Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

BÜRO ELEMANI BÖYLEYSE, BÜRONUN SAHİPLERİ ACABA NELER YAPIYOR

CHP Sözcüsü Öztrak, AK Parti’de büro çalışanı olduğu ifade edilen bir kişinin lüks bir otomobil içinde uyuşturucu kullanırken çekilen görüntüleriyle ilgili olarak, “2014’te Kastamonu Belediyesi’ne kaynakçı kadrosundan giren bu şahıs 7 yılda bu zenginliğe nasıl erişti? Eğer AK Parti Genel Merkezi’nde bir büro elemanı, böyle lüks bir yaşamı büro elemanı maaşıyla sağlayabiliyorsa, o zaman büronun asıl sahipleri acaba neler yapıyor” diye sordu.

AK Parti’den gelen iddiaların aksine bunun siyasetin konusu olduğunu ifade eden Öztrak, “Nüfuz ticaretine konu mekân siyasi bir mekân ise birileri kamu gücünü kullanarak servet ediniyorsa, bu konu tam da siyasetin konusudur” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Bugünkü MYK toplantımızda, son dönemde ülkemizde yaşananları ele aldık. Platon, ünlü düşünür Devlet adlı eserinde; “Kötülüğün yolu düz, yeri yakındır. İyiliğe giden yol ise uzun ve sarptır” diyor. Erdoğan Şahsım Hükümeti, koltuğunu korumak için, düz ve yakın yolu seçmiş, kolay olan kötülüğün yoluna sapmıştır. Koltuk uğruna ülkemizde, adaleti çökertmiş, kuralları, kurumları çökertmiş, erdem ve ahlakı çökertmiş, insan haklarını, demokratik değerleri çökertmiş, ekonomimizi, ülkemizi uçurumun kenarına getirmiştir.

UTANMASALAR TBMM’Yİ KAPATACAKLAR

Saraydakiler için artık yasadışı yoktur. Çünkü Saraydakiler, tek bir imzayla kaldıramayacakları yasa veya uluslararası sözleşme olmadığını düşünmektedirler. Utanmasalar TBMM’yi de kapatacaklardır. Son birkaç haftada yaşadıklarımıza bakmak bile, ülkenin nereden nereye savrulduğunu göstermek için yeterlidir. Erdoğan bundan 10 yıl önce, TBMM’de oy birliğiyle kabul edilen “İstanbul Sözleşmesi’nden”, tek bir imzayla ülkeyi çıkarmaya karar vermiştir. Ne Anayasa, ne insan hakları, ne de ahde vefa dinlememiştir. Ucube vesayet rejiminde, tek bir kişinin iradesi, koskoca bir milletin ve 600 milletvekilinin iradesini yok saymıştır. Ülkemizde tek bir imzayla; hem de Anayasanın açık hükmüne rağmen, insan haklarına dair bir uluslararası sözleşmeden çıkılmıştır. Bugüne kadar olmayanlar olmuştur. Türkiye, insan hakları açısından sözüne güvenilmez, riskli ülke konumuna sürüklenmiştir. Medeni dünyada hızla irtifa kaybedilmiştir.

BİR HAFTADA 9 KADIN CİNAYETİ

İstanbul Sözleşmesi’nin amacı, kadına yönelik şiddeti ve aile içi şiddeti engellemektir. Şimdi böyle bir sözleşmeden tek bir imzayla çıkmak, en çok kimleri cesaretlendirecektir? Elbette kadın ve çocuk katillerini… Son bir haftada 9 kadın cinayete kurban gitmiştir. Ben burada da bu 9 kadından gencecik ikisine değinmek istiyorum. Biri İzmir’de 17 yaşında, aslında çocuk. 5 aylık hamile Sezen Ünlü; diğeri, Aydın’da 31 yaşında, bir çocuk annesi, Necla Demirbaş, şu pandemi krizinde en fazla ihtiyaç duyduğumuz sağlık teknisyenlerinden. Bu iki genç kadının gülüşleri, gelecek hayalleri, umutları, hayatları, adına “dini nikâhlı eş” ve “erkek arkadaş” denen caniler tarafından ellerinden alınmıştır. Sezen Ünlü’nün gözü yaşlı babası, kaybettiği evladının ardından; “Daha önce darp raporu alıp, şikâyetçi olmuştuk. Ama gereken yapılmadı” diye haykırıyor. Şahsım hükümeti ne Sezen’i ne Necla’yı koruyabilmiştir. Ne de geçtiğimiz hafta yitirdiğimiz 9 tane kadını. Bu ülkeyi kim yönetiyor? Bu kadınları koruma sorumluluğu kimin sırtında? Elbette Erdoğan’ın şahsım hükümetinde.

O BEYTİ UNUTTU

Ülkeyi yönetenlerin sorumluluğunu en iyi; “Kenar-ı Dicle’de bir kurt aşırsa koyunu, gelir de adl-i ilahi sorar Ömer’den onu” beyti anlatır. Ama sarayın kibirlisi bir zamanlar dilinden düşürmediği, Mehmet Akif’in bu beytini artık hatırlamaz bile. Koltuğunu korumak için, “Ülkede vesayet altına almadığı kurum ve kuruluş bırakmama” operasyonunu tam gaz sürdürüyor. Yargıdan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden sonra sıra, aileyi, kadınları, çocukları vesayet altına almaya geldi.

CİNİ ŞİŞEDEN ERDOĞAN ÇIKARDI

İstanbul Sözleşmesi’nden ayrılırken, Erdoğan’a ilham kaynağı olan örümcek kafalı yandaşları, şimdi çıkmış; “İstanbul Sözleşmesi yetmez. 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun da değişmeli” diyerek, el yükseltmeye kalkıyorlar. Cin şişeden çıktı bir kere. Erdoğan bu cini şişeden kendi elleriyle çıkardı. Artık bundan sonra aile içi şiddete maruz kalan her kadın, her çocuk ve işlenecek her kadın cinayetinden, Erdoğan sorumludur.

TBMM, SARAY’IN KAYYUMU TARAFINDAN YÖNETİLİYOR

İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması süreci, TBMM üzerindeki vesayetin ortaya çıkması bakımından da ibretlik olmuştur. Yaşananlar TBMM’nin milli iradeye sahip çıkan, milletvekilinin hukukunu koruyan bir başkan tarafından değil, Sarayın atadığı bir kayyum tarafından yönetildiğini de ortaya koymuştur. Bu saray kayyumu Meclis Başkanı’na göre, teknik olarak Erdoğan’ın tek bir imzasıyla, “Montrö’den çekilmek” mümkünmüş… Gerçi şimdi bugün çıkmış bu sözlerini tevil etmeye çalışıyor. Ama testi bir kere çatlamıştır. Eğer bu ülkenin toprak bütünlüğünü ve varlığını sağlayan anlaşmalar, tek bir kişinin imzasıyla yok sayılacaksa, bu Anayasa neden var? TBMM neden var?

TBMM BAŞKANININ SÖZLERİ YEMİNİNİ ÇİĞNEMEKTİR

Sayın Şentop; Montrö’den çıkmak teknik olarak bile, ne “imkân” ne de “ihtimal” meselesidir. Montrö’den çıkmak, devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmaya yeltenmektir. Bunun teknik olarak mümkün olduğunu söylemek, ettiğiniz yemini çiğnemekten başka bir şey değildir. Birde bugün çıkıyorsunuz sizi eleştirenleri istiskal etmeye çalışıyorsunuz. Meclis Başkanı güya bir hukukçu, ihtisası da kamu hukuku üzerine… Hal böyle olunca, ister istemez insanın aklına, Sakallı Celal’in o meşhur sözleri geliyor: “Bu kadar cehalet olsa olsa, ancak tahsille mümkün olabilir.”

UCUBE REJİM ÜLKENİN BEKASINA TEHDİT

Sayın Şentop’un sözleri, bu ucube vesayet rejiminin devletimizin bekası için, ne kadar büyük bir tehdit olduğunu göstermektedir. 20 Temmuz sivil darbesinden sonra, bu ucube rejimi getirenlerin artık tek bir dertleri kalmıştır o da koltuklarını korumak. Nitekim Sayın Şentop’un sözlerinin hemen ardından, yandaş medyada Montrö tartışmalarının açılması, ardından da “Kanal İstanbul İmar Planlarının onaylanması”, asla tesadüf olamaz. Erdoğan’ın okyanus ötesinden, oval ofisten beklediği telefon bir türlü gelmemektedir. Erdoğan da o telefon gelsin diye, taviz üstüne taviz vermeye hazır görünüyor. Bugün Montrö’den en çok kimin rahatsız olduğu bir sır değildir. Kanal İstanbul’un rantını yandaşlarına ve Katar kraliyet ailesine peşkeş çeken Erdoğan, savaş gemileri için Karadeniz’e stratejik bir suyolu açmanın ülkeye maliyetini acaba düşünmüş müdür? Erdoğan bu girişiminin, bölgede yaratacağı sarsıntıları hesaba katmakta mıdır? Hiç sanmıyorum. Varsın o koltukta otursun da, isterse Türkiye yıkılsın. Koltuğunun bekası, Türkiye’nin bekasından çok daha önemli.

ÜLKENİN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNÜ TARTIŞMAYA AÇMAKTIR

Açıkça uyarıyoruz: Türk boğazlarının siyasi ve hukuki rejimini tartışmaya açmak, 85 yıldır bir barış gölü olan Karadeniz’in, sıcak bir çatışma alanına dönüşmesine kapıyı aralar. Bu da milletimizin huzur ve refahının, daha da bozulmasından başka bir işe yaramaz. Meclisin kayyum başkanı, bu haklı uyarıları yapanlara mandacı diyerek hakaret edeceğine, 1809’dan bugüne yaşananlara bir bakmalıdır. Erdoğan, emperyal güçlerin oyunlarına piyon olmayı içine sindirebilir. Ama biz Türkiye’nin âli menfaatlerinin, pazarlık konusu yapılmasını içimize sindiremeyiz. Erdoğan’ın Emevi Cami’nde namaz kılma rüyasının, nasıl bir kâbusa dönüştüğünü ulusça hep beraber gördük. Buradan söylüyorum, Montrö’yü iptal etmek, bunun bin beterine yol açar. Ecdadımız Süleyman Şah’ın türbesini düşmana bırakıp, tabutunu sırtlayıp kaçanlara bir defa daha hatırlatıyoruz, Montrö’yü, Lozan’ı tartışmaya açmak, Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tartışmaya açmaktır. Bunu aklınızdan dahi geçirmeyin!

BU KADRO ÜLKENİN MENFAATİNE SAHİP ÇIKAMAZ

Ne yazık ki, Erdoğan Şahsım Hükümetinin dış politikadaki hataları, bir değil, iki değil, üç değil… Onlarca hata yapıldı. Erdoğan’ın İhvancı, vesayetçi anlayışı, dış politikamızı şahsileştirip, Dışişleri Bakanlığımızı, bir liyakat kurumu olmaktan çıkardı. Bugün dünyanın yedi kritik başkentinde, büyükelçilik makamında, AK Partili eski vekiller oturuyor. Erdoğan, rüşvetten aklanmamış bakanını bile büyükelçi atadı. Şimdi bunların ülkemizin ali menfaatlerine sahip çıkmasını beklemek abesle iştigaldir.

EMPERYAL GÜÇLER İÇİN AŞİL TOPUĞU

Şahsım Hükümetinin ekonomi yönetiminde yaptığı hatalar, dış politikada yaptığı hatalarla birleşince milletimizin refahını ve devletimizin bekasını açıktan tehdit etmektedir. Ekonomik kırılganlıklarımız, emperyal güçler için kullanışlı bir Aşil topuğuna dönüşüyor. En son AB Komisyonu hazırladığı ortak bildiride, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de, gerilimi artırıcı adımlar atması halinde, sert ekonomik yaptırımlar uygulayacağı tehdidinde bulundu. Yaptırım menüsünde neler yok ki… Avrupa Yatırım Bankası’nın faaliyetlerini sınırlayacaklarmış, Türkiye’ye seyahat edilmemesi tavsiyesinde bulunacaklarmış, enerji sektörüne yönelik yaptırımlar, bazı ürün ve teknolojinin ihracatına yönelik kısıtlamalar bu yaptırımlar arasında. Peki, Erdoğan Şahsım Hükümetinden, AB’nin bu tehditlerine bir cevap çıktı mı? Hayır! Aynen ABD parlamentosu “Mal varlığını soruştururum” dediğinde yapıldığı gibi, tehditlerin hepsi sineye çekildi, yutuldu.

İÇERİDE KAPLAN, DIŞARIDA UYSAL KEDİ

Artık önüne gelen Erdoğan Şahsım Hükümeti’ni tehdit ediyor. Erdoğan içeride millete esip gürlüyor, kaplan kesiliyor. Ama dışarıda uysal kedi oluveriyor. Sürekli tehdide açık bir yönetim, ülkemizin çıkarlarını ve ulusumuzun menfaatlerini koruyamaz. Koruyamıyor da zaten. Peki, bu ülkeyi kim yönetiyor? Yaşanan bu zilletin sorumlusu kim? Elbette Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsım hükümeti. Biz işte bunun için, “Ucube tek adam vesayet rejimiyle, ülke huzura refaha kavuşamaz” diyoruz.

UCUBE REJİM BESLEMELERİYLE GELİR

Çünkü biliyoruz ki ucube tek adam vesayet rejimleri, sadece saraylarıyla, uçaklarıyla, araç filolarıyla, israfıyla, debdebesiyle, şaşalarıyla gelmez. Ucube tek adam vesayet rejimleri geldiğinde; hukuksuzluklarıyla, keyfi yönetimleriyle, dalkavuklarıyla, beslemeleriyle beraber gelirler. Onların tek davası makam, mevkidir, nüfuzdur, banka hesaplarıdır, doların yeşilidir, yatlarıdır, katlarıdır, bindikleri spor arabalardır. Bunlar, “Bakara, Makara” diyerek, dinimizle alay ederken, lüks otellerin saunalarında, “Camış misali yatıp”, “Naber fakirler” diyerek milletimizle alay edenlerdir.

BÜRO ELEMANI BÖYLEYSE…

Bu ülkede; pandemide kapatılan işyerlerinde çalışan genç müzisyenler, açlıktan, parasızlıktan yaşamına kıyarken, milyonlarca gencimiz işsiz, geleceksiz, anasının babasının eline bakıyor. AK Partinin büro çalışanının burnu ultra lüks arabalarda pudra şekerleriyle doluyor. 2014’te Kastamonu Belediyesi’ne, kaynakçı kadrosundan giren bu şahıs, yedi yılda bu zenginliğe nasıl erişti? Bu lüks arabalar, bu değirmenin suyu nereden geliyor? Eğer AK Parti Genel Merkezi’nde bir büro elemanı, bu kadar kısa sürede bu kadar serveti elde edebiliyorsa, böyle lüks bir yaşamı büro elemanı maaşıyla sağlayabiliyorsa? O zaman büronun asıl sahipleri acaba neler yapıyor? Ve şimdi beylerdeki telaş acaba neyin telaşı? Olayın üstünü kapatmak için, profesyonel kalemşörleri tarafından melodram üzerine melodram yazılıyor.

TAM DA SİYASETİN KONUSUDUR

Olayı soruşturmakla mükellef İçişleri Bakanı da çıkıyor, “Konuyu siyasileştirmek isteyenler var” diyor. Elbette suçun şahsiliği esastır. Ama nüfuz ticaretine konu mekân, siyasi bir mekân ise, birileri kamu gücünü kullanarak servet ediniyorsa, bu konu tam da siyasetin konusudur. Bugün tüm bunları aydınlatabilecek bir yargı var mı? Olayı tüm boyutlarıyla soruşturacak bir Cumhuriyet Savcısı var mı? Bakalım, göreceğiz. Yolsuzluklar, kamu kaynaklarını talan… Ülkede o kadar büyük bir irin, cerahat birikti ki… Kokusu artık arşı alayı sardı.

MERKEZ BANKASI’NDA BAŞKAN DEĞİŞİRKEN KÖŞEYİ KİM DÖNDÜ

Pis kokular bu olaylarla bitmiyor. Bundan tam 11 gün önce, 18 Mart’ta TCMB faizleri 200 baz puan artırdı. Türk lirası, uzun süreceği beklenen bir değer kazanma sürecine girdi. Ancak bir gün sonra Erdoğan, 132 günlük TCMB Başkanını, gece yarısı sürpriz bir kararla görevden alınca her şey değişti. Türk Lirası hızla değer kaybetti. Faizler arttı. Bu nedenle millet fakirleşirken, birileri de zenginleşti. BDDK verilerine göre, dövizin düşme eğilimine girdiği 18-19 Mart’ta, yani iki günde, yabancı para vadesiz mevduatlarda, 1 milyar 474 milyon dolarlık bir sıçrama olmuş. Yani döviz düşerken vatandaş gitmiş daha fazla düşmesini beklemeden döviz almış. Pazartesi Türk Lirası, dolar karşısında yüzde 10’a yakın değer kaybetmiş. O gün yani Perşembe, Cuma günü 1,5 milyar doları alıp Pazartesi sabahı bu 1,5 milyar doları satanlar tam 857 milyon Türk lirası kazanmıştır.

FAİZİ DÜŞÜRMEYECEKSENİZ, AĞBAL’I NEDEN GÖREVDEN ALDINIZ

Şimdi dövizin Türk lirasının değer kazanmaya eğilimine girdiği, faizlerin olağanüstü arttırıldığı bir dönemde döviz tevdiat hesabı açtıranlar bunu neden yapıyorlar? Bunlar TCMB Başkanının görevden alınacağını biliyorlar mıydı? Bunun mutlaka soruşturulması lazım. Çünkü Başkanın görevden alınacağını içeriden bilenler, tek bir günde servetlerine servet kattılar. Bunların kim olduğunun açıklanmasını bekliyoruz. Ama TCMB kasasında buharlaşan milletin 128 milyar dolarının hesabını soramayanların, bunu soruşturacaklarını da hiç sanmıyoruz. Yeni TCMB Başkanı bugün çıkmış, “Hemen faiz indirilecek ön yargısı doğru değil” demiş. Şimdi bu lafın neresini düzelteceksin. Güler misiniz, ağlar mısınız? İnsanın fikri neyse zikri de o olmalı. Madem faizi hemen indirmeyecektiniz, yazarı olduğunuz gazetede, 200 baz puanlık faiz artışına neden kazan kaldırdınız? Köşenizden “Faizi indir” diye bağırdığınız gün, Dolar kuru 7 lira 22 kuruştu. Bugün dolar kuru 8 lira 15 kuruş. Avro kuru 8 lira 59 kuruştu. Bugün 9 lira 63 kuruş. Ülkenin risk primi 309 puandı. Bugün 464 puan. 10 yıllık tahvilin faizi yüzde 14’dü. Bugün yüzde 19. Şimdi neden çark ettiniz? Madem faizi düşürmeyecektiniz, madem işler aynen devam edecekti Naci Ağbal’ı neden görevden aldınız bunu millete açıklamak zorundasınız. Bu millete Naci Ağbal’ı görevden alarak yaşattığınız sıkıntının sebebi ne?  Neden bu kararla milleti yoksullaştırdınız.

MİLLET YATAYI DA DİKEYİ DE GÖRÜYOR

Ama bakıyoruz bunun yerine, TCMB Başkanı daha ilk günden, milleti ön yargılı olmakla suçluyor.  Ne de olsa Tek Adam Vesayet Rejimlerinde, millete tepeden bakmak, milleti suçlamak adettendir. Zaten saray artık milletin bakış açısını da beğenmemeye başladı. Millet yatay baktığında lebalep kongre salonu görüyor. Sarayın Grup Başkanvekili tepeden bakınca salon nizami diyor. Millet yatay baktığında, AK Parti’nin büro elemanın burnundaki uyuşturucuları görüyor. Saraydan tepeden bakanlar onun burnunda “pudra şekeri” görüyorlar. Millet yatay baktığında, memura yapılan zam yüzde 3 oluyor, ama Saraydan tepeden bakınca, BİST yönetimindeki şürekasının huzur haklarına yüzde 33 zam geliyor. Millet yatay bakınca, Adana’da 200 kişilik işçi kadrosuna 52 bin kişinin başvurduğunu görüyor. Bunun 45 bininin de üniversite mezunu olduğunu görüyor. Bu ne yaman bir işsizliktir diyor, ama sarayın vekilleri tepeden bakınca, bu kalabalığa “işte bunlar iş beğenmeyenler” diyor. Millet işsiz sayısına yatay baktığında 10 milyon işsiz görüyor. Saray tepeden bakınca, son bir ayda iş bulamayanları işsiz olmaktan çıkarıyor işsiz sayısı 4 milyon diyor. Millet yatay baktığında çöpten rızık toplayanları görüyor. Saray tepeden bakınca “ülkede açlık yok” diyor. Millet yatay baktığında zam ve zulüm görüyor. Saray tepeden bakınca adını “güncelleme” koyuyor. Millet yatay baktığında soygun ve talanı görüyor. Saray tepeden bakınca “dövizli ihaleleri” görüyor. Millet yatay baktığında “ihaneti” görüyor. Saray tepeden bakınca “açılım” görüyor. Millet yatay baktığında “FETÖ’ye yardım ve yataklık” görüyor. Saray tepeden bakınca, “kandırma, aldatılma” görüyor. Aslında kimsenin kuşkusu olmasın. Milletimiz bunların yatay, dikey, ne yaptığını gayet iyi görüyor. Notlarını veriyor. Sabırsızlıkla da sandığı bekliyor. Sandık önüne geldiğinde de bunları evlerine gönderecek, bu ikiyüzlülüğe son verecek.

CHP İKTİDARINDA BUNLARI YAPACAĞIZ

Cumhuriyet Halk Partisi olarak iktidara gelir gelmez, siyasetin finansmanı ve siyasette ahlak yasasını mutlaka çıkaracağız. Kamu kaynaklarının talanına asla seyirci olmayacağız. Asla ama asla, “Kol kırılır, yen içinde kalır” demeyeceğiz. Herkes kullandığı kamu kaynağının hesabını sonuna kadar verecek. TBMM’de bunun için bir Kesin Hesap Komisyonu kuracağız. Başına da muhalefetten bir milletvekilinin gelmesini sağlayacağız. Sayıştay’ı gerçek işlevine kavuşturacağız. Ve bugün tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyenden, yaptıklarının hesabını elbette yargı önünde soracağız.

KISA ÇALIŞMA MART SONUNDA BİTİYOR, ÇİFTÇİYİ YİNE HACİZ YAĞMURU BEKLİYOR

Erdoğan’ın şahsım hükümeti salgında, milletimizi canıyla, cüzdanı arasına da sıkıştırdı. Salgında milletimizi bir başına bıraktı. Milletimiz büyük fedakârlıklara katlanmak zorunda kaldı. Ama günlük vefat sayıları yeniden, 150’nin üstüne çıkmaya başladı. Vaka sayıları da 30 bin civarında geziniyor. Aşılamada da işler hala çok yavaş ilerliyor. İki doz aşısı tamamlanan yurttaşlarımızın sayısı, sadece 6,6 milyon. Toplumsal bağışıklık için, 63 milyon yurttaşımızı hızla aşılamamız lazım. Ancak bunun sadece yüzde 10’unu aşılayabilmiş durumdayız. Aşı tedarik takviminde ciddi sarkmalar var. Tarih sürekli ileri atılıp duruyor. Bunun sorumlusu kim? Ülkeyi kim yönetiyor? Elbette Erdoğan ve onun Şahsım Hükümeti. Mart ayının sonuna geldik. Erdoğan, “Kısa çalışma ödeneğini son kez, 31 Mart’a kadar uzattık” demişti. Eğer bir değişiklik olmazsa 1 milyon 300 bin civarında çalışanımız ya işsiz kalacak ya da günde 47 lirayla ücretsiz izinli sayılacak mağdur olacak. Mağdur olan bir başka kesim ise çiftçilerimiz. Çiftçilerin borçları tüm ısrarlı taleplerimize rağmen yapılandırılmadı. Zaten bugünde yapılan toplantıda Erdoğan çiftçinin hiçbir sorunu yok dedi. 24 milyar para vereceğim rahat etsinler dedi. 24 milyar sizin çiftçiye 1 yılda vermeyi taahhüt ettiğiniz paranın yarısı. Bu kadar rahat olduğunu düşünürse çiftçinin borçlarını da yeniden yapılandırma ihtiyacı olduğunu düşünmüyor. Tarım Kredi Kooperatifleri, Tarım Tefeci Kooperatifi olmuş. Çiftçilerimiz inim inim inliyor. Tarım Tefeci Kooperatifleri, tepkiler üzerine, çiftçilerimize gönderdiği icraları 3 aylığına durdurmuştu. Şimdi bu ay sonunda onun da süresi doluyor. Çiftçilerimizin traktörüne, tarlasına, ineğine, yine hacizler yağmaya başlayacak. Peki, tüm bu sorunlara kim çözüm bulacak? Bu ülkeyi kim yönetiyor? Elbette Erdoğan ve onun Şahsım Hükümeti.

ATATÜRK BÜSTLERİNE SALDIRININ TAKİPÇİSİYİZ

Erdoğan şahsım hükümeti görevini yapmıyor. Koltuğunu korumak için vesayet ve taviz siyaseti izliyor. Vesayeti altındaki yargıçlar eliyle, İlkokullarda Andımızın okutulmasına izin veren yargı kararını, devlet madalyalarından Atatürk kabartmasını kaldırttı veriyor. Tabi Atatürk düşmanları da bundan cesaret alıyor. Nasıl ki kadın düşmanları İstanbul Sözleşmesinin kaldırılmasından cesaret aldığı gibi. Hemen sahneye çıkıyorlar. Nitekim dün milletvekili olduğum Tekirdağ’da, okullardaki Atatürk büstlerine ve heykellerine, planlı, organize saldırılar oldu. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu hain saldırıları lanetliyoruz. Sorumlularının biran evvel yargının önüne çıkarılmasını ve bu alçak eylemin tüm boyutlarıyla meczup falan demeden aydınlatılmasını bekliyoruz.  Bu müessif olayın sonuna kadar takipçisi olacağız. Milletimiz herkesi yaptıklarıyla ve yapmadıklarıyla görüyor. Notlarını veriyor. Sandığın daha fazla gecikmeden önüne gelmesini istiyor. Sandık önüne geldiğinde de gereğini yapacak. Bu kibirli kadroları evlerine gönderecek.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Varsa şimdi sorularınızı alıyım. Beni dinlediğiniz içinde teşekkür ediyorum.

Soru- İçişleri Bakanı Süleyman Soylu Kürşat Ayvatoğlu ile ilgili açıklamasında “Görevim icabıyla birçok mahrem bilgiye sahibim. Bu meseleyi milletvekili olup da paylaşanlarla ilgili sadece üzülüyorum. Allah muhafaza en yakınlarında böyle bir şey çıkarsa ne diyeceğiz” dedi. Bu açıklamayı nasıl yorumlamak lazım, eleştirenlere bir mesaj mı vermek istedi kendisi?

Faik ÖZTRAK- Atama İçişleri Bakanının bu sözleri açık bir itiraf. İçişleri Bakanı demek ki işi gücü bırakmış milletvekillerini izletiyor, dinletiyor. Bugüne kadar FETÖ taktiği dedikleri meğerse bir AK Parti taktiğiymiş. İçişleri Bakanı’nın bu itirafını ihbar kabul edecek bir Cumhuriyet Savcısı var mı yok mu göreceğiz. Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi kendisinin bu sözlerden sonra istifa edeceğini ummuyoruz ama savcıları göreve davet ediyoruz.

Soru- AK Parti’nin kalabalık kapalı alanlardaki kongreleri uzunca zamandır tartışma konusu. Son olarak Ankara büyük kongresine de katılan AK Parti Kayseri milletvekili korona virüse yakalandığını açıkladı. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Her şeyden önce Sayın milletvekiline geçmiş olsun diyoruz. Lokantalar, kafeler ve daha pek çok mekan aylarca kapalı kaldı, esnaf perişan oldu, halen de oluyor. Konya’da, Edirne’de esnaf isyanları oynuyor ama tüm bunlar olurken AK Parti lebalep kongreler yapıyor. Millete kesilen cezalar, esnafa kesilen cezalar bu kongrelerdeki kalabalıklara ve parti yöneticilerine kesilmiyor. Bir de üstüne üstlük “Yatay çekim nedeniyle kalabalık göründü” denerek milletin aklıyla da alay ediliyor. Hani kongrede tüm delegelere test yapılmıştı? Bu Sayın milletvekili kongreye sağlıklı girip virüs kapmış olabilir. Çok açık söyleyeyim, çok daha fazla vakalar da ortaya çıkabilir. Bu kongrelerin ardından vaka sayılarındaki artışın vebali Sayın Erdoğan’ın boynundadır.

Soru- AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hamza Dağ Kürşat Ayvatoğlu’nun malvarlığına ilişkin soruya “Bir senede yani AK Parti Genel Merkezi’nde çalıştığı süre zarfında olduğunu düşünmüyorum” yanıtını verdi. Siz bu yanıtı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Sayın Dağ’ın bugün katıldığı programı seyrettim, milletten helallik istedi. Milletin yenen bir kul hakkı varsa bunun helalliği olmaz hesabı yargıda verilir. Bu büro elamanının malvarlığı, yaşadığı lüks hayat sosyal medyada yaşamın doğal akışına uymayan bir durumun olduğunu ortaya koyuyor. Asıl sorulması gereken şu, bu büro elemanı hangi çarkın dişlisi? Bu değirmenin suyu nereden geliyor, bu işin başka ortakları var mı? İçişleri Bakanı görüntülerin alacak verecek meselesi nedeniyle ortaya döküldüğünü söyledi. Şantaj diyor. Bu neyin alacak vereceği? Burada yetki makamında oturanlardan beklenen o pudra şekerlerinin, o lüks yaşamların suyunun nereden geldiğinin de açıklanmasıdır.

Soru- Yargıtay’da kapatma davası açılan HDP’ye ilişkin bir ceza çıkarsa bu kapsamda CHP hangi yolu izleyecek?

Faik ÖZTRAK- CHP olarak bizim parti kapatılması konusundaki tavrımız bellidir. Hangi parti olursa olsun partileri millet açar, millet kapatır.

Teşekkür ediyorum.

MİLLETİN BAŞINA ‘DAMAT KADAR’ TAŞ DÜŞTÜ

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Baharın müjdecisi Nevruz Bayramını dün kutladık. Nevruz, yenilenme demektir. Tabiatın dirilişi demektir. Sevgi ve umutların büyüyüp, yeşermesi demektir. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, milletimizin Nevruz Bayramını bir kez daha kutluyor, güzelliklerin, iyiliğin, sevginin, hoşgörünün, bu toprakların dört bir yanını çiçek dalları gibi sarmasını, tüm milletimizi kucaklamasını diliyoruz.  

ZULMÜ ARTANIN ZEVALİ YAKINDIR

Erdoğan Şahsım Hükümeti elinde, gün geçmiyor ki devlet krizi yeni bir zirve yapmasın. Ekonomideki yangına benzin dökülmesin. Yönetilemeyen salgın her gün daha da azmasın. Tüm bunlara bağlı olarak da, milletimiz, Erdoğan’ın şahsım hükümetinin elinde, görülmemiş bir buhranı yaşıyor. Dünya siyaset tarihinden öğrendiğimiz bir gerçek var. Bir yönetimin kibri artarsa, zulmü de artıyor. Anadolu irfanının buna bakış açısı son derece açık: “Zulmü artanın, zevali de yakındır” diyor. Kibrinin esiri olmuş Erdoğan Şahsım Hükümeti elinde Türkiye, yönetilmiyor, oradan oraya savruluyor.

ÜLKENİN ALTINI ÜSTÜNE GETİRDİLER

Bugün Türkiye Cumhuriyeti; ucube rejim elinde “Anayasal bir devlet” olmaktan çıktı. Kâğıt üstünde “Anayasası olan bir devlet” haline geldi. Keyfilik, kuralsızlık had safhada. Milletimiz Cuma geceleri, huzur içinde yastığa başını koyamıyor. Her Cumartesi sabahı yeni bir kargaşaya, yeni bir kaosa uyanılıyor. Geçtiğimiz hafta sonu da, sabah uyandık, Resmi Gazete’ye bir baktık. Bir el; ülkenin altını, üstüne getirmek için, elinden geleni ardına koymamış. Bir de hafta içinde yaşadıklarımız var. Erdoğan vesayeti altındaki Meclis Başkanını ve vesayeti altındaki yargıyı araç olarak kullanarak önce bir milletvekilinin vekilliğini düşürdü. Sonra da Anayasa Mahkemesi’ne bir parti için kapatma davası açtırdı. İttifakın küçük ortağının ağzına bir parmak bal çaldı. Sarayın sadık bekçisinin kongresinde elini güçlendirdi. Hafta sonunda da, kendi partisinin kongresine giderken, bir parmak balı da, Partisinin içindeki çeşitli kanatların ağzına çalmayı unutmadı.

FAİZ KENDİSİNDEN HABERSİZ ARTTIRILMIŞ GİBİ

10 yıl önce, kadına karşı şiddeti ve aile içi şiddeti önlemek için hazırlanan, İstanbul Sözleşmesi’ni tek bir imzayla feshetti bir gecede. Yetmedi; “Faiz sebep, enflasyon sonuç” safsatasına ideolojik körlükle inanan kesimleri memnun etmek içinde, daha 4,5 ay önce atadığı Merkez Bankası Başkanı’nı gece yarısı kurban etti. Faizler sanki kendisinden habersiz artırılmış gibi, başkanı görevden aldı. Böyle bir keyfilik dünyanın neresinde var? Böyle bir yönetim anlayışı dünyaya pes dedirten bu tür ucubelikler ancak, Cumhur İttifakı’nın, adını dünyada hiç görülmemiş bir biçimde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi koyduğu, Ucube Tek Adam Vesayet Rejiminde var.

İYİ İŞLEYEN DEMOKRASİDE BUNLAR OLMAZ

İyi işleyen demokrasilerde tek bir kişinin imzasıyla, meclisin yetkileri, milli irade gasbedilmez. İyi işleyen demokrasilerde, milletin kahir ekseriyetiyle inatlaşılmaz. Sırf kendi ideolojik tabanını tatmin etmek için, tek adam iradesiyle, kadınlar, çocuklar, şiddet karşısında korumasız bırakılamaz. İyi işleyen demokrasilerde yöneticiler “emin” olur. Milletin istikbalini ve ikbalini parti kongrelerine meze yapmaz. Sürekli çark etmez. Ama ne yazık ki, kibir ittifakının kendi ikbali söz konusu olunca, milletin refah ve huzurunun hiçbir kıymeti harbiyesi de kalmıyor. Erdoğan’ın kendisinin ve ortağının parti kongrelerinde, ellerini rahatlatmak için yaptığı bu operasyonların bedeli çok ağır oluyor ve bu bedeli milletimiz ödüyor.

ŞAHSIM HÜKÜMETİ SEBEP, BUHRAN SONUÇTUR

Dün gece yarısından itibaren piyasalar, bir kez daha yangın yerine döndü. Dolar Asya piyasalarında 8 lira 40 kuruşa kadar çıktı. Kamu Bankalarının Hazine birimleri 4,5 ay aradan sonra, yeniden fazla mesai yapmaya başladılar. Piyasalara damat usulü arka kapıdan müdahale söylentileri, yeniden konuşulmaya başlandı. Faizi yüzde 17’den yüzde 19’a çektikten iki gün sonra, Türk Lirası’nın tek bir günde dolar karşısında yüzde 10’un üzerinde, değer yitirmesine sebep olmak. Yüksek faizle milleti ezerken, Türk parasını pul etmek, milleti pahalılığa ezdirmek, gerçekten görülmemiş bir beceriksizliktir. Bunun müellifi de, sorumlusu da, Erdoğan’ın Şahsım Hükümetidir. Şahsım Hükümeti sebep, buhran sonuçtur.

MERKEZ BANKASI BAŞKANI DAYANMIYOR

10 Temmuz 2018’de göreve başlayan Erdoğan Şahsım Hükümeti, bugün 987. gününü doldurdu. 987 günde Erdoğan’a, Merkez Bankası Başkanı dayandırmak mümkün olmadı. En son bu hafta sonu Erdoğan, dördüncü Merkez Bankası Başkanını da atadı. Yani her 246 günde bir, bu ülkede Merkez Bankası Başkanı değişti. Son başkan sadece 132 gün koltuğunda oturabildi.

