Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

“HUKUK DEVLETİ VE DEMOKRASİ AŞINDIRILDIKÇA EKMEĞİMİZ DE KÜÇÜLDÜ”

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, İktisat ve Toplum dergisine yazdığı makalede, Türkiye’de tek adam parti devleti kurulması sürecinde hukuk devletinin ve demokrasinin aşındırılmasının ekonomiye olan etkilerini değerlendirdi.

CHP’li Öztrak makalesinde, 2014’te tek adam parti devleti projesinin uygulamaya konmasıyla başlayan bu süreçte;

-Türkiye’nin Hukukun Üstünlüğü, Yolsuzluk Algı Endeksi, Basın Özgürlüğü gibi uluslararası endekslerde zemin kaybettiğini,

-Buna paralel olarak milli gelirinde ve kişi başına milli gelirinde ciddi bir düşüş yaşandığını,

-Ülkede zengin ile yoksul arasındaki makasın giderek açıldığını,

-İşsizliğin ve işsiz kalma süresinin arttığını,

-TL’nin satın alma gücünün aşındığını ifade etti.

 

Öztrak makalesinde şunları belirtti:

“Türkiye, 2014’ten itibaren demokratik kural ve kurumların aşındırıldığı, gücün tek elde toplanmaya çalışıldığı bir sürece girmiştir. 2016’da gerçekleşen hain darbe girişimin ardından Olağanüstü Hal koşullarında, sağlıklı bir tartışma ortamına izin verilmeden Anayasa değiştirilmiş, kuvvetler ayrılığını bitiren, Parlamento’yu işlevsiz hale getiren ucube bir rejim milletimize dayatılmıştır.

2018 ortasından itibaren fiilen uygulanan bu rejimin ilk icraatı ise Türkiye’yi derin bir ekonomik krizin içine sokmak olmuştur. Sorunlara akılcı, makul çözümler üretemeyen mevcut rejim, sorunları karartmak için güvenlikçi politikalara hız vermiştir. Bugün ‘beka, dış güçler, yerli ve milli’ gibi söylemlerle ve gerçek ötesi siyaset tarzıyla toplum kutuplaştırılmaya ve sorunlar karartılmaya çalışılmaktadır. Bu ise milyonların gerçek sorunu olan aş ve iş sorununu daha da içinden çıkılmaz bir hale sokmaktadır.

Türkiye’nin bir an önce bu çıkmaz yolu terk etmesi ve cumhuriyetimizi birinci sınıf bir parlamenter demokrasiyle taçlandırması sadece özgürlüklerimizin korunması için değil ekmeğimizin, aşımızın, işimizin korunması bakımından da zaruridir.”

Makalenin tam metnine bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz:

İktisat ve Toplum – Faik Öztrak_Ocak 2020

FİLİSTİN HALKININ YANINDAYIZ

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Sözlerime başlamadan önce bazı önemli günlere değinmek istiyorum. Dün, aziz milletimizin bağımsızlık iradesini tüm dünyaya ilan ettiği Ahd-İ Milli veya tarihe kazınan ismiyle Misak-ı Milli’nin 100. yıl dönümüydü. Bu büyük günü bir kez daha kutluyoruz. Kurtuluş ve bağımsızlığımıza sahip çıkan Meclis-i Mebusan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin şerefli üyelerini saygıyla, rahmetle, minnetle bir defa daha yad ediyoruz. Yine bugün Batı Trakya Türkleri açısından önemli bir gün. 29 Ocak 1990’da Lozan Antlaşması’nda kendilerine tanınan hakları kullanmaktan başka bir amacı olmayan soydaşlarımıza karşı şiddet ve yağma girişimlerinde bulunulmuştu. Bu nedenle, Batı Trakya’da soydaşlarımız, 29 Ocak tarihini “Toplumsal Dayanışma Günü” olarak anıyorlar. Biz de Cumhuriyet Halk Partisi olarak, soydaşlarımızın Lozan Antlaşması’ndan doğan haklarının eksiksiz kullanılmasında, Yunanistan’ın gerekli özeni göstermesini bekliyoruz.

 

FİLİSTİNLİ KARDEŞLERİMİZİN KABUL ETMEDİĞİ SÖZDE ANLAŞMAYI KABUL ETMEYİZ

Jeo-stratejik risk ve belirsizliklerin her geçen gün daha da arttığı bir dönemden geçiyoruz. Dün ABD Başkanı ve İsrail Başbakanı ortak bir basın toplantısıyla adına yüzyılın anlaşması dedikleri sözde bir barış planını açıkladılar. Bu ortak toplantıda Kudüs’ün İsrail’in “bölünmez başkenti” ilan edileceği ve yine Batı Şeria’daki Yahudi yerleşim yerlerinin ABD yönetimi tarafından İsrail toprağı olarak tanınacağı açıklandı. Ayrıca bu sözde barış planına göre sayıları 6 milyonu bulan Filistinli mültecinin topraklarına geri dönemeyecekleri de belirtildi. Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Filistinli kardeşlerimizin kabul etmediği bir anlaşmayı, Filistinli kardeşlerimizin müzakere masasında olmadığı bir anlaşmayı bizlerin kabul etmesi mümkün değildir.

 

PLAN TANSİYONU ARTIRIR

ABD Başkanı Trump ve İsrail Başbakanı Netanyahu’nun birlikte açıkladıkları Ortadoğu Barış Planı, yıllardır süren savaşlar ve göçlerle yıpranan Ortadoğu’daki tansiyonu artırmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır. Bu sözde plan iki devletli çözüm umudunu yok etmektedir. Bu plan, Kudüs’ü bölünmemiş bir şekilde İsrail başkenti olarak tanıyarak, hep savuna gelinen bizim de savunduğumuz, desteklediğimiz Doğu Kudüs’ün başkent olacağı bağımsız bir Filistin Devleti’nin kurulmasını da sekteye uğratmıştır. İsrail, Birleşmiş Milletler’in de belirtiği üzere, 1967 savaşında işgal ettiği topraklardan çekilmeli ve Kudüs’ün statüsünü değiştirmeye yönelik faaliyetlerine son vermelidir.

 

FİLİSTİN HALKININ YANINDAYIZ

Cumhuriyet Halk Partisi, Filistin halkının her zaman yanında olacaktır. Bugüne kadar, İsrail-Filistin sorununa Birleşmiş Milletler kararları çerçevesinde ve iki devlet esasına göre kalıcı bir çözüm bulunmasını savunduk. Bu tutumumuzu bundan sonra da devam ettireceğiz.

 

DEVLET GÖREVLİMİZİ KİMSE TEHDİT EDEMEZ

Yine birkaç gün önce İsrail’de aşırı sağcı ve İsrail gizli servisine de yakınlığıyla bilinen bir köşe yazarı bir yayın organında Millî İstihbarat Teşkilâtı Başkanı hakkında bir köşe yazısı yayınladı. Bu yazıda Sayın Fidan’a yönelik üstü kapalı tehditler savruluyor. Tabi o gazetede bu yazıyı kaleme aldıranlara şunu belirtmek istiyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi bir devlet görevlisini kimse tehdit edemez. Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi bir devlet görevlisini tehdit etmek kimsenin haddi değildir. Böylesine bir safsatayı kabullenmemiz mümkün değildir.

 

BU MAHCUBİYETİ ANLAMIYORUZ

Bu, Sayın Erdoğan’ın uçak sohbetinde söylediği gibi “Demek ki doğru yoldayız” diyerek geçiştirilecek bir husus da değildir. Bu yaklaşımı şiddetle reddediyoruz. Devlet olmanın gereği resmi bir devlet görevlisine karşı yöneltilen tehdidi şiddetle protesto etmektir. Bu olaya böyle bir tepkiyi vermekte neden bu kadar mahcup kalındığını da anlamakta zorluk çekiyoruz.

 

İDLİB’DEN GELEN GÖÇ DALGASI ÖNCEKİLERDEN BİLE BÜYÜK TEHDİT

Türkiye’yi yakından ilgilendiren bir diğer önemli husus İdlib meselesidir. İdlib, Suriye’de radikal örgütlerin kontrolündeki son bölgedir. Astana ve Soçi süreçleriyle Türkiye, İdlib için önemli yükümlülüklerin altına girmiştir. Türkiye, İdlib’deki radikal cihatçı örgütlerin silahlarını toplamak ve onları kuzeye doğru çekmek, İdlib’den geçen karayollarının açılmasını sağlamak gibi bir takım taahhütlerde bulunmuştur. Ancak bu yükümlüklerin hiç birisini yerine getirememiştir. Şimdi bunu gerekçe göstererek Suriye rejim güçleri, Rusya’nın da desteğini alarak, İdlib’e yönelik harekât yürütmektedirler. Bu harekât neticesinde yüzbinlerce Suriyeli Türkiye sınırlarına doğru hareketlenmiştir. Bunların içinde sayıları 50 bine yaklaşan eli kanlı radikal teröristlerinde olduğunu bölgede yaşayanlar ifade etmektedir. Bu yeni göç dalgası ülkemiz için öncekilerden de daha büyük bir tehdittir.

 

İDLİB, TÜRKİYE İÇİN ULUSAL GÜVENLİK MESELESİDİR

Dün, şehir merkezine çok yakın bir yerde İdlib’in en büyük ilçesi Suriye rejim güçlerinin kontrolüne geçmiştir. Bu bölgedeki ve İdlib etrafındaki gözlem noktalarımızın nedeyse tamamı Suriye güçleri tarafından kuşatılmıştır. Bu gözlem noktalarına herhangi bir taciz olduğunda ise iktidar soluğu Rusya’da almaktadır. Astana ve Soçi süreçlerinde garantör olan Türkiye’ye şimdi Rusya garantörlük yapmaktadır. AK Parti iktidarının İdlib’le ilgili olarak acilen adım atması ve İdlib’den ülkemize yönelebilecek tehditleri bertaraf edecek bir stratejiyi hemen izlemeye başlaması gerekmektedir. İdlib’in kontrollü tahliyesi için Birleşmiş Milletler başta olmak üzere tüm ilgili uluslararası kuruluşlara ve ülkelere çağrıda bulunulmalıdır. İdlib konusu Türkiye için bir ulusal güvenlik meselesi haline gelmiştir. Moskova ve Tahran ile yapılan görüşmelerde bu anlayışımız, bu tehdit kuvvetle vurgulanmalıdır. Suriye yönetimi ile temasa geçilmeli ve 1998 Adana Mutabakatı ruhu, iki komşu ülke arasında yeniden canlandırılmalıdır. Tek eksenli dış politikadan bir an önce vazgeçilmeli, başta komşularımız olmak üzere tüm uluslararası aktör ve kuruluşlarla dengeli ilişkiler kurulmalıdır.

 

DIŞİŞLERİ DEVREDIŞI BIRAKILDI

Aslında Türkiye’nin bugün bu sıkıntıları yaşamasının arkasındaki en büyük neden Dışişleri Bakanlığımızın bu süreçlerde devre dışı bırakılmasıdır. Tek adam parti devleti rejiminde devlette liyakat bitmiş kurumsal yapı çökmüştür. Bütün bu sıkıntıların arkasında yatan neden de budur.

Benim sözlerim bu kadar şimdi sorularınız varsa alıyım.

 

Soru- Dün Grup Toplantısında Sayın Genel Başkanın deprem için toplanan vergilerle ilgili soruları vardı. Bu paraların, bugüne kadar toplanan vergilerin nereye harcandığını sormuştu. Cumhurbaşkanından bugün yanıt geldi. Hangi amaç için toplandıysa oraya harcandığı şeklinde. CHP’li belediyelerin bölgede yaptıkları yardımlara yönelik yine hükümet kanadından çeşitli değerlendirmeler ve eleştiriler var. Aynı zamanda da Kılıçdaroğlu’nun bölgeye gitmemesine yönelik Cumhurbaşkanının eleştirisi oldu. Nasıl yanıt verirsiniz teşekkürler?

Faik ÖZTRAK- Şöyle söyleyeyim, bir kere bakıyorum şu deprem vergileriyle ilgili verilen cevaplara. Son derece hamasi bir üslupla “yerine harcandı, şu oldu, bu oldu…” deniyor. Biz onu sormuyoruz. Vatandaş da onu sormuyor. Benim paramla ne yaptın? Elazığ’da ne yaptın? Şu binalar yıkılmasın, bu millet bu binaların altında kalıp ölmesin diye sen ne yaptın? Bunu soruyor. Cevap verin. Hayır buna cevap verilmiyor, ya tehdit ediliyor bunu soranlar ya da hamasi bir takım laflarla cevap verilmeye çalışılıyor. Demokrasi hesap sorma rejimidir. Vatandaş, “Benim vergimi nereye harcadın” diye sorduğu zaman kalem kalem çıkaracaksınız. Şuraya, şuraya, şuraya harcadım diye açıklayacaksınız.

Depremi konuşturmuyorlar. Deprem öncesinde deprem konuşulmuyor, verdiğimiz önergeler reddediliyor. Deprem sırasında deprem konuşturulmuyor. Deprem sonrasında da deprem konuşturulmuyor. Bu depremi konuşmadan, görmeden nasıl gidecek bu iş? Deprem bu ülkenin bir gerçeğidir. Türkiye derhal depremde kimse yaşamını yitirmesin felsefesi çerçevesinde bir büyük stratejiyi başlatmak zorunda. Bunun içinde bunun araştırması var, bunun geliştirmesi var, teknolojilerin üretilmesi var, kentsel dönüşüm var. Çok büyük bir hareket yaratabilecek bir proje bu. Obama Amerika’daki durgunluğu yeşil enerji projesiyle aştı. İpucu veriyoruz iktidara bir otursunlar baksınlar.

Arkadaşlar, şimdi bakın bir şey söyleyeceğim. Şu son üç dört gündür bölgede yaşananlara baktığınızda çok önemli tespitler var. Daha öncede buralarda görev yapmakta olan kuruluş şunu söylemişti: Bu protokol ziyaretlerinden bu felaketin olduğu ilk günlerde vazgeçin, yapmayın. Çünkü işlerimizi aksatıyorsunuz demişlerdi. Yani orada insanlar yıkılmış apartmanların altından insanları kurtarmaya çalışıyor, koca koca heyetler arkalarında genel müdürler, bürokratlar, siyasetçiler resm-i geçit yapıyor o bölgede. Ne oluyor sonuçta? Sessiz olun diyorlar sessiz olunmuyor.

Bakın, önce buraya bu işleri yapacak olanları göndereceksiniz. Bunlar bu işleri halledecekler ondan sonra protokol gidecek taziye ve geçmiş olsun ziyaretlerinde bulunacak. Genel Başkanımız da bölgeye gidecektir.

 

Soru- Program var mı efendim?

Faik ÖZTRAK- Var efendim açıklanacak. Başka bir şey daha demiştiniz belediyelerle ilgili?

 

Soru- CHP’nin isim isim büyükşehir belediyelerinin açıkladığı bölgeye gönderilen yardımlarla ilgili detaylı bilgiler verilmişti. Sayın Ömer Çelik’in de buna yönelik tepkileri oldu…

Faik ÖZTRAK- Sayın Ömer Çelik’in tepkilerini anlamak mümkün değil. Orada büyükşehir belediyelerimiz hem Malatya’da, hem Elazığ’da insanlarımıza yardım etmek için bulunuyor. Bizim belediyelerimizin hangi faaliyetler içinde olduğu hakkında da bizim mahalli idarelerden o politikalardan sorumlu Genel Başkan Yardımcımız biz buradayız diyor. Sayın Ömer Çelik bunun açıklanmasını eleştireceğine şunu söylesin, niye hiçbir devlet yetkilisi bizim belediyelerimizin, bizim büyükşehir belediyelerimizin faaliyet gösterdiği yerlere uğramamış? Arkadaşlar, o gün dayanışma günü. Benim belediyem, senin belediyen, benim partim, senin partin diye birbirimizden ayrışma günü değil. Milletimiz bunu yapmadı ama bazı siyasetçilerimiz maalesef buna tevessül ettiler.

