Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

YA SAYMAYI BİLMİYOR YA DA…

 

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Güzel bir söz vardır: “Arsız güçlü olunca, haklı suçlu olurmuş” derler… Hakkı, hukuku, adaleti yok eden tek adam vesayet rejiminin iki yılı doldu. Bu iki yılda; hukuk devleti ve kuvvetler ayrılığı yok edildi. Edepsiz edepliyi, haksız haklıyı bastırmak için elinden geleni ardına koymadı. Saray OHAL şartlarında yaptırdığı gayrimeşru, mühürsüz anayasa referandumuyla bir vesayet düzeni kurdu. Yürütmeyi tekeline aldı. Yasamaya pranga vurdu. Yargıyı kendisine karşı olanlara karşı kullanılacak bir silaha çevirdi. Yargıda FETÖ taktiklerini sürdüren, yargıyı kendi vesayet rejiminin koltuk değneği haline getiren saray sayesinde, bugün ülkede yargıya güven dip seviyede. Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın ifade ettiği şekliyle, yasaların herkese tarafsız ve adil uygulandığını düşünenlerin oranı 2018 itibariyle sadece yüzde 38. Bu yıllar ilerledikçe giderek düşüyor.

 

ADALET DEVLETİN ORTA DİREĞİDİR

Oysa adaletin bittiği yerde her şey biter. Bu dün böyleydi, bugün de böyledir. Konfüçyüs, “Adalet kutup yıldızı gibi yerinde durur ve geri kalan her şey onun etrafında döner” demiş. Aristoteles ise, “Adalet devletin orta direğidir. Toplumun temeli haktır ve hak, neyin adaletli olduğuna karar vermemizi sağlar” diyor. Bizim topraklarımızda, Anadolu’yu bize yurt yapan erenlerden Hacı Bektaşi Veli ise; “Adalet her işte hakkı bilmektir” diyor. Her işte hakkı bilmeyen yönetici adil olamaz. Yine, Fatih Sultan Mehmet, “Kadı’yı satın aldığın gün adalet ölür. Adaleti öldürdüğün gün devlet de ölür” diyerek adaletin olmadığı yerde devletin olmayacağını söylüyor. Zaman değişse de, coğrafyalar ve iklimler değişse de hakikat değişmez: Toplumu ayakta tutan hak, hukuk ve adalettir. Sayın Genel Başkanımız tam da bu nedenle, Ankara’dan İstanbul’a milletimizle birlikte gerçekleştirdiği büyük yürüyüşünde, “hak, hukuk ve adalet” demiştir. Onun çağrısına yüz binler, “hak, hukuk, adalet” diye ses vererek katılmıştır.

 

SARAY GENEL BAŞKANIMIZIN SÖZLERİNE BOZULMUŞ

Dün basına yansıyan haberlere göre Saray, yandaş yargıyı kullanarak açtığı yeni bir tazminat davasıyla Sayın Genel Başkanımızı köşeye sıkıştıracağını düşünüyor. Ortaya atılan gerekçe ise Sayın Genel Başkanımızın dün bir gazeteye verdiği röportaj, bu röportajda Erdoğan ve ailesinin mal varlığı hakkında söylediği sözler. Evlerindeki kasalarda tuttukları milyonlarca doları, avroyu, sıfırlama tapeleri ortalığa dökülen, çocuklarının başında olduğu vakıflara New York’un ortasına gökdelen diktiren, ABD’de çiftlikler aldıran, duran, uçan, yürüyen saraylarda keyif süren saray sosyetesi, Sayın Genel Başkanımızın, kendisinin ve ailesinin mal varlığı hakkında konuşmasına bozulmuş.

 

O SÖZLER İNTERNETTE DÖNÜP DURUYOR

Peki ne demiş Genel Başkanımız? “Erdoğan ailesi memleketi seviyorsa yurtdışındaki servetini Türkiye’ye getirsin” demiş. Ortaya dökülen tapeler, kayıtlar, daha hala akıllarda, Sıtkı Bey’li tapelerde, oğluna söylediği, “10 milyonu kabul etme, başkalarının getirdiği gibi o da getirsin. Kucağımıza düşecekler merak etme” sözleri hala internette dolaşıp duruyor. Tüm gayretlere rağmen sıfırlanmayan paralarla ilgili tapeler de hala internette. Normal bir hukuk devletinde mahkemelerde hesap verip aklanması gereken saray sosyetesi, kendisinin ve ailesinin mal varlığı hakkında söylenenlere çok alınmış. Genel Başkanımıza dava açıyor.

 

YA SAYMAYI BİLMİYOR YA DA…

Ne kadar tazminat istiyor? 2 milyon TL. Parayı gerçekten alın teriyle kazanan biri, 2 milyon TL’nin ne demek olduğunu bilir. Milletimizin hem feraseti derindir, hem de kültürü engindir. Böyle durumlar için Anadolu’da; “Sen ya para saymasını bilmiyorsun ya da hayatında hiç sopa yemedin” derler.

 

2 MİLYONLA ZENGİN OLMAYACAK KADAR ZENGİN

Hukuk ise bunu mevzuatla ve içtihatla söyler. Hukuka göre manevi tazminatın miktarı, bir taraf için zenginleşme yaratmayacak şekilde belirlenir. Bu dava sadece bu nedenle bile en baştan reddedilmelidir. Eğer bu dava kabul edilirse, mahkemenin 2 milyon TL’nin “Sarayın kibirli kişisinde bir zenginleşme yaratmayacağını” kabul ettiği anlamına gelir. 2 milyon TL ile Erdoğan ailesinin zengin olamayacak kadar büyük bir serveti olduğunu bu durum ortaya koyar. Yani Erdoğan’ın açtığı dava kabul edilmese de, kabul edilse de, her iki durum da Genel Başkanımızın haklılığını kanıtlar.

 

ABD’YE TEK SÖZ SÖYLEYEMEDİ

Genel Başkanımızın verdiği röportajdaki sözleri, yeni gündeme getirdiği sözler değildir. Hatırlanacağı gibi geçtiğimiz yıl, ABD Temsilciler Meclisi Üyeleri Dış İlişkiler Komisyonu’na Türkiye’nin Suriye’nin kuzeydoğusunda gerçekleştirdiği Barış Pınarı operasyonu nedeniyle bir yaptırım paketi getirmişlerdi. Bu paketin önemli maddelerinden biri de, Erdoğan ve ailesinin “mal varlığının, yatırımlarının, iş ilişkilerinin ve diğer gelir kaynaklarının” araştırılması, bu konuda bir rapor hazırlanmasıydı.

Sayın Genel Başkanımızda, 22 Ekim 2019 tarihli TBMM’de yaptığı grup toplantısında, meclis kürsüsünden aynen şunları ifade etti: “Erdoğan’ın, ‘Ey Trump, sen benim, ailemin, çocuklarımın mal varlığını mı araştıracaksın? Araştırmazsan namertsin, benim verilmeyecek tek kuruş hesabım yoktur. Ben hesap vereceksem Türk milletine hesap veririm demesi gerekirdi” demişti.

Evet, bu sözlerin üzerinden daha bir yıl bile geçmedi. Erdoğan bu sözlerin gereğini yapabildi mi? Yapmadı, yapamadı. Emperyal güçlere cevap verebildi mi? Veremedi. Ağzını açıp tek bir söz söyleyebildi mi bu tehditlere karşı? Söyleyemedi.

 

  1. BAYKAL’I ÖRNEK ALIN

Oysa, böyle bir durumda gerçek bir devlet adamının ne yapması gerektiğini, önceki dönem Genel Başkanımız Sayın Deniz Baykal, bundan 15 yıl önce göstermişti. Kendisi ve kızı hakkında İsviçre’de hesapları bulunduğu iddiası üzerine, Sayın Baykal,  “Benim ve ailemin İsviçre’de 1 kuruşu yoktur” dedi. Ankara 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne giderek dava açtı. İsviçre’de kendisinin ve ailesinin hesabının olup olmadığı konusu, Adalet Bakanlığı aracılığıyla İsviçre’den soruldu. Bu iftiranın gerçekle uzaktan yakından alakası olmadığı, “resmen” ortaya kondu. İşte yapılacak olan budur. Kendine güvenmek budur. Aslında bir benzer iddia Wikileaks belgelerinde dünyayı birbirine karıştıran Wikileaks belgelerinde Sayın Erdoğan’la ilgili olarak da ortaya atılmıştı. İsviçre’de hesapları olduğu söyledi. Ne yapıldı? Hiçbir şey yapılmadı.

 

TÜRKİYE’NİN CUMHURBAŞKANLIĞI KOLTUĞU, ABD SEÇİMLERİNDE MEZE OLDU

Saray bu konularda sessiz, bu konuların üzerine gitmiyor. ABD Başkanı “ahmak olma” dediğinde hakareti yutuyor. ABD yönetimi “malvarlığını araştırırım” dediğinde, şantaj karşısında susuyor. Yetmiyor Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturduğunu unutuyor. Birde bakıyorsunuz Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı koltuğu ABD Başkanlık seçimlerine adeta meze oluyor. Adayın bir tanesi haddini aşıp, “ona karşı muhalefete destek olacağız” deyip beyefendinin değirmenine su taşırken, diğer aday da bunun adını “dünyanın önde gelen diktatörleri arasında” zikredip, “kendisi bir tek beni dinler” diye caka satıyor.

 

BİZ BUNU SİNEYE ÇEKEMEYİZ

Çok açık söyleyeyim değerli basın mensupları, biz bunları hazmedemeyiz, sineye çekemeyiz. Çekmedik de zaten… Bu ipe sapa gelmez sözler gündeme geldiği anda bizim bunlarla işimiz olmayacağını, demokrasi ve özgürlük mücadelemizin hiçbir emperyalist himmete muhtaç olmadığını açık açık söyledik.

 

“SARAYIN ALTUN ÇOCUĞU” SÜS ÇİÇEĞİ Mİ?

Ama duymak istemeyen kulaklar duymuyor. “Sarayın altun çocuğu” bugün sosyal medyadan Biden’ın sözlerini neden 8 aydır gündeme getirmediklerini açıklayıvermiş. “Biz bunu zaten biliyorduk” demiş. “Ama Muhalefetin ne diyeceğini bekledik” demiş. Siz devletsiniz, devlet yönetiyorsunuz. Biliyordunuz da ne yaptınız? Dışişleri Bakanınız ne yaptı? Sizleri orada süs çiçeği diye mi oturtuyorlar? Çifter çifter maaşları bunun için mi size veriyorlar? ABD’nin başkan adayı kalkmış ülkemizi aşağılarken, siz muhalefete tuzak kurmak için ülkeye edilen bu hakareti 8 ay boyunca sineye mi çekiyorsunuz, sineye mi çektiniz? Bu nasıl bir devlet ciddiyetidir? Nasıl devlet adamlığıdır?

 

ABD’YE DAVA AÇIP 2 MİLYON DOLAR İSTEMELİYDİ

Ama bunları sadece siz değil aynı zamanda Sayın Erdoğan’da sineye çekiyor. Genel Başkanımız, “malvarlığını Türkiye’ye getir” dedi diye, 2 milyon TL’lik tazminat davası açmayı ama unutmuyor. Her zaman yaptığı gibi aslında davanın muhatabını da, istediği paranın cinsini de yanlış seçiyor. Erdoğan oturduğu koltuğun itibarını korumak için, davayı ABD Kongresi’ne açmalıydı. 2 milyon TL değil, 2 milyon dolar istemeliydi. Yapabildi mi? Yapamadı. Gıkı çıkmadı.

 

BEKA MESELESİ: MAL VARLIĞI ÜLKENİN ÇIKARININ ÖNÜNE GEÇİYOR

Bu suskunluk, bir “beka meselesiyle” karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Biz bu ucube rejim milletimize dayatılırken uyardık, “Emperyalistler tek adam düzenini sever. Çünkü güçle, baskıyla tek adamın kolunu bükmek kolaydır. Tek adamın zaaflarını, kusurlarını kullanmak mümkündür. Ama kuvvetler ayrılığına, güçlü meclislere dayanan demokratik rejimlerde, emperyalistlerin meclisin tamamının kolunu bükmesi, yargıyı baskı altına alması mümkün değildir” dedik. Haklı çıkmaktan memnun değiliz ama sonuç ortada: Ülkesinde her şeyi vesayeti altına alan tek kişi, ABD Kongresi “mal varlığını soruştururum” deyince sus pus oluyor. Başlattığı sınır ötesi harekatı durduruveriyor. Mal varlığı soruşturması ülke çıkarlarının önüne geçiyor. Devleti yöneten birinin mal varlığı üzerinden tehdit edilmesi hele hele emperyal güçler tarafından ülkenin, ülkenin bu güçler tarafından yönetilmesinin önünü açar. İşte bu yüzden; “Biz ülkenin esas beka sorunu budur” diyoruz. İşte onun için, “hiçbir devletin şantajına muhatap olmamak için kendinize, yandaşlarınıza, vakıflarınıza ait, yurt dışındaki mal varlıklarınızı, gökdelenlerinizi, çiftliklerinizi satın paraları yurda getirin” diyoruz.

 

ATATÜRK GİBİ, İNÖNÜ GİBİ, ECEVİT GİBİ, BAYKAL GİBİ…

Çünkü biz, bu ülkeyi yönetenlerden emperyalist talepler karşısında dik durmalarını bekliyoruz. Nasıl ki, Atatürk Sevr karşısında, İnönü ABD Başkanı Johnson’un mektubu karşısında, Ecevit “haşhaş ekmeyin” diye ülkeyi tehdit edenler karşısında, Baykal 1 Mart tezkeresi karşısında, Kılıçdaroğlu’da FETÖ ve 15 Temmuz darbe girişimi karşısında dimdik durduysa.

 

MUHALEFETİ SUSTURMA ÇABASI

Bunu istedi diye, Sayın Genel başkanımıza 2 milyon TL’lik tazminat davası açmak çok açık söyleyeyim suçunu gizlemek için muhalefeti susturma çabasıdır. Demokrasiye saldırıdır. Bu ilk de değildir. Hatırlayacaksınız, Genel Başkanımız, 1 sterlinlik şirket üzerinden, 15 milyon dolarlık yapılan para transferini belgeleriyle ortaya koymuştu. Erdoğan da “mevcut şirketlerini satmaları nedeniyle yakınlarının bu şirketleri satmaları nedeniyle bu para geldi” diyerek bunu kabul etmişti. Ama Genel Başkanımıza tazminat davası açmaktan da geri kalmadı. Hakimlerin değiştiği, delillerin dikkate alınmadığı, hukuk ihlalleri bakımından ülkemizde ibretlik olan, Mann adası davasında ülkeyi yönetenlerin akraba-i taallukatının ülkeye vergi ödememek için vergi cennetlerinde gerçekleştirdikleri işleri milyonlarca dolarlık para transferinin, 1 sterlinlik şirket üzerinden milyonlarca doların gelip geçmesinin, sorgulanması gerekirken, yandaş yargı, cezayı Sayın Genel Başkanımıza kesti. Ve tabii vergi cennetlerinde yapılan işlerden vergi alabilmek için, uluslararası kuruluşlara açıklamayı taahhüt ettikleri vergi cennetleri listesini de hala açıklamadılar.

 

ELİNİZDEN GELENİ ARDINIZA KOYMAYIN

Şimdi saray, yeniden Genel Başkanımıza saldırıyor. Yine bir kullanışlı savcı, elverişli mahkeme ayarlanacak kumpas tamamlanacak. Biz de bir kere daha söylüyoruz. Güneşi balçıkla sıvayamazsınız. Bu davayı açmazsanız namertsiniz. Bu millet Hakk’ın ve haklının yanındadır. Milletimiz her şeyi görüyor. Notunuzu veriyor. Önüne gelecek ilk sandıkta yerinizi de gösterecek, oturduğunuz koltuklardan sizi kaldıracak, evlerinize gönderecek. O güne kadar zulmünüz artsın, zulmünüz artsın ki zevaliniz hızlansın. Bizler Cumhuriyet Halk Partisi ailesi olarak Genel Başkanımızın arkasındayız. Zulmünüze karşı hep birlikte direneceğiz. Bu yolda birlikte yürüyeceğiz. Elinizden geleni ardınıza koymayın.

MÜCADELEMİZ EMPERYALİST HİMMETE MUHTAÇ DEĞİL

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK toplantısı sürerken düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Bugün 17 Ağustos… Büyük Marmara depreminin üzerinden 21 yıl geçti. Bu büyük afette; 17 bin 480 yurttaşımızı kaybettik. 23 bin 781 yurttaşımız yaralandı. Yüzbinlerce ev ve iş yeri hasar gördü. Sanayi tesislerimiz çalışamaz hale geldi. Korkunç acılar yaşandı. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, depremde yaşamını yitiren tüm yurttaşlarımızı bir kez daha rahmetle anıyoruz.

 

DEPREMİ ÖNLEMEK MÜMKÜN DEĞİL AMA TEDBİR ALMAK MÜMKÜN

Deprem coğrafyamızın bir gerçeği… Bunu önlemek mümkün değil, ama tedbir almak, kayıpları, acıları, hasarları en aza indirmek mümkün. İstanbul ve çevresinde, yeni ve büyük bir depremin olacağını biliyor muyuz? Bilim adamları bunu söylüyor mu? Söylüyor.

 

TOPLANAN ÖZEL İLETİŞİM VERGİSİ NEREYE GİTTİ

Erdoğan ve partisi 1994 ile 2019 arasında İstanbul’u 25 yıl boyunca yönettiler. 2003’ten bu yana da tüm ülkeyi yönetiyorlar. Biliyorsunuz; 1999’daki depremin yaralarını sarmak için deprem vergileri çıkarılmıştı. 2004’ün başında, bu vergilerden Özel İletişim Vergisi de kalıcı hale getirilmişti. İktidarları döneminde deprem için çıkarılan bu vergiden, 34 milyar 858 milyon dolar para toplandı. Şimdi bu kaynaklarla İstanbul’da ne yapıldı diye sorarsanız veya Marmara’da olası bir depreme karşı ne yapıldı diye sorarsanız hiçbir şey yapılmadı. Peki ne yapıldı? Depremin etkilerini azaltmak için hiçbir şey yapılmadı. Depremde kullanılacak toplanma alanlarını bile AVM’lerle doldurdular, gökdelenler diktiler. Sonra da “İstanbul’a ihanet ettik” diye timsah gözyaşları döktüler. Şimdi de “Kanal İstanbul” diyerek milyarlarca Avroyu, Doları depremle ilgisiz bir rant projesine gömmeye hazırlanıyorlar. Başta sarayın sosyete damadı ve Katar Emirinin ailesi olmak üzere, kanal daha açılmadan etrafını, parsel parsel yandaşlara peşkeş çekiyorlar.

 

YEREL YÖNETİMLERLE UĞRAŞMAYIN, EL ELE VERİN

Son seçimlerde milletimiz, İstanbul Büyükşehir Belediyesini bizim yönetimimize emanet etti. Üzerinden iki yıl geçti Belediye Başkanımızın ilk işi, İstanbul’un depreme hazırlık durumunun fotoğrafını çekmek oldu. 39 ilçe için “Olası Deprem Kayıp Tahmini Kitapçığı” hazırladı. Ve çekilen fotoğraf şunu gösterdi: İstanbul’u 25 yıl, ülkemizi 18 yıl boyunca yöneten kadrolar gerekenleri yapmamış. Şimdi de saray işi gücü bırakmış, yerel yönetimlerimizin elini, kolunu bağlamakla uğraşıyor. Başta İstanbul olmak üzere, Büyükşehir Belediyelerini kaybetmenin hazımsızlığını artık üzerlerinden atma zamanı geldi. Yerel yönetimlerle uğraşmayın, bir araya gelin. İstişare edin. Yaklaşan depreme karşı alınacak önlemleri masaya yatırın. Yapılması gerekenleri, yerel ve merkezi yönetim el ele, güç birliği içinde bir an evvel yapmaya başlayın.

 

MÜFLİS TÜCCAR GİBİ ESKİ DEFTERLERİ KARIŞTIRIYOR

Ülkeyi artık yönetemeyen Saray hükümeti, tüm müflis tüccarların yaptığı gibi, eski defterlerden kendisine alacak çıkarmaya çalışıyor. Bundan yaklaşık 8 ay önce, ABD’de Demokrat Parti’nin başkan adayı tarafından söylenmiş, kabul edilemez sözler, saray tarafından daha yeni yurtiçi siyasete servis edildi. Troller, havuz medyası, saray yanaşmaları, saray beslemeleri, sarayın propaganda başkanlığı dört bir koldan, sekiz ay önce söylenen bu sözleri bugün büyük bir coşkuyla köpürtüyorlar.

 

8 AY GEÇTİKTEN SONRA İÇ SİYASET MALZEMESİ YAPTILAR

8 ay önce bu laflar söylendiğinde, bu ülkenin Dışişleri Bakanı neredeydi? Bu densizliğe ne cevap verdi? O koskoca gökdelenleri tahsis ettiğiniz, başındakilere çifter çifter maaşlar bağladığınız İletişim Başkanlığı ne işe yarar? Anadolu Ajansı ancak geçtiğimiz Mayıs ayında, Biden’ın bu sözlerini İngilizce haber yapmış. Ama o da Türkçe haber yapmamış. Her konuda atıp tutan Sarayın kibirli adamı, neden 8 aydır susmuş? Bu milletin hakkını, hukukunu, haysiyetini ne biçim koruyorsunuz? Neden, tam sekiz ay sonra, konuyu iç siyasete malzeme yapıyorsunuz? Bu lafları söyleyen, bu hadsizliği yapan kim?

ÖRTÜLÜ KANKALARINDAN MEDET UMUYORLAR

İşte burada arkadaşlar, şu kucaklaşmaya bakın. Bu ne biçim hasret giderme, bu ne biçim bir kucaklaşma? Öpmeler, koklamalar, bağırlara basmalar. Erdoğan’ın da “dostum” diye hitap ettiği kişi işte bu resimdeki kişi, bu densiz lafları eden kişi Joe Biden. ABD başkan adayının bu ipe sapa gelmez ve sarayın duymazdan geldiği sözleri şimdi 8 ay sonra servis ediliyor neden? Çünkü milletin kendilerini gördüğünü, notlarını verdiğini ve ilk sandıkta kendilerini evlerine göndereceğini gördükçe artık dışarıdaki örtülü kankalardan da medet ummaya başladılar.

 

BİDEN’IN SÖZLERİ BİZE UYMAZ

Evlerdeki tam takır buzdolaplarını, boş tencereleri ve işsizlik afetini millete unutturmak için her gün yeni bir senaryo, yeni bir unsur servis ediliyor. Biden’ın sözleri bize uymaz. Bizler başkaları gibi siyaseti emperyalistlerin projelerinde eş başkan olmak için yapmayız. Büyük Ortadoğu Projesi Eş Başkanı olmayı kabul etmeyiz. Çok açık söylüyorum, Amerika’ya giderken, emperyalistlerin ayağına giderken, “Talihsizlik CHP’nin ABD karşıtı olması” diye konuşanlardan biz hiç olmayız.

 

Bizden Amerikan 6. Filosunu kıble yapan çıkmaz, bizden ecdadımızın türbesini sırtlayıp kaçarken vatan toprağını teröriste bırakan hiç çıkmaz. Biz, ABD başkanının bir talimatıyla, bir gecede, ülkemizde casusluktan yargılanan rahibi Beyaz Saraya gönderenlerden olmayız. Bizden “Aptal olma” diye yazdığı hakaret dolu mektubu, ABD başkanının yüzüne çarpmak yerine, ona mahcup bir edayla “takdim eden” lider çıkmaz. Bizden, Suriye’de 36 askerimizi şehit edenlerin ayağına, Moskova’ya gidip, kapısında ayakta bekleyen Genel Başkan çıkmaz. Bizde, savunma sanayimizin göz bebeği Sakarya Tank Palet Fabrikasını, Katar ordusuna bedava peşkeş çeken olmaz. Bizden Suriye’de başlattığı Barış Pınarı Harekatını, ABD Senatosu, “Mal varlığını sorgularım” diye tehdit edince apar topar durduran yönetici hiç çıkmaz.

 

MÜCADELEMİZ EMPERYALİST HİMMETE MUHTAÇ DEĞİL

Bizim demokrasi ve özgürlük mücadelemiz, hiçbir emperyalist himmete muhtaç değildir. Bizler “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir” diyen büyük bir önderin kurduğu partinin neferleriyiz. Bizim tek desteğimiz milletimizdir. Çünkü biliriz ki “Egemenlik bila kaydü şart millete aittir.” Biden’e tavsiyemiz, kankası Erdoğan’ın değirmenine su taşımaktan vazgeçmesidir.

 

O İNSANLAR GÖĞÜSLERİNİ SİPER ETTİ

Bu ülkenin yönetilmediğini, Saray’ın ve şürekasının milletten koptuğunu, uzun süredir tekrarlayıp duruyoruz. Bir 15 Temmuz gazimiz hakkında, sırf Genel Başkanımızla görüştü diye, gazilik raporunun yeniden değerlendirilmesi kararı verilmiş. 15 Temmuz’da uçan saraylarında gizlenip kendilerine inecek güvenli havaalanı arayan, sonrada kendi milletvekillerine, “Darbeye karşı durun, hemen Meclise gidin, ben de geliyorum” diyen Genel Başkanımızdan hesap sormaya kalkan, Sarayın kibirlisinin yönetiminde geldiğimiz noktaya bir bakın. Bunlarda zerre kadar samimiyet, zerre kadar minnet duygusu yok. Siz havada dolaşırken, bu insanlar darbe yapmaya kalkışan ortaklarınıza karşı, göğüslerini siper edip demokrasimizi korumaya çalışıyorlardı. Bu ülkeyi, “Senin şehidin, benim şehidim”, “Senin gazin, benim gazim” diye bölen zihniyetin zirve yaptığı nokta budur.

 

BOZUK SAAT BİLE GÜNDE İKİ KERE DOĞRUYU GÖSTERİR

Bozuk saat bile günde iki defa doğruyu gösterirmiş. Geçtiğimiz hafta sonu Erdoğan, Rize’de; “Ekonomiyi ayağa kaldırmaya odaklandıklarını” ifade etti. “Türkiye’nin Orta Doğu ve Akdeniz’deki çıkarlarını savunmakla uğraştıklarını” söyledi. “Türkiye’nin gerçek gündemi bunlardır” dedi. Uzun zamandan beri ilk kez söylediğine katılıyoruz. Evet, Türkiye’nin gerçek gündemi; hayat pahalılığıdır. 10 milyonu aşan işsizlerdir. Boş buzdolabıdır, boş tenceredir. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de hayati haklarının savunulmasıdır.

 

İYİ OLAN KENDİLERİNDEN, KÖTÜ OLAN DIŞ GÜÇLERDEN

Peki, 18 yıldır bu ülkeyi yönetenlerin yaşanan ekonomik buhranda, bölgemizdeki tüm ülkelerle kavgalı hale gelmesinde hiç mi sorumlulukları yoktur? Saray’a sorarsanız yok. Bugüne kadar yaptıkları hatalarla, izledikleri yanlış politikalarla, ekonomimizi savunmasız bırakanın kendileri olduğunu bir türlü kabul etmiyorlar, iyi olan ne varsa onlardan, kötü olan ne varsa dış güçlerden. Ucube tek adam vesayet rejimi iki yıldır fiilen uygulanıyor. İki yıldır milletimize gün yüzü göstermediler, ekonomide yaşanan derin buhrana adam akıllı bir çözüm bulacaklarına “Ekonomik saldırı”, “Dış güçler” laflarıyla millete ipteki cambazı gösteriyorlar.

 

DAMADIN DERDİ: ÇOKOMEL Mİ PUF-KEK Mİ?

Ekonomi tepe taklak giderken Saray’ın Sosyete Damadı, hala televizyonlara çıkıp pembe masallar anlatabiliyor. Gülücükler eşliğinde, Çokomel mi iyi, Puf-kek mi daha iyi polemiklerine giriyor. Ne de olsa Sosyete Damat başka derdi yok. Şimdi de çıkmış, “Ekonomik bağımsızlık için bedel ödemek lazım” diye millete akıl vermeye kalkıyor.

 

MİLLET, ÜÇ ÖMRÜNE YETECEK BEDELİ SAYENİZDE ÖDEDİ

Sizlerin beceriksizliği sayesinde, bu asil millet, üç ömrüne yetecek bedeli ödedi zaten. Tek kişilik saray hükümeti iş başı yaptığında, Dolar kuru 4 lira 53 kuruştu. Şimdi 7 lira 40 kuruşa dayandı. Avro 5 lira 33 kuruştu. Şimdi 8 lira 80 kuruşa dayandı. Bu beceriksiz yönetimin elinde, Dolar ve Avro karşısında, milli paramızın satın alma gücü kuşa döndü. Çeyrek altın, damat iş başı yaptığında, 312 liraydı. Şimdi 760 lira. Düğün davetiyesi, icra dairesinden gelen tebligata benzemeye başladı. Millet artık düğüne, derneğe gidemez oldu. Sosyete damat sayesinde, milletimiz pazarda, markette de ağır bedeller ödemeye devam ediyor.

Bakın, son iki yılda sarımsağın fiyatı yüzde 198 artmış, kuru fasulyenin fiyatı yüzde 102, salça yüzde 68, karpuz, şeftali yüzde 63, mercimek yüzde 60 zam görmüş. Bunlar TÜİK’in makyajlı rakamları… Milletimiz bu beceriksiz yönetim elinde buzdolabını dolduramaz, tenceresini kaynatamaz oldu.

 

VATANDAŞ FATURAYI AŞI VE İŞİYLE ÖDÜYOR

Milletimiz sadece aşıyla değil, kaybettiği işiyle de bedel ödüyor. Damat iş başı yaptığında, bu ülkede 28 milyon 733 bin kişi çalışıyor para kazanıyordu. Şimdi çalışan sayısı 25 milyon 525 bin kişiye düşmüş. Yani iş, güç sahibi tam 3 milyon 208 bin vatandaşımız işini kaybetmiş. İki yıl. Gerçek işsizlerimizin sayısı 10 milyon 570 bine gelip dayanmış. Millet bedel ödemeliymiş… Bu millet, sizin beceriksizliğiniz nedeniyle, canıyla, kanıyla, cüzdanıyla, işiyle, gücüyle zaten büyük bedeller ödüyor. Siz yazlık, kışlık saraylarda yaşayacaksınız, Saraylarınızda uçacaksınız, milletin adını bile duymadığı yemekleri yiyeceksiniz, yandaşlarınıza ihale dağıtıp kasalarınızı, ayakkabı kutularınızı dolduracaksınız diye bu millet daha ne kadar bedel ödeyecek? El-insaf.

 

KEDİNİN MAMASI DA DOLARLA

Millete “bedel ödemekten” bahseden bu sosyete damat çıkmış; birde diyor ki, “Dolar yükseliyor, endişeleniyorum” diyen sunucuya, “Dolarla mı maaş alıyorsun?” diye soruyor. Valla o sunucu maaşını dolarla mı alıyor bilemeyiz. Ama sürekli poz vermekten çok hoşlandığı kedisinin maması bile dolarla alınıyor. Bugün arabanın deposuna konan benzinin fiyatı dolarla belirleniyor. Milletin çitlediği çekirdek bile dolarla ithal ediliyor. İthal edilen iğneden, ipliğe her şeyin fiyatı dolara bağlı… Yandaşlarınıza peşkeş çektiğiniz ihalelerde, vatandaşın cebinden alıp yandaşlarınızın cebine koyduğunuz, geçme, yatma, uçma garantileri dolarla, avroyla hesaplanıyor. İthalata, sıcak paraya bağladığınız ekonomide, tekerlekler dolarla dönüyor.

