Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

OVP İLE EKONOMİDEKİ PATİNAJ GÖZLER ÖNÜNE SERİLDİ

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Ülkemiz tek adam vesayet rejimine geçtikten sonra çok ciddi bir sistem krizi yaşamaya başladık. Salgın yönetiminden ekonomiye, eğitimden dış politikaya kadar her alanda savruluyoruz. Bu savruluşların ardında ucube rejimin iki kritik tercihi yatıyor. İlki kural yerine keyfilik, ikincisi liyakat yerine sadakat. Tek adam rejimi, “Yaptığın anayasaya, yasalara aykırıdır” diyen her kurumu, sarayın vesayeti altına almaya çalışıyor veya kapatıyor. Liyakatsiz kadrolar elinde ülkenin köklü yerleşik kurumları yok ediliyor. Bu müflis bezirgan yönetimine içerde ve dışarıda kimsenin artık güveni kalmadı. Ülkemiz patinaj yapıyor, milletimizin cebi boşalıyor.

 

SALGIN VERİLERİ, BİLİM KURULU SÖZCÜLERİ TARAFINDAN AÇIKLANSIN

Ülkemizde Covid-19 virüsünün tespit edilmesinin üzerinden neredeyse 7 ay geçti. Uzunca bir süredir salgınla ilgili verilerin uluslararası standartlarda raporlanmadığını Türk Tabipleri Birliği, Bilim Kurulu üyeleri ve birçok bilim insanı öne sürüyordu. Şimdi bunun doğru olduğunu gördük. Verilere olan güvensizlik salgın yönetiminde önemli bir sıkıntıdır. Bilim insanlarının doğru stratejileri geliştirmesini engellediği gibi vatandaşlarımızın da salgından kendilerini koruyacak önlemleri almasını zaafa uğratabilir. Dün İngiliz hükümeti Türkiye’yi bu nedenle seyahat koridorundan çıkardı. Bu verilerin biran önce uluslararası standartlara uygun olarak ama hükümet tarafından değil Bilim Kurulu sözcüleri tarafından açıklanması ve ülkemizin üzerine düşen bu gölgenin mutlaka kaldırılması hem sağlığımız, hem de ekonomimiz için büyük önem taşımaktadır. Halkın sağlığını korumanında, ulusal çıkarlarımızı korumanın da gereği budur.

 

DAMAT ÖĞRENSİN DİYE EKONOMİ YAP-BOZA DÖNDÜ

Ülke de, ekonomi de aile şirketi gibi yönetiliyor. Ülkeyi yöneten kibirli adam tecrübesi ve liyakati olmayan damadını devlet hazinesinin ve maliyesinin başına getirdi, ekonominin başına getirdi. O günden beri milletimizin iki yakası maalesef bir araya gelmiyor. Damat öğrensin diye ekonomi yapboz tahtasına döndü. “Padişah yasağı üç gün sürermiş” derler bu kifayetsiz yönetimin aldığı kararların ömrü üç gün bile sürmüyor. Dün aldıkları kararları bugün kaldırıyorlar sonra da buna normalleşme diyorlar. Patinajın, savrulmanın adı yeni normal oldu.

 

TEK KİŞİNİN AĞZINDAN ÇIKAN KANUN OLUYOR

Damadın yaptıklarıyla ilgili dünya medyasına çıkan haberlere dahi hemen yayın yasağı getiriliyor. Ama damatla birlikte bu haberlerde yer alan yakın arkadaşlarına devlet hazinesinden yani bu milletin, tüyü bitmedik yetimin kesesinden ballı ihaleler veriliyor. Ahbap çavuş ilişkileri devlette almış başını gidiyor. Bu ucube rejimde istişareye, bilime saygı diye bir şey kalmadı. Tek kişinin aklı her şeye yetiyor. Tek kişinin ağzından çıkan kanun oluyor. Sarayın kibirli başı “faiz sebep, enflasyon sonuç” diyor sadık bürokratlarda hemen bu kerameti kendinden menkul teoriyi 11. Kalkınma Planı’na yani devletin resmi belgesine yazabiliyorlar.

 

BORCUN GAZIYLA ENFLASYON ÇİFT HANEYE YERLEŞTİ

Söz dinlemeyen Merkez Bankası Başkanını işten atarak emirle, sopayla faizleri düşürdüler. Bankalara zorla kredi verdirdiler. 18 yıldır borca batırdıkları milleti, esnafları, çiftçileri, şirketleri tek adam rejimine geçtikten sonra daha da borçlandırdılar. “Faiz düşünce enflasyon da düşecek” derken borcun gazıyla enflasyon çift hanelere yerleşti. Konutta, arabada fiyat balonları oluştu. Parasının pul olduğunu gören milletimiz dövize ve altına kaçmaya başladı. Damat ve kayınpeder baktılar olmuyor milleti caydırmak için döviz ve altın alımına yüksek vergiler getirdiler. Vatandaşlarımız elindeki dövizi satmaktan hepten vazgeçti. Millet tasarrufları yastık altına kaçırmaya başladı, memlekette çelik kasa kuyrukları oluştu.

 

MERKEZ BANKASI’NDA REZERV KALMADI

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası kasasındaki 120 milyar dolar rezervi döviz kurunu tutacağız derken erittiler. Merkez Bankasının kasasındaki net rezervler eksi 37 milyar dolara düştü. Merkez Bankası’nda bankaya ait döviz rezervi kalmadı. 2001 krizinde bile bu durumla karşılaşmamıştık.

 

BORÇ GELİRİ AŞTI

Borçla ekonomiyi yüzdürme stratejisi ülkeyi borç batağına batırdı. Bu yılın ilk yarısında ailelerin, şirketlerin ve devletin borçlarının toplamı milli gelirin yüzde 118’ine ulaştı. Yani bankalar ve finans kurumları hariç ülkenin borcu ülkenin bir yıllık gelirini aştı. 2001 krizinde bile borçlar bu seviyede değildi. “Şalgam aşa girince yağ oldum sanır, abdal ata binince bey oldum sanır” derler. 18 yıldır el atına binip sağa sola çalım sattılar. Uçak uyardık, “borç alan emir alır” dedik dinlemediler. Bu defa da faiz lobisi emretti faizi arttırdılar.

 

SİZ DOLARA BAKMIYORSUNUZ AMA HER ŞEYİN FİYATI DÖVİZLE ARTIYOR

Piyasaları terbiye edeceğiz diye aldıkları kararlardan da şimdi teker teker dönüyorlar. Kur saldırısı, dış güçler masalları da yerini rekabetçi kur hikayelerine bıraktı. En son damat bakan çıktı “Kur benim için önemli değil” dedi. “Ben işin o tarafına bakmıyorum, sanayi ve üretim tarafı sağlam, kurun kontrolü bizim elimizde” dedi ve bu işlerin üstüne tüy dikti. Sayın Albayrak, siz belki döviz kuruna bakmıyorsunuz ama yönetemediğiniz ekonomide iğneden ipliğe her şeyin fiyatı döviz kuru arttıkça artıyor. Nitekim daha bu sözlerinizin mürekkebi kurumadan benzine 14 kuruş, elektriğe de yüzde 5,75 zam geldi. Milletimizin bu zamlar benim için önemli değil ben zamlara bakmıyorum deme şansı yok. Kurdaki her kuruş artış fiyat etiketlerini ve faturaları şişiriyor. Milletin satın alma gücünü eritiyor.

 

LİRA, AFRİKA ÜLKELERİNİN PARASI KARŞISINDA DA ERİYOR

Siz göreve geldiğinizde dolar kuru 4 lira 53 kuruştu. Bugün 7 lira 75 kuruşa çıktı. Madem bu kurun kontrolü sizdeydi niye kontrol edemediniz? Bu 120 milyar dolar rezervi Merkez Bankası kasasındaki kimlere niye sattınız? Sayenizde milli paramız sadece dolar ve avro karşısında değil Afrika ülkelerinin paraları karşısında bile eriyip gitti. Siz işbaşına geldiğinizden buyana Türk lirası Gabon frangı karşısında yüzde 39, Namibya doları karşısında yüzde 131, Kongo frangı karşısında yüzde 23 değer kaybetti. Pul oldu.

 

ŞİRKETLERİN KUR ZARARI 290 MİLYAR TL

Sanayimiz güçlü diyorsunuz Sayın Bakan, sanayicilerimizin, Kobilerin net döviz borcunun 163 milyar dolar olduğunun farkında mısınız? Sene başından bu yana dolardaki artık nedeniyle şirketlerin 290 milyar lira kur farkı zararına uğradıklarını biliyor musunuz? Sanayicilerimiz şimdi kara kara bu zararı nasıl telafi edeceğim diye düşünüyor. Sadece sanayici değil salgın nedeniyle işsiz kalanlar da, iş yapamayan esnaflar da dolar arttıkça maliyetleri artan çiftçiler de, borçlarını, borcun faizlerini nasıl ödeyeceklerini kara kara düşünüyorlar.

 

BÜYÜMENİN DÜŞÜK DEVAM ETME RİSKİ VAR

Şimdi sizde kayınpederinizle borçla şişirdiğiniz ekonomide toparlanma V tipi olacak diye buldunuz. Önce şişirdiğiniz zaman V tipi toparlanma olabilir ama hemen ardından bu borçların ödenememesi nedeniyle bu V’nin L’ye dönüşme riski olduğunu yani yeniden büyümenin aşağı doğru düşüp çok düşük seviyede devam etme riski olduğunu görmüyor musunuz?

 

DESTEK DEDİĞİNİN ÇOĞU BORÇ

Damat tabi ağzına geldiği gibi konuşuyor da kayınpederi de ondan geri kalmıyor. Dün TBMM’nin açılışında sarayın kibirli adamı AK Parti Genel Başkanı kürsüye çıktı salgında millete 495 milyar lira yani milli gelirin yüzde 10’u kadar destek verdik dedi. Destek dediğinin 267 milyar lirası vatandaşa ve şirketlere verilen yeni borç. 122 milyar lirası eski borçların ertelenmesi. Buna bir de faizle vergi ve prim borçlarının ertelenmesini ekleyin destek dediğinin yüzde 93’ü faizle borç verme veya faiziyle borç erteleme.

 

İŞÇİNİN KUMBARASINI KIRDILAR

Geriye kalan? Kısa çalışma ödeneği ve ücretsiz izin desteği. Bunlarda zaten işsizlik sigortasından yani çalışanlarımızın, işçilerimizin kendi kumbarasını kırıp kendi biriktirdiği parasından ödeniyor. Bütçede pandemi döneminde millete karşılıksız verdikleri gerçek destek tutarı ise sadece 6,2 milyar Türk lirası yani Milli Gelirin binde 13’ü kadar. Bu oranla tüm G-20 ekonomileri içinde vatandaşına en az nakdi destek veren hükümet oldular. Bu devlete, kendi devletine 40 yıl vergi vermiş esnaflarımıza bu hükümet 40 gün bakamadı. Milletine 5 maskeyi ücretsiz dağıtamadı. Bırakın destek vermeyi millete IBAN numarası gönderip destek istedi. Ayıp nedir bilene bu ayıpta yeter.

 

ESNAF PERİŞAN, ÇİFTÇİ PERİŞAN, BESİCİ PERİŞAN

Şimdi faizle verilen kredilerin, faizle ertelenen sigorta ve prim borçlarının ödeme günü geldi çattı. Esnaf, “Borçlarımızın faizi silinsin, kalan borçlarımda uygun şartlarla yeniden yapılandırılsın yoksa ben bittim” diyor. Ama bu feryatlar saraydan duyulmuyor. Sadece esnaf mı perişan? Hayır. Besicilerimiz, çiftçilerimizde perişan.

Geçen yılın Ekim ayında Ulusal Süt Konseyi, 2020 yılı için litre başına sütün tavsiye fiyatını 2 lira 30 kuruş olarak belirledi. O günden bugüne döviz kuru uçtu, peynir, tereyağı fiyatları uçtu. Yemin fiyatı yüzde 45-50 arttı o da uçtu. Ama sütün litre fiyatı hala 2 lira 30 kuruş. Süt üreticisi şimdi inim inim inliyor. Diğer taraftan bir besici vatandaşımız, sosyal medyadan yazıyor: “6 ay önce dolar 6 TL iken, yemi 65 TL’ye alıyor, hayvanımı kilosu 35 TL’den kestiriyordum” diyor. “Şimdi dolar 8 liraya dayandı. Yemi 90 TL’den alıyorum, bu sabah hayvanımı 32 TL’den kestirdim. Bu ülkede tarım ve hayvancılık değer görmediği için ettiğim zararı hayvanımı keserek durdurdum.”

 

ÇİFTÇİ KÜTLÜ PAMUĞA 6 TL FİYAT İSTİYOR

Sadece süt üreticisi değil, sadece hayvan üreticisi değil, besici değil pamuk üreticisi de sıkıntıda… Ülkemizde pamuk üretim alanları giderek daralıyor. Pamuk; tekstilden yağa kadar pek çok ürünün hammaddesi, tekstil sanayimiz giderek daha fazla Yunanistan pamuğunu kullanıyor. Yaşar Kemal’in “Tarlalara bir bakarsın, bulut çökmüş sanırsın kara toprağa” diye anlattığı, bereketli Çukurova topraklarında, artık pamuk üretmek daha güç hale geldi. Pamuk, ithal ediliyor. Güneydoğu Anadolu’da, Akdeniz’de ve Ege’de üretici bağırıyor, “Kilogramda 80 kuruş olan desteğin en az 1,5 TL’ye çıkması gerekir” diyor. Çiftçi, kütlü pamuğa destek dâhil, kilo başına en az 6 TL fiyat istiyor.

 

SORUN ÇOK, ÇÖZÜMDEN BAHSEDEN YOK

Borca batan işsizler de, KOBİ’ler de dertlerine çözüm bekliyor. Peki, bu hafta başında açıklanan Orta Vadeli Program’da bu sorunları çözmek için tek kelime ediliyor mu? Hayır. Ya da dün Meclis’te konuşan AK Parti Genel Başkanı’nı bu sorunların çözümüne dair bir söz etti mi? Ona da hayır.

 

BIRAKIN 3 YILI, 3 AYLIK PERSPEKTİF BİLE YOK

Türkiye’nin içsel tutarlılığa sahip, ayakları yere basan yani gerçekçi, iflas etmiş olan bu oyunun kurallarının değişeceğini gösteren, mevcut oyunun kurallarının değişeceğini gösteren, güven veren yeni bir programa, bunu uygulayabilecek yeni bir siyasi anlayışa ve yeni liyakatli kadrolara ihtiyacı var. Maalesef ortada ne böyle bir program, ne de böyle bir siyasi anlayış, ne de böyle bir kadro var. Orta Vadeli Program’ın, bıraktık üç yıllık perspektif sunmasını, maalesef üç aylık perspektifi bile yok.

 

EKONOMİ DARALMAZSA, BU TAHMİNİN TUTMASI İMKANSIZ

OVP ’ye göre; bu yılsonunda cari açık 24,4 milyar dolar olacakmış. Peki Temmuz ayına geldiğimizde yani bu yılın ilk 7 ayında cari açık ne kadar? 21,6 milyar dolar. Yılın kalan beş ayında 2,8 milyar dolar cari açık vereceğiz. Bu nasıl olacak? Ekonomi ciddi şekilde daralmazsa bu imkânsız… Yine bu yılsonu için yüzde 10,5 enflasyon tahmini de gerçekçi görünmüyor. Ağustos’ta 12 aylık enflasyon yüzde 11,8 oldu. Yılın kalan aylarında da, fiyatlar geçmiş yıl ortalamaları kadar artarsa, enflasyon yüzde 12 civarında kalacak. Ama bir şeyi hatırlayalım, son iki aydadır Türk Lirası Dolar karşısında yüzde 9 değer kaybetti. Bunun fiyatlar üzerinde tabi ki etkisi olacak.  Elektrik arttı, gaz fiyatları arttı, benzin fiyatları arttı. Yani programın baz yılının, cari açık ve enflasyon öngörüleri şimdiden kadük olmuş durumda.

 

BU TAHMİNLERİ GERÇEKLEŞTİRMENİN TEK YOLU, YUMURTAYI KIRMAK

Programın, kur tahminleri de gerçekçi değil. OVP Türk Lirası’nın dolar karşısındaki yıllık ortalama değerinin; 2020’de 6 lira 91 kuruş, 2021’de de 7 lira 68 kuruş olacağını varsaymış. Dolar kuru daha şimdiden 7,75’ler civarında geziniyor. Şimdi bir söylesinler bakalım ne olacak da gelecek yıl kur, bu seviyelerin altına inecek? Hadi indi diyelim, demek ki 2023 yılına doğru giderken, Türk Lirası reel olarak değerlenecek. Peki, Türkiye değerlenen bir Türk lirasıyla; hem cari açığını azaltacak, hem de yüzde 5’lerin üzerinde bir büyümeyi sağlayacak. Birileri anlatsın bana bu nasıl olacak? Nasıl bir verimlilik artışı olacak memlekette ki bu gerçekleşecek? Bu soruların cevabı OVP’de yok.

Mevcut ekonomik yapıda, tüm bunları bir arada sağlamanın, yani yumurtayı dik tutmanın tek bir yolu var. O da Kristof Kolomb’un yumurtası gibi kırmak.

 

DPT’DE YILLARIN BİRİKİMİ VE TECRÜBESİ BİTİRİLDİ

OVP’de yumurtayı kıracak hedeflerin yazılması, aynı zamanda, bürokrasideki vahim liyakat kaybının da aslında göstergesi… İçsel tutarlılığı olan bir programı yapacak, siyasetçilere bu çerçevede, farklı senaryoları sunacak bürokratik birikim ve yapılanmanın artık devlette kalmadığını gösteriyor bu program. Daha önceden bu görevi Devlet Planlama Teşkilatı yerine getiriyordu. DPT’nin kapatılmasıyla, bu görev ve fonksiyonları yerine getiren bir kurum kalmamış. Yılların birikim ve tecrübesi bitirilmiş. Bu tabi çok büyük bir israf.

 

EKONOMİDE PATİNAJ GÖZLER ÖNÜNE SERİLDİ

Damat açıkladığı bu OVP ile kayınpederini de yalancı çıkardı. Dün Erdoğan TBMM kürsüsünden, “İnşallah ekonomide de 2023 hedeflerine ulaşacağız” dedi. Şimdi buna gülelim mi, yoksa ülkenin içine düştüğü duruma bakıp ağlayalım mı, bilemedik.

Erdoğan 2023 hedeflerini, 2011’de Genel Seçimler öncesinde açıklamıştı. Buna göre 2023’te milli gelirimiz 2 trilyon dolar,  kişi başına gelirimiz ise 25 bin dolara çıkacaktı. Bu hedefleri de yıllarca ağzından düşürmedi. Sonra ucube tek adam rejimi iş başı yaptı. Bir 11. Kalkınma Planı yayınladılar bir de baktık, 2023 hedeflerinde yüzde 50 tenzilat yapılmış. Bu tenzilata rağmen Erdoğan, “2023 hedeflerini tutturacağız” demekten hiç vazgeçmedi. Şimdi aradan bir yıl geçti. Bu hafta OVP açıklandı. Bu defa Milli Gelir hedefi 875 milyar dolara. Kişi başına gelir ise 10 bin 33 dolara düşürüldü. Türkiye 2023 için öngörülen bu milli gelir hedefiyle, 2012’deki milli gelirin 878 milyar dolar olan milli gelirin seviyesinin bile gerisinde kaldı. Yani 11 yıl geriye gitmiş olduk. Kişi başına gelir ise, 15 yıl geriye giderek, 2008’deki 11 bin 18 dolar seviyesinin altına indi. Türkiye ekonomisindeki patinaj ve geriye kayma tüm korkunçluğuyla bu Orta Vadeli Program’da ortaya dökülmüştür.

 

SARAY PARALEL BİR EVRENDE YAŞIYOR

Aslında Erdoğan, Meclis kürsüsünde Milli gelirimizdeki 1 trilyon 125 milyar dolarlık, milletimizin cebindeki yıllık kişi başı gelirdeki 14 bin 967 dolarlık kaybın nereye ve kimlere gittiğinin hesabını vermeliydi. Bunun için o kürsüye çıkmalıydı. Bu paraların hangi yandaş müteahhitlere ödenen garantilere, hangi sıcak para baronlarına, hangi faiz lobilerine gittiğini açıklamalıydı. Ama kendisi; ya paralel bir evrende yaşıyor. Ya da bu milletin zekâsını küçümsüyor. Sebebi her ne olursa olsun… Çocuklarımız, torunlarımız ileride, bu günleri “Türkiye’nin kayıp 10 yılı” olarak anacak.

 

TÜRKİYE DOĞRU BİR YÖNETİMLE BU BUHRANDAN ÇIKACAK GÜCE SAHİP

Aziz milletimiz, ülkemiz Sarayın hatalı politikalarıyla içine düşürüldüğü bu buhrandan çıkacak güç ve kuvvete hiç şüphesiz sahiptir. Milletimizin, memleketimizin potansiyeli çok yüksektir. Türkiye sahip olduğu stratejik lokasyon ve genç nüfus avantajıyla eşsiz bir konumdadır. Hala devam ediyor. Cumhuriyet Halk Partisi dostlarıyla beraber, ülkemizi dünya arenasında hak ettiği yere taşımaya kararlıdır.

Bu çerçevede; yeni bir Anayasa ile “Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sisteme” geçilecektir.

Hukukun üstünlüğü, iktidarların hesap vermesi, mülkiyet hakkı, piyasaların sistemik hata yapmasını engelleyen devletin düzenleyici denetleyici rolü ve sosyal adaletin esas olduğu bir ekonomi anlayışı, mutlaka hakim kılınacaktır.

Devlet yönetiminde liyakat esas olacaktır.

“Siyasi Ahlak Yasası” çıkarılacaktır.

Kamu İhale Kanunu, rekabet ve şeffaflığı sağlayacak şekilde yeniden düzenlenecektir.

“Sayıştay” gerçek işlevine kavuşturulacak, “Ulusal Vergi Konseyi” ve TBMM’de “Kesin Hesap Komisyonu” kurulacaktır.

Güçlü bir “Stratejik Planlama Teşkilatı” mutlaka kurulacaktır.

Millete hizmette, yeni ve etkin bir merkez-yerel dengesi tesis edilecektir.

Eğitim sistemi, tüm bileşenlerinin ortak çabasıyla yeniden yapılandırılacaktır. Çocuklarımızın dünyada akranlarıyla rekabet edebilecek bir eğitim alma imkanına sahip olmaları sağlanacaktır.

Güçlü sosyal devletin ilk adımı olarak “Aile Destekleri Sigortası Kurumu” kurulacaktır.

Başta çevre olmak üzere, para ve maliye politikalarında sürdürülebilirlik esas olacaktır.

Kısacası Türkiye’mizi neyin düze çıkaracağı aslında bellidir:

  1. Yeni bir siyasi anlayış,
  2. Yeni bir büyüme ve paylaşma stratejisi,
  3. Yeni ehliyetli kadrolar.

 

BU OPERASYON SİYASİ

Son olarak bu sabah, Saray’ın savcısının 6 yıl bekledikten sonra açtığı dava kapsamında, başta Kars’ın seçilmiş belediye başkanı olmak üzere, bazı HDP yöneticiler hakkında tutuklama kararı verildi. İşin ilginç tarafı, belediye başkanıyla ilgili tutuklama kararı çıkar çıkmaz, seçilmiş başkan görevden alındı, yerine kayyum atandı. Hakkında kesinleşmiş yargı kararı olmadan yapılan bu operasyon bile bu davanın siyasi olduğunu göstermek bakımından yeterlidir.

 

BÖLÜCÜ SENARYONUN DEĞİRMENİNE SU TAŞIR

ABD’nin Suriye temsilcisi Jeffrey’in ağzından, “Suriye’deki terörist gruplara müdahale etmeyeceğini” açıklayan hükümetin, içeride siyasetin oyun alanını daraltması, aslında; sınır ötesinde gelişen bölücü senaryonun değirmenine su taşımaktan başka bir şey değildir.

 

SEÇİMLE GELEN SEÇİMLE GİDER

Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu ülkede kim haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe uğrarsa onun yanında olduk, olmaya da devam edeceğiz. Zamanı geldi Tayyip Erdoğan’ın yanında olduk, zamanı geldi Melih Gökçek’in yanında olduk, zamanı geldi zorla istifa ettirilen AKP’li belediye başkanlarının yanında olduk. Biz, her zaman; seçimle gelenin seçimle gitmesi gerektiğini söyleyeceğiz.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi soruları alıyım.

 

Soru: Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu, dün bir kanala yaptığı açıklamada Başbakanlığı döneminde Suriye’de yaşanan gelişmelerle ilgili olarak, “Bizim o bölgedeki etkimizin kırılması ordumuzun içindeki FETÖ unsurlarıyla gerçekleşti. Savaşa diplomatları gönderemezdim. Genelkurmay’ın içindeki unsurlarla ilgili olarak benim yapabileceğim bir şey yoktu” dedi. Sizin bu konudaki değerlendirmeniz nedir?

Faik ÖZTRAK- Devlette Fethullah Terör Örgütü’nün yerleşmesinin önünü açan, ordumuzun kozmik odasını bu örgüte teslim eden, orduda komuta kademelerinde yerleştiklerine dair gelen istihbarata rağmen gereken emekliye sevkleri veya uzaklaştırmaları yapmayan Tayyip Erdoğan’dır. Dolayısıyla Genel Başkanımızda aslında FETÖ’nün siyasi ayağının Tayyip Erdoğan olduğunu defalarca belgelerle de açıklamıştır. O nedenle bugün içinde bulunduğumuz sıkıntıların sorumlusu da bellidir.

 

Soru: 6–8 Ekim olayları soruşturmasına Grup Başkanvekili Özgür Özel başta olmak üzere CHP’li milletvekilleri tepki gösteriyor. 6 – 8 Ekim olayları döneminde Murat Karayılan başta olmak üzere Kandil’deki yöneticiler halkı sokağa çağıran açıklamalar yaptı. Paralelinde HDP’li milletvekilleri de açıklamalarda bulundu. 6 – 8 Ekim olaylarında PKK ve HDP’nin birlikte hareket ettiğini düşünüyor musunuz?

Faik ÖZTRAK- Bu olaylar 6 yıl önce oldu. Dolayısıyla hafızayı beşer bazen nisyanla malul olabiliyor. Ama şunu hatırlayalım, o dönem bu ülkenin Başbakanı çıktı dedi ki, valilerimize, kaymakamlarımıza hendek açanlara müdahale etmeme talimatını verdik. 6–8 Ekim olaylarının ardından Dolmabahçe’de kimler kimlerle toplandı bunu da gayet iyi biliyoruz gördük. Şimdi kalkıp da Cumhuriyet Halk Partisi’ni, Cumhuriyet Halk Partisi’nin Grup Başkanvekillerini, milletvekillerini bu 6–8 Ekim olaylarıyla ilgili dava açılmasına tepki göstermekle itham etmek akıl kârı değildir.

Ben konuşmamda bizim nerede durduğumuzu söyledim. Kime haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik yapılıyorsa biz onun yanında durduk. Olan bitenin bugün yaşananların siyasi olduğunu düşünüyoruz, hukuksuz olduğunu düşünüyoruz. O nedenle itiraz ediyoruz şu veya bu parti nedeniyle değil.

Şimdi tabi bu soru Ulusal Kanal’dan geliyor herhalde. Yani Kandil’i ziyaret eden, Kandil’de röportajlar yapıp kutlama mesajları veren bir kişinin kontrol ettiği bir basın organından böyle bir sorunun gelmesini de oldukça manidar bulduğumu ifade etmek isterim.

Teşekkür ediyorum.

OVP, 2023 HEDEFLERİNİN İFLASININ İLANI

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Bugün 2021 – 2023 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program’ın ana hatlarıyla ilgili bir sunum yapıldı. Damat Bakan, Orta Vadeli Program’ın ismini beğenmiyor. Yeni ekonomi programı ismini kullanıyor. Ama açıkladığı programın kanuni ismi Orta Vadeli Programdır. Kısaltması da OVP’dir. OVP, Mali Program ile birlikte bütçe sürecini başlatan resmi bir dokümandır. Resmi dokümanların ismini de herkes kafasına göre değiştiremez, eğip bükemez. Devlet ciddiyeti bunu gerektirir.

 

GÖMLEĞİN İLK DÜĞMESİ YANLIŞ İLİKLENDİ

OVP bütçe sürecini başlattığı için mevzuatımızda ayrıntılı bir şekilde de düzenlenmiştir. Kanuna göre bu programın Eylül ayının ilk hafta sonunda yayınlanan Resmi Gazete’de yayınlanması gerekir. Bugün 29 Eylül ve program henüz Resmi Gazete’de yayınlanmadı. Dolayısıyla da bütçe sürecinin de kanunen başlaması gereken sürede başlamadı bir ay gecikti. Gömleğin ilk düğmesi daha en baştan yanlış iliklendi. Bu aynı zamanda ucube rejimin kuvvetler ayrılığına ve parlamentonun bütçe yapma hakkına saygı duymadığını açıkça gösteriyor.

 

OVP YOK, JANJANLI SUNUM VAR

Elimizde Resmi Gazete’de yayınlanmış detaylı bir program hala yok. Ne var? Damat Bakanın janjanlı bir powerpoint sunumu var. Bu sunumda her yere bir yeni kelimesi serpiştirilmiş. Önümüzdeki 3 yıl yeni dengeleme, yeni normal, yeni ekonomi üzerine inşa edilecekmiş. Damadın 2018’de ilk açıkladığı program da dengelenme, disiplin, değişim diye başlamıştı. Bu kifayetsiz yönetimin elinde ekonomi dengesini öyle bir kaybetti ki o gün bugündür bir türlü dengesini bulamıyor.

 

PROGRAMIN KUR TAHMİNLERİ ŞİMDİDEN ÇÖP

Bir ekonomik programın başarısı için en kritik unsur güvendir. Güveni sağlamak için ise iki şeye ihtiyaç vardır. Birincisi, oyunun kurallarını değiştirecek ciddi bir program. İkincisi de bu programı uygulayabilecek ehliyetli kadrolar. Baktığımızda ne oyunu değiştirecek bir program ortada var ne de ehliyetli kadrolar. Ekonomi aile şirketi gibi yönetiliyor. Damat Bakanın karnesi de ortada. Allah aşkına damadın bugüne kadar açıkladığı hangi hedef tuttu? Orta Vadeli Programların çoğu daha mürekkebi kurumadan kadük oldu. Hiçbir hedefleri tutmadı. Nitekim piyasalarda açıklanan sunuma güven duymadığını gösterdi. Dolar 8 liraya, Avro 9 liraya koşmaya devam etti. Döviz kurları rekor üstüne rekor kırıyor. Açıkladığı programın kur tahminleri ise şimdiden çöpe gitmiş gözüküyor. Gerçi powerpoint sunumda yıllar itibariyle ortalama kurlar yoktu ama bunu basın açıkladı. Buna göre ortalama dolar kuru tahmini önümüzdeki yıl için 7 lira 68 kuruş. 2022’de 7 lira 88 kuruş, 2023’te ise 8 lira 2 kuruş olacakmış. Şimdi dolar kuru daha bugün 7.85’leri gördü. Kur tahminleri daha işin başında geçersiz hale gelen bir programa nasıl güven duyulacak?

 

2023 HEDEFLERİNİN İFLASININ İLANI

Damat Bakanın 2023’e kadar verdiği milli gelir tahminleri ekonomimizdeki o vahim patinajı, geriye doğru gidişi açıkça gösteriyor. Damada göre milli gelirimiz 2020’de 702 milyar dolar. 2021’de 735 milyar dolar olacakmış. 2008’de milli gelirimiz ne kadardı? 783 milyar dolar. Yani gelecek yıl milli gelirimiz 2008’deki seviyesini bile yakalayamayacak. Yani 13 yıl önceki milli gelir artık hayal oldu. Damat Bakanın verdiği rakamlar aslında AK Partinin 2023 hedeflerinin iflasının ilanıdır. Orta Vadeli Program’a göre 2023’te milli gelirimiz 875 milyar doları ancak bulacakmış. Peki, 2023 için hedef neydi o böyle alayişle valayişle açıklanan? 2 trilyon dolar. İlerde çocuklarımız, torunlarımız bugünleri Türkiye’nin kayıp 10 yılı olarak anacaklar neden mi? Çünkü ilan ettikleri 2023 milli geliri 2012’nin altında.

 

İSTİHDAM KARNELERİ ZAYIF

Damadın açıkladığı programın en zayıf yönlerinden biri de istihdam. Damat Bakan, 2019’da 2,5 milyon kişiye ilave istihdam sözü vermişti hatırlayın seçimlerden önce. O günden bugüne iş sahibi 2 milyon 116 bin kişi işini kaybetti. Şimdi damat çıkmış Orta Vadeli Program döneminde her yıl ortalama 1 milyon 336 bin kişiye iş bulacağım diyor, istihdam yaratacağım diyor. Arkadaş, ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Damadın istihdam konusunda karnesi zayıftır.

 

EVLERE ŞENLİK DAMAT

Hele hele sunum sonrasında damadın gazetecilere söylediği bir takım sözler var ki hakikaten evlere şenlik. Damat, kurun önemli olmadığını, sanayimizin güçlü olduğunu, kurdaki artıştan en karlı Türkiye’nin çıkacağını söylüyor. Döviz kurunun kontrolü bizim elimizde diyor. Sayın Albayrak, siz göreve geldiğinizde dolar kuru 4 lira 53 kuruştu. Bugün 7 lira 80 kuruşa çıktı. Bu arada kuru tutmak içinde son 1 yılda 120 milyar dolar rezerv erittiniz. Eğer kontrol sizdeyse bu döviz kurları buralara nasıl geldi? Milletin 120 milyar doları yok yere nasıl heba edildi? Çocuk mu kandırıyorsunuz?

 

ŞİRKETLERİN KUR ZARARI 300 MİLYAR TL

Ülkemizde sanayicilerin net döviz borcu 163 milyar dolar. Yılbaşından bu yana kurdaki artış nedeniyle bilançolara yansıyacak kur farkı zararı 300 milyar lirayı buldu kurdaki bu değişmeler nedeniyle. Çarşıda, pazarda etiketler şiştikçe şişti. Millet açım aç diye bağırıyor ama Damat Bakan çıkmış diyor ki, sanayimiz güçlüdür. Peki dövizle borçları nereye koyacağız? Maalesef sosyete damat milletin durumundan ve ekonomik verilerden bihaber görünüyor.

 

ÇİFTÇİYE BİR ŞEY YOK, ESNAFA BİR ŞEY YOK

Bakanın açıklamalarında millet için tek bir tedbir yok. Hala salgının ciddiyetini anlayamamışlar. Bu programda ekonomik buhran, pandemi yok. Programda oyun kurallarını değiştirecek, yaptıkları hataları anlamışlar “Artık yoğurdu farklı bir şekilde yiyecekler” dedirtecek hiçbir şey yok. Bu programda güven verecek, yatırımcıyı ülkeye çekecek, istihdam ve gelir artışını sağlayacak hiçbir şey yok. Esnaf perişan, ertelenen vergi ve prim borçlarının ödeme günü geldi, kredi borçlarının ilk taksitleri ödenmeye başlıyor. Esnaf vergi, prim ve kredi borçlarına yeniden yapılandırma istiyor. Borçlarımızın faizi silinsin diyor. Bununla ilgili damadın esnaflarımıza söylediği herhangi bir tedbir var mı bu programda? Yok. 2020 yılı bitiyor. Hala çiftçinin ürün desteklerini açıklamadılar. Ama damat çıkıyor çiftçiye avans ve girdi finansmanı vermekten bahsediyor. Bırakın bu çiftçiyi daha fazla borçlandırmayı, avans vermeyi, girdi finansmanı vermeyi. Önce çiftçinin desteğini şu salgın döneminde bu yıla ait desteğini biran önce ilan edin kuruşu kuruşuna da ödeyin.

