Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

ESNAF İÇİN KİRA ÖDEMESİ YETMEZ

 

CHP Sözcüsü Öztrak, salgın döneminde esnaf için yapılması gerekenleri 17 madde halinde aylar önce açıkladıklarını belirterek, “Devlet esnafın kira borçlarını ödesin dedik. Nasıl asgari ücretin artmasını, nasıl emeklilere iki ikramiye verilmesini sağladıysak, şimdi nihayet esnafın kirasını da devletin üstleneceği anlaşılıyor” dedi.

Kabineden buna ilişkin karar çıkacağı yönünde haberlerin kamuoyuna yansıdığını söyleyen Öztrak, “Kiraları devlet üstlensin mi? Evet üstlensin. Peki bu yeter mi? Hayır. Burada biz kira desteği dışında 16 tedbir daha önermişiz. Bunların neredeyse tamamını diğer ülkeler yapmış. Esnafını borç batağından kurtarmış. Dünyayı yeniden keşfetmeyin, gelin siz de yapın. Biz diğer 16 maddemizin de takipçisi olacağız” diye konuştu.

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Bugünkü Merkez Yönetim Kurulu gündemimizde vatandaşın gündemi vardı. Ekonomik kriz vardı, sağlık sorunları vardı, devlet krizi vardı.

 

SIRTINI GÜNEŞE DÖNENİN GÖLGESİ ÖNÜNE DÜŞER

“Sırtını güneşe çevirenin gölgesi önüne düşer, gerçeklerde böyledir” diyor Hintli şair Tagore. Ekonomimiz derin bir buhranın içinde, vatandaşlarımızın omuzuna yüklenen fatura her geçen gün biraz daha ağırlaşıyor. Saray hükümeti milletimize sırtını dönmüş. Ama şairin dediği gibi önüne düşen gölgesinden de korkuyor, oraya buraya savrulup duruyor. Enflasyon başını aldı gitti. Etin, peynirin olmadığı bir poşet bile markette 100 liradan aşağı dolmuyor. Bebek mamasına, zeytinyağı şişelerine artık alarm takılıyor. Hükümet ise enflasyon rakamlarını karartmaya çalışıyor, milletten gözlerini kaçırıyor.

 

ESNAF PAKETİNİ AYLAR ÖNCE AÇIKLADIK

İstanbul’da esnaf cinnet getirmiş, çatıya çıkmış işyerinin tabelasını parçalıyor. Burada 70 personel var hepsinin evde çoluk çocuğu aç, bunlar mecburlar çalışmaya, dükkanı kapat diyorsunuz o zaman bize ekmek verin kardeşim diye barbar bağırıyor. Esnaf için yapılacaklar listesini 17 madde halinde aylar önce sıraladık.

Yapılması gerekenlerin listesi burada… Devlet esnafın kira borçlarını ödesin dedik. Nasıl asgari ücretin artmasını, nasıl emeklilere iki ikramiye verilmesini sağladıysak şimdi nihayet esnafın kirasını da devletin üstleneceği anlaşılıyor. Bugün kabineden buna ilişkin kararlar çıkacağını duyuyoruz. Kiraları devlet üstlensin mi? Evet üstlensin. Peki bu yeter mi? Hayır. Burada biz kira desteği dışında 16 tedbir daha önermişiz. Bunların neredeyse tamamını diğer ülkeler yapmış. Esnafını borç batağından kurtarmış. Dünyayı yeniden keşfetmeyin gelin sizde yapın. Biz diğer 16 maddemizin de takipçisi olacağız. Esnafımızın yanında durmaya, ona destek olmaya devam edeceğiz.

 

MİLLET YOKLUKTAN CİNNET GETİRİYOR

Sarayın sırtını döndüğü memleketimizden insan manzaralarına devam edelim. Samsun’da bir vatandaşımız avucuna iş, aş yazıp canına kıydı. Gebze Çayırova’da dış cephe işi yapan bir vatandaşımız, Antalya’da genç bir jeofizik mühendisimiz, Kocaeli’nde bir aile babası işsizlikten, yokluktan canlarına kıydılar. Burdur’dan, Trabzon’dan, Cizre’den memleketin dört yanından açım diye bağırarak hayatına son vermeye kalkışan vatandaşlarımızın haberleri geliyor. Millet artık yokluktan cinnet getiriyor. Ama Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı çıkıyor Türkiye’de yoksulluk sorun olmaktan çıktı diye açıklama yapıyor. Tabi meseleleri mesele etmezseniz meselede kalmaz. 10,5 milyon işsiz var, iş bulamayan gençlerimiz umutsuz.

 

SÜTTE FİYAT ARTIŞI YILBAŞINDA, PRİMDE DÜŞÜŞ ANINDA

Tarım Kredi Kooperatiflerinden borç alan çiftçi, besici, sütçü, arazisini, traktörünü, ineğini kooperatife kaptırıyor. Yurdun dört yanından haciz haberleri geliyor. Denizli’den bir çiftçi tarlalarım, ineklerim haczedildi, 60 bin liralık borç olmuş 130 bin lira, 5 arabam vardı onlar bağlı. 150 dönüm arazim vardı onlar da bağlı. İneklerimi satabilsem bile et fiyatı düşük, süt 2 lira”  diye feryat ediyor. Ama Tarım Bakanı çıkıyor, “Son iki yıldır çiftçimiz hamdolsun rekor gelire sahip ve hepsi borcunu ödedi. Çiftçinin morali şu an son derece iyi…” diyebiliyor. Kırşehir’den bir besicimiz de Bakan’a cevap veriyor: “Dombrayla bu inekler doymuyor. Bakan bu işten anlamıyor” diyor. Çiğ süt fiyatı 2021’in ilk 4 ayı için 50 kuruş artacakmış. Bu artış, maliyetin altında… Yani besicinin, sütçünün maliyetinin altında bir artış. Tarım Bakanlığı sene başını bile beklemeden apar topar hemen çiğ süt prim ödemesini 40 kuruştan 30 kuruşa düşürüp çiftçinin 10 kuruşuna hemen el koyuyor. Yani çiğ süt fiyatlarındaki artış yılbaşında, ama primdeki düşüş, anında… Yani yine zulüm…

 

ÇİFTÇİNİN BORCUNU, DESTEK ALACAĞINDAN MAHSUP EDİN

Bu salgın döneminde, girdi fiyatları almış başını gitmiş, kooperatife, bankaya borçlar, almış yürümüş. Dardaki süt üreticisinin elindeki 10 kuruşa göz koyuyorlar. Mazot, gübre, başta olmak üzere, çiftçiye kanunen verilmesi gereken desteklerin, bugüne kadar ancak yarısı vermişler. Çiftçinin devletten 211,5 milyar TL alacağı var, destek alacağı var çünkü kanuna koymuş. Çiftçi bankaya, kooperatife, devlet de çiftçiye borçlu… “Çiftçinin borcunu yapılandırın” diyoruz, yapmıyorlar. “Bari çiftçinin borçlarını Ziraat Bankası’nda toplayın, bugüne kadar vermediğiniz tarım desteklerinden alacağını mahsup edin, karşılıklı mahsuplaşın” diyoruz. Duyan var mı? O da yok…

 

TİLKİYİ KÜMESE MÜDÜR ATAMIŞLAR…

Alanya’da turizmciler, “Dişimizin kanını somuruyoruz” diyor. Akdeniz’de turizm emekçileri isyan ediyor: “Açlıkla yüz yüze bırakıldık, asgari yaşam şartlarını sağlayamıyoruz” diyor. O sırada Turizm Bakanı Bodrum’da, Turizm Bakanlığı’na tahsisli arazi üzerine yapılmış, ultra lüks bir oteli satın alıyor. Şimdi bu satın alan şirketin Ticaret Sicil Gazetesi kaydına göre Turizm Bakana hala başında. Meşhur fıkra var. Kümese müdür aranıyormuş. Tilki başvurmuş. Tilkinin özgeçmişine bakmışlar beğenmişler. Sormuşlar, “Kaç para istersin?” Tilki başlamış gülmeye. “Ben gülmekten konuşamıyorum. Siz artık ne verirseniz” demiş. Tilkinin iş tecrübesi var diye, tilkiye kümes emanet edilir mi? Turizmci batıyor, Bakan, batan geminin mallarını topluyor. Sonra da çıkıyor, “Bundan daha doğal ne olabilir ki?” diyor.

 

MİLLET DERDİNİ MARKO PAŞA’YA ANLATSIN

Saray, milletin kasasının dibini sıyırdı, 128 milyar dolar döviz sattı, rezervleri bitirdi, Merkez Bankası’nın döviz kasasını 47 milyar dolar hem de kısa vadeli borca soktu. Tekrar ediyorum: Net Rezervlerimiz eksi bakiye veriyor, 47 milyar dolar (-) bakiye veriyor. Daha önce hiçbir kriz döneminde, böyle bir tabloyla karşılaşmadık. Sarayın milletin sırtına yüklediği yük, her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Tarım Bakanı, tarıma, çiftçiye yabancı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı ailelerin durumundan bihaber, Turizm Bakanı batırdığı geminin mallarını kapatmanın derdinde… Millete de derdini Marko Paşa’ya anlatmak kalıyor.

 

YANGINDAN MAL KAÇIRIR GİBİ

Saray’ın kibirli başı, milletin derdine derman olmak yerine, on parmağında on kara, CHP’ye sürmeye çalışıyor. Sarayın kibirlisi, hafta sonunda, açılış görünümlü ekran şovunda, yine Cumhuriyet Halk Partisi hakkında ağzına geldiği gibi konuştu. Kasada para kalmadı. Tulumbadaki suyu bitirdiler. Şimdi “Yangından mal kaçırır gibi, milletin malı mülkü, sorgusuz, sualsiz, Katar’a satılıyor” diyoruz. “Bu mallar kaça, neden, nasıl satılıyor?” diye soruyoruz. Bizi yatırımcı düşmanı ilan ediyor. Sonra da sıkılmadan akıl veriyor. “Paranın rengi, dini yoktur. Para paradır” diyor. Anlıyoruz, sizin gözünüz paradan başka bir şey görmüyor.

 

ASKERİMİZE ÇUVAL GEÇİRİLİNCE VERİLMEYEN NOTAYI, BUNUN İÇİN VERDİNİZ

İşte burada Avrolar, Dolarları yığmış genç. Ama bu anlayışınız sonucunda, memlekette şu fotoğrafların çekilmesine neden oldunuz. Milletimizin vicdanı bu fotoğrafları unutmuyor. Başına çuval geçirilen askerlerimiz için vermediğiniz notayı, şu fotoğrafları çektirip, ABD’ye kaçan rüşvetçi, itirafçı için verdiniz. Siz ABD’ye nota verdiniz, bakanlarınız da buna plaket verdi. Ne de olsa; “Paranın rengi dini yoktur. Para, paradır” değil mi Sayın Erdoğan? Bu memlekette yabancı sermayeyi kaçıranın kim olduğunu öğrenmek istiyorsanız, Sarayınızdaki aynaya bakacaksınız.

 

KENDİ DÜŞEN AĞLAMAZ

Memleketten yabancı sermayeyi kaçıran, sizin, hukuk devletini bitiren işleriniz. İhale Kanunu’nu delik deşik etmeniz. Tüm Türkiye’yi beş tane havuz müteahhidine rehin etmeniz. Bu kadar şaibeli işi yaptıktan sonra, şimdi, “Merak etmeyin. Malınız mülkünüz bizim garantimiz altında” olacak diye bakanları dolaşıyor. Size kim inanır? Zamanında biz, sizi uyardık. Bak bu işleri yapmayın başınıza bunlar gelir dedik ama dikkate almadınız. “Kendi düşen ağlamaz.” Tekrarlıyorum, yatırımcı; hukuksuzluktan kaçar, sorgusuz sualsiz milletin malına el konulursa kaçar, ihaleler hak edene değil, yandaşa giderse kaçar. Can ve mal güvenliği yoksa kaçar.

 

TAŞ ÜSTÜNE TAŞ KOYANA “ALLAH RAZI OLSUN” DERİZ

Biz, bu ülkede taş üstüne taş koyandan, “Allah razı olsun” deriz. Her fabrika açanın, üretenin, vatandaşlarımıza iş ve aş imkânı sağlayanın yanında oluruz. Fakat bu ülkede tüyü bitmemiş yetimin hakkına, vatandaşlarımızın alın terine, vergisine, bu ülkenin varlıklarına göz koyana, milletin malını ona buna peşkeş çekene de “Orada dur bakalım” deriz. Bizim yatırımdan anladığımız, faiz lobilerinin piyasanın köpüğünü cebine indirmesi değil. Bizim yatırımdan anladığımız, şeffaf olmayan ihalelerle, milletimizin, çocuklarımızın, hatta torunlarımızın geleceğini, yandaşa dolarla, avroyla ipotek eden, Kamu Özel İşbirlikleri değil. Bizim yatırımdan anladığımız, milli savunma sanayimizin göz bebeği Tank-Palet Fabrikasını, Katar ordusunun şirketine bedavaya peşkeş çeken ardından da bu şirketin ordumuza teslim etmesi gereken tankları bile teslim edememesi değildir. Bizim yatırımdan anladığımız, üreten, iş, aş ve katma değer yaratan tesisler kurmaktır.

 

SON REFORMUNUZ “ÇEKİP GİTMEK”

Saray yönetimi iki buçuk yılda ülkede güveni bitirdi. Yatırımcıyı ürküttü. Üretim yok, yatırım yok. İş yok, aş yok. İki buçuk yılda hukuk devletini bitirenler, şimdi biraz önce söyledim işverenleri kapı kapı dolaşıp, “Canınızı, malınızı güvence altına alacağız”, “Hukuk reformu yapacağız” diyorlar. Devleti krize sokmuşsunuz. Kurum kural bırakmamışsınız. Tetikçi savcılarınız hâkimleriniz Anayasa Mahkemesini bile takmaz olmuş. Sarayın danışmanları, avukatları hâkimlere talimat verir olmuş. Siz hangi hukuk reformundan bahsediyorsunuz. Bu millet adına yapacağınız bir reform varsa o da “çekip gitmek”tir. Yeni ve güçlü parlamenter demokrasinin önünü açmaktır.

 

KENDİLERİ SEFA SÜRDÜLER, MİLLETE “SABRET” DEDİLER

Bu ucube sistemle, 2,5 yılda, devletin kurumları bitti. “Her şeyi ben bilirim” dedi. Salgın nedeniyle zora düşen vatandaşa beş maskeyi bile bedava dağıtamadı. 40 yıl vergi veren esnafa, 40 gün bakamadı. Kendileri uçan, kaçan, duran saraylarda günlerini gün ederken, millete askıda ekmeği göstererek, kafasına çay paketi atarak “sabret” dendi. Bu ülkede milyonlarca vatandaşı, açlık sınırının altındaki asgari ücrete, milyonlarca vatandaşı ücretsiz izne çıkarıp, günlük 39 TL’ye mahkûm ettiler. Salgında, çalışanların kıdem tazminatını bile gasbetmeye yeltendiler. Milleti borç batağına sürüklediler.

 

ÜLKEYİ YÖNETEMİYOR, ALGIYI YÖNETMEYE ÇALIŞIYOR

Ülkeyi yönetemeyen Saray, uzunca bir süredir algıyı yönetmeye çalışıyor. AK Parti Genel Başkanı “Tank palet özelleştirme değil” diyor. Resmi Gazete’den Saray imzalı, her yerinde “Bu bal gibi de özelleştirmedir” diyen belgeyi önlerine koyuyoruz. Yüzleri kızarmıyor. Genel Başkanımız, “Beşiktaş terör saldırısında şehit olan gencin ailesine, 121 TL aylık bağladınız” diyor. Meclis’te “Yalan” diye ortalığı birbirine katıyorlar. Şehidimizin babası açıklama yapıyor: “Biz para peşinde değiliz ama Kılıçdaroğlu’nun söyledikleri doğru” diyor. Hakikat ortaya çıkıyor, utanma yok. Millet yokluktan kırılırken, milletin parasıyla üçer beşer maaşlar alanlara “El insaf” diyoruz. İletişim Başkanı, “Aldım ama bir sor neden aldım. Hayır, hasenat yapmak için aldım” diye açıklama yapabiliyor.

 

TÜM VERİLER DEĞİŞİYOR, VEFAT SAYILARI HARİÇ

Gerçeğin belgelerle ortaya çıkacağını bile bile, saçma sapan lafların arkasına sığınıyorlar. O da olmazsa, rakamlarla oynayarak, gerçekleri milletten saklıyorlar. Hükümet Salgında millete yardım edeceğine İBAN numarası gönderip milletten yardım istedi. Saray millete beş maskeyi bedava dağıtamadı. Bir de çıkıp, “Üç kıtanın sağlık merkezi olacağız” diye hava attılar. Ama sonunda gördük ki en başarısız üç ülkeden biri olmuşuz. Artık açıkladıkları her veri lime lime dökülüyor. Toplam vaka sayısı değişiyor, beraberinde iyileşen hasta sayısı da değişiyor. Toplam vaka sayısı bir gecede ikiye katlanıyor. 20 gün sonra da iyileşen hasta sayısını, bir gecede bütün bu dönem için 1 milyondan fazla arttırıyorlar. Ama her nasılsa, hayatını kaybeden vatandaşlarımızın sayısı, bir türlü değişmiyor. Bunu konuştuğumuz zaman da “Siyaset yapıyorsunuz” diyorlar. Siyaset yapmıyoruz. Sayıları gizleyerek, belki de yüzlerce vatandaşımızın, durumun ciddiyetini anlamamasına, tedbir almamasına, hayatını kaybetmesine neden oluyorsunuz. Milletin her akşam televizyon karşısında “Acaba ne söyleyecek?” diye ağzının içine baktığı Sağlık Bakanı da, Bilim Kurulu da, bu gerçekleri vatandaştan kaçırma operasyonlarına ortak edilmiş durumda.

 

TÜM KURUMLARIN ÇİVİSİ ÇIKTI

Sadece Sağlık Bakanlığı değil, devletin tüm kurumlarının çivisi çıktı… EBA çöktü, Milli Eğitim Bakanlığı dijital saldırı dedi. Üç beş gün sonra aynı Bakan çıktı, “Pardon saldırı değilmiş, bizim çocuklar derse girmeye çalışıyormuş” diye açıklama yaptı. 4 milyon gencimiz, uzaktan eğitime erişemiyor. Bakan Bey, dağıtılacağı söylenen 500 bin tablet bilgisayarın 150 bin tanesinin dağıtıldığını, söylüyor. 9 ay geçmiş, sene bitmiş, dönem geçmiş… İnşallah tabletlerin gerisi de gelecek. Badel Harabül Basra… Yani Basra harap olduktan sonra herhalde… Uzaktan eğitim zaten başlı başına bir facia… Dersleri EBA’dan takip eden öğrencilerin yüzde 58’i “Yeni konuları ders videolarından öğrenemiyorum” diyor. Öğrencilerin yüzde 62’si “Uzaktan eğitim seneye devam etmesin” diyor. Biz “Bir nesli kaybediyoruz, tedbir alın” diye bağırıyoruz, tüm dünya okullarını açık tutmanın peşinde, biz ise patinaj yapıp duruyoruz.

 

MAFYA BOZUNTUSUNUN SORUŞTURMASI NE AŞAMADA?

Bir mafya bozuntusu, Sarayın bekçisinin ısrarıyla özel afla hapisten çıkarılıyor, sonrada ana muhalefet partisi Genel Başkanı’nın üstüne salınıyor. Genel Başkanımız açık açık tehdit ediliyor, Sarayın bekçisi buna sahip çıkıyor. Tehdit edene sahip çıkıyor. AK Parti Genel Başkanı’nın yanından sinek uçsa harekete geçen Saray savcıları, ana muhalefet partisi lideri tehdit edilirken, biz şikâyetçi olmadan resen harekete geçemediler. Şimdi soruyoruz: Bu soruşturma ne aşamada, bu mafya bozuntusunun ifadesi alındı mı? Alınmadıysa neden alınmadı?

 

ATAMA MEMUR, MİLLETİN VEKİLİNE SAYDIRIYOR: HADDİNİZİ AŞMAYIN

Bu ucube rejim, bağımsız yargının, hukuk devletinin köküne kibrit suyu döktü. Hukuk devletini, demokrasiyi bitirdiler, devleti krize soktular, ekonomiyi çökerttiler, salgınla mücadeleyi ellerine yüzlerine bulaştırdılar, dış politikayı karaya oturttular, 2,5 yılın sonunda bu güzel ülkeyi buhrana soktular. Artık Tarzan zorda! Kendisi de, atama bakanları da, memur bakanları da bu işin farkında. Sarayın atadığı bakanlar, Meclis kürsüsüne çıkıp milletin seçtiği vekillere bağırıp çağırıyor, ağızlarına geleni saydırıyor. İşte ucube vesayet rejiminin geldiği son nokta bu… Yıllarca “Seçilmişler atanmışlardan önce gelir” deyip durdular. Vesayetle mücadele ediyoruz diye pek çok hayatı kararttılar. Şimdi Sarayın atama memurları, milli iradenin tecelligahı Gazi Meclisin kürsüsünden, milletin vekiline saydırıyor. Saray, memurlarına milletin vekillerini ezdirmeye kalkıyor. Beyler, siz o kürsüye bağırıp çağırmak için değil, milletin vekiline bilgi vermek, millete hesap vermek için çıkıyorsunuz. Yetti artık. Haddinizi aşmayın.

 

SARAY, YÖNETME KABİLİYETİNİ YİTİRDİ

Saray, artık yönetme kabiliyetini tamamen yitirmiştir. 83 milyonluk nüfusuyla, Dünyanın kalbindeki konumuyla, genç nüfusuyla, dinamik iş insanlarıyla, alınan her tedbire çok hızlı cevap veren ekonomisiyle, büyük potansiyele sahip bu ülkeyi, kendisiyle birlikte dibe çekmeye çalışıyor. Masayı devirip hesap ödemeden masadan kaçmak istiyor. Ama yok öyle yağma… Türkiye büyük bir ülkedir. Milletimiz büyük bir millettir. Ekonomimiz büyük bir ekonomidir. AK Parti’nin daha esamesi bile yokken, bu ülke G-20 üyesiydi, Dünyanın önde gelen ekonomilerinden biriydi. Kısacası, Türkiye Cumhuriyeti doğru bir yönetimle, mucizeler yaratacak, çok hızlı şekilde ayağa kalkacak bir potansiyele sahiptir. Bu yönetim artık, vakit kaybetmeden değişmelidir. Saray Hükümetinin, sandıkta yaptıklarının hesabını vererek, tarihin raflarında yerini alma zamanı gelmiştir. Milletimiz bunların ne yaptığını görmektedir. Söyledikleri her sözü duymaktadır ve notlarını da vermektedir. Tekrar ediyorum, önüne gelen ilk sandıkta, bunları evlerine göndermek içinde gün saymaktadır. Artık yeni kadrolara, yeni kurumlara ve yeni kurallara ihtiyaç vardır.

 

ÜLKEYİ BUHRANDAN CHP ÇIKARIR

Ülkemizi bu buhrandan çıkaracak, “Güveni” yeniden sağlayacak kadrolar, Cumhuriyet Halk Partisindedir. Ehliyetli, liyakatli kadroların elinde,  temelinde kuvvetler ayrılığı olan, denge ve denetimin güçlü olduğu yeni ve güçlü parlamenter demokrasiye geçiş yer alacaktır. Uyum içinde çalışan, kurumsal altyapısı güçlü, ekonominin tüm aktörleriyle istişareye açık yeni bir yönetim anlayışını getireceğiz. Ayakları yere basan, yapısal reformlarla güçlendirilmiş, üreterek zenginleşmeye dayanan, tüm yurttaşlarına iş veren, aş veren, yükü ve refahı adaletle paylaştıran ülkemizi insani gelişmişlik bakımından en üst sıralara taşıyacak, bir büyük kalkınma hareketini başlatacağız. Türkiye’nin ve milletimizin önünde yeni bir yüzyıl var. Bu ülkenin aydınlık yarınlarına, demokrasiye inanan Millet İttifakı’yla, yeni yüzyıla, yeni bir nefesle gireceğiz. Biz milletimize inanıyoruz.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

 

Soru- Cumhuriyet Halk Partisi Konya İl Başkanı hakkında bir mektup kamuoyunda tartışıldı. Bu konu hakkında disiplin süreci hangi aşamada, MYK’da bu konu ele alındı mı?

Faik ÖZTRAK- Hayır. Ama partimiz her mağduriyet iddiasını ciddiye alır, soruşturur. Bir suç tespit edildiğinde de gereğini yapar. Bu çerçevede bu olayda da parti içi hukukumuz işlemektedir. Merkez Yönetim Kurulu üyesi bir arkadaşımız başkanlığında bir heyet bu konuyla ilgili olarak görevlendirilmiştir. İlgilinin ifadesi istenmiştir, gerekli soruşturma yapılmaktadır.

 

Soru- Asgari ücret tespit komisyonunda gözler. Yarın yapılacak ikinci toplantı bekleniyor. Siz pazarlığın en az 3 bin 100 liradan başlaması gerektiğini söylemiştiniz parti olarak. Gerek siyasilerin, gerekse çalışanların beklentisi de büyük. Sizce iktidar kanadı bu beklentiyi karşılayacak mı? Bir kez daha belirtmeniz gerekirse asgari ücret taban ve tavan fiyatları nasıl olmalı?

Faik ÖZTRAK- CHP olarak biz pazarlığın nereden başlaması gerektiğini yani bu işin asgarisi ne olmalıdır, bunu söyledik. Ama şu ana kadar hükümetin bu konuda bir sesini duymadık. Havuz müteahhitlerine dolarla, avroyla bütçeden verdikleri garantileri ödemek için her türlü gerekçeyi üreten hükümet bugün emekçiler için ortalama ücret haline gelen asgari ücret konusunda ağzını açmıyor. Bugün Türk-İş Başkanı “Önce onlar bir şey söylesinler de ondan sonra biz söyleyelim” demiş. Haklı. Biz de bu hükümetin bu aşamada ne diyeceğini uymak istiyoruz. Bu hükümet işçiden, emekten yana mıdır yoksa havuz müteahhitlerinden mi yanadır bunu da görmek istiyoruz.

 

Soru- Sağlık Bakanı Fahrettin Koca önceki açıklamalarında Covid-19’un meslek hastalığı sayılabileceğinin işaretini vermişti. Ancak Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk Covid-19’un meslek hastalığı sayılamayacağını ifade etti. Sizin bu konuya ilişkin değerlendirmeniz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Tüm doktorların, tüm sağlık çalışanlarının, Türk Tabipleri Birliği’nin, Sağlık Bakanı’nın Covid’in meslek hastalığı sayılması yönünde talepleri var. Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekillerimizin verdiği bu yönde bir yasa teklifi de var. Şimdi Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı’nın “Gerekli evrak tamamlanırsa Covid’in meslek hastalığı sayılmasının önünde engel yok” demesi kendisi tarafından bu konunun yeterince takip edilmediğini ortaya koyuyor.

Sağlık çalışanlarında hastalık görülme sıklığı yüzde 11,6. Toplum genelinde ise yüzde 2,0. Ne diyor yasa? “Eğer bir kesimde belli bir hastalığın görülme sıklığı toplum ortalamasının üstündeyse bu meslek hastalığı sayılır” diyor. Ama bununla ilgili şu ana kadar sadece 5 başvuru var ve bu 5 başvuruyla ilgili bir şeyler yapılmış. Demek ki, şu pandemi döneminde bu işleri zorlaştıran bir şeyler var ki bizim Grup Başkanvekillerimiz, Sağlık Bakanı, Türk Tabipleri Birliği biran önce bunun meslek hastalığı sayılması yönünde taleplerde bulunuyorlar. Onun için biran önce bu işin gereği yapılmalı, bu hastalıkla gerçekten ön saflarda mücadele eden, savaşan, hastalığa en fazla yakalanan, çocuklarını göremeyen, ailesini göremeyen, büyük fedakarlıklarla çalışan sağlık çalışanları ve doktorlar için Covid-19 salgınının buna bağlı olan hastalıkların otomatik olarak meslek hastalığı sayılması yönünde gerekli adımlar hiç beklenmeden atılmalıdır.

 

Soru- MHP lideri Devlet Bahçeli, “HDP kapatılmalı” çağrısı yaptı. Bu konudaki sizin değerlendirmeniz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Arkadaşlar, bizim tabi dileğimiz hiçbir partinin kapatılmamasıdır. Parti kapatarak demokrasi sürdürülemez. Dolayısıyla bu konuyla ilgili prosedür bellidir. Bu prosedürün nasıl işleyeceği de bellidir, Sayın Bahçeli kapatın dedi diye bir parti kapatılmaz.

 

Soru- EPDK Başkanı yaptığı açıklamayla elektrik faturalarında yer bulan ağırlama giderlerinde geri adım attıklarını açıkladı. Ancak aynı açıklamada 2011’den buyana bu tutarın alındığını da kabul etmiş oldu. Birçok vatandaş geçmişteki kesintiler için yargıya gidebileceğini açıklıyor. CHP bu yaşananlara nasıl bakıyor, nasıl değerlendiriyor?

Faik ÖZTRAK- Yani şimdi burada baktığınız zaman ortada vatandaşın bir mağduriyeti var ama vatandaşa diyorsun ki “Sen bu mağduriyetin giderilmesi için tek tek mahkemeye gitmek zorundasın.” Böyle bir şey olmaz. Burada yapılması gereken açıktır. Eğer ortada bir mağduriyet varsa, eğer ortada bir haksızlık varsa bununla ilgili her bir vatandaşın tek tek mahkemeye gidip karar almasını beklemek yerine bununla ilgili bir düzenleme yaparsınız tüm vatandaşların hakkını verirsiniz.

 

Soru- İş-Kur’a işsizlik ödeneği için başvuranların sayısı 1 milyona dayandı. Bu dönemde kısa çalışma ve ücretsiz izin kapsamındaki işçiler için işverenin prim ödemeleri de aksayınca İşsizlik Fonu’nun geliri azaldı. Hal böyle olunca da işçinin kumbarası eridi. Bu konu hakkındaki değerlendirmeniz nedir?

Faik ÖZTRAK- Biz bunu uzunca bir zamandır söylüyoruz, bu tür hallerin ortaya çıkması durumunda İşsizlik Fonu’nun ciddi sıkıntılar içine girebileceğini ve bu nedenle de “İşsizlik Fonu’nun parasına dokunmayın” diyoruz. Ama İşsizlik Fonu’nun parasını bu iktidar her yere verdi. Yani hatırlayın bundan önce olan bitenleri. Şimdi ortada tabi çok sıkıntılı bir manzara var. İkincisi şunu söyleyeyim, yani bu ülkede İşsizlik Fonu’nun nasıl kullanılacağı işsizlik ödeneği verilmesi suretiyle kullanılacağını ya da kısa çalışma ödeneği verilerek kullanılacağı açık. Diğeri, aslında bir sosyal yardım… Dolayısıyla bunların da bütçeden ödenmesi için gereken düzenlemeler hemen yapılmalıdır.

Teşekkür ediyorum.

TARZAN ZORDA!!!

 

CHP Sözcüsü Öztrak, AK Parti Genel Başkanı’nın milletin derdine derman olamadıkça, Tank Palet Fabrikası peşkeşinin, Merkez Bankası’nın kasasından buharlaşan 128 milyar doların hesabını veremedikçe nefret diline başvurduğunu ifade ederek, “Anlıyoruz Tarzan zorda… Masayı devirip hesap ödemeden kaçma niyetinde. Yok öyle… Hesabı son kuruşuna kadar milletimize ödeyecek” dedi.

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Sözlerime başlarken dün Suriye’nin Resulayn kentinde, PKK’lı teröristlerin hain bombalı saldırısında şehit düşen iki jandarma personelimize Allah’tan rahmet, yaralı jandarmalarımıza acil şifa, şehitlerimizin ailelerine sabır, milletimize ise baş sağlığı diliyorum.

 

SALGINLA MÜCADELE EDECEĞİNE, GERÇEKLERİ GİZLEMİŞ

Kovid belası canımızı yakmaya devam ediyor. Hükümetin salgınla mücadele edemediği, süreci çok kötü yönettiği her geçen gün biraz daha maalesef ortaya çıkıyor. Gerçek vaka sayılarını, uzunca bir süre milletten sakladılar. Sonunda gördük ki; Saray, salgınla mücadele etmemiş. Vaka sayılarını eğip bükerek, gerektiğinde de gizleyerek, milletimizden gerçekleri saklamış. Sonunda mızrak çuvala sığmayınca da vaka sayılarını açıklamaya mecbur olmuş. Türk Tabipleri Birliği, “Bu vaka sayıları da gerçeği yansıtmıyor, vaka sayısı çok daha fazla” diyor. Ama bu iskontolu rakamlarla dahi, günlük vaka sayılarında Türkiye, Avrupa’da birinci, Asya ülkeleri içinde ikinci, tüm dünyada ise dördüncü. Dünkü istatistiklere göre ise, 330 milyon nüfuslu ABD’den, 211 milyonluk Brezilya’dan ve 1,3 milyar nüfuslu Hindistan’dan sonra en yüksek vaka sayısı Türkiye’de…

 

KRİTİK SINIRLAR NE ZAMAN AŞILDI

Herhalde bu noktaya bir günde gelmedik. Ne zaman günlük vaka sayıları 10 bini geçti, ne zaman 20 bin eşiği aşıldı, bu eşikler aşıldığında hangi tedbirler önerildi? Bu konularda Bilim Kurulu’ndan bir açıklama bekliyoruz. Hükümet önerilen tedbirlerin hangilerini uyguladı, hangilerini uygulamadı? Neden uygulamadı? Ağustos böceği gibi şarkıyla zaman geçirmek yerine, yaz boyunca neden gerekli önlemleri almadı? Bunları hepimiz öğrenmek istiyoruz. Gerçek vaka sayıları gün günde verilmelidir geriye doğru. Rakamları daha fazla karartmaya, saklamaya kalkmayın. Gün gün gerçek vaka sayılarını tekrar söylüyorum milletimize açıklayın. Bunu yaşamını tehlikeye attığınız milletimize borçlusunuz.

