Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

BU DESTEĞİ ALAMAYAN DAVA AÇSIN

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Bu yıl Gençlik haftasının sonuna geldik. 19 Mayıs 1919 Kurtuluşa ve Kuruluşa giden yolda atılan ilk adımdır. Bu yolun menzilinde belirlenen hedef ise çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkmaktır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk; “Bütün ümidim gençliktedir” diyerek, bu menzile ulaşmakta kime güvendiğini göstermiştir. Bu nedenle Büyük Atamız, “Benim doğum günümdür” dediği 19 Mayıs’ı Gençlere milli bayram olarak hediye etmiştir.

 

UMUDUMUZ OLAN GENÇLER UMUTSUZ

Ancak ümidimiz olan gençlik bugün çok büyük sıkıntılar içindedir. Gençlerimiz işsizdir. Ve daha da vahimi, ülkemizin ümidi olan gençlerimiz ümitsizdir. Sosyal Demokrasi Vakfı bu hafta önemli bir araştırma yayımladı. Türkiye genelinde gençlerimizin yüzde 70’i ailesinden destek almadan yaşama tutunamıyor. Yani gençlerimizin ekonomik bağımsızlığı yok. Her dört gencimizden birinin işi yok. 20-29 yaş arasındaki her 100 gencimizden 37’si ne eğitimde, ne de işte. Evinde oturuyor. Gençlerimiz ülkelerinin dışında yaşamak istiyorlar, memleketlerinin dışında yaşamak istiyorlar. Türkiye genelinde her 100 gençten 62’si kendine yurtdışında bir gelecek kurmak istiyor. Ve bu sorun hiçbir parti ayrımı da yapmıyor. AK Parti’ye oy vermiş gençlerimizin yarısı, MHP’ye oy veren gençlerimizin yüzde 69’u “İmkânım olsa yurt dışında yaşarım” diyor. Türkiye, gençleriyle beraber, gelecek umudunu da yitiriyor.

 

BUNUN BEDELİ DE VEBALİ DE AĞIRDIR

Oysa bizim petrolümüz altınımız yok. Bizim stratejik üstünlüğümüz genç nüfusumuz. Bu gençler gelecekten umudunu keserse, yaşamlarını başka ülkelerde aramaya başlarsa, ciddi bir beyin göçüyle, yetiştirdiğimiz beyinlerin başka ülkelere gitmesiyle karşı karşıya kalırsak bunun bedeli de, vebali de çok ağır olacaktır. 18 yıldır ülkeyi yönetenler maalesef bu durumun ciddiyetinin farkında değiller. Onlar yapay krizler çıkarıp, CHP’ye hakaret etmekten başka bir şey düşünmüyorlar.

 

GERÇEK GÖRÜNTÜLER ORTAYA ÇIKTI, YALAN SÖYLEYENLER İÇİN ÖZÜR VAKTİ

Cumhurbaşkanı makamında oturan şahıs, gençlerin sorunlarını çözmek yerine gençlerimizi hedef gösteriyor. Vefa Destek Grubu’nda da çalışan, ona destek olan Adana Yüreğir İlçe Gençlik Kolları Başkanımız Eren Yıldırım’ın içinde çalıştığı Vefa Destek Gruplarına saldırdığını söylüyor. Bölücü terör örgütü mensuplarıyla bizim Gençlik Kolları Başkanımızı bir tutup, hedef gösteriyor. Gencecik bir insanı talimat vererek haksız, hukuksuz bir şekilde tutuklattırıyor. Yalanı doğruymuş gibi anlatan gerçek ötesi popülizmin daniskası yapılarak, milletimiz kutuplaştırılmak isteniyor. Ama hep söylüyoruz: “Gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi bir huyu var.” Dün AK Parti genel başkanının yazdığı terör hikâyesinin gerçek görüntüleri de ortaya çıktı. Kaymakamın koruması olduğu söylenen bir şahıs, arabalara yüklenen paketlerle ilgili “Bunlar nereye gidiyor?” diye soran Gençlik Kolu Başkanımıza silah çekmiş, onunla da yetinmemiş silahın ağzına da mermiyi sürmüş ve Gençlik Kolu Başkanımızı, annesinin, babasının, küçük kardeşinin yanında tehdit etmiş. Bu memlekette soru soran halka, kaymakam korumaları silah çekecekse, vay bu ülkenin haline… Çıkan bu görüntülerden sonra yalanlarıyla ortalığı karıştıranların milletimizden bir özür dilemesi gerekiyor. Gençlik Kolları Başkanımız Eren’e ise bir özgürlük borçları var.

 

O MAKAM İTİDAL MAKAMIDIR

Yine dün İzmir’de yeni bir dizi ajitasyonla karşılaştık. İki ayrı caminin ses sisteminden müzik yayını yapıldı. İl Başkanımız cami hoparlöründen müzik çaldırılmasının, bu densizliğin sorumlularının yakalanması için derhal suç duyurusunda bulundu. Sarayın bakanları ise sosyal medyada bu olayı köpürtme yarışına girdi. Bu sabah da bu kervana, Meclis Başkanı katıldı. Beyefendi siz provokasyonu köpürtme makamı değilsiniz, siz bu ülkeyi itidale sevk etmekte olan bir makamın koltuğunda oturuyorsunuz.

 

CAMİ MİNARESİNDEN DOMBRA ÇALINIRKEN NEREDEYDİNİZ

Şimdi açık söyleyeyim. Bu olay, ilk değildir. Daha önce de Ağrı’da cami minarelerinden sarayın seçim müziği Dombra çalınmıştır. Soruyorum o zaman bu Bakanlar, bu Meclis Başkanı neredeydi? Biz bu olayları hep kınadık, bundan sonrada kınamaya ve bu olayların mahkemelerde takipçisi olmaya devam edeceğiz. Bunlar ülkemizi karıştırmaya yönelik ahmakça provokasyonlardır. Yapanlar mutlaka adalet önüne çıkarılmalıdır. İnanç istismarına yaslanan gerçek ötesi siyaset, son derece tehlikeli bir oyundur. Kabataş yalanı üzerinden milleti kışkırtmaya çalışanları bu millet unutmamıştır. Geçmişte benzer kışkırtmalar sonucunda yaşadığımız acı olaylar, bu milletin vicdanında hala kanayan bir yaradır.

 

BU ÜLKE TROL AKLIYLA DEĞİL DEVLET AKLIYLA YÖNETİLMELİDİR

Yalanı doğru gibi anlatan gerçek ötesi popülist siyasetten medet umanların, siyaseten beyin ölümü gerçekleşmiştir. Ülkemiz trol aklıyla değil, devlet aklıyla yönetilmelidir. Her gün deli saçması suni krizlerle, komplo senaryolarıyla milletin gerçek sorunlarının üstü örtülmeye çalışılmaktadır. Hazreti Ali, “Edep, aklın suretidir” demiş. Biz, yapılan edepsizliklerin elbette peşine takılmayacağız. Ama önce mahkemelerde hakkımızı arayacağız. Sonrada bu yapılanları gören sağduyulu milletimizin hakemliğine güveneceğiz. İlk seçim sandığında da milletimizin bu beceriksiz ve mızıkçı yönetime hak ettiği dersi vereceğini kendimiz gibi biliyoruz. Bundan hiç kuşkumuz yok.

 

İŞSİZLİKLE BİRLİKTE YOKSULLUK DA ARTACAK

Zaten sıkıntıda milletimizin vereceği bu dersten duyulan korku, koltuk sevdası, koltuğunu muhafaza etme hırsı. Gençlerimizin sıkıntılarını paylaştım. Salgın nedeniyle, bu yıl üniversiteyi bitirecek gençlerimizin bırakın iş bulmayı, iş aramaya cesaret bile edemediği bir döneme giriyoruz. Araştırmacılar bu yıl Türkiye’de, yaklaşık 2,5 milyon çalışanımızın işinden olacağını tahmin ediyor. Tabi bunun ardından da yoksulluk çığ gibi artacak; 18 yıldır darbe üstüne darbe yiyen orta sınıf tamamen yok olacak diye endişeleniyoruz. İstanbul Büyükşehir Belediyemize ait İstatistik Ofisi, sosyal yardım amacıyla belediyeye başvuran ailelerin bir kısmıyla bir anket gerçekleştirmiş. Durum gerçekten vahim… Ailelerimizin yüzde 92’si, haftada iki gün sofrasına bir kap et, tavuk veya balık yemeği koyamıyor. İyi beslenemeyen, yatağa aç giren çocukların olduğu bir ülkede, çocuklar arasında fırsat eşitliğinden nasıl bahsedebiliriz? İyi beslenemeyen bir nesille, dünya arenasında diğer gençlerle, gelişmiş ülkelerdeki gençlerle nasıl yarışacağız? Dünyada ortaya çıkacak fırsatları nasıl değerlendireceğiz? Geleceğe nasıl güvenle bakacağız? Yine bu ailelerde yaşayan kişilerin yüzde 53’nün sigorta kaydı yok. Yüzde 47’sinin düzenli bir geliri yok. Evlerin yüzde 40’ında bulaşık, yüzde 12’sinde çamaşır makinesi yok.

 

ORTA DİREK ÇÖKERSE SOSYAL SIKINTI DA AĞIRLAŞIR

İstanbul, Türkiye’nin aynasıdır. Saraylarında oturup milleti görmeyen, feryadını duymayan Hükümeti bir kez daha uyarıyoruz: Orta direği çöken bir ülkenin sadece ekonomisi değil, sosyal sıkıntıları da ağırlaşır. Durumun ciddiyetine uygun politikalara mutlaka ihtiyaç vardır. İşte biz bunun için uluslararası uygulamalarda olup, Türkiye’nin taahhüt etmesine rağmen bir türlü uygulamadığı Aile Yardımları Sigortası diyoruz.

 

TEYYO PEHLİVAN DAMADIN ÖNÜNDE CEKETİNİ İLİKLER

Ama Damat Bakan hala işin ciddiyetinin farkında değil. Dün yine Sarayın harikalar dünyasından memleketin nasıl göründüğünü iş alemine anlattı. Türkiye ekonomisinin, tüm dünyanın gördüğü, alarm veren durumu Saraydan görülmüyor. Palavra ustası Erzurumlu Teyyo Pehlivan bile bu damadın önünde ceketini ilikleyecek hale geldi. Borçları ve yetersiz döviz rezervleri nedeniyle, 2014’ten bu yana dünyanı en kırılgan beş ekonomisi liginden bir türlü kurtulamayan ekonomimizin, bu krize “sağlam bilançoyla” yakalandığından bahsediyor. Anlaşılan bunlar milletimizi, alacakları dövize bağlanmış, İngiliz mahkemelerinin korumasına emanet edilmiş bir avuç yandaş müteahhitten ibaret zannediyorlar. Dolar yükseldikçe milletin Hazinesinden bunların alacakları artıyor. Ama diğer taraftan milletimizin de borcu artıyor.

 

MİLLET ARTIK YEMEK TOPLUYORSA, YÖNETENLER DE BAVULLARINI TOPLASIN

Gençlerimiz;  sahipsizlik, çaresizlik, ümitsizlik, nedeniyle canına kıyma noktasına geliyor. İşsiz babalar, termosla getirdikleri çayı İŞKUR kuyruklarında satarak evlerine dönecek parayı çıkarmaya çalışıyorlar. İnsanlarımız iftardan sonra “Artık yemek alırım” diye sokaklarda bağırmaya başladı. Tam bir toplumsal travma yaşıyoruz. Biz bunları daha önce hiç yaşamadık. Hiç görmedik. 18 yıllık iktidarın sonunda, insanlar sokak sokak dolaşıp tabaklarda kalan artık yemekleri toplamaya başladıysa, buna sebep olan hükümet de bavullarını toplamaya başlamalıdır.

 

MİLLETE ÇAĞRI: 25 BİN 428 TL DESTEK ALMAYAN DAVA AÇSIN

Ama Hazreti Ömer’in dediği gibi “Utancı giden kimsenin kalbi de ölür.” Bunların maalesef kalpleri ölmüş… Damat her gün açık artırmaya çıkıp, “millete şu kadar para dağıttık, bir de çarptık mı bu parayı şu kadar oluyor” deyip duruyor. Geçen gün iş adamlarıyla yaptığı toplantıda, salgında verdikleri destek tutarının 252 milyar lirayı bulduğunu, çarpan etkisiyle de bunun 600 milyarı aştığını söyledi. Ama aynı saray hükümetinin Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı bu salgın döneminde millete karşılıksız gelir desteği olarak, bütçeden sadece 5,5 milyar lira dağıtıldığını söylüyor. 600 milyar nerede 5,5 milyar nerede? Bu ülkede 23 milyon 596 bin aile var. 600 milyarı her bir aileye bölüştürürsek, bu aile başına 25 bin 428 lira yapar. Şu salgın döneminde, bu hükümetten 25 bin 428 lira almış kaç tane ihtiyaç sahibi aile varsa lütfen ortaya çıksın.

Şimdi ben buradan milletimize bir çağrıda bulunmak istiyorum. Aziz milletimiz; Madem Saray’ın Damadı, “Millete verdiğimiz destek 600 milyar lirayı aştı” diyor, o zaman senin ve ailenin hakkı olan 25 bin 428 liranın peşini bırakmayacaksın. 25 bin 428 liranı Damat’tan mutlaka isteyeceksin. Vermiyor mu? O zaman hiç vakit kaybetmeyeceksin. Derhal alacak davası açacaksın. Şu salgın döneminde geçilmeyen köprü, yol, tünel, inmeyen, kalkmayan uçak, yatılmayan hastane yatağı için milyarlarca doları yandaşlarına tıkır tıkır ödüyorlar mı? Ödüyorlar. O zaman senin ve ailenin hakkı olan 25 bin 428 lirayı da çatır çatır ödeyecekler. Ödemiyorlar mı, sen de vakti saati geldiğinde cin olup adam çarpmaya çalışanlara sandıkta hesabını soracaksın.

 

CİDDİYETSİZLİK, KEYFİLİK PAÇALARINDAN AKIYOR

Cumhuriyet tarihimizin en liyakatsiz ve en beceriksiz yönetimiyle karşı karşıyayız. Beş maskeyi bile milletimize bedava dağıtamadılar. Şimdi bu beceriksizler bir yandan “Dış güçler bize operasyon çekiyor” diye Türkiye’yi ayağa kaldırıyor; Diğer yandan, operasyon çekmekle itham ettikleri başkentlerden para bulabilmek için fır dönüyorlar. Yönetimde özensizlik, ciddiyetsizlik, keyfilik paçalardan akıyor. Atalarımızın söylediği gibi: “Padişah yasağı üç gün sürermiş.” Bunların işleri de böyle yürüyor. Geçtiğimiz günlerde üç yabancı bankaya soruşturma açtılar, işlem yasağı koydular. Üzerinden üç gün geçmeden “Pardon, hata yapmışız” deyip, aynı bankaların işlem yasağını kaldırdılar. Ama ne oldu? Bu bankalardan bazıları “Artık size güven olmaz” dedi ve Türk Lirasıyla işlem yapmama kararı aldı. Yine iki yabancı saklama takas kuruluşu, müşterilerine “artık Türk Lirasıyla işlem yapılmayacağını” duyurunca, BDDK apar topar çıktı, bu kuruluşların Türk Lirasıyla işlem sınırlamasından muaf olduğunu açıklayıverdi.

 

5 AYDA 10 MİLYAR DOLAR KAÇTI

İşte böyle bir çalışma düzeni, böyle bir takım kime güven verebilir? Vermiyor. O nedenle de yabancı sermaye bu ülkeden ardına bakmadan kaçıyor. Bu yılın ilk beş ayında menkul kıymetler piyasasından çıkan yabancı sermaye miktarı 10 milyar dolar. Oysa kendi krizimizi yaşadığımız geçtiğimiz 2 yılda tamamında çıkan para sadece 6 milyar dolardı. 2 yılda 6 milyar, 5 ayda 10 milyar.

 

DOLAR GÖRÜNÜMLÜ RİYAL, DOĞAN GÖRÜNÜMLÜ ŞAHİN, ŞAHİN DEĞİL SERÇE

Bunu görünce tabi Katar’dan “Amerikan Doları görünümlü Katar Riyali” getirip, boşalan Merkez Bankası kasasına koydular. Daha önce Katar ile 5 milyar dolarlık bir SWAP anlaşması yapmışlardı, şimdi rakamı 15 milyar dolara çekmişler. Kağıt üstünde Dolar ama Kasadaki Katar Riyali! Yani Doğan görünümlü Şahin! Aslında Şahin bile değil, Serçe serçe! Güya bu paraları ikili ticarette kullanacakmışız. Katar ile 15 milyar dolarlık ticaret yapıyor muyuz? Hayır. Geçen yıl Katar’a sattığımız mal 1,3 milyar dolar, Katar’dan aldığımız mal 311 milyon dolar. Toplasanız dış ticaret hacmimiz 1,6 milyar dolar. Yani ticaret işin bahanesi… Bu Katar riyalini dolara çevirip, borç ödemelerinde kullanabiliyor muyuz? Hayır. Allah muhafaza kullanmaya kalksak Katar Riyali’nin Dolar karşısındaki değeri çöker. Ya da Riyalleri başka ülkelerden ithalat yaparken kullanabiliyor muyuz? O da hayır. Peki, ne için kullanıyoruz? Merkez Bankası bilançosunu makyajlamak için. Yani yine pansuman, yine aspirin tedavisi… bu arada Katar ordusuna peşkeş çektiğimiz Tank Palet Fabrikası’na yapılacak 50 milyon dolarlık yatırımdan haber yok. Riyaller bol ama 50 milyon dolarlık yatırım daha ortada yok. Bu sorumuza cevap alamadık.

 

“DOLAR KAÇIRAN” MİLLET DEĞİL, YANDAŞLARINIZ

Şimdi döviz rezervlerimiz güneş görmüş kar gibi eriyor. Erdoğan’da en iyi bildiği işi yapıyor, etrafa tehditler savurmaya başlıyor. Beyefendi Önce her zaman yaptığı gibi “Ey CHP” diye bağırmaya başladı ama birde baktı ki bizde dolar yok. CHP’yle SWAP yapma imkanı yok. Böyle bir şey yapamayacağını görünce de bu sefer başkalarına yüklenmeye başladı. “Ülkeden döviz kaçıranlara merhamet göstermeyeceğiz” diye tehdit savurdu. Sayın Erdoğan, sayenizde milletin hali ortada. Damadınızla beraber milleti kuru soğana muhtaç ettiniz. Millete bırakın doları, cebinde beş kuruş bırakmadınız. Ülkeden döviz kaçıran varsa onlar da sizin yandaşlarınız. Milletin iffetli analarına olmadık küfürleri edip, Londra’da mahalle kapatanlar hemen sizin yanı başınızda oturuyor. Bu tehditleri siz kime savuruyorsunuz? Daha önce de böyle attınız, tuttunuz ne oldu? Hiçbir şey… Sonunda söylediklerinizi yutmak zorunda kaldınız.

 

KURU SIKICI DAMADI GÖNDERİN HAVACIYI GETİRİN

Bakın siz böyle boş atmaya başlayınca, Damadınız da çıktı, “Birileri bir dönem Türkiye’yi ithalat cenneti yapmaya çalıştı” diyerek zülfü yâre dokunuverdi. Sayın Erdoğan size tavsiyemiz, sizde nasılsa sosyete Damat çok, bu kuru sıkıcıyı gönderin yerine epeydir reklamını yaptığınız havacıyı getirin. Belki birkaç gün daha idare edebilirsiniz.

 

TULUMBADA SU BİTİNCE…

Hazine ve Maliye Bakanı Damadınız Cumhuriyet tarihi boyunca yapılan ithalatın yüzde 83’ünün son 17 yılda sizin döneminizde yapıldığının herhalde farkında değil. 72 yılda 57 hükümetin yaptığı ithalatın beş katını 17 yılda siz ve sizin hükümetleriniz gerçekleştirdi. Önceki 57 hükümetin verdiği dış ticaret açığının 4 katını, siz 17 yılda verdiniz. Devri Hükümetlerinizde samanı bile ithal eden ülke haline geldik. İthal samanla ithal hayvanı besledik buna da üretim dedik. Biz, “İthalatı bırak üreticiye, çiftçiye, üretime bak” diye barbar bağırdık. Tarım Bakanınız da çıktı “Paramız var ki ithalat yapabiliyoruz” diyerek övündü. Şimdi ne oldu? Tulumbada su bitti. Paralar suyunu çekti. Para bitince de 800 ürünün ithalat vergisini artırma kararı aldınız. Üretimi hatırladınız. Sizi çok uyardık Sayın Erdoğan. “Sorumluluklarınızdan kaçabilirsiniz, ancak bunun sonuçlarından kaçamazsınız” dedik. İthalat vergilerini artırırken, ilgili sektörlerle istişare ettiniz mi? Ekonomik Sosyal Konseyi falan topladığınızı görmedik hayır. Pek çok sektörde kullanılan ara malı ve girdilerin maliyetini durduk yerde artırdınız. Zaten darbe yemiş sanayicilerimizin rekabet gücüne, bir darbe de böyle vuruyorsunuz. Önünü, arkasını düşünmeden kararlar alıyorsunuz, birkaç gün geçince de ricat ediveriyorsunuz.

 

ÖNERİLERİMİZİ ORTAYA KOYUYORUZ, ÇÜNKÜ BU MİLLETİ ÇOK SEVİYORUZ

Evet! Korona krizinden sonra dünyada ortaya yeni fırsatlar çıkacak, çıkıyor. Ama bu yönetim anlayışıyla siz bundan önceki dünyadaki fırsatları nasıl kaçırdıysanız, bu fırsatları da maalesef kaçıracaksınız. Size ilk günden bu yana “Bütüncül, tutarlı, güven verecek bir program hazırlayın” diyoruz. Yetmiyor, öneriler gösteriyoruz. Yol gösteriyoruz. Daha hafta başında Sayın Genel Başkanımız 16 maddelik bir programı sizlerle paylaştı, kamuoyuyla paylaştı. Neden yeni bir bütçeye, yeni bir programa ihtiyacımız olduğunu gerekçeleriyle ortaya koydu. Ben soruyorum, dünyanın hangi ülkesinde muhalefet reçete yazıp da hükümete verir? Hiçbir siyasi parti bu kadar olgun davranamaz. Ama ne yapalım? Biz milletimizi çok seviyoruz. Milletimizin aşı, işi daha fazla küçülmesin istiyoruz.

 

BU SÜREÇ İKTİDARA HAZIR OLDUĞUMUZU GÖSTERDİ

Belediye başkanlarımız, Sayın Genel Başkanımızın talimatıyla, milleti yalnız bırakmamak için canla, başla çalışıyorlar. Adanalı çiftçimizin tarlasında kalan patatesi, soğanı Adana Belediyemizin de işbirliğiyle İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlarımız alıp ihtiyaç sahiplerine dağıtıyor. Hem çiftçilerimiz memnun ediliyor, hem de ihtiyaç sahibi vatandaşlarımız… Ayrıca tarımda kendi kendine yeterliliğin öneminin de farkında olduğumuzu bu yaklaşımımız gösteriyor.

Bakın bugün küçük bir belediyemiz olan Burhaniye’de yapılanlardan bahsetmek istiyorum. Koskoca devleti yöneten hükümet çıktı, salgında kepengini kapatmış esnafa faizle borç verdi. Peki, Burhaniye Belediye Başkanımız Sayın Ali Kemal Deveciler ne yaptı? Burhaniye’de 850 esnafa, biner lira karşılıksız gelir desteğinde bulundu. Yetmedi KOVİD-19 ile mücadele eden belediye çalışanlarına moral ikramiyesi verdi. İşte insan odaklı politika, işte sosyal devlet böyle olur. Bu salgın ve yaşanan kriz milletimiz nezdinde bir turnusol kâğıdı işlevi görmüştür. Cumhuriyet Halk Partisi, gerek hazırladığı program ve politikalarla, gerekse yönettiği belediyelerin performansıyla, iktidara hazır olduğunu hamdolsun ispat etmektedir.

CUMHURİYET’E VERİLEN CEZAYI NE HUKUK NE VİCDAN KABUL EDER

Son olarak, Saray Hükümetinin kendisi bitti, Daire Başkanları halkın haber alma özgürlüğünü engellemek için gazetelere baskı yapmaya başladı. Cumhuriyet gazetesine Fahrettin Altun haberleri nedeniyle verilen ilan durdurma cezalarının ne hukuken ne de vicdanen kabul edilebilir bir yanı yoktur.

 

KURALLARA UYALIM, KALBEN BAYRAMLAŞALIM

Mübarek Ramazan ayını artık tamamlıyoruz. Ramazan ayında milletimizin ettiği tüm duaların, yaptığı tüm ibadetlerin Allah katında kabul olmasını diliyoruz. Bu yıl, pek çok milli bayramımızı Korona salgını sebebiyle, sevdiklerimizle beraber kutlayamadık. Yine Ramazan Bayramımızı da sokağa çıkma yasağı varken kutlayacağız. Salgın henüz tam kontrol altına alınmış değil. Vatandaşlarımızın ihtiyatı elden bırakmadan, kurallara uyarak, sevdikleriyle kalben bayramlaşmalarını hasseten rica ediyoruz.

Bu vesileyle Cumhuriyet Halk Partisi olarak tüm milletimizin Ramazan bayramını kutluyor, sağlıkla, afiyetle, şeker tadında nice bayramlara kavuşmayı ümit ediyoruz.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi arkadaşımdan soruları alacağım.

 

Soru- İnfaz düzenlemesi için Anayasa Mahkemesine bayram sonrası müracaat edileceği belirtiliyor. Bugün gazetelerde bununla ilgili haberler vardı. Tarih belli mi? Birde başvurunuz sonrası sizin de kırmızıçizginiz olan konularda bir genişleme endişesi taşıyor musunuz?

Faiz ÖZTRAK- Burada şunu açıkça ifade etmek istiyorum. Usul yönünden başvurumuzu yapmıştık şimdi esastan da başvurumuzu yapacağız. Bizim kırmızıçizgilerimiz çok açık ve nettir. Teröristlerin, eli kanlı katillerin, kadınlara şiddet uygulayanların, çocuk tacizcilerinin hiçbir şekilde bir affa uğramasını istemiyoruz. Biz zaten bu kırmızıçizgilerimizi Anayasa Mahkemesine vereceğimiz dilekçede de belirteceğiz. Ama şunu istiyoruz, haksız ve adaletsiz bir biçimde TBMM’den geçen yasayla iktidarın kendi yandaşlarını serbest bırakırken kendisine muhalif olanları içerde tutmasını da hiçbir şekilde kabul etmemiz mümkün değil. Onlar için adalet arayışımızı sonuna kadar sürdüreceğiz.

 

Soru- Genel Başkanın Anıtkabir ziyareti sırasında bekletilmesi sonrasında bugün Sayın Kılıçdaroğlu’na da bir haber ajansıda dahil edilerek parti içinden komplo kurulduğu iddiası dile getirildi. Bu iddialara ilişkin yorumunuz nedir?

Faiz ÖZTRAK- Şimdi siz bizim Genel Başkanımızın ağzından bir kere dahi, “Aldatıldık Allah affetsin” lafını duydunuz mu? Bizim Genel Başkanımız yetişme tarzı itibariyle de bu ülkede kumpas kurulabilecek son Genel Başkandır. Hiçbir şekilde ne partimize ne Genel Başkanımıza kumpas kurulamaz. Biz bu konularda şerbetliyiz. Ama bu soruyla bize kumpas kurmak isteyen CNN televizyonunun kendisidir.

Teşekkür ediyorum.

DAMAT BERAT, HALİMİZ BERBAT

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Hain terör örgütü, dün Van’da Vefa Sosyal Destek grubunun aracına saldırdı. Hayatını kaybeden iki vatandaşımıza Allah’tan rahmet ve şehitlerimizin ailelerine ve milletimize sabırlar diliyoruz. Her zaman söylediğimiz gibi; terör bir insanlık suçudur, terörü lanetliyoruz. Yine, 101 yıl önce bugün, emperyalistlerin işgaline karşı milli mücadelenin ilk kurşununu atan Hasan Tahsin’i ve tüm şehitlerimizi saygı ve rahmetle anıyoruz.

 

SAĞLIK VE EKONOMİ İÇ İÇE

COVID-19 salgını Türkiye ve dünya gündemini meşgul etmeye devam ediyor. Tüm ülkeler bir yandan salgınla mücadele ederken, diğer yandan da salgınla beraber yaşamanın yollarını arıyor. Kuralları esnetmenin, kuralları koymaktan çok daha fazla özen ve hassasiyet gerektirdiğini tüm dünya örneklerinden görüyoruz. Normalleşme sürecinin yönetimindeki bir aksama veya gösterilen ihmal, mücadeledeki tüm kazanımları ve yapılan onca fedakârlığı bir anda boşa çıkarabiliyor. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, yurttaşlarımızın hayatının biran önce normalleşmesini tabi ki istiyoruz. Meselenin ya sağlık, ya da ekonomi olmadığını, iki sorunun iç içe olduğunu ve birlikte çözülmesi gerektiğinin de altını çiziyoruz.

 

SALGINDAN ÇIKIŞ SÜRECİ İYİ BAŞLAMADI

Bu nedenle bir yandan sağlıkçılarımızın salgınla mücadelede elde ettikleri kazanımları korurken,  diğer yandan siyasi kanaatle, ya da yandaş kayırma güdüleriyle değil, Bilim Kurulu’nun önerilerini dikkate alarak, yavaş ama sağlam adımlarla normalleşmeliyiz. Türkiye “salgından çıkış sürecine” iyi başlayamadı. Saray Hükümeti, salgında ikinci bir dalgaya neden olmamak için, “sorumlu bir strateji” izlemekte zorlanıyor. “Bilimsel gerçeklere riayet” ve “karar sürecinde saydamlık” maalesef yok. Salgından çıkış sürecinde bir başıbozukluk, bir özensizlik dikkati çekiyor.