 

DERDE DERMAN OLMAZ

Yine çocuklar uzaktan eğitimde ciddi sıkıntılar yaşıyor. Şimdi internet kotaları da bitmiş durumda. Veliler ve çocuklarımız çaresiz. Her yere mektuplar atıyorlar, televizyonlara çıkıyorlar dertlerini anlatmaya çalışıyorlar. Bu dönemde her bir öğrenciye sınırsız internet kotası vereceğiz diye herhangi bir şey bu programda var mı? Damat bununla ilgili tek bir söz söyledi mi? Hayır. Bu program bu ucube rejimin ve bu ekibin Türkiye’nin dertlerine derman olamayacağını açıkça gösteriyor. En önemli delillerinden biri, bu kifayetsiz ekip millete güven vermemekte. Yeni koşullara uygun, durumun olağanüstülüğünü ve ciddiyetini kavramış bir programa ihtiyaç hala ortada duruyor.

 

OYUNUN KURALLARINI DEĞİŞTİRECEK POLİTİKALAR LAZIM

Cumhuriyet Halk Partisi olarak dostlarımızla beraber bu ülkeyi yeniden üreten, genç nüfusa çalışma imkanları veren, kazanan, hakça paylaşan, başta çevre olmak üzere her alanda sürdürülebilirliği sağlayacak bir stratejiyle yeniden küresel bir oyuncu haline getireceğiz. Ülkede oyunun kurallarını değiştirecek, yeniden güveni sağlayacak politika ve stratejilerin ipuçlarını son kurultayımızda tüm delegelerimizin imzaladığı ve Genel Başkanımızın açıkladığı İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesinde ortaya koyduk. Bu programın ana hatlarını Sayın Genel Başkanımız İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi olarak açıkladı:

Yeni bir anayasayla güçlendirilmiş demokratik parlamenter sisteme geçilecektir.

Türkiye’nin toplumsal barışı ve huzuru sağlanacaktır.

Devlet yönetiminde ve toplumsal düzende liyakat hakim kılınacaktır.

Siyasi ahlak yasası çıkarılacaktır.

Kamu İhale Kanunu rekabet ve şeffaflığı sağlayacak şekilde yeniden düzenlenecektir.

Sayıştay gerçek işlevine kavuşturulacak, Ulusal Vergi Konseyi ve TBMM’de Kesin Hesap Komisyonu kurulacaktır.

Güçlü bir Stratejik Planlama Teşkilatı kurulacaktır.

Eğitim sistemi tüm bileşenlerin ortak çabasıyla yeniden yapılandırılacaktır.

Güçlü sosyal devletin ilk adımı olarak Aile Destekleri Sigortası Kurumu kurulacaktır.

Yeni bir merkez yerel dengesi kurulacaktır.

Kısacası Türkiye’mizi neyin düze çıkaracağı bellidir. Yeniyse yenileri sayalım:

Bir; yeni siyasi bir iktidar.

İki; yeni bir ekonomi politikası.

Üç; yeni bir ehliyetli kadro.

Şimdi ekonomiyle ilgili varsa sorularınızı alabilirim.

 

Soru- Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, “Yerlileştirme politikası kapsamında Türk Lirası garantili alımlara başladık, garantili ihalelerde artık TL olacak” diyor. Daha önce yapılan anlaşmalar için dövizle ödemeler ise devam ediyor. Bu çelişkili durum için sizin yorumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Buna kısaca şöyle denir, akşam yemeğinden sonra günaydın. Birincisi bu. Doğrusu Türk lirası garanti vereceksiniz. Bunun Türk lirasıyla verilmesi kur riskini herkesin taşımasıdır. Ama benim anlamadığım bir husus var. Neden bundan öncekileri Türk Lirası’na çevirmek için gayret göstermiyorlar? Bugün yaşadığımız tam bir ızrar halidir, tam bir mücbir sebeptir. Dolayısıyla bundan önce verilen garantilerinde mutlaka Türk Lirası’na çevrilmesi gerekir.

Teşekkür ediyorum, sağ olun.

SARAY FAİZ-ENFLASYON İLİŞKİSİNİ ÖĞRENSİN DİYE MİLYARLARCA DOLAR GİTTİ

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine ilişkin düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

ERMENİSTAN’IN TUTUMU KABUL EDİLEMEZ

Ülkemiz ve içinde bulunduğumuz coğrafya, çok kritik bir dönemden geçiyor. Dün de maalesef doğu sınırlarımızda, bir başka kriz yeniden alevlendi. Ermenistan, uluslararası hukuka aykırı olarak, Azerbaycan ile olan ateşkesi bir kere daha bozdu. Azeri yerleşim yerlerini ve sivilleri hedef aldı. Ermenistan’ın bölge barışını tehdit eden bu tutumunu kabul edemeyiz. Bu, uluslararası hukukun açık ihlalidir. Bu, terördür. Yukarı Karabağ’daki Ermenistan işgali, zaten bölgemizde kanayan bir yaradır. Yıllardır süren bu işgal, hem bölge güvenliğini hem de refahını tehdit etmektedir.

 

ÖNCELİK ERMENİSTAN’IN ASKERLERİNİ GERİ ÇEKMESİ

Çatışmaların yaşandığı coğrafya, ülkemizin Kafkasya’yla bağlantısı için stratejik önemdedir. Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru hattı gibi önemli uluslararası stratejik tesisler çatışma bölgesine yakındır. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti olarak, olayları tüm boyutlarıyla, dikkatlice değerlendirmeliyiz. Meselenin uluslararası hukuk zemininde çözümü için Azerbaycan’a her türlü desteği vermek zorundayız. Yukarı Karabağ meselesinin barışçı yollarla çözümü için öncelik bellidir: Ermenistan, daha önce işgal etmiş olduğu bölgelerden, askerlerini derhal geri çekmelidir.

 

AZERBAYCAN’IN ACISI BİZİM ACIMIZDIR

Cumhuriyet Halk Partisi olarak, yaşanan saldırıda şehit olan Azeri kardeşlerimize bir kere daha Allah’tan rahmet, yaralılara ise acil şifalar diliyoruz. Azeri kardeşlerimizin ve Azerbaycan’ın acısı bizim de acımızdır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak kalbimiz, dualarımız ve desteğimiz Azeri kardeşlerimiz ve Azerbaycan Cumhuriyeti’yle beraberdir.

 

MAZİNE GÜLLE ATSAN, İSTİKBAL SENİ TOPA TUTAR

Türkiye, pek çok cephede birden sıkışma riskiyle karşı karşıya. Suriye’de; ABD ve Rusya, sınırımızın hemen yanında bir terör koridorunu ilmek ilmek örüyorlar. “Türkiye’nin PKK/YPG’ye saldırmayacağını” ABD’nin bölgedeki özel temsilcisi James Jeffrey açıklıyor. Peki, ülkeyi yönetenlerin bu vahim iddiaya karşı sesleri çıkıyor mu? Hayır. Ege’de; Yunanistan, Lozan’a aykırı şekilde, burnumuzun dibindeki adaları silahlandırıyor, kendisine ait olmayan adacıkları işgal ediyor. Ülkeyi 18 yıldır yöneten hükümetin Savunma Bakanı, bu durumun yeni farkına varıyor. Doğu Akdeniz’de; Fransa yanına AB’yi ve diğer bölge ülkelerini de alarak, bizi kıyılarımıza sıkıştırmaya çalışıyor. 18 yıllık iktidarın kifayetsiz Dışişleri Bakanı ise işini yapıp, diplomasiyle hasım azaltacağına, ülkemizin tapu senedi Lozan’la uğraşıyor. Azeri kardeşlerimizin çok güzel bir atasözü var: “Mazine gülle atsan, istikbal seni topa tutar.” 18 yıldır bu ülkeyi yönetiyorlar. Cumhuriyetimizle ve cumhuriyeti kuran kadrolarla kavga etmekten bıkmadılar.

 

SARAY ÖNLEM ALACAĞINA SİYASİ ÖMRÜNÜ UZATMAYA ÇALIŞIYOR

Buradan Saraya bir kere daha altını çizerek söylüyoruz: Ülkemizi, dış politikada ve ekonomide içine düşürdüğünüz ateş çemberinden nasıl çıkaracağınıza kafa yorun. Uluslararası ilişkilerde yalnızlığımızı bitirip askerimizin üzerindeki yükü azaltmak için, başta Suriye, Mısır ve İsrail ile diplomatik ilişkileri derhal başlatın. Dışarıda işleri kolay kılmak için içeride gerginliği azaltın, dış politikaya ihvan gözlükleriyle bakmaktan ve dış politikayı iç siyasete malzeme etmekten artık vazgeçin. TBMM’yi milli meselelerin çözüm adresi haline getirin. Ama Saray, ülkeyi ve milleti rahatlatacak bu önlemleri almak yerine siyasi ömrünü uzatmaya çalışmakla meşgul… Koltuğunu korumak için her yolu mubah görüyor.

 

ABD’YE VERDİĞİ SÖZÜN ÜSTÜNÜ ÖRTMEYE ÇALIŞIYOR

“Suriye’de artık PKK/YPG terör örgütüne saldırmayacağız” diye Amerika’ya söz veren Saray, 6 yıl önceki Kobani olayları üzerinden, içeride HDP’ye siyasi operasyon düzenleyerek bu rezaletin üstünü örtmeye ve “şahsım devletine” muhalefet edenlere gözdağı vermeye çalışıyor. 6 yıldır süren, Anayasa Mahkemesi tarafından hak ihlali olduğuna dair kararlar verilmiş, beraatlarla sonuçlanmış bir dava yeniden açılıyor. İnsanlar tutuklanıyor. Şimdi insan soruyor tabi 6 yıldır nerelerdeydiniz? 6 yıl boyunca bu devletin polisi, savcısı buna ilişkin suçlarla ilgili bilgileri, belgeleri toplayamadı mı?

 

SİYASİ OPERASYONUN AMACI AÇIK

Daha birkaç gün önce düğününden çıkıp, eşiyle apar topar saraya koşan Saray savcısının eliyle başlatılan bu siyasi operasyonun amacı gayet açıktır. Her şeyden önce “Borç alanın emir aldığını” ve bu çerçevede, PKK/PYD’ye ABD zoruyla verilen operasyon yapmama güvencesini gözlerden kaçırmak… İçeride zaten daralmış demokratik zemini daha da daraltmak, ülkeyi kutuplaştırarak yönetmek… Böylece siyaseten bitmiş ömürlerini mümkün olduğunca uzatabilmek. Ama bunları yaparken ülkenin bölünmezliğini ciddi ölçüde tehlikeye attıklarının da farkında bile değiller ya da umursamıyorlar. Ülkemiz bu müflis bezirgân siyasilerin elinde oradan oraya savruluyor.

 

İDDİALARI ARAŞTIRACAK YÜREKLİ BİR SAVCI ARANIYOR

Zamanında bazı Bakanların “Önüne yatarım” dediği Reza Zarrab’ın kuryesi, Amerika’da konuştu. Kurye, “Zarrab’ın Türkiye’de 800 milyon dolar rüşvet dağıttığını” açıkladı. İddiaya göre bu rüşvetin büyük bir kısmı tek bir kişiye gitmiş. Kim bu 10 milyonlarca doları alan kişi? MASAK ne yapıyor? Bu iddiaları araştıracak, Türkiye’de yürekli bir savcı yok mu? Neden dışarıda bir kez daha aleniyet kazanan bu iddialar, içeride yerli medyada yeterince yer almıyor?

 

HALK TV’YE YAPILAN OPERASYONU KINIYORUZ

Kirli bir medya düzeniyle, “Her türlü pisliğin üstünü örteriz” diye düşünüyorlar. Özgür medyayı ise baskıyla tehditle susturmaya çalışıyorlar. Müyesser Yıldız gibi basınımızın yüz akı bir gazeteci, halen içeride tutuluyor. En son Halk TV’ye beş gün ekran karartma cezası verdiler. Ama ne yaparlarsa yapsınlar. Gerçekler er ya da geç; öyle ya da böyle, ortaya çıkıyor. Biz Halk TV’ye yapılan bu operasyonu bir kez daha şiddetle kınıyoruz.

 

SARAYIN BEKÇİSİ KİMLERLE DANS EDİYOR

Saray iktidarının büyük ortağı, siyasi ömrünü uzatmak için yargı eliyle demokrasimize operasyonlar çekerken, küçük ortağı da kendi yakınlarını hapisten çıkarmakla meşgul. Sarayın bekçisinin, mahkemelere yaptığı son baskıyla tahliye edilen şahıs kim? “Öcalan’ı Paşa yapalım”. “Diyarbakır Amed olabilir”, “Türk ordusu lağvedilsin” diyen biri. Peki, bu tahliye için Sarayın bekçisine kutlama ve teşekkür mesajları, nereden geliyor? Okyanus ötesinden, Pennsylvania’dan geliyor. Sarayın bekçisi kimlerle dans ediyor? Milletimiz olan biteni görüyor, bunların notlarını veriyor, önüne gelecek ilk sandıkta da bunlara yerlerini gösterecek, evlerine gönderecek.

 

BİLİM KURULU ÜYELERİ BİLE DAYANAMIYOR

İstatistiklerle oynamak, bunları kullanarak her türlü yalanı söylemek, Saray hükümetinin büyük siyasi sermayesi olmuş. Salgın döneminde, hasta ve ölü sayılarıyla ilgili istatistiklerle de oynanıyor. Hastalıkta yaşamını yitirenler hakkında dahi millete doğrular söylemiyor. Bilim Kurulu üyeleri bile artık dayanamıyor; “Açıklanan hasta sayılarının gerçek sayılar olmadığını hepimiz biliyoruz” diyor.

 

BU RAKAMLAR İZAHA MUHTAÇ

Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız, Sayın Seyit Torun geçtiğimiz günlerde bazı verileri kamuoyuyla paylaştı. Ben bir daha tekrarlayayım. Ülke genelinde değil, sadece Cumhuriyet Halk Partisi ve Millet İttifakı yönetimindeki 11 büyükşehrimizde, 1-25 Eylül tarihleri arasında, bulaşıcı hastalık nedeniyle vefatların sayısı 1.604 olmuş. Aynı dönemde tüm Türkiye’de, Sağlık Bakanlığı tarafından salgın nedeniyle yaşamını yitirdiği açıklananların sayısı ise sadece 1.488…

Yani nüfusun yaklaşık yüzde 50’sini temsil eden 11 Büyükşehirde vefat sayısı 1.600 küsur, ülkenin tamamında 1.488… Şimdi, sadece 11 Büyükşehrin Mezarlıklar Müdürlüklerinden alınan resmi kayıtlardaki vefat sayılarının, Türkiye geneli için verdiğiniz vefat sayılarından daha fazla olmasını nasıl açıklayacaklar?

 

DÜNYA SALGINLA, ÜLKEYİ YÖNETENLER HEKİMLERLE MÜCADELE EDİYOR

Gerçeklere gözlerinizi kapatarak, Türk Tabipleri Birliği gibi kuruluşlarımızı terörist ilan ederek, sorumluluktan kaçamazsınız. Tüm dünya salgınla mücadele ediyor. Bizde ülkeyi yönetenler, salgınla mücadele eden hekimlerimizle mücadele ediyor. Tüm dünya sağlık ordusuna gözü gibi bakıyor. Bizde sağlıkçılarımıza yönelik şiddet her gün daha da artıyor. Umudunu yitiren hekimlerimiz geleceğini artık yurtdışında arıyor. Geçen yıl 1.042, bu yılın ilk 9 ayında ise 702 doktorumuz yurtdışına çıkmak için Türk Tabipleri Birliğinden denklik belgesi istemiş. Yaklaşık dört tıp fakültesi mezunu kadar doktorumuzu, bir anda yurtdışına kaptırıyoruz. Türkiye böylesine bir beyin göçünü kaldıramaz.

 

BİR NESLİ KAYBEDİYORUZ

Bu arada sadece iyi eğitimli nüfusumuzu kaybetmekle kalmıyoruz. Bu liyakatsiz ve kifayetsiz yönetim elinde, koskoca bir nesli kaybetme tehlikesiyle de karşı karşıyayız. Yeni öğretim yılının hemen başında, Eğitim Bilişim Ağı (EBA) çöktü. Sorumlu Bakan çıktı; pişkin bir şekilde “Demek ki çok talep var” deyiverdi. Ülkemizde 4 milyon öğrenci, olanaksızlıklar nedeniyle, zaten uzaktan eğitime erişemiyor. Pek çok evde ne internet var, ne de bilgisayar. Milletimizin bildiği bu gerçeği, Milli Eğitim Bakanı bilmiyor mu? Gayet iyi biliyor.

 

BASRA HARAP OLDUKTAN SONRA

Ama aynı Bakan iki yıl sonrası için müjde vermeyi de ihmal etmiyor. Dünya Bankası’nın desteklediği bir proje sayesinde Türkiye’nin eğitimde dijital platformu iki sene içerisinde tamamlanacakmış. Bir hafta değil, bir ayda değil, bir yıl hiç değil, tam iki yıl sonra, Atalarımızın dediği gibi “Badel harab-ül Basra…” Yani Basra harap olup bittikten sonra… Bu salgın döneminde kullanamayacağımız, iki sene sonra anca hazır olacak platform kimin işine yarayacak? Türkiye internet hızında Avrupa sonuncusu… 18 yıldır iş başındalar. Dünya dijital çağa hızla ilerlerken, Saray Hükümetinin elinde bu alanda da ülkemiz yaya kaldı.

 

EVRENSEL HİZMET FONU KULLANILSIN

Sayın Genel Başkanımız, salgın döneminde eğitimin aksamaması için 14 maddelik bir öneri paketi açıkladı. Önerilerden bir tanesi de, bu zor günlerde eğitim alamayan öğrencilerimiz için, Evrensel Hizmet Fonu kaynaklarının kullanılmasıydı. Bu Fon’da toplam 11 milyar lira birikmiş. 11 milyar lira az para değil. Bununla eğitimdeki pek çok sorunumuz çözülebilir. Tabi bu paralar da, şehit yakınları ve gaziler için toplanan paralarla aynı kaderi paylaşmadıysa… Biz buradan önerimizi bir kere daha tekrarlıyoruz. Evrensel Hizmet Fonu’nda toplanan paralar, salgın döneminde eğitime erişemeyen gençlerimiz için kullanılsın. Son 18 yılda AK Partinin ideolojik vesayeti altında yaşanan git-geller sonucunda, bir ucubeye dönen eğitim sistemiyle zaten pek çok nesli kaybettik. Artık bir nesli daha kaybetmeye tahammülümüz yok.

 

ÖTELENEN BORÇLARI ÖDEME VAKTİ GELDİ

Kifayetsiz ve liyakatsiz kadroların elinde yönetilemeyen, en önemli alan ekonomi… Milletvekillerimiz salgında, gerekli önlemleri de alarak, bölgelerindeki esnaflarımızın nabzını tutmaya çalışıyorlar. Esnafın, sanatkârın gözüne bu dönemde uyku girmiyor. Destek diye verilen kredilerin geri ödeme günü geldi çattı. Ötelenen vergi ve prim borçları ile faizlerinin ödeme günü de geldi. Esnaflarımız bu faizlerin silinmesini, ödemelerin bir kısmının da uygun şartlarda ertelenmesini istiyor. Yüz yüze eğitimin ne olacağı belirsiz. Okul servisçileri dertli, kantinciler dertli, kahvehaneciler dertli…

 

YANDAŞ MÜTEAHHİDE VAR, ESNAFA VE SANATÇIYA YOK

Kültür, eğlence, sanat dünyası da büyük bir kriz içinde… Salgından en çok etkilenen kesimlerden birisi de sanatçılarımız. Özel tiyatroların vergi borçlarının silinmesi, salon kiralarına devletin destek olması, kültür ve sanat dünyası için özel bir destek paketi açıklanması, ülkemizde kültür yaşamını ayakta tutmak için şart. Yandaş müteahhitlere dolarla garanti ödeyenlerin, sanata, sanatçıya ve esnafa hiçbir şey vermemesi aslında ibretlik bir durum… Bu pandemi sürecinde, milletine dünyada en az destek verdiği uluslararası istatistiklerle tescil edilen sarayın damadı çıkmış, “O desteği verdik, bu desteği verdik”, “Krizden en az biz etkileneceğiz” diye sosyal medya paylaşımları yapmakla meşgul. Esnaflarımız, sanatçılarımız ise; “Canımızdan bıktık, açız aç!” diye bağırıyorlar, çanlarına kıyıyorlar. Bu feryadı ne duyan var, ne de dinleyen… Saray sosyetesi; sosyal medyadan, sosyetik harikalar diyarı masalları anlatarak bu çığlıklara kulaklarını tıkıyor.

40 sene vergisini veren esnafa 40 gün destek veremeyen, beş maskeyi millete parasız dağıtamayan, salgında millete IBAN gönderip para isteyenler, şimdi çareyi milletin gözünü boyamakta, algıyı yönetmekte buldular. Beyler, 45 yıldır faaliyet gösteren fabrikaları yeniden açıyorlar. Bununla da milleti kandırırız sanıyorlar. Devlet ve kurumsal kapasitemiz, hiçbir dönemde bu kadar erozyona uğramadı. Ne ayıp, ne yazık, ne de günah dinleniyor… Bugünün sorunlarından kaçmak için geleceğe dair pembe tablolar çizip duruyorlar.

 

DEREYE SU GELENE KADAR KURBAĞANIN GÖZÜ PATLAR

Salgında milletimizi bir başına bıraktılar. Şimdi; “Salgın etkisini yitirip, taşlar yerine oturunca ekonomi yeni rekorlara koşacak” diye çıkıp millete masal anlatıyorlar. Bu arada dolar rekorlar kırıyor, paramız pul oluyor, işsizlik rekorlar kırıyor, “Dereye su gelene kadar kurbağanın gözü patlıyor” ama bunların hiçbiri bunlar için dert değil.

 

TÜKÜRDÜKLERİNİ YALADILAR

İdeolojik saplantılarla, kerameti kendinden menkul teoriler uydurdular. “Faiz enflasyonun sebebidir” dediler. Aklı, bilimi bir kenara attılar. “Söz dinlemeyen” Merkez Bankası Başkanını görevden aldılar. Sonuç ne oldu? Tükürdüklerini yalamak zorunda kaldılar. Kerameti kendinden menkul teorilerini çöpe attılar. İki yıldır emir komutayla indirilen faizleri şimdi tefecilerin emir ve komutasıyla yeniden artırdılar. Yerine “söz dinleyen Merkez Bankası” getirdikleri içinde; “Merkez Bankası bağımsız, Faizi Merkez Bankası artırdı, biz artırmadık” gibi lafları söyleme imkânları da kalmadı. Bu konuda bugünlerde ağızlarını bıçak açmıyor. Her konuda konuşuyorlar ama bu konuda tık yok.

 

SARAY FAİZ-ENFLASYON İLİŞKİSİNİ ÖĞRENSİN DİYE 120 MİLYAR DOLAR GİTTİ

Onun yerine eski tesisleri yeniden açarak, yargıyı altı yıl öncesindeki konularda yeniden dava açtırarak, beceriksizliklerinin üstünü örtmeye çalışıyorlar. “Faizin sebep, enflasyonun sonuç olmadığını” öğrenmeleri için erittikleri 120 milyar dolar rezervin hesabını kim verecek?

 

NET REZERVLER EKSİ 37 MİLYAR DOLAR

Daha bugün açıklandı: Ağustos’ta net rezerv kasası (SWAP makyajını sildiğinizde) 37 milyar dolar açık vermiş. Yani, TCMB’nin döviz borcu, döviz varlıklarını 37 milyar dolar aşmış. 2001 krizinde bile net rezervler bu seviyeye düşmemişti. Bu, çok ürkütücü bir rekor.

 

ŞİRKETLERİN KUR ZARARI 280 MİLYAR TL

Sene başında 5 lira 95 kuruş olan dolar, dün gece 7,80’in de üzerine çıktı, şu anda da 7 lira 80 kuruşa yakın seyrediyor. Avro ise 9 lirayı aştı. Milletin kasasından satılan milyarlarca dolara ve son olarak artırılan faizlere rağmen Türk Lirası sene başından bu yana, Dolar karşısında yüzde 23 değer kaybetti. Ülkemizde, şirketlerin net döviz borcu 163 milyar dolar. Kurdaki bu artış nedeniyle, bilançolara yansıyacak kur farkı zararı yani şirketlerin zararı 280 milyar lirayı buluyor. Bunun hesabını kim verecek? Kim bunun sorumlusu?

 

KOCA ÜLKE, 5 MÜTEAHHİDE ÇALIŞIYOR

Şehir hastanesinden köprüsüne, otoyolundan havalimanına kadar “Milletin cebinden 1 kuruş çıkmayacak” diye projeleri yaptılar. Sonra bu projeler için verilen garantilerin toplamı 150 milyar doları aştı. Kurdaki artış nedeniyle, bu projelerden, milletin sırtına binen yük 256 milyar TL. 83 milyonluk koskoca ülke, beş müteahhit için çalışır hale geldi.

 

HAY ALLAH MÜSTEHAKKINI VERSİN!

Hafta sonunda sarayın kibirli adamı çıktı, milletin sırtına yıktıkları 256 milyar TL yükün hesabını vermek yerine, “Bu havuz müteahhitlerini kim eleştirirse, onların hedefi Türkiye’yi yurtdışına bağımlı kılmaktır” dedi. Hay Allah müstahakkını versin. Bu projelerin ihalesini dolarla avroyla sen yapmadın mı? Geçmeyen yolcu, yatmayan hasta için Dolar ve Avroyla garantileri sen vermedin mi? Bu beş müteahhidin yaptığı projelerde bir sorun çıkarsa, yetkili mahkemelerin İngiltere’de Londra mahkemeleri olacağını sen belirlemedin mi? Bu durumda Türkiye’yi dışarıya ve yabancılara bağımlı yapan kim? Sensin, sen. Sizin Kamu-Özel İşbirliği dediğiniz model dünyada kalmadı. Sizin bu yaptığınız, her alanda yaptıklarınız gibi tam bir ucube. Riskler ve zararlar devletin, garantiler ve kârlar özelin. Yani beş tane müteahhidin. Ne güzel model.

 

İSTİHDAM VE KATMA DEĞER YARATAN BAŞIMIZIN TACIDIR

Şunu çok net ifade ediyoruz. Bu ülkede namusuyla çalışan, vergisini veren, yatırımını yapan, istihdam ve katma değer yaratan her iş ve iş insanı, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında baş tacıdır, baş tacı olacaktır. Biz hukukun üstünlüğüne,  iktidarların hesap vermesine, mülkiyet hakkına, devletin düzenleyici denetleyici rolünün olduğu piyasa ekonomisine ve sosyal adalete önem veren bir ekonomi anlayışına sahibiz.

 

HESABINI SORMAK BOYNUMUZUN BORCUDUR

Ama her kim milletimizin iffetli analarına edepsizce laflar ederek, her kim tüyü bitmedik yetimin kanını sülük gibi emerek, her kim için özel vergi afları çıkarılıyorsa, her kim için ihale kanunu sürekli değiştirildiyse, her kim için ihale sonrasında teşvikler getirilip ihaleye fesat karıştırıldıysa, her kim millet inim inim inlerken, Dolarla Avroyla verilen garantilerin üstüne yatıyorsa, elbette bunun hesabını da sormak boynumuzun borcudur.

 

FAİZ FATURASI, SARAYDAKİ KASADAN DEĞİL MİLLETİN CEBİNDEN ÖDENİYOR

Artık ne yaparlarsa yapsınlar mızrak çuvala sığmıyor. Arpa unundan kadayıf olmuyor. Bu ucube rejimden de hiçbir şey olmuyor. 18 yılda; Türkiye bütçesinden 488 milyar dolar, faiz lobilerinin cebine koymuşlar. AK Parti döneminde her gün 76 milyon dolar, her saat 3 milyon dolar faiz ödenmiş bu faiz lobilerine. Bu faturayı da Saray’daki kasalardan değil, milletin cebinden ödemişler. Ve korkarız milletimiz önümüzdeki günlerde çok daha yüksek bir faiz yüküyle karşı karşıya kalacak.

 

ALACAKLILAR KAPIYA DAYANMAYA BAŞLADI

Önümüzdeki bir yılda çevrilmesi gereken dış borç miktarı 176 milyar dolar. Şimdi alacaklılar kapıya dayanmaya başladı. ABD Büyükelçisi çıktı, Türkiye’nin ilaç ve tıbbi malzeme alımlarından, Amerikan firmalarına 2,3 milyar dolar borcu olduğunu, bu borç ödenmezse ilaç sevkiyatında sıkıntı olacağını söyledi. Sen ABD’ye salgınla mücadele için tıbbi malzeme göndermekle böbürlenmiyor muydun? Bak şimdi o çıkıyor, “Borcunu öde, yoksa tıbbi malzemeyi keserim” diyor. 18 yıldır el atına binip çalım sattılar. Şimdi o el, emanet verdiği atı geri istiyor.

 

BIRAKIN KAPSAMLI PROGRAMI, DAHA OVP’Yİ AÇIKLAMADILAR

Ülkenin sınırları yangın yeri… Paramız pul olmuş… Büyüme sıfır… İşsiz sayısı 11 milyon kişiye dayanmış… İçeride ve dışarıda bu yönetime güven dip yapmış. Ama Saray bunları çözeceğine, hayali temeller atmak, hayali fabrikalar açmakla meşgul! Güven ruh gibidir. Ayrıldığı bedene bir daha dönmez. Güveni sağlamak için çok kapsamlı bir stratejiye ihtiyacımız var. Ama bıraktık kapsamlı bir stratejiyi, ortada halen Orta Vadeli Program bile yok. Kanunen Eylül ayının ilk hafta sonu açıklanması gereken bu doküman bütçenin yapılabilmesi için, Eylül ayı biterken halen açıklanmadı. Bu ucube sistemde kuralsızlık, yeni kural oldu. Ama milletimiz yapılan her işi görüyor, bunların notunu veriyor, vakti geldiğinde de bu kifayetsizlere, bu liyakatsizlere yerini gösterecek ilk sandıkta bunları evlerine gönderecek.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

 

Soru- CHP Genel Başkan Başdanışmanı Ünal Çeviköz bir televizyon kanalının canlı yayınında Türkiye Azerbaycan’a silah gönderiyor ifadelerini kullandı. Sizin bu sözlere ilişkin yorumunuz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Konuşmamda Azerbaycan’la ilgili duruşumuzu, MYK’mızın Azerbaycanlı kardeşlerimizle ilgili duruşunu açık seçik ifade ettim. Burada bir kere daha söylüyorum, Cumhuriyet Halk Partisi olarak Azerbaycanlı kardeşlerimizin her zaman yanında olmaya devam edeceğiz.

 

Soru- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Demokrasi Gelişim Enstitüsü’nün toplantısına katılmasından sonra ana dilde eğitim tartışması başladı. CHP yurttaşların ana dilini öğrenmesini mi savunuyor, yoksa ana dilde eğitim öğretim verilmesini mi öneriyor?

Faik ÖZTRAK- Genel Başkanımız böyle bir öneride bulunmadığını açık seçik ifade etmiştir. Benim daha fazla söyleyecek bir şeyim yok.

 

Soru- Kobani olayları soruşturması kapsamında HDP’li siyasetçilere yönelik yaşanan gözaltılar var. HDP bunu siyasi olarak nitelendiriyor ve diğer partilere yönelik dayanışma çağrısı yapıyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu konuyla ilgili tutumu ve değerlendirmesi nedir?

Faik ÖZTRAK- Açıkçası ben burada şöyle bir soru beklerdim. İktidarın Kobani’yle ilgili soruşturma açmak için neden 6 yıl beklediğini düşünüyorsunuz? Neden 6 yıldır Kobani’yle ilgili olarak gerekenler yapılmadı, sorusunu bekliyordum. Çok açık söyleyeyim, burada iyi niyet olmadığı açıktır. Burada bir şeylerin üstünü örtme, bir şeylerin intikamını alma amacıyla yargının kullanıldığı ortadadır. Bu konuyla ilgili görüşlerimizi de çok açık bir şekilde konuşmamda ifade ettim.

 

Soru- Bu sürecin HDP’yi kapatma davasına evrileceği iddiaları da var. Bu yorumla ilgili sizin görüşünüz nedir?

Faik ÖZTRAK- Hangi parti için olursa olsun bizim yaklaşımımız siyasi partileri millet açar, millet kapatır.

 

Soru- Doğu Akdeniz’de tansiyon son dönemde karşılıklı açıklamalarla düştü. Cumhurbaşkanı, tüm aktörlere bir masa etrafında oturmaya hazırız dedi. Doğu Akdeniz’deki bugünkü tabloyu Cumhuriyet Halk Partisi nasıl değerlendiriyor?

Faik ÖZTRAK- Doğu Akdeniz sorununun gerçekten bir masanın etrafında diplomatik çabalarla çözülmesini biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak her zaman destekledik. Ama şu soruyu da soruyoruz: Bugüne kadar neyi beklediniz?

 

Soru- İYİ Parti Genel Sekreteri Uğur Poyraz; CHP, AK Parti, MHP ve diğer partiler siyasi rakibimizdir dedi. Buradan hareketle olası bir erken seçimde ittifak olabilir mi? Ortak Cumhurbaşkanı adayı gündemde mi?

Faik ÖZTRAK- Bir ittifakın oluşabilmesi için gerekli olan ana prensipler etrafında uzlaşabildiğimiz; yani güçlü bir yeni demokratik parlamenter rejimin kurulması konusunda aynı noktada olabileceğimiz ve diğer konular açık seçik ortada. Diğer bir partinin temsilcisinin söylediği konularla ilgili bir görüş burada serdetmek istemem. Ortada olan şey, gerçekten Türkiye’de demokrasiden yana olan, demokratik yeni ve güçlü bir demokratik parlamenter rejimden yana olan, istişareden yana olan siyasi partilerin veya onları destekleyen kitlelerin bir araya gelebileceği yönünde gelişmeleri çok açık, seçik, net görüyoruz. Ama şu var, tabi ki tüm siyasi partiler, hepimiz birbirimizin rakibiyiz. Ama rakip de olsak birleşeceğimiz, bir araya geleceğimiz, birlikte olacağımız ana prensipler ortadadır. Ben bu prensipler etrafında uzlaşılacağı kanaatindeyim. Demokrasiden yana olan tüm partilerin uzlaşabileceği kanaatindeyim.

Teşekkür ederim.

BORÇ DURUMUMUZ, 2001 KRİZİNDEN DE KÖTÜ

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün İzmir’den canlı bağlantıyla MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Sağlıktan daha büyük bir zenginlik yok… Covid-19 salgını hepimize bu gerçeği bir kez daha gösterdi. Bugüne kadar 100 binlerce yurttaşımız salgına yakalandı. Bunlardan biri de benim. Çok şükür hastalığı atlattım. Ve bugün sizlerin karşısında olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Hastalığımda başta ailem olmak üzere, pek çok kişinin yardım ve desteğini gördüm. Hepsine müteşekkirim. En büyük teşekkürüm hekimlerimize ve sağlık çalışanlarımıza… Sağlık Bakanı Sayın Fahrettin Koca’ya, İzmir İl Sağlık Müdürümüz Sayın Burak Öztop ve çalışkan personeline, İzmir Çeşme Alper Çizgenakat Devlet Hastanesi Başhekimi Sayın Orhan Güngör ve hastanenin tüm fedakâr çalışanlarına teşekkür borçluyum. Gazi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Sayın Esin Davutoğlu Şenol hocamıza da gösterdikleri yakın ilgi ve alaka nedeniyle ayrıca teşekkür ediyorum. Bir teşekkür de hastalığın ilk gününden itibaren destek ve ilgisini eksik etmeyen Çeşme Belediye Başkanımız Sayın Ekrem Oran’a…

 

YURTTAŞLARIMIZA VE ÖTRGÜTÜMÜZE TEŞEKKÜR EDERİM

Hastalığın ilk anından itibaren iyi dileklerini paylaşan tüm siyasi parti liderlerine, temsilcilerine; sözcülerine, milletvekillerimize, cumhurbaşkanlığı kabinesi üyelerine, nezaketleri için çok teşekkür ederim. Hastalığımda iyi dilekleriyle bana destek ve moral veren çok sayıda yurttaşımız oldu. Başta Genel Başkanımız olmak üzere Cumhuriyet Halk Partisi örgütünün yakın desteğini hep arkamda buldum. Hem yurttaşlarımıza hem de parti örgütümüze çok büyük teşekkür borçluyum. Sağ olsunlar, var olsunlar. Ben yüce Allah’tan tüm hastalarımıza şifa, hekimlerimize, sağlık çalışanlarımıza ise güç kuvvet diliyorum.

