Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

TÜRKİYE 70 MODEL POLİTİKALARLA DÜNYADAN KOPARILIYOR

CHP’li Öztrak, mevcut rejimin uyguladığı 1970 model politikalarla Türkiye’nin dünyadan koparıldığını belirterek, “Gümrük duvarları yükseltiliyor. Sermaye hareketleri kısıtlanıyor. Piyasalar 90 metrelik sahada oynamaları gereken oyunu, 10 metrede oynamaya zorlanıyor” diye konuştu.

“Çoklu baro” projesinin müellifinin FETÖ olduğunu belirten Öztrak, “Bu proje avukatlara partilerine, etnik kimliğine, dini inancına göre cübbe dikme projesidir. Daha da önemlisi bu aziz vatanı bölme ve ihanet projesidir” değerlendirmesinde bulundu.

Gençlerle ve teknolojiyle kavga eden iktidarların, sandıkta kendi tabutlarına çivi çakacağını hatırlatan Öztrak, “Sosyal medyayla ilgili düzenlemeleri yasakçı zihniyetle yaparsanız başta gençler olmak üzere tüm milletimizin öfkesini üzerinize çekersiniz. Milletimiz attığınız her adımı, söylediğiniz her sözü, yaptığınız her işi görüyor… Notunuzu veriyor, sandık geldiğinde de yerinizi gösterecek” dedi.

Bugün açıklanan enflasyon rakamlarını da değerlendiren Öztrak, aylık enflasyonun mevcut fiyat serisindeki ikinci en yüksek Haziran ayı enflasyonu olduğunu kaydetti. Gıda ve alkolsüz içecekler enflasyonunda, Türkiye’nin rakibinin Ruanda, Kazakistan, Sri Lanka gibi ülkeler olduğuna dikkat çeken Öztrak, “70 yılın en büyük çekirge istilasına uğrayan Kenya’da dahi gıda enflasyonu yüzde 8,2. Türkiye’nin gıda ve alkolsüz içecekler enflasyonu yüzde 13’e dayanıyor. Ne yaparsanız yapın mızrak çuvala sığmıyor. Milletimizin tenceresi dolmuyor” diye konuştu.

Saray’ın enflasyon-faiz teorilerini de hatırlatan Öztrak, “Merkez Bankası’nın faizi yüzde 8,25 ama bugün enflasyon yüzde 12,62. Hani faiz sebep, enflasyon sonuçtu? Faiz düşerken niye bu enflasyon düşmüyor?” diye sordu.

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Bu sabah Sakarya’nın Hendek ilçesinde, havai fişek üretim fabrikasında, ciddi bir patlama yaşandı. Yaklaşık 200 işçinin çalıştığı fabrikada 73 çalışanın yaralandığı, iki de can kaybı olduğu söyleniyor. Temennimiz can kayıplarının artmaması. Canını kaybeden, canını yitiren işçilerimize Allahtan rahmet, ailelerine sabır, milletimize başsağlığı diliyoruz. Yine başta yaralanan çalışanlarımız olmak üzere, tüm işçilerimize ve Hendek halkına geçmiş olsun dileklerimizi sunuyoruz.

Grup Başkan Vekilimiz, Sakarya Milletvekilimiz Sayın Engin Özkoç Başkanlığında; Genel Başkan Yardımcımız Sayın Tuncay Özkan, Meclis Başkanvekili Adayımız, Kocaeli Milletvekilimiz Sayın Haydar Akar ve Artvin Milletvekilimiz, YDK Başkanımız Sayın Uğur Bayraktutan’dan oluşan bir heyet olay mahalline intikal etmek üzere. Yine Sakarya İl Başkanımız olay mahallinde gelişmeleri takip ediyor, gerekli olduğu zamanlarda da belediyelerimizden yardım talebinde bulunuyor.

 

YA MASAL ANLATIYOR YA DA HAD BİLDİRİYOR

Sarayın ülkede milletin iradesini, tüm kurumları ve kuruluşları vesayet altına alma çabaları bütün hızıyla sürüyor. Tek adam vesayet rejimi, milleti gerçek ötesi söylemlerle kutuplaştırmak, kurumları bölmek, parçalamak için müthiş bir algı operasyonu yürütüyor. Saray, milletimizi salgında yapayalnız bıraktı. Şimdi yıkıcı bir işsizlik buhranının pençesine düşürdüğü insanlarımıza, ya pembe masallar anlatıyor, ya da onlara sesini çıkaranlara haddini bildirmeye, seslerini kesmeye kalkıyor. Gün geçmiyor ki yeni bir kriz veya krizlerle karşılaşmayalım, ülke olarak oradan oraya savrulmayalım. Ülkemizi 18 yıldır yönetenlerin artık maskesi düştü. Maskenin altından ucube bir tek adam vesayet rejimi çıktı. Şimdi bu ucube rejim, milletimizin boğazına kirli tırnaklarını geçiriyor. “Nefesini” ve “sesini” kesmeye çalışıyor. Sadece özgürlüklerimize değil, aşımıza, işimize de musallat olmuş vaziyette.

 

TÜRKİYE’NİN ETRAFINA “DEMİR PERDE” ÇEKİLMEK İSTENİYOR

Ucube saray rejiminin yaptıklarına ve yapmak istediklerine bir bakın: Daha gelir gelmez yasamayı, adalet sisteminin savcı ve yargıçlar ayağını, bağımsız kurumları hızla vesayeti altına aldı. Son bir hafta içinde de adaletin üçüncü sacayağı savunmayı, yani Baroları bölüp parçalamaya çalışıyor. Milletimizin savunma hakkı da, Sarayın vesayeti altına alınacak. Sosyal medyaya yasak ve sınırlamalar getiriliyor. Sosyal medya da Sarayın vesayeti altına alınmaya çalışılıyor. Şehir Üniversitesi siyasi kan davası güdülerek kapatılıyor. Bilim yuvaları Sarayın vesayeti altına alınmaya çalışılıyor. Saray hükümetinin hoşlanmadığı TELE-1 ve HALK TV gibi özgür basın, özgür televizyon kanalları 5 gün süreyle karartma uygulanıyor. Son kalan özgür televizyonlar da Sarayın vesayeti altına alınmaya çalışılıyor. İşçinin emekçinin alın teri olan kıdem tazminatına musallat olunuyor. Yetmiyor esnek çalışma denerek, işçilerimizin yasal güvenceleri elinden alınmak isteniyor. Emekçilerimiz de Sarayın vesayeti altına alınmak isteniyor. Türkiye, giderek, özgür ve demokratik dünyadan kopartılıyor. Ülkemizin etrafına bir “demir perde” çekilmek isteniyor.

 

ÇOKLU BARONUN MÜELLİFİ FETÖ

Saray hükümetinin had bildirme gerekçesiyle düğmesine bastığı, müellifi FETÖ olan “çoklu baro” projesinin görüşmeleri, dün TBMM’de Adalet Komisyonunda başladı. Koltuğu ve ikbali için milleti bölüp, parçalamaktan çekinmeyen sarayın kibirli adamı, şimdi baroları parçalamaya hazırlanıyor.

 

HAKİM VE SAVCILARIN CÜBBESİNE İLİK AÇILDI, ÖNÜNE DÜĞME DİKİLDİ

Bu ülkede ilk defa Recep Tayyip Erdoğan’ın hükümetlerinde Hâkimlerin ve Savcıların cüppelerine ilik açıldı, önlerine düğme dikildi. Yargıya, yürütmenin başının önünde cübbe ilikletildi. Erdoğan şimdi de avukatlarımızın cüppelerine ilik açıp düğme dikmek istiyor. Kimin projesiyle? Bu ülkenin başına beraberce ördükleri çoraplar artık dillere düşen FETÖ’nün projesiyle…

 

TERÖR ÖRGÜTLERİ BAROLARI ELE GEÇİRİRSE

Sarayın kibirli başına soruyoruz: Siz AK baroları kurma hayaliyle, kamu kuruluşu niteliğinde meslek kuruluşu olan baroları bölüp parçalarken, bu milletin kardeşliğine, birliğine ve bütünlüğüne kast eden terör örgütleri bu defa da baroları ele geçirirse ne yapacaksınız. Milletten bir kez daha af mı dileyeceksiniz? Açık söyleyeyim. Milletimiz nezdinde aldatma kotanız dolmuştur, taşıyor. Önünü, ardını düşünmeden attığınız adımların sonu, milletimiz için hep kan, gözyaşı ve acı oldu.

 

VATANI BÖLME VE İHANET PROJESİ

Yargılama, iddia ve savunma makamları adalet sisteminin üç sacayağıdır. Bu üç unsur arasında halkımıza en yakın olanı da savunmadır. Avukattır… Avukatlar neyi savunur, kimi korur? Elbette milleti ve milletin hakkını. Barolar, Anayasamızın 135. maddesine göre “kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu” dur. Bu nedenle de barolarımız anayasal güvence altındadır. “Çoklu baro” projesi; avukatlara partilerine, etnik kimliğine, dini inancına göre cübbe dikme projesidir. Daha da önemlisi bu aziz vatanı bölme ve ihanet projesidir.

 

HAK, HUKUK, ADALET DİYECEĞİZ

Peki savunmanın da sarayın vesayeti altına girmesinden, en çok kim zarar görecektir? Hukuk devleti zarar görecektir. Milletimizin hakkı, hukuku zarar görecektir. Ucube rejimin muktedirleri ise millet karşısında daha da güçlenecektir. Hak arama imkanının kalmadığı yerde kimse iş yapmaz, aşta olmaz, ekmekte olmaz. Milletimizin cebi hep boşalır. Çoklu baroyla parçalanmak istenen vatanın bütünlüğüdür. Milletimizin her türlü haksızlık hukuksuzluk karşısında kendini savunabilme hakkıdır. Bitirilmek istenen milletimizin aşıdır, işidir, ekmeğidir. Biz CHP olarak sarayın bu vesayet girişimi karşısında, “hak, hukuk, adalet” diyerek dimdik durmaya devam edeceğiz.

 

BU AYIP AYNI ZAMANDA TBMM YÖNETCİLERİNİN VE KOALİSYON ORTAĞININ AYIBI

Bu arada dün gece yaşan bir başka ayıba değinmeden geçmem de mümkün değil. Şu salgın döneminde, daha bir hafta önce, 27 saat Ankara’nın kapısında aç, susuz bekletilen baro başkanları, bu defa dün TBMM’nin kapısında sabaha kadar bekletildi. Milletin savunma hakkını temsil eden ve Anayasamızda “kamu görevlisi” olarak tanımlanan baro başkanlarımız, dün millet iradesinin tecelligahı olan TBMM’nin kapısından içeri alınmadı. Bu utanç, sadece ucube saray hükümetine ait değildir. TBMM’nin ve milletin hukukunu korumakla mükellef olan, ama sarayın vesayeti altına girmeyi tercih eden, parlamentonun yöneticilerinin ve tabi yine buna destek veren iktidarın, koalisyon ortaklarınındır.

 

SARAY TETİKÇİSİ GİBİ

Ucube Saray rejiminin vesayet projesi, sadece milletimizin savunma hakkını gasbetmekle de kalmamıştır. Saray rejimi, milletin haber alma özgürlüğü üzerinde kurduğu vesayeti her gün biraz daha pekiştirmek istiyor. Burada da Sarayın kibirli başının had bildirme üslubu yine devreye giriyor. Bu ucube rejimin sopası da RTÜK. Ballı yönetim kurulu üyeliklerinin verildiği RTÜK Başkanı ve iktidar koalisyonunun seçtiği üyeler tam bir saray tetikçisi gibiler. Devlet yönetiminde böyle bir yozlaşma ne görüldü, ne de yaşandı. En son en çok izlenen özgür kanallardan TELE 1 ve HALK TV ekranlarının 5 gün karartılmasına karar verdiler. Aslında karartılan ekranlar değil, halkımızın gerçekleri öğrenme hakkıdır.

 

O KAĞIT PARÇALARININ, KAĞIT MENDİL KADAR DEĞERİ YOK

Değerli bir siyaset bilimci: “Gerçekleri terk etmek, özgürlüğü terk etmektir. Eğer hiçbir şey gerçek değilse, her şey bir gösteriden ibarettir. Ve en göz alıcı gösteriyi, cüzdanları en kabarık olanlar izler.” Diyor. Saray rejimi gerçekleri yok etmek, çarpıtmak ve iktidar oyununu sürdürmek için, ihale havuzlarıyla, kamu kaynaklarıyla, milyarlarca dolara, medya imparatorlukları kurdu. Ama kurduğu bu kâğıttan imparatorluklar, millet nezdinde üç kuruşluk itibar görmedi. Gazete diye bastıkları kağıt parçaları, “kağıt mendil” kadar değer bulmadı. Havuz kanalları izlenmiyor. Milletimiz “gerçekleri terk etmemek” için direniyor. Şimdi yeni yasaklarla, sansürlerle milletimizin bu direncine saldırıyorlar. Ama ne yaparsanız yapın, ne kadar saldırırsanız saldırın, milletimiz gerçekleri terk etmeyecektir. Attığınız her adımda, söylediğiniz her sözde, yaptığınız her işte millet sizi görüyor, notunuzu veriyor, sandık geldiğinde de yerinizi gösterecek.

 

SARAY MIZIKÇI ÇOCUK GİBİ

Ucube saray rejimi, milletimizin ifade özgürlüğü üzerinde de vesayetini pekiştirmek istiyor. Milletin kendini özgürce ifade edebildiği tek bir mecra kaldı. O da sosyal medya. Şimdi boyalı ve renkli medya üzerindeki vesayetini, sosyal medyaya da genişletmek istiyor. Erdoğan tam bir hafta önce, gençlerle yaptığı dijital toplantıda, “ihmal edilemeyecek kadar önemli bir mecra” diyerek, sosyal medyaya iltifatlar yağdırıyordu. Buna rağmen Erdoğan o toplantıda gençlerin “dislike tsunamisinden” kurtulamadı. Gençler “Sana oy moy yok!” diyerek sandıktaki kaderine işaret etti. Erdoğan sosyal medyada gençlerden çalımı yiyince, “Bak topu patlatırım ha” diyen mızıkçı çocuklara dönüverdi. Bir densizin alçakça hakaretlerini bahane ederek, sosyal medyayı topyekûn kapatacağını söyledi. Yine millete had bildirme moduna geçti.

 

BELEDİYE MECLİS ÜYENİZ HAKKINDA NE YAPTINIZ

Esra ve Berat Albayrak çiftinin uğradığı alçakça saldırıyı, bu ülkedeki aklı başındaki herkes kınadı. Sarayın kibirli başının tüm kutuplaştırma, bölme gayretlerine rağmen milletimiz bu toprakların kadim değerlerine sahip çıktı. Elbette olması gereken de buydu. Kaynağı ne olursa olsun, kimden gelirse gelsin nefret diline ve itibar suikastlarına karşı ortak tutum alınmalıdır. Ama şu da bir gerçek: Sayın Meral Akşener, Sayın Canan Kaftancıoğlu, Sayın Başak Demirtaş ve toplum önündeki daha pek çok kadın için, yeşil benekli troller sosyal medyada itibar suikastları düzenlerken, neden bu kadar öfkelenmediniz, had bildirmeye kalkmadınız Sayın Erdoğan? Hatta cüretkâr bazı troller sizin “siyasi hamleler yapmanız için zemin hazırladıklarını”, sizin de “bundan çok memnun olduğunuzu” televizyonlarda itiraf ederlerken siz nerelerdeydiniz? İpleri Boğaz’daki bazı tuzu kuru yalı sahiplerinin elindeki trollere “bir dakika” deyip, sesinizi neden yükseltemediniz? Bir tweette yer alan bu sakil resmin müellifi olan belediye meclis üyeniz hakkında ne yaptınız?

 

YENİ BİR “LÜTUF”

Yoksa ucube tek adam vesayet rejimini kurmak için bir lütuf olarak gördüğünüz 15 Temmuz hain darbe girişimi gibi, bir kendini bilmez ahlaksızın edepsizliğini de sosyal medyada gençlerin ve milletin sesini kesmek için bir lütuf olarak mı gördünüz? Getireceğiniz yasaklar, sansürler bu milletin gerçeklerini değiştirecek mi? Yoksulluğu, işsizliği, hayat pahalılığını gizleyebilecek misiniz? Yasaklarla, tehditlerle gençleri susturabileceğinizi mi sanıyorsunuz?

 

GENÇLERLE KAVGA EDEN, SANDIKTA KENDİ TABUTUNA ÇİVİYİ ÇAKAR

Hafta başında söyledim. Aklı başında hiçbir iktidar ülkesinin geleceği olan gençlerle kavga etmez. Gençlerle ve teknolojiyle kavga eden iktidarlar, sandıkta kendi tabutlarına çiviyi çakarlar. Bakın, sosyal medyayla ilgili tüm dünyada bir takım düzenlemeler yapılıyor. Bizde de yapılmalı. Ama bunu had bildirme edasıyla yaparsanız, bunu bir yasakçı zihniyetle yaparsanız o zaman tüm milletimizin başta gençler olmak üzere öfkesini üzerinize çekersiniz. Tekrar söylüyorum, ne yaparsanız yapın, milletimiz attığınız her adımı, söylediğiniz her sözü, yaptığınız her işi görüyor… Notunuzu veriyor, sandık geldiğinde de yerinizi gösterecek.

 

BEBEK MAMASINA HIRSIZ ALARMI

Ucube saray rejimi aşımızı da, işimizi de bitiriyor. Vesayetçi saray düzeninin iş başı yapmasından bu yana geçen iki yılda, 2 milyon 281 bin vatandaşımız işinden oldu. 100 milyar dolar gelirimiz cebimizden alındı. Market raflarında bebek mamalarına sanki pahalı elektronik aletmiş gibi hırsızlık alarmı takılmaya başladı. Bebek maması ateş pahası olmuş, bıraktık büyükleri, bebeklerimiz ne yiyip içecek, biz bugün bu ekonomiden başka neyi konuşacağız. Ama bunlar Saray’ın umurunda bile değil. O; baroları, televizyonları, sosyal medyayı vesayeti altına alıp bebeğine mama alamayan işsiz anne babanın isyanını gizlemekle uğraşıyor.

 

GIDA ENFLASYONUNDA RAKİPLERİMİZ: RUANDA, KAZAKİSTAN, SRİ LANKA

Bugün Haziran ayı enflasyon rakamları açıklandı. Aylık enflasyon yüzde 1’in üstünde. Bu, mevcut fiyat serisindeki ikinci en yüksek Haziran ayı enflasyonu… Yılın ilk yarısında tüketici enflasyonu yüzde 5,8 son bir yılda yüzde 12,62. Bu arada Sarayın talimatlı marketlerinden toplanan, baskı altındaki gıda fiyatları da aylık olarak düşmüş. Ancak buna rağmen yıllık yüzde 13’e dayanan gıda ve alkolsüz içecekler enflasyonuyla, bu alanda dünyada en yüksek enflasyonu olan ülkelerden biriyiz. Burada rakiplerimiz, Ruanda, Kazakistan, Sri Lanka gibi ülkeler. Bu yıl 70 yılın en büyük çekirge istilasına uğrayan Kenya’da dahi gıda enflasyonu yüzde 8,2. Ne yaparsanız yapın mızrak çuvala sığmıyor. Milletimizin tenceresi dolmuyor. Milletimiz sizin o güdümlü marketlerinizdeki fiyatları pazarda, bakkalda bulamıyor.

 

KERAMETİ KENDİNDEN MENKUL “ENFLASYON-FAİZ” TEORİSİ ÇÖKTÜ

Tüm dünyayı bize güldüren, o kerameti kendinden menkul “enflasyon-faiz teorilerine” ne oldu? Merkez Bankası’nın faizi yüzde 8,25 ama bugün enflasyon yüzde 12,62. Hani faiz sebep, enflasyon sonuçtu? İşte düştü. Faiz düştü 8,25’e. Niye bu enflasyon düşmüyor, niye bu enflasyon yüzde 12’yi geçti?

 

BAYRAMDA İKRAMİYE 1.500 TL OLMALI

Geçtiğimiz günlerde bir kere söyledim. Saray kabinesinden tık çıkmadı. Unuttuk sanmasınlar. Kurban Bayramı yaklaşıyor. Emekliye verilen ikramiyeler bu bayramda en az 1.500 lira olmalı. Olmalı ki, emeklilerimize de çocuğuyla, torunuyla ağız tadıyla bir kurban kesmek nasip olsun. Emeklilikte Yaşa Takılanların sorunları devam ediyor. İşsizlik diz boyu. Hele yaşlı gücünün iş bulması her gün biraz daha güçleşiyor. Bu nedenle biran önce Emeklilikte Yaşa Takılanların sorunlarını çözün. Polislerimiz, sağlık çalışanlarımız ve imamlarımız, diğer başka memurlarımız 3600 ek göstergeyi bekliyor. Bayramdan önce bu 3600 ek göstergeyi verin memurlarımızı bir sevindirin.

 

BIÇAK ESNAFIN KEMİĞİNİ DELDİ GEÇTİ

Bu arada bıçak esnafın kemiğini artık delip geçti. Esnaf sesini duyurmak için saraya mektup yazdı. “Stopajı kaldır” diyor, “Borçlarımın faizini öde” diyor, “Nefes almamı sağlayacak nakdi destekleri ver” diyor, biz bunları söylediğimizde daha işin başında söyledik duymadılar. İnşallah esnafımızın feryadını duyarlar.

 

TÜRKİYE 70 MODEL POLİTİKALARLA DÜNYADAN KOPARILIYOR

Bu ucube rejimle beraber ekonomi politikalarında 50 yıl öncesine gittik. Ülkemiz 1970 model politikalarla dünyadan koparılıyor. Gencimize, kadınımıza, çalışanlarımıza dünyada ne varsa en iyisini alabilecek imkanı vermek yerine, üretebilecek imkanı vermek yerine Saray, insanımızın bunları görmesini engellemeye, bunlara erişme umudunu yok etmeye uğraşıyor. Gümrük duvarları yükseltiliyor. Sermaye hareketleri kısıtlanıyor. Piyasalar 90 metrelik sahada oynamaları gereken oyunu, 10 metrede hem de birde karşılarında yerliler dışında rakip olmadan yani bir tek yerli oyuncularla oynamaya zorlanıyor.

 

REKABET KURULUNUN SOPASI

Şimdi de Rekabet Kurulu’nun sopası şirketlere sallanıyor. Rekabet Kurulu beş Alman otomobil firması için soruşturma açtığını duyurdu dün. Dün ya da evveli gün. Ancak burada ilginç bir durum var. Kurul soruşturma açma kararını 11 Haziran’da almış. Ama bu soruşturma açma kararını kamuoyuna ne zaman açıklamış? 1 Temmuz’da yani iki gün önce. Şimdi tabi bizde merak ediyoruz. Rekabet Kurulu 20 gün önce almış olduğu bu kararı açıklamak için neden bu kadar bekledi? Acaba Alman Volkswagen firması, Türkiye’de yatırım yapma kararını, sürdürme kararını almış olsaydı, bu soruşturma kararı yine de alınacak mıydı? Yoksa iptal mi edilecekti? Bu kadar keyfi, hukuktan uzak bir yaklaşımın hüküm sürdüğü ve öngörülebilirliğin olmadığı bir yerde ne yerli, ne de yabancı sermaye yatırım yapar. Yapmıyor da zaten.

 

ARABA ANTİKA, ŞOFÖR ACEMİ

Bu ucube rejim ekonomi bürokrasisini bitirdi. Liyakat yok. Devlette kimse muhatap bulamıyor. Her şey damat ve kayınpederde bitiyor. 1970 model antika bir arabada gibiyiz. Bu arabada ne yol kontrolü var, ne şerit, ne takip sensörleri var, ne de otomatik fren sistemi var. Hasılı ne denge, ne de fren var. Binmişiz bir alamete gidiyoruz kıyamete. Direksiyonun başındaki şoför acemi, antika arabayı kullanmaktan anlamıyor. O alışmış otomatik araba kullanmaya. Ekonomi düz yolda kaza üstüne kaza yapıp duruyor. Oysa sarayın bir de yaveri var. Tam bir antika araba meraklısı… “Bırakın bir de o kullansın” diyeceğiz ama, o da baroları bölüp etnik ve radikal terör örgütlerine teslim ederek, ülkede yeni bir beka sorunu yaratma ve milletin sosyal medyasını karartmakla meşgul koalisyon ortağıyla birlikte. Sarayın yaveri “kraldan çok kralcı” olmuş. Saraydan daha çok sesi çıkıyor. Yetmiyor üstüne bir de boykot eylemi de yapıyor.

 

YUNAN CUMHURBAŞKANININ EŞEK ADASI ZİYARETİYLE İLGİLİ “TIK” YOK

Bu arada, Yunan Cumhurbaşkanının burnumuzun dibindeki Eşek Adası’na yaptığı ziyaretle ilgili sarayın yaverinden de, saraydan da tık duymadık. Yoksa Tank Palet Fabrikası’nın, Katar ordusuna peşkeş çekilmesini içlerine sindirdikleri gibi, Eşek Adası’nın Yunan toprağı olmasını da kabul mü ettiler? Ne oldu yerlilik? Nereye gitti millilik? Söylüyorum; attığınız her adımda, söylediğiniz her sözde, yaptığınız her işte millet sizi görüyor, notunuzu da veriyor, sandık geldiğinde de yerinizi gösterecek.

 

YENİ VE GÜÇLÜ “SOSYAL REFAH DEVLETİ”

Bu ülkenin; güçlü ve kapsayıcı kurumlara sahip, hukukun üstünlüğünü tesis etmiş, dünyayla rekabet edebilen, refahı hakça ve adil paylaşan, hem ekonomik hem de çevresel sürdürülebilirliği önceleyen bir büyüme stratejisine, yandaşa değil millete hizmet eden yeni ve güçlü bir “sosyal refah devletine” ihtiyacı olduğunu devamlı söylüyoruz. Ancak bunu da, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında gerçekleştireceğiz.

 

GÜN KORKMA GÜNÜ DEĞİL

Demokrasilerde özgürlüğün bedeli, sürekli ihtiyatlı ve tetikte olmaktır. Gün korkma, çekinme, sinme günü değildir. Milletimiz, zamanı geldiğinde, kendisini küçümseyenlere, iradesini yok sayanlara, en ağır şamarı atmayı bilir. İbret vesikasını uzaklarda aramaya gerek yok. Kıssadan hisse almak isteyenler için 30 Mart 2019 ve 23 Haziran 2019 seçim sonuçları ortadadır.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alıyım.

 

Soru- AK Parti Genel Başkan Vekili Sayın Numan Kurtulmuş’un İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik açıklamaları oldu. “Anlaşmada bize uymayan iki husus var. Bunlardan biri toplumsal cinsiyet, diğeri de cinsel yönelim tercihleri” dedi. Kurtulmuş ayrıca bu anlaşmanın LGBT’nin ve marjinal grupların ekmeğine yağ çalacağını da söyledi ve sözleşmeden çıkılacağına dair bir yorum ifade etti. Bu konuyla ilgili sizin görüşünüz nedir?

Faik ÖZTRAK- Gerçekten ben bazı şeyleri anlamakta büyük güçlük çekiyorum. Bu İstanbul toplantısını alayişle valayişle yapan bunlar. İstanbul Sözleşmesi’nin altına imza atıp bununla her yere caka satan bunlar. Şimdi ne oldu da İstanbul Sözleşmesi’nden imzalarını çekmekten söz ediyorlar? O gün de mi aldatıldılar, yanıltıldılar? İstanbul Sözleşmesi’yle uğraşmalarının altındaki temel neden şudur: Milletimiz işsizlikle boğuşuyor, yoksullukla boğuşuyor, pahalılıkla boğuşuyor. Aman bunlar görünmesin, milletimizin dikkatini başka yere çekelim diye uğraşıp duruyorlar.

Bir tek şey hatırlatayım, İstanbul Sözleşmesi kadına karşı şiddetle ilgili Avrupa’nın en önemli dokümanlarından biridir. Bunu nereye koyacaklar?

Son olarak da şunu söylemek istiyorum. Madem uluslararası sözleşmelerle uğraşacaksınız o zaman ben size bir uluslararası sözleşmeden bahsedeyim. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün 102 sayılı Sosyal Güvenliğin Asgari Normları Sözleşmesi var. 1971 yılında bu sözleşmeyi kabul etmişiz. Uluslararası sözleşme mi istiyorsunuz, hem de bu sözleşmeyi duyunca aziz milletimiz mutlu olsun, memnun olsun mu istiyorsunuz? O zaman bu sözleşmenin gereğini yerine getirin, “Aile Destekleri Sigortası Kanunu’nu” derhal çıkarın. Biz de buna sonuna kadar destek verelim.

 

Soru- Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın Genelkurmay Başkanıyla birlikte Libya’da olduğuna dair son dakika bilgileri geçti. CHP Libya sürecini nasıl izliyor ve nasıl değerlendiriyor?

Faik ÖZTRAK- Libya sürecini büyük bir dikkatle izliyoruz. Ve orada bulunan askerlerimizin ayağına taş değmemesini istiyoruz. Bu çerçevede Libya’da olan bitenlerin bu ülkenin milli menfaatleri doğrultusunda gelişmesini de destekleyeceğimizi açıkça ifade ediyoruz.

KABİNE DEĞİL KABİLE

 

CHP’li Öztrak, çok düşük bir para verilerek ücretiz izne çıkarılan emekçilerin, Ekim ayı ortasına kadar, iş başında olmamasına rağmen çalışıyor gibi görüneceğini hatırlatarak, “Ekim’den sonra ne olacak? İşçi ve işveren temsilcileri ücretsiz izne çıkarılanların en az yüzde 30’unun işlerine geri dönemeyeceğini tahmin ediyorlar” diye konuştu.

Bunun Saray kabinesinin umurunda bile olmadığını ifade eden Öztrak, “Kabinlerine kapanmışlar, milletin sesini duymuyor, halini görmüyorlar. Aslında bunlar kabine değil, Saray kabilesi olmuşlar” dedi.

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün Genel Merkez’de MYK sürerken düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Dün, Irak’ın kuzeyinde bölücü terör örgütüne karşı yürütülen operasyonlarda, Piyade Uzman Onbaşı Recep Yüksel şehit oldu. Şehidimize Allah’tan rahmet, kederli ailesine, sevenlerine ve milletimize başsağlığı diliyoruz. Hafta sonu 2 milyon 433 bin öğrencimiz YKS sınavına girdi. Bu yıl gençlerimizin sınav stresine, bir de salgın stresi eklendi. Sarayın kibirli adamı, gençlerimizin sınav tarihleriyle bir ileri, iki geri oynamıştı. Gençlerimizin moral ve motivasyonunu dikkate almamıştı, süreç son derece özensiz yönetildi.

 

GENÇLERİN CEVABI AĞIR OLDU

Gelin görün ki, süreci yönetemeyenler algıyı yönetmek isteyince, gençlerimizin cevabı da çok ağır oldu. Sarayın kibirli başının, sınav öncesinde gençlerle sosyal medyada düzenlediği toplantıya, gençlerimizin dijital protestosu damgasını vurdu. Toplantıda Erdoğan’ı “dislike” etme, yani “beğenmeme” fırtınası koptu. Gençlerimiz sana “Oy moy yok!” diyerek, seçim gününe randevu verdi. Ne güzel demiş Sadi Şirazi: “Ders alınmazsa, her hata bir sonraki hatanın virüsü olur.” Saray sosyetesi hata virüsüyle malul, hem de iflah olmaz bir şekilde.

 

GENÇLERİ ANLAMAK YERİNE KARALAMAYA ÇALIŞIYORLAR

Gençlerimizin kaygılarını, düşüncelerini, protesto gerekçelerini anlamak istemiyor. Onun yerine, gençlerimizi itibarsızlaştırmak ve karalamak için uğraşıyor. Yıllarca beraber el ele yürüdüğü FETÖ’den ellerine bulaşan çamuru, bu sefer gençlerimize bulaştırmaya çalışıyorlar. On parmaklarında on kara, tertemiz gençlerimizi karalamak istiyorlar. Ama unuttukları bir gerçek var; bu ülke eğer muasır medeniyetlerle yarışta öne geçecekse, bu; yürekleri tertemiz, eleştiren, soran, bilgili, hakkını arayan gençlerimiz sayesinde olacak.

 

BOŞ İŞLERİ BIRAKIN

Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bunun için; “Bütün ümidim gençliktedir” demiştir. Aklı başında hiçbir iktidar; ülkesinin geleceğiyle kavga etmez. Kendi ideolojik saplantılarıyla, gençlerine format atmaya kalkmaz. Gençlerin özgürlük alanlarını sınırlamaz. Ama bakıyoruz sarayın kibirlisi, gençlerden umduğunu bulamıyor, “Sosyal medyaya çeki düzen vermekten” bahsediyor. Saray, zorbalığı “demokrasi”, “Yasak ve cezaları” ise “hukuki düzenleme” diye kimseye hele hele gençlere hiç yutturamaz. Saray sosyetesinin yeşil benekli trol hesaplarının, sosyal medyada estirdiği teröre, rezilliklere sadece biz değil dünya şahit oldu. Bu boş işleri bırakın. Bu ülkeyi yönetenlerin görevi, ülkenin en önemli stratejik üstünlüğü olan gençlerimize, Dünyadaki akranlarıyla yarışabileceği şartları ve ortamı, “Tek bir gencimizi dahi dışlamadan” hazırlamaktır. Gençlerimize çağdaş ve kaliteli bir eğitim vermektir, onların yaratıcı gücünün önünü açmaktır, gençlerimize, nitelikli, yüksek ücretli, güvenceli işler sağlamaktır. 18 yıldır ülkeyi yönetenler bu görevlerini başarıyla yerine getirdiler mi, getirmediler mi? Açıkçası ne gezer…

 

6 REKTÖRDEN 4’ÜNÜN BİLİMLE ALAKASI YOK

18 yılda 15 kez eğitim sistemi değiştirildi. Kasaba üniversiteleriyle gençlerimizin ve ailelerinin hayalleri çalındı. Bir ülkede, itibarlı bir bilim dergisinde tek bir makalesi yayımlanmayan biri, üniversiteye rektör yapılır mı? Dünyanın hiçbir ülkesinde yapılmaz ama Sarayın kibirli adamı bunu da yaptı. En son atanan 6 rektörden 4’ünün bilimle falan alakası yok. Üniversitelerimizde liyakatin yerini sadakat aldı.

 

ÜNİVERSİTE TAHSİLİ İŞSİZLİĞİN SEMBOLÜ OLDU

Bilim yuvası üniversitelerimizin içi boşaltıldı. Önceden üniversite tahsili bir itibar sembolüydü, şimdi artık işsizliğin sembolü oldu. 2014’te üniversite mezunu işsizlerimizin sayısı 606 bindi, 2019’da 1 milyon 123 bine çıktı. Üniversiteli işsizlerimizin sayısı beş yılda, ikiye katlandı. Bugün,  20-29 yaş arasındaki her 100 gencimizden 38’i ne eğitim görüyor, ne de bir işte çalışıyor. Evinde oturuyor. Anasının, babasının eline bakıyor. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı içinde, ki biz bu teşkilatın üyesiyiz, gençler konusunda en kötü durumdaki ülkelerden biriyiz. Bir de bunun üstüne salgın eklenince koskoca bir nesli kaybetmek üzereyiz.

 

ASIL BEKA SORUNU “GENÇ İŞSİZLİĞİ”

Bu sene üniversiteyi bitiren gençlerimizin, bıraktık işe girmelerini, işgücü piyasasına bile girememe riski var. Bu ülkenin en önemli stratejik üstünlüğü bizim genç nüfusumuz. Türkiye’nin en önemli beka sorunu “genç işsizliğidir.” Tekrar ediyorum, bizim en önemli beka sorunumuz gençlerin işsizliğidir. Bu sorun çözülmeden, ülkeyi yönetmeye talip olanlara “rahat uyku” haramdır. Erdoğan, gençlerle yaptığı toplantıda ceketinin duruşuna gösterdiği özeni, gençlerimizin sorunlarına, genç işsizliğine göstermiş olsaydı, böyle bir “dislike tsunamisi” altında kalmazdı. Sen görevini yapmıyorsan, gençlerimiz de sana elbette “Oy yok!” der. Sana “Oy yok!” der. Attığınız her adımda, söylediğiniz her sözde, yaptığınız her işte gençler sizi görüyor. Notunuzu veriyor. Sandık geldiğinde de yerinizi gösterecek.

 

EKONOMİ DEĞİL, SALGIN “V” YAPIYOR

İspanya, İtalya ve Almanya, normalleşme sürecini günlük vaka sayılarını 200’lere indirdikten sonra başlattı. Biz de ise; günlük hasta sayıları 800’ün üzerindeyken, bilimin değil, Sarayın kibirli başının gönlünün sesi dinlendi. Apar topar, plansız programsız, “haydin normalleşmeye” dendi. Günlük vaka sayısı yeniden bin 500’lere yaklaştı. İddia ettikleri gibi ekonomi değil ama salgın şimdi “v” yapıyor. Turizmdeki rakibimiz Yunanistan’da günlük hasta sayısı sadece 10. Tedbirleri erken gevşetip, “Avrupa’dan turist gelecek” diye ellerimizi ovuştururken, salgında riskli ülkeler kategorisine düştük. Saray hükümeti, acelecilik, plansızlık ve öngörüsüzlükle, “Algı operasyonlarıyla her şeyi yönetirim” zannederek süreci eline yüzüne bulaştırdı.

 

TURİZM SEZONU BAŞLAMADAN BİTMEK ÜZERE

Geçtiğimiz yılın Nisan ve Mayıs aylarında, ülkemize gelen ziyaretçi sayısı 7 milyonun üzerindeydi. Bu yılın aynı döneminde ise ülkemize gelenlerin sayısı sadece 54 binde kaldı. Yani, turizm sezonu başlamadan bitmek üzere. Sadece Antalya’da turizmden ekmek yiyen yurttaşlarımızın sayısı 700 bin civarında. Bu yurttaşlarımızın büyük bölümü, geçtiğimiz Kasım ayından bu yana işsiz. Bu insanlarımız ne yiyecek, ne içecek? Ama ortada bunu düşünen tek bir yetkiliyi göremiyoruz. Bunları bir tek Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz düşünüyor ve söylüyoruz.

 

ÜCRETSİZ İZNE ÇIKARILANLARIN YÜZDE 30’U İŞİNE DÖNEMEYEBİLİR

Yine, İş Kanunu’nda olmamasına rağmen çok sayıda yurttaşımız bin 170 lira gibi düşük bir ücretle ücretsiz izne çıkarıldı. Daha doğrusu düşük bir ödemeyle ücretsiz izne çıkarıldı. Böyle bir düzenleme daha önce mevzuatımızda yoktu. Ekim ayı ortasına kadar pek çok emekçi, bu komik maaşlarla “çalışıyor gibi” gösterilecek. İş başında olmayacak ama çalışıyor gibi gösterilecek. Peki, Ekim’den sonra ne olacak? İşçi ve işveren temsilcileri ücretsiz izne çıkarılanların, en az yüzde 30’unun işlerine geri dönemeyeceğini tahmin ediyorlar.

