya işyerlerinde, bu projeleri onaylayan, olur veren tüm sorumlulardan, inşa bedelini tahsil edeceğiz. Kırsalda evi, ahırı, depoları yıkılan, ya da ağır hasar gördüğü için yıkılacak olan, çiftçi ve besicilerimizin; bankalardan veya Tarım Kredi Kooperatiflerinden, aldıkları tüm kredilerin anapara ve faizlerini sileceğiz. Üreticilerimize gübre, tohum, sulama, ilaç ve yem desteğini ivedilikle nakden ödeyeceğiz. Veterinerlik hizmetlerini karşılayacağız. Üreticilerin elektrik borçlarını, kamu olarak, biz üstleneceğiz. Çiftçi kayıt sistemine kayıtlı tüm çiftçilerimizin ürünlerine, “Maliyet + makul kâr” formülüyle, alım garantisi vereceğiz. Deprem yönetmeliklerine uygun olarak, ihtiyaç duyulan tüm yapıların güçlendirilmesi için, hak sahiplerine uygun koşullu ve uzun vadeli finansman sağlayacağız. Oluşturulacak Hasar Tespit Komisyonlarında, görev alan tüm çalışanlara, güvence ve sorumluluk getireceğiz. Konutları veya işyerleri yıkılan, ya da yıkılacak olan tüm ailelerin, yeni yaşam alanlarındaki internet hizmetini, üç yıl süreyle devlet olarak biz üstleneceğiz. Depremde otomobil, kamyon, kamyonet, otobüs, motosiklet, traktör, biçerdöver, pulluk gibi hizmet ve ulaşım araçlarını kaybeden depremzedelere, yeni araç alımlarında faizsiz ve uzun vadeli kredi sağlayacağız. Ayrıca motorlu taşıtlar vergisine ve ÖTV’ye tabi araçlarda, bu vergileri almayacağız. Deprem bölgesinde işçi olarak çalışanların ücretlerini, bir yıl süreyle, vergi kapsamı dışında bırakacağız. Depremzede ailelerin, üniversitede okuyan çocuklarının, vakıf üniversiteleri de dâhil, öğrenci harcı ve yurt ücretlerini, devlet olarak biz karşılayacağız. Deprem bölgesindeki yerel yönetimlerin altyapı inşaatlarını, merkezi yönetim olarak biz yapacağız. Özellikle kırsal bölgelerdeki, kamu personelinin lojman ihtiyacını hızla karşılayacağız. Deprem bölgesinin yeniden yapılanmasında, kamudan ihale alan firmalara, bölgede yürüteceği işlerde kullanacağı personelin asgari yüzde 25’ini, bölge halkından karşılama zorunluluğunu getireceğiz. Bu oranı daha da yükseltmek için bir takım tedbirler üzerinde çalışıyoruz. Biz tüm bu adımları hızla atacağız.

MİLLET İTTİFAKI DEPREM KOMİSYONU ÇALIŞIYOR

Millet İttifakı Deprem Komisyonu da çalışıyor. Partilerimizin mutfaklarında hazırlanan raporları da, bir araya getiriyoruz. Kahramanmaraş depremlerinin hasarını tespit etmek, yaraları sarmak için, kısa orta uzun vadeli bir eylem planını ve afetlerle mücadelede, yeni ve etkili bir yapılanmayı içeren kapsamlı bir çalışmayı hızla bitireceğiz. Saray yönetiminin yapamadığını biz yapıyoruz. Bu Ucube Saray Rejimi; depremde arama kurtarma için acele etmedi. Depremzedelere yardım için acele etmedi. Depremzedelere çadır, konteyner bulmak için acele etmedi. Ama ihale açma, yandaşlarına rant dağıtma konusunda; çok aceleci davrandı. 21 Şubat’tan, 3 Mart tarihine kadar, Toplu Konut İdaresi 30 milyar lira tutarında, 35 tane ihale yapmış. Daha depremlerin artçıları bitmemiş, ihaleler yandaşlara dağıtılıyor. Hiç kimse merak etmesin. Biz hem milletin kör kuruşunun heba olmamasını sağlayacağız. Hem de depremzedeler için yapılacak güvenli konutların, hak sahiplerine zamanında ve biraz önce belirttik bedelsiz olarak verilmesini sağlayacağız.

MİLLETÇE CANIMIZI YİTİRİYOR, ÜSTÜNE BİR DE FIRÇA YİYORUZ

“Akletmeyen, zillete düşer.” Bugün akıldan ve liyakatten nasiplenmemiş, bu yönetim elinde, millet olarak zilletin ve zulmün en ağırını yaşıyoruz. Topkapı Sarayı Bab-ı Hümayun kapısındaki kitabede, ifade edildiği şekliyle; Murad’ın oğlu, iki kıtanın hükümranı, iki denizin hâkimi, doğu ve batı arasında Allah’ın yardımcısı, denizin ve karanın kahramanı, İstanbul’un fatihi, Sultan Mehmet Han ne güzel söylemiş: “Aklını öldürürsen, ahlak ölür. Akıl ve ahlak öldüğünde, millet bölünür. Kadıyı satın aldığın gün, adalet ölür. Adaleti öldürdüğün gün, devlet de ölür.” Bugünün Türkiye’sinde, akletmeyen, ahlakı öldüren, adaleti katleden, liyakatsiz bir yönetim yüzünden; maden kazalarında, orman yangınlarında, hain darbe teşebbüslerinde, taşkın ve sellerde, depremlerde, türlü türlü felaketlerde, canımızla, kanımızla, malımızla sınanıyoruz. Ve tüm bunların üstüne; millet olarak; kibirli, yozlaşmış bu yönetimden, fırça yiyoruz. Küfür yiyoruz. Hakaret yiyoruz. Not ediliyoruz. Tehdit ediliyoruz. Oysa bir hükümetin asli görevi, ülkede huzur ve refahı sağlamaktır. Yurttaşlarının can güvenliğini sağlamaktır, yurttaşlarının güvenli kentlerde yaşamasını sağlamaktır, yurttaşlarına mutlu, güçlü bir yaşam sunmaktır. Ucube Erdoğan Şahsım rejimi ise, milletimizi eziyor. Limon gibi sıkıyor. Milletimizin posasını çıkarıp atıyor.

TÜM ZAMANLARIN DIŞ AÇIK REKORU

2021’in Eylül ayında, “Faiz sebep, enflasyon netice” dedi. Faiz düşecek, kur yükselecek, rekabet gücümüz artacak, ihracat patlayacaktı, dış açıklar kapanacak, kur gerileyecek, ondan sonra enflasyon da düşecekti. Ama ne oldu? İhracat patlamadı ama ithalat patladı. Dış açık şaha kalktı. Şubat ayında ihracatımız, geçen yılın aynı ayına göre, yüzde 6,4 düşmüş. İthalatımız ise aynı dönemde yüzde 11 artmış. Şubatta ihracatın ithalatı karşılama oranı, yüzde 60 seviyesinde. Bu 2017 Eylül ayından bu yana, en düşük seviye. 12 Aylık dış ticaret açığı 118 milyar dolara çıkmış. Bu da tüm zamanların dış açık rekoru.