 

O PARAYLA 9 YAVUZ SULTAN SELİM KÖPRÜSÜ, 26 AVRASYA TÜNELİ YAPILIR

Göreve geldiklerinde 130 milyar dolar olan ülkemizin dış borcu, neredeyse üçe katlanmış. 431 milyar dolar olmuş, üç kattan da fazla. Bu ülkede finans kesimi hariç şirketlerin dış borcu, şu an 165 milyar dolar. Yani, dolar kurundaki her 10 kuruş oynamanın şirketlere maliyeti 16,5 milyar TL. Sene başında dolar kuru kaçtı? 5 lira 95 kuruştu. O günden bugüne artış dolar kurundaki 1 lira 45 kuruş. Yani bu ülkenin şirketleri kurdaki artış nedeniyle 240 milyar TL zarar etmişler. Kur farkı zararına girmişler. Eski parayla baktığınızda, çok seviyorlar ya eski parayla söylemeyi de 240 katrilyon TL. Bu parayla; Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nden 9 tane yapılırdı. 26 tane Avrasya Tüneli yapılabilirdi. Tek kişilik saray hükümetinin, bu millete, bu memlekete ödettiği bedellerden bu yalnızca birisi.

 

TARIM KREDİ BORÇLARI İCRALIK

Şimdi bir de yüzleri kızarmadan, “Aya dört şeritli yol yapacağız desek inanırlar” mantığıyla, “Dolarla mı ücret alıyorsunuz” diyerek milletle alay ediyorlar. Arkadaş… Devri iktidarınızda, Dolarla garanti verdiğiniz havuz müteahhitleriniz, Dolarla maaş alanlar rahat, ama millet devalüasyonun altında ezilip duruyor. Mazot, gübre, ilaç, yem… hepsi dövize endeksli. Çiftçinin maliyetleri uçtu gitti. Siz başka gündemlerle uğraşırken, çiftçi ürün desteklerini ilan etmenizi Ocak ayından beri bekliyor. Ama tık yok. Siz kriz falan dinlemeden, tarım kredi borçlarını icraya veriyorsunuz. İşte belgeleri burada… Tarım krediye olan borçlarından dolayı çiftçiler icralık.

 

AYÇİÇEĞİNDE 3,5 TL FİYAT, 75 KURUŞ PRİM MALİYETİ ANCAK KARŞILAR

Şimdi ayçiçeği alım zamanı geldi. Yüzde 40 yağ oranına sahip çiçeğin kilogramına 3,5 TL fiyat, 75 Kuruş da prim verirseniz bu üreticinin maliyetlerini ancak karşılar. 4 ay önce “Buğday üretiminde sıkıntı yok” dediniz. Ama hasat bitmeden buğday ithalatı için yarın ihaleye çıkıyorsunuz. İthalatı yasaklamak dururken, ihracatı yasaklıyorsunuz.

 

BUNLARI YAPIN, MİLLET “YERLİLİĞİNİZİ VE MİLLİLİĞİNİZİ” GÖRSÜN

Millete yeterince bedel ödettiniz. Birileri bedel mi ödeyecek, şu havuz müteahhitlerinizle bir masaya oturun. Bize fırsat kalmadan, Bir; dolarla, avroyla verdiğiniz, döviz arttıkça milletin cebini boşaltan, yandaşı zenginleştiren garantilerinizi, TL’ye çevirin. İki; bu projelerden, “Çıkacak anlaşmazlıklara Londra mahkemeleri bakar” hükmünü bu sözleşmelerden hemen kaldırın. Üç; sizin ve yandaşlarınızın yurtdışındaki servetlerini Türkiye’ye getirip ABD Senatosu’nun baskısından kurtulun. Böylece, milletimiz, “Ne kadar yerlisiniz, ne kadar millisiniz” bir görsün.

 

EKONOMİDE ÇİFT HANELİ KÜÇÜLME GELİYOR

Yılın ikinci üç ayına ilişkin ekonomik veriler giderek netleşiyor. Sanayi üretimi; bu yılın ikinci çeyreğinde, önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 17 düşmüş. Bu 2009 krizinin ilk üç ayında yaşanan üretim daralmasından bu yana yaşanan en sert daralma. Sanayi üretimi, büyümenin önemli öncü göstergelerden biri. Rakamlar, ikinci çeyrekte çift haneli bir gayrisafi yurtiçi hasıla daralması yaşanacağını şimdiden gösteriyor.

 

REZERVLERDE REKOR ERİME: 6 AYDA 30 MİLYAR DOLAR

Yaz aylarındayız ve turizm sektörü de perişan. Geçen yılın ilk yarısında turizm gelirimiz 10,8 milyar dolarken, bu yılın aynı döneminde turizmden elde edilen gelir 3,5 milyar dolarda kalmış. Yılın ikinci üç ayında; geçen yılın aynı döneminde, 562 milyon dolar fazla veren cari işlemler dengesi, 12 milyar dolar açık vermiş. İlk 6 aya baktığımızda ise cari açık 20 milyar dolara çıkmış. Bu dönemde; sermaye, finans ve net hata noksan hesabından yurtdışına giden para ise 10 milyar dolardan fazla. Bunun sonucunda; döviz rezervlerimiz, ilk 6 ayda, 30 milyar dolardan fazla erimiş. Döviz rezervlerinde bu kadar kısa sürede bu kadar büyük bir kayıp daha önce hiç görülmemiş.

 

MİLLETİN 4 MİLYAR DOLARINI ÇÖPE ATTILAR

Bakın Rusya, düşen petrol ve doğalgaz fiyatlarına ve uygulanan ambargolara rağmen, rezervlerini 600 milyar doların üzerine bu yıl çıkarmış ve rekor kırmış. Bizdeki beceriksiz Hükümet ise döviz rezervlerimizi eritip tüketmiş. Tabi Rusya’nın rezerv artışına, bizdeki tek kişilik hükümetin katkısını da unutmamak gerek. Rusya’dan S-400 almak için 2,5 milyar dolar verdik. Şimdi S-400’leri orada öyle bekletiyoruz aktive edemiyoruz. Amerika’dan F-35 almak için de 1,5 milyar dolar verdik. Ama uçaklar ortada yok. Ve kimsenin gıkı dahi çıkmıyor. Şu zor günlerde milletin cebinden 4 milyar doları almışlar götürüp çöpe atmışlar.

 

BÜTÇEDE ZOR GÜNLER GELİYOR

Bütçeye baktığımızda bütçenin artık faiz bütçesi olduğunu görüyoruz. İlk yedi ayda; faiz hariç harcamalar yüzde 19 artarken, faiz harcamaları yaklaşık bunun iki misli yüzde 36 artmış ve 80 milyar TL’ye ulaşmış. İlk 7 ayda faiz lobisine; günde 376 milyon TL, saatte yaklaşık 16 milyon TL ödemişiz. “Faizi düşüreceğiz” diyenlerin ülkeyi getirdiği nokta bu. Geçen yılın tamamında 125 milyar TL olan bütçe açığı bu yılın sadece ilk 7 ayında 139 milyar TL’ye çıkmış. Bütçede zor günler bizi bekliyor.

 

SALGINLA MÜCADELEDE TAVSAMA VAR

Sadece ekonomide değil, korona salgınında da işler iyi gitmiyor. Son beş gündür yeni hastaların sayısı, iyileşen hastalarımızın sayısını oldukça aşmış durumda. Doktorlarımızı, sağlık görevlilerimizi salgına kurban vermeye devam ediyoruz. Sağlık çalışanlarımız tükenmişlik sendromu yaşamaya başladılar. Sağlık Bakanlığımızın verilerini duyuyoruz ama bu arada Tabipler Odasını da bir dinlemek lazım. İkisini birlikte değerlendirdiğimizde mücadelede bir tavsama olduğu açık.

 

OKULLARDA DEZENFEKTAN PARASI İSTENDİĞİNİ DUYUYORUZ

Diğer taraftan, okulların açılışı yeniden ertelendi. Peki bu erteleme süresi içinde derslik ihtiyacı giderilebilecek mi, nasıl yeterli hale getirilecek? Bunu bilmiyoruz. Yine kayıtlar yapılmaya başlandı kayıtlar yapılırken ailelerden dezenfektan parası alındığını duyuyoruz. Çok açık söyleyeyim, eğitimdeki bu düzensizlik nedeniyle bir nesli kaybetmek üzereyiz. Veliler ne yapacaklarını bilmiyorlar, öğretmenler ne yapacaklarını bilmiyorlar. Eğitimle ilgili olarak Sağlık Kurulu’nun adı var, kendisi ortada yok. Ama bakıyoruz, Sağlık Bakanı “Bu zaten beklediğimiz bir durumdu” diyor, ya da şikâyet etmekten ve tweet atmaktan başka hiçbir şey yapmıyor. Sayın Bakanın, ­şikâyet makamı olmadığını öğrenmesi lazım. Tedbir alması gerekiyor, alamıyorsa da gereğini yapacak.

 

BU HÜKÜMETİN ZAMANI DOLDU

Bu hükümetin zamanı dolmuştur. Ülkemizin yarınında, toplumun her kesimiyle kucaklaşan, milletin derdine derman olacak Cumhuriyet Halk Partisi vardır. Zaman hep birlikte bugüne kadar ekonomimize, demokrasimize, hukuk devletine verilen hasarı giderme, ülkeyi aydınlık yarınlara el birliğiyle kavuşturmak için çalışma zamanıdır. Artık milletimiz çok yoruldu. Ekonomik krizler, hayat pahalılığı, işsizlik, salgın derken milletimiz gülmeyi unuttu. Ama milletimiz kendinden kopanları görüyor, onlara notunu veriyor, sandıkta da yerlerini gösterecek, evlerine gönderecek, yarınlar bu bereketli topraklarda, çok daha güzel bir geleceğin başlangıcı olacak.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alayım.

 

Soru- Eski Milli Eğitim Bakanı Çelik’in attığı bir tweet gündemde. Çelik tweetinde, “1 Mart tezkeresine ret oyu verdiğimizde evette ısrar eden arkadaşlara umarım intibaha gelmiştir” diyor. Bu konudaki görüşünüz nedir? Yine bu konuyla bağlantılı olarak MHP Genel Başkanı Bahçeli ABD Başkan adayı Joe Biden’ın sözleri için “İçimizdeki ortakları bağlantıları mutlaka deşifre edilmeli” dedi. Sayın Kılıçdaroğlu da “Biz CHP olarak bu ülkenin bağımsızlığı için mücadele eden bir gelenekten geliyoruz. Hiçbir emperyal gücün gölgesini dahi kabul etmiyoruz” açıklaması yaptı. Bu emperyalizmin işbirlikçisi tartışmasıyla ilgili CHP’nin değerlendirmesi nedir?

Faik ÖZTRAK- Sayın Çelik’in attığı tweettin muhatabı tabi ki biz değiliz. Biz 1 Mart tezkeresine ret oyu veren ve bu verdiğimiz ret oyuyla da övünen bir partiyiz, bu ülkenin başını belaya sokmaktan kurtardığımız için.

Şimdi peki bu eleştirinin muhatabı kim? Birlikte yürüdükleri diğer arkadaşları… Ama bu soru bir şeyin önemini gösteriyor. Bu soru parlamenter sistemle güçlü bir meclisin olduğu, istişarenin olduğu bir sistem ile tek adam parti devleti rejimi arasındaki farkı açık seçik ortaya koyuyor. O dönemde Parlamento, Türkiye’nin böyle bir maceraya girmesini reddedebilmişti. Bugün böyle bir Parlamento yok. Bugün tek adamı ikna ettiğiniz zaman emperyalistlerin her istedikleri oluyor.

Şimdi Sayın Çelik’in söylediği “bugün bu evette ısrar edenlerin uyandıklarına” ilişkin sözlere gelince, ben hiçbir zaman uyandıklarını veya uyanacaklarını tahmin etmiyorum. Uyanmış olsalardı bugün yaptıklarını yapmazlardı.

Sayın Bahçeli Büyük Ortadoğu Projesi Eş Başkanının Yardımcısı oldu. İçimizdeki ortakları, bağlantıları mutlaka deşifre edilmeli diyorsa… İşte bizde bu resmi gösteriyoruz. Ortaklar burada, bağlantılarda burada, bu ne muhabbet? Sayın Bahçeli bir baksın şu resme bakalım. Çok açık söyleyeyim, Türkiye iyi yönetilmiyor, Türkiye savuruluyor ve maalesef Sayın Bahçeli’de bu savruluşa çok ciddi katkılarda bulunuyor.

Emperyalizmin işbirlikçisi tartışmasına gelindiğinde ise konuşmamda gereken sözleri söyledim herhalde. Bizim partimizle “emperyalizm” ve “işbirliği” sözleri hiçbir zaman bir araya getirilemez. Bizim partimiz emperyalizme karşı dimdik durmuş olan bir partidir. Bizim partimizin geçmişinde Dumlupınar vardır. Bizim partimizin geçmişinde Sakarya vardır. Bizim partimizin geçmişinde İzmir’in dağlarında açan çiçekler vardır. Bizim partimizin geçmişinde Kıbrıs’ın Beşparmak Dağlarına şehitlerimizin al kanlarıyla yazılan özgürlük mücadelesi vardır. Emperyalistlerle işbirlikçileri başka yerde arayacaksınız ama şunu söyleyeyim, biz bu ülkede kimsenin emperyalizmle işbirliği yapmasına da izin vermeyiz.

 

Soru- Çoklu baro düzenlemesi çok tartışılmıştı. Bugün İstanbul’da hukukun üstünlüğü platformu adı altında 2 bin imzayı bulan bir grup avukat başvuru yapıyor. Bu konudaki değerlendirmeniz nedir?

Faik ÖZTRAK- Birincisi şunu söyleyeyim, çoklu baro adı altında getirilen bu düzenleme Türkiye’de mazlumların savunma hakkının zafiyete uğratılmasıdır. Yarın şiddete uğrayan kadını savunmak daha da zor olacaktır. Yarın istismar edilen çocuğu savunmak daha da zor olacaktır. Çünkü üçlü sacayağı olan iddia makamı, yargı makamı ve savunma makamından, zaten iddia makamıyla yargı makamını zayıflatmıştınız. Şimdi savunma makamını da bitiriyorsunuz.

Açık söyleyeyim, bu yapılan önemlidir. Anayasa Mahkemesi keşke çok hızlı hareket edebilseydi de yürütmeyi durdurma kararı vermek suretiyle baroların bölünmesini önleyebilseydi. Ama maalesef Anayasa Mahkemesi bu cesareti gösteremedi.

 

Soru- Sayın Kılıçdaroğlu bir gazeteye verdiği röportajda “Muharrem İnce’yi disipline vermeyi düşünüyor musunuz?” sorusuna bu aşamada hayır yanıtını verdi. İlerleyen günlerde İnce hakkında bir disiplin süreci başlatılması sözkonusu olabilir mi?

Faik ÖZTRAK- Genel Başkanımızın vermiş olduğu röportajda sözleri son derece açık. Benim bu sözleri yorumlamam, eğip bükmem, tevil etmem gibi bir şey sözkonusu dahi değil. Söyledikleri söz son derece açıktır. Ne yapacağını, ne yapmayacağını bu röportajda açık seçik söylemiştir. Tavsiyem bu röportajın olduğu bölümün bir kez daha okunmasıdır.

 

Soru- Kamu spotları yönergesinde yer alan siyasi parti logolarına ve siyasi figürlere yer verilemez ifadesi değiştirildi. Siyasi parti ve figürlerin reklamlarının yapılması konusunda yetki RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’e bırakıldı. Bu kararı nasıl değerlendiriyorsunuz, bu konuyla ilgili yorumlarınızı alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Tam da kediye ciğer emanet etmek olarak yorumluyorum. Çok açık söyleyeyim, bu artık devletin parasıyla iktidar partisinin propaganda yapmasının önünü açmaktır başka hiçbir şey değildir.

 

Soru- Sayın Genel Başkanın röportajında Sayın Abdullah Gül’e yönelikte bazı ifadeleri var. Bu ifadelerin ardından partinin eski ve mevcut bazı milletvekillerinden açıklamalar geldi. Mehmet Ali Çelebi, Haluk Pekşen ve Hüsnü Bozkurt gibi hatta Barış Yarkadaş’tan da geldi. Bazı değişik önerilerde vardı. Değerlendirmeniz ne olur? Yani parti içerisinde bir Abdullah Gül rahatsızlığı mı var? Genel Başkanın çizdiği tablo farklı mı duruyor, vekiller bunu farklı mı algılıyor? Neler söylersiniz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi ben çok açık söyleyeyim, kimse öküzün altında buzağı arayıp da kendilerine siyasi rant devşirmeye kalkmasın. Genel Başkanımızın vermiş olduğu röportajda söyledikleri çok açık, çok net. Birinci sorunun cevabını ikinci sorunun altına, üçüncü sorunun cevabını birinci sorunun altına, ikinci sorunun cevabını da başka bir sorunun altına alarak bunu yorumlamaya kalkmak abesle iştigaldir. Çok açık söyleyeyim, Genel Başkanımızın söyledikleri açıktır, merak eden varsa bu röportajı web sayfamızda da var alıp okusun.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

ÜLKEMİZİN YARINLARINDA CHP VAR

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK sürerken yaptığı basın toplantısında şunları söyledi:

 

Sözlerime başlarken, 3 yıl önce Trabzon Maçka’da güvenlik güçlerine teröristlerin yerini gösterirken çıkan çatışmada şehit olan evladımız Eren Bülbül’ü, Eren’i korumak için kendini siper eden şehit olan Astsubayımız Ferhat Gedik’i rahmetle anıyorum.

 

YENİ MYK’NIN İLK TOPLANTISI

Kurultay sürecimizi tamamladık. 37. Olağan Kurultayımızın ardından, partimizin yeni yönetim kadroları belirlendi. Olağanüstü şartlarda, çok başarılı bir kurultay gerçekleştirdik. Başta, salgın şartlarında, partimizi iktidara taşıyacak kadroları seçmek için Ankara’ya gelen il başkanlarımızın başkanlığında delegelerimize şükranlarımızı sunuyoruz. Yine parti içi demokrasi ve delegelerimizin sağlığına azami özeni göstererek, kurultayımızın başarıyla tamamlanmasında görev alan tüm arkadaşlarımıza da bir kere daha huzurlarınızda teşekkür ediyoruz. Bugün yeni MYK’mızın ilk toplantısını yapıyoruz. Ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyoruz. Yine geçtiğimiz Pazar günü ülkenin dört bir yanından gelen kadın delegelerimiz, Kadın Kollarımızın 14. Olağan Kurultayını gerçekleştirdiler. Yeni Merkez Teşkilatlarını belirlediler. Yeni seçilen Kadın Kolları Genel Başkanımız Sn. Aylin Nazlıaka’ya başarılar dilerken, önceki dönem Kadın Kolları Genel Başkanımız Sn. Fatma Köse’ye de teşekkür ediyoruz.

 

ZAMAN BİRLİK VE BERABERLİK ZAMANI

Son yerel seçimlerde, partimizin Millet İttifakı’yla birlikte kazandığı büyükşehirlerde, milletimizin yarısı yaşıyor. CHP’li Büyükşehir Belediye Başkanları milletimizin yarısına hizmet veriyor. Şimdi de; milletimizin derdine derman olmak için, tek adam vesayet rejimine sandıkta son verip, cumhuriyetimizi güçlü bir parlamenter demokrasiyle taçlandırmak için iktidar yürüyüşümüzü kararlılıkla sürdüreceğiz. Zaman, el ele vererek bu hedefe yürüme zamanıdır. Zaman; sadece bizim için değil, ülkemizde tek adam vesayet rejimine karşı çıkan, demokrasiden, haktan, hukuktan ve adaletten yana olan tüm kurumlar için, tüm yurttaşlarımız için birlik ve beraberlik zamanıdır.

 

KAHRAMANLARIMIZA LANET OKUYACAK KADAR CİBİLİYETSİZLEŞENLER

Dün, Sevr paçavrasının, Osmanlı hükümeti tarafından imzalanmasının 100. yıl dönümüydü.  Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün tabiriyle Sevr; “Milletimize karşı yüzyıllardan beri hazırlanmış bir büyük suikastın son halkasıdır.” Sevr; varlığımıza, istiklalimize, milli gururumuza vurulmak istenen bir hançerdir. Çok şükür bu suikasta girişenlerin emelleri, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları tarafından ve milletimiz tarafından boşa çıkarılmış, milletimiz kanla, gözyaşıyla ve büyük fedakârlıklarla Sevr’i tarihin çöp sepetine atmıştır.

Ama bugün bazı kendini bilmezler, Sevr’i yırtıp atan kahramanlara lanet okuyacak kadar cibilliyetsizleşmişlerdir. Bürokraside çöreklenen bu kadrolar hakkında, saray tarafından herhangi bir işlem yapılmadığını, aksine bu bürokratların sözlerinin saray şürekasınca teviline gidildiğini görmek, bizi ve milletimizi derinden yaralamaktadır. Büyük devlet adamı, önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün gençliğe hitabında söylediği gibi: Bu bedhahlar geçmişte vardı, bugün de vardır, yarın da olacaktır. Ama kadir bilen milletimiz ve fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür gençlerimiz, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, İstiklal harbimizin tüm kahramanlarına ve cumhuriyete ilelebet sahip çıkacaktır. Ve gençlerimiz atalarını tanıdıkça, daha büyük işleri yapma kudretini kendilerinde bulacaklardır. Bu çerçevede, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, milletimizin boynuna vurulmak istenen Sevr prangasını parçalayıp atan, Ulusal Kurtuluş Savaşımızın tüm kahramanlarını saygıyla, rahmetle, minnetle anıyoruz.

 

KANUNİ DEĞİL MEĞERSE ERDOĞAN’MIŞ…

Meşhur hikayedir… Kanuni Sultan Süleyman’ın, “Fransızlar bizden borç istiyor, ne yapalım?” Diyen vezirine; “Ver paşa, ver. Bugün borç alan yarın emir alır” dediği anlatılır. Ama dün akşam öğrendik ki, bu sözün sahibi Kanuni Sultan Süleyman değilmiş, Recep Tayyip Erdoğan’mış… Kendisinin anlattığına göre IMF kendilerine gelip 5 milyar dolar borç istemiş, o da o zamanki bakanına “Verin, borç alan emir alır!” Demiş… Öncelikle, IMF’nin Türkiye’den istediği borç değil, bir ihtiyat fonuna taahhütte bulunmasıydı. O taahhüt de zaten gerçekleşmedi.

 

KİBRİN BU KADARINA PES

Kibrin bu kadarına da pes doğrusu… Bu lafı söylediğini iddia eden kişi, iktidara gelmeden önce 2002 yılında, Türkiye’nin 130 milyar dolar olan brüt dış borcu, 18 yılda üçe katladı 431 milyar dolara çıkardı. Kendisine “IMF’ye emir vermek” kısmet olmadı ama, ülkeyi bu borca batıran bu kibirli zat, bu borcu verenlerden defalarca emir aldı. Edilen hakaretleri sineye çekti. Erdoğan, daha iki yıl önce Beyaz Saray’dan gelen talimatla rahibi serbest bıraktığını, kendisine “aptal olma” diye mektup yazan ABD Başkanının kapısına koşa koşa gittiğini, o hakaret dolu mektubu ABD Başkanının yüzüne çarpamayıp, mahcup bir şekilde kendisine “takdim” ettiğini, ne çabuk unuttu. Bunların hepsi, ülkemizi gırtlağa kadar borca batırdığı için yaşandı. Tüm bu zilleti yaşayanlar, milletimizin gururunu incitenler, şimdi milletimizi Teyyo Pehlivan hikayeleriyle kandırmaya çalışıyorlar.

 

EKONOMİ BİR AVUÇ YANDAŞA HİZMET EDİYOR

2008 küresel krizinden sonra, tedbir almak ve yapısal sorunları çözmek yerine ekonomideki hataların üstünü sıcak parayla örtenler, ekonomimizi dövize müptela etti, kırılganlaştırdı. Şirketlerin hızla artan döviz borçları ve yetersiz döviz rezervlerimiz nedeniyle Türkiye, kendine benzeyen ekonomilerden hızla ayrıştı, dünyada en kırılgan ekonomiler arasında ilk beşe oturdu. Bir de üzerine, “ülkenin her meselesini hızla çözeceğiz” masalıyla, OHAL koşullarında milletimize dayatılan, yönetimi tek bir kişinin iradesine bırakan, “ucube tek adam vesayet rejimi” getirildi.

Tek kişilik saray hükümeti; parlamentoyu, yargıyı, medyayı hızla vesayet altına aldı. Devlette liyakati bitirdi, istişareyi kaldırdı. Türkiye’yi aile şirketi gibi yönetmeye başladı. Ekonomimiz bir avuç yandaşa hizmet eder oldu. Hukuk devleti, kuvvetler ayrılığı ve demokrasi hızla yıpranmaya başladı. Tek adam vesayet rejimi altında, 2018 yılının yazında ilk krizi yaşadık. Türk lirası değer kaybederken, enflasyon ve işsizlik hızla arttı. Konkordatolar, iflaslar ardı ardına geldi. Borç altında ezilen, iş bulamayan vatandaşlarımız kendilerini yaktı. İnsanlarımız kış günü patates, soğan kuyruklarında bekletildi.

 

SUÇLADIKLARI BAŞKENTLERE PARA İSTEMEYE GİTTİLER

Saray, yaptığı hataların üstünü o güne kadar, her zaman yaptığı gibi borçlarla örtmeye çalıştı; ama küresel sermaye daha dikkatli olmuştu, bekledikleri para ülkeye gelmedi. Bu defa, “ekonomimize saldırıyorlar” demeye başladılar. “Döviz kuru, döviz kurşunu” dediler. Sarayın sosyete damadı da, “bu saldırı, yabancı bir ülkenin başkentinde planlandı” diye ortaya çıktı. Ama sonra dolarla, avroyla verdikleri KÖİ projeleriyle ilgili ihtilafların çözümünü bu yabancı ülke başkenti dedikleri başkentteki mahkemelere devrettiler. Yetmedi aynı başkente, defalarca para istemeye gittiler. Komplo teorileriyle, yalan, dolanla beceriksizliklerini gizlemeye çalıştılar.

 

SADECE KRİZ DEĞİL, BUHRAN

Şimdi yeniden ve bu kez çok daha derin bir kriz, daha doğru ifadeyle bir “buhran” yaşıyoruz. Ne Hazine’de, ne de TCMB kasasında para kaldı. “IMF’ye borç veriyorduk” diye caka satanlar, salgında millete IBAN numarası gönderdiler bağışta bulunun diye. Sarayın kibirli adamı daha birkaç gün önce “100 milyar dolar” dediği rezervi dün 90 milyar dolara indiriverdi. Bunun çoğu da zaten SWAP… Yani, belli bir tarihte geri verilecek dövizler ve tabi buna ilave olarak da başka yükümlülüklerde var. Yaptıkları iş, el atına binip caka satmak…

 

REZERVLER EKSİDE

Ben işin doğrusunu söyleyeyim, serbestçe kullanabileceğimiz döviz rezervimiz kalmadı. Geçtiğimiz yılsonunda net döviz rezervimiz 36,6 milyar dolardı. Bu yılın haziran ayı itibariyle, Merkez Bankası’nın net rezervi (-), tekrar altını çiziyorum (-)21,7 milyar dolar. Yani döviz bilançomuz (-) veriyor. Sadece 6 ayda, 58 milyar dolardan fazla döviz sattılar. Satılan 58 milyar doların karşılığında, o dönemin kurlarını dikkate alırsak 361 milyar TL aldılar. Bugün bu 58 milyar doları yeniden yerine kasaya koymak için bugünkü kurla 423 milyar lira lazım. Yani bu yerine koyma operasyonunun bize ilave maliyeti 62 milyar lira olacak.

 

UCUZA SATILAN DOLARLAR FAİZ LOBİLERİNE, HAVUZ MÜTEAHHİTLERİNE YARADI

İşte sarayın ve sosyete damadının beceriksizliklerinin millete çıkardığı faturalardan biri bu 62 milyar TL. Ucuza satılan milyarlarca dolar kime yaradı? Milletin bütçesinden aldıkları faizleri, garanti ödemelerini, yurt dışına çıkarmak için dolara çeviren faiz lobilerine, bir avuç havuz müteahhidine yaradı. Şimdi dolar da avro da tarihi rekorları kırmaya başladı. Dün Temmuz ayına ait hazine dengesini açıkladılar.

 

HAZİNE’NİN AÇIĞINDA TARİHİ REKOR

12 aylık nakit açığı, Temmuz’da 197 milyar lira olmuş. Daha bir ay önce Haziran ayında bu açık 162 milyar liraydı. Temmuz ayında bu 30 milyar lira artan nakit açığı cumhuriyet tarihinin rekoru. Milletin kara gün parası olan Merkez Bankası’nın “ihtiyat akçelerini” zaten yiyip bitirmişlerdi. Sarayın kibirli başı ve sosyete damadı, kerameti kendinden menkul “faiz düşerse, enflasyon da düşer” teorisinin peşinde, milletin elinde ne var ne yok tükettiler. Sene başından bu yana faizi, talimatla yüzde 12’den yüzde 8,25’e indirdiler ama enflasyon düşmedi. Ne oldu? Döviz rezervlerimiz eridi, gitti.

 

FAİZ LOBİLERİNİN KASASINA AKAN MİLYAR DOLARLAR

Her fırsatta “faize karşı olduğunu” söyleyen Saray’ın kibirlisinin, 2018’de cumhurbaşkanı seçilmesinden, bu yılın Haziran ayı sonuna kadar geçen 730 günde, bütçeden faiz lobilerinin cebine akıttığı para tam 36 milyar dolar. Son iki yılda her gün 49 milyon dolar, her saat 2 milyon dolar eder. Faiz lobisine peşkeş çekilen para bu.

 

YA DAMADI GÖREVDEN AL, YA DA O KOLTUKTAN KENDİN KALK

Ekonomiyi, kendi ideolojik takıntıları nedeniyle yazboz tahtasına çeviren, milletin 58 milyar dolarını, bir avuç tefeciye ve havuz müteahhidine peşkeş çeken bir siyasetçinin, aslında o koltuklarda oturmaması lazım. Genel Başkanımız, “Damadı görevden al” dedi. Ama öyle görünüyor ki onun bu işlerde pek gönlü yok. Ama isterse, bu işi “kayınpeder” olarak yapmamanın, damadını görevden almamanın bir yolu var. O da kerameti kendinden menkul teorileri nedeniyle, yabancılara satılan dövizlerin sorumluluğunu, bu maliyetin sorumluluğunu üstüne alıp, önce koltuktan kendisinin kalkmasıdır.

 

KASALAR TAM TAKIR, CAKALAR YERİNDE

Şimdi yeniden gizli saklı faizi artırmaya başladılar. Temmuz sonunda yüzde 11’lerde olan gösterge tahvilin faizi, yüzde 13’ün üzerine çıktı. Ama sarayın kibirlisi hala “faizler daha da düşecek” diyor. Bunların fikri başka zikri başka… “Millet iş yapsın”mış… Bu faizle nasıl yapacak? Döviz dengesi açık veriyor. Hazine dengesi açık veriyor. Kasalar tamtakır. Faiz azmış. Ama caka yerinde… IMF’ye “önce para, sonra da emir” verecekmişiz. Bu kadar da atmak olmaz, ayıptır, din kardeşiyiz.