 

KABİNE DEĞİL KABİLE

Ama bu Saray kabinesinin umurunda bile değil. Kabinlerine kapanmışlar, milletin sesini duymuyor, halini görmüyorlar. Aslında bunlar kabine değil, Saray kabilesi olmuşlar. Şimdi de salgının tüm yükünü, emekçilerin sırtına yıkmanın hesabını yapıyorlar. Salgını bahane edip, emekçilerimizin elinde kalan son ekonomik, sosyal ve demokratik hakları gasp etmek ve çalışanın güvencesinin olmadığı bir çalışma rejimi kurmanın peşindeler. Hükümet bir yandan “kıdem tazminatını” tartışmaya açıyor, diğer yandan “esnek çalışma” istiyor. İşçilerimize “ölümü gösterip, sıtmaya razı etme” taktiği uyguluyor.

 

SEN NE SÖYLÜYORSUN, DAMAT NE ÇALIYOR

Sonra da Sarayın kibirli adamı çıkıyor, “Kıdem tazminatı meselesini kendi aranızda halledin. Bunu Kabine halletsin diyorsanız burada art niyet var” diyor. Peki ben soruyorum, işçi sendikalarının “kıdem tazminatı” ile ilgili talebi var mıydı? Yoktu hayır. İşveren tarafının böyle bir talebi var mıydı? O da yoktu hayır. Peki, kıdem tazminatını ilk kim ağzına aldı? Sarayın sosyete damadı… Şimdi Erdoğan’a sormazlar mı? “Sen ne söylüyorsun, tamburayı emanet ettiğin damat ne çalıyor?” diye. Sayın Erdoğan; dedikodu çıkaran bir art niyetli arıyorsanız, önce etrafınıza ve altın varaklı sarayınızın aynalarına bakacaksınız.

 

CHP İKTİDARINDA GASBEDİLEN HAKLARI GERİ VERECEĞİZ

Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, işçilerimizin ve konfederasyonlarının alacağı ortak kararları, bundan sonra da desteklemeye devam edeceğiz. Eğer işçinin sözünü dinlemez, esnek çalışmaymış, kıdem tazminatıymış diyerek, emekçilerimizin tüm direnmelerine karşın, haklarını gasp etmeye kalkarsanız, eli kulağında yaklaşan Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında, ilk iş olarak çalışanlarımızın elinden alınan hakları geri vermeyi buradan açıkça taahhüt ediyoruz.

 

İLK 10’A GİRECEĞİZ DERKEN, KENDİ LİGİMİZDEN DÜŞÜYORUZ

Kayınpeder, Damat ikilisi serbest atış kategorisinde Teyyo Pehlivan’a rahmet okutur hale geldiler. Geçtiğimiz hafta; “Dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girmeye hiç bu kadar yakın olmadık” dediler. Bir baktık, en büyük 10 ekonomi arasına gireceğiz derken, “Gelişen Ekonomiler Liginden” düşme noktasına gelmişiz. Uluslararası kabul gören, “Gelişen Piyasalar Endeksi” diye önemli bir endeks var. Ülkemizin bu endeksteki “gelişen piyasalar” liginden, şimdi “sınırdaki piyasalar” ligine düşebileceği açıklanıyor. Gerekçe ne? Borsa İstanbul’da yapılan yatırım ve işlemlerle ilgili sürekli değiştirilen kurallar, sermaye hareketlerine getirilen kısıtlamalar. Türkiye gelişen ülkeler liginden düşerse ne olur? Küresel kurumsal yatırımcılar Türkiye’den kaçar, şirketlerimizin yeni fon ve kaynaklara erişmesi daha da zorlaşır. Bu da yatırımı, işi, aşı sınırlandırır. Biz her fırsatta bunun için “Hukuk ve öngörülebilirlik, aştır, iştir” deyip duruyoruz. Oyun esnasında 90 metrelik sahayı bir kararla 10 metreye indirdik diyeceksiniz. Ondan sonra çıkıp, “burada bir tek benim takımım oynar başkası oynamaz” diyeceksiniz. Tek kale maç yapacaksınız, dünya ne diyecek size? Dünya size mızıkçı diyecek tabi. Kendi liginden de sizi atacak. O zamanda bir başınıza kalırsınız. Oysa şu anda küresel dayanışma ve istişareye, her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.

 

DÜNYA ÇÖZÜM ÜRETİYOR, SARAY İSE BOŞ LAF

Geçtiğimiz hafta, Uluslararası Para Fonu küresel ekonomiye ilişkin tahminlerini güncelledi. Ve görüldü ki salgın, beklentilerin çok ötesinde bir küresel depresyona, çöküşe neden olacak. İki ay önce dünya ekonomisinin yüzde 3 daralacağını söyleyen IMF, iki ay geçtikten sonra bu rakamını yüzde 4,9’a revize etti. Eksi yüzde 4,9’a revize etti. En büyük ticaret ortaklarımızda, ekonomik daralmalar yaşanacağı anlaşılıyor. Bunun olumsuz etkilerinin, gelecek yılda da pek telafi edilemeyeceği gözüküyor. Şimdi dünya salgının ekonomik etkilerini, ölçüp çözüm üretmeye çalışırken, Sarayın kibirlisi ve damadı sadece boş laf üretiyor. Sarayın kibirli başına göre, öncü göstergeler “ekonominin ciddi bir sıçramanın eşiğinde olduğunu” gösteriyormuş. Dış konjonktürdeki toparlanma ve canlanmayla, yılın ikinci yarısında güçlü büyüme oranları gelecekmiş. Peki, nedir o güçlü öncü göstergeler? O belli değil. Onu söylemiyor. Dış konjonktürden büyümeye bir destek gelmeyeceği Uluslararası Para Fonu tarafından açıklandı. Herhalde yılın ikinci yarısındaki büyüme rakamları için TÜİK’in başına atadıkları yeni saray damadına güveniyorlar. Hep söyledik; teşhis doğru konmadan, tedavi olmaz. Güçlü, güven verecek dayanışmayı öne çıkaran, yeni bir program ve yeni bir bütçe olmadan bu ekonomi toparlanamaz. Ama dinlemediler. Artık ne diyelim. Kendi düşen ağlamaz.

 

ÜLKE DEĞİL FİYATLAR UÇTU

Ülkeyi uçuracak diyerek ucube tek adam vesayet rejimini, tam iki yıl önce, iş başı yaptırdılar. Son iki yılda, ülkemiz ve milletimiz uçamadı ama her şeyin fiyatı uçtu. İki yıl önce 328 lira olan çeyrek altın bugün 661 lira. Artış yüzde 101. Vatandaşımız düğünde, dernekte; eşine, dostuna bir çeyrek altın takamaz oldu. Artık çeyrek altın falan kalmadı. Cumhuriyet bitti onlar. Artık gram altın var, “yarım gram” altın var, “çeyrek altın” değil “çeyrek gram altın” var. İki yıl önce 4 lira 64 kuruş veriyorduk 1 doları alıyorduk. Şimdi o 1 doları almak için 6 lira 85 kuruş ödemek zorundayız. Doların fiyatı da yüzde 47 artmış. Ucube tek adam rejiminde, Türk Lirası’nın satın alma gücü güngörmüş kar gibi erimiş.

 

TÜİK FİYATLARIYLA BİLE DURUM BÖYLE

Son iki yılda: Sarımsağın fiyatı yüzde 313, köprü geçiş ücretleri yüzde 179, özel lise ücretleri yüzde 119 artmış. Kuru fasulyenin fiyatı yüzde 89, salçanın fiyatı yüzde 85, sivri biberin fiyatı yüzde 69, domatesin fiyatı yüzde 66, bulgurun fiyatı yüzde 65 pahalanmış. Bunlar da TÜİK’in makyajlı fiyatları. Yani TÜİK’in yüksek indirimli marketlerden topladığı fiyatlar. Milletin pazarda, markette karşılaştığı pahalılık bunun kat kat üstünde. Milletimiz; geçen yıl ucuz patates, soğan için soğuk kış günlerinde, tanzim satış kuyruklarında saatlerce bekletildiğini unutmadı. Ucube rejimle milletin sofrasının bereketi kaçtı.

 

TÜRKİYE REZERVLERİ YETERSİZ 4 ÜLKE ARASINDA

Ama bununla da kalmadı devlet bütçesinde de bereket kalmadı. “Bu kardeşinize yetkiyi verin; faizle, şununla bununla nasıl uğraşılır göreceksiniz” diyerek iş başına geldiler. İki yılın sonunda; ucube rejime geçmeden önce bütçeden yıllık 62 milyar TL faiz ödeniyordu. Yani iki yıl önce. Şimdi 118 milyar lira ödeniyor. Neredeyse iki katı. Milletin kefen parası olan Merkez Bankası’ndaki ihtiyat akçeleri de bu iki yılda harcandı bitti. Bu ucube tek adam vesayet rejimiyle, Merkez Bankası kasasındaki rezervler de eridi gitti. 2 yıl önce TCMB kasasındaki net rezervler 28 milyar dolardı. Şimdi buhar olmuş gitmiş Merkez Bankası kasasında bir şey kalmamış rezerv dediğimiz şey eksi 14 milyar dolar olmuş. Yani birilerine net 14 milyar dolar borçluyuz rezerv mezerv yok. Merkez Bankası kasasında kendimize ait rezerv kalmamış. IMF de son Küresel Finansal İstikrar Raporu’nda Türkiye’yi rezervleri yetersiz 4 ülke arasında saymaya başladı. 2 yıl önce brüt rezervler içinde SWAP’ların, yani emanet dövizlerin payı sadece yüzde 1’di. Şimdi yüzde 61. Ama beyler “el atına binip, türkü çığırmaya” nasıl olsa alışık.

 

BU UCUBE REJİM CEBİMİZDEN 100 MİLYAR DOLARI GÖTÜRDÜ

Bu ucube rejimle birlikte işsizlikte çığ gibi büyüdü. İki yılda 2 milyon 281 bin yurttaşımız işini kaybetmiş yani yeni gelenlere iş bulmak bir yana 2 milyon 281 bin yurttaşımız işini kaybetmiş. Milli gelirimiz son iki yılda 754 milyar dolara düşmüş. Bu rejim cebimizden son iki yılda 100 milyar doları alıp götürmüş. Bu yılın sonunda milli gelirimiz 700 milyar doların altına düşecek öyle gözüküyor. 2017’nin sonunda dünyanın en büyük 17. ekonomisiydik. 2019’da 19. sıraya düştük. 2020 sonunda, büyüklüğü aşağı yukarı bizim Konya vilayetimiz kadar olan İsviçre ile yer değiştirip 20. sıraya gerileyeceğiz.

 

YERLİLİK VE MİLLİLİK, MİLLETİN YANINDA OLMAKTIR

Çürük tahta çivi tutmaz. Bu çürük rejimle de milletimiz hak ettiği işe, aşa ve huzura kavuşamaz. İki yıllık acı tecrübe bunu anlamak için yetti de arttı bile. Boş çuval ayakta durmazmış. Bu rejimde boş çuval gibi ayakta duramıyor. Ve mızrak da artık çuvala sığmıyor. Milletimizin zor günlerinde yanında duramadılar. Ama ağızlarında bir “yerlilik, millilik” sakızı, ha bire çiğneyip duruyorlar. Yerlilik ve millilik, zor gününde milletinin yanında olmaktır. Esnafımızı, çiftçimizi, işsizimizi, işçimizi, sanayicimizi salgında bir başına bırakmamaktır. Milletin zararlarını telafi etmektir. Yerlilik, millilik kim? Saray sosyetesi kim? Beş maskeyi bedava dağıtamadılar. Bir de yetmedi sıkılmadan İBAN numarası millete atıp para dilendiler. Topladıkları paraları da nereye, kime harcadıkları belli değil. Türkiye salgında verdiği doğrudan mali desteklerle, yani milletin cebine koyduğu nakit paralarla G-20 ekonomileri içinde, sondan birinci… Ama aynı G-20 içinde vatandaşına en çok borç veren 7. ekonomi.

 

40 YILDIR VERGİ VERENE, 40 GÜN BAKAMADILAR

Elin oğlu salgınla mücadelede hibeyi ve borcu dengeli kullanıyor. Hem yoksulunu, hem çalışanını, hem de çalıştıranını destekliyor. Borç da veriyor ama kaybettiği kazancı, yitirdiği kazancı bütçeden vermek suretiyle bu borcu ödeyebilir halde tutuyor. Bizdeki ucube rejim ise ezberini hiç bozmuyor. Kamu bankaları üzerinden kredi musluklarını sonuna kadar açıyorlar. Borcu borçla çeviriyorlar hala da buna devam ediyorlar. Ama bunu yaparken yandaşlarını kayırmayı da unutmuyorlar. KOBİ ve esnaf kredilerinin çoğu tuzu kurulara gitti. Ama Saray; salgında işyeri kapatılan esnafa kaybettiği geliri, KOBİ’lere mahrum kaldığı kazancı, işçiye alamadığı maaşı bütçeden veremedi. Bırakın bütçeden vermeyi işçinin kendi parasıyla oluşturulan İşsizlik Fonu’ndan dahi veremedi. 40 yıldır devletine vergi veren vatandaşlarımıza, 40 gün bile bakamadılar.

 

70 MODEL POLİTİKALARLA OLMAZ

Aslında bu memleket çok zengin bir memlekettir. Kaynakları doğru ve akıllıca yönetilirse şahlanıp gider, bu paraları rahat rahat öder. Her hafta sonu yüzlerce ürünün ithalatına ek vergiler geliyor. Dün de 400 civarına ürünün vergisine yine zam geldi. Tüketicinin satın alma gücü zaten darbe yemiş, üreticinin tedarik zinciri kopmuş. Bir de geliyorlar adamın ithal edeceği, girdi olarak kullanacağı ithal edeceği malı da pahalandırıyorlar. Bu işler saray hükümetinin bugün yaptığı gibi 1970 model politikalarla içe kapanarak, Dünyaya sırtımızı dönerek tekrar ediyorum olmaz. İçe kapanmanın, dünyadan kopmanın adı “yerlilik ve millilik” olamaz. Gerçekten aziz milletimiz, bu ucube tek adam vesayet rejiminden çok daha iyisini hak ediyor. Saray, millet ekonomiyi konuşmasın diye, milletin emanet verdiği gücü, milleti vesayet altına almak için, yasak üstüne yasak getirmekte kullanıyor. Tarafsız basını hapse atarak, kamu meslek kurumlarını, sivil toplum kuruluşlarını, bölüp, parçalayıp, yöneterek, kaderinden kaçacağını sanıyor.

Açıklamamı bitirirken bir kez daha tekrarlayalım. Attığınız her adımda, söylediğiniz her sözde, yaptığınız her işte milletimiz sizi görüyor, notunuzu veriyor, sandık geldiğinde de yerinizi gösterecek. Benim diyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

 

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan hafta sonu yaptığı konuşmada Ergene havzasındaki yerel yönetimlerin senelerce buranın korunması konusunda gerekli hassasiyeti göstermediğini söyledi. Sizin bu konudaki yorumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Çok açık söyleyeyim, Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan AK Parti Genel Başkanı, peynir ekmek gibi hak yiyor. Ergene’yi kirleten Trakya’da oturan vatandaşlarımız değil. İstanbul’un geçmişten itibaren Trakya’ya plansız, programsız deşarj ettiği kirli sanayi ve Istranca sularını gasbeden bir dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’dır. Şimdi bu sözlerle Trakya’daki belediyelerin hakkını yiyor. Şu an Tekirdağ’da 21 adet atık su arıtma tesisi bulunuyor. Bu tesislerde yılda 57 milyon metreküp evsel atık temizleniyor, deşarj ediliyor. Bu 21 tesisin 11 tanesi de Ergene Havzası’nda. Ergene Havzası’ndaki kullanılamaz durumdaki atık su tesisleri yine Tekirdağ Su ve Kanalizasyon İdaresi tarafından revize edildi. Ve bu bölgede belediyelerimiz hemşerilerine hizmet edecek kanalizasyon altyapısı için Büyükşehir Belediyemiz 170 milyon Türk Lirası harcadı. Atık su tesislerinin yapımı içinde 2,5 milyon lira harcadı. Kirliliğin esas nedeni olan Ergene Havzasındaki sanayi kuruluşlarının atıkları. Sanayi kuruluşlarının atıklarının denetimi Çevre ve Şehircilik Bakanlığının sorumluluğunda. Tekirdağ’daki yerel yönetimler atıkların bertarafı konusunda gereken hassasiyeti her zaman gösteriyorlar.

Şunu açık söyleyeyim, Marmara Denizi’ne belediyelerimizin akıttığı, deşarj ettiği sular pırıl pırıl. Nereden mi biliyorum? Çünkü Ankara’dan Çevre Bakanlığı tarafından bu sular her gün online denetleniyor.

Şimdi bu derin deşarjdan Marmara denizine akıtılacak olan suyun, renk ve tuzluluk parametrelerinin öngörülen seviyelere indirilmediği söyleniyor. Dolayısıyla böyle bir deşarjın Marmara denizinde ciddi çevre kirliliği yaratma riski var. İşte bu nedenle ve belediyelerimizin bu çevre kirliliğine olan hassasiyeti nedeniyle, bizim belediyelerimiz bu derin deşarjdan evsel sularını akıtmayacaklar. Bunları pırıl pırıl olan bu suları bugün denetimden geçmiş, her türlü kritere uygun olan bu suları denize akıtmaya devam edeceklerdir.

Soru- Kurultay’da alınacak önlemleri paylaşır mısınız? Parti Meclisine aday olmak isteyenlerin 5 delegeden imza alması gerekiyor. Bu durum salonda sosyal mesafenin korunmasına bir engel oluşturur mu? Buna yönelik fazladan bir önlem alınacak mı?

Faik ÖZTRAK- Her şeyden önce 10 delegeden imza alması gerekiyor da… Şunu söyleyeyim, biz bu kurultayımızı ne sağlıktan ne de demokrasiden ödün vermeden yapacağız. Biz Cumhuriyet Halk Partisiyiz. Bu nedenle sağlıkla ilgili ve yine parti içi demokrasinin işlemesi bakımından her türlü tedbiri alacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın. Bu Kurultay, Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidar kurultayıdır. Bu Kurultay’dan sonra Cumhuriyet Halk Partisi iktidarda olacaktır. O nedenle de bu Kurultay’da bu parametrelere yani demokrasiye ve sağlığa her türlü önceliği vereceğiz. Hiçbiri diğerinin alternatifi değildir.

 

Soru- Kurultayın ertelenmesine yönelik bazı istek ve eleştiriler dile getiriliyor. Son olarak Önder Sav’dan benzeri bir tepki geldi ve mahkemelik olabilir dedi. Ayrıca Şahin Mengü salonun yetersiz olacağı gerekçesiyle kurultayın ileri bir tarihte yapılması için dava açtı. Bu iddiayı ve erteleme taleplerini siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Tekrar söyleyeyim, Cumhuriyet Halk Partisi Kurultayı’nı Cumhuriyet Halk Partisi’ne yakışan bir biçimde yapacaktır. Yani dava açmaları falan anlamakta gerçekten güçlük çekiyoruz. Bunlar dereyi görmeden paçayı sıvamaktır. Çok açık söyleyeyim, altını çizerek söylüyoruz, bu Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidara yürüyüşünün Kurultayıdır. Cumhuriyet Halk Partili olan herkes bu Kurultay’a destek olmak durumundadır.

 

Soru- Siyasetteki son tartışmalardan biri de kadının adı. AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin’in bu yöndeki açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun kadının siyasetteki yerinin güçlendirilmesi için CHP’nin uyguladığı cinsiyet kotasının siyasi partiler yasasında uygulanması için bir değişiklik önerisi oldu. Bu kanun teklifi olarak meclise sunulacak mı?

Faik ÖZTRAK- Şimdi her şeyden önce şunu söyleyeyim, “kadının adı yok” ya da “kadının adı bizim sayemizde oldu” tartışmasına başlangıç noktasını başörtüsü olarak seçmek son derece yanlıştır. Türkiye artık bu başörtüsü tartışmalarını aşmıştır. Türk kadınının ne giyeceğine, ne giymeyeceğine kimse karışamaz. Buraları bunun üzerinden de statü falan analizleri yapmak son derece yanlıştır. Bunu siyasi rant gündemi yapmanın da hiçbir etkisi yoktur.

Şunu bir kere bilelim, bu ülkenin kurucu babaları Kurtuluş Savaşı’nda sırtında mermi taşıyan Anadolu’nun ve Rumeli’nin cefakar kadınlarını, bu ülkenin modernleşme projesinin en müstesna yerinde görmüştür. Bu ülkenin kadınları seçme ve seçilme hakkını çağdaş ülkelerin birçoğundan çok daha önce almıştır. Bu boş lafları, bu başörtüsü üzerinden geliştirilen söylemi geçelim. Bugün kadınların sorunlarını gerçekten çözmek istiyorsak biz bir çağrıda bulunuyoruz. Siyasette yönetimlerin her kademesinde, bürokraside yüzde 50 kadın kotası getirelim, cinsiyet kotası getirelim. İş yaşamında, ekonomik ve sosyal hayatta kadın – erkek eşitsizliğini azaltacak ve kadına yönelik şiddeti, bununla ilgili her türlü söylemi önleyecek her türlü tedbiri getirelim. Siyaset kurumunun vatandaş nezdinde itibarını artırmak için Siyasi Ahlak Yasasını vakit geçirmeden çıkaralım. AK Parti’ye buradan sesleniyoruz, bu düzenlemeleri hemen getirin, bu ülkenin gündeminde olmaması gereken işlerle uğraşacağınıza bu düzenlemeleri hemen getirin biz de destek verelim.

 

Soru- İktidarın çoklu Baro taslağıyla ilgili bazı detaylar kamuoyuna yansıdı. Buna göre 5 binden fazla avukat bulunan illerde asgari 2 bin avukatla bir baro kurulabilecek. Diğer taraftan, Savunma Yürüyüşünün ardından pek çok baro yürüyüş ve mitinglerle tepki eylemleri verme kararı aldı. Bu iki konudaki görüşünüz nedir?

Faik ÖZTRAK- Sarayın şöyle bir taktiği var. Vesayet altına almak istediği her yeri önce bölüyor, sonrada vesayeti altına almaya çalışıyor. Şimdi baro nedir bir kere Türkiye’de bunu açık seçik konuşmamız lazım. Baro öyle sivil toplum kuruluşu falan filan değildir. Baro kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşudur. Aidatlarını yasayla toplar. Baro Başkanlarının altında resmi plakalı araç vardır. Şimdi ama bunun hepsinden daha önemlisi Baro iddia makamı, yargı makamı ve savunma makamı olarak bu üç ayağın bir tanesidir. Şimdi Saray bir takım şeyleri gerekçe göstererek; aynen iddia makamı, yani savcılarda olduğu gibi, aynen yargıçlarda olduğu gibi, baroları da vesayeti altına almak istiyor, kontrolü altına almak istiyor. Yani vatandaş hakkını aramak için avukata gidecek, hakkını aramak için avukata gittiğinde sen nerenin avukatısın diye bakacak. Sarayın avukatı mısın yoksa milletin avukatı mısın? Böyle bir ayrım… o partinin avukatı mısın, bu partinin avukatı mısın, o partinin barosu musun, bu partinin barosu musun bunlar son derece tehlikeli işler.

Bakınız, geçmişte bu ülke Pol-Der ve Pol-Bir gibi ayrımlarla çok ciddi sorunlar yaşamıştır. Bunlardan ders çıkartmak zorundayız. Çok açık söyleyeyim, bu yasaya karşı biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak yasalardan, anayasadan ve meclis içtüzüğünden gelen her türlü engelleme hakkımızı kullanırız. Milletimizin hakkını savunacak olan avukatların üst kuruluşu olan baroları sarayın vesayeti altına girmesine izin vermeyiz. İktidar yargının üzerinden elini artık çekmek zorundadır. Sadece barolar değil yargının da, iddianın da üzerinden elini çekmelidir.

 

Soru- İçişleri Komisyonu’nda kabul edilen bir anlamda insanların fişleneceği eleştirilerine neden olan güvenlik soruşturmasına yönelik Meclis Genel Kurulu’nda CHP olarak bununla ilgili tavrınız nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Yine burada da bunlar darbe dönemlerinin düzenlemeleridir ve 20 Temmuz sivil darbe sürecinde getirilen bir takım uygulamalardır. Anayasa Mahkemesi iptal edince bir daha getirmeye kalkıyorlar. İnsanları fişleyecekler. Biz insanların fişlenmesine, insanların ayrıştırılmasına, insanların dışlanmasına karşıyız. O nedenle burada da yine anayasadan, yasalardan ve Meclis içtüzüğünden kaynaklanan her türlü direnme hakkımızı kullanacağız.

 

Soru- 15 Temmuz paralarıyla ilgili CHP Ankara Milletvekili Murat Emir’in verdiği soru önergesinde paranın 7 ayda 38 bin TL azaldığı ortaya çıktı. Siz bu konuyla ilgili nasıl bir değerlendirmede bulunursunuz?

Faik ÖZTRAK- Yani nihayet 15 Temmuz paralarıyla ilgili bir bilgi alınmış. Ama Beşiktaş’taki şehit olan polis ve vatandaşlarımız için toplanan para nereye gitti bundan daha hala bir haber yok. Ama şu 7 ayda harcanan 38 bin liraya baktığım zaman aklıma hemen şu geliyor, acaba burada da oluşturduğunuz fonla bugün iki maaş yetmeyen, üç maaş almaya kalkan kimlere buradan ballı maaşlar ödediniz diye sormak geliyor. Bu hesaplar açık seçik ortaya dökülmeli. Sadece 38 bin lira azalması önemli değil. Nereye harcandı bu para bunu görmemiz lazım. Hangi ballı maaş alan yönetim kurulu üyelerine bu para verildi bunu görmemiz lazım.

 

Soru- Hem CHP, hem İYİ Parti, hem de HDP’li isimlerin dokunulmazlığının kaldırılmasıyla ilgili fezlekeler bugün meclise geldi. Bu fezlekelerle ilgili Cumhuriyet Halk Partisinin yorumu ya da duruşu nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Biz baştan itibaren söylüyoruz yani anayasada bir düzenleme var. Bu fezlekelerin yasama döneminin sonuna bırakılmasını söylüyor. Bırakırlar bırakmazlar Meclis’te çoğunluk onlara ait. Ama çok açık şunu ifade edeyim, bundan önceki konuşmalarımda da ifade ettim bunlarla bizim gözümüzü korkutacaklarını zannediyorlarsa yanılıyorlar. Evet bir daha tekrarlıyorum, demirden korksak trene binmezdik.

TENCEREDE AŞ DEĞİL DERT KAYNIYOR

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün MYK sürerken düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Dün gece Bursa’da bir sel felaketi yaşandı. Beş yurttaşımız hayatını kaybetti. Bir yurttaşımız hala kayıp. Hayatını kaybeden yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, kederli ailelerine baş sağlığı diliyoruz. Kayıp yurttaşımızın bir an evvel bulunmasını ve zararların devlet tarafından telafi edilmesini bekliyoruz. Milletvekili arkadaşlarımız, iki Genel Başkan Yardımcımız oradalar, durumu yakından takip ediyorlar ve Genel Merkezimizi de, Genel Başkanımızı da sürekli bilgilendiriyorlar. Bursalı vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi sunuyoruz.

 

ÇOCUKLARIMIZIN SAĞLIĞIYLA KUMAR OYNANIYOR

Yine hafta sonunda, Kuzey Irak’ta bölücü terör örgütüyle yürütülen mücadelede bir Mehmetçiğimiz şehit oldu. Şehidimize Allah’tan rahmet, acılı ailesine ve milletimize sabır diliyorum. Hafta sonu 1 milyon 670 bin öğrencimiz LGS sınavına girdi. Öğrencilerimiz, velilerimiz okul bahçelerine balık istifi dolmak zorunda kaldılar. Ne sosyal mesafe kaldı, ne de diğer tedbirler… Veliler, öğrenciler haftalardır buna bir çözüm bulunsun diye uğraştılar. Ama saray ahalisine ve kibirli sahibine bir türlü seslerini duyuramadılar. Çocuklarımızın sağlığıyla büyük bir kumar oynanıyor. Sonra havuz medyasının dolma tüfek yandaş yorumcuları devreye sokuluyor. Başlıyorlar milleti sorumsuzlukla suçlamaya. “Neden yüzüne maskeyi, kafana da sosyal mesafeyi takmıyorsun” diye aziz milletimize yüklendikçe yükleniyorlar. Ama yöneticilerin hiçbir kusuru yok. Süreci yönetenler gayrı ciddileşirse, gerekli önlemleri almazsa vatandaş buna ne yapsın?

 

SARAY VE BAKANLAR ALDIKLARI VEBALİN FARKINDA MI?

Müflis bezirgan siyaseti Türkiye’de zirve yapıyor. Her şey bir yana; Sarayın kibirlisi, Sağlık Bakanı, Milli Eğitim Bakanı üzerlerine aldıkları bu vebalin farkındalar mı? Hiç sanmıyorum. Bu hafta sonu da 2 milyon 433 bin öğrencimiz YKS sınavına girecek. Umarız bu hafta yetkililer çok daha dikkatli olur. Ve benzer görüntüler yaşanmaz. Lütfen sınavlarda kazanan virüs değil, çocuklarımız ve çocuklarımızın sağlığı olsun.

 

TEST SAYISI AZALTILARAK HASTA SAYISI DÜŞÜRÜLMEK İSTENİYOR

Son dönemde, salgınla mücadelede Sağlık Bakanı ve Bilim Kurulu’nun çelişkili ifadeleri dikkat çekiyor. Sağlık Bakanlığı hekimlerin test taleplerine kısıtlama getirdi. “Hastayla teması olan ancak belirti göstermeyenlere” artık test yapılmayacakmış. Hasta olmayan taşıyıcılarda dikkate alınmayacakmış. Anlaşılan test sayısı azaltılarak, hasta sayısı düşürülmek isteniyor. Sağlık Bakanı, her gün milleti “tedbir almıyorsunuz” diye suçlayıp duruyor. Peki test sayısını çoğaltmak gerekirken böyle bir ortamda azaltmak nereden çıktı? Almanya’da her 1 milyon kişi için yapılan test sayısı 60 bin. Bizde 35 bin. Yarı yarıya… Sarayın kibirli sesi bile “hastalıkla mücadelede mevzi kaybediyoruz” diyor. Ama mücadelede en önemli tahkimat olan test sayıları bir türlü artırılmıyor. Biz hükümeti bir kez daha uyarıyoruz: Bugün tedbirleri gevşetenler, yarın takdire bahane aramasın.

 

BABALIK ZOR ZANAAT OLDU

Dün, Babalar Günü’ydü. Özellikle son yıllarda, ülkemizde babalık çok zor zanaat oldu. Alın teriyle çalışılacak iş bulmak zor, iş bulsan emeğinin karşılığını almak zor, evine ekmek götürmek zor, evladına harçlık vermek zor, borçları, faturaları ödemek zor… Yani, 2020 Türkiye’sinde baba olmak zor mu zor… Sarayın müflis bezirgan siyaseti sayesinde, bu ülkede daha önce görmediğimiz şeyleri görür olduk. Tabaklardaki artık yemekleri toplayan anaları, babaları gördük. Yavrusunun cansız bedenini çuvala koyup, karda kışta sırtında, kilometrelerce taşıyan babaları gördük. Çocuğuna okul pantolonu alamadığı için canına kıyan babaları gördük. Bunları milletimiz yaşadı, gördü… Ama asıl görmesi gerekenler, yetkili makamlarda oturanlar görmedi, duymadı, hissetmedi. Dahasını da gördük! Bu ülkede bazı babalar kan ağlarken, evdeki paraları sıfırlama talimatı veren “başka” babaları da gördük.

 

NE ALLAH’TAN KORKTULAR NE KULDAN UTANDILAR

Millet evine tek maaş götüremezken, milletin sırtından üçer, beşer maaş devşirmeye çalışan Saray sosyetesi mensuplarını gördük. Şu salgın döneminde bile hiç sıkılmadan kamu bankalarının yönetim kurullarını talan ettiler. Bütçeyi bitirdiler. Şimdi, tüyü bitmedik yetimin hakkı olan milyonlarca doları, kayınpederin ve damadın başında oturduğu Varlık Fonu eliyle, şirket ve banka kurtarmaya harcıyorlar. Ne Allah’tan korktular, ne de kuldan utandılar. Anadolu irfanının gür sesi Âşık Mahzuni’nin dediği gibi: Milletin sırtından doyan doyana, bunu gören yürek nasıl dayana, yiğit muhtaç olmuş kuru soğana, bilmem söylesem mi? Söylemesem mi?

 

MAZLUMLARIN AHI ÜZERİNİZDE

Bilin ki yaptıklarınız ve yapmadıklarınızla tüm mazlumlarının ahı üzerinizde. Ve unutmayın: Mazlumun ahı, indirir şahı. Bu memlekette hiç kimse söylemese de, Cumhuriyet Halk Partisi gerçekleri söylemeye devam edecek. Milletin sırtından doyanlarla mücadelemiz sürecek. Milletimiz her şeyin en iyisine layıktır. Milletimizi layık olduğu yönetime, refaha, huzura ve dayanışmaya kavuşturma, çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne taşıma, ülkemizi dünyanın gelişmişlik liginde hak ettiği yere çıkarma gayretlerimiz artarak sürecektir. Bugünler geçecek. Bu memleketteki her çocuk, anasıyla, babasıyla geleceğe umutla bakacak. Bu vesileyle evlatlarına, ailelerine güç veren tüm fedakâr babalarımızın Babalar Günü’nü bir kez daha kutluyoruz.

 

KURTULUŞ SAVAŞIMIZIN ATEŞİ 101 YIL ÖNCE YAKILDI

Ve yine bugün Amasya Tamimi’nin de yıl dönümü. Milletimizin emperyalizme karşı verdiği Kurtuluş Savaşının ve Ulusal egemenliğin ateşinin yakıldığı, “Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararının kurtaracağının” ilan edildiği, tarihimizin en önemli dönüm noktalarından biri olan Amasya Genelgesi’nin 101. yılını büyük bir onur ve gururla kutluyoruz.

 

TENCEREDE AŞ DEĞİL DERT KAYNIYOR

Bu iktidarın elinde sofralarımızın bereketi kaçtı. Mutfaktaki tencereler boşaldı. Vatandaşlarımız pazarda tezgâhlara, markette raflara artık elini uzatamaz oldu. Her şey ateş pahası… Yaz geldi ama sebzenin, meyvenin yanına hala yanaşılmıyor. Hafta sonu bir markete gittim. Sivri biberin kilosu olmuş 12 lira, yeşil fasulyenin kilosu olmuş 12,5 lira. Barbunyanın kilosu 14,5 lira. Yeşil eriğin kilosu 14,5 lira. Kayısının kilosu 12,5 lira. Şeftalinin kilosu 10 lira. Kirazın kilosu da 20 lira. Bir kalıp beyaz peynir 36 lira. Etin fiyatını söylemiyorum bile… Milletimiz mevsiminde bir taze fasulye pişireyim, içine birazcık da et koyayım, yanına bir de pilav yapayım,  üstüne çocuklarla bir tabak da kiraz yiyelim dese, gerekenleri almaya, neredeyse küçük bir servet harcaması lazım. Vatandaşın tenceresinde aş değil, dert kaynıyor!

 

DEVLETİN AJANSI DA HARİKALAR DİYARINDA

Milletimiz sadece Korona ile değil, pahalılık virüsüyle de mücadele ediyor. Ama iktidarın Pravda’sına dönen Anadolu Ajansı’na bakarsanız Avrupa’nın en ucuz ülkesi Türkiye’ymiş. Alman vatandaşı orada aldığı asgari ücretle, Almanya’da 15 sepet ürün alacakken, Türkiye’de 34 sepet ürün alabiliyor… bu doğru. Türkiye Alman’a, Almanya’dan ucuz… bu da doğru. Ama benim asgari ücretli vatandaşım, Alman vatandaşının aldığı ürün sepetinin aynısını almaya kalksa, sadece 8 sepet alabiliyor. Alman ne kadar alıyordu? 34 sepet. Yani, Alman’ın asgari ücretlisi bizim asgari ücretlimizin alabildiğinin dört mislinden fazlasını alıyor. Alman vatandaşına ucuz olan, bizim milletimize pahalı. Sözün özü şu: Anadolu Ajansı’nın övdüğü ucuzluğun bizim milletimize hiçbir hayrı yok. “Balık baştan kokar” derler. Baştakiler yalanı gerçek gibi anlatınca, devletin ajansı da böyle haber yapıyor. Artık milletle alenen alay ediyorlar.

 

HERKESİ KÖR, ALEMİ SERSEM SANIYORLAR

Atalarımız, “yalanın kemiği yok ki boğazına batsın” demiş. Karşımızdaki yalanı hakikat gibi anlatan müflis bezirgan siyaseti, artık zırvada zirve yapmaya başladı. Hafta sonu öğrendik ki “Dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girme hedefine hiç olmadığımız kadar yakın”mışız. Bunu kim söylüyor? Millete salgın günlerinde İBAN numarası atıp, para dilenen sarayın kibirlisi söylüyor. Madem işler bu kadar iyiydi, millete İBAN numarası gönderip bu ülkeyi dünyaya rezil edeceğinize, milletin hesabına para gönderseydiniz… Esnaf, işçi, çiftçi, sanayici şu salgında herkes perişan oldu. El âlemin hükümetleri vatandaşlarını paraya boğarken, siz, ezberinizi bozmayıp milleti faizle borca batırdınız. Madem ekonomi ilk 10’a girecek kadar güçlüydü, şu zor günlerde evde oturmak zorunda kalan esnafın, çiftçinin, işçinin zararlarını bir güzel telafi etseydiniz ya… Millete beş maskeyi bedava dağıtamadınız, ama maske takmayana 900 lira ceza yazacağım diyorsunuz. Ondan sonra da kalkıp, “en zengin 10 ülkeden biri olmaya her zamankinden daha yakınız” diyorsunuz. Bunlar çıktıkları kibir kulelerinde, artık herkesi kör, âlemi de sersem sanıyor.

 

UCUBE REJİM İKİ YILDA 100 MİLYAR DOLARA MAL OLDU

Halep oradaysa, arşın da burada… Ucube tek adam rejimine geçtiğimiz sadece son iki yılda, milli gelirimiz 100 milyar dolar eriyerek 754 milyar dolara düştü. Bu yıl 700 milyar doların da altına düşecek bu milli gelir sadece bu ucube tek adam parti devleti rejimi süresince. 2017’nin sonunda dünyanın en büyük 17. ekonomisiydik. Ucube tek adam rejimi sayesinde 2019’da 19. sıraya düştük. İki yılda iki basamak birden geriledik.

 

20 YIL DÖN DOLAŞ, AYNI YERDEYİZ

Bu yılın sonunda muhtemelen İsviçre’yle yer değiştirip 20. sıraya düşmemizde kaçınılmaz olacak. Erdoğan yönetimi 18 yılda, ülkemizi 20 yıl önceki seviyesine düşürecek. Hem de çok daha fazla borçla… Geçmiş tüm Cumhuriyet hükümetlerinin mirasını, elde avuçta kalan her şeyi satmış, rehin etmiş bir ekonomi olarak. 20 yıl döneceğiz, dolaşacağız sonunda aynı yere geleceğiz bir mesafe kat etmemiş olacağız. Bir arpa boyu yol gitmemiş olacağız.

