Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

Böyle Bir Zulmü Ancak Darbeciler Yapar

CHP Sözcüsü Öztrak, son iki yılda emeğin milli gelirden aldığı payın 10 puan birden azaldığına dikkat çeken Öztrak, “12 Eylül darbesinde bile bu hızda bir gerileme yaşanmamıştı. Emekçilerimizin önceki üç yılın ortalamasına göre, milli gelirden aldıkları payın düşmesi nedeniyle son 2,5 yıldaki kaybı tam tamına 67 milyar dolar. Son 2,5 yıldaki kayıp, emekçi başına 3 bin 273 dolar. Böyle bir emek sömürüsünü, böyle bir zulmü yapsa yapsa ancak darbeciler yapar” dedi.

Darbelerin sadece tankla, tüfekle, silahla değil, demokrasinin imkân ve araçlarını istismar ederek de yapılabildiğini anımsatan Öztrak, “Demokrasinin imkân ve araçlarıyla inşa edilen, ucube Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, demokrasimize darbe üstüne darbe vuruyor. Bugün ülkemizde yaşadıklarımızın, 12 Eylül’de yaşadıklarımızla, büyük benzerlikleri var. 12 Eylül’de Kenan Evren ve arkadaşları ne yaptıysa, 20 Temmuz 2016’dan sonra aynını Erdoğan Şahsım Yönetimi yapıyor” diye konuştu.

Erdoğan’ın Balkan gezisi dönüşü gazetecilere Merkez Bankası kasasının borçla ayakta tutulduğunu itiraf ettiğini kaydeden Öztrak, “Daha düne kadar, ‘IMF borç istedi, verin dedim. Çünkü bugün borç alan, yarın emir alır’ deyip, caka satıyordu. IMF’ye bir türlü vermediği borcun havasını atıyordu. Ama bugün Merkez Bankası kasasını, elin himmetine muhtaç hale getirdiğini uçakta itiraf ediyor. Ne diyordu Erdoğan? ‘Borç alan emir alır.’ O halde biz de şimdi soruyoruz: Borç veren dostlarınızdan, hangi emirleri alıyorsunuz? Borç almak için, ülkemizin hangi ali menfaatlerinden vazgeçiyorsunuz?” ifadelerini kullandı.

Merkez Bankası kasasının, başka ülkelerden alınan borçlar da düşüldüğünde 52 milyar 307 milyon dolar açık verdiğine dikkat çeken Öztrak, şunları söyledi: “Alınan borçlar ve altın dâhil brüt rezervleri hesapladığımızda, 4 aylık ithalatı bile karşılamıyor. Tüm dünya da bunları görüyor, biliyor. Ekonomide artan dış kırılganlıklar, yetersiz döviz rezervlerimiz, ülkemizin zayıf karnı oluyor.”

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Dün Irak’ın Kuzeyinde, bölücü terör örgütüyle girdikleri çatışmada, dört kahraman Mehmetçiğimizi şehit verdik. Şehit düşen kahraman askerlerimiz; Gökhan Ağıl, Fatih Kalkan, Harun Yıldırım ve Savaş Borlu’ya, Allah’tan rahmet, şehitlerimizin ailelerine sabır, milletimize başsağlığı diliyoruz. İki Mehmetçiğimiz de yaralı. Onlara da acil şifa dileklerimizi iletiyoruz.

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Bugün kurulumuzda; Saray yönetimindeki çürümeyi; milletimizi ezip geçen ekonomik buhranı, borçla ayakta tutulmaya çalışılan, sıfırı dahi tüketmiş, eksiye düşmüş Merkez Bankası döviz kasasını ve ülkeyi bu hale getirenlerin, toplumumuzu bölüp, parçalayarak, içeride ve dışarıda suni gerilimler yaratarak, sorumluluktan sıyrılma çabalarını ele aldık. Elbette iş başına geldiğimizde, tüm bu krizleri aşmak, tüyü bitmemiş yetimin, gasp edilen haklarını aramak için yapacaklarımızı da, toplantımızda görüştük.

12 EYLÜL DEMOKRASİ TARİHİMİZDE KARA BİR SAYFA

Bugün 12 Eylül, demokrasi tarihimizde, kapkara bir sayfanın yıl dönümü. 12 Eylül’e giden süreç ve millet iradesine postalla yapılan darbe, pek çok insanımızın canını yakmıştır. Ülkemizin kalkınmasının önünü kesmiş, birçok fırsatın yitirilmesine yol açmıştır. 12 Eylül darbesi, toplumsal hafızamızda ciddi travmalar yaratmış, bugün bile hala kapanmayan yaralara sebep olmuştur. Sağ-sol kavgalarıyla, insanlarımız bölünmüş, parçalanmış. Kardeş kavgaları ve ardından gelen darbeyle, siyaset yeniden dizayn edilmeye çalışılmıştır. 12 Eylül darbesinde en ağır bedel ödeyen parti ise, kuşkusuz Cumhuriyet Halk Partisi olmuştur. Atatürk’ün “İki büyük eserimden biri” dediği partimiz, darbeciler tarafından, kapatılmıştır. Arşivlerine el konulmuştur. Genel Başkanımız, Zincirbozan’da gözaltında alınmıştır. Kadroları hapislerde yatmıştır. Siyasetten yasaklanmıştır. İşte biz bu nedenle; demokrasinin, milli iradenin, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, hakkın, hukukun, adaletin, ülkemizin bekası, milletimizin refahı ve kalkınması için ne kadar önemli olduğunu özümsemiş bir partiyiz.

KENAN EVREN NE YAPTIYSA, ERDOĞAN ŞAHSIM YÖNETİMİ AYNISINI YAPTI

Ama bugün görüyoruz ki, darbeler sadece tankla, tüfekle, silahla yapılmıyor. Demokrasinin imkân ve araçlarını istismar ederek de darbeler yapılıyor. Yönetimler otoriterleşiyor. Demokrasinin imkân ve araçlarıyla inşa edilen, ucube Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, demokrasimize darbe üstüne darbe vuruyor. Bugün ülkemizde yaşadıklarımızın, 12 Eylül’de yaşadıklarımızla, büyük benzerlikleri var. Hangi birini söyleyelim. 12 Eylül’de Kenan Evren ve arkadaşları ne yaptıysa, 20 Temmuz 2016’dan sonra aynını, Erdoğan Şahsım Yönetimi yapıyor. Bugün Erdoğan’ı kaç kişi eleştirebiliyor? Cumhurbaşkanlığı makamına oturan, bir siyasi parti liderini eleştirmek kanunen yasak, kanunla yasaklanmış. Ama diğer liderlere ağzına geleni söylemek serbest… 12 Eylül’de de parlamento askıya alınmıştı. Yasalar Milli Güvenlik Konseyinde hazırlanıyor. Şimdi de parlamento filen askıda, yasalar da Sarayda hazırlanıyor. İktidar vekillerinin parmaklar inip, kalkıyor.

ANAYASAL DEVLETTEN “GÖRÜNÜRDE ANAYASALI” DEVLETE DÖNÜŞTÜK

12 Eylül’de Anayasamız askıya alınmıştı. Bugün de Anayasamız fiilen askıya alınmış durumda. 12 Eylül’de temel hak ve özgürlüklerimiz, güvence altında değildi. Bugün de temel hak ve özgürlüklerimiz, güvence altında değil. Bugün ülkemizde Anayasamızın hükümleri uygulanmıyor. Sarayın hâkimleri, Anayasa Mahkemesi kararlarına uymuyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını uygulamıyor. Anayasal bir devletten, “Görünürde Anayasalı” bir devlete dönüştük. Ve bugün Türkiye’yi yönetenler, hukuk devletine vurdukları darbelerle ülkemizi, üyesi ve kurucusu olduğu Avrupa Konseyi’nden, atılma noktasına getirdiler.

GENEL BAŞKANIMIZIN TAAHHÜDÜ HUKUKA UYMAK

John Locke’un meşhur bir sözü var. “Hukukun bittiği yerde, tiranlık başlar” diyor. Tiranlığın olduğu yerde, kimse canından, malından emin olamaz. Bugün Türkiye’de, hukukun üstünlüğü yerine, Sarayın hukuku konuşuyor. Binlerce insan bu ucube rejimin iradesiyle, hiçbir mahkeme kararı olmadan, bir gecede KHK’larla görevinden alındı. Saray mahkemelerin yerine geçti. Daha önce “Kumpas davalarının savcısıyım” diyen sarayın kibirlisi, bu defada hâkimliğe soyundu. Yaşın yanında, kuruyu da yaktı. Savcıların “kovuşturmaya yer yoktur” kararları, mahkemelerin işe iade kararları yok sayıldı. Halen de sayılıyor. Genel Başkanımız, “Bizim iktidarımızda bunları düzelteceğiz” deyince, tüm bu hukuksuzluklara imza atan sarayın kibirlisi, kıyameti kopardı. Genel Başkanımızı, mahkemelerin yerine geçmekle suçladı. Kişi kendinden bilir işi derler. Genel Başkanımızın taahhüdü, mahkemelerin yerine geçmek değil, tam da mahkeme kararlarına, hukuka uymak taahhüdüdür.  

BİR GECE ANSIZIN DİYORSAN GEREĞİNİ YAPACAKSIN

Türkiye bu ucube tek kişilik rejimin elinde, Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde, 2018’den buyana 8 basamak birden geriledi. 117. sıraya düştü. Son dört yılda “İnsani Özgürlük” Endeksinde, 32 basamak birden düştük. 139. sıraya geriledik. Darbecilerin ortak özelliklerinden birisi de, hiç kimseye sormadan, ulusal menfaatleri kolaylıkla feda edebilmeleridir. 12 Eylül’ün muktedirleri; “Yunanistan’ın, NATO’nun askeri kanadına dönüşü” gibi hayati kararları, hiç kimseye sormadan, tek başına almışlardı. Sonra da içerde atıp tutuyorlardı… Bugün ülkeyi yönetenler de, emperyal güçlere şirin görünmek için, Ege’de statüsü tartışmalı, kayalık ve adacıkların, Yunanistan tarafından işgaline, yıllarca sessiz kaldılar. Bizlerin ve aklı başında herkesin uyarılarını, yıllarca duymazlıktan geldiler. Kendilerini uyaran, tedbir alın diyen komutanları, içeri attılar. Burnumuzun dibindeki işgali, yıllarca izlediler. Ama şimdi, tam da seçimler yaklaşırken; bu ülkenin tarihine mal olmuş, “Bir gece ansızın gelebiliriz” parolasına sığınıyorlar. Sonra Amerika’dan uyarı gelince, Fransa Yunanistan’ın yanındayız deyince, AB Yunanistan’ın toprak bütünlüğü deyince, geri adım atıp, milletimizi rencide ediyorlar. Bazı sözler vardır. Söylenirken 40 defa düşünülmesi gerekir. Bu milletin Kıbrıs’ta kanla yazdığı, tarihe mal olmuş, “Bir gece ansızın gelebiliriz” parolası, öyle ağza gelindiği gibi söylenmez. İç siyasete, ucuz kabadayılıklara malzeme yapılmaz. Bunu bir defa söylersiniz sonrada gereğini mutlaka yaparsınız. Tıpkı Genel Başkanımız, rahmetli Bülent Ecevit’in yaptığı gibi… Ama bu ucube rejimde, ne devlet ciddiyeti, ne de devlet adamı hassasiyeti var. Kahve ağzıyla konuşuyorlar. Buradan şunu da ifade etmeden geçmeyelim. Miçotakis ile Erdoğan’ın ortak bir noktası var. Seçim yaklaşırken, her ikisinin de oyları hızla düşmekte. Haliyle, iki popülist savaş kartını oynamaya başladılar. Yani al birini, vur ötekine…

DARBECİLER GİDER, AKIL VE BİLİM KALIR

Darbecilerin bir diğer ortak özelliği; bilimden, özgür düşünceden, üniversitelerden hiç haz etmemeleridir. 12 Eylül darbecileri bilim yuvalarını, üniversitelerimizi ezdi, geçti. Pek çok değerli bilim insanımız, üniversitelerden koparıldı. Şimdi tam 42 yıl sonra bu ucube rejim, aynısını yapıyor. İşte Boğaziçi Üniversitesi’nde yaşananlar. Saray yönetimi, Türkiye’nin gözbebeği Boğaziçi üniversitesini, ezip, geçmek istiyor. Saray, bu önemli bilim yuvamızı, kendi vasatına indirmeye uğraşıyor. En son Nobel Fizik Ödülü’nün, aday belirleme sürecinde görev alan, bütün dünyanın saygı duyduğu, Nükleer Fizik Uzmanımız, Profesör Doktor Alpar Sevgen’in, Boğaziçi Üniversitesi’ndeki görevlerine son verdiler. Neden? Bu değerli bilim insanı, akademik özgürlüğü, akademik ahlakı savunduğu için… Ama buradan milletimize söylüyoruz, kimse enseyi karartmasın. “Dünya dönüyor” diyen, Galileo’yu tüm dünya bilir, hatırlar. Ama Galileo’yu söyledikleri için yargılayan, mahkum eden Engizisyon Mahkemesinin üyelerini kimse hatırlamaz. Bugün bizde de darbeciler unutulur gider. Geriye kalan akıl ve bilim olur.

NEO-LİBERAL POLİTİKALAR 12 EYLÜL’LE TESİS EDİLDİ

Darbecilerin bir diğer ortak özelliği, ekonomik yaşamı da, kendi meşreplerine göre yönetmeleridir. Bu ülkede Neo-liberal politikaların tam anlamıyla tesisi, 12 Eylül darbesiyle mümkün olmuştur. Devletin ekonomideki rolü, sendikaların pazarlık gücü, örgütlü toplum, 12 Eylül darbesiyle yıkılmıştır. Emeğin milli gelirden aldığı pay 12 Eylül darbesiyle düşmüştür. Bugün Türkiye’de ekonomik yaşam, işçi, memur ve çalışan aleyhine, yeniden dizayn ediliyor. Ülkemizde sendikalaşma oranı, 2000’lerin bile gerisine düştü. 2000’de sendikalaşma oranı yüzde 12,5’du. Bugün yüzde 9,9. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı içinde, en düşük sendikalaşma oranına sahip, 5 ülkeden biriyiz. Sendikaların durumu ise herkesin malumu… Bugün ülkemizde sarayın yandaşları, yanaşmaları abat, başta emekçilerimiz, milletin hali ise berbat…

GERÇEK İŞSİZ SAYISI 8,4 MİLYON KİŞİ

İşte bugün Temmuz işsizlik oranları açıklandı. Gerçek işsiz sayısı Temmuz’da 781 bin kişi artarak, 8 milyon 415 bine çıkmış. Gerçek işsizlik oranı da 2 puan birden artarak, yüzde 22,5’e ulaşmış. Hayat pahalılığı ise almış başını gidiyor. Ücretler, maaşlar, aylıklar, Sarayın “faiz sebep enflasyon sonuç” diyerek azdırdığı enflasyona yetişemiyor. Enflasyonla şişirilen bütçeden, milletin ihtiyaçları için para bulunamıyor. Ama faiz lobilerine, bütçeden ilk 7 ayda, 151 milyar 347 milyon lira verilebiliyor. Çiftçimiz bütçeden hak ettiği desteği alamıyor. Ama kur korumalı mevduat sahiplerine, 60 milyar 597 milyon lira faiz, milletin bütçesinden çalınıp çatır çatır ödeniyor. Milletimiz yiyecek ekmek bulamıyor, ama diğer tarafta, dövizle verilen garantiler karşılığında, Kamu Özel İşbirliği müteahhitlerine, 13 milyar 625 milyon lira tıkır, tıkır ödeniyor. Zengini daha da zengin, milletimizi her gün biraz daha fakirleştiren bu tercihler, milli gelirin bölüşümüne de yansıyor. Milli gelirden ücretle çalışanların aldığı pay, artık bugüne kadar hiç görülmemiş seviyelere geriledi.

EMEĞİN MİLLİ GELİRDEN ALDIĞI PAY İKİ YILDA ON PUAN DÜŞTÜ

Sadece son iki yılda emeğin milli gelirden aldığı pay, 10 puan birden düştü, yüzde 21’lere indi. 12 Eylül darbesinde bile, bu hızda bir gerileme yaşanmamıştı. Bu yönetim anlayışının, ücretiyle geçinenlere çıkardığı çok ağır bir faturadır. Oturduk, hesapladık. Emekçilerimizin önceki üç yılın ortalamasına göre, milli gelirden aldıkları payın düşmesi nedeniyle, son 2,5 yıldaki kaybı; tam tamına 67 milyar dolar. Kişi başına baktığımız zamanda son 2,5 yıldaki kayıp emekçi başına 3 bin 273 dolar. Böyle bir emek sömürüsünü, böyle bir zulmü yapsa yapsa, ancak darbeciler yapar. Atalarımız boşa dememiş; “Arsız neden arlanır, çul da giyer, sallanır…”

EMEKÇİNİN 4 ÇEYREK ALTINI KİMİN CEBİNE GİTTİ BUNUN HESABINI VERİN

Şimdi AK Partili bir Genel Başkan Yardımcısı çıkmış, “2002’deki asgari ücretle ne alınıyordu, şimdi ne alınıyor? Ekmek 1 lirayken alınamıyordu, ama bugün 5 lira, ekmek alınabiliyor” diye buyurmuş. Hep söylüyoruz, bunların milletle bağı koptu. Milletin halinin farkında değiller, milletin sesini duymuyorlar. Yaşadıkları fildişi kulelerde, her şeyi güllük gülistanlık zannediyorlar. Bir de biz anlatalım: 2002 Aralık ayında net asgari ücret, 184 lira 30 kuruştu. Aynı dönemde bir çeyrek altın 27 lira 40 kuruştu. Yani asgari ücretle 7 tane çeyrek altın alınıyordu. Bugün asgari ücret ne kadar? 5 bin 500 lira. Çeyrek altın ne kadar 1.674 lira. Şimdi ancak asgari ücretle 3 çeyrek altın alınabiliyor. Buradan bu AK Parti yöneticilerine soruyoruz: Emekçinin cebine girmesi gereken 4 çeyrek altın, kimin cebine gitti? Çıksınlar, millete bunun hesabını versinler. Verebilirler mi? Veremezler. Çünkü artık millet içine çıkacak halleri de kalmadı.

NE HUZUR BIRAKTILAR NE BEREKET

Darbeler ve darbeciler memlekette, ne huzur bırakır, ne de bereket. Milletin neşesi kaçar. Gülmek bile haram olur. İşte dünya mutluluk endeksindeki yerimize bir bakalım… Son dört yılda 38 basamak birden düşmüşüz, 146 ülke arasında 112. sıraya gerilemişiz. Artık bugün memleketimizin her yerinde festivaller, konserler iptal edilip duruyor. Milletin gülüp, eğlenmesine, günlük sıkıntılardan biran olsun uzaklaşmasına bu yönetim tahammül edemiyor.

BİZ ECDADI SENDEN-BENDEN DİYE BÖLMEYİZ

9 Eylül’de, İzmir’in düşman işgalinden kurtuluşu, Kordon’da büyük bir coşkuyla kutlandı. Tarkan muhteşem bir konser verdi. Ancak böyle anlamlı bir günde, milletimizin büyük bir coşkuyla kutlama yapması birilerini rahatsız etti. “Keşke Yunan galip gelseydi” diyen emperyalist sevicilerden, tarih belleyenlerin, “İzmir’in kurtuluşu 9 Eylül. Kim demiş? Ne münasebet. Cihan harbi bitti, müstevliler alacaklarının birkaç kat mislini aldı ve öyle gittiler. Çekildiler. Kurşun sıkmadık ki”  diyen densizlerin, karın ağrılarının sebebini, biz gayet iyi anlıyoruz. Hadi bu Cumhuriyete saygınız yok, bu topraklar için toprağa düşmüş, binlerce şehidimizin aziz hatıralarına da mı hiç saygınız yok. Kurtuluş savaşında bu millet ateşi de, ihaneti de görmüştür. Bunları söylemek, anlatmak, ne zamandan beri Osmanlı ve Cumhuriyeti kapıştırmak oldu? Bu ülkede kimse Cumhuriyeti, Osmanlı ile kapıştırmaz, çarpıştırmaz. Biz ecdadımızı senden benden diye bölüp parçalamayız. Anadolu’nun kapılarını açan Alparslan’da bizim, Anadolu ve Trakya’yı emperyalist çizmelerinden kurtaran, Mustafa Kemal de bizim.

BU MİLLET ONLARI ECDAD KABUL ETMEZ

Ama bu millet; Çanakkale’yi tek bir imzayla emperyalistlere açan, İstanbul’u düşmana tek kurşun atmadan teslim eden, Kuvayı Milliye ve Mustafa Kemal için, idam fetvası yazanları, onaylayanları, ardından da İngiliz zırhlılarına binip, gerisin geri kaçanları ecdadı olarak kabul etmez. Asil milletimizin de, bizim de derdimiz ülkeyi kötü yönetenlerledir, liyakatsizlerledir, dışarıdan emir alanlarladır!

KURGULAR KONUŞULSUN GERÇEK SIKINTILAR KONUŞULMASIN İSTİYORLAR

9 Eylül 1922’nin 100. yıl dönümünden, ayrışma, kutuplaşma çıkarmaya kalkanların bir başka niyetini, biz çok iyi anlıyoruz. Kurgular, yalanlar, masallar konuşulsun ama arşa çıkan hayat pahalılığı ve yolsuzluklar konuşulmasın istiyorlar. Bunların hepsi darbeci taktikleridir. Cumhuriyet Halk Partisi, dün de darbelerin karşısındaydı. Bugün de karşısındadır.

POSTALLA YAPILAN DARBEYE DE KARŞIYIZ MOKASENLE YAPILANA DA

Cumhuriyet Halk Partisi; postalla yapılan askeri darbelere de karşıdır, mokasenle yapılan sivil darbelere de karşıdır. Bizim safımız bellidir. Bizim safımız demokrasiden yanadır. Bizim safımız hak, hukuk ve adaletten yanadır. Bizim Genel Başkanımız; herkes sinip, korkarken, “Hak, hukuk, adalet” diyerek, Ankara’dan İstanbul’a kadar bunun için yürümüştür. Attığı her adımla, bu ülkede korku duvarlarını yıkmıştır. Şimdi gün, bu kutlu mücadeleyi daha da güçlendirme günüdür. Bu topraklarda, ayrışarak değil, bir araya gelerek, kavga ederek değil, helalleşerek, tek yürek olup, kardeşliğimizi güçlendirerek, bu ülkeye gerçek demokrasiyi getireceğiz. Sayın Genel Başkanımız da, Millet Masasının etrafındaki diğer partilerimiz de, işte bunun mücadelesini veriyorlar. Biz bu vesileyle bir kez daha amasız, fakatsız, tüm darbeleri lanetliyoruz.

MERKEZ’İN KASASINI ELİN HİMMETİNE MUHTAÇ ETTİĞİNİ İTİRAF ETTİ

Eğer bu ucube saray rejiminin temel direği, yaşayan bir yalansa, bu ucube rejimi korkutan şeyin, gerçekler olması hiç şaşırtıcı değildir. Kayınpeder ve damat; bu milletin 128 milyar dolarını, yok yere heba etti. Bunları söylediğimizde, size etmedik hakarette bırakmadılar. Dava açtılar. Ama gerçeklerin er ya da geç, ortaya çıkmak gibi, güzel bir huyu var. İşte Balkan gezisi dönüşü, Erdoğan Uçan sarayında, gazeteci görünümlü, maiyet memurlarına demeç veriyor. Merkez Bankası kasasının, borçla ayakta tutulduğunu itiraf ediyor. Borç alınan bu dövizlerin de, ithalat için kullanıldığını söylüyor. İşte tüm bu sözler, sebebi oldukları ekonomik iflasın ilanıdır. Mızrağın artık çuvalı da delip geçmesidir. Daha düne kadar, “IMF borç istedi, verin dedim. Çünkü bugün borç alan, yarın emir alır” deyip, caka satıyordu. IMF’ye bir türlü vermediği borcun havasını atıyordu. Ama bugün Merkez Bankası kasasını, elin himmetine muhtaç hale getirdiğini uçakta itiraf ediyor. Ne diyordu Erdoğan? “Borç alan emir alır.” O halde biz de şimdi soruyoruz: Borç veren dostlarınızdan, hangi emirleri alıyorsunuz? Borç almak için, ülkemizin hangi ali menfaatlerinden vazgeçiyorsunuz?

YETERSİZ REZERVLER YUMUŞAK KARNIMIZ OLDU

İşte Akkuyu Nükleer Santrali… Sesleri, solukları çıkmaz oldu. Erdoğan 9 Ağustos’ta helikopterine atladı. Mersine nükleer santral şantiyesine gitti. Şantiyeden kovulan Türk inşaat şirketinin, işe geri dönmesi için, “Ruslara bir hafta mühlet verdiği” yazılıp, çizildi. Bir ay geçti. Ne oldu? İnşattan kovulan Türk şirketi, inşaat alanına döndü mü? Hayır, dönmedi. Ama Rus şirketinin Akkuyu inşaatı için, Türkiye’ye 10 milyar dolar gönderdiği söylendi. Erdoğan’ın da sesi soluğu birden kesildi. Neden? Bir daha söyleyelim “Borç alan emir alır.” “Borçlunun yalımı alçak olur.” Bugün Merkez Bankası Kasası, başka ülkelerden alınan borçlar da düşüldüğünde, 52 milyar 307 milyon dolar açık veriyor. Geçtik net rezervleri 52 milyar eksiyi… Alınan borçlar ve altın dâhil brüt rezervleri hesapladığımızda, 4 aylık ithalatı bile karşılamıyor. Tüm dünya da bunları görüyor, biliyor. Ekonomide artan dış kırılganlıklar, yetersiz döviz rezervlerimiz, ülkemizin zayıf karnı oluyor.

EKONOMİDE İŞ DUAYA KALDI

İşte bugün Temmuz ayı ödemeler dengesi rakamları açıklandı. Piyasa Temmuz’da 3,4 milyar dolar cari açık beklerken, gerçekleşme 4 milyar dolar oldu. Yılın ilk 7 ayında gerçekleşen cari açık, geçen seneye göre yüzde 168 artarak, 36 milyar 700 milyon dolara çıktı. Bu arada ilk 7 aydaki cari açığın büyük bir kısmının da normal yollarla finanse edilmediğini görüyoruz. “Kaynağı belirsiz para giriş çıkışının” izlendiği, net hata noksan kaleminden, ilk 7 ayda ülkeye 24 milyar 347 milyon dolar girmiş. Biz bu büyüklükte bir kaynağı belirsiz para girişini, daha önce hiç yaşamamıştık. Bu kadar para girişine rağmen ilk 7 ayda döviz rezervleri 7 milyar 925 milyon dolar erimiş. Bugün ne yazık ki ekonomiden bihaber, liyakatsiz kadrolar elinde, ekonomik dengelerimiz çatırdıyor. Ama Nebati Bakan çıkıyor, “Dualarınızla enflasyon sorununu da biz çözeriz” diyor. Bunların elinde ekonomimizin işi anlaşılan dualara kaldı. Ekonomiyi dualara havale edecekseniz, siz o koltuklarda neden oturuyorsunuz?

KIRTASİYE MASRAFLARI CEP YAKIYOR

Bugün okullar açıldı. Öğrencilerimize, ailelerimize, öğretmenlerimize, başarılı bir eğitim-öğretim yılı diliyoruz. Ama eğitim, öğretim masrafları, bu sene korkunç arttı. Özel okullara yapılan fahiş zamları, bir kenara bırakıyorum. Kırtasiye masrafları bile cüzdanları yakıp, kavuruyor. Ucuzcu marketlerde bile son bir yılda; silgi yüzde 127, pastel boya fiyatı yüzde 138, okul çantası fiyatı yüzde 159, 120 yapraklı defter fiyatı yüzde 299 artmış. Bu zamlar karşısında bizim velilerimiz ne yapacak? Aileler nasıl ayakta duracak? Çocuklarının yüzüne nasıl bakacaklar?

TÜRKİYE TÜRK’E PAHALI

Ama bu arada Türkiye, Türk’e pahalı. Bulgar’a ise ucuz. Ülkemiz Bulgaristan’daki veliler için ucuzcu markete dönmüş. Paramız Bulgar Levası karşısında pul olunca, Bulgar veliler Türkiye’ye akmaya başlamış. Onlar arabalarını tıka basa doldururken, bizim velilerimizin elleri böğründe. Bu millete bunu yapmak hak mıdır, reva mıdır? Çare bellidir. Türkiye’nin artık devlet yönetiminde liyakatli kadrolara, topyekûn bir temizlenme ve arınmaya, bu kirlenmiş, yozlaşmış saray rejiminden kurtulmaya, derhal ihtiyacı vardır. Milletimiz, bundan tam 100 yıl önce, emperyalizme karşı verdiği, büyük bir milli mücadeleyle, dünyanın tüm mazlum milletlerine örnek olmuştu. Bundan tam 100 yıl sonra, milletimiz bir kez daha, bu sefer seçim sandığında, bir otoriter rejimi devirmeye, tüm demokratik dünyaya bir kere daha, örnek olmaya hazırlanmaktadır.

AYDINLIK GÜNLERE AZ KALDI

Milletimize sesleniyoruz: Müsterih olun. Aydınlık günlere kavuşmaya artık çok az kaldı. Artık bu topraklarda; toplumsal kutuplaşma son bulacak. Toplumsal barış hâkim olacak. Öfke ve nefret dili kaybedecek. Nezaket ve karşılıklı saygı kazanacak. Ahlaki yozlaşmanın, manevi tahribatın önüne set çekilecek, dur denilecek. Rüşvet, torpil, iltimas son bulacak. Yerine adalet, dürüstlük ve liyakat gelecek. Ülkemiz dünyada hak ettiği gücü ve konumu kazanacak. Ekonomimiz 5 yılda, ilk 15 ekonomi arasına girecek. Fert başına gelirimiz 20 bin doları bulacak. Türkiye içine düşürüldüğü vasatlık tuzağından kurtulacak.

BİZ KAZANACAĞIZ, TÜRKİYE KAZANACAK

Biz kazanacağız. Gençlerimiz kazanacak. Biz kazanacağız. Esnafımız kazanacak. Biz kazanacağız. Çiftçimiz kazanacak. Biz kazanacağız. İşçimiz, işverenimiz kazanacak. Biz kazanacağız. Türkiye kazanacak. Biz kazanacağız, 85 milyon kazanacak. Milletin Masasında belirlenecek Cumhurbaşkanı adayımız, milletimizin iradesiyle, Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı olacak. Ve bu güzel ülke, artık huzur bulacak…

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Efendim dün Diyarbakır’da bir olağanüstü kongre düzenlenmişti. Bu kongrede açıklamalarda bulundu CHP Parti Meclisi Üyesi Nevaf Bilek ve Diyarbakır için bir açıklaması oldu. “Diyarbakır hakikaten Türkiye Kürdistanı’nda önemli tarihi bir şehrimiz” dedi. Diyarbakır’ı Türkiye’nin Kürdistanı bir şehir olarak değerlendirdi. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi değerli basın mensupları, bundan öncede defalarca ifade ettim. CHP’nin görüşlerini Genel Başkanımız, Parti Sözcüsü ve Grup Başkanvekilleri açıklar. Ben şimdi bu çerçevede resmi görüşümüzü açıklıyorum. Diyarbakır Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tarihi ve kadim bir şehridir. Diyarbakırlı kardeşlerimiz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin onurlu ve saygın vatandaşlarıdır.

Soru- MHP Genel Başkanı Bahçeli, enflasyon için “çıktığı gibi inecektir” dedi. “Fitne fücur enflasyonu” var ifadesini kullandı ve altılı masa içinde altı artı bir masa diyerek ahtapot benzetmesinde bulundu. CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun adaylığı içinde bir yalvarmadığı kaldı sözlerini sarf etti. Sizin bu açıklamalara ilişkin bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Anlaşılan Bahçeli Türkiye’de insanların ne yaşadığının farkında değil. Siz hiç Bahçeli’nin ağzından zorda kalan esnaf için, borcunu ödeyemez hale gelen emekçilerimiz için, torununa harçlık veremeyen emeklilerimiz için, girdi fiyatlarının altında ezilen çiftçilerimiz için, dul için, yetim için, öksüz için tek kelime bir çözüm söylediğini duydunuz mu? Hayır. Milletin gerçeklerinden kopan, ne yaşadığının farkında bile olmayan, yok işte fitne fücur enflasyonu gibi ipe sapa gelmez bir takım laflar söyleyen, hayal aleminde yaşayan bir siyasetçiye ben ne deyim? Ona en güzel cevabı milletimiz sandıkta verecektir.

Soru- Hazine ve Maliye Bakanı Nebati’nin açıklamasında, “Sosyal konut projesi çarpan etkisiyle 1.5 trilyon lirayı aşan bir ekonomik değer yaratacak” dedi. Ekonomiye güç olacak bir proje olarak açıkladı. Sizin bu açıklamaya ilişkin bir yorumunuz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Bugüne kadar Sayın Nebati’nin çarpandan, çoğaltandan ne anladığını gördük. Yani bugüne kadar Sayın Nebati’nin verdiği hangi rakam gerçekleşti, hangi tahmini tuttu? Bırakın Nebati’yi ağababası bugüne kadar hangi hedefini tutturabildi? İşte 2023’e 3 ay kaldı. “2023’te ilk 10 ekonomi arasına gireceğiz” dedi. İlk 20’den düşürdü. “2 trilyon dolar milli gelir” dedi, şimdi “Olsa olsa 867 milyar dolar olur” diye Orta Vadeli Program’a yazıyor. 2023’te bu millete 25 bin dolar kişi başına gelir vadetti, şimdi “10 bin 71 dolarla idare edin” diyor. Bu millete 2023’e randevu verenler verdikleri her sözün altında ezim ezim ezildiler. Şimdi milletimiz de tabi verilen sözler için sarayın kapısını çalıyor. Ama kapıyı açan yok. Mobilyaları, beyaz eşyaları, incik boncuk evde ne varsa bir güzel boşaltmışlar, satmışlar. Ama sandıkta evin gerçek sahipleri evi boşaltanlardan bunun hesabını soracak.

Teşekkür ediyorum.

32 Kısım Tekmili Birden Saray Oyunu

CHP Sözcüsü Öztrak, Türkiye’nin gündemine oturan borsa manipülasyonu, danışmanlık kisvesi altında yapılan iş takipçiliği, istenen ve itiraf edilen rüşvet iddialarını değerlendirerek, “Bu iddialarla ilgili kayıtları, belgeleri, rüşvetin tarifesini, rüşvetlerin nerede saklandığını, hangi evde kaç kasa bulunduğunu, ne kadar rüşvet toplandığını, kolluk kuvvetleri, İçişleri Bakanı veya Cumhuriyet Savcıları değil, bir mafya babası açıklıyor. Memleketi düşürdükleri hale bakın” diye konuştu.

Son yaşanan borsa skandalının; memleketin ülkeyi hamuduyla götürmeye gelmiş sakat bir zihniyet tarafından yönetildiğini gösterdiğini ifade eden Öztrak, “Borsa İstanbul’daki skandalın başrol oyuncuları; Sarayın Sermaye Piyasasına atadığı üst düzey bürokrat, Sarayın listelere yazdığı milletvekili, Sarayın atadığı Cumhurbaşkanlığı Danışmanı… Yani sarayın adamları, Sarayın şürekası, özetle sarayın yanaşmaları ve beslemeleri… 32 kısım tekmili birden bir saray oyunu…” değerlendirmesinde bulundu.

Ortaya atılan iddialardan ve kayıtlardan Saray’daki bir kısım danışman grubunun siyasi konumlarını kullanarak, milleti ve küçük tasarrufçuyu soyduğunun anlaşıldığını belirten Öztrak, “Meğerse orda burada, din, iman, bayrak ezan derken, deveyi hamuduyla götürüyorlarmış. Biz, ‘Karşımızda sadece otoriter bir saray rejimi var’ diyorduk. Ama bugün ortaya dökülenler, karşımızda sadece otoriter bir rejim değil, aynı zamanda koca bir yamyam güruhu olduğunu da gösteriyor” diye konuştu.

Bu oyunun başrol oyuncularından biri olan, atanmış eski Sermaye Piyasası Kurulu Başkanının, daha önce de Bank Asya’da üst düzey görev yaptığını anımsatan Öztrak, “Banka kapatılmadan birkaç gün önce de kefilsiz, teminatsız, birilerine 100 milyon dolar kredi kullandırdığı iddia edilen bir kişidir. Bank Asya’ya evinin kirasını yatıranı, Bank Asya’nın önünden geçen ne kadar insan varsa içeri atan bu yönetim, önce Halkbank’ın başına, sonra SPK’nın başına bu kişiyi neden getirmiştir? Verildiği iddia edilen 100 milyon dolar kredi aynı ipte oynayan iki cambazdan, ipten düşene mi gitti, yoksa ipin üstünde kalana mı gitti?” diye sordu.

Ortaya atılan onca iddia ve kayda rağmen Cumhuriyet Savcılarının hala kılını kıpırdatamadığını belirten Öztrak, “Çünkü memlekette taşları bağlamışlar. Hırsızlar serbest. Eşkıya düze inmiş. Yiğitler derdest. Ve ne diyordu değirmenci? Bu nasıl çark! Buğday bizim; ezilen biz, un olan biz, aç kalan biz… Kimdir bu doymak bilmeyen soysuz? Bu sorunun cevabını da, Ahmet Arif’in o yumruk gibi dizeleri veriyor. Bunlar engerekler ve çıyanlardır. Bunlar aşımıza, ekmeğimize göz koyanlardır. Bizim mücadelemiz de, milletimizin aşına, ekmeğine göz koyan, engerek ve çıyanlarladır” dedi.

Hükümetin toplumu kutuplaştırarak, gençlerin arasına, kin ve nefret tohumları ekerek, sebep olduğu ekonomik buhranı unutturmaya ve koltuğunu korumaya çalıştığını kaydeden Öztrak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu ülkede ‘Bakara-makara’ diyen, ‘Her Cuma bir ayet sallıyorum’ diyen, rüşvet iddialarından henüz aklanmamış birini, bu ülkenin büyükelçisi yapan kim? Recep Tayyip Erdoğan. Milletimizin iffetli analarına, ağza alınmayacak küfürleri eden birinin adını, kalkıp İlahiyat Fakültesi’nin binasına veren kim? Yine bu yozlaşmış yönetim. Milletimize ‘çürükler, adiler, sürtükler’ diyen kim? Bizzat Recep Tayyip Erdoğan. Bunların milletimize ettiği hakaretleri, kendi yandaşlarını kayırmalarını yazmaya kalksak, 20 ciltlik Meydan Larousse Ansiklopedisi az gelir sığmaz.”

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine ilişkin düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız sürüyor. Bugün kurulumuzun gündemi yine yoğundu. Ucube tek adam rejiminde, mideleri bulandıran yolsuzluklar; Saray yönetimindeki çürüme, devletin çökertilen adalet direği, milletimizi ezip geçen ekonomik kriz, mutfaklarda her gün büyüyen yangın ve tüm bunları karartmayı amaçlayan, Sarayın dehlizlerinde tezgâhlanan, gündem değiştirmeye yönelik, yargı kumpasları gündemimizdeydi. Yönetime gelir gelmez, bu ağır yönetim krizini aşmak, tüyü bitmedik yetimin hakkını korumak ve ekonomik krizi bitirmek için yapacaklarımızı da bugün kurulumuzda ele aldık.

ALPASLAN DA BİZİMDİR ATATÜRK DE BİZİMDİR

Ağustos ayı, bizim tarihimizde zaferler ayıdır. Ağustos ayında yaşanan iki müstesna zafer, sadece bu topraklarda değil, tüm dünyada tarihin akışını değiştirmiştir. İlki, 26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi… İkincisi ise; yine 26 Ağustos 1922’de başlayan; ardından da, 30 Ağustos Zaferiyle sonuçlanan, Büyük Taarruz… İlk zaferle ecdadımız, Anadolu’nun kapılarını açmış, bu güzel toprakları bizlere yurt yapmıştır. İkinci zaferle, bu vatan topraklarının sonsuza kadar bizlere ait olacağı, emperyalist çizmeleri altında ezdirilmeyeceği, tarihe altın harflerle kazınmıştır. Tarihimiz, milletimizin ortak hafızasıdır. 26 Ağustos 1071 de bizimdir. 30 Ağustos 1922 de bizimdir. Sultan Alparslan da bizimdir, Gazi Mustafa Kemal Atatürk de bizimdir. Ama bugün ne yazık ki, milli bayramlarımızı bile bölen, parçalayan, çarpık bir zihniyet iş başındadır.