 

BU BİLİM KURULU’NU NEDEN KURDUNUZ

Sayın Sağlık Bakanı bir hekim… Etrafında Türkiye’nin en iyi profesörlerinden, doçentlerinden, bilim insanlarından oluşan bir Bilim Kurulu var. Ancak Sağlık Bakanlığı ve Bilim Kurulu;

AVM’lerin açılıp, açılmayacağına karar veremiyor,

Stadyumlarda futbol maçlarının yapılıp, yapılmayacağına karar veremiyor,

Bayramda sokağa çıkılıp, çıkılmayacağına yine karar veremiyor.

O zaman bu Bilim Kurulu’nu neden kurdunuz? Yani sizlerin Reis dediği Sarayın kibirli kişisinin tercihleri, bilimsel gerçeklerin önüne geçtiğinde bunu gizlemek için mi kurdunuz?

 

TAKA REİSİNE TRANSATLANTİK VERİLMEZ

Bu arada şunu belirtmekte de yarar görüyorum: Reis takada olur. Bu ülke ise koskoca bir transatlantik. Böyle devasa bir transatlantiği ancak iyi eğitimli bir kaptan, o da tek başına değil, ekibiyle birlikte yüzdürebilir. Transatlantiği taka reisine emanet ederseniz, gemiyi er ya da geç karaya oturtacaktır.

 

ŞİKAYET ETMEYİN, KARAR VERİN VE GEREĞİNİ YAPIN

AVM’lerdeki ciddi kalabalıklar ve kuyruklar hepimize kaygı veriyor. Anlaşılan sadece biz değil, Sağlık Bakanı da kaygılanıyor. Boyuna tweet atarak AVM’lerdeki kalabalıklardan şikâyet ediyor. İyi de Sayın Bakan, siz şikâyet makamı değilsiniz. Kimi kime şikâyet ediyorsunuz. İktidarda Cumhuriyet Halk Partisi yok. İktidarda siz varsınız. Varsa bir şikâyetiniz, toplarsınız Bilim Kurulu’nu, kuruldan kararları çıkarırsınız ve çıkardığınız o kararın arkasında da hep beraber durursunuz. Duramıyorsanız o zamanda gereğini yine hep beraber yaparsınız. Böyle şikâyet ederek, sorumluluğu topluma bırakarak, millete bırakarak, yıkarak süreç yönetilirse sıkıntılarımız büyür. Bir başarı varsa sahiplenelim, bir sıkıntı varsa sorumluluğu topluma yıkalım anlayışı sürece zarar vermekten başka bir işe yaramaz.

 

SARAY MİLLETE TEPEDEN BAKIYOR

Diğer taraftan fabrikalarda salgına rağmen toplu olarak çalıştırılıp, Korona hastalığına yakalanan işçilerin iş kazası kapsamından çıkarılması bu ülkeyi idare edenlerin, Sarayın millete nasıl tepeden baktığını gösteren bir skandaldır.

 

HENÜZ GEÇ DEĞİL

Bir kez daha saray hükümetine sesleniyoruz: Henüz geç değil. Sorumlu bir strateji izlemek için halen vakit var. Bu çerçevede önerilerimizi haftalardır sıraladık sıralıyoruz: Milletimiz sürecin siyasi saiklerle değil, rant saikleriyle değil bilimsel gerekçelerle yürütüldüğüne ikna olursa, bunlara güvenecek ve kararlara da uyacaktır. Bu da hem can, hem de gelir kayıplarımızı en aza indirecektir. Salgından çıkışta gözlenen derbederlikte bir an evvel sona erecektir.

 

DAMAT TEYYO PEHLİVAN’A RAHMET OKUTUYOR

Derbederliğin dikkat çektiği bir diğer alan ise ekonomi… Damat ekonominin başında, Teyyo Pehlivan’a rahmet okutmaya başladı. İlkin “100 milyar liralık yardım yapacağız” dedi. Uçak biletinde KDV’yi indirdi. Konutta borçlanma limitlerini artırdı. Bunları tedbir paketi diye millete pazarlamaya kalktı. Sonra baktı bu tutmadı. Rakamı bu sefer 200 milyar liraya çekti. Paket dediklerinin üstüne de “Ekonomik İstikrar Kalkanı” diye afili bir isim yapıştırdı. Ama 200 milyar desteğin, 150 milyar lirasının destek değil kerdi borç olduğu, hem de faizli borç olduğu anlaşıldı. 200 milyardan da millete vere vere 4,4 milyar lira nakdi yardım verebildiler. Birçok ihtiyaç sahibi de partimize göndermiş olduğu şikayet mektuplarıyla bunu da alamadıklarının altını çizdiler. Millet İŞKUR şubelerinin önünde kuyruk oldu. Cebinde yol parası olmayan insanlar, evlerine dönebilmek için kuyrukta termosta getirdiği çayı sattı.

 

VAR MI 22 BİN TL DESTEK ALAN?

Saray milleti unuttu. Vatandaşın durumunu görmedi, feryadını duymadı. Ama Teyyo Damat “dilin kemiği yok” deyip, hızını alamadı. Paketin büyüklüğünü dün 240 milyar liraya çıkardı. Bir de “çarpan etkisiyle 525 milyarı buluyor” diyerek cin olup milleti çarpmaya kalktı. Millet de gülecek hal kalmadığı için bu işe şaştı kaldı. TÜİK’e göre bu ülkede 23 milyon 596 bin aile var. Eğer Teyyo Damadın dediği gibi; milletimize 525 milyar lira destek verdilerse, aile başına 22 bin 250 lira düşer. Şimdi ben milletimize buradan sormak istiyorum. İhtiyaç sahibi hangi aile bırakın diğerlerini, bu salgın döneminde bu hükümetten 22 bin 250 lira destek alabildi? Soruyorum, yine kimlere gitti bu paralar? Bıraktık 22 bin 250 liralık desteği, millete 5 maskeyi bile parasız dağıtamadılar. Şu zor günde milleti perişan ettiler. Faiziyle borç vermenin, alacak ötelemenin, işçinin kendi parasını işçiye vermenin adına destek denmez. Evine ekmek götüremeyen işsizimize, ücretini alamayan işçimize, haftalardır siftah yapmayan esnafımıza, çarkları nasıl döndüreceğini düşünen sanayicimize, tarlasına giremeyen çiftçimize, bu salgın döneminde kol kanat geremediler. Vatandaşlarımızın krizde uğradığı zararları telafi etmediler. İnsanlarımızı canlarıyla cüzdanları arasına sıkıştırdılar. Ama havuz müteahhitlerine dolarla verdikleri ve İngiliz mahkemelerine de emanet ettikleri garantilere hiç dokunmadılar. Utanmadan millete geçmedikleri köprünün, gitmediği yolun, uçmadığı havaalanının, yatmadığı hastanenin parasını ödetiyorlar. Çok açık söylüyorum, Partimiz milletin ağlama duvarına döndü. Ziya Paşa’nın dediği gibi; “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz, şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.”

 

DAMAT BERAT, HALİMİZ BERBAT

Teyyo Damat iş başına geldiğinde: Dolar kuru 4,5 liraydı, şimdi 7 lira etrafında dönüp duruyor. Çeyrek altın 320 liraydı, şimdi 640 lira. Sarımsağın kilosu 11 liraydı, şimdi 65 lira. Patatesin kilosu 1 lira 60 kuruştu, şimdi 4 lira. Kuru soğanın kilosu 1,5 liraydı, şimdi 3 lira 80 kuruş. Ama buna rağmen soğan tarlada kaldı, çiftçi şikayetçi. Bu rakamlara dışarıdan bakan milletimiz ne diyecek? Tabi ki şunu söyleyecek, “Damat Berat, halimiz berbat”. Milletimiz sokakta, pazarda bu gerçeklerle yaşıyor.

 

NE ALLAH’TAN KORKMAK VAR, NE KULDAN UTANMAK

İki yıldan az bir sürede kayınpeder-damat ikilisi “yiğidi kuru soğana muhtaç” ettiler. Ama ne Allah korkusu var, ne de kuldan utanma. Bir yandan “dış güçler bize operasyon çekiyor” diye Türkiye’de ortalığı yıkıyorlar; diğer yandan da operasyon çekmekle itham ettikleri ABD, İngiltere, Japonya başkentlerinde SWAP kanalıyla döviz alabilmek için fır dönüyorlar. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu. Ama bu arada olan milletimizin aşına, işine oluyor.

 

VATANDAŞIN VERGİSİ FAİZ LOBİSİNE GİTTİ

Bu hafta birbirinden önemli ekonomik veriler açıklandı. Daha bu sabah Nisan ayına ait Merkezi Yönetim Bütçe verilerini gördük. Tek bir ayda Nisan ayında 45 milyar TL bütçe açığı vermişiz. Bu, geçen yılın 2,5 katı. Tabi böyle bir dönemde yapılması gereken harcamalar olduğunu biliyoruz. Vatandaşımıza verilmesi gereken destekler var. Ama bakıyoruz vatandaşın vergilerinden toplanan paralar en başka faize gitmiş. 17 milyar TL faize ödenmiş. Faize yapılan ödemeler geçen seneyi 3,5’a katlamış. Yine ilk 4 ayda bütçe açığı yılın tamamı için öngörülen hedefin yarısından fazlasını geçmiş durumda.

 

İKİ KÖPRÜNÜN GARANTİ ÖDEMELERİ

Bu arada Nisan ayında bütçenin cari transferler başlığı altında, hazine garantisi ödemelerinin yer aldığı Ekonomik-Mali amaçlı transferlerde, 4 milyar TL’lik olağanüstü yüksek bir meblağ var. Şimdi buradan soruyorum, bunun ne kadarı Nisan ayında yapılıp yapılmadığını hep sorduğumuz ama sizin bir türlü cevap vermediğiniz iki köprünün geçiş garantilerinin ödemeleridir?

 

İŞSİZLİKTE REKOR ARTIŞ, REZERVLERDE REKOR GERİLEME

Yine bir başka önemli veri, bu yılın ilk üç ayında gerçek işsiz sayımızın 9 milyon 39 bin kişiyle yeni bir Türkiye rekoru kırdığıdır. Gerçek işsizlik oranı ise yüzde 26,3’e sıçramıştır. Bu rakamları, buna benzer rakamları bu ülke daha önce hiç görmedi. İşsizlerimizin sayısı dünya üzerindeki 99 ülkenin nüfusunu geçmiş vaziyette. Bu hafta Mart ayının ödemeler dengesi rakamları da açıklandı. Mart ayında cari açık 4,9 milyar dolara sıçramış. Bir ayda net hata noksan dahil 12 milyar dolar sermaye ülkeden kaçmış. Mart’ta hem cari açık, hem de sermaye çıkışı karşılığında milletin kasasındaki dolarlar 16,6 milyar erimiş. Bu, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde tek bir ayda gerçekleşen en yüksek rezerv kaybı…

 

EN SERT ÇAKILAN EKONOMİ OLDUK

Ve son olarak dün açıklanan Mart ayı sanayi üretimi… Mart’ta sanayi üretimi, önceki aya göre, yüzde 7 daralmış. Sanayi üretiminde tek bir ayda böylesine şiddetli bir daralmayı daha önce hiç bir dönemde görmedik. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı, çok önemli bir veri açıkladı: OECD Bileşik Öncü Göstergeler Endeksi. Buna göre Türkiye, Nisan ayında, hem OECD ülkeleri içinde, hem de benzer ekonomiler arasında en sert çakılan ekonomi olmuş.

 

BELEDİYELERİMİZ ÜLKENİN SOSYAL DAYANIŞMA AÇIĞINI KAPATIYOR

Tüm bu veriler ekonomide; tutarlı, güven verecek, bütüncül bir programa duyulan ihtiyacı gözler önüne seriyor. Haftalardır Sayın Genel Başkanımız ve bizler hükümeti uyarıyoruz. Ciddi bir ekonomik programa ihtiyaç olduğunu ifade ediyoruz. Bu, krizin ilk gününden itibaren yapıcı olmaya, hükümete yol göstermeye çalışıyoruz, çalışacağız. Ama hükümetin başı açık söyleyeyim, mahallenin kabadayısı gibi davranıyor. Milletin derdine derman olamadığının üstünü örtmek için Cumhuriyet Halk Partisi’yle ve onun belediye başkanlarıyla uğraşıp duruyor. Millet salgında bir başına bırakıldı. Biz belediyelerimizle “milletimizin derdine derman olalım” diye koşturuyoruz. Fakat Sarayın yandaştan vatandaşı görecek gözü yok. Bizim belediyelerimiz ülkenin sosyal dayanışma açığını kapatıyorlar. Genel Başkanımızın talimatlarıyla, “hiçbir çocuk yatağa aç girmesin” diye uğraşıyorlar. Ama Saray hükümeti belediyelerimize engel çıkarmak için elinden geleni yapıyor.

FAKİR FUKARANIN BİR TAS ÇORBASINA GÖZ KOYDULAR

Milletin fakir, fukara için yaptığı bağışlara hukuk tanımadan el koyuyorlar. Fukaranın içtiği bir tas sıcak çorbaya, bir dilim ekmeğe göz dikip aş evlerinin hesaplarını donduruyorlar. Daha yeni Eskişehir Belediye Başkanımız sıcak yemek dağıtmak için valilikten izin istemek üzere başvurdu. Valilik reddetti. Hani bunları valilikten izin alınmadığı için reddediyordunuz? Nasıl olsa reddedeceksiniz. Milleti lütfen aldatmayın.

 

MÜFLİS BEZİRGAN SİYASETİ

Bu da yetmiyor Belediye Başkanlarımıza soruşturma üzerine soruşturma açıyorlar. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız hakkında, göreve geleli daha 1 sene dolmadan, 27 ayrı soruşturma başlatmışlar hem önceki dönemli ilgili, hem de bu dönemle ilgili. Keza diğer belediyelerimizden de denetleme orduları bir türlü eksik olmuyor. Ama “500 bin lira rüşvet alındığı” bizzat bakanlar tarafından açıklanan, Belediye Başkanının da “ben almadım” dediği, Antalya’nın Serik Belediyesini soruşturan kimse yok. Millet perişan, iş yok güç yok… Siz, milletin sesini duymuyorsunuz. Müflis bezirgânlar gibi başkanlarımızın hizmetlerini engellemeye çalışıyorsunuz. Biraz utanma, arlanma olur. Bir yandan belediyelerimizin elini kolunu bağlamaya uğraşıyorlar, diğer yandan da Genel Merkezimizin milletin sıkıntısını anlatmasını, şu krizde bile yandaşa çekilen peşkeşlerin hesabını sormasını engellemeye çalışıp dilini bağlamaya çalışıyorlar. Yeter ki milletin sorunları konuşulmasın. Yeter ki sıcak koltukları hiç tartışılmasın.

 

TROLLERİN TASMALARINI GEVŞETTİLER

Öylesine rezil, öyle pespaye bir dönem yaşıyoruz ki, ileride milletimiz bugünleri lanetle anacak. Milletin namusuna, karısına, kızına musallat olan trollerin tasmaları gevşetilmiş… Sosyal medyadan her türlü rezilliği yapıyorlar. İstanbul İl Başkanımıza, kadın gazetecilere olmadık hakaretler ediyorlar. Ve bu hesaplar kendilerine bir de utanmadan “yerli ve milli” diyorlar. AK Parti yönetimi de sayısını unuttukları trolleri tek bir çatı altında toplamak için sosyal medyada “yerlilik millilik” fişlemesi başlatıyor. Yani siz kim oluyorsunuz da milletin yerliliğine milliğine karar verme yetkisini kendinizde görüyorsunuz? Bu besleme trolleri tek bir çatı altında toplayıp, bu işleri sosyal medyadan harp açarak götüremezsiniz. Maalesef edep ve terbiye ile beraber adalet de sükût etmiş durumda. Adalet ve Kalkınma Partisi’nde, “Ya arkadaş bir durun, saçmalamayın” diyecek aklı başında hiçbir insan kalmadı mı? Bu partide izan sahibi bir akıl, vicdan sahibi bir yürek kalmadı mı?

 

GENEL BAŞKANIMIZ PAZARTESİ ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR YAPACAK

Son olarak sözlerimi bitirmeden önce önemli bir duyuruda bulunmak istiyorum. Sayın Genel Başkanımız Pazartesi günü, krizden çıkışın yol haritasına dair önemli açıklamalarda bulunacaktır.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa soruları alabilirim.

 

Soru- HDP’li belediyelere yönelik terör soruşturmaları kapsamında görevden almalar devam ediyor. HDP’nin bugün itibariyle kayyum atanmamış 14 belediyesi kaldı. 31 Mart seçim sonuçları bakımından bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Ayrıca görevden uzaklaştırılan Yalova Belediye Başkanınız ile ilgili hukuki olarak son durum nedir?

Faiz ÖZTRAK- Bizim demokrasiden, milli iradeden yana olan, milli iradeye saygılı bir parti olarak temel prensibimiz şudur: Seçimle gelen öncelikle seçimle gitmelidir. Birilerinin hakkında mahkeme kararıyla tespit edilmiş bir takım suçlar varsa, bu suçlar mahkeme kararıyla tespit edilmeden görevden alınmaları doğru değildir. Son olarak bu görevden alınanların yerine de Ankara’dan atama yapılmasını doğru bulmayız. Milletin iradesine saygı varsa ara seçim yapılır görevden alınan, makamdan ayrılan Belediye Başkanlarının yerine yenileri seçilir.

Yalova Belediye Başkanımızla ilgili olarak Yalova Belediyesi Genel Sekreterimiz serbest bırakıldı. Yalova Belediye Başkanımız hakkında herhangi bir suçlama daha henüz mahkemelere intikal etmedi. Edebileceğini de zannetmiyorum. Çünkü sonuç itibariyle Yalova Belediye Başkanımız belediyede olan usulsüzlüğü, yolsuzluğu kendi ihbar etmiş. Ama şu anda da orada da yine bir hukuksuz yaklaşımla Belediye Meclisi’nin içinden seçilen AK Partili Başkan var. AK Parti çoğunluktaysa Belediye Meclisi’nde seçim yapıyorlar. AK Parti çoğunlukta değilse kayyum atıyorlar. AK Partili Başkan görevine devam ediyor.

 

Soru- Meclis Başkanı Şentop, “Meclis çalışmalarına ara vermesi kararı Meclis Başkanının yetkisinde değil. Bu Meclis Genel Kurulu’nda milletvekilleri tarafından kararlaştırılan bir husustur” dedi. AVM benzetmesini eleştirdi. Sizin bu yorumla ilgili görüşleriniz nedir?

Faiz ÖZTRAK- Meclis’in ne zaman toplanıp ne zaman dağılacağı Meclis Başkanının iradesine tabi değil. Sarayın iradesiyle belirleniyor. Saray’ın Meclis’teki milletvekilleri grubuna talimat vermesiyle Meclis toplanıyor ya da dağılıyor. Hatta Meclis Başkanının o makama oturması da kendi iradesine tabi değil. Saray görevlendiriyor oturuyor, milletvekilleri de sarayın görevlendirdiği kişiye sarayın talimatıyla Meclis Başkanı seçiyor. Şunu açık söyleyeyim, bütün dünyada Meclisler şu veya bu şekilde bu kriz ortamında milletin derdine deva olmak için açıkken Türkiye’de Meclis’in kapalı olması kabul edilebilir bir husus değildir. Bunu baştan itibaren hem Meclis Başkanvekillerimiz söylüyor, hem de Parti Sözcüsü olarak bizler ifade ediyoruz.

 

Soru- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu gazeteci Orhan Uğuroğlu’na yaptığı açıklamalarda Gelecek ve DEVA Partilerine ilişkin Meclis’te temsiliyle ilgili destek verilmesi yönünde açıklamalar yaptı. Sizin bu konuyla ilgili görüşünüz ve değerlendirmeniz nedir?

Faiz ÖZTRAK- Çok açık söyleyeyim, bugünkü tek adam parti devleti rejimi içinde aynen 12 Eylül darbe rejiminde olduğu gibi bazı partilerin Meclis’e girmeleri engellenmeye çalışılıyor. 12 Eylül darbe rejimi hukukundan medet umuluyor. 20 Temmuz darbecileri 12 Eylül darbe hukukunun arkasına sığınmış durumdalar. Çok açıkça ifade edeyim, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak demokrasiden yanayız. Milli iradenin eksiksiz olarak TBMM’ye ve Türkiye’nin tüm karar alma süreçlerine yansımasından yanayız. Bu nedenle de Cumhuriyet Halk Partisi olarak, “Milli iradenin TBMM’ye eksiksiz olarak yansıması için, demokrasiden yana olan tüm partilerin eksiksiz olarak milli iradenin belirlediği çerçevede Meclise girebilmeleri için gereken her türlü yardımda bulunuruz” diyoruz.

 

Soru- Son dönemde yine seçim tartışmaları gündemde. Parti içinde erken seçim ihtimali değerlendiriliyor mu? Bu konuyla ilgili yorumunuz nedir?

Faiz ÖZTRAK- 31 Mart’ta yerel yönetim seçimlerinin bittiği andan itibaren biz her an genel seçim olacakmış gibi hazırız. Hatta partimizin seçim beyannamesi dahi hazır bekliyoruz.

 

Soru- Metin Külünk dün Marmaray’la ilgili bir görüntü paylaştı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yüklenerek “Korona önlemi alınmıyor” diye açıklamalarda bulundu. Ama Marmaray’ın Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları tarafından yönetildiği de biliniyor. Sizin bu konuyla ilgili görüşünüz nedir?  

Faiz ÖZTRAK- Şimdi önce orada bir çekilen video var. Bunu çeken eski bir İstanbul Milletvekili. Metin Külünk’te bir eski İstanbul Milletvekili. Ama Marmaray’ın İstanbul Belediyesi tarafından işletilmediğini, Ankara’da Ulaştırma Bakanlığı tarafından işletildiğinin her ne hikmetse farkında değiller. Ben şunu söyleyeyim, bunlar İstanbul’u unutmuşlar. Bunları İstanbul’u unuttuğu içinde vatandaş bunlara derslerini verdi. Şimdi çırpınıp duruyorlar çırpınırken de maalesef böyle insanı güldürecek yanlışları da yapıyorlar. Genel Başkanımızın bir sözü vardı, “sen doğru dur ki eğri ortaya çıksın” diye. İşte çıkıyor.

BİR FOTOĞRAF BİN SÖZCÜĞE BEDEL: SOSYAL MESAFE YOK, KİBİR MESAFESİ VAR

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün MYK sürerken yaptığı basın toplantısında şunları söyledi:

 

Ülkemizde ilk korona virüsü vakasının tespit edilmesinin üzerinden tam iki ay geçti. Son iki ayda; 138 bin 657 yurttaşımız virüse yakalandı. 3 bin 786 yurttaşımız ise yaşamını yitirdi. Kaybettiğimiz yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyoruz. Kayıplarımızın ailelerine, sevenlerine sabır diliyoruz. Hastalıkla mücadele eden vatandaşlarımıza ise acil şifalar diliyoruz.

 

SARAYIN NORMALLEŞME STRATEJİLERİ KAFA KARIŞTIRIYOR

Salgın sürecinde dünya normalleşme stratejilerini uygulama aşamasına geldi. Biz de salgından çıkış stratejisinin ilk safhasına geçtik. Ama, salgını tam olarak kontrol altına alabildik mi? Hayır. Henüz alamadık. Günlük vaka sayılarımız azalıyor; ancak yeni vakalar gelmeye de devam ediyor. Covid-19 virüsüne karşı, başarılı bir tedavi yöntemi veya aşı bulunabildi mi? O da hayır! Saray hükümetinin açıkladığı normalleşme stratejisi kafaları karıştırıyor.

 

TBMM KAPALI, AVM’LER AÇILIYOR

Bugün, AVM’ler açılıyor. Yakın zamanda spor müsabakalarının da yeniden başlayacağı anlaşılıyor. Ve Bilim Kurulu Üyeleri tüm bunlar hakkında endişelerini dile getiren açıklamalar yapıyorlar. Bu çelişkili kararların nerede, hangi gerekçelerle alındığını kamuoyu bilmiyor. Örneğin park, bahçe gibi açık alanlar açılmazken, TBMM kapalıyken, AVM’ler neden açılıyor? Biz hariç dünyada birçok ülkenin meclisleri sosyal mesafeye uyarak, dijital platformları kullanarak çalışıyorlar. Türkiye Futbol Federasyonu, ligleri başlatmak için kendi özgür iradesiyle nasıl karar alabiliyor? Kulüplerimiz tedirgin, futbolcularımız tedirgin ama anlaşılan birileri liglerin başlaması için baskı yapıyor. Bu baskıyı yapan kim? Maçları veren yayıncı kuruluş mu? Bahis şirketleri mi? Yoksa başka güç odakları mı? Hafta sonu Beşiktaş Kulübünde bir futbolcu ve bir çalışanda virüs tespit edildi. Peki, şimdi ne olacak? Bu koşullarda maçlar yeniden nasıl başlatılacak? Türkiye Futbol Federasyonu tüm bu soruların cevabını kamuoyuna mutlaka vermelidir.

 

İKİNCİ AŞAMA İLKİNDEN KRİTİK

Hep söylüyoruz. Dünya örnekleri de gösteriyor. Salgınla mücadelede ikinci aşama, yani sosyal ve ekonomik yaşamın normalleşmesi, ilk aşamaya göre daha kritiktir. Mücadelenin ilk aşamasında son derece başarılı olan Güney Kore, ikinci aşamaya geçtikten sonra günlük hasta sayısının 10’nun üzerine çıkmasıyla, eğlence mekânlarını yeniden kapatma kararı aldı. Bir diğer örnek Japonya… Başlangıçta salgını kontrol altında tutma konusunda başarılı olurken, sonrasında sıkıntılar başladı. Keza Almanya… Kuralların gevşetilmesiyle vaka sayılarındaki artış Almanya’da da kaygıları artırmaya başladı. Biz insanlarımızın sağlığına kavuşmasını, biran evvel işine gücüne dönmesini ve salgın tehlikesinin tamamen bertaraf edilmesini herkesten çok istiyoruz. Bunun için mücadele ediyoruz. İkinci bir dalganın katlanılan tüm fedakârlıkları riske atmakla kalmayacağını; ekonomide duran çarkların dönmesini daha da geciktireceğini ve fırsatları kaçıracağımızı düşünüyoruz. Bunun can kaybının yanında nasıl bir gelir kaybına yol açabileceğini de görüyoruz.

 

KAŞ YAPARKEN GÖZ ÇIKARMAYIN

Parti olarak “sorumlu bir çıkış stratejisi” uygulanmasını da bu nedenle ısrarla istiyoruz. Onun için “salgından çıkış stratejisi, herkese güven verecek bir şekilde hazırlanmalı ve uygulanmalıdır” diyoruz. Ancak saray hükümetinde bu konuda bir ciddiyet görmüyoruz. Üniversite sınavlarıyla ilgili yaşanan ve gençlerimizin geleceğini etkileyecek keyfi gel gitler ortada. Bu tarihlerin düzeltilmesini tüm aileler ve gençler bekliyor. Bu nedenle hükümeti bir kez daha uyarıyoruz: “Kaş yapayım derken, göz çıkartmayın”. Herkese güven verecek, sorumlu bir çıkış stratejisini hazırlayın. Bunun iki koşulu var. “Bilimsel gerçeklere riayet” ve “karar alma sürecinde saydamlık.” Her sektör, hatta her il için ayrı çıkış stratejileri hazırlamak. Bu stratejileri de mutlaka Bilim Kurulu’nun onayından geçirmek.

 

BİLİM KURULU SÖZCÜSÜ ÖNGÖRDÜĞÜ TEDBİRLERİ AÇIKLASIN

Bu arada Bilim Kurulu hükümete önerdiği veya alınmasını istediği tedbirleri kamuoyuyla mutlaka paylaşmalıdır. Hem bu stratejinin açıklanmasından önceki önerilerine ve tedbirleri de bir an önce açıklamalıdır. Bütün bunları Bilim Kurulu Sözcüsü açıklamalıdır. Böylece hem milletimiz, hem de TBMM, kararların bilimsel saiklerle mi yoksa başka gerekçelerle mi alındığını öğrenmelidir. Hükümetin açıkladığı kararların siyasi denetimi, millet adına denetimi ancak bu şekilde yapılabilir. Herkese güven verecek bir strateji ancak bu şekilde uygulanabilir. Bir defa daha talep ediyoruz: Uygulamaya başladığınız çıkış stratejisine ilişkin Bilim Kurulu’nun önerilerini derhal açıklayın.

 

EMEKÇİ CANI İLE CÜZDANI ARASINA SIKIŞTI

Saray hükümetinin salgının ilk evresindeki siyasi tercihleri ortadadır. Hükümet fabrikalarda çalışan işçilerimizin, sağlığını korumak için, işçilerimizi bir süre evlerinde tutmak yerine, fabrikalarda topluca çalıştırmayı tercih etmiştir. Emekçilerimizi canları ile cüzdanları arasına sıkıştırmıştır. Bunun tabi ki insani maliyeti de ağır olmuştur. Nisan ayında en az 103 emekçimiz bu virüs nedeniyle yaşamını kaybetmiştir. Korona, emekçilerimiz için ölümcül bir meslek hastalığına dönüşmüştür. Hala bu hastalığın yayılmasının engellenmesi ve iş cinayetlerinin durması için iş yerlerinde sosyal mesafe ve hijyen başta olmak üzere gerekli tedbirlerin alınmadığını görüyoruz.