 

O HEDEFTEN KALKINMA PLANIYLA VAZGEÇTİLER

Bunun milletimize gerçek faturası ise 2018 Haziranından bugüne, 2 milyon 281 bin yurttaşımızın işini gücünü kaybetmesi oldu. Bu müflis bezirgan siyasetinin, ucube tek adam rejiminin milletimizin sırtına yüklediği gerçek yük bu işsizliktir. Şimdi hangi yüzle çıkıp “ilk 10 ekonomiye girmekten” bahsediyorsunuz. İnsanların fikri neyse, zikri de o olmalı. Ucube tek adam rejimin getirdiği “11. Kalkınma Planı” kabul edileli bir yıl bile olmadı. Saray; daha önce “2023’te 2 trilyon dolar olacağını” söylediği milli gelir hedefini, 11. Kalkınma Planı’nda 1 trilyon dolara indirdi. Yani, Milli Gelir hedefini yarı yarıya iskonto etmiş oldu. En büyük 10 ekonomi iddiasından da bu suretle vazgeçtiğini o gün ilan etti. Şimdi bakın, bugün Milli Gelir sıralamasında 10. sırada kim var? Kanada. Kanada’nın Milli Geliri ne kadar? 1,7 trilyon dolar. Kanada 2023’e kadar hiç büyümese, hep aynı yerde saysa, 2023’te Kanada ile aramızda bir trilyon ya hedef bizim hedefimiz 700 milyar dolarlık bir açık kalıyor.

 

HOKUS POKUS

Şimdi siyasetin bu Teyyo Pehlivanlarına soruyoruz: “Bu açık nasıl kapatılacak?” “En büyük 10 ekonomi arasına girmek için borçlanmaktan başka bugüne kadar ne yaptınız, bundan sonra bunun üzerine ne yapacaksınız da dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına gireceğiz?” TÜİK’in başındaki saray damadına talimat verip, Milli Gelire hokus pokus yapıp, Türkiye’ye, kağıt üstünde bir buçuk Türkiye daha mı ekleyeceksiniz? Peki, Türkiye dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına giremez mi? Elbette girer. Ama bu ucube rejimle ve bu müflis bezirgân siyasetiyle bu olmaz.

 

DEMİRDEN KORKSAK TRENE BİNMEYİZ

Hep söyledik: Ülkede hak, hukuk ve adalet olmadan millet zenginleşemez. Çok uzağa gitmeye gerek yok. 22 Haziran 2020 Türkiye’sinde yaşadığımız tabloya bir bakalım. Saray sosyetesi, daha önce tarafsız olan Cumhurbaşkanı için getirilmiş yasaların arkasına saklanıyor. Erdoğan tarafsız bir Cumhurbaşkanı mı bugün? Hayır değil. Yeminini tutmadı. AK Parti’nin Genel Başkanı oldu. Yani diğer Parti Genel Başkanlarından hiç bir farkı yok. Bizim Genel Başkanımıza söylenen laf “siyasi eleştiri” kabul ediliyor. Ama aynı laflar AK Parti Genel Başkanına söylenince Cumhurbaşkanına hakaret davası açılıyor. Arkasından gözaltılar, cezalar… 97 vekilimiz hakkında 217 tane fezleke düzenlenmiş ve meclise gönderilmiş. Bunun 141’i “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlaması. Yani her 100 fezlekenin 65’i Cumhurbaşkanına hakaret. Eğer bununla bize gözdağı vermeye falan kalkıyorsanız, şunu baştan söyleyelim: “Demirden korksak trene binmezdik.”

 

BU ZİHNİYET YARIN SİZİ DE BİÇER

Bu durumda bir de şunu konuşalım, nerede kuvvetler ayrılığı? Nerede denge? Nerede denetim? Nerede saydamlık ve millet iradesinin tecelligahı Meclis’e hesap verme? AK Parti Genel Başkanı nerede bitiyor, Cumhurbaşkanlığı nerede başlıyor bu belli değil. Bu arada Anayasa ve teamüllere aykırı olarak, milletvekillerimizle ilgili mahkeme kararını dönem sonuna bırakmadan okutan, milletin seçtiği vekillerin hukukuna değil, Sarayın talimatına uyan TBMM Başkanı Şentop, “Cumhurbaşkanımızın takdir ve tensipleri, Devlet Bahçeli’nin destekleriyle” diyerek yeni döneme de adaylığını açıkladı. Bu sözlerle de kıblesinin milletvekilinin, Meclis’in hukuku değil, Saray ve bekçisinin talimatları olacağını itiraf etti. AK Partili ve MHP’li vekil arkadaşlarıma sesleniyoruz: Bugün bizim vekilimizin hakkını hiçe sayan bu zihniyet, yarın Saray ve bekçisinin talimatıyla, “milletin emaneti” demez sizi de biçer.

 

DEMOKRASİ VE YARGI TARİHİMİZİN KARA GÜNÜ

Böyle ucube bir rejimle bu güzel ülke nasıl kalkınır? Aş, iş nasıl büyür? Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde, Cumhuriyetin kurucu babaları bunu görmüş ve yeni devletin temelini adalet üzerine inşa etmiş. Onun için mahkeme salonlarında “Adalet Mülkün Temelidir” diye yazar. Ama Saray adaletin terazisinin ayarını bozuyor, 12 Eylül darbecilerinin bile yapmadığını bugün yapmaya hazırlanıyor. Baroları bölüp, parçalamaya uğraşıyor. Baro başkanlarının neredeyse tamamı söz konusu düzenlemeye karşı itiraz ediyor. Saray ise bu sesi duymuyor. Vatandaşın savunma hakkına göz dikilen bir ülkede adalet olur mu? Adaletin olmadığı yerde mülk olur mu? Huzur ve refah olur mu? Baro başkanları tepkilerini dile getirmek için yürüyüş yaptılar. Anıtkabir’e gitmek istediler ama Başkent’in girişinde polis barikatlarıyla durduruldular. Avukatlarla kanunsuz emre uyan polisler arasında arbede çıktı. Bu bugün hem Türk demokrasi tarihinde, hem de yargı tarihinde kapkara bir gündür. Polis engellemesine gerekçe olarak sadece “Valilik izin vermedi” diyor. Oysa Ankara Barosu Başkanı’nın açıklamalarına göre Valiliğe yazılı olarak bilgi verilmiş. Herhangi bir ret cevabı da gelmemiş. Tekrar ediyoruz: Barışçıl gösteri ve yürüyüş devletin lütfu değil, bir vatandaşlık hakkıdır! Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak hukuk devleti için, savunma hakkı için mücadele veren “gerçek hukuk insanlarının” her zaman yanında olacağız.

 

4 MİLYAR DOLAR VERDİK, ORTADA NE UÇAK VAR NE KULLANILABİLEN FÜZELER

Saray hesabı kitabı bilmediği kadar, hesap vermeyi de sevmiyor. Biz yine de milletimiz adına soralım. F-35 uçakları için Amerika Birleşik Devletleri’ne şu ana kadar 1,5 milyar dolar verdik. Uçakları alabildik mi? Alamadık. S-400 hava savunma sistemleri için Rusya’ya 2,5 milyar dolar verdik. Şimdi bu savunma sistemlerini kullanabiliyor muyuz? Hayır. İktidar iki cami arasında bînamaz kaldı. Milletin cebinden 4 milyar dolar çıktı; elde ne uçuracak uçak var, ne de kullanılabilen füzeler. Şimdi bu dört milyar dolar ne olacak?

 

REÇETE BELLİDİR

Bir defa daha söyleyelim: Ülkemizin dünyanın en büyük 10 ekonomisinin arasına girmesinin reçetesi bellidir. Önce işe; hukukun üstünlüğüyle, bağımsız yargıyla, kuvvetler ayrılığıyla, denge ve denetim mekanizmalarıyla, çoğulcu siyasetle, istişareyle, saydamlık ve hesap verebilirlikle, güçlendirilmiş, yepyeni bir Parlamenter rejimi kurarak başlayacağız. Biz ülkemizin potansiyeline ve parlak geleceğine inanıyoruz. Yeter ki bu ülke iyi yönetilsin. Bizim; dışa açık, gelişmiş bir piyasa ekonomimiz, küresel katma değer zincirlerinde kendine yer bulmuş şirketlerimiz, Dünyanın her yerinde ter döken girişimcilerimiz, uyum kabiliyeti yüksek dinamik genç iş gücümüz, genç nüfusumuz ve olağanüstü bir coğrafi avantajımız var. 4 ila 4,5 saatlik uçuş mesafesinde; 56 ülkeye, 1,5 milyarlık nüfusa, 24 trilyon dolarlık bir pazara bu ülkeden erişmek mümkün. Sahip olduğumuz bu avantajları geliştirerek, yarışma gücümüzü artırarak, üreterek, dayanışmayı ve kazancı hakça paylaşmayı sağlayacak sosyal devleti yeniden güçlendirerek, yeni ve güçlü bir refah devletini kurarak, ülkemizi dünyanın en güçlü 10 ekonomisinden biri yapacağız.

Benim diyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

 

 

Soru- Kıdem tazminatı konusu tartışılmaya devam ediyor. Hükümetin yaptığı son çalışmada tamamlayıcı emeklilik sistemine yalnız özel sektör çalışanlarının katılacağı ifade ediliyor. Bu sayede kamu ve özel ayrımı yapılarak işçilerin birliğinin kırılmasının hedeflendiği de ifade ediliyor. Sizin bu konudaki görüşleriniz nelerdir?

Faik ÖZTRAK- Biz baştan itibaren kıdem tazminatı konusunda üç büyük konfederasyon başkanının üzerinde uzlaşmadığı hiçbir çözümü kabul etmeyeceğimizi açıkladık. Bunun ötesinde çalışanları birbirine düşürerek, kamu çalışanı, özel kesim çalışanı diye karşı karşıya getirerek işçi kesimini bölmenin kimseye sağlayacağı bir avantaj yoktur. Kaldı ki, böyle bir farklılık yaptığınız zaman, çalışanlar arasında ayrım yaptığınız için bu Anayasaya aykırı olur, Anayasa Mahkemesi’nden de döner.

 

Soru- TBMM 20. Dönem Başkanvekili ve Türk Parlamenterler Birliği Onursal Başkanı Hasan Korkmazcan’ın çağrısında HDP kapatılsın kampanyası başlatıldı. Şu ana kadar 135 aydının destek verdiği imza metniyle Meclis’te grubu bulunan partilere de HDP’nin kapatılması talebiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurulması yönünde çağrı yapıldı. CHP’nin bu çağrıya yanıtı ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Ülkemizin siyasi yaşamında siyasi partilerin kapatılmasının bugüne kadar çok ciddi travmalara yol açtığını gördük. Çok açık söyleyeyim, biz CHP olarak demokrasiden yana bir partiyiz. Siyasi parti kapatılmasına karşıyız. Siyasi parti mensuplarının işledikleri suçlar varsa bunlar tabi sonuna kadar cezalandırılmalı. Ama siyasi parti kapatmak iyi işleyen bir demokraside geçerli bir yol değildir. Siyasi partileri ancak millet oylarıyla kapatabilmelidir.

 

Soru- İYİ Parti Grup Başkanvekili Müsavat Dervişoğlu’nun partisinin İzmir il kongresinde CHP’li İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik eleştirilerini ve “sabrın da bir sonu var” tepkisini göstermesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Tunç Soyer Millet İttifakı’nın adayıdır ve sonuç itibariyle Millet İttifakı olarak burada sıkıntılarımız varsa bu sıkıntılarımızı kendi aramızda çözeriz.

 

Soru- İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer katıldığı bir video telekonferansta “Aklımda İzmir parası çıkarmak vardı” ifadesini kullandı ve İzmir bayrağı çalışmalarından bahsetti. Soyer’in açıklamaları eyalet hayali olarak yorumlandı. Soyer’in açıklamaları partinin görüşünü yansıtıyor mu? CHP’nin bu açıklamaya bakışı nedir?

Faik ÖZTRAK- Ben bu açıklamalar nerede yapılmış diye baktım. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı bu açıklamaları turizmcilerle yapmış olduğu bir dijital konferans görüşmesinde yapmış. Öyle anlaşılıyor ki bütün bunlar tamamen İzmir’in tanıtılmasına yönelik bir takım uygulamalar. Bu ülkede kimin para basacağı zaten bellidir. Bu ülkenin bayrağı da bellidir. Bunlar sadece İzmir’i tanıtmak, İzmir’i markalaştırmak, dünya turizminde daha yukarılara çıkarabilmek için yapılmış olan bir takım promosyon projeleridir. Öküzün altında buzağı aramaya gerek yoktur.

 

Soru- Adalet Bakanlığı’ndan Baro Başkanlarının yürüyüşüne ilişkin ilk açıklama geldi. Açıklamada “Savunma mesleğini geriye götürecek bir çalışmaya asla destek vermeyiz” ifadeleri kullanıldı. Bu açıklamadan yola çıkarak CHP baro düzenlemesinde bir geri adım bekliyor mu?

Faik ÖZTRAK- Barolarla ilgili yapılacak düzenlemede öncelikle beklediğimiz husus şudur, ne yapılmak istendiği ilgili sivil toplum kuruluşuyla paylaşılmalı ve önce onların görüşleri alınmalıdır. Değişiklik olur mu, olmaz mı bunlardan önce çağdaş demokrasilerde gördüğümüz şekilde bir istişare mekanizması çalıştırılmalıdır. Barolar ile -bu düzenlemeyi yapmak isteyen Adalet Bakanlığı’ysa- Adalet Bakanlığı arasında ciddi bir istişare mekanizmasının çalıştırılması gerekir. Daha sonra bu tabi TBMM’de de ele alınacaktır. Ama şu anda konuşulanlara baktığımız zaman durum ülkede savunma hakkını ciddi ölçüde geriletecek nitelikte, savunmayı bölecek nitelikte, savunmayı siyasileştirecek nitelikte gözüküyor. Bunun ise hukukun terazisinin zaten bozulmuş olan ayarını daha da bozacağı açık. Bunun da neticesinde bu ülkede hukuk devletinden, hukukun üstünlüğünden biraz daha uzaklaşacağız. Avukatları da milletin hakkını arayamaz hale getirirsek ondan sonra bu ülkede ne yatırım beklemeliyiz, ne de iş beklemeliyiz. Ne de bu ülkenin zenginleşmesini beklemeliyiz. Çok açık söylüyorum, adalet hepimize lazım ama adalet mutfaktaki tencerenin dolması için çok daha önemlidir.

 

Soru- Bursa’daki sel felaketinde taşan Mandıras Deresi’nin 2016 yılında dönemin belediye başkanı Recep Altepe tarafından ıslah edildiğinin duyurulduğu ortaya çıktı. Altepe’nin o günlerde “Dere artık disiplin altına alındı” dediği ortaya çıktı. Fakat bugün o derenin taşması sonucu sel etkisini arttırdı ve can kayıpları yaşandı. CHP’nin Bursa’daki ölümlerle ilgili bir komisyon veya araştırma girişimi olacak mıdır?

Faik ÖZTRAK- Bursa’da ikisi Genel Başkan Yardımcısı, biri de Meclis Divan Üyesi olmak üzere 5 tane milletvekilimiz vardır. Milletvekillerimiz şu anda bu olayların arkasındaki nedenleri araştırmak için sahadadırlar. Biraz önce MYK toplantısına sadece Orhan Bey katıldı o da sabahın dördüne kadar sahadaymış. Ondan sonra bize bilgi vermek için geldi. Konunun üzerinde ısrarla durulması gerekiyor. Yani 5 yurttaşımız hayatını kaybetti, bir yurttaşımız kayıp. Dolayısıyla son derece önemli bir sel felaketi yaşadık. Bu felaketin arkasında ne var? Gerçekten ihmal var mı? Yine sadece o bölgelerde değil şehrin içine varan sıkıntılarda var. Bütün bunların ciddiyetle ele alınması gerekiyor. Şunu da söyleyeyim, özellikle o bölge meyveciliğin önemli olduğu bir bölge. Bu bölgedeki ürünler ihracata dönük ürünler. Şimdi burada tabi sel felaketi ve suyun bu meyveliklerde ne kadar kalacağına bağlı olarak ciddi bir zararın ortaya çıkması sözkonusu. Bütün bunların yerinde tespit edilmesi, incelenmesi ve bununla ilgili yapılacakların takip edilmesi gerekiyor. Milletvekili arkadaşlarımızda bu konunun üzerinde hassasiyetle duruyorlar.

Teşekkür ediyorum.

BİN TL’Yİ HER AY VERİN, BAYRAM İKRAMİYESİNİ BİN 500 TL’YE ÇIKARIN

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün yaptığı basın toplantısında şunları söyledi:

 

Sözlerime başlarken bugün internet üzerinden, elektronik ortamda karnelerini almakta olan öğrencilerimizi kutluyorum. Zor bir yıl oldu. Yılın bir bölümünü arkadaşlarından ayrı olarak geçirdiler. Ama internet üzerinden de olsa öğretmenlerimiz ve öğrencilerimiz üzerlerine düşen her şeyi yaptılar. Ben önümüzdeki dönemde hep beraber bir araya gelecekleri bir öğretim olması dileğiyle öğrencilerimizi bir defa daha kutluyor, öğretmenlerimize de çok teşekkür ediyorum.

 

GÖNÜL KURULU KARARIYLA HASTA SAYISI ARTTI

İlk Kovid-19 virüsü vakalarının ülkemizde görülmesinin üzerinden 100 gün geçti. 100 günde yaşamını yitiren 4 bin 882 yurttaşımıza Allah’tan rahmet, kederli ailelerine sabır diliyoruz. Saray; Bilim Kurulu’nun öneri ve yönlendirmelerine göre hareket ettiğinde, günlük hasta sayıları 700’lere kadar düşmüştü. Ne zaman ki, Bilim Kurulu yerine Saray kendi Gönül Kurulunu dinlemeye başladı, hasta sayıları yeniden hızla arttı. Son bir haftada günlük ortalama hasta sayısı bin 430. Oysa normalleşme sürecine beraber başladığımız İtalya, İspanya gibi ülkelerde günlük hasta sayıları 300’lü rakamlara kadar indi.

 

SARAY DURUMUN FARKINDA DEĞİL

Salgından çıkış ve yeni normale uyum sürecini yönetmenin zor olacağını haftalardır söyledik, söylüyoruz. Hükümeti uyarıyor, yol gösteriyoruz. Her işte olduğu gibi, bu sürecinin başarısında da “güven” en büyük sermayedir. Bunun altını hep çiziyoruz. Güven sağlamanın yolu ise “bilimsel gerçeklere riayet” ve “saydamlıktan” geçiyor. Bu nedenle bu işin merkezinde sarayın “Gönül Kurulu” değil, “Bilim Kurulu” olmalıdır. Bilim Kurulu’nun aldığı kararlar kamuoyuyla mutlaka paylaşılmalıdır. Salgınla ilgili veriler de mümkün olan en detaylı şekilde kamuoyuna açıklanmalıdır. Biz haftalardır bu önerilerimizi dile getiriyoruz. Ancak Saray Hükümeti hem durumun ciddiyetinin farkında değil; hem de yaptıklarının ya da yapamadıklarının, yapmadıklarının millet tarafından denetlenmesi işine gelmiyor.

 

BİLİM AKADEMİSİNİN TALEPLERİ ÖNEMLİ

Şimdi yeniden vaka sayıları artmaya başlayınca, Havuz Medyası, Bilim Kurulu’nu ve vatandaşları suçlamaya başladı. Memnuniyet ve başarılar her zaman olduğu gibi Hükümete, şikâyet ve başarısızlıklarda Bilim Kurulu’na ve vatandaşa yazılıyor. Süreç böyle yönetilmez, güven böyle sağlanmaz. Sağlanamıyor da zaten. Hem içeride hem dışarıda, Hükümetin salgını ele alış biçimine güvensizlik giderek artıyor. Uluslararası saygınlığı olan, değerli bilim insanlarımızın kurduğu “Bilim Akademisi”, bu hafta içinde, önemli bir uyarıyı kamuoyuyla paylaştı. Bilim insanlarımız, “saydamlık”, “bilimsel gerçeklere riayet” ve “güven” hususlarına vurgu yapıyorlar. Detaylı veri ve bilgi paylaşımı sağlansın, salgınla ilgili araştırmaların önündeki engeller kaldırılsın, açık tartışma ortamı yaratılsın diye hükümete çağrıda bulunuyorlar. Bunlar salgınla mücadelede başarıya ulaşmak için gerçekten makul talepler.

 

BUNUN HESABINI KİM VERECEK

Bu hafta sonu 1 milyon 670 bin öğrencimiz LGS’ye, gelecek hafta sonu da 2 milyon 433 bin öğrencimiz YKS’ye girecek. İki hafta önce bilimin sesi yerine gönlünün sesini dinleyen Erdoğan, anlaşılan ortaya çıkan sonuçtan çok ürktü. Bu defa Bilim Kurulu’nun kararına uyduğunu ve sınav günlerinde sokağa çıkma kısıtlaması uygulanacağına dair kararı açıkladı. Bunu da yaparken yandaş medyada işi abartılı bir şekilde açıkladı. Yapmaya çalıştığı şey şu, algıyı değiştireyim ve bundan önce olanın sorumluluktan kaçıyım. Bu karar yeterli değildir. Salgının yayılım hızının arttığı şu günlerde, milyonlarca öğrencimiz kapalı alanlarda saatlerce ter dökecek. Haklı olarak pek çok bilim ve tıp insanımız, bu konuda kaygılarını, endişelerini dile getiriyor. Öğrenciler ve aileleri de son derece tedirgin. Ama ne öğrencilerimizin, ne ailelerimizin, ne de bilim insanlarımızın sesleri Saraya ulaşmıyor. Milyonlarca gencimizin sağlığı, hangi daha önemli gerekçeyle riske atıldı bunu bilmek hepimizin hakkı. Allah korusun, tek bir yavrumuz hastalığa yakalansa, bunun hesabını kim verecek? Sağlık Bakanı mı? Milli Eğitim Bakanı mı? Yoksa Sarayın gönlüne göre karar veren kibirli adamı mı?

 

ŞAHSIM DEVLETİ HİMMET BEKLİYOR

Sağlık Bakanı her gün “tüm dünyaya örnek olduk” diye övünüyor. Ama öyle gözüküyor ki dünyanın bundan pek haberi yok. En son Almanya, Türkiye’yi “riskli ülkeler” listesine aldı. Türkiye’ye gelen Almanlar veya bizim gurbetçilerimiz, Almanya’ya yeniden dönerken, mutlaka uluslararası sertifikalı laboratuvarlarda test yaptırmak zorundalar. Aksi halde döner dönmez 14 gün karantinaya girecekler. Şimdi “Şahsım devleti” turist gelsin diye Merkel’den, Putin’den himmet bekliyor. Ama kendine sıra gelince hiçbir şey yapmıyor. Turizmin başkenti Antalya kan ağlıyor. Side, Kemer, Tekirova hayalet şehirlere dönmüş durumda. Turizmcilerimiz “sezon başlamadan bitti” diyorlar.

 

TURİZM ÇALIŞANLARINA EL UZATIN

Sadece Antalya’da, turizm sektöründen ekmek yiyen 600-700 bin çalışanımız geçtiğimiz Kasım ayından bu yana işsiz. Bu vatandaşlarımız yazın kazanıyor, kışın bu parayla geçiniyordu. Bu insanlar, bu yaz bir şey kazanamazsa, değil kışı, bu yazı bile geçiremeyecekler. Turizm sektöründe çalışan yüzbinlerce insanımız aç, susuz nasıl yaşayacaklarını düşünüyorlar. En azından bu insanlarımız için kısa çalışma ödeneğinden yararlanma koşullarında bir rahatlama yaratmak lazım. Devletin şefkatli elini bu yurttaşlarımıza uzatın. Turizmciyi rahatlatmak için “Konaklama Vergisi” ve “Turizm Tanıtma Fonu” kesintilerini tamamen kaldırın. Bu zor gününde bu insanların yanında olun, milletimizin yanında olun.

 

UTANÇ TARİHİNE GEÇTİLER

Ama Saray ve birlikte çalıştığı liyakatsiz kadrolar, milletimize beş maskeyi bile ücretsiz dağıtacak beceriye sahip değiller. Millet perişan, onlar dönmüş millete avuç açıyor. Utanmadan, sıkılmadan vatandaşlarımıza İBAN numarası gönderiyorlar. Dünyada krizde vatandaşından para isteyen çok az sayıdaki hükümetlerden biri olarak, utanç tarihine geçtiler.

 

KIDEM TAZMİNATINI “PAKETLEMEYE” HAZIRLANIYORLAR

Şimdi de “istihdam kalkanı paketi” diyerek başka bir utanca imza atmak üzereler. 18 yıllık iktidarlarında bugüne kadar 20 tane paket açıkladılar. Bunun 15’i istihdam paketi, 5’i ise istikrar ve reform paketi. Sosyete damadın geçen yıl açıkladığı istihdam paketinin sonucu ortada. Damat, yerel seçimlerin hemen öncesinde, yanına oda başkanlarını da alarak, 2,5 milyon kişinin gözünün içine baka baka 2,5 kişiye istihdam sağlama, iş sağlama sözü verdi. Sene sonunda birde baktık ki bırakın 2,5 milyon kişiye yeni iş sağlamayı, işi olan 658 bin yurttaşımız işinden olmuş. Normal bir demokraside bir kere her şeyden önce damatlar bakan yapılmaz. Ama hadi diyelim oldu. Böyle bir başarısızlıkta, o bakan o koltukta bir dakika bile oturamaz. Şimdi kayınpeder ve sosyete damadı, beraberce AK Parti iktidarlarının 21. paketini açıklamaya hazırlanıyorlar. Bu paketle işçilerimizin alın teri olan kıdem tazminatını paketlemeye ve gasbetmeye hazırlanıyorlar. İşverenlerle sendikalarla görüşüyorlar. Ama bir de bakıyorsunuz Türkiye’deki bazı büyük işçi sendikalarını DİSK gibi oraya çağırmıyorlar.

 

O PARA DÜĞÜN VE KEFEN PARASI

Şunun açıkça altını çizeyim. Gasp etmek istedikleri kıdem tazminatlarında, emekçilerimizin çocuğunun, torununun hakkı var. Düğün ve kefen parası var. Bu, kayınpeder ve damadın işçilerimize atmaya hazırlandığı tek kazık da bu değil. Turpun asıl büyüğü heybede…

 

İSLAM İKTİSADI PAKEDİNE SARILMIŞ NEO-LİBERALİZM

Erdoğan, 25 yaş altındaki gençlerimize ve 50 yaş üzerindeki çalışanlarımıza, esnek istihdam getirmekten bahsediyor. Ne demek esnek istihdam; “kıdem tazminatı”, “ihbar tazminatı” gibi iş hukukunun sağladığı pek çok güvence olmadan ve çalışanlar korunmadan onları çalıştırmak demek. Esnek çalışma, neo-liberalizmin emir ve tavsiyesidir. Erdoğan; neo-liberalizmin emir ve tavsiyelerini, birde “İslam iktisadı” paketine sararak milletimize yutturmaya çalışıyor. Neo-liberal politikaların emir ve tavsiyeleri ne zamandan beri “İslam İktisadı” oldu Sayın Erdoğan? Peygamberimiz, “işçiye hakkını alın teri kurumadan veriniz” diye emretmiş. Bunlar ise işçilerimizin alın terini ve tüm kazanımlarını şu salgın döneminde iç etmeye hazırlanıyorlar.

 

EMEKÇİ CANI İLE CÜZDANI ARASINA SIKIŞTI

Saray hükümetinin işçiye, emekçiye bu düşmanlığı neden? Artık Usta olduk diye övündükleri 18 yılın sonunda, işçilerimize, rahmetli Cem Karaca’nın Tamirci Çırağı gibi, sesleniyorlar. Hatırlayalım o esnafa şarkıyı: “Ustam seslendi uzaktan… İşçisin sen işçi kal, giy dedi tulumları”. İşte Saray iktidarı, şu salgın döneminde işçinin sırtından tulumu çıkarmasına dahi izin vermedi. Emekçileri canıyla cüzdanı arasına sıkıştırdı. Oysa dünyanın pek çok ülkesinde hükümetler, çok zorunlu işler hariç, işçilerini evlerinden çıkarmadı. Onlara dediler ki, “Sen evinde otur, sağlığını koru, biz sana bakarız”. İşçileriyle beraber ülkelerinin tüm üretim kapasitesini, yeteneklerini korumak için bütün imkanlarını ortaya döktüler. İngiltere çalışmayan işçilerinin maaşının bir kısmını, evde oturanların bir kısmını karşıladı. Almanya evde oturan işçilerin kısa çalışma ödeneğinden yararlanma koşullarını kolaylaştırdı, sosyal destekleri artırdı. Türkiye’de ise yüzlerce emekçimiz iş başındayken virüse yakalanıp, yaşamını yitirdi. Korona işçilerimiz için iş hastalığına dönüştü.

 

İLK 10 EKONOMİDEN BİRİ OLACAĞIZ DERKEN…

Ama Saray hükümeti; kısa çalışma ödeneği, zorla ücretsiz izin uygulaması, işsizlik ödeneği kapsamında, işçinin, emekçinin kendi parası olan İşsizlik Fonu’ndan, 5,5 milyon emekçiye salgın döneminde vere vere, adam başına ortalama 858 lira para verebildi. Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu “2020 Küresel Haklar Endeksi’ni” yayımladı. Türkiye işçi hakları açısından dünyada en son sırada yer alan 10 ülke arasında. Bizimle beraber bu ligde kimler var? Bangladeş, Brezilya, Kolombiya, Mısır, Honduras, Hindistan, Kazakistan, Filipinler ve Zimbabve. “Türkiye’yi 10 büyük ekonomiden biri yapacağız” diye yola çıktılar; 18 yılın sonunda “işçi hakları açısından en kötü 10 ülke” ligine düşürdüler. Bundan utanırlar mı?

 

UTANCI GİDENİN KALBİ ÖLÜR

Hz. Ömer ne demiş? “Utancı giden kimsenin kalbi ölür.” Bunların kalbi işçilerimiz için maalesef atmaz olmuş. Saray hükümetinin kalbinin öldüğü, kulağının sağır olduğu bir başka kesim, bu ülkenin geleceği, umudu olan gençlerimiz. Bu hükümet, Mart 2020 dönemi itibariyle 15-24 yaş arasındaki her 100 gençten ancak 27’sine iş bulabildi. Gençler arasında bu kadar düşük “istihdam oranıyla” biz bugüne kadar hiç karşılaşmamıştık. Yine son bir yılda, 603 bin gencimiz işini kaybetti. Bu salgın döneminde 842 bin gencimiz ise iş aramaktan vazgeçti, işgücünün dışına çıktı evde oturmaya başladı. Daha da acısı 20-29 yaş arasındaki her 100 gencimizden 38’i ne bir işte çalışıyor ne de bir eğitim alıyor. Hala annesinin, babasının eline bakıyor. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı içinde, ne eğitimde ne de istihdamda olan gençler bakımından en kötü durumdaki ülke Türkiye.

 

SARAY SOSYETESİNE İŞ DE ÇOK MAAŞ DA

Bu hükümet ülkemizin en büyük serveti olan gençlerimize ne iş, ne de eğitim verebiliyor. Ama saray sosyetesine, sarayın yanaşmalarına, beslemelerine iş de çok, maaş da çok. Geçtiğimiz hafta kamu bankalarının ve kuruluşlarının nasıl sarayın arpalığına dönüştüğünü milletimiz gözleriyle gördü.

 

HAMZA’YI MİLLETİN DİLİNE PELESENK EDENLERDEN RAHATSIZIZ

Hafta başında, “Bunlar yaptıkları rezillikleri, milli sporcumuz Hamza Yerlikaya’nın arkasına saklamaya çalışıyorlar” demiştim. Nitekim, mecliste bir AK Parti Milletvekili kürsüye çıktı “Hamza’dan rahatsız oluyorsanız vatan sevginizden şüphe etmeniz lazım” dedi. Atalarımızın dediği gibi “Akıl olmayınca ne yapsın sakal.” Beyefendi, biz Hamza’dan rahatsız olmuyoruz. Hamza’yı devletin bankasının yönetimine atayıp, milletin diline pelesenk edenlerden rahatsızız. Asıl bunların vatan sevgisinden şüphe ediyoruz. Tekrar söylüyorum Hamza kardeşim; Sen dünya şampiyonusun. Sarayın senin altın adını bakıra çıkartmasına izin verme. O bankanın yönetiminden derhal istifa et.

 

YAĞMA HASAN’IN BÖREĞİ

Yağmalanan sadece kamu bankaları değil. Türkiye Varlık Fonu’na devredilen atadan deden kalan son gümüşler de saray sosyetesi tarafından yağmalanıp, arpalığa çevriliyor. Saray için memleket adeta “yağma Hasan’ın böreği”. Bu ülkenin milli havayolu şirketi Türk Hava Yolları’nın Yönetim Kurulu’na bir bakın. Sarayın şöhretler karması. Erdoğan’ın belediyeden eski danışmanı Yönetim Kurulu Başkanı, Sarayın propaganda memurunun eşi, Yönetim Kurulu Üyesi, AK Parti Gençlik kollarından yetişmiş 32 yaşındaki cevval genç burada. AK Parti İstanbul İl Başkanı’nın oğlu, THY Özel Kalem Operasyon Müdürü olarak burada. Para yok diye 25 uçağını ve çok sayıda uçak motorunu satmaya hazırlanan THY, yandaşların arpalığına dönmüş. Milyonlarca genç işsizmiş, iş bekliyormuş umurlarında değil.

 

BİZİM VARLIK FONU BORÇ ALIP YANDAŞ KURTARIYOR

Diğer ülkelerin Varlık Yönetim Fonları, o ülkelerin varlıklarını nemalandırıp atadan deden kalan gümüşlerin üzerine altın koyarlar. Dünyanın en itibarlı, en güvenilir şirketlerinin hisselerini satın alırlar. Kendilerinden sonra gelecek nesillerin yararlanacağı kaynakları garanti altına alırlar. Bunların kurduğu Varlık Fonu ise milletin atasından dedesinden kalan gümüşlerin ayarıyla oynar. Dışarıdan aldığı borçla içeride yandaş müteahhit ve şirket kurtarır. Varlık Fonuna devredildikten sonra iflah olan tek bir şirket olmaz mı? Maalesef iflah olan tek bir şirket yok. Niye? Çünkü eş, dost, akraba, sen, ben bizim oğlan buralara doluşmuş. O da yetmiyor, yabancıların bir an önce satıp kaçmak istediği şirketleri de yarı fiyatına Varlık Fonu’na alıyorlar. Şirketi zaten TMSF’deyken arpalık etmişler, şimdi de Fon’a alıp yabancıların parasını verip üstüne çöküyorlar. Devlet bütçesini bitirdiler. Bütçenin gelirleri ancak maaş ücret ve faize yetiyor. Şimdi de paralel bütçe olan Varlık Fonu üstünden eski düzeni nasıl sürdürürüz buna bakıyorlar. Şu salgın döneminde bir Saray sosyetesinin, bir de Saray beslemelerinin keyfi hiç bozulmuyor.

 

BAKANIN GÖREVİ İDDİALARI ARAŞTIRMAK, HAKARET ETMEK DEĞİL

Arpalık, akraba ve adam kayırmacılığı deyince dün yaşanan ve Cumhuriyet tarihimizde eşi benzeri görülmemiş bir olaya da değinmeden geçmek olmuyor. Dün Türkiye Cumhuriyeti’nin İçişleri Bakanlığı koltuğunda oturan kişi bu ülkede 40 yıldır gazetecilik yapmış saygın bir isme, sosyal medya üzerinden alenen hakaret etti. Bağımsız basın mensuplarına karşı iktidarın uyguladığı baskı, tahammül edilemez seviyelere ulaşıyor. Bağımsız basına bu tahammülsüzlük, aslında iktidarın koltuğu bırakma noktasına geldiklerini kendilerinin de gördüğünün bir göstergesi. Saygı Öztürk köşe yazısında; Trabzon’da dönen yandaş kayırmacılığını, kamuda hızlı yükselmeleri, ikbal yollarının birileri için hızla açılmasını yazmış. Bu iddialar yanlış mı soruyorum? Diğer taraftan aynı yazıda, Trabzon’da yapılan kamulaştırmalarda bilirkişiler üzerinden devletin zarara sokulduğuna dair hususlar da var. Ama İçişleri Bakanı bu iddialara hiçbir tepki göstermiyor. O zaman yani bu iddialar doğru mu? Milletin üniversiteyi bitirmiş çocukları işsiz gezerken, milyonlarca gencimiz anasının babasının eline bakarken, bu memlekette saraya yakın olanlar, liyakate bakılmadan sadece sadakate bakılarak yükseliyorsa, bu haber olmaz mı? Burada İçişleri Bakanına düşen görev nedir? Tüyü bitmedik yetimin hakkı yeniyorsa onun peşine düşmektir. Bu iddiaların doğruluğunu araştırmaktır, iddiayı gündeme getirenlere hakaret etmek değil…

 

KAMU GÜCÜNE YASLANIP RACON KESİYOR

Canımızı, malınızı emanet ettiğiniz makam, eşkıya ağzıyla konuşuyor, kabadayılığa soyunuyor. İçişleri Bakanlığı koltuğu kabadayılık yapılacak yer midir? Öyle kamunun gücüne yaslanıp, sağa sola racon kesmek, hakaretler etmek hangi kitapta var. Gazetecinin üslubunu, haberini sorunlu buluyorsanız açarsınız telefonu meramınızı anlatırsınız. Küfretmek, hakaret etmek nereden çıktı? Üzülerek söylüyorum. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde devlet kurumları hiç bu kadar çürümemiş, hiç bu kadar süflileşmemişti. Bu ucube rejimin elinde ne devlet ciddiyeti kaldı ne de devlet adamlığı.

 

ABD İLE “DAMAT KANALI”

Bu arada ABD’de bugün yarın bir kitap yayınlanacak. Bazı bölümleri şimdiden basına yansıdı. Trump yönetiminin eski Ulusal Güvenlik Danışmanının yazdığı kitapta; ABD Başkanı’nın, Erdoğan’ın talebi üzerine, Halkbank davasına müdahale ederek savcıları değiştirme sözü verdiğini söylüyor. Aslında savcıları daha önceden değiştirmişmiş. Dolayısıyla değişen eden olmamış. Trump’ta burada Erdoğan’ı aldatmış. Ama Bolton, bu hikayeyi neden anlatıyor? Trump’ın “sevdiği diktatörlere kişisel iyilikler yapmaya” istekli olduğunu söylemek için anlatıyor. Tekrar söylüyorum, “sevdiği diktatörlere kişisel iyilikler yapmaya” istekli olduğu için buna örnek olarak anlatıyor. Aynı kitapta Trump’ın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile Recep Tayyip Erdoğan’ın damadı ve Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak arasında bir bağlantı olduğunu belirtiyor. Buna da “damat kanalı” adını takmış. Bu iddiaların Türkiye’deki muhataplarına soruyorum: Trump’tan Halkbank davasına müdahil olmasını istediniz mi, istedinizse neden istediniz? Kitapta adı geçen damat kanalı nedir? Bu kanaldan hangi işler gelip geçmektedir?

