Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

MEMLEKETİ YİYİP BİTİRDİLER, ŞİMDİ BİRBİRLERİNİ YİYORLAR

CHP Sözcüsü Öztrak, Erdoğan Şahsım Hükümetinin, milleti bir suç örgütü elebaşını magazin kahramanı gibi dinlemeye mahkum ettiğini söyledi.

Öztrak, “Mafya siyaset ticaret üçgeninde milletin ciğerini yediler. Şimdi bugün yiyecek bir şey kalmadı, birbirlerini yiyorlar. Sarayın kibirli adamı ipleri elinde tutamıyor, Sarayın ev halkı birbirini yiyor. Millet pandemi nedeniyle, ekonomik kriz nedeniyle perişan. Milletin halini gören yok” diye konuştu.

CHP Ekonomi Masası heyeti bugün Siirt’te esnaf ve STK’larla bir araya geldi. Masa’nın Siirt’te düzenlediği basın toplantısında konuşan CHP Sözcüsü ve Ekonomi Masası Başkanı Faik Öztrak, 2018’de başlayan ekonomik krizin hemen ardından kurulan CHP Ekonomi Masası’nın o günden beri yollarda olduğunu söyledi. Ekonomi Otobüsüyle yapılan il ziyaretlerinde yurttaşın, esnafın, çiftçinin, işsizin, KOBİ’nin, emeklilikte yaşa takılanların, 3600 ek göstergelerini alamayan memurların sorunlarını dinlediklerini, sorunları ve çözüm önerilerini kamuoyu gündemine taşıdıklarını ifade den Öztrak, özetle şunları söyledi:

EKONOMİ 2014’TEN BERİ PATİNAJ YAPIYOR

Ekonomimiz aslında 2007’den beri teklemeye başladı, 2014’ten beri de patinajda. Son dönemde ise ekonomik kriz, devlet krizi ve sağlık kriziyle birlikte buhrana dönüştü, milleti ezip geçiyor. Tek adam parti devleti rejiminin fiilen hayata geçtiği 2018’den bu yana milli gelirimiz 200 milyar dolardan fazla düştü. Gerçek anlamda işsiz sayısı ise 10 milyonu geçti. ‘Ev genci’ dediğimiz ne okuyan ne çalışan, evde oturup anasının babasının eline bakan gençlerimizin oranına bakıldığında OECD ülkeleri içerisinde ilk sıradayız.

GENÇLERİMİZ EN BÜYÜK SERVETİMİZ

Burada gençlerimizin gözlerine bakıyorum. Bizim en büyük servetimiz, dünyada bütün ülkelerin gıptayla baktığı genç nüfusumuzdur. Ama gençlerimize iş veremiyoruz, eğitemiyoruz. Milli gelirimizin büyümesi için genç nüfusumuza iş veremiyoruz, en büyük 10 ekonomi arasına da giremiyoruz.

EKONOMİNİN ÖZETİ UÇUP GİDEN MİLYARLAR VE 10 MİLYONU AŞAN İŞSİZ

Bundan 10 yıl önce AK Parti genel başkanı 2023 hedefleri açıkladı, “2023’te en büyük 10 ekonomiden biri olacağız” dedi. Bugün ilk 20’de kalmakta zorlanıyoruz. “Milli Gelirimiz 2 trilyon dolar olacak” dedi, 2020 itibariyle milli gelirimiz 717 milyar dolar. Milli Gelirimiz 2023 hedefine göre gitseydi, 2020’de milli gelirimizin 1,6 trilyon dolar olması lazımdı. Demek ki 892 milyar dolar cebimizden uçup gitmiş. Ekonominin özeti cebimizden uçup giden milyarlarca dolardır, 10 milyonu aşan işsizdir.

MEMLEKETİ CİĞER YİYEN KURTLAR GİBİ YİYİP BİTİRDİLER, ŞİMDİ BİRBİRLERİNİ YİYORLAR

Eskiler fosseptik çukuru dolunca içine ciğer asarmış, kurtlar ciğer yer sonra çukura düşermiş. Çukurdakiler de bitince, bu kez birbirini yermiş. Memleketi ciğer yiyen kurtlar gibi yiyip bitirdiler. Mafya, siyaset, ticaret üçgeninde milletin ciğerini yediler. Şimdi bugün yiyecek bir şey kalmadı, birbirlerini yiyorlar. Sarayın kibirli adamı ipleri elinde tutamıyor, Sarayın ev halkı birbirini yiyor. Millet pandemi nedeniyle, ekonomik kriz nedeniyle perişan. Milletin halini gören yok. Yıllardır bize laf söylediler, şimdi esas kavgalı olan Saray’ın ev halkı.

MİLLETİMİZ, BİR SUÇ ÖRGÜTÜ ELEBAŞINI MAGAZİN KAHRAMANI GİBİ DİNLİYOR

İnsan gerçekten üzülüyor. Bu ne biçim bir sistem ki sabah akşam insanlarımız bir suç örgütü elebaşını magazin kahramanı gibi dinliyor. Bu milleti buna mahkûm etmeye kimin hakkı var? Milletimiz bu ucube rejimde Türkiye Büyük Millet Meclisi aracılığıyla hükümeti denetleyemiyor. Millet daha ikinci aşıyı olamadı, sarayın kibirli adamı üçüncü aşıyı olmuş. Pandemi büyük bir tehlike olarak duruyor. Ülkeye turist gelmez oldu. Turizm sektörünün iş yapması lazım. Baştan beri sadece Çin aşısına ülkeyi mahkûm ettiler. Zamanında kaynak çeşitlendirmesi yapsalar daha fazla insanı aşılamış olacaktı. Esnaf, fabrikalar, turizm daha az kapanacaktı. Ama yapamadılar.

TÜRKİYE’Yİ EN DERİN KRİZLERDEN ÇIKARAN KADROLAR CHP’DE

Bugün Türkiye ciddi sıkıntılarla karşı karşıya… Ama umudu kaybetmeyeceğiz. Bugün huzurunuzdaki kadrolar, CHP’nin ekonomi kadrolarının sadece bir kısmı. Geçmişte en derin krizleri yönetmiş ve ülkemizi o krizlerden çıkarmış kadrolar bizde. Bu ülkede artık saraya ve Erdoğan’ın Şahsım Hükümetine güven kalmadı. Ne içeride ne dışarıda… Vatandaşı bunların söylediklerine inanmıyor. 128 milyar dolar rezervi buharlaştırdılar hala hesabını vermediler. Soruyoruz çıt yok. Ama biz sormaya devam edeceğiz. Merkez Bankası’nın kasasındaki milletin kefen parasını, yedek akçesini buharlaştırdılar onunda hesabını vermediler.

TBMM BAKAN HAKKINDAKİ İDDİALARA VAZİYET ETMELİ

İçişleri Bakanı organize suç örgütü elebaşının bir siyasetçiyi 10 bin dolar maaşa bağladığını söylüyor. TBMM Başkanı, Bakan’a yazı yazıyor, bilgi ve belgeleri istiyor. İçişleri Bakanı TBMM Başkanını takmıyor bile. Milletvekilleri soruyor cevap veren yok. Pişkin şekilde, sormamak lazım diyorlar. Milli iradenin tek tecelligâhı TBMM’dir. Bu Bakan hakkındaki iddialara TBMM mutlaka vaziyet etmelidir. Derhal bir Araştırma Komisyonu kurulmalıdır. Bu iddialar kendisine sorulmalıdır. Gerekiyorsa konu, soruşturma sürecine taşınmalıdır

ÇUKURDAKİ KURTÇUKLAR GİBİ BİRBİRLERİNİ YİYORLAR

CHP Sözcüsü Öztrak, Erdoğan yönetiminde geçen 19 yılın sonunda, Marmara Denizi’ndeki müsilaj gibi yapış yapış pisliğin ülkenin her yerini sardığını söyledi.

Ülkede yaşananları fosseptikteki kurtçukların pislik bitince birbirini yemeye başlamasına benzeten Öztrak, “Bugün ülkemizdeki durum, tam da budur. Ülkeyi ciğer gibi, Mafya-Siyaset-Ticaret ekseninde yıllarca yemişler. Şimdi de düştükleri o çukurda, birbirlerini yiyorlar” dedi.

Hem İçişleri Bakanının bir organize suç örgütü elebaşından 10 bin dolar alan siyasetçi iddiasının, hem de organize suç örgütü elebaşının kara para aklamayla suçlanan Sezgin Baran Korkmaz’ın yurt dışına çıkışında İçişleri Bakanı’nın rolü olduğu iddiasının çok ciddi olduğunu ifade eden Öztrak, “Bu Bakan hakkındaki iddialara TBMM mutlaka vaziyet etmelidir. Derhal bir Araştırma Komisyonu kurulmalıdır. Bu iddialar kendisine sorulmalıdır. Gerekiyorsa konu, soruşturma sürecine taşınmalıdır” diye konuştu.

AK Parti döneminde özellikle, mücbir sebepler için konulmuş 21-b usulü ihalelerin istismar edildiğine dikkat çeken Öztrak, “Bu ucube rejimin düğmesine basıldığı 2014’ten 2021’e kadar yandaşlara giden para, ortalama kurlarla, 38 milyar dolar. Bugünkü kurla çevirirsek, 328 milyar lira” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Irak’ın kuzeyinde bölücü terör örgütüne karşı yürütülen operasyonlarda, şehit olan Piyade Uzman Çavuşumuz Samet Şeker’e Allah’tan rahmet, ailesine ve aziz milletimize başsağlığı ve sabır dileyerek sözlerime başlıyorum. Yine bu dönem seçilen, sonra rahmetli olan Denizli Milletvekilimiz Kazım Arslan’ın da ölüm yıldönümü. Kendisini bir defa daha rahmetle anıyoruz.

Bugün Merkez Yönetim Kurulu toplantımızın gündeminde, Erdoğan Şahsım Hükümetinin; yönetemediği ekonomik kriz, yönetemediği devlet krizi, yönetemediği sağlık krizi sonucunda, milletimize yaşattığı buhran ve bunun üstesinden nasıl gelineceği vardı. Marmara Denizi’nde, bir çevre felaketine dönüşen müsilaj, MYK gündemimizdeki bir diğer konuydu. Yine Partimizin önemli projelerinden biri olan Aile Destekleri Sigortasıyla ilgili olarak, bugün uzman arkadaşlarımız MYK’mıza bir sunum yaptılar.

MARMARA CAN ÇEKİŞİYOR

Marmara Denizi’nde müsilaj kâbusu büyüyor. Deniz salyası tüm Marmara’yı, hatta Kuzey Ege’yi etkiliyor. Bu, sadece denizin üstünü örten bir pislik değil, aynı zamanda denizin altını da öldüren, çölleştiren bir bela… Bize ait tek denizimiz olan Marmara Denizi can çekişiyor. Bugünlere elbette bir günde gelmedik. Ama bugün bakıyoruz bu konuda en son konuşacak olanlar, ülkeyi 19 yıldır yöneten, İstanbul’u 25 yıldır yöneten, sonunda da “İstanbul’a ihanet ettik”lerini itiraf etmek zorunda kalan mevcut kadrolar. Şehit kanlarıyla sulanan vatan topraklarını, talan edilecek kupon arazi olarak gören saray zihniyeti. 19 yılda; oksijen yuvası Kazdağları siyanürle, zümrüt yeşili Cerattepe dinamitle, güzelim İkizdere iş makineleriyle, dünyanın gözbebeği Salda Gölü betonla tanıştı. Rant müptelası bu gözü dönmüş kadrolar, şimdi de Talan İstanbul Projesiyle, tüm Marmara’ya, tüm Trakya’ya, yeni bir ihanet hançeri saplamaya hazırlanıyorlar. Marmara Denizi işte bu ihanetlere isyan ediyor. Yılların hatalarını “Alın, yüzleşin” diyerek, suyun yüzüne vuruyor. Tekrar söylüyoruz: Bizim iktidarımızda, tabiatın idam fermanı olan kötü işlere izin vermeyeceğiz. Talan İstanbul Projesine, bu suça ortak olanlara, tek bir kuruş kaptırmayacağız.

19 YILDA YAPIŞ YAPIŞ PİSLİK HER YANI SARDI

Erdoğan yönetiminde geçen 19 yılın sonunda bu yapış yapış pislik, ülkemizin her yerini sarmış vaziyette. Metal yorgunu Saray Hükümetinin yönetemediği ülkemiz, Cumhur İttifakı’nın içindeki kavga nedeniyle, her gün bir başka skandalla çalkalanıyor. Hamurunda kibir olan, Cumhur İttifakı’nın evlatları, denizlerimizi bitiren müsilaj gibi, milletimizi bitiriyorlar. Ülkemize musallat ettikleri bu ucube rejim, ülkemizin bereketini kaçırdı. Memleketi yönetemiyorlar. Bakın Sarayın yayımladığı, her 10 Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin 6’sı, önceki kararnameleri düzeltmek için çıkarılıyor. Devlet böyle mi yönetilir? İstikrar böyle mi sağlanır? Vatandaş bu şartlarda önünü nasıl görür?

MERKEZ BANKASI’NI HALLAÇ PAMUĞU GİBİ ATTILAR

Erdoğan Şahsım Hükümeti döneminde, Merkez Bankası Başkanlığı koltuğunda, üç yılda, dört başkan gördük. Her bir başkan o koltukta, ortalama dokuz ay oturabildi. Başkan yardımcıları gece yarısı kararlarıyla görevlerinden alındı. Bankanın yetiştirdiği, yüze yakın orta ve alt düzey yöneticinin görevine, hem de ekonomik krizin bunalımın ortasında tek seferde, bir gecede son verildi. Merkez Bankası’nın yetişmiş elemanlarına “Gelen gelsin, biz başkentten İstanbul’a taşınıyoruz” dendi. Dünyanın hiçbir ülkesinde Hükümetler, ellerini Merkez Bankası’na bu kadar hoyratça daldıramazlar. Çünkü Merkez Bankaları, dünyanın her yerinde itibar müessesesidir. Siyasetçinin eli, bankanın günlük işleyişine karışmasın diye dünyada bu bankalara araç bağımsızlığı verilmiştir. Faizde, dövizde, enflasyonda istikrar böyle sağlanır. Merkez Bankası’nı hallaç pamuğu gibi atarsan kur da, faiz de, enflasyon da patlar gider. Bugün olan budur. Sonunda devlet krizi, nur topu gibi bir ekonomik kriz doğurur.

MİLLETİN GÜLÜMSEMESİNİ ÇALDILAR

Tek kişinin iki dudağına bağlı bu düzende, denge-denetim kalmadı. Koskoca ülke vesayet rejiminin kiri, pası içinde nefes alamaz hale geldi. Fransız yazar ve düşünür Voltaire’nin dediği gibi, “Sıradan hırsız paranızı, siyasi hırsız ise geleceğinizi, hayallerinizi, gülümsemenizi çalar.” Tek kişilik vesayet rejimi, milletimizin geleceğini, umutlarını, gülümsemesini çaldı. Atalar, “Ağacın kurdu içinde olur” demiş… Adı Cumhur İttifakı olan ağacın her yerini, kurtlar sarmış. Bu ev kavgalı ev olmuş. Ev halkı birbirine racon kesiyor. Yetmiyor şantajda yapmaya başladılar. Herkes herkesin dosyasını tutmuş. Cumhur İttifakı, Cürüm ve Cüruf İttifakı olmuş.

ÇUKURDAKİ KURTÇUKLAR GİBİ BİRBİRLERİNİ YİYORLAR

Ev halkına mensup, bir organize suç örgütü elebaşı, “Biz bir aileyiz, her suçta beraberiz” diyor. Eskiler fosseptik çukuru dolunca, direğine bir ciğer asarlarmış. Ciğere kurtçuklar gelir bu ciğeri yer, bunun üzerinde çoğalırlarmış. Ciğer bitince de kurtçuklar aşağı düşer, aşağıdaki pislikleri yemeye başlarlarmış. Pislik bitince de kurtçuklar birbirlerini yermiş. Teşbihte hata olmaz. Bugün ülkemizdeki durum, tam da budur. Ülkeyi ciğer gibi, Mafya-Siyaset-Ticaret ekseninde yıllarca yemişler. Şimdi de düştükleri o çukurda, birbirlerini yiyorlar.

PARTİSİNİN İÇİ FOKUR FOKUR KAYNIYOR

Sarayın kibirlisi “sin külahın görünmesin” diye talimat veriyor ama ne fayda… İpi elden kaçırmış, Partisinin içi kazan gibi, fokur fokur kaynıyor. Kavgalı evin ahalisi, birbirlerine bağırıp çağırmaktan milletin sesini duyamıyor. Millet derdine derman bekliyor, bunlar oturmuşlar evde bir güzel kavga ediyorlar.

BİRBİRLERİNİ TOKATLIYORLAR

Suç örgütü elebaşı, AK Parti için mitingler düzenlemekle kalmamış. AK Parti’nin seçimlerde dağıttığı, milyonlarca poşet kahveyi de o vermiş. Bir de diyor, kahve parasını da tahsil edememiş. Anlaşılan bunlar birbirlerini de tokatlıyorlar evde. Atalarımız, “Bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı var” demiş. Milyonlarca liralık kahvenin, acaba ne kadar hatırı oldu? Erdoğan, partisinin Mali ve İdari İşler Başkanını bir çağırsın bakalım, bir sorsun. Bu kahvelerin parası ödenmiş mi, ödenmemiş mi? Bu kahvelerin faturası Anayasa Mahkemesi’ne ibraz edilmiş mi, edilmemiş mi? Eğer ödenmediyse, Siyasi Partiler Kanununa göre bu milyonlarca liralık kahve, hesaplara nasıl kaydedilmiş? Yani millete utanmadan sıkılmadan haram kahve içirildiyse bunun hesabı mutlaka sorulmalıdır.

ARABALARA BIRAKILN ÇANTA ÇANTA PARALAR

Yine AK Parti’nin son kongresinde, MKYK’ya seçilen bir siyasetçiye, milletvekili seçimlerinde çanta çanta para verildiği iddiası var arabasına konmuş. Atanmış İçişleri Bakanı da benzer bir iddiayı gündeme getirmişti. Ama bu siyasetçinin kim olduğunu o söylememişti. Şimdi bu iddiaları ciddiye almak gerekir. Suç örgütü elebaşı para dolu çantaları, 10 bin dolar maaşları, tek bir AK Partili siyasetçiye vermediğini söylüyor. Birkaç tane AK Partiliye verdiğini söylüyor. Açıklamalara baktığınızda da 10 bin dolar maaşa bağlanan siyasetçi hala belli değil.  Erdoğan İçişleri Bakanını çağırıp bu konuda bilgi aldı mı? Partisinde para çantası alma iddialarına muhatap siyasetçiden savunmasını istedi mi? Disiplin kurulunu çalıştıracak mı?

ATAMA BAKAN KENDİSİNİ MECLİS’TEN ÜSTÜN GÖRÜYOR

Kavgalı evin bir başka ferdi. Sezgin Baran Korkmaz. AK Parti döneminin türedi zenginlerinden. Geçmişi de gölgeli bir isim. Kara Para Aklama ile suçlanıyor. Yurtdışına kaçtı. Kaçmadan önce İçişleri Bakanıyla görüştüğü iddiası var. Nasıl kaçtığı hala muamma… Yurtdışına çıkış talimatının, İçişleri Bakanı tarafından verildiği iddia ediliyor. TBMM Başkanı, İçişleri Bakanının daha önceki iddialarıyla ilgili olarak, 10 bin dolar alan siyasetçiyi açıklamasını isteyen bir yazıyı Bakana yazdığını açıkladı. Ama cevap alamadığı görülüyor. Anlaşılan bu atama Bakan, kendisini TBMM’den de üstün görüyor.

İDDİALAR TBMM’DE SORUŞTURULMALI

Şimdi hem bu 10 bin dolar maaş meselesi, hem de Sezgin Baran Korkmaz konusu çok ciddidir. Bu Bakan hakkındaki iddialara TBMM mutlaka vaziyet etmelidir. Derhal bir Araştırma Komisyonu kurulmalıdır. Bu iddialar kendisine sorulmalıdır. Gerekiyorsa konu, soruşturma sürecine taşınmalıdır. Meclis Başkanı, parti gruplarını ikna ederek Meclis’in bu rezalete el koymasını sağlamalıdır. Hem mektubuna cevap almalı, hem de Meclis’in Anayasal görevini yerine getirip bu skandalın hesabını sormasını sağlamalıdır. Meclis Başkanı bunu yapamıyorsa, milletin ve onun seçtiği TBMM’nin hakkını, hukukunu koruyamıyor demektir. Bu durumda o koltukta bir dakika bile oturmamalıdır. İstifa etmelidir.

KAMU İHALE KANUNU’NU ELEĞE ÇEVİRDİLER

Erdoğan Şahsım Hükümeti, işbaşına geldiği 2018 den bu yana, ekonomide güveni sağlamak için, 2001 krizinin ardından kurulan kurumların, çıkarılan kanunların köküne kibrit suyu dökmüştür. Atılan çapaları birer birer taratmıştır, koparmıştır. Kamu İhale Kanunu; ilk çıkarıldığında altı istisnası vardı. AK Parti döneminde alfabeye tur atlatırcasına, onlarca istisna eklediler. Kamu İhale Kanunu eleğe döndü. 58 ayrı kanun, ya da kanun hükmünde kararnameyle, bu yasada 200’e yakın değişiklik yapıldı. Kuralın yerini tek kişinin iradesi aldı.

7 YILDA 38 MİLYAR DOLAR BALLI İHALE

İhaleler ulufe gibi yandaşlara dağıtıldı. Herkesin rekabet şartları içinde yarışacağı “Açık ihale” yerine, “Sen, ben, bizim oğlanın” katıldığı, “Pazarlık usulü” ihaleler yapıldı. Özellikle, mücbir sebepler için konulmuş 21-b usulü, olabildiğince istismar edildi. Milyarlarca lira, şeffaf olmayan bir şekilde, havuz müteahhitlerine aktarıldı. Bu ucube rejimin düğmesine basıldığı 2014’ten 2021’e kadar yandaşlara giden para, ortalama kurlarla, 38 milyar dolar. Bugünkü kurla çevirirsek, 328 milyar lira! Bir kere daha söylüyorum: 328 milyar lira! İşte vatandaşın alın terini, anasının ak sütü gibi helal emeğini, yandaş müteahhitlerin havuzlarına doldurma yöntemi bu. Bu doldurulan havuzlardan da, siyasetin finansmanına döşenen borular ise herkesin malumu…

BİDEN’A ELİ BOŞ GİTMEMEK İÇİN NİŞASTA BAZLI ŞEKER KOTASINI ARTIRDI

Erdoğan Şahsım Hükümetinin gözleri, doların yeşilini görünce, fıldır fıldır dönmeye başlıyor. Şeytanın aklına dahi gelmeyecek fikirler, akılarına geliveriyor. Bu şeker kotalarının düzenlenmesi ve uygulamasına ilişkin yönetmelikte yapılan değişiklik. 5 Haziran 2021 Cumartesi günü yapılmış. Yani geçtiğimiz hafta sonu. İki yıl önce, Şeker Fabrikaları özelleştirilirken, tepkileri hafifletmek için Nişasta Bazlı Şeker kotalarını düşürmüşlerdi. Şeker fabrikalarını elden çıkardılar, değerli arsaları satıldı. Anlaşılan 14 Haziran’da Biden görüşmesine, elleri boş gitmemeleri için, Nişasta Bazlı Şeker kotasını yeniden yüzde yüz artırdılar. Bundan kim yararlanacak? En çok kim yararlanacak biliyor musunuz? Amerikan Cargill firması. Amerikan başkanıyla tatlı bir başlangıç yapabilmek için, milletin çoluğunun, çocuğunun sağlığı tehlikeye atıyorlar.

ZİRAAT’İN HAVUZ GENİŞLESİN DİYE VERDİĞİ KREDİ

Bu arada kendi çiftçimize de vurulan darbe cabası. Allah aşkına! Bir yönetim kendi çiftçisine bu kadar mı düşman olur? Çiftçimizin sırtına vurdukları hançer bir değil, on değil. Çiftçinin bankası Ziraat Bankası, basının amiral gemisinin de içinde olduğu bir medya grubu, havuza katılsın, Saray’a ram olsun diye 2018’de 675 milyon dolar kredi vermiş. Bankanın o dönemki Genel Müdürü de “Vardı, verdik” diye meydan okumuş. Ama dün ortaya atılan iddiaya göre, grup, aldığı kredinin ne anapara, ne de faiz borcundan daha bir kuruş ödememiş. Ziraat Bankası; havuz medyası genişlesin diye 675 milyon doları, Turkcell, Varlık Fonuna kalsın diye, 1 milyar 600 milyon doları dağıtırken, bu ülkede çiftçilerimiz yokluktan canlarına kıyıyor.

ZİRAAT DAHA FAZLA SESSİZ KALAMAZ

Nevşehir’de bir patates üreticisi, Ziraat Bankası’na gidiyor, borcunu yapılandırmak istiyor. Talebi kabul edilmeyince kendini ateşe veriyor. Muğla Milas’ta çiftçi Fahrettin Aktaş, “Traktörümü satın, borcumu ödeyin, bu onursuzlukla yaşayamam” diye arkasında not bırakıp hayata veda ediyor. İzmir Torbalı’da çiftçi Basri Yıldırım, tarlasını satmasına rağmen borçlarını kapatamıyor, üç evladını arkasında bırakıp intihar ediyor. Ziraat Bankası bu iddialara daha fazla sessiz kalamaz. Doğan Medya’yı yandaş satın alsın diye verilen kredinin encamı, ticari sır bahanesiyle örtülemez. Çıksın bugüne kadar bu kredinin ne kadarı geri ödendi? Ödemelerde bir gecikme var mı? Banka yönetimi Ziraat Bankasının saygınlığını korumak için bunları halka açıklamak zorundadır.

BORÇ ARTIŞINDA BREZİLYA’DAN SONRA İKİNCİYİZ

Sadece çiftçilerimiz değil, yurdun dört bir yanından, borca,  yokluğa dayanamayan esnafın, perişan halinin de haberleri geliyor. Sadece ilk 5 ayda, 40 binden fazla esnaf kepenk indirmiş. Küçük ve Orta Boy işletmelerin takipteki borçları, 57 milyar 200 milyona ulaşmış. Salgın döneminde benzer ülkeler arasında, borcunun milli gelirine oranı en hızlı artan ülkeler listesinde, maşallah Brezilya’dan sonra ikinci sıraya gelmişiz. Ama Saray, “Dünyadaki ‘En etkin, yaygın ve yüksek tutarlı’ destekleri verdik” diyerek, milletle alay ediyor. Ama aynı gün uluslararası kuruluşlar rapor yayınlıyor. Hükümeti “Destek yerine borç veriyorsunuz, bu arabanın tekeri bir yerde patlar” diye uyarıyor.

DÖVİZ GARANTİLİ İHALELERİ GÖTÜRENLERİN KEYFİ GICIR

Erdoğan devletin kanalına çıkıyor. Merkez Bankası’nın kasasından buharlaştırdığı milyarlarca liralık ihtiyat akçesinin, 128 milyar dolarlık rezervin encamını anlatmak yerine Merkez Bankası’nın yeni başkanına nasıl faiz talimatı verdiğini ballandıra ballandıra anlatıyor. O sırada döviz kuru başlıyor tavan yapmaya. Dolarlı, Avrolu garantilerle ihaleleri götürenlerin tabi keyfi gıcır. Ama tek bir konuşmayla milletimiz hızla fakirleşiyor. Rezervsiz kalan, borca batırılan ekonominin cıvataları gevşemiş, ne yapsanız yapın artık ayar tutmuyor. Saray beslemeleri üç beş maaşla keyif çatarken, vatandaş işsizlik ile hayat pahalılığı arasında sıkışıp kalmış sesini duyan yok.

HEP 50 LİRALIK ALANIN BİLE AĞZINI BIÇAK AÇMIYOR

Artık sokağın gerçeğini ne TÜİK, ne de Hazine saklayabiliyor. Milletin yaşadığı enflasyonla TÜİK’in enflasyonu arasında dağlar kadar fark var. Saray’ın müdahalesinden nasibini alan TÜİK’in rakamlarına; bilim isyan ediyor, bilim insanları isyan ediyor ve son açıklanan enflasyon rakamlarında yaşanan rezaletle gördük ki artık bu işe TÜİK çalışanları bile isyan ediyor. Uzun uzun anlatmaya gerek yok. Eskiden, “Ben hep 50 liralık benzin alıyorum” deyip benzin zamlarından şikayet etmeyenlerin bugün artık ağzını bıçak açmıyor. 50 liralık benzin, mazot arabada ibreyi bile oynatmıyor.

MARKETTEN ÇIKANIN GÖZÜNE BAKIN, MİLLETİN HALİNİ GÖRÜN

Erdoğan Şahsım Hükümetinin beceriksizliği, market raflarını da vuruyor… Daha birkaç ay önce, “Bir torba yüz lirayla dolmuyor” diye şikâyet eden vatandaş, artık torbasını 150 lirayla bile dolduramıyor. Marketten çıkanların gözlerine bir bakın, milletin halini göreceksiniz. İşsiz sayımız 10 milyonu aşmış. Bu ülkenin geleceği gençler de Saray’ın yaydığı yapış yapış pislikten mustarip. Ülkemizde her dört gençten biri işsiz, her dört işsizden biri üniversite mezunu… 15-29 yaş arasında 5 milyon 700 bin gencimiz ne bir işte çalışıyor, ne de okuyor. “Ev genci” olmuşlar, evde oturuyorlar analarının babalarının eline bakıyorlar. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı üyesi ülkeler arasında ev genci oranının en yüksek olduğu ülke Türkiye. Pazarda sarımsak satan genç bir evladımız, “Askere gideceğim, cebimde bir kuruş para yok, gelecek… Ne hangi gelecekten bahsediyorsunuz? Lanet olsun böyle yaşama” diye feryat ediyor.

HER MÜJDESİNDE ZAM YAĞIYOR

Sonra milleti görmeyen, sesini duymayan, hali nicedir bilmeyen Saray’ın kibirlisi çıkıyor, millete hikâyeler anlatıyor. Bitmez tükenmez “Doğalgaz bulduk” diye müjde veriyor. Ama her verdiği doğalgaz müjdesinin ardından evlerde kullandığımız doğalgaz fiyatları düşeceğine zam üstüne zam görüyor. O müjde veriyor, milletin ödediği fatura kabarıyor. Şimdi buradan söylüyorum, millete bir müjde verme niyetindesiniz öyle anlıyorum. Mutlaka da bir müjde açıklamak istiyorsunuz. O zaman şunu yapın, TÜİK’in fiyat topladığı marketler var ya şunları bir açıklayıverin, millette gitsin oradan alışveriş yapsın karnı doysun.

BÜYÜME RAKAMLARINA DA MÜSİLAJ BULAŞMIŞ

Biz milletin içindeyiz. Millet cüzdanına bakıyor zekâta muhtaç olduğunu görüyor. Ama TÜİK’in rakamlarına bakınca millete hac farz olmuş gözüküyor. Yüzde 7’lik büyüme sokakta yok. Açık söyleyeyim, müsilaj büyüme rakamlarına da bulaşmış. Sanayide çalışılan saat endeksi 2014 seviyelerinde. Ama TÜİK’e sorarsanız sanayi üretimi almış başını gitmiş. Hizmet tüketimi tepetaklak aşağıya gidiyor. Hizmet sektöründe istihdam geriliyor. Ama hizmet sektöründe katma değer üretim almış başını yukarı doğru gidiyor. Kardeşim hizmetin stoku mu olur? Ekonomide müthiş bir teknolojik değişmemi var bu kadar sanayide verimlilik patlıyor? Millet işsiz ama TÜİK ekonomiyi büyüyor. Bu hikâyenin hesabı, bugün değilse yarın sandıkta millete verilir.

YOL HARİTAMIZ İKİNCİ YÜZYILA ÇAĞRI BEYANNAMEMİZ

19 yıldır biriken cürufu, pisliği, kiri, pası, temizlemek için yapılması gerekenler bellidir. Biz temiz siyaset ve temiz toplum için yol haritamızı İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamemizle ilan ettik. Güzel ülkemizi arındırmak için, Yepyeni ve Güçlendirilmiş bir Parlamenter Sistemi getirmeyi vadediyoruz. Kuvvetler ayrılığını güçlendirmeyi vaat ediyoruz. Yargı üzerindeki baskıları kaldıracağız. Siyasi Ahlak yasasını çıkaracağız. Siyasetin finansmanını şeffaf hale getireceğiz. Kamu İhale Kanunu rekabet ve şeffaflığı sağlayacak şekilde, yeniden düzenlenecek. Sayıştay’ı gerçek işlevine kavuşturacağız. TBMM’de Kesin Hesap Komisyonunu kuracağız. Ekosistem Hakkını Anayasal güvence altına alacağız.

HÜKÜMETE SADAKAT HAK ETTİĞİ ZAMAN

Devletimiz baki, bu hükümet gidicidir. Milletimizde bunu bilmektedir. Amerikalı yazar Mark Twain’in dediği gibi “Ülkeye sadakat, her zaman; hükümete sadakat hak ettiği zaman.” Bu hükümet artık milletin güvenini kaybetmiştir. Milletimiz, “Kral değil, kural” istiyor. Ortaya saçılan bu kiri, 19 yılın pasını sandıkta temizleyebilmek için gün sayıyor.

BUHRAN VATANDAŞIN SUÇU DEĞİL, BAŞTA OTURANLARIN SUÇU

Umutsuzluğu asla kabul etmiyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti büyük bir devlet, milletimizde büyük bir millet. Biz bu ülkenin yaşadığı en derin krizlerden birinde, doğru ilaçları verdiğimizde, nasıl ayağa kalktığını bizzat yaşadık. Eğer Türkiye, bugün bu buhranı yaşıyorsa, bu vatandaşın suçu değildir. Bu, ülkeyi yönetme kabiliyetlerini tamamen yitirmiş başta oturanların suçudur.

TÜRKİYE’Yİ DÜZE ÇIKARMAK İÇİN HAZIRIZ

Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Türkiye’yi düzlüğe çıkarmaya hazırız. Yeni Kurallarla, Yeni Kurumlarla, Yeni Kadrolarla ülkemizin ufkunu açmaya hazırız. Ülkede gerginliği bitirmeye, Parti ayrımı gözetmeden bu ülkeyi seven herkesle kucaklaşmaya, barışmaya hazırız. Biz milletimizin sadece oyuna değil, gönlüne de talibiz. Biz insanlarımızı birleştirmeye geliyoruz. Biz bu ülkenin tertemiz insanlarıyla, hep beraber kimseyi dışlamadan, kimseye ikinci sınıf insan muamelesi yapmadan, kimseye parya muamelesi yapmadan yepyeni bir geleceği inşa etmek için geliyoruz. Biz hazırız, vakit tamam. Seçim zamanıdır bu zaman. Milletten korkma sadıktan kaçma Erdoğan.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener “Biz tek aday girelim HDP ayrı aday çıkarsın” önerisinde bulundu. Siz bu açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Millet İttifakı’nın Genel Başkanlarının dile getirdiği her görüş bizim için değerlidir.

Soru- CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal 4 Mayıs’ta Dersim katliamında yitirdiklerimizi unutmayacağız açıklaması yaptı. CHP’li 16 eski bakan ve milletvekili CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na mektup göndererek Sarıbal’ın partiden kesin ihracını istedi. Mektup değerlendirildi mi, Sarıbal’a ifadeleri nedeniyle bir işlem yapılacak mı?

