Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

TABELAYA YAZILAN BÜYÜME SOKAĞA YANSIMIYOR

CHP Sözcüsü Öztrak, ülkede gerçek işsiz sayısının TÜİK’in açıkladığı resmi rakamın iki katından fazla olduğunu belirterek, “2021’de baz etkisiyle kaydedilen yüksek büyüme hızları işsizliği anlamlı şekilde azaltmıyor, rakamlardaki büyüme sokağa yansımıyor” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün açıklanan Temmuz 2021 işsizlik verileriyle ilgili, sosyal medyadan yaptığı açıklamada şunları belirtti:

İŞTEN ÇIKARMA YASAĞI KALKTI, İŞSİZLİK ARTMAYA BAŞLADI

Temmuz ayında resmi işsizlik, önceki aya göre 1,4 puan artarak yüzde 12’ye, gerçek işsizlik ise 1,2 puan artarak yüzde 23,6’ya çıktı. Son iki aydır gerileyen işsizlik, işten çıkarma yasağının kalkmasıyla artmaya başladı.

BÜYÜME SOKAĞA YANSIMIYOR

Temmuz’da resmi işsizlerin sayısı 506 bin kişi artarak 3,9 milyona; gerçek işsizlerin sayısı ise 522 bin kişi artarak 8,4 milyon oldu. Geçtiğimiz Temmuz’da da gerçek işsiz sayısı, 8 milyonlu seviyelerdeydi. 2021’de baz etkisiyle kaydedilen yüksek büyüme hızları işsizliği anlamlı şekilde azaltmıyor, rakamlardaki büyüme sokağa yansımıyor.

SANAYİ İSTİHDAMINDA BÜYÜK DÜŞÜŞ

Geçtiğimiz yıl 16 Nisan’da başlayan “işten çıkarma yasağı” bu yıl 1 Temmuz’da sonlandı. Temmuz’da sanayide işten çıkarmalar başladı. Bu ayda sanayide çalışan sayısı 287 bin kişi gerilemiş, inşaat sektöründe de 60 bin kişilik düşüş var. Hizmet sektöründe çalışan sayısı ise 454 bin kişi artmış. Temmuz’da işsizlik ödeneğine başvuranların sayısı yaklaşık 232 bin kişi. Bu son 15 ay içerisinde gerçekleşen en yüksek işsizlik ödeneği başvuru sayısı.

HÜKÜMET BİR TÜRLÜ ANLAMIYOR

Tutarlı, güven veren bir ekonomik program olmadan, işsizlik azalmaz, milletin işi çoğalmaz. Erdoğan Şahsım Hükümeti bunu bir türlü anlamıyor. Açıkladıkları Orta Vadeli Program, ortalama yüzde 5,3 büyümeyle üç yıl üst üste 1 milyonun üzerinde ilave iş imkânı sağlamayı öngörüyor. Bu büyümeyle bu iş artışı olmaz. Bu OVP ile bu büyüme de sağlanmaz. Kalıcı, sürdürülebilir, kapsayıcı büyümeyle iş artışı sağlamak için “3 Yeni”ye ihtiyaç var.

Yeni Kurallar, Yeni Kurumlar, Yeni Kadrolar.

MİLLET HÜKÜMETE TASDİKNAMEYİ VERMEK İÇİN SANDIĞI BEKLİYOR

Bu ise seçim sandığının ivedilikle milletin önüne getirilmesiyle olabilir. Milletimiz Erdoğan Şahsım Hükümetinin ne yaptığını gördü. Notunu verdi. Tasdiknamesini vermek için de sandığın önüne gelmesini dört gözle bekliyor.  

2023 HEDEFLERİNİN YALAN OLDUĞU TESCİLLENDİ

CHP Sözcüsü Öztrak, 2011’de Erdoğan’ın 2023 için taahhüt ettiği hedeflerin artık yalan olduğunun açıklanan son Orta Vadeli Programla (OVP) bir kere daha tescillendiğini belirterek, “Bu verilere göre, 2023’ün gelir ve ihracat hedefleri, iki kattan fazla iskontoya uğruyor. İşsizlik hedefi ise tam tersi iki kattan fazla artıyor. Bu vahim tablonun sorumlusu elbette ki Erdoğan’dır. Erdoğan sözünü yerine getiremediği için milletimizden derhal özür dilemelidir” dedi.

Merkez Bankası’nın Temmuz sonunda yaptığı yüzde 14,1’lik tahmine rağmen, OVP’ye göre 2021 enflasyonunun yüzde 16,2 olacağını; Merkez Bankası’nın yüzde 5 olacağı tahminine karşın, OVP’de 2023 enflasyon tahminin yüzde 8 olarak yazıldığına dikkat çeken Öztrak, “Şimdi bunun hangisi doğru? Bu farklı tahminleri görenler, ‘Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu’ demekte son derece haklı… Para politikası ve bu politikayı uygulayanların güvenilirliği, bu OVP ile ister istemez yeniden sorgulanır hale gelmiştir” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Hafta sonunda Filenin Sultanları, Avrupa Kadınlar Voleybol Şampiyonası’nda bronz madalya alarak, bir kere daha göğsümüzü kabarttı. Kendilerini kutluyoruz.

TÜRKİYE BİR KİŞİNİN DEĞİL, BİR MİLLETİN İRADESİ ÜZERİNE KURULDU

Yine hafta sonunda, Milli Kurtuluş mücadelemiz ve Partimiz açısından tarihi bir günün, Sivas Kongresinin yıl dönümüydü. Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ifadesiyle, Sivas Kongresi, “Bir milleti kurtuluşa hazırlayan kararların verildiği”, tarihi bir dönüm noktasıdır. Aynı zamanda, Cumhuriyet Halk Partisi’nin de ilk kurultayıdır. Havza Genelgesi’nden, Amasya Tamimi’nden, Erzurum Kongresi’nden süzülerek gelen, Sivas Kongresi’nde billurlaşan milli ruh, Misak-ı Milliyle tüm dünyaya ilan edilmiştir. Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları, en zorlu şartlarda dahi, millet iradesine en yüksek değeri vermiştir. Kurtuluş Mücadelemiz ve Cumhuriyetimiz, bir kişinin değil, bir milletin iradesi üzerinde yükseltilmiştir. Sivas Kongresi’nin 102. yıl dönümde, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bize bu toprakları vatan kılmak için canlarını ortaya koyan tüm kahramanları bir kere daha saygı, rahmet ve minnetle anıyoruz.

BİR NESİL HEBA OLUYOR

Bugün, uzun bir aranın ardından, okullarımızda yüz yüze eğitim, yeniden başladı. 1,5 yılı aşkın bir süreden sonra, ders zili yeniden çaldı. Yeni eğitim ve öğretim yılında, tüm öğrencilerimize ve öğretmenlerimize, başarılar diliyoruz. Okullar, salgın gibi olağanüstü durumlarda, en son kapanıp, en önce açılması gereken kurumlardır. Çocuklarımız ülkemizin geleceği, yarınlarıdır. Onların okullarından, eğitimlerinden uzak kaldıkları her gün, ülkemiz için telafisi zor bir faturanın daha da kabarması demektir. Türkiye salgında, okullarını en uzun süre kapalı tutan ülkelerden biri. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı’na üye olan ülkeler arasında, Meksika’nın ardından, okulları en uzun süre kapatılan ülke, Türkiye oldu. Saray yönetimi, turizmden ve sanayiden gelecek dövize verdiği önemi, maalesef çocuklarımızın geleceğine, eğitimine veremedi. Salgında pek çok öğrenci uzaktan eğitime ulaşamadı, ulaşanlar da bundan bir şey anlamadı. Bir nesil göz göre göre heba olma noktasına geldi.

AŞILAMAYI HIZLANDIRMAK İÇİN TEŞVİK UYGULANABİLİR

Şimdi bu açığı kapatmak için hükümete, eğitimcilere, velilere ve öğrencilere, büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. Salgın nedeniyle vefat eden vatandaşlarımızın sayısı geçen yıl bu zamanlarda 50 civarındaydı. Üst üste yapılan hatalar sonucunda bu sayı bugün 300’e dayandı. İşte böyle bir ortamda okulları açıyoruz. Ve sınıf mevcutları hala çok kalabalık olan okullarımız var. Bu okullarda öğrenci yoğunluğunu azaltmak için, ikili eğitime geçmek bir seçenek olabilir. Yine öğretmen ve okul personelinde aşısını olmayanlar var. Sağlık Bakanı’nın açıklamasına göre; öğretmenlerde iki doz aşı oranı yüzde 70’lerde… Genel aşılanma oranında da ise henüz yüzde 50’yi daha yakalayamadık. Aşılamadaki gecikmeler yavrularımızın da sağlığını tehdit ediyor. Aşılamayı hızlandırmak için gerekiyorsa, dünyadaki diğer ülkelerin yaptığı gibi ödül ve teşvik programları uygulanabilir. Sınıfların havalandırılması bir başka sorun. Şimdi “Kapılar, camlar açılacak” deniyor. Deniyor da kış geliyor. Adana’nın, Antalya’nın kışı ile Kars’ın, Erzurum’un kışı bir değil. Bu önlem her yerde ne kadar süre işe yarayacak? Yine bazı okullarımızda doğru dürüst hizmetli personel yok. Bize bu konuda da bize çok şikâyetler geliyor. Böyle bir durumda okullarda hijyen nasıl sağlanacak? Yine kronik hastalığı olan çocuklarımız var. Bu evlatlarımız, olası bir bulaş durumunda ciddi risklerle karşılaşabilir. Bu çocuklarımızın eğitimi için, mutlaka alternatif bir plan hazırlamak gerekiyor. Milli Eğitim Bakanı bu konuda, milletimizi aydınlatmalıdır. Çocuklarımızın sağlığını korumak için, alınan tedbirler konusunda tüm veliler bilgilendirilmeli, eğitim sürecinin tarafı olan bütün unsurlar birlikte hareket edebilmelidir. Yani veli, öğrenci, öğretmen…

ÇOCUĞUN KAFASINA KAPI VURUR GİBİ VURAN ZİHNİYET

19 yıldır iş başında olan Erdoğan Hükümetleri, dış politika, ekonomi gibi pek çok alanda devletin kurumlarını ve kapasitesini taammüden çökertti. En çok zarar verdiği alanlardan biri de, milli vasfını bitirip, kendi siyasetine meze ettiği, vesayet altına aldığı, eğitim sistemimiz oldu. Bu kafanın iş başında olduğu ülkemizde, 19 yılda 8 kez, yani neredeyse her iki buçuk yılda bir, bir Milli Eğitim Bakanı değişti. Küçücük çocuklarımızın kafasına, kapı vurur gibi vurmaya cüret eden bir anlayış, onları bilimle, ilimle, irfanla donatamaz mümkün değil. Çocuklarımızı saç tıraşı nedeniyle, herkesin içinde azarlayan bu kafa, sorgulamayı, analitik düşünceyi, bırakın öğretmeyi, kendisi bunlardan bir şey anlamaz zaten. Erdoğan hükümetlerinin elinde, denetimsiz yurtlarda çocuklarımız yanarak can verdi. Sarayın en çok himayesine mazhar olan, vakıflardan birinin yurtlarında, çocuklarımız cinsel istismara uğradı. Bunun üstüne de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı çıktı, “Bir kereden bir şey olmaz” dedi. Bakan hakkında gensoru verildi, AK Parti oylarıyla reddedildi. AK Partili vekiller, o Bakanı tebrik etmek için, Meclis’te sıraya girdi. Bu manzaraları milletimiz unutmadı.

ADRESE TESLİM UZMANLIĞI

Bu Saray beslemesi vakıfların, belediye kasalarına uzanan hortumları, yerel seçimlerden sonra büyük ölçüde kesildi. Saray Hükümeti bunun üzerine, Gençlik ve Spor Bakanlığı üzerinden, bu vakıfların yurtlarına, adrese teslim yardım yönetmeliği çıkardı. Erdoğan Şahsım Hükümeti, adrese teslim ihale verme konusundaki uzmanlığını, bu konuda da doğrusu gösterdi. Güya puanlama sistemi getirerek, belli vakıfları isim vermeden tarif ettiler. Şimdi bu vakıflara genel bütçeden kaynak aktaracaklar. Eğitime ideolojik bir pencereden bakan bu zihniyetin elinde, eğitimimizin ne hale geldiği ortada… Öğrencilerimiz 37 üyeli OECD ülkeleri içerisinde, akranları arasında, okuma becerisinde sondan altıncı, Matematikte sondan beşinci, Fende sondan sekizinci… Bu yıl üniversite sınavlarında, sınava başvuran her on adaydan üçü, yani bir milyona yakın öğrenci, daha ilk aşama temel yeterlilik sınavını geçemedi. Ailelerimiz; yemiyor, yediriyor. Giymiyor, giydiriyor. Analar babalar bin bir umutla çocuklarını okutuyor. Sonra üniversiteden mezun olan evlatları iş bulamıyor. Ev genci oluyor. Üyesi olduğumuz OECD içinde, eğitim becerilerinde de sonlardayız. Ama ev genci oranında en baştayız.

ATANAN BİR DERTLİ, ATANAMAYAN BİR DERTLİ

TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla bile, üniversite mezunu işsiz sayımız 1 milyon 13 bin kişi. Her 100 işsizden 27’si üniversite mezunu. Yine OECD verilerine göre 15-29 yaş arasında her on gençten üçü ne çalışıyor ne de bir okulda okuyor. Ev genci olmuş, evde anasının babasının eline bakıyor. Bu işin bir tarafı… Bir de öğretmenlerimiz var. Atanamayan yüzbinlerce öğretmen kapıda umutla bekliyor. Ama Erdoğan, atanamayan öğretmenlerin yüzüne, “Öğretmen açığımız yok” diyerek kapıyı kapatıveriyor. Atanabilen öğretmenlerimiz derseniz, onlar da hak ettikleri gelire ulaşamıyor. OECD verilerine göre; 15 yıl tecrübeli lise öğretmenlerine verilen maaş sıralamasında 33 ülke arasında 28. sıradayız. Yani sondan altıncıyız. Lüksemburg’da bir lise öğretmeni, Türkiye’deki meslektaşının 3,5 katını, Almanya’daki öğretmen 2,8 katını, Hollanda’daki öğretmen 2,5 katını kazanıyor. Bunlar da 2019 yılındaki rakamlar. Döviz kuru artınca bu makas daha da açıldı. Ama sarayın kibirlisi hala sıkılmadan, “Avrupa’da öğretmen maaşlarını en hızlı artıran biziz” diyor. Ülkesinin parasını en hızlı pul ettiren de sizsiniz. Öğretmenlerimiz ya özel ders vererek, ya ek iş yaparak ayın sonunu getirmeye çalışıyor. Öğretmenlerimiz emekliliğinde bile huzura eremiyor. Emekli oluyor çalışmak zorunda kalıyor.

CHP İKTİDARINDA ÇÖZECEĞİZ

Hem velilerimiz, hem öğrencilerimiz, hem öğretmenlerimiz böyle bir eğitim sisteminden mutlu değil. Çünkü bu sistemin merkezinde, bilim yok, ortak akıl yok, istişare yok. CHP iktidarında, kronikleşen bu sorunları çözmeye kararlıyız. Öncelikle, eğitim sistemini paydaşlarla yeniden masaya yatıracağız. Bu ülkenin gençlerine, en az çağdaş ülkelerdeki akranları kadar üretecek ve en az onlar kadar kazanmalarını sağlayacak, nitelikli bir eğitimi vereceğiz. Sadece öğrencilerimizin değil, yeni neslin ellerinde yükseleceği, öğretmenlerimizin eğitiminin de, kritik önemde olduğunu biliyoruz. Bugüne kadar yapılan hataları gördük, başka ülkelerdeki iyi örnekleri inceledik, incelemeye de devam ediyoruz. Bu konuda çok hızlı adımları vakit geçirmeden iktidara gelir gelmez atacağız. Öğretmenlerimizin 3600 ek gösterge sorununu hemen çözeceğiz. Ekonomi Masamızın il ziyaretlerinde görüyoruz, bu memlekette işsiz iş bulamıyor, işveren de istediği nitelikte işçi bulamıyor. Kuracağımız Stratejik Planlama Teşkilatı sayesinde, ülkemizin üretimdeki nitelikli eleman ihtiyacı ile eğitim kurumlarından mezun olacak nitelikli işgücünü buluşturacak planlamayı mutlaka yapacağız. Liseden bozma üniversitelerde, binlerce öğrenciyi yıllarca okutup, sokaklarda işsiz kalmalarına artık göz yummayacağız. Gençlerimizin eli ekmek tutacak mezun olduklarında, yarınlarına da umutla bakacaklar.

ODAK NOKTAMIZ GENÇLER

Gençler, bizim politikalarımızın odak noktası. Biz gençlerimizi önemsiyoruz ve gençlerimizi çok ama çok seviyoruz! Genel Başkanımız, “Gençlere son 19 yılda ellerinden çalınan hayallerini” geri vermeye söz verdi. Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılında, yepyeni bir geleceği gençleri dinleyerek, gençlerle konuşarak kuracağız. Sayın Genel Başkanımız açıkladı; devir teknoloji devri… CHP iktidarında, gençlerimizin teknolojiye ulaşması için her türlü kolaylığı sağlayacağız. Gelir gelmez ilk 6 ay içerisinde, gençlerin ilk cep telefonu ve oyun konsolu alımlarında ÖTV’yi sıfırlayacağız. İnternete ucuz erişmeleri için ilk internet aboneliklerinden vergi almayacağız. Yine alacakları ilk sıfır otomobilden ÖTV almayacağız. Gençlerimiz arabayı Avrupa’daki akranlarıyla aynı fiyata alabilecekler. Öğrenim kredisi borçlarını faizsiz şekilde ve işe başladıklarında, rahatlıkla ödeyebilecekleri taksitlerle, yeniden yapılandıracağız. Üniversiteye başlayan gençlere, kültür ve sanattan mahrum kalmamaları için bu faaliyetlerde kullanacakları 1000 liralık, kart ya da mobil uygulama vereceğiz. Gençlerimiz başka ülkeleri de görmeli. Dünyada ne var, ne yok başka ülkelerde insanlar nasıl yaşıyor, neler konuşuyor bunu takip edebilmeli. Bakış açıları, dünya görüşleri genişlemeli. Bunu kolaylaştıracağız. Yurtdışına çıkan gençlerimizden pasaport ücreti ve çıkış harcı almayacağız. Kamuya alımlarda zorunlu haller dışında mülakat sistemini kaldıracağız. Mülakat yapılacak çok sınırlı alanda ise mülakatlar kamera kaydına alınacak. Torpil dönemi son bulacak. Hak eden hakkını alacak, liyakat olacak. Bunlar sadece ilk 6 ayda yapacaklarımız. Doğruları, CHP iktidarında tastamam biz yapacağız. Devleti bilen kadrolar bizde. Biliyoruz ki, bu ülkenin kaynağı var. Yeter ki bu kaynaklar; bir avuç faiz lobisi, bir avuç yandaş müteahhit, bir avuç pudracı yanaşma için değil, milletimiz için kullanılsın.

TÜRKİYE’NİN TARİHİNİ BİLMİYORSAN, ŞEHRİNİN TARİHİNİ BİL

İnsaf, imanın yarısıdır. İnsafsız insan, gaddardır. Merhametsizdir. İnsafsız olan, suizan etmek için her fırsatı kullanır. Ve hüsnüzandan nasipsiz kalır. Ne yazık ki, bugün ülkemiz insafını kaybetmiş bir yönetimin elinde, oradan oraya savruluyor. Erdoğan ve onun Şahsım Hükümeti, freni patlamış kamyon gibi, vefayı, insafı edebi, adabı eze eze geçip gidiyor. En son Rize’de, insafsızlığın, vefasızlığın zirvesini gördü. Rize İkizdere’de köyünü, dağını, taşını, ormanını koruyan köylülerimiz dâhil, herkesi hedef aldı. Ankara’dan köylülere destek olmaya giden bizim arkadaşlarımız başta olmak üzere herkese etmedik laf bırakmadı. “Bir dikili taşınız olsun. Var mı bunların bir dikili taşı?” diyerek, kendince bizi eleştirmeye kalktı. Beyefendi, Rize demek çay demek… Çay demek CHP demektir. Çayı Karadeniz ile tanıştıran kim? Çayın Kanununu çıkaran kim? İlk çay fabrikalarını Rize’de kuran kim? Hadi Türkiye’nin tarihini bilmiyorsunuz. Kendi memleketinizin tarihini de mi bilmiyorsunuz? Bize ayıp etmekten sıkılmıyorsan, bari “Çayın Babası” Tarımcı, Zihni Derin’in aziz hatırasına ayıp etmekten utanın. Cumhuriyetin tüm yaptıklarını, satıp savdınız. Bari bu eserlerin sahibini bir hayırla yâd edin.

İNSAFSIZLIĞIN SINIRI YOK

Hazine ve Maliye Bakanınız, 2017-2021 döneminde yani son 4 yılda devlete ait hisseleri, HES’leri, şeker fabrikalarını, taşınmazları satıp 9,5 milyar lira gelir elde ettiğinizi açıkladı. 19 yılda sattıklarınız ise, 62 milyar 348 milyon doları buldu. Yine kendi kendinizi başına geçirdiğiniz Varlık Fonu’na, sermaye ettiğiniz bu atadan, deden kalan gümüşler nereden geliyor? İnsafsızlığında bir sınırı vardır. Ama ne yazık ki Erdoğan’da, bunun sınırı yok. 

OVP İLE SEÇİM SÜRECİ DE BAŞLADI

Dün gece yarısı, 2022-2024 dönemini kapsayan,  Orta Vadeli Program Resmi Gazete de yayımlandı. Damat gidince, kerameti kendinden menkul “Yeni Ekonomi Programı” adı da rafa kalkmış. Programın ismi  “Orta Vadeli Program” olmuş. Doğrusu da budur. 5018 Sayılı Kanuna göre bu programın adı, Orta Vadeli Program’dır. Yine OVP,  ilk defa, kanunen yayımlanması gereken tarihte yayımlandı. Yeni Bakan, yasal sorumluluğunu yerine getirdi. Böylece ama bütçe süreci de yeniden resmen başladı. Bu arada Orta Vadeli Program’ın, seçim sürecini de başlattığı dikkatimizi çekiyor. Gelecek yıllara ait büyüme, ortalama döviz kuru, enflasyon, istihdam artışı hedefleri ve işsizlik tahminleri oldukça iyimser. Bu yönetimin, ekonomideki son üç yıllık performansına bakıldığında, Orta Vadeli Program sanki Alis’in Harikalar Diyarında kitabı gibi geliyor.

2023 HEDEFLERİNİN YALAN OLDUĞU TESCİLLENDİ

Buna rağmen 2011’de Erdoğan’ın, 2023 için taahhüt ettiği hedeflerin artık yalan olduğu, bu Orta Vadeli Programla son bir kez daha tescillendi. 2 trilyon dolar olması gereken milli gelir, OVP’ye göre 2023’te o da güya 925 milyar dolar olacakmış. Birincisi İlk 10 ekonomi arasına girme hedefi gerçekleşmiyor. 2023’te dünyayla ilgili tahminlere göre 18. sırada kalıyoruz. “2023’te 25 bin dolar olacak” denen kişi başı gelir, OVP’ye göre dün gece açıklanan, 10 bin 703 dolar olacakmış. O da olursa. Erdoğan’ın vaatlerine göre, 2023’te 500 milyar dolar olması gereken ihracat, OVP’ye göre 242 milyar dolarda kalacak. 2023’de yüzde 5 olması gereken işsizlik ise bu programa göre yüzde 11,4 olacak, orada kalacak.

ERDOĞAN MİLLETTEN ÖZÜR DİLEMELİ

Bu verilere göre, 2023’ün gelir ve ihracat hedefleri, iki kattan fazla iskontoya uğruyor, azalıyor. İşsizlik hedefi ise tam tersi iki kattan fazla artıyor. Şimdi bu vahim tablonun sorumlusu elbette ki Erdoğan’dır. Erdoğan sözünü yerine getiremediği için milletimizden derhal özür dilemelidir.

HEDEFLERİN GERÇEKÇİ BİR İZAHI YOK

Ne diyor atalarımız; “Kabahat samur kürk olsa, kimse sırtına almazmış.” Hele hele bildiğimiz Erdoğan, kabahatinin sorumluluğunu hiç üstüne almaz. 2023 hedeflerinden yarı yarıya sapmaya rağmen, OVP’nin üç yıllık büyüme tahminleri hala bize göre çok iyimser. 2018-2021 döneminde, yılda ortalama yüzde 3,8 büyüyen ekonominin, 2022-2024 döneminde, yüzde 5,3 hızla büyüyeceği neye göre tahmin edilmiş. Soruyorum buradan neyi çözdünüz? Milleti batırdığınız borç batağından nasıl çıkaracaksınız? Vergide, ARGE’de, eğitimde, tarımda, hukuk devletinde, uluslararası ilişkilerde, yatırım ortamında hangi reformları yaptınız da, verimliliği artırıyorsunuz? Büyümenin kapsayıcılığını, sürdürülebilirliğini artıracak hangi önlemleri aldınız da büyüme hızlanıyor? Ucube vesayet rejimiyle, bu metal yorgunu kadrolarla, bu büyüme de hayal olmaktan öteye geçmeyecektir. Yine 2022-2024 döneminde, yılda ortalama 1 milyon 170 bin kişilik istihdam artışı yani bu kadar kişiye iş verme öngörülmüş. Üç yıl üst üste 1 milyonun üzerinde iş verilen bir dönem daha önce hiç görülmedi, hiç duyulmadı. 2015-2017 döneminde, ekonomi ortalama yüzde 5,6 büyürken, yani tek adam rejiminden önce yaratılan ilave istihdam yılda ortalama 752 bin kişi civarındaydı. Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin iş başı yaptığı, son üç yılda ortalama büyüme hızı yüzde 1,9’a düştü ve bu dönemde bıraktık ilave istihdamı, yılda ortalama 459 bin yurttaşımız işini kaybetti. Şimdi üç yıldır oldukça hırpalanmış, bu yıl ise baz etkisinin ve kredi genişlemesinin yardımıyla büyüyen bir ekonomi, ne olacak da birden bire yüzde 5’in üzerinde sürekli büyümeye başlayacak? Ne olacak da birden bire, her yıl 1 milyonun üzerinde kişiye iş imkanı sağlayacak? Bunun gerçekçi bir izahını OVP’de görmek mümkün değil. 2022’de Amerikan Merkez Bankası başta olmak üzere, gelişmiş ülke merkez bankaları parasal sıkılaştırmaya başlayacak. Ben buradan soruyorum, biz yaptığımız ve bundan sonra yapacağımız hangi doğrularla, sermayeyi kesintisiz bir biçimde bu ülkeye çekeceğiz? Bunun cevabı da bu programda yok.

MERKEZ BANKASI’NIN TAHMİNLERİYLE TUTARLI DEĞİL

Tahminlerde, olası küresel finansal dalgalanmalar, hiç dikkate alınmamış. Özellikle, 2023 ve 2024 yıllarında, Dolarla milli geliri makyajlamak adına, kurdaki artış enflasyonun ve deflatörün altında tutulmuş. Bu ne demek? Türk lirası dolara karşı güçlenecek demek. Dışarıda zaten doların güçleneceği bir dönem başlıyor. Bu nasıl olacak? Neden değerlenecek? Değerlenen Türk Lirası ve bozulan dış ticaret hadleriyle, net ihracat değerlendiğini düşünelim nasıl olacak da büyümeye pozitif katkı verecek? Diğer taraftan OVP’nin 2021 enflasyon tahmini yüzde 16,2. Bu, Merkez Bankası’nın Temmuz sonunda yaptığı, yüzde 14,1’lik tahminin üzerinde. OVP’nin 2023 enflasyon tahmini yüzde 8. Merkez Bankası ise hala 2023’te enflasyonun yüzde 5 olacağını öngörüyor. Yine Merkez Bankası, daha bir buçuk ay önce, cari işlemler açığının, 2021’de 11 milyar dolar olacağını söyledi. OVP ise cari açığın bu yıl, 21 milyar dolar olacağını söylüyor. Şimdi bunun hangisi doğru? Bu farklı tahminleri görenler, “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” demekte son derece haklı… Para politikası ve bu politikayı uygulayanların güvenilirliği, bu OVP ile ister istemez yeniden sorgulanır hale gelmiş.

FAİZ LOBİLERİNİ SEVİNDİRECEK OVP

Yine bütçe tahminlerine bakıldığında, 2022-2024 döneminde bütçe açığı milli gelire oranla, ortalama yüzde 3,2 olacak. Program tanımlı denge ise, önümüzdeki üç yıl boyunca açık vermeye devam edecek. Bütçenin birde harcama tarafına bakıldığında, en çok faiz lobilerini sevindirecek bütçe olduğu anlaşılıyor bu bütçenin. Faiz harcamalarının bütçe harcamaları içindeki payı, önümüzdeki üç yılda da artmaya devam ediyor. Dolara vurursak, 2022-2024 döneminde, tam 87 milyar dolar, faiz lobilerinin cebine gidecek. Yani önümüzdeki üç yıl boyunca her gün, 79 milyon 354 bin dolar milletin cebinden çıkacak, faiz lobilerinin cebine konacak. Biz boşuna demiyoruz. “Bu hükümet faizi de faizciyi de sever” diye! Erdoğan ne zaman çıkıp faize laf etse sonunda abat olan hep faiz lobileri oluyor. Artık milletimizin karartılan bahtını aydınlatmanın tek yolu, sandığın biran önce milletimizin önüne getirilmesidir. Bu karanlık tünelden çıkmak için; yeni kurumlara, yeni kurallarla, yeni kadrolara ihtiyaç var. Bunu yapabilecek vizyon ve irade de Cumhuriyet Halk Partisinde var. Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılı, hepimiz için hakkın, hepimiz için hukukun, hepimiz için adaletin ve hepimiz için refahın yüzyılı olacak. Biz hazırız, milletimiz hazır.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.

Soru- MYK toplantısında Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’la ilgili herhangi bir karar alındı mı?

Faik ÖZTRAK- Bolu Belediye Başkanının bir kadın hemşerisi hakkında yaptığı yakışıksız açıklamayı kabul edebilmemiz mümkün değil. Sindirebilmemiz de mümkün değil. Ama kendisi hatasını anlayarak kamuoyu önünde özür diledi. Bu özrü de dikkate alarak Bolu Belediye Başkanının bir kadın hemşerisi hakkında yapmış olduğu yakışıksız açıklamalar nedeniyle, Yüksek Disiplin Kuruluna uyarılması talebiyle sevkine MYK’da oy birliğiyle karar verdik.

Soru- Erzurum’daki taciz iddialarıyla ilgili İl Başkanıyla ilgili bir süreç başladı mı ya da başlatılacak mı?

Faik ÖZTRAK- Cumhuriyet Halk Partisinde şunu önce söyleyeyim, bu tür iddiaların üstü kapatılmaz. “Kol kırılır yen içinde kalır” denmez. Taciz asla kabul edilemez. Erzurum İl Başkanının istifası alınmıştır. Bunun dışında süreç yargıda işleyecektir. Hukuk ne diyorsa o olacaktır.

Soru- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir görüşmede Çerkez Ethem’e iade-i itibar verilmesi gerektiğini söylediği belirtildi. Buna tepkiler geldi. Çerkez Ethem’e iade-i itibar tartışmasını siz biraz açabilir misiniz? Konuya ilişkin değerlendirmeniz nasıl olur?

Faik ÖZTRAK- Nesini açacağım bilmiyorum. Doğru olmayan bir haber üzerinden benim bir açıklama yapmamı istiyorsunuz. Peki… Genel Başkanımız bir tarihçi değildir ama Milli Kurtuluş Savaşını ve bu savaşta kimin ne yaptığını, ne yapmadığını da gayet iyi bilir. Şimdi böyle asparagas haberler üzerinden kamuoyunun gündemini işgal etmenin hiçbir anlamı yoktur.

Soru- CHP’den bir heyet Erbil’e gitti, Erbil’de görüşmeler yapıldı ve yapılıyor. Kerkük’te de temasların süreceği belirtildi. Erbil’de yapılan temaslara ilişkin bir ayrıntı verebilir misiniz?

Faik ÖZTRAK- CHP heyeti bu ziyarete başlamadan önce nerelere gideceğini, kimlerle görüşeceğini zaten açıkladı. CHP devlet protokolü ve işleyişini bilen bir partidir. Dışişleri Bakanlığı’na da ziyaret hakkında bilgi verdi. Şu an Başkonsolosluğumuzla irtibat içinde görüşmeleri sürdürüyor. Bu ziyaret partimizin iktidara geldiğinde hayata geçireceği en önemli projelerden biri olan Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı Projesi için görüş alışverişi çerçevesinde yapılmıştır. Amacımız bölge barışını, bölgenin ekonomik gelişmesini, bölgede terörün önlenmesini ve bölge ülkelerinin kendi göbeklerini kendilerinin kesmesini sağlayacak bir ortamı sağlamaktır. Emperyal güçlerin buraya müdahale etmesini istemiyoruz. Heyetimiz şu anda Kerkük yolunda, Irak Türkmen Cephesi yetkilileriyle görüşecek. Çarşamba günü Türkiye’ye döndüklerinde görüşmeleriyle ilgili daha detaylı açıklamaları da yapacaklar.

Soru- ABD’nin bedeli karşılığında 3 bin Afgan’ın Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yapılması iddiası kamuoyunun gündeminde. Sizin konuya ilişkin açıklamalarınız olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Rezalet bir iddia. Ama 250 bin dolarlık konut alana vatandaşlık satarsanız eloğlu da bu teklifi yapmaya cesaret eder. Bu iddia vahimdir. Bu işin altı, üstü, önü, arkası vakit geçirmeden ortaya çıkarılmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin ay yıldızlı kimliği egemen güçlerin ödeyeceği bedel karşılığında başka ülkelerin vatandaşlarına dağıtılacak bir kağıt parçası değildir, olamaz. Daha dün Ömer Çelik “Bir mülteci daha almaya tahammülümüz yok” diyordu, şimdi sarayın yukarılarında başka pazarlıkların sürdüğü iddia ediliyor. Bunu kabul edemeyiz. Böyle ülke yönetilmez, böyle yönetim olursa bu ülke tabi ki savrulur.

Soru- Diyanet İşleri Başkanının sosyal medya düzenlemesine ilişkin açıklamaları oldu. Siz bu açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde herkesin görevleri yasalarla belirlenmiştir. Diyanet’in görevi de bellidir. Diyanet İşleri Başkanı’nın da görevi bellidir. Benim bildiğim kadarıyla bu görevler arasında sosyal medyanın denetlenmesi yoktur. Bu ülkede yolsuzluklarla, arsızlıklarla ilgili ağzından bir kelime çıkmayan Diyanet İşleri Başkanı ve Diyanet’in başka her konuda bir fikri olduğunu görüyoruz. Diyanet İşleri Başkanı eğer siyaset yapmak istiyorsa cüppesini çıkartacak siyasete gelecek. Diyanet İşleri Başkanlığını AK Parti siyasetinin aparatı haline getirmeye bu ülkede kimsenin hakkı yoktur.

Soru- AK Parti kulislerinden ve MYK’sından yansıyan haberlerde Türkiye’deki sığınmacılar konusunda bir politika değişikliğinin sinyalleri veriliyor. Erdoğan’ın yeni Taliban yönetimini ikna edebilirse Afgan sığınmacıları iade edebileceği, sadece Afganlar için değil Suriyeliler için de benzer bir planın gündemde olduğu ifade ediliyor. Sizin bu konudaki değerlendirmeniz nedir?

Faik ÖZTRAK- Genel Başkanımız bunların yapılması, böyle hareket edilmesi gerektiğini yıllardır söylüyor. Onlar da bugüne kadar Genel Başkanımıza bu konuyla ilgili olmadık suçlamalarda bulunuyor. Ama belli ki şimdi hatalarından dönmeye çalışıyorlar. O da bugün… Yarın ne yaparlar belli değil. Aklın yoluna bugün gelmişler, gelmek zorunda kalmışlar. Ama şunu da unutmayın daha bir ay önce finansı iyi yönettiğimiz için mülteci almaya devam edeceğiz diyen Erdoğan’dı. Şimdi tam tersini söylüyormuş. Aklı Selim’in gösterdiği bu noktaya gelene kadar bu milletin sırtına en az 40 milyar dolarlık fatura yüklendi. Milyonlarca Suriyeli ülkemize sığındı. Bir de bu gelenlerle ilgili bir bakan yardımcısı “Anormal bir artış yok” diyor. Bu bakan yardımcısı bize laf yetiştireceğine sokağa çıkıp bir baksın, görevini yapsın.

Son olarak şunu söyleyeyim, kaybedilen para bir şekilde telafi edilir. Ama bu paraları zamanında millete iş verecek alanlarda kullanmadığımız için, işsiz kalan, bu nedenle hayatına son veren, eğitim hizmeti alamayan, sağlık hizmeti alamadığı için hayatını kaybeden insanlarımızın vebalini kim üstlenecek? Bu yanlış politikalar sebebiyle Suriye’de şehit olan yüzlerce askerimizin vebalini kim ödeyecek? Milletimiz hükümetin hatalarının faturasını canıyla ve cüzdanıyla ödüyor. Bu hataları yapanlarında ödeyeceği bir fatura elbette olacaktır. Bu hataları yapanların faturasını da milletimiz ilk seçimde sandıkta kesecektir.

