Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

SARAY, ÖNCE MİLLİYETÇİLİĞİ AYAKLARI ALTINA ALMIŞTI… ŞİMDİ DE MİLLİ İRADEYİ

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Parti Meclisi’nin gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Parti Meclisimiz bugün, 37. Olağan Kurultayımızdan önceki son toplantısını yapıyor. Genel Başkanımız, toplantının başlangıcında bu dönemdeki çalışmaları değerlendirdi ve Parti Meclisimizin üyelerine yaptıkları çalışmalar nedeniyle teşekkürlerini iletti. Parti Meclisimizin gündeminde; yaklaşan 37. Olağan Kurultay süreci, Yalova Belediye Başkanımız hakkında işletilen haksız ve hukuksuz, adaletsiz süreç, yine partimizin hazırladığı Romanlara Yönelik Eylem Planı, küresel bir salgın haline gelen Korona Virüs’le ilgili gelişmeler ve yanında diğer konular da vardı.

 

İSTİKLAL MARŞIMIZ, KURTULUŞ MÜCADELEMİZİN KELİMELERE DÖKÜLMÜŞ HALİDİR

Ancak bu konulardaki değerlendirmelerimize geçmeden önce, bugün, İstiklal Marşımızın TBMM tarafından kabulünün 99. Yıldönümü. İstiklal Marşımız; milletimizin azim ve kararlılıkla elde ettiği bağımsızlığımızın sembolüdür. İstiklal Marşımız; emperyalizme karşı ulusça, omuz omuza verdiğimiz kurtuluş mücadelesinin kelimelere dökülmüş halidir. İstiklal Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un ifadesiyle, “Allah bir daha bu millete İstiklal Marşı yazdırmasın!” Bu vesileyle, Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, İstiklal Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u ve tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz.

 

SARAY, MİLLİ İRADE GASBINI KUTLADI

Saray, dün göz göre göre Yalova’da gerçekleştirdikleri milli irade gaspına bir de kutlama düzenledi. Bilindiği gibi Yalova Belediyesiyle ilgili iddiaları, bizim Belediye Başkanımız Vefa Salman ortaya çıkarmıştı ve yargıya da taşımıştı. Ama ne hikmetse, bizim Belediye Başkanımız, haksız ve hukuksuz bir şekilde görevden alındı. Dün AK Parti Genel Başkanı, partisinin il başkanları toplantısında çıktı, her zaman olduğu gibi önce Yalova Belediye Başkanımızla ilgili iftiralarını arka arkaya sıraladı. Sonunda da “hak yerini buldu” dedi.

 

HAK YEMENİN DİK ALASI

Yalova’da Yalovalının seçtiği Belediye Başkanını görevden alıp, sonra da “hak yerini buldu” demek, hak yemenin dik alasıdır. Üstüne üstlük, seçilmiş Belediye Başkanının yerine, belediye başkanvekilini il başkanları toplantısına çağırıp kutlama yapıyorsunuz. Bunun hangi izanla bağdaştığını açıkça sormak gerekiyor. Bu mızıkçılıktır. Yalovalıların iradesine büyük bir darbedir. Yalovalıların teveccühüne mazhar olamayan AK Parti, mızıkçılık yapmış, CHP’den Belediye Başkanlığını çalmaya kalkmıştır. Kürsüye çıkarılan AK Partili zat, Yalova’nın seçilmiş Belediye Başkanı değil, ona vekaleten belediye meclisi tarafından getirilen kişidir.

 

ÖNCE MİLLİYETÇİLİĞİ AYAKLARI ALTINA ALMIŞTI, ŞİMDİ DE MİLLİ İRADEYİ

AK Parti Genel Başkanı daha önce “milliyetçiliği” ayaklar altına almıştı. Maalesef dün yapmış olduğu bu kutlamayla “millet iradesini de” ayaklar altına almış oldu. Yaşananlar, bize Saray’ın hedefinin Türkiye’de muhalefetin odağı olan CHP ve Millet İttifakı olduğunu artık açıkça göstermektedir. Dertleri, ellerinden kayıp gitmekte olan iktidarı bırakmamak ve CHP’nin susturulduğu bir ortamda diledikleri gibi at oynatmaktır.

 

DEMİRDEN KORKSAK TRENE BİNMEYİZ

CHP’yi baskıyla, tehditle, şantajla, idari kararlarla; bunlarda yetmediğinde güdümlü yargı kararlarıyla ve milyonluk tazminat davalarıyla susturamazlar. Bir kere daha söyleyelim, “Demirden korksak trene binmezdik!” Tüm CHP kadroları olarak iktidara emin adımlarla yürümeye devam edeceğiz.

 

KORKU VE PANİKLE DEĞİL, BİLGİ VE BİLİNÇLE HAREKET ETMELİYİZ

Zor zamanlardan geçiyoruz. 2020’ye felaket ve sıkıntılarla başladık. Depremde, çığ felaketlerinde ve uçak kazasında onlarca canımızı yitirdik. Ve son bir ayda vatan toprakları dışında, İdlib’de, 59 kahraman Mehmetçiğimiz şehit düştü. Daha bir krizi hazmedemeden başka krizlerle karşılaşıyoruz. Şimdi de Korona Virüsü Türkiye sınırlarına girdi. Bu tabi, hayatımızı ciddi şekilde değiştirecektir. Ama korku ve panik yerine bilinçle, bilgiyle hep birlikte hareket etmek zorundayız.

 

DEVLETLERİN ÖNCELİĞİ VATANDAŞLARIN SAĞLIĞINI KORUMAKTIR

Geçtiğimiz yılsonunda Çin’de başlayan Korona Virüsü salgını, dün dünya sağlık örgütü tarafından “küresel bir salgın” yani pandemik olarak tanımlandı. Hızla yayılan ve 114 ülkede görülen virüsten etkilenen insanların sayısı 130 bine yaklaştı. Bu 114 içinde bugünkü rakamlar yok. Türkiye’de ilave olacak. Hayatını kaybedenlerin sayısı ise 4 bin 500’ü geçti. Bu çerçevede, bütün devletlere ve uluslararası topluma önemli görevler düşüyor. Devletlerin birinci önceliği, şüphesiz, vatandaşların sağlığını korumaktır. Korona virüsüyle mücadelenin ilk ve en önemli aşaması hastalığın insanlara bulaşmasını önlemek olmalıdır. İkinci aşamada hastalığa yakalananları hızla tedavi etmektir. Ülkemizde, hastalığın sınırlarımızdan içeri girmesini engellemek için elden gelen yapılmıştır. Bugünkü toplantımızda, bu konunun uzmanı olan Parti Meclisi Üyemiz Prof. Dr. Sayın Gaye Usluer Parti Meclisimize gelişmelerle ilgili bilgiler verdi.

 

SAĞLIK ÇALIŞANLARINA VE SAĞLIK BAKANLIĞI’NA TEŞEKKÜR

Ülkemiz, Korona Virüsü’nün en son girdiği coğrafyalardan biri oldu. Burada sağlık bakanlığı çalışanlarımızın çok ciddi gayretleri olduğunu hep beraber tespit ettik. Bu çerçevede tüm sağlık çalışanlarına ve Sağlık Bakanlığı’na teşekkür ediyoruz. Yine, hastalığın tedavisi için yeterince merkez kurulduğunu da ilgililerin açıklamalarından öğrendik. Ancak hastalık artık ülkemizdedir. Şimdi bu hastalığın vatandaşlarımıza bulaşmasını ve yayılmasını önlemek için tedbirler alınması gerekiyor. Yine kurulmuş olan bu merkezlerin yeterliliği de dikkatle izlenmesi, takip edilmesi, sürekli tedbirler alınması gereken bir husus. Korona (ya da Covid-19), çok hızlı yayılan bir virüs… Hastalığı kendimize, ailemize, dostlarımıza, komşularımıza, mahallemize, şehrimize, milletimize bulaştırmamak için hepimize, her kesime düşen görevler var. Bu hastalığın yayılmasını önlemek için her şeyden önce ortak aklı çalıştırmalı, ortak hareket etmeli, paniğe kapılmamalıyız. Bu gibi kriz anlarında şüphesiz en çok ihtiyacımız olan güvendir. Bunun için yönetim, halkımızı doğru bilgilendirmeye devam etmeli ve gerekli adımları da zamanında atmalıdır.

 

DÜNYA GÖRÜLMEMİŞ BİR KRİZLE KARŞI KARŞIYA

Salgın sadece küresel sağlığı tehdit etmiyor; küresel ekonomiyi de tehdit ediyor. Küresel büyüme, küresel ticaret, küresel yatırımlar ciddi baskı altında. Ve tüm uluslararası kuruluşlar, buna bağlı olarak alarma geçmiş vaziyette. Küresel üretim ve değer zincirleri koparken; küresel borsalar, faizler ve güven dip yapıyor. Şu anda tüm ekonomiler hem arz hem de talep kanalından çok ciddi bir darbe yiyor. Bunun finansa da yansıması bekleniyor. Bir yandan ekonomilerin ara malı tedariki güçleşirken, diğer yandan tüketim ve yatırım harcamaları zayıflıyor. Dünya, daha önce görmediği bir ekonomik krizle, karşı karşıya…

 

TÜRBÜLANSTAN ETKİLENMEMİZ MÜMKÜN DEĞİL

Bizim gibi; üretimi büyük ölçüde ithalata bağlı yanlış politikalar nedeniyle, firmaları ve aileleri aşırı borçlu ekonomilerin, bu türbülanstan öyle ya da böyle olumsuz etkilenmemesi mümkün değil. Nitekim, başta finansal piyasalarımız olmak üzere ekonomimizde söz konusu türbülansın etkilerine şahit oluyoruz. Dolar kuru şuan itibariyle 6 lira 25 kuruş. Kredi temerrüt risk primimiz 400’leri aşmış vaziyette. Petrol savaşlarına bağlı olarak enerji fiyatları bir süre aşağıya gelse de, Türkiye’nin cari açığının finansmanı ve dış borç ödemeleri konusunda çok dikkatli olması gerekiyor. İnsanlar, marketlerde makarna, bakliyat, kuru gıda ve temizlik ürünü raflarına hücum ediyor. Fiyatlar aşırı artıyor. Burada fiyat kontrolleri de büyük önem taşıyor.

 

ACİL TEDBİRLERE İHTİYAÇ VAR

Henüz kendi ekonomik krizimizden çıkmamışken, bir de Korona’dan kaynaklı küresel türbülansla baş etmek zorunda kalıyoruz. Bu nedenle krizin üreten sektörlere, tüketime, yatırıma ve finans sektörüne yayılmasını önleyecek acil tedbirlere ihtiyacımız var. CHP olarak korona virüsü ile ilgili iç ve dış gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Belediyelerimiz bu konuda üzerine düşenleri yerine getirmek için ciddi gayretler gösteriyor. Genel Başkan Yardımcımız Sayın Seyit Torun da yapılacaklar konusunda belediyelerimizi bilgilendiriyor. Toplu taşıma ve toplu yaşam alanlarında hijyen sağlanması amacıyla belediyelerimiz adeta bir seferberlik ruhuyla çalışıyor. Bu çerçevede, biz de geçtiğimiz Salı günü CHP Ekonomi Masası olarak toplandık ve Korona Virüsü’nün vatandaşlarımız ve ekonomimiz için olası etkilerini değerlendirdik. Yarın yine bir basın toplantısıyla, ekonomide alınması gereken tedbirleri sizler aracılığıyla kamuoyuyla paylaşacağız.

Benim söyleyeceklerim bu kadar, şimdi sorularınız varsa alabilirim.

 

Soru- Efendim dün Sayın Cumhurbaşkanının grup toplantısında Sayın Genel Başkan’a yönelik bazı açıklamaları oldu gözetleme mevzilerine ilişkin. “Bay Kemal kaç tane gözlem noktası olduğunu dahi bilmiyor. 12 gözlem noktamız şuanda var. Bay Kemal bunu da öğren. Eğer arzu edersen seni de oraya gönderebiliriz ama gidemez” dedi. Bu açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Yani Genel Başkanımız hem orayı, hem de gözlem noktalarının sayısını gayet iyi biliyor. Genel Başkanımızın altını çizerek söylediği husus şu, “7 tane gözlem noktası Suriye Arap Cumhuriyeti’nin ordusunun kontrol ettiği alanda kalmıştır” diyor. Demek ki AK Parti Genel Başkanının bundan haberi yok. Bir başka söylediği şey de şu, bu gözlem noktalarının Suriye askerlerinin kontrolü altında bulunan bölgede kalması bu gözetleme noktasının savunmasının bir anlamda Suriye ordusuna verildiği anlamına gelir ki bunu kabul etmek mümkün değildir. Ama söylüyorum, bugün bu ülkede izlenen, yalanı doğru gibi anlatan müflis bezirgan siyaseti işte böyle durumlar yaratıyor, yani gerçekleri böylesine saptırıyor.

Arkadaşlar, şunu açıkça ifade edeyim. Dünkü konuşmalar, bizim Genel Başkanımızın İdlib’de alanı, “Ben ordunun Başkomutanıyım” diyen AK Parti Genel Başkanından daha iyi bildiğini gösteriyor. İki, bizim Genel Başkanımız kahraman Mehmetçiğimizle nerede olursa olsun omuz omuza durmaktan büyük bir şeref duyar. Dün Grup Başkanvekilimiz söyledi, gitme niyetleri varsa Sayın Genel Başkanımız sınırda AK Parti Genel Başkanını bekliyor. Buyursunlar, Sayın Genel Başkanımız da bölgede ne olup olmadığını kendisine bir anlatıversin.

 

Soru- Efendim Kurultay’a ilişkinde bir Korona Virüs’e yönelik önlem alındı mı, bu konu değerlendirildi mi? Bir iptal, erteleme sözkonusu olacak mı ya da MYK’ya yetki verildi mi?

Faik ÖZTRAK- Arkadaşlar, Sağlık Bakanlığının alacağı önlemleri yakından takip ediyoruz. Bu önlemleri izlemeye devam edeceğiz ve tabi bu önlemler çerçevesinde ülkemizin, üyelerimizin sağlığı için yapılması gerekenleri yapacağız. Ama Kurultay’ın ertelenmemesi bizim en büyük istediğimizdir, talebimizdir.

 

Soru- Efendim ertelenmeyip seyircisiz gerçekleştirilmesi söz konusu olabilir mi? Bu yönde bir irade var mı?

Faik ÖZTRAK- Arkadaşlar, bunların hepsi olabilir. Ama şu anda daha toplantılarla ilgili Sağlık Bakanlığının herhangi bir açıklaması, herhangi bir yönlendirmesi yok. Yani ülkenin ciddi bir tehdit altında olduğunu görüyoruz. Bu yönlendirmeleri de yakından dikkatle takip edeceğiz tabi ki.

 

Soru- Sayın Cumhurbaşkanının bir açıklaması daha oldu, o da 2023 seçimlerine yönelik bir vurgu yaptıktan sonra Sayın Genel Başkana yönelik aday ol çağrısı yaptı. Bunu nasıl değerlendirirsiniz? 3 yıl sonraki seçime yönelik de zamanında bir seçim olacağına yönelik vurgusu da var tabi ki bu bağlamda.

Faik ÖZTRAK- Şimdi herhalde seçimlerde kimin aday olup kimin aday olmayacağı AK Parti Genel Başkanı tarafından belirlenecek bir husus değildir. Bu hususu belirleyecek olan milletimizin içinde bulunduğumuz ittifakın mensuplarının bu ittifakı meydana getiren partilerin yine bu ittifakın liderlerinin karar verecekleri bir husustur. O gün geldiğinde kim çıkıyor göreceğiz.

Teşekkür ediyorum.

KAPIDA ‘TWO MINUTES’ BEKLEDİ, ‘ONE MINUTES’ DİYEMEDİ

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün MYK gündemine dair Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Bugün MYK’da Moskova’da imzalanan İdlib mutabakatını, yurttaşlarımızın artan ekonomik sıkıntılarını, Türkiye’yi yönetme ehliyetini kaybettiği görülen iktidarın içeride artan tehdit dili ve baskılarını, bunlara karşı hangi önlemlerin alınabileceğini değerlendiriyoruz.

 

TÜRKİYE’DE KADIN OLMAK DAHA ZOR

Dün, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ydü. Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk: “Şuna inanmak lazımdır ki, dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir” diyor. Hayat veren, yaşamı dönüştürüp anlamlı kılan, dünya üzerindeki her güzellikte emeği olan tüm kadınlara bir kez daha minnetlerimizi, şükranlarımızı ifade ediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak zor ama bu ülkede, Türkiye’de kadın olmak daha da zor. Kadın olmanın zorluğuna ekonomik, sosyal, siyasal yani yaşamın her alanında yakından şahitlik ediyoruz.

 

DEVLET, KADINA ŞİDDETTE ERKEKLERDEN GERİ KALMIYOR

Resmi istatistiklere göre 2019 Kasım döneminde, kadın işsizlik oranı yüzde 16,6. Ama kadınlarda gerçek işsizliğe baktığımız zaman bunun yüzde 30’a yaklaştığını görüyoruz. Dahası, bu rakamlara ev işleriyle meşgul olduğu için çalışma hayatına dahil olamayan 11,7 milyon yani 12 milyon kadın da dahil değil. Diğer taraftan, Dünya Ekonomik Forumu’nun, “küresel cinsiyet uçurumu” Raporu’na göre Türkiye; Küresel Cinsiyet Uçurumu Endeksi’nde 153 ülke içerisinde maalesef 130. sırada. Türkiye’nin bu ligdeki rakipleri Burkina Faso, Papua Yeni Gine gibi ülkeler. Yine, ülkemizde kadına yönelik şiddet de ciddi bir sorun olarak varlığını sürdürüyor. Sivil toplum kuruluşları tarafından yayımlanan verilere göre 2019’da 474 kadın, cinayete kurban gitti. 2020’nin ilk 2 ayında erkekler tarafından öldürülen kadın sayısı 49. Bu arada devlet de kadına şiddet uygulama konusunda maalesef erkeklerden geri kalmıyor. Dün, Taksim Meydanı’nda yürümek isteyen kadınlarımıza yapılan sert polis müdahalesini buradan kınıyoruz.

 

VİCDANI KURUYANLAR, KALBİ TİTREMEYENLER

İdlib’de son bir ayda 59 Mehmetçiğimizi şehit verdik. Vicdanı kuruyanlar, şehitlerimizi “birkaç tane” diye sayabilir. Kalbi titremeyenler için şehitlerimiz sıradan rakamlar gibi görülebilir. Ama her bir şehidimiz; babalarının aslan parçaları, analarının kınalı kuzuları, Yavukluların eşleri, nişanlıları, sevgilileri, evlatların babaları, yeğenlerin dayıları, amcaları. Her biri ailesinin bir tanesi, her biri milletimizin bir tanesi, her biri ayrı bir can, her biri ayrı bir insan. Son bir ayda 59 gencecik hayat; ülkesine, ailesine çok şeyler verebilecek kahramanlarımızı, sınırlarımızın dışında, İdlib topraklarında kaybettik.

 

KÜFÜR ETMEDEN CEVAP VERİN

Ülkeyi yönetenlere sorduk soruyoruz: Neden? Nasıl? Niçin? Ne uğruna 59 Mehmetçiğimizi İdlib’de kaybettik? Milletimiz adına bu sorularımıza makul, mantıklı bir cevap bekliyoruz. Ama lütfen terbiye sınırlarını aşmadan, küfür etmeden, bağırmadan, çağırmadan. Milletimize söyleyecek makul bir söz bulamadığınızda da partimize yalan yanlış yüklenmeden. “Mehmetçiğimizin tek bir tırnağı; İdlib’den, Suriye’den, Libya’dan daha değerlidir” dedik. “Millet İttifakının iktidarında şehitler tepesi boş kalacak” dedik. Dün, bunu dedik diye partimize, Genel Başkanımıza etmedik hakaretleri bırakmayanlar, bugün, Moskova dönüşünde “Ateşkese en çok CHP üzülecek” diyebildiler. Ülkeyi yönetenler, yalanı gerçek gibi anlatan müflis bezirgân siyasetine kendilerini öyle bir kaptırdı ki, vatandaşımız bu ikiyüzlülüğü görmez sanıyor.

 

AK PARTİ KREMLİN’DE SINIFTA KALDI

Bu arada, Erdoğan’ın konuşmasında defalarca tekrarladığı “ateşkes” sözünü, biz mutabakat metninde göremedik. Biz “askerimizin ayağına taş değmesin” dedik. Onlar “yansın Suriye, yıkılsın İdlib” diye nutuk attılar. Putin çağırınca da koşa koşa Moskova’ya gittiler. Putin’in kapısında dakikalarca bekletildiler. Rus haber ajanslarına eğlence malzemesi oldular. Sonra da adama, kendilerini kabul ettiği için bin bir teşekkür ettiler. Osmanlı toprağı Kırım’ı ilhak eden Çariçe II. Katerina’nın heykeli altında, heyet olarak kıyama durdular. AK Parti heyeti, Kremlin Sarayı’nda ülkemizi temsilde sınıfta kalmıştır. Bu bir değildir, bu iki değildir. Bu yönetime “Dış politikada bize yaşattığınız zilletin sorumluluğunu yerine getirin” diyeceğiz ama oralı dahi olmayacaklarını da biliyoruz.

CUMHURİYET TARİHİNİN EN BÜYÜK FİYASKOSU

5 Mart 2020’de Kremlin Sarayı’na kadar giden süreç cumhuriyet tarihinin en büyük fiyaskosudur. Bu fiyaskoda sevinilecek tek şey, daha fazla şehit vermemek adına, sahada askeri faaliyetlerin durdurulmasıdır. Silahlar patlarken, sözler duyulmaz. Bir an evvel kalıcı bir ateşkesin sağlanmasını, silahların susmasını ve askerlerimizin sağ salim evlerine kavuşmalarını gönülden diliyoruz.

 

ERDOĞAN BU SORULARI PUTİN’E SORAMADI

Moskova’ya giderken, Erdoğan’ın Putin’in gözlerinin içine bakarak dört soru sormasını istemiştik:

1-Askerlerimizin bulunduğu noktalar Rus yetkililere bildirilmesine rağmen, neden hava saldırısı gerçekleştirdiniz?

2-İlk saldırıdan sonra Rusya’yı bir kez daha uyarmamıza rağmen, saldırıya neden devam ettiniz?

3-Yaralı askerlerimizin tahliyesi için İdlib hava sahasını helikopterlerimize neden açmadınız?

4-Savaş hukukunda olmamasına rağmen, yaralılarımızı almaya gelen ambulanslarımızı bile neden vurdunuz?

Biz bu soruları sorarken, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın 28 Şubat tarihindeki beyanatını esas aldık. Erdoğan bu dört soruyu Putin’e soramadı.

 

KAPIDA “TWO MINUTES” BEKLEDİ, “ONE MİNUTES” DİYEMEDİ

Ama Putin kameralar önünde “askerlerinizin nerede olduğunu bilmiyorduk” dedi. Putin’in kapısında “two minutes” bekletilen Erdoğan, Putin’e bir “one minutes” çekemedi. Salona boş boş baktı. Putin’in önünde kıyama duran tüm heyet ise “dut yemiş bülbül” gibi sustu. Biz Putin’den özür beklerken, AK Parti heyeti Putin’in bir taziyesine bayram etti.

 

AKAR HAKKINDA HANGİ İŞLEM YAPILDI?

Şimdi soruyoruz: Kim yalancı? Eğer Putin, kameraların önünde, Erdoğan’ın gözünün içine baka baka yalan söylediyse, milletimizin hukukunu korumak için Erdoğan bu yalana neden bir cevap veremedi? Yok eğer millete doğru söylemeyen Savunma Bakanı Hulusi Akar ise, Erdoğan, Akar hakkında hangi işlemi yaptı? 36 askerimizin, 36 şehidimizin canı bu kadar mı ucuz? Bu hesap verilecek. Kimse milleti kör, alemi sersem sanmasın.

 

GÖZLEM NOKTALARIMIZ ETRAFINDAKİ KUŞATMA AĞIRLAŞTI

Her askeri operasyonun mutlaka bir stratejik hedefi olur. Erdoğan Şubat’ın başından itibaren yaptığı konuşmalarda dört kere, “Şubat sonuna kadar rejimi gözlem noktalarının dışına çıkarmakta kararlıyız” dedi durdu. Peki, İdlib’de 59 şehit verdikten sonra, Suriye Arap Cumhuriyeti ordusu gözlem noktalarımızın olduğu bölgenin dışına çıkarıldı mı, çıkarılmadı mı? Çıkarılmadı. İdlib’de Soçi ve Astana süreçlerinde belirlenen 6 bin kilometrekarelik çatışmasızlık bölgesinin 2 bin kilometrekaresi, artık Suriye Arap Cumhuriyeti’nin kontrolüne geçti. 59 şehit ve onlarca yaralıdan sonra, 9 gözlem noktamız etrafındaki kuşatma hafiflemedi tersine daha da ağırlaştı.