ERDOĞAN’A MERKEZ BANKASI BAŞKANI OLASIN

Eskiler birilerine beddua etmek istediklerinde; “Padişaha vezir olasın” derlermiş. Bu beddua, bu ucube rejim sayesinde bugünden sonra, “Erdoğan’a Merkez Bankası Başkanı olasın”a döndü. Erdoğan; ilk başkanı faizi indirmediği için hal etti. İkinci başkanı faizi artırmadığı için bu sefer hal etti. Üçüncü başkanı faizi artırdığı için hal etti. Dördüncü başkanı da faizleri indirsin diye getirdi işbaşına.

MADEM ACİL DURUM VAR, FAİZ KARARINI GERİ ALIN

Ama bu başkanda ilk toplantısında, “Yakın zamanda faiz indirimi yok” mesajı verdi. Yetmedi, “Görevden alınan Naci Ağbal’ın, bıraktığı yerden işe devam edeceğini” söyledi. Şimdi madem bu işe önceki başkanın bıraktığı yerden devam edilecekti, o zaman bunun risklerini bile bile Başkanı neden görevden aldınız? Kimse milletin aklıyla alay etmesin. Bir insanın fikri neyse zikri de o olmalı. Madem faiz artıran Merkez Bankası Başkanını, bir gece yarısı kararıyla azledecek kadar acil bir durum vardı, o zaman bugün yapılacak iş bellidir. Hemen Para Politika Kurulunu olağanüstü toplantıya çağırmalıydınız ve faiz kararını geri almalıydınız. Ama sonra da bunun sonuçlarıyla yüzleşmeyi bilmeli, ardından sandığı milletin önüne getirmeliydiniz.

YAKILAN REZERVLERİN HESABINI SORACAĞIZ

Bu milletin çarçur edilecek, bir 128 milyar doları daha kalmadı. 12 Mart itibariyle, Merkez Bankasının döviz bilançosu, 43 milyar dolar açık veriyor. Sayelerinde Merkez Bankasının kasasında, kendine ait dövizi kalmadı. Hepsi emanet, yani başkasına ait. Bugün Dolar kurunu 7 lira 80 kuruşlarda tutabilmek için, birileri yoğun bir şekilde döviz satıyor. Ama Doların ateşi de bir türlü düşmüyor. Çok açık söyleyeyim. Eğer bugün kamu bankaları eliyle, arka kapı operasyonlarıyla, eldeki emanet rezervler de yakılıyorsa, bunu nasıl yaptığınızı kamuoyuna açıklamanız gerekiyor. Eğer açıklamazsanız bugün satılan dolarları da 128 milyar doların üzerine koyar, hesabını da sizden sorarız.

SERMAYE KONTROLÜ: ŞÜYUU VUKUUNDAN BETER

Ayrıca sabah bakanların açıklamalarına baktık döviz kasası açık verirken, çok ciddi sonuçları olabilecek “sermaye kontrolü” gibi şüyu vukuundan beter fikirleri öyle kamuoyunun önüne çıkıp rahat rahat telaffuz etmeyin.

MİLLETİN BAŞINA “DAMAT KADAR” TAŞ DÜŞTÜ

Bugün döviz piyasasındaki yangın, milletimizin cebini yakıp, kavuruyorsa, sebebi kayınpeder damat ikilisinin emsali olmayan beceriksizlikleridir. Biz buharlaşan 128 milyar doların hesabını sordukça, Erdoğan; “Başınıza damat kadar taş düşsün” diyerek, beddua etmişti. Ne yazık ki bedduası tuttu, milletin başına, damat kadar hatta damattan daha büyük taş düştü. Bunun sorumlusu da Erdoğan’ın kendisi. Artık Türkiye’de değiştirilmesi gereken, Merkez Bankası Başkanları veya Hazine ve Maliye Bakanları değildir. Değiştirilmesi gereken, milletin sesini değil, sadece yandaşının sesini dinleyen, metal yorgunu, beyin ölümü gerçekleşmiş, Erdoğan Şahsım Hükümetidir. Erdoğan Şahsım Hükümetinin, millete zarardan başka verecek hiçbir şeyi kalmamıştır. Sözü de, yolu da tükenmiştir.

İŞSİZLİKTE KÖTÜ REKORLAR

Daha bu sabah geçtiğimiz yılın tamamına ait işgücü ve istihdam verileri açıklandı. Bir ekonomi yönetimin başarısı, çalışmak isteyen yurttaşlarına ne kadar iş verebildiğiyle ölçülür. Bıraktık yeni iş vermeyi, Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti son iki yılda, işi olan yurttaşlarımızın işlerini elinden almış. Böyle bir durumu hiçbir hükümet döneminde yaşamamıştık. 2020’de iş, güç sahibi olan, 650 bin erkek, 618 bin kadın, toplam 1 milyon 268 bin yurttaşımız işini kaybetmiş. Son iki yılda işini kaybeden yurttaşlarımızın sayısı ise, 1 milyon 926 bin kişiye ulaştı. 2020’de iş gücüne dâhil olmayan, yani iş gücü piyasasında olmayan, iş bulamayan ama iş bulursam çalışırım diyenlerin sayısı ilk kez, resmi işsiz sayısını geçti. Resmi işsiz sayısına, “İş bulsam çalışırım” diyenleri, eksik ve yetersiz çalışanlar ve mevsimlik çalışanları ilave ederek, gerçek işsiz sayısını buluyoruz. 2020’de bu sayı 2 milyon 312 bin kişi artmış, 10 milyon 287 bin kişiye ulaşmış. Bu tarihimizde görülmemiş kötü bir rekor! Gerçek işsizlik oranı da, 2020’de 6 puandan fazla artarak, yüzde 29,2’ye sıçramış. Bu da berbat bir rekor!

TCMB BAŞKANINI YİYEREK SORUMLULUKTAN KAÇAMAZSINIZ

Sayın Erdoğan eseriniz ortada. 24 Haziran seçimlerinden önce, “24’ünde siz bu kardeşinize yetkiyi verin, ondan sonra bu faizle, şunla, bunla nasıl uğraşılır göreceksiniz” dediniz. Millet verdi yetkiyi. Bugün faizin, doların nerelere geldiğini hep beraber görüyoruz. Türkiye dünya üzerinde, en yüksek faiz uygulayan 7. ekonomi. Türkiye’nin risk primi, yani CDS’leri, bir günde 158 puan birden sıçradı, 466’ya yükseldi. Bu kimin eseri? Bu ülkede hükümet yok mu? Bu sizin eseriniz Sayın Erdoğan. Meydanlarda; “Bu ekonominin sorumlusu benim, ben!” diye bağırdınız. Şimdi TCMB başkanlarını ve bakanlarınızı yiyerek, bu sorumluluktan kaçamazsınız. Bu ülkede Dolar rekor üstüne rekor kırıyorsa, millet her gün biraz daha fakirleşiyorsa, son iki yılda yaklaşık 2 milyon yurttaşımız işinden olduysa, esnaf, çiftçi, KOBİ, ev gençleri, ev kadınları, emekliler artık ne yapacaklarını şaşırdıysa, bunun sorumlusu sizsiniz. Yapmanız gereken bellidir. Emaneti sahibine teslim edin. Sandık milletin önüne gelmelidir. Ama Erdoğan Şahsım Hükümeti bunu yapamaz, onun yerine sürekli çark.

KOLTUK ONDA KALSIN, ÜLKE VARSIN YANSIN

Koskoca ülke, George Orwell ’in “1984” romanına döndü. Bu romandaki gibi, dün kara denen bugün ak, dün dost denen, bugün düşman oluveriyor. Erdoğan’ın koltuğunu korumak için yaptığı her şeyi mubah görüyor. Koltuk için harcamayacağı hiçbir kişi, söz, ilke, değer bulunmuyor. Koltuk onda kalsın da, ülke varsın yansın. Umurunda bile değil. Bakın Erdoğan, bundan 10 yıl önce ne demiş? “Kadına şiddet, artık bir insan hakları ihlali. Sözleşme Türkiye’nin öncülüğünde hazırlandı.” İstanbul Sözleşmesi imzalandıktan sonra yapılan bu paylaşım. İstanbul Sözleşmesinin terk edildiği gün, tüm dünyaya ve ülkemizdeki tacizcilere, tecavüzcülere, kadın katillerine şu mesajı verdi: “Kadına şiddet, artık insan hakları ihlali değildir.” Artık kadınlara, çocuklara şiddet uygulamak caizdir. İstanbul Sözleşmesi’nin temel amacı neydi? Kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddetten arınmış bir Avrupa yaratmak.

10 YILDA 3 BİN 116 KADIN CİNAYETİ

Kadın cinayetleri ve kadına şiddet, toplumumuzun her kesiminin kanayan yarasıdır. Töre, namus, kıskançlık, adına ne denirse densin. Hiçbir kadın cinayeti mazur görülemez. Ama sadece son 10 yılda, ülkemizde 3 bin 116 kadın cinayete kurban gitti. Caniler kadınların hangi partiye mensup olduğuna bakmadı. Yine bu yılın sadece ilk iki ayında 51 kadın cinayeti yaşandı.

TÜRKİYE, KADINA YÖNELİK ŞİDDETTE OECD ŞAMPİYONU

Şu grafiğe herkesin çok iyi bakmasını rica ediyorum. Buna göre; Türkiye’de her 100 kadından 38’i, yaşamının bir döneminde, eşinin, sevdiğinin şiddetine maruz kalmış. Bunlar Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı’nın hazırladığı veriler. Bu teşkilatın 37 üyesi var. Ve bu 37 ülke arasında kadına şiddet konusunda Türkiye birinci sırada. Bu tabloya bakıp, hepimiz düşünmeliyiz. Ama bu tabloya bakıp, bu ülkeyi 19 yıldır yönetenler utanmalı.

OYBİRLİĞİYLE KABUL EDİLEN İSTANBUL SÖZLEŞMESİ TEK İMZAYLA FESHEDİLDİ

Türkiye, İstanbul Sözleşmesini imzalayan ilk ülke, ilk imza Türkiye. Bu sözleşme Parlamentomuzdan da bütün partilerin, bütün milletvekillerinin oy birliğiyle geçti. Yani o dönem tüm partiler bu sözleşmenin şerefine, onuruna ortak oldu. Bugüne kadar bu sözleşmeyi 45 ülke imzaladı. İmzacı ülkelerden 34’üde Parlamentolarında onayladı. İstanbul, böylesine anlamlı bir sözleşmenin isim babası. Dünya üzerinde kendi şehrinin ismiyle anılan ve ilk imzayı attığı bir sözleşmeden, parlamentosundan oybirliğiyle geçirdiği sözleşmeden tek bir imzayla ayrılan başka bir ülke var mıdır bilmiyoruz. Ama bugünden sonra, kadına şiddet ve aile içi şiddet nedeniyle mağdur olacak, tacize, tecavüze uğrayacak, şiddet nedeniyle yaşamını yitirecek her kadının, her çocuğun vebalinin, Erdoğan Şahsım Hükümetinin omuzlarında olduğunu buradan açıkça ifade ediyoruz.

BU VEBAL İKİ CİHANDA ÖDENMEZ

Erdoğan sadece bununla değil, ülkemizi; demokrasiye, insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne inanan medeni dünyadan koparan imzasıyla, başka bir vebalin daha altına girdi. Ülkemizi; sözüne, imzasına güvenilmez konuma sürükledi. Ülkemize yatırım yapanların tedirginliği bu kararla daha da arttı. Bunun faturası milletimize daha fazla işsizlik, daha fazla pahalılık, daha fazla yoksulluk olarak çıkacaktır. Bütün bunların vebali iki cihanda dahi ödenmez.

MİLLETE GÖZDAĞI

Milletimiz yapılmak istenenin farkındadır. İstanbul Sözleşmesinden ayrılmaya, toplumun kahir ekseriyeti karşıdır. Bu yapılanla verilen mesajın içeriği kadar, mesajın veriliş şekli de düşündürücüdür. Bu, Milletimize verilmiş açık bir gözdağıdır. Bu, tek bir imzayla, “Tüm kazanılmış haklarınızı elinizden alırım” tehdididir. Böyle tehdit ve gözdağı verilen bir ülkede, hiç kimsenin ne canı, ne de malı güven altında değildir.

TEK İMZAYLA LOZAN’DAN AYRILABİLİR

Bu yol bir kez açılırsa, Erdoğan’ın bir başka Avrupa Konseyi Sözleşmesi olan, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden de pek ala tek imzayla çıkması mümkündür. Hatta Şahsım Hükümeti olarak kendi kendine çıkardığı, 9 sayılı kararnameyle, yani kendisine vermiş olduğu tek imza yetkiyle, ülkemizin tapu senedi olan Lozan Antlaşması’ndan, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nden bile ayrılabilir. Ne de olsa Erdoğan’ın koltuğunu korumak için yapacaklarının sınırı, artık uzay boşluğudur… Erdoğan’ın koltuğunu korumak için kendi partisindeki, bazı kafaları tatmin etmek amacıyla bu imzaları attığı görülüyor.

BU ÜLKE, SARAY’IN KİBİRLİSİNE EMANET EDİLEMEZ

Şunu herkes bilsin. Bu ülke artık, kadına karşı şiddeti ve aile içi şiddeti önleyen Uluslararası bir Sözleşmeyi, “Tek imzayla feshettim” diyebilen, Sarayın kibirlisine emanet edilemez. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, vatandaşlarımızın insan olmaktan kaynaklanan her türlü hakkının ve hakkı, hukuku, adaleti arama mücadelesinin hep yanında olacağız.

TÜRK KADINI ZİNCİRLERİ KIRACAKTIR

Bizim bu meselelere bakış açımız, bununla ilgili vizyonumuz, ilk ve ebedi Genel Başkanımız, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözlerinde saklıdır:

“Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en gerçek yol, medeniyet yoludur. Medeniyetin gerektirdiğini yapmak insan olmak için yeterlidir. (…)Bir toplum, bir millet, erkek ve kadın denilen iki cins insandan oluşur. Kabul edilebilir mi ki, bir kitlenin bir parçasını yükselttirelim, diğerini görmezlikten gelelim de kitlenin tamamı yükselebilsin? Olabilir mi ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça diğer kısmı göklere yükselebilsin?”

Evet, Türk kadını, Erdoğan’ın ayaklarına vurmak istediği zincirleri, elbette kıracaktır.

TÜRKİYE’NİN DÖRT YANI KIRMIZI ALARM VERİYOR

Erdoğan Şahsım Rejiminin gerçekten iflas ettiği bir başka alan, Kovid-19 salgınıyla mücadeledir. Son dört gündür, günlük vaka sayıları, yeniden 20 binin üzerine yerleşti. 88 gün aranın ardından bu sayılarla ilk defa karşılaşıyoruz. Yine tam 41 gün sonra, günlük vefat sayıları da yeniden 100’ün üzerine çıktı. Haritaya baktığımızda Türkiye’nin dört bir yanı kırmızı alarm veriyor. Ama Sağlık Bakanı hala, “Yarın bugünden tedbirli olalım” diye tweet atıp, sorumluluğu millete yıkmaya çalışıyor. Yine aşılamada da ciddi sıkıntılar var. İlk doz aşısını yaptıranların sayısı günde 8 binli rakamlara düştü. Toplumsal bağışıklık için en az 55 milyon yurttaşımızı aşılamamız gerek. Ama şuanda iki doz aşıyı tamamlayan yurttaşlarımızın sayısı, 5 milyonu biraz geçiyor. Yani hedefin yüzde 10’unu bile daha yakalayamadık.

LOKANTADA 19.00’DAN SONRA BULAŞAN VİRÜS

Bu arada apartman görevlilerimiz, down sendromlu vatandaşlarımız ciddi risk gurubunda. Mutlaka bu iki gruba da aşılamada öncelik verilmesi gerekiyor. Ülke yangın yerine dönmüşken, lebalep kongreler devam ediyor. Belki de bu sessizlik, suskunluk Çarşamba günü yapılacak olan AK Parti Kongresine kadar sürecek. Türkiye’nin dört bir yanından taşınan AK partililer, kongre salonunda virüs değiş tokuşunda bulunacak. Ama diğer tarafta lokantacılar, restoranlar, kahveler akşam saat 7’de, dükkân kapatmaya devam edecek. Böyle bir farklı muamele, ne görüldü, ne duyuldu. AK Parti kongresine katılanlara virüs bulaşmıyor ama bir lokantada her türlü önlemini alarak, sosyal mesafeye uyarak yemek yiyen müşterilere saat 19.00’dan sonra virüs bulaşıyor.

EMANETİ SAHİBİNE İADE EDİN

Sayın Erdoğan, artık ülkeyi yönetemediğiniz gerçeğiyle artık yüzleşin. Bu milletin medeniyet yürüyüşünün önünde takoz olmayı bırakın. Çarşamba günü yapacağınız kongrenizi, millet için bir hayra dönüştürün. Artık milletin canını daha fazla yakmayın. Milletin Cüzdanını daha fazla boşaltmayın. Size bırakılan son mektubu da açın. Sizden sonra geleceklere bırakmak üzere, üç mektup da siz hazırlayın. Emaneti sahibine milletimize iade edin. Milletin hakemliğinden kaçmayın. Bu millete Çarşamba günü vereceğiniz en hayırlı haber, erken seçim kararıdır. Artık sizin yapabileceğiniz tek reform budur. Bundan sonrası dikiş tutmaz. Sandığı biran önce milletin önüne getirin. Ak koyun, kara koyun kimmiş milletimiz karar versin. Milletimiz yerel yönetim seçimlerinde çoban ateşlerini yaktı. Şimdi bu ateşlerin aydınlığını tüm ülkemize yaymak, demokrasiden, hukukun üstünlüğünden yana dostlarımızla beraber, CHP kadrolarını işbaşına getirmek için sabırsızlanıyor.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alıyım. Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.

Soru- AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı Biden ile Rusya Devlet Başkanı Putin arasındaki tartışmaya taraf oldu. “Biden’in Putin hakkındaki sözleri kabul edilebilir değildir” dedi. Siz bu açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Hayretle karşılıyorum. Yani önceki ABD Başkanının hakaret dolu mektubuna hak ettiği yanıtı veremeyen, İdlib’de 34 askerimizin, Mehmetçiğimizin şehit edilmesinin hesabını Kremlin’den soramayan, milletimizi üzüntüye boğan Erdoğan’ın ABD ve Rusya Başkanları arasındaki diyalogla ilgili ahkam kesmeye kalkması açıkçası trajiktir, trajikomiktir, abesle iştigaldir. Önce bir ABD’nin kendisine ettiği hakaretlere bir yanıt versin. Rusya’nın şehit ettiği evlatlarımızın hesabını bir sorsun, milletimizin vicdanını rahatlatsın. Şunu açıkça ifade edeyim, mesele iktidarda kalmak değildir itibarda kalmaktır.

Soru- DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan İstanbul Sözleşmesinin kaldırılmasından önce Cumhurbaşkanının Saadet Partili Oğuzhan Asiltürk’ü ziyaretini ve o ziyarette İstanbul Sözleşmesinin kaldırılmasının gündeme geldiğini hatırlattı ve “Bu fesih bir ittifak hamlesi, ittifak ortaklarına tatlandırıcı olarak sunuldu” dedi. Siz İstanbul Sözleşmesinin feshini siyasi olarak nasıl yorumlarsınız?

Faik ÖZTRAK- Aslında konuşmamda bunu nasıl değerlendirdiğimizi açıkladım. Erdoğan milletin metal yorgunu yönetimine notunu verdiğini, vatandaşların sabırsızlıkla beklediği ilk sandıkta da tasdiknamesini vereceğini görüyor. Şimdi sıkıştı son çare olarak terk ettim dediklerine çiçek atmaya başladı. Ama Anadolu ve Trakya’nın mayasında feraset vardır. Milletimiz her yapılanı görür, her söyleneni duyar. Hep söylüyorum, Erdoğan için “yaklaşıyor yaklaşmakta olan…” Başta kadınlar, milletimiz ilk sandıkta gereğini yapacaktır. Erdoğan’a gerekli cevabı en sert biçimde verecektir.

Soru- Efendim İstanbul Sözleşmesinden devam edecek olursak, CHP bu feshe yönelik Danıştay’a başvuracağını açıklamıştı. Zamanlama belli mi? Birde milletvekilleri teker teker bireysel olarak mı yoksa toplu halde CHP’nin kurumsal kimliğiyle mi bir başvuru gerçekleştirecek?

Faik ÖZTRAK- Arkadaşlarımız gerekli hazırlıkları bu çerçevede yapıyorlar. Bununla ilgili işlemleri en kısa zamanda tamamlayacaklardır. Ama bunu sadece bir hukuki mücadele olarak görmemek lazım… Bu konu bir insan hakları mücadelesidir ve bu çerçevede insan hakları ihlal edilen kadınların ve çocukların Cumhuriyet Halk Partisi en güçlü bir biçimde yanında olmaya devam edecektir.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

ANDIMIZ OKULLARA GERİ DÖNECEKTİR

CHP Sözcüsü Öztrak, Danıştay’ın Milli Eğitim Bakanlığı’nın başvurusu üzerine aldığı son kararlarla, okullarda okutulan Andımızı kaldırdığını belirterek, “Andımızın her kelimesi ve Atatürk sevgisi, bu milletin yüreğinden de, ruhundan da silinmeyecektir. Andımız okullarımıza geri dönecektir” diye konuştu.

15 Mart itibariyle Suriye’de iç savaşın başlamasının üzerinden 10 yıl geçtiğini ifade eden Öztrak, Hükümetin kendi vatandaşlarına destek vermezken, Suriyeliler için 40 milyar dolar harcadığını söyledi. Öztrak, “Dünya üzerindeki her üç Suriyeliden birine, bizim ülkemizin vergi mükellefleri bakıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’de toplumsal bağışıklık kazanılması için en az 50 milyon yurttaşa iki doz aşı yapılması gerektiğini belirten Öztrak, “Bunun için 100 milyon doz aşı gerekiyor. Aşılamada bu hızla gidersek, 549 günde bu işi bitireceğiz. Yani 1,5 yıl. O zaman sadece 2021’i kaybetmiyoruz, 2022’yi de kaybediyoruz” dedi. 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Bugün Merkez Yönetim Kurulu toplantımızda; Erdoğan Şahsım hükümetinin derinleştirdiği, devlet krizini, dış politikada yaşanan U dönüşlerini, milletimizi ezen ekonomik krizi, milletin hiçbir derdine derman olamayan ekonomik paketi, salgın yönetimindeki beceriksizlikleri, aşılamada yaşanan gecikme ve dağınıklığı ele aldık. Yine milletimizin, en ağır şekilde yaşadığı büyük buhrandan çıkabilmesi içinde, yapılması gerekenleri kurulumuzda görüştük.

DÜNYA ÜZERİNDEKİ HER ÜÇ SURİYELİ’DEN BİRİNE BİZ BAKIYORUZ

Bugün 15 Mart… Komşumuz Suriye’deki iç savaş, 10. yılını tamamladı. Bu savaşta yüzbinlerce insan yaşamını yitirdi. Yaklaşık 13 milyon Suriyeli yerinden, yurdundan oldu. 7 milyon Suriyeli, Suriye toprakları içinde yer değiştirdi. 6 milyon Suriyeli ise ülkesini terk etti, bunların yarıdan fazlası da ülkemize yerleşti. Bugün 3 milyon 659 bin Suriyeli Türkiye’de yaşıyor. Saray Sözcüsünün verdiği bilgilere göre, 3 milyon Suriyeliye de, sınırın öte tarafında biz bakıyoruz. Yani dünya üzerindeki her 3 Suriyeliden birine, bizim ülkemizin vergi mükellefleri bakıyor.

MİLLETTEN IBAN’LA PARA İSTEDİLER, SURİYELİLERE 40 MİLYAR DOLAR HARCADILAR

Geçtiğimiz yıl Covid-19 salgınında, milletimize beş maskeyi bu hükümet bedava dağıtamadı. Pandemiyle mücadele etmek için millete IBAN numarası yollayıp bağış istedi. Devletine 40 yıl vergi ödeyen, işini durdurdukları esnaflarımıza, salgında 40 gün bakamayan şahsım hükümetinin başı, “Suriyeliler için 40 milyar dolar harcadık. Bir 40 milyar dolar daha harcarız” diye sıkılmadan böbürlendi durdu. Türkiye, bu 10 yılda, Suriye’nin ardından en büyük bedeli ödeyen ülke oldu. Ülkemizin, askeri, ekonomik, siyasi, sosyal yükleri olağanüstü arttı. Bazı illerimizin nüfus yapısı köklü bir biçimde değişti. Kilis’in yüzde 74’ü, Hatay’ın yüzde 26’sı, Gaziantep’in yüzde 21’i, Mersin’in yüzde 12’si, Adana’nın yüzde 11’i artık Suriyeli. Şehirlerimizde Suriye mahalleleri oluştu.

HEM İÇERİDE HEM DIŞARIDA KAYIP VERDİK

Suriye’deki iç savaşta, Suriye ordusundan sonra, en fazla askeri kayıp veren ülke Türkiye oldu. Askerlerimiz Peşaverleşen, perfore hale gelen sınırlarımızı koruyabilmek için, büyük fedakârlıklarla görevlerini ifa ettiler, ediyorlar. Bölgedeki operasyonlarda yüzlerce askerimiz şehit düştü. İdlib’de Rus uçakları tarafından askerlerimiz bombalandı, 34 Mehmetçiğimiz şehit edildi. Suriye’deki iç savaş, sadece Suriyeli sivilleri değil, Türkiye’deki sivilleri de vurdu. Türkiye, Suriye’den sonra, sivil kayıplarda da en ağır bedeli ödeyen ülke oldu. Kaybolan sınır güvenliği nedeniyle yaşadığımız, ülkemizdeki terör saldırılarında, yüzlerce yurttaşımızı kurban verdik. Sadece, Hatay Reyhanlı’da patlayan bombalar 53 yurttaşımızı, Ankara Gar meydanında patlayan bombalarda 103 yurttaşımızı, aramızdan çekti aldı.

TÜRKİYE BU BEDELİ NEDEN ÖDEDİ?

Suriye’deki iç savaş 10. yılını tamamlarken, bu ağır faturayla yüzleşmek zorundayız. Esad Rejiminin kendi insanlarına uyguladığı, haksızlıklara, şiddete elbette kızdık, yine kızalım. Ama şu soruyu da kendimize soralım: “Bu kadar ağır insani, askeri ve mali bedeli, Türkiye niçin ödedi, neden ödedi? Milletimize ödettirilen bu ağır faturanın sorumlusu kim?” Sorumlu elbette Erdoğan Şahsım hükümeti ve onun ihvan vesayeti altındaki dış politikası. Ailece tatil yaptıkları “Kardeş Esad”, bir gecede “Kalleş Eset” oluverdi. Büyük Ortadoğu Projesi Eş Başkanı olduğunu söyleyen Erdoğan’ın, “Emevi Cami’nde namaz kılma” hayali, milletimizi bu ağır faturayla karşı karşıya bıraktı.

ERDOĞAN’IN HATALARININ FATURASINI MİLLETİMİZ ÖDÜYOR

Bugün emperyalistler ve işbirlikçileri, Büyük Ortadoğu Projesi’nden mülhem, ülkemizi parçalama hayallerini yansıtan hainlik haritalarını Papa’nın ziyaretine dekor yapabiliyorlarsa, bu rezalette bu projenin Eş Başkanlığını yürüten Erdoğan’ın, hiç mi payı yok? Olur, olmaz her şeye atarlanan Erdoğan, neden bu konuda sus pus? Papa hava sahamızı kullandığı için Erdoğan’a teşekkür ediyor ama Erdoğan bu konuda ağzını açıp iki kelam laf edemiyor? Atalarımızın dediği gibi, “Akılsız başın cezasını ayaklar çekiyor.” Erdoğan’ın dış politikadaki hatalarının bedelini, ne yazık ki milletimiz canıyla, cüzdanıyla ve kararan geleceğiyle ödüyor.

SARAY’IN İHVAN RÜYASI MİLLETİN KABUSU OLDU

Hep söyledik, dış politika, “Şahsi” değil, “Milli” olmalıdır. Dış politika bir yıl, iki yıl değil. 20-30 yıl sonrası düşünülerek planlanmalıdır. Dış politika talihe, şansa bırakılmayacak kadar önemlidir. Ve şunu da bilmemiz gerekiyor talih yalnızca hazırlıklı zihinlere güler. Erdoğan Şahsım Hükümetinin İhvancı politikaları, Arap baharını, ülkemizin kışına çevirmiştir. Türkiye’den Suriye’ye, Suriye’den Filistin’e, Filistin’den Mısır’a, Mısır’dan Libya ve Tunus’a kadar uzanan, “İhvan Kardeşliği” rüyası, milletimizin kâbusu olmuştur.

EYYY NARALARI MAZİ OLDU

Şimdi Erdoğan için, o rüyadan uyanma vakti geldi. Rabia ve İhvan kardeşliğini, yıllardır tepe tepe kullanan Erdoğan’ın şimdi Mısır’a çiçek atıyor. Mısır’da yönetim mi değişti? Hayır. Ne değişti? Bölgenin ve dünyanın şartları değişti. Okyanus ötesinden gelecek telefonu bekleyen Erdoğan, hakaret ettiği ne kadar Hükümet Başkanı varsa,  Macron’dan, Sisi’ye kadar hepsine çiçek atıyor. “Eyyy” diye başlayan bağırmaların hepsi mazi oldu, unutuldu. Erdoğan, Hakan Altun’un, “Telefonun başında çaresiz bekliyorum, bekliyorum ama çalmayacak biliyorum” şarkısını söyleyip duruyor.

MISIR HÜKÜMETİ ÇAVUŞOĞLU’NU YALANLADI

Atalarımız ne güzel demiş; “Büyük lokma ye, büyük söz söyleme!” Çavuşoğlu; “Mısır’la diplomatik düzeyde ilişkilerimiz, ön koşulsuz başladı” diyor. Ancak Mısır hükümeti, bu sözlerin daha mürekkebi kurumadan, Çavuşoğlu’nu yalanlıyor. Yalanlamakla da kalmıyor kamuoyu önünde Türkiye’yle görüşmelerin başlaması için ön şartlarını da sıralıyor. Yani koşulsuz görüşme falan yok. “Uluslararası hukuk kurallarına, iyi komşuluk ve egemenlik ilkelerine uyulması, Arap ülkelerinin iç işlerine müdahale girişimlerinin durdurulması” diyor. “Bunlar olmadan görüşmem” diyor. Mısır açıkça, “Benim içişlerime karışmayı kesmezsen, bu ilişki başlamaz” diyor. Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti, bir kere daha “Yalancı çoban” durumuna düşüyor.

CUMHURİYETİMİZİN İKİNCİ YÜZYILINA GÜVENLE GİRECEĞİZ

Cumhuriyet Halk Partisi olarak, milli çıkar ve menfaatlerimizi gözeterek, Doğu Akdeniz’in bir refah ve barış havzasına dönüşmesini, en çok biz isteriz. Hep söylüyoruz. Türkiye bölgesindeki en olgun ve en gelişmiş ekonomidir. Körfez ülkelerinden başlayarak, Doğu Akdeniz’e uzanacak Refah Hilali’nde, ülkemiz çok önemli bir rol oynayabilir. Sanayicilerimize, ticaret erbabımıza, çok büyük fırsatlar doğabilir. Türkiye, Afro-Avrasya coğrafyasında, önemli bir üretim, ticaret, finans ve enerji üssü haline gelebilir. Tüm bölge ülkeleri hep beraber zenginleşebiliriz. Bu çerçevede iktidara gelir gelmez, Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı’nın kurulmasına öncülük edeceğimizi bir kere daha buradan partim adına ifade etmek istiyorum. Komşularımızla kırılan, dökülen ilişkilerimizi onaracağız. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına güvenle ve barış içinde, huzur içinde gireceğiz.

HÜKÜMET İÇİN SÖZ DE TÜKENDİ, YOL DA TÜKENDİ

Erdoğan Şahsım Hükümeti için, artık söz de tükendi, öyle gözüküyor ki yol da tükendi. Kıymetli, değerli sanatçımız Musa Eroğlu’nun, o muhteşem türküsünde dediği gibi, “Aşağıdan, yukarıdan yolun sonu görünüyor.” Sandık gelir gelmez, yolcudur Abbas; bağlasan durmaz. Kendileri de artık bu durumun farkında. Geçtiğimiz günlerde büyük alayişle, valayişle İnsan Hakları Eylem Planını açıkladılar. Ama bir baktık ki Eylem Planı dedikleri, 232 yıl önce kaleme alınan, Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’nden kopyala ve yapıştır hazırlanmış.

DAĞ FARE BİLE DOĞURMADI

Yine geçtiğimiz hafta, şu gördüğünüz Ekonomi Reformları başlıklı, dokümanı Haliç Kongre Merkezi’ne doldurdukları kişilere açıkladılar. Dört ay hazırlık yaptılar bunun için sonunda 90 sayfalık bir doküman ama bu dokümanın yarıdan fazlası fotoğraf. İçindekiler bölümünü, ara başlıkları da ayıkladığımızda, elde birkaç tane daktilo sayfası ancak kalıyor. Peki içeriğine bakınca, içeriğine baktığımızda da bunların çoğu eski plan ve programlardan kopyalanmış, bir sürü “-cektir”, “-caktır” ifadeleri. Yani “dağ fare bile doğuramamış.”

BU DOKÜMAN BÜROKRASİYE HAKARET, MİLLETLE ALAY ETMEK

Çok açık söylüyorum; ciddi bir buhranla boğuşan ülkemizin önüne, böyle bir doküman konması, hem bu ülkenin değerli bürokrasisine hakarettir, hem de milletimizin aklıyla alay etmektir. Ben Türk bürokrasisinin bundan çok daha iyi dokümanlar hazırlayabildiğini biliyorum. Aslında bu belge Erdoğan Şahsım Hükümetinin iflas ilamıdır. Erdoğan 19 yıllık yönetiminde, değişik adlarla 22 ekonomik paket açıkladı. Bu sonuncusu da 23. paket.  19 yıldır hala “-cektir”, “-caktır” ve de bol miktarda komisyonlara, kurullara havale.

ESNAFA PAKETTEN “ŞAKA” ÇIKTI

Bu pakette işçiye verilen hiçbir şey yok. İşsize bir şey yok. Çiftçiye bir şey yok. Emekliye bir şey yok. Esnafa ise paketten çıka çıka, “şaka” çıkmış. Basit usulde vergilendirilen 850 bin esnaf, gelir vergisinden muaf tutulacakmış. Şimdi bu yılın bütçesinde, basit usulle tahsil edilecek gelir vergisi hedefi; 228 milyon 883 bin lira. Bunu 850 bin esnafa pay edelim, esnaf başına yılda 269 lira ediyor. Güne bölersek, günde 74 kuruş yapıyor. Ankara’da ekmek markette 1 lira 75 kuruş. Halk Ekmekte 1 lira 25 kuruş. Yani esnafa müjde diye verdikleri, şu yarım ekmek parası bile değil. Esnafa verdikleri para bu yarım ekmeğe yetmiyor. Millete askıda ekmeği layık görenler, esnafımıza yarım ekmeği bile çok gördüler.

PAKETTE REFORM YOK, ÇARE YOK

Bir de şu var, esnaflarımız Şubat ayında beyannamelerini zaten verdi. Verginin yarısını da ödedi. Şimdi Şubatta ödenen bu vergi esnaflarımıza iade edilmezse, esnafımızın payına bırakın yarım ekmeği çeyrek ekmek bile düşmüyor. Allah aşkına bu milletle alay etmek değilse nedir? Ne yazık ki açıkladıkları pakette, bunun dışında vatandaşı ilgilendiren tek bir somut reform yok, vatandaşın derdine çare yok.

ŞAHSIM HÜKÜMETİ ÜLKEYİ RAYDAN ÇIKARDI

Sorun çözmenin ön koşulu, sorunun varlığını kabul etmektir. Soruna doğru teşhis konmadan, doğru tedavi uygulayamazsınız. Ama Erdoğan Şahsım Hükümetinin gerçeklikle bağı, tamamen kopmuş durumda. Erdoğan, ekonomide reform masalları anlatırken, “Ülkemizi 2023 hedeflerinin rotasında tutmayı başardık” dedi. Şimdi şu grafiğe bakalım, bu yukarıdaki kesikli mavi çizgi, 2023 hedeflerine giden rota. Aşağıdaki kırmızı düz çizgi ise, Erdoğan Şahsım Hükümetinin rotası. 2013’ten sonra Erdoğan rotayı şaşırmış.