Teşekkür ediyorum.

ENFLASYON ERDOĞAN’I YALANCI ÇIKARDI

CHP Sözcüsü Öztrak, Ağustos ayında yüzde 19,25’e ulaşan enflasyonun tüm Ağustos aylarının rekorunu kırdığını belirterek, “Erdoğan geçtiğimiz ay, ‘Ağustos ile enflasyonda da düşüş göreceğiz. Bundan böyle enflasyonun daha yukarı çıkması, mümkün değil’ demişti. Enflasyon rakamları Erdoğan’ı yalancı çıkardı” diye konuştu.

Enflasyonun sadece Erdoğan’ı değil “Faizler enflasyonun üzerinde kalacak” diyen Merkez Bankası Başkanı’nı da zora soktuğunu söyleyen Öztrak, “Enflasyon faizi aşınca, Merkez Bankası Başkanı da izledikleri enflasyon göstergelerini değiştirdiklerini açıkladı. Çekirdek enflasyonu dikkate alacaklarmış. Siz zaten milletin enflasyonunu izlemiyordunuz ki çekirdeği ne yapacaksınız. Hedefe ulaşamayınca, hedefleri kendilerine uyduruyorlar” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Kadın sporcularımız ülkemizin gururu olmaya devam ediyor. Filenin Sultanları destanlar yazarken, bugün bir de güzel haberi, Tokyo Paralimpik Oyunlarından aldık. Kadın Golbol Milli Takımımız, ABD’yi yenerek dünya şampiyonu oldu. Milli takımımızı gönülden kutluyoruz. Hepsiyle tek tek büyük gurur duyuyoruz.

BAKAN’IN ÖZRÜ KABAHATİNDEN BÜYÜK

Yazı geride bırakıyoruz. Ne yazık ki yaşadığımız felaketler bu yıl, yazımızı kışa çevirdi. Ülkemizin, güneyini orman yangınları, kuzeyini ise sel felaketleri vurdu. Çok can kaybettik. Büyük maddi kayıplarımız oldu. Gördük ki Erdoğan Şahsım Hükümeti, bu afetlere karşı hiçbir hazırlık yapmamış. Önlem falan almamış. Plan, strateji geliştirmemiş. Saray kendi itibarı için hiçbir israftan kaçınmazken, bir değil, iki değil, tam 13 tane uçak alırken ülkenin ormanlarını korumak için, bırakın uçak almayı, elinde olanları da çürümeye terk etmiş. 19 yılda yanan toplam ormanlarımız kadar orman alanı, iki haftada yandı, bitti, kül oldu. Sonrada bu hafta, Tarım ve Orman Bakanı çıktı, “Beş yangın söndürme uçağı alacağız” dedi. Özrü de kabahatinden büyük. “Son yangınlar uçak alım sürecini hızlandırmış…” Badel Harab’ül Basra. Basra yıkıldıktan sonra… Geçmiş olsun. Onu geçen sene yapacaktınız.

İNANMIYORSANIZ SANDIĞI GETİRİN

Hep söylüyoruz bu metal yorgunu hükümet ülkeyi yönetemiyor. Ülke rüzgâra kapılmış bir yaprak gibi savruluyor. Milletimizin Erdoğan Şahsım Hükümetine ve Cumhur İttifakı’na artık güveni kalmadı. Anketler uzun zamandır buna işaret ediyor. Şimdi onlarda her müflis siyasetçinin yaptığını yapıyorlar. Koltuklarını koruyabilmek için, seçim kanunlarıyla oynamaya kalkıyorlar. Önce Erdoğan barajı açıklıyor. Sadık takipçisi ufak ortağı da ardından geliyor. Maşallah kibirde de, büyüğünden geri kalmıyor. “Seçim barajı kararı yüzde 7 olarak tescillendi” diye, açıklama yapıyor. Seçim barajının tescil makamı, ne zamandan beri Erdoğan ve Bahçeli oldu. Tescili yapacak makamın TBMM olduğunu ne çabuk unuttular. Sizler ne zamandan beri, millet iradesinin tecelligahı TBMM’nin yerine geçtiniz? Ne zamandan beri, milletin seçtiği vekillerin iradesini, çantada keklik olarak görmeye başladınız? Ucube şahsım vesayet rejimi bunların gözünüzü döndürmüş. Ama milletimiz yaptıklarını görüyor. Barajı kaça indirirlerse indirsinler, bu kibir ortaklığına, sandıkta, cevabı vermeye hazırlanıyor. Sandık geldiğinde, alayını siyasetin hurdalığına gönderecek. İşin doğrusu da sıfır barajdır. Ama bu kibir abidelerini sıfır baraj da kurtarmaz. İnanmayan ilk Pazar, milletin önüne sandığı getirir.

ŞATAFATLI BİNALAR ADALET GETİRMİYOR

“Zor kapıdan girince, şeriat bacadan çıkarmış” Atalarımız;  zorbalığın hüküm sürdüğü yerde, adaletin ve kanunların işlemeyeceğini böyle ifade etmiş. Ne yazık ki, bu sözün haklılığını, uzunca süredir, yaşayarak tecrübe ediyoruz. Hukuksuzluklar, yolsuzluklar, talanlar, rüşvetler, uyuşturucu baronlarıyla al takke ver külahlar, beytülmale uzanan hortumlar, Saray yönetiminde artık vaka-i adiyeden oldu. Adaletin olmadığı bir devlet, temelsiz bir bina gibidir. Temelsiz bina da er, geç yıkılır. İşte bu nedenle bizim devlet töremizde, “Adalet mülkün temelidir.” Mülkün temeline dinamit koyanlar, yargıyı şahsım hükümetinin vesayeti altına alanlar, milletin adalete duyduğu güveni dibe vurdurdular. Şimdi her zaman yaptıklarını yapıyorlar. Yandaş müteahhitlere, şatafatlı saraylar yaptırıp, yargıya, itibarını iade edebileceklerini sanıyorlar. Ne güzel diyor Sadi Şirazi; “Dünyanın bütün nehirleri bir araya gelse, adalete susamış bir insanın susuzluğunu gideremez.” Dünyanın bütün binaları bir araya gelse milletimizin adalete susamışlığını gideremez. Erdoğan’ın vesayet gölgesinin düştüğü o şatafatlı binalar, adalete susamış bu yürekleri ferahlatamaz.

YENİ BİR İMAJ ÇALIŞMASININ HAZIRLIKLARI

Sarayın kibirlisi, adalet terazisiyle ha bire oynuyor. FETÖ’cü olmaktan hüküm giyen savcıların açtığı, delillerin bir kısmının sahte olduğu ortaya çıkan davalarda, yine FETÖ’cü hâkimlerin verdiği kararlar hayata geçirildi. Seksen yaşını geçmiş emekli komutanlar hapse atıldı. Yargıda FETÖ’nün ruhunun, hala dava dosyalarında gezindiği ortaya çıktı. Erdoğan uçakta; “Yargı kararını verdi. Benim kapıma gelen olmadı” dedi. Ardından hemen hapisteki emekli generaller için, yandaş kalemler “af çağrıları” yapmaya başladı. Anlaşılan Erdoğan hapse attığı generaller üzerinden, şimdi yeni bir “imaj parlatma” çalışmasına hazırlanıyor. Bir af kararnamesiyle, hem davaların sonucunu kesinleştirecek, hem de güya tüm dünyaya ne kadar bağışlayıcı olduğunu gösterecek. Sayın Erdoğan bilsin, bu insanların talebi af falan değil, bu insanlar yeniden yargılanmak istiyorlar. Ama oynanan bu oyun, seksenini geçmiş emekli generallerin, neden apar topar içeriye atıldığını da gösteriyor.

MERSİN’DEKİ SORUŞTURMA ZAYTUNG’A TAŞ ÇIKARIR

Yine bu hafta yargıyla ilgili olarak, Zaytung haberlerine taş çıkaracak bir başka olay yaşandı. İki köpek havlayarak, bir polis memurunu korkutmuş. Polis memuru da belediyeden şikâyetçi olmuş. Cumhuriyet Savcısı da, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanımız Vahap Seçer hakkında, soruşturma başlatmış. İçişleri Bakanlığı da, Başkanımızın ifadesini almak üzere, müfettiş görevlendirmiş. Güler misiniz, ağlar mısınız? Memlekette yolsuzluklar arşa çıkmış. Rüşvetler, mala mülke çökmeler, talan almış yürümüş. Türkiye Cumhuriyeti içten içe çürürken, eski bakanlar itirafçı olmuş, Cumhuriyet Savcılarından tık yok. Ama iki köpek polisi kovalayınca, savcılar hemen soruşturma açıyor, yetmiyor İçişleri Bakanı da müfettiş görevlendiriyor. Cumhuriyet Savcılarımızın bu görev aşkını, Eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın, son itiraflarıyla ilgili olarak da görmek istiyoruz.

VİCDANLI SAVCILARA İHTİYAÇ VAR

Bu eski Bakan daha önce, “ne yaptıysam Erdoğan’ın talimatıyla yaptım” demişti. Şimdi de, “17-25 Aralık tapeleri ve dosyamda ne varsa doğrudur” dedi. Eski Bakan bir kez daha, “Görevini kötüye kullandığını” açıkça itiraf etti. Cumhurbaşkanı’nın Yüksek İstişare Kurulu üyesi ve o dönemin TBMM Başkanı Cemil Çiçek ’de, “17-25 Aralık Yolsuzluk Dosyaları, Yüce Divan’da görüşülmeliydi” diyerek, bu davanın milletin vicdanında sonuçlanmadığına işaret etti. Bir başka AK Parti kurucusu Ertuğrul Yalçınbayır ise, “Bugün Türkiye’de Temiz Ellere başlama zamanıdır. Şimdi yeni itiraflar var. Sorumlular Yüce Divan’a sevk edilecekse, şimdi edilmelidir” diyerek, milletin vicdanındaki isyanı dile getirdi. Hazreti Ömer’in dediği gibi, “Kötü bir işin en gizli şahidi, vicdandır.” Vicdanların sesi konuşmaya başladı. Şimdi bu sesi duyacak ve işin ucu nereye, kime giderse gitsin, peşini bırakmayacak, savcılara ve yargıya ihtiyaç var.

SORULARDAN KAÇABİLİRSİNİZ AMA GERÇEKLERDEN KAÇAMAZSINIZ

Bu arada dün Sayın Ömer Çelik ’in, Erdoğan Bayraktar’ın son itirafları hakkında, soru sormak isteyen muhabirleri, basın toplantısına almadığını öğrendik. AK Parti sözcüsünün bu tutumunu açıkçası yadırgadık. Bayraktar’ın itiraflarının, AK Partide vicdan sahibi herkesi zorladığını görüyoruz. Ama bu yapılan Anayasamızın 28. Maddesinin, yani “basın” ve “haber alma” hürriyetinin açık ihlalidir. Sorulardan kaçarak, saklanarak, gerçeklerden kaçamazsınız. Vicdanlarınızı rahatlatamazsınız. Medyaya sansür uygulayarak, gazetecileri toplantıya almayarak, gazetecileri hapsederek, gerçekleri yok edemezsiniz. Hep söylüyoruz. Hakikatlerin er ya da geç,  ortaya çıkmak gibi güzel bir huyu var. 17-25 Aralık ile ilgili gerçekler de er ya da geç ortaya çıkacak. Bugün kaçabilirsiniz, bugün saklanabilirsiniz ama sonunda bu olacak. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.

BÜYÜME RAKAMLARI ÖLÜ KEDİNİN SIÇRAMASI

Geçtiğimiz yıl pandemiye bağlı olarak, tüm dünya ekonomileri büyük sıkıntılar yaşadı. Küresel ekonomi geçtiğimiz yıl yüzde 3,3 daraldı. Bu yıl ise dünya ekonomisinin yüzde 6 büyümesi bekleniyor. Pandeminin ekonomiyi durdurduğu geçen yılın ikinci üç ayına göre, tüm dünyada olağanüstü büyümeler kaydediliyor. Haritada yerini bulmakta zorlanacağımız, Makau bile bu dönemde yüzde 69,5 büyümüş. Guyana yüzde 48,7 büyümüş. Yine bu dönemde; Peru yüzde 41,9, Azerbaycan yüzde 35,5, İngiltere yüzde 22,2 büyümüş. Türkiye ise, yüzde 21,7 büyümüş. Ama AK Parti Genel Başkanı diyor ki, “Biz dünyanın en yüksek ikinci büyümesini gerçekleştirdik.” Övünüyor. İkinci büyümesini gerçekleştirmediniz. Ama ben şunu söyleyeyim, ekonomi yazınında bu tür yüksek sıçramalar, baz etkisiyle açıklanır. Diğer taraftan, buna finans literatüründe, “Ölü kedi sıçraması” da denir. Yüksek binadan düşen kedi, hızla yere çarptığında maalesef ölür ama yine de, yukarı sıçrar.

TABELADAKİ BÜYÜMENİN SOKAKTA İZİ YOK

Hem dünyadaki, hem de Türkiye’deki son büyüme rakamlarının sürdürülebilirliği tartışma konusudur. Nitekim Türkiye ekonomisi, bu yılın ikinci üç ayında, önceki üç aylık dönemle karşılaştırdığımızda sadece binde 9 büyümüştür. Yani geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 22 olan büyüme bu yılın bir önceki dönemine göre binde 9. Oysa ilk çeyrekte, ilk 3 ayda aynı büyüme hızı yüzde 2,2 idi. Yani bu çeyrekte büyüme hızı, yarıdan fazla düşmüş. Bu yıl kaydedilen sözde yüzde 21,7’lik büyümeye rağmen, 2018’in ikinci çeyreğinden bu yana bakıldığında, baz etkisini yok etmek mümkün. Üç yılda yıllık ortalama büyüme, yüzde 2,4’de kalıyor. Yani öyle ortada övünülecek bir büyüme yok. TÜİK’in tabelasındaki büyüme, sokakta yok, sokakta izi yok. TÜİK’in büyüme rakamı; vatandaşa dokunmamış. Milletimizin kahir ekseriyetinin refahını artırmamış. Yaşam koşullarını iyileştirmemiş.

BÜYÜYEN EKONOMİ DEĞİL İŞ KUYRUKLARI

Aslında baktığımızda bunu TÜİK’in yayınladığı son rakamlarda da görmek mümkün. Geçen yılın ikinci üç ayında, yüzde 37 olan emeğin milli gelirden aldığı pay, bu yıl yüzde 33’e gerilemiş. Emeğiyle çalışanlara bu milli gelir artışı yansımamış. Asgari ücretin ortalama ücrete dönüştüğü, asgari ücretin açlık sınırının altına düştüğü, hükümetin memur maaşlarında, emekli aylıklarında refah payını çalışanlara vermemek için, bin bir takla attığı, işsizliğin 9 milyonu aştığı bir ülkede, emekçinin milli gelirden aldığı pay elbette artmayacak. “Ekonomi büyüdü” diyorlar. Büyüyen ekonomi değil. Ne büyüdü ben size söyleyeyim. Büyüyen iş arama kuyrukları. Gençlik ve Spor Bakanlığı Şanlıurfa ve Adıyaman’da, toplam 12 kişilik temizlikçi kadrosu açıyor. Başvuran 13 bin 785 kişi. Bunların da 1673’ü de üniversite mezunu.

ÖĞRETMEN MAAŞLARINDA SONDAN ALTINCIYIZ

Bu kadar yüksek işsizlik var, onun yanına bir de pul olan, paramızı koyun… Avrupa’nın en ucuz emek ülkesi olduk. Avrupa İstatistik Ofisinin rakamları ortada. Türkiye; Arnavutluk ve Karadağ’dan sonra, Avrupa’nın en düşük asgari ücretini veren ülke… Daha dün önlerinde olduğumuz Romanya ve Bulgaristan’ın kişi başına gelirde gerisine düştük. Aynı şey, Çin 19 yılda ucuz emek ülkesi olmaktan çıkıp, kalkınma merdivenlerinden yukarı çıkıyor, biz paldır küldür bu yönetimde merdivenlerden aşağıya yuvarlanıyoruz. Hep diyoruz ya… Bunlar saraylarında milleti unuttular. Milletin halini görmüyorlar. Bugün de sarayın kibirli başı çıkmış, “Son 20 yılda Avrupa’da, öğretmen maaşlarını en çok artıran biziz” demiş. Arttırdınız arttırdınız da son 20 yılda, milli parasını en fazla pul eden de sizsiniz. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı’nın rakamlarına göre, 33 ülke arasında, lise öğretmenlerine verilen maaş sıralamasında 28. sıradayız. Yani bizim gerimizde topu topu beş ülke var. Lüksemburglu bir lise öğretmeni, bizdekinin 3,5 katını, Alman öğretmen 2,8 katı, Hollandalı öğretmen 2,5 katı kazanıyor. Bunlar da 2019’un rakamları. Mutlaka aradaki makas, TL’deki değer kaybına bağlı olarak, son iki yılda daha da açılmıştır. Allah öğretmenlerimize kolaylık versin. Yine tabi eğitim yılı açılıyor, kendilerine hayırlı olsun diyoruz, başarılar diliyoruz. Sarayın kibirlisi bu rakamları söyler mi? Bunları söyleyemez.

BAHSEDİLEN BÜYÜME KÜÇÜK BİR AZINLIĞA YARADI

Son bir yılda Türkiye’deki sözde büyümeyi acaba kimler hissetti? Sermayenin milli gelirden aldığı pay son bir yılda, yüzde 43’den yüzde 50’ye çıkmış. Yani pandemi sermayeye yaramış. Ama o da bir kısmına… Büyüme herkesi kapsayamamış. Küçük bir azınlığın durumu iyileşmiş. Bunların da kimler olduğunu hepimiz görüyoruz, biliyoruz. Yanaşmalarının lüks arabalarda düzenledikleri, pudra şekeri partilerini, milletin vergilerinden aksatmadan ödenen, dolarla, avroyla garantileri unutmadık. Bu tablonun arkasında ciddi bir siyasi tercih var. Erdoğan şahsım hükümetinin tercihi var. Erdoğan, pandemi döneminde, milletimize doğrudan gelir desteği vermedi. Onun yerine, milleti borca batırmayı tercih etti. G-20’nin gelişen ekonomileri içinde, vatandaşına en çok kredi veren ekonomi Türkiye. Yani vatandaşını en çok borca batıran ekonomi Türkiye. Buna karşın aynı grupta, en az doğrudan gelir desteği veren üçüncü ekonomi de Türkiye. Yani bütçesinden vatandaşına destekte de sondan üçüncü. Erdoğan’ın bu tercihleri, sadece gelir dağılımını bozmakla kalmadı. Ekonomide pek çok kırılganlığı da derinleştirdi.

ZOMBİ ŞİRKETLER YÜZÜYOR, SEKTÖRLERDE BALONLAR OLUŞUYOR

Hızlı kredi genişlemesi, finans kesiminin şimdi nefesini kesmeye başladı. Geçen yıl ikinci çeyrekte verilen krediler olağanüstü artmıştı. O dönemde finans kesimi de, büyümeye en fazla katkıyı yapmıştı. Bu yıl ise aynı sektör şu yüzde 21,7’lik büyümeye karşın daralan tek sektör oldu. Büyümeyi 1,7 puan aşağı çekmiş. Bu arada bozulan kredi kalitesi de cabası. Hızlı kredi genişlemesi; bir yandan zombi şirketleri yüzdürürken, diğer yandan belli sektörlerde ciddi balonlar oluşturdu. Eurostat verilerine göre son bir yılda, tüm Avrupa’da, konut fiyatlarının ve kiraların en hızlı arttığı ülke, Türkiye. Diğer taraftan, son bir yılda inşaat girdi maliyetlerindeki olağanüstü artış, yeni konut üretimini tehdit ediyor.

MÜTEAHHİTLER BİLE İSYAN ETTİ

İnşaat Müteahhitleri Federasyonu, çimento fiyatlarındaki fahiş artışlara artık dayanamıyor. 9 Eylül’de “Harç bitti, yapı paydos” deme kararı alıyor. Müteahhitler 15 günlüğüne greve gidiyor. Bu alışmadığımız, görmediğimiz bir durum… Bütün bunlar büyümenin sürdürülebilir olmadığını ortaya koyuyor. Tabi bu hızlı kredi genişlemesi, ekonomiyi krediyle hormonlama, büyütmenin sebep olduğu bir diğer kırılganlık da, yüksek enflasyon, hayat pahalılığı. Saklanan enflasyon, işsizlikle birleşiyor, hayat pahalılığı oluyor, milletin satın alma gücünü eritip bitiriyor, perişan ediyor.

ENFLASYON ERDOĞAN’I YALANCI ÇIKARDI

İşte bu sabah Ağustos ayı enflasyon rakamları açıklandı. Aylık tüketici enflasyonu yüzde 1,12. Bu, 2018 yılından sonra, en yüksek Ağustos ayı enflasyonu. Yıllık enflasyona baktığımızda yani 12 aylık enflasyona baktığımızda ise yüzde 19,25 olan enflasyon mevcut seride, tüm Ağustos aylarının rekoru. Böylece Türkiye, dünya enflasyon ligindeki tırmanışına devam ediyor ve 12. ekonomi oluyor. Bu ligde yarıştığımız diğer ekonomiler Etiyopya, Angola, Zambia, Sudan, Nijerya. Erdoğan geçtiğimiz ay, “Ağustos ile enflasyonda da düşüş göreceğiz. Bundan böyle enflasyonun daha yukarı çıkması, mümkün değil” demişti. Onu da faizleri düşürmeye bağlamıştı. Gel gör ki, enflasyon rakamları Erdoğan’ı yalancı çıkardı. Sadece Erdoğan değil. Enflasyon Merkez Bankası Başkanı’nı da zora soktu. Ne dedi Başkan “Faiz enflasyonun üzerinde kalacaktır”. Bu sözü vermişti. Şimdi enflasyon yüzde 19,25. Faiz yüzde 19. Enflasyon faizi aştı.

HEDEFLERİ KENDİLERİNE UYDURUYORLAR

Enflasyon faizi aşınca, Merkez Bankası faizi artırmamak için, daha önce Erdoğan’ın yaptığı gibi hatırlarsanız 2023 hedeflerinden bahsederken milli gelir hesaplamasında yerimizi normal alıştığımız biçimde tarif etmek yerine satın alma gücü paritesine göre tarif etmişti şimdi Merkez Bankası Başkanı da izledikleri enflasyon göstergelerini değiştirdiklerini açıkladılar. Çekirdek enflasyonu dikkate alacaklarmış. Siz zaten milletin enflasyonunu izlemiyordunuz ki çekirdeği ne yapacaksınız. Şimdi TÜİK’in tüketici enflasyonunu da izlemeyeceklermiş. Hedefe ulaşamayınca, hedefleri kendilerine uyduruyorlar. Yaptıkları iş bu… Böyle bir yönetime güven duyulur mu? Merkez Bankalarının en önemli sermayesi güvendir. Maalesef Erdoğan bu sermayeyi hovardaca çarçur etti.

BU FİYATLARLA KIŞI HAYAL ETMEK BİLE İSTEMİYORUM

Ağustos’ta özellikle düşük ve orta gelirlilerin, en çok tükettiği ürünlerde olağanüstü fiyat artışları var. 12 aylık gıda enflasyonu yüzde 30’a dayandı. Kuraklık sadece ormanlarımızı değil, sofralarımızı da kavurdu. Son bir yılda, salatalık yüzde 129, kabak yüzde 87, şeftali yüzde 81, taze fasulye yüzde 68, domates yüzde 50, tavuk eti yüzde 64, ayçiçek yağı yüzde 61, yumurta yüzde 40 zam görmüş. Sebze, meyve ve soframızdaki sıradan ürünler bile, milletimiz için artık lüks olmuş. Eskiden kiloyla alınan üzüm şimdi şu kadarlık ver, şu kadar liralık ver, bu kadar liralık ver diye alınıyor. Üstelik daha yaz aylarındayız. Kışı hayal dahi etmek istemiyorum. Allah bu milleti, Erdoğan’ın zam ve zulmünden korusun. Ev düzmek, araba almak da artık hayal… Son bir yılda, televizyonun fiyatı yüzde 97, bulaşık makinesinin fiyatı yüzde 71 artmış. Benzinli otomobiller ise yüzde 91 zam görmüş. Ama enflasyonda turpun büyüğü hala heybede. Üretici ve tüketici fiyatları arasındaki makas, rekorlar kırmaya devam ediyor. Aradaki fark 26 puanı aştı. Şimdi bu açılan fiyat makasının üzerine, kuraklığı, ötelenen enerji zamlarını eklediğiniz zaman bütün bunlar enflasyonun önümüzdeki günlerde de düşmeyeceğinin habercisi.

ENERJİDE ZAM SAĞNAĞI BAŞLADI

Nitekim enerjide zam sağanağı başladı. Genel Başkanımız bu konuda Erdoğan’ı uyarmıştı. Dün gece, sanayi ve elektrik üretim şirketlerine verilen doğalgaza, yüzde 15 zam yapıldı. Şimdi sanayiye verilen doğalgaza yapılan zam zaten ürün fiyatlarına yansıyacak. Birde kuraklık nedeniyle, hidroelektrik santrallerin üretimi de zaten düşmüştü. Doğalgazla elektrik üreten santrallerin girdisi olan gaza yapılan bu zam, tüketicinin enerji faturalarını kuraklıkla birlikte önümüzdeki günlerde çok daha fazla şişirecek. Türkiye’de zaten 2 milyon 100 bin aile, yaklaşık 8 milyon kişi, devletten yardım almadan 68 liralık elektrik faturasını dahi ödeyemiyordu. Şimdi gelecek yeni zamlarla, kış günlerinde faturasını ödeyemeyenlerin sayısı daha da artacak. Söylüyoruz, hem ekonomimiz, hem de ülkemiz, Erdoğan’ın elinde yönetilemiyor, oradan oraya savruluyor. Milletimiz yoksullaşıyor, pahalılık milletimizi eziyor.

BUNA FAKİRLEŞME DERLER

Erdoğan Şahsım Hükümeti iş başı yaptıktan sonra, sadece Merkez Bankası kasasındaki, 128 milyar dolar buharlaştırmakla kalmadı. Milletimizin cebindeki 127 milyar dolar da uçtu gitti. Milli gelirimiz 765 milyar dolara düştü. Oysa bundan 13 yıl önce, 2008’in ikinci çeyreğinde milli gelirimiz 770 milyar dolardı. 13 yılda nüfus 10 milyon artmış. Ama milli gelirimiz yerinde saymış. Buna fakirlik derler, buna fakirleşme derler. Buna fırsatları heba etmek derler. Buna Erdoğan siyaseti derler. Erdoğan şahsım hükümeti daha önce, ülkemizi istihdamsız büyümeyle tanıştırmıştı. Şimdi de yoksullaştıran büyümeyle tanıştırdı.

OKULLARIN AÇILMASINDAN ÖNEMLİ DAHA OLAN YENİDEN KAPANMAMASI

Bu arada salgın yeniden milletimizin sağlığını tehdit ediyor. Günlük vefat sayımız yeniden 300’e dayandı. Geçen yıl bu zamanlar, günlük vefat sayısı 50’nin altındaydı. Sadece son bir ayda 6 bin vatandaşımızı salgın nedeniyle yitirdik. Temmuz başında 5 binin altına düşen, günlük vaka sayıları yeniden 20 binin üzerine çıktı. Fransa, ülkemizi  geçen hafta, yeniden kırmızı listeye aldı. İngiltere’nin zaten kırmızı listesindeyiz. Almanya’nın yüksek riskli ülkeler kategorisindeyiz. Şimdi Sağlık Bakanı çıkıyor, “Bize ne oldu, maske, mesafe konusunda birbirimize örnektik” diyerek, sorumluluğu millete atmaya kalkıyor. Gerçek vaka sayılarını aylarca bu milletten kim sakladı? Siz saklamadınız mı Sayın Bakan? Sayenizde, bugün TÜİK hala Ölüm ve Göç İstatistiklerini yayımlayamıyor. Şimdi kalkıp da bu bilgileri vermedikten sonra, millet salgını hafife alıyor diye suçlayamazsanız. Bir sözümüz de aziz milletimize… Bilimin emrettiği tüm tedbirleri beraberce almak zorundayız, aşı olmak zorundayız. Hele hele okullarımız açılmışken, yavrularımızın sağlığını daha çok düşünmek zorundayız. Okulların açılması önemlidir, ama ondan daha önemli olan tekrar kapanmamasıdır. Ben yeni eğitim yılının hayır olmasını hem öğrencilerimize ve velilerimize başarılı bir öğretim yılı idrak etmelerini temenni ediyorum. Eğer okulları açık tutamazsak bir nesli kaybedeceğiz.

ÜÇ YENİYE İHTİYAÇ VAR

Türkiye zaten çok zaman ve kaynak kaybetti. Daha fazlasını kaybetmeye tahammülümüz yok. Erdoğan Şahsım Hükümeti, bu milletin sırtında ağır bir yüktür. Türkiye’nin bu yükten kurtulması için, üç yeniye ihtiyacı vardır. Yeni kurallara, yeni kurumlara, yeni kadrolara. Biz bu üç yeniyle, milletimizi hak ettiği refah seviyesine çıkarmaya kararlıyız. Yeter ki artık sandık milletin önüne gelsin. Milletimiz herkesin ne yaptığını görüyor. Notunu veriyor. Sandık geldiğinde de milletimiz, Erdoğan ve küçük ortağına tasdiknamelerini vermeye hazırlanıyor.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Şimdi varsa sorularınızı alıyım.

Soru- Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın katıldığı bir programda kendisinden yardım isteyen bir kadınla ilgili anlattığı anısı tepki çekmişti. Kendisi özür diledi ama sözleriyle ilgili tepkilerde sürüyor. Özcan’a bu sözlerine parti yönetimi olarak eleştiriniz ya da bir yaptırımınız söz konusu olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Sayın Özcan’ın bu ifadeleri kabul edilemez. Kendisi de zaten özür dilemiştir. Ama Sayın Özcan’ın durumunu Pazartesi günü yapacağımız Merkez Yönetim Kurulu toplantımızda değerlendireceğiz. Tüzüğümüz bunu emrediyor.

Teşekkür ederim.

BAKANI İFADEYE ÇAĞIRACAK SAVCI ARANIYOR

CHP Sözcüsü Öztrak, eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın 17-25 Aralık açıklamalarıyla ilgili olarak, “Bu millet, bakan çocuklarının evlerinden çıkan kasaları unutmadı. Sıfırlanmakla bitmeyen avroları, dolarları unutmadı. Ayakkabı kutularında ele geçirilen rüşvet paralarını unutmadı. Bu olaylar Yüce Divan’da aklanmamış, bu dosyalar milletin vicdanında kapanmamıştır. Şimdi bu itirafları, ‘ucu nereye giderse gitsin’ diyerek, suç duyurusu kabul edip, bu bakanı ifadeye çağırabilecek bir Cumhuriyet Savcısı arıyoruz” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Güne acı bir haberle başladık. Tiyatromuzun çok kıymetli bir ismini, Ferhan Şensoy’u kaybettik. Ferhan Şensoy’a Allah’tan rahmet, ailesine, sanat camiamıza ve ülkemize başsağlığı diliyoruz. Yine öğle saatlerinde Kütahya’da orta şiddette bir deprem oldu. Depremde can ve mal kaybı olmaması, en büyük dileğimiz. Tüm Kütahyalı hemşerilerimize geçmiş olsun diyoruz.

BAŞIMIZ DİK DOLAŞIYORSAK, BÜYÜK ZAFERE VE KOMUTANINA BORÇLUYUZ

Ağustos ayı, tarihe altın harflerle yazılmış, önemli zaferler barındırır. Tüm bu zaferler, bizimdir, milletimizindir. Bizi biz yapan tarihi dönüm noktalarıdır. Onlar için, “gömelim seni tarihe” deseniz de, tarihin sinesine sığmazlar… Dün 99. yılını kutladığımız, 30 Ağustos 1922 Başkomutanlık Meydan Muharebesi, işte böyle büyük bir zaferin adıdır. Bugün Anadolu ve Trakya topraklarında, egemen bir ulus olarak yaşıyorsak, emperyalizme boyun eğmeyen bir millet olarak, bu vatan topraklarında, başımız dik dolaşıyorsak, namusumuza, iffetimize, inancımıza sahip çıkabildiysek, semalarımızda al bayrağımız dalgalanıyorsa, minarelerimizden ezanlar okunuyorsa, bunu bu büyük zafere, bu zaferi bize armağan eden, başta büyük komutan, büyük devlet adamı, cumhuriyetimizin ve partimizin kurucusu, Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, tüm şehit ve gazilerimize borçluyuz. Bu vesileyle, Kurtuluş Savaşımızın tüm kahramanlarını, saygıyla, rahmetle, şükranla bir kez daha anıyoruz.

BAŞKOMUTANI ANMADAN BAŞKOMUTANLIK ZAFERİ ANILMAZ

Büyük Taarruz, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kendi sözleriyle: “Her evresi düşünülmüş, hazırlanmış, yönetilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış bir harekât, Türk ordusunun, Türk subaylarının ve komuta kurulunun yüksek güçlerini ve kahramanlıklarını, tarihe bir kere daha geçiren büyük bir yapıttır. Bu yapıt, Türk ulusunun özgürlük ve bağımsızlık düşüncesinin, ölümsüz bir anıtıdır.” Büyük Taarruzu büyük kılan sır, işte bu satırlarda görülen milli bilinç ve yüksek tevazuda saklıdır. Zaferin başkumandanı bu büyük zaferi, ordusuna, milletine ve milletin bağımsızlık ve özgürlük düşüncesine, ithaf etmiştir. Bu yüksek tevazu ve anlayışı kavrayamayan, bazı hastalıklı kafalar, Başkumandanını anmadan, Başkumandanlık zaferini anabileceklerini zannetmişlerdir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yapılan bu aymazlığı, milletimizin değerlerinden bu kopuşu anlamak, mazur görmek mümkün değildir.

KULDAN UTANMIYORSUNUZ, BARİ ALLAH’TAN KORKUN

Diyanet en son Cuma hutbesinde, Diyarbakır’ın İslam orduları tarafından fethini, kumandanıyla beraber anmayı bilmiştir. Ama aynı hutbede Büyük Taarruzu ve Sakarya’yı, bu zaferlerin başkumandanının adıyla anmamıştır. Milletimizin yükselen tepkileri üzerine, gerçi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün adını, 30 Ağustos için yayımladığı bir mesajda, lütfen geçirmiştir. Ama sayesinde, özgürce ibadet edebildiğimiz camilerde, milletimizin aziz Atasının adını anmama aymazlığından vazgeçmemiştir. İlk başkanının, Rıfat Börekçi gibi, kahraman bir ilim insanı olduğu bir kurumda, Börekçi’nin koltuğuna oturacaksın. Milletin verdiği vergilerle, maaşını alacaksın, gösterişli cübbeler giyeceksin, lüks makam arabalarına bineceksin, sonra da Atatürk’ün adının camilerde anılmaması için, elinden geleni ardına koymayacaksın. Bizim inancımız, “Hakkı, hak edene vereceksin” der. Kuldan utanmıyorsanız bari Allah’tan korkunuz olsun… Kadir bilir milletimiz, camilerde Mustafa Kemal Atatürk’e bir Fatiha’yı çok gören bu kafaya, hakkını helal etmez, etmeyecektir.

EN ÇOK ZARARI DİNİMZ GÖRDÜ

Diyanet, milletimizin ortak değeri Atatürk’le uğraşıyor. Ama bu ülkede, son 19 yılda yenen kul hakları için, bir çift söz söyleyemiyor. Yalan, dolan, rüşvet arşa ulaşmış. Beytülmal talan edilmiş. Gösterişli cübbelerin içindekiler, buna tek bir laf edemiyor, “Rüşvet almak, kul hakkı yemek haramdır” diyemiyor. Son 19 yılda bu ülkede, eğitimden, ekonomiye, kurumsal yapıdan, dış politikaya kadar pek çok şeye zarar verildi. Ama en çok zararı, kutsal dinimiz ve inancımız gördü.

DAVANIN(!) YOLCULARI İTİRAFÇI OLUYOR

Peygamberimiz, “Din güzel ahlaktır” buyuruyor. Son 19 yıldır dinin içinden ahlakı çıkardılar. Dini siyasi bir araca dönüştürdüler. Rant ve servet devşirmek için kullandılar. Bunun adına da sözde “dava” dediler. Ama şimdi bu davanın yolcuları artık itirafçı olmaya başladılar. Eski Çevre ve Şehircilik Bakanı, “17-25 Aralık tapeleri ve dosyamda ne varsa doğrudur” dedi. Bir televizyonda, “Ne yaptıysam Erdoğan’ın talimatıyla yaptım” diyerek istifasını açıklayan bu Eski Bakan “Görevini kötüye kullandığını” da bir defa daha kabul etti. Yine AK Parti’nin kurucularından eski bir milletvekili, “AK Partililerin yüzde 90’ı yakında itirafçı olacak” dedi. Bu millet, bakan çocuklarının evlerinden çıkan kasaları unutmadı. Sıfırlanmakla bitmeyen avroları, dolarları unutmadı. Ayakkabı kutularında ele geçirilen rüşvet paralarına faiz işletip, sonrada bu rüşveti faiziyle alana iade edenleri de unutmadı. Bu olaylar Yüce Divan’da aklanmadı. Majestelerinin milletvekillerinin oylarıyla, bu hesap yargıdan kaçırıldı.

