Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

Saray Logolu Raporda Faiz İtirafı

CHP Sözcüsü Öztrak, 2023 Ekonomik Raporunda yer alan enflasyonun ana eğiliminin gerilemesi için politika faiz oranlarının kademeli olarak artırıldığı yönündeki ifadelere dikkat çekerek, “Üzerinde Cumhurbaşkanının forsu olan bu raporda, ‘Faizin sebep enflasyonun netice olmadığı’ itiraf ediliyor. O zaman biz de bir kere daha o meşhur fıkradaki gibi soruyoruz. Madem faiz sebep değildi, bu haltı neden yediniz? Yandaşlarınızın cebini doldururken vatandaşları neden perişan ettiniz?” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:https://youtube.com/embed/BD76r9QGDj4

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Kurulumuzun gündeminde, Meclis’e sunulan 12. Kalkınma Planı, 2024 yılı bütçesi, her gün biraz daha artan hayat pahalılığı, İsrail’in Gazze’de devam ettirdiği insanlık dışı saldırılar, Partimizin 38. Kurultayı hazırlıkları ve yaklaşan yerel seçimlerle ilgili çalışmalarımız vardı.

GAZZE’DE TARAFLAR KESKİNLEŞİYOR

Gazze’de yaşanan insanlık dramı sürüyor. Siviller, çocuklar, mülteci kamplarındaki okullarda, hastanelerde, pazar yerlerinde, bombaların hedefi oluyor. Yerinden yurdundan sürülmek, tehcir edilmek isteniyor. Daha fazla ölüm ve acıya neden olmadan, taraflar arasında, önce ateşkesin sağlanması, ardından, meselenin yan yana iki devlet temelinde, adil bir barışla kalıcı çözüme biran önce ulaştırılması gerekiyor. Bunun için Türkiye ile birlikte, diğer devletlerin ve uluslararası kuruluşların da elinden geleni yapması şart. Ama maalesef ufukta buna yönelik yapıcı bir çaba görünmüyor. İki gün önce Kahire’de toplanan barış zirvesinden bırakın bir çözüm umudunu, bir ortak mesaj, bir itidal çağrısı bile çıkmadı. Uzlaşının hakim kılınması gereken bu dönemde, tarafların aksine gittikçe keskinleştiğini görüyoruz.

FAZIL SAY’IN KONSERLERİNİN İPTALİ KABUL EDİLEMEZ

Terazinin bir kefesinde, bizim de görüşlerini paylaştığımız, katıldığımız, “Gazze’de yaşanan insanlık suçlarını, bir an önce durdurun. Masum siviller ve çocuklar bombaların hedefi olurken, sessiz kalmak, suça ortak olmaktır” diyenler var. Diğer kefesinde, İsrail’in, kendisine yapılan ve yine kabul edilemez insanlık dışı saldırıya karşılık olarak, orantısız şiddet kullanmasına sessiz kalan, üç maymunu oynayan, İsrail’in işlediği insanlığa karşı suçlara, akıldan azade gerekçeler uyduranlar var. İş öyle bir noktaya geldi ki bu kutuplaşmanın şirazesi öylesine kaydı ki, dünyaca ünlü piyanistimiz Fazıl Say’ın, barış için, iyiden, uzlaşıdan, güzel bir geleceğin birlikte inşasından yana açıklamaları nedeniyle, bir Avrupa ülkesindeki konserleri iptal edildi. Bu karar büyük bir ayıptır. İnsanlık açısından da, ifade özgürlüğü açısından da bu karar kabul edilemez.

BÖYLE ZAMALAR TURNUSOL KAĞIDI

Diğer taraftan böyle zamanlar, iç siyaset için de bir turnusol kağıdı oluyor. Uzunca bir süredir ülkemizde belli radikal kesimlerin baskıları nedeniyle, valileri, kaymakamları eliyle, konser ve festival yasaklamayı itiyat haline getiren AK Parti’nin de, Fazıl Say 10 yıl önce, Hayyam’ın rubailerini paylaştığı için 10 ay hapis cezası aldığında, düşünce özgürlüğünün, ifade özgürlüğünün yanında olmak yerine, “Yargının karşısında sanatçı da, politikacı da eşittir” diyerek, bunu sıradanlaştırmaya çalışan parti sözcülerinin de bugün takındığı sözde özgürlükçü tutumun, ne kadar inandırıcı olduğunun takdirini de aziz milletimize bırakıyoruz.

OLMUYOR, OLUNCA DA SIRITIYOR

Ne diyordu Fazıl Say, “Uçak Notları” kitabında: “Yalanın, sahteciliğin kol gezdiği bir dünya… Bir de sesler dünyası… İç içe olabilir mi bu ikisi?” Olmuyor… Olunca da sırıtıyor. Bu tek kişilik ağır vesayet rejiminde sahtelik, sahtekarlık vakayı adiyeden oldu… İnsanların kulaklarında, aynı anda bir değil, birden çok yalanın, sahtekarlığın sesi yankılanıyor. Memlekette ikiyüzlülük Saray ve ortaklarının siyaset ekmeği… “Mehmetçik’i Gazze’ye gönderme” hamasetinden, birkaç saat içinde geri adım attılar. Ama geçen hafta Meclis’te kabul ettikleri tezkereyle, Mehmetçiğimizin canıyla kanıyla savunduğu bu toprakların, ne idüğü belli olmayan askerlerin postallarıyla çiğnenmesi için, Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan AK Parti genel başkanına, yetki veren bir tezkereyi kabul ettiler.

ÖSO TEK KİŞİLİK VESAYET REJİMİNE MUHAFIZ MI OLACAK

Bir kere daha soruyoruz, şehit kanlarıyla sulanan bu toprakları, kimlerin postallarına çiğnetmek niyetindesiniz? Evet başta bizde destek verdik, IŞİD’le mücadele gönüllü koalisyonunun bugün artık işlevi giderek azalmıştır. NATO müttefiklerimizle yapacağımız operasyonlarda da tezkereye ihtiyaç yoktur. Şu anda bu bölgede topraklarımızda konuşlanabilecek tek ordu, bir tarafta YPG, öbür tarafta SADAT’ın eğittiği Özgür Suriye Ordusu. “Vatana yabancı askerlerin girmesinin önünü açacak maddeyi bu metinden çıkarın biz de tezkereyi destekleyelim” dediğimiz halde, ısrarla bu maddeyi tezkere metninden çıkarmayan Hükümetin ve ortaklarının derdi ne? Yoksa Saray ve ortakları, 20 Temmuz 2016’da OHAL ilan ederek yaptıkları sivil darbenin ardından, getirdikleri tek kişilik vesayet rejiminin muhafızlığını, SADAT’ın yetiştirmesi ÖSO’ya mı emanet etmek niyetinde? Bundan derhal vazgeçin.

100. YILI COŞKUYLA KUTLAMAK EN ÖNEMLİ MESAJLARDAN BİRİDİR

Cumhuriyetimizin 100. yılını idrak etmemize, bir hafta kaldı. Cumhuriyetimizin 100. yılıyla ilgili etkinlikler, Gazze gerekçe gösterilerek tek tek iptal ediliyor. Önce Devletin televizyonu TRT, Cumhuriyetin 100. yılı kutlamaları çerçevesindeki konser ve gösterileri ertelemeye başladı. Anlaşılan Sarayın niyeti, her resmi bayramda olduğu gibi, Cumhuriyetimizin 100. yılını da sessizlikle geçirmekti. Ama buna milletimizin izin vermeyeceğini anlayınca bir miktar geri adım attılar. Buradan altını çizerek söylüyorum, bugün Gazze’de yaşananlar bundan bir asır önce mazlum uluslara, özgürlüğe giden yolu gösteren Cumhuriyetimizin, sadece ülkemiz için değil, tüm dünyanın mazlum milletleri için ne kadar önemli olduğunu, bir defa daha göstermiştir. Özellikle Gazze’de bu insanlık dramı yaşanırken, Türkiye, Cumhuriyetinin 100. yılında ülkemiz bir kere daha şanlı mazisini hatırlamalıdır. 100. yıl dönümünde bu en büyük bayramımızı, övünç ve kıvançla Cumhuriyetimize yakışan bir biçimde kutlamamız mazlum milletler adına bir asır sonra verdiğimiz en önemli mesajlardan biri olacaktır.

AK PARTİ AMBALAJINA SARINCA HER ŞEY SERBEST

Bu arada Ankara’da İl Milli Eğitim Müdürlüğü, kutlama değil ama “Anma programı” diyen bir program yayınladı. Programda İmam Hatip Lisesi’nin öğrencilerinin seslendireceği, adı AK Parti’nin seçim sloganı olan, “Türkiye Yüzyılı” oratoryo dinletisi var. Yine İmam Hatip Lisesi’nin öğrencilerinin seslendireceği bir “Musiki konseri” de var. TRT konser iptal ederken, konseri de, dinletiyi de, AK Parti’nin ambalajına sarınca resmi programlarda hepsi yer alabiliyor. Burada dikkat çeken bir ayrıntı var.

Bu Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün programı. Bu da AK Parti’nin Mayıs seçimleri için açıkladığı seçim beyannamesinin ilk sayfası. Her iki dokümanın üst kısmına dikkatinizi çekiyorum. Buralarda, yer alan logolara bir bakın. Bundan tam bir yıl önce, Anadolu Ajansı, “AK Parti’den Türkiye Yüzyılı Logosu” diye bu görülen logoların “AK Parti’nin logosu” olduğuna dair bir haber geçti. Şimdi soruyoruz, bu bir partinin logosunun İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün dokümanlarında, devletin yazışmalarında, programlarında ne işi var? Bu program, AK Parti’nin mi? Yoksa devletin mi?

FETÖ’NÜN YERİNİ FARKLI TARİKATLER DOLDURUYOR

Bu ucube sistemde, Devlet ile Saray Hükümeti arasındaki çizgi giderek silikleşti. Sonunda da tamamen ortadan kalktı. Devlette parti devleti oldu. Ucube vesayet rejiminde, hükümet ile devlet arasındaki çizginin kalkması, kurumlara gerçekten çok ciddi zararlar verdi. Ehil kadrolar, tuzaklarla, kumpaslarla önce görevden uzaklaştırıldı, yerine Sarayın eski ortağı, “Her talep ettiklerini yaptığı, yerine getirdiği” FETÖ’nün adamları dizildi. O zamanlar Genel Başkanımız, “Camiye, kışlaya, adliyeye siyaset girmemeli” diye defalarca uyardı. Ama saray camiyi de, kışlayı da, mektebi de kendi siyaseti için kullandı. Sonunda Türkiye 21. yüzyılda, Saray’ın ortağının hain darbe girişimine şahit oldu. Ama görünen o ki, Saray bu rezaletten hiçbir ders almamış. Gidenin yerini, farklı cemaatler ve tarikatlarla doldurmaya başladı. Aydın’ın bir ilçesinin milli eğitim müdürü Menzil şeyhine bağlılığını sosyal medyadan ilan ediyor. İsmailağa bir başka kuruma yerleşmiş, Hak Yolcular bir başka yerde köşeyi tutmuş, Sarayın aile vakıfları da holdinge dönüşmüş…

RESMİ DOKÜMANLAR SARAYIN PROPAGANDA BROŞÜRÜNE DÖNÜŞTÜ

Bu kafayla devlet kurumları, çoklu organ yetmezliğiyle malul hale gelmiş. Kurumlar mefluç. Bu ay açıklanan 12. Kalkınma Planı da bunun bir ispatı. Ciddi bir devlette gelişi güzel iş olmaz. Devlet yönetiminin kapsadığı her alanda kısa-orta-uzun vadeli planlar yapılır. Olası gelişmelere karşı alternatif senaryolara çalışılır. Bu planlama anlayışı ülkemizde, 1960 yılında kurulan Devlet Planlama Teşkilatı’yla ete kemiğe bürünmüştür. DPT’nin 1963 yılında hazırladığı Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda kamu yatırımlarının plandaki şekliyle eksiksiz gerçekleştirilmesinin “Devlet daire, teşekkül ve müesseseleri ile mahalli idarelerin ödevi olduğu” yazar. Planın altında da dönemin başbakanı İsmet İnönü’nün imzası vardır. 12 Eylül darbecileri Kalkınma Planlarının bu bağlayıcılığını kaldırmıştır. Ardından postallı darbecilerin ardından gelen mokasenli darbeciler ise, önce bu kurumu Kalkınma Bakanlığı’na bağlamıştır, ardından Saray’da bir başkanlığa dönüştürerek, DPT’yi toptan ortadan kaldırmıştır. Artık uzmanları hükümetlere alternatifler sunan, “Böyle yaparsanız sonuç şöyle olur” diye, Yüksek Planlama Kurulunda, Başbakanlara, bakanlara doğrudan hitap edebilen bir Devlet Planlama Teşkilatı yok. Böyle olunca da, yazılan resmi dokümanlar, Kalkınma Planları, Orta Vadeli Programlar, Sarayın partisinin propaganda broşürlerine dönüşmüş vaziyette.

TUTMAYAN 2023 HEDEFLERİ 20532E ERTELENDİ

2011’de seçimlere giderken, Erdoğan’ın “2023 hedefleri” diye anlattığı rakamlar, sonradan 10. Kalkınma Planına girmişti ve devletinde resmi hedefleri haline gelmişti. Ve bu hedeflerin başında yer alan dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olmak hedefi tutmadı. 2023’e geldik hala 20. sıradayız veya 20. sıranın biraz altındayız. Diğer hedeflerin ise yarısına bile ulaşılamadı. Son açıklanan 2024-2028 dönemini kapsayan 12. Kalkınma Planında ise bu kez Erdoğan’ın seçim meydanlarında anlattığı 2053 hikayeleri “yeniden vizyona” sokulmuş. Tutturamadıkları 2023 hedeflerinin tamamını 2053’e ertelemişler. Dünyanın on büyük ekonomisi ligine girmemiz, 30 yıl sonraya kalmış. E tabi 30 yıl sonra kim öle kim kala. 12. Kalkınma Planı, Sarayın kerameti kendinden menkul ekonomi politikalarının iflasının açık bir ikrarı olarak ekonomi tarihimizdeki yerini alacak.

2015’TE AÇIKLADIĞIMIZ HEDEFLERDEN KES-YAPIŞTIR

Bu arada saray 12. Kalkınma Planı’nda da kesip yapıştırmayı, aşırmayı ihmal etmemiş. CHP olarak 8 yıl önce biz, ilk defa 2015 seçimlerinde, Türkiye’yi en büyük 10 ekonomi arasına sokma hedefinin yeterli olmadığını belirtmiş ve hedefleri İnsani Gelişmişlik Endeksi üzerinden tanımlamış ve kamuoyuna açıklamıştık. Ülkemizi en geç 2035’te bu endekste ilk 20’ye sokmayı vadetmiştik. 12. Kalkınma Planı’nda da İnsani Gelişmişlik Endeksi’nde ilk 20 ülke arasına girme hedefinden bahsediliyor. Ama o da 2053’e ertelemişler. Plana şöyle bir baktığımızda, 2 trilyon dolar milli gelir hedefine 2028’de de ulaşılamayacağı, önümüzdeki 5 yıl hem tüketimin, hem de yatırımların milli gelire oranının düşeceği, toplam faktör verimliliğindeki artışın yavaşlayacağı, 500 milyar dolar ihracat hedefinin 5 yıl daha hayal olacağı, imalat sanayinin milli gelir içindeki payının bu yıl 1,5 puan birden düştükten sonra yeniden aynı yere gelebilmesi için 5 yılın gerekeceği gibi, bu ülkenin Saray tarafından ne kadar kötü yönetildiğini gösteren hedef ve tahminler var.

KALKINMA PLANININ SATIR ARASINDAKİ MAYINLAR

Satır aralarında da, Erdoğan’ın gündeme getirmeye çalıştığı yeni anayasa tartışmaları, çalışma hayatının güvencesizleştirilmesi, kamusal emekliliğin ruhuna Fatiha okunması, göç politikalarının, “Sosyal ve ekonomik hayata uyumlu hale getirilmesi” gibi “Sevseniz de sevmeseniz de bu göçmenlere alışacaksınız” anlamına gelen, onlarca mayın döşenmiş. Hükümet, bu Planın açıklanmasında da ciddi usul hataları yaptı. Kanunen, bütçe süreci her yılın Eylül ayı başında, “Kalkınma Planı’na uygun şekilde hazırlanan” Orta Vadeli Program’ın açıklanmasıyla başlar. Ama bu sene Orta Vadeli Program, Kalkınma Planı’ndan önce açıklandı. Yani Kalkınma Planına uygun bir Orta Vadeli Plan yapmak yerine Kalkınma Planı olmadan Orta Vadeli Program yaptılar. Sonrada arkasından plan geldi. “Ne fark eder?” derseniz çok şey fark eder. Hükümet bu yaptığıyla, öncelikle temel bir doküman olan Kalkınma Plan’larını hiç önemsemediğini gösterdi.

FAİZ HARCAMALARI 1 TRİLYON LİRAYI GEÇECEK

Geçtiğimiz hafta Meclis’e sunulan bütçe, bütün bu süreçlerin nihai dokümanıydı. 2024 bütçesi, vatandaşa yapılacak zulmün bir nişanesi… Açıklanan rakamlara göre önümüzdeki yıl vatandaş için hiç de kolay olmayacak. Enflasyonun yüzde 33 tahmin edildiği, maaş, aylık ve ücretlere zamların buna göre yapılacağı önümüzdeki yılda, vatandaştan toplanan vergiler enflasyonun iki katından fazla, yüzde 73 artıyor. Ve vatandaşın ödeyeceği vergi ve harçlardan, zamlardan gelen, trilyonlarca lira da Saraya yetmiyor. O nedenle borçlanma limiti yüzde beşlik dilimlerle birlikte, 3 trilyona kadar çıkarılıyor. 2024’te faiz harcamaları da, ilk kez 1 trilyon lira sınırını aşıyor. Bir yılda ikiye katlanarak 1 trilyon 254 milyar lira oluyor.

KÖİ’LERE 10 YILDA 32 MİLYAR DOLAR

Hükümetin “1 kuruş vermeden yapıyoruz” dediği, Dolarla Avroyla garantiler verdiği projelere, Ulaştırma Bakanlığı, Karayolları Genel Müdürlüğü ve Sağlık Bakanlığı bütçelerinden ödenecek garantilerin toplamı 2023-2026 döneminde 19 milyar 867 milyon doları buluyor. Böylece 2016-2026 döneminde ödenen KÖİ garantileri 32 milyar dolara dayanıyor. Sarayın garanti ödemeleri burada da bitmiyor. Öyle projeler var ki ta 2045’e kadar garantiler verilmiş. Bugüne kadar yandaş müteahhitlere ödenen garanti parasıyla, “Cumhuriyet tarihinin en büyük otoyol projesi” dedikleri Osmangazi Köprüsü dahil İzmir Otoyolu’ndan 2 tane, bunun üstüne 3 tane Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, onun da üstüne Avrasya Tüneli’nden 3 tane, yine üstüne 2 tane de Yavuz Sultan Selim Köprüsü yapılabiliyor. Yani bunun maliyetinin ne kadar yüksek olduğunu göstermek bakımından bu rakamlar son derece önemli. Saray hükümetlerinin diğer bütçeleri gibi 2024 bütçesi de, faiz lobilerinin, Dolar baronlarının, bir avuç yandaş müteahhidin bütçesi…

HAYAT KIRILMIŞ SIRÇA GİBİ YERLERE DÖKÜLÜYOR

Bu hükümet Mayıs seçimlerinden önce, ekonomide işlerin yolunda gittiği havası bastı. Döviz kurlarını dizginlemek için milletin rezervlerini satıp savurdu Merkez Bankasındaki rezervlerini. Yetmedi, milletin parasını da seçim için savurdu. Sonunda Merkez Bankası’nda ne rezerv kaldı ne de Hazine’de para. Tulumbada su bitti, tam takır kuru bakır, el elde, baş başta kaldılar. Seçimlerden sonra para bulmak için önce vitrin değiştirip yeni bakan ve Merkez Bankası Başkanıyla para aramaya çıktılar. Kimse oralı olmadı. Körfez şeyhlerinin ellerine eteklerine yapıştılar. O da olmadı. Sarayın kibirlisinin hala kasanın başında oturduğunu görenler, vitrine hiç kanmadılar. İş başa düştü, IMF’cilerle çay partilerinde, kafa kafaya verdiler, faturayı millete çifter çifter vergilerle, harçlarla, zamlarla acımadan yüklediler. Şimdi bunlara oy veren bin pişman. Onlarsa milletle alay etmeye devam ediyorlar. Açlık sınırının artık çok altına düşen asgari ücretle çalışanlar için hayat, “Kırılmış sırça gibi yerlere dökülüyor.” Ama hükümet, enflasyonun mağduru olan milyonlarca asgari ücretliyi acımadan enflasyonun sebebi ilan ediyor.

HÜKÜMETE GÖRE ENFLASYON AÇLIK SINIRININ ALTINDAKİ ASGARİ ÜCRET YÜZÜNDEN ARTMIŞ

Şimdi bütçeyle beraber açıkladıkları, 2023 yılına ait bu ekonomi raporuna göre enflasyonun en önemli sebeplerinden biri “Asgari ücret artışlarının maliyet yönlü baskıları”ymış… Evet yanlış duymadınız. Enflasyon, Sarayın model diye uyguladığı “Faiz sebep, enflasyon netice” safsatası yüzünden değil, açlık sınırı altındaki asgari ücretler yüzünden artmış. Bunlar önce, “Enflasyon bizden değil dünyadan” dediler. Kimse yutmadı. Sonunda ar da izan da kalmadı. Enflasyonun suçlusu açlıkla boğuşan, enflasyonun mağduru olan asgari ücretli oldu. Ne 12. Kalkınma Planı’nda, ne son açıkladıkları Orta Vadeli Program’da, ne de yayınladıkları bu Ekonomi Raporu’nda, Saray’ın faiz indirmesinden sonra enflasyonun zirve yaptığına dair tek bir cümle yok. Kalkınma Planı’nda plan dönemi öncesi ekonomide durum anlatılırken, son derece ilginç bir şekilde 2020 yılından 2022 yılına atlayıvermişler. 2021 Eylül ayında Sarayın talimatıyla başlayan faiz artışlarını halının altına süpürüvermişler.

SARAY LOGOLU RAPORDA FAİZ İTİRAFI

Yıllık Ekonomik Raporun 50. sayfasında ise şöyle bir ifade var. “Enflasyonun ana eğiliminin gerilemesini ve orta vadede yüzde 5 hedefine ulaşmasını sağlayacak parasal ve finansal koşulları oluşturma amacı doğrultusunda, politika faiz oranları kademeli olarak artırılmaya başlanmış.” Yani açık açık, “Enflasyonun gerilemesini sağlamak için bu kitapta faiz artırıyoruz” deniyor. Yani üzerinde Cumhurbaşkanının forsu var bu raporda. Bu raporda artık “Faizin sebep enflasyonun netice olmadığı” itiraf edilmiş. O zaman biz de bir kere daha o meşhur fıkradaki gibi soruyoruz. Madem faiz sebep değildi, bu haltı neden yediniz? Yandaşlarınızın cebini doldururken vatandaşları neden perişan ettiniz?

SANDIK ZULME KARŞI MESAJ VERME FIRSATI

Bu yıl başlayan seçim sürecinin son dönemeci 2024 Mart ayında yapılacak yerel seçimler olacak. Yaklaşan yerel seçim sandığı aynı zamanda milletimiz için kendisine bu zulmü layık görenlere bir mesaj verme fırsatıdır. 2019’daki yerel seçim zaferimizin ardından CHP’li belediye başkanları, sosyal demokrat belediyecilik anlayışıyla, hemşerilerini gerçek hizmetle buluşturmuştur. Korona virüs salgını başladığında, Saray beş maskeyi bu millete bedava dağıtamazken, belediyelerimiz hemşerilerinin hemen yanı başındaydı. Maskesinden yemeğine kadar. Yine çocuklar yatağa aç girmesin diye, bizim belediyelerimiz durmaksızın çalıştılar. Besicinin sütünü hak ettiği fiyattan alıp, okullarda dağıttılar. Borcundan harcından daralan çiftçiye, elini bizim belediyelerimiz uzattı. Çiftçinin fidesinden gübresine, ne eksiği varsa bizim belediyelerimiz koştu.

KUPON ARAZİ BELEDİYECİLİĞİ

O sırada saray belediyeleri, Tarım Meslek Lisesi kurulsun diye bağışlanan araziye villa dikmekle, ihaleleri 32 parçaya bölüp alımları İhale Kanunu kapsamından çıkarmakla, habitat toplantısı diyerek, parti örgütü ve milletvekillerini toplayıp Amerika gezileri düzenlemekle, ekmek kuyruklarını gizlemek içinde ekmek büfelerini kaldırmakla meşguldü. AK Parti, belediyeciliği, kupon araziler için yapıyor. Parmağında tek yüzükle oturduğu koltuktan, ganimetle kalkmak için yapıyor. Milletin hakkını yemeyi kendine hak görüyor. Sarayın belediyeciliği: “Kupon arazi” belediyeciliği… “Sen, ben bizim oğlan, sofrayı kurdum arkayı dolan” belediyeciliği… “Devletin malı deniz, yemeyen domuz” belediyeciliği… “Bugün buldum bugün yerim yarına Allah kerim” belediyeciliği… Milletimiz bunu hak etmiyor.

DELEGENİN MİHENK TAŞINA VURULACAĞIZ

Biz, yokluklar içinde bir ülkeden savaşın perişan ettiği bir halktan, medeniyet kulübünün saygın ülkesi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni çıkaran Büyük Önderin partisiyiz. 100. yılımızda yapacağımız 38. Olağan Kurultayımıza artık 10 gün kaldı. Kurultayımızda gücümüze güç katacağız. Delegelerimizin mihenk taşına vurulduktan sonra, alındım, kırıldım, gücendim demeden, kol kola girip, tüm gücümüzle yerel seçimler için çalışacağız. Partimizin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na oy veren, 25,5 milyon seçmene karşı sorumluluklarımızı yerine getirmeye devam edeceğiz.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Gazze’deki saldırılarla ilgili “24 saat içinde ateşkes sağlanmazsa Türkiye süratle devreye girmelidir” dedi. Bahçeli’nin bu kapsamda bölgede Türkiye’nin garantörlüğünü işaret ettiği belirtiliyor ve Filistin’de de Türkiye’nin öncülüğünde taraflar arasında anlaşmalar imzalanabileceği, Türk askerinin de bölgede barış sürecini yönetmek üzere görevlendirilebileceği söyleniyor. Siz bu öneriyi nasıl değerlendiriyor, nasıl yorumluyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bir yandan yabancı askeri Türkiye’ye davet eden tezkereye imza atacaksın, diğer yandan Türk askerini Gazze’ye göndermekten bahsedeceksin. Sonra ardından da “parti kaynaklarına dayanarak” diyerek düzeltme demeçleri vereceksin. Garantörlük diye top çevireceksin. Öyle görünüyor ki, bir hevesle savaş çığlıklarıyla ortaya atılanlar uyarılmaları üzerine bu işten çark etmeye başladılar. Söylenen bu sözleri ciddiye almak mümkün değil bu durumda.

Soru- Sözcü Gazetesinde bugün bir haber yer aldı. Haberde Sayın Genel Başkanın İstanbul’da altılı masanın örgüt yöneticileriyle bir araya geldiği, sandıkta ve tabanda ittifak kurmak için çağrı yaptığı iddia edildi. Gelecek Partisi ve İYİ Partiden iddialara da yalanlama geldi. Böyle bir toplantı yapıldı mı? Haberdeki iddialar gerçeği yansıtıyor mu?

Faik ÖZTRAK- Yansıtmıyor. Genel Başkanımız seçim öncesinde de yaptığı gibi İstanbul’da çeşitli görüşlerden kanaat önderleriyle bir araya geliyor.

Soru- Kurultay öncesi yapılacak son Parti Meclisi toplantısında partiden ihraç edilenler için 100. yıl affı geleceği iddia edildi. Tanju Özcan, Mehmet Sevigen gibi isimlerde konuşuluyor. Böyle bir çalışma var mı?

Faik ÖZTRAK- Parti Meclisimizde 100. yıl münasebetiyle disiplin cezaları konusundaki bağışlanma talepleriyle ilgili olarak kadına karşı işlenen suçlar ve yüz kızartıcı suçlar hariç bir prensip kararı alınması görüşülecek. Bu çerçevede bir bireysel çalışma yok. İsim bazında bir değerlendirme yapabilmek için bağışlanma taleplerinin gelmesi lazım.

Soru- TRT Filistin’de yaşananları gerekçe göstererek Cumhuriyetin 100. yıl etkinliklerini erteledi. Bugünde Türkiye’nin Doha Büyükelçiliği 100. yıl resepsiyonunun ertelendiğini açıkladı. 100. yıl etkinliklerinin ertelenmesini siz nasıl yorumluyorsunuz?

Bir de ek olarak Sözcü TV, 28 Ekim’de gerçekleşecek Filistin mitingiyle bu tezatlı Filistin mitinginin büyütülürken cumhuriyetin 100. yıl kutlamalarının daha zayıflatılmasına ilişkin tezatlığa ilişkin bir yorumunuzu almak ister.