Faik ÖZTRAK- Bu konu Merkez Yönetim Kurulumuzun gündeminde yoktu.

Soru- Dünya Sağlık Örgütü dünyada Covid aşılarının dağılımında yoksul ülkeler aleyhine yaşanan dengesizliğe dikkat çekmişti. Uluslararası ortamda aşının adil dağılımı konusundaki tartışmalarda artarak sürüyor. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir, nasıl bir yorum yapabilirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu konunun gerçekten önemli olduğunu düşünüyoruz. Küresel bir bağışıklık sağlanmadan ülkelerin “Koronavirüsten kurtulduk” demeleri mümkün değil. Bunu en önce gören ve bu konuda inisiyatif alan parti Cumhuriyet Halk Partisi’dir.

Sayın Genel Başkanımız, bundan bir yıl önce daha salgının başında Alçak Gönüllü Bir Uygarlığın İnşasına Çağrı yazısında salgının eşitsizliklerden beslendiğini ifade etmişti. Yine aynı yazıda uluslararası düzeyde örgütlenmiş bir halk sağlığı politikasına duyulan ihtiyacında altını çizmişti.

Sayın Genel Başkanımız ayrıca bu çerçevede Dünya Sağlık Örgütüne ve Birleşmiş Milletlere birer mektup yazmıştı. Bu mektuplarda 11 Mart’ın salgın hastalıklarla mücadele günü ilan edilmesini istemiş, virüsün sınır tanımadığını belirtmiş, bu mücadeleyi ancak tüm dünya hep birlikte verebilirsek başarıya ulaşabileceğimizi ifade etmişti.

Yine Genel Başkanımız dünyadaki 96 sol ve sosyalist partinin liderine mektup yazarak aşı ve tedaviye erişimin dünyada kamu malı kabul edilmesini önermişti. Aşının insanlık yararına kullanılmasını güvence altına alacak bir kamucu küresel anlaşma ihtiyacını Genel Başkanımız, partimiz her fırsatta dile getirmiştir. Saray hükümeti ise aşıda uluslararası dayanışmayı düzenleyen Covax anlaşmasına daha henüz imza atmamıştır.

Teşekkür ediyorum, sağ olun.

YA ATAMA BAKAN YA MECLİS BAŞKANI İSTİFA EDECEK

CHP Sözcüsü Öztrak, İçişleri Bakanı’nın gündeme getirdiği bir siyasetçinin, suç örgütü elebaşından aylık 10 bin dolar aldığı iddialarıyla ilgili olarak “Anlaşılan Meclis Başkanı, milletvekillerini töhmet altında bırakan bu bakanı çağırıp, ‘Bu siyasetçi kim?’ diye sormuş. Bunu yazılı ve sözlü olarak da ilettiğini ifade ediyor. Ama ardından cevap alamadığını ikrar ediyor. Belli ki, millet iradesinin tecelligahı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Başkanı, atama Bakan tarafından kale dahi alınmamış” diye konuştu.

Meclis Başkanı’nın ana muhalefet partisi Genel Başkanına celallenerek bu rezaletin üstünü örtmeye çalıştığını belirten Öztrak, “Meclis Başkanı, Meclis’in itibarını korumak zorundadır. Yapılacak iş bellidir: Ya Meclis Başkanına cevap vermeyen atama Bakan istifa edecek, ya atama Bakanın cevap vermediği, kale almadığı Meclis Başkanı istifa edecek” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Suriye’de Zeytin Dalı Harekât bölgesinde bir Mehmetçiğimiz, Piyade Uzman Çavuş Şahin Sarsılmaz, bölücü teröristlerin hain saldırısında şehit düştü. Yine dün Hatay Kırıkhan’da, iki Mehmetçiğimiz elim bir trafik kazasında şehit oldu. Şehit olan Mehmetçiklerimize Allah’tan rahmet, acılı ailelerine sabır, milletimize başsağlığı diliyoruz. Geçtiğimiz hafta müziğimize ve kültürümüze çok önemli katkıları olan bir ismi kaybettik. Araştırmacı Hasan Saltık’ı geçirdiği kalp krizi sonucunda yitirdik. Hasan Saltık’a Allah’tan rahmet, sevenlerine sabır diliyoruz. Ulusumuzun başı sağ olsun.

HER SÖZÜNÜN FATURASI MİLLETİMİZE ÇIKIYOR

Atalarımız; “Söz gümüşse, sükût altındır.” “İki dinle, bir söyle”, “Çok mal haramsız, çok laf yalansız olmaz” demişler. Bir de İsviçrelilerin de “Az düşünen, çok konuşur” diye bir Atasözü var. Türkiye’yi ne yazık ki az düşünüp, çok konuşmayı seven bir isim yönetiyor. Televizyona bile promptersız çıkamıyor. Çanak sorularda bile hazırlanmış bir metin dışına çıkarsa, devirdiği çamların haddi hesabı olmuyor. Ama ekonomiyi o kadar kırılgan hale getirdiler ki, yanlış her sözün faturası da milletimize çok ağır bir biçimde çıkıyor. Yöneten düşünmeden konuşuyor, faturayı milletimiz ödüyor.

ERDOĞAN KONUŞTU, DOLAR UÇTU

AK Parti Genel Başkanı hafta içinde, devletin televizyon kanallarında, yine “Sen, ben, bizim oğlan” formatında bir program yaptı. Önünde de prompter vardı. Keşke yapmaz olaydı… Konuştukça, prompterın dışına çıktıkça dolar uçmaya başladı. Merkez Bankası Başkanına, tarih de vererek, faiz indirimi için nasıl talimat verdiğini ballandıra ballandıra anlattı. O konuşmaya başlarken, dolar kuru 8 lira 54 kuruştu. Konuştu, konuşma bitti kur 8 lira 77 kuruşa sıçradı. Bu ülkede; reel sektör şirketlerinin, döviz açık pozisyonu 157,5 milyar dolar. 2009 yılındaki çıkardıkları kararname sonucunda bu böyle oldu. Dış borç stokumuz 450 milyar dolar. Şimdi televizyona çıkıp o ağzına geldiği gibi Sarayın kibirlisinin konuşması, şirketlerimize 36 milyar lira. Ülkemize de 103 milyar lira maliyet çıkardı. Brent tipi petrolün varili, Erdoğan konuşmaya başlamadan önce 600 liraydı. Konuşma bittiğinde 616 lira oldu.

ARA MALINDA CİDDİ SIKINTI VAR

Aslında tüm ithal mallarda, tüm ithal girdilerde bu durum yaşandı. İthal girdilerin dolar cinsinden fiyatı, salgından bu yana olağanüstü artıyordu zaten. Plastik hammaddelerin döviz cinsinden fiyatları, sene başından bu yana ikiye katlandı. Mobilyacılar MDF bulamıyor, sanayici sac bulamıyor. Bulsa da onlarında fiyatları katlanmış vaziyette. Ülkede ara malı tedarikinde çok ciddi sıkıntılar var. Bunlar yetmezmiş gibi, Erdoğan bir konuşuyor, kurda yükseliyor, sanayicinin maliyeti arttıkça artıyor.  Sanayici zorlanıyor, vatandaş da zorlanıyor.

BİLEREK KONUŞUYORSA DAHA DA VAHİM

Erdoğan “ekonomist olduğunu” iddia ediyor. Allah aşkına, bu ne biçim ekonomistlik? Ekonomiyi dolar müptelası yaptınız. 128 milyar dolar rezervi buharlaştırdınız damat kayınpeder. Türk lirasını pul ettiniz. “Faiz sebep, enflasyon sonuç” deyip ardından dünyanın en yüksek 7. faizini vermek zorunda kaldınız. Şimdi tüm bunları yaptıktan sonra birde düşünmeden konuşuyorsunuz bunların nelere mal olacağını bilmiyor musunuz? Bilmeden konuşuyorsanız vahim, bir de bilerek konuşuyorsanız bu durum daha da vahim. Atalarımız boşa dememiş. Yarım hekim candan eder. Yarım hoca dinden eder. Erdoğan sayesinde gördük ki; “Yarım ekonomist de bizi cüzdanımızdan eder.”

ÇOK PARTİLİ SİSTEMDEN HAZZETMİYOR

Yine de “Her şerden de, bir hayır çıkar” diyelim. Evet bu televizyon programı millete oldukça pahalıya patladı ama aynı televizyon programı ülkemizde 2018 yılından itibaren hayata geçen tek adam vesayet rejiminin tüm sakilliğini, bir kez daha milletimizin gözleri önüne serdi. Erdoğan’ın, hesap vermekten, şeffaflıktan, hukukun üstünlüğünden, kuvvetler ayrılığından ve hatta Anayasa Mahkemesi’nin kararlarından hazzetmediğini bugüne kadar duymuştuk. Bunlarda tabi icraata yansıyor ama bu defa Erdoğan’ın katıldığı televizyon programındaki açıklamalarında, Anayasa’nın “Siyasi partiler, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır” hükmünden de hazzetmediğini yani anayasadan da hiç hazzetmediğini gördük. Ne diyor? “Türkiye çok partili sistemden huzur bulmadı”. Allah Allah! Bakın açık söyleyeyim, Dervişin fikri neyse, zikri de odur. Bu açık açık Erdoğan’ın çok partili sistemden hazzetmediğini ortaya koymaktadır. Anketlerde milletin desteğinin hızla azaldığını gördükçe, Şahsım Hükümetinin artık ayakta kalamayacağını anladıkça, sarayın kibirlisi; sadece Millet İttifakı’nı değil, demokrasiyi, meşru siyaseti, milleti de hedef almaya başladı. Buradan söyleyeyim, korkunun ecele faydası yok. Milletimiz, bu ucube tek adam vesayet rejiminin de, Erdoğan Şahsım Hükümetinin de notunu verdi. Artık sabırsızlıkla sandığı bekliyor.

CÜRÜM VE CÜRUF İTTİFAKI

İnsan söylediği şeylerle sınanırmış. Erdoğan Şahsım Hükümeti de böyle bir sınavdan geçiyor. Sınavın sonucunda sınıfta kaldı. Ne diyorlar? Büyük lokma ye. Büyük söz söyleme. Yine aynı programda Erdoğan koalisyon dönemlerini kötüledi. Ama acıkası bugün Cumhur İttifakı’nın görünen ve görünmeyen ortakları, 1990’ların koalisyon dönemlerine rahmet okutuyorlar. Şu son bir aydır yaşadıklarımıza bir bakın, bu Cumhur İttifakı’nın, Cürüm İttifakı’na, Cüruf İttifakı’na dönüştüğünü açıkça gösteriyor.

MEMLEKET, KURTLAR VADİSİ İLE YALAN RÜZGARI ARASINDA SAVRULUYOR

Bu ne biçim bir ittifak, herkes birbirine racon kesiyor. İttifakın ortaklarından biri, bir suç örgütü elebaşı, İçişleri Bakanı’na racon kesiyor. İçişleri Bakanı, Erdoğan’a racon kesiyor. Bahçeli, Erdoğan’a racon kesiyor. Güzelim memleketimiz, “Kurtlar Vadisi” senaryoları arasında, “Yalan Rüzgârı” senaryoları arasında savrulup duruyor. Ülkenin seçilmiş Başbakanına koltuk darbesi yapmak bunlarda, siyasi kumpaslar, mafyanın 10 bin dolar maaşa bağladığı siyasetçiler, düşkün gazeteciler bunlarda. Değişen uyuşturucu rotaları, silah sevkiyatları… Maşallah bunların senaryolarında ne ararsanız var.

AĞACIN KURDU İÇİNDEN OLUR

Ne diyor büyüklerimiz, ağacın kurdu içinden olur. Cumhur İttifakı’nda da, AK Parti’de de, kurtlar bir değil, bin değil, ağacın gövdesini kurt götürüyor. Herkes birbirine kumpas kuruyor. Tam bir kavgalı ev… Birbirleriyle kavga ederken de milleti unutmuşlar. Bu suç örgütü elebaşına, Cumhur İttifakı’nı desteklemek üzere, mitingleri kim yaptırdı? Dış güçler mi? Bu mafya elebaşına, Türk polisini kim koruma verdi? Dış güçler mi? Bu suç örgütü elebaşına, “Akademisyenlerin kanlarında banyo yapacağım” dediğinde, bu işi, bu tehdidi kim cevapsız bıraktı? Dış güçler mi? Hayır. Bunların hepsine Cumhur İttifakı ve AK Parti icazet verdi.

SUÇ ÖRGÜTÜ ELEBAŞI İTTİFAK EVİNİN HAS EVLADI

Açıkça şunu söyleyelim, bu suç örgütü elebaşı, aslında evin has çocuklarından biriydi. Şimdi bu evde ipleri elinden kaçıran Erdoğan, çizilen karizmasını, millete ve Millet İttifakı’na racon keserek kurtarırım sanıyor. “Bunlar iyi günleriniz” diyor, Millet İttifakı’nı tehdit etmeye kalkıyor. Demokrasilerde raconu millet keser. Erdoğan bunu unutmuş. Şu rezalete bakın, herkes soluğunu kesmiş, suç örgütü elebaşı, “10 bin dolar maaşa bağladığı siyasetçiyi açıklayacak” diye, Pazar günü saat 7.30’u bekliyor.

YA TBMM BAŞKANI YA İÇİŞLERİ BAKANI İSTİFA EDECEK

Aslında bir siyasetçinin mafyadan 10 bin dolar maaş aldığını ilk kim açıkladı? İçişleri Bakanı. Ama kimin bu maaşı aldığını açıklamadı, görevini yapmadı. Bu ismi savcılara bildirmeyerek Ceza Kanunu’na göre suç işledi. İçişleri Bakanı yine evin içindeki kavgada kullanılmak üzere bu ismi Sümen altına attı. Cumhurbaşkanlığı makamında oturan Erdoğan da, kendi atadığı İçişleri Bakanı’nı yanına çağırıp, “Kimdir bu mafyadan maaş alan siyasetçi?” diye sormadı. Meclis Başkanı, milletvekillerini töhmet altında bırakan bu bakanı çağırıp, “Bu siyasetçi kim?” diye anlaşılan sormuş. Bunu “yazılı ve sözlü” de ilettiğini ifade ediyor. Ama ardından cevap alamadığını da ikrar ediyor. Belli ki, millet iradesinin tecelligahı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Başkanı, atama bakan tarafından kale dahi alınmamış. Meclis Başkanı da Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanına celallenerek bu rezaletin üstünü örtmeye çalışmış. Meclis Başkanı, Meclis’in itibarını korumak zorundadır. Yapılacak iş bellidir: Ya Meclis Başkanına cevap vermeyen atama bakan istifa edecek, ya atama bakanın cevap vermediği, kale almadığı Meclis Başkanı istifa edecektir.

MİLLET SUÇ ÖRGÜTÜ ELEBAŞINI BEKLİYOR

Sonunda görev, kavgalı evin mensubu, suç örgütünün elebaşına düştü. Kavgalı ittifakın aslında bu ülkeyi ne hale getirdiğine bir bakın. Milletimiz, rüşvet alan siyasetçinin kim olduğunu suç örgütü elebaşından öğrenmek için bekliyor. Olur mu öyle şey?

FAİZ COŞTU, DÖVİZ ÇILDIRDI

Ülkede bir avuç namuslu medya organı dışında, doğru dürüst medya bırakmadılar. Bağımsız ve tarafsız yargı bırakmadılar. “Liyakat yerine, Saraya sadakat” dediler, işini düzgün yapacak kimseyi tutmadılar. Hesap vermekten kaçtılar. Şimdi bunların bedelini, inandırıcılıklarını kaybederek ödüyorlar. Hadi bu bedeli sadece kendileri ödese iyi ama orada bu ülkeyi yönetenlerin makamında oturanlara güven kalmadıkça, faiz coşuyor, döviz çıldırıyor. Milletimizde bunun altında kalıyor. Böylesine bir çürüme bu ülkede görülmemişti. Bu çürümeyi biz Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin elinde yaşadık.

MİLLET KRAL DEĞİL KURAL İSTİYOR

“Kralın olduğu yerde, kural olmaz.” Çünkü kural sonuçta baktığınız zaman bir gidişi yansıtır. Hep söylüyorum ya Polatlılı çiftçimizin sözlerini, kuralın olmadığı yerde, tekrar ifade ediyorum öngörülebilirlik ve doğru düzgün gidişat olmaz. Gidişat doğru düzgün olmadığı zaman istikrarda olmaz. Biz bunları milletçe yaşayarak öğrendik, öğrenmeyin bir kişi var o da Erdoğan. Türkiye 1991 ile 2002 tarihleri arasındaki 11 yılda, koalisyonlarla yönetildi. Bu 11 yılda, Beş Merkez Bankası Başkanı görev yaptı. Her başkan ortalama 26 ay görevde kaldı. Erdoğan Şahsım Hükümeti döneminde ise neredeyse 3 yılda 4 Merkez Bankası Başkanı değişti. Her başkanın ortalama görev süresi 9 ay. Bu ne biçim istikrarı? Kaldı ki, bir şey daha söyleyeyim, Merkez Bankaları güven müesseseleridir. İktidar ikide bir, zırt pırt Merkez Bankası yönetimlerini değiştirmeye başladığında güven kalmaz.

ERDOĞAN ŞAHSIM HÜKÜMETİ ÜLKENİN BEREKETİNİ KAÇIRDI

Türkiye’nin, 1992-2002 döneminde, ortalama büyüme hızı yüzde 3,3’tü. İşte bu güvenin olmaması nedeniyle Erdoğan Şahsım Hükümetinin görev yaptığı son üç yılda, ortalama büyüme hızı ise yüzde 1,9’da kaldı. Bu başarı mı? Son 2 yılda; işini kaybeden 2 milyon yurttaşımız, sayıları 10 milyonu aşan işsizlerimiz, yoksulluk sınırının altına düşen 3 milyon yurttaşımız ve sayıları 10 milyonu aşan yoksullarımız bu ülkenin ne hale getirildiğini bu hükümet tarafından açık seçik ortaya koyuyor. Erdoğan Şahsım Hükümeti bu ülkenin bereketini kaçırmıştır. Sarayın kibrinden neşet eden müsilaj, güzelim ülkemizin ufkunu yapış yapış kaplamıştır.

SİZ ÖNCE 128 MİLYAR DOLARIN HESABINI VERİN

Şimdi aynı televizyon programında çıkmış diyor ki, rejimi tahkim etmek için, 128 maddelik Anayasa teklifi hazırlıyorlarmış. Allah Allah güler misiniz, ağlar mısınız? Nereden çıktı bu 128? Herhalde aklılarından bir türlü çıkmıyor. Siz 128 anayasa maddesini tartışmadan önce, “128 milyar dolar nerede?” Onun hesabını bir verin. Kibir zirve yapmış. Diyor ki, “128 milyar dolar nerede?” diye bize soramazsınız. Sorarız Sayın Erdoğan sorarız. Hem de bal gibi sorarız. Çok açık söyleyeyim, konu Merkez Bankası’nın kasasında bulunan 128 milyar dolarsa soru sormakla da kalınmaz. Hesap da sorulur. Bugün değilse, yarın ilk sandıktan sonra, bu 128 milyar doların hesabı mutlaka sorulacaktır.

KALPLERİ MİLLETE KARŞI MÜHÜRLENMİŞ

Kibir, şeytanın en sevdiği günahtır. Çünkü “Kibir hakkı reddetmek, insanları hor ve hakir görmektir.” Osmanlı Padişahları bile kibre düşmemek için, “Mağrur olma Padişahım,  senden Büyük Allah var!” diye kendi tebaalarını bağırttırırlarmış. Çok şükür bu ülkede artık tebaa falan yok. Cumhuriyet var, Türkiye Cumhuriyeti devletinin herkese eşit vatandaşı. Devlette vatandaşlarına hem hesap vermekle, hem de hizmet etmekle mükellef. Ama dediğim gibi Erdoğan geçmişi de, bugünü de unutmuş. Pandemide verilen destekleri yetersiz bulan vatandaşlara, “Nankörlüğün boyutu yok” diyerek horluyor, hakir görüyor. Millet yaşadığına mı inansın? Yoksa Erdoğan’ın sözlerine mi inansın? Millete karşı kalbi mühürlendiği için, Saray artık milletin halini görmüyor.

HALEP ORADAYSA ARŞIN BURADA

Halep oradaysa, arşın da burada… Erdoğan “661 milyar lira destek verdik” diyor. Tamamda bunun 524 milyar lirası geri alacağım, hem de birde faizle verdiğin krediler ya da faiziyle ertelediğin eski krediler veya yine faizle ertelediğin vergi ve prim borçları, sigorta prim borçları. 57 milyar lirası da İşsizlik Sigortası Fonu’ndan, kısa çalışma, ücretsiz izin, işsizlik ödeneği şeklinde verdiğin destekler… Yani işçinin kendi kumbarasını kırmışsın parasını işçiye ödemişsin. Tekrar söylüyorum, kaç zamandır da tekrar ediyorum. Bütçeden vatandaşa karşılıksız, hibe olarak verilen destek, önden topla, arkadan topla, sağdan topla, soldan topla 10 milyar lira. Bunlar bizim kendi rakamlarımız değil, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın rakamları. Erdoğan uluslararası kuruluşları kendisine şahit gösterip, bu tabloyu, “Dünyanın en etkin ve yaygın desteği” veren ülke olduk diye pazarlamaya kalkıyor. Ama Allah’ın sopası yok. Bunları söylediği gün, bizimde üyesi olduğumuz Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı ekonomi yönetimini eleştiriyor. OECD diyor ki; “Kredi vermeyi bırakın, doğrudan destek verin” diyor. Hükümeti açıkça uyarıyor. Tüm dünya esnafını, işçisini, sanayicisini ayakta tutmak için, seferberlik ilan etti. Bunlar, hem çok az, hem de çok geç destek veriyorlar. Peki bu beceriksizliğin en büyük kurbanı kim oluyor? Tabi ki, esnaflarımız oluyor.

CHP EKONOMİ MASASI ESKİŞEHİR’DEYDİ

Dün CHP Ekonomi Masası olarak Eskişehir’deydik. Sanayicimizin, esnafımızın sıkıntılarını bir kez daha yakından görme imkanını bulduk. Sanayici, artan döviz kuruyla artan hammadde fiyatları altında ezilmeye başlamış. En büyük sıkıntı önünü göremiyor. Bugün sattığını yarın nasıl yerine koyacağını bilemiyor. Esnafımız ise, “Anayasa’nın 173. maddesine göre, esnafı, sanatkarı koruyucu ve destekleyici tedbirleri almak devletin görevi” diyor. Esnaf vergisini veriyor, ama bu dar günde nasibini alamıyor” diye dert yanıyor. Eskişehir’de Küçük Sanayi Sitesinde bir esnaf lokantası sahibi lokantalar için: “Açılsa ne olur… Buradaki esnafta da para yok. 15 liralık yemeğe kredi kartı çekiyorlar, onun da 2 lirasını banka alıyor” diyerek içinde bulunduğumuz hali özetliyor. Kitap ve kırtasiye işi yapan başka bir esnafımız; “Bu kapanmalarda 3 yıl geriye gittik. Bir kapanmaya daha dayanamam” diyerek, feryat ediyor. Çiftçi kuraklık nedeniyle dara düşmüş son yağışlarında yetmediğini, ayakta kalmak için desteğin şart olduğunu söylüyor. Ama diğer tarafta arpada, mercimekte müjde diye açıklanan fiyatların piyasanın çok altında olduğu da ortaya çıkıyor, çiftçi de bunu ifade ediyor. Ama Erdoğan sırça saraylarında, milletin halini görmüyor. Görmediği için de milleti nankörlükle suçlayacak kadar, gözünü karartıyor.

AŞIDA MİLLETE FARKLI, ERDOĞAN’A FARKLI PROTOKOL

Salgınla mücadelenin sadece ekonomik boyutunda değil, sağlık ve aşı boyutunda da büyük hatalar yapılıyor. AK Partinin lebaleb kongreleri salgını azdırmıştı. Tüm dünya açılırken sonunda, biz yeniden kapanmak zorunda kaldık. Aşıda varı, yoğu Çin aşısına yatırdılar. Milletin sağlığıyla kumar oynadılar. Kaynak ülke çeşitlendirmesi yapmadılar. “Nisan ayında kullanıma sokacağız” dedikleri yerli aşıyı bir türlü üretemediler. Elde kala kala Alman aşısı kaldı. Dün itibariyle iki doz aşısını olabilen yurttaşlarımızın sayısı, 13 milyon bile değildi.  Bunu bakan açıkladı. Yine 15 yaş ve üzerinde 64,5 milyon yurttaşımız var. Bunların 35 milyonu hala tek doz aşıyla dahi buluşamadı. Ama millet aşıyla buluşamazken, Erdoğan maşallah üçüncü doz aşıyı da olmuş. Nereden biliyoruz? Çünkü kendisi katıldığı televizyon programında söyledi. Marttan bu yana geçen üç ayda Erdoğan üç doz aşı olmuş. Şimdi bu üç doz aşı standart bir uygulama mı? Yoksa sadece Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan Erdoğan’a mı uygulandı? Yani şunu anlamakta güçlük çekiyoruz. Aşıda Erdoğan’a farklı, millete farklı bir protokol mü uygulanıyor? Böyle bir durum varsa Sağlık Bakanı çıksın bunun gerekçesini açıklasın.

ELDE PUTİN’LE BİRLİKTE YALANAN DONDURMA KALDI

Erdoğan’ın televizyondaki konuşması sadece ekonomide, iç siyasette, sağlık ve aşı politikasındaki beceriksizlikleri ortaya dökmedi. Aynı zamanda dış politikadaki sakaleti de ifşa etti. Erdoğan’ın dış politikadaki tek önceliği, tek başarı ölçütü, ABD başkanlarıyla telefonda sohbet etmekmiş. Trump; Türkiye’yi F-35 projesinden attı, uçaklara verilen 1,5 milyar doların üstüne yattı. Türkiye’yi ekonomik olarak çökertmekle tehdit etti. Yetmedi “Papazı gönder” dedi, gönderdi. Aynı Trump “Suriye’de Barış Pınarı operasyonunu durdur” dedi. Durdurdu. “Aptal olma” dedi mektup yazdı, bunu da Erdoğan sineye çekti. Bütün bu rezilliklere rağmen, Erdoğan “o dönemde çok huzurluymuş.” Niye? Çünkü Trump’la telefonda konuşup, randevulaşabiliyorlarmış. Dış politika böyle şahsileştirilirse, işte olan biten rezaletler de böyle sineye çekilir. Ama sonunda ne İsa’ya, ne de Musa’ya yaranılır. Diğer tarafta da Ruslar var. Erdoğan Ruslardan, 2,5 milyar dolar verip S-400 aldı. AKKUYU Nükleer santralinden, dünyanın en pahalı elektriğini alacak bir sözleşmeye imza attı. Yetmedi bu proje için Rusya’ya önemli vergi teşvikleri sağladı. TürkAkım projesiyle doğalgazda Rusya’ya bağımlılığı biraz daha artırdı. Şimdi bu aynı Rusya, Ukrayna’ya silah sattığımız için turist göndermiyormuş. Bunca şey verdik, sonunda elde Putin ile beraber yaladığı bedava dondurma kaldı.

ASIL TUTARSIZLIK TÜİK İLE SOKAK ARASINDA

Dün TÜİK, Mayıs ayı enflasyon rakamlarını açıkladı. Ama rakamlar açıklanırken, yine bir skandala imza atıldı. TÜİK haber bülteninde verilen rakamlarla, merkezi veri dağıtım sisteminde açıklanan rakamlar arasında, çok ciddi bir tutarsızlık ortaya çıktı. Haber bülteni diyor ki, tüketici enflasyonu yüzde 0,89 arttı. Merkezi veri paylaşım kanalında aynı gösterge aynı artış yüzde 1,44 olarak açıklanıyor. Tabi bu fark sadece veri tabanları arasında da değil, Mayıs’ta piyasa beklentileriyle, gerçekleşen enflasyon arasında da çok ciddi bir fark oluştu. Piyasa Mayıs’ta olsa olsa enflasyon yüzde 1,39 olur derken, gerçekleşme tabi bunun çok altında çıktı. Hadi şu veri tabanlarındaki tutarsızlığı bir kenara bırakalım. Beklenti ve gerçekleşme arasındaki tutarsızlığı da görmezden gelelim. Peki, sokağın enflasyonuyla, TÜİK’in enflasyonu arasındaki o çıkan büyük tutarsızlığı ne yapacağız? Bunu nereye koyacağız? Çarşı, Pazar yangın yeri. Market raflarına, pazar tezgâhlarına yaklaşılmıyor. Enflasyon Araştırma Grubu Mayıs ayı enflasyonunu yüzde 3,94 yani yüzde 4’e yakın olarak ölçüyor. Sonrada TÜİK çıkıyor, bunun beşte biri kadar enflasyona inanmamızı bekliyor. Çıkın sokağa sorun hangisi doğru diye.

ÜRETİCİ VE TÜKETİCİ ENFLASYONU ARASINDAKİ FARK REKOR KIRDI

Son bir buçuk ayda Türk Lirası, Dolar karşısında yüzde 16 değer yitirmiş. Bizimkisi rekor bize benzeyen ülkeler arasında. Dünyada gıda fiyatları son 10 yılın zirvesine çıkmış. Emtia fiyatları almış başını gitmiş. Demir fiyatları uçmuş, piyasada saç bulunamaz olmuş, ama her nasılsa tüm bunlar, tüketici enflasyonuna yani bizim soframıza yansımamış. Mayıs’ta 12 aylık tüketici enflasyonu yüzde 16,6 diyor TÜİK. Ama aynı dönemde üretici enflasyonu yüzde 38,3 diyor. Yani üretici ve tüketici enflasyonu arasında 22 puanlık fark var. Bugüne kadar ilan edilen serilerde gerçekleşen en yüksek fark bu. 2018’in Eylül’ünde buna yaklaşık bir fark oluştuğunda, TCMB faizleri 6 puanın üzerinde artırmıştı. Şimdi de benzer bir durum var. Ama Erdoğan’ın talimatıyla faiz indirimini konuşuyoruz.

EKONOMİYE TAKLA ATTIRACAK GİRİŞİM

Buradan çok açıkça uyarıyorum. Eğer Saray Danışmanları veya Merkez Bankası Başkanı, faiz indirimine altlık hazırlamak için, TÜİK’e rakam sipariş ediyorlarsa, enflasyon rakamlarını makyajlatıyorlarsa, bunun hesabı bunun sorumlularından yarın öbür gün mutlaka sorulur. Herkes bu rakamlara bakarak karar alıyor. Memurun, emeklinin maaş ve aylıkları buna göre belirleniyor. Zaten maaşlar, aylıklar pul oldu. Millet güvenmediği için yeniden dolara, altına koşmaya başlıyor. Kimsenin veri kalitesine güveni kalmamış. Bu işi artık daha fazla zorlamayın. Hiç kimse Türk ekonomisine yeni taklalar attıracak girişimlere, tevessül etmesin. Siz bedelini sandıkta ödüyorsunuz ama milletimiz, milletimizin cüzdanı bu yükün altında kalıyor.

YENİ KURALLAR, YENİ KURUMLAR, YENİ KADROLAR

Şunu açıkça ifade edeyim, zalimin zulmü artıyorsa, zevali de yakındır. Mazlumun ahı indirir şahı. Artık, vatandaşlarımız, Erdoğan Şahsım Hükümetiyle vedalaşmaya hazırlanıyor. Biz de hazırız. Türkiye’yi “3 Yeni” ile düzlüğe çıkaracağız. Yeni Kurallar, Yeni Kurumlar, Yeni Kadrolar. Ülkemizin ufkunu açacağız. Eski tartışmalara, olumsuz siyasete dur diyeceğiz. İnsanlarımızı birleştireceğiz, kucaklaşacağız, sarılacağız, barışacağız, anlayacağız, anlatacağız. Daha çok demokrasi olsun istiyoruz. Daha çok hoşgörü ve şefkat olsun istiyoruz. Farklı fikirlere herkes saygı duysun istiyoruz. Yol bulmak kolay, gönül bulmaya hazırız. Vakit, tertemiz insanlarımızın güvenine ihanet etmiş bu iktidara, veda etme vaktidir. Vakit tamam. Seçim zamanıdır bu zaman. Milletten korkma Erdoğan.

Beni dinlediğiniz için sizlere teşekkür ediyorum.

MİLLETİMİZ BU HAİN VE GAFİLLERİ EZİP GEÇER

CHP Sözcüsü Öztrak, Ayasofya’da Atatürk’ün lanetlendiğini, bu suç işlenirken orada bulunan devlet ricalinin sessiz kaldığını belirterek, “Tarihi, ‘Keşke Yunan galip gelseydi’ diyen meczuplardan öğrenenler, elbette milletinin tarihine de, milli mücadeleye de, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne de, bu devletin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e de böyle eğri bakar. Ama şunu herkes bilsin. Aziz milletimizin vicdanı çok güçlüdür. Tüm bu eğrileri, hain ve gafilleri mahkûm eder. Ezip geçer” diye konuştu. 

Hükümetin milleti, bir suç örgütü elebaşının açıklamalarına mahkum ettiğini ifade eden Öztrak, “Enis Berberoğlu davasıyla ilgili dosyanın üzerindeki gizlilik kararını derhal kaldırın. Kaldırın da gerçeklerin ne olduğunu milletimiz bir görsün” dedi.

TÜİK tarafından açıklanan yılın ilk üç ayına ait büyüme rakamlarını da değerlendiren Öztrak, “Bu yılın ilk üç ayı ile geçen yılın aynı dönemi arasında, gerçekten işsiz olan yurttaşlarımızın sayısı, 2 milyon 520 bin kişi artmış, 10 milyonun üzerinde vatandaşımız işsiz. Ama ekonomi bu dönemde yüzde 7 büyümüş. Rakamlara bakınca da durum, Erzurumlu esnafın fıkrasına benziyor. Rakamlara bakıyorsunuz hac farz olmuş. Ama cüzdana bakıyorsunuz, zekata muhtaç” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Sözlerime başlarken, bu hafta sonu Ağrı’da süren bölücü terörle mücadele operasyonunda şehit olan Jandarma Uzman Çavuşumuz Hüseyin Keleş’e Allah’tan rahmet, acılı ailesine ve milletimize başsağlığı ve sabır diliyorum. Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Bugün toplantı gündemimizde, hükümetin yönetemediği “buhran”, ve bu buhranı aşmak için yapılacaklar vardı. Dün Anadolu Efes basketbolda, Avrupa Ligi’nde, Barcelona’yı yenerek şampiyon oldu. Sporcularımızı, teknik ve idari heyeti, hepimizi gururlandıran bu büyük başarıları nedeniyle kutluyoruz.

ATATÜRK’E DEVLET RİCALİNİN ÖNÜNDE HAKARET EDİLDİ

Hafta sonu, İstanbul’un fethinin 568. yıl dönümünü kutladık. İstanbul’u Fatih Sultan Mehmet Han aldı. Emperyalistlerin işgalinden de, Gazi Mustafa Kemal Atatürk kurtardı. Biz her iki atamızla da gurur duyuyoruz. Her ikisini de rahmetle, sevgiyle, saygıyla anıyoruz. Ama dün Ayasofya Camii’nde devlet ricalinin önünde, bir defa daha Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e lanet okunmasını hiçbir şekilde kabul etmiyoruz. Kibir, şımarıklık, hazımsızlık ve yalan kutsal mekan Ayasofya’yı adeta mesken tutmaya başladı. Bir emekli imam bu defa, Atatürk’e lanet okumaya cüret etti. O sözleri söylediği Ayasofya’yı, İstanbul’u, Rize’yi ve tüm memleketi emperyalistlerin işgalinden kurtaranın, onların çizmelerinin altından kurtaranın Mustafa Kemal Atatürk olduğunu unuttu cehaletini sergiledi.

