Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

Böyle Hikâyelerin Peşine Takılan Hükümetlerin Sonu Hüsran Oldu

CHP Sözcüsü Öztrak, Hükümetin bir istikrar programı uygulamaya niyeti olmadığını, şimdilerde Hükümetin TL’nin değer kaybetmesine bilerek göz yumduğuna dair söylentilerin çıktığıı belirterek, “Seçimlere kadar başta Körfez ülkeleri olmak üzere yabancıların paralarını, ülkeye getirecekleri ve seçime kadar vatandaşın canını yakacak hiçbir önlem almadan ekonomiyi götürmeyi bekliyorlarmış. Biz bu ülkede, daha önce de bu hikayelerin peşine takılan çok Hükümetler gördük. Ama hepsinin sonu hüsran oldu” dedi.

Öztrak bu ekonomi politikasının sonunda milleti enflasyonun altında daha da ezeceğini; maaş, aylık, ücret zammının çok kısa sürede pul olacağını belirterek, “Bu işin sonu sonunda bu ülkenin vatandaşlarının alın terini yabancıya ballı börek olarak peşkeş çekmek, Cumhuriyeti kurarken bitirdiğimiz Düyun-u Umumiye’yi geri getirmektir. Bu işin sonu borç verenden emir almaktır. Bu işin sonu milletimiz için hüsrandır” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:https://youtube.com/embed/Se4XgMLDksg

Öncelikle hepinizin geçmiş bayramını bir defa daha kutluyorum. Dün, Sivas’ta 35 insanımızın yakılarak katledildiği Madımak Katliamı’nın 30. yıl dönümüydü. Ülkemizin birliğini, dirliğini, beraberliğini hedef alan, insanlığa karşı işlenmiş bu nefret suçu, yüreklerimizi ilk günkü acısıyla dağlamaya devam ediyor. Bu katliamda yitirdiğimiz canları, bir kere daha rahmetle anıyoruz. Adalet, bu yangını söndüremedi. İnsanlığa karşı işlenmiş bu nefret suçlarında, zaman aşımının söz konusu olamayacağını, olursa bunun da bir başka nefret suçu olacağını, bir kere daha milletimizin dikkatine sunuyoruz.

BU KADIN CİNAYETLERİNİN KANI İSTANBUL SÖZLEŞMESİNDEN ÇIKANLARIN ELİNDEDİR

Yine hafta sonunda, ülkemizin tek bir kişinin imzasıyla, milli iradenin tecelligahı Meclisimizde kabul edilen, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmasının üzerinden de iki yıl geçti. Türkiye’nin sözleşmeden çıktığı 1 Temmuz 2021’den bu yılın Haziran ayına kadar geçen sürede ülkemizde toplam 610 kadın, cinayete kurban gitti. Ayrıca yüzlerce kadın şüpheli şekilde öldü. Bir kere daha tekrarlıyoruz. Bu cinayetlerin kanı, cinayetleri işleyenler kadar, İstanbul Sözleşmesi’ni tek bir imzayla kaldırarak, kadına yönelik şiddete cesaret verenlerin ellerine bulaşmıştır.

BU İŞİN ÜSTÜNDEN BEYLİK SÖZLERLE GELİNMEZ

Dünyanın gündeminde çok sıcak bir olay var. Fransa’da Cezayir asıllı 17 yaşında bir genç, trafik kontrolü sırasında, polis tarafından vurularak öldürüldü. Protestolar geniş çaplı olaylara dönüştü. Başka ülkelerde de benzer protestolar görülmeye başlandı. Şunu belirtmek gerekir ki vatandaşlarını birinci sınıf, ikinci sınıf diye ayıran ırkçı şiddete maruz bırakan bir yaklaşım, asla kabul edilemez. Biz Fransız yargısının bu konudaki kovuşturma ve soruşturmayı en hızlı şekilde tamamlayarak sorumluları gerektiği şekilde cezalandırmalarını bekliyoruz. Ancak Saray Hükümetinin, Avrupa’nın açık hava sığınmacı kampı haline getirdiği ülkemizde, Fransa’da yaşanan olayların çok dikkatli takip edilmesi lazım. Ülkemize kontrolsüz şekilde alınan ve yurdumuzun dört yanına dağılan sığınmacı ve kaçakların, yarattığı risklerin, üstünün Ensar söylemleriyle, Avrupa’dan para gelecek masallarıyla örtülmemesi, çok iyi tahlil edilmesi, yönetilmesi ve en kısa sürede Suriye ve diğer ülkelerden, kontrolsüz şekilde gelenlerin evlerine gönderilmesi şart. Yoksa, Fransa’da yaşanan olaylarla ilgili sosyal medya mesajı atanlara, soruşturma açarak ya da Hükümet sözcülerine, “Türkiye sömürgecilerle yan yana getirilemez” gibi bir takım beylik sözler söyleterek bu işin üstesinden gelmek mümkün değildir. Artık sığınmacılar ve kaçaklarla ilgili, bir eylem planını hızla uygulamak gerekmektedir. Türkiye bu yükü daha fazla kaldıramaz. Kendi vatandaşlarının hakkı olan refahı, başka ülkelerden gelen insanlara vermeye zorlanamaz.

BİR DÖNÜŞ PLANI BELİRLENMELİ

Sığınmacıların ülkelerine dönüşü için, bölge ülkeleriyle diplomatik temasa geçilmesi takvimi belli bir dönüş planının belirlenmesi, bu meselenin halli için gereklidir. Bugün artık samuray kılıçlı sığınmacılar sokaklarda birbirlerine saldırıyorlarsa, Antalya’nın sahilinde, Kayseri’de lunaparkta, İstanbul Avcılar’da ÖSO bayrakları açılmaya başlandıysa bekleyecek bir dakika dahi kalmamıştır. Bu arada Saray ülkemizde bu bayraklar sallanırken neden sessiz kalmaktadır. Rus yazar Turgenyev’in dediği gibi yeri geldiğinde, “Bir kapiklik mum bir şehri yakabilir.”

KURAN’A SALDIRIYI TELİN EDİYORUZ

Yine geçtiğimiz günlerde İsveç’te Kur’an-ı Kerim yakılması hiçbir şekilde kabul edilemez. Bu bir nefret suçudur. Hiçbir hal ve şart altında “İfade özgürlüğü” kılıfına sokulamayacak bu ayıba kendini medeni sayan ülkelerin tepkisizliği de utanç vericidir. İnançlar arasında sevgiyi ve barışı büyütmek varken nefreti körükleyen bu saldırıyı telin ediyor, bu saldırıya sessiz kalanları da kınıyoruz.

İKRAMİYE İLE KURBAN ALINIRDI, ŞİMDİ YARISININ YARISI ANCAK ALINIYOR

Bu bayram, milletimizin büyük bir kesimi için zor geçti. Bu kesimlerin sofralarında bereket, ağızlarında tat yoktu. Bunların başında da emeklilerin sofrası vardı. Saray, bundan beş yıl önce, emekliye bayram ikramiyesini, Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun zoruyla getirmişti. Bu yıla kadar da doğru dürüst bir artış yapmamıştı. Bu sene, biz her emekliye, önceki bayramdan eksik ödenen dahil, toplam 15 bin lira Kurban Bayramında ikramiye sözü verdik, seçim bitti Saray hükümeti emekliye sadece 2 bin lirayı reva gördü. 2018 yılında ilk verildiğinde emeklinin bayram ikramiyesi olan 1.000 lirayla, Diyanet’in vekâletle yurt içi kurban kesim bedeli olan 850 liraya kurban kesilebiliyordu. Bu yıl ikramiye 2 bin liraya çıktı. Diyanet’in yurt içi kurban kesim bedeli ise 5 bin 950 lira. Emekliye ikramiye ilk verildiğinde emekli bayramda kurban ibadetini yerine getirebiliyor, üstüne memlekete gidiş dönüş parası, ya da torunlara bayram harçlığı çıkıyordu. Şimdi emeklinin bayram ikramiyesi bir kurban parasının ancak, yarısının da yarısına yetiyor.

BİR KİLO ERİK 60 LİRA, BİR KİLO FASULYE 35 LİRA

Son beş yılda, Saray hükümetinin döneminde, sadece kurbanlık fiyatlarının değil her şeyin fiyatı aldı başını gitti. Milletimiz pahalılığa ezdirildi.Yaz geldi, hala markette bir kilo erik 60 liraya, bir kilo fasulye 35 liraya satılıyor. Bir somun ekmek bugün 7,5 lira oldu. O da şimdilik. Paramız bayramda da değer kaybetmeye devam etti. Bayramdan önceki hafta 23 lira 60 kuruş ödeyerek bir dolar alıyorduk. Şimdi bayram bitti doların değeri 26 liranın üstüne çıktı. Tabi hal böyle olunca da, dünyada brent petrol fiyatları bir ay önceye göre hiçbir değişiklik göstermezken bizde pompa fiyatları artmaya devam ediyor. İşte benzinin litresine de bu gece 2 lira 11 kuruş daha zam geliyor.

ENFLASYONU İTO AÇIKLADI, ENAG AÇIKLADI, TÜİK AÇIKLAMADI

Yine kiralar son bir yılda, Büyükşehirlerde 2,5-3 katına çıktı. Yazlıkları hiç söylemiyorum, artık tatil yörelerinde evler, açık artırma usulüyle kiraya verilmeye başlandı. Bugün normalde TÜİK’in Haziran ayı enflasyonunu açıklaması gerekiyordu. Ama açıklama Çarşamba gününe kaldı. İTO fiyatları bayram seyran demeden açıkladı. Bağımsız araştırmacıların oluşturduğu ENAG Haziran enflasyonunu bugün açıkladı. Bir tek TÜİK, o da bir ay önceden, “Bayram Tatili nedeniyle işyerlerinden fiyat toplayamam” diyerek, Haziran ayı fiyatlarının açıklanmasını iki gün erteledi. İlk 6 aylık enflasyon belli olduğunda, memurun maaşına, emeklinin aylığına, kamu işçisinin ücretine, enflasyonun telafisi için yapılacak artış da belli olacak. Onun için Haziran ayı enflasyon rakamları çok önemli. TÜİK’in ağır makyajlı rakamları zaten gerçek enflasyonu yansıtmıyor. Bir de bu fiyatların açıklanmasının bayram bahanesiyle ertelenmesi, çalışanların ve emeklilerin maaşlarının bir kere daha gasbedileceği endişesini artırıyor. Hükümet altı ay boyunca, çalışanları, emeklileri enflasyona ezdirdi. Şimdi Temmuz ayında bir artış yapacak güya tek bir ayda enflasyonu telafi edecek. Peki vatandaşın geçmiş 6 ay boyunca yaşadığı kayıp ne olacak? Vatandaşın üstünde kalacak. Diğer yandan, enflasyonun yüzde 40’ların üstünde olduğu bir dönemde, maaş, aylık ve ücretlerin sadece enflasyon telafisi olacak şekilde artırılması, geçmiş enflasyonun telafisi şeklinde arttırılması önümüzdeki 6 ayda vatandaşlarımızın enflasyona ezdirileceği anlamına gelir. Bu nedenle Temmuz’da yapılacak artışta yılın ikinci altı ayında beklenen enflasyon da mutlaka dikkate alınmalıdır. Üzerine refah payı da konulabilir.

SEÇİM DÖNEMİNDE VERİLEN SÖZLERİN TAKİPÇİSİYİZ

Tabii bu arada seçim öncesinde Erdoğan’ın, yine Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun zoruyla, en düşük memur maaşının 22 bin lira olacağı vaadini de, tutup tutmayacağını yakından takip ediyoruz. Hükümet seçim öncesinde en düşük emekli aylığını 7 bin 500 liraya çıkarırken, bunu emekli kök aylığına zam şeklinde yapmadı, en düşük maaşı 7 bin 500 liraya çıkarırken, aradaki farkı Hazine’den karşıladı. Örneğin 5 bin 500 lira alan bir emeklinin maaşı 7 bin 500 liraya çıkarken, 7 bin 501 lira alan bir emeklinin aylığı yerinde saydı. Böylece, daha çok prim ödeyenle daha az prim ödeyen arasında fark kalmadı. Hükümet büyük bir adaletsizliğe neden oldu. Dönemin bakanı da bu adaletsizliğin düzeltileceğine dair sözler verdi. Onun verdiği sözlerin de, kademeli artış sözlerinin de takipçisi olacağız.

BÖYLE HİKAYELERE TAKILAN HÜKÜMETLERİN SONU HÜSRAN OLDU

Son seçimlerde Hükümet, tam gaz seçim ekonomisi uyguladı. Elindeki tüm imkanları kullandı. Kazanın dibini sadece kazımakla kalmadı, kazanın dibini deldi. Ülkede döviz kalmadı. Şimdi tam gaz dışarıdan para bulmaya çalışıyor. Erdoğan seçim öncesinde ağzından düşürmediği, nassı unuttu faiz artışına razı oldu. Ama bir yandan da yaklaşan yerel seçimler aklından bir türlü çıkmıyor. “Acaba Sarayın vitrinine koyduğum iki isim üzerinden bir dalga yakalayıp, daha fazla faiz artırmadan dışarıdan para bulabilir miyim?” diyor. Yerel seçime kadar ekonomiyi bu rüzgârla götürmeye çalışıyor. Bir istikrar programı falan uygulamaya da niyeti yok. Yine bugünlerde bir hikaye anlatılıyor. Şimdilerde Hükümet, TL’nin değer kaybetmesine göz yumuyormuş. Ama bir yerden sonra bunu durduracakmış, kuru sabitleyecekmiş, hatta Türk Lirası’nın bir miktarda değer kazanmasına göz yumacakmış. Böylece mevcut Türk Lirası faizler, yabancılara çok cazip gelecekmiş. Seçimlere kadar başta Körfez ülkeleri olmak üzere yabancıların paralarını, ülkeye getirecekleri ve seçime kadar can yakacak hiçbir önlem almadan, vatandaşın canını yakacak hiçbir önlem almadan ekonomiyi götürmeyi bekliyorlarmış. Biz bu ülkede, daha önce de bu hikayelerin peşine takılan çok Hükümetler gördük. Ama hepsinin sonu hüsran oldu.

DEĞİŞEN İKİ İSİM DIŞINDA HER ŞEY AYNI TAS, AYNI HAMAM

Ben soruyorum, enflasyon birinci önceliğimiz deyip duruyordunuz. Enflasyonu düşürme bu hikayenin neresinde? Bütçe dengesini enflasyonla mı sağlayacaksınız? Dış ticaret açığı ne olacak? Dış Ticaret Bakanlığı’nın Haziran verisi bugün açıklandı. Bu yılın Haziran ayında iş günü sayısı bayram nedeniyle önceki yıla göre 5 gün az. Bu nedenle ihracat da ithalat da düşmüş. Dolayısıyla bu bayram ayını bir gösterge olarak görmek mümkün değil. Ama yılın tamamına bakıldığında dış ticaret açığının önceki yılın aynı ayına göre yüzde 56 artışla 120 milyar dolara dayandığı görülüyor. Saray’ın “Dış ticaret fazlası ve cari fazla vererek enflasyonla mücadele” safsatası çöp oldu. Ama dış ticaret açığı sorunu orada nur topu gibi duruyor. Öyle görünüyor ki, Saray dışarıdan kaynak bulayım derken, vatandaşı enflasyona ezdirecek. Ortada bir plan yok, orta vadeli program yok, ek bütçe yok, geçmiş yönetimin piyasalara vurduğu, prangaların nasıl kırılacağına dair açıklanmış bir strateji yok. Değişen iki isim dışında ekonomi yönetiminde de, Para Politikası Kurulunda da eski tas eski hamam.

TÜRKİYE GRİ LİSTEDE KALDI

Sadece yaldızlı bir takım sözler var. Yeni Hazine ve Maliye bakanı Türkiye’yi, kara para ve terörizmim finansmanı konusunda, kendisinden önceki hükümetlerin soktuğu, gri liste ayıbından kurtaracağını söylemişti. Yeni liste geldi, açıklandı. Türkiye hala gri listede. Yetmiyor birde raporda, “Kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadele” konularında Türkiye’nin gidecek çok yolu olduğu belirtiliyor. Plan yok, program yok. Ne olduğu belli olmayan bir takım laflar, sözler var. Bu şartlar altında kim güvenip de Türkiye’ye para getirecek? Ben söyleyeyim, ya kısa vadede parayı vurmak isteyen sıcak paracılar, tefeciler, ucuza devlet malı kapatmak isteyen vurguncular, ya da dost kisvesi altında Türkiye’den siyasi taviz koparmaya, Türkiye’ye emir vermeye kalkan, emperyalist güç olma, yeniden Düyun-u Umumiye’yi canlandırma heveslileri. Bunlar gelecek. Bu hikâye, 2021 yılının Eylül ayında uygulamaya koydukları “Yeni Model” safsatasından bile beter.

BU İŞİN SONU ÜCRET ZAMMINI PUL EDİP, VATANDAŞIN EMEĞİNİ YABANCIYA PEŞKEŞ ÇEKMEK

Tekrar söyleyeyim, bu işin sonu; milleti enflasyonun altında daha da ezdirmek, verilen maaş, aylık, ücret zammını çok kısa sürede pul edip milletin elinden geri almak, sonunda bu ülkenin vatandaşlarının alın terini yabancıya ballı börek olarak peşkeş çekmek, Cumhuriyeti kurarken bitirdiğimiz Düyun-u Umumiye’yi geri getirmektir. Bu işin sonu borç verenden emir almaktır. Bu işin sonu milletimiz için hüsrandır.

BİR HABER, BİN VAVEYLA

Aziz milletimizin kulakları bugüne kadar neler duydu, gözleri neler gördü neler… Villaların bodrum katında, sıfırlamakla bitmeyen para dolu kasalar, ayakkabı kutularından, çikolata kutularından taşan dolarlar, yurt dışındaki vergi cennetlerinde kurulan aile şirketleri ve bunlar üzerinden yapılan milyonlarca dolarlık para transferleri… Bu tür haberlere alıştık. En son, saygın bir yabancı haber ajansı, içinde Saray şürekasından isimlerin de geçtiği bir haber yayınladı. Buna göre İsveçli bir şirket, Türkiye’de araçlara kendi sattıkları alkol-metrelerin takılması için bir girişimde bulunmuş. Buna yasal alt yapı oluşturulması ve ticari ayrıcalıklar kazanmak karşılığında Bilal Erdoğan’ın başında olduğu vakıf ve üniversitelere, on milyonlarca dolarlık rüşvet aktarmayı planlamış. Hatta bunun için Türkiye’de paravan şirket bile kurmuş. Ama şikayet üzerine bu çirkin oyun ortaya çıkmış, planı yapanlar şirketten atılmış ve bu plan hayata geçmemiş. Habere konu olayın özeti bu. Ama bu haberin çıkmasının ardından yaşananlar haberden çok daha ilginç. Önce Erdoğan’ın İletişim Başkanlığı çıkıyor habere veryansın etmeye başlıyor. Sonra onun ardından RTÜK Başkanı, sonra Meclis Başkanı, Bakanlar bu vaveylaya iştirak ediyor. Tabi bunun ardından da troller geliyor… Onu da derhal yayın yasakları takip ediyor.

UCUBE REJİM BÖYLE YÜRÜYOR

Şimdi ben buradan soruyorum, Cumhurbaşkanının oğluyla ilgili bir haber RTÜK Başkanını, Bakanları ve hatta Meclis Başkanını neden bu kadar infiale sevk ediyor? Ben size söyleyeyim, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi dedikleri ucube rejimde parti devletinde, maalesef işler böyle yürüyor. 85 milyon millete de bu kirli düzenin devamı için karın tokluğuna, köle gibi çalışmak düşüyor. O da iş bulabilirse… Gurbet kızımız… Mevsimlik işçi bir ailenin kızı… Antalya’da tarlada doğmuş. Çalışmış, didinmiş, üniversitenin bankacılık bölümünü bitirmiş. Ama torpil bulamamış, işe girememiş. Şimdi ailesiyle birlikte Antalya’nın sıcağında yevmiyeyle günde 11 saat tarlada çalışıyor, günlük nafakasını çıkarmaya uğraşıyor. Gurbet kendisine mikrofon uzatan muhabire, “Bu ülkede başarılı olmak bir işe yaramıyor” diyor.

ÇOBAN SÜLÜ’DEN CUMHURBAŞKANI ÇIKARAN CUMHURİYET

Çoban Sülü’den Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’i çıkaran yetenekli gençlerini en ücrada bile olsa bulup yurtdışında eğitime gönderen, onları dünya çapında bilim insanı ve sanatçı yapan bu ülkenin ucube saray rejimi elinde geldiği yer işte burası. Yokluk yoksulluk artık bu topraklarda, bir kader olarak sonraki kuşaklara aktarılıyor. Çalışsan da yoksulsun çalışmasan da yoksulsun… Bu ucube rejim gelmeden önce 5 milyon 272 bin olan gerçek işsiz sayısı Nisan ayı itibariyle 9 milyon 138 bine çıktı. Ucube rejimle geçen beş yılda, işsizler ordusuna 3 milyon 867 bin kişi eklendi. Son 5 yılda, vatandaşların ve şirketlerin borcu dörde kamunun borcu beşe katlandı. Finansal kesim dışında kalan kesimlerin borcu 4 kat arttı. 3 trilyon 381 milyar liradan 14 trilyon 466 milyar liraya çıktı.

ALTTA KALAN YİNE EMEKÇİ OLDU

Orta direk yok oldu, zengin ile fakir arasındaki makas olağanüstü açıldı. Bu yılın Nisan ayı itibariyle bankalardaki toplam mevduatın yüzde 70’ini 1 milyon lira üzerindeki mevduat hesapları oluşturuyor. Ancak bu 1 milyon lira üzerindeki hesap sahiplerinin sayısı bankaların toplam müşteri sayısının sadece binde 6’sı. Bu düzende birileri hep birilerinin üzerine yaslanıyor. Altta kalan da her zaman emeğiyle geçinmeye çalışan vatandaşlarımız oluyor. Bu düzenin böyle gitmeyeceğini söyleyen herkes bir numaralı düşman ilan ediliyor.

MERDAN YANARDAĞ SERBEST BIRAKILMALI

İşte Genel Başkanımıza yönelik fezleke tehditleri, işte sosyal medyadaki sürek avları, işte RTÜK’ün muhalif televizyonlara kestiği intikam cezaları ve işte en son Gazeteci Merdan Yanardağ’ın bir programda söylediği sözlerden orası burası kesilerek, montajlanarak hazırlanan bir video gerekçe gösterilerek tutuklanması. Merdan Yanardağ o programlarda, AK Parti’nin Diyarbakır milletvekilinin sözlerini anımsatarak, Hükümetin neyi, neden yaptığını hatırlatıyor. Saray’ın yeni bir çözüm süreci başlatma ve terörist başını salıverme niyetinden bahsediyor. Tezgahın açığa çıktığını gören, Saray mahfilleri de hemen kampanya başlatıp, Gazeteci Merdan Yanardağı içeri attırıyor. Ahlak pusulası fırıldak olmuş Saray Hükümetinin yalanlarla, trol ordularıyla algı yönetme taktiği anlaşılan yerel seçimlere kadar tüm hızıyla devam edecek. Biz, “Seçim süreci Mayıs ayında sona ermedi. 8 ay sonra yapılacak belediye seçimlerine kadar sürecek” derken bu lafları boşuna etmiyoruz. Ama ülkenin geleceği için sorumluluk alan gazeteciler, bu baskılara pabuç bırakmayacaktır. Ülkemiz adına utanç verici bu yanlıştan derhal dönülmelidir. Merdan Yanardağ serbest bırakılmalıdır.

SARAYIN PLANI 94 SEÇİMLERİNDEKİ GİBİ RAKİPLERİ DAĞITMAK

Önümüzdeki yerel seçimlere kadar çok kritik bir zaman dilimi var. Saray’ın en büyük beklentisi karşısında bir araya gelen muhalefeti bölmek. 94 seçimlerinde olduğu gibi karşısındakileri dağıtıp kendi adaylarını aradan çıkarmak. Bunun için her türlü çabayı fasıla vermeden sürüyorlar. Biz, önceki seçimdeki eksikliklerimizi hızla gideriyoruz. Bir yandan örgütümüzde başlattığımız yenilenme sürecini gerçekleştirirken, önümüzdeki yerel seçimlere kadar, hizmetlerimizi anlatarak, en ücra mahallelere kadar ev ev dolaşarak, bundan önceki seçimlerdeki birlikteliklerimizi tahkim ederek, yerel seçimlerden başarıyla çıkacağız.

ŞİMDİ ÇOK DAHA BÜYÜK İŞLER YAPMAK ZAMANI

İstanbul, Ankara, Adana, Antalya, Mersin gibi Büyükşehirler başta olmak üzere pek çok belediyeyi Erdoğan’ın elinden aldığımız yerel seçim zaferimizden bu yana dört yıl geçti. Geçen dört yılda belediyelerimiz tüm engellemelere rağmen sosyal demokrat belediyeciliğin en güzel örneklerini verdiler. Vatandaşın parası vatandaşa hizmet için kullanılınca nasıl eserler verilebildiğini gösterdiler. İllerinde, ilçelerinde belediyeler eliyle verilen yardımları artırdılar. Üretime destek olmak için hiçbir çocuğun yatağa aç girmemesi için var güçleriyle çalıştılar. Haklarında söylenen tüm yalanları yalancıların yüzüne vurdular. Şimdi yapılan hizmetleri anlatma, bugüne kadar yapılanlardan çok daha büyük işler yapma zamanıdır. Bayram bitti. Artık bu yaz CHP örgütlerine, CHP milletvekillerine, CHP Belediye Başkanlarına, Belediye Meclis Üyelerine her kademeden CHP yöneticilerine tatil yok. Yenilenen kadrolarımızla tüm gücümüzle seçime kadar sahada olacağız.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- CHP Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerde olduğu gibi bir ittifak yapacak mı? Eğer yapılamazsa büyükşehirlerin kaybedilme riski var mı? Siz bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- CHP yerelin kendine özgü koşullarını en iyi bilen ve değerlendiren partidir. Oluşan koşullara ve risklere göre yeni stratejileri hayata geçirmekte tereddüt etmez. Bu çerçevede mevcut 11 Büyükşehrin yanında yeni Büyükşehirleri de kazanacağımızdan kimsenin tereddüdü olmasın. Büyükşehir Belediye Başkanlarımız konuşmamda da ifade ettiğim gibi başarılı hizmetler vermiş, büyük eserlere imza atmışlardır. Kendilerine vatandaşlarımızın desteğinin artarak devam edeceğinden eminiz.