 

ANLAMANIZ İÇİN PUTİN’İN Mİ SÖYLEMESİ LAZIM

Peki, bu durumda: Askerimiz ne için ve ne uğruna şehit oldu? Askere bile gitmemiş havuz medyası kalemşorları, bedelli askerlik yapmış maaşlı troller, “Yansın Suriye, yıkılsın İdlib” naraları atıyorlardı, şimdi baktık aynı naraları atanlar ateşkes oldu diye bayram ediyorlar. Erdoğan da mikrofonu kapıp, cami avlusunda cuma namazı kılmaya gelen yurttaşlarımıza hitap ediyor, “Müslüman’ın Müslüman ile böyle bir savaşı yapması da bitmiş oldu” diyor. Böyle bir vaaz veriyor. Peki, Müslüman’ın Müslüman’la savaşmaması gerektiğini biz size defalarca söyledik. Sizin bunu anlamanız için illa Putin’in huzuruna kabul edilmek mi gerekiyordu?

 

YALANCI ÇOBAN

Biz “barışa giden en kestirme yol Ankara ile Şam arasındadır” dediğimizde ne dediniz, “Esad’la siz konuşun, ben konuşmam” dediniz. Ama Kremlin Sarayında Çavuşoğlu ve Lavrov’a dönüp, “Şu anda Esad ile konuşuldu değil mi?” diyen de yine sizsiniz. Böylece kapalı kapılar ardında, Rusya aracılığıyla Esad’la konuştuğunuzu dünya aleme beyan eden de siz oldunuz. Saray iktidarının ikircikli tavırları, içeriye başka dışarıya başka sözleri; iktidarı maalesef sözüne güvenilmeyen yalancı çoban durumuna düşürüyor. Bu da ülkemizin itibarına Ortadoğu’da çekinilen şanlı ordumuzun caydırıcılığına büyük zararlar veriyor.

 

BİZ SORMAYALIM DA KİM SORSUN

Oysa biz bunlar olmasın diye iktidarı defalarca uyardık. 4 Şubat’ta, 59 şehit vermeden önce, kendilerine beş maddelik bir yol haritası verdik. O gün bizim söylediklerimize küfürle cevap veren Erdoğan, geçtiğimiz hafta Moskova’da, Putin bizim dediklerimizi söyleyince beş maddenin çoğunu kabul etti.  Şimdi “59 kahraman askerimiz İdlib’de neden şehit oldu?” diye biz sormayalım da kim sorsun? Biz bu önerileri getirince ağız dolusu hakaretle karşılık verenlere tekrar soruyoruz; İdlib’de hava kontrol ve üstünlüğü sağlanmadan veya Putin’in dediği doğruysa, hava sahasını kontrol eden Rus yetkililere askerlerimizin koordinatlarını vermeden, Mehmetçiklerimizi sahaya neden sürdünüz, kim sürdü? Onlarca yiğidimizin göz göre göre şehit olmasına neden göz yumdunuz?

 

ANKARA’DA ORTAK DEVRİYE ATIYORUZ DİYE CAKA SATARLARDI

Devletimizin kurucu harcı Lozan’ı beğenmeyen bu kifayetsiz muhteris zihniyet ve bunların maaşlı klavye amigoları, İdlib üzerinden kendilerince yeni bir Kurtuluş Savaşı destanı yazacaklarını zannediyorlardı. Kurtuluş Savaşı vermek kim, bunlar kim? Bir de Büyük Önderimiz Atatürk’ün adını ağızlarına alıp, “O da böyle yapardı” deme cüretinde bulundular. Büyük Atatürk, böyle ehliyetsiz, liyakatsiz bir kadroyu, Kurtuluş Savaşı’nda elbette hiçbir zaman yanında tutmaz ve hele Lozan’a hiç göndermezdi. Çünkü bilirdi ki bunları Lozan’a gönderse, bunlar başkentimizi Kayseri’ye taşır; bir de utanmadan “Ankara’da Yunan ve İngiliz ordularıyla ortak devriye atıyoruz” diye millete caka satarlardı.

 

SAHADA DENGELER KIRILGAN

Konuşmamın başında da söyledim. İdlib’de silahların şimdilik susmasını olumlu buluyor ve önemsiyoruz. Ancak sahadaki dengelerin son derece kırılgan olduğunu da görüyoruz. Defalarca tekrarladık, bir kez daha tekrarlıyoruz: Mehmetçiğimizin kesip attığı tek bir tırnak, İdlib’den, Suriye’den, Libya’dan çok daha değerlidir. Suriye Arap Cumhuriyeti unsurlarının gerisinde kalan 9 gözlem noktamız, vakit geçmeden, lojistik desteğin rahat yapılacağı daha güvenli yerlere çekilmelidir.

İkinci olarak Türkiye, Moskova’da imzaladığı metinle, Birleşmiş Milletler’in terörist saydığı silahlı unsurlarla savaşma yükümlülüğünü teyit etmiştir. Bu teröristler, tamamen kırılıncaya kadar; Rusya’nın da mücadelede ısrarcı olduğu görülmüştür. Askerlerimizin sahadaki konumunu tehlikeye düşürmeden, teröristlerle mücadele Rusya ve Suriye Arap Cumhuriyeti güçlerine bırakılmalıdır. 7 günlük süre 15 Mart’ta bitiyor. Heyetlerin yapacağı ve müzakereler sonunda varılacak mutabakatı göreceğiz.

 

ANLAŞMANIN ÖMRÜ KISA OLABİLİR

Biz uyarılarımızı şimdiden yapalım. Önce Cahar Dudayev’in sözlerini iktidara hatırlatalım: “Rus ile yaptığın anlaşmanın ömrü, mürekkebi kuruyana kadardır.” Bu anlaşmanın ömrünün de kısa olabileceğini düşünerek; “askerlerimizin güvenliğini sağlayacak tedbirleri hızla alın” diyoruz. Beştepe’ye yerleşenlerin, Suudi Kralına Sevda Tepesi’ni tahsis edenlerin, damadı Kanal İstanbul manzaralı tepe kapatanların, milletin evlatlarını Şehitler Tepesi’ne doldurmaya, bir de bununla caka satmaya kalkmasını açık söyleyeyim içimize sindiremiyoruz.

 

SURİYELİLER PAHALILIKTAN VE İŞSİZLİKTEN ÜLKEMİZDEN KAÇIYOR

27 Şubat’ta 36 askerimizi şehit verdikten sonra, gözümüz, kulağımız İdlib’e çevrildi. İdlib’le yattık, İdlib’le kalktık. Ama ülkede bir yandan da ağırlaşan ekonomik buhran milletimizi perişan etmeye devam etti. Ensar-muhacir diyerek 9 yıldır baktığımız, 40 milyar dolar harcadığımız, “gerekirse bir 40 milyar dolar daha harcarız” dediğimiz Suriyeliler bile, hayat pahalılığı ve işsizlikten şikâyet ederek ülkemizden kaçmaya başladılar. Hem de Yunanistan sınırında olmadık eziyetleri, işkenceleri göze alarak… Ama bu memleket bizim. Bizim gidecek başka yerimiz yok.

 

GELİR DÜŞTÜ, İŞSİZLİK VE BORÇ ARTTI

2019’da tek bir yılda milli gelirimiz 35 milyar dolar eridi, 754 milyar dolara düştü. Oysa 2008’de milli gelirimiz 777 milyar dolardı. Gelirimiz 11 yıl öncesinin bile altında. Kişi başına gelirimiz ise 12 yıl öncesinin altına indi. Buna rağmen saray, şehitlerimizi unutup, yüzde 1’in altında gelen büyüme için bayram yapmaya kalktı. Diğer tarafta işsizlik çığ gibi büyüdü. Gerçek işsizlerimizin sayısı 2019’da 1 milyon 40 bin kişi arttı, 6 milyon 747 bin oldu. Üniversiteli işsiz sayımız tarihimizde ilk kez 1 milyonu aştı, 2019’da 1 milyon 122 bin üniversite mezunu işsizimiz var. Milletin geliri düştü, bir de üstüne işsizlik aşağı gidince vatandaşlarımız borcun altında ezilmeye başladı. Bankaların takipteki alacakları 2019’da, 54 milyar lira artarak, 151 milyar liraya ulaştı.

 

TOPLUMSAL VE SOSYAL DENGELER TEHDİT ALTINDA

Bilim Platformumuzun Başındaki Genel Başkan Yardımcımız ve arkadaşları, önemli bir çalışmaya imza attılar. Bu çalışmanın bulgularına göre: Son üç yılda psikiyatri kliniğine başvuranların sayısı 8 milyonu bulmuş. Toplumda anti-depresan kullanımı hızla artmış. İşsiz gençlerimizin yüzde 60’ı geleceğinden umutsuz. 2002-2018 arasında geçim sıkıntısı nedeniyle yaşamına son verenlerin sayısı 5 bin 485’e ulaşmış. 2019’da ilk kez toplu intiharlar yaşanmış. Millet kendini meclis ve valilik kapılarında yakmaya başlamış. Ekonomik zorluklar ve ağırlaşan geçim sıkıntısı toplumsal cinneti tetiklemiş. Toplumsal ve sosyal dengelerimiz tehdit altında. Saray iktidarı bunların konuşulmasını önlemek için elinden geleni ardına koymuyor. TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla, havuz medyasının tozpembe manşetleriyle, hamasetle, gerçek ötesi müflis bezirgân söylemiyle milletin gerçek gündeminin üstünü örtmeye çalışıyor.

 

DAHA ÖNCE GÖRÜLMEMİŞ BİR KRİZE DOĞRU GİDİYORUZ

Bu arada, küresel ekonomi Korona Virüsü’nün tetiklediği yeni bir türbülansa doğru gidiyor. ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşlarının yaraları daha henüz sarılmadan, ABD ve Rusya arasında petrol savaşları yaşanmaya başlandı. Küresel üretim ve değer zincirleri kopuyor. Üretim duruyor. Küresel büyüme üzerindeki riskler ağırlaşıyor. Petrol fiyatları, küresel borsalar ve küresel faizler dibe oturuyor. Dünya daha önce hiç görmediği bir krize doğru hızla ilerliyor.

 

BÜYÜK RESMİ KAÇIRMAMALIYIZ

Olağanüstü zamanlar, olağanüstü tedbirleri gerektirir. Küresel iş birliği ve dayanışmanın önemli olduğu bir dönemden geçiyoruz. Hiç kimse yaklaşan küresel ekonomik türbülansa karşı bağışıklığa sahip değil, nasıl ki Korona Virüsüne değilse. Petrol fiyatlarındaki ve faizlerdeki düşüşe sevinip, büyük resmi kaçırmamak gerekir. Özellikle üretimi ithalata bağımlı ve borca batmış, şirketleri ve aileleri borca batmış bizim gibi ekonomiler, ciddi bir arz şokuyla karşı karşıya kalabilir. Bu buhranı, şirketleri ve vatandaşları daha fazla borçlandırarak aşamazsınız. Çünkü borç sizin sorununuz. Merkez Bankası kaynak ve imkanlarıyla bu türbülansı artık karşılayamazsınız. Kısacası aspirin tedavisiyle, pansumanla bu buhranı çözemezsiniz. İktidar ve ekonomi yönetimi bir an önce bir kriz masası oluşturmalı, küresel ekonomideki bu yeni süreci an be an izlemeli, gerekli tedbirleri derhal almalıdır.

 

SARAY YÖNETEMEDİKÇE SERTLEŞİYOR

Ülkemiz ortak akla en çok ihtiyaç duyduğu bir dönemden geçiyor. Ancak dış politikada ülkemizi karaya oturtan, ekonomimizi batıran, toplumsal huzuru yok eden saray iktidarı ülkeyi maalesef yönetemiyor. Ülkeyi yönetme kabiliyetini yitirdikçe de içeride daha da sertleşiyor. Hukuk ve kural tanımadan, toplumsal muhalefet üzerinde baskı ve tehditlerini artırıyor. Zevali giderek yaklaşan iktidarın, zulmü de artıyor.

 

YALOVA’YA BAŞKA, URLA’YA BAŞKA, POZANTI’YA BAŞKA

Seçimle alamadıkları belediyelerimize, yargıyı kullanarak el koyuyorlar. En son Yalova’da yolsuzluğu bulup çıkaran Belediye Başkanımıza, İçişleri Bakanı emriyle görevden el çektirdiler. Yetmedi, kendi partilerinden bir başkanvekilini de AK Parti ve ortağının çoğunlukta olduğu Belediye Meclisi’ne seçtirdiler. Yalova’da milletin iradesini gasp ettiler. Sonra da Erdoğan dün çıktı mızıkçılıkla Yalova’yı nasıl gasp ettiklerini, ballandıra ballandıra anlattı. Peki Yalova’da yaptığınızı neden Urla’da yapmadınız? Urla’da görevden aldıkları Belediye Başkanımız için nedense aynı prosedürü uygulamadılar. Orada Belediye Meclisi’nde çoğunluk bizde diye, Kaymakamı Belediye’ye kayyum atadılar. Urla’da Başkanımız FETÖ üyeliğiyle suçlandı diye, hakkında kesinleşmiş herhangi bir yargı kararı yokken görevden alındı. Ama Adana Pozantı’da FETÖ’den 2 yıl 1 ay ceza almış kişiyi, Belediye Başkanı olarak koltukta oturtmaya devam ediyorlar.

 

ÖZKOÇ HAKKINDAKİ SÜREÇ, HUKUK SKANDALI HALİNE GELİYOR

Baskı ve hukuksuzluğa bir diğer örnek; Grup Başkanvekilimiz Engin Özkoç için yürütülen süreçtir. Bu süreç büyük bir hukuk skandalı haline gelmektedir. Sayın Özkoç’un kullandığı ve kovuşturmaya konu olan sözler, birkaç saat önce bizzat Erdoğan tarafından Sayın Genel Başkanımız için kullanılmıştır. Kendisi cumhurbaşkanı zırhına bürünüp ağzına geleni söyleyebiliyor ama aynı sözler kendisine söylendiğinde rahatsız oluyor. Şimdi hukuk önünde herkesin eşit olup olmadığını hep birlikte göreceğiz. Anayasanın 83. Maddesinin birinci fıkrasındaki yasama dokunulmazlığının, Saray iktidarı için, yargı için ne anlama geldiğini şimdi görmeye başladık, yavaş yavaş görüyoruz.

 

TÜM MİLLETVEKİLLERİ PARLAMENTO’NUN İTİBARINA SAHİP ÇIKMALI

Sarayın ve vesayeti altındaki yargının unuttuğu, Parlamento’nun itibarına, iktidar muhalefet demeden meclisteki tüm milletvekillerinin sahip çıkması milletimizin ortak arzusudur. Yaşananların bazıları hariç milletvekillerinin de içine sinmediğini biliyoruz. Vekillerin vicdanlarının yaşananlardan rahatsız olduğunu da görüyoruz. Zaman, gerginliği arttırmama, TBMM’nin hukukunu koruma, milli iradeye sahip çıkma ve birlik olma zamanıdır.

 

ADALET TERAZİSİ SİZİ DE TARTAR

Hukukun ayaklar altına alındığı bir diğer olay, Oda TV’ye yönelik sansür ve bağımsız gazetecilere yönelik gözdağı oldu. Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, Hülya Kılınç, Murat Ağırel ve diğer gazeteciler; Meclis’te aleniyet kazanan, Libya’da şehit düşen vatan evlatlarını haberleştirdikleri için tutuklandılar. İktidar şehit haberlerinin kamuoyu tarafından bilinmesini, sorgulanmasını demek ki istemiyor. Bunun için gazetecilere yargı sopasını kullanarak gözdağı vermeye çalışıyor. Yargıda bir dönem F tipi yapılanma hakimdi; şimdi de yargıda P tipi, yani Pelikan tipi, bir yapılanma olduğundan bahsediliyor. Yargıtay Başkanı çıkıyor; “Toplumun yargıya güven duymadığı bir hukuk sisteminde, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı sağlanamaz” diye itirafta bulunuyor. Yargıyı nalıncı keseri gibi kullanan bugünün muktedirleri şunu unutmasın: Terazisiyle oynadığınız adalet gün gelir sizi de tartar. Salt korkuya dayanan, korku salarak var olmaya çalışan her iktidar, eninde sonunda yıkılmaya mahkumdur.

 

MİLLET EMANETİ EHLİNE VERİR

Ülkeyi yönetemiyorsanız, yasaklardan, baskılardan ve hukuku sopa gibi kullanmaktan medet ummayacaksınız. Gideceksiniz emaneti millete iade edeceksiniz. Millet de alacak bu emaneti ehline verecek. Ülkemizin tüm demokratik, vatansever kesimlerini Cumhuriyet Halk Partisi’nin ve Millet İttifakı’nın etrafında kenetlenmeye çağırıyoruz.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

 

Soru- Efendim iki sorum olacak. İlki, konuşmanızda biraz değindiniz ama dünkü Taksim’de yaşanan kadınlara müdahaleyle ilgili. Valiliğin de gündüz bir kutlama mesajı yayınlaması vardı ama akşamüstü tam tersi bir uygulama gördük. Biraz daha detaylı değerlendirir misiniz hani yapılan müdahaleyi, Kadınlar Günü’nde özellikle yapılan müdahaleyi?

Faik ÖZTRAK- Şimdi anayasamız açık, anayasamıza göre herkes önceden izin almadan silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir. Kadınlar, Emekçi Kadınlar Gününde şarkılarla, pankartlarla gayet barışçı bir şekilde Taksim’de yürümek istiyorlar. Ama böylesine barışçı bir gösteriye polisin bu kadar sert müdahale etmesini anlayabilmemiz mümkün değildir. Biz bu ülkede kadına şiddetten şikayet ederken maalesef o gün polis kadına görüp görebileceğimiz en büyük şiddetlerden birini uygulamıştır. Bu durumu şiddetle kınıyoruz.

 

Soru- Geçen hafta içi Genel Kurul’da yaşanan bir kavga olayı vardı. O kavgayla ilgili AK Parti Milletvekili Vahit Kiler’in de bazı açıklamaları oldu Sayın Engin Özkoç’a yönelik. “Meclis’ten çıkarken muhakkak bir yerlerinin kırılarak çıkması lazımdı. Elini kolunu sallayarak çıkması içimi soğutmadı. O şahıs bundan sonra inşallah Meclis’e gelemez. Ne zaman gelse aynı muameleyi görecek eksik olanı tamamlayacağız” dedi. Değerlendirmeniz ne olur?

Faik ÖZTRAK- Bu Beyefendi Meclis’teki bir konuşmadan bahsediyor. Biraz önce söyledim kimse gerginliği arttırmamalı. Hele hele milletvekilleri TBMM’nin hukukuna sahip çıkmalı. İlginç dönemlerden geçiyoruz. Tek adam parti devleti rejiminde şu anda Meclisimizin hukuku, Meclisimizin itibarı çok ciddi sıkıntılarla karşı karşıya. Bunu aşabilmek için tüm milletvekilleri iktidar, muhalefet el ele vermek durumundayız. Eğer birileri kalkıp da öç alma peşine düşürse, bu tür tehditkar ifadeler kullanırsa bunun bu ülkede hiç kimseye faydası olmaz. Hele hele bu lafları iktidardan gerçekten olağanüstü nemalar elde eden birileri söylüyorsa, bunun arkasında ne olduğuna da bakmak lazımdır. Ben Millet Meclisi’nde milletvekili arkadaşlarımızın tamamına yakınının bizim gibi düşündüğü kanaatindeyim.

 

Soru- Efendim yine bu konuyla ilgili malum bir fezleke sözkonusu ve kulislerde konuşulan bir iddiada o ki Sayın Özkoç’un dokunulmazlığının kaldırılacağı yönünde. Sayın Meclis Başkanıyla Sayın Engin Altay’ın da bir görüşmesi olmuştu geçtiğimiz günlerde. Bu konuda CHP olarak bir adım bekliyor musunuz? Yani karma komisyon çalıştırılır mı? Çalıştırılırsa sizin tepkiniz, tavrınız ne olur?

Faik ÖZTRAK- Bugüne kadar çalıştırılmayan karma komisyon bugün çalıştırılırsa, bunun Meclis’e verilen emirle çalıştırıldığı ayan beyan ortaya çıkar. Ben şunu açıkça buradan bir kere daha ifade ediyorum. Zaman meclisimizin birlik, beraberlik içinde olmasının, Meclis’in hukukuna sahip çıkılmasının zamanıdır. Ülkede herkesin bu sorumluluk içinde hareket edeceğini düşünüyorum.

 

Soru- Efendim yine aynı konuyla ilgili bir sorum olacak benim de. Geçtiğimiz hafta bir iddia ortaya çıktı, Sayın Kılıçdaroğlu’nun Engin Özkoç’a yönelik özür dile ya da ortamı yumuşat dediğine yönelik. Siz bunu reddettiniz ama MYK’da bununla ilgili ne konuşuldu bunu merak ediyorum.

Faik ÖZTRAK- Yok efendim böyle bir şey konuşulmadı. Baştan beri ifade ediyorum, Genel Başkanımızın Engin Özkoç’un yapmış olduğu konuşmayla ilgili olarak keşke dediği hiçbir ifade yoktur.

 

Soru- Bir de Kurultayı sormak isterim. Malum MYK’da da sanırım raporlar görüşülüyor. Bu hafta içerisinde bir de Parti Meclisi toplanacak. Malum blok liste, çarşaf liste tartışmaları da var. Sizden de duymak isteriz Genel Başkanın tavrı hep çarşaf listeden yanaydı ama farklı bir durum sözkonusu olur mu yoksa yine çarşaf liste uygulamasını görecek miyiz?

Faik ÖZTRAK- Tüzüğümüzde esas olan çarşaf listedir. Onun dışında blok liste uygulaması tamamen Kurultay’daki delegelerimizin iradesine kalmış olan bir husustur. Benden burada delegelerimizin iradesiyle ilgili bir hususta görüş belirtmemi herhalde beklemiyorsunuzdur. Kurultay günü belli olur.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

GRUP BAŞKANVEKİLİMİZE YAPILAN, PLANLI BİR LİNÇ GİRİŞİMİ

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Bundan bir hafta önce, 27 Şubat tarihinde, 36 kahraman Mehmetçiğimiz, analarının kınalı kuzusu 36 askerimiz, İdlib’de düzenlenen kalleş hava saldırısında şehit düştü. İdlib’den şehit haberleri gelmeye, acımıza acı katmaya devam ediyor. 27 Şubat tarihinden bu yana, İdlib’de 6 şehidimiz ve onlarca yaralımız var. Özellikle son bir haftadır 7’den 70’e milletimizin içi kan ağlıyor. Bir kez daha kahraman Mehmetçiklerimize Allah’tan rahmet diliyoruz. Yaralı Gazilerimizin biran evvel sağlıklarına kavuşmasını temenni ediyoruz. Şehitlerimizin ailelerine, yakınlarına sabır, milletimize baş sağlığı diliyoruz. Bir yanda canını dişine takmış, çarpışan askerlerimiz, diğer yanda kişisel ikbalinin kaygısına düşen bir iktidar var. Saray, gerilim ve kargaşayı artırarak hatalarının, yetersizliklerinin, beceriksizliklerinin üstünü örtmeye, gizlemeye çalışıyor.

 

PLANLI BİR LİNÇ GİRİŞİMİ

Dün TBMM’de son derece üzücü, demokrasimiz adına utanç verici bir olay yaşadık. Saray’dan geldiği anlaşılan bir emirle, TBMM Genel Kurulu’nda, Grup Başkanvekilimiz Sayın Engin Özkoç’a planlı bir saldırı ve linç girişimi gerçekleştirildi. AK Parti grubu tarafından gerçekleştirilen bu planlı saldırıyı şiddetle lanetliyoruz. Milletimizin çok güzel bir sözü vardır: Arsız kendini güçlü sanınca, haklıyı suçlu çıkarmaya çalışırmış. Dün, TBMM’de yaşananlar, bize bu sözü ve millet irfanının büyüklüğünü bir kez daha hatırlattı.

 

CUMHURBAŞKANLIĞI MAKAMININ BİRLEŞTİRİCİLİĞİNİ MUMLA ARIYORUZ

Cumhurbaşkanlığı makamının saygınlığını herkesten önce o koltukta oturan korumak zorundadır. Ancak Cumhurbaşkanlığı makamını bir Parti Genel Başkanı işgal ederse, neler yaşandığını hep beraber görüyoruz. Hele bu Parti Genel Başkanı, ülkeyi kutuplaştırmak, toplumu bölüp parçalamak için ağzına geldiği gibi küfür etme hakkını kendinde görürse, en çok ihtiyaç duyduğumuz günlerde, Cumhurbaşkanlığı makamının birleştiriciliğini mumla arıyoruz.