AĞACIN KURDU KENDİ İÇİNDEN OLUR

Yarın Büyük Zaferin 100. yıl dönümünü, büyük bir coşkuyla kutlayacağız. Bugün ay yıldızlı şanlı bayrağımız, hala göklerde nazlı nazlı dalgalanıyorsa, camilerimizde ezan gürül gürül okunuyorsa, bunu Büyük Taarruza ve ardından gelen Büyük Zafere, bu zaferin eşsiz başkumandanına ve Kurtuluş Savaşımızın tüm kahramanlarına borçluyuz. Hindistan’ın kurucusu Mahatma Gandhi’nin “Mustafa Kemal İngilizleri yenene kadar, Tanrı’yı da İngilizlerin yanında sanıyordum” sözleri bu zaferin dünyanın tüm mazlum milletlerine, nasıl umut olduğunu da ortaya koymaktadır. Kazanılan zaferin büyüklüğünü, elde edilen başarının olağanüstülüğünü, bundan daha iyi ifade edebilecek bir söz de yoktur. Ama ağacın kurdu da kendi içinden olur derler. AK Partili eski bir Meclis Başkanı çıkar, “Fetih kutlanır, kurtuluş kutlanmaz” der. İngiliz zırhlılarına binip kaçanların, bu ülkede bıraktığı tohumlar, gençliğinde Amerikan Altıncı Filosunu, kendine kıble yapan densizler, elbette bu zaferin büyüklüğünü, anlam ve önemini anlayamazlar. “Keşke Yunan galip gelseydi” diyenlerin, bu çürük ve kokuşmuş zihniyetini, bu emperyalizm uşaklarını, milletimiz zaten vicdanında mahkûm etmiştir. Bugün önüne gelecek ilk sandıkta da bir kez daha cezalandırmaya hazırdır. Biz bu vesileyle, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, Sultan Alparslan’ı, bu toprakları bizlere yurt yapan ve yurt olarak kalmasını sağlayan, tüm şehit ve gazilerimizi, saygıyla, minnetle, rahmetle anıyoruz. Hepsinin mekânı cennet olsun.

32 KISIM TEKMİLİ BİRDEN SARAY OYUNU

Değerli basın mensupları, bu çürümüş, yozlaşmış yönetim elinde, gün geçmiyor ki, yeni bir skandal patlamasın. Sarayın dehlizlerinden fışkıran, kötü kokular ortalığı kaplamasın. Son yaşadığımız borsa skandalı; memleketimizin, ülkeyi hamuduyla götürmeye gelmiş, sakat bir zihniyet tarafından yönetildiğini, bir kez daha göstermiştir. Borsa İstanbul’daki skandalın, başrol oyuncuları; Sarayın Sermaye Piyasasına atadığı üst düzey bürokrat. Sarayın listelere yazdığı milletvekili. Sarayın atadığı Cumhurbaşkanlığı Danışmanı. Yani sarayın adamları, Sarayın şürekası, özetle sarayın yanaşmaları ve beslemeleri 32 kısım tekmili birden bir saray oyunu…

100 MİLYON DOLAR İPTEN DÜŞENE Mİ İPTE KALANA MI GİTTİ?

Bu oyunun başrol oyuncularından biri olan, atanmış eski Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı, daha önce de Bank Asya’da üst düzey görev yapmış. Banka kapatılmadan birkaç gün önce de kefilsiz, teminatsız, birilerine 100 milyon dolar kredi kullandırdığı iddia edilen bir kişidir. Bank Asya’ya evinin kirasını yatıranı, Bank Asya’nın önünden geçen ne kadar insan varsa içeri atan bu yönetim, önce Halkbank’ın başına, sonra SPK’nın başına bu kişiyi neden getirmiştir? Verildiği iddia edilen 100 milyon dolar kredi aynı ipte oynayan iki cambazdan, ipten düşene mi gitti, yoksa ipin üstünde kalana mı gitti?

BU KADAR DANIŞMAN DEMEK BU İŞE YARIYORMUŞ

Diğer taraftan, “Sarayın kibirlisi, bu kadar besleme danışmanı ne yapıyor?” diye merak edip duruyorduk. Ne işe yaradıklarını yavaş yavaş görüyoruz. Saraydaki bir kısım danışman grubu, siyasi konumlarını kullanarak, milleti ve küçük tasarrufçuyu meğer soymakla görevliymiş. Meğerse orda burada, din, iman, bayrak ezan derken, deveyi hamuduyla götürüyorlarmış. Biz, “Karşımızda sadece otoriter bir saray rejimi var” diyorduk. Ama bugün ortaya dökülenler, karşımızda sadece otoriter bir rejim değil, aynı zamanda koca bir yamyam güruhu olduğunu da gösteriyor. İddialar gerçekten mide bulandırıcıdır. Küçük yatırımcıları silkelemeye dönük, borsa manipülasyonları, bu manipülasyonları köpürten medya tetikçileri, danışmanlık kisvesi altında yapılan iş takipçiliği. İstenen ve itiraf edilen rüşvetler… Ve yandım Allah diye feryat eden, keriz yerine konup silkelenen, binlerce mağdur insan. Bu iddialarla ilgili kayıtları, belgeleri, rüşvetin tarifesini, rüşvetlerin nerede saklandığını, hangi evde kaç kasa bulunduğunu, ne kadar rüşvet toplandığını, kolluk kuvvetleri, İçişleri Bakanı veya Cumhuriyet Savcıları değil de, bir mafya babası açıklıyor. Memleketi düşürdükleri hale bakın.

TÜRKİYE RÜŞVETİN BELGESİ OLDUĞUNU DA ÖĞRENDİ

Türkiye bunların döneminde, rüşvetin belgesi olduğunu; bir suç örgütünün başındaki kişiden, duydu, gördü, öğrendi. Bunlar sadece onun bildikleri, onun eline geçenler. Konunun çok daha derin olduğu açık. Devletin istihbaratının, polisinin, İçişleri Bakanının elinde çok daha fazlası olduğu şüphe götürmez. Ama herkes kulağının üstüne yatıyor. İçişleri Bakanı mafyadan 10 bin dolar alan, siyasetçi olduğunu söyledi. Ne oldu? Hangi işlem yapıldı? Hiçbir şey… Deveye sormuşlar; “Boynun niye eğri?” diye… O da “Nerem doğru ki” demiş. Hesap o hesap. Bugün bu son skandalda rüşvet istenen iş kadını, Sermaye Piyasası Kurulu’nda işinin görülmesi için, bir AK Parti milletvekilinin rüşvet istediğini, bu rüşvet talebini CİMER’e yazdığını, bir televizyon kanalında çıktı açıkça itiraf etti. Bu iddiaların hemen ertesi günü, Sermaye Piyasası Kurulu, “Benden rüşvet istendi” diyen, rüşveti CİMER’e şikâyet eden bu iş kadını hakkında, suç duyurusunda bulundu.

SPK VE SAVCILAR İDDİALARDA ADI GEÇENLER HAKKINDA HAREKETE GEÇECEK Mİ?

Sermaye Piyasası Kurulu, iddialarda adı geçen, medya tetikçileri, Cumhurbaşkanlığı Danışmanları, AK Parti Milletvekili, önceki dönem SPK Başkanı hakkında da, aynı suç duyurusunda bulanacak mı? Bu rezalet karşısında savcılar harekete geçecek mi? Memlekette tuz koktu. Cumhuriyet Savcıları hala kılını kıpırdatmıyor. Daha doğrusu kıpırdatamıyor. Çünkü memlekette taşları bağlamışlar. Hırsızlar serbest. Eşkıya düze inmiş. Yiğitler derdest. Ve ne diyordu değirmenci? Bu nasıl çark! Buğday bizim; ezilen biz, un olan biz, aç kalan biz… Kimdir bu doymak bilmeyen soysuz? Bu sorunun cevabını da, Ahmet Arif’in o yumruk gibi dizeleri veriyor. Bunlar engerekler ve çıyanlardır. Bunlar aşımıza, ekmeğimize göz koyanlardır. Bizim mücadelemiz de, milletimizin aşına, ekmeğine göz koyan, engerek ve çıyanlarladır.

SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDUK

Bugün örgütümüz, milletvekillerimiz, bu ağır iddiaların araştırılması için, savcılıklara suç duyurusunda bulundu. Biz bu işin peşini bırakmayacağız. Vatandaşlarımızın üç beş kuruş emek emek yaptığı tasarrufunu, manipülasyonlarla gasbeden çetelere, milletimizin desteğiyle, seçimde de, seçimden sonra da, hesaplaşacağız. Buradan kimlerin nemalandığını ortaya çıkartacağız. Dolandırılan küçük yatırımcıların hakkını arayacağız. Bu konuda biz de kararlıyız, milletimiz de son derece kararlı.

BU KEZ OTORİTER BİR REJİMİ SANDIKLA GÖNDEREREK TARİH YAZACAĞIZ

Türkiye’nin, artık devlet yönetiminde topyekûn bir temizlenmeye, arınmaya, bu kirlenmiş, yozlaşmış saray rejiminden kurtulmaya, ihtiyacı vardır. Bu millet, bundan tam 100 yıl önce, emperyalizme karşı verdiği, büyük bir milli mücadeleyle, dünyanın tüm mazlum milletlerine örnek olmuştu. Şimdi ondan tam 100 yıl sonra, bir kere daha, bu seferde seçim sandığıyla, cebini boşaltan bir otoriter rejimi devirmeye, tüm demokratik dünyaya bir kere daha, örnek olmaya hazırlanmaktadır. Milletimiz önüne gelecek ilk sandıkta Türk demokrasinin gücünü, milletimizin özgürlük aşkını, bir kez daha tüm dünyaya gösterecektir. Artık milletimiz; “Kral değil, kural istiyorum” diye haykırmaktadır. Kralların hâkim olduğu yerde, tarlaya kargaların, ambara farelerin, fırına hırsızların, memlekete haramilerin dadandığını, milletimiz görmüştür. Herkese yetecek ekmeğin, bir avuç yandaş ve saray beslemesi tarafından gasbedildiğine, şahit olmuştur. Yolsuzluğun olduğu yerde, yoksulluğun da arşa çıktığını, milletimiz yaşayarak öğrenmiştir.

FUKARALAŞMADA DÜNYA ÜÇÜNCÜSÜ OLDUK

Her yıl yayımlanan, Uluslararası Legatum Refah Endeksine göre, bu ucube şahsım hükümet sisteminin elinde, dünyada en hızlı refah kaybına uğrayan üçüncü ülke Türkiye’dir. Yani milletimizi hızla fakirleştiren bu sistem, bizi fukaralaşmada dünya üçüncüsü yapmıştır. Bizden daha kötü durumda olan iki ülke vardır. Venezuela ve Tunus. Yine bu tek kişilik Saray rejimi, ülkemizi, yüzde 145 üretici enflasyonuyla, dünya enflasyon liginde şampiyon yapmıştır. O da TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla… Ardından Sarayın kibirlisi çıkıp milletin gözünün içine baka baka, “Enflasyon benim yanlış politikalarımdan değil, dünyadan kaynaklanıyor” diyebilmiştir. Hala da demektedir. Kuzeyimizde artık yedinci ayına giren bir savaş var. Ukrayna, Rusların işgali altında. Tüm dünya Rusya’ya ambargo üstüne ambargo uyguluyor. Ama işgal altındaki Ukrayna’da enflasyon yüzde 22. İşgal eden ve ambargolara maruz kalan Rusya’da enflasyon yüzde 15. Türkiye’de tüketici enflasyonu yüzde 80. Tekrar edeyim, o da TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla…

UCUZCU MARKETLER BİLE ENFLASYON %110 DİYOR

Bugün ucuzcu marketlerin yöneticileri bile, “Son bir yıldaki enflasyon yüzde 110” diyor. Ucuzcu marketlerde bile enflasyon yüzde 110. Ama TÜİK marketlerinde yüzde 80. Her işleri yalan, her işleri dolan. Ekonomist olduğunu iddia eden, ancak ekonomiden hiç anlamadığı, millete yaşattığı zulümle ortaya çıkan, daha da acı olanı; bilmediğini de bilmeyen bir anlayış, bir kibir abidesi, milletimize ve ekonomimize, savaşın vermeyeceği zararları veriyor. Ama bu “cehli mik’ab” zırvaları, her gün bir başka zirve yapıyor. En son zırva, Türkiye’deki yüzde 80 enflasyon, Avrupa’daki yüzde 9 enflasyondan, daha az yıkıcıymış. Cesaret edip, bir sokağa çıkın da milletin ne halde olduğunu görün. Milletin aklıyla alay etmeyin. Avrupa’da insanlar sokağa dökülüyormuş. Bizde böyle bir şey yokmuş. Milli şairimiz Akif’in dediği gibi; “Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum? Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!”

YURTTAŞLARIMIZIN VAKARINI YANLIŞ ANLADILAR

Yurttaşlarımızın, vakar ve karakterini yanlış anlayanlar, sandıkta milletten yiyeceği ağır tokada şimdiden hazırlansınlar. Bu sarayın kibirlisi, Avrupa için ağıtlar yakıyor ama Avrupa kendi vatandaşlarına, destek üstüne destek açıklıyor. Almanya vatandaşlarının enerji faturası için, 300 Avroluk çekler dağıttı. Şehir içi ulaşım için ucuz biletler dağıttı. Akaryakıt vergilerini indirdi. Ailelere çocuk başına ilave 100 Avro ödedi. Peki, Avrupa’ya ağıt yakan bu sarayın kibir abidesi, kendi vatandaşlarına ne verdi? Vatandaşlarımız için ne yaptı, hangi destekleri verdi? Asgari ücreti artırdık, artırdık diyor. Bugün bu ülkede açlık sınırı 6 bin 890 lira. Asgari ücret 5 bin 500 lira. Ondan sonra Sarayın kibirlisi çıkıp Avrupalıya ağıt yakıyor. Ağıt yakacaksan kendi milletine yak, sebebi olduğun bu ağır tabloya yak.

TÜRK LİRASINI YERE SAVURUP ÜSTÜNDE DANS EDİYORLAR

Hep diyoruz: “Bunlar eve deli, ele iyi.” Türkiye, sarayın kibirlisinin elinde, kendi vatandaşına pahalı, ele ucuz oldu. Yüzde 9 enflasyon yaşayan Sarayın kibirlisinin de ağıt yaktığı ülkelerin vatandaşları, Türkiye’ye gelip rahat rahat tatil yapıyor. Geziyor, yiyor, içiyor. Ülkemize gelen Arap turistler, Türk Liralarını yerlere savurup, üzerinde dans edip, halay çekiyor. Ondan sonrada sosyal medyadan milli paramızla alay ediyor. Çin işi, Japon işi, Türk işi derken; ülkemizi tüm dünyanın bir milyoncu mağazasına çevirdiler.

FAİZCİYE 151 MİLYAR LİRA, KUR KORUMALIYA 61 MİLYAR LİRA, ÇİFTÇİYE 24 MİLYAR LİRA

Milletimizi perişan edenler; bir de hiç sıkılmadan; “Enflasyon-faiz-kur gibi sorunlarımız var. Ama bunlara takılmayın” diyebiliyorlar. Bunları diyen daha önce, “Faiz sebep, enflasyon netice” diyerek; milletimizi berbat, faiz lobilerini abat etmişti. Bütçe rakamları ortada. Sadece bu yılın ilk yedi ayında, bütçeden yapılan faiz ödemesi 151 milyar lira. Kur Korumalı Mevduat diyerek, bir avuç mevduat sahibine ödenen faiz ise; 61 milyar lira. Peki, aynı dönemde çiftçiye ödenen destek ne kadar? 24 milyar lira. Esnafa verilen destek; sağdan topla, soldan topla, 6 milyar lirayı geçmiyor.

ÇİFTÇİ AYÇİÇEĞİNDE FİAYT BEKLİYOR

Çiftçi demişken, Trakyalı çiftçimiz, tabi Anadolu’daki çiftçilerimizde hala Ayçiçek için fiyat bekliyor. Genel Başkanımız Edirne’den, destekleme hariç 16 lira fiyat verilmesini istemişti. Çiftçimizin ithalata ezdirilmemesi içinde Ayçiçeği ithalatına, yüzde 27 gümrük vergisinin mutlaka gerekli olduğunun altını çizmiştik. Üreticilerimiz bu sıkıntılı dönemde, ancak bu şekilde ayakta kalabilir.

SONRA ÇIKIP KÖSTEBEK ARIYORLAR

Bütçe harcamaları hükümetlerin tercihlerini gösterir. Bu hükümetin tercihleri de ortadadır. Bu hükümetin tercihlerinde, çiftçi yoktur, esnaf yoktur, millet hiç yoktur. Varsa, yoksa faiz lobileri vardır. Allah’tan CHP’nin Genel Başkanı Genel Başkanımız var. Genel Başkanımız söylüyor. Saraydakiler apar topar yapıyor. Gece yarısı yandaş gazetelerde manşetler değiştiriliyor. İşte en son; Genel Başkanımız banka karlarını, yüzde 400 patlatan, halkımızı sefalete iten uygulamaları eleştirdi. Arkasından da banka borcu nedeniyle, Varlık Yönetim Şirketleri tarafından sıkıştırılan yurttaşlarımıza, “Borçlarınızı ödemeyin” çağrısı yaptı. “İktidara geldiğimizde, bu tefecilerle ben masaya oturacağım da” dedi. Genel Başkanımız daha bunu der demez Saray, “6 milyona yakın vatandaşın, yaklaşık 30 milyar lira tutarındaki icralık borcunu, tasfiye etme kararı” aldı. Bunu akıl etmek için, illaki Genel Başkanımızı mı beklemek gerekiyordu? Allah aşkına, sizin hiç mi aklınız yok? Sonra da çıkıyorlar, yandaş gazete müsveddelerinde, “Bay Kemal’in köstebeği kim?” diye, manşet attırıyorlar.

2018 BİLDİRGEMİZE BAKIN

Bir zahmet bakın bizim 2018 Seçim Bildirgemize… Genel Başkanımız, Bankalardaki ve Varlık Yönetim Şirketlerindeki, icraya düşmüş borçların tasfiyesi için neler söylemiş, bir öğrenin. Bunların akılları ceplerini doldurmak için çalışmaktan, milletin işlerine bir türlü sıra gelmiyor. Kemal Bey’in köstebeği işte bu beceriksiz yönetimin başıdır.

SEBEP OLDUKLARI EKONOMİK YIKIMI CAMİ AVLUSUNA BIRAKIYORLAR

Millete sırtını dönmüş bu zihniyet, ülkede olumlu bir şey varsa, onu hemen sahipleniyor. Ama hatalarını beceriksizliklerini, hep öksüz ve yetim bırakıyor. Saray şişen ekonomiyi sahipleniyor. Ama bunun sonucunda azan enflasyonu, sahipsiz bırakıyor. İhracatı sahipleniyor ama rekorlar kıran ithalatı sahipsiz bırakıyor. Dış ticaretin hacmine sahip çıkıyor. Ama iş dış ticaret açığına geldiğinde onu sahipsiz bırakıyor. İşte bugün rakamlar açıklandı. İlk 7 ayda ihracatımız 144 milyar dolar. İthalatımız da 207 milyar dolar olmuş. Dış ticaret açığımız 62 milyar dolara çıkmış. Oysa 2022 yılının tamamında hedeflenen dış açık, 51 milyar dolardı. İlk 7 ayda hedef, 11 milyar dolar aşıldı. İthalatın, ihracatı karşılama oranı yüzde 70’e düştü. Ama bunları hiçbir yerde söyleyen yok. Atama bakanlar bu ürkütücü rakamlara, yorum bile yapmıyorlar. Ama sebebi oldukları bu ekonomik yıkımı, tekrar söylüyorum hiç cami avlusuna bırakıp da kaçmaya kalkmasınlar.

2053’Ü BIRAK BUGÜNE GEL

Milletimize 2023 yılı için vadettikleri hedeflerin yarısına bile ulaşamamışlar şimdi çıkıp diyorlar ki, 2023 hedefleri o da yetmiyor bir de 2053 vizyonu devreye giriyor. Ya kardeşim siz bırakın 2023’ü, 2053’ü bugüne gelin, 2022’ye gelin. Bugün yaşadığımız ekonomik yıkımın, anası da, babası da bellidir. Adı Recep Tayyip Erdoğan’dır. Milletimiz de bu yıkımın hesabını sandıkta mutlaka soracaktır. Saray artık bu ülkeyi yönetme ehliyetini, kabiliyetini yitirmiştir. Metal yorgunudur. Tükenmişlik sendromuyla, çoklu organ yetmezliğiyle maluldür.

ÜLKEYİ YÖNETMEYİ BIRAKTILAR ALGIYI YÖNETMEYE OYNUYORLAR

Ülke yönetimini bırakmışlar, algı yönetimiyle günü geçirmeye, milleti birbirine düşürerek sebebi oldukları yıkımı, gizlemeye çabalıyorlar. Bir pop sanatçımız Gülşen… Kastını aşan bir şaka yapmış. Bu şakanın içeriğini kabul etmek elbette mümkün değil. Nitekim şarkıcı da şakasının kastını aştığını, fark etmiş, kamuoyundan çıkıp özür dilemiş. Ama yolsuzluklara batmış, milletin ekmeğine, aşına kan doğramış, bu yozlaşmış yönetim, “Sin külahın görünmesin” diyerek, bu şarkıcıyı yargı eliyle linç etmeye kalkmış. Adalet Bakanı koltuğunda oturan şahıs, sosyal medyadan yargıya talimat veren mesajlar atıyor. Bu linçin tetikçiliğine soyunuyor, sonra da Genel Başkanımızı eleştiriyor. Bunların amaçları belli. Milleti bölerek, toplumu kutuplaştırarak, gençlerimizin arasına, kin ve nefret tohumları ekerek millete yaşattıkları pahalılığı, yoksulluğu, ağır ekonomik bunalımı unutturmaya çalışıyorlar. Niye? Oturdukları o koltuklardan kalkmamak için…

MİLLETE ETTİKLERİ HAKARETLERİ TOPLASANIZ 20 CİLT ANSİKLOPEDİYE SIĞMAZ

Bu ülkede “bakara-makara” diyen, “Her Cuma bir ayet sallıyorum” diyen, rüşvet iddialarından henüz aklanmamış birini, bu ülkenin büyükelçisi yapan Allah aşkına kim? Recep Tayyip Erdoğan. Milletimizin iffetli analarına, ağza alınmayacak küfürleri eden birinin adını, kalkıp İlahiyat Fakültesinin binasına veren kim? Yine bu yozlaşmış yönetim. Yine milletimize “çürükler, adiler, sürtükler” diyen kim? Bizzat Recep Tayyip Erdoğan. Bunların milletimize ettiği hakaretleri, kendi yandaşlarını kayırmalarını yazmaya kalksak, 20 ciltlik Meydan Larousse Ansiklopedisi az gelir sığmaz. Bütün bu verdiğim örnekler, meselenin bir hakaret meselesi olmadığını Genel Başkanımızın Sosyal medya mesajlarında da açıkladığı gibi amacın gençleri bölmek, birbirine düşürmek olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Ama milletimizde, gençlerimizde olan bitenin farkındadır. Bu olaydan sonra Türkiye’nin dört bir yanından, “Becerebilirsen zapt et hadi” diye sesler yükselmeye başlamıştır. Vicdanlardan yükselen bu ses, Gülşen’in bugün serbest bırakılmasını sağlamıştır. Ama Saray yine hukuku katlederek, Gülşen’i şimdi de evinde zapt etmeye çalışmaktadır.

KARANLIK GÜNLERİN SONLANMASINA AZ KALDI

Biz milletimize sesleniyoruz: Müsterih olun. Karanlık günlerin sonlanmasına artık çok az kaldı. Bu topraklarda; toplumsal kutuplaşma son bulacak. Toplumsal barış hâkim olacak. Öfke ve nefret dili kaybedecek. Nezaket ve karşılıklı saygı kazanacak. Ahlaki yozlaşmanın ve manevi tahribatın önüne set çekilecek. Rüşvet, torpil, iltimas son bulacak. Adalet, dürüstlük ve liyakat gelecek. Hak eden, hak ettiğini eksiksiz alacak. İsraf ve hayat pahalılığı son bulacak. Üretim esas olacak. Geniş halk kitlelerini yoksullaştıran, bir avuç rantiyeciyi abat eden uygulamalar son bulacak. Türkiye’miz dünyada hak ettiği güç ve konumu kazanacak. Ekonomimiz 5 yılda, ilk 15 ekonomi arasına girecek. Fert başına gelirimiz 20 bin doları bulacak. Türkiye içine düşürüldüğü vasatlık tuzağından kurtulacak.

BİZ KAZANACAĞIZ, ÜLKEMİZ KAZANACAK

Biz kazanacağız. Gençlerimiz kazanacak. Biz kazanacağız. Esnafımız kazanacak. Biz kazanacağız. Çiftçimiz kazanacak. Biz kazanacağız. İşçimiz, işverenimiz kazanacak. Biz kazanacağız; 81 vilayetimiz kazanacak. Biz kazanacağız. Türkiye kazanacak. Biz kazanacağız, 85 milyon kazanacak. Milletin Masasında belirlenecek Cumhurbaşkanı adayımız, milletimizin iradesiyle, Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı olacak. Ve bu güzel ülke, artık huzur bulacak…

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- CHP eski milletvekili Barış Yarkadaş, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığını istemediğini iddia etti. “Yorum yapmıyorum, bilgiye dayalı konuşuyorum” dedi. Sizin bu hususla ilgili bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Valla bunu Barış Bey’in kendisine soracaksınız, bizde böyle bir bilgi yok.

Soru- İktidar cephesinden erken seçim olmayacağına yönelik açıklamalar geliyor. Ama iktidara yakın bir gazeteci de AK Parti milletvekilleri içinde de erken seçim ihtimalinin konuşulduğunu yazdı. Gerekçelerden biri de kış aylarında ekonomik açıdan vatandaş için zorlu geçeceği ve öncesinde bir seçim yapılabileceğiydi. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Şuan ekonomik açıdan siyasi iklim seçime daha mı uygun?

Faik ÖZTRAK- Yani ekonomik iklimin hali milletçe malum. Evet, 7 madde saymışlar burada sorunuzda da siz yedinciyi ifade ettiniz. Ben de izin verirseniz sekizinciyi söyleyeyim. Gecikilen her gün milletimiz fukaralaşıyor. Ama birilerinin keseside doldukça doluyor. Milletimizin sırtındaki yük her geçen gün artıyor. Ülke giderek yönetilemez hale geliyor. Bir an önce seçime gidilmesi milletimizin bu zulümden kurtulması için şarttır.

Soru- Rüşvet ve yolsuzluk iddiaları yargıya taşınmışken bu süreçle ilgili ilk gözaltı yaşandı. Rüşvet suçlamasında ismi geçen Zehra Taşkesenlioğlu’nun eşi özel hayatı ifşa suçlamasıyla gözaltına alındı. Sizin bu duruma ilişkin bir yorumunuz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Vallahi Türk yargısının AK Parti milletvekilinin özel hayatına gösterdiği özeni, hassasiyeti tüyü bitmedik yetimin hakkını, hukukunu gasp eden rüşvetçileri ve borsa manipülatörlerini gözaltına almak içinde göstermesini acilen bekliyoruz.

Soru- Ege ve Doğu Akdeniz’de Türk jetlerine Yunanistan’a ait S-300 hava savunma sistemi tarafından radar kilidi atıldı. Bununla ilgili bir değerlendirme alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Milli Savunma Bakanı açıklamış, “Yunanistan’ın S-300’leri aktive etmesi, uçaklarımıza S-300 kilidi atması kabul edilemez” demiş. Şimdi bu Yunanistan’daki Rus yapımı S-300 füzeleri bizim F-16’larımıza yani NATO üyesi Türkiye’nin uçaklarına kilit atmış. Bu sorun son derece ciddidir. Şimdi herkesin şu soruyu sorması gerekir, milyarlarca dolar vererek Rusya’dan alınan S-400’ler ambarlarda tozlanırken Yunanistan S-300’lerle bizim uçaklarımıza nasıl kilit atabiliyor? Hükümetin bu sorulara derhal yanıt vermesini ve ne yapacağını bir an evvel açıklamasını bekliyoruz.

Erdoğan Müzik Kutusu Gibi Parayı Kim Verirse Onun Şarkısını Çalıyor

CHP Sözcüsü Öztrak, Erdoğan’ın artık siyaseten topal ördek haline geldiğini belirterek, “Seçimler yaklaşırken, paraya ihtiyacı vardır. Dış politikada bir başarı hikâyesine ihtiyacı vardır. Şimdi müzik kutusu gibi kim parayı verirse onun şarkısını çalmaya başlamıştır. Bu kadar çark, sağlığa zararlıdır. Omurgası olanın belini kırar. Bu kadar çark itibar kazandırmaz. Ancak insanı çarkçı başı yapar. Bu çarkçı yönetim anlayışı ülkemizin ali menfaatleri ve ulusal güvenliğimiz için de büyük bir risktir” diye konuştu.

Öztrak sözlerini şöyle sürdürdü: “Hem Erdoğan’ı, hem de tüm uluslararası muhataplarımızı bir uyaralım. Kimse artık bu gidici olduğu belli yönetimin zafiyetlerini kullanıp, kalıcı olmayacak tavizler koparmaya kalkmasın. Kısa vadeli kazanımlar uğruna, kimse Türkiye’yle olan ilişkilerinde kimse uzun vadeli çıkarlarını riske atmasın. Herkes adımlarını bu gerçeğe göre ayarlasın.”

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Türkiye hızla seçim sathı mailine giriyor. Saray, seçim yaklaşırken, dış politikada çark üstüne çark ediyor. Ucube Şahsım Hükümet Sistemi kurulduğundan bu yana, ülkemizin milyarlarca doları har vurulup, harman savruldu. Bugün de doların yeşiline sıkıştılar. Şimdi; dün dost dediklerine, bugün düşman, dün düşman dediklerine, bugün dost diyorlar. Tüm bu U dönüşleri yönetime duyulan güveni daha da yıpratıyor. Çıkan hesabı da maalesef ülkemiz ve milletimiz ödüyor.

ERDOĞAN MİLLETİMİZE BU DÜNYADA CEHENNEM AZABI ÇEKTİRİYOR

Erdoğan ekonomide de çark üstüne çark yapıyor. Sürekli birbiriyle çelişen, günü birlik kararlar alıyor. Ekonominin lastiğini patlattı. Şimdi yama üstüne yama yaparak arabayı yürütmeye çalışıyor. Ama artık lastikte yama tutmuyor. Bilimden ve akıldan kopuk her karar, ekonomide belirsizliği daha da artırıyor. Milletin aşını, işini küçültüyor. Ülkemizin ufkunu karartıyor. Milletimize bu dünyada, cehennem azabı çektiriyor. Merkez Yönetim Kurulumuzda, Erdoğan’ın ülkemize yaşatmakta olduğu krizleri ve partimizin iktidarında, bu ağır sorunları aşmak için ülkemizi düze çıkartmak için yapacaklarımızı ele aldık.

GAZİANTEP VE MARDİN’DEKİ KAZALARIN OSRUMLULARI HAKKINDA GEREĞİ YAPILMALI

Hafta sonu Gaziantep ve Mardin Derik’te, feci trafik kazalarını yaşadık. Her iki kazada 35 yurttaşımız yaşamını yitirdi. Yüreklerimiz parçalandı. Yaşamını yitiren tüm yurttaşlarımıza, Allah’tan rahmet diliyoruz. Kederli ailelerine başsağlığı diliyoruz. Milletimize başsağlığı diliyoruz. Mardin Derik’te her iki tarafta da yaşanan kazalardaki TIR’ların, aynı firmaya ait olduğu söyleniyor. Bu da iş ve araç güvenliği konusunda, taviz verildiği kuşkularını artırıyor. Diğer taraftan, hatırlayacaksınız biz artan giderler nedeniyle, otobüslerin, kamyonların eskiyen lastiklerini değiştirmek yerine artık lastiklerine diş açtırdıklarını defalarca söylemiştik bu kürsüden. Bakımların, sigortaların zamanında yapılmadığını sık sık anlattık. Bu tehlikelerle ilgili olarak uyardık. Hükümet ise kamyoncu ve otobüsçü esnafın sesini duymadı. Bu kazalarda, bu ihmallerin rolü olup olmadığı da araştırılmalıdır. Biz tüm bu kazaların ciddiyetle soruşturulmasını ve sorumlular hakkında, en ağır cezaların verilmesini bekliyoruz.  

DIŞ POLİTİKAMIZ MİLLİ OLMA VASFINI YİTİRDİ

“Dış politika; bir ülkenin devleti ve milletiyle yüksek somut çıkarlarını, uluslararası arenada korumayı amaçlayacak şekilde tasarlanır. Buna göre de yürütülür. Bu nedenle dünyanın her yerinde, dış politika, partiler üstüdür. Milli bir konumu vardır. Hükümetler gelip geçer, ancak devletlerin stratejik öncelik ve hedefleri, hep baki kalır. Bu temel prensip, bugüne kadar bizim dış politikamıza da yön vermiştir. Erdoğan’dan önceki Cumhuriyet Hükümetleri, dış politikayı partiler üstü görmüş, iç politikanın bir uzantısı haline asla getirmemişlerdir. Erdoğan; 2010’da başlayan Arap baharından, kendisine bir hilafet elbisesi çıkarma hayaline kapılmış, ideolojik hoyratlığı, dış politikayı kullanıp içeride oy devşirme hırsı, dış politikamızı vesayet altına almıştır. O günden bu yana da, dış politikamız, ne yazık ki milli olma vasfını yitirmiştir. Parti politikası haline gelmiştir. Erdoğan’ın koltukta kalmak için kullandığı, sıradan bir araca dönüşmüştür.

AKIL YERİNİ HAMASETE BIRAKTI

Bu dönemde, dış politikada akıl ve sağduyu, yerini hamaset ve popülizme bırakmıştır. Dışişleri Bakanlığımız; ehliyet ve liyakat kurumu olmaktan çıkarılmış, AK Partili siyasilerin arpalığına çevrilmiştir. “Bakara makara” diyerek, mukaddes kitabımızla alay eden, elbise askılarında, ayakkabı kutularında rüşvet aldığı iddia edilen Bakanlar, Saray şürekâsına mensup eski siyasetçiler, Erdoğan tarafından, Büyükelçi atanmıştır. Meslekten yetişmiş, ehliyet ve liyakat sahibi dışişleri kadroları ise, “Monşer” denerek, bir kenara itilmiştir.

ERDOĞAN TÜM DEDİKLERİNİ YUTUYOR

Diplomasi çoğunlukla gizli değil, ancak sessiz yürütülür. Erdoğan bu en temel kurala bile uymamıştır. Bağırıp, çağırarak işleri yürütmeye çalışmıştır. Olgularla değil, algılarla dış politika yapmaya kalkışmıştır. Her seçim öncesi, sokakları coşturmak için, başka ülkeleri ve liderleri düşman ilan etmekte, ölçüsüz laflar etmekte bir sakıncada görmemiştir. Daha önce de ifade etmiştim, Konfüçyüs’ün, “Yemek durumunda kalmanız ihtimaline karşı, sözlerinizin yumuşak ve tatlı olmasına çalışın!” tavsiyesi, özellikle dış politikada çok önemlidir. Erdoğan, Davos’ta “One minutes!” tiyatrosunu oynarken, İsrail için ne demişti? “Siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz.” Erdoğan İsrail için, daha neler dedi neler… 2014 yılında çıktı, “İsrail şu anda terör estiriyor. İsrail şu anda bir soykırım yapıyor. Ben bu görevde bulunduğum sürece hiçbir zaman, İsrail’le olumlu bir şey düşünemem” dedi. Peki İsrail’in bölgedeki pozisyonu, hedefleri değişti mi? Hayır! Hepsi yerli yerinde duruyor. Ama “Ben görevde olduğum müddetçe, İsrail’le olumlu bir şey düşünmem” diyen Erdoğan, çark etti, tüm dediklerini yutmak zorunda kaldı. Seçimler yaklaşırken de İsrail’le ilişkileri, yeniden büyükelçilik seviyesine çıkardı.

OMURGA KIRACAK ÇARKLAR

Anlaşılan Erdoğan, “Hafıza-i beşer, nisyan ile maluldür” sözüne, çok fazla güveniyor. Ama yaptıkları, söyledikleri sözleri hepsi arşivlerde duruyor. Erdoğan sadece yabancı devletler karşısında değil kendi yurttaşları karşısında da çokça çark etti. 2010’da Mavi Marmara olayında, İsrail bir gemimize baskın yaptı. 10 yurttaşımız hayatını kaybetti. 56 kişi yaralandı. 17 Haziran 2014’te Erdoğan, bu geminin Gazze’deki bebeklere yardım götürmek isteyen bir insani yardım kuruluşuna ait olduğunu ve de hükümetten izin aldığını söyledi. Ama 29 Haziran 2016 geldiğinde, Erdoğan yine çark etti. Yani omurga kıracak bir çarkla Erdoğan; Mavi Marmara’da ölenlerin yakınlarına, “Siz böyle bir insani yardımı götürmek için, günün Başbakanına mı sordunuz?” deyiverdi. Yetmedi, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın avukatları, Mavi Marmara’da yaşamını yitirenleri, “Tehlikeyi bilerek Gazze’ye gitmekle, ölenlerin yakınlarını da, “Sebepsiz zenginleşmekle” itham etti.

MÜSLÜMAN KARDEŞLERDEN FAZLA İHVANCILIĞA SOYUNDU

Erdoğan’ın dış politikada çark üstüne çark etiği, bir başka adres ise Mısır… Mısır Türkiye için önemli bir ülke. İki ülke halkının, yüzyıllarca beraber yaşamışlığı var. Tarihsel, kültürel derin bağlarımız var. 2013’te Mısır’da bir darbe oldu. Elbette hiçbir darbe mazur görülemez. Bu darbeden hemen sonra, Sayın Genel Başkanımız büyükelçilerimiz, Sayın Faruk Loğoğlu ve Sayın Osman Korutürk’ü Mısır’a gönderdi. CHP heyeti, hem Mısır yönetimiyle, hem de Müslüman Kardeşlerle görüştü. Türkiye’nin darbelerle ilgili acı tecrübelerini onlara aktardı ve taraflara itidal telkin etti. Erdoğan o zaman Sayın Genel Başkanımıza, teşekkür edeceğine, açtı ağzını, yumdu gözünü. Müslüman Kardeşlerden daha fazla, İhvancılığa soyundu. Mısır’ın İçişlerine müdahil oldu. Mevcut Mısır Devlet Başkanına, El Ezher Üniversitesi şeyhine, etmedik hakareti bırakmadı. Hatırlayalım daha üç yıl önce 2019 yılında “Sisi bir zalimdir, demokrat değildir. Cumhurbaşkanı Mursi’nin dramının da birileri tarafından unutturulmasına asla izin vermeyeceğiz” diyordu Erdoğan. Şimdi; “Mısır’la istihbari, diplomatik ve ekonomik olarak, işbirliği sürecimiz devam ediyor. Gönlümüz ister ki Mısırla olan bu süreci, çok daha güçlü devam ettirelim” demeye başladı. Ama bu sefer de Mısır Devlet Başkanı işi ağırdan alıyor.

TAM BİR TRAJİKOMEDİ

Yine dış politikada bir başka çark edilen ülke, Birleşik Arap Emirlikleri… Saray şürekâsı ve yandaş basın, bu ülkeyi “15 Temmuz’un Finansörü” olmakla suçlamışlardı. Sonra ne oldu? 15 Temmuz’un finansörü dedikleri Emirin ayaklarına, turkuaz halı serdiler. Birde Suudi Arabistan Veliaht Prensiyle yaşananlar var. Tam bir trajikomedi… Erdoğan, Cemal Kaşıkçı cinayetinin ardından, Suudi Arabistan Veliaht Prensine, etmedik laf bırakmamıştı. Suudi Veliaht Prens için, yandaş medyasında, “Katil”, “Seri katil” manşetleri de attırdı. Gazeteleri, “Kaşıkçı’nın ölüm emri Selman’dan” diye, koca puntolu başlıklarla çıktı. Ama sonra, “Gösteririz ama vermeyiz” dediği Kaşıkçı dosyasını, bizzat kendi eliyle, Suudi Arabistan’a teslim etti. Ondan sonra da “Katil”, “seri katil” dediği prensi, bir güzel kucaklayıp, öptü. Necip Fazıl’ın dediği gibi, “İnsanın kazandığı paradan değil, paranın kazandığı insandan korkacaksın.” Erdoğan paraya sıkışınca, Körfez Şeyhleri, Emirleri için, dün söylediği ne kadar ağır söz varsa, bugün hepsini bir güzel yalayıp, yuttu.