Soru- Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun kendisine siyasi rüşvet teklif ettiğini iddia ediyor. Bu konu hakkında sizin bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Önce bir genel değerlendirme yapıyım. Belediye Başkanları öncelikle kendi illerinin, ilçelerinin sorunlarını çözmeli. Hemşerilerine en iyi hizmeti vermeye çalışmalı. Tanju Özcan, belediye hizmetlerde hükümet engel çıkardığı için yürüseydi başımızın üstünde yeri vardı. Şimdi bu kendisinin iddiaları akıl işi değildir. Ama bilinen bir söz vardır. Yollar yürümekle aşınmaz, ateş olsa da cürmü kadar yer yakar. Bolu’nun dünya kadar sorunu var. Tanju Bey yürümekle vakit harcayacağına Bolu’nun sorunlarını çözsün.

Soru- CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Antalya Belek’teki tatili sosyal medyada yankı buldu. Mütevazı mutfaktan lüks villada tatile eleştirileri yapılıyor. Sizin bu konuya ilişkin bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Genel Başkanımızın her biri kendi işinin gücünün sahibi olan aile fertleriyle birlikte kısa bir süre dinlenmesini eleştirmenin ben gerçekten kurban bayramında büyük bir haksızlık olduğunu düşünüyorum. Yani esas sorulması gereken soru şudur; Tayyip Erdoğan’a milletin ödediği vergilerle uçan, kaçan, duran yazlık, kışlık saraylarda ne kadar harcama yapılmıştır? Burada söz konusu olan milletin parasıdır.

Soru- Merkez Bankası faiz politikasında değişikliğe gidilen son toplantının özetini yayınladı. Kararı enflasyon beklentilerinin çapalanması, fiyatlama davranışlarındaki bozulmanın kontrol altına alınması için başlatılan parasal sıkılaştırma sürecinin ilk adımı olarak değerlendirdi. Elindeki tüm araçları kararlılıkla kullanmaya devam edeceğini de söyledi. Bu bugüne kadar uygulanan politikanın yanlış olduğunun bir itirafı mı? Dolar kurunu baskılamak için muhalefet bugüne kadar hep yakılan dolarları hatırlatıyordu. Bu açıklama için sizin bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Tabi bunu bakan Mehmet Şimşek’in ifadesiyle bugüne kadar izlenen akıldışı irrasyonel politikalardan dönüşün bir başlangıcı olarak anlamak mümkündü. Ama bunun yanına Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı dışında üyeleri değişmeyen, eski üyelerle devam eden Para Politikası Kurulu’nun bundan önceki akıldışı politikaların baş uygulayıcılarından biri olan eski Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanının Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun başına atanmasını koyduğumuzda, bir de bunların üstüne Erdoğan’ın ben değişmedim aynıyım sözlerini eklediğimizde ortaya mükemmel bir kafa karışıklığı çıkıyor. Türk ekonomisi ızrar halindedir. Ekonominin bu çelişkili söylemlerle yönetilmeye çalışılması akılcı politikalara dönüşün maliyetini artırmaktan başka bir işe yaramaz. Bugün rezerv satmayacağım dersiniz, bu çelişkili sözlerle devam ederseniz faizleri çok arttırmak zorunda kalırsınız. Yarın faizleri artırmak zorunda kalmak istemezsiniz bu sefer rezervleri satmak zorunda kalırsınız. Türkiye’nin derhal derli toplu dört başı mamur bir programı millete sunması ve bu çerçevede yürümesi gerekmektedir.

Teşekkür ederim.

Madem Aynı Yere Gelecektiniz, Bu Haltı Neden Yediniz

CHP Sözcüsü Öztrak, “Faiz sebep, enflasyon netice” politikasıyla millete büyük bedeller ödeten Hükümetin yeniden faiz artırımına dönmesini, “Ağa ile maraba fıkrasında olduğu gibi madem sonunda aynı yere dönüp dolaşıp gelecektiniz, bunca haltı neden yediniz?” diyerek değerlendirdi.

Tek başına faiz artışının enflasyonu düşürmeye yetmeyeceğini vurgulayan Öztrak, bir yandan faiz artırırken bir yandan da yerel seçim öncesi harcamalarda gaza basan Hükümetin bir eliyle yaptığını, öbür elinizle bozduğunu ifade etti.

Hükümetin elindeki sınırlı cephaneyi boşa yaktığını kaydeden Öztrak, “Bütüncül, tutarlı, güçlü çapalara sahip bir program olmadan bu işi yürütemezsiniz. Bu yaptıklarınız Erdoğan’ın akıl dışı politikalarla viraneye çevirdiği ekonomiyi sağlığına kavuşturmaz. Eğer böyle yürüyecekseniz bu yaptıklarınız aspirin tedavisi ve pansumanın ötesine geçmez” uyarısında bulundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız sona erdi. Bu, bayramdan önceki son toplantımızdı. Öncelikle, sizlerin aracılığınızla hem sizin, hem milletimizin bayramını kutluyoruz. Yine bugün Amasya Genelgesi’nin yayımlanmasının yıl dönümü. Kurtuluş Savaşımızın yol haritasının çizildiği “Milletin istiklâlini, ancak milletin azim ve kararının kurtaracağı” ilkesinin ortaya konduğu Amasya Genelgesinin yayımlanmasının yıl dönümü milletimize hayırlı, uğurlu olsun.

Bugün kurulumuzun gündeminde ekonomideki ve siyasetteki son gelişmeler vardı. 14 ve 28 Mayıs 2023’te, Genel Seçim ve Cumhurbaşkanlığı Seçimleriyle ilk aşamasını tamamladığımız seçimler sürecinin, son aşaması olan Mahalli İdareler seçimlerini de yine kurulumuzda değerlendirdik. Ayrıca toplantıda MYK üyelerimiz, kendi alanlarına giren konularda kurulumuzu bilgilendirdiler.

İL BAŞKANLARININ MUTABAKAT METNİ

Genel Başkanımız, biliyorsunuz dün il başkanlarımızla toplandı. 9 saat süren toplantıda 14-28 Mayıs sürecini ve yaklaşan yerel yönetim seçimleri aşamasında yapılacakları değerlendirdiler. İl başkanlarımız yine bugün toplantıya ilişkin bir mutabakat metnini de açıkladılar. İl başkanlarımız, bu açıklamada öncelikle, ülkeyi yöneten Düyun-u Umumiye Kabinesi’nin memleketi uluslararası tefecilere teslim ettiği tespitinde bulundular. Yine açıklamalarında il başkanlarımız, değişimin kişi bazlı bir değişim demek olmadığını, yapısal ve işleyişsel eksiklikleri içeren değişim taleplerinin sağlıklı bir sonuç doğurmayacağını, seçimlerde herkesten çok çalışan Genel Başkanımızı itibarsızlaştırmaya yönelik yaklaşımları tasvip etmeyeceklerini de açıklamalarında ifade ettiler. İl başkanlarımız, yerel seçimler öncesi, demokratik bir parti tüzüğünü hayata geçireceğimizin ve kurultayımızı da tamamlayarak kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk’ün “Kimsesizlerin kimsesi” diyerek tarif ettiği Cumhuriyetimizi demokrasiyle taçlandıracağımızı belirtmişlerdir.

KES-YAPIŞTIR GRUP KONUŞMASI

Genel Başkanımız ve partimiz uzunca bir süredir, “Bu hükümetin ülkeyi yönetme kabiliyetini yitirdiğini, beyin ölümünün gerçekleştiğini” anlatıyor. AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’ın dün yaptığı grup toplantısında, buna bir kez daha şahit olduk. Mayıs ayında yapılan seçimler öncesinde, Millet İttifakı’nın, her biri alanında uzman isimleriyle, gece gündüz çalışarak ortaya koyduğumuz, Ortak Politikalar Mutabakat Metninden kes-yapıştır yaparak, seçim bildirgesi yazmışlardı. Dün de Erdoğan ve metin yazarlarının, bu kez, bizim seçim sürecinde kendilerini tarif etmek için, kullandığımız ifadeleri, kes-yapıştır yaparak grup konuşmasında bize karşı kullanmaya kalktıklarını gördük.

AHIR GEZDİRİLMİŞ GÜL KOKUSU

Şimdi bizim sözlerimizin rayihası, Erdoğan’ın ağzından dökülünce Şair Cemal Süreya’nın deyimiyle, “Ahırda gezdirilmiş gül kokusuna” döndü. Erdoğan dünkü grup toplantısında bizim laflarımızı eğip bükmeye çalışırken kontrolü kaybetti. Milleti bölüp parçalayan kirli dilini yine tutamadı. Önce hakaret ve iftiraya başladı. Ardından kantarın topuzunu iyice kaçırdı. Son zamanlarda itiyat haline getirdiği gibi partimizin iç işleri hakkında atıp tutmaya başladı. Bir defa daha Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendisinin en büyük kabusu olduğunu gösterdi. Biz öncelikle hakaret ve iftiralarını, kendisine aynen iade ediyoruz. Ardından Saray’a ve tembel metin yazarlarına, sözlerimizin ne demek olduğunu bir kere daha hatırlatmak istiyoruz.

UCUBE ŞAHSIM REJİMİ

Biz bu Saray rejimine, “Ucube şahsım rejimi” dedik. Çünkü bu rejim, tüm yetkileri bir kişide toplayan hiçbir fren ve denge olmayan, bu toprakların mayasına hiç uymayan başka ülkelerde de benzeri ve sınırları olmayan bir ucubedir.

YALAN, DOLAN, TALAN DÜZENİ

Biz bunların düzenine “Yalan, dolan ve talan” düzeni dedik. Çünkü bu düzen, millete verdiği hiçbir sözü tutmayan her seferinde “yalana ve dolana” başvuranların düzenidir. Kurdukları vakıflarla, yandaşlarına verdikleri ballı ihalelerle, vergi cennetlerindeki aile şirketleriyle, ülkenin kaynaklarını “talan” edenlerin düzenidir.

ETİK DIŞI KAMPANYA

Biz, bunların yürüttüğü seçim kampanyasına “Etik dışı kampanya” dedik. Çünkü atama Bakanları bile istifa ettirmeden milletvekili adayı yaptılar ondan sonra seçim sahnesine sürdüler. Devletin tüm imkânlarını sonuna kadar muhalefete karşı, pervasızca kullandılar. Her türlü iftirayı attılar. Cumhuriyetimizi kuran partimize terörle işbirliği çamuru atmaya çalıştılar. Millete meydanlarda, kendi yaptırdıkları sahte, montaj videoları izlettiler. Sonra da “ama montaj, ama şu, ama bu” diyerek siyasi arsızlıkta zirve yaptılar. Şehirleri yalan afişlerle donattılar. İşi o kadar ileri götürdüler ki. Aleyhimize yazması için değil, kendileri ortada görünmeden aleyhimize, sosyal medyada kampanya yaptırmaları için, bir yandaş basın kuruluşuna, kim bilir kimlerden aldıkları milyonlarca lirayı aktardılar o kuruluşu maşa diye kullandılar.

SARAYIN KİBİRLİSİ

Biz Erdoğan’a “Sarayın kibirlisi” dediysek, bunun sebebi, her şeyi kendi bildiğini sanması, kendinden başka kimseyi dinlememesi, “Şahsım, şahsım” diyerek böbürlenmesidir. Biz “halka tepeden bakan” bu anlayışı eleştiriyorsak, sebebi, Keçiören’deki evinden saraya taşındıktan sonra, milleti unutması, halini görmemesi, sesini duymamasıdır.

FETÖ İLE AYNI YAĞMURDA ISLANANLAR

Biz “Bunlara aynı maklubenin etrafına oturanlar” dediysek, sebebi, hain FETÖ ile aynı yağmurda ıslanmış, devletin harimi ismetini, kozmik odasını terör örgütüne teslim etmiş, milli ordumuza terör örgütüyle birlikte kumpas kurmuş olmalarındandır. Biz sarayın “trol ordularından” bahsediyorsak, Ebabil Harekatlarının çarşaf çarşaf ortaya dökülmesindendir.

29 MAYIS YEREL SEÇİM SÜRECİNİN İLK GÜNÜ

Biz “29 Mayıs yerel seçim sürecinin ilk günüdür. Vakit, yılgınlık vakti değildir. Cumhurbaşkanlığı seçimindeki 25,5 milyon oyu 30 milyona çıkarma, ‘Birleşe birleşe’ kazanma vaktidir” diyorsak, bu, Cumhuriyetimizin ve Cumhuriyet Halk Partimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ten miras aldığımız bu ülkenin geleceğine olan inancımızdandır. Saraydaki ahlaki çöküntü çok şükür bizde yok, bizdeki inanç da Saray ve şürekasında yok. O yüzden sözlerimizin zarfını aşırsalar da, mazruf ağızlarında sırıtıyor.

MERKEZ BANKASI GÖMLEĞİN İLK DÜĞMESİNİ YANLIŞ İLİKLEDİ

Düyunu Umumiye kabinesi atamak zorunda kalan Erdoğan’ın bir zamanlar Halk Bankası’nı dolandırmakla suçladığı eski bakanını yeniden Hazine ve Maliye Bakanlığı’na getirmesinin ve iddialara göre Katar Emirinin tavsiyesiyle Amerika’dan ithal Merkez Bankası Başkanı’nı getirmelerinin ardından yeni ekonomi takımının ilk somut icraatını bugün gördük. Merkez Bankası çok beklenen faiz kararını verdi. Politika faizini 15 puana çıkardı. Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklendi. Ortaya güven uyandıran, sağlam çapalarla tahkim edilmiş, bir program konmadan, enflasyonu düşürme konusunda, ilk cephane korkarım boşa harcandı. Böyle giderse bu yönetim daha çok faiz artırır ve milleti daha yüksek işsizliklere, çok daha fazla pahalılığa mahkum ederler.

KURUL AYNI, KARAR DEĞİŞİK

Diğer taraftan, daha önce Erdoğan’ın talimatıyla, nas stratejisi uygulayarak faiz indiren Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’nun sadece bir üyesi değişti. O da Merkez Bankası Başkanı, diğer üyeler hep aynı. Ama bu üyeler bu kez kıblelerini değiştirip faiz artırma kararı aldı. Şimdi ben bu üyelere açık ve net soruyorum: Ne oldu sizin nassınıza? Sizin kıbleniz şimdi neresi? Sunay Akın’ın dediği gibi “Sorun atlıkarıncalar değil, arkada dönüp duran dönme dolaplardır.”

BANKALARIN ZEHİRLİ TAHVİLLERİ VE ZOMBİ ŞİRKETLER İÇİN TEDBİR GEREKİYOR

Bu durumda Saraya sormak da hakkımızdır: Faiz artırımı sürecine girerken bankalara zorla verdiğiniz düşük faizli tahvillerle ilgili hangi tedbirleri aldınız? Bunlarla ilgili bir planınız var mı? Ülkemizin oldukça kırılgan olduğu zombi şirketler alanında, biliyorsunuz özel kesimin zombi şirketlerinin toplam özel kesim şirketlerine oranı itibariyle en kötü durumdaki ülkelerden biriyiz. Bu zombi şirketler konusunda yeni başlayan faiz artırımı sürecinde hangi tedbirleri alacaksınız?

MADEM AYNI YERE GELECEKTİNİZ, BU HALTI NEDEN YEDİNİZ

Öyle görünüyor ki “Faiz sebep enflasyon netice” safsatasının şimdilik sonuna geldik. Buradan soruyoruz neden paramızı pul ettiniz? Neden milletin tenceresini boşalttınız? O meşhur ağa ile maraba fıkrasında olduğu gibi madem sonunda aynı yere dönüp dolaşıp gelecektiniz bunca haltı neden yediniz? Tekrarlıyorum, tek başına faiz artışı, “Birinci öncelik” dediğiniz enflasyonu düşürmeye yetmez. Bir yandan seçim harcamalarında gaza basacaksınız. Bir yandan faiz artıracaksınız. Bir elinizle yaptığınızı, öbür elinizle bozacaksınız. Elinizdeki sınırlı kurşunu, cephaneyi boşa yakıyorsunuz, boşa atıyorsunuz. Tekrar söylüyoruz, bütüncül, tutarlı, güçlü çapalara sahip bir program olmadan bu işi yürütemezsiniz. Şu anda yaptıklarınız Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan, AK Parti Genel Başkanının akıl dışı politikalarla viraneye çevirdiği ekonomiyi sağlığına kavuşturmaz. Eğer böyle yürüyecekseniz bu yaptıklarınız aspirin tedavisi ve pansumanın ötesine geçmez. Ve buradan söylüyorum, 2001 krizinde Hazine Müsteşarlığı yapmış, kriz yönetmiş bir Hazine Müsteşarı olarak söylüyorum, bu yaptıklarınız hiçbir işe yaramaz. Yerel seçim yaklaşıyor. Anlaşılan tedrici uygulamalarla, seçimlere kadar gidebilme esnekliğimiz var diye düşünüyorsunuz. Ama yok.

MEHMET BEY VE EKİBİ VİTRİN SÜSÜ

Erdoğan yine dün grup toplantısında “Faiz sebep, enflasyon netice” olarak bildiğimiz, “Cari fazla yoluyla enflasyonla mücadele” safsatalarını aynen anlatmaya devam etti. Erdoğan böyle yaptıkça, kafalar daha da karışıyor, güven bir türlü sağlanamıyor. Maliyetler faiz cinsinden, işsizlik cinsinden, enflasyon cinsinden maliyetler arttıkça artıyor. Erdoğan bildiğini okuyor. Mehmet Bey ve ekibi de dışarıdan para bulmak için vitrin süsü olarak kullanılıyor. Bu şartlarda piyasalar bu parayı vermez. Türkiye Körfez’den gelecek ahbap çavuş parasına mahkum olur. Onlar da BOP eş başkanına Merkez Bankası Başkanını Düyun-u Umumiye komiseri olarak, dayatırlar. Cumhurbaşkanı Yardımcısı ile Hazine ve Maliye Bakanı’nın Birleşik Arap Emirlikleri’ne yaptıkları ani ziyaret, dışarıdan para bulma konusunun, Körfez ülkelerinin himmetiyle çözülmeye çalışılacağını gösteriyor. Bugün açıklanan rezerv verilerine göre Merkez Bankası’nın döviz kasasındaki açık 74 milyar dolara ulaşmış. Böyle giderse, Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın ve Bakan’ın daha pek çok Körfez seferi yapmak zorunda kalacağı da açık. Tabi bu arada piyasadan borçlanmak yerine ahbaptan, dosttan rica minnet borç alırsanız, emir alacağınızı da unutmamanız gerekiyor.

ADİSYONU MEHMET BEY’E KİLİTLEYECEK

Erdoğan’ın dünkü konuşmasında satır aralarında kalan bir başka sözü de, ekonomi yönetimine “Çok ağır sorumluluklar yükledikleri…” şeklinde oldu. Erdoğan’ın, “Ekonominin sorumlusu benim, ben” diyerek, millete yaşattığı kabusun, siyasi faturasını kime ödeteceği yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Birden tam yol tornistan, “Ekonomi yönetimine sorumluluk yükledim” demeye başladı. Erdoğan ekonomide onca yanlışı yaptıktan sonra, adisyonu Mehmet Bey’e kilitleyip kurtulma hazırlığında gözüküyor. Nitekim ikide birde “Ekonomide uzun mücadeleler sonucu elde edilen kazanımlardan geriye gidiş olmayacağını” da söyleyip duruyor.

BİR İSTİKRAR LAFI VARDI, O N’OLDU?

Şimdi Saray’ın küçük ortağı da “Faize bakışımız aynı ama istikrar için alınması gereken kısa dönemli ve can yakan tedbirler var. Bugünkü külfete katlanmak kaçınılmaz hale geldi” diye açıklamalar yapıyor. Bende buradan soruyorum, bizde buradan soruyoruz ekonomiyi “can yakıcı tedbir” alma noktasına kim getirdi? Milletin sırtına ağır bir “külfetin” yüklenmesini “Kaçınılmaz” hale getiren kim? Sayın Bahçeli, bu ucube rejimi pazarlarken vadettiğiniz “istikrara” ne oldu? “Kısa dönemli” bir pansuman ve aspirin tedavisinden sonra, ekonomiyi batıran safsatalara geri dönebileceğinizi mi sanıyorsunuz? Saray’ın bundan sonra yapacağı her hatanın faturası, çok daha büyük bir işsizlik olarak, çok daha yüksek bir hayat pahalılığı olarak, çok daha yüksek bir yoksulluk olarak misliyle milletimize çıkacaktır.

CAN ÇEKİŞEN PARAMIZIN LEŞİNİ KEMİRİYORLAR

Seçimin geneli bitti, unda sübvansiyonda gitti. Vatandaş artık ekmeğin ne zaman 10 liraya çıkacağını endişeyle bekliyor. Dünyada gıda fiyatları düşüyor, bizde artıyor. Dünyada petrol fiyatları düşüyor bizde pompa fiyatları artıyor. Zaten bu hükümetin kendi ülkesinin vatandaşına verdiği hiçbir şey yok. Bu hükümet el iyisi. Bizim vatandaşlarımız hastaneden doğru dürüst sağlık hizmeti alamıyor ama ülkeye doldurdukları sığınmacıların bu konuda hiçbir sıkıntıları yok. Vatandaşa vergi var, sığınmacıya vergi yok. Bizim yetişmiş gençlerimiz artık bu ülkeden umutlarını kesip kendi geleceklerini kurtarmak için çok sevdikleri vatanlarından ayrılmak zorunda kalıyor. Türkiye; Suriye, Afganistan, Venezuela ve Kolombiya’dan sonra Avrupa’ya en çok iltica başvurusu yapılan beşinci ülke olmuş. Sonuç: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları vize alamıyor. “Sen Suriyeli sığınmacıları ülkende tut, sana para vereyim” diyenler bu defa “Ülkende çok sığınmacı var, nasıl aldığın da belli değil” diyerek bizim vatandaşlarımızı cezalandırıyor, bizim vatandaşlarımıza vize vermiyor. Bunun baş sorumlusu kim? Tabii ki şahsım hükümeti. Bizim emeklilerimiz ayın sonu nasıl gelecek diye hesap yaparken, elin emeklisi bir ayda aldığıyla, ülkemizde bizimkilerin hayal bile edemediği tatili yapıyor. Yabancılar, ünlü yazar Stefan Zweig’in deyimiyle, “Can çekişen paramızın leşini kemiriyor.” TÜİK’in açıkladığı verilere göre, Avrupalı kendi ülkesinden 100 Avro’ya aldığı mal ve hizmeti, Türkiye’de sadece 40 Avro ödeyerek alabiliyor. İncelenen 36 ülke arasında bu endeksin en düşük olduğu ülke Türkiye. Tabi bunun alt endeksleri de var. Mesela taşıtta da Türkiye rekor kırıyor. En yüksek olan ülke Türkiye. Şimdi tabi bunu yanlış anlamayın bu, Türkiye’de fiyatlar ucuz demek değil. Türkiye’de fiyatlar vatandaşımıza çok pahalı, ele ise çok ucuz demek. Bu canım toprakları, kendi vatandaşı için cehenneme, başka ülkelerin vatandaşı için 1 milyoncu pazarına döndüren, el iyisi bir Hükümet bugün ülkeyi yönetiyor. Ve artık bu verimli topraklarda yoksulluğu, yokluğu değil, açlığı konuşuyoruz.

BU ASGARİ ÜCRET 2 AY SONRA AÇLIK SINIRININ ALTINA DÜŞER

Bayram geliyor, torununa harçlık veremeyen, kurban kesmeyi geçtik, bayram günü evine bir kilo et alamayan emekliyi konuşuyoruz. Çalışmayan aç, ama çalışan da aç. Hatırlayacaksınız biz, asgari ücreti açlık sınırının altına indiren enflasyonu, telafi etmek, hem de önümüzdeki dönem beklenen enflasyona, çalışanları bir defa daha ezdirmemek için ve onlara bir miktarda refah payı vererek, onun üstüne de açlık ve yoksulluk sınırını da dikkate alarak, “Asgari ücret en az 15 bin lira olmalı” dedik. Ama hükümet 11 bin 402 lirada kaldı. Ne yaptı? Sadece ilk 6 aydaki enflasyonu dikkate aldı ve oradaki kaybı telafi etti. Yani geçmişi telafi etti. Ama geçmişteki o düşük asgari ücretler telafi edilmedi. Tek bir ayı telafi etti. Yetmez. Söz verdikleri 500 dolara bile ulaşamadılar. Bu yılın ikinci yarısındaki enflasyonu görmezden geldikleri için de, emekçilerimizi bir kere daha enflasyon canavarının dişlerinin arasına attılar. Korkarım, Saray gazete ve televizyonlarında davul zurnayla duyurulan bu asgari ücret de bundan öncekilerde olduğu gibi, en fazla 2 ay sonra açlık sınırının altına düşecek. Bu asgari ücret çalışanlara “Can simidi değil, çay simidi” oldu.