 

BİR EYLEM PLANI GEREKİYOR

Bu salgınla topyekûn mücadele şart… Mücadelede hem devlete hem de yurttaşlarımıza büyük görevler düşüyor. Salgın ülkemizde ve dünyada yeniden hız kazandı. Sonbahar ve kış aylarında çok daha kötü tablolarla karşılaşmamak için tedbirleri şimdiden artırmak gerekiyor. Milletimiz önlemleri sıkılaştırırken, devlet de tüm imkânlarıyla milletimizin yanında olmalı. Elde bir eylem planı olmalı. Bunu tüm sorumlular ve halk şeffaf bir biçimde izleyebilmeli. Veriler bu kapsam ve yoğunlukta herkese açık olmalı. Herkes hata veya doğruların ülkeyi nereye götüreceğini bilmeli. Kimlerin hata yaptığını, kimlerin yapmadığını görmeli. Hasta sayılarından, yatak doluluk oranlarına, okulların nasıl açılacağından, eğitimin nasıl devam edeceğine kadar her konuda milletimizin kafasında oluşan sorular, şüpheler mutlaka giderilmelidir.

 

BİR NESLİ KAYBEDEBİLİRİZ

Bir nesli kaybetme riskiyle karşı karşıyayız. Sayın Genel Başkanımız geçtiğimiz günlerde iyi niyetli bir çağrı yaptı. “Bir neslin kaybedilmemesi için” atılması gereken adımları sıraladı. Ar etmeyin. Söylenenlerin gereğini yapın. Bugün anaokulları ve birinci sınıflar için okul zili çalıyor. Her şeye rağmen tüm öğrencilerimize, öğretmenlerimize, velilerimize; sağlıkla, başarıyla dolu yeni bir eğitim öğretim yılı diliyoruz.

 

SALGIN YÖNETİMİNDE GÜVEN ZAAFI ARTIYOR

Salgının yönetiminde bir güven zaafı olduğu, bunun da giderek arttığı çok açık. Bu güveni yeniden kazanmanın yolu, şeffaflıktan ve doğruları paylaşmaktan geçiyor. Salgınla ilgili açıklanan verilerin bir kısmı artık açıklanmazken, verilerde matematikle açıklamakta güçlük çektiğimiz bazı hususlar da dikkati çekiyor. Yoğun bakım ve entübe hastaların sayıları nedense artık açıklanmıyor. Eylül’ün ilk günlerinde Sayın Bakan, “yoğun bakım doluluk oranımız yüzde 68” demişti. O günlerde ağır hasta sayımız ise bin 076 idi. Bugün ağır hasta sayımız bin 456. Ve Sağlık Bakanı “doluluk oranımız yüzde 66” diyor. Çok kısa sürede ağır hasta sayısı yüzde 35 artarken, yoğun bakım doluluk oranımız nasıl düşüyor?

 

YENİ BİR VERİ AKIŞ SİSTEMİ OLUŞTURULMALI

Yine bu yüzde 66 doluluk oranı, sadece yetişkin yoğun bakım yatak sayılarını mı kapsıyor? Yoksa yeni doğan yoğun bakım yatak sayıları da bu hesaba dâhil mi? Türkiye’de yoğun bakım yatak sayılarının yaklaşık üçte biri yeni doğan bebekler için. Salgınla mücadelede, yeni doğan yoğun bakım odaları kullanılamayacağına göre, mevcut doluluk oranlarıyla kış aylarında ne yapacağız? Bu ve buna benzer soruların açıklığa kavuşturulması gerekiyor. Tavsiyemiz yeni bir veri akış stratejisi oluşturulmasıdır. Bu verilerin bilimsel çalışmalara ve kamuoyu denetimine açık olmasıdır.

 

DÜNYA SALGINLA, SARAY KOALİSYONU DOKTORLARLA MÜCADELE EDİYOR

Salgınla mücadelede ciddiyeti artırmamız gerektiği çok açık. Ama bakıyoruz, ülkeyi yöneten saray koalisyonu bu ciddiyetten çok uzak. Saray koalisyonun başı, salgın nedeniyle sadece halkı suçlarken, Sarayın bekçisi de almış eline ipi, “asalım da asalım” diye, Türk Tabipleri Birliği’ni linç etmeye uğraşıyor. Tüm dünya salgınla mücadele ediyor. Bunlar ise salgınla mücadele eden doktorlarımızla mücadele ediyor. Bu nasıl bir akıldır? Bu nasıl bir mantıktır?

 

SAĞLIK BİR EKİP İŞİDİR

Oysa salgınla mücadelenin ön saflarında çarpışan doktorlarımızın ve sağlık çalışanlarımızın morale ihtiyacı var. Biz salgının hemen başında, “tüm sağlık çalışanlarımız için moral ikramiyesi verilsin” dedik. Hükümet ikramiye vermedi. Çalışanlar arasında ayrımcılık yapan bir “ek ödeme” verdi. Sağlık çalışanları arasındaki bu ayrımcılık şimdi iş huzurunu bozuyor. Unutulmasın sağlık işi bir ekip işidir. Ekibin huzuru bozulursa, bizim de sağlığımız bozulur. Bakanlık, sağlık çalışanlarımızın seslerine kulak vermelidir. Çalışanlar arasında yapılan ayrımcılık ve adaletsizlikler bir an evvel giderilmelidir.

 

YETKİ ÇOK, SORUMLULUK YOK

Kendini her türlü kusurdan münezzeh ve sorumsuz gören bir kadro tarafından yönetiliyoruz. Ülkede salgın pik yapar, suçlu halk olur. Hastaneler dolar, doktorlar suçlu olur. Enflasyon patlar, suçlu faiz olur. Avro 9 liraya, Dolar 7 lira 60 kuruşun üstüne çıkar, bu seferde dış güçler suçlu olur. Eğitim batar, öğrencilerimiz suçlu olur. Madencilerimiz ölür, işin fıtratı suçlu olur. Devletin kozmik odasını açtıkları ortakları, yol arkadaşları darbeye yeltenir, CHP suçlu olur. Yunanistan Ege adalarını silahlandırır, Lozan suçlu olur. Okullar açılacak mı açılmayacak mı derken, sorumluluk velilerin olur. Ama ülkeyi 18 yıldır yönetenlerin hiçbir konuda ne suçu ne de sorumluluğu yoktur. Ne güzel ülke yönetmek… Yetkileri çok ama hiç sorumlulukları yok.

 

BİLDİKLERİ TEK ŞEY MİLLETTEN PARA TOPLAMAK

Şu salgın döneminde bile yurttaşlarına bedava beş maske gönderemeyip, IBAN numarası gönderen dünyada tek hükümet olarak tarihe geçtiler. Bildikleri tek şey var: O da milletten para toplamak. Kendilerinden önceki 57 hükümet, 79 yılda, 714 milyar dolar kullandı. Bu 714 milyar dolarla bir ülke inşa ettiler. Şeker fabrikalarını, Petkim’leri, Tüpraş’ları, Telekom’ları kurdular. Barajlar, köprüler, demiryolları, otoyollar yaptılar. Osmanlı’nın dış borçlarını ödediler. İkinci Dünya Savaşı’na göğüs gerdiler. Kore Savaşı’nı ve Kıbrıs Barış Harekâtı’nı yaptılar.

 

MİLLETE VERMEDİKLERİ DESTEĞİ BEŞLİ ÇETEYE VERDİLER

Bunlar ise 18 yıllık iktidarlarında; 2 trilyon 433 milyar dolar kaynak kullandılar. Yani 79 yılda kullanılan kaynağın neredeyse 3,5 katını 18 yılda kullandılar. 18 yılda atadan, dededen kalan ne varsa satıp savdılar. Kalan son gümüşleri de Fon’a devredip, kayınpeder, damat beraberce üstüne çöktüler. Bunlar yetmezmiş gibi “beşli müteahhit çetesine” ülkemizin geleceğini ipotek ettiler. Millete salgın günü veremedikleri desteği, bu beşli çeteye tıkır tıkır verdiler. Geçilmeyen köprüler, yatılmayan hastaneler için çocuklarımız, torunlarımız on milyarlarca dolarlık yükün altına sokuldu. Ülkemizin sadece geçmişini yemediler, geleceğini de ipotek ettiler.

 

BORCU BORÇLA ÇEVİRİR HALE GELDİK

Merkez Bankası’nın kasasında “hini hacette” kullanılacak ihtiyat akçesi bile bırakmadılar. Şimdi hem ülkemiz, hem milletimiz çok daha borçlu. Ve elimizde borçları çevirecek kadar döviz rezervi de kalmadı. Önümüzdeki bir yılda vadesi gelen dış borcumuz 176 milyar dolar. Altın dahil brüt döviz rezervlerimiz ise 90 milyar dolar. Brüt döviz rezervlerimiz, bir yıl içinde vadesi gelecek dış borcun ancak yarısını karşılıyor. Net döviz rezervlerimiz ise zaten eksi bakiyede. Merkez Bankası’nın döviz varlıkları, döviz borçlarına göre 27 milyar dolar açık veriyor. Yani borcu da borçla çevirir hale gelmişiz.

 

BORÇ DURUMUMUZ, 2001 KRİZİNDEN DE KÖTÜ

Bunlar iktidara geldiğinde; ülkemizin her 100 dolarlık geliri karşılığında, 7 dolar kısa vadeli dış borç vardı. Şimdi; her 100 dolarlık gelire karşılık, 17 dolarlık kısa vadeli dış borcumuz var. Borçlulukta durumumuz 2001 krizinden bile daha kötü.

 

BORÇ ALAN EMİR ALIR

Yıllarca uyardık. “Borç alan emir alır” dedik ama bir türlü dinletemedik. Bugün ABD Başkanı Trump haddini aşıp, bu ülkenin cumhurbaşkanlığı makamında oturan Erdoğan’a, “aptal olma” diye hakaret edebiliyorsa, Erdoğan, “Bu can bu tende durduğu müddetçe papazı göndermem” dedikten sonra aynı rahibi, 24 saatte Oval Ofis’e teslim ediyorsa, Fransa Cumhurbaşkanı Macron, bozuk bir Türkçeyle tweet atıp, “artık mesajı aldılar” diyerek, istihzalı ergen tavırlar sergileyebiliyorsa, sebepleri işte bunlarda aranmalıdır.

 

ÜÇ YILLIK ORTALAMA BÜYÜME “SIFIR”

Maalesef ülkemiz ve ekonomimiz, rüzgârın önündeki bir yaprak gibi oradan oraya savruluyor. İçsel dayanıklılığı hızla tahrip oluyor. Ucube rejim ülkemizin en önemli kırılganlığı haline geldi. Dünden bugüne milletimiz gün yüzü görmedi. Ucube rejim iş başı yaptığından bu yana iş, güç sahibi 2 milyon 744 bin yurttaşımız işini kaybetti. İşsizlerimizin sayısı 11 milyona dayandı. Bizim de üyesi olduğumuz Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı, bu yıl Türkiye ekonomisinin yüzde 2,9 daralacağını tahmin etti. Hem kayınpeder, hem de sosyete damat buna sevindi. OECD’nin bu tahminini de koyunca, son üç yılın ortalama büyüme hızı aslında kaç yapar? Sıfır yapar. Yani bu ucube rejim iş başı yaptığından bu yana, ekonomimiz büyümeyi unutmuş. Dolar cinsinden milli gelirimiz ise 116 milyar dolar eriyip gitmiş. Bunlar bizim değil, OECD’nin ve TÜİK’in rakamları. Bunlara bakan yok sadece bu yılın tahminine bakıyorlar.  Böyle üç yıllık bir dönemde bakınca, OECD içinde çok gerilere düşüyoruz.

 

RAKAMLARIN ARDINDA ACI HİKAYELER VAR

Zaten o kadar büzülmüşüz ki, krizde sırtımız kapıya dayanmış. Ve tüm bu kuru rakamların ardında, acı çeken insanlarımızın hikâyeleri var. Evine ekmek götüremeyen analar, babalar var. Siftah yapamadan dükkanını kapatan esnaflarımız var. İşsiz gençlerimiz var. Borcunu nasıl ödeyeceğini düşünen çiftçilerimiz, iş insanlarımız var.

 

OVP ORTADA YOK, YASAL BORÇLANMA LİMİTİ AŞILDI

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en derin buhranlarından birini yaşıyoruz. Saray hükümeti vakit geçirmeden milletin sesini duyduğunu göstermelidir. Milletin derdine derman olacak bir program derhal açıklanmalıdır. Ama ortada yasal olarak açıklanması gereken, Orta Vadeli Program dahi yoktur. Bütçe Kanunu’yla TBMM’den aldıkları borçlanma yetkisi 140 milyar liradır yani limit budur. Ama 8. ayda daha bu iktidar TBMM’nin verdiği yetkiyi hiçe sayarak, 249 milyar lira borçlanmıştır. Ortada ne program vardır ne de yasalara uyan liyakatli bir yönetim anlayışı.

 

SARAYIN SAVCISI OLMAYI CUMHURİYET SAVCISI OLMAYA TERCİH EDENLER

Devlette liyakat bitmiştir, millet ortada kalmıştır. Bu hallere neden düştük? Adalet dünyanın direğidir. Bu ucube rejimle beraber ülkenin adalet direği tamamen çöktü. Artık sıfatlarında “cumhuriyet” olan savcılar, düğünlerini yaptıktan sonra, soluğu Saray’ın huzurunda alıyorlar. Bunlar Saray’ın savcısı olmayı, Cumhuriyet’in savcısı olmaya tercih ediyorlar. Yargı artık sarayın vesayeti altındadır.

 

ZARRAB’IN KURYESİNİN 800 MİLYON DOLARLIK RÜŞVET İDDİASI

Diğer taraftan, ucube rejimle özgür basın da bitirilmiştir. Gazeteciler baskıyla, tehditle, hapisle yıldırılmıştır. Şeffaflık ve millete hesap verme diye bir şey kalmamıştır. Bakın dün gece dünyada büyük bir skandal patladı. Bazı bağımsız, özgür basın kuruluşları, ABD Hazine Bakanlığı belgelerinden yola çıkarak, dünya üzerinde yasa dışı para hareketlerini ve uluslararası bankaların kara para aklamadaki rolünü ifşa ettiler. Bu belgelerde tanıdık bir isim var. O da Reza Zarrab. Aynı gün Reza Zarrab’ın kuryesinin röportajı da kamuoyuna servis edildi. Bu kuryenin verdiği bilgilere göre Reza Zarrab, İran-Türkiye hattında, 20 milyar dolarlık bir para ticaretine aracılık etmiş. Bu para ticaretinde 800 milyon dolar, Türkiye’de rüşvet olarak dağıtılmış. Bunlar kuryenin iddiaları. Röportajda Yüce Divan’da aklanmayan, aklanması TBMM’de AK Parti çoğunluğu tarafından engellenen bakanların hepsinin ismi geçiyor.

 

TÜRKİYE’NİN YUMUŞAK KARNI

Böyle bir mülakatı, Türkiye’de kaç basın kuruluşu yapabilir? Bu mülakatı bıraktık, bakalım kaç gazete veya medya kuruluşu yayınlanmış olan bu iddiaları haber yapabilir? Bunu göreceğiz. Sabahtan beri ortada yok. Maalesef bu mesele uluslararası arenada, Türkiye’nin yumuşak karnı olmaya devam edecek ne kadar kaçmaya çalışırsak çalışalım. Anlaşılan ABD başkanlık seçimlerinde de bu mesele kullanılacak. Trump’ın Halkbank meselesi için kişisel nüfuzunu kullanması, yargı süreçlerine müdahalesi, bunu sağlamak için damatlar arasındaki arka kapı diplomasisi iddiaları, ABD seçimlerinde ve Kongre’de sürekli dile gelecek. Türkiye’nin itibarı ABD seçimlerine yine malzeme olacaktır. Bugüne kadar hiçbir yönetim bu ülkeye böyle bir zilleti yaşatmamıştır. Rüşvet iddialarına konu olan bakanlar Yüce Divan’da yargılansaydı, bunları yaşamazdık? Bakanlar suçluysa cezasını çekerdi. Suçsuzsa aklanıp, milletin huzuruna alınlarının akıyla çıkarlardı. Bunlar yapılmadı. Ne yapıldı? Rüşvetten aklanamayan bakanlar, “bakara, makara” diyen kişiler şimdi büyükelçi yapıldı. Yazık değil mi ülkemize? Şehit kanlarıyla kurulmuş cumhuriyetimizin itibarı, bu ülkeyi yönetenler için bu kadar mı ucuz?

 

ENİS BERBEROĞLU TBMM’YE DÖNMELİ

Bu ucube rejimde ülkemiz sürekli patinaj yapıp yerinde sayıyorsa, bunun bir diğer nedeni de; yasama, yargı ve yürütme arasındaki “kuvvetler ayrılığının” ortadan kalkmasıdır. Saray’ın Gazi Meclis üzerindeki vesayetidir. Bunun en son örneği; Milletvekilimiz Enis Berberoğlu’nun durumudur. Anayasa Mahkemesi, oybirliğiyle aldığı kararla, milletvekilliği düşürülen arkadaşımız Enis Berberoğlu’nun “seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiğine” hükmetmiştir. Buna ne sebep olmuştur? Milletvekilimizin dokunulmazlığını görmezden gelerek, hukuksuz bir biçimde sürdürülen yargı sürecinin sonunda verilen hukuksuz karar. Ve bu kararın TBMM Genel Kurulu’nda Anayasa Mahkemesine yapılan müracaatın sonucu bekletilmeden okutulmasıdır. Kendisi de bir anayasa hukukçusu olan TBMM Başkanı Mustafa Şentop, uyarılarımızı dinlememiştir. Onun yerine Saray’dan talimat almayı tercih etmiştir. Şimdi Sayın Şentop’a düşen bir görev vardır. Acilen Saray’ın kendisi üzerindeki vesayetini sonlandırmak, milli iradeye sahip çıkmak, Milletvekilimiz Enis Berberoğlu’nun TBMM’ye dönmesini sağlamak. Bunu yapmazsa; TBMM’yi sarayın emrine sokan bir TBMM Başkanı olarak tarihteki yerini alacaktır.

 

ATAMA BAKAN HADDİNİ BİLECEK

Yürütmenin, yasama ve yargı üzerinde kurmak istediği vesayete bir başka örnek daha verelim. İçişleri Bakanı’nın akla zarar bir takım ifadeleri oldu. Beyefendi, Anayasa Mahkemesi’nin kararını beğenmedi, Anayasa Mahkemesi Başkanı’na kendince gözdağı verdi. Bu ne cüret? Beyefendi siz kolluk kuvvetlerinden sorumlu bakansınız, atama bir bakansınız haddinizi ve yerinizi bileceksiniz. Sokaklar bisikletle gezilmeyecek kadar güvensizse bu kimin suçu, kimin eksikliği? Başta görevini ihmal eden İçişleri Bakanı olmak üzere, hükümetin suçu… Hem görevinizi yapmayacaksınız hem de Anayasa Mahkemesi Başkanını çıkıp tehdit edeceksiniz… Bu nasıl bir devlet anlayışıdır. Ne zamandan beri atanmış bakanlar, Anayasa Mahkemesi Başkanlarını tehdit etmeye başladılar? Bu ne biçim bir hukuk devletidir?

 

SARAY, YUNANİSTAN’IN ŞIMARIKLIĞI KARŞISINDA GERİ ADIM ETTI

“Şahsım ucube rejiminde” devlet yönetimi tel tel dökülüyor. Bundan da en çok milli olması gereken dış politika nasibini alıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin en haklı davası olan Doğu Akdeniz meselesinde yalnız kaldık. Yunanistan “şahsım rejiminin” kibrini, ülkemizi yalnız bırakan asabiyetini iyi değerlendirdi. Dostlarını çoğalttı. Arkasına AB’yi aldı, ABD’yi aldı. E ne oldu? Sonunda dönmeyecek dedikleri Oruç Reis limana geri döndü. Şahsım rejiminin bakanları bin bir bahane uydurdular. Yok “Bakım yapılıyormuş”, yok “İkmal yapıldıktan sonra geri dönecekmiş” dediler. Ama şahsım rejiminin sahibi çıktı; “Diplomasiye bir şans vermek için Oruç Reis’i geri çektik” deyiverdi. Yunanistan’ın şımarıklığı karşısında geri adım attığını söyledi. Devlet, ülke böyle mi yönetilir? Yönetilemez. Yönetilemiyor da zaten.

 

YALNIZ DEĞİLİZ, MUTLUYUZ VE UMUTLUYUZ

İşte biz, tüm bu çarpıklıkları gidermek için “güçlendirilmiş parlamenter sistem” diyoruz. Bu hususta yalnız olmamaktan da büyük mutluluk duyuyoruz. Ülkemizin geleceğine dair umutlarımız yalnız olmadığımız için büyüyor. Bu vesileyle dün gerçekleşen İYİ Parti’nin ikinci olağan kurultayında, yeniden Genel Başkan seçilen Sayın Meral Akşener’e ve İYİ Parti’nin yeni yönetim kadrolarına hayırlı olsun dileklerimizi bir defada bugün iletiyoruz.

 

ÜYE OLANA SARAY PROMOSYONU

Saray koalisyonu milletin gönlünde erdikçe, ne yapacağını şaşırmaya başladı. En son partilerine üye yapabilmek için Saray promosyonu dağıtmaya başlamışlar. AK Partiye üye olana, Saray’da bir gün misafir edilmeyi vadediyorlar, yani bir günlüğüne, ejder meyveli smoothilerden, liçi meyvesi eşliğinde efulilierden tatma fırsatı elde edecekler. Ne diyelim? Devlet, parti devletine dönüştürülünce, böyle rezillikler de sıradanlaşıyor. Artık sadece işe girmek değil, Saraya girmek için de partili olmak gerekiyor… Ama ne yaparsanız yapın olmaz, millet yaptığınızı görüyor. Notunuzu veriyor. Gelecek ilk sandıkta da yerinizi gösterecek, sizleri evlerinize gönderecek. Bizim iktidarımızda; kimseye ayrıcalık, imtiyaz tanınmayacak. Liyakat devlet yönetiminde esas olacak, Saray bir adamın, bir partinin değil, 83 milyonun, yani halkın malı olacak. Biz tüm ülkeye özgürlük, tüm yurttaşlarımıza, huzur, iş, aş, refah ve bereket vadediyoruz. Çok çalışacağız, çok üreteceğiz, çok kazanacağız. Hiç kimseyi dışarıda bırakmadan hakça paylaşacağız.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi değerli basın mensuplarımızın gönderdiği sorulara yanıt vereceğim.

 

Soru- 112 acil sağlık ekiplerinin de VIP hastalara seferber edildiği ortaya çıktı. Sağlıkçılar başka vakaya giderken iptal ediliyor, torpilli siyasetçi, bakanlık çalışanı veya siyasetçi yakını VIP hastalara yönlendiriliyor. Böyle devam etmesi durumunda ambulans krizi ciddi boyutlara ulaşacak. Bu konuda değerlendirmenizi alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Burada çok da şaşılacak bir şey yok. Tek adam parti devleti rejiminin aslında tam bir torpil rejimi olduğunu son üç yıldır sürekli her şeyden görüyoruz. Yani dolayısıyla ambulanslar bile eğer torpille veriliyorsa bu son derece üzücü bir durumdur.

Yine bugün Türkiye’de dönüp bakıyorsunuz iki tane test rejimi var. Birinci test rejimi vatandaş test rejimi, vatandaş hastalandığında ya da filyasyona takıldığında kendilerine Korona testi yapılıyor. İkinci test rejimi de her iki günde bir yapılan Saray test rejimi. Saraydakilere iki günde bir test yapılıyor. Şimdi yine grip aşıları, zatürre aşıları bunların yapılması sözkonusu. Burada da öyle gözüküyor ki yine saraya öncelik tanınacak.

Biz CHP olarak bu torpil düzenini bitirmeye talibiz. Biran önce bu torpil düzeninden kurtulmak gerekiyor.

 

Soru- Rize İyidere’deki lojistik limanı için düzenlenen ihaleyi 1 milyar 370 milyon liraya alan Cengiz İnşaat için ihaleyi kolay kazansın diye vergi, resim, harç gibi kolaylıklar sağlandığı iddiaları var. Bu konuya ilişkin görüşlerinizi alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- İddia şu: 1 milyar 370 milyonluk bir ihale yapılıyor, bu ihaleyi alan grup hemen ardından 1 milyar 370 milyon liralık bir vergi avantajıyla karşı karşıya kalıyor. Yani ihalenin parasını bir anlamda vergiden vazgeçerek resim, harç gibi bir takım kolaylıkları da vererek devlet üstlenmiş oluyor. Daha baştan ihalenin maliyetini devlet üstleniyor. Daha sonra bunun dışındaki kalan kısım tamamen şirketin cebine gidecek.

Arkadaşlar, gerçekten Türkiye’de yolsuzluklarla ilgili çok ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Daha önce bu grup, milletimizin iffetli analarına ağzına geleni söylemişti. Şimdi öyle anlaşılıyor ki sıra milletimizin babalarına sövmeye gelmiş. Bu keyfilik biran önce bitmelidir. Böyle bir ihale düzeni olmaz. Yine son olarak otoyol açılışı yapılıyordu, Allah yapandan yaptıranlardan razı olsun, ama bir bakıyorsunuz Sayın Erdoğan kürsüye çağırıyor 5 tane müteahhit yine. 5 tane saray müteahhidi. Yani bu düzenin bu şekilde gitmesi gerçekten millet bu kadar sıkıntı içindeyken bunun sürdürülmesi vicdanları sızlatıyor.

 

Soru- Hazine’nin döviz cinsinden iç borcunun iki yılda sıfırdan 38 milyar dolara yükseldiği ifade ediliyor. Ekonomi literatüründe “ilk günah” denen bu durumla ilgili yeni bir tartışma başladı. “İlk günah” tam olarak nedir? Döviz kurlarındaki artışla birlikte değerlendirdiğimizde bunun maliyeti ne olur?

Faik ÖZTRAK- Bütün dünyada Hazine’ler öncelikle kendi paralarıyla borçlanır. Yani yurtiçinden kendi paralarıyla borçlanır. Dolayısıyla da borçlarla ilgili kur riskini taşımamış olur. Faiz riski vardır, eğer çok iyi oturtamamışsa, vade riski vardır. Özellikle 2001 krizinden sonra Hazine Müsteşarlığında bir risk yönetme merkezi kurmuştuk. Bu çerçevede de daha önce zararını çok fazla gördüğümüz yurtiçinden dövizle borçlanma gibi bir takım araçların kullanılması konusunda, bu risk merkezinde gerekli değerlendirmelerin yapılması ve bunun mümkün olduğu kadar önlenmesini öngörmüştük.

Ama öyle anlaşılıyor ki, artık iş çok sıkıştı. Hazine Türk lirasıyla borçlanamıyor. Dolayısıyla şimdi sıra döviz cinsinden borçlanmaya geldi. Zaten daha öncede ihaleleri de döviz cinsinden yapıyorlar, garantileri de döviz cinsinden veriyorlardı. Ben söyleyeyim, bunlar bu gidişin sonunda doları milli para olarak ilan ederler.

 

Soru- Yeni süreçte KKTC’nin başka devletlerce tanınmasına dönük görüşler var. CHP bu konuda ne düşünüyor?

Faik ÖZTRAK- Bu konuda geç kalınmış vaziyettedir. Bu konuda gerekli lobilerin yapılması ve KKTC’nin biran önce başka ülkeler tarafından tanınması sağlanmalıdır. Bir Yunanistan’a bakın, getirdi Güney Kıbrıs’ı AB üyesi yaptı. Bir de dönün bize bakın kaç tane ülkenin Kuzey Kıbrıs’ı tanımasını sağlayabilmişiz. Gerçekten burada ciddi bir sorun vardır. Bu sorunun üstüne gidilmelidir ve bu konuda gerekli lobi yapılmalıdır diye düşünüyoruz.

 

Soru- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Demokratik Gelişim Enstitüsünün düzenlediği toplantıya katıldı. Toplantıda çocukların ana dilde eğitim görmesi ve yeni anayasa çalışması yapılabileceğinin konuşulduğu iddia edildi ne söylersiniz?

Faik ÖZTRAK- Biz CHP olarak yasal kuruluşların düzenlediği her toplantıya katılırız. Sorulan sorulara da kendi ülkemizin menfaatleri doğrultusunda cevap veririz.

 

Soru- Enis Berberoğlu’nun durumuna ilişkin MYK’da neler konuşuldu? CHP Berberoğlu için hangi adımları atacak? Meclis Başkanı Şentop ile görüşme düşünülüyor mu?

Faik ÖZTRAK- Bugün gelinen noktanın en önemli sorumlularından biri Mustafa Şentop. Bu nedenle bu konuyu düzeltmesi için önerilerimizi kendisine vermek amacıyla toplantı talep ettik. Yarın saat 14.00’te üç arkadaşımız kendisine gidecekler bu toplantıyı yapacaklar ve beklentimiz milletvekilimizin milletvekilliğine bir an önce iade edilmesi suretiyle bu milli irade gaspının önüne geçilmesidir.

Teşekkür ediyorum.

SARAY İLE ÜLKENİN GERÇEKLERİ ARASINDA FERSAH FERSAH FARK VAR

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine ilişkin düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

 

Sözlerime dün İdlib’de eli kanlı hain teröristlerce şehit edilen Piyade Uzman Çavuşumuz Serdar Aslan’a Allah’tan rahmet, kederli ailesine sabır, milletimize baş sağlığı dileyerek başlamak istiyorum. Mekanı cennet olsun diyoruz.

 

9 EYLÜL’ÜN YIL DÖNÜMÜ

İçinde bulunduğumuz hafta, Milletimiz ve Partimiz için önemli günlerin yıl dönümlerini barındırıyor. Kurtuluş Savaşı’nın kaderini belirleyen Başkomutanlık Meydan Muharebesi, 30 Ağustos 1922 günü zaferle sonuçlandı. Ardından, 1 Eylül 1922 günü Başkomutan Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” emrini verdi. Atamızın; “Ulusumuzun özgürlük ve bağımsızlık düşüncesinin ölümsüz bir anıtıdır” dediği, bir ulusun emperyalizme karşı en şanlı mücadelesi, 9 Eylül’de İzmir’in düşman işgalinden kurtarılmasıyla taçlandırıldı. Güzel İzmir’in kurtuluşunun 98. yıl dönümünü şimdiden kutluyoruz. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, kurtuluş mücadelemizin tüm kahramanlarını rahmetle, minnetle anıyoruz.

 

ÜLKEMİZİN GELECEĞİNDE CHP VAR

9 Eylül’ün, Partimiz için ayrı bir önemi daha var. Cumhuriyet Halk Partisi, Kurtuluş Savaşı’nı örgütleyen ve yürüten Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin devamı olarak, Mustafa Kemal Atatürk tarafından tam 97 yıl önce, 9 Eylül 1923’te kuruldu. Kurulduğu ilk günden itibaren de, Cumhuriyetimizin aydınlanma ve ülkemizin çağdaş medeniyetler seviyesinin üzerine çıkma mücadelesinin öncüsü oldu. Ebedi Genel Başkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Cumhuriyetle beraber iki büyük eserimden biridir” dediği, Türkiye ve dünya siyasetinin en uzun ömürlü partilerinden biri olan Cumhuriyet Halk Partisi; güçlü kökleri, bir asır boyunca, en sert rüzgârlara karşı durabilmiş sağlam gövdesi ve ülkemiz için her zaman umut olan yeni filizleriyle, içeride ve dışarıda milletimizin hakkını, hukukunu yılmadan savunmaya devam ediyor, devam edecek. CHP, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğinde de var olmayı sürdürecek. 97 yıl önce, Ulusal Kurtuluş Savaşımızın Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının kurduğu Partimizi; “Erdemli ve onurlu” mücadelesinden hiçbir güç geriye çeviremeyecektir.

 

SARAY İLE ÜLKENİN GERÇEKLERİ ARASINDA FERSAH FERSAH FARK VAR

Derler ki, “Hoşa giden yalanlar bir anda yutulur, ama acı gerçekler yudum yudum içilir…” Tek kişilik saray hükümeti, vatandaşlarımızın yaşadığı acıları ve gerçekleri, gerçek-ötesi popülist siyasetle, algı yönetimiyle, hoşa gidecek yalanlara dönüştürüp, millete tek seferde yutturmaya çalışıyor. Hafta sonunda söyledikleriyle Saray, yine Teyyo Pehlivan’a rahmet okuttu. Dönemlerinde ülkemizin, “Demokraside ve ekonomide” nasıl yükseldiğini ballandıra ballandıra anlattı. Bugün de “ekonomi rayında” dedi. Oysa Saray’daki sırça köşklerinden görünen ile ülkemizin gerçek manzarası arasında fersah fersah fark var.

 

ENDEKSLERE BAKMAYA GEREK YOK, OLANLARA BAKSAK YETER

Son iki yılda işbaşına gelen bu ucube tek adam vesayet rejimi, milletimize açık söylüyorum gün yüzü göstermedi, hem demokraside, hem de ekonomide hızla geriledik. Türkiye son iki yılda; Demokrasi Endeksi’nde 10 sıra birden düştü. Ülkemiz artık demokrasi olarak değil, “Hibrit Rejim” olarak tanımlanıyor. Bulunduğumuz yerden 3 sıra daha gerilersek, “Otoriter rejimler” ligine düşeceğiz. Aslında, demokratik zemindeki kaymayı anlamak için her hangi bir endekse de bakmaya ihtiyacımız yok. Her gün yeni bir anti demokratik karar veya eylemle karşı karşıya kalıyoruz. Kâh özgür medya keyfi kararlarla susturuluyor, kâh milletin seçtiği belediye başkanları mahkeme kararı olmadan görevden alınıyor, kâh belediye başkanlarının yetkileri, kaynakları budanıyor, kâh milletin sırtına bir gecede vergiler yükleniyor, bu vergilerle “Milletin şerefli annelerine küfreden” müteahhitlere, adrese teslim ihaleler dağıtılıyor. Kâh Saray hükümetine muhalefet edenler haksız, hukuksuz hapse atılıyor. Yıllarca zindanlarda tutuluyor.

 

ERİŞİM ENGELİ HABERİNE DE ERİŞİM ENGELİ

Sadece son dönemde yaşadıklarımıza bir bakın: Ortada doğru dürüst bir yasal gerekçe olmadan Oda TV internet sitesi kapatılıyor. Sarayın emrindeki RTÜK, Diyanet İşleri’ni ve Erdoğan’ı eleştiren Tele-1’in ekranlarını karartırken, ülkenin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, Atamızın kabrine hakaret eden müptezel kanala, adeta ödül gibi idari para cezası vererek işi geçiştiriyor. Saray efradıyla ilgili haberlere önce erişim engeli getiriliyor. Bu da yetmiyor, bu erişim engeli haberine de erişim engeli getiriliyor.

 

KAFA KESENE LAYIK GÖRÜLEN HUKUK, MUHALEFET EDENE LAYIK GÖRÜLMÜYOR

Müyesser Yıldız, Barış Pehlivan, Hülya Kılınç, Murat Ağırel gibi gazeteciler haksız yere, somut bir delil olmadan, iddianame olmadan zindanlara atılıyor, yargı eliyle terbiye edilmek isteniyor. Ama diğer tarafta, kafa kesen IŞİD terör örgütünün Türkiye Emiri olduğu söylenen bir şahıs, “Somut delil yok” denerek 10 defa serbest bırakılıyor. Bu ülkede, kafa kesenlere layık görülen hukuk, Saraya muhalefet edenlere layık görülmüyor. Ama buradan açıkça ifade edeyim, zalim, zulmüyle beraber zevalini de hızlandırıyor. Demokrasinin olmazsa olmazı, kuvvetler ayrılığıdır, sağlam bir hukuk devletidir. Son iki yılda Türkiye; Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde 6 sıra birden gerilemiştir. Şu anda dünyadaki 128 ülke içinde, “Hukukun üstünlüğü” konusunda 107. sıradayız. Yani dibin de dibindeyiz. Yargı, sarayın siyasi sopasına dönüşmüş durumda.