 

İŞSİZLİKTE RAKAMLAR BERBAT

İşsizlik milletimizi ezip, geçiyor. Dün TÜİK, Mayıs dönemine ait rakamları açıkladı. Mayıs ayında işsizlik oranı önceki yılın aynı dönemine göre artmış. Ama her ne hikmetse işsiz sayısı 311 bin kişi azalmış. İşsizlik oranı artıyor oran olarak baktığınızda ama işsiz sayısı azalıyor. Artık TÜİK rakamları ülkemizde yaşanan işsizlik faciasını, bu büyük buhranı göstermiyor. Çünkü TÜİK, umudunu kesip iş aramaktan birileri vazgeçti mi bunu işgücü piyasasından kaldırıp atıyor, işsiz bile saymıyor. Kaç kişi bu? 2 milyon 742 bin kişi. İş bulma ümidini kaybettiği için ya da diğer nedenlerle iş aramayıp çalışmaya hazır olanlar, eksik ve yetersiz istihdam edilenler ile mevsimlik çalışanlar dahil edilerek bakıldığında, gerçek işsiz sayımız bu dönemde 3 milyon kişi artarak 10 milyon 570 bine çıkmış. Gerçek işsizlik oranı ise 8,7 puan artarak yüzde 30,6’ya ulaşmış. Bunlar arkadaşlar mevcut işsizlik serilerinde bugüne kadar hiç görmediğimiz berbat rakamlar…

 

İŞSİZ SAYIMIZ 109 ÜLKENİN NÜFUSUNDAN FAZLA

Ülkemizdeki işsiz sayısı 109 ülkenin nüfusundan fazla. Bir de, çalışıyor göründüğü halde iş başı yapmayanlar var. Kısa çalışma ve zorunlu izin uygulamalarına da bağlı olarak bu durumdaki vatandaşlarımızın sayısı 5 milyon kişinin üzerinde. “En önemli stratejik üstünlüğümüz” dediğimiz gençlerimiz işsiz. Ailelerinin bin bir emekle okuttuğu üniversite mezunları işsiz. Genç işsizliği bir yılda 1,6 puan artışla yeniden yüzde 25’e ulaşmış. Türkiye’de her dört gençten biri işsiz, her dört işsizden biri ise üniversite mezunu…

 

BEKA MESELESİ ARAYAN GENÇ İŞSİZLİĞİNE BAKSIN

20-29 yaş arasında, çalışacak, üretecek, Türkiye’ye değer katacak her 10 gencimizden 4’ü ne bir işte çalışıyor, ne de okulda okuyor. Ailelerin ve ülkemizin umudu olan 4,7 milyon gençten bahsediyorum… Yani yaklaşık 5 milyon gençten bahsediyorum. Bunlar taşı sıksa suyunu çıkaracak milyonlarca genç. Evde oturuyorlar ailelerinin eline bakıyorlar. Yeni mezun gençlerimiz iş bulamıyor. Bu durum onların yaşam boyu performanslarını etkileyecek. Her sorunun üstünü “beka meselesi” diye örtmeye çalışanlara sesleniyoruz: Beka meselesi mi arıyorsunuz? Ülkemizin geleceği gençlerimizin işsizliği, bu ülkenin en önemli beka meselesidir.

 

TL DOLAR KARŞISINDA %35 DEVALÜE OLDU

Hayat pahalılığı da makyajlı TÜİK rakamlarına rağmen vatandaşı ezip geçiyor. Markete gidebilen vatandaşımız; et gibi, peynir gibi pahalı ürünlerin olmadığı, bunlar yok, bir torbayı 100 TL’den aşağı dolduramıyor. 2018’de cumhurbaşkanlığı seçiminden önce; asgari ücretli bir vatandaş, bir aylık maaşıyla 5 çeyrek altın alabiliyordu. Şimdi asgari ücret 3 çeyrek altın bile alamıyor. İki yılda doların TL karşısındaki değeri 4,7 TL’den 7,3 TL’ye çıktı. Türk lirası, dolar karşısında yüzde 35 devalüe oldu. Tekrar söylüyorum, yüzde 35 devalüe oldu iki yılda. Asgari ücretlinin maaşı, 342 dolardan 318 dolara düştü. Türkiye’nin borç temerrüt risk primi 308 puandan 600 puana fırladı.

 

ÇÖZÜM BULACAKLARINA BUZDOLABI DİYORLAR

Döviz tırmanmış, altın fırlamış, ülkemizin risk primleri tavan yapmış, tahvil faizleri uçmuş gitmiş… Ülkeyi yönetenler, çözüm bulacaklarına vatandaşa “ipteki cambaza bak” diyorlar. İşsizlik ve hayat pahalılığı arasında sıkışan vatandaşımıza buzdolabı, çamaşır makinesi satışlarını anlatıyorlar, ama milletimiz bunların ne yaptığını görüyor. “Türkiye tırmanışta” diyerek kendisini aldatmaya çalışanlara, “Cumhurbaşkanı evime buyursun. Buzdolabımda ne bulursa onu yesin” diye yanıt veriyor. Milletten alınan vergilerle yapılmış milyar dolarlık sarayında yaşayan kibirli kişi, vatandaşa, “sayemde buzdolabınız var daha ne istiyorsunuz?” Diye tafra yapıyor. Şürekâsı da Saray’dan aşağı kalmıyor, kâh jakuzilere yayılıp, “beni rahatsız etmeyin ulan fakirler” diye milleti aşağılıyor, kâh ekonomi yönetiminin hatalarını eleştirenlere milletvekilleri “köpekler” diye hakaret ediyor, kâh burada, aziz milletimizin huzurunda, söylemeye utanacağım küfürleri ardı ardına sıralıyorlar.

 

MİLLETTEN KOPTULAR

Milletin parasıyla lüks içinde yaşayan bu zevatın gözünde, vatandaşların zerre miskal değeri yok. Salgın döneminde vatandaşa saraylarından dürbünle baktılar, 5 maskeyi bile parasız dağıtamadılar. Millete destek vereceklerine, IBAN numarası gönderdiler. Salgında milletine “uzun vadeli tatil kredisi” açan tek iktidar, tek yönetim bunlar oldu. Hemşerilerine hizmet etmek isteyen belediyelerimizin, elini tutmaya kalkan da bunlar oldu. Ülkemizde yeni vaka sayısı da üç hafta sonra yeniden 1000’in üzerine çıktı. Bayram tatilinin etkilerini henüz tam olarak görmedik. Okul sezonu yaklaşıyor. Ailelerimiz çok tedirgin. Peki, Saray’ın ikinci dalgayla başa çıkmak için planı nedir? Bilen var mı? Yok. Dün kabine toplantısından sonra, çocuklarımızın sağlığını koruyarak, iyi bir eğitim almaları, dünyadaki akranlarından geri kalmamaları için atılacak adımlarla ilgili bilgi almayı bekliyordu milletimiz. Ama bunun yerine, Sarayın kibirlisi çıktı, buzdolabı ve çamaşır makinesi satışlarını anlattı. Gerek ekonomi gerekse salgınla ilgili sorunları bu şekilde unutturacağını zannediyor. Bunlar milletten kopmuş…

 

MİLLET SANDIKTA YERLERİNİ GÖSTERECEK

Ama kimsenin kuşkusu olmasın, milletimizin feraseti derindir, atılan her adımı görür, söylenen her sözü de duyar. Ondan sonrada bunların notunu da verir. Bu aziz millet, önüne sandık geldiğinde saray koalisyonuna yerini gösterir, apar topar evlerine gönderir.

 

ÇÖZÜM ÖNERİYORUZ, KULAKLARINI TIKIYORLAR

Biz ekonominin zorlanmaya başladığı 2018 yılından beri çözüm önerilerimizi sıralıyoruz. Buhran süresinde önerilerimizi yeniledik, geliştirdik ve kamuoyuyla paylaştık. Paylaşmaya da devam ediyoruz. Ama dinlemiyorlar, dinlemediler. “Güven veren, takvime bağlanmış yeni bir ekonomi programını derhal uygulamaya koyun” dedik. Yapmadılar. Bu programın içinde neler olması gerektiğini madde madde sıraladık. Duymamazlıktan geldiler. Günü birlik kararlarla ekonomiyi yönetmeye çalıştılar. Dün bankalara “yap” dediklerine şimdi çıkmışlar bugün “yapma” diyorlar. Önce bir gaza bastılar, şimdi acı fren yapmaya kalkıyorlar. Bu araba takla atar.

 

GÜVEN “RUH” GİBİDİR

Sonuçta, bu tek kişilik saray hükümetine artık güven kalmadı. Güven ruh gibidir. Bir kez bedeni terk ettiğinde o bedene geri dönmez. Güvenin olmadığı yerde de ne yapsanız ekonomi düzelmez. Saray güveni yeniden tesis etmek istiyorsa atacağı ilk adım, başta sosyete damat olmak üzere artık güven duyulmayan ekonomi yöneticilerini görevden almaktır. Ekonomiden anlayan liyakatli kadroların işbaşına gelmesinin önünü açmaktır. Bu da yetmez. Derhal istişarenin önünü açan, hukuk devletine ve parlamenter rejime geçişi düzenleyen, takvime bağlanmış güçlü bir anayasal reform programını açıklamalıdır. Bununla birlikte yeni bir program ve bütçeyi Meclis’e getirmeli ve en geniş uzlaşmayla geçirmelidir. Bu program, daha önce sıraladığımız ve oyunun gerçekten değiştiğini gösteren güven artırıcı önlemleri mutlaka içermelidir.

 

BU YÖNETİMLE OLMAZ

Bunları yapabilirler mi? Sanmıyoruz. Bu yönetim iş başında kaldıkça salgın sonrasında oluşacak yeni dünya düzeninde de Türkiye, coğrafi konum, üretim kapasitesi, insan kaynakları avantajlarını maalesef kullanamayacaktır.

 

ÜLKEMİZİN YARINLARINDA CHP VAR

Ama milletimiz ümitsizliğe kapılmamalıdır. Ülkemizin yarınında; üretim ve iş imkanlarını artıracak, gençlerin işsiz kalmasını önleyecek, yeşil ekonomiyi ve dijital alt yapıyı güçlendirecek “yeni bir büyüme ve paylaşım stratejisiyle”, hukukun üstünlüğüne, kuvvetler ayrılığına ve demokrasiye saygısıyla, hiçbir çocuğun yatağa aç girmeyeceği sosyal devlet anlayışıyla, kadınların hayatın her alanında, ekonomide, sosyal hayatta, siyasette, sporda eşit biçimde yer almasının önünü açacak, esnafın, çiftçinin, emekçinin alın terinin karşılığını verecek, emekliye insanca bir yaşam sürdürmesine yetecek imkânları sağlayacak, ülkeye huzuru ve refahı getirecek, cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında, milletimizi insani gelişmişlik liginde en üst sıralara taşımaya azmetmiş, krizleri yönetmiş ve ekonomi bilen liyakatli kadrolarıyla, Cumhuriyet Halk Partisi vardır.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

 

Soru- Son günlerde fazlasıyla gündem olan bir olayı sormak istiyorum. Muharrem İnce’yle ilgili MYK’da herhangi bir konu gündeme geldi mi? Geydiyse ne konuşuldu? Bir de parti olarak bu son günlerdeki ortaya çıkan söylemlerle ilgili neler söyleyeceksiniz?

Faik ÖZTRAK- Bizim gündemimizde neler olduğunu biraz önce yaptığım konuşmada açıkladım. Bizim gündemimizde milletimizin çığlığı var. Bizim gündemimizde milletimizin boş buzdolabı var, boş tenceresi var. 10 milyon vatandaşımızın işsizliği var. Bizim gündemimizde bundan başka bir şey yok.

 

Soru- Öncelikle hayırlı olsun yeni Parti Meclisi ve MYK üyelikleri. Gördüğümüz kadarıyla yeni bir yapılanma sözkonusu MYK’da. Dış İlişkiler, Kadın Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı, Tarım Politikaları ve Basınla İlişkiler Genel Başkan Yardımcılıkları kaldırılmış durumda. Bu isimler, özellikle iki isim konuşuluyor, onlarla ilgili bir danışmanlık söz konusu olacak mı? Yeni yapının gerekçesi neydi acaba?

Faik ÖZTRAK- Daha etkili çalışabilmek için ortaya çıkan bir yapıdır. Bu çerçevede yürüyeceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi biraz öncede söylediğim gibi kararlı iktidar yürüyüşünü bu kadrolarla gerçekleştirecektir.

 

Soru- Efendim hayırlı olsun diyelim tekrar. Muharrem İnce konusunun gündeminizde olmadığını, daha önemli başlıklar olduğunu söylediniz ama özellikle seçim gecesine yönelikte bazı değerlendirmeler oldu, bazı isimler verdi. Tuncay Özkan’ın bu anlamda kendisini eleştirdiği için bir dava açacağına yönelik haberlerde var. Yine Perşembe günü bir basın açıklaması yaparak CHP’ye yönelik, seçim gecesine yönelik bazı değerlendirmeler yapacağını söyledi. Bu anlamda da bir değerlendirme almamız mümkün mü?

Faik ÖZTRAK- Arkadaşlar çok açık olarak söyledim, milletin gerçek gündemini biz dile getirmeye çalışıyoruz. Biz milletin gerçek gündemini Merkez Yönetim Kurulumuzda tartışıyoruz ve milletimizin gerçek sorunlarına ilişkin çözümleri üretmeye, önermeye çalışıyoruz.

 

Soru- Yine bir Muharrem İnce sorusu olacak ama. Bu son birkaç haftadır yürüyen tartışmalar kapsamında Sayın Genel Başkanın İnce’yle bir teması sözkonusu olabilir mi? Geçtiğimiz gün eski Genel Başkan Deniz Baykal yine İnce konusunu görüşmek üzere Sayın Kılıçdaroğlu’yla görüşeceğini ifade etti. Bu yönde bir randevu alındı mı, verildi mi, bir görüşme olacak mı yakın zamanda efendim?

Faik ÖZTRAK- Sorunuzun birinci kısmına daha önce verdiğim cevabı tekrarlamak durumundayım. Ama ikinci kısmıyla ilgili olarak da bizim gerek mevcut Genel Başkanımız, gerekse önceki dönem Genel Başkanlarımız öyle çok fazla protokolle görüşmeleriyle bir araya gelmiyorlar. İhtiyaç duydukları anda bir araya gelirler.

 

Soru- ABD Suriye topraklarında terör örgütü PKK’nın kolu SDG’yle petrol anlaşması yaptı. Türkiye’den de bu konuyla ilgili tepkiler geldi. Sizin Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu konudaki görüşünüz ve yorumunuz nedir?

Faik ÖZTRAK- Biz baştan beri Suriye’nin bütünlüğünü ve egemenliğini savunuyoruz. Yapılan bu anlaşma açıkçası Suriye’nin toprak bütünlüğüne ve egemenliğine bir saldırıdır. Ancak esas bu soruya cevap vermesi gereken saray iktidarının, saray yönetiminin başındaki kişidir. Ama o sessiz kalmıştır. Dışişleri de son derece mahcup bir edayla bu konuda 4 gün bekledikten sonra açıklama yapmıştır. Daha önce Barış Pınarı Harekatı’nı başlatıp Amerikan senatosu “Senin malvarlığını sorgularız” dediğinde bir hafta içinde harekatı durduranların bu konuyla ilgili görüşlerini kamuoyuna açıklama mükellefiyeti vardır. Bir an önce bununla ilgili görüşlerini sarayın kibirli kişisi her konuda olduğu gibi kamuoyunun önüne çıkıp açıklamalıdır. Aksi takdirde, kapıların ardında başka anlaşmalar, başka uzlaşmalar olduğunu düşünmeye başlarız.

 

Soru- Sayın Kılıçdaroğlu’nun liyakat söylemlerine rağmen hükümet adrese teslim atamaların ardı arkasını kesmiyor. Önce Pamukkale Üniversitesi Rektörü’nün eşine açtığı kadro, son olarak da Trabzon Üniversitesi’nde insansız hava aracı diplomasıyla büro elemanı alınması ilanı çıktı. Sizin bu atamalarla ilgili yorumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Arkadaşlar, Cumhurbaşkanının Bakanlığa kendi damadını atadığı bir ülkede rektör eşini üniversitenin bünyesinde bir göreve atamış bunu neden yadırgıyoruz? Bakın açık söyleyeyim, balık baştan kokar. Türkiye’de liyakat diye bir şey kalmamıştır. İki tane gösterge vardır biri sadakat, öbürü de yandaş kayırma. Bu atamalar milletimizi çok fazla rencide etmektedir.

 

Soru- Erken seçim takviminde birçok kamuoyu araştırması 2021 yılı bahar aylarını işaret ediyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nin erken seçimle ilgili bir öngörüsü ya da beklentisi var mıdır?

Faik ÖZTRAK- Ta mahalli idare seçimleri bittikten sonra açıkça ifade ettik. Biz her an erken seçim olacakmış gibi hazırız. Bununla ilgili gündemimizi de zamanlamamıza uygun olarak yürütüyoruz. Ama erken seçime karar verecek olan Tayyip Erdoğan veya koalisyon ortağı Devlet Bahçeli’dir. Çünkü çoğunluk onlardadır. Bir başka belirleyici faktör de ülkenin gündemini çözemez hale gelirlerse ister istemez seçime gideceklerdir.

 

Soru- Rekor üstüne rekor kıran ve tarihi zirve yapan altın, dolar ve Euro’ya rağmen AKP iktidarı ısrarla ekonomide pembe tablo çizme üzerine bir konuşma yapıyor. Bu noktada şahlandık demeye kadar ulaşan bir söylem var. Bu söylemlere yorumlarınız ve yaklaşımınız nedir? Erdoğan ekonomideki kötü tablo ve işsizliğe rağmen her fırsatta Berat Albayrak’ı koruyor. Bununla ilgili görüşleriniz nasıl?

Faik ÖZTRAK- Biraz önce bununla ilgili görüşlerimi ifade ettim. Ama şunu altını çizerek bir kere daha söyleyeyim: Ekonomide şahlanan bir tek şey var o da işsizlik. Zaten sonunda ekonominin iyi mi kötü mü olduğunu gösteren de o var. Dolayısıyla şahlanan falan yok gerçekten Türkiye önemli bir ekonomik buhranı yaşıyor.

 

Soru- MHP lideri Bahçeli İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e evine dön çağrısı yaptı. Cumhurbaşkanı destek çıktı. İttifak daveti İYİ Parti’ye ama Millet İttifakı’nı da ilgilendiren bir konu. Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu noktada bu konuyla ilgili değerlendirmeleri nedir?

Faik ÖZTRAK- Davet İYİ Partiye yapılmıştır. Başta Sn. Genel Başkanları olmak üzere İYİ Parti yetkilileri de bunlara gereken cevabı vermiştir. Burada bize Cumhuriyet Halk Partisi olarak bir laf düşmez.

 

Soru- Türkiye – Yunanistan arasında Doğu Akdeniz gerilimi yaşanıyor. Karşılıklı atılan adımlar var. Süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? Oruç Reis’in yapacağı sismik araştırma faaliyetleri için Akdeniz’de yeni bir NAVTEX ilanında bulunuldu. Bunun üzerine Yunanistan’ın Meis Adası kıyılarına bir fırkateyn yanaştırdığı da öğrenildi. Sizin bu gelişmelerle ilgili yorumunuz ve değerlendirmeniz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Türkiye’nin kendi kıta sahanlığında her türlü tasarruf yetkisi vardır uluslararası hukuktan kaynaklanan ve bundan hiçbir şekilde geri adım atamaz. Atmamalıdır zaten. Dolayısıyla Oruç Reis’in oraya gitmesi doğrudur. Ama bu meselelerin daha hızlı çözülebilmesi isteniyorsa Mısır’la süratle aramızı düzeltmemiz lazımdır. Bununda altını çizerek söyleyeyim. Yani bu meseleleri daha hızlı halledebilmenin yolu Mısır’la aramızın düzeltilmesinden geçmektedir.

 

Soru- Eski Genel Başkanların Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nu ziyareti gerçekleşti. Deniz Baykal’ın da yakın zamanda bir ziyarette bulunacağı kamuoyuna yansıyor. Bu konuyla ilgili bir randevu sözkonusu mudur? Belirlenen bir tarih var mı?

Faik ÖZTRAK- Biraz önce de ifade ettim… Burası Cumhuriyet Halk Partisi ailesi dolayısıyla biz kendi ailemiz içindeki görüşmeleri böyle tarihli, protokollü yapmıyoruz. Teşekkür ediyorum.

TÜİK RAKAMLARIYLA DÜŞEN İŞSİZ SAYISI, GERÇEKTE REKOR KIRIYOR

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün açıklanan Mayıs 2020 dönemi işsizlik rakamlarıyla ilgili yazılı açıklamasında şunları belirtti:

 

İŞSİZ SAYISI TÜİK RAKAMLARIYLA DÜŞÜYOR, GERÇEKTE İSE REKOR KIRIYOR

TÜİK’in açıkladığı Mayıs 2020 dönemine ait rakamlara göre ülkemizdeki işsiz sayısı 331 bin kişi azalarak 3,8 milyon kişiye düştü.

Ancak, iş bulma ümidini kaybettiği için ya da diğer nedenlerle iş aramayıp çalışmaya hazır olanlar, eksik, yetersiz istihdam edilenler ile mevsimlik çalışanlar dahil edildiğinde, gerçek işsiz sayısı 10 milyon 570 bine, gerçek işsizlik oranı ise yüzde 30,6’ya ulaşarak rekor kırdı. Ülkemizdeki işsiz sayısı 109 ülkenin nüfusundan fazla.

Ayrıca, 2020 Mayıs dönemi itibariyle istihdamda göründüğü halde iş başında olmayanların sayısı da 5 milyon kişinin üzerinde. İş başında olmadığı halde çalışıyor görünenlerle birlikte, çalışmayan yurttaşlarımızın sayısı 16 milyona yaklaşıyor.

 

ÜLKEMİZİN UMUDU GENÇLER EVDE OTURUYOR

Genç işsizliği olağanüstü yüksek… Mayıs 2020 dönemi itibariyle Türkiye’de her dört gençten biri işsiz, her dört işsizden biri ise üniversite mezunu. 20-29 yaş arasında çalışacak, üretecek, Türkiye’ye değer katacak her 10 gencimizden 4’ü ne bir işte çalışıyor, ne de okulda okuyor. Ailelerin ve ülkemizin umudu olan 4,7 milyon gencimiz, evde oturup ailelerinin eline bakıyor. Ülkemizin geleceği olan gençlerimizin işsizliği bu ülkenin en önemli beka sorunudur.

 

UÇAN EKONOMİ DEĞİL, İŞSİZLİK

Son bir yılda, işi olup da işini kaybedenlerin sayısı ise 2 milyon 411 bin kişi oldu. Çalışan sayısı, son iki aydır 2,5 milyon dolaylarında azalıyor. Çalışan sayısında bu seviyede azalmalar mevcut seride daha önce görülmedi. İstihdamdaki düşüşün sektörel dağılımına bakıldığında, tarımda 308 bin, sanayide 274 bin, inşaatta 206 bin, hizmetler sektöründe 1 milyon 622 bin yurttaşımızın işini kaybettiği görülüyor. Hizmetler sektöründeki iş kaybının ayrıntılarına bakıldığında ise turizm sektörünün ciddi yara aldığı anlaşılıyor. Sektördeki istihdam kaybının üçte birinden fazlası “konaklama ve yiyecek hizmetleri faaliyetleri” kolundaki istihdamdaki azalmadan kaynaklanıyor. Saray yönetiminin ülkeyi ve ekonomiyi değil, işsizliği uçurduğu TÜİK rakamlarıyla bile gizlenemez bir boyuta ulaşmış durumda.

 

BU REJİM DERDE DEVA OLMUYOR

Tek kişilik vesayet rejimi ülkede hiçbir derde deva olmuyor. Bu yönetim milleti görmüyor, sesini duymuyor. 2018’de krizin başladığı dönemden bu yana ortaya koyduğumuz çözüm önerileri Saray hükümeti tarafından dikkate alınmadı. Hastalık, aspirin tedavisiyle, pansumanla geçiştirilmeye çalışıldı. CHP olarak pandemi sürecinde de çok sayıda tedbir önerdik. Bu önerilerimize de kulak tıkandı. Oysa “Türkiye’nin ihtiyacı, istişareyle oluşturulmuş, yeni, güven veren, takvime bağlanmış bir ekonomi programı” dedik ama bu yapılmadı.

Bu aşamada, Saray hükümetinin ekonomik krizi çözmek için alabileceği en etkili tedbir, başta Damat Bakan olmak üzere artık güven duyulmayan yöneticilerin görevi bırakması ve liyakatli kadroların işbaşına gelmesinin önünü açmasıdır.

 

ÜLKEMİZİN YARININDA CHP VAR

Ülkemizin yarınlarında;

Sosyal demokrat politikalarıyla, hukukun üstünlüğüne, kuvvetler ayrılığına ve demokrasiye saygısıyla,

Hiçbir çocuğun yatağa aç girmeyeceği sosyal devlet anlayışıyla,

Çiftçinin, emekçinin alın terinin karşılığını verecek,

Emekliye insanca bir yaşamı sürdürmesine yetecek imkanları sağlayacak,

Ülkeye huzuru ve refahı getirecek,

Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında, milletimizi insani gelişmişlik liginde en üst sıralara taşımaya azmetmiş liyakatli kadrolarıyla Cumhuriyet Halk Partisi vardır.

 

UNUTTURMAK İSTEDİKLERİ 18 YILIN KİRİ, PİSLİĞİ, CÜRUFU

CHP’li Öztrak, çıkarılan sosyal medya düzenlemesini eleştirerek, “Yasak ve sansür getirerek bazı şeyleri unutturmak istiyor. Buna da unutulma hakkı diyorlar. Unutturmak istedikleri 18 yılın birikmiş kiri, pisliği, cürufu” dedi.

 

CHP PM Üyesi ve Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi, dün 27. dönem 3. yasama yılı çalışmalarını tamamladı. Meclis sabahın ilk ışıklarına kadar çalıştı. Ne için çalıştı? 10 milyonu aşan işsizlerin sorunlarını çözmek için mi? 7 liraya dayanan dolara çare bulmak için mi? Mutfaklardaki boş tencereleri doldurmak için mi? Hayır. Meclis; “Sana oy moy yok” diyerek, Sarayındaki kibirli zatı rahatsız eden sosyal medyaya, kısıtlama ve sansür getirmek için çalıştırıldı.

 

MİLLETİN İSTEMEDİĞİ YASA

Milletimizin, özellikle de gençlerimizin kahir ekseriyetinin istemediği bu yasa, Meclis’ten, sarayın vesayeti altındaki koalisyon partilerinin vekilleri tarafından, sarayın kibirli adamının emriyle geçirildi. Vatandaşlarımız hayat pahalılığı ve işsizlik arasında eziliyor. Milletimiz önünü göremeyip, yarınını kara kara düşünüyor. Ama bunlara çözüm bulmak yerine, saray sosyetesini rahatsız edecek sesleri sosyal medyada da susturmaya çalışıyorlar.

 

SOSYAL MEDYA YASASI DEĞİL, SANSÜR YASASI

Geçmişte işledikleri cürümleri, söyledikleri sözleri sosyal medyanın hafızasından silmeye uğraşıyorlar. Hem de Meclis’te Covıd-19 salgını kol gezerken… Beyefendi kendi sağlığını düşündüğü kadar, milletin vekillerinin sağlığını düşünmüyor. Daha 15 gün önce salgını bahane edip, 15 Temmuz’da bombalanan Meclis’in, genel kurul salonunda 15 Temmuz anmasını yaptırmaktan korkan kimdi? Sarayın kibirlisiydi. Açık havada yapılan anmaya da Covıd-19 testinden geçmiş sınırlı sayıda vekili davet eden kimdi? Aynı sarayın kibirlisiydi. Şimdi sarayın kibirlisi rahatsız olduğu sosyal medyayı susturmak için kendi vekillerinin bile sağlığını hiçe sayabiliyor. “Sosyal medya yasası” adı altında bir “sansür yasası” çıkarıyor. Sosyal medya kısıtlamaları tek kişilik saray rejiminin baskı ve vesayet aygıtı oluyor. Sosyal medyada da insanların düşüncesini özgürce ifade etme hakkı gasp ediliyor.

 

BUNUN ADI DESPOTİZM

Bu yapılanın adı despotizmdir. Saray rejimi yazılı ve görsel medyanın neredeyse tamamını, şahsi propaganda aletine dönüştürmüş durumdadır. Eldeki bir avuç özgür basın kuruluşunu da ilan kesme, yayın durdurma cezalarıyla hizaya getirmeye uğraşmaktadır. Bunlarda yetmediğinde gazetecileri zindanlara atmaktadır. Tarihin akışını değiştirerek, 21. yüzyılda kapkara bir “istibdat rejimi” inşa etmeye uğraşıyorlar. Ama şu gerçek de unutulmasın: Milletimiz despotların yüzüne, “kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet” demeyi de çok iyi bilir.

 

UNUTTURMAK İSTEDİKLERİ, 18 YILIN PİSLİĞİ

Saray ve sarayın bekçisi, sosyal medyaya yasak ve sansür getirerek bazı şeyleri unutturmak istiyor. Buna da “unutulma hakkı” diyorlar. Evet Avrupa’da da var bu hak ama bizimkine baktığınız zaman oldukça geniş tutulmuş. Neyi unutturmak istiyorlar, neyi unutturacaklar? Unutturmak istedikleri 18 yılın birikmiş kiri, pisliği, cürufu. 17-25 Aralık yolsuzluk skandalını, 15 Temmuz darbe girişimini ve 20 Temmuz sivil darbesini, Suruç ve GAR katliamlarını, OHAL şartları altında yapılan referandumu, seçimleri, gasp edilen millet iradesini, tarikat yurtlarındaki çocuk tacizlerini, kadınlara şiddeti, iş cinayetlerini, saray koalisyonunun ortaklarının daha dün birbirlerine ettikleri küfür ve hakaretleri, Çorlu tren kazasını unutturmak için istiyorlar.

 

MİLLETİMİZ BUNLARI UNUTMAZ

Fakat saray ne yaparsa yapsın; milletimiz; 15 Temmuz darbe girişiminde 251 vatandaşımızı şehit eden hain FETÖ’yle kimlerin aynı yolu yürüyüp, yağmurda ıslandıklarını, “dön artık memleketine bitsin bu hasret” diye, salya sümük ağlayanları, 15 Temmuz şehitleri için toplanan paraya çökmeye kalkanları, “Kemalistlerle FETÖ’cüleri birbirine kırdırdık” diyen, parti yöneticilerini “unutmaz!”

Aziz şehitlerimize “kelle”, terörist başına “sayın” diyenleri, PKK ile OSLO’da aynı masaya oturanları, Habur’da kurulan çadır mahkemelerini, Dolmabahçe’deki “açılım” görüşmelerini “unutmaz!”

Millet aç, bi-ilaç medet ararken, saray avanesinin evlerinden çıkan kasaları, ayakkabı kutularından taşan dolarları, yüz binlerce avroluk saatleri, Reza Zerrab’ın önüne yatan bakanları, sıfırlanmayan milyonlarca doları “unutmaz!”

