Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

Küfretme, İstifa Et

CHP Sözcüsü Öztrak, depremde 43 bin vatandaş vefat etmesine rağmen Hükümetten tek bir istifa bile gelmediğini, bunun yerine suçluların telaşıyla, millete küfür ve hakarete sarıldığını belirterek, “Söze karşı küfür, acizliktir. Testinin içinde ne varsa dışarı o sızar. Bizim küfredenlere diyeceğimiz bellidir: Küfür etme, istifa et” dedi.

Deprem nedeniyle oluşan zararın 100 milyar dolar seviyesinde olduğunu kaydeden Öztrak, “Ama hiçbir vatandaşımızın kaygısı olmasın. Elbette depremde yitirdiğimiz canları geri getiremeyiz. Sayılı gün kaldı, bu depremde vatandaşlarımızın kaybettiği ne kadar mal varsa, evinden arabasına, ev eşyasına ve enkaz altında kalan alyansına kadar yitirdiği her şeyi biz yerine koyacağız” diye konuştu.

Öztrak, depremin ardından eski Aile Bakanı’nın kardeşine ve eski AK Partili milletvekillerinin çocuklarına makamlar dağıtıldığını belirterek, “Millet can derdindeyken, bunlar mansıp derdinde” ifadelerini kullandı.

İçişleri Bakanı’nın “Hazırlıklı olmasak kaos olurdu” sözlerini değerlendiren Öztrak, “Enkaz altındaki insanlarımız, ‘Sesimi duyan var mı?’ diye bağıra bağıra yaşama veda etti. Beyler hazırlıklı olmasalarmış kaos yaşanırmış. Ne kaosu, milletimize kıyameti yaşattınız” dedi.

Salgın döneminde millete 5 maskeyi bedava dağıtamayan Hükümetin, iki yıl boyunca ölüm istatistiklerini de sakladığını söyleyen Öztrak, “2020 ve 2021’de açıklanan vefat sayısı Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığından 5 bin kişi daha fazla… Çukurova’da ‘Acıyı, acıyla yuğmak’ diye bir tabir vardır. Adeta deprem acısıyla, salgının acısını yuğmaya kalktılar” değerlendirmesinde bulundu.

Depremden önce “Türkiye Yüzyılı” diyerek propaganda yapan Hükümetin ülkeye “Yüzyılın Felaketini” yaşattığını söyleyen Öztrak, “Türkiye’yi şantiyeye çevirmekle övünen bu öngörüsüz, liyakatsiz, kendini beğenmişlerin elinde, Türkiye’miz koskoca bir cenaze evine döndü” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Bugün depremin üzerinden 19. gün geçti. Şu ana kadar, 43 bin 556 yurttaşımızı kaybettik. Cenazelerimizin gerçek sayısını ise, hala bilmiyoruz. Acımız da, üzüntümüz de çok büyük.  Ruhlarımız yaralı. Yüreklerimiz yangın yeri ve bu yangın da, kolay kolay küllenmeyecek. Kaybettiğimiz yurttaşlarımıza, bir kere daha buradan Allah’tan rahmet diliyoruz. Yaralanan yurttaşlarımıza acil şifalar diliyoruz. Tüm milletimize, kaybettiğimiz yurttaşlarımızın ailelerine baş sağlığı diliyoruz. Bu deprem felaketi bir kez daha gösterdi ki, milletimiz çok büyük bir millettir. İnsanımızın karakteri asildir. Felaketi duyar duymaz, çıplak elleriyle, tırnaklarıyla, enkaza koşan, taş kaldıran, binlerce gönüllüye, gençlerimize şükran borçluyuz. Yine bölgeye yardım etmek için yarışan, gecesini, gündüzüne katan, Sivil Toplum Kuruluşlarına, uykuyu unutan, devlet kurumlarımızın fedakâr personeline, elbette güvenlik kuvvetlerimize müteşekkiriz. Yine ülkemize arama kurtarma ekiplerini gönderen, adını tek tek sayamayacağımız 88 ülkeye, ayrımsız, istisnasız şükranlarımızı sunuyoruz. Tabi kendi acımızdan, komşumuzun acısını paylaşmaya fırsat bulamadık. Deprem bizimle beraber, Suriye Arap Cumhuriyeti’ni de vurdu. Dün Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a, bir taziye mektubu göndererek, Suriye halkının acısını paylaştı.

EKONOMİ YÖNETİMİNDE ZAFİYET MİLLEİTN CÜZDANINI BOŞALTIYOR

Uzunca bir süredir, bir hakikatin altını çizip duruyoruz. Türkiye’miz, ucube tek kişi yönetimine geçtiğimiz, 2018 yılından bu yana, iki büyük krizi iç içe yaşıyor. Bir tarafta devlette yönetim krizi. Diğer tarafta ekonomik kriz. Milletimize çok ama çok ağır bedeller ödetti, ödetmeye de devam ediyor. 2018’den bu yana, yaşanan her acı olayda, devlet yönetimindeki zafiyet, kendini daha da gösteriyor. Milletimizin canına, malına mal oluyor. Ekonomi yönetimindeki zafiyet ve kusurlar ise, milletimizin cüzdanını, mutfaktaki tenceresini boşaltıyor. 2020’de COVİD salgınında gördük. Saray hükümetinin ilk işi, millete IBAN numarası atıp yardım istemek oldu. Ama aynı yönetim, milletimize 5 maskeyi ücretsiz dağıtamadı. Binlerce insanımızı kaybettik. Peki, ne yaptılar? Ölüm istatistiklerini milletten sakladılar.

SAĞLIK BAKANLIĞI İLE TÜİK İSTATİSTİKLERİ TUTMUYOR

Düne kadar bu istatistikleri açıklamamışlardı. Milletimiz depremin acılarıyla boğuşurken, dün, 2020 ve 2021 yıllarında, 87 bin 334 yurttaşımızı, salgında kaybettiğimizi açıkladılar. Bu Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığından, 5 bin vefat daha fazla… Çukurova’da; “Acıyı, acıyla yuğmak” diye bir tabir vardır. Salgında millete İBAN numarası gönderenler, deprem acısıyla, salgının acısını yuğmaya kalktılar. Yine 2021 yazında Batı Karadeniz’i sel vurdu. Onlarca insanımız selde boğuldu. Selden birkaç gün önce, Somali’ye 30 milyon dolar hibe eden Erdoğan, selden sonra yine milletimize IBAN gönderdi. Bunların afralarına tafralarına baktığınızda Hac farz olmuş… Ama yaptıklarına baktığınızda zekâta muhtaçlar…

KENDİLERİNDE SARAY KOLEKSİYONU, VATANDAŞA ÇADIR YOK

2021 yazında bu sefer güneyimizde, ormanlarımız yandı, kül oldu. Yurttaşlarımız çıplak elleriyle, orman yangınlarına müdahale etti. Ankara’da, uçan saray filoları kuran kibir abidesi, o yangını söndürmek için uçak uçuramadı. Ve 6 Şubat’ta yaşadığımız deprem felaketlerinde, 11 ilimiz yıkıldı. Milletimiz enkaz altında kaldı. 43 bin 556 canımızı kaybettik. Yüzbinlerce yurttaşımız evsiz, yurtsuz kaldı. Kendi keyfi için, “İtibardan tasarruf olmaz” diyerek, Beştepe’de, Ahlat’ta, Marmaris’te, İstanbul’da, Saray koleksiyonu yapanların elinde, afet de dağıtılacak çadır stokumuz bulunmadığı anlaşıldı. Bugün depremin 19. günü… Ve hala deprem bölgesindeki bazı yerlerde, çadır yok, tuvalet yok. Banyo yok.  Enkazın altından çıkarılanların, cenazesine kefen bezi bulamayanlar, milletin dirisine de çadır bulamadılar.

“TÜRKİYE YÜZYILI” DERKEN, “YÜZYILIN FELAKETİNİ” YAŞATTILAR

Daha birkaç hafta önce, “Türkiye yüzyılı” diyenler, liyakatsizlikleriyle, beceriksizlikleriyle, kifayetsizlikleriyle, kibirleriyle, ülkemize “Yüzyılın felaketini” yaşattılar. Türkiye’yi şantiyeye çevirmekle övünen, bu öngörüsüz, liyakatsiz, kendini beğenmişlerin elinde, Türkiye’miz, koskoca bir cenaze evine döndü. Bir devletin itibarı, yöneticilerinin zenginliğiyle, saraylarıyla, uçaklarıyla, binlerce korumasıyla, araç konvoylarıyla değil, insanlarına ve insan yaşamına verdiği değerle ölçülür. Çünkü “İnsan yaşarsa, devlet de yaşar.” 20 yıl ülkeyi yönetenler, milletimizi güvenli şehirlerde yaşatamadı. İnsanların bütün birikimlerini verip, satın aldıkları evler, vatandaşlarımıza mezar oldu.

İNSANLARI KİMLİKSİZ, KEFENSİZ TOPRAĞA VERDİK

“Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, o ülkede insanların nasıl öldüğüne bakın” diyor bir ünlü yazar. Bu ülkede kimliksiz, kefensiz, on binlerce insanımızı, sıra, sıra toprağa verdik. Battaniyelere, yem ve çöp torbalarına sarılı cansız bedenler, toprakla buluştu. İşte 20 yıllık bir yönetimin, milletimize reva gördüğü son maalesef bu oldu… On binlerce yurttaşımız, itibardan tasarruf olmaz diyen, deprem için hiçbir hazırlık yapmayan, yaşadığımız kentlerin güvenliğini sağlayamayan, evlerimizi depreme dayanıklı hale getirmeyen, elindeki görülmemiş imkânları, kentsel dönüşüme değil, ranta ve şatafata harcayan, oy almak için imar afları çıkaran, bu sorumsuz hükümet yüzünden canından oldu. On binlerce vatandaşımız, Saray’ın yandaşlarına rant sağlama ihtirasının, kendine yakın iş insanlarını, müteahhitleri, denetlemeyerek, kayırarak, ranta boğarak, kendi zenginini yaratma stratejisi nedeniyle, hayatını kaybetti.

KKTC’DEN GELİP HAYATINI KAYBEDEN EVLATLARIMIZIN DA HUKUKLARINI SAVUNACAĞIZ

İşte yaşananlar ortada… Adıyaman’daki otel… Önce apartman olarak yapılmış. Kabası bitmiş, inşaat durmuş. Kar, yağmur, güneş altında yarı yapılı bir halde 10 yıl beklemiş. Sonra bu kaba inşaatı alan aile; çürümüş binayı süslemiş, püslemiş otel yapmış. Bina yapı denetiminden geçememiş, mühürlenmiş. Sonra ne olmuşsa olmuş. Birileri devreye girmiş. Otel hizmete açılmış. Otelin sahibi aile, Adıyaman’da AK Partiye yakınlığıyla biliniyor. Sahiplerden biri, Adıyaman Belediye Meclisi’nin, önceki dönemde AK Partili üyesi. Bir diğeri re, Erdoğan ailesine ait TÜGVA’da Adıyaman Yüksek İstişare Kurulu Üyesi… Sonuç: Çöken binada, Kıbrıs’tan voleybol turnuvası için gelen, ortaokul talebesi yavrular, aileler, öğretmenler, 65 insan hayattan koparılıyor. Buradan açıkça ifade ediyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, hayatını kaybeden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden gelen evlatlarımızın haklarının hukuklarının da savunucusu olacağız.

KUZU KURDA EMANET

Yine, Gaziantep Nurdağı’nda… Bir başka AK Partili Belediye Meclis üyesinin müteahhidi olduğu binalar, depremle yerle bir oldu. Bu AK Partili müteahhit, Belediye Meclisi’ne seçilmeden önce, AK Partili Belediye Başkanının yakınlarıyla beraber Nurdağı’nda lüks siteler yapmış. Bu şahıs, sadece Belediye Meclisi Üyesi de değil, aynı zamanda İmar Komisyonu’nun da Başkanı… Yani tam anlamıyla kuzuyu kurda emanet etmişler. Sonuç: Bu müteahhidin yaptığı pek çok site, depremde yerle bir olmuş. Beton yığınlarının altında, yüzlerce vatandaşımız hayatını kaybetmiş. Bu AK Partili müteahhit şimdi ortada yok. Kaçmış… Bu müteahhidin nerede olduğu en son Erdoğan’a soruluyor. Erdoğan’da sorudan kaçıyor. Bu ülkede tasfiye etmemiz gereken; çürümüş zihniyet, işte tam da budur. Siyaset zenginleşme, makam ve mevki için değil, millete hizmet için yapılmalıdır. Ama 20 yıldır siyasetinin finansmanını, Siyaset-İnşaat-Rant üçgeninde yapan bir zihniyet, bunları anlayamaz. İdrak edemez. On binlerce vatandaşımız, Sarayın, liyakat değil sadakat diyen anlayışı sonucunda, doğru düzgün bir afet mücadele planı, yapamadığı için öldü.

MİLLET CAN DERDİNDE, BUNLAR MANSIP DERDİNDE

Ama ülkemizi cenaze evine döndüren, Saray sosyetesi, hala mansıp peşinde koşmaya devam ediyor. Ülkemiz acıya boğulmuşken, bunlar makamlara, mevkilere, üçer, beşer maaşa bir türlü doymuyorlar. İşte son örnek: Fatma Betül Sayan Kaya, ailesine bakmaya devam ediyor. Eski Aile Bakanı, aileden sorumlu bakan. Bakanın kız kardeşi, Dışişleri Bakanlığı, Bilgi Teknolojileri Genel Müdürlüğü’ne, Genel Müdür olarak dün atanmış. Ülkede ne kadar makam mevki varsa, Sayan kardeşlerin emrine amade…  Yine bir başka aile içi atama. Bu da Nükleer Düzenleme Kurulu üyeliğine yapılan atama. AK partili eski vekilin oğlu, Nükleer Düzenleme Kuruluna atanıyor. Millet can derdinde, bunlar mansıp derdinde… Devletin deprem bölgesine atadığı koordinatör vali de bütün bunlardan sonra çıkıyor, “Memurların, işçilerin hepsi bir aylık maaşını almasın, devlete bağışlasın” diye, memura, işçiye ahkâm kesmeye kalkıyor. Ne diyelim? Allah bunlara akıl fikir versin. On binlerce yurttaşımız, Saray’ın, adam sendeciliği, vurdumduymazlığı, görevini ihmal etmesi, görevini savsaklaması nedeniyle öldü. Evsiz barksız kaldı. Bu kürsüden günlerdir belge üstüne, belge açıkladım. Bilim insanları uyarmış. Devletin dürüst bürokratları uyarmış. Sivil Toplum Kuruluşları uyarmış. “Burada çok büyük bir deprem olacak, tedbir alın” demiş. Felaket bağıra çağıra gelmiş. Ama Sarayın kibirlisi, kulağının üstüne yatmış. Üç maymunu oynamış. Yurttaşlarımızın en temel hakkı olan, “Yaşam hakkını” taammüden ellerinden almış.

6 ŞUBAT PAZARTESİ BU ÜLKEDE KIRMIZI PAZARTESİ OLDU

6 Şubat 2023 Pazartesi günü, bu topraklarda, “İşleneceği önceden, açıkça duyurulan, failini ve maktulünü herkesin bildiği bir cinayet” yaşandı. Şimdi bu cinayetin failleri, kendilerinden başka herkesi suçluyor. “Asrın felaketi” diyerek; suçlarının, kabahatlerinin, sorumluluklarının üstünü örtmeye çalışıyorlar. Yaşadığımız; “Asrın felaketi” değildir. Yaşadığımız; “Asrın ihmalidir.” Yaşadığımız; “Asrın cinayetidir.” Yaşadığımız; “Asrın ihanetidir.” Ama pişkinlik, bunların en büyük sermayesi… Atama İçişleri Bakanı, depremin ilk günlerinde, kendi yönetimindeki AFAD hakkında; “AFAD’ın toplam personel sayısı 7 bin 300’dür. Takdir edilir ki 7 bin 300 personelle, Türkiye’deki bu büyük afeti veya herhangi bir afeti, altını çizerek bir defa daha söylüyorum, herhangi bir afeti yönetebilmek mümkün değildir” dedi.

KAOS DEĞİL, KIYAMETİ YAŞATTINIZ

Sonra aynı Bakan çıktı, altında kaldığı depremin şokunu atlattı, “Eğer Türkiye çok uzun zamandır, bu hazırlıkları yapmamış olsaydı, büyük bir kaos ile karşı karşıya kalırdı” dedi. Şimdi bu sözlerin hangisi doğru? Hangisi hakikat? Millet yaşadığına mı, yoksa bunlara mı inanacak? Milletimiz 48 saat enkazın altında bir başına kaldı. “Nerede bu devlet?” yakarışları arşa yükseldi. Asker sahaya zamanında sürülmedi. Madencilerimiz hızla bölgeye taşınamadı. Fay hattının üstüne yapılan yollar, havalimanları çöktü. Bölgeye ulaşım kilitlendi. İletişimin çöktüğü bir anda yetmedi bir de sosyal medyaya karartma uyguladılar. Daha önceki depremlerden biliyoruz ki, böyle bir anda, sahra hastanesi, mutfağı, çadırlar en geç 6 saatte kurulabildi. Ama şimdi bu sefer kurulamadı. Enkazın başında, yakınlarının çığlıklarını duyan vatandaşlarımız, arama kurtarma ekiplerini günlerce bekledi. Enkazın başına giden iş makineleri, operatörlerle, operatörler ise iş makineleriyle buluşturulamadı. Koordinasyonsuzluk nedeniyle, en kritik altın saatler heba edildi. Ve enkaz altındaki insanlarımız, “Sesimi duyan var mı?” diye bağıra bağıra, yaşama veda etti. Beyler hazırlıklı olmasalarmış, kaos yaşanırmış. Ne kaosu, milletimize kıyameti yaşattınız. İlk gün itiraf ettiğiniz gibi, yaşadıklarımız, herhangi bir afeti yönetecek, bir hazırlığınız olmadığını açıkça gösterdi. O zaman ne yapacaksınız? Elinizi tutan yok. İstifa mektubunuzu yazacaksınız.

RTÜK ÜYESİNİN MUHALEFET ŞERHİNİ DOSYADAN ÇIKARDILAR

Tabi bunların Saray rejiminde, sistemin temel direği yalan, dolan ve yasaklar. Beceriksizlikleri ifşa olmasın, eleştiri yapılmasın diyerek, sosyal medyayı kararttılar. Facebook’dan daha eski olan, gençlerin bir araya geldiği Ekşi Sözlük, sorgusuz, sualsiz erişime kapatıldı. Yetmedi Tele 1 RTÜK eliyle karartıldı. Halk TV, FOX TV’ye cezalar yağdırıldı. O da yetmedi, RTÜK’ün hukuk müşaviri TELE-1 ile ilgili dosyayı mahkemeye gönderirken içinden RTÜK üyesi İlhan Taşçı’nın muhalefet şerhini çıkardı. Mahkemeye eksik dosya gönderdi. Bu Hukuk Müşaviri derhal görevden alınmalıdır. Ayrıca Baroları da bu Hukuk Müşaviriyle ilgili göreve davet ediyoruz. Ama ne yaparlarsa yapsınlar, gerçeklerin ortaya çıkmak gibi güzel bir huyu var.

YAZI YAZMIŞLAR, ADIYAMAN’I UNUTMUŞLAR

Dün, Gazeteci Barış Terkoğlu yazdı. Bakanlık da şu ana kadar yalanlamadı. İşte Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, deprem olduktan sonra, şu resmi yazıyı muhataplarına göndermiş. Deprem sabah 4.17’de olmuş. Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, deprem olduktan sonra akşam mesai bitimine kadar, arama kurtarma ve yardım çalışmalarına destek olmak üzere, ülkedeki şirketlerden, hava araçlarının durumunu bildirmelerini istemiş. Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün yazdığı yazıdan, Adıyaman’da da deprem yaşandığından, devletin o saat itibariyle, haberi olmadığını görüyoruz. Gönderilen bu resmi yazıda, depremin vurduğu iller arasında, Adıyaman’ın adı bile sayılmamış… Şimdi Adıyamanlılar, “Depremde yalnız bırakıldık” derken, haksız mı? Bu nasıl bir deprem hazırlığı? Hazırlık dediğiniz böyle mi olur? Hazırlık, depremden önce yapılır. Depremden sonra değil… Şirketlerin elinde ne kadar sabit kanatlı, ne kadar hareketli kanatlı hava aracı var. Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün elinde, bunların bir kütüğü, bir listesi nasıl olmaz? Biz hala devletin bu kadar acze düşürüldüğünü düşünmek istemiyoruz. Sorumlulardan mutlaka bir açıklama bekliyoruz.

PATRON MİLLETTİR

Ama atalarımız ne demiş? “Ön teker nereye giderse, arka teker de oraya gider…” Sarayın kibirli başı Erdoğan önce çıktı, “Bu deprem kader planı” dedi. Sorumluluğu Yüce Allaha yıkmaya kalktı. Tedbir almayan tevekküle sığınmaya kalktılar ama olmadı. Sonra milleti not etmeye kalktı. Oysa devleti yönetsin diye iş başına getirilenler, milleti not edemez. Çünkü onların işvereni millettir. Onların patronu millettir. Asıl millet, “devleti 5 yıllığına yönet” diyerek, iş verdiklerinin notunu verir. Sandıkta da ellerine tasdiknamelerini tutuşturur.

İŞİ MİLLETE KĞÜFRETMEYE KADAR GÖTÜRDÜ

Ama Sarayın kibirlisinin gözü o kadar dönmüş ki, sonunda işi millete küfretmeye kadar götürdü. Bununla da yetinmedi, en sonunda sorumluluğu milletin üstüne bıraktı. Şu cümleye bir bakın, “Vatandaşlarıma diyorum ki, bize yeni bedeller ödetmeyin. Bu kentsel dönüşümü yapmamız lazım.” Kentsel dönüşümü, rantsal dönüşüme çeviren sensin. Millete sağlam evler yaptırtmak yerine, yandaşa rant yaratmanın peşine düşen sensin. Şimdi ne oldu da suçlu millet oldu? Ortada 43 bin 556 cenazemiz var. Anasız babasız kalan evlatlarımız, evlatsız kalan analar, babalar var. Yüz binin üzerinde yaralımız var. Ama ortada tek bir istifa yok. Onun yerine, milleti bol bol tehdit var. Hakaret var. Küfür var.

KÜFRETME, İSTİFA ET

Söze karşı küfür, acizin ifadesidir. Küfredenin söyleyecek sözü yok demektir. Ve şunu açıkça ifade edeyim, testinin içinde ne varsa, dışarıda o sızar. Biz tarih kürsüsünden yaşadıklarımıza bakıyoruz. Ve küfre düşenlerde, suçluların telaşını görüyoruz. Bizim küfredenlere söyleyeceğimiz bellidir. “Küfür etme, istifa et.” Azıcık bu millete karşı sorumluluk duygunuz kaldıysa, küfretmeyin, istifa edin. Zaten soruşturmanın selameti bakımından, milletimiz sandıkta, sizi görevden alacak. Evlerinize gönderecek. Bu ülkede artık Erdoğan Şahsım Rejimi iflas etmiştir. Erdoğan devri bitmiştir. 20 yıllık muktedir dekoru, bu depremle beraber enkaz altında kalmıştır. Bu siyasi enkaz sandıkta, vatandaşlarımız tarafından kaldırılıp atılacaktır.

İKTİDARI DEĞİŞTİRMEK KOLAYDIR, ZOR OLAN ZİHNİYETİ DEĞİŞTİRMEK

Bu iktidarı değiştirmek işin kolayıdır. Ama zor olan zihniyeti değiştirmektir. Coğrafya kaderse, biz bu kadere teslim bayrağı çekmeyeceğiz. Bu kadere vatandaşlarımızı teslim etmemek için, aklın, bilimin gerektirdiği her türlü tedbiri alacağız. Kültürümüzü, estetiğimizi, akılla, bilimle, liyakatle birleştireceğiz. Coğrafyamızın gerçekleriyle uyumlu, hem güzel, hem de güvenli şehirler inşa edeceğiz. Depreme dayanıklı binalar yapacağız. Deprem ve sonrasında, kimseden izin, icazet ve talimat beklemeden, tüm sorumluların derhal harekete geçebilmesi için, hangi kurumların, neleri, nasıl, ne zaman yapacağını, önceden belirleyen protokolleri hazırlayacağız. Kısa vadeciliği, köşe dönmeciliği, rant hırsını bu topraklarda bitireceğiz. Siyaset-İnşaat-Rant şeytan üçgenini, kırıp atacağız. Bu şeytan üçgenine daha fazla kurban vermeyeceğiz.

VATANDAŞIMIZA KAYBETTİĞİ ALYANSA KADAR HER ŞEYİNİ GERİ VERECEĞİZ

Yaşadığımız deprem felaketinde, insani kayıplarımız kadar, maddi kayıplarımız da büyük. Ama dün baktık Merkez Bankası, faizi yüzde 9’dan, yüzde 8,5’uğa çekerken, depremin olası ekonomik etkilerini de küçümsüyor. Deprem yakın dönemde, ekonomik aktiviteyi olumsuz etkilese de, orta vadede ekonomik performans üzerinde, kalıcı etki yaratmazmış. Yani hep söylüyoruz, Allah şunlara verdiği aklı, bir günlüğüne bize verse de, en azından bir gece rahat rahat uyusak. Milli gelir, işgücü kaybı, sermaye stokundaki kayıplar, telef olan büyük ve küçükbaş hayvanlar, otomobil, mobilya-ev eşyası gibi kayıplar, bunları alt alta koyduğumuzda, depremin ekonomik maliyeti, 75 ila 85 milyar dolar civarında… Buna bir de depremde kaybettiğimiz, insan kaynağımızı, kıymetli beşeri sermayemizi eklersek, depremin toplam maliyeti; 100 milyar doları aşıyor. Bunlar bizim ilk tespitlerimiz. Ama hiçbir vatandaşımızın kaygısı olmasın. Şurası muhakkak ki, depremde yitirdiğimiz canları geri getirmemiz mümkün değil. Ama sayılı gün kaldı, bu depremde vatandaşlarımızın kaybettiği mal, mülk ne varsa, evinden, arabasına, ev eşyasına, enkaz altında kalan alyansına kadar, yitirdiği her şeyi yerine koymaya kararlıyız. Bölgede tarımı, sanayii, turizmi, hizmetleri, hasılı topyekun üretimi biz ayağa kaldıracağız. Hiç kimseyi aç, açık bırakmayacağız. Deprem bölgesine yönelik, kapsamlı bir bölgesel kalkınma stratejisini, seçimden hemen sonra uygulamaya başlayacağız. Hatay başta olmak üzere, bölgenin demografik yapısının değişmesine, asla müsaade etmeyeceğiz.

AFET BAKANLIĞI’NI MİLLET İTTİFAKI’NDAN KOPYA ÇEKMİŞLER

Millet İttifakı olarak, artık biz hazırız. İşte Ortak Politikalar Mutabakat Metnimiz. Erdoğan bu metinden kırpıp, kırpıp, kopya çekmeye çalışıyor… Biz, “Şehircilik ve Afet Bakanlığı” kuracağımızı, deprem felaketinden bir hafta önce, bu dokümanda açıkladık. Şimdi öğreniyoruz ki, Erdoğan’da Afet Bakanlığı kurmayı düşünüyormuş. Sizin kurduğunuz Afet Bakanlığından ne olur? Siz bu programla ortaya koyduğumuz, zihniyet değişikliğini gerçekleştirebilecek misiniz? Önce rant değil önce millet diyebilecek misiniz? Zulüm değil, bilim diyebilecek misiniz? Ben değil biz diyebilecek misiniz? Hep diyoruz. Çoklu organ yetmezliğiyle malul Saray hükümetinin beyin ölümü artık gerçekleşti. Ülkeyi yönetme enerjisi, ehliyeti kalmadı. Bizden kopya çekerek, ömürleri uzamaz. Bad-el Harab-ül Basra… Yani Basra harap olduktan sonra, artık geçmiş olsun.

BİR DAHA BENZER ACILAR YAŞATMAMAK İÇİN PLANLARIMIZ HAZIR

Biz Millet İttifakı olarak, sadece Çevre ve Afet Bakanlığını kurmakla kalmayacağız. Biz, deprem ve doğal afet riskinin yüksek olduğu tüm kentlerde, güçlendirme ve yeniden inşa projelerine hız vereceğiz. Deprem riski taşıyan yapılarda, okul, hastane, sosyal hizmet binaları başta olmak üzere, depreme karşı güçlendirme çalışmalarını yapacağız, hızlandıracağız. Deprem bölgelerinde mikro planlamalar yapacak, zemin etüt sonuçlarına göre, imar planlarının hepsini revize edeceğiz. Fay hatları üzerindeki tüm yerleşim birimlerindeki, yapı stokunun risk analizlerini süratle tamamlayacağız. Deprem bölgelerinde “deprem raporu” olmayan yapıların, deprem raporlarını hazırlatacağız. Deprem tehdidi altındaki bölgelerde, ivedilikle yeterli toplanma alanlarını tesis edeceğiz. Bu alanların imara açılmamasını güvence altına alacağız. İstanbul depremine karşı, risk azaltmayı hedefleyen, “Hayat İstanbul Projesini” başlatacağız. Afet riskini azaltma politikası kapsamında, “Mekânsal Acil Durum Planlarını” hazırlayacağız. Riskleri azaltmak amacıyla, belediyelerle beraber sakınım planlarını hazırlayacağız, uygulamaya geçireceğiz. Bu ülkede bir daha benzer felaketler, derin acılar yaşanmaması için biz hazırlığımızı yaptık.

BÜYÜK BİR ZİHNİYET DEVRİMİNİ GERÇEKLEŞTİRECEĞİZ

Milletimizin canına malına mal olan, bu ucube rejimden ülkemizi kurtaracak, büyük zihniyet devrimini gerçekleştirmeye hazırız. Kalbi betonlaşmış Erdoğan ise, biran evvel acıların üstüne beton dökme hazırlığında. 21 yıldır ülkenin başında. Şimdi çıkıyor hiç sıkılmadan, “1 yıl daha bana görev verin” diyerek, kendini acındırmaya uğraşıyor. Teşbihte hata olmaz. Apartmanınızı 20 yıldır aynı yönetici yönetiyor. 20 yıl boyunca, asansör bozuk diyerek, tüm apartman sakinlerinden para topluyor. Ama bir türlü, asansörü tamir ettirmiyor. Ve bir gün asansörün halatı kopuyor. İçindekiler hayatını kaybediyor. Yönetici yitirilen insanların hesabını vermek yerine, bana bir yıl daha müsaade edin. Vallahi size söz, asansörü tamir ettireceğim diyor. Buna aziz milletimizin vereceği cevap ne olabilir? Olsa olsa hadi oradan olur! Artık çek git olur…

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim

Soru- İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, bugün katıldığı bir televizyon programında açıklamalarda bulundu. Kazanacak aday ısrarını da sürdürdü. Saraçhane mitingiyle ilgili olarak da kendisine gelen eleştirilere karşı da açıklamalar yaptı. Bu son açıklamalara ilişkin sizin bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Değerli arkadaşlar, Millet İttifakı’nın sözcülerinin, Millet İttifakı’nın Genel Başkanlarının sözlerini yorumlamak ya da onlara cevap vermek gibi bir usulü yok.

Soru- Kürsü dokunulmazlığı olan bir milletvekilinin ekranlarda söylediği sözler yüzünden RTÜK TELE-1’e 3 gün ekran karartma cezası verdi. AKP iktidarının RTÜK aracılığıyla bu tür cezaları rahatlıkla vermesi hakkında sizin bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Bu yönetim kendi sorumlulukları ortaya çıkmasın, hataları konuşulmasın, algı yönetimini istedikleri gibi serbestçe yapabilsinler diye muhalif televizyonların üzerinde RTÜK sopasını sürekli sallıyor. Biz her zaman özgür medyadan yanayız. Özgür medyayı yönetenlerin millet tarafından denetlenmesinin ve demokrasinin teminatı olarak görüyoruz.

Teşekkür ediyorum.

Bu Hükümetin Yapması Gereken Tek Şey: İstifa, İstifa, İstifa

CHP Sözcüsü Öztrak, depremde on binlerce vatandaşın hayatını kaybetmesinin baş sorumlusunun Hükümet olduğunu belirterek, “Bu kadar büyük acı varken, bu kibir abidesi ve şürekâsı; milletimize hakaret etti. Küfür etti. Milleti not etti. Milleti tehdit etti. Ama yapması gereken tek şeyden, hep imtina etti. O da; İSTİFA! İSTİFA! İSTİFA! Ülkeye ve millete verecek hiçbir şeyi kalmayan bu yönetimin yarından tezi yok derhal istifa etmesi gerekir” diye konuştu.

Depreme dayanıksız olduğu raporla belli olan İskenderun Devlet Hastanesi’nin ve Adıyaman’da daha önce yapı denetiminden geçemediği için mühürlenmesine rağmen yeniden açılan bir otelin onlarca cana mal olduğunu söyleyen Öztrak, “Tüm bu acılara sebep olan bir Hükümet, azıcık gururu varsa, o koltuklarda bir dakika daha oturmaz. İstifa eder” dedi.

Depremin bağıra bağıra geldiğini, Hükümetin bilim insanları, bürokrasi, ilgili odaların raporlarıyla bilgisi olmasına rağmen gereğini yapmadığını söyleyen Öztrak, “6 Şubat 2023 Pazartesi günü, bu ülkede ‘Kırmızı Pazartesi’ yaşadık. ‘İşleneceği önceden, açıkça duyurulan, failini ve maktulünü herkesin bildiği bir cinayet’ işlendi. Bu yaşanan; “Asrın felaketi” falan değildir. “Asrın ihmalidir”, “Asrın cinayetidir”, “Asrın ihanetidir”. Ve bunun sorumlusu da bu hükümettir. Ama hükümet kalkıp da tek bir özeleştiri yapmıyor. Ortada tek bir sorumlu yok. Tek bir istifa yok. Oysa depremin ilk anından itibaren, yaptıkları her hata öncekini arattı. Hiçbir şeyi doğru dürüst yönetemediler. Bu iktidar, iktidarsızdır. Bu hükümet, hükümsüzdür” değerlendirmesinde bulundu.

Milli Savunma Bakanı’nın, İnsani Yardım Tugayı’nın depremin hemen ardından hazır edildiği yönündeki açıklaması hakkında, “Madem İnsani Yardım Tugayı 4.30’da “hazır ol!” emri almıştı, birinci günün sonunda vatandaşlarımız; neden deprem enkazında, bir başına kaldı? Yardımı niye yanında göremedi? Koskoca İnsani Yardım Tugayı ve diğer askeri birlikler, sahaya neden zamanında intikal edemedi? Neden Gölcük depreminde olduğu gibi sahra hastaneleri, sahra mutfakları, çadırlar, soğuktan korumalı çadırlar ilk 6 saatte kurulamadı? Mehmetçiğin elini kim tuttu? Kim?” diye sordu.

Öztrak, “Yaşan deprem bir kez daha gösterdi ki dünyanın en sağlam binaları değil ama… Dünyanın en sağlam koltukları bu hükümette… O kadar deprem oldu. Altın varaklı koltuklarından, tek bir kişiyi bile kıpırdamadı” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, geçtiğimiz Cuma günü depremin olası ekonomik maliyetlerini akademisyen ve iktisatçılarla masaya yatırdığını kaydeden Öztrak, “Milli gelir, işgücü kaybı, depremzedelere yardımlar, sermaye stokundaki kayıplar, telef olan büyük ve küçükbaş hayvanlar, otomobil, mobilya-ev eşyası gibi kayıplar, bunları alt alta koyduğumuzda, depremin ekonomik maliyeti, 75 ila 85 milyar dolar civarında… Buna bir de depremde kaybettiğimiz, kıymetli beşeri sermayeyi eklersek, depremin toplam maliyeti; 100 milyar doları aşıyor” açıklamasında bulundu.

Öztrak, depremden zarar gören bölgede bir başka önemli hususun beşeri sermayenin korunması olduğuna dikkat çeken Öztrak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Her şeyden önce; kısa çalışma ödeneğine başvuru hakkı ve koşulları, hemen açıklanmalıdır. Bu süre içerisinde, çalışanların gelir kayıplarının bir kısmı, kısa çalışma ödeneğinden karşılanmalıdır. İşçilerin kısa çalışma ödeneğinden yararlanma koşulları, bir kereye mahsus olmak üzere kaldırılmalıdır. Bu süreçte işsiz kalanlara, işsizlik sigortası fonundan, en az asgari ücret düzeyinde, işsizlik maaşı verilmelidir. Depremde hayatını kaybedenlerin hak sahiplerine, prim ödeme ve çalışma süresi koşulları aranmaksızın, ölüm aylığı bağlanmalıdır. Deprem sebebiyle, yüzde 60 iş görme kaybı yaşayanlar, prim ve sigorta süresi şartı aranmaksızın malul sayılmalıdır. İstihdamı korumak amacıyla, işverenlere karşılıksız hibe verilmelidir. Fatura ve kira giderleri, devlet tarafından karşılanmalıdır. Küçük esnafın bankalara olan tüm borçları, hazine tarafından karşılanmalıdır. Depremde yaşamını yitirenlerin, kredi kartı, ihtiyaç, konut ile taşıt kredi borçları silinmelidir. Bazı bankalarımız buna başlamıştır. Bu uygulama tüm bankalara teşmil edilmelidir.”

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemi hakkında düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:https://youtube.com/embed/Q6rzwl0RthA

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Sahada olan Genel Başkan Yardımcılarımız, toplantıya uzaktan erişimle katıldılar. Deprem sahasındaki ihtiyaçları, aksaklıkları, yapılması gerekenleri bizlerle paylaştılar. 6 Şubat’ta yaşadığımız depremlerin üzerinden, tam iki hafta geçti. Çaresizlik, acı, öfke, üzüntü hepsi birbirine karıştı. Depremde yakınlarını yitirenler, evsiz barksız kalan aileler, sahipsiz çocuklar, “Nerede bu devlet?” haykırışları ve bu çaresizliği gören, yaşayan milletimiz… Hiçbirimiz artık eskisi gibi değiliz. Ruhlarımızda derin yaralar var.

VAZİYET GÖRÜNENİN 5 KATI KÖTÜ

Kimliksiz, kefensiz, zeytin ve mersin dallarıyla, insanlarımızı toprağa verdik. Cenazelerimizin sayısı 41 bini aştı. Ülkemiz cenaze evine döndü. Yaralılarımızın sayısı ise 108 binin üzerinde. Artık bölgedeki üst düzey yetkililer de aslında gerçeğin bu rakamların çok ötesinde olduğunu kabul ediyorlar. Dün depremin koordinatör valisi durumun, açıklanan rakamlardan 3-4, hatta 5 kat daha kötü olduğunu itiraf ediyor. Biz, depremlerde hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza, bir kere daha Allah’tan rahmet, yakınlarına ve milletimize baş sağlığı diliyoruz. Yaralananlara da acil şifalar temenni ediyoruz.

ENKAZ KALDIRMA ÇALIŞMALARI BAŞLIYOR

Arama kurtarma çalışmalarında artık sona gelindi. Depremin şimdi enkazını kaldırma çalışmaları başlıyor. Enkazın altında hala, vatandaşlarımızın cenazeleri var. Bu aşamada cenazelerin, vücut bütünlüğü içerisinde çıkarılması, insan onuruna yakışır şekilde, definlerinin sağlanması gerek… Ne yazık ki bu konuda, deprem bölgesinden çok sayıda şikâyet ve tepki alıyoruz. Artık çabalar, depremzedelerin barınma ve beslenme ihtiyaçlarının karşılanması için harcanacak. Deprem bölgesinde olası bir salgına izin verilmemesi için, gerekli hijyen ve temizliğin sağlanması da gerekiyor.