 

ORTA VADELİ PROGRAM ORTADA YOK

Hukuk demişken… Ortada bir 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu var. Bu kanuna göre; ülkemizde bütçe süreci, her yıl Orta Vadeli Program’ın yayınlanmasıyla başlar. Aynı Kanun’un 16. Maddesine göre Orta Vadeli Program, en geç Eylül ayının ilk haftasının sonuna kadar yayımlanır. Bunu da kendileri ertelediler. Bugün 7 Eylül… Eylül ayının ilk Pazar günü de dündü ve geçti… Ama Orta Vadeli Program’dan haber yok. Bunu her yıl söylemekten biz usandık, onlar dinlemekten usanmadı. TBMM’nin çıkardığı kanunlara en başta idarenin, yürütme organının uyması gerekir. Ama saray yasalara uymamayı alışkanlık haline getirdi. Parlamentonun en temel varlık sebebi bütçe yapmaktır. Sarayın sosyete damadına soruyoruz: Orta Vadeli Program nerede? Ne zaman yayımlanacak? Bir sürü atmalar, tutmalar ama yapmaları gereken, yayımlamakla mükellef oldukları doküman hala ortada yok.

 

YOLSUZLUK LİGİNDE RAKİPLERİMİZ: EKVADOR, SRİ LANKA, ETOPYA, GAMBİYA

Demokrasinin ve hukukun olduğu bir ülkede kanunlar harfiyen uygulanır. Hukuk devletinin olduğu, düzgün işlediği bir ülkede, yönetenler hesap verir. Yolsuzluk olmaz. Olursa da yapanlar tekrar söylüyorum hesabını verir. Türkiye bu ucube rejim yönetiminde, Yolsuzluk Algısı Endeksi’nde de 10 sıra birden gerilemiş. Çok üzülerek söylüyorum, bu alandaki rakiplerimiz: Ekvador, Sri Lanka, Etopya, Gambiya gibi ülkeler… Türkiye’nin vesayet rejimine geçişinin ardından, uluslararası sıralamalardaki çöküşü bütün bu verilerle ortada…

 

EKONOMİ TEPE TAKLAK GİDERKEN, SARAY “EKONOMİ RAYINDA” DİYOR

Hukuk devleti ve demokrasi olmadan güven olmuyor, güven olmadan yatırım olmuyor. Yatırım olmayınca, yeni iş imkânları yaratılamıyor. İş olmayınca da aş olmuyor. Hukuksuzluk, vatandaşlarımızın cebini ve mutfaktaki tencereyi vuruyor. Saray’ın yaratmaya çalıştığı “ekonomi rayında” algısının aksine, son iki yılda ekonomimiz tepe taklak gidiyor. Bir yanda işsizlik, bir yanda hayat pahalılığı, vatandaşlarımızı ezip geçiyor. TÜİK’in kendisinden başka kimseye güven vermeyen rakamlarıyla dahi, dünyada en yüksek enflasyona sahip ülkeler liginde ilk 20’deyiz. Millet salgında perişan oldu, kısa çalışma, ücretsiz izin dinerek emekçilerimizin maaşları kuşa döndürüldü. O maaşları da emekçilerimizin kumbarası olan İşsizlik Fonundan ödüyorlar. İnsanlarımız açlık sınırının yarısı kadar bir parayla, 1.168 lirayla yaşama tutunmaya çalışıyorlar. Durum bu, Ankara’da ekmeğe zam geliyor. Saray sakinlerinden çıt yok. Belli ki ülkede olan biteni, “Ekmek bulamazlarsa pasta yesinler” diyerek izliyorlar.

 

EKONOMİ TUTMADI, YENİ HEDEF 10 BÜYÜK “DEVLETTEN” BİRİ OLMAK

Saray ve sosyete damadı daha geçen yıl 2,5 milyon kişiye iş ve istihdam sözü verdi. Son iki yılda buna karşılık işi, gücü olan 3 milyon 208 bin yurttaşımız işini kaybetti. 2,5 milyon iş nerede, 3 milyon 208 bin işini kaybeden yurttaş nerede? İşsiz yurttaşlarımızın sayısı 10,5 milyonu aştı. 5 milyonu aşkın vatandaşımızda çalışıyor görünüyor ama iş başında değil. Bu ucube rejime geçildiğinden beri milli gelirimiz 145 milyar dolar eridi. Dünyanın en büyük 17. ekonomisiydik, iki yılda 19. sıraya düştük. Bu gidişle ilk 20’den de düşeceğiz. Öyle anlaşılıyor ki ilk 10 ekonomi hedefi Sarayın gündeminden düştü. Sarayın kibirlisi hafta sonu yeni bir hedef koydu. Şimdi “10 büyük devletten biri olacağız” demeye başladı. Millet çöp konteynerlerinden ekmek ararken, bunların Saraylarındaki tek bir musluğun fiyatı, dört asgari ücrete bedelken ne 10 büyük ekonomiden biri oluruz ne de 10 büyük devletten biri… Lafla, peynir gemisi yürümez…

 

KAMUYA ATAMALARDA TACİZCİ DİN BEZİRGANININ REFERANSI GEÇERLİ

Gazi Mustafa Kemal Atatürk daha 1923’te, nasıl büyük devlet olunacağını söylüyor: “Birçok âlimler, düşünürler, girişimciler zaman zaman, bu vatanı bayındır hale getirmeye, gerçek kurtuluşa eriştirmeye çalışmışlardır. Bazıları bütün kalpleriyle, vicdanlarıyla çalışmışlardır. Hâlbuki netice, bir muvaffakiyet göstermiyor. Acaba bunun sebebi nedir? Efendiler, bunun sebebi, şimdiye kadar memlekette bir devlet siyaseti, devlet programı değil, şahsi siyaset, fikirlere göre değişen programlar takip olunmasıdır.” Memleketi keyfine göre, “Şahsım” siyasetiyle, bir aile şirketi gibi yöneteceksin, sonra da “ilk on devlet arasına gireceğim” diye millete umut vereceksin. Bugün dış politika, milli savunma, milli eğitim gibi milli ve partiler üstü olması gereken konularda dahi işler “şahsım hükümetinin” keyfine göre yürütülüyor. Türkiye, bölgesinde bir başına kaldı, en haklı davalarını bile dünyaya anlatmakta sıkıntı çekiyor, askerlerimiz bir cepheden diğerine sürekli taşınıyor, çocuklarımız üniversite sınavında 40 matematik sorusundan, sadece 5’ini cevaplayabiliyorlar, insanlarımız işsiz, aç, yorgun, umutsuz, devlette liyakat diye bir şey kalmamış. Devlet protokolde çocuk tacizcisi din bezirgânları oturuyor, kamuya atamalarda liyakat değil, bu tacizcilerin referansları geçerli oluyor.

 

KOMİK YETMEZ, TRAJİKOMİK

Ucube tek adam vesayet rejimiyle, bırakın dünyada 10 büyük devlet arasına girmeyi ciddi devletler liginden de düşeceğiz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti elbette büyük bir devlettir. Tek adam vesayet rejimini sandıkta tasfiye ettikten sonra, istişareyle, toplumsal uzlaşmayla, ülkemizin içine düşürüldüğü bu sıkıntıdan kurtulacağına eminiz. Büyük devlet; güçlü bir demokrasiyle olur, adalet ve hukukun üstünlüğüyle olur, güçlü bir ekonomiyle olur, iyi eğitilmiş, öz güvene sahip gençlerle olur. Demokrasimizi katledenlerin, adaleti bitirenlerin, eğitimi ve ekonomiyi perişan edenlerin, şimdi ülkemizi dünyadaki 10 büyük devlet arasına sokma vaadi komiktir. Komik de değil, yetmez traji-komiktir.

 

IMF KAPISINI ÇALAN SON BAŞBAKAN KENDİSİ

Ama dillerinin kemiği yok. Sarayın kibirlisi hafta sonu hızını alamadı, “Türkiye’nin ayaklarına takılan ekonomik prangayı parçalayıp kenara attık” deyiverdi. Sarayın kibirlisi ve sosyete damadı, bugünde çıkmış 23,5 milyar dolar IMF borcunu ödedik diye böbürleniyorlar. O borcun yarısını alan bir kere kendisi… yetmez IMF kapısını en son çalan Başbakan da kendisi… Ama her şeyden önemlisi, 23,5 milyar dolar borcu ödemekle övünüyor ama geldiğinde, 129 milyar dolar olan Türkiye’nin dış borcunu, 431 milyar dolara çıkardığından bahsetmiyor. Millettin kara gün parasına, Merkez Bankası’nın ihtiyat akçesine el koyup, yandaş müteahhitleri besleyen kendisi. Faizcilere ucuz dolar avro satıp, Türkiye’nin rezervlerini güneş görmüş kar gibi eriten kendisi…

 

BU TEHDİTLER PARMAK SALLAMAK DEĞİL Mİ?

Kaç defa “Aman yapmayın, borç alan emir alır” diye kendisini uyardık… Oralı dahi olmadı. Peki, ne oldu? Şimdi ABD’den “dostu Trump”, emri veriyor, Sarayın kibirlisi de “Bu can bu tende oldukça alamazsın” dediği rahibi, bir gecede iadeli taahhütlü Oval Ofis’e yolluyor. Seçim döneminde de Trump, bu rahip meselesi üzerinden propaganda yapıyor. Rahip için seçim filmleri çektiriyor. Trump, “Erdoğan benim sözümü dinler” diyor. Cumhurbaşkanlığı makamıyla alay ediyor. Sarayın kibirlisinin gıkı çıkabiliyor mu? Hayır. Yine ABD Senatosu, Saray’ı “Mal varlığını sorgularım” diye tehdit ediyor. Suriye’deki Barış Pınarı Harekâtı apar topar durduruluyor. Bu ne biçim “prangaları” söküp atmak? En son AB Konseyi Başkanı çıkıyor, Doğu Akdeniz’in ısındığı şu günlerde, Türkiye’ye karşı “havuç-sopa yöntemine başvuracaklarını” söylüyor. Şimdi yani istediklerini yaparsak havuç verecekler ödüllendirecekler, yapmazsak sopayla cezalandıracaklar. Bu ne cüret… ama Saray’ın ağzında “Kimse Türkiye’ye parmak sallayamaz” lafları. Parmak sallayamaz da bunlar ne? Bu tehditler, Türkiye’ye parmak sallamak değil mi? Siz de bu parmak sallayanlara, tehdit edenlere, sopa gösterenlere istedikleri her şeyi veriyorsunuz. Sonra da çıkıp bir araba dolusu laf-ı güzaf… Milletin karnı, bu boş laflara tok. Ne prangaları parçalayıp atması, milletin iki ayağına birden prangayı bağladınız.

 

İÇERİDE DÜNYA LİDERİ, DIŞARIDA PISMIŞ KEDİ

İçeride “dünya lideri”, dışarıda “pısmış kedi” olan Saray, sanırız anlattığı hikâyelere kendisi de inanamıyordur. Öyle ya… iddia ettikleri gibi ülkemizi “bölgesel ve küresel bir güç” yapan bir hükümetten, en azından şu salgın döneminde, vatandaşlarına 5 maskeyi ücretsiz dağıtması beklenirdik. Yapabildiler mi, dağıtabildiler mi? Hayır. 40 yıldır kendisine vergi ödeyen esnafa, 40 gün bakabilmesini beklerdik. Yapabildiler mi? Hayır. Vatandaşa karşılıksız destek vermelerini beklerdik. Verebildiler mi? Hayır. Ne yaptılar? Destek vereceklerine IBAN numarası gönderip, bağış istediler.

 

340 MİLYON TL NİRE, 15 MİLYON TL NİRE

Bağış deyince… Bunların bağış konusunda sabıkası kabarık… Hatırlayacaksınız, 15 Temmuz şehitlerinin yakınları ve gaziler için 300 milyon TL’den fazla para toplanmıştı. Faiziyle hesap edersek 340 milyon TL’ye yakın bir paradan bahsediyoruz. 4 yıl geçti, yok vakıf kuracağız, yok kurduk dağıtacağız, şöyle yapacağız, böyle yapacağız derken, şehit yakınları ve gaziler için toplanan paradan ancak 15 milyon TL’si dağıtılmış. Sarayın sevdiği şekliyle söylersek: 340 milyon TL nire… 15 milyon TL nire… Neden bu paraları şehit yakınlarına ve gazilere dağıtmıyorsunuz? Neden zamana oynuyorsunuz? Cevap yok.

 

DOĞRUDAN GELİR DESTEĞİNDE, G-20’NİN SONUNCUSUYUZ

Devam ediyoruz… Salgın döneminde, bütçeden yapılan ilave harcama veya vazgeçilen gelirler Milli Gelirin yüzde 1’ini bile bulmuyor. Saray, G-20 hükümetleri içerisinde, vatandaşlarına en az doğrudan gelir desteği veren hükümet. Esnafa, tüccara, vatandaşa “destek” diye “borç” verdiler. Onu da herkese vermediler. Bize bu konuda çok ciddi şikâyetler geliyor. Bu kürsüden defalarca söyledik. Ama benzer şikâyetler anlaşılan TBMM’ye bağlı Kamu Denetçiliği Kurumuna da yapılmış. Vatandaşlarımızın, salgın döneminde, kamu bankalarından kredi alamadığı yönünde çok yoğun şikâyetler varmış. Kredi alabilen bir kısım vatandaşlarımız ise şimdi ödeme vakti yaklaştıkça kara kara düşünüyorlar.

 

SORUMLULUK YAKAR TOP OLDU

Bu salgında milletin sadece cüzdanı değil, canı da tehdit altında. Salgında can kayıpları yeniden artmaya başlayınca, sorumluluk yakar top oldu. Kimse bu topu elinde tutmak istemiyor. İlkin Bilim Kurulu üyeleri, “Alınan kararlarda bizim rolümüz yok” dedi. Sonra Sağlık Bakanı çıktı “Düğün salonlarının açılmasını ben istemedim” dedi. Peki, salgınla mücadelede alınan kararları Bilim Kurulu almıyorsa, Sağlık Bakanı almıyorsa kim bu kararları alıyor? Demek ki Sarayın kibirlisi… Şimdi sarayın kibirlisi de çıkmış milleti suçluyor. Sanki daha bir hafta önce Giresun’da vatandaşlarımızı balık istifi şeklinde meydana toplayan kendisi değilmiş gibi… “Düğünlerde dikkat diyoruz, uyulmuyor. Mesafe diyoruz, uyulmuyor. Maske diyoruz, uyulmuyor” diye sorumluluğu yine vatandaşın üstüne yıkmaya kalkıyor.

 

YASA, HUKUK, CEZA BİR TEK FAKİRE FUKARAYA İŞLİYOR

Tabi işin bir de diğer yüzü var: Vatandaşın düğününe 1 saat sınırı konuyor, yemek vermek yasak, açık içecek ikram etmek yasak deniyor. İstanbul’da “sosyal mesafeyi hiçe sayarak kına yaptınız” diye 11 kişiye 35 bin TL ceza kesiliyor. Fakat AK Parti’nin milletvekili, devlet erkanının önünde, hiçbir kural ve sınıra uymayarak 1.500 kişilik düğün yapıyor. AK Parti milletvekilinin savunmasına ise “Özrü kabahatinden büyük mü” diyelim, “Kaş yapayım derken göz çıkarmış” mı diyelim bilemedik. Beyefendi diyor ki, “Pişman değilim, oğlumu evlendirdim. Gelene ‘gelme’ diyemem ki. Uzaktan gelen misafirlerimiz olduğu için yemek ikramı da yaptık.” Bir de gülüyor, “Ben Ağrılıyım, yapmasan, ‘Bir yemek yedirmeden yolladı’ derler” diye ekliyor. Bu ülkede yasa, hukuk, ceza bir tek fakir, fukara milletimize mi işliyor? Sağlık Bakanı, bu konuda bir şey diyebilecek mi? Yoksa Erdoğan’ın Giresun mitingde yaptığı gibi kör, sağır ve dilsiz rolünü mü oynayacak?

 

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

 

Soru- Hafta sonu Ankara – Niğde otoyolu açıldı. Bu yolda coil projesi çerçevesinde yapıldı. Yine geçiş garantileri verildiği anlaşılıyor. Bu konuda görüşünüz nedir? Araç geçişi verilen garantinin altında kaldığı için her yola devletin kasasından milyarlar gidiyor. Son örnek Osmangazi köprüsü oldu. Geçilmediği için devlet 1 milyar 750 milyon lira ödeyecek. Bu konuyla ilgili görüşleriniz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Şimdi önce bu hafta sonu açılan Ankara – Niğde yolunun hayırlı olmasını diliyorum. “Bu ülkede taş üstüne taş koyandan Allah razı olsun” deriz tabi ki. Bizim itirazımız yatırıma değil, yatırımın nasıl yapıldığına. “Bir kuruş harcamadan yapıyoruz” deyip milletin sırtına milyarlarca dolar, avro yükü yüklüyorlar. Yıllar boyu ödenecek döviz garantileriyle milletimize devasa faturalar çıkıyor. Şimdi Ankara – Niğde yolunun tüm bölümleri hizmete geçtiğinde yoldan geçmenin ücreti 115 lira 50 kuruş olacakmış arabalar için. Bunu vatandaş nasıl ödeyecek? İşletme süresi yapım süresiyle birlikte yaklaşık 12 yıl olacak 12 yıl boyunca bu paralar alınacak. Yani bu da aynen diğer Kamu Özel İşbirliği projeleri gibi, Yavuz Sultan Selim Köprüsü gibi Deli Dumrul Köprüsü olacağa benziyor. Geçenden bir akçe, geçmeyenden iki akçe… Yola geçiş garantisi verildiğini Erdoğan’ın açılışta yaptığı konuşmadan anlıyoruz. Ama bu garantiler dövizle mi verildi, Türk lirasıyla mı verildi söylemedi. İnşallah bu yolda Kütahya’daki Zafer Havalimanı’na veya diğer köprü ve yollara benzemez diyoruz.

 

Soru- MHP lideri Devlet Bahçeli anayasal suçlar, terör ve kadın ve çocuklara yönelik cinsel saldırı suçları için idam istedi. TBMM Başkanı Şentop’da belli suçlar için idam cezası olabileceğini belirtti. AK Parti Grup Başkanvekili Cahit Özkan’ın da vatandaş istiyorsa getirmek zorundayız şeklinde açıklamaları var. Bu konuda CHP’nin yorumları nedir? İdam cezasının meclis gündemine gelmesi halinde CHP nasıl bir yol izleyecek?

Faik ÖZTRAK- Nasıl yol seçeceğimiz açık. Biz CHP olarak, sosyal demokrat bir parti olarak idam cezasına karşıyız. Ancak bu idam cezası meselesi, ülkenin ekonomiyle ilgili ne zaman başı sıkıntıya girse, ülkeyi yönetenler tarafından gündeme getiriliyor. Ben açıkça şunu söyleyeyim, bu ya gündemi değiştirme çabasıdır ya da FETÖ’nün yurtdışına kaçan örgüt elemanlarına örtülü af çıkarma çabasıdır. Çok açık söyleyeyim, ülkenin taahhütleri ortadadır, Avrupa’yla ilişkilerimizin arkasında yatan anlaşmalar ortadadır. Dolayısıyla idam cezasının kaldırılması AB’yle olan ilişkilerimizin bitmesi anlamına gelir. Ama onun yanında ülkeye idam cezasının getirilmesi sonucunda yurtdışına kaçan FETÖ örgütü elemanlarının bu ülkeye “Sizde idam cezası var” denilerek iade edilmemesi sonucunu doğurur. O nedenle milletin gündemini işgal etmesinler bununla… İdam cezası getirmeyi düşüneceklerine, Meclis’in önünde açım diyerek kendini yakan vatandaşımızın durumunu düşünsünler, o meseleyi çözmeye çalışsınlar.

 

Soru- Uşşaki Şeyhinin 12 yaşındaki bir çocuğa cinsel istismarda bulunmasına yönelik her kesimden tepki var. Ama iktidar kanalından herhangi bir tepki gelmemesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Uşşaki tarikatı gerçeği AK Parti kurucularından ve Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Bülent Arınç’ın 2014’te cemaatlere yönelik biz varsak siz varsınız, biz yoksak siz yoksunuz sözlerini tekrar gündeme getirdi. Bu konuya ilişkinde değerlendirmeniz nasıl?

Faik ÖZTRAK- Şimdi hakikaten bu belki ülkemizde yaşanan en önemli olaylardan bir tanesi. Ama anlaşılan bu AK Parti yöneticileri tarafından rutin olarak görülüyor herhalde ki onun için sesleri çıkmıyor. Merak ediyorum, Recep Tayyip Erdoğan her konuda konuşuyor, neden bu konuda konuşmuyor, neden susuyor? Protokollerde ağırladıklarından dolayıdır ya da bugün atılan tweetlerden gördüğümüz, bu din bezirganının dini bütün olarak önerdiği polis memurlarını, bekçileri göreve aldıklarından dolayı bir mahcubiyet nedeniyledir diyeceğim ama böyle bir mahcubiyet duyduğunu da hiç sanmıyorum.

Bülent Arınç’ın sözlerine gelince, doğru söylemiş. AK Parti varsa bu cemaatler, tarikatlar sahte din bezirganları ortada dolaşır. AK Parti olmazsa bu sahte bezirganların ortada dolaşmasına kimse izin vermez. Bu ülke her zaman gerçek dindarların yanında olacak, bu sahte bezirganların da kutsal dinimizi istismar etmesine izin vermeyecektir.

 

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan Doğu Akdeniz’de yaşanan gerilime ilişkin “Türkiye, Türk milleti olarak biz her ihtimal ve sonuca hazırlıklıyız” dedi. Bir de Erdoğan’ın partisinin MYK’sında Güney Kıbrıs hariç her ülkeyle masaya oturabileceğini söylediği ifade edildi. Siz bu açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Bundan önceki açıklamalarımda da söyledim, biz ülkemizin Doğu Akdeniz’deki, Ege’deki, Mavi Vatan üzerindeki hak ve menfaatlerinin sonuna kadar korunmasından yanayız. Ama burada diplomasiye, müzakerelere öncelik verilmesi gerekir. Bu çerçevede ülkemizin haklarının öncelikle korunması gerekir. Diplomasiyi, müzakereyi biz bunları söylediğimizde hatırlamayanların, bugün bunları hatırlamaları ilginçtir.

 

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan az önce yaptığı konuşmada “ekonomimizi yeniden rayına oturttuk. Ağustos ivmeleri bunu gösteriyor” dedi. Sizin bu açıklamaya ilişkin yorumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- İşsiz sayınız 10,5 milyon olmuş; doların, avronun Türk lirası karşısındaki değeri rekorlar kırıyor, vatandaş işsizlikten inim inim inliyor, açlık kol geziyor, açlık sınırının yarısı kadar zorunlu izne çıkarılan işçilere para ödüyorsunuz. Ondan sonrada kalkıp ekonomi rayında diyorsunuz. Bu ray ne biçim bir raymış.

 

Soru- Atatürk’ün emriyle 1924 yılında Heybeli Ada da kurulan Türkiye’nin ilk pandemi hastanesi, İslami eğitim merkezi kurmak amacıyla Diyanet’e verildi. Bu konudaki görüşleriniz nedir?

Bakan Albayrak, “Covid olmasaydı 40 milyar dolar turizm geliri olacaktı. Cari açık değil cari fazlayla devam edecektik” dedi. Bu açıklamayı nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Önce ilkiyle ilgili yorumumu yapıyım. Bir kere şunu açıkça ifade etmek isterim ki, Heybeli Ada’daki pandemi hastanesinin şu pandemi döneminde Diyanet İşleri Başkanlığı’na devredilmesi şaka gibidir. Bence bunun arkasında olsa olsa şu olabilir, Diyanet İşleri’nin ve Diyanet Vakfı’nın çok fazla miktarda parası vardır. Bütçenin durumu da malumdur. Saray bu hastaneyi Diyanet İşlerine vermek suretiyle onarsınlar istemektedir diye düşünüyorum. Onarttırıp derhal pandemi hastanesi yapmalıdır.

Soru- Efendim bir de Berat Albayrak’ın açıklaması…

Faik ÖZTRAK- Şimdi açıkçası gerçekten üzülüyorum ben. Yani ülkenin ekonomisini yöneten bir kimsenin bu tür analizler yapmasını, bu tür laflar söylemesini gerçekten şaşkınlıkla karşılıyorum. Pandemi olmasaydı, 40 milyar dolar turizm geliri olsaydı diğer her şey aynı mı kalacaktı? Ekonomiye böyle mi bakılır? İktisatçıların “ceteris paribus” dediği bir durum vardır. Yani diğer her şey aynı kalırsa… Ekonomi böyle bir şey değil ki, yaşayan bir şey. İşte onun için zaten bütün bu sıkıntıları çekiyoruz. Bu adeta halamın bıyıkları olsaydı amcam olurdu demek gibi bir şey.

 

Soru- CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu 16 maddelik buhrandan çıkış çağrısında IMF ile yeni düzen netleştirilmeli demişti. Siz de İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Durmuş Yılmaz ile Ankara’daki bir otelde IMF yetkilileriyle görüşmüştünüz. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ise bugün “IMF ile kapalı kapılar ardında pazarlığa tutuşanların bir daha Türkiye’yi eski günlerine geri döndürmesine asla izin vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı. Bu konuyla ilgili görüşünüz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bir kere Genel Başkanımızın sözlerinin arkası var… “Eğer bu ilişkiyi IMF’yle sürdürmeyecekseniz kabul ama o zaman oradaki sermayemizi de geri alın milletimiz için kullanın” diyor.

IMF ile görüşme meselesini Ulusal Kanal sorduğu için ben teşekkür ediyorum. Ben bir dönem bu ülkede Hazine Müsteşarlığı yaptım ve IMF’yle görüşmeleri yürüttüm. Ben bu görüşmeleri yürütürken IMF kiminle görüşmek isterse ona izin verirdim ve onların yanında da bir Hazine memurunu gönderirdim ne konuştuklarına dair not tuttururdum. Biz gizli saklı bir görüşme yapmadık. Uluslararası Para Fonu kendi müktesebatı çerçevesinde sadece iktidarla değil gittiği ülkede muhalefetle de görüşmek durumundadır. Bu IMF’nin kuralları içinde vardır. Dolayısıyla IMF heyeti bize gelirken yanlarında bir tane Hazine memuru olması lazımdı. Ya bunu bilmiyorlar ya da komplo kuruyorlar. Ayrıca otel odası falan değil, oteldeki bir toplantı salonunda herkesin gözü önünde bu toplantı yapılmıştır. Bizim kimseden saklımız, gizlimiz, saklımız olmaz. Biz iktidara gelmeden önce gençlerimizi IMF’ye Dünya Bankasına gönderip “Hiç merak etmeyin, sizin programınızı uygulayacağız” diyenlerden de olmayız.

 

Soru- İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in “Kadın cinayetleri için idamı getirsinler hemen imzalayayım” açıklamasıyla, “Elbette Cumhurbaşkanlığını çok isterim” sözlerini Millet İttifakı olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- İdam meselesini söyledim, tamamen ülkenin gündemini değiştirmeye dönük bir çabadır. Sayın Akşener’in söylediği sözler eskiden söylenmiş olan sözlerdir. Bu sabah yapılan yayında bunları söylememiştir. Farklı bir şey söylemiştir. Gayet dikkatle dinledim. Cumhurbaşkanı olmayı istemek de her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının hakkıdır. Bu memlekete hizmet etmek isteyen herkes Cumhurbaşkanı olmayı isteyebilir. Bu soru bize neden soruluyor onu da anlamakta güçlük çekiyorum.

 

Soru- Muharrem İnce’nin Sivas mitingiyle ilgili MYK’da bir değerlendirme oldu mu? Genel Merkez Muharrem İnce’nin bu başlattığı hareketi ve mitingi nasıl değerlendiriyor?

Faik ÖZTRAK- Arkadaşlar mitingdi, şuydu buydu bunlarla ilgili bir değerlendirme MYK’nın gündeminde yok. MYK’nın gündeminde çok farklı şeyler var. MYK’nın gündeminde açlık var, işsizlik var, intiharlar var. Biz bunları tartışıyoruz. Bunları nasıl çözeriz ona bakıyoruz. Borçlar var, ekonomik sorunlar var, hukuksuzluklar var.

 

Soru- Bugün bazı gazetelerde de yer aldı. Partinizin hazırladığı bir Kürt meselesine ilişkin rapor vardı. Bu rapor hazırlık çalışmaları tamamlandı mı, önümüzdeki süreçte gelecek mi neler söylersiniz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi geçen hafta neyin bu raporla ilgili neyin ne olduğunu açıkladım. Bu gündemi değiştirme çabasını dikkatle izliyoruz ve buna da izin vermek istemiyoruz. Tabi ki bu rapor hazırlanıyor, bu mesele gündeme geldiği zaman biz de görüşlerimizi açıklayacağız.

 

Soru- Efendim CHP 9 Eylül’de 97. yılını kutlayacak ama biliyorsunuz Ankara’da vakalar oldukça arttı. Sayın Genel Başkan Yardımcısı Onursal Adıgüzel’in de testi pozitif çıkmıştı. Bu şartlarda yapılacak mı yine kutlama etkinlikleri?

Faik ÖZTRAK- Düşündüğümüz formatta değil ama farklı bir formatta, dijital ağırlıklı olarak hazırlıklarımızı yapıyoruz.

 

Soru- Farklı bir formatta derken?

Faik ÖZTRAK- Yani dediğim gibi ağırlıklı olarak dijital formatta olacak.

 

Soru- Yani Ahlatlıbel’deki etkinlik duruyor mu?

Faik ÖZTRAK- Ahlatlıbel’deki etkinlik yerine belki televizyon kanallarında bir etkinlik yapacağız.

 

SARAY İLE ÜLKENİN GERÇEKLERİ ARASINDA FERSAH FERSAH FARK VAR

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine ilişkin düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

 

Sözlerime dün İdlib’de eli kanlı hain teröristlerce şehit edilen Piyade Uzman Çavuşumuz Serdar Aslan’a Allah’tan rahmet, kederli ailesine sabır, milletimize baş sağlığı dileyerek başlamak istiyorum. Mekanı cennet olsun diyoruz.

 

9 EYLÜL’ÜN YIL DÖNÜMÜ

İçinde bulunduğumuz hafta, Milletimiz ve Partimiz için önemli günlerin yıl dönümlerini barındırıyor. Kurtuluş Savaşı’nın kaderini belirleyen Başkomutanlık Meydan Muharebesi, 30 Ağustos 1922 günü zaferle sonuçlandı. Ardından, 1 Eylül 1922 günü Başkomutan Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” emrini verdi. Atamızın; “Ulusumuzun özgürlük ve bağımsızlık düşüncesinin ölümsüz bir anıtıdır” dediği, bir ulusun emperyalizme karşı en şanlı mücadelesi, 9 Eylül’de İzmir’in düşman işgalinden kurtarılmasıyla taçlandırıldı. Güzel İzmir’in kurtuluşunun 98. yıl dönümünü şimdiden kutluyoruz. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, kurtuluş mücadelemizin tüm kahramanlarını rahmetle, minnetle anıyoruz.

 

ÜLKEMİZİN GELECEĞİNDE CHP VAR

9 Eylül’ün, Partimiz için ayrı bir önemi daha var. Cumhuriyet Halk Partisi, Kurtuluş Savaşı’nı örgütleyen ve yürüten Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin devamı olarak, Mustafa Kemal Atatürk tarafından tam 97 yıl önce, 9 Eylül 1923’te kuruldu. Kurulduğu ilk günden itibaren de, Cumhuriyetimizin aydınlanma ve ülkemizin çağdaş medeniyetler seviyesinin üzerine çıkma mücadelesinin öncüsü oldu. Ebedi Genel Başkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Cumhuriyetle beraber iki büyük eserimden biridir” dediği, Türkiye ve dünya siyasetinin en uzun ömürlü partilerinden biri olan Cumhuriyet Halk Partisi; güçlü kökleri, bir asır boyunca, en sert rüzgârlara karşı durabilmiş sağlam gövdesi ve ülkemiz için her zaman umut olan yeni filizleriyle, içeride ve dışarıda milletimizin hakkını, hukukunu yılmadan savunmaya devam ediyor, devam edecek. CHP, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğinde de var olmayı sürdürecek. 97 yıl önce, Ulusal Kurtuluş Savaşımızın Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının kurduğu Partimizi; “Erdemli ve onurlu” mücadelesinden hiçbir güç geriye çeviremeyecektir.

 

SARAY İLE ÜLKENİN GERÇEKLERİ ARASINDA FERSAH FERSAH FARK VAR

Derler ki, “Hoşa giden yalanlar bir anda yutulur, ama acı gerçekler yudum yudum içilir…” Tek kişilik saray hükümeti, vatandaşlarımızın yaşadığı acıları ve gerçekleri, gerçek-ötesi popülist siyasetle, algı yönetimiyle, hoşa gidecek yalanlara dönüştürüp, millete tek seferde yutturmaya çalışıyor. Hafta sonunda söyledikleriyle Saray, yine Teyyo Pehlivan’a rahmet okuttu. Dönemlerinde ülkemizin, “Demokraside ve ekonomide” nasıl yükseldiğini ballandıra ballandıra anlattı. Bugün de “ekonomi rayında” dedi. Oysa Saray’daki sırça köşklerinden görünen ile ülkemizin gerçek manzarası arasında fersah fersah fark var.

 

ENDEKSLERE BAKMAYA GEREK YOK, OLANLARA BAKSAK YETER

Son iki yılda işbaşına gelen bu ucube tek adam vesayet rejimi, milletimize açık söylüyorum gün yüzü göstermedi, hem demokraside, hem de ekonomide hızla geriledik. Türkiye son iki yılda; Demokrasi Endeksi’nde 10 sıra birden düştü. Ülkemiz artık demokrasi olarak değil, “Hibrit Rejim” olarak tanımlanıyor. Bulunduğumuz yerden 3 sıra daha gerilersek, “Otoriter rejimler” ligine düşeceğiz. Aslında, demokratik zemindeki kaymayı anlamak için her hangi bir endekse de bakmaya ihtiyacımız yok. Her gün yeni bir anti demokratik karar veya eylemle karşı karşıya kalıyoruz. Kâh özgür medya keyfi kararlarla susturuluyor, kâh milletin seçtiği belediye başkanları mahkeme kararı olmadan görevden alınıyor, kâh belediye başkanlarının yetkileri, kaynakları budanıyor, kâh milletin sırtına bir gecede vergiler yükleniyor, bu vergilerle “Milletin şerefli annelerine küfreden” müteahhitlere, adrese teslim ihaleler dağıtılıyor. Kâh Saray hükümetine muhalefet edenler haksız, hukuksuz hapse atılıyor. Yıllarca zindanlarda tutuluyor.

 

ERİŞİM ENGELİ HABERİNE DE ERİŞİM ENGELİ

Sadece son dönemde yaşadıklarımıza bir bakın: Ortada doğru dürüst bir yasal gerekçe olmadan Oda TV internet sitesi kapatılıyor. Sarayın emrindeki RTÜK, Diyanet İşleri’ni ve Erdoğan’ı eleştiren Tele-1’in ekranlarını karartırken, ülkenin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, Atamızın kabrine hakaret eden müptezel kanala, adeta ödül gibi idari para cezası vererek işi geçiştiriyor. Saray efradıyla ilgili haberlere önce erişim engeli getiriliyor. Bu da yetmiyor, bu erişim engeli haberine de erişim engeli getiriliyor.