BU DOSYALAR MİLLETİN VİCDANINDA KAPANMADI

Şimdi Cumhurbaşkanı’nın Yüksek İstişare Kurulu üyesi, dönemin TBMM Başkanı Cemil Çiçek de “Bu dosyalar, Yüce Divan’da görüşülmeliydi” diyor. Tüm bunlar milletin vicdanında hala kanayan bir yaradır. Bu dosyalar milletin vicdanında kapanmamıştır. Şimdi bu itirafları, ucu nereye giderse gitsin diyerek, suç duyurusu kabul edip, bu bakanı ifadeye çağırabilecek bir Cumhuriyet Savcısı arıyoruz. Bulur muyuz bilmiyorum.

ADALET DİREĞİNİ AYAĞA KALDIRACAĞIZ

Yaklaşan seçimlerden sonra, yapacağımız ilk iş, devletin çökertilen adalet direğini hızla ayağa kaldırmak olacak. Devlet yönetimindeki çürümeye, kokuşmuşluğa son vermek için, Siyasi Ahlak Yasasını çıkaracağız. Kamu İhale Kanunu’nu, rekabet ve şeffaflığı sağlayacak şekilde, yeniden düzenleyeceğiz. Sayıştay’ı gerçek işlevine kavuşturacağız. TBMM’de Kesin Hesap Komisyonu kurup, başkanlığını muhalefete vereceğiz. Varlık Fonu ve benzeri Paralel Hazine uygulamalarına son vereceğiz.

ALMANYA’DA ZİRAAT’E KAYYUM GELİYOR

İşte en son, Varlık Fonu’na aldıkları Ziraat Bankası’nın, Almanya’daki iştirakinde büyük bir skandal patladı. Alman Bankacılık Düzenleme Denetleme Otoritesi, Ziraat Bankası’nın Almanya’daki iştirakine, olağanüstü cezalar kesti. Yine kredi verme ve mevduat toplama sınırı da getirdi. Gerekçe, Türkiye’deki Varlık Barışı uygulamaları kapsamında, sorgusuz, sualsiz Türkiye’ye para transferi yapılması, usulsüz krediler verilmesi. Alman Bankacılık Otoritesi, Türkiye’den atanan genel müdür adayları için, tam dört kez ret cevabı vermiş. Almanya’nın Ziraat Bankası iştirakine, özel yetkili Genel Müdür atayacağı söyleniyor. Bir başka ifadeyle Almanya’daki Ziraat Bankası’na kayyım geliyor. Bu uygulamanın hem Avrupa’da Türk bankacılığı için, hem de Almanya bankacılık tarihinde bir ilk olduğu ifade ediliyor. Bu rezalet hakkında Ziraat Bankası’ndan da, bizdeki bankacılık otoritesi Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’ndan da ve bu bankanın bağlı olduğu Varlık Fonu’nun başında bulunan Cumhurbaşkanından da şu ana kadar gık çıkmadı. Bu suçlamalar karşısında başımız eğik mi duracağız? Bu suçlamaları kabullenecek, sineye mi çekeceğiz?

YEDİKLERİNİ KURSAKLARIUNDAN SÖKÜP ALACAĞIZ

Diğer taraftan eğer bunları kabul ediyorsak Ziraat Bankası’nın iştirakine kesilen bu cezalar, kimin cebinden çıkacak? Elbette Türkiye Cumhuriyeti Hazinesi’nden, yani vergi mükelleflerimizden. Şunu burada açıkça ifade edelim. İktidara geldiğimizde, tüyü bitmedik yetimin hakkını yiyenlerin, kursaklarından yediklerinin hepsini söke söke alacağız.

KUSURA BAKMASIN SİCİLİ ORTADA

Ne yazık ki Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin hesap vermeden, sorgusuz, sualsiz yaptığı her işin bedelini, milletimiz ya cüzdanıyla ya da canıyla ödüyor. Erdoğan daha düne kadar, Afganistan’daki havalimanına, askerimizi nöbetçi yazmak için uğraşıyordu. Genel Başkanımız uyardı. “Tek bir askerimizin burnu kanarsa, sorumlusu siz olursunuz” dedi. İşte bugün Kabil Havalimanı’nın yanı başında, her gün bombalar patlıyor, insanlar ölüyor. Kim haklı çıktı? Biz haklı çıktık. Çünkü biz meselelere, Erdoğan’dan farklı olarak, sadece ve sadece Türkiye’nin penceresinden, ulusumuzun hak ve menfaatleri penceresinden bakıyoruz. Beyefendi mecbur kaldı. Genel Başkanımızın, Mehmetçiğimizi Afganistan’dan çekme talebini dinledi, kabul etti. İyi de oldu. Ama bunu hala hazmedemiyor. Şimdi çıkmış, “Afganistan konusunda, biz ana muhalefetin, muhalefetin ne dediği ilgilendirmez. Biz kendi irademize bakacağız” diyor. Kusura bakmasın, onun sicili ortada. Beyefendi hangi bölgesel meselede, Türkiye’nin hak ve menfaatlerine bizim penceremizden baktı? “Büyük Ortadoğu ve Genişletilmiş Kuzey Afrika Projesi’nin Eş Başkanı”  penceresinden bakmaktan başka bir şey yapmadı. Şimdi nasıl oluyor da “kendi iradesinden” bahsedebiliyor?

BU BEDELLERİ ERDOĞAN’IN KİBRİ YÜZÜNDEN ÖDEDİK

Suriye’de yaşadıklarımız ortada. 5 milyon Suriyeli sığınmacı 10 yıldır Türkiye’de. Bu Sığınmacılar için 40 milyar dolardan fazla para harcandı. Sınırlarımızda güvenliği sağlamak için binlerce askerimiz sınırın öteki yanında duruyor… Yüzlerce askerimiz Suriye’de şehit düştü. Peki, Türkiye’ye tüm bu ağır bedelleri kim ödetti? Elbette Erdoğan. Ve tabi Erdoğan’ın bitmek bilmez kibri…

ERDOĞAN’IN KUYRUĞUNA TAKILAN “UFAK RÜZGARGÜLÜ”

Ne yazık ki Erdoğan; 3-5 milyar avro finansı görünce, Türkiye’yi, Avrupa’nın mülteci gettosu yapmaya, hemen teşne oluveriyor. Daha dün, “Finansı iyi yönettiğimiz için, yeni mülteciler alabiliriz” diyen kimdi? Erdoğan’dı. Millet tepki gösterdi çark etti… Erdoğan’ın dün dediğini, bugün dediği tutmuyor. Rüzgârgülü gibi, nereden rüzgâr eserse, Erdoğan’da oraya dönüyor. Bir gün “Taliban ile görüşürüz” diyor. Ertesi gün Taliban’ı terörist ilan ediyor. Sonraki gün de, “Taliban ile masaya otururuz” deyiveriyor. Erdoğan’ın kuyruğuna takılan küçük ortağının hali ise daha da perişan… 15 gün önce, “Askeri unsurlarımızın Afganistan’ı terki, düşünülmeyecektir” diyen ufak ortak, bugünlerde, “Askerimizin tahliyesi doğru bir tercih, yerinde bir karardır” diyerek, çekilme kararına alkış tutuyor. Hemen ardından da, “Kabil emniyetli değilse, Ankara güvende olamaz” diyerek, kendini bir kez daha yalanlayıveriyor. Yani Erdoğan’ın kuyruğuna takılırsa tabi böyle “ufak rüzgârgülü” olur.

KABİL HAVALİMANI’NDAN VAZGEÇEMİYORLAR

Bunlar ülkeyi de, devleti de yönetemiyorlar. Memleket, Cumhur İttifakı’nın yönetiminde, fırtınaya kapılmış yaprak misali savruluyor. Ama bu beyler her şeyden vazgeçiyorlar. Kabil Havalimanı’nın işletmesinden, nedense bir türlü vazgeçemiyorlar. Hakikaten, Kabil Havalimanı’nı bunlar için bu kadar vazgeçilmez kılan nedir? Afganistan’daki havalimanında bunları bu kadar cezbeden ne var? Valla şuanda Afganistan’da en bol olan, terör ve uyuşturucu. Türkiye’yi, böyle bir coğrafyaya sokmak için, bu ısrar neden? Çıksınlar şunun sebeplerini millete bir anlatsınlar bakalım… Ama yapamazlar. Allah’a çok şükür, bizler ekşi yemedik. Bu nedenle de karnımız ağrımaz. Bizim tehdit edilecek, müzakere masalarında kolumuzu büktürecek, dosyalarımız yok. Onun için doğru bildiğimiz neyse, vicdan rahatlığıyla milletimizin huzurunda konuşuruz. Erdoğan bizi ister dinlesin, ister dinlemesin. Ama bizi dinlemediğinde, burnunun dikine gittiğinde, bunun faturasını hep milletimiz ödedi. Bunu da milletimiz bilsin.

SIĞINMACI MESELESİ, BEKA MESELESİ

Kontrolsüz göç ve sığınmacı sorunu, ne yazık ki Türkiye’nin en önemli beka sorunu olmuştur. Hatay’ın hemen yanı başında, İdlib’de, Dünyanın dört bir yanından gelmiş yüzbinlerce savaşçı, patlamaya hazır bomba gibi bekliyor. Buralarda işler bir kez daha kızışırsa, milyonlarca insan, İdlib’den sınırlarımıza akar. İçlerinde de binlerce radikal ülkemize girer. Bu da bir kâbus olur. Yine İran, Afganistan’dan akıp gelen göçmenleri sadece seyrediyor, bizim sınırımıza gönderiyor. Bu gelenlerin içinde radikal bir takım unsurlar var mı, yok mu? Erdoğan dâhil, bunu kimse bilmiyor. Çok açık konuşalım. İdlib, Rusya’nın elinde, Afganistan İran’ın elinde, Türkiye’ye karşı kullanacakları stratejik bir koza dönüştü. Avrupa ise ne yazık ki bu meselelere, “Parayı veririm, Türkiye’yi göçmen gettosu yaparım” anlayışıyla bakıyor. Bu ahlaksız teklifleri Erdoğan kabul etse de bizim kabul etmemiz, rıza göstermemiz mümkün değildir. Avrupalı dostlarımız şunu bilsin ki, Avrupa’nın sınırı Kapıkule’den başlamaz. Gürbulak’tan başlar. Herkes planını bu gerçeğe göre yapsın. Karşımızdaki bu beka sorununa, devlet aklıyla, ciddi bir stratejiyle, yoğun bir diplomasiyle tepki vermek zorundayız. Ama Erdoğan’ın bu konuda strateji oluşturacak ne bir derinliği, ne de diplomasiyle sorun çözme kapasitesi var. Onun için de hep söylüyoruz; Türkiye yönetilmiyor, Türkiye savruluyor.

BÖLGEDE KURULAN MASALARA OTURAMAZ HALE GELDİ

İşte Irak’ta, “Bağdat İşbirliği ve Ortaklık Konferansı” düzenlendi. Bu toplantıya, Fransa Cumhurbaşkanı katıldı. Katar Emiri katıldı. Mısır Cumhurbaşkanı katıldı Kuveyt Başbakanı katıldı. Ürdün Kralı katıldı. Ama Erdoğan katılamadı. Uluslararası protokolde çok daha geride olan, Dışişleri Bakanı ülkemizi temsil etti. Sebep, Taliban’la masaya otururum diyen Erdoğan, Sisi ile beraber masaya oturamadı. Dış politikayı şahsileştirmenin sonucu ne yazık ki budur. “Bölgemizde bizden habersiz kuş uçmaz” diye caka satarken, bir de bakarsınız, bölgede kurulan masalara oturamaz hale gelmişsiniz. Ülkemiz, bu diplomatik yalnızlığı mutlaka aşmak zorundadır. Bölgemizdeki meselelere bölge ülkelerinin çözüm üretmesi, inisiyatif alması esastır. Yoksa bölge dışı ülkeler, kendi çözümlerini dayatacak, “Çözüm üretiyoruz” diyerek, yeni sorunlar üreteceklerdir. Irak’ta, Suriye’de, Afganistan’da yaşadıklarımız, bunu bize öğretmiştir. Bu nedenle bizim iktidarımızda, bölgemizde huzur, barış ve istikrar oluşturmayı hedefleyen, Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı’nı derhal kuracağız. Bölgenin sorunlarını, yine bölge ülkeleriyle birlikte çözeceğiz.

SAMAN ALEVİ GİBİ DEĞİL, SÜRDÜRÜLEBİLİR BÜYÜME

Yarın, 2021’in ikinci üç ayına ilişkin milli gelir rakamları açıklanacak. Geçtiğimiz yılın ikinci yarısı, salgının ekonomimizi en sert vurduğu dönemdi. Geçtiğimiz yıl ikinci üç aylık dönemde, milli gelirimiz yüzde 10,3 gerilemişti. Top yere ne kadar sert çarparsa, o kadar da yükseğe çıkar. Ekonomide biz buna “baz etkisi” diyoruz. Hem baz etkisiyle hem de, pandemi döneminde olağanüstü kredi genişlemesinin o dönemde hala süren etkisiyle, büyümede, geçen yıla göre, ciddi bir sıçrama göreceğiz. Ama ekonomik faaliyet hacmini, bir önceki çeyrekle mukayese ettiğimizde, farklı bir tablo, bir yavaşlama görmemizde kuvvetle muhtemel. Saman alevi gibi büyüme, sürekli ve sürdürülebilir büyümeden farklıdır. Ne yazık ki 19 yılda Erdoğan, bu ikisi arasındaki farkı bir türlü görememiştir. Pandemide milleti borca batırdılar. G-20’nin gelişen ekonomileri içinde, en çok kredi veren ekonomi Türkiye. Buna karşın aynı grupta, en az doğrudan gelir desteği veren üçüncü ekonomi de Türkiye. Bol kepçeden verilen kredilerle, büyümenin sürekliliğine ve sürdürülebilirliğine büyük darbe vurulmuştur.

BORÇLARIN ÖDENEBİLMESİ İÇİN GEREKLİ TEDBİRLERİ ALACAĞIZ

Şimdi bireysel kredilerdeki hızlı genişleme ve tahsilattaki sıkıntılar, ekonomi yönetimini de kaygılandırmışa benziyor. Bireysel kredilere sınır getirmekten bahsediyorlar. Yine başta esnafımız olmak üzere, çiftçilerimiz, KOBİ’lerimiz, pandemi döneminde aldıkları borçların, nasıl geri ödeneceğini kara kara düşünüyorlar. Hiç kimse merak etmesin. İktidara geldiğimizde pandemi nedeniyle alınan borçların, kolaylıkla geri ödenebilmesi için, gereken her tedbiri alacağız. Borçları mutlaka ödenebilir halde tutacağız. Borçlardaki hızlı genişleme, sadece büyümenin sürdürülebilirliğine değil, kalitesine de darbe vurmuştur. Hem fiyatlar seviyesi sıçramıştır. Hem de konut başta olmak üzere bazı sektörlerde, balonlar oluşmuştur. Eurostat verilerine göre son bir yılda, tüm Avrupa’da, konut fiyatlarının en hızlı arttığı ülke, Türkiye’dir. Başta İstanbul olmak üzere, büyük şehirlerdeki konut fiyatları ve kiralarda, çok ciddi sıçramalar olmuştur. Önümüzdeki hafta yüz yüze eğitim başlıyor. Özellikle üniversite öğrencileri ve öğrenci aileleri çok büyük sıkıntıda… Keselerine uygun konut bulmakta zorlanıyorlar.

İNŞAAT SEKTÖRÜ YAPI PAYDOS DEMEYE HAZIRLANIYOR

Diğer tarafta da, son bir yılda inşaat girdi maliyetlerindeki olağanüstü artış ve ekonomideki belirsizlikler, yeni konut yapımlarını tehdit ediyor. İşte İnşaat Müteahhitleri Konfederasyonu, çimento fiyatlarındaki fahiş artışlara dayanamayarak, 2 Eylül’de “Harç bitti, yapı paydos” demeye hazırlanıyor. Türkiye tarihinde, böyle bir durumla ilk kez karşılaşıyoruz. TÜİK’in makyajlı verileriyle bile enflasyon yüzde 19. Dünya üzerinde en yüksek enflasyona sahip 12. ekonomiyiz. Ama turpun büyüğü de heybede. Kuraklık bu yıl sadece ormanlarımızı yakmakla kalmayacak. Mutfaklarımızı da kavuracak. Gıda fiyatları üzerindeki baskı kışın daha da artacak. Hidroelektrik üretimi düştüğü için, ötelenen enerji zamları da dikkate alındığında, ilerleyen günlerde elektrik fiyatları da hızla artacak. Türkiye’de, hâlihazırda 2 milyon 100 bin aile, elektrik faturalarını ödeyemiyor. Bunu Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı istemeden de olsa itiraf etti. Anlaşılan önümüzdeki günlerde bu sayı daha da artacak.

YOKSULLAŞTIRAN BÜYÜME

İstihdam derseniz. O cephede de değişen bir şey yok. Pandemi döneminden hemen önce, 2019’un son çeyreğinde, gerçek işsiz sayımız 6 milyon 400 bindi. Bugün 9 milyon. Onca krediye rağmen, işsizlik zirvede dolaşmaya devam ediyor. Bu arada kamuda engelli memur açığı bir türlü doldurulmuyor. Engelli yurttaşlarımız bu kadrolara atama bekliyor. Bir yandan artan hayat pahalılığı, bir yandan artan işsizlik milleti yoksulluk girdabında bunaltıyor. Erdoğan Türkiye’yi, “İstihdamsız büyüme” kavramıyla tanıştırmıştı. Şimdi de “yoksullaştıran büyüme” kavramıyla tanıştırdı. Ama Erdoğan’a sorarsanız, Türkiye “yeni bir şahlanış” içindeymiş. Ne demiş atalarımız, “Olsayı bulsaya vermişler, hiç doğmuş.” Erdoğan’ın durumu da tam bu… Türkiye ekonomisinde büyümenin sürdürülebilirliğini sağlamak için, büyümenin kalitesini artırmak için son 10 yılda, hangi adımı attınız? Hangi yapısal reformları gerçekleştirdiniz? Tersine, ekonomideki kırılganlıkları daha da artıracak, ne kadar yanlış adım varsa, hepsini birer birer attınız.

ŞALGAM AŞA GİRİNCE YAĞ OLDUM SANIR

Milletin 128 milyar dolarını, siyasi ikballeri için, yerel seçimi kazanmak için, boş yere buharlaştırdılar. Merkez Bankası’nın araç bağımsızlığını ortadan kaldırdılar. Düne kadar, “IMF defteri kapanmıştır, bir daha açılmayacaktır” diyen kerameti kendinden menkul “IMF bizden beş milyar dolar istedi” hikâyeleriyle övünen Erdoğan, şimdi çıktı partisinin genişletilmiş il başkanları toplantısında, IMF’den gelen 6 milyar 300 milyon dolarla caka satmaya kalktı. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? IMF tüm ülkelere destek verdi. Ama IMF parasıyla övünen, bir tek AK Parti Genel Başkanı Erdoğan oldu. Ne diyelim, “Görmemiş ata binince bey oldum sanır, şalgam aşa girince yağ oldum sanır.” Maalesef bugünkü yönetimin durumu da tam da bu…

KURDA KUZU EMANET EDİLMEZ

Son olarak, bu yıl doğal felaketler ve bunlar karşısında aciz kalan Erdoğan Şahsım Hükümeti ülkemizi perişan etti. Güneyimizde orman yangınları, kuzeyimizde seller hepimize acı üstüne acı yaşattı. Şu anda Tunceli’de orman yangınları sürüyor. Genel Başkan Yardımcımız Veli Ağbaba başkanlığında, milletvekili arkadaşlarımızdan oluşan bir heyet, çalışmaları yerinde izliyor. Arkadaşlarımızın bölgeye intikalinden sonra, yangına havadan müdahale başladı. Ancak bu müdahalelerin son derece yetersiz olduğunu da görüyoruz. Tabi bu arada şu soruda insanın aklına geliyor. Daha düne kadar orman yangını olduğunda, sel olduğunda oraya koşuşturan Sayın Bakanlar bugün nerelerdeler? Erdoğan ise yangını bırakmış, AFAD’a para toplamakla meşgul. Bu arada bizi de, AFAD’a toplanan paralardan rahatsız olmakla suçluyor. Atalarımızın dediği gibi; kurda kuzu emanet edilmez. 15 Temmuz paraları, Beşiktaş’taki saldırılardan sonra toplanan paraların akıbetini, milletimizle şeffaf bir şekilde paylaşmayan sizsiniz. Milletimiz adına bu paraların peşinde koşan da biziz. Hem 15 Temmuz, hem de Beşiktaş mağdurları için, o günkü kurlardan yaklaşık 100 milyon dolarlık bir bağış toplandı. Bugünkü kurla bu para 835 milyon lira yapar. Milletten topladığınız bu bağışların nasıl harcandığını, nasıl nemalandırıldığının hesabını millete vermek zorundasınız. Bu paralar doğru nemalandırıldı mı? Yoksa kamu bankalarında düşük faizden iç mi edildi? Beşiktaş’taki kurbanların yakınlarına bugüne kadar ne ödendi? Bunları kamuoyuyla paylaşın. Bunların hesabını vermeden, çıkacaksınız bizi yardıma karşı olmakla suçlayacaksınız. Bizi suçlayacağınıza, millet size neden güvenmiyor, bunu bir düşünün. Milletimiz herkesin ne yaptığını görüyor. Notunu veriyor. Bu hükümete tasdiknamesini vermek için de, sabırsızlıkla gün sayıyor.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Hepinize beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Şimdi varsa sorularınızı alıyım.

Soru- Sayın Öztrak, öncelikle son dakika gelişmesi olarak Sezgin Baran Korkmaz’ın Türkiye’nin talebi noktasında iadesiyle ilgili Avusturya mahkemesine verdiği talep noktasında iadeyi kabul etti. Bununla ilgili ne düşünüyorsunuz efendim?

İkinci sorum, sosyal medya düzenlemesiyle ilgili önümüzdeki süreçte meclis açılışında bir adım atılacak. Bununla ilgili görüşleriniz nelerdir?

Son sorum, Cumhurbaşkanı Erdoğan İnsan Hakları Eylem Planı açıklaması sonrasında atılan adımlarla ilgili neler düşünüyorsunuz? İşte somut olarak cezaevindeki tutukluların somut delillerle tutuklanması gerektiğiyle ilgili açıklamalar yapmıştı ama ülke genelinde maalesef somut deliller olmadan tutuklu olan birçok masum insanlarda var. Teşekkür ediyorum.

Faik ÖZTRAK- Önce Sezgin Baran Korkmaz’ın iadesi konusu. Tabi ki, Sezgin Baran Korkmaz ülkemizde de suç işlemiştir. Dolayısıyla böyle bir talebin yapılması normaldir. Ülkemize iadesi sözkonusu olacaktır. Ülkemize iadesi kararı doğrudur. Ama benim bildiğim kadarıyla süreç henüz tamamlanmamıştır. Aynı zamanda Sezgin Baran Korkmaz’ın ABD’ye verilmesi konusunda da bir başka talep vardır. Umarım Sezgin Baran Korkmaz Amerika’ya verilirse, bu ülke ve bu ülkenin yöneticileriyle ilgili yeni bir kol bükme konusu haline gelmez ve Türkiye’ye iade edilir.

Sosyal medya konusunda yapılacak düzenlemelere gelince; açıkçası mevcut iktidarın, mevcut hükümetin sosyal medya konusunda yapacağı düzenlemelere maalesef bugüne kadar ki uygulamaları ışığında bakmak lazım. Bugüne kadar yapmış oldukları uygulamalarda bu iktidarın sürekli otoriterleştiğini gösteriyor. İktidar öyle görülüyor ki, sosyal medyada kendisiyle ilgili getirilen eleştirilerden rahatsız. Bu eleştirileri önlemek içinde sosyal medyada bir düzenleme yapmak istiyor. Ama hep söylüyorum, ne yaparlarsa yapsınlar millet bunların ne yaptığını görüyor, notlarını veriyor, biran evvel ellerine tasdiknamelerini verip evlerine göndermek için sandığın önüne gelmesini bekliyor.

Bu insan hakları meselesine gelince, bir ülke düşünün o ülkenin ana muhalefet partisi lideri hak, hukuk, adalet diyerek dünyanın en uzun siyasi yürüyüşünü yapmış. Mevcut hükümetin bugünkü uygulamalarına dönüp baktığınız zaman çok ciddi ihlallerle karşı karşıya olduğumuz açık insan hakları konusunda… Ne kadar eylem planı açıklarlarsa açıklasınlar bu eylem planlarının hiçbirine uymuyorlar. Bununla ilgili düzenlemeleri de bir türlü yapmıyorlar.

Soru- HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, değişim kolay değil cesaret ister, risk almak gerekir diyerek bir anlamda şeffaf ittifak için çağrı yaptı. O çağrı için sizin bir değerlendirmeniz olur mu?

Faik ÖZTRAK- Gerçekten ATV’nin ve havuz medyasının bu sorulardaki ısrarcılığını anlamak güç… HDP Eş Başkanının yapmış olduğu konuşmaya dahi anlamı kendileri vermeye kalkıyorlar. Bakın açık söyleyeyim, onlar saraydan yazılmış soruları sormakta ısrar edecekler öyle görünüyor. Biz de onlara daha önce verdiğimiz cevapları vermekte ısrar edeceğiz. Bu minvaldeki sorulara bundan önce vermiş olduğumuz cevaplar aynen geçerlidir.

Soru- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, KHK’lıları göreve iade edeceğini söyledi. CHP KHK’lıların göreve iade edilmesiyle ilgili nasıl bir süreç işletecek ayrıntı verebilir misiniz?

Faik ÖZTRAK- Genel Başkanımızın söyledikleri son derece açıktır. Yargı kararı olmadan kararnamelerle işinden edilen, ekmeği elinden alınan herkesi görevine iade edeceğiz. Yeter ki teröre bulaşmamış olsun.

Soru- CHP Kadıköy İlçe Başkanı 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlama etkinlikleri sırasında kaydedilen görüntüsüne İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’den tepki geldi. Siz parti olarak bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? İlçe Başkanı hakkında bir işlem başlatılacak mı?

Faik ÖZTRAK- Kadıköy İlçe Başkanımızın yaptığını doğru bulmuyoruz.

Soru- Erdoğan’ın seçim barajına yönelik açıklamaları oldu barajın yüzde 7 olması yönünde. CHP olarak yüzde 7 baraja nasıl bakıyorsunuz? Bir de bu seçim barajı tartışmalarının Cumhur İttifakı’nın gündemini değiştirmek adına yapıldığına dair eleştiriler var. Örneğin 128 milyar dolar, orman yangınları, sel felaketleri gibi konular seçim barajı tartışmalarının gölgesinde kalacak. Bu konuda siz ne söylersiniz?

Faik ÖZTRAK- Cumhur İttifakı’nın getireceği seçim barajı yüzde 7 olsa ne olur, yüzde 5 olsa ne olur? Millet seçim barajını değil sandığı bekliyor. Bir iktidar seçim yasalarıyla oynamaya başladıysa siyaseten sonu gelmiştir. Bu Cumhur İttifakı’nı baraj altında kalma korkusunun sardığını gösteren bir karardır. Milletin gerçek gündemi geçimdir. Yangın, sel felaketleri ve buradaki hükümetin yönetim beceriksizliği milletin vicdanını yaralamıştır. Buharlaşan 128 milyar dolar ve bunun sonucunda başına gelenler milletimizi derin sıkıntılara sokmuştur. Artık geçim için de seçimin biran evvel yapılması ve bu yönetme kabiliyetini kaybetmiş kadroların işbaşından gitmesi gerekmektedir.

Soru- Erdoğan Bayraktar önce tapelerdekiler doğru dedi. Bir gün sonrada içi boş işler dedi. Siz bu açıklamalardaki fikir değiştirme durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bu eski bakanın açıklamalarında aslında bunun nedenlerinin ipuçları var. Bu skandallar ilk patladığında Bayraktar bir televizyon kanalına çıkıp istifa ettiğini açıklamıştı. Soruşturma dosyasında yer alan imar planlarının büyük bir bölümünün Erdoğan’ın talimatıyla yapıldığını da söylemiş, “Ben istifa ediyorum ama Başbakan Erdoğan’ın da istifa etmesi gerekir” demişti hatırlayın. Geçen günde çıktı kendi ifadesiyle o dönem hırsızlar çuvalının içine atılmasına içerleyerek “Ben kendimi ayırmak istedim gücüm yetmedi, döverler beni, öldürürler beni, o kadar gücüm yok benim” dedi. Bu işin sırrı orada. Şimdi ama bir başka önemli konu, yürekli bir Cumhuriyet Savcısının harekete geçmesi için eski bir bakanın daha fazla ne söylemesi gerekiyor?

Teşekkür ediyorum.

UTANMAYIN SÖYLEYİN,6,3 MİLYAR DOLARI IMF’DEN ALDINIZ

CHP Sözcüsü Öztrak, Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) salgınla mücadelede, ülkelere destek vermek için 650 milyar dolar büyüklüğünde bir rezerv desteği açıkladığını, Türkiye’ye de buradan 6,3 milyar dolarlık bir pay düştüğünü hatırlatarak, “Erdoğan, ‘IMF geldi, bizden 5 milyar dolar istedi’ diye hava atıyordu. Dün IMF’nin verdiği 6,3 milyar dolar destekle caka satacak duruma düştü. Nereden nereye değil mi? Erdoğan dün, ‘Süreci tamamlanan işlemlerle, rezervimiz artacak’ dedi. Süreci tamamlanacak işlem de ne? Bunun IMF’nin size verdiği rezerv desteği olduğunu neden açık seçik söylemiyorsunuz? Allah’ın bildiğini, kuldan niye saklıyorsunuz? Kimden korkup çekiniyorsunuz?” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Bugün Merkez Yönetim Kurulu toplantımızın, gündem maddelerinin ilki, Afganistan’daki gelişmelerdi.Erdoğan’ın Biden’la Brüksel’de yaptığı görüşmede, mali ve lojistik destek karşılığında Mehmetçiğimizi, Kabil’deki havalimanına nöbetçi yazdırma pazarlığının ortaya çıkmasından sonra, önemli gelişmeler yaşandı.Üç ayda düşer denen Kabil üç günde düştü. Havaalanı projesi de hayal oldu.

ÖKÜZ ÖLDÜ, POSTUNUN PEŞİNDELER

Teşbihte hata olmaz, öküz öldü ortaklık bitti diye bir deyim vardır. Afganistan’da yönetim Taliban’a geçti. Ama Erdoğan hala daha para için Mehmetçiğimizi feda etmekten çekinmeyeceğini gösteren bir takım hareketler içinde. Ölen öküzden üç post nasıl çıkarırım diye bakıyor. Hala Kabil Havalimanı’nda Mehmetçiğin durması için ısrar ediyor.Kabil ele geçirilmeden önce, Mehmetçik, havalimanını Taliban’a karşı korusun diye görüşmeler yapılıyordu. Bu konuda Erdoğan’ın ne kadar istekli olduğu, muhatap ülkelerin yetkilileri tarafından da dile getiriliyordu.

BİR HAVALİMANI SEVDASI

Şimdi Afganistan, Taliban’ın eline geçti. Erdoğan, hala havalimanının emniyetini sağlama niyetlerinin baki olduğunu söylüyor.Allah aşkına bu nasıl bir havalimanı sevdasıdır? Daha önce Taliban’a karşı korumak istediğiniz tesisi, şimdi de Taliban için mi koruyacaksınız?Hala 600’den fazla askerimiz, NATO görevi için çıkarılmış tezkere çerçevesinde Afganistan’da.Ama durum değişti. Şimdi orada ne NATO, ne de Mehmetçiği ülkesine davet eden yönetim var.Taliban da yabancı askerlerin ülkeden çıkmasını istiyor. Taliban Sözcüsü dün yaptığı açıklamada, “Havalimanında Türk askerine ihtiyaç yok, orayı kendimiz koruyacağız. Türkiye ile iyi ilişkiler istiyoruz, fakat askerlerini burada istemiyoruz” dedi. Ama Erdoğan ve bakanları her ne hikmetse bu mesajları almamakta ısrar ediyor.

SAVUNMA BAKANI TEZKERE DİYOR, PARTİ SÖZCÜSÜ TEVİL EDİYOR

Savunma Bakanı, askerlerimizin Afganistan’da kalması için Bakanlığın ve kurumların, yeni bir tezkere üzerinde çalıştıklarını söylüyor. Hemen ertesi gün Parti Sözcüsü çıkıyor, yanlış anlaşıldı, eğer Türk askerinin kalmasına karar verilirse tezkere lazım diye, Bakan’ın açıklamasını bir şekilde tevil etmeye çalışıyor. Bu şartlar altında Mehmetçiği Afganistan’da bırakmak, hem hukuksuzdur, hem de askerimizi ateşe atmaktır. Askerlerimiz, başlarına kötü bir şey gelmeden derhal ülkemize ve asli görevleri olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sınırlarını korumaya geri dönmelidir.Diğer taraftan, Erdoğan’ın Afganistan’da askerlerimizi sürekli pazarlık masasına sürmesi, olayın sarayın küçük ortağının iddiasının aksine, bir beka meselesi olmadığını, aslında bir finans meselesi olduğunu artık açık seçik ortaya koyuyor. Beka meselesinin pazarlığı olmaz. Eğer pazarlık varsa, bundan beka meselesi çıkmaz.

SARAY, GENEL BAŞKANIMIZIN MÜDAHALESİ ÜZERİNE ÇARK ETTİ

Bir de sığınmacı meselesi var. Taliban’ın hızlı ilerleyişiyle, genç Afgan erkeklerinin, İran’ı aşarak, 2 bin 500 kilometre öteden, akın akın Türkiye’ye gelişine şahit olduk. Suriye iç savaşında, Erdoğan Hükümetleri ülkemizi, dünyanın en büyük düzensiz göçlerinden birine kurban etmişti. Şimdi de düzensiz Afgan göçü tehdidiyle karşı karşıyayız. Genel Başkanımız, “Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında sığınmacıları davul zurnayla, huzur içinde memleketlerine göndereceğiz” deyince, önce çıktılar, “Ekonomi sığınmacılar sayesinde ayakta duruyor” dediler. Sığınmacıları savunayım derken, ekonomiyi, Suriyeli’nin Afgan’ın ucuz emeği olmadan ayakta duramayacak hale getirdiklerini de itiraf ettiler. Ardından Erdoğan çıktı, “Finansmanı iyi yönettiğimiz için mülteci almaya devam edeceğiz” dedi. Ama sonra Genel Başkanımızın müdahalesi üzerine çark etti. Saray ve sözcüleri, “Türkiye yolgeçen hanı değil, Türkiye, Avrupa’nın mülteci ambarı değil, daha fazla göç yükü kaldıramayız” demeye başladılar. Sonra da “Türkiye sınırlarına hâkimdir” diye böbürlenmeyi de ihmal etmediler.

MEMLEKETE GİREN TERÖRİST Mİ BELLİ DEĞİL

Türkiye’de kaçaklar dahil toplam sığınmacı sayısının 7 milyonu aştığı tahmin ediliyor. Sınırlara hakimseniz, kendi ifadenizle kaldırılmayacak seviyeye ulaşan bu sığınmacıların bu ülkede işi ne?Daha geçtiğimiz gün, Afganistan’da yayın yapan bir gazeteci yaşadıklarını anlatıyor. Eli silahlı bir Taliban mensubu, yayından sonra yanına geliyor, Malatya’da İnönü Üniversitesi’nden kabul aldığını söylüyor. Evraklarını da göstererek, yakında Türkiye’ye geleceğim diyor.

NASREDDİN HOCA’NIN TÜRBESİ GİBİ: ÜÇ TARAFI AÇIKİ KAPISI KİLİTLİ

Bakın Rusya Devlet Başkanı, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, sığınmacı kılığında, ülkemizde yeniden birtakım militanların belirmesini istemiyoruz diyor. Putin’i seversiniz sevmezsiniz, ama devlet insanlığı ve devlet ciddiyeti böyle oluyor. Bizde ise, memlekete girenler terörist midir, arsız mıdır, uğursuz mudur belli değil. Sınırlarımız maşallah Nasreddin Hoca’nın türbesi gibi: Üç tarafı açık ama kapı kilitli.