MİLLET ETİ RÜYADA BİLE GÖREMİYOR

Şubat ayında 12 aylık enflasyon yüzde 55. Bu da Şubat ayları itibariyle mevcut serinin rekoru… Çarşı, pazar yangın yeri… Et ve yumurta fiyatları başını aldı gidiyor. Markette 30’luk karton yumurta 90 lira… Dana kıymanın kilosu 210 lira. Kuzu pirzolanın kilosu 330 lira. Millet artık eti bırakın tenceresinde görmeyi, rüyasında bile göremez oldu. Oysa dünyada gıda fiyatları düşüyor. Ama Türkiye’de her ne hikmetse gıda fiyatları şahlanmaya devam ediyor. Son bir yılda, dünyada gıda fiyatları yüzde 10 düşmüş. Türkiye’de yüzde 69 artmış. Birde bunlar TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla… Bu yılın fiyatlarıyla, gıda enflasyonunun en yüksek olduğu, dünyada dördüncü ekonomiyiz. Peki rakiplerimiz; Zimbabve, Lübnan, Arjantin…

KİRALAR ALDI BAŞINI GİTTİ

Ev kiraları deseniz, aldı başını gitti. Faiz sebep, enflasyon netice dediler, konut piyasasında büyük bir yıkıma sebep oldular. Şimdi bunun üzerine bir de deprem eklendi. Büyükşehirlerde kiralar aldı başını gitti. Depremde ihale yapmak dışında, her şeye geciken bu kifayetsizler, arşa çıkan kiralara, tedbir almakta da gecikti. İstanbul’da kiralar aylık olarak yüzde 7, yıllık yüzde 137; Ankara’da kiralar aylık yüzde 18, yıllık yüzde 150; Konya’da kiralar aylık yüzde 8, yıllık yüzde 167 artmış. Depremzedenin çilesi sadece deprem bölgelerinde değil. Deprem bölgelerinin dışına çıktığında da devam ediyor.

NE DEDİLERSE TERSİ OLDU

Ne dedilerse, ne vadettilerse ülkede tam tersi oldu. Ama diyoruz ya bunların, ne Allah’tan korkuları var. Ne de kuldan utanmaları. “Utancı gidenin, kalbi de ölürmüş.” Bunların utancı gitmiş. Millete karşı kalpleri mühürlenmiş. Gözleri kör, kulakları sağır olmuş… Ama artık bu sıkıntıları aşmaya çok az kaldı. Millet İttifakı sözünü tuttu. Hep neyi söyledi? Seçim kararını alın. Adayımızı öğrenin. Seçim kararını alacakları tarihi ilan ettiler. Demokrasinin er meydanı artık kurulacak. Adayımızı da öğrendiler.

BİZ NE SÖZ VERDİYSEK O OLDU

Biz ne söz verdiysek, tuttuk. Büyük bir disiplinle çalıştık. “Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçeceğiz” dedik. Nasıl yapacağımızı, 28 Şubat 2022’de açıkladık. “Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçerken, Anayasayı değiştireceğiz” dedik. Anayasa değişiklik önerimizi, 28 Kasım 2022’de açıkladık. “Bu ülkeyi istişareyle yöneteceğiz” dedik. Ülkeyi ayağa kaldıracak, Ortak Politikalar Mutabakat Metnimizi, 30 Ocak 2023’de ilan ettik. En son olarak Cumhurbaşkanı adayımızı, seçim kararının ilan edileceği tarih açıklanınca, kamuoyuyla paylaştık. Sadece Cumhurbaşkanı adayımızı açıklamadık. Parlamenter sisteme geçene kadar, ülkemizi yönetirken takip edeceğimiz yol haritamızı da açıkladık. Altı siyasi parti lideri, birbirlerine kefil olarak, istişareyle, uzlaşıyla, ülkemizi parlamenter sisteme taşıyacak. Ekonomik sıkıntılardan çıkaracak. Her şey planlandığı gibi yürütüldü. Biz bundan sonra da, milletimize verdiğimiz her sözü tutmaya kararlıyız. Önce Millet İttifakı’nın adayı, milletimizin teveccühüyle, Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı olacak. Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı, Kemal Kılıçdaroğlu olacak! Planlarımız hazır. Programlarımız hazır. Adayımız hazır. Kadrolarımız hazır.

13. CUMHURBAŞKANI KILIÇDAROĞLU OLACAK, HERKESİN CUMHURBAŞKANI OLACAK

Millet İttifakı’nın iktidarında, CUMHURİYET ve HALK, DEVA bulacak. DEMOKRAT Türkiye, İYİ olacak. GELECEK ve SAADET milletimizin olacak. Biz, el ele verdik. Büyük bir güç birliğiyle, istişareyle, uzlaşıyla, hak, hukuk ve adaletle ülkemizi ayağa kaldıracağız. Milletimizi önce feraha çıkaracağız, sonra refaha kavuşturacağız. 13. Cumhurbaşkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, herkesin Cumhurbaşkanı olacak. 13. Cumhurbaşkanımızla beraber, devlette kibir bitecek, tevazu gelecek. İsraf bitecek, tasarruf gelecek. Yönetimde keyfilik bitecek, kural gelecek. Soframız büyüyecek, zenginleşecek. Herkesin davetli olduğu, Halil İbrahim sofrasında, kimse aç ve açıkta kalmayacak. Kimse geride bırakılmayacak. Çocuklar yatağa aç girmeyecek.

Biz hazırız. Güzel, görkemli, “Muhteşem bir Türkiye” için “Haydi Bismillah!”

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

Soru- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu HDP’yle ne zaman görüşecek? Bir de İYİ Parti HDP’nin masaya gelmesine karşı. Bu konuda nasıl bir orta yol bulunacak?

Faik ÖZTRAK- Cumhurbaşkanı Adayımız Kemal Kılıçdaroğlu, tüm partilerle yapacağı görüşme takvimi çerçevesinde HDP’yle de görüşecek. Gelişmiş bir demokraside Cumhurbaşkanı ne vatandaşlar ne de meşru siyasi partiler arasında ayrım yapar. Bugüne kadar ne çektiysek bu ayrıştırıcı tavırlardan çektik.

İkinci sorunuzla ilgili olarak da şunu belirtmek isterim. Kusura bakmayın ama herhalde siz gündemi takip etmiyorsunuz. HDP’nin kendi ittifakı var.

Soru- Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce’nin Cumhurbaşkanlığı seçiminde Sayın Kılıçdaroğlu’na destek vereceği iddia ediliyor. İnce’yle böyle bir temas gerçekleşti mi?

Faik ÖZTRAK- Sayın İnce, Genel Başkanımız Sayın Kılıçdaroğlu’nu aradı ve Cumhurbaşkanlığı adaylığı nedeniyle tebrik etti.

Teşekkür ediyorum.

Kılıçdaroğlu Deprem Konulu Sunuma Katıldı

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Deprem Bölgesi Yeniden Yapılaşma ve Lokalizasyon konulu çevrimiçi sunuma katılarak deprem bölgesindeki şehirlerin yeniden kurulması için yapılacak çalışmalar hakkında bilgi aldı. CHP lideri Kılıçdaroğlu’na CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke ve Genel Başkan Yardımcıları Faik Öztrak ile Ahmet Akın eşlik etti.

Dedikleri Ne Varsa Yine Tersi Oldu

CHP Sözcüsü Öztrak, 2022 yılında finans sektörü en hızlı büyüyen sektör olurken, üretimin yara aldığını, dar ve sabit gelirli vatandaşların refah kaybına uğradığını belirterek, “2022 yılı Türkiye ekonomi tarihinde; şaha kalkan enflasyon, rekor kıran dış ticaret açığı, iç taleple büyüyen ekonomi, bozulan gelir dağılımı ve daha da artan ekonomik kırılganlıklarla hatırlanacak” dedi.

Hükümetin iddia ettiği modelin aksine net ihracatın büyümeye katkısının negatife döndüğüne dikkat çeken Öztrak, “Dedikleri ne varsa, tersi oldu. Büyümenin itici gücü yatırım ve ihracat değil, iç tüketim oldu” değerlendirmesinde bulundu. 