 

KAFA KESENE LAYIK GÖRÜLEN HUKUK, MUHALEFET EDENE LAYIK GÖRÜLMÜYOR

Müyesser Yıldız, Barış Pehlivan, Hülya Kılınç, Murat Ağırel gibi gazeteciler haksız yere, somut bir delil olmadan, iddianame olmadan zindanlara atılıyor, yargı eliyle terbiye edilmek isteniyor. Ama diğer tarafta, kafa kesen IŞİD terör örgütünün Türkiye Emiri olduğu söylenen bir şahıs, “Somut delil yok” denerek 10 defa serbest bırakılıyor. Bu ülkede, kafa kesenlere layık görülen hukuk, Saraya muhalefet edenlere layık görülmüyor. Ama buradan açıkça ifade edeyim, zalim, zulmüyle beraber zevalini de hızlandırıyor. Demokrasinin olmazsa olmazı, kuvvetler ayrılığıdır, sağlam bir hukuk devletidir. Son iki yılda Türkiye; Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde 6 sıra birden gerilemiştir. Şu anda dünyadaki 128 ülke içinde, “Hukukun üstünlüğü” konusunda 107. sıradayız. Yani dibin de dibindeyiz. Yargı, sarayın siyasi sopasına dönüşmüş durumda.

 

ORTA VADELİ PROGRAM ORTADA YOK

Hukuk demişken… Ortada bir 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu var. Bu kanuna göre; ülkemizde bütçe süreci, her yıl Orta Vadeli Program’ın yayınlanmasıyla başlar. Aynı Kanun’un 16. Maddesine göre Orta Vadeli Program, en geç Eylül ayının ilk haftasının sonuna kadar yayımlanır. Bunu da kendileri ertelediler. Bugün 7 Eylül… Eylül ayının ilk Pazar günü de dündü ve geçti… Ama Orta Vadeli Program’dan haber yok. Bunu her yıl söylemekten biz usandık, onlar dinlemekten usanmadı. TBMM’nin çıkardığı kanunlara en başta idarenin, yürütme organının uyması gerekir. Ama saray yasalara uymamayı alışkanlık haline getirdi. Parlamentonun en temel varlık sebebi bütçe yapmaktır. Sarayın sosyete damadına soruyoruz: Orta Vadeli Program nerede? Ne zaman yayımlanacak? Bir sürü atmalar, tutmalar ama yapmaları gereken, yayımlamakla mükellef oldukları doküman hala ortada yok.

 

YOLSUZLUK LİGİNDE RAKİPLERİMİZ: EKVADOR, SRİ LANKA, ETOPYA, GAMBİYA

Demokrasinin ve hukukun olduğu bir ülkede kanunlar harfiyen uygulanır. Hukuk devletinin olduğu, düzgün işlediği bir ülkede, yönetenler hesap verir. Yolsuzluk olmaz. Olursa da yapanlar tekrar söylüyorum hesabını verir. Türkiye bu ucube rejim yönetiminde, Yolsuzluk Algısı Endeksi’nde de 10 sıra birden gerilemiş. Çok üzülerek söylüyorum, bu alandaki rakiplerimiz: Ekvador, Sri Lanka, Etopya, Gambiya gibi ülkeler… Türkiye’nin vesayet rejimine geçişinin ardından, uluslararası sıralamalardaki çöküşü bütün bu verilerle ortada…

 

EKONOMİ TEPE TAKLAK GİDERKEN, SARAY “EKONOMİ RAYINDA” DİYOR

Hukuk devleti ve demokrasi olmadan güven olmuyor, güven olmadan yatırım olmuyor. Yatırım olmayınca, yeni iş imkânları yaratılamıyor. İş olmayınca da aş olmuyor. Hukuksuzluk, vatandaşlarımızın cebini ve mutfaktaki tencereyi vuruyor. Saray’ın yaratmaya çalıştığı “ekonomi rayında” algısının aksine, son iki yılda ekonomimiz tepe taklak gidiyor. Bir yanda işsizlik, bir yanda hayat pahalılığı, vatandaşlarımızı ezip geçiyor. TÜİK’in kendisinden başka kimseye güven vermeyen rakamlarıyla dahi, dünyada en yüksek enflasyona sahip ülkeler liginde ilk 20’deyiz. Millet salgında perişan oldu, kısa çalışma, ücretsiz izin dinerek emekçilerimizin maaşları kuşa döndürüldü. O maaşları da emekçilerimizin kumbarası olan İşsizlik Fonundan ödüyorlar. İnsanlarımız açlık sınırının yarısı kadar bir parayla, 1.168 lirayla yaşama tutunmaya çalışıyorlar. Durum bu, Ankara’da ekmeğe zam geliyor. Saray sakinlerinden çıt yok. Belli ki ülkede olan biteni, “Ekmek bulamazlarsa pasta yesinler” diyerek izliyorlar.

 

EKONOMİ TUTMADI, YENİ HEDEF 10 BÜYÜK “DEVLETTEN” BİRİ OLMAK

Saray ve sosyete damadı daha geçen yıl 2,5 milyon kişiye iş ve istihdam sözü verdi. Son iki yılda buna karşılık işi, gücü olan 3 milyon 208 bin yurttaşımız işini kaybetti. 2,5 milyon iş nerede, 3 milyon 208 bin işini kaybeden yurttaş nerede? İşsiz yurttaşlarımızın sayısı 10,5 milyonu aştı. 5 milyonu aşkın vatandaşımızda çalışıyor görünüyor ama iş başında değil. Bu ucube rejime geçildiğinden beri milli gelirimiz 145 milyar dolar eridi. Dünyanın en büyük 17. ekonomisiydik, iki yılda 19. sıraya düştük. Bu gidişle ilk 20’den de düşeceğiz. Öyle anlaşılıyor ki ilk 10 ekonomi hedefi Sarayın gündeminden düştü. Sarayın kibirlisi hafta sonu yeni bir hedef koydu. Şimdi “10 büyük devletten biri olacağız” demeye başladı. Millet çöp konteynerlerinden ekmek ararken, bunların Saraylarındaki tek bir musluğun fiyatı, dört asgari ücrete bedelken ne 10 büyük ekonomiden biri oluruz ne de 10 büyük devletten biri… Lafla, peynir gemisi yürümez…

 

KAMUYA ATAMALARDA TACİZCİ DİN BEZİRGANININ REFERANSI GEÇERLİ

Gazi Mustafa Kemal Atatürk daha 1923’te, nasıl büyük devlet olunacağını söylüyor: “Birçok âlimler, düşünürler, girişimciler zaman zaman, bu vatanı bayındır hale getirmeye, gerçek kurtuluşa eriştirmeye çalışmışlardır. Bazıları bütün kalpleriyle, vicdanlarıyla çalışmışlardır. Hâlbuki netice, bir muvaffakiyet göstermiyor. Acaba bunun sebebi nedir? Efendiler, bunun sebebi, şimdiye kadar memlekette bir devlet siyaseti, devlet programı değil, şahsi siyaset, fikirlere göre değişen programlar takip olunmasıdır.” Memleketi keyfine göre, “Şahsım” siyasetiyle, bir aile şirketi gibi yöneteceksin, sonra da “ilk on devlet arasına gireceğim” diye millete umut vereceksin. Bugün dış politika, milli savunma, milli eğitim gibi milli ve partiler üstü olması gereken konularda dahi işler “şahsım hükümetinin” keyfine göre yürütülüyor. Türkiye, bölgesinde bir başına kaldı, en haklı davalarını bile dünyaya anlatmakta sıkıntı çekiyor, askerlerimiz bir cepheden diğerine sürekli taşınıyor, çocuklarımız üniversite sınavında 40 matematik sorusundan, sadece 5’ini cevaplayabiliyorlar, insanlarımız işsiz, aç, yorgun, umutsuz, devlette liyakat diye bir şey kalmamış. Devlet protokolde çocuk tacizcisi din bezirgânları oturuyor, kamuya atamalarda liyakat değil, bu tacizcilerin referansları geçerli oluyor.

 

KOMİK YETMEZ, TRAJİKOMİK

Ucube tek adam vesayet rejimiyle, bırakın dünyada 10 büyük devlet arasına girmeyi ciddi devletler liginden de düşeceğiz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti elbette büyük bir devlettir. Tek adam vesayet rejimini sandıkta tasfiye ettikten sonra, istişareyle, toplumsal uzlaşmayla, ülkemizin içine düşürüldüğü bu sıkıntıdan kurtulacağına eminiz. Büyük devlet; güçlü bir demokrasiyle olur, adalet ve hukukun üstünlüğüyle olur, güçlü bir ekonomiyle olur, iyi eğitilmiş, öz güvene sahip gençlerle olur. Demokrasimizi katledenlerin, adaleti bitirenlerin, eğitimi ve ekonomiyi perişan edenlerin, şimdi ülkemizi dünyadaki 10 büyük devlet arasına sokma vaadi komiktir. Komik de değil, yetmez traji-komiktir.

 

IMF KAPISINI ÇALAN SON BAŞBAKAN KENDİSİ

Ama dillerinin kemiği yok. Sarayın kibirlisi hafta sonu hızını alamadı, “Türkiye’nin ayaklarına takılan ekonomik prangayı parçalayıp kenara attık” deyiverdi. Sarayın kibirlisi ve sosyete damadı, bugünde çıkmış 23,5 milyar dolar IMF borcunu ödedik diye böbürleniyorlar. O borcun yarısını alan bir kere kendisi… yetmez IMF kapısını en son çalan Başbakan da kendisi… Ama her şeyden önemlisi, 23,5 milyar dolar borcu ödemekle övünüyor ama geldiğinde, 129 milyar dolar olan Türkiye’nin dış borcunu, 431 milyar dolara çıkardığından bahsetmiyor. Millettin kara gün parasına, Merkez Bankası’nın ihtiyat akçesine el koyup, yandaş müteahhitleri besleyen kendisi. Faizcilere ucuz dolar avro satıp, Türkiye’nin rezervlerini güneş görmüş kar gibi eriten kendisi…

 

BU TEHDİTLER PARMAK SALLAMAK DEĞİL Mİ?

Kaç defa “Aman yapmayın, borç alan emir alır” diye kendisini uyardık… Oralı dahi olmadı. Peki, ne oldu? Şimdi ABD’den “dostu Trump”, emri veriyor, Sarayın kibirlisi de “Bu can bu tende oldukça alamazsın” dediği rahibi, bir gecede iadeli taahhütlü Oval Ofis’e yolluyor. Seçim döneminde de Trump, bu rahip meselesi üzerinden propaganda yapıyor. Rahip için seçim filmleri çektiriyor. Trump, “Erdoğan benim sözümü dinler” diyor. Cumhurbaşkanlığı makamıyla alay ediyor. Sarayın kibirlisinin gıkı çıkabiliyor mu? Hayır. Yine ABD Senatosu, Saray’ı “Mal varlığını sorgularım” diye tehdit ediyor. Suriye’deki Barış Pınarı Harekâtı apar topar durduruluyor. Bu ne biçim “prangaları” söküp atmak? En son AB Konseyi Başkanı çıkıyor, Doğu Akdeniz’in ısındığı şu günlerde, Türkiye’ye karşı “havuç-sopa yöntemine başvuracaklarını” söylüyor. Şimdi yani istediklerini yaparsak havuç verecekler ödüllendirecekler, yapmazsak sopayla cezalandıracaklar. Bu ne cüret… ama Saray’ın ağzında “Kimse Türkiye’ye parmak sallayamaz” lafları. Parmak sallayamaz da bunlar ne? Bu tehditler, Türkiye’ye parmak sallamak değil mi? Siz de bu parmak sallayanlara, tehdit edenlere, sopa gösterenlere istedikleri her şeyi veriyorsunuz. Sonra da çıkıp bir araba dolusu laf-ı güzaf… Milletin karnı, bu boş laflara tok. Ne prangaları parçalayıp atması, milletin iki ayağına birden prangayı bağladınız.

 

İÇERİDE DÜNYA LİDERİ, DIŞARIDA PISMIŞ KEDİ

İçeride “dünya lideri”, dışarıda “pısmış kedi” olan Saray, sanırız anlattığı hikâyelere kendisi de inanamıyordur. Öyle ya… iddia ettikleri gibi ülkemizi “bölgesel ve küresel bir güç” yapan bir hükümetten, en azından şu salgın döneminde, vatandaşlarına 5 maskeyi ücretsiz dağıtması beklenirdik. Yapabildiler mi, dağıtabildiler mi? Hayır. 40 yıldır kendisine vergi ödeyen esnafa, 40 gün bakabilmesini beklerdik. Yapabildiler mi? Hayır. Vatandaşa karşılıksız destek vermelerini beklerdik. Verebildiler mi? Hayır. Ne yaptılar? Destek vereceklerine IBAN numarası gönderip, bağış istediler.

 

340 MİLYON TL NİRE, 15 MİLYON TL NİRE

Bağış deyince… Bunların bağış konusunda sabıkası kabarık… Hatırlayacaksınız, 15 Temmuz şehitlerinin yakınları ve gaziler için 300 milyon TL’den fazla para toplanmıştı. Faiziyle hesap edersek 340 milyon TL’ye yakın bir paradan bahsediyoruz. 4 yıl geçti, yok vakıf kuracağız, yok kurduk dağıtacağız, şöyle yapacağız, böyle yapacağız derken, şehit yakınları ve gaziler için toplanan paradan ancak 15 milyon TL’si dağıtılmış. Sarayın sevdiği şekliyle söylersek: 340 milyon TL nire… 15 milyon TL nire… Neden bu paraları şehit yakınlarına ve gazilere dağıtmıyorsunuz? Neden zamana oynuyorsunuz? Cevap yok.

 

DOĞRUDAN GELİR DESTEĞİNDE, G-20’NİN SONUNCUSUYUZ

Devam ediyoruz… Salgın döneminde, bütçeden yapılan ilave harcama veya vazgeçilen gelirler Milli Gelirin yüzde 1’ini bile bulmuyor. Saray, G-20 hükümetleri içerisinde, vatandaşlarına en az doğrudan gelir desteği veren hükümet. Esnafa, tüccara, vatandaşa “destek” diye “borç” verdiler. Onu da herkese vermediler. Bize bu konuda çok ciddi şikâyetler geliyor. Bu kürsüden defalarca söyledik. Ama benzer şikâyetler anlaşılan TBMM’ye bağlı Kamu Denetçiliği Kurumuna da yapılmış. Vatandaşlarımızın, salgın döneminde, kamu bankalarından kredi alamadığı yönünde çok yoğun şikâyetler varmış. Kredi alabilen bir kısım vatandaşlarımız ise şimdi ödeme vakti yaklaştıkça kara kara düşünüyorlar.

 

SORUMLULUK YAKAR TOP OLDU

Bu salgında milletin sadece cüzdanı değil, canı da tehdit altında. Salgında can kayıpları yeniden artmaya başlayınca, sorumluluk yakar top oldu. Kimse bu topu elinde tutmak istemiyor. İlkin Bilim Kurulu üyeleri, “Alınan kararlarda bizim rolümüz yok” dedi. Sonra Sağlık Bakanı çıktı “Düğün salonlarının açılmasını ben istemedim” dedi. Peki, salgınla mücadelede alınan kararları Bilim Kurulu almıyorsa, Sağlık Bakanı almıyorsa kim bu kararları alıyor? Demek ki Sarayın kibirlisi… Şimdi sarayın kibirlisi de çıkmış milleti suçluyor. Sanki daha bir hafta önce Giresun’da vatandaşlarımızı balık istifi şeklinde meydana toplayan kendisi değilmiş gibi… “Düğünlerde dikkat diyoruz, uyulmuyor. Mesafe diyoruz, uyulmuyor. Maske diyoruz, uyulmuyor” diye sorumluluğu yine vatandaşın üstüne yıkmaya kalkıyor.

 

YASA, HUKUK, CEZA BİR TEK FAKİRE FUKARAYA İŞLİYOR

Tabi işin bir de diğer yüzü var: Vatandaşın düğününe 1 saat sınırı konuyor, yemek vermek yasak, açık içecek ikram etmek yasak deniyor. İstanbul’da “sosyal mesafeyi hiçe sayarak kına yaptınız” diye 11 kişiye 35 bin TL ceza kesiliyor. Fakat AK Parti’nin milletvekili, devlet erkanının önünde, hiçbir kural ve sınıra uymayarak 1.500 kişilik düğün yapıyor. AK Parti milletvekilinin savunmasına ise “Özrü kabahatinden büyük mü” diyelim, “Kaş yapayım derken göz çıkarmış” mı diyelim bilemedik. Beyefendi diyor ki, “Pişman değilim, oğlumu evlendirdim. Gelene ‘gelme’ diyemem ki. Uzaktan gelen misafirlerimiz olduğu için yemek ikramı da yaptık.” Bir de gülüyor, “Ben Ağrılıyım, yapmasan, ‘Bir yemek yedirmeden yolladı’ derler” diye ekliyor. Bu ülkede yasa, hukuk, ceza bir tek fakir, fukara milletimize mi işliyor? Sağlık Bakanı, bu konuda bir şey diyebilecek mi? Yoksa Erdoğan’ın Giresun mitingde yaptığı gibi kör, sağır ve dilsiz rolünü mü oynayacak?

 

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

 

Soru- Hafta sonu Ankara – Niğde otoyolu açıldı. Bu yolda coil projesi çerçevesinde yapıldı. Yine geçiş garantileri verildiği anlaşılıyor. Bu konuda görüşünüz nedir? Araç geçişi verilen garantinin altında kaldığı için her yola devletin kasasından milyarlar gidiyor. Son örnek Osmangazi köprüsü oldu. Geçilmediği için devlet 1 milyar 750 milyon lira ödeyecek. Bu konuyla ilgili görüşleriniz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Şimdi önce bu hafta sonu açılan Ankara – Niğde yolunun hayırlı olmasını diliyorum. “Bu ülkede taş üstüne taş koyandan Allah razı olsun” deriz tabi ki. Bizim itirazımız yatırıma değil, yatırımın nasıl yapıldığına. “Bir kuruş harcamadan yapıyoruz” deyip milletin sırtına milyarlarca dolar, avro yükü yüklüyorlar. Yıllar boyu ödenecek döviz garantileriyle milletimize devasa faturalar çıkıyor. Şimdi Ankara – Niğde yolunun tüm bölümleri hizmete geçtiğinde yoldan geçmenin ücreti 115 lira 50 kuruş olacakmış arabalar için. Bunu vatandaş nasıl ödeyecek? İşletme süresi yapım süresiyle birlikte yaklaşık 12 yıl olacak 12 yıl boyunca bu paralar alınacak. Yani bu da aynen diğer Kamu Özel İşbirliği projeleri gibi, Yavuz Sultan Selim Köprüsü gibi Deli Dumrul Köprüsü olacağa benziyor. Geçenden bir akçe, geçmeyenden iki akçe… Yola geçiş garantisi verildiğini Erdoğan’ın açılışta yaptığı konuşmadan anlıyoruz. Ama bu garantiler dövizle mi verildi, Türk lirasıyla mı verildi söylemedi. İnşallah bu yolda Kütahya’daki Zafer Havalimanı’na veya diğer köprü ve yollara benzemez diyoruz.

 

Soru- MHP lideri Devlet Bahçeli anayasal suçlar, terör ve kadın ve çocuklara yönelik cinsel saldırı suçları için idam istedi. TBMM Başkanı Şentop’da belli suçlar için idam cezası olabileceğini belirtti. AK Parti Grup Başkanvekili Cahit Özkan’ın da vatandaş istiyorsa getirmek zorundayız şeklinde açıklamaları var. Bu konuda CHP’nin yorumları nedir? İdam cezasının meclis gündemine gelmesi halinde CHP nasıl bir yol izleyecek?

Faik ÖZTRAK- Nasıl yol seçeceğimiz açık. Biz CHP olarak, sosyal demokrat bir parti olarak idam cezasına karşıyız. Ancak bu idam cezası meselesi, ülkenin ekonomiyle ilgili ne zaman başı sıkıntıya girse, ülkeyi yönetenler tarafından gündeme getiriliyor. Ben açıkça şunu söyleyeyim, bu ya gündemi değiştirme çabasıdır ya da FETÖ’nün yurtdışına kaçan örgüt elemanlarına örtülü af çıkarma çabasıdır. Çok açık söyleyeyim, ülkenin taahhütleri ortadadır, Avrupa’yla ilişkilerimizin arkasında yatan anlaşmalar ortadadır. Dolayısıyla idam cezasının kaldırılması AB’yle olan ilişkilerimizin bitmesi anlamına gelir. Ama onun yanında ülkeye idam cezasının getirilmesi sonucunda yurtdışına kaçan FETÖ örgütü elemanlarının bu ülkeye “Sizde idam cezası var” denilerek iade edilmemesi sonucunu doğurur. O nedenle milletin gündemini işgal etmesinler bununla… İdam cezası getirmeyi düşüneceklerine, Meclis’in önünde açım diyerek kendini yakan vatandaşımızın durumunu düşünsünler, o meseleyi çözmeye çalışsınlar.

 

Soru- Uşşaki Şeyhinin 12 yaşındaki bir çocuğa cinsel istismarda bulunmasına yönelik her kesimden tepki var. Ama iktidar kanalından herhangi bir tepki gelmemesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Uşşaki tarikatı gerçeği AK Parti kurucularından ve Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Bülent Arınç’ın 2014’te cemaatlere yönelik biz varsak siz varsınız, biz yoksak siz yoksunuz sözlerini tekrar gündeme getirdi. Bu konuya ilişkinde değerlendirmeniz nasıl?

Faik ÖZTRAK- Şimdi hakikaten bu belki ülkemizde yaşanan en önemli olaylardan bir tanesi. Ama anlaşılan bu AK Parti yöneticileri tarafından rutin olarak görülüyor herhalde ki onun için sesleri çıkmıyor. Merak ediyorum, Recep Tayyip Erdoğan her konuda konuşuyor, neden bu konuda konuşmuyor, neden susuyor? Protokollerde ağırladıklarından dolayıdır ya da bugün atılan tweetlerden gördüğümüz, bu din bezirganının dini bütün olarak önerdiği polis memurlarını, bekçileri göreve aldıklarından dolayı bir mahcubiyet nedeniyledir diyeceğim ama böyle bir mahcubiyet duyduğunu da hiç sanmıyorum.

Bülent Arınç’ın sözlerine gelince, doğru söylemiş. AK Parti varsa bu cemaatler, tarikatlar sahte din bezirganları ortada dolaşır. AK Parti olmazsa bu sahte bezirganların ortada dolaşmasına kimse izin vermez. Bu ülke her zaman gerçek dindarların yanında olacak, bu sahte bezirganların da kutsal dinimizi istismar etmesine izin vermeyecektir.

 

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan Doğu Akdeniz’de yaşanan gerilime ilişkin “Türkiye, Türk milleti olarak biz her ihtimal ve sonuca hazırlıklıyız” dedi. Bir de Erdoğan’ın partisinin MYK’sında Güney Kıbrıs hariç her ülkeyle masaya oturabileceğini söylediği ifade edildi. Siz bu açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Bundan önceki açıklamalarımda da söyledim, biz ülkemizin Doğu Akdeniz’deki, Ege’deki, Mavi Vatan üzerindeki hak ve menfaatlerinin sonuna kadar korunmasından yanayız. Ama burada diplomasiye, müzakerelere öncelik verilmesi gerekir. Bu çerçevede ülkemizin haklarının öncelikle korunması gerekir. Diplomasiyi, müzakereyi biz bunları söylediğimizde hatırlamayanların, bugün bunları hatırlamaları ilginçtir.

 

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan az önce yaptığı konuşmada “ekonomimizi yeniden rayına oturttuk. Ağustos ivmeleri bunu gösteriyor” dedi. Sizin bu açıklamaya ilişkin yorumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- İşsiz sayınız 10,5 milyon olmuş; doların, avronun Türk lirası karşısındaki değeri rekorlar kırıyor, vatandaş işsizlikten inim inim inliyor, açlık kol geziyor, açlık sınırının yarısı kadar zorunlu izne çıkarılan işçilere para ödüyorsunuz. Ondan sonrada kalkıp ekonomi rayında diyorsunuz. Bu ray ne biçim bir raymış.

 

Soru- Atatürk’ün emriyle 1924 yılında Heybeli Ada da kurulan Türkiye’nin ilk pandemi hastanesi, İslami eğitim merkezi kurmak amacıyla Diyanet’e verildi. Bu konudaki görüşleriniz nedir?

Bakan Albayrak, “Covid olmasaydı 40 milyar dolar turizm geliri olacaktı. Cari açık değil cari fazlayla devam edecektik” dedi. Bu açıklamayı nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Önce ilkiyle ilgili yorumumu yapıyım. Bir kere şunu açıkça ifade etmek isterim ki, Heybeli Ada’daki pandemi hastanesinin şu pandemi döneminde Diyanet İşleri Başkanlığı’na devredilmesi şaka gibidir. Bence bunun arkasında olsa olsa şu olabilir, Diyanet İşleri’nin ve Diyanet Vakfı’nın çok fazla miktarda parası vardır. Bütçenin durumu da malumdur. Saray bu hastaneyi Diyanet İşlerine vermek suretiyle onarsınlar istemektedir diye düşünüyorum. Onarttırıp derhal pandemi hastanesi yapmalıdır.

Soru- Efendim bir de Berat Albayrak’ın açıklaması…

Faik ÖZTRAK- Şimdi açıkçası gerçekten üzülüyorum ben. Yani ülkenin ekonomisini yöneten bir kimsenin bu tür analizler yapmasını, bu tür laflar söylemesini gerçekten şaşkınlıkla karşılıyorum. Pandemi olmasaydı, 40 milyar dolar turizm geliri olsaydı diğer her şey aynı mı kalacaktı? Ekonomiye böyle mi bakılır? İktisatçıların “ceteris paribus” dediği bir durum vardır. Yani diğer her şey aynı kalırsa… Ekonomi böyle bir şey değil ki, yaşayan bir şey. İşte onun için zaten bütün bu sıkıntıları çekiyoruz. Bu adeta halamın bıyıkları olsaydı amcam olurdu demek gibi bir şey.

 

Soru- CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu 16 maddelik buhrandan çıkış çağrısında IMF ile yeni düzen netleştirilmeli demişti. Siz de İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Durmuş Yılmaz ile Ankara’daki bir otelde IMF yetkilileriyle görüşmüştünüz. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ise bugün “IMF ile kapalı kapılar ardında pazarlığa tutuşanların bir daha Türkiye’yi eski günlerine geri döndürmesine asla izin vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı. Bu konuyla ilgili görüşünüz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bir kere Genel Başkanımızın sözlerinin arkası var… “Eğer bu ilişkiyi IMF’yle sürdürmeyecekseniz kabul ama o zaman oradaki sermayemizi de geri alın milletimiz için kullanın” diyor.

IMF ile görüşme meselesini Ulusal Kanal sorduğu için ben teşekkür ediyorum. Ben bir dönem bu ülkede Hazine Müsteşarlığı yaptım ve IMF’yle görüşmeleri yürüttüm. Ben bu görüşmeleri yürütürken IMF kiminle görüşmek isterse ona izin verirdim ve onların yanında da bir Hazine memurunu gönderirdim ne konuştuklarına dair not tuttururdum. Biz gizli saklı bir görüşme yapmadık. Uluslararası Para Fonu kendi müktesebatı çerçevesinde sadece iktidarla değil gittiği ülkede muhalefetle de görüşmek durumundadır. Bu IMF’nin kuralları içinde vardır. Dolayısıyla IMF heyeti bize gelirken yanlarında bir tane Hazine memuru olması lazımdı. Ya bunu bilmiyorlar ya da komplo kuruyorlar. Ayrıca otel odası falan değil, oteldeki bir toplantı salonunda herkesin gözü önünde bu toplantı yapılmıştır. Bizim kimseden saklımız, gizlimiz, saklımız olmaz. Biz iktidara gelmeden önce gençlerimizi IMF’ye Dünya Bankasına gönderip “Hiç merak etmeyin, sizin programınızı uygulayacağız” diyenlerden de olmayız.

 

Soru- İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in “Kadın cinayetleri için idamı getirsinler hemen imzalayayım” açıklamasıyla, “Elbette Cumhurbaşkanlığını çok isterim” sözlerini Millet İttifakı olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- İdam meselesini söyledim, tamamen ülkenin gündemini değiştirmeye dönük bir çabadır. Sayın Akşener’in söylediği sözler eskiden söylenmiş olan sözlerdir. Bu sabah yapılan yayında bunları söylememiştir. Farklı bir şey söylemiştir. Gayet dikkatle dinledim. Cumhurbaşkanı olmayı istemek de her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının hakkıdır. Bu memlekete hizmet etmek isteyen herkes Cumhurbaşkanı olmayı isteyebilir. Bu soru bize neden soruluyor onu da anlamakta güçlük çekiyorum.

 

Soru- Muharrem İnce’nin Sivas mitingiyle ilgili MYK’da bir değerlendirme oldu mu? Genel Merkez Muharrem İnce’nin bu başlattığı hareketi ve mitingi nasıl değerlendiriyor?

Faik ÖZTRAK- Arkadaşlar mitingdi, şuydu buydu bunlarla ilgili bir değerlendirme MYK’nın gündeminde yok. MYK’nın gündeminde çok farklı şeyler var. MYK’nın gündeminde açlık var, işsizlik var, intiharlar var. Biz bunları tartışıyoruz. Bunları nasıl çözeriz ona bakıyoruz. Borçlar var, ekonomik sorunlar var, hukuksuzluklar var.

 

Soru- Bugün bazı gazetelerde de yer aldı. Partinizin hazırladığı bir Kürt meselesine ilişkin rapor vardı. Bu rapor hazırlık çalışmaları tamamlandı mı, önümüzdeki süreçte gelecek mi neler söylersiniz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi geçen hafta neyin bu raporla ilgili neyin ne olduğunu açıkladım. Bu gündemi değiştirme çabasını dikkatle izliyoruz ve buna da izin vermek istemiyoruz. Tabi ki bu rapor hazırlanıyor, bu mesele gündeme geldiği zaman biz de görüşlerimizi açıklayacağız.

 

Soru- Efendim CHP 9 Eylül’de 97. yılını kutlayacak ama biliyorsunuz Ankara’da vakalar oldukça arttı. Sayın Genel Başkan Yardımcısı Onursal Adıgüzel’in de testi pozitif çıkmıştı. Bu şartlarda yapılacak mı yine kutlama etkinlikleri?

Faik ÖZTRAK- Düşündüğümüz formatta değil ama farklı bir formatta, dijital ağırlıklı olarak hazırlıklarımızı yapıyoruz.

 

Soru- Farklı bir formatta derken?

Faik ÖZTRAK- Yani dediğim gibi ağırlıklı olarak dijital formatta olacak.

 

Soru- Yani Ahlatlıbel’deki etkinlik duruyor mu?

Faik ÖZTRAK- Ahlatlıbel’deki etkinlik yerine belki televizyon kanallarında bir etkinlik yapacağız.

 

AKLINLA BİN YAŞA DAMAT!

 

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

SİVAS KONGRESİ İLK KURULTAYIMIZDIR

Bugün Sivas kongremizin başlamasının 101. yıl dönümü. Sivas Kongresi, sadece ülkemiz için değil, partimiz için de son derece önemli, özel bir gündür. Sivas Kongresi, Cumhuriyetimizin ve partimizin kurucusu, ilk Genel Başkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ifadesiyle, “Cumhuriyet Halk Partisi’nin ilk kurultayıdır.” Milletimizi emperyalizme karşı Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti çatısı altında birleştiren, kutlu mücadelesini başlatan Kongre’nin yıl dönümünde, canlarını ve kanlarını ortaya koyarak bu toprakları bize vatan kılan kahramanlarımızı, Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve aziz silah arkadaşlarını, bu vesileyle bir kez daha saygı ve rahmetle anıyoruz.

 

SAĞLIK BAKANININ RAKAMLARI TÜİK’İN RAKAMLARINA BENZEDİ

Zor geçen yaz aylarını yavaş, yavaş geride bırakıyoruz. Yaz bitiyor ama ülkenin yakıcı sorunlarının harareti bir türlü düşmüyor. Bir yanda yeniden zirve yapan salgın, diğer yanda; mutfaklarımızı, esnaflarımızı, çalışanlarımızı, KOBİ’lerimizi, çiftçilerimizi kavuran ekonomik buhran milletimizi perişan ediyor. Milleti unutan, liyakatsizlikle malul, oradan oraya savrulan, aspirin tedavisiyle, pansumanla ve boş boş konuşarak, “cambaza bak” diyerek günü kurtarmaya çalışan, tek kişilik saray hükümeti ülkenin sorunlarını daha da ağırlaştırıyor. Dünyada salgın ilk olarak Çin’in Wuhan kentinde başlamıştı. Şimdi uzmanlar Ankara’nın salgında yeni Wuhan olduğunu söylemeye başladılar. Devleti yönetenler halka doğruları söylemekle mükelleftir. Ama Sağlık Bakanının açıkladığı rakamlar, TÜİK’in rakamlarına benzedi. Artık yayımlanan rakamlara, açıklanan bu rakamlara kimse inanmıyor. Salgın yönetimi şeffaf değil. Uzmanlar verilere ulaşamıyor.

 

SORUMLULUK VATANDAŞA, GİDİŞAT ALLAH’A EMANET

Bu nedenlerle salgınla ilgili sağlıklı bir modelleme de yapılamıyor. Doğru dürüst bir mücadele stratejisi oluşturulamıyor. Devletin valisi; “Allah rızası için sokağa çıkmayın” diye yalvarıyor. Mücadelenin sorumluluğunu vatandaşa, salgının gidişatını da Allah’a bırakıyorlar.

 

SAĞLIK ORDUMUZUN KAYIPLARI ARTIYOR

Bilim Kurulunun adı var, kendi yok. Bilim Kurulu üyeleri, “alınan kararlarda bizim bir rolümüz yok” demeye başladılar. Bilim Kurulu’nun bir rolü yoksa bu kurulu neden kurdunuz? Biz CHP olarak, “süreç yönetiminin merkezinde Bilim Kurulu olmalı” dedik. “Hükümete önerilen tedbirleri, Bilim Kurulu içinden bir sözcü açıklarsa, işin ciddiyeti ve inandırıcılığı artar” dedik. Saray hükümeti, milletin sağlığını ilgilendiren bu önerilerimizi dinlemedi. Bu dönemde, hekimlerimizin, sağlık çalışanlarımızın fedakârlıkları her türlü takdirin üstündedir. Ancak ön cephede savaşan sağlık ordumuzda, kayıplar ve yılgınlık giderek artıyor.

 

SORUNLAR SAHİPSİZ KALDI

Hastanelerimizde hemşire ve hasta bakıcı sayılarında, ciddi bir açık var. Diğer tarafta da atanamayan binlerce hemşire bekliyor. Burada ciddi bir yönetim sorunu var. Sağlık personeli açığı, hastalarımızın hastanelerdeki bakımlarını da etkiliyor. Salgın hastalığa yakalananların bir kısmının yanında, aileleri refakatçi olarak kalıyor. Personel eksikliği nedeniyle hastalar evlerine gönderiliyor. Ambulansla taşınması gereken korona hastaları ve bütün gün boyunca onların yanında kalan refakatçileri toplu taşıma araçlarıyla evlerine gitmek zorunda kalıyorlar. Ankara’da Şehir Hastanesi adeta virüsün merkez üssü haline geldi. Şimdi şehir hastaneleri kurulduktan sonra kapatılan bazı hastaneleri, yeniden açmaktan söz ediyorlar. İlaç ve tıbbi malzeme dağıtımında ciddi sıkıntılar var. Tıbbi malzemelerde çok ciddi fiyat artışları var. Korona testlerinde standart bir fiyat, standart bir uygulama yok. Başta üniversite hastanelerimiz olmak üzere hastanelerimiz borç batağında. SGK, özel hastanelere gerekli ödemeleri yapmıyor. Bu nedenle, özel hastanelerin yoğun bakım ünitelerinin de kullanılmadığını, açılmadığını duyuyoruz. Tıp Teknolojisi Üreticileri Derneği Başkanı onların kamudan 16 milyar TL’lik alacağı olduğunu söylüyor. Bunlar nasıl ayakta duracak. Tüm bu sorunlar sahipsiz kalmış durumda.