AYİNESİ İŞTİR, LAFA BAKILMAZ

Devleti, şahsım yönetimi krizine sürükleyen bu Hükümet elinde, Türkiye artık yönetilmiyor, rüzgara kapılmış bir yaprak gibi savrulup duruyor. Ülkeyi yönetemeyen saray, algıyı yönetmeye oynuyor. Alman Şansölyesi, “Türkiye Avrupa Birliği’ne üye olamaz, ama sığınmacılara bakmaya devam etsin” dedi mi? Dedi. Avusturya Başbakanı, “Taliban fanatizmini istemiyoruz, Afgan göçmenler için en iyi yer komşusu Türkiye” dedi mi? Dedi. Belçika’nın Göç Bakanı, “Türkiye’yi Afganlar için güvenli bir üçüncü ülke haline getirmek, göç akışlarını yönetmemize yardımcı olacak” dedi mi? Dedi. Alman milletvekili, “Size sığınmacılar için para veriyoruz, biz ne dersek o olur” dedi mi? Dedi. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Afganistan’dan kaçacak olanlara, Türkiye’yi adres gösterdi mi? Gösterdi. Bunların hepsine ilk tepki Sayın Genel Başkanımızdan geldi. En sonuncusunda, sarayın Dışişleri Bakanlığı’nın tepki vermesi 36 saat aldı. Şimdi tüm bu ülkeler bu cüreti kimden, nereden alıyor? Tabi ki 6 milyar Avro karşılığında, Türkiye’yi Avrupa’nın sığınmacı gettosu haline getirmeyi içine sindirebilen Erdoğan’dan alıyor. Bize kimse Erdoğan’a neden güvenmiyorsunuz diye sormasın. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.

BU TELAŞ SUÇLULARIN TELAŞI

Suriye yandı, bitti, kül oldu. Olan da, Suriye’den sonra, en çok bize oldu. Milletimizin cebinden 40 milyar dolardan fazla para çıktı. Yüzlerce askerimiz sınırlarımızı korumak için şehit düştü. IŞİD terör örgütü, yüzlerce masum yurttaşımızın canını aldı. Nüfus dengelerimiz tehdit altına girdi, ülkemiz orta gelir tuzağına yuvarlandı. En son, Erdoğan İngiltere Başbakanıyla telefonda görüştüğü gün, İngiliz Savunma Bakanı’nın, kendi ülkesinde bir gazeteye yazdığı bir yazı var. Şimdi bu yazı üzerinden saray ve şürekası bir karalama ve yalan kampanyası yürütmeye çalışıyor. İngiliz Bakan ülkelerine getirecekleri Afgan sığınmacılar için, üçüncü ülkelerde sığınmacı merkezleri kurmayı düşündüklerini yazdı. Bugün de bu sözlerinin arkasında. Aynı yazıyla birlikte, iki İngiliz muhabir, Savunma Bakanlığı’ndaki kaynaklarına dayanarak, kast edilen yerlerin Türkiye ve Pakistan olduğunu yazdı. Onların da kendi gazeteleri bu haberin arkasında boylu boyunca duruyor. Genel Başkanımız da bu haberler üzerine saraya, “Hop, buna müsaade etmem” deyince, sarayı aldı bir telaş. Bu telaş suçluların telaşı.

ÜLKEMİZİN AFGAN GETTOSU OLMASINA ASLA İZİN VERMEYİZ

Öyle görünüyor ki Genel Başkanımız yeni bir finansman oyununun önünü kesmiş. Tekrar söylüyoruz, önüne 3-5 milyar avro konduğunda Erdoğan kabul etse de, biz, ülkemizin egemen güçlerin Afgan gettosu haline getirilmesini, asla izin vermeyiz.

DIŞARIDA KEDİ, İÇERİDE ASLAN

Erdoğan dışarıda kedi, içeride aslan. Egemen güçlerin karşısında el pençe divan, kendi ülkesinin insanına, gençlerine, Ali kıran, baş kesen… Boğaziçi’nde gençlerin ve akademisyenlerin mücadelesiyle, kayyum rektör görevden alındı. Saray şimdi de onun yerine vekil olarak atadığı kişiyi, asaleten rektörlüğe yeni kayyum olarak getirdi. Yine “Dediğim dedik, çaldığım düdük” dedi. Ülkenin parlak beyinlerini, kibrine kurban etmekten çekinmedi. Aslında yaşanan süreç, sadece Boğaziçi’ni sarayın kendine göre formatlama çabası değildir. Bu süreç bilime, üniversite içi demokrasiye yapılan bir saldırıdır. Yine geçtiğimiz hafta yapılan bir düzenlemeyle, Anayasa’ya aykırı biçimde, bazı özel hukuk kişileri Cumhurbaşkanı kararıyla Devlet Denetleme Kurulu’nun idari denetimine alındı. Özellikle sermayesinin yarısı, meslek örgütü ve sendikalara ait kurumları kapsayan bu düzenleme, sivil toplum üzerinde yeni bir baskı unsuru olarak kullanılabilecektir. Erdoğan Şahsım Hükümeti, güç kaybettikçe, hızla otoriterleşmeye devam ediyor. Tabi Genel Başkanlarının kibrini gören, AK Parti milletvekilleri de ondan aşağı kalmamak için yarışıyor. Mersin milletvekili, yolda kendisini durduran polise hakaretler yağdırıyor. Valilik polis memurları hakkında yasal işlem başlatıyor. Atama İçişleri Bakanı sus pus. Devletin polisine sahip çıkmıyor. Devletin memuru, emeklisi zaten Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin üvey evladı.

GREVSİZ TOPLU SÖZLEŞME, SARIMSAKSIZ MANTI GİBİDİR

İki gün önce, memurların toplu sözleşme görüşmeleri tamamlandı. Memurların ve memur emeklilerinin, önümüzdeki iki yılda alacağı maaş zammı belirlendi. 2022’in ilk altı ayında yüzde 5, ikinci altı ayında yüzde 7, birde üstlerine enflasyon farkı. 2023 de ise yine ilk altı ayda yüzde 8, ikinci altı ayda yüzde 6 zam yapıldı. Yine enflasyon farkı var. Tabi enflasyon bunları aşarsa ki hiç şüphe yok aşacak, aradaki fark enflasyon farkı olarak bunların üzerine eklenecek. Yani memurlar enflasyon kadar maaş alacak, refahtan pay alamayacak. Nasılsa saray ve şürekası refahtan paylarını üç-beş ballı maaşla bol bol alıyor. Bakan ballandıra ballandıra yüzde 9 büyüme hikayesi anlatıyor ama bu hikayenin memura hiçbir faydası olmayacağı açık seçik gözüküyor. Yıllardır, hemşirelerin, din görevlilerinin, öğretmenlerin ve polislerin beklediği 3 bin 600 ek gösterge ise, yine başka bir bahara kaldı, komisyona havale oldu. Ama memurlarımız endişe etmesin. İlk seçimden sonra 3600 göstergeyi vermek bize kısmet olacak. Grevsiz toplu sözleşme, sarımsaksız mantı gibidir. Bir şeye benzemez. Çıkacak sonuç da ancak bu olur.

SİZİ GİDİ KRİPTO IMF’CİLER

Sendika, memura verilen sefalet zammından memnun. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı toplantıda, “Çalışma hayatı boyunca böyle zam görmediğini” söyledi. Sayın Bakan, Türkiye de son yıllarda böyle enflasyon görmedi. Bakan diyor ki, IMF Türkiye için 2022’de yüzde 9 enflasyon bekliyor, en yüksek tahmin yüzde 12,5. Biz de yüzde 12 verdik daha ne olsun. Sarayın Bakanı, IMF’nin Haziran 2021 tarihli son Türkiye raporuna bir baksın, buradaki beklentinin yüzde 9 falan değil, yüzde 14 olduğunu görsün. İş düşük enflasyon tahmini çıkarmaya gelince, IMF’nin eski tahminlerine sarılmaktan çekinmeyen bir kadro bugün işbaşında. Siz bu ülkenin memurundan yana mısınız? Yoksa IMF’den yana mısınız? Sizi gidi kripto IMF’ciler sizi.

RESMİ ENFLASYONA SİZDEN BAŞKA İNANAN KALMADI, TCMB BAŞKANI DAHİL

Dün de sarayın başı çıktı, memuru enflasyona ezdirmedik dedi. İki yıllık toplam maaş artışı ve toplu sözleşme ikramiyesini toplayarak caka sattı. Bir kere siz hangi enflasyona göre konuşuyorsunuz? TÜİK’in enflasyonunu diyorsanız, kusura bakmayın, ona sizden başka inanan kalmadı. Merkez Bankası Başkanı’nın bile, son bir yılda yapılan bütün zamlar, yüzde 30’un üzerinde dediği yerde, TÜİK, tabelaya yüzde 18,95, 19 değil, 18,95 enflasyon yazıyor. Bağımsız araştırmacıların açıkladığı enflasyon TÜİK’in enflasyonunun iki katından fazla. TÜİK, yıllık gıda enflasyonu yüzde 25 diyor, sendikaların araştırmalarına göre son bir yılda gıda enflasyonu yüzde 40’ı buluyor. Temmuz ayı itibariyle, dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 2 bin 903 lira, yoksulluk sınırı 9 bin 457 lira. Son bir yılda, doğalgaza yüzde 19, elektriğe yüzde 30 zam geldi. Arabası olan da, olmayan da yandı. Pompacılar vergi tahsildarı. Son bir yılda 50 litrelik depo, benzinli arabada 61,5 liraya, mazotlu arabada 59 lira, tüplü arabada 56 lira daha fazla ödeyerek dolabiliyor. Son bir yılda otomobil fiyatları dizelde yüzde 60’ın üzerinde zamlandı. Benzinlide ki artış ise artış yüzde 100. Gençler için yeni bir otomobil almak hayal oldu, ikinci el bile artık çok zor. Resmi rakamlarla bile mızrak çuvala sığmıyor. Bir yılda, tavuk eti yüzde 56, mısırözü yağı yüzde 51, ayçiçek yağı yüzde 60 zam gördü.

ZİRAATÇİLER AYÇİÇEĞİNDE EN AZ 6,5 TL FİYAT İSTİYOR

Ayçiçek demişken, ayçiçeği üreticisi ise hala alım fiyatı bekliyor. Çiftçinin ayakta kalabilmesi için, tarlasını önümüzdeki sene de ekebilecek kadar kazanabilmesi için ziraatçiler ayçiçeğinde fiyatın 6,5 liranın altına düşmemesi gerektiğini söylüyorlar. Üreticiyi ithalata ezdirmemek için, indirilen gümrük duvarlarının derhal eski seviyesine yükseltilmesi, ithalata bire bir buçuk kilo yerli ürün alım kotası getirilmesi mutlaka gerekiyor. Eğer bunlar yapılmazsa, Türkiye önümüzdeki yıl ayçiçeği ithalatına daha büyük paraları ödemek zorunda kalacak.

UTANMADAN SÖYLEYİN, O PARAYI IMF’DEN ALDINIZ

Dün Uluslararası Para Fonu, salgınla mücadelede ülkelere destek vermek için 650 milyar dolar büyüklüğünde bir rezerv desteğini, kotalarına oranla üye ülkelerinin kullanımına sundu. Türkiye’ye de buradan 6 milyar 300 milyon dolarlık bir pay düştü. Hatırlayacaksınız Erdoğan bir dönem, IMF geldi, bizden 5 milyar dolar istedi diye hava atıyordu. Dün IMF’nin verdiği 6 milyar 300 milyon dolar destekle, caka satacak duruma düştü. Nereden nereye değil mi? Erdoğan dün, süreci tamamlanan işlemlerle, rezervimiz artacak dedi. Süreci tamamlanacak işlem de ne? Bunun IMF’nin size verdiği rezerv desteği olduğunu neden açık seçik söylemiyorsunuz? Allah’ın bildiğini, kuldan niye saklıyorsunuz? Kimden korkup çekiniyorsunuz?

“5 MİLYAR İSTEDİLER” DİYE CAKA SATARKEN 6,3 MİLYAR DOLAR ALDILAR

Dün bizden para istediler diye caka sattığınız IMF’den, bugün para alıyoruz demekten mi utanıyorsunuz? Milletin 128 milyar dolarını yok yere heba edip buharlaştırdınız. Bundan utanmıyorsunuz, şimdi ekonomiyi, IMF’den gelen 6 milyar 300 milyon dolara muhtaç ettiğinizi saklıyorsunuz, utanıyorsunuz. Ekonomiyi IMF’den gelen paraya muhtaç eden Erdoğan, şimdi brüt rezervlerle hava atmaya kalkıyor. Ama net döviz kasası çok fazla açık veriyor. Yama, makyaj da tutmuyor.

İSTATİSTİKLER YALAN SÖYLEMEZ AMA İSTATİSTİĞE YALAN SÖYLETİLEBİLİR

13 Ağustos itibariyle, Merkez Bankası’nın kasasında 67 milyar doları brüt döviz, 40 milyar doları altın olmak üzere 107 milyar dolar var. Erdoğan bundan iki gün önceki rakamı verdi, 109 milyar dolar dedi, şimdi o da yok. Bu rakamdan döviz kredi ve mevduatlarını, SWAP’ları ve şarta bağlı döviz yükümlülüklerini düşüp, eti kemiğinden ayıkladığınızda, IMF tanımına göre, Dünyada kabul edilen döviz kasamız 30 milyar dolar açık veriyor. Ve bu da tüm net rezerv hesaplama yöntemleri içinde en düşük açık. Net rezerv açığını 53 milyar dolar bulan yöntemler de var. İstatistikler yalan söylemez, ama istatistiklere yalan söyletilebilir derler. Erdoğan il başkanlarının karşısında öyle yaptı. İşine geleni söyledi, işine gelmeyeni halının altına süpürdü. Erdoğan, yaşadığımız hadiseler nedeniyle, milli gelirimiz bir miktar düştü dedi dün il başkanlarına. Ama o bir miktarın ne kadar olduğunu söylemedi, biz söyleyelim. 2013’ten bu yana, yani Erdoğan şahsım rejiminin düğmesine basıldıktan sonra,  milletimizin cebindeki para tam 241 milyar dolar eridi. Bu ucube vesayet rejimi, 2018’de fiilen hayata geçtikten sonra ise, milletimizin cebindeki para 142 milyar dolar eridi. Saraya göre bu azıcık olabilir. Ama milletimiz için hiç de öyle değil. Milletimiz bunun hesabını, önüne gelecek ilk sandıkta sormaya hazırlanıyor.

İLK 10’A GİRELİM DERKEN, İLK 20’DEN DÜŞECEĞİZ

Yine bundan on yıl önce, millete vadettiği 2023 hedeflerine ulaşmanın artık hayal olduğunu gören AK Parti Genel Başkanı Erdoğan, il başkanlarının önünde farklı farklı hesaplara geçti. O gün vadettiği hedefin, bugün nerede olduğunu kendi söylemedi ama biz söyleyelim. Türkiye, tüm dünya ekonomileri arasında 2013 yılından bu yana üç sıra birden geriledi, en gelişmiş ekonomiler liginde, 19. Sıraya düştü. Bırakın 10 yıl önce vadettikleri gibi ilk 10 ekonomi arasına girmeyi, ilk 20’den düşme sınırına geldi. Birde yüzde 1’in altından aldık, yüzde 5’e çıkardık dediği büyüme hızı meselesi var. Erdoğan 2002’de iş başına geldiğinde, Türk ekonomisinin büyüme hızı yüzde 6,4’dü. Kendisine yüzde 6,4 büyüyen bir ekonomi teslim edilmişti. 18 yıl sonra 2020’de büyüme yüzde 1,8’e düştü. Dilin kemiği yok deyip hesapsız kitapsız konuşuyor. Böyle yapınca da mahcup oluyor.

TÜRKİYE BORÇ TSUNAMİSİNİN ALTINDA KALDI

Aynı konuşmada Erdoğan, benzerlerimiz içinde, en düşük borca sahip ülke olduğumuzu da söyledi. Pandemi döneminde, vatandaşına bütçeden doğrudan destekte sonlarda, buna karşılık borç vermede ilk sıralarda olduğumuzu herkes biliyor. Vatandaş borca battı, ama bugün bakıyoruz önümüzdeki dönemde önerdikleri tedbirlere, Erdoğan Şahsım Hükümeti yine Kredi Garanti Fonu aracılığıyla borç vermekten söz ediyor. Sonra da borca batırıyor ekonomiyi, arkasından “en düşük borç bizde” diye böbürleniyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre, kendisine bağlı, Türkiye’nin dış borcunun milli gelirine oranı 2001 krizinde bile görmediğimiz seviyelere ulaştı. İlk kez yüzde 60’ı aştı. Yani Türkiye, Erdoğan’ın devr-i iktidarlarında borç tsunamisi altında kaldı. Yine Uluslararası Finans Enstitüsünün raporuna göre gelişmekte olan ülkeler arasında, Çin’in arkasından borcu en hızlı artan ülke Türkiye.

ATMA, DİN KARDEŞİYİZ

Bunca makyaja rağmen, 2018’in ikinci üç ayında ülkede 5 milyon olan işsiz sayısı 2021’de 10 milyona dayandı. Bunun sorumlusu Erdoğan’ın, kendi il başkanlarına, AK Parti iktidarlarında, millete nasıl iş ve istihdam sağladıklarını ballandıra ballandıra anlatışını ibretle izledik. Hem sorumlusun hem de ballandıra ballandıra ben bunu çözdüm diyorsun. İnsanların işsizlikten kendini yaktığı bir ülkedeyiz ve hükümetin başı bu sözleri söylemekten utanmıyor, sıkılmıyor. Erdoğan Şahsım Hükümetinin işbaşına gelmesinden sonra son 3 yılda bırakın vatandaşlara yeni iş imkanları sağlamayı, yeni işler vermeyi, 668 bin yurttaşımız, olan işini kaybetti. Adama, atma, din kardeşiyiz derler. Erdoğan koruma ordusunu sarayında bırakıp, direksiyona atlasa, çarşıya, pazara gitse, ülkenin de vatandaşın da gerçek halini görecek. Milletin, esnafın, çiftçinin, nasıl borca battığını, nasıl sıkıntılı olduğunu anlayacak. Onun anlattığı bu masallara belki kendi il başkanları inanmıştır. Ama milletimiz artık kanmıyor. Millet herkesin ne yaptığını görüyor. Herkese notunu veriyor. İlk seçimde, bu hükümete tasdiknamesini verip eve göndermek için şimdi gün sayıyor.

KİRİ, PASI SİLİP ATACAĞIZ

Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılı, Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarında, hepimizin için hakkın, hepimiz için hukukun, hepimiz için adaletin ve hepimiz için refahın yüzyılı olacak. Yeni kurallar, yeni kurumlar ve tüm bu köhnemişliği, kiri, pası silip atacak yeni kadrolarla, ülkemizi hep birlikte ayağa kaldıracağız. Bu ülkede dilleri kirleten nefret söylemini bitireceğiz. Bu ülkeyi sevmek noktasında buluştuğumuz tüm vatandaşlarımızı muhabbetle kucaklayacağız. Biz bu ülkede üretimi yeniden canlandıracağız. Doğru planlamayla, tarlada çiftçi alın terinin karşılığını alacak, mutfaktaki yangın sönecek. Sanayide yükte hafif ama pahada ağır, katma değerli üretim esas olacak. Bugün biyoteknoloji diyorsak, robotik diyorsak, yapay zekâ diyorsak, nesnelerin interneti diyorsak, ileri analitikler diyorsak, bunun için bize bilgi gerek, teknoloji gerek. Başka ülkelerdeki başarılı örnekleri inceledik, inceliyoruz. Ülkemizde yapılan hatalara ve sonuçlarına birebir şahit olduk. Paydaşlarımızla bir masanın etrafına oturacağız. Çağın şartlarının gerektirdiği yepyeni bir eğitim sistemini hep birlikte kuracağız. Hak, hukuk ve adalet zemini üzerinde üretimi, verimliliği ve refahı mutlaka artıracağız.  Artan refahı hakça paylaşacağız. Kimseyi arkada bırakmayacağız, kimseyi açıkta, sahipsiz koymayacağız. Aile Destekleri Sigortalarımızla, hiçbir çocuğun yatağa aç girmemesini sağlayacağız. Kurduğumuz yeni modelde doğamızın korunması, en önemli önceliklerden biri olacak. Ekonomik, mali ve çevresel sürdürülebilirliği, yapacağımız her işte göz önünde tutacağız. Biz hazırız. Dostlarımız hazır. Sandığı bekliyoruz. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

SORU – İngiltere’den Türkiye’de mülteci merkezi kurulacak bilgisine yalanlama gelmesine ve İngiltere Savunma Bakanlığı’nın özür dilemesine rağmen, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu o paylaşımını hala kaldırmadı, kaldırmayı düşünüyor mu?  

FAİK ÖZTRAK – Benim bildiğim kadarıyla Savunma Bakanlığı özür dilemedi de, oradaki bir basın kuruluşu özür diledi, birincisi bu. İkincisi, İngiliz Bakan bölge ülkelerinde sığınmacı merkezi kuracaklarını yalanladı mı? Hayır. 2 gazeteci verdikleri bu haberi sildi mi? Hayır. Üstelik bu 2 gazetecinin çalıştığı gazete haberin kaynağının Savunma Bakanlığı olduğunu söyledi ve “biz haberimizin arkasındayız” dedi. Ben, bu soruyu soran da bir haberci olarak sorusunu gözden geçirmelidir diye düşünüyorum.

SORU – Cumhuriyet Halk Partisi’nin Cumhurbaşkanlığı adaylığı için il ve ilçe örgütlerinde Kemal Kılıçdaroğlu’nun isminin dillendirildiği belirtiliyor. Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mansur Yavaş ise aday olabileceğini işaret etti. Yavaş, günü geldiğinde aday ol derlerse bunu konuşuruz dedi. Adaylık tartışmalarına ilişkin sizin yorumunuz ne olacak?

FAİK ÖZTRAK – Seçilecek Cumhurbaşkanı çok zorlu bir görevle karşı karşıyadır. Bu nedenle bizim gündemimizde bugün Cumhurbaşkanı’nın ismi değil, nitelikleri ön plana çıkmaktadır, yapacakları ön plana çıkmaktadır. Ama saray çok merak ediyorsa, getirsin erken seçim sandığını, adayımızın kim olacağını hemen açıklayalım.

SORU – Memur maaş zamlarına ilişkin Cumhurbaşkanı Erdoğan, yüzde ortalama 31,2 zam yaptık diyor. Bu oranı neye göre söylediği konusunda bir fikriniz var mı? Devamında ise açıklanan oranlardan toplam zam oranı yüzde 28. Hesaptaki bu fark nereden geliyor? Ayrıca Erdoğan en düşük memur maaşı 4348 TL’den 5700 TL’ye yükseltilmiştir dedi. 2023’ün ikinci altı ayıyla birlikte alınacak zamlı maaş oranı değil mi bu? Sizin bu açıklamalara ilişkin yorumunuz nedir?

FAİK ÖZTRAK – Şimdi Erdoğan’ın şöyle bir huyu var, vatandaşa verdiğini 6 sıfırlı eski parayla, vatandaştan aldığını da sıfırsız yeni parayla söylemeyi seviyor. Memur maaşlarına gelince bu memur maaşlarıyla ilgili olarak da sineği tutmuş, kanadından yağ çıkarmaya çalışıyor. Şimdi tabi 2 yıllık oransal artışları topluyor, onun üzerine birde toplu sözleşme ikramiyesi gibi bazı ek artışları koyuyor, hepsini topluyor, çarpıyor, bölüyor, 31’i zorlaya zorlaya buluyor.

Şimdi buradan soruyorum, yani neden artışları yıl yıl vermiyor? Neden tek bir yıllık artışla başlamıyor? Çünkü kendisi de gayet iyi biliyor ki enflasyonu gelecek yıl öngörülen verdiği zam seviyelerine düşüremeyecek. Memura, refahtan pay veremeyecek. Dolayısıyla bunu söylemek yerine, 2 yıllık toplam maaş artışını dikkate alıyor, ona göre hesap yapıyor. İkinci soruya gelince, Erdoğan’ın söylediği maaşlar aslında 2 yıl sonra alınacak maaşlar. Ben memurlarımıza buradan sesleniyorum, 2 yıla kim öle kim kala. Milletin önüne gelecek ilk sandığın arkasından Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında memurumuzu hem gerçek enflasyona ezdirmeyeceğiz hem de refahtan ve büyümeden pay vereceğiz. Gelir gelmez yapacağımız ilk işlerden biri memurumuzun ve emeklilerimizin bu iktidar döneminde kaybettiklerine kendilerine iade etmek olacaktır.

Teşekkür ediyorum.

SIĞINMACI SORUNUNU BOP EŞBAŞKANI ÇÖZEMEZ

CHP Sözcüsü Öztrak, sığınmacı sorununu Büyük Ortadoğu ve Genişletilmiş Kuzey Afrika Projesi Eş Başkanı olan Erdoğan ve hükümetlerinin çözmesinin mümkün olmadığını belirterek, “Onlar bu meselede taraf. Sorunun parçası olanlar, çözümün parçası olamaz. Milletimiz müsterih olsun… Biz bu meseleyi Müdafaa-i Hukuk ruhuyla, Kuvvayımilliye anlayışıyla, siyasetle, diplomasiyle, stratejiyle, devlet aklıyla en çok iki yıl içinde çözeceğiz” dedi.

CHP iktidarında Suriyeli sığınmacıları ülkelerine, davulla, zurnayla, güven içinde, sağ salim uğurlayacaklarını ifade eden Öztrak, “Bu dayanılmaz yükü, artık milletimizin sırtından kaldıracağız” diye konuştu.

Türk hukukuna göre Taliban’ın hala terörist bir örgüt olduğunu anımsatan Öztrak, “Taliban liderlerinin mal varlığına el koymak için, TBMM’den yasalar çıkaran Erdoğan’ın teröristlerle şimdi el sıkışmak için gösterdiği heyecan neyin nesi? Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” diye sordu.

Öztrak, Erdoğan’ın sokakta infaz yapan, kadınları köle eden Taliban hakkında son dönemde yaptığı ılımlı açıklamalara dikkat çekerek, “Taliban’ı meşrulaştırmaya kalkıyor. Allah aşkına! Size Taliban’ı meşrulaştırma görevini kim verdi?” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün İzmir’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Hukuksuzluk, kural tanımazlık, öngörüsüzlük, plansızlık, tek bir kişinin ağır vesayeti, yönetimde keyfilik, savrulma, kurumsal çöküş, tüm bunlar yaşadığımız felaketlerin yıkıcı etkilerini arttırıyor. Devlet yönetimindeki kriz gün geliyor canımızı alıyor, gün geliyor malımıza çöküyor, gün geliyor geleceğimizi çalıyor, gün geliyor devletimizin namusu olan sınırlarımızı tehdit ediyor.

ÖLEN ÖLDÜĞÜYLE, YANAN YANDIĞIYLA KALDI

Gören gözler, hisseden kalpler için apaçık deliller ortada. Son bir ayda yaşadıklarımıza bir bakın. Bir yanda kendi şatafatı ve sözde itibarı için 13 uçaklık filo kuran, diğer yanda ülkesinin güzelim ormanları için devlete tek bir yangın söndürme uçağı bile almayan, himayesindeki Türk Hava Kurumunun Ateş Kuşlarını hangarlarda çürüten bir kibir abidesi var. Sonuç; 20 yılda yanan kadar ormanımız iki haftada yanıyor. 8 yurttaşımız alevlerde can verdi. Yunanistan’da da orman yangını oldu. Yangın helikopterini hazır edemeyen komutan, yangınlara zamanında müdahale edemeyen Bakan Yardımcısı çıktı istifa etti. Yetmedi Yunan Başbakanı Yunan halkından zararları engelleyemediği için özür diledi. Erdoğan ve hükümeti geçtik özür dilemeyi bir yana, “yangınla mücadelede en başarılı biziz” diye caka satarken diğer yanda 10 parmaklarında 10 kara suçlamadıkları kimseyi bırakmadılar. Kayıplarımızdan dolayı ne Erdoğan’ın, ne de hükümetinin yüzü kızardı. Ölen öldüğüyle, yanan yandığıyla kaldı.

HAVAYA BAKIP ISLIK ÇALIYORLAR

Erdoğan ve onun temsil ettiği zihniyet 25 yıl İstanbul yönetti, 19 yıldır da Türkiye’yi yönetiyor. Bu zihniyetin temsil ettiği rant ve talan hırsı İstanbul’a ihanet etti. Karadeniz’de dere yataklarında sel olup onlarca vatandaşımızı yuttu. Yurttaşlarımızın cansız bedenleri tomrukların arasından toplandı. Onlarca yurttaşımız hala ortada yok kayıp. O çok katlı binaları dere yataklarına kim inşa ettirdi, o binalara kim izin verdi, o tomruk depolarını dere yatağına kim yaptırdı diye soruyoruz 19 yıldır ülkeyi yönetenler buna cevap vermiyorlar. Havaya bakıyorlar ıslık çalıyorlar.

DERE YATAĞIYLA KİM OYNADI

Erdoğan, “Sen, ben bizim oğlan” topladığı besleme kalemlerin çanak sorularına, önceden hazırlanıp, arkaya asılmış cevapları okuyor. Cevaplarda şöyle; “Dere yatağıyla oynamışlar” diyor. Kim oynamış? Bu ülkede hükümet kim? Bu memleketi kim yönetiyor? Beyefendi kimi, kime şikâyet ediyorsunuz? Dere yatağıyla kim oynadı? Buna kim göz yumdu? Dere yatağıyla oynayanlara ne yapacaksınız? Sorumluları yargıya teslim edecek misiniz? Elbette hiçbir şey yapmayacaksınız. Ölen öldüğüyle, kalan da acısıyla kalacak. “Öfke ve kibir, aklı zail edermiş.” İş ABD Başkanıyla görüşmeye gelince, “İlla Dışişleri yetkilisinin olması mı lazım? Ben var mıyım orada, Dışişleri kime bağlı, bana bağlı” diye afra tafra yapacaksın. Ama iş, ormanlardaki yangınları söndüremeye gelince, “İtfaiyeleriniz neredeydi?” diyerek, Belediyelerimizden, Cumhuriyet Halk Partili Belediyelerden hesap sormaya kalkacaksın. Sel felaketine uğrayan yerlerde de “Dere yatağıyla oynamışlar” diyerek havaya bakacaksın.

SİZ ÇAY PAKETİ ATARKEN BİZ YANGINA SU ATIYORDUK

Beyefendi siz milletin üstüne çay paketi atarken, bizim belediyelerimiz, Genel Başkanımızın direktifleriyle yangına su atıyordu. İstanbul’dan, Ankara’dan, Tekirdağ’dan, Mersin’den, Adana’dan yurdun dört bir yanından gelen tüm belediyelerimiz, Antalya’ya, Muğla’ya yanan ormanlar için yardıma koştu. 267 tane araç 792 personelle yangın söndürmeye destek verdi. Felaketzedelere; içme suyu, gıda, hayvan yemi, çocuk maması, mobil mutfak TIR’ları, beyaz eşya, ev eşyası, kıyafet ve çeşitli malzemeler gönderdiler. Yine belediyelerimiz aynı şekilde, sel felaketinin yaralarını sarmak için de canla başla çalıştılar. Sel bölgelerine; 335 araç, 518 personel desteği gönderdiler. 45 TIR içme suyunu, 20 bin gıda kolisini, 2 mutfak TIR’ını, 8 TIR temizlik malzemesini, binlerce kıyafet ve çeşitli malzemeyi felaketzedelere ulaştırdılar.

İNSAF İMANIN YARISI

Ama anlaşılıyor ki Erdoğan’da, “Ne hakikatleri tasdik edecek bir kalp, ne de ikrar edecek bir dil kalmış.” Biz bunlar için bir teşekkür beklemiyoruz. Fakat beyefendi teşekkür edeceğine, suçluyor, hakaret ediyor. Ne demiş atalarımız; “İnsaf imanın yarısıdır.” Biliriz insafını kaybeden, kolay kolay iflah olmaz. Ama olsun varsın, Erdoğan bilmezse, milletimiz bilir. Milletimiz herkesin ne yaptığını görür. Beceriksizleri, liyakatsizleri, kendilerine hizmet etmeyenleri yerli yerine oturtmak için, sabırsızlıkla bekleyen milletimiz cevabını da sandıkta Erdoğan’a verir.

TÜRKİYE 13. CUMHURBAŞKANIYLA BİRLİK OLACAK

Bahta sormuşlar… “Kuş olsan nereye konarsın?” diye. O da “birliğin ve dirliğin olduğu yere” demiş. Milletimizin bahtını karartan, millet selde cenazesini ararken, cami avlusundan, milletimizi “siz, biz” diye parçalayan Erdoğan, şimdi çıkmış, “Biz ne zaman birlik olacağız?” diye soruyor. Cevap çok basit… Türkiye’nin varlığını ve birliğini temsil edecek, tarafsızlık yeminine sadık kalacak, 84 milyonu kucaklayacak, öfke ve nefretle değil, herkesle sevgi ve nezaket diliyle konuşacak, 13. Cumhurbaşkanımızı seçtiğimiz zaman! Merak etmesin. Allah’ın izniyle, milletimizin teveccühüyle, birlik ve dirliğimizin sağlanacağı, milletimizin bahtının açılacağı, o günlere az kaldı.

PABUCUN PAHALI OLDUĞUNU ANLAMAYA YENİ BAŞLADI

Atalarımız, “Arsız güçlü olunca, haklıyı suçlu çıkarmaya çalışır” demiş. Ne yazık ki bu sözü bugünlerde sık sık tekrarlamak zorunda kalıyorum. Bu ülkede, “128 Milyar dolar nerede” diye pankart asmak suç olmuştu. Şimdi de, “Sınır namustur” diye pankart asmak suç oldu. Ama kafa koparan, kadınları köleleştiren, hukukumuza göre hala terörist olan, Taliban’a yağcılık yapmak suç değil… Aylardır genç Afgan erkeklerinden oluşan taburlar, son derece düzenli, son derece organize bir şekilde, akın akın ülkemize geliyor. Milletimiz sesini yükseltene, Genel Başkanımız bu işgale sert tepki gösterene kadar, Erdoğan bu organize işgal girişiminde son derece sessizdi. Beyefendi şimdi yavaş yavaş, pabucun pahalı olduğunu anlamaya başladı.

BEL KIRAN ÇARK

Birkaç gün önce, “Finansı iyi yönettiğimiz için, mültecileri almaya devam edeceğiz” derken, dün bu sefer çıktı, “Türkiye’nin Avrupa’nın mülteci ambarı olmak gibi, bir görevi, sorumluluğu, mecburiyeti yoktur” deyiverdi. Yani bel kıran çark bu değildir de ne denir, nedir? Geçmiş olsun! Adama “Badel harabül Basra” derler. Yani milyonlarca sığınmacı ülkemize geldikten sonra, Basra harap olduktan sonra… Bir de dün çıkmış, “Düzensiz göçmenlerin huzursuzluk yarattığının farkındayız” diyor. Akşam yemeğinden sonra günaydın… Siz bu insanların akın akın ülkemize gelmemesi için gelenlerin huzursuzluk yaratmaması için ne yaptınız? Siz tüm meselelerde olduğu gibi sığınmacı meselesini de yönetemediniz. Tabi o zamanda huzursuzluk çıkar.

AVRUPA TÜRKİYE’Yİ MÜLTECİ AMBARI OLARAK KULLANIYOR

Türkiye Erdoğan Hükümetlerinin yanlış hesap ve politikaları sayesinde dünya üzerinde, en fazla sığınmacı ve göçmene ev sahipliği yapan ülke oldu. 2016’da; 6 milyar Avro karşılığında, Türkiye’yi Avrupa’nın göçmen ve mülteci gettosu yapmak için, Avrupa Birliği’yle el sıkışan; bizim Genel Başkanımız değildi, CHP de değildi, sizdiniz siz Sayın Erdoğan! Şimdi bazı Alman milletvekilleri, “Parayı biz verdik” diyerek, bu meselelerde, sosyal medyadan ahkâm kesip, rahat rahat küstahlık yapabiliyor… Ama nedense hükümetin gıkı çıkmıyor… Çünkü parayı veren, gerçekten düdüğü çalıyor… Avrupa, Türkiye’yi bir mülteci ambarı gibi kullanıyor. Hükümetin yaptığı gibi sığınmacıları, mültecileri kontrolsüz şekilde almıyor. İlkin ekonomisinin, sosyal dengelerinin kaç mülteciyi taşıyabileceğine karar veriyor. “Benim vatandaşlarımın güvenliği ve rahatlığı önceliklidir” diyor. Alacaklarına sıkı bir güvenlik kontrolü uyguluyor. Terör, uyuşturucu gibi güvenlik sorunu olanları hiç almıyor. Avrupa’ya uyum sağlayamayacakları da almıyor. Avrupa, meslek sahibi olanları, parası olanları, uyum sağlayacakları seçiyor, kalanları da bize yani Türkiye’ye bırakıyor.