 

SARAY “YETKİ VERİN, GERİSİNE KARIŞMAYIN” DİYOR

Ortalık, yandaşları için okul çağındaki gençlerin sağlığını tehlikeye atmaktan çekinmeyen, emekçinin alın terine göz diken, akraba ve yandaşlarını ballı görevlere atayan, kabadayılık taslayan, iftira atanlardan geçilmiyor. Ama sarayın bugüne kadar izlediği müflis bezirgan politikasıyla borca batırdığı, korona salgınında da yapayalnız bırakıp perişan ettiği milletimizin, sesini duyan, milletimizin derdine derman olmaya çalışan kimse yok. İlk günden beri söylüyoruz. Kendini ve yandaşını düşünmeyi bırak. Milleti içine düştüğü bataktan çekip çıkaracak bir dayanışma programı ve bütçesi yap. Saray ise TBMM’ye yeni bir bütçe getirmek yerine parti grubundan ikrazen özel tertip DİBS çıkarma yetkisinin artırılmasını istiyor. Bu ne demek? Siz bana ilave borçlanma izni verin demek. Öyle büyük büyük laflara gerek yok. Ama bir şey daha söylüyor. Siz bana bu izni verin, bütçe mütçe ben istemiyorum getirmeyeceğim, benim işime karışmayın, beni rahat bırakın bu parayı istediğim gibi harcayım diyor. Bu yaklaşım, Sarayın TBMM’yi nasıl itibarsızlaştırmaya, nasıl devre dışı bırakmaya çalıştığının bir başka göstergesi. Artık laf üretmeyi bırakın, algı yönetmeye çalışmayın. Milletin boş lafa karnı tok. Millete insanca karnını doyurabileceği, hiç olmazsa üç öğün simit yiyip bir bardak da çay içebileceği parayı verin.

 

BİN TL’Yİ HER AY VERİN, BAYRAM İKRAMİYESİNİ BİN 500 TL’YE ÇIKARIN

Şimdi ilgili bakan övünüp duruyor bin lira verdik bin lira verdik. Bin lirayı bir defa için verdiniz. Eğer övünecekseniz millete hiç olmazsa her öğün 4 kişilik bir ailenin her öğün bir bardak çay içip, bir simit yiyebileceği parayı verin. Onu da veremiyorsanız bu bin lirayı bir defalık vermeyin de şu pandemi süresince her ay verin. Bu arada Kurban Bayramı’na iki aydan az kaldı. Her yerde övünüyorsunuz “en düşük emekli maaşını 1.500 TL yaptık” diye. Tamam o zaman Kurban Bayramı’nda da emeklilerimize vereceğiniz ikramiyeyi 1.500 TL yapın milletimiz bir kurban kessin. Bakın esnaf, çiftçi “mutfağımızda tencere kaynamıyor” diye bağırıyor. Milletin sesini duyun. Ağustos böceği gibi kendiniz çalıp kendiniz dinlemeyi bırakın. Milletin derdine derman olun. Olamıyorsanız da çekip gidin.

 

Sözlerimi tamamlamadan, hafta sonu LGS’ye girecek çocuklarımıza zihin açıklığı ve başarılar diliyorum. Saray iktidarının tüm yanlış karalarına rağmen, gençlerimizin bu sınavdan alınlarının akıyla çıkacağına inanıyorum.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

 

Soru- İktidarın baroların yapısı ve seçim sistemi değiştirme planına karşı barolar yürüyüş başlattı. Hem yapılmak istenen değişiklikler, hem de yürüyüş hakkındaki görüşünüz nedir?

Faik ÖZTRAK- İktidar maalesef meslek kuruluşlarına, meslek kuruluşlarının seçim biçimine, meslek kuruluşlarında yönetimlerin belirlenme biçimine, meslek kuruluşlarının görüşlerini almadan müdahale ediyor. Ve müdahale ederken de tamamen bu kuruluşların içinde kendi yandaşlarını yönetime getirecek, en azından kendi yandaşlarını bu kuruluşlar içinde güçlendirecek bir takım düzenlemeler yapmaya çalışıyor. Bunlar tabi son derece yanlış uygulamalar. Dünyanın neresinde ilgililere sormadan hükümetler bu tür düzenlemeleri yapmaya kalkarlarsa oradaki sivil toplum kurumları buna tepki gösterirler. Baroların yapmakta oldukları yürüyüş anayasada yer alan itiraz etme, protesto etme hakkının, barışçıl protesto hakkının kullanılmasıdır. Biz buna bu şekilde bakıyoruz.

 

Soru- CHP olarak 2016 yılında dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla ilgili evet oyu verilmişti. Gelinen noktada değişiklik var mı, görüşünüz nasıl olacak? Birde devamında Anayasa Mahkemesinin Demirtaş ve Eren Erdem’le ilgili verdiği kararı nasıl yorumluyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Birinci soruya vereceğim cevap şu, CHP’nin o dönemde seçilen her milletvekili bir kaç dönem üst üste kürsü dokunulmazlığı dışında tüm dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda noter kağıdı imzalamıştı. Dolayısıyla bizim burada başka bir adım atmamız mümkün değildi. Ama bugün geldiğimiz noktada dokunulmazlıkların kaldırılması meselesinin iktidar tarafından alabildiğince saray yönetimi tarafından alabildiğince istismar edildiğini, iyi niyetin suiistimal edildiğini çok açık seçik görüyoruz.

İkinci olarak söyleyeceğim şey, Anayasa Mahkemesinin kararı. İlk bakışta sanki Ankara’da da hakimler varmış dedirtecek bir karar gibi gözüküyor. Ama kararın tamamına dönüp baktığınız zaman aynı itirazın içinde bulunan birçok hususun uluslararası kabul görmüş hukuk normlarına uygun olmasına rağmen dikkate alınmadığı ortaya çıkıyor. Hep söylüyorum, hep söylüyoruz, Türkiye’de eğer işimiz olsun istiyorsak, aşımız olsun istiyorsak, cebimiz boşalmasın istiyorsak hukuk devleti olması lazım, hukuk olması lazım. Hukukun olmadığı, hukuk devletinin olmadığı, yargıçların idarenin vesayetinin altına girdiği, kuvvetler ayrılığının hiçe sayıldığı ülkelerin vatandaşlarına refahı, zenginliği veremediğini, onların elinden refahı ve zenginliği aldığını açık seçik görüyoruz.

Neden? Çünkü o ülkelerde kimse yatırım yapmak istemiyor. Neden? Çünkü yarın öbür gün başıma bir şey gelirse ben hakkımı mahkemelerde aradığım zaman mahkemeler benden yana değil devletten yana, yönetenlerden yana karar verecektir diye düşünüyor. Yine tüketici de aynı şekilde bu ülkede eğer hukuk yoksa benim yarın öbür gün ne olacağım belli değildir diyor. Onun için benim param cebimde dursun harcamayım diyor. Ekonomide o nedenle duruyor. Dolayısıyla hukuksuzluğun, hukuk devletinden uzaklaşmanın sadece özgürlüklerimize değil aynı zamanda cebimize, mutfağımızdaki tencereye çok büyük zararı var.

 

Soru- Uluslararası politikada sıcaklığını koruyan bir Libya konusu var. Hakan Fidan, Berat Albayrak, Mevlüt Çavuşoğlu’nun da içerisinde bulunduğu bir heyet ile şu anda görüşmeler yapıldı. Çatışmalı bölgeye Türkiye’nin kapsamlı bir heyetle ziyarette bulunmasını siz nasıl yorumluyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi tabi çeşitli ülkeler Libya’da çeşitli faaliyetlerde bulunuyorlar. Kapsamlı bir heyetle oraya gitmesine bir şey dememekle birlikte Libya’ya Hazine ve Maliye Bakanının gitmesinin nedenini çok fazla anlayabilmiş vaziyette değilim. Çünkü orada sonuç itibariyle bir iç savaş sürüyor. Daha henüz savaşın yaralarının sarılmasının düşünüldüğü noktaya gelinmiş vaziyette değil. O nedenle Libya’ya böyle bir heyetin gönderilmesini yadırgamamakla birlikte bazı bakanların neden oraya gittiğini anlamakta güçlük çekiyorum.

 

Soru- Meclis Başkanlığı seçimlerinin olabileceği konuşuluyor. AKP grubunun bugün ya da yarın adayını açıklaması bekleniyor. CHP grubunun bu konuda bir hazırlığı var mıdır?

Faik ÖZTRAK- Her zaman olduğu gibi CHP grubu da bir aday gösterecektir. Bu konuyu meclis grubumuz açıklayacaktır.

Teşekkür ediyorum.

DAMADIN SÖYLEDİĞİ TIR, MİLLETİN ÜZERİNDEN GEÇTİ

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün, Genel Merkez’de MYK sürerken düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Dün Bingöl Karlıova’da bir deprem oldu. Yaralılar ve maalesef bir güvenlik görevlimiz enkaz altında kalarak şehit oldu. Hayatını kaybeden güvenlik görevlimize Allah’tan rahmet, depremde yaralanan yurttaşlarımıza acil şifalar diliyoruz. Bingöl ve çevre illerde oturan tüm yurttaşlarımıza geçmiş olsun diyoruz. Yaraların biran önce sarılmasını bekliyoruz.

 

CUMHURİYETİMİZİ, BİRİNCİ SINIF PARLAMENTER DEMOKRASİYLE TAÇLANDIRACAĞIZ

Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Hak, Hukuk ve Adalet” diyerek başlattığı ve dünya demokrasi tarihine altın harflerle yazılan Adalet Yürüyüşümüzün üzerinden 3 yıl geçti. O günden bugüne adalet, demokrasi ve özgürlük mücadelemiz kesintisiz devam ediyor. Her geçen gün umudumuzda büyüyor. 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinde milletin hakkına, hukukuna ve adalete sahip çıkan ve Millet İttifakı’nın etrafında toplanan yurttaşlarımız sandıkta önemli başarılara imza attılar. Şimdi önümüzde gelecek ilk sandıkta, bizi yoksullaştıran tek adam rejiminden kurtulup cumhuriyetimizi, millet iradesi üzerindeki her türlü vesayeti reddeden birinci sınıf bir parlamenter demokrasiyi taçlandıracağımız bir dönem geliyor. Hak, hukuk, adalet mücadelemize kararlıkla devam edeceğiz.

 

GÖNÜL KURULU’YLA VAKA SAYISI PATLADI

AK Parti Genel Başkanı ne zamanki Bilim Kurulu’nun yerine kendi Gönül Kurulu’nu koydu, üzerinden iki hafta geçmedi vaka sayısı patladı. Bu salgınla mücadelede iki hafta önce elde edilen başarının, gelinen noktanın aslında Bilim Kurulu’na ait olduğunu gösterdi. Şimdi bu gönül dinlendikten sonra günlük vaka sayısı yeniden bin 600’lere yaklaştı. 16 Mayıs tarihinden sonra en yüksek hasta sayılarına yeniden ulaştık. İki gündür hastalığa yakalananların sayısı da yeniden iyileşenlerin sayısını aştı. Bunu da en son Nisan ayında 23 Nisan tarihinde görmüştük.

 

FEDAKARLIKLAR BOŞA GİTMESİN

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak elbette hayatın normalleşmesini istiyoruz. Ancak bunun milletimizin bugüne kadar katlandığı büyük fedakarlıklar boşa gitmeyecek şekilde… Bir kez daha tekrarlıyorum, “Milletimizin bugüne kadar katlandığı büyük fedakarlıklar boşa gitmeyecek şekilde ve yeni bir dalgaya yol açmadan gerçekleştirilmesini” istiyoruz. Salgında ikinci dalgaya yakalanmanın hem insani hem de ekonomik kayıplarının çok ağır olacağını söylüyoruz. Saray hükümetini devamlı uyarıyoruz.

 

SAĞLIK BAKANI, TOPU MİLLETE ATIYOR

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı OECD’nin hesaplamalarına göre Türkiye bu salgını tek dalgayla atlatırsa ekonomimiz yüzde 4,8 daralacak bu yıl. İkinci bir dalgaya yakalanmamız halinde ise ekonomik daralma neredeyse ikiye katlanacak yüzde 8,1’e çıkacak. İkinci dalga halinde bugün gerçek durumu yansıtmayan geleneksek işsizlik oranı dahi yüzde 17’ye dayanacak. TÜİK sadece son 4 haftadır iş arayıp bulamayanları işsiz kabul ediyor. Bu sayı bile 5 milyonu aşacak. Şimdi Sağlık Bakanı bu tablo karşısında topu millete atıyor. Yurttaşlarımızı hatalı iyimser veya tedbirsiz iyimser olmakla suçluyor. İyi de Sayın Bakan, yaz aylarında virüs etkisini yitirecek, salgın kontrol altında, ikinci dalga beklemiyoruz diyerek milleti iyimserliğe sürükleyen kim? Bu sözler kimin Sayın Bakan? Bu sözleri söyleyen siz değil misiniz? Tüm bu söylediklerinizi unutup milleti suçlamaya ne hakkınız var? Çuvaldızı başkasına batırırken kendinize iğneyi bile batıramıyorsunuz. Saray Bilim Kurulunu değil, kendi gönlünü dinlerken nedense hiç sesiniz çıkmadı. Ama millet kendi gönlünü dinleyince suçlu oldu. Saray hükümeti yakında milletimizi virüsün yayılmasına fırsat vererek hükümeti zor durumda bırakmakla suçlarsa buna da hiç şaşırmayacağız.

 

MİLLETİMİZİ SALGINDA BİR BAŞINA BIRAKTILAR

Oysa milletimize 5 maskeyi parasız dağıtamayan beceriksiz kim? Saray hükümeti. Milletimizi canıyla cüzdanı arasında Rus ruleti oynamaya zorlayan liyakatsiz kim? Saray hükümeti. İşçinin, çiftçinin, esnafın, sanayicinin salgın döneminde kaybettiği gelir ve kazançları bütçeden doğrudan telafi etmek yerine gel sana borç verelim diyen kifayetsiz kim? Saray hükümeti. Bu hükümet milletimizi salgında bir başına bıraktı. Kimsesizlerin kimsesi olamadı. Bu açığı bizim belediyelerimiz doldurdu. Şimdi de sorumluluğu millete yıkmaya hazırlanıyor. Bütçeden ihtiyaç sahibi ailelere şu 3 aylık eve kapanma dönemini telafi etmek için sadece bin lira verebildiler. Bin lirayı 90 güne bölün günde 10 lira 90 kuruş yapar. Bugün bir simit ne kadar? 1 lira 75 kuruş. 4 kişilik bir aile 3 öğün sadece simit yese 21 lira yapıyor. İktidara çay simit hesabıyla gelenler şu salgın günlerinde canını korumak için evine kapanan, darda kalan vatandaşlarımıza 3 öğün bir bardak çay bir simit yiyecek parayı dahi veremediler. Ayıptır, yazıktır, günahtır.

 

BAŞKA ÜLKELER VATANDAŞINA ÇEK GÖNDERDİ, SARAY İSE IBAN

Tüm dünyada hükümetler vatandaşlarını paraya boğup, “gıcır gıcır” çekler gönderirken; bunlar milletimize devlete bağış yap diye İBAN numarası gönderdiler. Yetmedi, vatandaşın belediyelerimize yaptığı bağışlara da haset ettiler, el koydular. Kamu kurumlarının internet sayfalarına girin, sizi hala İBAN numaraları karşılıyor. Hala “Biz bize yeteriz” deyip milletten para toplamaya çalışıyorlar.

 

SANAL KONSERE, GERÇEK PARA VERDİLER

Ama saray sosyetesinin “Biz bize yeteriz” derken neyi kastettiklerini şimdi anlamaya başlıyoruz. Önce sadece kendilerine yakın sanatçılara sanal konser verdirip gerçek para dağıttılar. Sonra da sen, ben, bizim oğlan arasında; kamu bankalarının yönetim kurulu üyeliklerini pay ettiler.

 

KAMU BANKALARI ARPALIK OLDU

Kamu bankalarının yönetim kurulları AK Parti’nin arpalığı oldu. Eski bakanlar, vekiller, bakan yardımcıları… aldıkları maaşlar yetmezmiş gibi bir de buralara doluşmuşlar. Sonra da bunları milli güreşçimiz; dünya şampiyonumuz, milletimizin gururu Hamza Yerlikaya’nın arkasına saklamaya kalktılar. Hamza Yerlikaya’nın Gençlik Spor Bakanlığı’nda Bakan Yardımcısı olması doğru mudur? Doğrudur. Yine milli sporcumuz olduğu için şeref aylığı alması doğru mudur dünya şampiyonu olarak? O da doğrudur. Ama soruyoruz bir kamu bankasının yönetim kurulunda Hamza Yerlikaya ne yapacak? Hangi müktesebatıyla kamu bankasının kararlarına imza atacak? Doğruyu, yanlışı nasıl gösterecek? Damadın söylediklerine, talimatlarına nasıl itiraz edecek?

 

YERLİKAYA GURURUMUZ, İHTİYACI VARSA MİLLET DESTEK VERİR

Bakan Yardımcısı maaşı, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı maaşı ve Şeref aylığından sonra, dördüncü bir maaşa Hamza Yerlikaya’nın ihtiyacı mı var? Eğer varsa da bu millet ay yıldızlı bayrağını dünya gönderlerine çektirenlere gerekli desteği verir.

 

HAMZA KARDEŞİM, BANKA YÖNETİMİNDEN AFFINI İSTE

Dünya şampiyonu milli sporcu Yerlikaya’nın imajının arkasına sığınarak, saray sosyetesinin liyakati umursamayan atamalarının üstünü örtmesi, müflis bezirgan siyasetinin bir başka kurnazlığıdır. Hamza kardeşim, seni banka yönetimine atayanlara teşekkür edip affını iste, affını iste de, herkes Mustafa Kemal Atatürk’ün sevdiği zeki, çevik ve ahlaklı sporcuyu bir defa daha görsün.

 

RTÜK BAŞKANI ÜÇ MAAŞ ALMADAN AY SONUNU GETİREMİYOR MU?

Yine RTÜK’ün Başkanı… El insaf kardeşim. Sen RTÜK’ün başına hizmet yapmaya mı geldin, yoksa devlet kesesinden zengin olmaya mı geldin? RTÜK Başkanlığı, Basın İlan Kurumu üyeliği, Halkbank Yönetim Kurulu üyeliği, ondan önce TÜRKSAT Yönetim Kurulu üyeliği… Millet perişan, milletin üniversite bitirmiş, yurtdışında okumuş, bankacılık tahsili yapmış çocukları dahi tek bir maaş alacak işi bulamazken, devlet, atadığı 20 bin öğretmeni işe başlatmayarak maaş veremezken, sen, üç ayrı yerden maaş almadan ay sonunu getiremiyor musun? Devletin kadroları Sarayın memurlarına “Yağma Hasan’ın böreği” olmuş. Bu memlekette fakir, fukaranın, tüyü bitmedik yetimlerin hakkı sizlerin ganimeti mi? 83 milyon işi gücü bırakıp, Saray sosyetesi ve şürekasının karnını doyurmak için mi çalışacak? Şu salgın döneminde bari biraz insaf edin. Saray herkesten fedakârlık istiyor ama nedense fedakârlığa kendisi ve çevresi yanaşmıyor.

 

AYDA 858 TL NEYE YETER

Daha yeni işsizlik rakamları açıklandı. Son bir yılda çalışıyor görünüp de fiilen iş başı yapamayan emekçilerimizin sayısı 5 kat artarak 3,5 milyonu aşmış. Kısa çalışma ödeneği, zorla ücretsiz izin uygulaması, işsizlik ödeneği kapsamında, emekçinin kendi parası olan İşsizlik Fonu’ndan, 5,5 milyon emekçiye salgın döneminde vere vere, adam başına ortalama 858 lira para vermişsiniz. Ayda 858 lirayla, bu insanlar evinin kirasını mı verecek? Mutfağında tencere mi kaynatacak? Yoksa elektrik, gaz, su faturalarını mı ödeyecek? Kredi kartı borçlarını mı ödeyecek? Kendi yandaşlarına her biri ayda 10 bin liradan az olmayan üçer, dörder maaş, 5,5 milyon çalışana ayda sadece 858 lira, bu hak mı, hukuk mu, adalet mi?

 

KIDEM TAZMİNATINA GÖZ KOYDULAR

Şimdi bir de şapkadan İstihdam Kalkanı çıkarıyorlar. İşçinin 84 yıllık kazanımı olan kıdem tazminatına göz koymuşlar. Bir de bu paketi “Tamamlayıcı Emeklilik” diye yaldızlayıp, millete yutturmaya çalışıyorlar. Bu dar günde işini kaybedene İşsizlik Fonu’ndan bir asgari ücret dahi vermediler. Sonra salgını kendileri için fırsata çevirip işçinin kıdem tazminatına el koymaya kalkıyorlar. Buradan tekrar söylüyorum, CHP olarak kıdem tazminatı konusunda, sendikaların vereceği ortak kararın sonuna kadar yanında olacağız.

 

O MAAŞLARDA KUL HAKKI VAR

Dün sarayın kibirlisi çıktı, “İslam iktisadı, krizden çıkışın anahtarıdır” diye millete vaaz vermeye başladı. Soruyoruz işçiye emekçiye salgın döneminde ayda 858 lirayı layık görürken, emekçinin alın teri kıdem tazminatına çökmeye çalışırken, kendi yandaşlarına üç dört maaş dağıtmak, “İslam iktisadının” neresinde yazıyor? O dağıttığınız maaşlarda tüyü bitmedik yetimlerin hakkı var. Kul hakkı var. Peki kul hakkı için dinimiz İslam ne diyor? Kitabımız, Peygamber efendimiz, israfa, şatafata, debdebeye asla tahammül göstermez. Bu durumda, “itibardan tasarruf olmaz” diyerek, saraylarınızda sürdürdüğünüz şatafatı, debdebeyi, israfı İslami İktisadın neresine yerleştireceğiz? Salgın günlerinde muhtaçlarımızın sofrasına bir çay ve simidi koyamazken; milletten geçmediği köprünün, otoyolun, kullanmadığı havalimanının, parasını alıp yandaşlarınızın cebine dolarla avroyla tıkır tıkır koymak İslami iktisadın neresinde var? Neden o konuşmanızın hiçbir yerinde, Peygamber efendimizin; “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” hadis-i şerifi geçmiyor acaba? Koltuğunuzu korumak için yüce dinimizi daha ne kadar istismar edeceksiniz?

 

İSTİSMAR ETMEDİKLERİ DEĞER KALMADI

Saray’ın koltukta kalmak için istismar etmediği değer, etrafında harcamadığı kimse kalmadı. Parti yöneticileri, iktidarda kalmak için FETÖ terör örgütüyle işbirliği yaptıklarını televizyonlarda itiraf ettiler. Bu devletin tüm kurumları; mülkiyesi, askeriyesi, tıbbiyesi iktidarlarında yerle bir edildi. Kendiniz dışındaki tüm kurumları, partiniz dahil itibarsızlaştırmaya çalışıyorsunuz.

 

VERGİ GELİRLERİ; FAİZ, PERSONEL VE SGK ÖDEMELERİNE YETMİYOR

Bugün Mayıs ayı bütçesi geldi. İlk 5 ayda; Vergi Gelirleri 281 milyar TL. Aynı dönemde; Faiz lobilerine ödenen para 65 milyar, Personel giderleri 123 milyar TL, Sosyal Güvenlik Kurumlarına Devlet Primi harcaması 21 milyar TL, Sosyal Güvenlik Kurumlarına emekli maaşlarını ödemeleri için verilen görev zararları 42 milyar TL, yine Hazine yardımları da 59 milyar TL. Yani 281 milyar TL’lik vergi gelirine karşı, devletin faiz ödemeleri ile emekli ve personel maaşları için ödediği para 309 milyar TL. 5 aylık bütçe açığımızın 90 milyar TL olmasını bu nedenle yadırgamamalı. Bütçeyi bitirdiniz, faiz parası ile emekli ve personel maaşı dışında bu bütçe hiçbir şeye yetmez hale geldi. Şimdi, milletin son gümüşlerini, Cumhuriyetin mirasını rehin edip kurduğunuz, damat-kayınpeder yönetimine oturduğunuz Varlık Fonu’yla kuralsız, denetimsiz projeler götürmeye çalışıyorsunuz. Ama milletimizin, memleketimizdeki bu kötü huylu uru, ilk seçim sandığında söküp atacağını artık herhalde görüyorsunuz. Zaten bütün telaşınız, sıkıntılarınız, huysuzluklarınızda bundan kaynaklanıyor. Daha şimdiden mızımaya başladınız.

 

MAFYATİK TROL SİYASETİ İFŞA OLDU

Uzunca bir süredir sarayın beslediği trollerin, mafyatik yöntemlerle siyasetimizi nasıl kirlettiğini anlatıyorum. Troller itibar suikastlarıyla, hedef göstererek, saraya siyasi hamle zemini hazırlıyorlar. Şimdi Bu mafyatik trol siyaseti artık ifşa oldu. AK Parti’nin algı operasyonlarında kullandığı 7 bin 340 hesap, twitter tarafından kapatıldı. AK Parti ile iltisaklı hesaplar kapatılırken, tepki AK Parti’den değil, sarayın pergole uzmanı propaganda memurundan geldi. Maalesef bu ucube rejimde izler sürekli birbirine karışıyor. Devlet ile parti iç içe geçince, birbirinden rol çalmalar da ortaya çıkıyor. Devlet görevlisi, sarayın propaganda memuru, AK Parti’yi ilgilendiren bir konuda üstüne vazife olmamasına rağmen çıkıp, Saray’dan açıklama yapıyor. AK Parti’nin konuyla ilgili Genel Başkan Yardımcısı da, sanki Partimizle ilgiliymiş gibi gösterdiği bir takım sahte mesajlar üzerinden, onları kullanarak sarayın propaganda memuruna laf çakıyor.

 

MONTAJ GÖRÜNTÜLER İÇİN ÖZÜR DİLEMELİLER

Kendi aralarındaki itişip kakışmalara bir şey diyeceğimiz yok. Ama bu kavgada Mahir Ünal partimizle ilgili montaj iftira görüntülerini kullanıyor. “Yeşil benek” mucidi Mahir Ünal, kullandığı bu montaj görüntüler nedeniyle derhal partimizden özür dilemelidir. Yok, eğer Mahir Ünal bu montaj görüntüleri kendi ürettirip milletimizi trollemeye kalktıysa da, bu açıkçası AK Parti siyasetinin iflasının göstergesidir. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı’nın bu tavrı ne etik ne de ahlakidir. Derhal yardımcılarının gösterdiği erdemi göstermeli ve istifa etmelidir. Biz Parti olarak bu konuyu yargıya taşıdık. Takipçisi de olacağız.

 

TROL AKLI REZİLLİKTE SINIR TANIMIYOR

Siyaseti zehirleyen bu trol aklı rezillikte de maalesef sınır tanımıyor. Sayın Selahattin Demirtaş’ın eşi, Sayın Başak Demirtaş’a sosyal medya üzerinden bir yeşil benekli tarafından, son derece edepsizce ve ahlaksızca bir saldırı oldu. Bu saldırıyı şiddetle kınıyoruz, lanetliyoruz. Sayın Demirtaş’a yapılan bu pespaye, adi hakaretin, bu nefret dilinin sahibi en ağır şekilde cezalandırmalıdır. Bir diğer edepsizlik de İstanbul İl Başkanımız Sayın Canan Kaftancıoğlu’na yapılmıştır. Büro Memur-Sen İstanbul Şube Başkan Yardımcısı olduğu ifade edilen bu şahıs hakkında, hukuki girişimlerimizi başlattık. İl Başkanımıza yönelik bu edep, ahlak dışı ifadeleri de şiddetle kınıyor ve lanetliyoruz. Ve bunun takipçisi olacağız gerekli cezanın verilmesi için. Toplum önündeki kadınlara hakaret etme, cinsiyetçi, ayrımcı, nefret dilini kullanma cesaretini, bu müptezel troller kimlerden alıyor? Hesabına “yeşil benek” koyan herkes, istediğine istediği gibi hakaret etme cesaretini nereden buluyor? Saraydan aldıkları cesaretle zıvanadan çıkan bu mafyatik trol siyasetinin söylemleri, bu toprakların insanlarının örfüne de adetine de yakışmıyor. Sonra da güzel ülkemizde kadın cinayetleri neden patlıyor diye soruyoruz…

 

DAMADIN SÖYLEDİĞİ TIR, İNSANLARIMIZIN ÜZERİNDEN GEÇTİ

Saray sosyetesinin Damadı, “Dünyanın üzerinden TIR geçecek, Türkiye’ye ise motosiklet çarpacak” diyordu. Sarayın kibirlisi de dün çıktı ilk çeyrekte diğer ülkelerden pozitif ayrıştık dedi. Nisan ayında sanayi üretimi, salgının kasıp kavurduğu Rusya’da yüzde 6,6, Amerika’da yüzde 15, komşumuz Yunanistan’da yüzde 9,9, Bulgaristan’da ise yüzde 15,7 daralmış. Tüm Avro bölgesinde üretimdeki daralma ortalama yüzde 28. Bizde ise Nisan ayında sanayi üretimindeki daralma yüzde 31,4. Ben sanayi üretiminde böyle bir daralmayı, yıllarca bu işlerle uğraştım devlette, meslek hayatım boyunca görmedim. Rakamlar, Sarayın Sosyete Damadının bahsettiği TIR’ın, bizim insanlarımızın, çalışanlarımızın, sanayicilerimizin üzerinden geçtiğini gösteriyor.

 

LAF YETMEZ, DAYANIŞMA PROGRAMI VE BÜTÇESİ LAZIM

Mayıs ayına ilişkin öncü göstergelerde hiç parlak değil. Firmaların kriz karşısındaki mali durumunu ölçmek amacıyla 619 firma arasında yapılan bir anket ciddi uyarılar veriyor. Mayıs itibariyle firmaların genelinde satış hasılatı düşüyor. Firmaların yarısından fazlasının satışı yarıdan fazla azalıyor. Ankete katılan firmaların yarısı da ödemelerini yapmakta zorlanıyor. Yine salgın devam ederse sermayem ancak üç ay yeter diyen firmaların sayısı da yüzde 50. Lafla peynir gemisi yürümüyor. Şirketlerimize ufuk ve güven verecek bir dayanışma programı, bir dayanışma bütçesi ortada hala yok. Özellikle finansmana erişim konusunda yandaş olmayan KOBİ’lerin sıkıntılarının devam ettiğini duyuyoruz, izliyoruz. Çözüm üretmesi gerekenler bir kere daha söylüyorum, sadece laf üretiyorlar.

 

BU MU YERLİLİK, BU MU MİLLİLİK

Sarayın sosyete damadı 18 yıldır bu ülkeyi kayınpederi yönetmemiş gibi çıkmış şimdi “milli üretimden, yerlilikten” bahsediyor. Bu ülkede en yerli, en milli sektörlerimizin başında tarım gelir. Hele şu pandemi sürecinde tarımda, kendi kendine yeterliliğin ve gıda güvenliğinin önemini tüm dünya anladı. Devri iktidarlarında sadece buğday, mısır, ayçiçeği, soya ve yan ürünleri için başka ülkelerin çiftçilerine 60 milyar dolar ödemişler. Kendi çiftçimize ise yasayla vermeyi taahhüt ettikleri 175 milyar TL tutarındaki desteği ödememişler. Bu da kabaca her yılın ortalama kuruyla hesaplarsanız 60 milyar dolar ediyor. Kendi ülkenin çiftçisine 60 milyar dolar borç takmışlar, ama sadece 4 kalemde başka ülkelerin çiftçilerine, onların cebine 60 milyar doları koyuvermişler. Bu mu yerlilik? Bu mu millilik? Sosyete damat hangi milli, hangi yerli üretimden bahsediyor. Bu iktidar elinde ithal hayvanı, ithal samanla besledik. Şimdi de yem diye Rusya’dan ay çekirdeği kabuğu ithal etmeye başladık. Bizi elin çiftçisinin çerine, çöpüne muhtaç ettiler. Nerede yerli üretim? Nerede milli tarım?

 

ÇİFTÇİ SANDIKTA “YERLİ VE MİLLİ” ŞAMARI ATACAK

İthalatla bizim çiftçimizi batırdınız. Şu salgın döneminde bile İran’dan karpuz getirip, Adanalı çiftçiyi mağdur ettiniz. Erdoğan daha yeni, tarımda kendi kendine yeterlilikten bahsedip “hayvan ithalatı müracaatı almayacaklarını” söylemişti. Ama salgın günlerinde bile hayvan ithal ettiler. Brezilya’dan 10 bin büyük baş hayvan sessiz sedasız bu ülkeye getirildi. Şuanda da ithal izni veriyorlar. Biz bunları söyleyince “paramız var ki ithal ediyoruz” demeyi de unutmamışlardı. Şimdi kasada para kalmadı, birden yerli ve milli oldular. Siz kim yerlilik, millilik kim? Milletle alay etmeyin. Neyse ki üreticilerimiz, çiftçilerimiz size sandıkta en yerli ve milli şamarı atmaya hazırlanıyor. Az sabır.

Benim diyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

 

Soru- Efendim Kurultay’a ilişkin bir görüşme oldu mu MYK’da tarihe ilişkin? Bu Temmuz ayının sonu ifadesi var. Yerle ilgili de bir stadyum olacağı ifade ediliyordu. Bununla ilgili bilgi verir misiniz?

Bir de hem iktidar kanadında hem MHP’de Siyasi Partiler Kanunu’na yönelik bir çalışma yürüdüğünü biliyoruz. Bugün AK Parti MYK’nın da gündeme geldi. Sayın Genel Başkanında milletvekillerini millet seçsin şeklinde bir çağrısı olmuştu. Sizin bu noktada bir çalışmanız var mıdır detaylarını paylaşır mısınız?

Faik ÖZTRAK- Teşekkür ediyorum. Kurultay sürecimizle ilgili çalışmalarımız devam ediyor. Konuyla ilgili, özellikle konunun hijyen yanıyla ilgili yetkililerin görüşlerini alma safhasındayız. Tabi kurultayımızı bir an önce yapmak için gerekli çabayı gösteriyoruz.

Siyasi partiler ve seçim kanunlarında yapılacak değişikliklere gelince, evet biz Seçim Kanunu’nda ve Siyasi Partiler Kanunu’ndaki değişikliği Türk Parlamentosu’nun, Türk Parlamenterlerinin lider sultasından kurtulması için istiyoruz. Dolayısıyla milletvekillerini millet seçsin istiyoruz. Ama bugün dönüp baktığımızda saray mutfaklarında, saray mahfillerinde süren çalışmanın hiçte bu yönde gitmediğini basından öğreniyoruz. Yapılmak istenen iş, darbe dönemlerinin barajlarını düşürmek yerine Seçim Kanunu’na, Siyasi Partiler Kanunu’na yeni barajlar koymak ve yine parti liderlerinin milletvekillerini tespitte elini güçlendirecek hükümleri oraya koymak.

Biraz önce konuşmamda söyledim. Bu aslında gideceğini gören bir siyasi hareketin gidişini geciktirmek, bir başka ifadeyle mızımak için son çabalarıdır. Ama ne yaparlarsa yapsınlar millet gerekeni yapacaktır.

 

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan, “istihdam rakamlarında olumlu ivme yakaladık” dedi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Devamında da yine Erdoğan batılı ülkelerde yaşanan sokak olaylarının gerisinde ırkçılıkla beraber salgının gün yüzüne çıkardığı adaletsizliklerin olduğunu belirtti ve bunları “salgının artçı sarsıntıları” olarak değerlendirdi. Bu ülkelerin vatandaşlarının maske temin etmekte bile zorlandığını ifade etti. Bu konudaki görüşünüz. Son olarak da aynı konuşmada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Objektifliğini, inandırıcılığını yitirmiş kredi derecelendirme kuruluşlarının tahminlerini nazarı dikkate almıyoruz” sözleri var. Bu konudaki yorumunuz nedir?

Faik ÖZTRAK- İsterseniz sonuncusundan başlayım. Anlaşılan bu değerlendirmeleri dikkate almıyoruz lafı o kuruluşların büyüme tahminleriyle ilgili olarak söyleniyor. Biliyorsunuz Türkiye’yle ilgili bugün yurtdışında tahmin yapan kuruluşların hemen hemen hepsi bu yıl 2020 yılında Türk ekonomisinin daralacağını söylüyor. Bunu sadece derecelendirme kuruluşları söylemiyor aynı zamanda bizim üyesi olduğumuz uluslararası kuruluşlarda söylüyor. Uluslararası Para Fonu söylüyor, Dünya Bankası söylüyor, Uluslararası Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı OECD’de söylüyor. Şimdi diğer ülkelerden pozitif ayrıştık derken alacaksınız OECD’nin rakamlarını kullanacaksınız ama siz bu yıl daralacaksınız dediğinde OECD tu taka olacak. Bu aynen Nasrettin Hoca’nın kazan hikayesine benziyor. Kazan doğurdu deyince inanıyorlar, öldü deyince inanmıyorlar.

İkinci soru, tabi ki salgın ve salgınla ilgili alınan tedbirler ekonomileri etkiliyor. Şimdi bu salgının artçı sarsıntıları dediği ülkelerde bu ülkeler trilyonlarca doları vatandaşlarına doğrudan destek olarak verdiler. Buna karşılık biz vatandaşlarımıza böyle bir desteği yani onları kriz sonrasında ayakta tutabilecek bir desteği vermedik. Ama tabi beni en çok düşündüren şey, bu ülkelerin vatandaşlarına maske vermekte zorlandığını ifade etmiş. Önce bir kendin vatandaşlarına bedava maskeyi dağıt, ondan sonra bunu söyle. Arkadaşlar, milletimiz ekmek alacak para bulamıyor ama sokağa çıkmak için maskeye para vermek zorunda kalıyor. Tekrar söylüyorum, bu bedava maske işini halledin. İhtiyacı olan her vatandaş bedava, para vermeden maskeye ulaşabilsin. Öyle başka ülkeler maske bile dağıtamıyor falan bunları geçin. Siz önce döneceksiniz kendinize bakacaksınız.

Bu “istihdam rakamlarında olumlu ivme yakaladık” sözleri de herhalde zaytung haberi olsa gerek. Neyin olumlusunu yakaladınız ben anlamıyorum. Yani hakikaten son bir yılda ben söyleyeyim rakamları son bir yılda 1 milyon 662 bin kişi işinden olmuş. Ama daha da vahimi bunun 1 milyon 3 bin kişisi son bir ayda işinden olmuş. Mart ayı rakamları bunlar. Yine fiilen iş başında olanların sayısı önceki aya göre 2,5 milyon, geçen yılın aynı ayına göre 4,5 milyon düşmüş. Ve daha da mühimi iş aramaktan vazgeçenlerin sayısındaki artış ise 1 milyon 459 bin kişi olmuş. 3 milyon 274 bin kişi çalışma hayatından çıkmış ya da çalışma hayatına hiç girmemiş evinde oturuyor. Biz böyle bir rakamı daha önce hiç görmedik.

Yani hiç mi gidip birileri AK Parti Genel Başkanına bu rakamları anlatmıyor? Sanal olarak işgücünü çalışan sayısından daha fazla düşürmüşsünüz. Dolayısıyla işsiz sayısı da çok fazla yükselmiyor. Ama bu bir hesap… Siz eğer bütün dünyanın kullandığı geniş tanımlı işsizliği kullanırsanız son bir yılda sizin geniş tanımlı işsizleriniz, yani iş bulmaktan umudunu kesenler, geçici olarak çalışanlar gibi gruplar dahil edildiğinde, 1 milyon 237 bin kişi artarak 9 milyon 418 bin kişiye ulaşmış. Bu rekor. Böyle bir rakam bizim istihdam verilerimizde hiçbir zaman olmadı. Şimdi kalkıp diyeceksiniz ki “işsizlik rakamlarında olumlu eğilimler görüyoruz.” Nerede görüyorsunuz bir gösterin. Hangi tedbiri aldınız da olumlu eğilimler görüyorsunuz?

Çok açık söyleyeyim, ben damadı Alis Harikalar Diyarında zannediyordum ama öyle gözüküyor ki kayınpederde Alis Harikalar Diyarına girmiş.

 

Soru- 15 Temmuz şehit yakınları ve gaziler kendilerine verilen sözlerin tutulmadığını belirterek eylem yaptılar. Bu konuda CHP’nin değerlendirmesi nasıl?