 

KENDİ GAZETELERİ YAZIYOR

AK Parti Genel Başkanı, dün partisinin grup toplantısında, Cumhurbaşkanlığı koltuğunun arkasına saklanarak, hiçbir edep, adap sınırı gözetmeden, Sayın Genel Başkanımıza ağza alınmayacak sözlerle hakaret etmiştir. “Etmedi” diyen varsa, buyursun iktidara en yakın gazetenin bugünkü birinci sayfasına bir baksın. “Şerefsiz, hain, alçak”… Cumhurbaşkanı “sert konuştu” diyor. Engin Özkoç söyleyince “hakaret etti.” Bu lafları Cumhurbaşkanı söylediği zaman sert konuşmuş oluyor. Bakın şunu söyleyeyim, bozuk saat bile günde iki kere doğruyu gösterir derler… Biz söylesek hakaret etti desek yalan diyecekler ama buyurun kendi gazeteleri açıkça bunu yazmış.

 

SORULARIMIZA YANIT VERECEKLERİNE HAKARET EDİYORLAR

AK Parti Genel Başkanına soruyoruz: “Askerimizi hava üstünlüğü ve desteği olmadan İdlib’de dar bir bölgeye neden sıkıştırdınız?” Cevap veriyor: Bunu soran şerefsizdir. AK Parti Genel Başkanına soruyoruz: “36 askerimiz şehit olduğunda 48 saat ortadan neden kayboldunuz?” Cevap: Bunu soran alçaktır. AK Parti Genel Başkanına soruyoruz: “Askerlerimizin şehit olduktan sonra neden kahkahalarla güldünüz?” Cevabı: Bunu soran haindir.

 

ŞEHİT ANALARI ADINA SORUYORUZ

Biz bu soruları milletimiz adına soruyoruz. Biz bu soruları yüreklerine kor ateşler düşen şehit anaları adına soruyoruz. Ama AK Parti Genel Başkanı Sayın Genel Başkanımıza ağzına geldiği gibi hakaret ederek bu sorulardan ve sorumluluklardan kaçabileceğini zannediyor. Kimse partimizin bu hakaretleri içine sindirmesini bekleyemez.

 

ÖZKOÇ, “AYNI İFADELERİ” KULLANARAK İADE ETTİ

Nitekim Grup Başkan Vekilimiz Engin Özkoç aynı gün, bu hakaretleri geldiği adrese “aynı ifadeleri kullanarak” iade etmiştir. Madem AK Parti Genel Başkanı, bu sıkıntılı günlerde tarafsız Cumhurbaşkanlığını beğenmemiş, kendi rızasıyla parti genel başkanlığını tercih etmiştir; bu durumda tarafsız Cumhurbaşkanlığının hukuki zırhının arkasına saklanamayacağını da bilmelidir.

 

SİYASETTE MÜTEKABİLİYET ESASTIR

Siyasette mütekabiliyet esastır. Ancak Genel Başkanımız, AK Parti Genel Başkanı tarafından benimsenen bu seviyeye inmeyecektir. Genel Başkanımız Erdoğan’ın hakaretleri için kendisine açılabilecek en ağır tazminat davalarını açmaya devam edecektir. Sayın Genel Başkanımız AK Parti Genel Başkanı’na, ederince tazminat davası açmaktadır. Bu çerçevede, tedavülde maalesef “beş para” olmadığı için Erdoğan’a “beş kuruşluk” tazminat davası açmaya karar vermiştir.

 

TBMM BAŞKANI, MECLİS’İN HUKUKUNU KORUMALI

Burada TBMM Başkanı olan zata da bir çift sözümüz vardır. TBMM Başkanı, tarafsız olmak ve TBMM’nin hukukunu korumak zorundadır. Sayın Şentop; AK Parti grup toplantısında Genel Başkanımıza yapılan hakaretlerinin ardından, kendisi de bir milletvekili olan Genel Başkanımızın hukukuna neden sahip çıkmadınız? Dün AK Parti Genel Başkanı için gösterdiğiniz hassasiyeti, AK Parti grubundan hemen sonra CHP Genel Başkanı için gösterseydiniz, O üzücü hadiseler yaşanmazdı.

 

MEMUR BAKANA ANAYASAYI SİZ Mİ HATIRLATIRSINIZ, BİZ Mİ HATIRLATALIM

TBMM Başkanı, dün “bu iş yargıya intikal etti” falanda deyince memur Adalet Bakanı da apar topar çıktı fezleke peşinde koşmaya başladı. Memur Bakana Anayasamızın 83. Maddesinin birinci fıkrasını, Meclis Başkanı olarak siz mi hatırlatacaksınız, yoksa biz mi hatırlatalım? Sayın Başkan, üzerinize konan Saray vesayetine neden karşı çıkamıyorsunuz? Sizi oraya oturtan milli iradeye ve Meclis’in hukukuna, bari bu defa, sahip çıkın. Siyasetin Meclis’in çatısının altında kalabilmesi için, bizim gibi, siz de elinizden geleni yapın. Sizi bir kez daha Saray’ın değil, milletin Meclisinin Başkanı olmaya çağırıyoruz.

 

HİÇ BİR CHP’LİYİ YILDIRAMAZSINIZ

Bu arada şunu açıklıkla ifade edelim: Yargı tehdidiyle, kaba kuvvetle, parti memurlarının nefret söylemleriyle hiçbir Cumhuriyet Halk Partili yıldırılamaz. Cumhuriyet Halk Partisi, köklerini Kuvayı Milliye’den, gücünü ise aziz milletimizden alır.

 

BİRLİĞİ TEMSİL ETMESİ GEREKEN MAKAM BÖLÜYOR

27 Şubat’tan bu yana yaşananlar, Türkiye’de tarafsız bir Cumhurbaşkanlığı makamının önemini ve gerekliliğini bir kez daha göstermiştir. Milletin birlik ve beraberliğini temsil etmesi gereken bir makam, partili bir Cumhurbaşkanının elinde milletimizi bölüp, parçalayan bir makam haline dönüşmüştür. Biz, 27 Şubat 2020 gecesinden itibaren, sağduyumuzu ve devlet adabımızı korumaya özen gösterdik. Her sözümüzü, durumun hassasiyetine uygun olarak, tartarak söyledik. Ancak kalleş hava saldırılarından sonra 48 saat ortadan kaybolan AK Parti Genel Başkanı, aynı özen ve dikkatten ne kadar uzak olduğunu, daha yaptığı ilk toplantıda ve konuşmada gösterdi. Milletimiz, Cumhurbaşkanlığı makamından, birliğimizi, beraberliğimizi tahkim edecek, acılarımızı hafifletecek mesajlar vermesini beklerken; Erdoğan iki gün sustuktan sonra, 29 Şubat tarihinde, Partisinin Genel Başkanı sıfatıyla, sadece kendi vekillerine seslenmeyi tercih etti.

 

GÖBELS’E RAHMET OKUTUYOR

İdlib’deki hava saldırılarında 36 aslan parçamızın, her biri anasının birtanesi olan şehitlerimizin üstünü, milletle adeta alay eder gibi, ihracatla, turizmle, konut satış rakamlarıyla örtmeye kalktı. Milletin kişi başına geliri 12 yıl önceki seviyenin bile altına düşmüş, büyüme yüzde birin altına gerilemiş… Mutfaklarda yangın sürüyor, ekonomide anlatılan masallar Hitler’in propaganda Bakanı Göbels’e rahmet okutuyor. Bunlar da yetmiyor, şehitlerimiz daha toprağa henüz verilmemişken, alkışlarla, kahkahalarla milletin yüreği bir kez daha dağlanıyor. Şehitlerimiz daha toprağa verilmeden yaşanan bu zillet, milletimizin bu yönetime duyduğu güvensizlik ve endişeleri daha da artırmıştır.

 

MİLLİ MESELENİN GÖRÜŞÜLECEĞİ YER TBMM’DİR

Erdoğan şehitlerimiz toprağa verildikten sonra da, AK Parti Ankara İl Danışma Meclisi Toplantısı’nda ve AK Parti Meclis Grup Toplantısında sahne almıştır. Soruyoruz, 36 vatan evladı şehit olmuşken, kalleş bir saldırıyla ordumuz taammüden hedef alınmışken, bunun görüşülüp tartışılacağı yer AK Parti’nin İstanbul Milletvekilleri Toplantısı mıdır? AK Parti’nin Ankara İl Danışma Meclisi Toplantısı mıdır? Yoksa AK Parti’nin Meclis Grup Toplantısı mıdır? İdlib’deki hain saldırılar sadece AK Parti’yi mi, yoksa 83 milyon vatan evladını mı ilgilendirmektedir? İdlib’deki saldırılar AK Partinin bir meselesi midir? Yoksa bu ülkenin tamamının bir meselesi midir? Eğer, İdlib’de yaşananlar milli bir meseleyse, bunun görüşüleceği tek adres vardır. O da Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’dur. Çünkü şehitlerimiz, milletimizin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin şehitleridir. İşte biz bu nedenle istedik ki Cumhurbaşkanı gelsin, 27 Şubat gecesinde İdlib’de ne yaşandığını TBMM’de anlatsın. Bu hem Anayasal bir gereklilikti, hem de bu konuda milli bir duruş sergilenmesi bakımından son derece doğruydu.

GENEL BAŞKAN OLMAYI, CUMHURBAŞKANLIĞINA TERCİH ETTİ

Ancak Erdoğan her zaman yaptığı gibi Cumhurbaşkanı olmak yerine, AK Parti Genel Başkanı olmayı tercih etti. Milletin ve milletin temsilcilerinin karşısına çıkmaktan kaçtı, bunun yerine kendi partililerine, kendi grubuna konuşmayı tercih etti. Yaptığı konuşmalarda da iç cepheyi tahkim etmek, milli birlik ve beraberliği güçlendirmek yerine, bildiği tek şeyi yapmaya, yani Sayın Genel Başkanımıza hakaretler yağdırmaya ve milletimizi bölüp, parçalamaya devam etti.

 

ASKERİMİZİ VURAN DÜŞMANIMIZDIR

Her askeri operasyonun, her savaşın mutlaka bir siyasi amacı, bir siyasi hedefi vardır. Erdoğan’ın 29 Şubat 2020 tarihinde Dolmabahçe Sarayı’nda partisinin İstanbul vekilleriyle görüşmekle başlattığı ve Ankara İl Danışma Meclisi toplantısında hız verdiği kampanya, iktidarın İdlib konusunda tek bir siyasi hedefi olduğunu göstermektedir. O hedefte Sayın Genel Başkanımız ve Cumhuriyet Halk Partisi’dir. AK Parti Genel Başkanı Saddam’a söylemediği sözleri Genel Başkanımıza söylemektir. Ama Genel Başkanımız düşmanın tarifini grup toplantısında çok net bir biçimde yapmıştır. Demiştir ki, kim kahraman askerlerimizi vuruyorsa, kim askerlerimizi şehit ediyorsa bizim için düşman odur.

 

ASKERİMİZİ ŞEHİT EDENLERİN AYAĞINA KOŞTU

Şimdi biz de Erdoğan’a şu soruyu sormak istiyoruz: Sizin için düşman tarifi nedir ve sizin için düşman kimdir? Erdoğan askerlerimizi şehit edenlerin ayağına koşarken, muhalefeti düşman gibi göstermeye, Sayın Genel Başkanımızı ise hedef tahtasına oturtmaya çalışmaktadır. Böylesine bir vicdansızlık, tarihte ne görülmüş ne de duyulmuştur. Anlaşılan Saray iktidarı İdlib üzerinden demokrasimize yeni bir darbe yapmaya hazırlanmaktadır.

 

OPERASYONUN SİYASİ HEDEFİ İÇERİYE DÖNÜK

Gazeteci Barış Terkoğlu ve Hülya Kılınç’ın FETÖ taktikleriyle sabaha karşı evleri basılarak gözaltına alınmalarıyla ve tutuklanmalarıyla gazetecilere gözdağı verilmeye çalışılması, aynı gün bunca şehit acısı varken AK Parti Genel Başkanının Meclis Grubunda dile getirdiği açık veya kapalı tehditler, Genel Başkanımıza ağız dolusu hakaretler, ardından Grup Başkanvekilimiz Engin Özkoç’a yapılan planlı saldırı, İdlib’deki operasyonun siyasi hedefinin dışarıya değil içeriye dönük olduğunu açık seçik göstermektedir. İktidar ekonomiden, dış politikaya her alanda yaşadığı savrulmanın üzerini, şehitlerimizin tertemiz kanlarıyla ve CHP’ye hakaret ederek, milleti bölerek örtmeye çalışmaktadır.

 

SARAYI SANDIKTA ŞEDDELİ BİR TOKAT BEKLİYOR

Ancak feraset sahibi milletimiz yaşananları en iyi şekilde değerlendirmek ve sandığın önüne gelmesini beklemektedir. Bu vicdansızlığın, izansızlığın ve beceriksizliğin bedelini, sandıkta atacağı şeddeli bir tokatla iktidarın suratına nakşedecektir. Demokrasiye inanan, bu ülkenin ilerici ve aydınlık kesimlerine düşen görev ise uyanık ve dikkatli olmaktır. Demokrasi ve milli irade değerleri üzerinde birliğimizi, dirliğimizi güçlendirmektir.

 

BU SORULARI PUTİN’E SORUN

Bugün Erdoğan kahraman askerimize bomba yağdıran Putin’in yanına uçtu. Madem Erdoğan Putin’le beraber olmayı tercih etti. Hiç olmazsa 83 milyon adına, şanlı ordumuz adına, İdlib’de çarpışan ve silah arkadaşlarını şehit veren kahraman Mehmetçiklerimizin adına şu dört soruyu Putin’in gözlerinin içine bakarak mutlaka sorması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyoruz.

1) “Sayın Putin; birliklerimizin yerlerini Rusya ile koordine etmemize, yerlerini size bildirmemize rağmen, askerlerimizi neden şehit ettiniz?”

2) “Sayın Putin; ilk saldırının ardından Rusya’yı bir kez daha uyarmamıza rağmen, ikinci saldırıyı neden gerçekleştirdiniz?”

3) “Sayın Putin; yaralılarımızı tahliye etmek için Suriye hava sahasını helikopterlerimize neden açmadınız?”

Ve son olarak “Sayın Putin; savaş hukukunda yaralıları taşıyan ambulanslar vurulmaz. Siz yaralı askerlerimizi almaya gelen ambulanslarımıza bile ateş ettiniz”.

Milletimiz haklı olarak Rusya’dan bu soruların cevabını beklemektedir.

Erdoğan o masadan milletimizin beklediği cevapları almadan ve Mehmetçiğimize yapılacak yeni kalleş saldırıları önleyecek güvenceleri almadan asla kalkmamalıdır. Moskova uçağında seyahat eden maiyet memuru gazeteciler de sorabilirlerse, Putin’in bu sorulara ne cevap verdiğini Erdoğan’a bir zahmet soruversinler. Sözlerimin sonunda yüce Allah, şanlı ordumuzun, kahraman Mehmetçiklerimizin yar ve yardımcısı olsun, Mehmetçiklerimizin ayaklarına taş değdirmesin diyorum.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

Soru- Efendim iki sorum olacak. İlki, dün yaşananlar sonrası Sayın Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün sosyal medyadan yaptığı bir paylaşım vardı. Engin Özkoç’u kastederek, “Yaptıklarının hukukta bir karşılığı olduğunu görecek. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının hazırladığı fezlekeyi derhal Meclis’e göndereceğiz.” Bir fezlekeden bahsediyor. Bir fezleke hazırlandı mı, sizin bilginiz var mı? Bir de bu açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Bu açıklamayı Adalet Bakanının yapmış olmasını hayretle değerlendiriyorum. Çok açık söyleyeyim, Anayasanın 83. maddesinin birinci fıkrası açık. Meclis’in çatısı altında milletvekillerinin söyledikleri sözler tam sorumsuzluğa tabidir. Ne davası açacaklarmış? Tazminatsa o ayrı onu açacak yer bellidir. Ama onun dışında bir dava açma gibi bir hak şu anda ortada yoktur. Ben hem Meclis Başkanı’nın, milletvekilinin bu hukukuna sahip çıkmasını bekliyorum. Hem de Adalet Bakanı’nın bu yanlıştan, bu hatadan biran önce dönmesini bekliyorum.

 

Soru- İkincisi de gazeteci Barış Terkoğlu’nun tutuklanmasıyla ilgili değerlendirmeniz, görüşünüz?

Faik ÖZTRAK- Meclis’te söylenmiş olan sözler var. Yine bir milletvekili Mecliste bu olayı anlatıyor. Barış Terkoğlu’da o olayı anlatıyor. Barış Terkoğlu o olayı anlattığı için tutuklanıyor hem de gece yarısı sabaha karşı evinden alınmak suretiyle. Onunla beraber bir başka gazeteci arkadaşı da gözaltına alınıyor o da tutuklanıyor.

Arkadaşlar, basına baskı yaparak, bir takım haberlere karartma uygulayarak bu işlerin sorumluluğundan kurtulamazsınız. Bu nedenle Sayın Terkoğlu’na yapılan yine gazeteci arkadaşı Hülya Hanıma yapılan bu hareketi, bu davranışı şiddetle kınıyoruz. Biran önce bu yanlıştan geri dönülmesini bekliyoruz. Yoksa bu başka şeylerin habercisidir.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

PUTİN’İN GÖZLERİNİN İÇİNE BAK VE SOR

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün MYK sürerken düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Gündemimizde tek konu başlığı var. O da İdlib’de yaşanan, Erdoğan’ın ifadesiyle “adı konmamış savaş” ve ona bağlı vahim gelişmeler. Bu sabah Ağrı’da Gürbulak Gümrük Müdürlüğü personelini taşıyan zırhlı servis aracına roketli saldırı düzenlendi. Sözlerime başlarken bu hain saldırıyı lanetliyorum. Saldırıda şehit olan yurttaşımıza Allah’tan rahmet, acılı ailesine ve milletimize baş sağlığı, yaralananlara da acil şifalar diliyorum.

 

KIBRIS’TAN BU YANA EN BÜYÜK KAYBIMIZ

27 Şubat 2020, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, çok acı bir gün olarak hatırlanacaktır. O gün havadan yapılan bir kalleş saldırıyla, 34 kahraman Mehmetçiğimiz, analarının 34 kınalı kuzusu İdlib’de şehit düştü. Çok sayıda Mehmetçiğimiz ise yaralandı. Bu, Kıbrıs Savaşı’ndan bu yana, yabancı bir ordunun kalleş saldırısında yaşanan en büyük asker kaybımızdır. Şehitlik, inancımıza göre, peygamberlikten sonra en önemli makamdır. Ancak, göz göre göre gelen bir felakete karşı, önlem alınmaması sonucunda yaşanan bu can kayıpları kabul edilemez. Devlet aklı ve mantığı bu tür felaketleri önlemek için vardır. Bugün gelişmiş ülkeler her türlü teknolojik gelişmeden yararlanıp, orduları en az zayiatla görevlerini yerine getirsin diye askerlerini cephe gerisine alırken, biz 34 yetişmiş Mehmetçiğimizi, vatan evladını göz göre göre şehit verdik.

 

GÖZ GÖRE GÖRE GELDİ

Bu facianın elbette bir siyasi sorumlusu olmalıdır. “Şehitler tepesi boş kalmayacak” diyerek birileri beceriksizliğine kılıf hazırlayamaz. Hele din, iman ve şehitlik gibi kutsallarımızın arkasına hiç sığınamaz. İktidarı yaklaşan felaket için kaç kez uyardık. “Hava üstünlüğü ve kontrolü sağlanmadan, milletimizin evlatlarını hesapsız, kitapsız Suriye’de dar bir sahaya sürmeyin” dedik. Dinlemediler. Bu elim olaya kadar İdlib’de, çoğu hava saldırılarında olmak üzere, 18 şehit verdik. Son yaşanan felaket birdenbire gelmedi.  Tekrarlıyorum, göre göre geldi. Bu saldırıdan hemen önce Putin Erdoğan’ın doğum gününü kutladı. Aynı gün üç askerimiz bir başka hava saldırısında şehit düştü. Daha üç şehidimizin acısını yaşarken, Regaip Kandili’ni kutlamaya hazırlandığımız gün, bu hadise gerçekleşti. 34 baba ocağına ateş düştü.

 

DOSTUM DİYEREK OLMUYOR

Suriye’de Rusya’dan habersiz kuş mu uçuyor? Hayır. Daha bir gün önce Erdoğan’ın doğum gününü kutlayan Putin, yaralı askerlerimizin alınması için, helikopterlerimize Suriye hava sahasını bile açmadı. Yaralılarımız, şehitlerimiz kamyonet kasalarında sınırımıza taşındı. Sarayın, dostu Putin’e diyebildiği tek şey “Sen aradan çekil beni Suriye rejimiyle baş başa bırak” oldu. Umarız dış politikada diğer ülkelerle ilişkilerde, “Dostum Putin”, “Dostum Trump” diyerek dost olunmadığını artık görmüşlerdir.

 

NEDEN PUTİN’İN AYAĞINA GİDİLİYOR?

İsmet Paşa’nın dediği gibi “Büyük devletlerle ilişkiler, ayıyla yatağa girmeye benzer.” Büyük devletlerle ilişkilerde akıllı ve dikkatli olacaksınız. Bu ülkeyi İkinci Dünya Savaşı’nın yakıcılığından, işte bu devlet aklı korumuştur. Erdoğan 5-6 Mart’ta bir kez daha Moskova’ya Putin’in yanına gitme heyecanı içinde. 34 şehidimiz varken, İstanbul’da yapılacağı söylenen bu toplantı neden Moskova’ya alındı? Neden Putin’in ayağına gidiliyor? Biz bunu merak ediyoruz.

 

PUTİN’İN GÖZLERİNİN İÇİNE BAK VE SOR

Her şeye rağmen, umarız bu defa Erdoğan, sadece Putin’le fotoğraf vermek için bu ziyareti gerçekleştirmez. Erdoğan Milli Savunma Bakanına, ciddi bir dosya hazırlatır. Bu dosyayı koltuğunun altına alır Moskova’ya götürür. Ve Putin’in karşısına oturduğunda, bu dosyayı önüne koyar. Sonra Putin’in gözlerinin içine bakarak, milletimizin merak ettiği şu soruları sorar:

“Sayın Putin; birliklerimizin yerlerini Rusya ile koordine etmemize, yerlerini size bildirmemize rağmen, askerlerimizi neden şehit ettiniz?”

“Sayın Putin; ilk saldırının ardından Rusya’yı bir kez daha uyarmamıza rağmen, ikinci saldırıyı neden gerçekleştirdiniz?”

“Sayın Putin; savaş hukukunda yaralıları taşıyan ambulanslar vurulmaz. Siz yaralı askerlerimizi almaya gelen ambulanslarımızı bile neden vurdunuz?”

Milletimiz haklı olarak Rusya’dan ve Putin’den bu soruların cevabını bekliyor.

 

GENEL BAŞKANIMIZIN ÖNERİLERİNİ ÇALIŞSIN

Erdoğan o masadan milletimizin beklediği bu cevapları almadan kalkmamalıdır. En azından bu defa Moskova’ya sadece Putin’le yan yana fotoğraf çektirmek için değil, milletimizin evlatlarının yiten canının hesabını sormak ve başka kayıpları önlemek için gitmelidir. Ve İsmet Paşanın sözlerini bir daha aklından hiç çıkarmamalıdır. Genel Başkanımız 4 Şubat 2020’de İdlib’de derinleşen krizden çıkış için hatırlayacaksınız, saray rejimine 5 maddelik öneri getirmişti. Bu önerilerimiz yerine getirilseydi 27 Şubat’ta yaşanan facia yaşanmayacaktı. Şimdi Sayın Erdoğan’a tavsiyemiz, bu önerilere de Putin’le görüşmeye gitmeden önce iyi bir çalışmasıdır.

 

DEVLETİN BAŞI DEĞİL HATAY VALİSİ KONUŞTU

Bu vahim hadise sonrasında sarayın yaptıkları da acılarımızı artırmıştır. Milletimiz, şehitlerimiz için Cumhurbaşkanından ses beklerken, Erdoğan sessizliğe bürünmüş, her gün üç dört kez işgal ettiği konuşma kürsüsünü Hatay Valisi’ne bırakmıştır. Milletimiz şehitlerimizin sayısını ve yaşananları devletin başından değil, Hatay Valisinden öğrenmiştir. Yine o gece askerlerimizin şehadet haberlerini engellemek için sosyal medyaya karartma uygulanmıştır. Bu da şehit sayıları hakkında spekülasyonların büyümesine, asker ailelerinde ve milletimizde endişeli bir bekleyişe neden olmuştur.