Dünya lideri edasıyla memlekette caka satıp, ecdadımızın türbesini terör örgütünün koruması altında kaçıranları, vatan toprağını terk edenleri, ABD başkanının bir sözüyle, rahibi iadeli taahhütlü Beyaz Saray’a gönderenleri, yine ABD Başkanının hakaret dolu mektubunu Washington’da onun suratına çarpamayıp, ürkekçe masasının kenarına iliştirerek iade edenleri, Suriye’de 36 askerimizin şehit düştüğü saldırının ardından Moskova’ya gidip, bir de askerlerimizi bombalayanların kapısında ayakta bekleyenleri milletimiz “unutmaz!”

Savunma sanayimizin göz bebeği, Sakarya Tank Palet Fabrikasını Katar ordusuna bedava peşkeş çekenleri, Katar Emiri’nin annesine, sarayın damatlarına, saray sosyetesine ballı rantlar sağlamak için kanal açıp, İstanbul’a bir kez daha ihanet edenleri, bu millet “unutmaz!”

Soma’da iş cinayetine kurban verdiğimiz 301 madencimizi, havaya uçan fişek fabrikalarında yaşamını kaybeden işçilerimizi, işverenin taşımadığı patlamayan mühimmatları taşırken şehit olan Mehmetçiklerimizi, iş cinayetlerine “işin fıtratı” diyenleri, çiftçimizi “ananı da al git” diye azarlayanları, “her üniversite mezununa iş bulamayız” diye vatandaşımızı kovalayanları, bu millet “unutmaz!”

Bunları internetten silseniz de, sosyal medyadan kaldırsanız da, videolarına yasaklar koysanız da, milletimizin vicdanından, zihninden bu yapılanlar, bu rezillikler, “silinemez!”

 

HALININ ALTINA SÜPÜRSE DE KOKAR

Saray hükümeti, milletin yaşadığı gerçeklere karartma uygulayarak, saklayarak, sansürleyerek sorunları çözemez. Pislikleri halının altına süpürülebilir; ama üç gün sonra pis kokular evi sarar. Kokusu çıkar. Saray damatlarından birinin atandığı TÜİK, enflasyon ve işsizliğe karatma uyguladı da ne oldu? Hayat ucuzladı mı? İşsizlik azaldı mı? Hayır. Şimdi tıpkı enflasyon ve işsizlik rakamları gibi COVID istatistiklerine de karartma ve sansür başladı. 28 Temmuz’a kadar sürekli raporlanan yoğun bakım ve entübe hasta sayıları, 29 Temmuz’da birden kesildi. Sebep? Herhalde saray hükümetinin salgınla mücadeledeki beceriksizlikleri daha fazla dikkat çekmesin diye. Ama şunu açıkça söyleyeyim, milletimiz her şeyi görüyor. Yapılanları not ediyor. Gelecek ilk sandıkta da saray hükümetini ve koalisyon ortağına “size oy moy yok” diyerek, yerlerini bildirmeye hazırlanıyor. Onları evlerine gönderecek.

 

MUHALEFETTEKİ SON KURULTAYIMIZ

  1. Olağan Kurultayımızı salgın koşullarında parti içi demokrasiden ödün vermeden, başarıyla gerçekleştirdik. Tüm sağlık tedbirlerini en üst seviyede alarak, büyük bir demokrasi şölenini hep birlikte yaşadık. Katkılarıyla, eleştirileriyle, oylarıyla, emekleriyle Kurultayımıza destek veren üyelerimize, delegelerimize, herkese çok teşekkür ediyoruz. 37. Kurultayımız, partimizin muhalefetteki son kurultayıydı. Önümüzdeki seçim artık milletimizin 18 yıllık köhne ve sırtında ağır bir yük olan saray hükümetinden kurtulduğu seçim olacaktır. Biz saray vesayetine karşı, bu ülkeyi seven, haktan, hukuktan, adaletten, demokrasiden yana olan tüm vatandaşlarımızla beraber ülkemizi yeniden ayağa kaldırmak için hazırız.

 

İŞSİZ SAYIMIZ 106 ÜLKENİN NÜFUSUNDAN FAZLA

Biliyoruz, işimiz kolay değil. Saray’ın vesayet rejiminde tüm kurumlar tasfiye edildi. Liyakat bitirildi. Hukuk çökertildi, milletimiz işinden, aşından oldu. Erdoğan’ın tek adam olma hevesinin depreştiği 2014’ten bu yana milli gelirimiz tam 200 milyar dolar eridi. Erimeye de devam ediyor. Bu sene sonuna kadar bir 50 milyar dolar daha gidecek. İşsiz sayısı 10 milyonu aştı. Estonya, Slovenya, Bahreyn, Katar ve Kosova’nın nüfuslarını toplayın, bizim işsiz sayımız bu ülkelerin toplam nüfusundan daha fazla. Ülkemizdeki işsizlerin sayısı yeryüzündeki 106 ülkenin nüfusundan daha fazla. 20-29 yaş arasındaki, milletimizin umudu olması gereken her 10 gencimizden 4’ü, ne okuyor, ne de bir işte çalışıyor. Anasının, babasının eline bakıyor. Ailelerin bin bir emekle büyüttüğü, bin bir umutla üniversitelerde okuttuğu, 1 milyona yakın üniversite mezunu gencimiz işsiz. 18 yılın sonunda iflas eden sadece ekonomimiz değil. Eğitim sistemi de iflas etti.

 

TÜRKİYE’NİN EN ÖNEMLİ BEKA SORUNU EĞİTİM

Bu hafta yükseköğretim kurumları sınav sonuçları açıklandı. Sınavda 40 soruluk Türkçe testinde, öğrencilerimizin doğru cevap verme ortalaması 14… Çocuklarımız, kendi anadilinde soruların yarısını bile yanıtlayamamış durumdalar. Temel matematik testindeki 40 soruda doğru cevap sayısı ortalama 5,5. Fen bilimleri temel yeterlilik testinde 20 soruda ortalama doğru sayısı 2,7. 3 değil yani. Şimdi bu tabloyla mı dünya arenasında yarışacağız? Üyesi olduğumuz Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından düzenlenen PISA sonuçlarına göre; okuma becerilerinde OECD ülkeleri içinde sondan 6. sıradayız. Matematik alanında sondan 5. sıradayız. Fen bilimlerinde ise sondan 8. sıradayız. Dijital ekonomiye, sanayi 4.0’a dönüşümü bu eğitim sistemiyle mi yapacağız? Gençlerimizi dünyanın en bilgili, en yaratıcı ve en çok kazanan gençleri arasına böyle mi sokacağız? Türkiye’nin en önemli beka sorunu budur. Altını çiziyorum Türkiye’nin en önemli beka sorunu budur. Gençlerine iyi bir eğitim ve iş veremeyen bir ülke geleceğe güvenle bakamaz.

 

MİLLET DÜĞÜNLERDEN KAÇIYOR

Bu beceriksiz tek kişilik saray hükümetinde gençlerimizin eli ekmek tutamaz oldu. Eli ekmek tutmayan gençlerimiz nasıl yuva kuracak? Yaz aylarındayız. Düğün sezonundayız. Ama millet, düğünlerden kaçar oldu. Millet düğünde, dernekte geline, damada bir çeyrek altın taksa, ayın sonunu nasıl getirecek bilemiyor. “Ülkeyi uçuracak” dedikleri tek adam vesayet rejimi, sarayın bekçisinin “cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” dediği, “tek kişilik saray hükümeti” milletimizi perişan etti. Bu ucube rejimin inşası 2014’te başladı. O yıl, bir aylık asgari ücretle, 6 çeyrek altın alınıyordu. Bugün bir aylık asgari ücretle sadece 3 çeyrek alınabiliyor. Saray sosyetesi milleti unutup  “altun varaklı” aynalarında kendilerini seyrederken, milletin elinde avucunda ne varsa gün görmüş kar gibi eriyor.

 

REZERVİN ADI VAR, KENDİ YOK

İşsizlik ve hayat pahalılığı milletimizin belini her geçen gün biraz daha büküyor, Türk lirası, kamu bankaları üzerinden yapılan her türlü örtülü operasyona rağmen hızla değer kaybediyor, “sıfır attık” diye övündükleri paramızın değerini, 15 yılda sıfırladılar. Merkez Bankası’nın kasasındaki döviz rezervinin adı var, kendi yok. Son üç aydır borcu düşünce net döviz rezervi eksi bakiye veriyor. Türkiye ekonomisi bankadan çektiği avansla, kredi kartlarına takla attırarak ay sonunu getirmeye çalışan memurlara döndü. Haziran’da, SWAP dedikleri emanete alınan dövizlerin tutarı 54 milyar doları geçti. Her 100 dolarlık rezervin 63 doları emanet. Son bir yılda net rezervlerdeki erime 46 milyar dolar.

 

DAMAT, KAPKAÇÇI FAİZ LOBİSİNE ÇALIŞIYOR

Bizim gördüğümüzü tabi elin oğlu da görüyor. Yabancı yatırımcı ardına bakmadan kaçıyor. Damat da bunlara milletin dövizini ucuz ucuz satıp, ülkeden kaçanı adeta mükâfatlandırıyor. Damat, millete değil “kap-kaççı faiz lobisine” çalışıyor. Gerçekler ortadayken, güçlü ekonomi masalları da, krizden çıkıyoruz hikâyeleri de artık kimseye bir şey ifade etmiyor. Dolar dünyada değer kaybediyor, ama Türk Lirası karşısında değer kazanıyor. Türk Lirası son bir haftada dolar karşısında en çok değer yitiren para birimi. Dolar yeniden 7 liraya dayandı. Avro ise 8 lirayı geçti. Ağızlarından yerli ve milli laflarını düşürmeyenler, milli paramızın değerini pul etti.

 

FAİZ DÜŞTÜ, ENFLASYON YÜKSELDİ

Millet tasarruflarını korumak için dövize kaçıyor. Bankalardaki yabancı para mevduat, 204 milyar dolarla yeni bir rekor kırdı. Sarayın kerameti kendinden menkul enflasyon-faiz teorileri de yerle bir oldu. Bu işler atıp tutarak olmuyor. Lafla peynir gemisi yürümüyor. Merkez Bankası yılbaşından bu yana, sarayın kibirli başının talimatıyla politika faizini yüzde 12’den yüzde 8,25’e indirdi. Sarayın kibirlisi ne diyordu? “Faiz düşünce merak etmeyin enflasyon da düşecek” diyordu. Ama faiz düştü, enflasyon yüzde 11,8’den yüzde 12,6’ya çıktı. Dün de Merkez Bankası, yılsonuna ilişkin enflasyon tahminlerini açıkladı. Banka, daha önce yüzde 7,4 olan enflasyon tahminini, yüzde 8,9’a çıkardı. Yani enflasyon tahmini bugün politika faizinin üstüne çıktı.

 

TOPUN PEŞİNDE AZ KOŞTURUP MÜLKİYE’DE OKUSAYDI

Erdoğan’ın oğlu, katıldığı bir programda; “Babam Ankara Siyasalda okumak istemiş ama kısmet olmamış” dedi. Keşke okusaydı. Keşke futbol topunun peşinde biraz daha az koşturup, Mekteb-i Mülkiye’de okuyabilseydi.

Rahmetli Sadun Aren’in rahle-i tedrisinden geçip, iktisada giriş dersini ondan alsaydı. O zaman kerameti kendinden menkul “faiz sebep, enflasyon sonuç” gibi fantezilerin vebalini milletimiz ödemek zorunda kalmazdı.

Yine keşke rahmetli Mümtaz Soysal’dan Anayasa Hukuku dersi alsaydı. Hukuk devleti nedir? Kuvvetler ayrılığı neden gerekir, neden şarttır demokrasi için? Bunları öğrenirdi.

Yine keşke rahmetli Bahri Savcı hocamızdan bir İdare Hukuku dersi alabilseydi. Böylece idarenin sorumluluğu ne demek, idarenin denetimi ne demek belki öğrenirdi. Bunları öğrenmemiş olmasının bedelini de milletimiz bugün maalesef çok ağır ödemektedir.

 

EMEKLİYE 1500 TL’Yİ ÇOK GÖRDÜLER

Kurban bayramı arifesindeyiz. Kurbanlıkta 1.500 TL’nin altında küçükbaş yok. Danaya girenlerde pay 2 bin TL’ye kadar yükseliyor. Buradan haftalarca bağırdık. “Emeklilerimize verilen bayram ikramiyesini 1.500 TL’ye çıkarın dedik. Çıkarın ki bu bayram, evlatları ve torunlarıyla emeklilerimiz huzur içinde bir bayram geçirebilsinler dedik. Millet eti zaten bayramdan bayrama görüyor. Şu bayramda millet kurbanını kessin, hayrını yapsın. Vatandaşlarımız bayram gibi bayram geçirsin” dedik. Ama her zamanki gibi kös dinlediler, emeklilerimize 1.500 TL ikramiyeyi veremediler, çok gördüler.

 

MİLLET NASIL BAYRAAM YAPSIN

Bu bayrama buruk giren yalnızca emeklilerimiz değil. Emeklilikte yaşa takılan vatandaşlarımız da bayrama buruk giriyor. Yine bayrama buruk giren bir diğer kesim, sayıları 10 milyonu aşan işsizlerimiz. Evde işsiz biri varken, o eve bayram uğrar mı? Uğramaz. Yine çalışmadığı halde çalışıyor görünen ve sayıları 1 milyon 700 bini aşan ücretsiz izne çıkarılmış, günde 39 liraya mahkum edilen yurttaşlarımız nasıl bayram edecekler bir söyleyiverin. Karnını nasıl doyuracak, evinin kirasını, kredi kartının borç taksitlerini nasıl ödeyecek? Stopajını, kirasını, borçlarını ödeyemeyen, sicil affı gelmediği için kredi bile alamayan, saray hükümeti bütçeden doğru dürüst destek vermediği için dükkanını bile açamayan esnaflarımız nasıl bayram edecek?

 

VİCDANSIZ DÜZEN SON DEMLERİNİ YAŞIYOR

Son 14 yıldır kanunen alması gerektiği halde; mazot, gübre, tohum ve diğer desteklerin ancak yarısını alabilen, tarlasını, traktörünü satmak zorunda kalan çiftçilerimiz nasıl bayram edecek? Saraylarında milletin adını bile telaffuz edemediği envai çeşit yiyecek ve içecekle beslenenler, köpüklü jakuzisine uzanıp milletle, “ulan fakirler, beni rahatsız etmeyin, keyfimi bozmayın” diye dalga geçenler, milletin sırtından üçer beşer maaşlar alanlar, milletin kesesinden Saray’da ballı koltuklar kapanlar, milletin derdini, sıkıntısını elbette anlamaz. Ama bu vicdansız düzen artık son demlerini yaşıyor. Milletimiz yapılanları görüyor. Günü saati geldiğinde de bunlara size oy moy yok deyip yerlerini gösterecek. Evlerine gönderecek.

 

DOĞRU YÖNETİMLE SORUNLARI AŞARIZ

Kimse umutsuzluğa kapılmasın. Türkiye çok büyük bir ülkedir. Ülkemiz doğru yönetilirse sorunlarımız çok rahat aşılır. Yeter ki ehliyetli, liyakatli, yurtsever kadrolar iş başına gelsin. Kurultayımızda bu kadroların adresinin, ülkemizi, bayrağımızı, ibadethanelerimizi emperyalistlerin çizmesi altında çiğnenmekten kurtaran Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi olduğunu aziz milletimiz bir kere daha gördü.

Sözlerimi tamamlarken, tüm yurttaşlarımızın Kurban Bayramını kutluyoruz. Vatandaşlarımıza sevdikleriyle beraber, bayram tadında, huzur, bereket ve sağlık dolu güzel günler diliyoruz.

Evet arkadaşlar soru var mı?

 

Soru- Kurultayla ilgili iki liste tartışması gündeme geldi. İstanbul İl Başkanlığı tarafından alternatif liste hazırlandığı yönünde iddialar oldu. Sayın Kaftancıoğlu’nun da bu konuda uyarıldığı iddiaları var yine. Canan Kaftancıoğlu uyarıldı mı? İlk sorum bu. Aynı zamanda liste tartışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Söyledim bu hafta sonu oldukça başarılı bir kurultay gerçekleştirdik. Bu kurultayda delegemizin iradesi tecelli etmiştir. Bu kurultay Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidara yürüyüş kurultayıdır. O nedenle de bu kurultay çerçevesinde artık geçmişi tartışmak yerine ileriye doğru bakmanın zamanıdır. İki liste, beş liste, üç liste, bir liste… Bir tane liste var o da Genel Başkanımızın kendi takdiri içinde tüzüğümüze göre vermiş olduğu bir tane liste… Onun dışında da her türlü diğer arkadaşları değerlendirme yetkisi kurultayımızın delegelerine aitti.

 

Soru- “Atatürk’e hakaret etti” tepkilerinin odağındaki isim Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş bu kez de “fetret devri” açıklamasıyla gündemde. Erbaş, “Hamdolsun bugün Ayasofya’nın fetreti sona ermiştir. Sayın Cumhurbaşkanımızın dirayetiyle artık Allah’a secde edilecek bir mekana dönüştürülmüştür” dedi. Bu konuda yorumunuz nedir?

Faik ÖZTRAK- Şimdi Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş daha önce de Mustafa Kemal Atatürk dönemini, yapılanları lanetlemişti. Şimdi de bakıyoruz Ayasofya’nın müze olması kararıyla yeniden ibadete açılması kararı arasındaki dönemi “fetret devri” olarak nitelendiriyor.

Fetret devri ne demek? İki peygamber arasında veya iki padişah dönemi arasında boş kalan dönem demek. Kim geliyor? Bu fetret dönemi sözüyle Ayasofya’nın açılmasından sonra ne olacağını kastediyor Sayın Diyanet İşleri Başkanı?

Bakın çok açık söyleyeyim, bugün Diyanet İşleri Başkanı’nın oturduğu koltuk Rıfat Börekçi’nin koltuğudur. O koltukta oturan hiç kimse Dürrizade’lik taslayamaz. Diyanet İşleri Başkanının neyi kastettiği, neyi söylediğini anlamak giderek güçleşiyor. Kendi de zaman zaman anlamakta güçlük çekiyor. Kalkıyor bir de tevil etmeye kalkıyor. Ama zırva tevil kaldırmıyor. Diyanet İşleri Başkanı o koltukta Dürrizade rolü oynamaya devam edecekse o koltuğu derhal terk etmelidir, milleti daha fazla üzmemelidir.

 

Soru- AK Partili Mahir Ünal CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun sandık restine, “Bunun konuşulması bile hoş değil önümüzde üç yıl var” dedi. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Ben şunu açıkça söyleyeyim. Önümüzde üç yıl var derken ne yaptıklarını söylemeye çalışıyorlar? Hiçbir şey yapmıyorlar. Ülke çok sıkıntılı günlerden geçiyor, tamamen pansuman yapıyorlar, aspirin tedavisiyle işi geçiştirmeye çalışıyorlar. Söylediğimiz şudur, bu işi yönetemiyorsunuz. Ülkenin aslında gündeminde olmaması gereken şeyleri gündeme getirip milletin gerçek gündemini, işsizliği, açlığı, pahalılığı karartmaya çalışıyorsunuz. Bu şekilde gitmeye devam ederseniz bunu götüremezsiniz. O zaman millete daha fazla zarar vermeden sandığı milletin huzuruna getirmek zorundasınız. Şimdi bunun neresine “konuşulması bile hoş değil” diyorsunuz? Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Ya gereğini yapacaksın ya da çekip gideceksin.

 

Soru- Hatay Baro Başkanı Ekrem Dönmez’in ailesiyle yemek yediği sırada polisler tarafından kimlik göstermediği için gözaltına alınmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Bu olay gerçekten ibret verici bir olaydır. Bu ülkede saray rejiminin memurları ne hale getirdiğini açık seçik ortaya koymaktadır. Liyakat bitmiştir. Memurlar tabi oldukları yasaların farkında bile değildirler. Evet, Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’na göre kimlik sorabilir. Ama kimliği sorulan kişi de polisin kimliğini sorma ve görme hakkına sahiptir. Baro Başkanı bunu yapmaya kalkınca ailesinin yanından, ailesiyle birlikte yemek yerken alınıp apar topar götürülmüştür. Bu memurlar hakkında derhal gereği yapılmalıdır. Bu açıkça hukuk rejiminin, hukuk devletinin ihlalidir.

 

Soru- Muharrem İnce’nin CHP’den ayrılacak bazı milletvekilleriyle bayram sonrası parti kuracağı iddia ediliyor. Değerlendirmeniz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Biraz önce söyledim, gerçekten Cumhuriyet Halk Partisi olarak son derece başarılı bir kurultay yaptık ve milletimize cumhuriyetin ikinci yüzyılı hedeflerini açıkladık. Gerçekten bu ülkenin ihtiyacı olan büyük dönüşümleri içeren bu hedeflerin gerçekleştirilmesi için de kurultayımızdan hemen sonra yola çıktık. Bu Kurultayımız Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidara yürüyüş kurultayıdır. Dolayısıyla bu tür üretilen haberlerle Cumhuriyet Halk Partisi’nin, Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerinin, Cumhuriyet Halk Partili yöneticilerin, Cumhuriyet Halk Partili delegelerin ve üyelerinin kaybedecek zamanı yoktur.

 

Soru- Canan Kaftancıoğlu’nun kurultayda alternatif liste hazırlaması ve Tuncay Özkan ile ilgili açıklamalarına ilişkin yorumlarınız ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Biraz önce o konuyla ilgili yorumlarımı söyledim. Buna ilave edecek başka bir şeyim yok.

Teşekkür ediyorum.