FATURA ŞİMDİLİK 892 MİLYAR DOLAR

Koskoca ülkeyi rayından çıkarmış. Ben bunları kendimden söylemiyorum. TÜİK’in, yani devletin resmi rakamlarından alıyorum. Eğer ülkemiz şu kesikli mavi çizgide gözüken 2023 rotasında kalabilseydi, bugün 717 milyar dolar olan milli gelirimiz, 1 trilyon 609 milyar dolar olacaktı. Rotadan çıkmanın bedeli, şimdilik 892 milyar dolar. Yani milletimize Erdoğan’ın rotadan çıkması 892 milyar dolara mal oldu. Şahsım hükümetinin başına tavsiyemiz, şapkayı önüne koysun. Bu grafiğe uzun uzun baksın. “Nerede ben hata yaptım?” diye düşünsün. Bu teşhisi koymadan, yapılacak her iş, söylenecek her söz, abesle iştigaldir.

DÖVİZ BORÇLARINI ARTIRAN SİZSİNİZ

Pakette en temel kamu borç yönetim ilkeleri, yani Hazine’nin uyması gereken temel uluslararası kabul görmüş bir takım ilkeler var. Reform diye milletin önüne koyuyorlar. Bir de bir konu var; borç stoku içinde döviz cinsi borçların payı azaltılacakmış. Yani ilk günah ortadan kaldırılacakmış. Güler misiniz, ağlar mısınız? Toplam borç stoku içinde, döviz cinsi borçların payı, 2017 yılında yüzde 39. Bugün yüzde 56’ya çıkmış. TCMB kasasındaki 128 milyar doları buharlaştıran, kayınpeder, damat el ele vermişler, vatandaşın yastığının altındaki altına, dövize göz dikmişler. Hazine altınla, dövizle borçlanırsa bu paraları alır demişler. Şimdi çıkmışlar “bunu düşüreceğiz” diyorlar. Bunu da millete reform diye yutturmaya kalkıyorlar. Ayıptır, yazıktır, günahtır.

YAPILACAK İŞ BASİT

“Kamu personeline dair iş ve işlemler, tek bir idare tarafından yürütülecekmiş”. Allah rızası için 1960’ta kurulan Devlet Personel Başkanlığını kim kapattı? Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti… Niye kapattı? Çünkü devleti şirket gibi yöneteceğim dedi. Sonra, Cumhurbaşkanlığında “İnsan Kaynakları Ofisi” kurdu holdinglerde olduğu gibi. 60 yıllık koskoca bir kurumu kapattı, bir geleneği yok etti. Bu kurumun uzmanlarını götürdü, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na devretti. Şimdi kalkıp, yeni bir “Devlet Personel Başkanlığı kuracağız” diyorlar. Bunun adına da reform diyorlar. Yapılacak iş son derece basit. Devlet Personel Başkanlığı’nı alacaktınız Cumhurbaşkanlığına bağlayacaktınız. O zaman hasarı minimize ederdiniz.

DEVLETİN HAFIZASI TAAMMÜDEN SIFIRLANDI

Bugün Erdoğan’ın kurduğu “Şahsım Hükümeti” verimli, etkili ve istikrarlı çalışamıyorsa, nedenleri yarattığı bu kurumsal tahribattadır. Kanunlar Kararlar Genel Müdürlüğü, Devlet Personel Başkanlığı, Yüksek Planlama Kurulu, Devlet Planlama Teşkilatı, Maliye Teftiş ve Hesap Uzmanları Kurulu gibi yılların birikimiyle gelişmiş pek çok kurul, kurum ve kuruluş kapatıldı. Devletin hafızası taammüden sıfırlandı. Tüm bu hatalar, alınan kararların kalitesini ve yönetimde istikrarı olumsuz etkiledi, tahrip etti.

71 CBK YAYINLANDI, 43 TANESİ DÜZELTME KARARNAMESİ

10 Temmuz 2018’den bu yana, Cumhurbaşkanlığı tam 71 adet kararname yayımlamış. Bu kararnamelerin 43’ü daha önceki kararnamelerde Cumhurbaşkanlığının yayınladığı yine önceki kararnamelerde değişiklik yapan kararnameler. Yani bu kadar sık hata yapan, aldığı kararları bu kadar sık değiştiren şahsım hükümeti, nasıl ülkeye istikrar getirecek? Elbette getiremedi.

AYİNESİ İŞTİR KİŞİNİN, LAFA BAKILMAZ

Şimdi daha önce bu ülkede kamuda üst düzey yönetici olabilmek için, memuriyet şartı ve 10 yıllık tecrübe aranıyordu. Geldiler biraz önce söyledim “Devleti şirket gibi yöneteceğiz” dediler. İlk işleri de, üst düzey atamalarda aranan devlet tecrübesini kaldırdılar. Şimdi “Üst düzey atamalarda, mesleki tecrübe şartını” güçlendireceklermiş. Bunun adına da reform diyorlar. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Bu ülkede rüşvet yediği iddiasına muhatap olanları büyükelçi yapanlar, sahte diplomalı pehlivanı, kamu bankasına Yönetim Kurulu üyesi yapanlar, ağızlarını açıp, mesleki tecrübeden nasıl bahsedebiliyorlar anlamıyorum.

SOMUT BİR TAKVİM YOK

Yine dört, beş ayrı yerden maaş alan, Saray sosyetesi mensupları varken, çıkıyorlar “Kamu görevlilerine bir tek yönetim kurulu üyeliği vereceğiz” diyorlar. Gülünç olmayın. Bu pakette bir tane somut hedef var o da bütçede 46 milyar liralık tasarruf yapmak. Buraya kadar somut ama bu 46 milyar liralık tasarruf nereden, nasıl yapılacak, vergi mi artacak, harcama mı kesilecek bununla ilgili hiçbir şey yok.  Yine alınacak önlemlerin somut bir eylem planı ve takvimi de yok.

TASARRUF YAPILACAKSA SARAYLARDAN BAŞLANACAK

Eğer tasarruf yapılacaksa, israf önlenecekse ki söyleniyor, önce bu işe saraylarından ve sosyetelerinden başlamaları gerekiyor. Ben bu dokümanda yüzen, uçan, kaçan, duran sarayların satılacağına dair herhangi bir düzenleme görmüyorum. Debdebenin, şaşalı saray toplantılarının azaltılacağına dair de bir düzenleme görmüyorum. Saray’ın ucu bucağı görünmeyen araç konvoyları kısaltılacak mı, o da yok.

BELEDİYELERİ KAYBETMENİN KISKANÇLIĞI

Ne var? Belediyelerin harcamalarını sınırlamak var. Ne var? Belediyelerin sosyal yardımlarını merkezi denetime almak var. Arkadaşlar çok açık söyleyeyim, bu, bu hükümetin belediyeleri kaybetmesinden sonra başlayan kıskançlığının, çekememezliğinin devamı var. Şunu söyleyeyim, ön teker nereye giderse, arka teker de oraya gider. Saray sözde itibarından tasarruf etmeden, kamuda tasarruf falan gerçekleşmez. Derdi o derdi çekenden dinlemeyen bir yönetim, derde de derman olamaz.

SEN, BEN, BİZİM OĞLAN REFORMU

Ama bakıyoruz burada milletin derdini dinleme, milletle beraber çözüm üretme konusunda herhangi bir adım yok. Pakette reform diye; “Ekonomi Koordinasyon Kurulu” kurulacak diyorlar. Bu kurul zaten var. Biraz adını değiştirmişsiniz şimdi allayıp, pullayıp, yeni bir şey gibi milletin önüne getiriyorsunuz. Bu Kurul’un üyeleri kimler? Cumhurbaşkanı Yardımcısı, Hazine ve Maliye Bakanı, Sanayi Teknoloji Bakanı, Ticaret Bakanı, Tarım ve Orman Bakanı ve diğer bazı atanmış memur ve Bakanlar. Yani sen, ben, bizim oğlan toplanacaklar, karar alacaklar ondan sonra da bu sürece reform diyecekler. Oysa Anayasamızda, tüm sosyal kesimleri bir masa etrafında toplamak için, Anayasal bir konsey var Ekonomik ve Sosyal Konsey. Anayasamız, “Bu Konseyin kuruluş ve işleyişi, kanunla düzenlenir” diyor. Boş boş laflar koyacaklarına, bu kanunu, TBMM’ye getirecekleri tarihi söyleseler, şu tarihte getireceğim. Ondan sonra da “Ekonomideki kamu özel tüm oyuncularla, düzenli istişare ederek” ekonomiyi yöneteceğim dese işte buna reform derler. Merkez Bankası başta olmak üzere, diğer pek çok özerk kurumun bağımsızlığını bitirdiler,  ondan sonra kalkmışlar TÜİK’i “ilgili kuruluş” yapacağız diyorlar. TÜİK’in Hazine ve Maliye Bakanı ile bağını koparma ve o Saray ile daha güçlü bir bağ kurma projesini kalkmışlar reform diye anlatıyorlar.

BUNLAR YAPILMADIĞI İÇİN PAKET GÜVEN VERMİYOR

Güveni sağlamak için yapılması gereken aslında çok basitti. “Merkez Bankası Başkanının görevden alınmasını kolaylaştıran bütün hükümleri kaldırıyoruz” diyeceklerdi. “Düzenleyici-Denetleyici kurumların özerkliğini güçlendiriyoruz” diyeceklerdi. Bunların hiçbirini yapamadılar, yapamazlar. Bunlar yapılmadığı, yapılamadığı için de kimse açıklanan bu pakete inanmıyor. Bu paket beklenen güveni getirmiyor. Ekonomi yönetimi, çok açık söyleyeyim elindeki son barutu da tüketti. Bugün öğrendik, yabancıların Borsadaki payı tüm zamanların dibine vurmuş. Ülkemizin risk primi hala kritik eşik olan 300’ün üzerinde. Bu konuda da dünyada ilk iki ülkeden biriyiz.

FAİZ LOBİSİ SİPARİŞİ VERDİ

Türk Lirası değer kaybetmeye devam ediyor. Herkes ayın 18’inde gerçekleştirilecek, Para Politikası Kurulu toplantısına gözlerini çevirmiş vaziyette. Faiz lobisi 100 baz puan faiz artışı siparişini çoktan verdi bile. Erdoğan’ın şahsım hükümeti ekonomiyi milletimizi kırk katır ile kırk satır arasına sıkıştırdı. Bir tarafta yüksek faizler, dünyada ilk 10’a giriyoruz. Diğer tarafta da her gün değer kaybeden Türk Lirası var.

REFORM DEDİĞİNİZ ÖYLE DEĞİL, BÖYLE OLUR

Oysa yeni ekonomi yönetimi göreve gelir gelmez, Merkez Bankası kasasından buharlaşan 128 milyar dolar için soruşturma açabilseydi, TL hızla değer kazanmaya başladığında, rezerv biriktirerek bu değer kazanımını tedrici hale getirseydi, yani daha yavaş bir kazanım olsaydı, insan hakları konusunda böyle “Plan değil, eylem” ortaya koysaydı, TÜİK’in veri kalitesini artırmak için kurulan, Danışma Kurullarını kapatmak yerine, kurumsallaştırılsaydı, Ekonomik ve Sosyal Konsey Kanununu TBMM’ye gönderilseydi, yuvarlak “-cek, -caklar” yerine “Kamu ihale Sistemi, Avrupa Birliği standartlarına göre yeniden düzenliyorum” deyip bu kanunu da Meclis’e sevk etseydi elbette bunlara reform denirdi. Yine esnafımızı, çiftçimizi, KOBİ’lerimizi güçlendiren, işsizlerimize iş verecek, güçlü çapalara ve somut bir takvime sahip, ülkemizde hem şarkıyı, hem de dansı değiştiren bir program milletimizin önüne koyabilseydi tabi buna reform paketi denirdi. Bununla da yedi düvele güçlü bir mesaj verilirdi. Güven sağlanabilirdi. Ama maalesef metal yorgunu bu hükümet bu fırsatı da kaçırdı. Ekonominin kontrolü faizcilerin risk iştahına malzeme edildi.

İKİNCİ YÜZYILA ÇAĞRI BEYANNAMEMİZİ OKUYUN

Reform mu istiyorsunuz? Reform paketi burada. Partimizin hazırladığı İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi. Zahmet edip bir okusaydınız, ülkede güveni sağlayacak reformlar hakkında fikir sahibi olurdunuz. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak kendimize güveniyoruz. İktidara hazırız. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında en önemli çapa; yeni bir Anayasa ile Güçlendirilmiş Yeni Demokratik Parlamenter Sistem olacaktır. “Siyasi Ahlak Yasası” olacaktır. Dünya standartlarında yeni bir “Kamu İhale Kanunu” olacaktır. “Ekonomik ve Sosyal Konsey” olacaktır, “Stratejik Planlama Teşkilatı” olacaktır. “Aile Destekleri Sigortası Kurumu” olacaktır. Seçim barajını kaldıracak, milletvekillerini halkın seçmesini sağlayacak yeni bir “Seçim Yasası” olacaktır. “TBMM’de muhalefet partisinin başkanı olduğu Kesin Hesap Komisyonu’nun kurulması” olacaktır. “Ulusal Vergi Konseyi’nin kurulması” olacaktır. Ve tabi ki “Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı’nın kurulması” olacaktır. Ülkemizi buhrana sürükleyen, mevcut sistemi değiştirecek temel reformlar bunlardır.

AŞILAMADA BU HIZLA GİDERSEK 2022’Yİ DE KAYBEDERİZ

Erdoğan Şahsım Hükümetinin kontrolünü kaybettiği bir başka alan. Covid-19 Salgını. Hem salgın yönetiminde, hem de aşılamada ciddi zafiyetler var. Günlük vaka sayıları 15 bini aşmış durumda. Bunun üzerine test sayıları hemen azaltılmaya başlandı. Vaka test oranı yüzde 10’nun üzerinde ama. Günde 200 bin test yapılsa günlük vaka sayısı 20 bini aşacak. Aşılamada işler çok parlak değil. Ortada aşı yok. Türkiye, birinci ve ikinci dozlar da dâhil, günde ortalama 182 bin aşı yapabiliyor. Oysa toplumsal bağışıklık kazanmamız için, en az 50 milyon yurttaşımıza aşı yapmamız lazım. Yani 100 milyon doz aşı. Aşılamada bu hızla gidersek, 549 günde bu işi bitireceğiz. Yani 1,5 yıl. O zaman sadece 2021’i kaybetmiyoruz, 2022’yi de kaybediyoruz. Bir de üstüne üstlük nüfusun büyük çoğunluğunu aşılayamadan, aşılanmış grupları tekrar aşılamamız gerekirse, durumun vahameti daha da artacak. Türkiye, 100 milyon doz aşıyı hemen bulup, günlük aşı yapma sayılarını da 500-600 binlere çıkarmak zorunda.

HAVAYA BAKIP ISLIK ÇALIYORLAR

Bunları yapamıyorlar; bakıyorlar acaba şu aşıdaki beceriksizliğimizi Cumhuriyet Halk Partisine yükleyebilir miyiz? Salgındaki beceriksizliğimizin sorumluluğunu milletimize yıkabilir miyiz? Beceremediği işlerin sorumluluğunu üstlenmeyen bir hükümetle karşı karşıyayız. Milletimiz soruyor, “Bu işlerin sorumlusu kim? Bu ülkede hükümet yok mu, nerede bu hükümet?” diyor. Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti ise havaya bakıp ıslık çalıyor.

KİMSE ATATÜRK’Ü BU MİLLETİN GÖNLÜNDEN SİLEMEZ

Danıştay aldığı iki ayrı kararla, hem okullarda okutulan Andımızı, hem de Devlet Madalyalarından Atatürk Kabartmasını kaldırdı. Andımızın ve Devlet Madalyalarındaki Atatürk Kabartmasının kaldırılmasını kim istedi, bu davayı kim açtı? Erdoğan Şahsım Hükümeti. Hükümetin sıkıntısının sebebini biliyoruz. Ama buradan tekrar söyleyelim, Atatürk demek, Türkiye demektir. Atatürk demek, bağımsızlık demektir. Atatürk demek emperyalizme kafa tutmak demektir. Atatürk demek milli şeref, haysiyet ve onur demektir. Atatürk resimlerini madalyalardan çıkartmaya kalkmak beyhude çabadır. Kimse Atatürk’ü bu milletin yüreğinden de, zihninden de söküp atamaz. Şahsım hükümetinin bunu anlaması lazım ve milletin sinir uçlarıyla daha fazla oynamaması gerekir.

BUNLAR OLURKEN, BAHÇELİ BÜLBÜL SUYU MU İÇTİ?

Sizlere bir geçmişi hatırlatayım. Şimdi bu nasıl iş anlamakta zorluk çekiyorum… Sayın Bahçeli, iktidar ortağınız daha önce verilmiş olan andımızın okutulması gerektiğini söyleyen kararını iptal ettirmek için Danıştay’a yeniden başvuruyor. Milli Eğitim Bakanlığı Danıştay’a bir dilekçe veriyor. Ve bu dilekçede andımızla ilgili olarak; “21. Yüzyılın Türkiye’sinde, 30’lu yılların ritüellerini benimsemek, çağ dışı bir yaklaşımdır” diyor. Siz buna nasıl izin verdiniz? Aynı Milli Eğitim Bakanlığı, “Gerek faşizm, gerekse komünizm öğrenci andı benzeri uygulamaları, sıkça kullanmıştır” diye ahkam keserken siz neredeydiniz? Siz, Cumhur İttifakı’ndaki ortağınız bu itiraz dilekçesini verirken ne yapıyordunuz? İttifakınızın resmi görüşü olan bu belgeye, bu itiraz dilekçesine neden itiraz etmediniz? Bülbül suyu mu içmiştiniz?

ORTAĞINI DEĞİL, DANIŞTAY’I ELEŞTİRİYOR

Şimdi karar çıkmış, yine ortağınızı eleştiremiyorsunuz Danıştay’ı eleştiriyorsunuz. Yani Cumhur İttifakı’ndan ortaklığı kapınca, Saray’a bekçi olunca, sizin için; Türküm demek, ayıp mı oldu? Doğruyum demek, yanlış mı oldu? Çalışkanım demek, çarpıklık mı oldu? Ne oldu? Yoksa, “Kırmızı çizgileriniz” artık pembeleşti mi?

ANDIMIZ OKULLARA GERİ DÖNECEK

Şunu herkes bilsin; Andımız herhangi bir etnik kökeni dışlamaz, kimseyi ayrıştırmaz. Andımız ülke bütünlüğü içinde, vatan sevgisini, cumhuriyet ideallerini barındırır. Saygı ve sevgi kavramlarını içselleştirir. “Çağdaş medeniyetler seviyesinin üzerine çıkma” hedefini simgeler. Cumhur İttifakı ne yaparsa yapsın. Andımızın her kelimesi ve Atatürk sevgisi, bu milletin yüreğinden de, ruhundan da silinmeyecektir. Andımız okullarımıza, Atatürk Kabartması ise madalyalarımıza geri dönecektir. Milletimiz kimin ne olduğunu ve ne yaptığını görüyor. Notlarını da veriyor. Bu sorumsuzlara hak ettiği cevabı sandıkta verecek. Bunların hepsini evlerine gönderecek.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

Soru- Cumhurbaşkanı dün Tıp Bayramı mesajında temizlik, maske ve mesafe dedi. Bugün yine AK Parti Gençlik Kongresinde ise salonlar kalabalık görüntülerle ekranlara yansıdı. Siz bu tezatlığı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi ülkeyi yönetenler koltuklarını koruma endişesine düşünce fikirleriyle zikirleri farklılaşıyor, vatandaşların canını korumayı unutuveriyorlar. Tamam vatandaşa maske diyorsunuz, mesafe diyorsunuz ama kendi kongrelerinizi lebalep dolduruyorsunuz taşımayla. Siz samimi olmayınca vatandaş sizin söylediklerinize güvenmiyor o yüzden de pandemiyle mücadelede başarılı olamıyoruz. Yani artık deve güreşi yapma noktasına kadar götürdükleri gençlik kolu kongrelerinde çıkıyorlar bir de millete akıl veriyorlar.

AK Parti bu memlekette kuraldan, kaideden, kanundan üstün müdür? Millete kalabalık oldu diye cezaları keseceksin, ondan sonra kendi kongrelerini dolduracaksın. Peki bu kongreler hakkında emniyet, kolluk kuvvetleri ne yapıyor? Kural herkese uygulanmıyorsa kural değildir. Herkes kanunun önünde eşit olmalıdır.

Soru- Sağlık Bakanı Fahrettin Koca daha önce cenazeye katıldığı için özür dilemişti. Buna karşın İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun annesinin cenazesinde camide görüntü vermedi ama defin alanında görüntüsü daha sonra ortaya çıktı. Siz bu görüntüleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Önce izin verirseniz Sayın İçişleri Bakanının değerli annesine Allah’tan rahmet, Sayın Bakana ve acılı yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyoruz. Ama bu salgın günlerinde getirilen kısıtlamalar eğer protokol tarafından deliniyorsa, bunun içinde Sağlık Bakanı da yer alıyorsa bunu kabul etmek mümkün değildir. Hata bir kere yapılırsa tamam hatadır. Ama özür dilendikten sonra bir daha tekrarlanırsa bu artık hata olmaktan çıkar tercih haline gelir. Yani bu tek başına bir sağlık meselesi olmaktan çıkmıştır ucube rejimin bir sonucudur.

Soru- Seçim Kanunu değişikliğiyle ilgili AK Parti daraltılmış bölge istiyor. MHP’nin ise daraltılmış bölgeye karşı olduğu yönünde haberler çıkıyor. CHP’nin bu konudaki tavrı ne olur, dar bölge mi, daraltılmış bölge mi, yoksa mevcut sistem mi?

Faik ÖZTRAK- Şimdi Genel Başkanımız söyledi, ben burada bir defa daha tekrarlayım. 19 yıllık bir iktidar 19 yıl sonra seçim yasalarını değiştirmeye kalkıyorsa artık gidici demektir. Gidici olduğunun farkındadır. Aşağıdan, yukarıdan biraz önce söyledim yolun sorunu görünmüş demektir. Şunu ifade edeyim, milletin önüne sandık gelsin de biran evvel nasıl gelirse gelsin.

Soru- İstanbul milletvekili Cihangir İslam’ın CHP’ye katılmasıyla ilgili bir takım eleştiriler ifade edilmişti. MYK toplantısında bu konu ele alındı mı?

Faik ÖZTRAK- Hayır ele alınmadı.

Soru- Özelleştirme İdaresi Başkanvekilinin idareye bağlı üç şirketten birisinin Yönetim Kurulu Başkanı, ikisinin Yönetim Kurulu Üyesi olmasını siz nasıl yorumluyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Yani ucube rejimin ucube uygulamalarından bir tanesi. Özelleştirme İdaresi Başkanvekilisin, sana bağlı bir sürü altında şirket var o şirketlerin iyi yönetilmesini denetlemekle sorumlusun ama sen o şirketlerin yönetimine giriyorsun. Ondan sonrada bir Yönetim Kurulu Üyeliği vereceğiz, şu olacak, bu olacak. Buradan açıkça ifade ediyorum, bir kere daha söylüyorum, ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.

Teşekkür ederim.

KEDİ BURADAYSA CİĞER NEREDE?

CHP Sözcüsü Öztrak, AK Parti Genel Başkanının buharlaşan 128 milyar dolarlık rezervle ilgili sözlerine yanıt verdi.

Erdoğan’ın iddialarının aksine 2019 başından 2020 Kasım ayına kadar 128 milyar dolar rezervin buharlaştığını rakamlarla gösteren Öztrak, “Kasada sizin dediğiniz gibi 128 milyar dolar yok, tam 42,5 milyar dolar açık var. Yola sağlam bastıysanız hesabını da verirsiniz. Yok, ‘Millete hesap vermem’ diyorsanız, onu bugün vermezsiniz. Ama bizim iktidarımızda bunun her kuruşunun hesabını sorarız” diye konuştu.

Son iki yılda 2 milyon yurttaşın işini kaybettiğini, Türkiye’nin enflasyon ve faizin şampiyonlar ligine girdiğini, insanların yokluktan canına kıymaya başladığını ifade eden Öztrak, “Kandil günü ‘Başınıza damadım kadar taş düşsün’ diye beddua ediyorsunuz. Sayın Erdoğan, siz ve damadınız, ülkeye takoz oldunuz. Biz de dâhil, tüm milletimizin başına zaten taş olup yağdınız” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Sizin ve milletimizin Mübarek Miraç Kandilini kutluyorum. Bu gece edilecek duaların Yüce Allah katında kabulünü niyaz ediyorum. Bugün AK Parti Grubunda yine büyük bir hezeyana şahit olduk. AK Parti Genel Başkanı, Mübarek Miraç Kandilini bile dinlemedi. On parmağında on kara partimize sürdü. Elbette kötü söz sahibine aittir. Testinin içinde ne varsa, dışına da o sızar.

ALLAH’A ŞÜKÜR BİZDE PARALARI SIFIRLAMA TALİMATI VEREN YOK

Allah’a çok şükür, bizlerin evinden çanta çıkmaz, ayakkabı kutusu çıkmaz, para sayma makinası çıkmaz, kasalar hiç çıkmaz. Yine Allah’a çok şükür ki; bizim partimizde, “Evdeki paraları sıfırlama” talimatı veren babalar hiç olmadı, bizler de evlatlarımıza, “Evdeki paraları sıfırla evladım” talimatını hiçbir zaman vermedik, vermeyiz de. Böyle bir utancı babalarımız bizlere yaşatmadı, biz de evlatlarımıza yaşatmadık, yaşatmayacağız.

HİÇ BİR YERE PARAŞÜTLE GELMEDİK

Sayın Genel Başkanımız da ben de devlette kariyer merdivenlerini alnımızın akıyla, hak ederek, adım adım tırmandık. Hiçbir yere paraşütle gelmedik. 2001’de Türkiye’nin en büyük krizlerinden birinin ardından, devletimiz bana Hazinesini emanet etti. Müsteşar oldum. Takım olarak gece gündüz çalıştık. Ekip olarak, ekonomiyi iki çeyrekte krizden çıkaracak programı hazırladık. 2001 yılında yüzde 5,8 daralan ekonomiyi. 2002’de yüzde 6,4 büyüttük. AK Parti hükümete geldiğinde de, tüm dünyada güven uyandıran bu programı kucağında buldu. İnsanda biraz vefa duygusu olur. Azıcık vefa duygusu olandan tabi Allah razı olsun, vefa duygusu olmayanın da canı sağ olsun.

BİZİM İÇİN EN BÜYÜK ONUR BUDUR

Hazine Müsteşarıyken, milyarlarca dolarlık iş ve işlemlerin altına imza attım. Allah’a çok şükür hepsinin de hesabını verdim. Devletten ayrıldıktan sonra da, hiçbir kamu kurumunun kapısından içeri girmedim. Yönetim Kurulu üyelikleri kovalamadım. Genel Başkanımız, ben ve partimizde devlete hizmet eden tüm arkadaşlarımız için en büyük onur her zaman, her girdiğimiz makamdan tertemiz ayrılmamız olmuştur.

BU SORULARI MİLLET ADINA SORUYORUZ

AK Parti Genel Başkanı, bugün niye bu kadar sinirliydi, niye bu kadar esip gürledi anlamadık. Genel Başkanımız Merkez Bankası kasasından buharlaşan 128 milyar dolarla ilgili beş soru sordu. Bizde bu soruları hep tekrarladık.

Birinci soru, bu satış hangi yöntemle yapıldı?

İkinci soru, bu satış hangi tarihlerde yapıldı?

Üçüncü soru, bu dolarlar, dövizler hangi kurdan satıldı, ne kadar satıldı?

Dördüncü soru, bu ticaretin alıcıları kimlerdir?

Beşinci soru ise, bu satış işleminin altında kimlerin imzası vardır? Biz bu soruları Sayın Erdoğan, size millet adına soruyoruz.

BUHARLAŞTIRDIĞINIZ 128 MİLYAR DOLARDA TÜYÜ BİTMEMİŞ YETİMİN HAKKI VAR

O buharlaşan 128 milyar dolar rezerv sizin şahsi döviziniz değil. O döviz rezervlerinde tüyü bitmedik yetimin hakkı var. Esnafımız bu rezervlerin ne kadarını gördü, çiftçimiz bunların ne kadarını gördü, emekliye ne kadarı gitti, memura ne kadarı gitti, işsizse ne kadarı gitti, çalışanlara ne kadarı gitti? Bugün Miraç Kandili… Böyle bir günde ekşi yemeyenin karnı ağrımaz. Millete çıkar, alnı ak hesabını verir. Ama siz onun yerine, lafları eviriyorsunuz, çeviriyorsunuz; bir de üstüne hakaret ediyorsunuz. Nedir bu telaşınız?

ÖNCE HARCADIK DEDİ, ŞİMDİ HARCAMADIK DİYOR

Daha önce “128 milyar doları Pandemi için kullandık” dediniz. Bugün bakıyorum fikir değiştirdiniz. Şimdi “Para, Merkez Bankası ve Hazine kasasında” diyorsunuz. Ama konuşmanın sonuna doğru yine fikir değiştiriyorsunuz bu sefer de “Rezervler toparlanıyor” diyorsunuz.

KEDİ BURADAYSA CİĞER NEREDE?

Buradaki rakamlar bana ait değil. Şu çizgi net rezervleri gösteriyor. Bu Merkez Bankası’nın “Uluslararası Rezerv ve Döviz Likiditesi” istatistiklerinden alınan rakamlar. 26 Şubat itibariyle, Merkez Bankasının kasasındaki döviz açığı 42,5 milyar dolar. Sayın Erdoğan, kedi buradaysa, ciğer nerede? Ciğer buradaysa, kedi nerede? Kasada sizin dediğiniz gibi 128 milyar dolar falan yok, tam 42,5 milyar dolar açık var. Merkez Bankası kasası 2020 yılının Mart ayından sonra sürekli açık verdi. Biz bunu takip ediyoruz, bunu soruyoruz. Biz 2019’un başından damadın görevden ayrıldığı Kasım 2020’ye kadar satılan 128 milyar doların hesabını sormayacak mıyız? Tabi ki soracağız.

CHP İKTİDARINDA HESABINI SORACAĞIZ

Merkez Bankası daha önce de döviz sattı. Bunları, sattığı dövizleri gün gün açıkladı. Siz bunu neden açıklayamıyorsunuz? Niye açıkla dediğimizde bizim verecek hesabımız yoktur diye bas bas bağırıyorsunuz? “Yola sağlam bastıysanız” hesabını da verirsiniz. Yok, “Millete hesap vermem” diyorsanız, onu bugün vermezsiniz. Ama bizim iktidarımızda bunun her kuruşunun hesabını sorarız.

MİLLETİN BAŞINA TAŞ OLUP YAĞDINIZ

Bir de mübarek Miraç kandilinde, TBMM kürsüsünden beddua ediyorsunuz, “Başınıza damadım kadar taş düşsün” diyorsunuz. Sayın Erdoğan, siz ve damadınız, ülkeye takoz oldunuz. Biz de dâhil, tüm milletimizin başına taş olup yağdınız. 2020’de iş güç sahibi, 1 milyon 272 bin yurttaşımız işinden oldu. Son iki yılda 2 milyon yurttaşımız işini kaybetti. Dünyada en yüksek enflasyona sahip 15 ekonomiden biriyiz. Bugün yine sayenizde Türkiye, en yüksek faizi veren 10. Ekonomi dünyada. Faiz lobileri sayenizde abat oldu, şımardı. Bak, şimdi 100 baz puan daha faiz artışı istiyorlar. Milletimiz ayçiçek yağını çay bardağıyla satın alıyor, son bir haftada Osmaniye ve Adana’da iki gencecik müzisyenimiz maalesef canına kıydı.

BUNLARIN SORUMLUSU SİZSİNİZ, SİZ!

Bu ülkede Hükümet yok mu? Bunların sorumlusu kim? Sizsiniz, siz Sayın Erdoğan. Bugün ama Grup Toplantınızda ağızınızdan bu konuda tek bir söz duymadık. Sarayınızda oturmuşsunuz, ülkenin halinden haberiniz yok gibi yapıyorsunuz. Boş boş bir de üstüne böbürleniyorsunuz. Bir de bizi cahillikle itham ediyorsunuz. Sayın Erdoğan, bizim ömrümüz, devlette yatırım projeleriyle uğraşmakla geçti. Nükleer santralle övünüyorsunuz. Soruyoruz: Ruslardan nükleer santrali aldınız peki Ruslar daha önce taahhüt ettikleri gibi, kamuoyuna söylediğiniz gibi nükleer teknolojiyi bize verdi mi? Bu santralin üreteceği elektriği kaça mal edeceksiniz, milletimize kaçtan satacaksınız? Akıl vermek yerine, bu sorulara cevap verin.

SALGININ SORUMLULUĞUNU DA VATANDAŞA YIKTI

Hiçbir şeyin sorumluluğunu almıyorsunuz. İllerin pandemide renk değişiminden, şimdi o ildeki vatandaşı sorumlu tutuyorsunuz. Peki bu Lebaleb dolu parti kongrelerini vatandaş mı yaptı? İşleri laf kalabalığına getirmeyin. Hem, 128 milyar dolarla ilgili beş sorumuzu, hem de nükleer santralle ilgili iki sorumuzu cevaplayın. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Hepinize teşekkür ediyorum.

EKONOMİDE ŞANZIMAN GİTTİ, MOTOR YANDI, KAPORTA DAĞILDI

CHP Sözcüsü Öztrak, Hükümetin 2020’de büyümeyi sağlamak için ekonomide yüksek borçluluğa, yüksek işsizliğe, yüksek enflasyona, yüksek faize, yüksek cari açığa, yüksek kamu açığına ve eksi rezervlere razı olduğunu belirtti. Öztrak, “Arabayı birazcık kımıldatmak için hem şanzıman dağıtıldı, hem motor yakıldı, hem de kaporta darmadağın edildi. Arabayı kullanan acemi şoför ise kaza mahallinden kaçıp gitti” diye konuştu.

Yeni ekonomi yönetiminin üst üste hatalarla güveni erittiğine dikkat çeken Öztrak, “Yeni Hazine ve Maliye Bakanı’nın, bürokrasiye hâkim olmakta da zorlandığı görülüyor. İki haftada iki TÜİK Başkanının değiştirilmesi, Borsa İstanbul Başkanının, söylentilere göre Saraydan gelen müdahalelerden rahatsız olup görevinden istifa etmesi, Merkez Bankası’ndan 128 milyar doları buharlaştıran bürokratlar  halen dokunulamaması, ekonomi yönetiminin bu işlere hâkim olamadığı iddialarını güçlendiriyor. Saray entrikaları ve ayak oyunları, bir kez daha hız kazanmış görünüyor. Ve ne yazık ki bunların faturasını da vatandaşlarımız ödüyor” ifadelerini kullandı.

Millete 100 milyon doz aşı temini taahhüdü veren Sağlık Bakanı’nın aşı programı riske girince sorumluluğu CHP Genel Başkanına yıkmaya çalıştığını, bunun “çamura yatmanın daniskası” olduğunu ifade eden Öztrak, “Sorumluluktan kaçmaya uğraşıyor. Hayırdır, SINOVAC firması aşıları teslim etmiyor mu? Sağlık Bakanına küstü mü? Böyle gayrı ciddilik olmaz” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Bugün, ülkemizde kadına yönelik artan şiddet ve çalışan kadınların sorunları, milletimizi ezip geçen “ekonomik kriz”, sorunları çözme ehliyetini yitirmiş tek adam vesayet rejiminin sebep olduğu “devlet krizi”, salgın ve aşılama sürecindeki sorunlar, tüm bunlara bağlı olarak yaşanan ve her geçen gün biraz daha ağırlaşan toplumsal buhran, yine bu buhranı aşmak, milletimizi rahatlatmak için yapılaması gerekenler vardı.