 

BİR FOTOĞRAF BİN SÖZCÜĞE BEDEL: SOSYAL MESAFE YOK, KİBİR MESAFESİ VAR

Bunları tekrarlamaktan dilimizde tüy bitti. Ama belki “Bir fotoğraf, bir resim bin tane sözcüğe bedeldir.” Devletin resmi haber ajansı tarafından servis edilen bu fotoğrafa, tüm milletimizin dikkatlice bakmasını rica ediyorum. Sayın Erdoğan, 50 gün sonra, boğaza nazır Huber Köşkü’nden ilk kez sokağa çıkmış ve bu pozu verdi. Bir tarafta Erdoğan tek başına, araya bir güvenlik şeridi çekmeyi de unutmamışlar… Diğer tarafta işçilerimiz, en az 20 metre geride ve balık istifi vaziyetinde. Evet, bu fotoğrafta “sosyal mesafe” yok, ama “kibir mesafesi” var bu unutulmamış. Aslında bu resmin memleket tozu ayağına değmesin diye, Erdoğan’ın tarlaya galoşla basmasından farkı yok. Bakın, bu ikisi de aslında aynı resim. İkisi de kibrin resmi. Erdoğan ile bu ülkenin çalışanları, üretenleri arasındaki mesafe giderek açılıyor. Belli ki bu güvenlik şeritli tedbir Erdoğan’ın sağlığını korumak için alınmış. Erdoğan bilimsel gerçeklerle kendi sağlığını korurken, işçilerimizin sağlığı ise siyasi ve ekonomik gerekçelerle kaderine terk edilmiş.

 

BU SALGIN NE ZAMAN BİTER?

İnsanlarımız, “Bu salgın ne zaman bitecek?” diye soruyor. Cevabı işte bu fotoğrafta. Erdoğan’ın kendi sağlığı için aldığı tedbirleri, milletimiz için, işçilerimiz için alabildiği zaman bu salgın biter.

 

BUNLAR TOSUNCUĞUN MAZERETLERİ

Değerli basın mensupları; kaderine terk edilen sadece işçilerimizin sağlığı değil; ekonomimizin sağlığı da kaderine terk edilmiş durumda. İki aydır kapalı olan 252 bin 690 işletmenin yeni sürece hazırlanması gerekiyor. Berberler, lokantalar, nalburlar, kahvehaneler, çiçekçiler, pansiyonlar… Kiralarını, faturalarını bugün ödese gelecek ay ne yapacağını bilmiyor. Paramızın değeri de satın alma gücümüz de güneş görmüş kar gibi eriyor. Atalarımızın dediği gibi: “Kabahat samur kürk olsa, kimse sırtına almak istemezmiş”. Milli paramızın değerini pul edenler, şimdi suçlarından kurtulmak için, akla hayale sığmayacak mazeretler üretiyorlar.

Yok efendim, Londra, Türkiye’ye operasyon çekiyormuş.

Yok efendim, dış güçler yükselişimizi engellemek istiyormuş…

Bir dönem çiftlik bank tosuncuğunun sığındığı mazeretlere, şimdi saray yönetimi sığınıyor. Fakat yönetimdeki bu gayrı ciddilik artık sırıtıyor ve açık söyleyeyim vatandaşlarımız arasında büyük sıkıntı yaratıyor.

 

18 YILDIR NEDEN GEREĞİNİ YAPMADINIZ

Milletimiz soruyor. 18 yıldır bu ülkeyi siz yönetiyorsunuz, neden paramızın değerini koruyacak tahkimatı yapmadınız, enflasyonu yüzde 2’lere, 3’lere indirmediniz, dünyada para bol ve ucuzken neden rezerv biriktirmediniz? Ekonomi yönetiminin söylem ve eylemlerindeki tutarsızlıklar sorunlarımızı daha da büyütüyor.

 

PADİŞAHIN YASAĞI ÜÇ GÜN SÜRER

En son geçen hafta yaşadığımız olay. Sosyete damat, bir yandan “Bize Londra’dan operasyon çekiyorlar” diye sızlanırken, diğer yandan aynı Londra bankerleriyle bir telekonferans gerçekleştirdi. Ertesi gün bu konferansa ev sahipliği yapan banka da dâhil, üç yabancı bankaya TL yükümlülüklerini yerine getirmedikleri için işlem yasağı koydu. İşlem yasağı getirilen bu bankalar, aynı zamanda Hazine’nin dışarıdan borçlanmasına aracılık eden bankalardı. Herhalde bu gerçek kendisine hatırlatıldı ki, BDDK Başkanı apar topar çıktı üzerinden üç gün geçmeden bu bankalara getirilen işlem yasağının kaldırılabileceğini söyleyiverdi hafta sonunda. Bu sabahta üç bankanın yasağı kaldırıldı. Keyfi yönetimlerde kararların ömrü çok uzun olmazmış. Ve eskilerin dediği gibi: “Padişahın yasağı üç gün sürermiş.”

 

BEDELİ YİNE MİLLET ÖDER

Ama tüm bu yaşananlar “ekonomi yönetimine güven” sorununu daha da ağırlaştırıyor. Sermaye üzerindeki kısıtlamalar ancak belli bir programın parçası olarak getirildiği ve içeriye ve dışarıya iyi izah edilebildiğinde etkili olabilir. Aksi takdirde günü kurtarma çabalarından biri olarak görülür. Etkisi olmaz. Ricat etmek zorunda kalırsınız. Eldeki son barutu da harcarsınız. Bu günü pansumanla, aspirin tedavisiyle kurtarma yaklaşımı, ülkemizin risk primini ve dışardan borçlanma maliyetini artırmaktan başka bir işe yaramaz. Bedelini de işsizlik ve yoksulluk olarak milletimiz öder.

 

BÖYLE BİR RAKAM DAHA ÖNCE HİÇ BİR DÖNEMDE GÖRÜLMEDİ

Bugün Şubat 2020 dönemine ilişkin işgücü ve istihdam rakamları açıklandı. Bu rakamlar Ocak-Şubat ve Mart aylarını kapsayan rakamlar. Ülkemizde ilk vaka Mart ayının ortasında görüldü. Yani rakamlar korona salgının etkilerini henüz tam olarak yansıtmıyor. Salgının işgücü ve istihdam üzerindeki asıl etkileri gelecek aydan itibaren görülmeye başlanacak. Ancak Şubat ayı verileri korkunç bir tabloyu gözler önüne seriyor. İnsanlarımız işgücü piyasasından hızla çekilmişler. Çalışma çağındaki insanlarımız işgücü piyasasını terk etmiş, yenileri de girmemiş. İşgücüne dahil olmayan nüfus, son bir yılda, 2 milyon 120 bin kişi artmış. Biz böyle bir rakamı daha önce hiçbir dönemde görmedik.

 

GENİŞ TANIMLI İŞSİZ SAYISI 9 MİLYONLA REKOR KIRDI

Bu, resmi işsizlik rakamları sanki düşmüş gibi gösteriyor. Ama diğer taraftan geniş tanımlı dediğimiz gerçek işsizlik rakamları da rekorlar kırıyor. Yani işgücü piyasasından çekilenleri, yetersiz ve eksik istihdam edilenleri, mevsimlik çalışanları da kapsayan gerçek işsiz sayımız tarihimizde ilk kez 9 milyonu aştı. Gerçek işsizlik oranı, yüzde 26,3 ile tüm zamanların rekorunu kırdı. Salgın gelmeden önce ekonomimiz istihdam yaratmakta sıkıntı yaşıyordu. Tarımda istihdam kayıpları son 25 aydır, inşaatta istihdam kayıpları son 23 aydır devam ediyor. Şimdi istihdamdaki kayıplara yeniden bu ay hizmet sektörü de eklenmiş gözüküyor. Bu rakamları hükümet çok iyi analiz etmelidir. İş bulma umudunu kaybettiği için işgücü piyasasından çekilenleri ve iş bulma umudu olmadığı için işgücü piyasasına girmeyenlerin durumunu gayet iyi görmelidir.

 

ÖNCÜ GÖSTERGELER DE ALARM VERİYOR

Önümüzdeki döneme ait göstergeler hiç parlak değildir. Öncü göstergeler Nisan’da iş gücü talebinde çok sert bir çakılma olduğunu teyit etmektedir. İş-Kur’un “açık iş” ve Kariyer Net’in iş ilan sayılarında bugüne kadar görülmemiş düşüşler vardır. Tüm bu öncü göstergeler işsizlik tsunamisinin artık kıyılarımıza vurduğunu göstermektedir. Geçtiğimiz günlerde söyledim. Ülkemizin ciddi akademisyenleri, mevcut işsizler ordumuza bu yıl 3-3,5 milyon yeni işsizin katılacağını söylüyor. Bu işsizlik oranının yüzde 25’lere çıkması demektir. Bir de tabi ücretsiz izin ve kısa çalışma ödeneği ile “istihdamda görünen işsizlerimiz” var. Yani işi kaybetmemiş gibi görünüyorlar.

 

ÇAY ÜRETİCİLERİ TABAN FİYAT BEKLİYOR

Daha yeni Genel Başkanımız, iki milletvekilimizi çay üretimi ve hasadıyla ilgili sorunları incelemek üzere Rize’ye gönderdi. Buradaki en önemli tespitlerden bir tanesi işsizliğin önlenmesi amacıyla İş-Kur’un çok daha aktif bir biçimde sahada olması gerektiğiydi. Arkadaşlarımızın ikinci tespiti ise Rize dışındaki şehirlerde oturan çay üreticilerinin, çaylık sahiplerinin Rize’ye gelmesine izin verilmesi gerektiğiydi. Bu arada şunun altını da arkadaşlarımız çiziyorlar. Çay üreticileri bir an önce çay taban fiyatının açıklanmasını bekliyorlar. Diğer taraftan ülke genelinde de; İş-Kur’un işsiz kalanları eğiterek yeni işler bulmalarını sağlaması, yeni işlere yerleştirmesi, iş bulmaktan umudunu kesip evde oturan vatandaşlarımızın yeniden işgücüne katılmalarını ve bu ülkenin en önemli karşılaştırmalı üstünlüğü olan genç nüfusun üretim seferberliğine katılmasını sağlamak için çok büyük önem taşımaktadır.

 

İŞÇİYE KENDİ PARASINI SADAKA DİYE Mİ VERİYORSUNUZ

Bu arada millete 5 maskeyi parasız dağıtamayan saray hükümeti, geçtiğimiz hafta yeni bir skandala daha imza atmıştır. Meclis kapanmadan önce getirdikleri torba yasayla, işçinin rızasını almadan zorunlu ücretsiz izine çıkarmayı icat etmişlerdi. Bu insanlara da İşsizlik Sigortası Fonu’ndan, 1.170 TL yardım yapacağız dediler. Ancak Nisan’da bunu bile veremediler. Zorla ücretsiz izne çıkarılan işçilerimize 545 lira gibi komik bir para ödendi. Soruyoruz. Siz işçiye, kendi parası olan İşsizlik Sigortası Fonu’ndan sadaka mı veriyorsunuz? Bari bir de işçilerimize “sadaka belaları kovar” diye mesaj gönderin de olsun bitsin.

 

BU GAYRICİDDİLİKLE OLMAZ

Böylesine gayrı ciddi bir yönetimle önümüzdeki dağ gibi sorunları ülke olarak nasıl aşacağız? İşsizlik nedeniyle yitirilen gelirleri ve milletin satın alma gücündeki erimeyi bu yönetimle nasıl telafi edeceğiz? Duran üretim nedeniyle şirketlerimizin bozulan nakit akışını ve ciro kayıplarını yerine nasıl koyacağız? Har vurup harman savurup erittikleri net döviz rezervleriyle önümüzdeki bir yılda 168 milyar dolar dış borcu nasıl çevireceğiz? Salgından çıkışı konuşurken, ekonomimiz için güvenilir bir çıkış stratejisini nasıl oluşturacağız? Bu hükümet tüm bu sorulara acaba kafa yoruyor mu? Hayır. Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur. Borçla, pansumanla, bütüncül olmayan parça başı uygulamalarla sorunların üzerini kapatmaya uğraşıyorlar. Sorunlara çözüm aramak, çözüm önermekte bize düşüyor.

CHP’NİN TEDBİR ÖNERİLERİ

Krizin başından bu yana Sayın Genel Başkanımız ve onun direktifiyle bizler onlarca tedbir önerdik. İzlenmesi gereken yol haritasının ana hatlarını çizdik. Bu ana hatları bir kez daha sizlerle paylaşmak istiyoruz.

-Büyüme ve işsizlik başta olmak üzere önümüzdeki üç yıla ilişkin hedef ve tahminlerinizi yenileyin.

-Eller, tutar yanı kalmayan bütçeyi yeniden yapın. Bu amaçla da meclisin biran önce toplanmasını sağlayın.

-İşini yitirenlere, gelirini kaybetmiş esnaflarımıza, çiftçimize ve toplumun kırılgan kesimlerine yaygın gelir desteği transferlerini bütçeden sağlayacak şekilde bütçenin harcama önceliklerini değiştirin. Ülkemizde yaygın bir sosyal korunma ağı kurmak için çalışmalara başlayın. Aile yardımları sigortasıyla hiçbir çocuğun yatağa aç girmemesini sağlayın.

-Üreten kesimlerin kriz nedeniyle uğradıkları kayıpları borç vererek telafi edemezsiniz. O nedenle telafi edici transferlerle bu kayıpları giderinki sanayicilerimiz salgın sonrasında oluşacak yeni küresel üretim zincirlerinde avantajlı bir yer kapabilsinler.

-Başta G-20 ekonomileri olmak üzere tüm ülkelerle ekonomik istişare, dayanışma ve işbirliği imkânlarını kullanın.

-Son olarak da bütün bunları, ekonomide yitirilen güveni tahkim etmek için, toplumun tüm kesimleriyle istişare ederek yapın. Ekonomik ve Sosyal Konseyi toplayın.

 

DÖRT KOLDAN ÇALIŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ

Biz, krizin ilk gününden itibaren yapıcı olmaya, hükümete yol göstermeye çalışıyoruz. Bundan sonra da çalışacağız. Sayın Genel Başkanımızın koordinasyonunda milletvekillerimiz, belediye başkanlarımız gayretle çalışıyor. Çalışmaya da devam edeceğiz. Milletimizin derdine derman olmak için elimizden geleni yapıyoruz. Yapmaya da devam edeceğiz. Partimizin yönettiği belediyeler toplumsal dayanışmayı artıracak projeler geliştiriyorlar. Milletin veresiye defterlerindeki borçları sildiriyorlar. İhtiyaç sahiplerinin elektrik, doğalgaz, telefon, su faturalarını hayırseverlerle buluşturuyorlar. Su faturalarında indirime gidiyorlar, gıda yardımlarıyla sofraların yükünü hafifletmeye uğraşıyorlar. Şu anda memleket yanıyor. Ve bu yangın o partiden bu partiden ayrımı yapmıyor. Bu kötü günleri omuz omuza vererek, dayanışmayla aşacağız. Bundan kuşkumuz yok. Yeter ki saray hükümeti koltuk için kavga çıkarmaya uğraşmasın, toplumu bölüp parçalamaya çabalamasın. Sorunları çözemiyorsa bunu da kendisine ar etmesin. Milletimizin yakasından düşmeyi bilsin.

 

ÜÇ ZARFI HAZIRLAMAYA BAŞLAYIN

Meşhur sadrazam hikâyesidir. Yeni göreve başlayan sadrazam, masasının üzerinde selefinin bıraktığı bir not ve notun altında üç tane zarf bulur. Notun üzerinde başın sıkıştığında bu zarfları sırasıyla aç yazmaktadır. Bir süre sonra halkın şikâyetleri, homurtuları artmaya başlar. Sadrazamın aklına bu zarflar gelir ve ilk zarfı açar. İlk zarfta, “bu senin çıraklık dönemin sonu yapamayacak olsan da bol bol vaat ver” yazar. Sadrazamda öğüdü tutar, vaatleri peşi sıra sıralar ve gerçekten bir müddet rahat eder. Ancak bir süre sonra ülkede homurtu ve şikâyetler yeniden yükselmeye başlar. Sadrazam ikinci zarfı da açar. İkinci zarfta “bu senin kalfalık döneminin sonu, geçmiş yönetimleri bol bol suçla” yazıyordur. Sadrazam bu öğüdü de tutmuş ve yine bir süre rahat etmiştir. Ancak yeniden sıkışınca üçüncü zarfa müracaat etmek zorunda kalır. Bu zarfta ise “bu da senin ustalık dönemin, kendinden sonra gelecek sadrazama üç mektup da sen hazırla” yazar. Ne diyelim? İlk seçimde gideceğinizi görerek, artık siz de üç zarf hazırlamaya başlayın.

 

ÖĞRETMENLERİN PARASINI ÖDEYİN

Son olarak saray hükümetine yeni bir soru soruyoruz: Sayın Erdoğan 20 bin yeni öğretmen ataması yapılacağını müjdelemişti. Kuralar çekildi, atamalar yapıldı, gençlerimiz çok sevindiler, ama bu gençlerin görevlendirmeleri hala yapılmadı, maaşlarını alamıyorlar. Bu 20 bin genç öğretmenin maaşlarını ne zaman ödemeye başlayacaksınız? Herhalde bununla bütçede tasarruf sağlamayı düşünmüyorsunuz bu maaşları ödemeyerek.

Ve tabii geçtiğimiz haftalarda sorduğumuz ama hala yanıt alamadığımız soruları bir kez daha tekrarlıyoruz:

1- Bu yılın başından beri topladığınız, borç aldığınız, bastığınız, döviz satarak elde ettiğiniz toplam 537 milyar lira ve İşsizlik Sigortası Fonu’ndaki 132 milyar lira nerelere kullanıldı?

2- Nisan bitti, S-400 füzelerini aktive etmediniz. Bu füzeleri ne zaman aktive edeceksiniz? Buraya yatırdığınız 2,5 milyar dolar ne olacak?

3- Katarlılara peşkeş çektiğiniz, Sakarya Tank Palet Fabrikası’na yapacaklar dediğiniz 50 milyon dolarlık yatırım yapıldı mı, yapılmadı mı?

4- Nisan ayında Osmangazi ve Yavuz Sultan Selim köprüleri için bütçeden 2 milyar 720 milyon liralık garanti ödemesini yaptınız mı, yapmadınız mı?

5- Son olarak, Antalya Serik Belediyesi’nde patlayan rüşvet skandalı konusunda Savcılar ve İçişleri Bakanlığı ne zaman devreye girecekler? Yoksa giden başkanın söylediği gibi kol kırılıp yen içinde mi kalacak? Böyle bir usul devlette var mı?

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi soruları alacağım.

Soru- MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’a sosyal medya üzerinden yaptığı bir paylaşımla sahip çıktı. Ekonomi yönetimini övdü ve Kemal Derviş yardakçıları sözüyle muhalefeti hedef aldı. Hem Berat Albayrak’a ilişkin hem de Kemal Derviş’le ilgili sözleri üzerinden bir değerlendirme yapabilir misiniz?

Faik ÖZTRAK- Bu sözlere, atılan tweetlere baktığım zaman aklıma şu geliyor, milletin sesine kulaklarını tıkayanlarla, o sesi duymayanlar ile milletin ıstırabını görmeyenler birbirlerini ağırlıyorlar. Bizim önceliğimiz millet. Dolayısıyla biz bu sözlere herhangi bir cevap vermeyi gerekli görmüyoruz. Şu anda gerçekten milletimizin çok büyük sıkıntıları var. Biraz önce işsizlik rakamlarını söyledim. Ama bunlar bakıyorsunuz önce birbirlerini zemmediyorlar, sonra birbirlerini övmeye başlıyorlar. Soru şu tabi, ne alıp veriyorsunuz kendi aranızda? Alışveriş bitince de Ey CHP diye başlıyorlar kendi kusurlarının üstünü örtebilmek için. Onun için bunlara cevap vermenin bizce hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur.

 

Soru- İnfaz düzenlemesiyle ilgili Anayasa Mahkemesine şekil yönünden bir başvurunuz vardı. Esasa ilişkinde başvuru yapılacağı açıklanmıştı. Bu başvuru olacak mı? Olacaksa takvimi ve içeriğiyle ilgili bir bilgi verebilir misiniz?

Faik ÖZTRAK- Grup Başkanvekilimiz daha geçen hafta açıkladı bu başvuru olacak. O başvurunun takvimi ve içeriği hakkında da Grup Başkanvekilimiz gerekli bilgileri verir. Öyle bir başvurudan vazgeçmemiz söz konusu değil.

 

Soru- İYİ Parti lideri Meral Akşener’den ortak aklın işletilmesi için memleket masası adlı bir liderler buluşması önerisi geldi. Sayın Genel Başkanda bugün bir programda olumlu bulduğunu açıkladı. Hem öneriye ilişkin değerlendirmenizi almak isteriz, hem de bu zirveye ilişkin bir takvimlendirme için partiler arası bir iletişim söz konusu oldu mu?

Faik ÖZTRAK- Sayın Genel Başkanın bu önerisi son derece değerlidir. Ama biz, kibir hastalığına tutulmuş sarayın başının bu talebe cevap vereceğini sanmıyoruz. Ama onun dışındaki tüm partilerin böyle bir talep çerçevesinde bir masanın etrafında toplanması ve siyasetin ortak aklının bu memleketin bundan önce ve şu anda yaşamış olduğu sorunların çözülmesi için seferber etmesini son derece önemli buluyoruz.

 

Soru- TÜİK Şubat ayı işsizlik rakamlarını açıkladı. Ocak ayına göre düşüş 0.2, geçen yılın aynı ayına göre düşüş 1.1. Bu rakamları gerçekçi buluyor musunuz?

Faik ÖZTRAK- Çok açık… konjonktürün gereği olarak ortaya çıkan resmi işsizlik rakamlarının hiçbir geçerliliği yok, hiçbir gerçekliği de göstermiyor. Gerçek olan bir tek şey var, iş bulmaktan umudunu kesen veya iş bulma umudu olmayan kişilerin sayısındaki artış ve geniş tanımlı işsizlik dediğimiz sayının nereye geldiği: 9 milyonu aşmış. Böyle bir rakamı biz daha önce bu ülkede görmedik. Hem de daha krizle ilgili, Şubat verilerine sadece 15 günlük bir dilimin yansımasına rağmen. Onun için çok hızla bir işsizlik afeti yaklaşıyor. Bu afeti önleyebilmek için elden gelen her şeyi yapmak gerekiyor. Bu afete uğrayan vatandaşlarımızın sıkıntılarını gidermek için elden gelen her şeyi yapmak gerekiyor.

Teşekkür ediyorum.

 

KILIÇLA PEK ÇOK ŞEY YAPABİLİRSİNİZ AMA ÜZERİNE OTURAMAZSINIZ

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları ifade etti:

 

Bu hafta sonu Anneler Günü’nü kutlayacağız. Başta şehit anneleri olmak üzere tüm annelerin anneler gününü kutluyoruz. Covid-19 salgınıyla mücadelede dünyada belirli bir aşamaya gelindi. Türkiye’de de hükümet, hafta içinde, salgından çıkışa yönelik bazı kararları kamuoyuyla paylaştı. Türkiye hala, dünya üzerinde, en yüksek hastaya sahip dokuzuncu ülke… Buna rağmen, fedakar sağlık çalışanlarımızın gayretleriyle salgını kontrol etmede ve hastaların tedavisinde belirli bir aşamaya geldik. Tabii bunda toplumumuzun, kurallara uyum konusundaki özen ve dikkatinin de çok büyük katkısı oldu.

 

İKİNCİ RAUNDA İYİ BAŞLAMADIK

27 Nisan’da yaptığım basın toplantısında, partimizin salgından çıkış stratejisine ilişkin endişelerini ve yeni süreç için önerilerini ifade etmiştim. Gelen öncü veriler kaygılarımızda ve uyarılarımızda haklı olduğumuzu gösterdi. Salgınla mücadelede ikinci raunda iyi başlamadık. Beş gün aranın ardından günlük hasta sayısı 6 Mayıs’ta yeniden 2 binli rakamların üzerine çıktı. Dün de bunun etrafında çok az aşağı düşüşle bunun etrafında seyrediyor.

 

BİLİMSEL GERÇEKLERE RİAYET, KARAR SÜRECİNDE SAYDAMLIK

Hükümet, salgından çıkışta ikinci bir dalgaya neden olmamak için “sorumlu bir çıkış stratejisi” izlemek zorundadır. Bunun için “bilimsel gerçeklere riayet, uyma” ve “karar sürecinde saydamlık” gerekmektedir. Biz, Bilim Kurulu’nun yeni uzmanlık ve yetkinliklerle takviye edilmesi gerektiğini söylemiştik. Bilim Kurulu, çıkış stratejisini artık sektör bazında belirlemelidir. Hatta il bazında belirlemelidir. Ancak son açıklamalara göre, bu konuda bir başıbozukluk var.

 

TFF, DEVLET İÇİNDE DEVLET MİDİR?

Sağlık Bakanı, Türkiye Futbol Federasyonu’nun 12 Haziran’da ligleri yeniden başlatmasında, Bakanlığının ya da Bilim Kurulu’nun herhangi bir öneri veya katkısı olmadığını ifade etti. Türkiye Futbol Federasyonu kendi özgür iradesiyle ligleri başlatma kararı alıyormuş. Sorumluluk federasyondaymış. Türkiye Futbol Federasyonu devlet içinde ayrı bir devlet de bizim mi haberimiz yok? Eğer salgından çıkış böyle yönetilecekse, isteyen istediği gibi kendi özgür iradesine göre hareket edecekse bu Bilim Kurulu neden var, Sağlık Bakanlığı neden var, Bakan olarak siz neden varsınız? Yarın restoran, eğlence mekânları ve kafe sahipleri “kendi özgür iradeleriyle” işe başlamak isterse ne diyeceksiniz?

 

AVM KARARI BİLİMSEL DEĞİL SİYASİ

Diğer bir garabet de saray hükümetinin salgından çıkış stratejileri kapsamında, AVM’lerin 11 Mayıs tarihinde açılacağını açıklaması oldu. Bu kararın ardından çok sayıda Bilim Kurulu Üyesi AVM’lerin çok erken açıldığını ifade ettiler. Sağlık Bakanı’nın “bunları biz kapatmadık ki, biz açalım” gibi muğlak ifadelerinden, kararın Bilim Kurulu’nun saray hükümetine yaptığı tavsiyeler arasında olmadığı ortaya çıktı. Daha önce basına yansıyan dedikoduların doğru olduğunu ve AVM’lerin açılması kararının “bilimsel” değil; “siyasi” olduğunu anladık. Nitekim, bugün bir Bilim Kurulu Üyesinin açıklamaları basına yansıdı. “Bazı adımların bizler tarafından atıldığı sanılmasın” diyen Bilim Kurulu Üyesi, aslında bu kararların nasıl alındığı konusunda milletimizi de aydınlatmış oldu. AVM’ler siyasi rant uğruna açılmaktadır.

 

GAYRICİDDİLİK KABUL EDİLEMEZ

İnsanlarımızın canlarını tehlikeye atan bu kararın sorumluluğu, saray hükümetine ve onun başına aittir. Güvene en fazla ihtiyaç duyduğumuz bir dönemde, bu uygulamalar vatandaşlarımız arasında ciddi kaygılar yaratmaktadır. Böyle bir yaklaşım veya gayrı ciddilik kabul edilemez. Salgından çıkış sürecinde Kurul’un onayından geçmeyen hiçbir karar alınmamalıdır.

 

BİLİM KURULU ÖNERİLERİ KAMUOYUNA AÇIKLANSIN

Süreçte dikkat edilmesi gereken en önemli husus saydamlıktır. 4 Mayıs’ta açıklanan kararlardan önce yapılan toplantıda, Bilim Kurulu’nun, hükümete neler önerdiği, nasıl bir tedbir listesi hazırladığı mutlaka açıklanmalıdır. Vatandaşın canını ilgilendiren bu kararların hangisi Bilim Kurulu’nun önerisidir, hangisi saray hükümetinindir bilmeliyiz. Bilim Kurulu’nun hangi kararlarına Saray hükümeti uymamıştır bunları görmeliyiz. Bundan sonra Bilim Kurulu toplantılarında konuşulanlar düzenli olarak kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Bilim Kurulu’nun hazırladığı tedbir listelerinin, kapalı zarf içinde saraya gönderilmesinden vazgeçilmelidir. Hele hele “Biz bazı seçenekleri Sayın Cumhurbaşkanımıza arz ettik, kendileri takdir buyuracaklar” gibi ifadeler, salgından çıkış sürecinde ekonominin toparlanması, tencerelerin yeniden kaynaması içinde ihtiyacımız olan güveni sağlayamaz.

 

VATANDAŞLARIMIZIN HAYATI SİYASİ SİYASİ HESAPLARLA RİSKE ATILMAMALI

Bunun için salgından çıkış süreci tekrarlıyorum çok şeffaf yönetilmelidir. Saray hükümetinin Bilim Kurulu’nun onayından geçen stratejiyi uygulayıp uygulamadığı, vatandaş adına TBMM tarafından denetlenmelidir. Dünya’da birçok ülke bunu uygulamaktadır. Siyasi hesap ve çıkarlar uğruna insanlarımızın canı riske atılmamalıdır. Maalesef saray hükümetinin bu konudaki sicili parlak değildir. Hükümet fabrikalarda çalışan işçilerimizi, sokağa çıkmama tedbirleri kapsamı dışında tutmayı tercih etmiş, onları canlarıyla cüzdanları arasına sıkıştırmıştır. Şimdi bu tercihin insani maliyeti su yüzüne çıkmaktadır.

 

KORONA İŞÇİLERİMİZ İÇİN MESLEK HASTALIĞINA DÖNÜŞÜYOR

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin tespitlerine göre, sadece Nisan ayında, en az 103 işçimiz Covid-19 virüsü nedeniyle yaşamını yitirmiştir. Korona maalesef işçilerimiz için ölümcül bir meslek hastalığına dönüşmektedir. Bu hastalığın iş cinayetlerine dönüşmemesi için tedbirler mutlaka sıkılaştırılmalıdır. Emekçilerimizin sağlığı için iş yerlerinde, sosyal mesafe ve hijyen başta olmak üzere, gereken tedbirler alınmalıdır. Salgından çıkış sürecinde atılması gereken diğer bir adım, başta yüz maskesi olmak üzere, koruyucu malzemeye erişimin kolaylaştırılmasıdır.