 

BU VERİLER TÜRKİYE’YE GÜVENİ BİTİRİR

Dün nihayet toplam vaka sayısı açıklandı. Gördük ki, ülkemizde toplam vaka sayısı 1 milyon 750 bine dayanmış. Bu vaka sayısı ile dünyada ilk on ülke arasına girmişiz. Başka alanlarda ilk on ülke arasına girme hedefine ulaşmadık ama salgındaki vaka sayısıyla maşallah ilk on ülke arasına girdik. Peki, Bakanlığın Dünya Sağlık Örgütü’ne raporladığı toplam onaylanmış vaka sayısı kaç? 872 bin 93. Açıklanan rakamın yarısı kadar. Bu yapılan hem milletimize, hem de dünyaya karşı büyük bir ayıptır. Bu skandal Türkiye’nin resmi verilerine güveni bitirecek ağırlıktadır.

 

MUCİZE BİR İLAÇ VEYA TEDAVİ BULMADIYSAK…

Diğer taraftan, vaka sayısı bir gecede 1 milyon 750 bine dayanırken, başka hiçbir veride değişmemiştir. Her şey aynı kalmıştır. Akıl var, izan var… Bu mümkün mü? İtalya ve İngiltere’de de toplam vaka sayısı 1 milyon 700 bin civarında. Yani bizdeki toplam vaka sayısına çok yakın. Her 100 vaka başına vefat oranı ise, İtalya’da 3,48. İngiltere’de 3,54. Bizde ise yeni açıklanan bu vaka sayısıyla Türkiye’de her 100 vaka başına vefat oranı binde 9. Türkiye, Kovid’le mücadelede, mucize bir ilaç veya tedavi yöntemi bulmadıysa, sadece “genç nüfusumuz var, bizim doktorlarımız onlardan çok daha iyi” gerekçeleriyle bu kadar fark çıkmaz. Çok açık söylüyoruz; bugüne kadar hiçbir hükümet, resmi istatistiklerle bunların oynadığı kadar oynamadı. İstatistiklerimiz hiçbir zaman bu kadar itibarsızlaştırılmadı.

 

İTİBAR SARAYLA OLMAZ

İtibar oturulan saraylarla; uçan saraylarla, lüks araç konvoylarıyla sağlanmaz. İtibar, saydamlıkla, hesap vermeyle, en başta kendi vatandaşlarına gerçekleri söylemekle sağlanır. Saray hükümetine tavsiyemiz; gerçek vefat sayılarını da vakit geçirmeden açıklayın. Ülkemizin verilerine duyulan güveni daha fazla yıpratmayın, Halkımızın Korona’yı küçümsemesine neden olmayın. Vatandaşlarımızın hayatlarını kaybetmesinin sebebi olmayın. Ülkemize duyulan güveni sarsan, milletimizin canını tehlikeye atan bu durumun sorumlusu, Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan AK Parti Genel Başkanıdır. Sorumluluğunun gereğini yapmalı ve görevinden istifa etmelidir.

 

AŞIYLA İLGİLİ İDDİALARIN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ

Saray, salgın sürecini saydam bir şekilde yönetemedi. Bari aşı sürecini bu defa şeffaf bir şekilde yönetebilse… Ancak burada da işler saydam bir biçimde yürütülmüyor. Tüm ülkeler aldıkları aşıları, bu aşılara ödedikleri paraları, aşılama protokollerini açıklıyorlar. Bütün uluslararası dergilerde de yayınlanıyor. Bizde ise bunlar yeterince açık değil. Ortada çok ciddi iddialar var. Aşıların saray sosyetesine ve AK Partililere bir süredir zaten yapıldığı söyleniyor. Milletvekilimiz bu iddiaları Sağlık Bakanı’na sordu. Bakan bu iddiaları net bir şekilde yalanlayamadı. Yuvarlak cevaplar verdi. Bu konu, yuvarlayarak geçiştirilecek bir konu değildir. Hiç olmazsa aşıda partizanlık yapmayın. Bari aşıda yandaşlık olmasın. Torpil olmasın. Biz bu hususların takipçisi olacağız.

 

SALGINLA DEĞİL, VERİLERLE VE BELEDİYELERİMİZLE MÜCADELE ETTİLER

Salgında tüm hükümetler vatandaşlarına yardım gönderdi. Saray ise vatandaşlarımıza İBAN numarası gönderdi bağış istedi. Millete beş maskeyi bile bedava dağıtamadı. Devlete 40 yıl vergi veren esnaflarımıza salgında 40 gün bakamadı. Şu zor döneminde çiftçilerimizin tarlasına, traktörüne, ineklerine haciz koydular. Hem de kim koydu? Devletin kredi kuruluşu, hükümetin kredi kuruluşu oldu, çiftçinin malına haciz koydu. Salgınla mücadele edeceklerine, verilerle mücadele ettiler. Canla başla çalışan CHP’li belediyelerle mücadele ettiler. Aşevlerinin parasına bile el koydular.

 

VATANDAŞ ELİNE “İŞ-AŞ” YAZARAK CANINA KIYDI

Beşiktaş’ta terör şehidi gencimizin babasına, bağlaya bağlaya 121 lira maaş bağladılar. Aradan geçen zamanda, bu aylık da yüksele yüksele enflasyona bağlı, 192 lira 59 kuruş olmuş. Kendilerine ise maaşlarının dışında, 18 bin liralık hakkı huzur takdir ettiler. Cumhurbaşkanı Yardımcısı bütçe konuşmalarında gördük ki, devlette kimin ne aldığından haberdar değil. Yetmedi dün Tunus’a 5 milyon dolar hibe verdiler. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Sarayın beslemelerinin 47 milyon dolarlık Fransız jeti aldığı gün, Samsun’da 45 yaşında bir vatandaşımız, eline “iş, aş” yazarak canına kıydı. Millet artık cinnet getiriyor. Salgında milletimizin payına acı reçete, el âleme, milyonlarca dolarlık çekler keşide… Hep diyoruz “bunlar el iyisi” diye… Milletin vergileriyle, duran, uçan, kaçan saraylarda oturup, milletimizi unuttular. Milletimiz, Saray sosyetesinin ve beslemelerinin notlarını veriyor. Milleti unutanları evlerine göndermek için, sabırsızlıkla gün sayıyor. O gün geldiğinde de bunlara yerlerini gösterecek.

 

DÜNYA BUNLARI KONUŞUYOR

Tüm bu kibri, tüm bu şımarıklıkları milletimiz görüyor. Buna bir de çok kötü yönetilen salgını da eklersek ortaya cumhuriyet tarihinin en büyük buhranı çıkıyor. Ülkemiz bu buhranla boğuşurken dünya salgın sonrasında işsizlik sorununu çözecek politikaları konuşmaya başladı bile. Salgınla beraber hızlanan dijitalleşme ve emek tasarrufu yapan teknolojik dönüşümleri de dikkate alarak teknoloji kullanımında, otomasyonda yeni düzenleyici, denetleyici çerçeveyi, evrensel vatandaşlık ücretini, yeni sosyal refah devletini… Sosyal refah devleti 3.0 diyorlar tartışıyor. Ülkemiz küresel yarışta geri kalmamak için bir yandan salgının yaralarını sararken devlet krizini, büyüme modeli krizini aşmak içinde yeni yatırım ve istihdam dostu politikalara odaklanmak zorunda. Aksi halde zaten ağırlaşmış ekonomik ve sosyal sorunlarımızın daha da ağırlaşması kaçınılmaz. Ancak sorunun parçası olanlar çözümün adresi de olamıyorlar.

 

TÜRKİYE’NİN İHTİYACI: YENİ KURALLAR, YENİ KURUMLAR, YENİ KADROLAR

Bunu milletimizde görüyor. Onun için yeni kurallara, yeni kurumlara, yeni kadrolara ihtiyacımız var. Nitekim bu ihtiyacı, bugün açıklanan ödemeler dengesi verileri de teyit ediyor. Ocak-Ekim döneminde cari işlemler dengesi açığı, geçen yılın aynı dönemine göre, 40,7 yani yaklaşık 41 milyar dolar artarak; 31 milyar dolara çıkmış. Geçen sene fazla veriyormuş bu yıl açık vermiş. Yine bu yılın ilk 10 ayında sermaye ve finans hesabından, yurtdışına kaçan para ise 1,5 milyar dolar olmuş. Bu dönemde “Net Hata ve Noksan kaleminden”, yani kaynak kaleminden yani kaynağı belirsiz hesaplardan çıkış ise 5,8 milyar dolar olarak gerçekleşmiş. Böylece hem cari açığı, hem finansman açığını, hem de kaynağı belirsiz para çıkışını karşılayabilmek için, finanse edebilmek için, “Döviz rezervlerimizi, ilk on ayda 38,5 milyar dolar eritmişiz.” “Faiz sebep, enflasyon netice” diyerek, kerameti kendinden menkul bir görüş uğruna, ekonomimizdeki kırılganlıkları arttırdılar. Şimdi elimizde ne kaldı; yüksek faiz, yüksek döviz kuru, yüksek enflasyon, yüksek dış açık, yüksek işsizlik, daha da bozulmuş bir gelir dağılımı ve eksi (-) 47 milyar dolara düşmüş net döviz rezervi. Daha da kötüsü salgının ikinci dalgasına yakalandığımızda, para ve kredi politikalarını sıkılaştırmak zorunda kaldık. Kamu bankalarının atacak barutu kalmadı. Para politikasında manevra alanı tükendi. Bütçe açığı hızla arttı, faiz dışı denge yıllar boyunca artıydı son iki yıldır açığa döndü.

 

PARASI OLAN TL’DEN KAÇIYOR

Şimdi tüm bu kırılganlıkları gören vatandaşlarımız, reform laflarına pek kanmıyorlar. Dövize yatırım yapmaya devam ediyorlar. Bugün dolar yeniden 8 lirayı gördü. BDDK verilerine göre, bankalardaki toplam mevduatın yüzde 56,4’ü yabancı para. Parası olanlar Türk Lirası’ndan kaçıyor. Yeni ekonomi yönetimi de tüm bu sorunlarla yüzleşmek yerine, sorunları halının altına süpürmeyi tercih etmiş görünüyor. Bankalarda “tahsili geciken alacakları makyajlamaya” yönelik bu hafta alınan kararlar, bu algıyı kuvvetlendiriyor.

 

BANKALAR SAĞLAMSA BU İHTİYAÇ NEDEN

Daha bu hafta başında, Cumhurbaşkanı Yardımcısı TBMM kürsüsünden, bankacılık sistemimizin ne kadar sağlam olduğundan bahsediyordu. Madem bankacılık sistemimiz o kadar sağlam, bilançoları makyajlamaya dönük bu düzenlemelere neden ihtiyaç duydunuz? BDDK’nın yaptığı bu tür düzenlemeler, algıyı daha da bozmaz mı? Ülkemize yönelik risk primini artırmaz mı? Ekonomide, çok sayıda zombi şirket olduğu dedikodularını kuvvetlendirmez mi? Bunlara “hayır” demek, mümkün değil.

 

HUKUK REFORMU: SÖYLEM BAŞKA EYLEM BAŞKA

Bu arada hukuk sisteminde reform sözcüğü şimdilerde sarayın ağzından düşmüyor. Ama eylem ile söylem arasındaki uyumsuzlukta devam ediyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığımızın,  Ulaştırma Bakanı ve 23 isim hakkında hazırlamış olduğu yolsuzluk dosyalarını mahkemeye taşıması haberlerine erişim engeli getirilmiş. Hukukta reform böyle mi yapılacak? Öyle mi hukukta reform yapacaksınız? Yolsuzluk dosyalarına erişim engeli getirilerek işleri düzelteceksiniz? Onun için baştan beri şunu söylüyoruz “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.”

 

SARAYIN RÜZGARA GÖRE YÖN DEĞİŞTİRMESİNİ İBRETLE İZLİYORUZ

Saray rejimi sadece ekonomide değil, dış politikada da ülkemizi büyük bir zaafın içine sokmuştur. En haklı davalarımızı bile savunamaz, anlatamaz hale geldik. Atlantik’in öte yakasında, Birleşik Devletler’de de yaptırım rüzgârları esiyor. NATO bünyesinde de ortak olduğumuz müttefiklerimizin Türk halkını cezalandıracak girişimler içine girmelerini doğru bulmuyoruz. Bu arada AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’ın esen rüzgârlara göre, nasıl yön değiştirmeye çalıştığını da ibretle izliyoruz. Bir yandan, “Biden ile evinde çay içmişliğini, arkadaşlığını” hatırlatılıyor, diğer yandan, Türkiye’nin Washington Büyükelçisinin yerine apar topar bir eski milletvekilini aile içinden bir kişiyi atayarak güven tazelemeye çalışıyor. Yine İsrail ile el altından görüşmelerin sürdüğü, ikili ilişkileri normalleştirmek amacıyla, yakın zamanda İsrail’e büyükelçi atanacağı haberleri uluslararası medyada dolaşıyor. Zamanlama manidar olsa da, biz saray rejiminin uzunca bir süredir unuttuğu diplomasi dilini, yeniden hatırlamaya başlamasını olumlu buluyoruz. Umarız sırada Mısır ve Suriye’ye büyükelçi atanması da vardır.

 

SARAYIN GÜNDEMİNDE ESNAF, ÇİFTÇİ, İŞSİZ YOK; NEFRET VAR

Saray’ın yurtdışındakilere göstermeye başladığı bu ılımlı ve pozitif dili, içeride de görmek istiyoruz. Önüne gelene patronluk, ağır hakaret, kötü söz, ayrıştırma artık kabak tadı verdi. Milletimiz de bu dilden yoruldu. Ama daha şu toplantıya girmeden biraz önce gördük ki, AK Parti Genel Başkanı partisinin İl Başkanları Toplantısında on parmağında on kara… Partimize ve partimizin Genel Başkanına yönelik nefret dilini en ağır şekilde kullandı. Ama partisinin il başkanlarına yaptığı bu konuşmada; siftah yapamayan, “Bari ekmek verin” diyen esnaflarımız var mıydı? Hayır yoktu. Tarlasına, traktörüne, ineklerine hükümetin kredi kuruluşunun haciz koyduğu çiftçilerimiz var mıydı? O da yoktu. 12 milyonu aşkın işsizimizin ıstırabı var mıydı? Karın tokluğuna, yol parasına çalışırım diyen gençlerimiz var mıydı? Hayır yoktu. Salgınla ilgili istatistikleri saklaması sonucunda yaşamını kaybedenlerin ailelerine bir özür var mıydı? O da yoktu.

 

TARZAN ZORDA

Özelleştirilmedi deyip özelleştirdikleri Tank Palet Fabrikası’nda, 18 ayda üreteceğiz deyip de üretemedikleri tankların hesabını vatandaşa verdi mi? Hayır. Şu buhranda milletin elinden giden malın mülkün hesabı var mı? Bunun hesabını millete verdi mi? Hayır. Merkez Bankası’nın kasasından buharlaşan 128 milyar doların hesabı var mıydı? O da yoktu. Anlıyoruz Tarzan zorda… Masayı devirip hesap ödemeden kaçma niyetinde. Yok öyle… Hesabı son kuruşuna kadar milletimize ödeyecek.

Milletimiz bunların ne yaptığını görüyor, notlarını veriyor, biran önce sandığın önüne gelmesini bekliyor. Sandık önüne geldiğinde de yerlerini gösterecek bunları evlerine gönderecek.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

 

Soru- Efendim Sayın Genel Başkan geçtiğimiz günlerde yasadışı dinleme konusunu gündeme getirmişti. Cumhurbaşkanı Azerbaycan dönüşü bu konuyu gündeme getirdi ve bazı değerlendirmelerde bulundu. Seni kim, nerede, ne zaman dinlemiş yargıya anlat ona göre de gereği yapılır ifadesini kullandı. Siz bunun için ne söylemek istersiniz?

Bir de aslında bu yasadışı dinleme konusunda HDP farklı bir boyuta taşıdı geçtiğimiz günlerde İstanbul il binasında bazı böceklerin olduğunu, dinleme cihazlarının olduğunu kamuoyuyla paylaştı. Öncelikle şunu sormak istiyorum, sizin böyle bir girişiminiz bulunacak mı Genel Merkez’de veya il binalarına yönelik? Bir diğer sorum da aslında HDP bu dinleme cihazlarını İçişleri Bakanlığını ve MİT’i işaret ederek hedef gösterdi. Bu konuyla ilgili ne söylemek istersiniz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi her şeyden önce şunu ifade edeyim. Bugün sadece ana muhalefet partisinin Genel Başkanı değil, muhalefet partilerinin neredeyse hemen tamamında böyle bir izlenim, böyle bir endişe var. Onları bırakın milletimizin tamamında var. Yani bu ülkede telefonlar hukuksuz bir biçimde dinlenmedi mi? O telefon tapeleri üzerinden insanlar hapislere atılmaya kalkışılmadı mı? Şimdi normal olarak, 18 yıldır devleti yöneten kişinin, ülkeyi yöneten kişinin böyle bir rahatsızlığı gördüğü andan itibaren bununla ilgili olarak resen soruşturma açması lazım. Şu mahkemeye başvursun, bu mahkemeye başvursun bunları hiç beklememesi lazım. Şimdi geçtiğimiz hafta “Telefon dinlemek ahlaksızlıktır” diyen İçişleri Bakanı daha birkaç yıl önce dinlenmedi mi? Sonra da “Sehven dinlendi” denmedi mi?

Tekrar söylüyorum, bugün toplumda böyle bir endişe varsa 18 yıldır bu ülkeyi yönetenlerin bu endişeyi giderecek, vatandaşı rahatlatacak adımları derhal atması gerekir diye düşünüyorum.

 

Soru- Efendim bize yönlendirilen sorular var. Ulusal Kanal’ın yönlendirdiği iki soru var. İlk sorusu Türk Tabipler Birliğiyle ilgili, diğer sorusu da Aziz Güler’in cenazesiyle ilgili…

Faik ÖZTRAK- Şimdi birinci soruyla ilgili olarak şunu söyleyeyim. Bu soruyu gidecek Türk Tabipleri Birliği’ne soracak Ulusal Kanal. Otursunlar bir masanın etrafında nedir ne değildir sorsunlar. Bu bize yönlendirilecek bir soru değil.

İkinci soruya gelince, Aziz Güler’le ilgili açıklamayı defalarca yaptık. Aziz Güler meselesi bir insani meseledir. Aziz Güler’in Türkiye’de işlemiş olduğu herhangi bir suç yoktur, bir sabıka kaydı yoktur. Diğer tarafa geçtiğinde mayına basarak hayatını kaybetmiştir ve günlerce buzdolabında naaşı tutulmak zorunda kalmıştır. Ailesi bizden yardım istemiştir bu cenazenin Türkiye’ye getirilmesi için bizde hükümet yetkilileriyle temas etmişizdir hükümet yetkilileri de bu konuda gerekli girişimlerde bulunmuşlardır. Hatta aileye müjdeyi veren de Sayın Numan Kurtulmuş’tur.

Şimdi böyle bir insani mesele üzerinden bir başka hikaye üretmeye çalışmak, sonrada bunu uzun bir soru haline getirip propaganda malzemesi olarak kullanmayı anlamamız mümkün değildir. Tekrar söylüyorum, Cumhuriyet Halk Partisiyle terör, terörist arasında herhangi bir ilişki kuramazsınız. Cumhuriyet Halk Partisi genlerinde milli mücadele olan, genlerinde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk olan, genlerinde demokrasi olan, sosyal demokrasi olan, demokrasiye inanan, terörü bir insanlık suçu olarak gören ve terörle arasına her zaman net bir kırmızıçizgi çeken partidir.

ASGARİ ÜCRET PAZARLIĞI GERÇEK ENFLASYON ÜZERİNDEN YAPILMALI

CHP Sözcüsü Öztrak, süren asgari ücret görüşmelerinde en önemli göstergenin enflasyon olduğunu, pek çok maaşlı çalışanın ve emeklilerin aylıklarına yapılacak zammın da bundan etkileneceğini belirterek, “Milletin maaşını ücretini artırırken, makyajlı TÜİK enflasyonunu dikkate alırsanız, milletimizi enflasyona ezdirirsiniz. Enflasyon rakamları da geriye doğru güncellenmelidir. İşçinin, memurun, emeklinin aylığı gerçek enflasyona göre belirlenmelidir” diye konuştu.

Asgari ücret müzakerelerinin, aylık en az 3 bin 100 liradan başlaması gerektiğini ifade eden Öztrak, “Yandaşınıza dolarla Avroyla para ödemek için gerekçe üretirken, millete para vermemek için gerekçe üretmekten vazgeçin” dedi.

Gerçek vaka sayılarını saklayan Erdoğan rejiminin aymazlığı yüzünden gerekli önlemlerin zamanında alınamadığını kaydeden Öztrak, “Gerçekler karartılmasaydı, önlemler zamanında alınsaydı, hayatını kaybeden vatandaşlarımızın büyük bir bölümü, belki bugün aramızda olacaklardı. Kayıplarımızın sorumlusu, vaka sayılarını açıklatmayan, bu çerçevede önlem almayan, vatandaşı uyarmayan Erdoğan’dır. Milletimize bunun hesabını vermelidir. Erdoğan oturduğu koltuğu, milletin ilk seçimde altından çekmesini beklemeden, hemen istifa etmelidir” değerlendirmesinde bulundu.

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

İçinde bulunduğumuz buhran, hepimizi derinden etkiliyor. Bir yanda ekonomik kriz, diğer yanda devlet krizi… Bunlar yetmezmiş gibi bir de salgın belasını yaşıyoruz. İşçisi, çiftçisi, esnafı, dar gelirlisi, KOBİ sahibi… Herkes ama herkes büyük sıkıntı çekiyor. Milletimiz büyük fedakârlıklara katlanıyor. Ama milletimizin çektiği sıkıntıları paylaşan, katlandığı fedakârlıkları gören, milletin elinden tutan bir hükümet yok ortada.

 

ALGI YÖNETMEYİ BİLE ELİNE YÜZÜNE BULAŞTIRDI

Saray hükümetinin bildiği; rakamları karartmak, gerçekleri gizlemek, algıyı yönetmeye çalışmak… Gerçi, bırakın ülkeyi yönetmeyi, artık algı yönetimini de ellerine yüzlerine bulaştırıyorlar. Salgındaki vaka sayılarını aylarca saklayarak algıyı yönetmeye çalıştılar. Önlem almadılar. Sarayın kibirli başı, milletimize aylarca; “Salgınla mücadelede en iyi ülkelerden biriyiz” masalları anlattı. Hatta Türkiye’yi “3 kıtanın sağlık merkezi” yapacaklarını söyledi. Ama sonra mızrak çuvala sığmadı, bir gecede, acı gerçek ortaya çıktı. Günlük vaka sayımız öyle 5-6 binlerde değil, 30 binin üstünde… Vaka sayısında dünyada, 330 milyon nüfuslu ABD’den sonra ikinci sıradayız… Türk Tabipleri Birliği gerçek vaka sayılarının, açıklananın hala çok üzerinde olduğunu söylemeye devam ediyor. Ama açıklandığı kadarıyla bile, Saray, salgınla mücadelede dünyanın en başarısız hükümetlerinden biri…

 

HESAP SORULMASIN DİYE SARAY TARAFINDAN ENGELLENİYOR

Sağlık Bakanı vaka sayılarını geriye doğru da açıklayacağını ifade etmişti. Ama bu geriye doğru giden rakamlardan hala bir ses yok. Salgın bu olağanüstü boyutlara gelene kadar hangi önlemler alındı, kritik vaka eşikleri geçilirken ne yapıldı? Anlaşılan hesap sorulmasın diye, bunların açıklanması, saray tarafından engelleniyor.

 

SAĞLIK SİSTEMİMİZ S.O.S. VERİYOR

Sağlık sistemimiz S.O.S veriyor. Hükümet milletten sakladığını Dünya Sağlık Örgütü’nden de saklamış bu sabah açıklandı. Saray’ın neden olduğu skandal küresel boyuta ulaşıyor. Dünya Sağlık Örgütü Türkiye ile ilgili yaptığı son açıklamada, “Gerçek vaka sayılarını biz de bilmiyorduk. Bu şekilde devam ederse, sağlık sisteminin, hastane sisteminin çöküşünü yaşayabiliriz” dedi. Nitekim özel hastaneler; “Stoklarımız tükendi, bizi geçici olarak kamulaştırın” diye isyan ediyorlar. Fedakâr sağlık ordumuz yorgun ve bitkin. Hastanelerin yoğun bakımları doldu, taşıyor. Bazı hastanelerde sedyelerde bile yer yok.

 

KAYIPLARIMIZIN SORUMLUSU ERDOĞAN İSTİFA ETMELİDİR

Maalesef yaşanan acı tabloyu bundan daha net anlatacak bir görüntü yok: Hastanelerin girişinde test kuyrukları. Bu da gasilhanelerin önünde tabut sıraları. Salgında ikinci dalganın geleceği belli miydi? Belliydi. Peki, tüm bir yaz boyunca, ikinci dalgaya hazırlık için ne yaptılar? Bu tabloyu önlemek için ne yaptılar? Koca bir hiç. Vakaları sakladılar, Ağustos böceği gibi saz çalıp, türkü söylediler. Yüzlerce masum vatandaşımızı; Erdoğan rejiminin aymazlığı, iş bilmezliği yüzünden kaybettik. Gerçekler karartılmasaydı, önlemler zamanında alınsaydı, vatandaşlarımızın büyük bir bölümü, belki bugün aramızda olacaklardı. Kaybettiklerimiz; kimimizin anası, kimimizin babası, kimimizin eşi, kimimizin dedesi, ninesi… Her kayıpla beraber, kalanlarımızın hayatında da, derin bir boşluk oluştu. Bu kayıplarımızın, kaybettiklerimizin sorumlusu, vaka sayılarını açıklatmayan, bu çerçevede önlem almayan, vatandaşı uyarmayan Erdoğan’dır. Milletimize bunun hesabını vermelidir. Tekrar söylüyorum, Erdoğan oturduğu koltuğu, milletin ilk seçimde altından çekmesini beklemeden, hemen istifa etmelidir. Saray hükümetinin hesap vermekten hoşlanmadığını hepimiz biliyoruz. Sadece kendi aklını seven kibirli bir iktidar var karşımızda. Zaten istişareyi, hesap vermeyi, şeffaflığı sevseydi, bugünlerde olmazdık, bugünlere gelmezdik. Pek çok yurttaşımızı kurtarabilirdik.

 

KISITLAMADAN ETKİLENENLERE GELİR DESTEĞİ VERİLMELİ

Bu hafta sonu, salgında ikinci dalganın etkilerini hafifletmek için, sokağa çıkma kısıtlaması uygulanıyor. Hafta içinde de, akşam saatlerinde kısıtlamalar başladı. Salgınla mücadelede, sosyal hareketliliği azaltacak kısıtlamalar elbette olmalıdır. Fakat bu kararlarla beraber, milletin işini, vatandaşın aşını koruyacak tedbirler de mutlaka alınmalıdır. Tüm dünya bunu böyle yapıyor. Biz ilk günden bu yana; “Sağlığımız için alınan tedbirle beraber, dükkânı kapatılan, işinden olan, ihtiyaç sahibi dar gelirli yurttaşlarımıza, doğrudan gelir desteği verilmeli” diyoruz. “Milleti canıyla cüzdanı arasına sıkıştırmayın” diyoruz. Hıfzıssıhha Kanunu’nun emirlerini Saray hükümetine hatırlatıyoruz. Ama bunlar ne kanun dinliyorlar, ne de sağduyulu bir ses. Milleti salgında bir başına bırakmayı tercih ediyorlar.

 

156 ÜLKEYE DESTEK, MİLLETİN BÜTÇESİNE KÖSTEK

Esnafımızın, çiftçimizin, dar gelirli ailelerimizin bütçelerine destek olmak yerine, 156 ülkenin ve 9 uluslararası kuruluşa destek vermekle övünüyorlar. Salgın nedeniyle, ekonomik sıkıntılarla karşı karşıya kalan bazı ülkelere bütçe desteği veriyorlarmış… Peki bizim bütçemizde başka ülkelere destek verecek imkân vardı da, neden bu millete İBAN numarası gönderip bağış topladınız? Neden beş maskeyi bedava dağıtamadınız? Neden testleri özel hastanelerde de bedava yapmayıp milleti bu kuyruklarda bekletiyorsunuz? Niye millete destek olmuyorsunuz? Bu devlete 40 yıl vergi veren esnafa neden 40 gün bakamıyorsunuz? Sonunda da bu millete birde acı reçete yazmaya kalkıyorsunuz. 156 ülkeye destek, milletin bütçesine gelince köstek… Bu kadar mı kendi milletinizi unuttunuz? Bu kadar mı bu millete yabancılaştınız? Saraylarınızdan milletin feryadını duymuyorsunuz, halini görmüyorsunuz. Millet cinnet getirme noktasına geldi.

 

ESNAF, ÇİFTÇİ VE VATANDAŞ “O ZAMAN BİZE EKMEK VERİN” DİYOR

Yeni kısıtlamaların açıklandığı gün, bir berber esnafımız diyor ki, “Sokağa çıkmayın diyorlar,  eve ekmeği nasıl götüreceğimizi söylemiyorlar. İlk dalgada verdikleri İBAN’a para göndermiştim. Şimdi elde avuçta kalmadı, artık benim ihtiyacım var. Bize destek versinler. İBAN numaram onlarda var” diyor.

Yine geçen gün, İstanbul’da dükkânının çatısına çıkan esnaf, kendi iş yerinin tabelasını parçaladı. Diyor ki; “Burada 70 personelim var, hepsinin evde çoluk çocuğu aç. Bunlar mecburlar çalışmaya… O zaman bize ekmek verin kardeşim” diye feryat ediyor. Duymuyorlar.

Esnaflarımız İstanbul’da sokağa çıktı. “Devlet kapalı dükkânımızdan stopaj alıyor, vergi alıyor. Hükümet bize herhangi bir destek vermediği gibi bizlerden aldığı vergiden de bir türlü vazgeçmiyor” diyor. Dükkânını kapattığınız bu esnaflar “O zaman bize ekmek verin” diye bağırıyor. Duymuyorlar.

Yine, işsiz kalan kafe, bar, restoran çalışanları hükümete sessiz eylemle sesini duyurmaya çalışıyorlar. “Alınan bu önlemler nedeniyle geçinemiyoruz. Hayatımızı istiyoruz” diye pankart açıyorlar. Evet, millet “O zaman bize ekmek verin” diye feryat ediyor ama görmüyorlar.

Tarım Kredi Kooperatiflerinden borç alan çiftçi arazisini, traktörünü, ineğini Kooperatife kaptırıyor. Tarım Bakanı’nın haberi yok basından öğreniyor. Ama çiftçi “O zaman bize ekmek verin” diye feryat ediyor. Çiftçiyi de duymuyorlar. Sivas’ta bir sosyal yardım derneğinin 500 TL kömür yardımı yapacağını duyan vatandaşlar, Korona salgınını umursamadan, ucu bucağı görünmeyen kuyruklar oluşturmuşlar. Evet, millet “O zaman bize ekmek verin diye” feryat ediyor sizler duymuyorsunuz.

 

SARAY REJİMİ YOKLUK DEMEK, KUYRUK DEMEK

Kış vakti vatandaşı patates-soğan kuyruğuna soktular, yetmedi, milleti işsiz bırakıp İŞKUR kuyruklarına soktular, yetmedi, salgında milletimizi, hastane, gasilhane kuyruklarına soktular yetmedi. Ucu görünmeyen 500 liralık yardım kuyruklarına soktular. O da yetmeyecek, Saray hükümetinin, yokluk demek olduğunu, tek adam vesayet rejiminin, kuyruk demek olduğunu iki yılda bu millete en acı şekilde gösterdiler. Milleti bu hale düşürenler şimdi çıkmış; 156 ülkeye yardım yapmakla, başka ülkelere maddi destek vermekle övünüyor. Kendi esnafı kan ağlarken, çiftçisi kan ağlarken, emekçisi, memuru ve hatta iş insanı kan ağlarken, emeklisi kan ağlarken millet artık cinnet geçirme noktasındayken, siz kimin parasını başka ülkelerin bütçesine destek vermek için kullanıyorsunuz? Hangi hakla, kimden yetki aldınız, hangi akılla? Atalarımızın bu durum için pek çok sözü var; “Evinde yok darı, geçer oturur herkesten yukarı”. Ya da en bilineniyle; “Ayranı yok içmeye, gümüş köprü ister geçmeye”. Milletimiz bu beceriksizleri görüyor, notlarını veriyor, sandıkta da elbette gereğini yapacak.

 

NİMETİ DAĞITMADINIZ, BARİ KÜLFETİ ADİL DAĞITIN

İktidara geldiklerinden beri nimeti adil paylaştırmıyorlar. Hep saray sosyetesine, hep yandaşa dağıtıyorlar. Şimdi sıkıntıdayız “Bari külfeti adil dağıtın” diyoruz. Ama şahsını devlet sanan sarayın kibirli adamı, bu salgında bile, milletin kaynaklarıyla, yandaşlarını abat etmeye devam ediyor. 4 Aralık tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararıyla Silivri de 172 bin metrekare arsa, Eski Maocu, şimdilerde Erdoğan’a “ilahi aşkla” bağlı bir iş insanının yeğenine peşkeş çekiliyor. Bu iş insanını nereden tanıyoruz. Katar ordusuna peşkeş çekilen Tank Palet Fabrikası’ndan. Bu iş adamı aynı zamanda Katar ordusuyla da ortak. Bu ortaklığın hikâyesini Erdoğan aşığı bu iş insanı nede güzel anlatmıştı. “Allah da gani gani para vermiş Katar’a. Emir’de sizi kırmaz. Katar devletini ve silahlı kuvvetlerini bana ortak ederseniz bu işin altından kalkarız. Sağ olsun Sayın Emir’i aradı o da kırmadı.  BMC’nin yüzde 50 eksi birini Katar ordusuna sattım. Tek başına yapmak istemiyordum. Benim gibi deli bir Laz ortak da önerdi bana Sayın Cumhurbaşkanım. (Kimse bu ortak?) Onu da yanıma aldım; eşit bölüştük.”