İMAMIN YAPTIĞI SUÇTUR

İmamın yaptığı suçtur, büyük büyük bir rezalettir. Ama buna, orada oturan devlet ricalinin sessiz kalması da çok daha büyük bir rezalettir. Tarihini bilmeyen kendini bilmez. Bu imam müsveddesine ve ona sessiz kalan devlet ricaline soruyoruz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmasaydı, bugün Ayasofya’da, Sultanahmet’te, Süleymaniye’de ecdadın mukaddes emanetleri üzerinde, hak iddia edebilir miydiniz? Bu camilerimizde Kuran-ı Kerim tilaveti icra edebilir miydiniz? Aklı, izanı ve azcık vicdanı olan bunun cevabını bilir. Bugün Kudüs’te, Mescidi Aksa’da yaşananlara bir bakın. Bu topraklarda bugün böyle bir zül yaşamıyorsak, bunu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e borçluyuz.

AZİZ MİLLETİMİZ BU GAFİLLERİ EZİP GEÇER

Tarihi, “Keşke Yunan galip gelseydi” diyen, meczuplardan öğrenenler, elbette milletinin tarihine de, milli mücadeleye de, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne de, bu devletin kurucusu, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e de böyle eğri bakar. Ama şunu herkes bilsin. Aziz milletimizin vicdanı çok güçlüdür. Tüm bu eğrileri, hain ve gafilleri mahkûm eder. Ezip geçer. Tarihimizde “Kuvayımilliyecilerin katli vaciptir” diye, fetva veren Sarayın Şeyhülislamı Dürrizade varsa, o fetvayı yırtıp atan, “Her kim ki Mustafa Kemal ve Kuvayımilliye aleyhine fetva verip düşmanlık yapar, bilin ki onların damarlarında kâfir kanı akar” diyen, milletin kahramanı, Sütçü İmam da vardır.

REZALETE ÇOCUKLARINI, TORUNLARINI DEKOR YAPANA DA YAZIKLAR OLSUN

Kininin, nefretinin esiri olmuş, zavallı bir zihniyete, bu ülkenin çocuklarının tertemiz zihinlerinin emanet edilmesi de ayrı bir ibret vesilesidir. Nasıl emanet edebiliyorsunuz? Milletimiz o gün o camide olan devlet ricalinin nasıl sustuğunu gördü. Bu rezalete, çocuklarının, torunlarının dekor edilmesine göz yuman, buna da sessiz kalanlara yazıklar olsun. Ne güzel demiş Yunus Emre; “Bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil, yetmiş iki millet dahi elin yüzün yumaz değil.” Hak, hukuk tanımayan, izan yoksunu bu kibre düşmüşlere, milletimiz elbette hakkını helal etmeyecektir.

SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDUK, SAVCILAR HAREKETE GEÇMELİ

Grup başkanvekilimiz bu şahıs hakkında, suç duyurusunda bulunmuştur. Ayrıca bizim burada yaptığımız konuşma üzerine savcılar böyle bir suçla ilgili olarak resen harekete geçmelidir. Son olarak bu konuda şunu söyleyeyim; bu olup bitene sessiz kalanlara, gizli gizli alkış tutanlara, milleti bölenleri ve bundan siyasi medet umanlara, milletimizin notunu verdiğini; ve bunlara önce seçim sandığına, ardından da tarihin çöplüğüne gömeceğinden en ufak bir tereddüdümüzde yoktur.   

MARMARA DENİZİ DE İSYAN EDİYOR

İstanbul Fatihi Sultan Mehmet Han, “Ormanlarımdan bir dal kesenin, başını keserim” buyurmuş. Atalarımız, “Yaş kesen, baş keser” demiş. İstanbul, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ifadesiyle: “Türk vatanının ziyneti, Türk tarihinin serveti,  Türk milletinin gözbebeğidir.” İstanbul’u çeyrek asır yönetenler, tarihi yarımadanın siluetini bile, rant için katletmişlerdir. Milletimizin göz bebeğine acımadan ihanet etmişlerdir. Sonrada bunu utanmadan itiraf etmişlerdir. Şimdi bugün Marmara Denizi de, bu acımasız ihanete artık isyan etmektedir. Müsilaj, yani deniz salyası, tüm Marmara’yı kaplamıştır. Marmara bütün gücüyle, “Artık yeter!” diye feryat etmektedir. Genel Başkan Yardımcımız Ali Öztunç, bu konuda, bugün Merkez Yönetim Kurulumuza çözüm önerileri raporu sundu ve çözüm önerilerini sundu. Şimdi bunu da en kısa sürede kamuoyuna da açıklayacak.

KANAL İSTANBUL BÖLGENİN İDAM FERMANIDIR

Dünyada tamamı tek bir ülkeye ait nadir denizlerden biri, Marmara’yı bitiriyoruz. “Kendi denizinizi koruyamadınız, diğer denizlerde nasıl hak iddia ediyorsunuz” diyenlerin eline, bunu yaparak koz veriyoruz. “İstanbul’a ihanet ettik” diyenler, Marmara’nın feryadını duymak yerine, ihanet sürecine hız veriyorlar. Hafta sonu esnafımız kulak kesilmiş, 1 Haziran sonrasında nasıl bir açılma olacağını duymayı bekliyor kendini ona göre ayarlayacak. Ama bunlar Kanal İstanbul projesine, Haziran sonunda kazma vuracaklarını açıklıyorlar. Bu proje, Marmara Denizi’nin ve bölgenin idam fermanıdır. Kanal, Trakya’yı Anadolu’dan koparma, ülkeyi bölme projesidir. Talan İstanbul projesidir. Bu projenin ekolojik, stratejik, ekonomik, siyasi, askeri, hiçbir sonucu doğru düzgün değerlendirilmemiştir.

DOĞANIN YEŞİLİNİ, DOLARIN YEŞİLİNE FEDA ETTİLER

Devlet akılla ve bilimle yönetilir. Ama Erdoğan Şahsım Hükümetinin devleti yönetmek gibi bir derdi yoktur. Şehit kanlarıyla sulanmış vatan topraklarımızı, talan edilecek kupon arazi, Beytülmali ise ganimet olarak görmektedirler. Doların yeşili için, doğanın yeşilini feda etmeyi göze almışlardır. İşte bu hastalıklı zihniyet yüzünden, devlet krizi her gün daha da derinleşmektedir. Şimdi giderayak, beş müteahhidi, buralarda arazi kapatmış yandaşlarını ve Katarlı dostlarını daha da zengin etmek için, ülkeyi bir defa daha gırtlağına kadar borca batırmaya hazırlanıyorlar. Kendi rant sevdalarının bedelini, çocuklarımıza, torunlarımıza ödetecekler.

CHP İKTİDARINDA BU PROJEYE TEK KURUŞ ÇALIŞMAZ

Milletimiz bunların ekonomiyi, devleti ve pandemiyi yönetememesinin faturası altında zaten yeterince ezildi. Erdoğan Şahsım Hükümetini ve bu projeye mali destek verecekleri şimdiden uyarıyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında, Kanal İstanbul’a tek kuruş çalıştırmayacağız. İmzalanan sözleşmeler de,  Yargıya, hatta gerekirse, uluslararası tahkime götürülecek. Bunu şimdiden herkes bilsin, ayağını da ona göre denk alsın.

MİLLETİ SUÇ ÖRGÜTÜ ELEBAŞININ TEFRİKALARIYLA BAŞBAŞA BIRAKTILAR

Devlet krizi, her gün derinleşiyor. Erdoğan Şahsım Hükümeti’ni açıkça destekleyen, Erdoğan’a karşı çıkanları alenen tehdit eden, hükümetin polis koruması bile verdiği, bir organize suç örgütü elebaşı, bir aydır tefrika halinde, bir takım kirli ilişkileri ifşa ediyor. Kendi ilişkilerini de itiraf ediyor. Millete hesap vermekten kaçan, bağımsız medyayı yok eden Erdoğan Şahsım Hükümeti, sonunda gerçeği arayan milleti, bir suç örgütü elebaşının tefrikalarıyla baş başa bırakma noktasına geldi. Milletin haber alma özgürlüğüne darbe yapmak Erdoğan’a şimdi çok pahalıya mal oluyor. Dün bu suç örgütü elebaşı bir defa daha kendini ihbar etti. Suriye’ye giden silahların, Bayır-Bucak Türkmenlerine gönderilmediğini, El Nusra’ya gittiğini itiraf etti. Daha önce de bir MHP milletvekili, Tuğrul Türkeş, “Vallahi de billahi de o silahlar Türkmenlere gitmiyordu” demişti.

BERBEROĞLU DAVASINDA GİZLİLİK KARARINI KALDIRIN, MİLLET GERÇEKLERİ GÖRSÜN

Bizim Suriye’ye silah gönderme meselesini bir suç örgütü elebaşının ağzından dinleme ihtiyacımız yok. Bu hususlar, ülkemizde çok iyi bilinen hususlar ve bu husus Türkiye’de çok da mağdur yarattı. Bunlardan biri de, bizim değerli arkadaşımız Enis Berberoğlu’. Haksız, hukuksuz bir şekilde MİT TIR’ları davasıyla ilişkilendirilerek arkadaşımız hapse atıldı. Sayın Genel Başkanımız buna ve ülkedeki tüm haksızlıklara, hukuksuzluklara, adaletsizliklere karşı Ankara’dan İstanbul’a kadar yürüdü. Ardından Enis Berberoğlu mahkemede aklandı. Yeniden milletvekili seçildi. Meclis’e girdi. Ama yönetim bu konunun ortaya çıkmasından o kadar rahatsızdı ki, Berberoğlu’nun milletvekilliğini düşürmek için, olmadık yargı kumpasları kurdurdu. Meclis Başkanı, milletvekilinin hukukuna sahip çıkamadı. Erdoğan’ın vesayeti altındaki mahkemeler Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına bile direndiler. Ama sonunda hak yerini buldu, arkadaşımız Meclis’e döndü. Biz buradan bir kere daha çağrıda bulunuyoruz: Milleti suç örgütü elebaşının açıklamalarına mahkum etmeyin. Enis Berberoğlu davasıyla ilgili dosyanın üzerindeki gizlilik kararını derhal kaldırın. Kaldırın da gerçeklerin ne olduğunu milletimiz bir görsün.

BU KAFAYLA MİLLET DAHA ÇOK BEDEL ÖDER

Erdoğan Şahsım Hükümetinin bir zamanlar beraber yol yürüdüğü, bu suç örgütü elebaşı, “Beni bu silah kaçakçılığı işinde de kullandılar” diyor. “Mehdi gelecek. Ortamı buna göre hazırlamalıyız” diyen, bir dönem Erdoğan’a danışmanlık da yapan, devletin resmi güvenlik toplantılarına katılan, bir general emeklisinin başında olduğu SADAT şirketinin, bu işlerde aracılık yaptığını iddia ediyor. Tabi bu sözlerden sonra bu sorumlulara; “Mehdiye ortam hazırlamak için mi Suriye’de bulundunuz?” diye, soracak bir savcı Türkiye’de yok… Firma da gönül rahatlığıyla iddiaları reddediyor. Suriye’deki iç savaş, Türkiye’yi ne yazık ki çok yordu. “Emevi Camii’nde namaz kılma” hülyası, yanlış kararlar, yanlış politikalar ülkemize çok büyük bedeller ödetti. Devlet akılla ve adaletle yönetilmezse, liyakatsizlik ve beceriksizlikte ısrar edilirse, bu kafayla gidilirse, ne yazık ki milletimiz bedel ödemeye de maalesef devam edecek.

FİNLANDİYA 300 AVRONUN PEŞİNDE, BİZ 128 MİLYAR DOLARIN

Devletin tüm kurumları Saray vesayeti altında adeta bir ciddi çöküş yaşanıyor. Yılların birikimiyle, tecrübesiyle yükselen kurumlarımız, Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin elinde, hak ile yeksan oluyor. Bunların başında da bir itibar kurumu olması gereken Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası geliyor… Önce Merkez Bankası’nda milletin kefen parası olan ihtiyat akçesine çöktüler. Yine Merkez Bankası’nın eline, enflasyonla mücadelede, siyasetçinin müdahalesi olmadan bağımsız bir şekilde kullan diye yasayla verilen döviz rezervlerini, bir protokolle siyasetçilerin elinde oyuncak ettiler. Rezervler suyunu çekti. Finlandiya’da, Başbakanlık konutunda 300 Avro ödenen kahvaltı soruşturma konusu oluyor. Finlandiya halkı “300 Avro nerede?” diye soruyor. Bizde milletimiz adına, “128 milyar dolar nerede?” diye soruyoruz. Mahkemeler afişlerimizi toplatıyor. Araştırma önergeleri veriyoruz, AK Parti ve MHP milletvekillerinin oylarıyla reddediliyor. Finlandiya’da kişi başına düşen gelir 48 bin 981 dolar. Türkiye’de ise 8 bin 599 dolar. Bir Finlandiyalı, 6 Türk’ün gelirine sahip. Finlandiya, 300 Avronun hesabını sorduğu için, bugün dünyanın en zengin ülkelerinden biri… Ama buradan bir kez daha söz veriyoruz. Bugün değilse yarın, bu ülkede de, 128 milyar doların hesabı mutlaka sorulacak.

MERKEZ BANKASI’NIN ANKARA’DA OLMASI AKLIN İCABI

Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin işbaşına gelmesinden bu yana üç yıl geçti. Üç yılda dört Merkez Bankası başkanı gördük. Gece yarısı kararnameleriyle görevden alınan başkan yardımcıları gördük. Geçen Perşembe günüde, Genel Müdürlüklerinden Birim Müdürlüklerine, orta ve alt kademelerde yüze yakın yönetici yine bir gece yarısı operasyonuyla görevden alındı. Geçmişte ülkenin en yetenekli gençleri sınavla bu kuruma alınıyordu. Kurumsal kapasite yıllar içinde damla damla birikmişti. Ama Erdoğan Şahsım Hükümeti, son üç yılda bu kurumu darmadağın etti. Banka’nın bazı birimlerini İstanbul’a taşıdılar. Şimdi Banka’nın kalan birimlerini de İstanbul’a taşıyacaklarmış. Anlaşılan görevden almak yetmedi, şimdi de personele mobing uygulayacaklar. Ya İstanbul’a gidersin ya da işten ayrılırsın. Merkez Bankası, ekonomi politikalarının uygulanmasında, önemli bir aktördür. Banka’nın Ankara’da ekonomi yönetimiyle birlikte olması, aklın icabıdır. Bu kurumu parçalamak, personelini oradan oraya savurmak… hele bugünde, kasayı boşaltmışsınız, dışarıdan bir ters rüzgar estiğinde ortalık altüst oluyor. Türk lirası 8,5 liranın üstüne çıkmış dolar karşısındaki değeri. Yani bunu yapmak hangi akla, hangi izana sığıyor?

FİNANS MERKEZİ YASAYLA DEĞİL GÜVENLE OLUR

Hazine ve Maliye Bakanı, İstanbul Finans Merkezi’yle ilgili olarak “Kanun teklifi hazırladık, en kısa sürede Meclis’e sunacağız” demiş. Güler misin, ağlar mısın? Hukuk devletini bıraktık, artık kanun devleti olduğumuz bile tartışmalı haldeyken, dokuz ayda bir Merkez Bankası başkanı değiştiren bir hükümet işbaşındayken, 128 milyar doları yok yere buharlaştırıp hesabını vermeyen bir ekonomi yönetimi varken, Allah aşkına, İstanbul nasıl Finans Merkezi olacak? Finans Merkezi olmak için gereken yasa çıkarmak ve bina yapmak değildir. Yasayla finans merkezi olunmaz, finans merkezi güvenle olunur.

İNSANI GÜLDÜRMEYİN

Bu Hükümet güveni bitirmiş, iş bildiği varsayılan bakanları bile, ipin ucunu kaçırmış vaziyette. Erdoğan bu ucube rejimi pazarlarken ne diyordu? “Hükümetin hazırladığı tasarılarla yürüyen yasama faaliyetleri, artık tamamen milletvekillerinin uhdesine geçiyor.” Güzel. Şimdi kendi bakanı çıkıyor, kanun tekliflerini Saray’da hazırlayacaklarını ve milletvekillerinin eline tutuşturacaklarını itiraf ediyor. Bu zihniyetle mi İstanbul Finans Merkezi olacak? İnsanı güldürmeyin…

BUNLAR VARKEN DIŞ MİHRAK ARAMAYA GEREK YOK

Bu gayri ciddiliklerin bedelini, hep milletimiz ödüyor. AK Partili belediyeler gri pasaportla insan kaçırıyor. Faturayı milletimiz ödüyor. Almanya’ya şimdi gri ve yeşil pasaport sahiplerinden, ilave evrakla ancak girilebiliyor. Tedbirler sıkılaştırılıyor. Pasaport bir devletin namusudur. Kendi pasaportuna sahip çıkamayan bir hükümet, başka neye sahip çıkacak? Böyle bir hükümetin elinde, ülkeye komplo kuracak dış mihrak aramaya hiç gerek yok. Bunlar bu ülkeye, hiçbir dış mihrakın veremeyeceği zararı tek başlarına zaten veriyorlar.

RAKAMA BAKIYORSUN HAC FARZ OLMUŞ, CÜZDANA BAKIYORSUN ZEKATA MUHTAÇ

Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin açıkladığı verilere yönelik ciddi şüpheler var. İnsanlar artık ne pandemi, ne işsizlik, ne enflasyon rakamlarına güveniyor. Çünkü yaşadıkları gerçek ile resmi veriler arasındaki makas her geçen gün biraz daha açılıyor.  Bugün 2021 yılının ilk üç ayına ait milli gelir ve büyüme rakamlarını açıkladılar. Her şeyden önce; yani bir kere her şeyden önce şunu söyleyeyim sene 2021. TÜİK’in internet sitesinden veri indirmek, deveye hendek atlatmaktan hala çok daha zor… Rakamlara bakınca da durum, Erzurumlu esnafın fıkrasına benziyor. Rakamlara bakıyorsunuz “hac farz olmuş.” Ama cüzdana bakıyorsunuz, cüzdan “zekâta muhtaç.” Bu yılın ilk üç ayı ile geçen yılın aynı dönemi arasında, gerçekten işsiz olan yurttaşlarımızın sayısı, 2 milyon 520 bin kişi artmış, 10 milyonun üzerinde vatandaşımız işsiz. Ama ekonomi bu dönemde yüzde 7 büyümüş. Büyüme rakamlarında, gerçekten izaha muhtaç gelişmeler var. İlk çeyrekte büyümenin yüzde 47’si hizmetler sektöründen gelmiş böyle diyor TÜİK. Ama yine aynı dönemde, hizmetler sektöründe çalışanların sayısı 322 bin kişi düşmüş. Yani o zaman bu büyüme yani bu katma değer nasıl yaratılmış? Bu sorunun cevabını merak ediyoruz.

BÜYÜME SÜRDÜRÜLEBİLİR DEĞİL

Bu arada büyümenin ivmesi de durmuş. Mevsim ve takvim etkisinden arınmış büyüme, bir önceki çeyrekle aynı seviyede kalmış. İlk üç aylarda, üçer yıllık hareketli ortalamalar alarak büyümeye baktığımızda ise, 2021’in birinci üç ayında ortalama büyüme yüzde 3’e kadar düşmüş. 2018’den bu yana bu sürekli düşüyor. Yine ilk çeyrekte büyüme çalışana değil, zengine yaramış. Geçtiğimiz yılın ilk üç ayında emekçilerimiz, milli gelirden yüzde 39 pay alırken, bu yılın aynı çeyreğinde bu pay yüzde 35,5’e düşmüş. Pandemi gelir dağılımını bozmuş. Bunda kayda değer bir doğrudan destek verilmemesinin bütçeden payı çok yüksek… Bu büyümenin sürdürülebilir olmadığı her bakımdan belli. Bir kere önce bunun arkasında, krediyle şişirilen bir iç talep var. Yine diğer taraftan bu krediyle şişirmeyi sürdürebilmek mümkün değil. Nitekim zaten bugünlerde durmuş vaziyette. Bankada dövizi olanın, otomobili ve evi olanın serveti artışmış neden? Çünkü değeri artmış. Yani yine bu büyümenin arkasında bir servet etkisi de var. Bunun da devam etmesi çok zor.

TÜİK’İN RAKAMLARI İLE SOKAĞIN GERÇEĞİ FARKLI

İşte bu nedenle milli gelir büyürken milletin kahir ekseriyeti bunu hissetmiyor. Özellikle gençlerimiz, artık geleceğe ümitle bakamıyor. Sakarya’da 21 yaşındaki Tuğrul Erüklü, geçtiğimiz hafta içimizi yaktı. Arkasında bıraktığı bir notta, “Geleceğe dair umudum yok, hayalim yok” dedi. Sadece bu yılın ilk 5 ayında, 150’den fazla vatandaşımız, geçim sıkıntısı nedeniyle yaşamına son vermiş. Türkiye’de antidepresan kullanımı sürekli artıyor. Gencecik evlatlarımız, milyonlarca kutu antidepresanı leblebi gibi yutuyor. Bu ülkede büyüme varsa, gelir artıyorsa, her yer güllük gülistanlıksa, bu insanlar acaba neden depresyona giriyor? Neden bu ilaçları kullanıyorlar? İnsanlarımız neden umutsuzluktan yaşamlarına kıyıyorlar? Ne yazık ki TÜİK’in rakamlarıyla, sokağın gerçekleri birbirinden çok farklı…

HERKES DERTLİ, HERKES PERİŞAN

Hayat pahalılığı tencereyi boşaltıyor. Milletin mutfağını yangın yerine çeviriyor. Bin bir emekle yetiştirdiği ürünü para etmeyen Adanalı çiftçi, karpuzunu yere çalıyor. 41 il kuraklıktan kırılıyor. Az önce gelen bir habere göre Konya’da kendilerine su verilmediğini iddia eden çiftçilerimiz Konya–Adana kara yolunu trafiğe kapatmış. Çiftçilerimiz acilen tüm bankalara olan borçlarının, faizsiz olarak yeniden yapılandırılmasını bekliyor. Sanayici girdi ve finansman maliyetlerine artık sesini yükseltiyor. Müteahhitler de sadece bir yılda yüzde 150 zam gören, demir fiyatlarına çare bekliyor. Yani bu ne biçim bir düzendir dolarla iş yapan müteahhit abat ediliyor, ama Türk Lirasına güvenip Türk Lirasıyla iş yapan bir müteahhit perişan ediliyor. Taahhüt sektöründe dolardaki artış nedeniyle zor duruma düşenler için bir düzenlemenin acilen yapılması gerekiyor. Herkes dertli, herkes perişan. Bu zaten ekonomik güven endekslerine de, azalan güven olarak yansıyor.

KAZMAYI KANAL’A DEĞİL ESNAFIN BELİNE VURDULAR

Yarın Haziran’ın ilk günü, tam kapanmanın üzerinden iki hafta geçti. Artık yeni bir açılma dönemi bekleniyor. Ama açılma nasıl olacak ben buraya inene kadar hala belli değildi. Hafta sonu “Haziran’da Kanal İstanbul’a kazma vuracağız” diyenler esnaf için belirsizliği ortadan kaldıracak tedbirleri ve takvimi hala açıklamıyorlar. Esnaf nefes alamıyor. “Kanal İstanbul’a kazma vuracağız” diyenler, asıl kazmayı, esnafın beline beline vurmaya devam ediyor. Hafta sonları sokağa çıkma kısıtlaması bitecek mi? Müşteri nerede, nasıl kabul edilecek? Dükkâna müşteri kabul edilecekse sınırlamalar ne olacak? Belirsizlik hala sürüyor. Ha deyince dükkân açılmıyor. Çalışanı var, malzeme tedariki var, ciddi bir hazırlık süresi var… Ama şu saat olmuş, ülkenin esnafı, hala Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin keyfini bekliyor. Diğer taraftan yeme içme sektöründeki STK’lar, yarın tam açılma olsa bile, kepenk kapatan dükkânların üçte birinin bundan sonra kepenklerini açmasının zor olduğunu ifade ediyor.

MİLLET LAF DEĞİL, DERLİ TOPLU BİR TAKVİM BEKLİYOR

Aşılamada da sorunlar devam ediyor. Bakan rakam yağdırıyor. Ama ortada hala aşı yok. Özellikle Sinovac aşısında randevu sorunlarının devam ettiği haberleri geliyor. 2021’in ilk 5 ayı geçti. Türkiye hala, derli toplu bir aşı takvimi, derli toplu bir açılma takvimi ve tüm bu süreçte esnafını, çiftçisini, emekçisini, iş dünyasını ayakta tutacak derli toplu tedbirleri içeren bir destek programını bekliyor.

ZULÜM DÜZENİNİN VAKTİ DOLDU

Büyük Selçuklu Veziri Nizamü’l Mülk “Bir memlekette yönetenler, kötü gidişe karşı tedbir almıyorsa, bunun iki anlamı olabilir” diyor. Birincisi, hükümettekiler olan bitenden haberdar değildir. Haberdar değilse, bu “ahmaklıktır, aymazlıktır, cehaletin karasıdır” diyor. İkinci ihtimal de hükümettekilerin olan bitenden haberdar olmasına rağmen tedbir almamayı tercih etmesidir diyor. O zaman hükümet edenler, “Zulme rıza gösteren zalimlerden” demektir diyor. Ve Nizamü’l Mülk sözlerini şöyle bağlıyor: “Saltanat küfür ile belki devam bulur amma; zulüm ve gaddarlıkla asla paydâr olmaz…” Erdoğan’ın zulüm düzenin artık vakti doldu. Şapkasını önüne koyması, Cumhurbaşkanı koltuğunda oturmakta ısrar ettiği her günün milletin zararına olduğunu görmesi, o koltukta daha fazla oturamayacağını idrak etmesi, sandığı milletin önüne getirmesi ve biran önce evine gidip, dinlenmeye çekilmesi gerekiyor.

BİZ HAZIRIZ, MİLLETTEN KORMA ERDOĞAN

Cumhuriyetin İkinci Yüzyılında, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, siyaseti kötülüklerden arındırmaya hazırız. Küslükleri giderip bir olmaya hazırız. Bir birimizi anlamak için hoşgörüyle ve şefkatle kucaklaşmaya hazırız. Yol bulmak kolay, gönül bulmaya hazırız. Ve yine diyoruz ki; vakit tamam! Seçim zamanıdır bu zaman… Sandıktan kaçma, milletten korkma Erdoğan.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Tam da seçim çağrıları yapmışken adaylık tartışmaları da bir yandan devam ediyor biliyorsunuz. Sayın Genel Başkanın Salı günü grup toplantısında yaptığı açıklamada özellikle sefere hazır mıyız diye vekillere sorduğu o sorunun ardından adaylık sinyali verdiği iddiaları gelmişti. Dün AK Parti Grup Başkanvekili Mahir Ünal Kılıçdaroğlu’nun aday olacağını düşünmüyorum, seçime kısa bir süre sonra bilinmeyen bir adayla çıkacaklar dedi ve İstanbul formülünü anlattı ittifakın. Nasıl değerlendirirsiniz bu açıklamayı?

Faik ÖZTRAK- Sayın Mahir Ünal mugalata yapmış. Bizi izlemeye devam etsin. Sayın Mahir Ünal’ın Millet İttifakı’nın adayını düşünmek yerine kendi adaylarının encamını düşünmesi gerekir. Daha önce bu konuyla ilgili açıklamalarımızı yapmıştık. Dolayısıyla bundan sonra o açıklamalara ilave edilecek herhangi bir husus yoktur.

Soru- Yani ittifakla belirleneceği adayın bu konuda çağrılarınız vardı…

Faik ÖZTRAK- Genel Başkanımız ne söylediyse odur.

Soru- Yeni anayasa tartışmaları biliyorsunuz tüm siyasi partiler çalışmalarını sürdürüyor. Dün de AK Parti çalışmasını tamamladığını duyurdu ve yine AK Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan bu kez “Parlamenter sisteme yüzyıllarda geçse dönüş olmayacak” açıklamasında bulundu. Bununla ilgili değerlendirmenizi ve CHP’nin güçlendirilmiş parlamenter sistemle ilgili çalışmasının ne durumda olduğuyla ilgili bilgi almamız mümkün müdür?

Faik ÖZTRAK- Yani bu kadar iddialı nasıl konuşuyorlar ben anlayamıyorum. Bu sistem 3 yıldır iş başında, fiilen hayata geçmiş durumda. Erdoğan Şahsım Hükümeti döneminde bu milletin cebi sürekli boşalmış. Millet gün yüzü görmemiş. Bu sistemin millete hayrı olmayacağını milletimizde anlamış vaziyette. Kahir ekseriyeti bu sisteme karşı çıkıyor ama AK Parti ilgilileri hala daha bu sistemi savunmanın peşindeler. Çok açık söylüyorum, tek adam parti devleti sisteminin millete hiçbir hayrı olmamıştır, olmayacaktır Türkiye’nin süratle istişarenin hakim olduğu, tüm görüşlerin temsil edildiği bir güçlü, yepyeni bir demokratik parlamenter sisteme geçmesi elzem hale gelmiştir.

Soru- Kamuoyu ne zaman öğrenecek efendim sizin çalışmanızı?

Faik ÖZTRAK- Şu anda kendi içimizde, daha sonra ortaklarımızla birlikte tartışmalarımız devam edecektir. Ondan sonra zaten kamuoyuna açıklanacaktır. Öncelik bu sistemin değişmesindedir.

Soru- Gençlik ve Spor Bakanlığı personeli İstanbul’un Fethinin yıldönümünü kutlamak için Üsküdar Belediyesine ait teknede fasıl, eğlencesi düzenledi. Sosyal mesafe ve maske kuralıda hiçe sayıldı bu eğlencede. Siz bu görüntüler için nasıl bir yorum yaparsınız?

Faik ÖZTRAK- Yani ne deyim bu görüntülere? Tüy dikti denir. Lebalep kongreler yetmedi, gençlik kongrelerinde deve güreşleri tutmalar yetmedi, tıklım tıklım protokol cenazeleri yetmedi şimdi sıra vur patlasın çal oynasın tekne gezilerine geldi. Yani Gençlik ve Spor Bakanlığı işsizlikten kırılan gençlerin haline kafa yoracağına tekne partilerinde eğleniyor. Bugün esnaf kapanmalardan, kısıtlamalardan başını kaldıramıyor. Aylardır dükkanını açamıyor, bıçak kemiği delip geçmiş. Bunun nedeni ne? Bu sorumsuzluklar. Esnaf aylardır tüm bu sorumsuzlukların bedelini ödüyor. Esnafın suçu ne?

Soru- İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Sedat Peker’in 10 bin dolar aylığa bağladığı bir milletvekilinin olduğunu iddia etmiş, bu milletvekilinin kim olduğunu savcılığa açıklayacağını söylemişti. Fakat bu konuda hala bir gelişme yok. Siz bu durumu ve bu sessizliği nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Daha öncede söyledim, önce çıkıyor diyor ki İçişleri Bakanı, “10 bin dolar aylığa bağlanan bir milletvekili var.” Kim tarafından? Suç örgütü elebaşı tarafından… Ama diyor “Ben bunu açıklamam, savcıya söylerim.” İçişleri Bakanı açıkça suç işliyor. Ceza kanunumuzun 279. maddesi açık. Kamu görevlisinin suçu bildirmemesi ne demek? Bu nitelikli suç, bunun hapis cezası var. İçişleri Bakanı çıkmış diyor ki, “Savcı eğer beni çağırırsa bilgi vereceğim.” İçişleri Bakanı’na düşen savcıya çağırırsa bilgi vermek değil. Elinde böyle bir bilgi varsa derhal savcıya suç duyurusunda bulunmaktır. Ayda 10 bin dolar maaşa bağlanan milletvekili kimdir? Bunun mutlaka açıklığa kavuşması gerekir. 600 milletvekilini zan altında bırakan bu durum kabul edilemez. Burada Meclis Başkanına da görev düşmektedir. Burada Cumhurbaşkanına da görev düşmektedir. Çağırsınlar İçişleri Bakanlarını ve gereğini yapsınlar. 

Soru- Suç örgütü lideri Sedat Peker sosyal medyada yayınladığı videoda SADAT isimli kuruluşun Suriye’deki El Nusra üyelerine silah sevkiyatı yaptığını iddia etti. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı geçen Ocak ayında SADAT’ın faaliyetlerinin soruşturulması gerektiğine yönelik haberi nedeniyle Cumhuriyet gazetesi Yazarı Işık Kansu ve gazete yöneticileri hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçlamasını da içeren gerekçelerle soruşturma başlatmıştı. Siz bu durumu ve gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Olağanüstü günlerden geçiyoruz. Ülkeye yöneten hükümetin gerçeklerden kaçmak gibi bir huyu var. Biz gerçekleri söylüyoruz, kitapçıklarımız, afişlerimiz yasaklanıyor. Cumhuriyet gazetesi gerçekleri söylüyor savcılar hemen soruşturma başlatıyor. Ama gerçeklerin ortaya çıkmak gibi güzel bir huyu var. Artık herkes anlamalıdır ki bu ülkede gazetecilik yapmak suç değildir. Asıl suç gazetecinin işini yapmasının halkın haber alma hakkının engellenmesidir. Konuşmamda ifade ettim, milletimizin bir suç örgütü elebaşından bilgi almak zorunda kalmasın, onun yerine mahkemelerde bulunan Enis Berberoğlu dosyasının üzerindeki gizlilik kararını kaldırın oradan gerekli haberleri, gerekli bilgileri alsınlar.

Soru- Eski Başbakan Binali Yıldırım oğlunun Venezuela’ya yaptığı ziyaretin uyuşturucu trafiği iddialarıyla bağlantılı olmadığını, oğlunun ihtiyaç sahiplerine maske ve test kiti dağıtmak için Venezüella’ya gittiğini söylemişti. Bugün Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan haberde gümrük kayıtlarına göre sözkonusu dönemde Türkiye’den Venezuela’ya maske ve test kiti gönderilmediği ortaya çıktı. Siz bu konuda ve bu haberle ilgili nasıl bir yorum yaparsınız?

Faik ÖZTRAK- Vallahi ne demişler? Yalancının mumu yatsıya kadar yanar. Cumhuriyet gazetesi, gazetecilik görevini yapmış, iddiasını kalkmış belgeleriyle ispat etmiş. Ben buradan kendilerini kutluyorum. Fakat reşit olan, ticaret yapan evladı yerine neden Sayın Binali Yıldırım’ın konuştuğunu bir türlü anlayamıyorum. Ama mademki Binali Yıldırım konuştu şimdi gereğini yapma sırası kendisinde. Demokratik bir toplumda doğruları söylemeyen siyasetçilerin ne yapması gerektiği bellidir. Hiç endişe etmesin saray kendisine bir büyükelçilik makamı uygun görür muhakkak. Bu arada söyleyeyim, Venezuela Büyükelçiliği de kendisine pek de güzel yakışır.

Teşekkür ediyorum.