Faik ÖZTRAK- Şimdi Doha’daki erteleme güvenlik gerekçesiyle ise buna diyecek bir şey yok. Ama genel olarak bu ertelemeleri doğru bulmuyoruz. Emperyalizme karşı verilen dünyanın en onurlu bir mücadelesi sonrasında kurulan cumhuriyetimizin 100. yılını övünçle ve kıvançla, cumhuriyetimize yakışan bir biçimde kutlamamız, egemen güçlerin pençesine düşen mazlum milletler adına verilen önemli bir mesaj da olacaktır.

Teşekkür ediyorum.

Çalışanlar Enflasyonun Sorumlusu Değil, Mağdurudur

CHP Sözcüsü Öztrak, Hükümetin enflasyonun sebebi olarak ücret artışlarını göstermesi karşısında, tek kişilik vesayet rejiminde şirketlerin kârlılık oranları yıldan yıla artarken personel harcamalarına ayrılan payın düştüğüne dikkat çekerek, “Bu tablo, hükümetin politika tercihleri sonucunda, ülkede çalışanların enflasyonun sorumlusu değil mağduru olduğunu ortaya koyuyor” dedi.

Hükümetin önceliğinin, sığınmacılara baktığı için dışarıdan alacağı Avrolar, aferinler değil, kendi milletinin huzuru ve refahı olması gerektiğini vurgulayan Öztrak, “Dünya Bankası’nın son yayımladığı rapordaki haritada 2013-2018 arasındaki 5 yılda sığınmacılar yurdu nasıl sardığı görülüyor. Ülkemizin sessiz işgalinin belgesi olan Dünya Bankası’nın raporundaki bu haritayı ve geri kabul anlaşmasıyla ülkemizi Avrupa’nın sığınmacı gettosu haline getiren Saray Hükümetinin sorumsuzluğunu bir kere daha milletimizin dikkatine sunuyoruz” diye konuştu.

TBMM gündemine gelecek tezkereyle ilgili değerlendirmelerde de bulunan Öztrak, 1 Mart 2003 tezkeresinin reddedildiği süreci anımsatarak, “Şimdi bir kere daha, milliyetçi olduğunu iddia eden tüm partileri ve vatan toprağını aziz bilen milletvekillerini, yabancı askerlerin topraklarımıza girmesine izin veren söz konusu madde metinden çıkmadıkça, bu tezkereye hayır demeye çağırıyoruz” dedi.

Öztrak, IMF’nin Hükümetle yaptığı görüşmelerden sonra yaptığı açıklamalara göre Fon’un 2024’te Hükümetin hedefinin 1,5 katı kadar enflasyon tahmininde bulunduğuna ve “hedeflenen enflasyona göre maaş artışı” vurgularına dikkat çekerek, “Gelecek yılın enflasyonu konusunda hükümet ile hükümete akıl veren IMF arasında bir anlaşmazlık olduğu ortaya çıkıyor. (…)Önümüzdeki yıl enflasyon hükümetin hedeflediği gibi değil de IMF’nin tahmin ettiği gibi çıkarsa ne olacak? Hükümet enflasyon hedefini tutturamazsa, telafi zammı yapmayıp, aradaki farkı çalışanın sırtına yıkmanın peşinde. Hedeflenen enflasyona göre ücret vermek bu. Şimdi tabi bunu yapabilmek için de Saray’ın vitrin kadrosu, seçimden sonra, aynen 1994’te dönemin Hükümetinin yaptığı gibi, kamu toplu iş sözleşmelerine müdahale etmek niyetinde demek ki” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:https://youtube.com/embed/c4vj_lf3UAo

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Dün akşam Letonya karşısında kazandığı zaferle UEFA 2024 Avrupa Şampiyonası finallerine katılma vizesini alan A Milli Futbol Takımımızı kutlayarak ve finallerde de başarılarının devamını dileyerek sözlerime başlamak istiyorum. Bugün kurulumuzun gündeminde, İsrail ve Gazze’de yaşanan insanlık dramları, İsrail’in masum çocuklara, kadınlara, erkeklere karşı uyguladığı ölçüsüz şiddet, ülkemizde vatandaşlarımızı ezen hayat pahalılığı, sığınmacı sorunu ve Hükümetin hatalı politikalarının, milletimize her alanda çıkardığı ağır faturalar vardı. Ayrıca partimizi daha fazla demokrasiyle, birlik ve beraberlikle taçlandıracak, 100. Yılımızdaki Kurultayımızla ilgili hazırlıkları da gözden geçirdik. Cumhuriyetimizin 100. Yılı münasebetiyle yapacaklarımızı da ele aldık.

HER AFET FELAKETE DÖNDÜ

Bundan 5 yıl önce uygulamaya konan ucube vesayet rejimi, sadece milletimizin cebini boşaltmadı, devlet yönetiminde sebep olduğu krizle, vatandaşlarımızın can güvenliğini de tehlikeye attı. Her şeyi daha iyi yönetmek iddiasıyla getirdikleri, bu tek kişilik vesayet rejiminde, yaptıkları her şey ellerine yüzlerine bulaştı. Orman yandı, öldük. Deprem vurdu, öldük. Sel oldu, öldük. Tren devrildi, öldük. Hükümetin yetersizliği, beceriksizliği her kazayı afete, her afeti felakete çevirdi.

AMASRA’DA MADEN FACİASI BAĞIRA ÇAĞIRA GELDİ

Hafta sonunda 43 vatandaşımızı yitirdiğimiz Amasra maden faciasının yıl dönümüydü. Genel Başkanımız hafta sonunda Amasra’da şehit madencilerimizin ailelerinin yanındaydı. Amasra’daki işletmeyle ilgili Sayıştay raporunda, “Müessesenin derinleşmesinin ani gaz çıkışı ve grizu patlaması gibi ciddi kaza risklerinin artmasına neden olduğu” patlamadan önce açıkça yazılmıştı. Duruşmalarda anlatılan –bugün de devam ediyor- anlatılanlar da, katliamın, bağıra bağıra geldiğini tescilledi. Amasra ilk facia değil, Ermenek’ten, Soma’ya, Karadon’dan Kozlu’ya, yüzlerce madencimizi, hükümetin bu işi yönetememesi nedeniyle şehit verdik. Dayı-başı sistemini de, emekçilere yapılan insanlık dışı baskıları da, Sarayın faciaya “Fıtrat” demesini de, işçilerin yerlerde tekmelenmesini de, tekme atanın Frankfurt’a ticari ateşe atanmasını da, unutmadık, unutmuyoruz. Maden şehitleri için adalet arayışında, CHP her zaman madencilerimizin ailelerinin yanında olacak. Yeni şehitler gelmesin diye, yapılması gereken her düzenlemenin de takipçisi olacağız.

ULUSLARARASI HUKUK İHLAL EDİLİYOR

Gazze’de büyük bir insanlık dramı yaşanıyor. Önce İsrail’e yapılan terör saldırısında İsrail’de, sonra da İsrail’in ölçüsüz cevabında Gazze’de yüzlerce sivil hayatını kaybetti, kaybetmeye de devam ediyor. Bu süreçte yüzbinlerce insan yerini yurdunu, terk etmeye zorlandı. Hiçbir sebep, masum çocukların, kadınların, erkeklerin öldürülmesine, yerlerinden edilmesine haklılık kazandırmaz. Sivilleri abluka altına alıp, insani yardımları engelleyerek, aç bırakarak, elektriklerini ve sularını keserek, haklı mücadele olmaz. Gazze’deki hastanelerde, kuvözde yaşama tutunmaya çalışan yeni doğmuş çocukların, makineye bağlı hastaların canına kastederek, kimse haklılık iddiasında bulunamaz. Savaştan kaçan sivil konvoyu bombalayarak insanları öldürmek, savaş suçu olan fosfor bombalarını kullanmak, kendini korumakla açıklanamaz. Bunlar uluslararası hukukun açık ihlalidir. Buna sessiz kalanların da sorumluluğa ortak olduğunu, bir kere daha yüksek sesle tekrarlıyoruz. Bu meselede, Türkiye’nin öncelikle; savaş başka ülkelere yayılmadan ateşkesin sağlanması için, ardından, İsrail ve Filistin meselesinin yan yana iki devlet şeklinde, tanınmış sınırlar içinde, adil bir barışın sağlandığı ortamda, kalıcı bir çözüme ulaşması için, elinden geleni yapmaya devam etmesi gerektiğinin de altını çiziyoruz.

İSRAİL’İN DEHŞET TEHDİDİ

İsrail’in bir kara harekatı başlatmasının ve Gazze’yi işgalinin büyük bir hata olacağını da ifade etmek istiyoruz. İsrail’in yüz binlerce insanın çok kısa bir sürede, Gazze’yi boşaltması için, Birleşmiş Milletlere yaptığı başvuru, tam bir dehşet tehdidi olarak tarihteki yerini almıştır. Bunun da kabul edilemez olduğunu belirtiyoruz.

ÖSO’YU MU DAVET EDECEKSİNİZ?

Hükümete, yabancı silahlı kuvvetlerin, topraklarımıza girmesine izin verme yetkisi vermeyi öngören tezkere, bu hafta Meclis’e geliyor. İsrail’in Gazze’ye saldırısının ardından, Doğu Akdeniz’e uçak gemisi göndermesi nedeniyle, Amerika’ya, “Bay Amerika, orada ne işin var” diyen Erdoğan’a bizde soruyoruz: Sizin Meclis’e “Terörle mücadele edeceğim” diye getirdiğiniz tezkerede, topraklarımıza yabancı askerleri davet etme yetkisi almaya çalışmanızın ne işi var? Erdoğan’ın, 2017 yılında ABD’yi “Sözleriniz lafta kalmasın, müdahale edin, bize bir görev düşerse de yaparız” diyerek, Suriye’ye çağırdığını biz unutmadık. Sarayın kendini “Büyük Ortadoğu Projesinin Eş Başkanı” ilan ettiğini de hatırlıyoruz. Daha birkaç hafta önce, damadının Erdoğan’ın eleştirdiği uçak gemisinin güvertesinde, havacı gözlükleriyle çektiği boy boy selfileri yandaş gazetelerde izledik. Bir taraftan, “ABD’nin orada ne işi var” derken, diğer taraftan, başka ülkelerin askerlerinin postallarının şehit kanlarıyla sulanmış aziz vatan topraklarının çiğnemesine izin veren bir tezkereyi Meclis’e gönderirseniz, buna “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?” denir. “Bu yabancı askerler, hangi ülkenin yabancı askeri?” diye sorulur. Yoksa bu topraklara sığınmacılardan sonra, bir de Özgür Suriye Ordusu’nu mu davet edeceksiniz?

O MADDE METİNDEN ÇIKMADIKÇA TEZKEREYE HAYIR DEMEYE ÇAĞIRIYORUZ

Bundan tam 20 yıl önce, 1 Mart 2003’te Millet iradesinin tecelligahı Türkiye Büyük Millet Meclisi, yine böyle bir tezkereye verdiği “hayır” oylarıyla, emperyalizmin bölgedeki oyunlarına dur demeyi bilmişti. O dönemde de Erdoğan’ın milletvekillerine “Ya sürecin dışında kalıp seyirci olacaksınız, ya da tarihin bizzat şekillenmesinde aktif rol oynayacaksınız” diye yaptığı konuşmaları da gayet iyi hatırlıyoruz. Şimdi bir kere daha, milliyetçi olduğunu iddia eden tüm partileri ve vatan toprağını aziz bilen milletvekillerini, yabancı askerlerin topraklarımıza girmesine izin veren söz konusu madde metinden çıkmadıkça, bu tezkereye hayır demeye çağırıyoruz.

FAİZ LOBİLERİNİN, DOLAR BARONLARININ, YANDAŞ MÜTEAHHİTLERİN BÜTÇESİ

Savaşın insani tarafının yanında kuşkusuz pek çok küresel etkisi de var. İsrail’de savaşın başlamasından bu yana enerji fiyatları arttı. Mazota bu gece 2 lira 23 kuruşluk bir zam daha geliyor. İhracat pazarlarımız da savaştan olumsuz etkileniyor. Enerji fiyatlarının bir durgunluğu tetiklemesi durumunda, bütçe açıklarının parasallaştırılmasıyla, faizler artarken para birimlerinin değer kaybetmesiyle, 1976’da İngiltere’yi IMF kapısına götüren senaryonun bu sefer birçok ülkeyi kapsayacak şekilde yaşanabileceği ihtimalinden bahsediliyor. Böyle bir ortamda, Türkiye’nin hazırlıklı olması gerekir. Ama Hükümetin, belli ezberleri tekrar etmekten başka bir şey yapmadığını görüyoruz. Bugün açıklanan rakamlara göre bütçe iki ay fazla verdikten sonra yeniden açık vermeye başladı. Türkiye, ilk 9 ayda 471 milyar lira faiz ödemiş bütçesinden. Önceki yılın aynı dönemine göre faiz ödemeleri yüzde 127 artmış. Aynı dönemde bizden bir kuruş çıkmayacak dedikleri döviz garantili projelere giden parada 42 milyar lira. Kur Korumalı Mevduata giden parayı ise artık bütçede göremiyoruz. Ama Merkez Bankası analitik bilançosundaki ilgili kalemin artışından, buraya akan paranın yüz milyarlarca liraya ulaştığı anlaşılıyor. Bütçenin milletin değil, faiz lobilerinin, Dolar baronlarının ve bir avuç yandaş müteahhidin bütçesi olduğu bir kere daha teyit ediliyor.

IMF’NİN ENFLASYON TAHMİNİ TUTARSA

Diğer taraftan, Saray hükümetinin Eylül sonunda IMF ile yaptığı görüşmenin ayrıntılarını yine, IMF’den yapılan açıklamayla öğrendik. Buna göre IMF; hükümetin seçimden bu yana uyguladığı politikaları memnuniyetle karşılıyormuş. Vatandaşa vergi üstüne vergi bindirilmesini alkışlıyormuş. Hükümete, “Faizleri daha da artırmanız lazım” diyerek de ev ödevi veriyor. Maaş ve ücret artışlarının Hazine ve Maliye Bakanı’nın ifade ettiği gibi “Hedeflenen enflasyona göre” yapılmasını öneriyor. Geçtiğimiz hafta Bakan Şimşek de bir televizyon programında, enflasyonun “ücretlerdeki artış yüzünden arttığını” açıkladı. E bunu önlemek için ne yapılacak? Bunu önlemek için, hedeflenen enflasyona göre ücret artışı yapacaklarını söyledi. Ama gelecek yılın enflasyonu konusunda hükümet ile hükümete akıl veren IMF arasında bir anlaşmazlık olduğu ortaya çıkıyor. Son açıklanan OVP’de hükümetin 2024 yılı için enflasyon hedefi yüzde 33. IMF’nin ise aynı yıl için enflasyon tahmini hükümetin tahminin neredeyse 1,5 katı, yüzde 46… Şimdi önümüzdeki yıl enflasyon hükümetin hedeflediği gibi değil de IMF’nin tahmin ettiği gibi çıkarsa ne olacak? Hükümet enflasyon hedefini tutturamazsa, telafi zammı yapmayıp, aradaki farkı çalışanın sırtına yıkmanın peşinde. Hedeflenen enflasyona göre ücret vermek bu. Şimdi tabi bunu yapabilmek için de Saray’ın vitrin kadrosu, seçimden sonra, aynen 1994’te dönemin Hükümetinin yaptığı gibi, kamu toplu iş sözleşmelerine müdahale etmek niyetinde demek ki.

ŞİRKET KARLARI ARTARKEN EMEKÇİNİN PAYI DÜŞÜYOR

Bu arada Saray Hükümetinin Çalışma Bakanı da gençlere, alın terinin karşılığını almaya çalışma, “İşin büyüğü küçüğü olmaz, çalışın en azından sigortanız olsun” diye akıl veriyor. Bu ülkede çalışanların çoğunu, açlık sınırının altındaki asgari ücretle çalışmaya mahkum edeceksin, yetmeyecek, hala onların elindekine avucundakine göz dikeceksin. Sonra da “Daha da ucuza çalış” diyeceksin. İstanbul Sanayi Odasının son raporuna göre en büyük 500 firmanın, 2022 döneminde vergi öncesi net karı yüzde 121 artmış. Diğer taraftan da, öyle anlaşılıyor ki zincir marketlerin kârları da uçmuş. Hükümetin bir talimatıyla yüzde 50’ye varan fiyat indirimi yapacaklarını açıkladıklarına göre bu iş böyle. Peki bunu adama sormazlar mı madem indirebiliyordunuz, millete bugüne kadar neden pahalıya mal sattınız?

TARIM KREDİ MARKETLERİNİN ÖNÜNDEKİ HEMŞERİLERİMİN DEDİKLERİNE BAKSINLAR

Haydi şirketleri, marketleri anladık, vatandaşa uygun fiyatla ürün satma vaadiyle açılan Tarım Kredi Kooperatiflerine ne demeli? Onlar da “Yüzde 50’ye varan indirimler yapacakları” müjdesini verdiler. Ama bu sabah Tekirdağ’da hemşerilerim mağazanın önünde kuyruğa girdiler. İçeri girdiklerinde yüzde 50’ye varan indirimin olmadığını, yapılan indirimin birkaç lirada kaldığı ve son derece sınırlı ürünle yetinildiğini gördü. Dolayısıyla hükümetin bu sözü de yalan çıktı. Şimdi Saraya soruyoruz, ucuza yağ almak için sabahtan Tarım Kredi marketlerinin önünde kuyruk olan vatandaşlar ne diyor diye bir kulak vermiyorlar mı? Bu kulak versinler öneririz.

IMF’NİN SÖZÜNDEN ÇIKMAYAN HÜKÜMET

Devletin ve ilgili kurumların rakamları, ülkemizde firmaların karları artarken, çalışanlara yapılan ödemelerin, emeğin milli gelirden aldığı payın düştüğünü gösteriyor. Şimdi bu grafikte, yukarıdaki çizgi personel maliyetlerinin üretim değerine, üretim maliyetine oranı. Bu da net kârların net satışlara oranı. Bu grafikte tek kişilik vesayet rejiminde, pandemi döneminde bir azalma görülmekle birlikte, şirketlerin kârlılık oranları yıldan yıla arttığını, personel harcamalarına ayrılan payın ise düştüğünü görüyoruz. Bu tablo, hükümetin politika tercihleri sonucunda, ülkede çalışanların, enflasyonun sorumlusu değil, mağduru olduğunu ortaya koyuyor. Kendisi “İtibarından tasarruf etmeyen” ama çalışanlar, emekliler söz konusu olunca, IMF’nin sözünden çıkmayan bu hükümet, kendi hatalarının neden olduğu krizin faturasını dar ve sabit gelirlilerin üstüne yıkıyor.

VATANDAŞIN İNANMADIĞI PROGRAM BAŞARILI OLAMAZ

Bir hükümet, hem de kendi neden olduğu krizin yükünü, adaletli dağıtmazsa, vatandaşlar alınan önlemlerin yükünün, adil paylaşıldığına kanaat getirmezse, bu politikaların vatandaşta hiçbir karşılığı olmaz. Vatandaşında inanmadığı, güven duymadığı hiçbir program başarıya ulaşmaz.

SEÇİM BİTTİ, TULUMBADA SU BİTTİ

Ekonomi bilimine aykırı safsatalarla, milletin ekmeğine kan doğrayan bu yönetim, bir yandan enflasyonu bile isteye azdırırken, bir yandan da enflasyonun oldukça altında kredi faizleriyle, başta yandaşları olmak üzere şirketler kesimine büyük kaynaklar aktardı. Bunun yükünü de dar ve sabit gelirlilerin sırtına yükledi. Seçim bitti, tulumbada suda bitti, kendi icat ettikleri, Türkiye modeli çöktü. Yeni vitrin tarafından “akıl dışı” ilan edildi. “Rasyonel zemine döneceğiz” der demez, temiz para yağacak zannettiler. Ama Sarayın yaptıklarının akıllardan çıkmadığı görüldü. Tek kişilik vesayet rejiminin müellifi, Sarayında otururken, vitrine kimse kanmadı. Ekonominin zincirleri boşaldı. Artık rasyonelleşiyoruz deseler de ayar tutmaz oldu.

MERKEZ BANKASI BAŞKANINA UYARI: İHALE ÜSTÜNÜZE KALMASIN

Şimdilerde ekonomi yönetimi, “Bugün yaptıklarımızın sonuçlarını ancak bir yıl sonra görürüz” hikayeleri anlatıyorlar. Merkez Bankası başkanı, masasında milyarlarca dolarlık yatırım dosyasının beklediğini söylüyor. Ama kamuoyuna yansıyan yatırımcı notları, yatırımcıların ülkeye gelmek için hala çekingen olduklarını ortaya koyuyor. Bu arada Merkez Bankası Başkanı’nı da uyaralım. Bu yatırımları masasında bekletmesin. Zaten yatırımlara izin vermek onun görevi değil. Bahsettiği dosyaları Yatırım Ofisi’ne göndermezse, görevi savsaklama suçuyla, ihale kendi üstüne kalır haberi olsun.

HALA MİLLETTEN FEDAKARLIK BEKLİYORLAR

Milletin kazandığı para, pul oldukça, artık insanlarımız, günlük ihtiyaçlarını bile borçla karşılayabiliyor. Geçen yıl bu zamanlar 1 trilyon 314 milyar lira olan, vatandaşların tüketici kredisi ve bireysel kredi kartı borcu bugün 2 trilyon 405 milyar liraya yükselmiş. 1,5 kat. Ama Bakan Şimşek, borçlardaki bu rekor artışı enflasyona, hayat pahalılığına değil de, büyümeye bağlıyor. Büyüyormuşuz ondan borçlanıyormuşuz. Hep söylüyorum bunlar gerçeklerden kopmuş, milleti unutmuş. Vatandaşın halini görmüyor. Kredi faizleri enflasyonla yarışıyor. Okullarda çocuklarımızın beslenme çantaları dolmuyor, okul kantinlerinde bir tost, bir ayran 40 lira olmuş, Saray okul yemeğini kaldırarak tasarruf yapmaya kalkıyor. Pazardan insanlar iki lira ucuza alışveriş yapmak için, akşamın geç saatlerini bekliyor. Et ve Süt Kurumu’nda bir kilo kıymayı ucuza almak için insanlar saatlerce kuyruklarda bekliyor. Hükümet kuyruklar görünmesin diye, satış mağazalarının yerini değiştiriyor. Bu beceriksiz hükümet, “Programımıza destek verin” diyerek de, milletten hala fedakarlık bekliyor.

OECD’DE EV GENCİ ORANININ EN YÜKSEK OLDUĞU İKİNCİ ÜLKEYİZ

Milletimiz sadece enflasyonla değil, işsizlikle de boğuşuyor. Gerçek işsiz sayısı Ağustos ayında 117 bin kişi arttı, 9 milyona dayandı. Resmi işsizlik oranı gerçek işsizlik oranının yarısından bile az. İstihdam yerinde sayıyor, insanlar iş aramaktan vazgeçtiği için işsizlik de düşmüş gibi görünüyor. TÜİK makyajlarına rağmen, üyesi olduğumuz Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı’na göre Türkiye, üye ülkeler arasında çalışanların, çalışabileceklere oranının en düşük olduğu ülke. En acısı da, milli servetimiz olan gençlerin işsizliği. 15-29 yaş arasında olup ne bir işte çalışan ne de okuyan ev gençlerinin oranının en yüksek olduğu ikinci ülkeyiz. Eylül ayı itibariyle 15-19 yaşları arasında 109 bin İŞKUR’a kayıtlı işsiz var. Sadece gençler değil, hükümetin hayat pahalılığına ezdirip, çalışmak zorunda bıraktığı, ardından da çalışan-çalışmayan diye böldüğü, “Maaş alana ikramiye yok” diyerek tasarruf etmeye çalıştığı, emekliler de ayın sonunu getirebilmek için iş arıyor. Bu yılın Eylül ayı itibariyle 60 yaş ve üzerinde on binlerce vatandaşımız İŞKUR kapısında iş bekliyor.

DÜNYA BANKASI RAPORUNDAKİ SIĞINMACI HARİTASI HER ŞEYİN ÖZETİ

Bu hükümet kendi vatandaşına, kendi gencine, insanca yaşamasını sağlayacak bir iş sağlayamazken, emeklisine insanca yaşamasına yetecek bir aylık veremezken, bu güzel ülkeyi Batı’nın sığınmacı üssüne çevirdi. “Hudut namustur!” Bu toprağın dağında taşında böyle yazar. Sınırda tim komutanları, üst rütbedeki komutanlarına, “Asil Türk milletinin namus ve şerefini, vatanın bölünmez bütünlüğünü, görev bölgemdeki hudut taşları arasını korumakla görevli birliğim, vatan ve millet uğruna seve seve can vermeye hazırdır komutanım” diye, hudut yemini eder. Bu Hükümet döneminde, sığınmacılar sınırlarımızı kevgire çevirdi. Meclis’in açıldığı gün Başkentte terör saldırısı yapan hain teröristlerin Suriye’den geldiği ortaya çıktı. Bir Hükümetin önceliği, sığınmacılara baktığı için dışarıdan alacağı Avrolar, aferinler olmamalı. Bir hükümetin önceliği kendi milletinin huzuru ve refahı olmalı. Dünya Bankasının son yayımladığı raporda, sığınmacılar nedeniyle, Türkiye’de özellikle düşük nitelikli emekçilerin, maaşlarının düştüğü anlatılıyor. Yine bu raporda, şu harita paylaşılıyor: Yukarıda 2013 yılında sığınmacıların ülkedeki dağılımı gözüküyor. Aşağıda da 5 yıl sonraki durum var. Renklerin koyulaşması sığınmacı oranının arttığı illeri gösteriyor. 2013-2018 arasındaki 5 yılda sığınmacılar yurdu sarmış. Pek çok yerde sığınmacı oranı ciddi seviyelere ulaşmış. Ama bugün durum, 2018’den de vahim. Rapor, Avrupa Birliği’yle imzalanan geri kabul anlaşması sonrasında, Türkiye’nin sığınmacılar için bir transit ülke olmaktan çıktığını, bir hedef ülkeye dönüştüğünün altını çiziyor. Ardından da toplumun genelinin sığınmacılar konusunda bir “bakış açısı değişikliğine” ihtiyacı olduğunu söylüyor. Biz ülkemiz için, “Bunlara alışmanız lazım” denerek yazılan raporları, asla ve asla kabul etmiyoruz. Ülkemizin sessiz işgalinin belgesi olan Dünya Bankası’nın raporundaki bu haritayı ve geri kabul anlaşmasıyla, ülkemizi Avrupa’nın sığınmacı gettosu haline getiren, Saray Hükümetinin sorumsuzluğunu, bir kere daha milletimizin dikkatine sunuyoruz.

ÜLKENİN ADALET DİREĞİ SALLANIYOR

Büyük Selçuklu Devleti’nin büyük veziri Nizamülmülk, siyasetnamesinde, bir devletin güzel zamanlarının, “Adaletin hüküm sürdüğü zamanlar” olduğunu söyler. “Adalet hakim olunca ihsan hakim olur, adaletin olduğu yerde civanmertlik vardır” der. Yine Nizamülmülk’ün sözleriyle, “Devlet ancak adaletle baki kalır.” Adaleti sağlayamayan, “Koyunu kurttan koruyamayan yönetici, çobanlık davası da güdemezler.” Ama ülkemizde, adalet direği sallanıyor. Kurtlar koyunu kapmış, aralarında pay ediyor, hükümet koltuklarında oturanlarda, çoban hikayeleri anlatıyor. İstanbul Başsavcısı, HSK’ya gönderdiği yazıyla adliyelerde dönen işleri anlatıyor. Yargı mensuplarının devletten alacağı varmış gibi, rüşvet, iş takibi, aracılık çarklarına nasıl girdiğini, dosya dosya sıralıyor. Yargı içinde oluşan çetecikleri tek tek ortaya koyuyor. Yarın partimizin grup toplantısında Genel Başkanımız bunları tek tek milletimizin dikkatine sunacak. Tüm bunların yanında sarayın, “bana liyakat değil sadakat lazım” stratejisi bütün hızıyla devam ediyor.

O ŞİRKET SARAY ARPALIĞI OLMUŞ

Devletin ortak olduğu iletişim şirketinde, bir ayda üç genel müdür değişiyor. Hem BIST’e hem de yurt dışındaki borsaya kote olan ülkenin en önemli şirketlerinden birinin, yönetimindeki bu ani hızlı değişikliklerin altında, Saray’daki damat-evlat çekişmelerinin olduğu ortaya dökülüyor. Yine bu şirketin Yönetim Kurulunda, kimler var kimler, Sarayın başdanışmanı, yandaş işadamı derneklerinin yöneticileri, eski bakan ve milletvekilleriyle şirket, Sarayın tam bir arpalığı olmuş. Bütün bunlar, dışarıda ve içerde yatırımcıların hükümete kalan son güveninin kırıntılarını da yok ediyor. Temiz para gelmiyor aksine olan da kaçıyor. Vatandaş işsiz kalıyor. Hayat pahalılığıyla eziliyor.