 

ÖZELLEŞTİRME KARARININ ALTINDA KENDİ İMZASI VAR

Şimdi soruyorum, bu Katar Emiri’ni arayan kim, ortak ol diye? Erdoğan. Tank Palet Fabrikasının peşkeş çekildiği şirketin çoğunluk hissesi kimde? Katar’da. Bunu biz demiyoruz. Erdoğan’a ilahi aşkla bağlı iş adamı söylüyor. Ama dün Erdoğan çıktı, Tank-Palet Fabrikası ile ilgili olarak: “Bir iftira ile karşı karşıyayız. Yapılan işlemin adı satış değil, özelleştirme değil, işletme devridir” dedi. Peki, bu kararın altındaki imza kimin? Erdoğan’ın. İmzaladığınız bu karar, “Yapılan işin adı Özelleştirme”dir diyor. Biz de soruyoruz; bu iş özelleştirme ise başka kimlerden teklif aldınız? Neden 50 milyon dolarlık yatırım sözü karşılığında, Tank Palet Fabrikasını bedava verdiniz? Devletin kasasına tek kuruş, tek cent girmeden, ülkemizin en stratejik tesislerinden birisini 25 yıllığına, Katar ordusunun çoğunluk hissesine sahip olduğu bir şirkete neden peşkeş çektiniz?

 

TANKLAR HALA ORTADA YOK

Bugün bir lokantayı, bir kasap dükkânını veya sıradan bir işletmeyi devralmaya kalksanız, o dükkân veya işletme için hava parası verirsiniz. Ama siz yandaşlarınıza ve Katar ordusuna bu stratejik tesisi bedavaya peşkeş çektiniz. Bu arada, tesiste üretilip, Kara Kuvvetleri Komutanlığı’mıza bu yılın Mayıs ayında teslim edilecek tanklar hala ortada yok. İhale falan dinlemediniz fabrikayı verdiniz. Bari tanklar gelseydi o da yok. Millete doğruları söylemeyen sizsiniz. İki yıl önce attığınız imzayı inkâr eden de sizsiniz. Devletler hafızalarıyla yaşar. İki yıl önce attığı imzayı hatırlamayanların elinde,  gerçekten bu ülkede çok derin bir devlet krizi yaşıyoruz.

 

MİLLET TEK BAŞINA KALDI

Devlet kimsesizlerin kimsesidir. Ama bunlar devleti yandaşlarının kimsesi sanıyor. Bugün borcundan dolayı, Türkiye genelinde 590 bin ailenin doğal gazı, 123 bin ailenin ise elektriği kesilmiş durumda. Millet bu salgın döneminde bir yandan hayat pahalılığı, bir yandan işsizliğin arasında eziliyor, tek başına kalmış canıyla boğuşuyor.

 

BAĞIMSIZ ARAŞTIRMACILARIN ENFLASYONU, TÜİK’İN İKİ KATI

Kasım ayında aylık enflasyon rekor kırdı. 12 aylık enflasyon yüzde 14’ü aştı. Enflasyondaki rakiplerimiz: Nijerya, Liberya, Zambiya… Ama herkes biliyor ki vaka sayıları gibi, bu enflasyon rakamları da gerçek değil. Bağımsız araştırmacıların rakamları, TÜİK’in enflasyonunun çok üstünde. TÜİK’e göre son 3 ayda gerçekleşen enflasyon yüzde 5,5. Ama bu bağımsız araştırmacıların yaptığı hesaplara göre Enflasyon Araştırma Grubu bunlar. “Enflasyon Araştırma Grubu’na” göre bu dönemde gerçekleşen enflasyon yüzde 9,9. TÜİK’in açıkladığının iki katı.

 

ENFLASYON GÜNCELLENMELİ, ASGARİ ÜCRET BUNA GÖRE BELİRLENMELİ

Şu anda asgari ücret görüşmeleri sürüyor. Yarın öbür gün memurun, emeklinin maaş zamları da belirlenecek. Tüm bu ücret ve maaş görüşmelerinde, en önemli gösterge enflasyon. Milletin maaşını ücretini artırırken, makyajlı TÜİK enflasyonunu dikkate alırsanız, milletimizi enflasyona ezdirirsiniz. Buradan çok açık, çok net bir çağrı yapıyoruz. Tıpkı vaka sayılarında olduğu gibi, enflasyon rakamları da geriye doğru güncellenmelidir. İşçinin, memurun, emeklinin aylığı gerçek enflasyona göre belirlenmelidir. Makyajlı enflasyon rakamlarıyla daha fazla kul hakkına girmeyin. Diğer taraftan madem yandaş müteahhitlere garantileri dolar, avro karşılığı ödüyorsunuz, vatandaşın asgari ücretini, maaşını da dolar, avro karşılığı belirleyin. Asgari ücret müzakereleri, aylık en az 3 bin 100 liradan başlamalı. Yandaşınıza dolarla Avroyla para ödemek için gerekçe üretirken, millete para vermemek için gerekçe üretmekten vazgeçin. Tekrar ediyoruz: Gelin müdahale ettiğiniz enflasyon verilerini geriye doğru güncelleyin. Gerçek enflasyon rakamlarını milletimize açıklayın.

 

ÜLKEYİ DIŞ POLİTİKADA DA KARAYA OTURTTULAR

Bu ehliyetsiz, bu liyakatsiz, bu beceriksiz yönetim, gemiyi sadece salgında değil, sadece ekonomide değil, dış politikada da karaya oturttu. Küresel siyasetteki; belirleyici gücümüzü, ikna kabiliyetimizi, inandırıcılığımızı kaybediyoruz. Ülkemiz bölgemizde yalnızlaşıyor. İhvancı politikalar, elimizi, ayağımızı bağlıyor. Tek bir dostumuz kalmadı. En haklı davalarımızı bile anlatamaz olduk. Büyükelçilikler Ak Parti’nin arpalığına dönmüş durumda. Eski vekiller, rüşvetten aklanmayan bakanlar, Saray sosyetesi mensupları büyükelçi yapılıyor. Amerika’sı, Avrupa’sı ülkemize yaptırım uygulamak için sıraya giriyor. Bunlara neden izin veriyorsunuz? Yunan Generalin komutasındaki Alman askeri, müttefik olduğumuzu unutup, uluslararası sularda bayrağımızın çekili olduğu ticari gemiye çıktı. Uluslararası sularda bayrak devletinin izni olmadan gemiye çıkılmaz. Nokta. Bu kural değişmez. Almanlar bu arada diyorlar ki, “Gemiye çıkmadan önce haber verdik”. 5 saat boyunca Ankara’dan cevap gelmemiş. Bu 5 saat boyunca Almanlara neden “hadi oradan” demiyorsunuz? Dışişleri nerede? Cumhurbaşkanlığı nerede? Şimdide sadece sessiz sakin sedasız nota verip yetiniyorlar. Bu rezaletin bir daha olmaması için ne yapıyorsunuz? Hani tek adam vesayet rejimiyle her şey çok hızlı olacaktı?

 

BU UCUBE REJİM, BU ÜLKEYİ TAŞIYAMIYOR

Devletin kurumsal kapasitesini yok ettiler. Ülkeyi sadece bir ekonomik buhrana değil, çok derin bir devlet krizinin de kucağına attılar. İstişare yok. Herkes ve her iş, bir kişinin iki dudağına bakıyor. Bu ucube tek adam vesayet rejimi Türkiye’yi artık taşıyamıyor. Bu vesayetçi rejimden biran evvel kurtulmak gerekiyor.

 

CUMAYI, SİYASİ MÜSAMERELERİNE SAHNE YAPTILAR

“Hesabı pak olanın, yüzü de sözü de ak olur” derler… Birkaç maaşı birden gövdeye indiren, ama işini yapmayan Saray Sosyetesinin, milletin sırtına yüklediği ağır fatura ortaya çıktıkça, Sarayın kibirlisinin yüzü de, sözü de kararıyor. Beceriksizliklerini milletten saklamak için, Cumhuriyet Halk Partisi’ne onun Genel Başkanına saldırıyor. On parmağında on kara Partimize, Genel Başkanımıza sürmeye kalkıyor. Genel Başkanımıza saldırılar ve linç girişimleri, mafya artıklarının üzerimize salınması, açılan yüzbinlerce liralık tazminat davaları, Parti kitapçıklarımızın, 12 Eylül darbe dönemini aratmayacak şekilde, yasaklanması ve toplatılması yetmedi… Artık mübarek Cuma namazı çıkışlarını da,  siyasi müsamerelerine sahne yaptılar.

 

“MESELA” DEMOKRASİ

Saray’ın kibirlisi çıkmış, “Ben Cumhurbaşkanıyım, herkes haddini bilsin” diyor. Evet… Önce “Tarafsız Cumhurbaşkanı olacağım” diye milletten oy istedi.  Sonra bir de tarafsızlık yemini etti mecliste. Ama sonra millete verdiği sözü, ettiği yemini çiğnedi, Partisinin rozetini taktı, yetmedi bir de Genel Başkan oldu partisine. Şimdi artık AK Parti Genel Başkanı. Kalkıp bizim Genel Başkanımıza, “Ben Cumhurbaşkanıyım, herkes haddini bilsin” diyemez. “Ben sabah akşam, Cuma namazı demem ekrana çıkarım, Cumhuriyet Halk Partisi’ne, onun Genel Başkanına ağız dolusu hakaret ederim, bin bir iftira atarım. Ama o bana cevap veremez… Çünkü ben Cumhurbaşkanıyım, düğmeme hakaret etmenin cezası 1 yıldan başlar 4 yıla kadar gider” diyemez. “Zaten mahkemeler benim elimde, yüzbinlerce liralık tazminat davaları açarım… TBMM’nin çoğunluğu da Sarayın bekçisiyle birlikte elimizde, fezlekeleri getiririm, gereğini yaparım…” diyemez. “RTÜK bende, televizyonlara olağanüstü para cezaları ve yayın durdurma cezaları veririm. Basın İlan Kurumu bende, hoşuma gitmeyen gazetenin resmi ilanlarına makas atarım. Muhalefete ekranı da, gazeteleri de yasaklarım. Buna da ‘mesela’ demokrasi derim” diyemez.

 

PARTİ GENEL BAŞKANLIĞINI CUMHURBAŞKANLIĞINA TERCİH ETTİ

Sayın Erdoğan, siz partinizin Genel Başkanı olmayı, tarafsız Cumhurbaşkanı olmaktan daha çok sevdiniz. Herkesin Cumhurbaşkanı olmak yerine, partinizin Genel Başkanı olmayı siz istediniz. Namusunuz ve şerefiniz üzerine ettiğiniz tarafsızlık yeminini siz çiğnediniz. Şimdi hamama giren terleyecek. Yok öyle sarayda oturup, millete de muhalefete de tepeden bakmak. Size buradan bir kere daha hatırlatıyoruz: Siz artık tarafsız bir Cumhurbaşkanı değilsiniz. Siz partili Cumhurbaşkanısınız. Siz AK Parti Genel Başkanısınız. Tarafsız Cumhurbaşkanlığı zırhına sığınarak, sizin gibi parti Genel Başkanı olanlara dilediğiniz gibi konuşamazsanız. Konuşursanız cevabını aynen alırsınız.

 

KENDİNİZİ DEVLET SANMAYIN

Maşallah yakalandığınız kibir hastalığının etkisiyle kendinizi, din adamı sanıyorsunuz, bilim adamı zannediyorsunuz, sosyolog sanıyorsunuz, belki de bu milletin en büyük kadersizliklerinden biri olarak ekonomist de sanıyorsunuz. Ama sakın ola ki kendinizi devlet sanmayın. Devletimiz payidar, siz gidicisiniz Sayın Erdoğan. Bu korkuyla, mezarlıkta ıslık çalıp, bağırıp çağırarak bizi korkutacağınızı sanıyorsanız, daha çok beklersiniz. Bizim genlerimizde Kuvayı Milliye var, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti var. Yedi düvelden korkmamışız, sizden hiç korkmayız.

 

ELİNİZDE USUL AĞLADI, ERKAN AĞLADI, MİLLET AĞLADI

Ne diyor Şah Hatayi: “Usul erkân bilmez nadan elinden; usul ağlar, erkân ağlar, yol ağlar”. Maalesef sizin yönetiminizde; usul de ağladı, erkân da ağladı, millet de ağladı Sayın Erdoğan. Bizim sizden öğrenecek bir usul, bir erkân, bir devlet adabı dersi hiç yok. Bu konularda en son konuşacak kişi sizsiniz. Bizim sizin gibi korkularımız yoktur. Ama ne yaparsanız yapın, milletimiz sizi görüyor, neler yaptığınızı biliyor. Notunuzu veriyor, yetti gari deyip, sabırsızlıkla beklediği sandığı önüne getirdiğinizde de, size yerinizi gösterecek, evlerinize gönderecek.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorular varsa alayım.

 

Soru- Efendim Genel Başkanın geçtiğimiz günlerde bir canlı yayında açıklaması olmuştu kendisinin ve ailesinin telefonlarının dinlendiğini, takip edildiğini ifade etmişti. İçişleri Bakanı da bu ifadelere cevap verdi twitter hesabından. Sayın Genel Başkanın iddialarının doğru olmadığını, eğer böyle bir şeyden şüpheleniyorsa da Cumhuriyet Başsavcılıklarına gitmesi gerektiğini söyledi. Siz neler söyleyeceksiniz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bu atanmış İçişleri Bakanı’nı aslında 2018’in dördüncü ayında polislerin sehven dinlediği ortaya çıkmıştı. Kendinin dinlendiğinin farkında olmayan bir İçişleri Bakanı… Ne demek istiyor anlamak mümkün değil. Polislere, savcılara sorulduğu zaman “evet dinliyoruz” mu diyecekler? Ya da savcılarınız “Siz bunları dinlediniz mi?” diye mi soracaklar? Lütfen bu ucuz sözleri bıraksınlar.

Teşekkür ediyorum.

SARAY İSTİFA ETMELİ!

CHP Sözcüsü Öztrak, vaka sayılarının açıklanmasıyla, Hükümetin Türkiye’nin salgınla mücadelede en başarılı ülkelerden biri olduğu iddiasının çöktüğünü, ülkenin bir gecede salgın konusunda “en başarısız ülkelerden biri” olduğunun ortaya çıktığını ifade etti.

Binlerce vatandaşın hayatını yitirdiği salgında, vaka sayılarının ve salgındaki gerçek tablonun gizlendiğini kaydeden Öztrak, “Böylece, gerekli önlemlerin alınmasını engelleyen, Saray’ın kibirlisi, bu tablonun esas sorumlusudur ve istifa etmelidir. Bu öyle, ‘Pardon’ denerek, ‘Millet beni affetsin’ denerek geçiştirilemez” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Bugün, Merkez Yönetim Kurulumuzun gündeminde, yaşadığımız ekonomik buhran, kötü yönetilen salgın, milletten saklanan gerçekler ve giderek derinleşen devlet krizi vardı.
BÜYÜME “ÖLÜ KEDİNİN SIÇRAMASI” GİBİ
Bu sabah, 2020 yılının üçüncü çeyreğine ait büyüme rakamları açıklandı. Bir önceki üç ayda, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 9,9 daralan ekonomimiz, yılın üçüncü üç ayında, yüzde 6,7 büyüdü. Tabi bunu sevinçle karşıladık. Ama üçüncü çeyrekteki büyüme, tüm sektörlere yaygın, organik bir büyüme değil bunun da altını çizelim. Aslında bu büyüme biraz yabancıların “ölü kedinin sıçraması” diye tabir ettiği, yere hızla çarpan topun sıçraması tarzında, mekanik bir büyüme.
KALICI TOPARLANMAYI YANSITTIĞINI SÖYLEMEK GÜÇ
Tüm dünyada buna benzer bir eğilim izliyoruz. Ancak bu tür toparlanmaların ardından, ikinci bir çakılışın gelmesi endişesi de küresel olarak mevcut… Bizdeki üçüncü çeyrek büyümesinin de kalıcı bir toparlanmayı yansıttığını söylemek için henüz çok erken. Kaldı ki Türk ekonomisi, dünyadan farklı olarak, son iki yıldır büyümeyen bir ekonomi. Üçüncü üç aylık dönemdeki büyümeye rağmen; ilk dokuz ayda elde edilen milli gelir, geçen senenin aynı döneminin sadece binde 5 üstünde. Yani yerinde sayıyor diyebiliriz. İlk dokuz ayda; sanayi sektörünün katma değeri, geçen yıla göre binde 9, hizmetler sektörü katma değeri ise geçen yılın yüzde 7,1 altında. Yılın üçüncü üç ayında en hızlı büyüme; finans ve sigorta faaliyetlerinde görülüyor. Tabi bunun arkasında da, Kredi Garanti Fonu eliyle, kamu bankalarının öncülüğünde gerçekleşen olağanüstü kredi genişlemesi var. Finans ve sigorta sektörü üçüncü çeyrekte, yüzde 41 arkadaşlar. Tam yüzde 41 büyümüş. Eğer finans sektöründe bu büyüme olmasa, hizmetler sektöründe çok daha ciddi bir çöküş görülecekti.
GELECEK YILLARIN BÜYÜMESİNDEN ÇALINDI
Tüm dünya, salgın döneminde yurttaşlarına “Doğrudan gelir desteği ve hibe” verirken bizdeki hükümet “faiziyle borç” verdi. G-20’nin bize benzeyen ekonomileri içinde, milli gelirine oranla yurttaşlarına en az gelir desteği veren ekonomi biz olurken, en fazla borç veren ekonomide bizim ekonomimiz oldu. En fazla borcu bizdeki Saray hükümeti vermiş. Ucuz ve sübvansiyonlu kredilerle, gelecek yılların talebi bu döneme çekilmiş. Yani gelecek yılların büyümesinden çalınmış bir anlamda. Peki, böyle bir büyümeyi sürdürebilmemiz mümkün mü? Bunun sürdürülemez olduğu Damadın kovulmasından, Merkez Bankasının ve kamu bankalarının artık kredi yok diyerek “Kazık fren” yapmasından belli.
120 ÜLKENİN NÜFUSUNDAN FAZLA İŞSİZ VAR
Diğer taraftan, bu büyümeye rağmen, gerçek işsizlerimizin sayısı bu dönemde yaklaşık 2,7 milyon kişi artmış. Bu dönemde iş başında olmayanlarda dâhil işsizlerimizin sayısı 12 milyon 654 bin kişiye ulaşmış. Şimdi bu büyümeye bakıp işsiz sayısının, dünya üzerindeki 120 ülkenin nüfusunu aştığı bir ekonomide kalkınmadan, refah artışından bahsetmek mümkün değil.
NİTELİKLİ BÜYÜME UFUKTA GÖRÜNMÜYOR
Türkiye’nin hızla iş ve aş yaratan, nitelikli bir büyüme patikasına dönmesi gerekiyor. Ancak tek adam vesayet rejiminde, son 2,5 yılda yaşananlar, ülkede güveni yerle bir etmiş vaziyette. Güven olmayınca millete iş, aş verecek nitelikli bir büyüme de ufukta görünemiyor. Tek adam vesayet rejiminde, Saray yönetimi, ülkemizin bereketini kaçırdı. Yeni kadrolar, yeni kurumlar ve yeni kurallar olmadan da bu bereketin geri gelmesi mümkün gözükmüyor. 2013’te Türkiye’nin milli geliri 1 trilyon dolara dayanmıştı, bu son verilerle 736 milyar dolara düşmüş. Tek adam vesayet rejimi projesinin düğmesine basılmasıyla birlikte bugüne kadar milletin cebinden 222 milyar dolar alınmış.
ARPACIYA BORÇ EDEN, AHIRINI TEZ SATAR
Atalarımız, “Arpacıya borç eden, ahırını tez satar” demiş… Saray Hükümeti’nin elinde, Türkiye tam olarak da bu halde… Her fırsatta, Cumhuriyetimizin kuruluş döneminin başarılarını görmezden gelen, Cumhuriyetin kurucu babalarına iftiralar atan Sarayın kibirlisi, görevde olduğu 18 yılda, Cumhuriyet döneminde kurulmuş, onlarca kamu kuruluşunu, fabrikayı satıp, savdı. Karşılığında 62 milyar dolar parayı aldı bir güzel yedi, tüketti.
SARAY ÜLKENİN SON GÜMÜŞLERİNE GÖZ DİKTİ
Şimdi her hayırsız evlat gibi, evde kalan son gümüşlere göz dikmiş vaziyette… Borsaya, Kamu Bankalarına, madencilik, enerji, iletişim, tarım ve gıda alanındaki devlet kuruluşlarına ve fabrikalarına, devlete ait arsa ve arazilere, hatta şans oyunlarının lisanslarına bile göz koymuş vaziyette. Elde kalan milletin son gümüşlerini, kimseye hesap vermeden, dilediği gibi satıp savmak için de, Varlık Fonu’nu diye bir fon kurup kendine paravan etmiş. Başka ülkeler Varlık Fonlarını bugün elde ettikleri gelirleri, çocuklarına, torunlarına aktarmak için kurarken, Saray, Atalarımızın malını mülkünü satıp, yemek için böyle bir fon kurmuş. Millete ait 177 milyar liralık varlığı Fon’a devrettiler. Önce bu kaynağı rehin gösterip borç istediler. 2019’da Hazineyi de kefil ederek bula bula 1 milyar dolar ancak bulabildiler. Ardından bu yıl, fon eliyle 2 milyar dolar daha borçlanmak istediler. Ama bu defa kimse borç vermedi.
SATTIĞINIZ BABANIZIN MALI DEĞİL
Bunun üzerine, fondaki gümüşleri teker teker elden çıkarmaya başladılar. Borsa İstanbul hisselerinin yüzde 10’u Katar’a satıldı. Güzel. Ama kaça satıldı, hangi şartlarla satıldı, Katar’dan daha fazla para veren var mıydı, yok muydu? Kimse bunları bilmiyor. Fon İhale Kanunu’na tabi değil, fonu Sayıştay denetlemiyor, milletin meclisi hesap soramıyor. Sarayın kibirlisi talimatı veriyor, milletin malını, millete hesap vermeden, haraç mezat satıyor. Yarın Çay Kur’u da, Ziraat Bankası’nı da, Halk Bankası’nı da, Vakıflar Bankası’nı da, BOTAŞ’ı da, ETİ Madeni de dilediğine peşkeş çekebilecek. Yani, Varlık Fonu’nu Düyunu Umumiye idaresi gibi kullanmaya başladılar. Borç geri ödemekte kullanıyorlar. Satılan bu mallar babalarının malı değil. Bu mallar milletin malı mülkü.
KABİLE DEVLETİ ANLAYIŞIYLA GÜVEN VERİLEMEZ
Şimdi milletimizin her bir ferdi adına bizde soruyoruz: Borsa İstanbul’u kaça sattınız, hangi koşullarla sattınız? Daha fazla para veren var mıydı neden ona vermediniz? Bunu öğrenmek hepimizin hakkı. Ülkeyi aile şirketi gibi yöneteceğiz derken, ne kural kaldı, ne şeffaflık, ne de hesap vermek. Önce milletin malı Katar’a verildi, sonra da Damat, Fon’daki Başkanvekilliği görevinden affedildi. Ama yerine, yeni Hazine ve Maliye Bakanı Başkanvekili olarak atanmadı. Anlaşılan Başkanvekilliği makamına atanabilmek için, Hazine ve Maliye Bakanı olmak yetmiyor. Damat olacaksın. Bu kabile devleti anlayışıyla yatırımcılara nasıl güven verecekler bilemiyorum.
ARTIK ALGIYI DA YÖNETEMİYORLAR
Ülkemize yatırımın gelmesini ülkemizde refahın artmasını tabi ki herkesten çok biz isteriz. Ama bu ülkenin elde kalan son gümüşlerinin, “Batan geminin malları” gibi, tek bir adamın keyfine göre satılması bizim anladığımız, bizim bildiğimiz, bizim istediğimiz anlamda yatırım falan değildir. Sarayın sosyetelerinin sandığının aksine “Üst düzey uluslararası yatırım” hiç değildir. Üst düzey uluslararası yatırım, hukuk olmayan, saydamlık olmayan, denge ve denetim olmayan bir ülkeye gelmez. Gelmiyor da zaten. Saray’ın “altun” çocuğu, Avrupa Kalkınma ve İmar Bankası’nın Borsa İstanbul’daki hisselerini neden sattığını anımsarsa, “Ülkemize duyulan güvenin” hangi seviyelere düştüğünü gayet iyi görecektir. Saray aveneleri, algı yönetmeyi, ülke yönetmek zannediyorlar. Ama işin gerçeği, artık algıyı da pek yönetemiyorlar. Halının altına süpürdükleri pisliklerin kokusu arşa ulaşıyor.
KATAR AŞKINA!
Saray hükümetinin eliyle, milletin varlıkları, malı mülkü, Katar’ın üstüne geçiriliyor. Bankalar, limanlar, AVM’ler, dijital platformlar, maç yayın hakları, Kanal İstanbul’un arazileri, ordumuza zırhlı araç üreten şirketler, borsamız ve elbette ordumuzun en stratejik varlığı olan Sakarya Tank Palet Fabrikası… Hepsini Katar’ın üstüne yapıyorlar. Katar aşkıyla, milletin malı mülkü Katar’a gidiyor. Üst düzey yatırımdan anladığınız, 83 milyonun varını, yoğunu 3 milyon bile nüfusu olmayan, 2,8 milyon nüfuslu bir ülkeye satıp, savmak mı? Korkarız, bu kafayla: Yakında Türkiye’nin tapusunu da Katar’daki o kim olduğunu bilmediğimiz “Üst Düzey Yatırımcının” üstüne yaparsınız…
ERİTTİKLERİ 128 MİLYAR DOLARLA 24 TANE TÜPRAŞ KURULUR
Saray’ın kerameti kendinden menkul; “Faiz sebep, enflasyon netice” teorisi uğruna, Merkez Bankası’nın 128 milyar dolarlık rezervini erittiler, tükettiler. Tekrar ediyorum: 128 milyar dolar. Bugün Türkiye’nin en büyük sanayi şirketi hangisi? TÜPRAŞ… TÜPRAŞ’ın bilanço büyüklüğü ne kadar? 5,4 milyar dolar. Yani bu 128 milyar dolarla sıfırdan 24 tane TÜPRAŞ kurulurdu, 130 binden fazla işsizimize, iş ve istihdam sağlanırdı. Böyle bir devasa bir kaynağı, tüm uyarılarımıza rağmen yediler bitirdiler.
BUNUN ADI İHANETTİR
Soruyoruz, soracağız: “Bu dövizler kimlere peşkeş çekildi? 128 milyar doları, Merkez Bankası’na geri koymak için neler yapacaksınız?” Yapılanın adını doğru koyalım. Bunun adı sadece “beceriksizlik” değildir, bunun adı sadece “liyakatsizlik” de değildir, bunun adı düpedüz görevi ihmaldir, savsaklamadır, ihanettir. Biz bu konuda bir araştırma önergesini geçtiğimiz hafta Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunduk. Tüm milletvekillerine çağrıda bulunuyoruz. Gelin bu araştırma önergesine destek verin. Bu milletin parasını saçıp savuranlar kimdir, hep birlikte araştıralım, böyle bir savurganlığın bir daha yaşanmaması için neler yapılmalıdır, istişareyle bulalım.
SARAY ESNAFIN FİŞİNİ ÇEKTİ
Esnaflarımız yoğun bakımda. Salgının ilk döneminde, borca batırılan esnaflarımız zaten zordaydı. Şimdi ikinci Koronavirüs dalgasıyla, bitkisel hayata girdi. Tüm dünya esnafının arkasında kapı gibi dururken, bizdeki saray hükümeti bitkisel hayattaki esnafımızı desteksiz bırakarak, fişini çekiyor. Dükkânını siftahsız kapatan esnaf; “Yeter artık dayanamıyoruz, destek vermezseniz batıyoruz” diyerek hükümete ihtar çekiyor. Devlete 40 yıl vergi veren esnafa, bu saray hükümeti 40 gün bile bakamıyor. 9 yıldır, vatandaşın vergileriyle 4,5 milyon Suriyeliye bakan saray hükümeti, onlara 50 milyar dolar veren saray hükümeti esnafımıza bakamıyor. Eğer sen esnafımıza bakamıyorsan o zaman Sarayını da, sıcak koltuğunu da bırakıp gideceksin.
BIÇAK ÇİFTÇİNİN KEMİĞİNİ DELİP GEÇTİ
Çiftçilerimiz de perişan. Buradan haftalardır, çiftçinin Tarım Kredi Kooperatiflerine borcunu faizsiz yapılandırın diye bağırıp duruyoruz. Artık bıçak çiftçilerimizin kemiğini delip geçti. Traktörleri haczedilen çiftçiler sokaklara döküldü. Tarım Kredi Kooperatiflerinin adı; “Tarım Tefeci Kooperatifleri” oldu. Yaşanmış bir hikâyedir. Büyük Atatürk, Ankara’nın çevre köylerinden birinde, tarlasını tek bir öküzle süren çiftçiyi görür. Sorar; “Öküzün tekine ne oldu?” Köylü cevap verir: “Devlete vergi borcumuz vardı. İcra kapıya dayanınca öküzü sattık borcumuzu ödedik.” Bu cevaba üzülen Atatürk, kim olduğunu söylemeden ayrılır. Ertesi gün çiftçiyi buldurtup getirtip, misafir eder. Atatürk köylüye döner, “Anlat bakalım öküzün akıbetini” der. Köylü hikâyeyi aynen anlatır. Bunun üzerine Atatürk, yanındakilere döner; “Arkadaşlar… Biz İstiklal savaşını, köylünün öküzüne icra koyalım diye yapmadık. Bu memlekette adaleti, vatandaşı böyle mi koruyacağız? Gerekirse vergi borcu ertelenir. Köylünün çift sürdüğü öküzü elinden alınmaz.” İşte Cumhuriyetimiz, bunun için “kimsesizlerin kimsesidir.” Çiftçinin traktörü, elinden alınıp, haczedilemez. Bu nasıl bir vicdansızlıktır, bu nasıl bir akıl tutulmasıdır…
SALGININ YÜKÜ YOKSULLARIN ÜSTÜNE ÇÖKÜYOR
Bir kez daha tekrarlıyoruz. Gelin çiftçilerimizin kredi borç faizlerini sıfırlayın. Borçlarını yapılandırın, uzun vadeye yayın. Salgında bir başına bırakılan sadece esnaf ve çiftçi değil. Yoksul, desteğe muhtaç yurttaşlarımız da salgında kaderlerine terk edilmiş vaziyette. Söylemiştim, bütçesinden en az doğrudan destek veren hükümet bizde. Buna karşın en çok borç veren hükümet de bizde. Zaten bu salgının bütün yükü yoksulların, düşük gelir gruplarının üstüne çöküyor. Böyle bir destek tercihi de gelir dağılımının daha da bozulmasına yol açıyor. Derin Yoksulluk Ağı’nın İstanbul’un ilçelerinde yaptığı araştırmaya göre yoksul vatandaşlarımızın; yüzde 84’ü yeterli besine ulaşamadığını, yüzde 53’ü artık daha fazla öğün atladığını, yüzde 49’u bazı besin gruplarına hiç ulaşamadığını söylüyor. Her 10 aileden 6’sının eline 500 lira bile geçmiyor. Kirada yaşayan her 10 aileden 4’ü evden çıkarılmış. Ankete katılanların yüzde 50’si düzenli destek alarak ayakta kalabildiklerini, bunların da yüzde 40’ı, desteği İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden aldıklarını söylüyor.
BELEDİYELERİMİZİN PROJELERİ MİLLETİMİZİN YÜZÜNÜ GÜLDÜRÜYOR
Şükür bizim belediyelerimiz var. Sosyal demokrat belediyecilik anlayışıyla geliştirdiğimiz projeler, milletimizin yüzünü güldürüyor. Güldürmeye de devam edecek. Ankara Büyükşehir Belediyemiz zor durumdaki lokantacı esnafından aldığı yemek ve yiyecekleri, karantinadaki ihtiyaç sahibi yurttaşlarımıza ulaştırıyor. Hem esnaf kazanıyor, hem de ihtiyaç sahibi aileler. Mersin’de Büyükşehir belediyemiz, salgın süresince kapalı kalan esnaflarımızın meskenlerinde kullandığı su bedelinin 500 TL’ye kadar olan kısmının belediye tarafından ödenmesi için hazırlığa başladı.
ÜÇ KITANIN SAĞLIK MERKEZİ OLACAĞIZ(!) DERKEN…
Peki, Saray Hükümeti ne yapıyor? Salgını yönetemeyince, rakamları yönetmeye çalışıyor. Onu da ellerine yüzlerine bulaştırıyorlar. Daha bundan birkaç gün önce, açıklanan resmi rakamlarla dünyada salgınla mücadelede en başarılı ülkelerden biri gözüküyorduk. Erdoğan katıldığı parti kongrelerinde, konferanslarda “Türkiye’nin salgını yönetmedeki başarısı, ülkemize yönelik ilgiyi daha da arttırdı” diyordu. “Türkiye salgın sürecini, pozitif ayrışmayla geçirmiş ülkelerden biridir” diye caka satıyordu. Hatta bu sağlık krizini fırsata çevirerek, “Koronavirüs’le örnek mücadelemiz, sağlık turizminde Türkiye’nin önünde yeni bir fırsat penceresi açtı. Türkiye’yi üç kıtanın sağlık merkezi yapacağız” diyordu. “Üç kıtanın sağlık merkezinde(!)”, şimdi yurttaşlarımız yoğun bakımlarda yer bulamıyor.
VEHBİNİN KERRAKESİ ORTAYA ÇIKTI
Bir hafta önce gerçek vaka sayıları açıklandı. Bir de baktık ki bugüne kadar bize anlatılan hikayelerin hepsi yalanmış. “Vehbi’nin kerrakesi” ortaya çıktı. “Salgınla mücadelede en başarılı ülkelerden biri” iken, bir gecede “en başarısız ülkelerden biri” oluverdik. 30 bine ulaşan vaka sayısıyla, Avrupa’da en kötü durumdaki ülkeyiz. Dünya’da da en çok vaka görülen ilk 3 ülkeden biriyiz. Milletvekilimiz Murat Emir, gerçek vaka sayılarını iki ay önce açıkladığında, Sağlık Bakanı bunları inkâr etmişti. Yine Türk Tabipleri Birliği, “Sağlık Bakanının açıkladığı sayılar doğru değil” dedi diye, Sarayın bekçisi tarafından vatan haini ilan edilmişlerdi. Şimdi ne oldu? Sarayın ve Sağlık Bakanının millete doğruyu söylemedikleri anlaşıldı.
NE BİLİİİM KURULU
Şimdi Sarayın kibirlisi; nasıl ekonomideki buhranın faturasını, Damadına kestiyse, bu rezaletin sorumluluğunu da, Bilim Kurulu’na yıkmaya çalışıyor. Genel Başkanımız ve bizler bunun olacağını görmüştük. Bilim Kurulu’nu sayısız defalar uyarmıştık. “Salgın bu boyutlara ulaşırken, bilim insanları olarak sessiz kalmayın” demiştik. “İçinizden bağımsız bir sözcü seçin, iktidara neleri önerdiniz, iktidar hangi tedbirleri kabul etti, hangilerini reddetti. Açıklayın” demiştik. Şimdi ne oldu? Bilim Kurulu’nun adı birden bire “Ne Biliim Kurulu” oldu. Bilim Kurulu, doğru vaka sayısını biliyor muydu? Vaka sayısı 5 bini geçtiğinde ne yaptı, ne önerdi? 10 bini aştığında ne söyledi? Vaka sayısı 20 bini, 30 bini aştığında neden sustu? Bugüne kadar ne için toplandı, ne için karar verdi?
BİNLERCE VATANDAŞIMIZIN CANINA MAL OLDU, SARAY İSTİFA ETMELİ
Bir sorumuz da Sağlık Bakanı’na: “Gerçek vaka sayılarını geriye doğru açıklayacağınızı söylemiştiniz. Bu sayılar hala ortada yok. Ülkemizde vaka sayısı, 10 binin, 15 binin, 20 binin üzerine hangi tarihlerde çıktı? Bu kritik vaka sayısı eşikleri aşılırken, hangi tedbirleri aldı?” Millet adına bu soruların cevabını ben her şeyin sorumlusuyum diyen Sarayın kibirli adamından bekliyoruz. Artık hastanelerde yer kalmadı. Yoğun bakım üniteleri doldu taştı. Sağlık Bakanı “sağlık ordumuz ağır yük altında” diyor. Hastanelerin, kafeteryaları, bahçeleri sahra hastanelerine çevriliyor. Şimdi Adana Büyükşehir Belediyemizin hazırladığı Sahra Hastanesi yerine bin türlü laf söyleyenler, acaba biraz olsun utanıyorlar mı? Dokuz aydır millete yalan üstüne yalan söylediler. Binlerce vatandaşımızın hayatını yitirdiği bu salgında, vaka sayılarını ve salgındaki gerçek tabloyu gizleyerek, gerekli önlemlerin alınmasını engelleyen, binlerce vatandaşımızın hayatını kaybetmesine neden olan Saray’ın kibirlisi, bu tablonun esas sorumlusudur ve istifa etmelidir. Bu öyle, “Pardon” denerek, “Millet beni affetsin” denerek geçiştirilemez.
SİZ DEVLET DEĞİL, HÜKÜMETSİNİZ
Saray rejimi, ülkemizi dört başı mamur bir “devlet krizinin” içine sokmuştur. En büyük marifetleri AK Parti Genel Başkanına koşulsuz itaat etmek olan kadrolar köşe başlarını tuttu. Kurumlar çöktü, kurallar yıkıldı. Saray ve avanesinde, kibir ve pişkinlik diz boyu İstanbul’da babası üzerine bina dikerken yıktığı tarihi çeşmeyi, “Restore ettiriyorum” deyip kitabesine de babasının adını yazdıran Saray sosyetesine mensup, “Yeliz” namıyla maruf AK Parti Milletvekili “Hem çeşme ihya oldu, hem babamın ruhuna gitti ne var yani bunda?” diyebiliyor. Yine milletti görmeyen, feryadını duymayan bir başka AK Parti vekili, “Türkiye’de kriz yok, işsizim açım diye gelenler, iş beğenmiyorlar” diyor. Milletin evladı iş bulamazken, Abisini Belediyeye imar müdürü yapan, Saray ittifakına mensup bir başka belediye başkanı da soru üzerine, “Biz Çayeli’nde hepimiz kardeşiz” diyor. Saray’ın kibirlisi çıkıyor, İstanbul’un kalbine hançer gibi saplanacak, ucube Kanal İstanbul Projesi için “Bu benim çılgın projem” diyor. Bu projeyi, kendisine oy veren yüzbinlerce hemşehrisi adına eleştiren Belediye Başkanımıza da, “Bu devlet projesidir, bunu eleştiremezsin” deniyor. Bunlar gücü çok sevdiler. O güçle, 272 senelik tarihi çeşmenin kitabesini değiştirebiliyorlar, milletin işsiz evlatlarını “iş beğenmiyorlar” diye hakir görürken, eşi, dostu, akrabayı istedikleri yere atayabiliyorlar. Bunlar milletten koptu. Artık gözleri döndü, Fransa kralı 14. Louis misali “Devlet benim” demeye başladılar. Kendinize bir gelin ya. Siz devlet değilsiniz. Siz hükümetsiniz. Devlet bakidir. Hükümetler gelip, geçicidir. Bunu idrak edemediğiniz içinde her geçen gün devlet krizini biraz daha derinleştiriyorsunuz.
ARSIZLIK, PİŞKİNLİK, ŞIMARIKLIK DİZ BOYU
Devletin “Adalet direğini” çökerttiniz. Şimdi bir taraftan yargı reformundan bahsediyorlar, bir taraftan yargı reformu diyen Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyesini topa tutup istifa ettiriyorlar. Bir taraftan yine yargı reformundan bahsediyorlar, diğer taraftan, “FETÖ’nün yargıdaki taktiklerini kullandık” itirafında bulunan Eski Milletvekillerini disipline sevk ediyorlar. Bir taraftan yargı reformundan bahsediyorlar, bir taraftan da bir mafya bozuntusunu hapisten çıkarıp Genel Başkanımızın üstüne salmaya kalkıyorlar. Sarayın küçük ortağı da bugüne kadar hiçbir siyasetçinin yapmadığını yapıyor. Ana muhalefet liderine hakaret eden, tehdit eden bir mafya artığına “Yol arkadaşım” diyerek sahip çıkabiliyor. Sarayın besleme basını da Sayın Genel Başkanımız hakkında “Ölü Adam Yürüyüşü” diye yazı yazıp, tehditlere destek veriyor. Beylerdeki arsızlık, pişkinlik, şımarıklık diz boyu. Emniyet, savcılar, mahkemeler bu tehditler karşısında hala daha kılını bile kıpırdatmıyor.
HERHALDE MAFYA ARTIĞINI, ARINÇ’IN KOLTUĞUNA OTURTACAKLAR
Bakın, Çubuk’ta tam bir yıl önce, Genel Başkanımıza karşı yapılan linç girişiminin bugün ilk duruşması başladı. Ana Muhalefet liderine linç girişiminde bulunuluyor, ilk duruşma üzerinden bir yıl geçtikten sonra yapılıyor, ortada hala hiçbir şey yok. Bu arada; o günlerde Parti Sözcüsünün “ihraç ettik” dediği, ama üyeliği hala devam eden saldırgana sahip çıkmak üzere de, bugünkü duruşmada Saraya yakın avukatların salonda olduğunu da duyuyoruz. Bütün bu gelişmeler devlet krizine zirve yaptırıyor. Ülkeyi yönetilemez hale getiriyor. Bunlar yaşanırken Sarayın kibirlisinden çıt dahi çıkmıyor. Herhalde ortağının, “Yol arkadaşım” diyerek sahip çıktığı mafya artığını, Bülent Arınç’tan boşalan Yüksek İstişare Kurulu üyeliğine atamaya hazırlanıyor.
Milletimiz, her yapılanı görüyor. Her söyleneni duyuyor. Notunuzu veriyor. Önüne gelecek sandık için gün sayıyor. Sandık önüne geldiğinde de sizleri evinize gönderecek.
Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa yanıtlayım.