 

NE DEDİLERSE BECEREMEDİLER

Geçtiğimiz yılın kış aylarında tanzim-satış mağazalarında patates, soğan kuyruklarında milletimizi bekleten saray hükümeti, bu salgında da milletimize beş maskeyi dağıtamamıştır. “Maskeleri uygun yerlerde satacağız” diye başladılar yapamadılar. “Vazgeçtik PTT eliyle ücretsiz göndereceğiz” dediler yine beceremediler; “e-devletten başvuru alacağız”, “kod göndereceğiz herkes eczanelerden alacak” dediler yine olmadı, sonunda başa dönüp 55 ülkeye bedava gönderdikleri maskeleri, millete satmaya karar verdiler.

 

1000 TL VERDİLER 730 TL’LİK MASKE GİDERİ ÇIKARDILAR

Bu arada polis Taksim Meydanı’nda maske takmayana ceza kesmeye devam ediyor. Şimdi maske satacaklar bir de tavan fiyat getirmişler: 1 TL. Bir aileye yılda bir defaya mahsus olmak üzere 1000 TL para verdiler. Ailenin iki bireyi her gün dışarı çıkmak zorunda kalsa, ailenin yıllık maske gideri 730 TL eder. 1000 TL’den kalan geriye 270 TL kalır. Bu 270 lirayla millet karnını mı doyuracak, kirasını mı ödeyecek, elektrik faturasını mı verecek? Bizim belediyelerimiz bedava maske dağıtmayı becerdi, ama saray hükümeti beceremedi. Çıplak gerçek bu. Ama bir şey daha yaptılar, belediyelerimizin maske dağıtmasını da engellemeye kalktılar.

 

NASREDDİN HOCA FIKRASI GİBİ

Atalarımızın “el iyisi olacağına ev iyisi ol” diye bir öğüdü var. Bu hükümet hep el iyisi olmayı tercih ediyor. Kendi vatandaşı maske beklerken, Amerika Birleşik Devletleri’ne,  İngiltere’ye, İspanya’ya, İtalya’ya uçak dolusu maskeyi bedavaya gönderiyor. Adeta bir Nasreddin Hoca fıkrası… Nasreddin Hoca, zekâtını her yıl Akşehir’in en zengin adamına verirmiş. Komşular Hoca’yı uyarma ihtiyacı hissetmişler. “Bak hocam, zekât dediğin; yoksula, yetimlere, kimsesizlere, işi gücü olmayanlara, bakıma muhtaç kişilere verilir. Bu yaptığın yanlış” demişler. Hoca da gülmüş “asıl sizin yaptığınız yanlış” demiş… “Allah tarlayı, arsayı, evi, bağı, bahçeyi, altını, parayı, malı, mülkü benim zekât verdiğim bu adama vermiş, ben de zekâtımı Allah’ın verdiğine veriyorum. Siz, Allah’tan daha iyi mi bileceksiniz?” demiş.

 

SARAY ZENGİNE CÖMERT, FAKİRE CİMRİ

Saray hükümeti de Nasreddin Hoca gibi. Ama bir farkla… Saray kendi cebinden zekat vermiyor, milletimizin elinde avucunda ne varsa alıyor, yetmiyor bir de bağış topluyor. Ondan sonrada bu paraları içerideki ve dışarıdaki zenginlere dağıtıyor. Bu hükümet, zengine cömert, fakire cimri… Saray hükümetini bir kez daha uyarıyoruz. 1,5 ayı aşkın süredir milletimiz büyük fedakârlıklar göstererek evine kapandı. Gelirinden, kazancından, günlük rızkından oldu. Sağlık çalışanlarımız gecesini gündüzüne katarak, ailelerini görmeden büyük bir gayretle çalıştılar. Tüm bu emekleri heba etmeyin. Salgına ikinci dalga için fırsat vermeyin. Sadece salgın için değil; ekonomi için, aş için, iş için de sorumlu bir çıkış stratejisine ihtiyacımız olduğunu unutmayın.

 

UÇAN EKONOMİ DEĞİL, DOLAR KURU OLDU

Dün doların değeri 7 lira 27 kuruşu gördü. Bu aslında tüm zamanların rekoru. “Başkanlık sistemi ekonomimizi uçuracak” diye geldiler. Uçan ekonomi değil ama maalesef dolar oldu. Erdoğan seçimlerden önce ne diyordu, “24 Haziran’da bu kardeşinize yetkiyi verin, ondan sonra şunla bunla nasıl uğraşılır görün.” Gerçekten de gördük. Erdoğan’ın damadını Hazine ve Maliye Bakanı yaptığı 10 Temmuz 2018’de 1 doların değeri 4 lira 53 kuruştu. Dün itibariyle 7 lira 27 kuruşu gördük. Damat iş başına getirildiğinde, en büyük banknot olan 200 lira ile 44 dolar alabiliyorduk. Şimdi aynı banknot ancak 28 dolar ediyor. Maşallah çok iyi uğraştılar paramızı pul ettiler. Yine damat iş başına geldiğinde asgari ücret 354 dolardı. Şimdi 322 dolara düştü. Milletin hem geliri hem de parasının satın alma gücü dolar karşısında güngörmüş kar gibi eriyor.

 

MİLLETİN GELİRİ ERİRKEN, HAVUZCULARIN GELİRİ KATLANIYOR

Ama dolar karşısında geliri erimeyen, aksine geliri sürekli katlanan imtiyazlı bir kesim var. Gelirleri döviz ile garanti edilmiş, araba geçsin geçmesin, uçak insin inmesin, hasta yatsın yatmasın, dolarları, avroları milletin kesesinden tıkır tıkır ödenen bir avuç havuz müteahhidi… Bir yanda, milletin geliri eriyor; diğer yanda, bir avuç havuz müteahhidinin milletin hazinesinden alacağı para katlanarak artıyor. Bu mübarek Ramazan ayında milletimize soruyoruz: Adalet bunun neresinde? Vicdan bunun neresinde? İnsaf bunun neresinde?

 

ÜLKE DEVLET AKLIYLA DEĞİL, TROL AKLIYLA YÖNETİLİYOR

Biz bunları sorunca cevap hemen hazır: Eyy Ce Ha Pe! Vatanı böldürmeyeceğiz, ezanı susturmayacağız, bayrağımızı indirtmeyeceğiz. Şimdi de tutturmuşlar, Londra merkezli finansal kuruluşlar Türk lirasına saldırıyormuş. İyi de Türk lirası sadece dolar, avro, sterlin karşısında değer kaybetmiyor ki. Türk lirası, son iki haftadır, Güney Afrika randına, Endonezya rupisine, Meksika pezosuna, Malezya ringitine, Rus rublesine karşı da değer kaybediyor. Şimdi tüm dünya başkentleri anlaşılan işi, gücü bırakmış Türk lirasına saldırıyor? Ülkemiz maalesef devlet aklıyla değil, trol aklıyla yönetiliyor. Arkadaş, sormazlar mı: “Sen bu ekonomiye ne yaptın? Ekonominin bünyesini nasıl bu kadar zayıf düşürdün?” diye…

 

KILICIN ÜSTÜNE OTURAMAZSINIZ

Hep söylüyoruz: Devlet ciddiyetle yönetilir. Devlet yönetimi gayrı ciddiliği kaldırmaz. Ellerine almışlar bir kılıç, oraya buraya savuruyorlar. Maç devam ederken sürekli kural değiştiriyorlar; günü kurtarmaya dönük bölük pörçük işler yapıyorlar. Aspirin tedavisi, pansuman. Bu da mücadelede atılacak elde kalan son barutlarında boşa gitmesine yol açıyor. Özgüvenini yitirmiş bir yönetim algısını her gün biraz daha pekiştiriyorlar. Napolyon’a atfedilen meşhur bir sözdür: Kılıçla pek çok şey yapabilirsiniz ama üzerine oturamazsınız. Tehditle, kavgayla, sopayla yapılan hiçbir işten hayır gelmez. Piyasaları daha da gerersiniz, panik ve korkuyu beslersiniz. Bunun yaratacağı ekonomik çöküntünün altında da 83 milyon hep beraber kalırız. Krizin başından bu yana hükümete yol göstermeye, yön vermeye çalışıyoruz. “Güven verecek, derli toplu yeni bir programı milletin önüne koyun” diyoruz.

 

HEDEFLER REVİZE EDİLMELİ

Biz, böyle bir programın ana hatlarını da şimdi verelim: 2020’ye ilişkin büyüme, işsizlik, enflasyon hedeflerinizi ve diğer tüm makro-ekonomik göstergeleri derhal revize edin, kadük olan bütçeyi ve bütçenin önceliklerini yeniden gözden geçirin, kaynakları milletin aşını ve işini korumak için kullanın. Toplumun tüm kesimleriyle, işçiyle, işverenle, esnafla, çiftçiyle, emekliyle, işsizle, yoksulla sürekli istişare içinde olun, Ekonomik ve Sosyal Konsey’i toplayın milletin sesini duyun ve ne yapacağınızı anlatın, hesap verin. Başta G-20 ekonomileri olmak üzere, tüm dünyayla ekonomik istişare ve dayanışma kanallarını açık tutun. Ve nihayet, sosyal devlet olmanın gereklerini de yapmaya başlayın.

 

O PARA CEZALARI AFFEDİLSİN

Bakın, salgından normalleşme sürecine geçmeye başladığımız bugünlerde, salgının ilk evresinde ya ekmek parası peşinde koşarken ya da zaruri ihtiyaçlarını karşılamak için sokağa çıkmak zorunda kalan ve para cezasıyla karşı karşıya kalan birçok vatandaşımız var. Çoğu ya 65 yaş üstü veya 20 yaş altı olan bu yurttaşlarımıza verilen para cezalarını affedin. Bu sıkıntılı günlerinde vatandaşa bir de ceza ödetmeyin. İkinci yapmanız gereken, salgının ilk evresinde taksiler, minibüsler, otobüsler, kamyonlar, TIR’lar iş yapamadılar. Şoför esnafının vergi ödemeye takati kalmadı. Ticari araçların motorlu taşıtlar vergilerini bu yıl almayın.

 

İŞSİZLİK VE YOKSULLUK TSUNAMİSİ YAKLAŞIYOR

Bu salgınla beraber çok büyük bir işsizlik ve yoksulluk tsunamisinin yaklaştığını da görüyoruz. Nisan sonu itibariyle kısa çalışma ödeneğine 291 bin firma 3,2 milyon çalışanı için başvurmuş. Akademisyenler yaptıkları çalışmalarda mevcut işsizlerin üzerine bu yıl 3-3,5 milyon civarında işsizin eklenebileceğini söylüyorlar. Bu resmi işsizlik oranının yüzde 25’lere çıkması demek… Özellikle gençlerimizde işsizlik oranlarının çok daha yüksek seviyelere ulaşacağı anlaşılıyor. Bu yıl üniversiteden mezun olacak gençlerimiz, büyük ihtimalle işgücü piyasasına bile giremeyecek. Bu sene genç işsizliğinin yüzde 40’lara ulaşabileceğini öngören çalışmalar var. Yine yapılan bu çalışmalar krizin en çok düşük gelirli, lise ve lise altı eğitim seviyesine sahip, kayıt dışı çalışan kesimleri etkileyeceğini gösteriyor. Bu da kriz sonrasında yoksulluk ve toplumsal eşitsizliğin çok daha ağırlaşacağı anlamına geliyor.

 

TÜM İMKANLAR KIRILGAN KEİSMLER İÇİN KULLANILMALI

Dolayısıyla bütçenin tüm imkânları, maliye ve para politikasının tüm araçları, toplumun bu kırılgan kesimlerini ayakta tutacak şekilde kullanılmalıdır. Milleti borçlandırarak değil, doğrudan kaybettiği gelir karşısında destek vererek krizin sosyal fay hatları üzerindeki baskısı hafifletilmelidir. Ama bu da yetmez… Tekrar söylüyorum, günü kurtarmaya dönük parça başı iş yapmaktan vazgeçmek, bütüncül bir program açıklamak, ekonomide güvensizliği ve işsizliği bitirecek tek yoldur.

 

BECEREMİYORSANIZ GİDİN

Ancak bu şekilde kriz sonrasında, dünyada üretim üslerinin yer değiştirmesi sürecinde büyük fırsatları ülkemiz yakalayabilir. Eğer bunu beceremeyecekseniz, bunu da yapamayacaksanız, artık milletin geleceğini karartmaktan vazgeçin, bu işi bırakıp gidin.

 

CHP ÜÇ KOLDAN ÇALIŞIYOR

Diğer taraftan, Genel Başkanımızın koordinasyonunda milletvekillerimiz, sahada çalışmalarını sürdürüyorlar. En son Rize’de bu sene çay hasadında karşılaşılan sorunları milletvekili arkadaşlarımız incelediler. Milletvekillerimiz milletin sorunlarını sahada takip etmeye devam edecekler. Belediyelerimiz, kısıtlı imkânlarıyla milletimize canla başla destek vermeye çalışıyorlar, tüm imkân ve araçlarını toplumun en kırılgan kesimlerine destek olmak için kullanıyorlar. Bu zor günlerde toplumsal dayanışmayı güçlendirecek projeleri uygulamaya koyuyorlar. Saray hükümeti beş maskeyi dağıtamazken, belediyelerimiz veresiye defterlerindeki borçları sildiriyorlar, faturaları paylaştırarak dayanışma örneklerini geliştiriyorlar. Hiçbir çocuk yatağa aç girmesin diye büyük gayret sarf ediyorlar. Belediyelerimizin performansı, milletvekillerimizin çalışmaları, insan odaklı politikalarımız, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında temel önceliklerimizin ne olacağı konusuna milletimizin önünde ışık tutuyor. İktidara ne kadar hazır olduğumuzu gösteriyor.

 

YKS TARİHİ TEMMUZ SONU OLMALI

Sözlerimi tamamlamadan önce, gençlerimizin ve ailelerimizin haklı taleplerini yeniden gündeme getirmek istiyorum. Bir ileri, bir geri değiştirilen Yükseköğretim Kurumları Sınavı tarihi, 25-26 Temmuz olarak kalmalıdır önceden açıklandığı gibi. Gençlerimiz zaten zor bir dönemden geçerken, yeni travmalara, yeni belirsizlere neden olunmamalıdır. Bu kararın Bilim Kurulu’nda ya da YÖK’te alınmadığı belli olmuştur. Saray labirentlerinde hangi gerekçeyle alındığı meşkuk bu karardan, bu yanlıştan biran evvel dönülmelidir.

 

ANTALYA’DAKİ RÜŞVET SKANDALININ ÜSTÜ ÖRTÜLMESİN

Son olarak Antalya Serik Belediyesi’nde Kültür ve Turizm ile Dışişleri Bakanlarının huzurunda bir rüşvet skandalı patladı. Savcılar ve İçişleri Bakanlığı bu konuda devreye girecek mi? Yoksa bu skandalın da üstü örtülecek mi? Bunu tabi saray hükümetine sorarken, önceki dört sorumuza hala cevap alamadığımızın da altını çizmek istiyorum. Bu dört sorumuzu da hatırlatayım.

1- Bu yılın başından beri Saray hükümetinin topladığı, borç aldığı, bastığı, döviz satarak elde ettiği toplam 537 milyar lira ve İşsizlik Sigortası Fonu’ndaki 132 milyar lira nerelere kullanıldı?

2- S-400 füzelerini ne zaman aktive edeceksiniz?

3- Katarlılara peşkeş çektiğiniz, Sakarya Tank Palet Fabrikası’na yapılacak dediğiniz 50 milyon dolarlık yatırım yapıldı mı, yapılmadı mı?

4- Nisan ayında Osmangazi ve Yavuz Sultan Selim köprüleri için bütçeden 2 milyar 720 milyon liralık garanti ödemesi yapıldı mı, yapılmadı mı?

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa soruları alabilirim.

 

Soru- Danıştay Başkanlığına görev süresi dolan Zerrin Güngör’ün yerine 8. Daire Üyesi Zeki Yiğit seçildi. Konuyla ilgili bazı haberler kamuoyunda tartışma yaratıyor. Sizin bu konuyla ilgili yorumunuz nedir?

Faik ÖZTRAK- Bu Yiğit’in Anayasa Referandumunda mühürsüz oylarla ilgili kararın altında imzası var. Yine bu Yiğit’in Mart ayında yapılan İstanbul seçimlerinden sonra milli iradenin haksız, hukuksuz bir biçimde iptal edilmesine yol açan iptal kararının altında da imzası var. Şimdi Yiğit’in kimin yiğidi olduğunu görüyoruz. Anlaşılan sarayın yiğidi şimdi Danıştay Başkanlığına seçilmiş durumda.

 

Soru- CHP Grup Başkanvekilleri Özgür Özel ve Engin Özkoç hakkında bir gazetenin “Boğazda kaçak var” haberi sonrasında yaptıkları sosyal medya paylaşımlarıyla ilgili Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un avukatlarının talebiyle soruşturma başlatıldığı duyuruldu. Cumhuriyet Savcılığı Özel ve Özkoç hakkında hakaret ve iftira suçlamasıyla yapıldığını duyurdu bu suç duyurusunun. Siz bu konuyla ilgili neler söylersiniz?

Faik ÖZTRAK- Gerçekten açılan bu soruşturmaları anlamakta çok büyük güçlük çekiyorum. Söz konusu olan üst düzey bir devlet memurunun Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait bir araziyi kiralaması hususudur. Tabi ki, bununla ilgili milletimiz adına Grup Başkanvekillerimiz her türlü soruyu soracaklardır ve bununla ilgili tüm yayınları takip edeceklerdir. İletişim Başkanlığı görevini yürüteceksiniz ama sizinle ilgili yayın yapıldığı zaman basına yapmadığınız baskı kalmayacak. Onunla da yetinmeyeceksiniz CHP’nin TBMM’deki Grup Başkanvekillerine soruşturma açtırmaya kalkacaksınız. Yani gerçekten bu devlet ne hale gelmiş insanın içi acıyor. Buradan hiçbir şey çıkmaz. Ama yapılan gerçekten iktidarın, Saray hükümetinin hesap vermekten ne kadar uzak olduğunu bir defa daha açık seçik ortaya koymuştur.

Teşekkür ediyorum.

“SARAY HÜKÜMETİ 18 YILDA 7 KRİTİK AÇIK YARATTI”

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK sürerken düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Hafta sonu terörle mücadelede Bitlis’ten gelen iki şehidimizin haberinin ardından bugün de Siirt’te bir şehidimiz var. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, acılı ailelerine ve milletimize sabır ve baş sağılığı diliyorum.

 

YAPILAN FEDAKARLIKLAR HEBA EDİLMEMELİ

Hem dünyada hem de ülkemizde, Korona salgınıyla mücadelede belli bir aşamaya gelindiği görülüyor. Artık  “salgından çıkış” ve “yeni normalleşme” stratejileri konuşulmaya başlandı. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, biz de hayatın biran önce normalleşmesini elbette arzuluyoruz. Ancak sağlık çalışanlarımızın, günlerdir evinde oturarak işinden gelirinden olan insanlarımızın fedakârlıkları sorumsuz bir çıkış stratejisiyle heba edilmemelidir. Dünya salgından çıkış sürecindeyken biz ikinci bir salgın dalgasına yakalanırsak, bunun yol açacağı can kayıpları ve ülkemizin kaçıracağı ekonomik fırsatlar çok büyük olacaktır.

 

BU İKİ TEDBİR MUTLAKA ALINMALI

Sorumlu bir çıkış için mutlaka alınması gereken iki tedbiri burada bir kere daha hatırlatmak istiyorum: İlk tedbir, test sayısının artırılması ve filiasyon yönteminden, yaygın ve tesadüfi test yöntemine geçilmesidir. İkinci tedbir ise; yüz maskesi başta olmak üzere, koruyucu ekipmanlara erişimin kolaylaştırılmasıdır. Ancak buradan üzülerek ifade etmek isterim ki saray hükümeti bir maske meselesini hala çözememiştir. 1,5 ay geçti. Ağızlarından “5 koyunu güdemezler” laflarını düşürmeyenler, şu millete 5 maskeyi dağıtamamışlardır.

 

DELİKLİ TÜLBENTTEN FARKI YOK

Vatandaşlarımıza hem diyeceksin ki “takmaya mecbursun” hem de takmaya mecbur tuttuğun beş maskeyi onlara gönderemeyeceksin. Tek kullanımlık maskeler artık defalarca kullanılır hale geldi. Aslında bu gönderilen maskeler de “delikli tülbentten” farksız. Bu maske skandalında sadece vatandaş değil, maske üreticileri de perişan. Saray hükümeti, ne üreticilerden maskeleri satın alıp millete dağıtabiliyor, ne de üreticilerin maskeleri dışarıya satmasına izin veriyor… Üreticilerimiz “2 milyar dolarlık koca bir pazarı Çin’e kaptırıyoruz” diye dizlerini dövüyorlar.

 

EL UZATTIK DEDİĞİ ÜLKE, MASKELERİ TERÖRİSTE GÖNDERDİ

Diğer taraftan da millete verilmeyen kaliteli maskeler, İngiltere’ye, İtalya’ya, ABD’ye, hem de Cumhurbaşkanlığı forsu ve “şahsının” adı üzerine yapıştırılıp hediye diye gönderiliyor. Kendi milletine maske dağıtamayanlar, 55 ülkeye şefkat eli uzattık diye çıkıp övünüyorlar. O el uzattıkları ülkelerin bazıları da, Saray hükümetinin kendilerine gönderdiği maskeleri, Mehmetçiklerimize kurşun sıkan, pusu kuran teröristlere dağıtıyorlar. Ben bu tabloyu milletimizin bilgisine ve takdirine sunuyorum.

 

MİLLET CANIYLA İHTARNAME ÇEKİYOR

Saray hükümeti bu beceriksizliğinin hesabını vermek yerine hala caka satıyor. Şimdi çok açık söyleyeyim, hep el iyi oluyor. Saray hükümeti başkalarına şefkat elini uzatırken, bu ülkede insanlarımız, “Korona virüsü beni öldürmedi. Beni sahipsizlik, çaresizlik, umutsuzluk, tükenmişlik öldürdü” diye saraya canıyla ihtarname çekiyor. Tıynetinizde olduğunu söylediğiniz yardımlaşmadan, dayanışmadan bu milletin evlatları ne zaman yararlanacak?

 

BU KADAR PARA TOPLADILAR, 5 MASKE DAĞITAMADILAR

Saray hükümetinin yılın ilk üç ayında toplayıp harcadığı para, 537 milyar lira. Bir de İşsizlik Sigortası Fonu’nun kasasında duran 132 milyar lira var. Bunların hepsi sarayın kontrolünün altında, elinin altında duran 669 milyar lira para var. Şimdi elbette soracağız. Nereye gitti tüm bu paralar? Saray şu üç ayda faiz lobisine ödenecek olan 38 milyar lira faizi ödemekte hiç geri kalmamış. Ama bu kadar paraya rağmen, vatandaşa beş maske dağıtamamış. Milletin cebine şu sıkıntılı gününde sadece 4,4 milyar lira para koyabilmiş. Kapattığı 250 bin iş yerinin, buradan ekmek yiyen 2,5 milyon çalışanın, berberin, esnafın, garsonun, kominin, şoförlerin ve diğer milyonların zararını telafi edememiş. “Bak kardeşim, bu kadar zarara uğradın ben senin cebine bu parayı koyuyorum” diyememiş. Varsa yoksa “sana borç vereyim, idare et” tavrı. Aslında ne borcu, ne de dağıttıkları bin lirayı alabilen yurttaşlarımızın feryatları arşa yükseliyor. Ama bu sesler bir tek saraydan duyulmuyor. Ayıptır, yazıktır, günahtır.

 

MERKEZ BANKASI DOLARA NÖBETÇİ KOYMAYI UNUTMUŞ

Bu arada, dolar kuru da 7 lirayı aştı. Haftalardır dolar 7 lirayı geçmesin diye elindeki son dolarları da harcayan Merkez Bankası, herhalde hafta sonuna girerken doların başına nöbetçi koymayı unuttu. Dolar 7 lirayı aşınca da saray korosu ezberlerindeki o malum güfteyi terennüm edip ağlaşmaya başladılar. “Bölemeyeceksiniz, parçalayamayacaksınız, mani olamayacaksınız” hamaseti gırla gitmeye başladı.

 

MİLLET ARTIK KANMIYOR

Aslında yeniden bu söylemi tedavüle sokup mağdura yatmaya çalışıyorlar. Yandaş kanallarda darbe senaryoları, ballandıra ballandıra servis ediliyor. Ama artık millet kanmıyor. Millet kabahatlinin kabahatini gizlemek için sesini yükselttiğini çok iyi görüyor. Başkalarını suçlayarak sorumluluktan kaçmaya çalışanları herkes biliyor. Maske beceriksizliğinizi, ekonomiyi yönetemediğiniz için doların 7 lirayı aşmasını, yaklaşan işsizlik afetini, yoksulluğu, israfı, otoyol, tünel, havaalanı ve şehir hastaneleri üzerinden yandaşa peşkeş çektiğiniz Hazine’nin dolarlarını bağırıp çağırarak, mağdura yatarak maskeleyemezsiniz. Kuru gürültüyü bırakın! Önce milletin mutfakta boş kalan tenceresini doldurun.

 

ALTUN VARAKLI AYNALARA BAKIN

Dünyayla birlikte kısıtlamaları gevşetmeye hazırlandığımız şu günlerde, milletin sağlığını tehlikeye atmayın, maskesini verin. Testleri artırın. İktidar olmak, muktedir olmaktır. İktidar ağlama, sızlanma, suçlu icat etme makamı değildir. 18 yıldır ülkeyi kim yönetiyor siz yönetiyorsunuz. Bir suçlu arıyorsanız, dönüp saraydaki “altun” varaklı aynalara bakacaksınız. Ekonomide ve politikada yarattığınız fay hatlarıyla, sebep olduğunuz kırılganlık ve açıklarla yüzleşeceksiniz.

 

18 YILDA 7 AÇIK

Belki yardımcı olur diye, 18 yılda sebep olduğunuz açıkları biz yedi başlık altında topladık.

Birinci açığınız: “Dış finansman açığıdır.”

18 yılda Türkiye’yi, dünyanın en kırılgan ekonomileri liginde, ilk beşin değişmez ülkesi yaptınız. Bugünlerde de Arjantin ve Gürcistan’la beraber ilk üçte dolaşıyoruz. Türkiye buraya sizlerin, yani ülkeyi yönetenlerin tercihleriyle geldi. Tek adam parti devleti rejimini inşa ederken, ekonomideki kırılganlıkların üzerini borçla, sıcak parayla örttünüz. Faiz lobileri bu borçları hükümete zorla vermedi. Hükümet ayıla, bayıla bu borçları aldı, ekonomiyi borçla şişirip vatandaşın gözünü boyamaya çalıştı.

Sonuç: Milyarlarca dolara ulaşan, herkesi borca batıran dev bir finansman açığı…

 

İkinci açığınız: “Liyakat açığıdır.”

Devlette liyakat bitti, yerine saraya sadakat geldi. Koskoca ülke aile şirketi gibi yönetiliyor. Kayınpeder ve damat, ekonominin tüm iplerini ellerinde tutuyorlar. Hazine’ye Paralel Varlık Fonu’nu kurup Yönetim Kurulu Başkanlığı ve başkanvekilliği koltuklarını paylaşıyorlar. Yetkileri çok, kibirleri çok ama liyakat yok… Geçen yıl damat bakan çıktı, “2,5 milyon kişiye yeni istihdam yaratacağız” dedi. İş sahibi 658 bin yurttaşımız işinden oldu bırakın 2,5 milyon kişiye istihdam yaratmayı. Resmi işsiz sayımız bu krize girerken 4,5 milyon, gerçek işsiz sayımızda 8 milyona dayanmıştı.

 

YA BEN YA GENEL BAŞKANVEKİLİN

Aynı bakan düne kadar “Türkiye, 2020’de yüzde 5 büyüyecek” diyordu. Biz de bu kararı, bu açıklamayı alkışladık. Dedik ki ne güzel. Bizde yüzde 5 büyümeyi istiyoruz dedik. Ama dün kayınpederin partisindeki başkan vekili,  Numan Kurtulmuş Bey, hafta sonunda bir TV programına çıktı ve 2020’de Türkiye ekonomisinin yüzde 4,5 civarında daralacağını ifade etti. Bu durumda damadın yapması gereken, kayın babasını taklit edip “ezanı susturamayacaklar” diye mesaj atmak değildi ama yaptı. Yapması gereken kayınpederine bir mektup yazıp, “Babacım ya ben ya partideki genel başkan vekilin” demeliydi. Bugün sabahta çıkmış diyor ki,  yüzde 5’ten o da vazgeçmiş, inşallah bu yıl pozitif bir büyümeyle kapatacağız diyor. Sayın Bakan, taahhüdünüzün arkasında durun. Yüzde 5 büyümeyi yapamayacaksanız çekin gidin. Köklü, ciddi devletlerde makamların bir ağırlığı vardır. Ama makama güç veren değil, makamdan güç alanlar koltuğa oturursa, devlet örf ve adetleri onlara elbette bol gelir.

 

Üçüncü açığınız: “Kurumsal açıktır.”

Tek adam parti devleti rejimi inşa edilirken, ülkemizin en köklü devlet kurumları ve devlet hafızası yok edilmiştir. Ekonomide program yapmayı, tedbir hazırlamayı bilen iyi eğitimli, tecrübeli kadrolar tasfiye edilmiştir. Şimdi öyle anlaşılıyor ki bürokrasi yerine uluslararası danışmanlık şirketleri kullanılmaktadır. Bu danışmanlık şirketlerine milyonlarca dolar ödenmektedir. Aslında bu salgın sürecinde ülkenin kurumsal yapısının ne hale getirildiğini aşı üreten Hıfzıssıhha Enstitüsü’nün kapatıldığını gördüğümüzde bir kez daha hatırladık ve şunu düşündük dedik ki, salgına iyi ki bu ucube rejimin bilim kurumları üzerinde başlattığı ideolojik tahribat tamamlanmadan yakalandık. Yoksa bugün dünyayla aynı anda salgından çıkış stratejilerini de konuşamayacaktık. Sağlık çalışanlarımız bu başarıyı gösteremeyecekti.