 

“TBMM OLAĞANÜSTÜ TOPLANSIN” ÇAĞRISI

Acı olayın yaşandığı gece, Sayın Genel Başkanımızın çağrısıyla, Merkez Yönetim Kurulumuz acilen toplanmıştır. Sabaha kadar durum değerlendirmesi yapılmış, değerlendirmelerimiz ertesi gün, tam kadro devam etmiştir. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu hadiseye meclisimizin süratle vaziyet etmesini gerekli gördüğümüz açıklanmıştır. Çünkü anayasamız ordumuzun sorumluluğunu Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne vermiştir. Analarımız kınalı kuzularını Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne emanet etmişlerdir. Bunu biz demiyoruz. Bunu Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasası söylüyor. Anayasamıza göre ordumuzun Başkomutanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin manevi varlığından ayrılamaz. Bu nedenle Sayın Genel Başkanımız TBMM Başkanını arayıp; başsağlığı dileklerini iletmiştir. Bu vesileyle, konuyu görüşmek üzere, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin olağanüstü toplanmasının yerinde olacağını da ifade etmiştir. Bu toplantının hem iç siyaset malzemesi yapılmaması, hem de gizli kalması gereken hususlar olabileceği için kapalı yapılması gerektiğini de belirtmiştir. Olayın olduğu gece aynı çağrıyı kamuoyuna da duyurduk. Ertesi gün de Grup Başkanvekillerimiz olağanüstü kapalı oturum talebimizi TBMM Başkanlığı’na verdi.

 

CUMHURBAŞKANI GELMELİYDİ, ATANMIŞ BAKAN DEĞİL

Anayasamıza göre, milli güvenliğin sağlanmasından ve silahlı kuvvetlerimizin, şanlı ordumuzun yurt savunmasına hazırlanmasından, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne karşı, Cumhurbaşkanı sorumludur.  Bu nedenle biz, olağanüstü kapalı oturuma atanmış memur bakanların değil, bizzat Cumhurbaşkanı’nın Genel Kurul’a katılmasını ve kendisiyle yaşananları değerlendirmek istedik. Bu, hem milli bir meseleye milli bir duruş sergilenmesi açısından önemliydi, hem de anayasanın emirlerini yerine getirmek bakımından gerekliydi. Ordu Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne emanetse, taziye yeri de Türkiye Büyük Millet Meclisiyse, meclise karşı ordumuzun hazırlığından sorumlu seçilmiş makam, yani Cumhurbaşkanı, bizzat gelmeli neden ve nasıl 34 şehit verdiğimizi Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne anlatmalıydı. Bu, atanmış bakanlar eliyle baştan savılacak bir husus değildir. Ama durumun aciliyetine ve önemine rağmen bu gerçekleşmedi.

 

BİR TEK TBMM TOPLANAMADI

Konuyu görüşmek için NATO olağanüstü toplandı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi olağanüstü toplandı. Anlaşılıyor ki AB Dışişleri Bakanları da olağanüstü toplanacak. Ama şanlı ordumuzun emanet edildiği Türkiye Büyük Millet Meclisi, ne yazık ki olağanüstü toplanamadı. Sorumlu makamdan, yani cumhurbaşkanından, bu olayda ne yapılıp ne yapılmadığını dinleyemedi. Bunu milletimizin dikkatine bir kez daha sunuyoruz.

 

ENGEL İÇ TÜZÜK DEĞİL, ERDOĞAN

TBMM Başkanı iç tüzüğü bahane ederek, anayasanın hükümlerinin gereklerini yerine getirmemiştir. İktidarın Libya’ya asker göndermesi için Meclis’in acilen toplanmasına izin veren iç tüzük, her ne hikmetse, 34 şehit verdiğimizde olağanüstü toplantıya izin vermemiştir. Ama biliyoruz ki TBMM’nin acilen toplanmasını engelleyen iç tüzük falan değildir. TBMM’nin olağanüstü toplanmasını engelleyen, şehit analarına ve milletimize diyecek bir şeyi olmayan, hesap vermekten kaçan Erdoğan’dır.

 

TBMM BAŞKANI, ANAYASAYI VE İÇ TÜZÜĞÜ ÇİĞNEDİ

Erdoğan atanmış bakanını; kendisinin değil yardımcısının imzaladığı bir yazıyla, olağanüstü değil olağan bir oturumda meclise bilgi vermek için göndermeyi tercih etmiştir. Meclis Başkanı da; anayasa ve iç tüzük kendisine inisiyatif tanımamasına rağmen, talebimizi işleme koymamış, anayasa ve iç tüzüğü çiğnemiştir. Bu Meclis’in iç tüzüğü, Saray’ın taleplerine göre mi işletilmektedir? O zaman nerede kuvvetler ayrılığı, nerede hukuk devleti? Bu süreçte TBMM Başkanı da oturduğu koltuğun hakkını verememiştir. Erdoğan’ın Meclis’in iradesine koyduğu ipoteğe, vesayete karşı çıkamamıştır. Ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin hukukunu maalesef koruyamamıştır.

 

MİLLET AĞLARKEN GÜLÜP EĞLENDİLER

Erdoğan TBMM’ye seslenmek yerine olayın üzerinden iki gün geçtikten sonra, Dolmabahçe Sarayı’nın çalışma ofisinde, alelacele düzenlenen bir toplantıyla, şehit cenazelerimizde henüz toprağa verilmeden, partisinin eski ve yeni İstanbul milletvekillerine seslenmeyi tercih etmiştir. Yapılan bu talihsiz toplantı milletimizin acılarını hafifletmek yerine daha da arttırmıştır. Bütün millet büyük bir hüzün içindeyken, herkes, durumun hassasiyetinin gereği, her sözünü tartarak konuşurken, istisnasız tüm muhalefet meseleyi siyaset üstü tutarken, milletimiz, Cumhurbaşkanlığı makamından milli bir duruş beklerken, şehit analarının, şehit eşlerinin ve evlatlarının gözyaşları sel olurken, devleti yönetenler bu toplantıda maalesef gülüp, eğlenmişlerdir. Yetmemiş, bazıları yapılan esprileri, böbürlenmeleri alkışlayacak kadar düşmüştür.

 

AĞLAMAZSAN BARİ, GÜLMEKTEN UTAN!

Bu vicdansızlığı gören insan ister istemez Mehmet Akif’in şu dizelerini hatırlıyor:

Irzımızdır çiğnenen,

Evladımızdır doğranan,

Hey sıkılmaz!

Ağlamazsan bari, gülmekten utan!

Devlet yönetiminde akıl ve izanın kaybedildiğini çok zamandır biliyorduk. Ama bu son olayla devlet yönetiminde vicdanın, edep ve adabın da yitirildiğine şahit olduk. Milletimiz, vicdansızlığın bu kadarını görünce, “Keşke Hatay valisi konuşmaya devam etseydi” demekten kendini alamamıştır.

 

ÜLKENİN CUMHURBAŞKANI DEĞİL, PARTİSİNİN GENEL BAŞKANI OLMAYI SEÇTİ

Erdoğan daha şehitlerimiz defnedilmeden yaptığı konuşmada, Putin ve Trump ile yaptığı dedikoduları anlatmış, Merkel’den istediği 25 milyon Avrodan bahsetmiş, Gezi demiş, ihracat demiş, turizm demiş, cari fazla demiş, Sayın Genel Başkanımıza “Herkes beni aradı sen neden aramadın” diye atarlanmaya kakmış, hatta, yanlış yola sapacak vekillerini “bedel ödetmekle” tehdit bile etmiştir. Ama şehit analarımıza, 34 şehidimizin şehitler tepesine neden gömüldüğünü izah edememiştir. Biz bu acı hadisenin yaşandığı andan itibaren, şehitlerimiz henüz toprağa verilmemişken, siyaseti bir kenara bıraktık. Milletimizin acısını paylaştık. Ama bir kez daha gördük ki böylesine acı bir olayda bile Erdoğan, bu ülkenin Cumhurbaşkanı olmayı değil, partisinin Genel Başkanı olmayı tercih etmiştir.

 

ŞEHİTLER ANALARININ BİR TANESİ, BİRKAÇ TANE(!) DEĞİL

Şehitlerimiz henüz toprağa verilmeden siyaset yapmaya başlamıştır. Vurulan Suriye tank, top sayılarıyla, ihracat ve turizm rakamlarıyla, satılan konut sayılarıyla, TÜİK’in hormonlu büyüme rakamlarıyla, zilletin üstünü örtmeye çalışmıştır. Tam bir cahil bezirgan siyaseti izlemiştir. Ne aldım ne verdim? Kaç kez söyledik. Mehmetçiğimizin tek bir tırnağı, İdlib’den, Suriye’den, Libya’dan bin kat daha değerlidir. Ama Erdoğan için şehit sayılarının önemi yoktur. Her biri anasının birtanesi olan şehitlerimiz, Erdoğan’ın gözünde “birkaç taneden” ibarettir.

 

CAHİL BEZİRGAN SİYASETİ

Sadece Erdoğan mı? Cahil bezirgan siyasetinde damatta ondan beter çıkmıştır. Daha şehit haberlerinin sabahında, damat millete ekonomide büyüme masalları anlatan mesajlar atmıştır. Milletin tepkisi büyüyünce de ricat edip, attığı tweetleri silmiştir. Damat milletin acısını görmezden gelip “şöyle şahlandık, böyle kanatlandık” tweetleri atarken; biz eriyip giden milli geliri, milletçe acımıza hürmeten dillendirmekten kaçındık. Oysa 2008’de 777 milyar dolar olan milli gelir, 2019’da 754 milyar dolara düşmüş. Bunu söyleyen yok. Gelirimiz 11 yıl öncesinin milli gelirinin bile altına inmiş. İşte bu iktidarın marifeti. Damadın kankası olan TÜİK Başkanın tüm makyajlarına rağmen, ekonomiyi borçla, milletin TCMB’deki kefen paralarıyla şişirme gayretlerine rağmen, büyüme yüzde birin altında kalmış buna da bayrak ediyorlar. Yine 2007’de 9 bin 656 dolar olan kişi başına düşen gelir, 2019’da 9 bin 127 dolara gerilemiş. 12 yıl önceki kişi başına gelir, bugün mumla aranır hale gelmiş. Ama bir bayram havası var. Biz bunları şehitlerimize duyduğumuz saygının gereği o gün dile getirmedik. Cenazelerimiz kalkmadan bunları konuşmayı zül addettik. 34 şehit haberini aldığımız gün, mızıkçı saray yönetiminin talimatıyla, İçişleri Bakanı hukuksuz bir şekilde, Yalova Belediye Başkanımıza görevden el çektirdi. Hem de Başkanımız, belediyede yaşanan kanunsuzluğu ortaya çıkarıp şikayetçi olmasına rağmen. Şehitlerimiz var diye bu konuyu da gündemde tutmayı erteledik.

 

BUNLARIN KONUŞULACAĞI GÜN ELBET GELECEK

Bunların konuşulacağı zaman elbette gelecek. Ancak karşımızdaki bezirgan siyaset anlayışı her şeyi parayla pulla, ne aldım ne verdimle ölçüp biçmeyi o kadar çok seviyor ki, “Allah bunları ıslah etsin” demekten başka bir şeyde elimizden gelmiyor. Ama yine soruyoruz: Bu mudur devlet vicdanı? Bu mudur devlet adabı? Bu mudur devlet adamlığı? Ne ayıbı biliyorlar, ne günahı biliyorlar, ne de utanmayı biliyorlar. Onların adına da bizler utanıyoruz. Onların adına da bizler üzülüyoruz.

 

VİCDAN İNSANIN KIBLESİDİR

Bizim siyaset anlayışımız “insanı yaşat ki devlet yaşasın” ilkesi üzerine inşa edilmiştir. Partimizi ve cumhuriyetimizi kuran Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ulusun hayatı tehlikeye girmedikçe, savaş bir cinayettir” sözü bizim her zaman düsturumuz olmuştur. Hayatı cephelerde geçmiş komutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözleri, devleti yöneten herkesin kulağına küpe olmalıdır: “Savaş zorunlu ve hayati olmalıdır. Hakiki düşüncem şudur: Ulusu savaşa götürünce vicdan azabı duymamalıyım.” Vicdan insanın kıblesidir. Ve özellikle devleti yönetenler vicdanlarını kaybetmemelidirler. Ama bugün devlet aklını da vicdanını da kaybetmiş bir yönetim var.

 

SUUDİ KRALI’NA SEVDA TEPESİ, MİLLETİN ÇOCUĞUNA ŞEHİTLER TEPESİ

Erdoğan; sosyetesiyle beraber Beştepe’ye yerleşirken, Suudi Kralı’na Sevda Tepesi’ni tahsis ederken, damadı Kanal İstanbul manzaralı tepede arsa kapatırken, yandaşları memleketin kupon arazilerine çökerlerken, milletin çocuklarına vadede ede şehitler tepesini vadediyor. Biz bu adaletsizliği ve vicdansızlığı toptan reddediyoruz. Senin görevin şehitler tepesini doldurmak değil, evlatlarımız şehit olmasın diye her türlü tedbiri almak. Dünyadaki bütün devletler bunu yapıyor. Diplomasiyle, ekonomiyle, teknolojiyle ordusunu destekleyerek, askerinin tırnağına taş değmesin diye uğraşıyor. Millet ittifakının iktidarında: Devlet aklıyla, devlet adap ve edebiyle, devlet vicdanıyla bu milletin evlatları, şehit olmasın diye her türlü gayreti sarf edileceğiz. Anaların babaların, yavukluların ve evlatların gözyaşı akmasın diye gereken her şeyi yapacağız.

 

ELBİSE DİKİŞ TUTMUYOR

Ensar-muhacir edebiyatıyla bir insanlık faciasına milletin 40 milyar dolardan daha fazla parasını harcadılar. Şimdi sıkışınca “Bu kadar mülteciye bakmak, beslemek zorunda değiliz” deyiveriyorlar. Avrupa’ya geçiş kapılarını açıyorlar. Şimdi Yunanistan’ın sınırda bu insanlara yaptığı zulüm asla kabul edilebilir gibi değil.  Daha işin başında bu gömleğin düğmesi yanlış iliklendi. Şimdi elbise dikiş tutmuyor. Erdoğan işin başında; Emevi Camii’nde namaz kılma hevesine kapılıp tek başına hareket etmeseydi, BM’yi göreve çağırıp onunla birlikte hareket etseydi, kapıları açmayıp, sınırlarımıza hâkim olsaydı, bölgenin barıştan yana ağabeyi rolünden vazgeçip, mahallenin kavgacı çocuklarının arasına katılmasaydı, bugün bunca sıkıntıyı yaşamazdık.

 

ENSAR-MUHACİR DERKEN DÜŞÜNECEKTİNİZ

Sahile vuran Aylan bebeğin fotoğrafı tüm dünyayı sarsmıştı. Erdoğan’da o fotoğrafları Avrupa’ya karşı bol bol kullandı. Peki şimdi kameralar karşısında botlara doldurulan mülteci bebeklerden biri, tıpkı Aylan bebek gibi suda boğulursa; bunun vicdani sorumluluğunu nasıl taşıyacağız? Avrupalıların ikiyüzlülüğü tartışılamaz. Hep övündükleri o büyük diplomatları nerede? BM Genel Sekreteri neden Hatay’da değil, neden İdlib’de değil? AB Dış İlişkiler Konseyi neden ancak bugün olağanüstü toplanıyor? İnsanlık burada yaşanan drama neden sessiz? Türkiye’nin bu meselede yalnız bırakıldığı açık. Ama ensar-muhacir derken bu işlerin buraya geleceğini düşünecektiniz. 40 milyar dolar harcadık, bir 40 milyar dolar daha harcarız derken bunları akıl edecektiniz. Suriyelileri ülkelerine göndermenin en kestirme yolu, Suriye’de savaşın bitmesinden geçmektedir. Bunu hep söyledik bir kere daha söylüyoruz. Bütün dünya bu konuda seferber edilmelidir. Savaş uzadıkça bu mesele kangren haline gelmektedir.

 

ERDOĞAN’A MÜTEŞEKKİR OLANLAR

Erdoğan’ın şu anki Suriye politikasına iki kesim müteşekkirdir: Biri insan kaçakçıları; bizim yasalarımıza göre insan kaçakçılığı suç mu? Suç. Ama insan kaçakçıları ekranlarda Erdoğan’a teşekkür ettiler. İkinci müteşekkir kesim ise emperyal güçler, PKK’nın uzantısı YPG ve İdlib’de saklanan IŞİD’çiler: Çünkü bugün İdlib’de yaşananlar Suriye’nin bölünüp, parçalanmasına hizmet etmekten başka bir işe yaramıyor. Ne diyelim: Allah milletimize yaklaşan seçim sandığına kadar sabır ihsan eylesin.

 

BU CEVAPLARI ALMADAN MASADAN KALKMAYIN

Bir kere daha tekrarlıyorum sözlerimi bitirmeden. Sayın Erdoğan Moskova’ya gittiğinizde Putin’e şu üç soruyu sormayı unutmayın. Bu Trump’ın hakaretlerle dolu mektubunu mahcup bir şekilde masanın kenarına iliştirmenize benzemesin. Putin’in gözlerinin içine bakarak sorun: “Askerlerimizi neden şehit ettiniz?” “İlk saldırıdan sonra sizi uyarmamıza rağmen, saldırıya neden devam ettiniz?” “Yaralılarımızı almaya gelen ambulanslara neden ateş açtınız?” Sayın Erdoğan bu soruların cevabını almadan masadan kalkmayın. Moskova uçağında seyahat edecek gazetecilere de Putin’in bu sorulara ne cevap verdiğini, Erdoğan’a sorabiliyorlarsa sorsunlar.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

 

Soru- Efendim üç sorum olacaktı. İlki, konuşmanızda değindiniz ama şehitler tepesiyle ilgili. Sayın Cumhurbaşkanının da toplantınızdan önce bir açıklaması oldu, “Şehitler tepesi boş değildir, boş kalmayacak.” Sayın Genel Başkana yönelik, (Atatürk’ün Çanakkale’deki ‘Ben size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum’ sözlerini hatırlatarak) eleştirileri vardı. Öncelikle bunları nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Bir kere Sayın Erdoğan bu, Mustafa Kemal Atatürk’ün sözlerinin hangi koşullarda söylendiğinin bile farkında değildir. Burada sözkonusu olan vatandır. Vatan sözkonusu olduğu zaman bu vatanı korumak için herkes elinden gelen her şeyi yapacaktır. Ama burada bir şeyi söyleyeyim, şehitler tepesi edebiyatının arkasına sığınarak, kutsalları ön plana çıkararak 34 tane şehidimizin hesabını vermekten kimse kaçamaz.

 

Soru- İdlib’le ilgili efendim yine Sayın Cumhurbaşkanı daha önce yaptığı bir açıklamada savaş diyebilirim demişti kendisi. Şu anda da İdlib’de Suriye’nin bir hava saldırısı oluyor. Biz de operasyonumuzu başlattık. Sahada Türk ordusuyla Suriye ordusunun bir karşı karşıya gelme durumu var. Yaşanan bu durumu siz nasıl tanımlıyorsunuz, nasıl niteliyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi zaten konuşmamın başında söyledim. Sayın Erdoğan bunu savaş diyebilirim diyor. Ama bir şeyi hatırlatmak istiyorum. Bu savaşsa olan biten anayasaya aykırıdır. Biz TBMM olarak kendilerine savaş izni vermedik. O yetki bizde. Bizim verdiğimiz kabul edilen tezkere şunu söylüyor, terörle mücadele ve göçün engellenmesi için verdik bu tezkereyi. Yine PKK, PYD, YPG ve DEAŞ terör örgütleriyle mücadele için verdik tezkereyi. Dolayısıyla burada eğer bu savaşsa anayasaya aykırılık var.

 

Soru- Sayın İçişleri Bakanı dün gece itibariyle sınırı geçenlerin rakamı 100 bin olarak paylaştı. Cumhurbaşkanı da bu politikamız devam edecek kapılar kapanmayacak dedi. Ama Avrupa’nın da tavrı ortada Yunanistan, Bulgaristan yaşananları görüyoruz. Bu mültecilerle ilgili yaşanan durumu ve bu politikayı nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Biraz önce söyledim, konuşmamın son bölümünü özellikle buna ayırdım. Bu manzaraları doğru bulmuyorum ama bu gömleğin düğmesi baştan itibaren yanlış iliklenmiştir şimdi elbise dikiş tutmamaktadır.

Şunu açıkça ifade edeyim. Bu açıklamalar nedir, bu nasıl bir yaklaşımdır? Bunu anlamak mümkün değil. Yani kimse kusura bakmasın ama bu ülkenin İçişleri Bakanı sanki Saddam döneminin enformasyon bakanı gibi. Ta işin başından buyana her şey hatalı gitmektedir. Türkiye maalesef yönetilmemektedir, Türkiye savrulmaktadır. İşte bütün bu açıkları telafi etme görevi de şanlı ordumuza kalmaktadır.

 

Soru- Dün Ankara’da bir şehit cenazesi vardı 34 şehitten biriydi Piyade Uzman Onbaşı Halil Çankaya ve o cenazede MHP lideri Devlet Bahçeli Kemal Kılıçdaroğlu’nun elini sıkmadı. Değerlendirmeniz nedir?

Faik ÖZTRAK- Valla ben Sayın Bahçeli’nin eline değil, yüzüne baktım orada yere doğru bakıyordu ciddi bir mahcubiyet ifadesi vardı. Ama Sayın Bahçeli’nin Genel Başkanımızın elini sıkmaması Genel Başkanımız açısından bir eksiklik değildir.

 

Soru- Efendim şuan ki konjonktürde Suriye İdlib’de yaşanan gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? CHP sürecin başından beri Esad rejimiyle masaya oturması gerektiğini ifade ediyordu, savunuyordu. Şimdiki durumu göz önünde bulundurduğunuzda bu tezin arkasında mısınız? Bir diğer sorumda efendim Esad rejimine yakın bazı medya organlarında Sayın Kılıçdaroğlu’yla ilgili müttefikimiz ifadeleri yer alıyor. Bu duruma ilişkin değerlendirmeniz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Esad rejiminden önce Moskova’da Putin rejimiyle masaya oturulacaktır. Bugün 34 askerimizin şehit edilmesinin arkasında Putin rejiminin olduğu tartışmasızdır. Oralarda Rusya’dan habersiz kuş uçmamaktadır. Dolayısıyla önce ona bakılacak ondan sonra diğerlerine bakılır. Yani çok açık söyleyeyim, bugün hala daha bizim bundan önce hükümete vermiş olduğumuz, Genel Başkanımızın hükümete vermiş olduğu 5 maddelik öneri geçerlidir. Bu önerilere bir daha bakılmalıdır ve bu çerçevede hareket edilmelidir.

Teşekkür ediyorum.

ATANMIŞ BAKAN DEĞİL, SEÇİLMİŞ SAYIN ERDOĞAN TBMM’YE BİLGİ VERMELİ

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün MYK sonrasında CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

EN UZUN GECE

Dün yılın en kısa, ayın en uzun gecesini yaşadık. Kalplerimizi Ramazan ayına hazırlandığımız mübarek bir gecede, başta şehitlerimizin aileleri olmak üzere, milletimizin ocağına ateş düştü. İdlib’de 33 Mehmetçiğimiz şehit oldu, 32 askerimiz de yaralandı. Allah’tan şehitlerimize bir kez daha rahmet diliyoruz. Yaralı askerlerimize acil şifa, şehitlerimizin ailelerine, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne, milletimize sabır ve başsağlığı diliyoruz. Kayıplarımız büyük, acımız ise tarifsizdir.

 

YARIN TBMM’DE KAPALI OTURUM İÇİN BAŞVURDUK

Dün gece yaptığımız MYK toplantısında, İdlib’deki gelişmeleri değerlendirdik. Bugün devam eden toplantımızda da dün akşam başladığımız değerlendirmeye devam ettik. Şu anda MYK toplantımız bitti. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bu konuyu görüşmek üzere, kapalı oturumla toplantıya çağırma kararını dün gece almıştık. Bugün de Grup Başkanvekillerimiz, Anayasamızın hükümleri doğrultusunda, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yarın saat 14.00’te olağanüstü toplanması ve konuyu kapalı bir oturumda görüşmek için TBMM Başkanlığı’na başvurdu.

 

TÜRK ORDUSU, MECLİS’İN ORDUSUDUR

Bu toplantı çağrımız, Anayasamızdaki gerekçelere dayanmaktadır. Bu, birlik ve bütünlük içinde, yaşanan çok sıkıntılı süreci aşma gayretidir.  Öncelikle, Türk ordusu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ordusudur. Anayasamıza göre Başkomutanlık, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin manevi varlığından ayrılmaz bir bütündür. Onlarca şehidi varken, TBMM’nin buna sessiz kalarak, hızla olağanüstü toplanmaması düşünülemez.

 

ATANMIŞ BAKAN DEĞİL, SEÇİLMİŞ SAYIN ERDOĞAN BİLGİ VERMELİ

İkinci olarak, Anayasamıza göre milli güvenliğin sağlanması ve Silahlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne karşı Cumhurbaşkanı sorumludur. Ulusumuzu derin bir üzüntüye boğan bu meselede, TBMM’yi bilgilendirme görevinin, atanmış bakanlar yerine, seçilmiş Sayın Erdoğan tarafından yapılması Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin manevi şahsiyetine saygının gereğidir. Bu, aynı zamanda Anayasa’nın 104. ve 117. maddelerinin de emridir.