DAYANIŞMAYI BÜYÜTECEĞİZ

Depremin ilk saatlerinden itibaren, Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu koordinasyonunda, Genel Merkez yöneticilerimiz, milletvekillerimiz, örgütlerimiz, belediyelerimiz, tüm gücümüzle yaraları sarmak için elimizden geleni yaptık. Cumhuriyet Halk Partimiz tüm gücüyle depremzedelerin yanında oldu. Bundan sonra da yanlarında olmaya devam edeceğiz. Dayanışmayı sürekli büyüteceğiz. Tabi depremin ilk anından itibaren, bölgeye yardıma koşanları da, hiç unutmamamız gerek. Onların hepsi isimsiz kahramanlardı. Hiçbir parti, görüş, düşünüş farkı gözetmeden gerek desteklerini bölgeye ileten, gerekse bölgeye koşup, çıplak elleriyle, tırnaklarıyla, arama kurtarma faaliyetlerine destek veren, binlerce gönüllüye, aslan parçası gençlerimize şükran borçluyuz.

ZOR GÜNÜMÜZDE YANIMIZDA OLANLARA MÜTEŞEKKİRİZ

Yine bölgeye yardım için yarışan, Sivil Toplum Kuruluşlarına, devlet kurumlarının fedakâr personeline ve elbette güvenlik kuvvetlerimize müteşekkiriz. Yine depremin ardından, ülkemize arama kurtarma ekiplerini gönderen adını tek tek sayamayacağımız 88 ülkeye ve bu arama ekiplerine ayrımsız, istisnasız şükranlarımızı sunuyoruz. Zor günümüzde yanımızda olan bu ülkelere müteşekkiriz. Yaptıkları yardımları asla unutmayacağız.

20 YILDA SADECE ALGI YÖNETMİŞLER

Acımız çok büyük. Yüreğimizdeki ateş, kolay kolay, küllenmeyecek. Kaybettiklerimizi her zaman hatırlayacağız. Ülkemiz 485 diri fayın bulunduğu bir deprem ülkesi… Bu yaşadığımız ilk büyük deprem de değil. Bugüne kadar yaşadığımız depremlerden alınması gereken pek çok ders vardı. Ama hiçbir ders alınmadığını bu depremde yaşayarak gördük. Bu ülke 1999’da çok büyük bir deprem yaşadı, üzerinden tam 24 yıl geçti. Son 20 yıldır da ülkemizi aynı kişi yönetiyor. Bu 20 yılda irili ufaklı başka depremleri de gördük. Ama bu yönetim depreme hazırlık yerine, sadece algıyı yönetmiş. Bilim insanları, namuslu bürokratlar uyardı. Şahsım hükümetleri sadece seyretti. Sonuç büyük bir yıkım oldu. 20 yıllık hükümet, eğer bunların ar damarı çatlamamışsa, sebebi olduğu böyle bir yıkım karşısında ne yapar? İstifa eder.

COĞRAFYA KADER AMA AKLIMIZI KULLANACAĞIZ

Bu felaketlerin nihayet bulması için, artık her şey değişmek zorunda. Coğrafya kaderse, bulunduğumuz coğrafyada, 12 milyon yıldır depremler yaşanıyorsa ve milyonlarca yıl daha da yaşanacaksa, yapılacak tek şey vardır. O da zihniyeti değiştirmek. Akletmeyen, zillete düşer. Bir daha böyle zilletleri yaşamamak için, akledeceğiz. Aklımızı kullanacağız. Coğrafya kaderse, biz bu kadere teslim bayrağı çekmeyeceğiz. Bu kadere vatandaşlarımızı teslim etmemek için, aklın, bilimin gerektirdiği her türlü tedbiri alacağız. Kültürümüzü, estetiğimizi, akılla, bilimle, liyakatle birleştireceğiz. Coğrafyamızın gerçekleriyle uyumlu, güzel ve dayanıklı şehirler inşa edeceğiz. Depreme dayanıklı binalar yapacağız. Kısa vadeciliği, köşe dönmeciliği, rant hırsını bu topraklarda bitirmek zorundayız, bitireceğiz. Hem de bir daha geri gelmemek üzere… Deprem ve sonrasında, kimseden izin, icazet ve talimat beklemeden, anında hareket edebilmek için, hangi kurumların, neleri, nasıl, ne zaman yapacağını, önceden belirleyen protokolleri hazırlayacağız. Ya bunları yapacağız. Ya da benzer felaketlerde, yine yitirilen canlara ağlayacağız, anne ve babalar evlatsız, evlatlar anne, babasız kalmaya devam edecek. Aynı acılar bu topraklarda yaşanıp, duracak. Kaybettiğimiz beşeri ve maddi sermayeyi yerine koymak, yıllarımızı alacak. “Aczi” ve “ataleti” asla kabul etmeyeceğiz. Koy vermeyeceğiz. Çünkü koy vermek zayıf kılar. Zorbalara, zalimlere, köşe dönmecilere, enkazdan rant devşirenlere davet çıkarır. Biz asla koy veren olmayacağız. Akıl ederek, danışarak, dayanışarak, acıları paylaşarak, zorlukları hep beraber aşacağız.

ARTIK YETER DEMEK VAKTİ GELDİ

Tekrarlıyorum, ülkemizde, 20 yıldır aynı kadro iş başında. Bu yönetim 20 yıldır, devleti değil, algıyı yöneterek işi idare etmeye çalıştı. Bol bol reklam filmleri hazırlandı. Ama ülkemiz depreme hazırlanmadı. Ülkeyi depreme hazırlamak yerine; imar aflarıyla, Ali Dibo çarklarıyla, insanlarımızın yuvalarını, tabuta çevirmişler. Bu rantçı ve kirli düzene; “Artık Yeter!” deme vakti gelmiştir.

İSKENDERUN DEVLET HASTANESİ VE ADIYAMAN’DAKİ OTEL

Örnek çok… İşte İskenderun Devlet Hastanesi… Depremde 70 yurttaşımız, hastane binasının altında kalıp hayatını kaybetti. Bu cinayetin geldiği, devletin resmi sunumlarında ayan beyan ifade ediliyor: “2012 yılında hastanemiz A bloğunda yapılan Deprem Dayanıklılık Testi raporu olumsuz gelmiştir. (…) yeni hastane binası en acil ihtiyaç olarak görülmektedir” diye burada yazıyor. İskenderun Devlet Hastanesi için, bu tespitleri hala devletin resmi internet sayfasında durduğunu görüyoruz. Göz göre göre cinayet dediğimiz işte bu. 2012’den 2023’e… 11 koca yıl boyunca, yıkılan binanın depreme dayanıklı olmadığı biliniyor. Ama Sağlık Bakanlığı milletin kesesinden dolarla avroyla garantiler verip büyük büyük Şehir Hastaneleri yandaşlarıyla birlikte dikerken, İskenderun Devlet Hastanesi’ne bir türlü sıra gelmiyor. Sonuç: 70 canımız göz göre göre burada hayatını kaybediyor. Bu, görevi ihmaldir. Bu görevi savsaklamaktır. 2012’den 2023’e kadar, 4 tane Sağlık Bakanı görev yaptı. Bu cinayetten hepsi sorumludur.

Yine bir başka örnek, Adıyaman’da yıkılan bir otel… Sahibi, Saray’ın akrabayı taallukatına yakın bir isim. TÜGVA’da Adıyaman Yüksek İstişare Kurulu Üyesi… Saray’ın kibirlisini o kadar çok seviyorlar ki, Erdoğan’ın koskoca pankartını otel binalarına asıyorlar. Ve bu otel yapı denetiminden geçemiyor. Mühürlenmesine rağmen ne oluyor, ne bitiyor yeniden açılıyor. Sonuç: Yitirdiğimiz 65 can. 30’u rehber, 35’i voleybol turnuvası için ülkemize gelen Kuzey Kıbrıslı ortaokul öğrencileri, onların öğretmenleri ve velileri. Şimdi bu otelle ilgili yürütülen soruşturma dosyasına, gizlilik kararı vermişler. Acaba neden? O kadar dosya içinde neden bir tek bu dosyaya gizlilik kararı veriliyor? Anlaşılan soruşturma zülfü yâre dokunmasın diye. Tüm bu acılara sebep olan bir Hükümet, azıcık gururu varsa, o koltuklarda bir dakika daha oturmaz. İstifa eder.

DEPREM BAĞIRA ÇAĞIRA GELDİ

Hakikat ortadadır. Bu Hükümet, depreme, şehirlerimizi hazırlamamıştır. Gerekli önlemleri almamıştır. Ballı ihalelerle, aflarla, kanun ve yönetmelik dışı yapıların önünü açmıştır. On binlerce insanımızın hayatını kaybetmesinin baş sorumlusu, bu hükümettir. Yönetim koltuklarını, eşe, dosta peşkeş çektikleri, Kızılay ve AFAD, depremde felç olmuştur. Böyle bir afette en kritik zaman dilimi, depremden sonraki ilk saatler olmasına karşın, insanlarımız 48 saat bir başına enkazın altında kalmıştır. Mehmetçiğimiz zamanında sahaya çıkarılmamıştır. Acil müdahale için gerekli organizasyon yapılamamıştır. Arama-Kurtarma operasyonlarında, koordinasyon sağlanamamıştır. Yeterli çadır ve konteyner stokumuz olmadığı için, vatandaşlarımız günlerdir bu soğuklarda açıktadır. Maalesef bu deprem göstere, göstere, bağıra, çağıra gelmiştir. Devleti yönetenlerin, “Ben bu depremin olacağını bilmiyordum” deme şansı yoktur. Devletin namuslu bürokratları uyarmıştır. Bilim insanları uyarmıştır. Odalar, sivil toplum kuruluşları uyarmıştır. Haftalardır burada bu belgeleri paylaşıp duruyoruz. Ülkeyi yönetenlerin önüne burada deprem olacağına dair pek çok rapor konmuştur. Ama hükümet buna rağmen, hiçbir şey yapılmamıştır.

ZERRE MİSKAL SORUMLULUK DUYGUNUZ VARSA İSTİFA EDİN

Şimdi atanmış İçişleri Bakanı çıkmış, hiç utanmadan, sıkılmadan, “Biz depremi İstanbul’da bekliyorduk. Hazırlığımızı ona göre yaptık” diyor. Bu kadarına da Pes! Ya artık arsızlığı, yüzsüzlüğü, sorumsuzluğu bırakın. AFAD size bağlı değil mi? AFAD’ın hazırladığı raporları okusaydınız bari. Buradan bir kere daha söylüyorum, zerre miskal sorumluluk duygunuz varsa; istifa edin. İstanbul’a ihanet edenler, İstanbul depremi için bugüne kadar hangi hazırlığı yaptı? Hiçbir hazırlık yapmadı. “Kanal İstanbul” dedi, ihanette ısrar etti. Yandaşlara rant sağlamak için, “İstanbul Finans Merkezi olacak” dedi. Kamu Bankalarını, Düzenleyici-Denetleyici Kurumları, Merkez Bankası’nı İstanbul’a taşımaya kalktı. İşte daha yeni ortaya çıktı. İstanbul’da çürük olduğu bilinen 93 okul, ancak Maraş depremlerinden sonra boşaltılma kararı alındı. Bu ne biçim hazırlık? 20 yıldır iş başında olanlar, bugüne kadar ne yaptı? İstanbul’da deprem hazırlığı yapan, bir yönetim bunları yapar mı? Tabi ki yapmaz. Depreme hazırlanmadılar. Görevlerini alenen savsakladılar.

BİLGİ DE VARDI, PARA DA

Son 20 yılda; önceki 57 hükümetin, 79 yılda harcadığı paranın 4 katını harcadılar. Bu parayla bir değil, iki değil, üç değil, dört tane depreme dayanıklı Türkiye inşa edilirdi. Ama onlar depreme hazırlanmak yerine, el âleme ağalık yapmayı tercih ettiler. “Suriyeliler için 40 milyar dolar harcadık, gerekirse 40 milyar dolar daha harcarız” diye, millete caka sattılar. Bu millet bunlara para verdi. Ömründen 20 yıl verdi. Bilim insanları, dürüst bürokratlar bunlara deprem bilgisini verdi. Peki, bunlar 20 yılda ne yaptı? Kocaman bir hiç! Alenen görevi ihmal suçu işlediler. Ve saraylarında Milleti unutan, sesini duymayan, halini görmeyen, kibir abidelerinin ve yanaşmalarının elinde, binlerce vatandaşımızı göz göre göre yitirdik.

6 ŞUBAT PAZARTESİ “KIRMIZI PAZARTESİYİ” YAŞADIK

6 Şubat 2023 Pazartesi günü, bu ülkede “Kırmızı Pazartesi” yaşadık. “İşleneceği önceden, açıkça duyurulan, failini ve maktulünü herkesin bildiği bir cinayet” Marquez’in o meşhur romanında söylediği gibi: “Kendi kusurlarını yücelten zavallılar” On binlerce insanımızın bağrına hançeri sapladı. Şimdi de, “Asrın felaketi diyerek suçlarını gizlemek” istiyorlar. Bu yaşanan; “Asrın felaketi” falan değildir. “Asrın ihmalidir”, “Asrın cinayetidir”, “Asrın ihanetidir”. Ve bunun sorumlusu da bu hükümettir. Ortada 41 binden fazla can kaybı var. Devletin Valisi durumun, beş kat daha kötü olduğunu söylüyor. Türkiye cenaze evi olmuş. Ama hükümet kalkıp da tek bir özeleştiri yapmıyor. Ortada tek bir sorumlu yok. Tek bir istifa yok. Oysa depremin ilk anından itibaren, yaptıkları her hata öncekini arattı. Hiçbir şeyi doğru dürüst yönetemediler. Bu iktidar, iktidarsızdır. Bu hükümet, hükümsüzdür.

MUKTEDİR DEKORLARI BİR GECEDE YIKILDI

Atanmış İçişleri Bakanı, daha birkaç ay önce, “Daha önce afetlerde insanlarımız hep ‘Nerede bu devlet’ dedi. Depremi engelleyemeyiz ama bir daha kimsenin ‘nerede bu devlet’ demeyeceğinin sözünü veriyoruz” diye, videolar çekiyordu. Yine aynı atama Bakan, depremden birkaç gün önce yaptığı açılışlarda, “Biz ‘Nerede bu devlet’ sözünü bir kez milletimize söylettirmedik. ‘Allah devletten razı olsun’ dedirttik” diye şişiniyordu. Sonra ne oldu? Tüm bu makyajları aktı. Muktedir dekorları, bir gecede yıkıldı. İnsanlarımız ilk 48 saatte, sokaklarda bir başına titrerken, arama kurtarma ekibi, iş makinası ararken, “Nerede bu devlet?” diye haykırırken, bunlar “Her yere ulaştık” diyerek, millete yalan söylediler.

ZATIALİLERİNİ UYANDIRMAYA MI KIYAMADINIZ?

Şimdi Milli Savunma Bakanı çıkmış, deprem sabahının ceridesini açıklıyor. Sabah 4.17’de deprem oldu. 4.30’da İnsani Yardım Tugayına “Hazır ol!” talimatı verdik. “Saat 5.10’da Cumhurbaşkanına bilgi verdik” diyor. Birinci sorumuz şu: 4.30’dan, 5.10’a kadar yani 40 dakika Cumhurbaşkanına bilgi vermek için neyi beklediniz? Yoksa Cumhurbaşkanına ulaşamadınız mı? Yoksa zatıâlilerini uyandırmaya mı kıyamadınız?

MEHMETÇİĞİN ELİNİ KİM TUTTU?

İkinci soru: Madem İnsani Yardım Tugayı 4.30’da “hazır ol!” emri almıştı, birinci günün sonunda vatandaşlarımız; neden deprem enkazında, bir başına kaldı? Yardımı niye yanında göremedi? Koskoca İnsani Yardım Tugayı ve diğer askeri birlikler, sahaya neden zamanında intikal edemedi? Neden Gölcük depreminde olduğu gibi sahra hastaneleri, sahra mutfakları, çadırlar, soğuktan korumalı çadırlar ilk 6 saatte kurulamadı? Mehmetçiğin elini kim tuttu? Kim?

ERDOĞAN KINADIĞIYLA SINANIYOR

Birileri milletimize yalan söylüyor. Mehmetçiği enkaza hızla gönderemeyenler, enkazda kalan imajları için ya da göndermeyenler trollerini sahaya hızla göndermeyi bildiler. Trolleriyle beraber, acılı milletimize hakaretler ettiler. Doymadılar küfürler ettiler. O da yetmedi. Kendileri çıktı not ettiler. Tehdit ettiler. “99 Depreminden sonra, dönemin hükümeti iki gün deprem bölgesine gidemedi” diye, insanların gözlerinin içine baka baka yalan söylediler. Rahmetli Ecevit’in depremin sabahında, bölgedeki videoları ortaya çıktı. Ama bunlar hiç utanmadılar. İnsanlar kınadığını yaşamadan ölmezmiş… “Marmara Depreminde, hükümet iki gün bölgeye gidemedi” yalanını ağzında sakız yapan Erdoğan, deprem bölgesine ancak iki gün sonra gidebildi. Küçük ortağının ise ancak bugün, yani depremden iki hafta sonra, ABD Dışişleri Bakanından bile sonra deprem bölgesine ayak basacağı söyleniyor. Hatay’a kadar gitmişken, 1 saatlik mesafedeki Osmaniye’ye de uğrasın bakalım. Bakabiliyorsa hemşerilerinin yüzüne de bir baksın. Ama bunların ne yapacağı belli, ayarlanmış sahne ve kadrajlarla, deprem bölgesinde yine algı operasyonları yapacaklar. Bunlar Milletin derdine derman olmayı bıraktı, tek dertleri enkazın altında kalan, çürümüş, kokuşmuş imajlarını kurtarmak.

EN SAĞLAM BİNALAR DEĞİL AMA EN SAĞLAM KOLTUKLAR BU HÜKÜMETTE

Bu deprem bir kez daha gösterdi ki; dünyanın en sağlam binaları değil ama… Dünyanın en sağlam koltukları bu hükümette… O kadar deprem oldu. Altın varaklı koltuklarından, tek bir kişiyi bile kıpırdatmadık. Akıldan, izandan tamamen koptular. Depremzedelerin barınma sorununu aklı, bilimi, üniversiteleri ve gençlerimizi feda ederek çözmeye kalktılar.

ÜNİVERSİTELERDEN ELİNİZİ ÇEKİN

Meşhur hikâyedir… İkinci Dünya Savaşı bitiminde, Amerikalı general, teslim aldığı Alman generale: “Siz artık bir daha sırtınızı doğrultamazsınız” der. Alman general sakin bir şekilde şöyle yanıtlar: “Doğru, taş üstünde taş kalmadı, her yer yıkıldı. Ama üniversitelerimiz ayakta.” Aklı başında bir yönetimden beklenen budur. Eğitimi ve üniversiteleri ne olursa olsun ayakta tutmak… Üniversite öğrencilerimiz, zaten salgın döneminde iki yılını kaybetti. Bu son kararla, aslında bir kuşağı kaybediyoruz. Tam da gençlerin yüz yüze konuşmaya, bir araya gelmeye, tartışmaya, sosyalleşmeye ihtiyacı olduğu bir zamanda… Üniversite, sadece kuru ders değildir. Üniversite bir kültürdür. Bilim yuvasıdır. Okuldaki imkânlar, pek çok evde yok. Laboratuvarlara, internet alt yapısına, kütüphanelere erişim, uzaktan eğitimle olmaz. Başta matematik ve uygulamalı bilimlerde, çok ciddi kayıplar yaşanacak. Ayrıca, YÖK’ün Cumhurbaşkanının talimatından sonra uzaktan eğitime geçme kararı da hukuksuz bir karar. Böyle bir kararı ancak her bir üniversitenin kendi senatosu verebilir. Üniversiteleri, rektörlerini tehdit ediyorlar. Yasaymış, anayasaymış bunların umurunda değil. Dün akşam Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, hükümete; “Üniversiteleri açın. Biz, bölgeden gelip barınma sorunu olan herkesi, yerleştirmeye talibiz. Belediyelerimizle birlikte, bu işin lojistik ihtiyaçlarını karşılamaya varız. Siz yeter ki okulları açın. Gerisini bize bırakın” dedi. Bir kere daha söylüyoruz, üniversite gençliğini de deprem enkazının altında bırakmayın.  Üniversitelerden elinizi çekin.

DEPREMİN TOPLAM MALİYETİ 100 MİLYAR DOLARI AŞIYOR

Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, geçtiğimiz Cuma akşamı da, Depremin olası ekonomik maliyetlerini akademisyen ve iktisatçılarla masaya yatırdı. Resmi açıklamalardan anlaşılıyor ki, deprem bölgesinde, 105 bini yıkılmış veya ağır hasarlı bina var. 205 bin 86 bina ise az hasarlı. Bu hasar tespitlerinde sıkıntı olduğu konusunda, sahadan çok sayıda şikâyet alıyoruz. Biliyoruz sahada çalışmak zor. Ama azami dikkat gösterilmeli, vatandaşlarımızın zihninde, hiçbir kuşkuya yer bırakılmamalıdır. Milli gelir, işgücü kaybı, depremzedelere yardımlar, sermaye stokundaki kayıplar, telef olan büyük ve küçükbaş hayvanlar, otomobil, mobilya-ev eşyası gibi kayıplar, bunları alt alta koyduğumuzda, depremin ekonomik maliyeti, 75 ila 85 milyar dolar civarında… Buna bir de depremde kaybettiğimiz, kıymetli beşeri sermayeyi eklersek, depremin toplam maliyeti; 100 milyar doları aşıyor. Depreme ilişkin veriler netleştikçe, elbette bu tahminler de revize edilecektir. Bunlar bizim ilk tespitlerimiz.

HATAY’IN DEMOGRAFİK DENGEİS KORUNMALI

Bölgenin demografik yapısındaki değişim ise, bir diğer önemli risk faktörü. Özellikle Hatay bu bakımdan çok önemli. Çünkü Hatay demek, Atatürk demektir. Hatay demek, Doğu Akdeniz demektir. Hatay demek, enerji koridorlarına erişim demektir. Bu nedenle Hatay, artık hepimiz için, şahsi bir mesele haline gelmiştir. Hatay’ın beşeri, sosyal ve demografik dengesi mutlaka korunmalıdır. Gerekiyorsa bunun için özel bir kanun çıkarılmalı, teşvik ve destekler sağlanmalıdır.

BEŞERİ SERMAYEMİZİ KORUMAK İÇİN BUNLARI YAPIN

Tabi beşeri sermayemizin daha fazla yıpranmaması için, atılması gereken başka adımlar da vardır. Her şeyden önce; kısa çalışma ödeneğine başvuru hakkı ve koşulları, hemen açıklanmalıdır. Bu süre içerisinde, çalışanların gelir kayıplarının bir kısmı, kısa çalışma ödeneğinden karşılanmalıdır. İşçilerin kısa çalışma ödeneğinden yararlanma koşulları, bir kereye mahsus olmak üzere kaldırılmalıdır. Bu süreçte işsiz kalanlara, işsizlik sigortası fonundan, en az asgari ücret düzeyinde, işsizlik maaşı verilmelidir. Depremde hayatını kaybedenlerin hak sahiplerine, prim ödeme ve çalışma süresi koşulları aranmaksızın, ölüm aylığı bağlanmalıdır. Deprem sebebiyle, yüzde 60 iş görme kaybı yaşayanlar, prim ve sigorta süresi şartı aranmaksızın malul sayılmalıdır. İstihdamı korumak amacıyla, işverenlere karşılıksız hibe verilmelidir. Fatura ve kira giderleri, devlet tarafından karşılanmalıdır. Küçük esnafın bankalara olan tüm borçları, hazine tarafından karşılanmalıdır. Depremde yaşamını yitirenlerin, kredi kartı, ihtiyaç, konut ile taşıt kredi borçları silinmelidir. Bazı bankalarımız buna başlamıştır. Bu uygulama tüm bankalara teşmil edilmelidir.

YANDAŞ MÜTEAHHİTLERE HAZIR OL TALİMATI

Ama bakıyoruz, ülkeyi yönetenlerin gündeminde bunlar hiç yok. Onların tek bir derdi var: Para, para, para… Allah gözlerini doyursun. Beton kalpli Erdoğan, insanlarımızın kırkı çıkmadan, acıların üstüne rant betonunu hızla dökmek istiyor. Bunun için o kadar aceleleri var ki, daha insanlarımız enkaz altında can derdindeyken, iş makinelerini enkaza soktular. Önce hafriyat, sonra inşaat yeter ki başlasın. Millet daha acısıyla boğuşurken, bunlar ihale ve rant paylaşımına başladı… Ne de olsa; benim oğlum bina okur, döner döner yine okur. Kulağımıza duyumlar geliyor. Büyük yandaş inşaat şirketlerine, “Hazır olun!” talimatı verilmiş. “Hızla sahaya gireceksiniz” mesajı gitmiş. Hafriyat işleri, inşaat işleri şimdiden paylaşılmış. Yandaş müteahhitlerin, AK Parti Binasını mesken tutmaları, MYK toplantılarına katılmaları boşuna değil. Millet can derdinde, bu akbabalar rant paylaşımı derdinde. Ne demiştik, balın olsun tek; sinekler Bağdat’tan gelir. İşleri hesapsız, kitapsız, kuralsız, denetimsiz götürmek için de, şeytanın aklına gelmeyecek şeylere imza atıyorlar.

HEM KANUNU HEM ANAYASAYI ÇİĞNEDİLER

Şimdi “Türkiye tek yürek” diyerek, güya depremzedeler için bir yardım kampanyası düzenlediler. Bir gecede 6 milyar dolar para topladılar. Ama baktığımızda bunun 2 milyar 100 milyon doları kamu bankalarından geldi. 1 milyar 400 milyon dolarlık kısmı da kamu kuruluşlarından, ya da Saray’ın beşli çetelerinden… Ama en büyük bağış, 1 milyar 600 milyon dolarla, Merkez Bankası’ndan. Ama bunların acele işlerine de hep şeytan karışıyor. Kamu Bankalarının yapabileceği bağış ve yardımlar, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu ile sınırlamaya tabi. Kamu bankaları talimatla yüklü bağışlar yapınca, kanunu da çiğnemiş oldular. Kamu Bankalarındaki her bir yöneticinin, artık hukuki sorumluluğu var. İşte bunları kurtarmak için, OHAL kararnamesi çıkarıyorlar. Ama bu OHAL kararnamesini çıkarırken de, bu sefer Anayasayı çiğniyorlar. Anayasanın 104. maddesine göre, kanunda açıkça düzenlenen bir konuda, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkarılamaz. Ama çok aceleleri var. Tabi ne yapsalar olmuyor. Yönetemiyorlar. Birde mızrağı da çuvala sığdıramıyorlar. Toplanan bağış ve yardımlar Hazine’ye aktarılsa, bu paralar Sayıştay denetimine ve bütçe düzenlemelerine tabi olacak. Bunlardan kurtulmak için, böyle bir tezgâh kurmuşlar. O da yarım yamalak.

EKŞİ YİYEN HESABINI MAHKEME ÖNÜNDE VERİR

Genel Başkanımız kaç defa sordu. 15 Temmuz için toplanan paralara ne oldu? Beşiktaş’taki terör saldırısından sonra, milletten toplanan yardım paraları ne oldu? Bunlar yerine ulaştı mı? Ne gezer… Hiç biri ulaşmadı. Açıkça söylüyoruz. Depremzedeler için toplanan her kuruşun takipçisi olacağız. Şunun şurasında yönetimden gitmelerine, bizim iş başına gelmemize, artık sayılı günler, saatler kaldı. Her kim ki, altını çizerek söylüyoruz. Her kim ki, bu acılı günlerimizde ekşi yer. Hesabını mahkemeler önünde verir.

İSTİFA, İSTİFA, İSTİFA

Bu kadar büyük acı varken, bu kibir abidesi ve şürekâsı; milletimize hakaret etti. Küfür etti. Milleti not etti. Milleti tehdit etti. Ama yapması gereken tek şeyden, hep imtina etti. O da; İSTİFA! İSTİFA! İSTİFA! Ülkeye ve millete verecek hiçbir şeyi kalmayan bu yönetimin yarından tezi yok derhal istifa etmesi gerekir.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alıyım.

Soru- Bülent Arınç, Ankara Masası yayınında YSK’nın seçimi erteleme yetkisinin olduğunu söyledi. Sizce YSK seçimi erteleyebilir mi? Meclis kararı mı gerekli?

Faik ÖZTRAK- Seçim tarihini belirlemek YSK’nın görevi değildir. YSK’nın tek bir görevi vardır. Seçimi zamanında güven içinde yapmaktır. Seçimin güvenle yapılabilmesi için gerekli tüm önlemleri almaktır. Bunun içinde YSK gereken tüm tedbirleri almalıdır nokta.

Soru- Hükümete yakın gazetelerde depremde zarar gören ve insanların hayatlarını kaybettiği İskenderun’daki 6 mahallenin riskli alan ilan edilmesi kararının CHP’ye yakın sol örgütler tarafından Danıştay’da iptal ettirildiği iddia edildi. Özellikle Mersin milletvekili Alpay Antmen de İskenderun’daki 6 mahalleyi riskli alan olmaktan çıkaran Cumhurbaşkanlığı kararını paylaştı diye bu konuda çokça eleştirildi. Sizin bu iddialar hakkında bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bu davanın hiçbir tarafında CHP yok. Davayı açanlar bölgenin muhtarları ve onların kurduğu sivil toplum örgütleri. Şimdi bu nasıl bir sol örgüt ki, davayı açtırdığını söyleyen Meydan Mahallesi muhtarı mahallesinin riskli alan olmaktan çıkaran Cumhurbaşkanlığı kararı için şunları ifade ediyor. Muhtar bu. Meydan Mahallesi muhtarı ve İskenderun Meydan Mahallesi Yardımlaşma Derneği Başkanı olarak, AK Parti Hatay Milletvekili Sayın Abdülkadir Özel Beyle mahallemizin durumunu izah ederek sıkıntılarını arz ettim. İskenderun Belediye Başkanımız Sayın M.Fatih Tosyalı’da İskenderun Belediye Başkanlığı olarak üzerine düşeni yapacağını söyledi. Belediye Başkanımızın ve vekilimizin uzun uğraşları sonucunda bugün itibariyle resmi gazetede yayınlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Meydan Mahallemiz riskli alandan çıkarılmıştır.

Şimdi ben buradan soruyorum, bunu yazanlara soruyorum, müptezellere soruyorum. AK Parti Milletvekili Abdülkadir Özel hangi sol örgütün mensubu? AK Partili İskenderun Belediye Başkanı Fatih Tosyalı sol örgüt mensubu mu? Yoksa bu kararın altında imzası olan AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan mı sol örgüt mensubu? Ne deyim? Pelikan yalılarında oturanların gazeteciliği ancak bu kadar olur. Sarayın dehlizlerinde altın trollerin hazırladığı zırvalarla bu satırları yazanda, bunu yorumlayanlarda zerre gazetecilik etiği, ahlakı olmadığı bir kez daha görülmüştür. Ama ne gam. Bunların ateşi cürümleri kadar yer yakar.

Soru- AK Parti yetkilileri hazırlıklar tamamlanırsa seçim 14 Mayıs’ta yapılacak açıklaması yapıyorlar. Altılı masa olarak seçimler konusundaki planlamanız nedir? Ertelenmesi konusundaki fikriniz nedir?

Faik ÖZTRAK- Yani yapılacaklar bellidir. Anayasa, hukuk, kanun bellidir, açıktır. Bunun ötesi abesle iştigaldir. Bu arada tekrarlıyorum, YSK’da seçimle ilgili çalışmalarına biran önce başlamalıdır. Ülkeyi zamanında seçime hazır hale getirmelidir. Görevi budur.

Soru- Türkiye İşçi Partili Serra Kadıgil’in katıldığı bir canlı yayındaki diyanetle ilgili sözleri nedeniyle Tele1 ekranları 23, 24 ve 25 Şubat günleri karartılacak. RTÜK’ün Tele1 ekranının karartılması kararı hakkındaki görüşleriniz nedir?

Faik ÖZTRAK- Bu depremde hükümetin 20 yıllık dekoru tek bir günde çöktü. 20 yıldır çizmeye çalıştıkları muktedir imajı enkazın altında kaldı. Şimdi yaşananlardaki sorumluluklarını gizlemek istiyorlar. Bunun içinde sarayın sopası RTÜK eliyle özgür basın kuruluşlarına darbe yapmak gerçeklerin üstüne şal çekmek için kullanılıyor. Baştan itibaren ifade ediyoruz. Biz özgür basının yanındayız. Sadece Tele1 değil hiçbir televizyon kanalına verilen cezayı kabul edemeyiz. Ama zahmet etmesinler onlar ne kadar çabalasalar da gerçeklerin ortaya çıkmak gibi güzel bir huyu vardır.

Teşekkür ediyorum.

Sorgusuz Sualsiz Malı Götürme Derdindeler

CHP Sözcüsü Öztrak, Merkez Bankası’nın depremzedelere yardım kampanyasına yaptığı 30 milyar TL’lik bağışla ilgili olarak, “Bu para Hazine’ye aktarılsa, Hazine depremzedeler için gerekli harcamaları bütçeden yapsa, Sayıştay denetimine tabi olacaktı. Şimdi yapılacak harcamalar, bütçe dışına çıkarılıyor, Sayıştay denetiminden de kaçılıyor. Ne kadar da dâhiyane! Ne kadar tanıdık, bildik! Millet can derdinde. Bunlar sorgusuz sualsiz malı götürme derdinde” diye konuştu.

Öztrak, depremle ilgili olarak Hükümetten beklenenin ülkeyi depreme hazırlamak ve deprem sonrasında yapılacakları planlamak olduğunu belirterek, “Bunları yapamayan bir iktidar iktidarsız, bunları yapamayan bir hükümet hükümsüzdür. Bu ülkede 20 yıldır hükümette olanlar bu iki görevi yerine getirebildi mi? Ne yazık ki kocaman bir hayır” dedi.

Bugüne kadar yapılan tüm uyarılara kulaklarını tıkayarak, raporları sümen altı ederek depremin bir felakete dönüşmesinin baş sorumlusunun mevcut Hükümet olduğunu söyleyen Öztrak, “Şimdi asrın felaketi diyerek, asrın ihmalkârlığını, asrın cinayetinin, asrın ihanetinin sorumluluğunu üstlerinden atmaya çalışıyorlar” dedi. 

Görevini ihmal ederek on binlerce yurttaşın hayatına mal olan Hükümetin, kalanların da yardımına zamanında koşamadığına dikkat çeken Öztrak, “Kimse bizden hükümetin hatalarının üstünü örtme çabasına destek olmamızı beklemesin. Kimse bizden, bunlarla hizalanmamızı beklemesin” ifadelerini kullandı.

Erdoğan’ın depremde yıkılan şehirleri yeniden inşa etme sözlerine de değinen Öztrak, “Erdoğan’ın derdi, bol bol temel atma töreni yaparak, depremi yönetmekteki beceriksizliğini unutturmak… Enkaz altında kalan insanlarımızın kırkı çıkmadan, acıların üstüne, aceleyle beton dökmek” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

DERS ÖĞRENİLENE KADAR DEVAM EDER

6 Şubat 2023’de art arda yaşadığımız iki depremde, bugüne kadar 38 bin 44 vatandaşımız hayatını kaybetti. 100 binden fazla yurttaşımız da yaralandı. Hem geçmişimizi, hem de geleceğimizi kaybettik. Analar, babalar çocuksuz, çocuklar anasız, babasız kaldı. Canımız yandı. Yüreğimiz daralıyor. Her depremden sonra “Bunlar neden sürekli bizim başımıza geliyor?” diye soruyoruz. Cevabı basit: “Ders, öğrenilene kadar devam eder.”

HÜKÜMETİN İKİ GÖREVİ VARDI

Türkiye, daha önce de büyük depremler yaşadı. 1999’da Gölcük ve Düzce depremlerinde, binlerce insanımızı yitirdik. Başta ülkeyi yönetenler olmak üzere, tüm yurttaşlarımızın, yaşadığımız acılardan alması gereken dersler vardı. Ama yaşadığımız son felaket de gösterdi ki, bu derslerin hiç biri alınmamış. Böyle bir afet karşısında hükümetlerin başlıca iki görevi vardır.

İlki, yapılan binaların depreme dayanıklı olmasını sağlamak. Mevcut binaların vatandaşlarının canını, malını koruyacak binalar olması için kuralları koymak, uygulamak, denetlemek…

İkincisi ise, deprem anında uygulanacak protokolleri, eylem planlarını önceden hazırlamak, tatbikatını yapmak… Liyakatli yöneticilerin başında olduğu, koordinasyon merkezlerini oluşturmak… Afet olur olmaz müdahale edebilmek. Enkazın altından insanları hızla çıkarmaya başlamak. Depremzedelerin barınma, gıda ve hijyen gibi, tüm ihtiyaçlarını karşılayacak organizasyonu yapmak.

BUNU YAPAMAYAN HÜKÜMET HÜKÜMSÜZDÜR

Bunları yapamayan bir iktidar iktidarsız, bunları yapamayan bir hükümet hükümsüzdür. Bu ülkede 20 yıldır hükümette olanlar bu iki görevi yerine getirebildi mi? Ne yazık ki kocaman bir Hayır!

ASRIN CİNAYETİ, ASRIN İHANETİ

20 yıldır Hükümette olanlar, bugüne kadar deprem için gereken tedbirleri almamış, hazırlıkları yapmamış… Oysa bilim insanları uyarmış. Namuslu bürokratlar raporlar hazırlamış. Devleti yönetenlere bilgi vermiş. Tüm bilgiler, ülkeyi yönetenlerin elinde. Ama yolsuzluğa batmış yöneticiler, tüm bu uyarılara kulak tıkamışlar. Devletin raporlarını sümen altı etmişler, rant uğruna milletin canına kastetmişler. Depremde toplanma alanlarını dahi, ranta peşkeş çekmişler. Şimdi bu cinayetin müsebbipleri ortaya çıkmışlar, “Asrın felaketi” diyerek, “Dünya’da hiçbir ülkenin böylesine bir felakete, kapasitesi yetmez” laflarını söyleyerek, asrın ihmalkârlığını, asrın cinayetinin, asrın ihanetinin sorumluluğunu üstlerinden atmaya çalışıyorlar. Kimin kapasitesinin yetmediği de, gerçekler de apaçık ortada…

AKADEMİ UYARDI, BÜROKRASİ UYARDI, ODALAR UYARDI

Yıl 2001. İki bilim insanımız oturmuş. Bu çalışmayı kaleme almış, yayımlamış. Başlık: “Kahramanmaraş’ın Depremselliği”. Bilim ne diyor? “Maraş’ın büyük ölçekli bir depremin merkezi olma ihtimali çok yüksek.” “Bölgede faylar uzun süredir sessiz. Halk tehlikeden habersiz… Bu nedenle risk daha da artıyor.” “Derhal zemin etütlerine başlanmalıdır. Tehlikeli bölgelerdeki binalar tahliye edilmelidir.” Bu ne zaman tespit ediliyor? Tam 22 yıl önce, 2001’de. Her şey açık ve net…

19 yıl sonra da AFAD’ın bürokratları, bu raporu hazırlamış. Kahramanmaraş İl Afet Risk Azaltma Planı. Tarih 2020… Bürokratlar; Kahramanmaraş’ta yaşanacak depremi büyüklüğüne kadar tahmin etmişler. Şehrin neresini nasıl etkileyeceğini sayfa sayfa yazmışlar.

Bu da Jeoloji Mühendisleri Odası’nın raporu… İki yıl önce, 2021 de yazılmış. Jeoloji Mühendisleri de uyarmış. “Doğu Anadolu Fayının Pazarcık ve Türkoğlu segmenti 1513 yılından bu yana yıkıcı deprem üretmedi. 7,4 büyüklüğüne varacak bir deprem üretme kapasitesine sahiptir” diye burada yazmışlar. Şehrin imarıyla ilgili yapılması gerekenleri, madde madde bu raporda sıralamışlar.

Bir de AFAD’ın 23 Kasım 2022 tarihindeki Düzce depreminden sonra hazırladığı Aralık 2022 tarihli rapor var. Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun gündeme getirdiği bu raporda da, deprem anında uygulanabilir bir eylem planı olmadığı, afet gruplarının ve kurumların hazırlıksız olduğu, iletişim eksikliği nedeniyle sağlıklı karar alınamadığı, kaynakların etkin şekilde kullanılamaması nedeniyle, müdahalede yetersiz kalındığı tek tek anlatılmış.