 

Bu iktidarın dördüncü açığı, “hesap verme açığıdır.”

Ülkeyi yöneten saray hükümeti ve onun kibirli başı millete hesap vermekten kaçıyor. Saray hükümetine milletimiz adına sorular soruyoruz. Ama onlar bizim millet adına sorduğumuz soruları değil, ABD’de bir konferansta sorulan soruları cevaplamayı tercih ediyorlar. Biz kaç haftadır, “2,5 milyar dolar vererek Rusya’dan aldığınız S-400’leri Nisan ayında aktive edecektiniz. Aktive ettiniz mi, etmediniz mi?” diye sorduk. Sorumuza cevap dahi vermediler, vermiyorlar.

 

SORULARI İNGİLİZCE Mİ SORALIM

Ama Amerikalılar aynı soruyu sorunca cevap vermişler. Acaba diye düşünüyoruz bundan sonra sorularımızı saraya İngilizce mi sorsak? Sarayın Amerikalılara verdiği cevaptan, füzeleri aktive edemedikleri anlaşılıyor. Gerekçe olarak ne gösteriyorlar? Covıd-19 salgını. Anlaşılan Covıd-19 virüsü sadece insanlara bulaşmıyor, S-400’ün bilgisayarlarına da bulaşıyor. Yani böyle bir salgın döneminde ihtiyaçlarımız her gün biraz daha artarken, 2,5 milyar doları çalışamayacak bir silah sistemine yatırdığımızı görmek gerçekten insanın içini dağlıyor. Bunun hesabını millete nasıl vereceksiniz? Yok eğer, 2,5 milyar doları, ABD’nin baskısı nedeniyle aktive edemeyeceğiniz bir silaha verdiyseniz, bunun hesabını da kim nerede nasıl verecek?

 

Bu ülkede sebep olduğunuz beşinci açık: “Hukuk ve demokrasi açığıdır.”

Demokrasi sandıkla gelenin sandıkla gittiği, yasama, yargı ve yürütmenin birbirini, dengeleyip, denetlediği, herkesin hukuk önünde eşit, basının ise özgür olduğu rejimin adıdır. Dün 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günüydü. Bugünü maalesef hakkıyla kutlayamıyoruz. Bu ucube tek adam parti devleti rejiminde dünya basın özgürlüğü sıralamasında 180 ülke içinde 154. sıraya düşürüldük. Çin’den sonra en fazla gazetecinin tutuklandığı ülke Türkiye… Yakın zamanda Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, Murat Ağırel gibi birçok gazetecimiz sarayın hoşuna gitmeyen haberlere imza attıkları için demir parmaklıkların ardında. Gazetelerdeki yazılar, televizyonlardaki yorumlar beğenilmeyince Basın İlan Kurumu ve RTÜK sopası kurumlara karşı kullanılıyor.

 

BU NE BİÇİM İSTİBDATTIR

Gazeteler başta Sözcü gazetesi olmak üzere bir köşe yazarının yazdığı yazı nedeniyle kendilerine belli bir süre ilan verilmiyor. Hangi mahkeme kararına istinaden, bu nasıl hukuk devletidir? FOX TV’ye, Halk TV’ye, Tele-1’e yayınları nedeniyle kesilemeyecek cezalar kesiliyor. Hiç kesilmemesi gereken şirketleri batırmaya dönük cezalar kesilmeye kalkışılıyor. Yani bu ne biçim istibdattır.

 

MİLLET İRADESİ ÜZERİNDE İRADE YOKTUR

1946’dan bu yana ülkeyi ve belediyeleri yönetecekleri biz sandıkta belirliyoruz. O gün bugündür sandıktan çıkan sonuçlar, beğenilse de beğenilmese de, herkes saygı duyuyor, ta ki son yıllara kadar. Hatırlayalım önce saray iktidarının beraberce aynı yollarda yürüdükleri ortaklarının darbe girişimiyle karşı karşıya kaldık. Ardından milletin, meclisiyle, ordusuyla ve polisiyle hainleri derdest etmesini fırsat bildiler OHAL ilan ettiler. OHAL’i kullanarak da tek adam parti devleti rejimini milletimize dayattılar. Tek adam parti devleti rejimi, İstanbul’da 31 Mart’ta sandıktan çıkan millet iradesini tanımama ve millet iradesine darbe teşebbüsünde bulundu sonra. Ama milletimiz, bu defada darbecilere sandıkta şiddetli bir şamar attı. Millet iradesinin üstünde başka hiçbir iradeyi tanımadığını tüm dünyaya ilan etti. Şimdi yeniden sandık tanımama hevesini dillendirenlere tavsiyemiz aynı hataya düşmemeleri, millet iradesinin üstünde hiçbir irade olmadığı gerçeğini kabul etmeleridir.

 

Bu iktidarın neden olduğu altıncı açık: “Güven açığıdır”.

Tüm bu ekonomik ve politik açıklar ülkemizde ciddi bir güven bunalımı yarattı. Tüm ekonomik aktörlerin yatırım ve tüketim iştahı kaçtı. Son dört ayda ülkeden kaçan para, 2019’un tamamında çıkan paranın üç katı. Yine sadece yabancılar değil, yerli ekonomik aktörlerin de güveni Nisan ayında 2007’den buyana ilk defa böylesine çakıldı. İmalat sanayi üretimi açısından önemli bir gösterge olan satın alma yöneticileri endeksi de Nisan ayında, yayınlanmaya başladığı 2006’dan bu yana en düşük seviyesine geriledi.

 

Ama şunu söyleyeyim, tüm bu açıkların arkasında tek bir açık var. O da “ülkemizde herkesi kucaklayacak, tarafsız bir cumhurbaşkanı açığıdır.”

Bugün ülkemiz yönetilemiyorsa, milletin dertlerine derman olunamıyorsa, insanlarımız çaresizlik, umutsuzluk, sahipsizlik nedeniyle yaşamına son verme noktasına gelmişlerse, dünyayı perişan eden bir salgınla boğuşurken bile “Senden, benden, o partili, bu partili” diye ayrımcılık yapılıyorsa işte nedenlerini bu açıkta aramalıyız. Bu sıkıntının arkasında, milletin derdine derman olmadığını kurulduğundan beri her gün biraz daha iyi gördüğümüz tek adam parti devleti rejimi vardır.

Sayın Genel Başkanımızın talimatları ve Genel Merkezimizin koordinasyonuyla, başta 11 büyükşehir belediyemiz olmak üzere tüm belediyelerimiz canla başla çalışmaktadırlar, çalışacaktırlar. Milletimizin umutsuzluğa kapılmasına yer olmadığını, milletimizin çaresiz olmadığını belediyelerimiz verdikleri hizmetlerle göstermektedirler. Belediyelerimiz ellerindeki sınırlı kaynaklarla vatandaşlarımıza hizmetin en iyisini vermek için didiniyorlar, didinecekler.

 

KABAHAT DEVLETTE DEĞİL, DEVLETİ YÖNETENLERDE

Konuşmamı bitirirken aziz milletime şöyle seslenmek istiyorum: Türkiye çok büyük bir ülkedir. Bu devlet çok büyük bir devlettir. Bu devlet milletimizin zor gününde yanında duramıyorsa, kusur devlette değil, devleti yönetenlerdedir. İyi bir yönetimle, bu devletin üstesinden gelemeyeceği hiçbir sorun yoktur. Yönetimi belirlemede tercih hakkı tertemiz oylarıyla, bir tek aziz milletimize aittir.

Yine sözlerimi bitirirken, bazı soruları fikri takip bakımından saray hükümetine sormak istiyorum. Bu yılın başından beri topladığınız, borç aldığınız, bastığınız toplam 537 milyar lira ve İşsizlik Sigortası Fonu’ndaki 132 milyar lirayı nerelere kullandınız?

Yine soruyoruz, S-400 füzelerini ne zaman aktive edeceksiniz? Katarlılara peşkeş çektiğiniz, Sakarya Tank Palet Fabrikasında yapılacağını söylediğiniz 50 milyon dolarlık yatırım yapıldı mı, yapılmadı mı?

Ve son olarak, iki köprü için bütçeden 2 milyar 720 milyon liralık garanti ödemesi yapılması gerekiyordu Nisan ayında bu ödemeler yapıldı mı, yapılmadı mı?

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa soruları alabilirim.

 

Soru- Nisan 2020 dönemi enflasyon rakamları açıklandı. Sizin bu konuyla ilgili yorumunuz nedir?

Faik ÖZTRAK- Nisan 2020 enflasyon rakamlarına baktığımız zaman diğer malların tabi satılmadığı için, ticaret olmadığı için fiyatlarında öyle çok büyük bir yukarıya doğru gidiş gözükmüyor. Ama fiyatları en fazla artan ürünler gıda ürünleri. Fiyatları en fazla artan ürünler arasında ilk 10’un içinde 9 tane gıda ürünü var. Bakın, sarımsağın fiyatı yüzde 46 artmış. Kuru soğan 37,5, patates 31, kivi 31, portakal 29, havuç 20, elma 18, limon 17, yumurta yüzde 15. Vatandaş zaten mutfağında tenceresini kaynatmakta zorlanıyor birde bu fiyat artışlarıyla mutfakta yangın çıkarıyorlar. Ondan sonra bizim belediyelerimiz gıda yardımı yapmak istediklerinde buna mani olmaya çalışıyorlar.

Yine bir başka önemli husus çekirdek enflasyon oranlarındaki artış yüzde 1’in üstüne tırmandı. Bu da önümüzdeki aylar için hiç de iyi bir haber değil.

Soru- Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak bugün bir gazeteye verdiği röportajda açıkladığı 200 milyar TL’lik destek paketiyle ilgili olarak tüm başvurularda yüzde 85’in üzerinde dünyada eşi benzeri olmayan bir geri dönüş finansman sağlama oranı yakaladıklarını ifade ediyor. Sizin bu konuyla ilgili yorumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Söylemiştim yani saray hakikaten saraydan anlaşılan bu milletin feryadı duyulmuyor. Hiç kimse bu 200 milyarlık paketin içinde yer alan toplumumuzun büyük kısmı ne borca ne de yardıma ulaşamadığını söylüyor. Diğer taraftan, 200 milyar nedir ki? Yani bu salgınla boğuşurken dünyanın en önde gelen ekonomileri başta olmak üzere 8,5 trilyon dolarlık bir kaynak seferber edildi. Biz ise 200 milyar lirayla övünüyoruz. Yediye bölün bakalım kaç dolar çıkıyor? Çok açık ifade edeyim, bakın şuanda bu tahsis ettiğimiz parayla G-20 ekonomileri arasında sondan altıncıyız. Şu tahsis ettiğimiz para 200 milyar lira ki bunun 150 milyar lirası borçtur, vatandaştan faiziyle geri alınacaktır. 2008’de ekonomiye verilen desteklerin Gayri Safi Yurtiçi Hasılaya oran olarak bakıldığında üçte biri.

Şimdi çok açık söyleyeyim, bununla övünmek ayıptır. Şu vatandaşa bin lira veriyorsunuz. Bu bin lirayla bu millet ne yapacak? 2,5 milyon insanımız kapatılan 250 bini aşan işletme neticesinde işsiz kalmış, parasız kalmış siz bunlara beş kuruş para veremiyorsunuz. Gel diyorsunuz sana 10 bin liralık ihtiyaç kredisi vereyim. Şimdi açık söyleyeyim, partimize gelen şikayetler her gün biraz daha artıyor. Partimiz adeta ağlama duvarına döndü. Bu derde dava olmayacak kifayetsiz tedbirlerle övünmeyi bırakın biran önce ülkenin gerçek gündemine dönün. Bunların başında da sizin yüzde 5 dediğiniz büyümenin, Numan Bey’in ifade ettiği biçimiyle yüzde 4,5 daralmaya dönüşmesi riskinin ortaya çıkardığı işsizlik ve yoksulluk geliyor. Bununla uğraşın. Ama açık söyleyeyim, bence siz biraz önce söyledim yüzde 5 dediniz yüzde 5 olmadı her sorumlu devlet adamının yaptığı gibi bu işi bırakın gidin.

Soru- Efendim bir diğer soruda yine Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın aynı röportajında Merkez Bankası rezervlerinin yeterli olduğunu söylemesi üzerine. Oysa siz bir önceki basın toplantınızda rezervlerin yetersiz olduğunu söylemiştiniz. Bu konudaki yorumunuz nedir, bununla ilgili bir değerlendirme alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Merkez Bankasının rezervleri kısa vadede borçlarımızın çok altında. Bu kullanılan uluslararası bir gösterge. İki, yine Merkez Bankamızın net rezervleri yaklaşık 6 milyar dolarla tarihi dip yapmış durumda Mart sonunda. Yine şu anda 20 milyar dolar civarında denen net rezervler SWAP operasyonları düşüldükten sonra negatife geçmiş vaziyette. The Economist dergisi var bu bir endeks yayınlıyor. Türkiye 66 gelişmekte olan ekonominin bulunduğu ligde 44. sırada yer alıyor. 44. sırada yer almasının nedenlerinden bir tanesi de Merkez Bankası’nın rezervlerinin yetersizliği. Ben çok merak ediyorum Sayın Bakan bu lafları inanarak mı söylüyor, yoksa birileri gelip kendisine bambaşka hikayeler mi anlatıyor?

Soru- Efendim yine Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın özellikle yabancı sermayeyle, özel bankalarla ilgili bir açıklaması oldu. Tefecilik türünde faaliyet yaparlarsa izin vermeyiz dedi. Sizin bu konuyla ilgili açıklamanız nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Malumun ilamı. Yani bankaların hangi şartlar altında iş yapacaklarını düzenleyen Bankacılık Düzenleme Denetleme Kurumu’nun çıkardığı mevzuat var. Yine bu çerçevede aynı kurumun yapmış olduğu denetimler var. Bir de Rekabet Kurulu var. Dolayısıyla, tabi ki tefecilik yapan bir bankaya bunu yapmasına izin vermemeleri gerekir. Ama ben Sayın Bakana soruyorum, bir yandan millete çıkıp bunu söylüyorsunuz, ondan sonra da yabancı bankalarla kapalı kapılar ardında dijital konferans düzenliyorsunuz. Kusura bakmayın bu işler gerçekten samimi olmayı gerektirir millete karşı.

Soru- Efendim bir diğer soru da şöyle, Sayın Veli Ağbaba’yla Selçuk Bayraktar arasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Merkezlerinde kurulu DENEYAP’lar üzerinden bir tartışma yürüyor. En son Sayın Bayraktar Ekrem İmamoğlu’na bir çağrı yaparak konuyla ilgili açıklama yapmasını istedi. Siz süreci değerlendirdiniz mi? Sayın Ağbaba MYK’ya bu konuyla ilgili bir bilgi verdi mi? Değerlendirmeniz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Bu konu benim katıldığım bölümlerde dile gelmedi. Ama şunu söyleyeyim, madem Büyükşehir Belediye Başkanımızdan bir açıklama yapması isteniyor Belediye Başkanımızın açıklamasını beklemek lazım.

YENİ BİR EKONOMİ PROGRAMI VE BÜTÇE YAPILMALI

CHP’li Öztrak, Türkiye’nin içinde bulunduğu krizden ancak yeni ve güçlü bir programla kurtulabileceğini belirterek, “Türkiye derli toplu ve toplumun tüm kesimlerinin onayını alan yeni bir hikaye anlatmak zorunda” dedi.

Ekonomik ve Sosyal Konseyi derhal toplanması çağrısında bulunan Öztrak, “Yapılacak yeni programın üzerine, bugün artık hiçbir tutarlılığı kalmamış olan bütçeyi yeniden yapmak gerekiyor. Yeni bütçe Hazine garantilerinden yararlanan yandaş müteahhitleri, millet borca batarken devletten alacakları büyüyen kesimleri değil, mutfaktaki boş tencereyi göz önünde bulundurmalı” değerlendirmesinde bulundu.

Öztrak, belediyelerin yardımlarının engellenmesi ve maske tartışmaları hakkında ise “Bu maskeleri bizim belediyelerimiz aracılığıyla dağıtmış olsalardı, şimdi herkesin elinde 5 tane maskesi vardı. Ama ‘Ben, devletin anayasal bir parçasını siyaseten devre dışı bırakacağım’ dediğiniz andan itibaren bu saçma görüntülerle karşı karşıya kalıyoruz” diye konuştu.

CHP’nin milletin sandıkta Saray’a gereken dersi vereceğini söylemesine karşı, darbecilik laflarının tedavüle sokulduğunu belirten Öztrak, “Eğer sandığı kendinize darbe olarak görüyorsanız ülke çok sıkıntılı bir durumda demektir. Tek adam parti devleti rejimi korku ve telaş içindedir. Çünkü milletin taleplerine cevap verememekte ve sandık önüne geldiğinde milletin ilk fırsatta bu rejimi değiştireceğini bilmektedir” ifadelerini kullandı.

Video: https://www.youtube.com/watch?v=L0IUn48KORw

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Fox TV’de katıldığı Çalar Saat Hafta Sonu programında soruları yanıtladı. Öztrak, şunları söyledi:

 

MİLLETİN VERDİĞİ CEVAPTAN DERS ALMAMIŞLAR

Sandık geldiğinde milletin Saraya gereken dersi vereceğini söyledik, buna karşı “Darbe mi istiyorsunuz?” diyerek tepki verdiler. Bunlar tehlikeli sözlerdir. Özellikle Sayın Özhaseki’nin, “Şapka alınıp gidilmez”  sözleri başka bir şeyleri de çağrıştırıyor. Milletin iradesi gidin dediğinde gitmeme niyetini ortaya koyuyor. Bunu İstanbul seçimlerinde denediler. 13 bin oy fark vardı, millet bunun cevabını sert şekilde verdi, fark 800 bin oya çıktı. Ama hala ders almamış görünüyorlar. Bizim sözlerimizden darbe çıkmaz. CHP bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da hep demokrasiden yana olacaktır.

 

SANDIĞI KENDİLERİNE DARBE OLARAK GÖRÜYORLARSA DURUM KÖTÜ

Eğer sandığı kendinize darbe olarak görüyorsanız ülke çok sıkıntılı bir durumda demektir. Benim de her zaman söylediğim gibi tek adam parti devleti rejimi korku ve telaş içindedir. Çünkü milletin taleplerine cevap verememekte ve sandık önüne geldiğinde milletin ilk fırsatta bu rejimi değiştireceğini bilmektedir. Ortada net bir tablo var. Ortakları, kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri’nin üzerinden darbe girişiminde bulundu. Bu girişimi milletimiz, Silahlı Kuvvetlerimizin, polisimizin, bu ülkenin demokrasiye bağlı unsurları engelledi. Ardından OHAL ilan etmek suretiyle başka bir sivil darbe girişiminde bulunuldu. Bugün tek adam parti devleti rejimi, o gün ilan edilen OHAL’den sonraki gelişmeler neticesinde ortaya çıktı. Eğer tek adam parti devleti rejimi sandığı kendisi için tehlike olarak görme noktasına gelmişse, bu son derece riskli bir söylemdir. Bu söylemden derhal vazgeçmeleri lazımdır. Sandık gelince milletimiz tercihini yapacaktır. Sandıktan kim çıkarsa görevini yapacaktır.

 

TEK ADAMIN YENİDEN SEÇİLME UMUDU YOK

Sandığın ne zaman geleceğine tek adam parti devleti rejiminde bir kişi karar veriyor. Sarayın başında bulunan AK Parti Genel Başkanı seçime gitmek isterse seçime gidecektir. Seçime gidip gitmeme konusu tek adamın iki dudağı arasındadır. Ama anketlere baktığınızda bu saatten sonra tek adamın yeniden seçilme umudu, bu rejimin devam etme umudu sandıktan çıkmaz. Biz bir seçim beklemiyoruz ama seçime kara verildiği andan itibaren her an seçim olacakmış gibi hazırız, çalışıyoruz.

 

BELEDİYELERİMİZİ SAHA DIŞINA İTEMEZLER

Milletimizin çok büyük bir ittifakla seçmiş olduğu belediyelerimizin önüne sürekli engel çıkartmak niyetindeler. Kendi belediyelerinin işlerini de mümkün olduğunca kolaylaştırıyorlar. Sıkıntı şu, belediyelerimiz, Genel Başkanımızın ve Genel Merkezimizin koordinatörlüğünde çok iyi bir sınav veriyorlar. Elindeki son derece kısıtlı imkanlarla milletin derdine derman olabilmek için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Saray hükümeti bizim belediyelerimizle el ele vererek bu hizmetleri daha da etkili hale getirmek yerine buradan siyasi bir rant devşirmeye çalışıyor, belediyelerimizi sahanın kenarına itmeye çalışıyor. Yapamazlar. Biz millete bir söz verdik. Milletimizin derdine derman olmaya geliyoruz dedik. Hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek, buna çözüm bulacağız diye geldik. Bu hizmetleri yapmaya devam edeceğiz. Ama bu davranış biçimini de milletimizin takdirine bırakıyorum.

 

İNSANLAR CANINA KIYARKEN BU TARTIŞMALARIN ANLAMI YOK

El ele tutuşmamız gereken, millete hizmeti hep birlikte vermemiz gereken sıkıntılı günlerdeyiz. Canına kıyan bir gencimiz arkasında not bırakıyor, “Beni Koronavirüs öldürmedi, beni çaresizlik, sahipsizlik, umutsuzluk öldürdü” diyor. İnsanlar bu noktaya gelmişken, senin belediyen benim belediyem tartışmalarının hiçbir anlamı yoktur. Milletimize de hiçbir faydası yoktur.

 

EN BÜYÜK AÇIK, MİLLETİ KUCAKLAYAN CUMHURBAŞKANI AÇIĞI

Bu memleketin en büyük açığı herkesi kucaklayan, onun belediyesi bunun belediyesi o parti bu parti ayrımı yapmayan bir Cumhurbaşkanıdır. Ama maalesef şu anda cumhurbaşkanı koltuğunda AK Parti Genel Başkanı oturuyor ve millettin bu kadar sıkıntısı varken siyaset yapıyor. Daha geçen gün ulusa sesleniş konuşmasını izlediniz. Milletin derdi başından aşmış. Gencecik çocuk telefonunu rehin bırakıyor, 10 TL’lik benzin alıp kendini yakıyor. Ama Sarayın kibirli kişisi çıkmış yarım saat iletişim danışmanının evini anlatıyor. Bir de yok 45 metrekareymiş, yok kiraladığı arsa mezbelelikmiş millete acındırmaya çalışıyor. Bunların hepsi suni gündem… Biz milletin derdine derman olunsun istiyoruz. (Bir liderler zirvesi yapılsın istiyor musunuz?) Milletin derdine derman olmak için yapılacak her şeyde elimizi taşın altına sokarız ama biz böyle bir niyeti görmüyoruz. Tamamen farklı yerlere gidiş var ve bundan vazgeçilmiyor.

 

DEVLETİN ANAYASAL PARÇASINI DEVRE DIŞI BIRAKMA ÇABASI

(ABD’nin Suriye’de terör örgütüne maske yardımı yapması) Saray hükümeti 55 ülkeye tıbbi araç ve gereç yardımı yapmış, bunun içinde maske de var. Ama şu anda benim ülkemde maske takmak zorunlu olmasına rağmen yurttaşların büyük kısmına 5 maske dahi veremediler. Bunun arkasındaki sebep parasızlık mıdır? Tamamen iş bilmezlikten kaynaklanıyor. Çeşitli metotları denediler, bir türlü beceremediler. Bu maskeleri bizim belediyelerimiz aracılığıyla dağıtmış olsalardı, şimdi herkesin elinde 5 tane maskesi vardı. Ama “Ben, devletin anayasal bir parçasını siyaseten devre dışı bırakacağım” dediğiniz andan itibaren bu saçma görüntülerle karşı karşıya kalıyoruz. Bunu tasvip etmek mümkün değil. Sınırlarımızın ötesinde ülkemiz için tehdit olabilecek bir terör örgütüne kim yardım ediyorsa buna şiddetle karşı çıkarız.

 

GERÇEK MESELE BOŞ TENCERE

Şu anda meselemiz milletin mutfağında tencerenin kaynamaması. Bu krize biz kendi ekonomik krizimizin ve sıkıntılarımızın ortasında yakalandık. Mevcut iktidar 2007’den beri ekonomide doğru dürüst hiçbir tedbir almıyor. Özellikle 2009’dan sonra bu ülkeyi yabancı paraya, dövize dolara müptela etti. 2018’de bir uluslararası çekişme neticesinde ekonomi ciddi bir tepki verdi, çünkü çok kırılgan hale getirilmişti. Saray hükümeti hem insanları hem şirketleri borca batırarak bu işten çıkarız zannetti. Böyle borca batmış şirketlerle ve hane halkıyla bu krize yakalandık. Bu krizin tüm dünyada çok ciddi etkileri var. Büyük bir sıkıntının üstüne binde 9 büyümüş, 8 milyon işsizi olan bir ekonomi ve 30 milyar dolara düşmüş rezervlerle yakalandık biz bu krize. Tencere kaynamıyordu, insanlar çok büyük sıkıntıdaydı, bunları hatırlamamız lazım.

 

DESTEK DEDİKLERİ BORÇLAR NASIL ÖDENECEK?

Bugün geldiğimiz noktada iktidar ne yapıyor? Önce 100 milyar TL, sonra 200 milyar TL denen bir paket açıkladılar. Bu pakette ne var? Bu paketin 150 milyar TL’si borç. Esnafa destek dedikleri kredi, bir de kredi kartı dağıtıyorlar, o da borç. Kredi Garanti Fonu’nu kullanarak şirketlere kredi veriyorlar, bu da borç. Bunlar hep ödenecek. Vatandaşa ihtiyaç desteği deyip tüketici kredisi verdiler 22 milyar TL, bu da borç. Bu borçların hepsi ödenecek. Bunu nasıl ödeyecek? Vatandaşın işi gücü durmuş. 250 bin işletme faaliyet gösteremiyor. Berberler, kahvehaneler, lokantalar, her yer durmuş vaziyette. Hiçbir geliri kalmayan insanlara kredi veriyorsunuz. Krediyle bugünü idare etti, yarın bu krediyi öderken neyle idare edecek? Nasıl bu ekonomi canlanacak? Nasıl fırsata çevireceksiniz?

 

TOPLADIĞI PARA 537 MİLYAR TL, VERDİĞİ DESTEK 6-7 MİLYAR TL

Dünyada ülkeler vatandaşlarına 8,5 trilyon dolar destek veriyor. Örneğin İngiltere diyor ki, “Ey duran işletmede çalışan vatandaşım. Senin maaşının yüzde 80’i benden. Ey işletme sahibi, 3 aylık hasılatının yüzde 80’i de benden.” Türkiye’nin de gelir kayıplarını borçla değil devletin doğrudan verdiği yardımla telafi etmesi lazım. Bu senenin ilk 3 ayında bu devlet 176 milyar TL vergi toplamış. 23 milyar TL dış borç, 43 milyar TL iç borç almış. TCMB’nin 41 milyar TL’lik karını erken tahsil etmiş, elinden almış. TCMB matbaasında 56 milyar TL para basmış. 197 milyar TL’lik döviz rezervini satmış. Tam 537 milyar TL kaynak toplamış. Nereye gitti bu paralar? Vere vere ne veriyor? 200 milyar TL, onun da 150 milyar TL’si zaten borç Ayrıca sene başında İşsizlik Fonu’nda 131 milyar TL para varmış. Emeklilik maaşını asgari bin TL’den bin 500 TL’ye çekmekle ilgili bir düzenleme var. Bu telafi edici ödeme, böyle bir gider var. Baktığınız zaman destek olarak verilen para 6-7 milyar TL bir para. Topladığın para 537 milyar TL, vatandaşın cebine koyduğu para 6-7 milyar TL. 200 milyar TL’nin 150 milyar TL’si kredi, bu 6-7 milyar TL’lik desteği düştüğünüzde geri kalanı da İşsizlik Fonu’ndan yapılan kısa çalışma ödeneği, zorunlu ücretsiz izine çıkarmayla ilgili yapılacak ödemeler, bir de İşsizlik Sigortası’ndan yapılan ödemeler var. Bunlar zaten işçinin tasarrufu olan İşsizlik Fonu’ndan yapılan ödemeler.

 

SARAY MİLLETE DOĞRU DÜZGÜN DESTEK VERMİYOR

Saray hükümeti millete doğru düzgün destek vermiyor. Nitekim, desteklerin milli gelire oranı yüzde 2. 2008 yılında, krizden çıkış için verilen desteklerin milli gelire oranı yüzde 6 idi. Bugün onun üçte birini ancak verebiliyor. Neden? Çünkü kötü yönetim nedeniyle elinde bir şey kalmadı.

 

ÇÖZÜM BULACAKLARINA KUTUPLAŞTIRIYORLAR

Türkiye’de gerçek işsiz sayısı 8 milyonun, gerçek işsizlik oranı yüzde 25’e yakındır. Kısa çalışma ödeneği, ücretsiz izin gibi uygulamalar da işsiz sayısının içinde gözükmüyor. Kapatılan 250 bin işletmede 2,5 milyon insan işsiz kalmış vaziyette. Doğru yapmıyorlar. Garip garip tartışmaların içine giriyorlar, ülkeyi daha fazla kutuplaştırıyorlar. Bugün yapılması gerekenler var. Öncelikle milleti de esnafı da borçlandırmaktan vazgeçin. Bu krizde uğranan gelir kayıplarını telafi edin, bütçeden karşılayın. İkinci olarak biz de bir normalleşmeden bahsediyoruz. Ama sağlık her şeyin başı ve aşı bulunana kadar bu tam bir normalleşme olmayacak. Her gün yeni normallerle karşı karşıya kalacağız.