 

Soru- Öncelikle FETÖ’nün siyasi ayağıyla ilgili tartışmalara hala devam ediliyor. Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’a da bir programında bu soruldu FETÖ’nün siyasi ayağı. 2009 yılında getirilen bir kanun teklifini hatırlattı. Askerlerin özel yetkili mahkemelerde yargılanması, sivillerin askeri alanda suç işlese bile özel mahkemelerde yargılanması. Bu kanun teklifini isteyen FETÖ’ydü dedi. Bu kanun teklifinin altında kimin imzası varsa onlara bakılsın dedi. Bekir Bozdağ, Ahmet Aydın, Mustafa Elitaş gibi isimler var. Siz bu değerlendirmeyi nasıl buluyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Siyasi ayak aranıyorsa, bu tür kararlar sonuç itibariyle işi ta darbe girişimi sürecine kadar götürdü, bütün bunlara tabi ki bakılması lazım. Hatırlayacaksınız biz CHP olarak hep bu özel yetkili mahkemelere itiraz ettik. Yani bunun sonucunda ordumuzun kozmik odasına FETÖ’nün savcı ve hakimleri girdi.

 

Soru- Başkentgaz’ın Kızılay’ın hesaplarına 2017’de 8 milyon dolar aktardığı ve bunun sadece 75 bin dolarının Kızılay’ın faaliyetlerinde kullanıldığı, geri kalan paranın bir protokolle Ensar Vakfı’na yurt yapımı için aktarıldığı söyleniyor. Kızılay da bunu doğruladı ama şöyle dedi; evet biz aktardık ama bu aktarımı Başkentgaz istedi dedi. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi hep söylüyorum, devlette işleri hesap vererek saydam bir şekilde yapmanız lazım. İşte bu devlette Ali’nin külahını Veli’ye, Veli’nin külahını Ali’ye giydirmektir. Başkentgaz bu suretle bu kadar parayı bir yandaş vakfa devretmek yerine daha düşük fiyatlar uygulayarak tüm başkentlinin refah seviyesini arttırabilirdi. Ama bu tür uygulamalar baktığınız zaman özellikle iktidar partisinin hakim olduğu belediyelerde ve devlette çok sayıda örnek var. Onun için işte başta deprem vergileriyle ilgili sorulan soruda millet ne yaptınız bu paraları diye soruyor çünkü bu tür uygulamaları gördüğü zaman deprem için vermiş olduğu paraların yerine harcanmadığı kanaatine kapılıyor. Sonrada deniyor ki işte bütçenin birliği, işte harcama. Onu biz de biliyoruz. Sorulan soru şu, sen aslında depremle ilgili geçici olarak konmuş olan özel iletişim vergisini 2004’te kalıcı hale getirdin. Bundan da 34 milyar dolar para topladın. Sen 34 milyar dolarlık depremin insanların hayatlarını kaybetmesine yol açmasını önlemek, insanların mallarına zarar vermesini önlemek için nerelere harcadın?

Büyük büyük laflar… Allah biliyor ya falan. Yüce Allah’ın isminin bu işlerde ne ilgisi var? Yapacağınız şey basit. Her medeni ülkede olduğu gibi, her gelişmiş ülkede olduğu gibi kalemleri alt alta sıralayacaksınız. Elazığ’da şu tedbirleri aldım, Malatya’da bu tedbirleri aldım, İstanbul’da şu tedbirleri aldım, alıyorum. Bu kadar basit, deprem bölgeleri biliniyor. Merkezi hükümet olarak para toplamışsınız, merkezi hükümet olarak topladığınız bu paraları depremle ilgili olarak nereye harcadınız? Saydam olacaksınız, şeffaf olacaksınız.

Bakın Türkiye 2019’da yolsuzluk algısı itibariyle 2013 – 2019 arasında en hızlı irtifa kaybeden dünyada ikinci ülke. Yani aşağı doğru düşen, çakılan dünyada ikinci ülke. Niye? Çünkü bu ülkede hesap verme alışkanlığı unutuldu. Kimse hesap vermek istemiyor. Hesap sorduğunuz zaman da tehdit ediyorlar. Sen kimin değirmenine su taşıyorsun diyorlar. Millet ödediği paranın hesabını sorar. O parayı kullananlarda o parayı nereye harcadıklarının hesabını tek tek verirler, paşa paşa verirler, vermek zorundalar.

 

Soru- Kızılay’dan Ensar vakfına paranın aktarılması?

Faik ÖZTRAK- Tekrar söylüyorum, Kızılay’ın Ensar Vakfı’na bu şekilde, bu yöntemle para aktarması, hem de doğalgaz şirketinden parayı alıp aktarması skandal. Yani siz neden bu kadar kulağınızı elinizin tersiyle gösteriyorsunuz? Hadi aktarın doğrudan bakalım doğalgaz şirketinden Kızılay’a falan vermeden parayı Ensar Vakfına aktarabiliyor musunuz? Aktaramıyorsunuz. Çünkü kanun buna izin vermiyor. Bu ne? Kanunun etrafından dolanmak.

 

Soru- Belediyeler yasasıyla ilgili itirazlarda yükseliyor. Tam netleşmedi ama belediyeler yasası. Şöyle itirazlar geliyor, büyükşehir bir projeye onay vermezse bu projeyi devlet alacak ve maddi kısmını da belediyeden ayrı tutarak devlet kendisi yapacak. Şöyle itirazlar geliyor, belediyelerin elini, kolunu bağlayan hatta belediyelere kısmi kayyum olarak nitelendiriliyor. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz bunu?

 

Faik ÖZTRAK- Belediyeler yerel yönetimin bir unsuru. Belediye başkanları aynı zamanda yerel tercihleri de yansıtıyorlar. Eğer bir ülkede demokrasi varsa o yörede yapacağınız işlerle ilgili olarak o yörede yaşayan insanların görüşlerini almak zorundasınız. Tercihlerini dikkate almak zorundasınız. Belediye başkanı seçilmiş gelmiş, vatandaşın tercihlerini biliyor, birebir sürekli temas halinde. Yani baktığınız zaman bu muhtarlardan sonra vatandaşın tercihlerini en yakından bilen seçilmiş kişi. Şimdi siz diyorsunuz ki eğer ben yukarıda bir şeylere karar vermişsem aşağıdaki yerel yönetici hayır ben bunu istemiyorum çünkü benim halkım istemiyor dediğinde kim takar senin halkını, kim takar seni diyeceğim ben. Bildiğimi okuyacağım diyor. Böyle bir şey olmaz. Dünyanın hiçbir demokrasisinde böyle bir şey yoktur. Eğer oradaki belediye başkanı diyorsa ki benim takatim yok ben bunu yapamıyorum dolayısıyla yukarıdan destek verin. O oturulur konuşulur. Ama oradaki belediye başkanı kalkıp diyecek ki benim halkım buradaki beni seçen seçmenlerim bunu istemiyor. Sen diyeceksin ki isteseler de, istemeseler de ben bunu yapacağım. Bu demokrasi olmuyor ki, bu bambaşka bir şey oluyor.

 

Soru- Ekrem İmamoğlu’nun Elazığ depreminde yaptığı ziyaretlerin ardından Erzurum’a yaptığı ziyaret çok konuşuluyor. İktidar kanadından da tepkiler var. Tatile gitti, neden böyle bir süreçte böyle bir tercih yaptı şeklinde. Nasıl bir değerlendirmeniz olur?

Faik ÖZTRAK- Şimdi Ekrem İmamoğlu Elazığ depreminde İstanbul’dan gerekli yardımları götürmek suretiyle, yine oraya gitmek suretiyle görevini yapmıştır. Sömestr tatilindeyiz, çocukları Erzurum’da. Dolayısıyla ailesine karşıda sorumlulukları var oraya uğramış ve dönmüştür. Burada bakılacak husus şudur, bu iş Ekrem İmamoğlu’nun yapmakta olduğu görevi aksatmış mıdır, aksatmamış mıdır? Ekrem İmamoğlu görevini yapmış mıdır, yapmamış mıdır? Yani buradan farklı bir hikaye çıkmaz.

Teşekkür ediyorum.

 

 

AHLAK TARTIŞACAKSAK DEPREM VERGİLERİNDEN BAŞLAYALIM

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Genel Merkezi’nde MYK gündemine ilişkin düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Devam eden Merkez Yönetim Kurulu toplantımızın gündeminde; Elazığ ve Malatya’da canımızı yakan deprem, İdlib’de bir türlü gerçekleşmeyen ateşkes ve Suriye’den sınırlarımıza yönelen göç dalgası, vatandaşlarımızı soğuk kış günlerinde ezen doğal gaz ve elektrik zamları, iktidarın son iki yıldır TCMB kasasından bir türlü çekmediği eli ve Türkiye’nin dünya liginde ve uluslararası göstergelerde giderek bozulan durumu vardı.

 

DEPREMİN ARDINDAN SEFERBER OLDUK

24 Ocak akşam saatlerinde merkez üssü Elazığ olan, çevre illerimizde ve yakın çevremizde hissedilen 6,8 büyüklüğünde bir deprem yaşadık. Son bilgilere göre depremde 40 vatandaşımız hayatını kaybetti, bin 607 vatandaşımız da yaralandı. Depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyoruz. Yakınlarına ve milletimize baş sağlığı ve sabır diliyoruz. Yine depremde yaralanan yurttaşlarımızın da bir an önce sağlıklarına kavuşmalarını temenni ediyoruz. Depremin hemen ardından vatandaşlarımızın yaralarını sarmak için tüm ülke seferber oldu. Başta sahada canla başla çalışan arama kurtarma ekiplerimiz olmak üzere herkese çok teşekkür ediyoruz. Genel Başkanımızın talimatıyla, Cumhuriyet Halk Partisi’nin yönetimindeki büyükşehir belediyelerimiz, kurtarma ve ilk yardım ekiplerini hızla deprem bölgesine gönderdiler. Gönderilen bu ekipler bölgede enkaz kaldırma ve kurtarma faaliyetlerine iştirak ettiler. Yiyecek, ısınma ve barınma ihtiyaçlarına destek oldular. Olmaya da devam ediyorlar.

 

ZORLUKLARI BERABER GÖĞÜSLEYEN BÜYÜK BİR MİLLETİZ

Yine Genel Başkan Yardımcılarımız Veli Ağbaba, Seyit Torun, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız ve çok sayıda milletvekilimiz bölgeye intikal ettiler. Durumu yerinde görerek Sayın Genel Başkanımıza da bilgi verdiler. Soğukların etkili olduğu deprem bölgesinde vatandaşlarımızın, başta ısınma ve barınma olmak üzere, acil ihtiyaçlarının karşılanması ve özellikle kırsal bölgelere yardımların ulaştırılmasında yaşanan sıkıntıların giderilmesi için sahada etkin çalışma ihtiyacı devam ediyor. Çok şükür zorlukları beraberce göğüsleyen büyük bir milletimiz var. Depremin ardından, aziz milletimiz güçlü bir dayanışmayla, dertte, tasada daima omuz omuza olacağını bir kez daha tüm dünyaya gösterdi.

 

AHLAK TARTIŞACAKSAK DEPREM VERGİLERİNDEN BAŞLAYALIM

Ancak her deprem sonrasında yaşanan sahnelerin, Elazığ depreminden sonrada tekrarlanması üzücüydü. Millet depremin acısıyla, “Depreme karşı önlem alınıyor mu, deprem vergilerine ne oldu, nasıl kullanıldı” diye sorunca memur bakanlardan fırçayı yiyiverdi. Arkasından da tehditler geldi. Enerji Bakanı, “Her şeyi devletten beklememeliyiz” dedi. İçişleri Bakanı, “Türkiye’nin deprem konusundaki yeterliliğini tartışmaya açmak, bu saatte yapılabilecek insanlık dışı bir davranıştır” diyerek iktidarlarına yönelik eleştirileri bastırmaya kalktı. Onun bıraktığı yerden AK Parti Genel Başkanı sözü devraldı, “20 yıldır bu hükümet depreme yönelik ne yapmış?” sorusunu soran vatandaşlarımızı ahlaksızlıkla suçladı. Madem ahlak tartışacağız, o zaman tartışmaya deprem için milletten toplanan vergilerin nereye harcandığını konuşarak başlamak en doğrusudur.

 

DEPREMİ ÖNLEYEMEYİZ AMA ÖNLEM ALABİLİRİZ

Erdoğan soruyor, “Depremi durdurma şansımız var mı?” Yani milletimize depreme razı olun telkininde bulunuyor. Bunları söyleyen Erdoğan, çok daha büyük depremlerde benzer kaderi Japonların neden yaşamadığını milletimize söylemiyor. Evet depremleri önleyemeyiz ama önlem alırsak depremin hasarını en aza indirebiliriz. Can kayıplarını en aza indirebiliriz. Bu da siyasetin ve siyasetçinin işidir. İktidarda olanların önde gelen görevidir. Dünyanın tüm demokratik ülkelerinde iktidar sahipleri hele hele böylesi acı zamanlarda eleştiriye, tenkitlere açık olmak zorundadır. Daha geçtiğimiz günlerde Avustralya’da yaşanan yangın sonrasında Avustralyalıların Başbakanlarına gösterdiği tepkileri tüm dünya izledi. Vatandaş tepkisini gösterdi, Başbakan tepkileri olgunlukla kabul etti.

 

VATANDAŞ DEPREM İÇİN TOPLANAN VERGİYİ SORUYOR

1999’da yaşanan depremlerin ardından geçici bir süre için Özel İletişim Vergisi getirilmişti. Bu vergi daha sonra AK Parti iktidarı tarafından 2004’ün hemen başında sürekli hale getirildi. Verginin kalıcı hale getirildiği 2004 – 2019 arasında 65 milyar Türk lirası toplandı. Bunu dolarla ifade edersek, 2004-2019 arasında yaklaşık 34 milyar dolar vergi toplanmış. Vatandaş da bunu soruyor…  “17 yıldır iktidardasınız ve deprem vergisi alıyorsunuz, Elazığ’da Malatya’da ve bilinen tüm deprem bölgelerinde can kaybını ve tahribatı önlemek için neler yaptınız?” diyor. Kızmadan, tehdit etmeden, efendi efendi neler yaptıklarını bu iktidar açıklamak zorunda.

 

ÖNCESİNDE TARTIŞMAYALIM, SONRASINDA TARTIŞMAYALIM, NE ZAMAN TARTIŞALIM

Meclisimiz bunu üç ay önce tartışmak istemişti. Geçen Ekim ayında, Türkiye’nin depreme hazırlık durumu araştırılsın diye TBMM’ye bir önerge verilmişti. Bu önergede AK Parti ve MHP oylarıyla reddedildi. Türkiye’nin depremlere hazırlık durumunu depremden önce tartışmayalım, depremde tartışmayalım, depremden sonrada tartışmayalım. Peki biz bunu ne zaman tartışacağız, ne zaman bu hazırlık durumuyla ilgili fikirlerimizi, görüşlerimizi belirteceğiz?

 

DEPREMDE BİLE SİYASİ ŞOVU İHMAL ETMEDİLER

Millet deprem paralarını sorunca iktidar, “Siyaset yapmayın” diyor. Bunu soranlara da soruşturma açıyor. Ama bakıyoruz iktidar deprem enkazında dahi siyasi şovu ihmal etmiyor. AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, bugün bakanların basın toplantısında assolist sedasıyla toplantının sonunda depremde alınan önlemlerle ilgili konuşuyor. Sayın kurtulmuş hangi sıfatla bakanların basın toplantısına katılıyor, hangi sıfatla konuşuyor? Tam bir parti devleti uygulaması. Dert? Dert algıyı yönetmek. Sağ olsun derdin algıyı yönetmek olduğunu da Elazığ Valisi açık seçik ifade ediyor. O kadar acı var, insanlar yaşamını kaybetmiş Sayın Vali “Algı çok iyi” diyor. Algı yönetmek için penguen basını deprem bölgesinde seferber edilmiş. Tabi algı yönetimi dediğimiz zaman AK Parti Genel Başkanını da ihmal edemeyiz. Deprem bölgelerinde çalışmaların aksamaması için protokolün deprem bölgesine hemen gitmemesi genelde kabul gören bir yaklaşımdır. Orada çalışanlar göçük altındakileri mi kurtaracak, protokolle mi ilgilenecek? Fakat bakıyoruz, Erdoğan çalışmaların sürdüğü alana yanında bir VIP ordusuyla giriyor. Bir de nasılsa denk geliyor, aynı anda göçük altından bir depremzede çıkarılıyor. Erdoğan’ın tam önünden geçiriliyor. O sırada da kameralarla bu görüntüler alınıp, basına servis ediliyor.

