Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

ULUSAL YAS İLAN EDİLSİN

CHP Sözcüsü Öztrak, Irak’ın Gara bölgesinde yürütülen operasyon sırasında 13 yurttaşın şehit edilmesinin ardından, AK Parti Kongrelerinde espriler, şakalar yapılmasını, slogan atılmasını eleştirerek, “Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, ulusal yas ilan edilmesini istiyoruz. Suudi Arabistan’ın kralı için yas ilan edip, Bayrağımızı yarıya indirenler, en azından 13 şehidimiz için 3 gün ulusal yas ilan etmeliler” diye konuştu.   

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Bugün Merkez Yönetim Kurulu toplantımızın gündeminde, Kuzey Irak’ta gerçekleştirilen operasyon ve ardından gelen şehit haberleri, dış politikadaki son gelişmeler, ülkemizde süren; sağlık krizi, devlet krizi, ekonomik kriz sonucunda, milletimizin üzerine adeta bir karabasan gibi çöken, “Büyük buhran” ve bu çerçevede alınması gereken tedbirler vardı.

KELİMELERİN BOĞAZDA DÜĞÜMLENDİĞİ AN

Bazı anlar vardır. İnsan yutkunmakta, nefes almakta bile güçlük çeker. Söz biter… İçimizi derin bir keder ve acı kaplar. Kelimeler insanın boğazında düğümlenir. Dün ne yazık ki böyle bir gündü. Irak’ın Gara bölgesinde yürütülen askeri operasyonda, hain bölücü terör örgütü, yıllardır rehin tuttuğu, askerlerimizi, polislerimizi, kamu görevlisi 13 yurttaşımızı, 13 silahsız insanımızı, bir mağarada acımadan vurdu. Alçakça şehit etti. Terör bir insanlık suçudur, nereden ve kimden gelirse gelsin, terörden fayda ummak, ya da terör karşısında suskun kalmak da bir insanlık suçudur. Biz, terörün ve teröristin her türlüsünü lanetledik, lanetliyoruz, lanetleyeceğiz. Bu güzel topraklar terörden çok çekti. Gencecik fidanlarımız, vatan toprağına düştü. Analar, aileler perişan oldu. Nice ocaklar söndü. Dün 13 aileye, 13 baba ocağına kor ateşler düştü. Biliyoruz, “Ateş düştüğü yeri yakar” ama bizimde üzüntümüz sonsuz.

SORULARA YANIT BİLE VERMEDİLER

Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bölücü terör örgütünün rehin aldığı kamu görevlilerimizin durumunu TBMM gündemine defalarca taşıdık. Arkadaşlarımız bunu defalarca sordu. Aldığımız cevap bu… 5 soru sormuşuz bir tanesine cevap almışız. Cevaba bakın, “Terör örgütleriyle mücadeleye yönelik keşif, gözetleme, operasyon ve faaliyetler azim ve kararlılıkla devam etmektedir. Hulusi Akar, Bakan.” Bu. Şimdi genel görüşme yapacaklarmış.

OLAYI AÇIKLAMAK YİNE VALİ’YE DÜŞTÜ

Genel Başkanımız evlatları kaçırılan bu ailelerle defalarca görüştü. Ailelerin sıkıntı, beklenti ve şikâyetlerini, dönemin başbakanına aktardı. Arkadaşlarımız kaçırılanların aileleriyle beraber, TBMM’de basın toplantıları yaptı. Bu konuda çok sayıda önerge verdi. Terör örgütünün kaçırdığı kamu görevlilerinin akıbetini, yurttaşlarımızı sağ salim evlerine döndürmek için, Erdoğan’ın şahsım hükümetinin neler yaptığını, hep öğrenmeye çalıştık. Biraz önce gösterdim cevap bu. Ve dün, insanı kahreden o acı haberle sarsıldık. Gara’daki operasyonlarda, şehit olan üç Mehmetçiğimizle beraber, şehitlerimizin sayısı 16’ya çıktı. İçimiz yandı, yüreğimiz parçalandı. Ve her acı olayda olduğu gibi bu acı haberin de detaylarını vermek, Valiye,  Malatya Valimize düştü. Tıpkı İdlib’de 36 Aslanımızı kaybettiğimizde, 36 Mehmetçiğimiz, Rus uçakları tarafından şehit edildiğinde, acı haberi Hatay Valisi’nden öğrendiğimiz gibi… Geçtiğimiz yıl tam da bu zamanlar yaşanan bu acı olayın, nedenini, niçinini ve sorumlularını hala bilmiyoruz. Bu konuda da kamuoyunun bir an önce aydınlatılmasını bekliyoruz.

HASBİ OLMAK YETMEZ, HESABİ DE OLMAK GEREKİR

Terörle mücadelenin sizi, bizi yoktur. Terörle mücadele “milli bir meseledir”. Terörle mücadelede; siyasi şovlara, kurusıkı tehditlere, boş naralara, nutuklara yer yoktur. Ve bu mücadele yürek işi olduğu kadar, aynı zamanda akıl işidir. Sadece hasbi olmak yetmez. Hesabi de olmak gerekir. Vali’nin verdiği bilgiler, bu gerçekle bir kez daha yüzleşmemize neden oldu.

ÇÖZÜM SÜRECİNDE KAÇIRILDILAR

Bölücü örgütün rehin aldığı görevlilerin tamamı, 2015 ve 2016 yıllarında kaçırılmış. Yani o ilk düğmesi yanlış iliklenen, milletin meclisinden kaçırılan, kapalı kapılar ardında, gizli saklı işi kotarmaya çalışan, şahsım hükümetinin yürüttüğü sözde “çözüm sürecinde”. Yani Şahsım hükümetinin başının Valilere; “Aman teröristlere dokunmayın” talimatını verdiği, Erdoğan’ın Dolmabahçe’de kimin nereye oturacağını, A-4 kâğıda bizzat kendinin çizdiği ve görevlilere verdiği dönemde. Şimdi o süreçte yapılan hataların bedelini, şehitlerimizin aileleri ve milletimiz ödüyor.

BÖLÜCÜLERİN DEĞİRMENİNE SU TAŞIMASINLAR

Tekrar ediyorum: Terör bir insanlık suçudur. Mücadele buna göre ve bu ciddiyetle yapılmalıdır. Hatalardan ders çıkarmak bir erdemdir. Yeter ki ifrat ile tefrit arasında savrulma olmasın. Yeter ki yeni hatalara, yeni yanlışlara yelken açılmasın. Yeter ki tam da terörün ve teröristin istediği gibi, “Terörle mücadele ediyorum” deyip, milletimiz “senden, benden” diye bölünmesin. Bölücülük yaparak, bölücü terörle mücadele edilmez. Herkesin ağızdan çıkanı kulakları duyacak. Akılla, izanla, sağduyuyla herkes hareket edecek. Ülkeyi yönetenler, kendi kusurlarının üstünü örteyim derken, bölücülerin değirmenine su taşımayacak!

MİLLET YASTA, AK PARTİ GENEL BAŞKANI ESPRİ YAPIYOR

Dün 13 şehidimizin olduğunu öğrendik. Milletimiz derin bir yasta. Ama bugün AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’ı kongrelerinde izledik. Espriler, sloganlar, tezahüratlar… İçimiz sızladı, gerçekten içimiz sızladı. Milletin içi kan ağlarken, bu görüntüleri üzüntüyle karşıladık.

“BAŞARISIZ” OPERASYONDA ŞEHİT OLDULAR

Ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’ın bugünkü sözlerinden öğrendik ki 13 kamu görevlisi, başarısız bir kurtarma operasyonu esnasında şehit düşmüş. Başarısız olduğunu kendi söyledi, kendi ağzından çıktı.

3 GÜN YAS İLAN EDİLSİN

Üzüntümüz, bu haberle daha da katlandı. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, ulusal yas ilan edilmesini istiyoruz. Suudi Arabistan’ın kralı için yas ilan edip, Bayrağımızı yarıya indirenler, en azından 13 şehidimiz için 3 gün ulusal yas ilan etmeliler.

DAHA FAZLA REZİL OLMAYIN, EDEBİNİZLE SUSUN

Bu arada dün Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal ve Sarayın Altun çocuğu iletişim memuru, milletin aklıyla alay eden açıklamalar yaptılar. Bu açıklamaları kınıyoruz. Beyefendiler bir kendinize gelin, 13 aslan parçamız mağaralarda rehin tutulurken bölücü terör örgütü tarafından, sizler bölücü elebaşından mektup dilenip, kardeşini devlet televizyonlarına çıkarıyordunuz. Kırmızı bültenle aranan Osman Öcalan’ı, devletin televizyonuna çıkaran, “Gerekirse Karayılanı da TRT’ye çıkarırız” diyerek savunan siz değil miydiniz? Yine çözüm sürecine “Yeni Türkiye’nin Kuruluş Sözleşmesi” diyen, sizler değil miydiniz? Riyakârlığın bu kadarına da pes! Daha fazla rezil olmayın, edebinizle susmayı bilin.

TERÖRÜN ÜSTESİNDEN GELECEĞİZ

Türkiye Cumhuriyeti büyük bir devlettir. Terörün üstesinden elbette geliriz, geleceğiz. Akılla, yürekle, azimle ve güçlü bir iradeyle, bu terör belasını alt edeceğiz. Bundan kimsenin şüphesi, kuşkusu olmasın. Biz bir kez daha, bölücü terör örgütünün bu hain eylemini lanetliyoruz. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz. Ailelerinin acılarını paylaşıyoruz. Milletimize ve şehitlerimizin acılı ailelerine, yüce Allah’tan sabır diliyoruz. Biran önce bunun sorumlularının yakalanmasını istiyoruz.

VAKA SAYISINDA İLK 10 ARASINDAYIZ

Bir hükümetin en öncelikli görevi, yurttaşlarının canını ve sağlığını korumaktır. Erdoğan’ın şahsım hükümeti, milletimizin ne canını ne de sağlığını koruyabiliyor. Salgın da günlük vaka sayıları, kritik seviyelerin üzerinde geziniyor. Buna karşın, geçtiğimiz günlerde, 180 binleri bulan günlük test sayısı, şimdi 104 binlere kadar düşürüldü. Düşük test sayısı eşittir, düşük vaka sayısı. Bu gerçeğe rağmen, hala dünyada toplam vaka sayısında ilk 10 ülke arasındayız. Salgınla mücadele denerek lokantalar kapatılıyor ama ülkeyi yöneten AK Parti Genel Başkanı, sosyal mesafe dinlemeden, çalgılı, türkülü kongreler yapıyor. Hal böyle olunca, salgının artışa geçmesine çok da şaşırmamak gerekiyor.

AŞIDA PATİNAJIN SORUMLUSU ŞAHSIM HÜKÜMETİ

Uzmanlar salgında yeni pikler olabileceğine, Mutant virüs tehlikesine işaret ediyor. Çünkü aşılamada işler yavaş gidiyor. Her gün 1 milyon 100 bin kişiye aşılayacağız diyenler. Bunun onda birini ancak yapabildiler bugüne kadar. Bir ayda yaptıkları toplam aşı 3 milyon 900 bin. Amerika Birleşik Devletleri’nde her 100 kişiden 15’i, İngiltere’de 22’si, Birleşik Arap Emirlikleri’nde 51’i, İsrail’de ise 73’ü aşılandı. Bizde ise her 100 vatandaşımızdan ancak 4’ü aşıya ulaşabildi. Bu hükümet salgını da yönetemedi. Şimdi aşılama sürecinde de patinaj yapıyor. Ülkeyi kim yönetiyor? Bu beceriksizliklerin sorumlusu kim? Elbette Erdoğan’ın şahsım hükümeti…

VATANDAŞI ÜZDÜ, TEFECİYİ SEVİNDİRDİ

Erdoğan’ın şahsım hükümeti, salgında milletimizi bir başına bıraktı. Canıyla cüzdanı arasına sıkıştırdı. Dünyada tüm hükümetler, vatandaşlarını ve işletmelerini virüsün ekonomik etkilerinden korumak için, salgın bittiğinde güçlü bir başlangıç yapabilmek için, işletmelerinin, vatandaşlarının kaybettikleri geliri, devletin bütçesinden destek olarak onlara verdiler. Erdoğan’ın şahsım hükümeti ise bildiği en iyi işi yaptı. Vatandaşlarımıza destek yerine, faiziyle borç verdi. Vatandaşı üzdü, tefeciyi sevindirdi.

YANDAŞA KAYNAK VAR, MİLLETE YOK

Millete beş maskeyi bedava dağıtamadı, 40 yıl vergi veren esnaflarımıza, salgında 40 gün bakamadı. Türkiye, G-20 kulübünün üyesi. 1999’dan beri dünyanın en büyük 20 ekonomisinden biriyiz. Kulübün diğer üyeleri, milli gelirlerinin ortalama yüzde 7’sini, yurttaşlarına bütçelerinden gelir desteği olarak dağıttılar. Bunu bizim gelirimize uyarlarsak, destek tutarının yani geçen yıl verilen destek tutarının 335 milyar lira olması gerekiyor. Peki Erdoğan’ın şahsım hükümeti ne kadar destek verdi? Vere vere bütçeden 6,5 milyar lira verdi. İşçinin kumbarası İşsizlik Sigortası Fonu’ndan ve milletten toplanan bağışlardan da 45,5 milyar lira. Hepsini toplarsanız 52 milyar lira. 335 milyar nerede? 52 milyar nerede? Bir başka ifadeyle G-20 üyesi ülkelerin hükümetleri yurttaşlarına 100 lira verirken, Erdoğan’ın şahsım hükümeti, bizim yurttaşlarımıza vere vere 15 lira verebildi. Yandaşa gelince kaynak çok, millete desteğe gelince kaynak yok.

ESNAF NEFES ALAMIYORSA, SORUMLU ŞAHSIM HÜKÜMETİ

Erdoğan’ın Şahsım Hükümetinin yanlış tercihleri nedeniyle, vatandaşlarımız bugün perişan. Esnaf, işçi, işveren, emekli inim inim inliyor… İsyan ediyor. Bakın bu fotoğraf bu hafta sonunda, Ankara’da Tunalı Hilmi Caddesi’nde çekildi. Kafe, Bar ve Restoran çalışanları ve işletmecileri, dükkânlarına afişler asmışlar, hükümete haykırıyorlar: “Dükkânımızı kapatma, kapatacaksan da sahip çık” diyorlar. Bu resim de Kayseri’den. Kayserili esnafımız; “Nefes alamıyoruz. Sesimizi duyan var mı?” diye dükkânına afiş asmış. Bunların sorumlusu kim? Ülkeyi kim yönetiyor? Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti.

ÇİFTÇİ CANINA KIYIYORSA, SORUMLUSU ŞAHSIM HÜKÜMETİ

Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti elinde, sadece esnaf değil, çiftçimiz de perişan. Çiftçi mazotçuya borçlu, gübre satana borçlu, yemciye, tohumcuya borçlu, Tarım Kredi Kooperatiflerine borçlu, Ziraat Bankası’na borçlu… Çiftçinin traktörüne, tarlasına, ineğine haciz yağıyor. Dün, Yozgat Yerköy’den acı bir haber aldık. Bir çiftçimiz, Osman Yılmaz, pancarı tarlada kalınca, 25 bin lira borcunu ödeyememiş, traktörüne haciz konmuş. Osman Yılmaz bunun yükünü taşıyamamış, kalp krizi geçirerek vefat etmiş. Şimdi bu ölümün sorumlusu kim? “Gelin Çiftçinin Kredi Kooperatiflerine ve Ziraat Bankasına borçlarını yapılandıralım. Çiftçiye rahat bir nefes aldıralım” diye kaç zamandır söylüyoruz, dinlemiyorlar. Kaç tane teklifimiz komisyonlarda bekliyor. Hadi bizi dinlemiyorsunuz artık bıçak kemiğe dayandı. Küçük ortağınız MHP’nin bazı milletvekilleri dediler ki bu iş böyle gitmez, bu borçları yapılandıralım. Bunların sesine kulak verin. Buradan çağrı yapıyoruz. MHP çiftçi borçlarının yapılandırılması için bir teklif getirsin. Biz, verdiğimiz teklifleri geri çekebiliriz. MHP’nin getireceği teklifi de destekleriz. Yeter ki çiftçinin derdine biran önce derman olalım. Bugün çiftçi inim inim inliyorsa, tarlalar, traktörler hacizliyse, çiftçi girdi maliyetiyle ürün fiyatı arasına sıkışmışsa, kanunların emrettiği desteği alamıyorsa, bunun sorumlusu kim? Ülkeyi kim yönetiyor? Elbette Erdoğan’ın şahsım hükümeti…

FAİZ ÖDEMESİNDE TARİHİ REKOR

Erdoğan’ın şahsım hükümeti, esnaftan, çiftçiden esirgediğini, faiz lobilerinden, bankerlerden esirgemiyor ama. Bugün, 2021 Ocak ayı bütçe rakamları açıklandı. Bismillah dedik Ocak ayında, bütçeden yapılan faiz ödemesi 21 milyar 943 milyon lira. Bu rekor, Cumhuriyet tarihinin rekoru, tek bir ayda yapılan en yüksek faiz ödemesi. Millete tüm salgın döneminde bütçeden verilen destek 6,5 milyar lira geçen yıl. Faiz baronlarına tek bir ayda bütçeden yapılan ödeme 22 milyar lira. Milletten esirgenen kaynak, faiz lobilerine aktarılıyor.

MERKEZ BANKASI TALANININ SORUMLUSU ŞAHSIM HÜKÜMETİ

Kayınpeder, damat bir olmuşlar, Merkez Bankası kasasındaki 128 milyar doları buhar etmişler. Şimdi millet yüksek faiz, yüksek kur arasına sıkıştırıldı. Merkez Bankasının hini hacette kullanılacak milletin yedek akçeleri bile tüketildi. Merkez Bankasından para gelmeyince, Ocak ayında bütçe açığı da sıçradı gitti. Ocak’ta bütçe açığı 24 milyar lira.  Bu da tüm Ocak ayları itibariyle en yüksek bütçe açığı… Millete verilmeyen destekler, faiz lobilerine verildiyse, millet yüksek faiz, yüksek kur arasında ezildiyse, Merkez Bankasındaki kefen paraları bile talan edildiyse, 128 milyar dolar peşkeş çekildiyse, sorumlu kim? Bu ülkeyi kim yönetiyor? Elbette Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti.

VERESİYE DEFTERLERİ ARŞA ULAŞTIYSA SORUMLUSU ŞAHSIM REJİMİ

Erdoğan’ın şahsım hükümetinde, postacılar mektup yerine icra tebligatı yetiştirir oldular. Muhtarlarımızın masaları icra tebligatlarıyla doldu. İnsanlar borçları ödeyemiyorlar. Bakkalların veresiye defterlerindeki borçlar Everest seviyesine ulaştı. İstanbul İstatistik Ofisi’ne göre; salgın döneminde; İstanbul’da veresiye alışveriş yapanların sayısı yüzde 32, veresiye defterlerindeki borç ise yüzde 55 artmış. Yine İstanbul Barometresi araştırmasına göre, kentte yaşayanların yüzde 57’si, geçtiğimiz ay, geçinebilecek kadar para kazanamadım diyor. Millet geçinecek parayı kazanamıyorsa, icra tebligatları çığ gibi büyüdüyse, veresiye defterleri arşı alaya ulaştıysa bunun sorumlusu kim? Ülkeyi kim yönetiyor? Elbette Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti…

ÇAKMA GOEBBELS

Erdoğan’ın Şahsım Hükümetinde, yoksulluk, işsizlik, açlık korkunç bir tsunami olmuş, milletimizi ezip, geçiyor. Milletin aç olduğunu görmeyen Erdoğan, “Açım, aç” feryatlarını da duymamazlıktan geliyor. Elazığ’da, bir yurttaşımız, “Ben açım, açım” diye Erdoğan’a sesleniyor. Erdoğan duymamazlıktan geliyor. Erdoğan’ın koruması bir gayret vatandaşa tercümanlık yapayım diyor. Ama nafile, Erdoğan duymuyor. Bugünde Vali bu hanımefendiyi oraya çağırmış oradan konuşturuyor şöyleydik de, böyleydik. Kusura bakmayın ama eğer bu akıllar Saray’ın iletişim direktörünün Altun çocuğun akıllarıysa bu çakma Goebbels’likten başka bir şey değil bunlar hiç işe yaramaz.

MİLLET ÇÖPTEN RIZIK TOPLUYORSA SORUMLUSU ŞAHSIM HÜKÜMETİ

İnsanlarımız “açım aç” diye feryat ediyorsa, yurttaşlarımız çöpten rızık topluyorsa, Erdoğan’ın yandaş basını, “Markette alışveriş nasıl yapılmamalı ki ucuza bu işi kapatalım” diye, manşetler atıyorsa, devletin resmi ajansı kendi esnafını bırakıp, Japonya’da, Japon esnafının halini görüntülemeye gidiyorsa, devlet televizyonuna “çöpten nasıl yemek yapılır” diye, program yaptırılıyorsa, bugün ninelerimiz, analarımız semt pazarlarının döküntülerinden, evinde tencere kaynatmaya çalışıyorsa, bunların sorumlusu kim? Ülkeyi kim yönetiyor? Elbette Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti…

VATANDAŞ İŞİNİ KAYBETTİYSE SORUMLUSU ŞAHSIM HÜKÜMETİ

Erdoğan’ın Şahsım Hükümetinin elinde, ülkede işsizlik de arşı alaya çıktı. TÜİK, iş bulma ümidini yitirmişleri işsiz saymıyor. TÜİK’in 4 milyon dediği işsiz sayısı, gerçekte 11 milyonu aştı. TÜİK’in yüzde 12,9 dediği işsizlik oranı gerçekte yüzde 31’i aşıyor. Son 25 ayın 23’ünde millet işini kaybetmiş. Son bir yılda işini kaybedenlerin sayısı 1 milyonun üzerinde. Bıraktık istihdam yaratmayı, olan istihdamı da koruyamıyoruz, olan işleri de koruyamıyoruz. Bir ekonominin başarısı ne kadar iş yarattığı ile ölçülür. Ekonominiz iş yaratamıyorsa, olan işleri dahi kaybediyorsanız, bunun sorumlusu kim? Ülkeyi kim yönetiyor? Elbette Erdoğan’ın şahsım hükümeti…

BAŞIMIZA NE GELİYORSA, KİMSEYİ DİNLEMEMEKTEN GELİYOR

Erdoğan’ın şahsım hükümetinde, en çok acı çekenlerin başında maalesef gençlerimiz, ülkemizin umudu, stratejik üstünlüğü gençlerimiz geliyor. Üniversitelerde bilimsel özerklik rafa kalkmış durumda. Bilim yuvası olması gereken üniversiteler, Erdoğan yandaşlarına arpalık olmuş. Üniversitelerde liyakat yerine, Saraya sadakat esas olmuş. 68 üniversite rektörünün, hiçbir “uluslararası yayını” yok. 71 rektörün, “uluslararası atıf almış” çalışması yok. 20 üniversite rektörü, doğrudan AK Partili. Ya eski vekil, ya da AK Parti’den aday adayı… Erdoğan az sayıdaki nitelikli üniversitemizi de, siyasi atamalarla diğer okullara benzetmeye çalışıyor. Boğaziçi Üniversitesi’nde olmadık işler yapıyor. Gençlerin sesini dinlemiyor. Zaten başımıza ne geliyorsa bu kimseyi dinlememekten geliyor.

SARAYIN POGROM MEDYASININ YAPTIĞI ALÇAKLIK

Saray’ın Pogrom medyası, yani linç makinesi, gencecik yavrularımızı bugün de hedefine koymuş. Uludağ’da sosyal mesafesiz tatile izin verip, bir de oradaki eğlence resimlerini almış “Boğaziçililer eğlendi” diye servis etmiş. Bu düpedüz alçaklıktır. Bugün üniversitelerimiz bilim üretemez hale geldiyse, yandaşlar üniversitelere doldurulduysa, intihal, yani akademik hırsızlık yol olduysa, iyi yetişmiş gençlerimiz linç ediliyorsa, bunun sorumlusu kim? Ülkeyi kim yönetiyor? Erdoğan’ın şahsım rejimi.

ÜNİVERSİTELİ İŞSİZ SAYISINI SÖYLESEYDİNİZ “ÜF” DEĞİL “OF” DERDİ

Erdoğan’ın şahsım rejimi, üniversiteleri en tepede buluşturmak yerine, vasatta buluşturmaya çalışıyor. Böyle üniversitelerden bilim çıkar mı? Nitelikli yetişmiş gençler çıkabilir mi? Çok zor. Ailelerin bin bir emekle büyüttükleri, türlü fedakârlıklarla okuttukları gençlerimiz iş bulamıyor. Üniversite mezunu işsiz sayımız 1 milyon 195 bin olmuş. Tekrar edeyim 1 milyon 195 bin kişi üniversiteyi bitirdiği halde işsiz! Ondan sonra Erdoğan çıkıyor; “Almanya Şansölyesi, üniversitelerdeki gençlerimizin sayısını öğrenince, ‘Üf’ dedi” diyor. Yanında bir de ülkemizdeki üniversiteli işsizlerin sayısını söyleseydiniz… Bakın o zaman Şansölye nasıl “Üf!” değil de, derinden bir “Of!” çekiyordu. Almanya’da üniversite mezunlarında işsizlik oranı yüzde 2. Bizde yüzde 11. Yunanistan’ın ardından, tüm OECD ülkeleri içinde, en yüksek üniversiteli işsizlik oranı bizde… Yine Tüm OECD ülkeleri arasında en çok “ev gencine” sahip ülke de Türkiye. 15-29 yaş arasında olup ne bir işte çalışan, ne de okuyan ailesinin eline bakan ev gençlerimizin oranı, yüzde 30’a dayanmış durumda. İş bulma ümidi kırılanlarla beraber, genç nüfusumuzda gerçek işsizlik yüzde 41’i buluyor.

ÜNİVERSİTELİ İŞSİZ SORUNU ŞAHSIM HÜKÜMETİNİN ESERİ

Bugün gençlerimiz üniversiteden mezun olunca iş bulamıyorsa, üniversiteli işsizler 1 milyonu aştıysa, gençlerimizin gerçek işsizlik oranı yüzde 41’i bulduysa, 37 üyeli OECD içinde en çok ev genci olan ülke biz isek, bunların sorumlusu kim? Bu ülkeyi kim yönetiyor? Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti.

İNSANLAR YOKLUKTAN CANINA KIYIYORSA SORUMLUSU ŞAHSIM HÜKÜMETİ

Erdoğan’ın şahsım hükümetinde, yurttaşlarımız yaşamlarıyla, Saraya ihtarname çekmeye başladı. Sadece Kocaeli’nde geçtiğimiz hafta içinde, dört vatandaşımız, ekonomik sıkıntılar nedeniyle canına kıydı. Geçtiğimiz günlerde İstanbul Zeytinburnu’nda gencecik bir çift, 1,5 yaşındaki yavrularını komşularına bırakıp, çaresizlik içinde hayatlarına son verdiler. Bugün bu ülkede, insanlar ekonomik sıkıntılardan canına kıyıyorsa, vatandaş “açım” diye bağırıyorsa, esnaf “Eve ekmek götüremiyorum” diyorsa bunun sorumlusu kim? Bu ülkeyi kim yönetiyor? Elbette Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti…

SALDIRILARIN SORUMLUSU ŞAHSIM HÜKÜMETİ

Erdoğan’ın Şahsım Hükümetinin yönettiği ülkede, sokaklarda gazetecilere, siyasetçilere saldırılıyor. Ülkenin Ana Muhalefet Partisi liderine, mafya, tehdit mektubu gönderiyor. Ülkeyi yönetenlerden çıt çıkmıyor. Çıkarsa da mafyayı sahipleniyor. En son Sayın Selçuk Özdağ’a saldıranlar serbest bırakılmış. Erdoğan’ın şahsım rejimi taşları bağlıyor ama gerisini sokağa salıyor. Bu ülkede gazetecilere, siyasetçilere güpegündüz saldırılıyorsa, mafya, siyaset kurumuna tehditler savuruyorsa, bunun sorumlusu kim? Bu ülkeyi kim yönetiyor? Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti…

UZAYA ÇIKALIM DERKEN, EGE’YE ÇIKAMAZ HALE GELME RİSKİ VAR

Erdoğan’ın Şahsım Hükümetinde, bölgemizde çok az dostumuz kaldı. “Komşularla sıfır sorun” dediler, ülkemizi “sorunsuz sıfır komşu” noktasına getirdiler. Bölgede iyiden iyiye yalnızlaştık. En haklı davalarımızı bile anlatmakta zorlanıyoruz. “S-400’ler konusunda hesabınızı iyi yapın. Yarın milletin sırtına yeni yükler çıkarmayın” demiştik. Sonuç: F-35 programından da çıkarıldık. Bu uçaklar için verdiğimiz 1,5 milyar dolarlık kapora yandı. Yine bu uçakların tedarik zincirinden çıkarıldığımız için, bakım onarımından çıkarıldığımız için 12 milyar dolarlık ihracat ve hizmet gelirinden de olduk. Birde ekonomik yaptırımlara maruz kaldık. Şimdi şahsım hükümeti kıvranıyor. Buldukları son çözüm: “Girit Modeli”. S-400’leri ambalajıyla depoya kaldıracaklar. Üstüne de birkaç milyar dolar daha verip, bu sefer Amerika’dan Patriot hava savunma sistemi alacaklarmış. Kaybın mali boyutları bir yana, bir de askeri boyutu var. F-35’lerden olmanın getirdiği stratejik kaybı neyle telafi edeceksiniz? Yunanistan hava kuvvetlerini yeni uçaklarla tahkim ediyor. Ege’de Hava Kuvvetleri üstünlüğünü, Yunanistan’a kaptırma riski giderek büyüyor. “Uzaya gideceğiz” derken, Ege Denizi’ne çıkamaz hale gelme riski var. Peki, tüm bu beceriksizliklerin sorumlusu kim? Ülkeyi kim yönetiyor? Elbette Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti…

SARAY’A UZAY AJANSI BAŞKANINDAN YALANLAMA

Milletin derdine derman olamayan, işsizliğe ve hayat pahalılığına çözüm bulamayan, ülkeyi derin bir buhrana sürükleyen, Şahsım Hükümetinin kibirli başı, vatandaşın gündemini çalmak için şapkadan sürekli bir tavşan çıkarıyor. Erdoğan, aybaşını göremeyen millete, “Ay’ı gör” diyerek, 2023’e randevu verdi. Ama anlaşılan evdeki hesap da çarşıya uymadı. Erdoğan’a, Uzay Ajansı Başkanından yalanlama geldi. Ajans Başkanı; “Çeşitli nedenlerle gecikmeler yaşanabilir, 2023 biraz agresif bir tarih, önemli olan hedef koymak teknik olarak beklemediğimiz problemlerle karşılaşabiliriz, tedarik zincirinde aksamalar olabilir” dedi. Şu devlet krizinin geldiği, ulaştığı noktaya bir bakın… Bürokratı, Cumhurbaşkanını tevil etmek zorunda kalıyor. Anlaşılan “Ay’a sert iniş” hedefi, daha mürekkebi kurumadan yumuşayıverdi.

MİLLETİMİZ HER ŞEYİN EN İYİSİNE LAYIK

Milletin derdini görmeyen, feryadını duymayan, kalbi mühürlenmiş, şahsım hükümetinin temelinde yer alan, sivil darbe ürünü vesayet rejimi, ülkemizdeki tüm kötülüklerin anasıdır. 2,5 yılda bu ucube rejimin çirkin yüzü artık ortaya çıkmıştır. İnsanlar bütün hataları yapacak kadar uzun yaşamazlar. Bu nedenle başkalarının hatalarından ders almalıdırlar. Ünlü Alman devlet insanı Konrad Adenauer, Berlin İkinci Dünya Savaşı’nda yakılıp yıkılıp harap olduktan sonra, şöyle diyordu: “Hazreti İsa kalkıp gelse, Alman halkı bir daha tüm yetkileri tek bir kişiye asla vermez.” Bizim milletimiz de en az Alman milleti kadar zekidir. Feraseti derindir. Ve milletimiz, her şeyin en iyisine layıktır.

MİLLET METAL YORGUNLARINI KİBİR KULELERİNDEN İNDİRECEK

Milletimiz “Ay’a bak!”, “Anayasaya bak!” diye siyasi cambazlık yapanlara, sandıkta dersini en ağır şekilde verecektir. Bu ülkeye öncelikle koltuğundan evvel milletini düşünen bir yönetim lazımdır. Öncelik milletimizle birlikte, bu metal yorgunu kadroları kibir kulelerinden indirip, sandıkla evlerine göndermektir. Bu gömleğin iliklenecek ilk düğmesidir.

YENİ KURUMLAR, YENİ KURALLAR, YENİ KADROLAR

Cumhuriyet Halk Partisi’nin millete vaadi yeni kurallar, yeni kurumlar ve yeni kadrolarla, ülkemizi Cumhuriyetimizin ikinci yüz yılına taşımaktır. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, yeni kurumlarla, yeni kurallarla, Yeni ve Güçlendirilmiş Parlamenter Rejimle, dostlarımızla birlikte ülkemizde adaleti ayağa kaldırmaya kararlıyız. Her yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır. Elbet bizimki de farklı: Biz kavgadan değil, kucaklaşmadan yana olacağız. Biz bölücü değil, birleştirici olacağız. Kırıcı değil, yapıcı olacağız. Yaraları kaşımayacağız, yaraları saracağız. Kararları tek başına değil, istişareyle alacağız. Ekmeğimizi, aşımızı, işimizi büyüteceğiz. Ve o ekmeği kardeşçe bölüşeceğiz. Biz hazırız, milletimizin hakemliğine güveniyoruz.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alayım.

Soru- Efendim Sayın Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Gara şehitleriyle ilgili başsağlığı mesajında terör örgütü PKK ifadesi kullanmamasına yönelik eleştiriler var. Bu eleştirilerle ilgili ne diyeceksiniz?

Bir ikinci sorum da efendim, MYK toplantısında dış politikaya ilişkin gelişmelerinde masaya yatırıldığını ifade ettiniz az önce. Sayın Engin Altay’da dün geçtiğimiz haftaki basın toplantısında şöyle bir ifadesi oldu. “Doğu Akdeniz, Ege, Kıbrıs, Suriye’de ve Libya’da taviz vermeyeceksin biz arkanda olacağız” dedi. Sayın Erdoğan’a yönelik bir ifadeydi bu. Buradan yola çıkarak CHP’nin dış politikayla ilgili gelişmelerdeki bakış açısı değişti mi sorusu akıllara geliyor. Cevabınız ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bir kere şunun altını çizerek başlayım. Bizim bölücü terör örgütünün ismini telaffuz etmemizde hiçbir sıkıntımız olmaz. Zaman zamanda yaptığımız bir sürü açıklamada bunu telaffuz etmişizdir. CHP bugüne kadar terör ve terör örgütleri karşısında tavizsiz bir duruş sergilemiştir. Bölücü terör örgütünün suikast girişiminde bulunduğu Genel Başkan CHP Genel Başkanıdır. 13 vatandaşımızın bir mağarada kafalarından kurşunlanarak katledilmesi, şehit edilmesi çok vahim bir olaydır. Ve bu olayda en yetkili ağızlar başarısız olunduğunu söylemişlerdir bugün. Hükümetin başarısız olduğu bir olayda örgüt adının telaffuz edilmesi psikolojik olarak örgütün propagandası yapılmasından başka bir şey değildir. Olay vahimdir.

Tekrarlıyorum, bugün Rize’de yapılan toplantıda Erdoğan kurtarma operasyonunun başarısız olduğunu itiraf etmiştir. Başarısız olan bir kurtarma operasyonu üzerinden bölücü terör örgütünün adını telaffuz ederek psikolojik operasyon yapmasına hiçbir şekilde izin vermemeliyiz.