RACONUN KRALINI, MİLLET SANDIKTA KESECEK

CHP Sözcüsü Öztrak, milleti unutan Saray yönetiminin ülkede “raconu” en sonunda kimin keseceğini unuttuğunu belirterek, “Raconu, siz lebalep kongreler yaparken, doğru dürüst destek vermeden dükkanını kapattığınız esnaf kesecek. Raconu, tarladaki ürünü para etmeyen, girdilerinin fiyatları arşı alaya çıkan çiftçi kesecek. Raconu, sayıları 10 milyonu aşan işsizlerimiz kesecek. Raconu, bayram ikramiyesinden 400 lirasını iç ettiğiniz emeklilerimiz kesecek. Raconun kralını, kaçtığınız milletimiz, o korktuğunuz sandıkta kesecek” diye konuştu.

Bir ekonomi yönetiminin başarısının, çalışmak isteyen vatandaşlarına ne kadar iş sağlayabildiğiyle ölçüldüğüne dikkat çeken Öztrak, “Bu ülkede çalışma çağındaki her yüz yurttaşımızdan sadece 43’ü çalışabiliyor. Üyesi olduğumuz kalkınma için OECD ülkelerinde aynı oran yüzde 66. Erdoğan Şahsım Hükümeti OECD’deki diğer ekonomilerin hükümetleri kadar, iş imkânı sunabilseydi, milli gelirimiz geçen yıl, 717 milyar dolar değil; 1 trilyon 100 milyar dolar olacaktı. Erdoğan Şahsım Hükümetinin vatandaşlarına diğer ülkelerin Hükümetleri kadar iş imkânı sunamamasının maliyeti, sadece 2020’de 389 milyar dolar. Bu, milletimize çıkarılan yok yüksek bir fatura” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Cumhuriyet Halk Partisi ailesi olarak üzücü bir gün yaşıyoruz. Çok değerli mücadele arkadaşımız, İzmir Milletvekilimiz, Sayın Atilla Sertel’in kıymetli eşi, Ziynet Sertel’i kaybettik. Yine CHP’nin Grup Hukuk Danışmanı Dilek Kumcu, yakalandığı amansız hastalığa yenik düştü. Merhumelere Allah’tan rahmet, ailelerine baş sağlığı ve sabır dileyerek sözlerime başlıyorum.

ESNAF AÇILMA İÇİN HÜKÜMETİN KEYFİNİ BEKLİYOR

Ülkemiz olağandışı günlerden geçiyor. Bir yanda giderek derinleşen “devlet krizi”, diğer yanda “ekonomik kriz”. Bir de bunların üzerine binen, pandemi ve aşılama sürecindeki belirsizlikler, milletimizin sırtına her gün ağırlaşan bir buhranı yüklüyor. Mayıs ayının artık son günlerindeyiz. 1 Haziran’da, yeni bir açılma dönemine girilmesi bekleniyor. Esnaf dükkânını 1 Haziran’da nasıl açacak? Hafta sonlarında eve kapanma bitecek mi? Yiyecek içecek servisi nasıl olacak? Esnaf hala bilmiyor. Bu belirsizlik hem esnafı hem de yanında çalışanları büyük bir sıkıntıya sokuyor. Ortada bu belirsizliği giderecek, herhangi bir plan, program, açıklamada yok. Esnaf, Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin keyfini bekliyor.

AŞIDA YOK YERE 5 AY KAYBETTİK

Salgının başında tüm aşı stratejisi, Çin aşısı üzerine kurulmuştu. Nisan’da da yerli aşı gelecekti. Çin aşıları gelmedi, yerli aşıda tarih tutmadı. Yeni umut şimdi Alman aşısı oldu. “Neden aşı çeşitlendirmesi yapmıyorsunuz?” diye o günlerde sorduğumuzda, Sağlık Bakanı, Alman aşısının güvenilirliği konusunda şüphelerini açıklamıştı. Amerika, Avrupa, Japonya, Kanada geçtiğimiz yıl ortasında, Almanya’dan aşı siparişi verirken, Erdoğan Şahsım Hükümeti seyretti. “Çin” dedi, “Yerli aşı” dedi, bekledi. Beş ayı yok yere kaybettik.

MİLLET CİDDİ BİR TAKVİM BEKLİYOR

Sağlık Bakanı hala aşı değil, rakam yağdırıyor. 120 milyon doz Biontech, 100 milyon doz Sinovac, 50 milyon doz Sputnik… Sayın Bakan hiç kusura bakmasın. Biz artık sizin yalancı çoban taktiklerinize inanmıyoruz, kanmıyoruz. Biz, sizden sayı değil, ciddi bir aşı takvimini bekliyoruz. 50 yaş, 40 yaş, 30 yaş, 20 yaş ne zaman, hangi tarihlerde aşılanacak? Milletimiz Erdoğan Şahsım Hükümeti’nden önümüzdeki bir yıl için ciddi, bir açılma takvimini, yanında da ekonomiyi ayağa kaldıracak derli toplu bir tedbir takvimini bekliyor. Ekonomideki belirsizlikler, sıkıntılar, bunların yarattığı yıkıntı ancak bu şekilde telafi edilebilir.

MAFYAYLA MAGAZİNCİLİK OYNUYORLAR

Hem lebalep kongreler, hem de aşı tedarikindeki gecikmeler yüzünden, pek çok can kaybettik. Yüzbinlerce esnafımızın maddi kayıpları, ölçülemeyecek kadar büyük. Turist gelsin diyerek, milli haysiyet ve şerefimiz bile yok sayıldı. Milletimiz, öz yurdunda parya yerine kondu. “Ben aşı oldum, sen eğlen” maskeleri hazırlandı. Ama beceriksizlik diz boyu… Erdoğan Şahsım Hükümeti dünyayı ikna edemiyor. İngiltere’nin kırmızı listesindeyiz. Rusya turist göndermiyor. Naz yapıyor. Almanya’dan aşı aldık. Ama Alman Dışişleri Bakanı ülkesindeki vakaların yarısının, Türkiye kaynaklı olduğunu söylüyor. Hükümetin tek bildiği eski defterleri karıştırmak, laf ebeliği yapmak, bize muhalefete çamur atmak, çetelerle, mafyayla magazincilik oynamak… Ülkemize yaşattıkları her rezilliği, bir başka rezillikle unutturmaya çalışmak.

ASKERİ DARBEDEN BETER

Hükümet her geçen gün biraz daha otoriterleşiyor, demokrasiden uzaklaşıyor. Milletin, öğrencilerin, çay üreticilerinin, çiftçinin, esnafın yükselen feryadını bastırmak için şiddete başvurmaktan çekinmiyor. Milletin sesini duyurmaya çalışan tarafsız basına her türlü baskıyı uyguluyor. Milletin derdini anlatan muhalefete kumpas kuruyor, sonra da pişkin bir tavırla “bu daha başlangıç” diyebiliyor. Kendi partilerinin Genel Başkanlığını ve Başbakanlık yapmış bir siyasetçiyi polis zoruyla Meclis’e sokmuyorlar. Ülke askeri darbeden daha beter bir sivil darbe vesayetiyle karşı karşıya…

DARBELERİN GERÇEK MAĞDURU HEP CHP OLDU

Bu vesileyle bir kere daha açıkça ifade ediyoruz: Cumhuriyet Halk Partisi, her türlü darbeye karşıdır, karşıda olmuştur. Biz, darbenin postallısına da mokasenlisine de geçit vermeyiz. Bu ülkede darbelerin gerçek mağduru her zaman Cumhuriyet Halk Partisi olmuştur. CHP bu ülkede ne zaman iktidara yürüse, önü darbelerle kesilmiştir. Mal varlıklarına el konmuştur, Genel Başkanları, yöneticileri hapislere atılmıştır. Kimse tarihi ve hakikatleri çığırtkanlıkla tahrif etmeye kalkmasın. Bu vesileyle Başbakan Adnan Menderes’i Bakanları Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ı bir defa daha rahmetle anıyoruz.

EN GÜÇLÜ ORTAKLIK SUÇ ORTAKLIĞI

Dünyadaki en güçlü ortaklık suç ortaklığıdır. Suç ortakları birbirlerine göbekten bağlıdır. Birbirlerine mecburdurlar. Erdoğan Şahsım Hükümeti’ni açıkça destekleyen, onun hakka, hukuka aykırı davranışlarına karşı çıkanları alenen tehdit eden, hükümetin kendisine polis koruması dahi verdiği, bir organize suç örgütü elebaşı, bir aydır tefrika halinde, beraber yol yürüdüğü eski yol arkadaşlarını ve bir takım kirli ilişkileri deşifre ediyor. Böyle bir durumda, normal işleyen bir demokraside, tarafsız Cumhurbaşkanı çıkar, tüm siyasi parti liderlerini bir masanın etrafında toplar, siyasetin neleri yapacağını o masada kararlaştırır. Siyaset kurumu önce kendi göbeğini kendi keser, parlamentoda bir Soruşturma Komisyonu kurar. Kirlenmiş bir üyesi varsa, onu Yüce Divan önüne çıkarırdı. Yargı da, yargı gibi davranır, soruşturmasını yürütür, hâkimler de son sözü söylerdi. Siyasetin ve yargının çabasını gören millet de “Şeriatın kestiği parmak acımaz” derdi.

AK PARTİ GENEL BAŞKANI YİNE CUMHURBAŞKANI OLAMADI

Bu ülkede bundan 25 yıl önce Susurluk Skandalı patladığında, Cumhurbaşkanı Rahmetli Demirel tüm siyasi parti liderlerini, bir masa etrafında toplamıştı. Kazadan; 4 gün sonra dönemin İçişleri Bakanı hakkında gensoru verilmiş, 5 gün sonra bakan istifa etmiş, 8 gün sonra soruşturma başlatılmış, 9 gün sonra da TBMM’de Araştırma Komisyonu kurulmuştu. Susurluk’un üzerinden çeyrek asır geçti. Erdoğan’ın tek kişilik vesayet rejiminde bu adımların hiçbiri atılmadı. Erdoğan, iddiaların ortaya atılmasından 24 gün sonra, İçişleri Bakanı’na sahip çıktı. AK Parti Genel Başkanı Erdoğan, yine Cumhurbaşkanı Erdoğan olamadı. Bu ülkede en büyük açığın, tarafsız Cumhurbaşkanı açığı olduğunu, bütün ülke bir kere daha gördü. Erdoğan kendi koltuğunu, yine milletin hakkının, hukukunun önüne koydu.

ERDOĞAN ŞAHSIM HÜKÜMETİ MECLİS’İN ÖNÜNÜ TIKADI

Erdoğan Şahsım Hükümeti, millet iradesinin tecelligâhı TBMM’nin önünü bir kez daha tıkadı. Meclisin denetim görevini yine engelledi. Milli iradeden kaçtı. Mafya-Siyaset eksenindeki iddiaların, TBMM’de araştırılması için verilen önerge, AK Parti ve MHP milletvekillerinin oylarıyla reddedildi.

MAFYA DEDİKLERİNİZ İSTİHBARAT ELEMANI ÇIKMASIN

Ne acıdır ki Türkiye’de hükümet, Meclisten, milli iradeden kaçarken, yavru Vatan Kıbrıs, bizdeki bu olayların kendini alakadar eden kısmının soruşturmasını kendi Meclisinde yapmaya hazırlanıyor. KKTC Parlamentosu, Kutlu Adalı cinayeti ile ilgili son iddiaları araştırmak için, oy birliğiyle bir Araştırma Komitesi kurdu. Dikkat edin bu soruşturmanın ardından mafya dedikleriniz, suç örgütü lideri dedikleriniz,  istihbarat elemanı çıkmasın. Bu rezalet kolay kolay temizlenmez.

SARAY YARGIYA TALİMAT VERDİ

Şimdi bu tablodan kim utanç duyacak? Elbette Erdoğan’ın vesayetine boyun eğen AK Parti milletvekilleri ve MHP milletvekilleri hicap duymalı. Bu ucube sistemi milletin başına bela eden cürme ve çamura batmış, cumhur ittifakı hicap duymalı. Erdoğan, olayı meclisten kaçırırken bir de. “Her şey yargı tarafından araştırılıp, tüm yalanlar, iftiralar ortaya dökülecektir”  diyerek, yargıya da açıkça ayar ve talimat veriyor. Daha kimse iddiaları araştırmadan, soruşturmadan bunlara Cumhurbaşkanının “yalan” ve “iftira” demesi, vesayeti altındaki adliyeye “Dosyayı kapatın” talimatı vermekten başka bir şey değildir. Bu dakikadan sonra, yargıdan bağımsız ve tarafsız bir karar beklemek mümkünde değildir.

BU CÜRUFU BİZ TEMİZLEYECEĞİZ

Yaşananlara bakınca ister istemez, o meşhur söz akla geliyor: “Bu ülkede suçu açığa çıkarmak suç kabul ediliyorsa, bilin ki suçlular yönetimdedir.” Ama kimse hukuku guguk yapan, milletin cebini boşaltan bu davanın mahşere kalacağını sanmasın. Bugün değilse yarın, bizim iktidarımızda devlet yeniden hukuk devleti olacaktır. Bu cürufu, kirliliği temizleyeceğiz.

BREZİLYA DİZİLERİNDEKİ ENTRİKALAR SARAYINKİLERİN YANINDA MASUM KALIR

Tabi suç örgütü elebaşına, televizyonlarda cevap yetiştirmeye çalışan İçişleri Bakanının itirafları, AK Partinin de nasıl kavgalı bir ev olduğunu açık seçik ortaya koydu. Anlaşılır gibi değil. AK Parti’de herkes, birbirine kumpas kurmuş. Bu ülkenin seçilmiş Başbakanının altından, hem AK Parti Genel Başkanlığı, hem de Başbakanlık koltuğu milletten oy aldıktan sonra kumpasla çekilip alınmış, bugünkü İçişleri Bakanı bu kumpasta rol aldığını açıkça itiraf ediyor. Peki kumpasın diğer aktörleri kim? Damat ve Binali Yıldırım. Kumpası kuran kim? Erdoğan. Saray entrikalarıyla milli iradeye darbe nasıl yapılır maşallah bunun kitabını yazmışlar. Brezilya dizilerindeki entrikalar, bunlarınkilerin yanında hakikaten masum kalır.

MAFYANIN HUYUNDAN SUYUNDAN KAPMIŞ

Bunların gözü dönmüş, mafyaya bile bazı roller verilmiş.  Ama men dakka dukka. Çalma kapıyı, çalarlar kapını. Kapısı çalınan mafya şimdi İçişleri Bakanına kalkmış racon kesiyor. İçişleri Bakanı, kendi hükümetine racon kesiyor. Hükümetin küçük ortağı, büyük ortağa racon kesiyor. Tüm bu raconlara maruz kalan Erdoğan da çıkıyor. Millete ve Millet İttifakı’na racon kesmeye, Millet İttifakı’nı tehdit etmeye kalkıyor. Karizması çizilen, ipleri tamamen elinden kaçıran Erdoğan, çaresizliğini milleti ve Millet İttifakı’nı tehditle kapatmaya çalışıyor. Atalarımız boşuna dememiş. Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim. Bu resim, bir de şu resim, şu tablolara bir bakın. Organize suç örgütü elebaşlarıyla bu kadar sıkı fıkı olursanız, bunların ya suyundan, ya da huyundan kaparsınız. İçiniz kararır. İçinizdeki kötülük de dilinize vurur.

ÜLKEYE KOYDUĞU VESAYET YETMEDİ, SIRA BELARUS’A GELDİ

Dünyanın neresinde bir Cumhurbaşkanı çıkıp, siyasi rakiplerini tehdit eder. Hangi aklı başında Cumhurbaşkanı, bundan vazife çıkaracak kendini bilmezlerin önünü açar? Nasıl ülkesini, demokrasisini böyle bir riske atar? Allah Aşkına! Rakiplerini açıkça tehdit eden, “Daha neler olacak” diyen bir Cumhurbaşkanına, bu ülkede yabancı yatırımcı canını, malını nasıl emanet eder? Bu arada dün Washington Post gazetesinde bir haber vardı. Henüz yalanlayan olmadı. Belarus, kendi hava sahasından geçen bir yolcu uçağını sahte bomba ihbarıyla inmeye zorluyor, ondan sonrada ülkesindeki bir muhalif gazeteciyi uçaktan alıp gözaltına alıyor. Tabi tüm demokratik dünya, Belarus’a karşı yaptırım kararları alıyor. Yine NATO’da Belarus’a yönelik bir yaptırım uygulamak istiyor. Ama Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin bu kararları veto ettiği iddia ediliyor. Hayrola, yoksa Erdoğan’a bizim ülkemizde, ifade ve basın özgürlüğüne koyduğu vesayet ve sansür az geldi de, şimdi Belarus’a mı sıra geldi? Bu haberler doğruysa, ayıptır, yazıktır, skandaldır. Ülkemizi bu duruma düşürmeye kimsenin hakkı yoktur. Böyle bir ülkeye, yabancı yatırımcı nasıl gelir? Ya da Amerikan Hazinesini dolandırmaktan yargılanan kara para aklama suçundan aranan biriyle, dar koridorlarda, aynı fotoğraf karesine giren bir Cumhurbaşkanına Amerikalı yatırımcılar nasıl güvenir?

RACONUN KRALINI MİLLET KESECEK

Ne güzel demiş Ziya Paşa; Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz. Görünür kişinin rütbe-i aklı, eserinde. İşte Erdoğan ve şahsım hükümetinin eserleri, dünyaya verdikleri fotoğraflar bunlar… Hep söylüyoruz,  testide ne varsa, ağzından da o dökülür. Yüreği millete karşı mühürlenmiş kibirli bir dilden, elbette temiz bir söz dökülmez. Ama bu asil millet de, millet İttifakı da, tehditlere pabuç bırakmaz. Saraylarında milleti unutanlar, kibir uykusuna yatanlar, bu ülkede raconu, en sonunda kimin keseceğini unuttular. Ama onlara hatırlatalım. Raconu, siz lebalep kongreler yaparken, doğru dürüst destek vermeden dükkanını kapattığınız esnaf kesecek. Raconu, tarladaki ürünü para etmeyen, girdilerinin fiyatları arşı alaya çıkan çiftçi kesecek. Raconu, sayıları 10 milyonu aşan işsizlerimiz kesecek. Raconu, bayram ikramiyesinden 400 lirasını iç ettiğiniz emeklilerimiz kesecek. Raconun kralını, kaçtığınız milletimiz, o korktuğunuz sandıkta kesecek.

ÜLKEDE HERKES BURNUNDAN SOLUYOR

Ülkede herkes burnundan soluyor. Alın terini tarlasına döken çiftçi son derece kızgın. Gübre fiyatları uçtu gitti. Tohum, ilaç deseniz aynı şekilde… Akaryakıta yapılan son ÖTV zammıyla, artık traktörün deposu 92 lira daha pahalıya doluyor. Milletvekillerimiz sahada gördü. Bu yıl kuraklık nedeniyle tarımsal üretimde çok ciddi bir düşüş bekleniyor. Buğday, arpa, mercimek gibi ürünlerde üretici, yaptığı masrafı bile çıkaramayacağını söylüyor. Bu, gıdada yeni zamların, tarım ithalatında yeni rekorların habercisi. Tabi ithal edecek mal bulabilirsek. Bugün dünyada ülkeler kendi gıda güvenliklerini sağlamak için bu pandemiden sonra başka ülkelere mal satmaktan çekiniyorlar.

BU TEFECİ FAİZİYLE BORÇLAR NASIL DÖNECEK

Esnafımız da burnundan soluyor. Çarşamba günü, Ankara’da Siteler ve Anafartalar Çarşı esnafıyla birlikteydik. Açık söyleyeyim, bıçak artık esnafın kemiğini delmiş geçmiş! Dolmuş şoförü bir vatandaşımız, “Mazota yine zam geldi. Biz ne yapalım? Kendimizi gidip binadan mı atalım” diyorsa, dükkânda çalışan bir emekçi, “Son 5 yıldır artık geleceğimi göremiyorum. 1,5 ay sonra çocuğum olacak, ne yapacağım bilemiyorum” diye dert yanıyorsa, mobilyacı esnaf, “Kapanma öncesinde işçilerime maaşlarını verdim, kendi evime 17 gün için 140 lira ayırabildim. Vaziyet bu… Nasılsın diyene ‘iyiyiz’ diyoruz ama iyi değiliz” diyerek durumu özetliyorsa, Anafartalar Çarşısında yolumuzu kesen bir vatandaş, “Kahveciydim, dükkânımı kapattım, çocuğun telefonunu satmaya geldim. Siz bir babanın çocuğunun telefonunu satmak zorunda kalması ne demektir biliyor musunuz?” diye soruyorsa, bu ülkeyi bu hale kim getirdi? Bu Hükümet getirmedi mi? Pandemide onlarca müzisyen intihar etti. Nihayet müzisyenler şimdi akıllarına gelebildi. Cüzi de olsa tek seferlik bir hibe desteği vermeye karar verdiler. Ama vergi levhası olmayan müzisyene destek yok. Peki, bu vatandaşlarımızı bu hale kim getirdi? Borcun adına destek dediler. Geçen sene yüzde 7,5 faizle verilen Nefes Kredisi için bu sene yüzde 17,5 faiz istiyorlar. Bu tefeci faiziyle KOBİ’ler borcunu nasıl çevirecek?

SANAYİCİ DE BAĞIRIYOR

Bu ülkede vatandaşın sesini duyacak bir hükümet yok mu? Ankara Sanayi Odası Başkanı, “Kral çıplak” diye bağırıyor. Pandemide destek diye verilen kredilerin, firmaları iflasa doğru sürüklediğini söylüyor. Sadece Ankara’da değil, İstanbul Sanayi Odası da, “Türk Lirasındaki değer kaybı, enflasyondaki artış, faizdeki dalgalanmalar, finansman yükümüzü çok artırdı” diye bağırıyor. Bu kötü yönetimin faturasını artık sanayicilerimiz de taşıyamıyor. Bu hükümet ve ortakları, bunun sorumluluğunu taşımıyorlar mı? Hükümet ne yapıyor? Ben söyleyeyim ne yaptıklarını, çetelerle magazincilik oynuyor.

EKONOMİNİN SİGORTALARINI PATLATTILAR

Ekonominin tüm sigortalarını patlattılar. Güven bırakmadılar. Merkez Bankası Kasasından 128 milyar doları buharlaştırdılar. Hini hacette kullanılacak yedek akçeleri bile tükettiler. Dün 21 Mayıs tarihi itibariyle net rezerv rakamları açıklandı. Merkez Bankası kasası 41 milyar dolar açık vermeye devam ediyor. Kasadaki döviz, kısa vadeli borçları karşılamıyor. Bunu gören eloğlu da Türkiye’yi, en kırılgan ekonomi listelerinde, en başa koyuyor. Tabi risk almak için de “Ancak çok yüksek faiz verirseniz ülkeye gelirim” diyor.

MERKEZ BANKASI’NDA 100’E YAKIN YÖNETİCİ GÖREVDEN ALINMIŞ

2018 Haziran ayından bu yana dört tane Merkez Bankası başkanı gördük. Neredeyse her 9 ayda bir, bir Merkez Bankası başkanını değiştirdiler. Yine gece yarısı kararnameleriyle Başkan Yardımcıları da apar topar görevden alınıyor. Dün de öğrendik ki, Merkez Bankası’nda Genel Müdürlüklerden, Birim Müdürlüklerine kadar orta ve alt kademede 100’e yakın yönetici görevden alınmış.

DOLAR KURU REKOR KIRIYORSA SEBEBİ GÜVENSİZLİK

Buradan tekrar söylüyorum, Merkez Bankalarının en önemli sermayesi güvendir. Hükümetin elinde oyuncak olmuş bir Merkez Bankası, istikrarı sağlayamaz. Türk Lirası bugün Amerikan Doları karşısında tarihi dipleri görüyorsa, sebebi budur.

HÜKÜMET BUNLARA KAFA YORSUN

Hayat pahalılığı almış yürümüş. Çay simit hesapları bile tarihe gömülmüş, millet, ay sonunu getirmek için artık öğün atlıyor, her aya milletimiz artık eksi bakiyeyle başlıyor. Mayıs ayı itibariyle, dört kişilik bir ailenin açlık sınırı asgari ücreti geçti. Seçim meydanlarında emeklilikte yaşa takılanlara onca söz verildi. Şimdi Sarayın kibirlisi ve bekçisi kulağının üstüne yatıyor. Atanamayan öğretmenlerimiz, umutsuz gençlerimiz canlarına kıyıyor. Dün Denizli’den çok acı bir haber aldık. 23 yaşında bir genç, Acil Tıp Teknisyeni Ömer Çelik, “Yoruldum” diyerek yaşamına son veriyor. Hayatının baharında bir genç neden yoruldum diyerek canına kıyar? Buna kafa yormayacak bir hükümet, başka neye kafa yorar?

VATANDAŞI İŞE KAVUŞTURAMAMANIN TEK YILLIK FATURASI: 389 MİLYAR DOLAR

Ekonomi yönetiminin başarısı, çalışmak isteyen vatandaşlarına ne kadar iş sağlayabildiğiyle ölçülür. Bu ülkede çalışma çağındaki her yüz yurttaşımızdan sadece 43’ü çalışabiliyor. Üyesi olduğumuz kalkınma için OECD ülkelerinde aynı oran yüzde 66. Erdoğan Şahsım Hükümeti OECD’deki diğer ekonomilerin hükümetleri kadar, iş imkânı sunabilseydi, milli gelirimiz geçen yıl, 717 milyar dolar değil; 1 trilyon 100 milyar dolar olacaktı. Kişi başına gelirimiz de 8 bin 599 dolar yerine 13 bin 267 dolara ulaşacaktı. Erdoğan Şahsım Hükümetinin vatandaşlarına diğer ülkelerin Hükümetleri kadar iş imkânı sunamamasının maliyeti, sadece 2020’de 389 milyar dolar. Bu, milletimize çıkarılan yok yüksek bir fatura…

MAZLUMUN AHI İNDİRİR ŞAHI

Bunların zaten en iyi bildiği şey, beceriksizliklerini millete fatura etmek. O kadar çok can yakıp, o kadar çok ah aldılar ki… Ama mazlumun ahı indirir şahı. Artık, vatandaşlarımız, Erdoğan Şahsım Hükümetiyle vedalaşmaya hazırlanıyor. Biz de hazırız. Eski tartışmalara, olumsuz siyasete dur demeye hazırız. İnsanlarımızı birleştirmeye hazırız. Barışmaya hazırız. Anlamaya, anlatmaya hazırız. Daha çok demokrasiye hazırız. Hoşgörüye, şefkate hazırız. Farklı fikirlere saygı duymaya hazırız. Yol bulmak kolay, gönül bulmaya hazırız. Vakit, tertemiz insanlarımızın güvenine ihanet etmiş bu iktidara, veda etme vaktidir.

VAKİT TAMAM… SANDIKTAN KAÇMA ERDOĞAN!

Genel Başkanımızın son grup konuşmasında söylediği gibi: Vakit tamam! Seçim zamanıdır bu zaman… Sandıktan kaçma, milletten korkma Erdoğan. Gel demokrasinin er meydanına!

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

Soru- İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Sedat Peker’e koruma verilmesi konusunda o dönem İstanbul emniyetinde görevli bazı isimleri zikretti. Onlardan biri de bugün emniyet müdür yardımcısı olan Mustafa Çalışkan’dı. Mustafa Çalışkan yaptığı açıklamada Süleyman Soylu’nun açıklamalarından toplum rahatsız dedi. Ayrıca açığa alınma ihtimaline karşıda Mustafa Çalışkan gibi bir insanı açığa kim alacak, nasıl alacak bir görelim bakalım dedi. Emniyet’in ikinci isminin İçişleri Bakanına yönelik bu açıklamalarını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Erdoğan ipin ucunu kaçırdı artık yönetemiyor. Kimin eli kimin cebinde belli değil. Konuşmamda söylemiştim mafya İçişleri Bakanına racon kesiyor, İçişleri Bakanı kendi hükümetine racon kesiyor, hükümetin küçük ortağı büyük ortağa racon kesiyor, o da millete, Millet İttifakı’na racon kesmeye çalışıyor. Bürokratlarda ülkedeki bu kirliliğin ve yaşananlardan da toplumun son derece rahatsız olduğunun farkında… Tam bir devlet krizi yaşıyoruz. Bu noktada bürokratların ifadelerini tartışmayı doğru bulmuyorum.

Soru- Yine Sedat Peker’e koruma verilmesiyle ilgili Anadolu Ajansı dün FETÖ izi tespit edildi başlığıyla bir haber geçti. O haberde paylaştığı koruma kararı belgesinin altında dönemin il emniyet müdürü Selami Altınok ve o dönem İstanbul Valisi olan bugünkü Ankara Valisi Vasip Şahin’in imzaları var. Anadolu Ajansı bu belgeyi FETÖ izi başlığıyla servis ettikten sonra sildi. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Öyle gözüküyor ki, Anadolu Ajansı FETÖ izi ararken yolu AK Partiye çıkmış bundan da çok heyecanlanmış. Bulduğu belgeyi silmek içinde bence boşuna uğraşmış. FETÖ’nün izini bulmak için her işin sorumlusu benim ben diyene bakacaksın. Bu ülkede suç örgütü elebaşına Türk polisinden koruma tahsis eden de o, örgüt elebaşlarının mitinglerine göz yuman da o, akademisyenlerin kanıyla banyo yapacağım dendiğinde görmeyin, duymayın diyende o. Bir başka mafya elebaşı Genel Başkanımızı tehdit ettiğinde aldırmayın diyen de o. Muhalefet liderlerine kumpaslar düzenlendiğinde bunlar iyi günleriniz diyerek durumdan vazife çıkaranlara cesaret verende o. Partisinin önceki dönem Genel Başkanlığını, Başbakanlığını yapmış bir kişiyi polis zoruyla TBMM’ye sokturmayanda o.

Soru- İçişleri Bakanı Sedat Peker’den 10 bin dolar alan siyasetçi var dedi ama ismi açıklamadı. Savcı çağırınca savcıya açıklayacağım diyor. Günlerdir bu konu tartışılıyor. Bu konuya ilişkin birde sizden bir değerlendirme alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Konuşmamda söyledim, Erdoğan’ın Genel Başkanı olduğu AK Parti kendi içinde kavgalı bir parti, komplolarla, kumpaslarla yönetilen bir parti. İçişleri Bakanı çıkıyor mafyanın bir milletvekilini aylık 10 bin dolar maaşa bağladığını söylüyor ama ismini açıklamıyor. Niye? Elinde koz diye tutuyor. Parti içindeki kavgalarda kullanacak. İçişleri Bakanı kamu görevlisi olduğunu unutup bu vekili yetkili makamlara bildirmeyerek suç işliyor, suç… Türk Ceza Kanununun 279. maddesi açık, net. Yargı, suç işleyen bakan hakkında da nedense bir türlü resen harekete geçmiyor. Türkiye maalesef bırakın hukuk devletini kanun devleti olmaktan bile çıktı. Bu tabi milletimizin cebini yakıyor, yatırımcıları kaçırıyor, aşını, işini küçültüyor, tencereyi boşaltıyor.

Soru- Bugün bazı gazetelerde ve bazı yayın organlarında AK Parti’nin seçim yasası taslağının hazırlandığı ve seçim barajının düşürüleceği yönünde haberler yer aldı. AK Partili yetkililerden de bu yönde açıklamalar var. CHP olarak sizin bu konuya ilişkin görüşünüz ve değerlendirmeniz nedir?

Faik ÖZTRAK- Biz baştan itibaren seçim barajlarından yana olmadığımızı söylüyoruz. Hatta Genel Başkanımız bu ülkede mevcut her siyasi partinin Genel Başkanının bir şekilde Meclis’te yer almasını sağlayacak bir formül bulunması gerektiğini de her defasında tekrarlıyor. Ama benim anlamadığım husus şu, bu mevcut ucube başkanlık rejimini getiren Cumhur İttifakı seçim barajını neden tartışır? Hükümet artık Meclisten çıkmıyor ki… Hükümeti Cumhurbaşkanı kuruyor, milletvekili olmayan kişiler ya da milletvekilliğinden istifa eden kişiler de bakan oluyor. Dolayısıyla istikrarı sağlamak için Meclis’te çoğunluğu güçlendirecek bir baraj mekanizmasına hiçbir şekilde ihtiyaç yok bunların kendi düzenine göre. O nedenle anlayabildiğim kadarıyla bunlar kendi getirdikleri bu ucube rejimi kendileri dahi anlamamışlar.

Teşekkür ediyorum.

SANDIKTAN KORKMAYIN, MİLLETTEN KAÇMAYIN

CHP Sözcüsü Öztrak, memleketin bir mafya elebaşının ifşa ve itiraflarıyla adeta “Narcos setine” dönüştüğünü ifade etti.

Mafya-Siyaset-Ticaret ekseninde patlayan kanalizasyondan ortalığa yayılan kokulara karşın savcıların harekete geçmediğini, ülkede her şeyin sorumlusu olduğunu söyleyen Sarayın sustuğunu, İçişleri Bakanı’nın tüm milletvekillerini zan altında bırakan açıklamalarına rağmen TBMM Başkanı’nın sessiz kaldığını belirten Öztrak, “Bu hükümet artık sadece metal yorgunu değildir. Birçok bakımdan şaibe altındadır. Artık kimseye güven vermemektedir. Çözüm bellidir. Sandıktan korkmayın, milletten kaçmayın. Çare millettir” diye konuştu.   

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak’ın bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız sona erdi. Bugün gündemimizde; Mafya-Siyaset-Ticaret ekseninde ortaya dökülen vahim iddialar, derinleşen devlet krizi, milletimizin aşını, işini elinden alan, ekmeğini her gün biraz daha ufaltan ekonomik kriz, ağırlaşan toplumsal buhran, bu buhrandan çıkış için yapılması gerekenleri ele aldık. Bunlarla ilgili açıklamalarıma geçmeden önce maalesef Kuzey Irak’ta bir şehidimiz var. Lojistik ikmal esnasında, helikopter palinin çarpması sonucu bir askerimiz şehit oldu. Mehmetçiğimiz, Eyyüp Gergin’e Allah’tan rahmet, kederli ailesine sabır, milletimize de baş sağlığı diliyoruz.

O MÜFTÜ HAKKINDA YASAL İŞLEM YAPILMALI

Akçakoca İlçe Müftüsü koltuğunda oturan bir kendini bilmez hadsiz, güya bir devlet görevlisi, bu ülkenin asli unsuru olan bazı yurttaşlarımıza, Mustafa Kemal Atatürk’ün söylemiyle kaybedilmiş topraklarımızın aziz hatıralarına, hem de cami minberinden, ağır ve kabul edilemez hakaretler etti. Bu Müftü, bu makama layık değildir. İlk Diyanet İşleri Başkanımız Rıfat Börekçi’nin, milli ruh ve imanının yanından bile geçmemiş bu şahıs, o koltukta bir dakika dahi oturtulamaz. Hiç kimsenin, ama hiç kimsenin, hele hele maaşını milletin ödediği, devlet memuru makamını işgal eden birinin, toplumu bölmeye, parçalamaya yönelik sözlerini, kin ve nefret kusmasını kabul etmemiz mümkün değildir. Bu adam hakkında, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın soruşturma başlatmış olması, açığa almış olması yetmez. Savcılar bu kendini bilmez hakkında halkı kin ve düşmanlığa sevk etmekten, derhal yasal işlem yapmalıdır. Devlet olmanın gereği budur.