Soru- Sayın Başarır’ın Türk Silahlı Kuvvetleri hakkında açıklamaları olmuştu bu eleştirildi. Milli Savunma Bakanlığı da bununla alakalı bir hukuki işlemin başlatılacağını söyledi. Bunun hakkında ne düşünüyorsunuz?
Faik ÖZTRAK- Şunu ifade edeyim, Sayın Başarır neyi kastettiğini katıldığı programda defalarca açıkladı. Ama AK Parti sözcüleri Borsa İstanbul’un satışının üzerine karartmak, milletin Katar’a satılan varlıklarının encamını perdelemek için, Tank Palet Fabrikasının konuşulmasını engellemek için vuvuzela gibi ses çıkarmaya, trol ağzıyla konuşmaya başladılar. Ben bunu yadırgadığımızı açıkça söylemek isterim. Ama asıl ilginç olan Genel Başkanımız alenen tehdit edildiğinde resen soruşturma açmayan savcıların, Tank Palet Fabrikasının satılmasını eleştiren milletvekilimize bir kulp takıp resen soruşturma başlatmasıdır.
Yine biraz önce konuşmamda ifade ettim. Genel Başkanımıza Çubuk’taki linç girişiminin üzerinden bir yıl geçti ama daha duruşmalar yeni başladı. Biz bunları not ediyoruz. Ama şunları da merak ediyoruz, askerlerimizin başına çuval geçirilirken Kuzey Irak’ta iktidarda kim vardı? Bu çuvala nota verdiniz mi diye sorduğumuzda, “Ne notası müzik notası mı?” diyen kimdi? Ordumuzun haremi ismeti kozmik odayı FETÖ’ye açan kimdi? Süleyman Şah türbesini sırtlayıp kaçıran iktidar kimdi? İdlib’de 36 askerimiz hava saldırısında şehit olurken ses çıkarmayan kimdi? Bu olayın üstüne Moskova’ya gidip Kremlin Sarayının kapısında ayakta bekleyen kimdi? Şimdi bu asil millete tüm bu zilletleri yaşatanlar çıkmışlar bize milliyetçilik dersi verecekler, orduya sahip çıkma dersi verecekler. Bizim sizlerden alacağımız hiçbir ders yoktur. Bizim genlerimizde Kuvayı Milliye vardır. Bizim genlerimizde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk vardır. Bizim kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk’tür.
Dolayısıyla, bizim kimseden ne milliyetçilik, ne de ordumuza sahip çıkma dersi almaya ihtiyacımız yoktur. Bu yaptıklarınız bizi sindiremez, sonuna kadar Tank Palet Fabrikasının peşkeş çekilmesini eleştirmeye devam edeceğiz.
Soru- Bugün basın yayın organlarında vardı haber. Mustafa Sarıgül’ün kuracağı partiye CHP’den bazı milletvekillerinin geçeceği, 20 milletvekili görüşüldü iddiası vardı. Bu konu hakkındaki görüşlerinizi alabilir miyim?
Faik ÖZTRAK- Bizim gündemimizde böyle bir şey yok.

Soru- Asgari ücret görüşmeleri başlıyor. Cumhuriyet Halk Partisine göre asgari ücret ne kadar olmalı?
Faik ÖZTRAK- Şöyle hatırlayalım, bugünkü geçerli olan asgari ücret 2019 yılının 27 Aralık ayında açıklanmıştı. O gün dolar kuru 5 lira 93 kuruştu. Dolayısıyla asgari ücretli 392 dolar alıyordu. Bugünkü kurla bu, 298 dolara düştü. Avrupa’daki en düşük asgari ücret bizde, Çin’deki bazı bölgelerin bile altına düşmüş vaziyette bizdeki asgari ücret. Kasım ayında 4 kişilik ailenin açlık sınırı 2 bin 517, yoksulluk sınırı ise 8 bin 198 lira.
Asgari ücreti geçen yılki seviyesi olan 392 dolarda tutmak için asgari ücret bugün en az 3 bin 100 lira olmalı.
Böylece havuz müteahhitlerine dolarla, Avroyla garanti verilen kamu özel işbirliği projelerinin sahiplerine gösterilen alicenaplık milletimize de asgari ücretliye de, çalışanlara da, emeğiyle geçinenlere de gösterilmiş olur. Bugün asgari ücret ülkemizde ortalama ücret haline gelmiştir. Ücretlilerin yüzde 42’si asgari ücretle maaş alıyorlar. Dolayısıyla asgari ücret pazarlıkları mutlaka en az 3 bin 100 liradan başlamalıdır.

Soru- Millet ittifakı ortağı Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu anayasanın ilk üç maddesinin tartışmaya açılabileceğini söyledi. Sizin bu konudaki görüşünüz ne olur?
Faik ÖZTRAK- Defalarca tekrarladık anayasanın ilk üç maddesi değiştirilemez.
Teşekkür ederim.

“ESNAF DESTEKLEME VE İŞSİZLİĞE KARŞI KORUMA PAKETİ” İLAN EDELİM

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün Genel Merkez’de MYK sürerken düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Covid-19 salgını yeni zirvelere ulaşıyor maalesef. Salgında ikinci büyük dalgayı yaşıyoruz. Hükümetin güven vermeyen verileriyle bile, günlük can kayıplarımızın sayısı 130’u aşmış durumda. Dün resmi rakamlarla Türkiye genelinde 139 yurttaşımızı kaybettiğimiz açıklandı. Hastalığın ilk dalgasında, bu kadar yüksek vefat sayılarını görmemiştik. Bu vefat sayılarının buzdağının suyun üstündeki görünen kısmı olduğunu, suyun altında kalan kısmında ise çok daha vahim gelişmelerin yaşandığını biliyoruz. Resmi rakamlar 139 can kaybı var derken, dün sadece İstanbul’da 189 yurttaşımızın salgın hastalık nedeniyle hayatını kaybettiği açıklandı. Durum kötü; hastanelerde yer bulmak çok zorlaştı. Torpil gerekiyor. Test yaptırmak zorlaştı. Bakan kabul etmiyordu ama test fiyatları bazı yerlerde fahiş boyutlara ulaştı. Şimdi bu alınan bedellerin iadesi konuşuluyor. Filyasyon zincirleri kopuyor. Sağlık çalışanlarımız artık çok yoruldu, üstüne üstlük, mesleklerini icra ederken bulaşan bu hastalığı “Meslek hastalığı” kapsamına alınmaması, özlük haklarıyla ilgili vaatlerin tutulmaması, yalnız bırakıldıklarını düşündürüyor. Sağlık çalışanlarımızın motivasyonu bozuluyor.

 

KARARLARI ÇÖZMEK, ÜÇ BİLİNMEYENLİ DENKLEMİ ÇÖZMEKTEN ZOR

Saray yeni bir takım kararlar aldı. Ama alınan kararları çözmek, üç bilinmeyenli bir denklemi çözmekten çok daha zor. Kimin ne zaman sokağa çıkağını anlamak için oldukça fazla bir uğraş gerekiyor. Kararları anlamakta zorluk çeken yurttaşlarımıza ise idari para cezaları yağdırılıyor. Zaten salgında doğru düzgün destek vermedikleri milletimize, bir de ceza yağdırıyorlar. Millete bir “acı reçete” de buradan yazılıyor.

 

YENİ SLOGAN: MASKE, MESAFE, CEZA

Salgını yönetemeyen, milleti canıyla cüzdanı arasında sıkıştıran, Saray sayesinde salgında yeni slogan: “Maske, Mesafe, Ceza” oldu. Tüm dünyada devletler yurttaşlarının evde kalmasını istiyor. Ama yitirilen gelirlerini telafi etmek için de, vatandaşlarına destek musluklarını sonuna kadar açıyor. “Siz sağlınızı korumaya bakın devletiniz size bakacak” diyor. Oysa bizdeki beceriksiz Saray Hükümeti beş maskeyi bile dağıtamadı. Dokuz sarayda oturan bunlar. Burnumuzun dibindeki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne gitmek için devletin beş uçağını kaldıran bunlar. Bütçeden yandaşlarına, faiz baronlarına çil çil ödeme yapan bunlar. Ama iş vatandaşa destek olmaya gelince, vatandaşa İBAN numarası gönderip, milletten para isteyen de bunlar.

 

BİLDİKLERİ BU: VARSA BORÇ, YOKSA FAİZ

Milli gelirine göre, G-20 ülkeleri içinde, yurttaşlarına en düşük gelir desteği veren hükümet şu anda Beştepe’deki Sarayda oturuyor. Devlet ne için var? Tam da bugünler için var. “Devlet, kimsesizlerin kimsesidir.” Hıfzıssıhha Kanunu’nun kapatma hükümlerini uyguluyorlar. Kapatma kararlarını buna göre alıyorlar ama bu kanunun; “Kapattığın işyerlerinin zararlarını tazmin et” hükmünü görmezden geliyorlar. “40 yıldır vergi veren esnafa 40 gün bakamıyorlar.” Dükkânını kapattıkları esnafa; ya borç veriyorlar ya da borcunu, vergisini erteliyorlar. Ama o da faiziyle. Esnaf çalışmayan işyerinin, olmayan geliriyle bu borcu nasıl ödeyecek? Nasıl borcunun faizini ödeyecek birde üstüne üstlük? Bize benzeyen ekonomiler içinde, salgında en fazla borç veren, bizdeki hükümet. Çünkü üretim nedir, gelir nedir bilmiyorlar, varsa borç, yoksa faiz… Tek bildikleri bu.

 

ÇOCUKLAR YATAĞA AÇ GİRİYOR

Salgın zaten en çok dar gelirliyi eziyor. Dar gelirliler için doğrudan destekler hem az, hem de yetersiz. Gıda ve temel ürünlerin fiyatları, salgın dönemlerinde normalden çok daha fazla artıyor. Dar gelirli ailelerin satın alma gücü daha da düşüyor. Çocuklar yatağa aç giriyor. Bir nesli kaybetmemize yol açacak, sağlığa ve eğitime erişme sorunları, en çok bu yoksul kesimlerde yaşanıyor. Dar gelirli kesimlerin borçlanacak hali kalmadı. Salgında borca dayalı destekleri varsıllar alabiliyor. Çoğu da ihtiyaca değil yatlara, katlara gidiyor. Ya da kasalarda döviz olarak duruyor. Bu, gelir ve servet dağılımını daha da bozuyor.

 

BAŞKA DEVLETLER NAKDİ DESTEK VERİYOR

Saray milleti unutsa da feryadını duymasa da, vatandaşın yaşadığı gerçekler bunlar. TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla bile, Ekim ayında yıllık enflasyon yüzde 11,9 iken; gıda enflasyonu yüzde 16,5 olmuş. İşte diğer ülkeler bunu gördükleri için nakdi desteklere yükleniyorlar. Vatandaşlarının gelir ve ciro kayıplarını telafi ediyorlar. Borç vermiyorlar destek veriyorlar. Yurttaşlarını salgında ezdirmiyorlar.

 

EMEKLİYE KUMPAS KURMAYIN, KUL HAKKINA GİRMEYİN

Bu arada enflasyon demişken, yılsonu yaklaşıyor. Uyarıyoruz; enflasyon rakamlarıyla oynayarak, emekliye yine kumpas kurmayın. Kul hakkına girmeyin. Ne diyorlar: Yarım hekim candan eder, yarım hoca dinden eder. İşte bu kifayetsiz hükümet de, salgında milletimizi hem canından, hem de cüzdanından ediyor. İşyerlerini kapatırken, esnafı ve milleti tek başına bırakıyor. Vatandaş zaten boğazına kadar borca batmış. Bir de pandemi pik yaptı diye işyerlerini kapatıyorlar. Son kararlarla, restoranlar, lokantalar, kafeler, kahvehane ve kıraathaneler, halı saha işletmeleri en az 369 bin 804 iş yeri ya kısmen, ya da tamamen kapandı. Okul servisleri yeniden durdu, okul kantinleri yeniden kapandı. Komisi, garsonu, müzisyeni, valesi, şoförü yaklaşık 2 milyon çalışan bu karardan etkilendi. İşsiz kaldı.

 

İSTİHDAMI ARTIRACAK, NİTELİKLİ BİR BÜYÜME PATİKASI GÖRÜLMÜYOR

Salgının ilk dalgasında, esnafa kamu bankaları eliyle düşük faizli kredi vermişlerdi. Şimdi Mart ayında bu verilen kredilerin ödeme zamanı geliyor. İşyeri kapatılan esnafın gelir elde etme imkanı olmadığına göre; ya işi bırakacak, ya da borcu borçla kapatacak, ya da bu borçlar yeniden yapılandırılacak. Hem de yüzde 20’ye dayanan fahiş faizlerle. O da krediyi bulabilirse. Artık hükümetin kredi verme imkânı yok. Kamu bankaları kredi musluklarını kapattı. Faizler düşükken, müteahhitler ellerindeki konut stokunu eritti. Ama şimdi yeni konut projelerine başlayan yok. İpotekli konut satışları dibe vurdu. Dayanıklı tüketim mallarında, düşük faizler nedeniyle talep öne çekildi. Orada da dış talep, yani ihracat olmazsa; içeriden yeni talep gelmesi çok zor. Yani istihdamı artıracak, nitelikli bir büyüme patikası maalesef ufukta görünmüyor.

 

EMEKÇİYE, EN AZINDAN ASGARİ ÜCRET KADAR DESTEK VERİN

Bu kapanma kararı doğru mu? Salgını kontrol altına alabilmek, canımızı kurtarmak için elbette doğru. Ama bir şartı var: İnsanlarımızı canları ile cüzdanları arasına sıkıştırmayacaksınız. Bunun için; esnafın ciro kayıplarını karşılayacaksınız, işsiz kalan emekçilerin evine ekmek götürmesi için gelir kayıplarını öyle günde 39 lira vererek değil; en az asgari ücret kadar bir gelir desteği vererek telafi edeceksiniz.

 

“ESNAF DESTEKLEME VE İŞSİZLİĞE KARŞI KORUMA PAKETİ” İLAN EDELİM

Biz bunun için diyoruz ki: Gelin “Esnafı Destekleme ve İşsizliğe Karşı Korunma Paketi” ilan edelim. Faaliyetlerine ara verilen esnafların gelirini güvence altına alın.

Bu kapsamda günlük cirosu itibariyle;

Yüzde 30 kayba uğrayan esnafa aylık 2 bin 500 Lira,

Yüzde 30 ile 50 arası kayba uğrayan esnafa aylık 3 bin Lira,

Yüzde 50 ve üzeri kayba uğrayan esnafa da aylık 3 bin 500 Lira gelir koruma desteği verin.

Tedbirleri biz söylemiyoruz tüm dünya uyguluyor. Gelin siz de uygulayın. Esnafa kira desteği verin. Esnafın vergi ve prim borçlarını faizsiz erteleyin. Salgının ilk dalgasında verdiğiniz; vadesi gelen borçları faizsiz iki yıl süreyle erteleyin. Elektrik, su, doğalgaz faturalarının en az yarısını siz ödeyin. Esnaflarımızı ve emekçilerimizi korumak zorundayız. Yoksa 10 milyonu aşan işsizlerimizin sayısı daha da artacak. Gelir ve servet dağılımı daha da bozulacak. Yaşadığımız buhranın yakıcılığı çok daha fazla büyüyecek. Ve korkarım ekonomik krizle birlikte sosyal çöküş yaşanacak. Bir nesle mal olacak şekilde beşeri sermayemiz yıpranacak.

 

SARAY’IN ÇÖZÜMÜ: ACI REÇETE, ETSİZ KÖFTE, ASKIDA EKMEK…

Ama saray koalisyonu işin vahametinin farkında mı? Ne gezer. Ortaklardan birinin bulduğu çare: Askıda ekmek. Diğerinin bulduğu çare ise: “Acı Reçete”, birde son zamanlarda “Etsiz köfte”. Sarayın yandaş kanallarında artık, etsiz köfte tarifleri veriyorlar. Bu kadar mı milletten koptunuz?

 

MEMLEKETİN TAPUSUNU KATAR’IN ÜSTÜNE YAPIN OLSUN BİTSİN

Ne demişler: Millete verir talkını, kendileri yutar salkımı… Dokuz Saraya sığmayan Erdoğan,  Katarlı yayıncı şirketin vermek istemediği 300 milyon lirayı, Türkiye Futbol Federasyonu’na, hem de hiç kimseye sormadan verecekmiş. Kimin parasını, kime veriyorsunuz? Nedir bu Katar aşkı Sayın Erdoğan? Millete gelince acı reçete, Katarlı şirkete gelince, hamiline yazılmış 300 milyon liralık peçete… 300 milyon lira az para mı? Bu parayla işyerini kapattığınız 129 bin esnafımıza, en azından bir asgari ücret kadar destek verirdiniz. Ama Saray esnafın yüzünü güldürmek yerine, Katarlıların yüzünü güldürmeyi tercih ediyor. Türkiye’nin tapusunu, Katar’ın üstüne yapın, olsun bitsin. Tank Palet fabrikasını verdiniz. Kanal İstanbul’un etrafındaki tarım arazilerini arsaya çevirip, Katar Emirinin ailesine sattınız. Şimdi de 300 milyon lira veriyormuşsunuz. Koskoca ülkeyi ve kaynaklarını, böyle parsel parsel daha ne kadar Katar’a peşkeş çekeceksiniz?

 

ÖN TEKER NEREYE, ARKA TEKER ORAYA

Tabi, ön teker nereye, arka teker de oraya… İmam bunu yaparsa, cemaat neler yapmaz… Tarım Kredi Kooperatifleri’nin, çiftçilerimize icra takibine başladığını bu kürsüden iki haftadır anlatmaktan dilimizde tüy bitti. Çiftçinin traktörünü, tarlasını şu salgın döneminde haczeden Tarım Kredi Kooperatifleri, oraya, buraya sponsor olup, çiftçilerden haczettiği paraları dağıtıyor. Kooperatifin bir iştiraki Gaziantep Teknofest’e, bir başka iştiraki ise 1. Lig futbol takımına sponsor oluyor. Yetmez, icra davaları partili avukatlara veriliyor. İcrayla çiftçiden alınan araziler, Saray yandaşlarına peşkeş çekiliyor. Bu kooperatifler neden var? Bunlar çiftçiye kara gününde yardım etmeyecekse ne zaman edecek? Bu kadar mı çiftçi düşmanısınız?

 

ÇİFTÇİ BORÇLARI İLE İLGİLİ KANUNU HEP BİRLİKTE ÇIKARALIM

Tarım Bakanının adı var, kendi yok… Meclis’ten torba kanun geçti. Bir tek çiftçinin borçları yapılandırılmadı. Arkadaşlarımız bu konuda çok sayıda kanun teklifi verdi. Çiftçinin borç faizini sıfırlayan, çiftçi borçlarının 5 yılda tahsilini sağlayan bir kanun teklifimiz TBMM’de bekliyor. Bizim derdimiz bağcı dövmek değil, çiftçilerimizin üzüm yemesini sağlamak. Gelin bu kanun teklifini hep beraber çıkaralım. Çiftçiye şu zor zamanda bir nefes aldıralım. Ondan sonrada elin çiftçisine muhtaç olmayalım.

 

TULUMBADA SU BİTİNCE, AVRUPA’YA GÖZ KIRPMAYA BAŞLADI

Saray iktidarı her alanda büyük bir sıkışmışlık içinde. Sağa dönüyor olmuyor, sola dönüyor olmuyor. Dün ak dediğine, bugün kara; dün kara dediğine, bugün ak diyor. Daha 2016’da AB’ye: “Hadi bakalım biz yolumuza gidiyoruz, sen de yoluna git” diyen kimdi? Erdoğan’dı. Peki, bugün ne oldu da aynı Erdoğan; “Kendimizi başka yerlerde değil, Avrupa’da görüyor, geleceğimizi Avrupa ile birlikte kurmayı tasavvur ediyoruz” diyor. 2016’da Avrupa ile nişanı atan Erdoğan, şimdi ama Avrupa’ya yeniden göz kırpmaya başladı. Neden? Çünkü tulumbada su bitti.

 

DAMAT İSTİFASINI İNSTALAYIP KAÇTI, SORUMLULUK ERDOĞAN’DA

Kasayı emanet ettiği damat, kasayı boşalttı. İstifasını instalayıp, kaçıp gitti… Şimdi Sarayın kibirlisi tüm sorumluluğu damada yıkarak, ekonomide beyaz bir sayfa açarım zannediyor. Ama bu o kadar kolay değil Sayın Erdoğan. Atadığınız bakanlar millete karşı değil, size karşı sorumlu. Atadığınız her bakanın eylem ve işlemlerinden de millete karşı siz sorumlusunuz. Zaten, “Ekonominin sorumlusu benim, ben” diye hançeresini parçalayan da damadınız değildi, sizdiniz. Sorumluluğu üzerinize aldığınız 2019’un ilk aylarında, Merkez Bankası kasasında SWAP hariç, 53,5 milyar dolar net döviz rezervi vardı. Ama damat görevi bıraktığında, kasanın bakiyesi eksi 49 milyar dolara düştü. Yani kasayı emanet ettiğiniz damat, kasanın dibini sıyırdı, tek bir cent bırakmadı kasada. Üstüne de Merkez Bankası’nı piyasalara 49 milyar dolar borçlandırdı. Uzmanlar, döviz rezervlerindeki kaybın 128 milyar dolara kadar ulaştığını hesaplıyorlar. Kaybolan bu 128 milyar doları tekrar yerine nasıl koyacaksınız? Soru bu. Bu beceriksizliğin ve görevi savsaklamanın telafisi, milletin kaç yılını alacak? Bu 128 milyar doların hesabını millete kim, nasıl verecek? Merkez Bankası’nın arka kapısından; Kamu Bankaları eliyle bu 128 milyar dolar kimlere peşkeş çekildi? Bu dövizleri ucuza kimler kapattı? Hangi bürokratlar bu işlere aracılık etti? Bu işlerde görev alan, başrolde bulunan “sorumsuz yetkililer” kimler? Bunlar günü, vakti, saati geldiğinde mutlaka aydınlanacak…

 

KAYBOLAN REZERVLER İÇİN ARAŞTIRMA ÖNERGESİ VERECEĞİZ

Biz Sayın Genel Başkanımızın talimatıyla, bu hafta kaybolan döviz rezervlerinin araştırılması için TBMM’ye bir önerge vereceğiz. Umarız hükümete mensup partilerde bu önergemizi desteklerler. Ama şunu söyleyelim, er geç tarih ve millet huzurunda bunun hesabını mutlaka soracağız.

 

DAMAT HALA VARLIK FONU YÖNETİMİNDE

Bu arada, Damadın, “Sağlık sorunları” nedeniyle, istifasını vermesinin üzerinden iki hafta geçti. Ama damat, daha hala Türkiye Varlık Fonu’nda kayınpederin vekili olarak oturmaya devam ediyor. Ticaret sicil kaydında Varlık Fonu’yla ilgili henüz bir değişiklik görünmüyor. Damadın varlığını, Hazine ve Maliye Bakanlığı sayfalarında geriye doğru tamamen sildiler ama neden ve hangi gerekçeyle Varlık Fonunda Başkanvekili olarak tutuyorlar. Bu nasıl bir devlet yönetimidir? Bu nasıl bir gayrı ciddiliktir bunu soruyoruz. Bu kadar lakaytlık kabile devletinde bile olmaz.

 

SARAYA YETİŞMEYE ÇALIŞAN YANDAŞLARIN BELİ KIRILDI

Kasada para kalmadı, Sarayın kibirlisi hem içeriye hem dışarıya mavi boncuklar dağıtmaya başladı. O kadar hızlı U dönüşler yapıyor ki, kimse hızına, kıvraklığına yetişemiyor. Besleme kalemlerin, yandaş medyanın beli kırılıyor yetişebilmek için. Beyefendi bir gün çıkıyor: “Demokrasi, ekonomi ve hukukta reform seferberliği” ilan ediyor. Ertesi gün “yolumuz AB yolu” diyor. Yüksek İstişare Kurulu üyelerini sahaya sürüyor. Yandaş medyada reform rüzgârları esiyor. Avrupa’ya ilanı aşklar ediliyor. Sonra aynı beyefendi çıkıyor. “Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan” diyor. Mafya artıklarının kullandığı, ortağının arabasına atlayıveriyor. Hiç kimse boş hayallere kapılmasın. Mafya yoldaşlarıyla koalisyon ortaklığına soyunanların, mafyayla muhalefeti susturmaya yeltenenlerin, demokraside, hukukta, ekonomide reform seferberliği ilan etmelerine kimse inanmaz. 128 milyar dolar döviz rezervinin nereye gittiğinin hesabını vermeyenlerin yapacağı reforma kimse güvenmez. Milletvekiline milletin verdiği yetkiyi yargıya gasbettiren; sonra da Anayasayı ihlal eden bir anlayışa kimse inanmaz. Önce millete “Merak etme cebinden beş kuruş çıkmayacak” deyip, sonra da tüyü bitmedik yetimin hakkını beş yandaşa peşkeş çeken bir zihniyet reform yapamaz. Dokuz sarayda oturup, 18 uçakta gezenlerin yapacağı reformun kendilerine değil de millete yarayacağına çocuklar bile inanmaz. Milleti unutanlara, millet hiç inanmaz. Bu reform tuluatına kimse kanmaz.