Raporlar ortada… Depremin büyüklüğü, şehirlerin neresinde ne kadar etki yapacağı, alınması gereken önlemler… Bugüne kadar yapılanlar, yapılmayanlar… Tüm bu raporlarda bilim insanları ve devletin namuslu bürokratları tarafından tek tek anlatılmış. Ülkeyi yönetenlere de teslim edilmiş.

GEREĞİNİ YAPMADILAR

Peki, depreme dayanıklı binaların yapılması için, kentleri depreme dayanıklı hale getirebilmek için, hükümet ne yapmış? Saray ve şürekâsı, afet sonrasında yapılması gerekenler konusunda, gereğini yapmış mı? Depremzedeler, enkaz altından hızla çıkarılabilmiş mi? Depremzedelerin, yeme, içme, geçici barınma sorunları, hızla çözülebilmiş mi? Bütün bu soruların cevabı koca bir Hayır! Bir de şöyle bir tweet var. Erdoğan’ın atadığı İçişleri Bakanının tweeti ne diyor? “Depremin ilk 6 saati bir hayat meselesi.” Bıraktık ilk 6 saati, insanlarımız 48 saat enkaz altında tek başına bırakıldı. Milletimiz çıplak eliyle, tırnağıyla tek başına, sevdiklerini molozların altından çıkarmaya çalıştı, yaşam mücadelesi verdi.

ÜSTÜ ÖRTÜLEMEZ, GÖREVLERİNİ AÇIKÇA İHMAL ETTİLER

Erdoğan’a soruyoruz: Mehmetçiğe depreme müdahale emrini, neden zamanında vermedin? Gölcük depreminden sonra kurulan, çok iyi eğitilmiş askerlerden oluştuğu söylenen “Özel arama-kurtarma taburu” bu depremde neredeydi? Arama kurtarmada tecrübeli madencilerimizi, zamanında sahaya neden sürmedin? Arama kurtarma ekipleri ve araçları, enkazın başına neden geç gitti? Sahada neden yeterli sayıda termal detektör, görüntüleme cihazı yoktu? Enkaz altında kalan yurttaşlarımızın, elindeki tek iletişim aracı olan sosyal medyayı neden kararttın? Depremde altın saatler olarak bilinen ilk 72 saati, göz göre göre neden heba ettin? Erdoğan, depremden sonraki 72 saatte, görevini doğru dürüst yapsaydı; can kayıplarımız bu kadar ağır olmayacaktı. Kentleri depreme dayanıklı hale getirme konusunda, görevlerini ihmal edenler, savsaklayanlar, afet sonrasında yapılması gerekenler konusunda da gereğini yapmamışlardır. Deprem bağıra bağıra gelmiş, ama Erdoğan Sarayından duymamış. Görevini açıkça ihmal etmiş. Bunun maliyeti de 38 bin 44 vatandaşımızın hayatı olmuş. O da şimdilik. Bunun üstü; “Bu deprem dünyada eşi benzeri görülmemiş, devletlerin gücünü ve kapasitesini aşan bir deprem” denerek, “Asrın felaketi” denerek örtülemez. Bugüne kadar unuttuğu, birlik ve beraberliğe sığınarak, binlerce insanın canına mal olan, bu büyük beceriksizliğin, yandaşa rant sağlama organizasyonunun, üstüne şal çekilemez.

KİMSE BİZDEN BUNLARLA HİZALANMAMIZI BEKLEMESİN

Biz tabii ki, milletimizle sahada birlik ve beraberlik içindeyiz, Genel Başkanımızla, parti yönetimimizle, milletvekillerimizle, Belediye Başkanlarımızla, depremzedelerin yanındayız. Ama kimse bizden, bu beceriksiz, görevini ihmal etmiş, on binlerce yurttaşımızın hayatına mal olmuş, kalanların yardımına zamanında koşamamış hükümetin hatalarının üstünü örtme çabasına, destek olmamızı beklemesin. Kimse bizden, bunlarla hizalanmamızı beklemesin. Bizim tüm desteğimiz, bölgedeki acılı vatandaşlarımıza olacaktır.  

HUDÂ’YI KENDİNE KUL YAPTI, KENDİ OLDU HUDÂ

Buradan ifade edelim, yaşanan, asrın ihmalidir. Yaşanan, asrın cinayetidir. Yaşanan, asrın katliamıdır. Yaşanan, asrın ihanetidir. Görevini ihmal eden sarayın kibirlisi, ne yapıyor? Milletten bir özür mü diledi? Sorumluluğu üstlendi mi? Ne gezer! Bunlarda yetki var ama sorumluluk yok. Bu sorumsuz yönetim, deprem için önce “kader planı” dedi. Suçu Yüce Allah’a atmaya kalkacak kadar densizleşti. Ne diyor Milli Şairimiz Akif? Ya sen nesin? Mütevekkil! Yutulmaz artık bu! Biraz da saygı gerektir… Ne saygısızlık bu! Hudâ’yı kendine kul yaptı, kendi oldu Hudâ; utanmadan da tevekkül diyor bu cürete… Ha? Ardından gelsin acılı insanlara hakaretler, muhalefete küfür ederek ağzını bozmalar. Milleti tehdit etmeler. Ya siz kimsiniz? Kimsiniz siz ya? Hangi cüretle milleti tehdit ediyorsunuz? Bir haddinizi, hududunuzu bilin. Hem suçlusunuz, hem de güçlüyü oynamaya kalkmayın. Kof kabadayılığınız millete illallah dedirtti. Unutmayın, sizin işvereniniz millet… Bu millet beş yıllığına, devlet işlerini yürütesiniz diye sizi seçti. Siz yürütmeyi, çok ama çok yanlış anladınız. Kendinizi devlet sandınız. Millete bu afra tafra, bu kibir de nesi? Kendinize gelin. Etrafınıza topladığınız yanaşmaların, trollerin tasmalarını da hele şöyle bir sıkıya alın.

DEPREM DEĞİL, TEDBİRSİZLİK, LİYAKATSİZLİK ÖLDÜRÜR

Boş çuval ayakta durmazmış. Bunların hali de bu… Olağanüstü beceriksizliklerini örtebilmek için, depremi olağanüstü hale getirmeye çalışıyorlar: Siyasi arsızlığın bu kadarına da pes doğrusu… Japonya, Endonezya, Şili ve daha pek çok ülke bugüne kadar birçok büyük deprem gördü. Hadi Japonya gelişmiş bir ülke diyelim. Önümüzde bir de Şili örneği var. Şili’nin ekonomisi bizimkinin neredeyse üçte biri kadar… Ve tarihin bilinen en şiddetli depremi 9,5 büyüklüğüyle, 1960’da, Şili’de gerçekleşti. Şili bundan öyle bir ders aldı ki, son 50 yılda yaşanan büyüklüğü 7.0’nin üzerindeki depremlerin hiç birinde ölü sayısı tek haneyi geçmedi. 8.0 üzerindeki depremlerde de en fazla 400 vatandaşını kaybetti. Demek ki neymiş? Deprem değil, tedbirsizlik öldürürmüş. Deprem değil, liyakatsizlik öldürürmüş. Deprem değil, görevi ihmal öldürürmüş. İşte bunun için yaşadığımız “asrın felaketi” değildir. Asrın ihmalidir. Asrın cinayetidir. Asrın ihanetidir. İstanbul’a ihanet edenler, Adana’ya, Hatay’a, Osmaniye’ye, Kilis’e, Gaziantep’e, Şanlıurfa’ya, Diyarbakır’a, Adıyaman’a, Malatya’ya ve Kahramanmaraş’a ve bütün ülkeye ihanet etmiştir.

KIZILAY’IN KONTEYNER FABRİKASI KEBAPÇIYA EMANET

Depremin 11. günüdeyiz. Arama-kurtarma çalışmaları bitiyor. Hala enkazın altından canlı yurttaşlarımız çıkıyor. Bu bir yandan bizi mutlu ediyor. Ama diğer yandan ilk 48 saatte, beceriksizlik, kifayetsizlik nedeniyle, etkili müdahale yapamamanın etkilerini ortada görüyoruz, yitirdiğimiz birçok vatandaşımızın, kurtulabileceğini acı acı düşünüyoruz. Şimdi deprem sonrasında yeni bir döneme geçiyoruz. Bundan sonrası enkaz kaldırma, yani hafriyat çalışması… Kaybettiklerimizin gerçek sayısını hala bilmiyoruz. İnsanlar sevdiklerinin canından vazgeçti. Sevdiklerinin cansız bedenleri için, soğukta çaresizce bekliyor. Depremin üzerinden günler geçmesine rağmen deprem bölgesinde halen, bir nizam, bir intizam yok. Yağma, hırsızlık haberleri sıklaştı. Hijyen ve temizlik büyük sıkıntı… Doğru dürüst çadır kentler kurulamadı. Çünkü yeterli çadır stoku yok. Konteynerler deprem bölgesine yerleştirilemedi. Çünkü Kızılay’ın konteyner stoku yok. Kızılay’ın konteyner fabrikası, kebapçıya emanet… Şimdi dört gözle Katar’dan konteynerler bekleniyor. AFAD işini doğru düzgün yapamadı. Çünkü AFAD üst yönetimi, saraya sadakatle bağlı, konuyla alakasız, liyakatsiz kişilere emanet…

20 YILLIK MUKTEDİR DEKORU 1 GECEDE YIKILDI

Depremin tahribatını önleyemeyen, depremi yönetmeyi beceremeyen Erdoğan, sahada canla başla çalışan insanları, engellemeye uğraşıyor. Bir gecede yıkılan 20 yıllık muktedir dekorunu, böyle ayağa kaldırırım sanıyor. Millet sıkıntı içinde, ızdırap çekiyor, Sarayın kibirlisi, algıyı yönetmeye, bozulan imajını düzeltmeye uğraşıyor. Ama beyhude, Sarayın kibir abidesi, siyasi enkaza dönüştü. Milletimiz bu enkazın molozunu kaldırmak için, artık gün değil, saat sayıyor.

DAHA TUVALET GÖNDEREMEDİ, 1 YILDA YENİDEN İNŞA EDECEĞİM DİYOR

Ne demişler? Can çıkar, huy çıkmaz. Depremin üstünden 11 gün geçmiş. Daha doğru dürüst tuvalet götüremediği insanlara, çıkıp, “1 yılda tüm binaları inşa edeceğim” diyor. Beton kalpli Erdoğan’ın bildiği tek şey, beton dökmek… Daha enkaz kalkmadan, insanlara beton vadediyor. Ama betonu bile doğru dürüst dökemediğini, enkaza dönüşen binalardan, çöken yollardan, yıkılan köprülerden, ortadan ayrılan havaalanlarından gördük. Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur. Hala her işi plansız, her işi programsız. Devletin bürokratlarını bir kenara itmiş, AK Parti MYK’sına yandaş müteahhitleri çağırıp dinliyor. Orada müteahhitler de yapılacakları bir güzel dinliyor. Atalarımızın dediği gibi, “Balın olsun tek, sinekler Bağdat’tan gelir.” Deprem bölgesinde, hangi inşaat teknikleri kullanılacak? Şehirlerin imar planı, depreme ve fay hattına göre revize edilecek mi? Şehirlerin tarihi ve kültürel mirası dikkate alınarak, yaşanabilir şehirler planlanacak mı? Bu kafayla Hayır!

DERDİ ACILARIN ÜSTÜNE BETON DÖKMEK

Erdoğan, şehirleri yeniden inşa etme niyetini 14 Şubat’taki Kabine toplantısından sonra açıkladı. O toplantının öncesinde de Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakan Yardımcısı Türkiye Çelik Üreticileri Derneğiyle görüşmüş. O gün saat 15’de yapılacak Kabine toplantısı öncesinde, yeterli inşaat demirinin, 3-4 ay içerisinde temininin mümkün olup olmadığını sormuş. Dernek de apar topar, “çok acele ve saatli olarak”, üyelerine bu yazıyla görüş sormuş. Tam bir kervan yolda dizilir anlayışı. Erdoğan’ın derdi, bol bol temel atma töreni yaparak, depremi yönetmekteki beceriksizliğini unutturmak… Enkaz altında kalan insanlarımızın kırkı çıkmadan, acıların üstüne, aceleyle beton dökmek…

SORGUSUZ SUALSİZ MALI GÖTÜRME DERDİNDE

İki gün önce televizyonlarda, bir yardım kampanyası yapıldı. Milletin acısına takı merasimi yapar gibiydiler. Güya 6 milyar dolar toplandı. Yapılan bağışın, 2 milyar 100 milyon doları, Hazine’nin bütçeden daha yeni sermaye verdiği, kamu bankaları tarafından yapıldı. 1 milyar 400 milyon dolarlık kısmı da kamu kuruluşlarından, ya da Saray’ın yandaşı beşli çetelerden geldi. Ama en büyük bağış, 1 milyar 600 milyon dolarla, Merkez Bankası’ndan. Merkez Bankası bu parayı geçen yılın 2022 dönem kârından verdiğini açıkladı. Yani bu para kimin parası? Milletin parası. Bu para hazinenin parası, bu para AFAD’a ve Kızılay’a aktarılacak. Bugün de Merkez Bankası Başkanı çıkıyor, “Eğer bu parayı Hazine’ye aktarsaydık, Hazine başka bir alanda kullanabilirdi. Biz bu payı direkt olarak, deprem bölgesine tahsis ettik” diyor. Bütçe yapmak, kaynakların nereye tahsis edileceğini belirlemek ne zamandan beri Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının Başkanının görevi oldu? Türkiye Büyük Millet Meclisi ne oldu? Millet iradesinin tecelligahı Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkisine nasıl tecavüz edebiliyorsunuz? Tabi bu para Hazine’ye aktarılsa, Hazine depremzedeler için gerekli harcamaları bütçeden yapsa, Sayıştay denetimine tabi olacaktı. Şimdi yapılacak harcamalar, bütçe dışına çıkarılıyor, Sayıştay denetiminden de kaçılıyor. Ne kadar da dâhiyane! Ne kadar tanıdık, bildik! Millet can derdinde. Bunlar sorgusuz sualsiz malı götürme derdinde.

6 MİLYAR DOLARIN 5’İ ZATEN MİLLETİN PARASI

Bir de Türkiye Sigorta diye bir şirket var varlık fonunda. Yüzde 81’i Varlık Fonu’na ait… Şirketin ödenmiş sermayesi 1 milyar 161 milyon lira. Öz kaynakları da 4 milyar 362 milyon lira. Bu şirket bir bağış yapıyor 2 milyar lira. Bunun eti ne, budu ne? Tavsiyem murakıplar bu şirketin hesaplarına derhal baksın. İki gün önce sergilenen orta oyunuyla toplanan, 6 milyar dolarlık bağışın 5 milyar doları; kamu kuruluşlarından yani milletin parası. Kamu kuruluşlarının ortak olduğu firmalardan ve kamuya iş yapan saray yanaşmalarından geliyor. Ama bu ülkede en fazla kayrılmaya mazhar olan yanaşmalar da bu bağışın karşılığında, 24 saat geçmeden hükümetten teşviki kapıveriyor. İşte bu cumhurbaşkanı kararı. Tarih 15 Şubat 2023. Gümrük vergisi muafiyeti, KDV istisnası, KDV iadesi, yüzde 100 vergi indirimi, azami sınıra tabi olmadan sigorta primi desteği, nitelikli personel desteği, enerji desteği, o desteği, bu desteği, destek oğlu desteği… Ya arkadaş, bari bir hafta sabretseydiniz. Deprem sonrası arama kurtarma için, depremzedeyi enkaz altında, 48 saat bekletenler, söz konusu yandaş müteahhitler olunca, 24 saat bile bekleyemiyorlar.

SADECE BİNALAR ÇÖKMEDİ, REJİM DE ÇÖKTÜ

Depremle birlikte, sadece binalar, köprüler, yollar çökmedi. Ucube tek adam rejimi de çöktü. Her şeyi tek bir kişinin tek bir imzasına bırakmanın, hız değil, facia getirdiğini yaşayarak, öğrendik. Bu da bir başka tek imzalı karar. Şu karara lütfen dikkatlice bakın. Depremden tam bir yıl önce, 5 Şubat 2022’de Erdoğan imzasıyla çıkmış. Yaşadığımız son depremde, İskenderun en çok hasar gören yerleşim yerlerinin başında geliyor. Ve Erdoğan attığı tek bir imzayla, İskenderun’da bazı mahalleleri, afette riskli alan olmaktan çıkarıvermiş. İşte bu, beceriksizliğin, öngörüsüzlüğün, iş bilmezliğin, gözünü rant bürümenin vesikasıdır.

MERHAMET PINARLARI KURUMUŞ

Artık Erdoğan devri bitmiştir. Sayılı günü kalmıştır. Erdoğan’ın 20 yıllık dekoru tek bir günde çökmüştür. Bu yaşananların sorumlusu, tüm uyarılara rağmen hiçbir önlem almayan, önlenebilir, etkileri azaltılabilir bir felaketi önlemeyen merhamet pınarı kurumuş, ar damarı çatlamış tek kişilik Erdoğan Şahsım Hükümetidir. Milletin sinesinde bu yarayı açanlar artık yaralara merhem olamazlar. İşi gücü devleti değil, algıyı yönetmek olan, bu ucube tek kişilik hükümetin, böyle bir niyeti de zaten ortada yoktur. Yarayı, ancak acısını çeken bilir.

BU HÜKÜMETİN AÇTIĞI YARALARI MİLLETİMİZLE BİRLİKTE SARACAĞIZ

Biz Genel Başkanımızla, Genel Başkan Yardımcılarımızla, Milletvekillerimizle, Belediye Başkanlarımızla, Örgütlerimizle, Genel Merkezimizdeki Afet Koordinasyon Merkezimizle, ilk günden itibaren, tüm gücümüzle milletimizin yanındaydık. Bundan sonra da olmaya devam edeceğiz. Bu Hükümetin açtığı yaraları milletimizle birlikte biz saracağız. Biz bu ülkeyi akılla, bilimle, liyakatle yöneteceğiz. Biz Atatürk’ün emaneti Hatay’a sahip çıkacağız. Demografik yapısının değişmemesi için gereken her türlü teşvik ve tedbiri alacağız. Yıkılan şehirlerimizi, depreme dayanacak şekilde, yeniden ayağa kaldıracağız. Seçimden hemen sonra, millet ittifakı olarak “Güvenli Evler” seferberliğini başlatacağız. Fay hatları üzerindeki tüm yapı stokunun, risk analizlerini yapacağız. İstanbul depremine karşı, “Hayat İstanbul” projesini uygulamaya koyacağız. Şehircilik ve Afet Yönetimi Bakanlığı’nı kuracağız. Afet mevzuatını tüm yönleriyle yeniden düzenleyeceğiz. Mekânsal Acil Durum Planlarını yapacağız. Yeterli deprem toplanma alanlarını oluşturacağız. Afet yönetimini etkisizleştiren imar aflarına son vereceğiz. Biz böyle acıları milletimize, bir daha yaşatmamak için hükümete talibiz. Milletimizin yüzünü güldürmek için yönetime talibiz. Milletimizin kaybedilecek, bir saniyesi bile kalmadı. Azıcık gurura, azıcık sorumluluk duygusuna sahip olan bir hükümet, neden olduğu bu kadar yıkımdan sonra, bir dakika beklemez. İstifa eder, gider. Ama bunlar yapmaz, yapmadılar. Ülkedeki tüm yetkileri kendinde toplayan Erdoğan, tüm yaptıklarının ve yapmadıklarının hesabını sandıkta milletimize verecektir.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sözlerimi tamamlarken, bugün Miraç kandili. Bu gece edilecek tüm dualarımız, deprem bölgesindeki kardeşlerimizle olacak. Edilecek duaların, depremin ruhlarımızda, kalplerimizde açtığı yaraların, sarılmasına vesile olmasını diliyoruz. Kaybettiğimiz yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılarımıza şifa diliyoruz.

Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Merkez Bankası’nın depremzedelere yaptığı 30 milyar liralık bağışı sonrası Merkez Bankası Başkanının açıklamaları oldu. Bu paranın Merkez Bankasının karı olduğunu söyledi ve devamında “Eğer bu parayı Hazine’ye aktarsaydık Hazine başka bir alanda kullanabilirdi. Biz bu parayı direk olarak deprem bölgelerine tahsis ettik” dedi. Biz bu açıklamaya ilişkin nasıl bir yorum, nasıl bir değerlendirme yaparsınız?

Faik ÖZTRAK- Damat giderken boşuna demedi “At izi it izine karıştı” diye. Gerçekten de at izi it izine karışmış. Tabi saray yönetimi adama Merkez Bankası Başkanlığı yaptırmazsa o da millet iradesinin tecelligahı TBMM’nin yerine geçmeye teşebbüs hadsizliğinde bulunur. Diyecek başka bir şeyim yok.

Soru- Bülent Arınç, seçimlerin ertelenmesine yönelik bir çağrı yapmıştı. Muhalefetten gelen açıklamalar, anayasa hatırlatması sonrası yeni bir açıklama daha yaptı. O açıklamasında da “Bu seçim bu şekilde yapılması mümkün halde olmazsa başka imkanlar aranır. Bunu YSK’da arar, Cumhurbaşkanlığı da arar. Bir şe yaparlar yani. En doğrusu Meclis’in ortak karar almasıdır” dedi. Siz bu açıklamayı nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Bir kere hükümetlerin öncelikli görevi ülkeyi zamanında seçime götürmektir. Bugün yaşadığımız ortamda seçim konuşmak abesle iştigaldir. Çünkü anayasa açıktır. Seçim zamanında yapılacaktır.

Teşekkür ediyorum.

Asrın Depremi Değil, Asrın Cinayeti, Asrın İhaneti

CHP Sözcüsü Öztrak, son 20 yılda yaşanan her felakette milletin devleti yönetimini ya sokaklardan topladığını ya da enkazın altından çekip çıkardığını belirterek, “Depremin geleceği belliydi. Bu kentleri depreme karşı güçlendirmek için hiç bir önlem almadılar. Şimdi ‘Asrın depremi’ diyerek, neden oldukları ‘Asrın cinayetinin’, ‘Asrın ihanetinin’ üstünü örtemezler” dedi.

Hükümet yetkililerinin binlerce liralık paltolarıyla kameralar karşısında dizildiğini ve utanmadan üzerlerinde mont bile olmayan ufacık depremzede çocukları kendilerine dekor yaptığını ifade eden Öztrak, “O rezil imaj parlatma çabanız yerin dibine batsın” diye konuştu.

AFAD tarafından 3 yıl önce hazırlanan Kahramanmaraş İl Afet Risk Azaltma Planı’nda, yaşanan depreminin büyüklüğüne kadar tahmin edildiğine, bunun için tatbikat ve simülasyon çalışmalarının yapıldığına dikkat çeken Öztrak, “Devletin bu ve bunun gibi raporları ortadayken milleti depremden korumak için hiçbir tedbir almadılar. Kendilerinden önceki 57 hükümetin 79 yılda harcadığının 4 katını 20 yılda yediler, bitirdiler. Bu kadar büyük kaynaklarla, bir de değil, tam iki tane depreme dayanıklı Türkiye inşa edilirdi. Bu paralar nereye gitti?” diye sordu.

Saray Hükümetlerinin bugüne kadar 9 imar affı çıkardığını anımsatan Öztrak, “Sarayın kibirlisi sadece İstanbul’a ihanet etmedi. Adana’ya, Osmaniye’ye, Hatay’a, Kilis’e, Gaziantep’e, Kahramanmaraş’a, Malatya’ya, Adıyaman’a, Diyarbakır’a, Şanlıurfa’ya da ihanet etti. Sarayın kibirlisi ve şürekâsı Türkiye’ye ihanet etti. Sarayın kibirlisi ve şürekâsı millete ihanet etti. Sizin ve sizin bozuk düzeninizin miadı doldu. Size ayrılan sürenin sonuna geldiniz” dedi.

Saray Hükümetinin her kriz anında önce eğitimi, bilimi ve gençleri gözden çıkardığını, depremde de yurt binaları için üniversiteleri kapatma kararı aldığını kaydeden Öztrak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Erdoğan ‘Burası Tayyip Erdoğan’ın sarayı değil, Türk milletinin sarayı’ diyordu. O zaman kiracıyı sarayı boşaltsın. Gerçek sahibine, yani millete, saray odalarını bıraksın. Millet şu zor günlerinde geçsin, kendine ait sarayda otursun. Beştepe ’deki, Ahlat’taki, Marmaris’teki sarayların odaları depremzedelere tahsis edilsin. Devletin misafirhaneleri, külliyeleri, orduevleri, hakimevleri, kamu kampları, Antalya’daki, Muğla’daki oteller bu iş için tahsis edilsin. Yeter ki üniversitelerimiz açık kalsın. Ülkemizin ufku daha fazla karartılmasın.

Kifayetsiz yönetimin artık millet hayrına yapabileceği tek şeyin emaneti artık ehline teslim etmek olduğunu vurgulayan Öztrak, “Bugün acıları paylaşma ve hafifletme günüdür. İnsanlarımıza barınacak bir çatı, ısınacak bir oda, boğazını doyuracak bir çorbayı verme günüdür. Yarın Türkiye’yi içine düşürüldüğü bu çukurdan hep birlikte, çekip çıkaracağız. Yurttaşlarımız için, yurttaşlarımızla beraber, kapsamlı bir program uygulayacağız” ifadelerini kullandı.

Başta Hatay olmak üzere Türkiye’nin stratejik sınır kentlerinin demografik yapısının korunmasının öneminin altını çizen Öztrak, Belçika Başbakanı’nın Suriye’den deprem sonrası ortaya çıkacak olası bir göç dalgasının engellenmesi için Suriyelilerin Türkiye’de kalmasının sağlanmasına yönelik sözlerini eleştirerek, “Bu sözleri reddediyoruz. Türkiye’mizi Suriyelileştirme politikasını asla kabul edemeyiz. Atatürk’ün şahsi emaneti Hatay başta olmak üzere sınırlarımızın güvenliği bizim kırmızıçizgimizdir” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

10 ilimizde büyük yıkımlara yol açan, Pazarcık ve Elbistan merkezli depremlerin üzerinden, tam bir hafta geçti. Geçtiğimiz Pazartesi, sabah 4.17’den itibaren, geçen her dakika, her saniye, kayıplarımız ağırlaştı. Depremden günler sonra enkaz altından canlı çıkarılan her çocuk, her anne, her baba acılarımızı hafifletse de, bizleri çok sevindirse de ilk yirmi dört saatte erken ve etkili mücadele olabilseydi binlerce vatandaşımızın canını kurtarabileceğimiz gerçeğini milletimize gösterdi. Bugün itibariyle, depremde 31 bin 643 yurttaşımızı kaybettik. Yine 80 bin 278 yurttaşımız da yaralı. Bir kez daha, kaybettiklerimize Yüce Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı, milletimize sabır, yaralı yurttaşlarımıza da acil şifalar diliyoruz.

ÜLKEYİ TANIMAK İÇİN İNSANLARIN NASIL ÖLDÜĞÜNE BAKIN

“Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, insanlarının nasıl öldüğüne bakın” demiş, Albert Camus. Ne yazık ki ülkemizde, bu sözü çok sık tekrarlamak zorunda kalıyoruz. Bu son felaket de gösterdi ki; ülkemizde en ucuz şey insan hayatı… Ve insan hayatının ucuz olduğu ülkelerde, kibirli yöneticiler, her ölüme “kader” diyor. Büyük bir kibirle, sorumlusu olduğu ölümleri bile kabulleniyor. Hiçbir suçu üstlenmiyor. Bu kibir abideleri, Sayıştay’ın uyarılarına rağmen; hiçbir önlem almazlar. Kömür madeni patlar; madencilerimiz ölür, hayatlarını kaybeder  “Kader” deyip geçmeye kalkarlar. Dere yatağına ev yapılmasına izin verirler. Göz yumarlar. Yağmur yağar, sel olur. Yurttaşlarımız sele kapılır, hayatlarını kaybeder. “Kader” deyip geçmeye kalkarlar. “İtibardan tasarruf olmaz” derler, kendilerine uçan saraylar alırlar. Ama bir yangın söndürme uçağı alamazlar. Ülkenin ormanları yanar. Ormanla beraber vatandaşlarımız yanar. “Kader” deyip geçmeye kalkarlar. Ülkenin tüm bilim insanları uyarır. Devletin kurumları uyarır. Deprem gerçeğine aldırmazlar. 20 yıl el parasıyla, bu ülkeyi “yönetirmiş” gibi yaparlar. Paralar gösterişe gider. Ruhsatsız, eksik gedik konutlara, imar barışı çıkarıp para toplarlar. Paraları depreme dayanıklı kentler için değil, seçim için harcarlar. Vatandaşın evlerini mezara çevirirler. Depremde on binlerce insanımız ölür. “Kader planı böyleymiş” deyip geçmeye kalkarlar. Bu ülkede; iyi bir şey olursa kendilerindendir. Kötü bir şey olursa kaderdendir. Utanmadan suçu Yüce Allah’a yıkmaya kalkarlar.

KADER GAYRETE ÂŞIKTIR

Oysa kader, gayrete âşıktır. Dünyada güzel olan, doğru olan her şey gayretin ürünüdür. Milletimiz seni “felaketlere karşı tedbir al”, “Benim canımı koru” diye seçiyor. Sen tedbir almıyorsun, sonra da felaket olunca “Kader planı” diyorsun. İşin içinden sıyrılmaya kalkıyorsun. Kendi hatalarını görmeyen, günahlarının sorumluluğunu kadere yıkan, kibir hastalığıyla malul bu kafa, ülkeyi yönetemiyor. Memleketimiz savruluyor. Afetler, on binlerce cana mal oluyor. Bu toprakların devlet anlayışı, “İnsanı yaşat ki, Devlet yaşasın” anlayışıdır. Ama 20 yıldır, “Devleti yönettiğini iddia eden” bu kifayetsizler, hiçbir felakette, insanlarımızı yaşatmayı beceremediler. Milletimiz yaşadığı her felakette, bunların elinde, çok ağır bedeller ödedi. Milletimiz, devleti yönetimini; ya sokaklardan topladı ya da enkazın altından çekip çıkardı. Bugün de aynısı oluyor. “İstasyonlarda akaryakıt yok! Fırınlarda ekmek yok! İçecek su yok! Yardım yok! Devlet yok!” feryatları, depremden sonra arşa yükseldi. “Nerede bu devlet?” çığlıkları, kulakları değil; yüreklerimizi parçaladı.

BU SES 99’DA ENKAZIN ÜSTÜNDE DUYULURDU, ŞİMDİ ENKAZIN İÇİNDEN GELİYOR

1999 Büyük Marmara Depreminde, enkazın üstündekiler, “Sesimi duyan var mı?” diye, enkazın altına bağırıyordu. 2023 Maraş Depreminde, enkazın altındakiler, “Sesimi duyan var mı?” diye, enkazın üstüne bağırdılar. Ve o sesler tüm Türkiye’yi kahrederken, Saraydakiler muhalefete parmak sallamakla, milleti azarlamakla, trollerine millete hakaret ettirmekle uğraşıyordu. Devletin yerleşik kurumlarını, “Vesayetle mücadele” bahanesiyle yıkan, yerine doğru düzgün hiç bir şey kuramayan, Saray ve şürekâsı, 36 saat ne yapacağını şaşırdı, kaldı. Ne arama kurtarma ekiplerini, ne de Mehmetçiği seferber edebildi. Milletimiz duruma el koymak zorunda kaldı. Yardımları bölgeye ulaştırmak için sosyal medyadan örgütlenenler, canla başla çalışan gönüllüler, ellerindeki tesisleri depremzedelere açan iş insanları, çocuklara kazak ören kadınlar soğukta üşümesinler diye. Deprem bölgesine koşan doktor ve hemşireler, yardım kolilerini taşıyan gençler, depremin yüküne bağışlarıyla omuz veren hayırseverler, deprem enkazından elleriyle, tırnaklarıyla kazıyarak taşları kaldıranlar… Milletimizin büyüklüğünü, kadirşinaslığını, zor zamanlardaki dayanışma gücünü, bu deprem felaketinde bir kez daha gösterdiler.

GENEL MERKEZ, MİLLETVEKİLLERİ, BELEDİYELER, ÖRGÜTLER HEP BİRLİKTE ÇALIŞIYORUZ

Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, Genel Başkan Yardımcılarımız, Belediye Başkanlarımız, Milletvekillerimiz, Örgütümüz, hepimiz afet bölgelerindeyiz. Kurtarma ve yardım çalışmalarına, milletimizle birlikte, elimizden gelen desteği veriyoruz. Yurttaşlarımızın acılarını paylaşıyoruz. İhtiyaçlarını gidermek için önlemler alıyoruz. Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, depremden bir gün sonra, deprem bölgesinde; Adana, Hatay, Osmaniye, Nurdağı, Islahiye, Kahramanmaraş, Pazarcık, Gölbaşı ve Adıyaman afet bölgelerindeydi. Cumartesi günü de, Malatya, Şanlıurfa ve Diyarbakır’da, depremzedelerin yanındaydı. Pazar günü Payas ve İskenderun’da taziye ve geçmiş olsun ziyaretlerinden sonra Hatay’da Merkez Yönetim Kurulumuzu topladık. Milletimizin acısını hafifletmek için, belediyelerimizin, örgütümüzün, canla, başla yaptıklarını ele aldık. Arama ve kurtarma çalışmalarının, artık sonuna yaklaşılıyor. Yeni bir sürece giriyoruz. Bunu da dikkate alarak, depremzede her ilimizde, yardımlarımızın en etkin şekilde yapılması için, kurulması gereken koordinasyon yapısını da bu toplantımızda ele aldık. An itibariyle 142 belediyemizin, iş makinası, itfaiye, ambulans, arama-kurtarma gibi toplam 5 bin 192 aracı, 13 bin 116 personeli, deprem bölgesinde çalışıyor. Gıda, Hijyen,  kıyafet ve diğer insani yardım malzemelerini taşıyan toplam 3.008 TIR ve Kamyon, 4 uçak, 5 Gemi, 2 feribot ve 2 tren vagonu bölgeye ulaştırıldı. Günlük 240 bin öğün kapasiteli, 47 Mobil mutfak, 160 bin kapasiteli 16 ikram aracı, 110 bin ekmek kapasiteli 11 mobil fırın, 488 Jeneratör, 1 milyon 396 bin battaniye, 61 bin 739 ısıtıcı ve soba, 4 bin 967 çadır, 135 konteyner, 321 mobil tuvalet ve duş, belediyelerimiz tarafından bölgede dağıtıldı. Parti Örgütümüz de, 157 TIR İnsani yardımı, 46 kamyonu, 14 minibüsü, 2 iş makinesini, depremden etkilenen bölgelere intikal ettirdi. Birinci haftası biterken deprem bölgesindeki tablo, gerçekten çok ama çok ağır… Özellikle, barınma, ısınma, hijyen ve iletişim konusunda ciddi sıkıntılar var. Belediyelerimiz, bu aşamadan sonra, kentlerimizin temizliği, barınma, ısınma, hijyen yardımlarına, daha fazla odaklanacaklar.

LİYAKAT DEĞİL SADAKAT: KEBAP DÜKKANI SAHİBİ KIZILAY’DA MÜDÜR OLDU

Genel Başkanımızın gözetiminde, belediyelerimiz, örgütümüz, hayırsever iş insanlarımızla beraber, felaketzede yurttaşlarımızın, barınma ve hijyen ihtiyacına cevap verecek, çalışma ve projelere de başladılar. Depremzedelerin acil olarak, çadır ve konteynıra ihtiyacı var. Belediyelerimiz bu malzemelerin temininde zorlanıyorlar. Ülkedeki liyakatsizlik, tepeden aşağı yaşanan çürüme, bu ülkenin gözbebeği kurumlarını, bu depremde saf dışı bırakmış. Kızılay’ımız da bunlardan bir tanesi. Ülkenin en büyük konteyner üretim tesisi Malatya’da. Ve bu tesis Kızılay’a ait… Kızılay, olası bir afet için, doğru dürüst konteyner stoku yapmamış. Neden? Basına yansıyan iddialar o ki, fabrikanın liyakatli kadroları görevden uzaklaştırılmış. “Liyakati bırak, sadakate bak” düsturuyla, bir kebap dükkânı sahibini, ehliyet isteyen bu tesise, müdür diye atamışlar. Şimdi soğuk kış günlerinde, depremzedeleri barındıracak, konteyner bulanamıyor. Alın size liyakat yerine, Saraya sadakatin sonucu…

HER TEDBİR HUKUK İÇİNDE KALARAK ALINMALI

Bu arada dün sabah sahada çokça duyduğumuz ve bizi gerçekten üzen bazı haberler var. Ülkemize şu zor gününde yardım için koşan, bazı arama ve kurtarma ekipleri, güvenliklerinin sağlanamadığı ve somut tehdit gerekçesiyle, çalışmalarını sonlandırıp, ülkelerine dönme kararı almışlar. Ülkemize yardım için gelmiş bu ekiplere, güvenlik kaygısı yaşatmak da, neyin nesi? Bu kaygılar, bu ülkenin Atama İçişleri Bakanı tarafından, “İftira” denerek, geçiştirilemez. Biz bu zor günümüzde, milletimizin yanında olan herkese, ayrımsız şükran borçluyuz. Yine yağma ve yağmacılara yönelik olduğu iddia edilen, akıl almaz görüntüler, sosyal medyada dolaşıyor. Yağma ve yağmacılara karşı, her tedbir mutlaka alınmalıdır. Ama hukuk devleti olduğumuzu unutmadan, hukuk içinde kalarak. Bu ülkenin polisi, askeri, kolluk güçleri, adliyesi, hem suçluları engelleyecek önlemleri almalı, hem de hukuk devleti olmanın gereğini yapmalıdır. Biliyoruz. Ülkemizde hukuk devletinin kolonları, tek adam rejim depremiyle zaten yıkıldı. Ama bu Üçüncü Dünya Devleti görüntüleri, hiçbir şekilde kabul edilemez. Deprem bölgesinde hem vatandaşlarımızın, hem de misafirlerimizin güvenlik kaygıları, derhal giderilmelidir.

BECERİKSİZLİKLERİNİN ÜSTÜNÜ ALGI OPERASYONLARIYLA ÖRTMEYE ÇALIŞIYORLAR

Erdoğan deprem alanında, kendi saçına, başına gösterdiği özeni, afet sürecine müdahalede, koordinasyonun sağlanmasında, gösterememiştir. Deprem bölgesindeki organizasyonsuzluk, eşgüdümsüzlük hala devam etmektedir. İlk deprem geçtiğimiz Pazartesi, sabah saat 4.17’de gerçekleşti. AFAD sabah saat 4.39’da, depremi büyüklüğüyle beraber tüm dünyaya duyurdu. Sabah 5.30’da, atama Cumhurbaşkanı Yardımcısı AFAD ’a geldi. Ancak vahametin boyutunu bilmelerine rağmen, şahsım hükümeti o sabah tüm deprem bölgesini ne hikmetse Afet Bölgesi ilan edemedi. Askerimizi sahaya süremedi. Depremin üzerinden 36 saat, yani tam bir buçuk gün geçtikten sonra, bunu akıl edebildi. O kadar saat neyi bekledi? Bu ülkede her şeye, tek bir kişi karar veriyor. O karar verene kadar da, 36 saat boş yere geçti. Milletimiz enkazın altında bir başına kaldı. Bu süre zarfında, milletin canını kurtaramayanlar, imaj kurtarmanın derdine düştü. Erdoğan, milleti tehdit etti. Defter tutmaktan, zamanı gelince o defterleri açmaktan bahsetti. Radyo Televizyon Üst Kurulu, televizyonları tehdit etti. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, depremdeki tek iletişim aracını, sosyal medyayı kararttı. Hükümet enkaz altında kalanların yardım çığlıklarının duyulmasını engelledi. Bu vebalin sorumlusu kim? Hükümet, hakaret; yalan haber deyip önüne gelene dava açtı. Açmaya da devam ediyor. İletişim Başkanlığı ise işi gücü bırakmış depremi “asrın depremi” ilan etmeye soyunmuş durumda. Algı operasyonlarıyla, “Afet o kadar büyüktü ki, biz bir şey yapamazdık” demeye getiriyorlar. Milletin imdadına koşamayanlar, beceriksizliklerinin üstünü, algı operasyonlarıyla kapatmaya uğraşıyorlar.