GÜNÜN SONUNDA, LAF KARIN DOYURMUYOR

Avrupa bunları yaparken, Erdoğan son on yılda ne yaptı? Sınırlarımızı sonuna kadar açtı. Suriye’ye açık kapı politikası uyguladı. Gelenleri şehirlerimize sahipsiz bir şekilde gönderdi. Şehirlerimizde Suriyeli gettoları oluştu. Gelenler patronlar için ucuz işgücü, mafya ve çeteler için insan kaynağı, terör örgütleri için eleman deposu oldu. Erdoğan sığınmacılar ile bu ülkenin yurttaşlarını ucuz işçilikte ve yoksullukta eşitledi. Tüm bunların üzerini de “ümmet kardeşliği”, “Muhacir-Ensar” laflarıyla örtmeye çalıştı. Ama günün sonunda, bu lafların milletin karnının doyurmadığını gördü. Şimdi çıkmış, “Türkiye’ye sosyal uyum sağlayamayan Suriyelileri, kendi ülkelerindeki iyileşmeye paralel şekilde, evlerine döndürmeye yardımcı olmak da, sorumluluğumuzun bir gereğidir” diyor. Çarkın bu kadarına da pes.

BOP EŞ BAŞKANI BU İŞİ ÇÖZEMEZ

“Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde…” 10 yıldır aklınız neredeydi? Bunu söylemek için, illaki Genel Başkanımızın, “Suriyelileri davulla zurnayla ülkelerine göndereceğiz, yolcu edeceğiz” demesi mi gerekiyordu. Bu meseleyi, Büyük Ortadoğu ve Genişletilmiş Kuzey Afrika Projesi Eş Başkanı olan Erdoğan ve hükümetleri asla çözemez. Çünkü onlar bu meselede taraf. Bu meselenin bir parçası… Sorunun parçası olanlar, çözümün parçası olamaz. Milletimiz müsterih olsun… Biz bu meseleyi Müdafaa-i Hukuk ruhuyla, Kuvvayımilliye anlayışıyla, siyasetle, diplomasiyle, stratejiyle, devlet aklıyla en çok iki yıl içinde çözeceğiz. Ülkemizde 10 yıldır misafir ettiğimiz Suriyeli misafirlerimizi, ülkelerine, davulla, zurnayla, güven içinde, sağ salim uğurlayacağız. Bu dayanılmaz yükü, artık milletimizin sırtından kaldıracağız.

HUKUKUMUZA GÖRE TALİBAN HALA TERÖR ÖRGÜTÜ

Taliban’ın Kabil’e hızla girmesiyle beraber, Erdoğan’ın Biden ile gizli saklı yürüttüğü, Kabil Havalimanı’na Mehmetçiğimizi nöbetçi yazdırma planı şimdilik suya düştü. Ama BOP Eş Başkanı Erdoğan, Egemen güçlerin Afganistan’daki taşeronluğunu kapmak için, çok kararlı görünüyor. Bizim hukukumuza göre Taliban hala terörist bir örgüt. Son 20 yıldır, Taliban’a karşı kurulan koalisyonda yer alan, Taliban’ı terör örgütü ilan eden, Taliban liderlerinin mal varlığına el koymak için, TBMM’den yasalar çıkaran Erdoğan’ın teröristlerle şimdi el sıkışmak için gösterdiği heyecan neyin nesi? Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu… Erdoğan, sokakta infaz yapan, kadınları köle eden Taliban ile temas kurabilmek için çırpınıyor. “Birbirimizi anlarız”, “Taliban’ın inancıyla alakalı ters bir yanımız yok”, “Liderleriyle görüşebilirim” diyebiliyor. “Türkiye’nin Afganistan’daki askeri varlığı, yeni yönetimin uluslararası alanda elini güçlendirir” diyerek, Taliban’ı meşrulaştırmaya kalkıyor. Allah aşkına! Size Taliban’ı meşrulaştırma görevini kim verdi? Askerimiz Taliban’a destek için orada olacaksa, acaba kime karşı olacak?

BİR KERE DAHA UYARIYORUZ: YANLIŞ YAPIYORSUNUZ

Sizi bir kere daha uyarıyoruz: Yanlış yapıyorsunuz! Size düşen Afganistan’da taraf olmak değildir. Taliban şakşakçılığından fayda gelmez. Türkiye tüm Afgan halkını kucaklamalıdır. Ancak o zaman sorunun çözümüne katkımız olur. Erdoğan hem milletimizin aklıyla alay ediyor. Hem de Taliban’ın gadrine ve zulmüne uğramış, tüm Afganların kalbini kırıyor. 648 askerimiz hala Afganistan’da… TBMM, NATO görevi kapsamında, Mehmetçiğimizin Afganistan’a gitmesine izin vermişti. NATO’nun buradaki görevi, 1 Eylül’de resmen bitiyor. TBMM’nin hükümete verdiği izin de, 1 Eylül’de fiilen sona eriyor. Taliban da “1 Eylül’e kadar askerlerinizi çekin” diyor. Artık daha fazla oyalanmayın. 648 askerimizi ülkemize sağ salim geri getirin. Aksi halde Mehmetçiğimizin burnu kanarsa, sorumlusu siz olacaksınız.

YEL KAYADAN NE ALIR, ALSA ALSA TOZ ALIR

Bölgemizde son 10 yıldır yaşananlar, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün nasıl feraset sahibi büyük bir devlet adamı, nasıl bir deha olduğunu, cümle âleme bir kez daha gösterdi. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet, taşıyıcı kolonlarına vurulan onca darbeye rağmen, hala dimdik ayakta. Ama bazı güdük beyinler, Atatürk’ü yok sayarak, görmezden gelerek, onun büyüklüğünü karartabileceklerini sanıyorlar. En son, Etiyopya Başbakanı Türkiye’deydi. Başbakanın, “Büyük reformist ve karizmatik lider Mustafa Kemal Atatürk” sözlerine, Saray’ın tercümanı sansür uyguladı. Herhalde tercüman Erdoğan’ın tansiyonunu çıkarmak istemedi. Ne diyelim, yel kayadan ne alır? Alsa alsa toz alır. Allah bunlara tez elden akıl, fikir versin.

EMEKÇİLER ÖLÜRKEN VİCDANINIZ NEREDEYDİ

“İnsanı insan yapan en önemli cevher, vicdan ve merhamettir.” Erdoğan’da 19 yıllık yönetimin sonuna gelince, anlaşılan aklı başına geldi. Şimdilerde “Vahşi büyüme değil, merhametli büyüme” demeye başladı. Erdoğan’ın iş başı yaptığı ilk günden bu yana, bu ülkede maden ocaklarında, kamyon kasalarında, gökdelen inşaatlarında, tersanelerde 27 bin 617 emekçimiz, iş cinayetlerine kurban gitti. Bu cinayetler de; ya işin fıtratına bağlandı. Ya da kadere… Peki, bu kadar emekçi cinayete kurban giderken, merhametiniz, vicdanınız o neredeydi? Yine yaylalarımız, derelerimiz, ormanlarımız, denizlerimiz rant hırsıyla talan edilirken, eşsiz doğal kaynaklarımız tüketilirken, İstanbul’a ihanet edilirken, Talan İstanbul’la ihanet devam derken, vicdanınız, merhametiniz neredeydi?

İNSANLAR KENDİNİ YAKARKEN VİCDANINIZ NEREDEYDİ

Bu ülkede halen 9 milyonun üzerinde işsizimiz var. Çok değil, üç yıl önce, 2018’in ikinci üç ayında bu sayı 5 milyon 314 bindi. Sadece son üç yılda 3 milyon 700 bin yurttaşımız, işsizler ordusuna katıldı. Millet işsizlikten kırıldı, kendini yaktı. Bu ülkenin gençleri çalışacak tek bir iş bulamazken, Sarayın beslemelerine üçer beşer yerden, üçer, beşer maaş bağlandı. Tüm bunlar olurken merhametiniz, vicdanınız neredeydi? Merhametli büyüme kimseyi geride bırakmayan, kimseyi dışlamayan büyümedir. Ama bu ülkede 17 milyon 921 bin yurttaşımız yoksul. Yani büyüme sürecinde geride bırakılmış. Dünya’da servet dağılımı en bozuk ikinci ülkeyiz. Peki, bunlar olurken vicdanınız, merhametiniz neredeydi?

MASAYA BİR KAP ET KONAMAZKEN VİCDANINIZ NEREDE

Pandemi döneminde, vatandaşlarına en çok borç veren, buna karşın en az gelir desteği veren ülkelerden biri olduk. Beş maskeyi bu millete bedava dağıtamadınız. Pandemide insanlarımızın et tüketimi yüzde 40 düşerken, makarna tüketimi yüzde 25 arttı. Millet çocuğunun önüne, protein içeren bir kap et yemeği koyamadı. Bunlar olurken merhametiniz, vicdanınız neredeydi? Erdoğan, merhametten bahsederken hiç sıkılmıyor. “Utancı gidenin kalbi de kararırmış.”

İLK ŞAHLANMADA ATTAN DÜŞTÜ, SON ŞAHLANMA SANDIĞA GÖMÜLECEK

Şimdilerde Erdoğan, “Toparlanma dönemi bitti, şahlanma dönemi başlıyor” masalı anlatıyor. Hükümetleri döneminde hatırladığımız “ilk şahlanmada,” Erdoğan attan düşmüştü. “İkinci şahlanmadan” sonra Damadı işinden oldu. Şimdi “Üçüncü şahlanmadan” bahsediyorlar. Öyle gözüküyor ki, bu şahlanmada millet, Erdoğan ve Hükümetini sandığa gömecek. Ekonomide ne toparlanıyor, ne şahlanıyor? Enflasyon mu toparlandı. Aksine şahlandı. Dünyada en yüksek enflasyona sahip 12.ekonomiyiz. O da TÜİK’in rakamıyla. Sokağın rakamıyla daha da yukarıdayız.

BAKANIN İKNA ETMESİ GEREKEN ERDOĞAN’IN ŞAHSI

Ama beyefendi TÜİK’e talimat verdi ya TÜİK de gereğini yapacak. Makyajı ağırlaştıracak. Gerçi Erdoğan çıktığı televizyon programında, enflasyonu Ağustos’tan sonra düşürme talimatı vermişti. Ama anlaşılan hesaplanmış, kitaplanmış bugün konuşan Hazine ve Maliye Bakanı, yüksek enflasyonun, beklenenden daha uzun sürebileceğinin sinyallerini veriyor. Erdoğan farklı söylüyor, atadığı Bakan apayrı şeyler konuşuyor. Belli ki her konuda olduğu gibi ekonomide de Hükümetin akordu tutmuyor. Enflasyonun TÜİK’in açıkladığından fazla olduğunu da kalıcı olduğunu da milletimiz zaten yaşayarak biliyor. Bilmeyen, bilmezden gelen tek kişi Erdoğan… Sayın Bakan’ın ikna etmesi gereken de kendisini o makama atayan Erdoğan’ın şahsı…

ATEŞİ DÜŞÜREMEYİNCE DERECEYLE OYNUYOR

Peki, faiz mi toparlandı? O da hayır. Aksine faiz ve faiz ödemeleri şahlandı. Dünya üzerinde en yüksek faiz oranına sahip sekizinci ekonomiyiz. Sadece bu yılın ilk yedi ayında bütçeden ödenen faiz, 114 milyar lira. Korkunç bir rekor… Ama beyefendi Merkez Bankası Başkanına, “Faizi düşür” sinyalini verdi ya. Gerçi Başkan son toplantıda, Erdoğan’ın sinyalini almayıp piyasanın dayatmasına boyun eğmişti. Şimdi TÜİK enflasyonu ağır makyajla düşürürse o da bu talimata uyacak. Ekonomide işsizlik mi toparlandı deseniz… Aksine işsizlik şahlandı. Gerçi ağır vesayet altındaki TÜİK’in son rakamları bu konuda da sinyalin alındığını, ağır makyaj operasyonunun başladığını gösteriyor. Ama ne yaparlarsa yapsınlar tek adam vesayet rejiminde işsizliğin nasıl bir felaket olduğunu gizleyemezler, gizleyemiyorlar da. Erdoğan hükümetleri hastanın ateşini düşüremeyince, dereceyle oynamaktan hiç çekinmiyor.

KIRILAN HEP YUMURTA OLUR

Talimatla ekonomiyi yönetmeye çalışmak yetmedi, TÜİK’in, büyüme, işsizlik, enflasyon rakamlarını, makyajlaması yetmedi, şimdi de Merkez Bankası istatistikleri kurcalanmaya başladı. Kayınpeder-damat bir oldular, ekonomide sahte istikrar algısı yaratmak için, milletin 128 milyar dolarını Merkez Bankası’nın arka kapısından buharlaştırdılar. Bu rezervleri yerine koymak artık çok güç. Önce bilanço makyajı için sağdan soldan, SWAP ricacısı oldular ama yetmedi. Dün de kısa vadeli dış borç rakamlarını, revizyon dedikleri bir makyaj operasyonuyla, 26 milyar dolar düşürdüler. Ülkenin rezerv yeterliliğini, rezervlerin kısa vadeli dış borcu karşılama oranlarını, olduğundan daha iyi göstermek için istatistiklere işkence yaptılar. Sonuç değişir mi? Hayır! “Yumurta da taşa çarpsa, taş da yumurtaya çarpsa, kırılan hep yumurta olur.” Ekonomideki kırılganlıklar yerli yerinde durdukça, siz istediğiniz kadar yumurtayı kaya gibi gösterin… En ufacık çarpışmada olan yine yumurtaya oluyor.

GÜNLÜK VEFAT SAYISI YENİDEN 200’ÜN ÜZERİNE ÇIKTI

Son olarak, dün, 6 Eylül’de okulların açılacağını öğrendik. Okulların açılmasına elbette seviniyoruz. Ancak diğer tarafta da, Koronavirüs nedeniyle, günlük vefat sayıları, yeniden 200’ün üzerine çıkmaya başladı. Bundan da endişeleniyoruz. Yeni Milli Eğitim Bakanı’nın yaptığı açıklamalardan, her üç öğretmenimizden birinin henüz çift doz aşısının olmadığı anlaşılıyor. Bakan çare olarak, “Kapıları, pencereleri açıp sınıflar sık sık havalandırılacak” diyor. Hadi sonbahar tamam da, önümüz kış… Çocuklarımızı örneğin Ankara’nın soğuğunda, kapısı, penceresi açık sınıflarda nasıl tutacaksınız? Velilerimiz bunu merak ediyor. Umarız ve dileriz, yeni eğitim ve öğretim yılı çok sorun yaşanmadan, yüz yüze devam edebilir. Çocuklarımız bir dönemi daha kaybetmez.

İYİ PARTİLİ KAVUNCU’YA SALDIRI SÜRECİN SONUCU

Sözlerimi bitirmeden önce, bugün İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu, katıldığı bir televizyon programının ardından kanaldan ayrılırken yumruklu saldırıya uğradı. Bu saldırıyı şiddetle kınıyoruz. Kavuncu’ya yapılan saldırı, Erdoğan’ın kullandığı ayrımcı dilin, Sayın Meral Akşener’in uğradığı sözlü saldırıdan sonra, “Bu daha bir, neler olacak neler” açıklamasıyla başlayan sürecin vardığı son noktadır.

KORKUNUN ECELE FAYDASI YOK

Yine bugün Erdoğan Cuma namazı çıkışında cami önünde açıklamalar yapmış. Çaresizlik çukuru içinde debelenen siyaseten söyleyecek sözü kalmayan Erdoğan, burada her zaman olduğu gibi yine Sayın Genel Başkanımıza hakaretlerde bulunmuş. Bildiği tek şey saldırmak, hakaret etmek… Kendisini bu hakaretleriyle baş başa bırakıyoruz. Ama şunu da ifade etmeden geçmeyelim: Bu dil, korkusunu bastırmak için mezarlıkta ıslık çalanların dilidir. Siyasi ömrünü tamamlamış bu zevat için korkunun ecele faydası yoktur. Millet bunların ne yaptığını görüyor, notlarını veriyor. Tasdiknamelerini vermek için de sandığı sabırsızlıkla bekliyor.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Teşekkür ediyorum. Sorular varsa alıyım.

Soru- 28 Şubat davası kapsamında ceza alan emekli generaller bulundukları şehirlerde tutuklanarak cezaevine gönderiliyor. Bu konuda bir değerlendirmeniz olur mu?

Faik ÖZTRAK- Hemen başında şunu belirtmek isterim: Millet iradesinin üzerinde hiçbir iradeyi kabul etmeyiz. Ne askeri, ne de sivil hiçbir müdahalenin, millet iradesinin üzerine düşürülecek hiçbir gölgenin yanında, yakınında olmayız, olamayız.

Ama şimdi baktığımızda bu süreçte soruşturmayı başlatan savcı meslekten ihraç edilmiş. Önce FETÖ firarisi olmuş sonra da tutuklanmış. Kararı veren hakimler içinde FETÖ’den mahkum olanlar var. Delillerde manipülasyon mahkeme kayıtlarına geçmiş. Şimdi böyle bir yapıda ortaya çıkan cezaların tatbik edilme noktasına gelinmesi, milletin vicdanını yaralar. Onun için bu davanın yeniden başlaması lazımdır. Bu dava yeniden başlamalı, yeniden yargılamalar yapılmalıdır.

Soru- HDP uzunca bir süredir CHP ve İYİ Parti’ye “şeffaf birliktelik” çağrısı yapıyor. Önümüzdeki süreçte HDP’yle bir birliktelik planlıyor musunuz? HDP’nin ittifak dışında tutulması ama HDP seçmeninin oylarına talip olunması sözkonusu mu ya da HDP’nin istediği gibi şeffaf bir birliktelik olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Şimdi hep baştan beri söylüyoruz, Cumhuriyet Halk Partisi’nin içinde olduğu Millet İttifakı’nın kimlerden oluştuğu bellidir. Bugün bu ittifak, Millet İttifakı iktidara yürüyor, 83 milyonun oyuna talip. Biz bugün bu işlerin iyi gitmediğini gören, bu yönetimden rahatsız olan AK Partili kardeşlerimizin de oylarına talibiz, diğer tüm partilerdeki yurttaşlarımızın da oylarına talibiz. Sonuçta 83 milyonu, 83 milyonun oyuyla yönetmek istiyoruz.

Soru- CHP’den gelen Erdoğan ile Biden arasında Afgan göçmenlere yönelik bir anlaşma yapıldığı yönünde açıklama var. Hükümet ve ABD tarafından yalanlandı. Bu konuda bir kanıtınız var mı?

Faik ÖZTRAK- Biden son zirvede bu Afgan göçmenleri konusunu Avrupa’nın birçok ülkesiyle görüşmüş. O ülkelerin yöneticileri bunları açıklıyorlar. Yetmez yine ABD’nin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsünün bugün hala daha kendi web sayfalarında duran açıklaması da var. Diyor ki, Türk müttefiklerimizde Başkan Biden, Başkan Erdoğan’la en üst seviyede görüşmelerde bulundu. Evet, bu görüşmelerin esas itibariyle Afganistan’da, Kabil’deki havaalanıyla ilgili görüşmeler olduğu söyleniyor ama bu kadar üst düzeyde görüşme yapılırken Afgan göçmenlerin meselesinin, Afgan göçünün görüşülmemesinin ben mümkün olduğunu düşünemiyorum. Kimse de düşünemiyor zaten. Başka tüm ülkelerle görüşülecek ama şu anda Afganistan’da zaten askeri bulunan Türkiye’yle Afganistan’dan gelecek olan mülteci akını görüşülmeyecek. Bunun olması mümkün değil. Kanıtlar ortada. Kanıtlar ABD’deki kurumların web sayfaları ve yine Avrupa’daki diğer ülke liderlerinin yapmış olduğu açıklamalar.

Teşekkür ediyorum. 

AFGANİSTAN’DAKİ MEHMETÇİĞİMİZ, DERHAL ÜLKEMİZE DÖNMELİDİR

CHP Sözcüsü Öztrak, Afganistan’da Kabil’in Taliban’ın eline geçtiğini ve Afganistan Cumhurbaşkanı’nın ülkesini terk ettiğini belirterek, “Bu koşullar altında, Afganistan’daki Mehmetçiğimiz derhal ait olduğu yere, ülkemize ve sınırlarımızın müdafaasına dönmelidir” dedi.

Erdoğan’ın hala, Afganistan’da egemen güçlerin taşeronluğunu kapmak için Taliban ile zemin yokladığına dikkat çeken Öztrak, “Erdoğan Afganistan’da illa bir taşeronluk üstlenecekse, dantelli kefen bezi kuşanan tosuncuklarını, o da olmazsa besleyip büyüttüğü SADAT’çılarını oraya göndersin. Mehmetçiğimizin üzerinden elini çeksin” diye konuştu.

Afganistan’da Mehmetçiğimizin ayağına değecek en ufak taştan, bizzat Hükümetin sorumlu olacağını söyleyen Öztrak, “Bölgemizde artık yeni bir kaosun kapıları aralanmıştır. Afganistan-İran-Türkiye aynı jeo-stratejik fay hattındadır. Afganistan’daki kırılma tüm bölgeyi etkileyecektir. Bu konu milli bir mesele olarak ele alınmalı, bir kişinin iki dudağı arasına bırakılmamalıdır” değerlendirmesinde bulundu

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Dün Irak’ın Kuzeyinde, bölücü teröristlerin üs bölgemize gerçekleştirdiği hain saldırıda, bir Mehmetçiğimiz şehit düştü. Bir Mehmetçiğimiz de yaralandı. Yine bugün aldığımız acı bir habere göre, aynı bölgede yine bölücü teröristlerce yerleştirilen, el yapımı patlayıcının infilakı neticesinde, kahraman 3 askerimizi şehit verdik. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabır, milletimize ise baş sağlığı diliyoruz. Yaralı askerlerimize şifa dileklerimizi buradan bir defa daha iletiyoruz. 

YÖNETİM KRİZİ EN ÖNCELİKLİ GÜNDEM

Sayın Genel Başkanımız, Şehidimiz, Piyade Onbaşı Cengizhan Kaplan’ın cenazesine katıldı. Şehit ailemizin acılarını paylaştı. Taziyelerini iletti. Bu yüzden Merkez Yönetim Kurulu toplantımız, gecikmeli olarak başladı. Şu anda da toplantımız devam ediyor. Batı Karadeniz’de yaşanan sel felaketi, art arda yaşadığımız ekolojik felaketler karşısındaki zafiyet, bu felaketlerde yaşanan yüksek can kayıpları, bu kayıpları azaltacak tedbirlerin yetersizliği, yaraların sarılmasındaki sorunların ortaya koyduğu, devlette yaşanan yönetim krizi, toplantımızın en önemli gündem maddesiydi. Toplantımızda değerlendirdiğimiz bir diğer önemli gelişme, Taliban’ın yıldırım hızıyla Kabil’e girmesi oldu. Kabil’in düşmesinin jeo-stratejik etkilerini ve sınırlarımızda büyüyen Afgan göçü tehdidini, bu toplantıda tabi ki ele aldık. Yine milletimizi tehdit eden, bir başka sinsi işgalciyi, Covid-19 salgınında dördüncü zirveyi de toplantımızda değerlendirdik. Elbette ülkemizin içine düşürüldüğü bu büyük buhrandan, çekip, çıkarmak için atılacak adımları, iktidara geldiğimizde alacağımız önlemleri de bu toplantıda ele aldık.

DOĞAYLA SAVAŞ KAZANILSA DA KAYBEDİLİR

Ülkemiz peş peşe gelen doğal afetlerle sarsılıyor. Yaz başında; Marmara’da müsilaj felaketini yaşadık. Yazın ortasında, Güneyimiz orman yangınlarıyla kavruldu. Yaz sonuna yaklaşırken; ülkemizin kuzeyi korkunç sel felaketlerinde boğuldu. Ne yazık ki rant uğruna, doğayla uyum ve barışı bozmanın bedelini, çok ağır ödemeye başladık. Ünlü astrofizikçi Hubert Reeves, “Doğa ile savaş halindeyiz ve eğer kazanırsak, savaşı kaybetmiş olacağız” diyerek, tüm insanlığı uyarmıştı. Şimdi ne yazık ki bu savaşı kazansak dahi kaybedeceğimiz bir savaşın, kurbanı olduğumuz gerçeğiyle yüzleşmeye başladık. Tabiat; akılsızlığı, liyakatsizliği, beceriksizliği, aç gözlülüğü ve dinmeyen rant hırsını, can ve mal kayıpları olarak, hepimize fatura ediyor. Bartın, Kastamonu Bozkurt ve Sinop Ayancık’ta şahit olduğumuz yıkım çok büyük. Can kayıplarımız artıyor. Ve hala kendinden haber alınamayan onlarca yurttaşımız var. Milletçe büyük bir üzüntü ve yas içindeyiz… Kaybettiğimiz yurttaşlarımıza, bir kez daha, Allah’tan rahmet diliyoruz. Yakınlarına baş sağlığı dileklerimizi iletiyoruz. Milletimize sabır diliyoruz.

CHP’Lİ BELEDİYELER AFET BÖLGESİNDE CANLA BAŞLA ÇALIŞIYOR

Selin hemen ardından, Genel Başkan Yardımcılarımız, Grup Başkanvekillerimiz, Milletvekillerimiz felaket bölgesine intikal ettiler. Hafta sonu da Sayın Genel Başkanımız, beraberinde Belediye Başkanlarımızı da alarak, bölgede incelemelerde bulundu. İhtiyaçları yerinde tespit etti. Belediye Başkanlarımıza, bu ihtiyaçların giderilmesi için gerekli talimatları verdi. Başta 11 Büyükşehir Belediyemiz ve diğer tüm ilçe belediyelerimiz, felaket bölgesindeki yaraları sarmak için şimdi canla başla çalışıyorlar… Belediyelerimiz, sel afetini yaşayan illerimize, 479 personel, 193 iş makinesi ve 108 hizmet aracı olmak üzere toplam 301 araçla destek veriyor. Bunun yanında bölgede içme suyuna duyulan ihtiyacı gidermek amacıyla belediyelerimiz, 40 TIR dolusu içme suyu ve 15 bin gıda kolisiyle, afetzede vatandaşlarımıza destek olmaya çalışıyor. Bunun yanında mobil mutfak TIR’ları, mobil şarj üniteleri, 15 jeneratör, 7 TIR hijyen malzemesi bölgeye hızla intikal ettirildi. Yeni yardımlar da yolda.

HÜKÜMETİN İLK İŞİ IBAN GÖNDERMEK

Felaket dönemleri, milli birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz dönemlerdir. Yaraları sarmak, kucaklaşmak, acıları beraberce hafifletmek, millet olmamızın bir gereğidir. Milletimizin bu konudaki hassasiyeti zaten çok yüksektir. Milletimiz yöneticilerin, eksikliklerini, yetersizliklerini, üstün cesaret ve fedakârlığıyla kapatmayı da bilmiştir. İşte en son orman yangınlarında gördük. Millet devletinin uçaklarını havada göremeyince, alevlerin üstüne çıplak elleriyle yürüdü. Ateşe bir avuç toprak, bir avuç su atmak için olağanüstü bir gayret gösterdi. Ama milletimizin bu dayanışma duygusunu, sürekli istismar eden bir hükümet var. 15 Temmuz’dan bu yana, yaşadığımız her felakette, Erdoğan’ın yaptığı ilk iş, millete bir IBAN numarası göndermek… Daha kayıplarımızın boyutunu öğrenemeden, acımızla yüzleşemeden, felaketlerin sabahında IBAN numaralarıyla yüzleşiyoruz. Millete bugün IBAN numarası atanlar, daha birkaç gün önce, Somali’ye 30 milyon dolar hibe ediyorlardı. Milletimizde şimdi haklı olarak, “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” diye soruyor.

HÜKÜMET YARDIM TOPLAMAZ, VERGİ TOPLAR

Hükümetler yardım toplamaz. Hükümetler vergi toplar… Onu da Erdoğan Hükümetleri milletten zaten bol, bol topluyor. 20 yılda milletimizden, 2 trilyon 311 milyar dolar vergi topladılar. Dış borç, iç borç, özelleştirmeler dâhil, 2,5 trilyon dolar harcadılar… Kendilerinden önceki 79 yılda kullanılan kaynağın, neredeyse 4 katını 19 yılda kullandılar. Ama her felakette, millete, IBAN numarası atmaya devam ediyorlar. Tekrar ediyorum. Hükümetler yardım toplamaz. Yardımları Sivil Toplum Kuruluşları, yerel yönetimler ve diğer sivil oluşumlar toplar. Vatandaş gönlünün razı olduğu yere, gönlünden koptuğu bağışı yapar. Ama bu hükümetin bu konudaki kıskançlığı had safhada… Konu para olunca, “Memlekette benden başka kimse para toplayamaz” diyor. Hasisliğin, bencilliğin, kibrin geldiği noktaya bir bakın.

18 YILDA 35,5 MİLYAR DOLAR DEPREM VERGİSİ TOPLANDI

Haydi, “yardım, bağış” diyerek para topladınız. Topladığınız paralar yerlerine ulaşıyor mu? Bunun hesabını veriyor musunuz? Ne gezer… Bıraktık yardımı, beyler topladıkları verginin hesabını bile vermiyorlar. 1999’daki depremlerle beraber, Özel İletişim Vergisi biliyorsunuz hayatımıza girdi. Geçici süreyle çıkarılan bu vergiyi, Erdoğan kalıcı hale getirdi. 2003’ten bu yana da milletten, 35 milyar 544 milyon dolar Özel İletişim Vergisi toplandı. Kaç defa sorduk. “Bu topladığınız deprem vergileri nereye gitti?” diye… Cevap, “Bay Kemal’e hesap vermeye zamanımız yok” oldu.

15 TEMMUZ’UN KÖPRÜSÜ VAR, ÇEŞMESİ VAR, TOPLANAN PARALAR ORTADA YOK

Yine 15 Temmuz’da millete IBAN atıp, 309 milyon lira para topladılar. Memlekette; 15 Temmuz Köprüsü var. 15 Temmuz Cami var. 15 Temmuz Okulu var. 15 Temmuz Parkı var. 15 Temmuz Çeşmesi var. Ama 15 Temmuz Şehit ve Gazileri için toplanan milyonlar ortada yok… Genel Başkanımız, bu konuyu aylarca gündemde tuttu. Beyler, ancak sonunda çıktı da, toplanan paraların Hazine’ye aktarıldığını itiraf ettiler. Beşiktaş’taki terör saldırısının ardından toplanan 52 milyon lira da, saldırıda yaşamını kaybedenlerin ailelerine ulaşmadı. Bunların yardım toplama konusunda, ne yazık ki sicilleri bozuk…

HER FELAKETTE MİLLETTEN HİMMET BEKLEYECEKSENİZ, O KOLTUĞA NEDEN OTURDUNUZ

Millet de haliyle bunlara artık güvenmiyor. “Benden para isteyeceğine, beşli çeteye ödediğin garanti dolarları kes, ben kendi yardımımı bildiğim gibi kendim yaparım, istediğime veririm, güvendiğime veririm sen kendi işini yap” diyor. “Önce sen israftan, şatafattan vazgeç, yürüyen, uçan saraylarının sayısını azalt” diyor. Şimdi millet haksız mı? Elbette değil… Allah aşkına! Her felakette millete IBAN atıp, milletin himmetine başvuracaksanız, o zaman Hükümet olarak oraya siz neden oturdunuz? Siz ne iş yaparsınız?

ERDOĞAN BAŞKA SÖYLÜYOR, TAMBURASI BAŞKA ÇALIYOR

Bir ülkede camiye, kışlaya, adliyeye siyaset girmişse, yönetimde de çürüme başlamış demektir. Acılarımız hala çok tazeyken, sahilde tomrukların arasından, vatandaşlarımızın cansız bedenleri toplanırken, Bozkurt’taki cami avlusu, Erdoğan’a siyasi dekor yapıldı. Selden sonra sahra hastanesi olarak kullanılan cami, apar, topar boşaltıldı. Erdoğan’da, cami avlusunda rahat rahat nutuk attı. Çıktı; kendisini eleştirenlere “bozguncu” dedi. Eleştirilere “kirli senaryolar” dedi. “2023” dedi, “2053” dedi. “Siz” dedi, “biz” dedi… Dere yatağındaki çok katlı binalar konuşulmasın, daraltılan dere yatakları sorgulanmasın, dere yatağındaki tomruk depolama alanlarının hesabı sorulmasın, derelerdeki HES’ler tartışılmasın, yanlış yapılan köprüler konuşulmasın diye, milleti şu zor gününde bile bölüp, parçalamaya, ayrıştırmaya çalıştı. Erdoğan’ın atama İçişleri Bakanı ise, çıktı sel bölgesinde, “Buranın üzerinden siyaset yapmak ayıptır, insanlık dışıdır, şeytanla işbirliğidir” dedi. Şimdi artık bunların bir dediği bir dediğini tutmuyor. Erdoğan ne söylüyor, tamburası ne çalıyor…

SERMAYESİ DİN OLANIN, REHBERİ ŞEYTAN OLUR

Ne güzel demiş Anadolu’nun tertemiz vicdanı Yunus Emre; “Emeksiz zengin olanın, kitapsız bilgin olanın, sermayesi din olanın, rehberi şeytan olmuştur.” Bu millet, alın teri dökmeden zenginleşen rantiyeleri, dere yataklarına bina yapanları, bu binalara izin verenleri, beşli çeteye ülkeyi peşkeş çekenleri, Karadeniz’in derelerine HES kelepçelerini takanları, birde üstüne üstlük “Selin en büyük mağduru HES’lerdir” diyen vicdan yoksunlarını ve elbette ülkeye yapılan tüm bu kötülüklerin üzerine, mukaddes dinimizi örtü yapmaya kalkanları görüyor, biliyor. Notlarını veriyor. Hesabını sormak ve onları tarihin tozlu raflarına göndermek için artık sabırsızlıkla sandığı bekliyor.

CHP İKTİDARINDA BUNLARI YAPACAĞIZ

Ülkemiz çok büyük bir ülkedir. Türkiye Cumhuriyeti çok büyük bir devlettir. Bu ülkenin potansiyeli çok yüksektir. Yeter ki, bilimle, akılla, istişareyle, liyakatli kadrolarla yönetilsin. Yaşadığımız son felaketler gösterdi ki, doğaya karşı işlenen suçların bedeli çok ağır oluyor. Giden canı da geri getirmek mümkün değil. Ama en azından kalanların acılarını gidermek için, Genel Başkanımızın koordinasyonunda, Belediyelerimiz ellerinden geleni yapmaya devam edecekler. İklim değişikliği artık bir risk değil, kapımızdaki en ciddi tehditlerden biri. Bu nedenle, “Doğa ile uyum içinde yaşamayı amaçlayan” politikaları hızla geliştirmek zorundayız. Bizim iktidarımızda, borçla şişirilen, betona ve ranta dayalı büyüme stratejisine, artık bir son vereceğiz. Kanal İstanbul gibi rant ve talan projeleri çöpe gidecek. Onun yerine, su kaynaklarımızı en etkin şekilde kullanacağımız, tarımsal sulama projelerine, tarımsal sulama kanallarına öncelik vereceğiz. GAP ve Konya Ovası Sulama Projeleri’ni tamamlayacağız, hızla bitireceğiz. Sınırlı kaynaklarımızı, İstanbul depremine hazırlık için seferber edeceğiz. Dere yataklarına yapılan binalara müsamaha göstermeyeceğiz. Dere yataklarını işgal eden binaları uygun yerlere taşıyacağız. Derelerimizin akış rejimini bozan HES projelerini gözden geçireceğiz. Ekolojik ve ekonomik sürdürülebilirlik, tüm politikalarımızın ana eksenlerinden biri olacak. G-20 ekonomileri içinde, Paris İklim Anlaşması’nı onaylamayan tek ülke, bizim ülkemiz Türkiye… İktidara geldiğimizde bu ayıba hemen son vereceğiz. AB Yeşil mutabakatına uyum için gerekli siyasi iradeyi göstereceğiz. Bu yapısal dönüşümün getireceği kısa vadeli yükleri, en adil şekilde paylaştıracağız yine ülkemizde sosyal devleti güçlendireceğiz. Yeşil ve dijital devrimi yaparken, Aile Destekleri Sigortasıyla kimseyi arkada, aç ve açıkta bırakmayacağız. Mahatma Gandhi’nin söylediği gibi, “Dünya, herkesin ihtiyacına yetecek kadarını karşılar, ancak herkesin hırsına yetecek kadarını karşılayamaz.” Biz bu ülkeyi de, bu ülkenin kaynaklarını da hırsla değil, akılla, bilimle, istişareyle yöneteceğiz.

ÖNÜNE KONAN METNE GÖRE ROTA DEĞİŞTİRİYOR

Türkiye bir yandan Karadeniz’deki sel felaketiyle uğraşırken, bir yandan da sınırlarımızda insan seli felaketleriyle boğuşuyor. Ülkemiz çok büyük bir tuzakla karşı karşıya… Ama ülkemizi yönetenler, bu demografik tuzak karşısında ne yazık ki, gaflet, delalet ve belki de hıyanet içerisinde. Erdoğan, okyanus ötesinden yazılan ve önüne konan metne göre sürekli rota değiştiriyor. Bir çıkıyor, “Finansı iyi yönettiğimiz için, mültecileri almaya devam edeceğiz” diyor. Bir çıkıyor, “Türkiye yolgeçen hanı değildir” diyor. Bir çıkıyor; “Sınırlarımızdan düzensiz göç akını söz konusu değil” diyor. Dün çıkıyor; “Türkiye olarak, İran üzerinden gerçekleşen ve giderek yoğunlaşan, Afgan göçmen dalgasıyla karşı karşıyayız” deyiveriyor. Bu çelişkili açıklamaların hepsi de, 10 gün içinde yapılıyor.