DERTLERİ KENDİ İMAJLARI

Bugün 8 Mart. Tüm kadınların, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyoruz. Bir ülkenin ilerlemesi, kalkınması, çağdaş medeniyet seviyesini yakalaması, kültürel, sosyal, ekonomik ve politik hayatta, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması, kadınların her alanda hak ettiği konumu ve sorumluluğu almasıyla mümkündür. Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi; “Toplumun bir yarısı yere zincirle bağlanmışken, diğer yarısı göğe yükselemez.” Ama Türkiye’de kadın olmak çok zor… Bu ülkede 92 yaşındaki bir kadın, cinsel saldırıya uğrayıp, hunharca katledildi. Korkunç bir olay… Ama İçişleri Bakanlığı şimdi bu vahşi cinayeti bırakmış, failin elindeki üç hilal dövmesinin neden yayın organlarında gösterildiğinin derdine düşmüş. Bunlar için varsa yoksa kendi imajları, varsa yoksa kendi itibarları. Cumhur İttifakı ortakları imajlarını dert edindikleri kadar, kadına yönelik şiddeti maalesef dert edinmiyor. Yine geçtiğimiz hafta Samsun’da, kadına yönelik şiddetin en aşağılık, en bayağı haliyle karşılaştık. Bir anne, beş yaşındaki küçücük evladının gözü önünde, sokak ortasında korkunç bir şiddete maruz kaldı. Sosyal medyaya yansıyan görüntüler, tüm Türkiye’de büyük bir infiale neden oldu.

ARAŞTIRMA ÖNERGELERİMİZ REDDEDİLDİ

Sorunu çözmek, sorunun varlığını kabul etmekle başlıyor. Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri, ülkemizin yüzleşmesi ve siyaset kurumunun, yönetimlerin çare üretmesi gereken, çok büyük bir sorun. Sadece geçtiğimiz yıl, 300 kadın cinayete kurban gitti. 171 kadın şüpheli bir biçimde hayatını kaybetti. Yine daha 2021’in ilk iki ayında, bu ülkede 51 kadın cinayeti gerçekleşti. Hafta sonu Denizli’de, bugün Antalya’da yeni kadın cinayeti haberleriyle sarsıldık. Kadına yönelik şiddetin araştırılması için, CHP olarak TBMM’ye sayısız Araştırma Önergesi verdik. Ama hepsi de AK Parti ve MHP’nin oylarıyla reddedildi. Ülkeyi yönetenlerin, “Meseleleri mesele etmezseniz, ortada mesele kalmaz!” anlayışı, burada da kendisini gösterdi.

TAKİPÇİSİYİZ DEMEK YETMİYOR

Vahşi bir kadın cinayeti, ya da Samsun’da olduğu gibi kadına şiddet, toplumda büyük infial uyandırınca, Saray efradı canhıraş biçimde, “Olayın takipçisiyiz” mesajları atmaya başlıyorlar. Saray bilmelidir ki, kadına şiddet, sadece “takipçisiyiz” mesajlarıyla durdurulamaz, devleti yönetenlerin sorumluluğu, kadına şiddeti engellemektir. Yasaları uygulamaktır. Ama onun yerine Saray ve AK Parti, bu yasalara temel teşkil eden ve TBMM’de oy birliğiyle kabul edilen İstanbul Sözleşmesi’ni, “Bize uymadı” deyip, tartışmaya açıyor.

HÜKÜMET SAVSAKLIYORSA TBMM VAZİYET ETMELİDİR

Artık daha fazla vakit ve can yitirmeyelim. Bu işin üstesinden gelemiyorsanız, o koltukları fuzuli yere işgal etmeyin. Gereğini yapın. Biz açık çağrı yapıyoruz. Bu meseleyi Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti savsaklıyorsa, soruna TBMM vaziyet etmelidir. Yasaların neden uygulanmadığının hesabını yetkililerden sormalıdır.

TÜRKİYE BU ALANDA EN KÖTÜ DURUMDAKİ ÜLKE

Kadına yönelik şiddet elbette çok büyük bir sorun. Ama toplumsal yaşamda kadınların tek sorunu şiddet değil. Hayatın her alanında, başka pek çok sorunları var. Şu grafiği ve ne anlama geldiğini çok iyi irdelememiz gerekiyor. 15-29 yaş arasındaki her 100 kadından 40’ı, me okuyor, ne de çalışıyor… Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı ülkelerinin tamamında, yüzde 40 dediğimiz bu oran yüzde 15 civarında. Türkiye, OECD ülkeleri içinde en kötü konumdaki ülke… Buradayız. Kadınlara ne doğru dürüst eğitim verilebiliyor. Ne de doğru, dürüst iş verilebiliyor. Kadına her alanda eşit imkânlar sağlanmadan, özlediğimiz insani gelişmişlik seviyesine ulaşamayız. Tüm gençlerimize ama özellikle, genç kadınlara iyi bir eğitim vermeden, onlara kaliteli iş ve istihdam imkânları sunmadan, ne orta gelir tuzağından kurtulabiliriz. Ne zengin, müreffeh bir ülke olabiliriz. Ne gelir dağılımındaki adaletsizlikleri çözebiliriz. Ne de geleceğe güvenle bakabiliriz.

BU ZİHNİYETTEN BEKLENMEZ

Peki, Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti bunun farkında mı? Elbette Hayır! “Ben zaten kadın, erkek eşitliğine inanmıyorum” diyen bir zihniyetten, ne kadın haklarına, ne de insan haklarına saygı beklemek mümkün değildir. Anadolu irfanının gür sesi, Rahmetli Neşet Ertaş ne güzel diyor: “Kadın insan, biz insanoğlu!”

8 MART TATİL OLSUN TEKLİFİ

Bugün Cumhuriyet Halk Partisi kadın milletvekilleri, Sayın Genel Başkanımızla beraber TBMM’ye yeni bir yasa teklifi verdi. Kadınlara siyasette eşit fırsatlar sunmayı ve 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününün, dünyanın diğer bazı ülkelerinde olduğu gibi tatil ilan edilmesini de içeren bu düzenlemeye herkesten, tüm partilerden, toplumdan destek bekliyoruz.

MİLLET EYLEM PLANI DEĞİL, EYLEM BEKLİYOR

19 yıldır ülkeyi yöneten Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti, metal yorgunu, tükenmişlik sendromu yaşıyor. Millete söyleyecek sözleri kalmadı. 1789 Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’nden, kopyalanıp yapıştırılan ilke ve haklar, İnsan Hakları Eylem Planı denerek, 232 yıl sonra, milletin önüne servis ediliyor. Ama milletin artık lafa karnı tok, lafla peynir gemisi yürümüyor. Milletimiz 19 yılın ardından, artık eylem planları falan değil, eylem bekliyor eylem! Millet artık uygulamayı görmek istiyor. Bir de çıkıyorlar, “Eyleme geçmek için 2 yıl lazım” diyorlar. Sanki taze hükümet… 19 yıldır bu ülkeyi kim yönetiyor? Erdoğan’ın Şahsım Hükümetleri.

OKYANUS ÖTESİNE GÖNDERİLMİŞ UCU YANIK MEKTUP

Zamanlamaya bakınca, insan düşünmeden edemiyor: Acaba bu eylem planı içeriye değil de, okyanus ötesine gönderilen, transatlantik ötesine gönderilen ucu yakılmış bir mektup mu? Beyaz Saray’dan beklenen telefon bir türlü gelmeyince, Erdoğan Şahsım Hükümetinin aklına, acaba böyle bir çare mi geldi? Evet, Beyaz Saray’dan beklenen telefon gelmedi. Ama Beyaz Saray’dan bir açıklama geldi. “Biden, bir noktada Erdoğan’ı da arayacakmış.” Erdoğan Şahsım Hükümetinin, milli olması gereken dış politikayı şahsileştirmesinin bedelini, böyle ödüyoruz. “Dostum Trump, Dostum Putin” denerek işler yürür sanıldı. Dış ilişkiler milli çıkarlara göre değil, Erdoğan’ın kişisel öncelik ve beklentilerine göre götürüldü. Erdoğan’ın dört yıl boyunca, Trump ile konuştuğu ana konunun, Reza Zarrab ve Halk Bankası davası olduğunu, Trump’ın ulusal güvenlik danışmanı daha çok yakın zaman önce itiraf etti. Bu süreçte Trump’ın Erdoğan’a yazdığı, “Sert adamı oynama, aptal olma!” diyen, ağır hakaretler içeren kâğıt müsveddesi bile sineye çekildi. Bu müsveddeyi Erdoğan, muhatabının suratına çarpamadı, aksine koşa koşa gittiği Oval Ofis’te, bu müsveddeyi mahcup bir edayla masanın bir kenarına iliştirdi, kendi ifadeleriyle takdimle yetindi. ABD’nin kongre üyeleri ve senatörleri, Erdoğan’ın mal varlığını araştırma tehdidini savurunca da, Suriye’de yürütülen Barış Pınarı Harekâtı hemen durduruldu.

ERDOĞAN SİNEYE ÇEKEBİLİR AMA MİLLET ÇEKMEZ

Hakaretlere, tehditlere bu millete yaraşır dört başı mamur bir cevap verilemedi. “Mal varlığımı mı araştıracaksanız, hodri meydan! Buyurun araştırın” diye rest çekilemedi. Bunları biz unutmadık. Milletimiz unutmadı. Ama anlaşılan ABD de unutmamış. “Ne yapsak Sarayın kibirli adamı sindirir” diyorlar. “Biden, bir noktada Erdoğan’ı da arayacak” da ne demek? Bu lafları Erdoğan sineye çekebilir. Ama ne biz, ne milletimiz sineye çekemiyoruz, çekemeyeceğiz. Buna sessiz kalmak milletimizi üzüyor. Erdoğan’ın şahsi meseleleri, ülkemizin milli menfaatlerinin önüne geçince, Milli Güvenliğimizin “Aşil Topuğuna” dönüşüyor. Erdoğan’ın milletimize karşı şişen egoları, kibirle dolan yelkenleri, Beyaz Saray karşısında iniveriyor.

YAKINDA RABİA SELAMINDAN VAZGEÇERLERSE ŞAŞIRMAYIN

Yıllardır söyledik. Mısır, Doğu Akdeniz’deki dengeler ve milli menfaatlerimiz açısından önemlidir. Türkiye ve Mısır köklü ilişkileri olan, tarihi bağları olan iki devlettir. Mısır ile krizin başladığı ilk günden itibaren “bu işi düzeltmelisiniz” dedik. Genel Başkanımız; Büyükelçilerimiz Sayın Faruk Loğoğlu’nu ve Sayın Osman Korutürk’ü daha 2013 yılında Mısır’a gönderdi. Mısır’a demokrasi taleplerimizi ve barış mesajlarımızı ilettik. 2013’ten bu yana Doğu Akdeniz’de yaşadıklarımız, bizlerin kaygılarının ne kadar haklı olduğunu ortaya çıkardı. Erdoğan Şahsım Hükümetinin Rabia Siyaseti, şartların dayatmasıyla, geç de olsa, sanki değişiyor gibi. Geçtiğimiz hafta, Dışişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Mısır’a çiçek atmaya başladı. Bugün de Sarayın Sözcüsü Mısır’a çiçek sundu. Bu gidişle AK Parti yakında, Rabia selamlarından da vazgeçerse hiç şaşırmayacağız.

REFAH HİLALİNDE KÜRESEL AKTÖR OLACAĞIZ

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Doğu Akdeniz’de uluslararası işbirliklerini önemsiyoruz. Bu bölgeyi, bir refah ve zenginleşme alanı olarak görüyoruz. Şunun farkındayız. Türkiye’miz, bu yakın coğrafyanın en büyük ve gelişmiş ekonomisidir. Dolayısıyla bu bölgedeki işbirliklerinden, en çok menfaat sağlayacak ekonomi Türk ekonomisidir. Bu nedenle, Körfez ülkelerinden başlayarak, Doğu Akdeniz’e kadar uzanacak “Refah Hilalinde”, Türkiye’yi önemli bir küresel aktör haline getirmekte kararlıyız. Türkiye’nin sürdürülebilir, sağlıklı büyüme patikasına dönmesi, gençlerine, işsizlerine iş ve istihdam yaratması, küresel ticaretten hak ettiği payı alması, zengin ve müreffeh bir ülke olması, ancak bu tür bölgesel işbirlikleriyle ve barış projeleriyle mümkün olabilir.

VATANDAŞA İŞİNİ KAYBETTİREN BÜYÜME

Erdoğan’ın 2013’ten sonra, düğmesine bastığı tek adam vesayet rejimi ve Şahsım Hükümeti projesi, sadece dış politikada değil, ekonomide de büyük sorunlar çıkardı. 2013’ten bu yana milli gelirimiz 241 milyar dolar düştü. Geçtiğimiz hafta 2020 büyüme verileri açıklandı. Öyle gözüküyor ki, “İş yaratmayan büyüme” ile ülkemizi tanıştıran Erdoğan’ın Şahsım Hükümetleri, sonunda “iş kaybettiren büyüme” ile de Türkiye’yi tanıştırdı. 2020’de işini kaybeden çalışanlarımızın sayısı 1 milyon 272 bine ulaştı. Yine son iki yılda yaklaşık iki milyon çalışanımız işini kaybetti. Oysa hepimiz biliyoruz ki hükümetlerin ekonomideki başarıları, “Yurttaşlarına sağladıkları işle” ölçülür. Yeni işler verememek beceriksizliktir ama yurttaşların elindeki işi almak, işi olanı işsiz bırakmak, beceriksizliğin dik alasıdır.

BÜYÜMENİN YARISI FİNANS SEKTÖRÜNDEN

2020’de onca kredi dopingine rağmen, tüm sektörlere dengeli yayılmayan, K tipi büyüme ile karşı karşıya kaldık. Bazı sektörler büyüdü, bazı sektörler küçüldü. Sanayideki büyüme sınırlı kalırken, ulaştırma-ticaret-konaklama sektörleri daraldı. Ama bir ilginç gelişme var büyümenin yarısı finans sektöründeki büyümeden geldi. Sektörlere dengeli dağılmayan böyle bir büyüme, elbette kaliteli ve sürdürülebilir değildir.

BÜYÜMENİN KALİTESİ SORUNLU, GRİ ALANLAR AYDINLATILMALI

Aslında büyümenin kalitesi kadar, büyümenin verilerinin kalitesi de sorunlu. 2020’de tüm hizmet sektörlerinde, çalışan sayısı 807 bin kişi düşmüş ama ne olmuşsa olmuş çalışan sayısı bu kadar azalırken bu sektör binde 6 büyümüş. Bu nasıl oldu? Yerleşik ve yerleşik olmayan ailelerin hizmet tüketimi yüzde 11 düşmüş. Peki hizmet tüketimi yüzde 11 düşerken hizmetlerin katma değerindeki artış nasıl oluyor? Yine 2020’de 25 milyar dolarlık parasal altın ithalatı, yatırım harcamalarındaki artışa ne kadar katkı verdi TÜİK’e soruyoruz? Makine-teçhizat yatırımlarındaki artışın, ne kadarı taşıt alımlarından kaynaklandı? Tüm bu sorular aslında büyüme verilerindeki gri alanlara işaret ediyor. İşte bu gri alanların TÜİK tarafından aydınlatılmasına ihtiyaç var.

EKONOMİDE ŞANZIMAN GİTTİ, MOTOR YANDI, KAPORTA DAĞILDI

2020’de yüzde 1,8’lik büyüme için, yüksek borçluluğa, yüksek işsizliğe, yüksek enflasyona, yüksek faize, yüksek cari açığa, yüksek kamu açığına ve açık veren rezerv dengesine razı olduk. Yani arabayı birazcık yerinden kımıldatabilmek için, şanzımanı dağıttık, motor yakıldı, kaporta darmadağın oldu, arabayı kullanan acemi şoför ise kaza mahallinden kaçıp gitti. Şimdi bugün ekonomimiz eskisine göre çok daha kırılgan. Hem aileler, hem de şirketler ciddi sıkıntıda. 2020’de; icralık olan tüketici kredisi dosyalarının sayısı 2 milyonu aşmış. İcralık olan bireysel kredi kartlarının sayısı ise 1,5 milyona dayanmış. Daha yeni Türkiye’nin önemli bir mutfak gereçleri üreticisi, İstanbul’daki 25 bin metrekarelik fabrikasının anahtarını, borçları karşılığında bankalara bırakma kararı aldı. Korkarım önümüzdeki günlerde bu tür haberleri daha sık okur hale geleceğiz.

ÇAY BARDAĞIYLA SIVI YAĞ DÖNEMİ

Milletimiz işsizlik ve borç kıskacında inim inim inliyor. Bir yandan da hayat pahalılığı milleti perişan ediyor. Vatandaşın mutfaklarında, her mutfakta kullanılan ayçiçek yağının artık yanına yaklaşılmıyor. Millet bir litre ayçiçek yağını alamaz hale geldi. Şimdi yarım litrelik şişelerde sıvıyağ satılıyor. Yoksul mahallelerde, sokak arası bakkallarda ise sıvıyağ çay bardağıyla satılmaya başlanmış. Vatandaş bakkaldan bir paket margarini bile artık ikiye böldürüp alıyor. Fırınlarda milletimiz bayat ekmek kuyruklarında bekliyor. Manav reyonlarından çıkma sebze-meyve kovalanıyor. Emeklilerimiz, doğalgaz faturasını ödeyemediğinden evinde soğukta oturuyor. Bir emekli vatandaşımız, “Bu faturayı verirsem, elektriği var, suyu var… Elimde sadece 300 lira kalıyor. Başka bir şey demiyorum” diyerek gözyaşlarına boğuluyor. Erdoğan Şahsım Hükümeti bunları görüyor mu? Hayır görmüyor.

FAİZ BARONLARINI İHYA ETTİLER

Erdoğan ve şürekâsının sarayda keyfi yerinde… Bildikleri bir tek ezber var. Varsa borç, yoksa faiz… Şubat ayı Hazine nakit dengesi açıklandı. Sadece bu yılın ilk iki ayında Hazine’nin ödediği faiz, geçen yılın ilk iki aynına yani aynı dönemine göre yüzde 60 artarak, 32,5 milyar lirayı aşmış. Şahsım hükümeti faiz baronlarını ihya etmek için, elinden geleni ardına koymuyor. Ama buna rağmen yeni ekonomi yönetimine duyulan güven hızla eriyor.

CİCİM AYLARI BİTTİ

Faiz baronlarıyla cicim ayları çabuk bitmiş görünüyor. Yurtdışında ABD tahvillerinin cazibesi artıyor. Buna karşılık Türkiye’ye yabancı sermayenin ya da sermayenin gelmesi bakımından ekonomiye güveni artıracak adımlar hala atılmamış durumda. Tam tersine ekonomide risk ve belirsizlikleri artıracak, pek çok hatalı adım atılıyor. Yeni ekonomi yönetimi; döviz kurunun hızlı gevşemesine göz yumdu. Zannetti ki bu surette bankalardaki döviz mevduatları eriyecek. Oysa yapması gereken rezerv biriktirerek, döviz kurunun kontrolsüz bir şekilde gevşemesini engellemekti. Ama bunu yapmadı. Döviz kuru hızla değer kazanınca da ülkeye gelen sermaye akışı ciddi şekilde yavaşlayama hatta tersine dönmeye başladı.

LAFLA PEYNİR GEMİSİ YÜRÜMEZ

Yine geçtiğimiz haftalarda bir damat güzellemesidir gitti.  Bu tabi “Acaba damat ve politikaları geri mi geliyor” endişelerini de artırdı. Hemen bunun arkasından gelen birde zorunlu karşılıklarla oynama acaba dedi yatırımcılar arka kapı yani para piyasasında arka kapı politikalarına yeniden geri mi dönülüyor. En önemlisi, dört aydır ortaya kapsamlı bir programı Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti koyamadı. Bir sürü laf. Lafla peynir gemisini yürütmeye çalışıyorlar. Elbette Erdoğan Şahsım Hükümetinin siyasi belirsizlik yaratacak adımları da piyasada kaygıları artırdı. Ekonomide risk ve belirsizlikler arttı. Türkiye yüzde 17 politika faiziyle, Dünyanın en yüksek faizine sahip 10 ülkeden biri. Ama buna rağmen faiz lobileri şimdi e hadi bir 100 puan daha, 100 baz puan daha artırın demeye başladılar faizleri.  Bir yandan da döviz kurları ve ülke risk primi yerinde durmuyor yukarıya doğru gidiyor. Kırk katır ile kırk satır arasına sıkışmış vaziyetteyiz.

YENİ BAKAN BÜROKRASİYE HAKİM OLMAKTA ZORLANIYOR

Yeni Hazine ve Maliye Bakanı’nın, bürokrasiye hâkim olmakta da zorlandığını görüyoruz. İki haftada iki TÜİK Başkanının değiştirilmesi, Borsa İstanbul Başkanının, gelen söylentilere göre Saraydan gelen müdahalelerden rahatsız olup, görevinden istifa etmesi, Merkez Bankası’ndan 128 milyar doları buharlaştıran bürokratlara, halen dokunulamaması, ekonomi yönetiminin bu işlere hâkim olamadığı iddialarını güçlendiriyor.

ÇEKİLEN ACILAR SARAYDAN DUYULMUYOR

Saray entrikaları ve ayak oyunları, bir kez daha hız kazanmış görünüyor. Ve ne yazık ki bunların faturasını da insanımız canıyla ödüyor bazı yerlerde. Bakın dün Osmaniye’den, çok acı bir haber aldık. 39 yaşındaki bir müzisyen kardeşimiz, işsizlik ve çaresizlik içinde yaşamına son vermiş. Bu kaçıncı müzisyen intiharı artık biz sayamaz olduk. İnsanlarımız canlarıyla Saray’a ihtarname çekiyor. Ama çekilen bu acıları Erdoğan’ın Sarayında duyan yok.

SALGINDA KONTROL KAYBEDİLDİ

Bu arada salgın cephesinde de kontrol kaybedilmiş durumda. Günlük vaka sayıları 11 binin üzerine geldi yerleşti. Aşılama hızı da yeniden düşmeye başladı. Ortada salgınla mücadele stratejisi veya bilimsel salgın yönetimi yok. Onun yerine çamura yatma var. Fatura millete yıkılmaya çalışılıyor. Valilerden vatandaşlara, “Yeniden kapanma olabilir, kendinize dikkat edin” uyarıları ardı ardına geliyor. Peki bu ilçelerde siz niye tedbir almıyorsunuz ya da alacağınız tedbirlerin sorumluluğunu neden vatandaşa yüklemeye çalışıyorsunuz?

ÇAMURA YATMANIN DANİSKASI

Sağlık Bakanının son açıklaması ise çamura yatmanın tam da daniskası… Millete 100 milyon doz aşı temini taahhüdü veren Bakan bu aşı programı riske girince sorumluluğu Genel Başkanımıza yıkmaya çalışıyor. Bunu ima ediyor. Sorumluluktan kaçmaya uğraşıyor. Hayırdır, SINOVAC firması aşıları teslim etmiyor mu? Sağlık Bakanına küstü mü? Böyle gayrı ciddilik olmaz. Sayın Bakan, siz aşıda doğru dürüst kaynak çeşitlemesi yaptınız da, biz mi elinizi tuttuk. Hani nerede kaldı Alman aşıları? 1 – 1,5 milyon doz Alman aşısı Ocak ayında gelecekti. Mart sonuna kadar ise 4,5 milyon doz aşı gelmiş olacaktı. Ocak bitti, Şubat bitti. Martın ortasına geliyoruz. Ortada hala Alman aşıları yok. Tamam dünyada pek çok ülke aşıda tedarik sıkıntıları yaşadı ama bunları öngörerek, kaynak çeşitlemesi de yaptı. Bunların kaynak çeşitlemesiyle ilgili sözleşmeleri çoktan imzaladı. Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti, maalesef, salgında da, aşı yönetiminde de çuvalladı. Şimdi bunun bedelini de milletimiz sağlıyla, canıyla ödedi, ödüyor.

HARÇ BİTTİ, YAPI PAYDOS

Sorunları doğru teşhis etmeden, doğru tedavi de olmaz. Sorunun kaynağı bellidir. Sorunun kaynağı; tüm gücü tek bir kişinin elinde toplayan, ülkede denge ve denetimi bitiren, istişareyi kaldırıp, tek kişinin aklını egemen kılmaya çalışan, liyakat yerine sadakati, kural yerine, keyfiliği esas alan, Erdoğan’ın Şahsım Hükümetidir. Tek adam parti devleti vesayet rejimidir. Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti için “Harç bitti, yapı paydos” deme vakti gelmiştir. Bu hükümetin milletimize artık verecek hiçbir şeyi kalmamıştır. Millete söyleyecek sözler tükenmiştir.

BİZ İKTİDARA HAZIRIZ, KENDİMİZE GÜVENİYORUZ

Bu hükümetin beyin ölümü gerçekleşmiştir. Yapılması gereken bu hükümetin fişinin çekilmesidir. Bunun için, biran önce milletin hakemliğine başvurulmalıdır.   Cumhuriyet Halk Partisi hazırdır. Kendimize güveniyoruz. Geçmişte defalarca ülkemizi krizlerden çekip çıkarmış kadrolarımızla, bu işin altında biz kalkarız. Milletimizi bu buhrandan biz çıkarırız. Milletimiz kimin ne yaptığını, ne yapabileceğini görüyor, herkesin notunu veriyor.  Sandığın bir an önce önüne gelmesi için sabırsızlıkla bekliyor. Sandık önüne geldiğinde de herkese yerini gösterecek. Yoksulluğa, işsizliğe, adaletsizliğe son verecek, yandaşa değil millete hizmet edecek, CHP’ye yetkiyi verirken, bu beceriksizleri de evlerine gönderecek.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim. Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.

Soru- Efendim benim sorum Freedom House’un özgürlüklerle ilgili raporuna dair olacak. Söz konusu raporda 2020 yılında özgürlüklerin gerilediği tespiti var. Bununla beraber Türkiye içinde yine özgürlüklerin gerilediği batı Afrika ülkesi Mali’den sonra ikinci ülke tanımlaması yapılıyor. Son 10 yılda ise 31 puanlık bir gerilemeden bahsediliyor. Çok geniş kapsamlı bir rapor ama genel itibariyle Türkiye’de medya ve diğer alanlarda özgürlüklerin sınırlandırıldığına ilişkin tespitler var. Sizin bu raporla ilgili görüşünüz, yorumunuz ne olacak efendim?

Faik ÖZTRAK- Tabi Türkiye’de hukuk devletinin, bireysel özgürlüklerin, demokratik değerlerin hızla yıpranmakta olduğunu, özellikle bu sürecin tek adam vesayet rejimi inşası ve Şahsım Hükümeti kurma projesinin düğmesine basılmasından sonra ortaya çıktığını biz de söylüyoruz. Ve maalesef bu gidiş bu ülkeyle ilgili olarak yatırım yapılabilir ülke algısını değiştiriyor, yatırımları inkıtaya uğratıyor, ülke ekonomisini kırılgan hale getiriyor, milletimizin cebini, mutfaktaki tenceresini boşaltıyor.

Soru- Efendim Grup Başkanvekili Özgür Özel’in Diyarbakır annelerine bir ziyareti oldu. Bu ziyaretin ardından da bazı eleştiriler geldi hem annelerden hem de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan. Şöyle bir ifadesi var Cumhurbaşkanının, “Diyarbakır anneleri birilerinin aklına tam 550 gün sonra ancak düşmüş, Diyarbakır anneleri de gereken cevabı vermiştir.” Siz neler söylersiniz gelen eleştiriler için?

Faik ÖZTRAK- Grup Başkanvekilimiz Diyarbakır’a gittiğinde Diyarbakır annelerini de ziyaret etmiş. Biz baştan itibaren evlatlarının peşine düşen bu annelerin taleplerine kulak verilmesi gerektiğini, bu annelerin sorunlarının çözülmesi gerektiğini, bunu da özellikle devletin bir an önce yapması gerektiğini söyleyip duruyoruz. Anlaşılan şimdi bizi Diyarbakır annelerine gitmemekle eleştirenler Grup Başkanvekilimiz oraya gidince de niye gitti diye eleştirmeye başlamışlar. Çok açık söyleyeyim, millet bunların ne yaptığını görüyor, notlarını veriyor, önüne gelen ilk sandıkta da yerlerini gösterecek.

Soru- Borsa İstanbul Genel Müdürü Hakan Atila’nın istifasını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Tabi sonuç itibariyle Hakan Atilla bir memur, istifa da tek taraflı bir müessese. Onun için yani neden istifa etti onu tabi biz bilemeyiz. Ama Hakan Atilla herhangi bir isim değil. Bir dönemler büyük bir kahraman olarak ilan edildi, sonra da Borsa İstanbul’un başına getirildi. Şimdi piyasadan gelen bazı duyumlar var. Yazıyor basında, Hakan Atilla’nın saraydan gelen baskıları artık taşıyamaz hale geldiğini, yeni Hazine ve Maliye Bakanını da bu sıkıntılardan haberdar ettiğini ama bir türlü buna bir çözüm bulunamadığını duyuyorduk, okuyorduk. Anlaşılan Hazine ve Maliye Bakanı biraz öncede söylemiştim ekonomi bürokrasisi üzerinde hala hakimiyet kuramamış vaziyette. Yani bakın, TÜİK’in başına getirdiği başkanı iki hafta sonra görevden aldı. Niye aldı? Neyi beğenmediniz? Daha önceki başkan için liyakatli deniyordu. Bir sürü komisyon kurdu verilerin kalitesini denetleyebilmek için. Enflasyon rakamlarını mı beğenmediniz, büyüme rakamlarını mı beğenmediniz? Değiştirdiniz yerine Marmara Üniversitesinden bir hocayı getirdiniz. Bunları millet merak ediyor. Yani TÜİK’in veri kalitesinin tartışıldığı şu ortamda bu değişikliklerin hepsi ben çok açık söylüyorum ülkenin risk primini de artırıyor, sigorta primini de artırıyor, CDS’lerini de artırıyor, faizleri de arttıracak. Bu yanlışları yapmamak lazım… Yine Merkez Bankası kasasından 128 milyar doları buharlaştıran bürokratlar hala yerlerinde oturuyorlar. Buna karşılıkta bakan 128 milyar doları buharlaştıran damada güzellemeler yapıyor. Öyle anlaşılıyor ki Sayın Bakan da bir yerleri aşamıyor.

Tabi son olarak akla şu da geliyor, acaba Hakan Atilla’nın istifası aynı zamanda konuşmamda söylediğim Biden’e gönderilen ucu yanık mektubun bir eki midir? Bu soruyu da sormak lazım.

Soru- TBMM Başkanı Mustafa Şentop bugün yaptığı açıklamada parlamenter sisteme dönüşünde ancak anayasa değişikliğiyle mümkün olduğunu söyledi. Anayasa tartışmasının yeni anayasa üzerinden yapılması gerektiğini ifade etti. Bu açıklama sizce sistem değişikliğine yönelik bir sinyal mi? Yoksa CHP’yi anayasa çalışmalarına katılmaya teşvik etmeye yönelik bir taktik mi? Bu sözleri siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Ben de şu soruyla başlayım, “Aynı derede kaç defa yıkanacağız?” Erdoğan ne zaman anayasa değişikliği dese kaybeden hep milletimiz oldu, kazanan hep Erdoğan oldu. Erdoğan hep kendine göre anayasa elbisesi diktirdi. 12 Eylül 2010’da darbe anayasasını değiştiriyoruz dediler anayasayı değiştirdikleri ortakları kalktı darbe teşebbüsünde bulundu. 16 Nisan 2017’de anayasa değiştirildi, “ülkeyi uçuracak” diye getirdikleri tek adam vesayet rejimi milletimizi perişan etti. Biz bu iki anayasa değişikliğinde de önerilerimizi yaptık, eleştirilerimizi sıraladık dinlemediler. Şimdi yeniden döndüler dolaştılar bir kere daha anayasayı değiştirelim diyorlar.

Önce bir çıkacaksınız milletin önünde samimi bir günah çıkaracaksınız. Diyeceksiniz ki, “Bu cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini getirmekle yanlış yaptık.” Milletten bir özür dileyeceksiniz. Bunlar yapıldı mı? Hayır. Bunlar olmadan anayasa değişikliği tartışılmaz dahi. Anayasa değişikliği için önce zihniyetin değişmesi lazım.

Soru- Meclis Başkanı Şentop açıklamasının devamında fezlekelere ilişkin olarak da “Bireysel başvurunun sonucunu beklemek mecburiyeti yok” dedi. Siz bu açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Anayasa Mahkemesine, yüksek mahkemelere yapılan kişisel başvurunun sonucu kesinleşmeden fezlekelerin okutulmasının ortaya çıkardığı sorunları milletvekilimiz Enis Berberoğlu’yla ilgili hadiselerde gördük. Yani milletin verdiği yetkinin milletvekilleri tarafından bihakkın kullanılmamasına bu yaklaşım neden oldu. Milli iradeyi kısıtladı. Sonuç itibariyle ortaya çıkan vahim neticeler bundan önce görüldü, tecrübe edildi. Meclis Başkanının bunları hatırlayıp TBMM’ye verilen millet iradesinin yargı tarafından inkıtaya uğratılmaması için gerekli hassasiyeti göstermesini beklemek tabi ki hakkımız.

Soru- İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun kadınlar günü mesajında İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ve HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ı etiketlemesine İYİ Partiden tepkiler geldi. Meral Akşener’de “Sayın İmamoğlu’nun attığı tweet arkadaşlarımızın çoğu tarafından beğenilmedi, fikirlerini ortaya koydular ben de saygı duyuyorum” dedi. Bu konuya ilişkin sizin değerlendirmeniz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- 8 Mart Çalışan Kadınlar Gününü kutluyorum. Teşekkür ederim.

CHP’NİN BUHRANDAN ÇIKIŞ STRATEJİSİNİ AÇIKLADI

CHP Sözcüsü Öztrak, Türkiye’nin içinde olduğu buhranın sebebinin, bugüne kadar yapılan hatalar olduğuna dikkat çekti, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında buhrandan çıkış için izlenecek stratejinin ana hatlarını açıkladı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Dün Bitlis’ten gelen bir acı haberle hepimiz sarsıldık. Askeri helikopterimiz düştü, 11 Mehmetçiğimiz şehit oldu. Şehitlerimiz arasında 8’inci Kolordu Komutanımız, Korgeneral Osman Erbaş da var. Milletçe yüreğimiz dağlandı. Biraz önce ebediyete milletçe uğurladığımız Kahramanlarımıza Allah’tan rahmet, acılı ailelerine, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ve milletimize başsağlığı ve sabır, kazada yaralanan askerlerimize de acil şifalar diliyoruz. Acımız büyük. Bu nedenle de bugün siyasetin yakıcı gündeminden çok tarihe not düşmeye çalışan bir açıklama yapacağım.

BUHRAN BİR GÜNDE ÇIKMADI

Milletimiz, ülkemiz büyük bir buhran yaşıyor. Bir yanda “ekonomik kriz”, diğer yanda “devlet krizi” ve bir de bunun üstüne gelen “salgın”, milletimizi perişan etti, ediyor. Tabi bu buhran bir günde olmadı. Bunun bir safahatı, bir geçmişi var. Hafızayı beşer nisyan ile maluldür derler. Onun için hafızaları tazelemekte de her zaman yarar vardır.

GÜVEN VEREN BİR PROGRAMI ÖNLERİNDE BULDULAR

AK Parti bundan tam 19 yıl önce 2002’de,  büyük bir ekonomik krizin ardından hükümete geldi. Koltuğa oturduğunda, tüm dünyaya güven veren, güçlü bir ekonomik programı önünde buldu. Ekonomide yol temizliği yapılmış. 1990’ların kiri pası büyük ölçüde temizlenmiş, batık bankalar sistemden ayıklanmış, ekonomi yeniden büyümeye başlamıştı. Uluslararası kabul görmüş, saydamlık ilkelerine uyan, tüyü bitmedik yetimin hakkını koruyan, bir Kamu İhale Kanunu çıkarılmıştı. Siyasetçinin, ekonominin günlük işleyişine müdahalesini engelleyecek, düzenlemeler yapılmıştı. Mali disiplin, güçlü özerk kurumlar, içsel tutarlılık, öngörülebilirlik, yönetimde liyakat ve saydamlık, ekonomide güven duygusunu yeniden güçlendirmişti.

KRAL OLMAK İSTEYENLER, KURAL TANIMADI

Milletimiz krizden çıkmak, 1990’ların kirinden, pasından arınmak için, büyük bedeller ödedi. Ben de bu programın teknik çalışmalarını yürüten takımda, Hazine Müsteşarlığı yaptım. O günlerde attığımız çapalar bundan sonra hep sağlam kalır diye düşünmüştüm, onun için de “Türkiye gemileri yaktı. Artık geriye dönüş yok” dedim. Ama yanılmışım. Ülkeye Kral olmak isteyenler, kural falan tanımadılar, ülkede taranmadık tek bir çapa bırakmadılar. Kuralsızlık ve çürüme, Kamu İhale Kanunu’ndan başladı. 2003’ten sonra bu kanunda, tam 58 defa değişiklik yapıldı. Yani kanun, ortalama her dört ayda bir değiştirildi. İkincil mevzuattaki değişiklikleri saymak ise mümkün değil.