Devletin yetkili ağızlarının, AK Parti’nin geçmişte çeşitli bakanlarının söylediği gibi, terör örgütünün adını telaffuz etmek bölücü terör örgütünün değirmenine su taşımaktır, propagandasını yapmaktır. Devlet şu son günlere kadar bölücü terör örgütün adını kullanmak yerine, Genelkurmay’ın sayfasını açın bakın, Milli Savunma Bakanlığının sayfasını açın bakın, genellikle bölücü terör örgütü, parantez içinde (BTÖ) ifadesini kullanmıştır. Neden? Teröristin değirmenine su taşımamak için.

Tekrar söylüyorum, terör örgütünün ismini telaffuz etmekte ne bizim, ne Genel Başkanımızın hiçbir çekincesi yoktur. Kimse kendi kabahatini örtmek için öküzün altında buzağı arayarak propaganda stratejisi oluşturmasın.

Biz ne kırmızı bültenle aranan terör örgütünün başının kardeşini devletin televizyonuna çıkarttık, ne de terör örgütünün başının mektubunu millete açıkladık. CHP bu ülkede terörle mücadelenin en önemli kalelerinden biri olmuştur, bundan sonra da terörle mücadelenin en önemli kalelerinden biri olmaya devam edecektir.

İkinci sorunuz… Şunun altını çiziyim, ülkemizin çıkarının, milli menfaatlerinin sözkonusu olduğu her yerde biz taviz verilmesine karşı çıkarız. Yönetimin taviz vermesine karşı çıkarız ve yönetime destek olacağımızı söyleriz. Yeter ki, yönetim doğru yerde dursun, ulusumuzun çıkarları doğrultusunda hareket etsin.

Soru- Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un sosyal medyada “HDP eşittir PKK” sözleri, HDP’nin kapatılmasına gidecek bir sürecin işareti olabilir mi diye tartışılıyor. Sizin bu konuya ilişkin yorumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Açık söyleyeyim, bundan önce 2015 yılında çözüm sürecini “yeni Türkiye’nin kurulması” diye tanımlayan ve bu sürece yanlış yapıyorsun diyenlere “eski Türkiye’nin elitleri” diyen Fahrettin Altun’un bugünkü sözlerini dikkate almıyoruz. Bugün bu noktadan dönüp yeniden terör ve parti kapatma noktasına gelmesi bize 2015 seçimlerindeki Haziran – Kasım ayları arasındaki süreci hatırlatıyor. Buradan kendilerine hatırlatayım, artık güvenlik kaygılarını kaşıyarak seçim kazanamazsınız. Parti kapatılma meselesine gelince, bizim duruşumuz açıktır. Partileri millet açar, millet kapatır.

Soru- TÜİK Başkanının daha görev süresi bir yıl doldurulmadan görevden alınmasını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Yanlıştan dönmek bir erdemdir. Demek ki bir yıl dolmadan görevden alındığına göre bugüne kadar söylediğimiz hatalar, yanlışlar, makyajlar fark edilmiş. Olumlu karşılıyoruz. Bundan sonra açıklanacak verilerde olduğu gibi şu ana kadar yayınlanan istatistiklerde de, veri kalitesinin kontrol edilmesini, açıklanan verilerin ciddi bir denetimden geçirilmesini de bekliyoruz. Çünkü makyajlı TÜİK verilerinden milletimiz, emeklimiz, işçimiz herkes çok büyük zarar gördü.

Soru- Salgına rağmen AK Parti kongreleri devam ediyor. Bugün Cumhurbaşkanı Rize kongresindeydi. Oradan başka illerdeki kongrelere de bağlandı. “Salgına rağmen tıklım tıklım” sözlerini de kullandı. Sizin bu konuya ilişkin değerlendirmeniz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Tıklım tıklım demek sosyal mesafe yok demek. Salgınla mücadele için lokantaları kapatacaksınız ama sosyal mesafenin hiçe sayıldığı tıklım tıklım şakaların, esprilerin gırla gittiği kongreler yapacaksınız. Yetmeyecek bu işlerin sorumlusu AK Parti Genel Başkanı Sarayın kibirli adamı bu manzaraya bakıp birde keyiflenecek. Böyle dip dibe, iç içe duran partililerine teşekkür edecek. Açık söyleyeyim, bu ülkeyi yönetenler ya da yönettiklerini düşünenler bu kafadaysa salgının artışa geçmesine de çok şaşırmamak gerek.

Soru- Cumhurbaşkanı AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’ın yeni anayasa çıkışının ardından AK Parti Grup Başkanvekili Cahit Özkan ismi ‘Yeniden Kuruluş Anayasası’ olacak dedi. Tepkiler üzerine bu kez ‘Yeniden dirilişimize vesile olacak bir anayasa’ ifadesini kullandı. Sizin bu iki açıklamaya ilişkin değerlendirmeniz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Valla ne kerameti kendinden menkul aya yolculuk hikayeleri, ne de anayasa girişimleri AK Parti’yi yeniden diriltmez. Bırakıyoruz milletin derdine derman olmayacak bu hususları. Kendileri pişirsinler kendileri yesinler. Bizim derdimiz milletin işi, milletin aşı, milletin mutfağındaki boş tencere. Biz bunlarla uğraşıyoruz.

Soru- HDP’nin Gara operasyonuyla ilgili açıklamaları CHP ve HDP ilişkilerini nasıl etkiler?

Faik ÖZTRAK- Bu sorunun muhatabı biz değiliz. Bu soruyu ilgili partinin, HDP’nin yönetimine soracaksınız.

Teşekkürler.

SARAY AYBAŞINI GÖREMEYEN MİLLETE ‘AY’I GÖR’ DİYOR

CHP Sözcüsü Öztrak, AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’ın 2023’te Ay’a çıkma vaadiyle ilgili, “Bir de slogan bulmuşlar. Gökyüzüne bak, Ay’ı gör! Millet aybaşını göremez hale gelmiş, aybaşını getiremez hale gelmiş, Ay’ı nasıl görecek? Bunlar milletten kopmuşlar, milyonlarla alay ediyorlar” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Sözlerime başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum. Öncelikle yarın başlayacak 3 aylarda yapılacak ibadetlerin kabul olmasını cenabı haktan diliyorum. Dün, Alaçatı ve çevresini etkileyen, ciddi maddi hasara yol açan hortum ve Urla’da yaşanan dolu felaketi, İzmir’imize yeni acılar yaşattı. Deprem ve sel felaketlerinin yaralarını sarmaya çalışırken, bir de bu yeni acıları yaşayan, İzmir’e ve İzmirli hemşerilerimize, geçmiş olsun diyerek sözlerime başlamak istiyorum.

İNSANLAR ÇARESİZ, DERTLER SAHİPSİZ

Ülkemizde salgın, yeniden yükselişe geçti. Ekonomik sıkıntılar her geçen gün artıyor. Yönetimde yaşananlar, devlet krizinin hızla derinleştiğini gösteriyor. Ülke patinaj yapıyor. İnsanlar çaresiz, dertler sahipsiz. Milletimizin yaşadığı buhranın korkunç yüzü, her gün biraz daha belirginleşiyor.

İŞSİZİ İŞSİZ SAYMAYINCA SORUN KALMADI

Bu hafta, 2020’nin son üç ayına ait işsizlik verileri açıklandı. İş güç sahibi 1 milyon 103 bin yurttaşımız, son bir yılda işini kaybetmiş. Ama TÜİK’e bakarsak, geçtiğimiz Kasım ayında işsizlik oranı da, işsiz sayısı da düşmüş. İş bulmaktan umudunu kesen ve artık iş aramayı bırakanları işsiz saymayınca, “İşsizlik” diye bir sorun da kalmamış. Oysa Kasım’da işsiz yurttaşlarımızın sayısı 4 milyonken iş aramayıp çalışmaya hazır olan yurttaşlarımızın umutlarını kestiği için iş aramayıp çalışmaya hazır olan yurttaşlarımızın sayısı ise, 4 milyon 832 bin.

GÖRÜLMEMİŞ İŞSİZLİK TSUNAMİSİ

İş bulma ümidini kaybeden yurttaşlarımızın sayısı, işsiz sayısını geçmiş. İş bulma ümidini kaybedenlerin sayısı, son bir yılda, 2 milyon 606 bin kişi artmış. Böyle bir artış, daha önce yok ülkemizde! Millet iş bulmaktan umudu kesmiş. Eğreti istihdam ve umudunu kaybedenlerle, gerçek işsizlerimizin sayısı toplam 11 milyon 195 bin kişiye sıçramış. Bu görülmemiş bir tsunami… Aslında bu görülmemiş bir buhran… Böyle bir işsizlik tablosuyla daha önce hiç karşılaşmadık.

ÇALIŞMA DÜŞERKEN BÜYÜME ARTTI

Uluslararası Çalışma Örgütü verilerine göre de, Türkiye çalışılan saat kaybında dünyada en başlarda olan ekonomilerden bir tanesi. Yani fabrikalar, işletmeler kapanmış, kapanmayanlarda daha az çalışmış. Ama TÜİK’e göre salgında her nasılsa az çalışmışız ama çok üretmişiz. Türkiye büyüme hızı olarak baktığımız zaman bu dönemde en yüksek büyüme hızı gösteren ekonomilerden bir tanesi olmuş. Şimdi bu nasıl oluyor? Bu Kristof Kolomb’un yumurtası gibi bu olay nasıl gerçekleşiyor bunun takdirini ekonomistlerimize ve aziz milletimize bırakıyorum.

GENÇLERİMİZ “EV GENCİ” OLDU

İşsizlik arşı alaya çıktı. Neredeyse her ailede bir işsiz var. Gençlerimiz işsizlikten kırılıyor. Ülkemizin en önemli stratejik üstünlüğü gençlerimiz, ne bir işte çalışıyor, ne de okula gidiyor. 5 milyon 529 bin gencimiz, “Ev genci” olmuş, anasının babasının eline bakıyor. 18 yıldır bu ülkeyi yönetenlerin beceriksizliği sonucunda, Türkiye gençlerini, ülkemiz, stratejik üstünlüğünü kaybediyor. Önümüzdeki fırsat pencereleri kapanıyor. Türkiye 37 üyeli Kalkınma İçin Ekonomik İşbirliği Teşkilatı içinde, ev genci oranı en yüksek olan ülke. Ama Erdoğan’ın Şahsım Rejiminde, Saray sosyetesi ve beslemeleri “Lale Devri” yaşıyor. Milleti unutanların, milletin gerçek gündemini çalmaya kalkıyor. Milletimiz tüm bu yapılanları değerlendiriyor, kimlerin “siyasi cambaz” olduğunu, kimlerin “siyasi dolandırıcılık, hırsızlık” yaptığını görüyor. Notunu veriyor.

SİYASİ DOLANDIRICILIKTA KİMSE ELİNE SU DÖKEMEZ

Geçtiğimiz hafta, Voltaire’e atfedilen bir sözden hareketle, “Siyasi hırsız”  ile “sıradan hırsızın” farkına değinmiştim. Son bir haftada yaşadıklarımıza bakınca, milletimizin geleceğini, hayallerini, bilgisini, eğitimini, işini, gülümsemesini çalan, siyasi hırsızlığın, siyasi cambazlığın, siyasi dolandırıcılığın, her geçen gün başka bir zirve yaptığını görüyoruz. Hak edene, hakkını vermek lazım. Bu konularda Erdoğan’ın ucube Şahsım Rejiminin eline, bu dünyada kimse, başka hiçbir rejim su dökemez.

“SÖZDE” YERLİ VE MİLLİ ARABAYI BEKLİYORUZ

2011 seçimlerine giderken, “Yerli Uçağımız Göklerde” dediler. Göremedik. 2015 seçimlerine giderken, “Yerli Yolcu Uçağımızı Yapıyoruz” dediler. Bütün şehirleri pankartlarla, afişlerle doldurdular. Ama o uçağı bulamadık. 2021 yılına geldik… Yerli yolcu uçağı hala ortada yok, arıyoruz bulamıyoruz. 2011’de yüzde 100 yerli otomobil üretecek bir babayiğit aramışlardı o Babayiğit bir türlü çıkmadı. Şimdi o babayiğit çıkmayınca da 2015 yılında Cadillac’a üretilen prototipleri İsveçli SAAB firmasına 40 milyon Avro ödeyerek satın aldılar. Çakma prototipleri “yerli araç” diye, millete yutturmaya kalktılar. Yerli araba, “2019 Cenevre otomobil Fuarında” görücüye çıkacak, “2021’de de seri üretime geçeceğiz” dediler. 2019 gelip, geçti. Cenevre Fuarında görücüye çıkan araba oldu mu? Olmadı. 2021’deyiz. Yüzde yüz yerli arabanın seri üretimi başladı mı? Hayır başlamadı. Bu iş suya düşünce, bu defa, 2018’de Hong Kong’da görücüye çıkmış bir arabayı aldılar. Önüne kocaman harflerle TOGG yazdılar. Şimdi de tasarımı İtalya’dan, motoru Almanya’dan, şasisi İngiltere’den, bataryası Çin’den toparlanacak, bu sözde “yerli ve milli” arabayı, bekliyoruz.

TANK NEREDE? TANK YOK… PARA NEREDE? PARA YOK…

Siyasi sermaye “yalan” olursa, gökyüzünde “hayali yerli yolcu uçağı”, yollarımızda “hayali yerli araba” olur da, sınırlarımız da bekleyecek “hayali yerli tank” olmaz mı? Elbette olur… Bu ülkenin en stratejik askeri tesislerinden birini, “Yerli tank” yapacağız diyerek, tek kuruş almadan, allem ettiler, kallem ettiler. Katar ordusuna peşkeş çektiler. Sonrada Savunma Sanayi Başkanı, attığı bu tweet ile ne dedi? “Altay Tankı Seri Üretim Projesi imzalandı. 18 ay sonra ilk tank, Kara Kuvvetleri Komutanlığına teslim edilecek.” Bakın, “Teslim edilebilir” demiyor. “Teslim edilecek” diyor. Peki bu tweetin atıldığı tarih ne? 9 Kasım 2018. 18 aylık süre, 9 Mayıs 2020’de doldu. Bugün tarih ne? 12 Şubat 2021. Tank nerede? Tank yok. Para nerede? Para yok. Yatırım yapılacak dendi, o da yok. Yani tam bir “Organize İşler” durumu… Altay Tankları sözleşme süresinde teslim edilmediyse, bunun bir müeyyidesi, bir tazminatı olmaz mı? Olmalı tabi… Ama işin içinde Erdoğan’a ilahi aşkla bağlı iş adamı ve Katar emiri olunca, ne ceza, ne de tazminat oluyor… Tank-Palet onlara feda oluyor.

128 MİLYAR DA DAMAT DA ORTADA YOK

Erdoğan’ın şahsım rejiminde, millete hayali bir iktisat teorisi anlattılar. “Faizi düşürün, enflasyonda düşer” dediler. Yetmedi bunu gidip bir de Londra’daki bankerlere anlattılar. Onlarda pusuya yattı. Kayınpeder, Damat birlikte Merkez Bankası kasasındaki 128 milyar doları, bir hayal uğruna har vurdular harman savurdular. Enflasyon da, faiz de şahlandı. Yüksek faizle, değersiz Türk lirası arasında milletimiz ezildi. Bu arada Londra bankerleri de artık tefeci faizlerini ceplerine indirmeye başladılar. Şimdi bu 128 milyar lira nerede soruyoruz. Ortada yok. Damat nerede? Damat da yok. Peki bu milletin 128 milyar dolarının hesabını veren var mı? O da yok. Tüyü bitmedik yetimin hakkından ödenen, rekor tefeci faizlerinin hesabını veren var mı? O da yok.

SAVCILARA AÇIK İHBARDA BULUNUYORUM, O YAZI AÇIK İTİRAFTIR

Şimdi Damadın OECD Temsilciğine atanan bir yakını, yine damadın abisinin yönettiği havuz gazetesinden, “Rezervler buhar olmadı, yer değiştirdi” diye yazı yazıyor. Biz de tam bunu söylüyoruz işte. Bu dövizler, TCMB kasasından çıkıp, kimin kasasına, kaç liradan girdi? Bu yer değiştirme operasyonunu kayıtsız-kuyutsuz, ihale açmadan Merkez Bankası nasıl yapıyor? Bunu yapanlara en azından zimmet çıkar. Buradan Savcılara ihbarda bulunuyorum. Bu yazı bir itiraftır. İlgililer hakkında derhal işlem başlatın. Yetim hakkının hesabını sorun. Milletimizin geleceğini, hayallerini, bilgisini, eğitimini, işini, gülümsemesini çalan, bu yapılanlar, siyasi hırsızlık, siyasi cambazlık, siyasi dolandırıcılık değil de nedir?

DAMAT GİTTİ, FİKİRLERİ İKTİDARDA

Damat gitti. Ama öyle görülüyor ki, fikirleri hala iktidarda. Ne demişti Damat: “Cumhurbaşkanımız, Ay’a kadar dört şeritli yol yapacağız dese, vallahi inanırız diyen seçmenlerimiz var” dedi. Damat der de, kayınpederi yapmaz mı? Yapar. Kayınpeder şimdi Ay’a asfalt döşemeye karar verdi. Yapılacak yol kaç şeritli olur onu bilemem. Ama hayırlara vesile olsun. Milletimiz şimdiden telaşlanmaya başladı. “Uzaya kaç araç için geçiş garantisi verilecek?” “Garantiler Dolar mı, Avro mu, Bitcoin mi olacak yoksa”, “Beşli çete bu işten ne kadar götürecek?” diye soruyor. Ama korkuyorum millet bu soruların cevabını beklerken, Erdoğan’ın şahsım rejimi 21/b’den ihaleleri yapıp, istihkakları ödemeye başlamış bile olabilir.

AYBAŞINI GÖREMEYEN MİLLET AY’I NASIL GÖRECEK

Erdoğan’ın verdiği bilgilere göre, Ay’la ilk temas 2023’de olacakmış. Biraz da sert olacakmış. Bir de slogan bulmuşlar. “Gökyüzüne bak, Ay’ı gör!” Millet aybaşını göremez hale gelmiş, aybaşını getiremez hale gelmiş Ay’ı nasıl görecek? Açıkça ifade ediyorum, bunlar milletten öyle kopmuşlar ki, “Gökyüzüne bak, Ay’ı gör!” diyerek, milyonlarla alay edebiliyorlar. Boğaziçi Üniversitesi’ne, kayyum atamasını protesto eden öğrencilere, ters kelepçe takıp yere baktırmaya çalışan iktidar, vatandaşa; yaptıklarımı görme “Ay’ı gör!” diyor. Ama Millet; beceriksizlerin çıkardığı ekonomik krizde, bırakın Ay’ı, aybaşını görmeye uğraşıyor, göremiyor.

BUNUN ADI SİYASİ CAMBAZLIK

Türkiye’miz, Uzay Ajansı kurmalı mıdır? Tamam kurmalıdır kesinlikle. Türkiye’nin, bir Uzay Stratejisi olmalı mıdır? Olmalıdır. Türkiye’nin, Uzay’a gitme hedefi olmalı mıdır? O da olmalıdır. Bunların hepsi tamam. Ama bugün, millet gelecek ayı nasıl çıkarım diye düşünürken, sahipsiz kalmışken ülkeyi yönetenler millete Ay’a çıkma masalı anlatırsa, bunun adı apaçık “Siyasi cambazlıktır”, “Siyasi hırsızlıktır”, “Siyasi dolandırıcılıktır”. Hükümete tavsiyemiz, uzaya çıkmadan önce sokağa çıkın. İnsan içine bir çıkın. Milletin halini bir görün.

ÜLKEDEKİ DRAMLAR SARAYDAN GÖRÜNMÜYOR

Biz Genel Başkanımız başta olmak üzere tüm üyelerimiz Cumhuriyet Halk Partisi olarak sokaklardayız. Bu hafta Cumhuriyet Halk Partisi Ekonomi Masası olarak, milletin dertlerini dinledik. Lokantacılar ve Pastacılar Federasyonunu ziyaret ettik. Türkiye’nin dört bir yanından gelen, esnaflarımızın oda başkanlarıyla, bir araya geldik. Salgın nedeniyle hükümetin işyerlerini kapattığı, krizden en fazla etkilenen esnafların dertlerini dinledik. Bu krizde ülkemizde sadece ekonomik değil, büyük bir sosyal çöküş de yaşanıyor. Ortak olarak sahip oldukları dükkân kirası nedeniyle, birbirini mahkemeye veren abi-kardeş mi istersiniz. Yoksa “Bir çorbacı dükkânı iki evi artık geçindiremiyor” oğlum diyerek, gözyaşları içinde oğlunu işten çıkaran, başka yerde ekmeğini bul diyen baba mı istersiniz. Ülkemizde büyük insani dramlar yaşanıyor. Ama bu dertleri Saray’dan dinleyen, gören yok. Üstüne üstlük, sokaktaki esnafın halini görmeyenler, “Gökyüzüne bak, Ay’ı gör!” Diyerek bir de esnaflarımızla alay ediyorlar.

ŞAPKAYI ÖNÜNÜZE KOYUP MİLLETİN HALİNİ GÖRÜN

Yine Erdoğan Şahsım Rejiminin, görmek istemediği bir başka acı tablo. Yoksulluk, çaresizlik, işsizlik… Ve bunun yarattığı büyük sosyal tahribat. Dün, İstanbul Zeytinburnu’nda, ekonomik sıkıntılar nedeniyle, 25’inde bir anne, baba, 1,5 yaşlarındaki yavrularını komşularına bırakıp, evlerinde yaşamlarına son verdiler. Böyle bir acı karşısında insanın nutku tutuluyor. Yutkunamıyor bile. Yine bizim ailemizden, CHP Kocaeli Kartepe Belediye Meclis üyemiz, 28 yaşındaki Tugay Adak kardeşimiz, işsizlik nedeniyle girdiği bunalımdan çıkamayarak, yaşamına son verdi. Gerçekten ne diyeceğimizi, ne söyleyeceğimizi bilemiyoruz. Her ölüm erken ölümdür. Ama 25’inde gencecik fidanlarımızı, hayatta tutamıyorsak, gökyüzüne bakıp, Ay’ı görmeyi değil. Artık şapkayı önümüze koyup, gençlerimizin halini görmemiz gerekir. Bugün siyasetin en önemli meselesi, en önemli gündemi bu olmalıdır. Ülkeyi yönetenler bu feci işsizlik gündeminden kaçamaz, yoksulluk gündeminden kaçamazlar.

ŞİMDİ DE AŞI SAYILARINI SAKLAMAYA BAŞLADILAR

Yine siyasi hırsızların milletten çaldıkları bir başka şey; milletimizin sağlığıdır. Sağlık Bakanı, günde 1 milyon 100 bin yurttaşımıza aşı yapılacağını söyledi. Yapa yapa günde 105 bin yurttaşımıza aşı yapabildiler. “Üç günde yaparız” dedikleri aşıyı, 29 günde bile yapamadılar. Amerika Birleşik Devletleri nüfusunun yüzde 13’ünü, İngiltere yüzde 20’sini, Birleşik Arap Emirlikleri yüzde 47’sini, İsrail yüzde 70’ini aşıladı. Peki biz ne yaptık? Biz el hak Saray sosyetesinin yüzde 100’ünüz aşıladık ama nüfusun sadece yüzde 3’ünü aşılayabildik. Salgında vaka sayılarını milletten saklamışlardı. Şimdi aşı sayılarını milletten saklamaya başladılar. Aşılar geliyormuş, ama Bakan gelen aşı sayılarını artık söylemeyecekmiş. Neden? Nedir bu telaş? Neyi milletten saklıyorsunuz? Yani milletin sağlığıyla oynayanlar, hataları görülmesin diye, “Gökyüzüne bak, Ay’ı gör!” diyerek, siyasi cambazlık yaparak, rakamları açıklamayarak bunları saklayacaklarını mı zannediyorlar.

S-400’LERİ AMBALAJINDA HANGARA ÇEKMEYE HAZIRLANIYORLAR

Bir başka siyasi cambazlık… Bir başka siyasi dolandırıcılık, S-400 meselesi. Bu millet dişinden, tırnağından paraları arttırdı S-400 almak için Rusya’ya 2,5 milyar dolar ödedi. Bu füzeleri alırken F-35 uçakları için verdiğimiz, 1,5 milyar dolar kaporayı da yaktık. Üstüne üstlük F-35’lerin tedarik zincirinden, uçakların bakım onarımından sağlanacak, 12 milyar dolarlık ihracat ve hizmet gelirinden de olduk. Bunları uyardık biz zamanında. “Bu hesabı kitabı iyi yapın” dedik. “Bu füzeler, dünyanın en pahalı soba borusuna dönüşebilir” dedik. Dinlemediler. Ay’a füze göndereceğiz diyenler, şimdi S-400 füzelerini ambalajında hangara çekmeye hazırlanıyorlar. Tatbikattan tatbikata gösteri amaçlı çıkarıp tozunu alacaklarmış. Buna da Girit modeli diyorlar. Ama olan şu, bu yoklukta milletin çarçur edilen milyarlarca doları ortada. Bu yapılanın adı çok açık söylüyorum. Siyasi dolandırıcılıktır. “Gökyüzüne bak, Ay’ı gör!” diyenler, şimdi bu “siyasi dolandırıcılıkla” kabahatlerini gizleyemezler. Bu arada Sarayın küçük ortağı Bahçeli’ye de soruyoruz: Bu S-400’lerin hangara çekilmelerine razı mısınız? Milletin milyarlarca dolarının çarçur edilmesi içinize siniyor mu? Bu mudur yerli duruş, bu mudur milli duruş?

UZAY TEKNOLOJİSİYLE DONATILMIŞ SİYASİ CAMBAZLIK

2023’e 2 yıl kaldı. 10 yıldır dilden düşmeyen 2023 hedeflerinin artık gerçekleşmeyeceği anlaşıldı. Millete vaat edilen 2 trilyon gelir hedefinin, 875 milyar dolarda kalacağı görülüyor. 25 bin dolarlık kişi başı gelir hedefinin ise 10 bin doları geçmeyeceği anlaşılıyor. Yüzde 5 işsizlik hedefini de, yüzde 11’e çıkacak. Millete taahhüt ettikleri gelirinde, işinde, yarısını bile veremeyecekleri görüldü. “En büyük on ekonomi arasına girme” hedefi çöktü. İlk yirmi ekonomi arasında kalmamız bile tehlikeye girdi. Ama Saray artık “Yalan olan” bu hedeflerden bahsetmekten bir türlü vazgeçmiyor. Şimdi bu başarısızlığı gizlemek için, Ay’a sert iniş yapmaya hazırlanıyorlar. Erdoğan’ın Şahsım Rejimi, Ay’a yolculuk masalıyla uzay teknolojisiyle donatılmış yeni bir siyasi cambazlığın peşinde.

EN BÜYÜK SİYASİ SERMAYELERİ YALAN

Hitler’in Propaganda Bakanı Goebbels; “Yeterince büyük bir yalanı söylerseniz ve bu yalanı tekrar ederseniz, insanlar sonunda inanmaya başlayacaktır. Yalan, devletin muhalifleri bastırmak amacıyla, tüm güçlerini kullanması açısından hayati önem taşır. Doğruluk yalanın ölümcül düşmanıdır ve buna bağlı olarak, devletinde en büyük düşmanı doğruluktur” demiş. Yalan, kendini devlet sanan popülist siyasetçilerin, en büyük sermayesidir. Gerçekler de yalanı doğru gibi anlatan popülist siyasetçilerin aslında en büyük rakibidir. Bugün bu ülkeyi idare edenler, “2023’te dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olacağız” “Aya gideceğiz” “Bizden önce Türkiye’de bırakın bardağın içindeki suyu, bardak bile yoktu” diyecek kadar pervasızlar. Ama bu pervasızlığı, milletimiz görüyor. Yalanları not ediyor. Vakti geldiğinde de bu siyasi yalancıları, hak ettiği yere gönderecek.

MAKLUBELERİ BERABER YİYEN SİZSİNİZ

Dün, büyük bir milli irade gaspı ve milletin Meclisini, en kaba şekilde, vesayet altına alma girişimi, çetin bir adalet mücadelesi sonucunda şimdilik durdu. Arkadaşımız Enis Berberoğlu aramıza, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne, geri döndü. Bunun için Anayasa Mahkemesi iki defa karar almak zorunda kaldı. İlgililere sorumluluğunu hatırlattı. Anayasa Mahkemesinin bu ikinci kararı, vesayet girişiminin kabalığını ve bu girişimin vahametini ortaya koyması bakımından, dikkat çeken bir metindir, tarihi bir metindir. Dün, bu vesayet girişiminin meclisteki işbirlikçileri, “MİT TIR’ları ihanettir” diyerek, akim kalan Meclis iradesine darbe girişimine, kılıf uydurmaya çalışıyorlardı. Arkadaş, bu MİT TIR’larını yakalayan, durduran, sizin atadığınız savcı, sizin atadığınız kolluk güçleri değil mi? Milletin vekiline neden yükleniyorsunuz? Neden illa vekilimizi suçunuza ortak etmeye çalışıyorsunuz? Zamanında yenen maklubeler varsa, onu beraberce yiyen sizsiniz. Biz değiliz. Vatana ihanet “millet beni affetsin” diyerek geçiştirilemez. Bu arada İstanbul 14. Ağır Ceza Hâkimine de bir soru. Nedir bu telaş ve hiddet? Bu hakimin bundan sonra, adil karar verme melekesinin kalıp kalmadığının tespitini, HSK’dan bekliyoruz.

SIRA, ÜLKEYE BAHARI GETİRMEKTE

Aziz Milletimiz, umutsuzluğa, yılgınlığa kapılmayacağız. Sandık önümüze geldiğinde, hepimiz vatandaşlık görevimizi bihakkın yapacağız. Biliyoruz ki, bu ucube rejimin notunu verdiniz. Aşınızı, işinizi, geleceğinizi, hayallerinizi çalanlara, sandıkta en şeddeli cevabı vereceksiniz. Sert iniş neymiş, çakılma neymiş bunlara göstereceksiniz. Bunun örneğini 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinde gösterdiniz. Türkiye’nin pek çok şehrine baharı getirdiniz. Şimdi sıra, Türkiye’ye baharı getirmekte… Şimdi sıra, kucaklaşmakta, yaralarımızı sarmakta, ekmeğimizi kardeşçe bölüşmekte ve güzel yarınlara huzurla hep beraber yol almakta.

Benim diyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

Soru- Mimarlar Odası Atatürk Orman Çiftliğindeki bazı alanların kiraya verilmesiyle ilgili hukuki süreç başlattı. Oda, birinci derece doğal ve tarihi sit alanı olan 74 dönümlük arazinin metrekaresi 1,5 TL’ye bedelle talan edileceğini söyledi. Siz bu iddia hakkında nasıl bir yorumda bulunursunuz?

Faik ÖZTRAK- Biliyoruz yani mevcut yönetimin sarayın en iyi bildiği şey rant yaratmak, rant dağıtmak. Şimdi tabi ülkenin ranta konu edilecek kaynakları, kupon arazileri azaldıkça sıra bu sefer yeniden Atatürk’ün millete miras bıraktığı Atatürk Orman Çiftliği’nin arazilerine geldi. Atatürk Orman Çiftliği’ne karşı girişilen bu hareket Atatürk’ün mirasına ihanettir. 750 milyon dolarlık bir oyuncak dinozor çiftliğini Ankara’nın göğsüne sapladılar. Şimdi bu ülkenin kısıtlı kaynaklarını bu şekilde heba edenler yeniden rant imkanları yaratmak için ellerinden geleni artlarına koymuyorlar. Bunun hesabını sandıkta sormak, bunu yapanları hak ettiği yere göndermek hepimizin boynunun borcudur.

Soru- AK Parti Grup Başkanvekili Cahit Özkan yeni anayasanın isminin “yeniden kuruluş anayasası” olacağını söyledi. Siz bu açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bunu söyleyen AK Partinin Grup Başkanvekili. O zaman AK Partiye biz soruyoruz neyi yıkıyorsunuz, neyi kuruyorsunuz? Bu ülkenin kurucu ruhu belli, bu ülkenin kuruluşunda Gazi Mustafa Kemal Atatürk vardır, Kuvayımilliye vardır, Sakarya vardır, Dumlupınar vardır, Büyük Taarruz vardır. Yani yeniden kuruluş diyerek bunların üzerine çizik mi atacaksınız? Bu cumhuriyeti reklam arası olarak görenlerin cumhuriyeti reddiyesini kabul etmek mümkün değildir. Daha önce yaptıkları anayasa değişikliklerinin nerelere, kimlere hizmet ettiğini bugün çok net bir şekilde görüyoruz. Benim tavsiyem her şeyden önce mevcut yasalara uymayı öğrenmeleridir. “Bu ucube rejim anayasaya sığmadı, anayasayı ucube rejime uyduralım” deyip buna bir de güzel ambalaj yapmaya kalkışmaktan vazgeçin. Gündemi değiştirmeyin. Millet aç, millet işsiz, millet çare bekliyor. Millet kendisine hiçbir hayrı olmayan bu ucube rejimden kurtulmak için artık gün sayıyor.

Soru- Trakya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Cevdet Kılıç’ın Boğaziçi’ndeki eylemlerle ilgili “Biz eylem yapmayız, bir gece vakti işi bitirir, ertesi gün işe gideriz” açıklaması kamuoyunda büyük tepki yarattı. Siz bu açıklamaya ilişkin ne demek istersiniz?

Faik ÖZTRAK- Boğaziçi Üniversitesi öğrencisiyle, akademisyenleriyle, çalışanlarıyla haklı taleplerini demokratik protestolarla dile getiriyorlar ve bunu yaparken de eğilip bükülmüyorlar. Bu zat önce bu tehditleri savurdu, sonra da zoru görünce hemen sözlerinden ricat etti. Aslında atalarımızın çok güzel sözleri var. Ne diyorlar? Havlayan köpek ısırmaz.

Soru- Geçen hafta CHP’den istifa eden Muharrem İnce, dün akşam bir televizyon programında parti kurmayları üzerinden şahsınızı eleştirdi. Bu eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Açıkçası ben programı izlemedim. Beni mi eleştirmiş? Hayırdır inşallah… Milletin bu kadar derdi varken, bu boş polemikleri hiç doğru bulmuyorum.

Soru- AK Parti’nin seçim ve siyasi partiler yasasında yaptığı çalışmada seçim barajının yüzde 7’ye düştüğü, sonradan kurulan parti gruplarına Meclis yönetiminde ve komisyonlarında görev verilmemesi gibi maddelerin yer aldığı belirtiliyor. AK Parti’nin siyasi partiler yasasındaki çalışmasını siz nasıl yorumluyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Biz, Sayın Genel Başkanımızın İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamemizde belirttiği gibi, darbecilerin eseri seçim barajlarının kaldırılmasını talep ediyoruz. Milletin vekillerini milletin belirlemesini, kadınların parlamentoda temsilinin güvence altına alınmasını, Siyasi Ahlak Yasası’nın çıkarılarak siyasetin kirlilikten arındırılmasını istiyoruz. Şimdi bir önce metinlerini ortaya koysunlar Siyasi Partiler Kanunu’yla ilgili onunla ilgili değerlendirmeyi de yaparız. Fakat Doğan görünümlü Şahin gibi demokrasi görünümlü siyasi el bombalarının pimini çekip o metnin içine yerleştiriyorlarsa bunu da baştan reddeder milletimize teşhir ederiz.

Teşekkür ediyorum.