 

5 KOYUN GÜTMEKTEN BAHSEDİYORLARDI, 5 MASKE DAĞITAMADILAR

Bu kadar para toplandığı halde vatandaşa 5 maske bile dağıtılamıyor. Hep 5 koyunu güdemezler diyen ama 5 maskeyi bile dağıtamayan bir Saray hükümetiyle karşı karşıyayız. Hem maske hem test meselesi artırılmalı.

 

YENİ VE GÜÇLÜ BİR EKONOMİ PROGRAMINA İHTİYAÇ VAR

Ekonomiyle ilgili meseleye geldiğimiz zaman, kaçış yok, büyük ihtiyaçlar var, bu ihtiyaçları karşılamak için para basmak zorundayız. Zaten para da basılıyor. 2001’de ülke olarak çok ciddi bir bankacılık kriziyle karşılaşmıştı, o dönemde krizden çıkış sürecinde ben de Hazine Müsteşarı olmuştum. O dönemde edindiğimiz tecrübeleri de burada kısaca aktarmak isterim. Burada en önemli mesele çapa meselesidir. Güçlü bir çapaya ihtiyaç vardır ve bu ancak güçlü bir program üzerinden olabilir. Türkiye yeni bir hikaye anlatmak zorundadır, bu hikaye derli toplu olmak zorundadır. Bu hikaye tüm toplum kesimlerinin onayını almalıdır. Herkes adaletle davranıldığı kanaatinde olmalıdır. Ayrıca iktidar bu programı uygularken sürekli hesap vermelidir. Onun için diyoruz ki, Ekonomik ve Sosyal Konseyi derhal toplayın ve bu programı orada tartışın.

 

BÜTÇENİN TUTARLILIĞI KALMADI, YENİSİ YAPILMALI

Türkiye’nin yüzde 5 büyüme hedefi var. Damat Bakan da bu hedefin arkasında olduğunu tekrarlıyor. Biz yüzde 5 büyüme hedefiyle ilgili heyecanını anlıyoruz ve destekliyoruz. Ama bunu tutturamazsa o görevi bırakması gerekiyor. Ya da oturup ciddi bir program yapacaklar, bu büyüklükleri gözden geçirecekler. Bu programın üzerine, bugün artık hiçbir tutarlılığı kalmamış olan bütçeyi yeniden yapacaklar. Bütçeyi yeniden yaparken, mutfaktaki tencereye ağırlık verecekler. Bugün Hazine garantilerinden yararlanan yandaş müteahhitleri, millet borca batarken devletten alacakları büyüyen kesimleri geri plana itecek düzenlemeleri de yapacaklar.

 

BU ENFLASYON HEDEFİNİN TUTMASI İÇİN YENİ BİR HİKAYE LAZIM

(Merkez Bankası’nın enflasyon tahminlerini düşürmesi) bana göre gerçekçi değil. TCMB’nin elindeki model çıktı açığı üzerinden enflasyonu tahmin ediyor. Ama şu ortamda hem arz hem talep durmuş vaziyette. Dolayısıyla çıktı açığına dayanan modellerin doğru enflasyon tahmini yapması mümkün değil. Doların TL karşısında değerinin 7 TL’ye çıkması, o enflasyon hedefinin gerçekleşmesini kesinlikle zora sokuyor. Böyle bir enflasyon hedefinin gerçekleştirilmesi için milletin, ekonomik aktörlerin önüne ciddi bir hikaye konması gerekiyor. 2001’de de devlet para bastı ama arkasına ciddi bir hikaye koydu. Millet inandı ve iktidar yapabileceğini, kararlı olduğunu gösterdi. Enflasyona neden olmadan bu paralar daha sonra piyasadan geri çekildi. Bu yapılabilir, geçmişte yapıldı zaten.

 

BASTIĞINIZ PARANIN ARKASINDA DURMANIZ GEREK

(Doların 7 TL’yi geçmesi) Doları 7 TL’nin altında tutmak gibi ilginç bir yaklaşım içine girdiler. Bunu 7 TL’nin altında tutabilmek için ihtiyaç duyulan tedbirleri almak yerine ülkenin dövizlerini sattılar. Şimdi dövizler bitti. En son Mart sonunda ülkenin SWAP hariç net döviz rezervi 6 milyar dolardı. Bugün geldiğimiz yerde SWAP dahil 15 milyar dolar, SWAP’ları düştüğünüzde döviz rezervlerimiz negatif. Söylediğim de bu… Para basacaksanız, bastığınız paranın arkasında neyle duracaksınız? Nasıl koruyacaksınız? Ya elinizde rezerviniz olacak ya da bunun arkasına ciddi bir hikaye ve tedbirleri koyacaksınız.

 

TÜRKİYE’NİN IMF’YE GİTMESİNİ İSTEMEYİZ

(IMF bir seçenek mi?) Ben bu ülkenin Uluslararası Para Fonu’yla bu işi götürmesini istemem. Bu iktidar, ki öyle görünüyor, ülkeyi giderek Uluslararası Para Fonu’nun kapısına düşecek duruma getirdiyse bu çok acı bir tablodur. Ama şunu da bilelim, IMF bizim de ortağı olduğumuz bir kurumdur. Ama IMF ile program yapma meselesi, sonuç itibariyle ekonominin ciddi zaaf içinde olduğunu gösterir. Bu zaaftan çıkabilmek için de çok sert bir takım önlemlerin alınması gerekir. Oysa bugün bizim ihtiyacımız, vatandaşın derdine derman olmaktır. Vatandaşın sıkıntılarını, mutfaktaki tencerenin dolmasını her şeyin önüne almak zorundayız. İnsanların işlerini ve işyerlerini korumayı her şeyin önüne almalıyız.

 

SORUMLU BİR ÇIKIŞ STRATEJİSİNE İHTİYAÇ VAR

Ve bir hedefimiz olmalı… bir çıkış stratejisi üzerinde konuşmaya başladık. Salgın yavaş yavaş sönmeye başladı. Bunu söylerken daha hala çok ciddi ama çıkışta tedbirli davranmak lazım. Dünya buna sorumlu çıkış diyor. Sorumlu olmamız gerekiyor. Sağlık çalışanlarımızın fedakarlıklarının, milletimizin evde oturarak, işe gitmeyerek gelirini kaybetmesinin boşa gitmemesi için bu süreçten dikkatli ve sorumlu şekilde çıkmamız gerekiyor. Diğer taraftan ekonomide de çok sorumlu hareket etmemiz gerekiyor.

536 MİLYAR TL PARADAN MİLLETE 4,4 MİLYAR TL REVA GÖRDÜLER

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

PLANLI VE SORUMLU BİR ÇIKIŞ STRATEJİSİ GEREKİYOR

Koronavirüs insanların hem canını, hem de cüzdanlarını tehdit etmeye devam ediyor. Salgın göstergelerinde geçtiğimiz hafta sonundan bu yana, sınırlı bir düzelme olsa da rahatlamak için henüz çok erken. Biz, salgının ilk gününden bu yana iki ilkeye vurgu yaptık: Sürekli ihtiyat ve katı tedbir… Bundan sonra da bu iki ilkeye, çok daha dikkatle riayet etmeliyiz. Sağlıkçılarımız başta olmak üzere, milletimizin fedakarlıklarının boşa gitmemesi için iyi planlanmış sorumlu bir çıkış stratejisi izlemeliyiz. Salgının yeniden hortlamamasını ancak bu şekilde sağlayabiliriz.

 

VİCDAN SAHİPLERİNE KURŞUNDAN AĞIR

Milletimiz bir yandan Koronavirüs’le mücadele ederken diğer yandan işsizlik, parasızlık, çaresizlikle de boğuşmak zorunda bırakıldı. Dün İstanbul’da bir yurttaşımız “Beni Koranavirüs öldürmedi. Sahipsizlik, çaresizlik, umutsuzluk öldürdü…” yazarak yaşamına son verdi. Bu intihar notunun satırlarındaki her bir kelime, vicdan sahipleri için kurşun kadar ağırdır. Yine dün Aksaray’da bir başka gencimiz, cep telefonunu rehin bırakarak aldığı 10 liralık benzinle kendini yaktı. Ben her iki gencimize de Allah’tan rahmet, ailelerine sabır diliyorum.

 

İNSANLAR SARAYA CANIYLA İHTARNAME ÇEKİYOR

Aslında bu haberler başka bir sosyal felaketin, başka bir sosyal afetin hızla üzerimize yaklaşmakta olduğunu gösteriyor. İnsanlarımız; Saray hükümetine canlarıyla ihtarname çekiyor. Millet; bu salgında kendisinin yanında durmayan, ama milletten toplanan vergilerle alınan sağlık malzemelerini uçaklara doldurup başka ülkelere gönderen, bir de caka satmak için paketlerin üzerine “şahsının” adını yazan iktidar sahibine, çok acı bir uyarıda bulunuyor. Sahipsizleri sahiplenme, çaresizlerin dertlerine derman olma, insanlarımızın kaygılarını giderme görevi, kuşkusuz ilk önce devlete ve onu yönetenlere düşer. Çünkü bu cumhuriyet “kimsesizlerin kimsesi olsun” diye kurulmuştur. Sosyal devlet bugünler için vardır. Ancak saray hükümeti, devleti ve ülkeyi yönetmek yerine, algı yönetmeye çalışıyor.

 

DESTEK DEDİĞİNİZ BÖYLE OLUR

Bütün dünyada hükümetler, yurttaşları canlarıyla ve cüzdanları arasına sıkışmasın, bir an evvel bu virüsten kurtulsun diye paket üstüne paket açıklıyorlar. Avrupa Birliği Komisyonu, 540 milyar avroluk bir destek paketini daha yeni onayladı. Krizin başından bu yana açıkladığı yardım paketlerinin büyüklüğü 1 trilyon avroyu aştı. ABD hükümeti, küçük işletmelere yardım için en son 484 milyar dolarlık bir paket açıkladı. İş yeri kapanan esnaflara, üretimini durduran KOBİ’lere, evinde oturan yurttaşlarına yardım amacıyla çıkardıkları paketlerin büyüklüğü 3 trilyon doları buldu. Fransız hükümeti, “hiçbir Fransız’ın bu salgında işsiz kalmayacağının” garantisini verdi. Kanada hükümeti, yurttaşlarına “siz para işini düşünmeyin para işi bende, siz sağlığınızdan başka hiçbir şeyi dert etmeyin” diyebildi. İngiltere ve İskoçya hükümetleri, salgın nedeniyle işi duran işçilerin maaşının yüzde 80’inini ödeme kararı aldı. Küçük ve orta boy işletmelerin mahrum kaldığı üç aylık gelirlerinin yüzde 80’inini onlara ödedi. Destek dediğiniz böyle olur.

 

BUNLAR DESTEK DEĞİL, BORÇ… HEM DE FAİZİYLE

Destek; işini kaybeden işçinin alamadığı ücreti, dükkânını kapatan esnafın mahrum kaldığı gelirini, çarkları nasıl döndüreceğini düşünen sanayicinin, KOBİ’nin yitirdiği cirosunu, devlet hazinesinden karşılamaktır. Vatandaşının virüsle birlikte bir de gıda kriziyle boğuşmasını engellemek için, her türlü güvenlik, sağlık önlemlerini alarak çiftçinin tarlasını ekmesini desteklemektir. Destek dediğiniz, salgının neden olduğu ekonomik kayıpların devlet tarafından telafi edilmesidir. Sosyal devlet yurttaşlarını böyle sahiplenir. İnsanların çaresizlik duygusu böyle kırılır. Yitirilen umutlar böyle yeniden yeşertilir. Ama bizde destek diye yapılanlara bir bakın: 107 milyar TL KGF kefaletiyle destek diyorlar kredi… yani borç. 8,5 milyar TL’lik paraf ticari kart… yani, yeni kredi kartı borcu… 8 milyar TL esnaf destek kredisi… bu da borç… 22 milyar TL temel ihtiyaç kredisi. Bal gibi bildiğimiz tüketici kredisi. Yani borç… bunları da almak mümkün değil. Ama Saray bunlara destek diyor. Bunların destek falan olduğu yok. Bunlar bal gibi, hem de faiziyle borç.

 

BAKAN DEĞİL, BANKALARIN REKLAM YÜZÜ

Paket deyip önce üzerine 100 milyar lira yazdıkları, sonra da “200 milyar lira yaptık” diye reklam filmi çektikleri paranın 150 milyar lirası borç. Bir kısmı da faizle vergi ve kira ertelemesi… Millete faizle borç vermenin adı ne zamandan beri destek oldu? Hazine ve Maliye Bakanı’nın sosyal medya paylaşımlarına bir bakın. Sürekli kamu bankalarının verdiği kredilerin reklamını yapıyor. Beyefendi sanki ekonomiden sorumlu bakan değil, kamu bankalarının reklam yüzü. Atalarımız “borç yiyen kesesinden yer” demişler. Gelirinden olmuş millete, borç verip yarınki gelirini harcatmak nasıl bir akıldır? Bu borçlar yarın neyle ödenecek?

 

1000 TL İLE MİLLET ANCAK 13 GÜN KARNINI DOYURUR

Pakette karşılıksız verdikleri tek para, 4,4 milyon kayıtlı yoksul aileye bir defaya mahsus 1000 lira. Bu da 4,4 milyar lira eder. Yani, 200 milyar liranın yüzde 2’si… Bir de işçinin kara gün parası olarak biriktirdiği İşsizlik Sigortası Fonu’ndan verilen paralar var. Ama bunda bile ayrımcılık yapıyorlar. Önce mevcut kısa çalışma ödeneğini kullanarak, dara düşen işletmelerde çalışan, evli ve iki çocuklu bir işçiye 1.765 lira vereceklerini söylediler. Sonra baktılar bu da olmuyor çok geliyor, aynı işçiyi aylık 1.170 lira ile “zorunlu ücretsiz izne” çıkaracak bir düzenlemeyi apar topar meclisten geçirdiler. Nisan ayı itibariyle, ülkemizde dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 2 bin 374 lira. 1000 lira, 1.170 lira… bunlar bunun yanında son derece komik kalan rakamlar. Verilen 1000 lira milletin bir ay boyunca karnını doyurmasına dahi yetmiyor. Bir seferlik verilen 1000 lirayla, millet karnını ancak 13 gün doyurabiliyor. Geriye kalan günlerde ne yiyecek ne içecek? Bütün yıl boyunca çocukları yatağa girmeden karınlarını nasıl doyuracak? Faturaları, kiraları nasıl ödeyecek?

 

FATURALAR GELDİ, YARDIM MESAJLARI GELDİ, MASKELER GELMEDİ

1,5 ay geçti, halen millete 5 tane maskeyi gönderemediler. Milletin evde kaldığı sürede; doğalgaz faturaları geldi, elektrik faturaları geldi, su faturaları geldi, internet faturaları geldi, telefon faturaları geldi, bir de “biz bize yeteriz kampanyasına 10 TL katılım sağlayın” diye en az beş tane de mesaj geldi. Ama beş maske gelemedi. Markete giderken elinde kalan tek maske de yırtılacak diye milletin ödü kopuyor. Tek kullanımlık maskeyi defalarca kullanıyor. Ama devletin söz verdiği maskeler bir türlü gelmiyor.

 

ÖNCE CAN, SONRA CANAN

Neden? Çünkü maskeleri yönetim ABD’ye, İngiltere’ye, İtalya’ya, Almanya’ya kolilerin üzerine cumhurbaşkanlığı forsu yapıştırıp hediye olarak gönderiyorlar. Kendi milletine umut olamayanlar, “55 ülkeye şefkat eli uzattık” diye övünüyorlar. Yardımlaşmak tabi ki iyidir, tabi ki güzeldir. Ama ne demiş atalarımız “önce can, sonra canan.” Tıpkı diğer ülkelerin yaptığı gibi ilkin kendi milletinizin canını düşüneceksiniz. Kendi insanınızı ümitsizlik çukurundan çekip çıkaracaksınız, çaresiz yurttaşlarımıza devletin şefkat elini uzatacaksın. Herkesten önce ilkin kendi mazlumlarımızı kucaklayacaksınız. Ancak ondan sonra kime isterseniz ona yardım yaparsınız.

 

SORUN DEVLETTE DEĞİL, YÖNETENLERDE

Eğer bu devlet, bu asil milleti zor gününde kucaklayamıyorsa, umut veremiyorsa, kaygılarını gideremiyorsa sorun devletimizde değildir. Sorun bu devleti yönetenlerdedir. Devletimizin kaynakları elbette vardır. Mesele bu kaynakların nasıl kullanıldığındadır. Buradaki yapılan tercihtedir.

 

536 MİLYAR TL PARADAN MİLLETE 4,4 MİLYAR TL REVA GÖRDÜLER

Dünya Covıd-19 salgınıyla, geçen yılsonunda tanıştı.

Saray hükümeti yılsonundan bugüne kadar;

176 milyar 100 milyon lira vergi topladı,

22 milyar 883 milyon lira yurtdışından borçlandı,

43 milyar 512 milyon lira yurtiçinden borçlandı,

40 milyar 549 milyon lira Merkez Bankası’nın kârını erkenden tahsil etti,

Yetmedi Merkez Bankası’na 56 milyar 334 milyon lirada para bastırdı,

O da yetmedi Merkez Bankası’nın kasındaki 30 milyar 250 milyon dolar, yani 197 milyar 230 milyon liralık net döviz rezervini de sattı.

Sadece yılbaşından bu yana hükümetin elinden geçip giden finansal kaynak, 536 milyar 608 milyon lira oldu. Tekrar ediyorum 536 milyar.

Ayrıca İşsizlik Sigortası Fonu’nun kasasında da yılbaşında 131 milyar 542 milyon lira para vardı. Konuştuğumuz paralar bin değil, milyon değil, milyar TL’ler. Yani eski parayla “katrilyon TL”. Çok ama çok büyük paralardan bahsediyoruz. Bu kadar para toplayan saray, vatandaşa şu sıkıntılı gününde beş maske bile dağıtamadı. Millete korona tazminatı olarak sadece 4,4 milyar lira verebildi. Yazıktır günahtır. Soruyoruz: nereye gitti bu paralar?

 

TERCİHLERİ VATANDAŞTAN DEĞİL YANDAŞTAN YANA

Siyaset ve ekonomi her şeyden önce bir tercih ve önceliklendirme meselesidir. Saray hükümetinin tercihlerinin milletten yana olmadığı gayet açıktır. Bunu biz değil, hükümetin yaptıkları ve yapmadıkları, nereye para harcadıkları söylüyor. Ne yaptı hükümet? Dolar 7 liraya çıkınca, “Ben vatandaşın dolarla ödediği bireysel emekliliğine daha fazla katkı yapamam” dedi. Primleri dövizle ödenen bireysel emekliliğe verdiği devlet katkısını yüzde 25’ten yüzde 10’a indirdi. Burada vatandaşa vereceği parada doların 7 lira olmasını dikkate aldı.

Peki dolar 7 lira olurken aynı hükümet neleri yapmadı? Dövizle ihale verdiği köprü, otoyol, tünel, havaalanı, hastane müteahhitlerine, dövizle verdiği Hazine garantilerinde hiçbir indirime gitmedi. Bu garantileri Türk lirasına çevirip ödemesini ertelemedi. Mücbir sebebe dayanıp bu milleti bu cendereden, bu yükten kurtarıp kurtaramayacağını araştırmadı dahi. Millete beş maske dağıtamayan hükümet, iş, beş müteahhide gelince dövizli garantilerde, “durmak yok, yola devam” dedi. Vatandaş faizle kredi alıp ödeyemeyeceği bir borca batırılırken, yandaşın devletten alacağı arttıkça arttı.

 

İLETİŞİM BAŞKANI İÇİN GÖZLERİMİZ DOLDU, YÜREKLERİMİZ PARÇALANDI

Ülkemiz saraylara, yalılara, köşklere, yerleşmiş küçük bir mutlu azınlığın elinde oradan oraya savrulup duruyor. İnsanlarımız ise kendilerini çaresiz, sahipsiz, umutsuz hissediyor. Canlarına kıyma noktasına geliyor. Bu gerçeği, iki gün önce, televizyonları başında tüm milletimiz gördü. Bu ülkede; “Beni Koronavirüs öldürmedi. Sahipsizlik, çaresizlik, umutsuzluk öldürdü” diyen, cep telefonunu rehin bırakarak aldığı benzinle, kendini yaşamına son veren insanlarımız varken, Cumhurbaşkanı koltuğunda oturan AK Parti Genel Başkanı yarım saat, İletişim Danışmanının, boğaza nazır 45 metrekare tabanlı mütevazı evini ve yanında Vakıflar Genel Müdürlüğünden, kanunu arkasını dolanarak kapattığı arsayı nasıl koruduğunu öyle bir anlattı ki vallahi hepimizin gözleri doldu, yüreğimiz parçalandı. Yarım saat de Genel b-Başkanımızla, partimizle, belediyelerimizle ilgili hilaf-ı hakikat hikayeler sıraladı. Montaj filimler seyrettirdi, birde sonunda hakaret etmeyi de unutmadı.

 

EN BÜYÜK AÇIK, CUMHURBAŞKANI AÇIĞI

Böylece bir kere daha sarayın iflah olmaz bir mitomani ve kibir hastalığıyla malul olduğunu gördük. Tabii bir de tek adam rejiminde, bu ülkenin en büyük açığının, en büyük ihtiyacının “milleti kucaklayan bir Cumhurbaşkanı açığı” olduğunu da gördük.  Artık ne kuldan utanmaları, ne Allah’tan korkmaları kaldı. Tamam, anladık… Saray sosyetesi boğazda yalılarda, köşklerde oturmayı çok seviyor. Bunun için yeri geldiğinde kanun, kural da tanımıyor. Ama bu memlekette sadece bir avuç saray sosyetesi yaşamıyor ki? 83 milyon insan “yarın ne olacağız” diye büyük bir endişeyle bekliyor. Ama cumhurbaşkanın tek bir önceliği var. O da kendi sosyetesinin mutluluğu…

 

BÜLBÜL GÜLE, KARGA ÇÖPLÜĞE GÖTÜRÜR

Bu kadar mı milletimizden koptunuz? Bu kadar mı insanlarınıza yabancılaştınız? Millet ekmek su almak için gece yarısı, marketlerin, fırınların önüne yığılıyor neden? Kötü planlama yapıldığından. Sarayın trolleri bunlara etmediği hakareti bırakmıyor, etmediği küfrü bırakmıyor. Saray beslemelerinin bu şımarıklığına, bu millete tepeden bakmalarına ülkenin Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan AK Parti Genel Başkanı çıkıp da tek bir söz dahi söyleyemiyor. Biz, boğazda yalılara tünemiş pelikanlardan kendisine kılavuz edinenlere Hz. Mevlana’nın şu sözünü hatırlatmak isteriz: “Kiminle dostluk ettiğinize dikkat edin, zira bülbül güle, karga çöplüğe götürür.”

 

EKONOMİDE SORUMLU ÇIKIŞ STRATEJİSİ

Sorunlara doğru teşhis konmadan, doğru tedavi mümkün değildir. Damat Bakan ortaya bir çözüm koymak yerine, “Salgının bırakacağı hasarın ne kadar büyük olacağını, 1929 Buhranı’ndan bile büyük olacağını” anlatıyor. Hükümetin tek oyun planı da milletten esirgeyip başka ülkelere gönderdikleri yüz maskelerinin yüzü suyu hürmetine bunlardan “teveccüh” beklemekmiş gibi görünüyor. Bu eğer gerçekten böyleyse, bu işler bu kadar hafife alınıyorsa, işimiz gerçekten çok zordur. Sağlıkta olduğu gibi ekonomide de sorumlu bir çıkış stratejisine ihtiyaç vardır. Bunun için önerilerimizi yapıyoruz, bu önerilerimizin bir kısmını bir kere daha sıralayalım:

Bir: İlk iş olarak derhal Ekonomik ve Sosyal Konsey’i toplayın. İstişare ve diyalog mekanizmalarını düzenli çalıştırın.

İki:  Derhal büyüme, işsizlik, enflasyon, cari denge başta olmak üzere makro dengeleri revize edin. İçsel tutarlılığı yüksek, ufuk açan gerçekçi bir programı milletin önüne koyun.

Üç: Bu çerçevede, derhal ek bütçe çalışmalarına başlayın. Çünkü bütçe artık tamamen uygulanamaz hale geldi.

Dört: Kamuda tüm harcamaları gözden geçirin. “İtibardan tasarruf olmaz” diyerek yaptığınız gösteriş harcamalarını durdurun.

Beş: Kamu-özel işbirliği sözleşmelerini mutlaka ilgilileriyle müzakere edin. Bu sözleşmelerin dövize endeksli gelir garantilerini mutlak surette Türk lirasına çevirin. Mücbir sebep hükümlerinin işletilmesi imkanı varsa bu garantilerden bir an evvel kurtulun. Bu yatırımları devralın.

Altı: Bütçede yaratılacak alanı, öncelikle ailelerimizin canlarıyla cüzdanları arasına sıkışmalarını önleyecek şekilde kullanın. Krizi fırsata çevirmek istiyorsanız ülkemizin beşeri ve fiziki sermayesini koruyacak, bir neslin kötü beslenme nedeniyle yitirilmesini önleyecek tedbirleri derhal alın.

Yedi: Başta G-20 ülkeleri olmak üzere küresel işbirliği platformlarıyla iletişimi artırın. Türkiye’nin risk primini aşağı çekecek önlemleri alın.

 

CEVAPSIZ SORULAR

Sorduklarımıza cevap alamıyoruz ama yine de millet huzurunda sormaya devam ediyoruz: Bu yılın başından beri topladığınız, borç aldığınız ve bastığınız toplam 537 milyar lira ile İşsizlik Sigortası Fonu’ndaki 132 milyar lira nereye gitti? Bir de daha önce millet adına sorduğumuz sorular var; 2,5 milyar dolara aldığımızı söylediğiniz S-400’leri aktive ettiniz mi? Sakarya’daki tank palet fabrikasına Katarlılar 50 milyon dolarlık yatırım yapacaklardı yaptılar mı? İki köprü için Nisan ayında yapılacak 2 milyar 720 milyon liralık garanti ödemesi vardı bu ödemeyi yaptınız mı? Bu sorularımıza hala cevap bekliyoruz.

 

BU PARALARDA TÜYÜ BİTMEDİK YETİMİN HAKKI VAR

Bu paralar milletin parasıdır, bu paralarda tüyü bitmedik yetimin hakkı vardır. Sarayın dehlizlerinde, beceriksizliğinizi örtmek için milleti birbirine düşürecek senaryolar üretmekten vazgeçin. Milletin canını da cüzdanını da koruyacak çözümler üretin. Üretemiyorsanız da artık bu milletin yakasından düşün. Unutmayın, talih ancak hazırlıklı zihinlere güler.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Sözlerimin sonunda Cuma günü idrak edeceğimiz tüm emekçilerimizin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü kutluyorum. Teşekkür ederim.

Sorularımız varsa alıyım. Ancak ekonomiyle ilgili soru varsa alacağım, onun dışındaki soruları bugün cevaplamayacağım.

 

Soru- Tam da ekonomiyle ilgili bir soru geldi efendim. TÜİK, Nisan ayı Ekonomik Güven Endeksi verilerini açıkladı. Ekonomik Güven Endeksi tarihi düşüş yaşandı sizin bu konuyla ilgili yorumunuz nedir?

Faik ÖZTRAK- Endeksin geriye götürülüp başlatıldığı yıl 2007’dir. 2007’den bugüne kadar gördüğümüz en düşük seviyede Ekonomik Güven Endeksi. Bu kimin güveni? Tüketicinin, üreticinin, ülkenin tüm ekonomik aktörlerinin güveni şu anda en düşük seviyede… Endekste sadece bir aylık düşüş 40 puanın üzerinde. Çok açık söyleyeyim, bununla ilgili önlem alınmazsa biraz önce söylediğim yeni bir hikaye, yeni bir program, yeni bir bütçe bununla ortaya çıkılmazsa, bu güven düşüklüğü kronikleşir. Bir kere bu güven yitirildiği andan itibaren aynen bu güven su kenarına gelen ceylan gibidir. Ürkütmezseniz gelir ama bir kere ürküttüğünüz zaman kaçar bir daha o suyun kenarına gelmez. Onun için durum son derece ciddidir, ekonomiden sorumlu çıkışla ilgili olarak gerekli önlemler bir an önce alınmalıdır.

Teşekkür ederim.

YANDAŞA NE KADAR CÖMERTSENİZ VATANDAŞA DA O KADAR CÖMERT OLUN

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Covid-19 salgını, unuttuğumuz veya görmek istemediğimiz gerçekleri bize gösterdi. İnsanoğlunun ne kadar kırılgan olduğunu bu salgında gördük. Mevcut sistemin, bir virüs karşısında kağıttan kaleye dönüşebildiğine hep beraber şahit olduk. İnsanların ve toplumların kaderinin, birbirine bağlı olduğunu hatırladık. İnsanoğlunun tabiatın efendisi değil, bir parçası olduğu gerçeğiyle yüzleştik. Büyük krizler, afet veya salgın gibi zor dönemler, insanoğlunun kendisiyle hesaplaşmasına vesile olur. Ramazan ayı da Müslümanların kendileriyle ve nefisleriyle hesaplaştığı aydır. Sabrın, metanetin, merhametin ve kardeşliğin güçlendiği, ilahi rahmete mazhar olmuş bu özel ayın kardeşliğimize, yardımlaşmaya ve dayanışmaya vesile olmasını diliyoruz. Alacaklı borçlusuna, mülk sahibi kiracısına, işveren işçisine, güçlü muhtaca bugünlerde daha çok destek olmalıdır. Ramazan ayında hepimiz iyilikte yarışmalıyız. Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu ise kurtuluş olan bu mübarek ayda, yapılacak ibadetlerin kabul olmasını diliyor, tüm İslam âleminin ramazan ayını tebrik ediyoruz.