EN DÜŞÜK MEMUR MAAŞI ARTIŞININ BÜTÇEDE YERİ YOK

Bu arada, pazarlık masasında emekçiyi temsil eden Konfederasyon, her ay, “Açlık ve Yoksulluk Sınırı” araştırması yayınlıyor. Onların yayınladıkları rapora göre bekâr bir çalışanın yaşama maliyeti 13 bin 440 lira. Yoksulluk sınırı 33 bin 750 lira. Ve konfederasyon başkanı kendilerinin hesapladığı, bir işçinin hayatta kalabilmesi için yapması gereken en az harcamanın altında bir rakama, imza attı. Bu tabi çok garip bir şey. Bunun neresi emekçiler için hak mücadelesi? Halen en düşük memur maaşı 11 bin 848 lira. Bu da yoksulluk sınırının altında. Erdoğan seçimden önce, Genel Başkanımızın zoruyla bunu 22 bin liraya çıkarma sözü verdi. Yeni bakanı da bunu teyit etti. Ancak bütçede, ilk 5 ayda, kamuda çalışanlara ödenen, maaş ve ücretlerin toplamı, yılın tamamı için öngörülen maaş ödemesinin yarısını şimdiden geçti. Yani bütçe ödenekleri, memur maaşlarında bu söz verilen artışa yetmeyecek. Bütçede karşılığı olmayan bu ve bunun gibi pek çok ödeme için hükümetin bir ek bütçe çıkarması gerekiyor. Ama ortada böyle bir çalışma da yok. Hükümetin birinci önceliği olduğunu söylediği enflasyonla İngilizce sosyal medya mesajları, Birleşik Arap Emirlikleri’ne ziyaretler, birkaç beylik laf ve en son bugün yapılan faiz artışı dışında mücadele namına herhangi hiçbir şey yok. Enflasyonla mücadele, sadece Merkez Bankası’nın sırtına bırakılırsa, bunun ülkeye maliyeti, millete maliyeti son derece ağır olur. Bu millet daha çok faiz öder, daha fazla işsizliğe ezilir, daha yüksek enflasyon elindekini avucundakini alır.

MİLLETİMİZ ZEKİDİR, ÇÜNKÜ BİRLİK VE BERABERLİKLE GÜÇLÜKLERİ YENMESİNİ BİLMİŞTİR

Bugün yaşadıklarımız, mevcut hükümetin, seçimlere kadar kazanmak için milleti bölmeye, ayrıştırmaya devam edeceğini de gösteriyor. Bu çerçevede, “Başörtüsü” istismarıyla, “LGBT” yuhalamaları eşliğinde Anayasa değişikliği yapmaktan bahsediyor. Milletimizi bölecek bir propaganda sürecinin ayak sesleri şimdiden duyulmaya başlandı. Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün bilinen bir sözü vardır. “Türk milletinin karakteri yüksektir, Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir…” Ama bu sözlerin bir de çok fazla bilinmeyen devamı vardır. Ben onu buradan sizlerle paylaşayım. “Türk milleti zekidir… Çünkü, Türk milleti millî birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir.” Bu millet, kendini bölerek zayıflatmak isteyen her türlü mihraka karşı duracaktır. Bu milletin ferasetinde bu vardır.

GENEL SEÇİM İLK AŞAMAYDI, SEÇİM SÜRÜYOR

Ülkemizin içinden geçmekte olduğu seçim sürecinin ilk aşaması olan, Genel Seçimlerde istediğimiz sonucu alamadık. Başta Genel Başkanımız olmak üzere hepimiz çok çalıştık. Ama kazanamadık. Buna çok üzüldük. Ama üzülmek yetmiyor. Şimdi ayağa kalkma, eksiklikleri ve hataları gidererek üstümüzü silkeleyerek, yeniden mücadeleye başlama vakti. Bunu, ülkemiz için, milletimiz için yapacağız. Parti içi yenilenme sürecini kavgayla değil ama demokrasinin gereği olarak tartışarak, istişare ederek mevzuatın izin verdiği en hızlı bir biçimde tamamlayacağız. Demokrasiden yana muhalefetin birleşen gücünü tahkim edip artıracağız. Yereldeki iktidarımızı daha da güçlendirerek, Saray’a ülkenin yarısından fazlasının bu keyfi rejime karşı sapasağlam durduğunu öyle aklına estiği gibi at oynatamayacağını bir kere daha göstereceğiz. Seçimi kazanamadık, ama bu ülkenin aydınlık yarınlarına ve demokrasiye inanan vatandaşlarını tek vücut haline getirebildik. Erdoğan’ı korkudan tir tir titreten ve saldırganlaştıran bizi bölmek için çılgınca hırslandıran bizim birlik ve beraberliğimizin bu olağanüstü gücüdür. Korkacak, titreyecek, bugün değilse yarın, o koltuktan sandık yoluyla gidecek.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Tekrar yaklaşan kurban bayramını kutluyorum. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın kesin ihraç istemiyle disipline sevk edildiği söyleniyor. Tabi hem gerekçesi, hem de resmi bir açıklama bekleniyor bu noktada. Sizin değerlendirmeleriniz ne olur?

Faik ÖZTRAK- Tüzüğümüzün ilgili maddeleri gereğince Sayın Özcan’ı kesin ihraç talebiyle disiplin kurulumuza sevk ettik.

Soru- Efendim 81 il başkanının ortak açıklamasının ardından Sayın Ekrem İmamoğlu’nun da bir değerlendirmesi oldu. Bu açıklamanın 4 il başkanı tarafından hazırlandığı ifade etti Sayın İmamoğlu ve bu metnin 81 il başkanının büyük oranda kabul edebileceği bir metin olduğunu düşünmüyorum ifadesini kullandı. Bu açıklamaya ilişkin değerlendirmeniz ne olur?

Faik ÖZTRAK- Herhalde burada bir yanlış bilgi edinme var. Çünkü bütün toplantılarda olduğu gibi bu geniş katılımlı toplantılarda sonuç bildirgesini hazırlamak üzere bir redaksiyon komitesi kurulur. Evet burada bir 4 kişilik redaksiyon komitesi kurulmuş ve bu redaksiyon komitesi bir metin hazırlamış. Ondan sonra 81 il başkanımızdan oluşan bir whatsapp grubu kurulmuş ve bu metin orada görüşe açılmış. 81 il başkanımız bu metni defalarca müzakere etmişler ve ardından bunu ortak bir mutabakat metni haline getirmişler, imzalamışlar.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisinin hiçbir il başkanı mutabakatı olmayan bir metne imza atmaz.

Soru- İYİ Partinin hafta sonu kongrede ittifaktan ayrılacağını resmen duyurması bekleniyor. Yerel seçimlerde tekrar bir ittifak için bir araya gelinecek mi?

Faik ÖZTRAK- Yani hem başka diğer partilerin almış oldukları kendi iç uygulamalarına dönük kararlarla ilgili, hem de söylentilere, dedikodulara dayanan, aslında yapılmayan açıklamalar hakkında yorum yapmayı hep buradan söylüyorum doğru bulmuyoruz.

Soru- Efendim bugün Sayın İmamoğlu yaptığı açıklamalarda seçim kaybetme tecrübem yok diye bir değerlendirmesi oldu. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Sayın İmamoğlu bunun yorumunu herhalde kendisi yapacaktır. Ama burada partimiz öndedir. Seçim kaybeden de, seçim kazanan da her zaman partimiz olur.

Çok teşekkür ediyorum.

Asgari Ücret 15 Bin Lira Olmalı

CHP Sözcüsü Öztrak, asgari ücret belirlenirken önce yılbaşından bu yana enflasyon nedeniyle ortaya çıkan erimenin telafi edilmesi, ardından emekçileri yılın kalanında enflasyona ezdirmemek için beklenen enflasyon ve refah payı kadar bir ilave artış yapılması gerektiğini belirterek, “Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak yaptığımız hesaplamalar ve görüşmeler çerçevesinde, asgari ücretin en az 15 bin lira olması gerektiğini düşünüyoruz” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair yaptığı basın toplantısında şunları söyledi:https://youtube.com/embed/A8Pc8qudN7M

Mevlana Hazretleri “İnsan bir ağaca benzer, kökü sözünde durmaktır” diyor. AK Parti Genel Başkanı Erdoğan, bugüne kadar, milletimize pek çok söz verdi. Ama tutmadı. 2011 seçimlerine giderken, 2023 hedeflerini açıklamıştı. Bunları önce partisinin seçim beyannamesine yazdırdı. Daha sonra Kalkınma Planlarına yazdırdı. Bunlar hükümetin resmi hedefi, devletin resmi hedefi haline geldi. 2023 yılına geldik. Erdoğan taahhütlerinin hiç birinin yanına bile yaklaşamadı. Ama millete verdiği sözleri tutmayan Erdoğan’ın, yüzü bir türlü kızarmıyor.

İHRACAT HEDEFİ YARIYA DÜŞTÜ

En son Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin Olağan Genel Kurulu’nda, “İhracatı bu yıl 265 milyar dolara, 2028’de de 400 milyar dolara” çıkarmayı hedeflediklerini açıkladı. İyi de, 2023 yılının 500 milyar dolar olan ihracat hedefine ne oldu? Bu hedef nasıl yarıya düştü? 500 milyar dolarlık ihracat taahhüdüne, 2023’ten 5 yıl sonra bile neden ulaşamıyor? Erdoğan çıksın bunu bir açıklasın bakalım. Bunun kendi akıl dışı politikalarının neticesi olduğunu neden söyleyemiyor? Neden ihracatı anlatırken, rekorlar kıran ithalatı yine cami avlusuna bırakıp kaçıyor? Yılın sonunda, millete taahhüdünüzün yarısına zar zor ulaşacak ihracatla caka satmayı biliyorsunuz? Neden ithalatın Nisan ayında yüzde 22 artışla 372 milyar dolara çıktığından millete hiç bahsetmiyorsunuz? Erdoğan, iki yıl önce, millete program diye yutturmaya kalktığı, “Rasyonel olmayan” politikalar manzumesinde dış ticaret açığını düşüreceğini vadetmişti. Ama o vaadini de tutturamadı dış ticaret açığı rekor üstüne rekor kırıyor.

ERDOĞAN HANGİ TEFECİLERLE İŞBİRLİĞİ YAPACAK?

Cari açık ilk 4 ayda, 30 milyar dolara ulaştı. Hükümet, bunu finanse edecek borcu bulamadığı için de, Merkez Bankası’nın kasasından 23 milyar doları satmak zorunda kaldı. 12 aylık cari açıkta 58 milyar dolarla, son 11 yılın rekorunu kırdı. Erdoğan neden bunlardan hiç söz etmiyor? Önümüzdeki 1 yılda ödememiz gereken dış borç 203 milyar dolar. Cari açık bu seviyede sabit kalsa, yurt dışından bir yılda bulmamız gereken finansman 261 milyar dolar. Bunu kim, nereden nasıl bulacak açıklayan yok. Erdoğan bu parayı bulmak için, hangi tefecilerle işbirliği yapacağından hiç söz etmiyor. Londra mı, New York mu yoksa Körfez tefecileri mi? “Ne fark eder?” demeyin! Borç alan emir alır… Sarayın Kibirlisinin kimlerden emir alacağını bilmek de milletimizin hakkıdır.

EYLEM PLANI YOK, EK BÜTÇE YOK

Akıl dışı politikalarının sebep olduğu tek açık, cari açık değil. Bütçe açığı da bu arada hızla artıyor. Yılın ilk beş ayında bütçe açığı 264 milyar liraya ulaştı. Bütçe Kanunu’nun bu yıl için öngördüğü açık, bütçe kanununda öngörülen açık 659 milyar TL. Ama gelir ve giderlerin ilk beş ayda geldiği seviyeyi, geçen yılın eğilimleriyle yılsonuna çekersek, 2023 sonunda bütçe açığı 1,5 trilyon lirayı aşıyor. Yani bütçe açığı ikiye katlanıyor veya daha fazla. Peki, gelen ek yük nereden karşılanacak? Bunu konuşan yok, açıklayan da yok. Öyle uçakta “Kaynak arayışlarımız sürüyor” diye, yandaş medyaya hava atarak bu işler çözülmüyor. Ekonomi yönetimindeki Bakan Yardımcılıkları, Merkez Bankası Başkan Yardımcılıkları gibi, kilit atamaların neden hala yapılmadığının, neden hala ortada bir ek bütçe teklifi olmadığının, dengelerdeki hızlı bozulmayı durduracak, bir eylem planının açıklanmamasının izahı yok?

ENFLASYON DÜNYADAN DEĞİL, SİZDEN

Erdoğan ülkeyi yönetemiyor. Varsa yoksa algı yönetmekle uğraşıyor. Yalan dolan sahte videolar, 32 kısım tekmili birden algıyı değiştirmek için milletin kasasından milyonlar, milyarlar harcanıyor. Erdoğan enflasyonla mücadele edeceğine, ihracatçılara enflasyonu anlatırken çıkmış diyor ki, “Bir süredir tüm dünyayla birlikte, bizim de başımızı ağrıtan enflasyon”. Erdoğan topu taca atıyor. Victor Hugo’nun söylediği gibi Paris’te “Caddenizi yıkayan suyun Nil Nehri’nden geldiğini varsaymak ilginç bir saplantıdır…” Erdoğan, enflasyonun, kendinin irrasyonel politikalarının ve saplantılarının paramızı pul etmesinin sonucu olduğunu bu milletten gizlemeye, saklamaya çalışıyor. Dünyada gıda fiyatları Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından geçen yılın Mart ayında tarihi zirvelerine tırmanmıştı. Ama ondan sonra da yüzde 22 düştü. Ama aynı dönemde bizdeki gıda fiyatları yüzde 75 arttı. Demek ki bu gıda enflasyonu dünyadan falan değil, bal gibi sizden. Dünyada gıda enflasyonunda tüm ülkeler arasında 8. sıradayız. Rakiplerimiz kimler diye baktığımız zaman Sierra Leone, Gana, Laos gibi ülkeler. TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla dahi TÜFE artışında 2023 itibariyle dünyada 12. sıradayız. Ama enflasyonu düşürmek için hala ortada bir eylem planı, bir program yok. Ama laf çok.

LAF DEĞİL EYLEM LAZIM

Enflasyonu tek haneli rakamlara düşüreceklermiş. Seçim belirsizliği ortadan kalkmış, artık bu konuda elleri daha güçlüymüş. Yeni ekonomi kadrolarının da birinci önceliğini bu meselenin çözümü oluşturuyormuş. Hadi düşürün enflasyonu madem önceliğiniz. Elinizi tutan mı var? Şimdi bu beylik, boş lafları geçeceksiniz. Türkiye’ye laf değil, program lazım, eylem planı lazım.

EĞİTİMİ PRANGALARDAN KURTARMAK GEREKİYOR

Devlet gerçek ötesi uyduruk algılarla, yöntemlerle yönetilmiyor. Şimdi enflasyonu kalıcı bir biçimde düşürecek bir programın en önemli yapısal reformlarından biri de işgücümüze, çağın gereği becerileri kazandırmaktır. Bunun için eğitim sistemimizi ideolojik prangalardan kurtarmamız gerekiyor. Ama bir bakıyorsunuz hükümet eğitime yeni ideolojik prangalar takma peşinde. “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi” diye bir proje uydurmuşlar. 21 yıldır bu ülkeyi siz yönetiyorsunuz. 21 yılın sonunda milli eğitim sistemimizin, Milli Eğitim Bakanlığımızın değerlerle ilgili nasıl bir eksiği var, bakanlığın yapamadığı hangi etkinlikler var ki eğitimle ilgisi olmayan kurumları kapsayan, içinde sevgili çocuklarımızı emanet ettiğimiz, öğretmenlerin olmadığı, böyle bir projeye ihtiyaç duyuluyor? Neden çocuklarımıza çağın gerektirdiği yetenekleri kazandıracak eğitimi verip anne babaları memnun etmeye çalışmıyorsunuz? Neden anneleri babaları üzüyorsunuz?

ATMAYIN LÜTFEN DİN KARDEŞİYİZ

Bir diğer algı yönetimi de, doğalgaz ve petrol bulma meselesinde yaşanıyor. “Karadeniz’deki gazı bir ay bedava millete vereceğiz” diye yola çıktılar. Ama sonunda Putin’in Erdoğan’a seçim desteği olarak, kredili verdiği Rus gazını bedava diye dağıttılar. Yetmedi, “Gabar’da petrol bulduk, Amerika çatladı, Avrupa çatladı” hikayeleri anlattılar. Dönemin İçişleri Bakanı’na göre öyle bir petrol bulundu ki, “Benzeri ancak Suudi Arabistan’da olan, çıktığı gibi traktöre koysanız çalıştıracak” bir petrol… O da yetmedi, Cudi’de petrol bulduk. O da yetmedi, Kato’da da petrol bulduk. Bu mübareklerin parmağının değdiği yerden gaz fışkırdı, petrol fışkırdı. Yandaş kanallar, besleme gazeteciler anlattı da anlattı. Ama bulunduğu söylenen bunca gaza, petrole rağmen dünyada petrol fiyatları değişmezken, aynı seviyede kalırken, bizde seçimin başından bu yana benzin fiyatları yüzde 21, mazot fiyatları yüzde 19 arttı. Şimdi bu akşam da mazota 1 lira 64 kuruş daha zam bekleniyor. Şimdi nerede bu çıkarttığınız gazlar, petroller? Atmayın lütfen ya din kardeşiyiz.

BİR EKMEĞE 10 LİRA ÖDEYECEĞİMİZ GÜNLER YAKLAŞIYOR

Hükümet algı yönetimiyle uğraşırken, kiralar aldı başını gitti. Vatandaş şimdi oturacak ev bulamıyor. Tek göz depodan bozma evlere, binlerce lira kira isteniyor. Seçim bitti Toprak Mahsulleri Ofisinin un fabrikalarına sübvansiyonlu buğday satışını durdu. Bir somun ekmeğe 10 lira ödeyeceğimiz günler yaklaşıyor. Evet un fiyatı artıyor ama bunun çiftçiye faydası yok. Bizim “13 lira olsun” dediğimiz primli buğday taban fiyatını, Saray 9 lira 25 kuruş olarak düşük açıkladı. Buna rağmen TMO çiftçiye bir türlü alım randevusu vermiyor. Tüccarda piyasada ızrar halinde olan, darda olan çiftçiden buğdayı 5,5-6,00 liraya kapatıyor. Kiracı ızrar halinde, çiftçi ızrar halinde, işçi ızrar halinde, emekli, emekçi ızrar halinde, hayat pahalılığı aldı başını gidiyor ve Mayıs ayında açlık sınırı 10 bin 360 liraya,  yoksulluk sınırı 33 bin 750 liraya çıkmış. Şimdilerde, ülkede açlık sınırı altındaki asgari ücretin ne olacağının pazarlığı yapılıyor.

ASGARİ ÜCRET 15 BİN LİRA OLMALI

Önceki Çalışma Bakanı 500 dolar bazında asgari ücret vadetmişti. Şimdi dolardan vazgeçtiler hem hükümetten, hem işveren tarafından “TL konuşalım” sesleri yükseliyor. Hükümet, “İşçiyi enflasyona ezdirmeyeceklerini” söyledi. TL konuşuyoruz. Ama hangi enflasyondan bahsettiğini, söz konusu enflasyonun hangi enflasyon olduğunu bir türlü söylemedi. İşçiyi hangi enflasyona göre ezdirmeyeceksiniz? TÜİK’in makyajlı tüketici enflasyonuna göre mi? Gıda enflasyonuna göre mi? İstanbul Ticaret Odası’nın enflasyonuna göre mi? Yoksa bağımsız araştırmacıların hesapladıkları enflasyona göre mi? Şimdi asgari ücretin en son ilan edildiği yılbaşından bu yana enflasyon nedeniyle ortaya çıkan erimeyi telafi etmek yetmiyor. Emekçiyi yılın kalanında da enflasyona ezdirmemek için, beklenen enflasyon ve onun üzerine de bir miktar refah payı kadar bir ilave artış yapmak gerekiyor. Bu artışları yaparken açlık ve yoksulluk sınırlarına da dikkat etmek gerekir.

ENFLASYONLA MÜCADELE EDİLMELİ, İNSANLAR İNSANCA MAAŞA ULAŞABİLMELİ

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak yaptığımız hesaplamalar ve görüşmeler çerçevesinde, asgari ücretin, en az 15 bin lira olması gerektiğini düşünüyoruz. Ayrıca, bu yüksek enflasyon ortamında, emekçilerimizin gelirlerini korumak için, sendikaların, asgari ücretin her çeyrekte gözden geçirilmesi talebini de destekliyoruz. Bize göre mesele, “Asgari ücretin ne olduğu değil, neyi satın alabildiğidir.” O yüzden de bu hayat pahalılığını bitirecek politikaların, vakit geçirilmeden açıklanıp uygulanmaya başlaması gerekir. Ülkemizde çalışanların yarısından fazlası açlık sınırı altındaki asgari ücret veya civarında ücrete mahkûmdur. Gelişmiş ülkelerde istisnai bir ücret olan asgari ücret, ülkemizde ortalama ücret haline gelmiştir. Acil çözüm bekleyen sorunlarımızdan biri de bu ülkenin insanlarının, çalışanlarının insanca yaşayacak ücrete, maaşa ulaşabilmesidir.

ZOMBİ ŞİRKET ORANININ EN YÜKSEK OLDUĞU ÜLKE TÜRKİYE

Gelirler yüksek enflasyon karşısında her geçen gün biraz daha erirken, işsizlik artarken, ailelerinde borç batağında çırpındığını görüyoruz. Vatandaşın kredi kartı borçları katlanıyor. Ama firmalar da rahat değil. Geliri borcunun faizine yetmeyen, yüksek borçluluğa sahip, 2 yıl üst üste satışlarını artıramayan şirketlere, dünya literatüründe yaşayan ölüler yani “zombi şirketler” deniyor. Uluslararası Para Fonu’nun son araştırmasına göre Türkiye, incelenen 43 ülke arasında zombi şirketlerin toplam özel şirketler içindeki payının en yüksek olduğu ülke. Bütün bunlar geri dönmeyen krediler şeklinde finans kesiminde çok ciddi zafiyetlere yol açabilir. Bu nedenle burada da gecikmeye, hataya yer yok.

GEÇEN HER DAKİKA ALEYHE İŞLİYOR

Orta Vadeli Program’ın derhal revize edilmesine, gerçekçi bir ek bütçeye ihtiyaç var. İrrasyonel politikaların bitirdiği güveni sağlayacak, sağlam, görünür çapalara bağlı bir eylem planını, iç ve dış aktörlerin önüne koymak gerekiyor. Bunun için 9 ay sonra yapılacak, yerel yönetim seçimlerini beklemek gibi bir lüksümüz yok. Geçen her dakika aleyhe işliyor. Ama Hükümetin ve yeni Hazine ve Maliye Bakanı’nın hiç acelesi olmadığını görüyoruz. Yeni Bakanın, İstanbul’da görüştüğü iş dünyası temsilcilerinden ve banka yöneticilerinden “Sabır” istediği kamuoyuna yansıyor. Erdoğan vatandaştan, Bakan Bey, iş dünyasından ve bankalardan dört koldan sabır istiyor da, bu sabrın sonunun selamete varacağına yönelik ortada hiçbir emare yok. İşte yeni kabine Resmi Gazete’de yayımlanalı iki hafta geçti. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda yeni Bakan Yardımcıları kim, kimler olacak, değişecek mi belli değil. Merkez Bankası Başkanı Amerika’dan ithal edildi. Ayrıca Katar Emirinin ailesinin fonlarını yönettiği ve buraya da Türkiye’nin son dönemde önemli ölçüde borçlandığı Katar Emirinin tavsiyesiyle geldiği iddiaları da var kamuoyunda. Tabi bu böyleyse, bu bir Arap Düyun-u Umumiye vakası olur. Ve Büyük Ortadoğu Projesi eş başkanı Erdoğan’ın yerli ve milli olmadığını, ülkeyi dışarıdan emir alır hallere düşürmek misyonuyla hareket ettiğini gösterir.

PPK ÜYELERİ “GÖKLERDEN GELEN KARARLA” RASYONEL ZEMİNE DÖNECEK

Erdoğan bir zamanlar “nas” dediği faiz artışını şimdi kabul ettiğini uçakta açıklamıştı. Artık faiz artışının, ne kadar olacağı tartışılıyor. Nas mı değişti? Faiz mi değişti? Hayır. E peki ne değişti? Devran değişti… Dün seçime giderken, milletin dini duygularını istismar etmek için öyleydi, bugün böyle… Maalesef devleti dün dediğini bugün reddeden bir kafa yönetiyor. Ama merakla beklenen faiz kararlarını Merkez Bankası Kanunu’na göre Para Politikası Kurulu alacak. Tamam Merkez Bankası Başkanı değişti ama Başkan Yardımcıları aynı kurulda görev yapan. Yine kurulda görev yapan Banka Meclisi üyesi de aynı. Yani kurul üyeleri faiz konusunda Erdoğan’ın aynı yerde durduğu gibi, yerlerinde duruyorlar. 2021’in Eylül ayından bu yana faiz indirimlerini yapan üyeler, şimdi ne olacak da faiz artırmaya karar verecekler? Ne olacak da, “Göklerden gelen bir kararla” rasyonel zemine dönecekler?

İŞİN VAHAMETİNİ FARKINDA DEĞİLLER

Peki bu faizler artınca, bankalara düşük faizle zorla verilen tahvillerin değeri ne olacak? Banka bilançolarını riskli hale getirmemek için, 550-600 milyar lira dolayında olduğu tahmin edilen ve bankalara zorla satılan zehirli kağıtların, yüksek faizli kağıtlarla değiştirilmesi gerekmeyecek mi? Buradan Hazine’nin sırtına binecek olağanüstü yükün faturası yine fakire fukaraya, kısacası milletimize çıkacak. Görünen o ki Saray’ın derdi, pansumanla, aspirinle, vitrin değiştirerek, bol laf salatasıyla, Körfez’den gelmesini beklediği paralarla, yerel seçimlere kadar ekonomiyi idare etmek. Ama bu onların, işin vahametinin farkında olmadıklarını gösteriyor. Ekonominin yelkenlerini, sıcak parayla şişirme dönemi geçti. Merkez Bankası’nın rezervlerini buharlaştırdılar, yetmedi SWAP deyip borç aldıkları dövizleri de Merkez Bankası’nın arka kapısından sattılar. Sonra da dolandırıcı diye suçladıkları Bakanı tekrar göreve getirdiler, ABD’den Katar’ın tavsiyesiyle Merkez Bankası Başkanı ithal ettiler. Ama bunlar bekledikleri paranın gelmesine yetmez. Ya sıcak paracılara çılgın bir faiz verecekler, ülkenin geleceğini ipotek edecekler, emir alır hale gelecekler ya da hemen, ekonomideki sorunları kalıcı bir biçimde çözmeye başlayacaklar. Dört başı mamur, güven veren, halkın kabul edeceği, vatandaşa “Hani ekonomide her şey çok iyiydi” dedirtmeyecek, tutarlı bir programı, becerebilirlerse ortaya koyacaklar. Ve bu programı da güven veren bir kadroyla uygulayacaklar.