 

ÖNLEMLER DEPREMDEN ÖNCE ALINMALI

Evet deprem siyasi şov konusu yapılmayacak kadar ciddi bir iştir. Ama deprem aynı zamanda bizim içinde bulunduğumuz bu coğrafyanın da bir gerçeğidir. Türkiye’nin neredeyse tamamı deprem riski taşıyor. Bu gerçekle, depremler yaşanmadan yüzleşmek ve tüm gelişmiş ülkelerde olduğu gibi depreme karşı tedbir almak zorundayız. Deprem riskiyle, depremle mücadeleye, deprem olmadan önce tedbir alınarak başlanır. Depremden sonrada kriz yönetimi yapılır. Ama baktığımız zaman bizim her iki konuda da ciddi eksiklerimiz var. Özellikle birincisinde.

 

DEPREM İÇİN 5 YILLIK SEFERBERLİK ÇAĞRISI

Artık aktif fay hatları üzerinde yerleşime izin vermemeliyiz. Ya da özel tedbirler aldıktan sonra bu yerleşime izin vermeliyiz. Esasen bu konuda kanunlarımız var. Aktif fay hatlarını da en ince detayına kadar biliyoruz. Ama kanunlara uyan yok. Rant söz konusu olunca gözler kanun görmüyor. Bu son depremde de gördük ki “Deprem değil, bina öldürüyor.” Bu nedenle bina envanterimizin depreme dayanıklılık durumunu bir an önce tespit etmeliyiz. Kentsel dönüşümü rant için değil depremin etkilerini en aza indirmek için kullanmalıyız. Güçlendirilecek binaları bir an evvel tespit etmeliyiz. Bunları güçlendirmeliyiz. Güçlendirmesi mümkün olamayan binaları da depremden yıkmadan önce biz yıkıp yeniden inşa etmeliyiz. Deprem bölgelerinde nüfusun yoğunluğunu artırmamalıyız. Sanayi, finans, iletişim başta olmak üzere stratejik alt yapılarımızı ülkenin dört bir yanına dengeli bir şekilde dağıtmalıyız. Bunun planlarını bir an önce yapmalıyız. Ve bunları vakit kaybetmeden uygulamaya koymalıyız. Başta İstanbul olmak üzere depremler için şimdiden kriz masası oluşturmalıyız. Deprem için yapılan kriz senaryolarını yeniden gözden geçirmeliyiz. Toparlanma ve barınma alanlarını yeniden belirlemeli ve bunların sayılarını çoğaltmalıyız. Ranta teslim edilenleri kurtarmalıyız. İletişim ve ulaşım alt yapımızı deprem sonrası için hazırlamalıyız. Gördüğünüz gibi yapılacaklar listesi çok uzun. Bunların hepsi kaynak ve zaman gerektiriyor. Kaynaklarımızı da, zamanımızı da doğru ve verimli kullanmak zorundayız. Bu konuda bizim iktidara açık bir çağrımız var. Siz iktidar olarak kendinize çılgın projeler arayıp duruyorsunuz. Biz size son derece akıllı bir proje öneriyoruz. Gelin aktif fay hatlarında ve hassas deprem bölgelerinde kentsel dönüşüm gerçekleştirmek üzere gelecek 5 yılı seferberlik yılı olarak ilan edelim.

 

HAYATTA KAL PROJESİ

Müteahhitleri rant için değil, hayat için seferber edelim. Ortak aklı kullanarak uygun finansman yöntemlerini derhal devreye alalım. Depreme karşı en son inşaat teknolojilerinden yararlanalım, buna uygun inşaat teknolojilerini gerekiyorsa biz geliştirelim. Bu projenin adını da “Hayatta Kal Projesi” koyalım. Böyle bir seferberlikle sadece milyonların hayatını kurtarmayız. Ekonominin ihtiyaç duyduğu güven ve talebi de yaratırız. Ekonomiyi içine düştüğü çukurdan çıkarırız, milyonlarca insana yeni iş imkanları sağlarız.

 

YILDIRIMLARIN FORMÜLÜNÜ İŞSİZ GENÇLERİMİZ DE ÖĞRENSİN

Demokratik ülkelerin alamet-i farikası, yöneticilerin halkına hesap vermesidir. Ama bu iktidarın halka hesap vermekten hoşlanmadığını hepimiz biliyoruz. Hesap vermek istemeyenler arasında eski Başbakan Binali Yıldırım da var. Gazeteci Sayın Mehmet Yılmaz uzun zamandır kendisine bazı sorular soruyor. Binali Yıldırım’ın çocuklarının yedi denizde yük taşıyan 30’a yakın gemisi var. Dördüncü güce mensup bir arkadaşımız millet adına bunların nasıl alındığını öğrenmek istiyor. Sayın Yıldırım, dünyada sorumluluk makamında oturan her siyasetçi gibi medeni bir şekilde bilgi vermek, kamuoyunu aydınlatmak yerine yazarı dava ediyor. Bu memlekette her dört gençten birisi işsizken, Sayın Yıldırım ve ailesinin büyük girişim başarılarının sırrını öğrenmek, herhalde tüm gençlerimizin hakkıdır.

 

MİLLETİN PARASINI HARCADIKLARINI HATIRLASINLAR

Ülkemiz açısından diğer bir önemli mesele ise Suriye ve İdlib’dir. İdlib’de ateşkes bir defa daha yürümedi ve çatışmalar yeniden başladı.  4 milyon kişi yaşıyor İdlib’de ve bunların 400 bininin şimdi bizim sınırlarımıza doğru hareket halinde olduğu, büyük bir kısmının da sınırlarımızda yerleştiği AK Parti Genel Başkanı tarafından söyleniyor. Bunların içinde eli kanlı radikal teröristlerin de olduğu bölgede yaşayanlar tarafından ifade ediliyor. Erdoğan şimdilik bunlara Türkiye sınırına yakın yerlerde 10 bin briket ev yapılacağını söyledi. Herhalde bu evlerin parası da bizim vergilerimizden çıkacak.  Ama burası Suriye toprağı değil mi? Suriye ordusu bu briket evlerin yapıldığı yerlere geldiğinde ne olacak? Bu iş Suriye’nin meşru yönetimiyle görüşülmeden hallolmaz. “Suriyeliler için 40 milyar dolar harcadık, bir 40 milyar dolar daha harcarız” diyenler artık milletin parasını harcadıklarının farkına varmalı ve bu milletin sırtından kurban kesmekten vazgeçmelidirler. Milletin ilave bir 40 milyar doları daha taşıyacak hali kalmamıştır.

 

ELEKTRİK, DOĞAL GAZ FATURASI DEĞİL PAVYON FATURASI

Kış aylarıyla beraber milletimizin doğalgaz, elektrik faturaları kabardıkça kabarıyor. Yazın yapılan zamlar şimdi cep yakıyor. Sosyal medyaya dönüp bakıyoruz, “Elektrik, doğal gaz faturası değil pavyon faturası geldi” diyorlar. Yurdun dört bir yanından Genel Merkezimize şikâyetler yağıyor. Doğal gaz faturaları, “Doğal gaz büzüşmesi var” denerek şişirilirken, millette yorganların, battaniyelerin altında soğuktan büzüşüyor. Millete ısıtıcı tayt giymeleri tavsiye ediliyor, bu taytların reklamları da yapılıyor.

 

KELİME OYUNUNDA MAHİRLER

Ülkeyi yöneten beyler, kelime oyunlarında maşallah çok mahirler. Benzine, mazota, şekere, çaya zam yapıyorlar, buna “Fiyat güncellemesi” diyorlar. Trafik cezasına, vergilere zam yaparlar, adına “Yeniden değerleme” diyorlar. Yüksek hızlı trene zam yapıyorlar, hem de olağanüstü zam yapıyorlar adına “İndirim oranı değişikliği” deyiveriyorlar. Büyümenin sıfır çektiği 2019’da, “Yeniden yükselişe geçtik” hikayeleri anlatıyorlar. Tabi bütün bunlar olurken bu durumda doğal gaz zammının adı da doğal olarak “Büzüşme zammı” oluyor.

 

VATANDAŞ “CEHENNEMİN DİBİNİ” YAŞIYOR

Ama saray ne derse desin. Milletin gerçekleri değişmiyor. Tencerelerde et yerinde dert kaynıyor. Millet alışverişini ucuza getirmek için kış günü market market, pazar pazar dolaşıp duruyor. Yetmediği yerde de yurttaşlarımız üç öğünü iki öğüne indirerek hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Bin bir emekle alınan çocukların diplomaları iyi bir işe girmeye artık yaramıyor. Pek çok yurttaşımız aldığı ücretle insanca geçinemediğini açık seçik ifade ediyor. Vatandaş kendini dipsiz kuyuya düşmüş gibi hissediyor, kendi tabiriyle bu sene “Cehennemin dibini” yaşıyoruz diyorlar.

 

SARAY MİLLETİN ÇIĞLIĞINI DUYMUYOR

Bakın uzunca bir aradan sonra sendikalar ilk defa greve gitmeye karar verdiler. Birleşik Metal-İş ve Türk Metal greve gidecek. Sendikalar 5 Şubat için grev kararı aldı. İşverende buna lokavt kararıyla cevap veriyor. İşçiler resmi enflasyon kadar değil, yaşadıkları enflasyon kadar zam istiyorlar. Damadın kankasının yönettiği TÜİK’in enflasyon rakamlarına inanmıyorlar. Ama saray sosyetesi milletin bu sorunlarını, bu çığlığını duymuyor, görmüyor. Çünkü onların her daim keyfi yerinde. Kriz varmış, milletin geçim derdi varmış umurlarında bile değil. Onların bir eli yağda, bir eli de balda.

 

SATACAK BİR ŞEY KALMADI, MİLLETİN KEFEN PARASINA MUSALLAT OLDULAR

Şimdi memlekette satacak bir şey bırakmayınca Merkez Bankası kasasının dibini sıyırmaya başladılar. Saray iktidarı, seçimde harcamak için, TCMB kârına hatırlayacaksınız 2019 başında el koymuştu. Bu yetmedi Temmuz ve Ağustos aylarında Merkez Bankası’nın ihtiyat akçelerine de el koydular. Milletin kefen parasına musallat oldular. Bu şekilde iktidar geçtiğimiz yıl TCMB’den tam 78 milyar lira kullanmış oldu. Ama talan bu yılda sürüyor. 20 Ocak’ta TCMB’yi olağanüstü genel kurula götürdüler. Geçtiğimiz yıl kârı ve 2018’in ihtiyat akçesinden toplam 41 milyar liraya yine hazine olarak el koydular. Hani ekonomi geçen yıl yükselişe geçmişti? Hani bu yıl ekonomi şahlanış dönemine girecekti? Ekonomi şahlanıyorsa neden Merkez Bankası’nın paralarına peşinen el koyuyorsunuz?

 

GERÇEKLEŞMEYEN KÂRI ALDILAR İDDİASI

TCMB’den bu paraları almak için hükümetin son derece yaratıcı bir takım yöntemler geliştirdiği de dikkatlerden kaçmıyor. Başvurdukları muhasebe oyunları bugüne kadar başka hiçbir iktidar tarafından kullanılmamıştı. 15 Ekim ile 31 Aralık 2019 tarihleri arasında yapılan hesap oyunlarıyla, TCMB Kanunu’nun arkasından dolaşıldığı ve aslında gerçekleşmeyen bir takım kârların gerçekleşmiş gibi gösterilerek 22 milyar lira civarında bir kaynağın damadın başında olduğu Hazine’ye aktarıldığı iddia ediliyor. Böyle bir şey dünyanın neresinde olsa yer yerinden oynar. Neden? Çünkü bu paraları TCMB matbaasını çalıştırarak öder. Yani bir başka ifadeyle karşılıksız para basar. TCMB, bütçe açığını finanse etmek için karşılıksız para basarsa, bunun kalpazanlıktan farkı nedir? Sonunda bu uygulamayla milletin cebindeki para pul olur. Dünyanın hangi itibarlı ülkesinde bir Merkez Bankası değerini korumakla yükümlü olduğu milli parasına bu kötülüğü yapar? Bunu yapmaya razı olur iktidarın baskısıyla? Bu gidişin sonu pahalılıktır. Bunun sonu para politikasına olan güvenin tamamen bitmesidir. Bunun sonucunda faizlerin rekor üstüne rekor kırmasıdır. Bunun sonu işsizliktir. Bunun sonu milletin borç yükü altında inim inim inlemesidir. Damadın arkadaşının yönettiği TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla dahi bu gerçekler saklanamaz. Bu konuda bir soru önergesini bu sabah TBMM’ye verdik. Burada saydamlığın çok önemli olduğunu düşünüyor ve hızla cevap bekliyoruz.

 

ULUSLARARASI ENDEKSLERDE BÜYÜK GERİLEME

Türkiye, maalesef ucube tek adam parti devleti rejimiyle çok ciddi bir kurumsal çöküş ve çürüme yaşıyor. Bunu sadece biz söylemiyoruz. Uluslararası karşılaştırmalarda ve uluslararası kurumların yayınladığı istatistiklerde bu gerçek açıkça görülüyor. Geçtiğimiz günlerde iki önemli göstergenin güncel sonuçları paylaşıldı. The Economist dergisinin Küresel Demokrasi Endeksi’nde Türkiye 2019 yılında, 167 ülke arasında 110. sırada yer aldı. 2014 yılında Türkiye aynı listede kusurlu demokrasiler ile otoriter rejimler arasında “Hibrit demokrasi” olarak tanımlanıyordu ve 98. sıradaydı. Şimdi, 110. sıraya gelerek hibrit demokrasi liginden otoriter rejime düşmemize sadece arada üç tane ülke kaldı. Yani hızla dibe batıyoruz, hızla otoriterleşiyoruz. Yine bir diğer önemli gösterge: Uluslararası Şeffaflık Örgütü tarafından yayımlanan “Yolsuzluk Algı Endeksi.” Yolsuzluk Algı Endeksi’ndeki yerimiz 2019 yılında 13 basamak birden kötüleşmiş ve Türkiye 91. sıraya düşmüş. 2013-2019 arasında Yolsuzluk Algı Endeksi’nde en çok düşüş yaşayan ikinci Ülke Türkiye. Burada da rekor kırıyoruz. Çok açık. Ucube tek adam parti devleti rejimi Türkiye’yi tüm uluslararası karşılaştırmalarda aşağıya doğru çekmeye devam ediyor. Bu rejimle geçecek her gün Türkiye için büyük kayıptır. Milletin aşını, işini büyütmek için güçlendirilmiş demokratik parlamenter sistemi bir an önce getirmek zorundayız.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa cevap vereyim.

Soru- Faik Bey, konuşmanızın başında 2004 – 2019 yılları arasında iletişim vergisi kalıcı hale geldikten sonra 34 milyar dolar para toplandığını söylediniz. Bu sadece tek kalemden deprem için toplanan para mı? Bir de hani diğer kalemlerde ne kadar toplandı ve bu paranın nereye harcandığını sizler biliyor musunuz?

Faik ÖZTRAK- Bu sadece o dönemde kalıcı hale getirilen, diğerlerinde de daha önce toplandı ama bu o dönemde kalıcı hale getirilen iletişim vergisi kapsamında toplanan para.

 

Soru- Nereye harcandığını biliyor musunuz?

Faik ÖZTRAK- Hayır nereye harcandığını bilmiyoruz. Daha doğrusu depremle ilgili olarak merkezi yönetim bütçesinden hangi harcamaların yapıldığı konusunda yeterli saydamlık yok. Bu konuda açık, seçik bazı bilgilere sahip değiliz. Oysa bu ülkenin en önemli gerçeklerinden biri deprem. Yani ekonomik kriz geçer, diğer şeyler geçer ama Türkiye’nin en büyük sıkıntısı olan deprem meselesi geçmeyecektir. Bununla ilgili mutlaka önlem almak gerekir. Ama bu konuda hangi önlemler alıyoruz, ne kadar kaynağı buraya veriyoruz, bugüne kadar ne yapıldı bunlara cevap veren yok. Bu sorulduğunda da sinirleniyorlar, tehdit ediyorlar.