KÜRESEL SERMAYE BOLLUĞU HATALARINI ÖRTTÜ

Atalarımız “Bir dirhem et, bin ayıp örter” der. Erdoğan’ın şahsım hükümetlerinin ekonomideki ayıplarını da, 2002’den sonra başlayan ve bize benzeyen tüm ekonomilere akan, o güne kadar görülmemiş, küresel sermaye bolluğu örttü. 2008-2009 yıllarında, küresel krizle birlikte para muslukları kapandı. Ama 2009’dan sonra, bizim gibi yükselen ekonomiler için o musluklar tekrar ardına kadar açıldı. Gelişmiş ülke merkez bankalarının, 2008’in ilk aylarından 2013 ortalarına kadar, piyasalara sürdüğü 6 trilyon dolar, bize benzeyen ekonomilere el oldu aktı.

EKONOMİYİ BORÇLA ŞİŞİRDİLER

Erdoğan’ın şahsım hükümeti bu yalancı bahara kandı, ekonominin yapısal dayanıklılığını artıracak adımlar atmak yerine, borçla ekonomiyi şişirdi. Bunu da büyüme zannetti. Ekonomide daha önce inşa edilen tüm koruma kalkanlarını indirdi. Döviz geliri olmayan şirketlere, 2009’da dövizle borçlanma izni verildi. Kendilerini çok uyardık. “El atına binen tez iner” dedik. Bizi dinlemediler. Türk şirketleri 2009’dan itibaren, Dünyada, yabancı para cinsinden borcu en hızlı artan şirketlerin arasında ön sıralarda görülmeye başlandı. Ülke döviz kurundaki dalgalanmalara karşı, son derece hassas hale geldi. O günden itibaren, dünyanın en kırılgan beş ekonomisi arasından hiç çıkmadık. Ekonomi baş aşağı gitmeye başladı.

FETÖ’YLE AYNI YAĞMURDA ISLANDILAR

Diğer taraftan, bugün yaşadığımız derin devlet krizinin taşları, 2008-2009’dan sonra tarafından döşendi. Ergenekon ve Balyoz davalarıyla, yurtsever, liyakatli komutanlarımız tasfiye edildi. 12 Eylül 2010 Referandumunda, bugün “FETÖ”, “terör örgütü” dedikleri ortaklarıyla birlikte, “Ölüleri mezarından kaldırıp” Anayasa’yı değiştirdiler. Sonrasında, ülkemizin; “Askeriyesi”, “Adliyesi”, “Mülkiyesi” tamamen FETÖ terör örgütüne teslim edildi. Bunlar yaşanırken kendilerini hep uyardık. Bizi dinlemediler. Onun yerine Pensilvanya kapılarını tavaf etmeyi tercih ettiler. 2013’te “yolsuzluk dosyaları” ortalığa saçıldı. Aynı yağmurda beraber ıslanan ortakların arası da açıldı.

DOLMABAHÇE’DE KURULAN MASA, VALİLERE VERİLEN TALİMAT

2014’ten itibaren de Erdoğan’ın tek bir önceliği oldu: “Tek Adam Vesayet Rejimini inşa etmek.” Bunun için İmralı’da, Dolmabahçe’de masalar kuruldu. Erdoğan masalarda kimin nerede oturacağına kadar ilgilendi. Yetmedi, “Terör örgütünün faaliyetlerine müdahale etmeyin” diye, valilere talimat verdi. Biz uyardık: “Böyle gizli saklı iş tutmayın. Bu mesele çözülecekse, Gazi Meclis’te çözülecek” dedik. Bizi dinlemediler. Erdoğan ne zaman ki, “Seni başkan yaptırmayacağız” sözlerini duydu. Kendi kurduğu masayı dağıtıverdi.

DEMOKRASİNİN GENLERİYLE OYNADI

7 Haziran 2015 seçimlerinde, milletimiz kendisine tek başına iktidarı vermedi. Erdoğan, koalisyon görüşmelerini yokuşa sürmek için, elinden geleni yaptı. Bir yandan da ülke tarihinin, en karanlık ve en kanlı dönemlerinden biri yaşandı. Başkentin ortasında Gar Meydanında bombalar patladı. Ülkemiz kana bulandı. Milletin güvenlik endişeleri, özgürlük ve refah taleplerinin önüne geçirildi. Kasım ayında seçim tekrarlandı. Erdoğan demokrasinin genleriyle oynayarak, kaybettiği seçimi 5 ay sonra kazandı. Bir yıl sonra da Erdoğan’ın eski yol arkadaşları, hain bir darbe girişimine yeltendi. Milletimiz o gece devletini sokaklardan topladı. Türkiye görülmemiş bir devlet krizinin içine düştü.

HAİN DARBEYİ LÜTUF OLARAK GÖRDÜ

Erdoğan tarafsız bir Cumhurbaşkanı olarak, tüm milletle kucaklaşmak yerine, tek adam vesayet rejimini inşa etmek, Partisinin Genel Başkanlığını yeniden ele geçirmek, Şahsım Hükümetini kurmak için, 15 Temmuz’u siyasi bir lütuf olarak gördü. Şerden hayır çıkarmak yerine, 20 Temmuz’da OHAL ilan etti. Sivil darbe oldu. Tüm evrensel demokrasi kurallarına aykırı olarak, OHAL koşullarında yapılan, 16 Nisan 2017 Mühürsüz, Şaibeli Referandumuyla, Anayasamız bir kez daha değiştirildi. Anayasa ile beraber en az 100 yıllık Hükümet sistemimizde değişti. Milletten “Verin kardeşinize şu yetkiyi, ondan sonra faizle, şununla, bununla nasıl uğraşılır” diye oy isteyen Erdoğan, 24 Haziran 2018’de çok istediği Şahsım Hükümetine kavuştu.

GÜÇSÜZ EKONOMİ BİR TWEETLE SALLANDI

Ama bütün bu yapılanlardan sonra, Erdoğan’ın dostum dediği Trump’ın, attığı bir tweet mesajı, borç yükü altında ezilen, içsel dayanıklılığını yitirmiş bir ekonomide, kuralsızlıkla, disiplinsizlikle, liyakatsizlikle malul bir devlet düzeninde, ciddi bir ekonomik dalgalanmayı tetiklemeye yetti.

HATALAR ÜST ÜSTE GELDİ

15 Temmuz’u “Allah’ın bir lütfu” olarak gören Erdoğan, 15 Temmuz’dan sonra, zaten hiçbir zaman sevmediği, kuraldan, saydamlıktan, hesap vermekten de tamamen uzaklaştı. “Liyakat değil, sadakat” dedi. Paralel bütçelerle, Varlık Fonlarıyla, adrese teslim ihalelerle, Kamu Özel İşbirliği böyle dolarla, dövizle garanti verilen Kamu Özel İşbirliği projeleriyle mali disiplini alt üst etti, bitirdi. En sonunda Merkez Bankası kasasında duran, milletin hini hacette kullanılacak yedek akçesi de, döviz rezervleri de bu keyfilikten nasibini aldı. Merkez Bankası’nın kasasındaki 128 milyar dolar, buhar oldu. Bu işlerden sorumlu Damat Bakan da istifa edip yok oldu. Merkez Bankası daha önce de, döviz piyasalarına müdahalelerde bulunmuştu. Doğrudan müdahalelerde bulundu, ihaleler düzenledi. Ama bunların hepsini kamuoyuyla paylaşmıştı. Ama 27 Nisan 2016’dan sonra, bu ülkede Merkez Bankası da hükümet gibi hesap vermez oldu.

BU HESABIN PEŞİNDEYİZ

Biz, “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kasası, Recep Tayyip Erdoğan’ın ya da damadının şahsi kasası değildir” dedik. Yapılan “Bu işlemlerin hesabının, satılan bu dövizlerin hesabının mutlaka millete verilmesi gerekir” dedik. O gün bugündür de bu hesabın peşindeyiz. Dün açıklandı… 26 Şubat itibariyle Merkez Bankası’nın Net Rezerv Hesabı 42,5 milyar dolar açık veriyor. Yetkililer, “Rezervler istikrar kazandı” diyormuş. 40 milyar dolardan fazla açık veren bir rezerv hesabı söz konusuysa, istikrar bunun neresinde?

“MİLLETİ UÇURACAK” DEDİKLERİ REJİM, 241 MİLYAR DOLARI UÇURDU

Bu buhran bir günde çıkmadı. Bu millet Erdoğan’ın istediği her yetkiyi kendisine verdi. Ama Erdoğan’ın Şahsım Hükümetiyle beraber, hem ekonomik kriz, hem de devlet krizi her gün daha da derinleşti. Ülkemizin neşesi, huzuru, bereketi kaçtı. İşimiz, aşımız, ekmeğimiz küçüldü. Bunu ben demiyorum. TÜİK’in rakamları diyor. Tek Adam Vesayet Rejiminin inşasına başlandığı 2014’ten bu yana, milli gelirimiz böyle tepetaklak aşağı gitti. 2013’te 958 milyar dolar olan milli gelir, 2020’de 717 milyar dolara kadar düştü. 2008’deki milli gelirin bile gerisine düştük. 13 yıl geri gittik. Erdoğan’ın “milleti uçuracak” diye pazarladığı Tek Adam Vesayet Rejiminin inşa sürecinde, ekonomi sürekli patinaj yaptı. Milli Gelir sürekli geriledi, milletin cebinden 7 yılda 241 milyar dolar uçtu. Böyle bir gerilemeyi bu millet, bu ülke daha önce hiç zaman yaşamamıştı.

1,7 MİLYON YURTTAŞ İŞİNDEN OLDU

Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti milletimizin sadece aşını değil, işini de elinden aldı. 2018 yılında bu ülkede çalışanların sayısı 28 milyon 834 bin kişiydi. Bugün bu sayı 27 milyon 140 bin kişiye düştü. Yani Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti iş başı yaptıktan sonra çalışan, işi gücü olan 1 milyon 694 bin yurttaşımız işinden ekmeğinden oldu. Gerçek işsiz sayısı 11 milyonu aştı. Ve daha da kötüsü işsizlik katılaştı. Milletimizi, yeniden işe girememe, iş bulamama, eski gelirine ulaşamama korkusu aldı. Bugün bir yıl ve daha uzun süredir iş bulamayan yurttaşlarımızın, işsizlerimiz içindeki payı hızla arttı. 2018’de her 100 işsizden 22’si bir yıl veya daha uzun süre işsizdi. Şimdi bu oran yüzde 25’i aştı. Artık ülkemizde, her dört işsizden biri, bir yıl ve daha uzun süredir işsiz. Bu insanlar ne yer, ne içer? Merak ediyorum sarayın umurunda mı?

ÜLKE BUHRANA SÜRÜKLENDİ:

Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti, milletimizi kış gününde soğan, patates kuyruklarına, işsizlik kuyruklarına soktu. Çöp konteynerlerinden, pazar atıklarından beslenen yurttaşlarımızın görüntüleri, vakayı adiyeden oldu. Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti döneminde; liyakate değil sadakate değer veren, istişare yerine, “benim aklım herkese yeter” diyen, kurala göre değil, Saray’ın keyfine göre yönetilen ülkemiz, büyük bir buhranın içine sürüklendi.

ENFLASYON UÇTU, EN DÜŞÜK EMEKLİ AYLIĞI YERİNDE SAYDI

Milletimiz maalesef hayat pahalılığı altında inim inim inliyor. Tabeladaki enflasyon bu hafta yüzde 15’lerin üzerine çıktı. Türkiye dünyada enflasyonu en yüksek 15 ülke arasına girdi. Rakiplerimiz Nijerya, Haiti, Etiyopya. Ama bu da TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla… Resmi enflasyon yüzde 15, ama bağımsız iktisatçıların enflasyonu her ay bunun iki katı, milletin hissettiği enflasyon ise yüzde 50-55. Son bir yılda, Ayçiçek yağı yüzde 55, Mısırözü yağı yüzde 54, Portakal yüzde 54, yumurta yüzde 50, mercimek yüzde 50 zam gördü. Geçen yıl, en düşük emekli aylığını alayiş valayişle 1.500 lira yapmışlardı. Şimdi son bir yılda resmi rakamlara göre enflasyon yüzde 15’i geçti ama en düşük emekli aylığı hala 1.500 lira yerinden oynamadı. Aksaray’da emekli bir yurttaşımızın, Genel Başkanımıza söylediği gibi “Böyle bir oyun şeytanın aklına dahi gelmez.”

MİLLET KRAL DEĞİL, KURAL İSTİYOR

Bugün marketlerde bebek mamalarına alarm takılıyorsa, Ayçiçek yağı tek taş pırlanta muamelesi görüyorsa, millet hayat pahalılığı altında inim inim inliyorsa, bunun sorumlusu Erdoğan ve onun Şahsım Hükümetidir. Bu günleri yaşayan Polatlılı bir besicimiz, “Biz Kral istemiyoruz, kural istiyoruz” demişti. İşte bunun adı Anadolu irfanıdır. Hiçbir kural tanımayan Erdoğan, şimdi çıkıyor, “Gelin Anayasayı bir kez daha değiştirelim” diyor. Sayın Erdoğan, ne zaman Anayasa derse hep kazanan o oluyor, kaybeden ise milletimiz oluyor.

MİLLETİN İSTİAP HADDİ TAŞTI

Milletimiz sabırlıdır. Ama artık milletimizin istiap haddi doldu, taştı. Tek Adam Vesayet Rejiminin ve Erdoğan’ın Şahsım Hükümetinin raf ömrü doldu. Saray, bu hafta “İnsan Hakları Eylem Planı” açıkladı. Millet dönüp, bakmadı. Tınmadı bile. Çünkü milletin artık lafa karnı tok. İcraat görmek istiyor. Esnaflarımız borç değil, gelir desteği istiyor. Çiftçilerimiz borçlarının faizsiz yeniden yapılandırılmasını istiyor. İşçilerimiz insanca yaşayacağı bir ücret istiyor. İşsizlerimiz iş bekliyor. Gençlerimiz bu ülkede kendilerine yakışır bir gelecek bekliyor. Analar babalar evlatlarının yüzü gülsün istiyor. Bu ülkeyi 19 yıldır kim yönetiyor? Hükümette kim var? Erdoğan.  Bu 19 yılda ülkemizde, insan haklarına saygı yoksa, adalet yoksa, hukukun üstünlüğü yoksa, millete hesap verme yoksa, bunun sorumlusu kim? Elbette Erdoğan.

ÇİÇEK KİM, DİKEN KİM?

İnsan hakları evrenseldir. Herkes doğduğu anda bu haklara sahip olur. Ama 19 yıldır ülkeyi yönetenler insan haklarından, adaletten dem vururken, çiçek ile dikeni ayırmaktan bahsediyorlar, “Çiçeğe su vermek adalet, dikene su vermek zulümdür” diyorlar. Peki kimin çiçek, kimin diken olduğuna karar vermek hangimizin haddine? Hz. Mevlana ne güzel diyor: “Kardeşim sen düşünceden ibaretsin, geriye kalan et ve kemiksin. Gül düşünür, gülistan olursun, diken düşünür, dikenlik olursun.” Ne demişler, “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Şahsın görünür rütbe-i aklı, eserinde…”

ŞAHSIM HÜKÜMETİNİN BEYİN ÖLÜMNÜ GERÇEKLEŞTİ

Sorunları doğru teşhis etmeden, doğru tedavi de olmaz. Sorunun kaynağı bellidir. Sorunun kaynağı; tüm gücü tek bir kişinin elinde toplayan, ülkede denge ve denetimi bitiren, istişareyi kaldırıp, tek aklı, kibri egemen kılan, liyakat yerine sadakati, kural yerine, keyfiliği esas alan, Ucube Tek Adam Vesayet Rejimidir. Artık “Harç bitti. Yapı paydos” deme vakti geldi. İki yılda, bu rejimin, bu hükümetin millete verecek bir şeyi olmadığını hep beraber gördük. Metal yorgunu Şahsım Hükümetinin, artık beyin ölümü gerçekleşti. Milletimizi daha fazla yormayın. “Fişi çekmesi için” bir an önce milletin hakemliğine başvurun.

NAZAR ETME NE OLUR, ÇALIŞ SENİN DE OLUR

Ama onlar, işi gücü bıraktılar tüm engellemelerine rağmen, milletimize tıkır tıkır hizmet veren CHP belediyelerine, takır, tukur saydırıyorlar. O belediyeler olmasaydı çok açık söyleyeyim, CHP’li belediyeler olmasaydı bugün milletimiz aç kalırdı. Kıskanmayın. Haset etmeyin. Nazar etmeyin. Çalışın sizin de olur.

CHP’YE ÖMÜR BİÇMEYE CÜRET ETME

Sayın Erdoğan, kibre düşüp, kimseye ömür biçmeye kalkmayın. Hele hele Cumhuriyet Halk Partisi’ne ömür biçmeye hiç kalkmayın. Cumhuriyet Halk Partisi avukatlık bürolarında kurulmadı. Sürekli gömlek değiştirenler tarafından da kurulmadı. Bizim partimizde Allah’a çok şükür BOP eş başkanı da yok. Egemen güçlerin mal varlığı üzerinden şantajına boyun eğen Genel Başkan da yok. Cumhuriyet Halk Partisi, Kurtuluş Savaşı meydanlarında, bu ülkenin büyük önderi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından kuruldu. 1946’dan sonra sayısız parti geldi, geçti. Ama kökleri Kuvayımilliye’ye, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerine uzanan, asırlık çınarımız hep payidar kaldı. 12 Eylül darbesi bile bu çınarı yıkamadı. Bizim tavsiyemiz, CHP’ye ömür biçmeye cüret etmeyin, sayılı günü kalmış Şahsım Hükümetinizi, sebep olduğunuz buhranı, milletimize yaşattığınız acıları hafifletmek için çalıştırın. Şunu da hiç unutmayın; partileri millet açar, millet kapatır.

CHP İKTİDARA HAZIR

Biz, kendimize güveniyoruz. Milletimizin sıkıntılarını yakından biliyoruz, bunları bitirmeye talibiz. Ülkeyi yönetmeye hazırız. İktidar Kurultayımızı yaptık. Tüm delegelerimizin oylarıyla, İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamemizi kabul ettik. Vizyonumuzu, ülkemizin sorunlarını nasıl çözeceğimizi bu beyannameyle tüm dünyaya ilan ettik. Ülke yönetiminde temel prensibimiz; “Yurtta barış, dünyada barış” olacaktır. Biz şuna inanıyoruz; birlikten kuvvet doğar. Bu ülkede demokrasiye inanan milletimizle, kimseyi ötekileştirmeden, kimseyi dışlamadan, herkesi kucaklayarak, Yeni ve Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Rejimi, mutlaka bu ülkeye getireceğiz. Cumhuriyetimizi gerçek demokrasiyle taçlandıracağız. Tarafsız Cumhurbaşkanlığı makamı, milletimizi kucaklayacak, devletimizin birliğini temsil edecek.

BAĞIMSIZ YARGI OLMAZSA OLMAZIMIZ

Bizim yönetimimizde, devlet vatandaşına hesap sormayacak, devlet vatandaşına hesap verecek. Kurallı ve öngörülebilir bir yönetim olacağız. Bunu güçlü kurumlarla yapacağız. Gücü; “Yasama”, “Yürütme”, “Yargı” arasında dengeli bir biçimde dağıtacağız. Hepsi birbirini denetleyecek. “Bağımsız ve güvenilir yargı” olmazsa olmazımız. Hâkimler Savcılar Kurulu üzerinden, siyasetin gölgesini kaldıracağız. Hâkimlerin ve Savcıların işe alımında “Mülakat sistemini” bitireceğiz. Hâkimler ve Savcılar katı bir liyakat sistemiyle işe alınacak.

EKONOMİNİN ÜZERİNDEKİ SİYASET GÖLGESİNİ KALDIRACAĞIZ

Ekonominin günlük işleyişi üzerinden siyasetin gölgesini kaldıracağız. Merkez Bankasının bağımsızlığını güçlendireceğiz. Merkez Bankası Başkanlarının keyfi kararlarla, görevinden alınmasını engelleyeceğiz. Uluslararası kabul gören bir “Yolsuzlukla Mücadele Eylem Planı’nı” hayata geçireceğiz. Siyasetin finansmanını saydamlaştıracağız. Kara paranın aklanmasını engellemek için, bu ülkenin dev bir kara para aklama makinasına dönüşmemesi için mevzuatımızı Birleşmiş Milletler standartlarına, uyumlu hale getireceğiz. Dürüst mükellefi ödüllendirecek mekanizmalar kuracağız. Başta Kamu-Özel İşbirliği ve Türkiye Varlık Fonu gibi, bütçe dışı uygulamalara da son vereceğiz.

DIŞ POLİTİKADA İKİ AKS: DEVLETİN BEKASI, MİLLETİN REFAHI

Yeni dönemde, büyükelçilik makamını, siyasi arpalık olmaktan çıkaracağız. Bu makamı liyakat ve kariyer makamı haline getireceğiz. Küresel ve bölgesel diplomasiye hız vereceğiz. Dış politikamızı iki stratejik aks üzerine inşa edeceğiz: Devletimizin bekası, milletimizin refahı.

MERSİN, CEYHAN, İSKENDERUN DOĞU AKDENİZ’İN ROTTERDAM’I OLACAK

Biz Doğu Akdeniz’de uluslararası işbirliklerini önemsiyoruz. Milli çıkar ve menfaatlerimize halel getirmeden, bu bölgeyi, bir refah ve zenginleşme alanı olarak görüyoruz. Türkiye, bu yakın coğrafyamızın en büyük ve en olgun ekonomisi. Körfez ülkelerinden başlayarak, Doğu Akdeniz’e kadar uzanacak “Refah Hilalinde”, Türkiye’yi önemli bir aktör haline getireceğiz. Mersin, Ceyhan ve İskenderun Körfezi’ni, tüm Doğu Akdeniz’in Rotterdam’ı yapacağız.

SURİYELİLER GÜVEN İÇİNDE ÜLKESİNE DÖNECEK

Suriye’de normalleşmenin hızlanmasına katkı vererek, misafir ettiğimiz 4 milyon Suriyeliyi güven içinde ülkelerine göndereceğiz. Milli çıkarlarımız ve karşılıklı menfaat temelinde, bölge ülkeleriyle bozulmuş ilişkilerimizi onaracağız. Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı’nın kurulmasına, öncülük edeceğiz. Dünyadaki dönüşümleri izlemek, ortaya çıkan fırsatları, ülkemizin potansiyeliyle buluşturmak üzere, Başbakanlığa bağlı “Stratejik Planlama Teşkilatı’nı” kuracağız.

ESNAF VE ÇİFTÇİNİN BORÇLARININ FAİZİ SİLİNECEK

Özellikle iki sorun, yakın dönemde ekonomimiz üzerinde baskı yaratacaktır. Bunlardan ilki “katılaşan işsizlik”, ikincisi ise “mali durumu sürdürülemez şirketler.” İşsizliği azaltmak üzere, iddialı bir “istihdam stratejisi” uygulayacağız. Maliye politikasındaki manevra alanını, bu amaç çerçevesinde hedef odaklı ve belirli bir program çerçevesinde kullanacağız. Özellikle küçük esnaflarımızın ve çiftçilerimizin yanında olacağız. Esnafımızın, çiftçimizin borçlarının faizlerini sileceğiz. Borçları uygun vadeyle yeniden yapılandıracağız.

AİLE DESTEKLERİ SİGORTASI KURULACAK

Üreteceğiz, birlikte zenginleşeceğiz. Aile Destekleri Sigortası’nı kurarak, herkesin büyüme sürecinden hak ettiği payı almasını, dışlanmamasını sağlayacağız.

POTANSİYELİ OLAN DESTEKLENECEK, ZOMBİ ŞİRKETLER SİSTEMİN DIŞINA TAŞINACAK

Bankacılık sistemimizi, uluslararası standartlarda stres testleri uygulayarak izleyeceğiz. Mali durumu sıkıntılı, ancak geleceği ve potansiyeli olan şirketlerimizle, küresel değer zincirlerinde yer bulacak şirketlerimizi, Kalkınma Planlarımızdaki öncelikleri de dikkate alarak destekleyeceğiz. Ekonomideki kıt kaynakları çekip, tüketen zombi şirketleri ise sistemin dışına hızla taşıyacak düzenlemeleri yapacağız.

YENİ KADROLAR, YENİ KURALLAR, YENİ KURUMLAR

Biz tüm bu politika setini “Üç Yeni” ile özetliyoruz. Yeni kadrolar, yeni kurallar, yeni kurumlar! Biz hazırız. Cumhuriyet Halk Partisi hazır. Kendimize güveniyoruz. Artık milletimiz, sandığın önüne gelmesini sabırsızlıkla bekliyor. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.

TÜRKİYE ŞAHSIM REJİMİYLE 13 YILINI KAYBETTİ

CHP Sözcüsü Öztrak, Türkiye ekonomisinin yüzde 1,8 büyüdüğünün ifade edildiği 2020 yılında, milli gelirin 44 milyar dolar azaldığına, çalışanların sayısının ise 1,3 milyon kişi düştüğüne dikkat çekerek, “Bu nasıl bir büyümeyse, milleti işinden ediyor. AK Parti hükümetleri Türkiye’yi, ‘Milleti işinden eden büyüme’ ile tanıştırdı” diye konuştu.

Türkiye’nin 2013 yılında 958 milyar dolar olan milli gelirinin, 2020’de 717 milyar dolara gerilediğini belirten Öztrak, “Milli gelirimiz 2008’in gerisine, kişi başına gelirimiz de 2007’nin gerisine düşmüş. Ülke olarak 12-13 yılı birden kaybetmişiz” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine ilişkin düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Bugün gündemimizde; bu sabah açıklanan milli gelir rakamları, ekonomik kriz, yönetilemeyen salgın ve giderek derinleşen devlet krizi ve her gün biraz daha ağırlaşan toplumsal buhran vardı.

BOSNA HERSEK’İN BAĞIMSIZLIK GÜNÜ

Sözlerime başlarken, bugün Bosna-Hersek’in Bağımsızlık günü… Bosna-Hersek, bağımsızlığı için büyük bedeller ödemiş bir ülke. Bu vesileyle Bosna-Hersek’in bağımsızlık gününü kutluyor, Bosna Hersek’in ilk Cumhurbaşkanı, “Bilge Kral” Aliya İzzetbegoviç’i ve iç savaşta kaybettiğimiz tüm Boşnak kardeşlerimizi bir kere daha rahmetle, saygıyla, sevgiyle anıyoruz.

1 MART TEZKERESİNİN YIL DÖNÜMÜ

Bugün yine 1 Mart tezkeresinin yıl dönümü… Bundan 18 yıl önce, ABD’nin Türkiye üzerinden Irak’a müdahalesi millet iradesinin tecelligâhı TBMM’de, CHP milletvekilleri başta olmak üzere, ret oyu veren milletvekillerinin oylarıyla engellenmişti. Türkiye’yi savaşın cephe ülkesi, yüzbinlerce Iraklı’nın yaşamına mal olan savaşın tarafı yapacak bu teslimiyetçi tezkereye “Hayır” diyen, başta önceki Genel Başkanımız Sayın Deniz Baykal olmak üzere, tüm milletvekillerimize bir kere daha şükranlarımızı sunuyorum. Bugün hayatta olmayan milletvekillerimize de Allahtan rahmet diliyorum, kendilerini saygı ve rahmetle anıyorum.

MİLLETİMİZ 28 ŞUBAT’IN NE OLDUĞUNUN FARKINDA

Şubat ayını geride bıraktık. Yakın tarihimizde Şubat ayı, acı hatıralarla dolu. Bunlardan ilki 28 Şubat. 28 Şubat 1997 tarihli MGK toplantısından rahmetli Erbakan’ın istifasına kadar uzanan süreç, tarihimize “post-modern” darbe olarak geçmiştir. 28 Şubat; emperyalizmin, yerli ve milli siyaseti tasfiye ederek, yerine Milli Görüş gömleğini üzerinden sıyırıp atmış, Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanlığını içine sindirmiş, Neo-liberal, ılımlı muhafazakârları işbaşına getirme planının düğmesine basıldığı tarihtir. Milletimiz, 28 Şubat’ın ne olduğunun farkındadır. 28 Şubat da, milli iradeye kasteden her darbe gibi, demokrasimize büyük zararlar vermiştir, bugünde vermeye devam etmektedir.

POSTALLI DARBEYE DE MAKOSENLİ DARBEYE DE KARŞIYIZ

Cumhuriyet Halk Partisi de dâhil hemen her siyasi aktör ve kurum, darbelerden payına düşen zararı görmüştür. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, tankla, topla, tüfekle yapılan; “Postallı darbelerin” de karşısında durduk. Hain bir askeri darbe girişimini fırsat bilip, kendilerine “Şahsım vesayet rejimi” inşa etmek isteyenlerin, 20 Temmuzda “Makosenli darbesine” de karşı durduk, durmaya da devam ediyoruz. Milletimiz de bu vesayet rejiminde, her şeyin kötüye gittiğini görüyor, her gün bunu biraz daha yaşıyor. Biz, millet iradesi üzerinde kurulmak istenen, her türlü vesayetin karşısında olduk, olacağız. Onun için en önde Genel Başkanımız, “Hak, hukuk, adalet” diyerek, Ankara’dan İstanbul’a dünyanın en anlamlı ve en uzun siyasi yürüyüşünü yaptı. Herkes bilmelidir ki, Cumhuriyet Halk Partisi avukat bürolarında kurulmadı. Kurtuluş Savaşı meydanlarında kuruldu. Köklerimizde, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti var. Kuvayı millîye var. Bizim kılavuzumuz, ilk Kurultayımız kabul ettiğimiz Sivas Kongresi’nde alınan şu tarihi karardır; “Milli iradeyi hâkim kılmak esastır.” Biz milletimizle beraber, cumhuriyetimizi gerçek demokrasiyle taçlandırmaya, güçlendirilmiş demokratik parlamenter rejimle, bu ülkeyi içine çekildiği buhrandan çıkarmaya kararlıyız.

ŞEHİT HABERLERİNİN ÜSTÜNE GÜLÜŞMELER KANIMIZI DONDURDU

Bu hafta sonu bir başka acı olayın da yıl dönümüydü… Bundan tam bir yıl önce, Kahraman Mehmetçiklerimiz Suriye’nin İdlib kentinde, Rus uçakları tarafından bombalandı. 34 Mehmetçiğimizi, 34 evladımızı yok yere kaybettik. Yüreklerimiz dağlandı. Bu hükümetin her zaman yaptığı gibi acı haberi vermek o günde yine bir valiye, Hatay Valisine düşmüştü. Erdoğan’ın şahsım hükümeti ortadan kaybolmuştu. Kameraların karşısına çıktığında ise, salondaki milletvekillerine, dostu Trump ile yaptığı Putin dedikodusunu anlattı. Salonda espriler, gülücükler. Kanımız dondu. Bir gösterelim bakalım. 34 şehidimiz var ama bu görüntülerden Erdoğan hicap duymadı. Ama milletimiz kahroldu. Bu gülücükler, espriler 34 askerimizin şehadetinden, sadece 2 gün sonraydı.

KREMLİN’DE KAPIDA BEKLETİLDİ, RUS TELEVİZYONU KRONOMETRE TUTTU

Altı gün sonra da, bu defa Erdoğan’ın şahsım hükümeti, Mehmetçiklerimizi bombalayanların ayağına gitti. Gösterelim bakalım. 34 askerimizi şehit eden Rusya, Erdoğan ve heyetini kapıda dakikalarca bekletti. Ama daha da üzücü olanı biraz önce seyrettiğiniz Rus devlet televizyonu ekranın altında kronometre çalıştırıp, bu anları kayda aldı. Ardından da tüm dünyaya servis etti. Erdoğan Kremlin’de gıkını çıkaramadı. Milletimiz bir kez daha kahroldu. Bizler İdlib’de şehit olan evlatlarımızın acısını da, “Her şeyin sorumlusu benim, ben” diye meydanlarda bağırıp, sonra da işler kötü gittiğinde, sorumluluğu valilere, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne atıp kaçanları da unutmayacağız. Evlatlarımızı şehit edenlerin ayağına gidip kapısında bekleyenleri, bu milletimizin vicdanını yaralayanları “asla” unutmayacağız. İdlib şehitlerimizin ruhları şad, mekânları cennet olsun. Onlar da tüm şehitlerimiz gibi milletimizin sinesinde, en kıymetli yerde olacaklar.

REHİN VATANDAŞLARI DEĞİL, HALKBANKASI SORUŞTURMASINI KONUŞMUŞ

Erdoğan’ın Şahsım Rejiminin alametifarikası keyfiliktir. Kuralsızlıktır. Her şeyin şahsileştirilmesidir. Milli olması gereken dış politikamız da, maalesef tüm bunlardan payını almıştır. Keyfilik dış politikamıza da sirayet etmiş, dış politikamız da şahsileştirilmiştir. “Dostum Trump”, “Dostum Putin” diyerek, dış politikayı “al-ver” üzerine kurgulayan bu tüccar zihniyet, ülkemizi tüm dünyada yalnızlaştırmıştır. En haklı davalarımızı dahi anlatamaz hale getirmiştir. Ve “gizli-örtülü yürütülen işler” bir milli güvenlik meselesi haline gelmiştir. Daha bir ay olmadı. Gara’da hain bölücü terör örgütü, 13 Türk rehineyi canice katletti. Tüm milletimizin yüreği dağlandı. Operasyonu gerçekleştiren Mehmetçiklerimizle beraber, 16 şehit verdik. O zaman Erdoğan’a, “Hain teröristlerin elindeki yurttaşlarımızı kurtarmak için, Trump ile dostluğunu neden kullanmadın?” diye sormuştuk. Şimdi anlaşılıyor ki, Erdoğan’ın Şahsım Hükümetinin öncelikleri çok farklıymış. Önceliğinin ne olduğunu, Amerika Birleşik Devletleri’nin Eski Ulusal Güvenlik Danışmanı, geçtiğimiz hafta bir Alman basın organına açıkladı. Meğer Erdoğan, Trump’la yaptığı her görüşmede, tek bir şeyi istiyormuş, ısrarla onu istiyormuş. “Halkbank soruşturmasını sonlandırın!”

ÇUVAL İÇİN VERMEDİKLERİ NOTAYI REZA İÇİN VERDİLER

Çok şaşırdık mı? Açık söyleyeyim hayır. Amerikalılara askerimizin başına çuval geçirdiğinde verilmeyen nota, Erdoğan’ın Bakanlarına çikolata kutularında rüşvet dağıtan, şu İranlı genç için verilmişti. Hem de bir değil, tam iki kez… Bu İranlı genç sonra Türkiye’den kaçtı. ABD’ye gitti itirafçı oldu. Şimdi de onun itiraflarıyla, Halk Bankası’na büyük cezalar gelmesi riski var.

TEK VATANDAN ANLADIĞI BAŞKA

Ve tüm bunların sorumlusu Erdoğan, şimdi çıkmış, salgında lebalep doldurduğu partisinin kongre salonlarında, yandaşlarına; “Tek vatan”, “Tek devlet”, “Tek millet”, “Tek bayrak” diye, yeminler ettiriyor. Teröristlere bırakıp kaçtıkları, Süleyman Şah Türbesi’nin toprakları, Saray’ın “tek vatan” tarifinde anlaşılan yer almıyor. Yunanistan silahsız olması gereken adaları silahlandırıyor, bize ait adacıklara Yunan bayrağını çekiyor. En son Limoniye Adası’na da bayrak dikiyor. Ama anlaşılan bu adalar da Erdoğan’ın “tek vatan” tarifine sığmıyor.

MISIRLI ESMA’YA AĞLIYOR, ŞEHİTLERİMİZE GÜLÜYOR

Yine Erdoğan’ın “tek millet” tarifinde kendine oy vermeyenler yok. Ona oy vermeyen herkes terörist. “Tek Millet” diyen Erdoğan, Mısırlı Esma için ağlıyor. Ama aynı Erdoğan, Gara’daki 16 şehidimizin, İdlib’de 34 şehidimizin ardından gülüyor. Erdoğan’ın “tek millet” tarifinde kim var? O da belli değil. Milletimiz, “Kalbi mühürlü” bu basiretsiz,  liyakatsiz yönetime notunu verdi. Bunların tasdiknameleri artık hazır. Vatandaşlarımız, bunları evine göndermek için sandığın önüne gelmesini bekliyor. Kalan şu sayılı günlerinde, Erdoğan’ın Şahsım Hükümetine bir tavsiyemiz var. Artık şu “Rabia Milliyetçiliği” icat etmeyi bırakın. “Yurtta sulh, cihanda sulh” diyen, kimseyi dışlamayan “Atatürk Milliyetçiliğinin” ipine sarılın.