İSTİHDAM KAYBINDA TARİHİ REKOR

CHP Sözcüsü Öztrak, 2020 yılının tamamında iş, güç sahibi 1 milyon 272 bin kişinin işini kaybettiğini belirterek, “Bu, tarihimizde tek bir yılda kaydedilen en yüksek istihdam kaybıdır” dedi. 2020’de çalışmaya hazır olduğu halde iş aramaktan vazgeçenlerin sayısı, Türkiye tarihinde ilk kez işsiz sayısının üzerine çıktı.

CHP Ekonomi Politikaları Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün açıklanan Kasım 2020 dönemi işsizlik rakamlarıyla ilgili yazılı açıklamasında şunları belirtti:

TÜİK 2020’nin son üç ayını kapsayan, Kasım dönemi işgücü ve istihdam verilerini açıklamıştır. Böylece 2020’ye ait işgücü ve istihdam verilerini hesaplamak da mümkün hale gelmiştir.

2020’DE REKOR İSTİHDAM KAYBI

Covid-19 salgını 2020’de, işgücü ve istihdam üzerinde yıkıcı etkiler yaratsa da, bu etkiler TÜİK ’in rakamlarına yansımamıştır. 2020’nin tamamında çalışma çağındaki nüfusumuz, 1 milyon 108 bin kişi artmasına karşın; aynı dönemde 1 milyon 678 bin yurttaşımız, işgücü piyasasından çekilmiştir. Yine 2020’de iş, güç sahibi 1 milyon 272 bin yurttaşımız işini kaybetmiştir. Bu, tarihimizde tek bir yılda kaydedilen en yüksek istihdam kaybıdır. Buna karşın, TÜİK’in rakamlarına göre 2020’nin tamamında işsiz yurttaşlarımızın sayısı 406 bin kişi gerilemiş ve işsiz sayısı 4 milyon 63 bin kişi olmuştur.

2020’DE GERÇEK İŞSİZ SAYISI 10 MİLYONU AŞTI

Oysa 2020’nin tamamında iş aramadığı halde çalışmaya hazır olan yurttaşlarımızın sayısı 4 milyon 209 bine sıçramıştır. 2020’de çalışmaya hazır ama iş aramaktan vazgeçen yurttaşlarımızın sayısı, işsiz sayımızın üzerine çıkmıştır. Böyle bir durumla, Türkiye tarihinde ilk kez karşılaşılmaktadır.2020’de iş aramayan ama çalışmaya hazır olan, eksik, yetersiz ve mevsimlik istihdam edilenleri de kapsayan “gerçek işsiz sayımız” 2 milyon 298 bin kişi artarak, 10 milyon 273 bin kişi olmuştur. 2020’de “gerçek işsizlik oranı” ise 6,4 puan artarak yüzde 30’a dayanmıştır.

ASLAN ZEBRA, SIRTLAN CEYLAN YAN YANA KOŞUYORSA ORMANDA YANGIN VARDIR

2020’de iş gücü piyasasında yaşananlar meşhur Afrika atasözünü hatırlatmaktadır. “Aslan zebra, sırtlan ceylan yan yana koşuyorsa ormanda yangın vardır.” Nitekim, 2020’nin son üç ayında, ekonomide kısmi kapanma nedeniyle, işgücü, istihdam ve işsiz sayısında aynı anda yaşanan düşüş daha da belirginleşmiştir.

SON 25 AYIN 23’ÜNDE İSTİHDAM KAYBI YAŞANDI.

2020’nin Kasım döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre, işini kaybeden yurttaşlarımızın sayısı yeniden bir milyonun üzerine çıkmıştır. Bu, dört ay aranın ardından, ilk kez karşılaşılan bir durumdur. Kasım’da istihdam, geçen yılın aynı dönemine göre, 1 milyon 103 bin gerilemiştir. Böylece 2018’in Ekim ayından bu yana geçen 25 ayın 23’ünde, istihdam da gerileme yaşanmıştır. Bu da tarihimizde ilk kez gerçekleşen bir durumdur. Kasım’da son bir yıldaki istihdam kayıplarının alt kırımlarına bakıldığında ise en yüksek istihdam kaybının 751 bin kayıpla hizmet sektöründe olduğu dikkati çekmektedir. Hizmet sektörünü 361 bin istihdam kaybıyla tarım ve 91 bin istihdam kaybıyla sanayi sektörleri takip etmektedir. İnşaat sektöründe ise son bir yılda 101 bin istihdam artışı olmuştur. 

KASIM’DA “GERÇEK İŞSİZLİK ORANI” YÜZDE 31,1

TÜİK’e göre işini kaybedenlerle beraber işsizlikte düşmektedir. 2020’nin Kasım ayından, 2019’un aynı dönemine, işsiz yurttaşlarımızın sayısı 303 bin kişi gerileyerek, 4 milyon 5 bin kişi olmuştur.  Aynı dönemde işsizlik oranı ise 0,4 puan gerileyerek, yüzde 12,9’a inmiştir. Oysa 2020 Kasım döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre “gerçek işsizlik oranı” 9,0 puan artarak yüzde 31,1’e çıktı. Yine aynı dönemde “iş aramayıp çalışmaya hazır, eksik ve yetersiz istihdam edilen ve mevsimlik çalışanlarla” beraber, “gerçek işsiz sayımız” ise 3 milyon 518 bin kişi artarak; 11 milyon 195 bin kişiye ulaşmıştır.

İŞSİZLİK ÜLKEMİZİN EN ÖNEMLİ BEKA MESELESİ

İşsizlik, ülkemizin en önemli beka meselesi haline gelmiştir. Özellikle genç nüfustaki işsizlik kaygı vericidir. Kasım ayında, 15-29 yaş arasında 5 milyon 529 bin gencimiz, ne bir işte, ne de eğitimdedir. “Ev genci” olarak annesinin babasının eline bakmaktadır. Saray hükümeti, ülkemizin en önemli stratejik üstünlüğünü değerlendirememekte ve heba etmektedir.

KAPSAYICI BİR SOSYAL DESTEK SİSTEMİ TÜRKİYE’NİN ÖNCELİĞİ

Salgın özellikle iş gücü ve istihdam piyasası üzerinde yıkıcı etkiler doğurmuştur. Önümüzdeki günlerin en önemli gündemi işsiz yurttaşlarımızın nasıl iş sahibi yapılacağı olacaktır. Yine kapsayıcı bir sosyal destek sisteminin yokluğu bu zor günlerde daha çok hissedilmiştir. Özellikle kayıt dışı çalışan, günlük emeğiyle hayata tutunan yüzbinlerce insanımız salgın döneminde büyük sıkıntılar yaşamıştır. Önümüzdeki dönemde kapsayıcı bir sosyal destek sistemini inşa etmek Türkiye’nin bir diğer önemli önceliği haline gelmiştir. Ancak tüm bunlar için Türkiye’de “yeni kurullara”, “yeni kurumlara”, “yeni kadrolara” ihtiyaç vardır.  

SARAY’IN YÜREĞİ VARSA İSTİFA EDER

CHP Sözcüsü Öztrak, Cumhurbaşkanı’nın istifasını istemenin en tabi vatandaşlık hakkı olduğunu belirterek, “Nitekim daha önce istifanızı defalarca istedik. Ama siz kulağınızın üstüne yattınız” diye konuştu.

Hatadan dönmenin yollarından biri de istifa müessesi olduğunu söyleyen Öztrak, “Milletine zor günde hak ettiği desteği veremeyen, borca batırıp insanlarını canına kıyma noktasına getiren bir hükümet var. Bu hükümet, vazifesini yapamayan bir hükümet… Vazifesini yapamayan, yüreği varsa o koltukta oturmaz, istifa eder” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Bugün gündemimizde, vaka sayılarında gözlenen yeniden artış eğilimi, yetersiz aşı tedariki, aşılamadaki gecikmeler, derinleşen ekonomik kriz, ekonomik krizde bir başına bırakılan toplum kesimlerinin sorunları, bu sorunları çözemeyen, aksine “devlet ve yönetim krizini” derinleştiren, Erdoğan Şahsım Rejiminin son uygulamaları ve tüm bunların ağırlaştırdığı “toplumsal buhran” vardı.

BOĞAZİÇİ’NE GECE KONDU FAKÜLTELER

Atalarımız, “İstendiğin yere erinme, istenmediğin yere görünme” diye öğütlemiş. Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan siyasi kayyumu; öğrenciler istemiyor. Öğretim üyeleri istemiyor. Üniversite emekçileri istemiyor. Toplumun vicdanı istemiyor. Milletimizin kahir ekseriyeti, AK Parti ve MHP seçmenleri de dâhil, “Üniversitelere siyasi kayyumlar atanmasın” diyor. Kayyum kendisine yardımcı bulamıyor. Öğretim görevlileri, bu kayyumla çalışmak istemiyor. Demek ki bu işte bir yanlışlık var. Ama Erdoğan yanlıştan dönmek yerine, yeni yanlışlara imza atmaktan çekinmiyor. İstenmeyen siyasi kayyuma “yönetim kurulu” ve “senato” oluşturmak için Boğaziçi Üniversitesi’ne “Gecekondu Fakülteler” açma kararı veriyor. Öğrencilerin, öğretim üyelerinin, milletin vicdanının kabul etmediği kayyum için, Huruç harekâtı başlatıyor. Suç örgütü liderlerinden “referans mektubu” alıyor. Kayyuma yer altı dünyasından destek topluyor. Şimdi hal böyle olunca da insan ister istemez düşünmeden edemiyor; “Yoksa Boğaziçi’nde de bir kupon arazi işleri mi var” diye.

BU SÖZLERİ TEKRARLARKEN BEN SIKILIYORUM

Devlet krizi aslında en çirkin yüzünü gösteriyor. Erdoğan, ateşi sürekli harlıyor. Cuma namazı çıkışında, kin ve nefret dolu sözlerle, toplumun sinir uçlarıyla oynamaktan, yeni fay hatları açmaktan da geri durmuyor. Kadına ve insana bakışındaki sorun, nefret olarak diline dökülüyor. Şu cümlelere bir bakar mısınız? “Osman Kavala denilen, adeta Soros’un temsilcisi olan kişinin karısı da, provokatörlerin içerisinde yer alan bir kadındır”. Bunları tekrarlarken ben sıkılıyorum. Cumhurun başı olduğunu söyleyen, herkesi kucaklaması gereken bir makamda oturan birine, yakıyor mu bu cümleler?

BU AYIPLI DİLİ KINIYORUZ

Sayın Profesör Doktor Ayşe Buğra bu ülkenin yetiştirdiği çok önemli iktisatçılardan biridir. Başarıları dünya çapındadır. Ama kadını, sadece bir eşe ve anneye indiren bu zihniyet, Sayın Ayşe Buğra’nın yaptıklarını ve başarılarını da elbette anlayamıyor. Osman Kavala, Erdoğan’ın şahsi garezi nedeniyle şu anda hapiste… Mahkemeler Kavala’yı içeride tutmak için; suç üzerine suç uyduruyorlar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarını uygulamıyorlar.  Ve şimdi Erdoğan eziyet ettiği bu kişinin eşini de, Sayın Ayşe Buğra’yı da hedef gösteriyor. Biz bu ayıplı dili kınıyoruz. Erdoğan’ın bu nefret dilini, milletimizin vicdanına havale ediyoruz.

YER DAVOS, MASANIN BİR YANINDA ERDOĞAN, BİR YANINDA SOROS…

Tabi şunu da soruyoruz; memlekette Sorosçuluk suç mu? O zaman bu resim neyin nesi arkadaşlar, bu resim neyin nesi? Yer: Davos… Masanın bir tarafında Soros, diğer tarafında Erdoğan. Yüzlerden mutluluk akıyor. Bu memlekette, Soros ile aynı yemek masasında oturan, tek parti lideri Erdoğan’dır. Davos toplantılarında Soros’a dönüp; “Türkiye’nin açık toplumu biziz. Bizi destekleyin” diyen de Erdoğan’dır. Erdoğan Sorosçu mu arıyor? O zaman dönecek Sarayının altın varaklı aynalarına bir bakacak. İktidara gelmek için Soros’tan medet uman Erdoğan, şimdi çıkmış insanları Sorosçu olmakla itham ediyor. Ayıptır, yazıktır, günahtır. Kişi herkesi nasıl bilirmiş? Kendisi gibi bilirmiş. Erdoğan’ın yaptığı, millete karşı ayıptır.

İSTİFA, HATADAN DÖNMENİN BİR YOLUDUR

Hatalı olduğunu kabullenmek bir erdemdir. Hatadan dönmek de bir erdemdir. Hatadan dönmenin yollarından biri de istifa müessesidir. Biz bu müesseseyi Boğaziçi’ne atanan kayyuma hatırlatınca, Erdoğan sinirlenmiş. “Yürekleri yetse, Cumhurbaşkanı da istifa etsin diyecekler” demiş. Geçen hafta söyledim Sayın Erdoğan, istifanızı istemek için, yüreğe gerek yok. Bunu istemek, en tabi “vatandaşlık hakkımızdır.” Nitekim daha önce istifanızı defalarca istedik. Ama siz kulağınızın üstüne yattınız. Elbette herkes istifa edemez. Makam ve mevkiyi;  “Zenginleşme ve ikbal kapısı görenler” istifa edemez. “Gücünü makam ve mevkiden alanlar” istifa edemez. “Birilerinin himmetiyle bir yerlere gelenler” istifa edemez. “Öz saygısı ve özgüveni olmayanlar” istifa edemez. İstifa etmek için yüreğe ihtiyaç vardır. İstifa etmek için “özgüvene” ihtiyaç vardır. İstifa etmek için “öz saygıya” ihtiyaç vardır. İstifa, önemli bir müessesedir. Yürek işidir.

MAKAM VE MEVKİ ARAÇTIR, AMAÇ DEĞİL

Yakın zamanda Hollanda’da hükümet istifa etti. Neden? Vergi İdaresi, hukuka aykırı şekilde vatandaşlarını incelediği için. Hükümet, bu hatanın sorumluluğunu aldı ve istifa etti. Yine İsveç Ulaştırma Bakanı, “Evinde sigortasız dadı çalıştırdı” diye istifa etti. Sadece Avrupa’da mı? Uzakdoğu’da da istifa müessesi var. Japonya’da Adalet Bakanı, milletvekillerine doğru dürüst cevap vermediği, işini hafife aldığı için istifa etti. Üstün sorumluluk duygusuyla, yaşamına kıyan kamu görevlilerinden hiç bahsetmiyorum bile. 6 yıl önce İzmit Körfezi’nde, asma köprüde kopan halat için, “Sorumlusu benim” diyerek, yaşamına son veren Japon mühendisi unutmadık. Başarı iyi yönetimle sağlanır. Kamu görevinde başarının sırrı ise liyakattir. İşi layıkıyla yapamayan, sorumluluğunu yerine getiremeyen, ya da bulunduğu görevde istenmeyen, o makamı fuzuli yere işgal etmez. İstifa eder. Çünkü makam ve mevki araç, millete hizmet amaçtır.

MİLLETE VERDİĞİ SÖZÜ TUTAMAYAN “YÜREĞİ VARSA” İSTİFA EDER

Salgında gerçek vaka ve hasta sayılarını yurttaşlarından saklayan. Salgını olduğundan küçük gösterip, yurttaşlarımızın gereken önlemleri almasını engelleyen hayatlarını kaybetmesine neden olan yönetici, yüreği varsa istifa eder. Ocak sonuna kadar 40 milyon doz aşı gelecek deyip, topu topu 13 milyon doz aşı getiren, günde 1 milyon 100 bin kişiye aşı yapacağız diyen, yapa yapa günde 119 bin kişiye aşı yapan, milletine verdiği sözü tutamayan tek sorumlu yüreği varsa istifa eder.

VAZİFESİNİ YAPAMAYAN O KOLTUKTA OTURAMAZ

Salgında tüm dünya yurttaşlarına yardım yağdırdı. Bunlar millete beş maskeyi ücretsiz dağıtamadı. Üstüne IBAN numarası gönderip, milletten yardım istedi. Aynı ligde olduğumuz G-20’nin gelişen ekonomileri, milli gelirlerinin ortalama yüzde 3,3’ü kadar, bütçelerinden vatandaşlarına destek verdiler. Şimdi bunu bizim milli gelirimize oranlarsak, 160 milyar Türk lirası yapar. “Erdoğan’ın Şahsım Rejimi” bütçeden vatandaşlarımıza, ne kadar karşılıksız destek verdi? 6,4 milyar lira. 160 nerede, 6,4 nerede? Ama buna karşılık milletini salgında en çok borca batıran yine Erdoğan oldu. Milletine hak ettiği desteği veremeyen, borca batırıp insanlarını canına kıyma noktasına getiren bir hükümet var. Bu hükümet, vazifesini yapamayan bir hükümet. Vazifesini yapamayan, yüreği varsa o koltukta oturmaz, istifa eder.

ESNAF CANINA KIYARKEN, “KAPANAN DÜKKAN YOK” DİYEN İSTİFA ETMELİ

Salgında, devletine 40 yıl vergi veren esnafa, 40 gün bakamayan,  esnafı borca batıran, sonra da zor gününde esnafın borcunu o da 6 aylığına yüksek faizlerle yapılandırıp, borç taksitlerinin sayısını bile ötelemeyen, esnafı salgında bir başına bırakan, esnaflarımız dükkânına gelen ödeme ihbarlarına, canlarıyla ihtar çekerken, “Kapanan dükkân yok” diyebilen yönetici yüreği varsa o koltukta oturmaz. İstifa eder.

ÇİFTÇİYE HESAP VERECEĞİNE, TELEFONUNUN HESABI SORUYOR

Çiftçinin toprağa gübre atma zamanındayız. Gübre fiyatları son bir yılda yüzde 90’a yakın zam görmüş. Çiftçinin tarım krediye borcu almış gitmiş, Ziraat Bankası’na borcu var, mazotçuya borcu var, yemciye borcu var, gübreciye borcu var. Çiftçinin traktörü, tarlası, ineği haczediliyor. Kanun diyor ki, “Çiftçiye, milli gelirin en az yüzde 1’i kadar destek vereceksin”. Ama kanunu bu yönetici dinlemiyor. 2007’den bu yana her bir çiftçi ailesine, 81 bin 632 lira borç takıyor, toprağını ekip milletin karnını doyuranı, açlığa mahkûm eden bir hükümet var. Bu hükümetin partisine mensup olanlar bir de üstüne üstlük çıkmışlar “çiftçinin pahalı cep telefonu var” diyerek, çiftçiye hesap vermek yerine, çiftçiden telefonun hesabını soruyorlar. Arkadaş siz çiftçinin telefonunun hesabını soracağınıza, önce parti mensuplarınızın bileklerindeki milyonluk kol saatlerinin hesabını sorun. Bu lafları eden hükümet yüreği varsa o koltuğu işgal etmez. İstifa eder.

MARKETTE NASIL AZ PARA HARCANIR, ÇÖPTEN YEMEK NASIL AYIKLANIR

Son bir yılda portakalın fiyatı yüzde 67, yumurtanın fiyatı yüzde 67, mercimeğin fiyatı yüzde 59, Ayçiçek yağının fiyatı yüzde 54, pırasanın fiyatı yüzde 53, mısırözü yağının fiyatı yüzde 53 artmışken, mutfaklar yangın yerine dönmüşken, ülkede açlık yeniden ortaya çıkmışken, tencereler boşalmışken, yandaş gazetelerde “Markette nasıl az para harcanır” diye, manşet attıran bir hükümet var.  Devletin televizyonuna “Çöpten nasıl yemek ayıklanır” diye, program yaptıran bir hükümet var. Devletin ajansına kendi esnafımızın değil, “Japon esnafının dertlerini” haber yaptıran bir hükümet var. Bunların yürekleri varsa o koltukta bir dakika oturmaz, istifa ederler.

İNSANLAR CANINA KIYARKEN MİLLETİN SESİNİ DUYMAYANLAR

Emekliler asgari ücretin altında aylık alırken, vatandaş “canımız, başımıza bela oldu” deyip haykırırken, evladına okula gidecek pantolon alamadığı için babalar, yaşamlarına kıyarken, analar bebeğini ısıtmak için saç kurutma makinesini açıp, kış gününde yaşamlarına son verirken, milletin halini görmeyen, sesini duymayan, Saraylarında vur patlasın çal oynasın âlem yapanlar, yürekleri varsa, işgal ettikleri o koltuklarda bir dakika dahi oturmaz istifa ederler.

ÜLKEYİ TEFECİ FAİZİNE MECBUR EDEN İSTİFA ETMELİ

“Liyakat yerine sadakat” deyip, damadını ekonomi yönetiminin başına atayan, damadıyla beraber Merkez Bankası kasasındaki 128 milyar doları, har vurup harman savuran, milleti “pahalı döviz” ile “yüksek faiz” arasına sıkıştıran hükümetin tek sorumlusu benim ben diyen yüreği varsa istifa eder. “Verin şu kardeşinize yetkiyi, ondan sonra faizle şunla bunla nasıl uğraşılır görün” dedikten sonra, geçen ay 21 milyar liralık faiz ödemesiyle, Cumhuriyet tarihinde tek bir ayda, en yüksek faiz ödemesi yaparak, rekor kıran, Almanya eksi faizle borçlanırken, Japonya sıfır faizle borçlanırken, İngiltere binde 5’in altında faizle borçlanırken, kötü yönetimiyle, Türkiye Cumhuriyeti Hazinesini yüzde 6 gibi, tefeci faiziyle borçlanmak zorunda bırakan bir yönetim o koltukta bir dakika dahi oturmaz yüreği varsa istifa eder.

GENÇLERİ İŞSİZ BIRAKAN İSTİFA ETMELİ

“Ekonominin sorumlusu benim, ben” diye bar bar bağıracaksın, ondan sonra da 2,5 yılda 1 milyon 645 bin yurttaşımız işinden olacak, çalıştığı işten olacak, işsiz sayısı 10,5 milyona tırmanacak, ülkemizin en önemli stratejik varlığı olan gençler, “Ev genci” olacak, 6 milyon gencimiz evinde oturup, anasının babasının eline bakacak; ama Sarayınızın mensuplarının ve mahdumlarının sahte diplomaya bile aldırmadan ballı 3-5 maaş getiren işi olacak… Hiç kusura bakmayın bunları yapan ar edip, istifa eder.

2023 HEDEFLERİNİ TUTTURAMAYANLAR İSTİFA ETMELİ

10 yıldır 2023 hedefleri diyerek milleti kandıran, millete 2 trilyon dolar milli gelir vadedip, bu ülkeyi 10 yıl yönetip 2023’e 2 yıl kala “Kusura bakmayın bu gelir ancak 875 milyar dolar olabilir” diyen, yine 10 yıl önce millete, “Yıllık gelirin 2023’te 25 bin dolar olacak adam başına” deyip, sonra da “Kusura bakmayın 2 yıl kala 2023’e ancak 10 bin dolar yapabilirim” diyen, “İşsizliği 2023’te yüzde 5’e düşüreceğim” deyip, 2023’e 2 yıl kala, “Kusura bakmayın işsizlik yüzde 11’e çıkacak” diyen ve millete vaatlerini tutmayanlar, o koltukta bir dakika oturmaz, istifa eder.

APTAL OLMA DİYEN ABD BAŞKANININ AYAĞINA GİDEN İSTİFA ETMELİ

Mehmetçiğimizin başına Irak’ta çuval geçirilirken, “Amerika’ya nota ver” diyenlerle, “Ne notası, müzik notası mı” deyip alay eden, bakanlara rüşvet veren, sonra da Amerika’ya kaçıp itirafçı olan İranlı için, bir de değil, hem de iki kez ABD’ye nota veren, teröristlerin önünden, Atamız Süleyman Şah’ın tabutunu sırtlayıp, türbesini, vatan toprağını teröriste bırakıp kaçanların, ordumuzun en stratejik tesislerinden Tank-Palet Fabrikasını, tek kuruş almadan, Katar Ordusuna peşkeş çekenleri, kendilerine “aptal olma” diye hakaret mektubu yazan ABD Başkanına, o mektubu iadeli taahhütlü göndermek yerine, ayağına giden bir kişi azıcık yüreği varsa o koltukta bir dakika oturmaz. İstifa eder.

KUL HAKKINDAN KORKUYORSA İSTİFA EDER

Askeriyeyi, adliyeyi ve tüm bürokrasiyi teslim ettiği ortağı, millet iradesinin tecelligâhı TBMM’yi bombaladıysa… O hain darbe girişiminde 248 yurttaşımız can verdiyse… Binlerce yurttaşımız yaralandıysa… Ülkeyi yöneten “Allah affetsin” diyerek kurtulamaz, sorumluluk duygusu varsa, o koltukta bir dakika dahi oturamaz. İstifa eder. Beşiktaş saldırısında şehit olanlar için toplanan paraları, 15 Temmuz şehit yakınları ve gazileri için toplanan yardımları, tastamam hak sahiplerine dağıtamayan, millete bunun hesabını da veremeyenler, kul hakkından korkuyorlarsa o koltukta oturmalar. İstifa ederler.

KOLTUKTAN GÜÇ ALAN DEĞİL, KOLTUĞA GÜÇ VEREN GEREK

Evet, istifa etmek esas yürek işidir Sayın Erdoğan. Oturdukları koltuğa güç vermek yerine, güçlerini oturdukları koltuktan alanlar, koltuklarını bırakmaya cesaret edemezler. İstifa edemezler. O koltuğu bırakmamak için, türlü oyunlara başvururlar.

UCUBE REJİM İÇİN ANAYASA TARTIŞMAK ABESLE İŞTİGAL

Türkiye’yi uçuracak dedikleri bu ucube rejim 2,5 yılda iflas etti. Yüzde 50+1 tehlikeye girdi. Şimdi küçük ortaklarıyla beraber, “Şahsım Rejimi Anayasaya uymadı. Anayasayı Şahsım rejimine uyduralım” demeye başladılar. Milletin ıstırabı ortadayken, ellerinde kalan bu çürük malı, bu ucube rejimi, millete yeniden pazarlamaya kalkıyorlar. Ne zaman anlayacaksınız, “Bu ucube şahsım rejimi” milletimize uymadı. Milletimizin cebini yaktı, tenceresini boşalttı. Bu ucube şahsım rejimine uygun olacak Anayasayı tartışmak, abesle iştigaldir. Boş iştir. Milletin vaktini çalmaktan başka bir şey değildir.

KUVAYIMİLLİYE’YE HAKARET EDENİ ANDILAR

“Kahramanı kadar gafili de, haini de çok bir milletiz” bu tespit bizim değil Kurtuluş Savaşımızın başkomutanı ve Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün. Bu devleti kuranlar, sadece emperyalizme karşı mücadele etmedi. Emperyalizmin yerli iş birlikçilerine karşı da amansız bir mücadele verdiler. Hatta milli mücadelede iç cephe belki de, dış cepheden çok daha yorucu oldu. Bu milletin semalarından ay yıldızlı bayrak inmesin, bu milletin kulaklarından ezan sesi silinmesin diye, göğsünü siper eden Kuvayımilliye’ye arkadan saldıran, Kuvayımilliye’ye “Adi eşkıya”, “Kudurmuş haydutlar”, “Maskara”, “Aldanmışlar” diye ağza alınmayacak hakaretler eden, İngiliz Muhipler Cemiyeti’nin eteklerine yapışmış, yüce dinimizi istismar etmeye kalkan, din adamı kisvesine bürünmüş bir bezirgân için, AK Partili bazı vekiller ve bu devletin Valisi anma programı düzenlemiş.

O MAKAMLARDA O KAHRAMANLAR SAYESİNDE OTURUYORSUNUZ

AK Partili vekil bu toplantıda hızını alamamış. Şanlı milli mücadelemizin Başkomutanı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten hesap sormaya kalkmış. Bu yapılan sıradan bir gaflet değildir. Beyefendi, bugün Gazi Meclis’te vekillik yapıyorsanız, bunu Gazi Meclis’in ilk Başkanına ve Milli Mücadelenin Başkomutanına borçlusunuz. Ağzınızdan çıkanı kulağınız duysun. Gelelim valiye… Bugün boğazından Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlarının ödediği kör kuruş geçiyorsa, onu bu devleti kuran kahramanlara borçlusun. Oturduğun makamda şanlı bayrağımız dalgalanıyorsa, onu, o anmaya gittiğin bezirgânın, “Hain, alçak” diye hakaret ettiği, milli mücadele kahramanlarımızın ve şehitlerimizin al kanına borçlusun. İnsan ekmeğini yediği devletine ve onun kurucusuna bu şekilde ihanet edemez. Azıcık haysiyet, şeref ve onur kırıntısı var ise, bu rezaletin sorumluları, milletten özür dilerler ve derhal istifa ederler. Siz kim, Atatürk’ten, Cumhuriyetten hesap sormak kim? Herkes yerini, haddini bilsin.

HERKES SÖYLEDİKLERİ KADAR SÖYLEMEKDİKLERİYLE DE MESULDÜR

Bir sözüm de Devlet Bahçeli’ye… Ne oldu Sayın Bahçeli? Ortağınızla beraber saraylı olunca, Türk milletinin ebedi Başbuğuna, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e yapılan saldırılar, hakaretler artık sineye mi çekiliyor? İngiliz ve Fransız işgalcilere övgüler düzen, “Yunan ordusu halife ordusu sayılır” diyerek Kuvayımilliye’ye olmadık hakaretler edenlerle, artık aynı safta mısınız? Bu mudur yerliliğiniz? Bu mudur milliliğiniz? Bu edepsizliğe sessiz kalınırsa, Cumhur İttifakı, Cumhuriyet düşmanlarının da ittifakı olur. Bugün herkes yaptıkları kadar, yapmadıklarıyla da; söyledikleri kadar, söylemedikleriyle de tarih ve millet önünde mesuldür. Milletimiz herkesin ne yaptığını görüyor. Notunu veriyor. Sandık önüne geldiğinde de herkese hak ettiği dersi verecek.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Efendim MYK toplantınız devam ederken eski Cumhurbaşkanı adayınız Muharrem İnce partiden istifa etti ve istifa ederken de bazı ithamlarda bulundu. (…) Sayın İnce’nin sözlerini ve istifasını nasıl değerlendiriyorsunuz ve e-devlet üzerinden istifa edeceğini söylemişti. Genel Merkez’e ulaşan bir istifa var mı?

Faik ÖZTRAK- Cumhuriyet Halk Partisi asırlık bir çınardır. Bu partinin gerçek evladı olduğunu iddia edenlerin Cumhuriyet Halk Partisi’ni Cumhur İttifakı ağzıyla suçlayarak partiden ayrılmalarını doğru bulmuyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi Kurtuluş Savaşı meydanlarında kurulmuştur. Cumhuriyet Halk Partisi 1919’da neredeyse, 1923’te neredeyse bugün de oradadır. Bu açıklamayı yapan Sayın İnce’nin Cumhurbaşkanı adayı olduğu 2018’de neredeyse, Cumhuriyet Halk Partisi 2020’de de aynı yerdedir nokta.

Arkadaşlar istifa, Cumhuriyet Savcılığı aracılığıyla e-devletten yapıldığı zaman gelir, ulaşır. Bunun için özel olarak ulaştı mı, ulaşmadı mı sormadım açıkçası ama zaten istifada sözlü beyan esastır.

Soru- Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu’nun İzmir’de metro açılışı esnasında “Bizim belediyelerimiz daha ucuza borçlanıyor” sözlerine Maliye ve Hazine Bakanlığından kınama geldi. Sizin bu konuya ilişkin bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Şimdi en sonunda söyleyeceğim şeyi başta söyleyeyim. Bu açıklamayı çok yadırgadım. Bu açıklama aslında bu ülkenin içinden geçmekte olduğu büyük devlet krizinin en güzel göstergelerinden biridir. “Damat bakan devletin geleneklerini bilmiyor” diyorduk. Yeni atanan bakanın, Sayın Elvan’ın, devlet adabını, devlet memurluğunun ne olduğunu bildiğini düşünüyorum. Ana Muhalefet partisi lideriyle polemiğe girmek, hem de doğrudan kendi olmadan kendi kurumunu bu polemiğe sokmak, korsan bildiri misali kınama yayınlamak devletin hangi geleneğinde var? Bir diyeceğin varsa açıklamanın altına kendi ismini koyarsın açıklamanı yaparsın. Müesseseye kınatmak ne oluyor? Yani anlaşılan damat, “At izi it izine karıştı, sonumuz hayrola” derken çok da haksız değilmiş.

İkincisi arkadaşlar, o metinde birde aba altından sopa göstermek var. Ne diyor Hazine ve Maliye Bakanlığı? “Kredi sözleşmesi daha tam bağıtlanmadı” diyerek ne demek istiyorsunuz? Belediyeyi üstü kapalı tehdit mi ediyorsunuz? Ondan sonrada çıkacaksınız bizleri yatırım düşmanı olmakla itham edeceksiniz. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak geçilmeyen köprü ve yol için dövizli garanti verilmesine karşı çıkmak, tüyü bitmedik yetimin hakkını yedirmemek için bu mücadeleyi yapıyoruz.

Biz yatırımlar için her zaman “Allah yapandan da yaptırandan da razı olsun” dedik. Asıl yatırım düşmanlığı belediyelerimizin yatırımlarını engellemekle tehdit etmektir. Hem de devletin bakanlığını kullanarak. Bu bakanın Genel Başkanımıza laf yetiştireceğine şunun hesabını vermesi lazım, bugün Almanya negatif faizle borçlanırken, Japonya sıfıra yakın faizle borçlanırken, İngiltere binde 5, Amerika binde 5 gibi komik faizlerle borçlanırken Türkiye Cumhuriyeti Hazinesi yüzde 6 gibi son derece yüksek tefeci faiziyle neden borçlanıyor? Millete bunun hesabını bir verin. Ben söyleyeyim, 128 milyar dolar Merkez Bankası kasasındaki rezervi erittiğiniz için. Bunun hesabını soruyor musunuz, kim yaptı diye tahkik ediyor musunuz? Hayır yok.

Bakın, bu işler hasetlikle olmaz. İşte görüyorsunuz metro temelleri atılıyor, metro yatırımları açılıyor Cumhuriyet Halk Partili belediyelerde, altyapı yatırımları tamamlanıyor, açılışları yapılıyor. Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin çalışanları aldıkları maaş ücret karşısında, aldıkları asgari ücret karşısında çok çok seviniyorlar. Bunlar bizim ülkeyi ne kadar iyi yöneteceğimizin de birer göstergesidir. Evet, Cumhuriyet Halk Partisi iktidara geldiğinde yatırımlar devam edecek ama tüyü bitmedik yetimin hakkı yenmeden. Evet, Cumhuriyet Halk Partisi iktidara geldiğinde çalışanların yüzü gelecek. Bunu çekemiyorlar on parmaklarında on kara demediklerini bırakmıyorlar.

Soru- AK Partililerin “Erdoğan’ın yanındayız” başlığıyla başlattığı sosyal medya kampanyasına birçok vali de destek verdi. Geçtiğimiz günlerde de siyasette militan tartışması yaşanmıştı. Siz bu paylaşımları ve bu desteği nasıl yorumlarsınız?

Faik ÖZTRAK- Açıkçası maskaralık. Vali devlet memuru, devlet memurunun hem de ildeki en yüksek devlet memurunun AK Parti’nin eş il başkanı gibi davranması olmaz, kabul edilemez. Davranırsa devlet memuru olamaz. İstifa edersin siyaset yaparsın. Devlet memuru herhangi bir partiye değil millete ve devlete karşı mesuldür. Bunu sadece valiler yapmıyor yalnız, iş Milli Eğitim Müdürlerine kadar inmiş vaziyette. Kendini AK Parti’ye karşı mesul hisseden memurlar, bunun sonuçlarına da katlanırlar.