 

VİRÜS 30 AĞUSTOS’TA BULAŞIYOR, 31 AĞUSTOS’TA BULAŞMIYOR

Sarayın kibirli kişisi kendi sağlığı için duyduğu endişeyi, maalesef milletin sağlığı için duymuyor. Saraydaki korumalara, memurlara, görevlilere, bakanlara düzenli testler yapılırken, milletimiz hastanelerde test yaptırmak için saatlerce üst üste kuyruklarda bekliyor. Sarayda yapılacak adli yıl açılış töreni için, muhalefet partilerinin Genel Başkanlarından bile test istemeye cüret edecek kadar canından korkan AK Parti Genel Başkanı, sel bölgesine gitti sosyal mesafe falan dinlemeden de miting düzenledi. Tabi kendisi otobüsün üzerinde, oradan milletin kafasına çay atıyor. Her ne hikmetse 30 Ağustos’ta bulaşan virüs; 31 Ağustos’ta AK Parti mitingine katılanlara bulaşmıyor.

 

ÖTV’YE FAHİŞ ZAM “RASYONEL”MİŞ

İşler iyi gitmiyor. Ama “kabahat samur kürk olsa, kimse sırtına almaz” derler… AK Parti sözcüleri Hitler’in propaganda bakanına rahmet okutuyorlar. Kendilerinin hatalı olduklarını, yanlış yaptıklarını asla kabul etmiyorlar. Pandeminin pik yapmasının sorumlusu da tedbir almayan yöneticiler değil vatandaşlar oluyor. Geçen gün AK Parti Sözcüsü çıkmış, arabalarda fahiş ÖTV zammını, “rasyonel göstergelere bakarak yaptıklarını” söylüyor ondan sonrada ekliyor: Araba zammı, salgında millete verdikleri destek paketleri nedeniyle yapılmış… Yine sorumlu millet. Milletimiz artık araba almayı unutacak, evlerindeki boş buzdolaplarıyla avunacak.

 

DOĞRUDAN GELİR DESTEĞİNDE, G-20’DE SONUNCUYUZ

AK Parti Sözcüleri herkesi kör, âlemi de sersem sanıyor. Salgında IBAN numarası gönderip, milletten bağış istediklerini unutmadık. Anlaşılan topladıkları bu bağışlar yetmemiş, şimdi vergilere dayanıyorlar. Millete beş maskeyi bile ücretsiz dağıtamayan saray hükümetinin millete faturası her gün biraz daha ağırlaşıyor. Saray, salgında dünyada milli gelirine oranla, bütçeden vatandaşına en düşük desteği veren hükümetlerin arasında yer aldı. Bütçeden yapılan ilave harcama veya vazgeçilen gelirler milli gelirimizin yüzde 1’ini bile bulmuyor. Karşılıksız verdikleri destek devede kulak bile değil. G-20 içinde, vatandaşına en az doğrudan gelir desteği veren hükümet, bizdeki hükümet, saray hükümeti.

 

FAİZCİ ZİHNİYET, BORÇ VERMEYE “DESTEK VERMEK” DİYOR

Destek deyince bildikleri ya faizle borç erteleme, ya da faizle borç verme. Bu faizci zihniyet, borcun adını da destek yapıyor. Özellikle esnaflarımızı bu dönemde perişan ettiler. Devletine 40 yıl vergi veren esnaflarımıza, “salgında evde kal” dediler. Ama onlara 40 gün bile bakamadılar. İşçinin kendi kumbarası, İşsizlik Sigortası Fonu’ndan 2 milyon çalışanımıza ayda 1.168 lira gibi komik bir maaş bağladılar. Bu parayla ne yapılır? Kira mı ödenir, fatura mı ödenir, pazara mı gidilir?

 

EMEKÇİYE REVA GÖRÜLEN PARA, AÇLIK SINIRININ YARISI BİLE DEĞİL

Dört kişilik ailenin açlık sınırı açıklandı, Ağustos ayı itibariyle 2 bin 900 TL’yi geçmiş; emekçiye reva görülen para 1.168 TL yani açlık sınırının 4 kişilik ailenin açlık sınırının tekrar ediyorum yarısı bile değil. İşçiye kumbarasını kırdıranların, saraylarına taktırdıkları tek bir musluğun fiyatı ise işçiye verdikleri 1.168 liranın 8 katı. 2 milyon işçimiz, Mart ayından bu yana, bu komik paralarla ayakta kalmaya uğraşıyor. Bir de geçinemiyorum deyip, başka iş aramak için istifa ederse işyerindeki kıdem tazminatı da yanıyor. İşçilerimiz “kırk katırla kırk satır” arasına sıkıştırıldı.

 

GENÇLER SARAYA BAKIYOR, UMUDU KESİYOR

Sosyete damadın ve kayınbabasının yönetiminde işi, gücü olan 3 milyon 208 bin yurttaşımız işini kaybetti. İşsiz yurttaşlarımızın sayısı 10,5 milyonu aştı. İşbaşı yapamayanlarla birlikte, 15 milyonun üzerinde yurttaşımız şuanda çalışmıyor. 20-29 yaş arasında; ne okuyan, ne de çalışan, evinde oturan, anasının, babasının eline bakan tam 4 milyon 675 bin gencimiz var. Daha da vahimi, gençlerimiz yurdundan ve geleceğinden umudunu kesiyorlar. 18-29 yaş arasındaki; her 100 gencimizden 76’sı, “Bir başka ülkede yaşama fırsatı çıkarsa, giderim” diyor. Gençlerimiz yine bu ülkede “liyakatle bir yerlere gelme” ihtimalini de görmüyorlar. 18-29 yaş arasındaki her 100 gençten 78’i “Torpilin, liyakatten daha önemli olduğunu” düşünüyor. Nasıl düşünmesinler ki? Kafalarını kaldırıyorlar Saray’a bakıyorlar: Damatların bakan, rüşvetçilerin büyükelçi olduğu, beslemelerin, yanaşmaların çifter çifter maaşlar aldığını görüyorlar.

 

GENCİNE UMUT VEREMEYEN HÜKÜMET ÜLKENİN ÖNÜNDE TAKOZ OLUR

Milletimizin kafasını sürekli beka laflarıyla ütüleyenlere sesleniyoruz: Türkiye’nin en önemli beka sorunu, umudu kalmayan gençlerdir. Gencine umut veremeyen bir hükümet, ülkesine de umut olamaz. Olsa olsa ülkesinin önünde takoz olur. Bu hafta açıklanan milli gelir ve büyüme rakamları da aslında bunu ortaya koydu.

 

KILAVUZU DAMAT OLANIN…

İki yılda milli gelirimiz 145 milyar dolar eridi. Tam 145 milyar dolar. 12 yıl öncesinin bile altına düştü. Yani gelir olarak 12 yıl birden geriledik. Ama sosyete damat, “başka ülkeler bizden daha fazla küçüldü” diye avunuyor. Millete grafikli tweetler atıyor. Erdoğan da belli ki damadının grafiklerine inanmış, AK Parti MYK’sında, “ABD’nin yüzde 31,7 küçüldüğü yerde, biz yüzde 9,9 küçüldük. Ekonomimiz gayet iyi” diyor. Kılavuzu damat olan kayınpederin, böyle konuşması da elbette normaldir. Fakat sıkıntı şu ki, damadın verdiği rakamlar doğru değil.

 

YA KASITLI YANITLIYOR YA DA EKONOMİK OKUR-YAZARLIK SORUNU VAR

Dört gündür; damat acaba milleti yanıltan tweetini ne zaman düzeltecek, ne zaman bu milletten özür dileyecek diye bekliyoruz tık yok. O halde doğrusunu söylemekte yine bize kaldı… ABD büyüme hızlarını iki tür açıklıyor. Bunlardan bir tanesi bir önceki çeyrekten sonraki çeyreğe gerçekleşen büyüme hızını, 4. dereceden kuvvetini alarak hesaplıyor. Yüzde 31,7 olanda bu. Böylece ekonomide konjonktürel döngüleri, daha iyi yakalamaya çalışıyor. Biz ise milli gelirdeki değişimi, son gerçekleşen milli geliri bir önceki yılın aynı dönemindeki milli gelire bölerek hesaplıyoruz. ABD bizim uyguladığımız yöntemle de büyümeyi açıklıyor. Buna göre damadın yüzde 31,7 dediği daralma aslında yüzde 9,1. Yani ABD’ye bakıp, “Biz onlardan daha iyiyiz” diye avunmalar da doğru değil. Şimdi sosyete damat ya kasıtlı olarak hem milleti hem de kayınpederini yanıltıyor; ya da ciddi bir “ekonomik okur-yazarlık” problemi var.

 

EKONOMİ YÖNETİMİNDE DAMADI UYARACAK KİMSE DE KALMAMIŞ

Ekonomik Güven Endeksi’nin nasıl yorumlanacağını bilmeyen damat, Türkiye’de ve ABD’deki büyüme hesapları arasındaki farkı da maalesef bilmiyor. Ama işin daha vahimi; ekonomi yönetiminde, damadın yanlışlarını görüp uyaran kimsede kalmamış. Zaten bu zaafın, bu liyakatsizliğin sonuçlarını hem paramızın değerinden, hem faizlerdeki artıştan, hem de artan vergi yükünden gayet iyi görüyoruz.

 

64 MİLYAR DOLARLIK REZERVİ UCUZA KAPATANLAR KİMLER

Dün Türk Lirası, Dolar ve Euro karşısında, tarihinin en düşük değerini gördü. Dolar 7,5 TL’ye, Euro ise 9 liraya doğru hızla ilerliyor. Neye rağmen? Yılbaşından bu yana eritilen, 64 milyar dolarlık net döviz rezervine rağmen. 2019 sonunda net rezervler 36,5 milyar dolarken, şimdi eksiye düşmüş eksi 27 milyar dolar olmuş. Merkez Bankası’nın elinde kendine ait döviz kalmamış. Birileri de bu satılan dövizleri ucuza kapatmış. Biz soruyoruz bu ucuz dövizleri kimler aldı, kimler kapattı, kimler servetine servet kattı? Satanların gıkları çıkmıyor. Ama iktidara geldiğimizde de bunun hesabını soracağımızdan kimsenin şüphesi olmasın.

 

DEVELÜASYON-ENFLASYON SARMALI

Beceriksiz damat, parasını yurt dışına kaçıranlara ucuz dolar vereceğim diye milletin milyarlarca dolarını eritti. Şimdi artık atacak barut kalmadı. Neymiş? Türk Lirası’nın değer kaybını nasıl hangi makul gerekçelerle açıklarmış buna bakıyor, buna uğraşıyor. Diyor ki, “Evet paramız değer kaybediyor ama Rekabet gücü kazanıyoruz”. Yarın faizli kredilerle ekonomiye yaptıkları kortizon tedavisi sonucunda “devalüasyon-enflasyon” sarmalı başladığında ne ekonominin rekabet gücü kalacak, ne de milletin satın alma gücü… Zaten kalmıyor da.

 

AKLINLA BİN YAŞA DAMAT!

Ticaret Bakanlığı, Ağustos ayı dış ticaret verilerini açıkladı. Dış ticaret dengesindeki vaziyet gerçekten çok kötü… Ağustos ayında geçen yılın aynı ayına göre; ihracatımız yüzde 5,7 azalırken, ithalatımız yüzde 26,4 artmış. Geçen yılın ilk sekiz ayında, her 100 dolarlık ithalat karşılığında 84 dolarlık ihracat yapılırken, bu yılın aynı döneminde ancak 75 dolarlık ihracat yapılmış. TL’deki olağanüstü değer kaybına rağmen, dışarıya mal satamıyoruz, ithalat da devam ediyor. Büyüyen dış açığı kapatmak içinse, daha çok borçlanmak zorunda kalıyoruz. Ama aklıyla bin yaşasın, damat yine övünecek bir şeyler buluyor. Diyor ki, “altın ithalatını dikkate almazsak”, ihracatın ithalatı karşılama oranı ilk sekiz ayda yüzde 90 oldu. Yani, “Okullar olmazsa maarifi ne güzel idare ederdim” diyen bakan misali, o da “altın ithalatı olmasa” ekonomiyi ne güzel yönetecek.

 

8 AYDA 16 MİLYAR DOLARLIK ALTIN İTHALATI

Bir koyundan kırk post çıkaran finansal mühendislik oyunlarıyla piyasalar altüst oldu. Millet, hala kaldıysa elindeki avucundaki parayı korumak için dövize, altına koşuyor. Bu yılın ilk sekiz ayında altın ithalatımız 16 milyar dolara dayanmış. Bunun 4 milyar doları da tek bir ayda, Ağustos ayında gerçekleşmiş. En çok altın ithal ettiğimiz ülkeler ise Irak, Birleşik Arap Emirlikleri, İsviçre, Libya, Rusya. Bu yılın sadece ilk yedi ayında; Libya’dan 576 milyon dolarlık altın gelmiş. Libya’dan bu büyüklükteki bir ithalatı ilk defa yapıyoruz.

 

İŞSİZLİK VE HAYAT PAHALILIĞI MİLLETİ EZİYOR

Milletimiz hayat pahalılığı ve işsizlik arasında eziliyor. TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla bile enflasyon çift haneye yerleşti kaldı. Şu an dünyada en yüksek enflasyona sahip 20 ülkeden biriyiz. Bu rakamlara da son aydaki devalüasyon tam olarak yansımamış durumda. Buna rağmen TÜİK marketinde, son bir yılda, kavunun fiyatı yüzde 53, karpuzun fiyatı yüzde 52, mercimeğin fiyatı yüzde 49 artmış. Kayısı yüzde 41, sarımsakta yüzde 40 zam görmüş. Milletin pazarda, markette karşılaştığı gerçek fiyatlar ise tabi bunun çok çok üstünde. İşsizlik bir yandan, hayat pahalılığı diğer yandan milletimizi ezip geçiyor.

 

DOST BİN İSE AZ, DÜŞMAN BİR İSE ÇOKTUR

Bu basiretsiz hükümet sadece salgın ve ekonomik sorunlar karşısında acz içinde değil. Dış politikada da büyük yanlışlar yapıyor. Bölgemizde ve dünyada tek bir dostumuz kalmamış durumda. Atalarımız ne güzel demiş, “Dost bin ise azdır, düşman bir ise çoktur”. Elimizde kala kala bir Venezüella, bir de Katar kalmış. Şimdi birinden peynir ithal ediyoruz. Diğerine de atadan dededen kalan malları, kanal arsalarını satıp para alıyoruz.

 

DOSTUM PUTİN, DOSTUM TRUMP

“Dostum Putin, dostum Trump” diye diye bugünlere geldik. Şimdi nerede dostunuz Putin? Nerede dostunuz Trump? “Dostunuz Putin”, Astana süreci, şu, bu demeden PKK uzantılarını Moskova’da kabul edip fotoğraf veriyor. Suriye’de bir federasyon kurulmasının kilit taşlarını döşüyor. “Dostunuz Trump’da”, Suriye’de PKK’lılarla petrol anlaşmaları imzalıyor. Güney Kıbrıs’a silah ambargosunu kaldırıyor. Yaşadıklarımızı görünce insanın “böyle dost düşman başına” diyesi geliyor. Ama ayrıca Sarayın bekçisi de şu olan bitenlere sessiz kalıyor. 2,5 milyar dolar verdik, Rusya’dan S-400 aldık. Şimdi depoda çürüyor. 1,5 milyar dolar verdik, ABD’den F-35 aldık. Uçaklar teslim edilmedi. Üzerindeki bayraklarımız silindi. Bu beylerin gıkı çıkmadı. Toplamda “dostlara” 4 milyar dolar verdik, şimdi onun üstüne de bir bardak soğuk su içtik.

 

MEHMETÇİĞİN SIRTINDAN İÇ POLİTİKADA RANT DEVŞİRMEYE ÇALIŞIYORLAR

Doğu Akdeniz’de gemilerimiz, askerlerimiz canla başla ulusal haklarımızı korumak için çabalıyor. Peki, soruyoruz? Askerimizin omuzundaki yükü hafifletmek için hangi diplomatik veya siyasi girişimlerde bulunuyorsunuz? Tam aksine Mehmetçiğimizin sırtından iç politikada siyasi rant devşirmek için çaba gösteriyorlar. Dilimizde tüy bitti. “Mısır’la oturun, anlaşın” dedik. “Bölge ülkeleriyle uzlaşın, Doğu Akdeniz’de çıkan doğal gazı Türkiye üzerinden geçirecek adımları atın” dedik. “Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumanın, Suriye’de barışı sağlamanın yolu, Ankara ve Şam arasından geçer” dedik. Dinlemediler. Sadece Libya ile bir anlaşma imzaladılar. Biz de tabi ki bu anlaşmayı destekledik. Ama öyle görünüyor ki şimdi bu anlaşmanın geleceği de tehlikede. Libya yönetiminin başı Sarrac Macron’u ziyaret ediyor. Dış politikada esas olan ülkemizin ve milletimizin menfaatleridir. Aslında İhvan kardeşliğine verdiğiniz değer kadar, ülkemizin çıkar ve menfaatlerine değer verseydiniz bugün bu duruma gelmezdik.

 

AKŞAM YEMEĞİNDEN SONRA GÜNAYDIN

Yunanistan da, Türkiye’nin diplomatik yalnızlığını gördü. Yıllardır süren boş hayallerini gerçekleştirmeye yeniden heveslendi. Ülkeyi yöneten kibir abidesinin aklı başına; daha şimdi geldi. “Herkesle oturup görüşmeye hazırız” diye konuşmaya başladı. Buna “akşam yemeğinden sonra günaydın” derler. Bu çağrıları uyardığımızda yapsaydınız ya… Bu kadar emeği ve parayı çöpe atmasaydınız ya. Ülkemizin hayati çıkarlarını riske etmeseydiniz ya. Biz Doğu Akdeniz’de milletimizin hak ve hukukunu koruyacak her türlü diplomatik arayış ve girişimi bekleriz ve destekleriz. Ülkemizin hak ve menfaatlerini korumak için yapılması gereken ne varsa mutlaka yapılmalıdır.

 

GÜÇLÜ ORDU YETMEZ, GÜÇLÜ EKONOMİ, DEMOKRASİ, HUKUK DEVLETİ DE GEREKİR

Türkiye dış politikada fabrika ayarlarına geri dönmek zorundadır. Nedir o ayarlar? “Yurtta sulh, cihanda sulh.” İlkin içeride, sonra da dışarıda sulh ve sükûnu sağlamaktır. Türkiye’miz elbette güçlü kaslara yani güçlü bir orduya sahip olmak zorundadır. Ama bu tek başına yetmez. Bu sert gücümüzü, güçlü bir ekonomiyle, güçlü bir demokrasiyle, güçlü bir hukuk devletiyle, güçlü bir diplomasiyle tahkim etmek zorundayız. Ama ideolojik bagajının esiri olmuş, milletimizin hak ve menfaatlerinin önüne bu bagajı koyan, yıpranmış, güven duyulmayan kadrolarla bunları yapmamız mümkün değil. Bunları ancak Cumhuriyet Halk Partisi yapabiliriz.

 

VESAYETİN ALASINI YAŞATIYORLAR

Atanmışların vesayetinden şikâyet ederek iktidara gelenler, şimdi tek adam parti devleti rejiminde millete, milletin seçtiklerine vesayetin âlâsını yaşatıyorlar. Atanmış memur bakanlar, milletin seçtiği vekillere ağza alınmayacak sözler söylüyorlar. Hedef gösteriyorlar, tehditler savuruyorlar. İşin kötüsü, millet iradesine saldıran bu anlayış, AK Parti Sözcüleri tarafından da sahipleniliyor. Bu ucube yönetim sisteminde bakan dediğiniz kişiler, millet tarafından mı seçildi milletvekilleri gibi? Hayır. Millete ve TBMM’ye karşı bir sorumlulukları var mı? O da hayır. Tüm bu bakanları seçen tek bir patron var. O da sarayın kibirli başı. Bu sistemde atanmış bakanların kendine ait bir iradesi bile yok. Tek kişinin iki dudağı arasından çıkacak sözleri emir telakki etmek zorundalar. Daha yeni çok yakın bir zamanda yaşadık, gördük. Atanmış bakanların kendi iradeleriyle istifa etme ehliyetleri bile yok. O bile yasak. İşte biz bunun için ülkemize; birinci sınıf, güçlendirilmiş bir parlamenter sistemi getirmekte kararlıyız. Koskoca bir millet tek bir kişinin vesayeti altına giremez. Bir kibirli adam koskoca ülkeyi trol aklıyla, trol ağzıyla yönetemez.

 

SUYUN ÖTE YAKASINDAN GELENLER EVLADI FATİHANDIR

Büyük edebiyatçımız rahmetli Yaşar Kemal; “Bu ülkede dört şey olmayacaksın. Kadın, çocuk, ağaç ve sokak hayvanı” demiş. Yaşananlara bakınca hak vermemek elde değil. Kadına, çocuğa, ağaca, sokak hayvanlarına yönelik saldırılar giderek sıradanlaşıyor. Toplum önündeki kadınlara yönelik, sistematik bir taciz ve hakaret furyası başladı. Milletin karısının kızının canına, ırzına, haysiyet ve şerefine hakaret eden bu yaklaşımı, bu sefil anlayışı şiddetle lanetliyoruz. En son Sayın Şirin Payzın’a, MHP MYK Üyesi Selami Şişman’ın yaptığı hakaretleri şiddetle kınıyoruz. “Kapana kısılmış, suyun öbür yakasının köksüz lağımcıları” ne diyorsunuz, ne demek bu beyefendi? Suyun öte yakasından gelen yurttaşlarımız bu ülkenin asli unsurudur. Suyun öte yakası dediğin, Evlad-ı Fatihân’dır. Sen, Evlad-ı Fatihân’a hakaret etme cüretini, böyle bir sefil dil kullanma cesaretini nereden alıyorsun? Bu ülkenin kurucuları suyun hangi yakasındandı? Rahmetli Alparslan Türkeş suyun hangi tarafındandı? Bu nasıl bir dildir? Bu nasıl bir akıldır? Sayın Devlet Bahçeli MYK üyesinin bu sözleri için acaba ne diyecektir? Gerçekten merak ediyoruz. Eğer siyasiler bu seviyesizliğe inerse, durumdan vazife çıkarmaya çalışan bazı kendini bilmezler kim bilir neler yapar.

 

ŞEYH MÜSVEDDESİ, DİN BEZİRGANI

Bu ülkenin kadınlarına yönelik giderek artan hakaretler yetmezmiş gibi, bu ülkenin küçük çocuklarının canı da, ırzı da tehdit altında… Birkaç gündür rezil bir olay kamuoyunun gündemini meşgul ediyor. “Hele İslami bir devlet olsun, vakti saati var her şeyin” diyen bir şeyh müsveddesi, bir din bezirganı çocuk tacizi nedeniyle tutuklandı. Milletimizin temiz, saf duygularını istismar eden bu insan müsveddesi, AK Parti protokolünde başköşelerde yer alıyor. Bakanlar, belediye başkanları yemeklerde bu zatla bol bol fotoğraf çektirmiş. Sahte şeyhleri protokolde ağırlayan “keşke Yunan kazansaydı” diyenlere saygıda kusur etmeyen Tayyip Erdoğan ve çevresi, bu tıynetteki insanlara açıkça cesaret veriyor.

 

TELE-1’E EKRAN KARARTMA, MÜPTEZEL KANALA SADECE PARA CEZASI

Yargı da bu rezilliği yapanı değil, rezilliği duyuranları cezalandırmaya kalkıyor. Haberlere erişim engeli getirilerek halkın gerçekleri öğrenme hakkını engelleniyor. Unutulmasın, özgür basın demokrasinin ve milletin hakkının hukukunun korunmasının en önemli teminatıdır. Ama sarayın emrindeki RTÜK, Diyanet İşleri’ni ve Erdoğan’ı eleştiren Tele-1’in ekranını karartırken dün bu ülkenin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e onun kabrine hakaret eden müptezel kanala, sadece idari para cezası vererek işi geçiştirdi. Kimse unutmasın, keser döner sap döner gün gelir bu hesap da döner.

 

FIKRA BU KADAR…

Bu arada sarayın “altun çocuğu”, Macron’un gazetecilere söylediklerine bakıp, “Fransa gazeteciler için tehlikeli bir ülke oldu” demiş. Bu fıkra burada bitiyor… Ne diyelim… Müyesser Yıldız’ı, Barış Pehlivan’ı, Hülya Kılınç’ı, Murat Ağırel’i acaba Macron mu hapislerde çürütüyor? Ama kimse şüphe etmesin. Milletimiz ne olduğunu gayet iyi görüyor. Yaklaşan hesap günü için hazırlığını yapıyor. Sandık önüne geldiğinde de bu kifayetsizlere yerini gösterecek, şöyle bir çekilin kenara diyecek. Bunları evlerine gönderecek.

 

AİHM BAŞKANINA FAHRİ DOKTORA

Son olarak; AİHM Başkanı Spano ülkemizi ziyaret ediyor. Spano’nun Türkiye’deki insan hakları ihlallerini, keyfi ve siyasi tutuklamaları, yargı bağımsızlığı sorunlarını konuşmak, AİHM kararlarının neden uygulanmadığını sormak yerine, ülkemizde KHK ile en fazla öğretim görevlisini ihraç eden üniversite olan İstanbul Üniversitesi’nde fahri doktora unvanı alacağı bir törene katılacağı söyleniyor. Biz bunu kınıyoruz.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Varsa şimdi sorularınızı alabilirim.

 

Soru- Doğu Akdeniz’de hem taraflaşma, hem diyalog çağrılarını aynı anda görüyoruz. Fransa savaş gemisi gönderirken NATO arabuluculuk girişimlerini sürdürüyor. Tarafların bu girişimlere yanıtlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Cumhuriyet Halk Partisi çözüm için hangi tavsiyelerde bulunacak?

Faik ÖZTRAK- NATO’nun bu diplomatik girişimi, tarafları müzakere masasına çağıran girişimini önemsiyoruz. Yunanistan’ın bu girişim karşısında gösterdiği tepki ise anlaşılır gibi değil. Öyle görünüyor ki, sarayın ülkeyi yalnızlaştırma siyaseti Yunanistan’a çok fazla cesaret vermiş. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu meselelerin öncelikle diplomasi yoluyla çözülmesine taraftarız bunu destekliyoruz.

 

Soru- 5 yıl önce 22 soru, 22 cevap adıyla Kürt sorununa ilişkin yayınlanan raporun güncellenmesine dönük çalışmalarda hangi aşamaya gelindi? Toplumsal Mutabakat Komisyonu, Ortak Akıl Heyeti ve Gerçekleri Araştırma Komisyonu’nun kurulması isteneceği iddiaları da var. Bu konuya ilişkin görüşünüz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Şunu açıkça ifade edeyim, baştan da bunu koymuştuk. Biz bu meselenin TBMM’de çözülmesinden yanayız. Bu çerçevede de hazırlanacak olan rapor bu yönde olacaktır.

Teşekkür ederim.

BECERİKSİZ YÖNETİM, CEBİMİZDEN 145 MİLYAR DOLARI ALIP GÖTÜRDÜ

 

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün Genel Merkez’de, MYK gündemine ilişkin düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Sözlerime, Avrupa şampiyonu olarak 19 yaş altı gençler Avrupa şampiyonu olarak bize büyük sevinç yaşatan kız voleybol milli takımımızı kutlayarak başlamak istiyorum. Gerçekten zafer mutluluğumuza mutluluk kattılar.

 

BİR NESLİ KAYBEDEBİLİRİZ

Bugün okullar uzaktan eğitimle açıldı. Tüm öğrencilerimize başarılar diliyoruz. Mecburi evde eğitimin başarılı olması için veli, öğretmen, öğrenci ilişkilerinin yeni yöntemlerle desteklenmesi gerekiyor. 1,5 milyon öğrencinin uzaktan eğitime ulaşamadığını Sayın Bakan açıkladı. Tek bir öğrencimiz, tek bir evladımız bile bizim için önemlidir. Ama 1,5 milyon öğrenci, az buz bir rakam değil. Eğer eğitime ulaşamıyorsa bu çok ciddi bir sorun. Bu salgın sürecinde bir nesli kaybedebiliriz.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANININ HABERİ YOK

Gelişmiş ekonomilerdeki en önde gelen tartışmalardan biri bu. Bunu en önemli sorun olarak görüyorlar yani gençlerin eğitimi. Ama Milli Eğitim Bakanımız bununla meşgul değil. Bakan neyle meşgul? Öğretmen maaşlarının yük olmasından şikâyetle meşgul… OECD ülkeleri içinde öğretmenlerine en düşük maaşı veren 7 ülkeden biriyiz ama bakanın bundan haberi yok. Bugünde ne kastettiğim belli demiş ama ne kastettiğini açıklamamış. Öğretmenlerimizin çok büyük sorunları var. Aile birliği, sağlık ve güvenlik nedeniyle “mazeret atamaları” birkaç yıldır yapılmıyor. Bakanlık öğretmenlerimize bir çözüm de sunmuyor. Bu sorunda adaletli bir şekilde çözülmelidir diye düşünüyoruz. Bu sorunlara rağmen yeni eğitim ve öğretim yılının; öğrencilerimize ve velilerimize, öğretmenlerimize hayırlı uğurlu olmasını diliyoruz.

 

ZAFER BAYRAMINA DÜŞEN İKİ GÖLGE

Dün, Başkomutanlık Meydan Muharebesi Zaferi’nin 98. yıl dönümünü coşkuyla kutladık. Bu yıl, 30 Ağustos Zafer Bayramı’na iki ayrı gölge düştü. İlki tüm dünyayı da etkileyen korona salgını… İkincisi ise saray hükümetinin, milli bayramlarımızla ilgili alerjisi… Cumhuriyeti bir “ara dönem” olarak gören, Atatürk ve cumhuriyet devrimleriyle sorunu olan, tarihimizi “keşke Yunan galip gelseydi” diyenlerden öğrenen bu siyasi zevat; 15 Temmuz’u, 29 Ekim’e; Malazgirt’i, Başkomutanlık Zaferi’ne tercih eden bir zihniyete sahip… Korona virüsü de bu ideolojik bağnazlığın bahanesi oluyor.

 

ALLAH AKIL FİKİR VERSİN

15 Temmuz kutlamalarında, Ayasofya açılışında, Malazgirt kutlamalarında kimseye bulaşmayan virüs, ne hikmetse 23 Nisan da, 19 Mayıs da veya 30 Ağustos da kutlama yapılırken bulaşıyor. AK Parti sözcüleri buna bir bahane bulmuşlar. Diyorlar ki,  “15 Temmuz kutlamaları henüz daha dördüncü yılında olduğu için doğal olarak 15 Temmuz kutlamalarını erteleyemezsiniz” diyorlar. Bu müflis bezirgân siyasetçiler için; 98 yıl önceki “30 Ağustos Zaferi” pandemi nedeniyle kutlanamayacak kadar eski, ama 949 yıl önceki Malazgirt Zaferi yeni.  Milletimizden kopanlar, âlemi kör, herkesi de sersem sanıyor. Bizde “Allah bunlara akıl fikir versin” diyoruz.

 

ANITKABİR’DEKİ SAYGISIZLIĞA SESSİZ KALANLARI DA KINIYORUZ

Sarayın çifte maaşlı propaganda memuru da, Malazgirt’ten 15 Temmuz’a bir hat çizerken, Anadolu’yu düşman çizmelerinden kurtaran, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü yok saymaya cüret edebiliyor. 30 Ağustos Zaferini kutlarken, zaferin başkomutanının adını ağzına dahi almayabiliyor. Millet olmanın gereği kıvançta ve tasada birlik olmaktır. Biz bu tartışmaların daha başında; “Malazgirt Zaferi de bizimdir, 30 Ağustos Zaferi de bizimdir” dedik. “Anadolu’nun kapılarını açan Sultan Alparslan da bizimdir, Anadolu’nun kapılarını emperyalistlerin yüzüne çarpan Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk de bizimdir” dedik. Erdoğan’ın muhalefetten ve milletten gelen tepkiler üzerine, dün bu anlayışa, “sözde de olsa” yaklaşmak zorunda kalmasını elbette not ettik. Ama aynı gün, Anıtkabir’de yaşanan saygısızlığı ve sarayın buna sessiz kalmasını nereye koyacağız? İsim isim belirlenerek Anıtkabir’e alınanlar arasından, edep ve adaptan yoksun, kendini bilmez bir grup, kabir ziyareti sırasında Erdoğan’a tezahürat yapıyor. Şimdi bu holiganların içeriye alınması, devlet protokolünün hangi maddesinde yazıyor? Atamızın kabrine, edep, adap bilmeyen bu holiganları kim dolduruyor? Kim bunları seçiyor? Kimlik göstere göstere içeri alınmışlar. Hangi müflis bezirgân siyasetçi Anıtkabir’de bu saygısızlığı yaptırıyor? Bu artık kaçıncı ayıp? Kabir ve kabristanlarda slogan atmak, tezahürat yapmak hangi örfte, hangi inançta, hangi adapta var? Biz yapılan bu ayıbı da, bu ayıba sessiz kalanları da kınıyoruz. Grup Başkanvekillerimiz, milletimizin vicdanını dağlayan bu hadisenin bir daha Anıtkabir’de tekerrür etmemesi için, bir düzenlemeyi TBMM’ye verecekler.

 

RTÜK HAVUZ MEDYASININ PESPAYELİĞİNE NE DİYECEK

Bu arada havuz medyasının, pespaye televizyon kanalının yaptığı terbiyesizliği de nefretle lanetliyoruz. RTÜK’teki temsilcilerimiz bu rezilliği RTÜK’ün gündemine getirecek. Bakalım, bu pespayelik, bu rezillik karşısında RTÜK ne yapacak? Çok merak ediyoruz. Kimse unutmasın… Bu millet her yapılanı görüyor, her söyleneni duyuyor, bunları yapanlara, söyleyenlere notunu verir, önüne sandık geldiğinde de gereğini yapacak ve bu kendini bilmezleri ilk fırsatta evlerine gönderecek.

 

SARAY KENDİ KARARNAMESİNE UYMUYOR

Milletimiz 30 Ağustos sabahına, otomobillere yapılan ÖTV zamlarıyla uyandı. Oysa, ulusal bayram ve tatillerde, hizmetin gerektirdiği haller dışında, Resmi Gazete’nin yayımlanmayacağı Cumhurbaşkanlığının kararnamesiyle düzenlenmiş açık seçik söyleniyor. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi resmi tatillerde Resmi Gazete olağanüstü haller dışında yayınlanmaz diyor. Ama her ne hikmetse, ne acelesi varsa saray, kendi çıkardığı bu kararnameyi bile dinlemiyor. Ya bu kararnameden saray efradı habersiz, ya da bütçenin durumu göründüğünden de berbat…

 

BUNA VERGİ DEĞİL HARAÇ DENİR

Daha birkaç ay önce kamu bankalarına “görev zararı” verdirip, ucuz araç kredisi pazarlayanlar bu bankalar eliyle, şimdi birdenbire bu araçlardan alınan ÖTV’ye fahiş zamlar yaptılar. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu derler. Bu git-geller hem vatandaşı, hem de ekonomimizi perişan ediyor. Vatandaşlarımız yarın ne olacağını bilmediği için sarayın sabah uyanırken hangi kararlarla uyanacağını bilmedikleri için önünü göremez hale geldi. Sosyete damat ekonomiyi öğrensin diye, koskoca ülkeyi adeta deneme tahtasına çevirdiler. Bir üründen alınan vergi, ürünün değerini aşıyorsa ona haraç denir.