 

Soru- Efendim FETÖ’den tutuklu eski MİT’çi Enver Altaylı iddianamesinde Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun danışmanının da ismi geçiyor. Kamuoyuna bir çok haberde yansıdı. Buna ilişkin değerlendirmeniz olacak mı? İkincisi, CHP yöneticilerinden son zamanlarda merkezi yönetim ifadeleri duyulmaya başladı. Daha önce İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun açıklamaları olmuştu. Depremle ilgili açıklamasında Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’da merkezi yönetim ifadesini kullandı. Merkezi yönetim ifadesiyle ne kastedilmeye çalışılıyor bunu biraz açabilir misiniz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi son sorunuzdan başlayım. Deprem vergilerini kim topluyor belediyeler mi? Hayır merkezi yönetim. Merkezi yönetimden kastımız Ankara. Biz de soruyoruz, Ankara topladığı bu deprem vergileriyle ilgili olarak, deprem nedeniyle topladığı vergilerle ilgili olarak hangi önlemleri aldı? O nedenle merkezi yönetim diyoruz. Bu bir.

İkincisi, diğer konuyla ilgili Rasim Bey zaten gerekli açıklamaları yaptı. Benim bu açıklamalara ilave edilecek herhangi bir sözüm yoktur. Ama şunu söylemeyi görev bilirim. Bu partiye mensup ya da bu partide çalışan hiçbir kişi vatan haini olmaz, darbecileri desteklemez. Rasim Bey de hiçbir şekilde darbeyi, darbecileri desteklemez.

Teşekkür ediyorum.

BORU TÜRKİYE’YE DÖŞENİYOR, İNDİRİMİ BULGARİSTAN ALIYOR

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Cuma günü hem Parti Meclisi toplantımızı hem de ardından Merkez Yönetim Kurulu toplantımızı yapmıştık. Kurulumuzun gündeminde, Suriye ve Libya başta olmak üzere bölgemizdeki son gelişmeler, kış mevsiminde aile bütçelerini gerçekten zorlamaya başlayan doğal gaz ve elektrik faturaları, ekonomik kriz ve bunun vatandaşlarımızda yarattığı çaresizlik hissi, ucube tek adam parti devleti rejiminde sürekli aşınan kurumlarımız ve işlemeyen devlet mekanizmasının neden olduğu sıkıntılar vardı.

 

RAHŞAN ECEVİT’E ALLAH’TAN RAHMET DİLİYORUZ

Hafta sonunda Türk siyasi hayatının önemli bir ismini Sayın Rahşan Ecevit’i sonsuzluğa uğurladık. Bir kez daha Sayın Rahşan Ecevit’e Allah’tan rahmet, sevenlerine sabır diliyoruz. Yine eşine kavuşan Genel Başkanımız Sayın Bülent Ecevit’i de saygı ve rahmetle anıyoruz. Hafta sonunda gazeteci Hrant Dink cinayetinin yıl dönümü vardı. Dink cinayetinin üzerinden 13 yıl geçti. Önce “hassas ve milliyetçi gençler” denildi, sonra Ergenekon’a, en son da FETÖ’ya bağlandı. İddianameler hazırlandı, ayrı ayrı davalar açıldı. Bazı davalar hala sürüyor. Ama her ölüm yıl dönümünde toplanan kitleler Dink’in bu toplumu ayrıştırdığını değil birleştirdiğini bir defa daha ortaya koyuyor. Hrant Dink’i de bu vesileyle bir kere daha rahmetle anıyor ve bu soruşturmaların mahkemelerin biran önce sonuçlanmasını, sorumluların ortaya çıkmasını bekliyoruz.

 

UĞUR MUMCU’YU SAYGIYLA ANIYORUZ

Yine bu hafta yani hem Türkiye’de hem de Cumhuriyet Halk Partisi için önemli kayıpların yaşandığı yıl dönümleri var. Değerli çalışma arkadaşımız Sayın Kamer Genç’i 22 Ocak 2016’da kaybettik. Bu yıl vefatının dördüncü yılı. Kendisini çok arıyor, yine rahmet ve saygıyla da anıyoruz. Yine biliyorsunuz 24 Ocak, Türk demokrasi tarihi açısından gerçekten çok karanlık bir gündür. Bundan 27 yıl önce Türkiye’nin yetiştirdiği önemli araştırmacı gazeteci, büyük Atatürkçü, Kalpaksız Kuvvacı Uğur Mumcu aramızdan hain bir saldırıyla koparılıp alınmıştı. Uğur Mumcu’nun aziz hatırası önünde saygıyla eğliyor, bir kere daha kendisine Allah’tan rahmet diliyoruz.

 

RUSYA, ÜLKEMİZİN YUMUŞAK KARNININ FARKINDA

Yakın coğrafyamızda emperyal devletler at koşturuyor. Çevremizde tansiyon bir türlü düşmüyor. Geçtiğimiz günlerde İdlib’de sağlanan ateşkes, Rusya’nın ve rejim güçlerinin hava saldırılarıyla bir defa daha kesintiye uğradı. Suriye meselesi ve İdlib’de sayıları milyonları bulan radikal unsurların nereye gideceği meselesi Türkiye’nin yumuşak karnıdır. Rusya Devlet Başkanı da bunun farkında. Erdoğan’ı sıkıştırmak istediğinde bu yumuşak karına vurmaktan çekinmiyor. Biz uzunca bir süredir başta İdlib olmak üzere Suriye’de yaşanan sıkıntıların Suriye’nin meşru yönetimi ile konuşularak halledilmesi gerektiğini söyleyip duruyoruz. Bunu dediğimiz için de Erdoğan bize demediğini bırakmıyor. Ama Putin söyleyince, Türkiye ve Suriye yetkilileri Moskova’da masaya oturtuveriyor. Bize laf yetiştirmek yerine, söylediğimizde bunu yapsalardı hem bu kadar şehit vermeden, milyarlarca dolar harcamadan, milyonlarca Suriyeli yerinden yurdundan olup ülkemize gelmeden durumu kontrol edebilecektik, hem de Putin’in elini bu kadar güçlendirmeyecektik.

 

ERDOĞAN PUTİN’LE, PARTİSİNİN MİLLETVEKİLLERİNDEN FAZLA GÖRÜŞÜYOR

Libya meselesinde de benzeri gelişmeleri yaşadık. Biz “Türkiye, Libya’da savaşmamalıdır, arabulucu rolü oynamalıdır, BM öncülüğünde Libya’da her iki tarafla da Türkiye’nin diyalog kurması ülkenin yararınadır” dedik. Erdoğan bizi uluslararası hukuku bilmemekle suçladı. Genel Başkanımıza demediğini bırakmadı. Sonra Putin Türkiye’ye geldi. Erdoğan ile baş başa görüştüler. Putin artık içeride ne söylediyse, Erdoğan toplantı bitiminde Genel Başkanımıza söylediği her şeyi unutuverdi ve Libya’da arabuluculuğa soyunma kararını aldı. Erdoğan, Putin’in bir dediğini her ne hikmetse ikiletmiyor. Son üç yılda Erdoğan’ın Putin’le yüz yüze veya telefon aracılığıyla 70 defadan fazla görüştüğü söyleniyor. Eminim bu kendisinin milletvekilleriyle, partisinin milletvekilleriyle yaptığı görüşmelerden, her bir milletvekiliyle yaptığı görüşmelerden çok daha fazladır.

 

 VAŞİNGTON İLE MOSKOVA ARASINDA PİNPON TOPUNA DÖNDÜ

Erdoğan’ın bir sözünü ikiletmediği bir diğer adres de Beyaz Saray. “Rahibi gönder” diyor Beyaz Saray’daki adam, 48 saat geçmeden, rahip Oval Ofis’e ulaştırılıyor. Ordumuz canını dişine takmış Barış Pınarı Harekâtı yaparken, Trump tehdit içeren birtakım tweetler atıyor, ABD Başkan Yardımcısı’nı Türkiye’ye gönderiyor. “Harekât dursun” diyorlar. Harekât durduruluyor. Erdoğan’ın siyasi ikbali için şahsileştirdiği dış politika, Saray iktidarını Vaşington ile Moskova arasında pinpon topuna döndürmekle kalmadı, ülkemizin hayati çıkarlarına da çok büyük zararlar verdi.

 

TÜRKİYE DEĞERLİ BİR YALNIZLIĞA SIĞINAMAZ

Türkiye’nin etrafındaki coğrafya son derece zor ve dengelerin her an değiştiği kaygan bir coğrafya. Yaşadığımız coğrafya bizim kaderimizse, bizimde buna göre davranmak ve tedbir almak zorunluluğumuz var. Bu bölgede Türkiye’nin hem askeri yani sert gücü; hem de başta ekonomik ve diplomatik olmak üzere yumuşak gücü son derece sağlam olmak zorunda. Bu iki güçten biri zayıflarsa bu hassas bölgede ayakta kalmakta zorluk çekeriz. Bu nedenle Türkiye, sadece askeri değil, karşılaştığı zorlu sınamalara karşı ekonomik ve diplomatik yani yumuşak gücünü bir an önce tahkim etmek zorundadır. Son dönemde dış politikayla ilgili olarak Dışişleri Bakanlığı’nın tamamen devre dışı bırakılması ve kararların Saray’da alındığı bir sistemle yürünmesi yumuşak gücümüze büyük zarar vermiştir. Türkiye’nin etrafında enerji kaynaklarının bulunması ve kullanılması konusunda yeni ittifaklar oluşurken, Türkiye değerli bir yalnızlığa sığınamaz.

 

BERLİN ZİRVESİ’Nİ OLUMLU KARŞILIYORUZ

Bu nedenle gecikmiş olsa da Libya ile münhasır ekonomik bölge anlaşması imzalanmasını destekledik. Şimdi bunu bir adım öteye taşımak zorundayız. Doğu Akdeniz’in zenginlik ve refahından tüm bölge ülkelerinin adil bir şekilde yararlanmasına Türkiye öncülük etmelidir. Bunun yoluysa bugün bölge ülkeleriyle ilişkilerimizin normalleşmesinden geçmektedir. Sorunları bir masa etrafında oturup konuşabilmeliyiz. Bu nedenle Libya meselesini çözmek için, hafta sonu gerçekleştirilen, Berlin Zirvesini olumlu karşıladığımızı buradan ifade etmek istiyoruz.

 

ZİRVEDEN ÇIKAN SONUÇ, BİZİM ÖNERİLERİMİZLE UYUMLU

Daha önce Mısır Devlet Başkanı Sisi ile fotoğraf vermemek için köşe bucak kaçan Erdoğan’ın dün Berlin Zirvesi sonrası Sisi ile aynı fotoğraf karesinde yer almasını not ettik. Dış politika böyledir işte büyük lokma yiyeceksiniz ama büyük laf etmeyeceksiniz. Bu fotoğraf karesi geç kalmış ancak ikili ilişkilerin normalleşmesi adına da doğru bir adımdır. Berlin Konferansı’ndan çıkan sonucun da bizim yaptığımız önerilerle uyumlu olduğunu görmek bize memnuniyet vermiştir. Biz Libya’da, daha işin başından beri, Birleşmiş Milletler öncülüğünde bir çözüm aranması gerektiğini savunduk. Berlin’den çıkan sonuç bildirgesinde de bunun altı çizildi. Cumhuriyet Halk Partisi, ülkeyi yönetmek için gereken ehliyet ve liyakate sahip olduğunu yaşadığımız her olayda yaptığı önerilerle göstermektedir. Bundan sonrada bunu ispat etmeye devam edecektir. Türkiye, bölgesel meselelerde beraber çalışabileceği başkentlerin sayısını arttırmalıdır. Sadece Moskova ve Washington’la çalışarak bu işi götürebilmek mümkün değildir. Saray İktidarına son uyarımız dış politikada yapılan hataların milletin cebini yaktığını bu nedenle de artık hataya tahammülümüz olmadığıdır.

 

BORU TÜRKİYE’YE DÖŞENİYOR, İNDİRİMİ BULGARİSTAN ALIYOR

Kara kış geldi, kapıya dayandı. Bakın yine bir dış politikayla bağlantılı bir durum. Yaz aylarında doğalgaz ve elektriğe taksit taksit yapılan zamların etkisini şimdi vatandaşlarımız misliyle hissediyorlar. Türkiye’nin her yerinden şikayet alıyoruz bu konuyla ilgili. Millet için soğuk kış günlerinde ısınmak dahi lüks oldu. Oysa daha birkaç hafta önce Putin’le TürkAkım projesinin açılışı yapıldı. Şimdi Rusya açılışı yapılan TürkAkım hattından Bulgaristan’a indirimli doğalgaz satmaya başladı. Peki, biz Rusya’dan bu hattan indirimli doğalgaz alabiliyor muyuz? Hayır. Daha önce Ukrayna, Romanya, Bulgaristan üzerinden gelen Batı hattından hangi fiyatla gaz alıyorsak, şimdi de aynı fiyatla gaz alıyoruz. Aradaki transit ülke sayısı azaldığı için Bulgaristan’a indirimli gaz veriyorlar. Ama boruların geçtiği ülke olan Türkiye indirim alamıyor. Türkiye’ye boru döşeniyor, indirimi Bulgaristan alıyor. Erdoğan ise, “TürkAkım’ın ismini Putin koydu” diye avunuyor.

 

ERDOĞAN’IN HATALARININ FATURASI

Peki, şimdi soruyoruz.  Erdoğan dış politikadaki hataları nedeniyle Putin’e bu kadar bağımlı hale gelmeseydi, Rusya’dan doğal gaz indirimi alma konusunda Türkiye’nin pazarlık gücü daha mı fazla olurdu, yoksa daha mı az olurdu? Cevabı belli. Suriye krizini iyi yöneten Rusya; Türkiye’yi başta enerji olmak üzere pek çok alanda kendine daha bağımlı hale getirdi. Üzülerek söylüyorum, Erdoğan’ın Suriye’deki hatalarının bedelini Türkiye’deki vergi mükellefleri sadece Suriyeliler için ödediği ve ödeyeceği paralarla değil, pahalı enerji faturalarıyla da uzun yıllar ödeyeceğe benziyor.

 

BEYFENDİ SANKİ HOLLANDA BAŞBAKANI

Toplumun her kesimi büyük sıkıntı içinde. Esnafımız çekini, senedini ödeyemiyor, iş adamı iflas ile konkordato kıskacı arasında sıkıştı kaldı, işsiz, borçlu yurttaşlarımız yaşamlarına kıyma noktasındalar. Saray sosyetesi dışında milletin her kesimi dertli.

Geçtiğimiz hafta 81 ilden Ziraat Odalarımızın değerli başkanları TBMM’de Parti gruplarına ziyarette bulundu, çiftçilerimizin sorunlarını TBMM’ye milletvekillerine taşımaya çalıştılar. Çiftçilerimizin elektrik, gübre, mazot, su, kredi borçları artık taşınamaz hale gelmiş durumda. Bıçak çiftçinin kemiğine dayanmış, artık kemiği de kesmeye başlamış. Ama iktidar milletin her kesimine olduğu gibi çiftçimize de sırtını dönmüş durumda. Sarayın kibirlisi hafta sonu çıkmış “ülkemizde üretilmesi mümkün olan hiçbir şeyin dışarıdan getirilmesine razı olamayız” demiş. Yani bunu duyanda zannedecek ki Beyefendi Hollanda başbakanı. İyi, güzel de… Rusya’dan buğdayı ithal eden senin iktidarın. Helal eti Sırbistan’dan alan senin iktidarın. Arjantin’den alınan sığırı, Gürcistan’dan ithal edilen samanla besleyip hayvancılık yapıyoruz diyen de senin iktidarın. Avuç içi kadar Hollanda 2019’da 94 milyar Avroluk tarımsal ürün ihracatıyla dünya ikincisi oldu. Erdoğan iktidarı tarım devriminin yapıldığı Anadolu topraklarında, tarımı da çiftçiyi de bitirdi.