MAAŞINI VERDİĞİMİZ ÖSO BAYRAĞIMIZI YAKTI

Diplomasi; ilkelere ve kurallara dayalı bir uğraştır. Ancak Erdoğan’ın elinde Türkiye, her alanda olduğu gibi, diplomaside de, en temel ilke ve kurallardan uzaklaştı. Öngörülemez, ne yaptığı kestirilemez bir ülkeye dönüştü. Erdoğan’ın gerçeklikten kopuk ergen romantizminin ve ideolojik bağnazlığının, ülkemize en ağır ödettiği bedel ise Suriye’de oldu. Erdoğan’ın Emevi Cami’nde namaz kılma rüyası, bu ülkeye korkunç zararlar verdi. Dört milyon Suriyeli ülkemize girdi. Bir o kadarına da Suriye’de bakmak zorunda kaldık. 40 milyar dolardan fazla bir para, Suriyeliler için harcandı. Hala da harcanmaya devam ediyor. Erdoğan döneminde ilk defa ülkemiz, bir vatan toprağını terk edip, kaçma zilletini yaşadı. Süleyman Şah’ın na’şını sırtlanıp, oradan oraya gezdirdiler. Suriye’de IŞİD’e karşı, göğüs göğse çarpıştık. Mehmetçiklerimiz Rus jetlerinin hedefi oldu. İdlib’de 34 Mehmetçiğimizi şehit verdik. Suriye’de maaşını ödediğimiz, ÖSO unsurlarının, şanlı bayrağımızı yakması rezaletini de gördük.

MARABA İLE AĞANIN HİKAYESİ GİBİ

Biz, Suriye krizinin başından itibaren, diyalog ve müzakereden yana olduk. Çünkü Mısır gibi, Suriye’yle de köklü tarihi geçmişe sahibiz. Sadece tarihle değil, Suriye’yle birde 850 kilometrelik bir kara sınırıyla bağlıyız. Tüm bu hakikatleri dikkate alarak, Sayın Genel Başkanımız, 2011 Eylül ayının hemen başlarında, yine Sayın Faruk Loğoğlu Başkanlığında bir CHP heyetini, Suriye yönetimiyle görüşmeye gönderdi. Heyetimiz Esad, Suriye Meclis Başkanıyla görüştü. Hama, Humus ve Halep’te ziyaretler gerçekleştirdi. Sorunların, müzakere ve diplomasiyle, çözülmesi gerektiğine işaret etti. Biz, “Diyalog kanallarını kesmeyin” dediğimizde, Erdoğan bize, etmedik hakaret bırakmadı. Ama bugün yine çark etti; şimdi “Devletler arasında hiçbir zaman, siyasi diyalog veya diplomasi kesilip, atılamaz” diyor, bize ahkâm kesiyor. Daha düne kadar, “Suriye’nin geleceğinde Esed yok” dediğini unutmuş. Şimdi; “Bizim Esed’i yenmek, yenmemek gibi bir derdimiz yok” diyebiliyor. 11 yılın sonunda “Kızıl elma” unutuldu, gitti. Şimdi Erdoğan “Kalleş Esed” dediği, Suriye Devlet Başkanına, “Kardeş Esad” demeye hazırlanıyor. Hem de kimin telkiniyle? Putin’in telkiniyle. Marabayla ağanın hikâyesinde olduğu gibi, madem işin sonunda tüm söylediklerinizi yalayıp yutacaktınız bu kadar pisliğe ve kire, neden sebep oldunuz?

ADAMA KİRLETTİĞİ TESTİDEN SU İÇİRİRLER

Siyasette kuraldır: “Kirleten bedelini öder.” Bunu sadece biz söylemiyoruz. Erdoğan’ın Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Sayın Cemil Çiçek ’de; “Siyasette adama, kirlettiği testiden su içirirler” diyerek, durumu bir güzel özetlemiş. Bugün Erdoğan’a, İhvân-ı Müslimîn rüyasına sala verdiriyorlar. Bu uğurda söylediği ne varsa, yutturup, yediriyorlar.

ERDOĞAN MÜZİK KUTUSU GİBİ PARAYI KİM ATARSA ONUN ŞARKISINI ÇALIYOR

Artık Erdoğan siyaseten topal ördektir. Seçimler yaklaşırken, paraya ihtiyacı vardır. Dış politikada bir başarı hikâyesine ihtiyacı vardır. Şimdi müzik kutusu gibi, kim parayı verirse, onun şarkısını çalmaya başlamıştır. Bu kadar çark, sağlığa zararlıdır. Omurgası olanın, belini kırar. Bu kadar çark itibar kazandırmaz. Ancak insanı çarkçı başı yapar. Bu çarkçı yönetim anlayışı ülkemizin ali menfaatleri ve ulusal güvenliğimiz için de büyük bir risktir.

ULUSLARARASI MUHATAPLARIMIZI UYARIYORUZ

Biz buradan hem Erdoğan’ı, hem de tüm uluslararası muhataplarımızı bir uyaralım. Kimse artık bu gidici olduğu belli yönetimin zafiyetlerini kullanıp, kalıcı olmayacak tavizler koparmaya kalkmasın. Kısa vadeli kazanımlar uğruna, kimse Türkiye’yle olan ilişkilerinde kimse uzun vadeli çıkarlarını riske atmasın. Herkes adımlarını bu gerçeğe göre ayarlasın.

İKTİDARIMIZDA TÜRKİYE DOSTLUĞU ARANAN HASIMLIĞINDAN KAÇINILAN ÜLKE OLACAK

İçeride bir ve bütün olamayan, dışarıda da güçlü olamaz. Bizim iktidarımızda dış politikamız yeniden partiler üstü olacak. Partimizin değil, milletimizin ve devletimizin üstün menfaatleri gözetilecek. “Yurtta barış, dünyada barış”; dış politikamızın yeniden temel prensibi olacak. Diplomasimiz, evrensel ilke ve kurallar temelinde şekillenecek. Komşularımızla karşılıklı menfaatlerimizi gözeterek, iyi komşuluk temelinde ilişkilerimizi yürüteceğiz. Dışişleri Teşkilatımız, liyakat ve ehliyet temelinde yeniden yapılandırılacak. Meslekten yetişmiş diplomatlarımız yeniden etkin hale getirilecek. Türkiye yeniden, tüm demokratik dünyanın, öngörülebilir ve güvenilir bir ortağı olacak. Türkiye, bizlerin yönetiminde, dostluğu aranan, hasımlığından kaçınılan bir ülke olacak.

KORKARIM ÇİFTÇİ GELECEK YIL TARLASINI EKMEKTE ZORLANACAK

Tabi güçlü dış politika, aynı zamanda güçlü bir ekonomiyi de gerektiriyor. Ne yazık ki Erdoğan’ın ideolojik saplantıları, sadece dış politikamızla ilgili değil, bu saplantılar ekonomimize de büyük darbeler vuruyor, vurmaya devam ediyor. “Faiz sebep, enflasyon netice” safsatası, Türkiye’yi 2022’de, yüzde 145 üretici enflasyonuyla, dünya şampiyonu yaptı. İşte bugün Haziran tarımsal girdi fiyatları açıklandı. Son bir yılda tarımsal girdilerin maliyeti yüzde 135 artmış. O da TÜİK ’in makyajlı rakamlarıyla. Son bir yılda üretimde kullanılan girdilerden mazotun fiyatı yüzde 228. Gübrenin fiyatı yüzde 234. İlacın fiyatı yüzde 101 artmış. Şimdi bütün bunlara bakarak, çiftçimizin alın terinin karşılığını alması için, kuru üzümde “Üretici kilo başına 2 dolar karşılığı Türk Lirası almalı” demişti Genel Başkanımız. Yani bugünün kuruyla en az 36 lira civarında bir fiyat gerekiyordu. Ama Saray müjde diyerek, 27 lira fiyat açıkladı. Bu fiyatlar çiftçinin bu sene emeğinin karşılığını alması, önümüzdeki sene de tarlasını yeniden ekebilmesi için yeterli olmayacaktır. Korkarım gelecek yıl çiftçi tarlasını ekmekte zorlanacaktır.

ENFLASYONLA MÜCADELE ETMEK YERİNE ATEŞİNİ HARLAYAN TEK YÖNETİM

Hep söylüyoruz: “Enflasyon en büyük halk düşmanıdır.” Sadece cüzdanlarımızı boşaltmakla kalmaz. Toplumumuzu içten içe de çürütür. Ticaret ahlakı, iş ahlakı kaybolur. Borçlu borcunu ödememeye başlar. Alacaklı alacağını tahsil edemez. İşte onun için bugün dünyada enflasyonu yüzde 8-9 civarında olan ülkeler dahi, enflasyonla mücadelede kararlılık gösteriyor. Enflasyonla mücadele etmeyen, aksine enflasyon ateşini daha da harlayan, dünya üzerinde tek bir yönetim var. O da Erdoğan yönetimi. Tarım Kredi Kooperatifi marketlerinde, göstermelik 20-30 kuruşluk indirimlerle, milletin gözünü boyamaya çalışıyorlar. Ama milletimiz artık algıya değil, fiyat etiketlerine bakıyor. Millet yaşadığını biliyor, halini görüyor. Etiketlere bakan vatandaşlarımız; “Oy veriyoruz, yiyecek bulamıyoruz. Söyledikleri indirim de yalan” diyerek feryat ediyor, isyan ediyor.

SABAH, ÖĞLE, AKŞAM ÇAYLA EKMEK…

Ama diğer tarafta AK Parti’nin Kahramanmaraş Kadın Kolları Başkanı, “Kriz yok. Market sepetini istediğimiz kadar dolduruyoruz. Döke, saça kullanabiliyoruz” diyerek, milletimizle alay ediyor. Milletin kendisiyle alay eden Saray şürekâsına cevabı ise, Kahramanmaraş’ın komşusu, Osmaniye’nin Kadirli İlçesindeki, bir vatandaşımız tarafından veriliyor: “Yiyecek ekmeğe muhtacım. Sabah, öğle, akşam çayla ekmek… ‘Açlıktan kimse ölmez’ diyorlar, ama ölüyorum, açım” diyor. İşte memleketimizden insan manzaraları… Bir tarafta döke saça yaşayan Saray ve şürekâsı, diğer tarafta sabah, öğle, akşam, çay ekmekle öğün atlatanlar. “Açlıktan ölüyorum” diyenler.

TALİBAN’IN AFGANİSTAN’INDAN SONRA EN AZ GÜLEN İNSANLARIN YAŞADIĞI ÜLKEYİZ

Erdoğan ve onun ucube şahsım hükümeti sistemi, sadece ülkemizin kaynaklarını yağmalatmakla kalmadı. Milletimizin huzurunu da, neşesini de çaldı. Bir uluslararası araştırma kuruluşu, önemli de bir araştırma kuruluşu, her yıl yaptığı “Küresel Duygular” araştırması yapıyor. Bu yılda yapmış. Türkiye, 100 ülke içinde; Lübnan’ın ardından en sinirli ülke… Vatandaşlarının en sinirli olduğu ülke. Yine Afganistan ve Lübnan’ın ardından, vatandaşlarının en fazla üzüntü ve stres yaşadığı üçüncü ülke. Taliban rejiminin altındaki Afganistan’ın ardından da, en az gülen insanların yaşadığı, ikinci ülke olmuş. Milletimiz bunların yönetiminde artık gülmeyi unuttu. Lübnan ve Afganistan’ın ardından, insanları en az eğlenen üçüncü ülke olmuşuz. Bunların yönetiminde milletimiz eğlenmeyi de unuttu.

MEKSİKA TÜRK VATANDAŞLARINA SINIRLARINI KAPIYOR

Özellikle gençlerimizin hali, bunların elinde içler acısı. 15-24 yaş arasındaki 2 milyon 736 bin gencimiz, ne okulda, ne de işte. Evde oturuyor. Gençlerimiz artık umudunu, yurtdışında aramaya başladı. Nitelikli insan gücümüz ülkeden kaçıyor. Bu arada Avrupa’da Schengen vizelerinde de sıkıntılar var. Aynı şey Amerikan vizelerinde de yaşanıyor. Meksika üzerinden ABD’ye kaçak girişler artınca, Meksika Türk vatandaşlarına sınırları kapatmaya başlamış. Erdoğan’ın elinde, ülkemizin itibarı üç paralık oldu.

TÜRKİYE’NİN RİSK PRİMİ YENİDEN 800’ÜN ÜSTÜNDE

Bu tabloyu derhal değiştirmek zorundayız. Ama bunlar Erdoğan’ın hiç umurunda değil. O giderayak; “Yandaşlarımı, faiz lobilerini daha nasıl abat ederim”, onun derdinde… İşte son birkaç günde aldıkları kararlar. Bir yandan faizi indirirmiş gibi yapıyorlar, Merkez Bankası’nın tabela faizini düşürüyorlar. Ama diğer tarafta ülkenin, çiftçinin, esnafın borçlanma faizi bir türlü düşmüyor. Aksine artıyor. Türkiye’nin risk primi sıçrıyor. Bugün itibariyle ülkemizin risk primi yeniden 800 puanın üzerini gördü. Dış finansmanı bulmak her gün daha da zorlaşıyor.

SERBEST PİYASANIN ÇANINA OT TIKIYORLAR

Sonra bir bakıyorlar bankalar bu işten çok kâr edecek, bankaların açacağı krediye, hem miktar, hem de faiz sınırı getiriyorlar. Bankalara “sakın ha çok kredi vermeyin” diyorlar. “Eğer verecekseniz de faizde yüzde 30’u geçmeyin” diyorlar. “Eğer bu faizi geçerseniz, bana da haraç vereceksin” diyorlar. “Hazine’yi ucuza fonlayacaksın” diyorlar. Serbest piyasa ekonomisinin çanına, ot tıkayıp duruyorlar. Rekabetçi piyasa diye bir şey kalmadı artık memlekette.

BU KREDİLERE SADECE BİR AVUÇ ŞİRKET ULAŞABİLİYOR

Bu ucuz dedikleri kredileri işçi alabiliyor mu? Hayır! Emekli alabiliyor mu? O da hayır! Esnaf, çiftçi alıyor mu? Hayır! Sadece Erdoğan’ın belirleyeceği bir avuç şirket, bu ucuz kredilere ulaşabiliyor. Yine fakirden, fukaradan alıp, bir avuç zengine servet aktırıyorlar. Bir puanlık tabela faizi indirimiyle, bankaların mudiye ödeyeceği, Kur Korumalı Mevduat faizini aşağı çekmiş oluyorlar. Ama döviz kuru uçmaya, paramız pul olmaya devam ediyor. Sonuçta bankanın maliyeti evet düşüyor. Ama devletin ödeyeceği faiz garantisi, kur garantisi hızla artıyor. Bankaların karları, mevduat toplama faizleri düştüğü için hızla artıyor. Ama milletimiz hayat pahalılığı altında ezilmeye devam ediyor. Yani, bu taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa diyorlar ya aynen durum öyle.

KARANLIK GÜNLERİN BİTMESİNE AZ KALDI

Dün Türkiye’de, bu ucube şahsım hükümet sistemine, bunun sebep olduğu her türlü yıkıma “dur” diyecek, siyasi kararlılığın ve umudun sesi, bir kez daha yükseldi. Türkiye’nin farklı köklü siyasi damarlarından gelen, altı güzide partimiz, milletimizin aydınlık geleceği için bir arada yürüme kararlılığını gösterdi. Altı parti, “Bizim belirleyeceğimiz ortak adayımız, Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı olacak” dedi. Milletimiz müsterih olsun. Karanlık günlerin sonlanmasına artık çok az kaldı. Artık bu topraklarda; toplumsal kutuplaşma son bulacak. Toplumsal barış hâkim olacak. Öfke ve nefret dili kaybedecek. Nezaket ve karşılıklı saygı kazanacak. Ahlaki yozlaşmanın ve manevi tahribatın önüne set çekilecek. Rüşvet, torpil, iltimas artık son bulacak. Adalet, dürüstlük ve liyakat gelecek. Hak eden, hak ettiğini eksiksiz alacak. İsraf ve hayat pahalılığı son bulacak. Üretim esas olacak. Geniş halk kitlelerini yoksullaştıran, bir avuç rantiyeciyi abat eden uygulamalar son bulacak.

BİZ KAZANACAĞIZ, MİLLETİMİZ KAZANACAK

Biz kazanacağız. Gençlerimiz kazanacak. Biz kazanacağız. Esnafımız kazanacak. Biz kazanacağız. Çiftçimiz kazanacak. Biz kazanacağız. İşçimiz, işverenimiz kazanacak. Biz kazanacağız. Türkiye kazanacak. Biz kazanacağız, 85 milyon kazanacak. Altı parti olarak, bu inanç ve kararlılıkla, bir ve beraber çalışmaya devam edeceğimizi ve hep beraber güzel yarınlara ulaşacağımızı Genel Başkanlarımız bir kere daha teyit ettiler.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alıyım.

Soru- Efendim altılı masa altıncı toplantısını dün Saadet Partisi ev sahipliğinde gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanlığı konusunda ortak aday vurgusu vardı, ancak isim konusunda herhangi bir açıklama yapılmadı. İsim gündeme geldi mi? Bazı partiler özellikle saha raporları tutmuşlardı. Sizin partiniz de onlardan bir tanesi… Sahada olan görüş, önerilerde yine bu altılı masa toplantısında ele alındı mı? Teşekkürler.

Faik ÖZTRAK- Şimdi sürecin nasıl işleyeceğini baştan beri altı parti de açıklıyor. Seçim kararı alınsın eğer isim çok merak ediliyorsa isim o zaman açıklanacağı defalarca söylendi. Süreç gayet güzel işleyecek. Seçim öncesi, seçim dönemi, seçim günü, seçim sonrası tüm süreçlerde dün birlikte yol yürüme kararı çıkmıştır. Hiç kimse merak etmesin, her şey zamanında ve zemininde yapılacaktır, daha önce taahhüt edildiği gibi. Bundan sonraki toplantı 2 Ekim’de saat 14.00’te Genel Merkezimizde yapılacaktır. Süreç tıkır tıkır işliyor, işlemeye de devam edecek.

Soru- Efendim İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu “Ben ve teşkilatlarımız Meral Akşener’in en doğru kişi olduğuna inanıyoruz” dedi. En çok Mansur Yavaş isminin geçtiğini söyledi Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda. Ve İsmail Tatlıoğlu’da benzer bir açıklama yapmıştı. Akşener’in Başbakanlık iddiası olduğunu, hala devam ettirdiğini söylemişti. CHP olarak sizin yorumunuz nedir?

Faik ÖZTRAK- Sayın Yavaş, Ankaralılar tarafından Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımız olarak seçilmiştir. Tüm Büyükşehir Belediye Başkanlarımız gibi üstün hizmetler vermektedir. Dün bir defa daha kuvvetli bir şekilde altı çizildiği gibi milletimiz emin olsun, ortak Cumhurbaşkanı adayımız altılı masada belirlenecektir. Hem Türkiye Cumhuriyetinin 13. Cumhurbaşkanı, hem de herkesin Cumhurbaşkanı olacaktır.

Soru- Bolu Belediye Başkanının ihracına ilişkin bugün YDK toplantısı vardı. Bir karar alındı mı? Karar bir sonraki toplantıya mı bırakıldı?

Faik ÖZTRAK- Arkadaşlar, biz bir kere dosyayı YDK’ya göndeririz ondan sonra süreç orada yürür. Sürecin sahibi YDK’dır. Dolayısıyla ne olup ne bittiğiyle ilgili olarak YDK sözcüleri gerekli bilgileri verecektir. Biz MYK olarak bu sürece en ufak bir karışmada bulunamayız tüzüğümüz gereği.

Soru- Efendim değindiniz fakat bir son dakika gelişmesini de paylaşarak bir soru yöneltmek istiyorum. Mardin’deki trafik kazasıyla ilgili Derik Sulh Ceza Hakimliği’nin yayın yasağı bilgisi geldi şimdi. Bununla ilgili yorumunuzu almak isterim. Teşekkürler.

Faik ÖZTRAK- Yani bu tür sıkıntılı süreçlerde neden yayın yasağı getirilir? Konu milletin gözünün önünde açıkça tartışılmaz. Bunu anlamak mümkün değil. Ama bu konuda biz talebimizi söyledik. Burada eğer bir güvenlik açığı, bu ülkede yaşanan yüksek maliyetler nedeniyle ve bu çerçevede esnaflarımıza yapılmayan yardımlar nedeniyle, verilmeyen destekler nedeniyle ulaştırmada bir güvenlik açığı oluşuyorsa bu güvenlik açığının mutlaka üzerine gidilmesi ve bunun biran önce bitirilmesi lazımdı. Biz defalarca söyledik, bunu dile getirdik. İşte daha yanlış hatırlamıyorsam iki hafta önce otobüs ve kamyoncu esnafının lastikleri artık… Bırakın lastiği değiştirmeyi kaplama yapamaz hale geldiğini ve lastiklere diş açtırdığını söylemiştik. Yani bu şekilde giderseniz ne olacak bu işin sonu?

Soru- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “S-400’leri kime karşı kullanacaksınız” sözlerine tepkiler geldi. Siz bu tepkileri nasıl yorumluyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi hatırlayalım Genel Başkanımız bu işin başında ne demişti? Bu coğrafyada hava savunma sisteminde açık kabul edilemez. S-400 bir ihtiyaçsa mutlaka alınmalıdır demişti. Ben de bunu Genel Başkanımızın sözlerini Parti Sözcüsü olarak tekrar ettim. S-400’ler alındı ama bir türlü aktive edilmedi. Dünyanın en pahalı hurdası halinde yatıyor. Yetmiyor üstüne yenilerini de alıyoruz. Şimdi ben buradan soruyorum, Türkiye İdlib’de askerlerimizin korunması için hava savunmasına ihtiyaç duyduğunda bu S-400’ler neredeydi? 34 askerimiz orada şehit oldu. O zaman bu S-400’ler alınmıştı. Ama askerimize hava koruması sağlayamadı. Şimdi bizim, “Siz bunu kime karşı kullanmak için aldınız?” diye sormak da hakkımızdır. Milletin parasının hesabını sormak tabi ki hakkımızdır muhalefet partisi olarak.

Soru- İçişleri Bakanlığı, DEVA Partisi ve Zafer Partisi arasında sığınmacı, seçmen tartışması yaşanıyor. Sayılar ve vatandaşlık mevzuatı üzerinden yaşanan bu tartışmaya CHP nasıl bakıyor? İçişleri Bakanlığının rakamlarına göre 120 bin Suriyeli seçmen seçimi etkiler mi?

Faik ÖZTRAK- Şunu söyleyeyim, bu konu bizim de yakından takip ettiğimiz bir konudur. Ama kimsenin endişesi olmasın. Biz sandıklara sahip çıkmaya kararlıyız. Seçmen listelerini tek tek inceleyeceğiz, bütün gelişmeleri takip ediyoruz. Gerekirse Türkiye’nin her yerinde bundan önceki son seçimde olduğu gibi oy çuvallarının da üstünde yatacağız.

Teşekkür ediyorum.

Tükürdüğünü Yalama Konusunda Kimse Erdoğan’ın Eline Su Dökemez

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, AKP’nin kuruluş yıl dönümünü kutladı, “Nasıl bir gün her insan ölümlü tadacak ise her parti de muhalefeti tadacak. Önemli olan muhalefette de bir ve bütün kalmak, dağılmadan bu görevi yapabilmek. 21 yıl önce adalet diyerek, kalkınma diyerek yola çıkanlar; bugün ülkemizde ne adalet ne de kalkınma bıraktılar. Erdoğan koltuğunda oturabilmek için hiçbir ilke ve değer dinlemedi. Adalet ve kalkınma kelimeleri parti logosunda asılı kalan içi boş kavramlara dönüştü” dedi.

Milletin bugün yoksulluğu iliklerine kadar yaşadığını belirten Öztrak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 21 yıl önceki söylemlerinden alıntılar yaparak, “Erdoğan 21 yıl önce söyledikleriyle sınandı. Ve kaybetti!” değerlendirmesinde bulundu.

Suriye politikasına değinen Öztrak, “Nasıl ki daha önce ‘kardeş Esad’ dediğine bir gecede ‘kalleş Esed’ dediyse yine bir gecede hiç sıkılmadan ‘kalleş Esed’ dediğine ‘kardeş Esad’ diyebilir. Tükürdüğünü, yalama ve söylediklerini yutma konusunda kimse Erdoğan’ın eline su dökemez. Suriye’de de tükürdüğünü yalamaya söylediklerini yutmaya hazırlanan Erdoğan’a bizim ne söyleyeceğimizi bellidir, afiyet olsun” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün MYK gündemine dair Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Değerli basın mensupları, Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Bugün kurulumuzun gündemi yine yoğundu. Suriye başta olmak üzere, Dış politikada yaşanan savrulmaları, çoklu organ yetmezliğiyle malul hükümetin, neden olduğu krizlerle, milletimize yaşattığı cehennem azabını, sandık yaklaşırken, hükümetin sorumsuz, çirkin yüzünü gösteren, ekonomide ve devlet yönetiminde, “Ya benimsin, ya da kara toprağın” anlayışının, sebep olduğu tahribatı ve Partimizin iktidarda, tüm bu sorunları aşmak için yapacaklarını ele aldık.

Değerli basın mensupları, ünlü İngiliz Devlet Adamı Winston Churchill’in, meşhur sözlerindendir: “Kimileri ilkeleri uğruna partilerini değiştirir, kimileri de partileri uğruna ilkelerini…” ilkeleri uğruna, partilerini değiştirme mücadelesi veren siyasetçiler, dünyada çok fazla değildir. Ama; koltuklarını korumak, güç, şöhret ve servet sahibi olmak için, ilkelerini sürekli değiştiren siyasetçilerden, dünyanın her yerinde bolca vardır. Ülkemizde siyasi hayatında da, girdiği kabın şeklini alanlara, çokça rastlanır. Koltuk için “gömlek değiştiren”, iktidar için “gerekirse papaz elbisesi bile giyerim” diyenleri, milletimiz gayet iyi tanır.

ADALET VE KALKINMA PARTİSİ’NİN ÜLKE YÖNETİMİNDEKİ SON YAŞ GÜNÜNÜ TEBRİK EDİYORUZ

Dün “katil” dediklerini bugün kucaklayanlar, dün, “15 Temmuz’un finansörü” dediklerinin ayaklarına, bugün turkuaz halı serenler için “omurga”, “Lades kemiğinden” farksızdır. Siyasi şahsiyetlerin geçmişi, sözlerine kefil olmalıdır. Sözleri kendilerinden, ileride davacı olmamalıdır. Dün, Adalet ve Kalkınma Partisinin yaş günüydü. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin, ülke yönetimindeki son yaş gününü, tebrik ediyoruz. Nasıl bir gün her insan ölümü tadacaksa, her parti de, muhalefeti tadacak. Önemli olan muhalefette de bir ve bütün kalmak. Dağılmadan bu görevi yapabilmek. Bunun kolay olmadığını, bugüne kadar CHP dışında, bunu becerebilen bir partinin, bulunmadığını da belirtelim.

KINADIKLARI NE VARSA, ONUNLA SINANDILAR

Değerli basın mensupları, 21 yıl önce Adalet diyerek, kalkınma diyerek yola çıkanlar, bugün ülkemizde ne adalet, ne de kalkınma bıraktılar. Erdoğan koltuğunda oturabilmek için, hiçbir ilke ve değer dinlemedi, “Adalet ve Kalkınma” kelimeleri, parti logosunda asılı kalan, içi boş kavramlara dönüştü. Millet Sarayın Kibirlisini, 2014’de tarafsız Cumhurbaşkanı olarak seçti, o da yine tarafsız kalacağına dair namusu üzerine yemin etti. Ama “alışmış kudurmuştan beterdir” diye, bir laf vardır. Sarayın kibirlisi, partisinin seçilmiş Genel Başkanına darbe yaptı. Partiye el koydu. Ondan sonra da Adalet ve Kalkınma Partisi’nin nasıl siyaset yapacağına, AK Partili siyasetçiler değil, Sarayın kibirlisi karar verir oldu.

Şimdi bunları ben demiyorum. Sarayın Eylül 2019’da hazırlattığı bu çalışma söylüyor. “Siyasi Partinin etkin siyaset üretmesi ve gündeme ilişkin öncü rolünü koruması, sistemle uyumlu olarak konumlandırılması için, kurumsal altyapısının güçlendirilmesi” gerekirmiş. Siyasi parti dediği, herhalde Adalet ve Kalkınma Partisi… Sarayın dehlizlerinde hazırlanan bu rapor, AK Parti’nin sisteme uydurulması gerekliliğine işaret ediyor. Bu rapor, aslında baktığımız zaman parti devletinin bir göstergesi. Bu raporda baktığınız zaman Adalet ve Kalkınma Partisinin logosu yok. Bu rapor Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından da hazırlanmamış. Gördüğünüz gibi Cumhurbaşkanlığının forsu var. Sarayın bürokratları oturmuşlar, partiye ve seçilmişlere istikamet çizmişler. Parti devletine son noktayı koymuşlar. Bu, Saray vesayetinin daniskasıdır. Atanmışların, seçilmişlere üstün kılınmasıdır. Aslına dünyanın her yerinde siyasi iflasa giden yolun taşları, böyle döşenmiştir. Erdoğan kendi bedenine, Saray elbisesi diktirmek isteyince, amaca ulaşmak için, her aracı meşru saydı. “Yolsuzluk, yoksulluk ve Yasaklarla” mücadele sözü vererek, iş başına gelen parti, ülkemizi, yolsuzluğa, yoksulluğa ve yasaklara batırdı. Harun olacağız diyenler, Karun oldu. Mücahit olacağız diyenler, müteahhit oldu. Kınadıkları ne varsa, onunla sınandılar. Ve hepsinde de sınavı kaybettiler. Bu ülke; kendi öz evlatlarına, “Evdeki paraları sıfırlama” talimatı veren Başbakanları, bunların zamanında kulaklarıyla duydu, dinledi. İranlı bir rüşvetçinin, elinde oyuncak olan bakanları, yine bunların devri iktidarlarında gördü. Kendi bakanlığına, kendi şirketinin dezenfektanını satan, ondan sonrada Cumhurbaşkanından teşekkür alan bakanları da, bu ülke Erdoğan’ın devri iktidarında gördü. “Mafyadan ayda 10 bin dolar maaş bağlanan”, AK Partili milletvekili olduğunu, yine bunların atanmış İçişleri Bakanından, televizyonlarda duydu, öğrendi. Doların yeşili uğruna, çiğnemedikleri hiçbir ahlaki değer ve ilke kalmadı. Giderayak, kazanın dibinde kalanları sıyırmaya çalışan, bu yönetim elinde, gün geçmiyor ki yeni bir skandal patlamasın. İşte en son, AK Partili siyasetçilerin de adlarının karıştığı, Borsa İstanbul’da vurgun iddiaları. Yine Elazığ’da deprem konutlarında yaşandığı iddia edilen vurgunlar. Bir Cumhuriyet Savcısı çıkıp da, bu iddialar için resen inceleme başlatamıyor. Bu ülkenin yargısı, adliyesi, Sarayın vesayeti altına alınmış durumda. Ama artık sandık geliyor. Ve gerçeklerin eninde sonunda, ortaya çıkmak gibi güzel bir huyu var.

Değerli basın mensupları, yolsuzluğun olduğu yerde, yoksulluk da zirve yapar. Milletimiz bugün yoksulluğu, iliklerine kadar yaşıyor. Paramız bu beceriksizlerin elinde pul oldu. Hayat pahalılığı da, işsizlik de azdı. Bu kifayetsiz yönetim bizi, dünyanın en büyük 20 ekonomisi liginden düşürdü. Ama G-20 ekonomileri içinde, sefalet şampiyonu yaptı. Milletimize Türkiye’yi, “En büyük 10 ekonomi arasına sokacağız” sözü veren Erdoğan, 21 yıl sonra ülkeyi buraya getirdiği sefalet şampiyonu. Enflasyona, işsizliğe, yoksulluğa ve sefalete batmış bir ülke… Kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, ülkemizin kredi notunu, B3 seviyesine indirdi. Bu, Moody’s tarihinde, bizim ekonomimize verdiği en düşük not. Türkiye ile aynı kategorideki ülkeler, Moldova, Moğolistan, Nikaragua, Nijer, Tacikistan, Kırgızistan, Pakistan. Ülkeyi uçuracak diye pazarladıkları, Cumhurbaşkanlığı Hükümet sisteminin, ülkeyi düşürdüğü lig işte burası. Bu notun en önemli sebebi ne diye baktığınız zaman gerekçesi ne? Rekor üstüne rekor kıran cari açık ve bunun karşılığında yetersiz kalan döviz rezervleri. Yolun sonundaki borç tsunamisini artık herkes görüyor. Ama saray ve şürekâsı; “Biz büyümeye odaklandık, gerisi bizi ilgilendirmiyor” diyorlar. İhracatı sahipleniyorlar; ama rekorlar kıran ithalata, hiç bakmıyorlar. Enerji hariç cari açık diyerek, cari açığın danasını sahipleniyorlar. Ama cari açığın anasını bir türlü sahiplenmiyorlar. Yine şişirdikleri ekonomi kendilerinden, ama ekonomiyi şişiren enflasyon dışarıdan. Ne yaparlarsa yapsınlar. Sebebi oldukları yoksulluktan kaçamazlar. “Bizim emeklimiz, aslanın yediği ceylan etine, ağzı sulanacak hale geldiyse; bizim işçimiz, yoksulluk sınırının altında maaş alıyorsa; ülkemizde tencereler kaynamıyorsa, halkımız konteynırlardan evine, çöp rızık topluyorsa…” Bu lafları tanıyacaksınız. Hafta pazarlarının atıklarını toplayıp, evine götürüyorsa, meydanlar “açım aç” diye haykırıyorsa,” Milletimiz; “Evinin kirasını ödeyemiyorsa, suyunu, faturasını ödeyemiyorsa, ‘Yandım Allah!’ diye haykırıyorsa, bu ülkeyi bu hale kim getirdi? Bu hükümet getirmedi mi?” Evet 21 yıl önce bunları söylüyordu Erdoğan. Evet bu hükümet bu ülkeyi bu hale getirdi. Erdoğan söyledikleriyle sınandı ve bugün kaybetti. Milletimizi kendi sebep olduğu yoksullukla ve hayat pahalılığıyla perişan etti.

KABARE TİYATROSUNUN ‘YASAKLAR’ OYUNUNA TAŞ ÇIKARIR

21 yılın sonunda ülkedeki yasaklar Metin Akpınar ve rahmetli Zeki Alasya’nın Kabare tiyatrosunun “Yasaklar” oyununa taş çıkartır oldu. İşte en son Balıkesir Burhaniye’de, Zeytinli Rock Festivalini, neden yasakladınız diye soruyoruz. 2005’den bu yana yapılan festivali, bu yıl gençlerimize neden çok gördünüz? Gülüp, eğlenmeyi bu milletin gençlerine de haram görüyorsunuz. Çünkü zihniyetiniz, anlayışınız bu… Bu sakat anlayış, gençlerimizin sadece sınav sorularını çaldırmıyor, gençlerimizin neşesini, gülüşlerini de çalıyor. Ama gençlerimiz umutsuzluğa kapılmasın. Biz Cumhuriyetimizin ve partimizin kurucusu, ebedi Genel Başkanımız, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Biz her şeyi gençliğe bırakacağız. Geleceğin ümidi, ışıklı çiçekleri onlardır. Bütün ümidimiz gençliktedir.” Sözlerinin mirasçısıyız. Biz bu ülkenin gençleriyle beraber, tüm yasakları kaldırıp, atacağız. Bu ülkenin kaybolan neşesini, çalınan enerjisini hep beraber geri getireceğiz. Bu kararlılığı hafta sonunda İstanbul’da yapılan, CHP İl Gençlik Kolları Başkanlarımızın toplantısında da, Gençlik Kolları il başkanlarımızın gözlerinde, bir kez daha gördük.

BECERİKSİZLİĞİNİZİN YÜKÜNÜ MİLLETİN SIRTINA YIKTINIZ

Değerli basın mensupları, ekonomi kıt kaynakların tahsisi ve tabi bir tercih işidir. Yaptığınız her tercih, aynı zamanda bir vaz geçiştir. İşte bugün Temmuz bütçe sonuçları açıklandı. Nebati Bakan, “En kötü senaryoda bile, KKM’nin Hazineye tek kuruş yükü olmayacak” diyordu. Ama sadece son bir ayda yani Temmuz ayında, Kur Korumalı Mevduat için, bütçeden yapılan ödeme; 23 milyar 361 milyon lira oldu. 23 milyar 361 milyon. Kur Korumalı Mevduat için yedi ayda ödenen toplam para ise, 60 milyar 597 milyon liraya ulaştı. Bir de şirketlere tatlandırıcı olsun diye, tahsilinden vazgeçtikleri,10 milyar 200 milyon liralık vergi alacağı var. Bunu da eklerseniz, bu ucube uygulamanın bütçeye, sadece birkaç aydaki yükü, 70 milyar 797 milyon lirayı buldu. Ne demişlerdi? Milletin cebinden bir kuruş para çıkmayacak. 71 milyar çıktı. Bir de Merkez Bankasının Kur Korumalı Mevduat için şirketlere ödediği faizler var. Onları göremiyoruz, onları milletten gizleyip, saklıyorlar. Bunları da eklerseniz, o zaman maliyet haydi haydi 100 milyar Türk Lirasını geçmiş oluyor. Ama Nebati Bakan yine çıkıyor, hiç sıkılmadan, bugünde aynı şeyi yapıyor bugün. “KKM’yi eleştirenlerin, iyi niyetinden şüphe ediyorum” diyor. Sayın Bakan, siz, niyet okuyuculuğunu bırakın. “Hazine kasasından, tek kuruş çıkmayacak” dediğiniz KKM, sadece beş ayda 70 milyar 797 milyon lira yük getirdi. Bu nasıl oldu siz bunun hesabını verin. Kendi beceriksizliğinizin yükünü, milletin sırtına yıktınız. Dünyanın neresinde fakir, fukaranın ödediği vergilerle, bu büyüklükte bir para, belli, küçük dar bir kesime aktarılır? Milletin kahir ekseriyetinin boynu nasıl böyle bükük bırakılır. Bu hak mıdır; reva mıdır? Erdoğan’ın yönettiği bu ülkede, Allah’ın 10 pulunu bekleye dursun 10 kul. Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul. Bu taksimi kurt yapmaz. Kuzulara Şah olsa…

YAPACAKSANIZ DOĞRU DÜZGÜN İNDİRİM YAPIN

Değerli basın mensupları, geçtiğimiz hafta Edirne dönüşü Trakyalı çiftçilerimizin sıkıntılarından bahsetmiştim. Artan maliyetler çiftçiyi eziyor demiştim. O zaman Nebati Bakan yine çıktı, “Büyük bolluk var. Çiftçi en güzel günlerinden birini yaşıyor” dedi. Ama, benim de seçim bölgem olan Tekirdağ’da, süt ürünleri üretimi yapan firmalar, birer birer kapanıyor. Üretimlerini durduruyorlar. İşte daha iki gün önce, sahibi bugünkü hükümete yakın olan, Simental Sim Süt Çiftliği; 1,5 yıldır üretim yaptığı tesiste, perakende süt üretimini durdurduğunu, sosyal medya üzerinden açıkladı. Peki sebep ne? Sebep; ekonomik şartların getirdiği, artan maliyetlerdir. Bunu yazıyor açıkça. Yine firma bu açıklamasında, “İnşallah ekonomik şartlar düzeldiğinde, maliyet oranları düştüğünde, tekrardan sizlerle bir gün görüşmek dileğiyle” demeyi de unutmamış. Sayın Bakan, hadi bizim dediklerimize bakmıyorsunuz. Size yakın şirketlerin feryatlarını da mı duymuyorsunuz? Ne yazık ki bu beceriksizlerin, bu kifayetsizlerin yarattığı ekonomik deprem, CHP’li, AKP’li, İYİ Partili, MHP’li, o partili, bu partili dinlemiyor. Tüm üreticilerimizi ve vatandaşlarımızı ezip geçiyor. Hep söylüyoruz bunlar milletin halini görmüyor. Sesini duymuyor. Bunlar milleti unutmuş. Ülkeyi yönetemeyen Erdoğan, seçimlere kadar algıyı yönetmeye çalışıyor. Sorunların sebepleriyle değil, sonuçlarıyla uğraşıyor. Şimdi son aldıkları bir kararla, Tarım Kredi Kooperatiflerinde, 30’dan fazla üründe indirim uygulayacaklardı. Bugünde başladılar. Sayın Genel Başkanımız, 2021’de tüm perakendecilere, milletimiz adına indirim talebi mektubu yazdı. Erdoğan ise bunu 10 ay seyretti. Milletimiz şimdi burnundan soluyor. Şimdi Erdoğan çıkıyor indirim havaları atıyor. Tarım Kredi de bugün yapıla yapıla, 20-30 kuruşluk indirimler yapılmış. Her şeyiyle bir skandal. İndirim yapacaksanız doğru düzgün indirim yapın. Mutfaklar yangın yerine dönmüş. Kalkınma için Ekonomik İşbirliği Teşkilatının ekonomilerinde gıda enflasyonu yüzde 13. Bizde yüzde 95. Dünyada gıda enflasyonun en yüksek olduğu 4. Ülke Türkiye. Burada rakiplerimiz; Lübnan, Zimbabve ve Venezuella. Ama Erdoğan ve onun Nebati Bakanı, sorunların sebeplerine çare aramıyor. Bakmıyorlar, TÜİK ’in makyajlı rakamlarıyla bile, tarımsal girdi fiyatları, son bir yılda yüzde 124 artmış makyajla. Bunlar çok daha yüksek olduğu kesin. Siz eğer bu işi çözmek istiyorsanız, gerçekten çare bulmak istiyorsanız önce buna bir çare bulun. Şu maliyet artışlarını bir durdurun. Ama hep söylüyoruz: Sorunun sebebi olanlar, çözümü olamaz. Bu ülkede Erdoğan sebeptir. Yüksek enflasyon sonuçtur. Erdoğan ve onun beceriksiz kadroları gitmeden, bu ülkede enflasyon da, hayat pahalılığı da bitmez.