Faik ÖZTRAK- Vahim. Yani şehidin parasına el koyan bir hükümetten bahsediyoruz. Kadirşinas milletimizin bağışlarıyla oluşan fonlardan şehitlerimizin aileleri hakkını istiyor. Ama ortada hiçbir şey yok. İktidar bir takım şeyler tezgahlıyor. Mesela bir takım şehit ailelerini bulmuşlar onlarda diyor ki “bize yeterince yardım oluyor.” Kim acaba bunlar onu da bilmiyoruz. Nasıl onlar almış da diğerleri haklarını almamış. Biz yardımları alıyoruz diye bunların karşısına dikiliyor. Her yerde olduğu gibi şehit ailelerini de ortadan ikiye böldüler.

Bakın çok açık söyleyeyim, Beşiktaş’taki polis şehitlerimize milletimizin yaptığı yardımlar ortada yok. 15 Temmuz şehitlerine milletimizin yaptığı yardımlar ortada yok. Bunun hesabını bir tek CHP olarak biz soruyoruz. Nerede bu paralar diyoruz çıt yok. Tekrar söylüyorum, bugün insanlar darda, bu paraları biran önce ödeyin. Hak sahiplerine bu paraları verin. Veremiyorsanız da hangi bakan sorumluysa onurlu bir davranış içinde görevinden istifa etsin.

 

Soru- Dün gece PKK’ya en büyük hava harekatlarından biri yapıldı. Pençe Kartal harekatıyla ilgili olarak CHP’nin değerlendirmesi nasıl?

Faik ÖZTRAK- Terörle mücadelemizin kararlılıkla sürmesi gerekiyor. Bu mücadelede Mehmetçiğimizin ayağına taş değmesin istiyoruz. Bu harekatında başarıyla gerçekleştirilmesi nedeniyle silahlı kuvvetlerimizi tebrik ediyoruz.

 

Soru- CHP üyesi ve danışmanlarından Mücahit Avcı’nın chp.nette Fahrettin Altun’la ilgili yazdıkları basına yansıdı. Altun ve eşi Mücahit Avcı ve chp.net aleyhine dava açmaya hazırlandığı da biliniyor. Savcılık incelemesinde CHP’nin karakutusu olarak nitelendirilen chp.netin bu sistemle bağlantılı CHP’ye ait tüm dijital sistemlerde adli bilişim incelemesinden geçirilebileceği kaydediliyor. Buna ilişkin değerlendirmeniz nedir? Parti olarak chp.nete ilişkin bir incelemeniz ya da denetiminiz sözkonusu mu?

Faik ÖZTRAK- Çok açık söyleyeyim, chp.net bizim seçimde kullandığımız bir hesaptır ve bu hesap herkese de açıktır. Ancak, chp.net üzerinden üretildiği söylenen bu mesaj sahtedir. Bunun sahte olduğunu çeşitli göstergelerle, çeşitli endikasyonlarla zaten ispat edebiliyoruz. Mahkemede de ispat ederiz. Ama Sayın Altun ve eşi hakkında sahte bir mesajın kimler tarafından yazılmış olabileceğini biraz önce söyledim. Sayın Mahir Ünal bunu kullandı. Dedim ki, Sayın Mahir Ünal bunu sadece kullandı mı, yoksa Sayın Mahir Ünal bunu ürettirdi mi? Sayın Altun’a ve eşine tavsiyem dava açacaklarsa, önce gidecekler AK Partiye bir bakacaklar. AK Partili trollerin neler yaptıklarına bir bakacaklar ve ondan sonrada davayı kime açacaklarına karar verecekler. Davayı AK Partiye açsınlar. Çünkü bizde bu sahte mesajla ilgili o trollerin peşindeyiz, onlara gerekli davaları açtık.

 

Soru- Dün akşam Bingöl’de bir deprem oldu biliyorsunuz, CHP afet bölgesine bir heyet gönderecek mi?

Faik ÖZTRAK- Tabi. Zaten söyledik orada yapılanlarında takipçisi olacağız.

 

Soru- HDP yürüyüşüne bir müdahale oldu, vekillerin darp edildiği iddiası da var. Gözaltıların olduğu da biliniyor. Bu konuyla ilgili bir değerlendirme alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Tüm partilerin kendileriyle ilgili yapılanları protesto etme stratejileri var. Gerçekten bu ülkede demokratik protesto hakkı şimdi de işte bu Hıfzıssıhha Kanunu şunlar bunlar gösterilerek engellenmeye çalışılıyor. Bakın şunu açıkça söyleyeyim, bu tür uygulamalar Türk demokrasisini sürekli dünya liginde geriletiyor. Bu da cebimizi boşaltıyor. Buna gerçekten kimsenin hakkı yok. Bu nedenle iktidarın bu demokratik protestoların önünde engel olmaması gerekir.

Teşekkür ediyorum.

SARAY, BİLİM KURULU’NU DEĞİL, GÖNÜL KURULU’NU DİNLİYOR

 

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

COVID-19 salgını, insanların canını ve cüzdanını tehdit etmeye devam ediyor. Dünyadaki pek çok hükümet, hem salgınla mücadele ediyor, hem de vatandaşlarının maddi kayıplarını telafi etmeye çalışıyor. Yurttaşlarıyla dayanışmayı güçlendiriyor. Basiretli yönetimler bununla da yetinmiyor ülkelerinin üretim yeteneklerini yani çalışanını ve çalıştıranını koruyarak, teknolojik alt yapılarını geliştirerek, salgın sonrasında hızla ayağa kalkmak ve fırsatları yakalayarak dünyada öne geçmek için gerekli hazırlıkları yapıyor.

 

BEŞ MASKEYİ ÜCRETSİZ DAĞITAMADILAR

Almanya bu ülkelerin başında geliyor… Önce 156 milyar Avro tutarında bir “ek bütçeyi” hemen Meclis’ten geçirdiler. Bu ek bütçeyle salgında gelirini kaybeden KOBİ’lere, esnaflara 50 milyar Avro karşılıksız hibe verdiler. Esnafın ve sanayicinin vergi borçlarını, yılsonuna kadar faiz almadan ertelediler. Çalışanların gelirini korumak için “kısa çalışma ödeneği” koşullarını hafiflettiler. İşsizlik Sigortası Fonu’ndan yararlanma koşullarını gevşettiler, süresini de uzattılar. Çocuk yardımlarını da artırdılar. Bu yetmedi, 3 Haziran’da yeni bir destek paketi daha açıkladılar. Bu paketle de; KOBİ’lere ek 25 milyar Avro, 5G altyapısının güçlendirilmesi için 5 milyar Avro, Ulusal hidrojen stratejisi için 7 milyar Avro, KDV indirimleri, enerji vergilerinde indirim ve her bir çocuk için ilave 300 Avro olmak üzere, toplam 4,3 milyar Avro tutarında çocuk yardımı yaptılar. Peki, Türkiye’de saray hükümeti salgında neler yaptı? Daha doğrusu neleri yapmadı? Beş maskeyi bile ücretsiz dağıtamadı. Esnafın, çiftçinin, işçinin, sanayicinin kayıplarını hibe vererek telafi edemedi. Vergisini veren, askerliğini yapan, bu ülkenin kanunlarına uyan vatandaşlarımızın, bu salgın döneminde yanında duramadı. Kimsesizlerin kimsesi olamadı.

 

MİLLETE BİR SİMİDİ, BİR ÇAYI ÇOK GÖRDÜLER

Evlere kapandığımız 3 ay boyunca, 5,5 milyon yurttaşımıza biner lira para verebildi. O da bütün yıl için bir defaya mahsus. Ama bununla övünmeyi de ihmal etmedi. Bu para günde, 10 lira 90 kuruş yapar. Harca harca bitmez. Dört kişilik bir aile, birer simit yese günde 7 lira yapar. Bu aile üç öğün sadece simit yese, günlük 21 lira eder. 10 lira 90 kuruş nerede, 21 lira nerede? Çay simit hesabı yaparak iktidara gelenler, bu salgın döneminde canıyla boğuşan aziz milletimize, 3 öğün simit ve bir bardakta çayı veremediler.

 

MİLLETTEN KOPTULAR

Hep söylüyorum, saray sosyetesi milletin sesini duymuyor, halini görmüyor, milletten kopmuş. Salgın döneminde milletin sofrasına bir kuru simit koyamazken, saray sosyetesi duran, uçan, yüzen, gezen saraylarında, pataşurlu çerkez tavuklarını, zencefilli somonları, ejder meyveli smoothieler eşliğinde götürmeye devam ediyorlar. “Şu dönemde bir kendimize bir çeki düzen verelim, millet sıkıntıda şu israftan vazgeçelim” demek yerine; “itibardan tasarruf olmaz” demeyi tercih ediyorlar. Sadece sarayın değil, yandaşlarının da keyfi maşallah yerinde… Salgın olmuş, buhran olmuş, Dolar almış başını gitmiş yandaşların umurunda bile değil. Tam gaz ceplerini doldurmaya devam ediyorlar. Milletin; geçmediği köprünün, tünelin, yolun, uçmadığı hava limanının parası, milletin vergilerinden, Dolarla, Avroyla, yandaşlara tıkır tıkır ödenmeye devam ediyor.

 

TEK BİLDİKLERİ FAİZLE BORÇ VERMEK

Saray sosyetesinin ve sarayın sosyete damadının ekonomide tek bir ezberi var. O da, borca batırdıkları milleti daha da borçlandırmak. KOBİ misin al sana faizle kredi, esnaf mısın al sana faizle kredi, aile misin, zorda mısın al sana faizle kredi, konut mu alacaksın al sana faizle kredi, arabamı alacaksın al sana faizle kredi, tatile mi gideceksin al sana faizle kredi… Destek dedikleri, hep millete faizle borç vermek. Hep taşıma suyla değirmen döndürmek. Başka ülkelerin hükümetleri vatandaşlarına çek yazıp gönderirken, şu zor gününde bunlar milletimize IBAN numarası gönderip para istediler. Bunların milletle dayanışmaktan anladığı bu… peki millet bu yapılanları unutacak mı? Zannetmiyorum. Günü, vakti, saati geldiğinde sandıkta elbette bunların hesabını soracak. Buna karşın, milletimizle dayanışmanın en güzel örneklerini, Millet İttifakı’nın belediyeleri verdi, veriyor. Milletimiz bunu da tabi ki sandıkta unutmayacak.

İŞSİZLİKTE “KORKUNÇ” REKOR

Beceriksiz, liyakatsiz, saray hükümeti, milletimizin iş bulma ümidini yok etti. Önce yok etti, sonra da iş bulmaktan ümidini kesip iş aramaktan vazgeçip evinde oturmaya başlayan vatandaşlarımıza, “Arkadaş seni işsizden saymıyoruz, çünkü sen iş aramıyorsun” deyip işsiz ordusundan dışarı çıkardı. İki gün önce, Mart ayına ait işgücü ve istihdam verileri açıklandı. Son bir yılda, 1 milyon 662 bin yurttaşımız işini kaybetmiş. Bu rekor! Yani geçmişte böyle bir iş kaybı yok bir yılda. Kısa çalışma ödeneği ve ücretsiz izin uygulamasıyla işinin başında olmayan ama çalışıyor gözüken yurttaşlarımızı da dikkate alan, TÜİK’in yayınladığı “fiilen iş başında olanlar”ın sayısı bir yılda 4,5 milyon kişi, tek bir ayda ise 2,5 milyon kişi azalmış. Bu tabi korkunç bir rekor…

 

VATANDAŞ İŞİNİ KAYBEDERKEN TÜİK’İN İŞSİZLİK RAKAMLARI BÖYLE DÜŞÜYOR

Bu kadar insan işini kaybediyor, ama TÜİK, “son bir yılda işsiz sayımız 573 bin kişi azaldı” diyor. Nasıl oluyor, nasıl işsizlik oranı düşüyor? Cevap son derece basit… İnsanlarımız salgın nedeniyle, evlerinden çıkamıyorlar, iş arayamıyorlar. Birde umutlarını kesmiş vaziyetteler. Ama TÜİK de iş aramayanı işsizden saymıyor, iş aramayanlar arttıkça, ülkenin en önemli stratejik üstünlüğü olan işgücü de düşüyor. Son bir yılda, 2 milyon 235 bin kişi iş gücünden çıkmış. Bu da başka bir sevimsiz rekor! Peki, vatandaşlarımız eğer işgücünden çıkmayıp geçen yılki kadar işgücüne katılmış olsalardı, TÜİK’in geleneksel alıştığımız işsiz sayısı kaç olurdu? Bu durumda işsiz sayısı 3 milyon 971 bin değil, 6 milyon 755 bin kişiye çıkardı. Geleneksel işsizlik oranı da TÜİK’in açıkladığı gibi yüzde 13,2 değil, yüzde 20,5 olurdu.

 

İŞGÜCÜNE KATILMAYANLARIN SAYISI, 147 ÜLKENİN NÜFUSUNDAN FAZLA

Saraya söylüyorum bu dönemde rakamları çok dikkatli yorumlamaya ve alternatif tanımları izlemeye ihtiyaç var. TÜİK’in açıkladığı rakamlara bakıp, “işsizlik azaldı” diye ne kendinizi ne de milleti avutmayın. Yan gelip yatmayın. Altını çizerek söylüyorum: Salgın döneminde asıl kaygı duymamız gereken, insanlarımızın işgücü piyasasından hızla uzaklaşmasıdır. Çalışma çağında olan, ancak farklı nedenlerle iş aramayanların sayısı 3 milyon 274 bin kişi birden artmış. Böyle bir artışla bundan önce hiç karşılaşmamıştık. Bunun sonucunda da işgücüne katılmayan ama çalışma çağındı olan nüfusumuzun sayısı 32 milyonu aşmış. Bu, dünyada 147 ülkenin nüfusundan fazla.

 

MAALESEF KAYGILARIMIZDA HAKLI ÇIKMAYA BAŞLADIK

İnsanlarımızın, işgücü piyasasından çekilme nedenlerine bakınca, durumun vahametini daha da iyi görüyoruz. Ümidini kaybedip çekilenlerin falan yanında son bir yılda sağlık nedeniyle son bir yılda iş aramaktan vazgeçen yurttaşlarımızın sayısındaki artış 608 bine çıkmış. Bu bir rekor! Ne diyordu salgının başında bu “Covıd-19 bir meslek hastalığına dönüşmesin” demiştik. Yetkilileri uyarmıştık. Anlaşılan bu kaygılarımızda haklı çıkmaya başladık. İşgücü piyasasında, yaşadığımız bu olağanüstü gelişmeleri “geniş işsizlik tanımıyla” izlemek tabi ki mümkün… Geniş işsizlik tanımını kullanarak bakarsak, son bir yılda, işsiz sayısı 1 milyon 237 bin kişi artmış rekor, 9 milyon 418 bin kişiye ulaşmış bu da rekor. İşsizlik oranı aynı dönemde, 4,2 puan artarak, yüzde 27,7 olmuş. Bu da ayrı bir rekor!

 

DAMAT 15 İSTİHDAM PAKETİ AÇIKLADI, SONUÇ SIFIR BİLE DEĞİL

Şimdi millet işsizlikten şikayet ediyor, insanlar canlarına son vermeye başladılar. Seçim bölgem olan Tekirdağ’da sadece geçtiğimiz hafta iki yurttaşımız ekonomik nedenlerle canına kıydı. Şimdi, kayınpeder ve sosyete damadı  “istihdam kalkanı” hazırlayacaklarmış. Bunu hep yapıyorlar bu bir klasik. Damat iş başına geldiğinden bu yana 15 istihdam paketi açıkladı. Damadın görev süresine bölersek, her 1,5 aya bir tane istihdam paketi düşüyor. Ama eldeki sonuç sıfır bile değil… Eksi!

 

2,5 MİLYON İŞ BULACAĞIZ DEDİLER, 658 BİN KİŞİ İŞİNDEN OLDU

Hatırlayın, geçen yılın başında tam da yerel seçimlerden önce, sosyete damat yanına oda ve borsa başkanlarını da aldı çıktı dedi ki, “2019 sonuna kadar 2,5 milyon vatandaşımıza iş vereceğiz” dedi söz verdi. Sene sonunda bir baktık, bıraktık 2,5 milyon yeni işi; iş güç sahibi olan 658 bin yurttaşımız işini kaybetti. Kayınpeder baktı ki artık kimse damada inanmıyor, bu defada kendi çıktı. Açıklayacakları yeni kalkanla “2019 Ocak ayı ile 2020 Nisan ayları arasında işsiz kalan vatandaşların yeniden istihdama katılmasını” sağlayacaklarını söyledi.

 

KAYINPEDER VE DAMAT, TEYYO PEHLİVANLIKTA YARIŞIYOR

Bu laflara bakınca öyle gözüküyor ki kayınpeder ve damat, Teyyo Pehlivanlık yarışına girdiler. 2019 için “2,5 milyon kişiye iş bulma” sözü verip, 658 bin kişiyi işsiz bırakan bu yönetim, hangi yüzle, “işini kaybeden herkese iş bulacağız” diyebiliyor anlamıyorum. Kusura bakmayın. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Evet, bu ülkenin bu potansiyeli vardır. Yani çalışmak isteyen herkese bu memleket ekmek verebilir. Ama bunu siz yapamazsınız. Millet artık size güvenmiyor.

 

GERÇEK NİYET ORTAYA ÇIKTI: “KIDEM TAZMİNATI VE TAMAMLAYICI EMEKLİLİK”

Zaten bu istihdam kalkanı dediğinizde de niyetinizin ne olduğu, gerçek niyetiniz ortaya çıktı. İstihdamı ayağa kaldıracağız diyorsunuz, o arada işçinin kıdem tazminatını kaldırmaya yelteniyorsunuz. İşçinin alın terini iç etmenin adı ne zamandan beri, “istihdam kalkanı” veya “tamamlayıcı emeklilik” oldu. “İşçinin birikmiş kıdem tazminatlarını nemalandıracağız” diyerek, hazine kâğıtlarına yatıracaksınız. Emekçinin alın teriyle, yandaş müteahhitlerinizi biraz daha semirteceksiniz. Hiç mi Allahtan korkmuyorsunuz? Hiç mi yüreğinizde vicdan kırıntısı kalmadı? O kıdem tazminatlarında emekçilerimizin çocuklarının, torunlarının hakkı var. Emekçilerimizin elinden, sahip olduğu pek çok güvenceyi aldınız. Çalışan yoksulluğu aldı başını gitti. Şimdi emekçinin elinde kalan son güvenceye de mi göz diktiniz?

 

NEO-LİBERAL POLİTİKALARA İMAN ETTİLER

Şu salgın döneminde dünyadan hiç mi ders almadınız? Tüm dünya salgın sonrasında sosyal devletin, sosyal koruma ağlarının değerini ve önemini idrak etti, ama siz ise hala neo-liberal dogmalara sarılıyorsunuz. Adaletli bir gelir dağılımının, güçlü bir orta direğin olmadığı bir ekonomide, büyümenin sürdürülebilir olmadığını, insani gelişmenin sağlanamayacağını dünya kabul etti siz kabul etmiyorsunuz. Neo-liberal politikalara iman etmiş damadınızla birlikte bunu bir türlü fark edemiyorsunuz. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, sendikaların kıdem tazminatı konusunda vereceği ortak kararın daha öncede söylediğimiz gibi sonuna kadar arkasında ve destekçisi olacağız.

 

GIDA FİYATLARI BUNDAN ÇOK KORKACAK

Saray  “gıda fiyatlarında şişkinlik olduğunu” bu hafta fark etmiş. Ne derler? Akşam yemeğinden sonra günaydın… Gereken tedbirleri alacaklarmış. Gülsek mi, ağlasak mı? Gıda fiyatları devri iktidarınızda öyle bir şişti ki, milletin boğazından doğru düzgün ekmek geçmiyor. Mutfaklarda tencere boş. TÜİK’in makyajlı gıda fiyatları ile haldeki, pazardaki fiyatlar arasında uçurum her geçen gün biraz daha artıyor. TÜİK, bir zahmet bağlı olduğu bakan yardımcılarıyla “etkili diyalog içinde olan” marketleri bir açıklayıversin. Milletin boğazından da ucuz gıda geçiversin. Anlaşılan TÜİK’in başına atanan saray sosyetesinin yeni damadı da bayağı hızlı çıkmış… Gıda fiyatlarındaki şişkinliği azaltma operasyonuna başlamış bile! İlk icraatta, 10 bölge müdürünü görevden almak olmuş. Bu kararlı adım, eminiz gıda fiyatlarını korkutacaktır. Saray hükümetinin kibirli başının talimatlarıyla da “fiyatlardaki şişkinlik” yok olacaktır. Ama vatandaşımız bunu gerçek hayatında, mutfağında, cüzdanında ne kadar hissedecektir bunu hep beraber göreceğiz.

 

SARAY, BİLİM KURULU’NU DEĞİL, GÖNÜL KURULU’NU DİNLİYOR

Saray hükümetinin başı, bir de OECD’yi, AB’yi, G-20’yi işaret edip “Türkiye’nin ilk çeyrekte en hızlı büyüyen ekonomi olduğunu” söyledi, kendini de alkışladı. İkinci çeyrekte biraz sıkıntı olurmuş ama ondan sonra çok hızlı toparlanırmışız… Ama bu sözlerin hemen ardından OECD; Türkiye’nin salgında tek dalga yaşaması halinde yüzde 4,8; ikinci bir dalgayı yaşaması halinde ise yüzde 8,1 daralacağını açıkladı. Son dört gündür yeni vaka sayısı bin civarında geziniyor. Dikkat edilmezse ikinci dalga tehdidi sürüyor. Sadece canımız değil, bu rakamların gösterdiği gibi cüzdanlarımız da tehdit altında. Eğer OECD’nin tahminlerini dikkate alırsak; salgını tek dalgayla atlatmamız halinde, milli gelirimiz OVP’deki hedefe göre 122 milyar dolar daha düşük olacak. Ama ikinci bir dalga daha gelirse bu defa cebimizden gidecek para 146 milyar dolara çıkacak. Milli gelirimizde 600 milyarlara düşecek. Ama saray hükümeti, normalleşme sürecinde, Bilim Kurulu’nu bıraktı Gönül Kurulu’nu dinliyor. Sorumluluğu da tamamen yurttaşlarımıza yıktı. Bu nedenle, bizler çok dikkatli olmak zorundayız. Hijyene uymak, sosyal mesafeyi korumak durumundayız.

 

SANAYİ ÜRETİMİNDE TAM BİR ÇÖKÜŞ VAR

Bu sabah birde Nisan ayı sanayi üretim verileri açıklandı. Salgın etkisiyle, Nisan’da sanayi üretiminde tam bir çöküş var. Sanayi üretimindeki yıllık düşüş yüzde 31,4. Aylık düşüş yüzde 30,4. İmalat sanayi üretimindeki düşüş ise geçen yıla göre yüzde 33,2. Üretimde böylesine bir çakılmayı ben meslek hayatım boyunca hiç görmedim. Bunlar gerçekten korkunç rakamlar. Tesadüfe bakın ki AB’de Nisan ayı büyüme, ekonomisiyle ilgili büyüme rakamlarını açıklayıverdi. Onlar yüzde 14 daralmış. Ne oldu şimdi? Hani biz hepsinden iyiydik? Üretim seviyesi 2013 Ocak ayından bu yana en düşük seviyede. İmalat sanayinin 25 alt sektörünün 25’inde de üretim çakılmış. En sert düşüşler ise yüzde 76’yla motorlu kara taşıtları ve yüzde 60’la deri imalatı ve giyim sanayinde gözüküyor. Hatırlayalım bu sektörler ihracatımız içinde çok büyük ağırlığı olan, en fazla ağırlığı olan sektörler. Hem istihdamda hem de üretimdeki kayıplar, ekonomik buhranın yıkıcı etkilerini açıkça gösteriyor.

 

REZERVLER 4 AYDA 25 MİLYAR DOLAR ERİDİ

Bugün yine, 2020 Nisan ayı ödemeler dengesi verileri de açıklandı. Sanayi üretimindeki gerilemeye rağmen bu yılın ilk 4 ayında cari açık, geçen yılın yaklaşık 14 katına çıkmış. Bu dönemde döviz rezervlerimizde 25,2 milyar dolar erimiş.

 

DARBEYİ TEZGAHLAYAN AKLIN İFŞASI

18. yüzyılda Alman hükümdarı Büyük Frederik, Berlin’deki sarayını yaptırırken, Sarayın bahçesinde bugün hala duran yel değirmeninin de kamulaştırılmasını ister. Ancak değirmenin sahibini ne yaptılarsa bir türlü razı edemezler. Sinirlenen Büyük Frederik’de değirmenciye “o zaman zorla alırım” diye mesaj gönderir. Değirmenci, şu ünlü cevabı verir: “Alamazsın! Berlin’de hakimler var.” Bugün daha hala o değirmen sarayın bahçesinde duruyor yel değirmeni. Şimdi biz de soruyoruz. Ankara’da hakimler, savcılar var mı? Çarşamba akşamı bir yandaş kanalda, AK Parti Genel Merkez Tanıtım ve Medya Başkan Yardımcısı Emre Cemil Ayvalı, “geçmişte FETÖ ile AK Parti’nin bürokraside kol kola girdiğini” söyledi. “Bir tarafta… Kemalist gelenek vardı, bir tarafta FETÖ vardı. Bunları birbirine kırdırarak ilerlemek gerekiyordu” diye ilave etmeyi de unutmadı. Bırakın darbenin siyasi ayağını, darbeyi tezgahlayan aklı ifşa etti. Bu, müflis bezirgân siyasetinin, bu ülkeyi kimlerle, nasıl yönettiğinin açık itirafıydı. Yine bu, 248 şehidin, 2 bin 196 gazinin kanının kimlerin eline bulaştığını açık seçik gösterdi.

 

SAVCILAR GÖREVE!

FETÖ’nün siyasi ayağının nerede aranması gerektiğini söyleyen Eski Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ’u sarayın talimatıyla ifade vermeye çağıran savcılar, FETÖ’nün siyasi ayağını itiraf eden AK Parti yöneticisini ne zaman ifade vermeye çağıracaklar? Bekliyoruz.

 

SARAYIN DİZİ, BASININ BOĞAZINDA

Son olarak; Saray bağımsız basının boğazından dizini çekmiyor. Hakkındaki casusluk suçlaması düşmesine rağmen Müyesser Yıldız tutuklandı. Ben şunu söyleyeyim, bu ülkeyi basın özgürlüğünün ve demokrasinin olmadığı bir “üçüncü dünya ülkesi” kategorisine düşürenler, ceplerimizin de boşalmasına yol açıyorlar.

Sözlerimi burada tamamlıyorum. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

 

Soru- AB’nin eski raportörü Kati Piri, bir açıklama yaptı, aslında twitterin açıklamasını yorumladı. Türkiye’de yaklaşık 7 binden fazla manipülatif hesap olduğunu söyledi twitter konusunda. Bununla ilgili bir yorum yapabilir misiniz, bir açıklama yapabilir misiniz?

Faik ÖZTRAK- Kati Piri’nin açıklaması beni çok fazla ilgilendirmiyor ama twitter’ın açıklaması ve bu açıklama çerçevesinde ortaya koymuş olduğu rapor son derece önemli. Bir kere her şeyden önce twitter bu raporu özellikle son dönemde Amerika’daki bu pandemi sürecinde Amerikan Başkanı Trump’ın attığı tweetler ve kendilerine getirdiği eleştiriler nedeniyle yaptı. Bu kapsamda dünyanın çeşitli yerlerinde sahte hesapları kontrol etmişler, Türkiye’de de 7 bine yakın sahte hesap çıkmış. Ve bu hesapların çok büyük bir kısmının da AK Partiye yakın troller tarafından kullanıldığı ortaya çıkmış.

Bakın ben burada kaç haftadır tüm basın toplantılarında söylüyorum. Bu “mafyatik trol aklıyla” memleketi yönetme siyaseti, bizi gerçekten çok sıkıntılı durumlara doğru götürüyor. Dünyaya da rezil oluyoruz. Onun için buradan söyleyeceğim şu: mafyatik trol aklını kullanarak memleketi yönetmeyi bıraksınlar, bir de devlet aklını kullanarak bu ülkeyi yönetmeyi denesinler bakalım.

 

Soru- Sayın İbrahim Kaboğlu Sultanahmet Cami’yle ilgili sözlerinin çarpıtıldığını söyledi. Ama iktidar cephesinden tepkiler sürüyor. Bu konuyla ilgili yorumunuzu almak istiyorum.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Yunanistan’da bir foruma katılarak Ayasofya’yla ilgili yaptığı açıklamalar tartışmaların odağında. Tepki çeken o sözlerle ilgili olarak sizin değerlendirmeniz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Çok açıkça bir şeyi ifade edeyim. Bizim yetkili kurullarımızda bu konuyla ilgili belirlediğimiz görüşümüzü, ben bundan önceki basın toplantımda dile getirdim. Bu açıklamaların hemen arkasından, Ayasofya’yla ilgili görüşümüzü dile getirdim. Ne dedim? Dedim ki, “Tek adam parti devleti rejimine geçtiniz, Ayasofya kararnameyle müze haline getirilmiştir, dolayısıyla bu durum bir kararnameyle değiştirilebilir ve bunun içinde artık öyle eskisi gibi bakanları falan dolaşmasına gerek yok, sarayın başındaki AK Parti Genel Başkanının çıkaracağı bir kararname bu iş için yeterlidir.” 17 yıldır vesayet dediler, şunu dediler, bunu dediler. Şimdi ellerini tutan yok. Açmak mı istiyorlar Ayasofya’yı bir kararname çıkarırlar açarlar. Ama onlar ne yapıyor? Danıştay kararını bekleyeceğiz, Meclis’in burada bir görüşü olur mu onu bekleyeceğiz…

Bunların hiçbirine gerek yok. Sayın Erdoğan yetki sizde, açacaksanız açın. Bizim diğer arkadaşlarımızın söylediklerinin bir yerlerinden bir şeyler cımbızlanıyor, çıkarılıyor. Bizim görüşümüz açıktır. Bir kere daha tekrarlıyorum, açacaksanız açın elinizi tutan yok bir kararnameye bakar. Bunu suiistimal etmeyin. Ülkenin her sıkıntıya girdiği dönemde bunları ortaya çıkarmayın.

 

Soru- Dün AK Partinin İçişleri Komisyonu Başkanı Celalettin Güvenç, “3.600 ek gösterge konusunda kamu personeline fazla umut veriliyor” dedi. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir?

Faik ÖZTRAK- Kamu personeline 3.600 ek gösterge konusunda kimler umut veriyormuş? Şimdi Sayın Güvenç’e söyleyeyim, 14 Mart 2019 tarihinde 3.600 ek göstergeyle ilgili “Parlamentonun açılışından sonra bununla ilgili bir çalışma yapıldı, bunu hayata geçireceğiz” sözlerini kim söyledi? Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan. Söylüyorum, bu ülke yönetilmiyor, bu ülke savruluyor. Artık o parti içinde milletvekilleri, Genel Başkanlarını tekzip ediyor. Şunu açıkça ifade edeyim, bu memlekete verecek hiçbir şeyleri kalmamıştı, şimdi birbirleriyle uğraşıyorlar.

 

Soru- CHP’nin siyasi partiler yasasıyla ilgili çalışması nedir? Milletvekili adayını millet belirlesin formülüyle ilgili biraz daha ayrıntı paylaşabilir misiniz?

Faik ÖZTRAK- Şunu açıkça ifade edeyim, baştan itibaren söylüyoruz milletvekillerinin, parlamentonun, siyasetin lider vesayetinden kurtulması, yönetimde istişarenin hakim olması gerekir. Bu çerçevede, Siyasi Partiler Kanunu’nun da gelişmiş ileri demokrasilerdekine benzer bir biçimde yeniden gözden geçirilmesi gerekir. “Milletvekili adayını millet belirlesin” formülünü gerçekleştirecek çeşitli yöntemler vardır. Önseçim, aynı yer için iki milletvekilliği varsa bir bölgede 4 tane milletvekili adayı belirlemek ve bu suretle milletin onların arasından seçmesini sağlamak gibi çeşitli yöntemler vardır. Bu yöntemler üzerinde partimizin yetkili hukukçuları çalışırlar, bu önerileri partimizin yetkili organlarına getirirler, burada en doğru sonucu milletimize de sorarak, danışarak öneririz.

Çok teşekkür ediyorum arkadaşlar.

CHP SÖZCÜSÜ ÖZTRAK MADDE MADDE AÇIKLADI: “BİZ OLSAK BÖYLE YAPARDIK”

-MİLLETE BORÇ DEĞİL DESTEK VERİRDİK

-EKONOMİK VE SOSYAL KONSEYİ TOPLAR, MİLLETİN SESİNİ DİNLERDİK

-TASARRUFA KENDİMİZDEN BAŞLARDIK

-“DAYANIŞMA PROGRAMI” VE “DAYANIŞMA BÜTÇESİ” ÇIKARIRDIK

-GÜÇLÜ SOSYAL DEVLET YAPISINI, GÜÇLÜ BİR HUKUK DEVLETİ VE KUVVETLER AYRILIĞIYLA KURARDIK

-YEPYENİ BİR PARLAMENTER DEMOKRASİ İÇİN YEPYENİ BİR ANAYASA HAZIRLARDIK

-YENİ MODEL BİR REFAH DEVLETİ VE YARIŞMA GÜCÜMÜZÜ ARTIRACAK GÜÇLÜ BİR REFORM PROGRAMINI BAŞLATIRDIK

-AİLE DESTEK SİGORTASI KANUNU’NU ÇIKARIRDIK

-KREDİ KANALLARINI İŞİ VE İŞVERENİ KORUMAK İÇİN KULLANIRDIK

-BELLİ ŞARTLARLA KOBİ’LERİN, ESNAFLARIN, KÜÇÜK ÇİFTÇİNİN KREDİ BORÇLARINI SİLERDİK.

-DÜNYAYLA DİYALOG KANALLARINI AÇIK TUTARDIK

CHP Sözcüsü Öztrak, Koronavirüs salgını sürecinde milletin “cüzdanı ile canı arasında Rus ruleti oynamak zorunda kaldığını belirterek, “Çünkü saray hükümeti milletimizi salgında bir başına bıraktı. Beş maskeyi millete ücretsiz dağıtamayan beceriksiz yönetim, bir de IBAN numaraları göndererek, milletten para istedi” değerlendirmesinde bulundu.

Öztrak, CHP’nin iktidarda olması durumunda bu süreçte neler yapacaklarını da maddeler halinde açıkladı.

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK sürerken düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Tarih unutkanlara nazik davranmıyor. Yaşadıklarımızı unutursak, savruluruz. Dün, ülkemizin demokrasi tarihi açısından önemli bir gündü. 7 Haziran seçimlerinin üzerinden tam 5 yıl geçti. AK Parti, 7 Haziran 2015 seçimlerinde 13 yıllık tek başına iktidarını kaybetmişti. Erdoğan bunu hazmedemedi, sandıkta oluşan millet iradesini fiilen tanımadı ve ülkeyi yeni bir seçime götürdü. İki seçim arasında da ülkemizde büyük bir terör ve şiddet dalgası yaşandı. İnsanlarımız, güvenlikleri ile özgürlükleri arasına sıkıştırıldı. Demokrasimiz dünya liginde hızla geriledi.

 

DARBELER SÜRECİ

Ardından da tek adam parti devleti rejimine giden darbeler süreci başladı. Önce, ülkenin seçilmiş başbakanı, bir saray darbesiyle alaşağı edildi. Birkaç ay sonra, 15 Temmuz’da da, iktidarın eski ortakları hain bir darbe girişimi gerçekleştirdi. Haklarındaki MİT raporlarına rağmen, Erdoğan’ın her ne hikmetse son dakikada emekliye sevk etmekten vazgeçtiği, ordumuzun içindeki bazı hainler gazi meclisimizi bombaladı. Yurttaşlarımızı şehit etti. Bu darbe girişimi yine, her ne hikmetse, Erdoğan tarafından “Allah’ın bir lütfu” olarak görüldü. 20 Temmuz’da OHAL ilanıyla başlayan sivil darbe süreciyle “tek adam parti devleti rejiminin” önü açıldı.

 

MİLLETİN VERDİĞİ DERSİ ÖĞRENEMİYORLAR

Milletimiz OHAL şartlarında rejim değişikliğine zorlandı. 7 Haziran’da millet iradesiyle inatlaşan Erdoğan ve AK Parti, 31 Mart 2019 mahalli idare seçimlerinde de, İstanbulluların sandıktan çıkan analarının ak sütü gibi tertemiz iradesini kabul etmedi. Mızıkçılık yaptı. 13 bin oy farkla kaybettiği seçimi iptal ettirdi. Bu sefer milletimizin Erdoğan’a cevabı çok ağır oldu. 13 bin oy farkını sindiremeyenlere, milletimiz 806 bin oy fark attı. Sandığa darbe girişimini, milletimiz hak ile yeksan etti, yerle bir etti. Ama anlaşılıyor ki, 20 Temmuz darbe sürecinin müellifleri milletin verdiği dersi bir türlü öğrenemiyorlar.

 

CHP’YE KARŞI YÜRÜTÜLEN KAN DAVASI

Bunun son örneğini geçtiğimiz hafta yaşadık. Ağızlarından milli iradeyi düşürmeyenler, Erdoğan’ın atama yardımcısının gönderdiği tezkereyi TBMM’de okutarak, İstanbulluların hür iradesiyle seçtiği vekilimizin Enis Berberoğlu’nun milletvekilliğini düşürdü. Herkes biliyor ki, Enis Berberoğlu siyasi garez ve CHP’ye karşı yürütülen kan davasının kurbanıdır. Enis Berberoğlu’nun yargılandığı davaya konu olan görüntü ve belgeleri herkesten önce yayımlayanlar, şimdi Erdoğan’ın etrafındadır. Yine “O silahlar vallahi de billahi de Türkmenlere gönderilmedi” diye ekranlarda feryat edenlerin partisi de şimdi sarayın küçük ortağıdır. Türkiye’yi beraber yönetiyorlar.

 

MECLİS BAŞKANI OTURDUĞU KOLTUĞUN HAKKINI VEREMEDİ

Enis Berberoğlu, her CHP’linin yapacağını yaptı ve sarayın tehdit ve şantajları karşısında eğilip bükülmedi. “Demokrasi için bir bedel ödenecekse bunu seve seve öderim” dedi. 16 ay hapis yattı. Tahliye edildi. Seçimlere girdi yeniden milletvekili seçildi. Ancak görevi millet iradesini korumak olan TBMM Başkanı, milletin iradesi yerine sarayın iradesine sahip çıktı. Meclis Başkanının, şimdi, “suçluların telaşı içinde”  bize laf yetiştirmeye, Genel Başkanımıza laf yetiştirmeye çalışması beyhudedir. Meclis Başkanı oturduğu koltuğun hakkını verememiştir. Milletvekilimizin Anayasa Mahkemesi’nde yargılaması devam ederken ve anayasamızın 83. maddesi çok açıkken, 27. dönemin bitmesi beklenmeden arkadaşımızın vekilliği, sarayın vesayeti altındaki TBMM Başkanı tarafından gasp edilmiştir.