 

OLUMLU GELİŞMELERLE BAŞLADIK

Ramazan ayına sağlık cephesinde olumlu bir takım gelişmelerle başladık. Son bir kaç gündür Covid-19’dan iyileşerek kurtulanların sayısı, virüse yakalananların sayısını geçmeye başladı. Aktif hasta sayısındaki artış durdu. Hatta bir miktar gerilemede yaşandı. Salgının başından bu yana iki hususun önemini ifade ediyoruz. Katı tedbir ve sürekli ihtiyat… Danimarka’nın yaptığı gibi katı tedbirleri ilk günden uygulasaydık, salgının belini çok önceden kırmış olacaktık. Biz ve belediye başkanlarımız bu nedenle, yaygın ve katı tedbirlerin uygulanması konusunda iktidarı birçok kez uyardık. 31 şehrimizde zorunlu sokağa çıkmama tedbirleri, meyvelerini bugün vermeye başladı. Biz kurallara riayet eden, tedbirli davranan tüm yurttaşlarımıza bir kez daha teşekkürlerimizi sunuyoruz.

1 MAYIS KUTLU OLSUN

Bizler evdeyken dışarıda görev yapan tüm kamu görevlilerine, polislerimize, jandarmalarımıza, bekçilerimize, belediye zabıtalarımıza ve belediye çalışanlarımıza, fırıncı esnafımıza, basın mensuplarına, bu zor günlerde, evlerinde kalan vatandaşlarımızın ihtiyaçlarını karşılamak için canla başla çalışan tüm apartman görevlilerine, kuryelere bu süreçte emek veren herkese şükranlarımızı sunuyoruz. Cuma günü 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü… Bu vesileyle başta fabrikalarda sağlık tehlikesine rağmen iş durmasın diye çalıştırılan işçilerimiz olmak üzere tüm emekçilerimizin işçi bayramını kutluyoruz.

 

KÖKLÜ KURUMLARIN GENETİĞİYLE OYNAMAK ZARAR VERİR

Elbette şükran duymamız gerekenlerin başında da sağlık çalışanlarımız var. Sağlık kadromuz, yaşadığımız son salgında, dünyadaki en iyiler arasında olduğunu ispat etti. Cerrahpaşa, Hacettepe gibi ülkemizin köklü sağlık kurumlarından yetişmiş bilim insanları, doktorlar, hemşireler, salgınla mücadelede çok önemli görevler üstlendiler. Bu salgında, kurumsallaşmanın, köklü kurumların korunmasının, bilimin ve liyakatin önemini bir defa daha gördük. Son yıllarda saray hükümetlerinin yaptığı gibi köklü kurumların genetiğiyle oynamak, bu kurumları bölüp, parçalamak ülkemize yarar değil, zarar verir bunu da açıkça gördük. Nitelikli sağlık personelimizi yetiştiren ve bugünlere getiren, tüm dünyaya parmak ısırtan bir sağlık devrimini gerçekleştiren Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu cumhuriyetimizle ne kadar gurur duysak azdır. Bunu fedakâr sağlıkçılarımıza ve cumhuriyetimizin eğitim anlayışına borçluyuz.

 

UMUDUMUZ ARTTI AMA DİKKATLİ OLMALIYIZ

Evet, sağlıklı günler için umudumuz arttı. Ancak bu hiçbir zaman gevşemeye neden olmamalıdır. Çünkü Türkiye, halen dünya üzerinde en fazla hastanın olduğu 7. ülkedir. Hastalığa yakalanan yurttaşlarımızın sayısı 110 bin 130’a hastalıktan kaybettiklerimizin sayısı ise 2 bin 805’e ulaşmıştır. Yaşamını yitiren yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, kayıplarımızın sevenlerine ve ailelerine sabır, hastalarımıza ise acil şifalar diliyoruz.

 

SAĞLAM BİR ÇIKIŞ STRATEJİSİ GEREKİYOR

Unutmamalıyız: Tedbirde kusuru olan, takdire bahane bulur. Yarın bahane aramamak için bugün tedbiri sıkı tutmalıyız. Bunca çabanın boşa gitmesini önlemeliyiz. Bu nedenle sağlığımız için yaşamlarımızı kısıtlayan sosyal mesafe kurallarını gevşetirken, hastalığın yeniden hortlamasını önleyecek “sağlam bir çıkış stratejisi” izlemeliyiz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, elbette hayatın bir an evvel normalleşmeye başlamasını arzuluyoruz. Ama salgının yavaşlamasının ve normalleşmenin konuşulmaya başladığı şu günlerde, ikinci bir dalgaya izin vermemek için, çok daha dikkatli, çok daha özenli olunması gerektiğini de düşünüyoruz. Şimdi izolasyon kurallarını gevşetip, toplumu ve ekonomiyi yeniden açma sürecinde, ya mevcut Bilim Kurulu yeni uzmanlıklarla takviye edilerek görevine devam etmeli, ya da salgından çıkış sürecini yönetmek üzere ayrı bir yapı oluşturulmalıdır. Diğer ülkelerin salgından çıkış sürecini planlamak ve yönetmek için ayrı uzman kadrolar oluşturduklarını görüyoruz.

 

ÇIKIŞ STRATEJİSİ ŞEFFAF OLMALI

Bizde de çıkış stratejileri yeni uzmanlıkları da içeren bir kurul tarafından hazırlanmalıdır. Hazırlanacak sektörel stratejiler bu kurulun denetim ve onayından geçmelidir. Uygulanacak strateji ve alınması gereken tedbirler kamuoyuyla şeffaf bir şekilde paylaşılmalıdır. Kamuoyu ve TBMM çıkış stratejisinin detayları konusunda mutlaka bilgilendirilmelidir. Saray hükümeti; bilim kurullarının önerdiği, atılan veya atılmayan adımlar konusunda kamuoyuna ve TBMM’ye karşı mutlaka sorumlu olmalıdır. Araba devrilince yol gösteren çok olur. Esas olan, araba devrilmeden, yapılması gerekenleri söylemektir. Bu nedenle, salgının başından beri yaptığımız gibi, arabayı devirmeden yol göstermek için canla başla uğraşıyoruz. Yol göstermeye de bundan sonra devam edeceğiz.

 

BORÇ VERİP ADINA DESTEK DİYORLAR

Atalarımızın güzel bir sözü var: Başını acemi berbere teslim eden, pamuğunu cebinde taşısın diyorlar. Ekonomide büyük bir işsizlik ve yoksulluk afeti yaklaşırken, Sarayın acul damadı ne yapıyor? Sağlıkçıların çabaları üzerinden, siyasi rant devşirmeye çalışıyor. Bir de her hafta bir kısa film çekip, internete yüklüyor. Son çektiği fragmanda da 200 milyar liralık bir destekten bahsediyordu. Borç vermenin, alacak ötelemenin, vergi yapılandırmalarının işçinin kendi parasını işçiye vermenin adına destek diyorlar. Aslında destek nedir? İşini ve gelirini kaybeden işçinin, dükkânını kapatan esnafın, çarkları nasıl döndüreceğini düşünen sanayicinin, tarlasına giremeyen çiftçinin bu krizde yitirdiği maaş, ücret, kazanç karşılığında belli bir nakdi cebine koymaktır. Vatandaşın krizde uğradığı zararın devlet tarafından çok açık ifade ediyorum telafi edilmesidir. Ama bakan, esnafa verilen kredi kartını, millete dağıtılan tüketici kredilerini, şirketlere verilen KGF kredilerini “destek” diye yutturmaya kalkıyor.

 

BORÇ YİYEN KESESİNDEN YER

Şimdi 107 milyar TL KGF desteği… Yani aslında KGF kredisi vermiştir. 8,5 milyar TL’lik paraf ticari kart… Yani yeni borç imkanı sağlamışlar. 8 milyar TL esnaf destek paketi. Yani yeni borçlanma imkanı vermişler. 22 milyar TL temel ihtiyaç desteği… Yani tüketici kredisi vermişler. Yine  borç, yine borç, yine borç. Bu paketteki 200 milyar denen desteğin yaklaşık 150 milyar lirası borç… kalanı İşsizlik Fonu’ndan yapılan ödemeler, bir de çok düşük bir miktar Hazine’den yapılan ödeme var. Millete faizle borç vermenin adı ya da vergisini faizle ertelemenin, ya da faturasını faizle ertelemenin adı ne zamandan beri destek oldu? Hiç zorluk görmemiş bakan bilmeyebilir. Ama borç yiyen kesesinden yer der atalarımız. Verdiğiniz borçlarla, gelirini kaybeden millete yarınki gelirini, bugünden harcatıyorsunuz.

 

VATANDAŞIN ÜZERİNE GELEN TSUNAMİYİ GÖRMÜYORSUNUZ

Bu dağıttığınız borçların yarın ödeme zamanı geldiğinde ne yapılacak? Bu borçları ödemek durumunda kalan vatandaş bu borçları ödeyecek sonra ne yiyecek, ne içecek, nerede yatıp kalkacak. Siz hala mevcut duruma ahval-i adiyeden herhangi bir sıkıntı gibi bakıyorsunuz. Sarayın pencerelerinden vatandaşın üstüne gelen tsunamiyi görmüyorsunuz. Bir de söyleyin bakalım bu kredilere kimler ulaşabiliyor, kimler istediği kadar kredi alabiliyor? Verdiğiniz kredilerle övünüyorsunuz millet birde krediyi de alamıyor. Bakın açık söyleyeyim, partimiz kredi alamayanların ağlama duvarına döndü. Kamu bankalarına 10 bin lira tüketici kredisi için başvuran yurttaşlarımıza, ya ret cevabı veriliyor, ya da al şu 3 bin lirayı git deniyor. Pek çok esnaf ve KOBİ, kredilere ulaşamıyor. Anlaşılan burada da adil olamıyorsunuz, yandaşları kayırıyorsunuz. Özel bankalar ise tavsiye falan dinlemiyor. Krediler bildik tuzu kuru müşterilere gidiyor.

 

EMEKLİNİN BAYRAM İKRAMİYESİNE, ÇİFTÇİNİN DESTEK PARASINA…

Emeklinin bayram ikramiyesini öne çektik diye duyurdunuz. Ama kredi borcu olan emeklilerin ikramiyesine bankalar el koyuyor. Bununla ilgili şikâyetler alıyoruz. Yine Mardin’de, çiftçilerimizin hesaplarına yatan desteklere, elektrik borcu karşılığında bloke konuyor. Ne anladık bu işten.

 

BAKAN’IN FRAGMANLARIYLA VATANDAŞIN GERÇEĞİ FARKLI

Bakanın çekip, internete yüklediği fragmanlarla, vatandaşların yaşadığı gerçekler arasında çok büyük bir uçurum var. Bakın, Bakan’ın bahsettiği 200 milyar liranın sağından bakıyoruz, solundan bakıyoruz millete karşılıksız verilen doğru dürüst telafi mahiyetinde bir destek yok. Bir tek “4,4 milyon aileye biner lira verilmiş”. Bir kere her şeyden önce şunu soralım, bir defaya mahsus vermiş olduğunuz bu 1000 liralarla bu insanlar nasıl geçinecek? Gelecek umudumuz olan çocuklarını nasıl besleyecekler? Çocuklarımız yeterli ölüde beslenemediği için bir nesli, büyük bir potansiyeli yitireceğiz. İleride Nobel ödülü almak, çok büyük bir devlet adamı olma potansiyeli olan çocuklar eksik beslenme nedeniyle bu yeteneklerini yitirecekler.

İŞÇİNİN PARASINI İŞÇİYE VERİP DESTEK DİYE PAKETLİYORLAR

Bakın, şu verdiğiniz 1000 liralarla 4 milyon 400 bin kişiye toplam 4,4 milyar yapar. 200 milyar içinde 4,4 milyar yani yüzde 2,2. Kısa çalışma ödeneği ve ücretsiz izin diye söylenen desteklerin kaynağı ise işsizlik sigortası fonu. Yani işçinin kendi parasını işçiye veriyorsunuz. Sonrada bunu paketleyip destek diye sunuyorsunuz.

 

YANDAŞA NE KADAR CÖMERTSENİZ VATANDAŞA DA O KADAR CÖMERT OLUN

Şimdi yeni bir şey söyleniyor. “Gelirini ve işini kaybedenlere de bir seferlik bin liralık yardım yapacağız” diyorlar. Bin lira böyle bir dönemde evinde kalmaya zorladığınız, işletmesini kapattırdığınız insanları ve çalışanları ayakta tutmaya nasıl yetecek Allah aşkına. Bu krizi çalışanları, işletmeleri yok ederseniz bu krizi fırsata döndürmekten söz etme imkanınız kalmaz. Biz haftalardır söyleyip duruyoruz. Salgınla mücadele amacıyla; kahvehanesinden, berberine, düğün salonundan, tiyatrosuna 252 bin 690 işletmenin kapısına kilit vuruldu. Bunların çalışanlarına en azından bir asgari ücret tutarında destek verin. İşletmelerin yitirdikleri kazancın belli bir oranını tazminat olarak ödeyin. 1000 lirayla bu insanlar faturalarını mı ödeyecekler, mutfak masraflarını mı karşılayacaklar, kiralarını mı yatıracaklar? Elinizi korkak alıştırmayın. Yandaşa ne kadar cömertseniz, millete de o kadar cömert olun.

Bitirmeden önce geçtiğimiz haftalarda saray hükümetine sorduğumuz ancak cevap alamadığımız soruları bir kez daha tekrarlayalım.

1) Rusya’dan, 2,5 milyar dolar vererek aldığımız S-400 silah sistemlerinin Nisan ayında aktive edileceğini ifade etmiştiniz. Nisan ayının sonuna geldik. S-400’leri aktive ettiniz mi, etmediniz mi? Etmediyseniz bu boşa giden 2,5 milyar dolar ne olacak?

2) Peşkeş çekilen Sakarya’daki Tank Palet Fabrikası’na Katarlıların 50 milyon dolar yatırım yapacağını söylemiştiniz. Bu yatırım yapıldı mı, yapılmadı mı?

3) Osmangazi ve Yavuz Sultan Selim köprüleri için; 2019 geçiş garantileri kapsamında, Hazine’den Nisan ayında 2 milyar 720 milyon TL ödenmesi yapılması gerekiyordu. Bu ödemeyi söz konusu müteahhitlere yaptınız mı, yapılmadınız mı?

Çok açık söyleyeyim, “Türkiye’de herkes fedakarlık yapmalı” diyorsunuz. Ama bence her şeyden önce dolarla ihale alanlar, devlet garantilerini, gelirlerini Hazine garantilerini dolara bağlamış olan yandaş müteahhitlerin bu fedakarlığı yapması suretiyle işe başlamanız gerekiyor.

Şimdi bize farklı mecralardan sorular göndermelerini istemiştik gazeteci arkadaşlarımızın. Ben Necati Bey’den bu soruları alayım.

 

Soru- Diyanet İşleri Başkanının verdiği hutbe ve Ankara Barosunun açıklamaları gündemde. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı da baronun açıklamasıyla ilgili resen soruşturma başlattı. Siz hem Diyanet İşleri Başkanının hutbesini, hem de baronun açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Bu ülkede inanç sahiplerinin inançlarını dile getirme hakkı vardır. Ancak bunu dile getirirken birilerinin yaşam tarzı üzerinden nefret dilini kullanarak, düşman yaratarak bunu yapmamaları gerekir. İçinden geçmekte olduğumuz bugünlerde en son ihtiyaç duyacağımız şey birilerini ötekileştirerek, düşmanlaştırarak toplumu bölmektir.

Teşekkür ederim.

MECLİS’İN MANEVİ ŞAHSİYETİ VE KUVVETLER AYRILIĞI HİÇE SAYILDI

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, yaptığı yazılı açıklamada şunları ifade etti:

 

Milletimiz dün büyük bir bayramı, salgın nedeniyle evde kalsa da, tek yürek olarak ve büyük bir coşkuyla kutladı.

Dünya milletleri arasında varlığımızı şerefle tescil ettirdiysek, bağımsızlığımızı koruduysak, egemenliği saraydan alıp milletimizin tertemiz iradesine teslim edebildiysek, bunu 100 yıl önce milletimizin bağrından çıkan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ve elbette onun ilk başkanına borçluyuz.

Gazi Meclisimiz, Cumhuriyetimizin kuruluşundan sonra da ulusumuzun çağdaş medeniyetler seviyesini geçme mücadelesinin taşıyıcı sütunu ve meşru adresi olmuştur. Bu nedenle hiçbir siyasetçi ve siyasi parti lideri, TBMM’ne saygıda kusur etmemiştir.

Nitekim, dün Meclis’in açılışının 100. yıl dönümünde, Anıtkabir’de, Birinci Meclis Binasında ve TBMM Genel Kurulu’nda yapılan törenlere de bir genel başkan hariç, Meclis’te grubu bulunan tüm siyasi parti Genel Başkanları katılmıştır. Bir tek Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ne Anıtkabir’deki, ne Birinci Meclis Binasındaki, ne de TBMM Genel Kurulundaki törenlere katılmamayı tercih etmiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, partisinin Genel Başkanı olarak, bu törenlere neden katılmadığını milletimize açıklama ve özür borcu vardır.

Önceki Cumhurbaşkanlarının da Meclis’te yapılan 23 Nisan törenlerine zaman zaman katılmadıklarını ileri sürmek doğru değildir. Çünkü onların hiçbiri aynı zamanda Meclis’te grubu bulunan bir siyasi partinin genel başkanı değildi. Sayın Erdoğan ise partisinin Genel Başkanıdır. Ucube tek adam rejimini kendi istemiş ve böyle bir tercihte bulunmuştur. TBMM’ye saygı duyan her Genel Başkan gibi Sayın Erdoğan’ın da TBMM’nin 100. Kuruluş Yıl Dönümü törenlerine katılması gerekirdi.

Törenler salgını önlemek için alınan tedbirler çerçevesinde ve sosyal mesafe kurallarına azami dikkat gösterilerek gerçekleştirildi. Dolayısıyla Koronavirüs salgını da törenlere katılmama bahanesi olamaz. Kaldı ki Sayın Erdoğan, dün akşam televizyonlar karşısına çocuklarımızla beraber, hiçbir sosyal mesafe ve korunma kuralına uymadan çıkmıştır. Kendi koyduğu kurala kendi uymayarak hem çocuklarımıza hem de milletimize kötü örnek olmuştur.

Diğer taraftan, Meclisimizin inisiyatifinde düzenlenen, tüm ülkede İstiklal Marşımızın evlerden okunmasından önce bir konuşma yapacağını söylemesi, bununla birlikte milli bir etkinliği geciktirerek milleti ve TBMM Başkanını bekletmesi de hem milletimize ve hem de Gazi Meclis’e ayrı bir saygısızlık olmuştur.

Tabii ev sahipliği yapan yasama organının Başkanının, akşam yapılan son törenlerin, sabahtan yapılan hiçbir kutlamaya gelmeyen Erdoğan tarafından adeta bir siyasi şov alanına dönüştürülmesine izin vermesi ise ayrı bir garabettir. Bu, Meclis’in manevi şahsiyetinin ve kuvvetler ayrılığının hiçe sayılmasıdır.

Olan biten milletimizin dikkatinden elbette kaçmamıştır. Biz bu gayrı ciddiliği ve Meclisimize yönelik saygısızlığı milletimizin vicdanına havale ediyoruz. Bu vesileyle milletimizin ve tüm İslam âleminin mübarek Ramazan ayını kutluyor, Ramazan ayının ağız tadıyla, sağlıkla ve huzurla geçmesini diliyoruz.

 

 

SARAY KİBİR HASTALIĞINDAN SONRA MİTOMANİ HASTALIĞINA TUTULDU

CHP’li Öztrak, AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’ın Başakşehir Şehir Hastanesi yoluyla ilgili iddialarını yanıtladı.

Erdoğan’ın iddialarının aksine yol çalışmalarının önceki Belediye döneminde durdurulduğunu, kaynaklarının ise önceki yönetim tarafından başka bir projeye aktarıldığını ifade eden Öztrak, “Saraya sadece kibir hastalığı değil, anlaşılan mitomani hastalığı da bulaşmış. Bu, artık mitomaninin en somut örneği” diye konuştu.

 

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

SALDIRIYI LANETLİYORUZ

Bu sabah üzücü bir haberle güne başladık… Türkiye’nin Salda Gölü’ne sahip çıkma mücadelesiyle tanıdığı, Yeşilova Belediye Başkanımız ve kıymetli eşi dün gece evlerinde silahlı bir saldırıya uğradı. Saldırıyı lanetliyoruz. Başkanımız ve eşi şu anda tedavi altındalar. Hem Başkanımıza hem de eşine acil şifalar diliyoruz. Tüm Yeşilova halkına geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Biliyorsunuz bir süredir saray hükümeti, Belediye Başkanlarımız üzerinde, acımasız bir ötekileştirme kampanyası uyguluyor. Bu tutum öyle anlaşılıyor ki bazı it kopuklara da cesaret vermiş. Saldırıyı yapanların bir an evvel adalet önüne çıkarılmasını kolluk güçlerinden bekliyoruz. Biz bu olayın peşini bırakmayacağız. Süreci takip edeceğiz.

 

GAZİ MECLİSİMİZ 100 YAŞINDA

Bu hafta büyük bir bayramı, büyük bir doğum gününü, millet iradesinin vücut bulduğu Gazi Meclisimizin 100 yaşını kutlayacağız. Büyük Önderimiz, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ifadesiyle: “Büyük Millet Meclisi, Türk milletinin yüzyıllar süren arayışının bir özeti ve onun kendi kendisini yönetme bilincinin canlı bir örneğidir.” Türk ulusu, 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi’ni kurarak büyük uyanışını gerçekleştirmiş, kendini yönetme iradesini somutlaştırmıştır. Kurtuluş savaşımız; dünyanın en güçlü devletlerine karşı, eşsiz komutan ve devlet adamı Atatürk’ün önderliğinde, Gazi Meclisimizin yönetiminde kazanılmış, ulusal egemenliğimizin, bağımsızlığımızın, cumhuriyetimizin ve demokrasimizin temelleri bu Meclis’te atılmıştır. Atatürk bu bayramı, milletin geleceği olan çocuklara armağan etmiştir. Vatanın bağrında 100 yıldır kök salan bu asırlık çınar, “Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu” yedi düvele göstermeye ve ulusumuzun “çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne yükselme” iradesinin tecelligahı olmaya devam edecektir. Bu vesileyle, Gazi Meclisimizin 100. yılında, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bu toprakları bizlere vatan yapan, kurtuluş savaşımızın tüm kahramanlarını, tüm şehitlerimizi, tüm gazilerimizi saygı, rahmet ve minnetle anıyoruz.

 

OLAĞANÜSTÜ BİR DÖNEMDEN GEÇİYORUZ

Gönül isterdi ki, bu büyük bayramı sokaklarda, caddelerde, büyük kalabalıklarla ve sevdiklerimizle kol kola kutlayabilelim. Ancak olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. Korona salgını nedeniyle tedbiri elden bırakmamalıyız. Milletimizden istirhamımızdır. Bu büyük bayramı, bu yıl evlerimizde, coşkuyla kutlayalım. Ay yıldızlı bayraklarımızı, evlerimizin camlarına, balkonlarımıza asalım. Çocuklarımızı evlerimizde sevindirelim, tedbiri elden bırakmayalım. Sosyal mesafe kurallarına uyalım. Bu zor günleri beraberce aşma irademizi, Gazi Meclisimizin kurulduğu koşulları hatırlayarak koruyalım.

 

MECLİS BAŞKANI MISINIZ, CUMHURBAŞKANLIĞI İLETİŞİM BAŞKANI MI

Bu arada TBMM Başkanı 23 Nisan’da, TBMM Genel Kurul’unda yapılacak özel bir oturuma Cumhurbaşkanının katılmayacağını söyleyerek, diğer parti liderlerine de oturuma katılmamalarını önerdi. Sayın Başkan, siz Meclisin Başkanı mısınız? Yoksa Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı mısınız? Bu öneri Gazi Meclisimizin Başkanına hiç yakışmamıştır.

 

  1. YILDA PARTİ LİDERLERİ MİLLETE SESLENMELİ

Evet, şu an salgınla mücadele ediyoruz. Tedbirler önemli. Diğer taraftan, daha geçtiğimiz hafta tüm tedbirleri alarak, infaz yasası, YÖK yasası ve diğer yasaların çıkarılması için sosyal mesafe tedbirlerine uyularak toplanan meclis, elbette kuruluşunun 100. yılında da toplanmalıdır. Dahası, o gün Genel Kurul’da yapılacak oturumda, partileri, liderleri temsil etmelidir. Meclis, grup ve parti yöneticileri onlara eşlik etmelidir. Milletvekili arkadaşlarımız bu oturumu; sosyal mesafe kuralları çerçevesinde ya Meclis’te ya da evlerinden izleyebilirler. 100. yılında, Meclisimizin şanına yakışan; millet iradesinin tecelligahı olan TBMM’nin kürsüsünden, milletimize parti liderlerinin seslenmesidir. Bu aynı zamanda, içinden geçtiğimiz zor günlerde, milletimiz için de büyük bir moral olacaktır.

 

KENDİLERİNİ MİLLETİN SIKINTILARINDAN DA İZOLE ETTİLER

Zor günlerden geçiyoruz… Zor günler: İyileri kötülerden, diğerkâmları bencillerden, cömertleri cimrilerden, hasbiyi hesapçıdan ayrıştırır… Cumhuriyet Halk Partisi olarak, salgının başından bu yana samimi bir şekilde, milletimizin yükünü azaltmaya çalışıyoruz ve iyilikte yarışıyoruz, yarışmaya da devam edeceğiz. Biliyoruz ki milletimizin sırtındaki yük her gün daha da ağırlaşmaktadır. Salgın bir yandan insanlarımızın yaşamını, diğer yandan geçimini tehdit etmektedir. İşsizlik, pahalılık, mutfaktaki yangın milletimizi bezdirmektedir. Ülkeyi yönetenler ise saraylarına, köşklerine kapanmış, milletin sıkıntılarından kendilerini izole etmiş, millet ne yer, ne içer dönüp bakmamaktadırlar bile…

 

SİYASİ HESAP VE HINÇLA HAREKET EDİYORLAR

Milletle bağı kopanlar, üstüne üstlük bir de millete hizmet götürmeye çalışan belediyelerimizi de engellemeye çalışmaktadırlar. Saray, salgında halkın canına, aşına, işine sahip çıkmak yerine siyasi hesap ve hınçla hareket etmektedir. Şu açıkça görülmektedir: Saray virüsle değil, CHP’li belediyelerin verdiği hizmetlerle mücadele etmektedir. Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlarımıza yardım kampanyaları nedeniyle açılan hukuksuz soruşturmalar, belediyelerin yıllardır halka yemek dağıtan aş evlerinin bile hesaplarına el konması, Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin halka ücretsiz ekmek dağıtmasının yasaklanması son olarak da Adana Büyükşehir Belediyesi’nin hazırladığı sahra hastanesinin yerini mühürlenme girişimi, Sarayın derdinin millet olmadığını açık seçik ortaya koymaktadır. Halkımız, kibir abidelerinin siyasi husumet ve kinle, millete verilecek hizmetlere engel olmasını, salgında millet canıyla, aşıyla uğraşırken dahi kendi siyasi ikballerini düşünenleri elbette unutmayacaktır. Seçim sandığı önüne geldiğinde bunun hesabını sormayı bilecektir.

 

BELEDİYELERİMİZ HİZMETLERİNE DEVAM EDECEK

Herkes müsterih olsun. Cumhuriyet Halk Partili belediyeler, sarayın tüm engellemelerine rağmen, hemşehrilerine hiçbir ayrım yapmadan hizmete,  azimle, kararlılıkla devam edeceklerdir. İyilikte yarışımız sürecektir. Bundan kimsenin en ufak bir şüphesi olmamalıdır.

 

KULDAN UTANMADINIZ, ALLAH’TAN DA MI KORKUNUZ YOK

Arsız kendini güçlü sanınca, haklıyı suçlu çıkarmaya çalışırmış… Dün, Türkiye Cumhuriyetinin; adliyesini, dâhiliyesini, hariciyesini, maliyesini, harbiyesini ve milli eğitimini paralel devlet yapılanmasına teslim etmiş bir siyasi kadronun, bu yapıya yıllarca övgüler düzen, iltifat eden önde gelen bir mensubu, salgında millete ücretsiz ekmek dağıtan belediyelerimizi “paralel yapıya” benzetme cüretini gösterdi. Hadi kuldan utanmanız yok, Allah’tan da mı korkunuz yok? Milletimizin oylarıyla seçip göreve getirdiği, anayasamızın devletin ayrılmaz bir parçası olarak tarif ettiği belediyelerimize ve onun başkanlarına hangi akla hizmetle “paralel yapı” dersiniz? Atalarımız boşa dememiş; “Çalıda gül bitmez, arsıza söz yetmez” diye.

 

KOLONYADAN VAZGEÇTİK, MASKELERİ DAĞITIN

İzahı olmayan şeylerin mizahı olur. Beş koyun gütmeyi ağızlarından düşürmeyenler, şimdi millete beş maskeyi dağıtamıyor. İlkin vatandaşa maskeyi parayla satacağız dediler. Baktılar bizim belediyeler maskeleri ücretsiz dağıtıyor, bundan derhal vazgeçtiler. “Vatandaşa karneyle maske vereceğiz, onu da PTT eliyle dağıtacağız” dediler. Bunu da yapamadılar. Sonra “maskeyi eczanelere vereceğiz, maskenin kodunu da milletin cep telefonlarına atacağız” dediler. Onu da beceremediler. Kolonya vadetmişlerdi, ondan vazgeçtik, 1 aydır millete 5 maskeyi dağıtamadınız. Ama caka satmak uğruna İngiltere’ye, İspanya’ya, İtalya’ya uçak dolusu maskeler yolladık diyorsunuz. İngiliz, İtalyan, İspanyol bizim gönderdiğimiz maskeleri takıp dolaşırken, milletimizin hala kod beklemesinin izahı olmayınca da mizahı oldu. Bu iş Temel fıkralarına kadar girdi.