MEMLEKET “NARCOS” SETİNE DÖNDÜ

Türkiye bir mafya elebaşının ifşa ve itiraflarını tefrika halinde izliyor. Mafya-Siyaset-Ticaret ekseninde patlayan kanalizasyondan, ortalığa tahammül edilemez kokular saçılıyor. İddialar korkunç, Saray sosyetesine mensup birçok kişi zan altında… Türkiye’ye yönelik uyuşturucu rotaları, Kolombiya’da ele geçen kokainler, Venezuela üzerinden gelen uyuşturucular, Mafya-Siyaset-Ticaret şeytan üçgeni, faili meçhul cinayetler ve bunlara ilişkin yeni iddialar var. Uğur Mumcu’nun katledilmesiyle ilgili, ortaya atılan iddialar yenilir, yutulur cinsten değil. Bu çürük duvardan çekilmesi gereken hangi tuğla varsa, artık o tuğla çekilmelidir. Memleket, memleket olmaktan çıkmış. “Narcos” setine dönmüş. Mafya konuşuyor, ama asıl konuşması gerekenler susuyor. Adalet Bakanı susuyor. Bağımsız ve tarafsız yargı susuyor. Cumhuriyet Savcıları susuyor. Havuz medyası susuyor. Bir İçişleri Bakanı konuşuyor, o da milletvekillerini zan altında bırakıyor, TBMM Başkanı da susuyor. Ama en önemlisi; işler iyi giderken “Bu ülkede her şeyin sorumlusu benim ben” diyen Erdoğan’ın şimdi gıkı çıkmıyor. Hiçbir şey olmamış gibi “Dördüncü yargı paketi yolda” masalları anlatıyor. Hayırlara vesile olur inşallah… Fakat bugüne kadar beyefendinin açıkladığı her pakette yargıda işler düzelmeyi bırakın, hep daha kötüye gitmiştir.

İNSAN SUSTUĞUNDAN DA SORUMLUDUR

İnsan sadece konuştuklarından değil, sustuklarından da sorumludur. Hele hele böyle dönemlerde, konuşması gerekenler susarsa, vatandaşta “Sükût ikrardan gelir” der. Ucube tek adam vesayet rejiminin düğmesine basıldığından beri, ülkemizde; hukuk devleti yok hükmünde. Yargı, etik, ahlak iflasta… Siyasi keyfilik tavanda… Pudra şekerleri beslemelerin burnunda… “Venezuela peyniri” ise yandaşlar arasında pek revaçta. Tekirdağ’daki, Edirne’deki, Kırklareli’ndeki, Balıkesir’deki, Kars’taki Hasılı ülkedeki yerli ve milli üreticilerden almak yerine 11 bin kilometre uzaktaki Venezüella’dan peynir almaya kalkıyorlar. O da toz çıktı.

MİLLETİMİZ AÇIKLAMANIZDAN “MUTMAİN” OLMADI

Son Başbakan’ın oğlu Venezüella’ya yardım için, test kiti ve maske götürmüş. Babası öyle açıklıyor. Gittiği dönemde, Türkiye’de günlük vaka sayıları 15 bin 755. Venezüella’da 317. Filistin’de ise 1.329. Venezuela’ya maske ve test kiti taşıma görevini oğlunuza kim verdi? Resmi heyetle Venezüella’da nasıl denk geldi? Madem, yardım yapılacaktı, vaka sayısı Venezuela’nın dört katı olan Filistin’e neden yardım etmediniz?  Aziz milletimiz bu yapılan açıklamalardan “Mutmain” olmamıştır.

TEK KİŞİ REJİMİ HUKUKU KATLEDİYOR

Memleketteki bu hazin tablonun sorumlusu bellidir. 20 Temmuz sivil darbesinin ardından başlayan otoriterleşme süreci, devleti tahrip etmiştir. “Devlet güvenliği” diyerek, hukuk güvenliği yok edilmiştir. Rahmetli Uğur Mumcu’nun yıllar önce söylediği gibi; “Bir ülkede devletin güvenliği ile hukukun güvenliği eş anlamlıdır. Devlet güvenliği adına, hukuk güvenliğinin ortadan kaldırılması, demokrasi ve hukuk devleti için, ileride onarılmaz yaralar açar.” İşte bugün Türkiye’de olan da, tam da budur. Bu ucube vesayet sistemi, bu tek kişi rejimi, hukuku katletmektedir. Bu ucube düzende, kurumlar çökmektedir. Hak, Hukuk, Adalet çökmektedir. Ahlak, edep, adap çökmektedir. Liyakat çökmektedir. Tüm bunlarla beraber de, bir zamanlar dünyada yükselen yıldız olan bir ekonomi çökmektedir. Millet aşını, işini, varını-yoğunu yitirmektedir.

HER ŞEYİN SORUMLUSU AMA SUSUYOR

Ne güzel söylüyor Mehmet Akif: Kenar-ı Dicle’de bir kurt aşırsa koyunu, gelir de adli ilahi sorar Ömer’den onu. Sayın Erdoğan, 19 yıldır bu ülkeyi siz yönetiyorsunuz. Olan bitenin hesabını vermesi gereken de sizsiniz. Bu anlatılanlar karşısında hiçbir şey yapmayıp susuyorsunuz, siz de sorumlusunuz bu durumdan. Ortalığa saçılan korkunç iddiaların üstü, beka hamasetiyle kapatılamaz. Esas bunların üzerine gidilmemesi devletin bekasını tehlikeye atar.

TBMM DEVREYE GİRMELİ, SAVCILAR HAREKETE GEÇMELİ

Bugün devletimizi ve demokrasimizi korumak için, yapılması gerekenler bellidir: Hukuku işleteceksiniz, adaleti çalıştıracaksınız, millet iradesinin tecelligahı Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni devreye sokacaksınız. Sonunda da sandığı milletin önüne getireceksiniz. Türkiye bağırsaklarını ancak bu şekilde temizler. Çürük duvarlardaki tuğlalar ancak böyle yerle bir edilir. Erdoğan ve Adalet Bakanı bu saatten sonra suskun kalamaz. Yargı ve Cumhuriyet Savcıları suskun kalamaz. Mayfa-Siyaset-Ticaret ekseninde, ortalığa dökülen bu iddiaları araştırmak için, Cumhuriyet Savcıları derhal harekete geçmelidir. Siyasetle ilgili kirli iddialar, mutlaka TBMM’de soruşturulmalıdır. Bu iddiaları TBMM’den kaçıranların, her şeyden önce milletin iradesine saygısı yoktur.

MECLİS’TE SORUŞTURMA KOMİSYONU KURULMALI

Siyaset pisliğe bulaştığında bunun temizliği öncelikle, millet iradesinin tecelligâhı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde siyaset kurumu tarafından yapılmalıdır. Bu çerçevede bir Meclis Soruşturma Komisyonu derhal kurulmalıdır. Şahsım Hükümeti Rejimi, Meclis’in Cumhurbaşkanı Yardımcıları ve bakanlardan hesap sormasını adeta imkânsız hale getirmiştir. Soruşturma açılmasını istemek için bile yeni Anayasa’ya göre Meclis üye tamsayısının salt çoğunluğuna yani 301 milletvekilinin imzasına ihtiyaç var. Bu nedenle TBMM Başkanı,  parlamentodaki grupların başkan vekillerini davet etmeli ve Meclisin inisiyatif almasını sağlamalıdır.

TBMM BAŞKANI İÇİŞLERİ BAKANIYLA KONUŞSUN, GEREĞİNİ YAPSIN

Son olarak tüm bu olayların göbeğindeki İçişleri Bakanı, bir milletvekilinin bir suç örgütü lideri tarafından, “Ayda 10 bin dolar maaşa bağlandığını” iddia etmektedir. İçişleri Bakanı Milletvekillerini zan altında bırakmıştır. TBMM Başkanı derhal bu bakanı çağırmalıdır. Bu konuda kendisinden bilgi almalı ve gereğini de yapmalıdır. 600 milletvekilini zan altında bırakan bu iddia, öyle ortalıkta bırakılamaz.

SUSURLUK’TAN DA BETER

Tekrarlayayım; bugün yaşanan her bir skandal geçen basın toplantımda da söylemiştim, 1996’da kamyon kasasında patlayan, Susurluk skandalından çok daha beterdir. Susurluk kazasından; 4 gün sonra dönemin İçişleri Bakanı hakkında gensoru verilmişti. 5 gün sonra bakan istifa etmiş, 8 gün sonrada soruşturma başlatılmış, 9 gün sonra TBMM’de Araştırma Komisyonu kurulmuştu. Bugün ise ortada; bu vahim iddialar karşısında ne işletilen bir yargı süreci, ne işleyen bir parlamento denetimi, ne de birkaç istisna dışında, bu skandalları yazan bir medya vardır. Türkiye, ne yazık ki, bu ucube vesayet rejimiyle 1990’lı yılların bile gerisine gitmiştir.

SANDIKTAN KORKMAYIN, MİLLETTEN KAÇMAYIN

Bu hükümet artık sadece metal yorgunu değildir. Birçok bakımdan şaibe altındadır. Bu hükümet artık kimseye güven vermemektedir. Çözüm bellidir. Sandıktan korkmayın, milletten kaçmayın. Çare millettir.

128 MİLYAR DOLARI SİYASETÇİNİN ELİNE OYUNCAK DİYE VERDİLER

Kayıp 128 milyar doların hesabı hala verilmedi. Ekonomiye “sahte istikrar makyajı” yapıp seçim kazanmak, Sarayın kibirlisinin kerameti kendinden menkul, “Faiz sebep, enflasyon sonuç” teorisini ispat etmek için, dışa açık bir ekonomide, iş bilen hiçbir yönetimin yapmayacağı yapılmıştır. Hem faizi hem de döviz kurunu kontrol etmeye, bunları düşük tutmaya kalkmışlardır. Bunun sonunda da döviz ve faiz baronlarına, yandaşlara milletin döviz rezervlerini ucuza peşkeş çekmişlerdir. Milletin 128 milyar dolarını, Merkez Bankası’nın arka kapısından, hukuksuz bir biçimde buharlaştırmışlardır. Milletin emek emek biriktirdiği dövizlerini, Merkez Bankası’nın elinden almışlar siyasetçinin eline oyuncak diye vermişlerdir.

128 MİLYAR DOLARI BUHARLAŞTIRDILAR, İLK GÜNAHI İŞLEDİLER

Şimdi hem faiz, hem döviz kuru, hem de enflasyon rekorlar kırmaktadır. Niye? Çünkü Merkez Bankası’nın kasasında sigorta olarak yeterli döviz rezervi kalmamıştır. Uluslararası Para Fonu’nun verilerine göre, 75 gelişen ve yükselen ekonomi arasında, kısa vadeli dış borcuna göre en az rezerve sahip dünyada 79 ülke arasında 5. ekonomiyiz. Damat ve kayınpeder bir yandan 128 milyar doları sattılar, bir yandan da bunun üstünü örtmek için ekonomistlerin “ilk günah” dedikleri günahı da işlemişlerdir. Milletten altınla, dövizle içe borçlanmışlardır. Yani Hazine ve Maliye Bakanı, geçtiğimiz Mart ayında açıkladığı eylem planında, “İç borçlanmada döviz cinsi borçlanmayı azaltacağız” diye söz vermiştir. Ama bu yılın ilk üç ayında yapılan iç borçlanmanın yüzde 39’u, döviz cinsinden. Döviz cinsinden iç borçlanma, 2017 Ekim ayına kadar sıfırken, artık iç borç stokunun dörtte biri döviz ve altın cinsinden olmuştur. Devletin borcu da, yandaş müteahhitlere verdikleri garantiler gibi kur arttıkça, durduk yerde artmaktadır.

G-20’DEKİ BENZER EKONOMİLER ARASINDA BORÇ YÜKÜ EN HIZLI ARTAN ÜLKEYİZ

Borç yükü sıçrıyor. 128 milyar dolar gittiği için de, dolar ve altın en ufak bir belirsizlikte artıyor, arkasından borç yükü sıçrıyor. Salgın döneminde Brezilya ile beraber G-20’deki bize benzeyen ekonomiler içerisinde borç yükü en hızlı artan ülkeyiz. 128 milyar doları buharlaştıran damat kayınpeder ikilisi ekonomiyi kısır döngüye soktular. Artık kuru tutmak için yüksek faize mahkûmuz. Borcu tutmak için de bütçeyi sıkmaya mecburuz. Bu, başta şirketlerimiz olmak üzere, borca batırılan tüm milletimizi eziyor. Diğer taraftan bütçeden destek vermekteki sıkıntılarımız bu desteğe ihtiyaç duyan, başta esnaflarımız olmak üzere, tüm yurttaşlarımızı vuruyor. Erdoğan Şahsım Hükümetinin iş bilmezliğinin, yandaş kayırmasının faturası milletimize en ağır bir biçimde çıkıyor.

KAŞIKLA VERDİLER, KEPÇEYLE ALDILAR

Son kapanmada bizim zorlamamızla, 1 milyon 150 bin esnafa 3 bin lira, 235 bin esnafa da 5 bin lira. Toplam 1 milyon 384 bin esnafa ortalama toplam 4 milyar 622 milyon lira karşılıksız, koşulsuz destek vereceklerini açıkladılar. Ama daha bunun haftasında, bu desteği açıkladıklarının haftasında kaşıkla verdiklerini hemen kepçeyle geri aldılar. Neden? Çünkü hovardalıkları ve beceriksizlikleri nedeniyle, bütçede millet lehine herhangi bir oyun alanı bırakmadılar. Akaryakıttan alınan ÖTV’yi artırdılar bunun karşılığında. Benzinin litresine 55 kuruş, mazotun litresine 67 kuruş, otogazın litresine 35 kuruş zam geldi. Bu zamlarla Haziran-Aralık döneminde, milletten toplanacak ilave ÖTV, yaklaşık 12 milyar lira. Yani ÖTV artışıyla milletin cebinden çekilip alınacak para esnafa verecekleri hibenin üç katı neredeyse. Kalan 8 milyar lira da, milletin sırtına bu iktidarın beceriksizliklerinin faturası olarak bindiriliyor.

ESNAFA VERDİĞİNİN İKİ KATINI YANDAŞ MÜTEAHHİTLERE VERDİ

Yine “Bir kuruş vermeden yapıyoruz” dedikleri, Kamu Özel İşbirliği projeleri içinde, sadece bu yılın ilk 4 ayında, yandaş müteahhitlere bütçeden 10 milyar 297 milyon TL ödemişler. 1,5 milyon esnafa 4 milyar 622 milyon lira, beş müteahhide, 10 milyar 297 milyar lira. Nerede hak, nerede hukuk, nerede adalet? Esnafımız bunların ne yaptığını görüyor, notlarını da veriyor, yerlerine göndermek için de sandığı sabırsızlıkla bekliyor. Ülkemizde bunlar yaşanırken, yalanı doğru gibi anlatan popülist siyasetin Türkiye mümessili Saray, millete harikalar diyarından pembe düşler anlatıyor. Yandaş müteahhitlerin ceplerini dolduracak yeni dövizle garanti verdikleri projelerle caka satıyorlar.

SARAY’DA BİR TATLI HAYAT

Tabi milletin parasıyla “tatlı hayat” yaşayanların, işsizlik gibi, hayat pahalılığı gibi bir dertleri yok. Ziya Paşa, “Doğru söz ilaç gibidir, muhatabının hoşuna gitmese de vücuda faydalıdır” diyor. Doğrudur yalanın en etkili panzehri hakikattir. Bu ülkenin dara düşen esnafı, kahvecisi, kokoreççisi, gelecek umudu kalmayan genci, müzisyeni, sanatçısı, işsizi, borçlarının altında ezilen çiftçisi canına kıyıyor. Saray ahalisi, keyif içinde gününü gün ederken, millet işsizlik ve hayat pahalılığı sarmalında kıvranıyor. Ülkede işsizlik tsunamisi yaşanıyor. 10 milyondan fazla işsizimiz var. Çalışma çağındaki nüfusun neredeyse üçte biri işsiz… Geleceğimizin teminatı gençler işsiz. Gelecek umutlarını yitiriyorlar. Gencecik evlatlarımız, başka bir ülkede oturma ve çalışma hayali kuruyor. Bu fırsatı yakalayan gençlerimizin, sevinçten ortalığı ayağa kaldırdığı sosyal medya paylaşımları, bizim içimizi burkuyor.

BİZİM İÇİMİZ ACIYOR, GÖZÜMÜZE UYKU GİRMİYOR

Evlatlarımızın, torunlarımızın geleceğini düşünürken, dağ gibi biriken sorunlara arkadaşlarımızla birlikte çözümler üretirken, geceleri bizim gözümüze uyku girmiyor. Ama ne yazık ki bu durum, bu ülkeyi yönettiğini iddia edenlerin içini hiç acıtmıyor. Sadece bizim içimizi acıtıyor. 5 milyon 700 bin gencimiz ne okuyor ne de bir işte çalışıyor. Okusalar da fayda etmiyor, üniversite mezunu işsiz sayımız 1 milyonun üstünde. Enflasyon canavarı milletin kanını emiyor. Öyle uzun uzadıya hesap yapmaya gerek yok. Bugün bir marketten çıkanlara bakacaksınız, birde pazardan çıkanların yüzüne bakacaksınız o şaşkınlığı, o umutsuzluğu gördüğünüzde zaten her şey anlaşılıyor. Millet bu işsizliğin, bu yoksulluğun sorumlusunun kim olduğunu gayet iyi biliyor. “Bu işi sandık temizler” diyor. Gereğini yapmak içinde sabırsızlıkla seçimi bekliyor.

TARIMDA ACİL EYLEM PLANI GEREKİYOR

Bu sene Marmara bölgesi hariç, yurdun her bölgesinde yağışlar düşük. Pek çok bölgemizde kuraklık sorunu yaşanıyor. Kuraklık olunca verim düşüyor, çiftçi üretim için harcadığı parayı geri almakta zorlanıyor. Konya’da ekilmiş buğday tarlalarının çoğunda,  hayat belirtisi yok. Kıraç alanlarda rekoltenin yüzde 100 düşeceği söyleniyor. Şanlıurfa’da arpa hasadında, verim kaybının yüzde 70 olduğu görülüyor. Aydın’da çiftçi su yokluğundan, daha az su isteyen ürünlere yöneliyor. Denizli’ye giden milletvekili arkadaşlarımızın bildirdiğine göre Yulaf tarlalarında durum felaket. Çiftçilerimiz, “Eskiden 200 balya çıkan tarladan bu yıl 50 balya çıksa şükür” diyor. Tarımda acil bir eylem planı gerekiyor. Çiftçinin hem bu sene yaptığı masrafı çıkarması hem de önümüzdeki dönemde tarlasını ekebilmesi için ciddi destekler gerekiyor. Kuraklık nedeniyle özel bankalara olan borçlarının da uygun şartlarda ertelenmesi için şahsım hükümetinin derhal gerekli adımların atması gerekiyor. Çiftçi borçları yeniden yapılandırılırken de silinen faizlerin destek alacaklarına mahsup edilmesi gerekiyor. Bu şekilde bir yeniden yapılanma yapmazsanız önümüzdeki yıl çiftçi tarlasına girmekte zorlanır.

SAĞ ELLERİYLE VERDİLER, SOL ELLERİYLE GERİ ALDILAR

Milletvekillerimiz, yurdun dört yanında çiftçilerimizin dertlerini dinliyor, çözümleri ortaya koymaya çalışıyorlar. Saray ise zaten köşeye sıkışan çiftçiyi, iyice dara düşürüyor. Erdoğan Şahsım Hükümeti, kanunen 2021’de en az 56 milyar 400 milyon lira destek ödemesi gerekirken “22 milyar lira tarım desteği ödeyeceğini” açıklamıştı. Şimdi Bakan çıktı, bunu 2 milyar TL artırdı. “24 milyar lira destek vereceğiz” diye açıklama yaptı. Bir tek şu son ÖTV artırmalarıyla, çiftçinin sırtına aslında 2 milyar lira ek yükü yüklediler. Yani sağ elleriyle verdikleri bu 2 milyarı sol elleriyle geri aldılar. Çiftçinin ocağına mazot döktüler. Şahsım Hükümetinin elinde çiftçi traktörüne mazotu, ancak litreyle, su şişeleri içinde koyacak duruma düştü. Çiftçimiz de, “Bu işi sandık temizler” diyor. Sandığın önüne getirilmesini sabırsızlıkla bekliyor.

BU İŞİ SANDIK TEMİZLER

Emekli vatandaşlarımız… Enflasyon karşısında kuşa dönen maaşlarıyla “Faturayı mı ödeyim, kira mı ödeyim, mutfağa iki parça bir şey mi alayım, torunuma harçlık mı vereyim” diye kara kara düşünüyor. “Üç sene boyunca artırılmayan bayram ikramiyelerini en az 1.500 lira yapın” dedik. Ama 1.100 lira yaptılar. Şimdi emekli soruyor, “Neden şahsım hükümeti benim 400 lirama el koydu?” diyor. Emeklilerimiz de “Bu işi sandığın temizleyeceğini” biliyor. Onlar da hepimiz gibi dört gözle sandığı bekliyor.

İNSANLARIMIZ GÜLÜŞÜNÜ KAYBEDİYOR

Erdoğan Şahsım Hükümeti elinde, milletin umudu da, mutluluğu da eriyip gidiyor. Bu ucube rejimin fiilen hayata geçtiği 2018 yılından bu yana Türkiye, Dünya Mutluluk Endeksi’nde 30 sıra birden düştü. Şu an bu endekste, Gana’nın, Gambiya’nın, Bangladeş’in, Gine’nin gerisindeyiz. 149 ülke içerisinde 104. sıradayız. Sağlıktan, kişi başına gelir, özgürlükten, yolsuzluk algısına kadar pek çok göstergenin kullanıldığı bu endekste, sadece bir yılda 11 sıra birden gerilemişiz. Erdoğan Şahsım Hükümeti elinde, ülkemiz kaybediyor, ekonomimiz kaybediyor, insanımız umudunu ve gülüşünü kaybediyor. Saray ve şürekâsı, milletin sırtında her geçen gün daha da fazla ağırlaşan ve artık taşınmaz hale gelen bir yük oldu. Artık bu çürük duvardan, tuğlayı çekme vakti gelmiştir. Ülkede yıllardır biriken kanalizasyon patlamıştır. Metal yorgunu hükümet artık sorun çözme ve ülkeyi yönetme kabiliyetini de yitirmiştir. Millet harap ve bitap haldedir. Bu yönetimle kendisi ve evlatları için artık bu ülkede bir gelecek göremez hale gelmiştir.

CHP, CUMHURİYETİN İKİNCİ YÜZYILINDA GÖREVE HAZIR

Cumhuriyetin ikinci yüzyılında Cumhuriyet Halk Partisi, daha önce ülkeyi girdiği en ağır krizlerden kısa sürede çıkarmış deneyimli kadrolarıyla göreve hazırdır. Tüm bu şartlar altında yapılacak bellidir: Sandığı milletin önüne koyacaksınız! Bu ortalığa dökülen pisliklerin siyasi hesabını, artık ancak ve ancak sandık temizler. Her yanına Cürüm ve Cüruf bulaşmış Mafyokrat Cumhur İttifakı, yaptıklarının hukuki hesabını ya şimdi ya da biz geldiğimizde kurulacak TBMM Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu’nda tarafsız, bağımsız yargı önünde verecektir. Tekrarlıyorum; sandıktan korkmayın, milletten kaçmayın.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

Soru- Millet İttifakı ortaklarından İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in grup toplantısında yeni anayasa çalışmalarına ilişkin olarak başlıkları açıklaması bekleniyor. Siz de geçen hafta ilk Parti Meclisi toplantısını işaret etmiştiniz. Ne zaman toplanacak Parti Meclisi belli oldu mu ve kamuoyuyla ne zaman CHP’nin çalışması paylaşılacak?

Faik ÖZTRAK- Bu konuyla ilgili olarak gerekli açıklamayı Genel Sekreterimiz yapacaktır. Zamanında toplanacağız.

Soru- Susurluk-JİTEM davasında beraat kararları bozuldu. Mehmet Ağar ve Korkut Eken’in de aralarında olduğu isimlere yeniden yargı yolu açıldı. Gündem ve zamanlama itibariyle CHP’nin bu mahkeme kararlarına ilişkin yorumu nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Aslında biraz önce konuşmamda ifade ettim. Bu çürük duvardan hangi tuğlanın çekilmesi gerekiyorsa artık çekilmelidir. Ancak bu kadar kirlenmiş metal yorgunu bir yönetim ve vesayet altındaki bir yargı, Türkiye’deki faili meçhul cinayetleri aydınlatmaz, aydınlatamaz. Olsa olsa bunları zamanı geldiğinde kullanılacak bir koz diye saklar. Faili meçhullerin aydınlanması için ilkin Türkiye’nin bu kirli yönetimden arınması gerekir. CHP iktidarında faili meçhuller mutlaka aydınlatılacaktır. Tekrarlıyorum, sandıktan korkmayın, milletten kaçmayın.

Soru- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bir yayında önce “seçildiğimde eleştiriye açık olacağım” dedi. Arkasından ise “CHP’nin adayı yok açıklamasında” bulundu. CHP’nin Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusundaki son durumu nedir?

Faik ÖZTRAK- Sayın Genel Başkanımızın katıldığı programda bu soru üzerine yaptığı açıklama son derece net. Sayın Genel Başkanımız “CHP iktidar olduktan sonra gençler için yapacaklarımızı, uygulayacağımız programı açıkladım” dedi. Benim Parti Sözcüsü olarak buna ilave edeceğim başka bir husus olamaz tabi ki.

İÇİŞLERİ BAKANLIĞI ŞANTAJ MAKAMI DEĞİL

CHP Sözcüsü Öztrak, İçişleri Bakanı’nın bir çete elebaşının, bir milletvekilini 10 bin dolar maaşa bağladığı yönündeki açıklaması üzerine, “İçişleri Bakanının görevi, suçluyu yakalayıp adalete teslim etmektir. Türk polisinin, ulaştığı suç teşkil eden bilgileri, ‘Zamanı gelince kullanırım’ diye çekmecede saklamak ne demek oluyor? Bu nasıl ülke yönetmek? Anayasa, kanun, hukuk, adalet nerede? İçişleri Bakanlığı milletvekillerine şantaj yapma makamı mı?” değerlendirmesinde bulundu.

Bugün ortaya çıkan her bir skandalın, 1996’da bir kamyon kasasında patlayan, Susurluk skandalından çok daha beter olduğunu belirten Öztrak, “Susurluk kazasından 4 gün sonra, dönemin İçişleri Bakanı hakkında gensoru verilmişti. 5 gün sonra bakan istifa etmiş, 8 gün sonrada soruşturma başlatılmış, 9 gün sonra TBMM’de Araştırma Komisyonu kurulmuştu. Bugün ortada; ne işletilen bir yargı süreci, ne işleyen bir parlamento denetimi, ne de birkaç istisna dışında, bu skandalları yazan bir medya var” diye konuştu.

Ülkede esnaflar gibi gençlerin de umutsuzluğa sürüklendiğini ifade eden Öztrak, “Umutsuzluğu reddediyoruz. Özellikle gençlerimize sesleniyoruz. Biliyoruz sıkıntılı bir dönemden geçiyoruz hem iş hem de umut arıyorsunuz. Size söz, bizim iktidarımızda, bu ikisine de sahip olacaksınız. Ülkenizde kalın gitmeyin. Sorunları beraberce göğüsleyelim, çözümleri beraberce üretelim. Ülkenin geleceğinde, yarınında sizler varsınız” dedi.

CHP iktidarında her bir gencin başka ülkelerdeki akranlarından daha fazla üretecek ve kazanacak eğitimle donatılacağını belirten Öztrak, bunun için CHP iktidarında “Genç İstihdam Atılımını”  ve “Gençlik Garanti Programını” başlatacaklarını açıkladı.

Erdoğan Şahsım Hükümetinin ve kurulan ucube sistemin, eski Türkiye diyerek istiskal ettikleri 1990’lara bile rahmet okuttuğunu kaydeden Öztrak, “Sayın Meral Akşener’e Rize’de çirkin bir tezgah kuruldu. Bu tezgahı bir kez daha kınıyoruz” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Bugün 21 Mayıs… Bundan tam 157 yıl önce, Kafkasya’da yaşayan Çerkeslerin, Çarlık Rusyası tarafından katledilmesinin ve topraklarından sürülmesinin yıldönümü… Katliamlardan kurtulanlar Anadolu’ya, Balkanlara ve Ortadoğu’ya dağıldılar. Vatan toprağı kaybetmenin acısını bilen Çerkesler, yeni vatanlarının kültürüne ve bağımsızlığına büyük katkılarda bulundular. Bu büyük insanlık dramında mezalime uğrayan, hayatını kaybeden her bir canı, saygıyla, rahmetle anıyoruz.

ÜLKE YAY GİBİ GERİLİYOR

Sıkıntılı, karanlık, kirli ilişkilerin ortaya döküldüğü bir dönemden geçiyoruz. Ülke uzun süredir bir buhran içinde savruluyor. Ekonomi, devlet ve salgın bir türlü yönetilemiyor. Yurttaşlarımız perişan. Vesayet rejimi milletimizi boğuyor. Siyaset- Mafya-Ticaret hattında kanalizasyon patladı. Pis kokular her yere yayılıyor. Mızrak artık çuvala sığmıyor. Erdoğan Şahsım Hükümeti, medya ve yargı üç maymunu oynuyor. Koskoca ülke bunları seyredip yay gibi geriliyor.

İNSAN SÖZLERİYLE SINANIR

Peki, bu yaşananların sebebi ne? Ülkeyi geren kimler? Bu sorulara bundan çeyrek asır önce bir İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı şöyle cevap vermişti: “Ülkeyi geren sizsiniz. Bu merkezi yönetimdeki anlayış. Çetelerle müşterek çalışan kafa. Mafyayla müşterek çalışan kafa. Bu ülkeyi geren bunlardır.” Sayın Erdoğan, hayat, insanı söyledikleriyle sınarmış. Bir de sekiz yıl önce Başbakan Erdoğan’ın söylediklerine bir bakalım: “Artık bu ülkede çeteler dönemi bitmiştir. Mafya dönemi bitmiştir. Cunta dönemi geri gelmemek üzere bitmiştir.” Bitti dediğiniz o dönemin bütün aktörleri, meğer sahne gerisinde sizinle birlikte oyundaymış. Ortağınız Bahçeli’yi kırmadınız. Bir mafya elebaşısını hapisten çıkarmak için özel af çıkardınız. Daha önce size hakaretler eden o çete elebaşı da, Sayın Genel Başkanımızı alenen tuttu tehdit etti. Buna sesiniz çıktı mı? Hayır! Ne demiş büyüklerimiz, sükût ikrardan gelir. Mafya ve çeteler ittifakınızın üçüncü ortağı olmuş. Cumhur İttifakı, Cürüm ve Çamur İttifakına dönmüş.

KILIÇ KININDAN SIYRILINCA “APARAT” OLDU

Zamanında sizi destekleyen bir diğer mafya elebaşı, şimdi, sosyal medya fenomeni. Tefrika halinde, eski ipliklerinizi pazara çıkarıyor. İçişleri Bakanı da, bu iddiaların tam merkezinde… Bu atama Bakan, Milletin Meclisine gelip hesap vermiyor. Ama yandaş gazetecilerle bir devlet kanalında ekranda, müsamere düzenliyor. “Organize suç örgütleri, gayrinizami harbin en önemli aparatlarından biridir” diyor. İyi de beyefendi; kılıç kendi kınını kesmezken iyiydi. Kılıç kınından sıyrılıp elinizi kesince mi aparat oldu? İşin acısı, bir zamanlar basının amiral gemisi tabir edilen Hürriyet gazetesinin basılmasıyla ilgili korkunç itiraflar var. Ama gazete, bunları bugün haber bile yapamıyor. Milletin haber alma Hürriyet’i boğazlanıyor.

O MAKAM MİLLETVEKİLLERİNE ŞANTAJ YAPMA MAKAMI DEĞİL

İçişleri Bakanının konuşması, devlet krizinin korkunç boyutunu gözler önüne seriyor. Bakan televizyon programında bu çete elebaşının, bir milletvekilini 10 bin dolar aylıkla, maaşa bağladığını söyledi. Ama bu milletvekilinin adını açıklamadı. Bu tam bir rezalet… Konuşan kim? İçişleri Bakanı. Elinde makamı gereği polislerinin çabalarıyla elde ettiği bir takım bilgiler var anlaşılan. Bunu söyleyen İçişleri Bakanı ama nedense konuyu bir türlü yargıya taşımıyor. Ya bu vekili koruyor, ya da zamanı gelince istediği gibi kullanmak için dosyasını sümen altında saklıyor. Ya da bu 10 bin dolardan kendisi de payını alıyor. Bu bakan daha önce de milletvekilleriyle ilgili mahrem bilgilere sahip olduğunu söylemişti ama yine bunlarını isimlerini açıklamamıştı. Burası bir hukuk devleti. Ortada bir suç varsa, İçişleri Bakanının görevi, suçluyu yakalayıp adalete teslim etmektir. Türk polisinin, bir takım insanlar hakkında ulaştığı suç teşkil eden bilgileri, “Zamanı gelince kullanırım” diye çekmecede saklamak ne demek oluyor? Bu nasıl ülke yönetmek? Anayasa, kanun, hukuk, adalet nerede? İçişleri Bakanlığı milletvekillerine şantaj yapma makamı mı?

O KOLTUKTA BİR DAKİKA DAHİ OTURAMAZ

Bu lafları söyleyen İçişleri Bakanı dünyanın her çağdaş demokrasisinde vakit kaybetmeden, meclis soruşturma komisyonlarında hesap verir, meclise hesap verir. Normal bir demokraside, bu konuşmaları yapan bir bakan, o koltukta bir dakika dahi oturamaz. Soruşturmanın selameti için ya istifa eder, ya da onu oraya atayan irade, çoktan onu görevden alır. Ama bugün bunların hiçbiri olmuyor. Çünkü bunların hepsi aynı gemide… İçişleri Bakanının kendisi göstermelik bir suç duyurusunda bulundu. Siz kimi aldatıyorsunuz? Savcılar soruşturmayı kimin eliyle yürütecek? İçişleri Bakanına bağlı kolluk kuvvetleriyle… Allah Aşkına! Kuzu kurda emanet edilir mi? Hâkimin davacı, mübaşirin şahit olduğu bir davada, o mahkemenin verdiği hükme adalet denilebilir mi? Denmez elbet.

MECLİS SORUŞTURMA KOMİSYONUNDA HESAP VERECEKSİN

Tekrar söylüyorum, Bakan sıfatını taşıyan kişi bu lafları ettiyse, yapacağı iki şey vardır. Önce koltuğundan kalkacaksın, sonra da Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gelip, Soruşturma Komisyonu’nda hesap vereceksin.

BÖYLE BİR ÇÜRÜME HİÇ GÖRÜLMEDİ

Atalarımızın güzel bir sözü var. Ölü bir değil ki ağlayasın, deli bir değil ki bağlayasın. Önceki Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan hakkında, TBMM’ye verdiğimiz Araştırma Önergesi, AK Parti ve MHP’li milletvekillerinin oylarıyla reddedildi. Bu eski Bakan, Bakanlığına eşinin şirketinden dezenfektan satmış. Bunu kendi de itiraf ediyor. Aldık diyor bu dezenfektanları. Bu dezenfektanların ithalatı için de, adrese teslim gümrük tarifeleri hazırlanmış. Biz diyoruz ki; “Burada tüyü bitmedik yetimin hakkı yenmiş bunu soralım, kul hakkını TBMM sorsun” diye önerge veriyoruz. Ama bunun üstü Saray vesayeti altındaki AK Parti ve MHP Milletvekillerinin oylarıyla örtülüyor. Ucube Başkanlık sisteminde TBMM, “Dış kapının mandalı” muamelesi görüyor. Devlette ahlaki ve kurumsal çürümenin böylesi hiç görülmedi.