 

FORMDAN DÜŞEN HÜKÜMETTEN REFORM BEKLENMEZ

Artık bu cafcaflı sözler, senaryolar kabak tadı verdi. Bu reform laflarına sadece sıcak para baronları inanmış görünüp, faizle, dövizle oynayarak milletin alın terini yağmaya girişir. Oysa zaman üretimi, verimliliği, ülkenin küresel piyasalarda yarışma gücünü artırtacak sosyal, siyasal ve ekonomik dönüşümleri gerçekleştirme zamanı. Ancak bu şekilde, yeni küresel düzenin sunduğu imkânlardan faydalanabiliriz. Ama damadın Meclis’e sunduğu programı, bütçeyi dahi değiştiremediler. Ne reformu? Herkes görüyor: Bu iktidar metal yorgunu. Formsuz formsuz. Formdan da, çaptan da düşmüş. Form olmadan nasıl reform olacak? Bunu sadece biz demiyoruz. Sarayın Yüksek İstişare Kurulu üyeleri de söylüyor; “Yargı reformu işi aşındı. Heyecan uyandırmıyor” diyor.

 

AK PARTİLİ YURTTAŞLARIMIZ DA HÜKÜMETE İNANCINI YİTİRDİ

Heyecanını kaybeden sadece Sarayın kurul üyeleri de değil. AK Partili yurttaşlarımız da heyecanlarını, inançlarını kaybetmiş. Artık il kongrelerinde salonlar, formdan düşen Erdoğan’ı alkışlamıyor. Sarayın kibirlisi kendisini Korona’dan korumak için, partililerine Vahdettin Sarayı’ndan video konferans aracılığıyla hitap ediyor. Ama salonlarda pandemi falan dinlemeden, partililer dolduruluyor o partililerden de çıt çıkmıyor. Erdoğan artık rica, minnet ve biraz da tehditle alkış toplayabiliyor. Ne güzel demiş Yahya Kemal: “Artık demir almak günü gelmişse zamandan, meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan”. Evet, gemileriyle, gemicikleriyle beraber artık gitmelerinin vakti yaklaşıyor. Millet ne yaptıklarını çok iyi görüyor. Notlarını veriyor. Sabırsızlıkla beklediği sandık önüne geldiğinde de onları evlerine gönderecek.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alıyım.

Soru- Geçtiğimiz günlerde Sayın Çeviköz’ün bir açıklaması oldu S-400’lerle alakalı ve bunun milli bir mesele olduğu tepkisi yapıldı. Bunun hakkında ne düşünüyorsunuz?

İkinci sorum da, Sayın İbrahim Kalın bir açıklama yaptı ve “Sayın Kılıçdaroğlu’na karşı yapılan tehditten dolayı dava açılmıştır mahkemeler bununla alakalı bir karar verecektir” dedi. Bununla alakalı ne düşünüyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi birinci sorunuza şöyle cevap vereyim. Genel Başkanımızın da, benim de bu S-400’lerle ilgili söylediklerimiz son derece açıktır ve partimizin resmi görüşünü yansıtır. Yani F-35 meselesi, NATO’yla ilişkiler meselesi evet önemlidir. “Bu coğrafyada hava savunma sistemimizdeki açıklar kabul edilemez. Sistemin güçlendirilmesi ve bu kapsamda S-400’lerin alınması gereklidir” diyen bizim Genel Başkanımız. Ama bir şey daha söyledik. “Bu gidişle Türkiye Cumhuriyeti dünyanın en pahalı, en modern hurdasına sahip olacak 2,5 milyarlık bir hurda. Aktive ederlerse ben kendilerini kutlayacağım. Aktive etmezlerse o parayı verene 83 milyonun hakkını helal etmemesi gerekir” diyen de bizim Genel Başkanımız. Bizim tavrımız bu konuda belli.

Şunu açıkça söyleyeyim, yani bundan hareketle bizleri mandacı vs. bu tür suçlamalarda bulunuyorlar. Bizim geçmişimizde ne manda var, ne vesayet var. Bunların hepsini elinin tersiyle iten şanlı bir antiemperyalist duruş var. Bu bizim partimizin genlerinde mevcut. Çok açık söyleyeyim, vesayet lafları duyuyoruz… Ne vesayeti? Vesayet bizden çıkmaz vesayet kendilerini “Büyük Ortadoğu Projesi’nin Eş Başkanı” ilan edenlerden çıkar. Vesayetin daniskası budur. Bu parti büyük bir önderin kurduğu partidir. Biz de onun neferleriyiz. Bizim genlerimizde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti var. Biz, Kurtuluş Savaşı meydanlarından neşet eden Cumhuriyet Halk Partisiyiz. Nasıl bizi mandacılıkla suçlayabilirsiniz? Bu konudaki görüşlerimiz son derece açık. Bütün konularla ilgili Genel Başkanımız tarafından da, partinin Sözcüsü olarak benim tarafımdan da tevil kaldırmayacak şekilde ifade edilmiştir.

İkinci sorunuzla ilgili olarak, yani önce dava açıldığına dair açıklamayı TBMM Grup Başkanvekili yaptı hükümet partisinin. Şimdi de Sn. İbrahim Kalın’ın açıklamaları bu konuyla ilgili takip ediliyor. Biz şunu görmek istiyoruz, ortada ana muhalefet partisine yönelik hakaretler ve tehdit vardır. Bununla ilgili davalar ne zaman sonuçlanacaktır? Bu son derece ciddidir. Bu tehdit aslında ana muhalefet partisine değil anayasal düzenedir. Dolayısıyla da bunun öyle açıldı dava, şu oldu, bu oldu değil. Biran önce sonuçlanmasını bekliyoruz.

 

Soru- Önce Adalet Bakanından ve Erdoğan’dan yargı reformu çıkışı geldi. Ardından Arınç’ın Demirtaş ve Kavala tahliye edilmeli sözleri. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’da bir televizyon programında bunlar zaten yargı reformu içerisinde konuşulan konular dedi. Ancak bir gün sonra Cumhurbaşkanı cumhur ittifakı vurgusuyla Arınç’a tepki gösterdi fitne ateşi yakılıyor dedi. Arınç’ın çıkışı, Kalın’ın açıklaması ve Erdoğan’ın tepkisi… Siz arka arkaya gelen bu açıklamaları nasıl yorumluyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi anlaşılan Erdoğan ortağının nabzını tutarak ülkeyi yönetiyor. Deneme yanılma yöntemiyle ülke yönetilmez. Bütün bu açıklamalara baktığımız zaman iktidarın hükümetin ciddi bir savrulma içinde olduğunu görüyoruz. Biraz önce ifade ettim, bugün ak dediklerine yarın kara diyebiliyorlar. Ondan sonra yeniden ak diyebiliyorlar. Ne yaptıkları belli değil. Müthiş bir savrulma içindeler. Onun için bizde diyoruz ki, bu hükümet metal yorgunudur. Bu hükümet artık form tutmaz, bu hükümetin başı artık form tutmaz. Yapmaları gereken bellidir.

 

Soru- CHP’li İbrahim Kaboğlu’nun Millet İttifakı üyeleriyle HDP’nin birlikte anayasa çalışması yaptığını söylediği yeni bir video ortaya çıktı. Sizin bu konuya ilişkin değerlendirmeniz nedir?

Faik ÖZTRAK- Bu konuyla ilgili açıklamalarımızı biz daha önce yaptık. Ben bu kürsüden bu sürece hangi partilerin katıldığını açık seçik anlattım. Şimdi şunu buradan çok net ifade edeyim. Cumhuriyet Halk Partisi’nden hiçbir milletvekili, Cumhuriyet Halk Partisi’nin hiçbir mensubu Beka vadisine gidip terörist başıyla çiçek teatisinde bulunmamıştır.

 

Soru- Selahattin Demirtaş konusu Arınç’ın açıklamalarıyla yeniden gündeme geldi. Cumhuriyet Halk Partisi Demirtaş’ın serbest kalmasını mı istiyor? Birde Bülent Arınç için AK Parti içindeki “Truva atı” değerlendirmeleri var. Siz bu yoruma katılır mısınız, değerlendirmeniz nedir?

Faik ÖZTRAK- Şunu söyleyeyim, bir kere bir partinin kendi içindeki işlerle ilgili, açıklamalarla ilgili biz herhangi bir açıklamada bulunmayız. Bir başka partinin içişlerine karışmamak bizim temel prensibimizdir. İkinci soruya böyle cevap vermiş olayım.

Birinci soruya gelince, Cumhuriyet Halk Partisi haktan, hukuktan, adaletten yana olan bir partidir. Haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe uğrayan kim varsa biz onun hakkına, hukukuna sahip çıkarız. Biz zamanında muhtar bile olamaz dedikleri Tayyip Erdoğan’ın hukukuna da sahip çıktık. Biz onunla ilgili yasakların kaldırılması için gerekli desteği verdik. Şimdi de Selahattin Demirtaş veya bir başka isim… İki de bir mahkemeler cezayı kaldırıyor bir başka mahkeme bir fezleke düzenliyor bir daha ceza veriyor. Yani ortada bir hukuksuzluk olduğu açık… Tekrarlıyorum, kim hukuksuzluğa, haksızlığa uğruyorsa biz ona sahip çıkarız kim olursa olsun. Siyasi görüşü bizim için önemli değildir. Yani siyasette benim görüşümde olanın hakkına, hukukuna sahip çıkacağım, benim görüşümde olmayanın hakkına, hukukuna sahip çıkmayacağız olmaz… Biz aynı görüşte olmasak da haksızlığa uğrayan siyasetçinin de, vatandaşın da hakkına, hukukuna sahip çıkmaya devam edeceğiz.

Soru- Libya açıklarında AB’nin İrini operasyonu çerçevesinde Alman firkateyni Türk bayraklı gemiyi durdu ve gemiye helikopterlerle asker indirerek arama yapıldı. Sizin bu konudaki değerlendirmeniz nedir?

Faik ÖZTRAK- Bu son derece vahim bir gelişmedir. Uluslararası sularda bayrak devletinin izni olmadan gemiye çıkılmaz. Ticari bir gemi… Ne oldu ticaret serbestisi? Almanya ve AB’nin yaptığı uluslararası hukuka aykırıdır. Nokta. Türkiye’den derhal özür dilenmelidir. Bir soruyu daha sormadan da geçemiyorum. Burası savaş bölgesi, gemi sıcak sularda seyrediyor, burnumuzun da dibi. Bu gemiye neden devletimiz bir korvet koruması vermemiştir? Böyle şey mi olur yani? Gelecekler orada, benim gemimi benim iznim olmadan arayacaklar. Böyle bir şey olamaz. Bu konuyla ilgili olarak hükümet derhal kamuoyunu aydınlatmalıdır. Ayrıca dışarda da gereğini yaptığına dair açıklamayı da biran önce duymak istiyoruz. Burası öyle herhangi bir devlet değil. Burası Türkiye Cumhuriyeti devletidir.

Teşekkür ediyorum.

SARAY, VATANDAŞA “AĞACIN KÖKÜNÜ YE” DİYOR

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

BÖYLE BİR YOZLAŞMAYI HİÇ YAŞAMAMIŞTIK

Ülkemiz derin bir devlet krizini, yakıcı bir ekonomik krizle birlikte yaşıyor. 83 milyonluk ülkemiz bir büyük buhranın içinde. Yönetilemiyor, savruluyor. Şarkının sözlerindeki gibi, “Rüzgâra kapıldık gidiyoruz, hayır mı, şer mi bilemiyoruz…” Binlerce yıllık devlet geleneklerimiz, 142 yıllık Anayasal düzenimiz, 74 yıllık çok partili demokrasimiz, tek adam parti devleti tarafından yerle bir ediliyor. Adalet çöktü, ekonomi çöktü, kurumlar çöktü ve her şeyin başı “ahlak” çöktü. Bu kadar yozlaşmayı bu topraklar daha önce hiç yaşamamıştı.

 

ANAYASAL DÜZENE MAFYA ÇOMAĞI

Yaşanan devlet krizi o kadar büyük ki, hükümet ve ortakları, mafya bozuntularının arkasına saklanarak siyaset yapar oldu. Siyasette rekabet olur. Siyasette polemik olur. Yeri gelir siyasette sert tartışmalar da olabilir. Ama bir hukuk devletinde, organize suç örgütü lideri olmaktan hüküm giyen bir mafya bozuntusu, değil ana muhalefet partisi liderini, herhangi bir siyasi parti liderini tehdit etmeye cüret edemez. Ederse, siyaset kurumu tepkisini topyekûn göstermek zorundadır. Fakat tam tersi oluyor: Sarayın ortağı, eşkıyaya “yol arkadaşım” diyerek sahip çıkıyor. Anayasal düzenimize mafya çomağı sokuyor. Yaşadığımız bu süreç; geçtiğimiz günlerde, eski polis şeflerinin, mafya liderine geçmiş olsun ziyaretinde çektirdikleri ve basına servis ettikleri fotoğrafların, yeni bir Susurluk projesinin habercisi olabileceğini düşündürüyor. 1990’ların bu karanlık filmlerinin, 30 yıl sonra bir daha vizyona girmesine izin verirseniz, bizim de, milletimizin de iki eli yakanızda olur.

 

HAVAYA BAKIP ISLIK ÇALIYORLAR

Atalarımız ne güzel demiş: “Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.” Koalisyonun küçük ortağı, mafyaya sahip çıkıyor. Koalisyonun büyük ortağının ne diyeceğini millet merakla bekliyor. AK Parti liderinin sesi çıkmıyor. Her konuda ahkâm kesen, soruşturma başlatan, atanmış İçişleri Bakanı nerede? Adalet Bakanı nerede? Sinmiş. Alt mahkemeler Anayasayı çiğneyip Anayasa Mahkemesi’nin kararına uymadığında yaptığı gibi havaya bakıp ıslık çalıyor. Bu sükût herhalde ikrardan geliyor. Anayasal düzene karşı bu vahim saldırı nedeniyle resen harekete geçmesi gereken cumhuriyet savcıları ortada yok.

 

TUZ KOKTU

Savcı Genel Başkanımızın suç duyurusu üzerine soruşturma başlatıyor. Onu da kimden öğreniyoruz? AK Parti’nin Grup Başkanvekilinden. Güler misiniz, ağlar mısınız? Devleti düşürdükleri duruma bir bakar mısınız? Ülkede tuz koktu, tuz… Memlekette yozlaşma, çürüme, kokuşma o kadar büyük ki, bazı Saray mensuplarını bile bu iş rahatsız etmeye başladı. Sarayın Yüksek İstişare Kurulu’nun bir üyesi: “Bize topyekûn Tövbe -i Nasuh lazım” diyor. Yani yapılan hatalardan vazgeçelim, “Halis bir tövbede” bulunalım diyor.

 

SEVSİNLER SİZİN ADALET ANLAYIŞINIZI

Dün TV ekranlarına çıkan bir diğer Yüksek İstişare Kurulu üyesi de, “Ben, Cumhurbaşkanı ve Adalet Bakanı, adaletten yanayız… Biz adil yargılama istiyoruz. Ancak hâkimler yanlış yapıyor. Uyarıyorum, yakın gelecekte onlar zarar görür” diyor. Bunlar ne biçim iktidar. Adaletten sorumlu Bakan aynı zamanda Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun da Başkanı. Sayın Bakan, bu yapılan yanlışları neden Hakimler ve Savcılar Kurulu gündemine getirmemiş? Ortağı, mafya bozuntularıyla, siyaseti, milli iradeyi vesayet altına almaya teşebbüs ederken, Cumhurbaşkanlığı koltuğunda çıtı çıkmadan oturan AK Parti Genel Başkanı nasıl adaletten yana oluyor? Sevsinler sizin adalet anlayışınızı.

 

SICAK PARA BARONLARINA TÖVBE ETTİM TÜRKÜLERİ

Atlantik ötesinden esen yeni rüzgârlarla faiz baronlarının talepleri arasına sıkışan Saray, artık kahramanlık türkülerini bırakmış; “Tövbe ettim, tövbe bozdum ne umdum da ne buldum? Kendim ettim, kendim buldum” türküleriyle, uluslararası sermayeye “gel gel” yapmaya çalışıyor. Sarayın hoparlöründen, “Demokrasi, ekonomi ve hukukta reform” avazeleri yükseliyor. Ama türküyü değiştiren saray, oynadığı oyunu değiştirmiyor. Milli iradeye saldırmaya cüret eden mafya bozuntusunu ve ona sahip çıkan ortağını sessiz sessiz seyrediyor. Huylu huyundan vazgeçmiyor. Elin insanı, “Sen ana muhalefetin üstüne mafyayı salan bir hükümetsin, ne reformundan söz ediyorsun?” demeyecek mi? Böyle mi güveni sağlayacaksınız? Milletimiz de görüyor. O kadar çok tövbe bozdular ki… O kadar çok yalancı çobanlık yaptılar ki… Artık kimsenin bunlara inanacak hali kalmadı. Milletimiz bunların notunu verdi, bunların beceriksizliklerinin her gün artan yükünden kurtulmak için, artık sabırsızlıkla sandığı bekliyor. Sıcak para baronlarına “Tövbe ettim” türküleri çalınırken, içeride de millete “acı ilaç reçeteleri” yazılıyor.

 

FAİZ LİGİNDE RAKİPLERİMİZ: GÜNEY SUDAN, ANGOLA, GANA

İki gün önce Erdoğan, TOBB’un Ekonomi Şurası’nda “Yüksek faize yatırımcımızı ezdirmemeliyiz” dedi mi? Dedi. Dün TCMB, politika faizini 475 baz puan artırıp, yüzde 15’e yükseltti. Bugün de çıkmış, “Bunu acı reçete kapsamında yaptıklarını” söylüyor. Yaptıkları faiz artışı, son 5 yılda gerçekleştirdikleri en yüksek ikinci faiz artışı… Peki, bu yüzde 15’lik politika faizleri hangi ülkelerde var? Ben sayıyım; Sierra Leone, Güney Sudan, Angola, Gana. İşte faizde aynı ligde bulunduğumuz ülkelerden bazıları bunlar.

 

MADEM FAİZİ TIPIŞ TIPIŞ ARTIRACAKTINIZ…

Bu arada dün Filipinler politika faizini, yüzde 2,25’den yüzde 2’ye, Endonezya da yüzde 4’ten yüzde 3,75’e indirdi. “Faiz sebep, enflasyon netice” deyip; faizi artırmamak için, milletin 120 milyar dolarını har vurup harman savur, TCMB Başkanlarını azlet, Damadının hal’ine karar ver, sonra da herkes faiz indirirken, sen faizleri 475 baz puan artır. Madem sonunda sıcak para baronlarının sözlerini dinleyip faizi tıpış, tıpış artıracaktınız; bu kadar doları ve adamı neden yiyip, bitirdiniz? İş bilen, liyakat sahibi bir yönetim bunu yapar mı? Yapmaz.

 

SARA NOBEL ÖDÜLÜNÜ KAÇIRDI

Hukuk devleti bu kadar yıpratılmasaydı, yandaşlar bu kadar kayrılmasaydı, Saray ahalisi başta olmak üzere bu ülkede israftan, şatafattan vazgeçebilseydi, mali disiplin fon gibi uygulamalarla delik deşik edilmeseydi, para politikası daha şeffaf olsaydı, ayakları yere basan bir program izlenseydi, kamu bankalarının arka kapılarından yapılan alışverişlerle, döviz rezervlerimiz eritilmeseydi, Sarayın kibirli şahsının kerameti kendinden menkul faiz enflasyon teorisi ispat edilmeye çalışılmasaydı, böyle yüksek bir faiz artışına, esnafın, sanayicinin, ihracatçının, çiftçinin, ailelerin sırtına bu kadar ağır bir yük yüklemeye, bu kadar acı bir ilaç içirmeye ihtiyaç olur muydu? Millet böyle acımasız bir faiz ve döviz cenderesine sokulur muydu? Hayır. Tabi bu arada Sarayın kibirli başı da Nobel Ekonomi Ödülünü alma fırsatını bu faiz artışlarıyla kaçırdı.

 

BORÇ BATAĞINDAKİ ESNAF VE KOBİLER TAMAMEN YALNIZ

Biz bunlar olmasın diye, bu iktidarı çok uyardık. Yapılması gerekenleri madde madde söyledik, dinlemediler. Yeni kadrolar, yeni kurallar, yeni kurumlar dedik kulakları duymadı. Şimdi, dünya faiz indirirken, faizi hem de katmerli bir biçimde arttırmak zorunda kaldılar. Bu faizle ancak sıcak para baronları paradan, para kazanabilir. Bu faizle yatırım olmaz, bu faizle üretim olmaz, bu faizle ihracat yapılmaz. Bu faizle millete iş de aş da verilemez. Daha bir gün önce, Covid-19’un pik yapması nedeniyle, ekonomide yeniden kapanma önlemlerini açıkladılar, ertesi gün de faizleri yüzde 15’e yükseltmek zorunda kaldılar. Salgının ilk dalgasında, kapattıkları işyerlerinin zararlarını, işsiz kalanların ücretlerini bütçeden karşılamak yerine, faizleri aşağı çekip, kredi musluklarını açarak krizi aşmaya çalışmışlardı. Borca batmış milletimizi, daha da borçlandırmışlardı. Şimdi artık elde açılacak kredi kalmadı, ucuz faizli kredi imkânı da kalmadı. Bunlar olsa da millette yeni borcun altına girecek takat kalmadı. Borç batağındaki esnaf ve KOBİ’ler, şimdi tamamen yalnız. 10 milyonu aşan işsizlerimizin sayısı daha da artacak. Bu millet ne yiyecek, ne içecek.

 

BORÇ GELİRİ KATLADI

Hep uyardık. “Borcu borçla çevirmenin sonu yok” dedik. Dün Uluslararası Finans Enstitüsü, küresel borçlanma raporunu açıkladı. Türkiye’de ailelerin, şirketlerin, devletin ve bankaların toplam borcunun milli gelire oranı yüzde 168’e ulaşmış. Yani milletin borcu ülkenin gelirinin neredeyse iki katına çıkmış. G-20’nin gelişen ve yükselen ekonomileri arasında en yüksek borç yüklerinden birisi de bizim milletimizin sırtında. Şimdi birde faizler arttı.

 

İLK 10 AYDA FAİZ LOBİLERİNE 120 MİLYAR TL

Bu faizlerle bu borç nasıl çevrilecek? Peki, bu yüksek faiz en çok kime yarayacak? Bu faizle sıcak para baronları ve Londra’daki bir avuç tefeci bayram edecek. ABD’den Avrupa’dan onların Merkez Bankalarından sıfır faizle parayı alacaklar borçlanacaklar, yüzde 15 faizle bize satıp, taş atıp elleri yorulmadan, milletin alın terine çöküp, abat olacaklar. Bu arada liraya değer kazandırmaya devam ederlerse Merkez Bankası, bu paradan para kazanma oyununa dayanan vurgun daha da katmerlenecek. Bu yılın ilk 10 ayında faiz lobilerine bütçeden ödenen para geçen yılın aynı dönemine göre, yüzde 35 artmış, 120 milyar liraya ulaşmış. Tekrar soruyorum, salgında bir başına bırakılan esnafın, sanatkârın, çiftçinin, emekçinin hali ne olacak? Bu insanlar ne yiyip ne içecek?

 

“1 KURUŞ VERMEDEN YAPIYORUZ” DEDİLER, BÜTÇEDEN 13 MİLYAR TL ÖDEDİLER

Millete gelince ilaç, acı reçete diyorlar. Ama öbür tarafta, dolarla, avroyla ihale dağıttıkları yandaş müteahhitlere, sadece bu yılın ilk 10 ayında bütçeden, 13 milyar lira garanti parası ödüyorlar. Hani milletin cebinden 1 kuruş para çıkmayacaktı? Yine, müşavir firma ve kişilere 16,3 milyar lira ve tabi elbette örtülü ödenekten de Saray’a 1,6 milyar lira harcıyorlar. Kendileri hiçbir şeyden tasarruf etmeyecek, debdebe içinde yaşamaya devam edecek. Ama millet acı ilaç içecek. Saray milleti unuttu, sesini duymuyor, milletin halini görmüyor.

 

SARAY, VATANDAŞA “AĞACIN KÖKÜNÜ YE” DİYOR

Geçtiğimiz günlerde Ankara’da bindiğim bir takside, taksici esnafımızla sohbet ettim. Taksicilerimiz gerçekten çok dertli… “İşler zaten geçen senenin ancak yarısı kadar diyor, şimdi okullar tamamen kapanıyor, restoran, kafe ve eğlence mekânları da kapanıyor. Biz rızkımızı sabahları okula ve işe gidenden, akşamları da lokanta ve eğlence mekânlarından dönenden kazanırız. Biz ne yapacağız soran yok” diyor. Aynı taksici kardeşimiz, zaten 3 ayda 13 bin liralık gaz yaktığını, bunun büyük kısmının vergi olduğunu, hükümetin hem aldığı kararla işlerini bitirdiğini, hem de sürekli “Vergi borcunu öde” diye kendisine mesaj attığını söylüyor. Ülkede işleri kapatıyorsunuz, sonra da esnafa, vatandaşa “Ağacın kökünü ye” diyorsunuz.

 

ESNAFIN KREDİLERİNİ FAİZSİZ ERTELEYİN

Sadece esnaf değil… Salgının dünyada yeniden yükselmesiyle birlikte hazır giyim sektöründe, ihracat siparişlerinin erteleme ve iptal haberleri geliyor. Şimdi günlük 39 lirayla yaşamaya mahkûm edilen, emekçilerimizin, işini yitirecek olan işsizlerimizin sayısı daha da artacak. Evet, başka ülkeler de salgınla mücadele için sosyal hareketliliği kısıtlayacak pek çok tedbiri alıyor. Ama bu tedbirlerin arkasına vatandaşını koruyacak tedbirleri de koyuyor. Esnafını destekliyor, emekçisini destekliyor, iş insanını destekliyor, çiftçisini destekliyor. Sarayın destek diye bildiği, faiziyle borç vermek, faiziyle borcu ertelemek… Ama dediğim gibi. Şimdi orada da deniz bitti. O zaman çare vatandaşın feryadına kulaklarını tıkamak oluyor. Haydi, bizi dinlemediniz, vatandaşı da dinlemediniz, bari akrabanız olan ATO Başkanı’nın sözlerini dinleyin. Esnafa ve işletmelere kira yardımında bulunun. Ama bu yeter mi? Yetmez. 6 ay doldu ilk dalgada esnafa dağıttığınız 50 bin liralık kredilerin ödeme günü bugün geldi. Bu kredileri iki yıl daha faizsiz, erteleyin. Aynı yere geldik döndük dolaştık. Bunu nasıl ödeyecek esnaf? Esnafın elektrik, su, doğalgaz faturalarını ödeyin. Kırk yıl devlete vergi veren esnafa, en azından kırk gün bir bakın.

 

ÇİFTÇİNİN BORCUNU YAPILANDIRIN

Çiftçilerimizin durumu da içler acısı. Borç gırtlağı aşmış. Banka kredisi, kooperatifi, elektriği, veresiye ilacı, gübresi derken, borçlar dağ gibi birikmiş. Buradan defalarca söyledik. Çiftçimiz zor durumda. Bu çiftçilerin bankalara, Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borçlarını yapılandırın. Faizlerini silin, çiftçilerin ödemelerini faizsiz erteleyin. Arkadaşlarımız, çiftçinin tarım kredi ve banka borçlarının yapılandırılması için çok sayıda kanun teklifi verdi. Bunlar meclisin gündeminde duruyor. Gelin bu teklifleri değerlendirin. Ama o irade, bunlarda yok. Tek bildikleri algıyı yönetmek. Devletin ajansına gidiyorlar, “Torba Kanun’la çiftçinin, Tarım Kredi Kooperatiflerine borçları yapılandırılacak” diye haber yaptırıyor. Kim yaptırıyor? Saray. Sonra bakıyoruz Sarayın imzaladığı Torba Kanun’da böyle bir düzenleme yok. Tarım Kredi Kooperatifleri, borcunu ödeyemeyen çiftçinin ve kefillerinin malına, mülküne, tarlasına haciz getiriyor. Çiftçilerimiz, “Kooperatif müdürleri, çiftçinin malını Saray’ın yandaşlarına peşkeş çekiyor” diye feryat ediyorlar. Bunu duyun.

 

KENDİ ÇİFTÇİMİZİ ÜRETEMEZ HALE GETİRDİLER, ELİN ÇİFTÇİSİNİ ABAT ETTİLER

Emeğinin karşılığını alamayan çiftçi üretemedikçe, mutfaktaki yangın da büyüyor. TÜİK makyajıyla gizlense de, ayçiçeği yağının fiyatı sene başından bu yana neredeyse ikiye katlandı. Marketlerde 5 litrelik yağ 70 liraya dayandı. Bu bereketli topraklarda üreteceğimize ithal ediyoruz. Ayçiçeği ithalatında 2019’da dünyada lideriz. 2003’ten bu yana, yağlık ayçiçeği ithalatı için 5,5 milyar dolar ödemişiz. Yani kendi çiftçimizi üretemez hale getirirken Saray hükümeti, 17 yılda 5,5 milyar doları almış götürmüş, elin çiftçisinin cebine koymuş. 211 milyar Türk lirası benim çiftçime borcu varmış ne gam. Sadece ayçiçeği mi? Buğdayda ithalat rekoru bizde… Son 17 yılda buğday ithalatına 18 milyar dolar ödemişiz. Ama her ne hikmetse un fiyatları arttıkça artıyor. İçerde de çiftçiye doğru düzgün bir şey verdiğiniz yok. Sadece son bir ayda soframızdaki ekmeğe, iki kere zam yapıldı. İstanbul’da ekmeğin fiyatı 2 liraya çıktı.

 

MİLLET CANI İLE CÜZDANI ARASINDA SIKIŞTI

Şu sıkıntılı günlerde millet canı ile cüzdanı arasına sıkıştırıldı. Bu salgında insanlar boş yatak bulamıyor. AK Parti’nin il ve ilçe başkanlarından tavassut istiyorlar, hastanelerde yer yok. Devlet hastanelerinde ilaç, grip aşısı, test büyük sorun. Vatandaşa 5 maskeyi parasız dağıtamayan hükümet, şimdi “250 lira ver, özel hastanede test ol” diyor. O da en azı ha… 500 TL ödeyenler de var.

 

GEÇİM SIKINTISI PARTİ DİNLEMİYOR

Millet perişan… Dün bir kamuoyu araştırmasının sonuçları açıklandı. Geçim sıkıntısı o partili, bu partili dinlemiyor. CHP seçmeninin yüzde 20’si,  AK Parti seçmeninin yüzde 22’si, MHP seçmeninin yüzde 24’ü “Temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığını” söylüyor. Halkın yüzde 48’i geliriyle sadece beslenme, barınma gibi temel ihtiyaçlarını karşılayabiliyor. Şimdi bu hale düşürdüğünüz millete kemer sık diyorsunuz, acı ilaç içirmeye kalkıyorsunuz.

Çok açık söylüyorum: Mazlumun ahı indirir şahı. Millet yaptığınızı görüyor, notunuzu veriyor. Önüne gelecek ilk sandıkta da, sizleri evlerinize gönderecek…

 

SARAYA KATILIYORUZ: ARACI HURDAYA ÇIKARMALI, KAPTANI EMEKLİ ETMELİ

Son olarak, uzun zamandan beri ilk kez, Sarayın kibirli başı doğruyu söyledi. Ne de olsa bozuk saat bile günde iki defa doğruyu gösterir. Biz buradan defalarca söyledik; “Bu böyle bölük pörçük parça parça alınan kararlarla bu krizden çıkamazsınız. Bütüncül, güçlü, türküyle beraber oyunun da değiştiğini gösteren, herkese güven verecek bir programı milletin önüne getirin” dedik. “Sadece faizi artırmakla, sadece Merkez Bankası Başkanları’nı görevden almakla, sadece Damadı işten atmakla ekonomideki sorunlar çözülmez” dedik. “Siz yardımcı pilotları değiştiriyorsunuz, ama kaptan pilot aynı, uçak metal yorgunu, kaptanı ve uçağı değiştirmek lazım” dedik. Yine vatandaşın sokakta söylediği; “Çorap değiştirmek yetmez, ayak koktu. Ayakları değiştirmek lazım” dediğini de dile getirdik. Sonunda Erdoğan da çıktı Odalar Birliğinde, “Vites yükseltmek yetmez, artık araç değiştirmek gerekiyor” dedi. Hah kendisine yüzde yüz katılıyoruz. Ne muavinleri değiştirmek yeter, ne vitesi değiştirmek yeter. Ama Erdoğan’ın bugün yaptığı konuşmada dahi, ortağının himayesindeki eşkıyanın Sayın Genel Başkanımıza yönelik sözleriyle ilgili tek kelime etmemesinden anlıyoruz ki, Erdoğan’ın araç değiştirmekten anladığı, Damadının kullandığı araçtan inip, mafya bozuntularının kullandığı ortağının arabasına binmekmiş. Korkarım çok yakında onlara da dönüp “Ne istediniz de vermedik” diye ağlayacaktır. Bu rejimi, bu aracı artık hurdaya çıkarıp, kaptanını da emekli etme zamanı gelmiştir. Millette hasretle, sabırsızlıkla sandığın biran önce önüne gelmesini beklemektedir. Bunlara notlarını vermeye hazırdır, bunları evlerine göndermeye hazırdır.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

 

Soru- Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyesi Bülent Arınç Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğuyla ilgili bazı açıklamalar yaptı ve kamuoyunun gündemine oturdu bu açıklamalar. Sizin bu açıklamalara ilişkin yorumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Ben Sayın Arınç’ın bu açıklamaları Saray’dan icazet almadan, Erdoğan’la konuşmadan, onayını almadan yaptığını düşünmüyorum. Eğer bunlar Sayın Arınç’ın geçmişte yapmış olduğu açıklamalar gibi toplumun gazını almak için tuluat değilse o zaman bu şunu gösteriyor, artık Cumhur İttifakı’nın içinde vekalet savaşları başlamıştır. Yani gerçekten Damat Albayrak görevden ayrılırken, “At izi it izine karıştı, Allah hepimize kolaylık versin” demişti. Gerçekten kimin ne dediği belli değil. MHP’liler bir taraftan bir şeyler söylüyorlar bu konuyla ilgili olarak, öbür taraftan Melih Gökçek çıkıyor konuşuyor. Diğer taraflardan, Saray tarafından başka mesajlar geliyor. Gerçekten at iti it izine karıştı. Kimin ne söylediğini anlamak mümkün değil. Allah onların encamlarını hayreylesin diyoruz.