GÜVEN TEKNOKRATLARLA SAĞLANABİLİR… O DA BELKİ

Peki bütün bunlar yetiyor mu? Hayır yetmiyor. Bunların arkasında doğruların sonuna kadar yapılacağını garantileyen bir siyasi irade koymak gerekiyor. Bu olur mu? Bana göre olmaz. Çünkü sorunun sebebi olan çözümün parçası olamaz. O nedenle Erdoğan’ın başında olduğu bir hükümetin, uygulayacağı tedrici bir programın hiçbir şekilde inandırıcılığı olamayacaktır. Ancak çok sert, millete faturası çok yüksek, açık seçik çapalara bağlanmış bir program, tavizsiz uygulanabilirse yani teknokratların elinde olursa ancak güven sağlanabilir. O da belki.

KONGRELER SÜRECİNİ KURULTAYIMIZLA TAÇLANDIRACAĞIZ

Önümüzdeki yerel yönetim seçimleri, ağır güvensizlikle malul Erdoğan Hükümetinden kurtulmak için önemli bir fırsattır. Seçimde onları uğratacağımız büyük hezimet, bunun önünü açacaktır. Evet, istediğimiz sonuçları alamadığımız bir genel seçim geçirdik. Son seçimde, ülkemizde 25 milyondan fazla insanın oyunu aldık. Ama seçimi kazanamadık. Şimdi, bu yüzde 48 oranındaki millet desteğini korumak, bunun üzerine ezici bir zafer inşa etmek için, çok çalışmak zamanı. Bu çerçevede, Cumhuriyet Halk Partisi kongreler sürecini başlattık. Partimizin eksiklerini giderme, yenilenme ve değişim sürecini, üyelerimize ve delegelerimize emanet ettik. Mahalle, ilçe ve il kongrelerimizi, kimsenin gölge etmediği, rekabetçi bir ortamda, aklıselimle, zamanında tamamlamaya çalışıyoruz. Parti Meclisimizin kararıyla da, bu süreci demokrasi ve yenilenme kurultayımızla taçlandırmaya kararlıyız.

ERDOĞAN MEZARLIKTAN GEÇERKEN ISLIK ÇALIYOR

Biz bu süreci en sağlıklı şekilde götüreceğiz. Ama hariçten gazel okuyan Saray’ın, üyelerimizden, delegelerimizden, örgütlerimizden dem vurmasının, partimizden bahsetmesinin, mezarlıktan geçen birinin korkusunu bastırmak için ıslık çalmasına benzediğinin de farkındayız. Ülkeyi yangın yerine çeviren Sarayın kibirlisi, her konuşmasında partimize yükleniyor. Aslında bu onun CHP’den ne kadar korktuğunu gösteriyor. Kendince CHP’yi tartıştırarak, ekonomide yaşanan sıkıntıları ve kendisinin dönme dolap misali dönmelerini, gizlemeye çalışsa da ekonomide ve devlet yönetimindeki sıkıntılar ortada duruyor. O ne kadar konuşursa konuşsun biz milletimizin sesi olmaya devam edeceğiz. Yine, partimizin eksiklerini giderme, yenilenme ve değişim sürecinin en sağlıklı şekilde gerçekleşmesi için gerekenleri yapacağız.

BU GİDİŞE DUR DİYECEĞİZ

İl Kongrelerimizin sona ermesine ve Parti Meclisimizin Kurultay tarihimize karar vermesine kadar, Genel Merkezimiz, Meclis Grubumuz, Belediye Başkanlarımız kendi işlerine yoğunlaşacak. Üyelerimiz, delegelerimiz işini yapacak, örgütümüzü, Genel Merkezimizi ve tüzüğümüzü yenileyecek yapıyı büyük bir olgunlukla inşa edecek. Meclis Grubumuz işini yapacak millet adına iktidarı denetleyecek. Milletin derdine derman olacak yasaları Meclis’in gündemine taşıyacak. Milletvekillerimiz tatil demeden sahada olacak, örgütümüzle birlikte mahalle mahalle, sokak sokak, ev ev çalışacak. Belediye Başkanlarımız da işini yapacak. Eserleriyle, halk içinde çalışmalarıyla yerel yönetim seçimlerine hazırlanacak. Partimiz için en güvenli liman Cumhuriyet Halk Partisi delegelerinin sinesidir. Biz kimsesizlerin kimsesi “cumhuriyetin” partisiyiz. Emperyalizme karşı dünyanın gördüğü, en şanlı savaşı vermiş, mazlum milletlerin ışığı olmuş “halkın” partisiyiz. Biz Mustafa Kemal Atatürk’ün iki büyük eserimden biridir dediği, gerektiğinde vatan için her türlü fedakârlığın nasıl yapılacağını bilen kişilerin partisiyiz. Biz bunları kurucu liderimizden öğrendik. Biz bir asırdır bu topraklarda aydınlık yarınların umuduyuz. Bu umudu güçlendireceğiz. Yerel seçimlerde hep birlikte bu gidişe dur diyeceğiz.

Benim söyleyeceklerim bu kadar, şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Şimdi seçim sonrası pek çok kez değişim mesajı verdi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu. Bu değişim neyi kapsamalı sorusuna da son olarak, “Neyi gerektiriyorsa onu, ne gerekiyorsa onu, gerekirse Genel Başkan da buna dahil” cevabını verdi. Sizin bu açıklamaya nasıl bir değerlendirmeniz olur?

Faik ÖZTRAK- Biraz önce kongreler süreci hakkında konuşmamda bilgi verdim. Değişimin kapsamına, nasıl olacağına sonuçta kurultay delegelerimiz karar verir.

Soru- Efendim kurultay zamanlamasıyla ilgili 29 Ekim tarihi gündeme taşındı. Zamanlama konusunda sizin işaret edebileceğiniz bir takvim var mı? İkincisi de en güvenli liman kurultay dediniz az önceki konuşmanızda. Genel Başkanda kaptan olarak kurultayı işaret etmiş oluyor diye mi anlayalım? Kaptan değişimi talebi de var seçmen tabanınızda. Bu talebe o limanda yanıt verilmesi noktasında sizin görüşünüz nedir? Kaptan değişimine ihtiyaç var mı? Yoksa limanda kısa bir mola alındıktan sonra demir alıp rotaya devam mı edilecek?

Faik ÖZTRAK- Yıldız Hanım, bütün bu sorduklarınıza kurultayda tabi ki delegelerimiz özgür iradeleriyle cevap vereceklerdir. Ama şunu söylemek isterim. Kurultay tarihini sordunuz. Kurultay tarihine karar verme yetkisi Parti Meclisimizindir. Benim onlar adına konuşma yetkim yoktur.

Soru- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun kurultayda İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu’na karşı CHP Grup Başkanı Özgür Özel’i destekleyebileceği konuşuluyor. Sizin bu konuya ilişkin bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Bunların tamamı saray dehlizlerinde üretilmiş senaryolardır. Doğru değildir, saçmalıktır.

Soru- Bazı il başkanları değişime destek verdi. Değişim isteyen il başkanları hakkında CHP tasarrufa gidecek mi?

Faik ÖZTRAK- Partimizde değişim istemek suç değildir. Genel Başkanımızda zaten yenilenmenin, değişimin önünü sonuna kadar açacağını defalarca tekrarlamıştır.

Soru- Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz Merkez Bankası’nın faiz kararına ilişkin “Burada güncelleme ihtiyacı doğabiliyor zaman zaman. Burada Merkez Bankası’nın araç bağımsızlığı da var. Uzun ve orta vadede amacımız ne? Hem faizler, hem de enflasyon düşsün” dedi. Geçmişte güncelleme yapılacak dönemler olmadı mı? Siz bu açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- İşte her zaman tekrar ettik tabi. Merkez Bankasının araç bağımsızlığı tabi ki önemlidir. Ama ekonomideki dengeleri sağlayabilmek için, istikrar için tek başına yeterli değildir. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, öncelikle açıklaması gereken husus kendisinin güncellemeden ne kastettiğidir. Cumhurbaşkanının söylediği gibi önce faizler düşecek, ardından enflasyonda mı düşecektir? Yoksa Mehmet Şimşek’in rasyonel zemin sözleriyle ima ettiği gibi önce enflasyon düşecek, ardından da faizler mi düşecektir? Açık seçik cevap vermeleri gereken soru budur. Bunlardan hangisine göre güncelleme yapacaklardır? Bunu belirtmeleri gerekiyor. Yuvarlak laflarla bu iş sürmez.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

Erdoğan Kabullendi, Peki Bu Fatura Ne Olacak?

CHP Sözcüsü Öztrak, Erdoğan’ın “Ben ekonomistim” noktasından, ekonomist olmadığını, akılcı politikalar izlemediğini “kabullenme” noktasına geldiğini belirterek, “Erdoğan kabullendi de, yaptığı hataların, faturasını sırtına yıktığı milletimizin, çektiği, çekeceği sıkıntıların, acıların hesabını kim ödeyecek? Milletimiz bunu kabul edecek mi?” diye sordu.

Ekonomiyi batıran, ülkeyi döviz krizine sokan Erdoğan’ın şimdi, “Ben yapmıyorum, Mehmet yapıyor” diyerek ülkeyi faiz lobilerinin kucağına attığını söyleyen Öztrak, “Bunu yaparken de, ‘Cumhurbaşkanı faiz politikalarında ciddi bir değişime mi gidiyor’ gibi bir yanılgının içine düşmeyin. Ben burada, aynıyım’ diyerek de hala afra tafrayla milletimizi kandırmaya uğraşıyor. Halep oradaysa arşın burada! Kim millete doğruyu söylüyor? ‘Rasyonel politikalara döneceğim, enflasyonu düşürmek için faizi artırmak lazım’ diyen Şimşek mi? Yoksa, ‘Ben değişmedim, faiz düşerse, enflasyon düşer’ diyen Erdoğan mı? Bunu hep beraber göreceğiz” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:https://youtube.com/embed/I2lUvPLoD8M

Güveni kaybetmek, düzgün bir kâğıdı buruşturmak gibidir. Buruşturduğunuz kâğıdı düzeltmeye çalışsanız da eski haline getiremezsiniz. Ucube Şahsım Rejimi, paramızı pul etti. Cebimizi boşalttı, mutfaktaki tenceremizi boşalttı. Yönetemediği ekonomiyi yangın yerine çevirdi, berbat etti. İşleyen sistemi tamamen bozdu. Piyasalarda, güvenin kırıntısını bırakmadı. Sarayın kibirlisi 2018 seçimlerinde, sahte istikrar görüntüsü vermek için, damadıyla el ele verdi milletin 128 milyar dolarını Merkez Bankası’nın arka kapısından sattı. Son seçimlerde de Nebati Bakanıyla el ele verdi milletin 199 milyar dolarını yine kural dinlemeden, hesap vermeden Merkez Bankası Başkanı da işin içinde hep beraber sattılar. Yetmedi milletin 418 milyar dolarını başta beşli çete olmak üzere yandaşlarına, ballı ihalelerle, teşviklerle, vergi istisnalarıyla peşkeş çekti.

“ŞEREFSİZ” MANŞETLERİ ATTIRDIĞI BAE DEVLET BAŞKANININ ELİNE SARILDI

Tabi kazanın dibini sıyırdı, deldi. Ondan sonra dün, 15 Temmuz hain darbe girişiminin finansörü olmakla suçladığı, yandaş medyada “Şerefsiz bunlar” diye manşet attırdığı, Birleşik Arap Emirlikleri devlet başkanının eline, işte böyle sıkı sıkıya yapışmak zorunda kaldı. Türkiye’yi bu hale getirdiler… Dün açıklanan verilere göre Merkez Bankası’nın brüt rezervleri yeniden 100 milyar doların altına düştü. Net rezervler ise 73 milyar dolar açık veriyor eksi. Yani sadece “Kasayı sıfırladık” demek için bile, bir yerlerden 73 milyar dolar para bulmak gerekiyor. Nisan ayında, Türkiye’nin yıllık cari açığı 58 milyar dolar oldu. Bu sabah Kısa Vadeli Dış Borç verileri açıklandı. Türkiye’nin önümüzdeki bir yılda ödemesi gereken borç, 203 milyar dolar. Şimdi yılsonuna kadar cari açığın hep bu seviyede kalacağını, hiç artmayacağını varsaysak dahi cari açığın finansmanı dahil, bir yıl içinde bu ülkenin dışarıdan bulunması gereken borç, 261 milyar dolar.

FAİZ NAS DİYEREK BEŞ AYDA 238 MİLYAR LİRA FAİZ ÖDEDİLER

Seçimlerden önce yüzde 8’in altına kadar düşen gösterge tahvil faizi, bugün yüzde 16’nın üzerine çıktı. Saraydan ses çıkmıyor. “Sin külahın görünmesin” deyip, yeni Bakanın arkasına saklanıyor, “Faiz nas” diyen Erdoğan’ın yönetiminde, bu yılın ilk beş ayında faiz lobilerine, bütçeden 237 milyar 868 milyon lira ödendi. Adına faiz demeden, Kur Korumalı Mevduat sahiplerine de bütçeden ödenen para ilk beş ayda 4 milyar 439 milyon lira. Ama bu yanıltmasın. Çünkü bu hesapların büyük kısmının, vadesi Haziran ayında doluyor. Yani bu ay doluyor. Ve bugün ekonomistler hesaplamışlar ilk altı ayda KKM sahiplerine bütçeden yapılacak ödeme 75 milyar lirayı bulacakmış. Bir o kadarda Merkez Bankasının kendi hesapları üzerinden ödeme yapması bekleniyor. Sıkıntı her geçen gün derinleşiyor. Hızla tedbir almak gerekiyor.

BÜTÇE İLK 5 AYDA ALARM VERMEYE BAŞLADI

İş sadece dış açıkla bitmiyor. Bir de bütçe açığı var. Daha ilk 5 ayda bütçe alarm vermeye başladı. Gelir ve giderlerin seyri geçen yılki aynı eğilimler devam etse yılsonunda bütçe açığı 1 trilyon 588 milyar liraya ulaşıyor. Bir de, seçim döneminde verilen ama henüz tutulmayan, bütçede karşılığı olmayan sözler var… Bu sözlerin maliyeti de bütçe açığının üstüne binecek. En düşük memur maaşının 22 bin lira olması, şartları tutan tüm memurlara 3.600 ek gösterge vaadi, 7 bin 500 lira üstündeki emekli maaşlarının kademeli olarak iyileştirilmesi, Bağ-Kurluların prim gün sayısının düşürülmesi, vatandaşlık maaşı bağlanması… İşte tüm bu sözleri yerine getirebilmek için ek bütçe gerekiyor. Bütçe açığı daha şimdiden iki katını aşacakmış gibi gözüküyor. Öngörülenin yani programda öngörülenin.

YAKLAŞAN DÖNEM HİÇ DE PARLAK DEĞİL

Ekonomide yaklaşan dönemin hiç de parlak olmadığını gösteren pek çok veri daha şimdiden ortaya çıkmaya başladı. Sanayi üretimi düşüyor. Bu ülkenin vatandaşları için bir ev, bir araba almak hayal oldu. Türkiye’de konut satışları üst üste 4 aydır düşüyor. Ama bazı şanslı vatandaşlarımız sayesinde İngiltere’de yabancılara konut satışında Türkler üçüncü sıraya kadar yükseliyor. İşte Erdoğan’ın yandaş kayıran politikalarının, sebep olduğu büyük gelir ve servet adaletsizliğinin ve Erdoğan zenginlerinin Erdoğan’ın ekonomisine ne kadar güvendiklerinin en güzel göstergesi bu. Parayı Türkiye’de yatırmıyorlar hızla dışarı kaçırıp ev bark alıyorlar. İşsizlik hızla artıyor. Bilhassa genç işsizliği evleri vuruyor. TÜİK verilerine göre ülkemizde her beş gençten biri işsiz. 3 milyona yakın gencimiz okumuyor, çalışmıyor. Evde oturuyor, anasının babasının eline bakıyor. İşsizlik azınca giderler çok, gelir yok. Millet borca batmış durumda. Vatandaşların bankalara kredi ve kredi kartı borcu, son bir yılda hemen hemen ikiye katlanmış ve 2 trilyon 106 milyar lira olmuş. Yine ekonomisi bize benzeyen ülkelerin para birimlerinin birçoğu, son dönemde Dolara karşı değer kazanmış. Ama Türk Lirası bu dönemde Dolar karşısında yüzde 17’den fazla değer yitirmiş.

DOĞRUYU KİM SÖYLÜYOR GÖRECEĞİZ

Daha dün bizi “Londra tefecileriyle işbirliği yapmakla” suçlayan Erdoğan, bugün, Saray uçağında, “Kaynak arayışlarımız sürüyor” diye basın mensuplarına dert yanıyor. Zamanında Halk Bankası’nı dolandırmakla suçladığı, Mehmet Şimşek’i Hazine ve Maliye Bakanlığı’na getirdi. ABD’den Merkez Bankası Başkanı ithal etti. Yetmedi bir de “Hazine ve Maliye Bakanımızın şu andaki düşüncesi noktasında, atacağı adımları süratle, rahatlıkla Merkez Bankası’yla beraber atmasını kabullendik” diyor. “Faiz sebep, enflasyon sonuç” diyerek, ekonomiyi berbat eden Erdoğan, “Rasyonel politikalar uygulayacağım” diyen, faizleri artırma sinyali veren, Şimşek ve ekibine “razı” oluyor. Ekonomiyi batıran, ülkeyi döviz krizine sokan Erdoğan, ülkemizi, “Ben yapmıyorum, Mehmet yapıyor” diyerek, faiz lobilerinin kucağına atıyor. Bunu yaparken de, “‘Cumhurbaşkanı faiz politikalarında ciddi bir değişime mi gidiyor’ gibi bir yanılgının içine düşmeyin. Ben burada, aynıyım” diyerek de hala afra tafrayla milletimizi kandırmaya uğraşıyor. Halep oradaysa arşın burada! Kim millete doğruyu söylüyor? “Rasyonel politikalara döneceğim, enflasyonu düşürmek için faizi artırmak lazım” diyen Şimşek mi? Yoksa, “Ben değişmedim, faiz düşerse, enflasyon düşer” diyen Erdoğan mı? Bunu hep beraber göreceğiz.

ERDOĞAN KABULLENDİ, PEKİ BU FATURA NE OLACAK?

Bu arada Erdoğan sözünden çıkmayan, eski Merkez Bankası Başkanını, ekonomi yönetiminin içine BDDK Başkanı olarak monte etmeyi de ihmal etmiyor. Önceki icraatları hakkında herhangi bir araştırma veya soruşturma yapılmasını önleyecek tedbirleri alıyor. Erdoğan, “Ben ekonomistim, ben bilirim” noktasından, ekonomist olmadığını, akılcı politikalar izlemediğini “Kabullenme” noktasına geldi. Erdoğan kabullendi de, yaptığı hataların, faturasını sırtına yıktığı milletimizin, çektiği, çekeceği sıkıntıların, acıların hesabını kim ödeyecek? Milletimiz bunu kabul edecek mi?

BUNLARIN HESABI VERİLMEZSE ŞİMŞEK, “YOLSUZLUKLARI ÖRTBAS EDEN BAKAN” OLUR

Bir ekonomi programının en önemli yakıtı güvendir. Güvenilir bir program, güvenilir bir kadro ve bunlara güç veren siyasi irade olmazsa, hiçbir program ayakta kalamaz. Bu üçlü sacayağından biri bile yoksa yapılacak her işin maliyeti bir iken beşe çıkar. Hükümetin verdiği sözlerin inandırıcı olabilmesi için her şeyden önce; Merkez Bankası’nın arka kapısından buharlaştırılan, 2018 seçimlerindeki 128 milyar doların, bu seçimlerdeki 199 milyar doların, kuralsız, denetimsiz kimlere satıldığının, araştırılması ve kamuoyuna açıklanması gerekiyor. “Kur Korumalı Mevduat” uygulaması kapsamında, Merkez Bankasının ne kadar döviz aldığının, bu uygulamanın Banka’ya maliyetinin de açıklanması gerekiyor. Merkez Bankası’nın zarardaki bilançosunun, muhasebe kuralları değiştirilerek, bir gecede bankanın nasıl kâr ettirildiğinin, bunun uluslararası kabul görmüş muhasebe standartlarına, uygun olup olmadığının, hazine yerine bağış adı altında AFAD’a aktarılan bu karın, nasıl kullanıldığının kamuoyuna açıklanması gerekiyor. Merkez Bankası’nın ihracatçılardan zorla satın aldığı ihracat dövizleri tutarlarının, Merkez Bankası’nın YATAK kredilerinden yararlanan şirketlerin, kamuoyuna mutlaka açıklanması gerekiyor. Ayrıca son dönemde Rusya’dan yapılan kredili gaz ithalat miktarını, Rusya’ya ne kadar borçlandığımızı gösteren, BOTAŞ’ın güncel bilançosunun da kamuoyuna açıklanması şart. Ve yine son olarak, TÜİK’in güvenilmeyen TÜFE, büyüme ve işsizlik verileriyle ilgili geriye dönük teknik araştırmanın da biran önce başlatılması gerekiyor. Bunların altını bir önceki konuşmamda da çizmiştim. Tekrar buradan ifade ediyorum. Bunlar yapılmazsa, Mehmet Şimşek, geçmişteki yolsuzlukları örtbas eden Bakan olur. Güven vermez.

SÖZ VAR EYLEM YOK

Erdoğan Mehmet Şimşek’e “Yapacaklarına razı olduk” diyor. Ama hala ortada bir acil eylem planı yok. Dün Erdoğan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın, hükümet programını hazırlayacağını söyledi. Ardından Cevdet Yılmaz çıktı Yeni Orta Vadeli Programla ilgili değerlendirmelerde bulundu. Diğer dokümanların hazırlanacağını ifade etti. Tamam, bunların hepsi tamam da; ülkemize Cumhuriyet tarihinin en derin yönetim ve ekonomik krizlerinden birini yaşatan, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”nin keyfi ve kural tanımaz yönetim anlayışının sebep olduğu, sosyal, siyasal ve ekonomik sorunlar her geçen gün artarken, bu gidişi durduracak bir acil eylem planı, nerede? Diğer yandan ekonomi yönetiminin başında kim var? Ekonomi yönetimi kime emanet? Mehmet Beye mi? Cevdet Beye mi? Gaye Hanıma mı? Yoksa Saray’ın gölgesi Şahap Beye mi?

BU EKONOMİ PANSUMANLA TOPARLANMAZ

Geçen defa sormuştum. Anlaşılan ekonomi yönetimindeki bazı isimler, yerel seçimlere kadar ekonomide teker patlamasın, dışarıdan finansman bulsun, döviz krizine pansuman olsun diye, vitrin süsü olarak konmuş. Şimdi bu kişiler dışarıdan finansman bulma stratejilerine Türk lirasını yeterince pul ettikten sonra bir yerde sabitleyip, ardından faizleri hızla yükselterek, seçimler öncesinde, Londra’daki tefecileri, sıcak paracıları ülkeye çekmek ve onlara kuru sabitledikleri için fiilen dolar karşılığında, yüzde 30-40 faiz ödemekse, bu strateji tutmaz. Bu ekonomi bunu taşımaz. Bu denendi. Sonu her seferinde çok daha büyük bir hüsran oldu. Yerel yönetim seçimlerine kadar, pansumanla, aspirin tedavisiyle, Erdoğan’ın berbat ettiği ekonomiyi toparlamak mümkün değildir.

MİLLETE KÜFÜR EDEN KENDİSİ, BİZE ÇAMUR ATIYOR

Milleti unutan hükümet, sesini duymayan, halini görmeyen Erdoğan, elin vatandaşını sevdi, kendi vatandaşını hor gördü. Saray ve şürekası bu ülkenin insanlarına görülmemiş hakaretler etti, derdini anlatmaya çalışan çiftçiye, “Ananı da al git” dediler. İlaçlarını bulmak için yardım isteyen kanser hastası Dilek’in cebine para sıkıştırıp ona dilenci muamelesi yaptılar. Soma’da yerdeki madenciyi bunlar tekmeledi. Bu ülkenin gençlerine “çapulcu”, kadınlarına “sürtük” dediler. Ama hala utanmıyorlar, sıkılmıyorlar, söylenmemiş sözler üzerinden algı yönetip, üstümüze çamur atmaya kalkıyorlar. Genel Başkanımız “Kırsal kesime maalesef ulaşamadık” diye öz eleştiri yaparken bizim seçimi kaybetmemizin sorumluluğunu kırsaldaki vatandaşlarımıza yıktığımız, onlara yan gözle baktığımız yalanını hala utanmadan söyleyebiliyorlar. Gerçekten de artık bu sahte video müelliflerinin elinde kalan son siyasi sermaye de arsızlıkları…

KURULTAYIMIZ DEMOKRASİ ŞENLİĞİNE DÜŞÜNECEK

Son olarak şunu belirtmek istiyorum. Partimizin kongreler takvimi, öngördüğümüz gibi ilerliyor. İlçe ve il kongrelerimizi rekabet ortamında, hızla tamamlayabilmek için gerekeni yapıyoruz. Parti Meclisimizin uygun göreceği bir tarihte de, demokrasi şenliğine dönüşecek Kurultayımızla, bu süreci taçlandıracağız. Genel Başkanımız, değişimin önünü sonuna kadar açacağını her fırsatta ifade ediyor. Muhalefetin birleşmiş gücünü dağıtarak, Saray ve şürekâsının değirmenine asla su taşımayacağız. Yenilenmiş ve dinamik örgütlerimizle, yönetimlerimizle, yeni kurumsal yapımızla ve tüzüğümüzle daha da güçleneceğiz. Bundan 9 ay sonra yapılacak yerel seçimlere çok daha hazırlıklı bir biçimde girmeye, önümüzdeki seçimleri mutlaka almaya kararlıyız.