AFGAN GÖÇÜNE SEYİRCİ KALMAK MİLLETİ SIRTINDAN HANÇERLEMEKTİR

Erdoğan ABD’nin Afganistan’dan çıkma kararının ardından, para ve siyasi destek karşılığında, Afgan sığınmacıların ülkemize gelmesine göz kırpmıştı. 20 yıldır Afganistan’da olan egemen güçlerin neden olduğu, bu insani krizin yükünü de, milletimize yıkacağını söylemişti. Buradan açıkça söylüyoruz. Ülkemizde 5 milyon Suriyeli var. Bunun üstüne bir de Afgan göçüne seyirci kalınması, Erdoğan Şahsım Hükümetinin, o böyle bütün finansı iyi biliriz iddialarına rağmen milletimizi, bir kere daha, sırtından hançerlemesi olur. Esas olan bu devletin bekasıdır. Çocuklarımızın, torunlarımızın geleceğidir. Ülkemizin demografik yapısına, göz göre göre, zaman ayarlı kitlesel imha silahı yerleştirilmektedir.

BİDEN’LA YAPTIĞI PAZARLIĞI MİLLETE AÇIKLASIN

Afganlar Erdoğan-Biden görüşmesinden sonra, Türkiye’ye akın akın zaten gelmeye başlamışlardı. Arada 2 bin 500 kilometre var. Koskoca bir İran devleti var. Ancak gelenler öyle gözüküyor ki düzensiz falan gelmiyor. Gayet düzenli. Gayet planlı, gayet organize bir şekilde, Erdoğan’ın altına imza attığı bir operasyonla geliyor. Erdoğan, artık milletimizin huzuruna çıkmalıdır. Haziran ortasında, kapalı kapılar ardında, yanına Dışişlerinden bir görevli dahi almadan, Biden ile yaptığı pazarlığın detaylarını milletimize açıklamalıdır. Erdoğan Türkiye’ye kurulan bu tuzağa nasıl razı olmuştur? Veya razı edilmiştir? Bunu Türkiye’de Erdoğan’dan başka, sadece Saray sosyetesine mensup Kavakçının kızı bilmektedir.

KAPALI KAPILAR ARDINDAKİ ANLAŞMA TÜRKİYE’Yİ BAĞLAMAZ

Muhataplarımız şunu bilsin ki, kapalı kapılar ardında Erdoğan’ın vermiş olduğu sözler Erdoğan’ı bağlar. Türkiye Büyük Millet Meclisi onayından geçmemiş hiçbir anlaşma, Türkiye Cumhuriyetini bağlamaz. Herkes bu açık gerçeğe göre ayağını denk alsın. Planlarını ona göre yapsın.

AFGANİSTAN’DAKİ MEHMETÇİK DERHAL ÜLKEMİZE DÖNMELİDİR

Dün Afganistan’da çok büyük bir kaos başladı. 300 bin kişilik, modern silahlarla donatılmış Afgan ordusu, birkaç hafta içinde silahlarını bırakarak dağıldı gitti. 75 bin kişilik Taliban milisleri, doğru dürüst tek kurşun atmadan, ülkenin tamamını ele geçirdi. İki ay önce egemen güçlerin olmaz dedikleri her şey oldu. Kabil Taliban’ın eline geçti. Afganistan Cumhurbaşkanı ülkesini terk edip, Tacikistan’a kaçtı. Taliban Türk askerlerinin ayrılması için, 1 Eylül’e kadar süre verdi. Şimdi bu koşullar altında, Afganistan’daki Mehmetçiğimiz derhal ait olduğu yere, ülkemize ve sınırlarımızın müdafaasına dönmelidir.

DANTELLİ KEFENLİ TOSUNCUKLARINI GÖNDERSİN

Ama Erdoğan hala, Afganistan’da egemen güçlerin taşeronluğunu kapmak için, Taliban ile zemin yokluyor. Taliban ile inanç farklılığı yokmuş. Taliban lideriyle de görüşebilirmiş. Yine dün de Pakistan üzerinden Taliban’a çiçekler göndermeye devam etti. Erdoğan Afganistan’da illa bir taşeronluk üstlenecekse, dantelli kefen bezi kuşanan tosuncuklarını, o da olmazsa besleyip büyüttüğü SADAT’çılarını oraya göndersin. Mehmetçiğimizin üzerinden elini çeksin. Son kez uyarıyoruz. Afganistan’da Mehmetçiğimizin ayağına değecek en ufak taştan, bizzat siz sorumlu olursunuz. Bölgemizde artık yeni bir kaosun kapıları aralanmıştır. Afganistan-İran-Türkiye aynı jeo-stratejik fay hattındadır. Afganistan’daki kırılma tüm bölgeyi etkileyecektir. Bu konu milli bir mesele olarak ele alınmalı, bir kişinin iki dudağı arasına bırakılmamalıdır. 

SALGIN YENİDEN KONTROLDEN ÇIKIYOR

Ülkemizde bir başka sinsi işgalci de Kovid 19 salgınıdır. Ağustos ayının ilk yarısında, ortalama günlük vaka sayısı 23 bin 441 oldu. Yine bu dönemde günde ortalama 122 vatandaşımız, salgın nedeniyle yaşamını yitirdi. Döndük dolaştık, günlük vaka sayısında da günlük vefat sayısında da Mayıs ayı seviyelerine geldik. Dünyada salgına en çok kurban veren 19. ülkeyiz. Günlük vaka sayısında ise halen 12. sıradayız. Turizmin zirve sezonundayız. Ama orada da işler parlak gitmiyor. İngiltere’de zaten kırmızı listedeydik. Suudi Arabistan Türklere umreyi kapatmıştı. Şimdi de Almanya’nın kırmızı listesine girdik. Okulların açılmasına, planlanan yüz yüze eğitime başlangıç tarihine 15 günümüz kaldı. Salgın yeniden kontrolden çıkıyor. Maske, mesafe, hijyen çok önemli. Ama yaz aylarında bunları tamamen unuttuk.

AŞIDA YİNE KAOS

Çare aşı. Ama bu konuda da başarılı olduğumuzu söylemek çok zor… Toplumsal bağışıklık için, toplumun en az yüzde 70’inin iki doz aşılanması gerekiyor. Danimarka’da bu oran yüzde 65, Kanada’da yüzde 63, İsrail’de yüzde 63, İtalya ve Almanya da ise yüzde 57. Bizde ise tam doz aşı olanların oranı hala yüzde 40 civarında. Aşı konusundaki başarısızlığın arkasında yanlış yönetim var. Bugün de yine aşı konusunda büyük bir kaos yaşadık. Daha önce iki Sinovac, bir Biontech aşısı yaptıran yurttaşlarımıza, sabah dördüncü doz Biontech aşıları tanımlandı. “Gelin yaptırın” deniyordu. Ama şimdi basın toplantısına inerken öğrendik ki, dördüncü doz aşılar iptal edilmiş. Milletin sağlığı konusunda bu kadar böyle bir keyfilik ne demek oluyor, bu kararları kim alıyor? Nasıl alıyor? Bu nasıl bir plansızlık? Bunları kabul etmek mümkün değil.

KABİNEYE GEREK YOK, TEK KİŞİ YETER

İşte böyle bir karmaşa içinde, velilerimiz okulların Eylül’de açılıp, açılmayacağını merak ediyor. Ağustos ayının ortasını geçtik. Eylül başında okulların ne olacağı hala belli değil. Kabineden çıkacak karar bekleniyor. Salgın yönetimindeki beceriksizlikler, sadece milletimizin sağlığına ve ülkemizin ekonomisine darbe vurmakla kalmadı. Belki de hepsinden önemlisi gençlerimizin eğitimine, yani ülkenin geleceğine darbe vurdu. Okulların açılmasıyla ilgili kesin karar için randevu, kabine toplantısına verildi. Ama iki haftadır kabine toplantıları erteleniyor. Aslında tabi ülkede karar almak için kabinenin toplamasına gerek yok. Ne de olsa ülkede her şey bir kişinin iki dudağı arasından çıkan kararlara göre uygulanıyor.

VELİLER YANIT BEKLİYOR

Türkiye, salgında okullarını en uzun süre kapalı tutan ülkelerden biri. Biz defalarca uyardık, “Bir nesli kaybetmek üzereyiz” dedik. Okullarımız 1,5 yılı aşkın süre kapalı kaldı. Bu kadar süre okuldan uzak kalmak, gençlerimizin eğitimine de öğrenimine de çok büyük zararlar verdi. Uzaktan eğitim arapsaçına döndü. İmkânı olmayan ailelerin çocukları eğitime ulaşamadı, imkânı olan ailelerin çocukları da, uzaktan eğitimden hiçbir şey anlamadı. Okulların daha fazla kapalı kalmasına, artık bu ülkenin tahammülü yok. Okullar açılmadan önce, sınıf başına öğrenci sayısını azaltmak için ne tür tedbirler alındı? Okullarda ve sınıflarda yeterli havalandırma altyapısı oluşturuldu mu? Okullarda hijyen koşullarını tastamam sağlamak için neler yapıldı? Öğretmenler ve okul personeli tam olarak aşılandı mı? Önceki Milli Eğitim Bakanı bunları cevaplamadan, istifa etti. Velilerimiz bu soruların cevabını, yeni Milli Eğitim Bakanından bekliyor. Umarız bu sorulara, biran evvel doğru cevapları alırız, çocuklarımız en kısa sürede sağlıklarını tehlikeye atmadan okullarına kavuşur, ilim yolunda yürümeye devam eder.

Ne güzel diyor, Hacı Bektaş-ı Veli… “İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.” Çocuklarımızın yolu hep aydınlık olsun. Bu vesileyle Hakk’a kavuşmasının yıl dönümünde, Hacı Bektaş-ı Veli’yi bir kez daha saygıyla anıyoruz.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- İYİ Partili Aytun Çıray, “HDP, PKK üzerinden şeytanlaştırılıyor” demişti. Son olarak CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu da “Selahattin Demirtaş neden hapiste?” diye sordu. Millet İttifakı’ndan gelen HDP’ye yönelik bu mesajlar için bir değerlendirmeniz olur mu?

Faik ÖZTRAK- Ben kendi Genel Başkanımız ve partimizle ilgili kısmına cevap vereyim. Biz hak, hukuk, adalet diyerek Ankara’dan İstanbul’a yürümüş bir partiyiz. Biz iktidar muhalefet demeden haksızlığa uğrayan herkesin hakkını, hukukunu bugüne kadar savunduk, savunmaya da devam edeceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi ve Genel Başkanı bu ülkede kim haksızlığa uğrarsa onun hakkını aramaya kararlıdır. Yüksek Seçim Kurulu kararlarıyla Cumhurbaşkanlığı seçimine giren bir kişinin daha sonra Anayasa Mahkemesi kararlarına da rağmen hapiste tutulmasının nedenini Erdoğan’a sormak gerekir, bize değil.

Soru- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Devlet Bahçeli Erdoğan’ın her söylediğini emir komuta zinciri içinde yerine getiriyor” açıklamalarına MHP’den tepki geldi. MHP Genel Sekreteri, Sayın Kılıçdaroğlu’nu “ülkenin iç huzurunu baltalamakla” suçladı. Siz bu açıklamalara nasıl bir yorum yaparsınız?

Faik ÖZTRAK- Genel Başkanımız doğruyu söylemiştir. Ülkenin iç huzurunu baltalayan Erdoğan’ın emir komutasında Bahçeli’nin ta kendisidir. Cumhur İttifakı’dır. Ülkeyi kutuplaştıran, ayrıştıran, parçalayan Cumhur İttifakı, onun büyük ve küçük ortakları ve bunun içindeki emir komuta zinciridir. Milletimiz olanları görmektedir, herkesin notunu vermektedir. Bunlara tasdiknamelerini vermek için önüne gelecek sandığı sabırsızlıkla beklemektedir.

Soru- Bugün işsizlik oranları da açıklandı biliyorsunuz. Ekonomide büyümede var deniyor. Bu konuyla alakalı görüşlerinizi alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- İşsizlik oranları geçtiğimiz hafta açıklandı ve bu işsizlik rakamlarına baktığımız zaman işsiz sayılarında çok ciddi bir düşüş var. Ama diğer verilerin bu düşüşü desteklemediği açık seçik ortada… Kaldı ki, bu tür demografik verilerde bu kadar hızlı düzelmeler her zaman kuşku yaratır. O zamanda demiştim ki, hatırlayacaksınız, Erdoğan bir televizyon programında “Bundan sonra fiyatlar hep düşecek, faizler de onunla birlikte düşecek” demişti. Fiyatların sorumlusu TÜİK. TÜİK yapacağı makyajın dozuyla ilgili talimatı almış gözüküyor ve buna ilk olarak işsizlik rakamlarıyla başladı.

Yani işsizliğin düşüp düşmediğini şu sokağa çıksanız insanlara bir sorsanız durumu göreceksiniz. Ama her ne hikmetse hemen arkasından Para Politikası Kurulu toplantısı geldi. O Para Politikası Kurulu toplantısında Merkez Bankası, Erdoğan’ın talimatını almadı. Faizleri düşürmedi. Piyasanın verdiği sinyallere uydu patronu Cumhurbaşkanının verdiği sinyallere uymadı.

Büyüme rakamlarıyla ilgili olarak şunu söyleyeyim. Tabi bu birinci çeyrek ve ikinci çeyrekteki büyüme rakamları geçen yılın son derece düşük bazı üzerinden gelen büyüme rakamları. Baz düşük olduğu zaman büyüme normal seviyelerine doğru tırmandığında artışlar çok yüksek gözüküyor. Dolayısıyla bunlarla övünmenin çok da büyük bir anlamı yok. Aslında büyüme rakamlarında -tabi bu teknik bir konu ama- mevsimsel düzeltmesi yapılmış bir çeyrek öncesine göre değişimlere bakmak lazım. O büyüme hızında neler olup olmadığını açık seçik gösteriyor. Bakalım göreceğiz ikinci çeyrekte bir önceki çeyreğe göre büyüme hızı artmış mı yoksa azalmış mı? Yine öyle gözüküyor ki üç ve dördüncü çeyreklerde büyüme hızında önemli ölçüde aşağı doğru gidiş olacak. Özellikle geçtiğimiz yıllarda pandemi sürecinde verilmiş olan aşırı borçlar var. Biliyorsunuz pandemiyi aşarken bütün dünya bütçesinden doğrudan destek verdi, Hükümet millete kredi verdi, kredi dağıttı. Şimdi tabi bu kredilerin yaratmış olduğu bir hararet var ve bu hararet devam ediyor. Ama bu kadar borçlandırdığımız için de, bu sürdürülebilir bir durum değil. O nedenle de Türkiye ekonomisindeki gelişmelere üçüncü çeyrek, dördüncü çeyrek ve önümüzdeki yıl olarak bakmak lazım. Bildiğimiz bir tek şey var. Sahadayız. Ben geçtiğimiz hafta Tekirdağ’daydım. Esnaf hayatından memnun değil, işadamları endişeli, çiftçi büyük sıkıntıda. O nedenle TÜİK ne rakam açıklarsa açıklasın, hangi büyüme rakamını açıklarsa açıklasın, hangi işsizlik rakamını açıklarsa açıklasın millet artık buna inanmıyor.

Çok teşekkür ediyorum, sağolun.

SIĞINMACI MESELESİ SOKAKTA DEĞİL SANDIKTA ÇÖZÜLÜR

CHP Sözcüsü Öztrak, Ankara Altındağ’da bir gencin, bir sığınmacı tarafından öldürülmesinin ardından, tahriklerin ve provokasyonların başladığına dikkat çekti.

Öldürülen genç için başsağlığı dileyen Öztrak, “Ortada çok kirli bir senaryo var. Bu nedenle kimse tahriklere kapılmamalıdır. Bugün yaşadığımız bu belanın sorumlusu birbiriyle itişen kurbanlar değildir. Sorumlu, bölgemizi kan gölüne çeviren egemen güçler ve ülkemizi mülteci gettosu haline getirmeyi kabullenen, Erdoğan Hükümetleridir” dedi.

Milletin de, sığınmacıların da bu felaketin kurbanları olduğunu belirten Öztrak, “Bu mesele sokakta çözülmez. Bu mesele sandıkta çözülür. Bu mesele akılla çözülür. Bu mesele stratejiyle çözülür. Bu mesele diplomasiyle çözülür. Bu mesele siyasetle çözülür. Bu nedenle herkes içindeki öfkeyi sandığa kadar saklasın” diye konuştu.

Öztrak, milletin bu işin sorumlularıyla sandıkta hesaplaşacağını söyleyen Öztrak, “Tüm milletimize çok açık bir sözümüz var. En fazla iki yıl içerisinde, Suriyeli misafirlerimizi davulla, zurnayla evlerine uğurlayacağız. Bu Kuvayımilliyecilerin, milletimize namus ve şeref sözüdür” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Tekirdağ İl Başkanlığı’nda yaptığı basın toplantısında şunları söyledi:

Dün Irak’ın kuzeyinde, bölücü terör örgütünün hain saldırısında, kahraman Mehmetçiğimiz Hakan Bali şehit oldu. Şehidimize Allah’tan rahmet, ailesine, silah arkadaşlarına sabır diliyoruz. Milletimizin başı sağ olsun.

TABİAT AKILSIZLIĞIN FATURASINI ÇIKARIYOR

Ne yazık ki; yaz aylarını peşi sıra gelen, felaketlerle geçiriyoruz. Güneyimiz yangınlarla kavruluyor. Kuzeyimiz ise sel felaketleriyle sarsılıyor. Ünlü romancı Dostoyevski’nin; “Doğaya karşı işlenen bir suçun öcü, insan adaletinden daha zorlu olur” dediği sınıra, ne yazık ki artık vardığımız anlaşılıyor. Tabiat; akılsızlığı, liyakatsizliği, beceriksizliği, aç gözlülüğü ve dinmeyen rant hırsını, can ve mal kaybı olarak, hepimize fatura ediyor. Rize ve Artvin’den sonra, Kastamonu, Sinop, Samsun, Karabük ve Bartın’ı, görülmemiş bir sel felaketi vurdu. Özellikle Kastamonu Bozkurt ve Sinop Ayancık’ta büyük bir yıkım var. Çok sayıda can kayıplarımız var. Ve hala kendinden haber alınamayan yurttaşlarımız var. Acımız çok büyük… Kaybettiğimiz yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyoruz. Yakınlarına baş sağlığı dileklerimizi iletiyoruz. Haber alınamayan yurttaşlarımızın, sağ salim bulunması en büyük dileğimiz.

ACIMIZLA YÜZLEŞMEDEN IBAN’LA YÜZLEŞTİK

Böyle bir afette, devlet artık milletiyle oturup pazarlık yapmamalıdır. “300 bin benden, 200 bin senden, hem de faiziyle kredi” diyerek yapılan pazarlıkları, bu felakette artık kesinlikle duymak istemiyoruz. Vatandaşlarımızın kayıpları, tastamam telafi edilmelidir. Ama görüyoruz ki, Erdoğan ezberini bozmamakta kararlı. Her felakette olduğu gibi yapılan ilk iş, millete IBAN numarası göndermek… Daha kayıplarımızın boyutunu öğrenemeden, acımızla yüzleşemeden, sabah uyandığımızda IBAN numarasıyla yüzleşiyoruz. İnsaf edin bu kadar mı empatiden yoksunsunuz? Bu kadar mı milletle bağınız koptu?

BİRAZ DA YANDAŞLAR FEDAKARLIK YAPSIN

Bugün millete IBAN numarası atanlar, 10 gün önce, Somali’ye 30 milyon dolar hibe ediyordu. Her felakette milletin himmetine başvuracaksanız,  peki o zaman; siz ne için varsınız? Neden bu milletten vergi topluyorsunuz? Sel de olsa, salgın da olsa, yangın da olsa, o topladığınız vergilerden, geçilmeyen köprülerin, yolların, uçulmayan havalimanlarının parasını, yandaşlarınıza tıkır tıkır ödemeyi biliyorsunuz. Gün fedakârlık ve dayanışma günüyse, biraz da bu yandaşlarınızdan fedakârlık isteyin. Dayanışma buradan başlasın. Bunlara yapılan ödemeler, bu yıl askıya alınsın. Bütçede yaratılan imkân da tüm felaketzedeler için harcansın.

SULTANAHMET’TE DİLENİP AYASOFYA’DA SADAKA DAĞITIYOR

Milletimiz elbette büyük bir millet, elbette her bir kardeşimizin acısı aynı zamanda bizim de acımız ve elbette yaraları sarmak için elimizden ne geliyorsa onu yapacağız. Ama bu aynı zamanda milletimiz bu hükümetin de samimiyetini görmek istiyor. Sultanahmet’te milletten dilenip, Ayasofya’da sadaka dağıtan bir hükümet artık istemiyor. Birde yardımları size bağlı bir kurum eliyle yapılmasını da istemiyor. Vatandaşımız yardımları istediği gibi felaket zedelere ulaştırmak istiyor. Ve size güvenmiyor. Geçmişte vermiş olduğu yardımların size felakete uğrayanlara dağıtılmak üzere vermiş olduğu yardımların nerelere gittiğini, ne olduğunu gayet iyi hatırlıyor.

TEK ADAM VESAYET REJİMİNİN BEDELİ

Hem ülkemizde, hem de çevremizde ve dünyada yaşanan felaketler, iklim değişikliklerinin artık risk olmaktan çıktığını, insanlık için açık seçik bir tehdit olduğunu gösteriyor. Bu tehdidi ciddiye almamak, bu tehdide karşı güçlü politika ve stratejileri oluşturmamak açıkçası mümkün değil. Bunları mutlaka geliştirmek zorundayız. Ekonomiden, enerjiye, altyapıdan, şehirleşmeye kadar, pek çok farklı alanda, kapsamlı dönüşüm stratejilerini gerçekleştirmek zorundayız. İşte akarsu yataklarına yapılan şehirlerimiz, ani bir sel felaketiyle yok oluyor. Yine bugün ülkemizin ihtiyaç listesinin en başında, güçlü bir Afetle Mücadele Stratejisini geliştirmek var. Son orman yangınlarında, organizasyonsuzluk, koordinasyonsuzluk, havadan müdahaledeki gecikmeler, envanterde bulunamayan uçaklar ve tabii idareyi rutin, yasal görevlerinden bile alıkoyan, tüm idareyi bir kişinin iki dudağına bakar hale getiren, tek adam vesayet rejiminin bedeli de maalesef milletimize çok ağır oldu. 2 haftada, son 20 yıldaki yangınlarda kaybettiğimiz kadar, orman alanını kaybettik.

SİYASİ SORUMLULUĞU ÜSTLENEN YOK

Komşumuz Yunanistan’da da ormanlar yandı. Yangın helikopterlerini hazır edemeyen Hava Kuvvetleri Komutanı, hemen istifa etti. Yine Yunan Bakan Yardımcısı, istifasını ağlayarak açıkladı. Yunan Başbakan’ı da, hiç kimseyi suçlamadı. Sağa sola bahane bulmaya kalkmadı. Sorumluluktan kaçmadı. Çıktı Yunan halkından özür diledi. Hataları tespit edip, düzelteceklerini, bunlardan ders alacaklarını söyledi. Peki, bizde ne oldu? Ortada kayıplarımızın ve acılarımızın, yanan ormanlarımızın hesabını verecek, siyasi sorumluluğu üstlenecek hiç kimse yok. Herkes maşallah büyük bir pişkinlikle yerinde oturuyor.

SENARYOSU SARAYDA YAZILMIŞ MÜSAMERE

Beceriksiz Tarım ve Orman Bakanı, çelişkili demeçleriyle, milletin sinir uçlarıyla oynamaya hala devam ediyor. Erdoğan ise en iyi bildiği şeyi yapıyor, sorumluluğu başkalarına ve tabii her zaman olduğu gibi son çare olarak da, partimize Cumhuriyet Halk Partisine yıkıyor. Beyefendi çaresiz, ama caka satmaktan vazgeçmiyor. Olmayan, “sözde” itibarını kurtarmak için, yandaş televizyonlarda, program üstüne, program yapıyor… Gazeteci görünümlü yandaşlara, sorular önden veriliyor. Cevaplar da arkadaki ekranlara yazılmış. Yetmediği yerde, suflede veriliyor. Senaryosu sarayda yazılmış bu müsamerede, Beyefendi kendi çalıyor, kendi oynuyor… Sonra da çıkıyor diyor ki çok güzel bir istişare yaptık. Metal yorgunluğu, paslanmışlık, çürümüşlük alıp başını gitmiş. Vatandaş nezdinde tükenmişlikleri, bitmişlikleri artık zirve yapmış. Oynanan bu “Yalan Rüzgârı” artık vatandaştan hiç reyting almıyor.

GÖRÜNTÜLER ACZİNİ YÜZÜNE VURUYOR

Bir kere bu senaryonun replikleriyle, milletin yaşadıkları ve gördükleri birbirini tutmuyor. Beyefendi çıkıp, “Dünyada yangına en hızlı müdahale eden ülke konumuna geldik” diyor. Vatandaşta bakıyor Gülecek mi, ağlayacak mı şaşırıyor. Millet yangının ilk günlerinde, sosyal medyadan, “Buraya uçak!”, “Buraya müdahale!” diye saatlerce feryat etti. Ama ne uçak geldi, ne de müdahale… Millet, devletinin uçağını, helikopterini havada göremediği için, alevlerin üzerine çıplak elleriyle yürüdü. Avuçlarıyla, ateşe toprak attı… Şimdi sarayın kibirlisi bu görüntülerden rahatsız… Çünkü o görüntüler, artık “Kral çıplak” diye bağırıyor. Beceriksizliği, aczi onların yüzüne vuruyor. Bu nedenle önce, gönüllülerin yangın alanına girmesini yasakladılar. Şimdi de sosyal medyada yeni yasaklar getirmeye hazırlanıyorlar.

RECEP TAYYİP’İN ÜRKÜTME KURUMU

Yangınla mücadele edemeyenler, yangın haberleriyle mücadele ediyor. RTÜK olmuş, Recep Tayyip Erdoğan’ın Ürkütme Kurumu. Bir avuç bağımsız medyaya ceza yağdırarak, gazetecileri ürküteceklerini, korkutacaklarını sanıyorlar. Yeter ki millet gerçekleri öğrenmesin. Beceriksizlikleri, zaafları, yetersizlikleri ortaya çıkmasın. Ve olmayan, sözde itibarları yara almasın. Ama oynanan bu oyunu millet görüyor. Notlarını da veriyor.

ARSIZLIĞA SÖZ PİŞKİNLİĞE YÜZ DAYANMAZ

Bölgemizdeki tüm ülkelerin, kendine ait ulusal yangın söndürme hava filoları var. Rusya’nın, Yunanistan’ın, İspanya’nın, Hırvatistan’ın, Portekiz’in, Fransa’nın, İtalya’nın ve doğu komşumuz İran’ın… Ama bizim yok. Beyefendi çıkıyor; önümüzdeki yıl, “kendimize ait uçağımızı satın alacağız” diyor. Ama arkasından da bir belki ekliyor. Yani sözde itibarı için bugüne kadar 13 uçak alan Erdoğan’ın aklına, yangın söndürme uçağı almak, 20 yılda yanan orman alanı, iki haftada yanıp, bitip kül olduktan sonra geliyor. Sonra da diyor ki “belki alırız”. Ne demiş atalarımız? Arsızlığa söz, pişkinliğe de yüz dayanmazmış… Erdoğan, sanki bu ülkeyi 20 yıldır yöneten kendisi değilmiş gibi, Türk Hava Kurumu’nu suçluyor, ondan sonra da diyor ki, bunun sorumlusu CeHaPe zihniyetidir.

İNSAF İMANIN YARISI

Büyüklerimiz diyor ki, insaf imanın yarısıdır. İnsafını kaybetmiş Erdoğan, Türk Hava Kurumunun Tüzüğü’nün 3. Maddesine bir baksın. “Türk Hava Kurumu, Cumhurbaşkanı ve Hükümetin yüksek himayelerinde, faaliyet gösterir” diyor bu üçüncü madde. Tüzükte Türk Hava Kurumu, “Cumhuriyet Halk Partisi’nin himayesinde faaliyet gösterir” diye yazmıyor. Yine Türk Hava Kurumunun tüzüğünde, “Cumhurbaşkanı Türk Hava Kurumunun onursal başkanıdır” diye yazıyor. Cumhurbaşkanı koltuğunda oturan AK Parti Genel Başkanı eğip bükmeyecek, başka ülkelerin kullandığı o uçakların, hangarda çürütülmesinin bir tek sorumlusu var o da Erdoğan. Başka bir sorumlusu yok. 20 yıldır, sizin himayenize bırakılmış, size emanet edilmiş bir Cumhuriyet kurumuna, kurucusu sırf Gazi Mustafa Kemal Atatürk olduğu için, alenen ihanet ettiniz. Şimdi bunun sonuçlarıyla yüzleşmekten kaçamazsınız. Bu son felaketler, tabi bize de sorumluluk yüklüyor. Biz iktidara geldiğimizde Erdoğan Hükümetinin imzalamadığı Paris İklim Anlaşması’nı, hemen imzalayacağız. AB Yeşil Mutabakatına, uyum sağlama konusunda Erdoğan Hükümetlerinin göstermediği siyasi iradeyi biz göstereceğiz.

ÜLKEMİZ BÜYÜK BİR TUZAKLA KARŞI KARŞIYA

Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan AK Parti Genel Başkanı; “Bugün Avrupa ülkeleri, hala huzur içinde yaşıyor olmalarını, Türkiye’nin 4 milyon sığınmacıyı, kendi topraklarında misafir etmesine borçludur” demiş. Buradan söylüyorum, ülkemiz çok büyük bir tuzakla karşı karşıya… Ülkemizi yönetenler de, bu demografik tuzak karşısında ne yazık ki, gaflet, delalet ve belki de hıyanet içindeler. Erdoğan’a soruyoruz; Allah Aşkına! Siz kimin hükümetisiniz? Siz kimin için çalışıyorsunuz? Sizin göreviniz ne? Önceliğiniz Avrupa’nın ve Avrupalının huzuru mu? Yoksa bizim ülkemizin, bizim milletimizin huzuru mu?

DÜZENSİZ DEĞİL PLANLI VE ORGANİZE

Askeri kamuflajlı Afgan delikanlılar, tabur tabur, ellerini kollarını sallayarak İstanbul’a kadar geliyor. Erdoğan çıkıyor, “Düzensiz göç akımı söz konusu değildir” diyor. O zaman bu gelenler düzensiz gelmiyor. Gayet düzenli. Gayet planlı, gayet organize bir şekilde, Erdoğan’ın altına imza attığı bir operasyonla geliyor. Maksat 3-5 milyar dolar daha gelsin, bir zamanlar Erdoğan’ın danışmanının dediği gibi, ABD, Erdoğan’ı deliğe süpürmesin. Ama varsın ülkemiz işgal edilsin.

YOLGEÇEN HANI OLSAK GELENLER GİDER

Bir hafta önce, “Zayıf ülke olmadığımız için, 4 milyon göçmen korumamız altında. Bundan sonra da yine finansı iyi yöneterek, bu tür adımları atacağız” diyen Erdoğan, iki gün önce çıktı bu defa da; “Türkiye yolgeçen hanı değildir” deyiverdi. Bunun hangisi doğru? Siz gerçekten ne dediğinizi biliyor musunuz Sayın Erdoğan? Yoksa milletimizle alay mı ediyorsunuz? Hangi dünyada yaşıyorsunuz? Sizin yönetiminizde Türkiye, tüm dünyada en fazla sığınmacı barındıran ülke oldu. Yolgeçen hanı olsak, gelen gider. Artık sayenizde Avrupa’ya gitmek isteyen de gidemiyor. Avrupa’dan 6 milyar Avro almak için, dünyanın en ahlaktan yoksun anlaşmasını imzalıyorsunuz. Avrupalı Suriyelinin iyi yetişmişini, paralısını, zenginini kendisine alıyor. Kalanını da Türkiye’ye bırakıyor. Şimdi aynı şeyler Afganlılar için olacak. İyi yetişmiş az sayıdaki Afganlı, Kanada’ya Türk Hava Yolları uçağıyla gönderiliyor. Kalanlar da katar, katar Türkiye’ye yollanıyor.

HÜKÜMET MİLLETİMİZİ SIRTINDAN HANÇERLİYOR

Bu hükümet, milletimizi sırtından hançerlemektedir. Milletimiz de bunun farkındadır. Millet artık burnundan solumaktadır. Bu ortamda tahrikler ve provokasyonlar da başlamıştır. Altındağ’da yaşananlar ciddi bir uyarıdır. Yaşamını yitiren gencecik evladımıza Allah’tan rahmet diliyoruz. Ailesine başsağlığı diliyoruz. Ama Suriyelilerin evlerine yapılan saldırıları da kabul etmek de, mümkün değildir. Bunu da kabul edemeyiz. Görüntüler ortada… Saldırganların TRT’den yayımlanan kriminal geçmişi de ortada…

KİMSE TAHRİKLERE KAPILMAMALI

Ortada çok kirli bir senaryo var. Bu nedenle kimse tahriklere kapılmamalıdır. Bugün yaşadığımız bu belanın sorumlusu birbiriyle itişen kurbanlar değildir. Sorumlu, bölgemizi kan gölüne çeviren egemen güçler ve ülkemizi mülteci gettosu haline getirmeyi kabullenen, Erdoğan hükümetleridir. Milletimiz de, sığınmacılar da maalesef bu felaketin kurbanlarıdır. Çok açık söylüyorum. Bu mesele sokakta çözülmez. Bu mesele sandıkta çözülür. Bu mesele akılla çözülür. Bu mesele stratejiyle çözülür. Bu mesele diplomasiyle çözülür. Bu mesele siyasetle çözülür. Bu nedenle herkes içindeki öfkeyi sandığa kadar saklasın. Bu milleti hayal kırıklığına uğratan, bu milleti sırtından hançerleyen Erdoğan ve onun Şahsım Hükümetiyle hesaplaşmak için sandığı beklesin. Bu işin sorumlularıyla hepimiz sandıkta hesaplaşacağız. Sokakta kurbanlarıyla hesaplaşmaya kalkmayacağız. Tüm milletimize çok açık bir sözümüz var. En fazla iki yıl içerisinde, Suriyeli misafirlerimizi davulla, zurnayla evlerine uğurlayacağız. Bu; Kuvayı Milliyecilerin, milletimize namus ve şeref sözüdür.

VATANDAŞ DERT DERYASINDA SANDAL OLDU

Büyük şairimiz Edip Cansever’in dediği gibi, “Gülemiyorsun ya, gülmek, bir halk gülüyorsa gülmektir…” Ne yazık ki ülkede, üç-beş maaşlı saray yanaşmalarının ve bir avuç saray müteahhidinin dışında, kimsenin yüzü gülmüyor. Erdoğan Şahsım Hükümeti ile millet gülmeyi hepten unuttu. Dünya Duygu Raporu’na göre; 2020’de vatandaşları en az gülen ülke Türkiye… Ne yazık ki vatandaşlarımız, dert deryasında sandal olmuş, devrilip batmamaya çalışıyor. Sinir, stres, kaygı, umutsuzluk, son üç yılda milletin artık kemiğine kadar işlemiş. 16 milyona yakın yurttaşımız son üç yılda, psikiyatri kliniklerine başvurmuş. 12 milyon 272 bin yurttaşımıza anti-depresan, 60 milyon 911 bin yurttaşımıza ise sinir ilacı yazılmış. Bunları biz söylemiyoruz. Bunları hükümetin Sağlık Bakanı söylüyor.

PİYASA ERDOĞAN’IN BİLEĞİNİ BÜKTÜ

Fakat Saraya göre hayatlar tatlı, havalar hoş… Milletin üniversite mezunu olan evladı iş bulamayıp evde oturuyor. Ama TÜİK’e göre artık işsizlik sorunu bitti, çözüldü. Mutfaklar yangın yeri, tencereler boş. Üretici fiyatları uçmuş gitmiş… Ama TÜİK’in tüketici enflasyonu yüzde 19’un bir tık da olsa altında kalmış. Erdoğan geçtiğimiz hafta,  hem TÜİK’e, hem de TCMB’ye sinyal vermişti. İşsizlik rakamları gösterdi ki TÜİK bu sinyali almış. Ama dün Para Politikası Kurulunda almış olduğu kararla Merkez Bankası bu sinyali almadığını gösterdi. Faiz oranını değiştirmedi yüzde 19’da tuttu. Zor, Erdoğan’ın da Merkez Bankası’nın da oyununu bozdu. Piyasa, Erdoğan’ın bileğini bir defa daha büktü.