ASRIN DEPREMİ DEĞİL, ASRIN CİNAYETİ

Bu depremin geleceği belliydi. Bu kentleri depreme karşı güçlendirmek için hiçbir önlem almadılar. Ellerinde uygulanabilir bir depreme müdahale planı olmadığı için, çok kıymetli dakikaları kaybettiler. Şimdi çıkıp “Asrın depremi” diyerek, neden oldukları; “Asrın cinayeti” nin, “Asrın ihaneti” nin üstünü örtemezler.

İMAJ ÇABANIZ YERİN DİBİNE BATSIN

Koca koca adamlar, Nebati Bakanıyla, Binali’siyle, kameralar önünde yer kapma yarışı yaparken, milletimiz enkazın altında, bir başına kaldı. Bunun üstünü örtemezler. Binlerce liralık paltolarıyla, ceketleriyle, atkı ve bereleriyle, koca koca adamlar, kameralar önünde tespih tanesi gibi dizildi. Üzerlerinde mont bile olmayan, ufacık depremzede çocuklarımızı, kendilerine dekor yaptılar. Bundan da hiç utanmadılar. Çünkü bunlar için her şey gösteri, her şey gösteriye dâhil… Ne diyelim, o rezil imaj parlatma çabanız, yerin dibine batsın.

AFAD BÜYÜKLÜĞÜNE KADAR TAHMİN ETTİ

Yaşadığımız bu deprem, hiç kimse, ama hiç kimse için sürpriz değildir. Bilim insanlarımız, yaklaşan bu deprem için yıllardır bağıra, çağıra uyardılar. Mısır’daki sağır sultan bile bunu duydu. AFAD’ın namuslu bürokratları da uyardı. İşte hazırladıkları plan burada. Bürokratlar Kahramanmaraş Pazarcık’ta olacak depremi, büyüklüğüne kadar tahmin etmişler. Bunun için tatbikat ve simülasyon çalışmaları yapmışlar. İlçe, ilçe, mahalle, mahalle depremden en çok etkilenecek yerleri, alınması gereken tedbirleri sıralamışlar. İşte bu planın 43. sayfasından başlayarak, bu tespitlerin hepsi var. Ve simülasyonu 7,5 deprem büyüklüğüne göre yapmışlar. Şimdi devletin bu ve bunun gibi, raporları ortadayken; Sarayının altın varaklı koltuklarına yapışıp oturanlar ne yaptı? Milleti depremden korumak için, hangi tedbirleri aldılar? Hiçbir tedbir almadılar.

BU KAYNAKLARLA 2 TANE DEPREME DAYANIKLI TÜRKİYE İNŞA EDİLİRDİ

20 yıldır ülkenin idaresindeler. Bu 20 yılda milletten; 2 trilyon 538 milyar dolar vergi topladılar. İçeriden, dışarıdan 125 milyar dolar borç aldılar. Atadan, dededen kalan malı, mülkü, 63 milyar dolara satıp yediler. Toplam 2 trilyon 726 milyar dolar harcadılar. Kendilerinden önceki 57 hükümetin, 79 yılda harcadığının, 4 katını 20 yılda yiyip bitirdiler. 20 yılda bu kadar büyük kaynaklarla, bir de bir değil, tam iki tane, depreme dayanıklı Türkiye inşa edilirdi. Buradan soruyoruz nereye gitti bu paralar? Saraylara,  dolarlı-avrolu garantilere, ışıltılı AVM’lere ve ranta gitti.

SADECE İSTANBUL’A DEĞİL, TÜRKİYE’YE İHANET ETTİLER

Peki ya depreme hazırlık? Son 20 yılda, 9 imar barışı çıkardılar. Milletten milyarlar toplayıp, bu evlerinin potansiyel mezar yeri olmasına göz yumdular. Sarayın kibirlisi sadece İstanbul’a ihanet etmedi. Adana’ya, Osmaniye’ye, Hatay’a, Kilis’e, Gaziantep’e, Kahramanmaraş’a, Malatya’ya, Adıyaman’a, Diyarbakır’a, Şanlıurfa’ya ihanet etti. Sarayın kibirlisi ve şürekâsı Türkiye’ye ihanet etti. Sarayın kibirlisi ve şürekâsı millete ihanet etti. Şimdi çıkmış; “Bana bir yıl daha verin” diyerek, millete yalvarıyor. Kendini hiç boşa yormasın. Çünkü onun ve onun bozuk düzeninizin miadı artık dolmuştur. Ona ayrılan sürenin sonuna gelinmiştir. Şöyle bir koruma ordusu olmadan çıksın milletin gözünün içine bir bakın, milletimizin gözünde, gönlünde ne hale düştüğünü bir görsün.

VAZGEÇMEK DEYİNCE AKILLARINA İLK ÖNCE BİLİM GELİYOR

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın dediği gibi, “Cahilsin; okur öğrenirsin. Gerisin; ilerlersin. Adam yok; yetiştirirsin. Paran yok; kazanırsın. Her şeyin bir çaresi vardır. Fakat insan bozuldu mu, bunun çaresi yoktur.” Bu bozuk düzenin bozuk kadrolarının, milletimiz hayrına yapacağı hiç bir şey kalmamıştır. Bunlar artık çare değil, milletimizin sırtında ağır bir yüktür. Önünü arkasını düşünmeden, ipe sapa gelmez kararlar almaya devam ediyorlar. Yurt binalarını depremzedelere tahsis etmek için üniversiteleri kapatma kararı aldılar. Neden vazgeçmek deyince hep aklınıza ilk bilim geliyor? Neden bu ülkenin fedakârlıklarına şahit olduğumuz gençleri, ülkemizin bu gününü, gençleri feda ediyorsunuz? Buradan söylüyorum, ülkemizin bugününü kapkara yaptınız. Bari geleceğimizi karartmayın. Hükümetin ihmaliyle; görevini yapmaması nedeniyle, yaşadığımız deprem, geçmişimizi, kentlerimizi haritadan sildi. Bu saçma kararlarıyla da, ülkemizin geleceğini, umudunu, gençlerini, bilim ve aklı silip, atmaya çalışıyorlar. Yeter gidin artık. Artık bu güzel ülkede ilk gözden çıkarılacak, eğitim, bilim ve gençlerimiz olmasın.

SARAYLARINIZI DEPREMZEDELERE TAHSİS EDİN

“Sarayı gören yabancılar, güçlü bir devlet görüyor” diyerek, caka satmayı biliyordunuz. “Burası Tayyip Erdoğan’ın sarayı değil, Türk Milletinin sarayı” diyordunuz. O zaman kiracı sarayı derhal boşaltsın. Gerçek sahibine, yani millete, saray odalarını bıraksın. Millet şu zor günlerinde geçsin, kendine ait sarayda otursun. Beştepe’deki, Ahlât’taki, Marmaris’teki sarayların odaları, depremzedelere tahsis edilsin. Yok! Bu da yetmiyor diyorsanız, devletin misafirhaneleri, külliyeleri, orduevleri, hâkim evleri, kamu kampları, Antalya’daki, Muğla’daki oteller, bu işe tahsis edilsin. Ama yeter ki üniversitelerimiz açık kalsın. Ülkemizin ufku daha fazla karartılmasın. Depremin yükü gençlerimizin, geleceğimizin sırtına yüklenmesin. Bu ülkeyi bilim kurtaracak. Bu ülkeyi akıl kurtaracak. Bu ülkeyi liyakat kurtaracak. Bu ülkeyi gençler kurtaracak. Yolsuzluklarınızın, iş bilmezliğinizin faturasını gençlerimize kesmeyin. Devri iktidarınızda, bu milletin iliğini, kemiğini sömürüp abat olan, yurt dışında mahalleler satın alan yandaşlarınız var. Fedakârlık mı istiyorsunuz? Fedakârlığı İlk bunlardan isteyin. Dışarıdaki varlıklarını satsınlar. Milletin şu zor gününde barınma ve otel masraflarını ödesinler. Böylece kaçırılan dövizler ülkeye geri gelsin. Ülkenin döviz bilançosu da bozulmasın. Atama Hazine ve Maliye Bakanınızla, Turizm Bakanınız, bu planlamayı becerebiliyorlarsa yapsınlar. Yaparlar mı? Hiç sanmıyoruz…

EMANETİ EHLİNE TESLİM EDİN

Bu kifayetsiz yönetimin, millet hayrına yapabileceği tek bir şey kalmıştır. Emaneti artık ehline teslim etmek… Bugün acıları paylaşma ve hafifletme günüdür. İnsanlarımıza barınacak bir çatı, ısınacak bir oda, boğazını doyuracak bir çorbayı verme günüdür. Türkiye’yi içine düşürüldüğü bu çukurdan yarın hep birlikte, çekip çıkaracağız. Yurttaşlarımız için, yurttaşlarımızla beraber, kapsamlı bir program uygulayacağız. Böyle bu işler tek seferde 10 bin lira 15 bin lira vererek, ağızlara bir parmak çalarak çözülmez. Depremden etkilenen vatandaşlarımıza, temel bir gelirin mutlaka sağlanması gerekiyor. Depremde yaşamını yitiren yurttaşlarımızın, tüm kredi borçlarının, bankalar tarafından silinmesi gerekiyor. Yıkılan konutların, depreme dayanıklı şekilde, yeniden inşa edilmesi gerekiyor.

DEMOGRAFİK YAPI KORUNMALI, HATAY KIRMIZIÇİZGİMİZ

Başta Hatay olmak üzere, stratejik sınır kentlerimizin, demografik yapısının mutlaka korunması gerekiyor. Bu çerçevede Belçika Başbakanı’nın; “Suriye’de 5,5 milyon Suriyeli evsiz kaldı. Yeni bir göç dalgası kapıda. Türkiye ile anlaşıp, para verelim. Mülteciler orada kalsın” sözlerini, reddediyoruz. Türkiye’mizi Suriyelileştirme politikasını asla kabul edemeyiz. Atatürk’ün şahsi emaneti Hatay başta olmak üzere, sınırlarımızın güvenliği, bizim kırmızıçizgimizdir. Ülkemiz bütüncül, akılcı bir plan çerçevesinde, ekonomik, siyasi, diplomatik tüm adımları atmak zorundadır. Bunları ancak biz yaparız. Bunları ancak bizim liyakatli, bu ülkenin tarihini bilen, değerlerini bilen kadroları yapar.

İŞ BAŞINA GELİR GELMEZ…

Millet İttifakı olarak iş başına gelir gelmez: Şehircilik ve Afet Yönetimi Bakanlığı kuracağız. “Kente karşı işlenen Suçlar” kavramını, hukuk sistemimize taşıyacağız. Tek merkezli, çarpık yapılaşmaya son vereceğiz. Afet yönetimini etkisizleştiren, imar affı uygulamalarına son vereceğiz. Şehirlerimizin imar ve deprem eylem planlarını, ivedilikle hazırlayacağız. 4708 Sayılı Yapı Denetimi Hakkındaki Kanununu, yeniden ele alacağız. Ucuz ve kaliteli konut projeleriyle, vatandaşlarımızın barınma sorunlarını, rant odaklı olarak değil, insan odaklı olarak çözeceğiz. Biliyoruz gidenleri geri getiremeyiz. Ama milletimiz vicdan sahibi, liyakatli, iyi bir yönetime kavuştuğunda, bu afetlerin yarasını da hızla saracaktır. Bundan bizim hiç şüphemiz yoktur.

DENİZ BAYKAL’IN CENAZESİ

Sözlerimi tamamlarken, bir kez daha kaybettiğimiz yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifa, milletimize ise sabır diliyorum. Allah hepimizin yardımcısı olsun.

Ve bitirmeden önce; hafta sonu, değerli parti büyüğümüz, önceki Genel Başkanımız, kıymetli devlet ve siyaset adamı Deniz Baykal’ı kaybettik. Kendisine Allah’tan rahmet, ailesine sabır diliyoruz. Merhum Genel Başkanımızın, cenaze programı belli oldu. Yarın sabah saat 10’da, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezinde, Saat 11.30’da da TBMM’de, cenaze törenleri düzenlenecek. Ankara Ahmet Hamdi Akseki Camiinde, öğle namazına müteakip, cenaze namazı kılınacak.  Ardından da, merhum Genel Başkanımız, Devlet mezarlığına defnedilecek. Bir kez daha Cumhuriyet Halk Partisi ailesine, sabır ve başsağlığı diliyoruz.

Şimdi sorularınız varsa alıyım.

Soru- İçişleri Bakanı Süleyman Soylu yaptığı açıklamada AFAD’ın bir koordinasyon kurumu olduğunu söyledi ve “AFAD’ın toplam personel sayısı 7 bin 300’dür. Takdir edilir ki, 7 bin 300 personelle Türkiye’deki bu büyük afet veya herhangi bir afeti yönetmek mümkün değildir” dedi. Bu sözleri siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Soylu itiraf etmiş gerçekleri. Soylu’nun bu itirafı çok önemlidir. Sarayın bırakın büyük bir afeti herhangi bir afeti dahi yönetemeyeceğinin açıkça ikrarıdır. Aslında bunu AFAD’ın hazırladığı Düzce ve Kahramanmaraş raporları zaten göstermektedir. O koltuklar şikayet değil icraat makamıdır. Yapamıyorsanız çeker gidersiniz. Yazıklar olsun.

20 Yıllık Hükümetin ‘Deprem Büyük, Ne Yapalım’ Deme Hakkı Yok

CHP Sözcüsü Öztrak, Türkiye’nin yaşadığı depremin beklenmeyen bir deprem olmadığını, Kahramanmaraş İl Afet Risk Azaltma Planı’nda bölgede tehlikenin arttığının vurgulandığını belirterek, “Bu gerçekler devlet tarafından yıllardır biliniyor. Bu rapor elinizdeyken, siz ne yaptınız? Neden Kahramanmaraş’ı ve tüm bölgeyi bu depreme hazırlamadınız?” sorusunu yöneltti.

Önceki Afet Protokolü’nün askeri vesayetle mücadele denerek çöpe atıldığını, yerine yenisinin konamadığını, var olan Türkiye Afet Müdahale Planı’nın da uygulanamadığını ifade eden Öztrak, “EMASYA Protokolü bugün yürürlükte olsaydı, Mehmetçik depremden hemen sonra sorumluluk bölgelerine dağılırdı. Pek çok husus çok kısa sürede hallolabilirdi” dedi.

20 yıllık bir yönetimin, “Deprem çok büyük, ne yapalım” deme hakkının asla olmayacağını söyleyen Öztrak, Hükümetin özellikle eksikleri söyleyen muhalefete, düşman görmüş gibi bakıp parmak sallayamayacağını, küfür ve hakaret edemeyeceğini söyledi.

Öztrak, hızlı ve etkin karar alma iddiasıyla getirilen Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin de deprem enkazı altında kaldığını kaydederek, “Afet bölgesindeki 381 bin küçük yatırımcı başta olmak üzere milletin borsada silkelenmesine göz yumdular. İnsanlar afetle boğuşurken, onları bir de borsa depreminin altında bırakanların yaptıkları elbette yanlarına kar kalmayacak” dedi.

Depremin ardından planlama, organizasyon ve koordinasyon konusunda sahada, ciddi sıkıntılar olduğunu, yönetimin gerekli hazırlığı yapmadığının görüldüğünü ifade eden Öztrak, “Onun maçına, bunun etkinliğine mobil baz istasyonları gönderen GSM operatörleri, deprem bölgesine mobil baz istasyonları kuramadı. Enkaz altındaki milletten faturalarını çatır çatır, peşinen tahsil etmeyi biliyorlar ama iş şöyle bir günde hizmete gelince operatörler ortada yoklar” diye konuştu.

Millet canının derdindeyken, Hükümetin düşündüğü seçim tarihinden bir hafta öncesine kadar sürecek bir OHAL yetkisinde ısrar ettiğini söyleyen Öztrak, “İlgili kanun afetle mücadele konusunda kendisine zaten ihtiyacı olan yetkileri veriyor. Ama yetki obezi Erdoğan, depremi fırsat bilip OHAL ilan etti. Mevcut sistemde zaten her şey bir kişinin iki dudağına bakmıyor mu? Bakıyor. Bir de bunun üstüne, OHAL yetkileri neden isteniyor? Tam da seçimler yaklaşırken, kendisinin de dün ağzından kaçırdığı gibi depremi siyasi istismara dönüştürmeyi önlemek gerekçesiyle, muhalefeti susturmaya, afet yönetimindeki aksaklıklara yönelik eleştirilerin önünü kesmeye çalışıyor” dedi.

Erdoğan’ın eleştirilerle ilgili “defter tutuyoruz” sözlerine yönelik olarak Öztrak şu değerlendirmelerde bulundu: “Beyefendi, defter tutuyormuş, defteri de günü vakti saati geldiğinde açacakmış. Peki, milletin tuttuğu defter ne olacak? Korkacaksanız, asıl milletin defterinden korkun…”

Erdoğan’ın yağma olaylarını OHAL’e gerekçe olarak gösterdiğine, İçişleri Bakanı’nın ise bu olayları inkar ettiğine dikkat çeken Öztrak, “Bu kafalar ülkeyi böyle yönetemezken, vatandaşlarımızda yönetilmezlik duygusu oluşturmak için özel bir çabaya hiç ihtiyaç yok. Yetkiniz çok. Ama yönetme yeteneğiniz hiç yok. Sıfır…” dedi.

Erdoğan’ın millete deprem sonrasında verdiği vaatlere işaret eden Öztrak, “Siz bu kafayla hiçbir şey yapamazsınız. 20 yıldır yan gelip yatmışsınız, şimdi mi yapacaksınız? Siz ancak boş boş konuşursunuz. Milletimizi içine düşürdüğünüz enkazdan, biz çekip çıkaracağız. Milletimizle, gençlerimizle el ele verip yaraları biz saracağız” dedi.

Öztrak, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun hafta sonunda depremin vurduğu Malatya, Şanlıurfa ve Diyarbakır afet bölgelerinde incelemelerde bulunacağını ifade etti.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Kahramanmaraş Pazarcık’taki depremin üzerinden, 107 saat, Elbistan’daki depremin üzerinden, 100 saat geçti. Yani dört gün geride kaldı. Geçen her dakika, her saniye düşmanımız oldu. Ömrümüzden ömür aldı. Boğazımızda kırk düğüm… Acının, kederin, sıkıntı ve öfkenin, yüreklerimize yumruk gibi oturduğu günlerden geçiyoruz. Deprem bölgesinde ve ülkemizin her yerinde, tüm kalplerde, büyük bir üzüntü var.

MİLLETİMİZİN BÜYÜKLÜĞÜNÜ BİR KERE DAHA GÖRDÜK

Afet bölgesinden uzaktaki vatandaşlarımız; nefes aldığına, yemek yediğine, sıcak odalarında oturduğuna, yatağında uyuduğuna utanır hale geldi. Her bir yurttaşımızın kalbi; Adana, Osmaniye, Hatay, Kilis, Gaziantep, Kahramanmaraş, Malatya, Adıyaman, Diyarbakır ve Şanlıurfa’daki yurttaşlarımız için atıyor. Milletimizin büyüklüğünü, kadirşinaslığını, zor zamanlardaki dayanışma gücünü, bu deprem felaketinde bir kez daha gördük. İnsanlarımız ellerinde ne var ne yok her şeyi seferber etti. Yardımları bölgeye ulaştırmak için sosyal medyadan örgütlenenler, canla başla çalışan gönüllüler, deprem bölgesine koşan doktor ve hemşireler, yardım kolilerini taşıyan gençler, yaptıkları bağışlarla, depremin yüküne omuz verenler, deprem enkazından taş kaldıranlar… Hepsi bu kâbustan, bu karabasandan uyanacağımızın teminatı oldular. Her birine şükran borçluyuz…

KURTARMA VE YARDIM ÇALIŞMALARINA HER TÜRLÜ DESTEĞİ VERİYORUZ

Milletimiz 20 yıldır hep yaptığı gibi, devletine omuz verdi. Saray yönetiminin yapamadıklarını, yine milletimiz yaptı. Depremin ilk anından itibaren, Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, Genel Başkan Yardımcılarımız, Belediye Başkanlarımız, Milletvekillerimiz, örgütümüz afet bölgesindeydi. Kurtarma ve yardım çalışmalarına, her desteği vermeye başladılar. An itibariyle 130 belediyemiz tarafından, arama kurtarma aracı, iş makinası, itfaiye, ambulans gibi toplam 3 bin 400 araç ve 7 bin 876 personel deprem bölgesine gönderildi. Orada çalışmalarını sürdürüyorlar. Gıda, hijyen, kıyafet gibi insani yardım malzemelerini taşıyan toplam 1.187 TIR ve kamyon, 3 uçak ve 1 gemi bölgeye gönderildi. Mobil mutfak TIR’ları, ekmek üretimi için mobil fırınlar, jeneratörler, 724 bin battaniye, 35 binden fazla ısıtıcı ve soba… Belediyelerimiz, tüm gücüyle deprem bölgesindeki vatandaşlarımızın yanında… Parti Örgütümüz de, 137 TIR insani yardımı, 42 kamyonu, 10 minibüsü, depremden etkilenen bölgelere intikal ettirdiler. Enkazdan kurtarılan her canla, yaşadığımız büyük acılar bir nebze hafiflese de, deprem bölgesindeki dram, gerçekten çok ama çok ağır… Bu sabah itibariyle; 18 bin 342 yurttaşımızı kaybettik. 74 bin 342 yurttaşımız da yaralı. Kaybettiklerimize yüce Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı, milletimize sabır diliyoruz. Yaralı yurttaşlarımıza da acil şifalar diliyoruz.

GENEL BAŞKANIMIZ HAFTA SONUNDA YENİDEN AFET BÖLGESİNDE

Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, Adana, Hatay, Osmaniye, Nurdağı, Islahiye, Kahramanmaraş, Pazarcık, Gölbaşı ve Adıyaman afet bölgelerindeydi. Hafta sonu da; Malatya, Şanlıurfa ve Diyarbakır afet bölgelerinde incelemelerde bulunacak. Kurtarma ekipleri, enkaz altındaki insanlarımıza ulaşmak için canla, başla çalışıyorlar. Hem zamana, hem de soğuğa karşı, büyük bir mücadele veriyorlar. Enkaz başında çalışan, insanlarımızı kurtaran, bölgeye yardım ulaştıran herkese, güç ve kuvvet diliyoruz. Bu fedakâr insanlar, gösterilen insanüstü gayret, milletimize de umut oluyor.

PLANLAMA, ORGANİZASYON VE KOORDİNASYONDA SIKINTI VAR

Deprem felaketinden sonra, sahaya gönderdiğimiz, Koordinatör Genel Başkan Yardımcılarımızdan gelen bilgiler, depremden hemen sonra kurduğumuz, Afet Koordinasyon Merkezi’ne gelen talepler, planlama, organizasyon ve koordinasyon konusunda sahada, ciddi sıkıntıların olduğunu, yönetimin depreme gerekli hazırlığı yapamadığını gösterdi. Depremzedelere yardım için gelen ekipler havaalanlarında kaldı. Bazı yerlerde iş makinası vardı operatör yoktu. Bazı yerlerde de operatör vardı iş makinası yoktu. Bazı yerlerde de iş makinası da operatör de vardı. Ama kurtarma ekibi yoktu. İş makineleri, operatörler ve kurtarma ekipleri buluşturulamadı. İnsanlar ise enkaz altında bağırıyor, yakınları çaresizce çırpınıyordu.

CEP TELEFONU OPERATÖRLERİ ORTADA YOK

Genel Merkezimizde kurulan CHP Afet Koordinasyon Merkezi’ne gelen 27 bin çağrı ve mesajın yarısı, göçük ve enkaz başından gelen yardım çığlıklarıydı. Bu çağrılar anlık alındı ve AFAD’a iletildi. Kalan çağrılar ise iaşe ve barınma talepleriydi. Şu saat olmuş, bölgede iletişim hala en büyük sorun. Onun maçına, bunun etkinliğine, mobil baz istasyonları gönderen GSM operatörleri, deprem bölgesine neden bir türlü baz istasyonu kuramıyor. Şu çağda, şu sıkıntılı günlerde yapılacak iş mi bu? Bu şirketler, enkaz altındaki milletten, faturalarını çatır çatır, peşinen tahsil etmesini biliyorlar. Ama iş şöyle bir günde hizmet vermeye gelince operatörler maşallah ortada yok.

BİLİM İNSANLARI YILLARDIR UYARIYOR, AFAD’IN RESMİ DOKÜMANINDA VAR

Ülkemiz deprem bölgesinde, ama yaşadığımız son büyük deprem felaketi, şehirleşme, konut kalitesi ve afet yönetimi konusunda, alınan tedbirlerin, yetersiz olduğunu bir kez daha gösterdi. Bugün yaşadığımız deprem felaketi sürpriz mi? Hayır değil. Bilim insanları, Kahramanmaraş merkezli bu deprem için, yıllardır bağıra, çağıra uyarılarda bulunuyorlar. Şimdi bu AFAD’a ait resmi doküman. Kahramanmaraş İl Afet Risk Azaltma Planı. Ne diyor bu doküman? Gölbaşı-Türkoğlu segmenti, yani kırılan fay hattı, “500 yılı aşkın bir süredir, büyük bir deprem üretmeyen sismik boşluk konumundadır” diyor ve ilave ediyor. “Bu deprem tehlikesini artırmaktadır.” Tehlikeli zonlardaki yapıların tahliyesi zorunludur. Betonarme ve statik hesapları doğru olan, depreme dayanıklı binalar yapılmalıdır. Bu devletin raporu. Bu gerçekler devlet tarafından, 2001’den bu yana biliniyor. Biz şimdi buradan soruyoruz. 2003 yılından bu yana ülkeyi yönetenlere soruyoruz: Bu rapor elinizdeyken, siz ne yaptınız? Neden Kahramanmaraş’ı ve tüm bölgeyi bu depreme hazırlamadınız?

KAYNAKLAR DEPREME HAZIRLIĞA DEĞİL, DOLARLI-AVROLU GARANTİLERE GİTTİ

Şimdi bu Avrupa fay ve deprem haritası… Buda Türkiye deprem riski haritası. Bizim coğrafyamız işte bu… Türkiye’nin her yeri deprem bölgesi. Burada da gözüküyor, burada da gözüküyor. Bu bugünün gerçeği değil, binlerce yıldır bilinen bir husus, binlerce yılın gerçeği. Kendinden önceki 57 Cumhuriyet Hükümetinin, 79 yılda harcadığı paranın 4 katını 20 yılda harcayan, yetmez bir de üstüne depreme hazırlık için, milletten 36,5 milyar dolar vergi toplayan, ekonomik büyüme modelinin merkezine inşaatı koyan Saray yönetimi, şehirlerimizi bu gerçeğe göre hazırlamalıydı. Onun yerine kaynaklar, dolarla, avroyla garantilere, ışıltılı AVM’lere ve ranta gitti.

AFET PROTOKOLÜNÜ ÇÖPE ATTILAR, YENİSİNİ YAPAMADILAR

Bugün yaşadığımız felakete sebep olan zihniyet, işte bu zihniyettir. Kaçak yapılara ruhsat verip, bağış topluyoruz diyen işte bu zihniyettir. 1999’da Büyük Marmara Depremini yaşadık. O günden bu yana da, İstanbul depremini konuşuyoruz. Ama yaşadığımız son felaket, 20 yıldır ülkeyi yönetenlerin, şehirlerimizi depreme hazırlamadığını açık seçik gösteriyor. Böyle bir felakette, izlenecek bir afet protokolleri dahi yokmuş. Bunu gördük. İlk gün büyük bir kararsızlık ve şaşkınlık yaşandı. Afetle mücadele için kurulmuş AFAD paralize oldu. Şimdi öğreniyoruz ki, Tanzanya’ya elçi yapılmış önceki başkanı, tekrar göreve çağırıyorlar. Kurumun üst yönetimi, atama bakanların, AK Parti’nin akrabayı taallukatıyla doldurulmuş. Liyakatsizlik tüm Türkiye’yi esir aldığı gibi, AFAD’ı da esir almış. Elbette bugün sahada cansiperane çalışan AFAD personelini bütün bunlardan tenzih ediyoruz. Onların üstün gayretlerine şahidiz. Ama depremin daha ilk anında,  bu fedakâr personeli, seferber edecek, bir yönetim ortada yoktu. AFAD Başkanı sustu. Fuat Oktay konuştu. Devletin askeri ve sivil tüm imkânları, depremin ilk dakikasından itibaren, seferber edilemedi. Önceki afet protokolünü, “Askeri vesayetle mücadele” bahanesiyle, çöpe atan bu yönetim, 20 yılda doğru dürüst uygulanabilecek, bir afet protokolü hazırlayamamış.

AFAD’IN DÜZCE RAPORU HER ŞEYİ ANLATIYOR

Dün Genel Başkanımız, Düzce depreminin ardından, AFAD ’ın hazırladığı “Düzce Depremi Etki Analizi Raporunu” açıkladı. Güya Türkiye’de bir “Afet Müdahale Planı” var. Ama bu raporun sonucunun ilk maddesi bu planın uygulanamadığını söylüyor. Afet yönetiminin kaosa dönüştüğünü söylüyor. Görev ve yetki karmaşasının olduğunu söylüyor. Tıpkı bugün 10 ilimizde olduğu gibi.

EMASYA YÜRÜRLÜKTE OLSA PEK ÇOK SORUN HALLOLURDU

Oysa “Emniyet, Asayiş ve Yardım Planları” yani EMASYA Protokolü bugün yürürlükte olsaydı, Mehmetçikler, depremden hemen sonra, sorumluluk bölgelerine dağılır, yardım malzemelerinin dağıtımından, arama ve kurtarmaya, afet bölgelerinin asayişinden, diğer ilk yardım ve emniyet tedbirlerine kadar, pek çok husus çok kısa sürede hallolabilirdi. Sahra hastaneleri, sıcak sahra çadırları kurulur, şu soğuklarda sıcak çorba verecek sahra mutfakları çalışırdı. Ama “asker bu işlere karışmasın” diyerek, bu protokolü kaldırıp attılar. Ve depremin ilk 24 saatinde, yurttaşlarımız enkazın altında bir başına kaldı. Çöken yapıların çoğuna arama kurtarma ekipleri gönderilemedi, gidemedi. Asker sahaya 24 saat sonra indirildi. O da 3 bin 500 Mehmetçikle… Bugün sayı 17 bin. Ne yazık ki bu plansızlık, bu organizasyonsuzluk nedeniyle, çok önemli bir zamanı, ilk 24 saati kaybettik. Kaybedilen zamanla beraber, insani kayıplarımız da arttı.

24 YIL SONRA AYNI ÇIĞLIK: NEREDE BU DEVLET!

“İstasyonlarda akaryakıt yok. Fırınlarda ekmek yok. İçecek su yok, yardım yok, devlet yok” feryatları, arşa yükseldi.  1999’dan 24 yıl sonra, “Nerede bu devlet?” çığlığı, kulaklarımızı değil, yürekleri parçaladı. Daha önceki depremlerde de, benzer sıkıntılar yaşandı mı? Yaşandı. Tüm bu gerçekler karşısında, 20 yıllık bir yönetimin, “Deprem çok büyük, ne yapalım” deme hakkı, asla olamaz. Hele eksikleri söyleyen muhalefete, düşman görmüş gibi bakıp parmak sallama, küfür ve hakaret etme hakkı, hiç ama hiç olamaz. Hep söylüyoruz bu ülkenin en büyük açığı, milleti ayrım yapmadan kucaklayan, tarafsız, partisiz bir Cumhurbaşkanıdır. Bu acı günlerde bunu her zamankinden daha fazla hissettik.

CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ DE ENKAZ ALTINDA KALDI

Ne yazık ki yaşadığımız depremde, sadece insanlarımız depremin altında kalmadı. “Hızlı ve etkin karar alacağız” diyerek pazarlanan, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi de, deprem enkazının altında kaldı. Hızlı karar alacağız diyenler, depremin hemen sabahında değil, depremden ancak 36 saat sonra, 10 ilimizi “Afet Bölgesi” ilan edebildi.

MİLLETİ SOYMA DERDİNDE OLANLAR BOŞ DURMADI

Bu arada millet canıyla boğuşurken, milleti soyma derdinde olanlarda boş durmadı. “Hızlı karar alacağız” diyerek, kendilerine rejim elbisesi dikenler, afet bölgesindeki 381 bin küçük yatırımcı başta olmak üzere, milletin borsada silkelenmesine göz yumdular. Depremin ancak üçüncü gününde, borsayı kapatmayı akıl edebildiler. O da Genel Başkanımızın uyarılarıyla… Bir defa daha altını çizelim, biz bu rezaletin de hesabını soracağız. İnsanlar afetle boğuşurken, onları bir de borsa depreminin altında bırakanların, yaptıkları elbette yanlarına kar kalmayacak.

YETKİ OBEZİ ERDOĞAN DAHA FAZLA YETKİ İSTİYOR

Mevcut hükümet sisteminde, dünya üzerinde tek bir faniye verilebilecek her türlü yetki, bu hükümetin başına verilmiş vaziyette. Ama bunlarda liyakat yok. Adalet yok. Sistemde denetim yok. Denge yok. Fren yok. Partili Cumhurbaşkanının, tek bir imzayla yapamayacağı hiçbir şey yok. TBMM’nin onayladığı bir uluslararası sözleşmeden bile, ülkeyi tek bir imzayla çıkarabilen, bu yönetim, millet canının derdindeyken, “Daha da yetki” isterim dedi. OHAL ’i ilan etti. Biz de “İhtiyacın yok, ama yapacaksan da bunu bir ayla sınırla, daha fazlasını yapma” dedik. Olmaz dedi. Düşündüğü seçim tarihinden, bir hafta öncesine kadar sürecek bir yetkide ısrar etti. Milletimiz bu kadar acı çekerken, bu kabul edilemez. İşte esas siyasi fırsatçılık, budur, istismar budur. Mevcut 7269 Sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun, Afetle Mücadele Konusunda, kendilerine zaten ihtiyaçları olduğu yetkiyi veriyor. Bugüne kadar hiçbir hükümet, doğal afet nedeniyle, OHAL ilan etmedi. 1999’da büyük Marmara Depreminde bile, OHAL ilan edilmedi. Ama yetki obezi Erdoğan, depremi fırsat bilip OHAL ilan etti.

DERDİ MUHALEFETİ SUSTURMAK

Mevcut sistemde zaten her şey, bir kişinin iki dudağı arasında. Bir de bunun üstüne, OHAL yetkilerini neden isteniyor? Tam da seçimler yaklaşırken, kendisinin de dün ağzından kaçırdığı gibi, depremi siyasi istismara dönüştürmeyi önlemek gerekçesiyle, muhalefeti susturmaya; afet yönetimindeki aksaklıklara yönelik eleştirilerin, önünü kesmeye çalışıyor.

MİLLETİN CANINI DEĞİL, İMAJI KURTARMA PEŞİNDE

Ama kifayetsiz saray yönetimi, Cumhuriyet Halk Partisi’nin, Kuvayı Milliye’den, Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk’tan neşet ettiğini bir türlü anlayamadı. Biz ne tehdide, ne sansüre, ne de yasaklara pabuç bırakmayız. Milletin canını kurtaramayanlar, OHAL ile imajlarını kurtarmanın derdindeler. Yaşadığımız deprem felaketinin, daha ilk anından itibaren, Erdoğan işi gücü bıraktı. Muktedir imajını korumak için, milleti tehdit etmeye başladı. Sosyal medyaya erişimi engelledi. Milletin depremde elindeki en önemli iletişim aracını, elinden almaya bile cüret etti.

ASIL MİLLETİN TUTTUĞU DEFTERDEN KORKUN

Beyefendi, defter tutuyormuş, defteri de günü vakti saati geldiğinde açacakmış. Peki, milletin tuttuğu defter ne olacak? Cenazesini, çöp poşeti içinde teslim alan dedenin, tuttuğu bir defter yok mu? Ölmüş evladının elini, deprem enkazında saatlerce tutan çaresiz babanın, tuttuğu bir defter yok mu? “15 yaşındaki kızım okul birincisiydi. Gelseydiniz yaşayacaktı” diye feryat eden annenin, tuttuğu bir defter yok mu? Korkacaksanız, asıl bu defterlerden korkun… Bugün millet soğukta bir başına. Barınma, tuvalet büyük sorun. Bu eziyetleri çeken insanlarımızın, tuttuğu bir defter yok mu?

BAKANI BAŞKA, KENDİSİ BAŞKA KONUŞUYOR

Dün Erdoğan, bir de alışveriş merkezlerinde, marketlerde yağmacılık yapanlarla mücadele için, OHAL yetkilerine ihtiyacı olduğunu söyledi. Oysa kendi atadığı İç İşleri Bakanı bir gün önce, kelimesi kelimesine: “Buradan İçişleri Bakanı olarak söylüyorum. Bazı yerlerde yağma haberleri gibi haberler söz konusu. Bir iki münferit olay tespit edildi. Bunun dışında Türkiye’de böyle bir şey söz konusu değil. Yani böyle bir olay da söz konusu değildir. Ancak bütün bunları büyütmek, yani bir yönetilemezlik duygusu ortaya koymak, hele bu dönemde bize karşı değil, vatandaşımıza karşı yapılabilecek önemli bir yanlıştır…” demişti. Dün de Erdoğan’ın yağma açıklamasından hemen sonra bir kere daha çıktı. “Yağma ihbarlarının yüzde 99,9’u asılsızdır. Bir güvensizlik algısı oluşturup, milletin değerleriyle oynamak yanlıştır” dedi. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu… Erdoğan “yağma var.” Bunun için “OHAL çıkarıyorum” diyor. Atadığı Bakan, “böyle bir şey yok.” “Yönetilmezlik duygusu oluşturmak için, bu haberler çıkarılıyor” diyor. Vatandaşımıza yanlışı kim yapıyor? Bu haberleri çıkaran kim? Erdoğan’ın kendisi. Atama İç İşleri Bakanı da çıkmış, partili Cumhurbaşkanını suçluyor. Bu kafalar ülkeyi böyle yönetemezken, vatandaşlarımızda yönetilmezlik duygusu oluşturmak için kimsenin özel bir çaba göstermesine ihtiyaç yok. Yetkiniz çok. Ama yönetme kabiliyetiniz hiç yok. Sıfır…

AR DAMARLARI KALMADI

Bu deprem felaketinde, bunu bir kez daha gördük.” “İnsan kınadığını yaşamadan ölmezmiş.” “Bazı sorumsuzlukların ve yolsuzlukların neticesi olan olayları, kader diyerek geçiştirmek mümkün olamaz… Yeraltında fay kırıklıklarından önce, bağışlayın söylemek zorundayım, kırılan ar damarlarıdır. Birbirini tetikleyerek kırılan bu iki faydan sonra, malzemeden çalmayı alışkanlık haline getirenlere, yolsuzluktan ve usulsüzlükten beslenenlere gün doğmuştur. Bu aksaklıkları, bu çözümsüzlükleri gidermek için, bataklığı kökünden kurutmak, sorunları kaynağından çözüme kavuşturmak zorundayız.” Bu sözleri kim söylüyor? Biz söylemiyoruz. Bu sözler 2003’de iki aylık Başbakan olan Erdoğan’ın sözleri. Aynı Erdoğan 20 yıldır ülke yönetiminin de başında. Bataklık kökünden kurutuldu mu? Hayır! Sorunlar kaynağından çözüme kavuşturuldu mu? Hayır! 20 yılda hem bataklık büyüdü. Hem de sorunlar katlandı, devasa oldu. Çünkü beyefendinin devri iktidarında, malzemeden çalmayı alışkanlık haline getirenler, yolsuzluktan, usulsüzlükten beslenenler abat oldu. En azından geçmişte, kırılabilen bir ar damarı vardı. Bugün elde o da kalmadı. Ar damarı kalmayanlar bugün çıkmış, “Millete 10 bin lira verdik. Evleri de 1 yılda biz yaparız” diye konuşuyorlar.