 

HER BİR ÇİFTÇİ AİLESİNE 79 BİN TL BORÇLULAR

Karşımızda kendi çıkardığı kanuna uymayan bir iktidar var. Tarım kanununun emrettiği destekleri vermiyorlar. Çiftçinin 2007’den yani kanunun çıktığı yıldan buyana alması gereken destek 318 milyar lira. Verilen 143 milyar. Ödenmeyen 175 milyar. Yani her bir çiftçi ailesine bölersek her bir ailenin devletten 79 bin lira alacağı var. İktidarsan muktedir olacaksın, verdiğin sözü tutacaksın.

 

2018’DE DE ŞAHLANIŞ DEDİLER, ŞAHLANAN DOLAR KURU OLDU

Geçtiğimiz hafta yine Erdoğan, ucube tek adam rejiminin ilk bir yılını değerlendirdi ve 2020 beklentilerini de açıkladı. 2019’un “yeniden yükseliş” yılı, 2020’nin ise “yeni bir şahlanış döneminin başlangıcı” olduğunu ifade etti. Benzer şeyleri 2018’de de söylemişti ama şahlanan dolar kuru olmuştu, faizler olmuştu. Yani ne diyelim Erdoğan ne yiyip ne içiyorsa vatandaşlarımız da keşke onlardan yiyip, içebilse… Milletin yaşadıklarından bihaber, hakikatleri bu kadar görmezden gelen, yalanı doğruymuş gibi anlatan böylesine bir popülizm gerçekten başka ülkelerde görülmedi. Rakamlar ortada. Bu rakamlar bizim de değil Sarayın kendi rakamları.

 

UÇAĞIN BURNU KALKMADAN LASTİKLER PİSTE İNDİ

Şimdi 2019 yılını hatırlayın yüzde 2,3’lük bir büyüme hedefiyle başladık. Sonra, gerçekleşme tahmini binde 5’e indirildi. Yani başta söylediklerinin beşte biri ama çok büyük bir başarı varmış gibi bayram ediyorlar. Açık söyleyeyim, Saray uçağın burnunu kaldırmadan lastikler yeniden piste indirmiş ama oturuyorlar yükselişten bahsediyorlar. Bir başka rakam. Bu da bizim değil. Damadın kankasının başında olduğu TÜİK’in hem de makyajlanmış rakamları. Ne demişti damat geçen yılın başında, “2019’da 2,5 milyon yeni istihdam yani millete iş imkanı sağlayacağız” demişti. Kayınpederi de bu hedefe sahip çıkmıştı. Sonuç? Bırakın 2,5 milyona ilave istihdam sağlamayı, iş imkanı sağlamayı, 2019’un Ekim ayı itibariyle TÜİK’in yaptığı bunca ağır makyaja rağmen iş sahibi 527 bin yurttaşımız son bir yılda işini kaybetmiş.

 

BUNA CAN DAYANMAZ

Bakın, daha önce yaşamadığımız yapışkan bir işsizlikle karşı karşıya olduğumuzu her defasında tekrar ediyoruz. Uzun süredir iş arayan yurttaşlarımızın yani bir yıl veya daha uzun sürede, son 1 yıl veya daha uzun sürede iş arayan yurttaşlarımızın sayısı 1 milyonu geçmiş. Her 100 işsiz yurttaşımızdan 26’sı bir yıldan daha fazladır iş arıyor. Buna yani can dayanması mümkün değil ki. Türkiye yapışkan yüksek işsizliği, yapışkan yüksek enflasyonla beraber ilk defa yaşıyor. Biz hiçbir krizde böylesini görmemiştik.

 

METAL İŞÇİLERİNİN HAK MÜCADELESİNİN YANINDAYIZ

Milletimiz damadın arkadaşının başında olduğu bu makyajlı rakamları üreten TÜİK’e de artık güvenmiyor. Hafta sonunda yüzbinlerce metal işçimiz aldıkları maaş zammını protesto ederek Bursa sokaklarına döküldüler. İşçinin talebi resmi enflasyona göre değil, yaşadığı enflasyona göre zam almak. İşçinin hissettiği enflasyonla, TÜİK’in enflasyonu arasındaki makas inanılmaz açılmış durumda. İşçi şimdi bu farkın telafi edilmesini istiyor. Biz CHP olarak, başta işçilerimiz olmak üzere, her türlü hak arama mücadelesinin yanında olacağımızı buradan bir kere daha ifade etmek istiyoruz.

 

YÜKSELİŞ BUYSA ŞAHLANIŞTAN ALLAH KORUSUN

Saray’ın yükseliyoruz dediği bir yılda devlet bütçesi de iflas ettirildi. Saray iktidarı TBMM’den 2019 bütçesiyle yaklaşık 844 milyar lira harcama yetkisi aldı. 2019 sonunda 900 milyar lira harcadı. Yani meclisin vermiş olduğu yetkiden daha fazlasını harcadı. Diğer taraftan 2019’da sarayın öngördüğü 83 milyar liralık vergi geliri de ekonomideki yavaşlama nedeniyle toplanamadı. Bunun üzerine geçtiğimiz yaz ortasında TCMB’nin 41 milyar liralık ihtiyat akçesine el kondu. Buna rağmen Saray, 81 milyar TL olacak dediği açığı 124 milyar TL olarak gerçekleştirdi. Diğer taraftan, bütçede son iki yıldır nakit bazlı gelirler, tahakkuk bazlı gelirlerin üstünde seyrediyor. Bununda mutlaka araştırılması gerekiyor. Kısacası yükselişe geçtik dedikleri 2019’da rakamlar ekonominin takla attığını gösteriyor. “Yükseliyoruz” dedikleri yılda millet bu kadar perişan oluyorsa, şahlanış dedikleri yılda yani bu yıl Allah milletimizi korusun diyoruz.

 

DEVLET MEKANİZMASI FELÇ OLDU

Devlet mekanizması adeta felç. 59 yıldır üyesi olduğumuz OECD ile son dönemde, ciddi sıkıntıların olduğu ortaya çıktı. Türkiye OECD’nin bazı toplantılarına katılmıyormuş. Yetmez karşı taraftan bize gelen e-maillere de cevap verilmiyormuş. Kim bunu söylüyor? OECD’nin Düzenleyici Politikalar Bölüm Başkanı. Bu devletin gerçekten işlemediğinin en önemli göstergelerinden biri.

 

ERDOĞAN YARGIYA TALİMAT VERDİĞİNİ AÇIKLADI

Yine dün Erdoğan’a Libya Konferansı için Berlin’e giderken bir FETÖ hükümlüsü hakkında verilen bir beraat kararı ve ondan sonra gelen yeniden tutuklama kararı soruldu. Verilen cevap gerçekten ibretlik. Kelimesi kelimesine okuyayım: “İlginç olan şey bunların hepsinin talimatlarını da verdik… Müebbet hapse mahkûm olmuş birini beraat ettirme ve tahliyesini verme gibi bir yola bir mahkeme nasıl gidiyor… Sağ olsun Adalet Bakanlığımız ve savcılarımız bu noktada adımlarını attılar.”

Suçu sabit olan FETÖ hükümlülerinin kamu vicdanını rahatsız edecek şekilde tahliyeleri ne kadar yanlışsa, iktidarın anayasaya alenen aykırı bir şekilde yargıya talimat verdiğini söylemesi, müdahale etmesi de o kadar yanlıştır. Genel Başkanımız uzunca bir süredir FETÖ borsasını gündeme getiriyor. Parası olan, gücü olan, Saraya yakın kayınpederleri olan maalesef elini kolunu sallayarak dışarıya çıkabiliyor. Bu yargıya duyulan güvene de, FETÖ ile mücadeleye de büyük darbeler vuruyor.

 

FETÖ’NÜN SİYASİ AYAĞI, TBMM GÖZETİMİNDE ORTAYA ÇIKARILMALI

Hakimler ve Savcılar Kurulu, Saraydan gelen talimatla iş tutuyorsa Türkiye’de kimsenin hukuk güvenliği ve hukuk güvencesi kalmamış demektir. Bu, yargıya duyulan güvene darbe vurduğu kadar, Sarayın koltuğunu korumak için FETÖ konusunu yargı eliyle kolaylıkla istismar edilebileceğini de ortaya koymaktadır. FETÖ’nün siyasi ayağı mutlaka ortaya çıkarılmalıdır. Ve biz söylüyoruz bunu bu TBMM’nin gözetimi altında yapılmalıdır.

 

ARAŞTIRMA ÖNERGEMİZ BELLİ MAHFİLLERİN OYUNUNU BOZDU

Bu çerçevede bizim TBMM’ye verdiğimiz Araştırma Önergesi, anlaşılan belli mahfillerin oyununu bozmuştur, senaryosu olgunlaştırılmaya çalışılan bir operasyonu deşifre etmiştir. Yapılmak isteneni ilk Bahçeli anlatmıştır. Hapiste yumuşatılan mahkumları Sarayın emrindeki hakim ve savcılar konuşturacak; “siz gelseydiniz Bakanlar Kurulu’na ve bürokrasiye kimleri alacaktınız” diye soracaklar. Buradan da siyasi cadı avı başlatılacaklar. Ama biz çıkıp bu işe Meclis vaziyet etmelidir deyince paniğe kapıldılar ve ister istemez gerçek muratlarını da ortaya koydular.

 

ZURNANIN ZIRT DEDİĞİ YER

Artık Erdoğan’ın seçimle iktidara gelme dönemi sona ermektedir. Bunu her türlü kamuoyu yoklamasından görüyoruz. Böyle bir ortamda yargı gücünü elinde tutan Erdoğan ve ortağı, FETÖ meselesini kolaylıkla siyasi bir baskı aracına dönüştürebilir. Bu sarayın ve etrafındakilerin elinde kalan son karttır ve açık söyleyeyim bunun oynanması halinde bu aynı zamanda zurnanın da zırt dediği yerdir. Bu arada şunu merak etmeden geçemiyoruz. Önce beraat ettirilip sonra tutuklama kararı verilen bu kişi, aslında geçmişte MİT tarafından resmi bir yazı ile Genelkurmay’a FETÖ’cü olduğu bildirilen bir komutandır. Yani Genelkurmay’a MİT bu kişinin FETÖ’cü olduğunu bildirmiş. Şimdi bu kişiyi ordudan atmayıp da terfi ettiren kimdir? Bu talimatı kim vermiştir? FETÖ’nün siyasi ayağını arayanlar, bu talimatı kimin verdiğine bakmalıdırlar.

 

YARGITAY BAŞKANI ERDOĞAN’I DA ELEŞTİRECEK Mİ

Bir de şunu merak ediyoruz. Yargıtay Başkanı, Erdoğan’ın açıklamalarından bir gün önce hakimlerin başka yerlere tayin edilmesini eleştirmişti. Şimdi anlaşıldı ki HSK’nın bu kararının arkasında Erdoğan varmış. Şimdi Yargıtay Başkanı Erdoğan’ı da eleştirebilecek mi, yoksa kendisiyle beraber yeniden Rize’ye çay toplamaya mı gidecek? Bunun cevabını kendilerinden bekliyoruz. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Varsa sorularınızı alayım.

 

Soru- Efendim Libya için yapılan Berlin’deki konferansa biraz değindiniz ama baktığımız zaman bir planda uzlaşıldı ama ortada somut bir çözüme dair çok bir şey bulunmuyordu. Kalıcı bir ateşkeste sağlanmadı. Sayın İbrahim Kalın’ın da bazı açıklamaları oldu. “Cumhurbaşkanımızın etkin ve çok yönlü diplomasisi Türkiye’yi sürecin kilit aktörlerinden biri yapmıştır” dedi. Baktığımız zaman bu konferanstan ne bekliyorduk, neler kazandık ya da neler kaybettik, ne çıktı? Birincisi bu.

İkincisi de, erken seçim tartışmalarıyla ilgili Sayın Lütfi Türkkan, İYİ Partili, sosyal medyadan bir paylaşımı oldu 28 Haziran tarihini yazdı. Bunun için erken seçim için ne dersiniz?

Faik ÖZTRAK- Birinci soruya hemen cevap vereyim. Yani Libya’da ortaya çıkan anlaşma önemlidir. “Libya’nın sorunları Libyalılar tarafından çözülmelidir” denmektedir. Libya’da askeri müdahale olmamalıdır denmektedir ve BM’ye bu işin çözülmesiyle ilgili önemli bir görev verilmektedir. Ama tabi burada mühim olan konu bunun altına imza atan ülkelerin bu sözlerinin arkasında durması ve etkili olabildikleri diğer ülkeleri de bu sözün gereklerinin yapılması konusunda ikna edilmesidir. Gerçekten de bölgenin meseleleri, bölgedeki ülkelerin meseleleri, bölgenin ve ülkenin halkları tarafından çözümlenmelidir.

Seçim tarihi konusunda şunu söyleyeyim, Genel Başkanımızda söylüyor. Aslında seçime karar verecek olan Erdoğan’ın kendisidir. Çünkü şu anda tek adam parti devleti rejimi vardır. Ne zaman seçime gidileceğine Erdoğan karar verecektir. Ama biz her an seçime gidilecekmiş gibi hazırız.

 

Soru- Bugün basında Berat Albayrak’la ilgili Kanal İstanbul güzergahında arsa aldığıyla ilgili bir iddia çıktı ortaya. Hatta Albayrak’ın avukatı da “2012 yılında yabancılar almasın diye aldık” gibi bir ifade de bulundu. Bu konu hakkında ne söylersiniz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi hatırlayacaksınız Erdoğan bu projeye önce “sükse projesi” demişti. Daha sonra Ulaştırma Bakanı çıktı dedi ki, “bu bir rant projesidir, tüm projelerde rant vardır.” Ama bugün baktığımız zaman görüyoruz ki aslında bu proje saray sosyetesinin ve ona yakın olanların da zenginliklerine zenginlik katma projesiymiş. Yani avukatlar açıklama yapıyor yabancılar almasın düşüncesiyle sıradan bir satın alma. Olağanüstü satın alma nasıl oluyor? İki, tarla olarak alınan bu yerler şimdi anladığımız kadarıyla konut alanına dönüştürülmüş. O zaman tarla olarak alınan bu yerin konut alanına dönüştürülmesi sonucunda değeri nereden nereye çıkmış? Açıkçası, Kanal İstanbul projesinin ne olduğunu her geçen gün biraz daha iyi anlıyoruz. Bunun proje falan değil, bu açıkçası ne idüğü belirsiz bir ucube yatırım.

Bakın, dün de ABD’den bir finans devi denen bir şirket çıkmış adı da Money Maker Management. Gazetelere beyanat veriyor. Hiçbir şey düşünmeden buraya finans vereceğiz diye. Niçin? Tekrar ediyorum, bu ülkede tüyü bitmedik yetimin geleceğini karartan, olağanüstü rantları bir takım yandaşların cebine aktaran bu projeye finansman vereceklerin bilgisi olsun. İktidara geldiğimizde bunlara tek bir kuruş geri ödeme yapmayacağız. Gerekçe? Gerekçe açık, bu proje bu milletin yararına olan bir proje değil. Bu proje milletin geleceğini karardan bir proje. Milletin geleceğini karartanları da mükafatlandırmayacağız.

 

Soru- Efendim geçtiğimiz Cuma günü MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli yaptığı basın açıklamasında isim vermeden amcanız İlhan Öztrak’la ilgili bazı ithamlarda ve imalarda bulunmuştu. Bu imaları nasıl değerlendirirsiniz?

Soru- Kemal Kılıçdaroğlu’nun söylemlerinin içerdiği aynı zamanda yine CHP’li yöneticilerin söylemlerinin yer aldığı bir dosyada oluşturuldu. Bununla ilgili de önümüzdeki günlerde MHP’den bir açıklama geleceği belirtildi. Yine Kılıçdaroğlu’nun Bylock açıklamasıyla ilgili Bahçeli bu isimleri versin yoksa biz suç duyurusunda bulunacağız dedi. FETÖ’yle ilgili bu MHP kanadından gelen eleştirileri nasıl yorumlarsınız?

Faik ÖZTRAK- Şimdi şunu söyleyeyim, önce isim vermemesi falan sözkonusu değil sormuş açıkça Bahçeli diyor ki, İlhan Öztrak kim açıkla? İlhan Öztrak benim amcam. Rahmetli İlhan Öztrak benim çok sevdiğim amcam, ama aynı zamanda çok büyük saygı duyduğum üniversiteden hocam. Yine ben 40 yıla yaklaşan bir süredir devlet hizmetindeyim. Benim ailemde Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar bu devletin hizmetinde olmuş, devlete, millete hizmet etmek dışında da başka bir şey düşünmemiş. Biz hesabımızı tarih önünde her zaman veririz.