KURULTAYIMIZIN PAROLASI İKTİDARDIR

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de 37. Olağan Kurultay öncesi son kez toplanan MYK sonrası düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Değerli basın mensupları, bugün Kıbrıs Barış Harekatımızın 46. yıldönümü. 46 yıl önce Kıbrıs’a harekat emrini veren 3. Genel Başkanımız rahmetli Bülent Ecevit, Mehmetçiklerimizin savaş için değil barış için adaya çıktıklarını söylemişti. Bugün Kıbrıs’ın Beşparmak Dağlarında, Girne’de, Lefkoşa’da, Gazi Magosa’da, Güzelyurt’ta ve Kıbrıs’ın tamamında barış hüküm sürüyorsa, kimsenin burnu kanamıyorsa bunu 20 Temmuz 1974’te gerçekleştirdiğimiz Barış Harekatına borçluyuz. Kıbrıs Cumhuriyeti, Kıbrıs, CHP için her zaman milli bir dava olmuştur. Bundan sonra da öyle olmaya devam edecektir. Bu vesileyle bu davaya ömrünü vermiş Sayın Rauf Denktaş’ı, Sayın Doktor Fazıl Küçük’ü, 1974’te Barış Harekatının emrini veren Genel Başkanımız Sayın Bülent Ecevit’i ve onun koalisyon ortağı Sayın Prof.Dr.Necmettin Erbakan’ı saygıyla, rahmetle anıyoruz; Kıbrıs şehitlerimizin aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyor, ebediyete intikal eden gazilerimize rahmet, hayatta olan gazilerimize ise sağlıklı ömürler diliyoruz.
LOZAN, EMPERYALİZMİ DOĞUNUN KAPISINDA DURDURAN ANTLAŞMADIR
Değerli basın mensupları, yine bu hafta 24 Temmuz’da cumhuriyetimizin tapu senedi Lozan Barış antlaşmasının 97. yıldönümünü kutlayacağız. Lozan, Birinci Dünya Savaşının galip devletleri karşısında milletimizin elde ettiği askeri zaferin diplomasiyle taçlandırılması, Sevr paçavrasının yırtıp atılmasını sağlayan antlaşmadır. Bugün Anadolu ve Trakya toprakları bütün ve bizimse, bu topraklarda ay yıldızlı bayrağımız dalgalanıyorsa, özgür milletler ailesinin şerefli bir üyesiysek bunları hep Lozan Antlaşmasına borçluyuz. Lozan, dünya tarihinde bir ilktir. Batıya doğu karşısında boyun eğdiren, emperyalizmi doğunun kapısında durduran antlaşmadır. Lozan 20.yüzyıldan bu yana 97 yıl boyunca kesintisiz süren tek uluslararası antlaşmadır. Başta cumhuriyetimizin ve partimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Lozan Antlaşmasının mimarı İsmet Paşa ve Kurtuluş Savaşımızın tüm kahramanlarını saygıyla, rahmetle, minnetle bir kez daha anıyoruz.
ELİNİZİ, KOLUNUZU BU KADAR BAĞLAYAN NEDİR
Değerli basın mensupları, hem Kıbrıs, hem de Lozan’ı anınca, yakın zamanda yaşadığımız ve kamuoyunun dikkatinden kaçırılan acı bir olaya yeniden değinmek istiyorum. Yunanistan, Lozan Antlaşmasının açık hükümlerini ihlal ederek adaları silahlandırıyor. Bu yetmezmiş gibi Ege’de egemenliği antlaşmalarla devredilmeyen kara parçaları üzerinde hak iddia ediyor. En son Yunanistan Cumhurbaşkanı burnumuzun dibindeki Eşek Adasında askeri birlikleri denetleyerek adeta nispet yaptı. Dikkatinizi çekerim adanın ismi bile Türkçe. Ama her ne hikmetse saray hükümetinin ve bekçisinin gıkı çıkmadı. Tek kişilik saray hükümetinin toprak dendiğinde aklına vatan toprağı değil kupon arazi geldiğini biliyoruz. Sınırlarımız dışındaki tek vatan toprağı Süleyman Şah Türbesini teröristlere bırakıp ecdadımızın na’şını sırtlayıp kaçan da bunlardı. Bunların tek bir önceliği vardır, İstanbul başta olmak üzere vatan topraklarını parsel parsel Katar ailesine satmak. Ama bu meselede anlayamadığımız Sayın Bahçeli’nin tutumudur. Daha üç yıl önce bir başka Yunan Cumhurbaşkanı, Aydın’ın Bulamaç ve Eşek Adalarını ziyaret ettiğinde Sayın Bahçeli yeri göğü yıkmıştı. “Bugün bu adalara gelenler yarın İzmir’e gelir, tekrar denize dökülmek isteyeni dökeriz” diye posta atmıştı. Sayın Bahçeli 3 yılda ne değişti de suspus oldunuz? 3 yılda ne oldu da sarayın mutemet bekçisine dönüştünüz? Parmağınıza Ayasofya yüzüğü takıp sarayın müsamerelerine nasıl 3 yıl sonra dekor olabiliyorsunuz? Bu mutemetliğe artık kendi vekilleriniz bile dayanamıyor. Tek kişilik saray hükümetini ve bakanlarını televizyonlarda açıkça millete şikayet ediyorlar. Milletimiz merak ediyor, kendi vekillerinizin şikayetlerine sahip çıkmak yerine neden sürekli sarayın iradesine sahip çıkıyorsunuz? Elinizi, kolunuzu bu kadar bağlayan nedir Sayın Bahçeli? Unutmayın bu millet sizi izliyor, notunuzu veriyor, sandık geldiğinde de size yerinizi gösterecek.
KARNINIZDAN KONUŞMAYIN, İSİMLERİ DERHAL AÇIKLAYIN
Değerli basın mensupları, sarayın içinde de gerilim artıyor. AK Parti’de dedikodu kazanları kaynıyor. AK Parti artık kavgalı evdir. Biz, “FETÖ’nün kendisi okyanus ötesinde ama fikirleri iktidarda” diyorduk, meğerse sadece fikirleri değil, uzuvları da halen iktidardaymış. FETÖ halen emniyet teşkilatı başta olmak üzere kamuda kadrolaşmaya devam ediyormuş. Bunu kim söylüyor? AK Partinin televizyon yıldızları ekibinden eski bir vekil söylüyor. “Bizde isimler var” diyor. Tekrar ediyorum, “bizde isimler var” diyor. Kim bu FETÖ’cüler? Karnınızdan konuşmayın, isimlerini derhal açıklayın. Sarayın İçişleri Bakanı, AK Partili vekille televizyonlarda FETÖ kavgasına tutuşuyor. Yetmiyor, kavga sosyal medyaya taşınıyor. Yüce Allah’ın ayetleri bile bu kavgaya malzeme yapılıyor. Ne günlere kaldık! Bu kifayetsizlerin elinde devletimiz muz cumhuriyetine döndü.
DEVLETİN TÜM KURUMLARI ÇÜRÜYÜP, DÖKÜLÜYOR
Bu kifayetsizlerin dağıttığı devleti, milletimiz 15 Temmuz’da sokaklardan topladı. Ama hala akıllanmamışlar. Bunlarda FETÖ skandalları bitmiyor. Atatürk’ün kurduğu Türk Tarih Kurumunun başına yakın zamanda yine liyakate değil sadakate dayanan bir atama yapılmıştı. Şimdi bu şahıs çıktı, FETÖ’nün alçak darbe girişimine karışmış ama zaman içinde nedamet duyan, pişmanlık duyan insanlar kazanılmalı deyiverdi. Türkçesi şu, 15 Temmuz gecesi millete kurşun sıkan darbecilere af talep ediyor. Tepkiler gelince de sözlerini tevil etmeye çalıştı. Ama zırva tevil kabul etmez. İşte böyle yetersiz, liyakatsiz kişilerin elinde devletin tüm kurumları çürüyüp, dökülüyor. Hazreti Peygamberimiz, “iş ehil olmayana verilince kıyameti bekle” diye buyurmuş. Maalesef ülkemiz de bu ehliyetsiz kadroların elinde kendi kıyametini yaşıyor.
DEVLETİN TULUMBASINDA SU BİTTİ
Yönetimdeki çürümeden nasibini almayan tek bir kurumumuz kalmadı. Ülkemizin gözbebeği Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası da içler acısı halde. Her hafta sonu bankacılık sistemiyle ilgili yeni bir düzenleme yapılıyor. Haftada 5 iş günü var ama düzenleme yapmak için Merkez Bankası tatil gününü, Cumartesini bekliyor. Piyasalar da eli yüreğinde, bakalım bu hafta sonu nasıl bir sürprizle karşı karşıya kalacağız diye bekliyorlar. Geçtiğimiz Cumartesi yine bir düzenleme yapıldı. Yabancı para zorunlu karşılık oranları tüm bankalarda, tüm yükümlülük türlerinde ve vade dilimlerinde 300 baz puan yani yüzdeye vurursak 3 puan arttırıldı. Bankalar, vatandaşın kendilerine yatırdığı döviz mevduatları karşılığında Merkez Bankasına artık daha fazla karşılık olarak döviz yatıracaklar. Bu kararla bankalardan 9,2 milyar dolar Merkez Bankasının kasasına aktarılacak. Burada amaç vatandaşların hesaplarının güvencesini artırmak değil. Peki amaç ne? Devletin tulumbasında su bitti. Merkez Bankası kasasındaki net rezervler artık eksi bakiye veriyor. Kamu bankaları üzerinden döviz kurlarına müdahale etmek için yeterli barut kalmadı. Devlet bankalarının döviz açık pozisyonu 10 milyar dolara dayandı. Şimdi piyasadan çekecekleri bu dövizlerle, büyüyen döviz açığına yama yapmaya çalışıyorlar. Bu yama tutar mı? Mümkün değil. Ekonominin döviz kazancını artıracak veya döviz ihtiyacını azaltacak hangi tedbiri aldılar ki? Tam tersine kredi muslukları sonuna kadar açılarak ekonominin döviz açığı büyütüldü.
VATANDAŞ, BU LİYAKATSİZLERİN ELİNDE PARASININ PUL OLACAĞINI GÖRÜYOR
Diğer taraftan çok önemli bir döviz getirisi olan turizm sektöründe işler salgın nedeniyle hiç iyi değil. Geçen yılın ilk 5 ayında yaklaşık 8 milyar dolarlık turizm gelirimiz varken, bu yılın aynı döneminde sadece 3,4 milyar dolar gelir elde ettik. Daha yılın ilk 5 ayında 4,5 milyar dolarlık bir kaybımız var. Böyle giderse yıl boyunca turizmdeki kaybımız 20 milyar doları bulacak. Merkez Bankası bir takım ilginç formüller geliştirerek, bankaların vatandaşın döviz tevdiat hesabını kabul etmelerini zorlaştırmaya çalıştı, olmadı. Hükümet şimdi bankalara ben dışarıdan döviz bulamıyorum, sen vatandaşın sana yatırdığı döviz tevdiat hesapları karşılığında çık dışarıdan döviz bul, bana getir diyor. Hep söylüyoruz, tek kişilik saray hükümeti ekonomide sorun çözmek yerine sorunların üstünü örtmeye, halının altına gizlemeye çalışıyor. Pansumanla, aspirin tedavisiyle işi geçiştirebilirim zannediyor. Millet neden dövize kaçıyor? Vatandaş, saray yandaşlarının devletle iş yaparken alacağını dövize bağladığını, bundan da çok ciddi ölçüde kar ettiğini gördü bir kere. O nedenle bir kere dövize gidiyor. Vatandaşımız bu liyakatsizlerin elinde artık parasının pul olacağını da görüyor. Kendini ve birikiminin değerini korumaya çalışıyor. Sadece son bir haftada bankalardaki yabancı para cinsinden mevduatlar 1,2 milyar dolar artarak, 231 milyar dolara ulaşmış. Mayıs başından bu yana yani son 3 aydaki artış ise 8 milyar doları aşmış. Diğer taraftan da Merkez Bankası ilk 5 ayda 22,4 milyar dolar döviz rezervini eritmiş. Bunu niçin yapmış? Bunu döviz kurunu sabit tutmak için yapmış. Bu ülkeye 19 yıl önce dalgalı döviz kuru rejimini neden getirdik? Faiz lobileri, spekülatörler paralarını yurtdışına kaçırmak istediklerinde bunun zararına katlansınlar diye. Şimdi Merkez Bankası bu rezervleri bu kadar ucuza sattığında ne oluyor? Milletin bütçesinden Türk Lirasıyla faiz alıp yurtdışına döviz çıkaranlar zarar etmiyor. Tüyü bitmedik yetimin hakkını faiz baronlarına peşkeş çekiyorlar.
MOĞOL ORDULARI EKONOMİMİZE BU KADAR ZARAR VEREMEZDİ
Değerli basın mensupları, sarayın tek kişilik hükümeti artık sandıkta milletin onlara göstereceği yeri görüyor. Gideceğini anlıyor. Ülkeyi “benden sonrası tufan” anlayışıyla yönetiyor. Ekonomide bütçe dengesi, döviz bilançosu altüst, Merkez Bankası kasasındaki rezervler suyunu çekmiş, milletin yedek akçesine el atılmış, millet gırtlağına kadar borca batırılmış. Son bir yılda 2 milyon 5 bin yurttaşımız işini kaybetmiş. Bu ucube rejim işbaşı yaptığından bu yana işini kaybedenlerin sayısı ise 3 milyon 202 bin. 3 milyon kişi işini kaybetmiş. Moğol orduları ekonomimize bu kadar zarar veremezdi. Erdoğan ve sosyete damadı ekonomiyi talan etmişlerdir. Şimdi tek kişilik saray hükümeti giderayak tüm yükü çalışanların sırtına yıkmaya hazırlanmaktadır. Emekçilerimize tuzak üstüne tuzak kuruyorlar. Bir yandan kıdem tazminatını tartışmaya açıyorlar, diğer taraftan da “esnek çalışma” diyerek belirli süreli sözleşmeyi norm haline getirmeye, işçilerin ihbar ve kıdem tazminatlarını ellerinden almanın yollarını arıyorlar.
İŞÇİLER AÇ KALSINLAR AMA İŞSİZ GÖRÜNMESİNLER!
Şu anda TBMM’de “mini istihdam paketi” dedikleri bir teklifin görüşmeleri sürüyor. 18 yıllık AK Parti iktidarında tam 20 paket açıklamışlar. Bunun 15 tanesi istihdam paketi, 5 tanesi de reform paketi. Şimdi 21’inci paket yolda. Her paketten sonra memlekette işsizlik daha da artmış. Bu teklifle de ücretsiz izin diyerek işçilerimizi bir yıl boyunca iş yerlerine prangalayacaklar. Daha önceki paketlerden tecrübe kazanmışlar. Saray hükümeti Temmuz 2021’e kadar ücretsiz izin uygulamasını uzatmak istiyor. Bugün bu ülkede 4 kişilik ailenin bir aylık açlık sınırı 2 bin 374 lira yani günde 79 lira. 79 liranın altında para geçiyorsa eline açlık sınırının altındasın. Bir yıl boyunca ücretsiz izne çıkarılan işçilerimiz ve ailelerine ise günde 39 lira verilecek. Bu 39 lirayla hayata tutunmaya çalışacaklar. Bu insanlar karınlarını nasıl doyuracak? Öyle az buz da insan bu ücretsiz izne tabi değil. İşsizlik sigortası verilerine göre salgın döneminde tam 1 milyon 705 bin 147 işçi ücretsiz izne çıkarılmış. Yani 2 milyona yaklaşan işçi işbaşı yapmadığı halde bu dönemde çalışıyor sayılmış. Sarayın sosyete damadı tecrübe kazandı dedik ya, işsizliği düşük göstermek için bulduğu son çare bu. İşçiler aç kalsınlar ama işsiz görünmesinler! Bari ücretsiz izne çıkardığınız işçilerimize işsizlik sigortasından asgari ücret kadar bir destek verin. Biz mecliste bu konuda gerekli mücadeleyi yapmaya devam edeceğiz.
TÜRKİYE’DE GERÇEK İŞSİZLİK ORANI YÜZDE 19,4
Bu arada, hafta sonu sarayın kibir abidesi “ekonomide birçok ülkeyi geride bıraktık” diye caka sattı. Ben hangi ülkeleri geride bıraktığımızı söyleyeyim. AB İstatistik Ofisi Eurostat, salgın döneminde gerçek işsizlik göstergelerini açıkladı. Türkiye’de gerçek işsizlik oranı yüzde 19,4. Avrupa’da ekonomisi iflas etmiş Yunanistan ve bu salgının merkez üssü olan İtalya ve İspanya‘dan sonra en yüksek işsizlik oranı bizde. Biz yani bunları geçmişiz. Komşumuz Bulgaristan’da işsizlik yüzde 7,6. Romanya’da yüzde 6,3. Bizde ise yüzde 19,4.
SON 6 YILDA FAŞİZMİN ANSİKLOPEDİSİNİ YAZDINIZ
Aynı toplantıda kibir abidesi bir de “insanımıza tepeden bakan, makarnacı, kömürcü diyen faşist zihniyetle çarpışarak bugünlere geldik” diyor. Herhalde ağzından çıkanı kulağı duymuyor. Danışmanların yazdığı metni okuyor. Beyefendi, uçan, kaçan, yürüyen saraylar sizde, millet yiyecek makarna bulamazken zencefilli somonlu suşileri, kornişona sarılı dana rozbifleri, stareks meyvesi eşliğinde aloeveraları, ejder meyveli smoothieleri gövdeye indiren sizsiniz. Telefonların ardına saklanıp 15 Temmuz gecesi sokağa çağırdığınız gazilere bugün sokakları dar eden de sizsiniz. Halkımızın gazilerimize ve şehit yakınlarına bağışladığı paraların üstüne yatan da sizsiniz. “Bu unvanların sorumluluğunu taşımakta zorluk çekenler elbette olabilir” diye şehit ailelerimize ve gazilerimize atıp tutup, kem söz söyleyen de sizsiniz. Daha dün köpüklü jakuziye yatıp, “fakirler beni rahatsız etmeyin” diyen şımarık genç sizin partinizin gençlik kolu başkanlarından biri değil mi? Tek adam olacağım diyerek son 6 yılda faşizmin ansiklopedisini yazdınız. Faşist zihniyetin daniskası sarayda, hiç sağda solda aramayın. Atalarımız büyük lokma ye ama büyük söz söyleme demiş. Siz hem büyük söz söylüyorsunuz hem de saraylarınızda en büyük lokmaları gövdeye indiriyorsunuz. “Hem şeytan taşladık, hem tavaf yaptık” derken yine kibre düşüp şeytanlaşan da sizlersiniz. Adınız Firavuna çıktı. Tavaftan anladığınız da siyasette sürekli dönmek, dün ak dediğinize bugün kara demek.
DÜNYA ÜLKEMİZİN YÖNETİM ŞEKLİNİ “FİİLİ DİKTATÖRLÜK” DİYE TANIMLAMAYA BAŞLADI
Faşizmden bahsetmişken bugün aynı zamanda karanlık 20 Temmuz sivil darbesinin dördüncü yıldönümü. Bu dört yılda 15 Temmuz darbesi araştırıldı mı? Hayır. FETÖ’nün siyasi ayağı ortaya çıkarıldı mı? Hayır. Peki bu dört yılda ne oldu? Ucube tek adam rejimi kuruldu, ülkemiz ucube rejim kurulalı beri insani özgürlük endeksinde 38 sıra, dünya mutluluk endeksinde 24 sıra, küresel barış endeksinde 4 sıra birden geriledi. Sınır tanımayan gazeteciler örgütünün basın özgürlüğü endeksinde 161 ülke arasında 154. sıradayız. Dünya artık ülkemizin yönetim şeklini “fiili diktatörlük” diye tanımlamaya başladı. Her ucube rejim gibi Erdoğan’ın saray rejimi de milletimizin aşını, işini eritti, parasını pul etti. 4 yıl önce 1 dolar 2 lira 98 kuruştu şimdi 6 lira 86 kuruş. Çeyrek altın 312 liraydı, şimdi 659 lira. Sanmayın ki bunlar görülmüyor Sayın Erdoğan; milletimiz sizi izliyor, ne yaptığınızı görüyor, notunuzu veriyor, sandık geldiğinde de yerinizi gösterecek, “sana oy, moy yok” diyecek.
KURULTAYIMIZIN PAROLASI İKTİDARDIR
Değerli basın mensupları, kul sıkışmayınca Hızır yetişmezmiş. Türkiye’miz her alanda büyük bir sıkışmışlık içinde. Ekonomide, dış politikada, eğitimde, tarımda, adalet ve yargıda çok büyük sıkıntılar var. Tüm bu sıkıntıları çözmeye, 18 yılın kirini, pasını ve tüm çürümüşlüğünü ortadan kaldırmaya CHP olarak talibiz. CHP’nin tarihi misyonu, ülkemiz ne zaman dara düşse milletimizle beraber ülkemizi içine düştüğü karanlıklardan aydınlığa çıkarmaktır. CHP bu ülkeyi yeniden ayağa kaldıracak iradenin partisidir. Milli mücadele meydanlarında kurulmuş, emperyalizme dur demiş, devlet kurmuş, çok partili demokrasiyi getirmiş, kimsesizlerin kimsesi sosyal devletle ülkemizi tanıştırmış CHP’nin 37. Olağan Kurultayını bu hafta sonu yapacağız. Kurultayımızın parolası iktidardır. Kurultayımızın hedefi, ilk seçimlerden sonra otoriter saray rejiminden kurtulup ülkemize güçlendirilmiş demokratik parlamenter sistemi getirmektir. Bizim davamızın doğruluğuna, kadrolarımızın liyakatine ve halkımıza inancımız tamdır. Bugün Merkez Yönetim Kurulumuzun son toplantısını gerçekleştiriyoruz. Sayın Genel Başkanımız dünyada ve Türkiye’de çok zor bir dönemde görev yapan tüm MYK üyelerimize üstün çalışmaları için teşekkür etti. Kurultaydan sonrada partimizi iktidara taşıyacak Parti Meclisimiz teşekkül edecek. Kurultayımızı Covid-19 salgını nedeniyle olağanüstü koşullarda yapıyoruz. Ne delegelerimizin ve diğer katılımcıların sağlığından ne de partimizin iradesinin en demokratik biçimde oluşmasından taviz vermeyeceğiz. Bu amaçla her türlü tedbiri özenle aldık, alıyoruz.
37. Olağan Kurultayımızın milletimize, partimize, demokrasimize hayırlı uğurlu olmasını diliyoruz. Kurultayın kazananı milletimiz ve CHP’nin cesur, cefakar üyeleri olacaktır.
Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sizlerin sorularını alabilirim.
Soru- Biliyorsunuz aslında tek bir aday var kesinleşmiş, Aytuğ Atıcı, ama bugün sürpriz bir gelişme yaşandı, Onur Üyesi Tolga Yarman da adaylığını açıkladı. Kendisi aynı zamanda ikinci kez de kurultayı mahkemenin gündemine taşıdı. Sizin bu konuyla alakalı görüşleriniz nelerdir?
Faik ÖZTRAK- Yani şunu açıkça ifade edeyim. Kurultayımızda Genel Başkan olma şartlarını taşıyan ve bu şartların gereğini yerine getiren herkes aday olma hakkına sahiptir. Dolayısıyla bunda yadırganacak bir durum yoktur.
Soru- Kurultayın iptal edilmesi için mahkemeye başvurmuştu.
Faik ÖZTRAK- Ben söyleyeceğimi söyledim. Yani onu takdirini de delegelerimize bırakıyoruz.
Soru- Türk Tarih Kurumu Başkanının, “darbeye karışmış ama pişman olanlara sahip çıkalım” sözleri çok tartışılmış, tepki çekmişti. İstifası için, “Cumhurbaşkanımız isterse gereğini yaparım, istifa ederim” dedi. Dün de İbrahim Kalın, “kendisinin bir muhasebe yapmasında fayda var” dedi. Sizin istifa tartışmasıyla ilgili değerlendirmeniz nedir?
Faik ÖZTRAK- Biliyorsunuz bu ülkede ilginç bir durum var. İstifa tek taraflı bir müessese. Yani onaya tabi değil ama her nedense saray hükümetinden istifa etmek, saray hükümetinin bürokratlığından istifa etmek, saray hükümetinin başındaki tek adamın onayına bağlı. Şunu açıkça söyleyeyim, bu zatın sözleri doğru düzgün sözler değildir. Son derece tehlikeli sözlerdir. Biraz önce burada ifade ettim. Vatandaşlarımıza kurşun sıkan, topla tüfekle saldıran, uçaklardan bomba atan, 251 tane yurttaşımızın şehit olmasına neden olanlar için af talebidir. Bunu bu milletin vicdanı kabul etmez. Dolayısıyla evet, durumunu bir an önce gözden geçirip, yukarıdaki sarayın kibirli adamının ne diyeceğini beklemeden, bu söylemiş olduğu sözler nedeniyle hemen istifa etmesi lazım. Çünkü milletimizin vicdanı rencide olmuştur.
Soru- Son günlerde Türkiye’nin Libya diplomasisi hız kazanmış durumda. İkili görüşme ve ziyaretler devam ediyor. Bugün Libya İçişleri Bakanının Ankara’ya bir ziyareti oldu. Öte yandan hükümetin Libya politikası başta Fransa olmak üzere bazı AB üyesi ülkeler tarafından da tepkiyle karşılanıyor. CHP olarak hükümetin Libya politikasını ve bu ülkelerde yaşanan gerginliği nasıl değerlendiriyorsunuz?
Faik ÖZTRAK- Libya’da sular ısınıyor ve bugün bu söylediklerinizin yanında, Mısır Libya’ya asker gönderme konusunda parlamentosunda karar almaya hazırlanıyor. Biz Libya’da gerginlikten yana değiliz. Libya’da aklıselimin bir an önce hakim olması lazım ve Libya meselesinin barış içinde çözülmesi için hükümet gerekli girişimlerde bulunuyorsa biz bu girişimlerin tabii ki arkasında olacağız. Ama ülkemizi bir maceraya, bir vekalet savaşına sokacak ve kahraman askerlerimizin ayağına taş değdirecek maceraperest yaklaşımların da karşısındayız.
Soru- Ayasofya’da kılınacak ilk Cuma namazı için Sayın Kılıçdaroğlu’na ya da partinize bir davet geldi mi? Katılım düşünülüyor mu?
Faik ÖZTRAK- Şunu çok açıkça ifade edeyim. Namaza davet ezanı Muhammedîyle olur. Namaz için hiç kimsenin ayrıca bir davete ihtiyacı yoktur. Namaz kılmanın protokolü olmaz, VIP’i olmaz.
Soru- Netflix ile AKP arasında bir sansür tartışmasının yaşandığı ve Netflix’in AKP’ye sansür konusunda rest çektiği iddia ediliyor. Öte yandan gündemde bir de sosyal medya düzenlemesi var. Bir kontrol komisyonunun kurulmasının planlandığı konuşuluyor. CHP’nin tüm bu sürece bakışı nasıl?
Faik ÖZTRAK- Daha önce de bu konuyla ilgili ifade etmiştim, CHP olarak biz sosyal medyaya getirilecek her türlü sansüre karşıyız. Biz medyaya getirilecek her türlü sansüre karşıyız. Özgür medyayı, özgür basını kısıtlayacak her türlü uygulamaya karşıyız. Uluslararası kabul görmüş bir takım normlara uygun olarak bir takım düzenlemeler yapılır bunlara bakılır. Ama burada unutmayın, bu düzenlemelerin düğmesine hınçla basıldı; hesap sorma, öç alma yaklaşımıyla basıldı. Dolayısıyla buradan medyadaki söz söyleme, yazma, çizme özgürlüğünü geliştirecek bir düzenleme çıkması yerine çok ciddi bir yasakçı düzenleme çıkma ihtimali mevcuttur. Bunun da biz CHP olarak karşısındayız.
Soru- İkinci yargı paketinin bu hafta Genel Kurula gelmesi bekleniyor. Teklife göre, yargılanan kişinin korunmaya değer üstün bir menfaatinin bulunması halinde duruşmaların bir kısmı veya tamamı gizli yapılacak. Birçok duruşmayı gizli hale dönüştürecek bu maddeye dair, yasalaşması halinde, CHP’nin AYM’ye gitmesi gibi bir planlaması var mı?
Faik ÖZTRAK- Şimdi tabi bu hatırlayacaksınız gizli tanık meselesi FETÖ’nün yargı için getirmiş olduğu bir düzenlemeydi ve gerçekten önemli ölçüde hak ihlallerini bu gizli tanıkla gerçekleştirdiler. Anlaşılan şimdi bu yetmiyor artık gizli duruşma noktasına doğru gitmeyi tercih ediyorlar. Tekrar söylüyorum, yargı üzerinde iktidarın vesayeti derhal kalkmalıdır. Davaya özgü, kişiye özgü mahkemeler olmamalıdır. Mahkemelerde her şey açık seçik milletin gözü önünde gerçekleşmelidir.
Soru- CHP kurultayında hangi vurgu öne çıkacak? Pandemi öncesinde demokrasi için iktidar, adalet için iktidar ve özgürlük için iktidar gibi vurguların kullanılacağı söylenmişti. Bu kurultayda öne çıkacak vurgu ne olacak?
Faik ÖZTRAK- Bu kurultayda öne çıkacak vurguyu ifade ettim. Bu kurultay CHP’nin iktidara yürüme kurultayıdır. İktidara yürüyoruz kurultayıdır. Öne çıkacak olan da iktidara yürüyüşümüz olacaktır, iktidara geldikten sonra milletimizi nasıl rahatlatacağımız olacaktır. Ekonomik olarak, özgürlükler olarak bütün bunlar bu kurultayda öne çıkacaktır.
Tekrar söyleyeyim, orada da söylemiştim. Bu kurultay bundan önce tarihimizde de gördüğümüz gibi CHP misyonunun yani milletimiz ne zaman dara düşse onu bu sıkıntıdan kurtarmayla ilgili iktidar yürüyüşünün kurultayı olacaktır.
Soru- Sayın Fikri Sağlar’ın bugün basına yansıyan ve kurultayın yapılış şeklini eleştirdiği bazı açıklamalar gözümüze çarptı. Sizin bu açıklamalarla ilgili değerlendirmeniz nedir?
Faik ÖZTRAK- Bugün dönüp baktığımızda, dünyada konuşulan bugüne kadar görmediğimiz, bundan önce hiç tecrübe etmediğimiz bir takım koşulların içinde olduğumuzdur. Bu koşulların hemen biteceğine dair de herhangi bir emare yoktur. Ama bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de siyaset işlemeye devam etmektedir. Bu çerçevede altını çizerek söylediğim gibi, tekrar, delegelerimizin, kurultaya katılacak üyelerimizin, tüm katılımcıların, basının sağlık şartlarıyla kurultay iradesinin demokrasiye uygun olarak ortaya çıkması konusunda elimizden gelen her şeyi en iyi şekilde yapacağız. Ve ikisinin birbirinin alternatifi olmadığını tüm milletimize göstereceğiz.
Soru- HDP milletvekili Tuma Çelik’in tecavüz iddiasıyla ilgili. Seçilmiş bir vekilin bu olayın içinde isminin geçiyor olması konusunda sizin değerlendirmeniz ne olacak?
Faik ÖZTRAK- Şimdi çok açık söyleyeyim, eğer ortada mağdur olan bir kadının iddiası varsa CHP olarak biz onun yanında oluruz. Söz konusu milletvekili partisinden istifa etmiştir. Çok kuvvetle muhtemeldir ki, aklanmak için dokunulmazlığının da bir an önce kaldırılmasını talep edecektir. Biz CHP olarak bu yönde adım atılmasının doğru olduğuna inanıyoruz. Yani biran önce mahkemede aklanması için dokunulmazlığın kaldırılması gerekir. Ancak şunu da unutmamamız gerekir. Sonuç itibariyle bu içinde bir siyasetçinin de olduğu bir davadır. Bu çerçevede tabii mahkemelerin sarayın vesayeti altında olmaması büyük önem taşımaktadır. Ama tekrar söylüyorum, biz mağdur olan kadının yanındayız, orada olmaya devam edeceğiz ve mahkemede bu iş aklanana kadar milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması doğru olanıdır.
Soru- Hem Tuma Çelik hem de eşine şiddet uyguladığı Mensur Işık’la ilgili bazı çevrelerden CHP’ye sessiz kaldığı yönünde bazı eleştiriler var. Bu çevrelerin eleştirilerine neler söyleyeceksiniz?
Faik ÖZTRAK- Biz bu konuda en çok ses çıkaran partilerden bir tanesiyiz ve bundan önceki basın toplantımda da söylemiştim, altını çizerek bir kere daha söylüyorum; işte İstanbul Sözleşmesi, meclisin tamamının kabul ettiği İstanbul Sözleşmesi kadınların bu haklarını güvence altına alıyor. Bir kadının mağdur olduğunu söylemesi, bu meselenin dava haline getirilmesi için yeterlidir. Buna karşı çıkanlar şimdi kalkıp da CHP’ye, İstanbul Sözleşmesinde imzamızı geri çekeriz, şunu bunu yaparız diyenlerin kalkıp da CHP’ye, kadınlara karşı şiddetin yanında yer almıyorsunuz, sessiz kalıyorsunuz demeye hiç hakları yoktur. Dönüp aynaya bakacaklar, neler dediklerini tek tek hatırlayacaklar.
Teşekkür ediyorum.