 

VATANDAŞ BİR ARABA KENDİNE, BİR ARABA SARAYA ALIYOR

Türkiye’de kendi sınıfında en çok satan ve 1500 cc motoru olan bir araç Almanya’da bugün satış fiyatı 33 bin 859 avro. Aynı araç Türkiye’de bugün, saray yönetiminin paramızı pul etmesi neticesinde, zaten 295 bin lira ediyor. Bir de bunun üzerine yüzde 80 ÖTV’yi ekleyip. Bir de vergiden KDV alıp, yüzde 18 KDV’yi de koyalım aracın Türkiye’deki satış fiyatı 627 bin 111 liraya çıkıyor. Yani vatandaş bir araba kendine alırsa, bir tane de saraya alacak. Üstüne de 36 bin lira daha verecek.

 

ALMANLAR BU TABLOYU KISKANIYOR(!)

Almanya’da asgari ücretle çalışan bir işçi, 21 ay çalışırsa bu arabayı alıyor, Türkiye’de ise asgari ücretle çalışan bir işçi bu arabayı alabilmek için 270 ay çalışmak zorunda. Bunun da 127 ayı arabaya, kalan 143 ayı ise vergiye gidiyor. Hani diyorlar ya Almanlar bu tabloya bakıp, bizi kıskanıyorlarmış. Herhalde Almanların kıskandığı tablo bu. Depoya konan benzinde de durum aynı değerli basın mensupları. Nisan ayında 55 litrelik bir araç deposu 282 liraya doluyordu. Şimdi 371 liraya doluyor. Vatandaş pompada ödediği her 100 liranın, 55 lirasını vergiye veriyor. Pompacılar adeta vergi dairesi memuru gibi çalışıyor. Dünyanın neresinde böyle vergiler var? Dünyada vergiden bile vergi alan başka bir yönetim var mı?

 

ÇEYREKLER İTİBARİYLE GÖRÜLMEMİŞ DARALMA

Bu sabah 2020’nin ikinci üç ayına ait milli gelir rakamları çıktı. Türkiye ekonomisi, önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 9,9 küçülmüş. Mevsim etkilerinden arındırılmış rakamlara baktığımızda ise yılın ikinci çeyreğinde ekonomi bir önceki üç aylık döneme göre yüzde 11 daralmış. Mevcut seride çeyrekler itibariyle bakıldığında bu daralma daha önce hiç yaşanmamış.

 

BU RAKAMLAR DA AŞAĞI DOĞRU GÜNCELLENEBİLİR

Diğer taraftan, ilerleyen günlerde yüzde 9,9’luk küçülme rakamının da aşağı doğru güncellenmesi ve bu küçülmenin daha da yukarıya gitmesi kuvvetle muhtemel. Elektrik tüketiminin yüzde 6,3 azaldığı 2009 yılının ikinci çeyreğinde, ekonomi de yüzde 14,5 daralmıştı. Bu yılın ikinci çeyreğinde elektrik tüketimindeki gerileme, 2009’dakinin neredeyse iki katı. Ama ikinci üç ayda, ekonomide görülen daralma 2009’un ilk üç ayının altında. Bu nasıl oluyor?

 

BECERİKSİZ YÖNETİM, CEBİMİZDEN 145 MİLYAR DOLARI ALIP GÖTÜRDÜ

Bu arada dolar olarak bakıldığında, 2020’nin ikinci üç ayı itibariyle, milli gelirimiz 743 milyar dolara düşmüş. Bu 2010 yılının üçüncü çeyreğinden bu yana, yani son 10 yılın en düşük milli gelir seviyesi. Saray’ın tek kişilik vesayet rejiminin hayata geçtiği 2018’in ikinci üç ayından bu yana ise milli gelirimiz tam 145 milyar dolar azalmış. Bu beceriksiz yönetim, cebimizden iki yılda 145 milyar doları almış götürmüş. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış milli gelir de son dört yılın en düşük seviyesinde.

 

BUNLAR SADECE RAKAM DEĞİL, ACI HİKAYELER VAR

Peki soruyorum, bu kaybolan 145 milyar dolar, bu giden 145 milyar dolar; zor durumdaki esnafın, tarladaki çiftçinin, fabrikadaki emekçinin, yatırım yapamayan iş insanının, maaşı yetmeyen emeklinin, eğitime ulaşamayan 1,5 milyon öğrenci ailesinin, canla başla evlere hizmet götüren, apartman görevlilerinin cebinden çıkan para. Bu paralar bir avuç yandaşa, tefeciye, faize kaptırılmış gözüküyor. Biz bu duruma gerçekten çok üzülüyoruz. Çünkü bu anlattıklarımız sadece kâğıdın üzerine yazılmış rakamlardan ibaret değil, bunun gerçek hayatta da bir karşılığı var. Her bir rakamın arkasında, işini kaybeden, aşını kaybeden bir vatandaşımız, gelecek umudunu yitiren bir gencimiz, evladına harçlık veremeyen bir babanın acı hikâyesi var. Gerçekten milletimizin canını yakan bir buhran…

 

EKONOMİDE SORUNLAR, SALGINDAN ÇOK ÖNCE BAŞLADI

Dünyayı etkisi altına alan salgın, elbette pek çok ekonomiyi vurdu. Bunu elbette göz ardı etmek mümkün değil. Evet, dünya bir salgını yaşıyor, etkileri de henüz atlatılabilmiş değil. Fakat ekonomimizdeki sorunlar, korona salgınıyla başlamış değil… Özellikle son iki yıldır bir krizden diğerine savruluyoruz nihayet bir buhrana girdik. Diğer ülkeler, hükümetler; bu salgın sürecinde çiftçisini, esnafını, işçisini, işverenini korumak için milyarlarca dolarlık, avroluk hibe destek paketleri açıkladı. Bizdeki saray hükümeti milleti salgında bir başına bıraktı. Ya faizle borçlarını erteledi, ya da faizle yeni borçlar verdi. Devletine 40 yıl vergi veren insanlarımıza, bunlar 40 gün bakamadı. Millete beş maskeyi bile parasız dağıtamadılar. Ne yaptılar? Vatandaşa IBAN numarası gönderip bağış istediler. Dünyada da bağış isteyerek bu işlerin üstesinden gelmeye çalışan başka bir hükümet yok.

 

YATIRIM KALMADI, BÜYÜMEYİ UNUTTUK

Sosyete damat iş başına geldiği günden beri, son 8 çeyreğin 7’sinde yatırım harcamalarında daralma var. Türkiye ekonomisinde yatırım falan kalmadı, büyümeyi unuttuk. Ama bunlar ne diyor? “Siz bunları bırakın”. Damadın esas başarısı şurada şu gaza bir bakın diyorlar. Şimdi 2023’e randevu verip, “gazla mucize olacak, her şeyi düzelteceğiz” söylemine başladılar. Atalar boşa dememiş; Başını acemi berbere teslim eden, cebinden pamuğu eksik etmesin.

 

ENDEKS YORUMLAMAYI BİLMEYEN DAMAT EKONOMİNİN BAŞINDA

Ekonomiden anlamayan sarayın damadı, tam 28 aydır ekonomide olmayan güvene seviniyor. “İşsizim, geçinemiyorum” diyen milletimize ise “battık, bittik lobisi” diye sıfat takıyor, dalga geçiyor. Ekonomik güven endeksini yorumlamayı bile bilmeyen damadı, sırf damat diye ekonominin başına oturttular. Ehliyet, liyakat hak getire. Ne demişler? Bildiğini bilenin arkasından gidiniz, bildiğini bilmeyeni uyarınız, bilmediğini bilene öğretiniz ama bilmediğini bilmeyenden de kaçınız.

 

HER DEVELÜASYONDA BORÇ YÜKÜ ARTIYOR

Parası, pulu olan zenginler, sarayın yandaşları, beslemeleri paralarını zaten yurtdışına kaçırdı. Ama 83 milyonluk milletimizin, bu topraklardan başka yaşayacak yeri, başka bir vatanı yok. Milleti unutan saray sosyetesini, saray havası da çarpmış. Kendi kokularıyla mest olmuşlar… Ama bu pembe hayaller, müflis bezirgan palavraları, milletin derdine derman olmuyor. Damadın yönetimindeki hazine de artık dövizle, altınla borçlanmaya başladı. Sosyete damat artık milletin hazinesini sadece faiz değil, kur riski altına da sokmaya başladı. Ne demek kur riski? Her devalüasyonda tüyü bitmedik yetimin sırtındaki borç yükünün artması daha da ağırlaşması demek.

 

MİLLET DÖVİZE ALTINA KOŞTU, ÇELİK KASA SATIŞLARI PATLADI

Bunu gören milletimizin korkusu, telaşı tabi ki artıyor. Millet dövize, altına koşuyor. Dövizi, altını olan da parasını yastık altında saklamaya başlıyor. Memlekette çelik kasa satışları patlamış. Kasa sipariş edenlere Gaziantep’te bir ay sıra veriyorlarmış. Ben bu tabloyu 2001 yılında görmüştüm. Milletimiz, hayat pahalılığı ve işsizlik arasında eziliyor. Tek adam vesayet rejiminden sonra, sosyete damadın ve kayınbabasının yönetiminde işi, gücü olan 3 milyon 208 bin yurttaşımız işini kaybetti. İşsizlerimizin sayısı 10,5 milyon. Bir de çalışıyor görünüp de iş başında olmayan 5 milyon yurttaşımız var. Dolayısıyla işsizler 15 milyona ulaşıyor. Millet ızrar halinde. “Madem saray her şeyi doğru yapıyor, ekonomi bu kadar uçuyor, o zaman biz niye açız” diye soruyor.

 

VATANDAŞ IZRAR HALİNDE

Sosyal medyaya yansıyan ve partimize de gelen bazı vatandaş şikâyetlerini sizlerle paylaşmak istiyorum: Demet Hanım diyor ki, tek dileğim yaşamak mı? Hayır. Zenginlik mi? Hiç umurumda değil. Para mı? Olduğu kadar. Ama tek evladımı okutabilmek, aş değil iş istiyorum. Para ya da yardım değil iş istiyorum. Alnımın teriyle kazanacağım, helal lokma diye rahat edeceğim bir iş istiyorum. Evladım okusun, vatanına faydalı, kendine hayrı dokunan bir adam olsun istiyorum. Üçüncü kez kazandığı üniversiteye maddi imkansızlıklardan gönderemediğim yavrumun okuma aşkına köstek olan değil, çare olan bir ana olmak istiyorum diyor.

Bir başka işsiz vatandaşımız, önceki seçimlerde AK Parti’ye oy verdiğini belirterek şöyle diyor: “Çocuğum benden harçlık istiyor, yok… İyi bir ustayım ama beş aydır işsizim. Ne diyorlar korona… Peki, bu ölüm değil mi? Bin lirayı verdiler kirayı ödedim. Peki, ailem ne olacak? Benim yüreğim yanıyor. Biz bu devlet için canımızı veririz ama mağdurum, kim bana yardım edecek?

Diğer taraftan emekli vatandaşımız şunları söylüyor: “Bir sene önce pazarda 35 lira yetiyordu, şimdi 90 TL’ye alamıyorum.” “Ben de emekliyim, eşim de emekli. Markete bir girsek bir torba bir şey alıyoruz, 200 TL’den aşağıya çıkamıyoruz.

Yetiştirdiği domates ve biberi satarak geçinen bir vatandaşımız da şöyle diyor: “Tarlaya ırgat 80 kaymeye geliyor. Sabah 04.00’te kalkıyorum, gece 11.00’e kadar çalışıyorum. Tarlada domates ekmek yiyip yatıyorum. Zarar zararın üstündeyim.”

Yine işlek bir cadde üstünde dükkanı olan bir vatandaşımız dert yanıyor: “Dükkânını kapatan kapatana… Ben de kapatıyorum. 22 yıllık esnafım… Burada bir tane esnaf yardım alamadı, kredi alamadı. Kim aldı bu yardımları? Sadece salgın değil, yıllardır krizden çıkamadık.”

Sokaktaki vatandaşlarımıza bir dokunuyorsunuz bin ah işitiyorsunuz: Bir vatandaşımız şöyle diyor: “Evvelden yakın akrabamıza, küçük altın takmaya utanırdık, şimdi kimse onu bile takamıyor.” Bir başkası: “O kadar uzun süredir et almadım ki, kilosunun kaç TL olduğunu bile unuttum” diyor. Yine bir vatandaşımız: “Biz yerin dibine battık, onlara sorsan uçuyoruz. Eskisi gibi değil. Bir kötü fasulye 10 TL. Bu millet ne yiyecek?” diye soruyor.

 

İŞLER SARPA SARMADAN GEREKEN HER ÖNLEM ALINMALI

Saray’ın görmek istemediği ekonomik buhran giderek derinleşirken, salgınla ilgili gelişmeler de pek iç açıcı değil. Salgınla mücadeledeki tavsama nedeniyle, salgının birinci dalgasının ikinci zirvesine girdik. Bu süreç ağırlaşırsa, sadece sağlık ve insani yönü değil, ekonomik etkileri de bu salgının taşınmaz olur. Zaten iki yıldır süren, vatandaşımızda takat bırakmayan bir ekonomik buhranın içindeyiz. İşler daha fazla sarpa sarmadan, gerekli her türlü önlemi almak durumundalar. Yeni vaka sayısı, iyileşen hasta sayısının üstünde. Üzülerek görüyoruz ki, ölümlerde yeniden hızlanmaya başladı. Ancak açıklanan rakamlara da kimsenin güveni kalmadı. Sahadan gelen bilgilerle resmi rakamlar arasında uyum yok. Bilim Kurulu’nun adı kaldı. Kendi ise ortada yok. Fedakâr sağlık çalışanlarımız ve doktorlarımız bu işlerin bedelini ödüyor. Türk Tabipleri Birliği’ne göre 5’i bu ay içinde olmak üzere, 32 doktorumuz yaşamını yitirdi. Hayatını kaybeden sağlık çalışanlarımızın toplam sayısı 66’ya ulaştı. Sağlık Bakanı ne yapıyor? Tweet atıyor, milleti şikâyet ediyor, başka bir şey yapmıyor. Ama buna rağmen bizde vatandaşlarımızın sağlıklarına azami özeni göstermelerini başta maske, temizlik ve sosyal mesafe olmak üzere, kurallara uyarak kendilerini, büyüklerini ve çocuklarını korumalarını özellikle rica ediyoruz. Zaman lehimize işlemiyor.

 

KIRŞEHİR’DE BEKÇİ HAKKINDA DA, VALİ HAKKINDA DA GEREĞİ YAPILMALI

Son olarak, Kırşehir’deki 30 Ağustos kutlamalarına güvenlik güçleri müdahale etti. Milletvekilimiz Metin İlhan’a karşı güç kullanıldı.  Seçilmiş hiçbir milletvekiline güvenlik güçlerinin güç kullanmasını kabul edemeyiz. Bunu yapan bir bekçi… Bu bekçilerle ilgili yasa çıkarılırken bekçilerin bu işlerde kullanılmaması gerektiğini söyledik. Şimdi bu saldırının hesabı mutlaka sorulmalıdır. Birde Vali’nin seçilmiş milletvekilimizin sözlerini: “Mesnetsiz ve iftira niteliğinde bir iddia” olarak tanımlaması var. Bu sözler kabul edilemez. Bu, siyasetin daniskasıdır. Atanmışların seçilmişlere karşı bu şekilde konuşmasını kabul edemeyiz. Bu dili kullanan vali hakkında da gereği mutlaka yapılmalıdır.

 

SALDIRGANLARI BULMAK ATAMA BAKANIN BOYNUNUN BORCU

Yine Hatay milletvekili Sn. Barış Atay’a yönelik bir saldırı sözkonusu. Bu saldırıda durduk yerde yapılmıyor. Bu saldırının öncesinde sarayın atama memur İçişleri Bakanı’nın ciddi bir kışkırtması var. Buradan söylüyorum, Sn. Atay’da milletin seçtiği 600 vekilden biridir. Saldıranlar vekile değil, milli iradeye saldırmıştır. Bu saldırganlar bir an önce bulunup adalete teslim edilmelidir. Bunları yakalayıp adalete teslim etmek, önce Saray’ın atama İçişleri Bakanı’nın boynunun borcudur. Eğer atama bakan bu saldırganları hemen adalet önüne çıkarmazsa, sadece kışkırtıcı olmaz aynı zamanda bu saldırının azmettiricisi ve planlayıcısı da olur. Partimizden olsun olmasın, bir daha tekrarlıyorum milletin seçtiği vekillere saldırıları asla kabul etmiyoruz. Bununla ilgilide gereğinin hemen yapılmasını bekliyoruz. Her iki saldırıyı da lanetliyoruz.

 

DEMOKRASİYE AÇIK SALDIRI

Diğer taraftan atama İçişleri Bakanına bugünlerde bir haller oldu. Yine, Avcılar Gençlik Kolu Üyemiz Mutlu Yıldırım’ı önce hedef gösterdi. Milletin güvenliğini sağlaması gereken emniyet güçlerinin iç siyasette dizayn etmekte kullanılması sonucunda bu çocuğun evine baskın yapıldı. Arkadaşlar, söylenenler suç değilse bu neyin nesi? Gençlik Kolları Üyemizin evinin basılması neyin nesi? Bu memlekette mahkemeler var, adalet var. Bunlar demokrasimize açık bir saldırıdır.

 

ASPRİNLE, PANSUMANLA OLMAZ

Sözlerimi tamamlamadan önce, Erdoğan bugün Giresun’da afetin yaşandığı yerlerde… Sel felaketinin üzerinden 8 gün geçtikten sonra bölgeye gitti… Felaketzedelere 3 ila 5 bin TL yardım yapacaklarını söylemiş. Buradan açıkça söylüyorum: Bu işleri bu vaatlerle geçiştiremezsiniz, pansumanla, aspirin tedavisiyle bu afetin yaraları sarılmaz. Yapmanız gereken şey: Bölgenin derhal afet bölgesi ilan edilmesi ve hızla bölgedeki yaraların sarılmaya başlanmasıdır.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

 

Soru- Doğu Akdeniz’de yaşanan gelişmeler tabi ki takip ediliyor yakından. Bir yandan da Yunanistan’ın Meis Adası’na asker çıkardığı yönünde bazı iddialar vardı, görüntüler vardı. Bu konuda CHP’nin yorumu ne olur?

Faik ÖZTRAK- Meis Adası’nın silahlandırılması 1947 Paris Antlaşması’na açıkça aykırıdır. Yaşanan sürece baktığımızda Yunanistan’ın ülkemizi bölgede yalnızlaştırmak için elinden geleni yaptığını görüyoruz. Saray’ında dış politikayı iç politika malzemesi yapması ve dış politikaya ideolojik bakması nedeniyle dış politikada, diplomaside oyun alanını sürekli daralttığını görüyoruz. Şunu açıkça ifade edeyim, saray Türkiye’nin çıkarları çerçevesinde hareket etmelidir. Uluslararası anlaşmaların çiğnenmesine izin vermemelidir. Ama diğer yandan da bölgede Yunanistan’ın bizi yalnızlaştırma politikalarına karşı gerekli önlemleri alıp bölgedeki ilişkilerimizi de sağlamlaştırmaya önem vermelidir.

AB, buradan açıkça söylüyorum, Yunanistan’ın oyunlarına gelmemelidir. Eğer Ege ve Doğu Akdeniz barış denizi olacaksa bunun etrafında yaşayan tüm devletler, devlet sorumluluğu içinde davranmalıdır ve bu sorunlar ülkelerin karşılıklı çıkarlarına ve uluslararası anlaşmalara uygun olarak çözümlenmelidir.

 

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan 2019’da 15 Temmuz gazisi sayısını 2 bin 193 olarak vermişti. Aile Bakanlığı ve İletişim Başkanlığının verdiği sayılar bundan 500 kişi daha fazla. AK Parti il ve ilçe teşkilatlarından bazı kişilerin yaralanmamalarına karşın otobüslerle hastaneye götürüldüğü ve gazi yapıldığı iddiaları var kamuoyunda. Bu farklı rakamlara ve iddialara ilişkin sizin görüşünüz nedir?

Faik ÖZTRAK- Şimdi özellikle resmi kuruluşlar arasında ortaya çıkan bu rakam farkı önemlidir. Ama buradaki iddia daha da önemlidir. Bu, bir gazimizin iddiasıdır. Bu gazimiz şunu diyor, AK Parti il ve ilçe teşkilatlarından bazı kişilerin yaralanmamalarına karşın otobüslerle hastaneye götürüldüğü ve gazi yapıldığı iddiaları var. O dönem hatırlayın Sayın Binali Yıldırım ne demişti? “Tırnağınıza bile bir şey gelse gazi ilan edileceksiniz” demişti. Demek ki bu esneklikten birileri yararlanmış. İddia bir gazimizin iddiası… Dolayısıyla bu iddiaların derhal büyük bir ciddiyetle soruşturulması lazım.

 

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan yine bir müjde verdi. Bu kez de milli geliştirilen sıvı yakıtlı roket motor teknolojisinin ilk uzay denemesinin başlayacağını müjdeledi. Siz bu müjdeyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Vatandaş içinde önemli bir müjde mi, beklediği bir müjde mi bu müjde?

Faik ÖZTRAK- Biz tabi uzaya dönük çalışmaları büyük bir mutlulukla karşılarız. Ama bir şeyi hatırlıyorum. Bugün Sakarya’daki havai fişek fabrikasıyla ilgili rapor yayınlandı. Bu raporun içinde yer alan hususlar bizim daha önce iddia ettiğimiz hususlarla aynı. Burada çok ciddi bir tedbirsizlik var. Umarım bu söylediklerinde de, bu tedbirsizliklerle karşı karşıya kalmayız. Biz ülkemizi ileriye götürecek her faaliyeti sevinçle karşılarız.

 

Soru- Pandemi süreci İşsizlik Fonu’nu vurdu. Fon’daki para azalırken kısa çalışmada iki ay daha uzatıldı. Bu iki konuya ilişkin sizin görüşleriniz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Burada açık bir dengesizlik var. Şu anda İşsizlik Fonu’ndan yapılan bu harcamalar aslında İşsizlik Fonu’nun kuruluş amacına uymuyor. Daha öncede yine birçok harcama otoyollar, köprüler İşsizlik Fonu’ndan finanse edilmeye çalışılmıştı. O dönemde de bu konuda sendikaların çok fazla sesi çıkmamıştı. Yani İşsizlik Fonu kanunda tanımlanan işsiz kalanların o işsiz kaldıkları sürelerde kaybettikleri gelirleri telafi etmek için kurulmuş olan bir fon. Dolayısıyla burada sendikalara önemli görevler düşüyor. Bir de burada açık bir dengesizlik var diye başlamıştım. Hakikaten, İşsizlik Fonu çalışanların kumbarası. Havuz müteahhitlerinin dolarla, avroyla verilen garantilerini bütçeden ödüyorsun. Başka kurumlara da, başka kesimlere de bütçeden para veriyorsun ama iş çalışanlara, işçilere geldiği zaman “kır kumbaranı al oradan parayı” diyorsun. Bunu kabul etmek mümkün değil.

 

Soru- AK Parti iktidarı Nisan’da esnafa düşük faizle kredi verdi. Geri ödemeler Ekim’de başlıyor fakat esnafın işleri henüz pandemi öncesindeki döneme geri dönmedi ucu da belirsiz gözüküyor. Bu krediler nasıl ödenecek, bu konuda hükümetin atması gereken adım ne olmalı?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bunu baştan itibaren söylüyoruz, Türkiye bu salgın döneminde vatandaşını borçlandırma rekortmeni, esnafını borçlandırma rekortmeni ama doğrudan destek vermeye, kaybettiği geliri telafi etmeye gelince son sıralarda yer alıyor. Geçen hafta Tekirdağ’daydım, hafta sonu esnaf kuruluşlarıyla da görüştüm. Yapılması gereken şey açıktır, bu kredilerin ödemesini erteleyin bir. Ertelediğiniz bu kredilerin faizini almayın iki. Üç, esnafın çalışmadığı dönemde ödeyemediği Bağ-Kur primlerini silin.

Soru- Biraz önce kısa değindiniz ama Sakarya’daki havai fişek patlamasının bilirkişi raporu tamamlandı. Rapordan yine ihmal çıktı. Depoların ruhsatsız olduğu, hatta elektrikli su sebillerinin patlama noktasında olduğu anlaşıldı. Sizin bu raporla ilgili yorumunuz nasıl?

Faik ÖZTRAK- Bunlar hepsi kaza sonrasında bizimde tespit ettiğimiz hususlar. Burada bir ihmal olduğu açık ama bu ihmal sadece kazanın olduğu güne ait değil. Kaç defa aynı ihmaller yapılmış buna rağmen tedbir alınmamış neden? Çünkü bu bir yandaşın fabrikası.

 

Soru- Milli Eğitim Bakanının “Öğretmen maaşları en büyük yük” sözleri… Bugün “Niyetim açık” yanıtını verdi ama niyetini de açıklamadı. Sizin bu sözlerle ilgili yorumunuz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Biraz önce söyledim yani nedir niyeti? Siyasetçiyiz ağzımızdan çıkan sözü kulağımız duyacak. Siz en büyük maliyet öğretmen maaşları diyorsanız bunun altında kalırsınız.

 

Soru- Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’tan aşure isteyen hemşire sosyal medyadan cinsel saldırı tehdidine uğradı. Tehdidi yapan kişi hemşirenin işten atılması için Sağlık Bakanını da mesajına ekledi. Bu saldırıların önüne nasıl geçilebilir, sizin bu konuya ilişkin yorumunuz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- İşte burada esas hareket etmesi gereken atama İçişleri Bakanıdır. Onu bunu hedef göstermek yerine burada gereğini yapmalıdır. Bu lafları, sözleri yazanların hepsini yakalayıp adalete teslim etmelidir.

 

Soru- Ölüm orucu sonucu hayatını kaybeden Ebru Timtik’e çok sayıda CHP’liden destek açıklaması geldi. O açıklamalardan birini yapan CHP Gençlik Kolları Üyesinin evinde arama yapıldı. Ebru Timtik’in ismi DHKP-C ile anıldığı için CHP teröristlere sahip çıkıyor yorumları da yapıldı. Timtik tartışmasıyla ilgili sizin söyleyeceğiniz neler var?

Faik ÖZTRAK- Çok açık söyleyeyim, işin başından beri biz ölüm oruçlarına karşı olduğumuzu söyledik. Cumhuriyet Halk Partisi bugüne kadar ne teröre, ne de teröriste sahip çıkmıştır. Cumhuriyet Halk Partisi bu ülkenin kurucu partisidir. Cumhuriyet Halk Partisi adaletsizliğe, haksızlığa, hukuksuzluğa karşı çıkar. Birileri adaletsizliğe, haksızlığa, hukuksuzluğa uğruyorsa bu haksızlığa, hukuksuzluğa uğrayan herkese sahip çıkmak bizim görevimizdir.

Bu nedenle şunu söyleyeyim, şimdi arkadaşımız bir yorum yapmış. Bu yorum suç mu? Hayır. Ama İçişleri Bakanı bunu hedef göstermiş. Ertesi gün de polis evine girip arama yapmış. Bu olmaz. Partimizin durduğu yer açık. Bir daha söylüyorum, biz her türlü haksızlığın, hukuksuzluğun, adaletsizliğin karşısındayız. Biz ölüm oruçlarının karşısındayız. Biz terörün de, teröristin de karşısındayız.

 

Soru- Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı adayı yapılması hakkında açıklamaları vardı. “Abdullah Gül’den neden korkuyorlar” demişti. İYİ Parti lideri Akşener de Abdullah Gül’ün adaylığı için “O gün geldiğinde değerlendirilir” yorumunu yaptı. Dün, Gül’ün 30 Ağustos için attığı kutlama mesajında da adaylık başvurusu için olduğunu yorumlayan kişiler vardı. Olası erken seçimde Abdullah Gül millet ittifakının adayı olabilir mi?

Faik ÖZTRAK- Arkadaşlar bizim gündemimizde böyle bir konu yok. Dereyi görmeden paçayı sıvamanın da alemi yok. Dolayısıyla ben bu soruların hepsini, bu değerlendirmelerin hepsini maksatlı buluyorum. Vatandaşın gerçek gündemini konuşalım. Biraz önce vatandaşın çığlığını burada dile getirdim.

 

Soru- Üzerinde çalışılan yerel yönetimler yasasına ilişkin önümüzdeki dönemde AK Parti ile herhangi bir masaya oturulacak mı? Bu yasayla ilgili hedeflenen ve sizin görüşleriniz, Cumhuriyet Halk Partisi’nin beklentileri ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Bizim yerel yönetimler yasasında kapsamlı bir değişiklikle ilgili bu dönem için yaptığımız bir hazırlık yok. Ama taleplerimiz var. Öyle görünüyor ki, iktidar belediyelerimizin elini, ayağını daha sıkı tutabilmek, daha sıkı bağlayabilmek için bir takım girişimlerde bulunacak. Biz ise milli iradenin seçtiği belediyelerimizin yerel taleplere daha rahat cevap vermelerini sağlayacak idari ve mali düzenlemeleri talep ederiz. Biz bunları Meclis’e veririz iktidar, muhalefet Meclis’te değerlendirir. Şu anda böyle bir görüşme gündemde yok.

 

Soru- Efendim iki sorum olacak müsaadenizle. Birincisi, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin 12 adanın durumunun hukuki olarak yeniden değerlendirilmesi çağrısı oldu. Buna yaklaşımınız ne olur? Bir ikincisi de, (İzmir’de) Gençlik Kongresinde bazı istenmeyen görüntüler vardı sizde parti olarak harekete geçmiştiniz. Bir disiplin işlemi var mıdır, tespit sözkonusu mudur?

Faik ÖZTRAK- En sonuncudan başlayım. Yaşanan görüntüleri tasvip etmek mümkün değildir. Partimiz kendi iç hukuku çerçevesinde gerekenleri yapacaktır.

12 adalar meselesine gelince de, yani şimdi mi akıllarına geliyor? 12 adalar kaç zamandır silahlandırılıyor Lozan’a aykırı olarak. Dolayısıyla en başta, Meis Adası meselesinde de söylediğim gibi bu konuları iç politika malzemesi yapmaktan vazgeçip uluslararası hukuka ve hakkaniyete uygun olarak çözmek gerekir. Hakkaniyet meselesi önemli burada. Hem Doğu Akdeniz’e, hem Ege denizine ilişkin meseleleri karşılıklı tartışabilmek lazım. Kimse bu milletin hakkını yedirmemelidir. Ama diplomasiden de uzaklaşmamalıdır.

Teşekkür ediyorum.

TRUMP’A TEPKİ YİNE BİZDEN Mİ BEKLENİYOR

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Tekirdağ İl Başkanlığı’nda yaptığı basın toplantısında şunları söyledi:

 

Bugün 26 Ağustos… Anadolu’nun bizlere yurt olmasının ilk adımının atıldığı Malazgirt Zaferi’nin 949. yıl dönümü. 26 Ağustos aynı zamanda, bu toprakları emperyalistlerden kurtaran Kurtuluş Savaşımızın Büyük Taarruzunun da başladığı gün.

 

MİLLETİMİZİN ORTAK TARİHİNİ KİMSE BÖLEMEZ

Nasıl, 26 Ağustos 1071 Anadolu’nun kapılarını bize açtıysa, 30 Ağustos 1922 de bu toprakların emperyalistlere hiçbir zaman teslim edilmeyeceğini, yedi düvele gösterdiğimiz gündür. Anadolu ve Trakya, bu zaferle ulusumuzun son ve ebedi vatanı olmuştur. Milletimizin ortak tarihini kimse bölmesin. Bizler, milli bayramlarımızı; senin bayramın, benim bayramım diyerek bölenlerden olmayacağız. İlk zafer de bizimdir, son zafer de bizimdir.

 

ALPARSLAN DA BİZİMDİR, ATATÜRK DE BİZİMDİR

Anadolu’nun kapılarını açan Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan da bizimdir, Anadolu’nun sonsuza kadar vatanımız olarak kalacağını tarihe müjdeleyen Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk de bizimdir. Bu toprakları yurt yapan ve yurt olarak kalmasını sağlayan, tüm şehit ve gazilerimizin aziz hatıraları önünde, bir kere daha saygıyla, minnetle eğiliyoruz.

 

TEK ADAM REJİMİ ONURLU MİRASI KORUYAMIYOR

Anadolu, emperyalizme karşı dünyanın gördüğü en onurlu savaşlardan birini veren atalarımızın canları pahasına bize vatan olmuştur. Onların şanlı mirası olarak bizlere kalmıştır. Bizlerin görevi bu mirası bizden sonraki nesillere aynı şan ve şerefle devretmektir. Kolay kolay hiçbir milletin sahip olamayacağı böyle bir şerefli mirası, hakkını vererek korumak gerekir. Oysa tek adam vesayet rejimi bu onurlu mirası korumak konusunda hep sınıfta kalmaktadır.

 

SARAY HÜKÜMETİ ÜLKEMİZİN BOYNUNU BÜKTÜ

Seçim kazanmak için terörist başının mektubunu televizyonlarda okutan, kırmızı bültenle aranan kardeşini devletin televizyonuna çıkaran, Suriye’deki vatan toprağını teröriste bırakıp, ecdadımız Süleyman Şah’ın türbesini sırtlayıp kaçan, ülkemizin tapu senedi Lozan’la her fırsatta kavga eden ama Ege’deki adaların Yunanistan tarafından silahlandırılmasına sessiz kalan, Yunanistan Cumhurbaşkanı bu adaları ziyaret ederken, “Sin külahın görünmesin” diyerek ses çıkaramayan Saray hükümeti, ABD karşısında da ülkemizin boynunu, özellikle bu başkanlık seçimleri sürecinde sürekli bükmektedir. Yüzümüzü yere düşürmektedir.

 

BİZ BİLİYORDUK, MUHALEFETİ BEKLEDİK DEDİLER

Önce, bir başkan adayının bundan 8 ay önce yaptığı ülkemizdeki seçimlere müdahale etmekle ilgili küstah konuşmaya neden cevap vermediklerini sorduk. Bunu içimize sindiremeyeceğimizi söyledik. “Biz zaten biliyorduk, muhalefetin ne diyeceğini bekledik” diye zırvaladılar. Şimdi yine, bu sefer ABD seçimlerindeki diğer adayın konuşmasında Türkiye gündeme geldi.

 

BU KEZ TRUMP, ÜLKEMİZİ BAŞKANLIK SEÇİMİNE MEZE EDİYOR

Bundan iki yıl önce, Saray’ın kibirli kişisi; “Bu fakir bu görevde olduğu sürece alamazsın” dediği papazı, ABD Başkanı ver deyince, bir gece iadeli taahhütlü olarak Beyaz Saray’a göndermişti. Aradan iki yıl geçti. Daha milletimize yaşattıkları bu utancın yarası dağlanmamışken, bu kez ABD başkanı Trump papazı ekranlara çıkardı. Ülkemizi bir kere daha ABD’deki başkanlık seçimlerine meze etmeye cüret etti.

 

TRUMP, TÜRK YARGISINA AYAR VERDİM DİYOR

“Erdoğan’la konuştuk, anlaştık, Brunson’u geri aldık” diyor. Bir de “Erdoğan çok iyiydi” diye ilave ediyor. Yani Trump, aslında “Erdoğan üzerinden Türk yargısına emir verdim” diyor. “türk yargısına ayar verdim” diyor. “Ben istedim, Türk yargısı falan önemli değil, Erdoğan rahibi bıraktı” diyor. ABD seçimlerinin diğer adayı Biden’ın sözlerini muhalefeti yıpratacakları zannıyla, günler boyu, sabah akşam ekranlara koyan yandaş medyaya soruyorum: Trump’ın Türk yargısına bu ülkenin Cumhurbaşkanı üzerinden ayar verdiğini anlattığı bu sözler neden hiç gösterilmiyor. Saraya da soruyorum, bu sözleri neden duymazdan geliyorsunuz?

 

DEFALARCA UYARDIK DİNLEMEDİLER

Defalarca uyardık. “Bu ülkenin yelkenlerini sıcak parayla doldurup gününüzü gün etmeyin” dedik. “Borç alırken tatlıdır, öderken acı olur” dedik. “Madem borç aldınız, bu paraları ekonomideki eksikleri gedikleri kapatmak için kullanın” dedik. “Borcu geri ödememizi sağlayacak yatırımlar yapın” dedik. “Bunları yapmazsanız, borç alan emir alır” dedik. Hep kulaklarını tıkadılar. “Siz bilmiyorsunuz, paradigmalar değişti” dediler.