Ama şimdi ben şunu söyleyeceğim. Madem 12 Eylül dosyası açılıyor o zaman 12 Eylül’de MHP ve ülkücü kuruluşlar davası diye bir dava vardı. 564 sanıklıydı bu dava. Bu 564 sanığın 220’si idamla yargılanmıştı. Yine bu dava kapsamında başında ülkücü ismi geçen 16 tane dernek de vardı. Bu 16 derneğin 15 tanesi hakkında dava açılmıştı ve başkanları idamla yargılandılar. Tek bir dernek istisnaydı Ülkücü Akademisyenler Derneği. Ülkücü Akademisyenler Derneği’nin başında Devlet Bahçeli vardı. Şimdi ben soruyorum, kendisini 12 Eylül’de en fazla korumaya mazhar ülkücü haline kim ya da kimler getirdi?

 

Soru- MHP’nin CHP lideri ve CHP’li yöneticilerle ilgili hazırladığı rapor…

Faik ÖZTRAK- Şimdi böyle bir takım iddialar var rapor hazırlıyoruz, şunu yapıyoruz CHP yöneticileri hakkında diye… Hep söylüyoruz demirden korksak trene binmezdik. Bizim söylediğimiz bir şey var, hodri meydan. Ellerinde ne varsa ortaya koysunlar. Birinci söylediğimiz bu. Bylock dosyasına gelince… Devletin arşivleri ellerinde, onu onlar bulacaklar.

 

Soru- Doğalgaz faturalarıyla ilgili siz TürkAkım üstünden, Rusya’yla yakınlaşmadan bahsettiniz ama baktığımız zaman vatandaşlarında çokça sıkıntıları olduğu dile geliyor faturalarla ilgili. Geçen yılın bu yılın aynı dönemine göre iki katına varan faturalar olduğundan bahsediyor vatandaşlar. Bunu neye bağlıyorsunuz efendim bu anormal artışı faturalardaki? Vergiler mi, yoksa dağıtıcıların koyduğu aradaki farklar mı? Nasıl değerlendirirsiniz bunu?

Faik ÖZTRAK- Şimdi şunu söyleyeyim, Türkiye’nin doğal gazı pahalıya aldığına dair çok ciddi iddialar var. Bir de geçtiğimiz yıl bu kriz döneminde doğal gaza ve elektriğe çok ciddi zamlar yapıldı. O dönem yazın bu zamlar yapıldığı için pek fazla hissedilmedi ama şimdi kış ayları geldiğinde artık vatandaşlarımız bu zamları hissetmeye başladılar. Bir an önce milletin sırtında taşınması son derece güç olan bu faturaların hafifletilmesi için devletin gerekli önlemleri alması lazım diye düşünüyoruz. Ve otursunlar Putin’le her şeyi tartışıyorlar, 70 defa telefon görüşmesi yapmışlar. Bu 71’inci bir görüşmeyi daha yapıp doğal gaz fiyatlarında indirim istesinler. Yani bu yüksek doğal gaz ve elektrik faturaları aslında şu 2019’da yaşadığımız “yeniden yükseliş” döneminin vatandaşımıza neler getirdiğini açık seçik ortaya koyan hususlardan bir tanesidir.

Soru- Efendim Sayın Genel Başkanın birçok toplum kesimiyle görüşmeleri de devam ediyor biliyoruz. Özellikle muhafazakar kesimle buluşmaları da devam ediyor. “CHP’ye neden oy verilmediği konusunda araştırmalar yapıyoruz, CHP lideri ve asıl muhafazakar biziz yıllar yılı değişmemek için direndik” şeklinde de bir değerlendirmesi oldu. Ve bu devam eden görüşmeler. Nasıl değerlendirirsiniz süreci, nasıl geri dönüşler alıyorsunuz ve Sayın Genel Başkanın bu açıklamasını nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi tabi Cumhuriyet Halk Partisi olarak kitlelere ulaşma konusunda önemli stratejiler izlediğimiz, seçimlerden aldığımız sonuçlardan da ortaya çıkıyor. Buna devam edeceğiz. Bize oy veren, vermeyen tüm kesimlerle temas içinde olacağız. Bu kesimlerle temas etmeme konusunda herhangi bir muhafazakarlık veya tutuculuk içinde olmayacağız.

Teşekkür ediyorum.

BİZE GÜVENMİYORLARSA ÖNERGEYİ KENDİLERİ GETİRSİNLER

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine ilişkin düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Bugün MYK’mızın gündeminde, ABD ve İran arasında yaşanan ve bölgemizi tehdit eden gerginlikler, İdlib ve Libya’daki son durum ve elbette milletin gerçek gündemi olan ekonomik kriz vardı. Sözlerime başlamadan önce Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurucu Cumhurbaşkanı, Milli Mukavemet’in kahraman Toros’u, büyük devlet adamı Sayın Rauf Denktaş’ı vefatının 8. yıl dönümünde saygı, rahmet ve minnetle anıyoruz. Yine dün kaybettiğimiz, değerli çalışma arkadaşımız Sayın Taner Coşkun’a Allahtan rahmet, ailesine, sevenlerine ve başta Genel Başkan Yardımcımız Sayın Seyit Torun olmak üzere tüm çalışma arkadaşlarına baş sağlığı diliyoruz. Yine dün, Almanya milli takımını yenerek Tokyo olimpiyatlarına gitmeye hak kazanan A Milli Kadın Voleybol Takımımızı yani “Filenin Sultanlarını” da tebrik ediyoruz. Başarılarının olimpiyatlarda da devam etmesini diliyoruz.

 

HAYATINI KAYBEDEN MASUM SİVİLLER İÇİN ÜZGÜNÜZ

Bölgemizde yakın zamanda çok büyük gerginlikler yaşadık. ABD’nin bir İranlı komutana suikast düzenlemesi, ardından İran’ın Irak’taki ABD askeri üslerine füze saldırıları tansiyonu iyiden iyiye yükseltmişti. İran ve ABD arasında tırmanan gerginlik aslında tüm dünyada ciddi endişe ve korkulara neden olmuştu. Bu gerginlik esnasında Ukrayna’ya ait bir yolcu uçağı, İran tarafından düşürüldü. Uçakta bulunan 180’e yakın yolcu maalesef hayatını kaybetti kurtulan olmadı. Buna benzer bir olayı 2014’te Rusya-Ukrayna gerginliğinde de yaşamıştık. Malezya’ya ait bir yolcu uçağı Ukrayna-Rusya sınırında karadan atılan bir füze ile düşürülmüş, 298 yolcu burada hayatını kaybetmişti. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, İran’da düşürülen uçakta yaşamını yitiren masum siviller için üzüntülerimizi ifade ediyor, ailelerinin acılarını paylaşıyoruz. Bir daha böyle bir olayın, ne dünyada ne de bölgemizde yaşanmaması tek dileğimiz.

 

NATO’YA YENİ MİSYON YÜKLEME ÇABALARINA KARŞI İHTİYATLIYIZ

Maalesef içinde bulunduğumuz coğrafyada yaşanan çatışma ve gerginlikler başta masum siviller olmak üzere herkesi bir şekliyle etkiliyor. Bu nedenle sağduyu, akıl ve diplomasiye daha fazla şans verilmesi gereken günlerden geçtiğimiz kanaatindeyiz. Bu çerçevede gerek ABD’nin gerekse İran’ın gerilimi daha da tırmandırmamak amacıyla attığı son adımları olumlu buluyoruz. Ancak dün Irak’ta ABD üslerine yapılan yeni saldırılar ve İran’da sokaklarda başlayan gösteriler bölgemizde yaşanan bu gerginlikleri azaltmanın da hiç kolay olmayacağını açık seçik ortaya koyuyor. Diğer taraftan, ABD Başkanı tarafından NATO’ya, Ortadoğu ve Kuzey Afrika coğrafyasında, yeni bir misyon yüklemeye çalışmasını da ihtiyatla karşılıyoruz.

 

BÖLGENİN SORUNLARINI BÖLGE ÜLKELERİ ÇÖZMELİ

İçinde bulunduğumuz coğrafya, son 10 yılda çok yoruldu. 2010’ları kan ve gözyaşı ile kaybeden bölgemizin 2020’leri de kaybetmeye tahammülü artık kalmadı. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim önerimiz son derece açık: Bölgenin sorunlarını bölge ülkeleri çözmelidir diyoruz. Bunun için OBİT, yani Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı kurulmalıdır. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında; bölge ülkeleriyle geliştireceğimiz iyi ilişkilerle, bu teşkilatın kurulması, Ortadoğu’da kalıcı barışın sağlanması için elimizden gelen her şeyi yapacağız.

 

SARAY, DEDİĞİMİZ YERE GELDİ

Baştan beri Türkiye’nin Libya’daki iç savaşa taraf olmaması gerektiğini savunduk. Sayın Genel Başkanımız; Birleşmiş Milletlerin de desteğiyle, Libya’da ateşkes sağlanması gerektiğini birkaç defa dile getirdi. Türkiye’nin de taraflar arasında ara bulucu rol oynamasının daha doğru olacağını da ifade etti. AK Parti Genel Başkanı, bu çağrılarımızı Genel Başkanımızı “uluslararası hukuku bilmemekle” suçlayarak yanıtladı. “Meşru hükümet ile darbeciler arasında ara buluculuk olur muymuş?” Ama üç gün sonra, Putin Türkiye’ye geldi. Bir de baktık aynı Erdoğan Rusya’yla birlikte Hafter ile Sarraj arasında arabuluculuğa soyunmuş. Yani bizim söylediğimiz yere gelivermiş.

 

DOĞRUYU BULMAK İÇİN PUTİN’İN Mİ SÖYLEMESİ GEREKİYORDU

Şimdi soruyoruz. Doğru noktaya gelebilmek için, aklın yolunu bulabilmek için illaki Putin’le görüşmek mi gerekiyor? Akıl size Putin tarafından verilince sus, pus kabul ediyorsunuz. Ama biz muhalefet olarak öneride bulunduğumuz zaman aynı şeyleri söylesek bile ağzına geleni söylüyorsunuz. Şimdi bizim dediğimizi daha önce yapmış olsaydınız Ankara’nın bölgedeki etkinliği ve itibarı artacaktı. Şimdi ne oldu? Moskova’nın ve Putin’in itibarı ve etkinliği artmış oldu. Moskova, Ortadoğu ve Kuzey Afrika coğrafyasında uluslararası oyun kurucu oldu. Bugün Moskova’da Sarraj ve Hafter arasında ateşkes anlaşmasının imzalanacağı söyleniyor. Dikkat edin Ankara’da değil, İstanbul’da değil Moskova’da. Libya için Ateşkes anlaşması Moskova’da, Barış görüşmeleri Berlin’de, Bölgenin sorunları emperyal başkentlerde görüşülüyor. Tüm bunlara rağmen Libya’daki ateşkesi olumlu karşıladığımızın altını çizmek isteriz.

 

SARAY KİBRİ BIRAKIP MUHALEFETE KULAK VERMELİ

Moskova’nın etkinliğini artırdığı bir diğer yer ise Suriye ve özellikle İdlib.  İdlib’de çatışmaların ne zaman başlayacağına ne zaman duracağına Rusya karar veriyor. İdlib meselesini kesin olarak çözmek zorundayız. Buradan ülkemize gelecek yüzbinlerce radikal, ülkemiz için en büyük beka meselelerinden biridir. Açıkça söylüyoruz bu meseleyi Suriye Hükümeti ile görüşerek kesin bir sonuca bağlamalıyız. Tekrar ediyorum, İdlib meselesi Türkiye’nin başını daha fazla ağrıtmadan Suriye yönetimiyle görüşülerek kesin bir çözüme bağlanmalıdır. İdlib’de ateşkes ilan edilmesini olumlu karşıladığımızı burada belirtmek isterim. Saray kibri bırakıp, muhalefetin sesine kulak verse ülke de kendileri de bu içten karlı çıkar. Aksi halde Trump ile Putin arasında, bugün olduğu gibi, pinpon topu gibi gidip gelirler.

 

ERDOĞAN, PARTİSİNİN DE YANDAŞLARININ DA BAŞINI DÖNDÜRDÜ

Erdoğan’ın fırdönme siyaseti partisini, çalışma arkadaşlarının, hatta yandaş havuz medyasının da başını döndürmeye başladı. Zavallılar sürekli dün ak dediklerine, bugün kara demek zorunda kalıyorlar. Bunun en son örneği, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal’ın tüm Libya’da yaşananların ardından çıkıp, “Ara buluculuk yok” demesiydi. Erdoğan-Putin görüşmesinden sonra Türkiye ve Rusya Dış İşleri Bakanları kameraların karşısına geçtiler mi? Geçtiler. İki bakan Erdoğan ve Putin adına ortak arabuluculuk açıklaması yaptılar mı? Yaptılar. Bu bir yazıyla kamuoyuna da açıklandı mı? Açıklandı. Ama Sayın Ünal Sarayın yaptıklarının farkında değil. Arabuluculuk yapmadık demekle kalmadı bir de ateşkes çağrısı üzerinden Cumhuriyet Halk Partisi’ni Hafter’e uluslararası meşruiyet kazandırmaya çalışmakla suçladı. Ama anlaşılan Sayın Ünal, Rus Dışişleri Bakanı Lavrov’la ortak açıklama yapanın Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu değil, Cumhuriyet Halk Partisi Dış İlişkilerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ünal Çeviköz olduğunu sanmış. Birkaç gün sonra da Sayın Çavuşoğlu çıktı “Hafter’i yok sayamayız” diyerek partisinin Genel Başkan Yardımcısını yalanladı.

 

KOALİSYONDA BİLE BÖYLE KAKOFONİ YAŞANMAZ

Erdoğan’ın çok eleştirdiği koalisyon hükümetlerinde dahi böyle bir kakofoni yaşanmamıştı. Kimin ne dediği belli değil, kimin ne yaptığı belli değil. Ucube tek adam rejiminde her kafadan ayrı bir ses çıkıyor. Devlet yönetiminde bu kadar gayrı ciddiliği bu millet daha önce hiç görmedi. İstikrar artacak, kararlar hızlı ve seri alınacak diyerek millete dayatılan “ucube tek adam rejiminde” artık tutarlı tek bir söz yok. Önü arkası düşünülmüş tek bir kararda yok. İşler mehter adımlarıyla, iki ileri, bir geri bile yürümüyor. Cuma günü pek çok örnekle bunları açıkladık. Hafızaları tazelemek için termik santrallerdeki baca düzenlemesini bir daha hatırlatayım. Şimdi termik santralleri bacalarına filtre takılmasını öteleyen kanun teklifi AK Parti’nin mutfağında, Saray’ın mutfağında hazırlanmıştı. Onu yine her zaman yaptıkları gibi kendi partilerine mensup bir takım milletvekillerine verdiler, kendi partilerine mensup milletvekilleri de bunu kanun teklifi olarak getirdiler. Tabi millet kendisine ciddi şekilde zarar verecek, havasını kirletecek bu düzenlemeye karşı çıkınca da bu yasayı kalktı AK Parti Genel Başkanı veto etti. Ne oldu? Kendisini kurtarmak için AK Partili ve MHP’li milletvekillerini açığa düşürdü.

 

BU, MİLLETİN AKLIYLA ALAY ETMEKTİR

Sonra birde baktık bu açığa düşürülen milletvekillerinden özellikle AK Partili olanlar veto nedeniyle Genel Başkanlarını tebrik için sıraya girdiler. Bu kadar tebrik edecekseniz daha önce buna niye olumlu oy verdiniz? Tabi hiç kimsede bu yasanın Saray mutfağında pişmediği konusunda ikna olmadı. Yani partide şu anda umreye kimin gideceğine dahi Sayın Erdoğan karar verirken, herhalde bu yasanın ondan habersiz meclise geldiği söylenirse buna kimse inanmaz. Bu milletin aklıyla alay etmektir. Bu ucube rejimde devlet ile parti arasındaki sınır tamamen ortadan kalktı. Devlette liyakat bitti.  Metal yorgunlarının kirli siyaseti devleti artık işlemez hale getirdi. Bürokrasi çalışmıyor, devlet gemisi bir oraya bir buraya yalpalayıp duruyor.