 

Soru- MHP Grup Başkanvekili Levent Bülbül CHP’nin Alaattin Çakıcı’yla ilgili eleştirilerine asıl rezillik Selahattin Demirtaş’a sahip çıkmaktır dedi. Sizin bu açıklamaya ilişkin yanıtınız ya da yorumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Çok kısa olacak. Asıl rezillik mafyanın arkasına pısıp siyaset yapmaktır. Bu ülkede daha önce böyle bir şey görülmemiştir.

Teşekkür ediyorum.

DEVLETİ ŞİRKET GİBİ DEĞİL, DEVLET GİBİ YÖNETMEK GEREKİYOR

 

CHP Sözcüsü Öztrak, sadece Hazine ve Maliye Bakanının ve Merkez Bankası Başkanının değişmesiyle ekonomideki sıkıntıların çözülemeyeceğini belirterek, “Artık tek adam rejiminin değişmesine ihtiyacımız var” dedi.

Türkiye’nin Saray rejimi inşa sürecinde yıkılan güçlü kurumlarını yeni bir anlayışla ayağa kaldırması gerektiğini vurgulayan Öztrak, “Artık devleti şirket gibi değil devlet gibi yönetmeye ihtiyacımız var. Bugüne kadar unutulan demokrasi, hukuk ve ekonomide seferberlik türkülerini söylemek yetmiyor. Türküyle beraber oynadığınız oyunu da değiştirmek gerekiyor” diye konuştu.

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçesi üzerinde yapılan görüşmelerde şunları söyledi:

 

BAKANIN İSTİFA SÜRECİ DEVLET KRİZİNİN BOYUTUNU GÖSTERDİ

Bu yıl Komisyon görüşmeleri başlarken yetkililer “Ekonomi pik yapıyor” türküsünü söylüyorlardı ama son iki haftada önce Merkez Bankası Başkanı görevden alındı, sonra Hazine ve Maliye Bakanı kendi bütçesi görüşülmeden istifa etti, hem de devlet teamüllerinde görülmedik şekilde istifasını “insta”ladı. Gençler bu ifadeyi kullanıyor… Cumhuriyet tarihimizde bir ilk yaşadık. Ardından Bakanın bütün sosyal medya hesapları kapatıldı. Buhran yaşayan ülkemizde Maliyemiz ile Hazinemizi yöneten bir Bakan var mı, yok mu anlamak için 27 saat bekledik. Zaten yönetime güven yerle birdi. Bu istifanın şekli de belirsizliğe zirve yaptırdı. Demokrasisi güçlü, yönetimi kurumsallaşmış ülkelerde yaşanması mümkün olmayan böyle bir süreç, ülkemizde son iki yılda derinleşen devlet ve rejim krizinin boyutlarını ortaya koydu.

 

KAPATTIKLARI KURUMLARDAN YETİŞENLERİ ORTALIĞI TOPLASIN DİYE GETİRDİLER

Şimdi, bütçeyi savunmak üzere karşımızda yeni bir Bakan var, Sayın Lütfi Elvan. Kendisini yakinen tanırım. Devlet Planlama Teşkilatı’ndan yetişmiş, çok ehliyetli bir arkadaşımızdır. Ben yeni Hazine ve Maliye Bakanımıza görevinde en içten şekilde başarılar diliyorum. Gerek Sayın Elvan’ın gerekse Merkez Bankası Başkanı Sayın Ağbal’ın atamaları, yaşadığımız devlet krizinin bir başka boyutunu daha ortaya koydu. “Devleti şirket gibi yöneteceğiz” diye iş başına gelenler ekonomi yönetiminde çok büyük bir çöküşe yol açtılar, köklü kurumları kapattılar. Hükûmet bugün ama ortalığı toplasın diye bu köklü kurumlardan yetişmiş, daha önce kapattığı Devlet Planlama Teşkilatında ve Maliye Teftiş Kurulunda görevler almış iki ismi yeniden göreve getirmek zorunda kaldı.

 

DEVLETİ ŞİRKET GİBİ DEĞİL, DEVLET GİBİ YÖNETMEK GEREKİYOR

Şimdi türkü değişti, bu sefer millete acı ilaç içirmekten bahsedilmeye başlandı. Ancak güçlü devletler güçlü kuralları ve güçlü kurumlarıyla yaşar. Bu nedenle, sadece isimleri değiştirmekle bürokratları, bakanları değiştirmekle oyun değişmez. Artık kuralların yani tek adam rejiminin değişmesine ihtiyacımız var. Artık yıkılan güçlü kurumları yeni bir anlayışla ayağa kaldırmaya ihtiyacımız var. Artık devleti şirket gibi değil devlet gibi yönetmeye ihtiyacımız var. Bugüne kadar unutulan demokrasi, hukuk ve ekonomide seferberlik türkülerini söylemek yetmiyor. Türküyle beraber oynadığınız oyunu da değiştireceksiniz.

 

BÜTÇEYİ VE OVP’Yİ GERİ ÇEKİN

Eğer bunda samimiyseniz bu defa gömleğin düğmesini doğru ilikleyeceksiniz. Önümüzde duran 2021 bütçesini ve Orta Vadeli Programı gelin, geri çekin. Şu anda görüştüğümüz bütçe ve buna dayanak teşkil eden Orta Vadeli Programın tahminleri daha şimdiden kadük oldu. Orta Vadeli Programda “Bu yılın enflasyonu yüzde 10,5 olacak” diyordunuz ama görevden alınan Merkez Bankası Başkanı, görevden alınmadan biraz önce enflasyonun yüzde 12,1 olacağını açıkladı. Şimdi, yeni Merkez Bankası Başkanı enflasyon için kaç diyecek, bekliyoruz. Orta Vadeli Program “Bu yıl cari açık 24,4 milyar dolar olacak” diyordu ama yılın daha ilk dokuz ayında gerçekleşen cari açık 28 milyar dolar oldu. Enflasyon tahminî çökmüş, dış açık tahminî kadük olmuş bir Orta Vadeli Program ve buna dayanan bir bütçeyi “İş olsun torba dolsun” diyerek, Meclis’ten geçirerek güveni sağlayamazsınız.

 

DOLAR KURUNDAKİ DÜŞÜŞÜ YANLIŞ ANLAMAYIN

Ne yazık ki Sayın Bakanın sabah yaptığı sunumda ezber edilen oyunda bir değişim iradesi olmadığını arkadaşlarım bana aktardı. Türk Lirasından son birkaç gündür gözlenen hızlı değer kazancını lütfen yanlış yorumlamayın. Tüm ekonomik aktörler sizi izliyor. Piyasalara fısıldanan en az 400 baz puanlık faiz artışı ve dünyada Korona aşısının bulunmasından kaynaklanan küresel rallilerin etkisini güven sağlandı olarak düşünmeyin. Bu iki etkinin de ömrü kısa olacak. Bu fırsatı oyunu değiştirmek için kullanabilirseniz millete içireceğiniz ilacın acısı azalır. Aksi takdirde milleti dövizle faiz arasına sıkıştırırsınız. Her seferinde daha yüksek faiz artışlarıyla ekonomiyi boğarsınız.

 

BÖYLE GİDERSE MİLLET ZOMBİ ŞİRKETLERLE BAŞBAŞA KALACAK

Milleti zombi şirketler ve zombi bankalarla baş başa bırakıp perişan edersiniz. Onun için gelin, bu programı ve bütçeyi el birliğiyle ülkenin ve dünyanın gerçeklerine göre burada hep beraber yapalım. Bu ekonomik buhranın ciddiyetini anladığınızı ve ortak akla başvurduğunuzu göstermeniz bakımından da oyun değiştirici bir hamle olur. Gerçekten oyunu değiştireceğinize herkesi ikna edecek bir şeyler yapmanız gerekiyor. Son bir kez daha tekrarlıyorum: Bakan değişti, programı da, bütçeyi de değiştirin. Milletin oyunun değişeceğini gösterme fırsatını kaçırmayın.

ÇORAP DEĞİŞTİRMEK YETMEZ, AYAKLAR KOKUYOR

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün Genel Merkez’de MYK sürerken düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız az önce bitti. Toplantımızın ağırlıklı gündem maddeleri; ekonomik kriz, devlet krizi, Covid-19 salgınındaki tırmanış, yani milletimizi ezen büyük buhrandı.

 

CHP EKONOMİ MASASI’NIN EKONOMİ OTOBÜSÜ YOLLARDA

Geçtiğimiz hafta, Cumhuriyet Halk Partisi Ekonomi Masası, Mersin, Adana ve Hatay’da ziyaretlerde bulundu. Alanında uzman arkadaşlarımızdan oluşan, geniş bir kadroyla yola çıktık, buhranın, Doğu Akdeniz bölgemizde yarattığı sıkıntıları, yerinde görme imkanını bulduk. Derdi, derdi çekenlerden dinledik. Nelerin yapılması gerektiğini çiftçilerle, esnaflarla, emekçilerle, iş insanlarıyla, sendikalarla konuştuk. Ülkemizde devlet krizinin ve ekonomik krizin neden olduğu buhrana çözüm sunan, İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamemizi ve dört ayaklı ekonomik krizden çıkış stratejimizi onlara anlattık. Ekonomi Masası ziyaretlerimizi, ülkemizin her bölgesinde, her ilinde gerçekleştirmeye devam edeceğiz. Eko-Büs yollarda olmaya, milletimizin derdini dinlemeye devam edecek.

 

TÜCCAR FİYAT VEREMEZ HALE GELDİ

Bu haftaki ziyaretlerden yaptığımız bazı tespitleri şimdi sizlerle paylaşmak istiyorum. Öncelikle ticaret erbabı… Kurdaki olağanüstü oynamalar nedeniyle önünü göremiyor, döviz kurlarındaki aşırı oynaklık, tüccarı fiyat veremez hale getirmiş. Yüksek kurdan mal ithal eden tüccar, şimdi kur aşağı gelince fiyat etiketine ne yazacağını şaşırmış. Yüksek fiyat yazsa mal elinde kalacak. Düşen kurdan etiket koysa zarar edecek. İhracatçı dolarla mı fiyat verecek, TL ile mi fiyat verecek bunu bilmiyor. Ticaret durma noktasında…

 

KUR ARTINCA GİRDİ FİYATI ARTIYOR, DÜŞÜNCE DÜŞMÜYOR

Kurdaki oynaklıktan tek şikâyetçi tüccarlarımız değil. Çiftçilerimiz de şikâyetçi. Gübreden tohuma kadar her şey döviz kuruna bakıyor. Döviz kuru artarken girdi maliyetleri de artıyor. Ama kurlar gevşerken, çiftçinin girdi maliyetleri gevşemiyor. Aynı kalıyor. Hatay’da bir soğan üreticisi dert yandı. “Bundan iki yıl önce kur arttı, gübrenin, ilacın, tohumun fiyatı tavan yaptı. Kur düştü ama bunların fiyatı düşmedi. Şimdi yine dolar kuru zirve yaptı, sonra bir parça düştü. Ama bizim girdi fiyatlarımıza yansıyacağını bu düşmenin hiç sanmıyorum” diyor. Aynı şikâyetleri Adana’da da duyduk.

 

LİMON ÜRETİCİSİ LİMON GİBİ SIKILDI

Yine Mersin, Adana ve Hatay’da çiftçilerimiz, Tarım Bakanı’nın, çiftçinin sesini duymamasından şikâyetçi. Kendilerine danışılmadan kararlar alındığını ifade ediyorlar. Tarımda üretim planlaması yapılmamasının, çiftçinin zarara uğramasına neden olduğunu söylüyorlar. Bu bölgedeki limon üretimi pek çok ailenin geçim kaynağı. Salgın nedeniyle limon ihracatına getirilen kısıtlamalar, bölgeyi perişan etmiş. Limon üreticilerimiz, “Sezon başında 3,5 TL’yi gören limon fiyatı, şimdi 80 kuruş ile 1 lira 20 kuruş arasında” diyorlar. Geçen sene bu zamanlarda limonun fiyatı yine bu seviyelerdeydi. Ama limon üreticilerinin giderleri, son bir yılda yaklaşık yüzde 40 artmış. Çiftçilerimiz “limon dalında kaldı” diye yakınıyor. Açıkçası, “Saray, limon üreticisini adeta limon sıkar gibi sıkmış…”

 

ÜRETİCİYİ İTHALAT SOPASIYLA DÖVDÜLER

Konuştuğumuz çiftçiler, yaz döneminde, maydanoz ve domates üreticilerinin de ürünlerini hasat bile etmeden tarlalarını sürdüklerini anlattı. Onca emek ve katlanılan maliyet heba olmuş. Bu anlatılanlara gerçekten yürek dayanmıyor. Bu sene Reyhanlı’da, Adana’da soğan üreticisi de perişan edilmiş. Depolaması çok zor olan bu ürünün önce pandemi nedeniyle ihracatına ön izin şartı getirmişler. Yani durdurmuşlar ihracatı. Hasat bitip ürünler çiftçinin elinden yok pahasına çıktıktan sonrada, izin şartını kaldırmışlar. Yetmemiş hasat zamanı ülkeye ithal soğan girince fiyatlar iyice dibi görmüş. Yani üreticiyi bir de ithalat sopasıyla dövmüşler. Kendi çiftçisine bu kadar zulmeden bir başka iktidar,  bu topraklarda iş başına gelmedi. En son 5 Kasım’da aldıkları bir kararla, nüfusu Ankara, İzmir kadar olmayan Bosna Hersek’ten, sıfır gümrükle mercimek ithalatına izin verdiler. Avrupa’nın bütün mercimeği dışarıdan ithal edilen menşe şartnamesine uygun olmayan mercimeklerin hepsi bunların üzerinden Türkiye’ye girecek. Güler misin, ağlar mısın?

 

ÇİFTÇİNİN SESİNİ DUYMUYORLAR

Yine dış politikada yaşanan gerginlikler, bu bölgedeki üreticilerimizi ve ihracatçılarımızı vurmuş. Hataylı ve Adanalı üreticiler, Suudi Arabistan’ın koyduğu ambargonun kendilerine çok büyük zararlar verdiğini dile getiriyorlar. Nitekim, Suudi Arabistan’ın Türkiye menşeli hayvansal ürünlere; ambargo koyduğu haberi de resmen doğrulandı. Ama üreticilerimizin bu kaygılarını, bu sıkıntılarını Saray duymuyor. Suudi Arabistan ambargosuna gülüp geçiyorlarmış. Hükümet, Ziraat Odaları’nın, üretici birliklerinin, Ticaret Borsalarının görüşünü almıyor. Çiftçinin sesini duymuyor. İstişare yok, “Ben yaptım oldu” anlayışıyla hareket ediyor.

 

HERKES ANLADI, BİR SARAY ANLAMADI

Bütün dünya, yaşadığımız salgın sürecinde, gıda güvenliğinin önemini anladı. Bir tek Saray anlamadı. Üretimde kullanılan girdilerin fiyatı alıp başını giderken, Saray hükümeti; “2021’de tarımsal destek ödemelerini artırmayacağım” dedi. Üstüne üstlük bir de, “Gübre ve mazot desteklerini de azaltacağını” söyledi. Anlaşılan Saray buhrandan ve salgından bizim çiftçilerimizin hiç etkilenmediğini düşünüyor. Çiftçi borçlu… Bankalara borçlu,  Tarım Kredi Kooperatiflerine borçlu. Sulamada kullandığı elektrik nedeniyle elektrik dağıtanlara borçlu, veresiye aldığı gübreden borçlu, ilaçtan borçlu… Peki, çiftçinin borçlarını yapılandırmak için tek bir adım atıldı mı? Hayır. “Torba Kanun’la çiftçinin, Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borçları yapılandırılacak” diye, Anadolu Ajansı’na haber yaptırıyorlar. Ama bakıyoruz torba kanunda böyle bir düzenlemeyi göremiyoruz.

 

TARLASI HACZEDİLEN BORCUNU NASIL ÖDEYECEK

Düzce Duraklar Köyü’nden bir çiftçimiz, Tarım Kredi Kooperatifinden çektiği borcu ödeyememiş. Kooperatif de yapılandırma falan yok demiş, çiftçimizi icraya vermiş. Şimdi bunlar icra belgeleri. Şimdi böyle bir sürü sayfa tutuyor. Ama özetlersek ne olduğunu… hem çiftçimizin hem de kefillerinin tarlasına, arabasına haciz koymaya kalkıyorlar. Bu çiftçimiz ve kefilleri, tarlasını kaybederse nasıl yaşayacaklar? Bu hükümet çiftçiden alacağına şahin kesilirken, kendisi neden çiftçilere borç takıyor… Tarım Kanunu’na göre; devletin tarıma, her yıl Milli Gelirin en az yüzde biri kadar destek vermesi gerekiyor. 2007-2021 döneminde; hükümetin çiftçiye mazot, gübre ve diğer destekler için birikmiş borcu 211,5 milyar lira.  Her bir çiftçi ailesine biriken borç ise, 98 bin liradan fazla. Kendi çıkardığı kanuna uymayan bir yönetimin olduğu ülkede bırakın hukuk devletini, kanun devleti bile olmaz.

 

ATLANTİK RÜZGARIYLA ROTA DEĞİŞTİRİYORLAR

Buradan defalarca dile getirdik. “Adalet devletin direğidir” dedik. “Bir ülkede adaleti ve hukuku öldürürseniz, devlet de ölür” dedik. Genel Başkanımızın peşinden Ankara’dan İstanbul’a yürüyen yüz binler; Maltepe’de meydanda toplanan milyonlar, “Hak, hukuk ve adalet” diye boşuna bağırmadılar. Hak bilmez, hukuk dinlemez, adaletten anlamaz Saray yönetimi, önce Merkez Bankası’nın kasasını tamtakır etti, sonrada ABD seçimlerinin ardından, Atlantik ötesinden esen yeni rüzgârlara göre rota değişmeye başladı. “Ekonomi ve hukuk reformlarından” bahsetmeye başladı. 18 yılda bu ülkede hukuk diye bir şey bırakmadınız, tek adam vesayet rejimini getirdiniz. Şimdi birden bire ne oldu da; ekonomide, hukukta ve demokraside seferberlik ilan etmek aklınıza geldi.

 

YILLARDIR SÖYLEDİKLERİMİZİ ŞİMDİ DİLLERİNE DOLADILAR

Biz ülkemiz için, vatandaşlarımız için her şeyin daha iyi olmasını tabi ki isteriz. Ama önce lafa, sonrada bu lafı söyleyene bir bakmak gerektiğini de biliriz. Biz 7 Haziran 2015 seçimlerinden bu yana: “Birinci sınıf demokrasi ve hukukun üstünlüğü” diyoruz, “Üreten Türkiye” diyoruz, “Güçlü Sosyal Devlet” diyoruz, “İstikrar ve Sürdürülebilirlik” diyoruz. Şimdi bizim beş yıldır ısrarla söylediğimiz “Demokrasi, hukuk, üreten, paylaşan Türkiye” sözlerini dillerine dolayarak güveni sağlamaya çalışıyorlar. Böyle güven sağlanmaz. Zaten bunların söyledikleri ile yaptıkları da birbirini tutmuyor. Millet iradesini temsil eden milletvekillerini, meclis dokunulmazlıklarını kaldırmadan yargılatan, meclisin hukukunu yargıya çiğneten kim? Bunlar Saray Hükümeti… Yerel mahkemeler, Anayasa Mahkemesi’nin “Bu hukuksuzluğu düzeltin” diyen kararlarını uygulamazken, emirleri altındaki adalet cellatları hukuku katlederken, HSK’yı dahi toplamayan kim? Saray Hükümeti… Kendilerini eleştiren vatandaşlarımızın evine polis baskını yaptıran kim? Saray Hükümeti… Sarayın pergoleci İletişim Başkanının pergolesini haber yaptı diye, Cumhuriyet gazetesinin reklamlarını kestiren kim? Saray Hükümeti… Partimizin, Saray sosyetesinin birçok yerden maaş almasına karşı çıkan, emekçilerimizin kıdem tazminatına sahip çıkan propaganda kitapçıklarını toplatan kim? Yine Saray Hükümeti… Ağızları “hukuk reformu” derken; “Ya Kanal, Ya İstanbul” dediği için; İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı hakkında inceleme başlatan kim? Yine Saray Hükümeti…

 

BU FEZLEKE SİYASİ AHLAK YOKSUNLUĞUNUN DANİSKASI

Yine bugün İzmir Valiliği’nin bir yazısı elimize ulaştı. Valilik özetle söylüyorum, “Belediye başkanı, muhtarlar depremle ilgili konuşmasın” diye yazı yazıyor. Seçilmiş Belediye Başkanına, seçilmiş muhtara sansür uygulamak nereden çıktı? İşte bu vesayetçi zihniyetin ta kendisidir. Yine, Sarayın bekçisi bu defa sarayın muhbirliğine de soyunup Genel Başkanımız hakkında akla hayale gelmeyecek iftiralar atıyor. Bu safsataları dikkate alıp, Genel Başkanımız hakkında fezleke hazırlatan kim? Yine Saray Hükümeti… Çok açık söylüyorum; seçilmiş siyasetçilere “siyaset yaptı” diye fezleke düzenlemek, inceleme başlatmak siyasi ahlak yoksunluğunun daniskasıdır.

 

AYİNESİ İŞTİR KİŞİNİN LAFA BAKILMAZ

Fikir ve ifade hürriyeti olmadan demokrasi olabilir mi? Olmaz. Bu ülkenin ana muhalefet partisini, onun liderini susturmak için saçma sapan fezlekelerin hazırlandığı bir ülkede demokrasi olur mu? Olmaz. Rekabet edemiyorsan hile yap, ya da sustur taktiği ayıptır. Böyle bir siyaset olur mu? Olmaz. Hukukun üstünlüğü yerine, tek kişinin üstünlüğü üzerine inşa edilen bir rejim demokratik olabilir mi? Olmaz. İşte onun için bu ağızlar hukuk dedikçe biz; “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Bal, bal demekle ağız tatlanmaz” diyoruz.

 

ÇORAP DEĞİŞTİRMEK YETMEZ, AYAKLAR KOKUYOR

İki yıldır vatandaşın cebini boşaltıp, yandaşların cebini dolduran, 9 tane saraya sığamayan, en son milletin 120 milyar dolarını faiz lobilerine ucuz ucuz peşkeş çeken Erdoğan, şimdi, damadını hal’ edip, “Ekonomide seferberlik” deyince, işsize, esnafa, KOBİ’lere, çiftçilere, emeklilere yaşattıklarını unutmamızı mı bekliyor? Yani buna âlemi kör, herkesi de sersem mi sanıyorsun denir. “Bu beden bu gömleğe sığmıyor” deyip tek adam vesayet rejimini kurmak için ülkeyi her türlü badirenin içine atmaktan çekinmeyen, sonra da; “Ekonominin sorumlusu benim, ben, Tayyip Erdoğan” diyen kim? Seçimlerden önce “Verin bu kardeşinize yetkiyi, enflasyonla, şununla, bununla nasıl uğraşılır görün” diyen kim? Erdoğan… Enflasyonla, faizle, dolarla nasıl uğraştıklarını gördük… Aslında Hatay’da bir vatandaşımız çok güzel ifade etti: “Çorap değiştirmek yetmez, ayaklar kokuyor.” Evet…  Bu ayaklar koktu… Artık çorap falan değiştirerek bu iş olmaz. Otobüsü şarampole deviren kaptan, suçu muavine atarak sorumluluktan kaçamaz. Bu sefer de; “Damadım beni aldatmış, Allah ve milletim affetsin” diyerek bu işi bitiremez.

 

GİTMESİ GEREKEN SADECE DAMAT DEĞİL, SARAYIN KİBİRLİ BAŞI

Çok açık söylüyorum. Gitmesi gereken, sadece saray sosyetesinin damadı değil; Saray sosyetesinin kibirli başı. Yardımcı pilotları değiştireceksiniz, muhalefet olarak bizim söylediklerimizi dilinize dolayacaksınız ve bu milletin güvenini geri getiririz zannedeceksiniz. Milletimiz uçağın aynı metal yorgunu uçak, kaptanın da milleti unutan, sesini duymayan kaptan olduğunu görüyor. Bu kaptan daha yakın zamanda “ekonomi pik yapıyor” demedi mi? Dedi. Yine birkaç gün önce, partisinin Genel Başkanvekili, “Türkiye’nin önlenemeyen yükselişi başladı” diye konuştu mu? Konuştu. Aynen Nasreddin Hoca fıkrasındaki gibi, Adama sormazlar mı? Eğer bu ekonomi iyiyse, Millet neden bu acı ilacı içiyor? Yok, eğer bu ekonomi kötüyse, hala neden yükseliş yalanları söylüyorsunuz?

 

FEDAKARLIK SARAYLARDAN BAŞLAMALI

Size ve sosyetenize, Ankara’da 1.150 odalı Saray, Marmaris Okluk’ta yazlık saray, Ahlat Van Gölü’nde “mütevazi” dedikleri Saray dahil ve de TBMM’ye ait Saraylar olmak üzere 9 tane Saray, biri Boeing 747 olmak üzere 15 uçaklık, uçan saray, binlerce makam aracı, Saray gibi bir otobüs, Saray efradına üçer, beşer maaşlar… Millete ise; acı reçete, top-kek ve kafalarına atılan çaylar… Oh ne güzel memleket! Kalın harflerle söylüyoruz: Acı ilaç içilecekse önce siz içeceksiniz. Bir fedakârlık yapılacaksa, önce Beştepe’deki 1,5 milyar liralık sarayınızdan, sayıları 15’i aşan uçak filolarınızdan, 50 bin dolarlık çantalarınızdan vazgeçeceksiniz. Siz bunları yapmadan; ücretsiz izine çıkardığınız ve “Günde 39 TL’yle yaşa” dediğiniz işçiden, açlık sınırının altında maaş verdiğiniz asgari ücretliden, kirasını ödedikten sonra elinde kalan üç kuruş paraya baka kalan, torununa bayramda harçlık veremeyen emekliden, kapısının altından 1 TL’yi siftah parası diye atıp alay ettiğiniz esnaflardan, askıda ekmeğe mahkûm ettiğiniz tüm milletimizden, hayat pahalılığı ile işsizlik arasında ezilen vatandaşımızdan, fedakârlık beklemeyeceksiniz. Bunu yaparlar mı? Ne gezer…

 

DOKUZ SARAYLI ERDOĞAN, ŞİMDİ KIBRIS’I GÖZÜNE KESTİRDİ

9 saraylı Erdoğan’a, kendi sarayları az geldi, şimdi Kıbrıs’ı gözüne kestirdi. Kıbrıs’ta 5 dönüm üzerine makam inşa edecekmiş. Makamdan anladığı da saray inşa etmek… Huylu huyundan tabi ki vazgeçmiyor. Bir de Kıbrıs’a giderken, dokuz saraylı Erdoğan Sarayın bekçisiyle aynı uçağa da binmemiş ikisine de ayrı ayrı uçaklar tahsis edilmiş. Bakanların ve korumaların kullandığı uçaklar da cabası. Bu nasıl bir israftır? Bu nasıl bir debdebedir? Yaşadığınız debdebe, yaptığınız israflar milletin belini büküyor. Grup Başkan Vekillerimiz Meclis’e “Kamuda İsrafın Araştırılması” için bir önerge verdi. Var mısınız bunu araştırmaya? Cesaretiniz varsa buna vekilleriniz “evet” desin. Ama hiç sanmam. Sarayın kibirlisinde bu zihniyet olduğu müddetçe, milletimiz daha çok acı ilaç içer. Daha çok acı reçetelerle karşılaşır.

 

YA KIRK KATIR YA KIRK SATIR

Bu arada millete ilk acı ilacı içirmeye başladılar bile… Merkez Bankasının ortalama fonlama maliyeti yüzde 14,5’i geçti. Tabeladaki faiz yüzde 10,25. Gerçekleşen faiz 14,55. Erdoğan şimdi çıkmış, “Faizlerin en az enflasyon seviyesinde tutulma zorunluluğu bizi zora sokuyor” diye sızlanıyor. Ama faiz lobilerine de bu haftaki Merkez Bankası toplantısında faizin en az 400 baz puan artırılacağı fısıldanıyor onlara gel gel yapılıyor. Yine, COVID-19 aşısının bulunması nedeniyle, Dünyada yaşanan ralliyi bile istismar ediyorlar. Türk Lirası’nda birkaç gündür yaşanan hızlı değerlenmeyi “Yeni yönetime duyulan güvendir” diye seyrediyorlar. Bu arada üretici, ithalatçı, ihracatçı fiyat veremiyormuş, işler durmuş ne gam… Önemli olan kendilerini parlatmak… Öyle görünüyor ki, faiz baronlarının istedikleri faizi tıpış tıpış verecekler. Bari bu dönemde, Merkez Bankası’nın rezervlerini güçlendirsinler. Kerameti kendinden menkul “Faiz sebep, enflasyon sonuç” teorileriyle milleti faiz ile döviz arasına sıkıştırdılar. Faiz artsa ekonomi yavaşlayacak. 10 milyonu aşan işsizler ordusuna yeni işsizler eklenecek. Artmasa ya da yine dolambaçlı yollara sapıp, Merkez Bankasının, Sarayın talimatıyla arka kapıdan faizlerin oynamasına göz yumarlarsa bu kez bütün beklentiler tersine dönecek. Döviz yeniden şaha kalkacak, defada paramız pul olacak… Yani millete yine “Kırk satır mı? Kırk katır mı?” diyorlar.

 

YÜK YİNE ESNAFIN SIRTINA KALIYOR

Devlet krizi ve ekonomik bunalımın yanı sıra, Koronavirüs salgını da milletimizin yaşadığı buhranı derinleştiriyor. Salgının başından bu yana hastalanan yurttaşlarımızın sayısı 414 bini geçti. 11 bin 507 yurttaşımız ise yaşamını yitirdi. Ama bunlar resmi rakamlar. Bu resmi rakamların gerçekleri yansıtmadığını, işlerin daha kötü olduğunu artık herkes biliyor. Vaka ile hastayı birbirine karıştırıp, milletten gerçekleri sakladılar. Kendilerini yalancı çoban durumuna düşürdüler, itibarlarını yitirdiler. Sadece İstanbul’da, bulaşıcı hastalık nedeniyle vefat edenlerin sayısının, Türkiye genelinde ilan edilenin neredeyse iki katı olduğunu gördük. Bu arada milleti yine canı ile sağlığı arasında tercihe zorluyorlar. Hala parça parça işler yapıyorlar. Bir bütünlük yok. 65 yaş üzerindeki vatandaşlarımıza yasaklar yeniden geliyor. Eğlence mekânları ve restoranlar Saat 10.00’dan sonra kapatılıyor. Peki, devlet kararıyla kapatılan bu işletmelerin ciro kayıplarını nasıl telafi edeceksiniz, ediyor musunuz? Hayır tabi ki etmiyorlar. Yük yine zavallı esnafın sırtında kalıyor.

 

ÖLEN ÖLÜR, KALAN SAĞLAR BİZİMDİR

Kısa süreli sert tedbirler yerine, parça parça karar alınması hakkında Bilim Kurulu ne diyor merak ediyoruz. Ama Bilim Kurulu kayıplara karıştı, Bilim Kurulu olmaktan çıktı. Söylediği dinlenmeyen bilim insanı, o Kurul’da vitrin süsü olarak kalmamalı. Milletimiz salgın karşısında maalesef yine kaderine terk edildi. Vatandaşlarımız test peşinde koşturuyorlar. Görünen o ki hükümet, “Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir” politikasına, sürü bağışıklığı stratejisine geçti.

Ama hep diyoruz… Millet ne yaptığınızı görüyor, notunuzu veriyor, her gün biraz daha ağırlaştırdığınız sırtındaki yükten kurtulmak için, önüne gelecek ilk sandıkta, sizleri evlerinize göndermek için sabırsızlıkla gün sayıyor.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

 

Soru- CHP, İYİ Parti, HDP ve Saadet Partisinin ortak anayasa taslağı hazırladığı iddiası ortaya atıldı. Bu iddia hem Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, hem de İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener tarafından böyle bir hazırlık yok yanıtıyla yalanlandı. Siz bu iddialara ilişkin nasıl bir değerlendirmede bulunursunuz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi yani her iki Genel Başkanda bu iddiaların doğru olmadığını söylemiş. Tabi ki, bu çerçevede anayasa dışında bir takım yapılan çalışmalar olabilir. Örneğin yargı bağımsızlığıyla ilgili, diğer düzenlemelerle ilgili… Ama bunlar bir anayasa çalışması değildir ve bir ortak çalışma da değildir. Yani partilerin bir araya gelip ortaklaşarak yaptıkları bir çalışma değildir. Ortak çalışma olmaz mı? Olur tabi niye olmasın… Ama böyle bir şey ortada yokken benim bunlar hakkında yorum yapmam da doğru değildir. İki Genel Başkanımız da böyle bir şey yok demiş.