Muhalefetin ve ülkenin saygın iktisatçılarının tüm uyarılarına rağmen uygulanan politikalar nedeniyle ekonomide büyük bir yıkım yaşandığını söyleyen Öztrak, “O dönemde de (kendilerini uyaranlara) olmadık hakaretler ettiler. Şimdi ekonomide sebebi oldukları yıkımın ardından, bizden helallik isterler mi? Arsızlığı siyasi sermaye yapanlar, elbette isteyebilir” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün açıklanan 2022 büyüme verilerini sosyal medya hesabından yaptığı yazılı açıklamayla değerlendirdi.

Öztrak, açıklamasında şunları belirtti:

EKONOMİDE YARATTIKLARI DEPREMİN YARALARI DA KOLAY SARILMAYACAK

Deprem yüreklerimizde derin yaralar açtı. Bu yaralar öyle kolay kolay kapanmayacak. Kaybettiklerimizin acısını hep taşıyacağız. “Faiz sebep, enflasyon netice” safsatası da ekonomik dengelerde ciddi yaralar açtı. Bu yaranın kapanması da zaman alacak.

NET İHRACATIN BÜYÜMEYE KATKISI NEGATİFE DÖNDÜ

Önce “Çin modeli” dediler. Baktılar tutmuyor. Uydurdukları zırvaya, “Türkiye Ekonomi Modeli” dediler. Güya faiz düşecek, yatırım ve rekabet gücü artacak, ihracat ve sanayi üretimi şahlanacak, cari açık kapanacak ardından da enflasyon da düşecekti. Sonuç ne oldu? Dedikleri ne varsa, tersi oldu. Büyümenin itici gücü yatırım ve ihracat değil, iç tüketim oldu. Net ihracatın büyümeye katkısı önce yavaşladı sonra negatife döndü. Büyüme 2022’nin ikinci yarısında hız kesti.

“Faiz düşüreceğiz, üretimi şahlandıracağız” diyorlardı. Ekonomide öngörülebilirliği ve güveni bitirdiler. Dış ticarete açık tarım, sanayi gibi sektörlerimizde üretim ciddi darbe aldı. Büyümeyi hizmet sektörü sürükledi. 2022’de en hızlı büyüyen sektör ise yüzde 21,8 ile finans sektörü oldu.

2022’DE SABİT VE DAR GELİRLİNİN CİDDİ REFAH KAYBI VAR

Peki, Hükümetin ekonomik tercihleri gelir dağılımını düzeltti mi? Ne gezer! Emeğin milli gelirden aldığı pay büyük darbe aldı. Ekonomi politikalarının amacı refahı artırmak, artan refahı adil paylaşmaktır. 2022’de sabit ve dar gelirli adına çok ciddi bir refah kaybı var.

BİZDEN DE HELALLİK İSTERLER Mİ?

2022 yılı Türkiye ekonomi tarihinde; şaha kalkan enflasyon, rekor kıran dış ticaret açığı, iç taleple büyüyen ekonomi, bozulan gelir dağılımı ve daha da artan ekonomik kırılganlıklarla hatırlanacak. Türkiye’nin saygın iktisatçıları olacaklar konusunda bu hükümeti uyardı. Bizler de çok uyardık. O dönemde de olmadık hakaretler ettiler. Şimdi ekonomide sebebi oldukları yıkımın ardından, bizden “helallik” isterler mi? Arsızlığı siyasi sermaye yapanlar, elbette isteyebilir.

İSTİFA ETMEYİP HAKARET EDEN BECERİKSİZLER

Milletimiz; istifa etmeyip, hakaret eden bu liyakatsizlerin, bu beceriksizlerin, bu kifayetsizlerin notunu çoktan verdi. Sandıkta da tasdiknamelerini verecek.

Mehmetçik Erdoğan İmzalı Plan Yüzünden Zamanında Sahaya Çıkamadı

CHP Sözcüsü Öztrak, önceki depremlerde derhal müdahale ederek çalışmalara katılan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, depremden birkaç ay önce Erdoğan tarafından kabul edilen Türkiye Afetle Mücadele Planı’ndaki düzenlemeler nedeniyle, 6 Şubat depreminde tüm imkan ve kabiliyetiyle sahada bulunamadığına dikkat çekti.

Planda neredeyse tüm Bakanlıklar “ana çözüm ortağı” sayılırken, Milli Savunma Bakanlığı’na ve TSK’ya ancak yan roller verildiğini vurgulayan Öztrak, “Bu kararın altında imzası olan Recep Tayyip Erdoğan’a soruyoruz: Atadığınız Milli Savunma Bakanına mı güvenmiyorsunuz? Atadığınız Genel Kurmay Başkanına mı güvenmiyorsunuz? Yoksa atadığınız Kuvvet Komutanlarına mı güvenmiyorsunuz? Yoksa kurduğunuz ‘siyasetçi, inşaat, rant’ şeytan üçgeninde Mehmetçiğe uygun bir rol mü bulamadınız?” diye sordu.  

Kızılay’ın depremzedelere yardım için çalışan sivil toplum kuruluşlarına çadır satmasını da değerlendiren Öztrak, “Bu hükümet elinde, deprem yaralarını saran Kızılay’dan, deprem çadırlarını satan Kızılay’a, depremde para sayan Kızılay’a geçtik. Ticarileşen Kızılay da acılı zamanda millete yardım yerine, yardım malzemesi satmaya soyunmuş” değerlendirmesinde bulundu.

Holdingleşen Kızılay’da Erdoğan ailesine yakın isimlere verilen koltukları anlatan Öztrak, Kızılay’a ait bir şirketin deprem zamanı Kızılay’ın parasını işletmekle uğraştığını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Millet çadır derdindeyken, bunlar nema derdine düşmüş… Şimdi ‘Kızılay nerede?’ diye sorulduğunda; Erdoğan’ın neden sinirlenip hakaretler, tehditler ve küfürler savurduğu daha iyi anlaşılıyor. Soruyoruz: Kim terbiyesiz? Kim ahlaksız? Kim namussuz? Kim adi?”

Erdoğan Hükümeti’nin 20 yılda kullandığı olağanüstü zaman ve kaynağa rağmen depreme karşı gerekli hazırlıkları yapmadığını belirterek, “Rusya-Ukrayna savaşında, Ukrayna’nın tüm savaş boyunca verdiği sivil kayıp 41 bin 193. Depremde, tek bir günde bizim verdiğimiz kayıp ise 44 bin 374. O da şimdilik… Bu hükümet yanlış tercihleriyle, yandaş kayırmacılığıyla, rant hırsıyla, başındaki kibirlisiyle yaşadığımız afeti, asrın cinayetine çevirmiştir” dedi.

Öztrak, uzmanların açıklamalarına göre depremde yıkılan binaların molozlarındaki demir, bakır, plastik gibi değerli malzemenin değerinin 12 milyar TL’yi bulduğunu belirterek, “Bu parayla, depremzedelerimiz için en iyisinden 12 bin konut yapılır. Ama daha cenazelerimizin kırkı çıkmadan, birileri alelacele bu molozları yağmalamaya çalışıyor. İşte bunun adı deprem fırsatçılığıdır. Bunun adı ölü soyuculuğudur” diye konuştu.

Deprem bölgesindeki çiftçilerin tarımsal destek ödemelerinden elektrik borçlarının kesildiğine dair belgeleri gösteren Öztrak, bu yapılanın ne hukuki ne de ahlaki olduğunu kaydederek, “Depremden sonra vatandaşın elektriğini hızla bağlayamayanlar, elektrik borcu alacağı için hızla tahsile girişmiş. Devlet milletin acılı gününde, özel şirketlerin tahsildarlığına soyunmuş” dedi.