Soru- Sağlık Bakanlığı’nın ve uzmanlarının kalabalıklardan uzak durulması yönünde uyarıları var. Buna karşın AK Parti kongreleri ciddi kalabalıklarla yapılmaya devam ediyor. Son olarak Edirne İl Kongresi sonrası 47 kişinin pozitif olduğu iddiası gündeme düştü. Sizin bu pozitif olma ve kalabalık kongrelere ilişkin yorumunuz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Memlekette salgın var diye lokantalar kapalı, kahvehaneler kapalı, kafeler kapalı, esnaf kan ağlıyor. Barolar genel kurullarını yapamıyorlar. Ama sosyal mesafeye uymadan şarkılı, türkülü toplantı yapılan tek organizasyon AK Parti il kongreleridir. Vatandaşa yasak olan her şey AK Parti’ye serbest. Erdoğan sosyal mesafe kurallarına uymadan salonları dolduran partililerine teşekkür etmeyi ihmal etmiyor. Ama Sağlık Bakanı “Kalabalık toplantılar yapmayın” diyor. Vaka sayıları kritik seviyelerin üzerinde seyrediyor. Aşı yok. Daha önce de söyledim, bu kongrelerden sonra o illerdeki vaka sayısı artışlarının vebali Erdoğan’ın boynunadır. Tekrar burada büyük bir özgüvenle tekrarlıyorum. Erdoğan bu sorumsuzluğun vebalini üstlenmeli ve istifa etmelidir.

Soru- Boğaziçi Üniversitesiyle ilgili yaşananlarda son olarak öğrenci Beyza Buldağ için tutuklama kararı verildi. Öğrencilerin tutuklanmalarının hukuksuz olduğuna ilişkin tepkiler de var. Sizin bu tutuklamalara ilişkin yorumunuz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Bu öğrencinin tutuklanmasını gerektirecek ortada hiçbir hukuki gerekçe yok. Bir kere yazılan mektupta ne Cumhurbaşkanına hakaret var, ne da halkı kin ve nefrete tahrik var. Hadi diyelim ki var olsa bile bu suçların yatarı yok. Yani yatarı olmayan bir suçun tutuklaması da olmamalı. İktidar korkuları nedeniyle gencecik yavrularımıza eziyet ediyor. Korkuyla ülke yönetilmez. Korkuyla hükümet olunmaz.

Soru- Devlet eski Bakanı Fehim Adak’ın anma töreninde konuşan Bülent Arınç, “Dünün mücahitlerinin müteahhit, daha sonra müşahit olduğu bir noktadayız. En büyük sıkıntımız dünün mağdurlarının bugün mağrur olmasıdır. Dünün fakirlerinin bugün zenginlikten gözlerinin kamaşmasıdır” dedi. Siz bu açıklamaya ilişkin yorumunuz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Sayın Arınç, AK Parti’nin kurucularından. Yani bu tespiti AK Parti’nin bir kurucusu yapıyor. Mücahitlerin önce müteahhit, sonra müşahit olduğunu, gözleri gören, kulakları duyan, kalbi mühürlenmemiş herkes zaten görüyor. Yola mücahit olacağız diyerek çıkanların milleti ne hale getirdiklerini konuşmamda anlattım. Bülent Arınç daha önce de koltuğu boşaltmakta sıkıntısı olanlar için şu tespiti yapmıştı: “Birileri oturduğu koltuktan kalkmakta sıkıntı yaşıyorsa altını pisletmiştir.” Milleti bu hale getirenler istifa etmelidir. Söyledim bir daha söylüyorum, o koltukta bir dakika dahi durmamalıdır.

Soru- İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasa Mahkemesi’nin kararına atfen Enis Berberoğlu hakkında yargılamanın yeniden yapılmasını talep ediyor ve yerel mahkemeye dokunulmazlık vurgusuyla Berberoğlu’nun şu an itibariyle milletvekili olduğunu hatırlatıyor. Sizin bu gelişmelere ilişkin yorumunuz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- 14. Ağır Ceza Mahkemesi de kararını verdi. Tabi Anayasa Mahkemesi’nin ikinci uyarısından sonra. Bu bizim içimizi acıtıyor. Bu karar da UYAP’ta yayınlandı. Mahkeme kararının biran önce Adalet Bakanlığı’na gelmesi, bakanlığında saniye kaybetmeden bunu TBMM’ye göndermesi gerekir. TBMM Başkanı da ilk oturumda bu kararı okutarak arkadaşımızın gasbedilen hakkının iadesini sağlamalıdır. Milletin kendi iradesinin gasbedilmesine daha fazla tahammülü kalmamıştır.

Soru- CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin eski isimleriyle partinin bölünmemesi için bir araya geldiği ve milletvekillerinin de bazı önerilerde bulunduğuna ilişkin haberler var. Bu öneriler bugün MYK’da gündeme geldi mi?

Faik ÖZTRAK- Hayır gündeme gelmedi.

Soru- Geçen haftaki CHP – HDP görüşmesinde HDP’nin Esenyurt ilçe binasından çıkan görüntüler gündeme geldi mi? HDP’nin CHP’ye ziyaretinin ardından HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar “PKK konusunda HDP ile CHP arasında bir fikir ayrılığının olmadığını” savundu. Siz bu konuya ilişkin bir şey söylemek ister misiniz?

Faik ÖZTRAK- Birinci sorunuz geçtiğimiz haftalarda da sorulmuştu. Bu konudaki görüşlerimizi kamuoyuna açık, net bir şekilde anlattık.

İkinci sorunuza gelince, bu konuların gündeme gelmediğini HDP Eş Başkanı teyit ediyor. Yani şimdi açıkçası bu sorunun neden sorulduğunu anlayamadım. Hatta birazda maksatlı buldum. Ama yeri gelmişken şunu da söyleyeyim, Beka Vadisi’ne gidip terör örgütü elebaşına karanfil sunup resim çektirenlerin adresi bellidir. Bu soruları onlara soracaksınız.

Soru- Erdoğan’ın son yaptığı açıklamalarda “CHP parçalanmaya başladı” dedi. Bu sözlere ilişkin sizin yorumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Aç tavuk kendini darı ambarında sanırmış. Cumhuriyet Halk Partisi asırlık çınardır. Sel gider kum kalır, rüzgar kayadan ne alır. Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

ŞAHSIM REJİMİ MİLLETİN GÜLÜŞÜNÜ ÇALDI

CHP Sözcüsü Öztrak, Erdoğan’ın şahsım rejiminin en büyük siyasi hırsızlığının “milletin gülüşünün çalınması” olduğunu belirterek, “83 milyonu aşan koca bir ülke artık gülmeyi unuttu. Karamsarlık, keder, kasvet kader oldu. Memleketimizin bereketi kaçtı” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Bir süredir takip ettiğiniz gibi, siyasi partiler arasında ziyaret trafiği hızlanmış vaziyette. Dün biz, Saadet Partisi’ne bir ziyaret gerçekleştirmiştik. Bugün de Halkların Demokratik Partisi yöneticileri, Genel Merkezimize bir ziyaret gerçekleştirdiler. Diğer partilerin de birbirleriyle görüşmeleri sürüyor.

CHP, ÜLKENİN BİRLİĞİNİN VE BÜTÜNLÜĞÜNÜN SİGORTASI

Bugünkü ziyarette, ülkemizin içinde bulunduğu buhranı, demokrasi ve hukuk devletindeki hızlı aşınmayı, artan işsizliği, açlığı ve milletin boşalan tenceresini görüşme imkanını bulduk. Buhranla birlikte milletin sırtındaki yük giderek artıyor. Bu çerçevede, milletin sesini duyan, ona kulak veren partiler, bu buhrandan çıkışın nasıl olacağı konusunda fikir alışverişinde bulunuyorlar. Burada bir hususun altını da çizmek istiyorum: CHP bu ülkenin birliğinin, bütünlüğünün sigortasıdır. Bu çerçevede, tüm partilerle görüşebilen parti Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Bu, demokrasimizin geleceği için büyük bir imkândır.

2 GÜNDE YAPACAĞIZ DEDİKLERİ AŞIYI 22 GÜNDE YAPTILAR

Devletimiz akılla, istişareyle, ilimle yönetilmiyor. Vasıfsız, liyakatsiz kadrolar elinde, kuru inatla, nefret diliyle ülkemizin ufku karartılıyor. Bir yanda salgın, diğer yanda ekonomik kriz, buna bir de devlet krizi eklenince, ülkemizde ciddi bir buhran yaşanıyor. “Vaka” dediler, “hasta” dediler. Salgında milletten gerçekleri sakladılar. Şimdi aynısını aşıda da yapıyorlar. “Ocak sonuna kadar 40 milyon, Şubat sonuna kadar 50 milyon doz aşı gelecek” vaadinde bulunmuşlardı. Geldi mi? Hayır. Ocak ayı bitti. Gele gele 13 milyon doz aşı geldi. Yine Ocak sonuna kadar 1,5 milyon doz Alman aşısı gelecekti. O da ortalarda yok. Sağlık Bakanı, “Günde 1 milyon 100 bin kişiyi aşılayacağız” demişti. Bugüne kadar aşılaya aşılaya günde ortalama 114 bin yurttaşımızı aşılayabildiler. Hani Erdoğan’ın şahsım rejiminde her iş hızlı olacaktı? 22 günde aşılanan yurttaşlarımızın sayısı 2,5 milyon. “İki günde yapacağız” diye söz verdikleri aşıyı, 22 günde ancak yapabilmişler. Neden? Çok açık söyleyeyim, bu konuda bunun sorumlu, sağlık personelimiz değil. Çünkü bizim koruyucu hekimlik alanında sağlık personelimizin başarısı tüm dünyada tescilli… Sorumlu yeterli aşı tedarikini yapamayan Saray… Şimdi elde yeterli aşı ve ciddi bir aşı planlaması olmadığı içinde işlerin ağırdan alındığı anlaşılıyor.

AK PARTİ KONGRELERİNDE SOSYAL MESAFE YOK

İsrail, nüfusunun yüzde 60’ını, Birleşik Arap Emirlikleri yüzde 36’sını, İngiltere yüzde 16’sını, ABD’de yüzde 10’unu aşıladı. Bizde ise Saray sosyetesinin Allah’a çok şükür yüzde 100’ü aşılandı ama milletin sadece yüzde 3’ü aşılanabildi. Tüm dünya zamana karşı yarışıyor. Virüsün mutasyona uğraması, yani kılık değiştirmesi ihtimaline karşı aşıların hızla yapılması lazım… Aşılama bitene kadar da, sosyal mesafe tedbirlerine harfiyen uymak gerekiyor. Ama sosyal mesafe gözetmeden doldurulmuş kapalı salonlarda, AK Parti İl Kongreleri yapılıyor. Bugün de 7 ilde AK Parti Kadın Kolları Kongreleri vardı. Yine salonlarda hiçbir sosyal mesafe yoktu. Restoranlar, lokantalar, eğlence mekânları kapalı. Esnaflarımız kan ağlıyor. Restoranda, kafede, kahvehanede bulaşan virüs, her ne hikmetse şarkılı, türkülü AK Parti Kongrelerinde bulaşmıyor. Anlaşılan, sırra kadem basan Alman aşıları, milletimizden önce AK Parti teşkilatıyla buluşmuş gibi gözüküyor. Erdoğan’ın kongrelere uzaktan bağlantıyla katılıp, kendisini korumaya alıyor, salonları “sosyal mesafesiz” dolduran partililerine de teşekkür ediyor.

KONGRELERİN YAPILDIĞI İLLERDE VAKA SAYILARI ARTIYOR MU?

Ama bizim İl Başkanlarımız bir restoranda kazara bir toplantı yapsa, “Salgın kuralları ihlal edildi” deyip, hem iş yerine hem de arkadaşlarımıza cezalar yağdırılıyor. 65 yaş üstü yurttaşlarımız evlerde kaç aydır hapis. Çocuklar belirlenen saatlerin dışında anne babasıyla dışarı çıksa, idari para cezası yiyor. Ama AK Parti, vur patlasın, çal oynasın kongre yapıyor. Böyle bir lakaytlıkla, böyle bir gayrı ciddilikle salgınla nasıl mücadele edilir bilemiyorum. Edilemiyor da zaten. Günlük vaka sayıları yeniden 7 binli seviyelerin üstüne çıktı. Bunda AK Parti kongrelerinin ne kadar katkısı var bunu bilmek lazım. Açıkça soruyoruz; kongrelerin yapıldığı illerde hasta sayıları bu kongrelerden sonra ne kadar arttı? Bunu millete açıklayın. Hasta sayısındaki her bir artışın vebali kongreler nedeniyle Erdoğan’ın üstündedir.

MİLLETVEKİLLERİMİZ ORADA OLMASA DUYULMAYACAKTI

Milletimizin sağlığını sadece salgın tehdit etmiyor. Milletimizin sağlığını, canını işsizlik, yoksulluk, fukaralık da tehdit ediyor. Esnaflarımız cinnet getirme noktasında. Cumhuriyet Halk Partisi olarak Türkiye’nin dört bir yanında, milletimizin yanındayız. Bu hafta milletvekili arkadaşlarımız, Afyonkarahisar ve Uşak illerimizdeydi. Esnaf ve zanaatkârlarımız başta olmak üzere, toplumun tüm kesimlerinin dertlerini dinlediler, dertleriyle dertlendiler. Arkadaşlarımız Uşak’ta esnaf ziyareti yaparken, anahtarcılıkla uğraşan bir esnafımız, yaşadığı ekonomik sorunlar nedeniyle yaşamına kıydı. Arkadaşlarımız orada olmasaydı, bu intihar da, diğerleri gibi saklanacaktı, görmezden gelinecekti.

GÖRMÜYORLAR, DUYMUYORLAR, KAPLERİ MÜHÜRLÜ

Sarayı buradan bir kez daha uyarıyoruz. Esnaf artık dayanamıyor. Kapıya dayanan icra tebligatlarına, esnaflarımız artık canıyla karşılık vermeye başladı. Saraya esnaflarımız canıyla ihtarname çekiyor. Bu feryadı duyun. Bu çaresizliği görün. Ama Sarayın kulakları var; duymaz, gözleri var; görmez. Çünkü kalpleri mühürlü… Kalplerinin mühürlendiğini, Erdoğan’ın çıkardığı şu karar diyor. Şimdi burada kendisinin imzası var. Bu kararla, alayiş valayişle kamuoyuna duyurdular esnafın kredi borçlarını altı ay erteliyorlarmış.

FAİZİYLE, VERGİSİYLE ERTELİYOR

Peki nasıl erteliyor? Faiziyle erteliyor. Hem de yeni yüksek faizlerle erteliyor. Yetmezmiş gibi… Kredi borçlarının taksit sayısı da değiştirilmiyor. Ertelenen borç, sözleşmedeki vadenin üzerine yayılarak tahsil edilecek. Bu da yetmez… Borç erteleme işlemlerinden doğacak olan, Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi de esnaftan tahsil ediliyor. Bari vergiyi almayın. Ama “Esnaftan ne koparırsak, o kâr” zihniyetiyle hareket eden bir yönetim var. Esnaflarımız tabi elbette istemez. Ama Allah korusun bir kişiyi işten çıkartmak zorunda kalırsa, esnafın borcu da erteleme kapsamından çıkarılıyor.

BORCU FAİZSİZ ERTELEYİN

Biz, “Bu kredi borcunun üzerine bir çizik atın” dinlemediler. Bizi dinlemediler. Peki bari esnafı dinleyin. Bu borcu faizsiz erteleyin. Kalan vadenin sonuna ekleyerek taksit dönemini uzatın. Ama Erdoğan’ın şahsım rejimi esnaflarımızın da bu sesini duymadı. Şimdi ilgili banka yetkilileri esnafları mahcup bir şekilde arayıp, “Bu şartlarda borcunuzu yeniden yapılandırmaya, ertelemeye razı mısınız?” diye soruyorlar. Diğer taraftan da Esnaf Odaları Başkanlarımızı, “Bu konuda menfi konuşursanız, odanızın sınıfını düşürürüz” ha diye tehdit ediyorlar. Ayıptır, yazıktır. Bu esnaf size 40 yıl vergi ödedi, pek çoğu size oy verdi. Ama siz esnaflara 40 gün bakamadınız.

SARAYA BALLI BÖREK, MİLLETE KURU EKMEK

“Millet kuru ekmek yiyorsa, aç değildir” diyen bunlar. “Kapanan dükkân yok” diyen bunlar. “Evime ekmek götüremiyorum” diyenin başına, “Al, keyif çayı iç” diye çay paketi çalanlar bunlar. Memlekette çöp konteynerlerinden, pazar döküntülerinden rızkını toplayanlar için “Rastgele çekilen fotoğraflar” diyenler bunlar. Bunların gözleri, kalpleri, kulakları, mühürlenmiş. Milleti unutmuşlar, milletin halini görmüyorlar. Sesini duymuyorlar. Erdoğan’ın şahsım rejiminde, Saraydakilere ballı börek, millete askıda kuru ekmek. Saray’ın millete yaklaşımı bu…

MİLLET ETİ UNUTTU, MAKARNAYA YÜKLENİYOR

Milletin içinde bulunduğu hali TÜİK’in makyajlı verileri bile saklayamıyor. TÜİK son enflasyon sepetini açıkladı. Millet et yiyemez hale gelmiş. Ekmek ve makarnaya yükleniyor. Yeni sepette “dana etinin” ağırlığı TÜİK düşmüş. Ekmekle ve makarnanın ağırlığını ise arttırmış. Millet ete hasret kaldı. Eti gramla alır hale geldi. Bunu aylardır söylüyoruz. Şimdi TÜİK de diyor. Kış aylarındayız. Kışın en çok tüketilen ürünlerin fiyatları alıp başını gitti. Son bir yılda portakalın fiyatı yüzde 67, yumurtanın fiyatı yüzde 67, mercimeğin fiyatı yüzde 59, ayçiçek yağı fiyatı yüzde 54, pırasanın fiyatı yüzde 53, mısırözü yağının fiyatı yüzde 53 artmış.

TÜK ENFLASYONU %15, VATANDAŞIN ENFLASYONU %35

Bunlar da TÜİK’in makyajlı rakamlarına göre. Mutfaktaki yangının gerçek boyutu bunların çok çok üstünde… TÜİK’in açıkladığı enflasyon yüzde 15. Vatandaşın sokakta, mutfakta yaşadığı enflasyon yüzde 30-35. Memura ve memur emeklilerine 2021’in ilk yarısı için verilen zam ne kadar? Yüzde 3. Ocak’ta enflasyon ne kadar? TÜİK’in rakamlarına göre yüzde 1,68, Bağımsız Enflasyon Araştırma Grubu’na göre yüzde 2,99. TÜİK’e göre 100 liralık maaş zammının 56 lirası, Enflasyon Araştırma Grubu’na göre ise maaş zammının tamamı Ocak ayında uçup gitmiş. Peki bu memur, bu emekli önümüzdeki beş ayda ne yapacak? Kesesinden yiyecek. İşte bunun adı gasptır. Bunun adı, hırsızlıktır. Enflasyon dünyadaki en sinsi hırsızdır. Milletten gerçek enflasyonu saklamak, enflasyon rakamlarını karartmak ise, taammüden siyasi hırsızlıktır.

SİYASİ HIRSIZ GÜLÜMSEMENİZİ ÇALAR

Ünlü Fransız düşünür Voltaire’e atfedilen şu sözler aslında bu durumu çok iyi tanımlıyor; “Sıradan hırsız paranızı, cüzdanınızı, eşyalarınızı çalar. Siyasi hırsız geleceğinizi, hayallerinizi, bilginizi, eğitiminizi, işinizi, gülümsemenizi çalar. İki hırsız arasındaki fark şudur: Sıradan hırsız, sizi seçer. Siyasi hırsızı, siz seçersiniz.” Evet. Bugün Türkiye’de böyle bir siyasi rejim var. “Şahsım Rejimi” ülkemizin kasasını boşalttı. Kayınpeder, Damat bir oldular, Merkez Bankasındaki 128 milyar doları uçurdular. Şimdi Merkez Bankası Başkanı bu giden dolarları yerine koymak için “Bu yıl uzunca bir süre faizler yüksek kalacak” diye açıklama yapıyor. Bu faizlerin yüksek kalmasının nedeni bu giden dövizleri yerine koymak içindir. Peki biz bu maliyete ne uğruna katlandık? Bir kuru inat uğruna. Şimdi bu dövizler kime gitti, kaçtan gitti hala kimse bilmiyor. Bu dövizleri satanlar, bu işleri yapanlar hakkında açılan bir soruşturma var mı? Ne gezer. Yeni atanan bakan ve başkan da mecburen üç maymunu oynuyor.

BU REJİM MİLLETİN GELECEĞİNİ ÇALIYOR

Erdoğan’ın Şahsım Rejimi milletimizin geleceğini de çalıyor. Geçilmeyen köprüler, otoyollar, tüneller, yatılmayan hastane yatakları, uçulmayan havalimanları için, çocuklarımız hatta torunlarımız yüz milyarlarca lira ödeyecek. Beş yandaş müteahhit abat olsun diye, koskoca milletimizin geleceği berbat oldu.

BU REJİM HAYALLERİMİZİ ÇALIYOR

Erdoğan’ın şahsım rejimi sadece geleceğimizi çalmıyor. Milletimizin hayallerini de çalıyor. Yıllarca 2023 hedefleriyle milletimizin gözünü boyadılar. Millete 2023’te 2 trilyon dolar geliriniz olacak diye vaatte bulundular. 25 bin dolar kişi başına geliriniz olacak dediler. Ama 2023’e iki yıl kala, bu hedefler fos çıktı. Hayaller söndü. Erdoğan’ın şahsım rejimi milletin cebini boşalttı. 2008’de milli gelir 783 milyar dolardı. Bugün 702 milyar dolara düştü. 2007’de kişi başına gelir 9 bin 735 dolardı. Bugün 8 bin 381 dolar. Millet 12-13 yıl önceki gelirini bile mumla arar hale geldi. Sayelerinde ülkeye “açlık, kıtlık, kuyruklar” geldi.

BU REJİM MİLLETİN İŞİNİ ÇALIYOR

Erdoğan’ın şahsım rejimi, milletimizin sadece gelirini, aşını çalmadı. İşini de çaldı. Son 2,5 yılda, işi, gücü olan 1 milyon 646 bin çalışanımız işini kaybetti. Gerçek işsizlerimizin sayısı 10,5 milyonu buldu. 20-23 hedeflerinde işsizlik yüzde 5 olacak dediler şimdi o da fos çıktı yüzde 10 olacak diyorlar. Erdoğan’ın şahsım rejimi, bu ülkenin geleceği gençlerimizin umutlarını da çaldı. Daha dün 2020 nüfus rakamları açıklandı. 15-29 yaş arasında 19 milyon 264 bin gencimiz var. Bu, dünya üzerindeki 131 ülkenin nüfusundan daha fazla. Belçika’nın toplam nüfusu 11,5 milyon, Yunanistan’ın nüfusu 11 milyon. Ama bu gençlerimizin 6 milyona yakını; ne bir işte çalışıyor, ne de herhangi bir eğitim alıyor. Evinde ailesiyle beraber oturuyor.

ARTIK ÜLKEMİZDE “AİLE GENCİ” SORUNU VAR

Maalesef artık ülkemizde “Aile Genci” diye bir sorunumuz var. 37 üyeli Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı içinde, bu konuda en kötü durumdaki ülke Türkiye… OECD’de “aile gençlerinin oranı” yüzde 13, Türkiye’de ise yüzde 29. Gençlerine iyi bir eğitim veremeyen, iyi iş imkânları sunamayan bir ülke, geleceğe güvenle bakamaz. “Türkiye’nin en önemli beka sorunu” işte budur. Ama Erdoğan’ın Şahsım Rejimi, bıraktık gençlerimize iyi eğitim ve iş imkânı sunmayı, iyi eğitim alan az sayıdaki gençlerimizi bile “terörist” ilan etme noktasına kadar gidiyor. Gençlerimizi düşmanlaştırıyor. Yani bunu nasıl yapılabiliyor, hangi hakla yapılıyor anlamak mümkün değil.

BOĞAZİÇİ’NDE KAYYUM ATAMAYLA, ÖĞRENCİLER ALIN TERİYLE GELİYOR

Boğaziçi Üniversitesi, Türkiye’nin göz bebeği bir devlet üniversitesi… Boğaziçi Türkiye’de her öğrencinin, her ailenin hayalini süsleyen bir bilim yuvası… Türkiye’nin her yerinden, her sosyal katmandan öğrenci, bu okula iyi bir eğitim almak için geliyor. Boğaziçi Üniversitesindeki öğrencilerimiz, bu ülkenin bilimine, teknolojisine, üretimine katkı vermek için çalışıyorlar, çabalıyorlar. Dünyadaki diğer gençlerle yarışabilmek, en iyi yaşam standartlarına ulaşmak istiyorlar. Boğaziçi’ne öğrenciler atamayla gelmiyor. Alın teriyle, büyük çabalarla geliyor. Bu öğrenciler; Boğaziçi’ne girmeye sadakatleriyle değil, kendilerinin açıkça ifade ettiği gibi; zehir gibi zekâlarıyla, emekleriyle hak kazanıyorlar. İşte bu nedenle, akla, bilime, hukuka değil, Saray’dan gelecek talimata göre hareket eden, “Kayyum” istemiyorlar. Diplomalarının üzerinde, hakkında akademik hırsızlık iddiaları olan birinin, imzası olsun istemiyorlar. Kayyumun, son yıllarda gerileyen akademik başarıyı, daha da geriye düşüreceğini düşünüyorlar.

ŞAHSIM REJİMİYLE BÜYÜK GERİLEME

Bakınız, Times Yüksek Öğrenim Endeksi’nde, Boğaziçi Üniversitesi 2014 yılında, Dünyanın en iyi 200 üniversitesi arasındaymış. Şahsım Erdoğan rejimi projesinin düğmesine basıldıktan sonra, bu üniversite ilk 600’de bile değil artık. Bizde kaliteli yükseköğrenim kurumları zaten azdı, şimdi Erdoğan’ın şahsım rejiminde “Az” olan da, “yok” olmak üzere. Boğaziçi Üniversitesinde öğretim görevlileri, öğrenciler, çalışanlar işte bu kötü gidişe “yeter artık” demek için gösteri yapıyorlar. Üniversitelerini, geleceklerini kurtarmaya uğraşıyorlar.

ERDEMİ YA ERDOĞAN YA KAYYUM GÖSTERECEK

Boğaziçililerin bu talepleri meşru mu? Son derece meşru… Bu meşru taleplerini barışçıl bir şekilde, demokratik haklarını kullanarak dile getiriyorlar. Ama öğrencilerin haklı taleplerini dinlemek yerine, türlü provokasyonlara girişerek, öğrencilerin meşru eylemlerini itibarsızlaştırmaya çalışmak anlaşılır gibi değil. Yapılan atama yanlış. Yanlıştan dönmek erdemdir. Bu erdemi ya Erdoğan gösterecek, ya da atanan kayyum…

SARAY REJİMİ BU TOPRAKLARA MOĞOL FİLLERİNİN VEREMEDİĞİ ZARARI VERDİ

“Eski Türkiye ile mücadele ediyorum” diyerek Erdoğan, Türkiye’de ne kadar nitelikli kurum, kuruluş varsa hepsini dümdüz etti. Moğol fillerinin bu topraklara vermediği zararı, Erdoğan’ın şahsım rejimi bu ülkeye verdi. Erdoğan’ın şahsım rejimi kaliteli, nitelikli her şeye, herkese düşman… Türkiye’yi eğitimde, kültürde, sanatta, bilimde ileri taşımak yerine, vasata mahkûm etmeyi maharet sanıyor. Diğer üniversitelerimizi, Boğaziçi seviyesine çıkarmak yerine, Boğaziçi Üniversitesi’ni aşağıya çekmeye uğraşıyor. Sonuçta milletimiz küresel arenada yarışma gücünü yitiriyor. Çünkü gençleri iyi eğitim almıyor. Bunun sonucunda işimiz, aşımız gidiyor.

BİLİME DÜŞMANLIĞIN SONU HÜSRANDIR

Yazıktır, günahtır. Bilime düşmanlık edenin sonu hüsrandır. “Hiç bilenlerle, bilmeyenler bir olur mu?” Maharet üniversite sayısını 76’dan, 207’ye çıkarmak değil. Maharet, üniversitelerimizi gerçekten birer bilim yuvası yapmaktır. Maharet, dünyanın ilk 500 üniversitesi arasına, 15-20 üniversitemizi sokmaktır. Sadece binalardan oluşan, doğru, dürüst öğretim elemanı olmayan, yüksek lise tahsili yapılan kasaba üniversiteleriyle milletin çocuklarının hayalini çalmaya bu ülkede kimsenin hakkı yoktur. Ailelerin emeklerini çalmaya ne hakkınız var? İşte biraz önce rakamları verdim. O hayallerini çaldığınız gençlerimiz, ellerinde üniversite diplomalarıyla, emekleri çalınan ailelerimizin eline bakıyorlar. Erdoğan’ın şahsım rejiminin bu yaptığı da, kuşkusuz büyük bir siyasi hırsızlıktır.

KOCA ÜLKE GÜLMEYİ UNUTTU, KEDER “KADER” OLDU

Erdoğan’ın şahsım rejiminin en büyük siyasi hırsızlığı ise; milletin gülüşünün çalınmasıdır. 83 milyonu aşan koca bir ülke artık gülmeyi unuttu. Karamsarlık, keder, kasvet kader oldu. Memleketimizin bereketi kaçtı.

DEVLETİN ADALET DİREĞİ ÇÖKTÜ

Devletin adalet direği çöktü. Enkazın altında hep beraber kaldık. Aşımız gitti adalet direğinin çökmesi nedeniyle, işimiz gitti. Çünkü can ve mal güvenliği olmayınca kimse yatırım yapmak istemiyor. Milletin seçtiği Enis Berberoğlu’nun milletvekilliği o da çalındı. Milli irade gasbedildi. Bunu biz demiyoruz. Anayasa Mahkemesi diyor. Hem de bir defa değil, iki defa söylüyor. Oy çokluğuyla değil, oy birliğiyle bu kararı veriyor. Yaşanan bu sorun, Sadece Cumhuriyet Halk Partisi’nin sorunu değildir. Bu sorun demokrasimizin sorunudur. İhlal edilen millet iradesidir. İhlal edilen Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin hukukudur. İhlal edilen temel hak ve hürriyetlerdir. Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararı, tarihe mal olmuş bir karardır. Ne diyor Anayasa Mahkemesi? “Hukuk devleti retorikten, yani sadece sözden ibaret değildir” diyor. Başka ne diyor? “Kamu gücünü kullanan organların, mahkemelerin ve bireylerin hukuka uygun davranmadıkları bir ülkede, hukuk devletinin varlığından söz edilemez” diyor. Hangimiz bu tespitlere itiraz edebiliriz? Anayasa Mahkemesi hukuka sahip çıkma çağrısına muhatap da gösteriyor: Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Hâkimler Savcılar Kurulu’na ve kamu gücü kullanan diğer kurumlara görevlerini hatırlatmak ihtiyacını duyuyor. “Bu işi sadece bana bırakmayın” diyor. Neden bunu yapıyor. Çünkü Anayasamıza göre; Anayasa Mahkemesi kararları bağlayıcı, bunun herhangi bir istisnası da yok.

UCUBE REJİM 3 YILDA TIKANDI

Türkiye’yi uçuracak dedikleri, “Ucube Şahsım Rejimi” üç yılda tıkandı. Biz aslında bunun olacağını söylemiştik. Artık ucube rejimin müellifleri de bunu kabul ettiler. Ama Ucube Rejimden vazgeçmek yerine; “Ucube Rejim mevcut Anayasa’ya uymuyor, biz bir kez daha bu Anayasayı Ucube Rejime uyduralım” diyorlar. Son üç yılda milletin başına ne geldiyse, bu “şahsım rejimi” yüzünden geldi. Bu ucube rejiminin ne olduğunu, milletimiz yaşayarak gördü. Erdoğan ve sarayının bekçisi, milletimizin aşını, işini, geleceğini, umutlarını, hayallerini, gülüşlerini çaldılar.

BOŞ İŞLERİ BIRAKIN, BOŞ TENCEREYE BAKIN

Artık boş işleri bırakın. Milletin boşalan tenceresine bakın. Milletin elinden aldığınız işlere bakın. Esnafın haline bakın. Çiftçinin, emeklinin, emekçinin haline bakın. Milletin gerçek gündemini çalmayın. Çare bellidir. Çare; Türkiye’nin önünü açacak. Milletin aşını, işini büyütecek, milletin yüzünü güldürecek, Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter rejimdir.

CHP BUNU BAŞARACAK

Çünkü güçlendirilmiş demokratik parlamenter rejimde, güçlenecek olan milletin aşıdır. Güçlenecek olan milletin işidir. Güçlenecek olan milletin geleceğidir. Güçlenecek olan evlatlarımızdır, gençlerimizdir. Bizler Türkiye Cumhuriyetini, gerçek demokrasiyle taçlandırmaya kararlıyız. Cumhuriyet Halk Partisi, demokrasiye inanan tüm dostlarıyla beraber bunu başaracaktır. Milletimiz; aşını, işini, geleceğini, hayallerini ve gülüşünü çalan bu siyasi hırsızlık rejiminin ve müelliflerinin tasdiknamesini, sandıkta ellerine tutuşturacaktır. Yerlerini gösterecek, evlerine gönderecektir. Çünkü milletimiz bunların ne olduğunu gördü. Notlarını da verdi. Artık sabırsızlıkla sandığın önüne gelmesini bekliyor.

Benim diyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün yaptığı açıklamada Boğaziçi Üniversitesi Rektörüne yapılan istifa çağrılarına karşılık, “Neredeyse yürekleri yetse Cumhurbaşkanı istifa diyecekler” dedi. Siz Cumhurbaşkanı istifası için “yürek yetme” çıkışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Biz kendisini bu pandemi sürecindeki başarısızlıkları, vaka sayılarının saklanması, bu nedenle vatandaşların gerekli önlemleri almaması sonucunda yaşamlarını kaybetmesi nedeniyle istifaya davet etmiştik. “Bu memlekette her işin sorumlusu benim, ben” dedikten sonra, yanlış giden her şeyin sonunda istifa etmesi gerekir. Ama nerede…

Soru- İki sorum olacaktı. Birincisi HDP’yle yapılan görüşmeyle ilgili. Gerçi siz başta bahsettiniz ama HDP özellikle kayyumlar ve AİHM’in Demirtaş kararı hakkında bir gündemle gelmişti size. Bu hususla ilgili CHP’nin tavrı nedir ve CHP herhangi bir HDP’ye iadeyi ziyarette bulunacak mı? Bu meselede görüşüldü mü?

İkinci konu ise, yeni anayasa tartışmalarına dair CHP’nin değerlendirmesi nedir? Bu konuda AK Partiyle bir görüşme talebi gelirse görüşür müsünüz ve şartlarınız nedir?

Faik ÖZTRAK- CHP, biraz önce söyledim, bu ülkede tüm siyasi partilerle görüşen tek partidir. Dolayısıyla bizimle kim görüşmek isterse biz görüşürüz. Ama neyi hangi konuyu nasıl görüşeceğimiz konusunda tabi ki bakarız.

İlk sorunuza cevap vereyim. İlk sorunuz çerçevesinde ülkedeki hukuk devletinin, yargı bağımsızlığının, mutfaktaki boş tencerenin, işsizliğin, hepsinin kapsandığı bir görüşmeydi. Dolayısıyla her şeyi görüştük.

Soru- Efendim iadeyi ziyaretle ilgili bir gündeminiz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Ona Genel Başkanlar karar verecek.