 

HAKLI ÇIKMAKTAN MEMNUN DEĞİLİZ AMA SONUÇ ORTADA

Yine biz, bu ucube rejim milletimize dayatılırken uyardık. “Emperyalistler tek adam düzenini sever. Çünkü güçle, baskıyla tek adamın kolunu bükmek kolaydır. Tek adamın zaaflarını, kusurlarını kullanarak bir ülkeye bazı şeyleri dayatmak kolaydır. Ama kuvvetler ayrılığı, güçlü bir Meclis, istişare olsa… 1 Mart tezkeresinde olduğu gibi emperyalistlerin bu ülkenin tamamının kolunu bükmesi, Meclis’i ve yargıyı baskı altına alması mümkün değildir” dedik. “Gelin bu sevdadan vazgeçin” dedik. Haklı çıkmaktan memnun değiliz ama sonuç ortada.

 

TRUMP’A TEPKİ YİNE BİZDEN Mİ BEKLENİYOR

ABD, Saray’ın kibirlisini mal varlığını araştırmakla tehdit ediyor, Suriye’deki askeri operasyonlar duruyor. Trump, binlerce kilometre öteden Erdoğan’a bir telefon ediyor, “Türk milleti adına” karar vermesi gereken yargıya, Erdoğan üzerinden ayar vermeye kalkıyor. Talebi yerine geliyor. Trump’ın bu söylediklerine Saray hiçbir şey demeyecek mi? Türk yargısını bu zilletin altında mı bırakacak? Yoksa buraya tepki verme işini de bize mi havale edecek?

 

ATALARIMIZIN RUHLARI MUAZZEP

Bu ülkeyi canları ve kanları pahasına kuranların, emperyalizme karşı savaş meydanlarında canını verenlerin ve kanını dökenlerin, bu toprakları bize vatan kılanların ruhları, ülkenin bu beceriksiz yönetimle geldiği noktada muazzep oluyor.

 

MİLLETİMİZ YERLERİNİ GÖSTERECEK, EVLERİNE GÖNDERECEK

Ama umutsuzluğa kapılmaya yer yoktur. Bu ülke, bu millet kendisine bırakılan mirasa sonuna kadar sahip çıkacaktır. Bunlar geçicidir. Milletimiz bunları görüyor, söyleneni de söylenmeyeni de duyuyor. Milletimizin önüne sandık gelir gelmez, kendisini işsizlik ve hayat pahalılığı arasında ezenlere, emperyalizmin kirli siyasetine alet edenlere yerini gösterecek, bu liyakatsiz siyaset erbabını evlerine gönderecektir.

 

ÖRGÜTLERİMİZ 30 AĞUSTOS’U KUTLAYACAK

Öztrak, bir soru üzerine, “Bugüne kadar yapılan pek çok etkinlikte, virüsle ilgili koşullar ciddi şekilde gevşetilmişti. Gerek 15 Temmuz kutlamalarında, gerek Ayasofya’nın açılışında, diğer etkinliklerde, üniversite sınavlarında… ama her nedense 30 Ağustos gündeme geldiğinde, pandeminin akut günlerindeki önlemlere geri dönülüyor. Burada bir dengesizlik var. Bu da milletimizi incitiyor, rahatsız ediyor. 30 Ağustos’un tüm görkemiyle kutlanmasını bekliyoruz. 30 Ağustos’un ve Malazgirt Zaferi’nin yıl dönümünün milletimize hayırlı uğurlu olmasını diliyoruz. Örgütlerimiz 30 Ağustos’u meşaleli yürüyüşlerle, tüm görkemiyle kutlayacaklardır.

 

 

SARAYIN MİLLİ BAYRAM ALERJİSİ Mİ DEPREŞTİ

 

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün, Genel Merkez’de MYK sürerken düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Hafta sonunda Giresun ve ilçelerinde büyük bir sel afeti yaşadık. İkisi asker olmak üzere, toplam 8 vatandaşımız hayatını yitirdi. Hala kayıp olan vatandaşlarımız var. İki Genel Başkan Yardımcımız ve 7 milletvekilimizden oluşan 9 kişilik bir heyet, Genel Başkanımızın talimatlarıyla bölgeye intikal etti. Heyetimiz, bu akşam saat 19.00’da Giresun’da afetle ilgili bulgularını açıklayacakları bir basın toplantısı düzenleyecekler.

 

BAŞVURUYA RAĞMEN ÖNLEM ALINMAMIŞ

Konuyla ilgili şu ana kadar yapılan açıklamalara baktığımızda, bölgede yapılan HES’lerin ve kaçak yapılaşmanın önüne geçilmemesinin, yaşanan afette önemli bir etken olduğu anlaşılıyor… HES kapaklarının kontrolsüz şekilde açıldığı ve barajların duvarlarının yıkıldığı iddia ediliyor. Yine, yıkılarak askerlerimizin suya kapılmasına neden olan menfez için CHP’nin iki İl Genel Meclis üyesinin bundan bir yıl önce, İl Genel Meclisi Başkanlığına, yani dönemin Valisine dilekçe verdikleri açıklandı. Bu dilekçede, menfezin sağlamlaştırılması için önlem alınması gerektiği söyleniyor. Ancak o günden bugüne kadar bu işlem yapılmamış. Dolayısıyla yaşananlarda ciddi bir ihmal olduğu buradan da gözüküyor.

 

GİRESUN’DA BU İLK DEĞİL

Dahası bu sel felaketi Giresun’un başına ilk defa gelmiyor. 2009 ve 2016 yıllarında da Giresun ve ilçeleri sel felaketleriyle karşı karşıya kaldı. Böyle bir afetle karşılaşan şehrin yıllar içerisinde, olası yeni bir afete hazırlanması beklenir. Fakat görünen o ki Giresun’da gereği yapılmamış. Tarım ve Orman Bakanı, “Çok dere var, taşkınları önlemek imkansız” diyor. Vatandaşları gerekli tedbirleri almamakla itham ediyor. Sonra da, “Bunların bir daha olmaması için gerekli tedbirleri alacağız” diye açıklama yapıyor. Doğu Karadeniz master planı çerçevesinde yatırımların sürdüğünü ifade ediyor.

 

KURUMSAL KAPASİTEDE AFET OLUNCA, DİĞER AFETLER KAÇINILMAZ

Bir afet yaşanmış, benzer bir afetin yaşandıktan sonra üstünden 10 sene geçmiş, hala hiçbir tedbir alınmamış, master plandan bahsediyorlar, vatandaşları suçluyorlar. Devlet yönetimi bilgi, yetenek, tecrübe, liyakat ve her şeyden önce ciddiyet ister. Tek özellikleri Saraya sadakat olduğu anlaşılan atanmış Bakanlarla, ülkenin kurumsal kapasitesi yok ediliyor. Bu; ülkenin yaşadığı başlı başına bir afette bu. Bu afeti engelleyemediğimizde, diğer afetler de kaçınılmaz oluyor. Ben buradan hayatını kaybeden vatandaşlarımıza partimiz olarak Allah’tan rahmet diliyoruz. Yakınlarına, Giresun halkına ve milletimize sabır ve başsağlığı diliyoruz. Mağdur olan vatandaşlarımızın mağduriyetlerinin giderilmesi için tüm gerekenlerin bu defa vakit geçirilmeden yapılmasını da bekliyoruz.

 

TEDBİR ÖNEMLİ AMA DENGESİZLİK VAR

Her milletin tarihinde bazı önemli dönüm noktaları vardır. Bizim zengin tarihimizde de önemli dönüm noktaları bulunur. 26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi böyle bir dönüm noktasıdır. Bir diğer dönüm noktası 29 Mayıs 1453 İstanbul’un fethidir. Yine çok büyük bir dönüm noktası 30 Ağustos 1922 Büyük Zaferidir. Milletimizin Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde, emperyalizme karşı savaş meydanında kazandığı 30 Ağustos Zaferi’nin yıl dönümü yaklaşıyor. Ayasofya Cami açılışında binlerce kişiyi bir araya toplayan, vatandaşları krediyle tatile gönderen, 15 Temmuz’u, 3 bin etkinlikle kutlayan, öğrencileri pandemide sınava sokan Saray Hükümeti 30 Ağustos törenleriyle ilgili olarak, birdenbire salgının zirve yaptığı dönemdeki önlemlere geri döndü. Salgının yayılmasını önlemek için gerekli her tedbir alınmalı buna bizde katılıyoruz. Ancak bu tabloda bir dengesizlik var.

 

MİLLİ BAYRAM ALERJİSİ Mİ DEPREŞTİ

Pandemide ikinci dalga mı başladı? Yoksa sarayın her milli bayramımızda yakalandığı alerji mi depreşti? Ben buradan birde şunu soruyorum, 30 Ağustos’ta ve 30 Ağustos’un bulunduğu haftada başka hangi etkinlikler yasaklandı?

 

DOĞAL GAZ HABERİNE SEVİNDİK

Geçtiğimiz hafta, Karadeniz’de doğal gaz bulunduğunu büyük bir sevinçle öğrendik. Enerjide bizim dışa bağımlılığımızı azaltacak her gelişme, elbette tüm milletimiz gibi bizleri de sevindirir. Yeraltı kaynaklarını arama kapasitemizi artıran adımları atan gelmiş geçmiş tüm hükümetlere, bu keşfi yapan teknik ekibe teşekkür ediyoruz. Ancak, bu müjde konusunda altını çizmemiz gereken önemli bazı hususlar var.

 

KAMU BANKALARI UCUZ DÖVİZİ KİMLERE SATTI

Bu hususlardan ilki bu müjdenin açıklanma biçimiyle ilgili… Erdoğan iki gün öncesinden “Müjde randevusu” vermeye başladı. Birde “Türkiye’de yepyeni bir dönem açılacağı” söylenerek önemli bir beklenti de yaratıldı. Erdoğan’ın “Cuma günü müjde vereceğim” açıklamasından önce 7 lira 40 kuruşa yakın bir seviyede doların değeri, önce 7 lira 30 kuruşa düştü. Saray’ın açıklamasından yarım saat önce ise dolar 7 lira 21 kuruşa kadar gerilemişti. Ama açıklamanın hemen ardından doların ateşi yine yükseldi. Açıklamanın akşamında dolar kuru yeniden 7 lira 35 kuruşa dayandı. Saray’ın müjde randevusuyla beraber, kamu bankalarının doların değerini aşağı çekebilmek için önemli miktarda döviz sattığını biliyoruz. Anlaşılan millete müjde hazırlığı yapılırken, birileri de punduna getirip ucuz dövizleri kapatmaya başlamış… Bu ucuz dolarlar kimlere satıldı? Kim bu dolarları kamu bankalarından aldı, soruyoruz. 7 lira 21 kuruşluk kurdan 10 milyon dolar satın alan bir kişi, aynı gün aynı doları 7 lira 35 kuruştan satınca, bir günde ne kadar kazandı biliyor musunuz? 1 milyon 400 bin lira. Bunlar kim? Bunları arıyoruz!

 

BİRİLERİ “MÜJDEYİ” BİLİYORDU

Yine daha müjde randevusu verilir verilmez, borsada enerji hisseleri jet hızıyla yükseldi. Anlaşılan birileri bu müjdenin ne olduğunu, enerjiyle ilgili olduğunu önceden biliyordu. Ardından basına; “Karadeniz’de 800 milyar metreküp doğal gaz bulundu” haberleri yayıldı. Enerji hisseleri üç gün boyunca tavan yaptı. Bu dönemde 10 milyon TL’lik enerji hissesi alan bir kişi 1 milyon TL ile 2,7 milyon TL arasında para kazandı. Karadeniz’de doğal gaz bulunduğunun resmen açıklanmasının ardından da, bu sefer bu senetler tepe taklak aşağıya düştü. Neredeyse açıklama yapılmadan önceki seviyelerine geri döndüler.

 

MİLYONLARINA MİLYONLAR KATTILAR, DEVEYİ HAMUDUYLA GÖTÜRDÜLER

Bu hisseler asansör gibi inip çıkarken, birileri milyonlarına milyonlar kattı, deveyi hamuduyla götürdü, “Gel gel” denerek küçük yatırımcıda zarar ettirildi. Soruyoruz kim herkesten önce, müjdenin enerjiyle ilgili olduğunu duyup pozisyon aldı? Yasalarımıza göre içeriden öğrenenlerin yaptığı ticaret suçtur. Sermaye Piyasası Kanunu açıktır. Yasanın “Bilgi Suistimali” başlıklı 106. maddesine göre; “Sermaye piyasası araçlarının; fiyatlarını, değerlerini veya yatırımcıların kararlarını etkileyebilecek nitelikte olan henüz kamuya duyurulmamış bilgilere dayalı şekilde, bu sermaye piyasası araçları için alım ya da satım emri verenler, verdikleri emri değiştirenler veya iptal edenler, bu suretle kendisine veya bir başkasına menfaat temin edenler, 3 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılırlar.” Şimdi Sermaye Piyasası Kurulu’na bir görev düşüyor. Bu birkaç gün içerisinde, kimler enerji hisselerinde oynayıp milyonlarına milyon kattı? Sarayın beslemeleri, yanaşmaları bu işin neresindeler? Kurul, mutlaka bu konuyu araştırıp kamuoyuyla paylaşmalıdır. Eğer Sermaye Piyasası Kurulu bu incelemeyi başlatmaz ve sonuçları da kamuoyuyla paylaşmazsa o da bu suça ortaktır. Tabi haklı olarak milletimiz soracaktır. Memlekette kanunlar var da uygulanıyor mu? Hiç merak etmesin milletimiz bunun hesabı bugün sorulmazsa, yarın bizim iktidarımızda sorulacaktır. Hesap sormayanlardan da bu hesabı yarın sorarız.

 

DOĞAL GAZ, SOSYETE DAMAT GÜZELLEMESİNE DÖNDÜRÜLDÜ

İkinci önemli husus, bulunduğu söylenen gaz rezervinin saray tarafından, “Sosyete Damat güzellemesine” döndürülmesidir. Bu durum, işin ciddiyetini sorgulatmaktadır. Havuz medyasına, sarayın besleme yazarlarına talimat verilmiş, tüm gazete köşelerinde, televizyon kanallarında Sosyete Damat güzellemesi yapılıyor. Baştan söyleyeyim, bu tam bir müflis bezirgan siyasetidir.

 

DÖVİZ REZERVLERİNİ ERİTTİ, GAZ REZERVİ BULDU DİYE ÖVÜLÜYOR

Son altı ayda ülkenin net döviz rezervlerini 60 milyar dolar eriten, bütçe açığını patlatan, işsiz sayısı 10 milyonun üstüne çıkarken, Çokomel-Puf kek tartışması yapan televizyon kanallarında Sosyete Damat, “Gaz onun sayesinde bulundu” denerek yere göğe sığdırılamıyor. Damat da bu keşfin; “Cari açığı kapatacağını”, “Döviz ve cari fazla vermemizi sağlayacağını” “Türkiye için eksen değişikliği yaratacağını” gemi güvertesinde “babacığına” söyleyerek, gaz vermede onlardan geri kalmıyor.

 

ATICILIKTA KAYINPEDERİNİ GEÇECEK

Önce ekonomide eksen falan bırakmayacaksın, sonra eksen değişikliği müjdesi vereceksin, önce devletin hazinedeki döviz rezervlerini tüketeceksin, sonra “Karadeniz’de gaz rezervi bulduk” diye ekseni düzeltmekten söz edeceksin. Bu damat yakında atıcılıkta kayınpederini geçer. Türkiye hem damadın, hem de kayınpederinin beceriksizliği ve yanlış ekonomi stratejileri nedeniyle, ilk 6 ayda yaklaşık 60 milyar dolar net rezervi eritti, dövizi eritti. 60 milyar doları kuş edip, faizcilerin ve yandaşların cebini ucuz dövizle dolduracaksın, sonrada “milleti gaza getirip” yaptıklarının üstünü kapatmaya uğraşacaksın…

 

BULUNAN REZERV 17 AYLIK ENERJİ FATURASINI KARŞILAR

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, bulunan doğal gazın değerinin 65 milyar dolar olduğunu ifade etti. Bu da Rusya’dan aldığımız yüksek fiyatla. Türkiye, 65 milyar dolarla mı eksen değişikliği yaşayacak. 65 milyar dolarla mı cari açık sorununu çözecek? Sarayın Damadının ekonomiden hiçbir şey anlamadığı bir kez daha ortaya çıktı. Sadece son 10 yılda enerji ithalatı için Türkiye dışarıya ne kadar para ödedi? Söyleyeyim: 455 milyar 756 milyon dolar. Yani son 10 yıldaki ortalamayla hesaplarsak, yılda yaklaşık 46 milyar dolar. Bu hesapla, bulunan rezervin tamamı Türkiye’nin ancak 17 aylık enerji ithalat faturasını karşılar.

 

PUTİN BORULARI BİZİM TOPRAKLARIMIZA DÖŞEDİ, İNDİRİMİ BULGARİSTAN’A VERDİ

Eğer bu rezerv işi bir “damat-kayınpeder güzellemesi” değilse, bunu millete ispatlamak zorundalar.  Önce işe, son 18 yılda doğal gazda yaptıkları milyarlarca dolarlık “al ya da öde anlaşmalarını” güncelleyerek başlamalılar. Bir yandan enerjide yerlilik ve millilik edebiyatı yapacaksınız, sonrada Rusya’ya bağımlılığınızı enerjide her geçen gün artıracaksınız. Türk Akım Projesini yaptırdılar. Sonra çıktılar “Türk Akım projesinin ismini Putin koydu” diyerek övündüler. Ama Putin boruları bizim denizlerimize ve topraklarımıza döşedi. Doğalgaz da indirimi ise Bulgaristan’a yaptı.

 

GAZI KAT KAT PAHALIYA ALIYORUZ

Rusya’dan en pahalı enerjiyi kullanan ülke biziz. Türkiye, bu konuda dünya ülkeleri tarafından “Kötü örnek” olarak gösteriliyor. Moldovalılar ödedikleri gaz faturalarına tepki göstermişler çıkmışlar meydanlara. Ülkelerinin Ulusal Gaz şirketi de bir açıklama yapmış. Demiş ki, “Türkiye gazı bizden iki kat pahalıya alıyor” siz şükredin. Vatandaşları sakinleştirmeye çalışıyor tabi. Moldova’nın ehven-i şer hikayesindeki “şer” Türkiye oluyor. Bizim Rus gazını elin oğlundan, elin kızından neden iki kat, Avrupa serbest piyasasındaki fiyata göre neden üç kat daha pahalıya aldığımızı ise Yunanistan’ın enerjiyi neden bizden üç kat daha ucuza tükettiğini ise ne damat ne de kayınpeder millete izah edebiliyor.

 

MÜJDE DEDİĞİN BÖYLE OLUR

Şimdi de buldunuz gazı diyorsunuz ki,  şu kadar milyar metreküp. Bu size çok büyük bir avantaj veriyor. Artık kendi gazınız var. Yeni bulunan bu rezervlerin avantajını milletimiz için hemen kullanmaya başlayın. Şu imzaladığınız pahalı doğal gaz alım anlaşmaları var ya onları yeniden masaya yatırın. Fiyatları düşürttürün. Buradan sağlayacağınız tasarrufla, çiftçinin, işçinin, iş insanının, memurun, emeklinin, yani vatandaşın derdine derman olmaya çalışın. İşte biz de sizi o zaman alkışlayalım. Önce ekonomik kriz, sonra da Korona salgınında alınan önlemler nedeniyle esnaflarımız perişan oldu. Tüm dünya esnaflarına karşılıksız nakit desteği verdi, siz ise bizim esnafımıza sadece faizle borç verdiniz. Şimdi o borçları da geri ödeme zamanı geliyor. Şimdi ne yapacaksınız? Bu gazı kullanın, masada kullanın. Gaz fiyatlarını düşürttürün Rusya’dan aldığınız Türkiye’yi ihya edin, enerji maliyetimizi düşüren anlaşmalarla hiç vakit kaybetmeden de, önümüzdeki bir yıl boyunca elektrik, gaz faturalarının altında ezilen esnafımızın, elektriğini de, doğal gazının da faturalarını devlet olarak ödemek için gerekli düzenlemeleri yapın. Milletin bir yılda katlanan elektrik, gaz faturalarını yeniden düşürün. Çoluk çocuk pandemi nedeniyle okula gidemiyor. Televizyonda ders yapıyor. Vatandaş artık evinde elektrik düğmesine basmaktan korkar oldu. Yine sanayicimiz enerji maliyetleri nedeniyle zorlanıyor. Dünyayla rekabet edemiyor. Enerji maliyetlerine indirimi yansıtın, sanayicinin rekabet gücünü ve ihracatı artırın. Bak cari açık öyle kapanır. Müjde mi diyorsunuz? Millete verilecek müjde işte böyle olur.

 

HUKUK DEVLETİ VE DEMORKASİ OLMADAN SORUNLAR ÇÖZÜLMEZ

Bu memleketin her yerinden petrol, doğal gaz fışkırsa, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü olmadan, birinci sınıf bir demokrasi olmadan, millete karşı sorumlu bir ekonomi yönetimi ve akıllı politikalar olmadan sorunların üstesinden gelinemez. Ortadoğu’daki ve Güney Amerika’daki petrol zengini ülkelerin durumlarına bir bakalım ortada…

 

BU MEMLEKETİN ÜRETİCİSİNE DEĞİL, VENEZUELA’NIN ÜRETİCİSİNE DESTEK VERİYORLAR

Örneğin Venezuela, dünyanın en büyük enerji kaynaklarına sahip… Ama bu ülkede sefalet kol geziyor. Vatandaşını doyuramayan, her bir vatandaşını ortalama 11 kilo zayıflatan Venezuela Hükümeti, “Milleti Maduro Diyetine soktular” diye eleştiriliyor. Ve Saray bu enerji zengini ama fukara Venezuela’dan şimdi vergisiz peynir ithal etmeye karar veriyor. Trakya’daki, Ezine’deki, Kars’taki peynir üreticileri dururken, Venezuela’nın peynir üreticisine destek veriyoruz. Türkiye’deki çiğ süt üreticisine destek vermiyor, Venezuela’daki çiğ süt üreticisini destekliyor. Hatırlayın Türkiye’deki süt destekleri son seçimlerden önce 25 kuruşa çıkmıştı. Seçimden sonra kaybettiler ya 10 kuruşa indirdiler. Ardından da 15 kuruşa çıkardılar. Girdi fiyatları sürekli artarken, artırılması gereken destek, süt üreticisinin cebinden kepçeyle alındı, sonra damlalıkla o da bir kısmı geri verildi.

 

BİZ AYÇİÇEKTE TABAN FİYAT 3,5 TL OLSUN DERKEN VERGİSİZ İTHALATIN ÖNÜ AÇILDI

Geçen yıl dünyada ayçiçeği ithalatında birinci olduk. Bu yıl da ayçiçeğinde hasat sürüyor… Biz buradan 3,5 lira “taban fiyatı” 75 kuruş da destek verin diye bağırırken, yine bunlar gitmişler Venezuela’dan vergisiz ayçiçeği ithalatının önünü açmışlar. Yani bu tek adam rejimi altında ezilen, ekonomisinde ciddi sıkıntılar ve gıda kıtlığı yaşayan Venezuela’ya olan bu muhabbetin sebebini bize de bir söyleseler de bizde öğrensek.

 

MİLLETİN HALİNİ GÖRMÜYORLAR, SESİNİ DUYMUYORLAR

Ne diyoruz hep? Bunlar milletin derdine kör ve sağırlar. Milletten koptular. Saraylarından milletin halini görmüyorlar. Kayınpeder ve damadının pembe tabloları vatandaş için bir şey ifade etmiyor. Tekrar söylüyorum, esnaf perişan. Salgından ve önceki ekonomik gelişmelerden yediği darbe yetmez gibi şimdide o ertelenen kredileri geri ödemekle uğraşıyor. Elektrik, su, gaz faturaları almış yürümüş. Esnaf kara kara düşünüyor. Kırtasiyeci, kantinci, servisçi, kıraathane sahibi hepsi çok zor durumda… Verilen kredilerin, vergilerin ödenmesi gerekiyor. Bu mesleklerde vatandaşlarımız salgın nedeniyle iş yapamıyor ama kiraya veren kirasını istemeye devam ediyor. Boğaza kadar borç ve belirsizlik içinde “Yarın ne olacak?” diye esnaf kara kara düşünüyor. Engelli vatandaşlar isyan ediyor. “Ekmek alacak para bulamıyorum” diyor.

 

ÇİFTÇİNİN YAZDIĞI DERT MEKTUPLARI, YAĞMUR GİBİ YAĞIYOR

Çiftçi zaten perişan biraz önce anlattım. Milletvekillerimize, Genel Merkezimize gelen dert mektupları, adeta yağmur gibi. Tarım kredi borçları yüzünden takipler başlamış. Zaten borcunu ödeyemez haldeki çiftçi “Ekim’de de borcumu ödeyemezsem hem tarla gidecek hem de hapse gireceğim” diye dert yanıyor. Tekrar borç erteleme konusunda yardım istiyor. Manisa’dan sultaniye üzüm üreticisi, sulamada kullanılan elektriğin fiyatından şikayetçi. “Mazot, gübre, ilaç fiyatları altında ezildik” diye dert yanıyor. TARİŞ’ten fiyat bekliyor. Yaş üzüm alıcılarının kendi aralarında anlaştıkları ve çiftçinin emeğini yok pahasına aldıkları görülüyor. Emekli kış yaklaşırken evini nasıl ısıtacağını kara kara düşünüyor.

 

VATANDAŞ “YANDIM ALLAH” DİYOR

Vatandaş hayat pahalılığı altında ezilmiş… Pazara giren dar gelirli vatandaş “yandım Allah” diye kaçıyor. Yaz zamanı bile 5 liranın altında doğru dürüst bir meyve bulmak mümkün değil. Kiraz, üzüm lüks olmuş. Marketler, bebek mamasına, sıradan çikolataya artık alarm takmaya başlamışlar. Millet ucuzcu marketlerde günü geçmiş ürün kovalıyor. Eskiden “Avrupa’da böyle” diye anlatılırdı, şimdi vatandaşlarımız artık marketlerde görüyor karpuz ikiye üçe bölünerek satılıyor.

 

TÜRKİYE’NİN ÇÖZÜM BEKLEYEN SORUNLARI BUNLAR

İşsiz sayımız 10,5 milyonu aşmış. Damadın yönettiği ekonomide daha önce işi olan 3 milyon 208 bin kişi işinden olmuş. Milletin üniversite mezunu evlatları evde anasının, babasının eline bakıyor. İşte memleketin, bu ülkeni, Türkiye’nin gerçek sorunları bunlar. Milletin çözün diye beklediği dertler bunlar. Bu iktidarın müjde gazıyla üstünü örtebilirim sandığı da aslında bu dertler. Yönetenlerden beklenen, algıyı değil, ülkeyi yönetmesidir. Göbels tarzı, “şok ve ölü kedi stratejileri” uygulaması değil, vatandaşın aklıyla alay etmeye kalkmadan çözüm üretmesidir.

 

VESAYET REJİMİ SIKIŞTIKÇA BASKIYI ARTIRIYOR

Tek adam vesayet rejimi sıkıştıkça, yönetimde kalmak için baskı unsurlarını artırıyor. İstanbul Belediyesi’nin hemşerilerini bilgilendirmek için astığı Kanal İstanbul afişleri, valilik emriyle, polislerce gece operasyonuyla indiriliyor. Yasa gereği bölücü ve yıkıcı olmayan afişler, ancak mahkeme kararıyla kaldırılabilir. Ama hukuku, yasayı dinleyen kim? Balık baştan kokuyor. Yetmiyor, bir Cumhurbaşkanlığı kararıyla İstanbul’da Takviye Hazır Kuvvet Müdürlüğü kuruluyor. Şimdi İstanbul Emniyeti İstanbul Valisi’ne bağlıyken, İstanbul’da Ankara’ya bağlı kurulan “takviye kuvvetin” anlamı ne? Soruyu tekrarlıyoruz: İstanbul’da kurulan bu takviye kuvvet neden Ankara’ya bağlı?  Devletin işleyişine aykırı olan bu düzenlemenin gerekçesi ne? Bu kuvvete neden ihtiyaç duyuluyor? Bu kuvvet kimlerden oluşuyor? Bu kuvveti kurarken yasal dayanağınız ne? Bu kuvvetin kadrolarını hangi yasayla veriyorsunuz?

 

AÇLIK GREVLERİNİN SONLANDIRILMASINI BEKLİYORUZ

Ebru ve Aytaç adlı iki genç avukat, aylardır açlık grevinde… Buradan şunu söylüyorum, partimiz, açlık grevlerine karşıdır. Bu genç avukatların aileleri de açlık grevine son verilmesini istiyorlar. Bizde bu açlık grevlerinin bir an önce sonlandırmalarını bekliyoruz.

 

MÜJDELER BOŞ TENCEREYİ DOLDURMUYOR

Bu iktidarın artık ülkeyi yönetme kabiliyeti kalmadı. Milletimizin de tahammülü kalmadı. Müjde işsizlikleri çözmüyor. Müjde boş tencereyi doldurmuyor. Türkiye’nin ve ekonomimizin potansiyeli çok büyük. Milletin derdini çözmeye kararlı ehil bir kadroyla, doğru bir ekonomi programıyla, hukuk devletini, kuvvetler ayrılığını güçlendiren, çağdaş bir parlamenter demokrasiyle, vatandaşı kucaklayan, hiç kimseyi açıkta bırakmayan, çocukların yatağa aç girmesine müsaade etmeyen bir sosyal devlet anlayışıyla, tüm bu sorunların üstesinden gelebilir. Milletimiz kendisinden kopanlara, sesini duymayanlara, halini görmeyenlere, kendisi yarın yiyecek ekmeğin hesabını yaparken lüks Saraylarında vatandaşların parasıyla keyif çatanlara, ilk fırsatta gereken yanıtı verecektir. Milletimiz ne yaptıklarını görüyor. Notlarını veriyor. İlk sandıkta, Saraya ve ortağına yerini gösterecek, evlerine gönderecek.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

 

Soru- Sn. Devlet Bahçeli’nin Karadeniz’deki doğal gaz müjdesine ilişkin yaptığı “Milli kazanımlara üzülüp kayıplara sevinen güruhun Türkiye sevgileri buharlaşmış, tutsaklık ruhlarına işlemiştir” açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Sayın Bahçeli’nin yapmış olduğu bu açıklamayı değerlendirmeye gerek görmüyorum. Ben zaten yaptığım açıklamalarda bu konuyla ilgili partimizin görüşünü ifade ettim.

 

Soru- Tarım Bakanı Sayın Pakdemirli’nin açıklamaları hakkında değerlendirmelerde bulundunuz. Pakdemirli’nin ardından bölgeye giden AK Parti Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Çevre ve Şehircilik Eski Bakanı Özhaseki’de bazı açıklamalarda bulundu. Özhaseki Giresun’daki sel felaketi tabiatın tahrip edilmesine, buna karşın tabiatın insanoğlundan intikam almasına bağladı. “Karadeniz tarafında dereler içerisine bina yapılmaması gereken yerlere on yıllardır yapılan binalar var. İşte onları siz göz ardı ederseniz yarın bir günde ağlamakla karşı karşıya gelirsiniz” dedi. Sizin bu açıklamalara ilişkin yorumunuz nasıl?

Faik ÖZTRAK- Sayın Özhaseki kim? Şu anda AK Parti’nin Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı. Daha önce hangi görevlerde bulundu? Çevre ve Şehircilik eski Bakanı. Şimdi buralara, bu dere yataklarına bu binalar yapılırken Özhaseki neredeymiş? Çok açık söyleyeyim burada yaşanan o büyük ihmalin sorumluları şimdi kalkmışlar vatandaşı suçluyorlar. Ayıptır.

 

Soru- Sadece Giresun’da dereler ve nehirler üzerine 38 adet HES yapılmış. Bu HES’lerin doğanın dengesini bozduğu uzmanlar ve bilim insanları tarafından da sıklıkla dile getiriliyor. Buna karşın HES’lerin genel enerji tüketimine katkısının binde 6 olduğu da ifade ediliyor. Türkiye Mimarlar ve Mühendisler Odası’nın değerlendirmesinde afetlerin önemli sebeplerinden birinin de kentlerin rant politikasına teslim edilmesi olduğu ifade ediliyor. Sizin bu açıklamalarla ilgili görüşünüz ve yorumunuz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Bu açıklamalara katılmamak mümkün değil. Bu sözkonusu durum hem devletin, hem sivil toplum kuruluşlarının çeşitli belgelerine de yansımış vaziyette. Yıllardır buralarda çok ciddi bir ihmal olduğu ve bu ihmalin arkasında aslında ciddi bir rant paylaşımı kavgası olduğu söyleniyor. Yani şu anda bu ülkeyi “İstanbul’a ihanet ettik” diyenler yönetiyor rant yüzünden. Dolayısıyla gerçekten bunun arkasında bir rant kavgası olduğu kesin ama rant kavgasının işi hangi noktalara götürdüğü, bu bölgeleri nasıl yaşanmaz hale getirdiği de bugün artık bütün çıplaklığıyla, bütün acımasızlığıyla ortada.

Bütün dünya çok açık söyleyeyim yeşil ekonomi peşinde. Bütün dünya çevre sorunlarına karşı giderek hassasiyetini artırmanın peşinde… Çünkü herkes görüyor ki bu dünyada yaşamak istiyorsak, nefes almak istiyorsak çevreye saygı göstermek zorundayız. Onun için yapılan bu değerlendirme önemlidir ve bu görüşlere de yüzde yüz katılıyorum. Yapılması gereken şey bu rant kavgasının biran önce önlenmesidir. Bunun içinde yapacağınız şey bu tür bölgelerde bireysel rant olayını ortadan kaldıracaksınız.

 

Soru- Doğal gaz müjdesine Sayın Kılıçdaroğlu neden sessiz kaldı? Milletvekillerine görüş bildirmemeleri konusunda uyarıda bulunuldu mu? Buna ilişkin yorumunuz nedir?

Faik ÖZTRAK- Ben Parti Sözcüsüyüm, Merkez Yönetim Kurulu’nda konuşulanlarla ilgili olarak ben burada açıklama yapıyorum. Dolayısıyla benim burada açıkladığım görüşler aynı zamanda Genel Başkanımızın görüşlerini de yansıtıyor. Ama ben bu soruyu kasıtlı buluyorum. Bu soru diyor ki aslında, neden eleştirmiyorsunuz, eleştirsenize kardeşim. Eleştir. Çok açık söyleyeyim, bizim eleştirdiğimiz noktalar açıktır. Gazın bulunmasını biz eleştirmiyoruz ama beklediğimiz bir şey daha var… Hep söyledim Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Genel Başkanımızda onu bekliyor: Biz buradan çıkacak olan zenginliğin milletin yararına kullanıldığını, milletimizin tamamına yansıtıldığını gördüğümüz andan itibaren gerçekten bunu alkışlarız.

Görüş bildirmeleri, yani bu tamamen bizim kendi iletişim stratejimizle ilgili bir şey. Biz soruyor muyuz “Neden AK Partili milletvekilleri bu konularda hiç konuşmuyorlar, sadece 5 – 6 tane adam konuşturuluyor” diye? Bu çerçevede olayın gelişmesini, olayla ilgili gerçek durumu gördük, değerlendirdik. Bugün de konuyla ilgili görüşlerimizi kamuoyuna açıklıyoruz. Milletvekillerimizde bu çerçevede görüşlerini açıklayacaklardır.

Bir daha hatırlatıyorum, bu akşam saat 19.00’da 9 kişilik heyetimiz Giresun’da sel felaketiyle ilgili olarak yaptıkları tespitler hakkında bir basın toplantısı düzenleyeceklerdir kamuoyuna duyuruyorum.

Teşekkür ederim.

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com