SURİYE’DE TÜKÜRDÜĞÜNÜ YALAMAYA HAZIRLANAN ERDOĞAN’A AFİYET OLSUN!

Değerli basın mensupları, Cumhuriyet tarihimizin en büyük dış politika fiyaskosu, kuşkusuz “Suriye politikasıdır.” Erdoğan’ın Emevi Camii’nde namaz kılma rüyası, ülkemize korkunç zararlar verdi. Hala da veriyor. 4 milyon Suriyeli ülkemize girdi. Bir o kadarına da Suriye’de bakmak zorunda kaldık. Erdoğan’ın 2020’de verdiği rakamlarla, 40 milyar dolardan fazla bir para, Suriyeliler için harcandı. Hala da harcanmaya devam ediyor. Sınırlarımızdaki terör koridorunu kesmek için, onlarca şehit verdik. IŞİD’e karşı göğüs göğse çarpıştık. Mehmetçiklerimiz Rus jetlerinin hedefi oldu. İdlib’de 34 askerimiz şehit oldu, Mehmetçiğimiz şehit oldu. Onarılmaz acılar yaşadık. Ama acıların en büyüğü, Suriye’de maaşını ödediğimiz, ÖSO unsurlarının, şanlı bayrağımızı yakması oldu. Atalarımızın dediği gibi, “Besle kargayı, oysun gözünü…” Bu ülkenin evlatları bu coğrafyada, ateşi ve ihaneti çok görmüştür. Ortadoğu çöllerinde sırtından hançerlenmenin, ne olduğunu yaşamıştır. Fahrettin Paşa’nın Medine Müdafaası, hafızalarda hiç silinmemiştir. Bu nedenledir ki Cumhuriyetimiz, özellikle Ortadoğu ve Arap coğrafyasındaki çatışmalara taraf olmamayı, milli bir dış politika olarak benimsemiştir. Ta ki 2011’e kadar. Erdoğan Suriye’de başlayan çatışmalara, bile isteye taraf olmuş, bu belayı başımıza musallat etmiştir. Bu sorunun Suriye’nin toprak bütünlüğü çerçevesinde, nasıl çözüleceği bellidir. Diyalog ve karşılıklı müzakere ile… Genel Başkanımız bunu defalarca söyledi her defasında da Erdoğan etmedik hakareti bırakmadı. Ama anlaşılan aynı şeyi Putin söyleyince, hemen emir telakki etti. Erdoğan, istihbarat teşkilatları üzerinden yürütülen görüşmeleri, anlaşılan artık bir üst aşamaya taşımaya niyetli. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun erken konuşması, böyle bir hazırlık olduğunu da ortaya koyuyor. Konfüçyus’ün bir lafı var; “Yemek durumunda kalmanız ihtimaline karşı, sözlerinizin yumuşak ve tatlı olmasına çalışın” diye öğütlemiş. Erdoğan’ın bu sözden nasiplenmediğini herkes biliyor. Nasıl ki daha önce “Kardeş Esad” dediğine, bir gecede “Kalleş Eset” dediyse; yine bir gecede hiç sıkılmadan, “Kalleş Eset” dediğine, “Kardeş Esad” diyebilir. Tükürdüğünü yalama, söylediklerini yutma konusunda, kimse Erdoğan’ın eline su dökemez. Suriye’de de tükürdüğünü yalamaya, söylediklerini yutmaya hazırlanan Erdoğan’a, bizim ne söyleyeceğimiz bellidir: “Afiyet olsun!”

BİZ HAZIRIZ, MİLLETİMİZ HAZIR

Biz, Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılında, milletimizden gasp edilenleri geri vermek için hazırız. Tıpkı Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda olduğu gibi ülkemizi istişareyle yönetmeye ve ayağa kaldırmaya hazırız. Komşularımızla karşılıklı menfaat temelinde, iyi ilişkiler kurmaya hazırız. Çiftçimize, esnafımıza, üreticilerimize hak ettiği destekleri vermek için hazırız. Mutfaklardaki yangına son vermek için hazırız. Milli gelirimizi büyütmek, büyüyen gelirimizi adilce paylaşmak, adaletle paylaştırmak için hazırız. Yeşil dönüşümü, dijital dönüşümü yakalamak için hazırız. Sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak için hazırız. Küresel değer zincirlerinde, ülkemizi daha üst sıralara çıkarmak için hazırız. Türkiye’yi dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına sokabilmek için, gece demeden, gündüz demeden çalışmaya hazırız. Gençlerimizin, çalınan gülüşlerini, neşelerini, enerjilerini geri vermek için hazırız. Biz hazırız, milletimiz hazır. Katılın bize. Fikirlerimiz ayrı olabilir. Ama vatan sevgisinde birleşelim, demokrasi, hak, hukuk, adalet tutkumuzda birleşelim. Hep beraber huzur içinde refaha erelim. Gelin omuz omuza verip, ülkemizi yeniden ayağa kaldıralım.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

ALTILI MASADAN KAOS ÇIKMAZ

Soru- Efendim Temel Karamollaoğlu, altılı masanın eskisi gibi önemi kalmadığını söyledi. Gültekin Uysal’da aday altılı masadan çıkmalı dedi ve son olarak da Ali Babacan koalisyon protokolü yapılması gerektiğini önerdi. Aksi halde işler karışır dedi. Tüm bu açıklamaları nasıl okumalıyız? Birde ek olarak altılı masa toplantısının ilk turu bitiyor artık. Bundan sonra toplantılar devam edecek mi? Aday belirleme süreci ne zaman başlayacak? Teşekkür ederim.

Faik ÖZTRAK- Bugün Genel Başkan Sayın Temel Karamollaoğlu bu konuda zaten bir açıklama yaptı. Dolayısıyla benim onun sözlerinin üzerine bir söz söylemem doğru olmaz. Şimdi buradan açıkça bir şeyi ifade edeyim. Altılı masadan kaos, kargaşa çıkmaz. Kaos, kargaşa aradığınızda saraya dönüp bakacaksınız.

Diğer konuya gelince, yani bu Cumhurbaşkanlığı sürecinin nasıl belirleneceği konusuna gelince, burada da şunu açıkça ifade etmek isterim ki. En iyisi yapılacaktır. Altılı masa her şeyin en iyisini yapacaktır. Milletimizi tatmin edecek şekilde ama başkalarının taleplerine göre değil. Milletimizi tatmin edecek biçimde bu süreci götürecektir ve en iyi şekilde de bu ülkenin 13. Cumhurbaşkanını belirleyecektir.

Soru- CHP İstanbul İl Başkanlığının düzenlediği helalleşme buluşmasında konuşan ……… Efendi’nin daha önce yaptığı sosyal medya paylaşımları tartışmalara sebebiyet verdi. Sizin bu paylaşımlarla ilgili yorumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Şimdi partimizin olmazsa olmazları belli. Yani bu zaten tüzüğümüzde yazıyor, Mustafa Kemal Atatürk onun devrimleri partimizin olmazsa olmazları. O gün orada İl Başkanlığında insanlar helalleşmek için bir araya geliyorlarsa herkes bu çerçevede bir algıyı geliştirmiş demektir. Şunu tabi sormak lazım, yani helalleşme dediğiniz zaman yani helalleşmede kul hakkı dışında kimsenin kimseye karşı bir kırmızıçizgisi olmaz.

Soru- Ulaştırma Bakanı birkaç gün önce sosyal medyadan paylaşımında İstanbul Havalimanı ile ilgili rakamları açıkladı. Paylaşılan rakamlar ekonomistler tarafından, nasıl hesaplandı denilerek yoğun eleştiriye maruz kaldı. Siz bu açıklamayı ve bu rakamları nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bende o geçenlerde gördüm böyle bir afiş hazırlanmış ve İstanbul Havalimanının ülke ekonomisine 81 milyar Avro katkıda bulunduğu söylenmiş. Şimdi bu ülke kapı kapı dolaşıyor bu ülkenin yöneticileri. Swaplar yapmaya çalışıyor, dışarıdan para bulmaya çalışıyor. Biz hep 128 milyar dolar nerede diye soruyorduk şimdi anlaşılan bu 81 milyar Avro’da nerede diye sormaya başlayacağız. Şimdi bakın, üç türlü yalan vardır. Yalan, kuyruklu yalan, istatistik. Bunların istatistiklere, rakamlara çok büyük işkenceler yaptıklarını, bilmeyen kalmadı. Bir projenin üretim etkisi, milli gelire, ihracata, vergiye etkilerinin hepsini birden kapsar. Yani milli gelir dediğiniz andan itibaren onun içinde üretim var, ihracat var. Şimdi bunların hepsini bir daha bir daha üstüne toplayarak ortaya korkunç şişmiş bir rakam çıkartmaktan meramları nedir bunu herhalde bakanlık çıkıp bir açıklayacaktır. Buradan soruyorum neyi saklamak, neyin üstünü kapatmak istiyorsunuz. Açıkçası bu şekilde hesap yapanların kafasıyla bu ülkemizin daha hala nasıl batmadığına şaşmamak lazım.

Enflasyonun Anası da Babası da Erdoğan’dır

CHP Sözcüsü Öztrak, Türkiye’yi en büyük 10 ekonomi arasına sokmaya söz veren Erdoğan’ın ülkeyi ilk 20’den düşürdüğünü, Türkiye’yi tüketici enflasyonu en yüksek 5 ülke arasına sokup, üretici enflasyonunda dünya liderliğine taşıdığını belirterek, “Erdoğan, koskoca Türkiye’ye, bu millete savaşın vermeyeceği zararı verdi. Kuzeyimizde iki komşumuz savaşıyor. Savaşan iki ülkeden Rusya’da enflasyon yüzde 16, Ukrayna’da yüzde 21, bizde ise yüzde 80. Bu da makyajlı TÜİK rakamlarıyla. Yaşadığımız hayat pahalılığının nesebi bellidir. Başka yerde aramayacaksınız. Onun anası da, babası da Erdoğan’dır. Bu korkunç enflasyon Bakan Nebati’nin ifadesiyle, ‘Erdoğan Etkisinin’ sonucudur” dedi.

CHP Sözcüsü Öztrak, bugün açıklanan Haziran ayı işsizlik verilerini de değerlendirdi. İşsizlik verilerindeki tutarsızlıkların dikkat çektiğini belirten Öztrak, “İŞKUR verilerine göre, Haziran’da kayıtlı işsiz sayısı, son bir yılda 617 bin kişi artmış. Buna karşın TÜİK, aynı dönemde işsiz sayısının 16 bin kişi azaldığını söylüyor. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” diye konuştu. Öztrak, “TÜİK’in ağır makyajları artık iyice çirkinleşiyor. Milletin midesini bulandırıyor, ‘Yetti artık!’ dedirtiyor” değerlendirmesinde bulundu.

“Erdoğan’dan önce, zengin fakire fitre ve zekât verirdi. Erdoğan’dan sonra; fakir zengine kur garantisi adı altında faiz öder oldu” diyen Öztrak, Kur Korumalı Mevduatın finansal istikrarın dibine konmuş bir bomba olduğunu söyledi. Öztrak, “Biz geldiğimizde, mevduat sahibi, bankaların vermeyi üstlendiği faizi ve yatırdıkları anaparayı alacak. Parasını da istediği gibi tasarruf edecek. Ama bu saçma uygulamada, Hazine’nin üstlendiği kısım verilmeyecek. Herkes şimdiden bunu bilsin. Sonra ‘oyun içinde kural değiştiriyorsun’ demesin. Adımını ona göre atsın” uyarısında bulundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de, dün Edirne’de yapılan MYK toplantısı gündemini değerlendirdi. CHP Sözcüsü Öztrak şunları söyledi:

Dün yine acı bir haberle yüreğimiz yandı. Geçen hafta hain terör örgütüne karşı Irak’ın kuzeyinde süren operasyonda yaralanan kahraman Mehmetçiğimiz, Uzman Onbaşı Mustafa Demir’i şehit verdik. Sözlerime başlarken şehidimize Allah’tan rahmet, acılı ailesine sabırlar diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun. Bugün aynı zamanda, Anafartalar Zaferi’nin 107. yıl dönümü. Albay Mustafa Kemal önderliğinde bu millet, canını vererek, kan dökerek Çanakkale’de yedi düveli durdurdu. İki sene sonra tek bir adam, tek bir fermanla, o gün Çanakkale’den geçemeyen düşmana tek kurşun attırmadan, Payitahtın anahtarını teslim etti. Tek adam rejiminin o gün de bu millete hayrı yoktu, bugün de bu millete hayrı yok. Anafartalar zaferinin yıl dönümünde, Büyük Önderimizi, silah arkadaşlarını ve bu vatan için can veren tüm kahramanlarımızı bir kere daha saygı, rahmet ve minnetle anıyoruz.

EDİRNELİ HEMŞERİLERİMİZE İÇTEN KABULLERİ İÇİN TEŞEKKÜR EDİYORUZ

Dün Meclis Grup toplantımızı, onun ardından da Merkez Yönetim Kurulu toplantımızı, Osmanlı’nın başkentlerinden, Serhat şehrimiz, ülkemizin Avrupa’ya açılan kapısı, güzel Edirne’mizde gerçekleştirdik. Sözlerime başlarken, Edirneli hemşerilerimizin, Cumhuriyet Halk Partimize gösterdikleri, sıcak ve içten kabule, aynı içtenlikle teşekkür ediyoruz. Sağ olsunlar, var olsunlar… Merkez Yönetim Kurulu toplantımızın gündeminde, mutfaklarda bir türlü söndürülemeyen yangın, çiftçilerimizin yaşadığı ağır sorunlar, Sarayın akıldan azade ekonomi politikalarının, ülkemize çıkardığı ağır fatura, Ucube Saray Rejiminin neden olduğu, devlet yönetimindeki “Çoklu organ yetmezliği”, dış politikada yaşanan savrulmalar ve tüm bu sıkıntıları aşmak için neler yapacağımız vardı.

TARIMIN ÖNEMİNİ DÜNYA ANLADI, BİR BİZDEKİ HÜKÜMET KAVRAYAMADI

Türkiye’nin her yerinde yaşanan sorunlar, Edirne’de de yaşanıyor. Trakya önemli bir sanayi ve tarım bölgesi. Trakyalı çiftçilerimiz de, Edirneli çiftçilerimiz de diğer çiftçilerimiz gibi artan maliyetlerin altında eziliyor. Son bir yılda, DAP gübresi yüzde 194, ÜRE gübresi yüzde 229 zam gördü. Geçen yıl bu zamanlar, 880 liraya dolan traktör deposu, bugün 2 bin 814 liraya doluyor. Çiftçinin traktörünü sürme maliyeti bir yılda üçe katlandı. İlaç, tohum, üretimde kullanılan tüm girdilerin fiyatları, uçup gitti. Tarımın en stratejik sektörlerden biri olduğu bugün artık dünyada kabul görüyor. Küresel salgının ardından, dünya, gıda güvenliğinin, gıda egemenliğinin önemini çok daha iyi anladı. Gelişmiş ülkeler, diğer ülkeler çiftçilerini yalnız bırakmadı, onlara destek verdi. Ama tarımın önemini, bir bizdeki hükümet bir türlü kavrayamadı.

ÇİFTÇİYE 272 MİLYAR TL BORÇ TAKTI, İTHALATLA DÖVDÜ, TEFECİLERİN KUCAĞINA ATTI

Kanunda yer almasına rağmen, 2007’den bu yana, çiftçimize verilmeyen tarımsal desteklerin toplamı 272 milyar lira. Bir hükümet kendi çiftçisine borç takar mı? Bunlar taktı. Çünkü bunlar için varsa yoksa yandaş, varsa yoksa sarayın beslemeleri. Çiftçimiz umurlarında bile değil. Hak ettiği desteği alamayan çiftçilerimizi; tefecilerin kucağına ittiler. Son bir yılda tarımsal kredi borçları yüzde 53 arttı. 219 milyar liraya ulaştı. Erdoğan, alın terinin karşılığını vermeyip, borca batırdığı çiftçilerimizi, bir yandan da ithalat sopasıyla dövdü. Harman vakti

ithalat kapılarını açtı, vergiyi sıfırladı çiftçinin emek emek ürettiği ürününü, daha elinden çıkmadan pul etti. Erdoğan hükümetlerinin 20 yılda yaptığı toplam tarım ve hayvancılık ürünleri ithalatı tam 125 milyar 773 milyon Amerikan doları. Türkiye tarımda kendine yeten bir ülkeyken, bunların elinde dışa bağımlı bir ülke oldu. İşte bu, beceriksizliğin, iş bilmezliğin daniskasıdır. Hep diyoruz; “Bunlar eve deli, ele iyi.” Erdoğan kendi evindeki çiftçiyi perişan etti. Elin çiftçisini ise abat etti.

HAK MIDIR REVA MIDIR?

Bırakın Türkiye’yi, tüm Avrupa’yı besleyecek cefakâr çiftçilerimiz, besicilerimiz, Erdoğan Şahsım Rejimi elinde, topraklarını terk etmek zorunda kaldı, tarlasını, çiftini, çubuğunu tefecilere kaptırdı. Kaptırmaya da devam ediyor. Bunu biz demiyoruz. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nün verileri söylüyor. Bugün; Adana’da, Edirne’de, Konya’da toplam tarım arazilerinin yüzde 23’ü, Aydın’da ise yüzde 26’sı borca karşılık ipotekli… Yani çiftçinin tarlasının dörtte biri rehin… Tarımın başladığı bu bereketli topraklarda, çiftçimizin içine düşürüldüğü bu durum, hak mıdır, reva mıdır milletimize soruyoruz.

ÇİFTÇİYE VERGİSİZ KIRMIZI MAZOT

Oysa bu ülkeyi akılla ve bilimle yöneterek, daha fazla üretmek, refah içinde yaşamak, hiçbir çocuğun yatağa aç girmemesini sağlamak mümkün… Ama iş bilenin, kılıç kuşananın… CHP iktidarında, kanunun emrettiği tarımsal destekleri tastamam ödeyeceğiz. Çiftçimizin tarımsal üretimde kullandığı mazot, vergisiz, “Kırmızı Mazot” olacak. Hiç kimsenin şüphesi olmasın. Bu ülkede ekmek herkese yeter. Yeter ki; tarlaya karga, ambara fare, fırına hırsız, memlekete haramiler dadanmasın.

AYÇİÇEĞİNE EN AZ 16 LİRA FİYAT VERİLMELİ

Dün, Edirneli ayçiçeği üreticisi, Genel Başkanımıza “Gelin, bizi kurtarın” diye feryat ediyordu. Hiç merak etme kardeşim. Memlekete dadanmış haramileri kovmak için, geliyor gelmekte olan… Tüm bu şartlar altında, çiftçimizin alın terinin karşılığını alması, gelecek yıl da tarlasına girebilmesi için, Ayçiçeğini ekebilmesi için, yapılması gereken bellidir, açıktır. Genel Başkanımız dün Edirne’den, maliyetleri ve ayçiçeği-buğday paritesini dikkate alarak, olması gereken Ayçiçek alım fiyatını ilan etmiştir. Destekleme hariç, ayçiçeğine en az 16 lira fiyat istedi. Tekrar ediyorum, Genel Başkanımız destekleme hariç ayçiçeğine en az 16 lira fiyat istedi. Ayrıca, çiftçimizin ithalata ezdirilmemesi için ayçiçeği ithalatına yüzde 27 gümrük vergisi getirilmesi de mutlaka gerekli. Üreticimiz bu sıkıntılı dönemde, ancak bu şekilde rahat bir nefes alabilir.

MIZRAK ÇUVALA SIĞMIYOR

“Âlim bazı şeyleri bilir, cahil her şeyi…” diyor, Ahmet Hamdi Tanpınar… Ekonomist olduğunu iddia eden, kendi aklını herkesten üstün gören kibir abidesi, birkaç yıl önce meydanlarda, “Ekonominin sorumlusu benim, ben” diye bağırıyordu. Ama bugün, yaptığı hataların sorumluluğunu kabullenmiyor. “Bu hatalar hangi liyakatsizin marifeti” diye sorulduğunda, havaya bakıp ıslık çalıyor. Memnuniyetler Erdoğan’a, şikâyetler Bay Kemal’e… Erdoğan’ın yetkisi çok, sorumluluğu hiç yok… “Faiz sebep, enflasyon netice” dedi. Enflasyon canavarını durduk yerde azdırdı. Sonra da bunun sorumlusu “Dış güçler, bölgesel gerilimler, içerideki tamahkarlar…” dedi. Ama mızrak çuvala sığmıyor. Dünyada ortalama gıda enflasyonu yüzde 13, bizde yüzde 95. Yani dünyanın 7 katı. Dünyada gıda enflasyonunun en yüksek olduğu dört ülkeden biriyiz. Rakiplerimiz: Lübnan, Zimbabve, Venezuela… Hepsi iflas etmiş ekonomiler. Erdoğan koskoca Türkiye’yi, iflas etmiş ülkelerin ligine düşürdü.

SARAY TÜRKİYE’YE SAVAŞIN VERMEYECEĞİ ZARARI VERDİ

Erdoğan yıllardır; “2023’te Türkiye’yi en büyük 10 ekonomi arasına sokacağım” diye söz veriyordu. Sözünü tutamadı. Bırak söz tutmayı ilk 20 ekonomi arasından da düşürdü. Beceremedi yani. Millete taahhüdünü yerine getirmedi. Yanlış politikalarıyla paramızı pul etti. Milletimizi enflasyona ezdirdi. Erdoğan,2022’de, Türkiye’yi yüzde 80’le en yüksek tüketici enflasyonuna sahip beş ülkeden biri; yüzde 145 Üretici Enflasyonuyla da dünya şampiyonu yaptı. Erdoğan, koskoca Türkiye’ye, bu millete savaşın vermeyeceği zararı verdi. Kuzeyimizde iki komşumuz savaşıyor. Savaşan iki ülkeden Rusya’da enflasyon yüzde 16, Ukrayna’da yüzde 21, bizde ise yüzde 80. Bu da makyajlı TÜİK rakamlarıyla. Yaşadığımız hayat pahalılığının nesebi bellidir. Başka yerde aramayacaksınız onun anası da, babası da Erdoğan’dır. Bu korkunç enflasyon Bakan Nebati’nin ifadesiyle, “Erdoğan Etkisidir.” “Erdoğan Etkisinin” sonucudur.

YÜKSEK ENFLASYON TİCARET AHLAKINI DA BOZUYOR

Yüksek enflasyon, sadece milletimizin aşını, ekmeğini çalmıyor. Ticaret ahlakını da bozuyor. Ticaretin en büyük sermayesi olan güven ve itibar attığınız imzaya, yaptığınız kontrata gösterdiğiniz saygıyla kazanılır. Ama ülkemizde, akde saygı kalmamaya başladı. Bu nedenle piyasada vadeler, her gün daha da kısalıyor. Saatler seviyesine iniyor. “Krediyle değil, nakitle çalışmak” yeni prensip haline geliyor. Hiç kimse kontrat yapmak istemiyor. Saray’ın hataları neticesinde azan enflasyon, firmaların işletme sermayesini yedi bitirdi. Vergide tahakkuk-tahsilat oranları, geçmiş yıllarla kıyaslanmayacak kadar düştü. Bu düşüşün bir nedeni, sürekli çıkarılan mali afların vergi ahlakını bozması, ödenmeyen verginin, ucuz bir finansman aracı olarak görülmesi ise; diğer bir nedeni de, vatandaşta artık vergisini ödeyecek takat kalmamasıdır. Geçmiş yıllarda, tahakkuk eden vergilerin yaklaşık yüzde 80’i ödenirken, 2022’nin ilk yarısında, aynı oran yüzde 70’in altına geriledi. Dâhilde alınan KDV’deki tahakkuk-tahsilat oranı ise, yüzde 31’lere kadar düştü. Yani tahakkuk eden verginin üçte biri bile ödenemiyor.

İÇERİDEN DE DIŞARIDAN DA İYİ SİNYALLER GELMİYOR

Diğer taraftan şirketler kesimiyle ilgili, dışarıdan iç açıcı sinyaller gelmiyor. Türkiye’nin dövize ihtiyacı had safhada bunu biliyoruz. Peki döviz arzını artıracak en önemli kalem ne? İhracat. Ancak dış pazarlarda faaliyet koşulları giderek zorlaşıyor. Ticaret ortaklarımızda giderek belirgin hale gelen durgunluk riski, imalat sanayimizin işlerine de yansımaya başladı. İstanbul Sanayi Odası’nın, ana ihracat pazarlarımızdaki faaliyet koşullarını ölçen ihracat İklim Endeksi, Temmuz’da kritik seviyelere geldi. Şubat 2021’den bu yana, ihracat ikliminde devam eden iyileşme geçtiğimiz ay sona erdi. Yine imalat sanayi üretimi için, önemli bir öncü gösterge olan, Satın Alma Yöneticileri Endeksi, PMI, son beş aydır kritik seviye olan 50’nin altında. Temmuz’da imalat sanayi faaliyet koşulları, pandemiden bu yana, en belirgin yavaşlamaya işaret ediyor. Firmalarımızın işletme sermayesi eriyor. Dışarıda faaliyet koşulları zorlaşıyor. Bu arada içeride krediye erişim imkânları da daralıyor, kredi maliyetleri giderek artıyor. Hükümetin sözde Türkiye Ekonomi Modeli başlamadan bitti. Paramız pul oldu. Enflasyon azdı, cari açık rekordan rekora koşuyor.

MİLLETİMİZ ÖRS İLE ÇEKİÇ ARASINDA SIKIŞTI

Şimdi de artık ekonomimiz yavaşlama sinyalleri veriyor. Milletimizin her kesimi gibi, iş dünyamız da bu kifayetsiz kadrolar elinde, ne yazık ki, “Örs ile çekiç arasında sıkıştı.” Her gün, her saat bir değişiklik, darbe üstüne darbe yiyor. Bu kadar belirsizliğin olduğu bir ortamda, bu kadar sık kural değiştirildiği bir ortamda nasıl yatırım yapılır, nasıl yeni iş imkânları sağlanır?

TÜİK’İN MAKYAJLARI MİLLETİN MİDESİNİ BULANDIRIYOR

Bunun sonucunda, bugün Haziran ayı işsizlik verileri açıklandı. Haziran’da “gerçek işsiz” sayımız, 7 milyon 608 bin kişi olmuş. Bu sayı, dünyada 95 ülkenin nüfusundan fazla. İşsiz sayısı hala salgın öncesindeki seviyelerine gerileyemedi. Diğer taraftan işsizlik verilerindeki tutarsızlıklar da artık çok dikkat çekiyor. İŞKUR verilerine göre, Haziran’da kayıtlı işsiz sayısı, son bir yılda 617 bin kişi artmış. İŞKUR böyle diyor. Buna karşın TÜİK, aynı dönemde işsiz sayısının 16 bin kişi azaldığını söylüyor. Şimdi bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu… İŞKUR devletin kurumu değil mi, TÜİK devletin kurumu değil mi? İkisi de devletin istatistiği değil mi? Bu nasıl bir tutarsızlık? Bir kendinize gelin. TÜİK’in ağır makyajları artık iyice çirkinleşiyor. Milletin midesini bulandırıyor, “Yetti artık!” dedirtiyor.

GENEL BAŞKANIMIZIN UYARISI YENİ TÜİK YÖNETİMİNİ DE KAPSIYOR

Genel Başkanımızın “18 Ekim 2021’den itibaren” memurların yapılan kirli işlerden “Emir almıştım” diyerek sıyrılamayacağı uyarısından sonra neredeyse tüm TÜİK yönetimi değişti. Ama unutmasınlar, Genel Başkanımızın bu uyarısı yeni TÜİK yönetimini de kapsıyor. Herkes adımını buna göre atsın.

ÖNÜMÜZDEKİ GÜNLERDE KUR ÜZERİNDEKİ STRES ARTACAK

Dışarıda finansman koşulları sıkılaşıp, daha maliyetli hale gelirken, yüklü bir dış borç geri ödeme dönemi de, önümüzde duruyor. Yılın son dört ayında, finans ve reel sektör şirketlerinin dış borç servisi, 19 milyar dolar civarında. Kamunun ise 4,5 milyar dolarlık bir ödemesi var. Cari açığımız artıyor. Rezervlerimiz derseniz, suyunu çekmiş durumda. Merkez Bankası’nın rezerv açığını sıfırlaması için dahi, 55 milyar dolara ihtiyacı var. Bankalar vadesi gelen borçlarını, dış finansman maliyetleri arttığı için, çevirmekte çokta iştahlı görünmüyorlar. Nitekim bazı özel bankaların, vadesi gelen dış borçlarını yenilemediği artık yazılır çizilir oldu medyada. Bankalar dış borç kapatıyor. Tüm bunları alt alta koyduğunuzda, önümüzdeki günlerde, döviz kurları üzerindeki stresin daha da artacağı anlaşılıyor.

BOTAŞ’IN BORCU DA DEVLETİN BORCUDUR

Buna Sarayın bulduğu çare ne? Bir tanesi; Ruslardan Akkuyu için gelecek dövize bel bağlamak. Bunun için Türk inşaat şirketlerinin işlerinden kovulmasına bile, ses çıkaramamak. Sineye çekmek. Hatta üstüne Putin’in Şantiye Şefliğine soyunup havadan özel helikopterle, şantiye kontrolü yapmak. Bir diğeri ise, BOTAŞ’a başının çaresine bak demek, yurt dışı piyasalardan sen borçlan demek. Merkez Bankası, BOTAŞ’a enerji ithalatı için döviz vermeyi Nisan’da azaltmıştı. Temmuz’da ise hiç döviz vermedi. BOTAŞ gaz almak için, ilkin “Bizi kıskanan” Almanya’dan, 925 milyon Avro borç aldı. Şimdi de basına yansıyan haberlere göre, gaz almak için, 300 milyon Avro borç daha arıyormuş. Ama atladıkları bir şey var. BOTAŞ’ın borcu da devletin borcu olarak kabul edilir. Dolayısıyla bu ortamda borçlanmanız arttıkça borçlanma maliyetlerinizde artmaya devam eder. Ne demişler? Hazıra dağ dayanmaz. Taşıma suyla değirmen dönmez. Gaz almak için bile dış borç almak zorunda kaldılarsa, vay bu ülkenin haline…

ESKİDEN ZENGİN FAKİRE ZEKAT VERİRDİ, ŞİMDİ FAKİR ZENGİNİN FAİZİNİ ÖDÜYOR

Erdoğan’dan önce, zengin fakire fitre ve zekât verirdi. Erdoğan’dan sonra; fakir zengine kur garantisi adı altında faiz öder oldu. Ne diyelim? Bu taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa… Sn. Genel Başkanımız dün Edirne’de ilan etti. Bir kez daha tekrarlayalım: Kur Korumalı Mevduat, mali disiplinin ve finansal istikrarın altına yerleştirilmiş, bir atom bombasıdır. Muazzam ve başı sonu belirsiz bir koşullu yükümlülüktür.

NEBATİ’NİN PAÇALARI TUTUŞTU

Dün Genel Başkanımız bu uyarıyı yapınca, Sarayın atanmış Hazine ve Maliye Bakanı Nebati’nin, paçaları tutuşmuş. “Finansal istikrardan”, “Finansal güvenden”, “Vatan sevgisinden” bahseden paylaşımlar yapmış. Açıkça soruyoruz: KKM hangi finansal istikrarı sağladı? Bunu devreye soktuğunuzda 22 Aralık sabahı 12 lira olan dolar kuru 8 aydır sürekli yükseliyor. Bugün dolar kuru 18 lira… Bu mudur sizin finansal istikrardan anladığınız? Finansal istikrarın en önemli şartı, saydamlıktır. Hesap verebilirliktir. Ancak Nebati Bakan KKM ile ilgili verileri de karartıyor. “TCMB kasasından KKM için ne kadar para çıktı?” bunu bilen yok açıklamıyor. Milletten saklanıyor.

FİNANSAL İSTİKRARDAN EN SON BAHSEDEK KİŞİ NEBATİ

Bu ülkede finansal istikrardan finansal güvenden en son bahsedecek kişi, Nebati Bakanın kendisidir. Nebati Bakan 24 Aralık 2021’de ne demişti? “En kötü senaryoda bile, KKM’den Hazine’ye bir yük gelmiyor.” Ee şimdi sonuç ne oldu? Kur Korumalı Mevduat için, bütçeden birkaç ayda, daha yılın ilk birkaç ayında 37 milyar 235 milyon lira çıktı. Birde bu işi tatlandırsın diye vazgeçtikleri, 10 milyar liralık vergi alacağı var o da cabası. Başka bir ülkede, milletin sırtına böyle bir yükü bindiren bir Bakan, sokağa çıkamaz, koltuğunda bir dakika dahi oturamaz.

KUR KORUMALI MEVDUAT FİNANSAL İSTİKRARIN DİBİNE KONMUŞ BOMBADIR

Tekrarlıyorum: KKM finansal istikrarın dibine konmuş bir bombadır. Bu bombayı, bir sonraki hükümetin kucağına bırakmaya çalışanlar, “Benden sonra tufan” diyenler. “Ya benimsin, ya kara toprağın” diyerek, ülkemize, milletimize bu kötülükleri yapanlar, çıkıp da bize vatanseverlik dersi vermeye kalkmasın. Herkes haddini bilsin. Milyarlarca lirayı fakir fukaranın cebinden alacaksınız, zenginin cebine koyan bu sistemi sürdürmeye kalkacaksınız. Biz buradan hükümeti açıkça uyarıyoruz. Ne dövizi tutabilen, ne de finansal istikrarı sağlayabilen bu uygulamadan derhal vazgeçin. Milletin sırtına bu yükü yüklemekten vazgeçin, bu yükü alın. Artık ekonomide aklıselime dönün. Maceracı politikaları terk edin. Aksi takdirde yaşanacaklardan siz sorumlusunuz.

BİZ GELDİĞİMİZDE KKM’DEN VAZGEÇECEĞİZ

Biz geldiğimizde, mevduat sahibi, bankaların vermeyi üstlendiği faizi ve yatırdıkları anaparayı alacak. Parasını da istediği gibi tasarruf edecek. Ama bu saçma uygulamada, Hazine’nin üstlendiği kısım verilmeyecek. Herkes şimdiden bunu bilsin. Sonra “oyun içinde kural değiştiriyorsun” demesin. Adımını ona göre atsın.

BANKA MEVDUATLARINDA DOLARİZASYON %70’İN ÜSTÜNDE

Sarayın tüm kıvranmalarına Ali’nin külahını Veli’ye, Veli’nin külahını Ali’ye giydirmesine rağmen, döviz mevduatlarının toplam mevduat içindeki payı talimatlı faiz indirimleri başlamadan önceki seviyenin üstünde… Hani Kur Korumalı Mevduatla finansal istikrar gelecekti? Hani liralaşma başlayacaktı? Geçen yıl Ağustos ayında bankalardaki mevduatın yüzde 55’i, döviz cinsinden hesaplarda tutuluyordu. Bu yılın Temmuz ayı itibariyle, yüzde 57’si döviz mevduatı olarak tutuluyor. Bunu bir de dövize endeksli, Kur Korumalı Mevduatta tutulan hesapları ekleyin buna, banka mevduatlarındaki dolarizasyon, yüzde 70’in üstüne çıkıyor. Böyle bir oranı bugüne kadar ne gördük, ne de duyduk. Ondan sonra sıkılmadan finansal istikrardan bahsedeceksiniz, bu tabloya da “liralaşma” diyeceksiniz.

KÖTÜ PARA İYİ PARAYI KOVAR

Ekonomide çok bilinen bir kuraldır. Kötü para, iyi parayı kovar. Herkes elindekini avucundaki, sağlam gördüğü paraya yatırıp, gelirlerini, tasarruflarını korur. Günlük harcamalar ise değeri düşük para ile yapılır. Bugün Türkiye’de olan tam da budur. Milletimiz kendi milli parasına küstürülmüştür. Saray rejimine artık kimsenin güveni kalmamıştır. Bunların, bu yönetimin dövizi de, enflasyonu da düşüremeyeceğini, artık herkes bilmektedir, görmektedir. Bir Hükümet milletinin güvenini kaybetmişse, aslında her şeyini kaybetmiştir. Milletimiz kendisini unutana, sesini duymayana, halini görmeyene notunu vermiştir.

USULDENDİR, MEVTAYI ÇOK BEKLETMEYE GELMEZ

Bu çürümüş Hükümet gününü doldurmuştur, siyasi mevta haline gelmiştir. Milletimiz bunlara ilk sandıkta, tasdiknamelerini vermeye hazırlanmaktadır. Ama Saray ve şürekâsı koltuklarına sıkı sıkı yapışıp, kazanın dibinde son kalanları da, büyük bir hırsla sıyırmaya uğraşmaktadırlar. Bu ülkede usuldendir, mevtayı çok bekletmeye gelmez. Biran önce göndermek gerekir. Bu nedenle sandık bir an evvel, milletimizin önüne gelmelidir.

AZİZ MİLLETİMİZE HAK ETTİĞİ REFAHI YAŞATMAYA HAZIRIZ

Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılında, millet masasındaki altı parti, milletimizden çalınanları geri vermek için hazırdır. Aynı bu ülkenin, bu cumhuriyetin kuruluşunda olduğu gibi bir kişinin iradesine göre değil, milletin iradesine göre, ülkemizi istişareyle yönetmeye ve ayağa kaldırmaya hazırdır. Devrin egemen güçlerine karşı tarihin gördüğü en onurlu mücadeleyi vererek kurulan bu güzel ülkenin aziz milletine, hak ettiği refahı yaşatmak için hazırdır. Bu ülkenin gençlerini, başka ülkelerdeki akranlarıyla aynı sürede, en az onlar kadar üretip, onlar kadar kazanacak eğitim ve becerilerle donatmaya, başka ülkelerdeki gençlerin sahip olduğu imkânların, çok daha fazlasını, gençlerimize sunmaya hazırdır.

Biz hazırız, milletimiz hazır. Katılın bize, fikirlerimiz ayrı olsa da vatan sevgisinde birleşelim, demokrasi, hak, hukuk, adalet tutkumuzda birleşelim, huzur ve refaha erelim. Omuz omuza verip, ülkemizi yeniden ayağa kaldıralım.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, bir gazeteye verdiği demeçte, “Bizdeki seçmen bilgileri YSK’nın elinde yok” dedi. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’ten de, “Nasıl erişmiş, hem siyasi, hem hukuki açıdan sorunlu bir ifade” açıklaması geldi. Sayın Genel Başkanın YSK’yla ilgili sözleri tartışma yarattı. Bu sözlerde neyi kastetti? Cumhuriyet Halk Partisinin elinde YSK’da olmayan hangi veriler var? Bu veriler yasal bir şekilde elde edilen veriler mi?

Faik ÖZTRAK- YSK seçmen listelerine ilişkin ham verileri hiçbir kalite testine tabi tutmadan, bir analize tabi tutmadan partilere gönderiyor. Biz, bu YSK’dan ham verileri kontrol ediyoruz. İl ve ilçe örgütlerimizden gelen bilgilerle bu verilerin tutarlılığını test ediyoruz. Elimizdeki bilgilerle zenginleştiriyoruz. Ve YSK’nın yanlışlarını düzeltiyoruz. Bunun neresi siyaseten ve hukuken sorunlu? Ondan sonra da bunları alıyoruz YSK’yla paylaşıyoruz. Doğru bilgiyi YSK’ya gönderiyoruz, ona göre YSK’da bu verileri düzeltiyor. Bunu da açık açık mesajlarında yazıyor.

Şimdi 2018 yılı seçimlerinde kullanılan seçmen listelerinde tespit ettiğimiz bazı hususlar var. Sayın Ömer Çelik’e soruyorum, Diyarbakır’da 1895 yılında doğan Gülsüm Hanım’ın 24 Haziran seçimlerinde ilk kez oy kullanacakların arasında olacağını biliyor mu? YSK bunu bize bildirmiş. Yine 1895 yılında doğan Gülsüm Hanım’ın soyadı da YSK listesinde yok. Yine Sayın Çelik’e soruyoruz, 1899 yılında doğan Elif Hanım’ın 119 yaşında YSK’nın ilk kez oy kullanacaklar listesine girdiğini biliyor mu? Onun da soyadı yok. Ama her nasılsa o da YSK’nın ilk kez oy kullanacaklar listesinde mevcut. Şimdi bunun gibi onlarca örnek var. İşte olay bu. YSK’nın listelerini almışız, incelemişiz, kontrol etmişiz, hataları tespit etmişiz YSK’yı uyarmışız. Onlar da hatalarını kabul etmiş düzeltmişler.