 

AK PARTİLİ BELEDİYE BAŞKANLARININ HUKUKUNU DA BİZ SAVUNDUK

Biz, bugüne kadar haksızlığa uğrayan herkesin yanında olduk, millet iradesini hiçe sayan her girişime karşı çıktık. İktidar partisi, kendi belediye başkanlarını istifaya zorlarken biz istifa ettirilen belediye başkanlarının hakkını, hukukunu savunduk. O gün, Kadir Topbaş’ın, Melih Gökçek’in gasp edilen hukukuna bile, Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz sahip çıktık. Bu, ilkesel tavrımızı bugün de koruyoruz. Hiçbir parti ve siyasi görüşü ayırmadan tavrımız nettir, açıktır. Hangi partiden olursa olsun, millet iradesiyle gelen millet iradesiyle gitmelidir. TBMM’de gerçekleştirilen milli irade gaspına karşı tavrımız da, duruşumuz da budur.

 

MİLLETİMİZ HAK İLE YEKSAN EDER

Biz şundan eminiz: Zalimin zulmü varsa; milletimizin de vicdanı ve feraseti vardır. Milletimiz, iradesine sahip çıkacaktır. Milletimiz, “Benim seçtiğim vekillerin yeri Meclis’tir” diyerek, milli irade hırsızlarını sandıkta hak ile yeksan edecektir.

 

CASUSLUK SUÇLAMASI BU KADAR UCUZ MU?

Bu baskıcı rejimin hedefinde sadece millet iradesi yok, özgür basın da hedefinde. Bu sabah, gazeteci arkadaşlarımız İsmail Dükel ve Müyesser Yıldız gözaltına alındı. Dükel ve Yıldız’ın “siyasal ve askeri casusluk” iddiasıyla gözaltına alındığı ifade ediliyor. Bu iktidar hoşuna gitmeyen herkese casus damgası vuruyor. Casusluk bu kadar ucuz bir suç mu? Müyesser Yıldız daha önce Ergenekon sürecinde de FETÖ savcıları tarafından içeri alınmıştı. Anlaşılan FETÖ taktikleri, aynen bugünde uygulanmaya, bu iktidar tarafından uygulanmaya devam ediyor. Milletvekili arkadaşlarımız, ODATV ve Tele-1’le ilgili gelişmeleri yerinde takip ediyorlar.

 

BAĞIMSIZ HER ŞEYDEN NEFRET EDİYOR

Bu iktidar; bağımsız medyadan, bağımsız yargıdan, bağımsız barodan, bağımsız merkez bankasından… Yani önünde “bağımsız” sıfatı olan her şeyden nefret ediyor. Oysa bunlar nitelikli bir demokrasinin vazgeçilmez unsurları. Ülkede suni krizler çıkararak beceriksizliklerinin üstünü kapatmaya uğraşıyorlar. Ama vatandaşlarımız enseyi karartmasın, bu beceriksiz iktidarın gidişi, giderek yaklaşıyor. Bunun da farkındalar. Bu nedenle milleti her geçen gün daha da kutuplaştırmaya, korku siyasetini yaymaya çalışıyorlar.

 

18 YILDIR NEYİ “OLAMADINIZ”

Ankara’nın bir ilçesinde Erdoğan’ın resimlerini asmışlar, bir de üstüne “ya olacağız, ya öleceğiz” yazmışlar. Bu nasıl bir dil? Bu nasıl hastalıklı bir psikoloji? İnsana sormazlar mı? 18 yıldır memleketin başındasınız. Daha ne kadar olacaksınız. Bu zamana kadar neyi olamadınız da şimdi olacaksınız? Sandık yaklaşıyor, sandıkta gideceklerini görüyorlar bu telaş onun telaşıdır.

 

HER KARARDA SKANDAL

Salgınla mücadele sürecinde, büyükşehirlerimizde 2 aydır hafta sonları evde kalan yurttaşlarımız, ilk defa bu hafta sonu sokaklardaydılar. Ama her yeri açarken, herkesi serbest bırakırken 65 yaş üstü yurttaşlarımız yine evlerinde rehin kaldı. Gerekli tedbirleri alarak, 65 yaş üstü yurttaşlarımızın da, sokağa çıkmasını sağlamalıyız. Tabi tek adam rejiminde sokağa çıkılıp, çıkılmaması kararları bile vukuatsız alınamıyor. Saray nisan ayında büyük bir skandala imza atmıştı, bu son kararda da büyük bir skandal yaşandı.

Önce Sağlık Bakanı çıktı, “bizim hafta sonu sokağa çıkılmamasıyla ilgili bir kararımız yok” dedi, milletimiz de, esnafımız da hazırlığını yaptı. Sonra Cuma gecesi İçişleri Bakanlığı, “hafta sonu sokağa çıkılmayacak” dedi. Millet ne yapacağını şaşırdı. Ardından sarayın kibirli sesi yükseldi “bu kararı Sağlık Bakanlığı’nın tavsiyesiyle aldık ama gönlüm razı olmadı, iptal ediyorum” dedi.

 

DEVLET AKLIYLA DEĞİL TEK KİŞİNİN AKLIYLA

Koca bir ülke devlet aklıyla değil, tek bir kişinin aklıyla idare edilirse işte bunlar olur. Siz bu süreci bilime, liyakate göre mi; yoksa gönlünüze göre mi yürütüyorsunuz? Bu gelgitler, güzel ülkemizin yönetilemediğini, liyakatsiz, beceriksiz bir idarenin elinde savrulduğunu ortaya koyuyor. Biz uzunca bir süredir salgından çıkış sürecinin, çok daha zor olacağını, çok daha dikkatli bir yönetim gerektirdiğini söyleyip duruyoruz. Bu süreçte Bilim Kurulu’nun kararlarının esas alınmasını ve alınan kararların Bilim Kurulu içinden bir sözcü tarafından kamuoyuna açıklanması gerektiğini ifade ediyoruz.

 

ŞEFFAFLIK YOK

Şimdi üç parçaya bölünmüş bir yapı var. Bir tarafta Bilim Kurulu, bir tarafta Sağlık Bakanı, bir tarafta Saray. Şimdi buraya baktığımız zaman bizde soruyoruz “Bilim Kurulu alınan bu kararların neresinde?” Bunu bilmiyoruz. Bu sürecin yönetiminde maalesef güven sağlamak için gerekli olan şeffaflık, saydamlık yok.

 

TEST SAYISI ARTMALI

Salgından çıkış sürecinde bir diğer önemli husus test sayıları. Pek çok kişi COVID-19 semptomlarını fark etmeden hastalığı atlatıyor. Ancak bu süre zarfında hastalık başkalarına bulaşabiliyor. Dolayısıyla test kriterlerinin değiştirilmesi, mümkün olduğunca çok hastayı tespit edecek şekilde, test sayısını artırmamız gerekiyor. Bunu bazı Bilim Kurulu üyelerinin de ettiğine şahit oluyoruz. Ama son iki gündür test sayıları yeniden 35 binlere kadar düştü. Günlük test sayılarında çok ciddi dalgalanmalar görüyoruz. Bunu da anlamamız mümkün değil. Sağlık Bakanı, “Türkiye genelinde hastalığın yayılım durumunu ölçebilmek için TÜİK’le çalıştıklarını” söylemişti. Ama anlaşılıyor ki burada herhangi bir gelişme yok.

 

VATANDAŞLARIMIZA DA BÜYÜK GÖREV DÜŞÜYOR

Tabi normalleşmenin kesintisiz devam edebilmesi için milletimize, vatandaşlarımıza da büyük görevler düşüyor. Hiç gevşemeden mesafe, maske ve hijyen kurallarına uymamız gerekiyor. Hafta sonu bu konuda iyi bir sınav verdiğimiz söylenemez. Sokaklar, parklar, bahçeler ağzına kadar doluydu. Nitekim 7 Haziran itibariyle hasta sayısı yeniden 900’lerin üzerine çıktı. Bakalım bir hafta 10 gün sonra vaka sayılarında neler olacak? Toplumca çok sıkıldığımızın, bunaldığımızın farkındayız. Ancak bu süreçteki en küçük bir gevşemenin hem insani, hem de mali kayıplarının çok büyük olacağını da aklımızdan çıkarmamalıyız. Bugüne kadar yapılan fedakârlıkların boşa gitmesine neden olmak hiçbirimizin hakkı değil.

 

CAN İLE CÜZDAN ARASINDA RUS RULETİ

Bu salgın sürecinde milletimiz cüzdanı ile canı arasında Rus ruleti oynamak zorunda kaldı. Çünkü saray hükümeti milletimizi salgında bir başına bıraktı. Beş maskeyi millete ücretsiz dağıtamayan beceriksiz yönetim, bir de IBAN numaraları göndererek, milletten para istedi. Kaç kez “milletten toplanan bu paralar ne oldu?”, “nerelere harcandı?” diye soruyoruz. Saraydan tık yok.

 

SANATÇILAR DESTEKLENMELİ… AYRIM YAPMADAN

Şimdi gazetelerden öğreniyoruz ki “biz bize yeteriz” diye milletten para istenirken, Sarayın seyircisiz konser çekimleri için milyonlar harcanmış. Peki, bu paralar hangi kaynaktan ödendi, kimlere ödendi? Cumhurbaşkanlığı forsu altındaki bu konserlere harcanan paranın, 30 milyon lirayı bulduğu iddia ediliyor. Milyonlarca yurttaşımız sanatçılarda dahil salgında gelirini kaybederken, Saray milyonları yine yandaşlara gidecek şekilde ayarlama yapmış. Şimdi bunlara biz ne diyelim. Hiç mi etrafınızda akıllı adam kalmadı? Vicdanınızı hepten mi yitirdiniz? Milletten bu kadar mı koptunuz? Bu para az bir para mı? Salgın sürecinden tüm sanatçılarımız etkilendi. Bir daha tekrarlıyorum, 2017 itibariyle 320 milyon TL biriktiği söylenen bir Telif Fonu var. Sanatçılarımızı buradan desteklemek gerekiyor ama ayrım yapmadan. Senin sanatçın benim sanatçım demeden desteklemek gerekiyor.

 

ALMAN HÜKÜMETİ BUNU YAPIYOR

Milletimiz; “darı unundan baklava, incir ağacından da oklava olmaz” der. Bu saray iktidarından da millet için hayırlı tek bir iş çıkmaz mı? Bunların hayırsızlığını artık milletimiz de görüyor. Saray millette IBAN numarasını gönderip para isterken, yurtdışındakiler milletini ayağa kaldırmak için yabancı hükümetler destek üstüne destek paketi açıklıyorlar. Almanya, 127 milyar Euro büyüklüğünde yeni bir paket açıkladı. Paketten; KOBİ’leri salgından çıkışta güçlendirmek için 25 milyar Euro, 5G altyapısının güçlendirilmesi için 5 milyar Euro, ulusal hidrojen stratejisi için 7 milyar Euro, 20 milyar Euro tutarında KDV indirimi, 11 milyar Euro tutarında enerji vergisi indirimi ve her bir çocuk için 300 Euro olmak üzere toplam 4,3 milyar Euro tutarında çocuk yardımı çıktı. Alman hükümeti, bir yandan nakdi yardımları artırıp, vergi oranlarını indirerek salgın karşısında halkının satın alma gücünü korumayı, evinde oturan halkının canıyla cüzdanı arasına sıkışmamasını sağlamayı düşünüyor. Ama sadece bununla da kalmıyor diğer yandan ülkenin teknolojik altyapısını güçlendirerek salgın sonrası için ekonomisinin ve şirketlerinin rekabet gücünü tahkim ediyor. Küresel ekonominin sunacağı fırsatlardan yararlanmaya, krizden hızla çıkmaya hazırlanıyor.

 

YA BİZDEKİ HÜKÜMET?

Peki, bizdeki saray hükümeti ekonomik buhrandan çıkmak için neler yapıyor? “Dünyaya tır çarpacakmış, bize motor çarpacakmış” gibi anlamsız sözlerle günü idare etmeye bakıyor. Ne yaptınız millete, ne verdiniz de bu ekonomi hızla toparlanacak? Kendi beceriksizlikleriyle ekonomi zaten son iki yıldır krizde. 18 yıldır borca batırdıkları millete, şimdi “daha fazla borçlan” demekten başka bir şey demeyi bilmiyorlar. Yetmiyor ülkeyi içine kapatacak adımlar atıyorlar. Bayram gününde kambiyo vergisini beş kat artırıyorlar. Binlerce malın gümrük vergisini artırıyorlar.

 

70 MODEL POLİTİKALAR

Yine dün Resmi Gazete’de yayımlanan tebliğlerle, pek çok ürünün gümrük kıymetini artırıyorlar. Bunlar 1970 modeli politikalar… Merkez Bankası, geçtiğimiz hafta sonu, bazı seçilmiş sektörlerdeki yatırımları desteklemek için, 20 milyar lira tutarında taahhütlü avans kredisi vereceğini açıkladı. Evet 1970’li yıllarda kalkınma planları dâhilinde ve Devlet Planlama Teşkilatının yönlendirmesiyle seçilen bazı sektörlere Merkez Bankası kredi kullandırmıştı. Ama o günden bugüne 50 yıl geçti, şartlar değişti. Bu kredi nasıl açılacak? Para basılarak açılacak. Sonuçta TCMB vatandaştan mevduat kabul eden bir banka değil. Bakın, bu yapılan TCMB Kanunu’na alenen aykırıdır. Yapılan iş kanunsuzdur. Kanuna karşı hile yapmaktır. Kanuna karşı hileyi de hukuk korumaz. Bu krediler hangi sektörlere ve kimlere verilecek? Belli değil.

 

PARA BASIP YANDAŞA AKITACAKLAR

Yapılacak şey gayet açık. Merkez Bankası’nın ihtiyat akçeleri de yetmedi, şimdi doğrudan yandaşlara dağıtmak için para matbaasına fazla mesai yaptıracaklar. Sen, ben, bizim oğlan bu kredilere üşüşecekler. Bir kez daha uyarıyoruz. Türkiye’yi plansız, programsız, stratejisiz, günü birlik alınan kararlarla, 1970 model politikalarla, ileriye götüremezsiniz. Nereye gideceğini bilmeyen kaptana, hiçbir rüzgâr yardım etmez. Kervan yolda düzülür anlayışıyla tüketicinin, yatırımcının ufkunu karartmaktan, onları daha da ürkütmekten başka bir şey yapmazsınız.

 

İŞ BİLMEZ KASAPLAR

Ama işini bilmeyen kasap, ne bıçak bırakır ne de masat. Saray sosyetesinin başı kayınpeder ve sosyete damadı da tam işi bilmeyen kasap… Ancak konuşuyorlar. İcraat yok. Kayınpeder çıkıyor, “ekonominin çarkları tam güç dönmeye başladı” diyor. Bu memlekette kimin çarkı dönüyor arkadaşlar? Esnafın çarkı dönüyor mu? Dönmüyor. Turizmcilerin çarkı dönüyor mu? Hak getire. Oteller bomboş. Yatırımcıların çarkı dönüyor mu? Hayır. Kaç yıldır yatırım yapmıyorlar. Çiftçilerin çarkı dönüyor mu? Neredeee? Çiftçilerimiz perişan. Peki, kimin çarkı dönüyor? Alacakları dövizle garanti edilmiş, bir avuç havuz müteahhidi dışında kimsenin çarkı dönmüyor. Saray için, havuzdakilerin çarkları dönsün de, varsın ülke yansın bitsin kül olsun.

 

YATIRIMLAR 7 ÇEYREKTİR DARALIYOR

Kayınpeder böyle deyince damat ondan geri mi kalacak? Kalmayacak tabi ki. O da 13 haftadır yükselen borsa endeksiyle övünmeye başladı. Oysa yabancılar diyorlar ki, borsada artık biz yokuz. Borsada sadece yerliler var. Yerli oyuncuda kim onu da bilmiyoruz. Biliyoruz da göreceğiz bakalım. Ekonomiyi borsa endeksi ve borç alıp-vermekten ibaret gören, gazino kapitalizmini ekonomi zanneden bir bakan var. Ama bu arada, ülkemizde tam 7 çeyrektir, yani son 84 haftadır, yatırım harcamaları sürekli geriliyor, fiziki yatırım… Bunu değiştirmek için saray sosyetesinin başındaki kayınpeder ve sosyete damat ne yapıyor? Hiçbir şey. Sadece borca borçla takla attırmaya çalışıyorlar. Bu arada da ülkemizin üretim kapasitesi ve yetenekleri, gün görmüş kar gibi eriyor.

 

İCRA MAHKEMELERİ YENİDEN AÇILACAK

İcra mahkemeleri, 15 Haziran’da, yeniden açılacak. Salgından önce icra dairelerinde 21 milyona yakın dosya vardı. Nisan sonunda alınan kararla icra ve iflas işlemleri birkaç ay ötelendi. Ama milletin hali bugün daha da perişan. İşçinin, esnafın, çiftçinin kaybettiği geliri, kazancı, alın teri telafi edildi mi? Hayır edilmedi. Bakalım önümüzdeki aylarda işçinin, esnafın, çiftçinin durumu ne olacak?

 

BİZ OLSAK BÖYLE YAPARDIK

Peki, iktidardaki bu beceriksiz yönetim değil de, biz olsaydık ne yapardık? Genel Başkanımızın da, bizlerin de, anlatmaktan dilinde tüy bitti. Ama tekrarlayalım.

Biz olsaydık;

Kriz sonrasında hızla ayağa kalkmak ve küresel fırsatları yakalamak için; sorunları ortak bir masa etrafında tartışırdık milletimizle. Milletle istişare ve danışma süreçlerini çalıştırırdık. Ekonomik ve Sosyal Konseyi toplardık.

 

Buhrandan çıkışın yükünü adil dağıtırdık. Buhranda işini, gelirini, kazancını kaybeden yurttaşlarımıza “gel seni daha da borçlandıralım” demezdik. Vatandaşımızın kayıplarını doğrudan bütçeden telafi ederdik.

 

“İtibardan tasarruf olmaz” demez, tasarrufa önce kendimizden başlardık, içsel tutarlılığı olan, teknik kalitesi yüksek, güven ve ufuk verecek bir “dayanışma programı” hazırlardık. TBMM’ye yeni bir “dayanışma bütçesi” getirirdik.

 

Salgın, güçlü bir sosyal devlete olan ihtiyacı ortaya çıkartmıştır. Güçlü sosyal devleti; güçlü bir hukuk devleti, güçlü bir kuvvetler ayrılığıyla desteklenen yepyeni bir parlamenter demokrasiyle dengelemek gerekir. Bunun içinde yeni bir anayasa, yeni bir toplumsal sözleşme çalışmasını hemen başlatırdık.

 

Yeni model bir refah devletini kurarak ve teknolojik altyapımızı geliştirecek projelerle, dünya arenasında yarışma gücümüzü artıracak güçlü bir reform programını mutlaka başlatırdık.

 

Aile Destek Sigortası Kanunu’nu TBMM’den çıkarır, etkili bir sosyal koruma ağı oluştururduk.

 

Kredi kanallarını işi ve işvereni korumak için kullanırdık. Gerektiğinde bu kredileri hibeye dönüştürmekten kaçınmaz, çalışanlarının maaşını ödeyen, çalışanlarını işten çıkarmayan, KOBİ’lerin, esnafların, küçük çiftçinin kredi borçlarını silerdik.

 

Bunları yaparken dünyayla teması kesmez, uluslararası karar mekanizmalarındaki gücümüzü kullanır, diyalog kanallarını açık tutardık.

 

Böylece; milletimizin en çok ihtiyacı olan dayanışma ruhunu pekiştirirdik, ülkemizin üretim kapasitesini, üretim yeteneklerini, beşeri sermayemizi, hem salgına ve hem de ardından gelecek şoklara karşı korurduk, salgından çıkışta hızla ayağa kalkarak, küresel fırsatlardan en çok yararlanan ülkelerden biri olurduk.

 

TALİH HAZIRLIKLI ZİHİNLERE GÜLER

Ne demiş atalarımız: Talih hazırlıklı zihinlere güler. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak iktidar hazırlıklarımızı tamamlıyoruz. İktidar yürüyüşünde ilk adımımızı da iktidar kurultayımızla atacağız. Plan, program ve projelerimizle, ülkemizin karartılan ufkunu aydınlatıp, bu ülkenin kaynaklarını milletimiz için kullanacağız.

Ne demiş büyüklerimiz? Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Şu kısa sürede belediyelerimizin yaptıkları ortada: Sayın Genel Başkanımızın yönlendirmesiyle, dayanışmacı sosyal belediyeciliğin en güzel örneklerini sergilediler. Şu salgında, hükümetin bıraktığı sosyal destek açığını belediyelerimiz kapattı. Milletimizin yanında belediyelerimiz vardı. Yine bu salgın sürecinde pek çok tedbir ve politika önerisini Genel Merkezimizde geliştirdik. Bununla da yetinmedik, TBMM’ye kanun teklifleri verdik. Bundan sonra da Cumhuriyet Halk Partisi’nin tüm üyeleri, halk için halkla beraber çalışmaya ve milletimizin dertlerine derman olmaya devam edecekler. Bundan milletimizin en ufak bir şüphesi olmasın.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

 

Soru- Efendim Ayasofya’nın tekrar ibadete açılması 2 Temmuz’da Danıştay bunu görüşecek. 1934 tarihli bakanlar kurulunun Atatürk imzasını taşıyan iptal istemi var. Siz buna nasıl bakıyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Arkadaşlar, 18 yıldır saray yönetimi ne zaman başı sıkışsa Ayasofya’yı ortaya atıyor. 18 yıldır iktidardasınız, şu anda tek adam parti devletini de kurdunuz tek adamın bir kararnamesine bakar iş. Bunu istismar etmeyin. Bunu daha fazla istismar etmeyin, bunun üzerinden siyaset yapmayın açacaksanız açın.

 

Soru- HDP’nin Ankara’ya yürüyüş kararı. Bu görüşüldü mü MYK’da, CHP’nin tavrı ne olacak? Aslında dün Sayın Genel Başkanda açıkladı ama.

Soru- Ek olarak, Genel Başkan pozitif siyaset güdeceğiz dedi. Ne demek bu bunu da açıklar mısınız?

Faik ÖZTRAK- Biraz önce hem Sayın Genel Başkanımızın konuşmalarında yaptığı gibi hem benim konuşmalarımda yaptığım gibi mümkün olduğu kadar mevcut iktidara, mevcut Saray hükümetine bu krizden çıkış için hem eleştiriyoruz, eksiklerini söylüyoruz. Sadece eksikleri söylemekle kalmıyoruz aynı zamanda buradan çıkışın yollarını da öneriyoruz. Biz istiyoruz ki milletimiz biran evvel bu sıkıntılardan kurtulsun. Gençlerimiz, milletimiz işsiz kalmasın. Mutfakta tencereler boş. Buna biran önce çözüm bulunsun istiyoruz.

Diğer konuya gelince, şunu açıkça söyleyeyim. Genel Başkanımız, “Şu anda Adalet Yürüyüşüyle ilgili şartlar yoktur. Farklıdır durum” dedi. Bu bizim kendi görüşümüz. Diğer partilerin görüşlerine de karışmayız.

 

Soru- Kurultay takvimi gündeme geldi mi? Bilim Kurulu’ndan tavsiye alacaktınız?

Faik ÖZTRAK- Şimdi hem YSK hem de Bilim Kurulu’yla konuşmalarımız devam ediyor. Tüm diğer partiler gibi biz de Kurultayımızı biran önce yapmak istiyoruz. Tabi sağlık koşullarını, sosyal mesafeyi ihlal etmeden…

 

Soru- AKP seçim sistemindeki değişiklik çalışmalarına ittifak yapan partilere en az yüzde 5 oy alma şartı getirilmesini tartışıyor. Siz bu konuyu nasıl yorumluyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi yine bir tarih hatırlatması yapacağım. Hatırlayacaksınız bu anayasa referandumu sürecinde şu söyleniyordu: “Sistem artık değişti, herhangi bir baraja ihtiyaç kalmadı.” Şimdi bu darbe rejimlerinin, darbe yönetimlerinin kullandığı en önemli araçlardan biri olan bu baraj meselesi niye yeniden gündeme geliyor? Çok açık söyleyeyim, ne olursa olsun biz tüm siyasi partilerin meşru, yasal tüm siyasi partilerin Meclis’te yerini alması, sesini duyurmasını her zaman savunduk, savunmaya da devam edeceğiz.

 

Soru- Güney Kıbrıs’ta son bir haftadır camilere yönelik provokasyon saldırıları devam ediyor. Bu kez de Larnaka’da bulunan Tuzla Camisi’nin duvarına Bizans Bayrağı asıldı. Yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Çok açık söyleyeyim, tarihi ibadethanelerimize yapılan bu saldırıları kabul etmemiz mümkün değildir. Bu saldırıları şiddetle kınıyoruz. Bugün dünya en büyük ıstırabı ayrışmadan çekiyor. Zaman ayrışma zamanı değil zaman dayanışma zamanıdır. Ve burada Güney Kıbrıs’ta camilerimize yapılan, ata mirasımız olan, atalarımızdan bize miras kalan camilerimize yapılan saldırıları bir kere daha söylüyorum, şiddetle kınıyoruz ve oradaki yönetimin bununla ilgili gerekli tedbirleri biran önce almasını bekliyoruz.

 

Soru- CHP Genel Başkanının Koruma Müdürü emekliye sevk edildi. Sayın Bülent Kuşoğlu’nun İçişleri Bakanı’yla görüştüğü, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun görmeden imzaladım dediği ifade ediliyor. Sizin bu konuyla ilgili yorumunuz nedir?

Faik ÖZTRAK- Yani nezaket diyorum bir. İki, görmeden imzaladım ne demek? Burada iki tane Genel Başkanın Koruma Müdürleri emekliye sevk ediliyor. Halbuki daha yaşlarıyla ilgili bir sorun yok, süreleri uzatılabilir eğer terfi edilmeyecekse. Ama siz doğrudan emekliye sevk etme noktasına gidiyorsunuz yıllardır beraber çalıştığı amirlerine sormadan, ondan sonra da görmedim diyorsunuz. Siz görmüyorsanız İçişleri Bakanı polislerle ilgili yapılan atamaları görmüyorsa, tasarrufları görmüyorsa İçişleri Bakanlığını kim yönetiyor? Nezaket.

 

Soru- Koruma Müdürüne Genel Merkezde bir pozisyon verileceği, istihdam yaratılacağı söyleniyor bu doğru mu?

Faik ÖZTRAK- Bunlar Genel Merkezimizin işi tabi. Tabi ki kendisinden yararlanmaya devam edeceğiz.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

RECEP BEY’E Mİ, TAYYİP BEY’E Mİ, ERDOĞAN’A MI İNANALIM?

 

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

“İlginç zamanlarda yaşayasın” diye bir Çin deyişi var. Bu aslında bir beddua. İnsanlık işte böyle bir zamandan geçiyor. Bir yanda sağlığı tehdit eden COVİD-19 salgını, diğer yanda küresel sistemin en önemli merkezi başta olmak üzere tüm dünyada hızla tırmanan sosyal tansiyon, 2020’yi şimdiden son birkaç yüzyılın en ilginç zamanlardan biri yaptı.

 

DÜNYA ARAFTAN GEÇİYOR

Dünya adeta bir “araftan” geçiyor. Bu işin sonunda nasıl bir tabloyla karşılaşacağımız konusunda kafalar karışık. Ancak öyle anlaşılıyor ki; beşeri ve fiziki sermayesini koruyabilen, üretim kapasitesine ve üretme yeteneklerine sahip çıkabilen, sorunları demokrasiyle, toplumsal dayanışmayla göğüsleyen, istişareyle çözüm üretebilen ülkeler, bu dönemin sonunda rakiplerine fark atacak.

 

BECERİKSİZ, BASİRETSİZ, LİYAKATSİZ, KİBİRLİ VE BASKICI

Türkiye, bu talihsiz döneme; beceriksiz, basiretsiz, liyakatsiz, kibir hastalığıyla malul, baskıcı bir yönetim anlayışının elinde yakalandı. Dünyada diğer hükümetler yurttaşlarına kesenin ağzını açarken, şu salgın döneminde Saray hükümeti milletimizi tek başına bıraktı. Beş maskeyi bile milletimize bedava dağıtamadılar.

 

 

 

BİR ÖYLE, BİR BÖYLE

Daha dün “normalleşme sürecine girdik” dediler, bugün yaşadıklarımıza bir bakın. Sağlık Bakanı, iki gün önce çıkıyor, “sokağa çıkma yasağının devam etmesi yönünde bir önerimiz yoktur” diyor. Esnaf da, bakana ve sarayın açıkladığı normalleşme takvimine inanıyor hafta sonu için hazırlığını yapıyor. Restoranlar etini, sebzesini, meyvesini alıyor, garsonlar işe çağrılıyor. “Seyahat serbest” deniyor, insanlar güveniyorlar otobüs ve uçak biletlerini alıyorlar. Ama dün gece “15 ilde hafta sonunda sokağa çıkılmayacak” diye bir İçişleri Bakanlığı genelgesi yayınlanıyor.

 

GÖNLÜ RAZI OLMAMIŞ

Şimdi biz de tabi bugün tam; “Devlete güvenip, hafta sonu müşteri ağırlamak için hazırlık yapan esnafın zararını kim karşılayacak? Milletin elinde kalan uçakla otobüs biletleri ne olacak?” diye sormaya hazırlanırken… Bu karardan önce ortalarda görünmeyen AK Parti Genel Başkanı, öğleye doğru çıktı, kararı iptal etti. Hem de ne diyerek: “Gönlüm razı olmadı. Evet, böyle bir talep var, Sağlık Bakanlığı’ndan, İçişleri Bakanlığı’nın uygun görüşleri de var ama benim gönlüm razı olmadı ben bunu iptal ediyorum” diyerek.

 

BİR İLERİ, İKİ GERİ

Yani böyle bir ileri, iki geri adım atarak bu süreci nasıl yöneteceksiniz, ülkeyi nasıl yöneteceksiniz? Bilim Kurulu bu kararın neresinde? Sizin planlarınız, programlarınız yok mu? Bu nasıl bir çapaçulluk, nasıl bir dağınıklık, nasıl bir gayrı ciddilik?

 

RECEP BEY’E Mİ, TAYYİP BEY’E Mİ, ERDOĞAN’A MI İNANALIM

Önce Sağlık Bakanı çıkıyor, “Böyle bir düşüncemiz yok” diyor. Sonra AK Parti Genel Başkanı çıkıyor, “Sağlık Bakanlığı önerdi” diyor. Sonra Recep Bey çıkıyor, “Günlük vaka sayısı yeniden yükselince bu kararı aldık” diyor. Tayyip Bey, “Gönlüm razı olmadı” diyor. Erdoğan, “Sokağa çıkma yasağını iptal ettim” diyor. Şimdi bunun hangisini dinleyeceğiz, hangisine inanacağız, hangisine güveneceğiz? Recep Bey’e mi, Tayyip Bey’e mi yoksa Erdoğan’a mı? Bu, ülke yönetimindeki savrulmayı çok açık, seçik bir şekilde ortaya koyuyor. Ucube rejim böyle dönemlerde en çok ihtiyaç olan güveni bitiriyor. Tek bir kişinin aklını, tüm milletin aklının önüne koyarsanız işte böyle olur.

 

DERDE DERMAN OLAMADIKÇA ÇAREYİ KUMPASTA VE YALANDA ARIYOR

Ne milletin sesini, ne de ekonomik buhranın ezip geçtiği kesimlerin feryadını duyuyorlar. Bu kibir hastalığıyla malul olmuş yönetim, milletin derdine derman olamadıkça, çareyi siyasi kumpaslarda ve yalanlarda arıyor. Toplumu kutuplaştıran, muhalefeti düşman gibi gösterip öcüleştirmeyi amaçlayan gerçek-ötesi popülist siyasetle ayakta kalabileceğini zannediyor. Hızla otoriterleşiyor, ülkemizi her geçen gün biraz daha dünyadan koparıp içe kapatıyor.

 

MÜFLİS BEZİRGAN SİYASETİ

Dün, TBMM’de, bu müflis bezirgan siyasetinin yeni bir senaryosu sahneye kondu. Demokrasi, millet iradesi ayaklar altına alındı, Milletvekilimiz Enis Berberoğlu’nun vekilliğinin düşürülmesi, 20 Temmuz sivil darbe sürecinin yeni bir adımıdır. Meclis tutanaklarına açıkça yansıdığı gibi: Enis Berberoğlu hakkında “siyasi ve askeri casusluk” iddiaları düşmüştür. Verilen cezanın gerekçesi, “gizli kalması gereken bilgileri açıklamak”tır. Ama her zamanki gibi sarayın mafyatik trolleri gece devreye giriyor ve arkadaşımızı, mahkemenin bile suçlu bulamadığı “casusluk” suçuyla sabaha kadar sosyal medyada linç etmeye çalışıyorlar.

 

ZULÜMDÜR, DÜŞMANLIKTIR, GAREZDİR

Enis Berberoğlu’nun milletvekilliği; bu davadan yargılanan diğer şahıslarla ilgili suçlama kalmamışken, başka bir yargılanan yok. Bir sürü suçlanan vardı şimdi hiç kimse yok. Milletvekilimiz Anayasa Mahkemesine başvurmuş ve Anayasa Mahkemesinin kararını beklerken ve Meclis’in geçmiş uygulama ve içtihatları da yok sayılarak, düşürülmüştür. Hele gece yarısı arkadaşımızın evinden apar topar gözaltına alınması tam bir zulümdür, şahsi bir garezle yapılmıştır, açıkça CHP düşmanlığıdır. Hiç kimsenin şüphesi olmasın. İp koptuğu yerden bağlanır. Ve elbette hak, batıla galip gelir. Millet iradesiyle inatlaşanlara, millet sandıkta gereken dersi verir.

 

ABD’LİLER İÇİN İSTEDİĞİ HAK VE ÖZGÜRLÜĞÜ KENDİ MİLLETİNE ÇOK GÖRÜYOR

Amerika Birleşik Devletleri’nde yüzbinlerce insan, “nefes alamıyorum” diyerek sokaklara döküldü. Gösteriler ırkçı polis şiddetiyle başladı ve kısa sürede çok sayıda eyalete yayıldı. Daha sonrada diğer ülkelerde başladı. Bu olaylar, bizdeki Saray hükümetinin siyasi riyakârlığını da görme imkanını bize verdi. Başkentin göbeğinde Kızılay’da es kaza 20 kişi bir araya gelse, gaza ve suya boğan Saray, Amerika’daki gösterilerden sonra  “barışçıl protestonun bir hak olduğunu” söylemeye başladı. Türkiye’de muhalif gördüğü her medya kuruluşuna, RTÜK ve Basın İlan Kurumu sopasını vuran Hükümet, Amerika’daki olaydan sonra, “basın özgürlüğünün öneminden” söz etmeye başladı. Yine Türkiye’de eşitlik, özgürlük ve adalet taleplerine demir parmaklıkla cevap veren Saray hükümeti; aynı talepleri Amerikalılar için meşru gördü. Peki, adama sormazlar mı? Amerikalılar için istediklerini kendi milletin için, kendi vatandaşların için, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için neden istemezsin? Amerikalıya hak gördüğünü, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına niye hak görmezsin?

 

GELDİĞİMİZ YER: FİİLİ DİKTATÖRLÜK

Yapılan iş ortada: Tek adam rejiminin Türkiye’yi uluslararası demokrasi endekslerinde getirdiği yer “fiili diktatörlük.” Şimdi sarayın damadı, bu fiili diktatörlüğün milletin işine, aşına, cüzdanına verdiği zararı örtebilmek için “dünyada en çok sermaye çeken ülkede demokrasi yok” demiş. Herhalde kast ettiği ülke Çin… Ama “Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olmak” işte böyle bir şey… Saray sosyetesinin başına ve damadına tavsiye ederim. Arada bir Türkiye’nin de üyesi olduğu uluslararası kuruluşların veri tabanlarına da zaman harcasınlar.

 

BAŞKANLIKLA YÖNETİLENLER İNSANİ GELİŞMİŞLİKTE EN SONDA

Sadece TÜİK’e bakmasınlar, kendi ürettikleri istatistiklere bakmasınlar. O zaman fikir sahibi olmadan önce bilgi sahibi de olurlar. Dünya üzerindeki 185 ülke içinde Çin, milli gelirine oranla, en çok doğrudan yabancı sermaye çeken ülkeler liginde 124. sırada. Türkiye ise hemen onun ardından 125. sırada. Yani yerimiz zaten Çin’in hemen arkası. Hadi diyelim Damat da, kayınpederi de, okumayı, araştırmayı sevmiyor. O zaman danışmanlarından bir istesinler, bir baksınlar. Dünya’da en yüksek insani gelişmişlik düzeyine, en yüksek refaha sahip 10 ülkenin kaçında, bırakın bizdeki gibi ucube tek adam rejimini, başkanlık rejimi var. Ben söyleyeyim: Sıfır. Dünyanın en müreffeh 10 ülkesinin 9’u parlamenter demokrasiyle yönetiliyor. Geriye kalan İsviçre ise doğrudan demokrasiyle yönetiliyor. Peki, insani gelişmişlikte sonda kalan 10 ülkenin kaçı, parlamenter demokrasi ile yönetiliyor? Onu da söyleyeyim: O da sıfır. Yani sondaki ülkelerin hepsi ya başkanlık ya da yarı başkanlık rejimiyle yönetiliyor.

 

TEK ADAMLIĞIN FATURASI 200 MİLYAR DOLAR

Sosyete damat hiçbir şey yapamıyorsa, kayınpederinin tek adam parti devleti rejimine hız verdiği, 2014’ten bu yana ülkemizde üretilen milli gelir rakamlarındaki erimeye bir bakmalıdır. 2013’te 950 milyar dolar olan milli gelirimiz, şimdi 750 milyar dolara kadar düştü. Bu yıl çok muhtemeldir ki, 700 milyar dolarında altına inebilecektir. Sadece son altı yılda tek adamlık hevesinin neden olduğu ekonomik kayıp 200 milyar dolar.

 

BU ELBİSE BU ÜLKEYE DARDIR

Şimdi bugün damat çıkmış diyor ki; ikinci çeyrekte bu krizi dünyada en az hasarla atlatan ekonomi olacağız. Nasıl olacaksınız, ne yaptınız da olacaksınız? İşte biz milletimizin cüzdanı dolsun, “mutfakta tencere boş kalmasın” diye güçlendirilmiş parlamenter demokrasi diyoruz. Hukukun üstünlüğü ve kuvvetler ayrılığını savunuyoruz. Tek adam parti devleti rejimi elbisesi, Türkiye gibi koskoca bir ülkeye dar gelmiştir. Günyüzü göstermemiştir milletimize. “Türkiye’yi nefessiz bırakan” bu rejimle, hem aşımız hem de işimiz küçülmüştür. Zırva tevil kabul etmez. Bugün yaşadığımız ekonomik ve siyasi buhranın ardında bu kibirli yönetimin; milleti bölerek, kutuplaştırarak, ötekileştirerek koltuğunda oturma hırsı vardır.