BU ENKAZI BİZ KALDIRIRIZ

Siz bu kafayla hiçbir şey yapamazsınız. 20 yıldır yan gelip yatmışsınız. Şimdi ne yapacaksınız? Siz ancak boş boş konuşursunuz, algıyı yönetmeye çalışırsınız. Milletimizi içine düşürdüğünüz bu enkazdan, biz çekip çıkaracağız. Milletimizle, gençlerimizle el ele verip, yaraları biz saracağız. Artık hiç kimse, ar damarı çatlayanlarla, millete sırtını dönenlerle, milletin kanını emenlerle, aynı hizaya gelmemizi beklemesin. Biz milletimizle aynı hizada olmaya devam edeceğiz.

Sözlerimi tamamlarken, bir kez daha depremde yitirdiklerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz.

Sahada canla başla mücadele eden kurtarma timlerine, insanlarımıza yardım elini uzatan herkese, sahadaki üstün gayretleriyle umudumuz olan gençlerimize, sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Biliyoruz gidenleri geri getiremeyiz. Ama böyle bir millet, milletimiz iyi bir yönetime kavuştuğunda, bu afetlerin yarasını da hızla saracaktır. Bundan bizim hiç şüphemiz yoktur.

Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.

Kronometreyi Sıfırlamanın Tek Yolu Var:

CHP Sözcüsü Öztrak, Cumhurbaşkanlığında iki dönemi dolduran Erdoğan’ın anayasa gereği, ancak TBMM’nin seçimi yenileme kararı vermesi halinde üçüncü kez aday olabileceğini belirterek, “Kendi ifadeleriyle, bu ‘Kronometreyi sıfırlamanın’ tek yolu var. O da seçimin, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yenilenmesi. Hodri meydan! Partiniz Meclis’e, seçimi, 6 Nisan’dan önceki son pazar olan ‘2 Nisan 2023 günü’ yapmak için teklif getirsin. Biz de destekleyelim” dedi

Erdoğan’a kendi çıkarttığı anayasaya uyma çağrısında bulunan Öztrak, “Hukukun dolambaçlı yollarından medet ummayın. Mağdur yaratmaya kalkmayın. Kaybedeceğinizi anladığınız seçimden, kaçmanın yollarını aramayın. Ağız tadıyla yarışalım. Milletin mihenk taşına hep beraber vurulalım, ak koyun, kara koyun belli olsun. Erdoğan’ı milletimizin oylarıyla, evine göndermenin bir keyfini yaşayalım” diye konuştu.

Hazine ve Maliye Bakanı Nebati’nin dünyada doğal gaz fiyatlarının düştüğü yönündeki açıklamalarını anımsatan Öztrak, “Dünyada düşen bu fiyatları milletimize yansıtmak için elinizi tutan mı var ne bekliyorsunuz? Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun dün grup toplantısında yaptığı çağrıyı buradan bir kere daha tekrarlıyoruz: Doğalgaz fiyatını, sadece sanayici ve elektrik üreticileri için değil, esnaf için, vatandaş için de düşürün” ifadelerini kullandı.

Nebati’nin faiz ödemelerinin milli gelire, bütçe harcamalarına ve vergi gelirlerine oranının düştüğü yönündeki açıklamalarını da değerlendiren Öztrak, “Bütçede görünen faiz harcamalarına, Kur Korumalı Mevduat hesaplarına, devletin Hazinesinden ödediği, ama Saray’ın ‘Adına faiz demeden verdiği faizi’ eklersek, Nebati Bakanın anlattığı hikaye tamamen yalan oluyor. Övünerek, ‘Önceki yıla göre düştü’ dediği faizin; milli gelire oranı 0,5 puan artıyor, faizin bütçe harcamalarına oranı 2,4 puan artıyor, vergi gelirlerine oranı ise 1,6 puan artıyor” dedi.

Öztrak, Saray Hükümetlerinin ülkeye ve millete, hayatın her alanında, daha önce görülmemiş bir buhranı yaşattığına dikkat çekerek, “Bugün Saray da seçim yaklaşırken sebebi olduğu eşi benzeri görülmemiş buhranı gizlemek için aynı ‘Potemkin Köyleri’ gibi milletin önüne sahte mutluluk hikayelerini koyuyor. Ama midenin gurultusu Saray’ın kuru gürültüsünü bastırıyor” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de, MYK gündemine dair yaptığı açıklamada şunları belirtti:

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız sürüyor. Bugün toplantımızın gündeminde, seçimleri kaybedeceğini artık anlayan, tek kişilik Saray Hükümetinin, her geçen gün zirve yapan milli iradeyi hiçe sayan siyasetinin, panik içinde uyguladığı seçim ekonomisinin, ülkemize ve milletimize çıkardığı, her gün biraz daha ağırlaşan fatura ve bunun karşısında bizim yapacaklarımız vardı.

UCUBE REJİM BEKA SORUNUDUR

Bundan 33 yıl önce, hain bir suikastla yitirdiğimiz, çağdaş Türkiye idealinin savunucusu, Prof. Dr. Muammer Aksoy’u, dün bir kez daha andık. Rahmetli Aksoy yıllar önce, “Devlet Hukukla Yaşar” başlıklı yazısında; “Sınırsız hâkimiyet, kime ait olursa olsun ve kimin tarafından kullanılırsa kullanılsın istibdat ve zulme götürür” demişti. Hukuk ve adalet, devletin temel direğidir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denen, ucube yönetim, devletin temel direğini hızla çökme noktasına sürüklüyor. İşte biz bu nedenle, “Ucube tek kişilik rejim, devletimiz için artık bir beka sorunudur” diyoruz.

YAŞ MAĞDURİYETİNİ BİTİRİYORUM DERKEN PRİM MAĞDURİYETİ YARATMAYIN

Sözde bu sistem sayesinde, hızlı karar alınacaktı. Ama bu ucube rejimde, bıraktık hızlı karar almayı, hükümet doğru düzgün karar alamaz hale geldi. Hatasız, eksiksiz bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yayınlanamıyor. Bir rektör atamasını bile doğru düzgün yapamıyorlar. “Seçim kaybedeceğimi bilsem de yapmam” diye, büyük laflar edip, sonra da seçimi kaybedeceğini anlayınca, tükürdüklerini yalamak zorunda kalanlar, EYT düzenlemesini yaptık yapacağız diyerek mağdurları aylarca beklettiler. Sonunda da Meclis’e bir düzenleme sundular. Ama bu düzenlemede evlere şenlik… 2 milyondan fazla EYT’li Mart’ta emeklilik beklerken, ancak yarısının bu düzenlemeden yararlanabileceği anlaşılıyor. Emeklilikte Yaşa Takılan mağdurlar gitti Prim Gün Sayısı Mağdurları geldi. Sözünüzü yerine getirin, EYT’yi bitiriyoruz deyip EPT mağduru yaratmayın. İnsanları Emeklilikte Prime Takmayın. Vatandaşlarımızın haklarını tam olarak verin. Nasıl olsa ödemeleri siz yapmayacaksınız. Parayı biz vereceğiz. Hep söylüyoruz; bütçe bir tercih meselesidir. Bizim tercihimiz yandaştan yana değildir, hep milletimizden, hep mağdurdan yana olacaktır.

KRONOMETREYİ SIFIRLAMANIN TEK YOLU VAR: 2 NİSAN’DA SANDIĞI GETİRİN

Bu ucube sistem, millete daha fazla refah vadetti. Ama olan refahı da alıp götürdü. Milli gelirimiz, bu rejimin düğmesine basıldığında 958 milyar dolardı. Bugün 840 milyar dolara düştü. Bu ucube sistem, OHAL şartlarında, mühürsüz oylarla yapılan ve yüzde 50’den biraz fazla oyla kabul edilerek, milleti ortadan ikiye bölen, yalan ve dolanın başrolde olduğu bir referandumla kabul edildi. Erdoğan, 2017’de referandum öncesinde, “Cumhurbaşkanının Meclis’i fesih yetkisi yok” demişti. Şimdi aynı Erdoğan, “14 Mayıs’ta seçim için yetkisini kullanacağını” söylüyor. Hangi yetkisini? Adına fesih demeden, tek kişinin kararıyla, koskoca Meclis’i seçime götürme yetkisini. 2017’de, tarihin en düşük oy oranıyla kabul edilen, mevcut Anayasa değişikliğinde, Cumhurbaşkanının, ancak iki dönem seçilebileceği hükmünü değiştirmediler. O dönemde Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan Erdoğan’ın bu hükme tabi olmayacağını, yapılan değişikliğin, mevcut dönemi kapsamayacağını, bir dönem sonra uygulanmaya başlayacağını millete söyleyen herhangi bir geçici maddeyi bu anayasa değişikliğinin içine koymadılar. Peki, Sarayın anayasa uleması ne yaptı? Anayasa’nın 116. Maddesine, “Cumhurbaşkanının ikinci döneminde, meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir” diye açıkça yazdı! Kim yenileyecekmiş meclis tarafından karar verilecekmiş. Yani kendi ifadeleriyle, bu “Kronometreyi sıfırlamanın” tek yolu var. O da seçimin, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yenilenmesi. O halde izlenecek yol bellidir, açıktır. Hodri meydan! Partiniz Meclis’e, Milletvekili Genel Seçimini ve Cumhurbaşkanlığı seçimini, 6 Nisan’dan önceki son pazar olan, “2 Nisan 2023 günü” yapmak için teklif getirsin. Biz de destekleyelim. Hukukun dolambaçlı yollarından medet ummayın. Mağdur yaratmaya kalkmayın. Kaybedeceğinizi anladığınız seçimden, kaçmanın yollarını aramayın. Kendi çıkarttığınız Anayasaya uyun. Ağız tadıyla yarışalım. Milletin mihenk taşına hep beraber vurulalım, ak koyun, kara koyun belli olsun. Erdoğan’ı milletimizin oylarıyla, evine göndermenin bir keyfini yaşayalım.

ELİNİZDEN GELENİ YAPIN, BİZ HAK-HUKUK-ADALET DİYECEĞİZ

Seçimler yaklaşırken, Saray, milli iradeyi hiçe sayarak, Millet İttifakı’nın belediyelerine çökme operasyonlarını yürütüyor. Bir yandan da TBMM’de dokunulmazlık kaldırma süreci işletiyor. Tuhaf bir dokunulmazlık kaldırma süreci. Eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş’in Başkentin göbeğinde güpegündüz katledilmesi olayına karışan milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılmasına dair herhangi bir talep yok. İçişleri Bakanı’nın söylediği mafyanın 10 bin dolar maaşa bağladığı milletvekilinden, onun dosyalarından bir haber yok. Borsa İstanbul’daki milyonlarca dolarlık rüşvet ağında ismi geçen kendi milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılmasına dair herhangi bir dosya yok. FETÖ borsalarına karışan milletvekillerine ait bir dosya yok. Bunların hiç biri hakkında bir dokunulmazlık süreci işlemiyor. Ama 2 bine yakın dokunulmazlık dosyası içinden Millet İttifakı’na mensup iki milletvekilinin dosyası çekiliyor. Dokunulmazlıklarının hızla kaldırılması için düğmeye basılıyor. Bizim milletvekilimiz ne yapmış? Cinayet mi işlemiş, haram mı yemiş, rüşvet mi almış, mafyadan 10 bin dolar mı almış? Hayır! Ya ne yapmış? Mahkemenin, belediye başkanımıza yaptığı haksızlığa isyan etmiş. Siz, elinizden geleni ardınıza koymayın. Biz hak, hukuk, adalet demekten hiç korkmayacağız. Milletimiz sizin ne yaptığınızı görüyor, notunuzu veriyor. Tasdiknamenizi elinize tutuşturmak için artık dört gözle sandığı bekliyor.

NE KADAR SIRALAMA VARSA HEPSİNDE DİBİ GÖRDÜK

Ucube rejim ülkede hukuku ve adaleti yok edince, hırsıza, yolsuza, arsıza gün doğdu. İşte daha dün Yolsuzluk Algı Endeksi’nin 2022 yılı sonuçları açıklandı. Türkiye’nin Yolsuzluk Algı Endeksi’ndeki yeri son 9 yılda 48 sıra birden kötüleşmiş. Yolsuzlukta, dünyada 180 ülke arasında 101. Sıraya düşmüyüz. Ekvador, Sri Lanka, Panama gibi ülkelerle sıralamada aynı yeri paylaşıyoruz. Bunca haksızlığa, hukuksuzluğa, yolsuzluğa millet ses çıkarmasın diye, yaptıklarının hesabı sorulmasın diye, bir yandan büyük bir hızla ceberrutlaşıyorlar. Milletin gülümsemesini çalıyorlar. Saray Türkiye’yi, Dünya Mutluluk Endeksi’nde 9 yılda 35 sıra geriletti. Bu endekste 163 ülke arasında 145. sıradayız. Ucube Saray rejiminde, Dünyada ne kadar endeks, ne kadar sıralama varsa hepsinde dibi gördük. Bu yapılanlar bu millete hak mıdır, bu yönetim bu millete hak mıdır, reva mıdır?

ZAM YASAĞI BİTTİ, ALLAH HEPİMİZE KOLAYLIK VERSİN

85 milyonun bileklerine bir pranga gibi takıldı bu ucube rejim. Tek kişi, Sarayın başı, aldığı ipe sapa gelmez ekonomik kararlarla, vatandaşlarımızı eziyor. Saray hükümeti ülkemizde çalışanların yarısından fazlasını, asgari ücrete mahkum etti. Ondan sonra geçtiğimiz Aralık ayında artırdıkları asgari ücret, bu yılın ilk ayında, yani tek bir ayda, enflasyon karşısında eridi gitti, açlık sınırının altına düştü. Evladına bir parça et yedirebilmek için insanlar, gün doğmadan kuyruklara giriyor. Türkiye’de besiciyi bitirdiler. Marketlere getirdikleri zam yasağına rağmen, sütün litresi raflarda 30 liraya gidiyor. Hatta bazı markalarda 30 lirayı da aşmış, 40 liraya koşuyor. Normal bir yoğurdun kilosu 30 liradan başlıyor, 45-50 liraya kadar çıkıyor. Peynirin fiyatı etle yarışıyor. Bir kilo değil, kahvaltıya bir kalıp peynir alıyorsunuz, kasada 120 lirayı bırakıyorsunuz. Peynir ekmek bile bu iktidarın döneminde, Cumhur İttifakı’nın döneminde, saray rejiminde artık lüks oldu. Memurun avuntusu bir simit Ankara’da 7 liraya satılıyor. Bugün marketlerde zam yasağı da bitti. Önümüzdeki günlerde Allah hepimize kolaylık versin.

NEBATİ’NİN DEDİĞİ KEŞKE DOĞRU OLSA AMA KÜLLİYEN YANLIŞ

“Faiz sebep, enflasyon netice” safsatası peşinde koştular, enflasyonu azdırdılar. “Nassımıza uymaz” dedikleri faiz ödemeleri de katlandı. Faizciler ihya oldu. Sadece geçen yıl bütçeden, bir avuç faizciye ödedikleri para 19 milyar dolar. Devri Hükümetlerinde milletten alıp faiz lobilerine aktardıkları para, 532 milyar 529 milyon dolar. Vatandaşın kesesinden, faizcilerin kasasına boru döşediler. Her ay 2 milyar 219 milyon dolar, her Allah’ın günü 72 milyon 949 bin doları her saat 3 milyon 39 bin doları, milletin cebinden aldılar, faiz lobilerine verdiler. Şimdilerde Nebati Bakanları çıkmış, “Ödediğimiz faize bakmayın, Milli Gelire oranına bakın” diyor. Bakıyoruz. Milletin hazinesinin maliyesinin başına atadıkları, bakanın hesabıyla son bir yılda faiz harcamalarının milli gelire, bütçe harcamalarına ve vergi gelirlerine oranı ona göre güya azalmış. Keşke doğru olsa, ama külliyen yanlış…

FAİZ DEMEDİKLERİ FAİZİ EKLEYİNCE HESAP TERSE DÖNÜYOR

Bütçede görünen faiz harcamalarına, Kur Korumalı Mevduat hesaplarına, devletin hazinesinden ödediği, ama Saray’ın “Adına faiz demeden verdiği faizi” eklersek, Nebati Bakanın anlattığı hikaye tamamen yalan oluyor. Övünerek, “Önceki yıla göre düştü” dediği faizin; milli gelire oranı 0,5 puan artıyor, faizin bütçe harcamalarına oranı 2,4 puan artıyor, vergi gelirlerine oranı ise 1,6 puan artıyor.

BÖYLESİNE DEVLET HAZİNESİ DEĞİL, BAKKAL KASASI BİLE EMANET EDİLMEZ

Dahası da var. Nebati Bakan, rakamları eğip bükerken kantarın topuzunu bayağı bir kaçırmış. Milli Gelirin büyük kısmının, artık “faize değil yatırıma” gittiğini söylemiş. Güzel. Bizde bütçe okumayı biliyoruz, bütçeyi açıp bakıyoruz. 2022’de; yatırım harcamalarına giden para 276 milyar lira bütçeden. Faiz harcamaları ise kur korumalı mevduata verilen faiz hariç, 311 milyar lira. Şimdi Nebati bakanın bu hesabına göre 276 milyar lira, 311 milyar liradan daha büyük. Bu adam ya sayı saymayı bilmiyor, ya da kendi bütçesinden haberi yok. Böylesine, bırakın devlet Hazinesini, bakkal kasası emanet etmezler.

MADEM DOĞAL GAZDA FİYATLAR DÜŞÜYOR, SİZ DE DÜŞÜRÜN

Bir de Nebati Bakan, son bir röportaj vermiş dünyada gıda fiyatlarının, emtia fiyatlarının, konteyner fiyatlarının nasıl düştüğünü böyle allandıra ballandıra kalem kalem anlatmış. “Doğalgaz fiyatları da 700 dolar seviyesine inmiş durumda. Bütün bunlar, Türkiye’ye olan enflasyon baskısını hafifletti” diyor. Peki, Sayın Bakan, enflasyonu düşürmek için siz ne yapıyorsunuz? Dünyada düşen bu fiyatları milletimize yansıtmak için elinizi tutan mı var ne bekliyorsunuz? Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun dün grup toplantısında yaptığı çağrıyı buradan bir kere daha tekrarlıyoruz: Doğalgaz fiyatını, sadece sanayici ve elektrik üreticileri için değil, esnaf için, vatandaş için de düşürün. Hem de öyle yüzde 13, yüzde 18 değil. Dünyada doğalgaz fiyatları yüzde 80 düştü diyorsanız, siz de faturalarda buna göre bir indirim yapın. Kışın en çetin, en soğuk günleri geldi kapıya dayandı. Bu indirimi yapacaksanız şimdi yapacaksınız. Vatandaşımızı biraz olsun rahatlatın bu soğuk kış günlerinde.

KENDİNİ KEMAN SANAN ODUNA YAZIK

Nebati Bakan, sonunda kendi söyledikleriyle mest olmuş, Millet İttifakı’nın ekonomi kurmaylarına da akıl vermeye kalkmış… Ünlü bir yazar, “Kendini keman sanan oduna yazık…” diyor. Biz Nebati Bakan’ı da, onu o koltuğa oturtan sarayın kibirlisini de, çektirdiklerinin hesabını sandıkta sorması için, milletimize havale ediyoruz.

TÜRKİYE’NİN DAHA ÖNCE GÖRMEDİĞİ BİR BUHRAN

Saray Hükümetleri, ülkemize ve milletimize, hayatın her alanında, daha önce görülmemiş bir buhran dönemini yaşattı. “Daha önce görülmemiş bir buhran dönemi” derken, bunu lafın gelişi söylemiyorum. Tam da kelime anlamıyla söylüyorum. Türkiye, hayat pahalılığının bu kadar hızlı arttığı bir dönemi daha önce hiç yaşamadı. Merkez Bankası’na faiz indir talimatı verdiklerinde, faiz de, enflasyon da yüzde 19’du. Bir yıl içinde, faiz yüzde 9’a düştü ama makyajlı resmi enflasyon yüzde 83’e fırladı. Tabi milletimizin yaşadığı gerçek enflasyonun bundan çok daha farklı olduğunu biliyoruz. Yok daha yukarıda. Böylesine hızlı bir enflasyon artışı, tarihimizde “daha önce hiç görülmemişti.” Sarayın sözde modeline göre, milletimizin çektiği bu ıstıraba karşılık, ekonomide çok büyük kazanımlar bekleniyordu. Paramız tamam başta değer kaybedecekti ama ihracat artacaktı, dış ticaret açığı da kapanacaktı. Cari fazlayla büyüyen bir ekonomi olacaktık. Ülkenin döviz kasası dolacaktı. Döviz kurları önce düşmeye başlayacaktı, sonunda enflasyonda düşecekti. Ama olmadı… Dış ticaret açığı 110 milyar dolarla, tüm zamanların en kötü seviyesine yükseldi. Milli paramız pul oldu. Geçtiğimiz yıl Merkez Bankasının arka kapısından yapılan ve uzmanların en az 108 milyar dolar olarak hesapladığı döviz satışlarına rağmen, dolar kuru 18 lira 80 kuruş civarında.

TÜM TUŞLARA AYNI ANDA BASIYORLAR

Gömleğin ilk düğmesini yanlış ilikleyenler, şimdi panik içinde tüm tuşlara aynı anda basıyorlar. Dövize sıkıştılar, katlı kura geçtiler. Dövizini bozduran iş insanıysa ona primli kur, dövizini bozduran vatandaşa ona primsiz kur uygulamaya başladılar. Yetmedi aynı gün, Kur Korumalı Mevduatta faiz üst limitini kaldırdılar. Dövizde biriken basınca dayanacak halleri kalmadı, şimdi zorla tuttukları o faizin artışına razı oldular. Hem de limitsiz.

HERKES HEMFİKİR: BÖYLE BİR KRİZ DÖNEMİ GÖRÜLMEDİ

Türkiye ümitlerin, hayallerin yitirildiği, böylesine bir buhran dönemini, “Daha önce hiç yaşamamıştı.” Elinizi nereye değseniz, bin ah işitiyorsunuz. Aksaray’da çiftçi, 75 dönüm arazide şeker pancarı üretimini bırakmış… “72 yaşındayım, 15 yaşımdan beri çiftçilik yapıyorum ama hiç böyle bir dönem görmedim” diye feryat ediyor. Manisa Turgutlu’da esnaf: “80’li yıllarda zorluk vardı. Sene oldu 2023, çektiğimiz sıkıntılar 80’den beter. Böyle zor bir dönem görmedim” diyor. Tekirdağlı esnaf, “65 yaşındayım, ben böyle bir ortam görmedim. Ama bir şey söylesem langırt içerdeyim” diye halini anlatıyor. Ankara’nın Gölbaşı’nda bir başkası, “Buna sürekli oy verdik, mahvolduk. Tek adam rejimiyle olmuyor. Sabrımız kalmadı. 75 yaşındayım ben böyle bir dönem görmedim” diye dert yanıyor. 27 yıldır meslekte olduğunu söyleyen Niğdeli eczacı, zaman zaman bazı ilaçların bulunmadığını gördüğünü ama şu an rafların tamamen boşaldığını anlatıyor. O da yaşadığını, “Ben böyle bir dönem hiç görmedim” diye özetliyor.

SARAY’IN POTEMKİN KÖYLERİ

18. yüzyılda Rus General Potemkin’in, yokluk içindeki Kırım’ı ziyaret edecek Çariçesini memnun edebilmek için refah içinde görünen sahte köyler kurduğu rivayet edilir. Bugün Saray da seçim yaklaşırken sebebi olduğu eşi benzeri görülmemiş buhranı gizlemek için aynı “Potemkin Köyleri” gibi milletin önüne sahte mutluluk hikayelerini koyuyor. Ama midenin gurultusu Saray’ın kuru gürültüsünü bastırıyor. Millet, sesini duymayana, halini görmeyene tasdiknamesini vermek için gün sayıyor.

CUMHURBAŞKANI BİR DEFALIĞINA, YEDİ YIL İÇİN SEÇİLECEK

Şurası açık ve net: Milletimiz, Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılında, Millet İttifakı’yla yol yürümek için hazır. Biz de hazırız, çözümlerimiz de hazır. Millet İttifakı olarak, keyfi yönetim yerine, “Yepyeni ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” diyoruz. “Cumhurbaşkanı 7 yıl için ve sadece bir defa seçilecek, böylece tarafsızlığı güvence altına alınmış Cumhurbaşkanı 85 milyonun Cumhurbaşkanı olacak” diyoruz.

TAZMİNATA NEDEN OLAN HAKİM VE SAVCIYA RÜCU EDECEĞİZ

Millet İttifakı’nın iktidarında; siyasetin yargıya müdahalesinin önüne geçeceğiz. Hakimler ve Savcılar Kurulu’nu ikiye ayıracağız. Adalet Bakanı ve Müsteşarı, Hakimler Kurulu’nda yer almayacak. Görevini kötüye kullanarak, Anayasa Mahkemesi ve AİHM önünde hak ihlali kararına sebep olan hakim ve savcılara, bu ihlaller nedeniyle ortaya çıkan tazminatları rücu edeceğiz. Kamu yönetiminde liyakat esas olacak. Mülakatla yapılan eleme ve kayırmalara son vereceğiz. Hak eden, hak ettiği yere mutlaka gelecek.

MALVARLIKLARININ GERİ ALINMASI OFİSİ’Nİ KURACAĞIZ

Yolsuzluklarla mücadele, özel önem verdiğimiz bir başlık. İktidara geldiğimizde yurtdışına kaçırılan rüşveti yolsuzluk paralarını geri getirmek için “Malvarlıklarının Geri Alınması Ofisi’ni” mutlaka kuracağız. Tüyü bitmedik yetimin hakkını nereye kaçarsa kaçsın arayıp bulacağız. Pazarlık usulüyle yapılmış tüm ihaleleri, geriye doğru inceleyeceğiz. Yolsuzluk ve rüşvet suçlarında zaman aşımını kaldıracağız. Bu suçlar hiçbir surette af kapsamına alınmayacak. Siyasi Etik Yasasıyla, siyasette akraba, eş, dost, ahbap kayırma son bulacak.

ENFLASYONU 2 YILDA KALICI DÜŞÜK TEK HANEYE İNDİRECEĞİZ

Enflasyonu iki yıl içerisinde, kalıcı olarak düşük tek haneye indireceğiz. Hayat pahalılığı son bulacak. Beş yılın sonunda; dolar cinsinden kişi başına gelirimizi en az iki katına çıkaracağız. Beş milyon kişiye kaliteli iş imkanı vereceğiz. İşsizliği tek haneye indireceğiz. Kamuoyunda 128 milyar dolar olarak bilinen, bu yıl eklenen miktarlarla toplam 200 milyar doları aşan, Merkez Bankası’nın arka kapısından döviz satılması sürecinde yapılan tüm iş ve işlemleri idari ve hukuki olarak denetleyeceğiz. Hata, usulsüzlük, yolsuzluk ve kamu zararlarının takipçisi olacağız. Göreve gelir gelmez, Durum ve Hasar Tespit Komitesi’ni Stratejik Planlama Teşkilatı’nı kuracağız.

CUMHURBAŞKANLIĞINI ÇANKAYA’YA TAŞIYACAĞIZ

İsrafı bitireceğiz. Cumhurbaşkanlığını Çankaya Köşkü’ne taşıyacağız. Cumhurbaşkanına tahsisli Saray, köşk ve yalıları halkın kullanımına açacağız. Cumhurbaşkanlığı envanterindeki uçakları satıp yerine ülkemizin ihtiyacı olan orman yangını söndürme uçaklarını alacağız. Kamu görevlileri bugün gibi üçer beşer maaş almayacak. Ülkenin kaynaklarını Kanal İstanbul gibi rant projeleri yerine verimli yatırımlara aktaracağız. Kanal İstanbul’u göreve geldiğimiz gün iptal edeceğiz.

YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI YÖNETİM VE DENETİMİNİ KENDİSİ GERÇEKLEŞTİRECEK

Çalışanlar üzerindeki vergi ve sigorta prim yükünü indireceğiz. İşyeri kiralarında stopajı sıfırlayacağız. Yeşil dönüşüme ve dijital devrimi merkezine alan sürdürülebilir ve kapsayıcı bir kalkınma stratejisi uygulayacağız. Eğitim de köklü değişiklikler yapacağımız bir alan olacak. YÖK’ü kaldıracağız. Bunun yerine, yükseköğretim kurumlarının akademik, idari ve mali özerkliklerine müdahale etmeyecek, görevi yükseköğretimin planlanmasıyla ve yükseköğretim kurumları arasında koordinasyonla sınırlı bir kurul kuracağız. Yükseköğretim kurumları, yönetim ve denetimini, kendi öğretim üyeleri arasından seçimle oluşturdukları organlar eliyle gerçekleştirecekler.

ÇİFTÇİYE KANUNUN YAZDIĞI DESTEĞİ VERECEĞİZ

Tarımsal destekleri, kanunda yazdığı gibi milli gelirin en az yüzde 1’i olacak şekilde uygulayacağız. Temel tarım ürünlerinde taban fiyatlarını maliyet, kur, enflasyon ve çiftçilerimize insan onuruna yaraşır bir gelir sağlamayı dikkate alarak belirleyeceğiz. Tarımsal ürün alım fiyatlarını ekim öncesinde edeceğiz. Girdi desteklerini; çiftçi tarlasını sürmeden, süt sağılmadan, besi hayvanı kesime gitmeden önce vereceğiz.

SURİYELİLER ÜLKELERİNE GERİ DÖNECEK

Sakarya Tank Palet Fabrikasının tahsis işlemlerini iptal edeceğiz. Tek bir çocuğumuzun, tek bir vatandaşımızın bile yatağa aç girmemesini sağlayacağız. Geliri belli düzeyin altındaki ailelere gelirlerini, insan onuruna yaraşır yaşam sağlayacak seviyeye yükseltecek bir destek sağlayacağız. Destek, hanedeki kadının hesabına yatacak. Nitelikli sağlık hizmetlerinin herkes için erişilebilir ve adil olmasını sağlayacağız. Uyuşturucu satıcılarına yönelik cezaları en az 2 katına çıkaracağız. Göç, sığınmacı politikası çerçevesinde, Türkiye’ye bir “tampon ülke” muamelesi yapılmasına asla izin vermeyeceğiz. Geçici Koruma Altındaki Suriyelilerin mümkün olan en kısa sürede ülkelerine geri dönmelerini sağlayacağız.

EL ELE VERDİK

Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı, Millet İttifakı’nın adayı olacak. El ele verdik. Bozulan devlet yönetimini ahlak, erdem, bilgi ve adalet üzerine yeniden inşa edeceğiz. Biz hazırız. Milletimiz hazır.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alıyım.

Soru- Altılı Masa’nın yapılacağı 13 Şubat’ta aday belirlenecek mi? Tarih ve zaman kesinleşecek mi? Bir de aday açıklanmasında geç kalındı eleştirileri var. Nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Aday belirleme sürecinin başladığını zaten liderler son yaptıkları zirveden sonra kamuoyuna açıkladılar. Dolayısıyla, uygun görülen zamanda da aday açıklaması onların takdirinde… Uygun görülen zamanda yaparlar.

Soru- İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun aday olmasını istemediğini ve bunu üstü kapalı mesajlarla sürekli gündeme getirdiğine dair laflar dolaşıyor. Bugün de grup toplantısında “Kimse merak etmesin İYİ Parti burada” dedi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu İYİ Parti’ye rağmen aday olabilecek mi?

Faik ÖZTRAK- Kimse merak etmesin, CHP de burada, DEVA Partisi de burada, Demokrat Parti de burada, Gelecek Partisi de burada, İYİ Parti de burada, Saadet Partisi de burada… En önemlisi de millet burada. Millet İttifakı’nın adayına liderler karar verecek ve Millet İttifakı’nın adayı, Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı olacak.

Soru- DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Altılı Masa’nın Ortak Politikalar Mutabakat Metni için “Avrupa görecek, aferin Türkiye diyecek” ifadesini kullandı. Bu ifadeye ilişkin sizin bir yorumunuz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Az bile söylemiş. Ülkemizi demokrasiye, hukukun üstünlüğüne, ifade özgürlüğüne kavuşturmak amacıyla hazırladığımız bu program tüm dünyaya örnek olacaktır.

Soru- AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, muhalefetin açıkladığı Ortak Politikalar Mutabakat Metni için, “Kayyumu kaldıracağız, belediyelere özerklik vereceğiz diyerek HDP’ye selam veriyorlar. OHAL kararnamelerini iptal edeceğiz diye PKK ve FETÖ’cülere selam veriyorlar. F-35 projesine geri döneceğiz diyerek bilinçli ve sistematik Türkiye düşmanlığı yapanlara selam veriyorlar” dedi.

Millet İttifakı’nı “Milletin kazanımlarını yağmalamaya talipler” diye de eleştirdi.

Ayrıca CHP lideri Kılıçdaroğlu’na da “Madem Bay Kemal ifadesini çok sevdin, bundan sonra kullanacağın yeni sloganı da vereyim Bay Bay Kemal” diye seslendi. Erdoğan’ın açıklamalarını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Bir kere her şeyden önce şunu ifade edeyim. Biz milletimiz dışında kimseye selam vermeyiz.

Askerimizin başına çuval geçirildiğinde nota verin diyenlere ne notası müzik notası mı diyenlerin, teröristler karşısında Süleyman Şah Türbesini sırtlayıp vatan toprağından kaçıranların, ABD Başkanının aptal olma diye yazdığı mektubu yüzüne çarpamayanların, askerlerimizi şehit edenlerin kapısında hem de kronometre tutturarak bekletilenlerin bize kime selam vereceğimizi söylemek haddi değildir.

Biz milletin iradesine selam veririz. Siz dördünüz ne zaman bir araya geldiniz de milletin başına açtığınız dertlere deva olacak bir çözüm planı hazırladınız? Nerede sizin çözüm planınız? Bizimle laf yarıştırmayı bırakın. Hedef, politika, proje, program yarıştırın. On parmağınızda on kara bize sürmeye kalkıyorsunuz. Milletin parasını pul ettiniz, gelirini düşürdünüz, hayat pahalılığına ezdirdiniz, verdiğiniz hiçbir sözü tutmadınız. Esas milletin kazanımlarını yağmalayan sizsiniz. Bu beceriksiz, liyakatsiz kadrolara milletimiz yerli ve milli bir cevap mutlaka verecek. Kendi halini görmeyip gülene sandıkta güle güle diyecektir.

Soru- Anayasa Mahkemesi Başkanının görev süresi doluyor. Adaylardan biri olan İrfan Fidan’ın AYM üyeliğine uzanan süreci çok tartışılmıştı. Sizin bu konuya ilişkin bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Bu kişi önce Yargıtay üyesi yapıldı, sonra da Yargıtay’da tek bir dosyanın kapağını açmadan hülleyle Anayasa Mahkemesine atandı. Bir saray tetikçisinin Anayasa Mahkemesi Başkanlığına seçilmesi Anayasa Mahkemesini 85 milyonun hak ve özgürlüklerinin güvencesi olmaktan çıkarır Erdoğan’ın güvencesi haline getirir.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

Rusya Erdoğan’a Neyin Karşılığında Üfeliyor?

CHP Sözcüsü Öztrak, Nebati Bakan’ın bütçe rakamları üzerinden bir başarı hikayesi yazmaya çalıştığını belirterek, “Dışişleri Bakanı çıkmış, Rusya’dan alınan gazın fiyatının 3 kattan fazla arttığını söylüyor. Ama BOTAŞ’a bütçeden yapılan aktarımlar nedense geçtiğimiz Kasım ayından itibaren durmuş. Merkez Bankası’ndan BOTAŞ’a döviz satışları da Temmuz ayında birden bire sıfırlanmış. Rusya’dan alınan doğal gaz fiyatı üç kat artarken, 2021’den 2022’ye de dolar kuru yüzde 86 sıçrarken, BOTAŞ’ın bütçeden finansman ihtiyacı ne oldu da birden bire durdu? Rusya’ya gaz ödemeleri, domatesle yapılmaya başladı da haberimiz mi yok?” diye sordu.

Öztrak, Rusya’nın 20 milyar doları aşan gaz ödemelerini seçim sonrasına ötelemesi nedeniyle bütçe açığının düşük göründüğüne dikkat çekerek, “Bu ötelenen rakam 2022 ortalama kuruyla 331 milyar lira yapar. Bu 331 milyar ödenseydi, 2022’deki bütçe açığı da 450 milyar liraya çıkardı. Acaba başka neleri halının altına süpürdünüz? Durum ve hasar tespit komitemiz, seçimden sonra bunları birer birer ortaya çıkaracak” dedi.

“Tilkinin cilvesi, ayının ise üfelemesi sıcaktır” sözünü hatırlatan Öztrak, “Rusya neyin karşılığında, Erdoğan’a üfeleyip duruyor? Döviz rezervleri suyunu çekmişken seçim öncesi bu 20 milyar dolarlık kıyak neyin karşılığında yapıldı? Bunu sandık sonrasında öğreneceğiz, milletimize de açıklayacağız” ifadelerini kullandı.

CHP Sözcüsü Öztrak, seçim yaklaşırken Erdoğan’ın iş dünyasına üstü kapalı tehditler savurmaya başladığını belirterek, “Bu ülkede namusuyla çalışan, namusuyla yatırım yapan, iş ve istihdam sağlayan, ülkemize döviz kazandıran her iş insanının iktidarımızda başımızın üstünde yeri vardır. Ayrım yapmadan, senden benden demeden her türlü desteği vereceğiz” diye konuştu.

Eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş’in öldürülmesine de değinen Öztrak, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun taahhüdünü hatırlatarak, “Dört ay sonra iktidara geldiğimizde, Sinan Ateş’in katillerini adalet önüne çıkarmak için çalışmaya başlayacağız. Kurtlar sofrası kazanamayacak, Sinan Ateş unutulmayacak” dedi.

Saray Hükümetinin en büyük siyasi sermayesinin “sonsuz arsızlık” olduğunu kaydeden Öztrak, Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin “Erdoğan’a şapka çıkarın” açıklamasıyla ilgili, “Sıradan, vasat şahsiyetlerin, liyakatsizlerin bonkörce ödüllendirildiği, makam ve mevkilere getirildiği böylesine bir dönem, bu güzel ülkede daha önce hiç yaşanmamıştır. Herhalde dünya siyaset tarihinde bunun tek istisnası, Caligula’nın kendi atını Roma’ya konsül yapmasıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Son dönemde düğmeye basılmış gibi üst üste gelen batı kaynaklı makaleleri, İsveç’te Türk Büyükelçiliği’nin önünde Kuranı Kerim yakılması gibi olayları değerlendiren Öztrak, “Yaşanan olayın iğrençliği kadar, yapıldığı yer ve zamanlama da oldukça dikkat çekici. Bunun Türk kamuoyunu, özellikle provoke etmek için yapıldığı son derece açık. Bundan en çok nemalanacak adresler de belli. Her seçim öncesi artık mutat hale gelen bu senaryolar, Hükümetin değirmenine su taşımaktan başka bir işe yaramıyor” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündeminde dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Bugün MYK gündemimiz yine oldukça yoğundu. Devlet yönetimi liyakatsiz kadrolar elinde, çoklu organ yetmezliğiyle malul… İnsanlarımız ağır bir ekonomik buhranla boğuşuyor. Ülkemizin orta direği, işçisi, esnafı, memuru, emeklisi, tüm çalışanlar sıkıntıda. Ülkemizin dış politikası ise ağır ekonomik tablonun vesayeti altına girmiş durumda. Devletin döviz kasası Körfez şeyhlerinin, Rusya’nın himmetine muhtaç hale gelmiş. Altı parti, devlet yönetimindeki krizi bitirmek, milletimizi önce feraha çıkarmak, sonra da refaha kavuşturmak için bir araya geldi. İstişare ve uzlaşıyla, milletin sorunlarını çözecek, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi ülkemize getirecek, hakkı, hukuku, adaleti ülkemizde tesis edecek, kamu yönetiminde liyakati sağlayacak, ülkemizin küresel arenada yarışma gücünü artıracak, Türkiye’yi, zengin pazarlara yakın konumuyla, dünyada önemli bir üretim üssü haline getirecek, somut hedef, politika ve projeleri içeren ortak politikaları belirledi. 26 Ocak tarihinde liderler yapılan çalışmaları gözden geçirecek ve çalışmalara son şeklini verecekler. 30 Ocak tarihinde de, bu ucube yönetimin sebep olduğu, devlet yönetimindeki ve ekonomideki krizlerden ülkemizi hep beraber nasıl çıkaracaklarını tüm detaylarıyla, milletimizle paylaşacaklar. Bu çerçevede, 26 Ocak Liderler Zirvesi, 30 Ocak Lansmanı ile ilgili hazırlıkları da, Merkez Yönetim Kurulumuzda ele aldık.