Normal bir ülkede, Türkiye’de yaşananların on binde biri yaşansa, milletine karşı sorumluluk hisseden, onurlu bir yönetimin bir dakika bile duramayacağını, stadyumlardaki “Hükümet istifa” tezahüratlarına karşı sonunda Saray’ın ortağının istifa ettiğini söyleyen Öztrak, “Ama o da yanlış yerden istifa etti. Sarayın bekçiliğinden istifa edeceğine, Beşiktaş üyeliğinden istifa etti… Ucube saray rejiminden kopacağına, milyonların sevgilisi Beşiktaş’tan koptu” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de, MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:https://youtube.com/embed/AthPP712kVc

Önce sözlerime başlarken, Malatya Yeşilyurt’ta, saat 12.04’te meydana gelen 5.6 şiddetindeki depremde bir yurttaşımız hayatını kaybetti. Bazı yurttaşlarımız, çok sayıda yurttaşımızda yaralandı. Hayatını kaybeden yurttaşımıza Allah’tan rahmet, yaralanan yurttaşlarımıza acil şifa, milletimize, ailelere sabır diliyorum.

CHP’NİN YETKİLİ KURULLARI GENEL BAŞKANIMIZLA BİRLİKTE

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız sürüyor. Toplantımızın ana gündemini, depremin ilk 48 saatinde yaşanan büyük ihmaller ve yurttaşlarımızın deprem bölgesinde, halen yaşamakta olduğu ciddi sıkıntılar oluşturdu. Genel Merkezimiz, Genel Başkanımız, milletvekillerimiz, belediyelerimiz ve örgütlerimiz eliyle, depremzedelerin yaralarını sarmak için, bugüne kadar yaptığımız ve yapacağımız çalışmaları da, toplantımızda ele aldık. Evlerimizin sadece barındığımız değil, aynı zamanda her türlü afetten korunduğumuz yerler olabilmesi için uygulayacağımız projelerin ve politikaların planlanması da toplantımızın bir diğer önemli gündem maddesiydi. Hafta sonunda yoğun mesaimiz sürdü. Milletvekillerimizin önemli bir kısmı, deprem bölgesinde görevli olduklarından, Pazar sabahı meclis grubumuzla, uzaktan bağlantıyla bir olağanüstü grup toplantısı yaptık. Öğlen de Parti Meclisimizi topladık. Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, deprem bölgesinde yapılanları, halkın taleplerini, sorunları, son durumu, Milletvekillerimizden ve Parti Meclisi üyelerimizden bir kere daha dinleme imkanını buldu. Ardından da, yaklaşmakta olan seçimlerle ilgili olarak, Partimizin tüm yetkili kurulları, Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde, Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’na, sürecin yürütülmesi konusunda, oybirliğiyle tam yetki verdi. Böylece Cumhuriyet Halk Partisi’nin, yetkili kurulları, 13. Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde, Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’yla birlikte olduğunu, kararlılıkla bir kez daha ilan etti.

20 YILLIK MUKTEDİR DEKORU DEPREMDE YERLE BİR OLDU

Bizim devlet anlayışımızda, devlet insan için yaşar. Çünkü insan yaşarsa, devlet de yaşar. Ve devletin iki temel görevi vardır. En öncelikli görev; “Vatandaşların can güvenliğini” sağlamaktır. Sınır güvenliğini sağlamak; can ve mal güvenliğini sağlamak; “Güvenli şehirlerde, güvenli evlerde barınma imkânı” sağlamak… Bunların hepsi devletin öncelikli görevidir.

İkincisi ise; “Toplumsal refah ve dayanışmayı” sağlamaktır. Dar gününde vatandaşına kucak açmak, kanayan yaraları sarmak, düşeni, ayağa kaldırmak, kimseyi arkada bırakmamak, bilhassa kimsesizlerin kimsesi olmak… Devletin diğer önemli görevidir. Devlet bu görevlerini, milletin belli bir süreyle yetki verdiği, hükümetler eliyle yürütür. Ülkemizde yaşananlar, yürütme görevini taşıyan Erdoğan’ın, görevini ihmal ettiğini artık ortaya koymuştur. Bu hükümet, milletimize, depreme dayanıklı şehirlerde, “Güvenli evlerde oturma” imkânını sağlayamamıştır. Depremin ardında da, milletimiz enkazın altında canıyla boğuşurken, milletimizin yardımına koşamamıştır. Erdoğan’ın 20 yıllık muktedir dekoru, afrasıyla, tafrasıyla, cakasıyla, kibriyle, depremde enkaz altında kalmıştır.

DEPREM MİLLİ GÜVENLİK SORUNU, HÜKÜMET BEKA SORUNU

Bugün itibariyle, depremin üzerinden, tam üç hafta geçti. Depremde yitirdiğimiz yurttaşlarımızın sayısı, 44 bin 374’e ulaştı. Enkaz altında kalan, enkazdan çıkarılamayan, bedenleri dahi bulunmayan, çok sayıda vatandaşımız var. Milletimiz cenazelerini, sıra sıra naylon poşetlerle, battaniyelerle, yem çuvallarıyla, alelacele defnetmek zorunda kaldı. Acılarımızı hala sindiremedik. Üzüntü ve keder yumruk gibi, boğazlarımıza düğümlendi, kaldı. Yüreklerimiz büyük bir yangın yeri, külleneceğe de, hiç benzemiyor. Bu felaket şunu açıkça göstermiştir: Ülkemizin en başta gelen milli güvenlik sorunu; depremdir. Memleket için en büyük beka sorunu da bu milli güvenlik sorununa gereken tedbirleri almayan beceriksiz hükümettir.

ZAMANI DA VARDI, KAYNAĞI DA VARDI

Milletimiz bu hükümete, ömründen 20 yıl vermiştir. 2,5 trilyon dolar tutarında vergi ödemiştir. Bu da yetmemiş, bu yönetim; milletimizin atadan, dededen kalan; malını mülkünü, 63 milyar dolara satmıştır. Üstüne içeriden, dışarıdan, 125 milyar dolar da borç almıştır. 20 yılda 2 trilyon 726 milyar dolar harcamıştır. Bu, rakam kendinden önceki 56 hükümetin, 79 yılda harcadığı paranın tam 4 katıdır. Ama Erdoğan Hükümeti, kullandığı bu olağanüstü zaman ve kaynağa rağmen deprem için hazırlık yapmamıştır.

DEPREMDEKİ CAN KAYBIMIZ, SAVAŞTAKİ UKRAYNA’NIN SİVİL KAYIPLARINDAN FAZLA

Kuzeyimizde büyük bir savaş var. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, birinci yılını doldurdu. Ukrayna’nın tüm savaş boyunca verdiği sivil kayıp; 41 bin 193’tür. Depremde, tek bir günde, bizim verdiğimiz kayıp ise 44 bin 374’dür. O da şimdilik… Bu gerçekten büyük bir beceriksizliktir, bu gerçekten büyük bir kifayetsizliktir.