 

Soru- Efendim Sayın Genel Başkanın birkaç yıl önce bir televizyon kanalında yaptığı açıklamalarda bugün hatırlatıldı. 4 partinin bir araya gelerek bir çalışma yaptığı. Aslında sizin de belirttiğiniz gibi ortak ilkeler üzerinde. Fakat İYİ Parti ve HDP’nin birlikte bir anayasa çalışması yaptığı yönünde iddialar var biliyorsunuz. Genel Başkanın da Millet İttifakı’nı oluşturan 4 parti vurgusu var. Bu anlamda HDP’nin böyle bir çalışmanın içinde olmadığı sonucu çıkar mı? Nasıl bir açıklama yaparsınız?

Faik ÖZTRAK- Tabi 4 parti bundan önce yine söyledim, tek adam parti devleti rejimini değiştirmek iddiasıyla seçime giren, belli yerlerde ittifak yaparak seçime giren 4 tane parti… İYİ Parti, Demokrat Parti ve Saadet Partisi bir de Cumhuriyet Halk Partisi bu rejimi değiştirip güçlü bir parlamenter demokrasiyi ülkeye nasıl getirebiliriz diye bir takım çalışmalar yapmışlardı. Genel Başkanımızın kastettiği bu.

 

Soru- Pandemide yeniden yükselişin söz konusu olduğu kamuoyunun dikkatinde. Yeniden bir sokağa çıkma yasağı olmalı mı, kapanma gerekli mi? Cumhuriyet Halk Partisinin bu konuyla ilgili görüşü nedir?

Faik ÖZTRAK- Tabi burada bizim görüşümüzün bir önemi yok çok açık söyleyeyim. Burada önemli olan Bilim Kurulu’nun görüşü. Böyle bir ihtiyaç var mıdır, yok mudur? Bunu Bilim Kurulu’ndan bir türlü duyamıyoruz.

 

Soru- Sayın Muharrem İnce’nin parti yönetimine yönelik ağır eleştirileri oldu. Bu açıklamalar nedeniyle bir disiplin süreci başlatılacak mı? Siz bu açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Bizim gündemimizde ekonomik kriz var, açlık var, yoksulluk var, esnaf var, çiftçi var. Bizim gündemimizde devlet krizi var. Bizim gündemimizde büyük buhran var. Muharrem İnce yok.

 

Soru- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Ortadoğu Enstitüsünün sorularını yanıtladı. ABD ve AB liderlerine Türkiye’deki demokrasi hareketlerini desteklemelerini isteriz dedi. Yine ana dille ilgili açıklamaları oldu. Bu açıklamalar hakkında sizin yorumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Önce birinci kısmına cevap vereyim. Genel Başkanımız uzunca bir süredir şunu tekrarlıyor zaten. Dünya demokratları birleşin diyor. Yani demokrasiye inanan tüm liderlerin her ülkede güçlü demokrasilerin olması için dayanışma içinde olmaları lazım. Bunu Avrupa’da da söyledi, başka yerlerde de söyledi ilk defa söylenmiş olan bir şey değil. Dünya demokratları birleşin.

İkinci soruya gelince, benim görebildiğim kadarıyla orada üzerinde durulan konu ana dilin öğrenilmesiyle ilgili. Herkesin ana dilini öğrenme hakkı vardır.

 

Soru- Azerbaycan’a asker gönderilmesine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi TBMM’ye sunuldu. Genel Kurul’da tezkere görüşmelerinde partinizin tavrı ne olur?

Faik ÖZTRAK- Her fırsatta tekrarladık bir defa daha tekrarlayım. Cumhuriyet Halk Partisi her zaman, her konuda Azeri kardeşlerimizin yanında olacaktır. Dolayısıyla asker gönderilmesiyle ilgili tezkereye de olumlu oy vereceğiz.

ZIRVALARI BIRAKIN, MİLLETİN DERDİYLE MEŞGUL OLUN

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

BÜLENT ECEVİT’İ SAYGI VE RAHMETLE ANIYORUZ

Gencecik bir öğrenci, okulunun bahçesinde yaptırılan Atatürk büstünün açılışında, kendi yazdığı şiiri okuyor: “Sen yıkılmış bir dövüşçüye, göklerden uzanan eldin…” Atatürk’e böyle sesleniyordu rahmetli Bülent Ecevit. Hem zarif bir şair, hem de çetin bir mücadele insanı olmayı bildi. Gerçek bir aydındı, Atatürk ilkelerini özümsemişti. Cumhuriyet Halk Partisi’ni, sosyal demokrasiyi iktidara taşıdı. Dağa taşa “Karaoğlan” yazdırdı. Milliyetçiliği “Kıbrıs’ın Beşparmak Dağları’na” yazdı. Dün, devlet adamının, bu büyük insanın, halkçı Ecevit’in vefatının yıl dönümüydü. Kendisini bir kere daha saygıyla, minnetle ve rahmetle anıyoruz. Bugün ülkemizin yetiştirdiği değerli sanatçı Timur Selçuk’u kaybettik. Kendisinin 16 Haziran şarkısı Genel Başkanımızın ‘Adalet Yürüyüşü’nde bizlere eşlik etmişti. Ruhu şad olsun, kendisine Allah’tan rahmet diliyoruz.

 

GERÇEK ÖTESİ SİYASET DERDE DERMAN OLMUYOR

Dünyanın pek çok yerinde, gerçek üstü popülist siyasetin yükseldiği bir dönemi yaşadık. Yalanı doğruymuş gibi anlatarak, dini ve milli hassasiyetleri kaşıyarak, tarihten husumet çıkararak, toplumları kutuplaştırarak, bölerek, insanları birbirine düşman ederek oy devşirmeye ve iktidarı elinde tutmaya çalışan bu siyasetin, milletin derdine derman olmadığı artık tüm dünyada anlaşılıyor. Bu siyaset anlayışı toplumlarda huzur bırakmıyor. Bu siyaset anlayışının önde gelen temsilcilerinden biri de bizde hükümet koltuğunda oturuyor. 2013’ten bu yana, ekonomiyi borçla şişiren model artık çalışmıyor. Ekonomi patinaj yapıyor. Paramız pul oldu. İnsanlarımız hızla işsizleşiyor, yoksullaşıyor.

 

ÜLKE YÖNETİLMİYOR, BUHRANDAYIZ

2018’de hayata geçen tek adam vesayet rejimi, ülkeyi bir de bunun üstüne devlet krizine soktu. Saray ve vesayeti altındaki hakimler, millet iradesinin tecelligahı olan Meclis’in hukukuna saldırdılar. Tek adamın atadığı bakanlar, milletin seçtiği vekillerin önünde oturtuldu, bakanlar vekilleri ayaklarına çağırıyorlar. Hukuk devleti demokrasi her gün yara alıyor. Ülke yönetilmiyor. Buhrandayız. Her alanda savruluyoruz.

 

SARAY’IN YANINDA YALAN RÜZGARI SOLDA SIFIR KALDI

Sarayın kibirli başı, yönetme kabiliyetini yitirdikçe ruh hali de bozuluyor. İpleri elinden kaçırmamak için daha da fazla otoriterleşiyor, daha fazla gerçekle alakası olmayan hikayeler anlatıyor. Öyle ki, yetmişlerin ünlü dizisi “Yalan Rüzgarı”, Saray’ın kibirlisinin hikayelerinin yanında solda sıfır kalıyor.

 

MİDELERİN GURULTUSU, EKRANIN GÜRÜLTÜSÜNÜ BASTIRIYOR

Ama işsizlik ve hayat pahalılığı arasında ezilen milletimiz, bunları duymuyor. Çünkü midelerin gurultusu, ekranların kuru gürültüsünü bastırıyor. Milletimiz olan biteni görüyor. Kendini unutanlara, dara düşürenlere notunu veriyor. Sabırsızlıkla bekledikleri sandıkta da biletlerini kesip, bunları evlerine göndermeye hazırlanıyor.

 

ARAMA KURTARMA EKİPLERİNE MİNNETARIZ

Bundan bir hafta önce İzmir’de bir deprem yaşadık. 114 yurttaşımız hayatını yitirdi. Acımız büyük. Hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, kederli ailelerine, İzmir halkına ve milletimize sabır diliyoruz. Enkazı canla başla kaldıran, kurtardıkları canlarla milletimizi sevindiren, depremden 60 saat sonra Elif bebeği, 90 saat sonra da Ayda bebeği kurtararak bizlere büyük bir umudu yaşatan, AFAD, JAK, UMKE, Kızılay, başta İzmir Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyeleri olmak üzere ülkenin dört bir yanından yardıma koşan belediyelerin arama kurtarma ekiplerine minnettarız. İyi ki varsınız.

 

İZMİR’DE RADİKAL BİR KENTSEL DÖNÜŞÜME İHTİYAÇ VAR

Ama yaralarımız ağır. Yıkılan, oturulamaz hale gelen binalardaki vatandaşlarımızın yeme, içme, barınma ihtiyaçlarının giderilmesi, yeni konutlarının yapılması için canla başla çalışmak gerekiyor. Hasarlı, yorgun binaların tespitinden sonra İzmir’de radikal bir kentsel dönüşüme ihtiyaç var. Ankara’nın İzmir Büyükşehir Belediyemizle el ele bu yaraları sarması gerekiyor. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımızın bu konudaki üstün çabalarına, halkımızın ve diğer belediyelerimizin verdiği desteğe de burada teşekkür ediyoruz.

 

BİZ SORDUKÇA PSİKOLOJİLERİ BOZULUYOR

Elbette depremler yalnızca Türkiye’de olmuyor. Bu yıl dünyada şiddeti 6,5’tan fazla 22 deprem olmuş. Bunun sadece 5’inde can kaybı yaşanmış. Bu yıl depremlerde 202 kişi hayatını kaybetmiş. Bunun 156’sı Türkiye’de. Biz “Neden bizde bu kadar can kaybı var?”, “Depremlerde can kaybını en aza indirmek için toplanan deprem vergileri, imar barışı paraları nereye gitti?” diye sordukça, ülkeyi yönetenlerin psikolojileri bozuluyor.

 

SARAY, YALANLARI SÜBHANEKE BONCUĞU GİBİ SIRALADI

Akılla, izanla, insafla, gerçekle uzaktan yakından ilgisi olmayan iddialar Sübhaneke boncuğu gibi sıralanıyor. Türkiye’nin bu boş lakırdılarla, laf kavgalarıyla kaybedecek zamanı yok. Ama Sarayın safsatalarını, yalanlarını başıboş bırakmak da olmuyor. Yalanlar üst üste gelince de bir sıraya sokmak gerekiyor…

Yalan 1: Saray, Genel Başkanımızın İzmir’e depremin üzerinden beş gün geçtikten sonra gittiğini söyledi.

Buna artık görmeyen gözün parmağına denir. Genel Başkanımız, depremin ertesi günü İzmir’deydi. Gider gitmez, arama kurtarma çalışmalarını aksatmamaya azami dikkat göstererek sahada incelemelerde bulundu. Hastanelerdeki yaralıları ziyaret etti. Vatandaşlarımızın dertlerini dinledi. Yapılması gerekenler hakkında bilgi aldı, bununla ilgili talimatlarını verdi. İzmir Büyükşehir Belediyemizin çalışmaları hakkında bilgi aldı. İhtiyaçlarla ilgili olarak diğer belediyelerimizle yapılacak çalışmaların koordinasyonuyla bizzat ilgilendi. Depremzedelerin sıkıntılarının anında giderilmesine yardımcı olmak üzere de Genel Başkan Yardımcılarımızı, Genel Sekreterimizi ve milletvekillerimizi İzmir’de görevlendirdi. Arkadaşlarımızın bir kısmı hala oradalar. Bugün, İzmir’de görevlendirilen Genel Başkan Yardımcılarımız ve Genel Sekreterimiz hazırladıkları ve önerilerini içeren bir raporu basına dağıttılar.

 

Yalan 2: Saray’a göre Genel Başkanımız “Kızılay’a vermiş veriştirmiş.”

Bu kadarına artık pes bile denmez… Genel Başkanımızın son grup toplantısında yaptığı konuşma partimizin internet sitesinde duruyor. İfadeler açık, net… Sadece Kızılay’a da değil, AFAD’a, Jandarma Arama Kurtarma ekiplerine, İzmir Valiliği’ne, Belediyelerimizin kurtarma ekiplerine tek tek Genel Başkanımız teşekkür ediyor.

Yalan 3: Saray Genel Başkanımızın, “Enkaz beş gündür kaldırılamadı” dediğini ve bunu eleştirdiğini iddia ediyor.

Genel Başkanımız her fırsatta sahada canını dişine takarak çalışan arama kurtarma ekiplerine teşekkür etti. Burada eleştiri söz konusu değil. İşlerin devam ettiği anlamında bu sözler söylenmiş. Şimdi bu sözlerden eleştiri çıkartmak, buna enkaz altından çıkarılan minik yavruları dahil etmek olsa olsa siyasi ahlak noksanlığıdır.

 

TARİHTEN KENDİNİ AKLAYACAK SAFSATA BULMAYA UĞRAŞIYOR

Peki hakikat bu kadar açıkken, Saray neden bu yalanları üst üste sıralıyor? Neden bugün İzmir’de yaşananları bir yana bırakıp tarihten kendini aklayacak safsatalar çıkarmaya çalışıyor. Neyin üstünü örtmeye çalışıyor? Tekrarlıyayım, sadece 2020 yılında bugüne kadar dünyada, şiddeti 6,5’tan fazla 22 deprem olmuş. Bunun sadece 5’inde can kaybı yaşanmış. Bu yıl depremlerde 202 kişi hayatını kaybetmiş. Bunun da 156’sı Türkiye’de.

Şimdi soruyoruz; “19 yıldır iktidardayım” diyorsunuz, bunu demeyi biliyorsunuz. Peki bu can kayıplarıyla ilgili önlemleri neden almadınız? Paranız mı yoktu? Hayır vardı. Bu yılın Şubat ayı itibariyle, imar affından toplanan para 25 milyar TL. Bugüne kadar deprem vergisi olarak çıkarılan, Özel İletişim Vergisi’nden toplanan parada 35 milyar dolar. Nereye gitti bu paralar? Cevap veremeyince “Eyy Kılıçdaroğlu”, “Eyy CHP” diye atarlanıyor. İzmir’de kim ne kadar kaldı hesabına giriyor.

 

HER ŞEYİN SORUMLUSU İSEN DEPREM BÖLGESİNDE OLACAKSIN

Geçen yıl meydanlarda “Türkiye ekonomisinin sorumlusu benim ben. Şu anda devletin başında kim var? Tayyip Erdoğan var” diye barbar bağırıyordu. O zaman neden İzmir’de yok önce bunu açıklayacak. İnsanlar enkaz altında canlarıyla uğraşırken, arama kurtarma ekipleri, bir kişinin daha hayatını kurtarabilmek için savaşırken, “Devletin başında” olduğunu söyleyen, “Her şeyden sorumlu” olduğunu söyleyen kişi, koltuğa otururken ettiği tarafsızlık yeminini de bir kenara iterek, Partisinin İl Kongrelerinde geziyor? Bebekler enkaz altındayken şarkılı türkülü sloganları neden susturmuyor da gülümseyerek seyrediyor? Sonra da çekinmeden, Genel Başkanımıza İzmir’de kaç gün kaldığını nasıl sorabiliyor? Her şeyin başı olduğunu söylüyorsa, Sarayında oturup, Partisinin il başkanlarıyla sohbet toplantıları yapmak yerine, önce deprem bölgesinde her şeyin başı olacak.

İYİ Kİ HIZINI ALAMAYIP NUH TUFANI’NA KADAR GİTMEDİ

Saray’ın kibirlisi bir de, hızını alamayıp 1939 Erzincan depremine kadar gitmiş. Erzincan depremi kendisi doğmadan 15 yıl önce yaşandı. İyi ki Nuh tufanına kadar gitmedi. Zırva elbette tevil götürmez. Erzincan depremi, bugün hala dünyanın en büyük depremleri arasında sayılıyor. Savaşın yaralarını yeni yeni sararken, Dünyanın en büyük depremlerinden birinin yaralarını da sarabilen, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nden, Kuvayı Milliye’den neşet eden, Kurtuluş Savaşı cephelerinden gelen, Cumhuriyeti kuran kadrolara fatura keserek kendini aklamaya kalkıyor.

 

BURADAN SİZE EKMEK ÇIKMAZ

Ama asıl derdi başka. Her zamanki gibi Atatürk’e laf edemeyince, silah arkadaşlarına laf söylemeye kalkıyor. O insanlar cephelerde ülkesi ve milleti için savaştı. Hiçbiri koluna 500 avroluk saat takamadı. Hiçbirinin yakınları 50 bin dolarlık çanta taşımadı. Buradan size ekmek çıkmaz Sayın Erdoğan. Buradan size hicap çıkar.

 

ERZİNCAN İÇİN YAPILANLARDAN FAZLASINI İZMİR İÇİN YAPIN

Erzincan Depremi’nde neler yapıldığını siz bilmiyorsanız, o zaman Bakan yaptığınız damadınıza bir soracaksınız. Rahmetli büyük dedesi, Erzincan Depremi’nden sonra, imar faaliyetlerinde çalışan bir müteahhit. Belki ailesine rahmetli dedemin, depremde neler yaptığını anlatmıştır. Eğer anlatmamışsa, 1939’da Erzincan depreminden sonra, bizlerin dedeleri neler yapmış görmek için 1940’ın başında çıkarılan; “Erzincan’da ve Erzincan Yer Sarsıntısından Müteessir Olan Mıntıkada Zarar Görenlere Yapılacak Yardım Hakkında Kanuna” bir bakacaksınız. 81 yıl sonra şimdi size düşen bu kanunla Erzincan depremzedelerine verilenlerden daha fazlasını, çok daha iyisini bugünün teknolojik imkanlarını da dikkate alarak İzmir depremzedelerine vermektir. Evleri yıkılan insanlarımızın daha acıları tazeyken, “Her şeyi devletten beklemeyin, cebinizden biraz para verin” diyerek milletimizi üzmeyin.

 

ZIRVALARI BIRAKIN, MİLLETİN DERDİYLE MEŞGUL OLUN

“Adamlıktan” bahseden sarayın kibirlisi, “Zavallı dinozorlara göktaşı çarparken, CHP neredeydi?”  zırvalarını artık bıraksın, milletin sesini duysun, milletin derdiyle meşgul olsun. Yönetimleri enkazın altında kaldıkça Saray, bekçisiyle birlikte, evleri yıkılan vatandaşlarımıza suç bulmaya başladı. “Bu sadece kamunun imkanlarıyla olacak bir iş” değilmiş. Milletin de “Gerekiyorsa kendisi de üstüne biraz koyarak sağlam bina inşası için harekete geçmesi” gerekiyormuş. Bunlar kendilerinin ne yapıp ne yapmadıklarına bakmıyorlar. Vatandaş neden dayanıksız konutlarda oturuyor? Bu insanlar herhalde o evlerde keyiflerinden oturmuyor. İzmir’de depremden saatler sonra enkazdan canlı çıkarılan Ayda bebeğin babası, “Altımızdan fay hattı geçiyor. Ben de lüks yerlerde, kayalıkların olduğu yerde yaşayayım isterim, ama herkesin imkanı bu kadar” diyorsa, ona kulak vereceksiniz. “19 yıldır yönettiğim bu ülkede, milletim neden bu durumda?” diye kendi kendinize bir soracaksınız. “Vatandaşlarım depreme dayanıksız konutlarda otururken, ben neden havuz müteahhitlerine dolarla, avroyla ballı garantiler verdim?” diye soracaksınız. “Neden faiz lobilerinin cebini doldurdum? Neden sarayın itibarından tasarruf etmedim?” diye bir düşüneceksiniz. Ondan sonra siyasi ahlak bezirganlığına soyunmaya kalkacaksınız. Sevsinler sizin siyasi ahlakınızı…

 

DAMAT BEY’İN HARİKALAR DİYARI

Bu hafta Ekim ayına ait enflasyon rakamları açıklandı. TÜİK yine “Damat Bey’in Harikalar Diyarından” rakamlarını, kamuoyuyla paylaştı. Fakat makyajlı rakamlar bile durumun vahametini gizleyemiyor. Geçen yılın Ekim ayında, yüzde 7,54 olan bir yıllık gıda enflasyonu, 2020’nin Ekim ayında yüzde 16,87’ye çıktı. Bu son 14 ayda gördüğümüz en yüksek gıda enflasyonunda artış. Tek bir ayda; bir ay önceye göre domatesin fiyatı yüzde 39, kabağın fiyatı yüzde 26, salatalığın fiyatı yüzde 22, kış vakti giyilecek pardösü, kaban, botların fiyatı yüzde 20, yumurtanın fiyatı yüzde 17, kuru soğan ve taze fasulyenin fiyatı yüzde 16, Ayçiçek yağının fiyatı da yüzde 11 artmış. Bunlarda TÜİK’in makyajlı fiyatları. Vatandaşın yaşadığı gerçek enflasyon ise çok daha yüksek.

 

TÜİK RAKAMLARIYLA EMEKLİYE KUMPAS KURULUYOR

Devletin resmi rakamlarına artık kimsenin güveni kalmadı. Şimdi bağımsız araştırmacılar, bilimsel yöntemlerle topladıkları fiyatları TÜİK’in ağırlıklarını da kullanarak hesapladıkları enflasyon rakamlarını yayınlamaya başladı. Enflasyon Araştırma Grubunun rakamlarına göre, Ekim ayında tüketici enflasyonu yüzde 2,56… Vatandaşlar da, ayın başında ve ayın sonunda alışveriş listelerindeki artışları, sosyal medyadan paylaşıyorlar. Vatandaşın yaşadığı enflasyon, TÜİK’in söylediğini katlıyor. TÜİK rakamlarıyla emekliye, çalışana kumpas kuruluyor. Merkez Bankası enflasyon raporunda, dolar kurundaki artıştan bahsedip “Gıda grubunda ithal girdi oranı yüksek bakliyat, katı ve sıvı yağlar gibi kalemlerde yüksek fiyat artışları var” diyor. Ama Damat bakan, halinden pek memnun…

 

VESAYET ARAYAN MİLLETVEKİLİNİ AYAĞINA ÇAĞIRAN ATAMA DAMADA BAKSIN

Milletin 120 milyar dolarını satıp sonra da, “Dolara bakmıyorum” diyor. Atama Bakan, milletin seçtiği vekilleri ayağına çağırıyor. Ekonomideki kendi başarı hikayesini(!) anlatıp ama memlekette algı farklı, olgu farklı diyor. Sayın Bakan, algı sizin “sözde” başarı hikayeniz, olgu ise milletin yaşadıkları. Saray’ın algısı milletin yaşadığı olgudan çok farklı. Vesayet, vesayet diye ortalarda dolaşanlar, milletvekillerini ayağına çağıran bakana bir bakacaklar. Vesayet arıyorlarsa işte burada. Peki bu saray vesayetinin millete faturası nedir?

 

PARAMIZI PUL ETTİ

Erdoğan iki yıl önce; “24 Haziran’da siz bu kardeşinize yetkiyi verin, ondan sonra bu faizle, şunla, bunla nasıl uğraşılır göreceksiniz”  diyerek geldiğinde 1 dolar, 4 lira 60 kuruştu. Şimdi 1 dolar 8 lira 50 kuruşun üstüne çıktı bugün. Bu yılın başından beri, parası dolar karşısında en çok değer kaybeden ülke biziz. Paramızın değer kaybı yüzde 30’a dayandı. Brezilya Reali aynı dönemde yüzde 27 değer yitirdi. Ekonomisi bitik denen Arjantin’in Pesosu yüzde 24 değer kaybetti. Söylüyorum, Saray paramızı pul etti. “Rekabetçi kur, rekabetçi kur” derken, milli paraların en çok değer kaybettiği ligde rakipsiz ülke haline geldik. Ama ne gam… Damat milletvekillerine, “Kur ekonominin göstergesi değil” demiş. Öyle ya sonuçta ne milletvekilleri ne de millet maaşını dolarla almıyor. Ama Merkez Bankası da söylüyor bakliyattan bebek mamasına kadar mazot, benzin ve yüzbinlerce mala kur arttıkça zam geliyormuş, bunlar ithalmiş umurlarında değil. Bir dönem madem ithal edebiliyoruz, madem paramız var sorun yok diyorlardı. Aç kalıyoruz ama rekabet gücümüz artıyor.

 

SARAY, “İPTEKİ CAMBAZA BAK” DİYOR

Vatandaşa bütçeden bir şey yok, dolarla bütçeden para alan garantili havuz müteahhitleri voliyi vuruyor. Vatandaşa ise sabretmek ve askıda ekmek düşüyor. Ondan sonrada “Bunları bırakın 81 yıl önceki Erzincan depremine bakın” diyorlar. İki yıl önce bu ucube rejime geçildiğinde, asgari ücretle çalışan bir vatandaşımızın, aylık maaşı 342 dolardı. Şimdi 275 dolara düştü. Avrupa’da en düşük asgari ücret bizde. Ama Saray diyor ki, “Bunu bırakın ne olduğu belirsiz 2053 hedeflerimize bakın”. Ya da 81 yıl öncesine bakın diyor. İşsizlik zirvede, bu kurla Milli Gelirimiz de bu yıl, 600 milyar dolarlara düşecek. Oysa 2013 yılında gelirimiz 1 trilyon dolara yaklaşmıştı. Saray, “Buna aldırmayın, 2071 yılında neler neler olacak ona bir bakın” diyor.

 

19 YIL YÖNETİP 13 YIL GERİYE GÖTÜRDÜ

Dünyada ekonomiyi 19 yıldır yönetip, 13 yıl geriye götüren, buhrana sokan, sonra da çıkıp; 81 yıl önce olan ve hala dünyanın en büyük depremleri arasında sayılan Erzincan depremini eleştirmekten medet uman, ya da 33 yıl sonrasına, 71 yıl sonrasına randevu veren, ondan sonra da “başarılı” olduğunu iddia edebilen tek hükümet bizde… Daha bundan birkaç yıl önce, asgari ücretin ülkede ortalama ücret haline gelmesini eleştiriyor, çalışan yoksulluğuna çözüm arıyorduk. Bu yılın Eylül ayı itibariyle; dört kişilik ailenin açlık sınırı 2 bin 448 TL, yoksulluk sınırı 7 bin 973 TL. Ama artık asgari ücreti bile bulmak mesele. İnsanlar bırakın aylık 2 bin 324 TL asgari ücreti, bu hükümetin elinde, zorunlu izine çıkarılıp, günlük 39 lirayla hayata tutunmaya mahkum ediliyorlar.

 

EMEKÇİNİN HAKKININ ÜZERİNE YATMAYA ÇALIŞIYORLAR

Bütün dünya salgında işleri ve işçileri korumaya kafa yorarken, Saray salgının arkasından dolanıp Korona’yı fırsata çevirmeye, esnek çalışma diyerek, bir torba yasayla, emekçilerin kazanılmış haklarının üzerine yatmaya çalışıyor. Getirilen düzenleme, özellikle 25 yaş altı ve 50 yaş üstü çalışanlar için iş güvencesini, kıdem ve ihbar tazminatı hakkını ortadan kaldıran, emekçinin emeklilik hakkını elinden alan, güvencesiz çalışmanın kapılarını sonuna kadar açan bir düzenleme. Sendikalar yurdun dört bir yanında ayakta, konfederasyonlar ortak bildiri yayınlıyorlar. Biz de İşçi Sendikaları Konfederasyonlarının yanındayız. Böyle bir yasayı kabul edemeyiz.

 

LAF DALAŞI DEĞİL, ÇÖZÜM GEREKİYOR

Saray milleti görmüyor sesini duymuyor. Bunu; Saray’ın kibirlisinin parti örgütüne verdiği mesajlardan, genç yaştaki parti yöneticilerinin sosyal medyada sergilediği lüks yaşamlarından, hükümeti eleştiren vatandaşlara “Köpekler” diye hakaret eden AK Partili milletvekilinin halinden biliyoruz. Milletimizin derdi gırtlağı aştı. Bu ülkeye laf dalaşı değil, çözüm gerekiyor. İçinde bulunduğumuz buhrandan çıkabilmek için ülkede ve ekonomide yitirilen güveni yeniden sağlamak gerekiyor. Bunun için de; yeni kadrolara, yeni kurumlara ve yeni kurallara ihtiyaç var.

 

ÜÇ İŞİ BİR ARADA YAPMAMIZ GEREKİYOR

Ülkemizin ayağa kalkabilmesi için üç şeyi bir arada yapmamız gerekiyor:

İlki, ehliyetli, liyakatli kadroların elinde, uyum içinde çalışan, kurumsal altyapısı güçlü, ekonominin tüm aktörleriyle istişareye açık bir yönetimi sağlamak.

İkincisi, ayakları yere basan, etrafında mutabakat sağlanmış, yapısal reformlarla güçlendirilmiş, üreterek zenginleşmeye dayanan, yükü ve refahı adil dağıtan bir ekonomik program gerekiyor.

Üçüncüsü de, kuvvetler ayrılığının, denge ve denetimin yeniden sağlandığı yeni ve güçlü bir parlamenter demokrasiye geçiş gerekiyor. Metal yorgunu olan bu mevcut yönetimin bunu becermek için ne gücü, ne de niyeti var. O yüzden diyoruz ki; milletimiz yaptıklarınızı görüyor, notunuzu veriyor, önüne gelen ilk sandıkta, sabırsızlıkla beklediği ilk sandıkta sizleri evinize göndermek, bu işleri yapacak Cumhuriyet Halk Partisi kadrolarına emaneti teslim etmek için gün sayıyor.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

 

Soru- Kandilli Rasathanesi’nin İzmir için tsunami uyarısı verdiği halde AFAD’ın İzmir’e bu uyarıyı geçmediği ortaya çıktı. Sizin bu konu hakkındaki görüşünüz nedir?

Faik ÖZTRAK- Böyle bir şey varsa bu tabi çok vahim bir hadisedir. Ve bu çerçevede sorumlular hakkında gerekli tahkikata hemen başlanması gerekir.

 

Soru- İzmir depremi sonrası Sayın Kılıçdaroğlu Cumhuriyet Halk Partisinin 2005 yılında o zaman Başbakan Erdoğan’a sunduğu hiç bilinmeyen deprem raporunu açıklamıştı. CHP bu deprem raporu üzerinde bir güncelleme yapıp bunu kamuoyuyla paylaşacak mı?

Faik ÖZTRAK- Evet.

 

Soru- İzmir depreminin ardından iktidar İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin çalışmalarını görmezden geldi. İktidara yakın medya kuruluşları Başkan Tunç Soyer’in açıklamalarını dahi vermedi. Sizin bu konuya ilişkin yorumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Mevcut hükümet bizim son mahalli idare seçimlerinde büyükşehirleri kazanmamızı bir türlü içine sindiremedi. O günden bugüne bizim büyükşehir belediyelerimizi görmezden gelmek için büyük çabalar sarf ediyor. Depremde böyle, pandemi sürecinde böyle, diğer konularda böyle. Hatta gelirlerini de kesmeye çalışıyor. Yaptıkları işlerin bir kısmını kendine devralmaya çalışıyor. Ama ne yaparlarsa yapsınlar milletimiz bizim Belediye Başkanlarımızın, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımızın neler yaptıklarını görüyor, onların yanında yer alıyor, Allah razı olsun diyor.

 

Soru- ABD’deki başkanlık yarışı devam ediyor. Özellikle iktidara yakın medya kuruluşları Trump’ı destekler nitelikte yayınlar yapıyor. Üstelik Trump’ın başkanlık dönemi boyunca Erdoğan ile ilişkileri çok gelgitli olmuştu. Hatta bir mektup yazıp Erdoğan’a hakaretler etmişti. Şimdi siz bu dönüşümü nasıl yorumluyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- İktidarın, hükümetin ve ona yakın havuz medyasının Trump’a karşı bir muhabbeti olduğu doğru. Ama şunu söyleyeyim, Türkiye büyük bir devlet. Türkiye bölgesinde çok önemli ülkelerden bir tanesi. ABD Türkiye’nin NATO ittifakı içinde ortaklarından, müttefiklerinden bir tanesi. Dolayısıyla ne ABD’yle ne de başka bir ülkeyle aramızdaki ilişkiler şahıslara bağlı kalamaz. Nüans farkları olur şahıslara bağlı olarak ama bizim aramızdaki ilişkiler kurumsal ilişkilerdir ve sonuçta yönelmesi gereken mecraya yönelir. Sonuçta bizim NATO müttefiklerimizle paylaştığımız ortak değerlerimiz vardır.

 

Soru- Başta 25 yaş altı ve 50 yaş üstü milyonlarca çalışanı etkileyen bir torba yasa içerisinde sunulan esnek ve kısmı çalışma düzenlemesinde geri adım atılmazsa meclisten geçmesini engellemek için Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir planı olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Şimdi tabi yasayla ilgili olarak şunu söyleyelim, üç büyük konfederasyon bu yasaya karşı. Üç büyük işçi konfederasyonu bu düzenlemeye karşıysa Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz de buna karşıyız. Ama bize ilginç gelen husus AK Partili milletvekillerinin de bunda kıdem tazminatının iptali var mı, hakların ihlali var mı gibi bir takım soruları sorması. Çok açık söyleyeyim, bu yasanın Meclis’ten geçmemesi herkesin yararınadır. Bu yasa toplumsal huzuru bozar. O nedenle bu yasanın Meclis’ten geçmemesi için tabi ki biz elimizden geleni yapacağız ama ben yine de hükümet cenahında aklı selimin bali olacağı ve yasa içindeki bu hükümlerin geri çekilmesi için gerekli adımların atılacağı kanaatindeyim. Ülkede bu kadar sorun varken, dolar 8,5 lirayı aşmışken, avro 10 lirayı aşmışken, hem de bir torba yasanın içinde iki üç tane maddeyle bir sosyal huzursuzluk yaratmanın insanları daha fazla umutsuzluğa sürüklemenin hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur.