Sayın Ömer Çelik, biz bunları YSK’ya gönderdikten sonra YSK’nın bu hataları doğruladığını ve düzelttiğini biliyor musunuz?

Bunun yanı sıra dijital çağda verileri zenginleştirmek, veri analizlerini derinleştirmek, hayatın olağan akışına aykırı tutarsızlıkları tespit etmek ve verileri kullanmayı kullanıcılar için kolaylaştırmak son derece kolay. Sayın Çelik, seçmen listelerindeki hataları bulup düzelttirdiğimiz için bize teşekkür edeceğine Sayın Genel Başkanımızın sözlerini çarpıtıp, yok siyaseten sorunluymuş, yok hukuken sorunluymuş diye spekülasyon yapıyor. Biz bunu doğru bulmuyoruz. Ülkeyi yönetemeyenler yine algıyı yönetmeye çalışıyorlar. Ama artık ne yaparlarsa yapsınlar gelir gelmekte olan.

TÜRKİYE’DE ÇÜRÜYEN BİR ŞEYLER VAR

CHP Sözcüsü Öztrak, çürüyen Erdoğan’ın tek kişilik Saray Rejiminde kötü kokuların arşa yükseldiğini belirterek, “Türkiye’de de çürüyen bir şeyler var. Pisliğin üstünü örtmek için, baskıya ve yalana sarılıyorlar. Baskıyla, yalanla millete hesap vermekten kaçanlar, çürüme ve yozlaşmayı daha da hızlandırıyor” dedi.

Erdoğan’ın Akkuyu Nükleer Güç Santrali’ndeki çalışmaları bizzat yerinde izleyip Rusya Devlet Başkanı Putin’e bilgi aktaracağı yönündeki açıklamasını değerlendiren Öztrak, “Ne zamandan beri Erdoğan Putin’in şantiye şefi oldu? Bunlar ne biçim sözler? Akkuyu’da neler olduğunu anlamak için atlayıp şantiyeye gitmek, oradan Putin’i arayıp şantiyenin son durumunu raporlamak nasıl bir iş? Allah Aşkına! Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı makamının düşürüldüğü duruma bir bakın” değerlendirmesinde bulundu.

Vatandaşların takibe düşen kredi ve kredi kartlarındaki artışa, artan icra dosyalarına dikkat çeken Öztrak, “Buradan bir çağrıda bulunuyoruz. Yandaşlarınızın kredi borcunu, vergi borcunu yapılandırmayı biliyorsunuz. Vatandaşlarımızın banka borçlarını yapılandırmak için de acilen adım atın. En azından borcun vadesini yayın, faiz yükünü hafifletin. Milletin sırtına yüklediğiniz borç daha fazla ağırlaşmasın. Siz yapmazsanız, birkaç ay sonra bunu da biz yapacağız” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

“Güç yozlaştırır. Mutlak güç, mutlaka yozlaştırır.” Gücün tek elde toplandığı Saray rejimlerinde, yozlaşma ve çürüme kaçınılmazdır. “Danimarka Krallığında, çürüyen bir şeyler var.” İşte Shakespeare’in Hamlet adlı eserindeki bu meşhur tirat; Saray rejimlerindeki yozlaşma ve çürümeyi, ta çağlar ötesinden bugünlere taşır. İnsanlığın yüzyıllarca süren özgürlük mücadelesinin, bu çürümeye bulduğu çarenin adı ise “Demokrasi ve Hukuk Devleti”dir. Demokrasilerde, Saraylara yer yoktur. Çünkü saraylar içindekilerle beraber yozlaşıp çürürken, toplumu da çürütür. Demokrasi bu çürümeyi engelleyen, gücün dengelenip, denetlendiği rejimlerin adıdır.

TÜRKİYE’DE ÇÜRÜYEN BİR ŞEYLER VAR

Ne yazık ki bugün, “Türkiye’de de çürüyen bir şeyler var.” Çürüyen Erdoğan’ın tek kişilik Saray Rejimi. Çürüyüp, kokuşan bu rejimin, her yerinden irin akıyor. Kötü kokular arşı alaya yükseliyor. Güzel ülkemizin havasını zehirliyor. Pisliğin üstünü örtmek için, baskıya ve yalana sarılıyorlar. Baskıyla, yalanla millete hesap vermekten kaçanlar, çürüme ve yozlaşmayı daha da hızlandırıyor. Arsızlık bu çürümüş yönetimin elinde, tek siyasi sermayeye dönüşüyor. Bunun en son örneğini, Erdoğan’ın Soçi dönüşünde gördük. Erdoğan 20 yıldır iktidarda. Üstüne diktirdiği saray rejimi kılığıyla, 4 yıldır işleri tek başına yürütüyor. Balıklı Rum Hastanesi’nde yangın çıkıyor. Sarayın sözcüsü sıkılmadan millete yangına müdahale edebilmek için, Erdoğan’dan talimat beklendiğini söylüyor. Ne zamandan beri, İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı itfaiye, Erdoğan’ın emrine girdi?

KPSS SKANDALI ÇÜRÜMEYİ GÖZLER ÖNÜNE SERDİ

Ama iş KPSS sorularının çalınmasına gelince, sorumlu Saray ve Erdoğan değil. Sorumlu kim? Sorunu gündeme taşıyan, gençlerimize destek veren, Sayın Genel Başkanımız ve Altılı Masa. Memnuniyetler Saray’a, şikâyetler Altılı Masaya. Ülkede döviz kıtlığına sebep olurlar, “Stokçu” diyerek, sanayiciyi suçlarlar. Durduk yere enflasyon canavarını uyandırırlar, “Şükürsüz” diyerek milleti suçlarlar. KPSS sorularını çaldırırlar, “Altılı Masa” diyerek, muhalefeti suçlarlar. Ne diyelim; “Arsız güçlü olunca, haklıyı suçlu çıkarmaya uğraşırmış.” Saray ve şürekâsının yaptığı tam da bu… Aslında KPSS sınav sorularının çalınması, Saray rejimindeki korkunç çürümeyi, bir kez daha gözler önüne serdi. Gençlerimizin sosyal medyadan feryatları yükselmeseydi, milletin baskısı, bu rezaleti örtbas edilmez noktaya getirmeseydi, Erdoğan yine geçmişte yaptığını yapardı. Çalınan sorularla, yüzbinlerce evladımızın hakkının, hukukunun yenmesine, göz yumardı.

HALA LİYAKAT YERİNE SADAKAT DİYORLAR

Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grubu olarak, ÖSYM ve ÖSYM’deki sınav usulsüzlüklerinin araştırılması için, 2009 yılından bu yana tam 20 önerge vermişiz. Hepsinde de Erdoğan kulağının üstüne yattı. Ülkenin askeriyesini, adliyesini, mülkiyesini, nasıl FETÖ’ye teslim ettiyse, ÖSYM’yi de teslim etmiş. Liyakat yerine, tarikat ve sadakat demiş. Uyarılarımızı dinlememiş. Zaman kimi haklı çıkardı? Elbette mutlu değiliz ama bizi haklı çıkardı. Şimdi tam da seçim öncesi, bir kez daha suçüstü yakalanınca, hasarı kontrol edebilmek için Devlet Denetleme Kurulu’nu görevlendirdi Erdoğan. Ardından da bu sınavı iptal etmek zorunda kaldı. Milyonlarca gencimizin hayalleriyle, umutlarıyla oynadılar. Milyonlarca ailenin emeğini çaldılar. Ama hala liyakat yerine, Saraya sadakat ve tarikat demeye devam ediyorlar. Hatalarından hiç mi hiç ders almıyorlar. Erdoğan hatasında ısrar ediyor. Hata bir kez olursa hatadır. Tekrarlanırsa, bu artık bir tercihtir. Erdoğan’ın tercihi de bellidir. Yanlışı yanlış yerde aramak, yanlışların en büyüğüdür. Yaşadığımız bu sınav skandalının sorumlusu, Çürümüş Saray Rejimidir. Bunu da milletimiz çok iyi bilmektedir. Gereğini yapmak, Erdoğan’dan bunun hesabını sormak için, sabırsızlıkla sandığı beklemektedir.

ÇÜRÜME O KADAR KORKUNÇ Kİ FİLTRE KURTARMIYOR

Çürümüş saray rejimlerinde işler, karanlık dehlizlerde, kapalı kapılar ardında yürütülür. İhaleler kime verilecek, kimler ihale edilmiş işi, kimlerin ihale edilmiş işleri ellerinden alınacak, hepsi sarayın karanlık dehlizlerinde karara bağlanır. Saray Rejimlerinde, devletlerarası ilişiklerde de, şeffaflık değil, karartma hâkimdir. Aile üyeleri devlet protokolüne taşınır. İkili toplantılara devlet görevlileri değil, sadakatinden şüphe duyulmayan, aileye yakın, özel seçilmiş tercümanlar alınır. Pazarlıklarda ne söylendi, neyin sözü verildi, devlet kayıtlarına girmesi arzu edilmez. Öyle ya, “söz uçar, yazı kalır.” Bir gün bu yazılı kayıtlar çıkar, delil olur. Erdoğan Putin ile baş başa görüşme için yine Soçi’ye gitti. Nedense görüşme sonrasın da, hem Erdoğan, hem de Putin kameraların karşısına geçip, soruları yanıtlamadılar. Ruslar bu talebin, Erdoğan’dan geldiğini iddia ediyor. Belki Erdoğan ve Putin yan yana soruları cevaplarsa, Akkuyu Nükleer Santrali’nde neler dönüyor, Ruslar Türk şirketini nasıl kovabiliyor, daha iyi anlayacaktık. Ama Erdoğan’ın buna izin vermediği anlaşılıyor. Onun yerine Erdoğan uçan sarayında, sen, ben, bizim çocuklar diyerek, topladığı sözde gazetecilere, Saray filtresinden geçmiş bir demeç vermiş. Ama artık çürüme o kadar korkunç ki, filtre miltre kurtarmıyor.

ERDOĞAN PUTİN’İN ŞANTİYE ŞEFİ Mİ?

Erdoğan: “Akkuyu’daki çalışmaları yerinde, bizzat heyetimle beraber izleyeceğim. Ondan sonra da Sayın Putin’e, oradaki gelinen durumu aktaracağım” diyor. Ben buradan soruyorum, ne zamandan beri Erdoğan Putin’in şantiye şefi oldu? Bunlar ne biçim sözler? Akkuyu’da neler olduğunu anlamak için, atlayıp şantiyeye gitmek, oradan Putin’i arayıp, şantiyenin son durumunu raporlamak nasıl bir iş? Allah Aşkına! Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı makamının, düşürüldüğü duruma bir bakın. Memleket toprağında Akkuyu’da neler olduğunu öğrenmek için, Erdoğan, şantiyeye gidecekmiş. Niye? Çünkü santral bizim değil, Rusların. Altını bir kez daha çiziyorum. Santral Türkiye’nin değil, Rusya’nın. Santralde üretilecek elektrik kimin? O da Rusya’nın. Türkiye, Akkuyu’da üretilecek elektriğin sadece müşterisi. Hem de elektriğin kilovatsaatine, 15 yıl boyunca KDV hariç 12,35 sent gibi, fahiş mi fahiş bedel ödemek zorunda olan bir müşteri… Biz Ruslarla daha önce de ortak projeler yaptık. Aliağa Rafinerisi, İskenderun demir-çelik gibi, önemli sanayi tesislerimizi Ruslarla beraber inşa ettik. Hem de soğuk savaşın en çetin zamanlarında. Ama bu tesislerin anahtarlarını hiçbir zaman Ruslara vermedik, anahtarlar Türkiye’de kaldı. Ama Akkuyu’nun anahtarı Türkiye’de değil. Anahtar Ruslarda…

RUSLAR SEÇİMDE DESTEKLESİN DİYE

Bunu biz demiyoruz. Erdoğan’ın imzaladığı bu anlaşma diyor. Anahtarı Ruslara teslim ederseniz Akkuyu’da neler döndüğünü öğrenebilmek için, atlayıp şantiyeye gitmek zorunda kalırsınız. Bu ülkenin evlatları, “Hiçbir manda ve himayeyi kabul etmeyeceğini”, bundan tam 103 yıl önce, Erzurum Kongresi’yle yedi düvele ilan etti. Kapitülasyonları 99. yıl önce Lozan Antlaşması’yla yırtıp attık. Erdoğan’a hatırlatırız: Rusya’dan seçim öncesi birkaç milyar dolar gelsin, Rus siber timleri seçimlerde Sarayı desteklesin diye, ne olursa, olsun anlayışıyla, gizli saklı götürdüğünüz işler varsa, bunlarda gün gelir önünüze düşer. Yine Shakespeare’in ünlü Hamlet eserinde söylediği gibi: “Kötü işler gömülse de yerin dibine, çıkar bir gün insanların gözü önüne.”

ERDOĞAN ETKİSİ: DÜNYANIN 4-5 KATI ENFLASYONU YAŞIYORUZ

Bu çürümüş saray rejiminin milletimize çıkardığı faturalar, her geçen gün ağırlaşıyor. Yetki sorumlulukla beraber gelir. Ama bunların yetkisi var. Sorumlulukları yok. Enflasyonu “faiz sebep, enflasyon netice” deyip üst üste Merkez Bankası Başkanlarını değiştirip sonrada faizi düşürüp azdıracaksınız. Ondan sonra çıkıp diyeceksiniz ki, sorumlu biz değil, dışarısı. Dünyada enerji fiyatları artıyormuş, o yüzden bizdeki fiyatlar da böyleymiş. İşte Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatına (OECD) mensup ülkelerde, enerji enflasyonu ortalama yüzde 41, bizde yüzde 172. Dünyanın 4-5 katı enflasyon yaşıyoruz. Bunun sebebi, o, bu, şu değil, bu çürümüş yönetim. Nebati Bakanı’nın söylediği gibi; “Erdoğan Etkisidir.” Yine dünyada gıda fiyatları son dört aydır, Rusya-Ukrayna Savaşı sonrası çıktığı yerden, büyük bir hızla düşüyor. Tahıl dolu gemiler boğazlardan geçip gidiyor. Ama milletimizin boğazından hala ucuz lokma geçmiyor. Dünyada yıllık gıda enflasyonu yüzde 13, bizde yüzde 95. Dünyanın 7 katı. Böyle bir gıda enflasyonu yaşıyorsak, dünyada gıda fiyatları düşerken, bizde hala daha roket gibi çıkmaya devam ediyorsa, öyle bunun sebebi dış güçler, şunlar, bunlar değil, Saray yönetimindeki çürümedir. Erdoğan etkisidir.

MİLLET ET YEMEKTEN ÇATLIYOR SANIRSINIZ

Yaz geldi geçiyor, domates hala 15-20 liralık fiyat etiketleriyle, tezgâhlarda duruyor. Meyve derseniz, o hepten lüks oldu, insanlarımız et unuttu. Et ve Süt Kurumu bazı koyun etlerine indirim yaptı diye bir haftadır yandaş medyada bir alayiş valâyişdir gidiyor. Et ve Süt Kurumu’nun Türkiye genelinde kaç mağazası var? Topu, topu 18. Yani millet ucuz ete ulaşabiliyor mu? Ne gezer… Sadece bu 18 mağazanın önünde kuyruklar uzadıkça uzuyor. Gelen kıymalarda, öğlen olmadan bitiyor. Ama çıkarılan gürültüye bakarsanız, çarşıda, pazarda, markette et fiyatları olağanüstü düşmüş, millet et yemekten çatlıyor sanırsınız. Ülkeyi yönetemeyenler, yine algıyı yönetmeye uğraşıyor. Markette kıymanın en ucuzu hala 120 lira. Kalitesine göre kıyma 160 liraya kadar gidiyor. Milletimiz eti geçti, suyunu kaynatmaya, kemik alamaz halde.

BEŞ KİŞİLİK AİLENİN AYLIK EKMEK MASRAFI 1200 LİRA

Tarımın ortaya çıktığı bu topraklarda, çocuklarımız yeterli beslenemiyor. Yetersiz beslenme; çocuklarımızda demir eksikliği, boy kısalığı, öğrenme bozukluğu… Ve daha nice araz bırakıyor. Bir nesli göz göre göre kaybediyoruz. Hadi “Proteini bırakalım et yerine bakliyattan protein alalım” desek, bir kilo nohut 40 liraya kadar çıkmış. Kuru fasulyenin kilosu 30 lira. Mercimeğin kilosu 47 lira. En ucuz protein dediğimiz yumurtanın kartonu 54 lira. Vatandaşlarımız, midelerinin gurultusunu kesmeye çalışsa, beyaz somun ekmek alsa 4 lira. Beş kişilik bir aile, günde 10 ekmek tüketse, bir ayda sadece somun ekmek masrafı 1200 lira. Vatandaşımız patatesle, makarnayla günü geçirmeye çalışsa bir paket alelade makarnanın fiyatı 10 liradan, bir kilo patates 11 liradan başlıyor. Daha yemek yapmak için bunun, yağı var, salçası var, soğanı var. İşte bu kifayetsiz yönetimin elinde, milletin tenceresi kaynamaz oldu.

VATANDAŞLA ALENEN ALAY EDİYORLAR

Dar gelirlinin vazgeçilemeyecek masraflarından biri beslenmeyse, diğeri de barınma tabi ki.  Birkaç milyonu aşan fiyatlarla artık ev almak sabit gelirli için hayal ötesi. Kiralar almış başını gitmiş. TÜİK’e göre son bir yılda kira artışı, sadece yüzde 26,8. Vatandaşla alenen alay ediyorlar… TÜİK’in makyajlı rakamlarını bırakıp, hayatın gerçeklerine baktığımızda, kiralar son bir yılda: Adana’da yüzde 144, Bursa’da yüzde 149, Ankara’da yüzde 156, İstanbul’da yüzde 161, İzmir’de yüzde 164 artmış. Ama dahası da var… Biliyorsunuz üniversite öğrencilerinin üniversitelerle ilgili tercihleri sona erdi üniversiteyi kazanan öğrencilerin. Yakında da bunun sonuçları açıklanacak. Gençlerimiz, gidecekleri üniversitelerden önce, gidecekleri illerdeki barınma imkânlarına, kiralara bakıyor. Öğrenci sayılarıyla öne çıkan illerimizde, son bir yıldaki kira artışları korkunç. Kiralar Eskişehir’de yüzde 162, Konya’da yüzde 173, Erzurum’da yüzde 130, Antalya’da yüzde 244 artmış. Üniversite yerleştirme sonuçları açıklandığında, bu kiraların nerelere gideceğini Allah bilir. Başka illere gidecek gençler ve aileleri şimdiden kara kara düşünmeye başlamışlar. Çürümüş saray rejimi, kendisine yazlık, kışlık, yürüyen, uçan, kaçan saraylar yaptı. Ama şu gençlerimizin yurt ve barınma sorununu 20 yıldır çözmedi.

BORÇLARI İÇİN BÖBREĞİNİ SATAN VATANDAŞ SÖZÜN BİTTİĞİ YERDİR

Bu çürümüş Saray düzeninde, vatandaşlarımızın borçları da, olağanüstü seviyelere geldi. Manisa’da bir vatandaşımız, özel hastanenin başhekimine, “Böbreğimi satmak istiyorum. Borcum çok. İsteyen olursa bana haber verir misin?” diye ricada bulunuyor. Bu, sözün bittiği yerdir. Saray rejimindeki çürümenin, milletimizi getirdiği yerin özetidir. Pandemi döneminde gelişmiş ülkeler, vatandaşlarını doğrudan gelir destekleriyle ayakta tutarken, Saray insanlarımıza destek yerine borç verdi. Vatandaşlarımızın borçları, olağanüstü seviyelere sıçradı.

KORONADAN VEFAT SAYISI 5 HAFTADA 20’YE KATLANDI

Bu arada pandemi demişken, Koronavirüs vakalarında yeniden hızlı bir artış görülüyor. Haftalık vefat sayıları Haziran ortasında 17 iken, Temmuz sonunda 337’ye yükseldi. Sadece beş haftada vefat sayıları 20’ye katlandı. Toplam vefat sayısında 100 bin sınırına dayandık. Ama hükümetten bu konuda tık yok. O yüzden görev yine vatandaşlarımıza düşüyor. Lütfen kişisel olarak tedbirlerimizi artıralım. Maske, mesafe ve hijyene yeniden dikkat edelim.

İCRA DAİRELERİNDE 24 MİLYON DOSYA

Pandemi döneminde artan borçlar dedik… O dönem arşa çıkan borçlar, bugün artık ödenemez seviyelere ulaştı. Bu yılın ilk beş ayında, ödeyemediği bireysel kredi ve kredi kartı borcu yüzünden takibe düşen yurttaşlarımızın sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 83 artmış, 748 bin olmuş. Yani 748 bin hanenin kapısına icra memurları dayanmış. Ülkemizde hala 4 milyon 147 bin 977 kişinin ödenmemiş banka borçları nedeniyle yasal takibi devam ediyor. İcra dairelerinde görülen toplam dosya sayısı ise son bir yılda 1 milyon 466 bin artışla 24 milyon 53 bine ulaşmış durumda. Milletimiz sadece hayat pahalılığı altında değil, bir borç tsunamisi altında da ezim ezim eziliyor. Ödenmeyen borçlara faiz üstüne faiz biniyor. Vatandaş için hayat giderek içinden çıkılmaz hale geliyor.

BORÇ YAPILANDIRMASI İÇİN ADIM ATIN

Şimdi biz buradan bir çağrıda bulunuyoruz. Yandaşlarınızın kredi borcunu, vergi borcunu yapılandırmayı biliyorsunuz. Vatandaşlarımızın banka borçlarını yapılandırmak için de, acilen adım atın. En azından borcun vadesini yayın, faiz yükünü hafifletin. Milletin sırtına yüklediğiniz borç daha fazla ağırlaşmasın. Siz yapmazsanız, birkaç ay sonra bunu da biz yapacağız.

TEK KİŞİLİK YÖNETİM MİLLETİN ÖNÜNÜ TIKIYOR

Bu devlet büyük bir devlet, bu millet büyük bir millettir. Milletimiz her şeyin en iyisini hak eder. Türkiye’nin ekonomisini çok kısa sürede düze çıkaracak gücü de vardır, potansiyeli de vardır. Çok önemli bir coğrafi konuma, genç bir nüfusa, fedakâr emekçilere, dünyanın her yanında ter döken iş insanlarına, ihracatçılara sahibiz. Pandemi sonrasında kısalan arz zincirleri, bize bu avantajlarımız nedeniyle, çok önemli fırsatlar sunuyor. Avantajlarımızı kullanabilir, potansiyelimizi hayata geçirebilir, üçü beş, beşi de on yapabiliriz. Ama bu metal yorgunu, tek kişilik yönetim milletin önünü tıkıyor.

ELİN BİR MİLYONCU MAĞAZASINA DÖNDÜK

Bu çürümüş yönetim, atalarımızın bizlere canları, kanları pahasına bıraktığı bu toprakları, milletimiz için cehenneme, elin insanları içinse “Eğlence parkına” çevirdi. Paramızı pul ettiler, koskoca memleket, “Bir milyoncu mağazasına”  döndü. Bu milletin emeğini peşkeş çekiyorlar. Güya bizi kıskanan Almanya’nın emeklisi, sahillerimize boydan boya uzanıp tatil yapıyor. Güneşimizin, kumumuzun keyfini çıkartıyor. Ama bizim emeklilerimiz; üç kuruş maaş promosyonu fazla alacağım diye, yazın sıcağında o banka senin, bu banka benim koşturup duruyor. Bu hak mıdır, reva mıdır? Tabi ki Alman da gelsin, Fransız da gelsin, Rus da gelsin, Amerikalı da gelsin. Bu ülkede tatil yapsın bizde kazanalım. Fakat elin emeklisi dünyanın bir ucundan gelip bu güzelim ülkede keyif ederken, benim emeklim evinden çıkıp, birkaç yüz kilometre yol gidip Ege’de, Akdeniz’de tatil yapamıyorsa, işte bu işte ne insaf vardır, ne de adalet vardır.

SARAY REJİMİ EVE DELİ, ELE İYİ

Başka ülkelerin gençleri yaz tatillerinde ülke ülke gezip dünyayı tanırken, benim gencim arkadaşlarıyla sokağa çıkıp, bir çay, bir kahve içmek için elli kere düşünüyorsa, bu saraydaki çürümenin, gençlerimizin hayatına koyduğu ipotektir. Bizim insanımız her geçen gün fukaralaşırken, masasına peynir, zeytin koymakta zorlanırken, bugün elin insanı, mükellef bir kahvaltı ziyafeti çekip, bir de üstüne, “Geleneksel Türk kahvaltısı ve bu gördüklerinizin hepsi 12 dolar. “Amma ülke ha!” diye eğleniyorsa, bu, çürümüş saray rejiminin milletimize yaşattığı utançtır. Biz boşuna bu Saray rejimi “eve deli, ele iyi” demiyoruz.

ÜRETEN FABRİKALARI SATTILAR, “BİZDEN ÖNCE TOPLU İĞNE ÜRETEMİYORDU” DİYORLAR

Bu çürümüş rejim bugüne kadar, ata yadigârı Şeker Fabrikalarını, milletin kâğıt üreten SEKA’sını, demir çelik üreten Ereğlisi’ni, çimento-gübre ve daha nice ürün üreten fabrikalarını, TEKEL’ini, Sümer Holding’ini, limanını, arazisini 63 milyar dolara sattı. Sata sata elde bir şey bırakmadılar. Bu rejimin yönettiği ülkede; bu millet TELEKOM peşkeşini gördü, bu millet Tank Palet peşkeşini gördü, bu millet TÜRKŞEKER’in onlarca dönüm arazisinin iki daire parasına nasıl satıldığını gördü. Şimdi bu ülkenin topraklarını, bu ülkenin vatandaşlığını, Doların yeşili için satıyorlar. Bunları yaparken de çürümüş düzenin yetkilileri, “Ülkemizin yıldızı parlıyor” “Bizden önce bu ülke toplu iğne üretemiyordu, bakın şimdi neler üretiyoruz” diye ahkâm da kesebiliyorlar.

ERDOĞAN’IN 2011’DE DEDİĞİ GİBİ…

Artık daha fazla vakit kaybetmeden bu çürük düzeni, sandıkta evine göndermenin vakti geldi. Bugün Saraylarda oturan Erdoğan 2011’de henüz Keçiören’de bir apartman dairesinde otururken ne diyordu: “Eğer 8 yıl önce aldığın asgari ücretle, aldığın yumurtadan, aldığın sütten, aldığın peynirden, ekmekten bugün daha az alıyorsan, bize oy verme…” Olay bu kadar basittir. Eğer bu ucube saray rejimi kurulduğundan bu yana, aldığınız ücretle, artık, daha az et, daha az süt, daha az yumurta, daha az peynir alıyorsanız, bunların sorumlusunu görün. Ve bunların sandıkta biletini kesmek için, bize katılın. Bu çürümüş düzenden önce, 50 liralık benzinle idare ederken, şimdi aynı 50 liralık benzin, ibrenin ışığını bile söndürmüyorsa, bunun müsebbibi kim buna bir iyice bakın. Bize katılın.

İKİ ADAY DEĞİL, İKİ ANLAYIŞ YARIŞACAK

Aziz milletimiz; önümüzdeki seçimde iki aday değil, iki anlayış yarışacak. Bir tarafta Harun olacağız diye gelip Karun olanlar, diğer tarafta sizler gibi mütevazı yaşayanlar. Bir tarafta milletin iffetli analarına küfredenleri koruyanlar, milletin kesesinden faiz lobilerinin, Dolar baronlarının, yandaş müteahhitlerinin kasasına borular döşeyenler; diğer tarafta, bu vurgunu bitirmeye kararlı, milletten çalınanları yerine koyacak, namuslu, dürüst kadrolar. Bir tarafta dediğim dedikçi, milletin cebini boşaltan, otoriter saray rejimini ülkenin başına bela edenler, diğer tarafta millet iradesinin tecelligahı gazi meclisi ülke yönetiminin merkezine koymak isteyen demokrasi aşıkları. Çürük tahta çivi tutmaz. Bu çürümüş rejim artık iflah olmaz. Tüm vatandaşlarımıza sesleniyoruz: Sözümüz milletimize, katılın bize.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı Cemal Enginyurt, canlı yayın sırasında gazeteci Latif Şimşek’i yanındakilerle birlikte stüdyoda darp etti. Aynı zamanda Demokrat Parti, Millet İttifakı’nın da bir parçası. Enginyurt’un bu eylemini Cumhuriyet Halk Partisi nasıl değerlendiriyor?

Faik ÖZTRAK- Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim hiçbir şiddet olayını tasvip etmemiz mümkün değildir. Hele hele basın mensuplarına uygulanacak şiddeti hiç kabul edemeyiz. Ülkemiz son dönemlerde basın özgürlüğü endeksinde giderek son sıralara doğru iniyor. Basın mensuplarına çok ciddi şiddet uygulanıyor. Bunun temel sebebi de siyasi atmosfer. Özellikle sarayın kutuplaştırarak oy alma stratejisi insanları birbirlerine karşı şiddet uygular hale getiriyor. İşte son dönemde gazeteci ve siyasetçilere yapılan saldırılara bakalım. Yavuz Selim Demirağ, Sebahattin Önkibar, Murat İde, Orhan Uğurluoğlu, Selçuk Özdağ… Bütün bu insanlara karşı hem de gerçekten canlarına kastedecek şekilde şiddet uygulandı.

Dün değil eveli gün meydana gelen eylem nedeniyle ortalığı birbirine katan yandaş medya o gün ortalarda hiç görünmüyordu. Buradan ben bir kere daha söyleyeyim, biz o gün de siyasetçilere ve basın mensuplarına uygulanan şiddete karşı çıktık, bugün de şiddetin tamamına ve özellikle de basın mensuplarına karşı uygulanan şiddete karşı çıkmaya, bunu benimsememeye devam ederiz. Bizde çifte kriter olmaz.

TÜİK SARAY TETİKÇİLİĞİNE SOYUNMAKTAN VAZGEÇSİN

CHP Sözcüsü Öztrak, TÜİK verileri üzerindeki makyajın ve Saray vesayetinin giderek ağırlaştığını, enflasyon istatistikleriyle oynamanın, milletin ücretini ve maaşını taammüden gasbetmek anlamına geldiğini belirterek, “TÜİK Başkanının, tam da enflasyon rakamları açıklanmadan önce, Saraya yaptığı ziyaret oldukça ilginç. Anlaşılan amacına ulaşmış görünüyor. Ama şunu da hatırlatalım, kalabalıkta işlenen suçun, tenhada özrü olmaz. TÜİK yöneticileri, Sayın Genel Başkanımızın söylediklerini dikkate alsın. Artık Sarayın tetikçiliğine soyunmaktan vazgeçsin” diye konuştu.

Erdoğan’ın milleti enflasyon canavarının dişleri arasına bile isteye attığını söyleyen Öztrak, “Soruyoruz: Millete çekilen bu operasyonu, siz kimin adına çektiniz? Bu sıradan bir iş değil. Hata bir kez yapılırsa, hata olur. Hata sürekli tekrarlanırsa, bu bir tercihtir. Bir kez daha soruyoruz: Siz kimin adına bu operasyonu çektiniz?” dedi.

KPSS’de soruların çalındığı iddialarını da değerlendiren Öztrak, iddiaların hemen ardından ÖSYM Başkanının görevinden alındığına dikkat çekerek, “Hayrola, bu ne telaş! ÖSYM Başkanını kurban verip, bu işten sıyrılmayı mı düşünüyorsunuz. Yoksa giderayak devlete yandaşlarınızı doldurmaya çalışırken, operasyon elinizde mi patladı?” diye sordu. Öztrak, ÖSYM’nin YÖK’ün ilgili kuruluşu olduğunu belirterek, YÖK Başkanı’nın bu konudaki sessiz kalmasını eleştirdi.

Akkuyu Nükleer Santrali inşaatını gerçekleştiren Türk firmasının sözleşmesinin Ruslar tarafından bu hafta feshedildiğini anımsatan Öztrak, “Bu hafta Erdoğan Soçi’ye, Putin ile buluşmaya gidecek. Tam da bu ziyaret öncesi, Rusların yaptığı bu operasyon neyin nesidir?” dedi.

Dün, önce TBMM grubumuzu, ardından da Merkez Yönetim Kurulumuzu, yedi düvele karşı yaptığımız, İstiklal Mücadelemizin en önemli kilit taşlarından biri olan, kadim şehrimiz Erzurum’da topladık. Türkiye Büyük Millet Meclisi tatilde ama Cumhuriyet Halk Partisi, Genel Başkanımızın talimatıyla, Genel Merkez Yönetimimizle, Meclis Grubumuzla, sahada çalışmalarını sürdürmeye, milletimizle hemhal olmaya devam edecek.

SAHA ÇALIŞMALARINA ERZURUM’DAN BAŞLAMAMIZ TESADÜF DEĞİL

Saha çalışmalarına Erzurum’dan başlamamız ise, elbette tesadüf değil. Erzurum Kongresi, tam 103 yıl önce 23 Temmuz ile 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında toplandı. Manda ve himayenin kabul edilmeyeceği, milli iradeyi hâkim kılmanın temel esas olduğu, hükümet işlerinin meclis tarafından kontrol edilmesini sağlamak için çalışılacağı, tüm dünyaya Erzurum’dan ilan edildi. İşte böyle anlamlı bir tarihin yıldönümünde, genlerinde, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk ve Kuvayımilliye olan partimizin, seçim sathı mailine girdiğimiz bu dönemde, hak, hukuk, adalet ve milli iradeyi hâkim kılma mücadelesini, Erzurum’da başlatmasından daha doğal hiçbir şey olamazdı. Erzurum; hem Sayın Genel Başkanımızı, CHP grubunu, büyük bir misafirperverlikle bağrına bastı. Erzurumluların da “kral değil, kural istediklerini” gördük. Bu vesileyle, tüm Erzurumlu hemşerilerimize, bir kez daha teşekkürlerimizi sunuyoruz. Dün Merkez Yönetim Kurulumuzun gündeminde, KPSS skandalı vardı. Devlet yönetimindeki kriz artık öyle bir noktaya geldi ki, bu ülkede artık güvenilir bir sınav yapılamaz hale geldi. Yine ekonomide derinleşen kriz, artan hayat pahalılığı, ağırlaşan yoksulluk, kurulumuzun tabi ki gündemindeydi. Ekonomik kriz ve sıkıntıların, dış politikada sebep olduğu kırılganlıkları ve diğer ülkelere verilen tavizleri de değerlendirdik. Bu sıkıntılardan nasıl çıkılacağını da yine kurulumuzda tartıştık.

KİBİR HASTALIĞINA YAKALANAN SİYASETÇİNİN ÖZELLİKLERİ

“Kibir, şeytanın en sevdiği günahtır.” Kalpteki kibir, insanın aklını başından alır. İnsanı felakete sürükler. Siyasette, bu kibir sarhoşluğu ve güç zehirlenmesi, “Hübris” hastalığı olarak adlandırılır. Hübrise yakalanan siyasetçi, bir de ülkeyi yönetiyorsa, sadece kendini değil, beraberinde ülkesini de uçuruma sürükler. Bu nedenle kibir hastalığına yakalanan siyasetçilerin bir an evvel sandıkta biletinin kesilip evine gönderilmesi, bir ulusun huzuru, refahı ve çocuklarının geleceği açısından, son derece önemlidir. Peki, bu illet nasıl ortaya çıkar? Belli başlı belirtileri nelerdir?

Kibir illetine yakalanan siyasetçi, narsistleşir. Kendisini her şeyin merkezinde görmeye başlar. Devlette ne kadar makam, mevki varsa, kendi “lütfu keremi” sanır. “Benim bakanım, benim valim” diye başlayan cümleler, ya da; “İngiltere, Almanya, Fransa ve şahsım dörtlü zirve yaptık” gibi, kendisiyle, devleti özdeşleştiren, “Ben varsam devlet var” tarzı ifadeler, işte bu kibir illetinin tezahürleridir.

Kibir illetine yakalanmış siyasetçi, kendi kaderiyle ülkesinin kaderini bir görür. “AK Parti’nin kaderiyle ülkenin kaderi et ve tırnak gibi birbiriyle iç içe geçmiştir” sözleri, bu dermansız illete tutulmuş siyasetçinin sözleridir.

Kibir hastalığına yakalanan siyasetçi, kendisini öyle bir mertebeye koyar ki, artık yaptıklarından dolayı mahkemelere değil, bir tek Allah’a hesap vereceğini düşünür. Devletin askeriyesini, adliyesini, mülkiyesini, maliyesini FETÖ’cülere teslim eder. Ortaklık yaptığı bu hainler darbeye yeltenir. Millet iradesinin tecelligâhı Gazi Meclisimizi bombalar. Milletimiz, devletini sokaklardan toplar. Bunun için canını verir. Şehit olur. Ama tüm bunlara sebep olan kibir abidesi çıkar, “Rabbim ve milletim beni affetsin” deyip, işin içinden sıyrılmaya kalkar.

Kibir illetine yakalanan bir siyasetçi ülkesinin gerçeklerinden de tamamen kopar. Ülkesinin yurttaşları araba sahipliğinde, Avrupa sonuncusudur. Emeğiyle geçinenlerin bir otomobil sahibi olma umudunu hatalı politikalarıyla bitirmiştir. Ama yine de çıkar: “Herkesin altında maşallah arabası var” diyebilir. Vatandaşları, ucuz ekmek kuyruklarında saatlerce beklerken, o kibir abidesi çıkıp, “Aç kalan yok, kriz yok, hepsi manipülasyon” der.

Kibir hastalığına tutulan siyasetçi, kendisini her türlü hatadan münezzeh görür. Hiçbir uyarıyı, eleştiriyi kabul etmez. Kendisini eleştirenleri de yanından birer birer uzaklaştırır, sarayında giderek yalnızlaşır.

Kibirli siyasetçinin güç sarhoşluğu, altındakilere de yansır. Onlarda devleti, partilerinin devleti olarak görürler. Önce kendi çoluk çocuğunu devlet protokolünün asli unsuru yapar. Tabi onun il başkanları da Mehmetçiklerimizi sıraya dizip, kendilerini karşılatmaya cüret eder.

ÜLKEMİZ BİR KİBİR ABİDESİNİN ELİNDE BUHRANDAN BUHRANA SÜRÜKLENİYOR

İşte bugün ülkemiz ne yazık ki, milleti unutan, iyi olan her şeyi kendinden menkul sanan, kendi hatalarının sorumluluğunu üstlenmeyen, kibir abidesi, Erdoğan ve şürekâsı elinde, bir buhrandan diğer buhrana sürüklenmektedir. Memnuniyet ve övgüler Erdoğan’a, şikâyet ve sorunlar Bay Kemal’e… Erdoğan’ın yetkisi çok, ama sorumluluğu hiç yok.

SÜRÜCÜ KOLTUĞUNDA SARAY, MUAVİN KOLTUĞUNDA TCMB BAŞKANI

Bu kibir abidesi, bir safsatanın peşine takılır, Bakanları, Merkez Bankası Başkanlarını görevden alır, “Liyakat değil, bana sadakat önemli” der. Enflasyonu durduk yere şaha kaldırır. Sonra da bunun sorumluluğunu, “Dış güçlerin, küresel dalgalanmaların, bölgesel gerilimlerin, içerideki tamahkârların” üzerine atmaya kalkar. Merkez Bankası Başkanını minibüsün muavin koltuğuna gönderir. Bankanın sürücü koltuğuna kendi geçer. Tabela faizini yüzde 19’dan 14’e indirir, sonra da çıkıp “nassımın gereği” der. Enflasyon yüzde 16’dan, yüzde 39’a çıkar. Sarayın kibirlisi, “Rabbimiz sizi korku ve açlıkla; mallardan, canlardan, ürünlerden eksiltmekle sınar. Sabredin” der. Bunu dedikten sonra, enflasyon 7 ayda yüzde 36’dan, bu kez yüzde 80’e çıkar. O yine hiç sıkılmadan, bir kez daha 6-7 ay sonrasına randevu verip, milletten sabır istemeye devam eder.