 

SANIRSINIZ DEVLET AİLE ŞİRKETLERİ

Medya sahipliğinin yandaşlara aktarılması için kullanılan krediler devlet bankalarından, İstanbul Finans Merkezi’ni bitiremeyen müteahhitlere hayat öpücüğü veren finansman Varlık Fonu’ndan. Milletin atadan deden kalma gümüşlerini bir Fon’a toplanmışlar. Fonun başına da AK Parti Genel Başkanı ile damadı oturmuş. İstediklerini kurtarıyorlar, istediklerini batırıyorlar. Sanırsınız devlet aile şirketi. En son çiftçinin bankası Ziraat Bankası’nın bir iştirakinin simitçi kurtarma operasyonu ortaya çıkmıştı. Biz tam bunu tartışırken bu sefer başka bir rezalet gündeme geldi. Perakende sektöründe iş yapan bir şirkete Ziraat Bankası 20 milyon lira kredi vermiş. Şirket krediyi almış bundan tam 28 gün sonra konkordato ilan edivermiş. Çiftçiye 10 bin lira kredi vermek için ya evinin tapusunu rehin alacaksın veya iki memurun ona kefil olmasını isteyeceksin. Ama batma noktasına gelen bir şirkete 20 milyon lirayı hesapsız kitapsız vereceksin. Bu ne biçim banka yönetmek anlamak mümkün değil.

 

TÜBİTAK KENDİ GÖRÜŞÜNÜ İNKAR ETTİ

Tek adam parti devleti rejiminin ve bu rejimin başının korkuları, başarısızlık bataklığına battıkça artıyor. Korkuları arttıkça da dönüp millete, kurumlara, insanlara korku salmaya çalışıyorlar. Bakın geçenlerde yaşadığımız TÜBİTAK meselesi bunun en güzel örneklerinden biri. TÜBİTAK’ın; Kanal İstanbul ucubesiyle ilgili Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na gönderdiği ÇED raporu eleştirisi, Sayın Genel Başkanımız tarafından kamuoyuyla paylaşıldı. Kanal İstanbul’la ilgili eleştirilerin ve değerlendirmelerin yer aldığı TÜBİTAK’ın görüşünde elektronik imzada var, ıslak imzada var. Ama anlaşılan siyasi baskılarla, bilimsel gerçeklerden başka hiçbir şeye itibar etmemesi gereken TÜBİTAK; kendi yazdığı görüşünü inkâr etmek zorunda kaldı. Soruyoruz? Daha önce başına hayvanat bahçesinden yönetici atanan, şimdi de attığı imzanın arkasında duramayan bir kurum, ülkemizin bilim ve teknoloji politikalarına nasıl yön verecek?

 

AKLA, SAĞDUYUYA VE GELECEĞİ DÜŞÜNMEYE İHTİYAÇ VAR

Boş bir kibrin yönettiği ülkemizde tüm kurumlar çökertiliyor. Devlette liyakatin yerini saraya sadakat alıyor. Mehdi bekleyen danışmanların veya Kurtlar Vadisi jargonuyla ülkeyi yönetmeye kalkan yardımcıların verdiği akılla ülke yönetilmeye kalkışılıyor. Tabii bunun sonunda da hep hatalar geliyor. Düzeltmek de ya Trump’a ya da Putin’e kalıyor. Türkiye’nin akla, sağduyuya ve geleceği düşünerek adım atmaya bugün her zamankinden çok ihtiyacı var. Bu arada İstanbul’da yeni bir deprem daha bu hafta sonunda oldu. Deprem bu ülkenin gerçeği ama bu gerçeği gerektiği gibi bir türlü tartışmıyoruz. Oysa tartışmayı geçip biran önce süratle ciddi tedbirler almak zorundayız. Bu, Kanal İstanbul’a 75 milyar lirayı harcamayı düşünenler tarafından herhalde fark edilmiyor.  Ekonomi dediğimiz şey sınırlı kaynakların milletin öncelikleri çerçevesinde tahsis edilmesinden başka bir şey değildir. 75 milyarla İstanbul’da yüzbinlerce konut depreme hazır hale getirilebilir. Tarihi binalarımız, ulaşım alt yapımız, okullarımız, hastanelerimiz depreme karşı tahkim edilebilir. Depremde yurttaşlarımızın toplanacağı alanlar şimdiden hazır hale getirilebilir.

 

SÜKSENİN VE RANTIN PROJESİ

Kanal İstanbul için Erdoğan çıkıyor, “Sükse projesi” diyor. Erdoğan’ın atama Bakanı Cahit Turhan çıkıyor “Rant projesi” diyor. Bu ucubenin hiçbir yerinde görüldüğü gibi insanımız yok. Ya sarayın süksesi var ya da yandaşların rantı var. Milletimiz, ben yaptım oldu anlayışından ve kutuplaştırma siyasetinden artık bıktı. AK Partiye oy veren kardeşlerimize de bu siyaset tarzından gına geldi. Birkaç müteahhidi daha zengin etmek için yapılan ve milletin cebinden tek kuruş çıkmayacak diyerek gerçekleşen projeler bugün milletimizin sırtına büyük yükler yüklemeye başladı. Hem kira hem de hizmet alımı adı altında şehir hastaneleri için önümüzdeki üç yılda bütçeden çıkacak para 49 milyar lira. Bunu ben söylemiyorum Hazine Bakanlığı söylüyor. Yine önümüzdeki üç yılda köprü geçişleri için bütçeden çıkacak para 31 milyar liradan fazla. İkisi toplayın 80 milyar lira ediyor. Birde biliyorsunuz havaalanları var. Havaalanları burada yok. Havaalanlarını da bunun üstüne koyun önümüzdeki üç yılda milletimizin sırtına bu “bütçeden beş kuruş para çıkmayacak” dedikleri projeler nedeniyle gelecek yük 100 milyardan fazla. Saray iktidarı ülkemizin atadan dededen kalan eserlerini yani geçmişini satmakla kalmadı, gelecek kuşakların omuzlarına da bu projelerle çok ciddi yükler yükledi. Daha henüz bunların tam olarak maliyetini göremiyoruz.

 

KANAL İSTANBUL İÇİN TEK KURUŞ ÖDEMEYİZ

Biz şimdiden uyarıyoruz. Milletimizin teveccühüyle iktidara geldiğimizde, ki bunun artık çok yakın bir zamanda olduğu anlaşılıyor, bu proje için yani Kanal İstanbul için yapılan harcamalar karşılığında tek bir kuruş ödemeyeceğiz. Bu projeye teklif verecek yandaş müteahhitler ve finans kuruluşları hesaplarını şimdiden doğru düzgün yapsınlar.

 

DOĞRU BİR YÖNETİMLE DÜNYAYA PARMAK ISIRTIRIZ

Türkiye Cumhuriyeti büyük bir devlettir. İyi bir yönetimle vatandaşlarına daha fazla refah ve çok daha iyi bir yaşam sağlayabilir. Bunu daha önce yaşadık ve gördük. Bu ülke, geçmişte en ağır ekonomik krizlerden, doğru tedbirlerle çok süratle çıktı. Bütün dünya parmak ısırdı. Bir yılda enflasyonu yarıya indirdi, büyüme ibresini yeniden 6 ayda pozitife çevirmeyi başardı. Fakat bugün içinde bulunduğumuz kriz kötü yönetimle maalesef geçmiştekiler gibi değil giderek derinleşiyor. Yapışkan bir işsizlik ve hayat pahalılığı milletimizi eziyor. Saray sosyetesi sorunlara çözüm bulacağına; 40 milyar dolar harcadıkları Suriyeliler için 40 milyar dolar daha harcamanın, Suriyelileri vatandaş yapmanın, Kamu bankalarının kaynaklarıyla yandaş kurtarmanın peşinde.

 

ANLAŞILAN DAMAT DA TÜİK’İN MAKYAJLI VERİLERİNE İNANIYOR

Milletin derdine o kadar kör, tasasına o kadar sağır ki… Arkadaşının yönettiği TÜİK’in makyajladığı istatistiklere anlaşılan damat dahi inanır hale geldi. İl il dolaşıyor değişim başlıyor diye bir hikâye anlatıyor. Ama daha geçen yılın başında il il dolaşarak 2,5 milyon vatandaşa iş vereceğim deyip, bir yılda 527 bin vatandaşımızı işsiz bırakmanın hesabını bir türlü vermiyor, vermek istemiyor.

 

TENCEREDE ET DEĞİL DERT KAYNIYOR

Her gün ortaya atılan gündemlerin hiçbirinin vatandaşın sıkıntılarına çözüm bulmakla ilgisi yok. Varsa yoksa top çevirmenin varsa yoksa gündem değiştirmenin peşindeler. Bu iktidarı uyarıyoruz. Bu ülkenin gerçek gündemi ekonomidir. Evlerinde oturan genç işsizlerdir. Artan madde bağımlılığıdır. Çocuk yaşa inmiş artık. Borcunu ödeyemeyen esnaftır. Çekini ödeyemediği için hapse düşen iş insanlarıdır. Mutfaktaki boş tenceredir. Vatandaşın tenceresinde bugün mutfakta et değil dert kaynıyor. Saray sosyetesinin derhal Türkiye’nin gerçek gündemine odaklanması gerekiyor.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim. İsimleriniz ve kurumlarınızla birlikte lütfen.

 

Soru- Efendim FETÖ’nün siyasi ayağının araştırılmasıyla ilgili Sayın Devlet Bahçeli’nin bir açıklaması olmuştu. Siz de ardından Meclis’e bir araştırma önergesi sundunuz. Fakat Sayın Devlet Bahçeli’ye dün bu sorulduğu zaman destek verecek misiniz diye, CHP’ye güvenimiz yok şeklinde bir açıklaması oldu. AK Parti’den de bunun siyasi olarak kullanıldığı yönünde eleştiriler var. Nasıl değerlendirirsiniz süreci?

Faik ÖZTRAK- Bizim vermiş olduğumuz önerge henüz Genel Kurul’a inmedi. Eğer Sayın Bahçeli Cumhur İttifakı içindeki ortağıyla birlikte onu çok daha güvenilir bularak bir FETÖ’nün siyasi ayağıyla ilgili araştırma önergesi verecekse, bizim grup başkanvekili arkadaşlarımız ve Meclis grubumuz bunu Genel Kurul’a indirmezler. Ama bekliyoruz. Kendilerinin bir çoğunluk problemi yok. Meclis’te gerekli çoğunluğa sahipler. Eğer bize güvenmiyorlarsa, bizim oy dahi vermememizi istiyorlarsa biz çekimser de kalırız onların getirdikleri önergeye karşı. Ama getirsinler FETÖ’nün siyasi ayağının araştırılmasıyla ilgili önergeyi… Görelim bakalım Cumhur İttifakı içinde birbirlerine olan bağlılıkları ne kadarmış, tesanüt ne kadarmış.

 

Soru- AK Parti “siyasi propaganda olarak bunu kullanıyor” diyormuş.

Faik ÖZTRAK- Arkadaşlar, baklavacıyı ortaya çıkartmışsınız, öğretmenleri ortaya çıkartmışsınız, askerleri ortaya çıkartmışsınız, Dışişleri’ndeki meslek memurlarını, İçişleri Bakanlığı’ndaki idari memurları, herkesi ortaya çıkartmışsınız FETÖ’nün bir tek siyasi ayağı ortada yok. Bu neyin siyaseti anlamadım. Bu gerçekten kamu vicdanında çok ciddi bir yaradır. Bunun biran önce ortaya çıkarılması gerekir.

Sayın Bahçeli anlayabildiğimiz kadarıyla bunun sıkıntısını görüyor. Biz de söylüyoruz, buyursunlar getirsinler kendi önergelerini, Meclis’te çoğunluğa da sahipler, herhangi bir problemleri yok. Samimilerse bunu araştırsınlar.

 

Soru- Efendim yeni kurulan partilere ilişkin olarak daha önce Sayın Genel Başkanın ortak konularla ilgili yüzde 99 oranında bir benzerlik teşkil edildiğine yönelik bir açıklaması vardı. Yine bugün gazetelerde bir ittifak altyapısının arandığı ve kurmaylarına da Sayın Genel Başkanın yeni kurulan partileri eleştirmeyin şeklinde bir talimat verdiği ifade ediliyor. Bu doğru mudur? Bu konuyla ilgili neler söylersiniz?

Faik ÖZTRAK- Arkadaşlar şimdi Türkiye’nin gündemi belli. Bir, ekonomi; iki, ekonomiyi bu hale getiren tek adam parti devletinin ülkenin hukuk devleti ligindeki, demokrasi ligindeki yerini hızla aşağıya doğru çekmesi. Şu anda Türkiye’de tek adam parti devleti rejiminin neden olduğu tahribatın ortadan kaldırılması için çok geniş bir anlayış birliği ortaya çıkmış vaziyette. Dolayısıyla özelliklede bu yeni kurulan partilerin yaptığı açıklamalara baktığımız zaman onların da bu noktada olduklarını görüyoruz. Dolayısıyla, Türkiye’nin en büyük ittifakı sadece bu yeni kurulan partiler değil. Bundan önce hep söylemiştim sandık ittifakı diye. AK Parti’ye oy veren seçmenler, MHP’ye oy veren seçmenler tüm bunlarla birlikte Türkiye’nin en büyük ittifakı ortaya çıkmaya hazır.

Dolayısıyla ülkenin bu kadar ciddi, yakıcı bir sorunu varken burada ortaya çıkacak olan ittifakı yadsımak, bu demokrasi sorunu karşısında ortaya çıkacak olan ittifakı yadsımak mümkün değil. Biz de Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu ittifakın gerçekleşmesi için hep baştan beri söylüyoruz, elimizden gelen her şeyi, her türlü fedakarlığı yapıyoruz.

 

Soru- Efendim Libya tezkeresi noktasında Sayın Baykal’ın desteği olmuştu ve sonrasında da aslında ateşkes sağlandı. Siz ateşkesi zaten olumlu bulduğunuzu söylediniz. Peki bu aslında şu anlama da geliyor mu? Hükümetin Libya politikasına destek veriyor musunuz bu saatten sonra?

Faik ÖZTRAK- Baştan beri ifade ediyoruz. Bir, Libya’yla yapılan bu münhasır ekonomik bölge anlaşmasına hatırlayacaksınız TBMM’de biz de destek verdik. Ama Libya’ya asker gönderilmesine ve ülkemizin taraflardan birinin yanında onu savunmak üzere yer almasına karşıydık, karşı olmaya da devam ediyoruz. Zaten şimdi baktık oradan çıkılmış arabuluculuk noktasına gelmiş. Bu nedenle de arabuluculuğu olumlu karşılıyoruz diyoruz. Yani dönülüyor dolaşılıyor bizim aklıselime dayanarak söylediğimiz stratejiye geliniyor. Ama bizi üzen nokta şu, neden bizim lafımızla gelinmiyor da Putin’in sözleriyle geliniyor?

 

Soru- Efendim İstanbul’daki bir konu gündemde birkaç gündür. İstanbul’da Sayın Ekrem İmamoğlu’nun Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve Selahattin Demirtaş’ın eşlerinin birlikte tiyatro seyretmeleri gündeme geldi, gündemde çokça tartışılır hale geldi. Sizin değerlendirmeniz ne olacak? AK Parti Grup Başkanvekili Mehmet Muş’tan da buna tepki vardı. İlk sorum bu olacak efendim.

İkinci sorum da, bugünkü gazetelerde yine yer aldı. Ankara il kongresiyle ilgili istişare toplantısının bir balıkçı lokantasında yapılmasıyla ilgili bir haber. Bu toplantının burada yapılması ve o toplantıya gelen eleştirilere yaklaşımınız nedir?

Faik ÖZTRAK- Şimdi arkadaşlar, birincisi sosyal bir olaydır. Dolayısıyla bu tür sosyal olaylar neden bu ülkede yadsınıyor, neden illa kutuplaşma isteniyor bunu bizim anlayabilmemiz mümkün değil.