TÜM CUMHURİYET HÜKÜMETLERİNİN KULLANDIĞI KAYNAĞIN 4 KATINI KULLANDI

“Kaçan namazın kazası olur. Ama kaçan fırsatların kazası olmaz.” Hele hele siyasette, kaçan fırsatların kazası hiç olmaz. Saray milletten yetki istedi, zaman istedi, kaynak istedi. Hiçbir hükümete verilmeyen yetki, zaman ve kaynaklar, bu kadrolara verildi. 2003’ten 2022’ye kadar, milletimiz; aşından, işinden, alın teri kazancından, Erdoğan Şahsım Hükümetlerine, 2 trilyon 538 milyar dolar vergi ödedi. Bunun üstüne Erdoğan; içeriden, dışarıdan 125 milyar dolar da borçlandı. Yetmedi birde milletin atadan deden kalan malını mülkünü de, 65 milyar dolara sattı. 20 yılda, 2 trilyon 725 milyar 482 milyon doları Erdoğan hükümetleri harcadı. Bu önceki tüm Cumhuriyet Hükümetlerinin kullandığı kaynağın tam dört katı. Önceki hükümetlerin kullandığı kaynağın dört katını çatır çatır yediler, bitirdiler.

3Y İLE MÜCADELE DEDİ, HEPSİNİ ARŞA ÇIKARDI

Peki, bu kadar parayı kullanan Erdoğan, milletimize verdiği sözleri tutabildi mi? “Yolsuzluklarla, Yoksullukla, Yasaklarla” mücadele sözü vererek iktidara geldiler. Yolsuzlukta ülkeyi arşa çıkardı. Ülkemizi, dünyanın en büyük rüşvet ve kara para aklama makinasına çevirdi. Yanlış ekonomi politikalarıyla, orta direği çökertti yoksulluğu hortlattı. Sebebi olduğu yolsuzluğun, yoksulluğun üstünü, yasaklarla örtmeye kalktı. Ülkemizin ufkunu, korkunç bir otokrasiyle kararttı. Menzili 2023 yılı olan, milletimize bir takım taahhütler verdi. Bu taahhütlerin menzili 2023 yılıydı. 2023’te, “Milli gelirimiz güya 2 trilyon dolar” olacaktı. Şimdi, bugün baktığımızda “Milli gelir ancak 867 milyar dolar olur” diyor. 2023’te, “Kişi başına gelirimiz 25 bin dolar” olacaktı. Şimdi, “10 bin 71 doları bulursan öp de başına koy” diyor. 2023’te ihracatımız 500 milyar dolar olacaktı. Şimdi “İhracat 265 milyar dolar anca olur” diyor. 2023’te “İşsizlik oranı yüzde 5” olacaktı. Şimdi, bunun tam iki katına, “Yüzde 10,4 işsizlik oranına bir razı olun” diyor.

HER ŞEYİ ALDILAR, ETİN KARNE HEDİYESİ OLDUĞU BİR ÜLKE YARATTILAR

Milletten parayı istediler, aldılar. Yetkiyi istediler, aldılar. 2010 ve 2017’de Anayasayı değiştirdiler. Ülkede ne bağımsız yargı, ne denge, ne de denetim bıraktılar. Taahhütleri; Türkiye’nin 2023’te, dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girmesiydi. Gerçekleştirdikleri; ilk 20’den düşme sınırına gelen, annelerinin çocuklarına ancak karne hediyesi olarak, et yedirebildiği bir Türkiye oldu. Türkiye’yi İkinci Dünya Savaşına sokmayan CHP’yi, savaş günlerinde “Karneyle et, ekmek dağıttı” diyerek, yıllarca suçlayanlar; Türkiye’yi, çocukların eti ancak karne hediyesi diye yiyebildiği, bir ülke haline getirdiler. Saray ve şürekâsının görmemek için gözlerini kapadıkları, duymamak için kulaklarını tıkadıkları, milletimizin hali bu…

AK PARTİ MYK’SINDA ZİYAFET VAR!

Ama sıra kendilerine gelince, 620 kilometre öteden, Balıkesir’den kendilerine aşçılar getirtip, MYK toplantılarında ziyafet çekmeyi biliyorlar. Millet, daha önce Saray’daki menü ortaya dökülünce, kornişona sarılı dana rozbifi, pataşur içinde Çerkez tavuğunu, ejder meyveli smoothieyi ilk kez duymuştu. Ama öyle anlaşılıyor ki, AK Parti Merkez Yürütme Kurulu menüsü, Saray menüsünden hiç de geri kalmıyor. Etli düğün çorbasının ardından, AK Parti yöneticileri 0,3 dizem erken hasat zeytinyağının tadımını yapmışlar. Mideler ısınıp yumuşayınca, Edremit sepet peyniri, Mihalıç peyniri ve koyun peyniriyle, ziyafete girişmişler. Ziyafet masasında da kuş sütü eksik… Çıkrıkçı ovası kerevizi, portakallı kereviz, Bostancı ovası lahanası, çam fıstıklı kuş üzümlü lahana sarması, Edremit ovası yer elmasından oluşan mezelerin tadına bir bakmışlar. Ana yemek olarak, Balıkesir kıvırcık kuzusundan kol tandır. Yanında, kozak çam fıstıklı bademli iç pilav… Ardından, Edremit’ten gelen koyun yoğurdu eşliğinde. Kuzu etli dövme keşkek. Üstüne meyveler, tatlılar, bir de baklavanın zeytinyağlısı. Erdoğan’ın manda yoğurtlu, kestane ballı mide rahatlatan formüllere neden ihtiyaç duyduğunu, bu menüyü görünce çok daha iyi anladık.

AÇ DOYAR, AÇGÖZLÜ DOYMAZ

Bugün emekçinin, emeklinin, esnafın kahvaltı sofrasına, beyaz peynir koymak bile lüks olduysa, üç kalem pirzola, okul çocuklarına karne hediyesi olduysa, bunun sebebi ülkeyi yönetenlerin, dinmek bilmeyen bu iştahıdır. Yöneticilerin ve mahdumlarının zenginleştiği bir ülkede, milletin evlatlarının üç kalem pirzolaya, karne hediyesi diyerek sevinmesi de, kaçınılmazdır. Çünkü aç doyar, açgözlü doymaz. Açgözlülerin olduğu yerde yolsuzluk, yolsuzluğun olduğu yerde yoksulluk azar. Bu dünyanın her yerinde böyledir. İş insanlarından istediği komisyonu alamayınca, evladına, “Bırak 10 milyon doları alma”, “Kucağımıza düşecekler” diyen; “Evdeki paraları sıfırla” talimatı veren Başbakanları, milletimiz kulağıyla duydu. İş dünyasını haraca bağlayan, siyasetin finansmanı için rüşvet havuzları kuran, böylesine çürümüş bir zihniyeti de gördü.

İŞ İNSANLARINA ÜSTÜ KAPALI TEHDİT

Bugün artık sözlerinin hiç bir ağırlığı kalmayanlar, siyasi sermayesini tüketenler, yaptıkları gün gibi açığa çıkanlar, dürüst iş insanlarımızı, beşli çetelerinin yanında saf tutmaya çağırıyor. Bu ülkenin Sanayi ve Ticaret Odalarına, üstü kapalı tehditler savurup, ayar vermeye kalkıyor. Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, bu ülkenin iliğini kemiğini sömürenlere “Beşli çete” dediği için, en güçlü tepki Sanayi ve Ticaret Odalarından gelmeliymiş. Sükûtun yerini, güçlü bir tepki almalıymış. “Bir ülkede namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o ülkeye kurtuluş yoktur.” Bize rahmetli İnönü’den miras kalan siyasi düstur, işte budur. Tüyü bitmedik yetim hakkını yiyenleri, beytülmale sinsice el uzatanları, çocuklarımızın rızkını haince çalanları, tek yüzükle siyasete girip, servetine servet katanları, Harun olma vadiyle iş başına gelip Karun olanları yargı önüne çıkarmak, tüyü bitmedik yetimin hesabının sorulmasını sağlamak, elbette boynumuzun borcudur.

NAMUSUYLA ÇALIŞANIN BAŞIMIZIN ÜSTÜNDE YERİ VAR

İşte bu nedenle, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu bugün hedeftedir. Saray ve yanaşmaları, Sarayın beslemeleri ve çeteleri, gizli ve açık tehditlerine, işte bu nedenle hız vermektedir. Kalın çizgilerle, bir kez daha altını çiziyoruz: Bu ülkede namusuyla çalışan, namusuyla yatırım yapan, iş ve istihdam sağlayan, ülkemize döviz kazandıran her iş insanının, iktidarımızda başımızın üstünde yeri vardır. Tüm iş insanlarımızın dünyayla yarışma gücüne kavuşması için ayrım yapmadan, senden, benden demeden, her türlü desteği vereceğiz. Helale haram karıştırmamış iş insanlarımızla, birlikte çalışacağız. Namusuyla iş yapmaya çalışan iş insanlarımız da, elbette kayırmacılıktan, yolsuzluktan rahatsız… Bunu en iyi biz biliyoruz. Yolsuzluklar onların ayağında da büyük bir pranga. Yolsuzluğun olduğu yerde, ekonomik özgürlükler tehlikededir. Kimse malından, mülkünden emin olamaz. Yolsuzlukların olduğu yerde ihaleler, en uygun, en ekonomik teklifi verene değil, en çok rüşveti verene gider. Yolsuzluğun olduğu yerde, kaynaklar etkin kullanılmaz, heba olur. Yolsuzluğun olduğu yerde, servet bir avuç elde toplanır. Gelir dağılımı daha da bozulur. Yolsuzluğun olduğu yerde, refahı artıran, kalıcı ve sürdürülebilir büyüme hiçbir zaman olmaz. Dürüst iş insanları, bu nedenle yolsuz rejimlerden sakınır, yolsuz rejimlerin olduğu ülkeye yatırım yapmak istemez.

KÖTÜ PARA, KÖTÜ SAHİPLERİNİ DE PEŞİNDEN GETİRDİ

Bugün küresel yarışta boşuna zemin kaybetmiyoruz. Küresel yolsuzluk algısındaki konumumuz, 2013’ten bu yana 43 basamak kötüleşerek, 180 ülke içinde 96. sıraya düştü. Aynı dönemde dünyada, ekonomik özgürlüklerdeki konumumuz, 38 sıra birden kötüleşerek, 177 ülke arasında 107. sıraya geriledik. 2022’nin ilk 11 ayında ülkemize gelen kaynağı bilinmeyen para, 22 milyar 341 milyon dolar. “Kötü para, iyi parayı kovdu.” Kötü sahiplerini de, peşinden ülkeye getirdi. Bugün memleketimiz mafyanın oyun alanına döndü. Her gün sokakta, büyüklü küçüklü uyuşturucu çeteleri, birbirleriyle çatışıyor. Çevre ülkelerin mafyaları artık Türkiye’de hesaplaşıyor. Azeri mafyası Antalya’da, Gürcü mafyası Trabzon’da birbirine sıkıyor. Sırp uyuşturucu çete lideri, diğer mafya üyelerini işkenceyle öldürüyor. Sarıyer’deki villasının bahçesinde cesetler aranıyor. Başka bir Sırp çete liderinin sahte isimle, İçişleri Bakanlığı’ndan ikamet izni aldığı ortaya çıkıyor. Karadağ mafyası Sırp mafyasını İstanbul’da infaz ediyor. Ta okyanus ötesinden, Avusturalya’dan gelen mafya üyeleri, İstanbul’da ikamet ediyor. Avusturalyalı uyuşturucu çete lideri İstanbul’da yakalanıyor. İstanbul, Yahya Kemal’in Orhan Veli’nin şiirlerinde anlattığı o güzel, o masum günlerin İstanbul’u değil artık. Nedim’in bakıp da “Bu şehr-i Stanbul ki bî-misl ü bahâdır bir sengine yekpâre acem mülkü fedadır” dediği, İstanbul’un sırtlarında, artık yabancı mafya liderlerinin anıt mezarları yükseliyor.

SİNAN ATEŞ UNUTULMAYACAK

Ülkemizde sadece uyuşturucu çetelerinin uluslararası mafyaların silahları patlamıyor. Siyasi cinayetler de, uyuşturucu çetelerine taşere ediliyor. Eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş, Başkentin ortasında güpegündüz infaz edildi. Ve Sinan Ateş’in kırkı çıkmadan, dava dosyasında tuhaf işler olmaya başladı. Davaya bakan savcı apar topar izne gönderildi. Yerine başka bir savcı getirildi. Sinan Ateş’in dayısı, “Savcının siyasi rengi bellidir, kabul etmiyoruz. Bizim evladımızın katili meclistedir” diye feryat ediyor. Ama mecliste bununla ilgili bir fezleke falan yok. Sinan Ateş’in akrabaları, Erdoğan’ın Bursa mitinginde, “Sinan Ateş” pankartları açıyor. Fotoroman İçişleri Bakanı polis marifetiyle, bu pankartları toplattırıyor. AK Partili Bülent Arınç çıkıyor: “Bir yorum yapmayı, çok şeyler bilsem de doğru bulmam. Çünkü birilerinin hedefi olmak istemem” diyor. Ama hedef olmaktan da kurtulamıyor. Erdoğan’ın küçük ortağından, AK Parti’nin kurucusuna, önceki Meclis Başkanına, Erdoğan hükümetlerinde Bakanlıklar yapmış, AK Partinin önde gelen bir ismine, hakaret dolu açıklamalar geliyor. Onlar kendi içlerinde neyin kavgasını yaparlarsa yapsınlar. Ortada bir gerçek var. Gencecik bir insan, Ankara’nın göbeğinde infaz edildi. İki küçük kız çocuğu da yetim kaldı. Bu kahpe cinayet, yapanın yanına kâr kalmaz. Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “Dört ay sonra iktidara geldiğimizde Sinan Ateş’in katillerini adalet önüne çıkarmak için çalışmaya başlayacağız. Kurtlar sofrası kazanamayacak, Sinan Ateş unutulmayacak.”  Sözleri milletimize açık bir taahhüttür.

UCUBE REJİM ASGARİ ÜCRETLİNİN MUTFAĞINDAN ÇALDI

Rahmetli Osman Bölükbaşı’nın dediği gibi; “Siyasetçilerin geçmişi, sözlerine kefil olmalı. Sözleri, ileride kendilerinden davacı olmamalıdır.” Daha birkaç yıl önce Erdoğan; “Biz geldiğimizde, asgari ücretle aldığın yumurtadan, aldığın sütten, aldığın peynirden, aldığın ekmekten bugün eğer daha az alıyorsan, bize oy verme” diye meydanlarda bağırıp, duruyordu. Bu ucube rejim elbisesini üzerine geçirdiğinde, yani 2018’in ortasında, asgari ücret 1.603 liraydı. Ve bu asgari ücretle o gün, 771 kilo kuru soğan alınıyordu. Bugün asgari ücreti 8 bin 506 liraya çıkardılar, ama Erdoğan giderken, bu asgari ücretle ancak 666 kilo soğan alınıyor. Ucube Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçildiğinde asgari ücretle; 172 kilo tavuk eti alınabiliyordu. Bugün ancak 150 kilo alınabiliyor. 198 kilo kuru fasulye alınıyordu, bugün ancak 189 kilo alınıyor. 341 kilo toz şeker alınıyordu, bugün ancak 303 kilo alınıyor. 193 kilo Ayçiçek yağı alınıyordu, bugün ancak 179 kilo alınıyor. Ucube Saray düzeni, asgari ücretlinin masasından her ay birer kilo beyaz peynir ve kaşar peynirini de çaldı.

EN BÜYÜK SİYASİ SERMAYELERİ SONSUZ ARSIZLIKLARI

Ama en büyük siyasi sermayeleri, sonsuz arsızlıkları bu kadroların… Milleti fakirleştirenler, milletin satın alma gücünü eritenler, ülkemizi tüketici enflasyonunda dünya altıncısı, üretici enflasyonunda dünya şampiyonu yapanlar, milletten özür dileyeceklerine, utanmadan bir de milletten alkış beklemeye başladılar. Erdoğan’ın Nebati Bakanı çıkmış, “Başarı hikâyesi yazdık” diyerek, adeta milletle alay ediyor. “Erdoğan’a şapka çıkarın” diye, patronuna yağ çekiyor. Bunu gören Sarayın vekilleri de yağ yakmada Bakan’dan geri kalmıyor. Tayyip Abisi’nin ayakkabısını yalamaya talip oluyor, yağcılığın zirvesini görüyoruz. Sıradan, vasat şahsiyetlerin, liyakatsizlerin bonkörce ödüllendirildiği, makam ve mevkilere getirildiği böylesine bir dönem, bu güzel ülkede daha önce hiç yaşanmamıştı. Herhalde dünya siyaset tarihinde de, bunun tek istisnası, Caligula’nın kendi atını, Roma’ya konsül yapmasıdır.

TEK KURUŞ ÇIKMAYACAK DEDİLER, MİLYARLAR UÇTU

Nebati Bakan 2021’in sonunda ne diyordu? “En kötü senaryoda bile, Hazineye KKM’den tek kuruş yük gelmeyecek.” Peki, Hazineye tek kuruş yük gelmeyecek dediği KKM’den, 2022’de Hazineye ne kadar yük geldi? Tam 92 milyar 538 milyon 964 bin lira… Merkez Bankası’nda saklananlarla beraber, milletin sırtına bindirilen yük 157 milyar liranın üzerinde… Normal bir ülkede böyle bir tablo karşısında tek kuruş yük gelmeyecek diyen bir Maliye Bakanı, koltuğunda bir dakika dahi oturamaz. Bizimkisi çıkmış şimdi alkış bekliyor. Boşuna söylemiyoruz. Bunların en büyük siyasi sermayeleri, sınırsız arsızlıkları… Nebati Bakan yavuz hırsız misali, ev sahibini bastırmaya uğraşıyor. “Çıkın bütçe rakamlarını konuşun, hani rakamlar gerçeği söylüyordu” diyerek, ahkâm kesiyor.

HALININ ALTINA SÜPÜRÜLENLERİ ORTAYA ÇIKARACAĞIZ

Beyefendi, sayenizde devletin rakamlarının namusuna bile gölge düştü. Milletin yaşadığı enflasyon yüzde 164. TÜİK’in tabelada gösterdiği enflasyon yüzde 64. Millet artık, “Bari günahlarımızı da TÜİK ölçsün” diye dalga geçiyor. Bütçe rakamlarının doğruluğundan da, artık hiç kimse emin değil. Dışişleri Bakanı çıkıyor, “Rusya’dan alınan gazın fiyatı 3 kattan fazla arttı” diyor. Ama BOTAŞ’a bütçeden yapılan aktarımlar, nedense geçtiğimiz Kasım ayından itibaren durmuş. Yine Merkez Bankasından BOTAŞ’a döviz satışları, Temmuz ayında her ne hikmetse birden bire sıfırlanmış. Şimdi Rusya’dan alınan doğalgaz fiyatı üç kat artarken, 2021’den 2022’ye de dolar kuru yüzde 86 sıçrarken, BOTAŞ’ın bütçeden finansman ihtiyacı nasıl oldu da birden bire durdu? Rusya’ya gaz ödemeleri, domatesle yapılmaya başladı da bizim haberimiz mi yok? Ne olduğu açık… Rusya gaz ödemelerini, anlaşılan seçim sonrasına öteledi. Gaz borcunun da 20 milyar doları bulduğu artık her yerde yazılıp çiziliyor. 24 milyar dolar diyenlerde var. Bu ötelenen rakam, 2022 ortalama kuruyla, 331 milyar lira yapar. Şimdi bu 331 milyar ödenseydi, 2022’deki bütçe açığı da o bakanın övündüğü gibi 119 milyar lira olmaz, 450 milyar liraya çıkardı. Şimdi ben buradan soruyorum. Acaba başka neleri halının altına süpürdünüz? Durum ve hasar tespit komitemiz, seçimden sonra bunları birer birer ortaya çıkaracak.

TİLKİNİN CİLVESİ, AYININ ÜFELEMESİ SICAKTIR

Anadolu’da bir laf vardır “Tilkinin cilvesi, ayının ise üfelemesi sıcaktır” derler. Rusya neyin karşılığında, Erdoğan’a üfeleyip duruyor? Döviz rezervleri suyunu çekmişken, seçim öncesi bu 20 milyar dolarlık kıyak neyin karşılığında yapılıyor? Bunu sandık geldikten sonra öğreneceğiz, milletimize de açıklayacağız. IMF’ye verilmeyen 5 milyar doların havasını yıllarca attılar. Tulumbada su bitince, 5 milyar dolar için, sağa sola el avuç açıyorlar. “Türkiye gibi savunmasız ülkeleri desteklemeyi sürdüreceğiz. Fırsat kolluyoruz” diyen, Suudi Finans Bakanının ülkemiz üzerinden caka satması da gerçekten bizim içimizi acıtıyor.

TEK BİR YERDEN DÜĞMEYE BASILMIŞ GİBİ BAŞLAYAN OLAYLAR

Seçim yaklaşırken, yurtdışında da ilginç olaylar, psikolojik harp taktiklerini andıran gelişmeler yaşanmaya başladı. İşte en son İsveç’teki alçakça olay… 2017’den bu yana çeşitli defalar kutsal kitabımızı yakan, faşist bir fanatik, bu sefer Büyükelçiliğimiz önünde, bir kez daha kutsal kitabımızı yaktı. Bu yapılan alçaklıktır; İslam düşmanlığıdır. Bu insanlık suçudur. Bu iğrenç olay, ifade özgürlüğü kılıfına falan sokulamaz. CHP olarak, bu rezaleti bir kez daha lanetliyoruz. Diğer taraftan olayın iğrençliği kadar, yapıldığı yer ve zamanlama da dikkat çekicidir. İsveç’in NATO üyeliği için, Türkiye’nin onayını beklediği bir dönemde, Türk Büyükelçiliği önünde, bu iğrenç olay gerçekleştiriliyor. Bu iğrenç provokasyon neden Suudi Büyükelçiliğinin önünde değil, İran Büyükelçiliğinin önünde değil, Pakistan Büyükelçiliğinin önünde değil de, Türkiye Büyükelçiliği önünde gerçekleştiriliyor? Bunun Türk kamuoyunu, özellikle provoke etmek için yapıldığı son derece açıktır. Bundan en çok nemalanacak adresler de belli. Diğer yandan batı medyasında da, tek bir yerden düğmeye basılmış gibi, birden bire, birbirine benzer makaleler yayımlanmaya başladı. Her seçim öncesi artık mutat hale gelen bu senaryolar, hükümetin değirmenine su taşımaktan başka bir işe yaramıyor.

YETER, SÖZ MİLLETİNDİR

Türkiye 2015’ten bu yana, ne adil, ne de serbest seçim yapabiliyor. İstanbul seçimlerinde yaşananlar ortada. Millet iradesine yargı eliyle darbe yapılmaya kalkışıldı. Ama milletimiz iradesine sahip çıktı. Sarayın kibirlisine döndü: “Yeter! Söz milletindir” dedi. Milletimiz şimdi aynı sözü, bu sefer tüm ülkede, tüm sandıklarda söylemeye hazırlanıyor. Sandık önüne geldiğinde; milletimiz ucube tek adam rejimine, “Artık Yeter!” diyecek. Yolsuzluklara, “Artık Yeter!” diyecek. Yoksulluğa, “Artık Yeter!” diyecek. Yasaklara, “Artık Yeter!” diyecek. Milleti unutanlara, “Artık Yeter!” diyecek. Harun olacağız derken, Karun olanlara, “Artık Yeter!” diyecek. Bir yüzükle siyasete başlayıp, servetine servet katanlara, “Artık Yeter!” diyecek. “Meclisi fesih yetkim yok” diyerek milletten oy toplayıp, şimdi “Yetkim var, 10 Martta yetkimi kullanacağım” diyenlere, “Artık yeter!” diyecek. Milletimiz, 20 yıllık Yalan ve Talana, “Artık Yeter!” diyecek. Artık; söz de, karar da milletimizindir. Milletimiz bunların yaptıklarını gördü, notlarını da verdi. İçeriden dışarıdan ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, bunların eline tasdiknamelerini verip evlerine gönderecek, mührü de bize Millet İttifakına verecek.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Şimdi sorularınız varsa alıyım.

Soru- Hem Akşener’den, hem de Gültekin Uysal’dan Cumhurbaşkanı adayı açıklama sürecine ilişkin öne çekilmesi talebi geldi ve Karamollaoğlu da adayla ilgili açıklamasında “30 Ocak’ta olmayacak ama önümüzde yapacağımız toplantıda böyle bir karar alınırsa o farklı o zaman açıklanabilir” dedi. Süreç öne çekilir mi? Aday beklenenden erken açıklanabilir mi?

Bir diğer sorum da; Gültekin Uysal, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu için kazanacak aday vurgusu yaptı. Nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi değerli arkadaşlar, ben CHP’nin Sözcüsüyüm. Sayın Genel Başkanlar görüşlerini ifade etmişler. Altılı masadaki liderlerin açıklamaları hakkında yorum yapmayı siyasi nezakete uygun bulmam. Diğer sorularınızın yanıtı ise 26 Ocak’ta yapılacak liderler zirvesi sonrasında açıklık kazanacak.

Soru- Cumhurbaşkanının üçüncü kez seçilmesine ilişkin anayasal ya da yasal bir engel olduğunu düşünüyor musunuz? Düşünüyorsanız YSK’ya ne zaman başvuru yapacaksınız?

Faik ÖZTRAK- Neyin ne olduğu bu anayasada yazıyor. Bu anayasayı yorumlamak da hukukçuların görevi… Seçime giderken biz milletin gündemini bu tartışmalarla işgal etmek istemiyoruz. Bu itirazları ülkenin hukukçuları tabi ki yapacaklardır. Ama biz seçim sathı mailinde milletin açlığı tartışılsın istiyoruz, yoksulluğu tartışılsın istiyoruz. Milletin nasıl refaha çıkarılacağı tartışılsın istiyoruz. Enflasyonu tek haneli rakamlara nasıl düşüreceğiz bunların tartışılmasını istiyoruz. Ülkemizi nasıl tüm dünyada biraz önce ifade ettim. Üretim üssü olarak tüm dünyanın üretim üssü olarak ortaya çıkmasını sağlayacağız. Bunun tartışılmasını istiyoruz.

Soru- İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun aksine tek bir Cumhurbaşkanı Yardımcısı olmasını istediği, o Cumhurbaşkanı Yardımcısının da parlamenter sisteme geçiş sürecine kadar fiili olarak Başbakanlık yapmasını önerdiği iddiaları var. Böyle bir öneriye CHP’nin bakış açısı nasıl olur?

Faik ÖZTRAK- Kimse boşuna heyecanlanmasın. Altı lider ülkemize demokrasiyi, hak, hukuk, adaleti getirmeye kararlıdır. Cumhuriyetimiz ikinci yüzyılında liderlerimizin önderliğinde dünyanın en mükemmel demokrasisiyle taçlanacaktır.

Teşekkür ediyorum.

Müzelik Olmuş Erdoğan’ı Hiç Kimse Kurtaramaz

CHP Sözcüsü Öztrak, İstanbul’da hazırlanan Erdoğan Müzesi’nin, Erdoğan’ın müzelik olduğunun ikrarı olduğunu belirterek, “Artık miadı dolmuş, müzelik olmuş Erdoğan’ı hiç kimse kurtaramaz. Ne psikolojik savaş aracı olarak kullanmaya kalktığı, SADAT gibi paramiliter artıklar, ne Pelikanlar, ne de Ebabiller. Korkunun ecele faydası yok. Korkuyorlar. Korktukça çirkinleşiyorlar. Ama unutmasınlar: Korku suçu, suç da cezayı getirir” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündeminde dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

PROGRAMIMIZI VE YOL HARİTAMIZI 30 OCAK’TA AÇIKLIYORUZ

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. İstikrar vaadiyle pazarlanan Ucube Şahsım Yönetim Sistemi, ülkemizde, milletimizde ne ağız tadı bıraktı, ne de istikrar… “Tek başımıza yöneteceğiz, çabuk karar alacağız” dediler, dünyanın en büyük ekonomileri liginde, ülkemizi ilk yirmiden, düşme sınırına getirdiler. Paramızı pul ettiler. Milletimizi hayat pahalılığına ezdirdiler. Parti devleti, devlette liyakati sıfırladı. İkbal peşindeki memurlar, devletin memuru gibi değil, partinin memuru gibi davranmaya başladı. Ülkemiz bu ucube rejimin liyakatsiz kadroları elinde, Narcos film setine döndü. Yirmi sene boyunca yönettikleri ülkede, açlığı, fakirliği hortlatanlar, ülkeyi bu hale düşüren kendileri değilmiş gibi şimdi çıktılar, on parmaklarında on kara bize sürmeye çabalıyorlar. Milletten utanmadan oy istiyorlar. Sorunların sebebi olanlar, sorunların çözümü olamazlar. Milletimiz bunların ne yaptığını gördü, notlarını verdi. Artık sandık vakti. Halkımız bu ucube rejimi sandığa gömmeye hazırlanıyor. Milletimiz sandıkları patlatacak, biz de milletimizin tertemiz oylarını, sonuna kadar koruyacağız. Biz hazırız. Kararlılıkla adım adım, stratejimize sadık kalarak, hem CHP hem de Altılı Masa, büyük bir disiplin içinde sandığa yürüyoruz. Baştan beri uyguladığımız programa uygun olarak, bu ay sonunda, milletimizi önce feraha çıkaracak, sonra da refaha ulaştıracak programımızı ve ülkemizi nasıl yöneteceğimize dair yol haritamızı açıklayacağız. Bugünkü toplantımızda tüm bu hazırlıkları, bir kez daha gözden geçirdik.

116 CBK’ NIN 78’İ DÜZELTME İÇİN

 “Bozuk olunca maya, ne ar tanır, ne hayâ” diyor, Hazreti Mevlana… Bu toprakların mayasına uymayan, ucube tek kişilik şahsım rejimi, ülke yönetiminde çoklu organ yetmezliğine sebep oldu. Ülkemizde, bu ucube rejim elinde, ne adli, ne iktisadi, ne siyasi, ne de idari istikrar kaldı. “Yok kanun! Yap kanun!” zihniyetiyle, “Ben yaptım, ben bozarım” anlayışıyla, ülkemizde hukuk, kural ve istikrar kalmadı. “Sınırsız bir hâkimiyet, kime ait olursa olsun, kim tarafından kullanılırsa kullanılsın, istibdat ve zulme götürür.” “Hızlı karar alacağız” diyerek, hükümetin başını, meclisin yasa yapma yetkisine ortak ettiler. Partili Cumhurbaşkanına tek başına ülkeyi yönetme yetkisi verdiler. Sınırsız bir güçle donattılar. Erdoğan, 2018 Temmuz’undan bu yana, 116 Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yayınladı. Ama bu 116 Kararnamenin 78 tanesi, kendi çıkardığı kararnamelerdeki, yanlışlıkları düzelten kararnameler oldu. 54 aydır, sınırsız yetkiyle ülkeyi yönetiyor. Neredeyse her ay iki kararname çıkarmış. Ve çıkarılan her iki kararnameden birisi, öncekini düzeltmek için çıkarılmış. Neden? Çünkü neyin doğru, neyin yanlış olduğuna, kurallar, yasalar değil, tek bir kişi karar veriyor.

85 MİLYON SARAYIN KEYFİNE GÖRE YAŞIYORUZ

Sabahları Erdoğan hangi tarafından kalktıysa, yardımcısına “yaz” diyor, 85 milyon vatandaş da, Sarayın keyfine göre yaşıyor. Erdoğan’ın Merkez Bankası’na çöktüğü günden bu yana; Merkez Bankası’nın kararları da, artık sarayda yazılıyor. Sabah bir kalkıyorsunuz, ihracatçılara, kazandıkları dövizin yüzde 25’ini bozdurma zorunluluğu getiriliyor. Bir başka sabah kalkıyorsunuz, döviz bozdurma zorunluluğunu yüzde 40’a çıkarıyor. Bir sabah, “Döviz tevdiat hesaplarını kapatın” diyerek, bankalara caydırıcı ve cezalandırıcı, birtakım düzenlemeler getiriyor. Ondan sonra bir başka sabahta, “Aynı bankalar yurtdışından dövizle borçlansın” diyerek, zorunlu karşılıkları sıfırlıyor. Bir sabah, “Liralaşacağız” diyerek, Kur Korumalı Mevduata olmadık teşvikler veriyor. Sonra bunun artık vatandaş tarafından buna itibar edilmediğini gördüğünde bir başka sabah, banka mevduatlarında bu sefer vadeyi uzatmaya karar veriyor, belirli bir vadenin üzerindeki Türk Lirası mevduatların, zorunlu karşılıklarını sıfırlıyor.

TÜM TUŞLARA AYNI ANDA BASIYOR

Izrar halinde tüm tuşlara aynı anda basıyor. Kuralların değil, kralın hüküm sürdüğü yerde; kararlar sürekli değişir. Dün yapılan, bugün bozulur. İstikrar biter, bugün olduğu gibi kaos çıkar. Binlerce yıl ötesinden seslenen Aristoteles, sanki bugünün Türkiye’sini görmüş de söylemiş; “Yönetimde adalet kuralla, kural ise yasayla sağlanır. Yasanın egemenliği bir tek kişinin egemenliğine yeğdir.” Kural hâkimiyetinin olmadığı yerde, ne hukuki istikrar kalır, ne öngörülebilirlik olur, ne de ekonomik istikrar kalır. Tıpkı bugün ülkemizde olduğu gibi… “Adalet, halkın ekmeğidir.” Küçülen ekmeğimizle, tabağımızdan eksilen aşımızla, biz bunu yaşayarak öğrendik. Tek bir kişinin inadı, “Faiz sebep, enflasyon netice” safsatası, ekonomimizi perişan etti. Son bir yılda, kuru soğan yüzde 315, limon yüzde 203, toz şeker yüzde 165, ıspanak yüzde 163, portakal yüzde 142, mandalina yüzde 127 zam gördü. TÜİK’in marketlerinde bile son bir yılda, süt yüzde 113, peynir yüzde 105, tereyağı yüzde 109 zamlandı.

KONUT FİYAT ENFLASYONUNDA DA ŞAMPİYON OLDUK

Bakarsanız dünyada gıda fiyatları düşüyor. Ama bizde şahlanmaya devam ediyor. Gıda enflasyonunda dünyada altıncı sıradayız. Konut fiyatları enflasyonunda da, şampiyonluğu kimselere kaptırmıyoruz. Son bir yılda, konut fiyatlarının en çok arttığı ülke Türkiye olmuş. Dünyada konut fiyatları ortalama yüzde 8 artarken, bizde yüzde 189 artmış. 20 katından fazla. Bu ucube rejim elinde milletimiz, çok ciddi bir gıda ve barınma kriziyle karşı karşıya… Ama millete bu yıkımı yaşatanların umurunda bile değil… gazeteler yazıyor Nebati Bakan’ın keyfi çok şükür yerindeymiş… Gözlerindeki meşhur ışıltı meğerse yeniden belirmiş. Tabi, Yörük sırtından kurban kesmeye alışmışsan böyle olur.

LOBİYE, YANDAŞA MİLLETİN KESESİNDEN 442 MİLYAR LİRA

Bugün 2022 bütçe sonuçları açıklandı. Saray’ın “Bir kuruş vermeden yaptık” dediği Dolar ve Avro cinsinden garantili projelere 2022’de tek bir yılda ödenen para 38 milyar lira. Nebati Bakanın “En kötü senaryoda bile Hazine’ye yük gelmiyor” dediği Kur Korumalı Mevduat için bu yıl bütçeden ödenen para, 93 milyar lira. Ben anlamıyorum bu kadar yalanı, bu kadar rahat nasıl söyleyebiliyorlar? Tabi harcanan para kendi paraları olmadığı zaman, paralar milletin cebinden çıktığı zaman böyle konuşabiliyorsunuz, böyle rahat olabiliyorsunuz. Keyfiniz yerinde oluyor. 2022’de, “Nas” dedikleri faiz için bütçeden ödedikleri para ise 311 milyar lira. Sadece bu üç kalemden, yandaş müteahhitlere, faiz lobilerine, milletin kesesinden aktardıkları para 442 milyar lira. Buna karşın bütçeden çiftçiyi desteklemek için 2022’de ödenen para sadece 39 milyar lira. Halkbank’tan esnafa verilen destek 9 milyar lira. Yatırımlara harcanan para 276 milyar lira… Bir avuç yandaşa, beslemeye, faiz lobilerine harcanan para, bütçeden yatırıma harcanan paranın tam iki katı… Millete veriyorlar talkını, beslemeleriyle birlikte yutuyorlar salkımı…

İNGİLİZ KRALI 8. HENRY GİBİ

Ucube rejim elinde, sadece hukuki ve ekonomik istikrar değil, siyasi ve idari istikrar da çok ciddi darbe aldı. Güya yönetimde istikrar olacaktı, ama değişen bakanların, TÜİK Başkanlarının, Merkez Bankası Başkanlarının haddi hesabı yok. “İngiliz Kralı Sekizinci Henry nasıl sürekli eş değiştirdiyse, Türkiye de öyle Merkez Bankası Başkanı değiştiriyor” diyor yabancılar. Ve ucube sistemle dalga geçiyorlar.

ERDOĞAN KARAR ALAMAYINCA KIBLEYİ ŞAŞIRDILAR

Bugün artık devlet yönetilmiyor, rüzgâra tutulmuş bir yaprak gibi savruluyor. Bir KPSS sınavını, bir rektör atamasını bile yapamaz haldeler. Yönetimdeki kargaşaya en son örnek, Emeklilikte Yaşa Takılanlarla ilgili düzenleme… İşe Erdoğan nasıl başladı, “Seçim kaybetsem de ben bu işte yokum” dedi. Sonra 2,5 milyon EYT’li bastırdı, seçime giderken bunu yapmak, kabullenmek zorunda kaldı. Ama Meclis’e hala bir düzenleme getiremedi. Erdoğan’ın bir Grup Başkanvekili “Benden tarih istemeyin” diyor. Erdoğan’ın Bakanı: “İlk aylıklar Şubat ya da Mart’ta olabilir” diye açıklama yapıyor. Erdoğan’ın bir başka Grup Başkanvekili çıkıyor, “Şubat ortasında biter diye ümit ediyorum” diyor. “Hızlı karar alacağız” diye getirdikleri sistemde, Erdoğan karar alamayınca, altındakiler de kıbleyi şaşırıyor. İnsanlar EYT çıkacak diye, askerlik, doğum borçlanmaları yaptılar. Birçoğu kredi çekti. Şimdi EYT’yi, seçime ayarlı şekilde ileriye doğru sallıyorlar. Buna sadece istikrarsızlık denmez, buna insafsızlık denir.

ALGI YÖNETMEKTEN ÜLKE YÖNETMEYE FIRSAT BULAMIYORLAR

Her işleri seçime ayarlı ama seçim tarihi için bile her kafadan ayrı bir ses çıkıyor. Saray, “Erken seçim yok, noktalı virgül değil, nokta” diye işe başladı. Ama şimdi, “Erken seçim değil ama erkene alabiliriz, malum mevsim şartları” diye kıvranmaya başladılar. Algı yönetmekten, ülke yönetmeye fırsat bulamıyorlar. Ne yaparlarsa yapsınlar, bundan sonra bu kibir abidelerine, bu liyakatsizlere, bu beceriksizlere her mevsim kış, milletimize de bahar.