SARAY HÜKÜMETİ, TAŞIMA SUYLA DEĞİRMEN DÖNDÜRMEYE ÇALIŞIYOR

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Değerli basın mensupları, dün Siirt Pervari’de terör örgütü PKK’yla girdikleri çatışmada yaralanan 2, Van’ın Gevaş ilçesinde görev esnasında düşen keşif uçağımızda da 7 emniyet mensubumuz şehit oldu; şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine, emniyet teşkilatımıza ve milletimize başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Yine Azerbaycan ve Ermenistan arasında sınırlarımızın hemen yanı başında çıkan çatışmalarda çok sayıda Azeri kardeşimiz şehit oldu. Şehit olan Azeri kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz. Azerbaycan’ın acısını yürekten paylaşıyoruz. Çatışmaların olduğu bölge Türkiye içinde son derece stratejik bir bölge, umarız ülkemizi yönetenler bu bölgede kurulan tuzakların farkındadır ve ona göre gerekli tedbirleri alıyordur.
ELİNİZİ, DİLİNİZİ GAZİLERİMİZİN VE ŞEHİT AİLELERİMİZİN ÜZERİNDEN ÇEKİN
Değerli basın mensupları, 15 Temmuz hain darbe girişiminin üzerinden 4 yıl geçti. O uğursuz gecede cep telefonlarının ardına saklanıp milleti sokaklara davet edenler 4 yıl sonra saraya giden sokakları milletimize dar ettiler. 15 Temmuz gecesi mermilere göğsünü siper eden gazilerimiz, mermi yedikleri o sokaklarda yürütülmedi. Ve sarayın kibirlisi Erdoğan yine o bildik kibriyle çıktı, saraya yürümek isteyen şehit yakınları ve gazilerimizi kastederek, “bu unvanların sorumluluğunu taşımakta zorluk çekenler elbette olabilir” gibi son derece yakışıksız bir takım laflar etti. Her şeyden önce şehitlik ve gazilik bir mertebedir. O mertebeye can vererek, kan vererek ulaşılır. Bu ülkede kim şehit, kim gazilik makamına erişmiş ona siz karar veremezsiniz Sayın Erdoğan. Bunlar sizin dağıtamayacağınız makamlardır. Size de, bizlere de o insanlara saygı göstermek, sahip çıkmak düşer, nokta. Milletimiz şehidine, gazisine sahip çıkmış, 15 Temmuz şehit yakınları ve gazileri için para toplamış, saraya vermiş ama para şimdi ortada yok. Şehit yakınlarımız ve gazilerimiz size çok basit bir soru soruyor: “Milletimizin bize yaptığı bağışları neden bize vermiyorsunuz?” Bu kadar basit. Size düşen de bu soruya cevap vermek, gereğini yapmak. Ben açık söyleyeyim, bu bağışlanan paralar az daha iç ediliyordu. Genel Başkanımızın ısrarlı takibi sayesinde bu parayı iç edemediler. Saray iktidarına ve Erdoğan’a bir kez daha söylüyoruz, 2019 Ocak ayı itibariyle 15 Temmuz şehit yakınları ve gazileri için 338 milyon 971 bin 732 lira toplanmıştı. Buna enflasyon kadar nema verseniz bu para bugün 397 milyon lira yapar. Yine Beşiktaş’taki terör saldırılarının ardından toplanan 52 milyon liranın akıbeti de belli değil. Evelemek yok, gevelemek yok, bu paraları şehit yakınları ve gazilerimize bir an önce ödeyin. Şimdi siz bu paraları ödemek yerine makbul şehit yakını, makbul gazi diye ayrımcılık yapıyorsunuz. Bu ülkede soru sormayan şehit yakınları, gaziler makbul, hakkını arayanlar makbul değil. Böyle saçma bir ayrımcılık olur mu? Tek adam vesayet rejiminin elinde, kimlik siyasetiyle, gerçek ötesi popülizmle bölünüp parçalanmayan tek bir değerimiz kalmadı. Sıra şehitlerimiz, şehit ailelerimiz, gazilerimiz arasında ayrımcılık yapmaya geldi. Şehit yakınları bize şehitlerimizin emaneti, gazilerimiz milletimizin, devletimizin gurur nişaneleri. Sayın Erdoğan, elinizi, dilinizi gazilerimizin ve şehit ailelerimizin üzerinden çekin. Bu millet şehadeti, şehitliği, gaziliği sürekli aldatılan sizden öğrenecek değil. Siz her aldatıldığınızda bedelini bu millet canıyla, kanıyla ödüyor. Devletin valilerine “aman teröristlere dokunmayın, operasyon yapmayın” diye talimat veriyorsunuz, ondan sonra da sizin bu hatalarınızı temizlemek için hendeklerde 793 şehit veren bu milletimiz. Bu ülkenin adliyesini, maliyesini, mülkiyesini, askeriyesini yani tüm devleti FETÖ’ye teslim ediyorsunuz, bunu da temizlemek için 251 şehit veren yine milletimiz. Şimdi milletimiz sarayın kibirlisinden bir de fırça mı yiyecek? Hangi hadle, hangi hakla? 15 Temmuz’da tankların önüne çıkan bir gazimiz, “bizi önce bulutlara çıkardılar, sonra da paraşütsüz aşağı saldılar” diyor. Yine bir başka 15 Temmuz gazimiz ise “biz hükümetin değil devletin gazileriyiz” diyerek tavrını koyuyor. Erdoğan istiyor ki, o gün tankların önüne çıkan gazilerimiz, bugün de sarayın ve bekçisinin müsamerelerine figüranlık yapsın. Gazilerimiz bunu kabul etmeyince de hemen ağzından kem sözler dökülüveriyor.
KENDİSİ OKYANUS ÖTESİNDE, FİKİRLERİ İKTİDARDA
Değerli basın mensupları, hırsız içerden olunca kapı kilit tutmazmış. FETÖ’yü devletimizin kılcal damarlarına kadar yerleştiren, ordumuzun harimi ismetini, kozmik odasını bu terör örgütüne teslim eden Erdoğan başta olmak üzere, FETÖ’yle yan yana diz dize fotoğraf çektiren bazı kendini bilmezler Genel Başkanımıza, partimize olmadık iftiralar atıyorlar. Çok şükür bizler ekşi yemedik, karnımız da ağrımıyor. Bizim partimizde, boğazını yırtarak “dön artık bitsin bu gurbetlik” diyerek okyanus ötesine arzuhal yazan Genel Başkan çıkmadı. Bölücü terör örgütünün başına “Sayın” diyen Genel Başkan da çıkmadı. FETÖ’nün başına “Sayın” diyen Grup Başkanvekilleri hiç çıkmadı. Çok şükür “FETÖ, PKK baro kurabilir” diyen Grup Başkanvekillerimiz de yok. Bunları yapanlar, bugün bize FETÖ üzerinden, PKK üzerinden ders vermeye, istikamet çizmeye çalışıyorlar. Hadi oradan, haddinizi bileceksiniz. FETÖ’nün kendisi okyanus ötesinde ama fikirleri iktidarda. Bunu her gün daha iyi görüyoruz. Çoklu baro kimin? FETÖ’nün. Peki bu projeyi bugün sahiplenen kim? Koalisyon ortağıyla beraber Erdoğan ve partisi. Çoklu baro demek, çoklu hukukun kapısını aralamak demek… Parçalanmış bir hukukla “istiklali tam” olunamaz. Parçalanmış hukuk, parçalanmış devlettir. Parçalanmış hukuk, parçalanmış üniter yapıdır.
600 yıllık Osmanlı, parçalanıp yok olduysa bunun en önemli sebebi çoklu hukuktur. Erdoğan tarih bilmediği için bunları da elbette bilmez. Ama biz kendisine tarihten küçük bir anekdot anlatalım. Bundan tam 115 yıl önce, 21 Temmuz 1905’te, Belçikalı bir anarşistin de içinde bulunduğu bir grup komitacı, Cuma selamlığı sonrasında, II. Abdülhamit’e bir suikast girişiminde bulundu. Belçikalının suçu sabit olmasına ve mahkeme önünde suçunu itiraf etmesine rağmen, Osmanlı bu Belçikalıyı cezalandıramadı. Çünkü Belçika ile imzalanan kapitülasyonlar nedeniyle, Osmanlı toprağında suç işleyen Belçikalılar, Belçika hukukuna göre, Belçika Mahkemeleri tarafından yargılanmak zorundaydı. Osmanlı kendi payitahtında, Osmanlı sultanına suikast düzenleyen bu Belçikalı anarşistin kılına bile dokunamadı. Suçluyu sınır dışı etmekle yetindi. İşte Cumhuriyetimizi kuranlar, bu dersi hiç unutmadılar. İstiklali tam olmak için “hukuk birliğinin” şart olduğunu gördüler. Bu nedenle de Lozan’da en çetin mücadeleleri bir hukuk garabeti olan kapitülasyonların kaldırılması için verdiler.
BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİNİN DE Mİ BEKÇİSİ OLDUNUZ?
Bugün eğer birileri “çoklu baro” diyorsa, bunun arkasında emperyalistler ve Büyük Ortadoğu Projesi müellifleri aranmalıdır. AK Parti’nin grup başkanvekili ne diyor? “PKK, FETÖ baro kurarmış, kursun arkadaş” diyor. Dervişin zikri, fikrini ortaya koyuveriyor. Ama bundan daha üzücü olanı, sarayın koalisyon ortağı Devlet Bahçeli’nin bu sözlere gık çıkarmamasıdır. Hayırdır Sayın Bahçeli? Ortağınız “Bu ülkede PKK ve FETÖ baro kurabilir” derken sizin buna bir itirazınız olmayacak mı? Yoksa sarayın bekçisi olunca büyük Ortadoğu Projesinin de mi bekçisi oldunuz? Sizin ortağınıza bir itirazınız olmasa da biz itirazımızı Anayasa Mahkemesine yaptık. Ülkemizi bölüp, parçalama projesi olan “çoklu baro” yasasının iptali için Mahkemeye başvurduk. Aslında Sayın Bahçeli, Erdoğan’a karşı, sadece bu konuda sessiz kalmadı. Erdoğan, Ayasofya’nın müze kararının altında imzası olan ulu önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü “tarihe karşı ihanetle” suçladı. Bugün pek çok Filistinli, Müslümanlığın ilk kıblesi, Peygamberimizin miraca çıktığı Mescidi Aksa’ya bile giremiyor. Kendi toprağında, kendi mukaddes mekânına alınmıyor. Bugün bizim topraklarımızda, camilerimizde böylesine bir zilleti yaşamıyorsak, bu kimin sayesinde? Sarayın kibir abidesinin dil uzatmaya cüret ettiği Gazi Mustafa Kemal Atatürk sayesinde…
Tarihi “keşke Yunan galip gelseydi” diyenlerden öğrenen Erdoğan’ın Cumhuriyet tarihine ihanetini yadırgamıyoruz. Ama Sayın Bahçeli’nin bu konudaki tutumunu da ibretle izliyoruz. Bahçeli, “Atatürk ve Fatih arasına nifak tohumu atan bizden değildir” demişti. İyi de Sayın Bahçeli Atatürk’ü “tarihe ihanetle” suçlayarak, nifak tohumları eken sizin koalisyon ortağınız, Sizin koalisyon ortağınızın başı. Böyle bir münafıklığa diyecek sözünüz yok mu? Bunu neden yutup, sessiz kalıyorsunuz?
Unutmayın, milletimiz hepinizi izliyor, notunuzu veriyor, sandık önüne geldiğinde de sizlere yerlerinizi gösterecek.
MİNİ İSTİHDAM PAKETİYLE İŞÇİLERİMİZE BÜYÜK BİR TUZAK KURULUYOR
Değerli basın mensupları, sarayın sosyete damadı “şöyle toparlanıyoruz, böyle toparlanıyoruz” diye mezarlıkta ıslık çala dursun, artık mızrak çuvala sığmıyor. Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat), salgın döneminde mevcut işsizlik göstergelerinin yetersizliğini dikkate almış ve bir takım yeni gerçekten işsizliği gösterecek göstergeler üretmiş, bunları da paylaşmaya başlamış. İşgücü piyasasındaki durgunluğu, gerçek işsizliği ölçen bu yeni tanıma göre, Türkiye’de 20 ila 64 yaş arasında çalışma çağındaki nüfusta, bu yılın ilk üç ayı itibariyle, gerçek işsizlik oranı yüzde 19,4. Avrupa’da ekonomisi iflas etmiş Yunanistan ve salgının merkez üssü olan İspanya ve İtalya’dan sonra en yüksek işsizlik oranı Türkiye’de. Macaristan’da işsizlik oranı yüzde 6,5, Polonya’da yüzde 5,5, Romanya’da yüzde 6,3, komşumuz Bulgaristan’da yüzde 7,6. Bizde ise yüzde 19,4. Avrupa’nın gelişen ve yükselen ekonomilerindeki işsizliğin neredeyse üç katı kadar işsizliğimiz var. Bu mu dur pozitif ayrışma? Buna bir de istihdamda görünen ama esasen işle bağları kopmuş işçilerimizi ekleyin, durum çok daha vahim boyutlara ulaşıyor.
İktidar, TBMM’ye adına “mini istihdam paketi” dediği bir yasa teklifi getirdi. Bu yasa teklifi ile işçilerimize büyük bir tuzak kuruluyor. Ağustos ayında sona erecek ücretsiz izin uygulaması 1 Temmuz 2021’e kadar uzatılıyor. Böylece işverenler istedikleri işçileri, istedikleri sürede bu bir yıl boyunca ücretsiz izne gönderebilecekler. Ücretsiz izne gönderilen işçiler, işsiz görünmeyecek, istihdamda sayılacak. Peki, bir yıl boyunca işçilerimize ayda 1170 lira ödenecek, bu parayla bu işçiler nasıl geçinecek? Evinin kirasını, faturalarını, mutfak masraflarını nasıl karşılayacak? Eğer bu koşulları beğenmez, yeni iş aramak için işinden istifa ederse de ne kıdem tazminatından ne de ihbar tazminatından yararlanamayacak. Yani işçimiz yukarı tükürse bıyık, aşağı tükürse sakal. Aslında bu yapılanın adı ücretsiz izin falan değil, zorunlu işsizliğe mahkûmiyettir, hiçbir tazminat ödemeden. Emekçi bir yıl boyunca 1170 liraya mahkûm olacak. Ama bir şey daha olacak. İşbaşı yapmayacak ama işsiz de görünmeyecek. Böylece sosyete damadın işsizlikteki bozuk karnesi, daha da bozulmayacak. Talimatlı marketlerden fiyatları toplayıp, enflasyonu düşük gösteren sosyete damat ve ekibinin işsizliği düşük göstermek için bulduğu yeni yöntem de bu.
Salgından en çok etkilenen bir diğer kesim ise gençlerimiz. 25-29 yaş arasındaki her 100 gencimizden 40’ı ne eğitimde, ne de istihdamda. Taşı sıksa, suyunu çıkaracak 2 milyon 458 bin genç evde oturup maalesef anasının babasının eline bakıyor. Ama saray sosyetesinin çocukları için böyle bir şey sözkonusu dahi değil. Onlar bambaşka bir dünyada yaşıyor… Onlara yönetim kurulu üyelikleri, şube başkanlıkları, sarayda danışmanlıklar, çifter çifter maaşlar. Seç, beğen, al. En son skandal Türk Hava Kurumunda yaşandı. AK Parti’nin Eskişehir Milletvekilinin oğlu, Türk Hava Kurumuna bir ay önce üye yapıldı, sonra da kayyım eliyle Eskişehir Şube Başkanlığına atandı. Herhangi bir seçim sonucunda mı? Hayır. Sınav mı yapıldı? Yok. Liyakat mı arandı? O da yok. Ama milletin çocukları doğru düzgün bir iş bulamazken, bulanlar da üç kuruşa çalışırken, bu beylerin çocukları ikbal merdivenlerini sınavsız, sorgusuz, sualsiz, hoplaya, zıplaya tırmanmaya devam ediyor. Devlet bunlar için yağma Hasan’ın böreği olmuş.
Değerli basın mensupları, saray sosyetesi gününü gün ediyor. Türkiye ekonomisi ise uçurumdan baş aşağı gidiyor. Döviz bilançomuz, yani cari dengemiz hızla bozuluyor. Merkez Bankası kasasından bu yılın ilk beş ayında 22 milyar dolar rezerv kullanmışız, eritmişiz. Böyle bir rezerv erimesi daha önce hiçbir yılda yok. Diğer tarafta da bütçe açığı rekor üstüne rekor kırıyor. Türkiye ekonomisi giderek büyüyen bir “ikiz açık” sorunuyla karşı karşıya… Geçmişte ne zaman “ikiz açık” büyüse; işin sonu hayırlı olmamıştır. Net döviz rezervlerimizin negatif bakiye verdiği de düşünülürse bu hikâyenin sonu gerçekten acı biter tedbir alınmazsa.
BU BÜTÇE KADÜK OLMUŞ, BU BÜTÇE BİTMİŞ
Dün bütçe rakamlarını gördük, ilk yarının bütçe rakamları. Bütçenin faiz harcamaları ilk altı ayında, geçen seneye göre yüzde 40 artmış, 71 milyar lirayı aşmış. Harcamalar içinde en hızlı artan kalem “faiz harcamaları” olmuş. Faizi düşürdük, faizi kontrol ediyoruz derken ortaya çıkan manzaraya bakın. “Personel”, “cari transferler” ve “faiz” gibi zorunlu harcamaların bütçe harcamaları içindeki payı da yüzde 81’e ulaşmış. Yani bütçede hiçbir manevra alanı bırakmamışlar. Bütçe açığı aynı dönemde yüzde 39 artarak 109 milyar liraya ulaşmış. Böylesine büyük bütçe açıklarıyla bundan önce hiç karşılaşmadık. Tüm yıl için hedeflenen bütçe açığının yüzde 79’u yani neredeyse yüzde 80’i yılın ilk yarısında gerçekleştirilmiş. Bu bütçe kadük olmuş, bu bütçe bitmiş. İşte biz bu nedenle TBMM’ye yeni bir “dayanışma programı ve bütçesi” getirin deyip, durduk. Dilimizde tüy bitti. Ama dinlemiyorlar. Esnafımız haklı olarak bana kredi verme, bana nakdi destek ver diyor. Dünyada tüm ekonomiler salgın döneminde sanayicisine, işçisine, esnafına, KOBİ’sine karşılıksız nakdi destek verdi. Çünkü biliyordu ki üretim gücünü ancak böyle ayakta tutabilir.
SARAY HÜKÜMETİ, TAŞIMA SUYLA DEĞİRMEN DÖNDÜRMEYE ÇALIŞIYOR
Uluslararası Para Fonu yakın zamanda bir çalışma yapmış. G20 ülkeleri içinde gelir dağılımı en bozuk ülkelerden biri Türkiye. Ama buna rağmen, salgında ailelere en düşük doğrudan yardım veren ülkelerden biri de Türkiye. Biz, Aile Destekleri Sigortasını bunun için yıllardır dillendirip duruyoruz. Türkiye’deki saray hükümeti ekonomimizi ve insanımızı güçlendirmek yerine taşıma suyla değirmen döndürmeye çalışıyor. Borcu borçla çevirttiriyor. Ama görmüyor ki borç yiyen kesesinden yiyor. Şirketlerimize, insanlarımıza gelecekteki gelirini bugün harcatıyorsun. Gelecekteki gelirlerine ipotek koyuyorsun. Türkiye’nin anlı şanlı firmalarının durumuna bir bakın. En büyük 500 sanayi kuruluşunun finansman yapısındaki bozulma 2019’da devam ediyor. Borçların toplam kaynaklar içindeki payı 2019’da yüzde 68,4’e yükselmiş. Çok değil, daha 9 yıl önce aynı oran yüzde 51’miş. Şirketlerimiz bu borçları öderken ne yapacak? Yatırım yapmayacak bu borcu ödemek için. İşçi almayacak, sıkışırsa işçi çıkaracak. Oysa dünyaya baktığımızda arz zincirleri dağılıyor. Bütün dünya üretiminde Çin’e bağımlılıklarını azaltmaya çalışıyor. Yeni üretim üsleri çıkacak. Türkiye, 4,5 saatlik uçuş mesafesinde, 1,5 milyar nüfusa, 56 ülkeye, 24 trilyon dolarlık büyük bir pazara erişecek bir coğrafi konumda. Genç dinamik, girişimci nüfusuyla, dışa açık piyasa ekonomisiyle, küresel değer zincirlerinde yer tutmuş şirketleriyle büyük bir avantaja sahip. Ancak ülkemiz borç yükü altında ezilen şirketlerle, esnaflarla, çiftçilerle, çalışanlarla bu avantajını, bu doğal avantajını kullanamaz. Kendini tamamen borç ödemeye verir. Daha önce küresel döviz bolluğunda kaçırılan fırsatlar bir kez daha kaçırılır. Hep söylüyorum, ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Nasıl daha önce, dünyadaki en elverişli iklime rağmen, tek adamlık hırsı nedeniyle; 2023 hedeflerinin yarısına bile ulaşamadıysak, bu yönetim sürerse ortaya çıkan yeni fırsatları da kaçıracağız. İşte bu fırsatlar kaçmasın diye, insanlarımızın krizde mahrum kaldığı kazancı karşılığında borç vermeyin. Bu kazancı bütçeden vereceğiniz gelir destekleriyle telafi edin. Saray sosyetesinin evlatları değil, milletin evlatları iş bulsun. Beş tane havuz müteahhidine giden kaynaklar, millete gitsin diyoruz. Ama Saray milletimizi değil, sadece kendini düşünüyor. Milletimiz onları görüyor, notunu veriyor, sandık geldiğinde de hiç şüpheleri olmasın ki yerlerini gösterecekler.
Ondan sonra gelecek CHP iktidarında; yarınlarımızı milletimizle birlikte inşa edeceğiz, üreteceğiz, kazanacağız ve hakça paylaşacağız. Bu ülkede hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek. Herkes bu ülkenin yurttaşı olmakla gurur duyacak. Bugünlerin yaralarını hep beraber, ortak akılla, istişareyle, adaletle saracağız.
Son olarak emeklilerimize bir müjde vermek istiyorum. Biliyorsunuz iktidar söylemekten dilimizde tüy bitti. Emeklilerimize vereceğin ikramiyeyi 1500 lira yap dedik iktidara, oralı dahi olmadılar. Bugün üç Grup Başkanvekilimiz meclise bir kanun teklifi verdiler ve emekli ikramiyelerinin 1500 liraya çıkarılmasını önerdiler.
Benim diyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alıyım.
Soru- Cumhurbaşkanı bugün kıdem tazminatıyla ilgili konuştu. Adil olmayan bir düzenleme yapamayız. Yeni düzenlemeye kaldı. Taraflarla görüşülecek dedi. Bu konudaki yorumunuzu alabilir miyiz?
Faik ÖZTRAK- Peki bu kıdem tazminatı meselesini kim çıkarttı? Bu kıdem tazminatı meselesini sarayın sosyete damadı ortaya attı. Şimdi adil olmayan bir düzenleme yapamayız diye bu işten vazgeçmiş görünüyorlar. Ama yaptıkları diğer düzenlemelere bakarsanız hepsi adaletsizlikle malul. İşte biraz söyledim zorunlu izin, ücretsiz izin. Bu son derece adaletsiz bir uygulama. Kıdem tazminatı ödemenin bir yıl boyunca, diğer tazminatları ödemenin, işsizlik parası vermenin önüne geçmek için yapılmış olan bir uygulama. Halbuki dünyanın diğer ülkeleri gibi biz çok daha uzun sürecek şekilde böyle 1170 lira gibi komik ayda paralar vereceğimize herkesin maaşının yüzde 80’ini, İngiltere’nin yaptığı gibi, başka ülkelerin yaptığı gibi ödeyerek işbaşı yapamayanlara destek olabilirdik. Ama hükümet maalesef bu yola gitmek yerine bütçeden ödeyerek yapabilirdik. İşsizlik fonundan, işçilerin, çalışanların parasına el atıp bu tür hakkaniyetle bağdaşmayan uygulamalar yapmayı tercih etti.  
Soru- HDP milletvekili Mensur Işık’ın eşine şiddet uyguladığı ortaya çıktı. Partisi de ihraç talebiyle disipline sevk etti. Bu konudaki görüşünüzü alabilir miyiz?
Faik ÖZTRAK- Kim, kimliği ne olursa olsun, bulunduğu mevki ne olursa olsun herhangi biri eşine şiddet uyguluyorsa o zaman bununla ilgili olarak… Bu kabul edilemez ve bununla ilgili olarak da her müessese, her siyasi parti, her kuruluş gereğini yapmak zorundadır. Kadına şiddet maalesef bu ülkenin kanayan yarasıdır ve kadına şiddeti önleyen bizimde ev sahibi ülke olduğumuz İstanbul Sözleşmesinde bu ülkenin imzasını, kendi imzalarını geri çekmekten bahsedenler maalesef kadına şiddeti özendirmektedirler.
Soru- Kurultaya bildiğimiz kadarıyla pandemi nedeniyle onur üyeleri davet edilmeyecek. Genel Başkan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu da bir mektup gönderecekti o mektuplar gönderildi mi? Buna ek olarak onur üyelerine davet gönderilmemesine tepkilerde geliyor. En son Sayın Umut Oran’ın eleştirileri oldu. Nasıl değerlendirirsiniz?
Faik ÖZTRAK- Hep söyledim, bu kurultay sürecinde en bizim en önemli önceliğimiz sağlıktan taviz vermeden demokrasinin en iyi şekilde işlemesini sağlamaktır. Biz bu kurultaya katılmak üzere gelecek onur üyelerimizle ilgili almayacağız diye bir şey demiyoruz. Ama tercih hakkını onlara bırakıyoruz. Şunu görmek lazım, yani bunun üzerinden gerçekten Cumhuriyet Halk Partisine eleştiri yöneltmek, partimize eleştiri yöneltmek insafsızlıktan başka bir şey değil. Ortada bir pandemi var, bu işin ne zaman düzeleceği de belli değil. Bugün Cumhuriyet Halk Partisine bu eleştirileri yöneltenlerin, yarın kurultayı salgın nedeniyle yapamaz duruma yeniden ikinci dalganın başlaması ihtimalinde, bu kurultayı yapamaz duruma gelmemiz halinde, Mart ayında ortaya çıkıp kurultayı yapamadılar, kayyum atayın diye barbar bağırmaya başlayacaklarından hiç şüphem yok.
Tekrar söylüyorum, onur üyelerimiz ve tüm üyelerimiz bizim başımızın tacıdır. Onur üyelerimizin kurultayımıza gelmek istemeleri halinde, kendileri için de azami sağlık şartlarını sağlayarak kurultayımızı izleme imkanını vereceğiz.
Teşekkür ediyorum.

CUMHURBAŞKANI KOLTUĞUNA OTURUP, ATATÜRK’E HAKARET EDEN TEK PARTİ GENEL BAŞKANI

 

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK sürerken düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Irak’ın kuzeyinde yürütülen operasyonlarda kahraman bir Mehmetçiğimiz, teröristler tarafından şehit edildi. Şehidimiz, Astsubay Çavuş Ethem Demirci’ye Allah’tan rahmet, acılı ailesine ve ulusumuza sabır ve başsağlığı diliyoruz. Yine dün, Artvin’de yaşanan sel ve heyelan felaketinde 4 vatandaşımızı yitirdik. Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, acılı yakınlarına da sabır diliyoruz.

 

VESAYETÇİ REJİM, FRENİ PATLAMIŞ KAMYON GİBİ

Bundan tam iki yıl önce, ülkemiz “vesayetçi tek adam rejimiyle” tanıştı. İki yıldır bu “vesayetçi saray rejiminin” millete faturası her gün biraz daha ağırlaştı. Saray rejimi ve sosyetesi, son iki yıldır, freni patlamış, kontrolden çıkmış bir kamyon gibi, milletimizi eze eze gidiyor. Milleti unuttular. Milletin feryadını duymuyorlar. İktidara gelirken “her derde derman” olacak dedikleri bu ucube rejim, bugün milletin başına bırakın derdine derman olmayı başına tam bir dert oldu. Ellerini değdirdikleri yer, elde kalıyor. Ekonomi dökülüyor, dış politika dökülüyor, eğitim dökülüyor, hukuk ve adalet dökülüyor, liyakatsizlikle malul ettikleri devlet yönetimi dökülüyor, bu beceriksizliğin ve çürümenin bedelini de aziz milletimiz, canıyla, işiyle, aşıyla çok ağır bir şekilde ödüyor.

 

İKİ YILDA 3.669 EMEKÇİ İŞ CİNAYETLERİNE KURBAN GİTTİ

Buna delil mi arıyorsunuz öyle uzaklara gitmeye gerek yok. Son bir hafta, on gündür yaşadıklarımız; gören gözlere, vicdanlı yüreklere ibret almak için yeter… Sakarya’da son 11 yılda beş kez patlayan fabrikayı, her seferinde başka bir isimle açtırmışlar, her patlamada çalışanlar hayatını yitirmiş, yaralanmış, son patlamadan sonra kalan mühimmat, tüm kurallar ve güvenlik önlemleri yok sayılarak Mehmetçiklerimize taşıtılmış. Taşıtan kim? Saray iktidarının İçişleri Bakanlığı. Sonuç? Sonuç, 3 kahraman askerimiz şehit. 11 yurttaşımız yaralı. Bunu ar bilip, millete hesap veren, istifa eden tek bir yetkili var mı? Ne gezer… Hayatını kaybeden işçi ailelerinden önce fabrikanın sahibini arayan, bir kibir abidesinin yönettiği, işçi ailelerine yardımcı olmak yerine, ilk işi fabrika sahibine moral yemeği düzenletmek olan bir rejimden bunu beklemekte zaten mümkün değil. Bu rejim iş başına geldiğinden bu yana, yani son iki yılda, 3 bin 669 emekçimiz iş cinayetlerine kurban gitmiş. Kimi evladını, kimi anasını, kimi babasını, kimi eşini, nişanlısını kaybetmiş. Ama bu vesayetçi saray sosyetesi için bazı şeyler hiç değişmemiş. Ölenlerin sorumluluğu, hep “işin fıtratına” yıkılmış. Ölenlere rahmet, yaralılara şifa dilenmiş, geçilmiş.

 

ZENGİNİMİZ BEDEL VERİR, ASKERİMİZ FAKİRDENDİR

Bu vesayetçi saray rejiminde canıyla sınanan sadece emekçilerimiz mi? Hayır. Yürekleri acıtan bir Yemen türküsünde söylendiği gibi, “Zenginimiz bedel verir, askerimiz fakirdendir.” Kifayetsiz muhterisliğin bedelini fakir, fukaranın evlatları canıyla ödüyor. Daha bu yılın Şubat ayında, Suriye’de yaşadığımız büyük faciayı unutmadık. İdlib’de, hava koruması olmadan sahaya sürdükleri Mehmetçiklerimizi, Rus uçakları bombaladı. Hem de bir defa değil, birkaç defa. 36 askerimiz şehit oldu. Onlarca askerimiz yaralandı. Ve 36 yiğidimizin kanı yerde kaldı. Sarayın kibirlisi, Mehmetçiğin dökülen kanının hesabını sormak yerine çareyi, askerimizi bombalayanların kapısına koşmakta buldu. Medet umduğu o kapıda dakikalarca Moskova’da ayakta bekletildi. Milletimizin gururu incitildi.

 

LİBYA’DA HAVAALANINI BOMBALAYAN KİM?

Şimdi de Libya’da askerlerimizin olduğu havaalanı bombalanıyor. Bombalayan kim? Rusya mı, Mısır mı, Birleşik Arap Emirlikleri mi, yoksa başka bir devlet mi? Bilmiyoruz. Çünkü Libya’da ne olup bittiğini yazan gazeteciler, hemen sarayın zindanlarına atılıyor. Meclis’e Libya’da ne olup bittiği konusunda hiçbir bilgi verilmiyor. Millet iradesinin tecelligâhı, Kurtuluş Savaşımızın Gazi Meclisi, milli meselelerin görüşülüp, tartışıldığı bir yer olmaktan çıktı. Sarayın vekilleri bile gelişmelerden bihaber. Ama milletimiz onları izliyor. Ne yaptıklarını görüyor. Notlarını veriyor. Günü geldiğinde de sandıkta onlara yerlerini gösterecek.

 

ARSIZ GÜÇLÜ OLUNCA, HAKLI SUÇLU OLUR

Bu hafta, milletin canıyla sınava çekildiği bir başka acı olayın, 15 Temmuz hain darbe girişiminin yıl dönümü. 4 yıl önce, sarayın kibirlisinin koruyup kolladığı, besleyip büyüttüğü, istihbarat raporlarına, Genelkurmayın talebine rağmen ordudan ihraç edemediği hainler, Milletin Meclisi’ni bombalamışlardı. Milletin iradesine darbe yapmaya kalkmışlardı. O gece CHP’lisi, AK Partilisi, MHP’lisi, HDP’lisi tüm milletvekilleri meclisin ve milletin hukukuna sahip çıktı. Asil milletimiz, ordumuzun vatanperver subayları ve kahraman emniyet teşkilatımız, hain kalkışmaya canıyla direndi. 251 yurttaşımız şehit oldu. 2 bin 196 vatandaşımız ise yaralanarak gazi oldu. Atalarımız “arsız güçlü olunca, haklı suçlu olurmuş” demişler. Dün sarayın kibirlisi AK Parti Genel Başkanının, Partimize ve Genel Başkanımıza yönelik, ipe sapa gelmez iftiralarını duyunca bu söze bir kez daha hak verdik.

 

HERKESİ KÖR, ALEMİ SERSEM SANIYOR

Erdoğan herhalde “herkesi kör, âlemi de sersem” sanıyor. FETÖ’cülere, “beraber yürüdük biz bu yollarda” diye ağıt yakıp; “Dön artık memleketine bitsin bu hasret” diye zırıl zırıl ağlayan kimdi? Bunlara “Ne istediniz de vermedik” diyen kimdi? Milli ordumuzun harimi ismetine, kozmik odasına bu FETÖ’cüleri sokan kimdi? Erdoğan’dı. “Kemalist gelenekle, FETÖ’cüleri birbirine kırdırdık” diyerek, hain darbenin ardındaki siyasi aklı televizyonlarda hem de daha birkaç gün önce ifşa eden kimdi? AK Parti’nin Tanıtım ve Medya Başkan Yardımcısıydı. Milli İstihbarat Teşkilatı’nın uyarılarına ve Genelkurmayın talebine rağmen, darbenin başrolündeki generallerin, kibirli adamın isteğiyle ordudan ihraç edilmediğini açıklayan kimdi? O dönemin başbakanıydı. Yine bu darbe girişimini, “Allah’ın lütfu” deyip, siyasi fırsat olarak kucaklayan, kullanan kimdi? O da Erdoğan’dı.

 

HANGİ YÜZLE HESAP SORUYORSUN

Şimdi sen o gece havada uçaktayken, Başbakanın tünelde saklanırken, uçağının rotasını nereye çevireceğine bir türlü karar veremezken, İstanbul’daki ordu komutanından garanti almak için uğraşırken, milletvekillerimize “Darbeye derhal karşı çıkın”, “Meclis’e gidin, ben de Ankara’ya geliyorum” diyen Genel Başkanımızdan hangi yüzle hesap soruyorsun?

O zaman biz de soralım; “Darbe öncesi Marmaris’te işiniz neydi? Uçaklar, helikopterler neden orada hazır duruyordu? Önceden bir istihbarat mı aldınız? Uçağa saat kaçta bindiniz? Bu hususları içeren muhalefet şerhimizin de içinde yer aldığı TBMM Darbe Araştırma Komisyonu raporunu neden yayınlatmadınız?”

 

ŞÜPHELİ OLAN SİZİN ROLÜNÜZ

Açığa kavuşturulmamış, üzerinde şüphe bulutları olan, esas sizin ve çevrenizdekilerin bu darbedeki rolüdür. Konuştukça batıyorsunuz. Genel Başkanımız söyledi. O gün kimin nerede olduğunu, kiminle konuştuğunu gösteren kayıtları açıklayın. HTS kayıtlarını ortaya koyun. Gerçekler ortaya çıksın. Ama şunu tekrar söylüyorum, günü, vakti, saati geldiğinde 15 Temmuz ve 20 Temmuz’a giden sürecin gün görmemiş bölümleri mutlaka aydınlanacaktır.

 

ŞEHİT YAKINI VE GAZİLERİN PARALARINI VERİN

Sarayın kibirli adamı on parmağında on kara etrafa sürerken. Sarayın propaganda memurları da, Mehteranlı filmlerle 15 Temmuz şehitlerimizin aziz hatıralarını siyaseten istismarda yarışa girdiler. 15 Temmuz şehit yakınları ve gazileri için 309 milyon lira para toplanmıştı. Toplandığı günkü dolar kurundan 81,5 milyon dolar yapıyor. Şehit yakınları ve gaziler hakkını istedi. Bunlar şehit yakınlarına ve gazilere etmediklerini bırakmadılar. Siz önce, 15 Temmuz şehit yakınları ve gazileri için toplanan bağışlar nereye gitti onun bir hesabını verin. Şehit olan 251 yurttaşımızın aziz hatıraları için, 2 bin 196 gazimizin hakkı için bir kez daha soruyoruz. Nereye gitti bu paralar? Niye hak sahiplerine ödenmiyor? Şehitlerimizin ve gazilerimizin hakkı, kimlerin kursağına girdi? Cevap verirler mi? Vermezler.

 

FETÖ OKYANUS ÖTESİNDE, FİKİRLERİ İKTİDARDA

FETÖ okyanus ötesinde ama fikirleri iktidarda. Bunu en son, “çoklu baro” için verilen yasa teklifinde gördük. Saray, şehit ailelerinin ve canlarını ortaya koyan gazi yurttaşlarımızın hakkını vereceğine, bir FETÖ projesi olan “çoklu baro” projesine sahip çıktı. İktidarın grup başkanvekili de şecaat arz ederken sirkatin söyleyiverdi.  “FETÖ, PKK baro kurarmış, kursunlar” deyiverdi. İşte bu zihniyet FETÖ ve PKK ile yıllarca kol kola yürüyen zihniyettir. İşte bu zihniyet yüzünden 251 yurttaşımız şehit olmuştur. Akıl olmayınca, neylesin sakal? Ne de olsa akılsızlıklarının bedelini bunlar ve saray sosyetesi ödemiyor. Bedeli hep milletimiz ödüyor.