HÜKÜMET AFETİ ASRIN CİNAYETİNE ÇEVİRDİ

Bu hükümet, yanlış tercihleriyle, yandaş kayırmacılığıyla, rant hırsıyla, başındaki kibirlisiyle, yaşadığımız afeti, asrın cinayetine çevirmiştir. Deprem felaketinin vuracağı yeri, bilim adamları yıllar önceden söylemiş. Devletin namuslu bürokratları bununla ilgili raporlar yazmış. Depremin büyüklüğü bile tahmin edilmiş. Buna göre simülasyonlar, tatbikatlar yapılmış… Semt, semt; mahalle, mahalle… Deprem anında nerede, ne yaşanacağı, tespit edilmiş. Peki, hükümet ne yapmış? Yandaşlarının yaptıklarına göz yummuş. Siyaset, müteahhit, rant ölüm üçgenini, mükemmel bir şekilde işletmiş. Malzemeden çalmayı alışkanlık haline getirenleri, yolsuzluktan, usulsüzlükten beslenenleri abat etmiş. Tedbir almamış. Binaları kontrol etmemiş. Onun yerine bol bol reklam filmi çekmiş. İçişleri Bakanı atamış, o da çıkmış kamu kaynaklarıyla, kendi siyasi şovunu yapmış… Bu bakan, “Bir daha hiç kimseye, ‘Nerede bu devlet?’ sözünü söyletmeyeceğiz” diye, vatandaşa sözler de vermiş… Sonuç? Adana’da, Osmaniye’de, Hatay’da, Kilis’te, Gaziantep’te, Kahramanmaraş’ta, Malatya’da, Adıyaman’da, Şanlıurfa’da, Diyarbakır’da, “Nerede bu devlet?” feryatları, arşa yükseldi… İnsanlarımız 48 saat boyunca, enkaz altında bir başına kaldı. Mehmetçiğimiz hızla sahaya intikal ettirilmedi. Arama kurtarma çalışmalarına zamanında katılamadı. Silahlı Kuvvetlerimiz, sahra hastanelerini, sahra mutfaklarını, sahra çadırlarını, sahra tuvalet ve banyolarını, en kritik zamanda kuramadı. Oysa daha önceki felaketlerde, depremden 6 saat sonra, Mehmetçiğimiz bütün bunları yerine getirebilmişti. Ama bu sefer olmadı, yapamadı. Peki, neden?

O KARAR DEPREMDEN 5 AY ÖNCE ALINDI, ALTINDA ERDOĞAN’IN İMZASI VAR

Bunun sebeb-i hikmeti, işte bu kararda… 6053 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı. Karar tek satır: Bu arkada “Ekli ‘Türkiye Afet Müdahale Planı’nın’ yürürlüğe konmasına karar verilmiştir” diyor. Tarih: 14 Eylül 2022. İmza: Recep Tayyip Erdoğan. Yani depremden yaklaşık 5 ay önce… Resmi Gazetede yayımlanarak bu karar yürürlüğe girmiş. 6 Şubat 2023 sabahı, NATO’nun ikinci büyük ordusu, Türk Silahlı Kuvvetleri, deprem bölgesine tüm imkân ve kabiliyetleriyle sürülmediyse, sebebi işte bu karardır. Askerlikte bilinen bir kuraldır: “Savaşın başında yaptığınız hata, savaşın sonuna kadar peşinizi bırakmaz.” Ülkemizde en büyük helikopter filosu kimde? Türk Silahlı Kuvvetleri’nde… Bu ülkede en büyük nakliye uçak filosu kimde? Türk Silahlı Kuvvetleri’nde… Ülkede en büyük iş makinesi taşıma filosu kimde? Türk Silahlı Kuvvetleri’nde… Bu ülkede en büyük sahra hastanesi, sahra mutfağı, sahra çadırları kurma kapasitesi kimde? Türk Silahlı Kuvvetleri’nde… Bu ülkede bir kriz veya afet anında, en hızlı biçimde organize olma, müdahalede bulunma kapasitesi kimde? Türk Silahlı Kuvvetleri’nde…

MEHMETÇİĞE DOĞRU DÜRÜST BİR ROL VERİLMEMİŞ

Ama işte elimdeki bu kararla, Afetlere Müdahale planında, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne doğru dürüst bir rol verilmemiş. Şimdi arkaya bir tane matris konmuş, o matrise dönüp bakıyorsunuz bu matriste ana çözüm ortakları belirlenmiş ilk sütunda. Neredeyse tüm Bakanlıklar, “Ana çözüm ortağı” sayılmış. Ama Türk Silahlı Kuvvetleri, bir deprem anında yapılacak müdahalelerde, ana çözüm ortakları arasında yok, sayılmamış. Sarayın trol ordularını yöneten, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’na, deprem esnasında başrol verilmiş. Ama Mehmetçiğe hep tali, diğer bakanlıkları “destekleyen” yan roller vermişler. “Siz şöyle bir kenarda durun hele” demişler. Hadi Türk Silahlı Kuvvetlerine, böyle bir felakette, ana çözüm ortağı rolünü vermediniz? Peki, Milli Savunma Bakanlığı neden ana çözüm ortakları arasında yok?

VEHİMLERİNİZ, KORKULARINIZ, LİYAKATSİLİĞİNİZ YÜZÜNDEN

Bu sistemi, kararlar hızla alınacak diye bize pazarladınız. Bürokrasiyi azaltacağız diye bize pazarladınız. İdeolojik yaklaşımınız, vehimleriniz, korkularınız, liyakatsiz kadrolarınız ve zamanında alamadığınız kararlar yüzünden, insanlarımız 48 saat, enkazın altında bir başına kaldı. Bunun sebebini gerçekten merak ediyoruz. Ve bu kararın altında imzası olan, Recep Tayyip Erdoğan’a soruyoruz: Atadığınız Milli Savunma Bakanına mı güvenmiyorsunuz? Atadığınız Genelkurmay Başkanına mı güvenmiyorsunuz? Yoksa atadığınız Kuvvet Komutanlarına mı güvenmiyorsunuz? Anlaşılan kurduğunuz “siyasetçi, inşaat, rant” şeytan üçgeninde, Mehmetçiğe uygun bir rol bulamamışsınız.

SOĞUKTA ÇADIRSIZ, AYAZDA ÇORBASIZ BIRAKTILAR

Cevap ne olursa olsun… Enkazın altındaki insanlarımız, “Sesimi duyan var mı?” diye, bağıra, bağıra, soğuktan donarak can verdiler. Milletimiz soğukta çadırsız, ayazda çorbasız kaldı. Cenazemize kefen bezi bulamayanlar, dirimize çadır bulamadı. Ama bu rantiyecilerin, sebebi oldukları devasa enkaz yığınının üstünde, bildik fırsatçıların, yağmacıların, ölü soyucuların suretleri, birer birer ortaya çıkmaya başladı.

SADECE MOLOZU KALDIRMAK 4,5 AY

Uzmanların yaptığı çalışmalara göre, deprem bölgesinde atılması gereken moloz miktarı, en az 100 milyon ton. 1 kamyonla ortalama 30 ton moloz taşısanız ve aynı kamyona günde 5 tur attırsanız, bir günde 150 ton yük atabiliyor. Deprem bölgesine 5 bin kamyon tahsis edilse, bölgedeki molozların atılması, 133 gün sürer. Yani 4,5 ay… Tabi bu molozlar atılırken, çevreye de zarar verilmemeli.