Despot bir yönetime karşı Hak-Hukuk-Adalet mücadelemiz, bundan tam 6 yıl önce, Ankara Güvenpark’ta Genel Başkanımızın Adalet Yürüyüşü’yle başladı. Bu yolda kararlılıkla yürümeye devam edeceğiz.

Benim söyleyeceklerim bu kadar, şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in Erdoğan’ın akıldışı politikalardan vazgeçtiği yorumunda bulunmuştunuz. Mehmet Şimşek’in önerisiyle Merkez Bankasının başına CFR üyesi Hafize Gaye Erkan getirildi. Merkez Bankasının faizi artıracağına yönelik beklentilerde güç kazandı. TÜSİAD’ın bugünkü açıklamasında da bu vurgu vardı. Ayrıca TÜSİAD’ın açıklamasında serbest piyasanın tartışma konusu dahi olmaması gerektiği de kaydedildi. Bu gelişmeler doğrultusunda ekonomi yönetimi ve ekonomi politikalarına ilişkin son değerlendirmeleriniz nasıl olur?

Faik ÖZTRAK- Şimdi öncelikle bir yanlış anlaşılmayı gideriyim. Ben bu lafları söylemedim. Yeni Hazine ve Maliye Bakanı “rasyonel zemine dönüş” ifadesini kullandı. Yani bu laflar benim değil Maliye Bakanının. Son dönemde uygulanan politikaların irrasyonel olduğunu söyleyen Maliye ve Hazine Bakanı. Türk Dil Kurumu sözlüğüne bakınca da irrasyonelin karşılığı “akıldışı” olarak görünüyor.

Ekonomi yönetimi ve politikalarına gelince. Şu ana kadar geçmişteki usulsüzlüklerin ve yolsuzlukların soruşturulup soruşturulmayacağına yönelik bir açıklama henüz bu yönetimden gelmedi. Ama güveni sağlayabilmek için bu şart. Konuşmamda da bunu ifade ettim. Yine ekonominin dümeni kimin elinde o da belli değil. Bu haliyle hükümetin bir acil eylem planını, arkasından bir yapısal reform sürecini gerçekleştirip gerçekleştirmeyeceği, kalıcı istikrar sağlayıp sağlamayacağı ya da bunların yerine kısa vadede ekonomiyi Londra’daki tefecilere, sıcak paracılara teslim ederek yerel yönetim seçimlerine kadar işi idare etmeye çalışıp çalışmayacağını hala anlayamıyoruz. Bu tavır, bu hareketsizlik, bu hiçbir şekilde kimseye güven telkin etmiyor.

Soru- Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, faizler yükselecek mi sorusunu “Merkez Bankasının araç bağımsızlığı var, yani elinde bir sürü enstrümanlar var, kaynaklarını yönlendirme imkanı var. Amaç ülkeyi daha istikrarlı bir yapıya götürmek, faizlerinde, enflasyonunda düştüğü, sürdürülebilir büyümenin desteklendiği bir ortam oluşturmak” diye yanıtladı. Bunun için Merkez Bankası’nın bağımsız kararlar alacağına vurgu yaptı. Muhalefette zaten Merkez Bankasına müdahale üzerinden iktidarı eleştiriyordu. Ayrıca Cevdet Yılmaz, “Kur korumalı mevduatın ani bir şekilde çıkış yerine tedrici bir geçiş olması gerekiyor. Aksi takdirde finansal piyasalar olumsuz etkilenir” de dedi. Siz bu açıklamaları nasıl değerlendireceksiniz?

Faik ÖZTRAK- Yani Merkez Bankası bağımsız kararlar alacak tamam da siz ne yapacaksınız? Öncelikle şunu söyleyeyim. Türkiye’nin içine girdiği döviz krizini atlatmak için ekonomide çok acil bir eylem planına ihtiyaç var. Ayrıca buna ülkenin dünya piyasalarındaki yarışma gücünü artıracak ve Türkiye’nin yıldız ülke olmasını sağlayacak, dünyadaki fırsatları değerlendirmesini sağlayacak ciddi bir reform programına ihtiyacı var.

Ama şu anda görünen manzara kendi içinde çok da uyumlu olmayan ve el yakan top haline gelen ekonomiyi birbirine atan bir ekonomi yönetimi. Merkez Bankası’nın araç bağımsızlığını biz de savunuyoruz. Ama bu her derde deva mucizevi bir ilaç değildir. Ekonomide istikrar için bunun arkasında bütüncül ve güven uyandıran bir programda şarttır. Ayrıca bu işler sadece strateji ve bütçe başkanlığıyla, sadece Merkez Bankası’yla veya sadece Hazine ve Maliye Bakanlığıyla olmaz.

Buradan açıkça ifade edeyim. Bu kurumların hiçbiri tek başına Erdoğan’ın ekonomide sebep olduğu tahribatın altından kalkamaz. Bunların hepsinin koordinasyon içinde çalışması ve birlikte taşın altına ellerini koyduklarını açıklamaları gerekir.

Kur Korumalı Mevduattan tedrici çıkış meselesine gelince. İşte bu mevduatın bütçeye 6 aylık maliyetinin 75 milyar liraya çıktığı hesaplanıyor. Bir o kadar yükte Merkez Bankası tarafına gelecek. Yani 6 ayda bu zihni sinir projesinin bu ülkeye maliyeti 150 milyar lira. Geçen yılda maliyeti 182 milyar liraydı. Bu dev bir fatura. Bad’el harâb’ül-Basra. Şimdi çıkmışlar, bu çıkış tedrici mi olacak, hızlı mı olacak, yavaş mı olacak konuşmalarını yapıyor. Bu abesle iştigaldir. Bu beladan, yeni belalara yol açmadan derhal kurtulmayı sağlayacak bir stratejiyi uygulamaya koyun. Konuşmayı bir yana bırakın.

Soru- Hükümet, asgari ücret 500 dolar söyleminden Türk lirası konuşmalıyız noktasına geldi. Cevdet Yılmaz, “Dolar yerinde durmuyor her gün farklılaşıyor. Biz TL konuşmak durumundayız” diyor. İşveren de aynısını söylemişti. Sizin bu konudaki görüşünüz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Yani geçmiş dönemde Erdoğan ekonomideki her şeyi dolara endeksledi. Liralaşma diye ortaya çıktılar, ne var ne yok her şey dolarla ifade edilir ya da dolara endekslenir hale geldi. Şimdi çıkıyorlar hiçbir yapmadan “TL konuşalım” diyerek milletle alay ediyorlar. Bir an önce ekonomiyi Türk Lirası konuşulur hale getirmek için paramızın pul olmasını durdursunlar. Milli paramıza güveni yeniden sağlayacak adımları atsınlar. Durum çok ciddidir, lafla peynir gemisi yürümez.

Soru- 5 yıldır CHP’de siyaset yapan Abdüllatif Şener seçimlerde CHP ve Kemal Kılıçdaroğlu’na oy vermediğini açıkladı. İlk turda Sinan Oğan’a oy verdiğini, ikinci turda ise geçersiz oy kullandığını söyledi. Sizin bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bu Sayın Şener’in oy kullandığı sandığın ıslak imzalı tutanaklarına bakmışlar orada geçersiz oy görünmüyor. Demek ki, oyunu birilerine vermiş ama kime verdiğini millete açıklamaya da dili varmıyor.

Madem bu son soru, size bir fıkra anlatıyım. Adamın biri gece gündüz birine küfredip duruyormuş. Şikayet etmişler, küfür yiyen adam bir durmuş, düşünmüş sonra da demiş ki, “Benim bu adama hiçbir iyiliğim dokunmadı ki neden bana küfredip duruyor.” Bundan gereken kıssadan hisseyi herkes çıkarsın.

Kur Artışının Faturası 1,4 Trilyon Lira

CHP Sözcüsü Öztrak, seçimin ilk turundan bu yana TL’deki erimenin net dış borç, içeriden dövizle alınan borçlar, kur korumalı mevduat ve KÖİ garantileri üzerinden millete 1,4 trilyon liralık dev bir fatura çıkardığını belirterek, “Bu parayla 3 tane Osmangazi Köprüsü dâhil İstanbul-İzmir Otoyolu, üstüne 3 tane Atatürk Barajı, üstüne 3 tane Avrasya Tüneli, onun da üstüne 3 tane Fatih Sultan Mehmet, 3 tane de Yavuz Sultan Selim Köprüsü yapılırdı. Bütün bunları yaptıktan sonra da elimizde 4 milyar dolar para kalırdı. İşte faiz sebep, enflasyon sonuç, Türkiye ekonomi modeli, liralaşma safsatalarıyla, ekonomiyi harap eden, ekonomiyi bilmez, bilimden anlamaz kibir abidesinin verdiği zararın boyutu bu” dedi.

Bir soru üzerine CHP’deki kongre süreciyle ilgili açıklamalarda bulunan Öztrak, “Genel Başkanımız kendi iradesi dahilinde gerçekleştireceği değişimi yapmış MYK’sını değiştirmiştir. Yeni MYK da ilk toplantısında kongre takvimini başlatarak örgütlerde değişimin önünü açmıştır. Bundan sonraki süreci üyeler, ilçe, il ve kurultay delegeleri belirleyecektir” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:https://youtube.com/embed/Tnmb1SWxgd8

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız sürüyor. Hafta sonu önemli kayıplarımız oldu. Irak’ın kuzeyinde, hain teröristlerin saldırısında yaralanan iki Mehmetçiğimiz, Piyade Uzman Çavuş Cem Ahmet Kaya ve Piyade Uzman Çavuş Halil Şahin’in şehadet haberleriyle yüreklerimiz dağlandı. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, acılı ailelerine ve milletimize sabır diliyorum. Yine hafta sonunda, Makine ve Kimya Endüstrisi AŞ’nin Ankara’daki fabrikasında yaşanan patlamada beş emekçimiz şehit oldu. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, acılı yakınlarına ve milletimize sabırlar diliyoruz. Olayla ilgili adli ve idari soruşturmanın başlatıldığı açıklandı. Ama bakıldığında bu, MKE fabrikalarında yaşanan ilk patlama, ilk can kaybı değil. Patlamanın yaşandığı fabrikayla ilgili olarak sendikaların daha önce yaptığı pek çok uyarı var. Hükümetin verdiği modernizasyon sözünün tam anlamıyla tutulmadığına, patlama yerinde görev yapan personelin de yeterli tecrübesi olmadığına yönelik iddialar var. Bir Grup Başkanvekilimiz, bir Genel Başkan Yardımcımız ve Ankara milletvekillerimizden oluşan bir heyet patlamanın ardından derhal olay yerine gittiler, bilgi alıp gelişmeleri takip ettiler. Bu elim olayla ilgili araştırma ve soruşturma süreçlerinin takipçisi olmaya devam edeceğiz. Yine bu hafta sonu, Cumhuriyetimizin yetiştirdiği büyük değerlerden, dünyaca ünlü keman sanatçısı, Sayın Suna Kan’ı da yitirdik. Kendisine Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve milletimize baş sağlığı diliyoruz.

SARAY FAZLA DEDİ, ÖDEMELER DENGESİ AÇIK VERDİ: CARİ AÇIK 58 MİLYAR DOLAR

Siyasetimizin unutulmaz isimlerinden rahmetli Osman Bölükbaşı “Siyasetçilerin geçmişi sözlerine kefil olmalı. Sözleri ileride kendilerinden davacı olmamalı” derdi. Sarayın kibir hastalığıyla malul başı, kerameti kendinden menkul, “Faiz sebep, enflasyon sonuç” safsatasıyla, ekonomiyi tek başına yönetmeye kalktı. Hormonlu bir büyümeyle cari açığı azdırdı. Paramızı pul etti, milleti enflasyon canavarının dişleri arasına attı. Bugün yine Ödemeler Dengesi verileri açıklandı. Cari açık 58 milyar doları bulmuş. Bu yıllık olarak son 11 yılın en yüksek cari açığı. Yine dört aylık cari açık geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 50 artarak 30 milyar dolara ulaşmış. Daha da vahimi bu açığın 22 milyar 445 milyon doları Merkez Bankasının döviz rezervleri satılarak kapatılmış. İşte Saray’ın sözde Türkiye Modeli’nin “Cari fazla vererek enflasyonu düşürme” politikası bir kere daha iflas etmiş. Saray son dönemde işlerin çığırından çıktığını gördükçe, bir yandan, ihracatçıların dövizlerini zorla ellerinden aldı. Merkez Bankası’nın rezervlerini Banka’nın arka kapısından sattı. Diğer yandan, “Liralaşma” diyerek, hem döviz rezervlerini kuruttu, hem de ekonomiyi dolara endeksledi. Ekonomide sahte bir istikrar algısı yarattı ve ülkeyi döviz krizinin eşiğine getirdi.

SEÇİMDEN ÖNCE YENEN HURMALAR

“Toplumun temelini altüst etmek için, ulusal parayı yoldan çıkartmaktan daha sinsi ve keskin bir araç yoktur” diyor, ünlü ekonomist Keynes. Bu Hükümet de tam olarak bunu yaptı. Saraydaki sözde iktisatçının 2018’den bu yana, yediği hurmaların faturası, seçimden sonra önüne geldi. Ekonomideki oyuncuların artık hiç güvenmediği Erdoğan, çareyi geçmişte görevden aldığı, bir de üstüne Halk Bankası’nı dolandırmakla suçladığı, Mehmet Şimşek’i yeniden Hazine ve Maliye Bakanlığı görevine getirmekte buldu. Onun ilk işi ise, Sarayın Kibirlisinin seçim öncesinde uyguladığı ekonomi politikalarını akıl dışı ilan etmek oldu. Ama Erdoğan, oyun içinde ikide birde kural değiştirerek, saydamlıktan kaçarak, hesap vermeyerek, ülkeyi öyle bir döviz sıkıntısına soktu ki, şimdi yeni atadığı Hazine ve Maliye Bakanı, Saray’ın kaçırdığı yatırımcılar ülkeye geri dönsün diye, Türkçe yerine, İngilizce sosyal medya mesajlarıyla yabancı yatırımcılara garanti vermek zorunda kaldı. Bir başka ifadeyle Müslüman mahallesinde salyangoz satmak zorunda kaldı. Piyasalar önce, “Erdoğan politikalarından vazgeçiliyor” diye düşündü. Seçimin birinci turundan sonra 700 puanı geçen, Kredi Temerrüt Risk primi bir miktar düştü. Merkez Bankası’nın rezervleri eksideyken, hala döviz sattığı, seçimden önce Merkez Bankası’nın araç bağımsızlığını, Erdoğan’ın vesayetine teslim eden, eski Merkez Bankası Başkanı’nın yeni ekonomi yönetiminde de, BDDK Başkanı olarak yer aldığı görülünce, Türkiye’nin risk primleri yeniden yükseldi 500 baz puanın üzerine çıktı. Döviz piyasalarında Mayıs’tan bu yana süren, hararet düşmedi, daha da arttı.

ŞEFFAFLIK, HESAP VEREBİLİRLİK İNGİLİZCE MESAJLARLA OLMUYOR

Hazine ve Maliye Bakanı sosyal medyadan, şeffaflık, tutarlılık, hesap verebilirlik, öngörülebilirlik sözleri veriyor. Bu sözlerin inandırıcı olabilmesi için önce Merkez Bankası’nın arka kapısından 2018 seçimlerinde satılan, 128 milyar doların, ardından bu seçimlere kadar da bir o kadar daha satılan döviz rezervlerinin, kuralsız, denetimsiz kimlere satıldığının, ortaya konması mutlaka gerekiyor. Sır gibi saklanan “Kur Korumalı Mevduat” uygulaması kapsamında, Merkez Bankası’nın ne kadar paraya döviz garantisi verdiğinin, bu uygulamanın Bankaya ne kadara mal olduğunun, bu çerçevede ne kadar döviz aldığının açıklanması gerekiyor. “Hesap verebilirlik” deniyorsa, Banka’nın zarardaki bilançosunun, muhasebe kuralları değiştirilerek, bir gecede nasıl kâr eder hale getirildiğinin ve bu yapılan uygulamaların uluslararası kabul görmüş muhasebe standartlarına ne kadar uygun olup olmadığının açıklanması gerekiyor. Yine bu suretle elde edilen kârların, Hazine yerine AFAD’a aktarılarak denetimden kaçırılan paraların, nasıl kullanıldığının bu millete anlatılması gerekiyor. Merkez Bankası’nın ihracatçılardan zorla satın aldığı ihracat bedellerinin tutarlarının, Banka’nın doğrudan verdiği kredilerin şartlarının, bundan yararlanan şirketlerinde mutlaka açıklanması gerekiyor. Yine son dönemde, Rusya’dan yapılan kredili ithalat miktarını, Rusya’ya ne kadar borçlandığımızı gösteren, BOTAŞ’ın güncel bilançosunun biran önce kamuoyuna açıklanması gerekiyor. Son olarak da, TÜİK’in TÜFE, büyüme ve işsizlik verileri konusunda güvenilirliğini yeniden kazanması için gerekli geriye dönük teknik araştırmanın başlatıldığının da kamuoyuna duyurulması gerekiyor. Bunlar olmadan, İngilizce sosyal medya mesajlarında kendinizi “şeffaflık” diye, “hesap verebilirlik” diye ne kadar paralasanız boş… Hepsi lafı güzaf…

TAM BİR DİDİŞME, TAM BİR YÖNETİM ZAFİYETİ

Yeni Hazine ve Maliye Bakanı, “Aman ha, benden duymadığınız haberlere inanmayın” diyerek, Saraydaki çakma ekonomistin, bir kere daha zırvalarıyla ortalığı birbirine katmasına karşı önlem almaya çalışsa da durum ortada… Şu an Saray yönetimindeki görüntü tam bir didişme, tam bir yönetim zafiyeti… Bakan güven sağlamak için yurt dışından, Merkez Bankası’nın başına ithal başkan getiriyor. Saray da, yeni Bakana direksiyonun kimde olduğunu hatırlatmak için sözünden çıkmayan mevcut bakanın görevden aldığı eski Merkez Bankası Başkanını, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun başına getiriyor. Erdoğan, bu atamayla Bakanına ve çiçeği burnunda Merkez Bankası Başkanına, “Arkadaşlar siz rasyonel politikalarınızı, ancak ve ancak benim izin verdiğim sınırlar içinde uygulayabilirsiniz” diyor. “Bağımsızlık dediysek, o kadar da bağımsız değilsiniz ha” mesajını veriyor.

BU HÜKÜMET ÜLKEYİ IMF KAPISINA BIRAKIR

Daha önce devlet yönetiminde, birçok istikrar programının yapılmasında ve yönetiminde yer almış, ülkenin en büyük krizlerinden birinde, ekonomiyi yeniden toparlamak için, Hazine Müsteşarlığı görevine atanmış bir kişi olarak söylüyorum. Saydamlık ve hesap vermeyle ilgili somut adım atılmadıkça, güçlü çapalara sahip bir program ortaya konmadıkça ve Erdoğan’ın da ekonomi yönetimine müdahaleleri devam ettikçe, ekonomide yeniden güven sağlamanın, milletimize maliyeti her gün biraz daha artacaktır. İşlerin dengeye gelebilmesi için daha sıkı bir para politikası, yani daha yüksek faiz, daha değersiz Türk lirası gerekecektir. İşlerin dengelenebilmesi için yine daha sıkı bir maliye politikası, yani daha düşük memur maaşı, daha düşük emekli, dul, yetim aylığı, daha düşük yatırım, daha yüksek vergiler gerekecektir. Bunun sonucunda da, daha fazla durgunluk, daha fazla işsizlik olacaktır. Ve ekonomi yönetimindeki bu örtülü çekişme sürerse korkarım bu yönetim ekonomiyi, IMF kapısına bırakmak zorunda kalacaktır.

MEHMET GELSİN, HAFİZE GELSİN, ŞAHAP KONTROL ETSİN

“Rasyonel mi olsun, irrasyonel mi olsun, Mehmet gelsin, Hafize gelsin, Şahap da şurada onları kontrol etsin” derken, Saraydaki çakma ekonomistin laçka ettiği ekonomide, paramızın pul olması, dar ve sabit gelirli yurttaşlarımızın hayatını, her geçen gün daha da zorlaştırıyor. Türk Lirası’nın dolar karşısındaki değeri eriyor. 1 dolar 23,5 liranın üzerine çıktı. Oysa 14 Mayıs’tan önce yani seçimin ilk turundan önce 1 dolar 19 lira 58 kuruştu. Seçimin ilk turundan bu yana geçen bir ayda, bir dolar almak için artık 4 lira 7 kuruş daha fazla ödemek zorundayız.

ZAM YAĞMURU HIZLANIYOR

Döviz bitti. TL pul oldu, olmaya da devam ediyor. Tabi zam yağmurları da hızlanıyor. 1 kiloluk Tiryaki çayının fiyatı seçimden önce 96 liraydı, şimdi 138 liraya çıktı. Kahveciler isyan ediyor, vatandaş isyan ediyor. Benzinin litresine 2 lira 70 kuruş, mazotun litresine 1 lira 40 kuruş, LPG’ye de 68 kuruş zam geldi. Sigaraya zam, alkollü içeceklere zam, ithal ürünlerin tamamına zam… Ekmeğin fiyatının fırınlara un desteğinin bitmesiyle 6 liradan 10 liraya çıkacağı konuşuluyor. Makarnadan her türlü unlu mamule ciddi fiyat artışlarının kapıda olduğu haberleri geliyor. Evet fiyat artıyor, ekmeğin fiyatı artıyor da bunun buğday üreticisi çiftçiye bir faydası var mı? Ne gezer?

BUĞDAY ÜRETİCİSİNİN ELİNDE KALAN “SIFIR”

Seçimden önce biz, “Buğdayda taban fiyat 13 bin liranın altına düşmesin” derken bir maliyet hesabı yapıyorduk. Seçim bitti, Saray 9 bin 250 lira fiyat açıkladı. Geçen yıla göre artış sadece yüzde 24. Bu çiftçinin maliyetlerini karşılamaya yetmiyor. Diyarbakırlı buğday üreticisi tohum, mazot, gübre, ilaç, hasat, harman, sigorta derken “Bu fiyattan çiftçinin eline kalan sıfır lira” diye dert yanıyor. Bu çiftçi bu fiyatla nasıl geçinecek? Gelecek yıl tarlasını nasıl ekecek? Bu zamlarla bu millet nasıl çay içecek? Nasıl işine gidecek? Çoluğuna çocuğuna okula giderken nasıl harçlık verecek? Evine nasıl ekmek götürecek? Paramız pul olmaya devam ettikçe, her şeye zam geliyor iğneden ipliğe. Milletimizin cüzdanını, milletimizin tenceresini zamlar boşaltıyor.

YAŞAMAK KİRA VE MUTFAK İÇİN ÖMÜR ÇÜRÜTMEK DEĞİL

İnsanlar evinin kirasını ödeyip öyle ya da böyle karnının gurultusunu kesebiliyorsa, kendini yaşadım sanıyor. Artık ücretle veya maaşla çalışan sabit gelirli bir vatandaşın bir araba alabilmeyi hayal etmesi çok zor. Ev almak ise artık hayallere bile girmiyor. Ev almayı geçtik, kiralık bir ev bulup kirasını ödeyebilmek bile artık çok zor. Bakınız, son bir yılda, 120 metrekare bir evin kirası Tekirdağ’da 3 bin 200 liradan 8 bin 600 liraya çıkmış. İstanbul’da 8 bin liradan 17 bin liraya çıkmış. Ankara’da 3 bin 800 liradan 11 bin 100 liraya, Diyarbakır’da 2 bin 400 liradan 6 bin 300 liraya çıkmış. Samsun’da 3 bin liradan 7 bin 500 liraya, Sivas’ta 1.400 liradan 6 bin liraya fırlamış. Yaşamak sabah işe gidip, akşamın geç saatinde eve dönmek, evinin kirası, çocukların nafakası için ömür çürütmek değildir. Bu yaşamak değildir. Bu ülkeyi yöneten hükümet dünyanın en verimli topraklarına sahip, jeopolitik konumuyla, genç nüfusuyla, ekonomisiyle kendi vatandaşlarına emsallerinden çok daha fazla refah sağlayabilecek bu ülkeyi, Erasmus’un dediği gibi “İnsanların hiç yaşamadan öldüğü” bir yere çevirdi.

500 DOLARLIK ASGARİ ÜCRET BİLE AÇLIK SINIRINI ANCAK AŞIYOR

Ülkemizde çalışanların yarısından fazlası asgari ücret veya civarında bir ücret karşılığı çalışıyor. Asgari ücret, 10 bin 362 liraya ulaşan açlık sınırının 1.856 lira altında. Önceki dönemin Çalışma Bakanı, Mayıs ayı başında, “500 dolar bazında asgari ücret” sözü vermişti. Ama 500 dolarlık asgari ücret bile açlık sınırının zar zor üstüne çıkıyor.