DOLAR GÖRÜNÜMLÜ KORE WONU, DOĞAN GÖRÜNÜMLÜ ŞAHİN

Son bir aydır, yurtiçi yerleşiklerin yabancı para mevduatı, 6 milyar doların üzerinde arttı. Millet, Türk Lirası’ndan kaçmaya devam ediyor. Böyle bir ortamda, Merkez Bankası yukarı tükürse bıyık, aşağı tükürse sakal… Sahte istikrar algısı yaratmak için, milletin 128 milyar dolarını buharlaştırmalarının bedelini, ne yazık ki, yüksek faiz-yüksek kur arasına sıkışarak ödüyoruz. Şimdi beyler artık, kapı kapı dolaşarak, Merkez Bankası bilançosunu makyajlayabilmek için sağdan soldan SWAP anlaşması ricacısı oluyorlar. En son, Güney Kore ile 2 milyar dolarlık SWAP anlaşması yapmışlar. SWAP dediğimiz de, dolar görünümlü Güney Kore Wonu… Yani Doğan görünümlü Şahin… O da emanet alınmış bir Şahin… Bu şekilde emaneten alınan çakma rezervler, 23 milyar dolara ulaştı. Ama bunun net döviz rezervlerine olan katkısı sıfır… Merkez Bankasının net döviz bilançosu hala açık veriyor.

GÜVEN OLMADAN OLMAZ

Turizm tarafında da işler çok iç açıcı değil. 2021 yılının ilk altı ayında gelen turist, neredeyse 2019 yılının sadece bir tek ayında Haziran ayında gelen turist kadar… Bu yılın ilk altı ayında ülkemizi yaklaşık 6 milyon turist ziyaret etmiş 5,7 milyon. Oysa 2019’un aynı döneminde bu sayı 18 milyonmuş. Güveni sağlamadan, Türk Lirası üzerindeki baskıyı hafifletmeleri mümkün değil. Bu iktidarın da, Erdoğan hükümetlerinin de, Erdoğan Şahsım Hükümetinin de güveni sağlayacak artık takati de mecali de yok.

YİNE AYNI MÜSAMERE

Bu arada kamu emekçilerinin toplu iş sözleşmeleri görüşüldü. Kamuda çalışan işçiler için ilk altı ay için yüzde 12, ikinci altı ay için yüzde 5 zam verildi. Bu tabi ki az, yeterli değil. Ama ardından memurlara yapılan ilk altı ay için yüzde 5, ikinci altı ay için yüzde 6 zam önerisi insafla bağdaşır gibi değil. O nedenle de çok büyük tepki çekti. Bakalım memur sendikaları, memurların hakkını koruyabilecek mi? Yoksa her yıl sergilenen müsamere bu yılda sergilenecek, sendikalar bu müsamerede sadece oyuncu olmakla mı kalacaklar?

BU FINDIK FİYATI KARTELLERİ SEVİNDİRİR

Sadece memur değil, çiftçi de çok mutsuz. Üretim için gübre lazım, tohum, ilaç, mazot lazım… DAP gübre sadece bir yılda üçe katlanmış, ÜRE gübrenin fiyatı iki kattan fazla artmış. Tohum deseniz uçmuş, ilaç deseniz yerinde durmuyor… Mazot deseniz… Bugün Tekirdağ’da 120 litrelik lir traktör deposu, geçen seneye göre 160 lira daha fazlaya doluyor. Çiftçi, besici borç içinde… Bankalara, kooperatife prangayla bağlanmış durumda. Destek? Hükümet kanunen vermesi gereken destekleri dahi vermiyor. 2007’den bu yana Saray her bir çiftçi ailesine 2007’den buyana 98 bin 167 lira toplam borç takmış durumda. Devlet çiftçiye, çiftçide bankalara borçlu… Trakya’da böyle; Ege, Akdeniz, Karadeniz, Doğu-Güneydoğu Anadolu farklı mı? Orada da aynı. Ekonomi Masamızla geçtiğimiz ay Karadeniz’deydik. Fındık üreticisinin yaşadığı sorunları yerinde gördük. Derdi, derdi çekenden dinledik. Maliyet ortada, fiyat ortada… Genel Başkanımız, “Üreticinin ayakta kalabilmesi için bu sene fındık fiyatı en az 35 lira olması lazım” dedi. Evvelki gün Erdoğan, gazeteci görünümlü yandaşlarının huzurunda, kalite fındığa 27 lira paha biçti. Açıkladığı fiyatla çiftçiyi can evinden vurdu. Fındıkta 35 liranın altındaki her fiyat, üreticiyi yıkar, kartelleri sevindirir. Bu kadar açık, bu kadar net… Ben buradan hükümete sesleniyorum. Şu fındık üreticisine kilo başına vermediğiniz 7 lirayı nereye harcayacaksınız kalkın da bir açıklayın bakalım.

AYÇİÇEK ÜRETİCİSİNİ DE İTHALATA EZDİRMEYİN

Çukurova’da ayçiçeği hasadı başladı. Trakya ve İç Anadolu’da da bugün yarın hasat var. Hasadın ardından her zaman olduğu gibi fiyatlar düşebilir. Biz diyoruz ki, çiftçinin ayakta kalması, masrafını çıkarıp önümüzdeki yıl tarlasını ekebilmesi için, Ayçiçeğinde fiyat, 6 liranın altına hiçbir şekilde düşmemeli. Üreticiyi ithalata ezdirmemek için, indirilen gümrük duvarları derhal yeniden eski seviyesine yükseltilmeli. İthalata kota getirilmeli. Dışarıdan 1,5 kilo ayçiçeği tohumu ithal edebilmek için ithalatçı içerden 1 kilo Ayçiçeği almak zorunda olmalı. Bunlar yapılırsa üretici korunur. İthalata ezdirilmez.

KILIÇLA FETİH YAPAN SABANLA FETİH YAPANA YENİLİR

Artık şu salgında tüm dünya gördü ki, üretim olmadan, gıda güvenliği olmaz. Gıda güvenliği olmadan, gıda egemenliği de sağlanmaz. Salgından sonra ülkeler, gıdada kendine yeterli olmanın önemini bir kere daha kavradı. Bugün buğday ithal ettiğimiz Rusya, buğdayı hammadde olarak işlenmemiş biçimde bize satmak yerine işleyerek, un haline getirerek satmak için gerekli projeleri geliştiriyor, çalışmalarını hızlandırıyor. Atamızın İzmir İktisat Kongresi’nde açış konuşmasında ifade ettiği gibi “Kılıçla fetih yapanlar, sabanla fetih yapanlara yenilmeye mecburdurlar.” Üretmeden, kendine yetmeden, katma değer yaratmadan, borca yaslanarak, ithal ederek gidilecek artık bir menzil yoktur.

YENİ KURUMLAR, YENİ KURALLAR, YENİ KADROLAR

Şu gerçek ortadadır. Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin ne sorun çözecek gücü, ne de motivasyonu vardır, ne de heyecanı kalmıştır. Bu hükümet milletimizin sırtında, her geçen gün ağırlaşan bir yüktür. Bu tıkanıklığı aşmak için, “Yeni Kurallara”, “Yeni Kurumlara”, “Yeni Kadrolara” ihtiyaç vardır. CHP, bu göreve hazırdır. Bu saatten sonra Saray Hükümetinin, millet için yapabileceği tek iyilik, sandığı biran evvel milletin önüne getirmektir. Milletimiz herkesi izlemiştir, herkesin ne yaptığını görmüştür. Bu hükümetin notunu vermiştir. Şimdi bunların eline tasdiknamelerini vermek için sandığın önüne gelmesini beklemektedir.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Hepinize beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.

MİLLETİN AKLIYLA ALAY EDİYORLAR

CHP Sözcüsü Öztrak, Türkiye’nin ormanları yanarken Hükümetin hala caka peşinde olduğunu belirterek, “Yangının başında ‘Envanterimizde yangın söndürme uçağı yok’ diyen, kifayetsiz Tarım ve Orman Bakanı, dün çıktı, ‘Yunanistan’a uçak göndermeyi değerlendiriyoruz’ dedi. Beyefendi herhalde milletin aklıyla alay ediyor” diye konuştu.

Merkezi yönetim borç stokunun yüzde 58’inin, iç borç stokunun yüzde 25’inin dövize endeksli olduğuna dikkat çeken Öztrak, Hükümetin ekonomide en büyük günahı işlediğini, kendi milletinden bile dolarla, avroyla borç almaya başladığını söyledi. Hükümetin, bir de bunun üstüne yerel seçimlerde, ekonomide sahte istikrar algısı yaratmak için milletin 128 milyar dolarını buharlaştırdığını belirten Öztrak, “Ülkede finansal istikrarsızlığın daniskasını yarattılar” dedi.

Hükümetin, sığınmacılar konusunda “dışarıdan 3-5 milyar avro gelsin de, nasıl gelirse gelsin” anlayışıyla milleti sırtından hançerlemekten çekinmediğin kaydeden Öztrak, “Sınırlardan Afgan erkeklerinden oluşan taburlar akın akın geçip Türkiye’yi istila ediyor. Hükümet nerede? Ülkeyi kim yönetiyor? Taliban ele geçirdiği bölgelerde, tüm hapishaneleri boşaltıyor. Yarın öbür gün bu hapishane kaçkınları, bizim şehirlerimize dayandığında ne yapacaksınız? Bu millete nasıl hesap vereceksiniz?” diye sordu.

Öztrak, Milli Savunma Bakanı­’nın “Kabil Havalimanı’nın işletmesiyle ilgili görüşmeler sürüyor” sözlerini de eleştirerek, “Mehmetçik ne zamandan beri, başkalarının havalimanlarını işletir oldu? Sayın Akar, bu millet Mehmetçiğine bugün sınırda ihtiyaç duyuyor. Siz gitmişsiniz Kabil’de, egemen güçlerin taşeronluğuna soyunmuşsunuz. Gürbüz, genç Afgan erkekleri kaçıp, İstanbul’a gelecek, benim Mehmetçiğim Afganistan havalimanlarını savunmak için Kabil’e gidecek. Bu çirkin becayişi, bu millet içine sindirmez. Burası Türkiye Cumhuriyeti… Kendinize gelin” değerlendirmesinde bulundu.

Sarayın danışmanı müteveffa Burhan Kuzu hakkında ortaya atılan ciddi iddiaların yeniden gündeme geldiğini anımsatan Öztrak, “Bu konu hakkında şahitler de ortada. Burhan Kuzu kimin üzerinden, kimin aracılığıyla iş takip etmiş Burhan Kuzu’nun danışmanı çıktı bunları açıkladı. Şimdi yürekli bir savcı bekliyoruz. Yürekli bir savcı bekliyoruz ki, bu danışmanın ifadesine başvursun bu olayları aydınlatsın” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Bugün gündemimizde; orman yangınlarını söndürme sürecinde, bir defa daha açık seçik görülen yönetim krizi, kontrolsüz göç ve kevgire dönen sınırlarımız, derinleşen ekonomik kriz ve yeniden zirve yapmaya başlayan salgın vardı. Ülkede yaşanan yakıcı buhranı aşmak için, yapılması gerekenleri de toplantımızda tartıştık.

ORMANLARIMIZ BECERİKSİZLİK VE SORUMSUZLUKLA ALEVLERE TESLİM EDİLDİ

Çocuklarımıza, yavrularımıza daha ilkokul sıralarındayken; “Tohumlar fidana, fidanlar ağaca, ağaçlar ormana dönmeli yurdumda” diye şarkılar öğretirdik. Ama ne yazık ki son iki haftada, doğaya can veren, toprağı örten, kurda kuşa, börtü böceğe ve her türlü canlıya ev sahipliği yapan ormanlarımız, alevlere teslim oldu. Daha doğrusu; beceriksizlikle, liyakatsizlikle, sorumsuzlukla alevlere teslim edildi.

EGOLAR DEVLET AKLININ ÖNÜNE GEÇMİŞ

Bu son yangınlarda gördük ki, orman yangınlarıyla mücadele etmesi gereken yöneticiler, görevlerini layıkıyla yapmamışlar. Değişen iklim koşullarını, yeni riskleri dikkate alan, uzun vadeli bir, Yangın Önleme Stratejisi hazırlanmamış. Yine gördük ki bölgemizdeki diğer ülkeler, havadan yangın söndürme işini, yandaşlara ihale edilecek ticari bir iş olarak değil; kamu görevi olarak ele almışlar. Kendilerine ait, havadan yangın söndürme uçan filolarını, devletin bünyesinde hazır etmişler. Burada herhangi bir yönetim ve organizasyon açığına izin vermemişler. Bizimkiler ise kişisel egolar, devlet aklının önüne geçmiş. Tarım ve Orman Bakanı ihale şartnamesiyle oynamış. Sadece Türkiye’de değil, İsrail’de, Gürcistan’da yangınla mücadele eden, Türk Hava Kurumu’nun Ateş Kuşlarını, “beş damacana eksik su atıyor” diyerek, söndürme ihalelerine sokmamış. Elimizdeki uçakları, Etimesgut’ta öylece çürümeye terk etmiş. Ülkeyi 20 yıldır yöneten Erdoğan hükümetleri, kendi itibarlarını parlatmak için 13 tane uçan saray alırken, Türk Hava Kurumunun uçaklarını hurdaya çıkarmışlar. Türk Hava Kurumunu borca batırmışlar, malını mülkünü de yandaşlara peşkeş çekmişler. Milli servetimiz ormanlarımızı koruyacak, yangın söndürecek uçan araç ihtiyacını, düzensiz yıllık ihalelerle, eksik gedik teminlerle çözmeye çalışmışlar. Sonuç, karşımızda duran korkunç bilanço. 20 yılda yanan orman alanı, 10 günde yandı.

BAKAN HERHALDE MİLLETLE ALAY EDİYOR

“Türkiye’yi uçuracak” denen, ucube tek adam vesayet rejiminin, zamanında uçuracak uçak bulamamasının, milletimize maliyeti bu. Şu son tecrübe gösterdi ki, bunların “yangında ilk kurtarılacaklar” listesinde; ormanlarımız yok. Tarlalarımız, bağ ve bahçelerimiz yok. Köylerimiz, evlerimiz yok. Erdoğan hükümetleri için, ne olursa olsun, ilk kurtarılacak şey cakaları… Sarayın sözde itibarı… Kendi beceriksizlikleri ve kifayetsizlikleri nedeniyle, yangın kontrolden çıktı. Ama “Türkiye’ye Yardım!” yazan herkesi, suçlu ilan ettiler. Neden? Çünkü Erdoğan’a göre yardım istemek, “Türkiye’yi fakir fukara gösteriyormuş.” Ormanlarımız yandı, kül oldu. Bunlar hala işin cakasında… Yangının hemen başında; “Envanterimizde yangın söndürme uçağı yok” diyen, kifayetsiz Tarım ve Orman Bakanı, dün çıktı, “Yunanistan’a uçak göndermeyi değerlendiriyoruz” dedi. Beyefendi herhalde milletin aklıyla alay ediyor.

BECERİKSİZLİKLERİ GÖRÜNMESİN DİYE GÖNÜLLÜLERE YASAK GETİRİYOR

Son marifetleri de, yangın bölgelerine gönüllüleri sokmamak. Gökyüzünde devletinin yangın uçağını, yeterli helikopterini göremediği için, binlerce gönüllü yurttaşımız, tırnağıyla toprak kazıdı. Avuçlarıyla su taşıdı, ormanına sahip çıktı. Bu gönüllülerden, kahraman evladımız Şahin Akdemir’i, genç yaşında alevlere kurban verdik. Biz bu gönüllülerimizin hepsine minnettarız. Ama Erdoğan bu cesur yüreklere teşekkür etmek yerine, yasak getiriyor. Neden? Kendi beceriksizlikleri ortaya çıkmasın, yetersizlikleri anlaşılmasın diye. Biz bu yangında büyük çaba ve emek harcayan, orman işçilerimize, itfaiyecilerimize, gönüllülere,  mücadelenin tüm isimsiz kahramanlarına, bir kez daha şükranlarımızı sunuyoruz. Yangında yaşamını yitiren yurttaşlarımıza, Allah’tan rahmet, kederli ailelerine sabır diliyoruz. Allah bir daha böyle acılarla Türkiye’yi sınamasın. Hele bu beceriksiz hükümet iş başındayken hiç sınamasın.

SEVDİKLERİ TEK YEŞİL DOLARIN YEŞİLİ

Ne yazık ki Erdoğan Şahsım Hükümeti elinde, ülkemizde gün geçmiyor ki, yeni bir skandal patlamasın, yeni bir felaket yaşanmasın. Bir kere şunu hepimiz öğrendik. 20 yıldır ülkeyi yönetenlerin sevdiği tek yeşil var. O da doların yeşili.  İşte maden için talan edilen Kaz Dağları’nın hali ortada… Taş ocağı ve HES için perişan edilen Karadeniz yaylalarının hali. Ormanın dirisine saygısı olmayanların, ormanın ölüsüne saygısı olur mu? Elbette olmaz. Bu nedenle yanan ormanların, Erdoğan tarafından imara açılmaması için, hepimiz azami dikkati göstermeliyiz. Sayın Genel Başkanımız bu mücadelede, önderlik yapacağına söz verdi. Ama bu konuda toplumsal hassasiyetimizi de, hiç gevşetmeden, en üst seviyede tutmak zorundayız.

KUZU KURDA EMANET EDİLMEZ

Şu resimlere bir bakın, 2007’de Muğla Milas’ta Güvercinlik koyunda yangın çıktı yandı. Ardından da yangın olan alana şu aşağıdaki üç tane otel konduruldu. Ne Anayasa dinlendi, ne de vicdan? O dönemde Muğla Orman Bölge Müdürü kim bugün Orman Genel Müdürlüğünün helikopterine binip, yanan ormanları yukarıdan inceleyen AK Parti Antalya Milletvekili. Kuzu kurda, ormanlarımız da bunların rant iştahına emanet edilemez.

TÜM ZARARLAR EKSİKSİZ GİDERİLMELİ

Kısa dönemde takipçisi olacağımız diğer bir husus. Zararların eksiksiz tazmini. Bu işler öyle, felaketzedelerle pazarlık yaparak olmaz. Kim, yangında ne kaybettiyse, tastamam kendilerine geri verilmesi gerekir. Yanan bölgelerin demografik yapısının değişmemesi için, Muğla’nın köylerinde ve Toroslarda yaşayan yurttaşlarımızı, ata yurtlarında tutabilmek için, her türlü tedbir mutlaka alınmalıdır. Bu dönemde bir çağrımız da yurttaşlarımıza… Özellikle Muğla, yerli turistin rağbet gösterdiği bir ilimiz. Yangın nedeniyle otel rezervasyonlarında önemli iptaller olduğunu öğreniyoruz. Orada bulunan Belediye Başkanlarımızın da ricası bu; artık yardım göndermeyin, ne olur, tatil planlarınızı değiştirmeyin. Otel rezervasyonlarınızı iptal etmeyin. İptal ettiklerinizi de yeniden yapın.

İLK SEÇİMDEN SONRA GEREKENLERİ BİZ YAPACAĞIZ

Orta ve uzun dönemdeyse, çok daha zorlu görevler bizi bekliyor. İnşallah ilk seçimden sonra; bunları yapmak da bize nasip olacak. Her şeyden önce; iklim değişikliği başta olmak üzere, artan yeni çevresel riskleri de dikkate alarak, “Ulusal Orman Yangınlarını Önleme ve Söndürme Master Planını” hemen yapacağız. Ormanlık alanlarımızın talan edilmesine asla müsaade etmeyeceğiz. İklim değişikliği, ne yazık ki önümüzdeki yılların en büyük sorunlarından biri olacak. Ranta, taşa, betona ve borca dayalı büyüme modelini değiştireceğiz. Yeşil Mutabakat’a uyum, Paris İklim Değişikliği Anlaşması’na taraf olma konusunda, gereken siyasi iradeyi göstereceğiz. Orman yangınlarında kullanılacak uçan araç envanterini, kamucu bir yaklaşımla oluşturacağız. Uçakların bakım ve idame görevini, Türk Hava Kuvvetleri’yle, Türk Hava Kurumu’nun işbirliğine etkili bir işbirliği içinde yapmalarına bırakacağız. Bu söndürme filosunda helikopter-uçak dengesiyle, bölgelerin uçan araç dağılımındaki dengesine mutlaka dikkat edeceğiz.

ŞATAFAT İÇİN 13 UÇAK ALIRSANIZ, YANGIN SÖNDÜRME UÇAĞINA PARA KALMAZ

İklim değişikliğini sadece orman varlığımız için değil, gıda güvenliğimiz içinde çok önemli bir risk olarak görüyoruz. Kuraklık, düzensiz yağış ve seller gıda güvenliğimizi tehdit ediyor. Bu sene ciddi bir kuraklıkla karşı karşıyayız. Özellikle Doğu, Güneydoğu ve Orta Anadolu’da… Kuraklık nedeniyle Orta Anadolu’da buğday ve arpa üretiminde, verim kaybının yüzde 50 den fazla olacağı tahmin ediliyor. Peki, hükümet her yıl artan bu kuraklık riskiyle ilgili olarak, bugüne kadar ne yaptı? Şimdi Allah var. 2017’de Kuraklık Yönetimiyle ilgili olarak, beş yıllık bir eylem planı hazırlamışlar. Ama o gün bugündür ortada plan var, eylem yok. Ekonomi, sınırlı kaynakları en etkin ve verimli şekilde kullanma bilimidir. Bir tercih yaptığınızda, diğer tüm tercihlerden, tüm seçeneklerden vazgeçmiş olursunuz. İtibarınız, şatafatınız deyip 13 uçak alırsanız, yangın söndürmek için alınacak uçaklara para kalmaz onlardan vazgeçersiniz. Yine sınırlı kaynakları, Talan İstanbul Projesi’ne aktarmaya kalkarsanız, gıda güvenliğimiz bakımından son derece önemli olan, sulama projelerinden, oradaki kanallardan vazgeçmek zorunda kalırsınız.

VARSA YOKSA CUKKA

Erdoğan 20 yıldır bu ülkeyi yönetiyor. Ama Güneydoğu Anadolu Projesi bir türlü bitmedi. 2019’da bitecek dediler söz verdiler hala bitiremediler. Bu projeye göre, 18 milyon dönüm tarım alanının sulanması hedeflenirken, ancak 7 milyon dönüm alan sulanabiliyor. Gerçekleşme, hedefin neredeyse üçte birinde kaldı. Konya Ovası Projesi derseniz o da evlere şenlik. Eylem planları, master planlar havalarda uçuşuyor maşallah. Ama Konyalı çiftçilerimizin çoğu su bekliyor su. Güney Doğu Bölgemiz, Konya ovamız kuraklıkta kavruluyor. Hayatta yaptığımız tercihler, kim olduğumuzu belirler. Hükümetlerin yaptığı tercihlerse, neye, kime, değer ve önem verdiğini gösterir. Erdoğan Hükümetlerinin 20 yıldır yaptığı tercihlere bakın. Varsa yoksa cukka, varsa yoksa yandaş, varsa yoksa rant, varsa yoksa şatafat.

TARIM TEFECİ KOOPERATİFLERİ HACZE BAŞLADI

Bunlar milleti unuttu, milletin halini görmüyor, milletin sesini duymuyorlar. Eğer milletin sesini duysalardı,  Tarım Kredi Kooperatifleri, bu pandeminin ortasında, bu kuraklıkta, çiftçilerimizin traktörlerini bağlamaya başlamaz, tarlasına haciz göndermezdi. Hacizler Temmuz ayı sonuna kadar ertelendi Temmuz ayı geçti Tarım Tefeci Kooperatifleri yine alanda hacizlere başladı. Tekrar söylüyorum, bunlar milletin halini görseydi, çiftçiye kanunen verdikleri destekleri tastamam öderlerdi. Bir de üstüne üstlük bu verdikleri eksik desteklerden haksız yere de stopaj kesmezlerdi. İşte Danıştay söylüyor haksız yere kesilmiş bu stopajlar. Çiftçilerin yandaşa olan elektrik borcunu, çiftçilere ödenecek desteklerden düşmezlerdi. Bu da haksız…

FINDIKTA 35 TL FİYATI AÇIKLAYIN

Yine Erdoğan sarayından milletin sesini duyabilseydi, fındık üreticisini kartellere ezdirmez, tüccarın eline bırakmazdı. Fındık hasadı başladı, üreticiler harman aşamasına geçiyor. Ama ortada fiyat yok, hala yok. Üretici bezdi. Karteller üreticiyi ezmeye başladı. Sayın Genel Başkanımız bundan 2 ay önce, fındık için en az 35 liralık fiyat açıklanmasını istedi. Tüm bölge de bu fiyatı bekliyor. Bütün uzmanlar koşulların buna son derece uygun olduğunu söylüyor. Fındık için 35 liralık taban fiyatını artık açıklayın… Üreticiyi daha fazla üzmeyin.

NAKİT AÇIĞINDA REKOR ÜSTÜNE REKOR

Hükümetin başı, bakanları, AK Parti’nin Grup Başkanvekilleri, “Temmuz ayında ekonomimiz uçacak, Almanya’sı, Fransa’sı, Amerika Birleşik Devletleri çatlayacak” diyorlardı. Temmuz’da gördük ki ekonomi uçmadı ama fiyatlar uçtu… Hayat pahalılığı, TÜİK’in makyajlı verileriyle bile, dünya rekorları kırdı. En üst sıralara yerleştik enflasyonda. Yine geçtiğimiz hafta Hazine Nakit Dengesi açıklandı. Temmuz’da Hazine’nin nakit açıkları da uçmuş. Rekorlar kırmış. Temmuz’da Hazine’nin nakit açığı 67,9 milyar lirayla rekor kırdı. Faiz harcamaları hariç nakit açığı o da uçmuş. 46,2 milyar lirayla bir başka rekor kırmış. Yine Temmuz’da faiz harcamaları da o da uçmuş. 21,7 milyar lirayla yine rekor kırmış. Erdoğan sözde faize karşıydı. Ama faiz lobileri en çok onun döneminde abat oldu.

MERKEZİ YÖNETİM BORCUNUN YÜZDE 58’İ DÖVİZE ENDEKSLİ

Hazine’nin sadece faiz değil, kur riski de bu dönemde şahlandı. Bugün Merkezi Yönetim Borç Stokunun, yüzde 58’i dövize endeksli… Kayınpeder-Damat bir oldular, ekonomide işlenmeyecek en büyük günahı işlediler. Kendi milletinden bile dolarla, avroyla borç almaya başladılar. Bunların yerliliği, milliliği işte bu kadar… Hazine vergi gelirlerini dolarla toplamıyor ki. Ama iç Borç Stokunun yüzde 25’i, yani dörtte biri bugün dövize endeksli. Aynı oran bu oran 2017’nin Eylül ayında sıfırdı, sıfır. Bir de bunun üstüne yerel seçimlerde, ekonomide sahte istikrar algısı yaratmak için milletin 128 milyar dolarını buharlaştırdılar. Ülkede finansal istikrarsızlığın daniskasını yarattılar.

BU KADAR KİBRE PES

İstikrarın olmadığı ekonomide, kurdaki her oynama, durduk yere, hazine dengelerini alt üst ediyor. Finansal istikrarsızlığı daha da katmerli hale getiriyor. Şimdi beyefendi Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’na, “faiz indir sinyali verdim, inşallah anlarlar” diyor. Ne olacak 12 Ağustos’ta faiz indirilmezse, banka verdiğiniz sinyali almazsa ne yapacaksınız? Başkanı görevden alacak mısınız? Dünyanın en yüksek 7. faizini vereceksin, dünyanın en yüksek enflasyonlarından birine bu ülkeyi, bu milleti mahkum edeceksin, dünyada parasını en hızlı pul eden ekonomi yönetimi olacaksın, sonra da “biz finansı iyi yönetiriz” diye, boş boş caka satacaksın. Tablo ortada. Bu kadar afra tafraya, bu kibre, bu kendini beğenmişliğe artık pes…

MİLLETİ SIRTINDAN HANÇERLİYORLAR

Şimdi bu konuşmayı yapan sözde finans üstadı hızını alamamış. Mülteci almaya, ülkeyi yolgeçen hanına çevirmeye devam edeceklerini de söylemiş. Çünkü durumları finans bakımından iyiymiş. Finanstan anladıkları sadece para tahsil etmek. Dışarıdan 3-5 milyar avro gelsin de, nasıl gelirse gelsin. Bunun için ülkemizin geleceğini çalmaktan. Milletimizi sırtından hançerlemekten çekinmiyorlar. Sınırlarımızın hali ortada… Sınırlarımız sınırlıktan çıktı, kevgire döndü. Sınır hani milletin namusuydu? Bu Rus jetini birkaç kilometre sınırımızdan içeri girdi diye siz düşürmediniz mi? Gerçi sonra astarı yüzünden pahalıya gelince, işi FETÖ’ye yıkan da siz oldunuz. Yetmedi üstüne üstlük bir de Ruslardan özür dilemek için, 2,5 milyar dolar verip hala bir türlü kullanamadığınız S-400’leri aldınız. Ama şimdi o sınırlardan Afgan erkeklerinden oluşan taburlar, ellerinde tek bir çanta bile olmadan geçiyor, akın akın Türkiye’yi istila ediyor. Hükümet nerede? Ülkeyi kim yönetiyor? Taliban ele geçirdiği bölgelerde, tüm hapishaneleri boşaltıyor. Bununla ilgili görüntüler sosyal medyaya düşmeye başladı. Yarın öbür gün bu hapishane kaçkınları, bizim şehirlerimize dayandığında ne yapacaksınız? Bu millete nasıl hesap vereceksiniz?

DEVLET, ERDOĞAN’IN GÖRÜŞMELERİNİ BİLMİYOR

Daha bir hafta önce, Sarayın iletişim başkanı, “Türkiye kimsenin bekleme odası değil” demişti. Dışişleri Bakanlığı; “Yeni bir göç krizine izin verilmeyecek” diye söz veriyordu. Ama şimdi Erdoğan ne diyor? “Mültecileri almaya devam edeceğiz” diyor. Devletin kurumları başka konuşuyor, Erdoğan Başka konuşuyor. Anlaşıldı ki Devlet, Erdoğan’ın kapalı kapılar ardında, ABD ile ne görüştüğünü bilmiyor. Konuşulanları bir tek Erdoğan biliyor. Bir de, devlet teamüllerine aykırı olarak, toplantıya alınan Kavakçı’nın kızı…

BU ÇİRKİN BECAYİŞİ MİLLET KABUL ETMEZ

Anlaşılan Erdoğan ABD ile bir olmuş, Türkiye’ye kontrolsüz göçmen akınını kabul etmiş teşvik ediyor. Amerika’sı, Almanya’sı, Avusturya’sı, Belçika’sı Erdoğan’ın sırtını okşasın, parayı versin yeter. Varsın ülkemiz işgal edilsin… Türkiye Avrupa’nın mülteci gettosuna dönüşsün. Bu arada sınırlarımız kevgire dönmüş Milli Savunma Bakanı­ çıkıyor, “Kabil Havalimanı’nın işletmesiyle ilgili görüşmeler sürüyor” diyor. Hayrola Mehmetçik ne zamandan beri, başkalarının havalimanlarını işletir oldu? Sayın Akar, bu millet Mehmetçiğine bugün sınırda ihtiyaç duyuyor. Siz gitmişsiniz Kabil’de, egemen güçlerin taşeronluğuna soyunmuşsunuz. Gürbüz, genç Afgan erkekleri kaçıp, İstanbul’a gelecek, benim Mehmetçiğim Afganistan havalimanlarını savunmak için Kabil’e gidecek. Bu çirkin becayişi, bu millet içine sindirmez. Burası Türkiye Cumhuriyeti… Kendinize gelin.

PARAYI BİZ VERELİM, SIĞINMACILARA AVRUPA BAKSIN

Uyardık, uyarıyoruz… Ülkemizde gayrı resmî rakamlarla 5 milyon Suriyeli var. Bir de bunun üstüne yüzbinlerce Afgan gelirse, açık söylüyorum bu terazi bu sıkleti çekmez… Madem bu ülke güçlü bir ülke, madem siz bu işin finansmanını iyi biliyorsunuz, o zaman yapacağınız bellidir. 3-5 milyar avroyu biz Avrupalılara verelim. Milyonlarca Suriyeliyi, Afganlıyı oraya gönderelim. Bizde ülkemizin demografik yapısının, sosyal dengelerinin çok büyük bir tehditten kurtulmasını sağlayalım. Türkiye ekonomisi düşük teknoloji, düşük gelir tuzağına takılıp kalmasın. Çocuklarımızın, torunlarımızın geleceği kurtulsun.

BAHÇELİ’DEN GIK ÇIKMIYOR

Sabah akşam, beka diyen Sayın Bahçeli’ye de sormak istiyoruz. Ortağınız Türkiye’nin en önemli beka meselesinde, milletimizi sırtından hançerliyor. Ama sizden gık çıkmıyor. Bu içinize siniyor mu? Buna sessiz kalmak, suça iştiraktir. Bugün buna sessiz kalan, yarın dönüp bu millete ben milliyetçiyim diyemez. Çok açık söylüyorum. Bu meselede herkes yaptıkları kadar, yapmadıklarından da sorumludur. Millet kendisine ihanet edenleri ve işbirlikçilerini sandıkta paket yapıp, tarihin tozlu sayfalarına göndermeyi çok iyi bilir.

AŞILAMADA GERİDE KALDIK

Türkiye bir yandan orman yangınlarıyla, diğer yanda kontrolsüz göç dalgasıyla sarsılırken, bir başka sinsi düşman, Kovid-19 salgını, toplumsal sağlığımızı tehdit etmeye devam ediyor. Vaka sayılarında yeniden dünyada ilk 10 ülke arasına girdik. Günlük vaka sayılarında Mayıs başına, günlük vefat sayılarında Haziran başına döndük… Günlük vefat sayıları 100’ün üzerine çıktı. Dün itibariyle iki doz aşısını olan yurttaşlarımızın sayısı, 29 milyondu. Bu, toplam nüfusun yüzde 35’i civarında… Toplumsal bağışıklık kazanmak için, nüfusun yüzde 70’inin aşılanması gerekiyor. Yani neredeyiz? Hedefin ancak yarısındayız. Oysa aşısı tamamlananların nüfusa oranı, Amerika Birleşik Devletleri’nde yüzde 50, Yunanistan’da yüzde 51, Almanya’da yüzde 54, İtalya’da yüzde 55, İsrail’de yüzde 62. Bu rakamlar aşılamada geride kaldığımızı açık seçik ortaya koyuyor.

BİR EĞİTİM DÖNEMİNİ DAHA KAYBEDEMEYİZ

Bir ay sonra okullar açılacak. Okullar açılmadan önce geçtiğimiz hafta Milli Eğitim Bakanı istifa etti gitti. Bakan değişti. Giden Milli Eğitim Bakanı neden istifa etti, neyi yaptı, neyi eksik bıraktı veya neler ona yaptırılmadı, neden ayrıldı? Gelen Bakan hem bunu, hem de bu eksiklerin giderilmesi için neler yapacağını açıklamalıdır. Bakın şunu söyleyeyim, Türkiye bu salgın döneminde, okullarını en uzun süre kapalı tutan ülkelerden biri oldu. Türkiye’nin bu eğitim dönemini de kaybetme lüksü artık yok. Aksi halde kayıp kuşak riski daha da artacak. Bu nedenle okullardaki öğretmen ve personelin aşılanmasında bir sıkıntı varsa, bunlar mutlaka ve ivedilikle giderilmelidir. Velilerimiz, yeni atanan Milli Eğitim Bakanından bu konularda açıklama bekliyor.

DÜNYA SALGIN VERİLERİMİZE KUŞKUYLA BAKIYOR

Salgın yeni varyantlarla, başka ülkelerde de hız kazanmış görünüyor. Bu nedenle ülkeler arasında, veri paylaşımı konusunda şeffaflığa ihtiyaç var. Suudi Arabistan dün, umre vazifesini yerine getirmek isteyen vatandaşlarımızı ülkesine kabul etmeyeceğini açıkladı. İngiltere ise Türkiye’yi kırmızı listede tutmaya devam ediyor. Gerekçe, yine bir beceriksizlik dünya standartlarında veri paylaşımı yapılmaması… Sağlık Bakanı bu konuda sabıkalı… “Vaka” dediler, “hasta” dediler. Rakamları kararttılar. TÜİK 2020 Ölüm ve Ölüm Nedeni istatistiklerini hala yayımlamadı. Anlaşılan vefat sayılarında mızrağı bir türlü çuvala sığdıramıyorlar. Şimdi tüm dünya artık salgın verilerimizi kuşkuyla değerlendiriyor. Hep söylüyorum. Güven ruh gibidir. Terk ettiği bedene bir daha asla geri dönmez. Artık Sağlık Bakanına da, Erdoğan Şahsım Hükümeti’ne de güven kalmamıştır.

KUZU İDDİALARI HAKKINDA YÜREKLİ BİR SAVCI ARANIYOR

Güven demişken, hafta sonu Sarayın danışmanı müteveffa Burhan Kuzu hakkında televizyonlarda, bazı ciddi iddialar yeniden gündeme geldi. Bunlar yenilir, yutulur cinsten iddialar değil. Bu konu hakkında şahitler de ortada. Burhan Kuzu kimin üzerinden, kimin aracılığıyla iş takip etmiş Burhan Kuzu’nun danışmanı çıktı bunları açıkladı. Şimdi yürekli bir savcı bekliyoruz. Yürekli bir savcı bekliyoruz ki, bu danışmanın ifadesine başvursun bu olayları aydınlatsın.