 

VATANDAŞA BU DÜNYADA KIYAMETİ YAŞATIYORLAR

Bu vesayet rejimi milletimizi, sadece canıyla değil; işiyle, aşıyla da sınıyor. Saray’ın sosyete damadının vesayetindeki TÜİK, işsizlik rakamlarını daha yeni açıkladı. Saray rejiminin iş başı yaptığı günden bugüne, yani son iki yılda. 3 milyon 202 bin yurttaşımız işini kaybetmiş. Tek bir ayda, sadece bir ayda 968 bin kişi işinden ayrılmış. Hem de sarayın sosyete damadının “2,5 milyon ilave istihdam yaratacağız” diye, geçen yılın başında, milletimize söz vermesine rağmen. Odalar ve Borsalar Birliği’ne otellerde süslü toplantılar düzenletmelerine rağmen. Bıraktık 2,5 milyon kişiye yeni istihdamı, bu beceriksizlerin elinde, işi olanlar da işini kaybetti. “Gerçek işsiz” sayısı, 10 milyon 221 bine çıktı. 10 milyonu aştı. İnsanın hayatında ölüm ve amansız hastalıktan sonra en büyük kıyamet işsizliktir. Dile kolay, bu rejim 10 milyon 221 bin yurttaşımıza daha yaşarken kıyameti yaşatıyor.

 

JAKUZİLERDEN VİDEO ÇEKİP, MİLLETLE “FAKİR” DİYE DALGA GEÇİYORLAR

İşsizler ordumuzun sayısı dünya üzerindeki 104 ülkenin nüfusundan fazla. Ve çok daha acısı… Bu liyakatsiz kadroların elinde koskoca bir genç kuşak heba edilmek üzere. 25-29 yaşındaki her 100 gencimizden 40’ı ne eğitimde, ne de bir işte çalışıyor. Taşı sıksa, suyunu çıkaracak 2 milyon 458 bin gencimiz evinde oturup, anasının babasının eline bakıyor. Ama saray sosyetesinin gençlerine, Sarayın yanaşmalarına, beslemelerine hava hoş… Onlar köpüklü jakuzilerde video çekip, “fakirler, beni rahatsız etmeyin” diye milletle alay etmeye başladılar. Milletin çocukları tek bir maaşlı iş bulamazken, Sarayın beslemeleri üçer beşer maaşla dünyalıklarını yapıyor.

 

MERKEZ’E GÜREŞÇİ BAŞKAN YARDIMCISI

Hafta sonu cumhurbaşkanlığı kararı ile daha önce yapılmış bazı düzenlemeler, TCMB’nin esas sözleşmesine derç edildi. Önceden TCMB’de Başkan Yardımcısı olmak için 10 yıl tecrübe isteniyordu. Şimdi artık bu makamlara, doğru dürüst iş tecrübesi olmayan saray sosyetesinin yakınları atanabilecek. Kamu bankalarının yönetim kuruluna “diploması şaibeli” güreşçilerin atandığı bir ülkede her şey olur. Yakında saraya yakın bir başka güreşçiyi de Merkez Bankası’na Başkan Yardımcısı yaparlarsa hiç şaşırmamak gerekir. Vesayetçi saray rejiminde; “liyakatsizlik” ve “adam kayırmacılık” artık yeni normal oldu.

 

MİLLETİN KEFEN PARASINI BİTİRDİLER

Vesayet rejimi inşa edilirken ülkemizin atadan, deden kalan tüm birikimleri bozuk para gibi harcandı. 62 milyar dolarlık kamu varlığı özelleştiriyoruz diyerek satıldı. Yetmedi, geçilmeyen köprüler, uçulmayan havalimanları, yatılmayan hastane yatakları için beş tane havuz müteahhidine ülkenin geleceği ipotek verildi. Atadan deden kalan son gümüşler Varlık Fonu’nda toplandı. Kayınpeder ve damat bu fonun tepesine geçtiler. Fon paralel bütçe oldu ve milletin denetiminden kaçırıldı. Çocuklarımızın, torunlarımızın boynuna sarayın borç prangası geçirildi. 1994 krizinde, 1999 depremlerinde, 2001 ve 2009 ekonomik krizlerinde el değdirilmeyen, el uzatılmayan “Merkez Bankası’nın ihtiyat akçelerine” bunlar el uzattı. Kasanın dibini sıyırdılar. Milletin kefen parasını bile yiyip, bitirdiler. Hafta sonu TCMB esas mukavelesine işledikleri değişikliklerle artık ihtiyat akçesi biriktirmek de tarihe karıştı. Merkez Bankası’nın geçmiş yıllarda biriktirilen ne kadar akçesi varsa damadın başında olduğu kasaya artık aktarılabilecek. Diyoruz ya artık “ihtiyat”, “tedbir”, “devlet aklı” falan bitti, kalmadı. Freni boşalmış bir kamyon gibi milleti altlarına ala ala gidiyorlar.

 

BAYRAM İKRAMİYESİ 1500 TL OLMALI

Son altı bayramdır, emeklimize “bayram ikramiyesi” diyerek 1000 lira veriyorlar. Bu parayla 3 yıl önce bir koç kurban edilirdi, şimdi artık bırakın koçu kuzunun yanına bile zor yanaşılıyor. Bir kez daha söylüyoruz. Emekliye bu bayramda “en az 1500 lira bayram ikramiyesi” verin. Emeklimiz de çocukları ve torunlarıyla, gönül rahatlığıyla bir bayram yapabilsin. Şimdi mevcut ikramiyenin üstüne maaş farklarını koyup ödeme yapacaklarmış. Emeklilerimizi kandırmaya kalkmayın. İkramiye ayrı, maaş farkı ayrı.

 

RİYAKARLIĞI SERMAYE YAPMIŞLAR

Bu vesayet rejimi milletin canına, işine, aşına, cüzdanına kast ederken, bir yandan da millete ipteki cambazı gösteriyor. Tencereler boş, gençler işsiz, millet borç batağında, insanlarımız canına kıyıyor, ekonomi derin bir krizde ve milletin gerçek sorunlarına çare üretemeyen vesayetçi rejim “ver mehteri” diyerek günü kurtarmaya çalışıyor. Hikmet-i hükümet maskesi altında, istikametini kaybetmiş saray rejimi hamasete ve sembollere sığınarak ömrünü uzatmaya uğraşıyor. Ama bunu yaparken bile korkak ve ürkekler. Riyakârlığı, takiyeyi kendilerine siyasi sermaye yapmış bu vesayet rejiminden zaten başka ne beklenebilir.

 

MERTÇE, DELİKANLICA ÇIKIN

Biz kendilerine açıkça söyledik. Ayasofya’yı cami mi yapmak istiyorsunuz. Yetki sizde. Mertçe, delikanlıca çıkın. Öyle Danıştay kararını falan beklemeyin. Çıkarın bir kararname, olsun bitsin. Yaptılar mı? Yapamadılar. Bir yandan, “1934’te yürürlüğe konulan Bakanlar Kurulu kararı iptal edilmesin” diye Danıştay’a sözde bir savunma verirken, diğer yandan da, “Ayasofya dik duruşumuz sayesinde ibadete açıldı” diye caka sattılar. Hadi oradan. Yapılanın adı siyasi riyakârlıktır, ikiyüzlülüktür.

 

TEK İŞİ DE DÜZGÜN YAPIN

Ama bunun kadar önemli olan bir başka husus da, yetkinizi kullanmayıp, kendi atadığınız hâkimlerin arkasına saklanarak, bedelini milletimizin ödeyeceği bir hukuki garabete neden olmanızdır. Bu kararlar; yıkılmış Osmanlı’nın hukukuna dayanarak, cumhuriyetin hukukunu yok saydı. Yarın bir gün yok olmuş bu hukuka ve yok olup gitmiş padişah iradesine göre birileri daha hak iddia ederse, Osmanlı dönemindeki malını, mülkünü talep ederse ne olacak? Son aldığınız Vakıfbank hisselerini hazineye devreden kararınızı bu işin neresine koyacağız? Bunu Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne iade edecek misiniz? Bu memlekette aklı başında tek bir hukukçu kalmadı mı? Tek bir işinizi de doğru düzgün yapın.

 

YARGININ ARKASINA SIĞINDILAR

Ayasofya 567 yıldır bizimdir. Ve İstanbul’un iki büyük fatihi vardır. Biri Fatih Sultan Mehmet Han… Diğeri ise Gazi Mustafa Kemal Atatürk… Biz iki atamızla da gurur duyuyoruz. İstanbul’un anahtarını emperyalistlere bırakıp kaçan Vahdettin, Fatih Sultan Mehmet Han’ın kılıç hakkından vazgeçmiştir. Ama Gazi Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde milletimiz, Osmanlı hanedanının vazgeçtiği o hakkı, söke söke geri almıştır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kılıcı olmasaydı, bugün Ayasofya’da, Sultanahmet’te, Süleymaniye’de ecdadın mukaddes emanetleri üzerinde hak iddia edebilir miydik? Yoksa Ayasofya ile beraber tüm bu mukaddes emanetler de emperyalistlerin eline mi geçerdi? İşte Gazi, kılıç hakkının verdiği bu özgüvenle, Ayasofya’yı bütün insanlık âleminin ortak mirası olarak müze yapmış ve tüm insanlığın ziyaretine açmış. Bunu beğenmediniz mi? Elinizde yetki var. Bunu yetkinizi kullanarak değiştirebilirdiniz. Ama siz yargının arkasına sığınmayı tercih ettiniz.

 

CUMHURBAŞKANI KOLTUĞUNA OTURUP ATATÜRK’E HAKARET EDEN TEK PARTİ BAŞKANI

Bununla da yetinmediniz bu karara “tarihe karşı ihanet” diyerek kararda imzası olan Mustafa Kemal Atatürk’e hakaret ettiniz. Bu ülkede cumhurbaşkanı makamında oturup da Atatürk’e hakaret eden tek parti genel başkanı sizsiniz.

Bir ihanet varsa;

Rant uğruna, ecdadın emaneti İstanbul’a ihanet hançerini saplayan, kupon arazileri yandaşlarına peşkeş çeken, Fatih Sultan Mehmet’in, Mustafa Kemal Atatürk’ün kılıç hakkıyla aldığı toprakları, Katar Emiri’nin annesine tarla olarak satıp, sonrada emrindeki bakanlığın kararıyla ticari arsaya çevirerek milyonlarca dolar kazandırmaya kalkan, sonra da utanmadan, sıkılmadan “İstanbul’a ihanet ettik” diyenlerdedir. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanıyken dilinizden düşürmediğiniz, Fatih’in bedduasını unutma… “İstanbul’da fethettiğim yerleri yabancılara satanlar Allah’ın gazabına uğrasınlar.”

 

ALTINCI ŞART İNSAF

İslam’ın şartı beşse, altıncısı da insaftır. Bu topraklarda aklı, vicdanı, izanı ve insafı olan herkes,  milli haysiyet ve şerefimizi korumuş, vatan topraklarını emperyalist çizmelerinden kurtarmış, yaptığı devrimlerle çağdaş Türkiye Cumhuriyetini kurmuş, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ancak rahmetle ve minnetle anar. Hz. Ali ne güzel demiş: “Gören göze karanlık perde yapmaz; görmek istemeyen göze ışık ne yapsın”.

 

VESAYETÇİ REJİM BUNLARLA HATIRLANACAK

Her rejim, her iktidar, zihinlerde söylem ve sembollerle kök salmaya çalışır. Bu vesayetçi rejim de milletin zihninde sadece; 1001 odalı saraylar, uçan, yüzen saraylar, ayakkabı kutularındaki dolarlar, evlerde saklanan kasalar, para sayma makineleri, yüzbinlerce dolarlık kol saatleri, İran asıllı iş adamlarının önüne yatan bakanlar, istihbarat raporuna, Genelkurmayın talebine rağmen darbeci generalleri tasfiye etmeyen liderler, Yunanistan Cumhurbaşkanı’nın Eşek Adası’nda Türkiye’ye meydan okumasına sessiz kalanlar, Soma, Hendek iş cinayetleri, hızlı tren faciaları, salgında vatandaşına ücretsiz beş maske dağıtamayan beceriksiz yöneticiler ve 10 milyon 200 bin işsizle kök salacaktır.

 

YUNAN BAKAN HAKKINDA GEREĞİ YAPILSIN

Son olarak, siz Atatürk’e sahip çıkmazsanız, densiz bir Yunan bakan da çıkar, Atatürk’ün evini soykırım müzesi yapalım der. Bu haddini bilmez sözleri şiddetle kınıyoruz ve uluslararası ilişkiler çerçevesinde bunun gereğinin yapılmasını da bu hükümetten bekliyoruz. Milletimiz yapılan her şeyi görüyor. Her hareketinizi izliyor, notunuzu veriyor. Çok yakında sandıkta yerinizi de gösterecek.

Son olarak kurultayımızla ilgili de bir bilgi vermek istiyorum. Çankaya İlçe Seçim Kurulu Başkanlığının belirlediği esaslara göre 18-19-20 Temmuz 2020 Cumartesi, Pazar ve Pazartesi günlerinde hem Genel Merkez binamızda hem de web sayfamızda hem gündem, hem de delege listeleri ilan edilecek. Bu çerçevede gündeme ve delege listelerine yapılacak olan itirazlarda süresi içinde İlçe Seçim Kuruluna yapılacak. Bunu ben tüm delegelerimize duyurmak istiyorum.

Benim diyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

 

Soru- Geçen yıl bu vakitler Sayın Genel Başkanınızın CHP’nin Kürt sorununa dair raporunu güncelleyeceğini ifade etmişti. Geçtiğimiz bir yılda kamuoyuna açıklanan herhangi bir rapor olmadı. Acaba bu rapor ne durumda ve bu ay sonunda yapacağınız kurultayda acaba bu rapor açıklanır mı? Ve aynı zamanda kurultayda Kürt meselesinin çözümüne dair CHP’nin bir önerisi olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Bu ay sonunda yapacağımız kurultayda biliyorsunuz gündemde program yok. Dolayısıyla bu ay sonunda yapacağımız kurultayda belirlenecek olan Genel Başkanlık ve Parti Meclisi üyelikleri. Ancak bu rapora dair çalışmalarımız devam ediyor, sürüyor.

 

Soru- Efendim geçtiğimiz hafta sonu ve hafta içinde bazı haberler yansıdı. Adana Büyükşehir Belediyesine eski dönemden borçlar nedeniyle bir haciz durumu yaşandı. Yine İstanbul Büyükşehir’in de yurtdışından aldığı bir kredi yine haczedildi bazı borçlar nedeniyle. Buna yönelik bir değerlendirmeniz olabilir mi?

Faik ÖZTRAK- Evet bu salgın döneminde belediyelerimiz aracılığıyla büyük bir dayanışma projesini gerçekleştirme imkanını bulduk ve gerçekten belediyelerimiz halkımızın takdirini topladı. Şimdi yapılmak istenen, bu çerçevede belediyelerimizin hacizlerle kaynaklarına el konulmak suretiyle işleri yapabilmelerini mümkün olduğu kadar engelleyebilmek ve itibarsızlaştırmak. Ama ne yaparlarsa yapsınlar bunda başarılı olmayacaklar. Peki bunu niye söylüyorsunuz borç tahsil edilmeyecek mi? Her iki borçta bu özellikle hem Adana Belediyesinde, hem İstanbul Belediyesinde mevcut Belediye Başkanlarımız işbaşına gelmeden önce yapılmış olan borçlar. Ve bu Adana Belediyesindeki haciz işlemini yapan kişi bundan önceki belediye başkanıyla ismi ciddi yolsuzluk iddialarına karışan ve bu nedenle mahkum olmuş olan bir kişi. Geçmişte haciz işlemini bu borçlar nedeniyle hiçbir şekilde yapmazken birdenbire şimdi Büyükşehir Belediye Başkanımızın odasına haciz getirmeye kalkıyor. Büyükşehir Belediye Başkanımızda biz zaten odamızda oturmuyoruz dedi. Ama tekrarlıyorum bu yapılan haciz işlemi geçmişteki belediyenin yapmış olduğu borçlar nedeniyle yapılmış durumda.

İstanbul Belediyesindeki haciz işlemine gelince, bu tamamen hukuk dışı. Yani yurtdışından alınan bir borcun gelen taksitine el konuyor. Böyle bir şey yok hukukta. Ama saray iktidarı, saray yönetimi belediyelerimizin önünü kesmek için elinden geleni ardına koymuyor. Ne yaparlarsa yapsınlar bizim belediyelerimiz başarılı icraatlarına sonuna kadar devam edecekler.

 

Soru- Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak sanayide çarklar yeniden hızlanmaya başladığını, sanayi üretimimizin Mayıs’ta aylık bazda yüzde 17.4 oranında arttığını, inşaat, ticaret ve hizmet sektörleri toplamında ciro endeksinin aynı dönemde yüzde 12.5 yükseldiğini ve her iki endekste de V çıkışının ilk sinyalinin görüldüğünü söyledi. Sizin bu rakamlarla ilgili ve bu açıklamayla ilgili değerlendirmeniz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Şimdi gerçekten bu verilerin bu kriz döneminde çok daha farklı okunması gerekirken, iş yapmak yerine verilerin kullanıldığını ve hani meşhur bir laf vardır istatistiklerle yalan söylenmeye çalışıldığını görüyoruz. Ben de bir rakam söyleyeyim, Mayıs ayında geçen yıla göre sanayi üretimi yüzde 30,6 daralmış, düşmüş. Böyle bir düşüş hiçbir dönemde yok. Yine ciro endeksi geçen yılın Mayıs ayına göre yüzde 17 düşmüş, yüzde 16,7 düşmüş. Hizmetlerdeki ciro düşüşü ise geçen yılın Mayıs ayına göre yüzde 24,8 olmuş. Perakende satışlar geçen yılın Mayıs ayına göre sabit fiyatlarla yüzde 16,7 gerilemiş. Şimdi Damat Bakan eğer bu rakamları söyleyerek insanları sadece borca batırıp şu uğradıkları ciro kaybı, üretim kaybı ve perakende satışlardaki düşüş karşılığında, hizmetler sektöründeki ciroların gerilemesi karşılığında doğrudan borç değil esnafa, sanayiciye doğrudan tazminat vermemenin gerekçesini yaratmaya çalışıyorsa yanlış yapıyor.

Çok açık söyleyeyim, bu düşüşleri yaşayan bir ekonomide, bu düşüşlerin önemli bir kısmını devletten vereceğiniz yardımlarla telafi etmemeniz halinde önümüzdeki dönemde Türkiye önüne çıkacak olan yani küresel gelişmeler nedeniyle ve özellikle tedarik zincirlerindeki kırılmalar nedeniyle ortaya çıkabilecek fırsatların çoğunu kaçırır. Borçlarını ödemekle meşgul olan KOBİ’ler, esnaflar bu konuda yani yatırım yapmak, yeniden büyüme sürecine dönmek konusunda gerekli adımları atamazlar.

O nedenle ben buradan bir kez daha bu verilere daha dikkatli bakılmasını ve bu dipten dönüşleri çok fazla abartmadan, ekonominin bu sıkıntıdan çıkarılması için neler yapılması gerektiğinin bir an önce değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Hep söylüyoruz, bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan bir, Ekonomik ve Sosyal Konsey’i toplamaktır. İki, derhal yeni bir dayanışma programı yaparak önümüzdeki döneme ilişkin olarak yatırımcılara, tüketicilere, ekonomideki tüm oyunculara bir ufuk vermektir. Ve son olarak da hızla Meclis’ten bir dayanışma bütçesini geçirerek harcama önceliklerini yandaşlardan sıkıntıda olan bu kesimlere doğru çevirmektir.

 

Soru- Son çıkan bir yönetmelik var. (…) Bu yönetmelikte derneklerin üyelerinin dijital ortama geçmesi, vakıfların üyelerinin dijital ortama geçmesi, malvarlıklarının dijital ortama geçmesi yani anlayacağınız her türlü şekilde her şeyi dijital ortama geçiriyorlar. Bunun hakkında herhangi bir çalışmanız var mı?

Faik ÖZTRAK- Şimdi tabi bugünkü modern teknolojilere baktığımız zaman dijital ortam gerçekten büyük bir avantaj, büyük bir imkan sağlıyor, hayatımızı kolaylaştırıyor. Ama diğer yandan bir başka sakıncası da var bunun. Kişisel verileri korumazsanız o zamanda ortaya çok ciddi bir haksızlık çıkarıyor, çok ciddi bir müdahale sürecinin başlangıcı olabiliyor. Toplumların bu kişisel verilerin kullanılması suretiyle manipüle edilmesi, hatta seçimlere müdahale edilmesi gibi bir takım sıkıntılara da neden oluyor. Dolayısıyla dijital ortama geçerken bence en önemlisi, yani gerçekten özgürlüklerimizi, demokrasiyi korumak istiyorsak, kişisel verilerin korunması önemli bir sorun olarak karşımızda duruyor.

Teşekkür ediyorum.

SALGIN İŞ GÜCÜ PİYASASINI TSUNAMİ GİBİ EZİP GEÇTİ  

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı resmi rakamlara göre işsizlik azalırken, gerçek işsiz sayısının 10 milyonu, gerçek işsizlik oranının ise yüzde 30’u aşarak rekor kırdığını belirtti.

Yaklaşık 5,2 milyon çalışanın da “kısa çalışma ödeneği” ve “ücretsiz izin” uygulaması nedeniyle çalışıyor göründüğü halde işbaşında olmadığına dikkat çeken Öztrak, “Ağustos sonunda bu programlar sona erdiğinde, yaklaşık 1,5 milyon çalışanımızın daha işsiz kalması söz konusu olabilir” uyarısında bulundu.

Krizin en ağır yükünün gençlerin sırtına yüklendiğini ifade eden Öztrak, 25-29 yaş arasında ne okuyan ne de bir işte çalışan gençlerin oranının yüzde 40,2 ile yeni bir rekor kırdığını ifade etti. Öztrak, “Bir başka ifadeyle taşı sıksa, suyunu çıkaracak 2 milyon 458 bin gencimiz evde anasının, babasının eline bakıyor. Türkiye’nin gerçek beka sorunu işte budur” dedi.

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, yaptığı yazılı açıklamada şunları belirtti:

 

SALGIN İŞGÜCÜ PİYASASINI BİR TSUNAMİ GİBİ EZİP GEÇTİ

Korona salgınının en çok hissedildiği Mart, Nisan ve Mayıs aylarını kapsayan, “Nisan dönemi iş gücü ve istihdam verileri”, TÜİK tarafından yayımlandı. Veriler, salgının iş gücü piyasasını tsunami gibi ezip geçtiğini gösteriyor. Söz konusu dönemde, 3 milyon yurttaşımız iş gücü piyasasından çıkmış kabul ediliyor. Aynı dönemde, çalışma çağında olup iş gücüne dâhil olmayanların sayısı, geçen yıla göre 4 milyon 72 bin arttı. Türkiye böyle bir tabloyla daha önce hiç karşılaşmadı.

 

2,5 MİLYONDAN FAZLA YURTTAŞIMIZ İŞİNİ KAYBETTİ

İşgücü piyasasından çekilen her 100 yurttaşımızdan 86’sı daha önce çalışıyordu. Nitekim, son bir yılda işi olan 2 milyon 585 bin yurttaşımız işini kaybetmiş. Böyle bir iş kaybına daha önce hiç şahit olmadık. İstihdam edilenlerin, çalışma çağında olanlar içindeki payını gösteren “istihdam oranı” yüzde 41’le Nisan’da dibe vurmuş. Türkiye çalışma çağındaki her iki vatandaşından birine iş sağlayamıyor. Böyle bir tabloyla da daha önce hiç karşılaşmadık.

 

EN BÜYÜK DARBEYİ HİZMET SEKTÖRÜ YEDİ

Kaybedilen işlerin sektörler itibariyle dağılımına bakıldığında, son bir yılda 1,5 milyon iş kaybının yaşandığı hizmet sektörünün en büyük darbeyi yediği görülüyor. Hizmet sektörünü; 491 bin iş kaybıyla tarım, 361 bin iş kaybıyla inşaat, 209 bin iş kaybıyla sanayi sektörleri takip ediyor.

 

İŞGÜCÜNE DÂHİL OLAN NÜFUS GEÇEN YILKİ KADAR OLSA, İŞSİZLİK YÜZDE 22 OLACAKTI

TÜİK; son “dört hafta” içinde iş arayan ve “iki hafta” içinde iş başı yapmaya hazır olan ve buna rağmen iş bulamayan yurttaşlarımızı işsiz” olarak tanımlamaktadır. Salgın nedeniyle son dört hafta içinde iş aramaktan vazgeçenler “işsiz” sayılmamaktadır. Bu, salgın döneminde işsizlik rakamlarını olduğundan düşük göstermektedir.

Nitekim, iş gücündeki gerilemenin, istihdamdaki gerilemeden çok daha fazla olmasına bağlı olarak son bir yılda işsiz yurttaşlarımızın sayısı 427 bin kişi azalmış görünmektedir. Oysa iş gücüne katılan nüfus geçen yılki kadar olsa, mevcut çalışan seviyesiyle, işsiz sayımız 7,3 milyona; işsizlik oranımız ise yüzde 22,3’e çıkacaktı.

 

GERÇEK İŞSİZ SAYIMIZ 10 MİLYONU AŞTI

TÜİK’in işsiz sayısına, çalışmaya hazır olan ancak iş bulamayacağı için çalışmaktan vazgeçenler, eksik ve yetersiz istihdam edilenler ile mevsimlik çalışanları dâhil edersek, gerçek işsiz sayısı 10 milyon 221 bine, gerçek işsizlik oranı ise yüzde 30,1’e çıkmaktadır. Türkiye böylesine yakıcı bir işsizlikle daha önce hiç karşılaşmamıştır.

 

KRİZİN EN AĞIR YÜKÜ GENÇLERİMİZİN OMUZLARINA YÜKLENDİ

Yaşanan krizin en ağır yükünü ise gençlerimiz çekiyor. 25-29 yaş arasında olan ve “ne eğitimde ne de istihdamda olan” gençlerimizin oranı, Nisan ayında yüzde 40,2 ile yeni bir rekor kırdı. Bir başka ifadeyle taşı sıksa, suyunu çıkaracak 2 milyon 458 bin gencimiz evde anasının, babasının eline bakıyor. Türkiye’nin gerçek beka sorunu işte budur.

 

AĞUSTOS’TAN SONRA GELECEK İKİNCİ TSUNAMİ’YE HAZIRLIK YAPILMIYOR

Saray iktidarı iş gücü piyasasındaki facianın hala farkında değil. Halen pansuman ve aspirin türünden kararlarla yıkımın etkilerini giderebileceğini zannediyor. TÜİK verilerine göre 5 milyon 156 bin yurttaşımız istihdamda görünmesine rağmen iş başında değil. Yaklaşık 5,2 milyon çalışanımız “kısa çalışma ödeneği” ve “ücretsiz izin” uygulaması nedeniyle çalışıyor görünüyor. Ancak, Ağustos sonunda bu programlar sona erdiğinde, işveren ve işçi temsilcileri, bu imkânlardan yararlananların en az yüzde 30’unun işe dönmesinin zor olduğuna dikkat çekiyor. Bu yaklaşık 1,5 milyon çalışanın daha Ağustos’tan sonra işsiz kalması demek.

 

MİLLETE KARŞILIKSIZ NAKDİ DESTEK VERİN

G-20 ekonomileri içinde yurttaşlarına en az karşılıksız nakdi destek veren iktidar, saray iktidarı olmuştur. İktidar ezberini bozmamış, millete sadece faizle borç vermiştir. Kredi muslukları açılarak yangın söndürülür zannedilmiştir. Borç yiyen kesesinden yer. Bu politikanın sonu yoktur.

Ekonominin hızla ayağa kalkabilmesi için tüm dünyanın yaptığı gibi yurttaşlarımıza bütçeden karşılıksız verilecek nakdi destekler artırılmalıdır. Bunun için saray iktidarı daha fazla vakit kaybetmeden tüm kesimlerle istişare halinde, bir “Dayanışma Bütçesi” ve “Dayanışma Programı” çıkarmalıdır. Esnaflarımız, çiftçilerimiz, işsizlerimiz, işçilerimiz ve işverenlerimiz ancak bu şekilde ayakta tutulabilir. İktidar, gerçek ötesi popülist siyaset tarzını bir kenara bırakacak; bunu yapamıyorsa da iktidarı bırakacaktır.

Milletimiz, atılan her adımı görmekte, söylenen her sözü duymakta, notunu da vermektedir. Kuşku yok ki, bu aziz millet, sandık geldiğinde Saray koalisyonuna yerini gösterecektir.

FETÖ OKYANUS ÖTESİNDE, FİKİRLERİ İKTİDARDA

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün MYK sürerken düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Tek adam vesayet rejiminde elinizi nereye atsanız, tel tel dökülüyor. Adalet sistemimiz dökülüyor, ekonomimiz dökülüyor, eğitim sistemimiz dökülüyor, dış politikamız dökülüyor, saray bürokrasisi dökülüyor, ahlaki ve etik değerler dökülüyor ve elbette, demokrasimiz dökülüyor.

 

MİLLET İŞ BULAMAZKEN, SARAY EFRADI 7 SÜLALE DÜNYALIK YAPIYOR

2014’ten bu yana, her alanda ülke patinaj yapıyor. Toz toprak altında kalan milletimiz, sesini bir türlü saraya duyuramıyor. Milletimiz perişan, ama saray sosyetesinin derdi bambaşka. Hala milletin altında kaldığı toz toprağın içinden, yandaşlarına rant devşirmeye çalışıyorlar. Millet işsizmiş, millet fukaralaşmış, millet perişan olmuş umurlarında dahi değil. Talan, yağma bir müddet daha devam etsin de, ne olursa olsun. Milletin çifte diplomalı evlatları iş bulamıyor, umudunu kesip eve kapanıyor, TÜİK bu çocukları işsizden bile saymıyor, saray efradı, gözü karartmış, yedi sülalesinin dünyalığını yapıyor. Üçer beşer maaşlar, ballı yönetim kurulu üyelikleri, sefirlikler, makamlar, mevkiler, adrese teslim ihaleler, sarayın “sosyete pazarına” düşmüş. Kapanın elinde kalıyor. Tüyü bitmedik yetimin hakkıymış, bu devletin şanıymış, şerefiymiş, umurlarında bile değil! Memleket, “yağma Hasan’ın böreği” olmuş.

 

“BAKARA MAKARACI” CUMA NAMAZINDAN FOTOĞRAF SALLIYOR

Şimdi şu fotoğrafa, 83 milyon yurttaşımızın çok dikkatli bakmasını rica ediyorum. Kim bu fotoğraftaki? Ayakkabı kutularında rüşvet aldığı iddialarından aklanmayan, “Her cuma bir ayet sallıyorum, Bakara makara” diyerek, milletin kutsallarıyla alay eden kişi. Şimdi ne yapıyor? Prag’da cuma namazından millete fotoğraf sallıyor. Hangi sıfatla? Türkiye Cumhuriyeti’nin Prag Büyükelçisi sıfatıyla… Gerçek Müslüman, ibadetin reklamının yapılmayacağını bilir. Ama kendisi yine milletin kutsallarının ardına saklanmış, sıkılmadan milleti bir kez daha uyutmaya çalışıyor. Büyükelçi, devletinin şan ve şerefini temsil eder. Din istismarına gitmez.

 

ŞAN, ŞEREF, LİYAKAT UMURLARINDA DEĞİL

Yaklaşık bin yıl önce, Büyük Selçuklu Veziri Nizam-ül Mülk ünlü eseri Siyasetname’de, bir elçide bulunması gereken asgari özellikleri şöyle sıralamış: “Nesep ve şerefinden ötürü ona kötülük eylemeyip, hürmet edeceklerinden, Elçinin Seyyid ya da şerif olanı makbuldür. Şaklaban, kumarbaz, geveze, adı sanı belirsiz kişiler elçiliğe layık değildir.” Ama devletin “şanıymış”, “şerefiymiş”, “işi ehline vermekmiş”… Saray sosyetesinin bunlar umurunda bile değil.