İŞSİZ SAYISI HIZLA ARTACAK

İŞKUR’un açıkladığı kayıtlı işsiz sayısı 10 ay sonra yeniden yükselmeye başladı ve Mayıs’ta 63 bin kişi arttı. TÜİK’in Nisan ayı işsizlik verileri ise bugün açıklandı. Gerçek işsiz sayısı bir ayda 795 bin kişi artmış. Ve 23 ay sonra ilk defa Türkiye’de işsiz sayısı yeniden 9 milyon sınırının üzerine çıkmış. Bu, dünya üzerinde 99 ülkenin nüfusundan fazla. Ve ben buradan söylüyorum, önümüzdeki günlerde “rasyonel politikalar” uygulansa da, uygulanmasa da işsiz sayıları hızla artacaktır. Nitekim sanayi üretimi de durgunluğun ilk sinyallerini veriyor. Son 6 ayın 4’ünde sanayi üretimi gerilemiş. Yine Nisan ayı verilerine göre, sanayi üretimi yüzde 1,2 düşmüş.

KUR ARTIŞININ FATURASI 1,4 TRİLYON LİRA

Ama paramızın değer yitirmesinin, milletimizin sırtına bindirdiği yük, bunlarla da sınırlı değil. Seçimin başından bu yana paramızın değer kaybetmesi sonucunda Türkiye’nin dış borçlarının Türk Lirası karşılığı da olağanüstü seviyelere taşındı. Türkiye’nin, net dış borcu 235 milyar dolar. Seçimin başından bu yana Türk Lirası’nın değer kaybı, Türkiye’nin Net Dış Borcunun Türk Lirası karşılığını tam 957 milyar TL artırmış. Hazine son dönemde yurt içinden de dövizle borçlandı. Hatırlayacaksınız “İlk günahı” işledi. Bugün Hazine’nin iç borcunun dörtte biri yani 29 milyar dolarlık kısmı da döviz cinsinden. Paranın değer kaybetmesi sonucunda, buradan da hazinenin üzerine yani milletimizin üzerine 116 milyar liralık bir kur farkı yükü geliyor. Bir de Kur Korumalı Mevduatlar var… Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’na göre 2 Haziran 2023 itibariyle, Kur Korumalı Mevduatta biriken para toplam 2 trilyon 533 milyar 607 milyon lira. Yani 2 Haziran’daki kurla 121 milyar dolar. Seçim sonrasında paramızın değer kaybı nedeniyle, buradan da 500 milyar liralık bir yük geliyor. Bunun üçte birlik kısmını, bankaların faiz olarak ödeyeceğini varsayarsak, Hazine ve Merkez Bankası’na, yani yine milletin sırtına binecek yük, 300-350 milyar TL arasında olacak. Bir de, “Milletin cebinden tek kuruş çıkmadan yaptık” diyerek yandaşlarına döviz garantili ihalelerle pazarlanan, Kamu Özel İşbirliği Projeleri var. Bu projeler yüzünden milletimizin, geçmediği yollar, köprüler, uçmadığı hava alanları için, 2023-2025 döneminde bütçeden 15 milyar 521 milyon dolar ödemesi öngörülmüş. Bu durgunluk devam ederse bu çok daha yüksek noktalara çıkar. Seçimden bu yana TL’deki değer kaybı nedeniyle buradan gelecek ek yük de, 63 milyar TL. Şimdi tüm bu kalemleri topladığımızda, seçimin ilk turundan bu yana, paramızın değer kaybetmesi sonucunda, devletin yükümlülükleri nedeniyle, milletimizin sırtına yüklenen fatura, 1 trilyon 400 milyar lirayı geçiyor.

FAİZ ARTIŞININ FATURASI BUNA DAHİL DEĞİL

Önümüzdeki günlerde TL’nin değer kaybını yavaşlatmak için, ister istemez Merkez Bankası faiz artırmak zorunda kalacak. Burada da bir sorun var. Buradan da devletin hazinenin bir yük gelecek. Çünkü bankalara zorla satılan düşük faizli kâğıtlar bankacılık sisteminde, sistemik bir zafiyete neden olmaması için hazine tarafından daha yüksek faizli kâğıtlarla değiştirilmesi gerekecek. Söylediğim gibi buradan da ciddi bir maliyet milletimizin sırtına binecek. Tabi bunlar bu hesaba dahil değil.

EKONOMİ BİLMEZ, BİLİMDEN ANLAMAZ

Şimdi bu “1 trilyon 400 milyar liralık fatura” ağzımızdan bir çırpıda çıkıyor çıkmasına da, bu parayla neler yapılabileceklere baktığımızda işin vahameti daha iyi anlaşılıyor. Neleri kaybettiğimizi, hangi imkanları yitirdiğimizi görüyoruz. Döviz kurlarındaki son bir aylık artışın milletimizin sırtına yüklediği bu faturayla 3 tane Osmangazi Köprüsü dâhil İstanbul-İzmir Otoyolu, üstüne 3 tane Atatürk Barajı, üstüne 3 tane Avrasya Tüneli, onun da üstüne 3 tane Fatih Sultan Mehmet, 3 tane de Yavuz Sultan Selim Köprüsü yapılırdı. Bütün bunları yaptıktan sonra da elimizde 4 milyar dolar para kalırdı. İşte “Faiz sebep, enflasyon sonuç, Türkiye ekonomi modeli, liralaşma” safsatalarıyla, ekonomiyi harap eden, ekonomiyi bilmez, bilimden anlamaz kibir abidesinin verdiği zararın boyutu bu.

EKONOMİDEKİ OYUNCULAR “HUYLUNUN HUYUNDAN VAZGEÇTİĞİNİ” GÖRMEK İSTİYOR

Şunu hiç unutmamak gerekir: “Güven ruh gibidir, bir kere çıktığı bedene bir daha geri dönmez.” Doğru program, doğru kadro ve buna güç veren siyasi irade, güven veren politikaların üçlü sacayağıdır. Bunlardan biri bile olmazsa o yapı milletin üzerine yıkılır. Amerika Birleşik Devletleri’nden ithal Merkez Bankası Başkanı getirmek, yine millet ittifakının Ortak Politikalar Mutabakat Metninden, kes-yapıştır yapmak bu yönetimi güvenilir hale getirmez. Ekonomideki oyuncular artık “Huylunun huyundan vazgeçtiğini” görmek istiyorlar. Erdoğan’ın yegâne amacının, Londra ve New York’taki sıcak paracıları Türkiye’ye getirmek, Mart 2024’teki yerel seçimlere kadar döviz krizini ertelemek olmadığını görmek istiyorlar. Erdoğan artık ekonomide oyun alanının kalmadığını görecek mi? İstikrar politikası uygulanmasına razı olacak mı? Yoksa yine, sebebi olduğu enkazın tüm sorumluluğunu, Yeni Bakan’ın üstüne atacak mı? Kendi de “Allah affetsin, millet affetsin” deyip masadan kalkacak mı? Bütün bunların sonucunda da ülkeyi IMF kapısına düşürecek mi?

ERDOĞAN FARKINDA DEĞİL

Görünen o ki Erdoğan ekonomide, oyun alanı kalmadığının hala farkında değil. Piyasalarda kendine güvenin dibe vurduğunu hala görmüyor. Ülkede her iki seçmenden birinin kendisine karşı olduğunu da fark etmiyor. Genel Başkanımız, bir, iki ve üç sandıklı yerlerdeki seçim sonuçlarını açıkladı. Bunu yaparken de hiçbir zaman vatandaşımızı suçlamadı. Kendimizi eleştirdi. Ama Erdoğan’ın gösterdiği tepkiye bakılırsa, Saray bundan çok rahatsız olmuşa benziyor. İşini yapacağına, seçimde attığı iftiralardan, yaptırdığı sahte videolardan, milletin vergileriyle çalışanlarına maaş veren TRT’yi Saray’ın borazanı gibi kullanmaktan hiç utanmadığı görülüyor. Hala on parmağındaki on karayı partimize sürmeye, bu ülkenin en köklü partisine hala ayar vermeye kalkmaya cüret ediyor.

KONGRELER SÜRECİMİZ KURULTAY’LA TAÇLANACAK

Biz ülkemizin içinde olduğu sıkıntıların farkındayız. Tüm bu şartlar altında, her iki vatandaşımızdan birinin, Cumhurbaşkanı adayımız Kemal Kılıçdaroğlu’na verdiği oyu dağıtmadan, örgütümüzü, rekabetçi bir ortamda yenilemeyi, değişen, tazelenen kadrolarımızla mahalli idareler seçimini, açık ara kazanmayı hedefliyoruz. Bu çerçevede, Genel Başkanımız ilk olarak MYK’sını yeniledi. MYK’mız da ilk iş olarak, kongreler takvimini başlattı. Mümkün olan en kısa sürede, kongreler süreci, Parti Meclisimizin uygun gördüğü bir tarihte, Kurultayımızla taçlanacaktır. Bu süreç devam ederken, önümüzdeki yerel seçimleri kazanmak için, parti üyesinden Genel Başkanımıza kadar, partimizin her bir ferdi, var gücüyle çalışacaktır. Hedefimiz, bu seçimlerde mevcut hükümeti tarihi bir yenilgiye uğratmaktır.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ardından CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel’de değişim sinyali vermişti. Hatta Genel Başkanlıkta dahil üzerime düşen sorumluluğu yapmaya hazırım dedi. Sizin değişim talepleri ve iki ismin adaylık çıkışıyla ilgili değerlendirmeniz nasıl olur?

Faik ÖZTRAK- Biraz önce izah etmeye çalıştım. CHP’de değişimin nasıl gerçekleşeceği bellidir. Yani bu partinin 100 yıllık geçmişine, güçlü kurumsal yapısına ve meri mevzuata göre bu süreç gerçekleşir. Genel Başkanımız kendi iradesi dahilinde gerçekleştireceği değişimi yapmış MYK’sını değiştirmiştir. Yeni MYK da ilk toplantısında kongre takvimini başlatarak örgütlerde değişimin önünü açmıştır. Bundan sonraki süreci üyeler, ilçe, il ve kurultay delegeleri belirleyecektir. Kurultay iradesinin en sağlıklı biçimde oluşması için de, herkes elinden geleni yapmalıdır, yapacaktır.

Soru- Faik Bey, belki biz anlamakta güçlük çekiyoruz ama Kurultay süreci başlatılmış olsa da değişim süreci anlamında bugünkü MYK’da mesela konuştunuz mu Özgür Özel’in çıkışını? Değişim süreci anlamında Kemal Kılıçdaroğlu bir geçiş süreci öngörüyor mu? Liderliği, MYK yönetimi ve Parti Meclisi’nin değişimi açısından. Bu kurultayı yerel seçimler öncesinde yapacak mısınız? Yoksa ertelemeyi mi öngörüyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi tabi estağfurullah anlamadığınız konusunda en ufak bir düşüncem yok. Hatta zaman zaman sorularınızla da bakıyorum durumun yorumunu da yapıyorsunuz. Ama benim söyleyeceklerim şu Yıldız Hanım. Yani biraz önce izah ettim CHP’de değişimin nasıl işlediğini ve tabi ki MYK’mızla da bu konuları tartışıyoruz.

Soru- Şimdi yerel seçimlere doğru gittiğimiz süreçte özellikle iktidar cephesinden yoğun bir hazırlık mesajı gelmeye başladı. Hatta sloganlar, işte olası adaylarla ilgili beklentiler ortaya çıktı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan kapı kapı gezileceğini söylemiş. Peki CHP’de bu yerel seçime giden süreçte çalışmalar nasıl gidiyor? Çünkü bir kurultay takvimi var. Acaba kurultay takvimi çalışmaların birazcık daha cumhur ittifakına göre daha yavaş ilerlemesini mi sağlayacak? Yoksa kurultay süreciyle birlikte yerel seçime giden süreçte düzgün bir şekilde işleyebilecek mi?

Faik ÖZTRAK- Şimdi tabi bu kongreler takviminin başlamasıyla birlikte bir yenilenme, tazelenme sürecine de partimizde şahit olacağız. Bu, yerel yönetim seçimlerine, enerjinin bu noktaya doğru yönlendirilmesinde de önemli katkılarda bulunacak. Sizin söylediğinizin aksine enerjinin tek bir yerde kalmasına neden olmayacak. Açıkça şunu ifade edeyim. CHP olarak biz bu seçimlerde mevcut yönetimi tarihi bir yenilgiye uğratma konusunda kararlıyız. Bunun için de elimizden geleni yapıyoruz. Onlar bir takım hazırlıklarını yaptıklarını söylüyorlar. Biz daha fazlasını yapıyoruz.

Soru- Sayın Kılıçdaroğlu, kendilerine kırsalda az oy çıktığını belirtmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’da kabahati kendinde aramak yerine hala seçmeni suçlaması siyasetin değil psikolojinin konusu yanıtını vermişti. Buna değerlendirmenizi rica edeceğim. Bir de asgari ücret komisyonu yarın toplanıyor. CHP’nin asgari ücretle ilgili bir teklifi var mı?

Faik ÖZTRAK- Şimdi açıkçası psikolojinin konusu olan bizim ya da Genel Başkanımızın söylemediği, yapmadığı bir şeyi söylemiş gibi göstermek. Genel Başkanımız bu bölgelerde alınan oyların daha düşük olmasını buralarda yeterli çalışma yapmamamıza bağladı. Ama şu anda bakıyorum bugün Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan AK Parti Genel Başkanı çıkmış bizim tam tersini söylediğimizi iddia ediyor. Zaten bugüne kadar siyaseti hep böyle yaptı. Biz sorumluluğumuzu biliyoruz. Ama karşı tarafın da yaşadığı psikolojik sıkıntıları, özellikle Genel Başkanımızın bu seçimlerde almış olduğu 25 milyon oyun karşı tarafın üzerinde yarattığı baskıyı gayet net bir biçimde görüyoruz, izliyoruz. İşte bu desteğin üzerine biz önümüzdeki seçimleri bina etmek istiyoruz.

Asgari ücret konusuna gelince. Hatırlayacaksınız Mayıs ayında Çalışma Bakanı asgari ücretin 500 dolarlar civarında olması gerektiğini ifade etmişti. Şu anda asgari ücret görüşmeleri başladı. Bakalım bu işin nereye doğru gittiğini görelim o noktadan itibaren bizde asgari ücretle ilgili beklentilerimizi açıklamaya başlayacağız.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

Kongreler Sürecini Bugün Başlatıyoruz

CHP Sözcüsü Öztrak, hafta sonu gerçekleştirilen Parti Meclisi toplantısında yapılan değerlendirmeler ışığında, kongreler sürecinin bugün itibariyle başlatılmasına ve mevzuattaki asgari süreler dikkate alınarak hızla tamamlanmasına karar verdiklerini açıkladı.

Öztrak, tüzüğün bazı maddelerinde değişiklik yapılmasına dönük, parti örgütünün taleplerini dikkate alacak bir komisyonun kurulmasına da karar verdiklerini belirterek, “Örgütlerimizin yenilenerek, tazelenerek, birlik ve beraberliğimize sahip çıkarak, kırmadan, dökmeden, güçlenerek, partimize yerel yönetim seçimlerinde büyük bir başarı yaşatması için, gereken her türlü çabayı göstereceğiz” dedi.

Yeni Hazine ve Maliye Bakanının “rasyonel zemine dönüş” mesajlarını da değerlendiren Öztrak, “Madem sonunda bizim dediğimize gelecektiniz, bu kadar haltı neden yediniz? Sonunun böyle olacağını bile bile, milleti hayat pahalılığı ile işsizlik arasında neden ezdiniz?” diye sordu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:https://youtube.com/embed/Tmw_mLptNA4

Sözlerime başlarken, dün Kastamonu, Samsun, Sinop ve Amasya’da yaşanan sel felaketleri nedeniyle vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi sunuyoruz. Ayrıca Samsun ve Amasya’daki felaketlerde hayatını kaybeden iki vatandaşımıza da Allah’tan rahmet, acılı yakınlarına sabır diliyoruz. Bir de kayıp vatandaşımız var. Onun da sağ salim evine dönmesini temenni ediyoruz.

MYK’DA 7 KADIN

Bugün, dün atanan Merkez Yönetim Kurulumuz, ilk toplantısını gerçekleştirdi. Yeni MYK’mız, her biri kendi alanında uzman olan, önemli başarılara imza atmış yaş ortalaması 49 olan isimlerden oluşuyor. MYK toplantımıza katılma hakkına sahip Kadın ve Gençlik Kolları Başkanlarımızla dört grup yöneticimiz arasında toplam yedi kadın bulunuyor. Toplantımızın gündeminde, yaşanan seçim sürecinin değerlendirilmesi, partimizin olağan kongreler sürecinin başlatılması, ülke gündemine dair değerlendirmeler ve yaklaşan yerel yönetim seçimlerine yapılacak hazırlıklar vardı. 

CUMHURİYET TARİHİNİN EN ADALETSİZ SEÇİMİ

Mayıs ayında yapılan seçimler 2018’de başlayan parti devleti rejiminin ilk seçimiydi. Hükümet, devletin tüm imkânlarını ve gücünü, bu seçimleri kazanmak için pervasızca kullandı. Cumhuriyet tarihinin en adaletsiz seçimi yaşandı. Anayasaya göre milletvekili olamayan Bakanlar, Milletvekili adayı yapılarak seçim sürecine dahil edildi. Bakanlıkların imkânları, seçim kazanmak için seferber edildi. Bu seçim sürecinde hükümet, Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir yalan, dolan ve ahlaksızlık furyasına başvurdu. AK Parti Genel Başkanı meydanlarda montaj videolarla, vatandaşı kandırmaya çalıştı. Kampanya süreci sahtekârlıkla malul edildi. İnsanların gözünün içine baka baka yalanlar söylendi. Türkçe bile bilmeyen yabancılar, üç kuruşa aldıkları vatandaşlık hakkıyla, oy kullandı, ülkenin kaderi hakkında söz söyledi. Ülkemizde, neresinden baksanız sakatlanmış, neresinden baksanız kirletilmiş, siyaseten de, ahlaken de meşru olmayan bir seçim süreci yaşandı. Vatandaşına yalan söyleyen bir kişi bu ülkeyi nasıl sağlıklı bir şekilde yönetecek göreceğiz.

TÜM YURTTAŞLARIMIZIN HAKKINA HUKUKUNA SAHİP ÇIKACAĞIZ

Böyle bir kampanya sürecinde, başta Cumhurbaşkanı Adayımız Kemal Kılıçdaroğlu, Millet İttifakı ve Cumhuriyet Halk Partisi olarak çok çalıştık. Her iki seçmenden biri oyunu Kemal Kılıçdaroğlu’na verdi, 25 milyon 504 bin 724 yurttaşımızın oyunu aldık. Ama istediğimiz sonuca ulaşamadık. Ancak yılgınlığa, umutsuzluğa kapılmadan bize oy veren 25,5 milyon yurttaşımız başta olmak üzere, tüm yurttaşlarımızın hakkına hukukuna sahip çıkacağız. Cumhuriyet Halk Partisi bir asırdır süren, demokrasi, hak, hukuk ve adalet mücadelesine devam edecek. Biz bölen değil, birleştiren olacağız.

KONGRELER SÜRECİNİ BUGÜN BAŞLATIYORUZ

Daha önceki konuşmalarımda da ifade etmiştim. Bugün bizler için Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonraki 8. gün değil, yerel seçim sürecinin başlamasından sonraki 8. gün. Son seçimden bu yana geçen sürede; hem geçen seçimle ilgili özeleştirilerimize devam ediyor, hem de yaklaşan yerel seçime hazırlıklarımızı başlattık. Bu çerçevede, Parti Meclisi toplantımızda yapılan değerlendirmeler ışığında, kongreler sürecinin bugün başlatılmasına ve mevzuattaki asgari süreler dikkate alınarak hızla tamamlanmasına karar verdik. Ayrıca tüzüğümüzün bazı maddelerinde değişiklik yapılmasına dönük, örgütümüzün taleplerini dikkate alacak bir komisyonun kurulmasına da yine karar verdik. Örgütlerimizin yenilenerek, tazelenerek, birlik ve beraberliğimize sahip çıkarak, kırmadan, dökmeden, güçlenerek, partimize yerel yönetim seçimlerinde büyük bir başarı yaşatması için, gereken her türlü çabayı göstereceğiz.

ÖNCE DOLANDIRICIKLA SUÇLADI, ŞİMDİ PARA BULSUN DİYE GÖREVE GETİRDİ

Saray’ın kirli dili ve siyaseti sadece milleti bölmedi. Ekonomimizi de alt üst etti. 14 Mayıs seçimlerinden bu yana Türk Lirası dolar karşısında yüzde 9 değer kaybetti. Döviz kurlarını ve ekonomik gidişatı iyi göstermek için kazanın dibini kazıya kazıya sonunda kazanı deldiler. Merkez Bankası’nın önceki seçimlerde 128 milyar dolarını bu seçimlerde de bunun çok daha fazlasını, Bankanın arka kapısından kuralsız, denetimsiz bir şekilde buharlaştırdılar. Bankanın yani milletin döviz kasasını boşalttılar. Şimdi Erdoğan, geçmişte olmadık hakaretler ettiği, Halk Bankası’nı da dolandırmakla suçladığı isimlerden birini, Sayın Mehmet Şimşek’i dışarıdan para bulsun diye yeniden göreve getirdi. O dönem Erdoğan’ın suçlamalarının muhataplarından biri olan yeni Hazine ve Maliye Bakanı, göreve başlarken, “Türkiye’nin rasyonel bir zemine dönmekten başka bir seçeneği kalmadığını” söyledi. Yani parayı bulabilmesinin şartının, Sarayın uyguladığı “akıl dışı” politikalardan vazgeçmesi olduğunu ifade etti. Yeni Bakan bu sözlerle Saray’ın “Faiz sebep, enflasyon netice” şeklinde özetlenebilecek safsatasının ve ucube Türkiye Modelinin, “Akıl dışı” “Aklın kurallarına dayanmayan” “Ölçüsüz ve hesapsız” olduğunu ilan etti. “Epistemolojik kopuştan kopacaklarını” söylemiş oldu.

ERİTİLEN REZERVLERİN KİME SATILDIĞINI KAMUOYUNA AÇIKLAYIN

Şimdi Erdoğan’a sormak gerek; milleti hayat pahalılığı ile işsizlik arasında ezen, milletin 418 milyar dolarını yandaşlarına peşkeş çeken, Merkez Bankasının döviz kasasına 80 milyar dolar açık verdiren, akıl dışı safsataların, irrasyonel politikaların sahibi olarak millete ne söyleyeceksiniz? Sayın Bakana da sorulması gereken sorular şunlar; bu rezaletin hesabı kimden sorulacak? Sayın Bakan, Erdoğan’ın sizinle ilgili Halk Bankası’ndaki yolsuzluk iddialarını sineye çekecek misiniz? 2018 ve 2019 seçimlerinde 128 milyar doların Merkez Bankası’nın arka kapısından kimlere satıldığını, yine bu son seçimde, bir o kadar rezervin daha kimlere satıldığını araştırıp kamuoyuna açıklayacak mısınız? Yoksa kendinizden önceki dönemde yaşanan hukuksuzlukların üstünü örten bir Bakan olarak tarihe geçmeyi mi tercih edeceksiniz?

MADEM DEDİĞİMİZE GELECEKTİNİZ, BU HALTI NEDEN YEDİNİZ

Tüm bunların yanında, bizim de Saray ve şürekasına, milletimiz adına şunu sormak hakkımız: “Madem sonunda bizim dediğimize gelecektiniz, bu kadar haltı neden yediniz?” Sonunun böyle olacağını bile bile, milleti hayat pahalılığı ile işsizlik arasında neden ezdiniz? Seçimin ardından sigarasından elektronik eşyasına zam yağmuru başladı. Ekmek üreticileri Haziran’da zam istiyor. Bir ekmeğin 10 liraya kadar çıkabileceği daha şimdiden konuşuluyor. Bu arada buğday taban fiyatlarını da daha hala ilan etmediniz. Çiftçi taban fiyat bekliyor. Söylemiştik, taban fiyatın 13 liranın altında olmaması lazım.

DÜNYADAN DEĞİL, HÜKÜMETİN BECERİKSİZLİĞİNDEN

Son bir yılda, dana eti yüzde 137, birilerinin ucuz olduğunu iddia edilen kuzu eti yüzde 111, sofralarımızın vazgeçilmezi kuru fasulye yüzde 93, kuru soğan yüzde 92, beyaz peynir yüzde 92, nohut yüzde 83 zam görmüş. Dün açıklanan enflasyon rakamlarından bu çıkıyor. Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle dünyada gıda fiyatları tarihi zirvesine çıkmıştı. O günden bu yana dünyada gıda fiyatları yüzde 22 düşmüş. Peki bizde ne olmuş? Türkiye’de gıda fiyatları yüzde 75 artmış. Tekrarlıyorum, dünyada yüzde 22 düşmüş, Türkiye’de yüzde 75 artmış. Ülkemizde gıda fiyatları, 2020’nin Ağustos ayından bu yana tam 33 aydır kesintisiz artıyor. Bunu “Dünyada da böyle” diyerek izah etmek mümkün değil. Bunun bir tek sebebi var o da hükümetin beceriksizliği.

GAZ MAKYAJLI ENFLASYON

Dün açıklanan makyajlı TÜİK rakamlarına göre Mayıs’ta aylık tüketici enflasyonu 0,04 oldu. Seçim döneminde, doğalgazın milletimize bedava verilmesi, Mayıs ayında enflasyonu 3 puan civarında düşürmüş. Ama böyle bir bedava doğalgaz verilmesi süreci Haziran ayında tekrarlanmayacak. Dolayısıyla Haziran’da gaz fiyatları eski seviyesine çıkacak. O zaman enflasyon yeniden artacak. Nitekim TÜİK’in makyajlı Mayıs enflasyonu “Sıfır” fiyatlı doğalgazla düşerken, enflasyonun önümüzdeki dönem eğilimini gösteren çekirdek enflasyon verileri hız kesmeden artmaya devam ediyor. Önümüzdeki ay, diğer tüm mal ve hizmetlerin fiyatı sabit kalsa bile, sadece evlerde kullanılan doğalgazın fiyatı eski seviyesine döneceği için, enflasyon 3 puana yakın yükselecek. Tabii bu arada seçim nedeniyle azdırılan iç talep ve Türk Lirasındaki değer kaybının da fiyatlara yansıması dikkate alındığında Haziran enflasyonu öyle gözüküyor ki, geçtiğimiz yılın rekorlar kıran Haziran enflasyonuyla yarışacak.