ALTAY’IN PROTOTİPİNİ KORE MOTORUYLA YÜRÜTÜP ŞOV YAPMANIN PEŞİNDELER

Erdoğan hafta sonu Muğla’da çıktı, “Altay Tankı’nın teslimini yaptık” dedi. Peki, bundan ordumuzun haberi var mı? Oysa daha birkaç gün önce “Tankın Mayıs ayında teste çıkacağını, seri üretimin 2025’e kaldığını” açıklayan da yine kendisiydi. Çok laf yalansız, çok mal da haramsız olmazmış. Bunlarınki de bu hesap… Onun “teslim ettik” dediği, projesi 1995 yılında, prototipi 1997’de yapılan, 2004’de ordumuzun envantere giren “Fırtına Obüsleri”ydi. Altay Tankı projesi ise, tam bir yandaş kayırma, tam bir yabancıya peşkeş, tam bir yılan hikâyesi oldu. Ama dervişin fikri neyse zikri de odur. Anlaşılan tam da seçim öncesinde, yeni bir Altay Tankı palavrası hazırlığı var. Tıpkı bundan 5 yıl önce 14 Haziran 2018 tarihinde, bundan önceki Cumhurbaşkanlığı seçiminden tam 10 gün önce, Savunma Sanayii Başkanının; şu tweetiyle başlayan ve sonunda fos hikaye gibi… Ne diyor bu tweet; “BMC ile anlaştık. Milli tankımız Altay’ın milli motorunu ve güç grubunu geliştiriyoruz” diyor. Peki, kimlerle anlaşmış? Anlaşmanın hatıra fotoğrafına yakından bir bakalım. Yanında kim var? Saraya ilahi aşkla bağlı iş insanı Ethem Sancak… o dönem böyle diyordu. Aynı Savunma Sanayi Başkanı… Bu sefer 9 Kasım 2018 tarihinde, sosyal medya hesabından şu duyuruyu yapıyor: “Altay Tankı’nın seri üretim sözleşmesini imzaladık. İlk tankı 18 ay sonra Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na teslim edeceğiz.” Şimdi bu hesaba göre 2020’nin Mayıs ayında yani bundan tam 3 yıl önce ilk tankın ordumuza teslimi gerekiyordu. 2020’nin Mayısı geçti, 2021’in Mayısı geçti, 2022’nin Mayısı da geçti… 2023’ün Ocak ayındayız. Tank nerede? Tank ortada yok. Milli motor nerede? Milli motorda ortada yok. Ethem Sancak nerede? Ethem Sancak’ta başka partide yok. Bu arada Katar ortaklı BMC hisseleri, Sancak’tan alındı. Başka bir yandaş havuzcuya verildi. Anlaşılan şimdi yine seçim öncesinde, Kore’den iki, üç tane göstermelik motor getirip, Altay Tankının prototiplerini yürütüp, şov yapmaya hazırlanıyorlar. Zannediyorlar ki, aziz milletimizin gözünü bir kez daha boyarız. Bu iş öyle çocuk oyuncağı değil… Türkiye’nin etrafı ateş çemberi… Sınırlarımızda bu milli tanklara, her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Siz önce bir çıkın, her şeyin hızlı olacağını söylediğiniz bu ucube sistemde, bu gecikmenin hesabını aziz milletimize bir verin.

ADLİYEYE, ASKERİYEYE VE CAMİYE SİYASET KARIŞMAMALI

Ne yazık ki bu kirli ve çürük düzenin mümessilleri, ellerini değdikleri her şeyi kirlettiler. AK Parti Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı sıfatıyla çıkmış, Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’na, ağzına geleni söylüyor. Şanlı ordumuzun komuta kademesine oturttukları da, Erdoğan’ı alkışlıyor, onunla beraber siyaset yapıyor. Ordumuz milletin ordusudur. Kışlaya siyaset sokmanın bedeli, her zaman çok ağır olmuştur. 15 Temmuzun acıları daha unutulmamıştır. En yakın hadise bu. Erdoğan’ın “Bu hasret bitsin, dön artık!” dedikleriyle beraber, atadığı apoletlilerin darbe teşebbüsünü, beyefendi özel uçağının konforunu yaşayarak havada turlarken, milletimiz canı pahasına önlemiştir. Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, “Adliyeye, askeriyeye ve camiye siyaset karışmamalı” diye, boşuna söylemiyor. Ama bu ucube rejim, kamu görevlisiyle parti görevlisi arasında fark bırakmadı.

MEMURLAR HÜKÜMETİN DEĞİL, DEVLETİN MEMURUDUR

Normal bir demokraside böyle bir görüntü olabilir mi? Olamaz. İşte Avustralya’da yaşananlar… Milli Savunma Bakanı bir toplantı yapıyor. Toplantının bir yerinde, basın, bakana politik sorular sormaya başlayınca, oradaki en yüksek rütbeli asker, bakanın yanına gidiyor. “Arkada bulunan subaylar, kenara çekilebilir mi” diye soruyor. Ve askerler siyasete dekor olmamak için, sahneyi terk ediyor. İşte yönetimde sivilleşme budur. Vesayete karşı olmak da budur. Ama bizde Erdoğan, muhalefete olmayacak sözler söylerken, siyaset yaparken, komutanlar alkış tutuyor. Muğla Valiliği’nin sosyal medya hesabından, AK Parti Genel Başkanının miting videoları yayınlanıyor. Bunlar tam bir parti devleti görüntüsüdür. Güvenlik güçlerini yanına alan bir siyasetçinin, milletin, muhalefetin üzerinde vesayet kurma girişimidir. Bu tabloyu biz de hazmedemeyiz, milletimiz de hazmedemez. Herkes şunu bilsin; memurlar hükümetin değil, devletin memurudur. Hükümetler geçicidir, devlet kalıcıdır. Erdoğan da bu seçimde gidicidir. Onun dünyalığı için, hiçbir devlet memuru kendi ahiretini yakmasın…

KAYNAĞI BELİRSİZ 52 MİLYAR DOLAR

Adalet güneşinin solduğu yerde, suçluların gölgesi uzun olur. Bu ucube rejim, güzelim memleketimizi NARCOS setine çevirdi. Şu son bir haftada yaşadığımız olaylara bir bakın: Bulgaristan’dan Türkiye’ye planör uçaklarla uyuşturucu paketleri atılıyor. Ankara’da 5 Afgan’ı katleden, sonra elini kolunu sallayarak İran’a, oradan da Afganistan’a kaçan zanlı, Afganistan’da yakalanıyor. Meselenin Afganistan’la Türkiye arasındaki, para trafiği olduğu anlaşılıyor. İki uyuşturucu çetesi, Haliç’te köprü üzerinde çatışıyor. Bir kişi ölüyor. Olay yerinde 41 boş kovan bulunuyor. Ucube Şahsım rejimi elinde Türkiye, uluslararası mafyanın asri mezarlığına döndü. İşte bugün de Trabzon’da, Gürcü Mafya mensuplarından bir tanesi infaz edildi. Tüm bu kirli ilişkiler, ülkemizi kirli paranın aklandığı, koskoca bir çamaşır makinesine çevirdi. Geçtiğimiz yılın ilk 11 ayında, ülkeye giren kaynağı belirsiz para 22 milyar doları aştı. 2011’den sonra, ülkeye bu şekilde giren para, 52 milyar dolara ulaştı.

BAŞ TROLCÜ ERDOĞAN’IN TA KENDİSİ

Bu ucube rejim, trolden bakan, bakandan da trol yaptı. Geçen hafta Grup Başkanvekilimiz, önemli bir dosya açıkladı. Organize suçla mücadele etmesi gereken İçişleri Bakanı, Bakanlığının imkânlarını kullanarak, 8 bin kişilik bir trol örgütü kurdurmuş. Bu çeteyi de kendi siyasi ikbali için kullanmaktaymış. Halkı kin ve düşmanlığa sevk eden bu organize suç örgütüne de, “Ebabil Harekâtı” demişler. Yani her zaman olduğu gibi din bezirgânlığını da ihmal etmemişler. Kuş beyinli yanaşmalar, sosyal medya üzerinden milletin üstüne Akbabalar misali çökmüş. Bu trol örgütünü yöneten de bir Bakan danışmanı. Hem de emniyet ihalelerinden ciddi şekilde parsa toplayan bir bakan danışmanı. Emniyetin, Jandarmanın resmi twitter hesaplarının yönetimi, anlaşılan bu danışmanın cep telefonundan yapılıyor. Bakan danışmanı, Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’na, bu resmi hesaplardan cevap yetiştiriyormuş. Ne emniyet, ne de jandarmadan şu ana kadar, bu konuda tek bir ses çıkmadı. “Kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütülür” diyor Anayasamızın 128. maddesi. Devlet imkânlarını kullanarak trol çetesi kurmak, devletin resmi işlerini özel danışmanına yaptırmak, anayasamıza, kanunlarımıza göre suçtur. Bunu yapan atama İçişleri Bakanı, derhal o görevden affını istemeli ya da Hükümetin başı bunu azletmelidir. Ama biliyoruz ki, burası Türkiye. Gücünü trol ordularından alan Baş trolcü de, Erdoğan’ın ta kendisi. Orman yangınını söndürmek için bile Erdoğan’dan talimat bekleyen atama bakanlar 8 bin trolü işe alırken, herhalde tek başlarına hareket etmemişlerdir.

ERDOĞAN MÜZESİ İÇİN ÇORBADA BİZİM DE TUZUMUZ OLSUN

Artık bu ucube rejim metal yorgunudur. Miadı dolmuştur. Son kullanma tarihi geçmiştir. Öyle görünüyor ki, artık bunu kendileri de idrak etmişler, Kasımpaşa’da, bir Erdoğan Müzesi hazırlıyorlarmış. Artık müzelik olduklarını, kendileri de kabul etmişler. Biz, bu müzede nelerin sergilenmesi gerektiğine dair, kısa bir öneri listesi oluşturduk. Bu müzede seçim kazanmak için meydanlarda okuttuğu, terörist başının mektubu mutlaka olmalı. Yanında da, Trump’ın yüzüne çarpamadığı, kendisine “Aptal olma” diyen, hakaret eden, mektubun bir kopyası konmalı. Eski ortağı Hoca efendisiyle beraber ıslandıkları yağmurdan, birkaç damla numune, gözyaşı şişesi içerisinde bir köşede yer almalı. Süleyman Şah türbesini kaçırırken terk ettikleri vatan toprağından, bir avuç mutlaka burada bulunmalı. Kremlin sarayında, Putin’in kapısında kaç dakika bekletildiğini saymak için, Rus devlet televizyonunun kullandığı kronometre, bir köşeye konmalı. Paraları sıfırlama talimatını içeren, 17-25 ses kayıtları müzede yankılanmalı. Ayrıca kulaklıkla, üç ayrı dilde tercümesi yapılmalı. Bu yapılmalı ki dünya âlem, Erdoğan’dan ibret alsın. Yine, bakan çocuklarının evinde çıkan, para sayma makineleri, çelik kasalar, dolar dolu ayakkabı kutuları bu müzede mutlaka yer almalı. Cari açığımızı kapatıyor diye ödül verdikleri Reza Zarrab’ın balmumu bir heykelini de bir köşeye koymayı unutmamalılar. Hadi çorbada bizim de tuzumuz olsun. İsterlerse, Mansur Başkan’dan rica ederiz, 800 milyon doları aşan maliyetiyle, bir israf anıtı olan Ankapark’taki dinozorları da, bu müzeye gönderebiliriz. En azından gelecek kuşaklar bu dinozorlara bakar da, bu ülkeyi nasıl “yönetmemek” gerektiğini, gözleriyle görürler ders alırlar.

SADAT GİBİ PARAMİLİTER ARTIKLAR

Artık miadı dolmuş, müzelik olmuş Erdoğan’ı hiç kimse kurtaramaz. Ne psikolojik savaş aracı olarak kullanmaya kalktığı, SADAT gibi paramiliter artıklar, ne Pelikanlar, ne de Ebabiller. Korkunun ecele faydası yok. Korkuyorlar. Korktukça çirkinleşiyorlar. Ama unutmasınlar: “Korku suçu, suç da cezayı getirir.”

ÖNÜMÜZDEKİ SEÇİM SIRADAN BİR SEÇİM DEĞİL

Hayat yaptığımız seçimlerden ibarettir. Bu seçimde nasıl bir hayata sahip olacağımıza, nasıl bir Türkiye istediğimize, hep beraber karar vereceğiz. 2023’te yapacağımız seçim, sıradan bir seçim değildir. Bu seçim; “Söz de, yetki de sadece benimdir” diyen, otokrat bir zihniyetle, “Söz de, yetki de milletindir” diyen, demokrat bir zihniyet arasındadır. Bu seçim; “Dediğim dedik, söylediğim buyruk” diyenlerle, “İstişareye, müzakereye değer verenler” arasındadır. Bu seçim; “Saraya sadakat” diyenlerle, “Devlette liyakat” diyenler arasındadır. Bu seçim; “Doların yeşilini” sevenlerle, “Doğanın yeşilini” sevenler arasındadır. Bu seçim; milletin ufkunu karartanlarla, milletin ufkunu aydınlatanlar arasındadır. Bu seçim; “Rant ve talan” diyenlerle, “Helalinden kazanç” diyenler arasındadır.

MİLLETİMİZ BU TEKERE ÇOMAĞI SOKACAK

Hak hiçbir zaman yerde kalmaz. Haramın temeli olmaz. Yalan, talan ve haram üzerine kurulu, bu ucube şahsım rejiminin tekeri, artık daha fazla dönmez. Bu tekere çomağı milletimiz sandıkta sokacaktır. “Kader, gayrete âşıktır.” Ceberut bir yönetimi sandıkta göndermek için, biz büyük bir gayret sarf ediyoruz. Adaleti korumak, hakkı korumaktır. Hakkı korumak, halkı korumaktır. Biz hakkı ve halkımızı korumak için büyük bir aşkla çalışıyoruz. Gayretle ve aşkla çalışırken de en büyük rehberimiz; “Umutsuz durumlar yoktur. Umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umutsuz olmadım” diyen, Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, azmi ve kararlılığıdır.

BİZ HAZIRIZ, MİLLETİMİZ HAZIR

30 Ocak tarihinde, altı siyasi partimizin ortak mutfağından çıkan, Ortak Politikalar Metnini ve Parlamenter Sisteme Geçişin Yol Haritasını halkımıza açıklayacağız. Ülkemizin elbette çok büyük sorunları var. Ama biz bu sorunları aşacak programa, liyakatli kadrolara sahibiz. Altı partinin lideri, ne yapılacağını, nasıl yapılacağını, kimlerle yapılacağını çok iyi biliyorlar. Bizler kararlıyız. İkinci yüzyılında, Cumhuriyetimizi, Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sistemle taçlandırmaya kararlıyız. Milletimize, hak ettiği özgürlükçü, demokratik yönetimi sunacağız. Millete kör kuruşun hesabını veren, liyakate dayalı kamu yönetimini mutlaka inşa edeceğiz. Üreteceğiz, kazanacağız, zenginliği hakça paylaşacağız. Milletimizin hiçbir ferdini geride bırakmayacağız. Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesilleri bilimle, teknolojiyle, dijital devrimle buluşturacağız. “Yurtta sulh, cihanda sulh” diyeceğiz, komşularımızla ve tüm dünyayla barış içinde yaşayacağız. Türkiye’miz dostluğu aranan, hasımlığından sakınılan büyük bir ülke olacak. Biz hazırız. Görüyoruz milletimiz de hazır.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

Soru- HDP’nin kapatılması durumunda DEVA Partisi’nin çatısı altında seçime gireceğine dair iddialar var. Sizin bu iddialara ilişkin yorumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Arkadaşlar ben CHP’nin Sözcüsüyüm. Bu soruyu bana değil, DEVA Partisinin yetkililerine soracaksınız.

Soru- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TSK komuta kademesinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı alkışlamasını eleştirdi. Bunun ardından Sayın Kılıçdaroğlu’na yönelik bazı protesto eylemleri de yapıldı. Siz bu eylemleri nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Kışlaya siyasetin bulaşmaması konusundaki uyarımız, ki konuşmamda da tekrar ettim. Kamuoyundan çok büyük destek aldı. Bu konuda partimize çok sayıda olumlu dönüş var. Zaten Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu bu uyarıları Yenikapı’daki mitingde de dile getirmişti. Bundan sonra camiye, kışlaya, adliyeye siyaset karışmasın demişti. Anlattım kışlaya siyaset karışınca ne yaşandığını. 15 Temmuz’da gördük.

Soru- AK Partinin sunduğu başörtüsü ve aileye dair anayasa teklifi değişikliği Perşembe günü mecliste ele alınacak. Muhalefet olarak yeni bir teklif sunulacağı da açıklanmıştı. Bu teklif hazırlandı mı? Hazırlanmadıysa CHP’nin mevcut AK Parti teklifine dair tutumu nedir?

Faik ÖZTRAK- 5 Ocak’ta altı partinin Genel Başkanlarının yaptıkları ortak açıklama son derece nettir. Liderler iktidarı eğer samimiysen muhalefetten gelecek önerilere önyargısız yaklaş çağrısında bulunmuşlardır. Şimdi başörtüsüne gollük pas diyen Erdoğan’ın bu meseleyi çözme konusunda ne kadar samimi olduğunu bu süreçte hep beraber göreceğiz. Teşekkür ediyorum.

Önümüzdeki Seçimde Parti Devletiyle Yarışacağız

CHP Sözcüsü Öztrak, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı imkânlarıyla seçim propagandasına başladığını belirterek, “Partili Cumhurbaşkanı bugün muhalefete olmayacak laflar ederken, Genel Kurmay Başkanı, partili Cumhurbaşkanına alkış tutuyor. Parti devleti budur. Önümüzdeki seçim sürecinde, parti devletiyle hangi şartlarda yarışacağımızın örnekleri artık bir bir ortaya dökülüyor” diye konuştu.

Erdoğan’ın “Pi-Pi-Pi” olarak ifade ettiği ve “Bütçeden tek kuruş çıkmadan yaptık” dediği Kamu-Özel İşbirliği projelerinin garantileri için 2022’de 2 milyar 195 milyon dolar ödendiğini kaydeden Öztrak, “Altı yılda bu projeleri yapan yandaşlara, milletin bütçesinden ödenen para ise 12 milyar dolar. Bu ödenen paralar, dört tane Yavuz Sultan Selim Köprüsü ya da 10 tane Avrasya Tüneli yapar. Veya Osmangazi Köprüsü dâhil, koskoca İstanbul-İzmir Otoyolu’nu yapar, üstüne de cebimize para kalır” ifadelerini kullandı.

Sözde yerlilik, millilik laflarını ağızlarından düşürmeyenlerin, bu projelerin garantilerini döviz cinsinden verdiğini anımsatan Öztrak, Erdoğan’ın hafta sonunda yaptığı “Müteahhitlere hesap soramazsınız, sıkar…” açıklamasıyla ilgili şunları söyledi:

“Erdoğan kimin Cumhurbaşkanı? Türkiye Cumhuriyetinin mi? Havuz müteahhitlerinin mi? Kimden taraf? Bu telaş neyin nesi? Neyin karın ağrısı? Çiğ yemeyenin karnı ağrımaz. Şeriatın kestiği parmak da acımaz. Biz iş başına gelir gelmez, kuracağımız Durum ve Hasar Tespit Komisyonu eliyle, tüm bu ‘Pi-Pi-Pi’ ihalelerini ciddi bir denetimden geçireceğiz. Yapılan sözleşmelere, sözleşme değişikliklerine bakacağız. Çiğ yiyen varsa, merak buyurmasın, hesabını adalet sorar.”

Geçen yıl 169 milyar lira nakit açığı veren Hazine’nin bunun karşılığında 437 milyar lira borçlanmaya gittiğine dikkat çeken Öztrak, “Hazine nakit açığı ile Hazine kasasına atılan para arasında 330 milyar lira fark var. Merkez Bankası’nda Hazine hesaplarında tutulan para ise 153 milyar lira. Aradaki 180 milyar liraya yakın para nerede? Anlaşılan vatandaşa değil de, yine arka kapıdan yandaşlara kamu bankaları eliyle kredi pompalanıyor” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün MYK gündemine ilişkin düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Bugün toplantımızda; devlet yönetiminin, toplumumuzun ve ekonomimizin çökertilen direklerini yeniden en güçlü şekilde, nasıl ayağa kaldıracağımızı değerlendirdik. Bu çerçevede; seçime giderken, hükümetin Belediye Başkanlarımıza yönelik komplolarını, milli iradeyi hiçe sayan pervasızlıklarını, buna karşı verilecek mücadeleyi de ele aldık. Türkiye’mizi önce feraha, sonra da refaha kavuşturacak adımları ve Altılı Masada yürütülen çalışmaları konuştuk. Altı Partinin Sayın Genel Başkanlarının, 30 Ocak 2023 tarihinde, kamuoyuyla paylaşacakları, Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sisteme Geçiş Yol Haritasına ve Ortak Politikalar Mutabakat Metnine ilişkin süreç de gündem maddelerimizin arasındaydı. Otoriter, halktan kopuk yönetim anlayışını sandıkta değiştirmek, Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılını, gerçek bir demokrasiyle taçlandırmak bakımından, bu sürecin önemini, Merkez Yönetim Kurulumuzda bir kere daha teyit ettik.

KONTROLSÜZ GÜÇ, GÜÇ DEĞİL YIKIMDIR

Kontrolsüz güç, güç değildir. Kontrolsüz güç yıkımdır, kontrolsüz güç kargaşadır, kontrolsüz güç istikrarsızlıktır. Türkiye tüm bu hakikatleri, 2014’ten bu yana yaşayarak tecrübe etmiştir. Türkiye’nin son normal seçimi, 7 Haziran 2015 seçimleri oldu. Seçime giderken; “400 milletvekilini verin, bu iş huzur içinde çözülsün” diyenler, milletten o gün istediğini alamayınca, memlekette ne huzur bıraktı, ne de istikrar… O gün bugündür, ülkemizde krizler, kaoslar eksik olmadı. Her kriz, her kaos, Erdoğan Şahsım rejiminin inşası için lütuf kabul edildi. 1 Kasım 2015 seçimlerine, patlayan silahların ve bombaların gölgesinde gidildi.

AYNI MAKLUBEYİ AVUÇLADILAR

Ardından, 15 Temmuz 2016 hain darbe girişimi geldi. Erdoğan’la aynı yollarda yürüyüp, aynı yağmurda ıslanan, aynı maklubeyi avuçlayanlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombaladı. Erdoğan bu bombaları da “Allah’ın lütfu” kabul etti, ilan ettiği OHAL’le, ucube yönetim sisteminin ön provasını yaptı. OHAL şartlarında ülkeyi götürdüğü Nisan 2017 referandumu, Yüksek Seçim Kurulu destekli mühürsüz oy pusulalarıyla, ucube rejime giden yolun taşlarını döşedi. Ucube Şahsım Yönetim Sistemine, 2018’de işte böyle geçildi. 2019 Mahalli İdare Seçimlerinde ise, demokrasimize, doğrudan Yüksek Seçim Kurulu eliyle darbe vuruldu. Tüm yetkileri tek bir kişide toplayan, istişare ve devlet aklını yok eden, yönetimde denge ve denetimi bitiren, liyakat yerine sadakati öne çıkaran bu ucube sistem; devlette yönetim krizini daha da derinleştirdi.

PİYASALARA KELEPÇE VURDULAR

Sadece devlette yönetim krizleri değil, Saray mamulü ekonomik krizlerin de, ardı arkası kesilmedi. Kuralsızlık, hesapsızlık devlet yönetiminden, ekonomi yönetimine sirayet etti. Merkez Bankası’nın 128 milyar doları, hesapsız, kitapsız arka kapı operasyonlarıyla satıldı. “Ben ekonomistim” diye böbürlenen, Sarayın kibirlisi, kimseyle istişare etmeden, kimseye danışmadan, “Faiz sebep, enflasyon sonuç” safsatasıyla, 85 milyonun geleceğini kararttı. İşler kontrolden çıkınca, kontrolsüz güç isteyenler, para, sermaye, döviz ve kredi piyasalarına kelepçe üzerine kelepçe vurdular. Mal piyasalarında da tanzim satışlar, fiyat kontrolleri ve narh uygulamalarına başvurdular. Piyasa diye bir şey bırakmadılar. Kumanda ekonomisine geçtiler. Ekonomiyi olağanüstü kırılganlaştırdılar.

ADALET HALKIN EKMEĞİ

Bertold Brecht; “Adalet, halkın ekmeğidir” derken, ne kadar doğru söylemiş. Devletin adalet direğini çökertenler, toplumun orta direğini de çökerttiler. Orta direğin elinden ekmeğini çaldılar. Orta direk; devlet dairesinde memurdur. Fabrikada işçidir. Dükkânda esnaftır. Kahvede emeklidir. Bu ucube yönetim sisteminde ülkemizin orta direği; hayat kavgasını bıraktı. Hayatta kalma kavgasına başladı. Ucube Şahsım Yönetim sisteminde ülkemizde adalet bitti. Emekçinin, emeklinin, esnafın sofrasındaki ekmek de, Saray yanaşmalarının sofralarına gitti. Erdoğan’ın, “Ben alışılmış bir Cumhurbaşkanı olmayacağım” dediği, 2014’ten bu yana; milletimizin geliri 150 milyar dolar eridi. Her bir vatandaşımızın geliri 3 bin 97 dolar düştü. Böylece ne kadar alışılmamış bir Cumhurbaşkanı olduğunu da, cümle âleme ispatladı.

İKİ KERE İKİ KAÇ EDER

Şimdi bu Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı. Erdoğan’ın “alışılmamış” Cumhurbaşkanlığında, memur, işçi ürettiği refahtan pay alamadı. Bıraktık refahtan pay almalarını, kamu emekçilerinin gelirleri enflasyon karşısında bile tutunamadı. İşte bu programda tablo var. Tablo 2. Romen 2/56. 2013’ten sonra, kamu işçilerinin ücretleri, reel olarak yüzde 11 gerilemiş. Bunu biz demiyoruz bu tablo söylüyor. Bunun altında Erdoğan’ın imzası var. Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı, sayfa 244. Bunlar da Tayyip Erdoğan’ı Üzmeyen İstatistik Kurumu’nun, açıkladığı enflasyon rakamlarıyla hesaplanmış. Meşhur fıkradır. Kayseriliye sormuşlar, “İki kere iki kaç eder” diye, Kayserili de “Alırken mi, satarken mi?” demiş. Bunların ki de tam bu hesap… TÜİK’e sormuşlar, “Enflasyon kaç?” diye, TÜİK de “Vergiye yapılacak zammı hesaplarken mi, memur maaşına yapılacak zammı hesaplarken mi?” demiş. Memur maaşlarına, emekli aylıklarına, Sayın Genel Başkanımızın da zorlamasıyla, iki taksitte yüzde 30 zam yaptılar. Buna da “müjde” dediler, övündüler, şişindiler. Yüzde 30 maaş ve aylık zammına “müjde” diyenler bu sefer trafik cezalarına, pasaport harçlarına yüzde 123, doğalgaz hizmet bedeline yüzde 84, özel okul ücretlerine yüzde 65 zam yaparken, hiç utanmadılar. İşte en son alkollü içeceklere yapılan zamlar, artık milleti yıldırma ve zulüm noktasına geldi. Devlet, bir hayat tarzını kuşatamaz. Taciz edemez, rahatsız edemez. Devlet her hayat tarzını korur. Ama bu ucube rejimin böyle bir derdi yok. Bunlar hala zulümle abat olmaya kalkıyorlar.

DOKTORUN MAAŞI YOKSULLUK SINIRININ ALTINDA

Bugün ülkemizde dört kişilik bir ailenin, yoksulluk sınırı 26 bin 485 lira… Ama kamuda çalışan; bir uzman hekimin maaşı 20 bin 774 lira. Hemşirenin maaşı 14 bin 638 lira. Şube Müdürünün maaşı 16 bin 876 lira. Bir baş komiserin maaşı 18 bin 630 lira. Polis memurunun maaşı 17 bin 71 lira. Öğretmenin maaşı 13 bin 61 lira. Ve aile ödeneği dâhil, en düşük memur maaşı 11 bin 848 lira. Polisi, öğretmeni, doktoru, hemşiresi, milyonlarca devlet memuru ve onların aileleri, bu ucube rejim elinde yoksulluk sınırının altında yaşamaya mahkum ediliyor. Sarayın sarı memur sendikası, yüzde 25 zamma fit olup, bu zammı ayakta alkışlarken, diğer memur sendikaları, yüzde 30’luk maaş zammını protesto etmek için, iş bırakıp, meydanlara iniyor. Memurlarımız, “Yüzde 25’ten yüzde 30’a, yüzde 5 ek zam ancak iki kilo peynir parası” diyerek, düşürüldükleri duruma isyan ediyorlar.

GIDA FİYATLARI DÜNYADA DÜŞÜYOR, TÜRKİYE’DE ARTIYOR

Bugün Türkiye’de, işçisi, memuru, esnafı, emeklisi, milyonlarca orta direk ailesi, büyük bir beslenme ve barınma kriziyle karşı karşıya… Bu iki kriz bir araya gelerek, mengene gibi milletimizi sıkıştırıyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü verilerine göre dünyada gıda fiyatları, son bir yılda yüzde 1 gerilemiş. Ama aynı dönemde bizdeki gıda fiyatları yüzde 77 artmış. Bu da TÜİK marketlerindeki makyajlı etiketlere göre… Bu kış çok kurak geçiyor. Ocak ayındayız. Ama ortada kar da yok, yağmur da yok. Korkunç bir kuraklık kapıda… Ve tarım devriminin yaşandığı topraklarımızda, yokluğun yanında, açlığı konuşmaya başladık.

ÖNÜMÜZDEKİ SEÇİMDE BU PARTİ DEVLETİYLE YARIŞACAĞIZ

AK Parti Genel Başkanı, Cumhurbaşkanlığı imkânlarını kullanarak, tüm televizyonlarda canlı yayınlanan, seçim propagandası yapıyor. Vıcık vıcık yalakalık kokan senaryolar oynanıyor. Besici bir kadın yurttaşımız çıkarılıyor, birden bire diyor ki, “70 hayvanım vardı, yem fiyatları yükselince sattım, şu an 46 hayvanım kaldı…” diyor. “Bir bardak çay beş lira, bir kilo süt on lira… Bu işin altından kalkamıyoruz” diye dert yanıyor. Ortalık buz kesiyor. Ama kibir abidesi, bunları iyi bir şey sanıyor. Oralı bile olmuyor. Kadın üreticinin süt ineklerine gözünü dikmiş, Atama Bakanına, “Sana kesecek hayvan buldum” diyor. Sonra da durumu anlıyor, kibre kapılıp, cebinden vermiş gibi “O inekleri sana kim verdi?” diyerek, devletin verdiği desteği, üreticinin kafasına kakıyor. Aynı programda devlet üniversitesine, kendi atadığı kadın üniversite rektörü çıkıyor, AK Parti Genel Başkanına, rektörlük makamına hiç yakışmayacak bir şekilde, güzellemeler yapıyor. Bir başka öğretim üyesi, “Davamız” diyerek, AK Parti Genel Başkanına Sezai Karakoç’tan, şiirler okuyor. Bugün de bir benzerini gördük… Partili Cumhurbaşkanı muhalefete olmayacak laflar ederken, Genel Kurmay Başkanı, partili Cumhurbaşkanına alkış tutuyor. Parti devleti budur. Parti devleti itaatkar memurları eliyle iş görür. Önümüzdeki seçim sürecinde, parti devletiyle hangi şartlarda yarışacağımızın örnekleri artık bir bir ortaya dökülüyor. Parti devletinde, memurunu itaatkâr hale getirirsin, ama dün televizyonlara çıkan besici vatandaşımız gibi vatandaş susmaz. Senin ne yaptığını görür, notunu da verir.

20 YILIN SONUNDA MİLLETİMİZ BAŞINI SOKACAK EV BULAMIYOR

Bu ucube yönetim sistemi, millete ciddi bir barınma krizi de yaşatıyor. Orta direğin bir ev, bir de araba sahibi olması, zaten artık hayal oldu. Ev almayı geçtik, kiralık konut bulmak bile mesele oldu. İstanbul Kadıköy’de bir mahalle muhtarı, ödeyebileceği kiraya, oturacağı evi bulamamış, “Gerekirse çadır kurarım, mahallemi terk etmem” diye feryat ediyor. Bugün İstanbul’da 120 metrekarelik bir evin kirası, 11 bin 280 lira 2022 sonu. 2018’de bu ne kadardı? 1800 liraydı. İstanbul’da kiralar 4 yılda 5 kattan fazla artmış. Kamu görevlileri, memurlar “Ya tayinim İstanbul’a çıkarsa?” diye, kara kara düşünüyor. İstanbul’un adı, sürgün yeri oldu. Zamlı asgari ücret 8 bin 506 lira. 120 metrekarelik evin kirası, 11 bin 280 lira. Asgari ücret ev kirasına bile yetmiyor. Bundan daha fazla söze gerek var mı bilmiyorum. Yine son dört yılda, 120 metrekarelik ortalama bir evin kirası; Ankara’da 960 liradan, 5 bin 400 liraya, İzmir’de 1560 liradan, 7 bin 800 liraya, Adana’da 840 liradan, 4 bin 800 liraya çıkmış. Antalya gibi, kiraların son 4 yılda, 12’ye katlandığı şehirlerimizi saymıyorum bile… 20 yıldır bu ülkeyi yönetenler, her seçim öncesinde Toplu Konut Projeleri açıklıyorlar. Ama öyle gözüküyor ki, sadece konuşuyorlar… 20 yılın sonunda milletimiz hala başını sokacak ev bulamıyorsa bunun sorumlusu kim? Elbette bugün ülkeyi yöneten şahsım hükümeti…

BU KAMPANYA ALMANYA’NIN ORTA DİREĞİ İÇİN Mİ?

İşte yine seçim öncesi güya orta direk için, konut kampanyası başlattılar. Kampanyada; kredi var, konut var, ama “orta direk” yok. Kampanya kapsamında, bankadan 4 milyonluk kredi çekilse, aylık kredi taksiti 38 bin 875 lira. Ondan sonra bakan çıkıyor diyor ki, “Taksitler Hane Halkı Gelirinin, yüzde 40’ını geçmeyecek şekilde belirleniyor” diyor. Şimdi bu tarife göre, 38 bin 875 lira ödeyecek bir ailenin, aylık geliri 97 bin 188 lira olmalı. Şimdi ben buradan soruyorum, siz bu konutları Allah aşkına İsviçre’nin, Almanya’nın, Fransa’nın orta direği için mi yapıyorsunuz? Türkiye’de aylık geliri 97 bin 188 lira olan, orta direk bir aile mi bıraktınız? Bir söyleyiverin bakalım, bunu ödeyip ev alabilecek kaç orta direk ailesi var memlekette? Hep aynı hikâye… Pansuman ve aspirinle algıyı yönet… Sonra da bırak işi yapma… “Bunlar milletin sesini duymuyor, halini görmüyor” diye, biz boşuna demiyoruz. Şimdi seçim öncesi yaptıkları her iş, yine göz boyama ve algıyla oynama…

YANDAŞLARA YİNE KAMU BANKALARI ELİYLE KREDİ POMPALANIYOR

Ucube Şahsım Yönetiminde, millete vurulan bir başka pranga da, şahlanan borçlar… Geçen yıl Hazine 169 milyar lira nakit açığı vermiş. Bunun karşılığında da, 437 milyar lira borçlanmaya gitmiş. Hazine nakit açığıyla, hazine kasasına atılan para arasında, 330 milyar lira fark var. Merkez Bankası’nda Hazine hesaplarında tutulan para 153 milyar lira. Şimdi aradaki 180 milyar liraya yakın para nerede? Anlaşılan vatandaşa değil de, yine arka kapıdan yandaşlara kamu bankaları eliyle kredi pompalanıyor.

MEZARDA DA HUZUR YOK: BİR MEZAR YERİNE 48 HACİZ

Ama sadece devletin değil, vatandaşların ve şirketlerin borçları da hızla artıyor. Son 5 yılda, finansal kesim hariç ülkemizin borcu üçe katlanarak, 12 trilyon lirayı aştı. Vatandaşların kredi kartı borcu son bir yılda yüzde 113 artarak, 447 milyar liraya ulaştı. Ödenmediği için takibe düşen krediler 160 milyar lirayı aşmış durumda. İcra dairelerindeki dosya sayısı geçen yıla göre 614 bin artarak bu yılın ilk haftasında 23 milyon 192 bine çıktı. İşler öyle çığırından çıktı ki, artık mezarda da vatandaşlara huzur yok. İnsanların mezar yerine bile haciz geliyor. Mardin’de bir vatandaşımızın mezar yerine, 48 ayrı haciz konmuş. Vatandaş daha kabre girmeden, azabını bu dünyada yaşatıyorlar. Pes diyorum başka hiçbir şey demiyorum…

HÜRRİYET OLMADAN ZÜRRİYET DE OLMUYOR

2014’te ülkemizde yeni doğan bebek sayısı, 1 milyon 350 binin üzerindeydi. O günden bugüne, ülkede yeni doğan bebek sayısı hızla geriledi. 2022’de yeni doğan bebek sayısı, 1 milyonun biraz üstünde. Ucube şahsım rejimi, memlekette hürriyeti bitirmekle kalmadı. Milletin zürriyetini de bitirdi. Türkiye, “Hürriyet olmadan, zürriyet olmayacağını” da, bu ucube şahsım rejimi sayesinde öğrendi.

PLATON 2.400 YIL ÖNCE BUGÜNÜN TÜRKİYESİNİ GÖRMÜŞ

Saray rejimlerinin tek alameti, kontrolsüz güce sahip olması, değildir. Bu rejimler beraberinde, dalkavuklarını da getirir, beslemelerini de getirir. Yanaşmalarını da getirir. Çetelerini de getirir. Bunlar da haramı, helali düşünmez. Tıksırıncaya, çatlayıncaya, patlayıncaya kadar yemenin derdine düşer. Ünlü düşünür Platon’a atfedilen güzel bir söz vardır: “Devleti yönetenler ve savaşanlar, mal, mülk edinmemelidir. Aksi takdirde devleti korumak yerine, mal ve mülklerini korumayı öncelik yaparlar.” Platon sanki 2 bin 400 yıl önce, bugünkü Türkiye’yi görmüş de bu sözleri sarf etmiş. Siyasete bir yüzükle başlayanlar, milletin parmağında yüzük bırakmadı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni korumaya, namusu ve şerefi üzerine yemin edenler, bu yeminini unuttu. Bir avuç yandaş havuz müteahhidinin çıkarlarını korumanın peşine düştü.

SARAYIN Pİ-Pİ-PİSİNİN MALİYETİ 12 MİLYAR DOLAR

Bize faizsiz yatırım dersi vermeye kalkan sarayın kibirlisi, millete yıllarca, “Bütçeden tek kuruş çıkmadan yaptık” diye anlattıkları masalın nasıl fos çıktığını önce şu millete bir izah ediversin. Sarayın kibirlisinin “Pi-Pi-Pi”sinin, millete 2022’de sadece bir yıllık maliyeti; 2 milyar 195 milyon dolar. Altı yılda bu projeleri yapan yandaşlara, milletin bütçesinden ödenen para ise 12 milyar dolar. Bu ödenen paralar, dört tane Yavuz Sultan Selim Köprüsü, ya da 10 tane Avrasya Tüneli yapar. Veya Osmangazi Köprüsü dâhil, koskoca İstanbul-İzmir Otoyolu’nu yapar, üstüne de cebimize para kalır. Sözde yerlilik, millilik ağızlarından düşmüyor, ama Erdoğan’ın Pi-Pi-Pİ’lerinin sözleşmeleri, Avroyla, dolarla yapılıyor. Neden? Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerine güvenilmiyor, Londra’da majestelerinin mahkemelerine güveniliyor. Neden? Bunların sorulması, sorgulanması yasak. Erdoğan, bizi daha önce de majestelerinin mahkemeleriyle tehdit etmiş; “Uluslararası tahkimde, sizden söke söke alırlar” demişti. Bu defa da hafta sonu Antalya’da çıktı; “İktidara geldiğinizde, benim müteahhitlerime hesap soramazsınız. Sıkar…”  dedi. Bir de yetinmedi, şecaat arz ederken, sirkatin söyledi. Eğitimde her türlü adımı bu müteahhitler atmış. Sağlıkta her türlü adımı bu müteahhitler atmış. Ulaşımda her türlü adımı yine bunlar atmış. Bu ülkede her türlü adımı müteahhitler atıyorsa, Allah aşkına 20 yıldır Erdoğan ne yapıyor, hangi adımları atıyor? Eğitimi, sağlığı, ulaşımı bunlara bıraktıysa, Saray hangi işlerle meşgul oluyor? Erdoğan kimin Cumhurbaşkanı? Türkiye Cumhuriyetinin mi? Havuz müteahhitlerinin mi? Kimden taraf? Bunu bir açıklasın. Erdoğan’ın bu telaşı neyin nesi? Neyin karın ağrısı? Çiğ yemeyenin karnı ağrımaz. Şeriatın kestiği parmak da acımaz.