 

OLAĞAN TAKVİMDE GÖRÜŞME, YAŞANANLARI SIRADANLAŞTIRIR

Yine bu husus, ulusça birlik ve beraberliğimizin sağlanması bakımından son derece yararlı olacaktır. Bu nedenle sorumluluk makamı, bu bilgilendirmeyi kendisi yapmalıdır. Böyle bir toplantının, Meclis’in olağan takvimine uydurulması, yaşananları sıradanlaştırmaktan başka bir işe yaramaz. TBMM Başkanını Meclis’in hukukuna sahip çıkmaya, milletimizin iradesinin tecelligahı olan TBMM’de ortak aklı aramanın önünü açmaya davet ediyoruz. Bizim parti olarak tek beklentimiz budur. Bu konuda yine bugün sorulara cevap vermesi gereken makam hala sustuğundan, bugün de soru almayacağım.

Teşekkür ediyorum değerli arkadaşlar.

İDLİB ŞEHİTLERİ İÇİN MYK OLAĞANÜSTÜ TOPLANDI

İdlib’den gelen acı haberler üzerine, Cumhuriyet Halk Partisi Merkez Yönetim Kurulu Genel Başkan Kılıçdaroğlu başkanlığında olağanüstü toplandı.

Kurmaylarıyla İdlib’deki gelişmeleri görüşen CHP lideri Kılıçdaroğlu durum değerlendirmesinde bulundu ve Hatay milletvekillerini gelişmeleri takip için kente gönderdi.

Olağanüstü MYK Toplantısı devam ederken basın açıklamasında bulunan CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak şöyle konuştu:

Değerli basın mensupları,

İdlib’den gelen acı haberler kalbimizi dağladı. İdlib’de durum son derece ciddi ve endişe verici. Hatay Valisi’nin yaptığı açıklamalardan İdlib’de çok sayıda şehidimizin ve yaralıların olduğu anlaşılmaktadır.

Milletçe büyük bir üzüntü içindeyiz. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar, şehitlerimizin kederli ailelerine ve milletimize başsağlığı ve sabır diliyoruz.

Değerli basın mensupları,

Sayın Genel Başkanımızın başkanlığında Merkez Yönetim Kurulumuz toplantısına devam ediyor. Genel Başkanımızın günlerdir söylediği gibi Suriye de, Libya da, İdlib de Mehmetçiğimizin tek bir tırnağı dahi etmez.

Türk ordusu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ordusudur. Onlarca şehidimiz varken Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin buna sessiz kalmasını beklemememiz gerekir. Bu nedenle Cumhuriyet Halk Partisi olarak konuyu görüşmek üzere yarın Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni kapalı oturumla toplantıya çağırıyoruz.

Bugün soru almayacağım, çünkü soruları cevaplaması gereken başkaları.

HÜKÜMET TBMM’YE BİLGİ VERMELİ

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Sene başından bu yana üst üste üzücü olaylar yaşıyoruz. Deprem, çığ felaketi, uçak kazası, intiharlar ve İdlib’den arka arkaya gelen şehit haberleri… Dün de ilkin Almanya’da yaşanan ırkçı saldırıyla sarsıldık. Bu olayda beş vatandaşımız yaşamını kaybetti. Öncelikle Almanya’da yaşanan bu ırkçı saldırıyı lanetliyoruz. Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza ve diğer kurbanlara Allah’tan rahmet diliyoruz. Bu acı olaya son dönemde dünyanın bir çok ülkesinde siyasete hakim olan kutuplaştırıcı, gerçek ötesi, popülist siyasetin yol açtığını görmeliyiz. Irkçılık, mezhepçilik ekseninde düşman yaratarak oy devşirmeye, yalanı doğruymuş gibi anlatmaya dayanan gerçek ötesi siyaset insanlığa ağır bedeller ödetmekte. Bu siyaset bir yandan demokrasinin ve hukuk devletinin kalitesini düşürmekte, diğer yandan otoriterleşen bir yönetim anlayışına yol açmakta. Demokraside ifade özgürlüğünden, hukuk devletinden yana olanlar bu kutuplaştırıcı siyaset karşısında kararlı bir mücadele içinde olmalıdırlar.

 

İDLİB’DE BİR AYDA 15 ŞEHİT

Dün yüreğimizi yakan bir başka olay İdlib’de yaşandı. İdlib bölgesinde bir hava saldırısında iki askerimizi şehit verdik, beş askerimiz de yaralandı. İdlib’de Şubat ayının başında önce sekiz şehidimizin, bundan bir hafta sonra da beş şehidimizin haberleriyle kahrolmuştuk. Gelen son şehit haberleriyle bir ay bitmeden Suriye’de verdiğimiz şehit sayısı maalesef 15’e yükseldi. Tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, şehitlerimizin ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyoruz. Yaralı Mehmetçiklerimize acil şifalar temenni ediyoruz. Biliyoruz ateş düştüğü yeri yakıyor, analarının kınalı kuzuları Mehmetçiklerimizin baba ocaklarında şu anda yangın var. Şehitlerimizin ailelerine sabır diliyoruz.

 

HAVA SALDIRISINI KİM YAPTI?

Geçtiğimiz hafta liyakatin olmadığı yerde felaket olduğunu ifade etmiştim. Maalesef yaşadığımız her felakette liyakatsizliğin ağır bedeli daha iyi anlaşılıyor. Dün İdlib’den gelen şehit haberleri felaket zincirlerine eklenen yeni bir halka oldu. Milli Savunma Bakanlığı’nın açıklamasında askerlerimizin hava saldırısı sonucunda şehit olduğu ifade edildi. Peki hava saldırısını kim yaptı, nereden geldi bu uçaklar, kimin bu uçaklar? Bununla ilgili herhangi bir açıklama yok, ama Rusya İdlib çatışmasızlık bölgesinde Suriye hatlarını yaran teröristlere, Suriye hükümetinin isteğiyle hava saldırısında bulunduğunu açıkladı. Bu saldırıda bir tankın, dört zırhlı personel taşıyıcının, beş pikap kamyonun yok edildiği ifade edildi.

 

KİMSE ISLIK ÇALARAK SORUMLULUKTAN KAÇAMAZ

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının İdlib’de tam olarak ne yaşandığını bilmesi en doğal hakkıdır. Bunu Rus kaynaklarından değil devletimizin yönetenlerinden öğrenmek istiyoruz. Kimse havaya bakıp ıslık çalarak sorumluluktan kaçamaz. Orada şehit olan, gazi olan bizim askerlerimiz. Bizim gözümüzde, tek bir Mehmetçiğimizin kesip attığı tırnak, İdlib’den hatta Suriye’nin tamamından da daha değerlidir. Millet olarak şehit olan askerlerimizin nasıl şehit olduğunu bilmek istiyoruz. Her şeyden önce Türkiye Suriye’ye savaş ilan etti mi, etmedi mi? Neden bu kadar şehit geliyor savaş ilan etmediysek? Eğer savaş ilan ettiysek bundan milletimizin de, meclisimizin de neden haberi yok? Savaş ilan etme yetkisi meclisimizde.

 

ASKERLERİMİZ KALKAN MI YAPILIYOR?

İkincisi, askerlerimiz İdlib’te bir takım unsurlarının yanına iliştirilip sahada bunlara kalkan mı yapılıyor? Üçüncüsü, İdlib ve etrafında 5 binin üzerinde asker sevk ettiğimiz söyleniyor. İdlib üzerinde hava hakimiyeti sağlanmadan, tugay büyüklüğündeki bir askeri birliğin göz göre göre sahaya neden sürüldüğünü iktidara soruyoruz, saraya soruyoruz, neden açık hedef haline getirildiler Mehmetçiğimiz? Mehmetçiğimizin canı bu kadar mı ucuz?

 

BU YAŞADIKLARIMIZIN ADI DÜPEDÜZ BECERİKSİZLİKTİR, AKIL TUTULMASIDIR

Türkiye maalesef akılla değil kin ve öfkeyle yönetiliyor. Şimdi de Ruslara karşı Amerika’dan Patriot bataryaları istediğimiz söyleniyor. Daha geçen yıl Rusya’dan S-400’leri almak için ABD’ye rest çekmedik mi? S-400 alacağız diye Rusya’ya 2,5 milyar dolar ödedik mi? Ödedik. Ve S-400 alacağız diye daha önce 1,5 milyar dolar ödediğimiz F-35’lerden vazgeçtik mi? Geçtik. Tüm bunların üstüne ABD Kongresi’nin ekonomik yaptırım tehditlerine maruz kalmadık mı? Kaldık. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının cebinden hem S-400, hem F-35 için bugüne kadar 4 milyar dolar çıkmış ve elimizde askerimizi hava saldırılarına karşı koruyacak ne bir S-400’ümüz, ne F-35’imiz, ne de Patriotumuz var. Bu arada şehitlerimizin Rusların vurduğu tankta olduğu anlaşılıyor.

 

TANKIN MOTORU BİLE ORTADA YOK

Hatırlayacaksınız modern tanklar yapılsın diye ihaleye çıktık. Bu çerçevede bu ülkenin gözbebeği tank palet fabrikasını da bu iktidar Katarlılara verdi. Güya ihale tamamlandıktan sonraki 18 ayda tanklar Türk ordusuna teslim edilecekti. Ama bıraktık tankı daha tankın motoru bile ortada yok. Mehmetçik Suriye’de, fakat elimizde alacağımız modern tanklarımız hala gelmedi. Tüm bu yaşadıklarımızın adı düpedüz beceriksizliktir, akıl tutulmasıdır. Ve böylesine bir savrulma bugüne kadar ne görülmüş, ne de duyulmuş bir şeydir.

 

HAVA DESTEĞİ İÇİN BAŞI KESİK TAVUK GİBİ KOŞUŞTURUYORLAR

Rusya tabi ki önemli bir komşumuz. Tabi ki, Rusya’yla iyi ilişkilerimizin olmasını önemsiyoruz. “Ancak bu ilişkilerin dengeli olması ve asimetrik bir bağımlılığın yaratılmaması gerekir” diye bu iktidarı birçok defa uyardık. Bununla ilgili bir de rapor hazırladık ama dinlemediler. “Suriye’de Rusya’yla iş tutacağız” diyerek, Rusya’ya 2016’dan bu yana vermedik taviz bırakmadılar. Ukrayna’yı baypas eden Türk Akım Projesi’ni Rusya’ya altın tepside sundular. Ruslar boruları bizim topraklara döşedi, indirimi ise Bulgarlara verdi. Türkiye’yi yönetenlere de “Türk Akım’ın adını Putin koydu” diye övünmek kaldı. Akkuyu Nükleer Santrali’yle de ülkemizi nükleer enerjide Rusya’ya uzun yıllar bağımlı hale getirdiler. Ruslara nükleer santral inşası için orijinal sözleşmede olmayan pek çok kolaylık daha sonradan verildi. Rusya’ya başta enerji olmak üzere pek çok alanda bugün çok daha bağımlıyız. Dün Ruslara tüm bu tavizleri verenler bugün Ruslara karşı dava desteği için başı kesik tavuk gibi oradan oraya koşturuyorlar ya da bu izlenim veriliyor. Ama bu arada olan da aslan parçası Mehmetçiklerimize oluyor.

 

ASKERİMİZİN KANI PEY AKÇESİ DEĞİL

Suriye krizi patladığında bu iktidar milletimize sormadan Ensar – Muhacir edebiyatıyla milyonlarca Suriyeliyi ülkemize aldı. Sonuç ortada. Şimdi 1 milyona yakın mülteci de kapılara doğru geliyor. Suriye’nin stratejik limanlarını Ruslar, petrolünü ise Amerikalılar kapattı, bize de 4 milyon diyoruz -5 milyona çıkabilir- Suriyeliye bakmak düştü. Milletimiz 40 milyar dolardan fazla bir faturayı ödemek zorunda kaldı. Başımızdakiler diyor ki, bir 40 daha öderiz. Artık yeter. Türk askerinin kanı, birilerinin siyasi ihtirası, birilerinin bölgesel hesapları için masaya sürülecek pey akçesi değildir.

 

HÜKÜMET TBMM’YE BİLGİ VERMELİ

Şu andan tezi yok hükümet derhal gelip İdlib’de yaşananlar konusunda, gerekirse kapalı bir oturumda, TBMM’ye gerekli bilgiyi vermelidir. Dün ve bugün gerekli çağrıyı Grup Başkanvekilimiz yaptı. Bu konuda tek sorumlu AK Parti Genel Başkanı değildir. TBMM Başkanı, AK Parti Grubu ve AK Partiye destek veren MHP de TBMM’nin ve milletimizin hakkını, hukukunu korumak zorundadır. Tek bir kişinin ihtirası, öfkesi ve yetersizlikleri, koskoca bir ülkenin geleceği ve kaderiyle artık daha fazla oynamamalıdır. Liyakatsizliğin sebep olduğu tek felaket Suriye’de değil. Ekonomide de büyük bir felaket ve buhran yaşıyoruz.

 

18 YIL ÖNCE İÇLENDİKLERİ SESLERİ, ŞİMDİ DUYMAZ OLDULAR

“Bu ülke bu hale geldiyse, bugün benim Anadolu’daki vatandaşım; konteynerlerden evine çöp, rızık topluyor götürüyorsa, hafta pazarlarının atıklarını toplayıp evine götürüyorsa, meydanlar açız açız diye bağırıyorsa, evinin kirasını ödeyemiyorsa, suyunun parasını ödeyemiyorsa, elektriğinin parasını ödeyemiyorsa ve artık yandım Allah diyorsa benim halkım, vatandaşım… Bu ülkeyi hale kim getirdi? Bu hükümet getirmedi mi? Bir seçim sathı mailine girildiği zaman bunların hepsi hatırlatıldığında, neyin bedelini kimlerin ödemesi gerektiği işte buradan ortaya çıkıyor.”

Değerli arkadaşlar, bunlar benim değil, Erdoğan’ın 18 yıl önce söylediği sözler.

 

DOLMAYAN FİLELERE BAKSINLAR

Bir daha bakalım, ne demiş? “Vatandaşlarımız çöplerden rızıklarını topluyorsa… Pazar artıklarını evine götürüyorsa…” 18 yıl sonra bugün o günden farklı bir manzara mı var? Saraylarından bir sokağa çıksınlar, çöpten geçinen vatandaşlarımızın halini bir görsünler. Bir pazar yerine gitsinler, vatandaşların pazar yerindeki fiyatlarla ilgili neler dediklerini bir duysunlar. Dolmayan filelere, akşam pazarında bile etiketlerdeki yangına bir bakınsınlar. Nerden nereye? 18 yılında sonunda döndük dolaştık aynı yere geldik.

 

MİLLET “AÇIZ” DİYE KENDİ PARTİ GRUPLARINDA BAĞIRIYOR

Başka ne diyor Erdoğan? Millet, meydanlarda, “açız, açız” diye bağırıyor. Evet öyle bir devir yarattılar ki artık millete sadece meydanlar değil TBMM’de, hatta kendi parti gruplarında “Ben açım, çoluğum çocuğum aç” diye bağırıyor. Ama Erdoğan bu feryatlara aldırmıyor bile. 18 yıl önce içlendikleri sesleri, şimdi duymaz oldular. Milleti unuttular. Nereden nereye? Son 18 yılda ülke olarak milyarlarca dolar borç aldık. Ama 18 yılın sonunda döndük dolaştık başlangıçtan çok daha kötü bir noktaya geldik. Buna şimdi kalkıp bu ülke iyi yönetildi diyebilir miyiz? Hayır. Bu ülke çok kötü yönetildi, bu ülke savruldu.

 

MİLLET ARTIK KENDİNİ YAKIYOR

“Evvel zaman içindeki” Erdoğan’ın sözlerine devam edelim. Vatandaş evinin kirasını, faturasını ödeyemiyor. Halk “yandım Allah” diye bağırıyor diyor. 18 yıllık yönetimlerinin sonunda millet artık yandım Allah demiyor, millet artık doğrudan kendini yakıyor. Ama bunları görmek için göz, duymak için kulak, ikrar edebilmek için dil ve hakkı teslim etmek için temiz bir kalp gerekiyor. Bunlar çıktıkları kibir kulelerinden milletin halini ne görüyorlar ne de duyuyorlar.

 

DAMADIN ÇOKOMELLİ BEYANLARI

Damadın çokomelli beyanları bile artık milleti güldürmüyor. Damat “enflasyonda, kurda ve faizde büyük başarı sağladık” diyor. Kayınpeder, damadın gazına gelip, “vatandaşımızın geleceğe olan güveni artıyor” diyor. Ama diğer tarafta; Ankara’da bir öğretmenimiz eğitim sisteminin rezaletine ve yaşadığı adaletsizliklere dayanamayarak hayatına son veriyor. Antalya’da bir işçimiz, 26 bin TL’lik borcunu ödeyemediği için intihar ediyor. Cizre’de engelli bir vatandaşımız, kaymakamlık binasından kendini atıyor. Kocaeli’nde yine bir işçimiz, çalıştığı fabrikada ekonomik ve ailevi sıkıntılarla canına kıyıyor. Ama Saray’a göre vatandaşın umudu artıyor. Sarayın damadına göre ekonomi şahlanıyor.

 

TÜKETİCİ GÜVENİ EN DÜŞÜK SEVİYEDE

Dün TÜİK, tüketici güvenini açıkladı. 12 aylık ortalamalarla bakarsak, tüketici güveni tarihinin en düşük seviyesinde. Gelecek 12 aylık döneme ilişkin işsizlik beklentilerine baktığımızda ise 2012’den bu yana yayımlanan serilerde, en kötü seviyede olduğumuz gözüküyor. Suriye kaynaklı jeo-stratejik riskler artarken, damat hem döviz kurunu hem de faizi beraberce kontrol etmeye çalışıyor. Dün doların 6 lira 10 kuruşu aşmasını engellemek için kamu bankalarına 800 milyon dolar sattırıldığı söyleniyor. Hazıra dağ mı dayanır? Bugün dolar 6 lira 10 kuruşu aştı. Referans kâğıdın faizi de yüzde 11,4 civarına yükseldi. Hem kur hem de faiz yeniden beraberce yükselmeye başladı.

 

Terazinin bir kefesinde milletten kopan bir sosyetenin pembe rüyaları, diğer kefesinde milletin çektiği acılar var. Ne güzel demiş Ziya Paşa:

“İdrâk-i maâlî bu küçük akla gerekmez,

Zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez.”

Nerden nereye? Son 18 yılda milyarlar harcadılar. Ama 18 yılda dönüp dolaşıp geldiğimiz yer, işsizlik ve yoksulluk nedeniyle yaşamına kıyan insanlar, vatandaşlarımız. Bütün bunlara karşılık da hala “başarılıyız” diyebilen bir ekonomi yönetimi. Beceriksizliklerini allayıp pullayıp başarı diye satmaya çalışıyorlar.

 

HUKUK SİSTEMİMİZ 2.500 YIL ÖNCESİNİN GERİSİNE DÜŞTÜ

Geçtiğimiz hafta bir diğer felaket de hukuk cephesinde yaşandı. Osman Kavala, uyduruk bir suçlamayla yargılandığı bir davada 840 gün tutuklu kaldıktan sonra beraat etti. Tahliye edildiği gün başka bir uyduruk suçlamayla gözaltına alındı. Ardından da yeniden tutuklandı. Oysa Kavala’nın son tutuklanmasına gerekçe gösterilen suçlama için, daha önce mahkeme resen tahliye kararı vermişti. Kaldı ki bu iki suçlama AİHM tarafından eleştirilmişti. Yeniden tutuklandığı bu suçlama da AİHM tarafından hak ihlali kararına bağlanmıştı. Mahkeme şimdi, AİHM’in bu kararını da tanımamış oluyor. Tabi burada özellikle AK Parti Genel Başkanı’nın Kavala için “bir manevra ile onu beraat ettirmeye kalktılar” ifadesini kullanması, Türkiye’deki rejimin ucubeliğinin tüm dünyaya bir kez daha teşhiri oldu. HSK’nın da Cumhurbaşkanının bu sözlerini emir bilip beraat kararı veren hakimler hakkında soruşturma açması ise yargı bağımsızlığı açısından gerçekten bir felaket oldu. Sokrates 2 bin 500 yıl öncesinde:  “Bir yargıç; iyi niyetle dinlemeli, akıllıca karşılık vermeli, sağlıklı düşünmeli, tarafsızca karar vermelidir” diyordu. AK Parti maalesef yargı sistemimizi, 2 bin 500 yıl öncesinin de gerisine götürdü.

 

HEP SÖYLÜYORUZ, “DEVLETİN DİNİ ADALETTİR”

Hep söylüyoruz, “devletin dini adalettir!” Eğer devleti yönetenler adalete saygı göstermez, öfkeyle hareket ederse, o devletin sadece hukuk devleti veya demokratik kimliği değil, devlet olma vasfı da tartışılmaya başlar. Maalesef bu anlayışla devletimiz, çöldeki kabile devletleriyle aynı seviyeye indirilmiştir. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Sorularınız varsa cevaplayım.

Soru- Efendim Avusturya Büyükelçiliğine Ozan Ceyhun’un atanması bugün gündeme düşen haberlerden bir tanesiydi. Bununla ilgili çeşitli tepkiler geliyor. Daha doğrusu Ozan Ceyhun’un geçmişiyle ilgili daha önce DEV-YOL üyesi olduğu, hakkında cinayet davasından yurtdışına kaçtığı ve bu davanın zaman aşımına uğraması gibi iddialar var. 1992 yılında kendi isteğiyle Alman vatandaşlığına geçtiği yine söyleniyor. Şimdi bu ismin Avusturya Büyükelçiliği’ne atanmasını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi açıkçası son dönemde Dışişleri Bakanlığı’nda yapılan atamalar diplomasi mesleğini bir kariyer olmaktan çıkarttı. Bu kişi hangi diplomatik kariyerine dayanarak Viyana gibi önemli bir merkeze büyükelçi olarak atanıyor? Bir de kendisinin bundan önce Prag’a atanan büyükelçinin Egemen Bağış’ın da yakın dostu olduğu söyleniyor. Herhalde orada canları sıkılmasın diye birbirlerine yakın olan yerlere gönderildiler. Tavla oynarlar.

Şunu açık söyleyeyim, gerçekten şu anda Dışişleri Bakanlığı’nda yapılan bu atamalar işba noktasını geçmiştir. Yani yeni deyimiyle doyum noktasını aşmıştır. Nitekim, Dışişleri Bakanlığımıza da bakıyoruz mesela soru soruyorlar İdlib’de bu işler ne olacak diye. Ona diyor Milli Savunma Bakanlığımız karar verecek. Diplomatlarımızda artık yavaş yavaş bu işlerden ellerini, eteklerini çekmeye başladılar gibi geliyor bana. Bu, bu ülkeye yapılacak en büyük haksızlıktır. Türkiye’nin gerçekten ta Osmanlı döneminden gelen liyakatli bir diplomatlar ordusu vardır. Kariyerleri son derece yüksektir. Şimdi bunlar bir kenara itiliyor ve ithal bir takım isimlerle gerçekten Türk diplomasisine ciddi zararlar veriliyor.

 

Soru- Dün Ünal Bey bir açıklama yapmıştı. Orada bir cümlesi vardı, “Türkiye halkı Suriye’yle savaşmak istemiyor, Suriye’den Türkiye’ye herhangi bir tehdit söz konusu değildir” demişti. Cahit Özkan’dan bir cevap geldi buna. Kendisi de CHP Atatürkçü partiyse Misak-i Milli sınırlarını bilip bu konuda bizim yanımızda olmalılar dedi. Sizin bir cevabınız olacak mı buna?

Faik ÖZTRAK- Nedir yani Misak-i Milli sınırları daha mı öteye gidiyormuş? Bakın arkadaşlar, Misak-i Milli sınırları Kurtuluş Savaşımızla birlikte çizilmiştir. CHP olarak da biz sınırlarımıza her zaman sahip çıktık, çıkmaya da devam edeceğiz. Burada en ufak bir endişe olmamalıdır. Burada tabi Türkiye için en büyük tehdit Suriye’den gelecek yeni bir göç dalgasıdır. Sanıyorum Ünal Bey de bunu söylemek istemiştir. İkinci bir 40 milyar doları daha harcayacak takatimiz yok arkadaşlar.

 

Soru- Efendim iki sorum olacak müsaadenizle. Birisi, Meral Hanım’ın yaptığı bir açıklamaydı partisindeki istifalardan sonra. 98’i hatırlatıp, “O dönemde düğmeye basılmıştı şimdi de bir düğmeye basıldığı anlaşılıyor” dedi. Siz siyasette böyle bir durum görüyor musunuz? Partilerin karıştırılmaya çalışıldığına yönelik Sayın Bahçeli’nin de açıklamaları vardı. Yorumunuz ne olur? Hatta üçüncü blok diye de nitelendirmeler var. Bir bunu sormak isterim.