EN KIYMETLİ SERMAYE ZEKAİ DİKKAT VE İFFETTİR

Cumhuriyetimizin 100. yılına sayılı günler kaldı. Bu ülke, bu millet tüm zorlukları “milli birlik ve beraberlikle” aşmasını bilmiştir. Ama bu Hükümet, siyasetini milleti bölüp birbirine düşman etmek üzerine kurmuştur. Büyük Önderimizin ifadesiyle milletimiz, “Servetin fert menfaatine değil, ulus menfaatine kullanılması esasıyla” Kurtuluş Savaşı meydanlarındaki zaferin ardından, az zamanda çok ve büyük işler başarmıştır. Ama saray, ülkenin servetini kendisi, ailesi ve çevresindeki bir avuç şürekası için kullanmaktadır. Bu ülkenin kurucuları, devrin en kıymetli kadrolarını toplamış, “En kıymetli sermaye zeka, dikkat ve iffettir. Teknik ve metodik çalışmaktır. İnançla işe sarılınız, mutlaka başarırsınız” diyerek, bu ülkenin medeni alemde hak ettiği yeri almasını sağlamıştır. Ama bu Hükümet, akıl ve bilimle yollarını ayırmış, millete bile isteye cehennem azabını bu dünyada yaşatmıştır.

CUMHURİYETİMİZİN VE PARTİMİZİN 100. YILI

Bu yıl hem Cumhuriyetimizin, hem de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Cumhuriyetle beraber iki büyük eserimden biridir” dediği, Cumhuriyet Halk Partimizin 100. Yılını kutluyoruz. 100. yılımızda yapacağımız kurultayımızda, Atamızın bize çizdiği; devrimcilik, medeniyetçilik ve tüm kesimleri kapsayan bir kalkınma çizgisini değiştirmeden yürüyeceğiz. İkinci yüzyılımızda çağın ve ülkemizin ihtiyaçlarına göre ülkemizde ve partimizde demokrasimizi, hakkı, hukuku tahkim edecek, milletin tamamını kucaklayan kalkınma politikalarımızla sürekli yenileneceğiz. Bu kurultay, ülkemizi ikinci yüzyılda yeniden lider ülke yapma, birliğimizi beraberliğimizi güçlendirme azmimizi taçlandıracak. 

YEREL SEÇİM, ŞİRAZESİ KAYMIŞ SARAYA DUR DEME FIRSATI

Önümüzde bir seçim var. Bu seçim, belediye başkanlarının seçileceği bir seçim olmanın yanı sıra, milletimizin kendisini sahte videolarla aldatan, yalan vaatlerle kandıran, seçimden sonra vergiyle, zamla kendine zulmeden, ondan sonra da çıkıp “Yavuz hırsız ev sahibini bastırır” misali muhalefeti iftirayla suçlayacak kadar şirazesi kaymış olan Saraya dur demesi için de bir fırsattır.

Cumhuriyet Halk Partisi, önümüzdeki yerel seçimlerden, 2019’dakinden çok daha büyük bir zaferle çıkacaktır.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul kongresinin ardından bazı illeri de değişimcilere kaptırdı. Bu sonuçların ardından Sayın Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkanlığa aday olmayabileceği yorumları da yapılıyor. Parti bu sonuçlara rağmen Sayın Kılıçdaroğlu’nu aday gösterecek mi?

Faik ÖZTRAK- Cumhuriyet Halk Partisinde Genel Başkan adayını da, Genel Başkanı da parti değil Kurultay delegeleri belirler. Bir kere bunu baştan söyleyeyim. Sonra da bir parantez açıyım. Kapma, kaptırma, çalma, çırpma Cumhuriyet Halk Partisinde olmaz. Bizde demokratik kurallar çerçevesinde yarış olur. Kapma, çalma, çırpma havuz medyasının desteklediği sarayda olur.

Soru- Tüm Özel Halk Otobüsleri Birliği Türkiye genelinde basın, emniyet mensupları, şehit aileleri ve gazi yakınları dışında 65 yaş üstünün de olduğu 18 grubu her ayın ilk 4 günü dışında ücretsiz taşımama kararı aldıklarını açıkladı. Gerekçe olarak artan maliyetleri gösterdiler. Sizin bu karara ilişkin bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- İzin verirseniz bu tartışmayla ortaya çıkan hükümetin sinsi hesabına burada değinmek istiyorum huzurlarınızda. Şimdi açıklamayı yapan Birlik Başkanı hükümetin bu ücretsiz taşımalar için verdiği desteğin ancak 2 günlük maliyetlerini karşıladığını, 2 günde esnafın kendinden fedakarlık yapacağını söylüyor. Böylece 65 yaş üstü vatandaşlarımız halk otobüslerinden ayda sadece 4 gün ücretsiz taşımadan yararlanabilecek. Saray bu ülkenin emeklilerine 5 bin lira veriyor, ağızlarına bir parmak çalıyor. Bunu da emeklileri bölerek yapıyor. Ama daha bu parayı vermeden ücretsiz taşıma için gerekli desteği vermeyerek karşılığını diğer eliyle emeklilerin otobüs parasından kesmenin peşine düşmüş. Böylece tasarruf ettiklerini zannediyorlar. Bu hükümetin yıllarca çalışıp bugün artık huzur ve refah içinde yaşamak isteyen saygı bekleyen yaşlılarına karşı bu tavrını hiçbir şekilde kabul etmiyoruz.

Soru- Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Kocaeli’de, ‘Kim kongreden sonra parti aleyhine konuşursa, partiyi televizyonlarda tartışır hale getirirse kimse kusura bakmasın onu partiden ayıracağım’ dedi. CHP Grup Başkanı Özgür Özel, bu açıklama karşısında ‘Kapı önüne koymayı değil, baba evinin kapısını açmayı vaat ediyorum’ dedi. Sizin bu iki açıklamaya ilişkin bir yorumunuz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Genel Başkanımızın kastettiği parti disiplinidir. Kurultaydan sonra partide kaosa yol açabilecek açıklamalara izin verilmemesi hususunun partinin kurumsal yapısını korumaya dönük olduğu partililerimiz tarafından anlaşılmıştır. Diğer taraftan bunu en iyi bilmesi gerekende bir dönem Cumhuriyet Halk Partisinde Grup Başkanvekilliği ve Grup Başkanlığı görevlerini Sayın Genel Başkanımızla uyumlu bir şekilde yürüten Sayın Özel’dir. Disiplinin olmadığı hiçbir örgütün ayakta kalamayacağını en iyi Sayın Özel’in bilmesi gerekir.

Teşekkürler arkadaşlar.

CHP Sözcüsü Öztrak NATOPA Ekonomi ve Güvenlik Komitesi Başkanlığına Seçildi

CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, NATO Parlamenter Asamblesi’nin beş ana komitesinden biri olan Ekonomi ve Güvenlik Komitesi’nin başkanlığına oy birliğiyle seçildi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da yapılan NATO Parlamenter Asamblesi’nin (NATO-PA) 69. Yıllık Toplantısında, sosyalist grubun adayı olarak girdiği seçimde Asamble’nin Ekonomi ve Güvenlik Komitesi’nin başkanlığına seçildi.

PARLAMENTOLAR ARASI DİPLOMASİNİN ÖNEMLİ ZEMİNLERİNDEN

Dünyada parlamentolar arası diplomasinin en önemli zeminlerinden biri olan NATO Parlamenter Asamblesi, NATO’ya üye ülkelerin parlamentolarından gelen temsilcilerden oluşuyor. Asamble’de NATO’ya üye ülkelerden gelen parlamenterlerin yanında, ortak üye statüsündeki ülkeler, bölgesel partnerler ve gözlemci statüsündeki ülkeler de temsil ediliyor. NATO-PA, küresel politik ve ekonomik iklimin hızla değiştiği, güvenlik endişelerinin arttığı bir dönemde, sıkıntıların aşılmasında, parlamentolar arasında ortak düşünce ve tutum oluşturarak önemli bir işlev görüyor.

EKONOMİ VE GÜVENLİK KOMİTESİ BEŞ ANA KOMİTEDEN BİRİ

Asamble, bir taraftan NATO üyesi ülkelerin ortak değerleri olan bireysel özgürlüklerin, demokrasinin, insan haklarının ve hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesine katkı sağlarken, bir taraftan da hazırladığı raporlarla üye ülkelerin hükümetlerine parlamentoları aracılığıyla politika tavsiyeleri sunuyor. Öztrak’ın başkanlığına seçildiği Ekonomi ve Güvenlik Komitesi, Asamble’nin beş ana komitesinden biri. Öztrak, daha önce 2014 yılında da bu göreve seçilmiş ve iki yıl boyunca görevde kalmıştı.

Erdoğan Ekonomi İçin Bir Mayın Olarak Duruyorsa…

CHP Sözcüsü Öztrak, uzun süredir “Faiz sebep, enflasyon sonuç” denerek yönetilen ekonomide, bugün argümandan dönüldüğünü hatırlatarak, “Eğer gerçekten vazgeçildiyse, bu argümanın müellifi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı buna ikna etmeyi kim ve nasıl başardı? Ama bu gerçekten başarılmadıysa, bir mayın orada duruyorsa ve bu argümanla ekonomiye yeniden müdahale edilecekse bunun sonuçlarının ne olacağını değerlendirdiniz mi?” diye sordu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Merkez Bankası’nın bilgilendirme sunuşu için toplanan TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yaptığı konuşmada şunları söyledi:

ENFLASYON DIŞARIDAN DEĞİL, YÖNETENLERİN HATASININ SONUCU

Enflasyon içeriden mi dışarıdan mı diye bir tartışmadır gidiyor. Dünyada gıda enflasyonu Ukrayna-Rusya savaşının ardından Mart 2022’de zirve yaptı. O günden bu yana da yüzde 24 düşmüş. Aynı dönemde bizde gıda enflasyonu yüzde 116 artmış. Dolayısıyla, Türkiye’deki enflasyon öyle dışarıdan falan değil, bal gibi içeriden, bal gibi yerli ve milli, yönetenlerin hatasının sonucunda ortaya çıkan bir durumdur. Zaten dünyada enflasyonda Sudan ve Arjantin’le birlikte ilk beşteyiz. Bizim son bir aydaki enflasyonumuz dünyadaki 92 ülkenin yıllık enflasyonundan fazla. Yani, dolayısıyla, burada “Bizdeki enflasyon dışarıdan” demenin gerçekle hiçbir ilgisi, alakası yoktur.

ERDOĞAN EKONOMİ İÇİN BİR MAYIN OLARAK DURUYORSA…

Türkiye çok uzun bir süredir “Faiz sebep, enflasyon sonuç” denen bir argümanın arkasına takıldı. Bu süreçte Hükümet gerçekten de dışarıda her türlü güveni ve itibarı kaybetti. Bugün geldiğimiz noktada, “Faiz sebep, enflasyon sonuç” argümanından sanki vazgeçilmiş gibi… Eğer gerçekten vazgeçildiyse, bu argümanın müellifi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı buna ikna etmeyi kim ve nasıl başardı? Bunu bize bir anlatırsanız çok memnun olacağız. Ama bu gerçekten başarılmadıysa, bir mayın orada duruyorsa ve bu argümanla ekonomiye yeniden müdahale edilecekse bunun sonuçlarının ne olacağı konusunda da sizin değerlendirmenizi almak isterim.

MERKEZ BANKASI’NDA KIYIMA UĞRAYAN PERSONEL

Merkez Bankası’nın kanununda “Merkez Bankası’nın merkezi Ankara’dadır” yazar. Şu anda, Merkez Bankası’nın İstanbul’a taşınan birimleri var ve bu çerçevede, kıyıma uğrayan çok değerli Merkez Bankası mensupları var. Dolayısıyla, bu konuda ne yapmayı düşünüyorsunuz?

125 MİLYAR VAR DEDİĞİNİZ REZERV ASLINDA 67 MİLYAR DOLAR AÇIK VERİYOR

Son olarak, rezerv meselesi… 125,5 milyar dolarlık bir rezervden bahsediyorsunuz ama bunlar brüt rezerv. SWAP’lar hariç net rezervlere baktığımız zaman, buradaki açığımız artmaya devam ediyor ve şu an yaklaşık 67 milyar dolar ve son bir hafta on gün içinde de bu açık 8 milyar dolar civarında arttı. Bu, net rezervlerin sizin için hiçbir anlam ı yok mu ve SWAP’lardaki bu artışla birlikte orta ya çıkan brüt rezerv artışının sürekliliği konusunu ya da verdiği güven konusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

ÇÖZÜLEN KKM NEREYE GİDİYOR?

Son olarak, Kur Korumalı Mevduat çözülüyor; nereye gidiyor, neden her ay 11 milyar dolarlık bir dövizi sistemi düzenlesin diye vermek zorunda kalıyorsunuz? Bu konuda da bizi aydınlatırsanız çok teşekkür ederiz.

Faiz Sebep Politikasıyla Geçen 2 Yılın Faturası Devasa Bir Enkaz

CHP Sözcüsü Öztrak, Erdoğan’ın ilk faiz indirimini yapmasının üzerinden tam iki yıl geçtiğini, ayarı bozulan ekonomide şimdi hem faizin, hem dolar kurunun, hem de enflasyonun aynı anda arttığını belirterek, “Erdoğan’ın faiz macerası, arkasında devasa bir enkaz bıraktı” dedi.

Bu tablonun müsebbibi olan Erdoğan’ın yurtdışına çıkınca enflasyonu “dünyanın sorunu” diye anlattığını kaydeden Öztrak, “Ama Türkiye’nin neden enflasyonun şampiyonlar liginde, dünyada ilk beş ülkeden biri olduğunu anlatmadı. Bizdeki aylık enflasyonun, neden dünyadaki 140 ülkenin yıllık enflasyonundan daha fazla olduğunu, bunun kimin eseri olduğunu da açıklamadı. Dünyada gıda fiyatları düşerken bizde neden sürekli arttığından, gıda enflasyonunda neden dünya dördüncüsü olduğumuzdan, ülkemizde yaşanan çocuk açlığından hiç söz etmedi. Herkes biliyor, bizdeki enflasyon dünyadan falan değil, tamamı Erdoğan’dan. Erdoğan’ın, ev yapımı krizi yüzünden” diye konuştu.

Hükümetin hataları yüzünden ilk kez devletin iç borcu için ileride ödeyeceği faizin borcun anaparasını aştığını, Orta Vadeli Programa göre önümüzdeki 3 yıl boyunca, bütçeden her gün 113 milyon dolar faiz ödeneceğini ifade eden Öztrak, “Şimdi bir de millete bütçenin faiz yükünü taşıtacaklar. Bunu ödemek için milletimiz önümüzdeki üç yılda daha çok çalışacak, daha çok vergi ödeyecek. Atalarımız ne güzel söylemiş: Hilekârdan yumurta alan, içinde sarısını bulamaz” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair yaptığı basın toplantısında şunları söyledi:

Sözlerime, Japonya’da ev sahibi takımı yenerek 2024 Paris Olimpiyatları’na katılmaya hak kazanan A Milli Kadın Voleybol Takımımızı kutlayarak başlamak istiyorum. Filenin Sultanlarının olimpiyatlarda da ülke olarak göğsümüzü kabartacaklarına, yeni başarılara imza atacaklarına yürekten inanıyoruz. Yine Sırbistan’da düzenlenen 2023 Dünya Güreş Şampiyonası’nda sporcularımız aldıkları madalyalarla bizleri gururlandırdı. Her birini ayrı ayrı kutluyoruz.

Bugün Merkez Yönetim Kurulumuzun gündeminde, son iki yıldır Hükümetin faiz konusunda, bel kıran dönüşlerinin ekonomiye etkisi, milletimizi ezen enflasyon ve işsizlik, hayat pahalılığı ve açlık, hükümetin sürekli oyalayıp, enflasyon canavarına yem ettiği emeklilerimiz, borcu borçla çevirerek günü kurtarmaya çalışan vatandaşlarımızın kredi ve kredi kartı faizlerinin artmasıyla yaşadığı sıkıntılar, ülkemizin sessiz istilası anlamına gelen sığınmacı meselesi, hükümetin ülkeyi yönetememesinin sebep olduğu çürüme vardı.

TÜRKİYE VE AZERBAYCAN TEK YÜREKTİR

MYK toplantımızda ayrıca, Karabağ’daki gelişmeleri de dikkatle değerlendirdik. Türkiye ve Azerbaycan aynı anda çarpan tek yürektir. Uluslararası hukuka göre, Karabağ’da Azerbaycan egemenliği meşrudur. Azerbaycan’ın bu süreçte sivillere zarar gelmemesi için gösterdiği özen ve barışı tesis etmeye yönelik söylemleri takdire şayandır. Azerbaycan’ın Karabağ’da düzenlediği terörle mücadele operasyonunun bölge barışına katkı sağlayacağına inanıyoruz. Bu mücadelede şehit olanlara Allah’tan rahmet diliyoruz.

FAİZ SEBEP POLİTİKASIYLA GEÇEN 2 YILIN FATURASI DEVASA BİR ENKAZ

Siyasetçiler, yöneticiler, hep birkaç adım sonrasını düşünmek zorundadır. Vatandaştan yetki alanların, insanların, umutlu, mutlu, huzur içinde yaşadığı bir ülke için en iyisini yapma mecburiyeti vardır. Hiçbir millet umutsuzluk içinde yaşayamaz. Umutsuzluk toplumları çürütür. Yönetenler, günü birlik politikalarla, hamaset dolu sözlerle, yarının sorumluluğundan kaçamazlar. Maalesef ülkemiz, tam da böyle bir anlayışın elinde, yönetilmemektedir, çürümektedir. Erdoğan’ın burnunun dikine giderek, ilk faiz indirimini yapmasının üzerinden tam iki yıl geçti. Mayıs ayındaki seçimlerin ardından çakma ekonomist çark etti. Hem de ne çark! Ekonomiyi daha önce dolandırıcı ilan ettiği bakanla, ABD’den ithal ettiği Merkez Bankası başkanına bıraktı. Onların da ilk işi Erdoğan’ın izlediği politikaları irrasyonel ilan etmek oldu. Seçimden önce yüzde 8,5 olan politika faizini üç ayda dörde katladılar. Erdoğan’ın faiz macerası, arkasında devasa bir enkaz bıraktı.

BU ENFLASYON EV YAPIMI

Daha üç yıl önce, yüzde 19 olan politika faizi şimdi yüzde 30. 8 lira 65 kuruş olan bir doların değeri şimdi 27 lira 20 kuruş, yüzde 19 olan enflasyon şu anda yüzde 50. Dahası, Erdoğan seçim öncesinde, “Yılsonunda yüzde 20’ler seviyesinde olacak” dediği, millete söz verdiği enflasyonun yılsonunda yüzde 65 olacağını da orta vadeli programda kabul etti. Ancak bu tablonun müsebbibi Erdoğan yurtdışına çıkınca ABD’de yine sorumluluktan kaçmaya başladı. Enflasyonun “dünyanın sorunu” olduğunu anlattı, tabii Türkiye’nin neden enflasyonun şampiyonlar liginde, dünyada ilk beş ülkeden biri olduğunu anlatmadı. Bizdeki aylık enflasyonun, neden dünyadaki 140 ülkenin yıllık enflasyonundan daha fazla olduğunu, bunun kimin eseri olduğunu da açıklamadı. Dünyada gıda fiyatları düşerken bizde neden sürekli arttığından, gıda enflasyonunda neden dünya dördüncüsü olduğumuzdan, ülkemizde yaşanan çocuk açlığından, hiç söz etmedi. Kendi politik hataları nedeniyle Türkiye’nin, nasıl Dünya Sefalet Endeksi’nde, ilk 40’a giren tek OECD üyesi ülke haline geldiğini, ülkeyi Sefalet Endeksi’nde Sudan ile Surinam arasına nasıl sıkıştırdığını da anlatmadı. Bu verimli topraklarda, bu genç nüfusumuzla, G20 ülkeleri arasında Arjantin’le birlikte, neden Sefalet Şampiyonu olduğumuzdan ise hiç söz etmedi. Herkes biliyor, bizdeki enflasyon dünyadan falan değil, tamamı Erdoğan’dan. Erdoğan’ın, ev yapımı krizi yüzünden.

ERDOĞAN’IN SORUMLULUKTAN KAÇIŞ PLANI

Şimdi Erdoğan ABD’de yeni vitriniyle birlikte, “2024’ün ilk çeyreğinde enflasyonu düşüreceklerini” anlatıyor. Beyefendi 2023’ü gözden çıkarmış, önümüzdeki yıla randevu veriyor. Onu da göreceğiz. Arkadaşlarının başarılı olacaklarını da söyleyerek, sorumluluğu onlara yıkıyor, yeni çarklara ve kaçışlara zemin hazırlıyor.

O KADAR OYNADILAR Kİ AYAR TUTMUYOR

Saray ve şürekası ekonominin ayarlarıyla öyle bir oynadılar ki, artık ekonomi ayar tutmuyor. Faizlerin seçimden sonra dörde katlanmasına, Merkez Bankasının arka kapısından, döviz satışının sürmesine rağmen, paramız pul olmaya, enflasyon azmaya devam ediyor. Merkez Bankası, hafta içinde politika faizini yüzde 25’ten yüzde 30’a yükseltti. Böylece seçimlerden sonra politika faizi toplamda 21,5 puan birden arttı. Merkez Bankası’nın kısa vadeli faiz haddinin yüzde 30’lara çıktığını en son 2003 yılının Ekim ayında görmüştük. Yani tam 20 yıl önce görmüştük. Merkez Bankası’nın piyasaya borç verme faizi yüzde 31 iken, İstanbul Ticaret Odasının enflasyonu yüzde 20,3’tü. Dolar kuru da o gün 1 lira 40 kuruştu. Bugün TCMB’nin politika faizi yine yüzde 30, ama gerçekleşen İTO enflasyonu yüzde 74. 1 Dolar da 27 lira 20 kuruş. Bu işlerin nasıl raydan çıktığını açık seçik ortaya koyuyor. Bu kadar faiz artırıyorlar, dolar da, enflasyon da artık tınmıyor. Bunun Sarayın güven vermeyen siyasetinden kaynaklandığının tüm dünya farkında. Erdoğan daha önce Mayıs ayındaki seçimden hemen önce, “Bu kardeşiniz iktidarda olduğu sürece, faiz yükselemez, faiz devamlı düşecektir. Göreceksiniz enflasyon da faizle beraber düşecek…” diyordu. Sonuç? Sonuç tam tersi oldu. Faiz de uçtu, enflasyon da uçtu.

HİLEKÂRDAN YUMURTA ALAN, İÇİNDE SARISINI BULAMAZ

Tarihimizde ilk kez devletin iç borcu için ileride ödeyeceği faiz, borcun anaparasını aştı. Bütçenin faiz giderleri şaha kalktı. 1975-2002 döneminde bütçeden her gün yapılan faiz ödemesi yaklaşık 24,5 milyon dolardı. 2003-2023 döneminde söz konusu ödeme, 73 milyon dolara çıktı.  Son Cumhurbaşkanının imzasıyla yayınlanan Orta Vadeli Programa göre ise 2024-2026 döneminde devletin bütçesinden her gün yapılacak faiz ödemesi yaklaşık 113 milyon dolar olacak. Milletin bankalara olan borcunun artan faiz yükü yetmedi, şimdi bir de millete bütçenin faiz yükünü taşıtacaklar. Bunu ödemek için milletimiz önümüzdeki üç yılda daha çok çalışacak, daha çok vergi ödeyecek. Atalarımız ne güzel söylemiş: “Hilekârdan yumurta alan, içinde sarısını bulamaz.”

IMF BİLE SÖYLÜYOR

Milletin gelirini enflasyonla pul eden hükümet, şimdi milletin kredilerini kesme, kredi kartlarına sınır getirme hazırlığında. Diğer taraftan son faiz kararından sonra, ihtiyaç kredilerinin faizleri yüzde 60’a dayanmış vaziyette. Kredi kartı gecikme faizleri başını alıp gitmiş durumda. Borcu borçla çeviren vatandaşlarımız için hayatın giderek zorlaşacağı bir dönem başlıyor. Nitekim, ilk 9 ayda icra dairelerine gelen yeni dosya sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 60’a yakın artmış. 10 milyonun üzerine çıkmış. İlk 8 ayda 95 bin çeke karşılıksız işlemi yapılmış. Karşılıksız çek tutarı yüzde 163 artışla, 31 milyar 400 milyon liraya yükselmiş. Uluslararası Para Fonu bile Türkiye ile ilgili son 4. madde gözden geçirme raporunda, yüksek enflasyonla artan konut ve gıda harcamalarının dar ve sabit gelirle çalışanların boğazını nasıl sıktığını anlatıyor.

BORSAYA DİKKAT… DİMYAT’A PİRİNCE GİDERKEN

Ülkede çalışanların yarısından fazlası açlık sınırının altındaki asgari ücret ya da civarında bir ücrete talim ediyor. Çalışmayan aç, çalışan da aç. Millet sadece yoklukla değil, açlıkla da sınanıyor. Diğer taraftan, elinde biraz parası olan da eriyip gitmesin diye borsaya yöneliyor. Olmayacak hisseler, olmayacak fiyatlara çıkıyor. Hükümetin kerameti kendinden menkul sözde alimleri de, “Borsaya yatırım yapın” fetvaları veriyor. Yarın öbür gün buraya para yatıranların, Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmaları ve bir kere daha piyasanın köpekbalıklarına yem edilmeleri eğer tedbir alınmazsa kaçınılmaz. Parası olan vatandaşlar da, paralarını hızla yurt dışına kaçırıyor. Son 3 yılda vatandaşların yurt dışı portföy yatırımları 4 katına çıkmış.

EKONOMİ VE DEVLET YÖNETİMİ ÇÜRÜYOR

Değerli hocamız Korkut Boratav’ın ifade ettiği gibi ekonomide çökmeden çok daha tehlikeli bir süreci yaşıyoruz. Ekonomi ve devlet yönetimi çürüyerek dağılıyor. Sadece çökme olsa, çöken kaldırılır. Ama bu çürüme öylesine sinsi ki, burunlar bu kokuya yavaş yavaş alıştırılıyor. İnsanlar yaşanan felaketi giderek kanıksamaya başlıyor. Saray, şürekası ve ekonominin parazitleri bu leş kokulu ortamda semiriyor, milletimiz her geçen gün daha fazla eziliyor.

BUNLARIN EMEKLİYE ETTİĞİNİ AKREP ETMEZ

Bu çürüyen yönetimin, emekliye ettiğini akrep etmez. Emekliyi Haziran’da mağdur ettiler maaş artışı vermediler. Sonra tepkiyi görünce Ekim’de emekli aylığına düzeltme diye bir fısıltıyı emeklilerin kulağına üflediler. Ama Erdoğan ABD dönüşü “Ölen ölsün, kalan sağlar bizimdir” dedi. Emekliye kapıları önümüzdeki senenin başına kadar kapadı. Şimdi bakanları ve partisi lafı çevirmek için kıvranıp duruyorlar. Biri çıkıyor “Bütçenin durumu malum, idare etmek lazım” diyor. Bütçeyi idare edecek emekliyi mi buldunuz? Yandaşlarınızı idare edin. Öbürü, “Zam olmasa da bir ikramiye olabilir” diyor. Cumhurbaşkanı yardımcısı da, “Yılsonuna kadar inşallah düzenleme yapacağız” diyor. Badel Harabül Basra… Basra harap olduktan sonra…

BAKAN BEY SORUN ÇÖZMENİN DEĞİL, ÖNLÜĞÜN PEŞİNDE

Bu çürüyen rejimde, çocuklar okula aç gidip geliyor. Bu ülkenin vatandaşları hep bir ağızdan “Çocuklara her gün okulda bir öğün ücretsiz yemek” isterken, talep ederken hükümet olan yemeği de kaldırıyor. Bakan Bey, öğrencilerin açlığıyla uğraşacağına, Atatürk’e hakaret eden öğrenciler yetiştiren bu çarpık eğitim sistemini düzeltmek için kafa yoracağına, özel okullarda asgari ücret altında çalıştırılan öğretmenlerimizin derdine derman bulacağına, öğretmenlere önlük giydirmenin peşinde.

ERZURUM’DA VATANDAŞIN DEDİĞİ

Dünyada tarımın başladığı, bastonu diksen yeşerten bu bereketli topraklarda, yoksulluğu geçtik açlığı konuşuyoruz. Erzurum’da piyasanın az altında fiyata bir kilo et alabilmek için insanlar sabahın 6.00’sında kuyruğa giriyor. Kimi görüntü alan basın mensuplarından utanıyor, kimi “Çek kardeşim yönetenler halimizi görsün” diyor. Kuyruktaki bir vatandaş, “Bizi bu hale koyanların vicdanları rahat mı?” diye soruyor. Bir başkası da araya girerek “Suç bizde. Her defasında bunlara oy veriyoruz” diye hayıflanıyor.

200 LİRALIK YAKIT İBREYİ OYNATMIYOR

Ekim ayında elektriğe yüzde 30 civarında zam haberleri geliyor. Seçimden önce ülkenin dört yanından petrol fışkırıyordu. Hatta öyle bir petrol bulunuyordu ki, “Çıktığı gibi traktörüne koy, çalıştır” diye hikayeler anlatılıyordu. Şimdi, mazot da benzin de 40 lirayı buldu. 200 liralık yakıt alsan, ibre kırmızıdan yukarı çıkmıyor, ama Erdoğan dışarıda gazetecilere “İstanbul’da Enerji hub’ı kurmaktan” bahsediyor. Biz, “Zamlar zam olmaktan çıktı, zulme döndü” demiştik. Artık en yakınlarındaki ortakları bile, “Bu enflasyon, bu pahalılık azap değil de nedir” diye soruyor.