MOLOZ YAĞMASI, DEPREM FIRSATÇILIĞI

Bu hafriyat işi, çok kârlı bir iş… Enkazın içinde çok değerli atıklar da var. Buradan çıkacak, demir, bakır ve diğer değerli madenlerle, PWC, plastik gibi, geri dönüşümü yapılacak ürünlerin, ekonomik değerinin, en az 12 milyar lirayı bulduğu yazılıp çiziliyor. Bu para, depremzedelerimizin, onların evlerinden çıkıyor bu enkaz. Bu parayla en iyisinden onlar için 12 bin konut yapılır. Ama daha cenazelerimizin kırkı çıkmadan, birileri alelacele bu molozları yağmalamaya çalışıyor. Bunun adı deprem fırsatçılığıdır. Bunun adı ölü soyuculuğudur. OHAL şartlarında, kamunun tüm araçları, makine ve ekipmanı moloz taşımak için kullanılıyor. Ve yangından mal kaçırır gibi bu molozlar, birilerinin elinde kalıyor. Buradan soruyoruz; bu molozların kullanılması ve işlenmesi için, ihale yaptınız mı? Yaptıysanız bu ihaleler kimlere verildi? Kaçtan verildi? Bunları derhal açıklayın ve buradan elde edilen gelirleri de depremzedelere derhal tahsis edin.

İNŞAAT İŞLERİ YANDAŞA ÇOKTAN PAY EDİLMİŞ, ALLAH’TAN KORKUN

Yine bugün öğreniyoruz ki, inşaat işleri, yandaş şirketlere çoktan pay edilmiş bile… Kimin nerede, kaç konut yapacağı belirlenmiş. İhaleler nerede? İhale şartnameleri nerede? Hep aynı hikaye. Benim oğlum bina okur; döner döner yine okur. Hala deprem enkazından rant çıkarmanın derdindeler. Hala artçı depremler sürerken, bölge beşik gibi sallanırken bu ne acele? Bu ne telaş? Milletin altında kaldığı enkazdan, hızla kan parası çıkarmaya kalkmak, ahlaksızlıktır. Kuldan utanma kalmamış. Bari Allahtan korkun.

DEVLET MİLLETİN ACILI GÜNÜNDE, ÖZEL ŞİRKETLERİN TAHSİLDARLIĞINA SOYUNMUŞ

Bir diğer deprem fırsatçısı da, bölgedeki elektrik dağıtım şirketleri… Cumhuriyet Halk Partisinin Tarım ve Hayvancılıkla ilgili bölgede araştırma yapacak komisyonuna üye milletvekillerimiz, geçtiğimiz hafta deprem bölgesindeydi. Şanlıurfa’da depremzede çiftçilerimiz, çok dertli… Çiftçilerimiz depremden sonra bile, elektrik borçları mahsup edildikten sonra, destek ödemelerini ancak alabiliyorlar.

İşte belge burada. Bir çiftçimizin alacağı destek, 42 bin 430 lira alması gereken destek. Kanunen hak ettiği destek. Ama ne ödenmiş Ziraat Bankası tarafından? 1.092 lira 27 kuruş. Neden? Çünkü aşağıda yazıyor, devlet önce elektrik borcunu mahsup etmiş. Depremden sonra vatandaşın elektriğini hızla bağlayamayanlar, elektrik borcu alacağı için hızla tahsile girişmiş. Devlet milletin acılı gününde, özel şirketlerin tahsildarlığına soyunmuş. Yapılan bu işlem; ne hukukidir, ne de ahlakidir… Çiftçilerin elektrik dağıtım şirketlerine olan borçları, kamu alacaklarının tahsil usulüne tabi değildir. Bu konuda Danıştay’ın açık kararları var. Ama devleti yönetenler, depremzede çiftçiye, tarlasını eksin diye verdiği destekten, yandaş şirketlerin elektrik faturasını tahsil etmenin peşinde. Yazıklar olsun. Enerji ve Tarım Bakanları bu işe derhal el atsın. Depremzede çiftçilerimiz, deprem fırsatçılarının elinde perişan olmasın. Bunu siz yapmazsanız, birkaç ay sonra geldiğimizde biz zaten yapacağız.

YABANCILARA KONUT SATIŞI 5 YIL DURDURULMALI

Deprem fırsatçılığı demişken, konut fiyatları ve kiralardaki fahiş artışları söylememek olmaz. Deprem bölgesinden, diğer illerimize yoğun bir göç var. Özellikle büyük şehirlerde, kiralarda olağanüstü artışlar yaşandığına dair, çokça şikâyet alıyoruz. Zaten, “Faiz sebep, enflasyon netice” safsatasıyla, konut fiyatları ve kiralar şaha kalkmıştı. Şimdi depremle beraber bunun yarattığı barınma krizi, ülkemizde daha da ağırlaştı. Biz öncelikle yabancılara konut satışının, 5 yıllığına durdurulması hususunda ısrarcıyız. Bu yeni yatırımlar devreye girerken en azından kısa vadede, konut arzının toparlanmasına katkı verecektir. Şu anda deprem bölgesindeki en önemli sorun, geçici barınma sorunudur.

ERDOĞAN’A SARAY ÇOK, MİLLETE ÇADIR YOK

Gördük ki; Erdoğan’a saraylar çok. Ama millete çadır yok. Yıllardır bunlar “Çadır devleti değiliz” diye, ahkâm kesiyorlardı. Meğerse kastettikleri, elinde depremzedeye dağıtacak, “Çadır olmayan” devletmiş. Deprem ve fırsatçılık kelimeleri yan yana geldiğinde, belki de en son akla gelmesi gereken isim Kızılay’dır. Ama bu depremde gördük ki; deprem yaralarını saran Kızılay’dan, deprem çadırlarını satan Kızılay’a, depremde para sayan Kızılay’a geçmişiz.

KIZILAY’I TİCARETHANEYE ÇEVİRDİLER

Erdoğan şahsım rejiminin ülkemizde çürütmediği, tek bir değer ve kurum kalmadı. Depremin daha ilk günlerinde, milletten bağış toplayan bir Sivil Toplum Kuruluşu, yine milletin bağışlarıyla çadır yapan Kızılay’dan, parayla çadır ve gıda satın almış. Parayla alınan bu çadırlar da, AFAD eliyle depremzedelere dağıtılmış. Kızılay sadece bu kuruluşa mı çadır satmış? Hayır! Deprem bölgesine yardım için koşan, Türkiye Eczacılar Birliği’ne de, tanesi 140 bin liradan, 5 tane çadır satmışlar. Eczacılar Birliği de bu çadırları, sahra eczanelerine çevirmiş. Depremzedelere ilaç yardımında bulunmuş. “Hayır işini” dahi, “ticari işe” döndürmek, kadim hayır müessesemiz, Kızılay’ı ticarethaneye çevirmek, AK Parti aklının, Saray zihniyetinin, ülkeyi ne hale getirdiğinin, en acı göstergesidir. Böyle acılı bir dönemde, dayanışma ve yardımlaşmanın, ticarileştirilmesi asla kabul edilemez. Kızılay öyle sıradan bir kurum değildir. Geçmişi 1868’e kadar gider. 1935’de, Atatürk’ün himayesinde, Türkiye Kızılay Cemiyeti’ne dönüşmüştür. Milletimizin benimsediği, desteğini esirgemediği Kızılay, işte bu Kızılay’dır. Ama Kızılay’ın 155 yıllık geçmişi, tüm birikimleri holdingleşmiş, ticarileşmiş. Meğerse “Devleti şirket gibi yöneteceğiz” diyen, Erdoğan zihniyeti işe, Kızılay’ı şirketleştirerek başlamış.