 

MİLLET PARMAĞINDAKİ ALYANSI SATIYOR

Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür. Bunun için hatırlatmakta yarar var. Vatandaşın bağışladığı bir yüzükle siyasete başladıklarını her yerde anlattılar. 17 yıllık yönetimlerinde; 2 trilyon 346 milyar dolar kaynak toplayıp harcadılar. Sonunda da, milleti geçinebilmek için 30 yıldır parmağında taşıdığı alyansı satma noktasına getirdiler. Şimdi soruyoruz, nereye harcadınız bu paraları? Tık yok. İster istemez akla o meşhur tekerleme geliyor: Ağaç nerde? Balta kesti. Balta nerde? Suya düştü. Su nerde? İnek içti. İnek nerde? Dağa kaçtı. Dağ nerde? Yandı bitti kül oldu.

 

G-20’DE SONDAN 6. SIRADAYIZ

Yanıp, bitip, kül olan sadece toplanan vergiler, alınan iç ve dış borçlar, satılan kamu malları değil. Merkez Bankası’nın ihtiyat akçeleri, İşsizlik Sigortası Fonu’nun paraları da bu beceriksiz ve müsrif yönetim tarafından tüketildi, yandı bitti kül oldu. Şimdi milletin aşını, işini koruyacak tedbirleri gerektiği gibi alamıyorlar. Bu nedenle, G-20 ekonomileri içinde, milli gelirine oranla, verilen desteklerde sondan 6. sırada kaldık.

 

VATANDAŞLAR CANI İLE CÜZDANI ARASINA SIKIŞTI

İnsanlarımız canı ile cüzdanı arasına sıkıştı boğuluyor. Salgınla mücadele amacıyla; kahvehanesinden, berberine, düğün salonundan, tiyatrosuna 144 bin 690 işletmenin kapısına kilit vuruldu. Berber, kuaför, güzellik salonlarında çalışan 540 bin çalışanımız şimdi evinde oturuyor. AVM’lerde çalışan 523 bin yurttaşımız faturalarını nasıl ödeyeceğini düşünüyor. Kahvehaneler kapandı, 259 bin kişi günlük yevmiyesini kaybetti. Okul ve yurt kantinlerinde 150 bin civarında emekçi işinden oldu. Aşçı, garson, komi evde oturuyor. Otobüs, minibüs, taksi çalışmıyor. Sanatçılar sanatlarını icra edemiyor. Bu insanlar ne yiyor ne içiyor? Ülkeyi yönetenler bunları düşünüyor mu? Düşünseler çare üretirlerdi. Sadece bahane üretip şikâyet ediyorlar.

 

BORÇ DEĞİL DESTEK VERİN

Partimizin hemen her açıklamasında diğer ülkelerin neler yaptığını, bu ülkelerin yurttaşlarının aşını, işini nasıl koruduklarını somut örnekleriyle anlatmaya çalışıyoruz. Saray hükümetine yetmiyor çözüm öneriyoruz. Bir kez daha tekrarlıyoruz: Salgınla mücadele çerçevesinde kapatılan işyerlerinde, lokantada, kahvede, berberde, tiyatro ve düğün salonlarında çalışanların, maaşlarının büyük kısmını devlet versin. Kepenk kapatan esnafa, KOBİ’ye; salgın nedeniyle mahrum kaldığı kazancının bir kısmını devlet hibe olarak versin. Esnafın, KOBİ’nin devlete olan kirasını ve vergisini hem de faiziyle ertelemek çözüm değil. Özellikle küçük esnaflara, bu dönemde ödedikleri kira karşılığında hibe verin. Duran otobüsün, minibüsün koltuklarının bir kısmını üç aylığına devlet olarak siz kiralayın. Çalışmayan turizmciye, mazot, gübre, ilaç, tohum, yem almakta zorlanan çiftçinin geçmiş kredilerini faiziyle ertelemek yerine, doğru düzgün nakit desteği verin. Bu arada çay hasadı yaklaşıyor. Dolayısıyla tarım işçilerinin yerlerine gitmeleri gerekiyor. Devlet tarım işçilerini çalıştıkları yerlere gönderebilmek ve Korona Virüsüne karşı gerekli önlemleri almak bakımından gerekli desteği vermesi lazım. Bakın, tarım işçileri eğer tarlalara giremezlerse önümüzdeki dönemde gıda güvenliğimiz riske girer. Bir başka trajikomik bir olay, şimdi sokağa çıkma yasağı ilan edildi doğru. Çiftçiler bundan muaf tutuldu doğru. Çiftçilerin çiftçi kayıt belgesi almaları gerekiyor. Hayvancı çiftçi kayıt belgesi almak için Tarım İl Müdürlüğüne gittiğinde 10 lira, tarımcıda yine Tarım İl Müdürlüğüne gittiğinde 6 lira bağış yapmak zorunda tutuluyor. Arkadaşlar, son derece zor günlerden geçiyoruz. Zaten çiftçi bitmiş bu bağışlar nereden çıktı? Önce maskeyi parayla satmaya çalıştınız, şimdi ÇKS belgesini tutup çiftçiye parayla veriyorsunuz.

 

KURBAĞANIN GÖZÜ PATLAMADAN HAZİNE’NİN MUSLUĞUNU AÇIN

Çok açık söyleyeyim, bu parayla vermelerden, krediyle işleri çözmekten vazgeçin. İhtiyaç sahibine, işsize borç değil destek verin, çalışanın işte kalması için maaşının en azından bir kısmını ödeyin. Esnafa, KOBİ’ye, çiftçiye mahrum kaldığı gelir kadar sermaye verin.  KOBİ’lere verilecek destek kredilerini bankaların insafına bırakmayın. Kendi belirlediğiniz şartlarla uygun anapara ve faiz ödeme imkânlarıyla ve ihtiyaç duyan tüm işletmelere kredinin tahsis edilmesini sağlayın. Bunun için gereken finansmanı verin. Bu taahhütlerin arkasına devletin gücünü koyun. Kurbağanın gözü patlamadan, hazinenin musluklarını açın. Sosyal devlet hangi günler için var? Bugünler için var. Milletimiz yediği ekmeğin, içtiği suyun vergisini veriyor mu? Veriyor. Hatta verginin de vergisini alıyorsunuz. Millet bu kadar fedakârlık yapıyorsa, bu devlet te milletinin zor gününde yanında olmalıdır, olmak zorundadır. Bu ülke elbette güçlü bir ülkedir. Bu devlet elbette güçlü bir devlettir. Ancak at sahibine göre kişnemektedir. İktidar olmak muktedir olmayı gerektirir. Eğer devletin tüm imkânlarıyla beraber, bu milletin zor gününde yanında duramıyorsanız o koltuğu bırakıp çekip gideceksiniz.

 

O KOLTUKLAR ŞİKAYET MAKAMI DEĞİL ÇÖZÜM MAKAMI

Biz günlerdir milletimizin çıkarlarını her şeyin önüne koyarak, Saray hükümetine iyi niyetle yol göstermeye çalışıyoruz. Milletimiz daha fazla acı, sıkıntı çekmesin istiyoruz. Ama damat bakan ya kendisine yol gösterenleri suçluyor, ya da birilerini şikâyet ediyor. İktidar koltuğu, şikâyet makamı değildir. İktidar koltuğu çözüm makamıdır. Siz çözüm bulacaksınız. Ekonomide en önemli sermaye güvendir. Güven, avucumuzun içindeki kuşa benzer. Çok sıkarsak boğulur, çok gevşetirsek uçar gider. “Piyasalara ve tüm ekonomik aktörlere güven verecek bir programı hazırlayın” demekten dilimizde tüy bitti.

 

İŞ DÜNYASI BAKANLA AYNI GÖRÜŞTE DEĞİL

Damat Bakan bu yıl yüzde 5 büyüme hedefine sıkı sıkı sarılıyor. Uluslararası kurumlar ise yüzde 5 daralma öngörüyor. Yine uluslararası bir danışmanlık şirketinin ülkemizde 250’den fazla firmayla yaptığı ankete göre, firmaların yüzde 80’i bu yıl yüzde 3’ten fazla bir daralma bekliyor. İş dünyası da Hazine ve Maliye Bakanı’na anlaşılan pek itimat etmiyor. Ama biz yüzde 5 hatta daha fazla büyümeyi istiyoruz. Bakanın bu hedefi yakalama taahhüdünü ciddiye alıyoruz. Ancak yüzde 5 hedefini tutturamaz, millete taahhüdünü yerine getiremezse de kendisinden koltuğu boşaltmasını bekliyoruz.

 

GÖSTERGELERİ GERÇEKÇİ ŞEKİLDE REVİZE EDİN

Hükümeti bir kez daha uyarıyoruz. Bir an evvel bir kriz masası oluşturun. İlkin ekonomi bürokrasisi içerisinde koordinasyonu sağlayın. Daha sonra Ekonomik ve Sosyal Konseyi toplayın, toplumun tüm kesimleriyle bir araya gelin. Onların sorun ve beklentilerini dinleyin. Ortak aklı arayın. Ardından bu yılın büyüme, enflasyon, cari açık, işsizlik hedeflerini ve tüm temel makro göstergeleri gerçekçi bir şekilde revize edin. Salgın bittiğinde izleyeceğiniz stratejiyi açıklayın. Olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. Böyle dönemlerde hem parasal hem mali gevşeme olabilir. Finansal sistemi düzenleyen denetleyen çerçeve gevşetilebilir. Bunların hepsi anlaşılabilir, makul karşılanabilir. Yeter ki yeni bir hikaye yazın, tüm bunlar güven veren bir program dâhilinde saydam bir biçimde, güven veren bir biçimde tüm kesimlerin adalet duygusunu kazanmış olarak ve sonrasında izlenecek politikalar da açıklanarak yapılırsa bu iş olur.

 

BAKAN NE SÖYLÜYOR TAMBURASI NE ÇALIYOR

Sözlerle eylemleriniz tutarlı olsun. Ama kusura bakmayın Damat Bakan ne söylüyor tamburası ne çalıyor? Bakan, karşılıksız para basmanın ülkeyi nereye götüreceğinin belli olmadığından bahsediyor, ama Merkez Bankası matbaası bugünlerde sürekli para basıyor. Son bir ayda Merkez Bankası 28,5 milyar liralık Hazine kâğıdı almış. İşsizlik Sigortası Fonu’ndan kağıtları almış, karşılığında da 35 milyar lira para basmış. Peki, bu bastığınız paranın dolar karşısındaki değerini koruyacak takatiniz var mı? O belli değil. Bol miktarda laf var ortada. Bakan “yurt dışında hiçbir kuruluşla görüşmüyoruz” diyor. Ama net döviz rezervimiz 15 milyar doların altına inince doların değeri 7 liraya yaklaşınca, Merkez Bankası Başkanı hafta sonunda apar topar çıkıyor “Diğer Merkez Bankalarıyla SWAP görüşmelerinin devam ettiğini” açıklıyor. Tabi yine ne damattan ne de kayın babasından ses yok.

 

PARASAL GENİŞLEME, GÜÇLÜ BİR PROGRAMIN PARÇASI OLARAK TASARLANMALI

Dediğim gibi hem parasal hem de mali gevşeme olabilir. Ancak bu: Ülkemizin üretim ve büyüme potansiyelini tahkim eden, işçiyi ve işyerini koruyan, aynı zamanda güvenlik çapalarını ve çıkış stratejilerini de ortaya koyan, güçlü bir ekonomik programın parçası olarak tasarlanmalıdır. Bu yapılabilirse çok sorun çıkmaz. Yapılmazsa ödeyeceğimiz fatura çok daha kabarır.

 

VAKA SAYIMIZ ÇİN’İ AŞTI

Bu arada sadece ekonomi cephesinde değil, sağlık cephesinde de kesin, katı ve yaygın tedbirlere ihtiyacımız devam ediyor. Salgında yaşamını yitiren yurttaşlarımızın sayısı 2 bin 17’ye çıktı. Hastalığa yakalananların sayısı ise 86 bin 306’ya ulaştı. İki gün önce komşumuz İran’ı geçmiştik. Dün de Korona Virüsünün dünyaya yayıldığı Çin’deki vaka sayısını aştık. Şu anda dünya üzerinde en çok korona vakası olan 7. ülkeyiz. Tüm kaybettiklerimize Allah’tan rahmet, sevenlerine sabır, hastalarımıza ise bir kez daha acil şifalar diliyoruz. Genel bir karantina, hem insanlarımızın yaşamını korumak, hem de ekonomimizin içine düştüğü badireden en az hasarla çıkmasını sağlamak için hala en etkili silah olarak duruyor. Son dönemde test sayısında artış olsa da, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı verilerine göre nüfusuna göre en az test yapan ülkelerden biriyiz. Her 1.000 kişiden 5 kişiye test yapabiliyoruz. OECD ortalaması ise 15 kişi. Bu nedenle ihtiyatı ve tedbiri hiçbir şekilde elden bırakmamalıyız.

 

HEM KORONA’YLA HEM SARAYIN KİBRİYLE MÜCADELE EDİYORUZ

Ülkemiz sadece Korona Virüsüyle değil, bir de sarayın hubris hastalığıyla yani kibir hastalığıyla mücadele ediyor. Saray; müellifinin kendisi olmadığı, kendisinin sansüründen geçmeyen bir haberin okunmasından, birilerinin “kral çıplak” demesinden çok rahatsız oluyor, çok korkuyor. Rüşveti vereni hapisten salarken, rüşveti yazan gazeteciyi hapiste tutuyor. Hoşuna gitmeyen yayınlara RTÜK sopasını yapıştırıveriyor. Tele-1’e, Halk TV’ye, FOX TV’ye ölçüsüz para cezaları ve yayın durdurma cezaları kestiler. Ekranları karartıyorlar, vatandaşa doğru bilgi veren sesleri kısmak istiyorlar. Son olarak Cumhuriyet gazetesi hedefte… Damat, Kanal İstanbul güzergâhında arsa aldığı haberini yapan muhabire dava açıyor. Haber yalan mı? Değil. Kanal İstanbul güzergâhında arsa aldığını bakanın avukatı da doğrulamış. Peki, bu dava neyin nesi? Sarayın iletişim sorumlusu, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden boğaza nazır Hazine arazisini kiralıyor. Tabii ki, haber oluyor. Bu habere terör soruşturması açılıyor. Sonra da yayın yasağı getiriliyor. Rize’de 80 yaşında bir dede, sosyal medyadan yapılan bir paylaşımı beğendiği için, Cumhurbaşkanına hakaretten karakolda ifadeye götürülüyor.

 

O FEZLEKE ANAYASA İHLALİ

Sarayın atadıkları da sarayın izinden gidiyor. Atalarımız ne demiş “ön teker nereye arka teker oraya”. Açız diyen vatandaşa, “geber” diyen bürokratlar bunlarda, canını ortaya koyan sağlıkçıya, “sırtımıza yük oldular” diyen valiler bunlarda. Milletin seçtiği vekillere güya gözdağı vermek için fezlekeler hazırlayıp Meclis’e gönderen savcılar bunlarda. Milletvekili Ümit Özdağ TBMM kürsüsünde bir konuşma yapıyor. Bu konuşmayla ilgili olarak savcılık fezleke hazırlıyor. Bu kabul edilemez. Milletvekillerinin TBMM kürsüsünde yaptığı konuşmalar, “mutlak yasama sorumsuzluğu” kapsamındadır. Bu anayasamızın açık bir hükmüdür. Savcının böyle bir hususta fezleke düzenlemesi, anayasamızın açık ihlalidir. Anayasa suçudur. Meclis Başkanı’nın bu konudaki sessizliği ise bir hayli düşündürücüdür. Meclis Başkanı’na buradan sesleniyorum, bu fezlekeyi işleme koymadan derhal iade etmeniz gerekir. Adalet ve zulüm aynı yerde barınmaz.

 

SARAYA 3 SORU

Sözlerimin sonuna gelirken biz de saray hükümetine bazı sorular sormak istiyoruz: Rusya’dan, 2,5 milyar dolar para vererek, S-400 silah sistemleri satın aldınız. Erdoğan, S-400’lerin Nisan ayında aktive edileceğini ifade etmişti. Nisan ayının sonuna yaklaşıyoruz. Soruyoruz: S-400’ler aktive edildi mi, edilmedi mi? Bunun cevabını bekliyoruz.

İkinci sorumuz: Peşkeş çekilen Sakarya’daki Tank Palet Fabrikası’na Katarlıların 50 milyon dolar yatırım yapacağı söylenmiştiniz. Bu yatırım yapıldı mı millet adına bunu da bilmek istiyoruz.

Üçüncü sorumuz: Önceki haftalarda sorduğumuz ve cevaplamadığınız için bu hafta bir kere daha sormak zorunda kaldığımız bir soru: Osmangazi ve Yavuz Sultan Selim köprüleri için; 2019’a ait geçiş garantileri kapsamında, Hazine’den Nisan ayında 2 milyar 720 milyon TL ödeme yapılması gerekiyordu. Bu ödemeyi yaptınız mı? Bu ödemeyi neyle yaptınız? Bu geçiş garantilerini milletten topladığınız yardımlarla mı ödediniz?

 

Sözlerimin sonunda, vatandaşlarımıza sokağa çıkmama konusunda gösterdikleri hassasiyet için bir kere daha teşekkür ediyorum. Ayrıca, herkes evdeyken dışarıda görev yapan; başta sağlıkçılarımız olmak üzere tüm kamu görevlilerine, esnaflarımıza ve diğer çalışanlara, bu süreçte emek veren herkese şükranlarımızı sunuyoruz. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alayım burada bulunan arkadaşlardan. Yine bize iletilen sosyal medya aracılığıyla sorularını gönderen arkadaşların sorularını da Necati Bey bize soracak.

 

Soru- Efendim birinci sorum şehir hastaneleriyle ilgili. Bugün bir tane daha şehir hastanesi açıldı. Bu şehir hastanelerini dünyada olumlayan açıklamalar geldi. Sizin eleştirileriniz bu konuda devam ediyor mu? İkinci olarak, Adana sahra hastanesiyle ilgili bir takım tartışmalar var bitti mi, bitmedi mi, başlamış mıydı, başlamamış mıydı şeklinde bazı karmaşık açıklamalar geldi. Bu konuda ne diyeceksiniz? Üçüncü olarak, 23 Nisan’da kürsüde Sayın Kılıçdaroğlu’nun olacağını anlıyorum Meclis’te doğru mu? Bir de bu Salda Gölü’yle ilişkilendirdiniz sanıyorum Belediye Başkanına yönelik saldırıyı. Ama Belediye Başkanı diyor ki, “Bunun belediyeye ait otelin işletmesiyle alakalı bir saldırı olduğunu” söylüyor. Ne diyorsunuz tüm bu konulara?

Faik ÖZTRAK- En sonuncudan başlayım. İlişkilendirmedim, “Salda gölüyle ilgili yapmış olduğu mücadeleyle tanınan Belediye Başkanımıza” dedim. Saldırıyı yapanlarla ilgili gerekli tanımı yaptım. Bu cüreti de kimden aldıklarını açık, seçik ifade ettim konuşmamın başında.

Birinci sorunuza gelirsek, şehir hastaneleriyle ilgili görüşümüzü sormuştunuz. Çok açık söyleyeyim, biz iki bakımdan şehir hastanelerine karşıyız. Bir, yapılış biçimi olarak karşıyız. Bu hastanelerin kamu özel işbirliğiyle yapılmasının aslında normalden çok daha pahalıya mal olduğunu zaten Bakan da ifade etmişti. Yani bu hastaneleri yaptığınız zaman yatmadığınız yatak nedeniyle, kullanmadığınız ameliyathane nedeniyle millete para ödettirmek zorunda kalıyorsunuz. Hazine garantisi ödetmek zorunda kalıyorsunuz. Bunu bizim kabul etmemiz mümkün değil. Burada ciddi bir yanlışlık var. Hem de bu garantileri dolarla veriyorsunuz. Bir düşünün şu anda dolar nereden nereye geldi? Bu garantilerin Türk Lirası karşılığı nereden nereye çıktı? Herkesin geliri düşüyor, herkesin geliri azalıyor bu krizde ama bir kesimin geliri sürekli artıyor. Kimin geliri artıyor? Bu Hazine garantilerinden yararlanan kamu özel işbirliği çerçevesinde altyapı yatırımlarını gerçekleştiren müteahhitlerin geliri artıyor. Baştan beri söylüyoruz, krizden çıkış sürecinde adil olmak zorundayız. Dolayısıyla bu kişiler bu garantileri almaktan bu yıl vazgeçmek zorundadırlar. İki, bu garantileri artık dolarla bu bütçenin taşıması mümkün değildir. Bu garantilerin Türk lirasına çevrilmesi lazımdır. Bunu kabul etmiyorlarsa da devletin bu yatırımları Hazine’ye alması lazımdır.

Meclis’teki toplantıya Genel Başkanımız katılacaktır. Ama Sayın Meclis Başkanının sözleri gerçekten son derece yadırgatıcıdır. Yani Cumhurbaşkanı katılmayacak liderlerde katılmasın. Bu ne demek? Bizim Genel Başkanımız 23 Nisan’da Meclis kürsüsünde olacaktır. Gerekli sosyal mesafe şartlarına uyarak, gerekli önlemleri alarak Meclis kürsüsünden milletimize seslenecektir.

Şimdi Adana’daki hastaneyi İstanbul’daki şehir hastanesiyle karşılaştırıyorsanız büyük bir yanlış yapıyorsunuz. Adana’da bir kere söz konusu olan hastane yeridir. Tüm dünyada bu kriz sürecinde büyük parklar, fuar alanları ve buna benzer yerler sahra hastanesi yeri olarak hazırlanmaktadır. Adana Büyükşehir Belediye Başkanımızda bunu yapmıştır. Ama öyle görünüyor ki, buluttan nem kapma konusunda ve gerçekten de yalanı doğruymuş gibi anlatma konusunda bu hükümetin sözcülerinin eline kimse su dökememektedir.

 

Soru- İYİ Parti’den Durmuş Yılmaz, “Türkiye şuanda dışarıdan borç almak için yıllık 7 – 8 oranında faiz öder. Bu para IMF’den çok daha ucuza bulunabilir. Salgınla mücadele için ayrılan bir kaynakta var. Stand-by’a gerek yok ama bu parayla kanal yaptırmazlar” dedi. Aynı zamanda DEVA Partisi Genel Başkanı Sayın Babacan da “Rakamın büyüğü IMF’de değil Merkez Bankalarında. Ayrıca uluslararası kuruluşların yardım mekanizmaları yıllık yüzde 1 faizle para kullanabiliriz” şeklinde bir açıklama yaptı. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir?

Faik ÖZTRAK- Şimdi tabi biraz önce söyledim Türkiye maalesef bu kriz sürecine 16 milyar dolarlık bir net rezervle yakalanmıştır ve hem Merkez Bankası’ndaki ihtiyat akçeleri hem de döviz rezervlerimiz maalesef iktidarın seçim kazanmak amacıyla yapmış olduğu harcamalar nedeniyle çok önceden tüketilmiştir. Binde 5 büyüyen bir ekonomi, yüzde 14’e varan bir işsizlik, tüketilmiş döviz rezervleri, bitmiş yedek akçeler. İşte bu krize biz bu iktidarın kötü yönetimi, bu saray hükümetinin kötü yönetimi sayesinde bu şekilde yakalandık. Para basıyoruz, para basmak zorundayız öyle gözüküyor bu harcamaları finanse etmek için. Ama bastığımız paranın arkasında durabilecek takatimiz var mı? Bunun en kolay yolu biraz önce bahsettiğiniz önlemlerdir. Ama bunun dışında da bir takım önlemler alınabilir. Saray hükümeti ne yapacağını bir an önce derli toplu bir program çerçevesinde açıklamazsa ne paramızın değerine hakim olabilir, ne de bastığı paranın beklediği işi yapmasını sağlayabilir.

 

Soru- Efendim bir diğer soru da infaz düzenlemesiyle ilgili. İnfaz düzenlemesini Anayasa Mahkemesi başvurusu ne zaman yapılacak? İlk olarak şekil yönünden mi, esas yönünden mi başvuru yapılacak ve neden diye bir soru.

Faik ÖZTRAK- İlk olarak şekil yönünden müracaat edeceğiz. Geçmişte bunun örnekleri var, infaz yasalarının af yasasına dönüşmesiyle ilgili olarak. Tabi şekil yönünden itirazlarımızı 7 gün içinde yapmak zorundayız. Ondan sonrada esas bakımından itiraz yapmak gerekiyorsa 60 gün içinde onu da yapacağız… gerek kalırsa.

 

Soru- Efendim son soru da şöyle, Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün Başakşehir Şehir Hastanesi açılışında “Buranın yolunu yarım yalamak bırakan İstanbul’un bir Belediye Başkanı var. Hemen Ulaştırma Bakanımızı devreye soktuk, ulaşımda artık herhangi bir sıkıntı olmayacak” şeklinde bir açıklama yaptı. Bu konuyla ilgili yorumunuz ya da cevabınız en olacaktır?

Faik ÖZTRAK- Şimdi biraz önce hubris ya da saraya musallat olan kibir hastalığından bahsetmiştim. Ama anlaşılan mitomanya hastalığı da saraya bulaşmış durumda. Zaten “kişi başkasını kendisi gibi bilirmiş” demişler. Şimdi bakın, bu artık mitomaninin en somut örneği… Bu yolun ihalesi 2015 yılında Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanmış. Yol yapım işi için İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı bu işi üstlenmiş ve aynı yıl İstanbul genelinde projesiz bir torba ihale kapsamında bu işin yapılması öngörülmüş. İhalenin ardından İstanbul Büyükşehir Belediyesi hastane çevresindeki yolları yapmaya başlamış ve 580 milyon lira harcamış.

Açılıştan haftalar önce çekilen görüntülerden de anlaşılacağı üzere kara yoluyla hastaneye ulaşmanın mümkün olduğu ortada. Yani burada sıfırdan bir yol yapılmamış eksikleri olan bir yolu tamamlamış Ulaştırma Bakanlığı. Peki bu inşaatı kim durdurmuş? Cumhurbaşkanına bakarsanız İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu. Bakın ben size söyleyeyim kim durdurmuş. İnşaat 2018 yılı Temmuz ayında durdurulmuş. Daha o tarihte Ekrem İmamoğlu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı değil. Yol inşaatını durduran kim? O gün İstanbul Büyükşehir Belediyesindeki Genel Sekreter Yardımcısı. Şimdi o kişi hangi görevi yapıyor? Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Sayın Adil Karaismailoğlu. Şu anda Ulaştırma Bakanlığı görevini yapıyor. Durduran kim? Adil Karaismailoğlu. Onun imzası var. Peki bu hastane ve yol inşaatını neden durdurmuş Sayın Karaismailoğlu? İnşaatı yapmakta olan müteahhide, torba şeklinde verilmişti ya, orayı bırak Dolmabahçe Ortaköy Karayolu inşaatına yönlen demiş. O inşaat hastane yoluna tercih edilmiş.

Burada kim kabahatli arkadaşlar? Ve 2018’de durdurulan bu iş daha sonra da devam etmemiş. Peki yeni İBB yönetimi buna niye devam etmedi, edemedi? Çünkü yolun ödeneğini tünel inşaatına harcamışlar. Bütçede de yol için yeni bir ödenek koymamışlar. İBB’nin yeni yönetimi hastane yolunun yapımı için gerekli girişimlerde bulunmuş. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun talebiyle İstanbul Valiliği’nde 25 Aralık 2019 günü vali başkanlığında bir toplantı yapılmış. Kaynakların geçmiş dönemde harcandığını ve kaynak ihtiyacı nedeniyle bu yolun devam edemeyeceğini Sayın İmamoğlu açıkça belirtmiş. Vali Ulaştırma Bakanlığı’nı devreye sokmak için çalışacağının altını çizmiş, Belediye Başkanımız da valiliğimize bu girişimi için teşekkür etmiş.

Yolla ilgili tüm gerçekler bu. Durduran daha önceki yönetim. Yolun ödeneğini harcayan daha önceki yönetim. Yolun yapılması için gayret gösteren, valiliğe başvuran, ödenek talebinde bulunan da bugünkü İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu. Yolla ilgili tüm gerçekler bu.

Bir de hastaneye giden metro inşaatı var. Şimdi Başakşehir Kayaşehir metro hattının inşaatına herhangi bir kredi anlaşması yapılmadan tamamen öz kaynaklarla finanse edilmek üzere 2017 yılının Mart ayında başlanmış. Ancak aynı yılın Aralık ayında dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mevlut Uysal’ın 131 sayılı yazısı ile hattaki tüm çalışmalar durdurulmuş.

Hiçbir kredi verilmeyen hattın bitmesi için şu anda çok ciddi bir kaynağa ihtiyaç varmış. Kamuoyuna söylendiği gibi metro çalışmasının devamı konusunda herhangi bir adımda atılmış değilmiş. İnşaatın devam etmesi adına İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak devlete bir çözüm önerisinde bulunmuş Sayın Büyükşehir Belediye Başkanımız. İller Bankası’ndan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne sağlanan 100 milyon Euro ile metroyu 2020 yılı bitmeden hastaneye kadar ulaştırmak mümkün. Eğer saray hükümeti tezvirat anlatmayı bırakıp bu çözüm önerimizi dikkate alırsa hastaneye ulaşımda çok büyük bir rahatlık sağlanacaktır.

Teşekkür ediyorum.

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com