ERDOĞAN’A HER ŞEY LGBT RENKLERİNİ HATIRLATIYOR

Ama Hükümet hiç oralı değil, Erdoğan’ın aklında varsa yoksa LGBT renkleri var. “Ona her şey LGBT renklerini hatırlatıyor…” En son yandaş basına, BM duvarlarında LGBT renklerini gördüğünü anlatıyor. “Buradaki liderlerden bir tanesi LGBT’ci” diye onlarla dedikodu yapıyor. Bunun üzerinden aile, ahlak dersleri anlatıyor. Ya gerçekten kendi de şürekası da dünyadan habersiz, ya da bilerek Birleşmiş Milletlerin “Sürdürülebilir Kalkınma” hedeflerini anlatan boyalı merdivenlerine, salon süslemelerine “LGBT renkleri” diyor. Arkasına da seçim taktiği olarak kullanacağı belli olan, Anayasa değişikliği önerisini ekliyor. Buradan bu arada TÜİK yetkililerini de uyaralım. İnternet sitenizden, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri sayfasını kaldırmazsanız, sizin de Erdoğan’ın hışmına uğramanız yakındır.

KALKINMADAN BİHABER

Erdoğan “kalkınmadan” bihaber, ama milleti bölmekten, içinden düşman çıkartmaktan bir türlü vazgeçmiyor. Erdoğan gerçekten aile yapısını önemsiyorsa, ülkede aileleri asıl dağıtanın, boşanmaları artıranın, ahlakı bozanın, kendi eseri olan enflasyon, hayat pahalılığı, geçim derdi olduğunu kabul etmelidir. Geçen yıl bu ülkede 181 bin çift boşanmış, hızı artıyor boşanmalar. Erdoğan önce ekonomiye bunları önlemek için bir çözüm aramalıdır. Milleti bölmek için yalana dolana, gözünü boyamak için Anayasa değiştirmeye sarılacağına, asıl bulabiliyorsa, bu çürümüşlüğe çare bulmalıdır.

TAHMİN DEĞİL, ATMASYON

Bu çürüyen rejimde, devlet yönetimi ve kurumlar da büyük bir hızla çürüyor. Sayıştay’ın her tarafı budanmış, sansüre uğramış raporlarıyla bile, devlet yönetiminde nasıl bir çürümenin yaşandığı ortada. Kurumlar Sayıştay’a bilgi vermiyor, verende yarım yamalak veriyor. Gelir tahmini yapıyorlar, gerçekleşme tahminden yüzde 25 bin 316 oranında sapıyor. Bu tahmin mahmin değil bu tamamen atma, atmasyon. Millete sabır telkin eden, ama itibardan hiç tasarruf etmeyen Sarayın yıllık harcamaları yapılan revizyonlarla 6 milyar liraya dayanıyor. Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın milyonlarca lira yardım ettiği dernekte antrenör var, sporcu yok. İhaleler bölüne bölüne yasal sınırın altına düşürülüyor, ihaleyle alınması gereken mal ve hizmetler, doğrudan temine dönüştürülüyor. İstisna maddesine uymadığı halde pek çok ihale istisna maddesi kullanılarak yapılıyor.

DÖVİZLE BORÇLANMANIN FATURASI

Hükümete, “Dövizle borçlanmayın, döviz borçlarını Türk Lirası’na çevirin” dedik durduk. Biz bunları söylerken, “Tek kuruş vermiyoruz” dedikleri döviz garantili KÖİ projelerine Sayıştay raporlarına göre milletin bütçesinden milyarlarca lira aktarmışlar. Şehir hastanelerine ödenen garantilerin hesabı ise belli değil. Hazine Garantili borçlar, tek bir yılda kur farkından dolayı tam 123 milyar lira artmış. Yetmez, Hazine’nin borç yükü seçimden bu yana 1 trilyon 287 milyar lira artarken, bu artışın 963 milyar lirası, yani yüzde 75’i, dörtte üçü döviz cinsi borçların TL karşılığındaki artıştan gelmiş.

REİS ÖYLE DEMEK İSTEMEDİ

Bu çürüyen rejimde, bir taraftan milletimiz hızla kutuplaştırılırken, Cumhuriyetimizin üstüne inşa edildiği milletin birliği ve dirliği giderek yok oluyor. Yeni yeni millet tanımları ortalarda dolaşıyor. İtalyan Başbakanı, “Ülkemi Avrupa’nın sığınmacı üssü yaptırmam” derken, Ürdün Kralı, “Daha fazla sığınmacıya ev sahipliği yapacak gücümüz ve kaynağımız yok. Suriyeliler geleceklerini misafir oldukları ülkelerde değil, kendi vatanlarında aramalıdır” diyerek ülkesinden yana tavrını net bir şekilde ortaya koyuyor. Ama Erdoğan yurt dışındaki ortaklarına “5 milyon mülteciye ev sahipliği yapmaya devam edeceğiz” diyor. Bir de onlara bizi şikayet ediyor. Ülkede tepkiler çığ gibi büyüyünce, bu kez, partisinin Grup Başkanvekili yurt içinde, “Reis öyle demek istemedi” diye top çevirmeye kalkıyor.

ERDOĞAN SOROS 8 YIL ÖNCE NE DEDİYSE ONU YAPIYOR

Buradan tekrarlayalım. Erdoğan’ın sözleri de misyonu da gayet açıktır. Herkese Sorosçu diye saldıran BOP Eşbaşkanı, Soros bundan 8 yıl önce bu sığınmacılarla ilgili olarak ne dediyse onu aynen tatbik etmektedir. Soros, sığınmacılarının Türkiye’de durmasının “Daha ucuz ve daha verimli” olduğunu söylemiştir. “Avrupa ve Türkiye arasında yapılacak bir anlaşmanın temel hedefinin bu olması gerektiğini” de yazmıştır, anlatmıştır. Sarayda oturan Büyük Ortadoğu Projesinin eş başkanı da, AB ile Geri Kabul Anlaşmasını tereddütsüz imzalamıştır. Üç para beş kuruş karşılığında, Türkiye’yi AB üyesi yapmaktan vazgeçmiştir.

BENLİĞİNİ BİLMEYEN, BAŞKA MİLLETLERE YEM OLUR

Şimdi Saray ve şürekası bir taraftan, “Milletin çeşitliliği” laflarını ortaya atmaktadır. Diğer taraftan da yandaş gazetecilere, sığınmacıları bağrımıza nasıl basmamız gerektiğini anlatan videolar çektirmektedir. Bu izan fukaraları da, “Sığınmacılarla tek milletiz” demeye kadar işi götürmektedirler. Büyük devlet adamı önderimiz Atatürk’ün ifadesiyle, “Millî benliğini bilmeyen milletler, başka milletlere yem olurlar.” Kendi aklınca ithal bir millet yaratmak isteyenler, kürekleri tarihimizin akışının tersine çekmeye çalışan, emperyalizmin projelerinin maşaları, dün olduğu gibi bugün de hezimete uğrayacak, bu girişimleri tarihin tozlu rafları arasında yerlerini alacaktır. Biz, canımız ve kanımız pahasına aldığımız,  Anadolu ve Rumeli topraklarının, kirli hibrit savaş oyunlarıyla, emperyal heveslere peşkeş çekilmesine dün izin vermedik, bugün de izin vermeyeceğiz.

MAFYA, VARLIK BARIŞIYLA PARAYI TÜRKİYE’YE NASIL GETİRDİĞİNİ ANLATIYOR

Bu çürüyen rejimde, kurumların, kavramların, düşüncelerin yanında, belki de en çok, devletin temel direği olan adalet çürüyor. Ülke vahşi batıya döndü… Her gün ülkenin bir köşesinden çatışma haberleri geliyor. Hatay’ın seçilmiş milletvekili, gerçekleri yazan gazeteciler içeride, yasadışı bahis baronlarının, mahkemelerce serbest bırakılması için, oyun üstüne oyun oynanıyor. Azerbaycan’ın mafyasını Antalya’da vuruyorlar, yeğenine İstanbul’da ateş açıyorlar. Arabalarda tam otomatik suikast silahları bulunuyor. Gürcü mafyası Trabzon’da, İsveç mafyası İstanbul’da çatışıyor. İsveç basınının yaptığı, “Kara Mamba lakaplı mafya şefinin parayla Türkiye Cumhuriyeti pasaportu aldığı” haberleri, yazılıp çiziliyor. Bu kara düzenin sahipleri kara paralarını da yanlarında getiriyor. Esenboğa’da yakalanıp yerlere yatırılan mafya, yurt dışından getirdiği paraları, Varlık Barışı’yla ülkeye nasıl sorgusuz sualsiz soktuğunu ifadesinde tek tek anlatıyor. Hep söyledik, Türkiye’nin kaynağı belli, güvenli, anlık değil sürekli yeni iş imkanları, aş sağlayan temiz finansmana ihtiyacı var. Ama yönetenlere güven kalmayınca sermaye kaçıyor. Bu defa cin fikirler devreye giriyor. Aflarla kirli parayı yıkama merkezine dönen ülkemiz, mafyalara cennet, vatandaşa cehennem oluyor.

MÜJDELEDİKLERİ PARA, ANKAPARK’IN ALTINA GÖMDÜKLERİ KADAR

En son Hazine ve Maliye Bakanı, Dünya Bankası’ndan 800-900 milyon Avro borç bulduklarını sosyal medya hesabından duyuruyor. Oysa bulduk diye bayram ettikleri bu para, üç aşağı beş yukarı bunların müstafi Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlarının, yıllar önce Ankapark’a gömdüğü para kadar. Soruyoruz, yatırımı, ihracatı bırakmışlar her yerden borç dilenen, sonra da “895 milyon Avro borç bulduk” diye sevinen, sosyal medyada duyurular yapan dünyada başka kaç tane hükümet vardır.

SARAYIN ÜMİDİ MUHALEFETİ DAĞITMAK

Bu Hükümet bu ülkenin, bu milletin hiçbir derdine derman olamaz. Seçimden sonra yaptığı ve yapmadıklarıyla bunu ispatladı. Şimdi Erdoğan, Partisinin yüzde 30’un da altına inen oyuyla seçim kazanmak için her yolu deniyor. Bütün ümidi, muhalefeti ne yapıp edip dağıtmak. Yüzde otuzla ülkenin yüzde yüzüne el koymak. Havuz gazetelerinde kendi belediyelerinin rezilliklerinin üstünü örtüyor, bizim belediyelerimize ise kara çalmaya devam ediyor. Hükümet belediyelerimizin hizmetlerini önlemeye çalışırken, iktidarın çoğunlukta oldukları belediye meclisleri de hemşerileri için çalışan CHP’li başkanları engelliyorlar. Ankara’da atık su arıtma tesisi için bulunan dış kaynaklı krediyi Erdoğan onaylıyor ama cumhur ittifakının çoğunlukta olduğu Belediye Meclisi buna taş koyuyor. İstanbul’da Belediyemizin, otizmli ve down sendromlu çocukların kullandığı merkez haline getirdiği spor tesisini kendi ilçe belediyelerine devrediyorlar. Özel ihtiyacı olan çocuklarımıza verilen hizmeti engellemeye çalışıyorlar. Ama ne yaparlarsa yapsınlar. CHP’li başkanların yönettiği belediyelerde, vatandaşlarımız rahat bir nefes alıyor. Daha önce almadıkları hizmeti alıyorlar.

Kongrelerimizi bitiriyoruz. Yarın Parti Meclisimiz Kurultay tarihine karar verecek. Bu ülkenin aydınlık yarınlarına inananlar olarak, bu süreçten de yenilenerek, güçlenerek çıkacağız. Ülkemizi, kifayetsiz muhterislerin elinden kurtaracak yolun kapısını açacağız. Milletimizi bölüp parçalayarak yalanla, hileyle, hurdayla siyaset yapmanın sonuna gelindi. Meydanlarda söylenen yalanların faturası ağır oldu. Milletimiz önümüzdeki seçimlerde kendine bunca zulmü reva görenlere, sandıkta mutlaka gereken cevabı verecektir.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- CHP’nin hemen her kongresinde çıkan kavgaları siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bütün partilerde olduğu kadar bizde de kongre süreçlerinde istenmeyen manzaralarla karşılaşabiliyoruz. Bunlar hakkında da gerekli incelemeleri yapıyoruz. Ama öyle görünüyor ki, bu soruyu soranlar bizim kongrelerimizde uygar tartışmaları da kavga diye sınıflandırıyorlar. Kongrelerdeki her demokratik tartışmayı “CHP’nin her kongresinde kavga var” diye sunmanın ve sormanın da neye hizmet ettiğini dinleyenlerin takdirine bırakıyoruz. Bu soruyu soranların bugüne kadar Erdoğan’a bakanlar kurulunda çıkan kavgaları, tekme tokat iddialarını, cumhur ittifakı partilerinin kongrelerinde uçan sandalyeleri sorup sormadığını da doğrusu merak ediyoruz.

Soru- İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in İstanbul adayının Muharrem İnce olacağı iddia ediliyor. Sizin bu konuya ilişkin bir yorumunuz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Biz bir başka partinin hep söylüyorum içişleriyle ilgili, tercihleriyle ilgili yorumda bulunmamayı tercih ederiz. Bu soru vesilesiyle de bir rahatsızlık geçiren İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Meral Akşener’e de bir kez daha geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

Soru- Ankara geçtiğimiz haftalarda yapılan bir operasyonda tutuklanan, hakkında suç örgütü lideri suçlaması olan kişinin eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yla olduğu iddialarını konuşuyor. Bugün MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “MHP vefanın ve siyasi ahlakın bir gereği olarak Sayın Süleyman Soylu’nun sonuna kadar arkasındadır” açıklamasını yaptı. Siz bu desteği ve zamanlamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Vefayla, siyasi ahlakla bunun ne alakası var? Bu kişiyi tutuklayan bu ülkenin İçişleri Bakanlığı. Siyasi ahlak bir suç söz konusuysa o suçun üstüne amasız fakatsız gitmeyi gerektirir. Kendi ittifaklarının İçişleri Bakanı bu soruşturmayı yürütüyor. Şimdi bu soruşturma süreci devam ederken Bahçeli’nin Soylu’nun arkasındayız açıklaması manidardır. Bu aynı zamanda soruşturmaya müdahale anlamına gelir. Diğer taraftan yerel seçimlerde işbirliği tartışılırken MHP’den gelen bu açıklama AK Parti Genel Başkanını yargıya müdahale etmeye davet olarak da okunabilir. Kaldı ki, Bahçeli’nin mafya yapılarıyla münasebetleri fotoğraf albümleriyle ortadadır. Sakladığı bir hususta değildir.

Soru- Sayın Öztrak, yakın zamanda Özgür Özel’in bir açıklaması olmuştu. Milletvekili aday listeleri açıklanırken Sadullah Ergin’i gördüğümde isim benzerliğimi diye düşündüm. 39 milletvekilini gördüğümüzde şaşırdık şeklinde. Daha sonra Bülent Tezcan’ın bir açıklaması oldu. Helalleşme çağrısını videolardan öğrendik. Bunun bir istişare süreci olmadı şeklinde. Acaba bu seçmende CHP içerisinde istişare kültürünün yerleşmediği ya da antidemokratik uygulamaların olduğu şeklinde yorumlanıyor mudur? Ya da gerçekten de haberleri yok muydu? Bu cümleleri, bu açıklamaları neyin üstüne yaptılar?

Faik ÖZTRAK- Ben genellikle partimizin içişleriyle ilgili olarak burada konuşmayı tercih etmiyorum. Ama şunu söyleyeyim, hiçbir zaman bu dönemde olduğu kadar partinin içinde istişare mekanizması işlememiştir. Teşekkür ediyorum arkadaşlar

Sarayın Tek Çaresi Bizi Kavgalı Ev Göstermek

CHP Sözcüsü Öztrak, beslenemeyen çocukların bir ülke için en büyük yıkım olduğuna dikkat çekerek, “İyi beslenememenin sonucu, iyi gelişememek, iyi eğitim alamamaktır. Çocuk açlığının vicdani ağırlığının yanında ülkeye maliyeti, küresel yarışma gücüne sahip olmayan, insani sermaye açığını bir nesil boyu taşımaktır. Bu gerçekten bir felakettir” dedi.

Hükümetin kendi harcamalarından kısmak yerine çocukların boğazından kısmasının kabul edilemez olduğunu kaydeden Öztrak, “Hükümeti, sebebi oldukları kriz yüzünden bir nesli kaybetmemek için, ülkenin beşeri sermayesinin telafi edilemez şekilde zarar görmemesi için, anne ve çocuklar için beslenme programlarını hızla, eksiksiz hayata geçirmeye çağırıyoruz. Birinci öncelik bu ülkede hiçbir çocuğun, yatağına aç girmemesini mutlaka sağlamaktır” diye konuştu.

Kuveytli bir yazarın Atatürk’e yönelik hakaretlerini şiddetle kınadıklarını ifade eden Öztrka, “Hükümetin de bu konuda sessiz kalmamasını, bu kendini bilmez edepsiz hakkında her türlü hukuki yolu kullanmasını bekliyoruz, istiyoruz. Aksi takdirde, Körfez’den kaynak arayışları nedeniyle Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e hakarete sessiz kalınmasını kabul edemeyiz” değerlendirmesinde bulundu.

Hükümetin getirdiği Orta Vadeli Program’da, bu yıl ek bütçe kanunuyla verilmemiş 974 milyar liralık bir harcama yetkisi görüldüğünü belirten Öztrak, “Anlaşılan yerel seçimlerden önce, bütçeyi darmadağınık etmeye devam edecekler. Tabii parayı bulabilirlerse” dedi.

Erdoğan’ın yüzde 30’lara düşen oyuyla, belediyelerin yüzde 100’ü almak için muhalefeti dağıtmayı, muhalefeti kavgalı ev olarak göstermeyi tek çare olarak gördüğünü söyleyen Öztrak, “Ama biz buna izin vermeyeceğiz. Yılgınlığa kapılmayacağız. Yüz yıllık bir parti olmanın gururuyla, Atatürk’ün kurduğu parti olmanın sorumluluğuyla hareket edeceğiz. Yenileneceğiz. Bu süreçte etik sınırları aşmayan her tartışmayı, istişareyi, hataların düzeltilmesi, mücadelemizin güçlenmesi için fırsat olarak göreceğiz. Yenilenme sürecimizi bu ruhla sürdürerek, bir demokrasi şöleni olacak kurultayımıza, hızla ilerleyeceğiz” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Bugün kurulumuzun gündeminde, milletimizi ezip geçen hayat pahalılığı, hükümetin yoksulluğu hızla artıran politikaları ve politikasızlıkları, ülkemizin bir numaralı gündemi haline gelen çocuk açlığı, bunun neticesinde, milletimizin karşı karşıya olduğu bir nesli kaybetme tehlikesi, eğitim politikasının açmazları, ülkede giderek artan hukuksuzluk ve başta Hindistan’dan Avrupa’ya uzanan ticaret yolu olmak üzere, Erdoğan’ın güven vermeyen dış siyaseti nedeniyle, Türkiye’nin küresel oyundan dışlanması vardı. Hızla tamamlanan partimizin il kongreleri sürecini ve yine devam eden yerel seçim hazırlıklarımızı da, toplantımızda değerlendirdik.

KUVEYTLİ EDEPSİZ HAKKINDA HER TÜRLÜ HUKUKİ YOL KULLANILMALI

Sözlerime başlarken; Kuveytli bir yazarın Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e hakaretlerini şiddetle kınadığımızı belirtmek istiyorum. Hükümetin de bu konuda sessiz kalmamasını, bu kendini bilmez edepsiz hakkında her türlü hukuki yolu kullanmasını bekliyoruz, istiyoruz. Aksi takdirde, Körfez’den kaynak arayışları nedeniyle Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e hakarete sessiz kalınmasını kabul edemeyiz. Yine bu hafta Ahilik Haftası… Kültürümüzün ayrılmaz parçası ahilik, sadece bir mesleki dayanışmayı değil aynı zamanda yüksek bir ahlakı ifade eder. Çalışma hayatını doğruluk üzerine inşa eden Ahi Evran’ın “Kalbini, kapını, alnını açık tut” sözleri dün olduğu gibi bugün de, sadece esnafımızın değil, Anadolu ve Rumeli kültürünün pusulasıdır. Ahilik Haftası’nı kutluyoruz.

HEDEF VAR, EYLEM YOK

“Eylemsiz öngörü hayal, öngörüsüz eylem ise kâbustur.” Tek kişilik şahsım Hükümeti, seçimi kazanmak için, milletin döviz kasasını boşalttı, bütçesini tarumar etti. Seçim sonrasında, ekonomi yönetiminin vitrinini değiştirerek işi hallederim, dışarıdan para bulurum sandı, olmadı. Ardından vergi, harç, zam yağmuru altında milletimizi ezdi. Hatalı politikalarıyla azdırdığı, enflasyon, hayat pahalılığı, yoksulluk, açlık milletin üstüne adeta bir kabus gibi çöktü. Şimdilerde de hükümet, sürekli vaat veriyor. Hedef ve tahminler açıklıyor. Ama arkasında bunu destekleyecek, milleti feraha çıkaracak herhangi bir eylem koymuyor, yok.

BU BAHSETTİKLERİ IMF PROGRAMININ ANA UNSURLARINDAN BİRİ

Hükümet seçimden sonra, bu yılın enflasyon hedefini dört defa değiştirdi. Seçim öncesinde yüzde 22 olan enflasyon hedefi, seçim sonrasında üçe katlandı, yüzde 65 oldu. Hükümet bu yıl enflasyonla mücadelede havlu attı. Tek haneli enflasyon bu yılda, gelecek yılda, ondan sonraki yılda hayal oldu. Hükümetin “eylemsiz öngörülerinin” yanında, “Öngörüsüz eylemleri” de, milletimizin hayatını cehenneme çeviriyor. 2014’ten bu yana yaptıkları ve yapmadıkları nedeniyle, içeride, dışarıda kendine duyulan güveni, hızla bitiren şahsım hükümeti, dışarıda aradığı parayı bulamayacağını anladı. Enflasyonu düşürmek için, faturayı millete kesmekten başka çaresi de kalmadı. Yeni vitrin de bunun farkında, çıkıyorlar, “Hedeflenen enflasyona göre maaş artışı” diyorlar. IMF programının ana unsurlarından birini dillendirecek kadar cesurlar. Enflasyon hedefini üç ayda dört kez değiştiren yönetimin, bu vaadinin Türkçesi, artık “Telafiden vazgeçtim, çalışanları enflasyona ezdireceğim” demektir. Ama mahalli idare seçimleri öncesinde erken gelen bu açıklama, anlaşılan saray koridorlarında rahatsızlık yaratmış. Cumhurbaşkanı Yardımcısı apar topar kameraların karşısına çıkıyor, “Sonradan telafi ediyoruz, çalışanı enflasyona ezdirmiyoruz” diyor. Telafiden vazgeçmediklerini anlatıyor. Tabii bu arada sebebi oldukları yüksek enflasyon ortamında altı ayda bir yapılan telafinin de, çalışanları enflasyona ezdirdiğini görmezden geliyor.

KIDEM TAZMİNATINA SÖZLERİNİ DİKTİLER

Bir yandan da “Tamamlayıcı emeklilik” diyerek emekçinin kıdem tazminatına gözlerini dikiyorlar. Kıdemi cep harçlığı gibi küçük taksitlere bağlayan, kamusal olmayan, bir çeşit emeklilik sistemini getirmeye hazırlanıyorlar. “İç talep dengelenecek” diyerek, milletin karnını doyurabilmek için kullandığı kredi kartlarına, tüketici kredilerine sınır getirmeye başlıyorlar. Milleti alışveriş yapamayacak hale getirerek, enflasyonu düşürmeye çalışmak millete zulümden başka bir şey değildir. Hükümet yine işin ucuzuna kaçıyor. Ortada verimliliği artıracak, maliyetleri düşürecek, doğru dürüst bir program ve plan yok. Enflasyona kalıcı çözüm yok ama vatandaşa zulüm çok.

ÇÖZÜM YOK, YÜKLEN VATANDAŞA

Mazot fiyatı aldı başını gitti. Tekirdağ’ın Malkara ilçesinde 120 litrelik bir traktör deposu seçimden önce 2 bin 429 liraya dolarken, bugün 4 bin 897 liraya doluyor. Malkaralı çiftçi hemşerim traktörüne mazot koyup tarlasına nasıl girecek? Buna çözüm bulmaya çalışan yok. O zaman yüklen vatandaşa.   Hükümet, seçimden sonra mazotta vergiyi artırdıkça artırdı. Bir TIR Antalya’dan İstanbul’a gelişte, sadece 13 bin liralık mazot yakıyor. Bunun otoyol parası var, köprü parası var, şoför masrafı var, kamyoncunun kârı var, ödenecek vergisi var, işletme giderleri var. Bir de bu aracın Antalya’ya dönüşü var. Gidiş geliş hesap edildiğinde 20 tonluk malın İstanbul’a getirilmesi on binlerce lira tutuyor. Hükümetin buna da bir çözümü yok. O zaman yine yüklen vatandaşa.   Yetmiyor Hükümet, fiyatını belirlediği mal ve hizmetlere de, zam üstüne zam yapıyor. Çaya 100 günde dört kez zam yaptılar. Seçimden sonra çay fiyatı yüzde 90 arttı. Yüksek Hızlı Trene sene başında yüzde 15’lik bir zam yapmışlardı. Ama o buz dağının görünen kısmıymış. Seçimden sonra Temmuz’da ve Eylül’de öyle zamlar yüklediler ki, daha birkaç ay önce 230 lira olan İstanbul-Ankara bileti şimdi 430 liraya fırladı. Sonra da çıkıyorlar, “Enflasyonla mücadele birinci önceliğimiz” diyorlar.

ENFLASYONLA MÜCADELE EDECEKSENİZ KENDİ KOYDUĞUNUZ FİYATLARDAN BAŞLAYIN

Enflasyonla mücadele edecekseniz, işe önce kendi koyduğunuz fiyatlardan, katladığınız vergilerden, harçlardan, Anayasaya aykırı şekilde iki kere aldığınız MTV’den başlayın. Vatandaşın maaşına ücretine kredi kartına musallat olmayın.

974 MİLYAR LİRALIK EK HARCAMAYLA BÜTÇEYİ DARMADAĞIN EDECEKLER

Vatandaşın harcamasını kısmak için, gelirine, kredisine, kredi kartına musallat olan hükümet, iş kendi bütçesine gelince orada dur durak bilmiyor. Daha iki ay önce “ek bütçe” getirdiler. Depremin bu yılki maliyetinin iki katı kadar vergi ve harcama yazdılar. Yetmedi TBMM’nin bütçe hakkını Cumhurbaşkanının vesayeti altına aldılar. Torba yasayla Cumhurbaşkanına, bütçeye yüz milyarlarca liralık ödenek ekleme yetkisi verdiler. Getirdikleri Orta Vadeli Program’da, bu yıl ek bütçe kanunuyla verilmemiş, 974 milyar liralık bir harcama yetkisi daha kullanacaklarını açıkladılar. Anlaşılan yerel seçimlerden önce, bütçeyi darmadağınık etmeye devam edecekler. Tabii parayı bulabilirlerse.

EMEKLİYE İKRAMİYE TABİİ Kİ VERİLSİN AMA ESAS OLAN AYLIĞI DÜZELTMEK

Bu kifayetsiz yönetimle yoksulluğu geçtik, artık bu verimli topraklarda açlığı konuşuyoruz. Emeklimiz aç… Açlık sınırının altındaki aylıklarla hayatta kalmaya çalışıyorlar. Yok kök aylık, yok seyyanen zam derken, Hükümet milyonlarca emekliye enflasyon telafisi için vermesi gereken yüzde 25’lik artışı bile vermedi. Emeklileri, “Maaşlarınıza Ekim’de bakacağız, olmazsa yılbaşına kadar sabredin” diye oyalayıp duruyorlar. Bu ülke için alın teri döken, prim ödeyen milyonlarca emekli, “Cumhuriyet’in 100. yılında bir ikramiye çıkar mı?” diye bekliyor. Başka türlü kurtarmaları mümkün değil. Bir yerlerden 5 bin lira fısıldanıyor, emekli dernekleri bir ikramiye verilecekse, en az 10 bin lira olması gerektiğini söylüyor. 100. yıl ikramiyesi tabii ki verilsin. Ama emeklilerimiz şunu unutmasın, bu ikramiye tek seferlik bir ödemedir. Buna karşın emeklilerimizin ihtiyacı, insanca yaşamasına yetecek kadar sürekli bir aylıktır. Bugün, etin tadını unutan emekli, “Pazardan eli boş dönünce ağlamak istiyorum” diyor. Karabük’te 78 yaşındaki Kasım Özkan, arkasında borçlarını yazdığı bir liste bırakıp, “Borçlarımı ödeyin, hakkınızı helal edin” deyip canına kıyıyor. Bundan birkaç ay önce kira ödemekte zorlanan genç çiftlerin evlerini kapatıp, analarının babalarının yanına döndüğünü konuşuyorduk. Şimdi, barınma krizi baba evlerini de vurdu. Yaşını başını almış insanlar, evlerini kapatıp huzur evi sırasına giriyorlar. Huzurevi başvuruları rekorlar kırıyor. Hükümet bu hallere düşürdüğü insanlara, “Aylığını mı artırsam, ikramiye mi versem, verirsem ne kadar versem” diye, kırk dereden su getiriyor.

EMEKLİ GİBİ EMEKÇİ DE AÇ

Sadece emekli değil, Emekçi de aç… Bu ülkede çalışanların yarısından fazlası açlık sınırı altındaki asgari ücret ücrete talim ediyor. Öğlen arası basit bir yemek bile yüzlerce lira tutuyor. On yıllar öncesinden kalma sefer tasları, yeniden piyasaya çıktı. Sadece bakkalda, manavda değil artık, eczanede veresiye yazılıyor, kırtasiyede veresiye yazılıyor.