Soru- KRT TV’de program yapan Osman Güdü ofisinin önünde saldırıya uğradı. Sizin bu saldırıyla ilgili değerlendirmeniz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Bu ülkede ana muhalefet partisinin liderine linç girişiminde bulunuldu. Yine son dönemde siyasetçilere, gazetecilere saldırmak ne yazık ki yol oldu. Özellikle tüm bu olaylarda İçişleri Bakanı’nın yanlı bakışı bu gidişi yüreklendiriyor. Ülkedeki ağır iklim demokrasimize pusu kurmak isteyenleri cesaretlendiriyor. Biz hür basına, fikir ve ifade özgürlüğüne uzatılan her eli çok açık, net bir şekilde kınarız, lanetleriz. Bu son saldırıyı da lanetliyoruz.

Soru- Merkez Bankası Başkanı Reuters’e yaptığı açıklamalarda faizlerin bu yıl uzun bir süre yüksek gideceğinin sinyalini verdi. Enflasyonun yüksek faizle aşağı çekildiğini ifade etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise “faiz düşmeli” demeye devam ediyor. Bu iki farklı açıklama hakkındaki sizin değerlendirmeniz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Türkiye, Merkez Bankası’nın kasasındaki 128 milyar doları sattıktan sonra yüksek faize mahkum oldu. Merkez Bankası Başkanı da bunu ifade ediyor. Ama Erdoğan hala eski hikayeyi anlatmaya devam ediyor. Yani bir yandan “Ben yüksek faizi sevmiyorum” diyor, bir yandan da biraz önce gösterdiğim şu kararnamede yazdığı gibi esnafın kredilerini mevcut yüksek faizlerle erteleme noktasına gidiyor. Dolayısıyla bu 128 milyar doların satılmasıyla birlikte Türkiye Londra’daki sıcak paracılara mahkum olmuştur. Onlar ne derse onu yapmak zorunda kalmıştır. Erdoğan, içeriye başka bir mesaj vermekte ama dışarıdaki sıcak paracıların talepleri karşısında “Tamam dediğinizi yaparım” demektedir.

Soru- AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş’un ziyaret ettiği bir üniversitede rektör koltuğuna oturması tepkilere neden oldu. Kurtulmuş’tan daha sonrasında bir açıklama geldi. Kurtulmuş, “Rektör, doktora öğrencilerimden biridir” dedi. “Bu, hoca talebe ilişkisi içerisinde bir ziyarettir” açıklamasını yaptı. Siz bu açıklamaya ve bu ziyarete ilişkin yorumunuz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Hep söylüyoruz, bu ucube şahsım rejiminde devletle parti arasındaki ilişki, sınır tamamen yok oldu. Her gün ülkenin bir başka köşesinden bu duruma ilişkin haber veya görüntüler geliyor. Aslında bazı memurlar AK Parti’nin teşkilat mensupları gibi çalışıyor. Şimdi bakınız, Sayın Kurtulmuş bir hoca olabilir, yine öğrencisini ziyaret ediyor olabilir. Ancak kendisi aynı zamanda AK Parti’nin Genel Başkanvekilidir. Dolayısıyla böyle bir fotoğrafı eğer bu öğrenci, hoca ilişkisi içinde bu ziyaret yapılmışsa böyle bir fotoğrafa izin vermemeliydi. Yani ayrıca rektörün Sayın Kurtulmuş karşısındaki o el pençe divan duruşu da aslında ülkede atanmış üst düzey yöneticilerinin ne hale geldiğini, artık liyakatin bittiğini sadakatin en önemli unsur olduğunu bir kere daha ortaya koymuştur.

Soru- MHP Genel Başkanı Bahçeli, Boğaziçi protestoları için “Başları ezilmesi gereken yılanlar” demişti. MHP lideri yeni bir açıklama yaparak bu kez de protestocuların annelerine seslendi ve “Evlatlarınıza sahip çıkın” dedi. Siz bu iki açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şu anda bu süreçte Cumhur İttifakı’nın ortakları Boğaziçi konusunda giderek sıkıntılı bir noktaya gittiklerini, yaptıklarının zulüm olduğunu, bunu milletin artık kabul etmeyeceğini görüyorlar. Başları ezilecek yılanlar dediklerinin annelerine, ebeveynlerine sesleniyor, bugünde Erdoğan dün “terörist” dediği bu çocuklara “yavrularımız” diyebiliyor. Ne diyeceklerine bir karar versinler. Bu çocuklara eziyet etmekten vazgeçsinler. Bu çocukların sesini duysunlar, bu çocuklar istikballeri için mücadele ediyorlar. Diyorlar ki, “Biz buraya iyi bir üniversite diye geldik, bu üniversitenin daha iyi olmasını sağlayacak bir yönetim istiyoruz. İstiyoruz ki, dünyada yarışabilelim. Bizim de zenginleşme, başka ülkelerdeki gençler gibi hayat şartlarımızı iyileştirme umudumuz olsun. Bizim de bu ülkeye daha fazla hizmet etme imkanımız olsun. Biz bu ülkenin en iyi yetişmiş gençleriyiz” diyorlar. Bu ses niye duyulmuyor anlamıyorum ben.

Soru- Cumhurbaşkanı ısrarla yeni anayasa diyor. Ama mecliste rakam olarak gücü buna yetmiyor. Muhalefetin desteği şart… Bu süreç nasıl ilerleyecek, sizin yeni anayasa çalışmalarıyla ilgili yol haritanız nasıl?

Faik ÖZTRAK- Bizim şu anda yürüttüğümüz çalışma, mevcut hükümet sistemine ilişkindir, yargı bağımsızlığına ilişkindir, kuvvetler ayrılığına ilişkindir. Biz biran önce bu ucube sistemin, milletin cebini boşaltan bu ucube sistemin değişmesi gerektiğini söylüyoruz.

Soru- CHP’deki istifaların ardından Sayın Murat Karayalçın bir gazeteye verdiği röportajda “Gidene git denilmemeli, yeni gidişlere fırsat verilmemeli” değerlendirmesini yaptı. “Umarım dönerler, döndürülürler” dedi. Siz bu açıklamayı nasıl yorumluyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Partimiz hiçbir şekilde kimseyi partiden göndermeyi istemez bir suçu yoksa. Bu çerçevede hiçbir zaman gidene git deme gibi bir alışkanlığımızda yok, demedik de zaten. Bu çerçevede Sayın önceki dönem Genel Başkanımızın bu sözlerini saygıyla karşılıyoruz.

Teşekkür ediyorum.

TÜRKİYE DÜNYA ENFLASYON LİGİNDE 15. SIRAYA ÇIKTI

CHP Sözcüsü Öztrak, açıklanan son rakamlara göre Türkiye’nin dünyada en yüksek enflasyona sahip 15. Ülke olduğunu belirtti.

Öztrak, en çok tüketilen ürünlerde, üretici enflasyonunda ve çekirdek enflasyonda görülen artışların önümüzdeki dönemde de hayat pahalılığının yüksek olacağını gösterdiğini ifade etti.

Türkiye’nin ciddi bir ekonomi programına ihtiyacının her geçen gün arttığını belirten Öztrak, “Buna karşın Saray, reform diyerek, Anayasa değişikliği diyerek topu taca atıyor. Saray, milletin boşalan cüzdanını, boş tenceresini nasıl dolduracağına odaklanmalıdır. Bunu yapamıyorsa da milletin yükünü daha fazla ağırlaştırmamalı, sandığı milletin önüne getirmelidir” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, 2021 Ocak dönemi enflasyon rakamlarıyla ilgili yazılı açıklamasında şunları belirtti:

SON 4 YILIN EN YÜKSEĞİ

Enflasyon milletimizi ezmeye devam ediyor. Ocak ayında tüketici fiyat artışı piyasa beklentisi olan yüzde 1,42’yi aşarak yüzde 1,68 oldu. Bu, son dört yılın en yüksek Ocak ayı enflasyonu.

TÜİK’İN ENFLASYONU İLE MİLLETİN ENFLASYONU ARASINDAKİ MAKAS AÇILIYOR

Bağımsız ekonomistlerden oluşan Enflasyon Araştırma Grubu’nun hesaplarına göre ise Ocak ayında tüketici enflasyonu, TÜİK enflasyonunu aşarak yüzde 2,99’a ulaştı. TÜİK’in enflasyonu ile milletin ve ekonomistlerin enflasyonu arasındaki makas açılmaya devam ediyor. TÜİK’in makyajlı rakamları, emeklilerin aylıklarının, çalışanların maaş ve ücretlerinin gerçek enflasyona göre artırılmasına mani oluyor. Bu kesimleri hayat pahalılığına ezdiriyor.

YÜKSEK ENFLASYON LİGİNDE 15. SIRADAYIZ

Ocak ayında, 12 aylık tüketici enflasyonu yüzde 14,97’ye ulaştı. Bu da, son 17 ayın en yüksek yıllık enflasyonu. Bunun neticesinde Türkiye, dünyanın en yüksek enflasyonuna sahip 15 ekonomisinden biri oldu. Küresel enflasyon liginde rakiplerimiz Nijerya, Etiyopya, Haiti.

EN ÇOK TÜKETİLEN ÜRÜNLERİN FİYATINDA OLAĞANÜSTÜ ARTIŞ

2021 Ocak ayı enflasyon rakamları mutfaktaki yangının, TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla bile saklanamadığını gösteriyor. Gıda ve alkolsüz içeceklerde 12 aylık fiyat artışı yüzde 18,1. Milletin kış aylarında en çok tükettiği ürünlerde de çok yüksek artışlar var. Son bir yılda portakalın fiyatı yüzde 67, yumurtanın fiyatı yüzde 67, mercimeğin fiyatı yüzde 59, ayçiçek yağının fiyatı yüzde 54, pırasanın fiyatı yüzde 53, mısırözü yağının fiyatı yüzde 53 artış gösterdi. TÜİK’in 415 üründen oluşan sepetinde, 211 ürünün yıllık fiyat artışı yüzde 15’in üzerinde. Yine son 12 ayda 374 ürünün fiyatı artmış. Fiyat artışlarının sepetin geneline yayılımının yüksek olması, önümüzdeki günlerde enflasyonun daha da yükseleceğine dair işaretler veriyor.

ÜRETİCİ ENFLASYONU %26’NIN ÜZERİNDE

Enflasyonun seyri açısından dikkat edilmesi gereken bir diğer gelişme de üretici fiyatlarında yaşanıyor. Üretici enflasyonu, Ocak ayında yüzde 2,66 oldu. Üretici fiyatlarında 12 aylık artış ise yüzde 26,16’ya ulaştı. Ana sanayi grupları itibariyle bakıldığında, ara malı üretiminde fiyat artışı yüzde 34,1, dayanıklı tüketim malında yüzde 29,9 ve sermaye malında yüzde 28,3 olarak gerçekleşti.

ÇEKİRDEK ENFLASYON, MANŞET ENFLASYONUN ÜZERİNDE

Yine kurdan enflasyona geçişi izlemek açısından önemli olan çekirdek enflasyon göstergelerinde de durum parlak değil. “B” ve “C” çekirdek enflasyon göstergelerinde yıllık artışlar sırasıyla, yüzde 16,0 ve yüzde 15,5 ile manşet enflasyonun üzerinde seyretmeye devam ediyor. Tüm bu veriler milletimizin hayat pahalılığı altında ezilmeye devam edeceğini gösteriyor.

HAYAT PAHALILIĞI DEVAM EDECEK

Salgın döneminde gerçek işsizlerimizin sayısı 10,5 milyona ulaştı. Bir de günde 47 lirayla hayata ve işine tutunmaya çalışan, iş başı yapmadığı halde çalışıyor görünen milyonlarca emekçimiz var. Saray yönetimi, milletimizi “yüksek enflasyon” ve “yüksek faiz” arasına sıkıştırdı. Milletimiz “kırk katır mı, kırk satır mı” denerek tehdit ediliyor.

CİDDİ BİR PROGRAM GEREKİYOR, SARAY TOPU TACA ATIYOR

Dört başı mamur ciddi bir programa olan ihtiyaç, her geçen gün daha da artıyor. Ama saray, reform diyerek, Anayasa değişikliği diyerek topu taca atıyor. Saray, milletin boşalan cüzdanını, boş tenceresini nasıl dolduracağına odaklanmalıdır. Bunu yapamıyorsa da milletin yükünü daha fazla ağırlaştırmamalı, sandığı milletin önüne getirmelidir.

BOĞAZİÇİ’NDE KAYYUM REKTÖRE TEPKİLER MEŞRU, İTİBARSILAŞTIRMAYA KARŞI UYANIK OLMALIYIZ

CHP Sözcüsü Öztrak, Boğaziçi Üniversitesi’nin öğretim üyeleri ve öğrencilerinin kayyum rektör atamasına demokratik tepkilerinin haklı ve meşru olduğunu belirterek, “Bu tepkiye ve direnişe sonuna kadar elbette sahip çıktık, çıkmaya da devam edeceğiz. Ancak Boğaziçililerin haklı ve meşru taleplerinin itibarsızlaştırılmasına, kirletilmesine yönelik her türlü provokasyona, tahrike karşı da öğretim görevlileri, öğrenciler, hepimiz uyanık olmalıyız” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Merkez Yönetim Kurulu toplantı gündemindeki konulara geçmeden önce, geçmişte teröre kurban verdiğimiz iki saygın ismi huzurlarınızda anmak istiyorum. Dün; Atatürkçü Düşünce Derneğinin kurucularından, bilim insanı, siyasetçi, bağımsız ve çağdaş Türkiye idealinin savunucusu, önceki dönem milletvekillerimizden, kıymetli hocam, Prof. Dr. Muammer Aksoy’un, hain bir suikastla aramızdan alınışının 31. yıl dönümüydü. Bugün de, gazeteci-yazar Abdi İpekçi’nin başka bir hain suikastla aramızdan ayrılmasının 42. yıl dönümü. Her iki kıymetli ismi, bir kere daha saygı ve rahmetle anıyoruz.

SARAY İLİMLE DEĞİL, ZAM VE ZULÜMLE YÖNETİYOR

Ülkemiz iki yılı aşkın süredir, derin bir buhranın içinde. 2018’de başlayan “ekonomik kriz”, derinleşen “devlet krizi” ve “salgınla” birleşerek, şiddetli bir buhrana dönüştü. Meşhur sözdür: “Bir ülke ya ilimle, ya da zulümle yönetilir.” Saray ve ortaklarında ilim yok. O nedenle koskoca ülkeyi, “Zam ve zulümle” yönetmeye çalışıyorlar. Ne hak, ne hukuk, ne de adalet tanıyorlar.

BİLİM ÖZGÜRLÜKLE MÜMKÜN

Ülkeyi yönetenlerin bilimle araları hoş değil. Özgür düşünceyle araları hoş değil, akademik özgürlüklerle araları hiç hoş değil. Özgür üniversite kavramıyla araları hoş değil. Üniversiteler sadece bir kampüsten ibaret değil. Bu fiziki mekânı, bir bilim yuvası yapan; öğretim üyeleridir, öğrencileridir, emekçileridir. Ancak bilginin üretilmesi özgürlüğü gerektirir. Bunu da sağlayan bilimsel ortamı nasıl yönettiğinizdir. Bu nedenle dünyanın saygın üniversitelerinde yöneticiler, üniversitelerin geleneklerine, dokusuna uygun olarak belirlenir. Çoğunda da liyakat ilkesi dikkate alınır. Üniversitelerin mütevelli heyetleri tarafından bu kişiler seçilir.

OHAL’DEN SONRA “OLAĞANLAŞAN” DÜZEN

Bilimle arası iyi olmayan saray, bir ay önce, Boğaziçi Üniversitesi rektörlüğüne bir kayyum atadı. Atama dünyada kabul görmüş yöntemlere göre yapılmadı. Boğaziçi Üniversitesi’nin teamüllerine de hiç uygun değildi yapılan atama. OHAL döneminde başlayan ve OHAL’den sonra da olağanlaştırılan, bir düzenlemeye dayanarak saray bu atamayı yaptı. Kayyum siyasi bir isim… Ehliyeti, liyakati tartışmalı. Beyanatları ise yalanlı, tezinde “intihal”, yani “akademik hırsızlık” iddiaları da cabası.

TEPKİLER MEŞRUDUR, İTİBARSILAŞTIRMAYA KARŞI UYANIK OLUNMALI

Boğaziçi Üniversitesi’nin öğretim üyeleri ve öğrencileri de haklı olarak, bu atamaya demokratik tepkilerini gösterdiler. Bu tepkiler son derece meşrudur. Bu barışçı direniş son derece haklıdır. Bu tepkiye ve direnişe sonuna kadar elbette sahip çıktık başından itibaren çıkmaya da devam edeceğiz. Ancak Boğaziçililerin haklı ve meşru taleplerinin itibarsızlaştırılmasına, kirletilmesine yönelik her türlü provokasyona, tahrike karşı da öğretim görevlileri, öğrenciler, hepimiz uyanık olmalıyız. Bu provokasyonlara ve provokatörlere izin vermemeliyiz.

NEFRET DİLİNİ VE HAKARETİ KABUL ETMİYORUZ

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, inanların inançlarına yönelik aşağılamaları da; insanların “tercih” ve “yaşam tarzına” yönelik nefret dilini ve hakareti de kabul edemeyiz. Hukukun siyasetin oyuncağı yapılmasını ret ederiz. Savcıların talimatla suçun vasfını değiştirerek, öğrencileri tutuklamasını, yapılan tahrik ve kışkırtmanın bir devamı olarak gördüğümüzü burada açık seçik ifade edeyim.

İÇ İŞLERİ BAKANININ KULLANDIĞI “SAPKIN” DİL NEFRET SUÇUDUR

Ülkenin polis teşkilatının emanet edildiği İçişleri Bakanı’nın, yaşam tarzı ve tercihler üzerinden kullandığı “Sapkın” dil bir nefret suçudur. Bunu kınıyoruz. Görevleri toplumun hassasiyetlerini kaşımak değil, provokasyonları önlemek olan saray ataması şürekânın, nefret naraları, linç dili, bu işin senaryosunun belli mahfillerde yazıldığı izlenimini giderek güçlendirmektedir. Nitekim bugün AK Partinin İl Kongrelerinde bu nefret söylemi en üst perdeden devam etmiştir.

OY DEVŞİRMEK İÇİN TOPLUMU BÖLÜYOR

Biz, oy devşirmek için toplumu bölüp, parçalayan, her türlü değeri istismar etmekten çekinmeyen, riyakâr bir siyasi anlayışla mücadele ettiğimizin tabi ki farkındayız. Bu anlayışın niyeti son derece kirlidir. Mukaddes kitabımız Kuran-ı Kerim ile dalga geçen, rüşvetçi bir bakan eskisini, bu ülkenin Büyükelçisi yapanların, Kabe’yi pastalarına maket yapıp, kesenlerin, Kabe’nin etrafına oteller, AVM’ler yapılırken sessiz kalanların, ne inanların kutsalını, ne de Kabe’yi savunmak gibi bir dertleri olmadığını da çok iyi biliyoruz. Türkiye bu riyakâr, ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı siyasetten, artık çok yoruldu, çok çekti.

BOĞAZİÇİ DİRENİŞİNE DESTEK VERMEYE DEVAM EDECEĞİZ

Biz, Boğaziçi Üniversitesi öğretim görevlileri ve öğrencilerinin, haklı ve barışçı direnişlerine destek vermeye devam edeceğiz. Bu meşru direnişi itibarsızlaştıracak tahriklerle de mücadele edeceğiz. Ve yine bu olayların, milletin gerçek sorunlarının karartmak için kullanılmasına da asla izin vermeyeceğiz.

HALA DERS ALMADILAR

Saray Hükümeti, milletin sorunlarını, dertlerini görmüyor, milletin sesini duymuyor. Çarşı, pazar yangın yeri olmuş, marketlerde yağa, peynire, hatta bebek mamasına kadar, her şeye alarm takılıyor. Bıçak kemiği artık delip geçmiş. Ülkeyi 19 yıldır yönetenler, milletin sorunlarına kulaklarını tıkamış. Mutfaktaki boş tencerelere buldukları yeni çözüm, her dükkâna bir alarm takmak, bakkala, manava polis dikmek… Ülkeyi bundan önce krize soktukları dönemde de, soğan depolarına baskın verip fiyat düşürmeye kalkmışlardı. Soğanını depolayan üreticiyi “terörist” ilan etmişlerdi. Sonunda karda, kışta milleti soğan patates kuyruklarına mahkum ettiler. Hala ders almamışlar.

ALMADIĞINIZ BİR CANIMIZ KALDI

Ortada tam bir beceriksizlik var. Esnaflarımız zaten zor durumda; “Almadığınız bir canımız kaldı” diye feryat ediyor. Bu salgın döneminde, geliri düşmüş, borçları katlanmış. Dükkânlar kepenk kapatıyor, caddeler satılık-kiralık dükkân ilanından geçilmiyor. Ama saray esnafın feryadını duymuyor, halini görmüyor. Sarayın kibirlisi de milletle alay eder gibi “Kapanan dükkân yok” diyebiliyor. Bir pazarcı esnafı, “Bu tehdidi anlamadım. Zaten bitik durumdayız, daha canımızı mı alacaklar?” diye feryat ediyor. Çiftçi “Yandım” diye bağırıyorsa, esnaf “Yetişin” diye bağırıyorsa, vatandaş “Canıma yetti” diyorsa, o zaman sorun nerede? Doğru teşhis olmadan, tedavi olmaz.

ERKEN UYARI SİSTEMİ BUYSA, GEÇ OLANINDAN ALLAH KORUSUN

Önce doğru teşhis gerekiyor. Ama saray bildiği en iyi işi yapıyor. Önce esnafı suçluyor, sonra da işi “komisyona havale” ediveriyor. Yıllar önce kurulan “Gıda Komitesini” alayiş valayişle yeniden topluyor. Beş yıldır kuramadıkları “erken uyarı sistemini” şimdi, kurma kararı alıyor. Dile kolay beş yıl geçmiş. Ortada hala bir sistem yok. Erken diye diye anladıkları buysa, Allah bunların geçinden milletimizi korusun.

ÇİFTÇİ İNİM İNİM İNLİYOR

Üreticinin maliyetleri her geçen gün artıyor. Çiftçi, bir yandan ithalatla köşeye sıkıştırılıyor. Diğer yandan tohum, mazot, gübre fiyatlarının altında ezdiriliyor. Sadece gübrede bir yıllık fiyat artışı yüzde 90’a yaklaştı. Çiftçinin kullandığı gübrenin önemli bir bölümü ithal, kalanının da içinde kullanılan kimyevi maddeleri onlarda ithal. Sadece 2020 yılında 4 milyon tondan fazla gübre ithal etmişiz. Karşılığında da 1 milyar dolardan fazla dışarıya para ödemişiz. Gemlik Gübre özelleştirilmiş, Samsun Gübre özelleştirilmiş, AK Parti döneminde gübre üreten, ya da gübre üretiminde kullanılan cevherleri üreten 7 fabrika birden özelleştirilmiş. Eskiden gübre ucuzken depolayıp, yıl boyunca uygun fiyattan çiftçiye satan TZDK kapatılmış. Sonuç, çiftçi gübre fiyatlarının altında inim inim inliyor.

SARAY ÇİFTÇİYE KANUNEN HAK ETTİĞİ DESTEĞİ VERMİYOR

Bu Hükümet çiftçiye kanunun ver dediği desteği vermiyor. 2007’den 2020’ye kadar hükümetin çiftçiye destek ödemelerinden borcu 177 milyar lira. Saray hükümeti, çalgılı türkülü eğlencelerle gününü gün ederken, her bir çiftçi ailesine 81 bin 632 lira borç takmış. Şimdi hükümet çiftçiye hak ettiği desteği ödemeyince, çiftçi ne yapsın? Çiftçi de bankaya, kooperatife borcunu ödeyememiş. Ama çiftçinin haciz yetkisi yok, bankanın haciz yetkisi var. Tarlalar, traktörler hatta ineler bile haczediliyor. Sonuçta da çiftçinin alın teri, bu ülkenin verimli topraklarıyla bir türlü buluşamıyor. Bu hükümet kendi çiftçisini destekleyeceğine, bu ülkenin topraklarında üreteceğine, Sudan’da Nijer’de tarım yapmaya kalkıyor. İthalatla elin çiftçisini abat ediyor.

SENELERDİR SÖYLÜYORUZ, ŞİMDİ AKILLARINA GELDİ

19 yıldır doğru dürüst bir dağıtım ve pazarlama zinciri oluşturamadılar. Her yerde pıtrak gibi market zincirlerinin açılmasına izin verdiler. Şimdi timsah gözyaşı döküyorlar. Bu zincirler fiyatları internetten haberleşerek yükseltiyorlarmış. Kim yazıyor bunu? Bir yandaş medya yayın organı. Senelerdir; “Bunlar tekel oldu hem üreticiyi, hem mahalle esnafını, hem de milleti batırıyorlar” diye barbar bağırdık. Şimdi mi aklınıza geldi.

HAYAT PAHALILIĞININ NEDENİ SARAY’IN KÖTÜ YÖNETİMİ

Son 10 yılda İstanbul’da her 100 bakkaldan 30’u kapanmış. Anadolu’da durumun çok daha kötü olduğunu da biliyoruz… Yine taşıma maliyetlerini düşürmek için 19 yıldır bu iktidar ne yapıyor? Taşımacılıkla uğraşan esnaflarımız, “Yol paraları olağanüstü arttı. İstanbul’da köprüden geçip, Avrupa yakasına mal götürecek kamyon bulmak mesele” diyor. Saray’ın “Bir kuruş bile vermeden yaptırıyoruz” diye anlattığı dolarla, avroyla garanti verilen yol, tünel ve köprü fiyatları da gıda fiyatlarının artmasının arkasındaki bir başka sebep… Yani milleti canından bezdiren pahalılığın nedeni çiftçi değil, esnaf değil, kamyoncu değil, üstüne basa basa söylüyorum Sarayın kötü yönetimi… evet Sarayın kötü yönetimi.

YANDAŞA VERDİĞİNİZ DÖVİZLİ GARANTİLERİ DE TL’YE ÇEVİRİN

Bu arada buradan bir kere daha çağrıda bulunuyoruz. Madem yenilenebilir enerjide dövizli alım garantilerinden vazgeçip bu garantileri TL’ye çevirebiliyorsunuz. O halde şu yandaş Saray müteahhitlerine verdiğiniz dövizli garantileri de TL’ye çevirin. Milletin, sırtına yüklediğiniz milyarlarca liralık yükü biraz hafifletin. Biz gelip gereğini yapana kadar, vatandaşı biraz rahatlatın. Saray hükümetini uyarıyoruz. Hayali düşmanlarla uğraşmayın. Bir kerede sorumluluğunuzu bilin. Şu pahalılığı çözün. Esnaflarımızı; “Fiyatları düşürmezseniz sonunuz kötü olur” diye tehdit etmekten vazgeçin.

YAŞANANLARIN SORUMLUSU SİZSİNİZ SAYIN ERDOĞAN

Üretimdeki plansızlıktan kim sorumlu? Desteklerdeki yetersizlikten kim sorumlu? Girdilerde dışa bağımlılıktan kim sorumlu? Girdi maliyetlerindeki olağanüstü artıştan kim sorumlu? Satış ve pazarlama kanallarındaki aksaklıklardan kim sorumlu? Bunların sorumlusu esnaf değil. Bunların sorumlusu 19 yıldır iktidarda olup, yönetemeyen de, çözüm bulamayan da. Bunların sorumlusu sizsiniz, siz Sayın Erdoğan.

ÜLKEYİ KARA MİZAH ÜLKESİNE ÇEVİRDİLER

Şimdi bula bula; PTT’ye ucuz Ayçiçek yağı sattıracaklarmış. Millete icra tebligatları taşıyan PTT, şimdi de ucuz yağ satacakmış. Güler misiniz, ağlar mısınız? Ama o kadar beceriksizler ki, onu bile ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Ucuz ucuz dedikleri yağlar, üreticinin kendi sitesindeki etiketlerden yüzde 25 daha pahalı çıktı. Hakikaten bu beceriksizlik bu ülkeyi kara mizah ülkesi yaptı.

YAZIKTIR GÜNAHTIR

Vatandaşlarımızın iktidar koltuğunda oturanlardan beklediği, devletin “şirket gibi” değil, “devlet gibi” yönetilmesidir… Bunun önemini bu salgın döneminde yaşayarak hep beraber görüyoruz. Devlet, milletin “Yaşamaya değer” bir hayat sürmesini temin etmek için vardır. Oysa Saray rejimi, ülkede beş maskeyi bedava dağıtamadı, 40 yıl vergi veren esnafa 40 gün bakamadı. Şimdi de aşıyı doğru dürüst getirip yapamıyor. Yaşlı başlı dedeler, nineler “aşı kalmadı” diye; zar zor gittikleri hastane kapılarından döndürülüyor. Bir de diyorlar ki yeniden randevu alacaksınız. Yazıktır günahtır.

SARAY’IN GÜNDEMİNDE MİLLET YOK

Bu ülkede insanlar sarayın ekonomisi yüzünden canlarına kıyıyor. İzmir Buca’da gencecik bir müzisyen, iki de evlat sahibi, salgın nedeniyle alınan tedbirler yüzünden aylarca işsiz kalmış. Ve yaşadığı bunalımdan çıkamayarak canına kıymış. Bu ülkeyi yönetenlerin gündeminde umudunu yitiren genç müzisyenlerimiz var mı? Ne gezer.

Emeklilerimizden Genel Merkezimize telefon ve mektup yağıyor. Bunca yıl çalışıp, emeğinden emekliliği için bir dünya para kesilen, aldıkları emekli aylığı asgari ücretin altında olan emeklilerimiz, faturalarını ödeyemez hale geldiklerini, pazara gidemez, çarşıya çıkamaz duruma düştüklerini söylüyorlar. Bu sesi saraydan duyan var mı? Ne gezer.

Kayseri’de kirasını ödeyemeyen bir kadın esnaf icraya veriliyor dükkanındaki mallar bağlanıyor. “Ödeyemiyorum arkadaş, ödeyemiyorum. Esnaf kazanmıyor. Benim malımı götürürseniz borcumu nasıl ödeyeceğim?” çığlıkları koridorları inletiyor. Bu çığlıkları saraydan duyan var mı? Ne gezer.

Çiftçi bağırıyor: “Holding’in borcuna gelince vergileri affediyorsunuz. Bizim üzerimize çöküyorsunuz. Cumhurbaşkanı faizlerden rahatsızsa, bizim borçlarımızın üzerine bindirilen faizleri silsin. Dört defa Ankara’ya geldik, sesimizi duyan yok. 2 Şubat’ta bir kere daha geleceğiz.” Çiftçinin sesini saraydan duyan var mı? Ne gezer.

İstanbul’da bir ilçe belediyesi sosyal yardım olarak istavrit dağıtıyor. O parti, bu parti ayrımı yapmıyoruz. Allah vatandaşa bu dar gününde el uzatandan razı olsun. Ama 1 kilo balık almak için 3 bin 500 kişinin sıraya girdiğini görünce yüreğimiz sızlıyor. Bunları saraydan gören var mı? Ne gezer.

Bir yardım derneği yöneticisi, “Yardıma başvuran insanların sayısında olağanüstü artış var. Eskiden ‘yardıma ihtiyacı olan var mı’ diye araştırırdık, artık araştırmaya gerek kalmadı. Bu insanların çoğu, yardım istemeyi bile bilmiyor. Çoğu onuruna yediremiyor” diyor. İstanbul İstatistik Ofisi verilerine göre, salgının ardından, bakkallara veresiye yazdıranların sayısı yüzde 32, her 100 kişiden 32’si veresiye yazdırmış. Yine bunların borçlarının miktarı da yüzde 55 artmış. Bu tabloyu Saraydan görebilen var mı? Yok.

BORÇLAR GIRTLAĞI AŞTI

Şu dar günde millete destek vereceklerine varsa yoksa borç verdiler. Sadece vatandaşlarımızın tüketici kredisi ve kredi kartı borcu son bir yılda yüzde 44 arttı, 820 milyar TL’ye ulaştı. Bankalarda yakın izlemedeki kredilerin tutarı ise 360 milyar lira, takipteki alacak bakiyesi 150 milyar liraya çıktı. Bunca borç nasıl ödenecek?

ZAMANINIZ YOK, İNSAFINIZ DA YOK

Dünyada diğer devletler bu salgın döneminde, vatandaşlarına destek olmak için her şeyi yaparken, Saray 10,5 milyona ulaşan işsizlerimize, hayat pahalılığı altında ezilen millete, bir de Özel İletişim Vergisi’ni artırarak yüklenmeye devam ediyor. Yüzbinlerce öğrencimiz internete ulaşamazken, Özel İletişim Vergisi’ne yüzde 33,3 zam yapıyor. Deprem için getirilen, sonrada kalıcı hale döndürülen bu vergiden AK Parti bugüne kadar 35 milyar doların üzerinde para toplamış. Biz bugün eli kulağındaki Marmara Depremi konusunda, hala güvensiz konutları konuşuyorsak, toplanan bunca para nereye gitti? Ama beyler diyorlar ki buna cevap vermek için zamanımız yok. Zamanınız yok insafınız da yok.

ZAMLAR OTOMATİĞE BAĞLANDI

Yine dün bir başka zam haberi geldi. Yeni yıla doğalgaz ve elektrik zamlarıyla uyanmıştık. Dün doğalgaza yine zam yapıldı. Anlaşılan doğalgaz zammı “yüzde 1’er 1’er” otomatiğe bağlanmış. Yine bu sabah Avrasya tüneli geçiş ücretlerine de yüzde 26 zam yapılmış. Hadi bakalım raflardaki, vitrinlerdeki, etiketlerdeki fahiş fiyatların sorumluluğu esnafın. Peki, bu Özel İletişim Vergisindeki zammın, doğalgaz zammının, geçilmeyen tünel ve köprülerdeki zamların sorumlusu kim? Aslında cevap belli. Hepsinin sorumlusu “Sizsiniz, siz Sayın Erdoğan.”

PARTİ İLE DEVLET ARASINDA SINIR KALMADI

Saray bizi sürekli yanlış anlamaya devam ediyor. Hatta anlamamaya devam ediyor. Soruyoruz, bu ülkenin 128 milyar dolarını Erdoğan,  damadıyla birlikte yok etti. Şimdi bu olay hakkında yani bu ülkeyi tefeciye mahkum eden, yüksek faize mahkum eden, yüksek faiz altında milletin inim inim inlemesine neden olan bu olay hakkında herhangi bir soruşturma açıldı mı? Hayır. Hafta sonunda, Albayrak döneminden kalan iki bakan yardımcısı görevden alındı. Bu atamalar da bu rejimde önemli olanın, liyakat değil, sadakat olduğunu tekrar gösterdi. Bakan yardımcılıklarına; biri seçimlerde AK Parti Milletvekili aday adayı olmuş. Diğeri de eski AK Parti Milletvekili olan ve halen de AK Parti’nin Ekonomi İşlerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı olan iki kişi atandı. Şimdi bunlardan 128 milyar doların akıbetini soruşturmaları beklenir mi? Tabii ki hayır! Bu ucube sistemde eski Müsteşarlık makamı Bakanlık makamı oldu, eski Müsteşar Yardımcılığı makamı da Bakan Yardımcısı makamı oldu. Dolayısıyla bunlara yapılacak atamalarda; liyakat gerekiyor. Ama bu atamalarda liyakat yerine, Saraya sadakatin aranması, bu rejimin niteliğini gayet güzel ortaya koydu. Bu ucube tek adam parti devleti rejimidir. Son atamalar bu ucube vesayet rejiminde, devlet ile parti arasında artık bir sınır kalmadığını bir kez daha ortaya koyuyor. Bugün ülkemiz bir “buhranın” içindeyse, en önemli sebeplerinden biri de, işte bu vesayetçi tek adam yönetim anlayışıdır.