İkincisi, 11. Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’ün de bazı değerlendirmeleri oldu. Hem Gezi bağlamında değerlendirmeleri oldu hem de parlamenter sistem vurgusu da vardı. Neler söylersiniz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi tabi blok sözü çok doğru bir söz değil. Türkiye’de ittifaklar var. Bu ittifaklardan bir tanesi tek adam parti devleti otoriter rejimi etrafında oluşmuş olan ittifak. Diğeri ise demokrasi ittifakı. Bunun bir kısmı açık ittifaklar, bir kısmını da milletimiz sandıkta meydana getiriyor. Dolayısıyla üçüncü blok falan bunlar hayal. Ya demokrasiden yana olacaksınız, düşünce özgürlüğünden yana olacaksınız, hukukun üstünlüğünden yana olacaksınız ya da tek adam parti devleti rejimini savunacaksınız ve giderek otoriterleşeceksiniz. Hukuk liginde 50 sıra birden düşeceksiniz. O nedenle şunu açık söyleyeyim, üçüncü, dördüncü, beşinci blok hayal. Ama Türkiye’de demokrasiden yana olanlar, Türkiye’de hukuk devletinden yana olanlar, Türkiye’de çok daha güçlü yeni bir parlamenter demokrasiden yana olanlar hızla kuvvet kazanıyorlar ve ben Türkiye’nin geleceğinde CHP’nin odak noktası olma vasfını taşıdığı bu birlikteliğin Türkiye’yi bugün içine düştüğü bu sıkıntıdan kurtaracağı kanaatindeyim.

Şimdi bu düğmeye basıldı, basılmadı. Bunlar tabi Türkiye’de demokrasimizin ne halde olduğunu gösteren bir takım yaklaşımlardır. Kim düğmeye bastı, kim düğmeye basmadı onu ben bilemem. Bu konuda bir görüşte söylemek istemem. Ama Türkiye’nin tek bir kurtuluşu vardır o da demokrasidir. O da sandıktır. Dolayısıyla orada burada düğmeye basıp bu ülkede bir takım hayallerin peşine düşenler sonuç itibariyle hüsrana uğrayacaklardır. Buradan bir başka meseleyi daha söyleyeyim, yani esas burada düğmeye basılma, demokrasiye karşı (bu lafı telaffuz etmek dahi hoşuma gitmiyor) darbe girişimi olacağı. Hep bakıyorum Pelikan medyasında ortaya çıkan unsurlar. Yani iktidara yakın olanlar bunu söylüyor. Demek ki iktidarda bu konuda bir bilgi var. Onlara düşen görevde bunun üzerinden ülkeyi kutuplaştırmaya çalışmak değil bir an önce bu işleri yapmayı düşünenlerden ya da buna soyunanlar varsa bunları ortaya çıkarmaktır.

 

Soru- Abdullah Gül’ün Gezi değerlendirmesi?

Faik ÖZTRAK- Sayın Abdullah Gül önceki dönem bu ülkenin Cumhurbaşkanı. Tabi bir takım değerlendirmelerde bulunuyor. Bu değerlendirmelere baktığımız zaman onun da mevcut tecrübeleri ışığında özgürlüklerden, parlamenter demokrasiden daha güçlü bir parlamenter demokrasiden yana olduğu ortaya çıkıyor.

Teşekkür ediyorum.

BU YOLUN SONU YOK!

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, “Bankacılık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” hakkında TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yaptığı konuşmada özetle şunları söyledi:

 

Finans piyasasında çok ilginç günlerden geçiyoruz. Aslında sistemik risklere karşı düzenleyici denetleyici bir çerçevemiz var. Bağımsız kurumlarımız var. Fakat siyaset bugün finans piyasalarının günlük işleyişine ciddi şekilde müdahale ediyor. Örnek, kuruluş aşamasında Başkan Yardımcısı olduğum, bağımsız bir kurum olması gereken Bankacılık Düzenleme Denetleme Kurumu’yla (BDDK) ilgili teklifin ilgili maddesinde diyor ki: “Genel müdür ve genel müdür yardımcılığına atanacaklar ilgili şartları taşıdıklarına dair belgeleri teslim ederler. BDDK buna yedi gün içinde bakar, yedi gün içinde itiraz ederse gerekli önlem banka tarafından alınır, etmezse o zaman bu atama yapılır.”

 

BDDK’NIN TETİKÇİ OLARAK KULLANILDIĞINI GÖSTERİYOR

Fakat uygulamada yedi günün sonuna geldiğinde BDDK beğenmediği kişilerle ilgili bir mektup gönderiyor ve “İncelemelerimiz devam ediyor” diyor. Ben size bankacılık camiasında konuşulanı söyleyeyim: “İdeolojik olarak iktidara yakın olanlara ‘tamam’ deniyor, öbürlerine denmiyor.” Burada çok ciddi bir problem var. Bu, bağımsız bir kurul olması gereken BDDK’nın tetikçi olarak kullanıldığını gösteriyor.

 

BAKAN KONUŞUYOR, REKABET KURUMU HAREKETE GEÇİYOR

İkincisi, Rekabet Kurumu. 20 Ocak 2019’da Sayın Bakan çıktı, “Özel bankaların faiz indiriminde yeterince başarılı olmadıklarını görüyorum. Kamu bankaları faiz indirimlerinde başarılı, özel bankalar başarısız” dedi. Eş zamanlı olarak Rekabet Kurumu’nun denetçileri, bazı bankaların genel müdürlerinin ve genel müdür yardımcılarının bilgisayarlarına el koymaya başladı. Ne arıyorlar? Şu laflara bakıyorlar: “Döviz, swap, takas” bunların geçtiği yerlerde nasıl yazışmalar yapılmış… söylenen bu. Şimdi, bu neyin nesi? Rekabet Kurumu da bağımsız bir kurum ama tetikçi hâline getirilmiş. Şunu açıkça söyleyeyim: Bağımsız kurulları bu şekilde kullanmaya başladığınız andan itibaren sistemik riski önlemeyi bırakın, sistemik riski artırmaya başlarsınız.

 

DÖVİZ KURUNU TUTMAK İÇİN 4 MİLYAR DOLAR SATILDI

Yine bir başka olay: Hazine açıklama yapıyor, diyor ki: “Bir günde 4 milyar dolar borçlandık. Bu, rekor.” Ertesi gün kamu bankaları 4 milyar dolar satıyor. Neden? Türk Lirası 6 lirayı geçmesin diye. Yüzde kaç faizle bu borcu aldınız? Yüzde 4,45 ile 5,45 arasında aldınız ve bir günde 4 milyar dolar para gitti. Niye bunu yapıyorsunuz? Aslında Türk lirasını tutabilmek için yapıyorsunuz. Tutabildiniz mi? Tutamadınız. O zaman ne oldu? Hafta sonunda swap limitlerini düşürdünüz, bu sefer swap limitleriyle oynadınız. Evet, swap limitleriyle oynamanın bir tarafında spekülatörlerle mücadele var ama öbür tarafında bir başka şey daha var: Türk lirası riski almak istemeyip de belli kontratlara girip bu ülkeye döviz getirenlerin de kafasını karıştırdınız, ürküttünüz, önümüzdeki dönemde yatırımcıların Türkiye’ye gelmesiyle ilgili çok ciddi sorunlar yarattınız.

 

BU YOLUN SONU YOK

Ekonominin kararlarla, kararnamelerle, kanunlarla bir şekilde günlük işleyişine müdahalenin önünü açıyoruz. Bunun sonu yok. Bugün buraya gelen yasa teklifine baktığım zaman, burada tabii Basel kurallarına uymayı sağlayacak olan birtakım düzenlemeler var. Bunlar doğru ama onun yanında benim anlamakta zorluk çektiğim başka düzenlemeler de var. Mesela, Türkiye Varlık Fonu’nun borçlanma limitlerinin kaldırılması. Türkiye Varlık Fonu’na biz baştan beri “Paralel hazinedir” diyoruz. Şimdi, hiçbir borçlanma limitine tabi olmadan Türkiye Varlık Fonu yani “paralel hazine” borçlanacak. Ne oldu mali disiplin? Nerede mali disiplin?

 

YARATICI OLMAK LAZIM AMA SİSTEMİK RİSK OLUŞTURMADAN

Teklifle “proje finansman fonu” diye bir fon getiriliyor. Tamam, yatırımların finansmanı için, altyapı yatırımlarının finansmanı için biraz yaratıcı olmak lazım, araç getirmek lazım ama bunun sistemik risk yaratmaması lazım. Bir bakıyorsun, diyorsunuz ki “Bu projelerle ilgili kâğıt ihraç ederseniz, bu projelere hiçbir şekilde dokunamazsınız, bu projenin tamamlanma süresi boyunca.”

 

TÜRKİYE’YE KUZEY KORE GÖMLEĞİ GİYDİRMEYİN

Şimdi, bir başka önemli düzenleme, bu manipülatif ve yanıltıcı işlemlerle ilgili madde. Baş kısmı gayet güzel yazılmış, Avrupa Birliği normlarına göre tanımlıyor ama sonuna bir şey eklenmiş: “Neyin suç olup neyin suç olmadığını BDDK belirler” diyor. Oysa, suç ve ceza yasayla belirlenir. BDDK’nın suç belirlemek gibi bir yetkisi olamaz. Bu olduğu zaman, bugün zaten belli noktalarda kullanılan BDDK, açıkçası sıkıntılı bir izlenim verir. Lütfen, Türkiye ‘ye Kuzey Kore gömleği giydirmeyin. Emir komutayla işleyen piyasa ekonomisi olmaz. Tabii ki güçlü bir düzenleyici, denetleyici çerçeve olacak. Fakat hatayı siz yapacaksınız, krizi çıkaracaksınız ama kefaretini ödemek istemeyip günlük birtakım kararnamelerle işi düzeltmeye çalışacaksınız.

 

TENCERE PATLAR, HEPİMİZ ALTINDA KALIRIZ

Bölük pörçük iş yapmayın. Buradan Hazine ve Maliye Bakanı’na sesleniyorum, bürokratları burada, kendisine iletin: Aslında buraya bu kanunu falan getirmeye gerek yok. Türkiye’de neyi düzenlemeye çalıştıkları belli; hem faizi düşük tutmaya çalışıyorlar hem de dövizi baskı altına alarak Türk Lirası değer kaybetmesin istiyorlar. O halde Sayın Bakanın emrinde kambiyo mevzuatı duruyor, hodri meydan, getirin sermaye kısıtlamalarını. Getirebiliyor musunuz? Ondan sonra da bu ülkeyi idare etmeye kalkın. Ben açık söylüyorum, işleri bu şekilde götürdüğünüz zaman sonunda bu düdüklü tencere patlar. Bu düdüklü tencere patladığında da hepimizin altında kaldığını, biz bundan önce ki krizlerin hepsinde gördük.

BATSIN BÖYLE İTİBAR!

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün Genel Merkez’de, MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız halen devam ediyor. Bugün Kurulumuzun gündeminde; arka arkaya yaşadığımız gösterdiği yönetimde liyakat sorunu; Başkentgaz, Kızılay ve Ensar, Türken Vakfı üçgeninde gerçekleşen skandallar; ekonomi yönetiminin giderek artan otoriterleşme eğilimi ve İdlib’de artan gerilim vardı.

 

İNSANLARIN NASIL ÖLDÜĞÜNE BAKIN

Son iki haftada ülkemiz ve milletimiz arka arkaya büyük felaketler yaşadı. İlkin Elazığ ve Malatya illerimizi etkileyen depremde 41 vatandaşımızı kaybettik, 1607 vatandaşımız ise yaralandı. Elazığ’daki binaların dörtte biri yıkıldı, ağır hasar gördü. Ardından geçtiğimiz hafta Van Bahçesaray’da aynı yerde yaşanan iki çığ felaketinde toplam 41 yurttaşımız yaşamını yitirdi. 84 yurttaşımız ise yaralandı. İkinci çığ, arama ve kurtarma çalışmaları esnasında meydana geldi. Daha deprem ve çığ felaketinde yitirdiğimiz canların şokunu atlatamamışken bu sefer İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’nda yürekleri ağızlara getiren bir kaza ile canımız yandı. Pistten çıkan uçakta üç yurttaşımız yaşamını kaybetti. Onlarca yurttaşımız yaralandı. Albert Camus: “Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, o ülkede insanların nasıl öldüğüne bakın” demiş. Çok doğru bir söz. Bir ülkede insanlar pisipisine ölüyorsa, insanların canının bir değeri yoksa o ülkeye “gelişmiş bir ülkedir, medeni bir ülkedir” demek mümkün değildir. Türkiye’de insanların nasıl öldüğüne baktığımızda, tablo gerçekten içler acısı.

 

ÇIĞ TÜNELİ YAPILMADI

Yani bu iş kazalarında falan rekor kırmamızdan bahsetmiyorum. Bakın, Elazığ’da deprem olacağını biliyor muyduk? Biliyorduk. Sağır Sultan biliyordu. Kaç senedir hazırlanan raporlar, Meclis’te verilen araştırma önergeleri var. Peki tedbir alındı mı? Hiçbir tedbir alınmadı. Van’da çığ olan bölge, bir çığ bölgesi mi? Evet çığ bölgesi. Peki buraya neden çığ tüneli yapılmıyor? Çığ olduğunda, kurtarma protokolleri belli. Bu protokollere bu kurtarma sürecinde uyuldu mu? Pek de uyulmadığı anlaşılıyor. Çığın gürültüye hassas olduğu bilinmiyor muydu? Biliniyordu. Çığ tehlikesini önleyecek tedbirleri neden almadık?

 

PİST YORGUN, İKİNCİ PİST BİTMEDİ

İstanbul’da pistten çıkan uçağa gelelim… Kaza raporu henüz çıkmadı. Ancak aynı havayolu şirketinin geçmişte benzer kazaları var mı? Var. Sert rüzgâra ve uyarıya rağmen pilot pisti neden pas geçmedi? O da belli değil. Kazadan sonra kurtarma işlemleri düzgün yapıldı mı? Hayır! Yaralılar kan revan içinde ring otobüsleriyle taşındı. Bunun görüntüleri var her yerde. Uçağın iniş yaptığı pist yorgun mu? Ulaştırma Bakanı söylüyor pist yorgun. Peki aynı havalimanında, yıllar önce bitmesi gereken bir ikinci pist var bu neden bitmemiş? Hep söylüyoruz liyakatin olmadığı yerde felaket olur. Son 15 günde yaşadıklarımız bunu apaçık ortaya koyuyor. Bunca insanımızı pisipisine kaybettik. Çünkü tedbir almakla görevli olan yönetim işini yapmıyor.

 

BİR YANDA BÜYÜK ACI, BİR YANDA ÇAY POŞETLERİ

Daha önce şehit tabutlarının üzerine elini koyup nutuk atan Erdoğan, 41 yurttaşımızın çığ altında öldüğü gün de Kırıkkale’de miting yapıp, milletin kafasına çay poşetlerini fırlatıyordu. Bu sırada da tüm kanallar, özellikle de yandaş kanallar ekranı ikiye bölmüşler, bir yanda can pazarı yaşanan çığ felaketini gösteriyorlar, diğer yanda ise Erdoğan’ın mitinginde vatandaşın kafasına fırlattığı çay poşetlerini gösteriyorlardı. Çığ düşmüş, insanlar ölmüş, büyük acılar var. Bunlar ne Erdoğan’ın ne de yandaş medyanın umurunda. O parti mitingi her şeyden önemli. Böyle acı bir günde bile, partinin şapkasını çıkarmayacaksanız ne zaman çıkaracaksınız, bu acı günlerde ne zaman tüm ülkenin Cumhurbaşkanı olacaksınız? Milletimiz böylesine bencil, bu kadar kibirli, değerlerimizden kopmuş bir iktidarı bundan önce hiç görmedi. Diriyi geçtik, ölülere bile saygıları kalmadı.

 

14 AYDA BİTECEK PİST, 42 AYDA BİTMEDİ

Bu iktidarın yönetiminde gün geçmiyor ki yeni bir skandal ortaya çıkmasın. Daha bir skandal tartışılıp, sonuca bağlanmadan, bir diğeri patlayıveriyor. Sabiha Gökçen’deki kazanın ardından, normal bir demokraside yeri yerinden oynatacak, yepyeni bir skandal ortaya çıkıyor. Şimdi bu havalimanında ikinci pist ihtiyacı uzunca bir zamandır biliniyor değil mi? Bunun için aslında idare iki etapta ihaleye çıkmış. İlk etap ihale 5 Ağustos 2014. İkinci ihale ise 7 Haziran 2016’da yapılıyor. İhale Makyol İnşaat’a veriliyor. Makyol İnşaat da pisti 14 ayda bitirmeyi taahhüt ediyor. 2017 Ağustos ayında ikinci pistin tüm alt ve üst yapısıyla aslında bitirilmesi gerekiyor. İhaleyi alırken 14 ayda bitecek denilen pist, 42 ayda bitirilemiyor. Neden? Nedeni hakkında ne resmi, ne de gayrı resmi bir açıklama var. Ama bu ülkede gerçekten Allahtan gerçek gazeteciler var. Bu şekilde bazı gerçekleri öğrenebiliyoruz. İkinci pistin inşaatını alan Makyol İnşaat, işi bir taşeron firmaya vermiş. Bu öyle alelade bir taşeron firma değil. Bu taşeron firmanın ortakları arasında Makyol’un kendisi var, birde üçüncü havalimanını işleten Cengiz ve Kalyon İnşaatlar var. Şimdi tabi sorulması gereken soru şu, ihaleyi alan firma neden sonradan işi kendisinin de ortağı olduğu başka bir firmaya taşere etme ihtiyacı duyuyor? Bu da bu dönemde artık kanıksadığımız alengirli işlerden bir tanesi herhalde. Bu taşeron firmanın ortakları dünyanın en büyük havalimanlarından biri olan İstanbul Havalimanını 52 ayda tamamlayan müteahhitler. Bunlar nasıl oluyor da Sabiha Gökçen’de tek bir pisti 42 ayda tamamlayamıyorlar?

 

ARTIK SİZ NE KADAR TAKDİR EDERSENİZ

Diğer yandan üçüncü havalimanını işleten bu müteahhitlere, rakip bir havalimanının pist ihalesinin verilmesi, bir “çıkar çatışmasına” neden olmuyor mu? Rekabet Kurumu bu işi inceledi mi, incelemedi mi? Her şeyi inceliyor buna niye bakmadı? Aslında meşhur bir fıkra vardır. Tavuk kümesine bekçi arıyorlarmış. Tilki de başvurmuş. Mülakatlar, sınavlar derken, tilkiyi işe almaya karar vermişler. Kümesin sahibi “Sizi işe alacağız. Ne kadar maaş istersiniz?” diye sormuş. Kahkahalarla gülmeye başlayan tilki, “Kusura bakmayın ben gülmekten konuşamıyorum. Artık siz ne kadar takdir ederseniz” demiş. Durum tam da bu. Şimdi bu olan biteni sorgulamayacak mıyız? Boşuna demiyoruz. Liyakatin olmadığı yerde felaket oluyor. Türkiye yönetilmiyor, Türkiye savruluyor.

 

2017’DE TEK KURUŞ VERGİ ÖDEMEDİ

Tek adam rejiminde her hafta yeni bir skandal patlıyor demiştim. Geçtiğimiz hafta Başkentgaz, Kızılay, Ensar ve Türken Vakıfları ekseninde yaşanan skandalı konuşmuştuk. Bir kez daha hatırlatalım. Amerika’nın en lüks semtinde yurt yapıyoruz denerek bir gökdelen saray dikiliyor. Yapan: Erdoğan ailesinin de yönetiminde olduğu Türken Vakfı. Özelleştirmeden ucuza kapatılan, o dönemin Başbakanı Erdoğan tarafından da ucuza gittiği itiraf edilen Başkentgaz, Amerika’daki gökdelen için 8 milyon dolar göndermek istiyor. Bağış yapmak istiyor. Şirket bu parayı doğrudan söz konusu vakfa bağışlamak yerine, ABD’ye göndermek yerine önce Kızılay üzerinden, Ensar Vakfı’na, Ensar Vakfı üzerinden de Amerika’daki Türken Vakfına gönderiyor. Para transferi her nedense bir şekilde peçelenmek, gizlenmek isteniyor. Herkes bu işten dolayı ülkenin uğradığı vergi kaybını tartışırken; bir de bakıyoruz söz konusu gaz dağıtımı şirketine 2016 yılında GYO statüsü verilmiş. Şirketin, 2017’de tek kuruş vergi ödememesinin yolu açılmış. Şirket de aynı yıl 8 milyon doları Türken Vakfı’nın hesabına New York’a gökdelen diksin diye Kızılay’a bağışlamış. Şirketten veya bu statüyü veren devlet yetkililerinden bu konuda, şu ana kadar bir açıklama yok. Ama şirketin sosyal medyada bir savunucusu var o da Kızılay Başkanı.

 

BU PİLAV DAHA ÇOK SU KALDIRIR

Skandalın bir diğer aktörü de Ensar Vakfı. Geçtiğimiz hafta 2018 Haziran ayına kadar vakfın bu parayı Türken’e gönderdiğine dair elde bir belge yok dedik. Bunu da ABD vergi dairesinin aldığımız belgelere dayandırdık, size de dağıttık. Ardından Ensar Vakfı birtakım dekontlar yayımladı. Ensar Vakfı parayı 4 taksitte Amerika’ya gönderdiğini iddia etti. Ancak paranın Türken’e transferinin; gaz şirketinin Kızılay’a parayı göndermesinden neredeyse tam bir yıl sonra, 5 Kasım 2018’de başladığı ve 15 Şubat 2019 tarihinde bittiğini gösteriyor bu belgeler. Neden bir yıl boyunca para Ensar Vakfının hesabında kalıyor? Geçtiğimiz hafta söylemiştim. Bu pilav daha çok su kaldırır.

 

SARAY SOSYETESİNE HER ŞEY MÜBAH

Şimdi bir başka konu. Zonguldak Milletvekilimiz Deniz Yavuzyılmaz, TBMM Kit Komisyonu’nun üyesi kendisi. ABD’deki Türken Vakfı’nın Genel Sekreterinin, Eti Maden’in ABD’de kurduğu Etimine-Usa şirketinde, bugünkü kurdan, 89 bin lira maaş karşılığında çalıştığını ortaya çıkardı. Yandaş şirketin 8 milyon dolar bağışladığı Vakfın Genel Sekreteri, devletten astronomik maaş alan bir devlet çalışanıymış. Bir daha hatırlatıyorum. Türken Vakfı kimin? Erdoğan ailesinin sahip olduğu Türgev Vakfı ile Ensar Vakfı’nın. Bu vakıfta devletin, milletin cebinden verilen maaşla çalışan birinin Genel Sekreterlik yapması normal mi? Hayır. Ama saray sosyetesine mensupsanız size her şey mubah.

 

Ne güzel diyor Tevfik Fikret:

Bütün bu nazlı beylerin ne varsa ortalıkta say;

Haseb, neseb, şeref, oyun, düğün, konak, saray;

Bütün sizin efendiler, konak, saray, gelin, alay;

Bütün sizin, bütün sizin, hazır hazır, kolay kolay…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,

Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

BATSIN BÖYLE İTİBAR

Bir tarafta sarayın vakıflarında çalışanlara 89 bin liralık maaşlar; diğer tarafta “çocuklarım aç” diyerek yaşamına kıyan yurttaşlar. Hatay Valiliği önünde “çocuklarım aç” diyerek intihar eden Adem Yarıca’nın şu fotoğrafına herkesin çok iyi bakması gerekir. Herkes şapkasını önüne koyup, düşünecek. Ama en çok bu devleti yönetenler düşünecek. Devlet nedir? Kimsesizlerin kimsesidir. Peki devleti yöneten kim? Saray. Eğer iktidar itibardan tasarruf olmaz diyerek, saraylara, uçaklara, lüks araba filolarına milyarlar harcarken, bu milletin küçücük çocukları yatağa aç giriyorsa, bu nedenle de babalar çocuklarını doyuramadığı için yaşamlarına son veriyorsa, o itibarınızı, kim ne yapsın? Batsın böyle itibar! Birde iktidar kanadından bu acı çaresizliğe “ucuz siyasi manevra” denerek, bu ölümü itibarsızlaştırmaya çalışanlar var. Artık ne ayıbı biliyorlar ne de günahı…

 

EN ÖNEMLİ AÇIK, VİCDAN AÇIĞI

Ekonomik krizler bir şekilde aşılır. Ancak bir toplumu, toplum yapan değerlerde kriz başlarsa, o toplum artık geleceğine güvenle bakamaz. Bugün Türkiye’nin en önemli açığı; çok açık söylüyorum ne cari açıktır ne de bütçe açığıdır. Bugün Türkiye’nin en önemli açığı; toplumsal vicdanda büyüyen açıktır. Bunun telafisi yoktur. Bizler “komşusu açken tok yatan bizden değildir” diyen bir peygamberin dinine mensubuz. Ve yine peygamberimizin ifadesiyle “din, güzel ahlaktır.” Bu ülkede bir baba evlatlarım aç diyerek yaşamına kıyıyorsa, herkes gibi o ülkenin Diyanet İşleri Başkanı da tüm işi gücü bırakıp buna kafa yormalıdır. Ama bu konularda tek bir kelam etmeyen Diyanet İşleri Başkanı, anlaşılan orta çağ papalığına özenip, cennette emlak pazarlamaya girişmiş. Kimse kusura bakmasın; buna “balık baştan kokar” denir.