BESLENEMEYEN ÇOCUKLAR EN BÜYÜK YIKIMDIR

Evlatlarımız da aç… Bu yıl seçimlerden önce, Ocak ayında, Erdoğan çıktı, “1,8 milyon öğrenciye ücretsiz verdiğimiz yemeği Şubat itibariyle okul öncesine yayarak 5 milyon öğrenciye çıkarıyoruz” dedi. Seçim bitti, okul yemeği yaygınlaştırılacağına, deprem bölgesi hariç durduruldu. TÜİK; “7 milyon 662 bin 807 çocuğumuz dengeli beslenemiyor” diyor. Birleşmiş Milletler; “Türkiye’de yetersiz beslenme nedeniyle 1 milyon 251 bin 285 çocuğun bodurluk sorunu yaşadığını” söylüyor. Biz, CHP olarak TBMM’de “1 öğün ücretsiz yemek” önergesi verdik. Ama Hükümet ve ortakları bunu reddettiler. Sonrada Erdoğan bugün kendi sözlerinden de çark ediyor. Bu ülkede, dört kişilik bir hanede, ana, baba, çocuklar herkes asgari ücretle çalışsa, yoksulluk sınırı üzerinde bir gelire ulaşamıyor. İŞKUR verilerine göre de Ağustos itibariyle 15-19 yaş arasında, okul çağındaki kayıtlı çocuk işsiz sayısı 144 bin 599 kişi. Ve 6 bin 269 evladımız da işsizlik ödeneğine başvurmuş. Bu ayıp da, bu Hükümete yeter. Beslenemeyen çocuklar, bir ülke için en büyük yıkımdır. İyi beslenememenin sonucu, iyi gelişememek, iyi eğitim alamamaktır. Çocuk açlığının vicdani ağırlığının yanında ülkeye maliyeti, küresel yarışma gücüne sahip olmayan, insani sermaye açığını bir nesil boyu taşımaktır. Bu gerçekten bir felakettir.

HÜKÜMETE ANNE-ÇOCUK BESLENME PROGRAMI ÇAĞRISI

Hükümeti, sebebi oldukları, kriz yüzünden bir nesli kaybetmemek için, ülkenin beşeri sermayesinin, telafi edilemez şekilde zarar görmemesi için, anne ve çocuklar için beslenme programlarını hızla, eksiksiz hayata geçirmeye çağırıyoruz. Yani siz kendi harcamalarınızdan kısmayacaksınız çocukların boğazından kısacaksınız. Böyle bir şey olamaz. Birinci öncelik bu ülkede hiçbir çocuğun, yatağına aç girmemesi mutlaka sağlanmalıdır.

EVELEYİP GEVELEMEYİN, MÜLAKAT SÖZÜNÜZÜ TUTUN

Hükümet seçimden önce bizim Ortak Politikalar Mutabakat Metnimizden kopya çekti, devlette işe girerken yapılan, mülakatı kaldırma sözü verdi. Ama seçimden sonra Milli Eğitim Bakanları çıktı, “Mülakat sürecek, daha önce yüzde 100 mülakata göre öğretmen alınıyordu. Şimdi yüzde 50 KPSS, yüzde 50 mülakat olacak” diye açıklama yaptı. Arkasından da “Ne kadar inançlı biri” olduğunu anlatıp “Kul hakkına girmeden, ideolojik kayırmaya müsaade etmeyecek şekilde” mülakat yapacaklarını söyledi. Mülakatı kaldırma sözünden çark ettiklerini itiraf etti. Sözleri aslında devlet yönetiminin nasıl parti yönetimine dönüştüğünün itirafı. Devlette kural olur. Genç öğretmenlerimizin kariyeri de, ülkemizin geleceği de, çocuklarımızın eğitimi de, bir Bakan’ın insafına bırakılamaz. Diğer taraftan Bakanın ideolojik kayırma sözleri, bugüne kadar, gençlerin haklarını çatır çatır nasıl yediklerinin, KPSS’den derece yapanları mülakatlarda nasıl elediklerinin, kurumları partilerinin il başkanlarının emrine nasıl verdiklerinin, torpil listelerinin de bir itirafı. Erdoğan seçimden önce, yüzde 50 mülakat demedi. “Kamuya alımları, gençlerimizin sınavlardaki başarı sırasına göre yapacağız” dedi. Hiç eveleyip gevelemeyin, vatandaşa verdiğiniz sözleri yerine getirin.

MİLLETİN GÜNDEMİ ANAYASA DEĞİL

Ülkenin bunca birikmiş derdi varken, Hükümet her zaman yaptığını yapıyor. Milletin gündemiyle uzaktan yakından alakası olmayan bir gündemi ortaya atıyor. Cambaza bak diyor. Bu yeni gündemin adı; yeni anayasa. Hükümet bu anayasayı, eski ortağı darbeci hain FETÖ’yle el ele verip değiştirmedi mi? Bunu için yaptıkları referandumda, darbeci ortakları, “Ölüleri mezarından kaldırıp oy kullandırmaktan” bahsetmedi mi? Yetmedi, ortaklarının hain darbe girişiminden sonra, kendi yaptıkları sivil darbe sürecinde, OHAL şartları altında anayasayı değiştirmediler mi? Bunca değişiklik yaptıkları anayasayı, bugüne kadar da sayısız defa çiğnemeyi de ihmal etmediler. Şimdi seçime doğru yeniden yeni anayasa yapma derdine düşmüşler. Bugüne kadar yaptıkların anayasa değişikliklerinin millete ne hayrı oldu ki, yeni yapacaklarının bir hayrı olsun?

SEÇİMDEN ÖNCE “TEK MİLLET”, SEÇİMDEN SONRA “MİLLETİN ÇEŞİTLİLİĞİ”

Nitekim, bir bakıyoruz tartışmalara. Seçimden önce “tek millet” diye bas bas bağıran, Erdoğan ve partisi, seçimden sonra “anayasaya milletin çeşitliliğini yansıtmak” gibi ipe sapa gelmez sözler ediyorlar. CIA’in eski istasyon şefi Graham Fuller’in ulus devletimizi “çok uluslu” şeklinde tanımlaması gibi bir “çeşitlilik” edebiyatıdır tutturmuş gidiyorlar. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, milleti; “Ortak hatıra mirasına sahip olan, bu mirasın korunması ve devamı için ‘ortak’ irade gösteren, beraber yaşamak konusunda ‘Ortak’ olurda birleşen insan cemiyetidir” diye tarif ediyor. Millet olmak, her şeyden önce “ortak” olmaktır. Ulus olmak, ayrılmak değil, bir olmaktır. Biz bu hinliklerin, bu coğrafyada nelere sebebiyet verdiğini çok yakın zamanda civar ülkelerin kan deryası içinde ne mücadeleler verdiğini gördük, yaşadık. BOP eş başkanının ortağı da, CIA sosuyla terbiye edilmiş bu sözler hakkında ne düşünüyorsa, bir zahmet çıkıp söyleyiversin.

ERDOĞAN’IN ÖZGÜRLÜKÇÜLÜKTEN BAHSETMESİ TRAJİKOMİK

Diğer taraftan, tek kişilik bu ucube rejimin başının, “Özgürlükçü anayasa” sözleri ise tam bir traji-komedi. Milletin gündemine takla attırmak için boşa uğraşmasınlar. “Açım, kiramı ödeyemiyorum” diyenlere, hakkını arayan öğretmene, ormanı koruyan çevreciye ters kelepçe takanlarla, Madımak gibi bir insanlık suçunun, zaman aşımıyla üstünü örtenlerle, sendikaya üye olanların işten atılanların, ses çıkardı diye, kafasına kalkan vurarak gözaltına alanlarla, Ayder Yaylası’nda imara tepki gösterenleri, hakimlerine “Aldırırım seni” diye tehdit ettirenlerle, iktidarını 12 Eylül’de başlayan sürece borçlu olanlarla, mevcut anayasayı tanımayıp Anayasa Mahkemesi kararlarına uymayanlarla, bu rejimin müellifleriyle, yerel seçimler öncesinde anayasa tartışmak, milletin açlığının üstüne şal örtmek isteyenlerin, zulmünü, yerel seçimlerin ardından daha da artırmayı hedefleyenlerin, değirmenine su taşımak olur.

YÖNETEMEDİKLERİNİZ, SİZİ YÖNETİR

Devlet yönetiminde kuraldır: “Sizin yönetemediğiniz şeyler, sizi yönetir.” Bu hafta Merkez Bankası yeni faiz kararını açıklayacak. Karar öncesi, faizlerle ilgili bir açık artırma sürüp gidiyor. Umarız yeni ekonomi yönetimi faiz ilacını kullanırken, kendilerinden önceki yönetimin hatalı politikalarıyla ekonomide neden olduğu kırılganlıkların farkındadır. Zombi şirketlerin borçlu ailelerin batmasına neden olmanın zincirleme etkilerini görüyordur. Bununla ilgili olarak gereken tedbirleri alıyordur.

HÜKÜMETİN YANLIŞLARI YÜZÜNDEN HİNDİSTAN-AVRUPA KORİDORU DIŞINDA KALDIK

Yönetilemeyen bir diğer alan ise diplomasi… Türkiye, son G-20 zirvesinde planlanan yeni stratejik ticaret yolu, Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomi Koridorundan dışlandı. Ne masada oturabilen, ne de buna çıtını çıkarabilen Erdoğan, uçağına aldığı gazetecilere “Türkiyesiz koridor olmaz” cakaları satsa da, ülkemize Hindistan’dan Avrupa’ya uzanan bu yeni ticaret rotasında yer verilmedi. Biz, “Ülkemizin geleceğini, büyümesini, kalkınmasını çok yakından ilgilendiren bu hatta neden yokuz?” diye soruyoruz. Hükümet sözcüleri, parti sözcüleri hep bir ağızdan hakaret yağdırıyor, iftiralara başlıyorlar. Kibirli bir edayla da akıl vermeye kalkıyorlar. Ama hakaret de, kibir de suçluların telaşını örtmeye yetmiyor. Aslında biz bu soruyu, cevabını bilmediğimizden sormuyoruz. Milletimizin bu sorunun cevabını Hükümetin ağzından duymasını, Hükümetin ülkemizi içine soktukları bu üzücü durumun hesabının verilmesini istediğimiz için soruyoruz. Onlar söylemiyor. Hakikati biz söyleyelim: Türkiye bugün böylesine önemli bir koridordan dışlandıysa, bunun sebebi bu yönetimin diplomasideki yanlış tercihleridir. Kibir abidesi Erdoğan’ın “Bir gün öyle, bir gün böyle” tavırlarıdır. Milletin çıkarının önüne başka çıkarlar koyarak yapmaya çalıştığı küçük kurnazlıklardır. Önce kafa tutup, sonra tükürdüğünü yalayan siyasetidir. Bunların, bölgede ve dünyadaki muhataplarında güveni bitirmesidir.

MİLLETÇE BİR ÇIKIŞ BULMAK ZORUNDAYIZ

Sadece diplomaside değil, her alanda kötü yönetimle ülkemizin geleceği karartılıyor. Ahlaki ve siyasi meşruiyeti olmayan bu Hükümet… Bir defa daha tekrarlayım; “Ahlaki ve siyasi meşruiyeti olmayan” bu hükümet, milletimize kopkoyu bir kabus yaşatıyor. “Biz bunu söylemiştik” demenin bir anlamı yok. Bu hiçbir şeyinde çözümü değil. Şimdi bu karanlıktan milletçe bir çıkış bulmak zorundayız. Yoksa seçimden bugüne kadar yaşadığımız karabasan, önümüzdeki yerel seçimlerden sonra yaşayacaklarımızın yanında, fragman gibi kalacak. Yılgınlığa teslim olamayız. Silkineceğiz ayağa kalkacağız. Önceki seçimde eksik yaptıklarımızı gidereceğiz, hatalı yaptıklarımızı düzelteceğiz.

SARAYIN TEK ÇARESİ BİZİ KAVGALI EV GÖSTERMEK

Mayıs seçimlerinde istediğimiz sonucu alamadığımız için herkesten çok biz üzüldük. Ama Erdoğan’ın en büyük kabusu olan bir başka hususu da görmezden gelemeyiz. Geçtiğimiz seçimde bizim Cumhurbaşkanı adayımız seçmenin yüzde 48’ini bir araya getirdi. Sarayın en büyük kabusu, muhalefetin bu birleşmiş gücü. Saray 7 ay sonra yapılacak seçimde, ne döviz kasasında, ne de bütçede, Mayıs seçimlerinde sahip olduğu imkana sahip olmadığının ve yine seçim öncesinde söylediği ne varsa ondan çark etmenin ciddi bir siyasi bedeli olacağının farkında. Ve şimdi, yüzde 30’un altına düşen oyuyla, belediyelerin yüzde 100’ü almak için, yüzde 48’lik muhalefeti dağıtmanın, muhalefeti, bizleri kavgalı ev olarak göstermenin tek çare olduğunu biliyor. Bu oyunu oynuyor. Ama biz buna izin vermeyeceğiz. Yılgınlığa kapılmayacağız. Yüz yıllık bir parti olmanın gururuyla, Atatürk’ün kurduğu parti olmanın sorumluluğuyla, hareket edeceğiz. Yenileneceğiz. Bu süreçte etik sınırları aşmayan her tartışmayı, istişareyi, hataların düzeltilmesi, mücadelemizin güçlenmesi için fırsat olarak göreceğiz. Yenilenme sürecimizi bu ruhla sürdürerek, bir demokrasi şöleni olacak kurultayımıza, hızla ilerleyeceğiz. Bir yandan da tüzüğümüzle parti işleyişiyle ilgili dokümanları yenileyeceğiz.

CHP’Lİ BAŞKANLAR HEMŞERİLERİNE RAHAT BİR NEFES ALDIRDI

Genel Seçimleri Mayıs’ta yaptık, ama henüz seçim süreci bitmedi. Son yerel seçimlerde büyük bir zafer kazanmıştık. O günden bugüne; CHP’li belediye başkanlarımız tarafından yönetilen belediyeler vatandaşa hizmetin en güzel örneklerini verdi. CHP’li başkanların yönettiği belediyelerde kaynaklar halk için kullanıldı. CHP’li başkanların hemşerileri, rahat bir nefes aldı. Geçinemeyen emeklisinden, destek bekleyen çiftçisine, kahvaltısız okula giden öğrencisine, hepsinin yardımına bizim belediyelerimiz ellerindeki imkanlarla koştu. Çalışanların maaşlarını ödeyemez hale gelen, deprem bölgesinde hemşerileri su beklerken kola ihalesine çıkan, hastaneye giden yolda bile rant gören, vatandaş için değil yandaş için çalışan, Parselci Saray belediyelerinden ise millet illallah dedi. Belediyeleri millete hizmet için bir araç olarak değil, para kazanılan bir meslek, kupon arazi dağıtım yeri olarak görenlerin, artık bu millete verebileceği, yapacağı hiçbir hizmet yoktur.

Biz, “Çağdaş bir yerel yönetim her vatandaşın hakkıdır” diyoruz. Siyaset iddia demektir. Bu seçimde tüm büyükşehir belediyelerini kazanmayı ve tüm vatandaşlarımızı hak ettikleri sosyal demokrat belediyecilikle buluşturmayı hedefliyoruz.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Son günlerde CHP il kongrelerinde kavga görüntüleri yansıyor. Acaba bu konuda bir girişiminiz olacak mı? MYK’da bu konuya ilişkin bir değerlendirme yapıldı mı?

Faik ÖZTRAK- Tabi diğer partilerde de olduğu gibi bizim kongrelerimizde de bazen istenmeyen manzaralarla, durumlarla karşılaşılabiliyor. Genel Başkanımızın talimatıyla arkadaşlarımızı görevlendirdik. İnceleme sonuçlarına göre de hareket edeceğiz.

Soru- Karaman kongresinde CHP Grup Başkanı ve Genel Başkan Adayı Özgür Özel ile aranızda bir MYK polemiği oldu. Özel’in ifadeleri MYK’nın gündemine geldi mi? Özgür Özel’in MYK üyelerine yönelik söylemleri hakkında sizin bir açıklamanız olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Söylenmesi gerekenler Karaman kongresinde söylendi.

Soru- İzmir kongresinde çıkan olaylar sonrası Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu araştırılmasını istemişti. Olaya karışanlar tespit edildi mi? Özgür Özel hiçbiri gençlik kolları üyesi değil dedi. Sizin tespitleriniz nedir? Bundan sonra benzer olaylar yaşanmaması için nasıl tedbirler alınacak? Son olarak da Özgür Özel artık MYK toplantılarına katılmayacağını duyurdu. Bu konudaki görüşünüz nedir?

Faik ÖZTRAK- Birinci konuyla ilgili açıklamalarımı yaptım. Yani İzmir kongresiyle ilgili gerekli araştırmanın başlatıldığını söyledim. Son soru ise, Sayın Özel’in kendi tercihidir.

Soru- Özgür Özel İzmir kongresinde konuşma yaptığı sırada başlayan kendisine yönelik protestoların blok liste, çarşaf liste tartışması olduğunu belirtti ve örgütün çarşaf listeden taviz vermemesi gerektiğini söyledi. Buna ilişkin yorumunuz ne olur?

Faik ÖZTRAK- Kongrede örgüt kararını vermiş. Bu konuda benim söyleyeceğim bir şey yok.

Teşekkür ediyorum.

Bu Gerçekçilik Değil, İflasın İkrarı

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, “OVP’nin hedefleri ise daha mürekkebi kurumadan riske girmiş görünüyor. Neresinden bakarsanız bakın tulumbada su bitti. Kazanın dibi delindi. Yedi öncelikli reform alanı belirlemiş ancak bu reform alanları içerisinde nedense ‘hukukun üstünlüğünün temini’ ‘yargının bağımsızlığı’ yer almıyor. Bunlar bir ekonomi programı için gömleğin doğru iliklenmesi gereken ilk düğmeleri. OVP’de gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenmiş. Bu program Kristof Kolomb’un yumurtası gibi, dibi kırılmadan dik durmaz. Kur Korumalı Mevduattan çıkış açıklamaları, yabancı kuruluş ve yatırımcıların sürekli tekrar ettikleri fazla değerli Türk lirası sözleri, vergilerdeki olağanüstü artış hedefi, faiz hariç bütçe dengesinde öngörülen hızlı düzelme, beklenen enflasyona göre maaş artışı planlaması, programdaki esnek çalışma maddeleri, kıdem tazminatıyla birleşecek yeni emeklilik modelleri, önümüzdeki yıl olağanüstü yavaşlayacak bir tüketim, kredi kartının sınırlanacağına dair sinyaller, tüketici kredilerinde yüzde 50’lerin üzerini gören faizler, Dünya Bankası’ndan gelen Türkiye’ye ayrılan kaynakların iki katına çıkarılacağı açıklamasında kullanılan ‘ekonomideki istikrar sağlamaya yardımcı olmak için’ ifadesi ve en son uluslararası para fonunun ülke masasına gönderilen tanışmak için çay partisine davet hükümetin seçim sonrası IMF kapısına dayanacağını şimdiden gösteriyor” dedi.

Öztrak yerel seçim ittifakıyla ilgili de “Bizim dışımızdaki bir parti ‘Ben kendi adaylarımı göstereceğim’ diyorsa, bize de ona ‘yolunuz açık olsun’ demek düşer” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, CHP MYK toplantısının ardından CHP Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi.

Öztrak, şunları söyledi:https://youtube.com/embed/wVNGBdw4fOg

Değerli basın mensupları, hafta sonunda Cumhuriyet Halk Partimizin Kuruluşunun 100. yıl dönümünü büyük bir coşkuyla kutladık.

Cumhuriyet Halk Partisi, milletimizin emperyalizme karşı verdiği, en onurlu savaşın, Kurtuluş Savaşı’mızın meydanlarında doğmuştur. Mücadelemiz, Anadolu’da ve Rumeli’de, milletimizin hukukunu müdafaa hareketi olarak başlamıştır. Savaş meydanlarında kazanılan zafer, Cumhuriyetin kurulması ve devrimlerle taçlanmıştır.

Cumhuriyet Halk Partisi, “Asrı yıla sığdıran” kurucu partidir. Bu yönüyle, tüm dünyada eşi benzeri olmayan bir partidir. Cumhuriyet Halk Partisi Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ifadesiyle, onun iki büyük eserinden biridir. Cumhuriyet Halk Partisi, sadece kuruluşun ve kurtuluşun partisi değildir. Ülkemizde, çok partili demokrasiye geçişin, ülkemizin sosyal demokrasiyle tanışmasının altında, yine CHP’nin imzası vardır. “Milli egemenlik” temeli üzerinde yükselen ideolojik alt yapımız; altı okla, dokuz umdeyle, İlk Hedefler Beyannamesi’yle, ortanın soluyla yoğrulmuş ve bugünlere ulaşmıştır. Son kurultayımızda oy birliğiyle kabul ettiğimiz “İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamemiz” de bu gelenekten süzülüp gelir.

Cumhuriyet Halk Partisi, “Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umutsuz olmadım” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün partisidir. Cumhuriyet Halk Partisi, “Kimsesizlerin kimsesi” Cumhuriyetin partisidir. CHP’nin tarihinde milliyetçiliği; “Kıbrıs’ın topraklarına, Ege’nin deniz yataklarına, Batı Anadolu’nun haşhaş tarlalarına” yazanlar vardır. Emperyalistlerin tehdit mektuplarına karşı dimdik durup, “Yeni bir dünya kurulur, Türkiye orada yerini alır” diyenler vardır. “Bu toprakları emperyalistlerin çizmelerine ezdirmeyiz” diyerek 1 Mart Tezkeresi’nin karşısına dimdik dikilenler vardır. “Haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe karşı” dünyanın en büyük sivil eylemlerinden birini yaparak, adalet için, hak için, hukuk için Ankara’dan İstanbul’a yürüyenler vardır.

Bizler bu çatı altında bulunmaktan büyük onur duyuyoruz. CHP’nin 100. kuruluş yıl dönümünde; ülkemizin ve partimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, bu toprakları bizlere vatan kılmak için canlarını ortaya koyan kahraman şehitlerimizi ve gazilerimizi bir kere daha rahmetle ve minnetle yâd ediyoruz.

EĞİTİM ÖĞRETİM YILINA ÖZELLİKLE DEPREM BÖLGESİNDE ÇÖZÜLMEYİ BEKLEYEN BİR ÇOK SORUNLA BAŞLIYORUZ

Değerli basın mensupları, bugün okullar açılıyor. Yeni eğitim ve öğretim yılına özellikle deprem bölgesinde, okulların fiziki durumundan, öğretmenlerin barınmasından, çevredeki asbeste kadar, çözülmeyi bekleyen pek çok sorunla başlıyoruz. Okulların tadilatları geç başlamış. Başta kırsal kesimdekiler olmak üzere, okullarda yeni döneme doğru dürüst hazırlık yapılmamış. Yedi ay geçti üzerinden biz hala deprem bölgesinde su sorunu konuşuyoruz. Hükümet ise oralı değil. Bölgede ciddi barınma sorunları var. Ama saray bu bölgede sorunları çözme peşinde değil, ihale dağıtma peşinde. TOKİ’nin sitesinde toplam tutarı 203 milyar liraya ulaşan 108 bin konutluk ihalenin bilgileri yer alıyor. Basına yansıyan bilgilere göreyse 200 bin konutun inşaatına başlanmış. Buna karşın, Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın Deprem Raporunda, bölgede “acil yıkılacak, yıkık veya ağır hasarlı” konut sayısının 518 bin olduğu söyleniyor. Yani yapımına başlanan, yıkılanın yarısı bile değil. Oysa Erdoğan, “Bir yıl içinde, altyapısıyla, sosyal ve ticari birimleriyle 319 bin konut, toplamda da 650 bin konut inşa etme” söz vermişti. Bütün sözlerinde olduğu gibi bu da fos çıktı. Diğer taraftan, yeni eğitim öğretim döneminde yurdun dört bir yanındaki aileler, hem yapboza dönen eğitim sistemi hem de her geçen gün artan masraflar yüzünden kara kara düşünüyorlar. Araştırmalara göre ülkemizde her üç öğrenciden biri ayda en az bir kez akran zorbalığıyla karşı karşıya kalıyor. Gerek afetten etkilenen, gerek akran zorbalığına maruz kalan çocuklarımızın rehber öğretmenlere ve psikolojik danışmanlara ihtiyacı var. Ama rehber öğretmenlerimiz de hala hükümetin, “100 öğrencisi olan her okula, bir rehber öğretmen” sözünü tutmasını bekliyor. Sadece rehber öğretmenler değil, başta atanmayanlar olmak üzere pek çok alanda öğretmen ihtiyacı var. Okullarda yardımcı hizmetli ve güvenlik görevlisi eksiklikleri var. Ama Hükümet eğitim sistemindeki sorunlara odaklanmak, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirmek yerine eğitim sistemini ideolojik vesayet altına almaya çabalıyor. Görevi, bu ülkenin gençlerine, başka ülkelerdeki akranlarıyla aynı sürede daha fazla üretip, daha fazla kazanacak yetenekleri sağlayacak çağın gerekleriyle uyumlu, kaliteli eğitimi vermek olan bakan, eğitimin gerçeklerinden kopmuş, başka dünyalarda yaşıyor. Ama ülkemizde gençler iş, işverenler de ihtiyaç duyduğu nitelikli elemanları bulamıyor. Eğitim sistemi sürekli hallaç pamuğu gibi atılıyor. Önce sınıfta kalma kaldırılıyor, sonra geri geliyor, sınav konuyor, sınav kaldırılıyor. Eğitim sistemindeki kaos bir türlü bitmek bilmiyor. Diğer taraftan, Sarayın azdırdığı hayat pahalılığı nedeniyle, bir öğrenciyi okula başlatmak el yakıyor. Kıyafeti, eşofmanı, ayakkabısı, kırtasiyesi… Masraf 5 bin lirayı buluyor. Bunun birde servisi var, yemesi içmesi var. Dünyada gıda fiyatları, Ukrayna-Rusya Savaşı’nın başladığı dönemde zirveyi görmüştü. Sonra da hızla düşmeye başladı ve bugün itibariyle dünya gıda fiyatları Ukrayna’da gördüğü zirveden buraya yüzde 24 oranında düştü. Peki bizde aynı dönemde ne oldu? Yüzde 110 arttı gıda fiyatları. Saray yönetiminin beceriksizliği nedeniyle, ülkemizde gıda fiyatları 36 aydır hiç kesintisiz artıyor.

KANTİNLER ATEŞ PAHASI

İtibardan tasarruf etmeyen Saray’da Efuliler yudumlanırken, bu ülkede çocuklar okula aç gidiyor. Yumurtanın, peynirin fiyatı bir yılda neredeyse ikiye katlandı. Sabah çocuklara okula göndermeden bir kahvaltı ettirmek küçük bir servete mal oluyor. Kantinlerde de fiyatlar ateş pahası. Okulda beslenme programlarının, obeziteyle mücadele eylem planlarının adı var ama kendisi yok. Devlet tarafından çocuklarımıza ücretsiz sağlanması gereken yemek eğitim gören her 10 öğrenciden birine bile ulaşmıyor. Çocuklar okula aç gidiyor, okuldan da aç dönüyor. Uluslararası yarışma sınavlarında kafamızı en dipten bir türlü yukarı kaldıramıyoruz. PISA sınavlarında, 38 üyeli Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı içerisinde fende 30’uncu, okuma becerilerinde 31’inci, matematikte 33’üncü sıradayız. Yetersiz beslenme ve yetersiz eğitim nedeniyle okuduğunu anlamakta bile zorlanan bir nesil yetişiyor. Okul bitirmek de tek başına çözüm değil. Üniversite mezunu işsiz sayımız bir milyon civarında. İşe gitmeyen, okumayan, evde oturup anasının babasının eline bakan 2,5 milyon ev gencimiz var. İyi eğitim almış pırlanta gibi gençlerimiz yurt dışında geleceklerini arıyor. Yerlerine de bu hükümet sayesinde delik deşik olmuş, Peşaverleşmiş sınırlarımızdan, ne idüğü belirsiz yüz binlerce sığınmacı geliyor. Ülkemizin geleceği, ellerimizden kayıyor. Tüm bu gelişmelere rağmen, tüm öğrenci ve öğretmenlerimize yeni eğitim öğretim yılında başarılar diliyoruz.

Değerli basın mensupları, Yunanistan kendisine gelen sığınmacı sayısı bir yılda 2 bin kişi arttı diye, Almanya’ya “Sorunun kaynağı Türkiye, yeni bir mülteci anlaşması için Türkiye’ye baskı yapın” diye bas bas bağırıyor. İşte bu işler böyledir. Arkanızda, dış politikanıza güç katacak bir ekonomi bırakmazsanız, başka ülkeler size aklına geleni dayatmaya kalkar. Bugün açıklanan Temmuz ayı işsizlik verilerine göre gerçek işsiz sayımız, 8 milyon 742 bin kişi seviyesinde devam ediyor. Bu, dünya üzerindeki 97 ülkenin nüfusundan daha fazla. Ülkede sadece yoksulluk, işsizlik değil, artık açlığı da konuşuyoruz. İşsiz aç, ama çalışan da aç. Çalışanların çoğu açlık sınırının altına düşen asgari ücret ya da civarında bir ücrete talim ediyor.