BİR TARAFTA KIZILAY’IN DERNEĞİ, BİR TARAFTA KIZILAY’IN HOLDİNGİ

İşte bu şema her şeyi özetliyor. Bir tarafta bildiğimiz Kızılay Derneği var. Diğer tarafta Kızılay Yatırım Holding Anonim Şirketi var. Ve bu Holding’in altında, tam 11 tane ticari iştirak var. Kızılay Sistem Yapı Şirketi, Kızılay Çadır ve Tekstil Şirketi, Kızılay İçecek Şirketi, Kızılay Portföy Şirketi, Kızılay Sağlık Şirketi, Kızılay Bakım Şirketi, Kızılay Kültür ve Sanat Şirketi, Kızılay Lojistik Şirketi, Kızılay Teknoloji Şirketi, Kızılay Biyomedikal Şirketi ve Kızılay Etki Yatırım Şirketi. Say say bitmiyor. Kızılay koskoca bir holding olmuş… Tabii bu şirketlerin yönetim kurullarına da, Sarayın şürekâsı, yakınları, yandaşları dolmuş. Ticarileşen Kızılay da, acılı zamanda millete yardım yerine, yardım malzemesi satmaya soyunmuş. İnsafınız kurusun, yazıktır, günahtır. En temel kamu hizmeti olan, yardımlaşma ve dayanışmayı, ticarethaneye çevirmek nasıl bir akıldır? Nasıl bir fırsatçılıktır? Şimdi bu “hayır ticarethanesini” işleten, Saray ve sosyetesine, yakından bir bakalım. Saray ve şürekâsının, Kızılay’a doluşturduğu, diğer akrabayı taallukatlara hiç girmiyorum. Sadece tek bir isim söyleyeceğim: Aykut Emrah Polat!

ERDOĞAN’IN SAVURDUĞU HAKARETLERİN SEBEBİ ŞİMDİ DAHA İYİ ANLAŞILIYOR

Bu, Ticaret Sicil Gazetesi… Halen Kızılay Gayrimenkul ve Girişim Sermayesi Portföy Yönetim Anonim Şirketi Yönetim Kurulu Üyesi… Bu ismi biliyoruz doğrudan Saray’la bağlantılı bir isim. Erdoğan’ın mahdumu Bilal Erdoğan’ın, Kartal İmam Hatip Lisesinden yakın arkadaşı. Bu konuda basında kamuya açık çok sayıda haber var. Yine Aykut Emrah Polat’ın, Erdoğan’ın ailesiyle ticari ilişkileri de olduğu biliniyor. Bu konuda da kamuya açık, çokça haber yapılmış. Zaten Ticaret Sicil Gazetesi de ortada… Bu ismin yönetiminde bulunduğu, Kızılay Gayrimenkul ve Girişim Sermayesi Portföy Anonim Şirketi, depremin daha üçüncü gününde, enkazın altından insanlar daha çıkarılmadan, millet “Kızılay nerede?” diye feryat ederken, neyle uğraşıyor biliyor musunuz? 9 Şubat’ta bir iç tüzük tadili yapıyor ve Kızılay’ın parasını, kıymetli madenlere, katılım bankalarına, borsaya yatırmanın önünü açıyor. Millet çadır derdinde, bunlar nema derdine düşmüş… Şimdi “Kızılay nerede?” diye sorulduğunda; Erdoğan’ın neden sinirlenip, hakaretler, tehditler ve küfürler savurduğu çok daha iyi anlaşılıyor.

KİM TERBİYESİZ? KİM AHLAKSIZ? KİM NAMUSSUZ? KİM ADİ?

Biz de buradan şimdi soruyoruz: Kim terbiyesiz? Kim ahlaksız? Kim namussuz? Kim adi? Hep söylüyoruz. Kurt kışı geçirir. Ama yediği ayazı da unutmaz. Milletimiz elbette bu acılı günlerini atlatacak. Ama Erdoğan ve Saray şürekâsının sebebi olduğu, “Asrın ihmalini”, “Asrın cinayetini”, “Asrın ihanetini” asla unutmayacak. Bunu biz de unutmayacağız. Depremde şimdilik 44 bin 374 cenazemiz var. 100 binden fazla yaralımız var. 173 bin yıkık ve ağır hasarlı bina var. Ama Sarayda bir kişinin bile koltuğu sallanmıyor. Bir kişi bile koltuğunu bırakamıyor. İstifa etmiyor, görevden alınmıyor.

ÖRTBAS YENİ BİR AŞAMAYA GEÇTİ

Ama hükümet gerçekleri örtbas etmek için, milleti not ediyor. Tehdit ediyor. Yetmiyor, sosyal medyayı karartıyor. TELE 1’i kapattı. FOX TV’ye, Halk TV’ye, KRT’ye cezalar yağdırdı. O da yetmedi. Ekşi Sözlüğe erişimi engelledi. Ve dün yeni bir aşamaya geçti. Siyasi partilerin, en demokratik hakkı olan toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakkını, engelledi.

TÜRKİYE İŞÇİ PARTİSİ’NE GEÇMİŞ OLSUN

Bu vesileyle, Türkiye İşçi Partisi’ne, bir kere daha geçmiş olsun diyoruz. Sebebi oldukları yıkımın sorumluluğundan kaçmak için ne yaparlarsa yapsınlar, gerçeklerin er ya da geç, ortaya çıkmak gibi bir huyu var. Hiçbir yalan, gerçekleri örtbas edecek kadar, büyük olamaz.

BİRİ İSTİFA ETTİ AMA O DA YANLIŞ YERDEN

Normal bir ülkede, şu yaşadıklarımızın on binde biri yaşansa, milletine karşı sorumluluk hisseden, onurlu bir yönetim, o koltuklarda bir dakika dahi durmaz. İstifa eder. Ama bizdeki Hükümet, istifa etmeyince, stadyumlar, “Hükümet İstifa” tezahüratlarıyla, inlemeye başladı. Bu tezahüratları duyan biri nihayet istifa etti. Ama o da yanlış yerden istifa etti. Sarayın bekçiliğinden istifa edeceğine, Beşiktaş üyeliğinden istifa etti… Ucube saray rejiminden kopacağına, milyonların sevgilisi Beşiktaş’tan koptu.

NOBRANLIĞINIZ MİLLETİN CANINA TAK ETTİ

Bu arada, “Millete bir daha nerede bu devlet dedirtmeyeceğiz” sözü veren ve verdiği sözün altında ezilen atama İçişleri Bakanı çıkmış, şimdi diyor ki, “Mesaimizi böleriz, hodri meydan!” diye, taraftarlarını tehdit ediyor. Tehdit etme, istifa et. Artık şurada sayılı günler kaldı. Tek kişilik Erdoğan hükümeti devri bitti. Kibir, kendini beğenmişlik, nobranlık, artık milletimizin canına tak etti.

HİÇ BİR YAVRUMUZU KURDA KUŞA YEM ETMEYECEĞİZ

Millet İttifakı olarak; Erdoğan’ın yıllardır kaşıdığı, kanattığı, tüm yaraları biz saracağız. Kaybettiğimiz yurttaşlarımızı geri getiremeyiz, ancak onların emanetlerine biz sahip çıkacağız. Anasını, babasını kaybeden evlatlarımız, bizim evlatlarımızdır. Hiçbir yavrumuzu, kurda, kuşa yem etmeyeceğiz. Devletin sıcak ve şefkatli eli, çocuklarımızın üzerinde olacak. Depremzede gençlerimizin, çocuklarımızın umudu biz olacağız. Artık onlar bizim kızımızdır. Bizim oğlumuzdur. Kimsesizlerin kimsesi olan Türkiye Cumhuriyeti’nin öz evlatlarıdır. Milletimiz büyük bir millettir. Beraberce her sorunun üstesinden geliriz. Akılla, bilimle, liyakatle, tüm deprem bölgesini önce hızla feraha çıkaracağız, sonra refaha kavuşturacağız. Depreme dayanıklı, güvenli evleri, biz inşa edeceğiz. Kültürümüzle, tarihimizle, estetiğimizle uyumlu, güzel ve ferah evleri, biz imar edeceğiz. Hatay’a ve depremzede tüm illerimize sahip çıkacağız. Siyaset-İnşaat-Rant şeytan üçgenini, biz kırıp atacağız. Ülkemize temiz siyaseti biz getireceğiz. Bu ülkede sadece iktidarı değil, zihniyeti de değiştireceğiz. Artık az kaldı.