REFORMUN ADI VAR KENDİ YOK

Ülkenin sorunlarına bir çözüm bulamayan, artık ülkeyi yönetme kabiliyetini yitiren Saray, aylardır “reform yapacağız” türküsü tutturmuş gidiyor. Bu nasıl bir reformsa 84 gündür adı var kendi yok. 19 yıldır bir ülkeyi yöneten bir yönetimin ülkenin sorunlarını bilmesi ve çözüm için hızla gerekenleri yapmasını beklemek hepimizin hakkı. Ama bunların niyetleri reform falan yapmak değil. Liyakat yerine Saraya sadakati esas alan atamalarında gösterdiği gibi bunların derdi algıyı yönetmek.

PAKETTE NE VAR, NE YOK?

Şimdiden soruyoruz; bu reform dedikleri paketin içinde: Cumhurbaşkanının Yüksek Yargıya yapacağı atamalarda, Anayasa’ya karşı hülle yapmasını engelleyecek düzenlemeler olacak mı? HSK’yı istediği gibi tasarlamasını engelleyecek, oraya istediği atamaları yapmasını engelleyecek düzenlemeler olacak mı? TBMM’nin yasama yetkisine ortak olduğu kararnamelere bir sınır getirilecek mi? TCMB Başkanının görevden alınması zorlaştırılacak mı? Düzenleyici Denetleyici Kurumların bağımsızlığı güçlendirilecek mi? Kamu İhale Kanunu AB standartlarına uygun hale getirilecek mi? Beş müteahhide verilen dövizli garantiler, TL’ye çevrilecek mi? Mücbir sebep nedeniyle bu projeler kamuya devredilecek mi? Şu salgın döneminde sosyal yardımları güçlendirecek, milletin gelecek kaygısını azaltacak, bir Aile Destekleri Sigortası sistemi getirilecek mi? Bankalardaki sorunlu kredilerin takibi için stres testleri yapılacak mı? En önemlisi Cumhurbaşkanı parti genel başkanlığını bırakıp, tarafsız olacak mı yeminine uygun olarak? Bunların hepsinin cevabının HAYIR olduğunu biliyoruz. Çünkü Erdoğan bu reformları yaparsa, kendini inkâr eder.

REFORMU BİZ YAPACAĞIZ

Ama bunları biz yapacağız. Güçlü bir siyasi iradeyle, ortak akılla, ekonomide doğru politikalarla, bu ülke hızla ayağa kalkacak güce ve potansiyele sahiptir. Biz bunları zamanında yöneticilik yaparken gördük.

SARAY’IN TASDİKNAMESİ HAZIR

Bu ülkenin insanları kimin ne yaptığını görüyor, notunu veriyor. Saray ve avenesinin tasdiknamesini hazırladı. Önüne gelecek ilk sandıkta da, bunları evine göndermek için gün sayıyor. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında CHP, demokrasiden, hukuk devletinden yana olanlarla, “Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Rejimi” bu ülkeye getirecek. Bu ülkenin evlatları birlik ve bütünlük içinde yarınlara yürüyecek. Tüm vatandaşlarımız huzur ve refah içinde yaşayacak. Yarın bugünden çok daha güzel olacak.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Sorularınız varsa şimdi alıyım.

Soru- CHP’de üç milletvekili eleştirilerde bulunarak istifa etti. Muharrem İnce’de yakın zamanda istifa edeceğini açıkladı. Muharrem İnce’nin istifası partiye ulaştı mı? Kuracağı partiye istifa eden milletvekillerinin yanında CHP’den başka katılımlarında olabileceği iddiaları var. Bir de istifa eden Mehmet Ali Çelebi’nin eleştirileri vardı parti içi konularla ilgili. Parti içinde bir referandum istediğini dile getirdi. Sizin bu konulara ilişkin görüşünüz ve yorumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Bu ülkede Erdoğan’ın damadı istifa etti gazete ve televizyonların kahir ekseriyeti 27 saat bunu haber yapamadı. Yine Nevşehir Belediye Başkanı AK Partili Belediye Başkanlığından istifa ettirildi, Belediye Başkanı canlı yayında dudakları titreyerek, dudaklarını kemirerek istifa ettiğini söyledi, 21 aylık başkanlığında bu adamın sağlığını ve psikolojisini bu kadar bozacak neler yaşandı, Belediye Başkanını istifaya ne götürdü, bu istifanın arkasında rüşvet, yolsuzluk, hırsızlık iddiaları var mı, yok mu bunlar medyaya hiçbir şekilde yansımadı, sorgulanmadı bile… Ama CHP’den üç milletvekili istifa edince suskun medya anında 1,5 dakika içinde kıyametleri koparmaya başladı.

Ben herkese şunu açık seçik söyleyeyim, kimsenin şüphesi olmasın, sel gider kum kalır. Kişiler gelir geçer, CHP ve cumhuriyetimiz ilelebet payidar olmaya devam eder. İstifa tek taraflı bir müessesedir. İstifa partiden ayrılan arkadaşların takdiridir. Ama tam da partimiz iktidara yürürken vefa duygusunu unutup giderken partimize ve partililerimize Cumhur İttifakı’nın ağzıyla yönelttikleri ithamları ve ettikleri hakaretleri asla kabul etmeyiz. Bunları da asla unutmayız. Ayrıca hem parti içinde kalıp, hem de yeni partisinin tüzüğünün, programının hazır olduğunu söyleyenlerin açıklamalarını da etik bulmadığımızı buradan ifade etmek isterim. Bu siyasi ahlakla bağdaşmıyor. Hep söylüyoruz, milletimiz herkesin ne yaptığını görüyor, notunu da veriyor.

Soru- Cumhurbaşkanı AK Parti Genel Başkanı Erdoğan, bugün yaptığı konuşmada CHP’nin istifadan AK Partinin sorumlu tutulduğunu belirterek bunu “yüzsüzlük, pişkinlik, siyasi arsızlık” olarak nitelendirdi. Sizin bu yoruma ilişkin değerlendirmeniz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Daha yeni AK Parti Grup Başkanvekili üç milletvekilinin istifası üzerine açıklama yaptı, tweetler attı. Ne diyor? İstifalar buzdağının görünen kısmı, bunlar CHP’nin iyi günleri. Grup Başkanvekillerinin kendilerine muhalefet eden siyasi partilere yazılan kirli senaryolar hakkındaki bilgisi nereden geliyor? Yüzsüzlük, pişkinlik, arsızlık sözlerini geldiği yere aynen iade ediyoruz.

Soru- Cemil Çiçek’in AiHM ve Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına uyulmalı çıkışı ve ardından Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un, “Uyulmalı demek siyasi beyandır hukuk değildir. Karar verecek olan mahkemelerdir” sözleri konusundaki değerlendirmeleriniz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Sayın Cemil Çiçek eski bir Adalet Bakanı ve hukukçu olarak konuşmuş, hukukçu olarak da doğruları söylemiş. Ama Sayın Çiçek’in bir başka şapkası daha var. Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi… Diğer beyanı veren Uçum’da Cumhurbaşkanının Başdanışmanı… Anlaşılan sarayda hukukun nasıl uygulanacağı konusunda kavga var. Hani soruyoruz ya reformlar neden gecikiyor diye anlaşılan hukukta yapılacak reformlar konusunda da bir türlü anlaşamıyorlar, sarayda akort bozulmuş, senkron tutmuyor. Hukukta bir normlar hiyerarşisi vardır tartışmaya açık değildir. Anayasamızda da bu açıkça belirtilmiştir.

Soru- CHP Siyasi Partiler Kanunu değişmeli diyor mu? Eğer değişmeli diyorsa ne tür değişiklikler istiyor?

Faik ÖZTRAK- Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu’nda hangi değişiklikleri istediğimizi en son İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamemizde söyledik, kurultay delegelerimizde bu çağrının altına imza attı. Biz 12 Eylül darbesinin eseri olan bu Siyasi Partiler Kanunun ve Seçim Kanunu’nun değişmesini istiyoruz. Barajlar kaldırılsın, milletin vekilini Genel Başkanlar değil millet seçsin. Milletin gerçek tercihi parlamentoya yansısın. Kadın kotası getirilsin, kadınların parlamentoda temsili güvence altına alınsın diyoruz. Bundan öncede ifade ettiğimiz gibi yurtdışı seçim çevresi getirilsin. Yurtdışındaki 7,5 milyon vatandaşımızın milletvekilleri olsun diyoruz.

Soru- Ordu’da bir savcının aracının camına hatalı park notu bırakan bir vatandaş gözaltına alındı. Savcılık gözaltı sebebi olarak sileceğe zarar verdi iddiasını gösterdi. Sizin bu olaya ilişkin değerlendirmeniz nedir?

Faik ÖZTRAK- Bu yapılan ayıptır. Vatandaş arabasını yolun ortasına bırakmış olan savcıya usulünce edepli bir not bırakmış. Koskoca Ordu’da da ortalık bunun için birbirine girmiş. Bu ülkede hukuk herkese eşit uygulanmıyor. Belli ki eşitlerden daha eşit vatandaşlar var. Hukukun üstünlüğü değil üstünlerin hukuku var. En son bakanlık tarafından Hakimler Savcılar Kurulu’na bu olayı inceleme izni verildiği ifade ediliyor. İnceleme sonucunu merakla bekliyoruz. 

Soru- Sayın Akşener, “Demokrat Parti, Saadet Partisi, DEVA Partisi, Gelecek Partisi bir ittifak kuralım CHP yalnız kalsın diye ittiren bir el var. Bize yönelik bir el var” dedi. Bu hangi el ya da kim olabilir ve sizin bu sözlere ilişkin yorumunuz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Yani aslında bu elin kim olduğunu burada tarif etmeye hiçbir ihtiyaç yok. Burada yeniden AK Parti Grup Başkanvekili Muhammet Akbaşoğlu’nun sözlerini hatırlatmak istiyorum. Bu işleri öyle gizli saklı değil davul zurnayla yapıyorlar. Ama şunu açıkça ifade edelim, biz biliyoruz ki bu ülkede demokrasiye sahip çıkanların birlik ve beraberliğini bozmaya kimsenin gücü yetmeyecektir.

Teşekkür ediyorum.

DAVA AÇARSAN BENDENSİN, AÇMAZSAN SORUŞTURMAYI YERSİN

CHP Sözcüsü Öztrak, AK Parti Genel Başkanı’nın Cumhurbaşkanı yetkisine dayanıp valilere ve kaymakamlara CHP Genel Başkanı hakkında dava açma talimatı verdiğini belirterek, “Talimatı AK Parti Grubu kürsüsünden, AK Parti Genel Başkanı olarak ama Cumhurbaşkanı yetkilerine dayanarak veriyor. Böyle bir ucubelik olur mu?” diye konuştu.

İçişleri Bakanlığı’nın bir eski CHP milletvekili hakkında açtığı davanın dilekçesinin de matbu hale getirilip devletin vali ve kaymakamlarına gönderildiğini söyleyen Öztrak, “Bu talimatın anlamı açık… Kim devletin memuru, kim kendilerinin kapı kulu onu görmek istiyorlar. Dava açarsan bendensin, dava açmazsan soruşturmayı yersin!” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün CHP Samsun İl Başkanlığı’nda yaptığı basın toplantısında şunları söyledi:

Bugün büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, milli mücadelemizi başlattığı, güzel ilimiz Samsun’dayız. İl başkanlığımızı ziyaret ediyoruz. Burada olmaktan duyduğum mutluluğu ifade ederek, sözlerime başlamak istiyorum.

CHP BALKAN MASASI SAMSUN’DA

Samsun’da bugün yoğun bir programımız var. Cumhuriyet Halk Partisi Balkan Masası olarak, bir dizi etkinliğe katılacağız. Mübadelenin 98. yıl dönümünü Samsun’da anacağız. Yine Atakum belediyemizin ev sahipliğinde, Batı Trakya Türk Toplumuyla Dayanışma Toplantısı gerçekleştireceğiz.

KADINA YÖNELİK ŞİDDETTE “AMA, FAKAT” OLMAZ

Samsundayız. Ve dün maalesef Samsun’dan gelen çok acı bir haberle sarsıldık. 42 gündür kayıp olan 2 çocuk annesi Arzu Aygün’ün, hunhar bir cinayete kurban gittiğini öğrendik. Son derece üzgünüz… Ama artık sözünde bittiği yerdeyiz. Artık kınamak, ayıplamak, üzülmek yetmiyor. Kadın cinayetleri, ülkemizin kanayan en büyük yaralarından biri… Son 12 yılda 3 bin 500 kadın, cinayetlere kurban gitti. Cinsiyetçi, ayrımcı dil, nefret dili bu cinayetlerin en büyük sorumlusu. Ülkeyi yönetenlerin de kadına bakışlarında çok ciddi sorunlar var. Daha yeni, kadına “vitrin mankeni” diyen bir zihniyete sahip olduklarını gösterdiler. Bu zihniyet, şimdi altına imza attığı, kadına, çocuğa yönelik her çeşit şiddeti engellemeyi amaçlayan “İstanbul Sözleşmesi’ni” bile, tartışmaya açabiliyor. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, kadına yönelik şiddeti, kadın cinayetlerini önleyecek etkili uygulamaları amasız, fakatsız artık görmek istiyoruz. Arzu Aygün’e yüce Allah’tan rahmet, ailesine sabırlar diliyoruz.

KURUMLARI, KURALLARI, KADROLARI MOĞOL FİLLERİ GİBİ EZDİLER

Ucube tek adam vesayet rejimi elinde, “devlet krizi” her geçen gün biraz daha derinleşiyor. Moğol filleri gibi bu rejim, devletimizin kurumlarını, kurallarını ve liyakatli kadrolarını ezip, tahrip edip geçiyor. Devlet geleneğimizde bugüne kadar görmediğimiz ucubelikleri, bu rejimde, vaka-i adiyeden olarak görmeye başladık. Devlette “liyakat” bitti. Saraya “sadakat” başladı. Milletin ödediği vergilerle maaşını alan devlet memurları, AK Parti teşkilatı mensupları gibi çalışıyor. Bu ucube vesayet rejiminde devletin sınırları nerede bitiyor, AK Partinin sınırları nerede başlıyor belli değil, birbirine karışmış vaziyette.

BÖYLE UCUBELİK OLMAZ

En son AK Parti Genel Başkanı, partisinin grup toplantısında kürsüye çıkıyor, devleti parti devleti haline getiren, ülkeyi koyu bir vesayet altına alan, bu ucube rejimin parti militanı haline getirdiği memurlara, militan dediği için Genel Başkanımız hakkında valilere, kaymakamlara dava açma talimatı veriyor. Nereden veriyor bu talimatı? AK Parti grubu kürsüsünden. Kim olarak? AK Parti Genel Başkanı olarak. Ama hangi yetkiye dayanarak? Cumhurbaşkanının yetkilerine dayanarak. Böyle bir ucubelik olur mu?

DAVA AÇARSAN BENDENSİN, AÇMAZSAN SORUŞTURMAYI YERSİN

Şu dilekçeyle, iyi bakın… Bu bizim eski milletvekilimiz Berhan Şimşek hakkında İçişleri Bakanlığı’nın vermiş olduğu dilekçe. Bu atama şimdi atama İçişleri Bakanı’nın talimatıyla bu dilekçe matbu hale getirilmiş, AK Parti Genel Başkanı’nın Meclis grubu kürsüsünden verdiği talimatın yerine getirilmesi için, devletin vali ve kaymakamlarına gönderilmiş. Bu talimatın anlamı açık… Kim devlet memuru, kim kendilerinin kapı kulu onu görmek istiyorlar. “Dava açarsan” bendensin, “dava açmazsan” soruşturmayı yersin…

DEVLET ŞANTAJLA DEĞİL, KURALLARLA YÖNETİLİR

Samsun’dan uyarıyorum. Bu mülki idareyi militanlaştırma operasyonunun dik alasıdır. Devlet keyfi talimatlarla, tehditle, şantajla yönetilmez. Devlet kurallarla yönetilir. Devlet kadrolarını parti militanı haline getirmek bu millete, bu güzelim ülkeye yapılabilecek en büyük kötülüktür, ihanettir. Yılları devlete hizmet etmekle geçmiş, Hazine Müsteşarlığı yapmış bir insan olarak bunları söylüyorum, bu uyarıyı yapıyorum.

MİLLET KRAL DEĞİL, KURAL İSTİYOR

Kanun ve kuralın olduğu yerde; keyfi kararlar alınmaz. Tek bir kişinin iki dudağına bakılmaz. Kural ve kanun hâkimiyetinin olduğu yerde, kurallar herkese eşit uygulanır. Devlet de vatandaş da ne yapacağını bilir. Belirsizlik, karışıklık, kaos olmaz. İşte bunun için milletimiz, şimdi sokaklarda bize bağırıyor “kral değil, kural istiyoruz” diyor. Bugün 2021 Türkiye’sinde kurallar herkese, her kuruma eşit uygulanıyor mu? Hayır! Buna Samsun’da şahit oluyoruz. Atakum Belediyemizin hizmet binalarına, AK Parti döneminden kalan borçlar nedeniyle haciz geliyor. Bu binalarda milletimiz yemek yiyor, nikâh yapıyor, düğün salonu, konferans salonu bu şekilde Atakumlu hemşerilerine hizmet veriyor. Bunlardan sadece Atakum’daki hemşeriler değil tüm belde de yararlanıyor, tüm şehir yararlanıyor. AK Parti elindeyken belediyeye yapılmayan hacizler, şimdi yapılıyor. Neden? Cumhuriyet Halk Partili belediye hizmet veremesin.

BELEDİYELERİMİZİ ENGELLEMEYE GÜÇLERİ YETMEYECEK

Bunu Ankara’da yapıyorlar gördük, İstanbul’da yapıyorlar, İzmir’de yapıyorlar, diğer bütün büyükşehirlerimizde, il belediyelerimizde, ilçe belediyelerimizde, hepsinde yapıyorlar. Kendi belediyelerine ballı börek, bizim belediyelerimize haciz. Sebebi? Millete hizmeti engellemek. Ama ne yaparlarsa yapsınlar milletimiz görüyor, bizim belediyelerimiz çok iyi çalışıyor. O nedenle bunlar haset, kıskanıyorlar. Buradan şunu açık söyleyeyim, bizi engellemeye, bizim belediyelerimizi engellemeye güçleri yetmeyecek. Belediyelerimiz, Genel Başkanımızın da açık talimatıyla milletimizin yanında olmaya devam edecekler. Bizim belediyelerimiz bu pandemi döneminde millet-devlet dayanışmasının en güzel örneklerini verdiler. Bundan sonrada vermeye devam edecekler.

YALOVA’YA MÜFETTİŞ YAĞDIRIYORLAR, YA SAMSUN’A?

Kuralların adaletli uygulanmasından bahsettik, bir başka olay daha var Samsun’da. Samsun Büyükşehir Belediyesinde görevli bir daire başkanı, rüşvet ve irtikâp soruşturması kapsamında tutuklanmış. Bu daire başkanının evinde ve iş yerinde yapılan aramalarda, koskoca bir servet çıkmış. Hatırlarsanız eskiden de çıkardı ayakkabı kutularında falan. Konu ulusal basına da yansımış. Tamam “suçun şahsiliği” ilkesi var ama Cumhuriyet Halk Partisi olarak bunu mutlaka sormamız gerekiyor. Bizim Yalova Belediye Başkanımız, altında çalışan memurların yolsuzluğunu fark ediyor, bunu kendi ihbar ediyor ama görevinden uzaklaştırılıyor. İçişleri Bakanı geçen yıl, Yalova Belediyesine müfettiş yağdırıyor. Peki, aynı İçişleri Bakanı bugün Samsun Büyükşehir Belediyesine, bu rüşvet ve irtikâp olayını incelemek üzere, müfettiş gönderdi mi, göndermedi mi? Bu belediye CHP’de olsaydı, müfettiş gönderir miydi, göndermez miydi? Samsun Büyükşehir Belediyesinde, rüşvet ve irtikâp soruşturması genişletilecek mi? Yoksa üstü mü kapatılacak? Bu soruların cevabını bekliyoruz. Milletvekilimiz bu soruları mecliste de sordu. Bu durumu kıymetli Samsunluların takdirine ve tüm Türkiye’nin vicdanına bırakıyorum. Ama ne olursa olsun biz bu olayın takipçisi olmaya devam edeceğiz. Çünkü burada tüyü bitmedik yetimin hakkı var.

ÜLKEYİ UÇURACAKLARINA YOLSUZLUĞU UÇURDULAR

Maalesef ucube vesayet rejimiyle, bugün ülkemizde hukukun üstünlüğü kalmadı. Denge ve denetim yok. Şeffaflık, hesap verebilirlik yok. “Ülkeyi yönetenler yolsuzluk yapıyor” algısı her geçen gün biraz daha güçleniyor. Bunu ben demiyorum. Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün her yıl yayımladığı, “Küresel Yolsuzluk Algı Endeksi” var. Tek adam vesayet rejimi projesinin düğmesine basıldığı günden bu yana, yolsuzluk endeksinde tepetaklak aşağı düşüyoruz. 2013’ten bu yana, 33 basamak gerilemişiz. Yolsuzluk algısının en hızlı bozulduğu beş ülkeden biri Türkiye. Bu konuda aynı ligde yer aldığımız ülkeler; Kolombiya, Ekvator, Trinidad Tobago ve Doğu Timor. “Ülkeyi uçuracak” dedikleri ucube tek adam rejimi, “yolsuzluğu” uçurmuş.

UÇAN ÜLKE DEĞİL, MERKEZ BANKASI’NIN 128 MİLYAR DOLARI

Bu ucube rejimle başka şeylerde uçmuş? Döviz uçmuş, faiz uçmuş, hayat pahalılığı uçmuş, işsizlik uçmuş, dükkanın kapısına kilit vuran esnafın sayısı uçmuş gitmiş, arazisini, traktörünü, ineğini Tarım Kredi Kooperatiflerine, bankalara kaptıran çiftçilerin sayısı uçmuş gitmiş. Kayınpeder, damat bir olmuş, “faiz sebep, enflasyon netice”dir demişler. Merkezi Bankası kasasındaki 128 milyar doları uçurmuşlar. Daha dün açıklandı. 2020’de Merkez Bankasının kasasında, bankaya ait tek kuruş döviz kalmamış. Emanet dövizleri ayıkladığınızda, yani başkasından kısa vadeli iade edeceğim sana diye borç aldığınız dövizler ayıklandığında, bankanın kasası 44 milyar dolar açık veriyor.

UÇAAN REZERVLER YÜZÜNDEN, FAİZLERİ DE UÇURDULAR

Şimdi uçan rezervleri yerine koymak için faizleri uçuruyorlar. Dünyanın en yüksek politika faizine sahip 10 ülkesinden biriyiz. Bizimle aynı ligde Haiti, Sudan, Kongo gibi ekonomiler var. Peki, bu yüksek faizle, millete “Al bununla idare et” diye verilen borçlar nasıl çevrilecek? Esnaf, işadamı bunun altından nasıl kalkacak? Çiftçi bunun altından nasıl kalkacak? Bankalarda bugün yakın izlemeye düşmüş 360 milyar liralık kredi var. Üstüne birde 150 milyar liralık da tahsili gecikmiş kredi var. Bunlar nasıl ödenecek bu yıl? Bu yüksek faizle nasıl yatırım yapılacak? Bu arşa çıkmış işsizlik nasıl düşürülecek?

ERDOĞAN: “FAİZE KARŞIYIM”

MERKEZ BANKASI BAŞKANI: “FAİZLER YÜKSEK KALACAK”

Bu ülkede 10,5 milyon işsiz var. Çalışıyor göründüğü halde bir türlü iş başı yapamayan günde 47 liraya talim eden 2 milyon yurttaşımız var. Bunlar ne yapacak? Erdoğan “yüksek faize karşıyım” diyor. Ama atadığı yeni Merkez Bankası Başkanı çaresizlik içinde, “faizler uzun süre yüksek kalacak” diyor. Kasada döviz bırakmayıp, milleti tefeci faizine mahkum eden bakan ve memurlardan ne zaman hesap sorulacak? Burada soruyoruz, kaç haftadır bunu soruyoruz. Milletin 128 milyar doları gitmiş hesap soran yok. Aynı memurlar hala daha işbaşında. Olan dar gelirliye, fakir fukaraya oluyor. Ya yüksek faize işsizliğe razı olacak ya da paramızın pul olmasına ve pahalılığa razı olacak. “Kırk katır mı? Kırk satır mı?” hikayesi…

HEM ENFLASYONUN HEM FAİZİN ŞAMPİYONLAR LİGİNDEYİZ

Sadece faizde değil, enflasyonda da dünyanın şampiyonlar ligindeyiz. En yüksek enflasyona sahip 15 ülkeden biriyiz. Burada da rakiplerimiz, Nijerya, Etiyopya, Haiti, Zambiya… Türkiye bu hale getirdi. Tencereler boşaldı. Mutfaklarda yangın var. Ayçiçek yağı, gençler arasında tek taş pırlanta gibi muamele görüyor. Hırsızlar evlerde para ve altın değil, artık “ayçiçeği yağı” arıyorlar.  Gaziantep’in Nizip ilçesinde, çiçek yağları çalınıyor.

BİZDEKİ MUTFAK ENFLASYONU DÜNYANIN BEŞ KATI

Bu ucube rejimin iş başı yaptığı Haziran 2018’den bugüne kadar, ülkemizde mutfaklardaki enflasyon yüzde 50’ye dayandı. O da TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla… Dünyada aynı dönemdeki gıda enflasyonu yüzde 11. Bizdeki mutfak enflasyonu, dünyanın beş katı. Beceriksizliğin bu kadarı olmaz. 19 yıldır iktidardalar. 19 yıldır bu memleketin “soğan-patates” sorununu bir türlü çözemediler. 2019’da soğan ve patates fiyatları, arz yetersizliği ve hastalık nedeniyle yükseldi, tüccara, depocuya edilmedik hakaret kalmadı. Adamlara terörist dediler. Sonra Mısır’dan fahiş fiyatla döküntü soğanları getirdiler, soğan ve patates ihracatına da yasakladılar. Ama buna rağmen milleti o soğuk kış günlerinde tanzim satış mağazalarının önünde patates, soğan kuyruklarına soktular. Bu yıl salgın nedeniyle oteller, lokantalar kapanınca, soğanlar, patatesler üreticinin, tüccarın elinde kaldı. Depoda kuru soğanın kilosu 60 ila 80 kuruşa düştü. Soğanın üretim maliyeti bunun çok çok üstünde.

TERÖRİST DAMGASI YEMEMEK İÇİN YÜKSEK FAİZE RAZI OLDULAR

Şimdi pahalılığın tek sorumlusu olan Saray, depo basarım, polis yolların deyince de, iş alemini, esnafı temsil eden, TÜSİAD, MÜSİAD, TESK, TOBB bir araya geliyor. Sanayici, tüccar ve esnaf kuruluşları, “Merkez Bankası ne yaparsa razıyız, faizden şikayet etmeyeceğiz” anlamına gelen açıklamalar yapıyorlar. Ne oldu? ­Sizin ağa babalarınız düne kadar, “Bu faizle, bu iş gitmez” diyordu. Anlaşılan yarın bir gün “terörist” damgası yememek için, yüksek faize de razı oldular. Bir de istişare istediler. Hala anlamıyorlar, görmüyorlar. Sarayın en çok nefret ettiği şey, istişare… Saray hubris hastalığına tutulmuş sadece kendi aklını beğeniyor. Kendi aklı bir yana, milletin aklı başka bir yana…

ÇİFTÇİYE DEĞİL, YANDAŞ MÜTEAHHİTLERE SAHİP ÇIKIYORLAR

Tarımda üretim planlaması yapmadan, çiftçiye destekleri tam zamanında vermeden, girdi maliyetlerini düşürecek önlemleri almadan, bu sofradaki yangın sönmez. Şu anda Türkiye’de büyük bir “gübre krizi” var. Tam toprağa gübre atma dönemindeyiz. Geçen yıl bu zamanlar; taban gübresinin tonu 1.700 liraydı. Bugün 2.600 lira. Üre gübresinin tonu 1.650 liraydı. Bugün aynı gübre 3.000 lira. DAP gübresinin tonu 1.850 liraydı. Bugün 3.450 lira. Gübre fiyatları, yüzde 53 ile yüzde 86 arasında bir yılda zam görmüş. Ama ülkeyi yönetenlerden gık yok. Tarlası, traktörü haczedilen çiftçiler, 2 Şubat tarihinde beşinci defa Ankara’ya gelmeye hazırlanıyorlar. Bir kere daha seslerini Saraya duyurmaya çalışacaklar. Aslında çiftçinin, üreticinin devlet katında sahibi yok… Varsa yoksa yandaş, varsa yoksa 5 tane havuz müteahhidi. Geçen yıl bütçeden 2 milyon 100 bin çiftçi ailesine, 22 milyar lira destek verdiler. Ama geçilmeyen köprülere, geçilmeyen tünellere, uçulmayan havaalanlarına, köprü ve yollar için, 14 milyar lira verdiler. Bu yıl çiftçiye verilen destek miktarı geçen yılla aynı tutuldu bütçede 22 milyar. Ama yine müteahhitlerin garantileri dövizli olduğu için onlar kat kat artarak gidecek.

BU PAHALILIK SİZİN ESERİNİZ SAYIN ERDOĞAN

Bu ülkeyi, koskoca ülkeyi, bir avuç müteahhidin ikbali için çalıştırmak doğru bir şey mi? Ondan sonra da çıkacaksınız, “Bu fiyatları acaba kim artırıyor?” diye sağa sola bakacaksınız. Bu pahalılık sizin esriniz, sizin Sayın Erdoğan.

VERİLEN PARA HEM AZ, HEM DE ARTIK ÇOK GEÇ

Bu ucube rejimi halka yutturmaya çalışırken, “Kararlar çok hızlı alınacak”, “İşler çok hızlı yürüyecek” diyordunuz. Ama salgında esnaflarımıza yardım hızla verilemedi. Onun yerine esnafa IBAN numarası gönderip, siz onlardan yardım istediniz. Devlete 40 yıl vergi veren esnafa, 40 gün bakamadınız. Vere vere faiziyle borç verdiniz. Bu süreçte lokantalar, eğlence yerleri, eğlence mekânları, kafeler, kahvehaneler esnaflarımız perişan oldu, kapandı. Dilimizde aylardır tüy bitti. “Esnafın gelir ve ciro kayıplarını telafi edin”, dedik. İskoçya’dan, İngiltere’den, Amerika’dan örnekler verdik. “Dünya ne yapıyorsa, siz onu yapın” dedik. Laf, söz dinlemediler. En sonunda baktılar olmayacak; esnafa, kaybedilen cirolarının yüzde 3’ü kadar bir destek vermeye razı oldular. Ama onu da doğru düzgün veremiyorlar. Çok açık söylüyorum, bu verdiğiniz para çok az, hem de artık çok geç kaldınız. Aslında bütün dünya bu yaşadıklarımızın aynen bir dünya savaşı gibi olduğunu kabul ediyor. Salgın bitince eğer biz esnafımızı ayağa kaldıramazsak o hani hep bahsettikleri yeni fırsatlar geliyor dedikleri var ya, o fırsatları kaçıracağız, savaşı da kaybedeceğiz.

SALGINDA OLDUĞU GİBİ AŞIDA DA KARARTMA UYGULUYORLAR

Ucube rejimin vadettiği hızlı karar alma yeteneği, aşıda da kendini gösteremiyor. Ocak sonuna kadar “40 milyon doz aşı gelecek” dediler. Bu sabah gelenlerle beraber, gele gele Ocak sonuna kadar gelen aşı miktarı 12 milyon doz. Bunun tamamı da Çin’den… Birde, bu ay sonuna kadar 1,5 milyon doz Alman aşısı gelecekti. Nerede bu Alman aşıları? Gelmediyse niye gelmedi? Çok açık söyleyeyim, aşıda özellikle Anadolu’da çok ciddi sorunlar yaşanıyor. Bu sabah Konya’dan bir arkadaşım aradı, dedesiyle babaannesini aşı olmak üzere hastaneye çağırmışlar. O da sabah almış götürmüş. Hastaneye gitmişler, daha henüz aşılar gelmedi demişler. Bu ne biçim aşı yönetimi? Yaşlı başlı insanları oraya kadar, hastaneye kadar götürüp kapıdan niye çeviriyorsunuz? Telefon yok mu açarsınız daha aşı gelmedi öğleden sonra gelin dersiniz. Söylüyorum, salgın konusunda olduğu gibi, yaptıkları gibi aşıda da karartma uyguluyorlar.

AŞI TEDARİKİNDE GECİKTİK AMA HAVA ATMAKTA GECİKMİYORUZ

Yalnızca aşıların tedarikinde değil, aşılamanın kendisinde de çok geç kalıyoruz. Aşıları diğer ülkeler bizden çok daha hızlı yapıyorlar. Bakın İngiltere’de, beğenmiyorlar İngiltere’yi nüfusun yüzde 12’si aşılandı. Amerika Birleşik Devletlerinde nüfusun yüzde 8’i aşılandı, Birleşik Arap Emirliklerinde nüfusun yüzde 29’u aşılandı. Rekor İsrail’de. İsrail nüfusunun yüzde 50’si aşılandı bile. Bizde ise dün itibariyle yüzde 2’deydik. Aşı tedarikinde geciktik,  aşılamada gecikiyoruz. Ama hava atmakta hiç gecikmiyoruz. Erdoğan dün çıkıyor diyor ki, “en çok aşı projesi yürüten üçüncü ülkeyiz” diyor. Bu işler proje yürütmekle olmuyor. Soruyorum ben buradan: Bu projeler ne zaman tamamlanacak, ne zaman bu aşılar millete yapılmaya başlanacak? Proje anlatarak milletin sağlığını korumak mümkün değil ki.

SARAY’IN 82 GÜNDÜR YAPAMADIĞI REFORMU, BİZ 15 GÜNDE YAPARIZ

Şimdi yine hızlı karar alma demişken. Damat “At izi, it izine karıştı. Allah sonumuzu hayreyleye” deyip, kaçıp gitmesinden bu yana 82 gün geçti. 82 gündür Erdoğan’ın ağzında, bir “reform türküsü”dür gidiyor. 82 gündür reform yapacağız, reform yapacağız. Ama 82 gündür reformun adı var, kendi ortada yok. Kaç yıldır ülkeyi yönetiyorsunuz. Bu ülkede hangi reformlara ihtiyaç var bunu daha hala öğrenemediniz mi? Açık söyleyeyim, biz işbaşına gelsek 15 günde bu reform işlerini bitiririz hem de çok daha kapsamlı reformları yapar ülkeyi biran önce düze çıkarırız. Çünkü biz takip ediyoruz. Nerede ne eksiklik var görüyoruz. Tecrübeli kadrolarımızla da bunlara gerekli çözümleri üretiyoruz. Ama ben şüpheleniyorum, acaba bu reform ataletinin arkasında huylunun huyundan vazgeçmemesi mi yatıyor? Öyle gözüküyor ki, nasıl huylu huyundan vazgeçmiyorsa tek adam da tek adamlığından vazgeçmek istemiyor? Bir takım yetkilerini elinden bırakmak istemiyor.

MİLLET SARAYIN TESDİKNAMESİNİ HAZIRLADI

Milletimizin çektiği acılar her gün daha da ağırlaşıyor. Bu Saray ittifakının elinde geçen her gün, zam ve zulüm daha da ağırlaşıyor. Milletimiz dört gözle, seçim sandığının önüne gelmesini bekliyor. Ülkeyi yönetenlere bunlara notunu verdi. Karnelerini hazırladı. Önüne gelecek ilk sandıkta, tasdiknamelerini ellerine verecek, yerlerini gösterecek, evlerine gönderecek. Güçlendirilmiş demokratik parlamenter sistemle, yeni kurallar, yeni kurumlar ve yeni kadrolarla dostlarımızla beraber ülkemizi hak ettiği özgürlük, güven ve refaha taşıyacağız. Biz buna inanıyoruz, biz buna hazırız.