SUÇU KENDİNDEN ÖNCEKİ SARAY POLİTİKALARINA ATTI

Değerli basın mensupları, önceki seçimde, “Faiz sebep, enflasyon sonuç” deyip yola çıkan, AK Parti Genel Başkanı Erdoğan, ekonomideki tüm dengeleri alt üst etti. Birde işler yolunda havası basmak için, Merkez Bankası’nın arka kapısından, 199 milyar dolarlık rezervi buharlaştırdı. Çarçur etti. Bakan Şimşek de bugün bunu açıkça itiraf etti. Enflasyondaki artışın gerekçelerinden biri olarak seçim öncesi tutulan kurun bırakılmasının enflasyonu arttırdığını söyledi. Suçu kendinden önceki Saray politikalarına attı. Hükümetin politikaları yüzünden Merkez Bankası’nın kasası bugün itibariyle tamtakır. Net döviz rezervleri 67 milyar dolar ekside. Sadece Merkez Bankası’nın kasası değil, Hazine’nin kasası da rekor açıklar veriyor. Geçen yıl ilk 7 ayda 30 milyar lira fazla veren bütçe bu yılın aynı döneminde 435 milyar lira açık verdi. Hükümet neden deprem harcamaları dese de, bu açığın en önemli kısmı, hükümetin seçim kazanmak için tüm tuşlara basmasından kaynaklanıyor.

TULUMBADA SU BİTTİ

Nitekim, Hazine ve Maliye Bakanı da bunu itiraf ediyor. Bugün katıldığı televizyon programında, enflasyondaki artışla ilgili soruya yanıt verirken, önce deprem harcamalarından, ardından ücretlerdeki artışların etkisinden, sonra da, “Seçim öncesi alınan bazı kararları telafi etmeleri gerektiğinden” yakındı. Çözüm olarak da daha fazla vergi tahsil etmekten, daha fazla özelleştirme geliri elde etmekten medet umduğunu açıkladı. Zaten bugüne kadar milletin atadan dededen kalma 63 milyar dolarlık malını mülkünü sattınız. Kalanı da Varlık Fonu’na doldurup borçlarınıza teminat gösterdiniz. Daha neyi satacaksınız?

Diğer taraftan bütçe açığına ciddi bir cari açık da eşlik ediyor. Bugün açıklanan Temmuz rakamlarına göre tek bir ayda cari açık 5 milyar 466 milyon dolar olmuş. Aynı dönemde 12 aylık cari açık ise 58 milyar 517 milyon dolar. Son 7 ayda yani yılın başından beri gerçekleşen cari açık ise 42 milyar doları aşmış. Geçen hafta yayınlanan OVP’ye göre bu yılın tamamında cari açık bu kadar olacaktı. Yani 42 milyar dolar. Şimdi OVP’deki cari açık hedefinin tutturulabilmesi için yılın kalanında yani Ağustos’tan Aralık ayına kadar hiçbir ayda cari açık vermemek gerekiyor. Bu tabi mümkün değil. Erdoğan’ın cari fazla vererek enflasyonu düşürme safsatası da sürekli duvara tosluyor. Tabi OVP’nin hedefleri de daha mürekkebi kurumadan riske girmiş görünüyor.

BUGÜN ARTIK EKONOMİNİN FAY HATLARINDA GERİLİM HAT SAFHAYA ULAŞMIŞ DURUMDA

Özetle, neresinden bakarsanız bakın tulumbada su bitti. Kazanın dibi delindi. Hal böyle olunca, seçimden sonra, borç para bulmak için dediklerinden sürekli çark ettiler. Bugüne kadar söyledikleri ne varsa tersini yapmaya başladılar. “Güçlü” diyerek milleti aldatmaya kalktıkları ekonomide, seçim bittikten sonra, aldıkları vergiyi bir daha aldılar. Biz bu ek MTV’nin iptali için AYM’ye gittik. Bunun vakit kaybetmeden görüşülmesi çağrımıza rağmen, her ne hikmetse yüksek mahkeme, konuyu vergi tahsil edilmeye başlayana kadar sürekli erteledi, ele almadı. Şimdi iptal etse de bu vergiyi ödeyenler geri alamayacak. “Bu kardeşiniz iktidarda olduğu sürece, devamlı düşecek” dedikleri faizi seçimlerden sonra tam 17,5 puan artırdılar. Seçim öncesindeki seviyesinin üç katına çıkardılar. Bugün artık, ekonominin fay hatlarında gerilim had safhaya ulaşmış durumda. Seçim döneminde, “Beka sorunu, beka sorunu” diye ortalarda dolaşanlar şimdi kendi imalatları olan dört başı mamur beka sorunuyla karşı karşıyalar.

Değerli basın mensupları, geçtiğimiz hafta hükümetin önümüzdeki üç yıl için hedef ve tahminlerini içeren Orta Vadeli Program yayınlandı. Orta Vadeli Program’la ilgili olarak ilk söylenmesi gereken: Bu programın; “İddiasızlıkla gerçekçiliği birbirine karıştıran” bir program olması. Şimdi bu programda bundan 12 yıl önce millete vaat edilen, Devletin Kalkınma Planlarında da yazan 2023 yılında milli gelirin  2 trilyon dolara ulaşması, kişi başına gelirinde, 25 bin dolara ulaşması hedefine, önümüzdeki üç yılda da hiçbir şekilde ulaşılamıyor. Türkiye, “İlk 10 ekonomi arasına girme” hedefinin yanına bile yaklaşamıyor. Dünya enflasyon sıralamasında ise 2026’ya kadar ilk beşi Türkiye kimseye bırakmıyor. Bunun adı, “Gerçekçilik” değildir. Bunun adı iflasın ikrarıdır. Diğer taraftan OVP’de rakam çok, dilek ve temenni çok, ama bunlara nasıl ulaşılacağıyla ilgili, doğru dürüst zamana bağlanmış bir tedbir ve politika demeti yok. Yedi öncelikli reform alanı belirlenmiş. Ama bu reform alanları içerisinde nedense “hukukun üstünlüğünün temini” “Yargının bağımsızlığı” ve “Oyun içinde kural değiştirilmeyeceği” yer almıyor. Aslında bunlar bir ekonomi programı için bugün gömleğin doğru iliklenmesi gereken ilk düğmeleri. Maalesef bu OVP’de gömleğin ilk düğmeleri yanlış iliklenmiş.

ENFLASYON TAHMİNLERİ NASIL TUTACAK MERAK EDİYORUZ

Enflasyon tahminlerine gelirsek, seçimlerin ardından hükümet, maaş, ücret ve aylıklara zam yaparken, bu yıl için yüzde 22 enflasyonu esas aldı. Zaten Merkez Bankası raporları da bunu söylüyordu. Maaş, ücret, aylık ayarlamaları tamamlandı sonra Merkez Bankası geçtiğimiz ay bir rapor yayımladı, Enflasyon Raporu’nda “Bu yıl enflasyon yüzde 58 olur” dedi. Yetmedi, son faiz kararında “Bu yıl enflasyon tahminin üst bandına yakın seyredecek” diyerek, enflasyon tahminini yüzde 62’ye çekti. Şimdi açıklanan Orta Vadeli Program’da da “Bu yıl enflasyon yüzde 65 olur” diyorlar. Sadece birkaç hafta içinde enflasyon hedefini yüzde 22’den yüzde 65’e çıkartan Hükümetin açıklaması, “Mevcut resmi anladıkça tahminlerimiz değişti” oldu. Ama onlar resmi anlayana kadar olan memura, emekliye, emekçiye oldu. Peki birkaç haftada enflasyon hedefini bu kadar değiştiren bir Hükümet, önümüzdeki 3 yıl için koyduğu enflasyon hedef ve tahminlerini nasıl tutturacak? Bunu merak ediyoruz.

BU PROGRAM KRİSTOF KOLOMB’UN YUMURTASI GİBİ, DİBİ KIRILMADAN DİK DURMA

Bu OVP aynı zamanda tutarsızlıklarla da malul. OVP’ye göre bu yıl yüzde 65’e yükselecek enflasyon, gelecek yıl, yüzde 54 devalüasyona ve yüzde 4 büyüme hedefine rağmen yüzde 33’e, yani bu yıl gerçekleşen enflasyonun yarısına düşecek. 2024’te milletten alınacak vergiler de yüzde 74 artacak. Şimdi bir kere bu enflasyon, mevcut kur ve büyüme tahminleriyle tutarlı değil. Yine vergilerdeki artış oranı, enflasyon ve milli gelir artış oranlarının toplamının tam iki katı. Bu yıl milletten 1 trilyon liradan fazla ek vergi aldınız. Millette yeni bir vergi ödeyecek hal bırakmadınız. Gelecek yıl bu vergi artışlarıyla, bu Hükümet herhalde milletimizin canını alacak? Buradan söyleyelim, bu program aynen Kristof Kolomb’un yumurtası gibi, dibi kırılmadan dik durmaz.

SIKI PARA POLİTİKASI ‘AZ PARA, YÜKSEK FAİZ’ DEMEKTİR

Değerli basın mensupları, bu ülke bunu hak etmiyor. Yine programda dikkat çeken iki vaat var. Biri, Millete “mucize” olarak sundukları “Ekonomiyi kurtaracak büyük fikir” olarak lanse ettikleri Kur Korumalı Mevduattan çıkış sözü. Ama ne zaman? Nasıl bir takvimle? Hangi araçları kullanarak? Bu yok. Bugün Hazine ve Maliye Bakanı’na da soruldu. “Bu konuda bir stratejilerinin olduğunu ama konuşmayı tercih etmediğini” söyledi. Anlaşılan Bakan Bey’in stratejisi anca kendisine yetecek kadar, şu an paylaşamıyor. Kur Korumalı Mevduat sahiplerine, TL mevduata geçmeleri için, enflasyona paralel bir faiz mi vereceksiniz? Bunun için, bankaların zarar etmemeleri, sermayelerinin güçlendirilmesi amacıyla, eski kağıtları alıp onların yerine özel tertip devlet kağıtları mı çıkaracaksınız? Şuanda bunların hiçbirinin cevabı ortada yok. Belli ki Saray Hükümeti, KKM’nin millete çıkaracağı faturayı yerel seçimlerin sonrasına saklamaya niyetli. Tabii o tarihe kadar fay hatları kırılmazsa. Erdoğan’ın bir diğer vaadi de, “Sıkı para politikasıyla enflasyonu tek haneye düşürmek.” Şimdi “Enflasyonu tek haneye düşürmeyi” anladık. Ama bu söz ettiği “sıkı para politikası da” ne oluyor? Hani faiz sebep enflasyon sonuçtu? Sıkı para politikası “az para, yüksek faiz” demektir. Kendi atadığı bakanın, kendisinden önce uygulanan politikalara, “İrrasyonel” demesini sineye çeken Erdoğan, şimdi de iki yıldır her yerde savunduğu, nas dediği, “Ben iktidardayken artmaz düşer” dediği, düşük faizden de vazgeçmiş. Allah kimseyi bu hale düşürmesin. Lafı evirip, çevirmeye kalkmayın. Çıkın, ittifak ortağınızın yaptığı gibi “Faiz sebep enflasyon netice gerçek değilmiş” deyiverin. Bu arada bu ortağınız, Saraya “Rüşvet alan da veren de melundur” tabelasını asacağını söylemiş. Sizce bu tabela sarayınızdaki hangi melunlar için asılıyor?

Değerli basın mensupları, tabii yapılan hataların bir de milletimize faturası var. OVP’ye göre bu yıl 646 milyar lira olan faiz giderleri, program döneminin sonunda dörde katlanacak 2 trilyon 295 milyar liraya ulaşacak. Milletin vergileri de bir güzel faiz lobilerine ve tefecilere gidecek. Diğer yandan, bu yıl için beklenen yüzde 4,4 büyüme hedefi de kafa karıştırıyor. Bunun için yılın ilk altı ayında yüzde 3,9 olan büyümenin, yılın kalan yarısında yüzde 4,8’e yükselmesi gerekiyor. Hedeflenen büyümenin gerçekleşmesi, hükümetin son altı aylık dönemde, çok ciddi gaza basmasıyla mümkün. Peki ekonomiyi soğutan faiz artışları devam ederse bu nasıl olacak? Yoksa yeni ekonomi yönetiminin sonu da, Lütfi Elvan ve Naci Ağbal gibi mi olacak? Bunu hep birlikte göreceğiz. Biz uyaralım, motor hararet yaparken bir de seçime kadar gaza sonuna kadar basılırsa, bu araç şanzıman dağıtır. Bu arada, KKM’den çıkış açıklamaları, yabancı kuruluş ve yatırımcıların, sürekli tekrar ettikleri “fazla değerli TL” sözleri, vergilerdeki olağanüstü artış hedefi, faiz hariç bütçe dengesinde öngörülen hızlı düzelme, beklenen enflasyona göre maaş artışı planlaması, programdaki esnek çalışma maddeleri, kıdem tazminatıyla birleşecek yeni emeklilik modeli haberleri, önümüzdeki yıl, olağanüstü yavaşlayacak bir tüketim, kredi kartlarının sınırlanacağına dair sinyaller, tüketici kredilerinde yüzde 50’nin üzerini gören faizler, Dünya Bankası’ndan gelen Türkiye’ye ayrılan kaynakların iki katına çıkarılacağı açıklamasında kullanılan “Ekonomide istikrar sağlamaya yardımcı olmak için” ifadesi ve en son, IMF ülke masasına gönderilen, tanışmak için çay partisine davet, hükümetin seçim sonrası IMF kapısına dayanacağını şimdiden gösteriyor.

TÜKÜRDÜĞÜNÜ YALAYARAK ÜLKE YÖNETİLMİYOR

Değerli basın mensupları, Türkiye bu kadar yalanı, dolanı, kifayetsizliği hak etmiyor. Erdoğan’ın dün darbeci, katil dedikleriyle bugün el sıkışmasına havuz medyası diplomatik başarı başlıkları atsa da tükürdüğünü yalayarak ülke yönetilmiyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti büyük bir devlet, milletimizde büyük bir millet. Ekonomimiz, uluslararası kurumların kapısında hazır ola geçmeden de doğru politikalarla hızla ayağa kaldırılabilir. Hiçbir ülkeye nasip olmayan konumumuzla, bereketli topraklarımız ve yer altı kaynaklarımızla, üretime katılmayı bekleyen genç nüfusumuzla, dünyanın her yerinde ter döken iş insanlarımızla, cefakar ve çalışkan çiftçimiz, işçimiz, emekçilerimizle büyük bir potansiyele sahibiz. Bunun için; öncelikle, hukuk devletini ayağa kaldırıp bu potansiyeli kullanmak için öncelikle hukuk devletini ayağa kaldırıp yapılacak tüm işlerin üzerinde yükseleceği, güven veren bir zemin hazırlamak gerekir. Yine bu çerçevede, içeride ve dışarıdaki ekonomi oyuncularına oyun sırasında kural değişmeyeceğine dair güvence verilmelidir. Açıklanan OVP’de bundan bahsedilmiyor. Ardından, çağın gereklerine uygun katma değerli üretim, istişareyle işgücü verimliliğini artıracak adımlar, eğitimde ihtiyaç duyulan işgücünü yetiştirecek, büyük bir dönüşüm, dijital ve yeşil ekonominin sunduğu fırsat ve imkânları, en etkili biçimde kullanmak, stratejik sektörlerde ülkemizin kendine yeterliliğini sağlayacak planlı, programlı tedbirler, kamucu politikalar, küresel arenada yarışabilecek güçlü bir ekonomi için olmazsa olmazdır. Eş zamanlı olarak, ortaya çıkan refahın kalıcı olabilmesi için hakça paylaşılmasını sağlayacak, kimseyi dışlamayan, kucaklayıcı, kapsayıcı gelir adaletsizliklerini ortadan kaldıracak politikalar, hızla hayata geçirilmelidir.

Ve son olarak, doğru temeller üzerinde yükselen, millet yararına kurulan bu adaletli sistemin aksamaması için çevresel, mali ve parasal sürdürülebilirlik sağlanmalıdır. Bu temellere dayanmayan, laf olsun torba dolsun mantığıyla hazırlanan, rakamların başka, politikaların başka şeyler söylediği bir OVP, tarumar olan bu ekonomiyi düze çıkaramaz.

YENİLENME SÜRECİMİZ HIZLA DEVAM EDİYOR

Değerli basın mensupları, Cumhuriyet Halk Partisi, halkın egemenliğini temel ilke olarak benimsemiştir. Bu temel ilke doğrultusunda, Genel Başkanımızın da ifade ettiği gibi parti içi tartışmaları yenilenmenin aracı olarak görüyoruz. Biz, etik ilkelere bağlı kalınarak yapılan tüm tartışmaların, mücadelemizi güçlendireceği kanaatindeyiz. Yenilenme sürecimiz hızla devam ediyor. İlçe ve il kongrelerimiz hızla tamamlanıyor. Bunların tamamlanmasının ardından da Kurultayımızla bu süreci taçlandıracağız. Bu yenilenme sürecini, tüzüğümüzden programımıza kadar, partimizin işleyişiyle ilgili dokümanları da yenileyerek destekleyeceğiz. Yenilenerek, güçlenerek yerel seçimlere gidiyoruz.

Değerli basın mensupları, son yerel seçimlerde büyük bir başarı kazandık. Ankara, Adana, Antalya, İstanbul ve Mersin başta olmak üzere CHP’li başkanlar tarafından yönetilen belediyelerde sosyal demokrat belediyeciliğin en güzel örneklerini verdik. AK Partili belediye başkanlarının yönettiği illerde ise vatandaş “illallah” dedi. Buralarda yapılan hizmetin ne olduğunu yaşayanlar biliyor. Lafla, konuşmakla bu iş olmuyor. Pandemide, afetlerde bu belediyeler ne yaptı? Bunların millete hizmet etme derdi yok. Milletimiz yerel seçimlerde buralarda en güzel kararı verecektir. Bunlarla daha fazla gidilmeyeceği görülecektir. Biz diyoruz ki, kaynaklarını yandaşları için değil, hemşerileri için kullanan bir belediye, çağdaş bir yerel yönetim, her vatandaşın hakkıdır. Bu seçimde tüm büyükşehir belediyelerini kazanmayı hedefliyoruz. Bunu başarmak için yaptıklarımızı ve yapacaklarımızı bugün yine MYK’mızda gözden geçirdik.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Sezgin Tanrıkulu’nun Türk Silahlı Kuvvetleri hakkındaki açıklamalarına ilişkin partiniz herhangi bir yaptırım uygulayacak mı? Şuana kadar bir adım atıldı mı?

Faik ÖZTRAK- Bu konuda gerekli açıklamaları yaptık. Bu çerçevede de devam edeceğiz.

Soru- Ekrem İmamoğlu, CHP Genel Merkezinin İstanbul’da gerçekleştirdiği 3 toplantıya katılmaması sorulduğunda kendisine davet gelmediğini ima etti. İmamoğlu o programlara davet edildi mi?

Faik ÖZTRAK- Genel Başkanımız bir ile gittiğinde o ildeki tüm parti yetkililerinin başta seçilmişler olmak üzere programdan haberi olur. İl Başkanlarımızda bunun koordinasyonunu sağlar. Ekrem Bey de bizim Belediye Başkanımızdır.

Soru- Cuma günü yapılan 100. yıl resepsiyonunda davetlilerden biri de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’ydu. Ama resepsiyona katılmadı. Neden katılmadığına dair sizin bir bilginiz var mı?

Faik ÖZTRAK- Şimdi hafta sonunda 3 gün boyunca Belediye Başkanlarımızın olduğu illerde de kutlama programları vardı partimizin 100. yılıyla ilgili. Bir gün önceki resepsiyona katılmayan başkanlarımız, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu da dahil 9 Eylül sabahı Anıtkabir’deki programa katıldı.

Soru- Efendim CHP’nin 100. yıl tanıtım videosunda EOKA’lı teröristlerin görüntüsünün olması büyük tepki çekmişti. Peki bu videoya ilişkin, o görüntülere ilişkin bir revize, bir değişiklik yapılacak mı?

Faik ÖZTRAK- Arkadaşlar, o videolara baktığınız zaman Kıbrıs’ın dağlarına nasıl bayrağı diktiğimiz anlatılıyor. Niye revize yapalım? Yani Kıbrıs’ın dağlarına milliyetçiliği yazdığımız videoyu gösteren ve bunun bir parçası olan görüntüleri neden revize edelim? Genel Başkan Yardımcısı arkadaşımız bununla ilgili açıklamaları zaten yaptı. Gerçekten bakıyorum, karşı tarafın sık sık kullandığı bu filmleri, bu resimleri bizim hazırlamış olduğumuz çok da güzel dört dörtlük videoda görünce herhalde büyük bir tepki oluştu. Yani niye bizim kullandığımızı bunlar da kullanıyorlar. Kıbrıs’ın dağlarına dikilen o bayrağın Cumhuriyet Halk Partisinin eseri olduğunu söylüyorlar diye herhalde kıskandılar.

Soru- Biraz önce dediniz ki, 2019 seçimlerini kazandık. Başarılı çıktığınız illeri saydınız. Önümüzdeki seçimlerde geçen seçimdeki ittifak ortağınız İYİ Parti seçime ayrı gireceklerini söylüyorlar ve sanıyorum yarın da Genel İdare Kurulunda görüşecekler. Sayın Ekrem İmamoğlu da kazanmak için ittifak şart diyor. Siz geçen hafta yaptığınız açıklamada, İYİ Partiden gelen açıklamalara yolları açık olsun demiştiniz. Ancak bakıldığında hani kamuoyu araştırmalarına da bakıldığında ittifaksız kolay olmadığı belirtiliyor. Yeni bir yol açılabilir mi, ne yapılabilir bu aşamadan sonra ittifak için? Yoksa artık tamamen ipler koptu mu iki parti arasında?

Faik ÖZTRAK- Ben geçen hafta durduğumuz yeri söyledim. Bu süreçle ilgili durduğumuz yerde biz şehirlerde yapılacak olan işbirliklerine kapalı olmadığımızı da ifade ettim. Ama bizim dışımızdaki bir parti ben kendi adaylarımı göstereceğim diyorsa bize de ona yolunuz açık olsun demek düşer.

Bu arada şunu söyleyeyim. Belediye seçimleri tek turlu seçimler. Dolayısıyla belediye seçimlerinin bundan önce örneklerini gördüğümüz gibi yüzde 25’le alındığı seçimlerin olduğunu da unutmamak gerekir.

Teşekkür ediyorum.

Babanızın Sarayında, Onun Kurduğu Vakıflarda Keyif Sürürken Siz Ne Kadar İdealistsiniz?

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, “Yüzbinlerce öğretmen atanmamış, özel okullarda insanlık dışı ücretlerle çalıştırılıyor. Atanabilen öğretmen yoksulluk sınırı altındaki maaşıyla ayın sonunu getirmeye çalışıyor. Ama Erdoğan’ın oğlu Bilal Bey’in ‘İdealist değilsiniz, memur olmak için öğretmen oluyorsunuz’ suçlamalarına maruz kalıyor. Mahdum Bey’e sormak lazım; babanızın sarayında, onun kurduğu vakıflarda keyif sürerken siz ne kadar idealistsiniz” dedi. Öztrak, CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır’ın iki küçük kızının fotoğrafının yer aldığı bir video paylaşan eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’e “Ahlaki erozyona uğramış AK Partili sabık belediye başkanı, Grup Başkanvekilimizin iki küçük kızına dil uzatmaya cüret ediyor. Bu nasıl bir rezalettir. Bu nasıl bir ahlaksızlıktır” diye tepki gösterdi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısı devam ederken açıklamalarda bulundu.

Öztrak, 9 Eylül 1923 tarihinde kurulun ve bu yıl 100’üncü yılını kutlayacak olan CHP’nin etkinliklerine ilişkin “Son yüz yılda, Cumhuriyet’in çok partili demokrasiye geçişin emekçilerin sendikal haklarla ülkemizin sosyal demokrasiyle tanışmasının altında partimizin imzası vardır. Bu çatı altında bulunmaktan onur duyan bizler, partimizin 100. yılını bu hafta sonu büyük bir coşkuyla kutlayacağız. Genel Başkan Yardımcımız Aysu Bankoğlu kendisinin koordinasyonunda yapılacak 100. yılımızı anma ve kutlama faaliyetleri hakkında yarın sizlere açıklamalarda bulunacaktır” dedi.

Öztrak’ın konuşması şöyle:https://youtube.com/embed/3HPackwLtg4

KURULUMUZUN GÜNDEMİNDE KERKÜK’TE SON YAŞANAN GELİŞMELER DE VARDI

Değerli basın mensupları, Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Kurulumuzun gündeminde, bugün açıklanan korkunç enflasyon verileri, hayat pahalılığı ve işsizlikle mücadele konusunda yapılması gerekenler, hükümetin seçimden sonra başlattığı milletimizi adeta cendereye sokan, bölen uygulamalar, yaklaşan yerel seçimlerle ilgili hazırlıklar ve Partimizin kurultay süreci vardı. 

TARAFLARI SÜKUNETE DAVET EDİYORUZ

Diğer taraftan, Kurulumuz Kerkük’te son yaşanan gelişmeleri de değerlendirdi. Türkmen soydaşlarımızın ata yurdu, Kerkük’te yaşanan olayları kaygıyla takip ediyoruz. Türkmenlerin Irak ve Kerkük’ün asli unsurlarından biri olduğunun bir kere daha altını çiziyoruz. Değişik etnik unsurların bir arada huzur içinde yaşadığı Kerkük’te olayların bir an önce kalıcı bir biçimde sona ermesi için, tarafları sükûnete davet ediyoruz.

ATATÜRK’ÜN KURDUĞU CUMHURİYET’İN KADINLARI MİLLETİMİZE YENİ BİR GURUR DAHA YAŞATTI

Yine son olarak Avrupa şampiyonu olan A Milli Kadın Voleybol Takımımızı Cumhuriyet’in 100. yılında kazandıkları büyük zafer için kutluyoruz. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin kadınları, milletimize yeni bir gurur daha yaşattı. Kadın voleybol takımımız, 100. yılında Cumhuriyetimizi taçlandırmayı sürdürdü. Filenin Sultanları bu şampiyonlukla, hepimizin göğsünü bir kere daha kabarttı. Her biri bizim gururumuz! İyi ki varlar!

PARTİMİZ, KUVAYI MİLLİYE RUHUYLA KURULDU

Değerli basın mensupları, Cumhuriyet Halk Partisi resmen, bundan tam bir asır önce 9 Eylül 1923’te kuruldu. Dünyanın en köklü partilerinden biri olan partimiz, bir ulusun emperyalizme karşı en onurlu bağımsızlık mücadelesini verdiği dönemde, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk ve Kuvayı Milliye ruhuyla, savaş meydanlarında kuruldu. Cumhuriyet Halk Partisi, sadece cumhuriyetin kuruluşunun partisi değil, bu ülkeyi ayağa kaldıran, dünyanın en saygın ülkeleri arasına sokan, devrimlerin de partisidir.

ANMA VE KUTLAMA FAALİYETLERİYLE İLGİLİ YARIN AÇIKLAMA YAPILACAK

Büyük Önderimiz, Partimizin kurucusu, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, “Benim iki büyük eserim vardır, biri Türkiye Cumhuriyeti, diğeri Cumhuriyet Halk Partisi” diyerek, Partimize ülkenin çimentosu olma, çağdaşlaşmanın lokomotifi olma misyonunu yüklemiştir. Son yüz yılda, Cumhuriyetin, çok partili demokrasiye geçişin, emekçilerin sendikal haklarla, ülkemizin sosyal demokrasiyle tanışmasının altında hep Partimizin imzası vardır.

Bu çatı altında bulunmaktan büyük bir onur ve gurur duyan bizler, Partimizin 100. yılını bu hafta sonu büyük bir coşkuyla kutlayacağız. Genel Başkan Yardımcımız Aysu Bankoğlu kendisinin koordinasyonunda, yapılacak 100. yılımızı anma ve kutlama faaliyetleri hakkında, yarın sizlere açıklamalarda bulunacaktır.

SİVAS KONGRESİ’NİN 104. YIL DÖNÜMÜNÜ KUTLUYORUZ

Yine bugün, Atamızın ifadesiyle, Partimizin ilk kurultayı olan Sivas Kongresi’nin de 104. yıl dönümünü kutluyoruz. Bu vesileyle, Büyük Önderimiz, ebedi Genel Başkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, bu toprakları bizlere vatan kılmak için canlarını ortaya koyan aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmetle ve minnetle anıyoruz.

BECERİKSİZLİKLERİN SONUNDA HEDEFLER ŞAŞMAYA BAŞLADI

Değerli basın mensupları, Hazreti Mevlana, insanı bir ağaca benzetir. “Ağacın kökü, sözünde durmaktır” der. Bu Hükümet bugüne kadar millete pek çok söz verdi. Bundan tam 12 yıl önce 2011 seçimlerine giderken, “2023’te milli gelirimizi 2 trilyon dolara, kişi başına gelirimizi ise 25 bin dolara” çıkarmayı vaat etti. Yetmedi bu vaatleri bir de 10. Kalkınma Planı’na da yazdı, mecliste kabul ettirdi. Resmi hedef haline getirdi. O dönem bu hedefler herkese makul göründü. Hatta iddiasız göründü. Çünkü AK Parti iktidara geldiğinde ülke çok önemli bir krizi atlatmıştı. Ülkenin içeride ve dışarıda güven uyandıran bir programı vardı. Ekonomi hızla toparlanıyordu. Ancak 2013’ten sonra Erdoğan, kerameti kendinden menkul, kibirli yaklaşımıyla ülkeyi her gün biraz daha zora soktu. Ve bu beceriksizliklerin sonunda hedefler şaşmaya başladı.