TDK’YA GÖRE “AKIL DIŞI”

TÜİK’in makyajlı verileri ne derse desin, bugüne kadar izlenen yeni Hazine ve Maliye Bakanına göre de “irrasyonel”, TDK’ya göre “akıl dışı” politikaların sebep olduğu enflasyon ve hayat pahalılığı, ekonomideki en önemli sorun olmaya devam edecek. Tabi, Sarayın emeklilerimize, memurlarımıza, asgari ücretlilere seçim öncesi verdiği taahhütler var. Ayrıca seçimden sonra, hükümetin başının “milletimizi enflasyona ezdirmeme” sözü de orada duruyor. Biz bütün bu sözlerin takipçisi olacağız.

EKONOMİYE DOMUZ BAĞI ATTILAR

Seçilmek için domuz bağcılarla ittifak kuran Hükümet, bugüne kadar yaptıklarıyla da, ekonomiyi domuz bağıyla bağladı. Ekonomi boğulmak üzere. Artık bu işi ciddi faturalar ödemeden temizlemek maalesef mümkün değil. Yeni ekonomi yönetimi, ilk Merkez Bankası toplantısında vereceği faiz kararıyla sınanacak. Yeni yönetim neyi ne kadar yapabilecek, yerel yönetim seçimleri öncesinde, Saray neye, ne kadar sabredecek, ne kadarına razı olacak, bunu hep birlikte göreceğiz. Ama atalarımızın dediği gibi; katran kaynatmakla şeker olmuyor. Yakın zamanda “laf dinlemediği için” görevden alınan Merkez Bankası Başkanları, rasyonel politikalar uygulamaya çalıştığı için görevden affını istemek zorunda kalan Hazine ve Maliye Bakanları düşünüldüğünde, önümüzdeki dönem, maalesef umut vadetmiyor.

CAN ATALAY’A ÖZGÜRLÜK

Tabi sadece ekonomide değil, seçimin ardından siyasette, hukuk devletinde ve içtimai hayatta yaşananlar da önümüzdeki dönemin çok kolay olmayacağını gösteriyor. Türkiye İşçi Partisi’nin seçilmiş milletvekili Can Atalay hala tahliye edilmedi. Seçilmiş bir milletvekili bugün hukuksuz bir biçimde hakkında kesin karar olmadan hapiste tutuluyor. Genel Başkanımızın da belirttiği gibi bu, sadece Can Atalay’ı değil, ona oy veren tüm insanları tutuklamak anlamına geliyor. Buradan Saray’ı da, Sarayın hâkimlerini de uyarıyoruz: Bu topluma daha fazla zarar vermeyin, adaletteki bu aşınmayı, erozyonu durdurun. Milletin vekil seçtiği Can Atalay’ı, milletin iradesini derhal serbest bırakın, hapsetmeyin!

YAPTIKLARI ANLATTIKLARIYLA UYMUYOR

Yeni kurulan Hükümet Erdoğan’ın ve partisinin, bugüne kadar anlattıkları vesayetten ve darbelerden kurtulma hikayelerine, hiç de uymuyor. “Askeri vesayet” diye bar bar bağıran, askeri bürokrasi üzerinden, kendine mağduriyet hikayeleri devşiren Saray, şimdi tam bir vesayet düzeni görüntüsü veren, uygulamaları hayata geçiriyor. Darbeyi eniştesinden öğrenen Erdoğan, “Sır küpüm” dediği dönemin Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanını Dışişleri Bakanı atıyor. Yetmiyor, Milli Savunma Bakanlığına da, ikinci defa bir Genel Kurmay Başkanını atıyor. Genel Kurmay Başkanlarının sivil hükümetlerde, Milli Savunma Bakanı olmasını usul haline getiriyor. Bu nasıl bir sivilleşme anlamak mümkün değil. Bu yapılanlar tehlikeli bir biçimde ordumuzu ve İstihbarat Teşkilatı’nı siyasetin bir unsuru haline getirme riski taşıyor. Kurumların milliliğine gölge düşürüyor.

MACARİSTAN’IN LİDERİ AÇIKLADI: ERDOĞAN KAZANMASA MÜLTECİLER BİZE GELİRDİ”

Bu yeni dönemde Erdoğan’ın seçilmesinden en mutlu olanlar listesinin birinci sırasında hiç şüphesiz üç beş maaşlı Saray şürekası, faiz lobileri ve dolar baronları yer alıyor ama ikinci sırada da şüphesiz, Erdoğan’ın seçim boyunca taşlayarak üzerlerinden oy devşirdiği, yurt dışındaki ortakları alıyor. Türkiye’deki seçimin ardından Saray’ın geri kabul anlaşması imzaladığı ülkeler çok mutlu gözüküyor. Hükümetin Türkiye’yi Avrupa’ya geçmek isteyen sığınmacıları bünyesinde tutan, bir sığınmacı üssüne çevirmeye, gençlerinin işlerini sığınmacılara, kaçaklara peşkeş çekmeye devam edeceğini görüp, derin bir oh çektiler. Macaristan’ın popülist lideri, şu söylediklerine bir bakın. “Erdoğan’ın zaferi için sadece tezahürat etmedim, çok ve çok dua ettim. Erdoğan kazanmasa, bu, Avrupa’ya bir anda iki ila üç milyon mültecinin akın etmesi anlamına gelirdi” diye açıklama yaptı. Bence bu açıklama Erdoğan’ın milletimize değil kimlere çalıştığının çok açık itirafı…

KÜFFARA KARŞI ÜMMETİN LİDERİ MAKYAJI DA AKTI

Yine seçimin ardından NATO da İsveç’in üyeliği için harekete geçti. Seçimde önce söylenen laflar, kesilen raconlar unutuldu, Erdoğan seçimden sonra, “Terörle mücadele, istenen isimlerin iadesi” falan demeden İsveç’in üyeliği için NATO Genel Genel Sekreteri ile yeniden masaya oturdu. Seçim için yapılan “Küffara karşı ümmetin lideri” makyajları, seçimden sonra Erdoğan’ın yüzünden çok çabuk aktı. Sarayın iplerini tutanlar, belli ki hemen örtülü desteklerinin diyetini de istemeye başladılar. Biz boşuna demiyoruz “Bu Hükümet el iyisidir” diye. Yabancıların istediği ne varsa bir bir hayata geçerken, ülkemizin geleceği giderek karanlığa gömülüyor. Sarayın kendi akrabayı taallukatının yöneticiliğini yaptığı vakıflar üzerinden inşa ettiği yapılar giderek devletleşiyor. Erdoğan’ın oğlunun yönetiminde olduğu bir vakfa İstanbul’da 237 devlet okulunun yaz boyunca dini eğitimler düzenlemesi için tahsis edildiği iddia ediliyor. Bu çerçevede, yeni atanan Milli Eğitim Bakanının geçmişte, karma eğitime karşı ve Milli Eğitim Temel Kanunu’na aykırı açıklamalarını da unutmadık not ettik. Gözümüz, bu bakanın uygulamalarının üstünde olacak.

100 GENÇTEN 63’Ü BAŞKA ÜLKEDE YAŞAMAK İSTİYOR

Ülkenin neresinden tutsanız, elinize Saraya ailesinin kontrolündeki vakıflar geliyor. Devlette erozyon, yanına yaklaşan her şeyi bir bataklık gibi içine çekiyor. Bir yanda ekonomik sıkıntılar, bir yanda özgürlük alanının daralması, bir yanda ardı arkası kesilmeyen rezaletler gençlerimizin umutlarını yok ediyor. Bu ülkenin gençleri, artık geleceklerini vatanlarından başka yerlerde kurmaya çalışıyor. Uluslararası bir vakfın yaptığı son araştırmaya göre 18-25 yaş arasındaki her 100 gencimizden 84’ü ekonomik gerekçelerle tüketimini sınırladığını söylüyor. Yine her 100 gencimizden 63’ü eğer bir imkân bulursa, başka ülkede yaşamak istediğini ifade ediyor. Başka ülkede yaşamayı isteyen her 100 gencimizden 48’i yaşam koşullarını iyileştirmek için, 20’si daha fazla özgürlük isteğiyle bu tercihte bulunduğunu söylüyor.

BU ÜLKE HER OLANAĞA SAHİP, İHTİYACIMIZ DOĞRU YÖNETİM

Oysa Anadolu’muzun ve Trakya’mızın toprakları çok zengindir. Bu ülke gençlerine, doğru bir eğitimle, doğru bir yönetimle, başka ülkelerdeki akranları kadar çalışarak, onlardan daha fazla refah sağlayabilir. Çünkü gençlerimizin böyle bir kabiliyeti de vardır. Bu ülke gençlerine, vatandaşlarına her türlü imkanı sağlayabilecek olanaklara sahiptir. Aslında bunun için tek bir ihtiyacımız vardır o da doğruları yapan bir yönetimdir.

MUHALEFETİN BİRLEŞEN GÜCÜ BİR ÇIĞ OLDU

Hiç unutmayalım bu ülkede her iki seçmenden biri, muhalefeti, yani bizi destekledi. Bu desteği Erdoğan’ın girişimlerine rağmen bir arada tutmak bizim boynumuzun borcu. Bu, Saray’ın denetlenmesi ve dengelenmesi, hükümetin sorumsuzluklarının, millet adına kontrolü açısından çok önemli bir kazanımdır ve dağılmaması gerekir. 14-28 Mayıs seçimlerinde muhalefetin birleşen gücü, bir çığ gibi artarak algı yönetmekten başka bir şey bilmeyen, milleti yokluğa ve açlığa mahkûm eden bu Hükümeti bugün değilse yarın sandık yoluyla evine gönderecektir.

ZAMAN AYAĞA KALKMA ZAMANI

Zaman şimdi ayağa kalkıp, üstümüzü silkeleyip, eksikliklerimizi giderip bundan 9 ay sonraki yerel yönetim seçimleri için uğraşa atılma zamanıdır. Zaman, ülkenin aydınlık geleceğine inanların safları sıklaştırması zamanıdır. Unutmayalım, gecenin en karanlık anı, aynı zamanda sabaha en yakın olduğumuz andır.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, seçim sonuçlarına göre istifa etmeyi düşünüyor mu? Kılıçdaroğlu’yla Ekrem İmamoğlu arasında koltuk savaşı yaşandığı da iddia ediliyor. Ayrıca kurultay tarihi de netleşti mi?

Faik ÖZTRAK- Öncelikle ilk soruyla ilgili olarak altını çizerek şunu belirtmek isterim. CHP bir çadır partisi değildir. Dünyada gerçekten eşine az rastlanır bir maziye sahip olan asırlık bir partidir. Yerleşik usullere sahiptir ve bu partide kimse tek başına aklına estiği gibi karar alamaz. Bütün kararlar partinin yetkili kurullarında tartışılarak alınır. Bizi başka partilerle karıştırmayın.

İkinci sorunuzla ilgili olarak; Genel Başkanımız büyükşehir il ve ilçe belediye başkanlarıyla partimizin il ve ilçe başkanlarıyla, örgütümüzün kadın ve gençlik kolları başkanlarıyla hasılı tüm seçilmişlerimizle, örgütümüzle sorunlar, meseleler hakkında istişarelerde bulunur. Bu istişarelerden farklı sonuçlar çıkarmaya çalışmamak gerekir. Az önce söylediğim gibi biz kurumsallaşmış asırlık bir partiyiz.

Ve son soruyla ilgili olarak da evet bugün kongreler takvimini başlatma kararını aldık. Söylemiştim, yasal asgari süreler dikkate alınarak bu takvimi en hızlı şekilde tamamlayacağız.

Soru- Aslında belki bir önceki soruyla da bağlantılı olarak, CHP’ye oy veren ya da Millet İttifakı’na bu seçimlerde oy veren seçmenler ile CHP arasında bir kopukluk, bir kırıklık, bu seçmenlerde bir küskünlük olduğuna yönelik genel bir izlenim var. Bunu hem sosyal medyadan, hem de normal sosyal hayattan da görebiliyoruz. Bu kopukluğu, bu kırıklığı gidermeye yönelik CHP’nin atacağı bir adım olacak mı? Çünkü bu seçmenlerinde yine belki Genel Başkanın değişmesi gibi ya da başka değişimler gibi bir değişim talebi var. Bu kopmayı siz nasıl aşmayı düşünüyorsunuz? Çünkü yerel seçimlere yaklaşırken yeniden bu seçmenlerden oy isteyeceksiniz. Çok teşekkürler sağ olun.

Faik ÖZTRAK- Biraz önce ifade ettim. Kongreler takvimimizi yani parti örgütlerinin yenilenme takvimini başlattık. Ben konuşmamda da ifade ettim. Kimsenin karamsar olmasına gerek yok. Çünkü sonuç itibariyle baktığınız zaman 25 milyon seçmen yani Türkiye’deki her iki seçmenden biri Kemal Kılıçdaroğlu’na oy vermiş, muhalefete oy vermiş. Bu tabi ki, oldukça önemli bir kazanım ve bu kazanımı muhafaza etmek zorundayız. Önümüzdeki seçimlerde bu (seçimde) hedefe ulaşamamanın getirdiği sıkıntıları hızla aşabileceğimizi düşünüyorum.

Soru- Faik Bey, birinci sorum şu: CHP yönetimi olarak özeleştiriniz tam olarak nedir? Şimdi eksiklikler deniyor. Evet, adil bir seçim atmosferi olmadı, AGİT raporu da bunu ifade ediyor ama adil seçim atmosferi olmayacağını aslında muhalefet biliyordu diye de bir genel görüş var. Bu çerçevede tam olarak özeleştiriniz nedir? Yani CHP’nin MYK’sını ve grup yönetimini kadın ağırlıklı yapması, kadınların bu yükü sırtlanması sorunu tek başına çözer mi? Bu çerçevede bu noktada ne söyleyebilirsiniz samimi özeleştiri konusunda?

İkinci sorum da şu: CHP tüzüğünü bilmeyenler kamuoyunun net olarak anlaması açısından asgari süreler diyorsunuz kongre süreci (için) ama asgari süreden tam olarak kastınız nedir? Ağustos ayı mıdır, Eylül ayı mıdır? Tam nedir efendim bunu da bir açıklarsanız?

Faik ÖZTRAK- Şimdi şöyle; bir kere birincisiyle ilgili olarak şunu ifade etmek isterim. Bu özeleştiri ve buna dair tespitler süreci devam ediyor. Hatta geçen gün Parti Meclisimizde bunun en detaylı bir şekilde sürdürülmesi konusunda da karar aldık ve bununla ilgili olarak arkadaşlarımız çalışıyorlar. Bunu önümüzdeki dönemde daha detaylı bir şekilde açıklama imkanını bulacağımızı düşünüyorum. Ama ilk tespitlerimiz çerçevesinde gerekenleri yapmaya başladık.

Asgari sürelerden ne anladığımıza gelince. Ben “tüzükteki” asgari süreler demedim. “Mevzuattaki” asgari süreler dedim ve dolayısıyla bu asgari sürelere uyarak en hızlı şekilde kongreler takvimimizi tamamlayacağız. Yani bu Ekim olur, Ekim ortası olur bakalım yani ona göre bunu hızla yürüteceğiz. Ama yolda yürürken bir bakalım.

Soru- Çok özür dilerim bir sorum daha vardı onu da eklemek isterim. Paylaştığınız MYK fotoğrafında grup yönetiminden Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın’ı göremiyoruz. Gökhan Günaydın’ın toplantıda olmamasının bir nedeni var mı?

Faik ÖZTRAK- Hayır yok. Kendisi İstanbul’da olduğu için mazeret bildirmiş. O nedenle şuanda toplantıda yok.

Teşekkür ediyorum, sağ olun.

Yeni MYK, Parti Meclisi Toplantısı Sonrasında Açıklanacak

CHP Sözcüsü Öztrak, 25 milyondan fazla yurttaşın desteğini aldıkları 2023 seçimlerini adalet yürüyüşüyle başlayan, Millet İttifakı’nın kurulmasıyla, belediye seçimlerinin kazanılmasıyla devam eden sürecin bir devamı olarak gördüklerini belirterek, “Kimilerine göre bugün seçimden sonraki 5. gündür. Bize göre ise, bugün 9 ay sonra yapılacak, yerel seçimle ilgili mücadelenin başlamasının 5. günüdür. Samimi bir özeleştiri yaparak, yaşadıklarımızdan ders alarak, eksiklerimizi giderip yenilenerek, mücadeleye güçlü bir şekilde devam edeceğiz” diye konuştu.

CHP Merkez Yönetim Kurulu üyeleri olarak teamüle ve parti usullerine uygun olarak seçimden sonra yapılan ilk Parti Meclisi toplantısından önce istifalarını sunduklarını söyleyen Öztrak, “Genel Başkanımız, yeni Merkez Yönetim Kurulunu hafta sonu yapılacak Parti Meclisi toplantısının ardından belirleyecektir” dedi.

Öztrak, dün yaptıkları MYK toplantısında Olağan Kongre takvimini de ele aldıklarını, bu kapsamda kongrelerle ilgili kararın da hafta sonu yapılacak Parti Meclisi’nde değerlendirileceğini ve yeni MYK tarafından açıklanacağını kaydetti.

Parti devleti yönetiminin ilk seçiminde, siyasi etiğin ayaklar altına alındığını ifade eden Öztrak, “Bu seçimde Erdoğan’ın vatandaşlığımızı 3 paraya sattığı, Türkçe öğrenmek zahmetine bile katlanmayan yabancılar da, Türkiye’nin kaderi ve geleceği hakkında söz söyledi. Saray Hükümetinin milletimize yalan söylediği, siyaseten ve ahlaken sakatladığı, siyaseten ve ahlaken meşru olmayan bir seçim sürecini yaşadık” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:https://youtube.com/embed/AlMuPc78StI

Son seçimlerden sonra yarın toplanacak Parti Meclisinden önce, son Merkez Yönetim Kurulu toplantımızı dün yaptık. 14 Mayıs’ta Milletvekili seçimi ile 28 Mayıs’ta ikinci turda tamamlanan Cumhurbaşkanlığı seçimini değerlendirdik. İlgili arkadaşlarımız, sandık güvenliği sonuçları hakkında Kurulumuzu bilgilendirdiler. Bu konuda bize verdileri bilgiler çerçevesinde, sistemik bir güvenlik açığı yaşanmadığını, vatandaşımızın oylarına sahip çıkıldığını tespit ettik. Ayrıca MYK üyemiz Bülent Kuşoğlu, seçim sürecinde yapılan harcamalar hakkında Kurulumuza bilgi verdi. 9 ay sonra yapılacak mahalli idareler seçimi ve bu seçimler öncesinde Partimizin kongre takvimiyle ilgili yapılacakları da Kurulumuzda ele aldık.

SANDIK, DEMOKRASİNİN ASGARİ GEREĞİ

Öncelikle, demokrasinin “asgari” gereği olan seçimlerde sandık başına giden tüm vatandaşlarımıza teşekkür ediyoruz. Yine seçimde görev alan, milletin oyunu namus bilerek, sonuna kadar sahip çıkan, sabahın erken saatlerinden akşamın geç saatlerine kadar, sandıkları bekleyen, fedakâr sandık görevlilerimize, müşahitlerimize, okul sorumlularımıza ve tabi ki örgütümüze teşekkürü borç biliyoruz.

MİLLETE YALAN SÖYLEYEN DEVLETİ YÖNETEMEZ

Erdoğan ve Partisi, yanlış politikalarıyla milletimize yaşattıkları ekonomik sıkıntıların, artan hayat pahalılığının üstünü örtebilmek amacıyla, bir ahlaksız kampanya yürüttü. Bu kampanyada hiçbir etik sınır tanımadı. On parmağında on kara bizlere sürdü. İftira etti. Montaj olduğunu kendinin de itiraf ettiği, sahte videoları miting meydanlarında milletimize gösterdi. Devleti yönetmeye talip olan kadroların, hiçbir zaman yapmayacağı sahtekârlıklar yapıldı. Milletine yalan söyleyenler devlet yönetemez. Devletin tüm imkanları seçimde kullanıldı. Bakanlar, milletvekili adayı yapılarak seçimde aktif rol almaları sağlandı.

SİYASETEN VE AHLAKEN MEŞRU OLMAYAN BİR SEÇİM SÜRECİ

Parti devleti yönetiminin bu ilk seçiminde, siyasi etik ayaklar altına alındı. Bu seçimde Erdoğan’ın vatandaşlığımızı 3 paraya sattığı, Türkçe öğrenmek zahmetine bile katlanmayan yabancılar da, Türkiye’nin kaderi ve geleceği hakkında söz söyledi. Saray Hükümetinin milletimize yalan söylediği, siyaseten ve ahlaken sakatladığı, siyaseten ve ahlaken meşru olmayan, bir seçim sürecini yaşadık.

KILIÇDAROĞLU’NA 25,5 MİLYON OYLUK DESTEK, BİR ÖLÇÜDE KONTROL SAĞLAYACAK

Bütün bunlara rağmen, başta Cumhurbaşkanı Adayımız Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere, bu seçimi kazanmak için çok çalıştık. Ama arzu ettiğimiz sonucu alamadık. Ancak, Genel Başkanımız ülkemizdeki her iki seçmenden birinin oyunu aldı. 25 Milyon 504 bin 724 yurttaşımız Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’na oy verdi. Muhalefetin bu desteği, vatandaşlarımızın bu desteğinin muhafazası ve arttırması, bunu hükümeti denetleme ve dengelemede kullanması, hükümetin sorumsuzluklarının, millet adına bir ölçüde kontrolünü sağlayacaktır.

CHP’NİN İSTİKAMETİNİ MİLLETİMİZ ÇİZER

Erdoğan da bunun farkındadır ve bu desteği dağıtmaya çalışmaktadır. Onun için de partimizin iç işlerine burnunu sokmaya kalkmakta, bunu da açıkça söylemektedir. İşte buna senin gücü yetmez. Yedi düvel uğraştı… Genlerinde, Kuvayı Milliye, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk olan, Mustafa Kemal Atatürk’ün partisine müdahale edemedi. Sen kimsin? CHP milletin partisidir, kimsesizlerin kimsesidir, CHP’nin istikametini sen çizemezsin, milletimiz çizer.

MÜCADELE YENİ BİR AŞAMAYA GEÇTİ

Dünkü toplantımızda, samimi bir özeleştiri de yaptık. Kuşkusuz bu özeleştirinin önemli bir bölümünü, hükümetin kampanya sürecinde, gerçek ötesi popülist iftira siyasetini, bu kadar pervasızca ve seviyesizce kullanmasına, aynı seviyesizlikle karşılık vermemek oluşturuyor. Biz, 25 milyondan fazla yurttaşımızın desteğini aldığımız bu seçimi, adalet yürüyüşüyle başlayan, Millet İttifakı’nın kurulmasıyla, belediye seçimlerinin kazanılmasıyla devam eden sürecin bir devamı olarak görüyoruz. 14-28 Mayıs seçimleri, mücadelenin yeni bir aşamaya geçişini ifade etmektedir. Kimilerine göre bugün seçimden sonraki 5. gündür. Bize göre ise, bugün 9 ay sonra yapılacak, yerel seçimle ilgili mücadelenin, başlamasının 5. günüdür. Samimi bir özeleştiri yaparak, yaşadıklarımızdan ders alarak, eksiklerimizi giderip yenilenerek, mücadeleye güçlü bir şekilde devam edeceğiz.

MYK İSTİFA ETTİ, YENİ MYK PM’DEN SONRA BELİRLENECEK

Bu sürece destek olmak amacıyla, dün yapılan MYK toplantısında, Merkez Yönetim Kurulu üyelerimiz, teamüle ve partimizin usullerine uygun olarak, seçimden sonra yapılan ilk Parti Meclisi toplantısından önce, Genel Başkanımıza istifalarını sunmuşlardır. Genel Başkanımız, yeni Merkez Yönetim Kurulunu hafta sonu yapılacak Parti Meclisi toplantısının ardından belirleyecektir. Mevcut MYK üyeleri, işlerin aksamaması adına, yeni MYK üyeleri belirlenene kadar görevlerine devam edeceklerdir.

HER İKİ KİŞİDEN BİRİNİN DESTEĞİYLE DEĞİŞİM BAŞLADI, BUNUN ÖNÜNDE KİMSE DURAMAZ

Yine dünkü toplantımızda Olağan Kongre takvimini de ele aldık. Bu kapsamda kongrelerle ilgili karar da hafta sonu yapılacak Parti Meclisi’nde değerlendirilecek. Bu değerlendirmeleri de dikkate alarak, yeni MYK’mız, bunun kararını verecektir. Önümüzdeki süreç zorludur. Sadece ekonomik açıdan değil, demokrasimiz ve hukuk devleti açısından da… Bunun ilk işaretleri de görülmeye başlanmıştır. Genel Başkanımıza yönelik fezleke tehditleri, Belediye Başkanlarımızı görevden alma imaları, televizyonlara başlatılan RTÜK incelemeleri, Gezi’nin 10. yılını ananlara çok sert polis müdahaleleri, Türkiye Belediyeler Birliği’ni Sarayın bahçesine çeviren kararlar, AKP’li Belediye Meclis üyelerinin gazetecilere saldırması, havuz gazetelerinde eski milletvekillerinin, internet sansüründen, muhalifleri hapsetmeye kadar uzanan tehdit listeleri… Ama bunların hiç biri bizi yıldıramaz, korkutmaz. 28 Mayıs’ta, Türkiye’de her iki kişiden birinin desteğiyle, büyük bir değişim başlamıştır. Bu, önünde duranların ayaklarını yerden kesecek bir çığdır. Her adımda artacak, büyüyecek, engellenemez hale gelecektir. Bugün değilse yarın, millete eziyetin merkezi Saray rejimi, haktan, hukuktan, adaletten, daha fazla refahtan yana olanların gücüyle, son bulacaktır. Türkiye’nin önünde yepyeni bir ufuk açılacaktır. Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.