 

SARAY BAL DEYİNCE, AĞIZ TATLANMIYOR

AK Parti’ye gönül veren kardeşlerimiz, elbette partinizi sevin. Ama gördüklerinizi de, duyduklarınızı da lütfen vicdan terazisinde bir tartın. Sarayın “bal” demesiyle, milletin ağzı tatlanmıyor. Bakın saraya göre, geçtiğimiz yıl, ekonomimiz yeniden yükselişe geçmişti. Geçtiğimiz yıl yani 2019 yılında yükselişe geçtik dedikleri yılda. Gaziantep’te, Şahinbey Belediyesi’nin önünde, işsiz bir gencimiz kendini yaktı. Adana’nın Seyhan ilçesinde bir başka gencimiz borçları nedeniyle bunalıma girerek, kendini apartmandan aşağı attı. Aydın’ın Efeler ilçesinde bir çiftçimiz, geçim sıkıntısından dolayı evinin bulunduğu yerdeki ahırda yaşamına son verdi. İstanbul Fatih’te geçim sıkıntısı nedeniyle hatırlayın dört kardeş yaşamına kıydı. Antalya’da bir baba maddi zorluklar nedeniyle eşini ve iki çocuğunu zehirledikten sonra intihar etti. 2019’da bunun gibi daha nice sönen hayatlar oldu. Ama saray 2019’da yükselişe geçtik diyebiliyor. Bu yükselişse çakılmak ne ola ki?

 

LİYAKATİN OLMADIĞI YERDE FELAKET OLUR

Şimdi de kalkmışlar bu yıl ekonomi şahlanacak diyorlar. Ama insanlarımız açlıktan yaşamına kıymaya devam ediyor. İktidar istiyor ki bunlar görülmesin, duyulmasın, konuşulmasın. Ama bunun sonundaki toplumsal felakette hızla yaklaşıyor. Söylüyoruz, “liyakatin olmadığı yerde felaket olur”, “Türkiye yönetilmiyor, Türkiye savruluyor” diye.

 

İŞSİZLİK “YAPIŞKAN”

Bugün TÜİK Kasım ayı işgücü, istihdam ve işsizlik rakamlarını açıkladı. Bunlar aynı zamanda 2019’un son üç ayına ait rakamlar. 2019’un başında damat 2,5 milyon ilave istihdam sözü vermişti. Bırakın 2,5 milyon istihdamı insanlar bu yıl işlerini kaybettiler. Çalışan sayımız halen iki yıl öncesinin 346 bin altında. Resmi rakamlarla işsiz sayısı son bir yılda 327 bin kişi arttı, 4 milyon 308 bin kişiye ulaştı. İşsizlik oranı da aynı dönemde yaklaşık 1 puan artarak, yüzde 13,3’e çıktı. Tabi bir de gerçek işsizlik rakamı var. İş bulma ümidini yitirmiş veya diğer nedenlerle iş gücü piyasasından çekilmiş ama iş bulsam çalışırım diyenler, eksik ve yetersiz istihdam edilenleri ve mevsimlik çalışanları topladığımızda gerçek işsizlik rakamı son bir yılda 235 bin kişi artarak 7 milyon 677 bin kişi olmuş. Gerçek işsizlik oranımız son bir yılda yarım puan artmış ve yüzde 22,1 olarak gerçekleşmiş. Genç ve üniversitelilerin işsizliği ise gerçekten son derece düşündürücü ve üzücü bir seviyede.  Aslında baktığımız zaman her 100 işsizden 27’si bir yıl veya daha uzun süredir işsiz. Biz bunu çok görmedik. Bu işsizliğin ne kadar yapışkan olduğunu gösteriyor.

 

RAKAMLAR MAKYAJLI

Tabi bunlar asında makyajlı rakamlar. Ama görüyorsunuz makyajlı rakamlar bile bir facia. Çalışma çağındaki nüfus son bir yılda 944 bin artmış. Şimdi TÜİK bunu böyle söylüyor evet ama sadece 182 bin kişi iş aramak için işgücü piyasasına girmiş. 944 bin kişi çalışma çağındaki nüfus artmış, 182 bin kişi iş aramış. Yani 762 bin vatandaşımız evine gidip oturmayı tercih etmiş. Peki hani işler toparlanıyordu? Hani ekonomi şahlanıyordu, yükselişe geçiyordu? O zaman neden yurttaşlarımız iş aramıyor, neden işgücü piyasasına girmiyor? Herhalde damat ve saray mahcup olmasın diye. Eğer geçtiğimiz yılın Kasım ayında olduğu gibi yurttaşlarımız o oranda iş gücüne katılmış olsalardı işsiz sayısı TÜİK’in ilan ettiği gibi 4 milyon 308 bin değil; 4 milyon 626 bin olacaktı. İşsizlik oranı da yüzde 13,3 değil yüzde 14,1’e çıkacaktı.

 

TÜİK BAŞKANI HAKKINDA OMBUDSMANA BAŞVURACAĞIZ

Açık söyleyeyim, geçen defada söyledim. Artık hem enflasyon hem işsizlik rakamına dair TÜİK’in ürettiği rakamlar kabak tadı vermeye başladı. Bu nedenle çok açık söyleyeyim önümüzdeki günlerde TÜİK Başkanı hakkında ombudsmana yani kamu denetçisine başvuracağız. Hep onun için liyakat önemli, liyakat önemli diyoruz. Yani bu işin başına gelenler eğer liyakati bir yana bırakıp saraya yaranmaya çalışırlarsa vatandaşa doğru bilgi vermemiş oluyorlar.

 

SARAY’IN ELİNE YENİ DEĞNEK

Şimdi aslında baktığımız zaman temel sorun şu, iktidar bir türlü ekonomideki sorunları çözmek için güven uyandıracak, tutarlı, kapsamlı bir programı ortaya koyamıyor. Onun yerine ekonomiyi makyajla, sopayla, komutayla idare etmeye uğraşıyor. Bunun son örneğini birkaç gün önce TBMM’ye verilen bir kanun teklifiyle gördük. Saray koridorlarında hazırlanıp iktidar milletvekillerinin ellerine tutuşturulan bu teklifle, sektör yetkililerinin görüşü bile alınmadan, bankacılık konusunda önemli değişiklikler yapılmaya hazırlanılıyor. Anlaşılan Rekabet Kurumu eliyle mesai saati bitiminde bankalara baskın yapmak yetmedi, şimdi saray eline yeni değnekler verilsin istiyor. Yabancı bankalar bunu gördüğü zaman kaçmaya başlıyorlar.

 

KANUNSUZ SUÇ VE CEZA OLMAZ

Şimdi bu yasa teklifinde şu deniyor, “manipülatif ve yanıltıcı işlem yapan”lara ceza verilsin. Bu doğru verilsin. Ama ardından bir başka bir şey geliyor neyin manipülatif ve yanıltıcı işlem olduğuna BDDK karar versin diyorlar. BDDK kimin emrinde? Damadın. Bu ne demek? Yani hukukun temel kuralı var. Kanunsuz suç ve ceza olmaz. Eğer bir suçun tanımı yapılacak ve ona bir ceza biçilecekse; o suçun tanımı da, cezası da o kanunda yapılır. Yani siz bir organı nasıl yasama organı yerine geçirirsiniz? BDDK’nın çıkaracağı bir yönetmelikle suç belirlenmez.

 

KUZEY KORE GÖMLEĞİ TÜRKİYE’YE DAR GELİR

Sarayın ve sosyete damadın şunu bilmesi lazım; Kuzey Kore gömleği bizim ülkemize dar gelir. Tehditle, sopayla, kamu bankaları eliyle TCMB rezervlerini tezgâh altından satarak ekonomide basıncı bir noktaya kadar kontrol altına alabilirsiniz, ama sonunda bu iş patlar. Geçtiğimiz hafta Hazine yurtdışından iki ihaleyle tek bir günde 4 milyar dolar borçlandı. Bu, aslında bir günde yapılan Türkiye Cumhuriyet tarihinin en yüksek borçlanması. Peki ne oldu? Aynı hafta içinde kamu bankaları doları 6 liranın altında tutabilmek için 4 milyar dolar döviz sattılar. Ne oldu? O kadar faizle aldığınız paralar gitti. Ama dolar 6 liranın altına inmedi. İnmeyince hafta sonunda tedbir alındı bu sefer. “Bankaların yurtdışıyla yaptığı döviz takasına yenden sınır” getirildi. Yüzde 25’ten yüzde 10’a indirildi. Şimdi buradan bir kez daha uyaralım. Artık cambazlık yapmayı bırakın. Sonu belli olan oyunları oynamayın. Borçlanarak alınan sınırlı dövizleri kamu bankaları eliyle satarak,  piyasayı sopa ile tehdit ederek, yasaklar getirerek, faizleri suni şekilde aşağıya çekerek Türk lirasının değerini koruyamazsınız. Türk lirasının değerini korumanın tek yolu vardır. O da vatandaşlarımızın kendi parasına olan güvenini sağlamaktır. Bunun yolu da daha fazla üretim, daha fazla verimlilik. Bunları yapmak suretiyle enflasyonu kalıcı bir şekilde aşağı çekmektir.

 

ŞEHİT HABERİ TOPLANTIDA GELDİ

Suriye ve İdlib’de tansiyon durulmuyor. Rus yetkililerle Ankara’da görüşmeler yapılırken, Suriye rejimi İdlib’de kontrolü altındaki alanları genişletiyor. Suriye topraklarındaki askeri tahkimatımız ise giderek artıyor. Maalesef sahada her an bir sıcak çatışma için… Evet arkadaşlar İdlib’de topçu ateşi sonucunda 5 şehidimiz varmış. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz. Milletimize, ailelerine sabır diliyoruz. Ama şimdi söyleyeceğim zaten İdlib’de durum giderek ciddileşiyor. Sahada her an bir sıcak çatışma için aslında tüm koşullar hazırlanmış durumda. Küçük bir kıvılcım bu durumu sıcak savaşa dönüştürme eğilimini taşıyor. Türkiye İdlib’deki gözlem noktalarındaki askerlerini mutlaka korumalıdır. Ama bölgedeki bazı radikal unsurları korumak için çatışmaya hiçbir şekilde girmemelidir diyoruz baştan beri. Türkiye’nin askeri yığınağı, sadece ve sadece kendi askerlerimizin ve sınırlarımızın güvenliği için kullanılmalıdır.

 

FETÖ 2013’TE ORTAYA ÇIKMADI

Son olarak, bir süredir emekli Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un düşüncelerini ifade etmesi üzerinden bir tartışma yürüyor. İktidar istiyor ki; “FETÖ’nün siyasi ayağı tartışılacaksa bunun miladı 17-25 Aralık 2013 sonrası olsun.” Öncesi, siyasi ayak tartışmalarına hiç konu olmasın. Ama kimya biliminin temel kanunlarından biridir “hiçbir şey vardan yok olmaz, yoktan da var olmaz”. FETÖ denen örgüt 26 Aralık 2013 tarihinde birden ortaya çıkıvermedi. Öncesinde himaye gördü, askeriyeye, adliyeye, camiye ve devletin tüm kılcal damarlarına yerleştirildi. Bunların tümü bizlerin ve devlet organlarının uyarılarına rağmen yapıldı. Şimdi maksat üzüm yemek mi bağcıyı dövmek mi? Eğer FETÖ’nün siyasi ayağı gerçekten ortaya çıkarılacaksa Sayın Başbuğ önemli bir noktaya işaret etmiştir. Üzüm yenecekse ipin ucunu buradan çekerek sarmak lazımdır. Ama anlaşılan iktidarın derdi üzüm yemek değildir. Dert bağcıyı dövmektir.

Benim diyeceklerim bu kadar. Şimdi kurum kimliklerinizle beraber sorularınız varsa alabilirim.

 

Soru- Kıbrıs Cumhurbaşkanı Akıncı’nın sözleri vardı, “Kıbrıs Türk’tür Türk kalacaktır siyaseti 1950’lerin sloganıdır” dedi. Buna CHP’den bir tepki var mıdır?

Faik ÖZTRAK- Bugün bu ülkede Kıbrıs konusundaki duruşu en net parti Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Bakın bunu çok açıkça ifade ediyorum. 1974’te biz neredeysek bugünde oradayız. KKTC’nin Cumhurbaşkanının sözleri büyük talihsizliktir ve son derece vahimdir. Hele hele konuşmasının içinde yersiz bir biçimde, anlamsız bir biçimde Sayın Tayfur Sökmen’in adını geçirmesi kabul edilebilir bir husus değildir. Sayın Sökmen, Mustafa Kemal Atatürk’le birlikte Hatay davasını sonuçlandırmış kişidir. KKTC adı üstünde bizim gözümüzde bağımsız bir devlettir. Bağımsız bir devlet olarak tanınması içinde elden gelen yapılmalıdır. Ama bugün kalkıp da siz KKTC’nin ilhakından falan bahsetmeye başlarsanız bu kabul edilebilir bir husus değildir. Olsa olsa içerdeki seçim baskısı nedeniyle tarih bilincinden yoksun sarf edilmiş sözlerdir diye düşünüyorum.

 

Soru- Efendim İzmir ve İstanbul il kurultaylarınızı tamamladınız. Ancak İstanbul özelinde tek adayla blok listeyle seçimin yapılmasına yönelik bazı eleştirilerin olduğu belirtiliyor. Buna ilişkin değerlendirmeniz nedir?

Faik ÖZTRAK- Ne gibi eleştiriler var bilmiyorum. Sonuç itibariyle bütün bu hususlar o salonda oturan il delegelerinin iradesiyle belirleniyor. Dolayısıyla bizim il delegelerimizin iradesini eleştirmek gibi bir yaklaşımımız olamaz. Başkalarının da böyle bir eleştiri yapmasını kabul edemeyiz.

 

Soru- Dünkü Büyük Kudüs mitingine AK Parti ve MHP’den katılım olmadı bunu nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Dünkü Büyük Kudüs mitingi oldukça görkemliydi. Tabi AK Parti ve MHP’nin bu mitinge katılmaması kendi tercihleri. Ama orada bulunanlar açısından ve Büyük Kudüs davası açısından bu bir eksiklik değildir.

 

Soru- Efendim Sayın Genel Başkan Kılıçdaroğlu Yeniçağ gazetesi’ne verdiği röportajda da bahsetmişti. Yani bu düzenlemeyle ilgili askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasıyla ilgili o önergeyi gecenin bir yarısı Sadullah Ergin’e kim dikte etti, talimatı kim verdi dedikten sonra aslında cevabını da veriyor Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı işaret ediyor. Sadullah Ergin’de bugün bir açıklama yaptı o zamanki düzenleme için bireysel değil iktidar partisinin, hükümetin, meclis grubunun ortak iradesini yansıtan bir çalışma idi bu çalışma diyor. Bir buna yanıtınız ne olur?

İkincisi de bu Zindaşti’yle ilgili HSK soruşturmasında ifadesi alınan savcı ve hakimlerin Burhan Kuzu’nun baskısı üzerine bu kararı verdikleri, Burhan Kuzu cephesinden kendilerine baskı yapıldığını ifade etmelerini nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi birinci soruya şöyle cevap vereyim. Yani bunun o grubun AK Parti grubunun ortak iradesi haline geldiği görülüyor zaten verilen oylardan. Ama Genel Başkanımızın sözünü ettiği bu iradenin bu şekilde oluşması, gece yarısı kimsenin haberi olmadan baskın bir önergeyle kim tarafından istenmiştir, buna bakmak lazım. FETÖ’nün siyasi ayağını arıyorsanız bu işi başlatanı bulacaksınız. Ortak irade haline gelmesi tamam onda hiç şüphe yok görüyoruz zaten. Ama ondan önce bunun ortak irade haline gelmesini kim istemiştir, kim başlatmıştır? Aradığımız budur.

Şimdi bu iddialar daha öncede yer almıştı. Şimdi anladığım kadarıyla ilgili yargıçların ifadeleri yayınlanmış orada geçiyor değil mi bunlar? Tabi bunun gereği yapılmalıdır. Bu iş 17 – 25 Aralık’tan sonra değil mi?

 

Soru- (Sayın Genel Başkan’ın FETÖ’nün siyasi ayağı konusunda Grup Toplantısı’nda açıklama yapıp yapmayacağı il ilgili soru üzerine)

Faik ÖZTRAK- Yarın hep beraber göreceğiz Genel Başkanımızın grup konuşmasında hep beraber izleyeceğiz.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

KIZILAY DA KURUMLARDAKİ ÇÜRÜMEDEN NASİBİNİ ALDI

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Genel Merkezi’nde MYK gündemine ilişkin düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Şubat ayının ilk Merkez Yönetim Kurulu toplantısını yapıyoruz. Kurulumuzun gündeminde Suriye ve İdlib’de dün yaşanan gelişmeler, milletçe canımızı yakan Elâzığ ve Malatya illerimizdeki deprem, tek adam rejimine geçilmesiyle birlikte belirginleşen kurumlardaki çözülme ve bu çerçevede giderek büyüyen Kızılay skandalı ve cilalı resmi rakamların bile üstünü örtemediği ekonomik kriz vardı.

 

İDLİB’DEKİ SALDIRI KABUL EDİLEMEZ, LANETLİYORUZ

Bu sabah çok acı bir haberle uyandık. Suriye’nin İdlib bölgesinde, rejim güçlerinin saldırısında, 6 şehidimiz var. Çok sayıda askerimizin de yaralandığı haberini aldık. Acımız gerçekten çok büyük. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifa diliyoruz. Kahraman ordumuza ve milletimize baş sağlığı diliyoruz. Aslında koordinatları önceden bildirilmiş, yeri belli konvoyumuza yapılan bu saldırıyı lanetliyoruz, şiddetle kınıyoruz. Kabul edilemez buluyoruz. İdlib ve Suriye meselesinin Türkiye’nin yumuşak karnı haline geldiğini çok uzun süredir ifade ediyoruz. İşlerin bu boyutlara gelebileceği konusunda çeşitli defalar çeşitli basın toplantılarında sizlerle birlikte bir takım uyarıları yapmıştık. Bu konuda biz haklı çıktık demeyi hiç sevmiyoruz. Ama bu artan tansiyon ve kaos içinde şimdi her zamankinden daha fazla sağduyuya, birlik beraberliğe ihtiyacımız var. Askerlerimizin güvenliğini sağlayacak ve Suriye’den gelecek bir sığınmacı akınını engelleyecek tedbirleri bir an önce almalıyız.

 

ELAZIĞ’DA SIKINTILAR BÜYÜK

Genel Başkanımız geçtiğimiz Cuma ve Cumartesi günlerinde, deprem bölgesine geçmiş olsun ve taziye ziyaretlerinde bulundu. Muhtarlarımızla, sivil toplum kuruluşlarıyla görüşmeler yaptı. Vatandaşlarımızın dertlerini ilk ağızdan dinledi. Depremin üzerinden 10 gün geçti. Depremde hayatını kaybeden 41 yurttaşımıza burada bir kez daha Allah’tan rahmet diliyoruz. Kayıplarımızın yakınlarına, sevenlerine başsağlığı dileklerimizi tekrarlıyoruz. Yaşanan depremin acılarını, bölgedeki kara kış, ne yazık ki bir kat daha artırıyor. Çadırlarda yaşayan yurttaşlarımız ciddi sıkıntı çekiyor. Özellikle Elazığ’da sıkıntılar çok büyük.

 

ÖNERGEYİ ONLAR GETİRSİN, BİZ DESTEKLERİZ

Hafta sonu Genel Başkanımız açıkladı. Elazığ’ın bir an önce afet bölgesi ilan edilmesi gerekiyor. Vatandaşlarımızın talebi de bu yönde. Parti olarak, bizim bu konuda, TBMM’ye verilmiş bir önergemiz var. Ama her ne hikmetse buna ilk tepki Sayın Bahçeli’den geldi. Aslında biz burada vatandaşlarımızın taleplerini dile getirmekten başka bir şey yapmıyoruz. Bu bizim kendi talebimizde değil. Ancak, iktidar partisinin kendisi veya ortağı TBMM’ye bir önerge getirirse de, biz bu önergeyi destekleriz. Bunda herhangi bir sorun görmeyiz. Yani karşı tarafı rahatlatacak, karşı tarafa prim verecek diye bir yaklaşımımız olmaz.

 

DEPREM MESELESİ PARTİLER ÜSTÜDÜR

Deprem milli bir meseledir. Deprem meselesine “partiler üstü” yaklaşmak zorundayız. Kuşkusuz milli meselelerin tartışılacağı, çözüm üretilip tedbir alınacağı ilk adres Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Geçtiğimiz hafta, partimizin depremle ilgili verdiği bir önerge, daha önce verilmiş diğer önergeler gibi AK Parti ve MHP oylarıyla reddedildi. İktidar ne Meclis’te, ne de başka bir yerde deprem tartışılsın istemiyor.

 

DEPREMDE NEDEN YOKSULLAR ÖLÜYOR

Oysa deprem, canını aldıklarının partisinin ne olduğunu sormuyor. Evini, barkını yıktıklarına CHP’li misin, AK Partili misin, MHP’li misin, İYİ Partili misin demiyor. Ama deprem bir şeyi yapıyor. Zenginle, yoksulu maalesef ayırıyor. 260 yıl önce, J.J. Rousseau bu konuyu fark etmiş ve “Depremlerde neden hep yoksullar ölüyor?” diye sormuş. Doğru ve haklı bir soru. Neden saraylarda, yalılarda, villalarda oturanlar depremden etkilenmiyor da, yoksullar depremlerden sağ çıkamıyor? Neden hep yoksulların evleri başlarına yıkılıyor? AK Parti ve MHP’ye gönül vermiş yurttaşlarımızın seçip TBMM’ye gönderdikleri vekiller, kimin talimatıyla depremi Meclis’te tartışmaktan kaçıyorlar?

 

MİLLET DEPREM VERGİLERİNİ SORUYOR

Vatandaşların, ödediği vergilerin hesabını iktidarlardan sorması demokrasilerin olmazsa olmazı, alamet-i farikasıdır. Biz de geçtiğimiz hafta iktidara “Deprem için 2004’ten bu yana topladığın 34 milyar doların ne kadarını Elâzığ ve Malatya için harcadın?” diye sorduk. Soru çok basit. Depreme hazırlık yapmak için bu illerin depremlerden asgari can kaybıyla çıkması için ne yaptın, ne harcadın? Bu soruyu neden soruyoruz? Çünkü bunu bu vergileri ödeyen milletimiz de merek ediyor. Millet ödediği vergilerin iktidar tarafından nasıl kullanıldığını bilmek istiyor. Tek adam parti devleti rejiminde, TBMM devre dışı, Sayıştay devre dışı ama millet tek adamın neler yaptığını bilmek istiyor.

 

SARAY ORTAYA BİR BAKKAL HESABI BİLE KOYAMADI

Biz de milletimiz adına sorduk. Sarayın kibirlisi, esti gürledi ama milletin önüne bir bakkal hesabı dahi koyamadı. “Topladığımız paranın 5 katını harcadık” deyip işi geçiştirmeye kalktı. Olur olmaz her şeye raporlar hazırlayıp, bu raporları saraylarda, lüks otellerde gösterişli toplantılar yaparak tanıtanlar şimdi depremde ne yaptıklarını, hangi hazırlıkları yaptıklarını anlatan bir raporu hazırlamaktan kaçıyorlar. Ne istemişiz? Depremde neler yaptınız diye bir rapor. Biz öyle gösterişli, şaşalı toplantılar falan hazırlansın istemiyoruz. İstediğimiz bir rapor. Peki neden bu raporu vermekten kaçıyorlar? Aslında iktidarın bundan kaçmasının, kızgınlığının arkasında iş bilmezliği ve suçluların telaşı var.

 

DEPREM BAĞIRA ÇAĞIRA GELDİ

Elazığ’ın fay hattında ve depreme en hassas bölgelerden birinde olduğu belli değil miydi? Belli. Buradaki fay hattında gerilimin biriktiği belli değil miydi? O da belliydi. Bilim adamları Elâzığ depremi için uyarılarda bulunmuş muydu? Evet bulunmuştu. Daha 2016 yılında önceki dönem milletvekilimiz Sayın Ali Özcan, Elazığ’ın depreme karşı en riskli illerden biri olduğunu gördü ve deprem için tedbir alınsın diye TBMM’yi göreve çağırdı. Peki bağıra çağıra gelen bu deprem için dört yıl önce neden tedbir almadık? Neden bu depreme karşı riskli olan bölgeler depremden önce kentsel dönüşüme tabi tutulmamış?