YILLIK MİLLİ GELİR, ERDOĞAN’IN TAAHHÜDÜNÜN ANCAK YARISINA ULAŞABİLDİ

Geçtiğimiz hafta 2023’ün ikinci üç ayına ilişkin Milli Gelir verileri açıklandı. Yıllık milli gelir Erdoğan’ın taahhüdünün ancak yarısına ulaşabildi. Kişi başına gelir ise söz verdiğinin yarısına bile ulaşamadı. Aslında hiçbir ülkeye nasip olmayan konumuyla, bereketli topraklarıyla, yer altı kaynaklarıyla, üretime katılmayı bekleyen genç nüfusuyla, dünyanın her yerinde ter döken iş insanlarıyla, cefakar ve çalışkan çiftçisiyle, işçisiyle, emekçisiyle çok büyük bir potansiyele sahip olan güzel ülkemiz, kötü yönetim nedeniyle, küresel ekonominin sunduğu fırsatları değerlendiremedi, kaçırdı. Kötü yönetim sonucunda, Türkiye önce “istihdamsız” yani “Vatandaşlarına iş imkanı sunmayan” büyümeyle tanıştı. Bugünde üretmeden tüketmeye dayanan, diğer ülkelerin vatandaşlarını ve yandaşlarını zengin ederken kendi vatandaşının cüzdanını boşaltan, sofrasındaki ekmeğini küçülten, aileleri borca batıran, bir avuç yandaşı varsıllaştıran “Milleti yoksullaştıran büyümeyle” tanıştık.

YABANCILAR KAZANIYOR, BİZ YOKSULLAŞIP BORCA BATIYORUZ

Evet, tabelada büyüme yazıyor. Ama seçim döneminde sonuna kadar açılan para musluklarına rağmen, bu büyüme, ülkenin potansiyelinin çok altında. Söylemiştim, bu büyümenin bir özelliği var tamamen iç talep çekişli. Dış açık yüzde 10 civarında olan özellikle tüketim talebi yüzde 6’lık negatif dış açık nedeniyle üç çeyrektir büyümeyi aşağı çekiyor dış açık. Ne yapıyoruz? Biz başka ülkelerin ürettiğini tüketiyoruz. Yabancılar kazanıyor, biz yoksullaşıp borca batıyoruz. Aslında sanayi katma değeri dört çeyrektir üst üste geriliyor. Böyle bir tabloyu daha önce, ülkenin ve ekonominin büyük felaketler yaşadığı 1999 Marmara Depremi’nde, 2001 ve 2008 krizlerinde görmüştük. Uzun dönemde büyümenin ve rekabet gücünün en önemli belirleyicisi verimlilik artışıdır. Sanayisi küçülen bir ekonomi, verimliliğini artıramaz. Dışarıyla rekabet edemez. Borçlanabildiği sürece tüketir. Borçlanamadığında ise “harç bitti, yapı paydos” der. İşte Türkiye şimdi tam da bu noktadadır.

ERDOĞAN NE VAAT ETMİŞTİ

Değerli basın mensupları, bundan 2 yıl önce, “Faiz sebep, enflasyon netice” diyerek; yeni bir ekonomi modeli uyguladığını iddia eden Erdoğan, ne vadetmişti? Faiz düşecekti, rekabet gücümüz ve ihracat artacaktı, biz üretecektik başka ülkelere satacaktık, döviz kasamızı doldurup taşıracaktık. Enflasyon da düşecekti. Sonuç ne oldu? Korkunç bir hayat pahalılığı, bozulan döviz dengesi, Merkez Bankası’nın tamtakır edilmiş döviz kasası, yandaşa verilen ucuz krediyle, sahte gelirlerle hormonlanmış, başka ülkelerin çiftçisini, emekçisini, iş insanını zengin eden iç talep çekişli bir büyüme.

BECERİKSİZLİK, LİYAKATSİZLİK ALENİYET KAZANDI

Seçimlere kadar milletin parasını har vurup harman savurarak, yalanlarla, iftiralarla ve montaj videolarla, gizlenen ekonomik krizin faturası şimdi milletimizin önünde. Merkez Bankası’nın rezerv açığı 70 milyar dolara dayandı. Politika faizini 7,5 puan birden artırdıkları hafta bile Merkez Bankası 5 milyar dolardan daha fazla döviz satmak zorunda kaldı. Yaptıkları hatalarla Türkiye’yi 50 sente muhtaç hale getirdiler. Saray kendini kurtarsın diye Halk Bankası’nı dolandırmakla suçladığı, daha önce görevden aldığı bakanı, mucize adam diye yeniden ekonominin başına atadı. Onun da ilk işi, Saray’ın faiz politikasını irrasyonel ilan etmek oldu. Geçtiğimiz haftada ittifak ortaklarından biri “Faiz sebep, enflasyon netice modelinin gerçek olmadığı ortaya çıktı” dedi. Beceriksizlik, liyakatsizlik aleniyet kazandı.

MUCİZE ÇÖZÜM DİYE GETİRDİKLERİ KKM, OLDU TU-KAKA

Koskoca ülkenin itibarını yerle bir ettiler. Döviz gelsin diye Körfez Şeyhlerinin, krallarının ellerine kapandılar. Onlar da, “Ben senin zenginini daha zengin etmek için sana para vermem. Para istiyorsan, önce KKM’yi kaldır” dediler. Apar topar mucize çözüm diye getirdikleri KKM’yı kaldırmak için harekete geçtiler. KKM oldu tu-kaka. Yetmedi IMF’nin kapısını çalıp tanışma çayına davet ettiler. O da yetmedi, bugün Erdoğan, daha önce “Türkiye’ye gelecek” dediği Putin’in ayağına gitti. Neden? Seçim öncesinde ertelenen 20 milyar dolarlık gaz borcunun karşılığında, Putin’e hangi tavizleri verdiniz? Bugün Putin Türkiye’ye ucuz petrol vereceklerini açıkladı. Şimdi hangi tavizleri verdiniz, bunun için hangi tavizleri verdiniz? Hep söylüyoruz, borç alan emir alır.

Değerli basın mensupları, “Faiz düşünce, inecek” dedikleri enflasyon, faiz indirimleri başladığında yüzde 19’du; bugün açıklanan verilere göre Ağustos ayı itibariyle yıllık enflasyon yüzde 59. Ne demişti daha bu senenin başında Erdoğan? “Herkes hesabını 2023’te yüzde 20’ler seviyesinde enflasyona göre yapsın”. Valla Erdoğan’ın bu sözlerine kananlar perişan oldular. “Yeni ekonomi kadromuzun birinci önceliği enflasyon” sözleri de üç ayda yalan oldu. Dahası Merkez Bankası Başkanı’nın, yılsonu için önce yüzde 58 dediği, sonra yüzde 62’ye çıkardığı enflasyon beklentisi de, o açıklamanın mürekkebi kurumadan hayal oldu.

DÜNYADA GIDA ENFLASYONUNDA EN ÖNLERDEYİZ

Tabi tüm bunlar, artık hiçbir verisine güven kalmayan, TÜİK’in makyajlı verilerine göre… Ama diğer taraftan, bu ay, aylık verilere baktığımızda, TÜİK enflasyonda İTO’yu ve ilk kez EN-AG’ı solladı. Bu, herhalde “Rasyonelleşme” sürecinde TÜİK’in makyaj ağırlığını azaltmaya başladığı izlenimini tamam verebilir. Ancak bunun kalıcı olması için, bunun güven verebilmesi için, rakamlardaki makyajın, geriye doğru da temizlenmesi gerekiyor. Bu, aynı zamanda doğru kararlar alabilmek içinde şarttır. Nitekim, TÜİK’in makyajlı verilerine göre bile son bir yılda dana eti fiyatı yüzde 121, meyve fiyatları yüzde 99,8, sebze fiyatları yüzde 80,8 artmış. Dünyada gıda enflasyonunda en önlerdeyiz. Emekliler ne tüketir? Sadece gıda tüketir. Peki siz emekliye ne verdiniz? 7500 lirada emeklinin maaşını sabit tuttunuz.

TARIMDA POLİTİKASIZLIK, ÜLKENİN GELECEĞİNİ ATEŞE ATMAKTIR

Peki gıda fiyatları, tarımda fiyatlar bu kadar artarken çiftçinin durumu nasıl? Çiftçinin, besicinin durumu her geçen gün kötüye gidiyor. Meyvenin, sebzenin, etin fiyatı ikiye katlanmış ama üretici perişan. Maliyetler son hızla artarken, fiyatlar geçen senenin bile altına düşmüş. Balıkesir Burhaniye’de çiftçi, “Köylüyü hor görmeyin. Üretin diye yalvaracaksınız ama üretmeyeceğiz. Samimi olarak söylüyorum, üretmeyeceğiz” diye bağırıyor. Konya Ereğli’de domates üreticisi, “Erdoğan duysun biz çiftçiliği bırakıyoruz” diyerek ürettikleri domatesleri yerlere döküyor. Tarım, bu son pandemide de anlaşıldı tüm dünyada en stratejik sektörlerin başında geliyor. Tarımda politikasızlık, ülkenin geleceğini ateşe atmaktır.

Buradan Konya Belediyesi’ne de sesleniyoruz. Konya’da çiftçi su için yolları kapatıyor, “Biz sandıkta oyumuzu kullandık, ama hani? Şimdi herkes goygoy yapıyor” diye tepkisini dile getiriyor. Para etmeyen ürünlerini sokaklara saçıyor. Hükümetten çiftçiye bir fayda olmayacağı belli oldu. Bari Büyükşehir Belediyesi bu domatesleri alsın, hemşerilerine dağıtsın. Hem çiftçinin hem de Konyalının yüzü gülsün.

BİR ÇOCUĞUN OKULA BAŞLAMA MALİYETİ 5 BİN TL’Yİ BULUYOR

Değerli basın mensupları, vatandaşın derdi bir değil, bin değil. Okulların açılmasının eli kulağında, çantası, kıyafeti, eşofmanı, ayakkabısı, kırtasiyesi, her şeyin fiyatı katlanmış. Bir çocuğun okula başlama maliyeti 5 bin lirayı buluyor. Başkentte okul servis ücretleri yüzde 70 artmış. Daha bunun harçlığı var. Var oğlu var… Yumurtanın fiyatı, bir yılda 2 liradan 3 lira 20 kuruşa çıkmış. Beyaz peynir yüzde 87 zamlanmış. Çocuklara, sabah okula giderken bir kahvaltı ettirmek bile neredeyse küçük bir servete mal oluyor. Veliler kara kara düşünüyor. Ama sadece veliler değil, artık 9-10 yaşında el kadar çocuklar bile ekonomiden, döviz kurundan konuşur hale geldi. 13-14 yaşlarına geldiklerinde de, konu işsizliğe dönüyor. Çocuklar, iş bulabilmelerini sağlayacak bir eğitim almak için yarış atı gibi sınavdan sınava koşuyor. Test kitaplarının fiyatı almış başını gitmiş, pek çok çocuk ona da ulaşamıyor. Sınavları kazanıp okulları okumak da iş bulmaya yetmiyor.

EV GENCİ ORANININ EN YÜKSEK OLDUĞU 3 ÜLKEDEN BİRİYİZ

Bugün Türkiye’de üniversite mezunu işsiz sayısı 1 milyon civarında. Her beş gencimizden biri ne bir işte çalışıyor, ne de okulda okuyor. Üyesi olduğumuz Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı’nda ev genci oranının en yüksek olduğu üçüncü ülkeyiz. İşsiz sayımız 9 milyona dayanmış. Bizdeki işsiz sayısı dünya üzerindeki 98 ülkenin nüfusunu aşmış. Ülkeyi enflasyonun yanında işsizlik de kavuruyor, hayat pahalılığı olup milletimizin üstüne çöküyor. Batman’da 23 kişilik temizlik işçisi kadrosu ilanına 2 bin 713 kişi başvuruyor, ama sarayın kibirlisi hala çıkıyor, istihdamda, üretimde şöyle başarı elde ettik, böyle başarı elde ettik diye masallar anlatıyor.

ÜLKEYİ YÖNETMEYİ BECEREMEYİNCE ALGIYI YÖNETMEKLE MEŞGULLER

Bu hayat pahalılığında, vatandaşın tek çaresi borçlanmak. Seçim öncesinden bu yana geçen 4 ayda, vatandaşların kredi ve kredi kartı borcu toplamı 351 milyar lira artışla 2 trilyon 324 milyar liraya ulaşmış. Bu olağan üstü bir seviye. Pahalılık artıyor, borçlar artıyor, ama gelirler reel olarak azalıyor. Maaş hiçbir şeye yetmiyor. Vatandaş tam bir kabus yaşıyor. Ülkede sosyal riskler her geçen gün artıyor.

Değerli basın mensupları, bir hükümetin bir millete yapabileceği en büyük kötülük çocuklarının yüzündeki gülüşü, gençlerin geleceğe dair umutlarını çalmaktır. Bizdeki hükümet tam olarak bunu yapmıştır. Ama Victor Hugo’nun dediği gibi, millete karşı işlenen hiçbir suç zaman aşımına uğramaz, “Milletin alameti, bir mendilin üzerinden markası sökülüp atılır gibi sökülüp atılamaz.” Bu beceriksizliğin müsebbibi ve şürekası, ülkeyi yönetmeyi beceremeyince, algıyı yönetmeye çalışıyorlar. Gerçeklerin ötesinde, hakikat güneşinin parlamadığı, bambaşka bir dünyada yaşıyorlar. Milleti de bu hayal aleminde yaşamaya zorluyorlar.

ÇÖP BAŞINDA BEKLEYENLERİN SAYISI HER GEÇEN GÜN ARTIYOR

O dünyada hiçbir şeye “zam” yok, “Kısa süreli, geçici fiyat ayarlamaları” var. Milletin ucuza aldığı “çürük” meyve sebze yok. Onun yerine “çıkma” sebze meyve var. İnsanlar çarşıda pazarda sanki oto sanayinde çıkma parça peşinde koşar gibi, “Çıkma” ucuz meyve sebze peşinde koşuyor. Bu çıkmalar, markete geldiğinde isim değiştiriyor. Adı “Fazla olgunlaşmış” meyve sebze oluyor. Bu ülkenin vatandaşlarını, çürümeye yüz tutmuş, satılmasa çöpe gidecek meyve-sebze peşinde, koşar hale düşürdüler. Bu millete, marketin kapısındaki çöpün önünde, atılacakların içinden işe yarayabilecekleri seçip evine götürmek için saatlerce beklemeyi reva gördüler. En nezih, refahı yüksek sayılan semtlerde bile, çöp başında bekleyenlerin sayısı her geçen gün artıyor. Ama sarayın kibirlisine göre, hükümetin bu rezalette hiçbir suçu günahı yok, bütün suç, bütün günah “Fahiş fiyat uygulayan” satıcılarda…

Biz buradan milletimize soruyoruz; “Bu ülke bu hale geldiyse, Anadolu’daki vatandaşlarımız, konteynerlerden evine çöp rızık topluyorsa, hafta pazarlarının atıklarını toplayıp evine götürüyorsa, insanlar evinin kirasını, faturasını ödeyemiyorsa, çalışanların yarısından fazlası açlık sınırının, çok daha fazlası yoksulluk sınırının altındaysa ve artık ‘yandım Allah’ diyen vatandaşa ters kelepçe vuruluyorsa, bu ülkeyi bu hale kim getirdi? Erdoğan’ın safsataları getirmedi mi? Erdoğan ve şürekası bunun sorumluluğunu taşımıyor mu?”

‘MUHALEFET DEPREMZEDELERE BEDAVA EV VERMEDİ’ DİYE BAĞIRIYOR

Değerli basın mensupları, Erdoğan depremzedelere konut yapma konusunda da, sözlerini anlaşılan yerine getiremiyor. Zaten görülüyor rakamlardan da. Böyle olunca da yine sorumluluğu başkalarına atmaya uğraşıyor. “Muhalefet depremzedelere bedava ev vermedi” diye bağırıyor. Ee insaf! Madem iktidarsınız, o zaman muktedir olacaksınız. Sizin imar barışlarınız nedeniyle, atadığınız memurların incelemeden attığı imzalar nedeniyle, 21 yıllık iktidarınızda bir türlü gerçekleştirmediğiniz kentsel dönüşümler nedeniyle, milletin evi başına yıkılmış. Anayasa açık: Sizin bu evleri sadece yapmanız değil vatandaşa birde parasız vermeniz gerekiyor. Ama yapamıyorsunuz, sonra da çıkıyorsunuz “Muhalefet nerede?” diyorsunuz. Yapamayacaksanız, bir an evvel oradan inin aşağı, biz gelip yapalım. Size nasıl yapılacağını da gösterelim. Erdoğan aynı konuşmasında, Grup Başkanvekilimiz, Kadın Kolları Başkanımız ve kadın milletvekillerimiz, daha birkaç gün önce deprem bölgesinde değilmiş gibi, muhalefeti deprem bölgesini unutmakla suçluyor.Bu kadarına da hakikaten pes doğrusu!

KENDİ TOPRAKLARIMIZ ÜZERİNDEKİ NÜFUZUMUZU KAYBEDİYORUZ

Ancak bu gerçek ötesi popülist söylem, deprem bölgesiyle ve Erdoğan’la da sınırlı değil. Yüzbinlerce öğretmen atanmamış, özel okullarda insanlık dışı ücretlerle çalıştırılıyorlar. Atanabilen öğretmen yoksulluk sınırı altındaki maaşıyla ayın sonunu getirmeye uğraşıyor. Ama Erdoğan’ın oğlu Bilal Bey’in, “İdealist değilsiniz, memur olmak için öğretmen oluyorsunuz” suçlamalarına maruz kalıyor. Mahdum Bey’e sormak lazım; babanızın sarayında, onun kurduğu vakıflarda keyif sürerken siz ne kadar idealistsiniz? Bu ülkenin yetişmiş evlatları yurt dışına gidiyor. Yerlerini Ortadoğu ülkelerinden gelen sığınmacılar alıyor. Millet olarak sadece yetişmiş nüfusumuzu değil, kendi topraklarımız üzerindeki nüfuzumuzu da kaybediyoruz. Ama İçişleri Bakanının umurunda değil… “Arap kardeşlerim, dostlarım gelsin. Onları istiyorum” diye açıklamalar yapıyor. Bu ucube rejimin haksızlığı, hukuksuzluğu, adaletsizliği milletin canına tak etti. Öyle ki artık vali yardımcıları da, din kisvesi altında yapılan hırsızlıklara, sosyal medyadan “Kefen paranız olsun inşallah” diye isyan ediyor.

KARMA EĞİTİM DE BÜYÜK BİR SALDIRI ALTINDA

Sokaklar vahşi batıya dönmüş ama Gazeteci Merdan Yanardağ ve Barış Pehlivan hukuk eğilip bükülerek, sosyal medya troll kampanyalarıyla içeri atılıyor. Adli yılın açılışında konuşan Baro başkanının bizzat Cumhurbaşkanı tarafından sesi kısılıyor. İstanbul Valisi göreve gelmesinin üzerinden daha birkaç ay geçmişken ilk iş olarak, “Halka açık yerlerde içki içilmesinin önlenmesi için” daha önceden var olan genelgeyi hatırlatan bir yazı yazma ihtiyacını duyuyor. Bugün bu ülkede yetersiz mesleki eğitim nedeniyle gençler iş, işverenler çalıştıracak nitelikli eleman bulamıyor. Milli Eğitim Bakanı, ülkede ihtiyaç duyulan işgücünün nasıl yetiştirileceğine kafa yoracağına, İmam-Hatip liselerini “Dünyaya model olarak sunmanın” peşine düşüyor. Karma eğitim de diğer taraftan büyük bir saldırı altında.

EKONOMİK SOYKIRIM, ZAM, ZULÜM KONUŞULMASIN İSTİYOR

Bize gurur yaşatan sporcularımız, iktidar yanlısı kerameti kendinden menkul ahlak bekçilerinin sosyal medya trollerinin hedefi oluyor. Ahlaki erozyona uğramış AK Partili sabık belediye başkanı, Grup Başkanvekilimizin iki küçük kızına dil uzatmaya cüret ediyor. Bu nasıl bir rezalettir. Bu nasıl bir ahlaksızlıktır. Ülkemiz, yerel seçimlere adım adım ilerlerken yaşam tarzlarının siyasete malzeme edildiği milleti bölen, ağır bir tabloyla karşı karşıyayız. Bunu Hükümet aslında bile isteye yapıyor. Hedefi var. Sarpa saran ekonomik gidişat, ekonomik soykırım, zam, zulüm konuşulmasın istiyor.

ÇOK DAHA İYİSİNİ YAPACAĞIZ

Ama bu böyle gidemez, artık bütün gücümüzle silkinip ayağa kalkmak zorundayız. Bu sürdürülemez gidiş, bu nobranlık karşısında, kırıldım, küstüm, üzüldüm diye mücadeleyi bırakamayız. Ayağa kalkacağız, birlik olacağız, bu gidişe hep beraber dur diyeceğiz. Yaklaşan yerel seçimlerde önceki seçimde kazandığımız belediyelere yenilerini ekleyeceğiz. Biz CHP’li başkanlarca yönetilen belediyelerde sosyal demokrat belediyeciliğin en güzel örneklerini verdik veriyoruz. “Her vatandaşımız en iyi hizmete layıktır” diyor, önümüzdeki seçimler için bütün büyükşehir belediyelerini kazanma iddiamızı ortaya koyuyoruz. Son yerel yönetim seçimlerinde büyük bir zafer kazandık, şimdi bir kere daha, çok daha iyisini yapacağız.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun daha önce kendisine de hakaret eden Perinaz Mahpeyker Yaman’ı danışman olarak ataması partide tepki çekti. Kılıçdaroğlu’nun incelemeye zamanım olmadı açıklaması da eleştirildi. Partililer öyle bir ismin görevlendirilmediğini de iddia ettiler. Yaman hala görevde mi? Tartışmalarla ilgili bir değerlendirme alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Bu konuyla ilgili gerekli açıklamalar yapıldı bugüne kadar. Daha fazla açıklama gerektiren bir durum ortada yok.

Soru- Seçimden sonra kurulan hükümetin 100 günü doluyor. Bu 100 günde hükümet seçim öncesi verdiği sözlerin ne kadarını yerine getirebildi? Özellikle ekonominin iyileştirilmesi için verilen sözleri yerine getirebilmiş midir? Siz 100 günlük bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Konuşmamda altını çizerek belirttim. Bırakın bu hükümetin 100 günlük vaatlerini hükümet 2013’ten buyana hiçbir vaadini doğru düzgün yerine getiremiyor. Kaldık ki, hükümetin ilk 100 gün, ilk 6 ay, ilk 1 yıl gibi bir planla, bir hazırlıkla işbaşına gelmediği de ortada. Böyle bir şey yok ortada. Bugüne kadar tek bildikleri, tek yaptıkları her şeye zam. Bunlar hiçbir kalkınma planlarında yazdıkları sözlerini bile tutamadılar. Nerede ilk 100 gün? 20 yıl önce eleştirdikleri ne varsa bugün eleştirdiklerinin ta kendisi oldular?

Teşekkür ediyorum.

CHP Ekonomi Masası Yeniden Yola Çıkıyor

CHP Ekonomi Masası; yeni dönemde çalışmalarına başlıyor. Geçtiğimiz dönem yoğun bir çalışmayla 44 il ziyaret eden ve 40 bin kilometreden fazla yol kat eden Masa; 28. Dönem’de yeni kadrosuyla, derinleşen ekonomik krizi il ziyaretleriyle yerinde inceleyip, kapsamlı çözüm önerileri ortaya koymak üzere yola çıkıyor.

Genel Merkez’de dün ilk toplantısını gerçekleştiren Masa, bu dönem çalışmalarında il programlarının yanında sektörel toplantılara da yer verme kararı aldı. CHP Ekonomi Masası, deprem bölgesindeki ekonomik tabloyu da özel olarak mercek altına alacak. Bu çerçevede: “Deprem Bölgesi Ekonomisini İzleme ve Çözüm Komitesi” oluşturulurken, Türkiye genelinde gıda, tarım, tekstil, konut gibi sıkıntıların derinleştiği sektörlere ilişkin Daimi Komisyonlar kurulacak.

İllerin Ticaret ve Sanayi Odaları, iş insanları, sanayiciler, dernekler, Organize Sanayi Bölgeleri yöneticileri, emek örgütleri, esnaf ve çiftçi örgütleri, meslek odaları, Ticaret Borsası yöneticileri ve STK Temsilcileri ile kapsamlı toplantılar yapacak Masa, hem il ölçekli hem Türkiye ölçekli kapsamlı raporlar hazırlayacak, çözüm önerileri geliştirecek.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak başkanlığındaki CHP Ekonomi Masası şu isimlerden oluşuyor:

-Yerel Yönetimler Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Akın,

-İdari ve Mali İşler Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu,

-İşveren Örgütleri ve Eğitim ve Politikaları Genel Başkan Yardımcısı Lale Karabıyık,

-Yurtdışı Örgütlenme Genel Başkan Yardımcısı Tahsin Tarhan,

-İşçi Sendikaları, STK ve Meslek Kuruluşlarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Hasan Efe Uyar,

-Bolu Milletvekili Türker Ateş,

-Denizli Milletvekili Şeref Arpacı,

-Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun,

-Yalova Milletvekili Tahsin Becan,

-İstanbul Milletvekili Kadri Enis Berberoğlu,

-Kocaeli Milletvekili Nail Çiler,

-Antalya Milletvekili Sururi Çorabatır

-Mersin Milletvekili Talat Dinçer,

-Kayseri Milletvekili Aşkın Genç,

-Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur,

-Osmaniye Milletvekili Asu Kaya,

-Mersin Milletvekili Gülcan Kış,

-Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal,

-İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli,

-Kırklareli Milletvekili Fahri Özkan,

-Önceki dönem İstanbul Milletvekilleri Turan Aydoğan ve Bihlun Tamaylıgil.

CHP Ekonomi Masası’nın Saha Koordinatörlüğü’nü Bolu Milletvekili Türker Ateş; Masa Sekreterliği’ni ise Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun yürütecek.

KKM’den Çıkış Parça İşlerle Değil, Bütüncül Bir Strateji ve Programla Olmalı

CHP Sözcüsü Öztrak, Hükümetin “Hazine’ye tek kuruş yük getirmeyecek” diyerek pazarladığı Kur Korumalı Mevduatın “elde avuçta ne varsa yiyip bitiren hayırsız evlada” dönüştüğünü belirterek, “Geçen yıldan bu yana KKM nedeniyle Hazine’nin kasasından çıkan para 152 milyar lira. Bir de Merkez Bankasının kasasından çıkanlar var. Bu sır gibi saklanıyor. Merkez Bankası bilançosu verilerinden anladığımız, KKM’ın Merkez Bankası’na yani devlete zararı 17 Ağustos itibariyle 565 milyar lira. Yani KKM için bugüne kadar toplam 717 milyar lira ödemişiz. Ortada çok büyük bir yıkım var” dedi. 

Hükümetin bu hafta sonu KKM ile ilgili aldığı kararları, “parça parça, bölük pörçük işler” diye niteleyen Öztrak, yapılması gerekenin öncelikle KKM’nin maliyetini açıkça ortaya koymak, ardından orta vadeli bir çıkış stratejisi hazırlamak olduğunu söyledi. Öztrak, bu stratejinin bütüncül bir makroekonomik programın içine yerleştirilmesinin de şart olduğunu vurgulayarak, “Bunları yapmadan alelacele aldığınız kararlarla dün ak dediğinize, bugün kara diyerek, piyasalarda belirsizliği ve huzursuzluğu daha da arttırmaktan başka bir şey yapamazsınız” uyarısında bulundu.

Öztrak ayrıca, Hükümetin hatalı politikası nedeniyle bankalarda mevduat dolarizasyonunun Cumhuriyet tarihi rekorunu kırarak yüzde 70’e dayandığına dikkat çekti.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği toplantısında şunları söyledi:https://youtube.com/embed/oBnlHANjgpg

Yozgat’ın Sorgun ilçesindeki trafik kazasında 12 vatandaşımız hayatını kaybetti. Çok üzgünüz. Hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, acılı yakınlarına sabır, yaralanan vatandaşlarımıza da acil şifalar diliyoruz. Merkez Yönetim Kurulu toplantımız sürüyor. Bugün kurulumuzun gündeminde, Erdoğan’ın kerameti kendinden menkul, “Faiz sebep, enflasyon sonuç” safsatasını doğrulatmak için, ekonominin altına döşediği mayın olan, Kur Korumalı Mevduat vardı. KKM uygulamasının işçinin, esnafın, orta direğin, hâsılı vatandaşın kahir ekseriyetinin sırtına yüklediği yükü, KKM nedeniyle ekonomide hızla artan dolarizasyonu ve bunun sebep olduğu korkunç kırılganlığı değerlendirdik. Yeni ekonomi yönetiminin, buradan çıkış stratejisi kapsamında, hafta sonunda aldığı kararlar da Kurulumuzun gündemindeydi.