KARADENİZ’DE DOĞALGAZ MÜJDESİNDEN BU YANA DOĞALGAZA ZAM GELİYOR

Erdoğan Şahsım Hükümeti, hem kibir sarhoşu, hem de metal yorgunu… Ülkemiz iç içe geçmiş krizlerden oluşan büyük bir buhranın içinde savrulup duruyor. Ülke yönetilmiyor, patinaj yapıyor. Esnaf, çiftçi, emekçi, emekli, işveren… Bütün bir millet ızrar halinde. Ama Saray’ın keyfi yerinde… Milletin feryatları saraydan duyulmuyor. Bugün de yılbaşından bu yana doğalgaza üçüncü zam geldi. “Karadeniz’de doğalgaz bulundu” müjdesini verdiler o günden bu yana doğalgaz zamları otomatiğe bağlandı. Dolar kuru gevşiyor ona rağmen doğalgaza zam yağmuru devam ediyor.

BİR NESLİ YİTİRİYORUZ

Milletimiz hayat pahalılığı ile işsizlik arasında inim inim inliyor. Milletin gelecek umudu gençlerimiz, ailelerin bin bir emekle okuttuğu çocuklarımız, 15-29 yaş arasında 5,5 milyon gencimiz, ne okulda okuyor, ne de bir işte çalışıyor. “Ev genci” olmuşlar analarının babalarının ellerine bakıyorlar. Ülkemiz eğitimde sürekli patinaj yapıyor. Bir nesli yitiriyoruz. Bugün çocuklarımız, gençlerimiz, aileler, Bakanlar Kurulu’ndan çıkacak yüz yüze eğitim kararlarını bekliyor.

BU İŞ ÇOCUK OYUNCAĞI DEĞİL

Daha bir hafta önce Milli Eğitim Bakanı, ilkokullar ile 8 ve 12. sınıflarda yüz yüze eğitimin 1 Mart’ta, yani bugün başlayacağını söylemişti. Ne olduysa oldu dün o da, Sağlık Bakanı gibi özür diledi. Bazı illerde vaka artları yaşandığı için yeniden değerlendirme ihtiyacı doğduğunu ifade etti. Sayın Bakan bu iş çocuk oyuncağı mı? Maç oynanırken ikide birde kural değiştiriyorsunuz. Çocukların kafalarını karıştırıyorsunuz buna ne hakkınız var? Ben soruyorum, aileler kendilerini nasıl ayarlayacaklar çocuklarını okula bırakıp okuldan almak için? Öğretmenler, okullar ne yapacaklar? Peki okulların açılacağına göre hazırlık yapan, gerekli malzemeyi alan esnafın hali ne olacak? “Bugün öyle, yarın böyle” diyerek, tutarsız politikalarla eğitim sistemini de, ekonomiyi de yönetemezsiniz. Okulların açılışı için önce tarih verip, sonra neden erteliyorsunuz? Cumartesi, Pazar toplantı yapsaydınız. Çocukların, gençlerin hayatı, bu ülkenin bir nesli söz konusu… Ama siz; “Bir açtık, bir kapadık, bir öyle, bir böyle” deyip, sürekli patinaj yapıyor, ülkenin geleceğine takoz oluyorsunuz. Devlet böyle mi yönetilir? İşte bizim “Devlet krizi” dediğimizde tam da budur.

ŞAHSIM REJİMİ SALGINDA SINIFTA KALDI

Erdoğan’ın Şahsım Rejimi, bu salgın sürecinde yaptıklarıyla ve yapmadıklarıyla sınıfta kalmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın kendi araştırmasına göre 1 milyondan fazla öğrencinin evinde interneti yok, 227 bin öğrencinin evinde televizyonu yok. Öğrenciler uzaktan eğitime ulaşamıyor. Tek bir öğrencinin bile eğitime ulaşamaması adaletsizliktir. Buna karşın, Saray’ın yönettiği 21. Yüzyılın Türkiye’sinde 2 milyon 658 bin öğrencimiz, salgın döneminde EBA’ya giremiyor. Özellikle bazı doğu illerimizde EBA’ya ulaşamayan öğrenci sayısı, toplam öğrenci sayısının yarısını buluyor o illerdeki. Şimdi çıkmışlar, yüz yüze sınav yapacaklarmış. Bu arada sınav tarihini de ikide birde değiştiriyorlar. “1 Mart’ta başlayacak” denilen sınavlar, şimdi 8 Mart’a ertelendi. Bakalım bugün Bakanlar Kurulu’ndan bununla ilgili hangi kararlar çıkacak? Yani bu hükümet eğitim konusunda kendi üzerine düşeni yaptı mı? Her bir öğrenciye ulaşabildi mi? Her öğrenciye eşit eğitim imkânı verebildi mi? Hayır.

BU UMUTSUZLUĞU BİZ BİTİRECEĞİZ

Bu ülkenin insanlarının umudunu ayakta tutan evlatlarıdır. Bu ülkede analar, babalar yemez; evlatlarına yedirir, içirir. Giymez, evlatlarına giydirir. Çocuğu okusun diye ceketini satan nice babalar vardır. Ama Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti, milletimizin, “Çocuğum okuyacak, kendisini de bizi de kurtaracak” umudunu elinden aldı çaldı. Eğitimde fırsat eşitliğini bitirdi. Yine Erdoğan’ın şahsım hükümeti liyakatin yerine sadakati koyarak, milletimizin “Çocuğum okuyacak, bir iş sahibi olacak” umudunu da yok etti. İktidara gelir gelmez, bu düzeni biz değiştireceğiz. Bu umutsuzluğu biz bitireceğiz. CHP iktidarında herkesin çocuğu eşit fırsatlara sahip olacak. Milletimizin umutları yeniden büyüyecek. Erdoğan’ın Şahsım Hükümetine tavsiyemizdir: Gençlerimizin ve ailelerin sesine kulak verin. Beceriksizliğinizin faturasını ailelere ve gençlere kesmeyin.

BENZER ÜLKELERİN ÜÇTE BİRİ DESTEK VERDİLER, O DA İŞÇİNİN KUMBARASINDAN

Bu hafta sonu İngiltere normalleşme planını açıkladı. Ailelerin gönlünü ferah tutmak için gereken her türlü tedbiri almışlar. Hızlı test kitleriyle ortaokul ve kolej öğrencilerine, ailelerine haftada iki kez test yapılacak. Ailelere bu test kitleri ücretsiz dağıtılacak. Millete beş maskeyi dağıtamayan Erdoğan Şahsım Hükümetinin, böyle bir hazırlığı var mı? Ne gezer. Bu salgında Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti, sadece yavrularımızı, gençlerimizi ve aileleri perişan etmedi. Esnaflarımızı, işçilerimizi, işsizlerimizi de perişan etti. Bizim de içinde olduğumuz, Gelişen ve Orta Gelirli Ülkelerin, vatandaşlarına salgında verdiği doğrudan gelir desteğini, Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti bizim milletimize veremedi. Verebilselerdi doğrudan destek tutarı 176 milyar lira olacaktı. Oysa şimdiye kadar vere vere sadece 53 milyar lira verdiler. Bunun da büyük kısmı işçinin kumbarası kırılarak İşsizlik Sigortası Fonu’ndan verildi. Meksika ile beraber vatandaşlarına, en az destek veren hükümet bizde.

DÜNYA SALGIN SONRASI İÇİN PAKET ÜSTÜNE PAKET AÇIKLIYOR

Şimdi dünyada hükümetler, normalleşme süreçlerine başlarken, işyerlerini, çalışanlarını yeni döneme hazırlayacak yeni destek paketlerini açıklamaya başladılar. ABD, 1,9 trilyon dolarlık yani bugün açıkladıkları bizim gayrisafi yurtiçi hasılamızın neredeyse üç katı kadar devasa bir teşvik paketini onayladı. Yine normalleşme planını açıklayan İngiltere, alışveriş mağazaları, barlar, restoranlar, berber ve kuaförler için, 5 milyar Pound büyüklüğünde yeni bir hibe destek paketini açıkladı. Esnafları normalleşme sürecine “iyimserlikle” başlatmak için, can suyu vermek için, diğer ülkeler paket üstüne paket açıklıyor. Herkes şunun farkında esnafını ayakta tutamayan devletler, salgında savaşı kaybeden devletler olacak. Bizde esnaflarımızın doğrudan desteğe ihtiyacı var.

SARAY SESİNİ DUYMUYOR KAYSERİLİ ESNAF KARDEŞİM

Borç gırtlağı aşmış, faiz altında esnaflarımız inim inim inliyor. Esnaflarımız, “Bugün dükkân açsak, iki yıl borçları ödemeye çalışırız” diyorlar. Trabzon’da bir esnafımız kapısına, “Namuslu bir şekilde battık, devren satılık” diye ilan asıyor. Aynı esnaf devletten “bir lira destek almadığını” söylüyor. Birde ekliyor: “Hani her esnafımızın ardında, Türkiye Cumhuriyeti Hazinesi olacaktı? Lebaleb batırdınız bizi…” Kayserili esnaf dükkânlarına afiş asıyor: “Nefes alamıyoruz, sesimizi duyan var mı?” diyor. Erdoğan’ın şahsım hükümetinde, esnafın sesini duyan yok, Kayserili esnaf kardeşim… Şehrinizin AK Partili vekillerine göre milletin hiç sıkıntısı yok. Bir milletvekili; “Bizi eleştirenler, altı ayda bir cep telefonu, iki yılda bir araba değiştiriyor. Artık asgari ücretlinin arabası var” diyor. Diğeri de çıkmış, “Hayat standardı çok yükseldi. Artık ev, araba almak zor değil” buyuruyor. Bir başka Kayserili hemşeriniz, AK Parti Yerel Yönetimler Başkanı, seçmenlerin sesini duymak yerine, seçmenlere beddua okuyor. AK Parti’nin Tanıtım ve Medya Başkanı da: “Bizi mahvettiniz” diyen çiftçiye, “Pahalı cep telefonu kullanıyorsun” diye hesap soruyor. Çiftçi tarım aletini hurdaya satıp Ankara’ya gelmeye çalışıyor, yolunu kesip başkente sokmuyorlar. Tarım Bakanı, “Çiftçi rekor gelir elde ediyor.” Diyebiliyor. İnsanlar, yokluktan, yoksulluktan canına kıyıyor. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmet Bakanı; “Türkiye’de yoksulluk bitti” diyebiliyor.

MİLLETLE İRTİBATLARI TAMAMEN KOPTU

Saray; “Açım” diye bağıran vatandaşı duymazdan gelirse, eve ekmek götüremeyen esnafa “abartıyorsun” deyip kafasına bir paket çay atarsa, çöpten, pazar artıklarından rızık toplayan aç yurttaşlarımızın fotoğraflarına mizansen, kurgu derse, Saray gazeteleri, “Marketten nasıl alışveriş yapılmaz” diye manşet atarsa, devletin televizyonu, “Çöpten yemek nasıl toplanır” diye program yaparsa, devletin ajansı, bu ülkenin esnafı inim inim inlerken, Japon esnaflarının dertlerini haber yaparsa… Bu hükümetin, milletimizle irtibatı artık tamamen kopmuş demektir. Ama artık midenin gurultusu, Saray’ın gürültüsüne galip geliyor. Esnaflarımızın çığlığı, Sarayın “organize çığırtkanlığını” bastırıyor. Sokağın gerçekleri ile Sarayın söyledikleri arasındaki makas, her gün daha da açılıyor.

MİLLETİ İŞİNDEN EDEN BÜYÜME

Bugün 2020 yılının dördüncü çeyreğine ait büyüme rakamları yayınlandı. Bu rakamlara göre Türkiye yılın son ayında geçen yılın aynı dönemine göre, yüzde 5,9 büyümüş. 2020 yılının tamamında ise büyüme hızı yüzde 1,8 olmuş. Ama bu nasıl bir büyümeyse, milleti işinden ediyor. AK Parti hükümetleri Türkiye’yi, önce “İş vermeyen büyüme” ile tanıştırmıştı. Şimdi de “Milleti işinden eden büyüme” ile tanıştırıyor. TÜİK’in ekonomi yüzde 1,8 büyüdü dediği 2020’de yine aynı TÜİK’e göre, 1 milyon 272 bin yurttaşımız çalıştığı işini kaybetmiş. Böyle bir iş kaybıyla ne 1994 krizinde, ne 2001 krizinde, ne de 2009 küresel krizinde karşılaştık. 2020’de gerçek işsiz sayımız 10 milyon 273 bine çıkarken, gerçek işsizlik oranı da yüzde 30 olmuş.

FAİZ BARONLARINI ABAT ETTİLER

Bu büyüme son derece niteliksiz bir büyüme. 2020 büyümesine net ihracatın pozitif hiçbir katkısı olmamış, tam tersine net ihracat büyümeyi ciddi şekilde aşağıya çekmiş. Bu büyüme özellikle tüketim ağırlıklı ve iç taleple sağlanan bir büyüme. Tüm sektörlere de yaygın değil. “K tipi” dediğimiz bir büyüme… Yani bazı sektörler yukarı giderken, bazı sektörler aşağı doğru çakılıyor. Tarım yüzde 4,8, sanayi yüzde 2 büyüyor ama inşaat yüzde 3,5, hizmetler sektörü de yüzde 4,3 daralıyor. 2020’de bu büyüme milleti işinden etmiş. Ama “Para babalarını”, “faiz baronlarını” da abat etmiş. 2020’de borç ve krediyle, menkul kıymet ve altın alım satımıyla uğraşan para ve faiz baronları servetlerine servet katmışlar, gelir üstüne gelir elde etmişler. Finans ve Sigorta sektöründeki büyüme yüzde 21’e ulaşmış. Yani milletimiz çöp konteynırlarından rızkını çıkarmaya çalışırken, faizle uğraşanlar daha da zenginleşmiş. Hangi dönemde? Faize karşıyız diyenlerin döneminde. Kimse kusura bakmasın böyle bir büyümeye adil diyebilir miyiz? Tabi ki diyemeyiz.

EKONOMİYİ KUR VE FAİZ KISKACINA SOKTULAR

Böylesine adaletsiz ve kredilerle şişirilen sürdürülemez bir büyümenin bu millete hiçbir faydası yoktur. Ekonomiyi kur ve faiz kıskacına sokan politikalar, döner dolaşır milleti yeniden cebinden vurur.

ÜLKE OLARAK 13 YIL KAYBETTİK

Nitekim 2020’de, dolar cinsinden milli gelirimizdeki erime, 44 milyar dolar olmuş bir yıl önceye göre. Yine 2013 yılında 958 milyar dolar olan milli gelirimiz, 2020’de yani 7 yıl sonra 717 milyar dolara düşmüş. 2013 Erdoğan’ın Şahsım rejimini inşa sürecini başlattığı dönem. O günden bugüne milletimizin cebinden 241 milyar dolar çekilip alınmış. 2013’de 12 bin 582 dolar olan kişi başına gelir. 2020’de 8 bin 599 dolara düşmüş. Her bir yurttaşımız, 3 bin 983 dolar kaybetmiş. Milli gelirimiz 2008’in gerisine, kişi başına gelirimizde 2007’nin gerisine düşmüş. Ülke olarak 12-13 yılı birden kaybetmişiz. Ve bugüne geldiğimizde Türkiye maalesef 3 yıl önceye göre hem daha borçlu, hem de artık elinde yeterli cephanede kalmamış durumda.

MİLLETİN 128 MİLYAR DOLARINI ÇARÇUR EDENLER HESAP VERECEK

2019’un Mart ayından itibaren, 128 milyar dolar rezerv, “Yandaşa ucuz döviz vereceğim” diye çarçur edildi. Merkez Bankası kasasındaki döviz rezervleri, Merkez Bankası’nın döviz borcunu dahi karşılamaya yetmiyor. Net rezervler eksi bakiye veriyor. 19 Şubat itibariyle eksi 40 milyar dolar civarında. Kaç aydır bu rezervlerin akıbetini sorguluyoruz. Kime satıldı? Kaça satıldı? Hangi yöntemle satıldı? Millet adına bir açıklama bekliyoruz. TBMM’ye Araştırma Önergesi veriyoruz reddediliyor. Savcılara açık suç duyurularında bulunuyoruz savcılar duymamazlıktan geliyor. Ama hep söylüyoruz. Gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi bir huyu var. Bu da er ya da geç ortaya çıkacak. Ve bu işlemlerin sorumluları bunun hesabını tabi ki verecekler.

CHP İKTİDARINDA BUNLARI YAPACAĞIZ

Kimsenin kuşkusu olmasın. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında, borca yaslanarak büyüme modeline son vereceğiz. Büyümeye ihracatın katkısını artıracağız. İhracata dayalı büyüme, üretime dayalı büyüme olacak. İş ve istihdam yaratan bir büyüme stratejisi izleyeceğiz. Genç nüfusumuzu stratejik üstünlüğümüz olarak göreceğiz. Fakir yerinde sayarken, para babaları, faiz baronları daha da zenginleşmeyecek bizim dönemimizde. Çalışacağız, üreteceğiz, kazanacağız. Hep beraber zenginleşeceğiz. Milletimiz herkesin söylediğini duyuyor, kimin ne yaptığını da görüyor. Bunların notunu veriyor. Önüne gelecek ilk sandıkta, bu hükümeti evine göndermek için gün sayıyor.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- İki sorum olacak benim. Denizli Milletvekili Teoman Sancar istifasını açıkladı. Çok kısa bir açıklama yaptı sosyal medya hesabından. Sadece istifa ettiğini söyledi. Herhangi bir gerekçe var mı sizin bilginiz dahilinde olan ve bu istifa Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun mu tasarrufudur bunu sormak isterim.

İkinci olarak bir de Bitlis il örgütü bugün buradaydı. İl Başkanıyla ilgili bazı iddialar var, yargı süreci devam ediyor kendisiyle ilgili. O yargılama süreci devam ederken de görevden alınması yönünde bazı istekleri var yine il örgütündeki kişilerin. Bunlar size ulaştı mı? CHP’nin tasarrufu ne yönde olacak?

Faik ÖZTRAK- Sayın milletvekili istifasını açıkladı. İstifa tek taraflı bir müessese… İstifasının nedenleri konusunda biz de kendi istifa mektubunda ne varsa onu biliyoruz.

İkinci sorunuzla ilgili… Bu örgüt içi bir meseledir. Örgütlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız konuyla ilgileniyor. Konu olgunluğa kavuştuktan sonra gerekli bilgiler kamuoyuyla paylaşılır.

Soru- Açıklamanızda biraz değindiniz ama son zamanlarda bakanların özürleri kamuoyunda gündeme geliyor. Önce Sağlık Bakanı, ardından Milli Eğitim Bakanı özür diledi. Bu özürler yeterli mi ya da özürleri nasıl okumak gerekiyor sizin bu konuya ilişkin yorumunuz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Konuşmamda söylemiştim, tek adam vesayet rejiminin alametifarikasının ne olduğunu. Hatayı şahsım hükümetinin başı Erdoğan yapıyor, özür dilemek bakanlarına düşüyor. Erdoğan şahsım hükümetinin başının kibri o kadar büyük ki, o milletten özür dilemiyor. O ancak “Allah beni affetsin” diyor, yüce Allah’tan özür diliyor. Şunu söyleyeyim, özür tabi ki insani bir şeydir ama bakanlar bir hatanın sorumluluğunu üstlerine alıp özür diliyorlarsa bunun gereğini de yapmalıdırlar. Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi görevden aflarını istemelidirler.

Soru- Fezlekelerle ilgili olarak Meclis Başkanı “Parlamentonun çalışmasını sekteye uğratmamalı” dedi. Ayrıca 15 vekilin daha dokunulmazlığı kaldırılırsa bir ara seçim sözkonusu olabilir. Cumhur ittifakı ara seçime gider mi ya da sizce nasıl bir yol izlenecek?

Faik ÖZTRAK- Meclis Başkanının ne demek istediğini bu sözlerinden anlamak mümkün değil. Meclis Başkanının görüşlerini millete daha açık ifade etmesi gerekiyor. Ne demek fezlekeler meclisin gündemini daha fazla işgal etmemeli? Bundan neyi kastediyor? Kendisi milli iradeyi ve milletvekilinin hukukunu korumakla, savunmakla yükümlü bir makamda oturuyor. Bu nedenle ne demek istediğinin daha anlaşılır olmasına ihtiyaç vardır.

Soru- Güçlendirilmiş parlamenter sistem çalışmasına ilişkin CHP Parti Meclisi’nde bir sunum yapıldığı belirtiliyor. Sunumda neler gündeme geldi, içeriğe ilişkin bir bilgi verebilir misiniz?

Faik ÖZTRAK- Parti Meclisimizde yapılan sunum bilim insanları tarafından yeni bir hükümet sistemi ve tarafsız yargıyla ilgili bir sunumdur. Partimizin bu konudaki çalışmaları biliyorsunuz devam ediyor. Tüm partilerin de çalışmaları devam ediyor. Bu çerçevede gördüğümüz bir husus var. Milletimizin hislerine tercüman olmak üzere partilerin büyük bir çoğunluğu bu tek adam parti devleti sisteminden, rejiminden şikayetçi… Herkes güçlendirilmiş parlamenter rejime geçişle ilgili mutabakata varmış gözüküyor.

Teşekkür ediyorum.

MİLLET KABUSU YAŞARKEN, AK PARTİ TATLI RÜYADA

CHP Sözcüsü Öztrak, salgın döneminde AK Parti kongrelerindeki “lebalep” görüntüleri eleştirerek, “Erdoğan salonları lebalep doldurttuğu partililerine teşekkür ederse, Hatay’da AK Parti Gençlik Kolları da işte bunları yapar. Çalgılar, çengiler, davullar, zurnalar, oynamalar, zıplamalar, deve güreşleri. Şu yaptıkları dükkânını kapattıkları esnaflara ayıptır, aylardır tedbirli davranan milletimize yazıktır. Millet kâbusu yaşarken, AK Partililer anlaşılan rüyada yaşıyor” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

HOCALI’DA KATLEDİLEN KARDEŞLERİMİZİ RAHMETLE ANIYORUZ

Bugün Hocalı katliamının yıl dönümü. 29 yıl önce Hocalı’da, çok büyük bir insanlık dramı yaşandı. İnsanlık sustu, vicdan sustu. 600’den fazla Azerbaycanlı sivil kardeşimiz, Ermenistan’a bağlı birliklerce acımasızca katledildi. Çok büyük acılar yaşandı. Biz bir kez daha, hayatını kaybeden kardeşlerimizi rahmetle anıyor, kardeş Azerbaycan’ın acılarını paylaşıyoruz.

SARAY HAKİKATE, LİYAKATE VE ADALETE DÜŞMAN

Bugün ülkemiz; “Hakikate”, “Liyakate” ve “Adalete” düşman bir zihniyetle yönetiliyor. Saray rejimi Hakikate düşman… Çünkü hakikatler, beceriksizliklerini yüzlerine vuruyor. “Kral Çıplak!” diye bağırıyor. Saray rejimi Liyakate düşman… Çünkü liyakatli kişi doğruları savunur. Liyakatli kişi; hakikate, kanuna, milletine ve devletine sadıktır. Saray ve sarayın kibir abidelerine değil. Saray rejimi Adalete düşman… Çünkü adaletin, kanunun ve kuralın hâkim olduğu yerde, keyfi kararlar alınmaz, alınamaz. Yönetenler, düzgün çalışan adalet terazisinin, her an kendilerini tartacağından, hesap vereceklerinden korkarlar. Ama uyaralım: “Bozdukları terazi gün gelir onları da tartar.”

BU SÖZLER MİLLETİN KARNINI DOYURMUYOR

Bugün sürekli patinaj yapıyorsak, ekonomik kriz ve devlet krizi, sağlık krizi, her gün daha da derinleşiyorsa, ülke ve millet buhrandaysa nedenleri işte bu çürük anlayışta aranmalıdır. Bu hakikat düşmanlarının, hiç değişmeyen yöntemleri var. Erdoğan’ın Şahsım Hükümetinin hatalarını sorguladığınızda sorularınızı önce duymazdan geliyorlar. Baktılar olmuyor, havuz medyası ve troller devreye giriyor. Bilgi kirliliğiyle, çarpıtmalar başlıyor. O da yetmezse hemen koro halinde hakarete başlıyorlar. Ağza alınmayacak iftiralar, küfür ve kötü sözler, dillerinden, kalemlerinden dökülüyor. Ama hakikatlerin er ya da geç, ortaya çıkmak gibi güzel bir huyu var. Bu yöntemler artık milletin karnını doyurmuyor. Milletimiz bu bağırış çağırışı dinlemiyor. Derdine derman arıyor. Millet herkesin ne yaptığını biliyor. Kim yanında, kim değil görüyor. Bunlara notunu veriyor. Evlerine göndermek için sabırsızlıkla sandığı bekliyor.

HALKA SIRTINI DÖNENE, HALK DA SIRTINI DÖNÜYOR

Bu hafta CHP’nin Ekonomi Masası olarak, Nevşehir’e yaptığımız ziyarette de bunu gördük. Özellikle kırtasiye esnafı, lokanta ve kafe sahipleri çok ciddi sıkıntılar yaşıyorlar. Okulların kapalı olması kırtasiyecileri, hafta sonu sokağa çıkma yasakları, lokantacıları, büfecileri vurmuş. Yeme içme sektöründeki esnaf, “Biz asıl işimizi hafta sonu yapardık, sokağa çıkma yasakları bizi bitirdi” diyorlar. Birde hafta sonu iş yapan esnafla aynı malı satan ucuz alışveriş zincirlerinden çok ciddi şikayetler var. Her sokakta birkaç tane birden açılmaya devam ediyormuş. Pek çok esnaftan duyduğumuz bir başka şikâyet de şu: Destek diye bin lira aldık ama kira yardımı alamadık. Alsak da zaten bu caddede kira 5 bin lira, kira yardımı 500 lira… Bu neye yetecek?” Patates üreticisi dertli… Hükümetten umudu kesmişler, şimdi CHP’li Belediyelerin destekleme gibi ürünlerini alıp, yardım amaçlı millete dağıtmasını istiyorlar. Bizde bunları yapacağımızın taahhüdünü verdik. Fakat genç bir esnafın söyledikleri yaşadıklarımızın adeta özeti gibi: “İki yumurtayı kırmak mesele haline geldiyse, burada yanlış giden bir şey var. Vatandaşın halini görmüyorlar. Sen halka sırtını dönersen, halk da sana sırtını döner.”

128 MİLYAR DOLARI SATTIKLARINI İTİRAF ETTİLER, ŞİMDİ SIRA NASIL SATTIKLARINDA…

Hakikat, liyakat ve adaleti bilmeyenlerin, kibir kulelerinden vatandaşın halini görmeyenlerin, milletin sesini duymayanların “organize çığırtkanlıkları”, artık hakikatleri gizleyemiyor. Anlattıkları masallar artık karın doyurmuyor. Sıkıntılar artık halının altına sığmıyor. Pis kokular arşı alayı sarıyor. Bu organize çığırtkanlığın son örneğini, milletimiz adına, Merkez Bankası’nda buharlaştırılan, 128 milyar dolar rezervin hesabını sorarken gördük. Biz bu konunun aylardır takipçiyiz, ısrarla soruyoruz. Milletin 128 milyar doları ne oldu? Önce bir duymazdan geldiler, kulaklarının üstüne yattılar. Baktılar olmadı. Havuz medyasında sipariş yazılar kaleme alınmaya başladı. O da kesmedi. Bu sefer, topyekûn saldırıya geçtiler. Biz soruyoruz, soracağız. Milletin 128 milyar doları nerede? Bunu soruyoruz etmedikleri hakareti bırakmıyorlar. Elbette kötü söz sahibine aittir. Nihayet, Saray’ın kibirlisi, İstanbul İl Kongresinde çıktı, döviz rezervleri sattık dedi. Bu itiraf önemli, ancak “yeterli” değil. Millet 128 milyar doların; “Kime”, “Nasıl”, “Kaçtan” satıldığını da öğrenmeli. Bunu açıklamaları gerekiyor.

DOLAR BİLE NE YAPACAĞINI ŞAŞIRDI

Bunun yerine, damadın adını aylardır unutan Saray ve şürekâsı, ne olduysa birden bire damadın yaşadığını hatırlayıverdiler. Ve bu koroya en son Erdoğan da katıldı. 104 gün boyunca damadının adını ağzına almayan Erdoğan, İzmir ve Nevşehir İl Kongrelerinde, öyle bir damat güzellemesi yaptı ki, şaşırdık kaldık… Sarayın kibirli başı, “Ekonomide ne kadar başarı varsa, ardında benim damadım var” dedi. Yatırımcılarda, “Eyvah damat geri dönüyor” deyip kaçmaya başladı, Dolar bile ne yapacağını şaşırdı.

BAŞARI BUYSA ALLAH BAŞARISIZLIKLARINDAN KORUSUN

Erdoğan’ın hakikatle bağları o kadar kopmuş ki… Dolar kurunu 4 lira 53 kuruştan alıp, 8 lira 46 kuruşa kimin çıkardığını unutmuş. Damadın göreve başladığında, bu ülkede çalışan, işi olan 28 milyon 694 bin kişinin damat görevi bıraktığında 27 milyon 140 bin kişiye düştüğünü görmüyor.  Kimin yönetiminde, iş, güç sahibi 1,5 milyon yurttaşımız işinden oldu? Kimin yönetiminde bu ülkede işsizlerin sayısı 11 milyonu aştı, milletimiz işsizlik tsunamisinin altında kimin yönetiminde kaldı? Bu milleti kış gününde, sokaklarda soğan, patates kuyruklarına, iş kuyruklarına kim soktu? Elbette kayınpeder damat ikilisi… Başarıları buysa, Allah, milletimizi başarısızlıklarından sakınsın.

AİLEYİ SİYASETE SOKAN, DAMADINI BAKAN YAPAN

Şimdi bir de yeni moda çıktı. Biz “damat” diyoruz, hemen yandaş yorumcular, televizyonlar, kanallar “Aileyi siyasete karıştırmayın” diye akıl vermeye kalkıyorlar. Aileyi siyasete sokan biz değiliz ki, Damadını Bakan yapan Erdoğan… Milletimiz bunu görüyor. Devleti şirket gibi yönetmeye kalkan da Erdoğan… Milletimiz bunu da görüyor. Madem damat bu kadar başarılıydı, bu buhranın ortasında neden görevinden affedildi? Damat bu kadar başarılıysa, Erdoğan Merkez Bankası Başkanını Damadına sormadan neden görevden aldı? Gerçekler ortada. Mızrak çuvala sığmıyor. Damat görevden ayrılırken, halefine “devir teslim” bile yapamadı. Instagram’dan bir mesaj attı, “At izi it izine karıştı, Allah sonumuzu hayreyleye” dedi. Sonrada çekti, gitti. Cumhuriyet tarihimizde böyle bir olay vaki değil. Gerçi Cumhuriyet tarihimizde damadını Bakan yapan, Başbakan ve Cumhurbaşkanı da vaki değil. Erdoğan sayesinde milletimiz, bunları da gördü. Tek adam vesayet rejiminde, Erdoğan’ın şahsım hükümeti, nepotizmin, akraba kayırmacılığının kitabını yeniden yazdı.

128 MİLYAR DOLAR NASIL, NE ZAMAN, KİME, KAÇTAN SATILDI

Herkesi kör, âlemi sersem sanmasınlar. Bugün ekonomide ne yaşanıyorsa, yaptıklarıyla ve yapmadıklarıyla, sorumlusu, bu ucube rejim ve Erdoğan’ın şahsım hükümetidir. Yok, yere buharlaştırılan 128 milyar dolarda, tüyü bitmedik yetimin hakkı vardır. Millet bunun hesabını sorma görevini bize verdi. Biz de soruyoruz, milletimizin bize verdiği yetkiyi kullanıyoruz. Şimdi yapılması gereken bu 128 milyar doların, hangi yöntemle, hangi tarihlerde, kimlere, kaçtan satıldığının açıklanmasıdır.

KAYITLARA GÖRE SON MÜDAHALE 2014’TE, SON İHALE 2016’DA

Hukuka ve kuralına uygun yapılan iş saklanmaz. Çiğ yemediyseniz de karnınız ağrımaz. Şimdi bakın, daha önce usulüne ve hukuka uygun yapılan, müdahale ve döviz satım ihalelerini, Merkez Bankası gün, gün açıklamış. Dalgalı kur rejiminde, döviz piyasasına nasıl müdahale edileceği bellidir. Ya piyasaya “doğrudan müdahale” edersiniz. Ya da “ihale yöntemiyle” döviz alıp, satarsınız. Merkez Bankası daha önce de, döviz piyasasına doğrudan müdahale etti. Döviz aldı, döviz sattı. Müdahaleleri en geç 15 gün sonra evet bildirmeden sürpriz olsun diye yaptı ama 15 gün sonrada nasıl müdahale ettiğini kamuoyuna açıklamış. En son “döviz satım müdahalesi” de 23 Ocak 2014’te yapılmış. En son “döviz satım ihalesi” ise o da burada 27 Nisan 2016’da. Ama bu tarihten sonra, döviz piyasasına yapılan müdahalelere ilişkin hiçbir kayıt yok.

ÇİĞ YEMEDİYSENİZ KARNINIZ AĞRIMAZ

Anlaşılan FETÖ’nün hain darbe girişimine “Allah’ın bir lütfu” diyen sadece Erdoğan değil. Merkez Bankası da bunu Allah’ın lütfu saymış bilgilerin üstüne yatmış. Neyi saklıyorsunuz bunu hepimiz öğrenmek istiyoruz. Yapılan işlemler hukuka uygunsa, saklanacak bir şey yoksa ne kadar sattınız, kaçtan sattınız, kime sattınız? Bunu gün, gün açıklamanız lazım. Tekrar ediyorum. Çiğ yemediyseniz, karnınız ağrımaz.

BİR BAŞKAN YARDIMCISININ MARİFETİ Mİ?

Biliyoruz… Erdoğan’ın şahsım hükümeti adalete düşman… Kanunlardan, kurallardan hoşlanmıyor. Ama bir yandan da saray ve şürekâsı, “Yapılan işlem kanuna, hukuka uygun” diye barbar bağırıyor. Şimdi ben de buradan soruyorum. Merkez Bankası Kanunu’nun 22. Maddesine göre: Ülkemizin altın ve döviz rezervlerinin yönetimine ilişkin, usul ve esasların tespiti ile gerekli düzenlemelerin yapılması, Banka Meclisi’nin görev ve yetkisindedir. Ülkemizin 128 milyar dolar rezervi bir yıldan kısa bir sürede satılmış. Bugüne kadar böyle agresif bir rezerv satışı yok. Bunu Merkez Bankası, Banka Meclisi’nin belirlediği, hangi usul ve esaslara göre yaptı açıklayın. Yoksa bu satışlar, bankada bir Başkan Yardımcısı’nın piyasa tüccarı yaklaşımıyla belirlediği, usul ve esaslara göre mi yapıldı? Bu Başkan Yardımcısı halen görevde mi? Biz tüm bu sorulara, kızmadan, bağırmadan, çağırmadan, gırtlağınızı patlatmadan, hakaret etmeden, cevap vermenizi bekliyoruz.