SARAY’IN GÖRMEDİĞİ GERÇEKLERİ VATANDAŞ GÖRÜYOR

CHP Sözcüsü Öztrak, Saray’ın şahsım rejimin milletin hiçbir derdine derman olmadığının artık herkesin gördüğü bir gerçek olduğunu belirterek, “Bu, Saray’ın bir türlü görmediği, görmek istemediği askıda ekmek kadar gerçektir. Çöpten yiyecek toplayan vatandaşlarımız kadar gerçektir. İşsizlik ve yoksulluk kadar gerçektir. Canı burnuna gelen çiftçilerimiz kadar gerçektir. Günlük 47 lirayla ücretsiz izne gönderilen emekçilerimiz kadar gerçektir. Ayın sonunu getiremeyen emeklilerimiz kadar gerçektir. Saray bunları görmese de Allah’a şükür vatandaşlarımız görmektedir” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Dört gün önce Hakkari’de mayına basarak ağır yaralanan Piyade Er Selim Gedik, şehit oldu. Şehidimize Allah’tan rahmet, milletimize ve kederli ailesine sabır diliyorum. Gine Körfezi’nde bir ticari gemimizdeki 15 personel, korsanlar tarafından kaçırıldı. Kaçırılan denizcilerimizin ailelerinin kaygılarını paylaşıyoruz. Süreci takip ediyoruz. Denizcilerimizin sağ salim bir an önce ailelerine kavuşmalarını umut ediyoruz.

MİLLETİMİZ LİYAKATLİ, AHLAKLI EVLATLARINI UNUTMUYOR

Yine sözlerime başlamadan önce, dün vefatlarının yıl dönümü olan üç önemli ismi bir kere daha saygı ve rahmetle anıyorum. Türk siyasetinin mümtaz şahsiyetlerinden, Dışişleri Bakanı Sayın İsmail Cem… Hain bir suikasta kurban giden Diyarbakır’ın Gaffar Babası, Şehit Emniyet Müdürümüz Gaffar Okkan… Ve ülkemizde araştırmacı gazeteciliğin simgesi, Kalpaksız Kuvvacı, katıksız Atatürkçü, bugünün tarihini, 30 yıl önceden yazan Sayın Uğur Mumcu. Her birine Allah’tan gani gani rahmet diliyoruz. Milletimiz liyakatli, ahlaklı evlatlarını unutmaz, unutmuyor bunu da görüyoruz.

AŞI TEDARİKİ YALAN RÜZGARINA DÖNDÜ

Bugün Merkez Yönetim Kurulumuzun gündeminde, salgın süreci ve yaşadığımız “aşı krizi”, hükümetin faturasını vatandaşlarımızın sırtına yüklediği her gün biraz daha fazla yüklediği “ekonomik kriz”, ucube vesayet rejiminin her gün daha da derinleştirdiği “devlet krizi” ve bunların sonucunda içinde yaşamakta olduğumuz ağır buhran vardı. Aşı tedariki adeta “Yalan Rüzgarı” dizisine döndü. Hükümet, geçtiğimiz yıl Aralık başında, bu yıl Ocak ayı sonuna kadar 40 milyon doz aşının ülkeye geleceğini açıklamıştı, millete taahhüt etmişti. Şubat sonuna kadar ise 50 milyon doz aşı gelmiş olacaktı. Bu hafta sonuna kadar gelen sadece 3 milyon dozdu. Geçtiğimiz Cuma, AK Parti Genel Başkanı, “Nasip olursa” hafta sonunda ikinci parti aşının geleceğini, “Beklentisinin” 10 milyon doz olduğunu söylemişti. Ancak bugün ikinci partide geldi ve gelen aşı miktarı 6,5 milyon doz. Onun içinde bu gelen ikinci partinin ilk dilimi adını koydular. Şimdi Ocak ayı sonundayız. Bugün gelenlerle, gele gele 9,5 milyon doz aşı geldi.

AŞI TEDARİK SÜRECİNDE DE KARARTMA VAR

Ne söylenen takvimi tutturabildiler, ne de aşı sayılarını… “Nasip, beklenti” gibi sözcüklerin arkasına sığınan sarayın kibirlisi, millete kesin bir aşı takvimini veremedi. Çin’deki aşı firmasıyla imzalanan bir sözleşme var deniyor, varsa neden bu aşıların tedariki gecikiyor, bu belirsizliğin sebebi nedir? Bunun nedenini millete açıklamak zorundasınız.  Biontec-Pfizer aşıları, yani Alman aşıları ne zaman gelecek? Sağlık Bakanı 1,5 milyon doz Alman aşısının, Ocak ayında geleceğini söylemişti. O aşılardan da hiçbir haber yok. Ne oluyor bu aşılara? Bu bir türlü gelemeyen Çin aşılarına ne kadar ödedik? Alman aşısı için ne kadar para ödeyeceğiz? Bunları hem biz öğrenmek istiyoruz, hem de bunları öğrenmek milletimizin hakkı. Ama salgın verilerinde olduğu gibi, aşı tedarik sürecinde de müthiş bir karartma uygulanıyor. Gerçekler milletten gizleniyor.

AŞIDA ADALET YOK

Ülkeyi yönetme kapasitesini tamamen yitiren, ülkeye acemi şoförler gibi patinaj yaptıran, milleti zor gününde yapayalnız bırakan Saray, aşıda da adaleti yok etti. Bir kural varsa uygulanmak için vardır. Eğer diyorsanız ki gelen ilk aşı sağlık çalışanlarına ve 80 yaş üstüne yapılacak, bu uygulanmak zorundasınız. AK Parti’nin MKYK üyelerinden, Belediye Meclis üyelerine kadar, bu kriterleri hiçbir şekilde taşımayanlar aşılanmaya başladıysa, üniversite hastanelerinde, torpilli aşı listeleri ayyuka çıkmışsa, milletin aşı sırasına kaynak yapan yapanaysa ne oldu bu aşı adaleti? Millet kendini sahipsiz hissediyor. Biz de, milletimiz de bir an önce somut bir aşı tedarik planını bekliyoruz. Somut, VİP’siz, torpilsiz bir aşılama programının uygulandığını artık görmek istiyoruz. Yani meydana gelecek her sapmanın, her uygulama hatasının sorumlusu Erdoğan’dır. Bu hesabın Saray tarafından verilmesini de bekliyoruz.

SARAY, YARGITAY’I EMELLERİNE ALET ETTİ

Ülkemizde “adalet” sadece laftan ibaret… İstanbul Adliyesi’nden çıkıp bir çay içmek için Yargıtay’a uğrayan, oradan da Anayasa Mahkemesi’ne ışınlanan İrfan Fidan’ın atama kararı Resmi Gazete’de yayımlandı. Şahsımın vesayet rejiminin en müşahhas örneklerinden olan, toplumu karpuz gibi ortadan ikiye bölen, tartışmalı siyasi davaların “İrfan Fidan’ı” Anayasa Mahkemesi yargıçlığına ışınlandı. Şimdi Anayasa, Cumhurbaşkanına açıkça; “Anayasa Mahkemesine üye seçeceksen bunların üçünü Yargıtay’ın seçtiği, gösterdiği üyeler arasından seçeceksin” diyor. Anayasanın Yargıtay üyeleri arasından seçilecek demesine rağmen Cumhurbaşkanı önce İrfan Fidan’ı bir Yargıtay üyeliğine atıyor. Sonra dönüyor Yargıtay’ın Anayasa Mahkemesi üyelerini belirlemek için yapacağı seçimleri, İrfan Fidan’ın ataması yapılana kadar bekletiyor. Yargıtay üyelerine talimatla Anayasa Mahkemesine aday gösterilecek üyeler arasına seçtiriyor. Sonra da kör gözün parmağına, Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçiyor. Cumhurbaşkanı koskoca Yargıtay’ı kendi emellerine alet etmiştir. Buna cüret etmiştir.

DAHA ÖNCE DE YAPTILAR, SONUÇ HÜSRAN OLDU

Bu atama açıkça şunu göstermektedir: Saray yönetimi liyakate değil, sadakate bakmaktadır. Sadıkları da ödüllendirmek için anayasa falan hiçbir şey dinlememektedir. Bunu da milletin gözünün içine soka soka yapar. Rüşvetten aklanmamış Bakan büyükelçi yapılır. Sahte diplomalı partili pehlivan, Kamu Bankası yönetimine getirilir. Sahte diploması AK Parti Grup başkanvekilleri tarafından talimatla TBMM kürsüsünden savunulur. Bunların olduğu yerde de, hukukun yüzkarası birçok davanın savcısı İrfan Fidan, AYM üyeliği koltuğuna ışınlanır. Aslında geçmişte de bu hükümet kadroları, “Ne istediniz de vermedik” dedikleri ortaklarıyla birlikte, Anayasa Mahkemesi’ne benzer ışınlamalar yapmışlardı. Sonuç? Sonuç hüsran oldu. Ama öyle gözüküyor ki, Saray bundan ders almamış FETÖ taktiklerinden hala vazgeçmiyor.

KARNE BİLE SİYASİ İSTİSMAR KONUSU OLDU

Şahsım ucube vesayet rejiminde Valiler AK Parti il başkanı, Kaymakamlar ilçe başkanı oldu. Hal böyle olunca da işsiz kalan AK Partili İl Başkanları, devlet memurluğuna soyunmaya başladı. Benimde seçildiğim il olan ilim Tekirdağ’da AK Parti İl Başkanı, Merkez ilçemiz Süleymanpaşa’daki Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencilerinin evlerine, karne ve takdirnamelerini götürdü. Aslında salgın nedeniyle alınan önlemler çerçevesinde, öğretmenler dahi öğrencilerine karne dağıtamadı.  Ama AK Parti İl Başkanı kapı kapı dolaşıp karne dağıttı. Bunu da öyle sessiz sakin değil, partisinin seçim müzikleri eşliğinde, bir de videosunu çekip paylaştı. Küçücük çocuklarımızın karne ve takdirnameleri bile, AK Parti’ye propaganda malzemesi oldu, siyasi istismar konusu oldu. Öyle görülüyor ki, seçim kaybetme korkusu artık dağları bekliyor.

OKUL MÜDÜRÜ İL BAŞKANIYLA, ÇOCUKLARIN KİŞİSEL VERİLERİNİ PAYLAŞMIŞ

Şimdi sorulması gereken bu konuyla ilgili esas soruda şu? Bu öğrencilerin karne ve takdirnamelerini AK Parti İl Başkanının eline kim verdi? AK Parti İl Başkanı, çocuklarımızın kişisel verilerine, bilgilerine nasıl ulaşabildi? Millet çocuğunun karnesini E-Devletten alırken, bu İl Başkanı bu karnelere nasıl ulaştı? Bu çok ciddi bir suç. Anlaşılan AK Parti İl Başkanı, karneleri lise müdüründen almış. Devlet memuru olan lise müdürü, bir öğrencinin karnesini ve adresini, yani küçücük çocukların kişisel bilgilerini, hangi yetkisine dayanarak bir siyasi partinin il başkanına verebiliyor?

MÜDÜRÜN İLK VUKUATI DEĞİL

Aslında bu okul müdürünün okulun internet sitesinde yer alan bu resmi işin esasını gösteriyor. Şu arkadaki resme bakın, Erdoğan’ın partisinin Rabia işaretinin okul müdürünün odasında ne işi var? Aslında bu, bu okul müdürünün ilk vukuatı da değil. Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olan 23 Nisan’da okuluna bayrak asmamakla gündeme gelen bir müdür bu. Ama her ne hikmetse hükümet bu müdür hakkında soruşturma başlatılacağına, olayı gündeme getiren, suç duyurusunda bulunan öğretmen sendikanın şube başkanı hakkında soruşturma açıyor. Bu adamın bu cesareti nereden aldığı belli… Milli eğitimde kötü yönetim ve partizanlık aslında bir nesli kaybetmemize neden oluyor.

ONA MEMUR DEĞİL MİLİTAN DENİR

Eğer devlet memurları memurluğunu unutup, bir siyasi partinin propagandasını yapmaya ya da ona destek olmaya başladılarsa, bir partinin seçimlerde başarısı için mücadele ediyorlarsa, bir siyasi örgütün etkin üyesi gibi çalışıyorlarsa, onlara memur denmez. Onlara “militan” denir. Bunu sadece biz demiyoruz. Türk Dil Kurumunun sözlüğü de böyle diyor. Ucube şahsım vesayet rejiminde, parti nerede bitiyor, devlet nerede başlıyor artık karıştı. Devlet, böyle çürür. Devlette liyakat böyle bitirilir, kurumlar böyle yıkılır. Kuralların yerini krallar alır. Yönetenler Saraylarında zevki sefa sürerken, vatandaş askıda ekmeğe bu şekilde mahkûm edilir.

VATANDAŞ KRAL DEĞİL KURAL İSTİYOR

Vatandaşlarımız artık, “Kral değil, kural istiyoruz” diyor. Gittiğimiz yerlerde, esnaf, çiftçi, iş insanı, emekçi bunu söylüyor. Kural olmayan yerlerde kaos, belirsizlik, güven bunalımı olduğunu, bunun devlet krizine yol açtığını, yaşayarak öğrendik. Devlet ne için vardır? Vatandaşların huzuru ve refahı için vardır. Milletimiz salgında, Saray hükümetini yanında göremedi. Dünyada hükümetler; salgın nedeniyle iş yerlerini kapattılar doğru. Ama bunu yaparken vatandaşları canlarıyla cüzdanları arasına sıkıştırmadılar. Esnafına, çiftçisine, besicisine, işçisine, KOBİ’sine tüm vatandaşlarına salgında kazanamadıkları para için bütçeden karşılıksız destek verdiler. Saray hükümeti ise bu ülkede beş maskeyi bedava dağıtamadı, devlete 40 yıl vergi veren esnafımıza 40 gün bakamadı. Bir yandan “dünya lideri” havaları atıldı, diğer yandan millete IBAN numarası gönderip bağış talep edildi. Bu hükümet dükkânını genelgeyle kapattığı esnafa destek yerine faiziyle borç verdi, şimdi kamu bankaları verdiği borçlar için yeme içme mekânlarının kapısına dayanıyorlar. İcra takibi başlatıyorlar.

SENİ HİÇ ÜZER MİYİZ EVLAT!

Ama Saray’a övgüler düzen “Kötü alışkanlıkları yüzünden” elindekini avucundakini kaptıran şarkıcının borçları, aynı kamu bankaları tarafından, “Seni hiç üzer miyiz evlat” denerek 8 ay erteleniyor. Demek ki Saray’a övgüler düzen hakiki evlat, bu ülkenin çiftçisi, esnafı, iş insanı ise üvey evlat.

ESNAFIN VERGİ VE KREDİ BORCUNU SİLİN

Bugün, en sonunda zordaki esnafın Halk Bankasına, 1 Ocak 2021 ile 30 Haziran 2021 arasındaki kredi taksitlerini ertele emrini verdiler. Yine faaliyetlerini durdurdukları esnaflarımızın, vergi borçları “mücbir sebep” gerekçesiyle ertelendi. Şimdi ben buradan soruyorum, esnaf bu dönemde ne kazandı ki, bu borcu, bu vergileri ödeyebilecek? Niye erteliyorsunuz? Yani kazanamadığı paranın vergisi mi olur? Yani bu vergi borçları neyin borcu? Buradan söylüyoruz, şu dönemde zor durumda olan esnafın vergi borcunu silin, kredi borcunu silin. Doğru dürüst bir gelir desteği vermediniz bari şu dönemde bunu yapın. Ama “benim oğlum bina okur, döner döner yine okur” varsa yoksa borç verme, sonra da borcu erteleme…

SARAY, “KAPANAN DÜKKAN YOK” DİYOR

Saray’ın kibirlisi ve avanesi, milleti tamamen unuttu. Bu ülkenin insanı çöpten, pazar artıklarından rızkını çıkarmaya çalışırken, bu ülkenin işsiz gençleri umudunu yitirip canına kıyarken, esnaflar kendilerini Ankara Kalesi’nin burçlarından atarken, bu ülkenin çiftçisinin tarlası, traktörü, besicinin ineği haczedilirken, millet işsizlik ve hayat pahalılığı arasında ezilirken artık milleti görmüyorlar, sesini de duymuyorlar. Vatandaş yardım çığlıkları atıyor, bunlar “Bu ülkede kriz yok, işsizlik yok, iş beğenmiyorlar” diyorlar. “Ülkede yoksulluğu sorun olmaktan çıkardık” diyen bakanları var. “Kuru ekmeği bulabiliyorsan aç değilsin” diyen milletvekilleri var. Çiftçi inim inim inlerken, bu ülkenin Tarım Bakanı çıkıyor, “Çiftçimizin morali çok iyi, rekor gelir elde ediyor” diyor. En sonunda da Erdoğan geçtiğimiz Cuma çıktı, “Kapanan dükkân, kapanan şirket diye bir şey yok” deyiverdi. Erdoğan, sarayından zırhlı makam arabasıyla çıkacağına, herhangi bir caddeye, herhangi bir sokağa yürüyerek gitse, beş dakika dolaşsa, boş dükkânları ve kapanan işyerlerini görecek. Satılık ve kiralık ilanlarını görecek, esnafın halini anlayacak.

ARALIK AYINDA KAPANAN ŞİRKET SAYISI %44 ARTTI

Aslında istatistiğe falan gerek yok her şey göz önünde. Ama milletin içine çıkmayınca, Sarayına kapanınca o zaman bunları göremiyorsunuz. O zaman ne yapacaksınız? Bari danışmanlarınızı gönderin, bakanlarınızı gönderin onlardan verileri isteyin. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin verilerine bir bakmakta yarar var. 2020’nin Aralık ayında, geçen yılın aynı ayına göre, kapanan şirket sayısı yüzde 44 artmış, kapanan gerçek işletme sayısındaki artış ise yüzde 141. Sene içindeki rakamlar bundan daha düşükmüş. Neye rağmen daha düşük? Kamu bankaları öncülüğünde, görülmemiş kredi genişlemesi nedeniyle düşük. Şirket bilançolarını makyajlayan, pek çok olağanüstü karar alınması nedeniyle düşük. İcra ve iflas süreçlerinin durdurulması nedeniyle düşük ama Aralık ayına gelindiğinde, kredilerin geri ödeme zamanı geldi, bu düzenlemelerin süresi bitti. O zaman da kapanan şirket sayısı Aralık ayından itibaren artmaya başladı.

MİLLETİN GÖZÜNÜN İÇİNE BAKA BAKA YALAN SÖYLÜYOR

Bankalarda 150 milyar liralık tahsili gecikmiş alacak bakiyesi var. Yakın izlemeye alınmış 360 milyar liralık kredi borcu var. Bu rakamları biz vermiyoruz. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası veriyor. Aynı Merkez Bankası, “Faizleri uzunca süre yüksek tutmaktan” bahsediyor şimdi. Peki, faizi yüksek tutacaksınız da bu borçlara bu yüksek faizlerle nasıl takla attırılacak? Milletin hiçbir sorununa çözüm üretmeyen Saray, milletin gözünün içine baka baka yalan söylemeyi artık meslek haline getirdi. Utanma yok, sıkılma yok. Erdoğan “Yüksek faiz sebep, enflasyon neticedir” tiyatrosunu yeniden başlatıyor. Büyük umutlarla iş başına getirilen Hazine ve Maliye Bakanı da, bu laflara yüksek faiz sorun laflarına gıkını çıkaramıyor. Sayın Bakan güven tahtasına kısa süre içerisinde ikinci çiviyi çaktı. Çivi belki çıkar ama izi kalır.

GÜNAHI DAMADA YIKTI, YARDIMCI PİLOTLARI DEĞİŞTİRDİ

Hep söylüyorum, bir kere daha tekrarlayım. Kayınpeder ve damat el ele verip bu ülkenin 128 milyar dolarını har vurup harman savurdular. Sonra da Damat “Haydi bana eyvallah” dedi. Sosyal medyadan vedalaştı, bir de mesaj bıraktı, “Allah da sizin sonunuzu hayretsin” dedi ortadan yok oldu. Şimdi “Ekonominin sorumlusu benim, ben” diyen, memleketi tek kişilik rejimle yöneten Sarayın kibirlisi bu durumda ne yaptı? Günahları damada yıktı, yardımcı pilotları değiştirdi. Ancak anlaşılan, yardımcı pilotların da erken emekli edilmesi zamanı geldi.

YENİ GÜNAH KEÇİLERİ BELLİ OLDU

Çünkü yeniden “Ben yüksek faize karşıyım” denmeye başlandı. Sayın Erdoğan, yüksek faize karşıysanız, elinizi kim tutuyor? Yani sizin elinizi yeni atadığınız bakan ve Merkez Bankası Başkanı mı tutuyor? Anlaşılan yeni günah keçileriniz bunlar olacak. Söz dinlemiyor diye bir Merkez Bankası başkanını görevden aldınız. Talimatla faizleri indirebilecek bir başkan yerine getirdiniz, bu başkanı da sonra yediniz. Yetmedi damadınızı da feda ettiniz. Ama döndük dolaştık, bugün dünyanın en yüksek politika faizine sahip 10 ekonomiden biri olduk.

YÜKSEK FAİZİN SEBEBİ SARAY

Sayın Erdoğan, şu faizi düşürme konusunda elinizi tutan mı var? Yoksa faiz baronları mı elinizi tutuyor da bir türlü faizi indiremiyorsunuz? Lafı dolandırmaya hiç gerek yok Sayın Erdoğan… Yüksek faizin sebebi sizsiniz. Bu ekonominin rayına oturması için de, ilkin sizin o koltuktan kalkmanız gerekiyor. Milletimiz de Allah’a çok şükür bunu görüyor. Bunun gereğini yapmak içinde sandığı sabırsızlıkla bekliyor.

KOLTUKTAN KALKMIYORSA ALTINI PİSLETMİŞ DEMEKTİR

Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Bakanlık, Milletvekilliği aslında bütün bu koltuklar millete hizmet için vardır. Millete patronluk taslamak için değil. Görev süresi tamamlanacak olan Merkel şunu söylüyor; asıl olan diyor bu görevleri haysiyetle devralıp, haysiyetle devretmektir. Rahmetli İsmet İnönü’nün de buna benzer bir sözü var; “Önemli olan iktidarda kalmak değil, itibarda kalmaktır” diyor. Şimdi millet nezdinde itibarını yitirmiş bu kadrolar, iktidar koltuğuna sıkı sıkı yapışmışlar. Bunu görünce insanın aklına, o meşhur Hint Atasözü geliyor: “Eğer birileri, oturduğu koltuktan kalkmakta sıkıntı yaşıyorsa, kesin altını pisletmiştir.”

BUNLARIN SORUMLUSU ERDOĞAN

Bugüne kadar işledikleri günahların ağırlığıyla, gözüne uyku girmeyen Saray için korku dağları bekliyor. Yargıyı, yasamayı, basını vesayeti altına alacak, hukuk devletini, demokrasiyi bitirecek, hukuk devleti ve demokrasinin bittiği yerde can ve mal güvenliği de olmuyor. Can ve mal güvenliğinin olmadığı, her şeyin tek bir yöneticinin iki dudağı arasında olduğu ekonomilerde, yatırım olmuyor. Hatta tüketimde olmuyor. Yatırımın, tüketimin olmadığı yerde iş ve aşta olmuyor. Bugün ülkede işsizlerin sayısı 10,5 milyonu geçti. Çalışıyor göründüğü halde iş başında olmayan 1,6 milyon vatandaşımızı da bunun üstüne koyun, 12 milyon kişilik dev bir işsizlik sorunu var. Bunun sorumlusu kim? Erdoğan. Hayat pahalılığı alıp başını gittiyse, çarşı, pazar yangın yeriyse bunun sorumlusu Erdoğan. Bugün esnaf perişansa, bunun sorumlusu Erdoğan. İnsanlarımız “Açım, aç!” diye haykırıyorsa, sorumlusu Erdoğan. Çiftçinin traktörüne, tarlasına haciz konuyorsa, sorumlusu Erdoğan.

ŞİDDET İTTİFAKI ELİNDE, VAHŞİ BATI KASABASINA DÖNDÜK

“Şiddet İttifakı” elinde, Memleket Vahşi Batı Kasabalarına döndü. Ülkenin başkentinde, siyasi partilerin Genel Başkan Yardımcıları, gazeteciler, güpegündüz, sokak ortasında, sopalı silahlı saldırıya uğradılar. Sarayın başındaki kimseden bu olay olduğundan beri tek bir ses, tek bir kınama yok. Sırtını Saray’ın duvarlarına yaslamış yerel mahkemeler, Anayasa Mahkemesi kararlarını yok sayıyorlar. Yok saydılar. Anayasa Mahkemesi’nin statüsü sanki bir dernek düzeyine indirildi. Alt mahkemeler Anayasa Mahkemesini takmıyor. Arkadaşımız Enis Berberoğlu’nun milletvekilliği elinden alınıyor. Anayasa Mahkemesi bir değil ikinci kez, hak ihlali kararı vermek zorunda bırakıldı. Yani millet bunlarla mı uğraşacak?

ŞANZIMANI DAĞITMIŞ, OTOMATİK VİTES DİYOR

Milletin iradesini, Meclis’in, milletvekilinin hukukunu mahkemeler ayaklar altına alıyor. Peki Meclis Başkanı ne yapıyor? Ondan da ses çıkmıyor. Ama aynı Meclis Başkanı, Meclis Genel Kurulunda tarafsızlık yemini eden Cumhurbaşkanı’nın tarafsız olmadığını, eski Cumhurbaşkanıyla bunun arasında, aynı yemini eden iki Cumhurbaşkanı arasında sadece adaşlık ilişkisi olduğunu açık açık söylüyor, bir de yeni düzeni övüyor. Bununla da yetinmiyor, şanzıman dağıtmış bu ucube rejimi, otomatik vitese alışmak zaman alır diyerek, millete pazarlamaya kalkıyor.

SARAY’IN GÖRMEDİĞİ GERÇEKLER

Bu rejimin milletin hiçbir derdine derman olmayacağı, herkesin gördüğü bir gerçektir. Saray’ın bir türlü görmediği; görmek istemediği askıda ekmek kadar gerçektir. Çöpten yiyecek toplayan vatandaşlarımız kadar gerçektir. İşsizlik ve yoksulluk kadar gerçektir. Canı burnuna gelen çiftçilerimiz kadar gerçektir. Günlük 47 lirayla ücretsiz izne gönderilen emekçilerimiz kadar gerçektir. Ayın sonunu getiremeyen emeklilerimiz kadar gerçektir. Saray bunları görmese de Allah’a şükür vatandaşlarımız görmektedir.

MİLLET SANDIK İÇİN GÜN SAYIYOR

Memleketin, özellikle bu ucube rejim kuruldu kurulalı nereden nereye geldiğini, 2023 hedefleri diye meydan meydan gezenlerin artık neden bu hedefleri ağzına almadığını, ağızlarını bıçak açmadığını bilmektedir. Önüne gelecek ilk sandıkta, kendisine bunca sıkıntı çektirenlere, bunca faturayı sırtına yükleyenlere, notunu vermek, onları evlerine göndermek için gün saymaktadır.

DOĞRU BİR YÖNETİMLE HIZLA AYAĞA KALKARIZ

Türkiye Cumhuriyeti Devleti büyük bir devlettir. Bu millet, devletini ve cumhuriyetini emperyalizme karşı dünyanın gördüğü en onurlu savaşı verdikten sonra kurmuş büyük bir millettir. Ekonomimiz daha bu Hükümetin ismi bile yokken Dünyanın en büyük ekonomileri kulübünün, yani G-20’nin bir üyesiydi, dünyanın en büyük 20 ekonomisinden biriydi. Türkiye ekonomisi, en derin krizlerin kısa sürede üstesinden gelebilmiş olan içsel dayanıklılığı yüksek bir ekonomidir. Doğru bir yönetimle, hızla ayağa kalkması içten bile değildir.

YENİ KURALLAR, YENİ KURUMLAR, YENİ KADROLAR

Çok açık söyleyeyim, yeni kuralları koyacağız. Yeni kadrolarla, yeni kurumları hep birlikte inşa edeceğiz. Yepyeni ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemle, hukuk devletini ve adaleti herkes için yeniden tesis edeceğiz. Ekonomiyi borçla şişirmek yerine, büyüme stratejimizin merkezine üretimi, üreterek büyümeyi zenginleşmeyi koyacağız. Ürettiğimizi aramızda hakça paylaşacağız, bu ülkedeki refahtan herkes payını alacak. Aile Destekleri Sigortasıyla, tüm vatandaşlarımız için asgari yaşam şartlarını sağlayacağız. “Hiçbir çocuğumuzu yatağa aç sokmayacağız.” Ve son olarak, umutları yeniden yeşerteceğimiz bu güzel ülkede, doğayı tahrip etmeden ve ekonomik dengeleri bozmadan hızla büyümek zenginleşmek için gereken her türlü tedbiri alacağız. Bunu dostlarımızla birlikte yapacağız. Az kaldı, biz hazırız.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Efendim üç milletvekilinin Muharrem İnce’nin kuracağı partiye geçeceği iddiaları var. Birde mektup gönderilmişti içlerinde İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi’nin de olduğu. O heyetle, o milletvekilleriyle görüşüleceği belirtiliyor bugünde haberlere yansıdı Özgür Özel’in Grup Başkanvekilinin yarın mecliste. Bu görüşmeler gerçekleşecek mi? Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’yla da bir görüşme yapılacak mı?

Faik ÖZTRAK- Bu işin başından itibaren söylüyorum, Genel Başkanımız milletvekillerimizle her istedikleri zaman görüşür. Dolayısıyla bunda olağanüstü bir durum yoktur. Ama bu soruyu sorup bana bunları açıklama imkanı verdiğiniz için de size çok teşekkür ediyorum.

Soru- Efendim benim sorum dış politikayla ilgili olacak. Bugün uzun bir aradan sonra İstanbul’da Yunanistan heyeti kabul edildi ve görüşmeler başladı. Onun öncesinde Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Brüksel ziyareti var. Hükümetin AB’ye olumlu mesajlar verdiği bir dönemde CHP bütün bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyor?

Faik ÖZTRAK- Şunu açıkça ifade edeyim, uluslararası ilişkilerde biz her zaman öncelikle müzakereden yana olduk, öyle olmaya da devam edeceğiz.

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ana muhalefet aktörlerinin ve kadrolarının hiçbiri bizimle eser ve hizmet siyaseti yarışına girmemiştir” dedi. Sizin bu açıklamaya ilişkin yorumunuz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Anlaşılan Erdoğan şairin terkibi bendinde söylediği gibi “Herkesi kör, alemi sersem” sanıyor. Devri iktidarında 62 milyar dolara sattığı SEKA, TEKEL, limanlar, Etibank, Sümer Holding gibi kuruluşlar kimlerin eseriydi? Kendi eseri miydi? İnsanda vefa denen bir şey olur. Bunların içerisinde sarayın tek bir eseri var mı? Bugün milletin atasından, dedesinden kalan son gümüşleri içine koyduğu, sonra da yönetim kurulu başkanı olarak başına geçip oturduğu Türkiye Varlık Fonu’nun bünyesindeki mülkler kime ait, kim yaptı, kimlerin eseri? Ziraat Bankası sizin eseriniz mi? Halk Bankası sizin eseriniz mi? Vakıfbank sizin eseriniz mi? Borsa İstanbul sizin eseriniz mi? Türkiye Petrollerini siz mi kurdunuz? Türk Hava Yolları sizin eseriniz mi? PTT sizin eseriniz mi? Eti Maden sizin eseriniz mi? Çay-Kur sizin eseriniz mi? Hangisi sizin eseriniz? Hiçbirisi.

Sizin eserlerinizi saymamızı istiyorsanız hadi sayalım. Ülkenin en stratejik askeri tesislerinden Sakarya Tank Palet Fabrikasının Katar’a peşkeş çekilmesi hiç şüphe yok sizin eseriniz. “Milletin cebinden tek kuruş çıkmayacak” deyip Saray beslemesi 5 müteahhidi dünyada devletten en fazla iş alan ilk 10 şirket arasına sokmak tabi ki sizin eseriniz. Ekonomimizi dünyada en yüksek faiz veren 10 ekonomi arasına sokmak tabi ki sizin eseriniz. Merkez Bankasındaki 128 milyar doları bir kapris uğruna har vurup harman savurmak, sonrada ülkeyi yüksek faize mahkum etmek sizin eseriniz. Yokluk, açlık, işsizlik, kuyruklar sizin eseriniz Sayın Erdoğan. Milletimiz bunu gayet iyi görüyor, kimlerin ne yaptığını gayet iyi biliyor. Önüne gelecek ilk sandıkta da sizleri evlerinize göndermek için gün sayıyor.

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün yaptığı konuşmada “CHP’de tek adamcağız siyaseti işliyor” dedi. Sizin bu değerlendirmeye ilişkin görüşünüz nedir?

Faik ÖZTRAK- Anlaşılan Erdoğan tek adam unvanından çok rahatsız olmuş kendine ortak arıyor. Bizden tek adam çıkmaz. Bizim Genel Başkanımız anayasanın etrafını dolanıp Anayasa Mahkemesine kendi istediği üyeyi ışınlamaz. Bizim Genel Başkanımız TBMM’yi, milletvekillerini vesayet altına almaya kalkmaz. Bizim Genel Başkanımız seçim kaybettiğinde mızıkçılık hiç yapmaz. Bizim Genel Başkanımız tarafsızlık yemini edip ondan sonrada partisinin kongrelerine katılmaz. Bizim Genel Başkanımız önüne gelene terörist iftirası atmaz. Bizde tek adam yok. Bizde adamcağız yok. Bizde insan gibi insan var. Milletimiz kimin ne yaptığını görüyor, kimin ne olduğunu biliyor, hasretle beklediği sandık önüne gelince de herkese yerini gösterecek. Erdoğan’ı evine gönderecek, CHP’yi iş başına getirecek.

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan bugünkü konuşmasında yine “CHP’nin bir siyaseti olmadığını, HDP ve İYİ Parti’yi dengede tutarak ittifakı korumaya çalıştığını” söyledi. Siz bu eleştirilere karşılık ne diyorsunuz, yorumunuz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- CHP çok açık söyleyeyim bu ülkenin sigortasıdır. Biz bu ülkeye hakkı, hukuku ve adaleti getirmenin, gerçek demokrasiyi getirmenin mücadelesini veriyoruz. Esnafın, çiftçinin, emekçinin, işsizin, emeklinin, apartman görevlilerinin, evlere temizliğe gidenlerin sorunlarına sahip çıkıyoruz. Biz ülkemize halkımızın gözüyle bakıyoruz sarayın gözüyle değil. Öyle görünüyor ki Erdoğan’ın geçtiğimiz haftaki darbe paranoyası sona ermiş. CHP paranoyası da yeniden başlamış. On parmağında on kara sürüp duruyor. Bu ülkenin gerçek gündemi bellidir. Tek bir terazi vardır hukuk terazisi. Ülkenin gündemi, hukuksuzluktur, can ve mal güvenliğidir, işsizliktir, yoksulluktur, boş tenceredir, açlıktır.

Soru- İçişleri Bakanı HDP İlçe Başkanlığına yapılan operasyonun görüntülerini paylaştı. PKK terör örgütüne ait simgelerin yer aldığı görüldü. Bu görüntüleri, operasyonu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Terör örgütü mensuplarının resimlerinin, terör örgütünün simgelerinin propaganda malzemesi olarak kullanılmasını makul görmemiz tabi ki mümkün değildir. Türkiye’de herkesin terörle arasına mesafe koymasını bekleriz. Bundan da hiç kimse muaf değildir. O terör örgütü elebaşının mektuplarından seçimlerde medet ummak da, kırmızı bültenle aranan terör elebaşının kardeşini devlet televizyonlarına çıkartmak da, o mektubu okumak için bir öğretim görevlisini devlet televizyonuna çıkartmak da, Cumhurbaşkanının danışmanlarının bu kişilerle görüşmesi de bundan muaf değildir. Bugün HDP binasında olanlarla ilgili mangalda kül bırakmayan İçişleri Bakanlığı ve Sarayın İletişim Başkanlığı koltuğunda oturan memurlar o gün neredeydiler? Hukuku siyasetin oyuncağı haline getiremezsiniz. Kural varsa herkes için vardır.