DÖVİZ GARANTİLİ PROJELERİ MERCEK ALTINA ALACAĞIZ

Biz iş başına gelir gelmez, kuracağımız “Durum ve Hasar Tespit Komisyonu” eliyle, tüm bu “Pi-Pi-Pi” ihalelerini ciddi bir denetimden geçireceğiz. Yapılan sözleşmelere, sözleşme değişikliklerine bakacağız. Çiğ yiyen varsa, merak buyurmasın, hesabını adalet sorar. Biz korkunun, telaşın bacayı sardığının farkındayız. Korku suça, suç da cezaya neden olur deyip duruyoruz.

32 KISIM TEKMİLİ BİRDEN SUSURLUK SKANDALI

Seçimler yaklaşırken, Saray, kirli oyunlarını yargı eliyle tekrar sahneye koymaya başladı. Tam seçim öncesinde, bir siyasi partiye verilen Hazine yardımına tedbir konması, sokakları karıştırmaya yönelik siyasi cinayetlere yol verilmesi, Sarayın bu seçimlere de bundan öncekiler gibi müdahale etmek istediğini ortaya koyuyor. Sinan Ateş cinayetiyle ilgili kamuoyuna yansıyan gelişmeleri dikkatle izliyoruz. Uyuşturucu çetelerinden devşirilmiş tetikçiler, Çakarlı arabalar, Özel Harekatçılarla İstanbul’dan Ankara’ya seyahatler… Yeni bir hükümet, polis, siyasetçi Şeytan Üçgeni… 32 kısım tekmili birden yeni bir Susurluk Skandalı’nı yaşıyoruz. Her konuda söyleyecek sözü olan Sarayın Atama İçişleri Bakanı sessiz kalmak yerine, hangi fotoromanları çevirdiğini açıklasın.

CEHENNEMİN KAPILARINI AÇARSINIZ

Bilhassa bu seçim öncesi sahnelenen oyunun en önemli parçalarından biri de İstanbul Büyükşehir Belediyemize yönelik, haksız, hukuksuz siyasi operasyonlar… İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımıza karşı yargıyı sopa olarak kullanarak, İstanbullunun, milletin iradesinin arkasına dolanmaya çalışıyorlar. Genel Başkanımızın sözlerini kimse unutmasın… Böyle bir şey yaparsanız, İstanbullunun iradesine çökmeye kalkarsanız, “Cehennemin kapılarını açarsınız.” “Ekrem Başkanımızı kimseye kaptırmayız.”

GÜÇSÜZ ADALET ACİZ, ADALETSİZ GÜÇ ZALİMDİR

Ama korkunun ecele faydası yok. Milletimiz neyin ne olduğunu gördü. Kendinden kopanların notunu da verdi. Şimdi onları evlerine göndermek için gün sayıyor. Denge ve denetimin olmadığı, kontrolsüz gücün yozlaştırdığı, her kararın tek bir kişinin iki dudağına bırakıldığı, bu rejimin inşa sürecinde, millet olarak önemli dersler aldık. Gördük ki, gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenmeyecek. İlk düğme yanlış iliklendiyse, diğer düğmelerde doğru iliklenmiyor. Gömleğin ilk düğmesi hukukun üstünlüğüdür, adalettir. Çünkü “Adalet mülkün temelidir.” 2018’den bu yana yaşadıklarımız ortada… “Güçsüz adaletin aciz, adaletsiz gücün ise zalim” olduğunu yaşayarak, gördük. Dün “doğru” dediğine, bugün “yanlış” diyen, her gün kural değiştiren, hiç kimseye hesap vermeyen, hiçbir kurala tabi olmayan, ülkeyi keyiflerine göre yöneten, Resmi Gazete’ye bir kararı bile doğru dürüst yazdıramayan, doğru dürüst bir rektör bile atayamayan, hilkat garibesi bir sistem ülkeyi yönetiyor. İşte bu hilkat garibesini, tarihin çöp sepetine göndermek için, gömleğin ilk düğmesini doğru iliklemek için, biz, hiçbir işi şansa bırakmıyoruz. “Kervan yolda düzülür” falan demiyoruz.

30 OCAK’I BEKLESİNLER

200 yıllık modernleşme, 150 yıllık Meclis, 100 yıllık Cumhuriyet, 77 yıllık çok partili demokrasi tarihimizde, bütün ana akımları temsil eden altı siyasi parti, bir otokrat yönetimi sandıkla alaşağı etmek için bir araya gelmiştir. Saray hükümetinin tüm baskılarına rağmen, kılı kırk yararak çalışmakta, Türkiye’mizi “Önce feraha, sonra refaha” kavuşturacak stratejileri, büyük bir titizlikle hazırlamakta, disiplin içinde tavizsiz uygulamaktadır. Yönetimde denge ve denetimi kuran, devletin adalet direğini ayağa kaldıran, Gazi Meclisimize itibarını iade eden, Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sisteme geçişin, yol haritası tamamlanmıştır. Anadolu’nun feraseti, “Bin bilsen de, bir bilene danış” der. Bu çerçevede, parlamenter sisteme geçiş sürecinde Türkiye’nin tüm önemli meselelerinin, istişareyle çözülmesi öngörülmektedir. Yine Hükümet Programı niteliğinde, Ortak Politikalar Mutabakat Metninde, somut hedefler, politika ve projelerde hazırdır. Altı Parti lideri, 30 Ocak tarihinde tüm bu detaylı çalışmaları, kamuoyuyla paylaşacaklardır. Anlaşılan her türlü zorlamaya, meydan okumaya rağmen Altılı Masanın bu disiplinli çalışmalarının yürüyor olması, hükümetin başını rahatsız etmiş. Şimdi “Bizimkisi onlardan daha iyi, bizim protokolümüz de hazır” söylemini tedavüle sokuyor. Ne diyelim; “Taklitler asıllarını yaşatır.” 30 Ocağı beklesinler, ülkemizi karanlıktan aydınlığa nasıl çıkaracağımızı görsünler. Biz hazırız. Milletimiz hazır.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi basın mensuplarımızın soruları varsa alıyım.

Soru- CHP eski yöneticilerinden ve eski Devlet Bakanı Mehmet Sevigen, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 128 milyar dolar nerede kampanyası yürütülürken CHP eski vekili ve işadamı olan bir isim aracılığıyla 300 bin dolarlık bir döviz aldığını açıkladı. Sevigen, Kılıçdaroğlu’nun bu alışverişten 6 – 7 milyon liralık bir para kazandığını da ifade etti. Bu konuda bir açıklamanız olacak mı?

Faik ÖZTRAK- “Söze bakarım söz mü…” diye bir laf vardır. İstirham ediyorum bana soru soracaksanız ciddi kişilerin ciddi iddiaları hakkında soru sorun.

Soru- AK Parti anayasa değişikliği teklifiyle ilgili muhalefet turuna çıkacak. Sizin randevu talebine yanıtınız yani CHP’nin bu konuyla ilgili yanıtı ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Bu konuda gerekli açıklamayı Grup Başkanvekillerimiz yapacaklar.

Soru- İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun İYİ Parti il kongresinde konuşma yapmasıyla ilgili eleştiriler var. Geçtiğimiz aylarda CHP grubuna katılıp kürsüye çıkmadığı ancak İYİ Parti kongresinde konuştuğu üzerinden yapılıyor bu eleştiriler. Sizin bu konuya ilişkin bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Şimdi arkadaşlar, Sayın Ekrem İmamoğlu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız, Cumhuriyet Halk Partilidir. Fakat kendisi İYİ Parti’nin de içinde olduğu Millet İttifakı’nın da desteklediği bir Belediye Başkanımızdır. Bizim tüm Belediye Başkanlarımız ittifak ortağımız İYİ Parti’nin il ve ilçe kongrelerine davet edildiğinde katılırlar. Belediye Başkanlarımız da bu kongrelere katılırlar. Eğer AK Parti davet ederse Belediye Başkanlarımız o kongrelere de katılır. Yine tabi Millet İttifakı’nın diğer ortakları, diğer partilerde davet ettiklerinde Büyükşehir Belediye Başkanlarımız, Belediye Başkanlarımız o toplantılara katılır, söz verilirse şehrin encamı hakkında da konuşur. Tabi burada ittifak sözkonusu olduğu için ayrıca burada bir teşekkür konuşması da yapılması önemlidir.

Soru- HDP önce “Kendi adayımızı çıkaracağız” dedi. Ancak dün ortak adayda uzlaşabiliriz açıklaması yaptı. Altılı Masa’nın HDP’yle uzlaşma gibi bir planı var mı?

Faik ÖZTRAK- Şimdi HDP de Meclis’te grubu bulunan bir partidir. Dolayısıyla TBMM’de grubu olan partilerin kendi içişlerini ilgilendiren kararlarla ilgili konuşmayı siyasi nezaket bakımından doğru bulmayız.

Soru- Seçim tarihi konusunda AK Partiden çeşitli açıklamalar geldi. AK Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan, “Cumhurbaşkanı kararıyla bu seçimin yenilenmesini talep ediyoruz” dedi. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz ise “Erken seçim değil, seçim tarihinin güncellenmesi” ifadelerini kullandı. Bu bir erken seçim mi, seçim tarihinin güncellenmesi mi kafa karışıklığı oluştu. Ayrıca Cumhurbaşkanının seçimin yenilenmesi kararı alması halinde yeniden adaylığına ilişkinde tartışmalar büyüyor. Bu konuya ilişkin sizin bir yorumunuz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Anlaşılan hiçbir şey olmasa da yine bir şeyler oluyor. Arkadaşlar, bu nasıl bir parti? Her kafadan bir ses çıkıyor. Çok açık söyleyeyim, görünen o ki bunlar ne ülkeyi ne de partilerini yönetebiliyorlar. Savrulup duruyorlar. En başta da AK Parti Genel Başkanı savruluyor. Önce çıkıyor, mevsim nedeniyle seçimleri öne alabiliriz diyor. Bir gün sonra çıkıyor seçimler 5 ay sonra diyor. Ertesi gün çıkıyor 4 – 5 ay sonra diyor. Geçen sefer söylemiştim, anlaşılan Erdoğan’da farkına varmış, bundan sonra her mevsim onlara kış, milletimize ve bize bahar.

Teşekkür ediyorum.

“Madem İmkan Vardı, Neden %30’u En Başından Vermediniz?”

CHP Sözcüsü Öztrak, Hükümetin memur ve emekliye yüzde 25 zammı müjde diye verdiğini, CHP Genel Başkanı “bu yetmez, bu kul hakkına girmektir” deyince zam oranını yüzde 30’a çıkardığını belirterek, “İhale yapmıyorsunuz, memurun maaşını, emeklinin aylığını belirliyorsunuz. Madem imkanınız vardı, neden baştan yüzde 30’u vermediniz. Siz böyle mi devlet yönetiyorsunuz? Allah’tan Kemal Bey var! Ya Kemal Bey olmasaydı?” diye konuştu.

Vatandaşların günlük hayatta pek çok kalemde karşı karşıya kaldığı enflasyonun yüzde 100’ün üstünde olduğunu hatırlatan Öztrak, “Rakamlar ortada, vatandaşın yaşadığı hayat pahalılığı ortada… Memura, emekliye, dul ve yetime yüzde 30 zam yeter mi? Tabi ki yetmez! Memurumuza, emeklimize çok açık çağrımızdır. Bunları sallayabildiğiniz kadar sallayın. Salladıkça dökülecekler. Salladıkça düşecekler” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair yaptığı basın toplantısında şunları söyledi:

KARANLIK BİR DÖNEM KAPANIYOR

Yeni yılın ilk Merkez Yönetim Kurulu toplantısını, bugün gerçekleştirdik. Ucube Erdoğan Şahsım Hükümeti elinde, berbat bir yılı daha geride bıraktık. Bu ucube sistemde, koskoca ülke, tek kişinin iki dudağı arasına sıkıştı kaldı. Yönetilmedi savruldu. Her gelen yıl, bir öncekini arattı. Milletimizin iki yakası bir araya gelmedi. Memleketimizin, evlerimizin bereketi kaçtı. Ama artık kâbus bitiyor. Karanlık bir dönem kapanıyor. Hep söylüyoruz: “Gecenin en karanlık anı, şafağa en yakın anıdır.” Bu topraklarda şafağın yeniden sökmesine, bu ucube sistemin tedavülden kalkmasına, yepyeni bir döneme başlamaya, artık çok az kaldı. Türkiye, birkaç ay içinde sandık başına gidecek. Milletimiz, kaderine sahip çıkacak. Sesini duymayanlara, halini görmeyenlere, kendisinden kopanlara, tasdiknamelerini verecek. Bu karanlık düzenin müelliflerini, tarihin çöp sepetine atacak.

İTO ENFLASYONU İLE TÜİK ENFLASYONU ARASI MAKAS REKOR KIRDI

Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılında, demokrasiyle taçlanmış, “Kralın değil, kuralın” hâkim olduğu, “Sözün millette” olduğu, büyük ve güçlü bir ülke olma yolunda, dev adımlarla ilerlemeye kararlıyız. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılı artık başladı. Ocak aylarının, takvimlerimizde özel bir yeri vardır. “Bir yüzüyle geleceğe, bir yüzüyle geçmişe bakar.” Çok kötü bir yılı geride bıraktık. Artçı sarsıntıları ise hala devam ediyor. 2022’ye ait enflasyon rakamları dün açıklandı. Geçtiğimiz yıl enflasyon: ENAG’a göre yüzde 138.  İTO’nun endeksine göre yüzde 93. TÜİK’e göre ise yüzde 64. TÜİK enflasyonuyla; ENAG enflasyonu arasında 74 puan, İTO’nun enflasyonu ile arada 29 puan fark var. Hadi diyelim ENAG’a ait rakamlar, çok gerilere gitmiyor. Ama TÜİK’in enflasyon rakamıyla İTO’nun ilan ettiği enflasyon rakamı arasındaki makasın, bu kadar açıldığı bir başka yılı, şimdiye kadar hiç görmedik. İki enflasyon arasında 29 puanlık farkı cumhuriyet tarihinde ilk defa yaşıyoruz.

ARALIK ENFLASYONUNDA AĞIR MAKYAJ

Yine, sadece geçtiğimiz Aralık ayı için; piyasaların beklediği enflasyon yüzde 2,8’di. İTO’nun gerçekleşen enflasyonu yüzde 2,9 olmuştu ama TÜİK bir enflasyon rakamı ilan etti yüzde 1,2. Arada dağlar kadar fark var. Aralık enflasyonu, memurun, emeklinin, işçinin maaşının, aylığının, ücretinin belirlenmesinde, önemli bir göstergedir. Ve Aralık enflasyonu üzerinde daha önceki rakamlarda da var ama çok ağır bir makyaj olduğu açık seçik görülüyor. Çalışanların, emeklilerin hakkı gasp edilmiştir.

BU DA DÖRDÜNCÜ YALAN ÇEŞİDİ: TÜİK YALANI

Herkes; yaşadığı enflasyonu, hayat pahalılığını biliyor. Cebinde, cüzdanında, sofrasında hissediyor. TÜİK’in, Sarayın vesayeti altında, enflasyon rakamlarına nasıl ağır bir makyaj yaptığını milletimiz görüyor, hatta yaşıyor. Meşhur sözdür; “Üç çeşit yalan vardır: Yalan, Kuyruklu Yalan ve İstatistik.” Bu Ucube Şahsım Rejiminde, artık dördüncü bir yalanı daha gördük. “Tayyip Erdoğan’ı Üzmeyen İstatistikler”, Tayyip Erdoğan’ı Üzmeyen İstatistik Kurumu Yalanı, TÜİK yalanı. Yalancılara hatırlatalım: “Açıkta işlenen kabahatin, tenhada özrü olmaz.” Genel Başkanımız tüm bu olacakları önceden gördü, TÜİK’in önünde gitti açıklama yaptı. Sorumluları önceden uyardı. Ama artık günah bizden gitti. Herkes yaptıklarının hesabını yargı önünde mutlaka verecek. Emeklinin, emekçinin, dul ve yetimin gasbedilen haklarının hesabı, seçimden sonra mutlaka sorulacak. Bu hak mutlaka kendilerine iade edilecek. Şunun şurası üç dört ay kaldı. Bundan kimsenin en ufak şüphesi olmasın.

YA KEMAL BEY OLMASAYDI

Sarayın Menüsünde, Pataşur içerisinde Çerkez Tavuğu, Zencefilli Somonlu Suşi, Kornişona sarılı Dana Rozbif, Ejder meyveli smoothie, Liçi meyvesi eşliğinde Efuliler olduğunu, geceleri de, manda sütünden yapılmış yoğurda, kestane balını katık yapıp, afiyetle gövdeye indirdiklerini, daha önce öğrenmiştik. Ama anlaşılan milletin rüyasında bile göremediği bu menü, Saraydakilerin gözünü doyurmuyor. “Aç doyar, açgözlü doymaz.” “Sarayın han-ı iştihasında en sevilen yemek, kul hakkı yemek…” Dün ve bugün gördük. Önce TÜİK’e makyajlı enflasyon rakamlarını ilan ettirdiler. Sonra sarayın kibirlisi çıktı; sanki kendi kesesinden ulufe dağıtırmış gibi, hiç sıkılmadan, “Yüzde 25 zammı” müjde diye verdi. Yetmedi sarı sendikacılarına ve Saray şürekâsına birde kendini orada ayakta alkışlattı. Ondan sonra Genel Başkanımız “bu yetmez, bu kul hakkına girmektir” deyince bugün birden bire müjde, “yüzde 30’a” çıktı. Memurumuz, emeklimiz de “Ya Kemal Bey olmasaydı” dedi. İhale yapmıyorsunuz, memurun maaşını, emeklinin aylığını belirliyorsunuz. Madem imkanınız vardı, neden baştan yüzde 30’u vermediniz. Siz böyle mi devlet yönetiyorsunuz? Allah’tan Kemal Bey var! Ya Kemal Bey olmasaydı?

MEMURA, EMEKLİYE, DUL VE YETİME YÜZDE 30 ZAM DA YETMEZ

Sarayından çıkmayan Erdoğan, son bir yılda, kuru soğanın yüzde 315, limonun yüzde 203, toz şekerin yüzde 165, yeşil soğanın yüzde 164, ıspanağın yüzde 163, lahananın yüzde 159, marulun yüzde 143, portakalın yüzde 142, mandalinanın yüzde 127 zamlandığını acaba biliyor mu? TÜİK marketlerinde bile; pirincin yüzde 124, taze sütün yüzde 113, peynirin yüzde 106, tereyağın yüzde 109 zamlandığından haberi var mı? Elektriğe yüzde 102, şebeke suyuna yüzde 110, doğalgaza yüzde 166 zam yaptığını hatırlıyor mu? Rakamlar ortada, vatandaşın yaşadığı hayat pahalılığı ortada… Memura, emekliye, dul ve yetime yüzde 30 zam yeter mi? Tabi ki yetmez! Memurumuza, emeklimize çok açık çağrımızdır. Bunları sallayabildiğiniz kadar sallayın. Salladıkça dökülecekler. Salladıkça düşecekler.

MİLLET ERDOĞAN’I SANDIKTA EMEKLİ EDECEK

Şimdi elimdeki şu tabloya bir bakın. 2002’de net asgari ücrete 100 dersek şu çizgi, esnafın en düşük emekli aylığı 81, işçinin en düşük emekli aylığı 139, memurun en düşük emekli aylığı 204. Bugün verdikleri yüzde 30 zamla, en düşük esnaf emekli aylığı 65’, 81’den 65’e düşmüş. En düşük işçi emekli aylığı 69’, o da 139’dan 69’a düşmüş. En düşük memur emekli aylığı 81. O da 204’ten 81’e düşmüş. İş başına geldiklerinde, memurun, işçinin en düşük emekli aylığı, asgari ücretin kat be kat üstündeymiş. Şimdi asgari ücretin çok tamamen altına düşmüş. İşte bu, 20 yıllık hükümetin, 13 milyon emeklimizin hakkını nasıl çatır çatır yediğinin resmi. Milletimiz kötülükleri asla unutmaz. Şunu açıkça buradan ifade edeyim. Erdoğan, daha önce etmedik hakaret bırakmadığı, “Seçimi kaybedeceğimi bilsem bile vermem” dediği, EYT’lilerin hakkını, milletin kendisini sandıkta emekli edeceğini görünce, paşa paşa verdi. Ama korkunun ecele faydası yok, 2 milyon 250 bin müstakbel emeklilerle beraber, yaklaşık 15 milyon emeklimiz, bu hükümet döneminde yediği şu ayazı unutmayacak. Ne yaparsa yapsın Erdoğan’ı, sandıkta emekli edecek. Evine gönderecek.

İHRACATI SAHİPLENDİ, İTHALATI CAMİ AVLUSUNA BIRAKTI

Önceki Cumhurbaşkanlarımızdan, Rahmetli Demirel’in dediği gibi, “Başarının anası, babası çoktur. Başarısızlık ise öksüz ve yetimdir.” Bu sözün haklılığına, bu hafta 2022 dış ticaret rakamları açıklanırken, bir kere daha şahit olduk. Erdoğan Türkiye İhracatçılar Meclisi’ni topladı. Dış ticaretin üç kardeşinden birini seçti. Saatler boyunca 254 milyar dolarlık ihracat rakamları üzerinden caka sattı. “İhracat rekor kırdı” deyip ihracat rakamlarını sahiplendi. Oysa 2022’de sadece ihracat değil; hem ithalat, hem de dış ticaret açığı; Cumhuriyet tarihimizin rekorlarını kırdı. Ama ihracatı sahiplenen Erdoğan, ne 364 milyar doları aşan ithalatı, ne de 110 milyar doları aşan dış ticaret açığına sahip çıkmadı. İhracatın nesebi, ne kadar sahih ise, ithalatın, dış ticaret açığının da nesebi o kadar sahih. Ama Erdoğan, ihracatı sahipleniyor, ithalatı ve dış ticaret açığını, cami avlusuna bırakıp, sorumluluktan kaçıyor. Buradan sesleniyoruz. Devlet adamı sorumluluğu içinde davranın. İhracatıyla, ithalatıyla, dış ticaret açığıyla, sebep olduğunuz bu sıkıntıları sahiplensin. Her şeyden önce son 11 yıldır, 2023 hedefleri deyip deyip söz verdiği 500 milyar dolarlık ihracatın, neden bunun yarısına zar zor geldiğini bir açıklayıverin. Milletten bir özür dileyin. Sonra çıkın; “Faiz sebep, enflasyon netice” zırvasıyla, paramızı pul etmenize rağmen, neden; ithalatın, dış ticaret açığının rekorlar kırdığını şu milletimize bir açıklayın.

ERDOĞAN’IN “AKLININ RÜTBESİ” ORTADA

Hani “Türkiye Modeli” diyerek, millete yutturmaya kalktığınız safsataya göre: TL değer kaybedecek, rekabet gücümüz artacak, dış ticaret fazla verecek, rezervler dolup taşacak, TL değerlenecek, birde üstüne enflasyon düşecekti. Türk Lirası değer kaybetti. Milli paramızı pul ettiler. Ama onun dışında, bu dediklerinin hiç biri gerçekleşmedi. Bu rezalete rağmen, hala milletimize rekor cakası satmaya kalkıyorlar. Ama ne demişler, “İmamın dediğine değil, yaptığına bakacaksın.” 1923-2002 arasındaki 79 yılda ülkenin verdiği dış ticaret açığı: 247 milyar dolar. Son 20 yılda Türkiye’nin dış ticaret açığı toplam: 1 trilyon 250 milyar dolar. Önceki 79 yılda verilen dış açığın 5 katı, 20 yılda bir önceki dönemde 79 yılda verilen dış ticaret açığının 5 katını vermişsiniz. Biz boşuna söylemiyoruz. “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz diye. Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde…” Erdoğan’ın eseri de, aklının rütbesi de ortada…

PARAYI KİM ATIYORSA ONUN MÜZİĞİNİ ÇALIYOR

İşte bugün, 110 milyar doları aşan dış ticaret açığı nedeniyle, sağa, sola avuç açar hale geldiler. Dün afra tafra yaparak söylediklerinin hepsini, tükürdüklerini bugün yalayıp yutmak zorunda kaldılar. Müzik kutusu gibi, parayı kim atarsa, onun müziğini çalıyor. Çünkü seçimlere giderken, artık tulumbada su bitti. Rusya’nın 20 milyar dolarlık BOTAŞ’a ait gaz borcunu, 2024’e ötelediği yazılıp, çiziliyor. Şimdi ben buradan soruyorum, biz buradan soruyoruz, bu borç ötelemesi, neyin karşılığı yapıldı? Erdoğan seçim öncesi, Rusya’ya hangi sözleri verdi?

BEDAVA PEYNİR SADECE FARE KAPANINDA BULUNUR

“Bedava peynir, sadece fare kapanında olur.” Moskova’nın Erdoğan’ın yanında saf tutup, milletimizin seçimine müdahaleye kalkışması bu değil de nedir? Yine daha düne kadar, etmedik hakaret bırakmadıkları Körfez ülkelerine, birkaç dolar için el açıp, duruyorlar. Bunların karşılığında bu ülkelere ne veriliyor? Tüm bunları öğrenmek, milletimizin ve artık iktidara yürüyen bizlerin hakkıdır. Rus’u, Arap’ı Erdoğan’ı kullanıp milletimizin iradesine ipotek koyabileceklerini mi sanıyorlar? Neden Erdoğan’ı koltuğunda tutmak için, bu kadar para harcıyorlar? Bu ülkelere, 85 milyon vatan evladının sırtından, hangi tavizler veriliyor? Suriye ile sorunlarımız ortada. Genel Başkanımız daha 2012’de, Erdoğan’ı açık bir mektup yazarak uyarmıştı. “Suriye krizi çok büyümeden, bunun ekonomik ve sosyal maliyeti çok ağırlaşmadan, uluslararası bir mekanizmayla, bu sorunu gel çözelim” demişti. Ama Saray bütün bunlara, bu önerilere kulaklarını tıkadı. Yetmedi üstüne birde hakaret etti. Şimdi ekonomik olarak tıkanmış, gaz parası için Rusya’ya avuç açmış bir Erdoğan, Suriye ile müzakereleri yürütürken, bu bölgede, Rusya’yla çatışacak olası hayati çıkarlarımızı, ne kadar savunabilir?

TOPAL ÖRDEK OLMUŞ HÜKÜMETİN ZAAFLARINI KULLANMAK İSTİYORLARSA…

Evet, Rusya bizim elbette önemli bir komşumuzdur. Uzun bir tarihi geçmişimiz vardır. Önemli ticari ve kültürel ilişkilerimiz vardır. Ve bizim nezdimizde iki ülke arasındaki dostluk, kesinlikle kişilerden bağımsızdır. Biz bu dostluğun bozulmasını hiçbir zaman istemeyiz. Ama muhataplarımız, Türkiye’de topal ördek olmuş bir hükümetin zaaflarını kullanarak, ülkemizin ali menfaatlerine halel getirmeye çalışırsa, dostluğumuz baki kalmak kaydıyla, buna da rıza da göstermeyiz. Çünkü bizim için öncelikli olan, partimizin değil, ülkemizin çıkarlarıdır. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında, bir defa daha altını çizerek söylüyorum, dış politikamız şahsi olmayacak, milli olacaktır. Bunu herkes böyle bilmelidir.

RTÜK SARAYIN SOPASINA DÖNÜŞTÜ

2022’den 2023’e miras kalan, başka ağır sorunlarımız da var. Temel hak ve özgürlükler ülkemizde tehdit altında. Türkiye’de “ifade özgürlüğü” var deniyor. Ancak “ifade ettikten sonra özgürlüğün” hiçbir garantisi yok… Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün 2022 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Sri Lanka’nın 3 sıra altında, Sudan’ın 2 sıra üstünde, 149. sıradayız. Yine Gazetecileri Koruma Komitesi’nin verilerine göre, 2022’de en fazla gazeteciyi hapiste tutan, dördüncü ülke Türkiye. İlk üç ülke kim? İran, Çin ve Myanmar. “Özgürlük için, gökyüzünü satın almanıza gerek yok. Ruhunuzu satmayın yeter” diyor, Nelson Mandela. Ülkede Saray rejiminden daha tehlikeli bir şey varsa, o da ruhunu bu ucube rejime satanlar… Otoriter rejimler, itaatkâr memurları eliyle iş görür. Bunun en güzel örneği RTÜK… RTÜK sarayın özgür basın üzerinde salladığı ağır bir sopaya dönüştü. Seçimlere giderken, özgür basını RTÜK sapasıyla susturmak istiyorlar. Halk TV, Tele-1, KRT, Fox TV, Flash Haber TV gibi kanallara, 2022’de kesilen toplam ceza, 54 defada, toplam 17 milyon 335 bin lira. Onun üstüne birde yayın durdurma cezaları var o da cabası.

BUNUN ADI SİYASİ CİNAYETTİR, HUKUK KATLİAMIDIR

2022’den 2023’e sarkan, bir başka hukuksuzluğun muhatabı ise, Cumhuriyet Halk Partisi. Cumhuriyet Halk Partisinin yönetimindeki İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve tabi ki İstanbul halkı. Saray, vesayeti altındaki savcı ve hâkimleri kullanarak, İstanbul Büyükşehir Belediyemize, kumpas üstüne kumpas tezgâhlamakta. Önce seyyar hâkimleri eliyle, ipe sapa gelmez bir hakaret suçlamasıyla, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımıza ceza verdiler. Şimdi öğreniyoruz ki, bu davada beraat kararı vereceği anlaşılan, davadan el çektirilerek, başka yere sürülen hâkime, “Sen bizim istediğimiz kararı ver, İstinaf ve Yargıtay kararı ne de olsa onayacak” diyerek, üzerinde baskı kurmuşlar. Bunun adı siyasi cinayettir. Bunun adı hukuk katliamıdır. Dün; Genel Başkanımızın talimatıyla, Grup Başkanvekilimiz, Genel Başkan Yardımcılarımız, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ı ziyaret ettiler. Bu ciddi iddialar hakkında soruşturma açılması, müfettiş görevlendirilmesi için talepte bulundular. Ama Adalet Bakanı, adaletin değil, Sarayın bakanı gibi davrandı. İpe un serdi. Bu hukuk cinayetinin faillerinden biri oldu. Saray sadece Adalet Bakanı ve hâkimleri eliyle hukuku katletmiyor. Bir yandan da entrikacı Atama İçişleri Bakanı eliyle, bulanık suda balık avlamaya kalkıyor. Güvenlik bürokrasisini hukuk dışı çabalarına alet ederek, İstanbul’a çökmeye kalkıyor. Seçimden önce, İstanbul’u hukuk kumpasıyla ele geçirmek, İstanbul’un maddi ve siyasi rantını seçimlerde kullanmak istedikleri artık aşikar. Bu kumpasçılara bir kez daha şunu hatırlatalım. İstanbul, İstanbullunun iradesi, milletimizin iradesi büyük lokmadır. Midenize oturur. Bugün oturduğunuz o koltuklara güvenip de, hukuku katletmeye yeltenmeyin. Ayarıyla oynamaya kalktığınız kantar, gün gelir sizi de tartar.

AYNI NEHİRDE İKİ KERE YIKANILMAZ

Ne yazık ki 2015 Haziran’ından bu yana, Türkiye’de normal şartlarda bir seçim yapamıyoruz. 2016’da hain darbe girişimi, 2017’de tek adam şahsım rejimine giden yolların, OHAL rejimi altında döşenmesi, mühürsüz oy pusulası skandalı, 2018’de ucube rejime geçiş, 2019’da YSK eliyle millet iradesine kurulan kumpas, dış müdahaleler ve şimdi, yeni siyasi cinayet ve komplolar… Başka ülkelerden alınan seçim rüşvetleriyle, siyasi kumpaslarla, siyasi cinayetlerle, ortalığı karıştırıp milletin iradesine çökebileceklerini sananlara, koltuğunu böyle koruyacağını umanlara şunu hatırlatırız: “Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz.” Bu millet, 2015 Haziranından sonra, benzer senaryoları yaşadı. Artık milletimizin bunlara karnı tok. Türkiye’nin önünde, daha fazla takoz olamayacaksınız. Biz hazırlığımızı yaptık. Kurumları ve kuralları güçlü Türkiye’yi; Zenginleşen, dünyada yarışma gücüne sahip Türkiye’yi, Zenginliği Adil Paylaşan Türkiye’yi, Temiz ve Yeşil Türkiye’yi, milletimizle beraber inşa edeceğiz. Brezilya bunu yaptı. Bir otoriter popülisti sandıkta hezimete uğrattı. Ve bir kez daha gördük ki, “Hiçbir şeye benzemez, vatanını satanın korkusu…” Kendi milletinin sırtına tüneyenler, gücünü oturdukları koltuktan alanlar, görev teslimi bile yapmadan, uçan saraylarına atlayıp, yurtdışına kaçmak zorunda kaldılar. 

TÜRKİYE’Yİ DÜZE ÇIKARACAK YOL HARİTASI

Aziz milletimiz! “Nereye gideceğini bilmeyen kaptana, hiçbir rüzgâr yardım edemez.” Biz ülkemizi nereye götüreceğimizi, insanlarımıza nasıl bir gelecek sunacağımızı, nasıl bir kaptana sahip olacağımızı çok iyi biliyoruz. Türkiye’nin farklı siyasi damarlarından gelen altı partisi, hukuk devleti, demokrasi, milletin topyekûn refahı için, bir araya geldi. Yarın altı partinin Sayın Genel Başkanları, bir kez daha bir araya gelecekler… Türkiye’yi düzlüğe çıkaracak yol haritasına, son rötuşları yapılacak.

13. CUMHURBAŞKANI MASANIN ADAYI OLACAK

Şunu açık yüreklilikle ilan ediyoruz: Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı; “Tarafsızlık yeminine ihanet eden değil, yeminine sadık” bir Cumhurbaşkanı olacak. “Kral değil, Kural” diyen bir Cumhurbaşkanı olacak. “Yasakçı değil, özgürlüklere sahip çıkan” bir Cumhurbaşkanı olacak. “Kalpleri; korkuyla ve yalanlarla bölüp parçalayan değil, sevgiyle ve hakikatle birleştiren”  bir Cumhurbaşkanı olacak. “Ben değil, biz diyen, istişareye inanan” bir Cumhurbaşkanı olacak. Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı; Altılı Masa’nın belirleyeceği aday olacak. Ve 2023 baharı, Türkiye’nin baharı olacak. Büyük Şairimiz Cahit Sıtkı Tarancı’nın ünlü dizeleriyle, “Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olacak. Ne başta dert, ne gönülde hasret olacak. Kardeş kavgası bir nihayet bulacak. Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olacak. Kış günü herkesin evi barkı olacak. Yaşamak, sevmek gibi gönülden olacak. Olursa bir şikâyet ölümden olacak.” İşte bizler, 85 milyon için, özlediğimiz böyle bir memleket için, yılmadan, yorulmadan çalışmaya kararlıyız. Kısa sürede de bunu başaracağız. Ülkemizi “önce feraha, sonra refaha” kavuşturacağız.

Bu güzel duygularla, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, milletimizin ve değerli basın mensuplarımızın yeni yılını bir kez daha kutluyoruz. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Şimdi varsa sorularınız alıyım.

Soru- Geçtiğimiz günlerde eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti. Cinayete ilişkin Devlet Bahçeli ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklama yapmaması tartışmalara konu oldu. Siz neler söyleyeceksiniz?

Faik ÖZTRAK- Tabi son derece korkunç, ürkütücü bir cinayettir. Dün bu cinayetle ilgili olarak Genel Başkanımız gerekli açıklamaları yaptı. Rahmetlinin babasıyla, eşiyle görüştüğünü de ifade etti. Biz şu anda bu konunun arkasında olduğumuzu ifade edip, bu konuyu daha fazla siyasetin içine çekmemek için yetkililerin yapacaklarını izliyoruz. Bu çünkü kendi ailelerinin de talebi.

Soru- İki sorum olacak size… Siz Cumhuriyet Halk Partisi olarak “6 Nisan’dan sonraki bir erken seçimi kabul etmiyoruz” dediniz. Ancak AK Parti MYK’da 14 Mayıs iddiaları var erken seçim için. Bu tarihe tavrınız ne olacak?

Bir diğer sorum da Ali Babacan, “Altılı masa mutabakata varırsa hem seçilebilme sorunu olmaz, hem de en iyi şekilde ben yaparım, hiç sorun yok” dedi. Siz bu çıkışı nasıl değerlendiriyorsunuz? Özellikle Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun adı ön plana çıkarken acaba masada birden fazla aday çıkabilir mi?

Faik ÖZTRAK- Önce son sorunuza cevap vereyim. Konuşmamda ifade ettim, baştan itibaren sürekli söylüyorum. Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı altılı masanın belirleyeceği aday olacaktır.

Şimdi ikinci sorunuza gelince, aslında seçimle ilgili tutumumuzu defalarca ifade ettik. “Nisan başına kadar yapılacak bir seçim erken seçimdir. Destekleriz” dedik. Bu tarihten sonra yapılacak seçimin ise bir siyaset mühendisliği olduğunu ve bizim bu siyaset mühendisliğinin parçası olmayacağımızı da söyledik. Hayırlısı olsun. Demek ki, kendi göbeklerini kendileri kesecekler. Biz her an seçim olacakmış gibi hazırız.

Soru- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeni Başdanışmanı Nuşirevan Elçi’nin söylediği sözler tepki çekti. CHP’nin bu konuyla ilgili görüşü nedir?

Faik ÖZTRAK- Şimdi şunu açıkça ifade edeyim. Sayın Genel Başkanımızın, Parti Sözcüsü olarak benim ve Grup Başkanvekillerimizin dışında her beyan ancak şahsi görüşleri yansıtır. Ve partimizi hiçbir şekilde bağlamaz. Zaten bu konunun partimizin de gündeminde olmadığını anladığım kadarıyla ilgili danışman ifade etmiş.

Soru- EYT düzenlemesinin ardından Cumhuriyet Halk Partisi lideri Kılıçdaroğlu, “Sıra ÖTV’de” demişti. “Bakan Nebati ÖTV indirimi gündemimizde yok” dedi. Ama daha önce de EYT içinde olmaz diyorlardı. Sizce ileride bir ÖTV adımı da gelir mi? Devamında bir de geçtiğimiz günlerde Sayın Kılıçdaroğlu orman köylüleriyle buluşmuş, 15 vaadini sıralamıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün 7 milyon orman köylüsü için yeni bir destek projesi açıkladıklarını da söyledi. Bu iki durumla ilgili sizin bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Baştan itibaren bu iktidarın metal yorgunu olduğunu, artık proje falan üretemediğini söylüyoruz. Projeleri biz üretiyoruz, onlar bizim projelerimizi alıp eksik gedik tatbik etmeye uğraşıyorlar. Şimdi şunu açıkça söyleyeyim, biz bu lafları daha önce de duyduk. Nebati Bakanı oraya o bakanlığa atayan irade Sayın Genel Başkanımız artık ne derse onu yapmak durumunda. ÖTV’yi kaldırdılar, kaldırdılar… Kaldırmadılar önümüzdeki ilk seçimde iktidara geldiğimizde biz gereğini yaparız.

Teşekkürler…

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com