MERKEZ BANKASI’NIN REZERVLERİNİ YİYİP BİTİRDİLER

Rezerv demişken, TCMB, 19 Şubat itibariyle, “Uluslararası Rezervler ve Döviz Likiditesi” tablosunu yayımladı. Bu tablo uluslararası kuruluşlara da sunulan, uluslararası standartlarda bir tablo olduğu için önemli. Buna göre 19 Şubat itibariyle; Merkez Bankası’nın Resmi Rezerv Varlığı 94 milyar dolar. Merkez Bankası’nın Döviz Yükümlülüğü ise 134 milyar dolar. Yani Merkez Bankası’nın döviz borcu, döviz varlığından 40 milyar dolar daha fazla. Kasadaki döviz varlığı, döviz borcuna yetmiyor. Rezervler eksi 40. Oysa 2018’de bu ucube rejim iş başına geldiğinde, Merkez Bankası kasasında “net 31 milyar dolar” artı rezerv vardı. Eksi 40 değil, artı. Şuraya dahi baktığımızda, sene içinde alınan satılanları göstermediğimizde bile 2,5 yılda, 71 milyar dolar eridiği ortada. Net rezervlere, başka bir tablodan, Merkez Bankası’nın günlük bilançosundan bakalım. Orada durum daha da vahim… 19 Şubat itibariyle, SWAP yükümlülüklerini dikkate almadan, Merkez Bankasının net rezervleri eksi 1,4 milyar dolar. Buna bir de 52,4 milyar dolarlık, Merkez Bankasının SWAP yükümlülüklerini eklersek, net rezervler eksi 54 milyar dolara dayanıyor. Yani nereden bakarsanız bakın. Hangi tanımla bakarsanız, bakın. Merkez Bankası kasasındaki döviz rezervlerini yemişler bitirmişler.

BU AÇIĞIN YAMANMASI YILLARI ALACAK, FATURAYI MİLLET ÖDEYECEK

Bıraktık kamunun, ekonominin döviz yükümlüğünü karşılamayı, Merkez Bankası’nın kasasındaki dövizler, kendi borcunu dahi karşılayamıyor. Ülkeyi 70 sente muhtaç hale getirmişler… Kayınpeder ve damadın, Merkez Bankası kasasında sebep olduğu, bu büyük açığın yamanması yıllarımızı alacak maalesef. Ve milletimizde bunun için çok büyük bedeller ödemek durumunda olacak. Dövizin fiyatı arttıkça faize yüklenecekler. Milletimiz yüksek faiz altında, tefeci faizi altında inim inim inliyor, inleyecek. Bugün yüzde 17 seviyesine çıkan politika faiziyle üç ayda, dünya üzerinde en yüksek faiz veren 10 ülkeden biri olduk.

SICAK PARA BARONLARI YENİDEN FAİZ ARTIŞI İSTİYOR

Döviz kurunda yaşanan son oynamalar, sıcak para baronlarının yeni bir faiz artışı istediğini gösteriyor. Dün gece, dolar kuru yeniden 7 lira 40 kuruşu aştı. Munzam karşılıklarda 2 puanlık artış, sıcak para baronlarını ikna etmeye yetmedi. Aksine tedirgin etti. Yeni Hazine ve Maliye Bakanının “Mart ayında reformlar geliyor, 2021 reform yılı” vaatlerine de, artık yatırımcıların karnı doydu. 100 gündür ağızlarında bir reform sakızı, çiğneyip duruyorlar. Anlaşılan ülkeyi 19 yıldır yönetenler, şimdi ne yapacaklarını bilmiyorlar. Tabi Türk lirasının değerini korumaya da faizler yetmiyor arttıkça artması gerekiyor. Ortada icraat yok, tek yapabilecekleri faize yüklenmek oluyor.

SIKINTININ NEDENİ ERDOĞAN’IN EKONOMİDEN BİHABER OLMASI

Şemsi Tebrizi’nin dediği gibi, “Hakikat iki kişiye muhtaçtır. Biri onu dillendiren, diğeri de onu anlayan…” Biz hep hakikatleri dillendirmeye devam edeceğiz. Erdoğan anlamasa da, milletimiz bizi gayet iyi anlıyor. Çünkü sıkıntıyı milletimiz çekiyor. Bugün ülke ekonomisinde yaşadığımız pek çok sıkıntının nedeni, Sayın Erdoğan’ın ekonomiden bihaber olmasıdır. Finansı ekonomi zannediyor. Ama bunun bedelini milletimiz çok ağır ödüyor.

HALININ ALTINDA YER KALMADI

“Faiz sebep, enflasyon neticedir” diyerek, bir kuru inat uğruna, milletin 128 milyar dolarını yok yere çar çur etti. Kerameti kendinden menkul bu iddiası için, faizleri enflasyonun altında tuttu. Parası olan dövize koşunca, arka kapıdan döviz rezervlerini sattırdı. Bir de salgında, doğrudan destek vermek yerine, kamu bankaları eliyle kredileri de şişirdi, döviz talebini daha da arttırdı. O zannediyordu ki kriz derinleşmeyecek. Daha önce yaptığı gibi kriz ekonomiye teğet geçer diye düşündü. Ekonomide yaptığı hataları, halının altına bu suretle süpürebileceğini zannetti. Ama halının altında artık yer yok, yer kalmadı.

ELOĞLUNA 257 MİLYAR TL, KENDİ VATANDAŞINA 53 MİLYAR TL

Millet borç batağında çırpınırken, cari açık yeniden pik yaptı. 2020’de milli gelirin yüzde 5’i kadar cari açık verdik. Şu salgın döneminde ve yok günümüzde, kendi çiftçimize, esnafımıza, KOBİ’mize, işçimize destek olmadık. Ama elin çiftçisine, esnafına, sanayicisine, işçisine, 257 milyar lira para ödedik. Erdoğan’ın Şahsım Hükümetinin tüm salgın boyunca vatandaşa verdiği, doğrudan gelir desteği ise 53 milyar lira. Tekrar ediyorum. Yabancı ülkelerin vatandaşlarına 257 milyar lira, milletimize 53 milyar lira. Şu salgın döneminde, Mehmet’e, Ayşe’ye bir verdilerse, David’e, Elizabeth’e, beş verdiler. Biz, bu hükümete “el iyisi” diye boşa demiyoruz. Üstelik bu dövizleri ele dağıtırken, aman döviz pahalanmasın diye Merkez Bankasının kasasındaki, yedek akçeleri, bankanın karını, milletin 128 milyar dolarını har vurdular harman savurdular. Başka ülkelerin vatandaşlarına 37 milyar dolar yani 257 milyar lira verdiler tekrarlıyorum, cari açıkla.

MİLLETİ YÜKSEK FAİZ İLE DEĞERSİZ TL ARASINA SIKIŞTIRDILAR

Bizim esnafımızın, bizim çiftçimizin, bizim KOBİ’mizin, bizim işçimizin, derdine ise derman olmadılar, Merkez Bankası kasasını tam takır ettiler. Milletimizi yüksek faiz ile değersiz TL arasına sıkıştırdılar. “Kırk satırla, kırk katır” arasında bıraktılar.

ÖN TEKER NEREYE, ARKA TEKER ORAYA

Erdoğan’ın şahsım rejiminin hakikate, liyakate ve adalete düşmanlığı, bugün güzelim ülkemizi perişan etti. Ülke yönetilmiyor. Cumhurbaşkanı’nın söylediklerine, AK Parti Genel Başkanı uymuyor. Bakın salgında lokantalar, restoranlar, kafeler kapalı. Kırtasiyeciler, okul servisçileri iş yapamıyor. Bu esnaflarımız aldığınız kararlara uymak için, büyük fedakârlıklara katlandı, halende katlanıyorlar. Esnaf normalleşmek için sizin gözünüzün içine bakıyor. Millet canıyla Erdoğan Şahsım Rejimine ihtarname çekiyor. Ama bunlar ülkede hiç bunlar yaşanmazmış gibi, lebalep doldurdukları salonlarda, şarkılı, türkülü kongreler yapmaya devam ediyorlar. Tabi ön teker nereye giderse, arka teker de oraya gider.

MİLLET KABUSU YAŞARKEN, AK PARTİLİLER TATLI RÜYADA

Erdoğan salonları lebalep doldurttuğu partililerine teşekkür ederse, Hatay’da AK Parti Gençlik Kolları da işte bunları yapar. Şu görüntülere bakar mısınız? Çalgılar, çengiler, davullar, zurnalar, oynamalar, zıplamalar, deve güreşleri. Eğlence gırla gidiyor. Şu yaptıkları dükkânını kapattıkları esnaflara ayıptır, aylardır tedbirli davranan milletimize yazıktır, şu gençlere bu virüsün bu şekilde yayılmasına izin vermek çok büyük günahtır. Millet kâbusu yaşarken, AK Partililer anlaşılan rüyada yaşıyor.

SANA “YASAK”, BANA “YASAL”

Milletimizin çocukları salgında hayata tutunmak için uğraşıyorlar. Dün, Kuryeci gençlerimiz partimizdeydi. Şimdi kurye dağıtan gençlerimizin sözlerini bir izleyelim. Genel Başkan Yardımcımız Veli Ağbaba’nın düzenlediği bu toplantıda bu gencecik çocuklar bunları söyledi. İki ayrı Türkiye var. Bir tarafta debdebe, çalgı, çengi; diğer tarafta yoksulluk ve yaşam mücadelesi. “Sana yasak”, “Bana yasal” diyerek, salgınla nasıl mücadele edilir? Edilemiyor da zaten. Günlük vaka sayıları yeniden 10 binlere yaklaşıyor. Sayılar patladı gidiyor. Bu şekilde normalleşmeyi nasıl konuşacağız. Mart geldi, kapıya dayandı bile. Normalleşmede gecikilecek her günün hem can kaybı, hem de ekonomik faturası var. Ama saray bunların farkında değil sanki. Topluma iyi örnek olacaklarına, millete veriyorlar talkını kendileri yutuyorlar salkımı. Tekrar söylüyorum, bu salgının hızlanmasında, tek bir sorumlu var. O da kongre salonlarına doldurduğu partililerin üzerinden, siyaseten yeniden belini doğrultacağını sanan Erdoğan…

DAMAT “AT İZİ, İT İZİNE KARŞITI” DERKEN HAKLIYMIŞ

Bu arada Sağlık Bakanı’nın dün yaptığı açıklamaları da yadırgadık. Dünkü açıklamalardan özellikle aşıyla ilgili açıklamalardan ne biz, ne de milletimiz hiçbir şey anlamadı. Damat galiba, “at izi it izine karıştı” derken haklıymış. Saray kabinesinde, “Davul kimin belinde, tokmak kimin elinde” artık belli değil. Devlet krizi işte tam da budur.

ANLAŞILAN KABİNEDE SAĞLIK BAKANINI YEMEK İSTEYENLER VAR

Sayın Sağlık Bakanı, Çin’den gelen 1 milyon doz aşının, ücretsiz olduğunu gösteren beyannameyi kabul eden Bakan kim onu bir söylesin. Beyanname burada… Bu aşılara aşı başına 12 dolar ödedim diye fatura kesen ve 12 milyon dolar ödeyen DMO’dan sorumlu Bakan kim? Hazine ve Maliye Bakanı. Bu sorulara cevap vermesi gereken bu Bakan. Soruyorum buradan, size bu açıklamayı kim yaptırdı Sayın Sağlık Bakanı? Anlaşılıyor ki kabinede, sarayda sizi yemek isteyenler var. Bizim sorumuz gayet açık. Gümrükten ücretsiz gelen 1 milyon doz aşıya, DMO 12 milyon dolar ödediyse, bu 12 milyon dolar kime gitti? Bunları öyle “ticari sır” falan diyerek saklayamazsınız. Aşıyı alan DMO, gümrük beyannamesini kabul eden de gümrüklerin bağlı olduğu Ticaret Bakanlığı.

ZENGİNİ HAYIRSIZ EVLAT, SİYASETÇİYİ KURU İNAT BİTİRİR

Hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Milletimiz herkesin ne yaptığını görüyor. Kim yanında, kim değil biliyor. Bunlara notunu veriyor. Bunların millete verecekleri bir şey kalmadı. Sözleri tükendi. Kes yapıştır konuşmalara kaldılar. Metal yorgunular. Miatlarını doldurdular. Millete hizmet edemiyorlar. Milletin derdine derman olamıyorlar. Şahsım Hükümetinin beyin ölümü gerçekleşti. Artık fişi çekip, bu çaresizliğe son vermesi için milletin hakemliğine gitme vaktidir. Seçim sandığını milletin huzuruna getirin. Milletle daha fazla inatlaşmayın. Rahmetli Osman Bölükbaşı ne diyor? “Zengini hayırsız evlat, siyasetçiyi kuru inat bitirir” Bu da kulağınıza küpe olsun.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim. Teşekkür ediyorum arkadaşlar…

Soru- Dün Sağlık Bakanına kapalı salonlarda kalabalık kongreler soruldu. Sağlık Bakanı Koca, vatandaşları salgının bulaşı arttırdığı için kapalı salonlardan uzak durmaları konusunda uyardı ve devamında “Daha fazla bir şey dersem fazla olacak” dedi. Sağlık Bakanının fazla olacak sözlerini siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Bir kere bu konuda Sayın Bakanın söylediği, söyleyeceği hiçbir şey, yapacağı hiçbir uyarı fazla olmaz. Esas fazla olan esnafa dükkanını kapat derken, çocuklar okula gidemezken, insanlar hafta sonu sokağa çıkamazken kabinesinde bulunduğu Cumhurbaşkanının Genel Başkanı olduğu AK Parti’nin kongrelerindeki görüntülerdir. Bu görüntüler milletimizin vicdanını dağlıyor. Milletimizin şahsım hükümetine sandıkta dersini verme konusundaki sabırsızlığını her geçen gün biraz daha arttırıyor.

Soru- Millet ittifakının ortaklarından İYİ Partinin HDP’li vekillerin dokunulmazlığının kaldırılmasına evet deme kararına ne diyorsunuz? CHP’nin bu konudaki tavrı ne olacak? Ayrıca devlete karşı işlenen suçların öne çekilerek ele alınması da gündemde. Sizin bu konudaki yorumunuz nasıl olur?

Faik ÖZTRAK- Her partinin kendine has bir tavrı olması normaldir. Ama Anayasamızın 83. maddesine göre siyasi partilerin bu konuda bir grup kararı alması da mümkün değildir. Ama bu çerçevede yapılan uygulamalara, konuşmalara baktığımızda devlet krizinin nasıl vahim bir boyuta ulaştığı görülmektedir. Bir ülke düşünün Cumhurbaşkanı aynı zamanda partisinin Genel Başkanı. Cumhurbaşkanı koltuğunda oturan partinin Genel Başkanı bağımsız mahkemelere her türlü talimatı verebiliyor. “Fezlekeleri Meclis’e gönderin, kararı şöyle yazın” diyebiliyor. Çünkü hakimi de, savcıyı da sonuçta o atıyor. Genel Başkanımıza tazminat cezasını bozan, milletvekilimiz Enis Berberoğlu’nun cezasını bozan hakimlerin özel bir kararnameyle nasıl görevlerinden alındığını biz hala unutmadık. Diğer taraftan aynı Cumhurbaşkanı partisinin milletvekillerini de kendisi belirliyor zaten. Ondan sonrada Anayasa “grup kararı alamazsın” demesine rağmen kendi belirlediği milletvekillerine talimat veriyor. Hani bu en sert kuvvetler ayrılığı olacaktı bu yeni rejimde? Ne diyor? “Fezleke meclise gelince milletvekillerinin elleri hemen iner, kalkar” diyor. Şuraya bakın, bu milletvekillerinin kendi iradesi yok mu? Bu millet iradesine nasıl bir saygısızlık?

Arkadaşlar, bu ucube rejimde kuvvetler ayrılığının olmadığını gösteren en müşahhas olaylardan biride budur. Tek kişinin ağzından çıkacak sözlerle milli iradenin ve milletvekilinin kaderine karar veriliyor. Böyle bir ortamda adalet tecelli edebilir mi? Kökleri Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nde olan, Genel Başkanı “Her şeyden önce hak, hukuk, adalet” diyen ve Ankara’dan İstanbul’a yürüyen partimizin görüşü, bu vesayet rejimi karşısında hangi partiden olursa olsun milletvekilinin dokunulmazlığının korunmasının önemli olduğudur. Bu milletin iradesini, milletvekillerinin kaderini Tayyip Erdoğan’ın kibrine ve zulmüne emanet edemeyiz.

Soru- Gara’daki 13 şehidin ardından iktidar HDP’yi hedef aldı. HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan ise “Çözüm sürecinde neler vadedildi açıklayacağız” dedi. Sizin bu açıklamaya ve bu konuya ilişkin değerlendirmeniz nasıl olur?

Faik ÖZTRAK- Evet konuşmamda da söyledim, gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi güzel bir huyu vardır. Bu gerçekler hiçbir şekilde gizli kalmamalıdır. Bugüne kadar neden beklemişler? Bir an önce herkes bildiğini açıklamalıdır.

Teşekkür ediyorum.

CHP BALKAN MASASI’NIN AMACI KARDEŞLİĞİMİZİ PEKİŞTİRMEK, DAYANIŞMA VE İŞBİRLİĞİNİ ARTIRMAK

CHP Balkan Masası Başkanı Öztrak, Balkan coğrafyasının özellikle Balkan Savaşları’ndan bu yana büyük acılar yaşadığını hatırlatarak, “CHP Balkan Masası olarak amacımız, Balkanlardaki tüm kardeşlerimizle dayanışma ve işbirliğini artırmaktır. Var olan kardeşliğimizi pekiştirmek, hem Türkiye’de hem de Balkanlarda mutluluğumuzu çoğaltmak ve paylaşmaktır. Buna ihtiyacımız var” diye konuştu.

CHP Balkan Masası’nın bir amacının da, Balkanlara dini cemaatler üzerinden yapılan çalışmaların, ahbap-çavuş ilişkileriyle yapılan görevlendirmelerin, ideolojik yaklaşımların, yapılan işlerde süreklilik sağlanamamasının soydaşlarla ilişkilerde yarattığı tahribatı önlemek olduğunu ifade eden Öztrak, “Balkan Masası çalışmalarında kaynakları israf etmeyecek; verimli, etkin ve sonuç odaklı işler yapacağız” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü, CHP Balkan Masası Başkanı Faik Öztrak, bugün İzmir Bornova’da düzenlenen Balkan İşbirliği Toplantısı’nda yaptığı konuşmada şunları söyledi:

Sayın Grup Başkanvekilim, toplantımıza Kuzey Makedonya’dan katılan değerli temsilciler, Kuzay Makedonya Parlamentosunun değerli soydaş milletvekilleri, yine oradan toplantımıza katılan saygıdeğer kanaat önderleri, buradan toplantımıza katılan milletvekillerimiz, il başkanlarımız, il başkanvekillerimiz, Balkan Masası sorumlularımız, bugün buraya katılım ve katkılarıyla bizleri çok mutlu eden saygıdeğer Balkan Dernekleri başkanları, değerli basın mensupları hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bornova Belediye Başkanımız Sayın Dr. Mustafa İduğ’a büyük gayretlerle düzenlediği sizleri bizlerle buluşturan bu toplantı için çok teşekkür ediyorum.

Yine sözlerime başlarken Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun selam ve sevgilerini de sizlere iletmek istiyorum. Aslında kendisi de internet ortamında bu toplantıya katılacaklardı ama bugün Aksaray’da yoğun bir programı var. O nedenle burada yapacağımız toplantıya başarı dileklerini ilettiler. İzmir’de Balkan camiası olarak önemli acılar da yaşadık. Buradan, birlikte kısa bir süre için çalışma imkanı bulduğum rahmetli Murat Taşer’e, Karşıyaka’nın önemli belediye başkanlarından Balkan camiasının en önemli isimlerinden, salgında kaybettiğimiz Sayın Kemal Baysak’a Allah’tan rahmet dileyerek sözlerime başlamak istiyorum. Ruhları şad olsun.

BALKAN MASASI’NIN AMACI KARDEŞLİĞİ PEKİŞTİRMEK

CHP Balkan Massı olarak amacımız, Balkanlardaki tüm kardeşlerimizle dayanışma ve işbirliğini artırmaktır. Var olan kardeşliğimizi pekiştirmek, hem Türkiye’de hem de Balkanlarda mutluluğumuzu çoğaltmak ve paylaşmaktır. Buna ihtiyacımız var. Çünkü bu coğrafyada yakın tarihimizde büyük acılar yaşadık. Makedonya Türklerinin özelinde, tüm Balkanlarda sürgün ve katliamlar aslında Balkan Savaşları’yla başladı. Birinci Dünya Savaşı’nda ve İkinci Dünya Savaşı’nda bu acılar devam etti. Aslında belki de dünyanın görüp görebileceği en büyük soykırımlarını bu süreçte yaşadık ama bunları çok fazla konuşmadık. Daha dün gibi hatırlıyoruz, Bosna Hersek’te ki katliamları nasıl unutabiliriz? Çok büyük insani kayıplar verdik. İkinci Dünya Savaşında, Makedonya Türklüğünün varlığı tehlikeye girdiği zaman, içinde bulunduğu şartlara bakmaksızın mücadeleye atılan kardeşlerimizi de elbette unutamayız. Burada bu mücadelede yaşamını yitiren tüm bu kardeşlerimizi ve Yücel teşkilatının mensuplarını rahmetle anıyoruz.

KUZEY MAKEDONYA NÜFUS SAYIMINDA SOYDAŞLARIMIZIN KAYDA GEÇMESİ ÖNEMLİ

Elbette tarihten dersler çıkarmalıyız. Ama bugün yaşadığımız güncel sorunlarımız da var. Küresel bir salgın yaşıyoruz. Tam da böyle bir dönemde, Nisan ayında yapılacak olan Kuzey Makedonya nüfus sayımı var. Bu nüfus sayımında hem oradaki soydaşlarımızın hem de buradaki akrabalarının nüfus kayıtlarına tam olarak yansımasını çok önemli buluyoruz. Temsilde adalet ve pek çok diğer hakkın kullanılabilmesi için bunu önemsiyoruz. Her konuda olduğu gibi bu konuda da soydaşlarımızın yanında olacağız, her türlü lojistik desteği vermeye çalışacağız. Bu arada buradan da bir çağrıda bulunmak istiyorum. Makedonya ile vatandaşlık bağınız varsa, elektronik ortamda kayıt yaptırabilirsiniz. Ayrıca oradaki akrabalarınız aracılığı ile de kayıt yaptırabilirsiniz. Bu imkânları lütfen kullanalım, nüfus sayımında kaydolalım.

MAKEDONYA’YI KENDİ TARİF ETTİĞİ BİÇİMDE KABUL EDİYORUZ

Makedonya’da anadilde eğitim konusunda gösterilen çabayı takdirle karşıladığımızın altını çizmek isterim. Kamu kurumlarında anayasal hakları oranında temsil için gösterilen çabaları da önemsiyoruz. Makedonya, farklılıkların ahenk içinde yaşanabileceği en güzel yerlerden biridir. Biz Makedonya’yı kendini tarif ettiği biçimde kabul ediyoruz. Bizim herkesten beklentimiz günlük yaşamda adalet, temsilde adalettir. Soydaşlarımızın iktisadi, siyasi ve sosyal alanda hak ettiğini alması, en büyük temennimiz olacaktır.  

KOSOVA’DA SEÇİMLER OLGUNLUK İÇİNDE GEÇTİ

17 Şubat’ta kardeş Kosova Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 13. yılını kutladık. Kosova Cumhuriyeti’nin salgın sürecinde, 14 Şubat 2021’de gerçekleştirdiği genel seçimler olgunluk içinde geçti. Kosova Parlamentosu yeniden şekillendi. Seçimleri kazanan “Kendin Karar Al Hareketi” lideri Albin Kurti’yi tebrik ediyorum. Çok kıymetli soydaşlarımız da Parlamentoda yer alacaklar. Bu çerçevede milletvekili seçilen Fikrim Damka ve Fidan Brina Jilta’yı da özellikle tebrik etmek istiyorum.

BULGARİSTAN’DAKİ SOYDAŞLARIMIZDAN BÜTÜNLÜK İÇİNDE OLMALARINI BEKLİYORUZ

Bir başka seçim süreci de Bulgaristan’da yaşanıyor. Bulgaristan’da da halkın iradesinin sandığa dürüstçe yansımasını temenni ediyoruz. Doğdukları ve uzun süre yaşadıkları vatanlarından Anadolu’ya, kendi köklerinin olduğu topraklara gelen soydaşlarımızın, bu süreçte Bulgaristan’daki seçimlere katılacaklarına, az sayıda da olsa kurulan sandıklara gideceklerine eminiz. Belediyelerimiz hemşerilerinin oy kullanmalarını kolaylaştıracak her türlü önlemi alacaklardır. Biz tüm soydaşlarımızdan birlik ve beraberlik içinde hareket etmelerini ve yönetime talip olmaları için bir bütün içinde olmalarını bekliyoruz. Belki hükümet kuracak çoğunlukta olmayabilirler. Ama mutlaka hükümet belirleme noktasında olmalarını umut ediyoruz.

ORTAK FAALİYETLERİ ÖNEMSİYORUZ

Bornova’da böyle bir günde bir araya gelmemizin bir başka nedeni, Anadolu’nun hayat damarları olarak değerlendirdiğimiz muhacir ve mübadillerin kurduğu sivil toplum kuruluşlarını dinlemek, onların anlattıkları ile bir çalışma takvimi oluşturmaktır. Cumhuriyet Halk Partisi Balkan Masası kısa bir süre önce kuruldu. Bu süreçte parti örgütümüzün içinden Balkan Masası sorumlularını belirledik. Şimdi de STK’larla bir araya gelmekteyiz. Yine yerel yönetimler arası işbirliği ve kardeşliklerin geliştirilmesi için de gayret sarf ediyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, kardeş belediyeler ve sivil toplum kuruluşlarının ortak faaliyetlerini önemsiyoruz. Kardeş belediyelerimizin bu konuda çok hevesli olduğunu da görüyoruz. Yine sivil toplum kuruluşlarımızın sabırsızlığına da şahit oluyoruz. Bu elbette bizleri çok mutlu ediyor.

BALKAN MASASI VERİMLİ, ETKİN VE SONUÇ ODAKLI ÇALIŞACAK

Balkan Masası, Balkanlara dini cemaatler üzerinden yapılan çalışmaların, ahbap-çavuş ilişkileriyle yapılan görevlendirmelerin, ideolojik yaklaşımların, yapılan işlerde süreklilik sağlanamamasının soydaşlarımızla ilişkilerimizde yarattığı tahribatı önlemek için de kurulmuştur. Balkan Masası çalışmalarında kaynakları israf etmeyecek; verimli, etkin ve sonuç odaklı işler yapacağız.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN SÖZLERİ BİZİM DÜSTURUMUZ

Balkanlardan gelen en büyük hemşerimiz, Cumhuriyetimizin ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurucusu, ebedi genel başkanımız Mustafa Kemal Atatürk’ün sınırlarımız dışında yaşayan soydaşlarımız için söylediği şu sözler bizim düsturumuz olacaktır:

“Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekli… Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Tarih bağı kurmamız lazım, folklor bağı kurmamız lâzım… Bunları kim yapacak? Elbette biz!”

Biz CHP olarak bunları yapacağız, kararlıyız. Bu vizyon ve anlayış bizim yol göstericimiz olacak. Bunları nasıl yapacağız? Kardeş belediyeler kurarak, ülkemizdeki ve başka ülkelerdeki sivil toplum kuruluşlarını bir araya getirerek, iletişimi ve işbirliğini çoğaltarak…

BALKANLAR’DAYIZ, ANADOLU’DAYIZ…

Bugün bu salonda Afyonkarahisar, Aydın, Denizli, İzmir, Manisa, Muğla Ve Uşak illerinden temsilciler var. Belediye başkanlarımız var. Rumeli ve Balkan Dernekleri temsilcileri var. Örgüt temsilcilerimiz var. Bu arkadaşlarımızla yapacağımız toplantı ile ortak faaliyetlerle ilgili önemli kararlar alacağız, onların önerilerini değerlendireceğiz. Bu önerileri hayata geçirmek için elimizden geldiği kadar çalışacağız. Gerçekleştirdiğimiz her öneride de bu müjdeleri de sizlerle paylaşacağız. Bugün sadece bu salonda değiliz. Bugün İştip’teyiz, Radovişte’deyiz, Resne’deyiz, Kocacık’tayız, Üsküp’teyiz, Balkanlardayız. Yüzü aşkın Balkan Masası temsilcisi ile Anadolu’nun her yerindeyiz. Onlar bizleri çevrim içi izliyorlar. Atacağımız adımların, yapacağımız faaliyetlerin kararlarını bekliyorlar.

Toplantının ev sahibi Bornova Belediye Başkanımız Mustafa İduğ’a bir kez daha bu toplantıyı düzenlediği için yürekten teşekkür ederken, Makedonya’dan toplantımıza katılacak olan toplum önderlerine, bölge milletvekillerimize, il başkanlarımıza, Balkan Masası sorumlularımıza, gerçekten çok çalıştılar, en içten teşekkürü borç biliyorum. Sağ olun, var olun.

HÜKÜMETİN BEYİN ÖLÜMÜ GERÇEKLEŞTİ

CHP Sözcüsü Öztrak, AK Parti Genel Başkanı’nın millete tepeden bakan tavrına, artık kendi partilileri dahil tüm milletin isyan ettiğini belirterek, “Sayın Erdoğan, bu millete verecek bir şeyiniz kalmadı. Millete söyleyecek sözünüz de tükendi. Metal yorgunusunuz, kopyala, yapıştır konuşmalarla, milletin daha fazla zamanını almayın. Bu hükümetin beyin ölümü gerçekleşti. Bunu kabullenin. Fişi çekmesi için, biran önce sandığı milletin önüne koyun, milletin hakemliğine başvurun” diye konuştu.  

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Bugün gündemimizde, yönetilemeyen salgın, milletimizi ezip geçen ekonomik buhran, ülkemizi oradan oraya savuran devlet krizi vardı. Merkez Yönetim Kurulumuzda, buhrandan çıkışa yönelik çözümler üzerinde çalışmaya devam ettik. Sözlerime başlarken, kendi ailemizden, Cumhuriyet Halk Partisi ailesinden acı bir haberi paylaşmak istiyorum. Beykoz Gençlik Kolları Üyemiz, Sevgili Furkan Murat Kaya’yı kaybettik. Kardeşimize Allah’tan rahmet diliyoruz. Ailesine ve örgütümüze, baş sağlığı dileklerimizi iletiyoruz. 

BAŞKA ÖLÜMLERE DAVETİYE

Salgının yayılmasını engellemek için, lokantalar, restoranlar, kafeler kapalı. Ama salgın AK Parti İl Kongrelerine ve protokol cenazelerine uğramıyor.  Bu Sağlık Bakanımızın attı bir tweet. Ne diyor Sağlık Bakanı burada? “Duygularımızı rahatça paylaşacağımız günler için, cenaze ve nikâhlarda 30 kişiyi geçmiyoruz.” Bu da dünkü protokol cenazesinden bir fotoğraf… Cenaze lebalep dolu… Tabii ki müteveffaya Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır ve baş sağlığı dileriz. Ama bu cenazede bu kadar kalabalık, başka ölümlere davetiye çıkartmaktan başka bir şey değildir. Ne yazık ki Sağlık Bakanı da bu kalabalığın tam göbeğinde…

BAKAN BUNU YAPARSA MİLLET SALGINI CİDDİYE ALMAZ

Salgını hafife alamayız. Bu salgında 28 binden fazla yurttaşımızı kaybettik. Ekonomik kayıplarımız da cabası. Esnaflarımız perişan, çiftçilerimiz perişan, işçilerimiz perişan. Tüm dünya, salgınla mücadeleyi bir “Dünya Savaşı” ciddiyetinde götürüyor. Normalleşmede gecikilecek her dakika, insani kayıplar kadar, ekonomik kayıpları da artırıyor. Şimdi Sağlık Bakanı bunu yaparsa, milletimiz de salgını ciddiye almaz. Bu görüntüleri açıkçası çok yadırgadık.

ERDOĞAN’IN İFADESİYLE “BAŞARISIZ” BİR OPERASYON

Bölücü terör örgütünün kahpe yüzünü, bir kez daha gösterdiği, acılarla dolu bir haftayı geride bıraktık. Bölücü terör örgütü, 5 – 6 yıldır elinde rehin tuttuğu savunmasız, silahsız 13 yurttaşımızı, bir mağarada alçakça, vicdansızca katletti. Canlarımızı, aramızdan kalleşçe aldı. Bu harekâtta rehineler dâhil, 16 şehidimiz var. Bölücü terör örgütünü bir kez daha lanetliyoruz. Bu katliamın faillerinin, teröristlerin bir an evvel cezalarını görmelerini bekliyoruz. Terör nereden, kimden gelirse gelsin insanlık suçudur. Terörden fayda ummak, ya da terör karşısında susmak da, büyük bir insanlık suçudur. Kahraman askerlerimizin, Mehmetçiklerimizin terörle mücadelede başarısı tartışılmaz. Tarih ve milletimiz buna şahittir. Ama son operasyon, Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan Erdoğan’ın ifadesiyle, “Başarısız” oldu. Asker, polis, devlet görevlisi 13 rehine kurtarılamadı. 16 insanımız şehit oldu.

YETKİ SORUMLULUK GETİRİR

Bu katliamın faili, tabi ki hain bölücü terör örgütüdür buna hiç şüphe yok. Bundan kuşku yok. Ama başarısız rehine kurtarma operasyonunun sorumlusu kim? Biz, bu soruyu milletimiz adına, şehitlerimiz ve onların aileleri adına soruyoruz. İstihbarat mı yetersizdi? Planlama mı, yoksa zamanlama mı hatalıydı? Kurtarma operasyonunun, baskın vasfını kaybettiren hangi gelişmeler oldu? Ucube tek adam rejimi elinde emir-komuta zinciri mi dağıldı? Kurtarma operasyonu, şahsım hükümetindeki erimeyi durdurmak ve anketlerde baş aşağı gidişi engellemek için, siyasi saiklerle mi yapıldı? Zorlandı. Demokratik, şeffaf toplumlarda tüm bunlar tartışma konusudur tartışılır. Yetkili varsa sorumluda vardır, sorumlularda bunun hesabını verir. Ama işler bizde öyle yürümüyor.

BÖLÜCÜ ÖRGÜTE DEVLET PAYESİ VERDİ

Milletin yüreği “lebaleb” acıyla doluyken, Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Lebaleb” doldurduğu kongre salonlarında boy gösteriyor. Orada da ne diline, ne gülüşüne, ne davranışlarına dikkat ediyor. Hain terör örgütünün rehin aldığı görevlilerimize, “Esir” diyor. BOP Eş Başkanı, rehinelere “Esir” diyerek, bölücü terör örgütü PKK’ya “devlet payesi” verdiğinin farkında değil mi?

AĞLAMAZSAN, BARİ GÜLMEKTEN UTAN

Bu rezalet yetmiyor, milletimiz tek sorumludan Gara’da neler yaşandığını, tezahüratlı, esprili, bol gülücüklü AK Parti Kongrelerinde öğreniyor. Hadi milletimizi zaten unuttunuz. Millete saygınız kalmadı. Ama acılı şehit ailelerine ve şehitlerimize de mi saygınız yok? Türkiye’nin dört bir yanına şehit ateşi düşmüş. AK Parti Genel Başkanı ve yöneticileri, kongrelerde eğleniyor, gülüyor, espriler yapıyor. Bugünde devam etti. Bir de kongrelerde, İstiklal Marşı şairimizden mısralar okuyorlar. Aslında İstiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un başka dizeleri de var. Bunları unutmuş görünüyorlar. Ben okuyum, ırzımızdır çiğnen, evladımızdır doğranan, ey sıkılmaz,  ağlamazsan, bari gülmekten utan! Allah aşkına! Yas evinde, düğün olur mu? Bizim bildiğimiz komşu evinde cenaze varsa, komşunun acısı paylaşılır önce. Siz bu hale hangi zaman geldiniz Sayın Erdoğan? Bu milletten, bu milletin değerlerinden nasıl bu kadar kopabildiniz?

EN BÜYÜK AÇIK, TARAFSIZ CUMHURBAŞKANI AÇIĞI

Ülkemizde ciddi, tarafsız bir Cumhurbaşkanı olsaydı, milletimiz, bu felaket haberini Malatya Valisi’nden veya AK Parti İl Kongresinden öğrenmezdi. Ciddi tarafsız bir Cumhurbaşkanı, daha o akşam milletin huzuruna çıkar, metanetle, Gara’da yaşananları milletimize anlatırdı. Bayraklarımızı yarıya çektirir, “Ulusal yas” ilan ederdi. Ama Partili Cumhurbaşkanı, Suudi Arabistan Kralı’ndan esirgemediği “ulusal yası”, kahraman şehitlerimizden esirgedi. İşte “devlet krizi” dediğimiz tam da budur. Ama Partili Cumhurbaşkanı, şehidimizin anacığına başsağlığı dilemeyi bile, bir siyasi faaliyete dönüştürdü. Şehit anasının acısından, siyasi rant devşirmeye kalkıldı. Şimdi ciddi tarafsız bir Cumhurbaşkanı olsaydı, yaşanan acıyı hiç kuşkunuz olmasın ki siyaset üstünde tutardı. Tüm parti liderlerini bir masa etrafında toplardı. Bugün ülkemizin en büyük açığı ne “cari açıktır”, ne de “bütçe açığıdır”. Bugün ülkemizin en büyük açığı, herkesi kucaklayacak, “Tarafsız bir Cumhurbaşkanı açığıdır.” Bugün eğer derin bir “devlet krizi” yaşıyorsak, sebebi işte bu açıktır.