 

KATAR BÜYÜKELÇİLİĞİ YABANCIYA GİTMEDİ

Bu arada Katar Büyükelçiliği de yabancıya gitmedi. AK Partili Esenler Belediye Başkanının kardeşi Katar’a Büyükelçi oldu. Saray’ın kibirlisinin Katar’la “duygusal” münasebetlere verdiği önem malum. Beyefendi karantinadan çıkar çıkmaz soluğu Katar’da aldı… Tabii Katar’a Büyükelçi atanacaksa da öncelikle liyakat değil sadakat olmalı. Bir de tabii, elçi diplomasiden gelmemeli körfez ülkelerindeki yatırımlardan anlayan biri olmalı.

 

FABRİKANIN DUMANI TÜTERKEN

Bu fotoğrafa da tüm yurttaşlarımızın çok dikkatle bakmasını rica ediyorum. Arkada lüks araçlar. Önde yandaş iş adamları, Sakarya’da havaya uçan havai fişek fabrikasının sahibine destek yemeği veriyorlar. Hem de işçileriyle birlikte havaya uçan fabrikanın dumanları üzerinde tüterken. Bu patlamada 6 yurttaşımız yaşamını yitirdi, 1 yurttaşımız halen kayıp, 126 vatandaşımız ise yaralandı. Bu, aynı fabrikada son 11 yılda yaşanan 5. patlama. Bundan önceki patlamalarda 4 işçi hayatını kaybetmiş, 40 işçi de yaralanmış. Yani bu fabrikanın iş cinayetlerinde sabıkası hayli kabarık…

 

KİM KORUYUP KOLLADI

Şimdi soruyoruz: Bu kadar iş cinayeti ve patlamaya rağmen, bu fabrika bugünlere kadar sahibini değil ama ismini değiştire değiştire nasıl geldi? Kimler burayı koruyup, kolladı? Neden sarayın kibirli başı, ölen vatandaşlarımızın yakınlarına açıp başsağlığı dilemeden, patlayan fabrikanın sahibini bir değil, birkaç kez aradı? Böyle bir kazada iş yeri sahibi hukuken sorumludur. Müfettişlerin bölgedeki çalışmaları bitmeden, bir Cumhurbaşkanı’nın işyeri sahibini birkaç defa araması normal değildir. Bilgi almak istiyorsa bakanları orada… Kadim dostu olduğu anlaşılan yandaş iş adamına telefonda ne demiştir acaba? “Bunun üstünü nasıl örteriz birader” diye sormuş mudur? 11 yılda her patlamadan sonra isim değiştiren firmanın sahibine “sen bir kere daha ismini değiştir bu işi halledelim” demiş midir? İnsanın aklına bunlar geliyor. İçişleri Bakanı’nın telaş içinde “üç ay önce burayı denetlemiştik” demesi… Sonra yandaş iş adamları cemiyetinin apar topar bir araya gelip dayanışma yemeğiyle güç gösterisi yapması… Bu neyin korkusu, neyin üstünü örtme çabasıdır? Bu yandaş şirket kurulduğundan bu yana, devlet törenlerine ne kadar fişek satmıştır? Devletin sırtından ne kadar para kazanmıştır?

 

FABRİKA PATLAMASINA GÖZ YUMANLAR, NÜKLEER REAKTÖR İNŞA ETTİRİYORLAR

Erdoğan yönetimlerinin 18 yıldır izlediği bu vicdansız büyüme stratejisi, çalışanlarımızın canına mal olurken, yandaşların cebi de şiştikçe şişiyor. Patlamada eşini kaybeden yurttaşımız, Salih Çelik tam da bu gerçeği haykırıyor. Ne diyor Salih Çelik: “Büyük patronlar ölmedi. Bize bir Allah’ın kulu telefon açmadı. Başınız sağ olsun demiyorlar. Onlar kendi malının peşinde. Benim eşim ölmüş. Kendi acımızla kavruluyoruz.” Sakarya’daki bu fabrikanın 11 yılda beş kez patlamasına göz yumanlar, bugün, bu ülkede nükleer reaktör inşa ettiriyorlar birde işletecekler.

 

BU VİCDANSIZ DÜZENİN TEKERİNE ÇOMAĞI SOKACAĞIZ

Ben buradan aziz milletimi uyarıyorum, durumun ciddiyetinin farkında mısınız? Bu ülkede binlerce madenci göçük altında kaldı, “işin fıtratı” dediler, yetmedi üstüne bir de madenci yakınlarını tekmelediler, binlerce işçi rezidans ve plaza inşaatlarında yaşamını yitirdi. “Olabilir” dediler. Tersaneler de tedbir almadılar, üstüne üstlük işçileri kukla gibi filikalara koyup canlı deneyler yaptılar. Ölenlerin ardından da “takdiri ilahi” dediler. Vicdanını yitirmiş bir dünyadan başka nedir ki cehennem? Ama bu devran böyle sürmez. Attığınız her adımda, söylediğiniz her sözde, yaptığınız her işte millet sizi görüyor, notunuzu veriyor, sandık geldiğinde de yerinizi gösterecek. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı, bu vicdansız düzenin tekerine milletimizle birlikte çomağı sokacak. Çalışana sahip çıkan, haktan, hukuktan, adaletten yana, hiçbir çocuğun yatağına aç girmediği, hakça bir düzeni elbette milletimizle birlikte kuracağız.

 

SARAYIN TALİMATLI VEKİLLERİ VE KOALİSYON ORTAKLARI

Sarayın karanlık dehlizlerinde yazılan barolarla ilgili yasa teklifinin, Adalet Komisyonundaki görüşmeleri dün gece yarısı tamamlandı. Şimdi soruyoruz bu teklifte milletimizin yararına, milletimiz için ne var? Milletimizin huzurla, vicdan özgürlüğüyle çalışması ve hükümette adaletin kesin şekilde egemen olması ihtiyaçlarına cevap mı veriyor bu düzenleme? Hayır. Bu yasa teklifi milletimizi yormadan, hızla, isabetle, güvenle adaleti dağıtacak bir düzenleme mi getiriyor? O da hayır. Adalet düzeyimizi, uygar toplumların adalet düzeyinin üzerine mi çıkarıyor? O da hayır. Türkiye’nin dört bir köşesinden gelen baro başkanlarımız, görüşleri alınmadan günlerce TBMM’nin kapısında bekletildi. Milletvekillerimiz Adalet Komisyonu’nda “çoklu baro” projesine karşı büyük bir mücadele verdi. Saraydan talimatlı vekiller ve onların koalisyon ortakları, aklın ve sağduyunun emrettiği uyarı ve itirazlarımızı dahi dikkate almadılar. Görüşmeler beş gün boyunca, hafta içi, hafta sonu, gece, gündüz demeden sürdü. Peki bu yasa teklifinde ne var?

 

FETÖ OKYANUS ÖTESİNDE, FİKİRLERİ İKTİDARDA

Bu teklifte saray hükümetinin yandaş avukatlarına yeni iş alanları açma çabası var. “Yargıda FETÖ borsasını yöneten” saray avukatlarının işini daha da kolaylaştırmak var. Sayın Genel Başkanımız bu durumu kaç kez dile getirdi. Saraydan gık yok. Hâkim ve savcıları oradan oraya tayin ettirebilen avukatlar var. Hâkim ve savcılara talimat veren avukatlar var. Şimdi de barolar olacak. Geçmişte bu kadroları çok uyardık. Hâkimleri, savcıları götürdüler bir cemaate teslim ettiler. Şimdi de anlaşılan avukatları teslim edecekler. Avukatların cüppelerine düğme diktirip, ilik açtıracaklar. Adaleti tamamen Saray’ın vesayeti altına alacaklar. Daha da önemlisi bu yasa teklifinde; müellifi FETÖ olan “paralel/çoklu baro projesi” var. FETÖ’nün kendisi okyanus ötesinde ama fikirleri iktidarda.

 

MÜTAREKE DÖNEMİ UYGULAMASI

Aslında bu topraklar “paralel/çoklu baroya” yabancı değildir. Bundan yüzyıl önce işgal altındaki İstanbul’da, işgal güçleri etnik ve dini esaslara göre barolar kurmuşlardı. Bu teklifte emperyal güçlerin, mütareke döneminde uygulamaya koydukları, “adaleti böl ve yönet projesi” var. Bu teklifte, etnik, mezhepsel, siyasi meşrebe göre ayrı ayrı barolar kurarak, “cumhuriyetin modernleşme projesinin adalet ayağını” tamamen bitirmek var. Lafa gelince, “tek bayrak”, “tek devlet”, “tek millet”, “tek vatan”. Ama iş baroya ve hukuka gelince “çok baro”, “çok hukuk”… Bugün bakanlıklar tarikatlar arasında paylaşılıyor, anlaşılan yarın da barolar paylaşılacak. Bu ülkede hukuk birliği bozulursa, üniter yapı yani devletin birliği nasıl korunacak?

 

VATAN TOPRAĞINI PARÇALAMA PROJESİ

Hukuk birliği olmadan, o “tek”, “tek” diyerek saydığınız hiçbir şeyin tekliği kalmaz. İstiklal-i tam olmanın ön koşulu “hukuk birliğidir.” AK Parti ve MHP koalisyonunun getirdiği bu teklif, 784 bin kilometrekarelik vatan toprağını parçalama projesidir. Koalisyonu bir kez daha uyarıyoruz. Bu taslağı size kim hazırlayıp getirdiyse, niyetini bir kez daha sorgulayın. “Aldatılma kotanız” doldu. Milletin eli iki cihanda da yakanızda olur.

 

YALANLAR GERÇEĞİN ÖNÜNDE DİZ ÇÖKER

Zevali yakın olanın, zulmü de artarmış. Ülkeyi yönetemeyen saray, yolun sonuna yaklaştıkça, çareyi zulmü artırmakta buluyor. Bir yandan Tele 1, Halk TV gibi en çok izlenen özgür kanallara mahkeme kararı olmadan ekran karartma cezası veriyor. Diğer yandan, sosyal medyaya da karartma uygulamak için düğmeye basıyor. Hırsla, gözü dönmüşlükle, öç almak için bunu yapıyor. Amaçları, milleti kendi yandaş medyalarına mahkûm ederek formatlamak… Milletin gerçekleri öğrenmesini engellemek.  Ama yalanlar, er veya geç, gerçeklerin önünde diz çöker.

 

BU KABUL EDİLEMEZ

Sosyal medyada hukuki bir düzenleme yapılmalı mı? Nefret dilinin, lincin önlenmesi, kişisel verilerin izinsiz kullanılmasının önüne geçilmesi, bu mecralardaki kazançların vergilenmesi gibi konularda, tüm dünya çalışıyor. Biz de tüm dünya gibi ama buradaki tüm paydaşlarla birlikte herkesin görüşünü alarak birlikte çalışmamızda bir mahsur yok. Ama bunları gerekçe göstererek, “sosyal medya mecralarını topyekûn yasaklayıp kapatırız” derseniz bunu kabul etmek mümkün değil.

 

HUKUK VE ADALET OLMADAN YATIRIM OLMAZ

Dijital ortamın sansürlendiği ve yasaklandığı bir ülkede, çok açık söylüyorum yaratıcılık olmaz, katma değer olmaz, güven olmaz, yatırım olmaz, refah olmaz, tencere de dolmaz. Son 7 çeyrektir, yani neredeyse iki yıldır ülkemizde yatırımlar sürekli geriliyor. Yabancı sermaye ardına bakmadan kaçıyor. En son, o kadar teşvik, o kadar taviz ve garanti verilmesine rağmen, Alman otomobil devi Türkiye’de yatırım yapmaktan vazgeçti. 1 milyar doların üzerindeki bir doğrudan yatırımı kaçırdık. Ülkede hukuk ve adalet olmadan, doğru düzgün istatistik olmadan, yatırımcı önünü göremiyor.

 

RAKAMLARI MAKYAJLAYARAK MİLLETİ ALDATAMAZSINIZ

Ama bakıyoruz sarayın kibirlisi ve sosyete damadı gerçekleri eğip bükerek, rakamları makyajlayarak milleti aldatabileceklerini zannediyorlar. Millet sizin saklamaya çalıştığınız o sıkıntıları birebir yaşıyor. Kimseyi kandıramazsınız. Sarayın kibirlisi Haziran’da, bir önceki aya göre elektrik tüketimindeki artıştan bahsediyor. Tamam iyi de tek bir aydaki elektrik tüketimine bakarak, hem de tatili bol Mayıs ayıyla kıyaslayarak, yorum yapılmaz ki. Biz birde gerçek tabloyu paylaşalım:

Bu yılın ikinci üç ayında yani salgının en etkili olduğu “Nisan-Mayıs-Haziran” aylarında, elektrik tüketimi, geçen yılın aynı dönemine göre, yüzde 11,5 düşmüş. Mevcut seride böyle bir düşüşü daha önce hiç görmemişiz. Küresel finans krizinin en derin hissedildiği 2009’un ilk üç ayında bile, elektrik tüketimi sadece yüzde 6,3 daralmış. Aynı dönemde yine ekonomik daralmada yüzde 14,4 olmuş. Şimdi elektrik tüketimindeki daralma 2009’daki daralmanın neredeyse iki katı. TÜİK’in başına atanan yeni saray damadı sihirli bazı dokunuşlar yapmazsa, ekonomik daralma da o dönemin iki katı olacakmış gibi gözüküyor.

 

HİZMETLER SEKTÖRÜNDE DURUM KRİTİK

Sosyete damat da kayınpederinden aşağı kalmıyor. O da “İmalat Sanayi Satınalma Yönetici Endeksi’nin” durumuyla övünüyor. Bir dönem bu endeks aşağı çakılmış şimdi yukarı doğru çıkmış ne kadar hızlı çakılırsa top o kadar hızlı yukarı çıkar sonra yeniden aşağı inmeye başlar. İmalat sanayi tabii önemli… Ama ekonomik durumu anlamak için sadece imalat sanayine bakmak yetmiyor. İmalat sanayinin çünkü GSYH içindeki payı yüzde 20. Birde ticaret, ulaştırma ve konaklama var. Onun payı da yüzde 23,5. Aslında turizm başta olmak üzere hizmetler sektörünün içinde bulunduğu kritik durumu uzunca bir süredir burada huzurlarınızda anlatıyorum. Bundan bahseden yok. Ekonomiye böyle bakıyorlar.

 

FAİZ DÜŞTÜ, ENFLASYON DÜŞMÜYOR

Yine sarayın kibirlisi “Haziran’da ihracatın geçen yıla göre yüzde 15 civarında arttığını” söylüyor. İyi de geçen yılın ilk 9 gününde bayram tatili vardı. Geçen yılın 21 gününde yapılan ihracatı, bu yılın 30 gününde yapılan ihracatla kıyaslamak doğru mu? Pahalılıktan, marketlerde bebek mamalarına hırsız alarmı takılacak noktaya gelmişiz. Sarayın kibirli adamı hala enflasyonu tek haneye indireceğiz diyor. Bunu diline pelesenk etti. Ama olmuyor. Söylemekle olmuyor. Ne dedi millete? “Faiz enflasyonun sebebidir, faizi düşürürsek enflasyon da düşer.” Faiz düştükçe düştü ama enflasyon bir türlü düşmüyor arttıkça artıyor. Enflasyon tek haneye inmez mi? İner. Ama bu saray yönetimi, bu tek adam vesayet rejimi bunu beceremez. Güven yok. Yeni dayanışma programı yok. Yeni bütçe yok. Lafla bu iş olmaz.

 

202 LİRAYLA NE YAPILIR

Enflasyon demişken. “Memur ve emeklilerimiz” ikinci altı ay için yüzde 1,75 enflasyon farkı alacak. Yine yılın ikinci yarısına ait yüzde 4 zamla beraber, memur maaşları yüzde 5,75 zamlanacak. En düşük memur maaşındaki artış 202 lira. 202 lirayla ne yapılır. Şöyle bir kahvaltı sofrası, öyle en pahalılarından değil orta halli, peynir, zeytin, yumurta, reçel, tereyağ gibi üç beş parça bir şey alsanız, 80 TL’den aşağı çıkılmıyor. Öğlene de bir etli kuru fasulye, bir de bulgur pilavı yapayım deseniz, soğanı, yağı, salçası, fasulyesi, eti derken 120 TL’yi market kasasına bırakıyorsunuz. Kahvaltı 80 TL, öğle yemeği de 120 TL. Eder 200 TL. Ne kaldı elde? 2 TL. 2 TL’ye de akşam ne yerseniz yiyin. Yapılan zam, tek bir günde üç öğün yemeği karşılamıyor.

 

MADDİ DESTEKLERDE G-20’NİN SONUNCUSUYUZ

Bu arada fedakar sağlık çalışanlarımızın maaşlarındaki artışlara da bir bakalım. Beşin birindeki bir hemşirenin maaşındaki artış 297 lira. Birin dördündeki bir uzman doktorun maaşı ise 472 lira artmış. Salgının başından beri yapmakta olduğumuz önerimizi burada bir kez daha tekrarlayalım. Gelin fedakar sağlık çalışanlarımıza, bu defa ama ayrım yapmadan, salgındaki çalışmaları için, bayram öncesi birer maaş ikramiye verelim. Yine emeklilerimize verilen ikramiyeleri de en az 1.500 lira yapmayı unutmayın. Şimdi aynı sarayın kibirli adamı salgın döneminde “milletin cebine doğrudan aktarılan kaynak 24 milyar lirayı geçti” demiş. Millete beş maskeyi ücretsiz dağıtamadılar, üstüne üstlük vatandaşa IBAN numarası yollayıp bağış dilendiler. Kelime oyunlarını bıraksınlar. Milletin cebine bütçeden karşılıksız konulan nakdi destek, söyledikleri 24 milyarın dörtte biri: Yani 6 milyar lira. Geriye kalan; ya çalışanın kendi tasarrufu olan, İşsizlik Sigortası Fonu’ndan, ya faizle kredi, ya da faizle borç erteleme… Salgında G-20 ülkeleri içinde vatandaşına en az karşılıksız maddi destek veren yönetim, saray yönetimi.

 

MİLLET SANDIKTA YERİNİZİ GÖSTERECEK

Yakın zamanda yapılan bir anket zaten pek çok şeyi söylüyor. Ankete katılanların; yüzde 47,6’sı 48’i yani salgın sürecinde, “kira, fatura, taksit, kredi kartı” gibi ödemelerinde sıkıntı yaşamış. Yüzde 58,1’i salgında birikimlerini harcamış. Yüzde 27’si kredi ve kredi kartı kullanmış. Sosyal yardım alanların oranı ise yüzde 15’de kalmış. Vatandaş, salgındaki beceriksizliğin faturasını da sarayın sosyete damadına kesiyor. Vatandaşların yüzde 85’i damadı başarılı bulmuyor. Hep diyoruz: Vatandaşımız sizi izliyor. Ne yaptığınızı görüyor. Günü geldiğinde de sandıkta size yerinizi gösterecek.

 

İLK İŞİMİZ AİLE DESTEKLERİ SİGORTASI OLACAK

Sosyal devletin önemi bu salgında çok daha iyi anlaşıldı. Biz yıllardır “aile destekleri sigortası” deyip, duruyoruz. Bizim önerimizin benzerini İspanya yürürlüğe koydu. Belli bir eşiğin altında geliri olan ailelere gelirlerine göre doğrudan nakit destek veriyorlar. Aklın yolu bir… Siz getirmezseniz, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında ilk iş, “Aile Destekleri Sigortası” uygulamasını başlatacağız.

 

ZİNCİR EN ZAYIF HALKA KADAR SAĞLAMDIR

Bu ülkede hiçbir babanın, evladına okul pantolonu alamadığı için canına kıymasına izin vermeyeceğiz. Hiçbir çocuğumuzun, yatağa aç girmesine müsaade etmeyeceğiz. Çünkü biz şunu biliyoruz. Bir toplum, tıpkı bir zincirin halkaları gibi, en zayıf halkası kadar sağlamdır. Halkalardan biri çok zayıfladıysa kopma noktasına geldiyse, o toplum da kopar.

 

BU ÜLKENİN POTANSİYELİ YÜKSEKTİR, YETER Kİ DOĞRU YÖNETİLSİN

Türkiye, bu iktidarın yaptığı gibi içe kapanarak, özgürlükleri kısıtlayıp, ticarete sermaye hareketlerine demir perde örerek, 1970 model politikalarla bir yere varamaz. Aşı, işi ve ekmeği büyütemez. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında; güçlü bir demokrasi ve hukuk devletiyle, yepyeni bir refah devleti yaklaşımıyla; üreteceğiz, hem aşı, hem de işi büyüteceğiz. Stratejik sektörlerde kendimize yeterli olacağız. Sosyal devleti güçlendireceğiz, ülkenin refahını adaletle paylaşacağız. Hep diyoruz Türkiye potansiyeli çok yüksek bir ülkedir. Yeter ki doğru yönetilsin.

 

OKULLARDA MESAFE NASIL SAĞLANACAK

Bitirmeden önce, bir konunun altını da çizmek istiyorum. Salgın sürecinde, eğitimin normalleşmesinde kaos devam ediyor. Okulların başlama tarihi ikide birde değişiyor. Velilerden taahhüt isteniyor. Bilim Kurulu ve Sağlık Bakanlığı, 40 metrekarelik sınıfta 10 öğrenci ve 1 öğretmen olacak diyor. Resmi okullarda 15 milyon 88 bin 592 öğrenci var. Buna karşılık da, 571 bin 351 derslik var. Bu da derslik başına 26 kişi eder. Nerede 10 kişi? Ne yapacaksınız? Bu sorunu nasıl çözeceksiniz? Yani Bilim Kurulunun ve Sağlık Bakanlığının sosyal mesafe şartlarını nasıl yerine getireceksiniz? Son olarak, 1 milyon 200 bin Açık Öğretim öğrencisi, bütünleme sınavı veya yaz okulu beklentisi içinde. Bu konuda ne yapacaksınız?

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

 

Soru- Efendim kurultay için artık son üç haftaya girildi. Bu çerçevede bir değerlendirme alabilir miyiz? Son durum nedir önlemlere ilişkin? Bir bunu sormak isterim.

İki, Sayın Genel Başkanın bir röportajında Cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin bazı değerlendirmeleri oldu. Bu noktada Genel Başkan Cumhurbaşkanı adayı olmamalı dedi. Cumhurbaşkanı adayı Cumhuriyet Halk Partisi bağlamında nasıl kriterlerde olmalı buna yönelik bir çerçeve çizebilirseniz mutlu oluruz.

Birde, Sayın İlhan Kesici’nin bazı açıklamaları oldu İstanbul Büyükşehir Belediyesinin yaptığı bir tarihi eser alımıyla ilgili olarak. Buna yönelikte yorumlarınızı alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Kurultay hazırlıklarımız tüm hızıyla devam ediyor. Delegelerimizi sağlıkla demokrasi arasında bırakmadan her iki kriteri de yerine getirerek son derece başarılı bir kurultay yapma konusunda hızla ilerliyoruz. Birincisi bu.

İkincisi, biz işin ta başından beri şunu söylüyoruz. Bu ülkede 1940’lı yıllarda Cumhurbaşkanlarının aynı zamanda parti Genel Başkanı olması olgusundan vazgeçmişti İsmet Paşa ve Celal Bayar arasındaki diyalog sonrasında. Ama 80 yıl sonra neredeyse yeniden döndük dolaştık Cumhurbaşkanı yeminine rağmen kendi partisinin başına geçti. Baştan beri de şunu söylüyoruz, Cumhurbaşkanlığıyla parti Genel Başkanlığı aynı kişide olmamalıdır. Cumhurbaşkanı tüm ülkeyi kucaklamalıdır. Onun dışında Cumhurbaşkanının hangi niteliklere sahip olması gerektiği konusundaki bu sorunuza tabi ki partimizin yetkili kurulları cevap verecektir. Ama en azından doğruları söylemelidir.

Son olarak da, İstanbul’daki resmi sordunuz… Bu resim uluslararası tanınırlığı olan bir müzayede salonunda alındı. Bu resmi daha önce alan ve sonra satan belli… Bu resmin o dönem alındığı fiyatta belli, dünyadaki kriz nedeniyle bu resim o dönem alınan fiyatın oldukça altında bir fiyatla İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından alındı. Tarihçilerimiz diyorlar ki, bu resim gerçek. Bu resimle ilgili olan tek tartışma Fatih Sultan Mehmet’in karşısında duran figürün Cem Sultan mı, yoksa başka biri mi olduğu yönünde. Bu resim hakkında başka da bir tartışma yok. Çok açık söyleyeyim, İstanbul’un şehremini İstanbul’un tarihine, İstanbullunun ceddine sahip çıkmıştır. O resmin yeri İstanbul’dur. İstanbul Belediye Başkanı da yapması gerekeni yapmış, o resmi almış İstanbul’a getirmiştir. Kendisini bu resim geldiğinde de kutlamıştım şimdi buradan da bir kere daha kutluyorum.

 

Soru- Çoklu baro düzenlemesi Perşembe günü Meclis Genel Kurulunda olacak. CHP’nin bu Genel Kurulla ilgili yol haritası ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Genel Kurulda da meramımızı anlatmaya çalışacağız. Meramımızı anlatabilmek için de bu çoklu baro sisteminin nasıl bir beka meselesi olduğunu AK Parti milletvekillerine ve onların koalisyon ortakları olan MHP milletvekillerine anlatabilmek için Meclis İçtüzüğü’nden kaynaklanan haklarımızı sonuna kadar kullanacağız. Umarım artık milletimizin anladığı, milletimize hiçbir yararı olmayan bu düzenlemenin bir ülkeyi bölme, parçalama, baroları siyaseten ele geçirme projesi olduğunu onlarda görürler ve bu boş hevesten vazgeçerler.

 

Soru- Metropoll’ün son seçim anketinde AK Partinin oylarının yüzde 30 oranında olduğu görünüyor. Bu oy mevcutken bir erken seçime gidilip gidilmeyeceği yolundaki görüşünüz nasıl?

Faik ÖZTRAK- Erken seçime gitmek tek bir kişinin iradesine bağlı o da Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan AK Parti Genel Başkanı. Eğer “Ben bu işi götüremiyorum, ben bu işi beceremedim. Ey milletim ben size ‘bu işi bana bu yetkileri verin hallederim’ dedim ama ben bu yetkilere rağmen bu ülkeyi idare edemiyorum” derse erken seçime gider.

 

Soru- Gazeteci Murat Ağırel verdiği dilekçelere karşın 20 gündür revire, 10 gündür doktora çıkarılamıyordu. Bu tecrit uygulamasıyla ilgili değerlendirmeniz nedir? Birde Ağırel’le ilgili bu haberlerin kamuoyuna yansımasından hemen sonra Ağırel’in doktora çıkarıldığı söylendi. Bu konuyla ilgili yorumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Açıkçası bu zulümdür. Türkiye hukuk devleti olmaktan giderek uzaklaşıyor ve öç almaya çalışan, kanunsuz, hukuksuz, baskı yapmaya çalışan bir devlete dönüşüyor. Söyleyecek bir tek şey var yazıklar olsun.

 

Soru- 2017’de törenle temeli atılan ve 450 milyon liraya mal olan Çankırı’daki Devrez Barajıyla ilgili, CHP milletvekilleri barajı bulamadılar. Eski başkan ve köylülerde bilmiyor barajın nerede olduğunu, baraj şu anda tamamen kayıp durumda. Bu konuyla ilgili yorumunuz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Öyle görünüyor ki baraj yok olmuş. Dünde Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan AK Parti Genel Başkanı “53 tane daha barajı açıyorum” dedi. Yani çok açık söyleyeyim, biz bu barajların, bir takım şeyler millete anlatılıyor ama bunun ne kadarı doğru, ne kadarı yanlış bilmek mümkün değil. İşte milletvekillerimiz gittiler Çankırı’da barajı bulamadılar. Buna benzeyen başka yerlerde de barajlar var. Şunu açıkça ifade edeyim, öyle bir döneme geldik ki, bu ekonomide olan biteni gizleyebilmek için artık ciddi olmayan bir sürü hikayeler anlatılıyor, büyük barajlar açılıyor, barajlar kapanıyor ama sonunda dönüp baktığınız zaman gerçek şu, barajlar yok.

 

Soru- Efendim Ayasofya’nın ibadete açılıp açılmayacağı ile ilgili tartışmalar sürerken Yunanistan Başpiskoposu’ndan “Türklerin buna cüret edeceğini sanmıyorum” yönünde bir açıklama geldi. Ayasofya ile ilgili tartışmalara ve bu son açıklamaya ilişkin yorumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Her şeyden önce şunu söyleyeyim, bu ülkenin neye cüret edip neye cüret etmeyeceğini tayin, tespit etme hakkı Yunanistan Başpiskoposu’nda yok. Bu ne biçim bir yorumdur anlamak mümkün değil. Ama şunun da altını çizmek lazım. Daha bir hafta önce Yunanistan Cumhurbaşkanı geldi Eşek Adası’nı ziyaret etti. İktidar kanadından bir ses çıktı mı? Saray iktidarından ya da onun koalisyon ortağından bir ses çıktı mı? Hadi Suriye’de vatan toprağını teröristlere bırakıp ecdadımızın tabutunu sırtlayıp kaçtınız, bunu söylediğimizde o zamanda tık çıkmamıştı şimdi de Eşek Adası konusunda böyle sessiz kalırsanız onların Başpiskoposu da çıkar böyle ileri geri ipe sapa gelmez laflar eder. Tekrar söylüyoruz, Ayasofya’yı açmak, Ayasofya’yı müze yapmak Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan AK Parti Genel Başkanının bir imzasına bakar. İbadete mi açacaksınız atın o imzayı bitsin başka kimse karışamaz.

 

Soru- CHP’nin hazırladığı Türkiye krizi başlıklı rapora göre 2002 yılında doğan her çocuk bin 963 dolar borçla dünyaya gözünü açarken 2018 yılında bu rakam 5 bin 513 dolara çıktı. Her bebeğin borçlu doğduğu ülkemizde ve ekonomisinde bu çöküşle ilgili sizin yorumunuz nasıl olacaktır?

Faik ÖZTRAK- Ülke özellikle 2009 yılından buyana borca batırılarak yönetilmeye çalışılıyor. Küresel konjonktürün bizim gibi ülkelere ciddi şekilde borç verdiği bir dönemde bu borçlar hesapsız kitapsız alındı, alışveriş merkezlerinin, inşaatların, yolların yapımında kullanıldı. Bu paralar üretim tesislerinin yapımında kullanılmadı. Bugün üretim yapamıyoruz, üretimimiz yetersiz, ihracatımızın ithalatımızı karşılama oranı yetersiz. Dışarıdan borç da bulamıyoruz şimdi güven bittiği ve dünyada konjonktür de değiştiği için. Şimdi bu borçlar tabi çok ciddi şekilde sorun oluyor. Ülkemizin gelecek nesillerine devrettiğimiz ciddi bir baş ağrısı dış borçlar. Bu, özellikle bu borçların yarattığı sıkıntı dış politikamızı da olumsuz yönde etkiliyor. Bunu Rahip Brunson olayında gördük. Bunu sonra başka olaylarda da gördük. Bu nedenle Türkiye’nin süratle üretim sürecine dönmesi ve bu borçları hızla ödeyebilecek bir zenginliğe kavuşması gerekiyor.

Teşekkür ederim.

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com