ALDATAN SİZİ ALLAH İLE ALDATMASIN

Firavunlaşır, Karun olur. Ama sıkılmadan Harun pozlarında konuşmaya devam eder. Yüce Allah, “Aldatan, sizi Allah ile aldatmasın” diye, tüm kullarını açıkça uyarmıştır. Altını çizerek söyleyelim bugün mutfaklarda tencereler boşsa, pazar tezgâhları, market rafları yangın yeriyse, millet ucuz ekmek için saatlerce sırada bekliyorsa, çocuklar yatağa aç giriyorsa, alnının teriyle çalışanlar için, bir ev, bir araba almak artık hayal olduysa, bunun tek bir sorumlusu vardır o da, “Ben ekonomistim” diyen, “Ekonominin sorumlusu benim, ben” diye böbürlenen, Erdoğan’dır başkası değildir.

TÜİK ENFLASYONU HEPSİNİN ALTINDA

Bugünde Temmuz enflasyon rakamları açıklandı. TÜİK’e göre aylık enflasyon yüzde 2,4’müş… İki gün önce İstanbul Ticaret Odası aylık enflasyon “Yüzde 4,1” dedi. Bağımsız iktisatçılardan oluşan ENAG bugün bu ayın enflasyonu “Yüzde 5” dedi geçtiğimiz ayın enflasyonu. Temmuz enflasyonu için piyasalar “Yüzde 3,2” bir enflasyon bekliyordu. Ama TÜİK’in açıkladığı enflasyon, bunların hepsinin altında. Makyaj giderek ağırlaşıyor.

TÜİK SARAY TETİKÇİLİĞİNE SOYUNMAKTAN VAZGEÇSİN

TÜİK üzerindeki Saray vesayeti de, artık objektiflerden saklanamıyor. TÜİK Başkanının, tam da enflasyon rakamları açıklanmadan önce, Saraya yaptığı ziyaret oldukça ilginç. Anlaşılan amacına ulaşmış görünüyor. Ama şunu da hatırlatalım, kalabalıkta işlenen suçun, tenhada özrü olmaz. Enflasyon istatistikleriyle oynamak, milletimizin ücretini ve maaşını taammüden gasbetmektir. TÜİK yöneticileri, Sayın Genel Başkanımızın söylediklerini dikkate alsın. Artık Sarayın tetikçiliğine soyunmaktan vazgeçsin.

ENFLASYONU TARİHİMİZDE GÖRÜLMEMİŞ BİR HIZLA AZDIRDI

Herkes şunu biliyor ki; “Enflasyon en büyük halk düşmanıdır, en haksız vergidir.” Erdoğan milletimizi bile isteye, bu canavarın dişlerinin arasına atmıştır. Enflasyonu tarihimizde görülmemiş bir hızla azdırmıştır. Bugün yıllık tüketici enflasyonu yüzde 79,6. Üretici enflasyonu ise yüzde 144,6. TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla bile, tüketici enflasyonu, 1998 Eylül ayından bu yana en yüksek enflasyon düzeyi. Üretici enflasyonu ise Cumhuriyet tarihimizin, en yüksek seviyesinde. Böyle bir üretici enflasyonunu ne 1994 krizinde, ne 2001 krizinde, ne de 1970’lerde gördük.

MİNARE KILIFA SIĞMIYOR

Her ne kadar, “Minareyi çalan, kılıfını uydurmaya çalışsa da” minare o kadar büyük ki, artık hiçbir kılıfa sığmıyor. Dünyada son bir yılda, gıda fiyatlarındaki artış yüzde 23. Bizdeki gıda enflasyonu yüzde 95. Neredeyse dünyanın 4 katı, 5 katı. Dünyada son bir yılda et fiyatlarındaki artış yüzde 13. Bizde yüzde 90. Dünyanın 9 katı. Dünyada tahıl ve tahıl ürünlerindeki fiyat artışları yüzde 28. Bizde yüzde 118. Dünyada şeker fiyatlarındaki artış yüzde 9. Bizde kaç? Yüzde 153. Erdoğan’ın bu fahiş zamları artık hiçbir kılıfa sığmıyor. Milletimiz Erdoğan’ın ne yaptığını görüyor, notunu da veriyor. Milletimiz bugün hayat pahalılığı altında inim inim inliyorsa, bunun tek bir sorumlusu vardır. O da; kibir abidesi Erdoğan’dır.

ARTIK SADECE FAİZDE DEĞİL, ENFLASYONDA DA ÜÇÜNCÜ DÜNYA LİGİNDEYİZ

Son dört yılda bu ülkede, üç Hazine ve Maliye Bakanı, dört Merkez Bankası Başkanı, beş TÜİK Başkanı gördük. Gelen, hep gideni arattı… “Artık bu kadarı da olmaz, yapılmaz” denilen ne varsa oldu. Paramızın itibarını korumakla görevli kurumun itibarı, beş paralık edildi. Bundan 1,5 yıl önce, Erdoğan’a yakın bir gazete, “Bu operasyonu kim adına çektiniz?” manşetiyle, önceki Merkez Bankası Başkanı’nı hedefe koydu. Şimdi bu manşetin, Erdoğan’dan habersiz atılması mümkün mü? Elbette değil. Atanan Merkez Bankası Başkanı da, aynı gazetede kalem oynatan eski bir AK Partili vekildi. Sarayın istediği oldu. O gün attıkları manşette, “Türkiye, yüksek faizde üçüncü dünya liginde” diyorlardı. Bugün Türkiye, hala faizde üçüncü dünya liginde… Ama artık Türkiye, sadece faizde değil enflasyonda da üçüncü dünya liginin zirvesinde…

MİLLETE BU OPERASYONU KİMİN ADINA ÇEKTİNİZ

Şimdi de biz soruyoruz: “Millete çekilen bu operasyonu, siz kimin adına çektiniz?” Bu sıradan bir iş değil. Hata bir kez yapılırsa, hata olur. Hata sürekli tekrarlanırsa, bu bir tercihtir. Bir kez daha soruyoruz: “Siz kimin adına bu operasyonu çektiniz?” bugün sanayici krediye erişemiyorum diye şikayet ediyor. Dövize sıkışan Hükümet, bir yandan Merkez Bankası, bir yandan BDDK eliyle, kredi musluklarını kapatmaya devam ediyor. Sanayicinin, ihracatçının elindeki dövizlere el koyuyor. Aba altından da sopa gösterip, sanayiciye “Elinizdeki dövizi satın” diye baskı yapıyor.

TCMB BAŞKANI SANAYİCİLERİ FİŞLEMİŞ

En son İstanbul Sanayi Odası’nda yaşanan skandal görülmemiş bir skandaldır. Bankanın muavin koltuğunda oturmaya razı olan Merkez Bankası Başkanı, kendisine derdini anlatan sanayiciye demediğini bırakmamıştır. Yok, sanayici aldığı düşük faizli krediyle, 55 milyar dolarlık döviz almış… Yok, sanayici stokçuluk yapıyormuş… Yok, ucuz krediyle döviz alan sanayicilerin listesi de ellerindeymiş… Anlaşılan Merkez Bankası Başkanı oturduğu muavin koltuğundan, sanayicileri fişlemiş. Sen direksiyonu sarayın kibirlisine kaptırmışsın. Kanunen sana verilen enflasyonu düşürme görevini, yerine getirememişsin. Milli paramızın değerini pul etmişsin. Sanayicinin üretim maliyetleri almış başını gitmiş. İşte üretici enflasyonu yüzde 145 olmuş. Sayenizde sanayicinin işletme sermayesi her gün eriyor. Bugün aldığı hammaddeyi, ara mamulü, yarın kaça yerine koyacağını bilmiyor. Ticarette vade, kontrat kalmadı. Bütün bunlar sizin “patlak şambrele yama” politikanızın sonucu… Ama artık lastik yama tutmuyor. Hiç sıkılmadan siz çıkıp üreticiyi, sanayiciyi suçluyorsunuz.

SANAYİCİ ENSESİNİ AÇIKTA BIRAKTIKÇA DAHA ÇOK TOKAT YER

Tabi ön teker nereye, arka teker de oraya. Kibirle malul Erdoğan sağa, sola bağırarak, ülkeyi yönetebileceğine inanırsa, atadığı Merkez Bankası Başkanı da, sağa sola ayar vererek, tüketiciyi tehdit ederek, para politikasını yöneteceğini sanır. İşbaşında bu kibirli kafa, yönetimde böyle kifayetsiz bürokratlar oldukça, sanayicilerimiz de enselerini bu kadar açıkta bıraktıkça, daha çok tokat yerler. Moralleri daha çok bozulur. Üretim, yatırım daha çok sekteye uğrar. Türkiye İmalat Satın Alma Yöneticileri Endeksi PMI, son beş aydır kritik eşik 50’nin altında seyrediyor. Bu önümüzdeki günlerde sanayideki zorlu koşulların, daha da ağırlaşacağının önemli bir göstergesi. Milletimiz artık şunu çok iyi anladı. İş ehline verilmezse, tarlaya karga, ambara fare, fırına hırsız, memlekete harami dadanır. Herkese yetecek ekmek, kimseye yetmez olur. Ülkede güven kaybolur.

KPSS’DE SIZINTI İDDİALARI MESNETSİZ DEĞİL

Devlette yönetim krizi her geçen gün büyüyor. Ülkemiz yönetilmiyor savruluyor. Gün geçmiyor ki büyük bir skandal patlamasın. İşte dün yaşadığımız skandal; bu kifayetsiz kadrolar, sağlıklı bir şekilde, Kamu Personeli Seçme Sınavı dahi yapamamışlar. Bu milletin evlatlarının umutları, geçmişte çalınan sınav sorularıyla çok yandı. FETÖ’yle beraber çok kul hakkına girdiler bunlar. Gençlerimizin umutlarını çaldılar. Erdoğan’ın Başbakan olduğu dönemde dönemin ÖSYM Başkanı için soruşturma izni vermedi, sınav sorularının çalınmasıyla ilgili iddiaların araştırılmasını, bilerek, isteyerek engelledi. Dün yine sınav sorularının dışarıya sızdırıldığına yönelik, sosyal medyada çok ciddi iddialar ortaya atıldı. Bunlar öyle hafife alınacak, mesnetsiz iddialar da değil. Ama ÖSYM daha yemeden, içmeden, doğru düzgün araştırmadan iddiaları hemen reddetti. Ardından artan kamuoyu baskısıyla, Erdoğan’ın Devlet Denetleme Kurulu’na, bu konuyu inceleme talimatı verdiği söylendi, açıklandı. Sonra da Erdoğan aynı gün gece yarısı bir kararnameyle ÖSYM başkanını, apar topar görevden aldı.

DEVLETE YANDAŞ DOLDURMA OPERASYONUNUZ ELİNİZDE Mİ PATLADI

Hayrola, bu ne telaş! ÖSYM Başkanını kurban verip, bu işten sıyrılmayı mı düşünüyorsunuz. Yoksa giderayak devlete yandaşlarınızı doldurmaya çalışırken, operasyon elinizde mi patladı? ÖSYM Başkanına tavsiyemiz, eğer bu işi birilerinin talimatıyla yaptıysa, önceki Çevre ve Şehircilik Bakanı Bayraktar gibi, kendisine talimat vereni açıklasın. Yoksa bu pilav daha çok su kaldırır.

KAZANAN DA MAĞDUR KAYBEDEN DE

Çalınan her soru, gençlerimizin çalınan hayatıdır. Sınav sorularının çalındığı iddialarının, ciddiyetle ele alınması gerekir. Çünkü bundan sonra bu sınavı kazanan da töhmet altında olduğu için, kaybeden de hakkının yendiğini düşündüğü için mağdurdur. Bu, yandaş olmayan gencin hakkını gasptır. Derhal soruşturulmalı, soruşturma sonucuna göre de gereği mutlaka yapılmalıdır. Kamuoyunun vicdanı derhal rahatlatılmalıdır. Biz bu konunun takipçisi olmaya devam edeceğiz. Bu arada ÖSYM YÖK’ün ilgili kuruluşu… Şimdi ÖSYM’nin ilgili olduğu YÖK Başkanı, neden sus pus? Buradan açıkça ifade edelim, iş başında liyakatli, emir eri olmayan bürokratlar olsaydı bu skandal yaşanmazdı.

BU KADAR HATA TESADÜF OLAMAZ

Sınav sorularını koruyamayacaksınız. Sınırlarımızı koruyamayacaksınız. Şehirlerimizi koruyamayacaksınız. Paramızın değerini koruyamayacaksınız. Merkez Bankası kasasını koruyamayacaksınız. Beceriksizliğin bu kadarı da, gerçekten çok özel bir çaba gerektiriyor. İnsan ister istemez, “Bu kadar hata gerçekten tesadüf olamaz” diye düşünüyor.

AKKUYU HAKKINDA BAKANLIK SUS PUS

Ne yazık ki ülkemiz, “Ya benimsin ya da kara toprağın” diyen sakat bir yönetim anlayışının elinde… Bu sakat anlayışın koltukta kalmak için, vermeyeceği taviz, çiğnemeyeceği ilke ve değer yok. İşte en son Rusya ile yaşanan Akkuyu Nükleer Santrali meselesi… Biz komşularımızla karşılıklı saygı temelinde, iyi ilişkilere sahip olunmasını tabi ki isteriz. Rusya’da, Türkiye’nin önemli bir komşusudur. Ancak defalarca uyarmamıza rağmen, son dönemde başta enerji olmak üzere, pek çok alanda ülkemiz aleyhine, Rusya’yla asimetrik bir bağımlılık oluşmuştur. 2021’de toplam doğalgaz ithalatımızın yüzde 45’i Rusya’dandır. Ve yaşadığımız güncel bölgesel krizler de göstermiştir ki, menfaati icap ettiğinde Rusya, enerjiyi bir silah olarak kullanabilmektedir. Enerjide kaynak ülke çeşitliliğini artırmak,  Türkiye için artık stratejik bir tercihtir. Bu gerçeğe rağmen, ülkemiz nükleer enerjide de, Rusya’ya bağımlı hale getirilmiştir. Rusya hem Akkuyu’da kurduğu nükleer santralin, hem de Akkuyu’da üreteceği elektriğin sahibidir. Türkiye bu elektriğin sadece tüketicisidir. Hem de üretilecek elektriğin kilovatsaatine, KDV hariç 12,35 sent gibi, fahiş mi fahiş bedel ödemek zorunda olan bir tüketici… “Hadi nükleer teknolojiyi öğreneceğiz” desek, o da mümkün değil. Çünkü santralin işletme ve bakımı da dâhil, tüm iş süreçlerinden Rusya sorumlu. Santralin hiçbir yerinde yerlilik, millilik yok! Hal böyle iken Akkuyu’nun inşaatını gerçekleştiren, Türk firmasının sözleşmesi de, Ruslar tarafından bu hafta feshedildi. İnşaat işi Rusya’ya ait bir devlet şirketine kaldı. Açıkçası “Bu işin ardında ne var?” biz anlayamadık. İnşaatı gerçekleştiren Türk firması ehil bir firma değilse, Nükleer Santral gibi, çok hassas bir inşaatta neden yüklenici oldu? Yok, söz konusu firma bu işlerde ehilse, Ruslar tek taraflı olarak, bu firmanın işine neden son verdi? Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı’nın bu süreçten haberi var mı? 2010’da Rusya ile imzalanan ve Meclis’te onaylanan milletlerarası antlaşmada, “Anlaşmanın uygulanması veya yorumlanmasında, ilgili taraflar arasındaki uyuşmazlıklar, Enerji Tabi Kaynaklar Bakanlığı ve Rus Rosatom arasında, karşılıklı istişare ve müzakereyle çözülür” diyor. Buna göre, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı, bu işin bir tarafında olmalı. Ama maşallah Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı sus, pus… Milletten ne saklanıyor? Santralin inşaatı için, Rusya’dan 9,6 milyar dolar civarında bir kaynağın, yine Türkiye’de bu işi yapan Rus şirkete aktarılacağı söyleniyor. Ruslar, Türk ekonomisinin sıkıntılarını görerek, bu parayı Türkiye’ye önden yüklemeli gönderme karşılığında, acaba Türk firmasının inşaat işinden ayrılmasını şart mı koştu? Yoksa para karşılığında Ruslara, Akdeniz’de, vatan topraklarında liman mı satıldı? Rusların Akdeniz’e inme hayallerini birkaç dolar vererek gerçekleştirmelerine izin mi verildi? Bütün bunların cevabını öğrenmek aziz milletimizin hakkıdır. Bu hafta Erdoğan Soçi’ye, Putin ile buluşmaya gidecek. Tam da bu ziyaret öncesi, Rusların yaptığı bu operasyon neyin nesidir? Biz bu soruların takipçisi olmaya devam edeceğiz.

AYM LİMANLAR KARARINI VERDİ, CHP TBMM’NİN DOLANDIRICILIĞA ALET EDİLMESİNİ ENGELLEDİ

Sarayın kibirlisi artık gideceğini görüyor. Giderken de yağmaya, talana hız veriyor. Bu yılın hemen başında bir torba kanunla, bazı limanların, 49 yıldan az olan veya süresi 49 yıldan az kalmış işletme hakkı sözleşme süreleri, ihalesiz, duyurusuz bir şekilde 49 yıla kadar uzatıldı. Bu limanların çoğunu, Sarayın yandaşları işletiyor. Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz bu hukuksuzluğu, Anayasa Mahkemesi’ne taşıdık. Anayasa Mahkemesi de aldığı kararla, “Özelleştirmede hâkim olması gereken, serbest rekabet ve eşitlik ilkelerinin ihlal edildiğini; yapılan düzenlemenin söz konusu limanların, gerçek özelleştirme değerlerine ulaşılmasını, engelleyebilecek nitelikte olduğunu” hükme bağladı. Böylece Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grubu Gazi Meclisimizin dolandırıcılığa, ihaleye fesat karıştırmaya alet edilmesini engellemiş oldu.

İKİ ELİMİZ YAKANIZDA OLUR

Şimdi buradan açıkça uyarıyoruz. Tüyü bitmedik yetimin hakkını yemek adına, bu talanları bir sözleşmeye bağladıysanız, yani 49 yıla çıkarttıysanız bunu derhal iptal edin. Yoksa milletimiz yetkiyi bize verir vermez iki elimiz yakanızdadır.

ÇALINANLARI GERİ VERMEK İÇİN GELİYORUZ

Aziz milletimiz; sorunlar ne kadar büyük olursa olsun, umutsuzluğa yer yok. Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılında iş başına geliyoruz. Eğitimden sağlığa, dış politikadan güvenliğe, alt yapıdan üretime, ekonomiden tarıma… Erdoğan’ın bozduğu ne varsa biz düzeltmeye talibiz. Biz, insanlarımızın geleceğine umutla baktığı, çocukların yatağa aç girmediği bir ülke için geliyoruz. Hayat pahalılığını bitirmeye, milletimize rahat bir nefes aldırmaya geliyoruz. Üreterek kazanan, kazandığını hakça paylaşan bir ekonomiyi, aziz milletimizin hizmetine sunmak için geliyoruz. Bu ülkenin insanlarından çalınan ne varsa, hepsini milletimize geri vermek için geliyoruz. Biz, bu güzel ülkenin, bu asil milletin, hiçbir ayrım olmadan, dünyada her şeyin en iyisini hak ettiğine inanıyoruz.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Varsa sorularınızı alabilirim.

Soru- AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, AK Parti’den milletvekili aday adayı olan İsmail Altıntaş’ı Sayıştay Başsavcılığına atamasını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Genel Başkanımız, askeriyeye, adliyeye ve camiye siyaset sokmayın diye bu yönetimi defalarca uyardı. Ama onlar bir türlü ders almıyorlar. Gider ayakta gemi azıyı almış vaziyetteler. Sayıştay Başsavcılığına parti komiseri koyuyorlar. Korku dağları bekliyor. Ama ne yaparlarsa yapsınlar miri malının balık kılçığı olduğunu, yutmak isteyenin boğazında kalacağını herkes görecek. 

Soru- Profesör Doktor Esin Davutoğlu Şenol’un ofisine dana dili bırakıldı. Şenol, aşı karşıtları tarafından tehdit edildiğini söyledi. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca herhangi bir açıklama yapmadı bu durumla ilgili. Aynı zamanda CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen de ölümle tehdit edildi. Bu konuda siz bir değerlendirme yapabilir misiniz?

Faik ÖZTRAK- Bu ülkede kadınlar çok rahat tehdit edilir hale geldi. Bu olaylar münferit diyerek, sorumlularına meczup denerek geçiştirilemez. Bunlar dikkatle takip edilmelidir, üzerinde hassasiyetle durulmalıdır. Çok açık ifade ediyorum, kimsenin kadın olsun, erkek olsun bir başkasını tehdit etme hakkı yoktur, devletin görevi böyle bir tehdit söz konusu olduğunda bunun üzerinde hassasiyetle durmaktır.

ÜLKE, “YA BENİMSİN YA KARA TOPRAĞIN” DİYEN BİR ZİHNİYETİN ELİNDE

CHP Sözcüsü Öztrak, yolun sonuna geldiğini idrak eden Erdoğan’ın, seçime kadar Kur Korumalı Mevduatla idare etmeyi, sonra da bu ateşten topu CHP’nin kucağına bırakmayı düşündüğünü belirterek, “Bu, korkunç bir sorumsuzluk. 85 milyonluk koskoca ülke, ‘Ya benimsin, ya kara toprağın’ diyen bir zihniyetin elinde” diye konuştu.

Bundan birkaç yıl önce “Ekonominin sorumlusu benim, ben” diyen Erdoğan’ın, şimdi sebebi olduğu krizi öksüz ve yetim bıraktığını ifade eden Öztrak, “Yaşadığımız enflasyonun da, ekonomik krizin de nesebi sahihtir. ‘Faiz sebep, enflasyon netice’ diyen Erdoğan’dır. Bugün yaşadığımız enflasyonun bugün yaşadığımız işsizliğin, ülkemizin sefalet endeksinde dünya şampiyonu olmasının, anası da, babası da Erdoğan’dır” değerlendirmesinde bulundu.

Milletin dertlerine çözüm üretemeyen Hükümetin, şimdilerde CHP’nin projelerini taklit etmeye çalıştığını, son olarak da CHP’nin Aile Destekleri Sigortası’nı “Aile Destekleri Programı” diyerek aşırmaya kalktığını söyleyen Öztrak: “Aile ve Sosyal Hizmet Bakanı, Aile Destekleri Programı’ndan, ‘çalışanların ve emeklilerin de’ yararlanabileceğini söyledi. İşte bunun adı; tam da şecaat arz ederken, sirkatin söylemektir. Kendi bakanları, hem çalışan yoksulluğunu, hem de emeklilerimizin yoksulluğunu kabul etmiş. 20 yılın sonunda geldiğimiz yeri pek de güzel özetlemiş” diye konuştu.

Öztrak, Erdoğan’ın arkasında bıraktığı enkazın farkında olduğuna ve 85 milyonluk ülkeyi uçuruma yuvarladığına dikkat çekerek, şunları söyledi:

“Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılında, eğitimden sağlığa, dış politikadan güvenliğe, alt yapıdan üretime, ekonomiden tarıma… Sizin bozduğunuz ne varsa düzeltmek, yıktığınız devlet kurumlarının yerine yenisini ve çok daha iyisini inşa etmek için geliyoruz. İnsanların geleceğine umutla baktığı, çocukların yatağa aç girmediği bir ülkeyi, ayağa kaldırmak için geliyoruz. Hayat pahalılığını yenmeye, milletimize rahat bir nefes aldırmaya geliyoruz. Üreterek kazanan, kazandığını hakça paylaşan bir ekonomiyi, milletimizin hizmetine sunmak için geliyoruz. Bu ülkenin insanlarından çalınan ne varsa, hepsini milletimize geri vermek için geliyoruz.”

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine ilişkin düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Bugün Kurulumuzun gündeminde; Erdoğan Şahsım Hükümetinin, ekonomiyi perişan eden politikaları sonucunda, milletimizi ezip geçen hayat pahalılığı, artan yoksulluk ve fukaralaşma, arşa çıkan ekonomideki riskler ve Türkiye’mizin çok önemli diğer sorunları vardı.

CHP’NİN ÖNERİLERİNİ KOPYALA-YAPIŞTIR YAPIYORLAR

Metal yorgunu Saray hükümeti, ülkemize yaşattığı büyük buhrandan, aspirin tedavisiyle, pansumanla, yamayla çıkmaya çabalıyor. Olmuyor; Cumhuriyet Halk Partisi’nin önerilerini, projelerini, kopyalayıp yapıştırarak, sandığa kadar dayanmaya çalışıyor bu sefer. Ama bilinen kuraldır; “Taklit aslına öykünürken, aslını büyütür.” Milletimiz, dertlerine kimin derman olacağını çok iyi biliyor. Artık derdini Erdoğan’a değil, Sayın Genel Başkanımıza anlatıyor. Milletimiz sesini duyanın, sıkıntılarını giderecek projeleri üretenin, Cumhuriyet Halk Partisi olduğunu görüyor. Ancak Sayın Genel Başkanımız zorladığında, şahsım hükümetinin kımıldadığını biliyor. Milletimiz; kendisine sırt çevirenlere, sesini duymayanlara, halini görmeyenlere, kibirden sarhoş olmuşlara, sandıkta tasdiknamelerini vermeye hazırlanıyor.

GENEL BAŞKANIMIZ PROJELERİMİZİ PAYLAŞMAYA DEVAM EDECEK

İşte dün Balıkesir’de, Kuvayımilliye Meydanı’nı dolduran halkımızın coşkulu, gür sesi, başta Genel Başkanımız olmak üzere, Cumhuriyet Halk Partisi’nin ve ortaklarının, “Çözümün adresi” olarak görüldüğünü ortaya koydu. Biz, milletimizin bu büyük teveccühüne layık olmak için, gece gündüz çalışmaya devam edeceğiz. Genel Başkanımız, milletin derdine derman olacak projelerimizi paylaşmaya, milletin dertlerinin takipçisi olmaya devam edecek.

CUMHURİYETİN KURULUŞUNDA İKİ ÖNEMLİ KAVŞAK: ERZURUM VE LOZAN

Geçtiğimiz hafta, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşunda, iki önemli kavşağın, iki önemli dönüm noktasının yıl dönümlerini coşkuyla kutladık. Bunlardan ilki; 23 Temmuz 1919’da toplanan Erzurum Kongresi’dir. Bu milli kongremizde, Kurtuluş Savaşı’nın yol haritası çizilmiş, “Hiçbir emperyalistin, manda ve himayesinin kabul edilmeyeceği” tüm dünyaya ilan edilmiştir. Yine Erzurum Kongresi’nde; “Kuvayımilliye’yi tek kuvvet tanımak ve milli iradeyi hâkim kılmak esastır” denerek, Kurtuluş Savaşımızın ve Cumhuriyetimizin merkezine, milletimizin gücü ve tertemiz iradesi konmuştur. O tertemiz irade de Gazi Meclis’te vücut bulmuş, milletimiz kendi kaderine Gazi Meclis eliyle sahip çıkmıştır.  Cumhuriyetimize giden yolda, bir diğer önemli dönüm noktası ise, 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşması’dır. Lozan Antlaşması, Büyük Önderimiz, Cumhuriyetimizin ve Cumhuriyet Halk Partimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ifadesiyle, “Türk ulusu aleyhine yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması’yla tamamlandığı sanılmış büyük bir suikastın sonuçsuz kaldığını bildirir bir belgedir.” Lozan Antlaşması, Siyasi bağımsızlığımızla beraber, adli ve iktisadi bağımsızlığımızı da tüm dünyaya kabul ettiren, çok önemli bir zaferdir. Türkiye Cumhuriyeti’nin tapu senedidir. Lozan Antlaşması’nı anlamak ve çocuklarımıza anlatmak, bugün artık en önemli görevlerden biri haline gelmiştir.

LOZAN’IN BAYRAM OLMASI İÇİN TEKLİF VERECEĞİZ

Genel Başkanımız, Cumartesi günü Lozan’ı anmak üzere, Bursa’da Rumeli ve Balkanlardan gelen soydaşlarımız, mübadiller ve onların çocuklarıyla, torunlarıyla bir araya geldi. Bu görkemli buluşmada da, TBMM açılır açılmaz, “Lozan Sulhunun, resmi bayram olarak kabul edilmesine dair” bir kanun teklifinin verilmesi talimatını bizlere verdi. Biz bu vesileyle, bir kez daha, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Kurtuluş Savaşımızın tüm aziz kahramanlarını, tüm şehit ve gazilerimizi rahmetle, minnetle, saygıyla anıyoruz. Hepsinin mekânı cennet olsun.

20 YIL SONRA HALA “SABREDİN” DEMELERİ İFLASIN İLANI

20 yıldır iş başında olan bir hükümet, bugün vatandaşlarına çıkıp, “Sabredin” diyebiliyorsa, o hükümete sadece metal yorgunu denmez. Aynı zamanda, o hükümetin beyin ölümü de gerçekleşmiştir. 20 yıl hem devletlerin, hem de insanların hayatında oldukça uzun bir zamandır. Verilen sözlerin, vaatlerin yerine getirilmesi için, haydi, haydi yetecek bir süredir. Ama 20 yılın sonunda, sözlerini tutmayan, millete zulmeden bir hükümet, hala sıkılmadan çıkıp milletten sabır istiyorsa bu, siyasi aczin ve iflasın ilanıdır. Milletimiz, kendisine zulmedenlere sabretmez. Zulme karşı durmayıp, sessizce sabretmenin, zulme rıza göstermek olduğunu, zulme rıza gösterenin de, zulme ortak olduğunu bilir. Milletimiz kendisine zulmedenleri de çok iyi tanır.

ZULMÜNÜZ ATEŞTEN SICAK

Hazreti Ali; “Dürüst insana iftira atmak, gökten ağırdır. Hak, yeryüzünden geniştir. Kanaatkârın kalbi, denizden zengindir. Münafığın kalbi, taştan katıdır. Zalim idareci, ateşten sıcaktır. Sabretmek, zehirden acıdır” demiş. Ülkeyi 20 yıldır yönetenlere sormak lazım. Bu millet ateşten daha sıcak zulmünüze, daha ne kadar sabredecek?

MİLLETE VERDİKLERİ SÖZÜ TUTMADILAR

2011 seçimlerinden hemen önce, “Türkiye 2023’te, dünyada ilk 10 ekonomi arasına girecek” diye, millete söz veren kim? Bu vaadi devletin kalkınma planına yazdırıp, Meclis’te onaylatan, sonra da Devlet Planlama Teşkilatı’nı kapatan kim? Tabii ki Erdoğan… Ama 2023’e bir yıl kala, bıraktık ilk 10’u, Türkiye’yi en büyük 20 ekonomi liginden düşüren kim? O da Erdoğan… Güzel ülkemizi, 1990’dan beri içinde olduğu, dünyanın en büyük 20 ekonomisi arasından, 23. sıraya düşürdüler. Millete verdiği sözü tutmayan, taahhüdünü yerine getirmeyen kim? Tabi ki Erdoğan… Bugün Türkiye’nin küresel kredi notu, Brezilya’nın, Meksika’nın, Güney Afrika’nın bile çok gerisindeyse, artık adımız, Papua Yeni Gine, Ruanda, Kenya, Kamerun, Bolivya, Kosta Rika’yla beraber anılıyorsa, bunun sorumlusu kim? Tabii ki Erdoğan… Allah aşkına! Milletimiz, Erdoğan ve onun şahsım hükümetlerinin, ülkemizi düşürdüğü bu hale daha ne kadar sabredecek?

FAİZLE NASIL UĞRAŞILIR GÖRÜN DEDİ, BANKALARIN FAİZ GELİRİ DÖRDE KATLANDI

2018’de 24 Haziran seçimlerine giderken, “Bu kardeşinize yetkiyi verin, ha ondan sonra bu faizle, şununla, bununla nasıl uğraşılır görün” deyip, milletten oy isteyen kim? Yine Erdoğan… Faizle nasıl uğraştığını hep beraber gördük. Bundan dört yıl önce, bankaların faiz geliri 124 milyar 467 milyon liraydı. Bugün neredeyse dörde katlandı. 420 milyar 840 milyon lira oldu. Cumhuriyet tarihimizde ilk kez, iç borç için ödenecek faiz, borcun anaparasını bu hükümet döneminde aştı. Bunun sorumlusu kim? Tabii ki Erdoğan…

ÜLKE, “YA BENİMSİN YA KARA TOPRAĞIN” DİYEN BİR ZİHNİYETİN ELİNDE

Yine Cumhuriyet tarihimizde ilk kez, özel bankaların ödeyeceği faize, Devlet Hazinesini kefil yapan kim? Erdoğan… “Devletin kasasından bir kuruş çıkmayacak” dedikten sonra, daha yılın ilk altı ayında, Kur Korumalı Mevduat dedikleri, ucube uygulama için, bütçeden, yani milletimizin kesesinden, 37 milyar lira ödeyen kim? Erdoğan ve onun Şahsım Hükümeti… Anlaşılan yolun sonuna geldiğini artık idrak eden Erdoğan, seçime kadar Kur Korumalı Mevduatla idare etmeyi, sonra da bu ateşten topu, bizim kucağımıza bırakmayı düşünüyor. Bu, korkunç bir sorumsuzluk. 85 milyonluk koskoca ülke, “Ya benimsin, ya kara toprağın” diyen bir zihniyetin elinde… Milletimiz, kendisini faiz lobilerine ezim ezim ezdiren Erdoğan’a, ülkeye, “Ya benimsin, ya kara toprağın” diyen kifayetsizlere, daha ne kadar sabredecek?

8,4 MİLYON EVE “KÜÇÜK KIYAMETİ” YAŞATTILAR

Erdoğan daha önce: “Para, tıpkı bayrak gibi, tıpkı milli marş gibi, bir ülkenin gücünü, itibarını, bağımsızlığını simgeler. Paranın itibarı, milletin itibarıdır” diyordu. Erdoğan Şahsım Hükümeti kurulurken dolar 4 lira 73 kuruştu. Bugün dolar 17 lira 80 kuruş. Türk Lirası son dört yılda, dolar karşısında yüzde 75 değer kaybetti. Erdoğan’ın elinde milli paramız pul oldu. Milletimiz, milli parasının itibarını, yerlere düşüren Erdoğan’a, daha ne kadar sabredecek? İşsizlik, küçük bir kıyamettir. Evde huzur bırakmaz. Yüzlerde gülümseme bırakmaz. Kalplerdeki gelecek kaygısı, gözlere taşınır. Karamsarlık kapkara olup, işsizlerin yüzlerine siner. Bu ucube rejimin hayata geçtiği, 2018 Temmuz’undan bu yana, ülkemizdeki işsizlerin sayısı, 2 milyon 830 bin kişi arttı. 8 milyon 387 bin kişiye çıktı. Bugün bu ülkede, 8 milyon 387 bin evde, küçük kıyamet yaşanıyor.

İŞSİZ SAYIMIZ 4 YILDA, 15 İLİMİZİN TOPLAM NÜFUSU KADAR ARTTI

Tunceli, Bayburt, Ardahan, Kilis, Gümüşhane, Artvin, Çankırı, Bartın, Iğdır, Sinop, Bilecik, Erzincan, Kırşehir, Karabük, Karaman… Ülkemizdeki işsizlerimizin sayısı, sadece son dört yılda, bu saydığım 15 şehrimizin toplam nüfusu kadar artmış. Peki, bunun sorumlusu kim? Erdoğan… Milletimiz, Erdoğan’ın sebebi olduğu, bu işsizlik kıyametine daha ne kadar sabredecek?

ENFLASYON CANAVARINI AZDIRDI, MİLLETİN ÜSTÜNE SALDI

Enflasyon en büyük halk düşmanıdır. Milletin alın terini, emeğini, satın alma gücünü fare gibi kemirir. Cepte ne var, ne yok, bir yankesici gibi hissettirmeden çekip alır. Erdoğan bile isteye bu sinsi halk düşmanını besledi, büyüttü. Ve bu canavarı milletimizin üzerine saldı. Ucube Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi dört yıl önce hayata geçtiğinde; bu ülkede enflasyon yüzde 15’ti. Şimdi yüzde 79. Dört yıl önce gıda enflasyonu yüzde 19’du. Bugün gıda enflasyonu oldu yüzde 94. Hayat pahalılığı dört yılda, beşe katlandı. O da TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla… TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla son dört yılda, sebze yüzde 141, meyve yüzde 178, yumurta yüzde 181, ekmek yüzde 218, et yüzde 222, peynir yüzde 257, makarna yüzde 330, süt yüzde 349 zam gördü. Dört yıl önce bugünlerde, 12 kilogramlık ev tüpü 92 lira 50 kuruş idi. Bugün 311 lira. Mutfaklarda tencereyi kaynatmak, yüzde 236 pahalandı. Tencerenin içini doldurmak bir dert. Tencerenin altını yakmak ayrı bir dert. Tencereler dolmuyor, tencereler boş kalıyor. Erdoğan’ın besleyip büyüttüğü, milletin alın terine, emeğine, cebine musallat olan, bu enflasyon canavarına milletimiz daha ne kadar sabredecek? Erdoğan’ın müellifi olduğu saray rejimi, dört yıl önce iş başı yaptığında, ülkemizde benzinin litresi 6 lira 29 kuruştu. Bugün oldu 22 lira 84 kuruş. Dört yıl önce bir arabanın 55 litrelik benzin deposu, 346 liraya doluyordu. Bugün 1256 liraya doluyor. Artık kontağı çevirirken, vatandaşlarımızın elleri titriyor. Sonra çıkıp kontağı kapattırmadık diyorlar. Erdoğan’ın elinde şaha kalkan bu akaryakıt masrafına, milletimiz daha ne kadar sabredecek? Yine dört yıl önce mazotun litresi 5 lira 75 kuruştu. Şimdi 25 lira 54 kuruş. 120 litrelik traktör deposu, 690 liraya doluyordu. Bugün 3 bin 65 liraya doluyor. Dört yıl önce; ÜRE gübrenin kilosu 2 lira 20 kuruştu. Bugün 13 lira 20 kuruş. DAP gübrenin kilosu 3 lira 20 kuruştu. Bugün 16 lira 10 kuruş. Çiftçilerimiz, üreticilerimiz, Erdoğan yönetiminde arşa çıkan bu girdi maliyetlerine, daha ne kadar sabredecek?

SABIR BOYUN EĞMEK DEĞİL, MÜCADELE ETMEKTİR

Hz. Ömer’in dediği gibi, “Sabır, boyun eğmek değil, mücadele etmektir.” Bugün kendileri saraylarda yaşarken, milletimizi ekmek kuyruklarına sokanlar kim? Saraylarında kornişona sarılı dana rozbifleri, zencefilli somonlu suşileri, efuliler, smoothieler eşliğinde gövdeye indirenler kim?  Bunları sindirmek içinde manda yoğurtlu, kestane ballı karışımları yatmadan önce götürenler kim? Sonra da iş vatandaşlarımıza gelince, “Aç kalmak sünnettir” diyerek,  milletle alay edenler kim? Elbette Saray ve şürekâsı… Artık gün, sabretme günü değildir. Bu kifayetsizlerin hiç vakit kaybetmeden, milletin önüne sandığı getirmesi için mücadele günüdür.

YANDAŞA, LOBİYE ŞAPIR ŞUPUR; MİLLETE YARABBİ ŞÜKÜR

Erdoğan faiz lobilerinden sabır istiyor mu? Hayır! Sadece bu yılın ilk altı ayında bütçeden; faiz lobilerine 135 milyar lira aktardı. Peki yandaş müteahhitlerinden sabır istiyor mu? O da Hayır! Yine bu yılın ilk yarısında, Dolar-Avro garantili rant projeleri için, yani geçmediğimiz köprüler için, geçmediğimiz tüneller için, yollar için yandaş müteahhitlerine yaklaşık 10 milyar lira aktardı. Yandaşa, faiz lobilerine gelince şapır, şupur. Millete gelince yarabbi şükür.

MİLLET BU HÜKÜMETİ 20 YIL SIRTINDA TAŞIDI

Bu aziz millet, saray ve şürekâsına 20 yıl sabretti. Yetki istediler, verdi. “Vergi vereceksin” dediler, verdi. Koskoca bir ülke, koskoca bir millet, bir avuç Saray yanaşmasını, beşer onar maaş alan saray sosyetesini sırtında taşıdı. Onlar ne yaptı? Milletimizi unuttu. Milletimizin sesine kulaklarını tıkadı. Millet, bunların sebep oldukları buhranda inim inim inlerken, önce çıktılar dediler ki hep bir ağızdan, “Kriz falan yok, hepsi manipülasyon”. Enflasyon, makyajlı TÜİK rakamlarıyla bile, üç haneye koştu, “Ülkemizde enflasyon yok, hayat pahalılığı var” diye, sıkılmadan milletle eğlendiler.