 

BASRA HARAP OLDUKTAN SONRA

Erdoğan şimdi çıkmış: “Bölgede kapsamlı bir kentsel dönüşüm çalışmasını başlatıyoruz” diyor. Arapların meşhur bir sözü vardır. “Bad-El Harab-Ül Basra” Yani “Basra harap olduktan sonra” bu lafların hiçbir anlamı yok. Sarayın kibirli adamının aklının başına gelmesi için, Elâzığ’ın, Malatya’nın harap olması ve 41 vatandaşımızın yaşamını yitirmesi mi gerekiyordu? Geçtiğimiz hafta söyledik. Deprem riskini yönetmek ayrıdır, depremden sonra kriz yönetmek ayrıdır. Bu yönetimin hem deprem riskini, hem de depremden sonra kriz yönetmekte çok ciddi sorunları var. Özellikle ilkinde sorunlarımız çok daha büyük.

 

RANT VE SÜKSE İÇİN DEĞİL, İNSAN HAYATI İÇİN

Deprem elbette doğal bir afet. Bizlere ve devleti yönetenlere düşen tedbir almak. Önce tedbir, sonra tevekkül. Bugün tedbiri almayan yarın “deprem Allah’tan” diyerek sorumluluktan kurtulamaz. Sükse ve rant için hazırlanan çılgın projelerle zaman ve para kaybetmeye artık takatimiz kalmamıştır. Kaybedilen yılların telafisi için elimizdeki her dakikayı, her kuruşu en etkin şekilde kullanmak zorundayız. Artık bu ülkede: Rant için, sükse için değil, insanlarımızın hayatı için araştırma geliştirme çalışmalarını yapalım. Teknoloji geliştirelim, malzeme üretelim, sağlam inşaatlar yapalım. Geçen hafta söylemiştim, bu hafta bir kez daha tekrarlıyorum. Bizim artık uçuk kaçık, çılgın projelere değil, aklı başında akıllı projelere ihtiyacımız var. Biz böyle akıllı, insani ve hayati bir projenin detaylarını ilerleyen günlerde kamuoyumuzla paylaşacağız.

 

KIZILAY DA KURUMLARDAKİ ÇÜRÜMEDEN NASİBİNİ ALDI

Ülkemizdeki tüm kurumların son 18 yılda nasıl çürütüldüğü, tek adam parti devleti rejimiyle beraber, daha iyi gözükmeye başladı. Bu çürümeden Kızılay’ın da nasibini aldığı anlaşılıyor. Bundan tam 152 yıl önce, cephedeki askerlerimizin yaralarını sarsın diye kurulan ve bizzat Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından adı verilen Kızılay’ın, bazı şirketlerin alengirli işlerini saklamak amacıyla paravan gibi kullanıldığı anlaşılıyor. Bu çok ama çok büyük bir skandaldır. Grup başkanvekillerimiz, yandaş şirketlerden, yandaş vakıflara para aktarılmasında Kızılay’ın paravan olarak kullanılıp kullanılmadığının ve bu yolla devletin vergi kaybına uğratılıp uğratılmadığının araştırılması için TBMM’ye bir önerge verdiler.

 

KIZILAY VERGİ KAÇIRMAYI “PEÇELEMEK” İÇİN Mİ KULLANILDI?

Yaşanan skandalda büyük tutarsızlıklar ve birçok izaha muhtaç husus var. Bu son olayda Kızılay sadece vergi kaçırmayı peçelemek için mi kullanıldı, yoksa başka şeyleri de peçelemek için mi kullanıldı? 2013’te özelleştirilen Başkent Doğalgaz Dağıtım Anonim Şirketi, 4 Şubat 2016 tarihinde statü değişikliğine giderek Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı oluvermiş. Bu neden önemli? Birincisi, Gayrimenkul Yatırım Ortaklığına dönüşmek oldukça zor. İkincisi Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı olduğunuz zaman bu faaliyetlerinden elde ettiğiniz kazançlar Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5-1-d maddesine göre vergiden istisna.

 

GAZ DAĞITAN VE BORU DÖŞEYEN ŞİRKET NASIL GYO OLDU?

Bu ortaklıkların bu faaliyetleriyle ilgili kazançları üzerinde vergi yükü yok. Şimdi anlamadığımız nokta şu, bu şirketin iştigal konusu gaz dağıtımı ve boru döşemek. Buna nasıl gayrimenkul yatırım ortaklığı statüsü veriliyor? Bu statü değişikliği nasıl yapılabildi, kimler yaptı bunu? Bu statü değişikliğiyle bu şirket önemli vergisel imtiyazlara nasıl kavuştu? Boru döşeyen bir şirkete Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı statüsünü vermek için mevzuatın bu kadar esnetilmesinin nedeni nedir? Bu statüyü aldıktan sonra bu şirketin 2017’de vergi matrahı gözükmüyor. Bu esnetme nedeniyle devletin vergi kaybı ne kadardır? Bu imtiyazlı şirket, Başkent Gaz, Kızılay’a 8 milyon dolarlık şartlı bir bağış yapıyor. Yaptığı bağışın 75 bin dolarını, şerefiye payı olarak, Kızılay’a sen kullan diyor. Geriye kalan 7 milyon 925 bin doları ise Ensar Vakfı’na “yurt yapmak için gönder” talimatı veriyor.

 

ŞİRKET BİLİYOR, SAHİBİ BİLMİYOR

Çelişkiler, tutarsızlıklarda değerli basın mensupları işte tam bu noktada başlıyor. Gazeteci ve yazar Sayın Muharrem Sarıkaya 8 milyon dolarlık bağışı yapan iş adamına soruyor: “Bu bağışın Türgev’in New York’taki yurduna gideceğini biliyor muydunuz?” İş adamının cevabı: “Hayır!” Ama iş adamının sahibi olduğu Başkent Gaz’ın kamuoyuna yaptığı açıklama iş adamını yalanlıyor.

Şirket açıklamasında: “ABD’ye eğitim için giden gençlerimiz için devletimizin himayesinde yapılması planlanan ve milletçe gururlanacağımız nitelikte bir yurt yapılması projesine katkıda bulunmayı milli bir görev addettik” diyor. Sonrasında da ekliyor; “Devletimizin himayesinde gerçekleştirilecek bir projeye devletin hayır kurumu aracılığı ile katkıda bulunulması tercih edilmiştir” diyor. Bağışı yapan şirket “Bu paranın ABD’deki yurda gideceğini biliyorum” diyor. Ama şirketin patronu her ne hikmetse ben bunun Amerika’daki yurda gideceğini bilmiyordum diyor.

 

“DEVLET HİMAYESİ” NEREDEN ÇIKTI?

Tabi şirketin ifadesindeki “devletimizin himayesindeki” ifadesi de oldukça manidar. Bu yurdu Kızılay mı yaptırıyor? Hayır. Bu yurdu Türkiye Cumhuriyeti mi yaptırıyor? Hayır. Bu yurdu kim yaptırıyor? Çocuk istismarlarıyla adı sıkça anılmış Ensar Vakfı ile Türgev’in kurduğu Türken Vakfı yaptırıyor. Ensar, Türgev veya Türken Vakfı bu bir devlet kurumumu? Hayır. Peki bu “devlet himayesi” lafı nereden çıkıyor? Herhalde Türgev Vakfının yönetiminden. Türgev kimin? Erdoğan ailesinin mensuplarının. Peki, Erdoğan ailesinin reisi dışında kimsenin resmi bir devlet görevi var mı? Hayır. Gazeteci haklı olarak bağış yapan iş adamına “Türgev’e zaten 31 ev almışsınız, neden doğrudan Türgev’e yardım yapmadınız?” diye soruyor. Şirket sahibi “Cevap vermeyi uygun görmüyorum, buna cevap vermeyeceğim” diyor.

 

BUNLARI SORACAK CUMHURİYET SAVCISI ARANIYOR

Bu şeffaf bir bağış işiyse Kızılay neden paravan olarak kullanılıyor? 8 milyon dolar, neden ilkin Kızılay’a, sonra Kızılay’dan Ensar Vakfına, Ensar Vakfından da Türken Vakfı’na gönderiliyor. Şirket neden doğrudan Türgev veya Türken Vakfı’na bağış yapmıyor? Bunları soracak bir Cumhuriyet Savcısı, bir vergi denetmeni yok mu bu memlekette?

 

YANDI, BİTTİ, KÜL OLDU

Bu arada, Partimizin Amerika Temsilciliği 2016 ve 2017 yıllarında Türken Vakfı’na yapılan yardımları ABD Hazine Bakanlığı’nın vergi biriminden kalem kalem almış. Oralarda, Amerika’da tabi hesap veren bir devlet var. İstediğiniz zaman bu bilgileri veriyorlar. Son olarak Türken Vakfı’nın 2017 Haziran ile 2018 Haziran arasındaki mali kayıtlarını da dün aldık. Bunların belgelerini sizlere toplantı başlamadan önce dağıttık. 2017’de Türken Vakfı’na 8 milyon dolar büyüklüğünde bir para transferi 2017 yılında gözükmüyor. Yani ABD Hazine Bakanlığı’nın bize vermiş olduğu bilgiler içinde bu yok. 2018 yılının Haziran ayına kadar da böyle bir para transferi Türken Vakfı’na yapılmamış. Ne kadar para transferi yapılmış bu dönemde size dağıttığımız belgede var. 1,5 milyon dolar. Manzaraya bakınca insanın aklına, sarayda oturan kibirli adamın çok da iyi bildiği şu meşhur tekerleme geliyor: Kara kedi nerede? Ağaca çıktı. Ağaç nerede? Balta kesti. Balta nerede? Suya düştü. Su nerede? İnek içti. İnek nerede? Dağa kaçtı. Dağ nerede? Yandı bitti kül oldu. Anlaşılan bu 8 milyon dolar da bir yerlerde yandı, bitti, kül oldu.

 

ŞEREFİYESİ DEĞİL ŞAİBESİ KALDI

Dünyanın en pahalı şehirlerinden birinde, dünyanın en lüks semtlerinden birinde, Manhattan’ın göbeğinde, adına yurt denilen bu gökdelen saray kime yapılıyor? Burada yoksa birilerinin, vakıfların, şunların bunların paraları mı aklanıp paklanıyor? Özelleştirmeden ucuza kapatılan ardından da olağandışı imtiyaz tanınan bir şirket, fakir fukaranın kullandığı doğal gaz fiyatlarında indirim yapmak yerine, milletin sırtına yüklediği yüksek gaz faturalarıyla elde ettiği kardan; Erdoğan ailesinin vakfına bir sürü dolambaçlı yoldan bağış yapıyor. Kızılay da bu işte paravan olarak kullanılıyor. Çok açık söyleyelim. Kızılay’ın ve devletin üzerinde bu bağış işinin şerefiyesi değil ama şaibesi kalmıştır. Bu pilav daha çok su kaldırır. Dediğim gibi bakalım cesaretli bir Cumhuriyet Savcısı veya bir denetmen bu skandalın üzerine gidebilecek midir? Bunu hep beraber göreceğiz.

 

SARAYIN ARPALIĞI

Tabi Kızılay denince skandallar bir değil, iki değil. Kızılay da pek çok kurum gibi, sarayın arpalığı olmuş. Kızılay Başkanı’nın oğlu genç Kızılay’a yönetici yapılmış.  Yetmemiş TRT World’de işe sokulmuş. Milletin evladı iş bulamadığı için yaşamına kıyarken, Kızılay Başkanı genç evladına çifter çifter işler bulmuş. Yetmemiş stratejist diyerek Suriyeliler ayda 30 bin lira maaşla Kızılay’da işe alınmış. Yine saray sosyetesinin akraba-i taallukatı da Kızılay’a doluşmuş. Ne demiş atalarımız: Hasan dağı arpalıktır, eğer saban yürürse… Her derede bir değirmen, eğer suyu gelirse… Her köylüden bir tavuk, eğer köylü verirse… Güzel gidiş bu gidiş, eğer sonu gelirse…

 

TÜİK RAKAMLARI İLE GERÇEKLER ARASINDAKİ MAKAS AÇILIYOR

Damadın arkadaşının başında olduğu TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla ekonominin gerçekleri arasındaki makas giderek açılıyor. Bugün 2020’nin ilk enflasyon rakamı açıklandı. Milletin geçmediği tünele yüzde 56 zam yapılırken, doğalgaz, elektrik faturaları cep yakarken, makyajlı Ocak enflasyonu yüzde 1,35. Her türlü makyaja rağmen 12 aylık enflasyon yüzde 12,15 ile çift hanelerdeki seyrini, çift hanelerde kalma ısrarını sürdürüyor.

 

ENFLASYON LİGİNDE RAKİPLERİMİZ: NİJERYA, RUANDA, ZAMBİYA

Türkiye, dünya enflasyon liginde, en yüksek enflasyona sahip 14. ekonomi. Enflasyon liginde beraber olduğumuz ülkeler arasında; Nijerya, Ruanda, Zambiya’da var. Milletin mutfağındaki yangın her gün biraz daha büyüyor. TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla, son bir ayda, patlıcanın fiyatı yüzde 81, çarliston biberin fiyatı yüzde 40, dolmalık biberin fiyatı yüzde 38, domatesin fiyatı yüzde 37 artmış. Kış aylarındayız ve mandalinanın da yanına yaklaşılamıyor. Mandalinanın fiyatı Ocak’ta yüzde 32 artmış. Dediğim gibi bunlar TÜİK’in makyajlı rakamları. Hal’de patlıcanın kilosu 9 lira 25 kuruş, TÜİK’in marketinde 6 lira 84 kuruş. Çarlistonun kilosu halde 8 lira, TÜİK’in marketinde 5 lira 85 kuruş. Hep diyoruz, hep söylüyoruz TÜİK bu fiyatları nereden topluyorsa, hangi marketlerden alıyorsa bir açıklasın da millette gitsin şu kış günlerinde ucuza sebze meyve yesin. Bu arada milletimizin en çok kullandığı ürünlerin: Gıdanın, giyim-ayakkabının ve ulaştırmanın tüketim sepeti ve enflasyon sepeti içindeki ağırlığı düşürülmüş. Ne artmış? Alkollü içecekler. Anlaşılan millet dertlerinin çokluğundan, derdinden kendisini alkole vermiş.

 

MIZRAK ÇUVALA SIĞMIYOR

Artık mızrak çuvala sığmıyor. Gerçekler saklanamıyor. Türkiye daha önce hiç görmediğimiz şiddette bir ekonomik krizi yaşıyor. Bunu sadece bizler söylemiyoruz. Perakende sektöründe 54 yıldır faaliyet gösteren bir iş adamımız, Abdullah Kiğılı: “Bu zamana kadar görüp, görebileceğimiz bana göre en büyük krizi yaşıyoruz. Bundan daha büyük kriz görmedik” diyor. Saray ise ülkenin ve ekonominin gerçeklerinden tamamen kopmuş şahlanıyoruz diyor. Hangisi doğru? 2019’da yükselişe geçtik, 2020’de şahlanıyoruz diyorlar; ama yabancı yatırımcılar birer birer ülkeden çekip, gidiyorlar. İtalyan Uni Credit’ten sonra dünyanın büyük finansal kuruluşlarından olan HSBC’nin de Türkiye’den çıkmaya hazırlandığı söyleniyor. Haberde gerekçede yer alıyor.  Türkiye ekonomisindeki sert dalgalanmalar ve ülkede artan belirsizlik…

 

HAVADAN BİLE VERGİ ALACAKLAR

Şahlanacağız dedikleri 2020’de de ellerini TCMB’nin kasasından çekemiyorlar. Bu yılın ilk ayında 40 milyar lira tutarında kaynağı TCMB’den Hazine’ye aktardılar, parayı da hızla harcandılar. Yetmedi. Ocak ayındaki 15 milyar dedikleri borçlanma limitini de aştılar. 22 milyar liraya yakın iç borçlanma yaptılar. Ama her nasılsa bu kadar borçlanmaya, bu kadar Merkez Bankasından gelen paralara rağmen Milli Eğitim Bakanlığı ödenek yokluğundan öğrencilere burs paralarını veremedi. Milletin feryadına kulak tıkayanlar, ekonomi 2020’de şahlanacak deyip “yol ve trafik payı” adı altında yeni bir vergiyi de getirmeye hazırlanıyorlar. Herhalde yakında vatandaşın yürüdüğü kaldırımdan, soluduğu havadan bile vergi alacaklar. Değerli basın mensupları, benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa cevaplayım.

 

Soru- İYİ Parti Genel Başkanı bir çağrıda bulundu İdlib konusunda meclisin bilgilendirilmesi için olağanüstü ve acil kapalı oturumda bir toplanma çağrısı yaptı. Cumhuriyet Halk Partisi bu çağrıya ne cevap verir?

Faik ÖZTRAK- Tabi biz bu çağrıyı olumlu karşılarız. Yani İdlib meselesinin ilk tartışılması gereken yer, bu tartışmanın meşru zemini TBMM’dir. Bu çerçevede iktidarın TBMM’ye gerçekleri Meclis’te gelip anlatması önemlidir.

 

Soru- Efendim İdlib’de bir yandan siviller öldürülüyor, bir yandan Mehmetçiğimiz orada ve Sayın Genel Başkanın daha önceki açıklamaları var, Suriye’de ve İdlib’de ne işimiz var diye. Bugün İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’da İdlib’de ne işimiz var diye bir çağrıda bulundu. Bir değişiklik var mı bununla ilgili? Acaba ne gibi değerlendirme yaparsınız bunu soracağım.

Faik ÖZTRAK- Arkadaşlar bunu biz çok önceden söyledik. Bu yapılmış olsaydı yani Suriye’de ve İdlib’de ne işimiz var değil de burada gerekli görüşmeleri yapmış olsaydık ve gerekli müzakereleri Suriye yönetimiyle yapmış olsaydık bugün işlerin bu noktaya gelmesini belki önleyebilirdik. Rusya’yla da aynı şekilde ciddi müzakereler yapılmış olsaydı. Ama ben şunu anlamakta zorluk çekiyorum. Orada 6 tane şehidimiz var, çok ciddi bir saldırı olmuş, hatta bir konvoyumuza, savaşmayan aslında bir konvoyumuza saldırı olmuş. Şimdi siz diyorsunuz ki hala burada mısınız? Ben bu soruyu provokatif buluyorum, tahrik edici buluyorum. Onun için son derecede üzgünüm. Yeri değil bu sorunun.

 

Soru- Efendim Kızılay’a siz değindiniz bağış üzerinden ama Kızılay Başkanının da bir açıklaması vardı bu yapılan bağışla ilgili “Vergi kaçırmak başka, vergiden kaçınmak başkadır” diye. Bu sözü nasıl değerlendiriyorsunuz? Burada yapılan nedir?

Faik ÖZTRAK- Bir terim daha var, “peçelemek” de daha başkadır. Yani peçelemek de bir vergi terimidir. Vergiden kaçınmak şu, örneğin benzin üzerindeki vergiyi ödemek istemiyorsunuz veya sigara üzerindeki vergiyi ödemek istemiyorsunuz sigarayı almazsınız. Böylece kaçınmış olursunuz. Ama kalkıp birilerinin düşük vergi ödemesi için bir bağışı alacaksınız bir yerden götüreceksiniz bir başka yere vereceksiniz. Bu Kızılay’a yapılan bağışların tamamı vergiden muaf olacak, öbürleri matrahın yüzde 5’ine kadar ancak vergiden muaf olacak. Bu tür abidik gubudik işleri yaparsanız bunun adı vergiden kaçınmaktır, bunun cezası da vardır. Bunun adı vergiyi peçelemektir bunun cezası da vardır.

 

Soru- Bir de dün de çokça yer almıştı haberlerde. Bu bekçilerle ilgili olan özellikle de maaşları çok gündeme gelmişti. Örneğin yeni işe başlayan bir öğretmenin 4 bin 13 lira aldığı ama lise mezunu bekçinin 5 bin 71, üniversite mezunu bekçininse 5 bin 78 lira bir maaşı söz konusuydu. Bu skalayı, bu oranları nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Devlette kimsenin maaşını diğer bir görevliyle karşılaştırmak doğru bir yaklaşım değil. Ama öğretmenlerimizin düşük maaş aldığı bellidir. Aslında bugün tartışılması gereken konu ülkede vatandaşlarımızın hak ve özgürlükleri bakımından bekçilerin getirilmek istendiği konumdur. Yani bu devlet nedense paralel mekanizmalar yaratmayı, paralel devletçikler yaratmayı çok seviyor. Şimdi polisin yanında yeniden bir bekçi müessesesini paralel polis olarak yaratma, ona verilen tüm yetkileri bekçilere de verme peşinde. Esas bunlara odaklanmamız lazım bir.

İki, baştan beri söylüyoruz öğretmenlerimizin maaşı çok düşüktür. Bu maaş düşüklüğünü önleyebilmek için öğretmenlerimizi genel memur kapsamından çıkarıp özel bir öğretmen yasası çıkartmak suretiyle öğretmenlerimizin refahını arttırmamız gerekir. Bunu da Sayın Genel Başkanımız geçenlerde zaten eğitimle ilgili bir toplantıda açıkça ifade etmişti.

 

Soru- Efendim netleştirmek adına soruyorum CHP Suriye meselesinde yine durduğu yerde mi? Sayın Kılıçdaroğlu Suriye konusunda Esad’la görüşülmesi gerektiğini savunuyordu. Bu son saldırının ardından Sayın Kılıçdaroğlu ne düşünüyor efendim onu merek ederiz?

Faik ÖZTRAK- Biraz önce yaptığım açıklama MYK adına yaptığım bir açıklamadır. Ve açıkçası bugün dün akşam itibariyle Suriye’de yaşananları ciddi şekilde kınadığımızı ifade ettik. Bu aynı zamanda Genel Başkanımızın da görüşüdür.

 

Soru- Efendim bir süredir İSMEK’li eski kadın yöneticilerin bölge sorumlularının İstanbul Büyükşehir Belediyesinin Genel Sekreter Yardımcısıyla ilgili suç duyurusu oldu. Kendilerine yönelik ciddi hakaretleri, başörtülerine yönelik. Bu konuda bir değerlendirmeniz var mı? Parti olarak bir incelemeniz oldu mu ya da olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Biz insanlarımızın kılık kıyafetlerine göre ayrıştırılmasına kesinlikle karşıyız. Bu çerçevede İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımızda sözkonusu Genel Sekreter Yardımcısı hakkında gerekli incelemeyi başlattığını açıklamıştır. Bunu kabul etmemiz mümkün değil.

 

Soru- İki sorum olacak efendim. Birincisi CHP İstanbul vekili İbrahim Kaboğlu tarafından hazırlanan bir anayasa kitapçığı var ve CHP’nin logosu da var bu kitapçıkta. Kaboğlu’nun bu kitapçık CHP’yi bağlamaz benim sorumluluğumda açıklaması oldu. Bu CHP’nin onayladığı bir kitapçık mıdır?

Faik ÖZTRAK- Şimdi Sayın Kaboğlu’nun hazırlamış olduğu bu kitapçık anayasayla ilgili değil bir kere. 2017’de yapılan değişikliklerden sonra Türkiye’de yasa çıkartma yetkileri konusunda neler olduğunu, neler yapıldığını, nelerin yanlış olduğunun tartışıldığı bir kitap. Dolayısıyla bütün dünyada da tanınan bir anayasa hukukçusu olarak o 2017’den sonra Türkiye’de yaşananları yani yasa yapma konusunda yaşananları anlatmış. Kendi de söylüyor, bunun anayasayla bir ilgisi yok benim çıkarttığım bu kitabın diyor. Nereden nasıl bulundu da bunun anayasayla ilgisi kuruldu bunu anlamamız mümkün değil.

İkincisi şunu söyleyeyim, tabi Genel Başkanımız buna bir önsöz yazmış çünkü bir milletvekilimizin hazırlamış olduğu bir rapor. Onun önünde Genel Başkanımızın da önsözü var. Benim tavsiyem şu, lütfen Genel Başkanımızın yazmış olduğu önsözü okuyun partimizin görüşleri orada var.

 

Soru- İkinci sorum, Anayasanın ikinci maddesi de yer alıyor aslında orada. Yalnız orada Türk milleti ve Atatürk milliyetçiliği olmadığını görüyoruz. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Yok efendim böyle bir şey. Biz ne diyoruz, neye sahip çıkıyoruz? Anayasanın değiştirilmez maddelerine CHP olarak her zaman sahip çıkıyoruz, çıkmaya da devam edeceğiz.

 

Soru- Efendim Suriye konusunda Sayın Cumhurbaşkanının da açıklaması oldu o noktada topçu atışlarıyla bir karşılık verildiğini, 30 – 35 civarında Suriyelinin etkisiz hale getirildiğini ifade etti. Bu noktada atılması gereken adımlarla ilgili CHP ne düşünür, ne söyler? Bir karşılık verildi ama hani akabinde benzer bir karşılığın verilmeye devam edileceği vurgusu da yapılıyor hem iktidardan, hem hükümet kanadından.

Faik ÖZTRAK- Şimdi AK Parti Genel Başkanı bundan önce yapmış olduğu açıklamada Astana ve Soçi süreçlerinin bittiğini açıklamıştı. Dolayısıyla bugün ortada yepyeni bir durum var. Bu yepyeni durum muvacehesinde Türkiye hem sınırlarını, hem de askerlerinin yaşamlarını bir an önce güvence altına almak zorundadır. Bunun için gerekli her şey yapılmalıdır.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com