 

SARAYDAN BAŞKA MUTLU OLAN YOK

Ülkemizde bugün saray sosyetesi dışında mutlu olan kimse yok. Kamu kaynakları bir avuç yandaş için seferber edilirken, millet tabaklarda kalan artık yemeklerin peşinde sokaklarda bağıra bağıra dolaşıyor. Ama yine saray sosyetesine mensup bir damadın işbaşına getirildiği TÜİK, “Mayıs ayında gıda fiyatları artmadı” diyor. Çarşıda pazarda meyveye, sebzeye, ete ne ödediğini bilen vatandaşımız da buna isyan ediyor. Millet son bir yılda kahvaltı sofrasında, demlediği çayın fiyatının yüzde 25, masaya koyduğu beyaz peynirin fiyatının yüzde 23,  sahana kırdığı yumurtanın fiyatının yüzde 26, masaya getirdiği reçelin fiyatının yüzde 23 arttığını biliyor, yaşıyor. Elinde fiş var. Öğlen yemeği için bir makarna haşlamaya kalksa, makarnanın fiyatının son bir yılda yüzde 28 arttığını, birde üstüne sarmısaklı bir yoğurt dökse, sarımsağın fiyatının bir yılda yüzde 110 arttığını, masaya bir kapta bulgur pilavı koysa, bulgurun fiyatının yüzde 30 arttığını biliyor. Birde pilavın yanına etsiz bir kuru fasulye koyuyum derse kuru fasulyenin fiyatının yüzde 39 arttığını da görüyor. Para milletin cebinden çıkıyor ama TÜİK, “sen cebinden çıkan paraya bakma, benim dediğime bak son bir yılda gıda fiyatları öyle yüzde 20’ler, 25’ler değil sadece yüzde 12 arttı” diyor.

 

İŞSİZLİKLE BİRLİKTE YOKSULLUK DALGASI DA GELİYOR

Diğer yandan ülkenin iş gücü de hızla eriyor. Şubat ayında 2 milyon yurttaşımız işgücünün dışına çıktı. Yani ne iş arıyor, ne başka hiçbir şey yapmıyor evde oturuyor. İnsanlarımızın iş bulma umudu kalmamış, artık iş bile aramıyorlar. Gerçek işsizlerimizin sayısı 9 milyonu aşmış. Önümüzdeki hafta Mart ayı işsizlik rakamları açıklanacak. Sayın Erinç Yeldan ve Ebru Voyvoda’nın son yaptığı çalışma da bundan önceki çalışmalarda olduğu gibi korkunç bir işsizlik dalgasının yaklaştığına işaret ediliyor. 2020’de işsizler ordumuza 6 milyonun üzerinde yurttaşımızın eklenebileceği hesaplanıyor. Böyle bir işsizlikle beraber tabi büyük bir yoksulluk dalgasının gelmesi de kaçınılmaz. Sorun çok ciddi. Ama saray sosyetesinin umurunda bile değil.

 

VATANDAŞ 18 AY VADELİ KREDİYLE TATİL YAPACAKSA, O EKONOMİ BİTMİŞTİR

“Başka ülkeler neler yaptı” diye merak dahi etmiyorlar. Ezberlerini bozmuyorlar. Zaten borca batan milletimizi daha fazla borca batırarak, yalancı bahar yaratma peşindeler. Damat kamu bankalarının adeta reklam yüzü oldu. Sürekli kamu bankaları üzerinden kredi paketi üzerine paket açıyor. Ekonomiyi, sadece borç vermekten ibaret zannediyor. Oysa “karşılaştığımız sorun sıradan bir sorun değil; onun için biz pansumanla, aspirinle bu sorunu aşamazsınız” diyoruz. Dilimizde tüy bitti bunu söylemekten. Ama benim oğlum bina okur, döner döner yine okur. Hala milleti kamu bankaları üzerinden borçlandırıp çarkları döndüreceklerini sanıyorlar. Millete bir hafta tatil için 18 ay vadeyle kredi açıyorlar. Yani benim milletim bir hafta tatile gitmek için 18 ay kredi ödeyecek duruma düştüyse, o ekonomi zaten bitmiştir. Amaç günü kurtarmak mı, yoksa salgının ardından hızla toparlanmak için ülkenin üretim kapasitesi ve yeteneklerine sahip çıkmak mı?

 

BORÇLUNUN DÖŞEĞİ ATEŞTEN OLUR

Borçlunun döşeği ateşten olurmuş. 18 yıldır milletimiz zaten boğazına kadar borca batırıldı. Borçla toplumsal rıza yaratmaya çalışan bir iktidar var. Şimdi millet “bu borçları nasıl ödeyeceğim” diye kara kara düşünüyor. AK Parti iş başına gelmeden, 2002 yılında; ülkemizde her çocuk 1.964 dolar dış borçla dünyaya geliyordu. Şimdi her çocuğumuz 5.291 dolar dış borçla doğuyor. 2002’de ailelerin tüketici kredisi ve kredi kartı borcu 6,6 milyar TL idi. Şimdi aynı borç 633 milyar TL’ye çıktı. Diyecekler ki oradan buraya çok zaman geçti bu rakamlar Gayri Safi Yurtiçi Hasılaya oran olarak söylenir. Onu da söyleyelim. Bu rakamların milli gelire oranı da aynı dönemde yüzde 2‘den yüzde 14’e yükseldi. Yani 7 kat artmış. İşsizliğin ikiye katlanacağının beklendiği bir ortamda, bu borçları kim nasıl ödeyecek?

 

O DÖVİZLER KİMLERE SATILDI

Kamu bankaları yüzde 9’lara varan faizle mevduat topluyor, bunu da yüzde 6,5 faizle dağıtıyor. Krizi aşmak amacıyla kamu bankalarının aşırı istismar edildiğini görüyoruz. Korkarım, oluşan kamu zararları da saklanıyor. Türkiye buna benzeyen süreçleri 1990’larda yaşadı ve bunun bedelini de 2001 krizinde çok ağır bir şekilde ödedi. 2001 krizinden hemen sonra bankacılık sistemimiz yeniden yapılandırıldı. Bankaların mali yapılarını güçlendirmek için milletimiz 47,2 milyar dolarlık bir maliyete katlandı. Güçlendirilen mali yapı güçlü bir düzenleyici ve denetleyici çerçeveyle tahkim edildi. O gün alınan tedbirler sayesinde, bankacılık sisteminin güçlü mali yapısı, ekonomimizin en önemli içsel dayanıklılık noktalarından biri oldu ve bundan önceki krizleri de hafif atlatmamızın arkasındaki nedenlerden biride buydu. O gün çok zor elde edilen bu kazanımlar, şimdi bozuk para gibi harcanmamalıdır. Kamu bankalarına bir görev zararı verilecekse, bunların karşılığının mutlaka bütçeye konması gerektiği unutulmamalıdır. Saydam olmayan işlemlerden kaçınılmalıdır. Bakın bu yılın ilk dört ayında kamu bankaları üzerinden 44 milyar dolarlık döviz satışı yapıldığını, kamu bankalarının kendisinden değil, uluslararası haber ajanslarından öğreniyoruz. Geçtiğimiz yılın başından bu yana da yani 2019’un başından buyana da satılan döviz miktarı tam 77 milyar dolarmış. Biraz önce söylediğim 40 küsur milyar doların çok çok üstünde. Buradan soruyorum, kamu bankaları eliyle bu 77 milyar dolar kimlere ve kaça satıldı? Kimler bu dövizleri ucuza kapattı? Bunları açıklayın. Açıkladınız mı? Hayır. Böyle kapı arkasında iş tutma politikalarıyla güven sağlanabilir mi? Hayır. Günü birlik ve yarına Allah kerim anlayışıyla alınan, neye hizmet ettiği belli olmayan bu kararlarla, bu buhranı yönetemezsiniz, yönetemiyorsunuz da zaten.

 

KUVAYI MİLLİYE RUHUNDAN BAŞKASINI BULAMAZSINIZ

Ülkeyi ve ekonomiyi yönetemeyince de ne yapıyorsunuz? CHP’ye saldırıyorsunuz. Mahkemenin casuslukla suçlamadığı milletvekilimize trolleriniz casus diyor. Milletvekilliğini düşürüyorsunuz. Sabaha karşı gözaltına alıyorsunuz. “Kaymakamın başında durduğu soğanlar” nereye gidiyor diye soran ilçe başkanımızı terörist diye tutukluyorsunuz. Minarelerde şarkı çalanı yakalamıyorsunuz, ama sosyal medyada paylaşanı, CHP üyesi diye, bayramda içeri alıyorsunuz.

 

UYSAL KOYUN DEĞİLİZ

Enis benim 40 yıllık arkadaşım. Ne yaparsanız yapın… Ne Enis’ten ne de CHP’den, ne de CHP’yi destekleyen herhangi birinden; kuran için, ezan için, bayrak için, vatan için, millet için, işgalcilere karşı göğsünü siper eden Kuvayı Milliye ruhu dışında bir şey çıkaramazsınız. Bizi sokağa çekmeyi başaramazsınız. Ama yumuşak başlıyız dediysek de uysal koyun olmadığımızı, bileceksiniz, öğreneceksiniz.

Ne demiş atalarımız: İş bilenin, kılıç kuşananın. Belediyelerimiz hükümetin bıraktığı dayanışma açığını kapatmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Milletimizin sıkıntılarını hafifletmek için gecelerini gündüzlerine katıyorlar. Dayanışmanın ne olduğunu bu sıkıntılı gününde halkın yanında nasıl durulacağını herkese gösteriyorlar. İnşallah belediyelerimizin yaktığı bu çoban ateşleri en kısa sürede büyüyecek ve milletimizin karartılan ufkunu aydınlatacaktır.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

Soru- Sağlık Bakanı Çarşamba sokağa çıkma kısıtlamasıyla ilgili Bilim Kurulu kararı yok demişti. Ama dün gece yarısı İçişleri Bakanlığı duyurdu ve yasak geldi. Bugün öğlende Sayın Cumhurbaşkanı gönlüm razı olmadı dedi ve yasağı iptal etti. Bu iptalden hareketle Erdoğan’ın aldığı bu karar Soylu’nun bundan sonraki siyasi geleceğini nasıl etkiler? Sizin bu konuyla ilgili yorumunuz nedir?

Faiz ÖZTRAK- Şimdi tabi buradaki ilginç konu şu, Erdoğan “gönlüm razı olmadı” diyerek bu yasağı kaldırdım derken, sadece İçişleri Bakanlığından bahsetmiyor, İçişleri Bakanlığı’nın görüşü var diyor. Ama bir başka birinin daha talebi var diyor, Sağlık Bakanlığı’nın talebi var diyor. Sağlık Bakanı “benim talebim yok” diyordu iki gün önce. Erdoğan Sağlık Bakanlığının talebi var diyor. İçişleri Bakanlığı’nın da uygun görüşü var ve bu kararı aldık diyor. Açık söyleyeyim, tam bir komedi. Bu ülkenin nasıl yönetilemediğini göstermek bakımından çok güzel bir örnek… Akşam başka konuşuyorlar, sabah başka konuşuyorlar. Ama şunun altını çizerek bir kere daha söyleyeyim, bu krizden böyle çıkılmaz, bu pandemi böyle aşılmaz. Bu buhran bu şekilde bitirilmez, bu şekilde küresel ekonomide ortaya çıkacak fırsatlardan bu ülke yararlanamaz. Türkiye’nin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey güvendir. Maalesef tek adam parti devleti rejiminde bu güven hızla tüketilmektedir.

 

Soru- Sayın Enis Berberoğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesi konusunda CHP bundan sonraki süreçte ne yapacak? Yeni bir adalet yürüyüşü benzeri bir tepki olacak mı? CHP’nin meclis çalışmalarından çekilmesi de sözkonusu olabilir mi?

Faiz ÖZTRAK- Şunu söyleyeyim her şeyden önce. Bir kere tabi çeşitli zeminler var. Bu zeminlerde muhalefet olma hakkımızı sonuna kadar kullanacağız. Onun dışında başka bir şeyi izin verirseniz şu aşamada söylemeyim. Ama şunun altını çizmek istiyorum, Enis Berberoğlu’na yapılan hem hukuka, hem anayasaya aykırıdır.

 

Soru- HDP eski milletvekili Sırrı Sakık’ın dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda CHP’ye yönelik eleştirileri vardı. Bu eleştirilere ilişkin yanıtınız nasıl olacak?

Faiz ÖZTRAK- O geçen dönemdi ona gerekli yanıtı zaten verdik. Şu anda yeni bir dönemdeyiz. Parlamento döneminden bahsediyorum.

 

Soru- Meclis Başkanı Mustafa Şentop teamül değil hukuk geçerliyse Enis Berberoğlu’nun dosyası neden iki yıldır bekletildi sorusuna, yargı paketlerinden yararlanma ihtimali ve Covid-19 sürecini gerekçe gösterdi. Sizin bu konuyla ilgili yorumunuz ne olacak?

Faiz ÖZTRAK- Şimdi bir kere birinci söylemem gereken şey şu, biraz önceki soruyla da bağlantılı olarak. Enis Bey bu mahkumiyet kararı verildikten sonra parlamentoya girmiştir. Dolayısıyla bugün dokunulmazlığı işlemektedir. O nedenle bugün Meclis Başkanının yapması gereken şey Enis Bey’in dokunulmazlığının kaldırılıp kaldırılmamasını oylatmaktı. Bunu yapmamıştır. Bu anayasa bakımından hatadır. Onun için diyorum yeni bir dönem bu dönem. Diğer dokunulmazlıkla ilgili düzenleme bir önceki dönemde kaldı.

İkinci söylemem gereken şey şu, Meclis Başkanı diyor ki, infaz yasasıyla ilgili değişikliklerden yararlanacak milletvekilleri var mı yok mu o nedenle bu kararları okutmadan önce, fezlekeleri okutmadan önce bu düzenlemenin yapılmasını bekledik. Ondan tam sonrada, arkasından da Covid-19 meselesi geldi, salgın meselesi geldi onun için bugüne kaldı. Şimdi yani hakikaten tam sirkat söyleme meselesine geliyor iş.

Yani bakın, şunu açıkça ifade edeyim. Eğer bu kararı diğer düzenleme çıkana kadar bekletiyorsanız o zaman Enis Bey hakkındaki hüküm Anayasa Mahkemesi (kararıyla) kesinleşinceye kadar da bekletmek durumundasınız. Yani biraz önce ifade ettim tam bir şecaat ve sirkat meselesi. Bakın, elinizde bu yetki var kullanmışsınız ama birdenbire yeni döneme girerken bu kararları okutmuşsunuz. Şimdi Enis Bey’in mahkumiyetine dönüp baktığınız zaman zaten oldukça kısa bir süre kalmış. Ayrıca suçlama da casusluktan çıkmış, gizli bilgileri açıklamaya dönmüş. Dolayısıyla böyle bir suçlamayla karşı karşıya kalan vekilin cezasını dönem sonuna kadar yani bu fezlekeyi okutmayı dönem sonuna kadar ertelemekte söz konusu olmalıydı. Ama bu da yapılmamıştır. Anlaşılan bir yerlerden talimat gelmiştir ve bu fezleke okutulmuştur. Enis Beyin fezlekesi okutulmuştur. Söylüyorum, yapılan CHP düşmanlığıdır başka bir şey değildir.

Teşekkür ediyorum.

YANDAŞLAR BÜYÜDÜ, BİR DE VATANDAŞA SORUN

 CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün MYK sürerken düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Dün Gezi Parkı eylemlerinin yıl dönümüydü. Gezi parkı eylemleri, bu ülkenin gençlerinin memleketin ağacına, doğasına sahip çıkma hareketidir. Ülkenin nefesini kesmek isteyenlere karşı bir demokrasi çığlığıdır. Bu eylemler sırasında hayatını kaybeden yurttaşlarımızı unutmuyor, hepsini rahmetle anıyoruz.

 

YENİ NORMALLEŞME AŞAMASINA GEÇİYORUZ

Yaz geldi. Ve bugün korona salgınıyla mücadelede yeni bir normalleşme sürecine geçiyoruz. Bu aşamaya büyük fedakârlıklarla geldik. Evde kaldık, sosyal mesafeye riayet ettik, hastalığın yayılma hızını düşürdük. Bu süreçte bazılarımız işinden, gelirinden de oldu. Sonunda dünyanın birçok ülkesiyle beraber, biz de yeni normalleşme aşamasına geçebildik. Bu süreçte bazılarımız herkesten çok daha fazla teşekkürü hak ediyor. En başta da, salgınla en ön cephede çarpışan sağlık çalışanlarımıza büyük bir minnet borcumuz olduğunu ifade etmekle başlayım. Bu sürece önerileriyle katkıda bulunan Bilim Kurulu üyelerine de teşekkür ediyoruz. Yine gece gündüz demeden çalışan güvenlik güçlerimizin ve belediye çalışanlarımızın gayretlerini unutamayız. Marketlerde çalışan, paket ve kargolarımızı evlere ulaştıran kuryelerimize, PTT çalışanlarımıza, apartman görevlilerimize yine çok büyük teşekkür borçluyuz. Fabrikalarda çarkların durmaması için sağlıklarını tehlikeye atarak çalışan emekçilerimize, tarlalarında, bağlarında, bahçelerinde çalışan çiftçilerimize de minnet borçluyuz. Yapılan tüm bu fedakârlıkların boşa gitmemesi için, bundan sonraki yeni süreçte de, herkese büyük sorumluluklar düşüyor.

 

KARARLAR BİLİMSEL GERÇEKLERE GÖRE ALINMALI

Unutmayalım virüs halen aramızda dolaşıyor. Normalleşme kararlarını saray hükümetinin başı açıkladı. Bu kararlarda Bilim Kurulu’nun önerilerine ne kadar uyulduğunu bilmiyoruz. Normalleşmenin başarısı, alınan kararlara güven duyulmasına bağlıdır. Güveni sağlamanın ön koşulu da; kararların siyasi değil, bilimsel gerekçelerle alınmasıdır. Biz bunun için baştan beri “Bilim Kurulu’nun kararları kamuoyuna açık olmalıdır” dedik, “Bilim Kurulu’nun bir sözcüsü olmalıdır. Kurul’un tavsiyelerini, Kurul’un sözcüsü açıklamalıdır” dedik. Demeye de devam edeceğiz. Bu sadece yurttaşlarımızın sağlığı açısından değil; ekonomik ve ticari hayatın sağlığı açısından da önemli. Kendisinin ve ailesinin sağlığından kuşku duyan yurttaşlarımız, eski harcama alışkanlıklarına kolayca dönebilir mi? Tabi ki dönemez. Salgında yarın ne olacağını bilmeyen iş insanlarımız, işletmesini tam kapasiteyle çalıştırma veya yeni yatırım yapma kararlarını alabilir mi? Alamaz.

 

ÇELİŞKİLER ENDİŞE UYANDIRIYOR

Hükümetin planına göre artık iki yaş gurubu hariç herkes sokağa çıkabilecek. 18 yaşından küçük olanlar ve 65 yaşından büyük olan yurttaşlarımız evlerinde kalmaya devam edecekler. Ancak 65 yaş üstü yurttaşlarımız eğer esnaf ise herkesin aldığı tedbirleri alarak dışarı çıkabilecekler. Yine kreşleri açıyoruz ama “0-18 yaş arası evde kalacak” diyoruz. Sıfır evde kalacaksa kreşlere kim gidecek? Bunlar nasıl olacak? Bu çelişkiler normalleşme kararının sağlık gerekçelerinden çok, ekonomik gerekçelerle alındığı endişesini uyandırıyor. Bütün bunları dikkate alarak milletimize bir çağrı yapmak istiyoruz. Aziz milletimiz, bugünden itibaren mesafe, maske ve temizlik konusunda çok daha hassas olmak zorundayız. İhtiyatı elden bırakmanın, hem insani hem de mali kayıplarının çok büyük olacağını unutmamalıyız. Ancak bu şekilde ikinci dalgadan kaçınabilir, yapılan onca fedakârlığı da boşa çıkarmamış oluruz.

 

O CEZALAR KALDIRILSIN

Salgında bugüne kadar geçen süreçte, Saray hükümeti milletimizi canı ile cüzdanı arasına sıkıştırdı. Beş maskeyi bile bu millete bedava dağıtamadılar. Sağlıkçılarımıza verilen desteklerde, aynı tehlikeye maruz kalan sağlıkçılarımızın arasında bile ayrıma gittiler. Taşeron kadrolarda çalışanlar, hastane hizmetlileri destek verilirken unutuluverdi. İşsizlik Fonu’ndan zorunlu izne çıkarılanlara taahhüt edilen ödeme bile tam olarak yapılamadı. Bu dönemde sokağa çıktığı için binlerce lira ceza kesilen vatandaşlarımız var. Üç hafta önce bu cezaların kaldırılmasını bu kürsüden talep etmiştik. Yeni bir normalleşme sürecine girdiğimiz bugünlerde, bu talebimizi bir kez daha tekrarlıyoruz.

 

BÖYLE HÜKÜMET BAŞKA YERDE YOK

Yüzbinlerce işyeri; kahvehane, berber, lokanta, otel, dükkan haftalarca kapalı kaldı. Taksi, otobüs, minibüs şoför esnafı çalışamadı. Ev hizmetlerinde çalışanlar işlerine gidemedi. Evde kalma sürecinde sebzeler, meyveler; manavın, pazarcının elinde kaldı. Milyonlarca yurttaşımız gelirinden, kazancından oldu. Bu kayıplar saray hükümeti tarafından telafi edildi mi? Hayır. Aksine milletine İBAN numarası gönderip para istediler. Soruyorum size, dünyanın hangi ülkesinde, Çin’de, Maçin’de, Fizan’da hem dünya lideri olduğunu iddia edeceksin, hem de vatandaşından para isteyeceksin. Böyle bir hükümet başka bir yerde var mı? Hala da millete İBAN numarası göndermeye devam ediyorlar. Bu toplanan paralar “nereye harcandı”, “kime yardım yapıldı” bilen yok.

 

G-20 İÇİNDE SONDAN BEŞİNCİYİZ

Sarayın damadı rakamları her gün çarpıp, çarpıtsa da tablo ortada: Türkiye, salgında verdiği ekonomik teşviklerle, 168 ülke içinde dünyada 127. sırada yer alabildi. Yine, milli gelire oranla, verilen mali teşviklerde G-20 içinde sondan beşinci olduk. Ülkemizde 1 milyon 800 bin civarında esnaf ve sanatkâr var. Halk Bankası, salgın nedeniyle sadece 374 bin esnafın borcunu öteledi veya yapılandırdı. Bu, esnaf ve sanatkârlarımızın yüzde 20’si bile etmiyor. Yine, 2 milyona yakın esnaf ve sanatkârdan yeni kredilere erişebilenlerin sayısı 606 bin civarında. Yani esnaf ve sanatkârlarımızın ancak yüzde 30’u bu yeni kredileri alabildi. Kalan yüzde 70, faiziyle bile borç alamadı. Baştan beri söylüyoruz, esnafa bir sicil affı çıkarın diyoruz bu af bile sıkıntı içindeki esnafımıza çok görüldü.

 

ARPACIYA BORÇ EDEN AHIRINI TEZ SATAR

Hükümet şimdi “esnaf ve sanatkâr kaldığı yerden ticari faaliyetlerine devam edecek” diyor. İyi de, bu nasıl olacak? Zaten borca batırılmış esnaf, neredeyse 10 haftadır siftah etmedi, tek kuruş kazanmadı. Halkbank tarafından üç ay süreyle ertelenen borçların şimdi ödeme zamanı yaklaşıyor. Bu arada işletmelere diyorsun ki sosyal mesafe önlemleri nedeniyle tam kapasite çalışma. 10 masalı kahvehane, lokanta ancak bunun yarısı kadar masayı açabilecek, eskisinin yarısı kadar müşteriye hizmet verecek. Bu kuaförler için de geçerli, diğer esnaflar için de geçerli. Taksi, minibüs, otobüs eskisi kadar müşteri alamayacak. Peki, esnaf bu borçları neyle ödeyecek? Bildiğimiz bir şey var: “Arpacıya borç eden, ahırını tez satar.”

 

HAVAYA BAKIP ISLIK ÇALMAYIN

Esnafımızın, iş insanlarımızın hükümetten talepleri var. Hükümet havaya bakıp, ıslık çalarak bu taleplerden kaçamaz. Öyle tek bir idari kararla, “ticari hayatın ve ekonomik yaşamın yeniden normale döneceğini” kimse beklemesin. Ticari ve ekonomik hayatın düzene girmesi için hükümete ciddi görevler düşüyor. İş dünyamız kısa çalışma ödeneği süresinin uzatılmasını istiyor. Esnaf kira yardımı istiyor. Doğalgaz, su, elektrik faturaları yılsonuna kadar faizsiz ertelensin diyor. 2,5 aydır kapalı olan kahvehaneler, “bana hiç olmazsa bir asgari ücret kadar destek verin” diyor. 2,5 aydır siftah yapmayan esnafımız, “kapalı kaldığım dönem için Bağ-Kur ve SGK primlerini devlet ödesin” diyor. Esnaf hükümete, “bu yıl ödeyeceğim vergiyi, harcı, rüsumu ertele” diyor. “Kira stopajını benden alma” diyor. “Bu yıl MTV alma diyor. Arabamda boş tutmak zorunda olduğum koltukların parasını öde” diyor. “Kredilerin faizini yılsonuna kadar devlet ödesin” diyor. Esnaflarımız, sanatkârlarımız “bunlar olmazsa ben bittim” diye haykırıyor.

 

ESNAFIN DA ÇİFTÇİNİN DE DERDİ BÜYÜK

Peki bunlar çok sıra dışı talepler mi? Hayır. Dünyadaki diğer ülkelere baktığınız zamanda onlarda bunu yapıyorlar. Yetmiyor daha fazlasını yapıyorlar. Mahrum kaldığı kârın yüzde 80’ini, gelirin yüzde 80’ini esnafın cebine koyuyorlar. Haykıran sadece esnaf ve sanatkârlarımız değil; çiftçilerimiz, üreticilerimiz de haykırıyor. Onlar da bitik vaziyette. Çiftçilerimiz, salgın yetmezmiş gibi, bu yıl bir de çok çeşitli afetlerle uğraşmak zorunda kaldılar. Mayıs ayının ikinci yarısında 46 ilimizde üreticilerimiz “don, sel, dolu, ani sıcaklık değişimi” gibi ciddi doğal afetleri göğüslemek zorunda kaldı. TARSİM bu haliyle çiftçilerimizin derdine derman olamıyor. Çiftçilerin ekip biçtiği, ancak çiftçi kayıt sistemi dışında kaldığından hem destek alamadığı hem de sigorta yaptıramadığı ciddi araziler var. Örneğin, Adana’da ekilip biçilen alanın sadece yüzde 40-45’inin ÇKS’de kaydı var. ÇKS kaydı olmayan çiftçi, sokağa çıkma yasağından çiftçiden sayılmıyor, evinden bile çıkamıyor. Çiftçiye kanunen hak ettiği destekler verilmiyor. Tabi afete uğrayan ancak ÇKS kaydı olmayan çiftçilerimizin sorunlarını nasıl çözeceksiniz, zararlarını nasıl gidereceksiniz?

 

ÇAY ÜRETİCİSİ KAN AĞLIYOR

Darbe, marbe laflarıyla bu soruyu geçiştirmeye, kulağınızın üstüne yatmaya kalkışmayın. Çiftçilerimiz bu sorulara yanıt bekliyor. Bizde yanıt bekliyoruz. Karadeniz’de çay üreticilerimiz perişan. Üretimde dünya beşincisi, tüketimde dünya birincisi olduğumuz bir üründe, üreticilerimiz şimdi kan ağlıyor. Her sene hep aynı hikâye… ÇAYKUR üreticiye uyguladığı kontenjanı indirince, özel sektör durumu fırsata çevirip yaş çayın fiyatını yerlerde süründürüyor. Çay üreticileri hükümetten özellikle üç şey istiyor: “Kota ve kontenjan uygulamasına ÇAYKUR derhal son versin”, “özel kesime taban ve tavan fiyat uygulamasına geçilsin”,  “taban fiyatının altında ürün alan cezalandırılsın”, “çay kanunu acilen çıkarılsın.”

 

KAZANA NE KORSAN KEPÇENDE O ÇIKAR

Hükümete sesleniyoruz: Kazana ne korsan, kepçende o çıkar. Bırak artık çiftçinin, üreticinin yakasını, bıçak kemiğe dayandı. Bunların hali, takati kalmadı. Tarladan, sofraya gıda güvencesini sağlayamazsak, geleceğe güvenle bakamayız. Bunu bütün dünya anladı. Salgın sürecinde aldığımız önemli derslerden biri de bu oldu.

 

SOSYAL DESTEK SİSTEMİNDE İKTİSATÇILAR BİLE FİKİR BİRLİĞİ ETTİ

Yine salgında öğrendiğimiz bir diğer ders, hükümetlerin keyfine bağlı olmayan, her vatandaşın hakkı olan, güçlü sosyal destek ağlarının önemi. Saray hükümeti salgında sadece 5,5 milyon yurttaşımıza, o da bir defalık, bin lira vermekle yetindi. Yani hepsi topu 5,5 milyar lira. Saray hükümeti salgında milletimizi bir başına bıraktı. Meşhur sözdür: İki iktisatçının olduğu yerde en az üç farklı görüş olurmuş. Ama bu pandemi döneminde, dünyanın tüm ekonomistleri, güçlü sosyal destek ağlarının önemi konusunda birleştiler. Bazı ülkeler destek sistemlerini daha da güçlendirmeye başladı. Bunun son örneği İspanya… İspanya hükümeti, “Asgari Yaşam Geliri” adını verdiği bir sistemle, salgında işini kaybeden ve yoksulluk sınırının altında yaşayan kişi ve ailelere, bu aydan başlamak üzere para desteğinde bulunma kararı aldı. Bu sistemle yoksulluk sınırının altında yaşayan iki çocuklu bir aileye her ay 1.015 avro, yalnız yaşayanlara ise 462 avro destek verilecek. Toplamda 850 bin ailenin bu destekten yararlanacağı söyleniyor.

 

BELEDİYELERİMİZ UĞRAŞIYOR AMA KURUMSALLAŞMALI

Belediyelerimiz, hükümetin bıraktığı bu sosyal destek açığını kapatmak için canla başla uğraşıyorlar. “Bu ülkede hiçbir çocuk yatağa aç girmesin” diye gereken her türlü önlemi almaya uğraşıyorlar. El hak başarılı da oluyorlar. Ama bu iş artık kurumsallaşmalı. Aile destek sigortası vatandaşlık hakkı olmalı. Tüm bu sıkıntıları aşabilmek için, yeni normalde, “yeni bir bütçeye ve yeni bir programa” ihtiyaç var. Aksi takdirde, Saray hükümetinin ağzından düşürmediği, “yeni dönemin fırsatlarını” eloğlu yakalar, biz de bu kafayla yine yaya kalırız.

 

HALA KREDİ ALIP İHALE DAĞITMAKLA MEŞGULLER

Erdoğan “vahşi kapitalizm” lafını şu günlerde ağzından düşürmüyor. Ama bal bal demekle de ağız tatlanmıyor. Vahşi kapitalizm ehlileştirilecekse; sosyal devletle, akıllı devlet müdahaleleriyle ehlileştirilecek. Kriz millet için fırsata çevrilecekse böyle çevrilecek. Ama iktidarın krizi fırsata çevirmekten anladığı bu değil, o başka şeyler anlıyor. Şu salgında bile Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası’ndan aldıkları 200 milyon Euro krediyle, yandaşlarına ihalesiz inşaat işi dağıtmakla meşguller. Bunu yaparken de, rant yaratmak uğruna, Atatürk Havalimanı’nın pistlerini de yok ederek, milli servetimizi tahrip etmekten çekinmiyorlar. Hastane yapıyorsun, Allah yapandan da yaptırandan da razı olsun. Ama bunu tüyü bitmedik yetimin hakkını, yandaşa peşkeş çekerek yapma diyoruz. Milli serveti talan etme diyoruz. Ataların dediği gibi; akıl olmayınca ne yapsın sakal?

 

YANDAŞLAR BÜYÜDÜ, BİR DE VATANDAŞA SORUN

Bu yılın ilk üç ayına ilişkin milli gelir rakamları Cuma günü açıklandı. Ülkemizde ilk korona vakası Mart ayı ortasında tespit edildi. Yani yılın ilk 3 ayında büyüme rakamlarında sadece 15 günlük korona etkisini görüyoruz. Ocak-Şubat-Mart aylarında, ekonomimiz yüzde 4,5 büyümüş. Saray’ın, arpalıklardan beslenenlerin, yandaş müteahhitlerin büyüdüğü doğru da; siz bir de bu büyümeyi, esnaflara, KOBİ’lere, çiftçilere, çalışanlara bir sorun. Böyle dönemlerde ekonomideki gidişatı görmek için mevsim ve takvim etkilerinden arınmış rakamlara bakmak gerekir. Böyle bakıldığında büyüme, Korona salgınının sadece 15 günlük etkisiyle yılın ilk üç ayında ciddi ölçüde yavaşlamış. 2019’un son üç ayında, yüzde 1,9 olan büyüme hızı, bu yılın ilk çeyreğinde bir önceki aya göre binde 6’ya gerilemiş. Bir önceki üç aya göre binde 6’ya gerilemiş. Bu tabi olağanüstü bir yavaşlama.

 

KRİZ SAFHASINDAN ÇIKTI BUHRANA DÖNÜŞTÜ

Özellikle hizmetler sektörü salgından ciddi ölçüde etkilenmiş, daralma yüzde 3,2. Hizmetler, istihdamın da en yüksek olduğu sektör… Bunun işsizliğe yansıması maalesef çok yıkıcı olacak. Bu nedenle, işin kriz safhasından çıktığını ve buhrana dönüştüğünü Genel Başkanımız da, biz de söylüyoruz. Ve buradan tekrar bir çağrıda bulunuyoruz: Bu gidişatı biraz olsun hafifletebilmek için, süratle devletteki boş engelli memur kadrolarını, boş öğretmen ve sağlıkçı kadrolarını doldurun. Atamasını yaptığınız ama bir türlü işe başlatmadığınız 20 bin öğretmeni işe başlatın, maaşlarını da atamalarını yaptığınız günden itibaren ödeyin.

 

ÖNÜMÜZDEKİ GÜNLERDE ÜRETİM İÇİN ALARM

Yatırım harcamaları son yedi çeyrektir daralıyor. Dolayısıyla bu büyüme sürdürülebilir değil. Yani üretim kapasitesini ve yeni iş imkanlarını artıracak yatırımlar yapılmıyor. Diğer taraftan ihracat da sıkıntıda. Net ihracat büyümeyi 4,3 puan aşağı çekmiş. Büyümeye devlet harcamalarının katkısı ise 1 puan olmuş. Büyümeye en fazla katkı, stok birikiminden gelmiş. Stok artışının büyümeye katkısı 5,3 puan. Firmalar bu durumda önümüzdeki günlerde, üretmeden önce bu stoklarını eriteceklerdir. Bu nedenle stoklarda eğer; Saray’ın diğer damadının başında olduğu TÜİK’in yaptığı bir makyaj yoksa, önümüzdeki dönem için üretim performansı açısından alarm zilleri çalmaktadır.

 

EFULİ ŞERBETİNİN ETKİSİNDELER

Bu gelişmeler ve öncü göstergeler, ikinci üç ayda ekonominin çok sert bir şekilde daraldığını şimdiden bize gösteriyor. Anlaşılan Erdoğan da, sosyete damadı da bunu kabullenmiş. Ancak, hem Erdoğan hem de sosyete damat, yılın ikinci yarısı için, hala sarayın o meşhur efuli şerbetlerinin etkisindeler. Yılın ikinci yarısında ekonominin toparlanması için aklı başında hangi tedbiri aldınız soruyorum. Milletimizin satın alma gücünü, ekonomimizin üretim kapasitesini, paramızın değerini koruyacak, tüm ekonomik oyunculara güven veren, ufuk veren yeni bir bütçe yaptınız mı? Yok. Yeni bir program mı açıkladınız? Hayır. Aylardır bunu söylüyoruz. Ama bir türlü duymak, anlamak istemiyorsunuz. Bankaların tabi olduğu kuralları her hafta değiştiriyorsunuz. Tek yaptığınız, bankaları emirle, formülle, bir de kamu bankaları üzerinden borç vermeye zorlamak. Bu iş borçla değil, tefeciyi sevindirerek değil, vatandaşı borca batırarak değil, vatandaşa kaybettiği geliri destek olarak veren yeni bir bütçeyle, güven veren belirsizliği azaltan yeni bir programla olur.

 

YİNE BORÇ PAKETİ AÇIKLADILAR

Ama saray; “benim oğlum bina okur, döner döner yine okur” yaklaşımından bir türlü vazgeçemiyor. Bugün yine derde derman diye açıkladıkları paketin tamamı borç. Tekrarlıyorum, bu iş vatandaşlara güven veren, belirsizliği azaltan yeni bir programla, vatandaşa destekleri arttıran yeni bir bütçeyle olur. Yine Meclis açılıyor. Meclisteki çalışma takvimine dönüp baktığımız zaman hükümetin partisinin önerdiği, Saray hükümetinin partisinin önerdiği. Meclis gündemini seçim yasalarıyla, sivil toplum kuruluşlarını ele geçirecek düzenlemelerle işgal etmeyi tercih ediyorlar. Bir kez daha anladık ki; arpa unundan kadayıf olmaz, bu saray iktidarından da hiçbir şey olmaz.

 

AMERİKALILARIN NEFESİNE GÖSTERDİĞİ HASSASİYETİ VATANDAŞINA GÖSTERSİN

Milletimizi büyük sıkıntıda… rahat bir nefes bile alamıyor. Nefes almak demişken, Sarayın kibirli başının Amerikalıların nefesine gösterdiği hassasiyetin aynısını, kendi yurttaşlarının nefesine de göstermesini bekliyoruz. Ekonomik krizde işsiz kalan yurttaşlarımız, iş bulmaktan umudunu kesip evlerinde oturan gençlerimiz, kadınlarımız, esnafımız, çiftçimiz, ücretsiz izne zorladığınız çalışanlarımızın nefesi giderek daralıyor. Ama sarayın başındaki kendi insanlarının sesini duymuyor. Okyanusun ötesindeki, taa ABD’deki insanların sesini işitiyor.

 

MAFYATİK TROL SİYASETİ

Bir de “mafyatik trol siyasetiyle” nefesi ve sesini kesmeye çalıştıkları yurttaşlarımız ve partililerimiz var. İzmir’de bayram gününde boşu boşuna hapiste tutulan partilimiz, nihayet serbest bırakıldı. Ama minarelerden müzik yayını yapan provokatörler daha hala ortada yok. Adana Yüreğir İlçe Gençlik Kolları Başkanımız Eren Yıldırım ise halen içerde. Erdoğan’ın Eren için yaptığı mesnetsiz suçlamalar ise İçişleri Bakanı tarafından boşa çıkarıldı.

 

ERDOĞAN İLE KABİNESİNİN UYUMSUZLUĞU SU YÜZÜNE ÇIKTI

Erdoğan ile kabinesi arasındaki uyumsuzluk artık iyiden iyiye su üstüne çıkmaya başladı. AK Parti Genel Başkanı son olarak “bazı kendini bilmezler İstanbul’un fethini işgal olarak tanımlamaya çalışıyor” diyerek, kendi Turizm Bakanına milletin önünde fırça attı. Yine Erdoğan, kaç gündür “darbe, darbe” diye ter ter tepinirken, onun İçişleri Bakanı, “darbe teorisi üzerinden siyaset yapmaya çalışanlar Türkiye’nin bugününden kopuklardır” dedi. Ne diyelim… Atalar “mühür kimdeyse, Süleyman odur” demiş. Şimdi bakalım bakalım mühür kimde, Süleyman kim…

 

GENÇLERİN YKS TALEPLERİNİN TAKİPÇİSİYİZ

Bu arada gençlerimiz YKS’nin tarihi konusunda ciddi bir çalışma yürüttüler. Biz, gençlerin bu haklı taleplerinin her zaman her zeminde takipçisi olacağız. Ama kendilerinden de bir ricamız var. Lütfen her ihtimale karşı yarın sınav olacakmış gibi çalışmalarınıza devam edin, motivasyonunuzu kaybetmeyin.