EYLÜL’DE BÜTÇE SÜRECİ BAŞLIYOR

Eylül ayında başlayacak bütçe süreci, bu çerçevede hazırlanacak Orta Vadeli Program ve zamanı gelen 12. Kalkınma Planı çerçevesinde ekonomide tüm aktörlere ufuk verecek bir plan ve programın neler içermesi gerektiğini de toplantımızda değerlendirdik. Örgütlerimizin süren kongreler süreci ve yedi ay sonra gerçekleşecek, yerel seçimlerle ilgili yapacaklarımız da toplantımızın bir diğer gündem maddesiydi.

MİLLET ERDOĞAN’IN HATALARININ BEDELİNİ, CANIYLA VE MALIYLA ÖDÜYOR

Büyük Selçuklu’nun büyük veziri Nizamülmülk, Siyasetname’sinde; “Yöneticilerin işledikleri günahtan daha büyük günah yoktur diyor. Zira diyor devam ediyor. Zira sıradan bir insanın yaptığı bir hata sadece kendisine zarar verebilecekken idarecinin bir hatası, bir millete mal olabilir” diyor. Cahilce işlere engel olan yöneticinin “Allah’ın lütfuna mazhar olacağını”, bilimi yâr ve yardımcı tutarsa, “İki cihanda da bahtiyar olacağını” söylüyor. Bizde son beş yıldır, kural tanımayan, akıldan ve bilimden uzak işler yapan, “Ben yaptım oldu” diyen bir kişi iş başında. Bilimle ve akılla didişerek yaptığı hataların faturasını milletimiz işiyle, aşıyla, yeri geldiğinde canıyla ve malıyla ödüyor.

HER ŞEYİ ELLERİNE YÜZLERİNE BULAŞTIRDILAR

Tüm yetkileri tek bir kişiye veren, ucube bir rejim sonrasında “Her şeyi çok hızlı yapacağız” diye işe başladılar ve her şeyi ama her şeyi ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Dengesiz, denetimsiz sistemde, yanlış üniversiteye, yanlış rektör bile atadılar. Son beş yılda 151 Cumhurbaşkanı Kararnamesi çıkardılar. Bunun 83 tanesi yani yarısından fazlası, önceki kararnameleri düzelten kararnameler. Deprem oldu, binalar yıkıldı. Marmara Depremi’nde enkaz başına derhal intikal ederek, binlerce canı kurtaran Mehmetçik’imizi zamanında sahaya süremediler. Çalışma ekipleri ile enkazı, operatörlerle iş makinalarını buluşturamadılar. Kurtarılabilecek vatandaşlarımızın yıkıntıların altında, soğukta, yardım çağıra çağıra ölmesine neden oldular. Deprem bölgesinde hala barınma sorunu sürüyor. Su yok. Su sorunu da sürüyor.

MEVDUATLARDA DOLARİZASYON CUMHURİYET TARİHİNİN REKORUNU KIRDI

Önceki seçimlerde ekonomiyi iyi göstermek için milletin 128 milyar dolarını yakmışlardı, bu seçimden önce de milletin 199 milyar dolarını daha arka kapı operasyonlarıyla buharlaştırdılar. Devlet yönetimi böyle, afet yönetimi böyle, ekonomi yönetimi de onlardan hiç farklı değil… Güya “Model” dediler. Faiz takıntısıyla ekonominin tüm dengelerini alt üst ettiler. “Faiz inince, enflasyon da iner” diyerek akıldan, bilimden uzak safsataların peşine takıldılar. Faiz talimatla inince hem kur, hem enflasyon patladı. Bu defa adına “liralaşma” dedikleri bir başka safsatayla, TL mevduatı, dövize endeksleyiverdiler. Faizden kaçarken dolarizasyona yakalandılar. Hortlattıkları enflasyon, milli paramızı pul etti. Paramızın “değer saklama” işlevini bitirdi. Rahmetli Turgut Özal’ın, “İnşallah gençlerimiz bundan ders alır. Bir daha böyle hesapsız kitapsız hatalar yaparak, gelecek nesilleri zor taşınan yük altına sokmaz” diyerek kaldırdığı, bu ülkeye çok büyük bedeller ödeten, Dövize Çevrilebilir Mevduat’ı modifiye ettiler. “Kur Korumalı Mevduat” deyip yeniden getirdiler. Sonuç? Sonuç işte bu: Bu Mevduat Dolarizasyon Grafiği. Dolarizasyon yüzde 70’e dayanmış. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en yüksek seviyesine çıkmış. Biz böyle bir tabloyla ne 1990’larda, ne de 2001 krizi zamanında karşılaştık.

KKM’NİN GÖRÜNEN FATURASI 717 MİLYAR TL

Ama biz bunların olacağını söyledik. Hükümeti defalarca uyardık. Ve geldiğimiz noktada ne yazık ki biz haklı çıktık. Elbette bundan hiç mutlu değiliz. 11 Ağustos itibariyle Kur Korumalı Mevduat bakiyesi, 125 milyar dolara ulaştı. “Hazine’ye tek kuruş yük getirmeyecek” diyerek pazarladıkları KKM, elde avuçta ne varsa yiyip bitiren hayırsız evlada dönüştü. Geçen yıldan bu yana KKM nedeniyle Hazine’nin kasasından çıkan para, 152 milyar lira. Bir de Merkez Bankasının kasasından çıkanlar var? Ama bunun ne kadar olduğunu tam olarak bilmiyoruz. Çünkü burada şeffaflık yok. Devlet sırrı gibi saklıyorlar. Millet iradesinin tecelligâhı Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bile bilgi vermiyorlar. Merkez Bankası bilançosu verilerinden anladığımız, KKM’ın Merkez Bankası’na yani devlete zararı, 17 Ağustos itibariyle 565 milyar lira. Ortada çok büyük bir yıkım var. Yani KKM için bugüne kadar 717 milyar lira ödemişiz.

MALİYETİN BİLANÇOSU

Bunu ödemeseydik, her bir aileye 27 bin 577 lira verebilirdik. Bu parayla iki tane Osmangazi Köprüsü dahil İstanbul-İzmir Otoyolu yapabilir, üstüne bir tane Yavuz Sultan Selim Köprüsü iki tane de Avrasya Tüneli yapabilirdik. İşte kendilerini akıllı, uyanık sananların getirdiği KKM’nin şu ana kadar millete neye mal olduğunun basit bir bilançosu…

TEK ADAM YÖNETİMİNİN DİKTİĞİ SON TÜY

KKM, 2018 yılında başlayan tek adam yönetiminin bu ülke ekonomisine diktiği son tüydür. Daha önce dövizle borçlandırılan bir avuç şirketi kurtarmak için Merkez Bankası’nın arka kapısından satılan 128 milyar doların bu millete çıkan faturasıdır. Yandaş zombi şirketlerin “Yüksek enflasyon” ortamında TL borçlarının düşük faizle ödenmesine yardımcı olmak için halkımızın sırtına yüklenen yüktür. Emekliden, çiftçiden, işsiz gençten, milyonlarca dar ve sabit gelirliden milyarlarca liranın alınıp bir avuç zengin yandaşa peşkeş çekilmesidir.

ERDOĞAN’IN BÜYÜK PROJESİNİ CAMİ AVLUSUNA BIRAKTILAR

Ekonomi yönetiminin yeni vitrini, bu durumu sürdüremeyeceklerinin farkında. Bu süreç kontrol altına alınmadan, dışarıdan para bulamayacaklarını da gayet iyi biliyorlar. Önce torba yasayla, Hazine’den bu hesaplara ödenen garantileri Merkez Bankası’na aktardılar. Bir başka ifadeyle bu ödemeleri bütçeden kaçırdılar. Ama kimseyi ikna edemediler. Daha önce döviz hesaplarını Kur Korumalı Mevduat’a çevirmek için bankalara hedef koyan hükümet, bu hafta sonu çıktı bir takım kararlar açıkladı. Kur Korumalı Mevduatı, Türk Lirası mevduata çevirmek için hedef koydu. Yeni ekonomi vitrini, Erdoğan’ın ekonomiyi ayağa kaldıracak “Büyük projesini” -tırnak içinde söylüyorum- bir anda cami avlusuna bırakıverdi.

ÖNCE BUNLARI AÇIKLAYACAKSINIZ

Şimdi bir yandan Bankaların yabancı para zorunlu karşılıklarını artırarak, döviz rezervlerini makyajlamaya, döviz tevdiat hesaplarının cazibesini azaltmaya, diğer yandan bankaların menkul kıymet tesisleriyle oynayarak, KKM yükünü hafifletmeye çalışacaklar. Yine parça parça, bölük pörçük işler. Çok açık söyleyelim. Bu iş böyle yapılmaz. Ülkenin başına bela ettiğiniz KKM, böyle tasfiye edilmez. Önce bir kere geleceksiniz bu KKM’nin kamuya yükü ne kadar? Bunu kalem kalem Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde açıklayacaksınız. KKM’nin ne kadarı bireylere, ne kadarı şirketlere ait? Ne kadarı yerlilere, ne kadarı yabancılara ait? KKM kapsamında ne kadar vergi muafiyeti sağladınız? Bunları bir milletle paylaşacaksınız.

SONRA ORTA VADELİ ÇIKIŞ STRATEJİSİ AÇIKLAYACAKSINIZ

Sonra da KKM’den çıkış için orta vadeli bir strateji hazırlayacaksınız. Bu stratejiyi bütüncül bir makroekonomik programın içine yerleştireceksiniz. Bunları yapacaksınız ki, millet ve tüm dünya, “Galiba ekonomide oyunun kuralları değişti, gerçekten değişiyor, enflasyon aşağı doğru gidecek gerekenler yapılacak” diye düşünüp sizin bu öngördüğünüz geçişi asgari maliyetle tamamlayabilsin. Ama bunları yapmadan alelacele aldığınız kararlarla dün ak dediğinize, bugün kara diyerek, piyasalarda belirsizliği ve huzursuzluğu daha da arttırmaktan başka bir şey yapamazsınız.

BANKA FAİZLERİ FIRLAYACAK, SÜPER MEVDUAT GELİYOR

İşte daha birkaç hafta önce Merkez Bankası’nın yeni başkanı, TL mevduat faizlerinin düşmesini alkışlıyordu. “TL mevduat faizi, politika faizine yaklaşmalı” diyordu tamam. Ama şimdi bu hafta sonu aldıkları son kararlarla, TL mevduat faizleri hızla artmak zorunda. Bu kararı uygulamak için yani KKM’den TL mevduatına geçilmesini sağlamak için bankalar KKM mevduat sahiplerini çok yüksek faizli mevduatlarla TL mevduata dönmeye, ikna etmeye çalışmak zorundalar. Yani bir çeşit “süper mevduatlar” geliyor diyebiliriz. Mevduat faizlerinin yükselmesi demek, banka açısından para toplamanın maliyetinin de yükselmesi demek. Bankalar hayır müessesi değil. Bunu bir yerden çıkaracaklar. Bankaların verdiği hizmetlerin ve vatandaşa verecekleri kredilerin ister istemez faizleri yükselecek. Ve ben bir şey söyleyeyim. Önümüzdeki dönemde krediye ulaşmak bugünkünden çok daha maliyetli olacak.

BANKACILIK SİSTEMİNİN TELLERİ GERİLECEK

Suni teneffüsle ayakta duran zombi şirketler için, borç yükü altında ezilen, “Ali’nin külahını Veli’ye Veli’nin külahını Ali’ye giydirerek” geçinmeye çalışan aileler için hayat çok daha zorlaşacak. Piyasada çekler bankalardan dönmeye başladı. Finansman sıkıntıları her zeminde dillendiriliyor. Ticari krediler için bir düzenleme yapılmazsa, iş insanları daha da daralacak. Ödeme zincirleri kopma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak. KKM’den Türk Lirası mevduata geçiş hedefini tutturamayan bankalar düşük faizli Hazine kağıtlarını almaya zorlanacak. Böylece, bankacılık sisteminin telleri daha fazla gerilecek. Bundan sonra yapılan her baskı telin kopma riskini artıracak.

CUMA GÜNÜ BANKACILIK HİSSELERİNDEKİ DÜŞÜŞ “BIYIKLI YATIRIMCININ” İŞİ Mİ?

Bu arada bir hususunda altını çizmek ve sormak istiyorum. Bu kararın öncesinde Cuma günü banka hisselerinde yaklaşık 400 puanlık bir düşüş yaşandı. Bu düşüşün arkasında, bazı “bıyıklı yatırımcıların” kararı önceden haber alarak harekete geçmesi söz konusu mudur değil midir? Bu konuya hızla açıklama getirilmesi gerekiyor. Güveni sağlamak, bankacılık sektöründe tansiyonu daha fazla yükseltmemek için bunu hemen yapmak şart.

TUTARLI BİR PROGRAM GEREKİYOR

Bir ekonomi yönetiminin kredibilitesi, söyledikleriyle, yaptıklarının uyumlu olmasına bağlıdır demiştim. Söz ile eylem uyumlu değilse, güveni sağlayamazsınız. Ne yazık ki bu ülkede en hızlı harcanan makam, Merkez Bankası başkanlık makamı oldu. Son beş yılda, beş Merkez Bankası başkanı gördük. Onun için biz yeni başkana da, yeni Hazine ve Maliye Bakanı’na da buradan sesleniyoruz: Artık daha fazla zaman kaybetmeyin. Herkese güven verecek tutarlı bir programı milletin önüne koyun. Faturayı milletin sırtına yüklemekten artık vazgeçin. Bu programın içerisinde, KKM’yi nasıl tasfiye edeceğinizi milletle bir paylaşın. Söz verdiğiniz gibi “şeffaf” olun. Hesap vermekten kaçmayın.

OVP DOĞULARI YAPMAK İÇİN BİR FIRSAT

Bütçe süreci başlıyor. Orta Vadeli Programı açıklayacaksınız. 12. Kalkınma Planı’nın da eli kulağında. Bu resmi dokümanlar bu ortamda çok daha önemli hale geldi. Önünüzde bir fırsat var. Laf olsun torba dolsun diye değil, bu defa ciddi bir stratejiyi de OVP ile birlikte açıklayın. Yoksa Sarayın irrasyonelliğinin vebali, sizin sırtınızda kalır. Genel Başkanımız da dün yaptığı açıklamada bu çağrıda bulundu. Bunlar yapılmazsa milletimizin ödeyeceği fatura altından kalkılması çok zor bir noktaya ulaşacak. Yapabilirler mi? Ben buradan açıkça söyleyeyim. En büyük kısıt Sarayda oturdukça hayır.

ERDOĞAN’IN EKONOMİ ÇARI ZAMDAN BAŞKA BİR ŞEY YAPMADI

Sonuçta, KKM’nin yılsonunda millete yüzlerce milyar liralık fatura çıkarması kaçınılmaz. Bunu Merkez Bankası nasıl ödeyecek? Tulumbada su var mı? Hayır. O halde ne yapacak? Para basacak. Peki, Merkez Bankası hem para basıp, hem enflasyonla nasıl mücadele edecek? Etmeyecek. Bunu kendileri de açıkça söylüyorlar zaten. Ne dedi Merkez Bankası Başkanı, “Önümüzdeki üç yıl çift haneli enflasyon” olacak dedi. Niyet belli, para basacaklar milletin elindeki avucundakini, enflasyonla alacaklar. Milleti daha da fakirleştirecekler. Erdoğan’ın ekonominin başına “Ekonominin Yeni Çarı” olarak getirdiği Şimşek’in ağzından, beylik laflar dışında hiçbir şey çıkmıyor. Geldiği günden bu yana zamdan başka bir şey yapmadı. Bir de en son kumpir yemiş. Bir tasarruf genelgesi çıkardı, onu da ciddiye alan olmadı. Ama enflasyonun sorumlusunu bulmuş, “Memur zammı yüzünden böyle oldu” diyor. Dolar baronlarına, dövizle garanti verdiğiniz yandaşlara milyarları kaptıracaksınız, sonra da enflasyonun sorumlusu memur olacak. Bir AK Partili belediye meclisi üyesi de “Alın terinin hakkından tasarruf olmaz” diyen sendikaya affedersiniz “Ulan tarla mı kazıyorsunuz? Ne alın teri?” diye laf yetiştiriyor. İşte Ak Parti zihniyetinin devlete, devletin memuruna bakışı bu!

TEK BİLDİKLERİ ZAM

Ekonominin dar gününde göreve gelen Hükümetlerin ellerinde ilk 100 gün, ilk 6 ay, ilk 1 yıl yapacaklarına dair acil eylem planları olur. Ama gördük ki bunların elinde bunların hiçbiri yokmuş. Bildikleri tek şey zam. Gün aşırı zam yapıyorlar. Biz, Millet İttifakı’nın ekonomistleri olarak 2 bin 300 maddelik bir Ortak Politikalar Mutabakat Metni yazmıştık. Genel Başkanlarımızda bunu onaylamıştı. Hiçbir şey yapamıyorsanız, oradan bir şeyler okuyup uygulayın. Ama o da yok.

SİN KÜLAHIN GÖRÜNMESİN

Milletimiz böyle bozuk ve liyakatsiz bir yönetimi hak etmiyor. Demografik fırsat penceremiz hızla kapansa da hala genç nüfus avantajımız sürüyor. 4,5 saatlik uçuş mesafesinde 1,5 milyarlık nüfusa, 58 ülkeye ve 21,5 trilyon dolarlık bir pazara erişme imkânımız var. Önceki krizlerde, alınan önlemlere hızla cevap veren dinamik bir ekonomimiz var. Ülkenin bu potansiyelini harekete geçirecek, plan ve programlar, bir yol haritası artık gecikmeden açıklanmalıdır. Uygulanacak programın pusulası sürdürülebilir ve kapsayıcı büyüme nirengi noktası ise refahın adil paylaşımı olmalıdır. Bugün yaşanan sıkıntıların sorumlusu olan Erdoğan her zaman yaptığı gibi, millet hayat pahalılığı altında inim inim inlerken, “Sin külahın görünmesin” diyerek, sütre gerisinde duruyor.

HAYAT PAHALILIĞININ ANASI DA BABASI DA ERDOĞAN

Sadece hayat pahalılığı değil, borçlar da milletin belini büktü. Geçen yılsonundan bugüne icra dairelerine gelen yeni dosya sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 59 artmış, 9 milyona dayanmış. Hükümetin umurunda değil. Vatandaşı kendi haline terk etmişler, kaderine bırakmışlar. Seçimde kendine destek olan, kazanması için dua eden, “Erdoğan kazanmasaydı, milyonlarca mülteci kapımıza yığılacaktı” diyen, Macaristan başbakanı Orban’a Kuruluş Günü Kutlamalarına katılım adı altında minnet ziyaretlerindeler… Bunlar vatandaşa sabır talkını veriyor, kendileri salkımı yandaşlarıyla birlikte yutuyor. Yüzde 33 enflasyon beklenen yılda memura ve memur emeklisine yüzde 10+15 zam önerecek kadar gerçekle bağlarını kopartmışlar. Bu hükümetten refah beklemek, tekeden süt çıkmasını beklemek gibi bir şey. Seçimde ittifak yaptıkları ortakları sanki bu düzene destek veren kendileri değilmiş gibi şimdi, “Yüksek fiyatlar yüzünden gençler evlenemiyor” diye sızlanıyorlar. Saray’ın belediye başkanları da çıkmış, Gaziantep’te hakkını arayan işçiye; “Bunun sorumlusu ne sizsiniz ne patron. Tek sorumlu yüksek enflasyon” diye nutuk atıyor. “İki yıl sonra enflasyon tek haneye düşecek, biraz daha sabredin” diye akıl veriyor. Bu hayat pahalılığının sebebi yüksek enflasyon da yüksek enflasyonun sebebi kim? Biz söyleyelim. Siz korkuyorsunuz biz söyleyelim. Ülkede olup bitenin sorumlusu bellidir. Bu hayat pahalılığının nesebi sahihtir. Bu enflasyonun anası da babası da Recep Tayyip Erdoğan’dır. Seçimden önce tutulan fiyatların hepsi bir anda bırakıldıysa, benzinin mazotun fiyatıyla birlikte, her şeyin fiyatı katlandıysa, camide imam, “Bir ev kirasının 10 bin lirayı bulduğu bu ülkede asgari ücret geçim midir, size soruyorum” diye isyan ediyorsa, bunun sorumlusu, bir zamanlar meydanlarda “Ekonominin sorumlusu benim, ben” diye bağıran Erdoğan’dır.

BU TABLO ORTADAYKEN KİMSE TÜRKİYE İYİ YÖNETİLİYOR DİYEMEZ

Bu yılın ikinci çeyreğine ait verilere göre işsiz sayımız son iki çeyrekte 1 milyon artmış, 9 milyona dayanmış. Resmi verilere göre 1 milyon 671 bin kişi iş bulma umudunu yitirdiği için iş aramıyor. TÜİK’e göre çalışma çağındaki nüfusun yarısı işgücüne dahil değil. Taşı sıksa suyunu çıkaracak 2,5 milyon genç, “Ev genci” olmuş evde oturuyor. Anasının babasının eline bakıyor. Hala 1 milyon civarında üniversite mezunu işsiz, kendisine hayata tutunmasını sağlayacak bir iş arıyor. Bu, iyi yönetilen bir ekonominin tablosu olabilir mi? Tabi ki olamaz. Bu ülkede 4 milyonu aşkın hane elektrik faturalarını karşılamak için bile yardıma muhtaçsa, burada kimse iyi bir ekonomi yönetiminden bahsedemez.

PARASI OLAN KÖŞEYİ DÖNMÜŞ, OLMAYAN EZİLMİŞ

Credit Suisse diye bir banka var onun son raporuna göre Türkiye geçen yıl dolar kurunun en çok arttığı, borsanın ve ev fiyatlarının en çok arttığı, özetle parası olanın en çok köşeyi döndüğü olmayanın ise en çok ezildiği ülke olmuş. En zengin yüzde 1 toplam servetin yüzde 40’ına, en zengin yüzde 10 servetin yüzde 70’ine sahip. Hal böyleyken kimse, “Ekonomi iyi gidiyor” diyebilir mi? Derse yalan söylemiş olur. Aynen seçim öncesinde bu iktidarın yaptığı gibi…

UYUŞTURUCUDAN TUTUKLU İSRAİLLİNİN SALINACAĞINI DA BAŞKALARINDAN ÖĞRENDİK

Tek kişilik rejimlerle yönetilen ülkelerde, ekonomideki bozulma, düşünceleri özgürce söyleyememenin, ülkede hukuk sisteminin, kuvvetler ayrılığının çökmesinin de bir sonucudur. Saray yargısı, Gazeteci Merdan Yanardağ’ı, Gazeteci Barış Pehlivan’ı, Hatay’ın seçilmiş milletvekili Can Atalay’ı içeride tutmak için hukuku eğiyor büküyor. Ama İsrail’in Dışişleri Bakanı, Türkiye’de uyuşturucu kaçakçılığından 10 yıl hapse çarptırılan bir İsrail vatandaşının “Diplomatik temas sonucu” serbest bırakılacağını açıklıyor. Biz de bunu yine İsrail basınından öğreniyoruz. Hukuk ve adalet her yerinden çatırdıyor.

HEPİMİZ MİHENK TAŞINA VURULACAĞIZ

2023’te başlayan seçim sürecinin son durağı, önümüzdeki yıl Mart sonunda yapılacak yerel seçimlerdir. Geçtiğimiz seçimde yaşan adaletsizlikler, har vurup harman savrulan devlet imkanları, sahte videolarla yapılan sahtekarlıklar ve ekonomiyle ilgili söylenen yalanlar bir bir ortaya çıkıyor. Zam ve zulüm furyası insanları ezip geçiyor. Mayıs ayında seçimi kazanamadık. Buna çok üzgünüz. Ama diğer taraftan da 25,5 milyon seçmen, Genel Başkanımıza oy verdi. Her iki seçmenden birinin iradesine sahip çıkmak durumundayız. Bu süreçte özellikle parti yöneticileri olarak bizlerin, duygusal kopuşlara, melankoliye kapılma lüksümüz yok. Ayaktayız, kongrelerimizde örgütlerimizi, üyelerimiz ve delegelerimiz yeniliyor. Genel Merkez olarak, demokratik süreçlerin tastamam işlemesini, üyelerimizin tercihlerinin yönetimlere, eksiksiz yansımasını sağlamak için gereken her şeyi yapıyoruz. Sonunda hepimiz partimizin üye ve delegelerinin mihenk taşına vurulacağız. Karar neyse başımızın üstüne koyup bütün gücümüzle yerel seçimlerde tarihi bir zafere imza atmak, Erdoğan’ın zammına zulmüne dur demek için çalışacağız.

TEK ÇARESİ MUHALEFETİ DAĞITMAK

Seçimlerden bugüne kadar geçen 2,5 aylık süre, önümüzdeki günlerde yaşayacaklarımızın kısa bir fragmanıdır. Milletimiz 7 ay sonra sandıkta, bugüne kadar yapılanların, bu zamların, zulümlerin faturasını tabi ki sarayın önüne koyacaktır. “Zamma da, zulme de, yoksulluğa da, Erdoğan’a da yeter” diyecektir. Saray ilk günden beri bunun farkındadır. Tek çaresi muhalefetin 25,5 milyon oyunu dağıtmaktır. CHP’yi dağıtmaktır. Tabi haddi değildir. Sarayın kibirlisi, Mart sonundaki seçimlerin, hak hukuk adalet tanımayan, bilimden uzak siyasetiyle millete ağır bedeller ödeten, keyfi yönetiminin önündeki son engel olduğunun farkındadır.

HEDEFİMİZ TÜM BÜYÜK ŞEHİRLERİ ALMAK

Onun için 29 Mayıs sabahı ilk sözü, “İstanbul’u alacağız” olmuştur. Biz de hedefimize mahalli idare seçimlerinde tarihi bir zaferi koyuyoruz. Tüm büyük şehirleri almayı hedefliyoruz. Kadim şehrimiz Konya’yı da alacağız diyoruz.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın CHP’nin kendi başına seçim kazanmasının  mümkün olmadığı yönünde bir açıklaması oldu. Sizin bu konuya ilişkin bir yorumunuz, bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Son seçimlerde Millet İttifakı çatısı altında bir araya gelen partilerin arasında bir tartışmayı biz doğru bulmuyoruz.

Soru- Yerel seçimlerde Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığına Mansur Yavaş’ın yerine Levent Gök’ün aday olacağı iddiaları var. Bu konuda bir açıklamanız olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Bunlar asparagastır, ciddiye almıyoruz.

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan Macaristan dönüşü uçakta konuştu. CHP’li belediyeleri çöp, çukur, çamur diyerek eleştirdi. “İstanbul ve Ankara bunların eline bırakılamaz” dedi. CHP’deki değişim tartışmaları da soruldu. Onunla ilgili olarak da “Kılıçdaroğlu benimle kaç yarışa girdi 13’te 13 yaptım. Şimdi 14’te olsa, 15’te olsa bu arkadaştan bir şey olmaz. En hayırlısı kendisi çekilip gitmesi lazım” diye konuştu. Siz Erdoğan’ın bu açıklamalarına ilişkin bir yorumunuz, bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Anlaşılan Avrupa’nın iki otoriter yöneticisi Orban ve Erdoğan son ziyarette karşılıklı birbirlerini iyi ağırlamışlar. Erdoğan Orban’ın güzellemelerine kendini kaptırıp ülkeyi ne hale getirdiğini unutmuş. Gerçeklerden de iyice kopmuş.

Bizim Erdoğan’a tavsiyemiz önce bir belediyelerimizi ziyaret etmesi. Belediyelerimizin yaptıkları hakkında bir brifing almasıdır. Dedikodu üzerine konuşmasın. Devlet adamı dedikodu yapmaz. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin karşısında çöp dağlarından bahsediyor. Belediye binası Fatih ilçesinde. Çöpleri toplama sorumluluğu da o ilçede AK Partili belediye başkanı tarafından yönetilen Fatih Belediyesi’nde. Anlaşılan Erdoğan Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyeleri arasındaki görev dağılımını da unutmuş. Bizim kendisine tavsiyemiz; büyükşehir belediyelerimizle uğraşmak yerine önce kendi sarayının çerini çöpünü bir temizleyiversin.

Bizim belediyelerimiz hem Covid salgınında, hem de arkasından gelen ekonomik krizde yine son yaşanan depremde hükümetin yapmadıklarını yaptı, esnafımızın, çiftçimizin, vatandaşlarımızın, depremzedelerin yanında dimdik durdu. Belediyelerimiz gerek vatandaşlara yardımda, gerek toplu taşımada, gerek diğer belediye hizmetlerinde sosyal demokrat belediyeciliğin rahatlığını hükümetin tüm engellemelerine rağmen hemşerilerine yaşatıyorlar.

Diğer soruya gelince; Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu Erdoğan’a defalarca çağrı yaptı. Televizyonda hem de TRT ekranlarında defalarca karşıma çıksın dedi. Cesareti varsa programa çıksın, bir de bunları Genel Başkanımızın yüzüne söylesin, cevabını alsın. Bir önceki seçimde yaşadığı İstanbul, Ankara, Adana, Mersin, Antalya Büyükşehir Belediyesi yenilgilerini nereye koyduğunu, bu yenilgiden sonra neden istifa etmediğini bir açıklayıversin. Yine son yapılan milletvekili seçimlerinde partisinin oy oranındaki dramatik düşüşleri çıksın bir millete anlatsın. Geçtiğimiz seçimler hakkında konuşacak son kişi Erdoğan’dır. Çünkü gösterdiği sahte videolarla söylediği yalanlarla seçimin ahlaki meşruiyetini bitirmiştir. Esas çekip gitmesi gereken Erdoğan’dır.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com