BİLECİK DOMATESİ, BİLECİK’TE 15 LİRA

Millet pazar tezgâhlarındaki, market raflarındaki fiyat etiketlerini gösterdiğinde, bazı AK Partili vekiller, “Meyveyi, sebzeyi yaz gelince mevsiminde yiyin” diyerek, ya da meyveyi sebzeyi kendiniz üretin diyerek millete sabır telkin ettiler. Erdoğan da; “Yaz gelip mahsuller ortaya çıktıkça, gıda ürünlerinin fiyatı düşer. Bu yıl bolluk, bereket yılı” dedi. Yaz geldi geçiyor. Esnaf, “Bilecik domatesi, Bilecik’te 15 lira” diye, tezgâhına pankart asıp, fahiş fiyatları protesto ediyor. Ülkenin ocağına incir ağacı diktiler. Dünya incir üretiminde birinci olan ülkemizin marketlerinde, artık incirin yanına yaklaşılamıyor.

ENFLASYONUN NESEBİ SAHİHTİR, ANASI DA BABASI DA ERDOĞAN’DIR

Milletin sabır taşı çoktan çatladı. Milletin sabır taşını çatlatanlar, şimdilerde enflasyonu da, krizi de kabul etmeye başladılar. Ama bu sefer de enflasyonun, krizin sorumluluğunu üstlenmeyip, sebebi oldukları krizi öksüz, yetim bırakmaya kalkıyorlar. Daha bu hafta sonu Kayseri’de Erdoğan; enflasyonun sorumlusu, “Küresel dalgalanma” dedi. “Bölgesel gerilimler” dedi. “İçimizdeki tamahkârlar” dedi. Ama kendilerinin sorumluluğundan hiç bahsetmedi. Oysa daha birkaç yıl önce, meydanlarda, “Ekonominin sorumlusu benim, ben” diye bağıran kimdi? Erdoğan’dı… Hiç kimse kusura bakmasın. Yaşadığımız enflasyonun da, ekonomik krizin de nesebi sahihtir. “Faiz sebep, enflasyon netice” diyen, “Ekonominin sorumlusu benim, ben” diye bağıran, Erdoğan’dır. Bugün yaşadığımız enflasyonun bugün yaşadığımız işsizliğin, ülkemizin sefalet endeksinde dünya şampiyonu olmasının, anası da, babası da Erdoğan’dır. Ve değişmeyen bir kuraldır: Sorunların sebebi olanlar, sorunların çözümü olamaz. Olamıyorlar da.

ŞİMDİ DE AİLE DESTEKLERİ SİGORTAMIZI AŞIRMAYA KALKIYORLAR

Çözüm üretemiyorlar. Kur-faiz-enflasyon şeytan üçgeninden şikâyet edeceksiniz, sonra ülkeyi kalkıp yanlış politikalarınızla bu üçgene hapsedeceksiniz, milletin derdine derman olacak takatiniz kalmayınca da, Cumhuriyet Halk Partisi’nin ve Genel Başkanının projelerine sarılacaksınız. Sayın Genel Başkanımız, daha iktidara gelmeden, vaatlerini hayata geçiren bir Genel Başkan olarak, dünya siyaset tarihine geçmiştir. “Emekliye iki ikramiye” dedi, önce, “Olmaz, kaynak yok” dediler. Sonra tıpış tıpış yaptılar. “3600 ek gösterge” dedi, önce direndiler sonra yarım yamalak yaptılar. “Elektrikte TRT payı kalkmalı” dedi, yine önce itiraz ettiler, ondan sonra yaptılar. “Elektrikte kademeli tarife gelmeli” dedi, olmaz dediler; eksik gedik yaptılar. “Gıdada KDV’yi sıfırlayın” dedi, sıfırlamadılarsa da temel gıdada yüzde 1’e indirdiler. “Asgari ücreti yıl ortasında artırın” dedi, önce yasa falan diye bir şeyler gevelediler, sonra eksik de olsa yaptılar. Genel Başkanımız gençlere, “KYK borçlarının faizini ödemeyin, biz gelince bu faizleri sileceğiz” dedi. Beylerin paçası tutuştu. Apar topar yaptılar. Şimdi de “Aile Destekleri Sigortamızı”, “Aile Destekleri Programı” diyerek aşırmaya kalkıyorlar. Madem bu noktaya gelecektiniz. Meclis’e, Aile Destekleri Sigortası için kanun teklifi verdiğimizde, bu teklifi kabul etseydiniz de, milleti daha fazla perişan etmeseydiniz ya…

AİLE DESTEKLERİ PROGRAMI: ÜLKEYİ GETİRDİKLERİ YERİN İTİRAFI

Ne demişler, “Karga, kekliği taklit edeyim demiş, ama kendi yürüyüşünü unutmuş.” Aile ve Sosyal Hizmet Bakanı, Aile Destekleri Programı’ndan, “Çalışan ve emeklilerin de” yararlanabileceğini söyledi. İşte bunun adı; tam da şecaat arz ederken, sirkatin söylemektir. Bu ülkede; “Emeklilerimizin açlık sınırının altında aylık aldığını, çalışan yoksulluğunun büyük bir sorun olduğunu” biz söyleyince, Sarayın trolleri ortalığı birbirine katıyor. Ama şimdi kendi bakanları, hem çalışan yoksulluğunu, hem de emeklilerimizin yoksulluğunu kabul etmiş. 20 yılın sonunda geldiğimiz yeri pek de güzel özetlemiş. Ülkeyi ne hale getirdiklerini altını çizerek anlatmış. Bu arada Nebati Bakan’da geçtiğimiz günlerde; “2002’de 1 milyon aileye sosyal yardım yapılıyordu, 2021 yılında 4,3 milyon ailemize yapılıyor” diyerek, 20 yılda dörde katladıkları yoksul sayısıyla övünüyor. Yani atama bakanların al birini, vur ötekine… Ekonomimiz 20 yıl boyunca doğru dürüst yönetilseydi; hem emekçilerimiz, hem de emeklilerimiz, insan onuruna yakışır ücret ve aylıklara sahip olurdu. Ülkemizde sosyal yardıma muhtaç aile sayısı artmaz, tam tersine azalırdı. Ama akıl olmayınca başta, ne kuruda biter, ne yaşta… Bu liyakatsiz kadrolar elinde, Türkiye yönetilmiyor, savruluyor. Bunu milletimizde görüyor, söylüyor.

YOKSULLUK KAYGISININ EN HIZLI ARTTIĞI ÜLKE TÜRKİYE

Bir uluslararası araştırma şirketi, İPSOS ’un, 27 ülkede düzenli yaptığı araştırmaya göre, Türkiye’de yurttaşlarımızın yüzde 80’i “Ülkemizin yanlış yolda olduğunu” söylemiş. Bu oranla Peru, Arjantin ve Güney Afrika’yla birlikte, ülkesinin kötü yönetildiğini düşünenlerin en çok olduğu, dört ülkeden biri Türkiye. Türkiye’de yaşayanların yüzde 86’sı “Ekonomik durumun kötü olduğunu” söylüyor. Burada da en kötü durumdaki beş ülkeden biriyiz. Enflasyonun en önemli sorun olarak görüldüğü, ülkelerin başında biz geliyoruz. Burada da ilk beş ülkeden biriyiz. Yine en çok yoksulluk ve sosyal adaletsizlik kaygısı taşıyan, iki ülkeden biri biziz. Diğeri de Brezilya. Ülkemizdeki yoksulluk kaygısı Temmuz’da, yani tek bir ayda 7 puan birden artmış. Türkiye, 27 ülke içinde, yoksulluk kaygısının en hızlı arttığı ülke oldu.

İŞ BAŞINA GELECEĞİZ, BOZDUĞUNUZ NE VARSA DÜZELTECEĞİZ

İşte bu tablonun sorumlusu Saray, şimdi çıkıp millete, “Muhalefet eğitimden sağlığa, alt yapıdan güvenliğe, savaştan salgına, ekonomiden tarıma, bunca yükün altına girer mi?” diye soruyor. Belli ki arkasında bırakacağı enkazın o da farkında. “Ya benimsin, ya kara toprağın” anlayışıyla, 85 milyonluk ülkeyi uçuruma yuvarlıyorlar. Biz Saray’daki kibirli zata, yanıtını verelim: Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılında, eğitimden sağlığa, dış politikadan güvenliğe, alt yapıdan üretime, ekonomiden tarıma… Sizin bozduğunuz ne varsa düzeltmek, yıktığınız devlet kurumlarının yerine yenisini ve çok daha iyisini inşa etmek için geliyoruz. İnsanların geleceğine umutla baktığı, çocukların yatağa aç girmediği bir ülkeyi, ayağa kaldırmak için geliyoruz. Hayat pahalılığını yenmeye, milletimize rahat bir nefes aldırmaya geliyoruz. Üreterek kazanan, kazandığını hakça paylaşan bir ekonomiyi, milletimizin hizmetine sunmak için geliyoruz. Bu ülkenin insanlarından çalınan ne varsa, hepsini milletimize geri vermek için geliyoruz.

100 YIL ÖNCE OLDUĞU GİBİ OMUZ OMUZA VERME ZAMANI

Genel Başkanımızın hafta sonunda Balıkesir Kuvayımilliye Meydanı’nda yaptığı çağrıyı gür bir sesle bir kere daha tekrarlayalım: Bize katılın. Hepimizin farklı düşünceleri olabilir. Ama çok önemli bir ortak noktada birleşiyoruz. Hepimiz bu ülkeyi son vatanımız olarak görüyor, canımızdan mukaddes biliyoruz. Bu ülkenin ve bu milletin, hiçbir ayrım olmadan dünyada en iyi ne varsa hak ettiğine inanıyoruz. Bundan yüz yıl önce olduğu gibi ayrılıklarımızı bir kenara bırakalım. Altı partinin Genel Başkanı, “Söz konusu vatansa, bu ülkenin ve bu aziz milletin geleceğiyse gerisi teferruattır” diyerek bir masada toplandığı gibi tüm Türkiye, Millet Masasının etrafında kenetlenelim. Omuz omuza verelim. Hep beraber ülkemizi aydınlık yarınlara ulaştıralım. Milletimiz de zaten bunu görüyor. Sandık gelir gelmez, “Bye, bye Erdoğan” demeye hazırlanıyor.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alıyım.

Soru- ABD’nin PKK’nın Suriye kolu SDG’nin öldürülen teröristi için taziye mesajı yayınlaması büyük tepki çekti. Sizin bu taziye mesajıyla ilgili bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Ülkemizde teröre bulaşmış bir terörist için ABD Merkez Komutanlığı’nın taziye mesajı yayınlamasını kabul etmemiz mümkün değildir. Kınıyoruz. Müttefiklerimizden bu konularda daha özenli olmalarını bekliyoruz. Tabi bu soruyu soran yayın organının “O metne bu terör örgütünü yazdırdım, şu metne bu terör örgütünü yazdırdım” diye içerde caka satan Erdoğan’a bu mesaj hakkında ne düşündüğünü sormasını da bekliyoruz.

Teşekkür ediyorum.

Ülkede Her Bebek 25 Bin 461 Liralık Faiz Yüküyle Doğuyor

CHP Sözcüsü Öztrak, “Faizin en büyük düşmanı biziz” diyen Saray yönetiminin elinde, iç borca ödenecek faizin borcun anaparasını aştığını, faiz indirimlerinin başladığı 2021 Eylül ayından bu yana iç borçlar için ödenecek faizin üçe katlandığını belirterek, “Geçtiğimiz Eylül ayında dünyaya gözlerini açan bir bebek, 8 bin 561 liralık faiz yüküyle doğuyordu. Bugün doğan her bebek, 25 bin 461 liralık faiz yüküyle dünyaya geliyor. Aradaki 16 bin 900 liralık faiz yükünü yeni doğan bebeklerin sırtına 10 ayda yükleyen kim? Hiç tereddüt yok Recep Tayyip Erdoğan! Bunun reddi mirası falan mümkün değil” dedi.

Yılın ilk 6 ayında bütçeden faize, Kur Korumalı Mevduata ve döviz garantili projelere giden paranın çiftçilere yapılan tarımsal destek ödemelerinin 9 katına ve fakir fukaraya yapılan sosyal destek harcamalarının 10 katına ulaştığına dikkat çeken Öztrak, “Tablo gayet açık… Erdoğan Şahsım Hükümetinin sevdiceği; çiftçimiz değil. Fakir fukara değil. Bu aziz millet hiç değil. Erdoğan Şahsım Hükümetinin sevdiceği, faiz lobileri, bir avuç mudi ve yandaş” diye konuştu.

Merkez Bankası faizini “nas” diyerek yüzde 19’dan yüzde 14’e indiren Hükümetin, Hazine alacaklarının tahsilinde uygulanacak gecikme faizini yüzde 19,2’den yüzde 30’a yükselttiğini anımsatan Öztrak, “Bunlara bakınca insan, rahmetli Ahmet Kaya’nın şarkısının sözlerini hatırlıyor: Nerden baksan tutarsızlık, nerden baksan tutarsızlık, nerden baksan ahmakça…” dedi.

Tarım Bakanı’nın Venezuela’yı ziyaretinde sarf ettiği, “Hayvanlarımıza pizzacıdan pizza, burgerciden burger ısmarlar gibi, dışarıdan yem alıp, öyle yediriyoruz” sözlerini eleştiren Öztrak, “Bakan, Bakan değil, Sanırsınız Yemek Sepeti CEO’su… Fransız tarımına yaptığı katkılar nedeniyle, Fransa’dan şövalye nişanı alan AK Partili Tarım Bakanlarını görmüştük. Ama Venezuelalara kadar gidip de, kendi hükümetini şikâyet edeni ilk kez görüyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Ekonomi yönetimlerinin aldıkları her karar, aynı zamanda tercihlerini gösterir. Kaynakların sınırlı, taleplerin sonsuz olduğu bir dünyada her tercih bir şeylerden vazgeçmek anlamına gelir. Hükümetlerin ekonomik tercihlerini ise, hazırladıkları bütçeler gösterir. Hükümetin kimlere öncelik verdiğini, kimleri umursamadığını bütçeleri ortaya koyar. Bu yılın ilk yarısına ait bütçe sonuçları, Erdoğan Şahsım Hükümetinin neyi tercih ettiğini, kimleri sevdiğini açıkça gösterdi.

YATIRIMLARA AYRILAN PARANIN İKİ KATI FAİZ ÖDEMELERİNE GİTTİ

Erdoğan, ilk altı ayda faiz lobilerine tam 135 milyar lira ödedi. Aynı dönemde bütçeden yatırımlara yapılan harcama, sadece 73 milyar lira. Yani faize, yatırımların iki katı kadar para gitmiş. İşte bu bir tercihtir. Yine Erdoğan yanlış ekonomi politikalarıyla, milli paramızı pul etti. Bunun etkilerini hafifletmek için de, özel bankaların ödeyeceği faize, Hazine’yi kefil etti. Hatırlayacaksınız Nebati Bakanı da çıktı, “Hazine’nin kasasından tek kuruş çıkmayacak” dedi. Ama hakikatlerin ortaya çıkmak gibi güzel bir huyu var. İlk altı ayda Hazine kasasından; bir avuç mevduat sahibine, tam 37 milyar 235 milyon lira faiz ödendi. Bir kuruş para ödenmeyecek sözlerinin yalan olduğu ortaya çıktı. Tabi buna KKM’yi tatlandırmak için, vazgeçilen 10 milyar liralık vergi de dahil değil.

ÇİFTÇİYE REVA GÖRÜLEN DESTEK FAİZCİYE VE YANDAŞA VERİLEN PARANIN DOKUZDA BİRİ

Erdoğan, Hazine kesesinden Dolarla Avroyla garanti verdiği, yandaş müteahhitlere ve beslemelere de, yılın ilk yarısında bütçeden 9 milyar 570 milyon lira para ödedi. Peki Erdoğan, faiz lobilerine, bankalara, mevduat sahiplerine, yandaşlarına bu kadar cömert davranırken, vatandaşı için ne yaptı? Millete ne verdi? Dünyada gıda krizi büyüyor. Bizde artan mazot, gübre, tohum fiyatları nedeniyle, çiftçilerimiz tarlasına girmekte zorlanıyor. Ama ilk altı ayda bütçeden çiftçiye verilen destek; 21 milyar lira… Yani faizcilere ve yandaşlara verilen paranın dokuzda biri…

GARİP GUREBAYA VERİLEN DESTEK FAİZCİYE VE YANDAŞA VERİLENİN ONDA BİRİ

Millet hayat pahalılığı altında ezim ezim eziliyor. Ama ilk altı ayda fakire, fukaraya, garip, gurebaya verilen sosyal destek, 18 milyar lira. Yani faizcilere ve yandaşlara verdikleri paranın onda biri…

SARAYIN SEVDİCEĞİ BU MİLLET DEĞİL, FAİZCİLER VE YANDAŞLAR

Tablo gayet açık… Erdoğan Şahsım Hükümetinin sevdiceği; çiftçimiz değil. Fakir fukara değil. Bu aziz millet hiç değil. Erdoğan Şahsım Hükümetinin sevdiceği, faiz lobileri, bir avuç mudi ve yandaş. Erdoğan’ın bu tercihleri banka bilançolarına da yansımış vaziyette. Mayıs ayında bankaların dönem kârı, geçen seneye göre yüzde 434 artmış, yani beşe katlanmış, 132 milyar liraya çıkmış. Banka kârlarındaki bu artış, “Bu ne sevgi ah!” dedirtecek cinsten. Ama Erdoğan hala sıkılmadan, “Faizin en büyük düşmanı biziz” diyerek, milletle alay etmeye devam ediyor. Her ne kadar atalarımız: “Dervişin fikri neyse, zikri de odur” dediyse de bütçe sonuçları, Erdoğan’ın faiz ve faiz lobileri konusunda, zikriyle fikrinin birbirine hiç uymadığını açıkça gösteriyor. Erdoğan, millete yaşattığı bu zulmün sorumluluğundan, “Behlül kaçar!” diyerek, Aşk-ı Memnu’nun Behlül’ü gibi kaçabileceğini sanıyorsa, çok yanılıyor. Milletimiz kendisine yaşatılan kışı geçirir, ama yediği ayazı da asla unutmaz. Sandık önüne geldiğinde de gereğini yapar.

FAİZİ DÜŞÜRÜN ENFLASYON DA DÜŞSÜN

Bu arada bir de soralım bakalım; bu “Faiz sebep, enflasyon netice” safsatasına ne oldu? Faizi yüzde 19’dan yüzde 14’e çekene kadar, Erdoğan millete “nas” dedi. O günden bugüne, enflasyon yüzde 80’e dayandı. Ama Erdoğan yedinci defa faize dokunmadı. Nas oldu pas… Enflasyon azmış gidiyor. Madem “faiz sebep, enflasyon netice”, elinizi tutan mı var? Oturmuşsunuz Merkez Bankası’nın direksiyonuna. Neden faizi düşürmüyorsunuz? Eğer faiz sebep, enflasyon netice ise düşürün faizi, görelim bakalım enflasyon da düşsün.

İŞ MİLLETİN DEVLETE ÖDEYECEĞİ FAİZE GELİNCE NAS UNUTULDU

Bu arada faize pas dedikleri gün, Hazine alacaklarının tahsilinde uygulanacak gecikme faizini, yüzde 19,2’den yüzde 30’a yükseltmeyi de unutmadılar. Kâr rekorları kıran bankalara, Merkez Bankası’ndan borç vermeye gelince, faizi yüzde 19’dan, yüzde 14’e indiriyorsunuz bu yaptığınıza da “nas” diyorsunuz. Ama iş milletin devlete ödeyeceği faize gelince, acımasızca yüklenip “pas” diyorsunuz. İnsan Rahmetli Ahmet Kaya’nın, “Başım Belada” şarkısının sözlerini hatırlıyor. “Nerden baksan tutarsızlık, nerden baksan tutarsızlık, nerden baksan ahmakça…” diyordu, o meşhur şarkının sözleri.

DEREYE SU GELENE KADAR KURBAĞANIN GÖZÜ PATLAR

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’nun, basın duyurusu ise evlere şenlik. Duyuruda her türlü zırva var. Ama enflasyon ne zaman düşecek, ne kadar düşecek, bunlarla ilgili tek değerlendirme yok. Onun yerine şu ifadeler var: “Fiyat istikrarının sürdürülebilir bir şekilde, kurumsallaşması amacıyla, Merkez Bankası’nın tüm politika araçlarında, kalıcı ve güçlendirilmiş liralaşmayı teşvik eden, geniş kapsamlı bir politika çerçevesi gözden geçirme süreci, devam etmektedir.” Çok büyük laflar. Enflasyon yüzde 19’dan yüzde 80’e dayanmış. Ekonomide dolarizasyon almış başını gitmiş. Lirayı pul, doları baş tacı etmişler hala övünmeye devam ediyorlar ne olup bittiğinin farkında bile değiller. Ne demek liralaşmayı teşvik ederek, “Gözden geçirmeye” devam etmek? Son 7 aydır enflasyona sadece bakıp duruyorsunuz. Bu süre yetmiyor mu? Allah akıl fikir versin. Bu dereye su gelene kadar, kurbağanın gözü patlar. Bu kifayetsiz yönetimin elinde, milletimizin başı gerçekten belada. Pansumanla, aspirin tedavisiyle yaptıkları hataları, aldıkları yanlış kararları düzeltmeye çalışmanın bedeli, hep milletimize çıkıyor.

BU ÜLKEDE DOĞAN HER BEBEK DÜNYAYA 25 BİN LİRALIK FAİZ YÜKÜ SIRTINDA GELİYOR

Şu Hazine iç borçlanması projeksiyonunun grafiği. Şu kırmızı kesikli çizgi faiz, mavi çizgide anapara ödemeleri. “Nastı, pastı” derken; paramızı pul ettiler. Enflasyonu azdırdılar. Hazine’nin faiz yükü de tutulamaz hale geldi. Arş-ı alaya yükseldi. “Faizin en büyük düşmanı biziz” diyen beceriksizlerin elinde; iç borca ödenecek faiz (şu kırmızı) borcun anaparasını aştı. Böyle bir durumla ilk kez karşılaşıyoruz. Faiz indirimlerinin başladığı geçtiğimiz Eylül ayında, iç borç stokunun ödenecek faizi 723 milyar liraydı. Bugün 2 trilyon 174 milyar lira. Bunu ben demiyorum. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın, “İç Borç Ödeme Projeksiyonlarında” göstermişler. Erdoğan Şahsım Hükümeti, iç borç stoku için ödenecek faizi, 10 ayda 3’e katlamış. Geçtiğimiz Eylül ayında dünyaya gözlerini açan bir bebek, 8 bin 561 liralık faiz yüküyle doğuyordu. Bugün doğan her bebek, 25 bin 461 liralık faiz yüküyle dünyaya geliyor. Aradaki 16 bin 900 liralık faiz yükünü yeni doğan bebeklerin sırtına 10 ayda yükleyen kim? Hiç tereddüt yok Recep Tayyip Erdoğan! Bunun reddi mirası falan mümkün değil.

O SÖZLEŞMELERİ YENİDEN ELE ALACAĞIZ

Peki yükler bununla mı sınırlı. Hayır. Bir de; geçilmeyen köprüler, otoyollar, uçulmayan havalimanları için, liyakatsiz hükümetin, torunlarımıza 2045 yılına kadar ödetmeyi düşündüğü, 153 milyar dolar var. Ama biz bu “tiksindirici borcu” hukuk önünde gündeme getireceğiz. İş başına gelir gelmez, bu fahiş garantiler, neyin karşılığı ve nasıl verildi? Hepsini tek tek inceleyeceğiz. Kul hakkı yiyenlerden de hesabını hukuk önünde mutlaka soracağız. Bu sözleşmeleri yeniden ele alacağız.

KAYBEDİLEN KUŞAKLARI YERİNE KOYMAK MÜMKÜN DEĞİL

Erdoğan’ın sebep olduğu, maddi kayıplar, yükler faturası çok ağır da olsa, bir şekilde telafi edilir. Ama kaybedilen kuşakları yerine koymak ne yazık ki mümkün değil. İnsan sermayesini kaybettiğinizde yerine koyamıyorsunuz, bir nesil gidiyor. AK Parti 20 yıldır iktidarda. 20 yılda, 8 tane Milli Eğitim Bakanı gördük. Her Bakanla eğitim sistemimiz değişti. 20 yılda eğitimde fırsat eşitliğini bırakmadılar. İyi ve markalaşmış devlet okulları vasatın altına düşürüldü. Devlet okulları, ideolojik format atmanın aracına dönüştürüldü. Parası olan çocuğunu özel okullara gönderdi. Parası olmayan kaliteli eğitimden mahrum kaldı. Ne yazık ki pek çok kuşak, niteliksiz eğitim sistemiyle, yok yere heba edildi. Hazreti Ali ne güzel diyor; “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.” Ama bu kifayetsiz kadrolar elinde yavrularımıza, ne matematik, ne fen bilimleri, ne sosyal bilimler, ne de ana dilimiz Türkçe öğretilebilmiş. Bunu ben söylemiyorum. Bu yılın Yükseköğretim Kurum Sınavı istatistikleri söylüyor. Bu yıl YKS’ye 3 milyon civarı çocuğumuz katıldı. Temel Yeterlilik Testlerinde öğrenciler, 40 matematik sorusundan 7’sine, 20 fen sorusundan 3’üne, 20 sosyal bilim sorusundan 8’ine ve ana dilimiz Türkçe ’de, 40 sorudan 18’ine doğru cevap verebilmişler. Şimdi bu tabloyu görüp de geleceğe umutla bakmamız mümkün mü? Elbette değil.

DÜŞÜK TEKNOLOJİ TUZAĞINA SIKIŞIP KALIRIZ

Çocuklarımıza doğru dürüst bir eğitim verilemiyor. İyi eğitimli az sayıda gencimiz de, bu iktidar tarafından küstürülüp, yurtdışına kaçırılıyor. Ama bu arada da akın akın, milyonlarca mülteci ülkemize doluşturuluyor. Hudut namus olmaktan çıktı. Türkiye her geçen gün, hem zihinsel hem kültürel olarak çölleşiyor. Dijital dönüşümün, yeşil dönüşümün konuşulduğu bir çağa, çocuklarımıza doğru dürüst eğitim vermeden, nasıl uyum sağlayabileceğiz? İyi eğitimli az sayıdaki gencimizi yurtdışına kaptırarak, üretimimizin, ihracatımızın teknolojik içeriğini nasıl artıracağız? Bu ülkede verimliliği artırıp, insanca yaşama yetecek ücretleri çalışanlarımıza nasıl vereceğiz? Eğitimsiz, vasıfsız mültecileri, ekonomik kurtarıcı olarak gören bu zihniyetle, bıraktık orta-teknoloji tuzağından çıkmayı, düşük teknoloji tuzağının da en dibine sıkışıp kalırız.

KİMSE EVLATLARIMIZIN MEZUNİYET TÖRENLERİNİ ÇALMAYA KALKMASIN

Sebebi oldukları felaketin öyle gözüküyor ki artık hükümet de farkına varmaya başladı gölgesinden korkuyor. Gençlerin mezuniyet törenlerine, “Hükümeti protesto ederler” diyerek, izin vermiyor. Buradan bir kere daha söylüyorum, kimse evlatlarımızın mezuniyet törenlerini çalmaya kalkmasın. Sayın Genel Başkanımız, her zaman gençlerimizin yanında olmuştur. Öğrencilerimiz kendi mekânlarında, okuldan bağımsız bir organizasyon yapmak isterlerse, her türlü lojistik desteği vermeye de hazır olduğumuzu ifade etmişlerdir. Tabi asıl olan, bu törenlerin kendi okulları tarafından yapılmasıdır.

ÜRETİLEN KATMA DEĞERİN %72’Sİ DÜŞÜK VE ORTA DÜŞÜK TEKNOLOJİLİ ÜRETİMDEN

Eğitim sistemindeki ve eğitimin kalitesindeki sıkıntılar üretim yapımıza da yansımaktadır. İstanbul Sanayi Odası bu hafta, ikinci en büyük 500 sanayi kuruluşunu açıkladı. Bunlar öyle büyük holdingler değil. Ekonominin belkemiği diyebileceğimiz önemli KOBİ’lerimiz. 2021’de, bu firmaların oluşturduğu katma değerin yüzde 72’si düşük ve orta-düşük teknolojili üretimden kaynaklanıyor. Yüksek teknolojili üretimin bu kuruluşların yarattığı toplam katma değer içindeki payı, sadece yüzde 3,5. Açıkça ifade edeyim, bu üretim yapısıyla, küresel rekabet gücümüzü artıramayız. Faiz-kur-enflasyon kıskacından kurtulamayız.

BORÇTA VADE KISALIYOR, RİSK ARTIYOR

Nitekim İstanbul Sanayi Odası Başkanı, önemli uyarılarda bulunmuştur. İşletmelerimiz faaliyetlerini giderek, borçlanmayla finanse ediyor. İşletme sermayesi bulamayan ve banka kredilerine erişemeyen firmalar, birbirlerine borçlanıyorlar. Borcun ortalama vadesi de giderek kısalıyor. Bu arada önümüzdeki bir yılda, çevrilmesi gereken dış borç, 182 milyar dolar. Bunu daha öncede ifade etmiştim. Ama bunun 61 milyar doları da reel sektöre ait. Ekonomide bir ani duruş riski, vadesi kısalmış borçlarla, özellikle şirketleri çok büyük sıkıntıya sokar. Ekonomiyi sıkıntıya sokar, milleti sıkıntıya sokar.

SIRA BANKALARI ARAYIP “DIŞARIDAKİ DÖVİZLERİ GETİRİN” TALİMATINDA

Peki, risklerin ağırlaştığı bir dönemde, Sarayın ekonomi yönetimi ne yapıyor? Onlar şirketler kesiminin elindeki dövizlere nasıl zorla el koyabiliriz diye düşünüyorlar. Şirketlere; “Ya dövizini satarsın, ya da banka kredisi alamazsın” diyerek, sopa gösteriyorlar. İhracatçılarımızın ihracat gelirlerinin yüzde 40’ına el koyuyorlar. Yetmediği yerde de iş insanlarına telefon açıp, “Bankadaki dövizlerinizi satın” diye, talimat veriyorlar. Gün geçmiyor ki rekabetçi serbest piyasa ekonomisinin, köküne kibrit suyu dökmesinler. Türkiye’de serbest kambiyo rejimi fiilen sona ermiş vaziyette. Şimdi de bankaları arayarak, “Yurtdışı muhabirleriniz nezdindeki dövizlerin yüzde 20’sini Eylül sonuna kadar Türkiye’ye getirin” diye tehdit etmeye başlamışlar.

DOLAR KURUNU BU ŞEKİLDE TUTAMAZSINIZ

Ekonomide doğruları yaparsanız, güven verirseniz, bu dövizler kendiliğinden ülkeye gelir, döviz kendiliğinden bollaşır. Ama mevcut politikalarınızla, döviz kurunu kalıcı olarak tutamazsınız. İşte daha iki gün önce, dolar kurunda 17 lira 60 kuruşa baraj kurdurmuşsunuz. “Allah’ını seven defansa gelsin” dediniz. El altından yine Merkez Bankasındaki dövizleri sattınız o borçlanarak alınan dövizleri. Ama kur bugün 17 lira 75 kuruşları gördü. Artık sadece doğruları yapmak zorunda olduğumuz bir dönemdeyiz. Çünkü küresel piyasalarda, faizler yükseliyor, risk algısı yükseliyor. ABD Merkez Bankası’nın ardından, Avrupa Merkez Bankası da 11 yıl aradan sonra faiz artırmaya başladı. Hem de tahminlerin ötesinde bir hızla, 50 baz puanlık artışa gitti. Tüm dünya Merkez Bankaları önceliği, enflasyonla mücadeleye verdi. Bu bir yandan küresel durgunluk olasılığını artırıyor, diğer yandan bizim gibi ekonomilerden de para çıkışını hızlandırıyor.

54 MİLYAR DOLAR BULSAK ANCAK KASADAKİ BORCU SIFIRLARIZ

Türkiye böyle bir döneme, sürekli artan cari açık, yüksek dış finansman ihtiyacı, suyunu çekmiş döviz rezervleri, rekorlar kıran enflasyon ve piyasa ekonomisinden giderek uzaklaşan, insaftan, izandan nasiplenmemiş bir yönetimle yakalandı. Bulabildikleri tek çare şimdi, “Sağdan, soldan para gelecek” diyerek, piyasalara haber üfürmek. Birileri, hayrına 54 milyar 821 milyon dolar verse dahi, ancak Merkez Bankası kasasındaki açığı kapatabileceğiz. Ama kasada hiç dolarımız olmayacak.

AKILSIZ BAŞA SÖZ NEYLESİN

Bir kez daha uyarıyoruz: Hurafelerden, yamadan medet ummayı bırakın. “Çanlar Türkiye ekonomisi için çalıyor.” Tedbir almadan geçen her saniye, her dakika ülkemizin aleyhine işliyor. “Artık bu gerçeği görün” diyeceğiz ama… “Tatsız aşa tuz neylesin. Akılsız başa söz neylesin…” “Uzaya çıkacağız” diyen bu kifayetsizler, milleti pazara çıkamaz hale getirdi. Emaneti ehline vermemek zulümdür. Millet bu zulmü artık iliklerinde hissediyor.

BAKAN DEĞİL, YEMEK SEPETİ CEO’SU

İşte en son Tarım Bakanın söyledikleri; tarım devriminin olduğu topraklarda, tarımı yok eden anlayışı açıkça sergiliyor. Atama Tarım Bakanı Venezuela’da meraları havadan görünce; mevkidaşına kendi hükümetini şikâyet etmeye başlamış. Sayın Genel Başkanımız, bu atama bakanın söylediklerinin yarısını söylemiş olsa, “Hükümeti yurtdışında şikâyet ediyor” diye, ortalığı birbirine katarsınız, ortalığı velveleye verirsiniz. Mangalda kül bırakmazdınız. Şu sözlere bir bakın: “Siz bu mera alanıyla, hayvancılıkta dünyada 1 numara olmalısınız. Biz hayvancılık yapıyoruz. Hayvanlarımıza pizzacıdan pizza, burgerciden burger ısmarlar gibi, dışarıdan yem alıp, öyle yediriyoruz” demiş. Valla Bakan, Bakan değil, Sanırsınız Yemek Sepeti CEO’su… Bu ülkenin meralarını, yeşilini, yaylalarını betona boğan kim? 20 yılda 2 Trakya’dan fazla tarım arazisini üretimden çektiren kim? Çiftçiyi ekemez hale getiren kim? İthal samanla ithal hayvan besleten kim? Kanunun açık emrine rağmen, çiftçilerimize hak ettiği desteği vermeyen kim? Elbette Recep Tayyip Erdoğan.

VENEZUELA’YA GİDİP KENDİ HÜKÜMETİNİ ŞİKAYET EDEN BAKANI DA GÖRDÜK

İşte daha bugün TÜİK, tarımsal girdi fiyatlarındaki artışları açıkladı. Mayıs ayında tarımsal girdi fiyatları, geçen seneye göre, yüzde 123,7 artmış. Bu bir rekor. Gübredeki zam yüzde 236,5. Mazottaki zam yüzde 225. Hayvan yemindeki zam yüzde 135,4. Bunlar da TÜİK ’in makyajlı rakamlarıyla… Fransız tarımına yaptığı katkılar nedeniyle, Fransa’dan şövalye nişanı alan AK Partili Tarım Bakanlarını görmüştük. Ama Venezuelalara kadar gidip de, kendi hükümetini şikâyet edeni ilk kez görüyoruz. Ne yazık ki bu kifayetsizlerin yönetiminde ne devlet ciddiyeti, ne de devlet aklı kaldı. Onun içinde ülkenin dört bir yanından feryatlar yükseliyor.

EKONOMİ MASASI ELAZIĞ’DAYDI

İşte bu hafta CHP Ekonomi Masası olarak, Elazığ’daydık. Bir veteriner hekimimizin söyledikleri, adeta Atama Tarım Bakanına cevap: “Bir ahırda 10 inek varsa, bu krizlerde 6’sı gitti. Bir torba yem 300 lira olursa ne olacak? Süt fiyatı üreticide 6 liraya kadar indi. Bu ülkenin hayvancılığı yoksa bitmiştir. Allah bize bir cennet vermiş, kullanmayı bilmiyoruz.” Doğru mu? El hak doğru. Bir kuruyemiş dükkânındaki esnafımız ise, elektrik faturalarını gösterdi isyan etti. “Geçen yıl 900 lira gelen elektrik faturam, bir yılda 4 bin 850 lira oldu. Ampul aynı ampul, dolap aynı dolap. Bu açıkladıkları enflasyon gerçek değil” dedi. Doğru mu? Elbette doğru. Bir de Elazığ özelinde ciddi bir sorun daha var. Türkiye’deki tüm ekonomik sorunlar diğer iller gibi Elazığ’ı da etkilemiş. Ama Elazığ’da bunun üstüne birde deprem var. Deprem Elazığ’ın ekonomik yapısını sarsmış. Elazığlılar, bu yıl 2020 depremi sonrasında dönüşümü yapılan bina ve ticarethanelerle ilgili borçlarının ilk taksitlerini ödemeye başlayacaklar. Bir iş insanı, “Bu harcamalar Elazığlıların tasarruflarından karşılanınca, hanelerin harcama gücü daha da azalacak. Esnaf, tüccar, üretici malını satmakta zorlanacak” dedi. Bu doğru. Yani normal bir dönemde olsa tamam ödensin ama normal bir süreçten geçmiyoruz. Ekonomiyi batıranlar şimdi dönmüşler deprem felaketzedelerine borcunu ödemeye başla diyorlar. Buradan hükümete sesleniyoruz: Nasıl diğer borçları yeniden yapılandırıyorsanız, Elazığ’da da depremzedelerin, konut kredisi borçlarını yeniden yapılandırın. Bu sıkıntılı dönemde, bölgede buna gerçekten ihtiyaç var.

ÇAĞRIMIZ MİLLETİMİZE, KATILIN BİZE

Dertler derya olmuş. Milletimiz de bir sandal. Devrilip, batmamaya çalışıyor. Ama buradan açıkça ifade edelim. Biz milletimizi hiçbir zaman tek başına bırakmayacağız. Sandık gelene kadarda Genel Başkanımız, milletin derdine derman olacak projelerimizi açıklayacak, milletimizle paylaşmaya devam edecek. Hükümeti bu tedbirleri almaya zorlayacak. Zaten artık dert deryasından sıyrılıp kurtulmaya da çok az kaldı.

Bizim çağrımız milletimize: “Ülkemizde hak, hukuk, adalet olsun” diyorsanız, katılın bize. “Sofralarımızda Halil İbrahim bereketi olsun” diyorsanız, katılın bize. “Hiçbir çocuk yatağa aç girmesin” diyorsanız, katılın bize. “Paramız pul olmasın, paramızın itibarı olsun” diyorsanız, katılın bize. “Gençlerimizin işi, gücü, umudu olsun, ülkesinden kaçıp, gitmesin” diyorsanız, katılın bize. “Çiftçi tarlasını ekip, biçsin, kazansın” diyorsanız, katılın bize. “Esnaf faturalar altında ezilmesin, rahat bir nefes alsın” diyorsanız, katılın bize. “İş insanları rahat rahat üretsin, yatırım yapsın” diyorsanız, katılın bize. “Herkes önünü görebilsin, ülkede güven olsun” diyorsanız, katılın bize. “Hak eden, hak ettiğini alsın. Siyasi kayırmacılık son bulsun” diyorsanız, katılın bize. “Haramilerin saltanatı yıkılsın” diyorsanız, katılın bize. “Tüyü bitmedik yetimin hakkı yenmesin” diyorsanız, katılın bize. Bize katılın! Bu ülkenin aydınlık geleceğini birlikte inşa edelim. Kul hakkı yiyenlerden de hesabını soralım.

MİLLETİN SESİ BALIKESİR’DEN YÜKSELECEK

Önümüzdeki Pazar saat 18,30’da, Milletin Sesi Balıkesir’den yükselecek. Başta Balıkesirli hemşerilerimiz olmak üzere tüm vatandaşlarımıza, Kuvayımilliye meydanında “katılın bize” diyeceğiz.

Çağrımız milletimize, katılın bize!

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

Soru- Malumunuz iki gün önce Irak Kürdistan bölgesel yönetimi sınırları içerisinde Zaho ilçesinde bir obüs atışı olduğu değerlendirilen bir olay yaşanmıştı ve 9 Iraklı sivil vatandaş hayatını kaybetmişti. Bu hadiseden sonra hem Irak makamları, hem farklı çevrelerden bu obüs atışlarının Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yapıldığı iddia edildi. Yine Mısır ve Arap Birliğinin buna benzer açıklamaları oldu. Türkiye Dışişleri Bakanlığı da iddiaları reddetti ve obüs atışlarının terör örgütü tarafından yapıldığını söyledi. Fakat genel bir eleştiri var efendim… Diplomatik sürecin sağlıklı yürütülemediği, Türkiye’deki makamların yeterli ve şeffaf bilgi paylaşmadığı yönünde bazı eleştiriler var. Sizin değerlendirmeniz nedir efendim?