Soru- Her ne kadar AK Parti, “Erken seçim yok, Cumhur İttifakı devam” dese de siyaset ittifakları tartışılmaya devam ediyor. Hem Erdoğan’ın hem de muhalefetin kendi içindeki ziyaretler sürüyor. Siz Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyaretlerini nasıl yorumlarsınız?

Faik ÖZTRAK- Bir kere her şeyden önce şunu söyleyeyim, biz her zaman istişareden yanayız. Ama yeter ki, bu istişareler milletin gerçek sorunlarını çözmek için yapılsın. Ama bu son ziyaretlere baktığımız zaman aslında Erdoğan’ın yönetme kabiliyetini yitiren bir hükümetin koltukları işgal etmeye devam edemeyeceğini gördüğünü gösteriyor. Kendisine olan kamuoyu desteği, ittifakına olan kamuoyu desteği hızla yüzde 50’nin altına düşüyor. Bu nedenle de ittifakını güçlendirmenin yollarını arıyor. Tekrar söylüyorum, keşke bu işlerle uğraştığı kadar işsizin, yoksulun, açın, fakir fukaranın, aşıya ulaşamayanların dertleriyle de uğraşsa. Korkunun ecele faydası yok. Milletimiz olan biteni görüyor, ilk sandıkta da bunları gönderecek.

Teşekkür ediyorum.

AŞI YOK, BEKLENTİSİ VAR

CHP Sözcüsü Öztrak, AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’ın Koronavirüs aşısıyla ilgili açıklamalarını eleştirerek, “Aşının gelişi nasibe, kısmete kalmış. Erdoğan’ın beklentisi de 10 milyon doz aşının gelmesiymiş. Aşı yok beklenti var. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti devleti kesin sayıyı bilmiyor musunuz? Ne hale geldi bu devlet?” diye konuştu.

Hükümetin “olmayan aşının özendirme kampanyasını” yaptığını söyleyen Öztrak, “Milletin ‘aşı olma sırasına’ kaynak yapan yapana… Her alanda olduğu gibi aşıda da adaletsizlik ve kayırmacılık ayyuka çıkmış vaziyette” değerlendirmesinde bulundu.

Halk Ekmek tartışmalarına da değinen Öztrak, “Milletimizin ekmeğine el uzatmayın, bunu aklınızdan bile geçirmeyin. Zaten milletin cüzdanını, tenceresini boşalttınız. Bari milletin ekmeğine el uzatmayın. Unutmayın, milletin ekmeğiyle uğraşanı, ekmek de çarpar, millet de çarpar” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Milletçe çok sıkıntılı günler yaşıyoruz. Bu sıkıntıdan, ülkeyi yöneten Saray sosyetesinin payına; debdebe, şatafat, israf ve VİP aşı düşerken, milletimizin payına; salgın, hayat pahalılığı, işsizlik, açlık, kuyruklar ve askıda ekmek düşüyor.

BİZ MİLLET AÇ DİYORUZ, ONLAR İFTİRA ATIYOR

Büyük acılar yaşanıyor. Milletin gerçek gündemini kaçırmak için ülkenin başındaki Saray İttifakı, akla, hayale gelmeyecek işler yapıyor. Biz “aşı yok” diyoruz. Onlar çıkıyor “zillet” diyor. Biz “işsizlik” diyoruz. Onlar çıkıyor “illet” diyor. Biz “Millet aç” diyoruz. Onlar çıkıyor, her konuda iftira atıyor. Milletin derdine derman olamayan Cumhur İttifakı, çamur İttifakı oldu. On parmağında on kara, her yere sürerek, beceriksizliklerini saklayabileceklerini zannediyorlar.

TESTİDE NE VARSA, DIŞINA O SIZAR

Cumhurbaşkanlığı makamında oturan, Cumhurun Başkanı olmak yerine, Partisinin Genel Başkanlığını tercih eden Erdoğan, kendisinin sarayından sanal olarak katıldığı, ama partililerinin sosyal mesafe tanımadığı kongrelerinde, ağızına geldiği gibi konuşuyor. Başta CHP olmak üzere, muhalefete her türlü hakareti ediyor. Aslında Atalarımız ne güzel demiş, “Testide ne varsa, dışına o sızar.”

MİLLETİN DERDİNİ KONUŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ

Biz, ülkemizi “Siyasetsiz siyaset ülkesi” haline getirmek isteyen, bu çarpık, kutuplaştırıcı zihniyeti, adaptan yoksun söylemi reddediyoruz. Cevap vermeye dahi değer bulmuyoruz. Biz milletimizin sıkıntılarını sahiplenmeye, dertlerini dile getirmeye, belediyelerimizin aracılığıyla, bir nebze de olsa milletimizin sıkıntılarını hafifletmeye çaba göstereceğiz, devam edeceğiz. Dertlere derman olacak önerilerimizi yapmaya,  ülkeyi yönetenleri çözüm üretmeye, zorlamayı sürdüreceğiz. Milletin gerçek gündeminin çalınmasına asla izin vermeyeceğiz. Biz “İşi, aşı, ekmeği konuşacağız”,  “Olmayan aşıyı” konuşacağız.

AŞI NASİP, KISMETE KALDI

Toplumsal bağışıklık kazanmak için, nüfusumuzun en az yüzde 60-70’inin aşılanması gerekiyor. Yani en az 60 milyon kişinin aşılanmasına ihtiyaç var. Bunun için 120 milyon doz aşının ülkeye gelmesi gerekiyor. Sağlık Bakanının daha önceki açıklamasına göre Aralık ve Ocak ayında toplam 40 milyon doz aşı gelecekti. Ocak ayının ortasını geçtik, ayın sonuna geliyoruz. Şimdiye kadar geldiğini bildiğimiz aşı miktarı 3 milyon doz. O da bir tek kaynaktan Çin’den… Şimdi bugün Cuma namazı çıkışında Erdoğan Çin’den ikinci parti aşı onayının çıktığını söyledi. “Nasip olursa”, “Büyük ihtimalle” bu hafta sonuna kadar gelebilirmiş. Yani aşının ne zaman geleceği nasibe, kısmete kalmış. Erdoğan’ın beklentisi de 10 milyon doz aşının yani beklenende, nasip olursa gelecek denende 10 milyon doz aşı. Aşı yok beklenti var. Beklenti ne demek? Koskoca Türkiye Cumhuriyeti devleti kesin sayıyı bilmiyor musunuz? Ne hale geldi bu devlet?

BUNLARI ÖĞRENMEK HEPİMİZİN HAKKI

Soruyorum: İhtiyacımız olan 120 milyon aşının 117 milyon dozu ne zaman gelecek? Ocak sonuna kadar geleceğini söylediğiniz 40 milyon doz aşı nerede? Neden 40 milyondan 10 milyon doza düştük birdenbire? Alman aşılarıyla ilgili “Bağlantıyı yaptık” demiştiniz nerede geldi mi? Ne oluyor, bu bağlantıları yapmakta geç mi kaldınız? Yoksa paranız mı yok? Para varsa neyi, kimi bekliyorsunuz? Bunları öğrenmek hepimizin hakkıdır. Milletin önüne dört başı mamur, bir aşı tedarik ve aşılama takvimini hala konmadınız. Milletin içi rahat değil. Millet canını emanet edecek yer arıyor. Siz ise aşı gelmeden KDV’sini getiriyorsunuz.

AŞI YOK, ÖZENDİRME KAMPANYASI VAR

Yeterli aşı yok. Ama olmayan aşının özendirme kampanyası var. “Bari aşıda adalet olsun” diyoruz. O da hak getire… AK Parti MKYK’sı aşılanıyor. AK Partili Belediye Meclis üyeleri aşılanıyor. Hükümetin ekran rektörleri aşılanıyor. Yandaş şarkıcı, türkücüler aşılanıyor. Milletin “aşı olma sırasına” kaynak yapan yapana… Her alanda olduğu gibi aşıda da adaletsizlik ve kayırmacılık ayyuka çıkmış vaziyette.

MÜSAADE EDİN DE VATANDAŞ GÖREVİNİ YAPSIN

Saray koalisyonun küçük ortağı çıkmış, “Aşı olmak vatandaşlık görevi” diye millete vaaz veriyor. Madem aşı olmak bir vatandaşlık görevi, doğru düzgün bunu neden yönetmiyorsunuz, bir müsaade edin de, vatandaşlarımız şu aşı olma görevini bihakkın yerine getirsin. Ama beş maskeyi vatandaşa bedava veremeyen, beceriksizlikle malul bu yönetim, aşıyı da ellerine yüzlerine bulaştırıyorlar.

AK PARTİ KONGRESİNDE BULAŞMAYAN VİRÜS LOKANTADA BULAŞIYOR

Bu arada, AK Parti İl Kongrelerinde Korona salgını korkusu diye bir şey yok. Kongrelerde, sosyal mesafenin esamesi dahi okunmuyor. İnsan bu manzaraya bakınca; “Vatandaşa bir türlü ulaşmayan aşılar, acaba AK Parti üyelerine mi ulaştı?” diye düşünmeden edemiyor. AK Parti kongrelerinde bulaşmayan virüs, her ne hikmetse, lokantada, kafede, kahvehanede bulaşmaya devam ediyor. Lokantalar, kafeler, kahvehaneler başta olmak üzere, birçok işyeri hala kapalı… Bunları Saray kapattı. Esnaf perişan, esnaf çaresiz… Geçtiğimiz yıl, Sarayın çıkardığı genelgelerle, yeme-içme ve eğlence mekânları kapatılmıştı. Lokantalar, restoranlar geçen yıl 117 gün kapalı kaldı. Açık oldukları dönemde de zaman kısıtlamaları nedeniyle, çok az çalışabildiler. Saray, yasak koydu. Ama esnafın yasaklar nedeniyle, mahrum kaldığı hasılatı telafi etmedi. Tüm dünyanın yaptığı gibi, bütçeden gelir desteği vermedi. Devlete yapılacak vergi, prim, kira ödemelerini silmek yerine sadece erteledi o da faiziyle. Destek yerine devlet bankaları eliyle faizli kredi verdi. Şimdi Sarayın kapattığı bu işyerlerine, kamu bankalarının icra tebligatları gelmeye başladı.

DÜKKANI KAPATAN DA SARAY, KAPIYA DAYANAN DA SARAY

İş yerini kapatan da Saray, “Borcunu öde” diye kapıya dayanan da Saray. Bıçak kemiği artık deliyor. Lokanta ve restoran işletenler, “Artık dayanacak gücümüz kalmadı. Gerekirse en sıkı tedbirleri uygulayın ama açılmamıza izin verin” diye feryat ediyor. Lokanta dediğiniz sadece lokanta değil. Bu mekânların kapalı kalmasından, aşçısı, garsonu, kapıdaki valesi,  sanatçıları hepsi doğrudan etkileniyor. Ama yetmiyor eti, sütü, sebzeyi, meyveyi üreten çiftçiler, bunları satan kabzımallar, manavlar, tüm bir üretim ve tedarik zinciri etkileniyor bu işten. Bu zincir artık kopmak, çökmek üzere…

ÖZEL BİR DESTEK PROGRAMI GEREKİYOR

Zincirin kopmaması amacıyla yeme-içme sektörü için özel bir destek programının mutlaka hayata geçirilmesi şart… En azından bu esnaflarımızdan; 2021 sonuna kadar, KDV, Muhtasar, SGK primlerini almayın. Kamu bankalarının icralarını durdurun. Göstermelik değil, gerçek gelir ve kira destekleri verin. Tüm dünya böyle yapıyor. Esnafın çalıştırdığı işçinin, çalışanının maaşını devlet ödüyor. Kaybedilen ciroların büyük kısmını devlet telafi ediyor.

BAŞVURULARA RET GELİYOR

Bütün bunları kaç zamandır söylüyoruz. En sonunda Saray bir ay önce, sınırlı sayıda esnafa, o da üç aylığına, zar zor “1.000 lira vereceğim” dedi. Ama şimdi “gelir kaybı desteği” için başvuran esnaflarımıza, ret mesajları yağmaya başlamış. Ret cevabının ekran görüntüsünü çeken esnaflarımız onu bize gönderiyor. Bu esnaflarımızın bir başka şikâyeti de, zücaciyeden, giyime kadar pek çok esnafın iş yeri, Cumartesi, Pazar kapalı. Ama bu ürünleri satan zincir marketler, hafta sonu açık. Salgının ezdiği küçük esnaflarımızı, bir de haksız rekabetle ezdiriyorlar. Bu esnafın sesini duyan var mı? Ne gezer. Bu esnafın da, milletin de sesi sarayın duvarlarını bir türlü aşamıyor.

TÜRKİYE’NİN ADALET TERAZİSİ KIRILDI

Bundan 1.700 yıl önce büyük bir bilge: “Adalet ortadan kalkarsa, hükümet büyük soyguncu çetelerden başka ne olur?” diye sormuş. Doğru bir soru ve çok doğru bir tespit… Bugün, 21. Yüzyılda Türkiye’nin adalet terazisi kırıldı, çeteler ülkenin başkentine indi. Gazeteciler, siyasetçilere çeteler pusu kurup saldırıyor. Ülkede bunlar olurken, kendini devlet zanneden hükümetin başı ne yapıyor? Hiç bir şey… Lütfedip, bu hain saldırıları kınayamıyor bile… Hükümetin küçük ortağı ne yapıyor? O da, saldırılarla arasına mesafe koymak yerine, Karar gazetesindeki başka gazetecileri hedefe koyuyor. Partilileri ise soruşturmayı yürüten savcıları tehdit ediyor, onlara istikamet çizmeye kalkıyor.

İKİ BAKAN KLAVYE KAVGASINDA

Peki, çeteler başkentte kol gezerken, soruşturmayı yürüten savcılar tehdit edilirken, İçişleri Bakanı ile Adalet Bakanı ne yapıyor? Onlarda işlerini güçlerini bırakmışlar, sosyal medya üzerinden ergen çocuklar gibi, birbirleriyle “klavye kavgasına” tutuşuyorlar. Cumhuriyetimizin hiçbir döneminde böyle bir garabet, görülmedi, yaşanmadı. Bu hükümet elinde ülkemiz bir kara mizah ülkesine döndü.

BERBEROĞLU’NUN GASBEDİLEN HAKKI GERİ VERİLMELİ

Adalet Bakanının, “Türkiye bir hukuk devletidir” dediği gün, hukukta normlar hiyerarşisini alt üst eden, “Anayasa, mahkemeler tarafında nasıl ihlal edilir?” adlı tiyatroda, yeni bir perde açıldı. Anayasa Mahkemesi, arkadaşımız Enis Berberoğlu’nun, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının, alt mahkeme tarafından ihlal edildiğine, geçtiğimiz yıl Eylül ayında karar vermiş, “Bunu düzeltin” demişti. Ama alt mahkemeler, bilmem kimlerin zorlamasıyla Yüksek Mahkemenin aldığı bu kararı tanımamış, Anayasayı ihlal etmişlerdi. Yüksek Mahkeme, dün bir kez daha ihlal kararını oy birliğiyle yineledi. Mahkemeye bir kere daha “bu işi düzelt” dedi. Adalet Bakanı da, “Anayasa Mahkemesi’nin kararı bağlayıcıdır” dedi. Şimdi Türkiye, Adalet Bakanının iddia ettiği gibi bir hukuk devleti ise, yapılacak bellidir. Alt mahkeme Yüksek Mahkemenin kararına uymalı, yedi ay boyunca gasbedilen millet iradesi kurtarılmalı, milletin vekilinin, milletin sesini duyurma hakkı derhal geri verilmelidir.

ANAYASA ASKIDAYSA, EKMEK DE ASKIDA OLUR

Bu ülkede 2014’ten bu yana yaşadıklarımız, bize şu gerçeği açıkça gösterdi. Yasaların ve anayasanın askıda olduğu yerde, ekmek de askıda olur. Aristo bundan 2.300 yıl önce, “Kanun düzendir. İyi kanun, iyi düzendir” demiş. Halkımız da artık bunun farkında. Milletimiz “Kral istemiyoruz, kural istiyoruz” diye haykırıyor. Milletimiz artık; kuralların olmadığı yerde keyfiliğin olduğunu, keyfiliğin olduğu yerde, yatırım olmadığını, iş olmadığını, aş, ekmek olmadığını yaşayarak öğrendi. Vatandaşlarımız, şu salgın döneminde, yediği ekmekten 1 lira tasarruf ederek, faturalarını ödeyebilmek için çırpınıyor. Bunun için ekmek kuyruklarında saatlerce bekliyor. İstanbul Büyükşehir Belediyemiz, diğer belediyelerimiz gibi “İlave Halk Ekmek Büfesi açalım” diyor vatandaş kuyrukta beklemesin diye. AK Parti ve MHP’liler, Belediye Meclisinde hemen “Hayır!” cevabını veriyor. Bu engeli aşmak için Belediyemiz, “Mobil büfeler” açıyor. Dün de, Tarım ve Orman Bakanlığı bir talimat yayımladı. Seyyar araçlarda ekmek satışını yasakladı. Açık söyleyeyim, “Aba altından sopa göstermek” diye tam da buna denir. Sonra tepkiler üzerine ben bunu İstanbul Büyükşehir Belediyesi için çıkartmadım dedi ricat etti. Talimatın, başka şey için olduğunu söyledi.

EKMEK DE ÇARPAR, MİLLET DE ÇARPAR

Hükümeti buradan uyarıyoruz: Çok açık açık söylüyorum, milletimizin ekmeğine el uzatmayın, bunu aklınızdan bile geçirmeyin. Zaten milletin cüzdanını, tenceresini boşalttınız. Bari milletin ekmeğine el uzatmayın. Unutmayın, milletin ekmeğiyle uğraşanı, ekmek de çarpar, millet de çarpar…

83 MİLYON NÜFUS, 5 MÜTEAHHİDE ÇALIŞIYORUZ

Millet ızrar halinde. Millete sırtını dönen bu saray hükümeti, yüzünü beş tane havuz müteahhidine çevirmiş. Ne isterlerse emirlerine amadeler. Milyar dolarlık ihaleler bunların. Geçilmeyen köprü ve yol için hazineden dolarla avroyla verilen garanti gelirler bunların. Kısacası, zarar ve külfet milletin, kâr ve ballı gelirler beş tane müteahhidin. 83 milyonluk koskoca ülke, işi gücü bırakmışız bir avuç yandaşın mutluluğu için çalışıp duruyoruz.

VERGİ REKORTMENİ LİSTESİNİ YAKINDA YAYINLAYAMAYACAKLAR

Bizim anlayışımıza göre: Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır. Hafta içinde 2019 vergi rekortmenleri listesi yayımlandı. Fakat en çok gelir vergisi ödeyenler listesinde, Saray’ın ballı ihalelerine abone olan, dünyada kamudan en çok ihale alanlar arasında, ilk 10’a giren bu müteahhitlerin ismi yoktu. Gelir vergisi verirken demek ki bunlar ilk 100’e girememişler. Girdilerse de biz bilmiyoruz. Çünkü şu listeye baktığınız zaman bakın bir sürü boşluk var. Bu listede ilk 100 kişiden, 67’si benim adımı açıklamayın demiş. 100 rekortmenden sadece 33’ü benim ismimi açıklayabilirsiniz demiş. Bu iş böyle giderse bu liste yakında yayınlanmaz hale gelecek. Şimdi ben merak ediyorum, vergisini ödeyen, vatandaşlık görevini yerine getirmenin kıvancını yaşayan biri neden benim ismimi bu listeye koymayın der? Neden çekiniyor, neden utanıyor, neden korkuyor? Bunu anlamak gerçekten mümkün değil.

AİDAT DEĞİL HARAÇ

Kurumlar Vergisinde ilk 10’da yer alan kurumların yedisi de banka. Yani faiz lobisi… İkinci sırada Ziraat Bankası var. Çiftçinin bankası… Ama bu yıl Ziraat Bankası, çiftçiden kredi kartı yıllık üyelik aidatı için 280 lira para istiyor. Bu konuda bize çok sayıda şikâyet geliyor. El insaf… Aidat mı alıyorsunuz, çiftçiden haraç mı kesiyorsunuz? Bu konunun derhal düzeltilmesini bekliyoruz. Milletimiz; bu kadar sesini duymayan, bu kadar beceriksiz, bu kadar millete hizmet edene düşman ve haset bir yönetimi daha önce hiç görmedi.

TÜRKİYE’Yİ “FAİZ CENNETİ” YAPTI

Geçtiğimiz hafta Erdoğan, “Yüksek faize karşıyım” dedi. Bu hafta TCMB faiz kararında, “Uzun bir müddet faizler yüksek kalmaya devam edecek, gerekirse faizleri daha da artırırım” diye ilave etmeyi de unutmadı. Yani bir anlamda, sıcak paracılara ve faiz baronlarına söz verdi. Erdoğan Türkiye’yi, sıcak paracılar için “faiz cenneti” yaptı. Halep oradaysa arşın burada… Damat Bakan’ın görevden ayrıldığı tarihte, ülkeye 10 milyon dolar getiren bir sıcak paracı, parasını devlet tahviline yatırdıysa, 2,5 ayda 1 milyon 524 bin 458 dolar kazandı. Yani 3 aydan az bir sürede, dolar bazında yüzde 15 getiri. Bunu bir yıllığa vursanız yüzde 75 getiri. Yani korkunç bir rakam. Dünyanın neresinde böyle karlı iş var. Bu parayı borsaya yatırdıysa da 3 aydan az sürede 4 milyon 904 bin 333 dolar kazandı. Sadece 2,5 ayda yüzde 49 getiri. Çok açık söylüyorum, tekrarlıyorum dünyanın neresinde bu kadar kısa sürede bu kadar büyük kazançlar var?

HAZİNE’NİN FAİZİ, ABD’DEKİ FAİZİN 11 KATI

Bu hafta Hazine iki Eurobond ihracı yaptı. Biri beş yıllık, diğeri 10 yıllık. Toplam 3,5 milyar dolarlık borçlanma gerçekleştirildi. Dolar bazında faiz yüzde 5’e dayandı. Aslında bu verdikleri faiz, ABD’de “Çöp” diye tanımlanan, riskli tahvillerin faizinden bile yüksek. Almanya’da beş yıllık tahvilin faizi negatif… ABD’de ise binde 44. Türkiye’de aynı vadede verilen faiz yüzde 4,9. ABD’deki faizin 11 katı. Şimdi adamlara “Ne isterseniz vereceğiz” demişsiniz, adamlarda koşa koşa gelmişler sonra da şimdi çıkıyorsunuz milletin önünde “Nasıl bir talep geldi” diye böbürleniyorsunuz. Bu kadar faize herkes gelir. Bir de şunu sormak istiyorum, neden dışarıdan dövizle borçlanıyorsunuz? Neden dövize ihtiyacınız var… Hazinenin kasasında Türk Lirası para var. Sarayın har vurup harman savurduğu 128 milyar doları, yerine koymak için bunu yapıyorsunuz. Dünyanın en yüksek faizlerinden birini bu iş için vermeye razısınız. Ama vatandaşlarımızda şunu çok iyi bilsinler: Maalesef memleket bunların verdiği faizi de, aldığı borcu da, tüyü bitmedik yetimin sırtından ödeyecek.

DÜNYA FAİZ LİGİNİN YILDIZI YAPTILAR

Meydanlarda; “Faize karşıyız, faiz kötülüklerin anası” diye bar bar bağıranlar, Türkiye’yi dünya faiz liginin yıldızı yaptılar. Ayıptır, günahtır. Yüzde 17’lik politika faiziyle, tüm dünya ülkeleri içinde en yüksek faize sahip 10. ülkeyiz. Rakiplerimiz kim? Sudan, Kongo, Liberya, Zimbabve… Ne oluyor Sayın Erdoğan? Hani artık yüksek faiz ödemeyecektik, borçları üretip kendi kaynaklarımızla ödeyecektik. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Fikriniz neyse, zikriniz de o olsun.

YENİ BAKANIN GÜVEN TAHTASINA ÇAKTIĞI ÇİVİ

Yeni Hazine ve Maliye Bakanı da geçtiğimiz günlerde ilk hatasını yaptı. Bütçe gerçekleşme tahminini bütçe hedefiyle karıştırdı, tasarruf ettik diye hava atmaya kalktı. Merkezi yönetim borç stoku 2020’de 483 milyar lira artmış, rekor kırmış tek bir yılda! İki yıl üst üste faiz dışı açık vermişsiniz, yani borcu borç alarak ödemişiz. Sonrada çıkıyor bakan tasarruf yaptık diyor. Sayın Bakan, bu güven tahtasına çaktığınız ilk çivi. Biliyorsunuz “çivi çıkar ama izi kalır.” 2020 Bütçesinde, Hazine’nin TBMM’den aldığı borçlanma yetkisi ne kadardı? 140 milyar lira. 2020’de gerçekleşen “net borçlanma” ne kadar oldu? 241 milyar lira. Meclisin başlangıçta verdiği yetkiyi 100 milyar lira aşacaksınız, Meclisten aldığınız faiz dışı harcama yetkisini 112 milyar lira aşacaksınız. Sonrada hesap oyunlarıyla ek bütçe getirmeyecek, borçlanma limitleriyle oynayarak durumu idare etmeye çalışacaksınız. TBMM’nin Plan Bütçe Komisyonunun eski başkanı olarak, bu yapılanların ne anlama geldiğini bilmemeniz mümkün değildir. Onun için çıkıp tasarruf yapmaktan bahsetmeniz maalesef güveni azaltan bir husus olmuştur.

DAMAT BELKİ 3 ZARF BIRAKMIŞTIR

Bu arada “Bütçe açığının milli gelire oranı, 2021 için yüzde 4,3’den, yüzde 3,5’e çektik” demişsiniz. Bu bütçe Meclis’ten daha yeni geçti. Yıl başlayalı bir ay bile olmadı, bu açığı nasıl düşürdünüz Sayın Bakan? Şu salgın döneminde hangi harcamaları kısıyorsunuz, yoksa hangi vergileri artırıyorsunuz? Karadeniz’de yeni doğalgaz rezervleri bulup, bütçeye gelir mi yazacaksınız yoksa? Bir kez daha uyarıyorum. Bu işler böyle ayaküstü açıklamalarla olmaz. Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın yüzde 1’ine yakın bir açıkta azaltma yapıyorsunuz. Ama neyi nasıl yapacağınızı, derli toplu bir program dâhilinde, anlatmıyorsunuz. Bunu yaptığınız zaman çok ciddi güven kaybı olur. Fırsatları kaçırıyorsunuz. “Güven ruh gibidir. Çıktığı bedene bir daha asla girmez.” Bunu aslında en iyi selefiniz olan Damat Bakan bilirdi. Ama devir teslim yapmadığı için onun bedelini, onun maliyetini size anlatamadı. Makam odasındaki çekmecelere bir bakın. Belki size üç zarf bırakmıştır.

SOSYAL MEDYA, GENÇLERİN ÇIĞLIK ODASI OLDU

Milletimizin bir diğer yakıcı gündemi, işsizlik… Eğitimli, nitelikli, iş tecrübesi olan yüz binlerce gencimiz işsiz. Sosyal medya, umudunu yitiren evlatlarımızın çığlık odasına döndü. Bir evladımız, “31 yaşındayım, sigorta girişim yok” diyor. Bir başkası, “Üniversite mezunuyum. Çalmadığım kapı kalmadı, iş bulamıyorum. Bu yaşımda tükendim” diyor. Bir diğeri, “2 çocuk babasıyım. İşsiz kaldım. Evde yiyecek ekmek bile kalmadı. Allah rızası için sesimi duyun” diyor. Peki Saray’dan bu sesleri duyan var mı? Yok. Bu ülkede 1 milyon 224 bin üniversite mezunu işsiz. Dün Kırşehir’de, 31 yaşında üniversite mezunu bir gencimiz, Sayın Genel Başkanımızın yanına gelerek, “Üniversite okuduğuma pişmanım, okumasam daha rahat iş bulurdum” demiş. Artık bu ülkede, gençleri bile okuduğuna pişman ettiniz. İş bulmaktan umudunu keseni işsizden saymayan TÜİK’e göre; neredeyse her üç işsizden biri üniversite mezunu… Evlenme çağına gelmiş 20-29 yaş arasındaki 4,5 milyon gencimiz, ne okuyor, ne de bir işte çalışıyor. Taşı sıksa suyunu çıkaracak bu gençler, evde ailelerinin eline bakıyor.

GENÇLERİNE UMUT VERMEYEN ÜLKE, GELECEĞE GÜVENLE BAKAMAZ

Peki, onların çığlıkları, haykırışları saraya ulaşıyor mu? Hayır! Saraydakilerin keyfi yerinde… Saray sosyetesi ve beslemeleri üçer beşer maaşla semirmeye devam ediyor. Çok açık söylüyorum: Gençlerine umut veremeyen bir ülke, geleceğe güvenle bakamaz. Gençlerine umut veremeyen bir hükümet, vizyondan, projeden, başarıdan bahsedemez.

DAVULLU ZURNALI 2023 HEDEFLERİ ÇÖKTÜ

Bundan 10 yıl önce 2023 yılında millete, “İşsizliği yüzde 5’e düşürmeyi” taahhüt etmişlerdi. Şimdi bu taahhüdü unuttular işsizlik “Yüzde 11’e çıkacak” diyorlar. Yine  “2023’te fert başına Milli Gelirimiz 25 bin dolar olacak, oraya çıkaracağız diye taahhüt etmişlerdi”  şimdi, “olsa olsa 10 bin dolar olur” diyorlar. “2023’te toplam gelirimiz 2 trilyon dolara yükselecek ve Dünyanın en büyük on ekonomisi arasına girecektik” taahhüt ettikleri buydu. Şimdi “2023’te Milli Gelir ancak 875 milyar dolar olur, öyle olursa da öpüp başınıza koyun” diyorlar… Tabi artık on büyük ekonomi arasına girmek de hayal oldu. Bu yıl ilk 20’den düşme riski oluştu. 2023 hedefleri diye davulla zurnayla ilan ettikleri tüm hedefler, daha 2023’e gelmeden çöktü! Artık millete verecekleri bir şey kalmadı. Şimdi tek bir hedefleri var o da 2023’e kadar altlarındaki koltuğu korumak. Ama milletimizde kendilerine sırt çevirenleri görüyor, ekmeğine, aşına, işine göz koyanları biliyor. Notlarını veriyor. Önüne sabırsızlıkla gelmesini beklediği ilk sandıkta da bunları evlerine göndermek için gün sayıyor.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Cumhurbaşkanlığı kararıyla borçlu belediyelerin bütçeden kesinti oranı yüzde 40’tan yüzde 50’ye çıkarıldı. Düzenleme nedeniyle hizmette bir aksama yaşanması sözkonusu olur mu? Belediyelere yüzde 50’lik pay yetecek mi? Sizin bu hususa ilişkin değerlendirmeniz nasıl olur?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bu salgın döneminde belediyelerimizin yükleri arttı. Hem toplayacakları vergilerden vazgeçebiliyorlar, hem alacakları, kiraları erteliyorlar, hem de su faturalarını da tahsil etmiyorlar. Belediyelerimiz mümkün olduğunca bu zor dönemde vatandaşlarımıza destek olmaya çalışıyor. Şimdi böyle bir çaba içindeyken belediyeler siyasi kinle belediyelere verilen paranın kesilmesi anlaşılır gibi değil. Aslında bu paraların kesilmesi belediyeye değil vatandaşlara husumettir. Onun yanında yine Cumhurbaşkanlığının onayıyla kendi belediyelerinden kestiklerini telafi edecek bir takım yönetmeleri de sarayda geliştirdiler. Açık söyleyeyim, bu bizlerin belediyelerinin yaptıklarını çekememezliktir, hasetliktir. Ama söylüyoruz, ne yaparlarsa yapsınlar belediyelerimiz vatandaşlarımızın yanında olmaya devam edecektir.

Soru- CHP olarak ekmek kuyruklarını, elma kuyruklarını, sebze kuyruklarını gündeme getirmeniz karşısında Cumhurbaşkanı, “CHP sokaklarda rastgele çekilen fotoğraflarla milletimizi karamsarlığa sürüklüyor” dedi. Sizin bu yoruma ilişkin değerlendirmeniz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- “Bu ülke bu hale geldiyse benim Anadolu’daki vatandaşım konteynırlardan evine çöp rızık toplayıp götürüyorsa, hafta pazarlarının artıklarını toplayıp evlerine götürüyorsa, meydanlar ‘açız, açız’ diye bağırıyorsa, evinin kirasını, suyunun, elektriğinin parasını ödeyemiyorsa artık benim halkım ‘yandım Allah’ diyorsa bu hale Türkiye’yi kim getirdi? Bu hükümet getirmedi mi? Bu hükümet bunun sorumluluğunu taşımıyor mu?” diye sora sora iktidara gelenler şimdi saraylarda oturunca dün söylediklerini hatırlamaz, dün gördüklerini görmez, dün duyduklarını duymaz oldular. Tabi saraydan baktığınızda bu fotoğraflar size gerçek gibi gelmeyebilir. Ama biliniz ki, bu yürek sızlatan görüntüler 18 yıldır yönettiğiniz ya da yönetemediğiniz ülkenin herhangi bir sokağında “rast gelebileceğiniz” fotoğraflardır. 

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Cumhur İttifakı olarak katılacağımız seçim 2023’te” dedi. Özellikle milli görüş kökenli isimlere ziyaretleri de sürüyor. Sizin bu açıklamaya ve bu ziyaretlere ilişkin yorumunuz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Biz her zaman istişareyi, karşılıklı görüşmeyi savunageldik. Yeter ki burada milletin dertleri görüşülsün, milletin dertlerine derman üretilsin. Ama saraylarda oturduğunuz zaman tek düşünceniz var, o koltuğu korumak. Şimdi artık şu netleşmiştir. Mevcut tabloda Cumhur İttifakı’nın yüzde 50+1’i alması mümkün değildir. Bu çerçevede benim anladığım bu görüşmeler, seçim sistemine dönük bir takım konuşmalar, projeler hepsi bu telaş, bu sıkıntı içinde yapılan görüşmelerdir. Hep söylüyorum, korkunun ecele faydası yoktur. Eğer beceremiyorsanız gideceksiniz millet sizi götürecek. Sandığı da getirmek zorunda kalacaksınız, sonuç itibariyle o sandıkta da millet size yerinizi gösterecek. Öyle “oturmuş demokrasilerde erken seçim olmaz” falan… Oturmuş demokrasilerde erken seçim olmaz diye bir şey yok. Oturmuş demokrasilerde zamanında seçim de olur; eğer iktidarlar artık işi yönetemediklerini görüyorlarsa erken seçim de olur. Dolayısıyla vatandaşın sırtındaki yükü daha fazla arttırmama sorumluluğunu taşırlar iktidarlar.

Soru- HDP milletvekili Erol Katırcıoğlu’nun HDP Diyarbakır il binası önünde eylem yapan annelere zafer işareti yapması tepkiyle karşılandı. Savcılık tarafından milletvekili hakkında soruşturma başlatıldı. Sizin bu konuya ilişkin değerlendirmeniz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Tüm anneler için çocukları çok önemlidir. Anneler orada çocuklarına kavuşmak istemektedirler. Siyasetçi olsun olmasın herkes annelerin bu taleplerini saygıyla karşılamak zorundadır.

Teşekkür ederim.

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com