MİLLET İÇİN YAPABİLECEKLERİ TEK ŞEY SANDIĞI GETİRMEK

Hep söylüyoruz artık yapılması gereken, yönetimdeki çürümüşlüğe son vermektir. “Yeni Kurallarla”, “Yeni Kurumlarla”, “Yeni Kadrolarla” ülkenin ufkunu açmaktır. Bugün milletin hakemliğine gitmeye ihtiyaç en üst seviyededir. Bu saatten sonra Erdoğan Şahsım Hükümetinin, millet için yapabileceği tek iyilik sandığı getirmektir. Milletimiz 3 yıl boyunca herkesi izlemiştir. Bu hükümetin notunu da vermiştir. Şimdi milleti hayal kırıklığına uğratan Erdoğan Hükümetine tasdiknamesini verme sırası gelmiştir.

Sözlerimi tamamlarken, bugün Muharrem ayının ilk oruç günü. Tutulan tüm oruçların hak katında kabul olmasını, milletimizin barışına, huzuruna ve kardeşliğimizin pekişmesine vesile olmasını diliyoruz.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Hepinize beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- CHP Meclis Grubunun hazırladığı rapora göre Sefalet Endeksi’nde son yılların en yüksek rakamına ulaşıldı. Bu yükseliş önümüzdeki aylara nasıl yansır, sizin bu duruma ilişkin bir yorumunuzu alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi Sefalet Endeksi’nin en önemli parametrelerinden biri işsizlik. Ülkemizde bugün itibariyle 9 milyondan fazla işsiz var. Geçen yılsonunda bu 10 milyonu geçmişti. İşsizlerimizin sayısı 101 ülkenin nüfusundan fazla. Yine dünyada en yüksek enflasyona sahip 15 ülkeden biriyiz. Üretici fiyatları ile tüketici fiyatları arasındaki makas hiç bugüne kadar görmediğimiz biçimde açılmış vaziyette. Yüksek işsizlik, yüksek enflasyon fakir fukarayı daha da eziyor. Gelir dağılımını daha da bozuyor. Bunu engelleyebilmek için ortada ciddi bir program olması lazım. Yine bu programı uygulayacak güven veren bir yönetim olması lazım. Böyle bir yönetim işbaşına gelmeden ne yazık ki, bu sıkıntıları yaşamaya, bu göstergelerin daha da kötüleşmesini izlemeye devam edeceğiz.

Soru- Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan CHP’lilerden kendisine gelen eleştirilere yönelik olarak “Partim beni nasıl durduracak” çıkışında bulunmuştu. Bu çıkış Genel Merkezde nasıl bir yanıt buldu?

Faik ÖZTRAK- Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan görevinin başında, çalışmaya devam ediyor.

Soru- Cumhurbaşkanlığı adaylığı tartışmalarıyla ilgili bu soru… CHP’nin adaylık için eski AK Partili Mehmet Şimşek’le görüştüğü iddia edildi bu iddialar doğru mu?

Faik ÖZTRAK- Şimdi iddianın ortaya atıldığı kanal CNN Türk. Bugün bu soruyu soran kanallar ise neredeyse havuz medyasının tamamı. Manzara açık, öyle görünüyor ki, saraydan ellerine kendilerinin çalıp kendilerinin oynayacağı bir senaryo verilmiş. Bunun üzerinden yeni bir suni gündem harekatı başlatmaya, milletin asıl gündemini çalmaya çalışıyorlar. Allah akıl fikir versin başka bir şey söylemeye gerek yok.

Teşekkür ediyorum.

MECLİS’TEN GEÇMEYEN ANLAŞMA TÜRKİYE’Yİ BAĞLAMAZ

CHP Sözcüsü Öztrak, kararların hızlı alınacağı savıyla kurulan ucube rejimin nefesinin 3 yılda tükendiğini belirterek, “Yaşadığımız felaketlerin ana kaynağı, bu ucube rejimdir, bu ucube sistemdir. Bunun sorumlusu da Erdoğan’dır. Ne yazık ki karşımızda, kendi şatafatından, debdebesinden ve olmayan itibarından başka bir şey düşünmeyen, gözünü hırs bürümüş bir kibir abidesi var” diye konuştu.

Hükümetin orman yangınları karşısındaki tutumunu eleştiren Öztrak, “Artık apaçık ortaya çıkmıştır. Bu zihniyetin memleketin derdine derman olma kaygısı yoktur. Memleketin derdiyle tek rabıtaları cukkaları… Sevdikleri tek yeşil de, doların yeşili… Ormana bakınca; rant gören, yedi yıldızlı oteller gören, maden gören bir zihniyet ülkenin başında. Bu yönetimin iman tahtasının altında, millet için atan bir yürek yok” dedi.

Türkiye’nin bir yanda yangınlarla boğuşurken, bir yanda da organize bir işgalle karşı karşıya olduğunu kaydeden Öztrak, Türkiye’ye gelen Afgan sığınmacılarla ilgili değerlendirmelerde bulundu. ABD’nin Türkiye’yi Afgan sığınmacılar için “elek gibi kullanma” niyetinde olduğunun anlaşıldığını ifade eden Öztrak, yaşanan sürecin Erdoğan’ın Biden’la Kabil Havalimanı ve Afganistan’dan gelenlere Türkiye kapılarının açılması konusunda anlaştığının göstergesi olduğunu belirtti.

Erdoğan’ın ABD ile yaptığı gizli bir anlaşma varsa, bunun derhal kamuoyuna açıklanması çağrısında bulunan Öztrak, “Türkiye Büyük Millet Meclisi derhal toplanmalıdır. Uluslararası anlaşmalar Meclis’ten gizli saklı yapılamaz. Genel Başkanımızın çok net bir şekilde açıkladığı gibi, Meclis’ten geçmeyen Erdoğan’la yapılan anlaşmalar, ancak Erdoğan’ı bağlar, Türkiye’yi bağlamaz” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Ülkemiz, tarihinin en büyük doğa felaketlerinden birini yaşıyor. Yüzbinlerce dekarlık ormanımız, yandı, kül oldu. İnsanlarımız canını kaybetti. Ormanların tüm sakinleri, kurdumuz, kuşumuz, böceğimiz, çiçeğimiz yandı, bitti, kül oldu. Zeytinliklerimiz, arılarımız, besiliklerimiz alevlerde kavruldu. Evlerimiz, köylerimiz, bin yıllık ata-dede yurtlarımız, ateşlere teslim oldu. Yangınların başlamasının üzerinden tam dokuz gün geçti. Onuncu gündeyiz. Orman işçilerimizin, itfaiyecilerimizin, gönüllü olarak çalışan tüm yurttaşlarımızın, olağanüstü gayretlerine ve fedakarlıklarına şahit olduk. Hepsine bir kez daha sonsuz şükranlarımızı sunuyoruz. Minnettarız.

TARİHİMİZİN EN BÜYÜK YÖNETİM KRİZİ

Yangınlar hala kontrol altına alınabilmiş değil. Sebebi ise çok açık… Aklını ve şuurunu kaybetmiş, beceriksiz, liyakatsiz bir hükümet elinde, tarihimizin en büyük yönetim krizini yaşıyoruz. Yönetim krizi, Türkiye’yi her gün bir felaketten, başka bir felakete savuruyor. “Türkiye’yi uçuracak” dedikleri tek adam vesayet rejimi; yangında uçak uçuramadı. Ormanlarımız cayır cayır yanarken, milletimizin ciğeri dağlanırken, Erdoğan, sözde gazetecileri karşısına aldı, ekranlarda kendine övgüler dizdirdi. Atama bakanların hepsi birbirinden kifayetsiz. 10 gün geçti… Yangınla mücadeleyi yönetecek, koordine edecek, doğru dürüst bir Kriz Masası kuramadılar.

MİLLET ÜMİDİNİ KESTİ, ORMANLARA KENDİSİ SAHİP ÇIKIYOR

Millet, bu beceriksizlerden ümidini kesti. Kendi kaderine, kendi ormanlarına sahip çıkmaya çalıştı. Belediyelerimiz, Sivil Toplum Kuruluşlarımız, halkımız dişiyle, tırnağıyla mücadele ediyor. Millet yanan ateşe bir avuç toprak, bir damla su atabilmek için, yangın yerlerinde gece gündüz ter döküyor. Türk Hava Kurumu’nun “Ateş Kuşları” ise, “Beş damacana eksik su atıyor” diye, Orman Bakanlığı’nın yangın söndürme uçağı ihalesine alınmıyor. Uçaklar Etimesgut’ta, öylece çürümeye terk edilmiş vaziyette. Bu uçakların İspanya’dan, Hırvatistan’dan gelen kardeşleriyse, Türkiye’deki alevleri söndürüyorlar.

YANGINLA DEĞİL VATANDAŞLA MÜCADELE EDİYORLAR

Ülke yangın yeri, ormanlarımız yok oluyor. Halkımız infial içinde. Erdoğan Şahsım Hükümeti sözde itibarının peşinde… “Türkiye’ye Yardım Edin!” diyen herkesi, suçlu ilan ediyorlar. Trolleriyle insanlarımızı ve muhalefeti hedef gösteriyorlar. Edep, aklın suretidir. Yangında yardım çığlığı atana soruşturma açacak kadar, edepten, akıldan, vicdandan yoksunlar. Yangın için yardım istemek, ne zamandan beri suç oldu? Yangınla mücadele etmesi gerekenler, belediyelerimizle, muhalefetle, basınla, vatandaşla mücadele ediyorlar.

ERDOĞAN YİNE SORUMLULUKTAN KAÇIYOR

Belediye Başkanlarımıza, doğru dürüst bilgi vermiyorlar. Güya koordinasyon toplantısı yapıyorlar. Ama başkanlarımızı çağırmıyorlar. Erdoğan ise her zaman yaptığını yapıyor. Belediyeleri, Türk Hava Kurumu’nu suçluyor, sorumluluğundan sıyrılmaya çalışıyor. Önce Bakanları, ardından da Erdoğan, yangınlar sanki şehirlerde başlamış da, ormanlara oradan sıçramış gibi bir algı yaratmak için kıvrım kıvrım kıvranıyorlar. Beyler geçin bunları, yangın şehirlerde değil, ormanlarda başladı. 6831 Sayılı Orman Kanunu’na göre de, orman yangınlarını önleme ve söndürme görevi, Saray’a bağlı Orman Genel Müdürlüğü’nde… Yani sorumluluk; Tarım ve Orman Bakanı’nda… Ve elbette bu kifayetsiz Bakanı oraya atayan Erdoğan’da. Ama iş ne zaman sorumluluk üstlenmeye gelse, Beyefendi “Erdoğan kaçar!” diyor ortadan yok oluyor.

REJİMİN NEFESİ 3 YILDA KESİLDİ

Bu ucube vesayet rejiminde, ülke yönetilmiyor, savruluyor. Erdoğan’ın ucube vesayet rejiminde, kurumlar yasal görevlerini, gündelik işlerini bile yapamaz hale geldiler. Herkes bir kişinin iki dudağına bakıyor, talimat bekliyor. “Hızlı karar alacak” denen rejim, üç yılda nefesi tüketti.

SARAY KOMİSERİ BAKAN YARDIMCILARI

Eskiden bakanların altını, bürokrasi doldururdu. Kurum içinden yetişmiş Müsteşarlar, Genel Müdürler, devlet tecrübesiyle Bakanlara destek olurlardı. Şimdi Bakanların altında “Saray komiseri Bakan Yardımcıları” var. Maşallah hepsi de aç kurt gibi, vakti saati geldiğinde Bakanı yemek için fırsat kolluyorlar. Bu nedenle herkes gölgesinden korkar oldu. Kimse kılını kıpırdatamıyor. Sorumluluk almak istemiyor. Koltuk ile liyakat arasındaki bağ, tamamen koptu. Liyakat yerine saraya sadakat tek geçer akçe oldu.

BAKANLIKTA ORMANDAN ANLAYAN BAKAN YARDIMCISI YOK

Tarım ve Orman Bakanlığı’nda, ormandan anlayan tek bir bakan yardımcısı yok. Hepsi “Reise de bağlıyım, ne iş olsa yaparım” tayfasından. Maaşlar kallavi, hem de maşallah bir de değil, ikişer tane… En az ikişer tane. Bu ucube sistemde yönetenleri eleştirmek ihanetle eş değer. Hatayı kabul etmek zayıflık, öyle alenen yardım istemekte suç… Ama kapalı kapılar ardında, yardım pazarlıkları yapmakta hiç sorun yok.

FELAKETLERİN KAYNAĞI UCUBE REJİM

Lafı eğip, bükmeye gerek yok. Yaşadığımız felaketlerin ana kaynağı, bu ucube rejimdir, bu ucube sistemdir. Bunun sorumlusu da Erdoğan’dır. Ne yazık ki karşımızda, kendi şatafatından, debdebesinden ve olmayan itibarından başka bir şey düşünmeyen, gözünü hırs bürümüş bir kibir abidesi var.

İNSANDA BİRAZ SIKILMA OLUR

Ne güzel demiş Hacı Bayram-ı Veli, “Kibir, bele bağlanmış taş gibidir. Onunla ne yüzülür, ne de uçulur…” Bu kibir abideleri daha iki ay öncesine kadar, “Uzaya gidiyorlardı”, “uçan araba” yapıyorlardı. Ama şimdi görüyoruz ki bunların elinde, yangında uçuracak doğru dürüst uçakları yokmuş. Önce, “envanterde uçak yok” dediler. İki gün sonra çıktılar “bir uçak var” dediler. En son Sarayın kibirlisi çıktı. Eloğlunun uçaklarını millete kendi uçağımızmış gibi pazarlamaya kalktı. İnsan da biraz sıkılma olur.

SANDIKTA MİLLETTEN YİYECEĞİNİZ SOPAYA HAZIRLANIN

Yine gördük ki bunların elinde; iklim değişikliği nedeniyle ortaya çıkan riskleri yönetebilecek, yangınla mücadele için uzun vadeli bir strateji, uçak, helikopter, modern teçhizat tedarik programı, insan gücü planlaması dahi yok. Sen görevini yapmayacaksın. Ülkeyi eloğlunun himmetine muhtaç edeceksin. Sonra da çıkıp, “Yandık Allah!” diye bağırana, sopa göstermeye kalkacaksın. Buradan açıkça ifade ediyorum, millet sizi gördü, notunuzu verdi. Siz esas sandıkta milletten yiyeceğiniz sopaya hazırlanın.

RUSLARIN YAPTIĞIYLA ÖVÜNÜYOR

Erdoğan ne diyor? “Rusya yanarken, Putin’le görüştüm. O haldeyken üç tane uçak, dört tane de helikopter gönderdi.” Demek ki Rusya’yı yönetenler işini doğru yapmış. Tedbirini almış. Sen neyle övünüyorsun, sen yapmamışsın. Rusların yaptığıyla sen neden övünüyorsun?

19 YILDIR TEDBİR ALINMADI

Bilim insanları iklim değişikliği nedeniyle orman yangınlarının sayısı ve sıklığının artacağını açıkça ifade ediyor. Akdeniz çanağında, en fazla orman yangını yaşanan ülkelerden biriyiz. Şimdi buradan soruyoruz. Buna uygun tedbirleri, buna uygun bir planlamayı 19 yıldır neden almadınız, neden yapmadınız? Başka ülkeler orman yangınlarıyla mücadele için kendi ulusal uçak filolarını kurarken, siz neden bunu yapmadınız? Ülke yangın uçağı sıkıntısı yaşarken, siz, kendinize 13 uçaktan oluşan bir şatafat filosunu nasıl kurabildiniz? Hiç mi utanmadınız? Diğer ülkeler yangınla havadan mücadele görevini, sivil ve askeri idare altında örgütlerken, siz güzel vatanımızın ormanlarını, yandaşa verilecek ihalelere, taşeronlara ve ticari ilişkilere nasıl emanet edebildiniz? Son ihale ortada… Tarım ve Orman Bakanı 5 uçak için ihaleye çıkmış. Nedense 3 uçak kiralamış. Şimdi bu ihaleyi 3 uçakla bağlarken ne düşünüyordunuz acaba? Soru şu, 3 uçak yetiyorsa, neden 5 uçak için ihaleye çıktınız? Yetmiyorsa -ki yetmediğini gördük- eksik uçakları tamamlayacak tedbirleri neden almadınız?

SEVDİKLERİ TEK YEŞİL, DOLARIN YEŞİLİ

Artık apaçık ortaya çıkmıştır. Bu zihniyetin memleketin derdine derman olma kaygısı yoktur. Memleketin derdiyle tek rabıtaları cukkaları… Sevdikleri tek yeşil de, doların yeşili… Ormana bakınca; rant gören, yedi yıldızlı oteller gören, maden gören bir zihniyet ülkenin başında. Bu yönetimin iman tahtasının altında, millet için atan bir yürek yok.

ELLERE VAR; YANGIN UÇAĞINA, VATANDAŞA YOK

19 yılda 2,5 trilyon dolar para toplayıp, harcadılar. Türk Hava Kurumunun uçakları için ama 4 milyon doları bulamadılar. Somali’ye 30 milyon dolar, Tunus’a 5 milyon dolar, Suriyelilere en az 40 milyar dolar hibe ettiler. Ama evi yanan köylülerimizle, “300 bin benden, 200 bin senden, hem de faiziyle ödeyeceksin” diyerek, bezirgân pazarlığı yaptılar. “Evi yanmayanlar, keşke evim yansaydı diyecekler” gibi saçma sapan laflar ettiler. Pişkinlikte arşıâlâya çıktılar. Demiri nem, insanı gam, ülkeyi de liyakatsiz yöneticiler çürütür.

MİLLETİN MAYASI SAĞLAM, YETER Kİ GÜVENİLİR YÖNETİM OLSUN

Milletimiz güçlü bir millettir. Devletimizde güçlü bir devlettir. Yeter ki milletimizin kanını emen, liyakatsizler milletin yakasından düşsün. Sayın Genel Başkanımız evvela belediyelerimize, ardından da iş adamlarımıza, sivil toplum kuruluşlarımıza bir çağrı yaptı. “Türk Hava Kurumu’nun elindeki uçakları, uçabilir hale getirelim” dedi. Belediyelerimiz hemen gereğini yapacaklarını açıkladılar. Milletimiz de gereğini yapacaktır eminiz. Çünkü bu milletin mayası çok sağlamdır. Yeter ki işin başında güvenebilecekleri bir hükümet olsun, bir yönetim olsun. Bu felaketlerin tekrarlanmasını engellemek mümkündür.

CHP İKTİDARINDA YAPACAĞIZ

Biz, iktidarımızda, yangınları söndürmek için, ulusal bir “uçak ve helikopter filosu” oluşturacağız. Yangınla mücadelede, sivil ve askeri idarenin sorumluluklarını açıkça belirleyeceğiz. İklim değişikliğini ve değişen yeni riskleri dikkate alan, Orman Yangınlarıyla Mücadele Stratejisi’ni, konunun tüm paydaşlarıyla beraber hazırlayıp açıklayacağız. Ancak biz bunları yapana kadar, Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin de, ivedilikle yapması gerekenler var. Her şeyden önce kifayetsiz Tarım ve Orman Bakanı, ya görevinden istifa etmeli, ya da görevinden alınmalıdır. İkinci olarak, yangından etkilenen tüm vatandaşlarımızın kayıpları eksiksiz bir biçimde telafi edilmelidir. Öyle pazarlık mazarlık olmaz.

YÖRÜK KARDEŞLERİMİZ İÇİN ÖZEL TEDBİR ALINMALI

Özellikle Yörük kardeşlerimizi köylerinde, topraklarında tutacak tedbirler ciddiyetle alınmalıdır. Muğla’nın ve tüm Torosların demografik yapısının değişmesi engellenmelidir. Muğla’daki dağ köylerimiz ve Toroslar, Yörük Türkmenlerin bin yıllık ata yurdudur. Bu ata yurdumuzun önemi, Büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, şu sözlerinde saklıdır: “Arkadaşlar! Gidip, Toros Dağları’na bakınız. Eğer orada bir tek Yörük çadırı görürseniz. Ve o çadırda bir duman tütüyorsa, şunu çok iyi biliniz ki, bu dünyada hiçbir kuvvet, asla bizi yenemez.” Bu nedenle, “Evler, bahçeler, tarlalar, arı kovanları, büyük ve küçükbaş hayvanlar, yanarsa yansın. Bunların parası neyse veririz” gibi bir sıradan yaklaşım, son derece tehlikelidir. O yanan evler, tarlalar, arılar ve hayvanlar Yörük kardeşlerimizi, o toprağa bağlayan unsurlardır. Erdoğan’ın ve bakanlarının ağzından çıkanı, kulakları duymalıdır. Tekrarlıyorum. Muğla’daki, Toroslardaki Yörük kardeşlerimizi, ata dede yurdunda tutacak özel tedbirler mutlaka alınmalıdır.

TÜRKİYE’Yİ ELEK GİBİ KULLANMA NİYETİNDELER

Türkiye bir yanda yangınlarla boğuşurken, bir yanda da organize bir işgalle karşı karşıyadır. Genç, erkek, yüzbinlerce Afgan akın akın, elini kolunu sallayarak Türkiye’ye geliyor. Bunlar öyle yürüyerek gelmiyor. İran’dan araçlarla Türkiye sınırına getiriliyor. Oradan da kalabalıklar halinde içeri akın ediyorlar. ABD’nin Afganları planlı bir şekilde, Türkiye’ye yönlendirdiği çeşitli kaynaklardan anlaşılıyor. ABD, bu gelenlerin içinden istediklerini seçip alacakmış. Beğenmedikleri ise Türkiye’de kalacakmış. ABD’de aynen Avrupa’nın olduğu gibi Türkiye’yi bir elek gibi kullanma niyetinde. Şimdi ABD bu işi bizden habersiz yaptıysa, bu gerçekten çok büyük bir cüret… Ama bunun Türkiye’den izinsiz, habersiz yapılması pek de mümkün değil. Anlaşılıyor ki, Erdoğan, iki konuda Biden yönetimi ile el sıkışmış. İlki, Afganistan’ın Kabil Havalimanı’nın, Mehmetçik tarafından korunması. İkincisiyse, Afganistan’dan gelenlere Türkiye kapılarının açılması…

GENEL BAŞKANIMIZ KONUŞUNCA DİLLERİ ÇÖZÜLDÜ

Sayın Genel Başkanımız, geçtiğimiz gün, milletimize bu tarihi uyarıyı yapınca, Erdoğan Şahsım Hükümeti de suçüstü yakalanmış oldu. Ve suçluların telaşıyla, ardı ardına açıklama yapmaya başladı. Hayırdır, 36 saat o zaman neden sustunuz? Genel Başkanımız konuşunca mı diliniz çözüldü, Genel Başkanımız konuşunca mı cesaretiniz yerine geldi? Bunların hali, gece kurtla bir olup koyunlara saldıran, sabah çobanla beraber yas tutanlarla aynıdır. Erdoğan içine sindirebilir. Ama biz egemen güçlerin uşaklığını kabul etmeyiz.

MECLİS’TEN GEÇMEYEN ANLAŞMA SADECE ERDOĞAN’I BAĞLAR

Bizim genlerimizde Kuvayı Milliye var, Müdafaa-i Hukuk var. Erdoğan’ın ABD ile yaptığı gizli bir anlaşma varsa, bu derhal kamuoyuna açıklanmalıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisi derhal toplanmalıdır. Uluslararası anlaşmalar Meclis’ten gizli saklı yapılamaz. Genel Başkanımızın çok net bir şekilde açıkladığı gibi, Meclis’ten geçmeyen Erdoğan’la yapılan anlaşmalar, ancak Erdoğan’ı bağlar, Türkiye’yi bağlamaz.

BU TERAZİ, BU SIKLETİ ÇEKMEZ

Sınır bir devletin namusudur. Ama artık İstanbul’da, askeri üniformalı Afganları görmeye başladık. Bu nasıl oluyor? Türkiye’de gayrı resmi rakamlarla 5 milyon Suriyeli var. Şimdi bunun üstüne birde Afgan göçmenler biniyor. Bu yükü, bu millet kaldırmaz, kaldıramaz. Bu sıkleti bu terazi çekmez. Egemen güçler, bunu görmezden geliyor.

AĞZINIZDAN ÇIKANI KULAĞINIZ DUYSUN

Merkel’den, Avusturya Başbakanından sonra, Belçika Göç Bakanın söyledikleri, ortada bir plan, bir organizasyon olduğunu açık seçik gösteriyor. Belçikalı Bakan; “Türkiye’yi Afganlar için, güvenli bir üçüncü ülke haline getirelim” diyor. Siz kim için, kimin ülkesini güvenli hale getiriyorsunuz? Ağzınızdan çıkanı kulağınız duysun. Ama Erdoğan ve şürekâsı, Merkel ve Avusturya Başbakanına yaptıkları gibi, buna da hiç ses çıkarmıyorlar. Anlaşılan Avrupa Erdoğan’a üç beş milyar Avro daha verirse, Erdoğan için bu iş çözülecek. Milletimiz ne yazık ki, Erdoğan Şahsım Hükümeti tarafından, sırtından hançerlenmektedir. Bu ihanetin üstü örtülemez. Bu konuda herkes ama herkes, en başta da Meclis, artık sesini yükseltmek zorundadır.

MUTFAKTA DA YANGIN VAR

Sadece ormanlarımızda ve demografik dengelerimizde değil, mutfaklarımızda, cüzdanlarımızda da çok büyük bir yangın var. Temmuz ayında enflasyon Türkiye rekorları kırdı. Üretici enflasyonu yüzde 45’e, tüketici enflasyonu da yüzde 19’a dayandı. Üretici ve tüketici enflasyonu arasında 26 puanlık fark… Bugüne kadar böyle bir farkı, böyle bir makası daha önce hiç görmemiştik. Bu ne demek? Yani uygun talep koşullarını bulursa üreticinin maliyet baskısını perakendeciler tüketicilere yansıtacak. Bunun kaçar yanı yok…

HEM TÜİK’E HEM MERKEZ BANKASINA TALİMAT

Ama hal böyleyken, Erdoğan ekranda, “Bundan böyle, enflasyonun daha yukarı çıkması mümkün değil. Faiz oranında da düşüşe geçiyoruz” dedi. İşte bunu herhangi biri söylese tamam. Ama bu lafları kim söylüyor? TÜİK’in ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın kendine bağlı olduğu kişi söylüyor. Açık söyleyeyim bu, hem TÜİK’e “fiyatları düşür”, hem de Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’na, “Faizleri indir” talimatından başka bir şey değildir.

128 MİLYAR DOLARI BÖYLE BUHARLAŞTIRDILAR

Einstein’ın; “Aynı şeyleri yapıp farklı sonuçları beklemek, delilere mahsustur” dediği söylenir. Erdoğan aynı şeyleri yapmakta ısrar ediyor. Son defasında bunu yaptığında, milletin 128 milyar dolarını, Merkez Bankası’nın arka kapısından buharlaştırmışlardı.

MADEM ÖYLE, SIFIRLA FAİZİ

Buradan Erdoğan’a çok açık bir çağrı yapıyoruz. Eğer iddiana bu kadar çok inanıyorsan, yarından tezi yok, faizleri hemen “sıfıra” indir. Ağustos’un geçmesini falanda bekleme. Ama bunun sonunda da ortaya çıkacak tabloyla bu kararının sonuçlarıyla yüzleşmeyi de bil. 128 milyar dolarda yaptığını yapma. Millete hikâye anlatmaktan vazgeç.

“IMF’YE 5 MİLYAR DOLAR VERECEKTİK” HİKAYESİ

Hatırlayın “IMF’ye 5 milyar dolar verecektik, istemediler” diye bir palavrayı yıllarca millete anlattılar. Ama onların vermediği 5 milyar dolar 6,4 milyar dolar olarak IMF’den rezerv desteği şeklinde geliyor. Yani IMF Türkiye’ye 6,4 milyar dolar rezerv desteği veriyor. Şimdi öyle anlaşılıyor ki, dört gözle bu parayı bekliyorlar. Herhalde Erdoğan IMF’den gelecek bu paraya güveniyor. “IMF’den gelecek dolarları da satarım, faizi indiririm, yine bildiğimi okurum” diye düşünüyor. Atalarımız boşuna dememiş, yarım hoca dinden, yarım doktor candan. Gördük ki, yarım iktisatçı da paradan ediyor.

TARIM DESTEKLERİNDE STOPAJ KESİNTİSİNİ GERİ ÖDEYİN

Son olarak geçtiğimiz günlerde, hükümetin eksik ödediği mazot ve gübre desteklerinden bir de haksız yere yüzde 4 de stopaj kestikleri, Danıştay kararıyla tescillendi. Buradan söylüyorum, çiftçinin gasbettiğiniz parasını tastamam ödeyin. Haksız yere kestiğiniz bu stopajları, çiftçimize hemen iade edin. Karar bunu kapsıyor, kapsamıyor demeyin.

SON ÇARE AYAK TAKIMINA YOL VERMEK

Sözlerimi tamamlamadan önce, dün gece yarısı, iki farklı gelişme yaşadık. Bunlardan bir tanesi, Halk TV’nin canlı yayını basıldı. Bu eşkıyalığı şiddetle kınıyoruz. İşler bu noktaya gelirken önce, RTÜK eliyle medyaya gözdağı verdiler. Sonra gazetecileri tehdit ettiler. Yetmedi, bazı televizyon kanallarına akreditasyon engeli getirdiler. Anlaşılan artık son çareleri de ayak takımına yol vermek oluyor. İnsan bunlara bakınca, Mehmet Akif’in şu dizeleri akla geliyor:

“Hayâ sıyrılmış inmiş, öyle yüzsüzlük ki her yerde,

Ne çirkin yüzleri örtermiş, meğer o incecik perde…”

BAKANLIKLARDA KURT KANUNU GEÇERLİ

Dün geceki ikinci gelişme, Milli Eğitim Bakanı’nın görevden affıydı. Biliyorsunuz mevcut sistemde bakanlar istifa edemiyorlar. İlginç. İstifa, tek taraflı bir irade beyanı. Ama bu ucube sistemde atanmış bakanların iradesi “yok” hükmünde. Bir tek irade var. Onları oraya atayan Erdoğan’ın iradesi… O da lütfederse ancak bakanları affediyor.  Şimdi tam da okullar açılacakken, AK Parti iktidarlarının 8. Milli Eğitim Bakanı atanmış oldu. Yine ortada velilerimiz için önemli belirsizlikler var. Her gelen Bakan, eğitim sistemimizi daha da perişan etti. Eğitimin milli niteliği tamamen kayboldu. Çocuklarımıza ideolojik format atmak için olmayacak işlere Erdoğan imza attı. Bu nedenle son 10 yılda, eğitim sisteminden duyulan memnuniyet de yerlere çakıldı. Vatandaşlar eğitim sisteminden memnun değil. Giden Bakan başarılı değildi. Olması da imkânsızdı. Söylemiştik; “Bu ucube sistem adam öğütmek üzerine kurulu…” Bu sistemde “Kurt Kanunu” geçerli… Zayıflayan bakanı, altındaki yardımcıları hemen yutuveriyor. Şimdi yeni atanan Bakan da, bu sistemde hiçbir şey yapamayacak. Çünkü Erdoğan Şahsım Hükümeti; çocuklarımıza ideolojik prangalardan kurtulmuş, çağdaş bir eğitim veremez. Ataması yapılmayan öğretmen sorununu çözemez. Bilgisayarı, tableti olmayan öğrencilerin bu ihtiyacını karşılayamaz. Köy okullarını açamaz. Hiçbirini yapamaz bunların.

SORUNLARI BİZ ÇÖZECEĞİZ

Tüm bu sorunlar, bizim iktidarımızda çözülecektir. Hiç kimse umutsuzluğa kapılmasın. Yanan ülkemizi de, kırılan kalplerimizi de hep beraber, sarıp sarmalayacağız. Koltukları, rantları, ihaleleri ve cukkaları için, bizi bölüp, parçalamaya çalışan provokatörlere ve ayak takımına asla eyvallahta etmeyeceğiz. Sandık gelecek. Millet tüm bu pespayeliğe sandıkta son verecek.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

Soru- Efendim turizm alanları ve yanan orman bölgelerinin imara açılması konusunda tartışmalar devam ediyor. Sayın Kılıçdaroğlu’nun da bir paylaşımı vardı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’da bir açıklama yaptı ve böyle bir yetki verilmediğini Turizm Bakanlığına ifade etti. Ve Kılıçdaroğlu’nu açıklamaları sebebiyle ispat etmeye çağırdı. Bu konuda değerlendirmeniz ne yönde olur?

Faik ÖZTRAK- Çıkan kanun son derece açık. Daha önce 3 tane bakana verilmiş olan bu yetki şimdi tek bir bakana veriliyor. Kime veriliyor? Turizm Bakanına veriliyor. Hangi yetki veriliyor? Orman alanlarını imara açma yetkisi. Turizm Bakanıyla orman alanlarını imara açma ya da orman alanlarını ıslah etme bunun ne ilgisi var? Neyi ispat edilecekmiş, her şey ayan beyan ortada.

Soru- Orman yangınlarıyla mücadele sürerken hem partinizden hem de bölgedeki belediye başkanlarından mücadele koordinasyonunun dışında tutulduklarına ilişkin açıklamalar geliyor. Hatta bazı AK Partili isimlerin yetkisi olmadığı halde koordinasyonda yer aldığını söylüyorlar. AK Parti Antalya Milletvekili İbrahim Aydın Orman Genel Müdürlüğüne ait helikopterle yangını sevk ve idare ediyoruz paylaşımlarını dahi yaptı. Hatta afetzedeleri ziyaret ettiği bir köye de yine Orman Genel Müdürlüğünün helikopteriyle gittiği paylaşımları da ortaya çıktı. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Bir kere şöyle başlayım. Bu Beyefendi hangi yetkisine istinaden yangını sevk ve idare ediyormuş? Bu tam bir rezalet… Bakanlığın su atacak helikopteri yok, Orman’ın helikopterleriyle milletvekillerini gezdiriyorlar. Pes. Kibir, liyakatsizlik bunların alametifarikası olmuş. “Yangınla mücadele ediyoruz” diyorlar ama Büyükşehir Belediye Başkanlarımızı bu mücadele sürecinde koordinasyon toplantılarına almıyorlar. Ancak çıkıp ortaya ondan sonra, “Şehirlerde başlayan yangına belediyeler müdahale eder, ormanlardaki yangına Orman Genel Müdürlüğü müdahale eder… Orman Genel Müdürlüğü’nün ormandaki yangına müdahale etmesini şehirlerdeki yangın önlüyor…” falan gibi akla hayale gelmeyecek saçma sapan laflar ederler.

Çok açık söyleyeyim, halleri felaket. Türkiye’nin en büyük yangınlarıyla mücadele ederken dahi partizanlık yapmayı unutmuyorlar. Kendi milletvekillerini helikopterlere bindiriyorlar, kendi belediye başkanlarını koordinasyon toplantılarına çağırıyorlar ama muhalefet belediye başkanlarına doğru düzgün bilgi bile vermiyorlar. Ayıptır, yazıktır, günahtır.

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan az önce yaptığı açıklamada, yangın bölgelerine gönüllülerin girişinin yasaklandığını söyledi. “Görevli olmayanların dışında kimse alınmayacak” dedi. Bu süreçte gerek bölge sakinleri gerekse de çevre illerden gelen gönüllüler büyük katkı vermişti. Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu yasakla ilgili değerlendirmesi nasıl olabilir?

Faik ÖZTRAK- Gerçekten anlamakta zorlanıyorum. Yani bugüne kadar bu yangınla mücadelede büyük destek veren gönüllüleri yangın alanına sokmamak neyin üstünü örtmek için yapılan bir şeydir, bir hamledir bunu anlamakta çok büyük güçlük çekiyorum. Yangınlar tamamen söndü mü ki bu alanlara gönüllüler sokulmuyor? Yangın devam ediyor niye sokmuyorsunuz gönüllüleri?

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan Suriyeli mülteciler için “Türkiye güçlü olduğu için bu insanları koruması altına alıyor. Finansmanı iyi yönettiği için bunu başarıyor” dedi. Afgan mültecilere de kapıların açılacağı sinyalini, “Bundan sonra da yine finansı iyi yönetmek suretiyle bu tür adımları atacağız, bundan da hiçbir çekincemiz yok” sözleriyle verdi. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Dilinin altındaki baklayı söylemiş. Demek ki Amerikalıların dediğini yapacaklar. Bir de gerekçe uydurmuş, “finansı iyi yönettikleri için.” Görüyoruz finansı nasıl yönettiklerini. Sabah kalkıyoruz Türk Lirası’nın değeri düşüyor, akşam yatıyoruz Türk Lirası’nın değeri düşüyor. Türk Lirası bugün dünyada en fazla değer kaybeden para. Türkiye dünyanın en yüksek yedinci faizini ödüyor. Sevsinler bunların finansı iyi yönetmelerini. Bu mu finansı iyi yönetmek?

Teşekkür ediyorum.

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com