BAŞARILI OLSA ZAFER NARASI ATACAKTI

Partili Cumhurbaşkanı, kurtarma operasyonunu, Partisinin İl Kongrelerinde, davulla, zurnayla ilan etmeye niyetliydi. “Görüntülü müjdelerim olacak” diyerek, “Ulusa Sesleniş” programına randevular veriyordu. Operasyon başarılı olsa, “Sorumlusu benim, ben” diye zafer naraları atacaktı. Ama kurtarma operasyonu başarısız olunca, önce muhalefete saldırdı, hakaretler etti.

GENEL BAŞKANIMIZIN BEŞ SORUSU

Genel Başkanımız, operasyonun ardından, millet adına, şehitlerimiz için beş soru sordu.

Bir… Bölücü terör örgütünün elindeki evlatlarımızı kurtarmak için, 5 – 6 yıldır ne yaptınız?

İki… Bölücü Terör Örgütü liderinden İstanbul seçimleri için, mektup almayı, dilenmeyi bildiniz de, bu evlatlarımızı kurtarmak için, neden benzer bir girişimde bulunmadınız?

Üç… ABD Başkanı Trump dostum diyordunuz. Bu dostluktan neden bu evlatlarımızı kurtarmak için yararlanmadınız?

Dört… Ulusal ve uluslararası insan hakları örgütlerinden, daha önce olduğu gibi neden yararlanmadınız?

Beş… Bu başarısız operasyonun sorumluluğunu, nedenlerini kim üstlenecek, kim anlatacak?

Bu sorulara cevap yerine ağza alınmayacak hakaretler geldi.

“ALTUN” MAKAS, BU KEZ SARAYI SANSÜRLEDİ

Bugün de bu seviyesiz sözler sürüyor. Saray’ın İletişim Başkanı bile, Erdoğan’ı sansürlemek zorunda kaldı. Bu nasıl bir anlayış? Memnuniyet ve iltifatlar Erdoğan’a… Şikâyet ve hakaretler Kılıçdaroğlu’na… Açık söyleyeyim, testide ne varsa, dışına o sızar. Takvası azalan kişinin, hayâsı da azalır.

BU SİZİN TERCİHİNİZ, SORUMLU SİZSİNİZ

Erdoğan, hakaretle de yetinmedi. “Sorumlu Türkiye Cumhuriyeti Devletidir” diyerek, devletin arkasına saklanmaya kalktı. Başarısızlıktan kendini değil, devletini sorumlu tutan bir Cumhurbaşkanı. Bu dünyanın neresinde görülmüştür, neresinde duyulmuştur… İşte “devlet krizi” dedikleri tam da budur. Sayın Erdoğan; Bu ucube rejimde, devleti tek başına yöneten sizsiniz. Parti Genel Başkanlığını ve Cumhurbaşkanlığını, aynı kişide siz bütünleştirdiniz. Bu sizin tercihiniz. Bu ucube rejim elbisesini, kendi bedeninize göre siz diktiniz. Küçük ortağınız da yamaklığınızı yaptı. Devleti kim “şahsında tecessüm ettirdiyse”, sorumlu elbette odur. Sorumluluktan kaçamazsınız bunu siz istediniz Sayın Erdoğan. Şahsım Hükümetinin sınırsız yetkileri olacak ama yetkinin beraberinde olması gereken sorumluluk olmayacak. Yetkileri sahipleneceksiniz, “bu yetkiler benim” diyeceksiniz ama “sorumluluk benim değil” diyeceksiniz. Bunu yaparsanız devlet krizi denen tam da budur.  İşte bu nedenle, Erdoğan ve Şahsım Hükümetinin elinde, bu güzelim ülke oradan oraya savruluyor.

BOP EŞBAŞKANI OLARAK İŞLERİN BURAYA GELECEĞİNİ GÖREMEDİNİZ Mİ?

Terörizmle mücadelede başarının iki kritik unsuru vardır. İlki, teröre dış desteğin kesilmesi, ikincisi, içeride birlik ve bütünlüğün sağlanmasıdır. Bugün bölücü terör örgütü mutasyona uğrayıp, Suriye’de farklı isimler aldıysa, burada uluslararası tanınırlık kazandıysa, mevcudu 15 bine ulaştıysa tabi ki emperyalistlere kızacağız. Bu bölgede hesabı olan egemen güçlere, elbette tepkimizi göstereceğiz. Ama eğri oturup, doğru da konuşacağız. Bugün Suriye bölünüp, parçalandıysa, Emevi Cami’nde Cuma namazı kılma rüyası görenlerin, bunda hiç mi sorumluluğu yok? Sizin hatalı kararlarınızın, bunda hiç mi payı yok? Büyük Ortadoğu Projesi eş başkanı olarak işlerin buralara geleceğini öngöremediniz mi Sayın Erdoğan?

DİPLOMASİDE AK PARTİLİ SİYASETÇİ DÖNEMİ

Bugün ülkemiz en haklı davalarını dışarıda anlatamıyor. Çünkü devlette liyakatin yerini, Saraya sadakat almış durumda. Büyükelçilik makamları; eşe, dosta dağıtılan arpalıklara dönüştü. Bugün dünyanın 6 kritik başkentinde, çekirdekten yetişmiş büyükelçiler yok. Kim var? Çekirdekten yetişmiş AK Partili siyasetçiler var. Bugün terörizmle mücadelenin diplomasi cephesinde, bir zafiyet olduğu açıkça ortada… Bunda yaptığınız tercihler nedeniyle sizin hiç mi sorumluluğunuz yok Sayın Erdoğan?

TOPLUMU BÖLEREK TERÖRLE MÜCADELE OLMAZ

Gelelim içeriye… Toplumu bölerek, parçalayarak terörizmle mücadele olmaz Sayın Erdoğan. Toplumun hassasiyetlerini kaşıyarak, toplumu kutuplaştırarak oy devşirmenin bir sınırı vardır. Siz o sınırı çok zorladınız. 7 Haziran ile 1 Kasım 2015 seçimleri arasında, bu topraklarda yaşanan acılar daha unutulmadı. Ama siz de şunu unutmamalısınız: “Aynı derede iki kez yıkanılmaz.” Evet, 15 Temmuz hain darbe girişimi… O gece bu millet, göğsünü devletine siper etti. Siz ne yaptınız? Tüm toplumun kucaklaşması, yaraların sarılması için, tarihi bir fırsatı heba ettiniz. Şerden hayır çıkarmak yerine, 20 Temmuz sivil darbe girişimiyle, tarihi fırsatı siz teptiniz Sayın Erdoğan. Toplumun yüzde 100’ünü kucaklayacak, tarafsız bir Cumhurbaşkanı olmak yerine; “Yüzde 50+1 bana yeter. “Yeter ki AK Parti Genel Başkanı olayım” dediniz. Bunun için tarafsızlık yemininizi çiğnediniz. Bugün hala hatalarınızdan ders almıyorsunuz. Toplumu kutuplaştırarak, gençlerimizle kavga ederek, sağa, sola tehditler, hakaretler savurarak, herkese “terörist” yaftası yapıştırarak, gerçek teröristlerin ekmeğine yağ sürdüğünüzün farkında değil misiniz?

ÖN TEKER NEREYE, ARKA TEKER ORAYA

Ön teker nereye giderse, arka teker de oraya gider. Siz bunları yapınca, Milletvekilleriniz, atanmış Bakanlarınız, Genel Başkan Yardımcılarınız, Saraydaki bürokratlarınız, danışmanlarınız milletimize parmak sallayıp had bildirmeye kalkıyorlar. Yıllarca “bürokratik oligarşiden” bahseden sizsiniz. Milletten “Vesayet rejimiyle mücadele edeceğiz, vesayeti kaldıracağız” diye oy isteyende sizsiniz. Şimdi Sarayınızdaki “bürokrat oligarşisine” sesiniz çıkmıyor. Aksine Saray vesayetinden son derece memnunsunuz.

DEVLET DEĞİL, GİDİCİ BİR HÜKÜMETSİNİZ

Danışmanlarınızın “sınırsız saçmalama hakkı” nereden geliyor Sayın Erdoğan? “İletişim Başkanı hesap verecek demek; Devletten hesap sormaktır” diyen, sözde hukukçu danışmanlarınız var. Bu ne kibir? Bürokrat devlet değildir. Bürokrat devletin memurudur. Devletin memurundan da yaptığı ya da yapmadığı hakkında elbette hesap sorulur. Millete hizmetkâr olacağım derken, “Devlet benim” diyerek, şimdi millete dikleniyorsunuz. İşte bu vesayet rejiminin tam da daniskasıdır. Siz “devlet” olamazsınız. Olsanız olsanız, beş yıllığına seçilmiş bir “hükümet” olursunuz. Devlet baki, siz gidicisiniz. Herkes ona göre davransın. Herkes haddini bilsin.

KASADA NET REZERV KALMADI

Milletin vergileriyle yapılan her işten, milletimizin vergilerini harcayan herkesten, elbette hesap sorulur. Hukuk devletinde İletişim Başkanınızdan da hesap sorulur, milletin 128 milyar dolarını buharlaştıranlardan da hesap sorulur. Bu kakamlar benim değil; Merkez Bankası’nın. Bugün rezervlerden bahsediyorsunuz, 18 Şubat itibariyle bakın, TCMB’nin net döviz rezervleri, eksi 600 milyon dolar. Merkez Bankası’nın kasasında kendine ait döviz bırakmamışsınız.

SWAP HARİÇ REZERV EKSİ 57 MİLYAR DOLAR

Bir de kısa vadede iade edilmek üzere 56 milyar dolarlık, SWAP yükümlülükleri var. Bunları da dikkate alıp rezervlerden düşersek Şubat ayı ortası itibariyle Merkez Bankasının net rezervleri, eksi 57 milyar dolar oluyor. Ülkemiz böyle bir tabloyla “hiçbir zaman” karşılaşmadı. Şu kadar rezerv var, bu kadar rezerv var ondan sonra. Bakın bu rezervler bıraktık devletin ve ekonominin ihtiyaçlarını karşılamayı, Merkez Bankası kendi döviz yükümlülüğünü dahi bu rezervlerle karşılayamaz.

MERKEZ BANKASI 70 CENT’E MUHTAÇ

Oysa 2019’un hemen başında, SWAP yükümlülükleri de dâhil, net rezervler artı 54 milyar dolardı. İki yılda ne oldu da, Merkez Bankası 70 sente muhtaç hale geldi? Evet, işte bu “devlet krizidir.” Bunun sorumlusu kim Sayın Erdoğan? Merkez Bankası kasasından 128 milyar dolar, bir kuru inat uğruna boş yere yakıldı. Şimdi bu 128 milyar doları yerine koymak hem yıllarımızı alacak, hem de maliyeti maalesef çok yüksek olacak. Biz aylardır soruyoruz. Bu 128 milyar dolar nereye, nasıl, kimlerin imzasıyla satıldı? Açıklayacaksınız. Bu döviz rezervleri neden açık, şeffaf bir şekilde her dalgalı kur rejiminde olduğu gibi ihaleyle satılmadı? Neden gizli, saklı, arka kapı operasyonları kullanıldı? Bu işlemler tahkikattan, müfettiş denetiminden geçti mi? Biz bu soruları kendi adımıza değil milletimiz adına soruyoruz. Ama saray ve şürekâsı avazları çıktığı kadar, bar bar bağırıyorlar.

HAYIRDIR? DAMADA YENİ KOLTUK MU HAZIRLANIYOR?

Dün bu kakofoniye önce yeni Hazine ve Maliye Bakanı katılmıştı, şimdi de bugünde bu konuda uzun süredir su pus olan AK Parti Genel Başkanının katıldığını gördük. Hayırdır? Damada yeni bir koltuk mu hazırlanıyor? Sorularımızı doğru dürüst cevaplamak yerine, sorularımıza “ihanet, seviyesiz siyaset” bu tür ifadeler kullanılıyor. Seviyesiz siyaset, milletine hesap vermekten kaçan siyasettir.

MADEM DAMAT İYİYDİ, SİZ NİYE GELDİNİZ SAYIN BAKAN?

Aslında bu sorularımıza Erdoğan’ın ne cevap vereceği zaten malum bağırıp çağıracak. Ama ben şu yeni Sayın Bakan’a soruyorum; “Madem damadın yaptığı işler doğruydu. Siz o koltuğa neden getirildiniz?” Eğer Damadın arka kapıdan, ihalesiz döviz satması doğruysa, neden bu arka kapı işlemlerine son verdiniz? Damatla beraber, Merkez Bankası Başkanı neden değiştirildi? Kimse milleti kör, âlemi de sersem sanmasın. O günkü hatalar nedeniyle, bugün millet “Kırk katır mı, kırk satır mı” noktasına getirildi. Ekonomi yüksek faiz, yüksek kur kıskacına sokuldu. Millet işsiz, aç. Tefeci eline düşen babalar, evlatlar canına kıyıyor. Esnaf, çiftçi, KOBİ faize ezdiriliyor. Ekonomik buhran aileleri dağıtıyor. Erdoğan çıkıyor, ülkemizde aile yaşamını bitireni arıyor.

BİR BABANIN EN ZOR KARARI

Ben size bir mektup okuyayım. Şimdi buraya aşağıya inerken bu mektup elime geldi. Mektup şöyle başlıyor, “Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, ülkemizin bulunduğu zor durumu en iyi yaşayan vatandaşlardan biriyim. Kandil gecesi cebindeki son parayla çocuğuma bir gofret aldım. Bir babanın verebileceği en zor kararı verdim ve onu sosyal esirgeme yurduna bıraktım. İnancım, Allah korkum olmasa emin olun intiharı bile düşündüm. Çalacak kapım kalmadı, dayanacak gücüm de kalmadı.”

EN YÜKSEK FAİZİ VERİP CHP’YE FAİZCİ DİYOR

Üç ayı aşkın süre geçti. Ortada ciddi bir ekonomik program yok. Ne var? Yüksek faizden medet uman bir yönetim var. Şimdi bu yönetimle, dünyada en yüksek faizi veren 10 ülkeden biriyiz. Dünyanın en yüksek faizlerinden birini vererek, döviz kurunu tutmaya çalışıyorlar. Yüksek faizle Londra bankerlerini abat ediyorlar. Sonra da bugün kongrede çıkıp CHP’ye faizci diyorlar. İnsanda biraz insaf olur, biraz utanma olur. Damadın istifa ettiği gün, Türkiye’ye 1 milyon dolar getiren ve Hazine borçlanma kâğıdına yatıran yabancı banker, bugün 1 milyon 220 bin doları cebine koyup gidebilir. 3 ayda dolar cinsinden getiri yüzde 22. Bu bankerlerin kendi ülkelerinde faiz kaç? Sıfıra yakın. Sıfırla borcu alacaksın 3 ayda yüzde 22 kazanacaksın. İşte yok yere yakılan 128 milyar doları yerine koymak ve döviz kurunu istikrar içinde tutabilmek için bu ülkeye, bu millete ödettirilen bedel bu.

IMF’DEN İCAZETLİ PROGRAM UYGULUYOR

Şimdi IMF çıkmış yüksek faiz verenleri övüyor. Bu program iyi diyor, bu programa icazet veriyor. Yeni ekonomi yönetiminin sırtını sıvazlıyor. Hayırlı olsun, program IMF’nin icazetini de almış bir program. IMF icazetli programla yürüyeceksiniz sonra da CHP’ye kalkıp IMF’ci diyeceksiniz. Arsız güçlü olunca, haklıyı haksız çıkarmaya çalışırmış. Böyle diyor atalarımız.

500 BİN TL, YOL OLDU

Bugün hesap vermesi gerekenler, hesap soranlara yayın yasağı getiriyor. 128 milyar doların hesabını daha veremeyenler, şimdi kalkmışlar CHP’den 500 bin lira istiyorlar. Bu 500 bin lirada yol oldu sanki çok küçük bir paraymış gibi. Kimsenin şüphesi olmasın. Cumhuriyet Halk Partisi yönetiminde, milletin kör kuruşunun hesabı yargı önünde, sorumlulardan mutlaka sorulacaktır. Şimdi elinizden geleni ardınıza koymayın. Ama bir başka hesap da sandıkta, milletimiz tarafından, milletin mutluluğunu çalanlardan sorulacaktır.

NE UMUT, NE MUTLULUK KALDI

Bakın şimdi vereceğim rakamlar CHP’nin rakamları değil, TÜİK’in rakamları. 2003’de ben mutluyum diyen yurttaşlarımızın toplam nüfusa oranı; Yüzde 60’mış. 2016’da yüzde 61’e kadar çıkmış. Ama 2016’dan itibaren her yıl sürekli düşmüş, 2020’de de yüzde 48’e gerilemiş. TÜİK’in yaşam memnuniyeti anketinde, dört yıldır üst üste düşüşle bu ülkede ilk defa karşılaşıyoruz. Milletimiz mutlu değil. Mutluda değil, gelecekten de umutlu da değil. 2016’dan bu yana millet gelecekten umudunu kesmiş vaziyette. “Bir yıl sonrası daha iyi olacak” diyenler, 2016’da yüzde 42’ydi. Şimdi 2020’ye geldik yüzde 29’a düşmüş. Bu tablonun sorumlusu kim Sayın Erdoğan? Ülkeyi kim yönetiyor?

BEŞLİ HAVUZ CUNTASINDA, PASTA KÜÇÜLÜNCE KAVGA BÜYÜDÜ

Ama artık herkes biliyor ki, Erdoğan’ın şahsım hükümeti, milletin mutluluğu için değil, yandaşın mutluluğu için çalışıyor. Erdoğan’ın Şahsım hükümeti, Kamu-Özel İşbirliği garantileri nedeniyle, sadece bu yılın ilk ayında, Ocak ayında beşli havuz cuntasına, 3,4 milyar lira para ödemiş. Ama bunlara para yetmiyor. Üçüncü havalimanına yolcu gelmeyince, yandaş müteahhitler havalimanı kirasını ödemeyelim, kirayı öteleyelim diye yine Erdoğan’ın kapısını çalmışlar. Beşli havuz cuntası, Dövizli Garantileri almaya gelince şahin. Ama devletin kirasını ödemeye gelince serçe. Ama öyle gözüküyor ki beşli cunta arasında da sorunlar çıkmaya başlamış. Şimdi ihalelerde birbirlerini şikâyet ediyorlarmış. Aslında bu hep böyledir. Pasta küçüldükçe kavga büyür.

KIRIK KOL, YEN İÇİNDE KALMIYOR

Sarayın, milletimize tepeden bakan, milletimizi görmeyen tavrına, artık kendi partilileri AK Partililer de isyan ediyor. Konya’da İl başkanlığına adaylığı engellenen bir AK Partili, “Parti zenginler kulübü oldu” diye bağırıyor. Yine partiden istifa eden bir vatandaşımız, “Önceden garibanın partisiydi, şimdi parası olanın partisi oldu” diyor. AK Partili il yöneticisi, Urfa Büyükşehir Belediye Başkanına, “Senin oğlun çuval çuval para götürürken, esnaf ekmek götüremiyor” diye isyan ediyor. Sonra değiştiriyor ama önemi yok. Yani artık kol kırılıp, yen içinde kalmıyor. Kokular arşa yükseliyor.

HÜKÜMETİN BEYİN ÖLÜMÜ GERÇEKLEŞTİ

Sayın Erdoğan, size tavsiyemiz “hatalarınızla artık yüzleşin.” Başkalarını suçlamayın. Sorumluluk sizin. Bu sorumluluğu olgunlukla kabullenin. Bu millete verecek artık bir şeyiniz kalmadı. Millete söyleyecek sözünüzde tükendi. Metal yorgunusunuz, kopyala, yapıştır konuşmalarla, milletin daha fazla zamanını almayın. Bu hükümetin beyin ölümü gerçekleşti. Bunu kabullenin. “Fişi çekmesi için”, biran önce sandığı milletin önüne koyun, milletin hakemliğine başvurun.  

YENİ VE GÜÇLENDİRİLMİŞ PARLAMENTER REJİMİ GETİRECEĞİZ

Biz kendimize güveniyoruz. Biz milletimizin sıkıntılarını bitirmeye talibiz. Liyakatli, tecrübeli yeni genç kadrolarımızla, Cumhuriyet Halk Partisi ülkeyi yönetmeye hazırdır. Ülke yönetiminde temel prensibimiz; “Yurtta barış, dünyada barış” olacaktır. Çünkü ülkemiz kavgadan, kutuplaşmadan, gerginliklerden çok yoruldu. Ağzımızın tadı tuzu kalmadı. Biz şuna inanıyoruz; birlikten kuvvet doğar. Bu ülkede demokrasiye inanan tüm dostlarımızla, kimseyi ötekileştirmeden, dışlamadan, herkesi kucaklayarak, Yeni ve Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Rejimi, mutlaka bu ülkeye getireceğiz. Cumhuriyetimizi gerçek demokrasiyle taçlandıracağız. Tarafsız Cumhurbaşkanlığı makamı, milletimizin ve devletimizin birliğini temsil edecek. Bizim yönetimimizde, devlet vatandaşına hesap sormayacak, devlet vatandaşına hesap verecek. Devlette “şeffaf ve şefkatli” yönetim anlayışını hâkim kılacağız.

KURUMLARIN ÜZERİNDEN SİYASET GÖLGESİNİ KALDIRACAĞIZ

Kurallı ve öngörülebilir bir yönetim olacağız. Kurallı ve öngörülebilir bir yönetim de, ancak güçlü kurumlarla olur. Gücü; “Yasama”, “Yürütme”, “Yargı” arasında dağıtacağız. Kontrolsüz güç, güç değildir. “Bağımsız ve güvenilir yargı” olmazsa olmazımızdır. Hâkimlerin ve Savcıların işe alımında “mülakat sistemini” kaldıracağız. Hâkimler ve Savcılar katı bir liyakat sistemiyle işe alınacak. Yine liyakat sistemi çerçevesinde görevlerinde yükselecekler. Hâkim ve Savcılarımızı politik baskılardan korumak için, gerekli düzenlemeleri yapacağız. Hâkim ve savcılarımıza coğrafi teminat getireceğiz. Yine düzenleyici ve denetleyici kurumlarımızdan, siyasetin gölgesini kaldıracağız. Merkez Bankası bağımsızlığını güçlendireceğiz. Merkez Bankası Başkanının keyfi kararlarla, görevinden alınmasını engelleyeceğiz.

ULUSLARARASI STANDARTLARDA YOLSUZLUKLA MÜCADELE STRATEJİSİ

Uluslararası standartlarda bir Yolsuzlukla Mücadele Stratejisini hayata geçireceğiz. Siyasetin finansmanını saydamlaştıracağız. Kara paranın aklanmasını engellemek için,  mevzuatımızı BM standartlarıyla uyumlu hale getireceğiz. Vergisini düzenli ödeyeni cezalandırmayacağız. Aksine dürüst mükellefi ödüllendirecek mekanizmalar kuracağız. Başta Kamu-Özel İşbirliği ve Türkiye Varlık Fonu gibi, bütçe dışı uygulamalara son vereceğiz.

DIŞ POLTİKADA İKİ AKS

Yeni dönemde “Dışişleri Bakanlığımız” özel bir öneme sahip olacak. Büyükelçilik makamını, siyasi arpalık olmaktan çıkaracağız. Bu makamı liyakat ve kariyer makamı haline getireceğiz. Dosyasına hâkim, iyi yetişmiş diplomatlarımızla, küresel ve bölgesel diplomasiye ağırlık vereceğiz. Dış politikamızı iki stratejik aks üzerine inşa edeceğiz: Devletimizin bekası, milletimizin refahı.

DOĞU AKDENİZ’İN ROTTERDAM’I

Biz Doğu Akdeniz’de uluslararası işbirliklerini önemsiyoruz. Milli çıkar ve menfaatlerimize halel getirmeden, bu bölgeyi, bir refah ve zenginleşme alanı olarak görüyoruz. Türkiye, bu yakın coğrafyanın en büyük ve olgun ekonomisidir. Körfez ülkelerinden başlayarak, Doğu Akdeniz’e kadar uzanacak “Refah Hilalinde”, Türkiye’yi önemli bir aktör haline getireceğiz. Mersin, Ceyhan ve İskenderun Körfezi’ni, tüm Doğu Akdeniz’in Roterdam’ı yapacağız.

SURİYELİLERİ GÜVEN İÇİNDE ÜLKELERİNE GÖNDERECEĞİZ

Milli çıkarlarımız ve karşılıklı menfaat temelinde, bölge ülkeleriyle bozulmuş ilişkilerimizi onaracağız. Suriye’de normalleşmenin hızlanmasına katkı vererek, misafir ettiğimiz 5 milyon Suriyeliyi güven içinde ülkelerine göndereceğiz. Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı’nın kurulmasına, öncülük edeceğiz.

SALGININ GETİRDİĞİ FIRSAT VE RİSKLER

Küresel salgın sorunlarla beraber, yeni fırsatlar da getirdi. Fırsatlardan biri de, küresel değer zincirlerinin kısalmasıdır. Dünyadaki dönüşümleri izlemek, ortaya çıkan fırsatları, ülkemizin potansiyeliyle buluşturmak üzere, Başbakanlığa bağlı “Stratejik Planlama Teşkilatı”nı kuracağız.

ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMİN İKİ SORUNU: KATI İŞSİZLİK VE ZOMBİ ŞİRKETLER

Ama salgın fırsatlar getirdiği gibi, bazı ciddi yükleri de beraberinde getirdi. İki sorun özellikle yakın dönemde ekonomimiz üzerinde baskısını sürdürecek. Bunlardan ilki “katılaşan işsizlik”, ikincisi ise “mali durumu sürdürülemez şirketler.” İşsizliği azaltmak üzere, iddialı bir “istihdam stratejisi” uygulayacağız. Maliye politikasındaki manevra alanını, belirli bir program çerçevesinde ve hedef odaklı olarak bu amaç için kullanacağız. Özellikle küçük esnaflarımızın ve çiftçilerimizin yanında olacağız. Esnafımızın, çiftçimizin borçlarının faizlerini sileceğiz. Anapara borçlarını uygun bir vadeye yayacağız. Mali durumu sıkıntılı, ancak geleceği ve potansiyeli olan şirketlerimizle, küresel değer zincirinde yer bulacak şirketlerimizi, Kalkınma Planlarımızdaki öncelikleri de dikkate alarak destekleyeceğiz. Ancak, artık “zombi şirket” haline gelmiş şirketleri de, ekonomideki kıt kaynakları çekip, tüketen bu şirketleri de, sistemin dışına hızla taşıyacak düzenlemeleri de yapacağız.

ÜÇ YENİ: YENİ KADROLAR, YENİ KURALLAR, YENİ KURUMLAR

Biz tüm bu politika setini “Üç Yeni” ile özetliyoruz. Yeni kadrolar, yeni kurallar, yeni kurumlar. Biz hazırız, Cumhuriyet Halk Partisi hazır. Kendimize güveniyoruz. Artık sandığın milletimizin önüne gelmesini sabırsızlıkla bekliyoruz. Milletimiz de kimin ne olduğunu görüyor. Geleceğini, mutluluğunu, umutlarını çalanları biliyor. Artık milletten kopmuş kadroların notunu da veriyor. Sandık önüne gelsin diye milletimizde bekliyor. Sandık önüne geldiğinde de gereğini yapacak. Geleceğini, mutluluğunu, umudunu çalanları evlerine gönderecek.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

Soru- E            fendim bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan sizin de adınızı zikrederek “IMF’ye bir kuruş borcumuz yoktur” dedi. Siz de aslında rakamları verdiniz ama bunun bir açıklamasını alırsak?

Faik ÖZTRAK- Bugün bizim ligimizde olan birçok ülkenin IMF’ye borcu kalmadı geçmişteki küresel sermaye bolluğu nedeniyle. Ama ben bir şeyi hatırlatmak isterim. Uluslararası Para Fonu’ndan son borç alan Sayın Erdoğan’ın hükümetidir.

Soru- CHP’nin firari damadı bul paylaşımı sonrası Berat Albayrak’ın Avukatı, Ömer Çelik ve son olarak da Bakan Lütfü Elvan’dan “kınıyoruz” açıklamaları geldi. Albayrak’ın avukatı da CHP’ye 500 bin liralık manevi tazminat davası açacaklarını duyurdu. Sizin buna ilişkin yorumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Bugün de uzunca süredir bu konuda suskun olan kayınpederde konuştu. Konuşmamda da dediğim gibi, herhalde damadı bir yerlere getirme hazırlığı var. Açıkçası bu lafların hepsini trajikomik buluyorum. Üç ayda yaşananları ne çabuk unuttuk. Damat istifasını instagram hesabından verdi. Instagram hesabından istifa herhalde dünyada bir ilk. Yandaş basın ise damadın istifasını 27 saat haber yapamadı. Hazine ve Maliye Bakanlığının internet sitesinde damatla ilgili tüm haber ve paylaşımlar silindi. Kayınpederi damadını ademe havale etti. Damat da ortadan kayboldu. Üç aydır ortada yok.

Ama ortada da kayınpeder damat ikilisinin Merkez Bankası kasasından buharlaştığının hesabını vermesi gereken 128 milyar dolar var. Bu hesap verildi mi? Verilmedi. Milletin 128 milyar dolarının hesabını önce vereceksiniz, hangi imzalarla, hangi arka kapı operasyonlarıyla, hangi yetkiye istinaden bu 128 milyar doları götürüp kamu bankalarına verdiniz hazine üzerinden de geçirip. Sonra kamu bankaları bunları hangi kriterlere göre dağıttı. Bu hesabın verilmesine bu ülkede ihtiyaç var. Şimdi çıkıp “Kişilik haklarım zedelendi, 500 bin lira tazminat isterim” diyerek bunların üstünü örtemezsiniz.

Haklıyı haksız çıkarmaya kimse kalkışmasın. Milletimiz çünkü kimin ne olduğunu biliyor. Bu yaşanan çürümeyi de görüyor, herkesin notunu veriyor. Sandığı bekliyor sabırsızlıkla. Sandıktan sonrada milletin buharlaşan 128 milyar dolarının hesabını sormak da anlaşılan bize düşüyor.

Soru- HDP’li 9 milletvekiliyle ilgili fezleke TBMM Genel Kuruluna geldiğinde CHP’nin tavrı ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Şimdi daha fezlekeler TBMM’ye gelmemiş bu sabah Meclis Başkanının yaptığı açıklamadan bunu anlıyoruz. Şimdi bir fezlekenin içeriği nedir bir görelim. Her bir fezlekenin tek tek içeriğine bakmak lazım… Ama biz hep şunu söylüyoruz, asıl olan milletvekilliği dokunulmazlığıdır. Anayasamızda milletvekilliği dokunulmazlığı getirilmiştir. Devlet intikam duygularıyla yönetilmez, aklıselimle yönetilir. Ama bir şey daha var. Bugüne kadar gördük ki, bazıları bu milletvekilliği dokunulmazlığı konusunda normal milletvekillerinden daha imtiyazlı. 17 – 25 Aralık yolsuzluklarından sonra o dönemde sorumlu olan bakanlar kesintisiz dokunulmazlık kazandılar. Ben merak ediyorum, bu soruları sürekli bize yönelten basın organı neyi bulmaya çalışıyor? Şu meseleyi yani hem sürekli dokunulmazlık kazanan, hem de bu paraları buraya FETÖ koymuştur deyip daha sonra o paraları faiziyle birlikte alıp cebe indirenlerin hesabını neden sormuyor?

Soru- Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan geçen hafta bir il kongresinde ABD’ye “NATO müttefikimiz iseniz bizim yanımızda olmak zorundasınız” demiş, sert çıkmıştı. Dün ise üslubu daha yumuşaktı. “İki ülke ilişkisinde kazan kazan temelinde müttefiklik için Türkiye üzerine düşeni yapacaktır” dedi. Bu iki üslup arasındaki farkı siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Vallahi hayretle, biraz da gülerek değerlendiriyoruz. Sayın Erdoğan görebildiğimiz kadarıyla hala daha Büyük Ortadoğu Projesinin Eş Başkanı. Bildiğimiz kadarıyla bu görevinden istifa etmedi. Hatırlarsanız “bu çerçevede bizim belirli görevlerimiz var” diyordu. Ama anlaşılan şimdi Beyaz Saray’dan BOP Eş Başkanı olarak bilgi almakta zorlanıyor. Onun içinde üslubunu yumuşatma ihtiyacı hissediyor. Bu ülkede zaten dışişleri devre dışı, tek adam Washington’dan esen rüzgarlara göre eğilip bükülüyor.

Soru- “FETÖ’cü Albay Serdar Atasoy YAŞ’ta nasıl yükseldi?” sorusuna Bakan Hulusi Akar “Terfi öncesinde bilgi belgelerinde olumsuzluk yoktu, terfiye engel yoktu” dedi. Siz bu cevabı yeterli buldunuz mu?

Faik ÖZTRAK- Nasıl yeterli bulalım? Bu FETÖ’cü Albay hakkında belli tahkikatlar zaten daha önceden yapılmış. Kara Kuvvetleri Komutanımız da bu kişi hakkında gerekli uyarılarda bulunmuş. Buna rağmen önce Yüksek Askeri Şura’da bu şahıs paşa yapılmış, ondan sonra daha da kötüsü Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na İstihbarat Daire Başkanlığı gibi son derece stratejik bir göreve atanmış. Bu atamaların altında kimin imzası var? Anlaşılan daha hala ordumuzun içinden FETÖ örgütünün unsurları temizlenememiş.

Yine öyle gözüküyor ki, bu askerin general yapılmasında, istihbaratın başına getirilmesinde, bu kararların altına imza atan ve uzunca bir süredir “FETÖ’nün siyasi ayağıdır” deyip cevap alamadığımız kişilerin imzası var. Tekrar söylüyorum, Kara Kuvvetleri Komutanı YAŞ kararına rağmen bu FETÖ’cüyü İstihbarat Daire Başkanı görevine başlatmamış, tedbirli davranmış. Milli Savunma Bakanı Kara Kuvvetleri Komutanı’nın sahip olduğu hassasiyeti neden göstermemiş? Milli Savunma Bakanı Kara Kuvvetleri Komutanı’nın sözlerine neden itibar etmemiş? Bu atamaya müdahale eden FETÖ’nün siyasi ayağı kim? Bunları öğrenmek milletimizin hakkıdır.

Soru- MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli Kemal Derviş üzerinden size yönelik bir takım eleştiriler yöneltti. Sizin bu konuda bir yorumunuz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Yani Sayın Bahçeli’nin sözlerini ciddiye almıyorum. Ama şunu da hatırlamadan geçemiyorum. Herkesten Cumhurbaşkanı olur Erdoğan’dan Cumhurbaşkanı olmaz diyen Sayın Bahçeli değil mi? Sonra kendisini Cumhurbaşkanlığına taşıdı. İstanbul seçimlerinde bölücü terör örgütü elebaşından mektup istemeyi içine sindirdi. Uygur Türkleri mezalime uğrarken iki kelam dahi edemedi. Süleyman Şah Türbesi’ni sırtlayıp kaçanlara önce demediğini bırakmadı sonra onlarla suç ortağı oldu. Ve en sonunda da bunların hesabını soramayan Bahçeli, şimdi kalkmış kendi onayıyla bakanlık makamına gelen Sayın Kemal Derviş’ten hesap sormaya kalkıyor. Kusura bakmayın ama bunların ciddiye alınır bir yanı yok.

Soru- İçişleri Bakanı Soylu, HDP’li Dirayet Dilan Taşdemir’in Gara’ya gittiğini söylemiş ve Taşdemir hakkında soruşturma başlatılmıştı. Siz Taşdemir’in Gara’ya gitmesine ne diyorsunuz, hakkında bir fezleke gelirse parti olarak bu konudaki tavrınız ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Şimdi milletvekili diyor ki, “ben gitmedim.” İçişleri Bakanı diyor ki, “gitti.” Önce bir dosya ortaya çıksın ondan sonra gerekenler konuşulur.

Teşekkür ederim.

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com