Şu An İtibarıyla Her İki Kişiden Birinin Oyunu Almış Gözüküyoruz

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, “Balkon konuşmalarıyla kimse suyu bulandırmaya kalkışmasın. Aziz milletimiz, an be an doğru bilgileri bizden almaya devam edin. Şu an itibariyle her iki kişiden birinin oyunu almış gözüküyoruz” dedi.

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, CHP Genel Merkezi’nde basın açıklaması yaptı. Öztrak, şunları söyledi:https://www.youtube.com/embed/

Sonuçlara göre nefes nefese bir yarış var. İpi göğüsleyebilmemiz için sandık başındaki görevlilerimize yine bir kere daha hatırlatmak istiyorum. Sayım sırasında yapılabilecek tüm usulsüzlükleri takip edip önleyeceğiz. Islak imzalı tutanakların seçim kurullarına güvenle ulaşmasını sağlayacağız. Birleştirme tutanaklarını takip edeceğiz ve ıslak imzalı tutanakları genel merkezimize hızla ulaştıracağız. Bütün bu işler bitene kadar görevimizin başından ayrılmayacağız. Bir daha tekrar ediyorum. Balkon konuşmalarıyla kimse suyu bulandırmaya kalkışmasın. Aziz milletimiz, an be an doğru bilgileri bizden almaya devam edin. Şu an itibarıyla her iki kişiden birinin oyunu almış gözüküyoruz.

Milletimiz, Saat 19.00’da Yapacağımız Açıklamayı Beklesin

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Sözcüsü Faik Öztrak, “Devletin resmi ajansı tarafından açıklanan ilk sonuçların nasıl manipüle edildiğini ve ne kadar hızlı değiştiğini, bu seçimin ilk turu dahil, AK Parti dönemindeki bütün seçimlerde gördük. Bu yüzden, tekrar ediyorum; görevinizin başından ayrılmayacaksınız. Ayrıca buradan net bir uyarıda bulunuyoruz; sonuçlar kesinleşinceye kadar kimse bir oldubitti yaratmasın, balkon konuşmalarıyla suyu bulandırmaya kalkışmasın. Milletimiz, saat 19:00’da yapacağımız açıklamayı beklesin. Görevlilerimiz ve vatandaşlarımız, sandıkları korumaya devam etsin” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, cumhurbaşkanı seçiminin bugün yapılan ikinci turunda oy verme işleminin sonuçlanmasının ardından CHP Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi. Öztrak, şunları söyledi:https://youtube.com/embed/6YPm_-Jj71I

Değerli basın mensupları, aziz milletimiz. Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili ikinci tur oy verme işlemi tamamlandı.

Sandık başına giden ve bu seçimi bir demokrasi şenliğine çeviren tüm vatandaşlarımıza teşekkür ediyoruz. Ayrıca, bu seçimde görev alan polisimize, jandarmamıza ve diğer kamu görevlilerine de teşekkürü bir borç biliyoruz.

Şimdi seçimin en kritik aşamasındayız. Oylara, oy çuvallarına, ıslak imzalı tutanaklara sahip çıkacağız. Mevcut ve önceki dönem milletvekillerimiz, PM ve YDK üyelerimiz, örgütlerimiz, yerel yöneticilerimiz, her türlü engellemeye rağmen, seçim bölgelerinde görevlerinin başındalar. Sandık başında görevli arkadaşlarımız, müşahitlerimiz, üstün bir sorumluluk anlayışıyla, görevlerini sürdürüyorlar.

Biz de Genel Merkezimizde kurduğumuz veri sistemiyle, sandık sonuçlarını takip ediyoruz.

Üstüne basa basa söylüyorum. Milletimizin iradesini sonuna kadar koruyacağız ve kazanacağız. Sadece iki adayı oyladığımız için sonuçlar bu akşam hızla belli olacak.

Tüm yetkilileri sağduyulu davranmaya ve görevlerini layıkıyla yapmaya davet ediyoruz.

Sandık görevlilerimize ve müşahit arkadaşlarımıza özellikle görevlerini bir kere daha hatırlatmak istiyorum. Sayım sırasında yapılabilecek tüm usulsüzlükleri takip edip önleyeceksiniz. Islak imzalı tutanakların seçim kurullarına güvenle ulaşmasını sağlayacaksınız. Birleştirme tutanaklarını takip edeceksiniz ve ıslak imzalı tutanakları Genel Merkezimize hızla ulaştıracaksınız. Bütün bu işlemler bitene kadar görevinizin başından ayrılmayacaksınız. Devletin resmi ajansı tarafından açıklanan ilk sonuçların, nasıl manipüle edildiğini ve ne kadar hızlı değiştiğini, bu seçimin ilk turu dâhil AK Parti dönemindeki bütün seçimlerde gördük. Bu yüzden, tekrar ediyorum, görevinizin başından ayrılmayacaksınız.

Ayrıca buradan net bir uyarıda bulunuyoruz: Sonuçlar kesinleşinceye kadar kimse bir oldubitti yaratmasın. Balkon konuşmalarıyla suyu bulandırmaya kalkışmasın. Milletimiz, saat 19:00’da yapacağımız açıklamayı beklesin. Görevlilerimiz ve vatandaşlarımız sandıkları korumaya devam etsin.

Sevgili yurttaşlarımız, birleşe birleşe bugüne geldik. Bugün hep birlikte kazanacağız. Demokrasi kazanacak, “Yandaşımın değil, vatandaşımın refahı” diyenler kazanacak. Cumhuriyetin İkinci Yüzyılında bu ülkeye yeniden baharları getireceğiz.

Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.

Bu politikalar Devam Ederse… Türkiye Kızıl-Karanlık Pazartesiye Uyanır

CHP Sözcüsü Öztrak, Türkiye’nin seçimin ikinci turuna hormonlu büyüme politikası nedeniyle, hız limitini aşmış ve aşırı ısınmış bir ekonomiyle girdiğini ifade eden Öztrak, “Döviz kuru, Merkez Bankası’nın arka kapısından yapılan satışlarla sürekli baskılanıyor. Döviz piyasasında ısınan düdüklü tencerenin basıncı her geçen gün artıyor. Bu gidişin sonunda ekonominin duvara toslamasının kaçınılmaz olduğunu artık herkes görüyor” diye konuştu.

Türkiye’nin çok büyük imkanlarına ve potansiyeline rağmen içinde bulunduğu kötü durumun sebebinin “kötü yönetim” olduğunu belirten Öztrak, “Bugün içinde olduğumuz kötü durumun, bir tek sebebi vardır o da kötü yöneticilerdir. Ve korkarım Türkiye, bu politikaların devamı halinde, kızıl-karanlık bir pazartesiye uyanır, halimiz Arjantin’den beter olur” dedi.

Siyaseten ellerinde kalan tek sermaye arsızlık olanların, sahte afişlerle, sahte videolarla milleti kandırmaya çalıştığını ifade eden Öztrak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Erdoğan ekranlara çıkıp, millete izlettikleri videoların montaj olduğunu, muhalefeti karalamak için millete yalan söylediklerini açık açık itiraf ediyor. Aslında bu apaçık sahtekarlıktır. Buna tevessül eden biri, artık bu ülkenin Cumhurbaşkanı olma kabiliyetini yitirmiştir. Ve milletimiz şunu bilir: Yalan ile yol alınmaz, yalan söyleyenle yola çıkılmaz.”

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Çorlu’da düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

CEHALETİYLE ZULMETTİ

“Bir memleket ya ilimle ya da zulümle yönetilir.” Mevcut hükümette ilim olmadığını, ama zulmün çok olduğunu, yaşayarak gördük. Ekonomist olduğunu iddia eden Sarayın kibir abidesi, bir sabah kalktı, kimseyle istişare etmeden, “Faiz sebep, enflasyon netice” dedi. Kerameti kendinden menkul bu sözlerin ardından, bakan üstüne bakan değiştirdi. Merkez Bankası başkanlarını görevden aldı. Zaten yönetemediği için savrulan ekonomiyi, “Nas” dedi, “model” dedi krizin içine attı. Paramızı, Türk Lirasını pul etti. Enflasyon canavarını hortlattı. Hayat pahalılığını azdırdı. Bu aziz millete cehaletiyle zulmetti.

OLANI DA SATIYOR OLMAYANI DA

“Paramız pul olunca ihracat artacak ithalat azalacak, dış açık düşecek” dedi. Yalan oldu. Dış açığımız rekor üstüne rekor kırmaya devam ediyor. “Döviz rezervlerimiz artacak” dedi. O da yalan oldu. Zaten önceki iki seçime girerken, ekonomide istikrar görüntüsü vermek için, damadıyla birlikte, milletin 128 milyar dolarını, Merkez Bankası’nın arka kapısından buharlaştırmıştı. Merkez Bankası’nın tabela faizini düşürmeye başladıktan sonra da, bir o kadarını daha sattı. Seçimin birinci turundan bu yana da 6 milyar doları daha dibi delik kovaya boşalttı. Saray şimdi, Merkez Bankası’nın kasasında ne var ne yoksa, döviz demeden, altın demeden satıyor. Başka ülkelerden günlük borç alıyor. Onu da satıyor. Sarayın kibirlisinin ifadesiyle, “Körfez’den sistemimizin içine para depo eden ülkelerden” gelen paralar da güya Merkez Bankası’nı rahatlatıyor… Ama onlarda bir günde satılıp gidiyor. Günlük bilanço üzerinden hesaplanan net rezerv açığı bugün 80 milyar dolara dayandı. Çakma ekonomistin memlekete maliyeti her geçen gün ağırlaşıyor.

DİYANET’TE ENFLASYON %164

Paramız pul olmaya devam ediyor. Dolar kuru 20 liraya çıktı. Talimatlı faiz indirimlerinin başlamasından bu yana Türk Lirası dolar karşısında tam yüzde 55 oranında değer kaybetti. O günden bugüne, ekonomisi bize benzeyen ülkeler arasında parası en çok değer kaybeden ülke biz olduk. Erdoğan’ın bu sözü de yalan çıktı. “Hayat pahalılığı düşecek” dedi. Merkez Bankası tabela faizini indirmeye başladığında yüzde 19 olan enflasyon, TÜİK’in makyajına rağmen yüzde 85’leri gördü. Diyanet İşleri Başkanlığı her sene vekâlet yoluyla kurban kesim bedellerini açıklar. 2022’de 2 bin 250 lira olan bedel bu sene 5 bin 950 liraya çıkmış. Diyanetin enflasyonu yüzde 164!

GÜVENİ BİTİRDİ, RİSK PRİMİNİ FIRLATTI

Kıymanın kilosu 350 lirayı da geçti. Soğanın, domatesin kilosu 30 lirayı gördü. Hayat pahalılığının düşeceği de yalan çıktı. Verdiği sözlerin hiçbirini tutmayan, hepsi yalan çıkan Sarayın kibirlisi bütün tuşlara birden basmaya başladı. Piyasalara sürekli müdahale etti. Oyun devam ederken kural değiştirdi. Güveni bitirdi. “Seçim kaybedeceğimi bilsem de yapmam” dediği ne varsa hepsini yaptı. Ekonomi savunmasız kaldı. Alarm zilleri çalmaya başladı. Türkiye’nin Kredi Temerrüt Risk Primi (CDS) seçim öncesinde bu beceriksiz kadro gidecek beklentisiyle, 500 puanın altına kadar düşmüştü. Şimdi seçimin ikinci tura kalmasıyla yeniden 700 baz puanın üzerine fırladı. Risk primi yükseldikçe, dışarıdan borç alırken ödediğimiz faiz de aynen riskli şoförün sigorta poliçesi gibi sürekli artıyor. Türkiye’nin kısa vadeli dış borcu, 161 milyar doların üzerine çıktı. Bu bir rekor!

İŞLER ŞİRAZEDEN ÇIKTI

İşler artık şirazesinden çıktı. Dış açık, bütçe açığı azdı. Döviz fren tutmuyor. Erdoğan, seçimin birinci turundan hemen sonra, bu gidişi nasıl çözmeyi düşündüğünü de gösterdi elini açık etti. Hemen seçimin ertesi günü kredi kartından nakit çekimini ve kredi kartıyla yapılan bazı alışverişleri sınırladı. Bankalar, “Bu kadarı da fazla” dedi. Vatandaş, bankalardan kredi alamaz oldu. KOBİ, çiftçi, karttan nakit çekemez hale geldi. Piyasalardan isyan sesleri yükselmeye başlayınca, seçimin birden bire daha bitmediğini hatırladı, U dönüşü yapıverdi. Ama bu işler Pandora’nın kutusu gibidir. Bir kere kutuyu açınca, dışa saçılanlar geri girmez. Saray “döndük” dese de, pek çok banka hala nakit avansa kısıtlama uyguluyor. Artık bankadan döviz almayı geçtik, varsa hesabınızdaki birkaç yüz dolar dövizi çekmek için bile önce bankaya gidip sıraya girip isminizi yazdırmanız gerekiyor. Kendi paranızı alabilmek için kuyruğa girip sıra bekliyorsunuz.

BU GİDİŞİNİ SONU DUVARA TOSLAMAK

Finans sektörü, “Yaşananlar, eğer bu yönetim devam ederse neler yaşayabileceğimizin habercisi” diye açıklamalar yaptı. Tekstil sektörünün temsilcileri, “Sabah aldın aldın, sonra döviz yok. Fabrikalar kilitlenmek üzere, böyle sürerse seri iflaslar görebiliriz” diye uyarıyor.

Seçimin ikinci turuna hormonlu büyüme politikası nedeniyle, hız limitini aşmış ve aşırı ısınmış bir ekonomiyle giriyoruz. Döviz kuru, Merkez Bankası’nın arka kapısından yapılan satışlarla sürekli baskılanıyor. Döviz piyasasında ısınan düdüklü tencerenin basıncı her geçen gün artıyor. Bu gidişin sonunda ekonominin duvara toslamasının kaçınılmaz olduğunu artık herkes görüyor. O nedenle de ülkenin risk primi rekor üstüne rekor kırıyor.

HİTLER’İN KİTABINDAKİ YALAN TAKTİKLERİ

Tüm bu tablonun müsebbibi olan, koltuğunu kaybetme korkusuyla gözü dönen, Saray Hükümetinin mecalsiz, kifayetsiz, yönetme kabiliyetini yitirmiş başı, ekonomi konuşulmasın, yaklaşan felaket fark edilmesin diye, “Kitleler, küçük yalanlardan çok büyük yalanların kurbanı olurlar. Çarpıcı ölçüde arsız olan yalan, ardında her zaman izler bırakır. Dünyanın tüm uzman yalancıları bunu bilir” diyen Hitler’in kitabında yazdığı yalan taktiklerini uygulamaya çalışıyor. On parmağında on kara, rakibi Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’na sürmeye kalkıyor. Sahte afişlerle, sahte videolarla milleti kandırmaya çalışıyor. Bunların siyaseten, ellerinde kalan tek sermaye arsızlıkları… Erdoğan ekranlara çıkıp, millete izlettikleri videoların montaj olduğunu, muhalefeti karalamak için millete yalan söylediklerini, açık açık itiraf ediyor. Aslında bu apaçık sahtekarlıktır. Buna tevessül eden biri, artık bu ülkenin Cumhurbaşkanı olma kabiliyetini yitirmiştir. Ve milletimiz şunu bilir: “Yalan ile yol alınmaz, yalan söyleyenle yola çıkılmaz.”

İKİNCİ TURDA MASKELER DÜŞTÜ, SEÇİM NET OLACAK

İkinci turda artık herkesin maskesi düştü. Yalancıların yalanları ortaya döküldüğüne, sahte muhalifler de sahneden çekildiğine göre, 28 Mayıs’ta artık çok net bir seçim yapacağız. Bu seçim, hakikat ile derin kurgu arasında, aydınlık ile karanlık arasında, millet için çalışanla bir avuç yanaşma, faiz lobisi, dolar baronu için çalışan arasında olacak.

ERDOĞAN MI, KILIÇDAROĞLU MU?

Bu seçimde milletimiz, iki aday arasında kararını verecek. Bugüne kadar millete verdiği sözlerin hiç birini tutmayan, müflis, metal yorgunu, yönetme kabiliyetini kaybetmiş, başarısız yönetici Erdoğan mı? Yoksa, daha iktidara gelmeden vatandaşa verdiği sözleri hükümete zorla yaptırabilen, emeklinin bayram ikramiyesi almasını, EYT sorununun çözülmesini, memura 3.600 ek göstergenin verilmesini sağlayan, gece gündüz çalışıp millet için projeler üreten, “Kral değil kural olmalı” diyen, “Sadakat değil bana liyakat lazım” diyen, kendi belediyelerinin yönettiği yerlerde, vatandaşa verdiği her sözü tutan, Kemal Kılıçdaroğlu mu? Bu seçimde milletimiz, nasıl bir ülkede yaşamak istediğine karar verecek.  Eskiden çuvalla alınan soğanın, artık taneyle alındığı, eskiden taneyle alınan karpuzun, artık dilimle satıldığı, bir kilo etin 500- 600 liraya, bir kalıp peynirin 200-300 liraya çıktığı, vatandaş banka hesabındaki dövizi sıraya girmeden çekemediği, bankaya gittiğinde kredi kapılarının yüzüne kapandığı, insanların bir somun ekmeğe muhtaç olduğu, yorgun Erdoğan’ın yönetemediği bir ülkede mi? Yoksa, millete hizmet aşkıyla gece gündüz koşan, plan, program ve projeleriyle, içeride ve dışarıda güveni sağlayacak, ekonomiyi önce feraha çıkaracak, sonra milleti refaha kavuşturacak, Türkiye’yi dünyada yükselen yıldız yapacak, “Hak, hukuk, adalet” diyen, Kemal Kılıçdaroğlu’nun yönettiği bir ülkede mi?

SIĞINMACILAR KALACAK DİYEN Mİ GİDECEK DİYEN Mİ?

Bu seçimde, milletimiz ülkeyi kimin nasıl yöneteceğine karar verecek. Ülkeyi, milyonlarca sığınmacıyı, kaçağı ülkeye dolduran, bu ülkenin gençlerinin işlerini onlara veren, “Sığınmacıları göndermeyeceğim” diye bas bas bağıran, bu güzelim ülkeyi yönetemeyerek, gençlerin, bırakın bir ev, bir arabayı, bir akıllı telefon sahibi olma umudunu bile bitiren, vatanını çok sevmesine rağmen umudunu yitirdiği için başka ülkelerde gelecek kurmayı seçen ve yetişmiş evlatlarımızın arkasından “Giderlerse gitsinler” diyen, bu ülkenin gençlerini, evlatlarımızı umursamayan Erdoğan mı? Yoksa, sığınmacıları iki yıl içinde ülkelerine geri göndermeye, onların ellerinden aldığı işleri gençlerimize iade etmeye kararlı, “Gençlerimiz ülkelerine dönsün, hiçbir çocuk yatağa aç girmesin” diyen Kemal Kılıçdaroğlu mu ülkeyi yönetecek? Karar ver.

YORGUN YÜZÜNÜ KAT KAT MAKYAJLARLA GİZLEMEYE ÇALIŞIYOR

Yorgun yüzünü kat kat makyajla gizlemeye çalışan, elini kaldıracak mecali bile olmayan, uzatılan bir bardak suya korkuyla bakan, tüm dünyada, seçim öncesi rakipler televizyonlarda karşı karşıya gelirken bizde, rakibinin karşısına çıkmaktan korkan Erdoğan mı? Bu ülkenin gençleriyle el ele Hak-Hukuk-Adalet için Ankara’dan İstanbul’a yürüyen, “Yiğitsen er meydanına gel, televizyonda karşıma çık, milletin terazisinde tartılalım” diyen Kemal Kılıçdaroğlu mu?

GENEL BAŞKANIMIZ MEYDAN OKUDU

Genel Başkanımız son TRT konuşmasında Erdoğan’ın, ülkeyi milyonlarca düzensiz göçmenle nasıl doldurduğunu, kahraman ordumuza kumpas kuranlara nasıl yol verdiğini, tek tek anlattı. “Erdoğan benim karşıma çıkmaya cesaret edemez. Çünkü o da çok iyi biliyor ki PKK’yla masaya oturan, gizli saklı müzakereler yürüten kendisidir” dedi. Dün de Erdoğan’a bir kere daha rest çekti. “Sadece görüştüğünü söylemiyorum Erdoğan, sen teröristlerin hamisisin! Madem kanıt istiyorsun, meydan okuyorum sana. Kendi televizyonun TRT’de, bu akşam, yarın ya da Cumartesi günü çık karşıma. Senin teröristlerle işbirliği yapan bir namert olduğunu herkese ispat edeceğim!” diye meydan okudu. Ama Erdoğan “şöhret, möhret” deyip yine kaçtı. En son 21 yıl önce sen rahmetli Baykal’ın karşısına şöhret olmak için mi çıktın? Bu şöhret meselesi değildir, bu iş cesaret meselesidir. Sen de biliyorsun ki ne teröristlerle işbirliği yaptığına, ne ekonomiyi kimler için viraneye çevirdiğine, ne de milletin tenceresini nasıl boşalttığına, cevap veremezsin. 

BU POLİTİKALARIN DEVAMI HALİNDE TÜRKİYE KIZIL-KARANLIK PAZARTESİYE UYANIR

Milletimiz çok büyük bir millettir. Devletimiz çok büyük bir devlettir. Ekonomimizin potansiyeli çok yüksektir. Alınan her tedbire büyük bir hızla cevap verir. Coğrafi konumumuz eşsizdir. Dünyanın kalbindeki Türkiye’den 4,5 saatlik uçuş mesafesinde 1,5 milyarlık nüfusa, 58 ülkeye ve 21,5 trilyon dolarlık pazara erişmek mümkündür. İş insanlarımız her türlü zorluğu aşabilir. Gerekirse dünyanın öbür ucuna ulaşır. Üretir, geliştirir, ticaretini ahlakıyla yapar. Topraklarımız bereketlidir. Bu ülke tarımın başladığı bastonu saplasan yeşertecek mümbit topraklar üzerine kurulmuştur. Çiftçimiz, emekçimiz yoku var eder. Çiftçimiz alın teriyle, gerekirse bozkırdan bir vaha yaratır. Ve en önemlisi nüfusumuz hala gençtir. Gençlerimiz de taşı sıksa suyunu çıkartır. Türkiye’nin imkanları da, potansiyeli de çok büyüktür. Bugün içinde olduğumuz kötü durumun, bir tek sebebi vardır o da kötü yöneticilerdir. Ve korkarım Türkiye, bu politikaların devamı halinde, kızıl-karanlık bir pazartesiye uyanır, halimiz Arjantin’den beter olur.

TEK KİŞİLİK REJİM İSTİKRARSIZLIK GETİRİYOR, İKİ KERE İKİ DÖRT

Türkiye’nin ihtiyacı, doğru bir yönetimdir. Dengesiz, frensiz, tek kişilik bu ucube sistemin ülkemize istikrar değil, istikrarsızlık getirdiğini bu millet yaşayarak görmüştür. Pazar günü kurulacak sandık bu anlamda, önümüze çok önemli bir fırsat sunmaktadır. Pazar günü yapılacak ikinci tur oylamanın ardından, yürütmenin başına Kemal Kılıçdaroğlu geldiğinde çok daha sağlıklı ve dengeli, istişareye, denetime ve uzlaşmaya dayalı, bir yönetim anlayışı da gelecektir. İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyelerimizde de, meclis çoğunluğu ayrı partilerde, başkanlıklar bizde. Buna rağmen, Belediye Başkanlarımız, bütün işleri tıkır tıkır hem de önceki dönemlerden çok daha başarılı bir şekilde götürüyorlar. Biz zaten CHP iktidarında; “Kesin Hesap Komisyonu Başkanı muhalefetten olsun ki bizi en sağlıklı ve en iyi şekilde denetlesin, en etkili şekilde denetlesin. Meclis’te oluşacak uzlaşma kültürü, toplumun tamamına yayılsın” dedik. Şimdi bu iddiamızı Türkiye çapına yayacağız. Tek kişilik rejim istikrar değil istikrarsızlık getiriyor. Bu iki kere iki dört… Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanlığı’nda dengeli bir yönetim kurulacak. Milletimiz yeniden bir birine sarılacak. Türkiye hak ettiği huzura ve refaha ulaşacak.

ŞAHSIM HÜKÜMETİ MİLLET İRADESİNE YABANCILARI MUSALLAT EDİYOR

Aziz Milletimiz, mühür senin elinde. Karar senin. Kararını ver! Körfezden gelen depo paralar sisteme sokuluyor, Ruslar doğalgaz alacaklarını erteliyor. Havalimanlarına kurulan sandıklarda Türkçe bile bilmeyen yabancılar Türkiye’nin geleceğine karar veriyor. Kuveyt’te hiç bilmediğimiz, bu ülkede hiç yaşamamış insanlar Tayyip Erdoğan’a oy vermek için sıraya giriyor. Bu en önemli seçimde oy kullanıyor. Bu Şahsım Hükümeti, ülkenin geleceğini yabancıların eline bırakıyor. Senin iradene yabancıları musallat ediyor. Buna izin verme! Dikkatli ol! Sandığa git! Oyunu bu ülkenin aydınlık geleceği için kullan!

OYUNU KULLAN BAHARLAR GELSİN

Sen oyunu kullan, haksız, hukuksuz, kuralsız yönetim anlayışı son bulsun. Sen kararını ver, milleti görmeyen, sesini duymayan, vatandaşını unutan bu hükümet değişsin, sorunları çözecek kadrolar iş başına gelsin. Bu topraklara yine baharlar gelsin. Umutlar yeşersin. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com