ALLAH’A ŞÜKÜR MEMLEKETTE BÖYLE ÇETELER YOKTUR(!!!)

Ne güzel yazmış Rahmetli Uğur Mumcu. “Bazı ülkelerde bazı kimseler, devleti soymak için politikacı kılığına girerler. Partilerde, parlamentoda boy gösterirler. İhracat, ithalat, banka soygunu gibi işleri, siyasal ilişkilerle yürütürler. Bunlar da çetedir. Çetelerin en aşağılığı da bunlardır. Bunlar, yüzlerine devlet adamı maskesi takıp, halkı soyarlar. Allah’a çok şükür, memleketimizde böyle çeteler yoktur!” soruyorum bugün ülkemizde rahatlıkla, “Böyle çeteler yoktur” diyebiliyor muyuz?

SUSURLUK’TAN BETER

Bugün yaşanan her bir skandal, 1996’da kamyon kasasında patlayan, Susurluk skandalından çok daha beter… Susurluk kazasından 4 gün sonra, dönemin İçişleri Bakanı hakkında gensoru verilmişti. 5 gün sonra bakan istifa etmiş, 8 gün sonrada soruşturma başlatılmış, 9 gün sonra TBMM’de Araştırma Komisyonu kurulmuştu. Bugün ortada; ne işletilen bir yargı süreci, ne işleyen bir parlamento denetimi, ne de birkaç istisna dışında, bu skandalları yazan bir medya var.

SN. AKŞENER’E KURULAN TEZGAHI KINIYORUZ

Erdoğan Şahsım Hükümeti ve bu ucube sistem, eski Türkiye diyerek istiskal ettikleri 1990’lara bile, artık rahmet okutuyor. 1990’larda iyi kötü işleyen bir demokrasimiz vardı. Bugün “21 soruda FETÖ’nün Siyasi Ayağı” kitapçığı bastırıyoruz. Toplatılıyor. “128 Milyar Dolar nerede?” diye afiş asıyoruz. Kaldırılıyor. Genel Başkanımıza tehditler savruluyor. Saldırı girişimlerinde, linç girişimlerinde bulunuluyor. Dün de Sayın Meral Akşener’e Rize’de çirkin bir tezgah kuruldu. Bu tezgahı bir kez daha kınıyoruz.

MİLLET KURU SOĞANA MUHTAÇSA SEBEBİ BU “MAFYOKRASİ”

Erdoğan gerçek ötesi otoriter siyasette vites yükseltirken, ülkemizde demokratik meşru siyaset zemini giderek daralıyor, “Mafyokrasi” sahne alıyor. Bahçeli’nin, “Madem Erdoğan hukuka uymuyor, hukuku Erdoğan’a uyduralım” mantığıyla, işte bugünlere kadar geldik. Damadın dediği gibi “At izi it izine karıştı.” Güç yozlaştırıyor. Mutlak güç mutlaka yozlaştırıyor. Bugün Türkiye’de olan tam da budur. Ve bugün ekonomimiz berbat haldeyse, milletimiz ıstırap içindeyse, yiğit kuru soğana muhtaç olduysa müsebbibi bu hukuksuzluklar ve bu mafyatik düzendir. Her zaman bu böyle olmuştur.

128 MİLYAR DOLARIN FATURASINI MİLLET ÖDÜYOR

Yasamanın Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’na “Siyasetten bağımsız olarak kullansın” diye verdiği bir yetki, protokolle siyasetçiye devredilmiş. O da milletin bin bir emekle biriktirdiği 128 milyar dolar döviz rezervini kayınpederiyle birlikte Merkez Bankası’nın arka kapısından buharlaştırmış. Türkiye, dünyada döviz rezervleri en yetersiz ekonomilerinden biri haline gelmiş. Dün Mayıs ayının ilk haftasına ait rezerv verileri açıklandı. Merkez Bankası’nın kasası hala kısa vadeli yükümlülükler ayıklandığında, 42 milyar dolar açık veriyor. Bunun faturası, yüksek faiz ile yüksek döviz kuru arasına sıkıştırılan milletimize pahalılık ve işsizlik olarak çıkıyor. Dövize muhtaç hükümet dış politikada dik duramıyor, bedelini yine milletimiz ödüyor.

AVRUPA’NIN ÇÖPÇÜSÜ OLDUK

Dünyada en yüksek faizi veren 7. ülkeyiz. Benzer ekonomiler arasında, sene başından bu yana parası dolar karşısında en fazla değer yitiren ülkeyiz. Arjantin’i bile solladık. Merkez Bankası’nın 128 milyar dolarını buharlaştıran Erdoğan Şahsım Hükümeti, şimdi dışarıdan gelecek 3-5 dolar uğruna her şeyi yapar hale geldi. 2017’de Çin ülkesine çöp ithalatını yasakladı. Hemen ardından Türkiye, Avrupa’nın en çok çöp gönderdiği ülke oldu. Geçen yıl 13,7 milyon ton çöp ülkemize gelmiş. Bizim hemen ardımızdan ikinci sıradaki Hindistan’a giden çöp miktarı ise 2,9 milyon ton. Türkiye, Avrupa’nın çöpçülüğünde, en yakın rakibini beşe katlamış. Bu çöplerin önemli bir kısmı geri dönüştürülememiş. Tarım arazilerine dökülmüş veya yakılmış. Derelerimiz, ovalarımız acımasızca kirletilmiş. İş işten geçti, plastik hurda ithalatına şimdi yasak getirildi. Bu ülke nasıl yönetiliyor? Aslında yönetilmiyor, savruluyor.

MİLLETE İKİNCİ SINIF İNSAN MUAMELESİ

Erdoğan Şahsım Hükümeti, turizmden 3-5 dolar gelir umuduyla, milleti “Ben aşılandım, siz eğlenin” diye etkilemeye cüret edebiliyor. “Benim işim ülkemi pazarlamak” diyen Saray, bu aziz millete, kendi öz vatanında ikinci sınıf insan muamelesi yapıyor. 128 milyar doları eriten AK Parti Genel Başkanı, “Turistler gelsin de memlekete 3-5 dolar, avro girsin” diyerek turiste her şey serbest, vatandaşa her şeyi yasak yapıyor. Eloğluna gene de yaranamıyor. İngilizler, salgın nedeniyle Türkiye’yi kırmızı listeye aldı. Ruslar Haziran’da Türkiye’ye uçuş yasağını kaldırmadı. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü, Turizm Bakanıyla birlikte Rusya’ya gitti. “Onları biz size en kısa sürede haber veririz” diye apar topar geri gönderdiler. Haziran geldi, sezon çoktan başladı, Saray turist için Rusya’dan hala haber bekliyor…

SARAY GENÇLERİN AKLIYLA ALAY EDİYOR

Erdoğan gençlerle yaptığı söyleşide Şampiyonlar Ligi finalinin İstanbul’dan alınmasına, Formula-1’in İstanbul ayağının bu yılın takvimden çıkarılmasına, “Kararlar siyasi” diyor. Gençlerin aklıyla alay ediyor. Lebalep kongre yapacaksın, ülkede salgını patlatacaksın, sonra apar topar ülkeyi kapatacaksın, zamanında aşı tedarikini de yapamayacaksın, sonra da eloğlu, “Ben kendi milletimi korurum, senin cürmüne iştirak etmem” deyince, “Kararın siyasi olduğunu” söyleyeceksin. Pes doğrusu.

HAYDİ HAYIRLISI DEDİK, DEMEZ OLAYDIK

Erdoğan aynı konuşmada, sayısız petrol, doğal gaz rezervi müjdelerinden birini daha verdi. Bu müjdelere alışmıştık biliyorsunuz ama yine de “Haydi, hayırlısı” dedik. Keşke demez olaydık, Erdoğan Şahsım Hükümeti akaryakıttan alınan ÖTV’yi hiç acımadan vatandaşa en ufak bir acıma göstermeden artırdı. Ondan öncede tavan fiyatını kaldırmıştı zaten. Benzin ve mazot fiyatları artmaya başlamıştı. ÖTV hamlesiyle fiyatlar roket misali yükselmeye başladı. Aybaşından bu yana, benzinin litre fiyatı 65 kuruş, mazotun litre fiyatı da 77 kuruş arttı. Vatandaş üç hafta önceye göre benzinli arabasının deposunu doldururken artık 36 lira, traktörünün deposunu doldururken de 92 lira, daha fazla ödeyecek. Bu dövizdeki, akaryakıttaki fiyat artışları, enflasyon canavarını, hayat pahalılığını hiç şüphe yok ki daha da azdıracak. Tarlayı ekmek daha zor olacak. Dükkânını açmakta zorlanan esnafın giderleri daha da artacak.

KAŞIKLA VERDİ, KEPÇEYLE ALDI

Erdoğan Şahsım Hükümeti bu son operasyonla esnafa, çiftçiye pandemiden hemen sonra bizim zorumuzla kaşıkla verdiği destekleri, kepçeyle geri alıyor. Kimi esnafa 3 bin lira, kimi esnafa 5 bin lira bir defaya mahsus hibe vereceğiz dediler. Tabi bu yetersizdi. Salgının ülkemizde ilk kez görüldüğü geçen yılın 10 Mart’ından bugüne kadar 437 gün geçmiş bu ilk karşılıksız tek seferlik hibe esnafa. Bölüyorsunuz güne 6 lira 86 kuruş ile 11 lira 44 kuruş düşüyor. Esnaf salgın nedeniyle aylarca kapalıydı. Bu komik parayla esnaf; faturasını mı ödeyecek, kirasını mı ödeyecek, evladına harçlık mı verecek, eve ekmek mi götürecek? Bunları düşünüyordu… Üstüne birde fahiş akaryakıt zamları gelince zamların yağmur gibi yağmaya başlayacağını, maliyetlerin hızla artacağını görmeye başladık.

ESNAF UMUDUNU YİTİRDİ

Esnaf umudunu yitirdi… Türkiye Lokantacılar ve Pastacılar Federasyonu Genel Başkanı, “Bu sektör artık, aldığı darbelerin altından kalkamayacak noktaya geldi diyor. Teşekkür ediyoruz diyor ama günlük gideri 3 bin – 5 bin TL olan dükkânlara bir seferlik 3-5 bin TL vermek sorunları halletmiyor. ‘Ben yaptım oldu’ denerek, bizim fikrimiz alınmadan yapılanlar sorunu çözmüyor. 2 milyon esnaf var, destek verileceği söylenen esnaf 1,3 milyon. Kalan 700 bin esnaf nerede?” diye soruyor. Yeme içme sektöründe bir başka derneğin başkanı, sektörde faaliyet gösteren her dört işletmeden birinin iflas noktasında olduğunu söylüyor.

ERDOĞAN HARİKALAR DİYARINDA

Ama Erdoğan Harikalar Dünyasında… Saraya sorsanız, ekonomide şampiyon, demokraside muhteşemiz… Salgında millete destek vermek yerine, borca boğdular. Şimdi Sarayın kibirlisine göre dünya, Türkiye’nin verdiği desteklerin “Ne kadar çok, ne kadar etkin” olduğunu konuşuyormuş… Bu konuşma metinlerini kimler yazıyor, okusun diye önüne kimler koyuyor bilemiyoruz ama Uluslararası Para Fonu verileri, Erdoğan’ın sözlerini yalanlıyor. Türkiye gelişmekte olan ekonomiler arasında vatandaşlarına Milli Gelirine oranla bütçesinden en az, ne düşük doğrudan destek veren üçüncü ülke. Yine bu verilere göre gelişmişlik düzeyine göre ayrım yapmadan listelenen toplam 59 ülke arasında Türkiye, vatandaşına doğrudan gelir desteği vermekte sondan dokuzuncu sırada…

MİLLET HESAP SORMAK İÇİN SANDIĞI BEKLİYOR

Bu ülkenin insanları, esnafı, çiftçisi, onlarca işsiz müzisyeni hükümete canıyla ihtarname çekiyor. Hükümet utanmadan sıkılmadan “helallik” istiyor. Ama esnaf artık hakkını helal etmiyor. Bu sözlere karnı doydu. Hesap sormak için sandığı bekliyor.

TAŞI SIKSA SUYUNU ÇIKARACAK 5,7 MİLYON GENÇ EVDE OTURUYOR

Umudunu yitiren sadece esnafımız değil, ülkemizin gençleri de umudunu yitiriyor. 19 Mayıs haftasındayız. Ama en güzel çağındaki gençlerimiz ümitsiz. Ülkemizde her dört gençten biri işsiz, her dört işsizden biride üniversite mezunu… 15-29 yaş arasında, taşı sıksa suyunu çıkaracak 5,7 milyon genç ne bir işte çalışıyor, ne de okuyor. Ev genci olmuş, evde oturup anasının babasının eline bakıyor. Üyesi olduğumuz, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı üyesi ülkeler arasında ev genci oranının en yüksek olduğu ülke Türkiye. Evlerde huzur kalmamış. CHP’nin Bilim, Yönetim ve Kültür Platformu’nun son raporunda aktarılan verilere göre her 10 gençten 6’sı “İşsiz olduğu için aile ilişkilerinin zarar gördüğünü” söylüyor. Her 10 gençten 7’si “Çalışmadıkları için ailelerine karşı mahcup olduklarını” ifade ediyor. Ümidini yitiren üniversite mezunu işsiz sayısı son bir yılda yüzde 149 artmış. Yine SODEV’in bir çalışmasına göre; gençlerin yarısından fazlası, ailesinden daha iyi bir eğitim almış olmalarına rağmen, daha düşük gelire sahipler. Aynı kurumun bir başka çalışmasına göreyse, ülkedeki her 10 gençten 6’sı “İmkân olsa yurt dışına yerleşir, orada yaşarım” diyor.

UMUTSUZLUK GENÇLERİ ÜLKESİNDEN KOPARIYOR

Umutsuzluk, gençlerimizi geleceğimizin umudu gençlerimizi ülkelerinden koparıyor. Salgının üstesinden gelinememesi, bir nesle mal oluyor. Gençler eğitimden kopmuş durumda. Meslek okullarında okuyan gençler, okul görmeden mezun olacaklarını söylüyorlar. Gençlerine umut veremeyen, onları üretime katamayan bir ülke, onları zengin edemeyen bir ülke yarına umutla bakamaz.

UMUTSUZLUĞU REDDEDİYORUZ

Tek adam vesayet rejimiyle, ülkemiz her alanda giderek geriliyor, patinaj yapıyor. Aslında bu sorunlar büyük tamam ama çözümsüz değil. Türkiye’nin çok büyük bir potansiyeli var. Ülkemizin en önemli stratejik üstünlüğü genç bizim genç nüfusumuz. Doğru, planlı bir eğitim ve istihdam stratejisiyle, gençlerimize başka ülkelerdeki akranlarından daha fazla üretip onlardan daha fazla kazanma imkânlarını vermeyi hedeflemeliyiz, bunu yapabiliriz. Her şeyin en iyisini hak eden milletimizi, gençlerimizi işsizlik, yoksulluk ve hayat pahalılığı cenderesinden çok kısa sürede çıkarabiliriz. Çağdaş ülkelerdeki yaşam standartlarını geçmelerini sağlayabiliriz. Atamızın şu sözleri bizim de düsturumuzdur. “Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır.” Umutsuzluğu reddediyoruz.

GENÇLER, ÜLKENİZDE KALIN!

Özellikle gençlerimize sesleniyoruz. Biliyoruz sıkıntılı bir dönemden geçiyoruz hem iş, hem de umut arıyorsunuz. Size söz, bizim iktidarımızda, bu ikisine de sahip olacaksınız. Ülkenizde kalın gitmeyin. Sorunları beraberce göğüsleyelim, çözümleri beraberce üretelim. Ülkenin geleceğinde, yarınında sizler varsınız. CHP iktidarında, işe, Erdoğan Şahsım Hükümetinin sizden aldığı her şeyi geri vererek başlayacağız. Bizim yönetimimizde Türkiye, gençlerin yaratıcılıklarını sonuna kadar geliştirebilecekleri, kullanacakları, hiçbir baskı altında olmayacakları, fikirlerini özgürce açıklayacakları bir ülke olacak.

CHP İKTİDARINDA GENÇLERİ İŞLE BULUŞTURACAĞIZ

Gençlerin işle buluşması için, “Genç İstihdam Atılımını” başlatacağız. Bunu yaparken, eğitim sistemini, tüm paydaşlarıyla beraber masaya yatıracağız. Ülkemizin ihtiyaçlarını ve dünyadaki gelişmeleri göz önüne alarak gençlerimizi çağın gerektirdiği yeteneklerle donatacağız. 30 yaş altı üniversite mezunu gençlerimize, “Gençlik Garanti Programı” kapsamında, istihdam, ücretli staj, eğitime devam ya da işsizlik desteği seçeneklerini sunacağız. Gençlerimizi sadece işte değil, sosyal hayatta da güçlendireceğiz. 15-25 yaş arasındaki gençlerimiz için, ulaşımdan kültür sanat etkinliklerine ve teknolojiye kadar pek çok alanda avantaj sağlayacak “Genç Kart” uygulamasını başlatacağız. Biz bu ülkenin geleceğinin, bu ülkenin gençleri üzerinde yükseleceğini biliyoruz. Gençlerimize “gelecek sizin” diyoruz.

Benim söyleyeceklerim bu kadar, beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Suç örgütü lideri Sedat Peker’in iddiaları sonrası önce “Bodrum’da bir marinaya çökme tartışması” başladı. Ardından da İçişleri Bakanı Süleyman Soylu Peker’e yönelik operasyonun “Bursa’da bir köfteciye yönelik iddialar sonrası başladığını” söyledi. Son dönemde sıkça “çökme” sözünü duyar olduk. Siz bu çökme iddialarını ve karşılıklı atışmayı nasıl yorumluyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Hukukun olmadığı, mafya-siyaset-ticaret-medya ekseninde kirli ilişkilerin arttığı, ortaya saçıldığı her dönemde maalesef çökme lafları edilir ama asıl çöken hep ekonomi olmuştur. Bunun faturası da hep milletimize çıkmıştır. Bugün üzerine çökülen milletin aşıdır, işidir, geleceğidir, umutlarıdır. Türkiye biran önce bu mafyatik düzeni bitirmelidir.

Teşekkür ederim.

“LA CASA’DA ZATEN NO PAPEL”

CHP Sözcüsü Öztrak, Erdoğan Şahsım Hükümetinin benzer ülkeler içerisinde, milli gelire oranla vatandaşlarına en az destek veren üç hükümetten biri olduğunu belirterek, “Dükkânını kapat dediğiniz esnaf, lebalep kongrelerinize, cenazelerinize, iftarlarınıza bakıp dişini sıkıyor. Helalleşmek için değil, hesaplaşmak için biran evvel sandığı bekliyor” diye konuştu.

Merkez Bankası net rezervlerinin Nisan ayı sonu itibariyle eksi 45 milyar dolar olduğunu ifade eden Öztrak, “Ünlü İspanyol dizisi La Casa De Papel’in Türkiye versiyonu çekilecekmiş. O dizi Türkiye’de çoktan çekildi. Dizinin ismi de ‘La Casa’da Zaten No Papel’ kondu. Merkez Bankası’nın kasasına fare düşse kafası yarılır. Merkez Bankası kasasını kurutanlar, 128 milyar doları yok yere eritenler, şimdi üç beş dolar için yüzlerce takla atıyorlar” dedi.

Mafya-Siyaset-Emniyet hattında patlayan kanalizasyondan ortaya lağım saçıldığını söyleyen Öztrak, “Sayın Erdoğan; soruyoruz size hani bu ülkede çeteler dönemi bitmişti? Hani bu ülkede mafya dönemi bitmişti? Maşallah yönetiminizde mafya elebaşları internet fenomeni oluyor” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız biraz önce bitti. Bugün toplantımızda, vatandaşlarımızı ezen ekonomik krizi, derinleşen devlet krizini, yönetilemeyen salgın krizini, bunların iç içe geçmesiyle ortaya çıkan buhranı değerlendirdik. Bu buhrandan yurttaşlarımızı salimen çıkarmanın yollarını da konuştuk. Bugün acı bir haber aldık. Partimizden Erzincan Merkez İlçe Mollaköy Belde Belediye Başkanı Kemal Şengül Koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti. Belediye Başkanımıza Allah’tan rahmet, acılı ailesine ve tüm CHP ailesine, hemşerilerine başsağlığı diliyoruz.

KURTULUŞ SAVAŞI’NIN ÇOBAN ATEŞİ

Toplantı gündemimizle ilgili görüşlerimizi paylaşmadan önce, geçtiğimiz hafta sonunda başlayan ve bu hafta sürecek, Milli Kurtuluş tarihimiz açısından önemli günleri burada anmak istiyorum. İlki 15 Mayıs 1919… Yani geçtiğimiz Cumartesi. Gazeteci Hasan Tahsin’in emperyalistlerin İzmir’e çıkarıldıkları işgalci Yunan kuvvetlerine, şanlı direnişimizi başlatan ilk kurşunu attığı gün… Bu, aynı zamanda; “Bir genç düşmana ilk kurşunu sıkmış, bundan sonrası bize düşer” diyen efelerin, evladını sırtına alıp, ay ışığında kağnılarla cephelere mermi taşıyan anaların, yokluklar içinde bir milletin, Kurtuluş Savaşı’nın çoban ateşini yaktığı gün…

KURTULUŞU MİLLETİN SİNESİNDE ARADILAR

Yine 16 Mayıs 1919… Mustafa Kemal Paşa’nın İzmir’in işgalinin hemen ardından Milli Mücadeleyi başlatmak için 18 arkadaşıyla birlikte Bandırma Vapuru’yla İstanbul’dan Samsun’a doğru yola çıktığı gün… Ve 19 Mayıs 1919… Atamızın Samsun’a ayak basarak, Kurtuluş Mücadelemizi fiilen başlattığı gün… Kurtuluşu emperyalistlerin kucağında ve himayesinde değil, milletin tertemiz sinesinde arayanların “Ya istiklal, ya ölüm!” diyerek harekete geçtikleri gün… Cumhuriyetimizin ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurucusu Büyük Atatürk, Partimizin 4. Büyük Kurultayı’nı açış konuşmasında verilen bu mücadeleyi şöyle anlatıyor: “Uçurum kenarında yıkık bir ülke… Türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar… Yıllarca süren savaş… Ondan sonra, içeride ve dışarıda saygı ile tanınan yeni vatan, yeni sosyete, yeni devlet… Ve bunları başarmak için aralıksız devrimler… İşte Türk genel devriminin bir kısa deyimi…”

19 MAYIS KUTLU OLSUN

Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucuları, milli mücadeleyi başlattıkları 19 Mayısı, gençlerimize bayram olarak ithaf etmişlerdir. Bu, ülkemizin kurucu babalarının, ülkemizin gençlerine duydukları güvenin göstergesidir. Bu vesileyle, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramını kutluyor, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını ve bu toprakları bize vatan kılmak için canlarını ortaya koyan tüm kahramanlarımızı bir kere daha saygı, rahmet ve minnetle anıyoruz.

1967 SINIRLARI TEMELİNDE İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM

Bir başka bayramı Ramazan bayramını da bu hafta ardımızda bıraktık. Geçtiğimiz Ramazan bayramını, dışarıdaki ve içerideki gelişmeler nedeniyle, maalesef huzur içinde kutlayamadık. İsrail’in Filistinlilere yönelik şiddeti Bayram boyunca dinlemedi. Gazze’de yaşananlar, hepimizin, dünyada haktan hukuktan yana olan herkesin, kalbini parçaladı, vicdanını yaraladı. Bölgede kadın ve çocuklar başta olmak üzere, yaşanan sivil can kayıpları dehşet verici boyutlara ulaşıyor. Orada çok büyük bir insanlık dramı yaşanıyor. Filistin, Ortadoğu’nun kanayan yarasıdır. Bu yaranın kapanmasının formülü bellidir: 1967 sınırları temelinde iki devletli çözüm. Bu sağlanmadan ne İsrail ve Filistin, ne de bölge huzura kavuşabilir. Biz bir kez daha, İsrail’in uluslararası hukuku yok sayan saldırılarını kınıyor, Filistinli kardeşlerimizin acılarını paylaşıyoruz. Bölgenin bir an evvel barışa kavuşmasını istiyoruz.

HALA İHVAN HAYALLERİ KURUYORLAR

Tüm bunlar yaşanırken, BOP Eş Başkanı Erdoğan Şahsım Hükümetinin dış politikadan, iç politikaya rant devşirme çabalarını da hayret ve ibretle izliyoruz. “Ümmet bizden liderlik bekler” diyen Dışişleri Bakanı’nın sözleri, hala İhvan hayalleri kurduklarını, gerçeklerden ne kadar kopuk olduklarını ortaya koyuyor. Oysa bu boş hayaller, Türkiye’yi bölgede bir başına bıraktı. “Ümmete liderlik edeceğiz” diye, milleti perişan ettiler. Mısır’dan, Suudi Arabistan’a kadar, aynı ümmete mensup, tüm ülkelerle ve sınır komşularımızla kavgalı olduk. Şimdi bu ülkelerle arayı düzeltmek için, Rabia işaretini dahi “Dört çay” demek için kullanır oldular. Ama tüm bu başarısızlıklardan hala da ders almıyorlar. Tavsiyemiz artık bu boş hayalleri bırakın, gerçekçi olun. Boşa kürek çekmeyin. BM Genel Kurulunun Başkanlığını yapan milletvekiliniz Volkan Bozkır’dan, gerektiği gibi yararlanın. Unutmayın, sizin bencilliğinizin ve beceriksizliğinizin ve kifayetsizliğinizin bedelini, hep bu asil millet ödüyor.

BAYRAAM TATSIZ GEÇTİ

Erdoğan Şahsım Hükümeti, Bayramda milletimizin ağzında ne tat, ne de tuz bıraktı. 1.500 lira olması gereken ikramiyesinden, 400 lirası kesilen emeklilerimiz, ağız tadıyla bayram kutlayamadı. Kendileri lebalep kongreler yaptıktan sonra, salgın azdı, ondan sonrada destek vermeden kapattıkları esnaf maalesef bayram kutlayamadı. Kapatılan Pazar yerleri nedeniyle, ürünü tarlada kalan çiftçi, iş yapamayan pazarcı esnafı, üç otuz paraya ücretsiz izne gönderilen işçi, kapanmada evine rızık götüremeyen, gündelikle çalışan emekçilerde, bu yıl maalesef ağız tadıyla bir bayram kutlayamadılar.

BAYRAM VATANDAŞA DEĞİL, YANDAŞA

Bu ülkede bayram fakir, fukaranın neyine… Bayram Erdoğan Şahsım hükümetinin yandaşlarına… Bayram, Sarayın yandaş müteahhitlerine… Eve kapatılan vatandaş, köprüden, tünelden, otoyoldan geçmedi, havaalanlarından uçmadı. Ama bu ülkeye 40 yıl vergi ödeyen esnafa verilmeyen destekler, 17 günlük kapanma döneminde milletin vergi gelirlerinden bu Saray müteahhitlerinin cebine akmaya devam etti. Nisan ayı bütçe rakamları bugün açıklandı. Yılın ilk 4 ayında, “Milletin cebinden bir kuruş çıkmadan yapıyoruz” dedikleri döviz garantili projeler için 10 milyar 297 milyon lira bu müteahhitlere ödenmiş. “Hiç olmazsa bu son kapanmada, mücbir sebep nedeniyle bu garantileri ödemeyin, erteleyin, kapanmadan zarar gören vatandaşa, doğru düzgün destek verin” dedik. Ama bir türlü sözümüzü dinletemedik. Halbuki İstanbul Havalimanı’nda işletmeci konsorsiyumun devlete vereceği kira, mücbir sebep denerek, 2024’e ertelendi. Yetmedi üstüne birde 2 yıl ilave işletme süresi verildi. Demek ki olağanüstü durumlarda, bu gibi değişiklikleri yapmak mümkün. Ama neden bu mücbir sebep, sadece yandaş dara düşünce uygulanıyor? Yoksa dolarla, avroyla garanti verdiğiniz projelerin sözleşmelerine, devlet lehine mücbir sebep maddesi koymayı unuttunuz mu, koymadınız mı? Bedelini milletin ödediği, bu sözleşmeleri neden gizliyorsunuz? Bu sözleşmeleri kimler hazırladı? Kimler imzaladı?

YANDAŞIN SIRTINDAN MÜTEAHHİT ZENGİN EDEN DÜZEN

Vatandaşın sırtından müteahhit zengin eden, bu düzeni kimler kurdu? Ne güzel diyor Mahzuni Şerif: Yoksulun sırtından doyan doyana, bunu gören yürek nasıl dayana, yiğit muhtaç olmuş kuru soğana, bilmem söylesem mi, söylemesem mi? Bugün, Âşık Mahzuni Şerif’in vefatının yıl dönümü… Kendisini bir kere daha saygı ve rahmetle anıyoruz.

SIRA HELALLİK İSTEMEYE GELDİ

İşte “yiğidi kuru soğana muhtaç eden” bu düzenin mimarı Erdoğan, şimdi çıkmış, desteksiz kapanma sonucunda mağdur ettiği milletten “Helallik” istiyor. Bu hükümet; vatandaştan istemek, vatandaştan esirgediğini de, yandaşa vermek konusunda çok mahir… Millete beş maskeyi bile bedava veremediler. Kapattıkları işyerlerine, işsiz bıraktıkları vatandaşlara, bütçeden destek ödemediler. Ama vatandaştan, “Yastık altındaki dolarını, altınını” istemeyi bildiler. Sonra salgının başında millete IBAN gönderip, “para” da istediler. Ardından milletten “daha fazla fedakârlık”, “Daha fazla sabır” da talep ettiler. Şimdi de, perişan ettikleri milletten, “helallik” istemeye sıra geldi.

MİLLET HELLALLEŞMEK İÇİN DEĞİL, HESAPLAŞMAK İÇİN SANDIĞI BEKLİYOR

Ama millet sizin ne yaptığınızı görüyor. Benzer ülkeler içerisinde, milli gelire oranla vatandaşlarına en az destek veren üç hükümetten biri olduğunuzu görüyor. “Dükkânını kapat” dediğiniz esnaf, lebalep kongrelerinize, cenazelerinize, iftarlarınıza bakıp dişini sıkıyor. Helalleşmek için değil, hesaplaşmak için biran evvel sandığı bekliyor. Bir de sandığı beklemeye takati kalmayan, canına kıyan, davası divana kalan vatandaşlarımız var. Desteksiz bıraktığınız için canına kıyan yurttaşlarımızdan, onların analarından, babalarından, eşlerinden, çocuklarından sevenlerinden, nasıl helallik isteyebileceksiniz?

FATURA YİNE ESNAFA ÇIKTI

Ankara Kahveciler Odası Başkanı; “Bu esnaf ve zanaatkâr size 19 sene oy verdi, ama 14 ay bizi idare edemediniz, haklarımızı helal etmiyoruz” diye isyan ediyor. Afyon’da da esnaf ve sanatkar, “Yaptığınız adaletsizlikleri unutmam, yaptığınız köprülerden ücretle geçebilirsiniz, ama sırat köprüsünden bizlerle helalleşmeden geçemeyeceksiniz” diyerek saray ve şürekâsına ültimatomu çekiyor. Trabzon’da lokantacı esnaf batmış, bayramda çikolata isteyen kızına, Erdoğan Şahsım Hükümetini ve ortağını gösterip, “Çikolatanı bunlar yedi kızım” diyor. Esnafa 15 aydır doğru düzgün destek vermiyorsunuz. En son lebalep kongrelerinizle salgını yeniden patlattınız. Ülkeyi 17 gün boyunca tekrar desteksiz kapattınız yine destek vermediniz. Şimdi dün gece yayınladığınız son kademeli normalleşme genelgesiyle de, yarım yamalak iş yapıp esnafı yeniden perişan ettiniz. Faturayı yine lokantalara, kahvehanelere, kafelere ve tüm esnafa kestiniz.

BİZ SÖYLEDİK, HÜKÜMET KULAĞINA YATTI

“Esnafımızın istiap haddi doldu. Yeni bir kapanmaya dayanamaz” dedik. Kapanma kararından hemen önce. Hükümete, esnaf ve ihtiyaç sahipleri yurttaşlarımız için, “Sen Sağlığını Koru, Ben Sana Bakarım Türkiye’m” paketi önerdik. Esnafın borçlarının faizsiz ertelenmesinden, esnafa dişe dokunur, ciddi gelir ve ciro destekleri verilmesi de dâhil, 18 tedbir açıkladık ama Erdoğan Şahsım Hükümeti kulaklarının üstüne yatmaya devam etti. Esnaf artık Erdoğan Şahsım Hükümetine, “Boş sözü bırak, karşılıksız hibe desteği ver” diyor. “Tüm borçlarımı faizsiz yılsonuna kadar ertele” diye de ekliyor. Esnaf artık kararını vermiş. “Destek yoksa, helallik de yok” diyor.

MİLYONLUK UÇAKLAR, LÜKS ARAÇLARDAN KONVOYLAR

Millet sıkıntıdan ne yapacağını şaşırmışken, Erdoğan’ın bir milletvekili de çıkmış, “3 tane 50 milyon dolarlık uçaktan ne olacak? Bu itibardır” diyor. Bir kere Cumhurbaşkanlığının, 3 tane değil, 4 tane değil, 5 tane değil, bilinen tam 8 uçağı var. Bunu biz söylemiyoruz. Bunu bizzat Cumhurbaşkanı Yardımcısı söylüyor. Bir başka husus; Meclis Başkanı Tekirdağ’a gidiyor. Ucu görünmeyen lüks araç konvoyuna bakan bir hemşerimin, “Breeee… Bu ne be yaa?” diye ağzı açık kalıyor. İtibardan tasarruf etme. Debdebeden, şatafattan taviz verme. Sonuç? Sonuç şu: Milletimiz dar gününde kendini unutanları, vatandaşın parasıyla tatlı hayat yaşayanları biliyor, helalleşmek için değil, hesaplaşmak için biran evvel sandığı bekliyor.

TÜRKİYE EKONOMİSİ EN KIRILGAN

Millete hak ettiği desteği vermeyen Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin, tek bildiği ülkeyi de devleti de borca batırmak. Uluslararası Finans Enstitüsü’ne göre, 2021’in ilk üç ayı ile 2020’nin aynı dönemi arasında, toplam borcumuzun yani devletin, vatandaşın, iç – dış şirketlerin, bankaların toplam borcunun milli gelire oranı, 19 puan artarak yüzde 163’e çıkmış. Salgın döneminde G-20’nin gelişen ekonomileri arasında, Brezilya ile beraber, borcu en hızlı artan ülke Türkiye olmuş. Yine büyük bir Uluslararası Banka 25 akran ekonomi içinde, Türkiye’nin sermaye akışında yaşanacak ani bir duruş karşısında, kırılganlığı en yüksek ekonomi olduğunu açıkladı. Bununda en önemli nedenlerinden biri, kısa vadeli dış borcuna göre, rezervlerimizin çok düşük kalması, en yetersiz ekonomi olmamız. Şimdi biz de soruyoruz; 128 milyar dolar döviz rezervimizi yok yere heba ederek, ekonomiyi bu hale getiren Erdoğan Şahsım Hükümetine, bu millet hakkını nasıl helal edecek?