Faik ÖZTRAK- Bir kere her şeyden önce olay vahimdir ve bu olay neticesinde hayatını kaybeden insanlara Allah’tan rahmet, yakınlarına ve Irak halkına da sabır diliyoruz. Ancak bu iş karşılıklı suçlamalarla geçiştirilemeyecek kadar da önemlidir. Dolayısıyla bu olay bizim ilgili makamlarımızın da teklif ettiği, ifade ettiği gibi birlikte büyük bir hassasiyetle araştırılmalı, gerçek neyse ortaya çıkarılmalıdır. Türk ordusu sivilleri hedef almama konusunda azami özeni her zaman göstermiştir. Bu çerçevede de yapılacak soruşturma sonucunda, tüm gerçekler ortaya çıkarılmalı, hem her tarafın vicdanı rahatlatılmalıdır.

Soru- Tarım Bakanının Venezuela ziyaretiyle ilgili Tarım Bakanlığı da bir açıklama yaptı. Devletin arazi kiralamayacağını söyledi. Bakanlık, “Bakan ziyareti yurtdışında tarımsal yatırım yapmak konusunda olan Türk şirketleri yani özel sektör içindir” dedi. Sizin bu açıklamaya ilişkin bir yorumunuz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bunların özürleri kabahatlerinden büyük. Anlaşılan beyefendi yurtdışına devlet için değil özel sektör için arazi bakmaya gitmiş. Bir de açıklama yapmışlar “tarım sektörünü inşaat sektörü gibi destekleyeceklerini” itiraf etmişler. Bunlar her tarım dediklerinde akıllarına arsa geliyor, rant geliyor, beton geliyor, inşaat geliyor. Ne demek tarım sektörünü inşaat sektörü gibi desteklemek? Ben buradan Tarım Bakanına bir tavsiyede bulunayım. Müteahhitliğe soyunmayı bıraksın Tarım Bakanı gibi düşünmeye başlasın. Kendi işini yapsın. Birde bu AK Parti yönetimlerinin Venezuela sevdasını anlayamadık gitti. Türkiye’de tarım devriminin başladığı bu cennet gibi bereketli toprakları bırakıyorlar Venezuela’ya ekilecek toprak aramaya gidiyorlar. Türkiye’deki çiftçilere, Türkiye’deki tarım işletmelerine dışarıda iş yaptıracaklarmış. Siz Türkiye’deki çiftçiyi, Türkiye’deki tarım işletmelerini, Türkiye’deki genç çiftçileri kendi arazilerinde tutun önce. Tarımı tarım gibi destekleyin. Çiftçimize birikmiş tarımsal destek borçlarını hemen ödeyin. Çiftçimizin, besicimizin yüzünü güldürün, tarımla ilgili yapabileceğiniz en büyük teşvik budur.

Soru- CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ABD Başkanı Biden görüşmesinde tercümanlık yapan Fatima Abushanab hakkında bazı paylaşımlar yapmış hanım kızımız ifadesini kullanmıştı. O tercümanın avukatı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında hakaret iddiasında suç duyurusunda bulunduklarını duyurdu. Bu suç duyurusuyla ilgili sizin görüşleriniz nelerdir?

Faik ÖZTRAK- Biz “bunlar milleti unuttular” diye boşuna söylemiyoruz. Hanım kızımız ifadesi Anadolu’muzda kullanılan bir ifade. Ama hanım kızımız ifadesine bile bunlar takmışlar. Hanım kızımız ifadesine karşı hakaret davası açacaklarmış ya da işte devlet memuruna karşı. Buradan bir kere daha altını çizerek söyleyeyim: Recep Tayyip Erdoğan’ın Biden’la yaptığı görüşme bir çay sohbeti değildir, bir aile içi görüşme değildir. Kahvede bir buluşma hiç değildir. Devletlerarası resmi bir görüşmedir. Bu görüşmede karşılıklı söylenenler orada oturan kişileri değil, devletleri bağlar. Bu görüşmelerin tutanakları devletin resmi arşivine mutlaka girmelidir. Ne dava açarlarsa açsınlar biz bunun peşini bırakmayız. İşbaşına gelmemiz an meselesi. İş başına geliyoruz. Gelir gelmez de bu tutanaklara bakacağız ne alındı ne verildi görmek istiyoruz. Yoksa bu tutanaklar o zaman burada neler konuşulduğunu öğreneceğiz bir şekilde.

Teşekkürler.

GENEL BAŞKANIMIZ, DAHA İKTİDARA GELMEDEN DEDİKLERİNİ YAPTIRIYOR

CHP Sözcüsü Öztrak, Türkiye ekonomisinin koşar adım, yeni bir döviz krizine doğru ilerlediğini belirterek, “Ülkemizin önümüzdeki bir yılda çevirmesi gereken dış borç; 182 milyar dolar. Buna bir de finanse edilecek cari açığı ekleyin, iyimser bir tahminle önümüzdeki bir yılda 220 milyar dolar borç bulmamız gerekiyor” dedi.

Öztrak, Kredi Temerrüt Risk Primi 900 puanın üstüne çıkan Türkiye’nin dış borç ve cari açık finansmanı için ihtiyacı olan parayı bulması için katlanılması gereken maliyetin her geçen gün arttığına dikkat çekerek şunları ifade etti:

“Ülkede döviz kıtlığı artık o seviyeye geldi ki, Merkez Bankası’ndan iş insanlarına, ‘Lütfen döviz satın’ diye rica telefonları başlamış. Kasada döviz kalmayınca, BOTAŞ gaz alabilsin diye, ‘Bizi kıskanan’ Almanya’ya borç için el açtılar. Milletin 128 milyar dolarını hovardaca harcayan, bu milletin on milyarlarca dolarını sığınmacılar için tüketen Hükümet, şimdi gaz alabilmek için Deustche Bank’tan 925 milyon Avro borç aldı. Buradan soruyoruz, bu 925 milyon Avro’ya ne kadar faiz ödeyeceksiniz? Bu milletin sırtına buradan ne kadar faiz yükü binecek? “Borca haylık, bir aylık” derler. Doğal gazı bile dış borçla almaya başladıysak, vay halimize… Biran önce tedbir alın diyeceğim ama bu hükümetin tedbir alacak takati kalmadı.”

Hükümetin raf ömrünü tamamladığını, milletin derdine derman olacak tek bir proje üretecek takatinin kalmadığını söyleyen Öztrak, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hükümet bizim önerdiğimiz projelerle oy toplamaya çalışıyor. Onları da yarım, yamalak; eksik, gedik yerine getiriyor. Sayın Genel Başkanımız daha iktidara gelmeden dediklerini yaptıran Genel Başkan olarak, dünya siyaset tarihine geçti bile. ‘Emekliye iki ikramiye’ dedi, önce, ‘olmaz, kaynak yok’ dediler. Sonra onu da yarım yamalak tıpış tıpış yaptılar. Genel Başkanımız ‘3600 ek gösterge’ dedi, bunlar yine direndiler ama sonunda yaptılar. Ama yine yarım yamalak… Genel Başkanımız taşeron işçilere kadro verin dedi. Bunlar yine ‘kaynak’ falan dediler ama sonunda yarım yamalak da olsa yaptılar. ‘Elektrikte TRT payını kaldırın’ dedi, önce itiraz ettiler sonra yaptılar. ‘Elektrikte kademeli tarife getirin’ dedi, bir müddet sonra yaptılar. ‘Asgari ücreti yıl ortasında artırın, enflasyon çok yüksek’ dedi, önce yasa masa diye ağızlarında gevelediler, sonra eksik de olsa yerine getirdiler.

Genel Başkanımız gençlere KYK borçlarının faizini ödemeyin, biz gelince bu faizleri sileceğiz dedi. Beylerin yine paçaları tutuştu. Akıllarına birden bire KYK borçları geldi. Allah Aşkına! Aklınız bugüne kadar neredeydi? Gençlerin KYK borcunu görmek için, bizi mi beklediniz?”

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Kurban Bayramı’nın ardından, ilk Merkez Yönetim Kurulu toplantımızı gerçekleştiriyoruz. Toplantımız devam ediyor. Toplantımız esnasında Van Çatak’ta bir jandarmamızın şehit olduğunu öğrendik, bir de yaralımız var. Şehit Mehmetçiğimiz Mustafa Bozkurt’a Allah’tan rahmet, ailesine sabır, milletimize başsağlığı diliyoruz. Yaralı jandarmamıza da Allahtan acil şifalar diliyoruz.

TÜRKİYE SEFALET ŞAMPİYONU OLDU

Ülkemiz uzun bir bayram tatilindeydi. Ama yakıcı sorunlar tatil dinlemedi. Fakir, fukara; “Bayram gelmiş neyime, kan damlar yüreğime” demeye devam etti. Tam da bayram arifesinde, kredi derecelendirme kuruluşu FITCH, ülkemizin kredi notunu düşürdü. Kredi notumuz çöp seviyesine bir adım daha yaklaştı. Bayram biter bitmez, TÜİK, makyajlı işsizlik rakamlarını açıkladı. İşsiz yurttaşlarımızın sayısı, 310 bin kişi artarak, Mayıs’ta 8 milyon 387 bin kişiye ulaşmış. İşsizlik, gelirden mahrum eder. Enflasyon, gelirin aşınmasına neden olur. Bir ekonomide en büyük illet, bu ikisinin bir araya gelmesidir. Buna da “sefalet” denir. İşsizlik ve enflasyondan oluşan Dünya Sefalet Endeksi’nde, Türkiye, şampiyonluğu artık kimselere bırakmıyor. Ama bu sefalete neden olan Sarayın kibirlisi, bayram öncesi milletimize, “İşsiz, aç, açık kimse bırakmadık” diyerek, caka satabiliyor.

F-16’LARIN ŞARTA BAĞLANMASI KABUL EDİLEMEZ

Bayram tatilinde okyanus ötesinden, Amerikan Kongresi’nden de can sıkıcı haberler geldi. Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye’yi üretim ortağı olduğu, 5. Nesil Savaş Uçağı F-35 projesinden çıkarmıştı. Ardından ABD yönetiminden, “Size 4. nesil F-16 verelim” teklifi gelmişti. ABD yönetimi son NATO zirvesinde de, Kongre’de bu teklifi destekleyeceğini açıkladı. Ama daha Temsilciler Meclisi aşamasında, Türkiye’ye F-16 satışını şarta bağladılar. Bu, devletimizin egemenlik haklarına alenen müdahaledir. Bunu kabul etmemiz mümkün değildir.

FAZİLETLİ MÜFTÜMÜZ AHMET METE’NİN HAKLI MÜCADELESİNİN YANINDAYIZ

Hafta sonuna girerken bir başka acı olayı, 15 Temmuz Hain Darbe Girişiminin 6. yılını idrak ettik. O karanlık gecede kaybettiğimiz 251 canımızı, rahmetle, saygıyla andık. Yine geçtiğimiz Perşembe, hemşerisi, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e her zaman saygı ve sevgi duyan Batı Trakya Türk Toplumunun, hak, hukuk, adalet mücadelesinin önemli önderlerinden, İskeçe’nin Faziletli Müftüsü Ahmet Mete Hakk’a yürüdü. Cuma günü “CHP Balkan Masası” olarak, Trakya’daki Belediye Başkanlarımızla birlikte İskeçe’de, merhumun cenazesine katıldık. Müftümüze bir kez daha Allah’tan rahmet, kederli ailesine, Batı Trakya Türk Toplumuna ve tüm sevenlerine, Türk dünyasına başsağlığı diliyoruz. Biz bu vesileyle bir kez daha, bu haklı mücadelenin ve Batı Trakya Türk Toplumunun, yanında olduğumuzu tekrarlıyoruz.

AYÇİÇEĞİ TARLALARI TIRTIL İSTİLASINA UĞRADI

Trakya demişken, Trakya ve Güney Marmara’da ayçiçeği tarlaları, çayır tırtılı istilası altında. Üreticilerimiz çok büyük sıkıntı içinde. Tırtılla mücadelede kontrolsüz ilaçlama yapılıyor. Bu da bölgedeki arıcılığa büyük zararlar veriyor. Çiftçilerimiz perişan, arıcılarımız perişan. Tarım Bakanlığı derhal tedbir almalı. Alamıyorsa da, bölgeyi afet bölgesi ilan ederek, çiftçilerimizi, üreticilerimizi rahatlatmalı. İşte bugünkü toplantımızda,  tüm bu konu başlıklarını, ele aldık.

15 TEMMUZ’DAN TEK ADAM GÖMLEĞİ ÇIKARTILDI

15 Temmuz FETO Hain Darbe Girişiminin üzerinden, altı yıl geçti. O karanlık gecede milletimiz, canını ortaya koyarak, devletini sokaklardan topladı. Tüm şehitlerimize bir kez daha, Allah’tan rahmet diliyoruz. Gazilerimize şükranlarımızı sunuyoruz. FETO hain darbe girişimini planlayan, darbeye teşebbüs eden, içinde yer alan, milletimize kurşun sıkan kim varsa, elbette en ağır şekilde cezalandırılmalıdır. Ancak cezaların şahsiliği de yok sayılmamalıdır. 15 Temmuz’dan, bir tek adam gömleği çıkarmak için, hukukun en temel ilkeleri yok sayıldı. Ülkemizde adalete ve devlete güven duygusu büyük yara aldı. 15 Temmuz sadece siyasi rant için değil, ekonomik rant sağlamak için de istismar edildi. Kurulan FETÖ borsalarında, zenginler korundu, yoksullar hapsedildi. TMSF’nin el koyduğu şirketler, servetler, kayyumlar marifetiyle, el değiştirdi. Bu çerçevede Sayın Genel Başkanımız Nurettin Canikli’ye malvarlığını açıkla çağrısında bulunmuştu. Ortada çok ciddi iddialar var. Ama Nurettin Canikli’den hala tık yok. Kendisinden gereğini yapmasını bekliyoruz.

SİYASETTE “ALDANDIM” DEMEK, “BASİRETİMİ VE AKLIMI KAYBETTİM” DEMEKTİR

Normal bir hukuk düzeninde tüm bunlar araştırılır. Ama hukukun rehin alındığı otoriter rejimlerde, yağmaya, talana hukukun sesi çıkmaz. Darbecileri yıllarca besleyip büyütenler, “Allah affetsin, millet affetsin” diyerek, hesabı ödemeden kaçacağını, ağzını silip, masadan kalkacağını düşünebilirler. Ama çok bilinen bir kuraldır. “Siyasette kandırılmış olmak, mazeret değildir.” Siyasette “Aldandım” demek, “Basiretimi ve aklımı kaybettim, kararlarım ve eylemelerim hükümsüzdür” demeye gelir. Bunun da devlette kabul edilebilir hiç bir yanı yoktur.

2004 TARİHLİ MGK KARARI ORTADA

Bu yönetim işbaşına geldiği günden itibaren, hain darbe girişiminde bulunmaya cüret eden ortakları hakkında, devletin güvenlik bürokrasisi tarafından uyarıldı. İşte 481 sayılı Milli Güvenlik Kurulu Kararı. Yıl 2004. Bu uyarıya rağmen; devletin adliyesi, askeriyesi, mülkiyesi, maliyesi ve istedikleri diğer her şey, o ellere teslim edildi. Ve sonunda o hain eller de geldi, TBMM’yi bombaladı. Yani hiç kimse “Bilmiyordum, aldatıldım” diyemez. Çok açık söyleyeyim, buradaki açık ifadeye rağmen tedbir alın, eylem planı uygulayın ifadelerine rağmen bu tedbirleri almayanlar 251 şehidimizin sorumlusudur. Sorumlu bu tedbirleri almayan siyasi sorumlusu hükümetin başındaki Erdoğan’dır.

15 TEMMUZ TÜM BOYUTLARIYLA AYDINLANANA KADAR KANAMAYA DEVAM EDECEK

O hain darbe girişiminin olduğu 15 Temmuz 2016’da, tam olarak neler yaşandı? O da, hala açıklığa kavuşmadı. Dönemin MİT Müsteşarının, Genel Kurmay Başkanının, darbe girişiminin aydınlatılması için TBMM’de kurulan, Araştırma Komisyonu’na gelmesine Erdoğan izin vermedi. Komisyonun hazırladığı raporda sümen altı edildi. O dönem MİT kime bağlıydı? Başbakana. Dönemin başbakanı darbe istihbaratının, zamanında neden kendisine iletilmediğini, MİT Müsteşarı’na sorduğunu, “Tatmin edici bir cevap” alamadığını, televizyonda kendisi açıkladı. Ama yönetim de, müsteşar da her nasılsa hala koltuklarında oturuyorlar. 15 Temmuz Hain Darbe Girişimi, milletimizin vicdanında kapanmamış, kanayan bir yaradır. FETÖ hain darbe girişimi, tüm boyutlarıyla aydınlatılana kadar, Adil Öksüz bulunana kadar, darbe girişiminin siyasi ayağı ortaya çıkarılana kadar, Yurtta Sulh Komitesi’nin kimlerden oluştuğu açıklanana kadar, bu yara kanamaya devam edecektir. Şehitlerimizin ruhları huzura kavuşmayacaktır. Ama kimse merak etmesin, FETÖ’nün ve ortaklarının açtığı bu yarayı kapatmak bize nasip olacaktır.

15 TEMMUZ’UN DA ENFLASYONUN DA BABASI BELLİ: ERDOĞAN

Erdoğan hain darbe girişiminin yıl dönümü nedeniyle yayınladığı mesajda, milleti ezen hayat pahalılığına, “15 Temmuz’un devamı olan bir badiredir” dedi. Bu sözler, milletin aklıyla alay etmektir. Hayat pahalılığıyla 15 Temmuz arasında hiçbir bağ yoktur. İkisinin birbiriyle hiçbir ilgisi yoktur. Ama her ikisinin de nesebi sahihtir. Babaları bellidir, babaları aynıdır. Her ikisinin de müsebbibi, “Liyakat yerine sadakat” diyen, “Biat ve itaati, ehliyete tercih eden”, “İş bilmese de, benden olsun” diyen yönetim anlayışıdır. Yani Erdoğan’dır. Dört yıl önce: “Verin şu kardeşinize yetkiyi, faizle, şunla bunla nasıl uğraşılır göreceksiniz” diyen kimdi? Yine bundan üç yıl önce; “Ekonominin sorumlusu benim, ben!” diye bas bas bağıran kimdi? Recep Tayyip Erdoğan. Şimdi türlü türlü bahaneler uydurarak milletimizin nezdinde sorumluluktan kurtulmak mümkün değildir. Aylarca yüksek enflasyonu Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline bağladılar. Bunun arkasına saklanmaya çalıştılar. Savaşın taraflarından Rusya’da enflasyon yüzde 15,9. İşgale uğrayan Ukrayna’da ise yüzde 21,5. Türkiye’de ne kadar? Yüzde 79. O da TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla. Savaş Ukrayna’da, Ambargolar Rusya’da ama enflasyon canavarı Türkiye’de. Tabi bu bahanede tutmadı.

TÜRKİYE ENFLASYON ŞAMPİYONU

Ardından dünyadaki petrol ve gıda fiyatlarındaki artışın, arkasına sığınmaya kalktılar. Uluslararası petrol fiyatları yeniden düştü. Nebati Bakan bugün petrol fiyatlarındaki düşüşün pompa fiyatlarına yansıtıldığını söylüyor. Ama rakamlar öyle demiyor. 13 Temmuz itibariyle, brent tipi petrolün fiyatı 99 dolar 80 sent. Aynı fiyatı Nisan başlarında da görmüştük. Türkiye’de benzinin litresi Nisan başında 19 lira 11 kuruştu. Bugün 23 lira 78 kuruş. O gün mazotun litresi 21 lira 37 kuruştu. Bugün 25 lira 53 kuruş. Petrolün uluslararası fiyatı, 3 ay önceki seviyelerine geriledi gerilemesine de pompadaki akaryakıt fiyatları, yüzde 20-25 o günün üstünde kaldı. Türkiye; yüzde 137 Enerji Enflasyonuyla, yüzde 90’ın üzerindeki Gıda Enflasyonuyla, yüzde 80’e dayanan Tüketici Enflasyonuyla, üyesi olduğumuz Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) içerisinde, enflasyon şampiyonu. Yüzde 140’a dayanan Üretici Enflasyonuyla da, OECD’yi, G-20’yi falan solladık dünya şampiyonu olduk. Gıda enflasyonumuz, OECD ortalamasının 7,5 katı. Enerji enflasyonumuz, OECD ortalamasının 4 katı.

ENFLASYONUN SEBEBİ HÜKÜMETİN KİBİRLİ BAŞI

Evirip çevirmeye falan gerek yok. Bu zulmün sebebi dünyadaki fiyatlar, dış mihraklar, şunlar bunlar değil. Bizatihi bu hükümet ve kibrin sarhoşu olan bu hükümetin başı. Milletimiz zaten ne yaşadığını biliyor. Hayat pahalılığını iliklerine kadar hissediyor. Erdoğan hangi bahaneyi uydurursa uydursun, tutmaz.

SORUMLU ERDOĞAN

Bugün emeklilerimiz, gözleri yaşlı, “İyi ki torunum yok, harçlık veremezdim” deme noktasına geldiyse, Genel Merkezimizi arayan Kütahyalı emekli Mehmet Amca, “Bir köpeğin aylık bakım masrafı, benim aylığımdan fazla. Kasabın yolunu unuttum, kalp hastasıyım, hastaneden randevu alamıyorum. Randevu alsam, merkeze inip hastaneye gidecek param yok” diye dert yanıyorsa, bunun sorumlusu emeklilerimizi yokluğa mahkûm eden, Sarayın ta kendisidir. Avrupa’da konut fiyatları son bir yılda yüzde 10 artarken, Türkiye’de yüzde 110 arttıysa, gençlerimizin bir ev, bir araba alması artık hayal olduysa, bunun sorumlusu Erdoğan Şahsım Hükümetidir başkaları değildir. Çiftçi, besici ürettiğinin karşılığını alamıyorsa, kıymanın kilosu 150 lira olduysa, bir litre karton kutu süt, 20 lirayı bulduysa, şu yaz aylarında, domatesin en kötüsüne, markette 15 lira fiyat biçiliyorsa, Ankara Hali’ne meyve sebze taşıyan nakliyeci, kamyonuna lastik alamıyor, eskiyen lastiğine diş açıyorsa, bunun sebebi öyle dünya falan değildir. Bunun sebebi Saray’ın kerameti kendinden menkul, “Faiz sebep, enflasyon netice” saçmalığıdır.

ÖRGÜTÜ DE BAKANLARI DA TOPA TUTULUYOR

Ama artık mızrak çuvala sığmıyor. Erdoğan’ın il başkanı Van’da, Atama Bakanı Trabzon’da insan içine çıktığında topa tutuluyorsa, esnafımız, “Perişanız ve bunun sorumlusu sizsiniz” diye bağırıyorsa, vatandaşımız, “Ekmek oldu 8 lira, sen ne konuşuyorsun?” diye haykırıyorsa, bunun sorumlusu elbette Saray’dır.

GENEL BAŞKANIMIZ İKTİDARA GELMEDEN DEDİKLERİNİ YAPTIRIYOR

Bu hükümet raf ömrünü tamamlamıştır. Bunlar artık metal yorgunudur. Milletin derdine derman olacak tek bir proje üretecek takatleri kalmamıştır. Bizim önerdiğimiz projelerle oy toplamaya çalışmaktadırlar. Onları da yarım, yamalak; eksik, gedik yerine getirmektedirler. Sayın Genel Başkanımız daha iktidara gelmeden, dediklerini yaptırtan Genel Başkan olarak, dünya siyaset tarihine geçti bile. “Emekliye iki ikramiye” dedi, önce, “olmaz dediler, kaynak yok” dediler. Sonra onu da yarım yamalak tıpış tıpış yaptılar. Genel Başkanımız “3600 ek gösterge” dedi, bunlar yine direndiler ama sonunda yaptılar. Ama yine yarım yamalak. Genel Başkanımız taşeron işçilere kadro verin dedi bunlar yine kaynak falan dediler ama sonunda yarım yamalakta olsa yaptılar. “Elektrikte TRT payını kaldırın” dedi, önce itiraz ettiler sonra yaptılar. “Elektrikte kademeli tarife getirin” dedi, bir müddet sonra yaptılar. “Asgari ücreti yıl ortasında artırın, enflasyon çok yüksek” dedi, önce yasa masa diye ağızlarında gevelediler, sonra eksik de olsa yerine getirdiler.

KYK BORÇLARI BİZ SÖYLEYİNCE AKILLARINA GELDİ

Genel Başkanımız gençlere KYK borçlarının faizini ödemeyin, biz gelince bu faizleri sileceğiz dedi. Beylerin yine paçaları tutuştu. Akıllarına birden bire KYK borçları geldi. Allah Aşkına! Aklınız bugüne kadar neredeydi? Gençlerin KYK borcunu görmek için, bizi mi beklediniz? Bakalım bu akşam göreceğiz. Genel Başkanımızın dediklerini yapıp, KYK faiz borçlarını hepten silecekler mi? Yoksa burada da yine eksik iş yapıp trolleriyle algı oluşturmaya mı çalışacaklar? Ne diyelim, taklitler aslını yaşatır. Onun için biz iktidara gelir gelmez, milletten alınanları tastamam milletimize geri vereceğiz.

TÜRKİYE EKONOMİSİ KOŞAR ADIM BİR DÖVİZ KRİZİNE GİDİYOR

Türkiye ekonomisi koşar adım, yeni bir döviz krizine doğru ilerliyor. Merkez Bankası’nın döviz kasası 1 Temmuz itibariyle 54 milyar dolar açık veriyor. “Düşük faiz, değersiz Türk lirası” modeliyle, düşecek denen cari açık ve dış ticaret açığı, rekor üstüne rekorlar kırıyor. Ülkemizin önümüzdeki bir yılda çevirmesi gereken dış borç; 182 milyar dolar. Buna bir de finanse edilecek cari açığı ekleyin, iyimser bir tahminle, önümüzdeki bir yılda, 220 milyar dolar borç bulmamız gerekiyor. Bu parayı bulmak için katlanılması gereken finansman maliyeti ise her geçen gün artıyor. Kısmen dışarıda borçlanma maliyetleri yükseliyor ama içerde de dış borçlanmayın maliyetini belirleyen, önemli göstergelerden biri olan, Kredi Temerrüt Risk Primimiz, yani borcumuzu ödememe risk primimiz yani CDS, 900 puanın üstüne çıkarak, bugüne kadar görülmemiş seviyelere geldi. Kredi derecelendirme kuruluşu FITCH, Türk Lirası’ndaki değer kaybına, enflasyondaki hızlı artışa, eksideki döviz rezervlerine, ekonomiye yük getiren Kur Korumalı Mevduat uygulamasına bakarak, Türkiye’nin kredi notunu bir basamak daha düşürdü. Ne yazık ki iflas kredi notuna, sadece iki tık kaldı.

BORCA HAYLIK BİR AYLIK

Bu arada ülkede döviz kıtlığı artık o seviyeye geldi ki, Merkez Bankası’ndan iş insanlarına, “Lütfen döviz satın” diye rica telefonları başlamış. Bunu iş insanlarımızdan duyuyorduk. Ama şimdi bu iş televizyonlarda aleniyet kazandı. Kasada döviz kalmayınca, BOTAŞ gaz alabilsin diye, “Bizi kıskanan” Almanya’ya borç için el açtılar. Milletin 128 milyar dolarını hovardaca harcayan, bu milletin on milyarlarca dolarını sığınmacılar için tüketen Hükümet, şimdi gaz alabilmek için Deustche Bank’tan 925 milyon Avro borç aldı. Buradan soruyoruz, bu 925 milyon Avro’ya ne kadar faiz ödeyeceksiniz? Bu milletin sırtına buradan ne kadar faiz yükü binecek? “Borca haylık, bir aylık” derler. Doğal gazı bile dış borçla almaya başladıysak, vay halimize… Biran önce tedbir alın diyeceğim ama bu hükümetin tedbir alacak takati kalmadı.

SEVSİNLER SİZİN FAİZ DÜŞMANLIĞINIZI

Vatandaşlarımız da borçlarını ödemekte giderek zorlanıyor. Bireysel kredi ya da kredi kartı borcunu ödeyemediği için, bu yılın ilk beş ayında, yasal takibe düşen kişi sayısı, geçen yıla göre yüzde 83 artmış. 748 bin 437 kişiye çıkmış. Borcu nedeniyle halen yasal takipte olan borçlu sayısı ise, 4 milyon 198 bin kişiye ulaşmış. Ama bu arada faiz lobilerinin keyfi yerinde. Mayıs ayı itibariyle bankaların dönem karı, geçen seneye göre yüzde 434 artarak, 132 milyar liraya çıkmış. Sonrada Erdoğan hiç sıkılmadan, “Faizin en büyük düşmanı biziz” diye, millete nutuklar atıyor. 2022 yılı bütçesinde faiz ödemeleri için ayrılan, 240 milyar liraya, daha yeni 89 milyar lira ilave ödenek aldınız. Sevsinler sizin faiz düşmanlığınızı. Bir de faiz dostu olsaydınız, milletin sırtına acaba neler yükleyecektiniz?

“ŞAHSIN” GÖRÜNÜR RÜTBE-İ AKLI ESERİNDE

İşte bugün Haziran ayı bütçe gerçekleşmeleri açıklandı. Yılın ilk 6 ayında milletin bütçesinden; faize harcanan para 134 milyar 654 milyon lira. Hazineden tek kuruş çıkmayacak diye pazarladıkları Kur Korumalı Mevduat için hazine kasasından bir avuç mevduat sahibine ödenen faiz, 37 milyar 235 milyon liraya çıkmış. Yine yandaşa verilen döviz garantileri projeleri için harcanan para 9 milyar 570 milyon lira. Memleket, yağma Hasan’ın böreği olmuş. Bütçe faiz lobilerinin, döviz garantili yandaş müteahhitlerin bütçesi olmuş, Ziya Paşa şu dizeleri, sanki bu kifayetsizleri bilmiş de öyle söylemiş: Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz, “Şahsın” görünür rütbe-i aklı eserinde…

SBK VATANDAŞI OLDUĞU TÜRKİYE’YE DEĞİL, ABD’YE İADE EDİLDİ

Bayram tatilindeyken, arada kaynayan, hakkıyla tartışılmayan bir konu daha var. ABD’de bir enerji dolandırıcılığı şebekesinin, ABD Hükümetinin verdiği teşvikleri, yasa dışı yollarla yurtdışına kaçırdığı iddia ediliyor. Şebeke üyelerinden biri de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, Sezgin Baran Korkmaz. Recep Tayyip Erdoğan ile aynı fotoğraf karesindeler. Sezgin Baran Korkmaz’ın, ABD’ye ait 133 milyon doları, Türkiye ve Lüksemburg’daki şirketleri vasıtasıyla akladığı söyleniyor. Sezgin Baran Korkmaz, geçtiğimiz yıl bu zamanlar, Avusturya’da tutuklanmıştı. Hem Türkiye hem de ABD, Korkmaz’ın iadesini istedi. Birkaç gün önce Avusturya Adalet Bakanlığı da Korkmaz’ı onu serbest bırakan, malvarlığı üzerindeki tedbiri kaldıran, vatandaşı olduğu Türkiye’ye değil, ABD’ye iade etti.  Önümüzdeki günlerde Sezgin Baran Korkmaz, Amerikan yargısının huzuruna çıkacak. Bu davanın Türkiye’nin başına ne tür çoraplar öreceğini, ileride hep birlikte göreceğiz. Amerikan Adalet Bakanlığının yaptığı açıklamadan, Sezgin Baran Korkmaz’a ait lüks yata Lübnan’da el konulduğu ve söz konusu yatın, 10 milyon 110 bin dolara satıldığı anlaşılıyor. Bu para da hemen Amerikan Hazinesine aktarılmış. Ciddi devletler vergi mükelleflerinin ödediği tek kuruş verginin, peşini bırakmaz. Bizdeki hükümet ise her yıl ilan ettiği vergi aflarıyla, varlık barışlarıyla, güzelim ülkemizi dünyanın en büyük, kara para aklama makinesi yaptı. Türkiye, bu kifayetsiz kadrolar elinde, Avrupa’da organize suçların en çok işlendiği, ülke konumuna yükseldi. Tüm dünyada ise 12. sıradayız. Buna şaşırdık mı? Hayır! Çünkü bu ülkede atama İç İşleri Bakanı, organize suçla mücadele edeceğine ülkedeki tüm suçlularla fotoğraf vermekle meşhur oldu.

İNGİLTERE’DE BAŞBAKAN ADAYI TÜRKİYE CÜRETİNİ BU TABLODAN ALIYOR

Liyakatsizliğin, ehliyetsizliğin, kifayetsizliğin, partizanlığın darbe vurduğu bir başka alan da, dış politikamız. İngiltere Başbakanı yakın zamanda istifa etti. Şimdi yeni başbakan adayları vaatlerini sıralıyor. Bunlardan biri de İngiltere’nin mevcut Dışişleri Bakanı. Söz konusu Bakan, Başbakan olması halinde, ülkesindeki mültecileri, Ruanda ile beraber Türkiye’ye göndermeyi düşünüyormuş. Peki, bu bakana bu cüreti veren nedir? Biz söyleyelim. İlki bu kifayetsiz kadroların para karşılığı AB ile imzaladığı, mültecileri Türkiye’de tutma anlaşmasıysa, diğeri de ekonomimizi içine düşürdükleri içler acısı durumdur. Burada üç tane kredi değerlendirme kuruluşunun Türkiye ile aynı kredi notuna sahip ülkeler grupları gözüküyor. Şu tabloya bir bakın. Türkiye’yle aynı kredi notuna sahip ülkeler;  Ruanda, Papua Yeni Gine, Jamaika, Senegal. G-20 üyesi olup da, bu ülkelerle aynı ligde yer alan bir başka ülke yok. Türkiye’yi Ruanda ile aynı lige düşürenler, muhataplarımıza bizi Ruanda’yla aynı kefeye koyma, cüretini de veriyorlar.

NATO GENEL SEKRETERİ AÇIKLADI: BU BİR NATO BELGESİ DEĞİL

Ama buradan herkesi açıkça uyarıyoruz. Herkes aklını başına alsın! “Türkiye’yi parayla, mültecilere açık hava kampına çevirme dönemi” artık sona erecek. Türkiye Cumhuriyeti kifayetsiz ellerin elinde de olsa, ne çadır devletidir, ne de muz cumhuriyetidir. Türkiye Cumhuriyetinin, devlet ciddiyetiyle yönetileceği günler, çok yakındır. Artık çok az kalmıştır. Ona, buna “dostum” diyerek, içeride başka, dışarıda başka konuşarak, içeriye aslan, dışarıya pısmış kedi kesilerek dış politika olmaz. İşte İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelik sürecinde yaşadıklarımız. Erdoğan sürekli, “NATO’nun kayıtlarına, YPG girmiştir, PYD girmiştir. Ama hepsinden öte FETÖ bir terör örgütü olarak girmiştir” deyip duruyordu. Ama İsveç ve Finlandiya ile imzalanan bu muhtırada, ne YPG/PYD, ne de FETÖ terör örgütü olarak anılmıyor. Bu söylenen tamamen hilafı hakikat. Okuması yazması olan, bu metne bakan herkes bunu görür. Kaldı ki, imzalanan muhtıra da bir NATO belgesi değil. Bu belgenin herhangi bir yerinde, NATO Genel Sekreterinin imzası, kefaleti var mı? Yok. İşte burada üç tane Dışişleri Bakanının imzası var. Nitekim NATO Genel Sekreteri de çıktı, Erdoğan’ı açıkça yalanladı. “Üçlü mutabakat zaptı bir NATO belgesi değil, kolaylaştırılmasına yardımcı olduğumuz bir belgedir” deyiverdi. Allah Aşkına! Neden millete yalan söylüyorsunuz?

TÜRKİYE’NİN EGEMENLİK HAKKINA İPOTEK KONMASINI KABUL ETMEYİZ

Son olarak Amerikan Kongresinin, F-16’ların satışını şarta bağlayan kararını, sineye çekmemiz, kabul etmemiz mümkün değildir. Her konuda atıp, tutan Erdoğan’ın, şu ana kadar bu konuda tek kelam etmemesi, düşündürücüdür. Bu bile NATO zirvesinde kapalı kapılar ardında, “Başka pazarlıklar mı yapıldı” diye, bizi düşündürmektedir. Sayın Genel Başkanımız bunu gündeme getirmiştir. Erdoğan’ın yanına Dışişleri Bakanlığından kimseyi almadan, ABD Başkanıyla yaptığı toplantının zabıtları var mıdır, tutulmuş mudur? İktidara gelmekte olan bir parti olarak, bu görüşme kayıtlarının arşivlere girmesini, millet adına talep etmek hakkımızdır. Devlette devamlılık esas ise, bu gereklidir. Türkiye’nin egemenlik haklarına ipotek koyan, hiçbir pazarlığı biz kabul etmeyiz. Bunu herkes böyle bile. Milletimiz rahat olsun. Artık devletin devlet gibi yönetileceği günlere çok az kalmıştır. O sandık gelecektir. Millet de sözünü söyleyecektir. Kendine sırtını dönen bu kifayetsizlere kapıyı gösterecektir.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ABD Temsilciler Meclisinin F-16 kararıyla ilgili bir tweet attı. Kılıçdaroğlu, “Buradan ABD’ye sesleniyorum, bu konuda suçlu arayacaksanız suçlusu biziz. Varsa bir sorununuz bizimle halledin” dedi. CHP’nin bu konuda bir çalışması ya da teması oldu mu, olacak mı? ABD’den bir değerlendirme geldi mi?

Faik ÖZTRAK- Sayın Genel Başkanımızın söyledikleri açıktır, nettir. Türkiye’nin egemenlik haklarına müdahale edilmesini hiçbir şekilde kabul etmeyeceğimizi açıkça söylemektedir. Sayın Genel Başkanımızın bu kararlı yaklaşımı iktidar olduğumuzda ülkemizin çıkarlarını nasıl koruyacağımızı, sorunları nasıl çözeceğimizi de ortaya koymaktadır.

Soru- CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç, 15 Temmuz gecesi TBMM’ye ilk CHP’li vekillerin geldiğini söyledi. Ancak o iddiası kamera kayıtlarıyla uyuşmadı. Meclise ilk giren ismin dönemin idare amiri Salim Uslu olduğu iddia ediliyor. Sizin bu konuda bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminin başladığının görüldüğü andan itibaren, anlaşıldığı andan itibaren Sayın Genel Başkanımız Ankara’da olan milletvekillerimize bu hain darbecilere karşı derhal Meclis’e gidip millet iradesine sahip çıkmaları talimatını vermiştir. Bizim milletvekillerimizde o gece Meclis’in kapılarını ilk açtırarak Gazi Meclis’e girmiştir. Yüksek Disiplin Kurulu Başkanımız Sayın Uğur Bayraktutan, Meclis Başkanlığı’na 15 Temmuz gecesi Meclis’e gelen milletvekillerinin hem giriş hem de kamera kayıtlarını sormuştur. Yine milletvekillerinin o gece Meclis’e giriş yaptıkları saate göre sıralı listesini istemiştir. Cevap, “TBMM’ye gelen ziyaretçilerin TBMM yerleşkesine girişlerine ilişkin veri ve kayıtlar tutulmakta olup milletvekillerinin TBMM yerleşkesine ve genel kurul salonuna girişlerine ilişkin herhangi bir kayıt tutulmamaktadır” olmuştur. Yani Meclis Başkanlığı ortada böyle bir kayıt yok demiştir.

Ama şimdi bizim milletvekillerimizin kamera kayıtları ortaya çıkınca çark etmeye başlamışlardır. Benim onlara tavsiyem illaki kayıt arıyorlarsa 15 Temmuz’dan sonra Erdoğan’ın CHP’ye darbeye karşı kararlı tutumu nedeniyle ettiği teşekkürlerin kayıtlarına bir bakıversinler. O gün bizlere teşekkür üstüne teşekkür edenlerin bugün içine düştükleri hazin durumu da milletimizin takdirlerine bırakıyoruz.

Soru- Cumhuriyet gazetesinin haberine göre iktidara yakın şirketler zeytinliklerin madenciliğe açılması için CHP’den destek istedi. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’da sosyal medya üzerinden verdiği ve o dönem gündeme oturan bir mesajla bu iddialara yanıt verdi, “pişman olursunuz” dedi. Sizin bu habere ilişkin bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Hemen ifade edeyim, mesele sadece zeytinlik meselesi değildir. Ülkenin talanı meselesidir. Ben Genel Başkanımızın 5 Temmuz 2022 tarihli mesajını bir kere daha hatırlatmak isterim. “Beşli çeteyle aramı bulmaya yeltenen sermayedar, holding, piyasa kim olursa olsun pişman olur. Bu böyle biline. Şimdi varsa cesaretiniz gelin beni ikna edin. Ama haber yollamayı bırakın”. Genel Başkanımızın burada söyledikleri yorum gerektirmeyecek kadar açıktır.

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com