 

Soru- Halk TV canlı yayınına katılan İş Bankası eski Yönetim Kurulu Üyesi Müslim Sarı Atatürk’ün hazineye devredilen hisseleri için Atatürk’ün vasiyeti açıkça ihlal edildi, Türkiye’de miras hukuku tehlikeye girdi dedi. CHP Genel Merkezinin bu konu hakkındaki görüşü nedir?

Faik ÖZTRAK- Müslim Sarı değerli bir arkadaşımız, Parti Meclisi üyemiz. Bu çerçevede kendisinin tespitleri önemlidir. Sayıştay denetçilerinin de bu konuda tespitleri var. Özellikle bizim Dil ve Tarih kurumlarına İş Bankası üzerinden gönderdiğimiz temettülerin tek hesaba alınmasından çok, o tek hesaptaki faizlerin Hazine’ye kalmasının Atatürk’ün mirasına, miras hukuku çerçevesinde arzulanana uygun olmadığını onlarda söylüyorlar. Bu nedenle arkadaşımızın açıklaması mühimdir. Bu konuda Sayıştay’ın da değerlendirmeleri vardır. Biz de bunların takipçisiyiz.

 

Soru- Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Karar TV’de katıldığı yayında Saray’ın millet ittifakını bölmek için ittifak içinden bazı kişilere para verilerek ayrı parti kurdurma çabası içinde olduğunu söyledi. Daha sonra kastedilen kişinin Muharrem İnce olmadığı açıklandı. Kılıçdaroğlu’nun öne sürdüğü iddia ile ilgili Saray’dan para alıp parti kurmak için harekete geçen bir kişi var mı, varsa kim? Bu iddianın muhatabı olan parti Cumhuriyet Halk Partisi mi yoksa ittifakın diğer ortakları mı kastediliyor?

Faik ÖZTRAK- Dün Grup Başkanvekilimiz Özgür Özel bu konuda gerekli açıklamaları yaptı. Benim bunlara ilave edeceğim herhangi bir şey yok.

Teşekkür ederim.

BÖYLE YÖNETİMİN ELİNDE, DÜŞMAN DIŞARIDA ARANMAZ

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK sürerken düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Bu yılı bitirmemize iki aydan az kaldı. Çok zor bir yıl oldu 2020 yılı. Yılın ilk günlerinde; Elazığ depremiyle sarsıldık. Geçtiğimiz Cuma günü de; deprem, bu sefer İzmir’de yüreklerimizi dağladı. Bugün MYK toplantımızda öncelikli olarak İzmir depremini ele aldık. İzmir’deki depremde şu ana kadar 85 yurttaşımız yaşamını yitirdi, 994 yurttaşımız ise yaralandı. Arama ve kurtarma çalışmaları halen devam ediyor. Kayıplarımızın sayısının artmaması en büyük dileğimiz.

 

BELEDİYELERİMİZ İZMİR’E DESTEK EKİPLERİNİ GÖNDERDİLER

Cumartesi günü Sayın Genel Başkanımız, MYK üyelerimiz, Milletvekillerimiz ve Belediye Başkanlarımızla birlikte İzmir’deydi… İzmir halkına verilebilecek destekleri hızla tespit etmek, depremzedelere gereken desteği verebilmek ve depremin yaralarını hızla sarabilmek için oradaydık. Genel Başkanımız, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımızdan yapılan çalışmalar hakkında bilgi aldı. Sahada incelemelerde bulundu. Türkiye’nin her tarafındaki belediyelerimiz arama kurtarma faaliyetlerine destek ekiplerini gönderdiler. Halen de depremzedelerin yaşamlarını kolaylaştıracak araç, gereç her türlü desteği, yardımı İzmir’e yollamaya devam ediyorlar.

 

KURTARMA VE SAĞLIK EKİPLERİ MUCİZELER YARATIYOR

Gün, güzel İzmir ve İzmirli hemşerilerimizle dayanışma günüdür. Zaten tüm Türkiye’nin kalbi İzmir ve İzmirlilerle beraber atıyor. Acımız gerçekten çok büyük. Biz bir kez daha, depremde yaşamını yitiren yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet; ailelerine ve sevenlerine sabır, yaralı yurttaşlarımıza ise şifa diliyoruz. Arama kurtarma çalışmalarını canla başla yürüten, mucizeler yaratan, bu sabah hepimizi sevinçten ağlatan fedakâr kurtarma ve sağlık ekiplerimizin gayretleri her türlü takdirin üzerindedir. Kendilerine çok teşekkür ediyoruz. “İzmir’e ve tüm Türkiye’ye umut olmaya devam edin” diyoruz. Bugünkü toplantımıza, MYK üyelerimizin bir kısmı İzmir’den, internet üzerinden katıldı. Kendileri hala sahada durumu yerinde izliyorlar. İhtiyaçlar hakkında son bilgileri MYK’mıza verdiler.

 

İMAR AFFINDAN GELEN PARA RİSKLİ ALANLAR İÇİN KULLANILACAKTI

Ülkemiz doğusundan, batısına kadar deprem kuşağında… Bu gerçekle de maalesef sık sık yüzleşmek zorunda kalıyoruz. Neden işler hep arama kurtarma ekiplerimize kalıyor? Aslında bunun cevabını biliyoruz. Yurttaşlarımızın canını alan: Tedbirsizlik,  kuralsızlık, tamahkârlık ve acımasız rant hırsı… İmar Kanunu ülkemizde, imar mevzuatının Anayasasıdır. 1985’ten bu yana yürürlükte olan bu Yasa, bugüne kadar tam 30 kez değiştirilmiş. Ve yapılan değişikliklerin 22’si ise son 18 yılda AK Parti iktidarlarında yapılmış. Bu da bir başka ihale yasası hikâyesi gibi… Bu dönemde “imar affı” çıkarmak artık vakayı adiyeden oldu. En son 2018’de, seçime gitmeden hemen önce, Meclis’ten yine bir “imar affı” çıkarılmış. İmar affını çıkarırken de gerekçelerinden biri oldukça önemliydi.  Bu aftan gelecek paralar, afet riski altındaki alanların dönüştürülmesinde kullanılacaktı… Şimdi yıkılan bu binalardan bazılarının, çıkarılan imar affından da yararlandığını duyuyoruz. Bu durumda sormak gerekiyor: Bu binalar neden dönüşüme tabi tutulmadı? Neden sağlamlaştırılmadı veya yıkılmadı? Burada eksik olan ne? Sistemde eksik olan ne? Hasarlı binanın tespitini kim yapıyor? Yıkıp yeniden yapmanın finansmanı nasıl sağlanıyor? Bunların açıklığa kavuşturulması ve bir eksiklik varsa hızla giderilmesi gerekiyor.

 

BİNA STOKU GÖZDEN GEÇİRİLMELİ

Elazığ depreminden sonra, biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak pek çok öneride bulunduk. “Aktif fay hatları üzerinde yerleşime izin vermemeliyiz. Ya da ancak çok özel tedbirler alındıktan sonra, vatandaşlarımızın buralarda yerleşmesine izin vermeliyiz” demiştik. Bugün şimdi bunun eksikliğini hissediyoruz. Mevcut mevzuatta bir eksiklik varsa, bunu telafi etmek için el birliğiyle çalışmalı, gereken adımları hızla atmalıyız. Yine, “Bina envanterimizin depreme dayanıklılık durumunu tespit etmeliyiz” dedik. Türkiye’de şu an itibariyle 685 bin konutun riskli yapı olduğunu Cumhurbaşkanı’nın kendi programı söylüyor. Tüm bina stokunu hızla gözden geçirmek gerekiyor. Yine, “Başta İstanbul olmak üzere; depremler için şimdiden kriz masası oluşturmalıyız” dedik. “Kriz senaryolarını yeniden gözden geçirmeliyiz. Toparlanma ve barınma alanlarını yeniden belirlemeliyiz iletişim ve ulaşım alt yapımızı depreme hazırlamalıyız” dedik.

 

5 YIL SEFERBERLİK İLAN EDELİM

Yine; “Gelin aktif fay hatlarında ve hassas deprem bölgelerinde kentsel dönüşümü gerçekleştirmek üzere gelecek 5 yılı seferberlik yılı olarak ilan edelim dedik. Bu projenin adını da ‘Hayatta Kal Projesi’ koyalım” demiştik. Biz depremlerde vatandaşlarımızın hayatını kurtarmak için Meclis’e gönderilecek her yasa teklifini ve kaynakları bu iş için seferber edecek her türlü düzenlemeyi destekleriz.

 

35 MİLYAR DOLAR ÖZEL İLETİŞİM VERGİSİ TOPLANDI

Bu iş için kaynak ve finansman mı yok? Aslında kâğıt üstünde var. Hani, imar affından toplanan paralar bu işler için kullanılacaktı. Toplanan paraları bu iş için kullanılmadığına göre; nereye harcandı, kimlerin cebine gitti? Sadece imar affı değil deprem vergisi olarak, yıllardır vatandaştan toplanan Özel İletişim Vergileri de var. 2003 ile bu yılın Eylül ayı arasında toplanan Özel İletişim Vergisi; tamı tamına 35 milyar dolar. Yani öyle az, buz paralardan bahsetmiyoruz. Bu 35 milyar dolarla milyonlarca konut, depreme dayanıklı hale getirilebilirdi. Biz, “Bu 35 milyar dolar nereye gitti?” diye sorduğumuzda, Saray sinirlenip, “Bu tür şeylerin hesabını vermeye zamanım yok” demişti… Ama ne kadar kızarlarsa, kızsınlar. Ne kadar sinirlenirlerse sinirlensinler, milletten deprem için toplanan paraların neden kentsel dönüşüme gitmediğinin, neden bu can kayıplarına mani olmak için kullanılmadığının hesabını, biz kendisinden sormaya devam edeceğiz.

 

MİLLETTEN KOPTULAR

Bu tek adam vesayet rejimi Erdoğan’a yaramadı. Milletten koptu… Depremmiş, ihtiyaçmış, bunları unuttu. Bu rejimde, aslında her konuda kendisinin yetkili olduğunu tekrarlayıp duruyor. Dolayısıyla sorunları çözmek içinde bizzat sorunun, bir deprem olduysa onun başında durması gerekiyor ama o, milletin sorunlarını bir kenara atmış, il il dolaşıp Partisinin kongrelerinde nutuk atıyor. Şu hale bir bakın… Saray’ın kibirlisi için her türlü tedbir alınmış… Sosyal mesafe uygulanmış, parti yöneticileri içinde öyle. Ama tribündeki vatandaş için hiçbir tedbir yok. Daha da kötüsü, milletin deprem acısı çok tazeyken, daha bebekler enkaz altındayken, kongrelere girerken şarkılar, türküler çaldırıyor. Söylüyoruz bunlar, milletin harsını, örfünü, geleneklerini unuttular. Bu milletin geleneklerinde, komşusunda bir cenaze varsa, bıraktık eğlenmeyi, müzik çalmayı evde bir hafta televizyon bile açılmaz. Ama bunları unuttular. Varsa yoksa kendileri…

 

EMEKÇİ YÜRÜYÜŞÜNDE PANDEMİ VAR, İL KONGRESİNDE YOK

Milli bayramlarımızın, pandemi gerekçesiyle coşkuyla kutlanmasına izin vermeyen, Sarayın kibirli başı, iş kendi il kongrelerine gelince ne pandemi dinliyor, ne de deprem acısı… Somalı maden işçilerimiz, hak arama mücadelesi için Ankara’ya yürümek isteyince, “Pandemi var” denerek, önleri kesiliyor. Barolar kongrelerini yapmak isteyince, yasa falan dinlemeyip, “pandemi var” diyerek baroların kongreleri yasaklanıyor. Ama sıra AK Parti’nin il kongrelerine gelince, pandemi etkisi falan kalmıyor. Milletimiz bu riyakârlıkları görüyor. Sandığın önüne gelmesini bekliyor. Geldiğinde de gereğini yapacak. Bunların alayını evlerine gönderecek.

 

ERDOĞAN KENDİ KENDİSİYLE KAVGA EDİYOR

Erdoğan’ın sinirleri artık iyiden iyiye bozuldu. Önüne gelenle kavga ediyor. Kavga etmediği bir tek kendisi kalmıştı. Şimdi kendi kendisiyle de kavga etmeye başladı. Hafta sonu yine parti kongrelerinde çıktı: “Uzun yıllar boyunca bu ülkeye hâkim olan vesayetçi zihniyetin İzmir’de en çok ihmal ettiği alanlardan biri de afetlere dayanıklı yapı inşasıdır” dedi. İzmir’de, deprem bölgesinde. Hoppala, el insaf… İstanbul’u 1994’ten 2019’a kadar 25 yıl, ülkeyi ise son 18 yıldır yöneten kim? Recep Tayyip Erdoğan. Deprem vergileriyle milletten 35 milyar dolar toplayıp, hesabını vermeyen kim? Yine Erdoğan. “İstanbul’a ihanet ettik” diyen kim? Erdoğan. Sizlere iki tane resim göstereceğim. Bunlardan biri İstanbul, diğeri Bursa. Şu kadim şehirlerimizin göbeğine, Osmanlının payitahtlarına bu ucube hançerleri saplayan kim? Recep Tayyip Erdoğan. Şimdi kalkmış vesayetçi rejim edebiyatı yapıyor. Yaşanan depremin üzerinden 24 saat geçmeden, yaralar kanarken, acılar zirvedeyken vesayet edebiyatı yapıyor.

 

VESAYET, ATANMIŞLARI SEÇİLMİŞLERİN ÖNÜNE OTURTMAK

Aslında biz vesayet zihniyeti nedir bir söyleyelim. Vesayet tek kişinin seçtiği bir avuç atanmışın, milletin seçtiği milletvekillerinin önüne geçirilmesidir. Tek adamın, milletin iradesini hiçe saymasıdır. Sarayın memur bakanlarının milletvekillerinin önünde oturtulmasıdır. Şu fotoğrafa bir bakın bakanlar önde, arkada milletin seçtiği vekiller. Bu tablo vesayetin daniskasıdır. Evet… Erdoğan döneminde, rant peşinde koşarken, bu ülkeye hâkim olan vesayetçi zihniyetin, en çok ihmal ettiği alanlardan biri de afetlere dayanıklı yapı inşasıdır.

 

HAPPALA Kİ NE HOPPALA

Hayatta üç şey vardır ki insanın özüne zarar verir derler: Aç gözlülük, öfke ve kibir. İçine düştüğü öfke ve kibir hastalığı, Erdoğan’ı anlaşılan yiyip, tüketmeye başladı. Erdoğan’a bakınca, hiçte sağlıklı bir ruh halini görmüyoruz? 18 yıldır iktidarda kendisinin olduğunu da unutmuş durumda. Artık Erdoğan, Erdoğan’a karşı… Hafta sonu deprem felaketini bir kenara itip gittiği Partisinin il kongresinde inanılmaz hikâyeler anlatıyor. Yıllarca bu ülkeyi faiz, kur, enflasyon şeytan üçgenine sıkıştırarak, cari açığını yüksek maliyetli borçlanma ile kapatarak sömürenlerin, bütün bunların oyunlarını birer birer bozuyorlarmış. Bir defa daha hoppala ki ne hoppala. Daha düne kadar kim ekonomi üzerinde millete başarı destanları anlatıyordu? Recep Tayyip Erdoğan. İki senede ne değişti de birileri ülkeyi faiz, kur, enflasyon şeytan üçgenine sokuyor? 1975 ile 2002 arasındaki 27 yılda, bütçeden yapılan faiz ödemeleri 251 milyar dolar. 2003 ile 2020’nin ilk dokuz ayı arasında, yani Erdoğan döneminde 18 yılda, bütçeden yapılan faiz ödemeleri ise 491 milyar dolar.

Tekrar ediyorum. 27 yılda; 251 milyar dolar. 18 yılda; 491 milyar dolar. Yani Erdoğan döneminde ödenen faiz, önceki 27 yılda ödeneni ikiye katlamış. Şeytan üçgenine ülkeyi kim sıkıştırmış? Devletin resmi rakamları, “Erdoğan” diyor.

 

CARİ AÇIK REKORU AK PARTİ DÖNEMİNDE

Yine Erdoğan iş başı yaptığında 1 dolar, 1 lira 62 kuruş idi. Çok seviyorlar ya o eski parayla 1 milyon 620 bin liraydı. Bugün ne kadar? Yine eski parayla söyleyelim 8 milyon 400 bin lirayı geçti. Türk Lirası tarihinin en değersiz seviyesinde… Paramız pul oldu. Kim sayesinde? Tabi ki Erdoğan’ın ve onun atadığı “dolara bakmayan” damadı sayesinde… Yine 1950’den 2002’ye kadar geçen 52 yılda Türkiye ekonomisi toplam 44 milyar dolar cari açık vermiş 22 yılda. Tekrar ediyorum. 52 yılda verilen cari açık toplam 44 milyar dolar 52 yıl. Erdoğan yönetimindeki 18 yılda verilen cari açık ne kadar? Şimdi sıkı durun. 100 değil, 200 değil, 300 değil, 400 değil, 500 değil. Tamı tamına 556 milyar 708 milyon dolar. Yani yaklaşık 557 milyar dolar. Cari açık rekoru da sizin Sayın Erdoğan.

 

ÜLKEYİ BORCA BATIRANI ARIYORSANIZ AYNAYA BAKIN

İktidara geldiğinizde kamunun elinde Türk Telekom, PETKİM, TÜPRAŞ, Petrol Ofisi gibi milyarlarca dolarlık kamu varlığı vardı. Bunların hepsini 62 milyar dolara sattınız. Yetmedi, bu ülkenin dış borcunu 130 milyar dolardan 422 milyar dolara getirdiniz. Birde IMF’nin 20 milyar dolar borcunu ödedim diye övündünüz. Şimdi bu ülkeyi kur, faiz cari açık şeytan üçgenine sokup, ülkeyi borca batıranı arıyorsunuz. Bunu bulmak için Sarayınızın altın varaklı aynalarına bakacaksınız. Sorumlu sizden başkası değil Sayın Erdoğan.

 

ASKIDA EKMEK BU HÜKÜMETİ GÖTÜRÜR

Ama aynalara baktıkça da kendinizle kavga ediyorsunuz… Sadece kendisiyle kavga etse de iyi… Artık sarayına bekçilik eden ortağıyla da kavga ediyor. Saray, “kavgalı saray” oldu. Küçük ortak, ülkeyi sürükledikleri fakr-ü zaruret karşısında çaresiz kalınca, “Askıda ekmek” kampanyası başlatmıştı. Bunu yapınca da Erdoğan’dan fırçayı yemekten kurtulamadı. Çünkü Erdoğan farkında. Dün doğum günü olan rahmetli Demirel’in güzel bir sözü var: “Boş tencerenin yıkamayacağı hiçbir iktidar yoktur.” Evet, boş tencere nasıl iktidarları götürürse, askıda ekmek de bu saray hükümetini götürür.

 

İKİ AYLIK DEVALÜASYONUN ŞİRKETLERE FATURASI 159 MİLYAR TL

Hazine 2021 borçlanma programını açıkladı. Gelecek yıl içeriye 449 milyar lira borç ödeyeceklermiş. İçeriden de 541 milyar lira borçlanacaklarmış. Yani piyasaya 100 lira ödeyecekler, 120 lira çekecekler. Daralan bir ekonomide devlet ödediğinizden daha fazla borçlanırsa, kaynaklara el koymuş olur. Bu durumda, özel kesim ne yapacak? Nereden para bulacakta işini çevirecek, yatırım yapacak? Sarayın sayesinde ülkemiz korkunç bir “devalüasyon sarmalına” girdi. Yaşanan devalüasyon sarmalı, hem şirketlerin hem de devletin bilançolarını alt üst ediyor. 2009’da, döviz geliri olmayan şirketlere dövizle borçlanmanın önünü kim açtı Sayın Erdoğan? Siz açtınız. Bunun sonucunda, şirketlerin döviz açık pozisyonu hızla artarken Türkiye’de dünyada en kırılgan 5 ekonomi arasına girdi. Şimdi reel sektörün “net döviz borcu” 162 milyar dolar. Şimdi baktığımız zaman gerçekten çok sıkıntılı bir süreçten geçiyoruz. Türk Lirası sadece son iki ayda devalüasyon nedeniyle şirketlerin yabancı para cinsinden borcu 159 milyar lira arttı. Şirketler bunu nasıl ödeyecek? Ya zam yapacaklar, ya işçi çıkaracaklar ya da kapılarına kilit vuracaklar. Bunun sorumlusu kim? Siz değil misiniz Sayın Erdoğan?

 

HAZİNE İÇERİDEN DE DÖVİZLE VE ALTINLA BORÇLANIYOR

Yerli parayı pul ettiniz. Paramıza güven bırakmadınız. Böyle olunca da Hazine, sadece dışarıdan değil, içeriden de dövizle ve altınla borçlanmaya başladı. Hazine’nin döviz cinsinden iç borçlanmasının vadesi 1 ila 2 yıl. Dolarla borçlanırsanız faiz, yüzde 3,5-4 civarında. Avroyla borçlanırsanız faiz yüzde 2-3 arasında. Oysa aynı vadede Amerikan tahvillerinin faizi binde 1. Almanya ve Fransa’da ise eksi… Dövizle yapılan iç borçlanmaların hem faizleri yüksek, hem vadeleri kısa, bir yandan da kur riskini bütçeye taşıyor, Hazinenin üstüne yüklüyor, milletin üstüne yüklüyor. Dış borçlanmadaki fahiş tefeci faizlerine ise burada hiç değinmiyorum. Eylül sonu itibariyle, devletin dövize endeksli iç borç stoku 37 milyar dolar. Devletin dış borç stoku 97 milyar dolar her ikisinin toplamı 134 milyar dolar. Bu durumda son bir ayda gerçekleşen devalüasyonun hazineye yükü 67 milyar Türk Lirası. Bu beceriksizliğin sorumlusu kim? Yine Erdoğan ve damadı.

 

MİLLETİN SIRTINA MİLYARLARCA LİRA YÜK YÜKLEDİNİZ

Şimdi Erdoğan çıkmış, “Cari açığı, yüksek maliyetli borçlanmayla kapatanların oyunlarını bozduk” diye böbürleniyor. Nasıl bir oyun bozmak bu Sayın Erdoğan? Milletin sırtına durduk yerde 67 milyar lira yük yükleyeceksiniz ondan sonra oyunu bozduk diyeceksiniz. Bu 67 milyarı kim ödeyecek? Nereden ödenecek, hangi yatırımlar kısılacak, kimlere yapılan yardımlar, kimlere ödenecek maaşlar kesilecek? Bu liyakatsiz yönetimin elinde Türkiye, düşük ve orta gelirli ülkeler arasında, dış borcu en yüksek 10 ekonomiden biri oldu. (Bu ülkeler arasında) Arjantin’den sonra, döviz rezervinin dış borcu karşılama oranının en düşük olduğu ikinci ülkeyiz. Borç çok, borçlanmanın maliyeti çok, döviz rezervi ise hiç yok…

 

BÖYLE YÖNETİMİN ELİNDE, DÜŞMAN DIŞARIDA ARANMAZ

Eylül ayı itibariyle, iade etmek kaydıyla başka ülkelerden Merkez Bankasının aldığı paralar hariç net rezervler eksi 49 milyar dolar. Yani Merkez Bankası’nın döviz bilançosu eksi bakiye veriyor. Bu da yetmezmiş gibi, Eylül’de TCMB’nin kasasından 45,5 ton altın satmışlar. Anlaşılan bunların niyeti, kasanın dibini iyice sıyırıp ondan sonra gitmek… Böyle bir Hazine, kamu finansmanı ve risk yönetimi olamaz. Yani bu durumda böylesine bir yönetimin elinde düşmanı dışarıda aramayacaksınız. Bu kafayla idare edilen borç memlekete Düyunu Umumiye’yi getirir. Bu tabloyu gören Alman gazeteci, Türkiye ekonomisinin iflas ettiğini ilan ediyor. Yazık değil mi güzel ülkemize bunların diline düşürüyorsunuz, el âleme böyle lafları söyletiyorsunuz. Ondan sonra da çıkıp saldırıyorlar diyorsunuz.

 

YENİ KURALLARA, KURUMLARA VE KADROLARA İHTİYAÇ VAR

Ülkemizin kaderini, geleceğini kene gibi emen bu iktidarın ülkemize verebileceği bir şey kalmamıştır. Ekonominin içine düşürüldüğü buhrandan çıkış için birbirini destekleyen iki temel unsur şarttır: İlki; ehliyetli, liyakatli kadroların elinde uyum içinde çalışan, kurumsal altyapısı güçlü, ekonominin tüm aktörleriyle istişareye açık bir yönetim anlayışı. İkincisi ise; ayakları yere basan, etrafında mutabakat sağlanmış, yapısal reformlarla güçlendirilmiş ciddi bir ekonomik programın tavizsiz bir biçimde uygulanması… kısacası gelinen noktada, yeni kurallara, yeni kurumlara ve bunları hayata geçirecek yeni kadrolara ihtiyacımız vardır. Bunlar olmadan, ekonominin yeniden dikiş tutması, ülkemizin buhrandan çıkması da mümkün değildir. Kendisiyle ve ortağıyla kavgalı, metal yorgunluğu yaşayan saray yönetiminden, hayır gelmeyeceğini, milletimiz de görmektedir. Sırtındaki yük daha da ağırlaşmadan, daha fazla ezilmeden bir an evvel, hakemliğine başvurulmasını beklemektedir.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

 

Soru- İki sorum olacak efendim. Birinci sorum, Türkiye Doğu Akdeniz’de 14 Kasım’a kadar yeni Navtex ilan etti. Yunanistan sert tepki gösterdi. “Türkiye’nin Ege’deki deprem sırasında Naxtex ilan etmesi gerilim yaratıyor” dedi. Siz hükümetin Doğu Akdeniz politikasını ve Yunanistan’la tırmanan bu gerginlik hakkında ne söylemek istersiniz?

İkinci sorum da şu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye’ye yönelik sözleri Fırat’ın doğusuna yeni bir operasyon hazırlığı mı var dedirtti. Olası bir operasyon hakkında değerlendirmeniz nedir ve böylesi bir operasyonu CHP olarak destekler misiniz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi önce şunu söyleyeyim, birincisi Doğu Akdeniz’deki sorunlarımızı bir tek Yunanistan’la çözemeyiz. Onun için biran evvel bölge ülkeleriyle yapıcı diyalogları kurmak zorundayız. Biz baştan itibaren söylüyoruz, “Biran önce Mısır’la, Suriye’yle bir diyaloga girin, bir görüşme ortamını sağlayın” diyoruz. İkinci sorunuzun cevabı da bunun içinde. Yani bugün ülkemizde 5 milyon Suriyeli var. Bu insanlara bu ülke 50 milyar dolara yakın para harcamış durumda. Dolayısıyla Suriye’nin sorunlarının o ülkenin toprak bütünlüğü içinde çözülmesi bizim temel arzumuzdur. Yine bu çerçevede ülkemizdeki Suriyelilerin biran önce barışa kavuşmuş, refah yolunda hızla ilerleyen vatanlarına geri dönmesi de yine bizim önemli tercihlerimizden biridir. Bu amaçlara ulaşılabilmesinin yolu da Suriye yönetimiyle sağlıklı bir diyalogdan geçmektedir.

 

Soru- İzmir’deki deprem hakkında benim bir sorum olacaktı. Bayraklı Belediyesi’nin yıkılan binalar hakkında çürük raporu verdiği iddia edildi. Ancak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı böyle bir raporun kendilerinin ellerine ulaşmadığı yönünde bir açıklaması oldu. Bunun hakkında bir değerlendirme yapacak mısınız?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bu dayanıksız binaların tespitini kimin yapacağı konusunda ortada bir belirsizlik var. Yine bu binaların yıkılacağının tespit edilmesi halinde önlemlerin kim tarafından alınacağı konusunda da ciddi sıkıntılar var. İzmir’de Belediyelerimiz hasarlı binaları tespit etmek için girişimde bulunmuşlar. Aslında bu tespitlerin büyük kısmı yurttaşın talebi üzerine yapılması lazım. O binalarda yaşayan kişilere de buralardaki hasarı bildirmişler ama o binalarda yaşayan kişiler her nedense bir türlü kendi aralarında uzlaşmaya varıp gerekeni yapamamış. Burayı bir daha “Nedir, ne durumdadır” diye tespit edin de dememişler ama baktığımız zaman ortada cidden mevzuattaki karmaşadan kaynaklanan bir durum var. Biraz önce konuşmamda söyledim, bu meselelerin artık süratle çözülmesi lazım. Bakın, imar olayı Türkiye’nin en önemli meselelerinden biridir. Ama aynı zamanda yani kentsel yeniden dönüşüm Türkiye’nin önündeki en büyük fırsatlardan da biridir. Maalesef geçtiğimiz dönemde bu iktidar bu fırsatı kaçırmıştır. Kentsel dönüşüm yoluyla, kentsel dönüşüm yatırımlarıyla inşaat sektörünü canlandırmak yerine alışveriş merkezleriyle, rezidanslarla bu sektörü canlandırmayı tercih etmiştir. Hep söylüyoruz, her siyasetçinin, her siyasetin kendine göre bir yoğurt yiyişi vardır. Hükümet rezidanslara, alışverişlere önem vermiştir. Ama Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı geldiğinde en önemli önceliği kentsel dönüşüm olacaktır. Çünkü bu bizim vatandaşımızı korumak açısından, vatandaşımızın canını korumak bakımından, ülkenin ekonomisini canlandırmak bakımından, ülkenin ekonomisini muhafaza edebilmek bakımından en önemli alanlardan bir tanesidir.

Soru- Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Seferihisar’da “99 depremi sonrasında devlet iki gün olayın ne olduğunu bile anlayamamıştı. Ülkenin başbakanı depremin ne olduğunu bile anlamamıştı” açıklamasında bulundu. Sizin bu açıklamaya ilişkin değerlendirmeniz nedir?

Faik ÖZTRAK- Bir kere her şeyden önce “Geçmişte bu vardı, şimdi biz bunu yaptık” şeklindeki değerlendirmeleri doğru bulmam. Hele hele depremin yaraları daha hiç sarılmadan bu değerlendirmenin doğru olduğunu düşünmüyorum. Burada ne yapacaklarını söylemeleri gerekiyor. Vatandaşların acılarını hafifletmek için ne yapılacağını söylemeleri gerekiyor. Ama maalesef hükümet başka yerlerde… Yani 99 depremiyle İzmir depremini karşılaştırıyorlar. İkisi de çok farklı.

Şunu söyleyeyim, bir kere burada sorulması gereken soru şu, Türkiye deprem kuşağında olan bir ülke. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını da yapmış olan Erdoğan başta İstanbul olmak üzere bu ülkedeki deprem riskinin ne olduğunu çok yakından biliyor. Neden merkezi hükümette yönetimi aldıktan sonra kentlerde yeniden yapılanmaya ağırlık vererek imar faaliyetlerini sürdürmek yerine rezidanslarla alışveriş merkezlerine ağırlık verdi. Bu tamamen yanlış bir seçimdir.

 

Soru- Detaylı bir şekilde değerlendirdiniz ama yine İzmir depremiyle ilgili. İzmir depreminin ardından imar affı yeniden gündeme geldi. Bugüne kadar 7 kez çıkarıldı bu af. Muhalefet olarak imar affı değerlendirmeniz nedir?

Faik ÖZTRAK- Şimdi tabi bu imar afları aslında baktığınız zaman sonuçta kaçak yapıların affı. Dolayısıyla bu tür afları getirecekseniz bundan sonra bu tür kaçakların önüne geçmeniz lazım. Yani bizim ihtiyacımız olan imar affı kaçak yapı affı şeklinde olmamalı. Bir imar seferberliği şeklinde olmalı. Biraz önce söyledim, alışveriş merkezi, rezidanslar, kuleler dikeceğimize, tarihi yarımadaya hançer saplayacağımıza, Bursa’nın görünümünü altüst edeceğimize yapmamız gereken şey şuydu, bu ülkenin 1 milyona yaklaşan hasarlı konutlarını onarmak ve bu çerçevede kaynakları buraya seferber etmek suretiyle de bir canlılığı yaratmak. Ama bunu yapamadık.

 

Soru- 2021 yılında kamu yatırımları arasında en büyük pay ulaştırmaya ayrıldı. Hükümet işsizlik, eğitim, sağlık, depreme karşı güçlendirme çalışmaları gibi öne çıkan acil sorunlar yerine neden ulaştırmayı seçti. Sizin bu konuya ilişkin yorumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Baştan beri söylüyorum, yani bu bütçenin önceliği faizciler, saray ve yandaşlar. Halbuki bu bütçede yine baştan beri ifade ediyorum bu ülkenin içinde olduğu buhran yok. Bunu ulaştırma yatırımlarıyla çözemezsiniz. Bu bütçenin içinde yılbaşında yaşadığımız ve şimdi yılsonu yaklaşırken yaşadığımız depremlerin hasarlarının önlenmesine ilişkin yatırımlarda yok. Hep söylüyoruz, kaç zamandır söylüyorum Plan Bütçe Komisyonunda olan bütçenin biran önce yeniden ele alınıp ülkenin gerçek önceliklerine göre düzenlenmesi gerekiyor. Salgında öncelik salgın sürecinde iş yerini kapatmak zorunda kalan esnafa verilmeli. Bütçede öncelik salgın sürecinde işsiz kalan yurttaşlarımıza verilmeli. Bütçede öncelik borcunu ödeyemeyen çiftçilerimize, KOBİ’lerimize verilmeli. Bütçede öncelik depremin yaralarını sarmaya verilmeli. Deprem olacaktır ama binaların depremlere dayanıklı hale getirilmesine verilmeli. Siz tamamen farklı yerlere öncelik veren bir bütçeyle milletin karşısına gelmişsiniz. Bu önceliklerin derhal değişmesi lazım.

Teşekkür ediyorum.

 

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com