KASADA NO PAPEL

Şimdi öğreniyoruz ki, ünlü İspanyol dizisi, La Casa De Papel’in Türkiye versiyonu çekilecekmiş. O dizi Türkiye’de çoktan çekildi. Dizinin ismi de “La Casa’da Zaten No Papel” kondu. Merkez Bankası’nın kasasına fare düşse kafası yarılır. 30 Nisan itibariyle net rezervler eksi 45 milyar dolar. Merkez Bankası kasasını kurutanlar, 128 milyar doları yok yere eritenler, şimdi üç beş dolar için yüzlerce takla atıyorlar.

VATANDAŞ ÖZ YURDUNDA PARYA OLDU

Turistten gelecek üç beş dolara bel bağladılar. Kendi vatandaşını öz vatanında parya yapıp, ölçüyü, izanı, utanmayı hepten unuttular. Dışişleri Bakanı, “Turistin göreceği herkesi aşılayacağız” diyerek, Alman Bakanın yanında ülkesini rezil eder. Hazine ve Maliye Bakanı, “Tam kapanmayı turizm için yapıyoruz” der. Turizm Bakanı rezalet çıtasını Everest’in zirvesine çeker. Çektirdiği filmde, kendi vatandaşlarının yüzüne “Keyfinize bakın, ben aşılandım” diye maske taktırır, milleti damgalar. Milleti doğru dürüst aşılamayacaksınız, ama milleti aşağılamaya cüret edeceksiniz. Emperyalizme diz çöktürerek kurulan bir ülkeye, bu onurlu mirasın sahibi asil bir millete, atanmış bir Bakan, müstemleke vatandaşı muamelesi nasıl yapar? Millet sert tepki gösterince de, daha önce yaptıkları çizgi filim gibi, bu filmi de apar, topar vizyondan kaldırdılar. Siz çektiğiniz filmleri vizyondan kaldırsanız da, yaptıklarınız milletin aklından silinmiyor. Millet helalleşmek için değil, hesaplaşmak için sandığı sabırsızlıkla bekliyor.

KABİNE DEĞİL, PATRONLAR KULÜBÜ

Ülkeyi şirket gibi yöneteceğiz dediniz. AK Partili eski bakanları şirket yönetim kurullarına doldurdunuz. Şirket yönetim kurullarından da, Devlete, Bakan transfer ettiler. Kabine maşallah kabine değil; patronlar kulübü. Sağlık Bakanı hastane sahibi, Milli Eğitim Bakanı özel okul sahibi, Turizm Bakanı otel zinciri sahibi… Eski Ticaret Bakanı da dezenfektan şirketi sahibiydi. Hal böyle olunca, devlet işleriyle, şirket işleri de birbirine karışıyor. Turizm Bakanı, Bodrumda arazisi devlete ait lüks bir oteli, kendi şirketine tahsis ediyor. Kıyamet kopması gerekiyor ama Erdoğan Şahsım Hükümeti üç maymunu oynuyor. Milletimiz tam bunu unutmamışken. Kendi firmasından, kendi bakanlığına dezenfektan satan, bunu da açık açık kabul eden bir Bakanı daha önce bu ülkede hiç görmediği bir manzarayı birden görüveriyor. Ama nüfuz suiistimali yapan bu eski bakan hakkında kendi firması için hala bir yasal süreç başlatılmıyor. Bakan elini kolunu sallayarak geziyor.

PEKCAN HAKKINDA HEM ARAŞTIRMA HEM SORUŞTURMA İSTEYECEĞİZ

Biz bu Bakan hakkında, bu hafta bir Araştırma Önergesi vereceğiz mecliste. Ardından da Meclis Soruşturması açılması için, TBMM’ye bir önergeyi imzaya açacağız. Bu önergeyi verebilmemiz için, Yeni Anayasaya göre 301 imzaya ulaşmamız gerekiyor. Buradan tekrar çağrıda bulunuyoruz. AK Partili ve MHP’li milletvekillerine sesleniyoruz. Gelin bu önergemize imzalarınızı atın. Bu önerge, milletvekillerimiz için, ahlaki bir turnusol kâğıdıdır. Bunun sonunda, kim ak koyun, kim kara koyun ortaya çıkacaktır. Herkes bilmelidir ki, milletimiz yapılan yolsuzlukları, arsızlıkları görüyor. Helalleşmek için değil, hesaplaşmak için sabırsızlıkla sandığı bekliyor.

KAPANMA DÖNEMİNDE FIRSAT KAÇTI

Lebalep kongrelerin ardından, salgın yeniden patladı. Ardından aşısı yani tedavisi olan bir hastalık yüzünden, 14 bin 298 yurttaşımızı kaybettik. Allah Aşkına! Kaybolan tüm bu canlarımız için, hangi yüzle, kimden, nasıl helallik isteyeceksiniz? Salgınla mücadelede en önemli silahımız aşı, ama elimizde aşı yok. Sağlık Bakanlığı Çin’den yeni bir parti aşı geldiğini açıklıyor. Onun da kaç doz olduğu meçhul. Aşılama hızımız giderek düşüyor. “Günlük 1,5 milyon doz aşı yapabiliriz” diye çıkılan yolda, tam kapanmada günde ancak ortalama 197 bin doz aşı yapılabildi. Geçen bunca zamana rağmen, nüfusun ancak sekizde biri çift doz aşı yaptırabildi. Şuan tam kapanma döneminde hem salgının sönmesi, hem de hızlı aşılama için uygun bir fırsattı geçtiğimiz tam kapanma dönemi. Ama olmadı. 13 Mayıs’ta günlük doz sayısı 53 bine kadar düştü.

SALGIN EĞİTİMİ DE VURDU

Salgın sadece sağlığı ve ekonomiyi vurmuyor. Eğitimi de vuruyor. Öğretmenler ve okul çalışanları için aşı randevuları çok geç açıldı. Randevusunu alabilen eğitim çalışanları, eğitim camiasının yarısı bile değil. Uzaktan eğitime ulaşmak büyük sıkıntı çocuklarımız eğitimde giderek geriliyor. Ülkemizin geleceğini göz göre göre yitiriyoruz. Kaybolan koskoca bir nesil için, kimden, nasıl, hangi yüzle helallik isteyeceksiniz?

ORGİNİZE SUÇ ÖRGÜTLERİ CUMHUR İTTİFAKI’NIN ÜÇÜNCÜ AYAĞI

Metal yorgunu Erdoğan Şahsım Hükümeti, artık ülkeyi yönetemiyor. Getirdikleri ucube rejimin sebep olduğu, devlet krizi her geçen gün büyüyor. Yasaya ve anayasaya aykırı genelgelerle “Beylere göre yasaklar”, İçişleri Bakanı’nın keyfine göre, suçlar uyduruluyor. Anayasamıza göre ancak gerektiğinde, kanunla sınırlandırılabilecek temel hak ve hürriyetler, Genelgelerle, İl Hıfzıssıhha Kararlarıyla sınırlandırılıyor. Organize suç örgütü elebaşları, Cumhur ittifakının üçüncü sacayağı olmuş. Cumhur İttifakı, Cürüm İttifakı’na dönüşmüş.

ARSIZLIĞIN BU KADARINA PES

Mafya-Siyaset-Emniyet hattında patlayan kanalizasyondan ortaya lağım saçılıyor. Sayın Erdoğan; soruyoruz size hani bu ülkede çeteler dönemi bitmişti? Hani bu ülkede mafya dönemi bitmişti? Maşallah yönetiminizde mafya elebaşları internet fenomeni oluyor. Saray ve şürekâsı, bu skandallar karşısında ezberlerini hiç bozmuyorlar ama. Ellerine yüzlerine bulaşan pisliği, utanmadan, sıkılmadan muhalefete sıçratmaya uğraşıyorlar. Arsızlığın bu kadarına da pes dedirtiyorlar. Hiç kusura bakmayın, “Akademisyenlerin kanlarında duş alacağız” diyen, AK Parti için mitingler yapan, oy isteyen, Erdoğan’la fotoğraf karelerine giren, Erdoğan’a “Tayyip Abi” diye hitap eden, şerefli Türk polisini, kendisine koruma tahsis ettiğiniz suç örgütü elebaşısıyla sorunlarınızı kendiniz halledin. Biz suç örgütlerinin de, onlarla iş tutanların da karşısındayız. Bizi bu işlere sokmayın. Ama size tek bir tavsiyemiz var: Cumhuriyet Savcılarını göreve davet edin. Bizi dinlemiyorsanız, Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyesi Eski Adalet Bakanı Sn. Cemil Çiçek’in sesine kulak verin. Ama bakıyoruz yine AK Partili milletvekilleri ekranlarda, “Bu kişinin sözüyle nasıl harekete geçelim. Cumhurbaşkanımız gereğini yapar” diye Savcılığın işini de Saraya havale etmeye kalkıyorlar.  Herkes bilsin ki, millet patlayan kanalizasyondan ortaya saçılan pislikleri görüyor. Helalleşmek için değil, hesaplaşmak için sandığın derhal önüne gelmesini istiyor.

KAVANOZA KAPATILMIŞ ÖRÜMCEKLER GİBİ

Ülkemiz Tek Kişilik Vesayet Rejimi hayata geçtiğinden beri başını krizlerden kaldıramadı. Erdoğan şahsım hükümetinin yönetiminde, 2018 Temmuz’undan bu yana sürekli ağırlaşan bir krizin içerisinde, millet yönünü ve umudunu kaybetti. Bizler Saray efradı gibi fildişi kulelerde oturup ahkâm kesmiyoruz. Devleti bilen, tecrübeli ve liyakatli kadrolarımızla, Edirne’den Hakkâri’ye, vatandaşlarımızla beraberiz. Dertleri dinliyoruz. Çözümün ne olduğunu anlatıyoruz. Anlatmaya da devam edeceğiz. Türkiye, Erdoğan Şahsım Hükümeti elinde, yönetilmiyor, savruluyor. Bu metal yorgunu yönetim vatandaşın sırtında artık her geçen gün daha da ağırlaşan bir yüktür. Ünlü yazar Zweig’ın tabiriyle, “Kavanoza kapatılmış örümcekler gibi sürekli birbirini yiyen” hükümet ve ittifak ortaklarının, millete verecek bir şeyi kalmamıştır. Bu “toksik ittifak” ülkemizin geleceğini zehirlemektedir. Yolunu kaybetmiş, kendi ikbali ve itibarından başka bir şey düşünmeyen kadrolar, milletimizin cebini de tenceresini de boşaltıyor. Döviz rezervlerimizi buharlaştırıyor. Ülkemizi borca batırıyor. Milletimizi faiz lobilerinin, emperyal güçlerin karşısında savunmasız bırakıyor.

SORUNLAR BÜYÜK AMA ÇÖZÜMSÜZ DEĞİL

Sorunlarımız büyük ama çözümsüz değil. Biz Türkiye’nin potansiyeline inanıyoruz. Milletimize güveniyoruz. Daha önceki krizlerde, doğru ilaçla, yetenekli kadrolarla, ülkemizi kısa sürede ayağa kaldıran, tecrübeli kadrolar bizde. Biz diyoruz ki, yeni kurallarla, yeni kurumlarla ve yeni kadrolarla, Türkiye sadece Ortadoğu ve Orta Asya’nın değil, Avrupa’nın da yıldızı olabilecek bir ülkedir. Biz, ülkemizi yeniden düze çıkarmak, bu iktidarın milletimizden aldığı her şeyi milletimize iade etmek, geri vermek için hazırız. Saray ve şürekâsı, hesabı ödemeden masayı devirmeye kalkmasın. Milletimizden helallik istemek için değil, hesabı ödemek için, sandığı getirsin artık vatandaşın önüne koysun.

Benim söyleyeceklerim bu kadar, şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Efendim anayasa çalışmaları ve güçlendirilmiş parlamenter sisteme yönelik çalışmalarınız olduğunu biliyoruz. CHP’nin çalışması ne durumda? Millet İttifakı ortaklarıyla, Saadet Partisi’yle, İYİ Parti’yle bir görüşme gerçekleşecek mi? Kısa zaman içerisinde CHP kanadından bir açıklama gelecek mi?

Faik ÖZTRAK- Yeni anayasa çalışmalarımız tamamlandı, bugün tartıştık. İlk Parti Meclisinde de ele alınacak. Tabi tüm muhalefet partilerinin güçlendirilmiş parlamenter sistem çerçevesinde anayasa çalışmalarını yürütmesi son derece değerlidir. Bunun özellikle altını çizmek istiyorum. Tabi ki, biz de anayasa değişikliğiyle ilgili, sistem değişikliğiyle ilgili görüşlerimizi açıklayacağız.

Soru- Sayın Kılıçdaroğlu, HDP’yi ayrı tutarak Millet İttifakı’nda yer alan isimlerin, liderlerin seçim sonrası hangi görevlerde yer alacağı seçim öncesi açıklanmalı demişti. “Seçmenin karşısına net bir tabloyla çıkılmalı” ifadesini kullanmıştı. Bu konuda biraz daha detay verebilir misiniz? Görüşülüyor mu ya da görüşmeler hangi aşamada?

Faik ÖZTRAK- Her şeyden önce bizim tabi Millet İttifakı adına konuşmamız doğru olmaz. Sayın Genel Başkanımız kendi görüşlerini paylaşmıştır. Millet İttifakı liderlerinin yönetimde yer almasının milletimizin güvenini arttıracağını söylemiş ve temennide bulunmuştur. Bu Sayın Genel Başkanımızın bir temennisidir.

Soru- Eski ve mevcut CHP’li milletvekilleri olası bir CHP ya da Millet İttifakı iktidarında HDP’ye bakanlık verilebileceğini söyledi. HDP’ye bakanlık verilmesi hususunda CHP’nin bakış açısı nedir?

Faik ÖZTRAK- Millet İttifakının ortakları bellidir. Tüm kamuoyunun bildiği gibi HDP, Millet İttifakı’nın ortağı değildir. Bunun bilinmesine rağmen bu konuların gündeme getirilmesinin hiçbir anlamı yoktur.

Soru- Meclis’te yapılacak HSK seçimleri için AK Parti Millet İttifakı’na 2 üye teklif ettiğini açıkladı. Perşembe günü karma komisyonda başlayacak seçimler için CHP’nin tutumu ne olacak? Önerilen 2 üyelik kabul edilecek mi?

Faik ÖZTRAK- Bizim için önemli olan yargıyı bağımsız ve tarafsız hale getirecek şekilde kurumların oluşmasıdır. O makama liyakatli ve ehliyetli isimlerin getirilmesidir. Grup Başkanvekillerimizin arasındaki görüşmeler bildiğim kadarıyla hali hazırda devam etmektedir. Onun için daha başka bir şey söylemeyeceğim ama görüşmeler devam ediyor.

Teşekkür ediyorum.

CUMHUR İTTİFAKI, CÜRÜM İTTİFAKI OLMUŞ

CHP Sözcüsü Öztrak, yurt dışına kaçmış bir suç örgütü yöneticisinin açıklamalarıyla, Mafya-Siyaset-Emniyet hattında döşenmiş kanalizasyon borularının bir kez daha patladığını belirterek, “Bu korkunç iddialar, herhangi bir demokratik hukuk devletinde olsa, iktidarlar harekete geçer, savcılar soruşturma başlatır, gazeteler, televizyonlar günlerce haber yapardı. Ama Türkiye’de bunların hiçbiri olmuyor. Bu da açıkça gösteriyor ki, Cumhur İttifakı sadece AK Parti ve MHP’den oluşmuyor. Mafya da bu ittifakın ortağı ve aparatı… Cumhur İttifakı, Cürüm İttifakı olmuş” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Irak’ın kuzeyinde, bölücü terör örgütüne karşı yürütülen operasyonda, yaralanan Piyade Uzman Çavuşumuz Murat Nar, dün şehit oldu. Şehidimize Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve milletimize baş sağlığı ve sabır diliyorum. Bugün, Merkez Yönetim Kurulu toplantımızı, çevrimiçi video konferans yöntemiyle gerçekleştiriyoruz. Toplantımızın gündeminde, ülkemizde giderek ağırlaşan, yoksulluk, yolsuzluk ve yasaklar var. Yine uzunca bir süreden beri, kamuoyunun dikkatini çektiğimiz devlet krizinin, ortaya dökülen çirkin yüzünü de değerlendiriyoruz. Mübarek Ramazan ayının sonuna yaklaşıyoruz. Önümüz Bayram… Bu vesileyle; milletimizin ve tüm İslam âleminin Ramazan Bayramı’nı kutluyoruz. Sağlıkla, bereketle, geleceğe umutla bakabildiğimiz, sevdiklerimizle, ailelerimizle doya doya kucaklaşabildiğimiz, nice bayramları hep birlikte kutlamayı diliyoruz.

KUDÜS’TE YAŞANANLAR ULUSLARARASI HUKUKA VE İNSAN HAKLARINA AYKIRI

Maalesef bayram öncesi, Kudüs’ten çok üzücü görüntüler geliyor. İsrail polisinin Mescid-i Aksa’da ibadet eden Filistinli kardeşlerimize tam da bayram öncesi yapmış olduğu saldırılar İslam âleminin ve vicdanı olan herkesin yüreğini dağladı. Kudüs, üç semavi din için de kutsal bir kadim şehirdir. Bu şehirde yıllardır yaşayan Filistinli kardeşlerimiz evlerinden, topraklarından edilmek isteniyor. İsrail’in bu insanlık dışı girişimi asla kabul edilebilir değildir. Uluslararası hukuka da insan haklarına da aykırı bir provokasyondur. Bu davranışları kınıyor, bir an evvel son bulmasını bekliyoruz.

MİLLETİN PAYINA HEP FEDAKARLIK DÜŞÜYOR

Ucube vesayet rejiminin başladığı, 2018 Haziran ayından bu yana Erdoğan Şahsım Hükümeti ülkeyi yönetiyor. Daha doğrusu yönetemiyor. Üç yıldır milletimizin durumu gün günden kötüye gidiyor. Yasaklar, yolsuzluklar ve her gün artan yoksulluk, milletimizin boğazına yapıştı, sıkıyor. Üç yıldır, Saray ve şürekâsı, “İtibardan tasarruf olmaz” diyerek, “Tatlı hayat” sürerken, milletimizin payına hep fedakârlık düşüyor. Yapılan hataların faturası da hep halkımıza çıkıyor. Ülkede huzur, milletin sofrasında bereket, ağızlarda tat, tuz kalmadı. Bir de üstüne üstlük bir türlü yönetemedikleri salgın geldi. İnsanımız canıyla cüzdanı arasına sıkıştırıldı.

MİLLETİN GELİRİ ERİDİ, İŞSİZLİK ARTTI

Milletimizin geliri güneş görmüş kar gibi eriyor. 2017 yılında 859 milyar dolar olan gelirimiz, 2020’de 717 milyar dolara düştü. Erdoğan Şahsım Hükümeti, üç yılda milli gelirimizi 142 milyar dolar eritti. Erdoğan Şahsım Hükümeti, çalışan yurttaşlarımızın işini de ellerinden aldı. Son iki yılda, 2019 ve 2020 yıllarında yani, bırakın millete yeni iş imkânları sunmayı, 1 milyon 926 bin yurttaşımız çalıştığı işini kaybetti. Mart ayı işsizlik rakamları bugün açıklandı. Gerçek işsizlerimizin sayısı, sadece son bir yılda, 1 milyon 517 bin kişi arttı. İşsizler ordumuzun sayısı, dünya üzerindeki 100 ülkenin nüfusundan daha fazla…

İŞSİZLİK EN YAKICI SORUN OLMAYA DEVAM EDECEK

Mart ayı, ekonomide yeniden açılmanın başladığı bir dönem… Mart ayında istihdam 550 bin kişi artmış ama bunun 480 bini sanayiden gelmiş. İnşaat ve tarım istihdamındaki artışlar ise sınırlı kalmış. Hizmetler sektöründe istihdam 27 bin kişi azalmış. İş imkanları 27 bin kişi azalmış. Eldeki veriler, ekonomide K tipi bir toparlanma olduğunu gösteriyor. Bazı sektörler toparlanıyor ama bazıları dibe çökmeye devam ediyor. Mayıs ayında ekonomide yeniden kapanmanın, istihdam üzerindeki yansımalarını göreceğimizi de unutmayalım. Yani işsizlik önümüzdeki günlerde de bu ekonominin en yakıcı sorunu olmaya devam edecek.

ÇARŞI PAZAR YANGIN YERİ

Geliri düşen, işinden olan insanlarımız, enflasyona da ezdiriliyor. Hayat pahalılığı, çarşıda, pazarda vatandaşlarımızı isyan ettiriyor. TÜİK’in resmi rakamlarıyla, son bir yılda, hepimizin mutfaklarında kullandığı ayçiçek ve mısırözü yağı yüzde 54 ve yüzde 51, tavuk eti yüzde 45, domates yüzde 44 zam görmüş. Pazarda tezgâhlara, markette raflara yaklaşılamaz oldu. Çarşıda, pazarda artan fiyatların, çiftçilerimize, üreticilerimize bir faydası var mı? Ne gezer… Tezgâhta milletin cebini yakan meyve-sebze, tarlada da para etmiyor. Alın teriyle, emekle yetiştirilen tonlarca ürün, bu son kapanmadaki yanlış kararlarla çöpe gitti. Sonra bu hafta sonu semt pazarları açıldı. Ama hesaplı meyve sebze almayı uman vatandaş, pazar tezgâhlarında da umduğunu bulamadı. Antalya’da tarlada 20 kuruşa düşen, çiftçinin isyan edip yerlere döktüğü salatalık, pazarda 4 liraya, bezelye 7 liraya, taze fasulye 10 liraya tezgâha çıktı. Bu çiftçinin suçu değil, pazarcının suçu da değil… Bunun sorumlusu, ülkeyi yönetemeyen metal yorgunu Erdoğan Şahsım Hükümeti… Çiftçi, pazarcı esnafı, vatandaş derdini kime anlatacak? Televizyon televizyon gezip, seçilmişlere laf yetiştirmekten, önüne konan genelgeleri okumaya vakit bulamayan, kapanmayla ilgili düzenlemeleri yap-boz tahtasına çeviren atama İçişleri Bakanı’na mı? Ya da “Çiftçi dediğin, çok çalışır, az kazanır” diyen, artık partilileri tarafından bile istifası istenen Tarım Bakanına mı? Ayağına bu memleketin toprağı değmesin diye, tarlaya galoşla giren, Türkiye’de kalmasının millet için “En kötü ihtimal” olduğunu kendisinin bile idrak ettiği, Saray’ın kibirlisine mi?

BU MİLLET DAHA NEYİN FEDAKARLIĞINI YAPACAK

Saray milletten koptu. Vatandaşın halini görmüyor, sesini duymuyor. Ama milletten fedakârlık bekliyor. Bu millet daha neyin fedakârlığını yapacak? IBAN numarası gönderdiniz, bağış istediniz sesi çıkmadı verdi. Yetmedi. Uluslararası Para Fonu verilerine göre; akran ülkeler içerisinde, vatandaşlarına en az destek veren, üç hükümetten birisi siz oldunuz vatandaşın sesi çıkmadı. Yetmedi. Siz lebalep kongre yaparken, milletin dükkânını kapattınız yine ses çıkmadı.

REZERVLERİ DİBİ DELİK KOVAYA BOŞALTTILAR

Yetmedi. Döviz kasası boşalınca, millet için değil, turist için aşı yaptınız, turist için milleti eve kapattınız, o da yetmedi… Merkez Bankası’nın kasasını boşalttınız. Merkez Bankası’na kanunla verilmiş, “Kasasındaki dövizleri, siyasetten bağımsız bir şekilde yönetme” yetkisini, kanunsuz bir şekilde, protokolle Hazine’nin başındaki damadın eline verdiniz. Milletin atadan deden kalan varlıklarını satarak, alın teriyle ürettiklerini ihraç ederek biriktirilen rezervleri, önce Merkez Bankası’nın kapısının arkasından buharlaştırdınız. Sonra damada bağlı kamu bankaları eliyle bir güzel sattırdınız. Patinaj yapan ekonomiyi, 2019 yerel seçimlerinde, millete iyi göstermek için, milletin 128 milyar dolarını satmaya başladınız. Bunlar da yetmedi. Kerameti kendinden menkul “Enflasyon sebep, faiz sonuç” teorinizi ispat etmek için, dibi delik kovaya bu rezervleri boşalttınız. Milletin dövizlerini har vurup harman savurdunuz.

MİLLETİN PARASI PUL OLUYOR

Şimdi uluslararası kuruluşlar sizi uyarıyorlar. “Hormonlu kredilerin neden olduğu cari açık ve ülkeden kaçan uluslararası sermaye, ekonomide ani duruş riskini artırıyor. Bunu dengeleyecek döviz rezervleri de elde kalmadı” diyorlar. Hemen bunun arkasından da yılsonu dolar kuru tahminlerini, 7,5 liradan 9,5 liraya yükseltiyorlar. Milletin parası pul oluyor. Bu millet sizin için daha nasıl fedakârlık yapacak?

FİNALİN İSTANBUL’DA KALMASI İÇİN GEREKENİ YAPIN

Bu arada, 29 Mayıs’ta İstanbul’da yapılacak Şampiyonlar Ligi finalinin, ikinci kez İstanbul’dan alınacağı iddia ediliyor. Final, geçtiğimiz yıl Portekiz’e gitmişti. Şimdi İngiliz Hükümeti’nin, finali İngiltere’ye aldırmak için, UEFA nezdinde girişimlerde bulunduğu söyleniyor. İngiltere, kendi vatandaşlarını korumak için, Türkiye’yi zaten kırmızı listeye aldı. Lebalep kongrelerin bu ülkenin kesesine de, imajına da verdiği hasar çok büyük oluyor. Şimdi buradan söylüyorum, ne yapın edin, bu finalin İstanbul’da kalması için, gerekli her tedbiri alın. Gerekli girişimlerde bulunun. Bunu yapamıyorsanız; artık milletin yakasından düşün.

VATANDAŞ HÜKÜMETE CANIYLA İHTARNAME ÇEKİYOR

Ülkemizi; yüksek faize, yüksek döviz kuruna, yüksek işsizliğe ve hayat pahalılığına mahkûm eden Erdoğan Şahsım Hükümetinin elinde, dünyada en fazla sefalet çeken ülkelerden biri olduk. Bugün Dünya Sefalet Endekslerinde, Türkiye’nin adının, pek çok vatandaşımızın haritada yerini bile bulmakta zorlandığı Namibya, Güney Sudan, Gabon gibi ülkelerle aynı sıralarda yer alması bizi gerçekten üzüyor. Milletimiz bunu hak etmiyor. Yine Dünya Bankası’nın raporuna göre sadece son iki yılda, mutlak yoksulluk sınırının altında yaşayan vatandaşlarımızın sayısı, 3 milyon 200 bin kişi artmış 10 milyon 200 bin kişiye ulaşmış. Ülkenin dört bir yanından vatandaşlar, Erdoğan Şahsım Hükümetine canlarıyla ihtarname gönderiyorlar. Ama bir AK Parti milletvekili çıkıp, “Haşa, ekonomik nedenle intihar olmuyor. Bazen biri çıkıyor köprüye, çatıya falan… Yüzde 90’ının daha sonra eşiyle problemli olduğu ortaya çıkıyor. Tayyip Erdoğan’ın da işi gücü yok, bütün bunlara cevap mı versin” diye ahkâm kesmeye kalkıyor.

BU SÖZLER, 20 YIL ÖNCEKİ ERDOĞAN’IN SÖZLERİ

Doğru… Sarayın kibirlisinin, yandaşlara ihale dağıtmak, milletin vergilerini, dolarla, avroyla garanti verdiği havuzcuların kasasına boşaltmak, kupon arazilerin peşinde koşmak, bu alanda tecrübesiz Katarlı dostlarına yardımcı olmak, aya sert iniş yapmak, “Eve ekmek götüremiyoruz” diyenlerin kafasına çay paketi atmak, çizgi film çekmek gibi pek çok önemli meşguliyeti var. “Bu ülke bu hale geldiyse, benim Anadolu’daki vatandaşım konteynerlerden evine çöpten rızık toplayıp götürüyorsa, hafta pazarlarının atıklarını toplayıp evlerine götürüyorsa, meydanlar ‘açız, açız’ diye bağırıyorsa, evinin kirasını, suyunun, elektriğinin parasını ödeyemiyorsa, artık benim halkım ‘yandım Allah’ diyorsa, bu hale Türkiye’yi kim getirdi? Bu hükümet getirmedi mi? Bu Hükümet bunun sorumluluğunu taşımıyor mu?” Evet, bu sözler bundan 20 yıl önce Erdoğan’ın kendisine ait. Söylediği gibi, yaşanan sefaletin de, yoksulluğun da bugün bir sorumlusu var: O da Erdoğan Şahsım Hükümeti. Bugün Erdoğan şahsım Hükümeti, meydanlarda ‘açız, açız’ diye bağıran, evinin kirasını, elektriğinin, suyunun faturasını ödeyemeyen halkımızın, “Yandım Allah” feryatlarını yasaklarla bastırmaya çalışıyor.

ŞAHSIM HÜKÜMETİNİN İŞİNE GELMEYEN HER ŞEY YASAK

Türkiye, uluslararası kuruluşların raporlarında son 10 yılda Polonya ve Macaristan’la birlikte en çok otoriterleşen üç ülkeden biri… Bu milletin 128 milyar dolarını buharlaştırmak serbest, ama “128 milyar dolar nerede?” diye sormak, afiş asmak yasak… Hain FETÖ’yle aynı yağmurda beraber ıslanmak serbest, “FETÖ’nün Siyasi Ayağı kim?” diye kitapçık çıkarmak yasak… Ayarlanmış fiyatlarla, tabelaya yüzde 17 resmi enflasyon yazmak serbest. Ama bilim insanlarının, kullandıkları yöntemi de açıkça ortaya koyarak, “Milletin yaşadığı enflasyon bunun en az iki katı” demeleri yasak… Lebalep kongre yapmak serbest, bu kongrelerin görüntülerini yayınlamak yasak… Vatandaşın boğazına basıp nefesini kesmek serbest, yetkisini kötüye kullanan bu memurları görüntülemek yasak… Erdoğan muhalefete hakaret ederse serbest, muhalefet çıkıp aynı şekilde yanıt verirse, o zaman Cumhurbaşkanına hakaret ve yasak… Her gün bir başka skandalı ortaya çıkan eski Ticaret Bakanı’nın elini, milletin cebine atması serbest, İstanbul Belediye Başkanımızın elini arkasına bağlaması yasak… Ampulü patlatmak serbest, değiştirmek yasak… Yahu hepsini anladık da, hijyenik pedlerin satışı neden yasak? “Yasaklarla mücadele edeceğim” diyerek göreve gelen Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin işine gelen her şey serbest, gelmeyen her şey yasak… Erdoğan Şahsım Hükümeti elinde ülkemiz, bırakın “hukuk devleti” olmayı, “Kanun devleti” bile olmakta zorlaşıyor.

PEKCAN HAKKINDA TBMM SORUŞTURMA ÖNERGESİ BAYRAMDAN SONRA VERİLECEK

“Yoksulluk, yasaklar ve yolsuzlukla mücadele” vadederek gelen Erdoğan, bugün ülkeyi yolsuzlukların ve usulsüzlüklerin cennetine çevirmiştir. Erdoğan ailesinin adını kullanarak, gümrükte iş çevirmeye kalkan kişi, Ticaret Bakanı yapılıyor. Kümes tilkiye emanet ediliyor. Önce kendi firmasının dezenfektanlarını, kendi bakanlığına satıyor. Kendisi de bunu kabul ediyor. Hatta kendini savunmak için “Ucuza sattım” diyor, sonra pahalıya sattığı ortaya çıkıyor. Yetmiyor, şirketi için kıyak vergi indirimleri yapıldığı ortaya çıkıyor. Yetmiyor, şirketinin bayiliğini de baş danışmanına yaptırdığı ortaya çıkıyor… Görevden alınan bakan, elini kolunu sallayarak gezmeye devam ediyor. Parti Grubumuz, bu konuda bir Meclis Soruşturması açılması için gereken önergeyi bayramdan sonra verecek. Vereceğimiz önergeyi Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının yarısından bir fazlasının desteklemesi gerekiyor. Bu önergeye atılmayacak her bir imza, milletin vicdanını kanatır. Bu milletvekilleri için büyük bir ahlaki sınavdır. Ve bu sınavın sonunda, kim ak koyun, kim kara koyun ortaya çıkacaktır. Bu soruşturma, eski Bakan Pekcan için de bir fırsattır. Eski Bakan, ekşi yemediğinden eminse, kendisi de aklanmak için bu soruşturmanın açılmasını istemelidir. Milletimizin aklındaki soru işaretleri ancak bu şekilde giderilebilir.

OFİS BOY BUNU YAPIYORSA, OFİSİN SAHİPLERİ NELER YAPIYOR

Skandallar bununla da sınırlı değil. AK Parti Genel Merkezi’ndeki ofis boylar bile, milyonluk arabalarda burunların pudra şekeri çekiyorsa, milletimiz de, “Bizim bin bir fedakârlıkla okuttuğumuz evlatlarımız, asgari ücretle iş bulamazken, bu gençler, bu milyonları nereden buluyor?” diye elbette soracaktır. “Ofis boy bunu yapıyorsa, ofisin sahipleri neler yapıyor?” diye elbette soracaktır.

MAFYA-SİYASET-EMNİYET HATTINDAKİ KANALİZASYON BORUSU YİNE PATLADI

Ama memlekette gün geçmiyor ki, yeni bir kirli çamaşır ortalığa dökülmesin. Bir skandal hazmedilmeden, diğeri patlıyor. Hafta sonu, yurt dışına kaçmış bir suç örgütü yöneticisinin açıklamalarıyla, Mafya-Siyaset-Emniyet hattında döşenmiş kanalizasyon boruları, bir kez daha patladı. Ortalığa salınan pis kokular, dayanılır gibi değil. Bundan 8 yıl önce ne demişti Erdoğan? “Artık bu ülkede çeteler dönemi bitmiştir. Mafya dönemi bitmiştir. Cunta dönemi geri gelmemek üzere kapanmıştır, bitmiştir”. Ne demiş atalarımız? Büyük lokma ye, ama büyük söz söyleme… Görüyoruz neyin bittiğini neyin başladığını…

EN GÜÇLÜ ORTAKLIK SUÇ ORTAKLIĞI

Birkaç yıl öncesine kadar, Erdoğan ile aynı fotoğraf karelerine giren, seçimlerde AK Parti lehine mitingler yapmasına izin verilen, kendisine koruma olarak Türk polisinin tahsis edildiği bir suç örgütü başı, şimdi konuşmaya başladı. “En güçlü ortaklık suç ortaklığıdır.” Çünkü suç ortakları birbirine göbeklerinden bağlıdır. Birbirlerine mecburdurlar. Bu nedenle de kolay kolay konuşmazlar. Ama şimdi bu şahıs konuşuyor. Mafya konuşuyor, hükümetse susuyor. İddialar da öyle böyle değil. FETÖ’cü yaftasıyla insanların içeri attırılıp, Bodrum’daki marinalarına çökülmesine, Kolombiya’dan gelen kokainlerden, bir gazetecinin öldürülmesine kadar pek çok korkunç olay dile getiriliyor. Bu itiraflara bakılırsa, ülke, Kurtlar Vadisi’ne dönmüş. Bu ülkede CİMER’e başvuru var diye, Belediye Başkanlarımız hakkında derhal inceleme başlatılıyor. Ama bu korkunç itiraflar için, tek bir Cumhuriyet Savcısı kılını kıpırdatmıyor.