36 SEHİT VERDİĞİMİZ İDLİB SALDIRISININ YIL DÖNÜMÜ

Sözlerimi tamamlamadan önce, yine çok acı bir olayın, yıl dönümünü anmak istiyoruz. Üç yıl önce bugün, Rus uçaklarının bombardımanında 36 askerimiz, İdlib’de şehit oldu. Şehitlerimizin acıları, halen yüreğimizdedir. Bu acı olay kadar, ardından yaşananlar da, acımızın katmerlenmesine neden olmuştur. Erdoğan’ın, nasıl koşarak Kremlin Sarayına gittiğini, Sarayın kapısında ayakta, dakikalarca nasıl bekletildiğini, kronometreli televizyon görüntülerinin, tüm dünyaya nasıl servis edildiğini, ne milletimiz unuttu, ne de biz unuttuk. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, kaybettiğimiz tüm şehitlerimizi saygıyla, rahmetle, minnetle anıyoruz. Ruhları şad, mekânları cennet olsun.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim. 

Soru- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP’den tam yetki aldı adaylık için. CHP “Gönlümüzdeki aday Kılıçdaroğlu” diyor. Akşener ile görüşmede Kılıçdaroğlu “adayım” diyecek mi?

Faik ÖZTRAK- Arkadaşlar, daha öncede ifade ettim. Millet ittifakı liderlerinin yaptıkları görüşmeler hakkında açıklama yapma yetkisi Genel Başkanlarımıza aittir. Millet ittifakı sözcülerinin bunları yorumlaması veya bunlarla ilgili kendilerinin yapmadığı bir açıklamayı yapması gibi bir usulümüz yoktur.

Soru- CHP’den ihraç edilen Yaşar Okuyan, Akşener ile ilgili elimde belge var demişti. O belgeler Sayın Kılıçdaroğlu’na iletildi mi?

Faik ÖZTRAK- Bu konuda gerekli açıklama yapılmıştır. Gereken de yapılmıştır. Bu konu kapanmıştır. Anlaşılan bu soruyu soran arkadaşlar görevlerini ihmal ediyorlar. Açıklamalarımızı takip etmiyorlar.

Soru- YSK’nın depremin vurduğu 11 ile heyet gönderdiği ve heyetlerin raporu doğrultusunda bölgede seçimin nasıl yapılacağına ilişkin karar alınması bekleniyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da YSK Başkanıyla seçim için 14 Mayıs tarihini görüştüğü şeklinde birde iddia var. Bugünkü MYK toplantısında seçimin tarihine ilişkin bir değerlendirme yapıldı mı?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bir kere şunun altını çiziyim. AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’ın YSK yönetimiyle bu kadar sık görüşme yapması normal bir durum değildir. Müdahale izlenimi yaratır, seçime gölge düşürür. Anayasamıza ve seçim kanununa göre YSK’nın seçim sürecinde neleri yapacağı bellidir. YSK’nın görevi; seçimleri anayasa ve yasalarla çizilen çerçeveye uygun olarak güven içerisinde yapmaktır.

Teşekkür ediyorum.

Parti Meclisi’miz, Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na Oybirliğiyle Tam Yetki Vermiştir

CHP Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Genel Merkezi’nde toplanan Parti Meclisi sonrası düzenlediği basın toplantısında, Parti Meclisi’nde ele alınan konuları açıkladı. Öztrak, şunları söyledi:https://youtube.com/embed/C9rnt_UOn24

Değerli basın mensupları, Cumhuriyet Halk Partisi Parti Meclisi deprem nedeniyle ertelenen toplantısını bugün gerçekleştirdi.

Toplantıda; 6 Şubat 2023 tarihinde yaşadığımız afetle ilgili genel bir değerlendirme yapılmış, Cumhurbaşkanı seçimi ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimiyle ilgili hazırlık ve çalışmalar görüşülmüştür.

Gündemin “Afetle ilgili genel değerlendirmeler” başlığı altında, yaşadığımız deprem sonrasında Genel Başkanımızın koordinasyonunda Milletvekillerimizin, Parti Meclisi Üyelerimizin, Belediyelerimizin ve Örgütlerimizin sahada depremzedelerin yaralarını sarmak üzere yaptığı çalışmalar ele alınmıştır. Bundan sonra yapılacak çalışmalar hakkında da görüş alışverişinde bulunulmuştur.

Bu çerçevede; Cumhuriyet Halk Partili ve Millet İttifakı’na mensup belediyelerimiz, depremin yaşandığı günden bugün saat 09.00’a kadar bölgeye 8 bin 63 araç, 23 bin 65 personel göndermiştir.

Belediyelerimiz, insani yardım malzemesi taşıyan toplam 6 bin 436 TIR ve kamyon, 4 uçak, 6 gemi, 2 vapur ve 2 tren vagonunu bölgeye intikal ettirmiştir.

Belediyelerimize ait günlük 710 bin öğün kapasiteli 142 mobil mutfak, 760 bin öğün kapasiteli 153 ikram aracı, 140 bin ekmek kapasiteli 16 mobil fırın bugün bölgede faaliyet göstermektedir. Bunun yanı sıra belediyelerimiz bölgeye; 2 milyon 859 bin battaniye, 248 bin 752 ısıtıcı ve soba, 36 bin 715 çadır, 955 konteyner, 1.594 mobil tuvalet ve duş, 4 milyon 131 bin hijyen paketi ve 2 bin 25 jeneratör ulaştırmıştır.

Belediyelerimiz bölgede özellikle çadır ve ısınma desteklerine ağırlık vererek faaliyetlerini sürdürmektedirler.

Diğer taraftan Parti Meclisimiz, sahada yaşanan, ağır insani kayıplara yol açan kaosu, arama-kurtarma çalışmaları sürecindeki aksaklıkları, depremzedelerin iaşesi ve ibatesiyle ilgili hükümetin eksiklerini de değerlendirmiştir.

Bu çerçevede, tüm diğer eksiklik ve aksaklıkların yanında Kızılay’ın, Sivil Toplum Kuruluşlarına çadır satarak bir ticarethane gibi çalışması akıl ve izanla bağdaşmamaktadır. Bu ülkede, depremzedeye çadır dağıtmakla mükellef olan bir kadim yardım müessesesi, depremde vatandaşlarımız “Çadır, çadır” diye bağırırken, başka kuruluşlara çadır satmaktadır. Ticari işlem yapmaktadır. Bu, AK Parti döneminde devlette yönetim krizinin nerelere geldiğini, bu zihniyetin devleti nasıl tahrip ettiğini en acı bir biçimde ortaya koymaktadır.

Değerli basın mensupları, Parti Meclisi toplantımızın ikinci gündem maddesi “Cumhurbaşkanı seçimi ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi hazırlık ve çalışmaları” olmuştur. Bu çerçevede; Parti Meclisimiz, Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda, bundan sonra yürütülecek tüm süreçlerde, Parti Meclisimiz adına karar alma konusunda Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na oy birliğiyle tam yetki vermiştir. Böylece, Partimizin yetkili kurulları, 13. Cumhurbaşkanı seçimi sürecinde, Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’yla birlikte olduğunu bir kere daha vurgulamıştır.

Teşekkür ediyorum.

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com