 

CEVAPSIZ SORULAR

Son olarak haftalardır sorduğumuz sorular var. Hiç cevap gelmiyor ama yine de hatırlatalım.

-Nisan ayı geçti. S-400’leri aktive ettiniz mi?

-Katar ordusu, peşkeş çektiğiniz Sakarya Tank Palet Fabrikasına 50 milyon dolarlık yatırımı yaptı mı?

-İlk 3 ayda devletin kasasına giren 600 milyar TL’den fazla parayı nerelere harcadınız?

-Nisan ayında iki köprü için yapılacak 2,5 milyar TL’lik garanti ödemelerini yaptınız mı?

-Antalya Serik’te ortaya çıkan rüşvet skandalıyla ilgili hangi gelişmeler var?

Ve bence çok önemli, bizce çok önemli, darbe girişiminin kilit isimlerinden Mehmet Dişli’yi, dönemin Başbakanının ve Milli İstihbarat Teşkilatı’nın talep etmesine rağmen, neden emekliye sevk etmediniz?

Size bu soruyu Genel Başkanımız 4 yıl önce sordu hala cevap vermediniz. Bu sorulara cevap bekliyoruz.

Benim diyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

 

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye bu türlü zorlu dönemeçleri aşina, hatta bir anlamda şerbetli bir ülkedir” dedi. Bu yılın ilk çeyreğinde Amerika, Çin, Fransa ekonomilerinin daraldığını, Türkiye’nin ise büyüdüğünü ifade ederek, “ülkemiz için ikinci çeyrek bir parça sıkıntılı gözükse de sonrası aydınlıktır” diye konuştu. Sizin bu konudaki değerlendirmeniz nasıl olacak?

Faiz ÖZTRAK- Şimdi gerçekten bu hesap ilginç bir hesap. Bu senenin ilk çeyreğinde evet yüzde 4,5’luk bir büyüme oldu ama geçen senenin ilk çeyreğinde ne oldu? Bu ekonomi yüzde 2’den fazla daraldı. 2018 – 2020 ortalamasını aldığınız zaman Türkiye ilk çeyrekler itibariyle sadece yüzde 1 büyümüş. Yüzde 1 büyüme bizim hangi hedeflerimizi yakalamamıza imkan verecek? Yüzde 1 büyüme bizim milletimize hangi refahı verecek? Büyüyen birileri var, yandaş müteahhitler büyüyor, arpalıklardan nemalananlar büyüyor, saraylar büyüyor ama milletimiz gerçekten büyük sıkıntı içinde.

 

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan dün yaptığı açıklamada 70’lerdeki gümrük ve tekel bakanlarının bol içki ve sigara içilmesi temennisiyle meyhane açtığını ifade etti. Kendilerinin ise sigara fiyatlarını arttırarak sigara içenleri vazgeçirmeye çalıştıklarını ama sigara içenlerin vazgeçmediğini vergileri arttırarak yola devam edeceklerini söyledi. Hem geçmiş dönemlerle ilgili yorumu, hem de bu dönem politikalarıyla ilgili görüşleriniz nedir?

Faiz ÖZTRAK- Geçtiğimiz 10 gün önce Sayın Erdoğan 1960’lardan bahsediyordu. Nihayet 1970’lere gelebilmiş. Bu süratle giderse bir iki sene sonrada bugünlere gelebilecek. Şimdi 1970’lerdeki anlayışa, kavrayışa bakıp bugünleri yargılamak doğru değil. Ama burada çok önemli bir laf var. Bakın diyor ki, vergileri arttıracağız. Her yerde vergileri arttırıyorlar. Yani tiryakinin Sayın Erdoğan’ın elinde çektiğini kimse çekmemiştir. Şu anda içtiği, tüttürdüğü 20 sigaradan 18’i vergiye gidiyor. Bakın şunu şurada söyleyeyim, kimse sigara içmemeli sigara zararlıdır, içki zararlıdır. Ama adam tiryaki, yükleniyorsun vergiye ve her noktada vatandaştan vergi almak için elinden geleni yapıyorsun. İthalattan vergi alıyorsun, başka şeyden vergi alıyorsun. Ve bu ithalatın içerde muadili var mıdır, yok mudur bunlara dahi bakılmıyor.

Ben şunu açık söyleyeyim, bu krizde dünyanın hiçbir yerinde hiçbir iktidar ne milletinden vergi aldı ne de milletine bana yardım et diye İBAN numarası gönderdi. Onun için geçmişleri, 70’leri falan bırakalım biran önce bugüne gelelim. Bugünün işsizlik meselesini nasıl çözeceksiniz? Bugün esnafın düştüğü yerden doğrulmasına, çiftçinin düştüğü yerden doğrulmasına, KOBİ’lerin düştükleri yerden doğrulmasına nasıl yardım edeceksiniz? Milletin önüne nasıl bir ufuk, nasıl bir program, nasıl bir bütçe koyacaksınız, bunlara çalışmanız lazım. Ama biz bunlara çalışmıyoruz 60’larda dolaşıyoruz, sonra 70’lere geliyoruz, sivil toplum kuruluşlarının seçimlerine nasıl müdahale ederiz bununla ilgili yasal altyapıyı değiştirmeye çalışıyoruz. Seçim kanunlarını değiştirip artık mevcut usullerle kaybedildiği ayan beyan ortada olan seçimleri mızıkçılık yaparak, kuralları değiştirerek acaba kazanabilir miyiz bunun hesapları içindeyiz. Açık söyleyeyim, bu lafların hiçbir kıymeti harbiyesi yok. 70’lere gidip oradan kendilerinin kusurlarının üstünü örtmeye çalışmak ancak çaresizliğin göstergesidir başka hiçbir şey değildir.

 

Soru- Kamu bankalarının açıkladığı yeni kredi paketleri hakkındaki görüşleriniz nedir? Bu paket zaten halihazırda yüksek olan ev ve araç fiyatlarının daha da artmasına sebep olabilir mi?

Faiz ÖZTRAK- Şunu söyleyeyim, yani vatandaşta gelir mi kaldı ki borç veriyorsunuz da borçla bu işi çevirmeye çalışıyorsunuz. Vatandaş mevcut borcunu ödemekte zorlanıyor. Yani çok açık biz diyoruz ki insanların bu pandemi sürecinde kapalı kaldıkları sürede kaybettikleri, yitirdikleri, elde edemedikleri geliri telafi et. Onlar diyor ki, ben araba kredisi vereyim kamu bankalarından, ben konut kredisi vereyim. Bu işler böyle çözülmez. Daha hala bu işin ciddiyetini anlamadılar. Bu krizin farklı olduğunu, bunun bir buhran olduğunu ve bunun öncekilerden farklı olduğunu, önceleri vermiş oldukları ilaçlarla bunu tedavi edemeyeceklerini, öncekilerde tedavi etmiyordu ama bunu hiç tedavi etmeyeceğini maalesef göremiyorlar.

 

Soru- CHP’li Eren Yıldırım’a dair İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “Parti büyükleri uyarsa böyle olmazdı” dedi ve görüntülerde Eren’e ve ailesine silah çekildiğine dair kanıt olmadığını ifade etti. Sizin bu açıklamalarla ilgili yorumunuz ne olacak?

Faiz ÖZTRAK- Önce Eren’i terör örgütü mensuplarıyla eş tutarak işe başladılar şimdi geldikleri nokta, büyükleri bunun kulağını çekseydi bu işler olmazdı noktası. Bir müddet sonra da, “Biz haksızdık, özür dileriz” diyecekler.

Teşekkür ediyorum.

ÜLKE DEVLET AKLIYLA DEĞİL, TROL AKLIYLA YÖNETİLİYOR

 

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK toplantısı sürerken düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Dün İdlib’de görev yapan gencecik bir Mehmetçiğimizi, Piyade Teğmen Canberk Tatar’ı kahpe bir tuzakta şehit verdik. Şehidimize Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve milletimize baş sağlığı diliyoruz. Yine dün 27 Mayıs darbesinin 60. yılıydı. Biz; padişahlığı yıkan, emperyalistleri ülkesinden kovan ve sonunda da “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyen bir mazinin sahipleriyiz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak millet iradesi üzerinde askeri, sivil hiçbir darbecinin vesayetini kabul etmeyiz. Bu vesileyle; 59 yıl önce kaybettiğimiz Adnan Menderes’i, Fatin Rüştü Zorlu’yu, Hasan Polatkan’ı bir defa daha rahmetle anıyoruz.

 

SARAY VATANDAŞLA ALAY EDİYOR

Geçtiğimiz hafta 11 ayın Sultanı Ramazan ayını uğurladık. Ramazan Bayramı sonrası ilk Merkez Yönetim Kurulu toplantımızı da bugün yaptık. Salgın nedeniyle, Ramazan Bayramımız bu sene buruk geçti. Bayramda ve Ramazan ayında, Saray Hükümetinin yaptıkları da, yapmadıkları da milletin burukluğuna burukluk kattı. Milletine beş maskeyi dahi bedava dağıtamayan kifayetsiz Saray Hükümeti, bir taraftan, millete “evden çıkma” dediği bayramda, köprüleri bedava yaptı. Ondan sonra da “Evden çıkıp köprüden geçene 3 bin 150 lira ceza keserim” dedi. Vatandaşla adeta alay etti. Bu arada, gerçek bayram ikramını da her zaman olduğu gibi vatandaşa değil yandaşa yaptı. Köprüden geçmeyen millete Hazine kasasından, yani milletin kesesinden, sokağa çıkma yasağında dahi yandaşlara dolarla geçiş ücretini tıkır tıkır ödetti. İşte Türkiye böyle yönetiliyor. Bayramın ilk gününde vatandaşın alıp sattığı döviz ve altından aldığı vergileri beş kat artırdı. Ama holdinglerden ve holding patronlarına “Sizden bu vergiyi almayacağım” demeyi de unutmadı. Sözün özü, yük yine milletin sırtına bindi.

 

BU GÖRÜNTÜLER KABUL EDİLEMEZ

Bayramda, Tekirdağ Çorlu’dan, Edirne’den, İstanbul’dan, Adana’dan, kamu görevlilerinin vatandaşa uyguladığı aşırı şiddete ilişkin kabul edilemez görüntüler de gördük. Kuşkusuz polislerimiz, güvenlik güçlerimiz bu salgın döneminde, çok zor şartlar altında fedakarca görev yapıyorlar. Hepsine de minnet borcumuz var. Ancak, vatandaşa sebepsiz yere şiddet uygulanmasını hiçbir şekilde kabul edemeyiz. Bunların görevi milletimizi korumaktır, milletimizi dövmek değildir. Emniyet güçlerimizi yöneten Saray, bu görüntüleri ciddi bir değerlendirmeden geçirmelidir. Bu değerlendirme sonucunda, tüm bunların arkasındaki gerçek sebebin, Sarayın milleti ayrıştıran, kutuplaştıran dili olduğu ayan beyan ortaya çıkacaktır.

 

ÜLKE DEVLET AKLIYLA DEĞİL, TROL AKLIYLA YÖNETİLİYOR

Ülkemiz devlet aklıyla değil, maalesef trol aklıyla yönetiliyor. Bir daha tekrarlıyorum: Ülkemiz devlet aklıyla değil, maalesef trol aklıyla yönetiliyor. Bir olay oluyor. Önce troller yalanı doğru gibi anlatan operasyonuna başlıyor. Sosyal medyada, besleme basında linç kampanyaları başlatılıyor. Trollerin hazırladığı bu ucuz zemin üzerinde, Cumhurbaşkanı koltuğunda oturan AK Parti Genel Başkanı, doğruluyor ve muhalefet partileri ile mensuplarını hedef gösteriyor. Kolluk kuvvetleri Sarayın sözlerini emir kabul ediyor. Yandaş yargı “Kamuoyu tepkisi var” diye suç uyduruyor. Hedef gösterilenler tutuklanıyor.

 

MAFYA TİPİ TROL SİYASETİ

Bunun da adına “hukuk”, “adalet”, “siyaset” ve “dava” diyorlar. Biz yapılanın adını doğru koyalım. Bunun adı “mafya tipi trol siyasetidir.” Amaç da otoriter rejimin konsolidasyonu ve millet iradesinin üzerine trol vesayeti getirmektir. Bu tehlikeli siyaset uzunca bir süredir partimizi hedef alıyor. Adana ve İzmir’de genç partililerimiz bu mafyatik operasyonların hedefine kondu. Adana’da Vefa Sosyal Destek Gruplarına yardım eden Yüreğir Gençlik Kolları Başkanımız, soru sordu diye önce kaymakamın korumaları tarafından silahla tehdit edildi, tutuklandı ama sonra mahkemede serbest bırakıldı. Ardından çocuğun üstüne trol sürüleri salındı, Saray tarafından terörist ilan edildi. Kendisini serbest bırakan mahkeme her ne hikmetse bu defa tutukladı. Sonra yine saraydan yükselen “Eyy CHP” naraları…

 

PROVOKASYONU YAPAN HALA ORTADA YOK

İzmir’de Diyanet’in merkezi sistemine girip, cami hoparlöründen müzik yayını yapanlar, hala daha yakalanamadı. Bu çirkin provokasyonu yapanlar ortada yok, ama sosyal medyadan bunu paylaşan parti mensubumuz tutuklandı. Yine önce trol sürüsü saldırdı. Saray destek verdi. Güvenlik güçleri ve yargıyı talimatlandırdı. Savcılar baktı soruşturma açtıkları maddeden tutuklama kararı çıkmıyor, hemen bir talimat soruşturma maddesi değiştirildi. Mahkeme de “toplumsal tepki oluştu” dinerek partilimiz hakkında tutuklama kararı çıkarıldı. AK Parti Genel Başkanı da bunun üzerinden, bayram boyunca Cumhuriyet Halk Partisi’ne saydırdı durdu… ”Eyy CHP”… Bu arada İzmir’de partililerimiz hakkındaki davaları saray adına takip eden avukatın adı, ABD’deki Halkbank iddianamesinde, Reza Zarrab, Recep Tayyip Erdoğan ve Berat Albayrak arasında iletişimi sağlayan kişi olarak geçiyor.

 

GÖZÜMÜZÜN ÖNÜNE KABATAŞ YALANI GELİYOR

Kaç defa söyledik böyle yaygarayla bizi ne korkutur ne de yıldırabilirsiniz. Dahası artık milletimizi de kandıramazsınız. Siz önce failleri yakalayıp, adalete teslim edin diyoruz. Ama Saray ve şürekası olayı köpürtmek için avuçlarını ovuşturmaya devam etmeyi tercih ediyor. İster istemez akıllara da bu tezgâhın senaryosu saray mahzenlerinde mi yazıldı sorusu geliyor. Gözlerimizin önüne Kabataş yalanı geliyor. Sayın Erdoğan, milletimizin ve bu ülkenin değerlerinden kopanları eğer arıyorsanız, kendi etrafınıza Saray sosyetesine bakacaksınız. Çikolata kutularında rüşvet kabul ettiği iddia edilen, “Bakara, makara” diyerek kutsal kitabımızla dalga geçenleri, bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin Büyükelçisi yapan biz değiliz, sizsiniz Sayın Erdoğan. Bu ülkede aynı sitede birlikte oturduğu komşuları için ölüm listeleri hazırlayanlar da Cumhuriyet Halk Partililer değil. Sizin yandaşlarınız Sayın Erdoğan. Atalarımızın dediği gibi “ön teker nereye, arka teker oraya”.

 

DARBE ARIYORSANIZ YAPTIKLARINIZA BAKACAKSINIZ

Çorum’un Kargı ilçesinde yaşananlara bir bakın. AK Partili bir belediye meclis üyesi, partimizin belediye meclis üyesine ait arabayı hem de Meclis Üyemiz aracındayken kurşun yağmuruna tutuyor. Alenen Belediye Meclis Üyemizin canına kast ediyor. Yine Adana’da kendini bilmez bir trol, katıldığı canlı yayında Büyükşehir Belediye Başkanımız Zeydan Karalar’a “Senin yerine kayyum atanacak” diyebilme cüretinde bulunuyor. Bu mafyatik trol siyasetiyle, millet iradesi üzerine 20 Temmuz sivil darbesinin vesayetini getirebileceğinizi sanıyorsunuz. Millet iradesinin tecelligahı TBMM’yi, Milletimiz adına karar veren yargıyı, Millet adına denetim yapan medyayı çalışamaz hale getirdiniz. İnsan hakları, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, hukukun üstünlüğü gibi evrensel değerleri hiçe sayıp, içini de boşalttınız. Siyasi nedenlerle muhaliflerinizi tutuklatıp, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarını bile dikkate almıyorsunuz. Basını susturmak için RTÜK’ü ve Basın İlan Kurumu’nu sopa gibi kullanıyorsunuz. Fox TV, Oda TV, TELE 1, HALK TV, Cumhuriyet gibi önde gelen medya organlarına ceza üzerine ceza kesiyorsunuz. “Darbe, darbe” diyerek ter ter tepiniyorsunuz ama darbe hukukunu da tahkim etmeye devam ediyorsunuz. Darbe mi arıyorsunuz? O zaman yaptıklarınıza bir bakacaksınız. Darbeciler ne yaptıysa siz daniskasını yapıyorsunuz.

 

60 YIL ÖNCEYE GİTMEYE GEREK YOK

Sarayın iletişim başkanı demokrasi masalları anlatırken, sayenizde Türkiye ilk kez uluslararası demokrasi endekslerinde “fiili diktatörlük” olarak anılmaya başlandı. Tarihi ve olayları çarpıtarak yeni bir tarih yazamazsınız. 60 yıl öncesine gitmeye gerek yok. 15 Temmuz’a gelin. Ve şu soruya cevap verin: Darbe girişiminin kilit adamı Mehmet Dişli’yi, dönemin Başbakanının ve Milli İstihbarat Teşkilatı’nın talep etmesine rağmen, neden ordudan emekliye sevk etmediniz? Size Genel Başkanımız 4 yıl önce sordu, bu kişinin yani Mehmet Dişli’nin terfisiyle ve Genelkurmay’da görevine devam etmesiyle ilgili yaşanan askerlikteki sıra dışı süreç nasıl meydana geldi? Buna hala cevap vermediniz. Şehit olan 248 yurttaşımızın, yaralanan 2 bin 196 yurttaşımızın vebali ne olacak? 15 Temmuz şehit ailelerine ve gazilerine yapılan bağışların üzerine çökmeye kalktınız. Bunun hesabını sormak bize düştü. Hala daha milletimizi tatmin edecek bir cevap veremediniz.

 

KORKMAYIZ, SİVİL DARBEYİ YAPANLARDAN DEMOKRASİ DERSİ ALMAYIZ

Bizim demokrasi anlayışımız ortada. Bizim, 20 Temmuz sivil darbesini yapanlardan alacağımız herhangi bir demokrasi dersi yoktur. Tehditle, şantajla herkesi sindirebileceğinizi sanıyorsanız biz bu siyaset tarzına pabuç bırakmayız. Çekinmeyiz, korkmayız. Uğruna savaştığımız istiklalimiz için yazılan marşın ilk emri nedir? Korkma! Cumhuriyet Halk Partisi, bu ülkeyi boğazlamaya çalışan emperyalistlerden korkmamış, canıyla, dişiyle savaşmış cesur yüreklerin kurduğu bir parti. Bu partinin genlerinde Kuvayı Milliye var. Hiç kimsenin şüphesi olmasın. Biz akılla, fikirle, azimle özgürlük mücadelemizi demokratik zeminde sonuna kadar sürdüreceğiz. Ve milletimizle beraber, cumhuriyetimizi “yepyeni ve güçlü bir demokratik parlamenter rejimle” mutlaka taçlandıracağız.

 

EKONOMİK KRİZ, EKONOMİK BUHRANA DÖNÜŞTÜ

Korona salgını ülkemizin kapısını çaldığında biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak; tutarlı, belirsizlikleri ortadan kaldıracak, ufuk verecek yeni bir ekonomik program ve bütçe ihtiyacına derhal dikkat çektik. Sayın Genel Başkanımız ve bizler, böyle bir program için öneri üstüne öneri getirdik. Ekonomimizin üretim ve istihdam imkanları daha fazla yok olmasın, milyonlarca yoksulumuza yeni yoksullar eklenmesin diye uğraştık durduk. Şimdi kaygılarımızda maalesef haklı olduğumuz ortaya çıkmaya başladı. Ülkenin iki yıldır içinde olduğu ekonomik kriz, bir ekonomik buhrana dönüştü. 252 bin 690 işletme salgın nedeniyle durdu. Salgının sadece 15 günlük etkisiyle işgücü piyasası dışındaki yurttaşlarımızın sayısı 2 milyon 120 bin kişi arttı. Yine kaybettiğimiz işgücü ise 1 milyon 100 bine ulaştı. Gerçek işsizlerimizin sayısı 9 milyonu aştı. Bu ülkede buhrandan hemen önce 16 milyon 888 bin yurttaşımız yoksulluk sınırının altında yaşıyordu. Düşük gelirli, kayıt-dışı çalışan, uzun süredir işsiz olan ve eğitim düzeyi lise veya altında olan yurttaşlarımız, bu buhranda en ağır hasarı alacak. Ve bunun sonucunda da Türkiye’de zaten kötü olan servet, gelir, kazanç ve tüketim eşitsizlikleri daha da artacak.

 

VERİLEN TEŞVİKLERDE SON SIRALARDAYIZ

İşte biz bunun için, “Borç yükü altında ezilen ailelerimizi daha fazla borçlandırmayın” diye bas bas bağırdık. Sosyal devleti, sosyal destek ağlarını güçlendirin ve özellikle “Aile Destekleri Sigortası’nı hemen çıkarın” dedik. “Toplumun kırılgan kesimlerine mutlaka karşılıksız gelir desteği verin” dedik. Vere vere, 5,5 milyon aileye biner lira verebildiler. O da her ay değil bu yıl için bir defa. Yani toplam 5,5 milyar lira. “Bu sene turizm ve ihracat gelirlerimiz düşerken, dolar 7 liralara dayanmışken, şirketlerimiz zaten Meksika şirketlerinden sonra dünyada en fazla dolarla borçlanmış şirketlerken, esnafımız, çiftçimiz borca batmışken bunlara yeni borçlar vererek çarkları döndüremezsiniz” dedik. Bakın, Boğaziçi Üniversitesi’nde değerli bilim insanlarımız, uluslararası bir çalışma nedeniyle “Salgında Ekonomik Teşvik Endeksi” hazırlamışlar. Buna göre Türkiye bu endekste, verdiği ekonomik teşviklerle dünyadaki 168 ülke içinde 127. sırada yer alabildi. Yine verilen mali teşviklerde, milli gelire oranla, G-20 ekonomileri içinde sondan beşinci olabildik.

 

GÜVEN BUNALIMININ ÜZERİNE TÜY DİKTİLER

Tulumbadaki suyu yandaşları için tükettiler, vatandaşlara ise diğer ülkeler kadar destek veremediler. Aspirinle, pansumanla durumu idare etmeye çalıştılar. Sorunların önünden değil arkasından koştular. Güven verecek, insanların içine düştüğü belirsizliği giderecek, derli toplu bir programı, yeni bir bütçeyi ekonomik aktörlerin önüne koyamadılar. Kasada döviz bitti. Şimdi ülkeden döviz çıkmasın diye uğraşıp duruyorlar. Önünü ardını düşünmeden, sektör temsilcilerine danışmadan, son iki ayda binlerce ürünün ithalat vergisini artırdılar. Yabancı finans kuruluşlarının Türk Lirası ile ilgili işlemlerine sınırlamalar getirdiler. Burada da bir sürü git gel yaşadık. Finans sistemimizi kademe kademe dışarıya kapattılar. Ve en son olarak “Sermaye hareketlerine sınır getirmeyiz” dedikten tam 10 gün sonra, kambiyo vergilerini beş kat arttırdılar. Sonuç? Güven bunalımının üstüne tüy diktiler.

 

TEZGAH ALTINDAN ALIŞVERİŞE, YASTIK ALTI TASARRUFA İTİYORLAR

Yatırımcıları ürkütüyorsunuz. Vatandaşı tezgah altından alışverişe, yastık altı tasarrufa itiyorsunuz. Ekonominin tüm taraflarını bir araya getiren Ekonomik ve Sosyal Konsey’i kaç defa toplayın dedik. Topladınız mı? Hayır. Tüm bu adımlar belirli bir strateji ve program çerçevesinde mi atılıyor? Hayır. Belirli bir çıkış takvimi oluşturulup, kamuoyuna açıklandı mı? Hayır. İşler yine kervan yolda düzülür anlayışıyla yürütülüyor. Yapılan, alınan bütün bu tedbirlerde boşa gidiyor. Neyi ne için yaptıklarını, ne millete, ne de dünyaya anlatabiliyorlar. Söylüyorum güven ruh gibidir, terk ettiği bedene bir daha asla geri dönmez. Bu, siyasette de, ekonomide de, sosyal yaşamda da böyledir. Bu durumda tekrar büyüme ortamına dönebilmek için gereken kaynakları, gereken güveni nereden bulacağız? İşini kaybeden insanlara yeni işleri nasıl vereceğiz? Şiddetlenen yoksulluğu nasıl hafifleteceğiz? Çalışanların, müteşebbisin, esnafın, çiftçinin tasfiye olmasını veya yeteneklerini yitirmelerini nasıl önleyeceğiz? Doğru etkili ve yeterli destek vermeyince, ekonomimizdeki oyuncuların küresel arenada elini kolunu bağladığınızın farkında mısınız? Normalleşme sürecinde dünyada önümüze çıkacak fırsatları, bundan önce olduğu gibi bu yanlış siyasetinizle kaçıracağınızın farkında mısınız? Bunları düşünen bir ekonomi yönetimi var mı? Maalesef yok.

 

LİYAKATSİZLİK VE KAYIRMACILIK PAÇALARINDAN AKIYOR

Ama liyakat umursamazlığı, adam ve akraba kayırmacılığı artık sarayın paçalarından akıyor. Son dönemde yapılan atamalara bir bakın. Beyefendi ağzından 15 Temmuz’u hiç düşürmüyor, ama nedense darbecilerin yanında çalışanları da devletin en kritik yerlerine getirmeye devam ediyor. Bu ülkede kirasını Bank Asya’ya yatıranlar, Bank Asya’nın kapısının önünden geçenler hapse atılırken, Bayramın birinci günü, Bank Asya’nın eski yöneticilerinden biri, devletin en kritik birimlerinin başına atandı. Siz FETÖ ile böyle mi mücadele ediyorsunuz? Bir diğer ilginç atama TÜİK’in başına yapıldı. Kurumun başkanlığına Saray sosyetesinin bir başka damadı getirildi. Cumhurbaşkanı’nın eşinin özel kalem müdiresinin eşi yeni TÜİK başkanı. Peki, bu yeni damadın istatistik gibi teknik bir konuda tecrübesi nedir, bilgi birikimi nedir? Yok. Biz saray sosyetesi, sarayın damadı deyince Saray şürekası çıldırıyor. Ama bu memlekette bir göreve gelmek için illaki sarayın damadı, ya da FETÖ’nün kurumlarında yöneticilik yapmış olmak mı gerekiyor.

 

SOSYAL DESTEK AÇIĞINI BELEDİYELERİMİZ KAPATIYOR

Söylüyoruz, Sarayın gözü artık kendisinden başka kimseyi görmez oldu. Bu zor günlerde milletimizi bir başına ve desteksiz bıraktılar. Milletimiz tertemiz dayanışma duygularını bizim belediyelerimizde buldu, bizim belediyelerimizde gördü. Sosyal destek açığını bizim belediyelerimiz kapatmaya uğraşıyor. Ama Saray bunu da hazmedemiyor. Belediyelerimizin elini, kolunu bağlamak için elinden ne geliyorsa yapıyor. İstanbul’da Belediyemiz, sosyal yardım taleplerine hızla cevap verebilmek için ihtiyaç sahibi vatandaşlarımızın beyanı esas kabul edilsin diyerek, Büyükşehir Belediye Meclisi’ne bir teklif getiriyor. Bu teklif AK Parti ve MHP’li üyeler tarafından reddediliyor. Şu salgında bile belediyemizin vatandaşlara yardım yapmasını engellemek için olmayacak işler oluyor. “Millete hizmetkâr olmaya geldik” diyenler, şimdi milletin sözüne güvenmiyor. “İllaki belediyeden yardım isteyen her eve incelemeye gidilsin” diyor. Sayın Erdoğan; 1994’te yüzde 25 ile belediye başkanı seçildiğinizde Belediye Meclisi’nde sizin de çoğunluğunuz yoktu. O Belediye Meclisi’nin üyeleri sizin elinizi kolunuzu bağlamadı. Aksine milletin hizmetinin önünü kesmemek için size yardımcı oldu. Şimdi siz, size yapılmayanı, başkalarına yapıyorsunuz.

 

BELEDİYE BAŞKANLIKLARINI DA KALDIRIVERİN, OLSUN BİTSİN

En son olarak da “belediyelerin yatırım kararlarında son sözü ben söyleyeceğim” dediniz. Oldu olacak belediye başkanlıklarını kaldırıverin. Sonrada deyin ki, bütün Türkiye’nin belediye başkanı da benim. Olsun bitsin. Bu nasıl bir kibirdir? Hep ben, hep ben, hep ben… Millet, “kısa çalışma ödeneğinin süresini uzat” diyor. “Kiraları ötele” diyor. Kahvehaneler hala kapalı. Kahveci, “bana hiç olmazsa bir asgari ücret verin” diyor. Kira yardımı istiyor. Kapalıyken “Bağ-Kur ve SGK primini devlet ödesin” diyor. “Doğalgaz, su, elektrik faturalarımızı yılsonuna kadar faizsiz erteleyin” diyor. “Kapalı işyerimde, DIGITURK’e nasıl ödeme yapacağım” diye soruyor. “Bu yıl ödeyeceğim vergiyi, harcı, rüsumu ertele” diyor. “Kredilerin faizini yılsonuna kadar devlet ödesin” diyor. “Bunlar olmazsa ben bittim” diyor.

 

BU FERYATLARI DUYMUYOR MUSUNUZ?

Çiftçilerimizin mahsulleri bu yıl, don, sel, dolu, ani sıcaklık artışları afetleriyle karşı karşıya kaldı. Ürünler zarar gördü, ciddi zarar gördü. TARSİM bu haliyle derde derman olmuyor, çiftçilerimiz, bu zararların giderilmesini devletten bekliyor. Siz bu feryatları duymuyor musunuz? Onun için mi ekonomiyi bir yana bıraktınız da, bizim gençlerimizle uğraşıyorsunuz?

Aziz Milletimize söylüyorum; umutsuzluğa kapılmayın. Milletinden kopanlara, milletine yukarıdan bakanlara, kibirlenenlere son sözü sen söyleyeceksin. O an geldiğinde de elini lütfen korkak alıştırma. Bunlara sandıkta öyle şeddeli bir tokat at ki, çıktıkları kibir kulelerinden paraşütsüz düşsünler. Sözlerimi bitirirken Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 102. yılını kutluyorum.

Benim diyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak sizin Hazine Müsteşarı olduğunuz 2000 yılında yüzde 12 faizle 30 yıl vadeyle borçlanıldığını, kendilerinin hala bu borçları ödediğini söyledi. Bu konudaki yorumunuz nedir?

Faiz ÖZTRAK- Şimdi damadın tabi hazine tarihini bilmemesini açıkçası hiç yadırgamadım. Bakanlıkta liyakat değil damatlık esas olunca böyle saçmalamakta doğal oluyor. Her şeyden önce 2000 yılında ben Hazine Müsteşarı değildim. Benim hazine Müsteşarlığım döneminde 30 yıl vadeli bir dış borçlanmada yoktur. Benim faizler konusunda ne yaptığımı merak ediyorsa kendisine söyleyeyim. Göreve geldiğim Mart 2001’de yüzde 194 olan iç borçlanma faizini görevden ayrıldığım Nisan 2003 itibariyle yüzde 50’lere kadar düşürdük. Görev süremizde iç borçlanma faizi 137 puan birden geriledi. Benim tüm müsteşarlığım döneminde yapılan dış borçlanma 6,4 milyar dolardır. Madem öyle söylüyor, bir de Sosyete Damadın yaptıklarına bakacağız. Kendisi 2018 Temmuz ayında göreve geldi. O günden bugüne kadar bütçeden faiz lobilerine 33,6 milyar dolar para ödendi. Bakın, yapılan borçlanmadan değil sadece yapılan faiz ödemelerinden bahsediyorum. Sadece ödedikleri faiz benim dönemimde yapılan toplam dış borçlanmanın 5 katı. Yani kayınpeder ve damadın birlikte yönettikleri dönemde vatandaşlarımızın alın terinden toplanan vergilerden her gün 50 milyon dolar, her saat 2,1 milyon dolar faiz lobilerine verilmiş.

 

Soru- Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak dün katıldığı bir televizyon programında “damat olmaktan gurur duyduğunu” söyledi. Sosyete damat sözlerinizle ilgili eleştirilerde ve ailenizle ilgili iddialarda bulundu. Bu konudaki görüşleriniz nelerdir?

Faiz ÖZTRAK- Sadece o kadar da değil bir de bana IMF’nin müsteşarı demiş. Şimdi ben söyleyeyim, ben Türkiye Cumhuriyetinin en büyük krizlerinden birinin hemen ardından dönemin hükümeti tarafından bu göreve getirildim. Atama kararnamemde IMF’nin değil, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Başbakan Bülent Ecevit, Devlet Bakanı Kemal Derviş ve tabi ki Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli’nin imzaları vardı. Bu isimlerin hangisi IMF adına imza atar? O dönem bize verilen görev bürokrat olarak ekonomiyi içine düştüğü krizden hızla çıkartmaktı. Çok şükür bu görevde de ekip olarak başarılı olduk. Türk bürokrasisinin hazırladığı Güçlü Ekonomiye Geçiş Programıyla ekonomiyi üç çeyrekte yani 9 ay içinde krizden çıkardık. Ve 2002’nin tamamında ekonomimiz yüzde 6,4 büyüdü. Bu program sayesinde enflasyon hızla indi, faizler düştü. AK Parti iktidara geldiğinde de işte böyle güven veren bir programı kucağında buldu. Bir de dünyada küresel sermaye hareketlerinin iklimi son derece elverişliydi. Hazırladığımız bu program ve küresel iklimle 2007’ye kadar öyle ya da böyle bir şekilde geldiler.

Damadın bakanlıktaki performansı ortada… Damadın elinde ekonomimiz geçen yıl yüzde 1 bile büyüyemedi. Son iki yılda işsiz sayımız 1 milyon kişi artarak 4,5 milyona dayandı. Damat işbaşına geldiğinde dolar kuru 4 lira 53 kuruştu şimdi 6 lira 76 kuruş. Yani milletin parasının değeri gün görmüş kar gibi eridi.

Gelelim aile meselesine…

Elbette herkes ailesiyle gurur duyar. Çok şükür ben de kendi ailemle gurur duyuyorum. Benim ailem de, ben de devlet kapısını damadın söylediği gibi imkan ve zenginleşme kapısı olarak değil, çok sevdiğimiz milletimize hizmet kapısı olarak gördük. Devlet kapısını zenginleşme kapısı olarak görenlerin kim olduğunu damat merak ediyorsa Arpalıklar adlı raporumuza bir bakacak.

Biz cumhuriyet döneminde devlete ve millete hizmete Kurtuluş Savaşında başladık. Her hizmeti milletimizin gözü önünde yaptık. İnternette yapılacak basit bir aramayla ne yaptığımız, ne yapmadığımız ortaya çıkar. Çok şükür ailemizde devlette, belediyelerde ihale kovalayan, iş takip eden kimse olmadı. Çok şükür ne dedem babama ve amcalarıma, ne de babam bana ve kardeşime evdeki paraları sıfırlama talimatı vermedi.

Bizim ailemizde kayınpederinin evine evrak imha makinesi koşturan damatlarda olmadı.

Kayınpederinin başbakanlığı döneminde görev yaptığı holdinge kamu bankalarından alınan kredilerle medya kuruluşu satın aldıran damatlarımız da olmadı.

Allah’a şükür ailemizde kimse bize utanç yaşatmadı. Onun için ahirete intikal eden tüm aile büyüklerimi her zaman saygıyla, rahmetle ve minnetle anarım. Allah herkese de bunu nasip etsin diyorum.

 

Soru- AK Partili Numan Kurtulmuş’un 2020’de Türkiye ekonomisinin yüzde 4,5 küçüleceği yönündeki sözlerinin ardından Berat Albayrak yine pozitif büyümeden bahsetti. Türkiye 2020’de büyüyecek mi, daralacak mı bu konudaki görüşleriniz nelerdir?

Faiz ÖZTRAK- Damat bakan önce kendi partisini ikna etmeli. Kendi aralarında bir oturup anlaşmaları lazım… Biri pozitif büyüyeceğiz diyor, biri yüzde 4,5 daralacağız diyor. Yine uluslararası kuruluşların Türkiye’yle ilgili en iyimser tahminleri yüzde 3 daralma. Bu daralma tahminleri yüzde 5’lere kadarda çıkıyor. Şimdi ben soruyorum, hangi tedbirlere istinaden Damat Bakan pozitif bir büyüme bekliyor? Benim gördüğüm ortada buhrandan çıkıp büyümeyi sağlayacak doğru düzgün hiçbir tedbir yok. Tek gördüğüm yönetimin buhranının ciddiyetini hala anlayamadığıdır.

 

Soru- AK Parti iktidarının kendi içinden çıkan partilerin oylarını bölmesi konusunda endişe duyduğu, bu çerçevede yeni partilerin İYİ Parti örneğinde olduğu gibi TBMM’de grup kurabilmesi için CHP’den milletvekillerinin geçmesinin engellenmeye çalışıldığı ve bunun için iktidarın yeni bir düzenleme hazırlığında olduğu ifade ediliyor. CHP’nin bu konudaki yorumu ve yaklaşımı ne olacaktır?

Faiz ÖZTRAK- Nasıl bir düzenleme olacağını henüz görmedik. Ama şunu en baştan söyleyeyim, Genel Başkanımız bunu çok açık, seçik, net bir şekilde ifade etti: Demokrasiye kurulacak her kumpası boşa çıkarırız. Darbe rejimlerinin hangi partinin ya da milletvekilinin, milletvekili adayının seçime gireceğine icazet verme yaklaşımını, icazet demokrasisini tümüyle reddederiz. İcazet rejimini kimse bize kabul ettiremez.

 

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Devlet Bahçeli eski adı Yassı Ada olan Demokrasi ve Özgürlük Adası’nın açılışında darbe ruhunun halen devam ettiğini söylediler ve CHP’yi suçladılar. Buna yanıtınız ne olacaktır?

Faiz ÖZTRAK- Bunu konuşmamda söyledim. Aslında kimin darbe rejiminin peşinde olduğunu, kimin darbe rejimini uygulamakta olduğunu konuşmamda açıkça ifade ettim. Şunu bir daha söyleyeyim, CHP’nin darbe, darbeler, darbe rejimleriyle herhangi bir ilgisi olmamıştır, olmayacaktır. Ve yine şunun altını açıkça çizeyim, bütün bu bağırıp çağırmalar, bu sıkıntılar yok seçime girecek partileri engelleme, seçime girecek milletvekili adaylarını engellemeye dönük yaklaşımlar artık Cumhur İttifakı’nı seçimleri kaybetme korkusunun sardığını göstermektedir. Ne yaparlarsa yapsınlar sonuçta seçimleri kaybedeceklerdir.

Teşekkür ediyorum.

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com