CUMHUR İTTİFAKI CÜRÜM İTTİFAKI OLMUŞ

Bu korkunç iddialar, herhangi bir demokratik hukuk devletinde olsa, iktidarlar harekete geçer, Savcılar soruşturma başlatır, gazeteler, televizyonlar günlerce haber yapardı. Ama Türkiye’de bunların hiçbiri olmuyor. Bu da açıkça gösteriyor ki, Cumhur ittifakı sadece AK Parti ve MHP’den oluşmuyor. Mafya da bu ittifakın ortağı ve aparatı… Cumhur İttifakı, Cürüm İttifakı olmuş.

KANLA BANYO YAPARKEN YERLİ VE MİLLİYDİ

Tüm bunlar ortadayken, “Atama İçişleri Bakanı”, hiç utanmadan, sıkılmadan Sayın Genel Başkanımıza hakaret etmeye cüret ediyor. Suç örgütünün başı, Rize’de AK Parti için miting yaparken, makbuldü. Akademisyenlerin kanlarıyla banyo yapacağım derken, yerli ve milliydi. Kendisine koruma olarak Türk polisi verilirken, muteberdi. Şimdi itiraflara başlayınca mı, suç örgütü yöneticisi olduğunu anladınız Sayın Bakan? Hayırdır, Mafya-Siyaset-Emniyet hattında patlayan kanalizasyon boruları, sizde neden bu kadar panik yarattı? Bu hezeyanınız, bu heyecanınız neden? Bu mafya babasına, “Nisan ayında ülkede birçok şey değişecek” deyip, kendisine ülkeye dönüş sözü veren devlet yetkilisi kim? Bunun derhal milletimize açıklanması lazım.

ÜLKE YOLSUZLUĞA, YASAKLARA VE YOKSULLUĞA BATTI

Yolsuzluklarla, yasaklarla, yoksullukla mücadele edeceklerini, bunları bitireceklerini vadederek milletin oyunu alan Erdoğan, millete verdiği bu sözleri tutamamıştır. Bugün ülkemiz, her zamankinden fazla yolsuzluklara, yasaklara ve yoksulluğa batmıştır. Bu yönetim, yanlış politikalarıyla, içeride ve dışarıda kendine duyulan güveni sıfırlamıştır.

UMUTSUZ DURUMLAR YOKTUR, UMUTSUZ İNSANLAR VARDIR

Ama yoksulluk, yasaklar ve yolsuzluklar hiçbir zaman bu ülkenin kaderi değildir. Biliyoruz, 19 yılın sonunda AK Parti iktidarının sonunda tablo iç karartıcıdır. Ama umutsuz olmamalıyız. Çünkü biz, büyük bir yıkımın ve yenilginin ardından, Emperyalizmi savaş meydanlarında mağlup eden, yokluklar içindeyken bile ayağa kalkabilen bir milletin fertleriyiz. Çünkü biz, Kurtuluş Savaşı’nın başkomutanı, Cumhuriyeti kuran, ülkemizi çağdaş medeni âlemin saygın bir üyesi yapan büyük bir önderin, büyük bir liderin Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partiyiz. O büyük önderin dediği gibi; “Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır.” Biz hiçbir zaman umudumuzu yitirmiyoruz.

ÜLKEMİZİN POTANSİYELİ ÇOK BÜYÜK

Çünkü ülkemizin avantajlarını ve potansiyelini biliyoruz. Çağdaş bir eğitimle, bilimde, teknolojide, üretimde derhal sıçrama yapabilecek genç bir nüfusumuz var. Salgının ardından, kısalacak tedarik zincirlerini düşündüğümüzde, dünyanın kalbindeki coğrafi konumumuz altın değerinde… Ülkemiz 4,5 saatlik uçuş mesafesinde 1,5 milyarlık nüfusa, 58 ülkeye ve 21,5 trilyon dolarlık bir pazara erişebilme imkânına sahip. Dünyanın dört bir yanında koşturan, ter döken, dinamik ihracatçılarımız ve iş insanlarımız var. Ekonomimiz, alınacak doğru önlemlere hızlı cevap verebilecek, doğru ilaçla hızla ayağa kalkabilecek bir potansiyele sahip.

YENİ KURUMLAR, YENİ KURALLAR, YENİ KADROLAR

Ama bütün bu avantajları kullanabilmek için, her zaman söylediğimiz gibi artık yeni kurallara, yeni kurumlara ve yeni kadrolara ihtiyaç var. Cumhuriyet Halk Partisi, ülkeyi daha önce içine düştüğü en büyük krizlerden çıkaran liyakatli kadrolarıyla göreve hazır… İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamemizde, iş başına geldiğimizde yapacaklarımızı ana hatlarıyla anlattık.

CHP iktidarında,

En önemli güven çapası olarak, milletimizle birlikte, yeni ve güçlü bir parlamenter sisteme geçeceğiz. Uygulamaya konduğu son üç yılda, hukuk devletini, kuvvetler ayrılığını ve demokrasiyi bitiren, milleti yoksullaştıran ucube vesayet rejimine son vereceğiz.

Erdoğan Şahsım Hükümetinin siyaseti içine soktuğu bataklıktan kurtarmak için “Siyasi Ahlak Yasası’nı”, her işin hakkıyla yapılması için dünya standartlarında yeni bir “Kamu İhale Kanunu’nu” çıkaracağız.

Alacağımız kritik kararlarda işin taraflarını mutlaka dinleyeceğiz. “Ekonomik ve Sosyal Konsey” ile beraber çalışacağız.

Yapacağımız her işin hesabı kitabı olacak. “Stratejik Planlama Teşkilatını” kuracağız.

Bu ülkede hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek. Devlet kimseyi açıkta koymayacak. İhtiyacı olan vatandaşlarımıza destek, bir lütuf değil, bir hak olacak… Bunun içinde “Aile Destekleri Sigortası Kurumu’nu” kuracağız.

Yaptığımız her işte hesap verecek, saydam olacağız. Millet iradesinin tecelli ettiği TBMM’de, başkanı muhalefet partisinden olacak bir “Kesin Hesap Komisyonu’nu” hemen kuracağız.

Vergide adaleti sağlamak için “Ulusal Vergi Konseyi’ni” kuracağız.

Ve tabi ki “Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı’nı” kuracak, bölgenin kaderinin başkaları tarafından değil, bölge ülkeleri tarafından belirlenmesini sağlayacağız.

Milletimiz yasakları, yolsuzluğu meşrulaştıran, yoksulluğu artıran Erdoğan Şahsım Hükümetinin, notunu artık verdi, şimdi sandığın önüne gelmesini artık sabırsızlıkla bekliyor.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Efendim, İçişleri Bakanlığı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında görevden alınan HDP’li Belediye Başkanlarını ziyaret ederek görevi kötüye kullandığı ve Fatih Sultan Mehmet’in türbesinde saygısızlık yaptığı iddialarıyla ilgili soruşturma izni vermedi. Değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Bu işler “bana göre suç” diyerek olmuyor. Suç kanuna göre oluyor. Dolayısıyla da en sonunda kanuna göre hareket etmek zorunda kalınca kamuoyu baskısıyla da İçişleri Bakanlığı bu soruşturma iznini vermiyor. Ama milletimiz İçişleri Bakanının televizyonlara çıkıp “bana göre bu suç” dediğini de unutmuyor.

Soru- DEVA Partisi Genel Başkanı Sayın Ali Babacan, muhalefet 2018’de seçime ortak adayla gitmedi 5 yıl kaybetti dedi. 2023 seçimlerine muhalefetin ortak bir adayla seçime gitmesi gerektiğini ima etti. Sizin bu yoruma ilişkin değerlendirmeniz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- DEVA Partisinin Sayın Genel Başkanının görüşleri hakkında bizim bir şey söylememiz doğru olmaz. Yani elbette seçime yönelik ittifaklar oluşurken seçime giderken tüm bu konular oturulur görüşülür.

Teşekkür ediyorum.

İŞTE GİZLİ TUTULAN AŞI SÖZLEŞMESİ

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, bugüne kadar gizli tutulan Çin aşısının sözleşmesini kamuoyuna açıkladı.

Geçen yılın Kasım ayında imzalanan sözleşmede, Çin aşılarının ilk partisinin 2020 sonunda, kalanının ise birer ay arayla olmak üzere üç parti halinde teslim edileceği, Şubat sonuna kadar tedarik edilecek toplam 50 milyon doz Sinovac aşısı için 600 milyon dolar ödeneceği belirtiliyor.

Gümrük kayıtlarına göre 24 Mart tarihine kadar firmadan ancak 25 milyon doz aşının alınabildiğini ifade eden Öztrak, “Tarihini, sayısını ve özet bilgilerini verdiğimiz bu sözleşme gereği, Şubat sonuna kadar teslim edileceği taahhüt edilen 50 milyon doz aşıdan, teslim edilmeyen 25 milyon doz aşıyla ilgili hangi işlemler yapıldı? Sözleşmeye aykırı şekilde teslim edilmeyen 25 milyon doz aşı için sözleşme kapsamında hangi yaptırım ya da yaptırımlar uygulandı?” diye sordu.

Sözleşmede yüklenici firma olarak Sinovac ve Keymen İlaç firmalarının göründüğünü, gümrük kayıtlarında da Keymen İlaç’ın ithalatçı olduğunu belirten Öztrak, “Demek ki biz ‘Aracı firma var’ derken doğruları söylüyormuşuz, ‘Hayır, yok’ diyenler de yalan söylüyormuş” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Önceki Devlet Bakanlarımızdan ve önceki dönem Ağrı Milletvekillerimizden aynı zamanda Genel Başkanımızın da danışmanı olan Sayın Cemil Erhan’ı kaybettik. Sözlerime başlarken, kendisine Allah’tan rahmet, acılı ailesine ve yakınlarına başsağlığı diliyorum. Bugünkü basın toplantımız, randevusu alınmış bir toplantı… Animasyonlu yalanlara karşı, hakikatleri paylaşmak için yaptığımız bir toplantı. Bu nedenle bu toplantının sonunda soru almayacağım. Sorularınızı Pazartesi günü bekliyorum.

YALANLA KURULAN, ZAMANLA YIKILIR

“Yalanla kurulan her şey, zamanla yıkılır” derler. Hep söylüyoruz, hakikatlerin, er geç ortaya çıkmak gibi bir huyu var. Ülkeyi yönetme kabiliyetini yitiren, gerçeklerden kopan, milleti unutan, söyleyecek sözü kalmayan, vatandaşın sorunlarına çözüm üretemeyen, Erdoğan Şahsım Hükümeti, şimdi çareyi çizgi film üretiminde arıyor. “Çarşamba günü vizyona giren bu yapımın müellifi kim? İmzasını nasıl atmış, kendini nasıl tanıtıyor” diye baktık, AK Parti’nin isim ve logosu var, onun altında da, “Yalan Üretim Merkezi” yazıyor… Tesadüf mü, tevafuk mu… Yoksa “Şecaat arz ederken sirkatlerini mi söylemişler…” Bunu yüce  milletimizin takdirine bırakıyoruz. AK Parti Yalan Üretim Merkezi prodüksiyonu olan bu yapımın, gişesi çok zayıf kaldı.

MİLLETİN 241 MİLYAR DOLARINI HEBA ETTİĞİNİZ Mİ YALAN?

Neyse, biz film işine girmeyelim, bu işi, yalanı gerçek gibi anlatan popülist siyasetin, ülkemizdeki baş mümessili Erdoğan Şahsım Hükümeti’ne bırakalım. Biz, milletimizin gerçeklerine ses olmaya devam edelim. Milletimiz, bilhassa gençlerimiz, ülke çok kötü yönetildiği için, işsizlik ve hayat pahalılığı arasında eziliyor. Canıyla cüzdanı arasında sıkışıyor, ülkemiz fakirleşiyor. Acı gerçek bu… Şimdi metal yorgunu, popülist, gerçek ötesi olduğunu kendi itiraf eden, yalanı doğru gibi anlatan Erdoğan Şahsım Hükümeti’ne soruyoruz: 2013’te 958 milyar dolara çıkan milli gelirimin, tek adam vesayet rejiminin düğmesine basılmasıyla birlikte tepe taklak aşağı gittiği ve 2020’de 717 milyar dolara düştüğü yalan mı? Tek adam hevesinizin peşinde milletimizin 241 milyar dolarını heba ettiğiniz yalan mı?

İŞSİZ SAYISINI 10,2 MİLYONA ÇIKARDIĞINIZ MI YALAN?

Şimdi Saray’a bağlı Türkiye İstatistik Kurumu’nun elimdeki bülteninde yer alan verilerden yaptığımız hesaplamalara göre ülkede gerçek işsiz sayısının, tek bir yılda 2 milyon 918 bin kişi arttığı, 10 milyon 219 bin kişiye ulaştığı yalan mı? 15-29 yaş arasında her üç gençten birinin taşı sıksa suyunu çıkaracak 6 milyona yakın evladımızın “Ev genci” olarak anasının babasının eline baktığı yalan mı? 19 yıldır yönettiğiniz, daha doğrusu yönetemediğiniz ülkemizde; ev genci sayısının dünya üzerindeki 83 ülkenin, toplam işsiz sayısının ise 107 ülkenin nüfusunu geçtiği yalan mı? İnsanlara iş bulmak şöyle dursun, son iki yılda işi gücü olan 2 milyona yakın vatandaşımızın işini gücünü kaybetmesine neden olduğunuz yalan mı?

RÜŞVETTEN AKLANMAMIŞ MAKARACIYI BÜYÜKELÇİ YAPTIĞINIZ MI YALAN?

Yoksa, ana babaların bin bir emekle okuttuğu 1 milyonu aşkın üniversite mezunu gencimiz işsiz gezerken, Genel Merkezinizdeki ofis boyların milyonluk araçlarda, burunlarına pudra şekeri çektiği yalan mı? Millet inim inim inlerken, rüşvetten aklanmamış makaracı eski bakanınızı, Prag’a Büyükelçi atadığınız mı yalan? Yine hakkında rüşvet iddiaları olan, 15 Temmuz darbesinin en önemli isimlerinden birinin kardeşi olan bir şahsı eski milletvekili, Hollanda’ya büyükelçi yaptığınızda mı yalan? Mütekait Milletvekillerinize, arpalığa çevirdiğiniz büyükelçilik, rektörlük koltuklarını ulufe gibi dağıttığınız yalan mı? Yoksa, vatandaş avucuna “iş, aş” yazıp canına kıyarken “Türkiye’de yoksulluk sorun olmaktan çıktı” diyebilen, eski Aile, Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanınızın, görevden almanızın üzerinden 15 gün geçmeden, 40 bin lira aylıkla bir şirketin yönetim kuruluna atandığınızda mı yalan?

HAYAT PAHALILIĞI MI YALAN?

Bugün herhangi bir markete gidin, kapısında 5 dakika durun. Göreceğiniz manzara şu, alışveriş yapan herkes elindeki fişe bakıyor, “Ya ben ne kadar aldım ki bu kadar para ödedim?” diye, kendi kendine soruyor. Market kasalarında faturayı görenlerin, gözleri yuvalarından fırlıyor. Yine elimde tuttuğum TÜİK’in bülteninde yer alan verilere göre son bir yılda, Ayçiçek yağının yüzde 54, mısırözü yağının yüzde 51, tavuk etinin yüzde 45, domatesin yüzde 44 zamlandığı mı yalan? Son bir yılda benzinli otomobil fiyatının yüzde 117, dizel araba fiyatının yüzde 81 arttığı da mı yalan? Bir otomobil almanın artık orta gelirli için hayal olduğu da mı yalan? “TÜİK’in açıkladığı verilere göre” diyoruz, çünkü bağımsız akademisyenlerin hesaplamalarına göre vatandaşın yaşadığı hayat pahalılığı, TÜİK’in gösterdiğinin en az iki katı. Bilim insanları neyi nasıl hesapladıklarını açık açık yazıyorlar. Yöntemleri belli, TÜİK’in ağırlık setini kullanarak, sahadan kendi topladıkları verilerle enflasyonu hesaplıyorlar. Dolayısıyla eleştirebilirsiniz bu doğru bu yanlış diye. Ama bakıyoruz dün akşam Hazine ve Maliye Bakanı çıkıyor, “Bilim insanları hakkında suç duyurusunda bulunduk” diyebiliyor TÜİK olarak.

AMPULÜ PATLATTILAR, DEĞİŞTİRMEYİ YASAKLIYORLAR

Bunlar önce ampulü patlattılar, sonra da ampulü değiştirmeyi yasaklıyorlar. Ondan sonra da “Ampulü bırak, filme bak filme!” deyip, milleti karanlıkta oturtmak istiyorlar. Ama ne yaparlarsa yapsınlar… TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla bile, dünya enflasyon liginde 2020 yılında, Uluslararası Para Fonu’nun verilerine göre 17. sırada en güncel verilerle ise 14. Sırada olduğumuz dünyada. Bu da mı yalan? İşsizlikle, yoksullukla sınanan vatandaşın sefalet içinde olduğu, dünyada hesaplanan farklı sefalet endekslerinde, Türkiye’nin listenin en başındaki ülkelerden biri olduğu. Örneğin CATO Enstitüsü’nün hazırladığı Hanken’in yaptığı Sefalet Endeksi’nde Türkiye’nin Namibya, Güney Sudan, Gabon’la aynı sıralarda olduğu da mı yalan? Şuraya bakın, bu ülkenin vatandaşları, yokluktan, ödeyemediği borçlarından, işsizlikten önünü göremiyor.

ATA YADİGARLARINI 62 MİLYAR DOLARA SATTIĞINIZ MI YALAN?

Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerinde yer alan: 2002’de 130 milyar dolar olan Türkiye’nin dış borcunun, 2020’de 450 milyar doları geçtiği de mi yalan? “Biz geldiğimizde her şey çok kötüydü” diye anlattığınız 2002 yılı sonunda, dış borcun milli gelire oranı yüzde 54 iken, bugün yüzde 63’e yükseldiği de mi yalan? 2002’de 6,6 milyar TL olan vatandaşın kredi ve kredi kartı borçlarının bugün 847 milyar TL’ye çıktığı, devr-i hükümetinizde; vatandaşın borçlarının 128’e, bu borçların milli gelire oranının da 2020 itibariyle 9’a katlandığı da mı yalan? Cumhuriyet döneminde ve sonrasında yapılan ata yadigârı fabrikaları, işletmeleri, Erdemir’i, Tüpraş’ı, Türk Telekom’u ve diğerlerini 19 yılda 62 milyar dolara sattığınız, Telekom’da bizim deremizin taşıyla bizim deremizin kuşunu vuran, kârları gövdeye indirip, Telekom’u milyar dolarlık borçla milletin sırtına bırakan Haririlerle verdiğiniz samimi pozlar da mı yalan?

ERGENE SUYUNU SARAYA GÖNDERELİM, AFİYETLE İÇİN

Şu salgın döneminde, geçtiğimiz yıl vatandaşına doğrudan destek vermekte kendi akranlarımız arasında sondan üçüncü olduğumuzu gösteren Uluslararası Para Fonu verisi de mi yalan? Daha birkaç ay önce, geçtiğimiz Kasım ayında, Erdoğan, Tekirdağ İl Kongresi’nde partililerine “Ergene nasıl? Şu an temiz, gürül gürül akıyor mu?” diye soruyor, partilileri hep bir ağızdan “evet” diye bağırıyordu. Şimdi bugün Ergene’de, Çorlu Deresi simsiyah akıyor. Leş gibide kokuyor. Madem Ergene’nin suyu temiz gürül gürül akıyor, Sarayınıza gönderelim de afiyetle için. Hangisi yalan, hangisi doğru bir görelim.

YASALARI YAP-BOZA ÇEVİRDİĞİNİZ Mİ YALAN?

Kamu İhale Yasasında 200’e yakın değişiklik yapıp, vatandaşın parasıyla, yandaşlara ihale verdiğiniz yalan mı? Bu yılın bütçesinden, ilk üç ayda bu yandaşlara, dolarla avroyla verdiğiniz garantiler karşılığında 7,5 milyar lira ödediğiniz de mi yalan? 2014’ten bu yana; Dünya Adalet Projesi’nin hazırladığı şu gördüğünüz Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde, ülkemizi 48 sıra birden gerileterek 107. sıraya düşürdüğünüz de mi yalan? Yolsuzluk Algı Endeksinde aynı dönemde ülkemizi 22 sıra gerileterek 86. sıraya düşürdüğünüz de mi yalan? Gece yarısı operasyonuyla, bir torba yasada, vesayetiniz altındaki AK Parti gurubuna verdirdiğiniz ve ertesi sabahta hemen şipşak onayladığınız değişiklik önergesiyle, ülkede ödemeler sistemini felç etiğiniz, sonrada yasayı tebliğle değiştirmek zorunda kaldığınızda mı yalan? O tebliği bile, tarihi ile gününü yan yana getirip yazmayı beceremediğiniz de mi yalan? Bugüne kadar çıkardığınız 70 Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nden 45 tanesinin önceki kararnameleri düzelten kararnameler olduğu da mı yalan?

MERKEZ BANKASI’NIN 45 MİLYAR DOLAR EKSİDE OLDUĞU MU YALAN?

Ve tabii ki buharlaştırdığınız 128 Milyar Dolar… 2019 Şubat ayında 54 milyar dolar fazla veren Merkez Bankası’nın net rezerv hesabının ekonomi kadrolarının değiştirildiği 2020’nin Kasım ayında 47 milyar dolar açık verdiği de mi yalan? Bu yılın Nisan ayı sonu itibariyle de Merkez Bankası’nın kasasında, kendine ait tek bir cent bile döviz olmadığı, kısa vadeli yükümlülükler ayıklandığında da kasanın 45 milyar ekside yani borçlu olduğu da mı yalan? Biz “128 milyar dolar buharlaştırıldı” derken, AK Parti Genel Başkanı’nın grup toplantısında çıkıp “128 milyar dolar ne ki? Biz 165 milyar doları sattık gitti. Ne yapacaktık, turşusunu mu kuracaktık?” dediği de mi yalan?

MERKEZ BANKASI’NI KENDİ EVİNDE KİRACI YAPTIĞINIZ MI YALAN?

Merkez Bankası rezervlerini, arka kapıdan buharlaştırmanıza dayanak gösterdiğiniz, yasanın açık bir biçimde Merkez Bankası’na, “Bağımsız bir biçimde sana verdiğimiz hedefleri gerçekleştirmek için araç olarak kullan” dediği bu milletin döviz rezervlerini, başında bir siyasetçi olan Hazine ve Maliye Bakanı damadın eline oyuncak diye veren 21 Şubat 2017 tarihli bu protokol de mi yalan? Damadın 2019’da sahte istikrar algısı yaratarak yerel seçimleri kazanmak için, 2020’de de kayın pederinin kerameti kendinden menkul “Faiz enflasyonun sebebi” teorisini ispatlamak için, kısmen de pandemiyle mücadelede Merkez Bankası’nın elindeki döviz rezervlerini, Hazine’ye aktarıp kamu bankaları üzerinden talimatla sattığı da mı yalan? Buharlaşan rezervleri saklamak için de, emanet dövizlerle, Merkez Bankası’nın kasasını yamadığı, Merkez Bankası’na evini sattırıp, aynı evde kiracı olarak oturttuğu da mı yalan?

MADEM SAVUNUYORSUNUZ, NEDEN GÖREVE GELİNCE UYGULAMAKTAN VAZGEÇTİNİZ?

128 Milyar Doların encamı hakkında uzun süre susan Hazine ve Maliye Bakanı dün akşam bir televizyon programında çok şey söyledi de, neden göreve gelir gelmez, ayağının tozuyla Kasım ayında şu protokolü uygulamaktan vazgeçtiğini açıklamadı. Yoksa bu da mı yalan?

VATANDAŞ ÖZ YURDUNDA GARİP, ÖZ VATANINDA PARYA

128 milyar doları buharlaştırdınız, şimdi başta turistler olmak üzere dövizim var diyenin peşinden koştuğunuz da mı yalan? Kasa tam takır olunca turizm gelirlerine bel bağlayan Erdoğan Şahsım Hükümetinin Dışişleri Bakanının, daha dün çıkıp, “Turistin görebileceği herkesi aşılayacağız” dediği de mi yalan? Daha millete edilmiş bu hakaretin dumanı tüterken, gece de Hazine ve Maliye Bakanı’nın çıkıp, kapanmanın vatandaşın sağlığı için değil, turizm için olduğunu açık seçik söylediği de mi yalan? Yoksa, kasayı boşaltan Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin bu ülkenin vatandaşlarını, “Öz yurdunda garip” “Öz vatanında parya” gibi gördüğü de mi yalan?

LEBALEPTEN BERİ 11 BİN 725 YURTTAŞ YAŞAMINI YİTİRDİ

Salgının kontrol altına alınmaya yaklaştığı dönemde, kendi parti kongrelerinin kongrelerini lebalep doldurup, memleketin dört yanına virüsü bulaştırdıkları da mı yalan? AK Parti’nin son kongresinden bu yana, salgın nedeniyle 11 bin 725 yurttaşımızın hayatını kaybettiği de mi yalan?

MUTEMET DAMAT NEREDE? EMEKLİNİN 400 TL’Sİ NEREDE?

Sormaya devam edelim: Bu ülkenin 128 milyar doları eritilirken, ekonominin başına oturtulan “mutemet damadın” bugün ortalarda görünmediği de mi yalan? Emeklinin ikramiyesinin resmi enflasyona göre en az 1.500 TL’ye çıkması gerekirken, 1.100 TL verdiniz. Ve her bir emekliden 400 TL kestiğiniz bu da mı yalan?

ESKİ TİCARET BAKANI NEREDE?

İstanbul Belediye Başkanı, “Elini arkasına bağladı” diye inceleme başlattığınız, ama hakkında her gün bir başka yolsuzluk iddiası ortaya çıkan Eski Ticaret Bakanınız Ruhsar Pekcan’ın etrafta “Elini kolunu sallayarak” dolaştığı da mı yalan? Bundan iki sene önce, yerel seçim zamanında, İstanbul’da meydan meydan dolaşıp “Seçimde Sisi mi diyeceğiz, Binali mi?” diye bağırırken, bugün “Mısır’la tarihi birlikteliğimizi yeniden devam ettirme gayretinden” bahsetmeye başladığınızda mı yalan? Bu ülkeden gri pasaport operasyonlarıyla yurtdışına götürülen ve buharlaşan 804 vatandaşın olduğu da mı yalan?

CANINA KIYAN VATANDAŞLARIMIZ DA MI YALAN?

Çizgi film çekip eğlenen AK Parti yöneticilerine, bir eli yağda, bir eli balda olan, Saray efradına soruyoruz: Muğla’nın Milas ilçesinde, “Borcum çok, traktörümü de satın borçlarımı ödeyin. Bu onursuzluğa dayanamam” diye not bırakıp canına kıyan Çiftçi Fahrettin Aktaş mı yalan? İzmir’de iş yerlerinin aylardır kapalı olması sebebiyle düştükleri ekonomik sıkıntılara dayanamayan kahveci esnafları, Nuri Çengeloğlu ve Erdal Şenözpak mı yalan? Mersin’de dükkanını günlerce siftahsız kapatan sonunda oğluna “Beni affet” diye mesaj bırakıp bu dünyadan ayrılan kokoreççi Murat Gümüş’te mi yalan? Bunların hepsi bu ülkenin gerçekleri… Ama Erdoğan Şahsım Hükümetinin gözleri var görmez, kulakları var duymaz. Kalbi millete karşı mühürlü.

ÇİN AŞISIYLA İLGİLİ SÖZLEŞMEYE ULAŞTIK

Son olarak bugün sizler aracılığıyla milletimize, Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin daha önce reddettiği Çin aşısıyla ilgili gerçekler konusunda bir belge sunmak istiyoruz. Biz AK Parti gibi randevuları, çizgi film göstermek için değil, milletimizin sıkıntılarını, milletimizin gerçeklerini anlatmak için veriyoruz. Bugüne kadar defalarca kez sorduğumuz, ama Hükümet tarafından açıklanmayan Çin aşısıyla ilgili sözleşmeye ulaştık. Bu belgeye göre, Devlet Malzeme Ofisi Genel Müdürlüğü, Sinovac şirketi ve Keymen İlaç San. ve Tic. AŞ ile bir sözleşme imzalamış. 24 Kasım 2020 tarih ve 2020-991 numaralı sözleşme. Buna göre; sözleşmenin yüklenici firmaları Sinovac Life Sciences Co. LTD. ve Keymen İlaç San. ve Tic. AŞ. Gümrük kayıtlarında da Sinovac aşılarında, bu şirket ithalatçı gözüküyor Keymen. Demek ki biz “Aracı firma var” derken doğruları söylüyormuşuz, “Hayır, yok” diyenler de yalan söylüyormuş.

50 MİLYON DOZ İÇİN ANLAŞILDI, YARISI GELMEDİ

Yüklenici firma Koronavirüs aşısını, Devlet Malzeme Ofisi’ne KDV hariç 12 dolardan satmayı taahhüt ediyor. Söz verilen aşıların; ilk partisi 31 Aralık 2020’de olmak üzere birer ay arayla, 20 milyon doz + 20 milyon doz + 10 milyon doz şeklinde teslim edileceği belirtiliyor. Böylece 2021 yılı Şubat ayı sonunda, toplam 600 milyon dolar karşılığında, 50 milyon doz aşının ülkemize teslim edileceği, Devlet Malzeme Ofisine teslim edileceği sözleşmede hükme bağlanmış. Ancak gümrük kayıtlarından 24 Mart 2021 tarihine kadar 25 milyon 113 bin 484 doz aşının teslim edilebildiği anlaşılıyor. Sağlık Bakanı da 13 Nisan 2021 tarihinde, Koronavirüs Bilim Kurulu toplantısının ardından yaptığı açıklamada, “Bu tarihe kadar, 26 milyon doz Sinovac aşısının tedarikinin gerçekleştirildiğini” açıklıyor. Sağlık Bakanı 12 Nisan’da yaptığı açıklamada ise 4,5 milyon doz da Biontech aşısının ülkemize geldiğini söylüyor. Toplarsanız 29 milyon doz aşı yapar. Yapılan aşılarda ortada, bugüne kadar Türkiye’de 14 milyonu birinci doz, 10 milyonu ikinci doz olmak üzere, küsuratları dahil 24,5 milyon doz aşı uygulandı. Anlaşılan elde topu topu 4,5 milyon doz aşı kalmış.

DÜNYA SÖZLEŞMELERİ TAMAMLADI, ŞAHSIM HÜKÜMETİ HALA İNŞALLAH DİYOR

Bakan bunu gördüğünde geçtiğimiz günlerde, “Aşı tedarikinde önümüzdeki iki ay sıkıntı var” deyiverdi. Sonra saraydan zılgıtı yedi sert bir u dönüşü yaptı. Erdoğan’da inşallahla, maşallahla bir aşı tedarik takvimi açıkladı, daha önce Nisan ayı için söz verdiği yerli aşı için de “Bana söz verdiler, eylül-ekimde üretime geçilecek” dedi. Tüm dünya aşı tedariki ve çeşitlendirmesi için, sözleşmeleri geçtiğimiz yıl tamamlamıştı… Erdoğan Şahsım Hükümeti ise hala “inşallah” diyerek aşı kovalıyor.

TESLİM EDİLMEYEN AŞILAR İÇİN YAPTIRIM UYGULANDI MI?

Şimdi bu sözleşmeyle ilgili bazı soruları ve aşılarla ilgili bazı soruları sormak istiyoruz. Sorularımızın muhatabı, Sağlık Bakanı değil, sorularımızı DMO’nun ilgili kuruluşu olduğu Hazine ve Maliye Bakanına soruyoruz: Tarihini, sayısını ve özet bilgilerini verdiğimiz bu sözleşme gereği, Şubat ayı sonu itibariyle Türkiye’ye teslim edilmiş olması gereken 50 milyon doz aşı nerede? Şubat sonuna kadar teslim edileceği taahhüt edilen 50 milyon doz aşıdan, teslim edilmeyen 25 milyon doz aşıyla ilgili olarak hangi işlemler yapıldı? Sözleşmeye aykırı şekilde teslim edilmeyen 25 milyon doz aşı için sözleşme kapsamında olan hangi yaptırım ya da yaptırımlar uygulandı?

TEMİNAT VEREMEYEN FİRMAYA ÜLKENİN SAĞLIĞINI NASIL EMANET ETTİNİZ?

Bu aşı meselesinin en başında, “Keymen İlaç aracı firma değil, sadece lojistik süreci yürütüyor” demiştiniz. Sonrada aracı olduğu ortaya çıkan bu firmanın teminat bile verme imkanı olmadığı görülüyor. Sinovac, ilk 1 milyon doz aşıyı hibe diye göndermişti. Sonra bunu Keymen adına DMO’ya teminat versin diye Keymen’e gönderdiği, Keymen’in de aşıyı Devlet Malzeme Ofisine parayla satarak aldığı 12 milyon doları, DMO’ya teminat ve diğer masraflar için yatırdığı ortaya çıktı. Şimdi bu teminat ne oldu? Firma edimini zamanında yerine getirmediği için bu teminata el kondu mu? Bu aşılar gelmediyse, gecikmenin gerekçesi ne? Bir teminatı bile veremeyen firmaya, koca ülkenin sağlığını nasıl emanet edebildiniz? Bu konuda bir soru önergesini Milletvekilimiz Sayın Murat Emir verecek, bu konunun Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de takipçisi olacağız.

KÖTÜ YÖNETMEN İLE KÖTÜ SENARYO BİRLEŞİNCE

AK Parti film çevirmekten hoşlanabilir. Ama biz yine de üstümüze düşeni yapalım, Sarayın kibir abidelerini, ünlü yönetmen Akira Kurosawa’nın sözleriyle bir uyaralım; “İyi bir yönetmen, iyi bir senaryoyla bir başyapıt üretebilir. İyi senaryoyla, vasat bir yönetmen sıradan bir film çıkarır. Fakat kötü bir senaryoyla, çok iyi bir yönetmen bile iyi bir film yapamaz.” AK Parti’deki yönetmenin iyi olmadığını biliyoruz. Filmlerin senaristleri de berbat. Burnuna pudra şekeri çekenlerle beraber çalışıyorlar. Kötü yönetmenle kötü senaryo birleşince, ortaya şecaat arz ederken sirkatin söyleyen animasyon filmler çıkıyor. Şimdide bu filmi galiba AK Parti kendi web sayfasından çekmiş. Anlaşılan utandılar. Ampulü patlattılar. Değiştirmeyi de yasaklamaya çalışıyorlar. Karanlıkta millet sıkılmasın diye de çizgi film göstermeye uğraşıyorlar. Ama millet bunların filmini seyretmiyor.

52 SORUYA YANIT VERİN, VEREMİYORSANIZ SANDIĞI GETİRİN

Konuşmamın başından bu yana, 52 soru sordum. Filmi falan bırakın. Bu sorularımıza cevap verin. Cevap veremiyorsanız da artık sandığı milletin önüne getirin. Milletimiz, bunlara da, yaptıkları filme de notunu veriyor bu kibir abidelerinin tasdiknamelerini hazırladı çoktan, evlerine göndermek için sandığı dört gözle bekliyor. Benim söyleyeceklerim bu kadar arkadaşlar. Teşekkür ederim.

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com