İkincisi şunu söyleyeyim, Cumhuriyet Halk Partisi’nde örgütteki yöneticileri seçecek olan yine örgütün kendisidir. Ancak bunun dışında seçilmişler, onlar da örgütün bir parçası, bir araya gelerek zaman zaman nerede olunduğu, ne yapılmakta olduğu konusunda değerlendirme toplantıları yaparlar. Bunu da yadsımak doğru değildir. Yani burada kimse öküzün altında buzağı aramasın. Kongrelerimiz yapılıyor, 818 tane ilçede kongrelerimizi tamamladık. Son derece başarılı gidiyor kimse bu işe gölge düşürmeye kalkmasın. Cumhuriyet Halk Partisi Kurultayına, kongrelerini yaparak büyük bir başarıyla yürüyor.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

İŞ SORUNU ÇÖZÜLMEDEN EŞ SORUNU ÇÖZÜLMEZ

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları ifade etti:

 

Sözlerime başlarken hepinizin “10 Ocak Çalışan Gazeteciler Gününü” kutluyorum. Özgür basın kuruluşlarının ve gazetecilerin varlığı, hem vatandaşların haber alma hakkı, hem de yasama, yürütme ve yargıyı dördüncü bir kuvvet olarak denetlemek bakımından son derece önemli. Ancak bugün ülkemizde birkaç tane kuruluş hariç, basının bu görevleri yerine getirebildiğini söylemek mümkün değil. İktidarın elindeki kamu gücünü basına karşı kullanması, hapis cezaları, kamu bankalarının kaynakları da kullanılarak televizyon ve gazete sahipliğinin giderek yandaşlara kaydırılması, gazetecilerin fişlenerek hedef haline getirilmesi gibi pek çok neden, ülkemizde basınımızı, gazetecilerimizi adeta görev yapamaz hale getirmiştir. Bunlar yetmezmiş gibi, artan kâğıt fiyatları hem ulusal basını hem de yerel basını çok ciddi sıkıntılarla karşı karşıya bırakmıştır.

 

UCUBE REJİM BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNE DARBE VURDU

Son ekonomik krizin de bütün bunlara eklenmesiyle birlikte basın ve yayın sektöründe ciddi bir erime yaşanmaktadır. Kriz nedeniyle yerel ve ulusal basında 300’den fazla dergi ve gazete yayın hayatına son verirken 5 bin 500 basın ve yayın emekçimizde işsiz kalmıştır. Diğer taraftan ucube tek adam rejimi en çok özgür basına darbe vurmuştur. Özgürlük Evi’nin hazırladığı Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 200’e yakın ülke arasında 2013 yılında 120. sırada olan ülkemiz, 2017 yılında 163. sıraya düşmüştür. Yani 43 sıra birden aşağıya inmiştir. Yine Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün hazırladığı Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre de 180 ülke arasında 2019 yılında 157. Sırada yer almışızdır. Üzücü olan şudur, Kongo, Ruanda ve Irak’taki gazeteciler bile bu endekse göre Türkiye’deki gazetecilerden daha özgürdür. Hangi uluslararası karşılaştırmaya bakarsak bakalım, basın özgürlüğü ucube tek adam parti devleti rejiminde ciddi şekilde gerilemiştir.

İŞLER DÜZELİYORSA MİLLET NEDEN İŞ ARAMIYOR?

Türkiye ekonomisi, hatalı politikalar sonucunda son derece kırılgan hale gelmiştir. Son dönemde iktidarın izlediği popülist dış politikada ekonomimizin kırılganlıklarını daha da arttırmıştır. İflaslar alıp başını gitmektedir. Millet borç yükü altında ezilmektedir. Saray Milletin sesini duymamaktadır, mutfaklardaki boş tencereleri görmemektedir. Bugün, 2019 Ekim ayına ait işsizlik rakamları yayınlandı. Yapışkan çift haneli işsizlik, Saray damadının arkadaşının yönettiği TÜİK tarafından makyajlanan verilerle dahi artık gizlenememektedir. Damat, dün 2019’un son çeyreğinde ülkemizin yüzde 5 büyüyeceğini söylemiş. Yani işler düzelmeye başlıyor diyor. Peki işler düzelmeye başladıysa neden bu TÜİK’in verilerine göre insanlarımız iş aramaktan vazgeçiyorlar?

 

MATEMATİKLE DE AKILLA DA MANTIKLA DA AÇIKLANAMAZ

Bakınız, Ekim ayında çalışma yaşına gelen her 100 kişiden sadece 9’u iş aramış. Böyle bir oran bundan önce hiçbir ayda, hiçbir veride, bugüne kadar bu verinin yayınlandığı hiçbir dönemde yok. Bu rekor. Yani sadece geçen yıldan bir örnek vereyim, geçen yıl Ekim ayında 693 bin kişi çalışma çağına gelmiş ama iş aramaya başlayanlar -ki tam krizin ortası- 726 bin kişi. Bir sene içinde bu tür demografik verilerin bu şekilde değişmesi mümkün değildir. Bu rakamlar mantıklı değil. Bu rakamları ne matematikle izah edebilirsiniz ne de akılla açıklayabiliriz. Tekrar soruyorum, çalışma çağına gelen bu insanlar neden iş aramıyor? Acaba iktidarı mahcup etmemek için mi? TÜİK artık kantarın topuzunu iyice kaçırmaya başlamıştır. Geçen yılki kadar vatandaşımız eğer iş aramış olsaydı; işsizlik oranı yüzde 14,5, işsiz sayısı da 4 milyon 806 bin kişi olacaktı. Ama bir makyaj… iş arayanların sayısını indir 90 binin altına, işsizlik oranı yüzde 14,5 yerine yüzde 13,4 olsun.  İşsiz sayısı da 4 milyon 806 bin yerine 4 milyon 396 bin olsun. Yapılan bu.

 

TÜİK VERİLERİNE GÜVENMEK MÜMKÜN DEĞİL

Çok açık söylüyorum, artık TÜİK’in ürettiği hiçbir veriye güvenmek mümkün değil. Çünkü yapılanların bir açıklaması da yok. Aslında bu makyajlı verilerle birlikte baktığımız zaman bu ülkede gerçek işsizlik oranı, yani son bir ay içinde iş aramayan ama iş bulunursa çalışırım diyenler, mevsimlik çalışanlar, eksik ve yetersiz istihdam edilenleri de dahil ettiğimiz zaman yüzde 22,1. İşsiz sayısı da 7 milyon 750 bin kişi.

 

İŞ SORUNU ÇÖZÜLMEDEN EŞ SORUNU ÇÖZÜLMEZ

Bu ülkenin geleceği gençlerimizin işsizliği ise çok daha ürkütücü. 2019 Ekim itibariyle her 100 gençten 25’i işsiz. Her 100 işsizden 27’si de üniversite mezunu. Sadece 20-29 yaş aralığında 11 milyon 711 bin tane gencimiz var. Bu 11 milyon gencin 4 milyon 149 bini ne okulda okuyor ne de çalışıyor. Analar babalar bin bir fedakarlıkla evlatlarını okutuyor, ama okuttukları evlatlarına iş bulamıyorlar. Bunlar evde oturuyor analarının, babalarının ellerine bakmaya devam ediyorlar. Sonra da ülkenin Cumhurbaşkanlığı makamını işgal eden Sayın Erdoğan çıkıyor gençlerimizin evlenmediğinden yakınıyor. Eli doğru dürüst ekmek tutmayan gençler nasıl evlenecek? Bunu soran yok. İş sorunu çözülmeden eş sorunu nasıl çözülecek? Madem 17 yıldır iktidardasınız, madem devlet babadan bahsediyorsunuz, madem “Devletin başında ben varım benim alanım da, ihtisasım da ekonomi” diyorsunuz; o zaman bu ülkenin evlatlarına, gençlerine iş bulmak zorundasınız. Daha geçenlerde çıktınız “Her mezun olana iş bulmak zorunda değiliz” dediniz. Eğer bu gençlere iş bulmak mecburiyetinde değilseniz, o zaman bu evlenmeme işlerine karışmayacaksınız susacaksınız.

 

BIRAKIN EVLENMEYİ, AİLELER DAĞILIYOR

Sene başında 2,5 milyon kişiye yeni iş vermeyi vadeden sizin damadınızdı. Sonuç? Son bir yılda 527 bin vatandaşımız çalışmakta olduğu işini kaybetti. Bunun hesabını kim verecek, nasıl verecek? Siz gençlerin evlenemediğinden bahsediyorsunuz, oysa ağırlaşan ekonomik kriz nedeniyle ailelerimiz darmadağınık oluyor. Boşanmalar hızla artıyor. 2018’de; evlenenlerin sayısı önceki yıla göre 16 bin kişi azalırken, boşananların sayısı da 14 bin kişi artıyor. 2019’da bu rakamlar yayınlandığında çok daha işlerin kötü olduğunu göreceğiz. Hep söylüyorum. Siz, Sarayda yaşadığınız tatlı hayattan kafanızı kaldırıp da artık milletin halini görmüyorsunuz, milletin sesini duymuyorsunuz.

 

BU PARALAR MİLLETE DEĞİL YANDAŞA GİDİYOR

Bu ucube saray rejiminde devletin Hazinesi de tam takır oldu. 2019’da Hazine nakit açığı, bir önceki yıla göre yüzde 86 artarak 131 milyar liraya çıktı. Yani maliye politikasında gaza basıldı. 2018’de 53 milyar lira borçlanan Hazine, 2019’da tam 154 milyar lira borçlandı. Neye rağmen? Merkez Bankası’nın kötü günler için sakladığı 41 milyar liralık ihtiyat akçesine de el konulmasına rağmen. Şimdi bu kadar açık verirseniz tabi borçlanmada rekor kırar. Ama burada mühim olan şey şu, bu kadar borçlandınız, bu kadar harcama yaptınız, bu işsizlik neden toparlanmıyor? Bu paralar nereye gitti? Çiftçiye, esnafa, işçiye gitmediği açık. Bu paralar açık söylüyorum yandaşa gitti. Üç beş havuz müteahhidine gitti. İşte bu nedenle işsizlik azalmıyor, işte bu nedenle ekonomi bir türlü canlanmıyor.

 

SÖYLEDİK, KULAKLARINI TIKADILAR

Oysa yapmanız gereken bu paraları fakir fukara için kullanmaktı. Söyledik, baştan beride söylüyoruz; “asgari ücret 2 bin 600 lira olsun” dedik. “İşsizlik maaşlarını artırın, süresini de uzatın” dedik. “Çiftçinin borcunu yapılandırın, desteklerini de ödeyin” dedik. Ama dinlemediniz. Nihayet dün bakan çıkmış çiftçinin borcunu yapılandıracağız diyor. Geçmiş olsun. Doğru düzgün tarlasını ekemedi ki çiftçi. 3-5 yandaş için milletin sınırlı kaynaklarını heba ettiniz. Bu yıl bir defalık gelirler de yok. Dolayısıyla işsizlikteki makyajlı tedrici gerilemenin sürmesi de artık mümkün değil.

 

BOŞ BİR KİBRİN YÖNETTİĞİ ÜLKE

Boş bir kibrin yönettiği ülkemiz maalesef her alanda duvara çarpıyor. Ucube bir tek adam rejimi kurmak için ülkemizin tüm kurumları çökertildi. Devlette liyakatin yerini, Saray’ın kibirlisine sadakat aldı. Devletin yerleşik kurumları tarumar edildi. Bürokrasi doğru düzgün çalışmıyor. İşler hesapsız kitapsız gidiyor. İşler yapboz tahtasına döndü. “Çok hızlı ve seri kararlar alacağız” diye savunarak milletimizin önüne bu tek adam parti devleti rejimi ucubesini getirdiniz. Şimdi görüyoruz ki bu tek adam parti devleti rejiminde doğru dürüst karar da alamıyorsunuz.

 

DEVLET BÖYLE SAVRULUYOR

Örnek bir değil, iki değil… Termik santrallerin bacasına filtre takılmasını 2,5 yıl öteleyen yasa Saray’ın mutfağında hazırlandı. Enerji Bakanı tarafından milletvekillerinin eline verildi, Cumhur İttifakı’nın milletvekilleri de aldılar buna destek verdiler, getirdiler ve yasayı çıkarttılar bizim itirazlarımıza rağmen. Millet zehirli hava solumamak için ciddi bir tepki göstermeye başlayınca da Saray’da hazırlanan bu yasa teklifi, AK Parti Genel Başkanı tarafından veto edildi. Ne oldu? Saray kendi sorumluluğunu AK Parti ve MHP milletvekillerinin sırtına yıktı. İş burada kalsa iyi. Bir de baktık AK Parti milletvekilleri kuyruk olmuşlar Genel Başkanlarına teşekkür ediyorlar. Tam bir komedi. Yine, Ziraat Bankası’nın bir iştiraki iktidara yakın Simit Sarayı’nı kurtarmaya karar verdi. Bunun için Rekabet Kurumu’na başvurdu. Durum ortaya çıktı. Çiftçinin kara gün dostu olması gereken Ziraat Bankası’nın kaynaklarıyla yandaş kurtarılmaya kalkışıldığı için millet tepki gösterdi. İşin astarının yüzünden pahalıya çıkacağı anlaşılınca da, AK Parti Genel Başkanı yine kurtarma kararını doğru bulmadığını söyledi karar geri çekildi. Şimdi soruyorum ben, bu memlekette umreye gidecek vekillerin bile Saray’dan izin alması gerekirken, “tek sorumluyum” diyen Saray’ın bu kurtarma operasyonundan haberdar olmaması mümkün mü? Milletin aklıyla alay ediyorlar.

 

TEPKİ GELİNCE ERTELİYORLAR

Bütçede artık kaynak bitti, şimdi yeni vergiler getiriyorlar. Bunlardan biri de “Değerli Konut Vergisi.” Bu vergi bırakın servet dağılımında adaleti sağlamayı, tek bir konutu olan emekliye de evini sattıracak. Düzenlemenin mahsurları görülüp vatandaştan tepki gelince de yine bu uygulamanın da erteleneceğini öğreniyoruz. Biz CHP olarak bu son getirilen üç verginin de hem adil olmadığı kanaatiyle, hem de hiçbir vergileme tekniğine uymadığı kanaatiyle iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurduk. Yine, bu sene başından itibaren Genel Sağlık Sigortası borcunu ödeyemeyen yurttaşlarımız sağlık hizmetinden yararlanmayacaktı. Sağlığa erişim en temel vatandaşlık hakkıdır. Bu hakkı elinden alınan yurttaşlarımızın tepkisi sonucunda, yine bir Cumhurbaşkanlığı kararıyla bu uygulamayı ertelediler. Ama hala borcu olan vatandaş, tedavisi için gerekli ilaçları eczanelerden parasız olarak alamıyor.

 

BU DÜZENLEMEYLE KİM ZENGİN EDİLECEK

Bu ucube rejimin iş bilmezliğinin mağdur ettiği bir başka kesim ise kamyoncu esnafımız. 2015’ten sonra üretilen kamyonlara fabrikadan çıkarken zaten dijital takograf takılıyordu. Ama bir AB’ye uyum dediler, 2015’ten önce üretilen kamyonlardaki  analog takografların da dijitale çevrilmesi için yasal düzenleme yaptılar. Oysa AB’ye dönüp baktığınız zaman böyle bir uygulama yok. Şimdi soruyorum, bu uygulamayı kimler zengin olsun diye yaptınız? Şimdi kamyoncuya diyorlar ki, yükünü indirdikten sonra 6 saat içinde e-fatura keseceksin. Ama bununla ilgili kamyoncuya hiçbir eğitim vermemişler. Bununla ilgili olarak hiçbir dijital alt yapıyı geliştirmemişler. Kaldı ki 6 saat içinde e-fatura kesme zorunluluğu Türkiye’de başka hiçbir sektörde de yok. Yani bu kamyoncu esnafımızla bu iktidarın alıp veremediği nedir bunu anlamamız mümkün değil. Yine yasada alt yapı eksikliği nedeniyle şu an uygulanması mümkün olmayan pek çok başka düzenlemeler de var. Kamyoncularımız yol kapatıp, “Bu şartlar altında yük taşıyamayız” deyince bu kararı ertelediler. Ertelemeler sorunu çözmüyor arkadaşlar. Sorunu sadece öteliyoruz. Bu rejim milletin derdine çözüm getiremiyor. Tek adam rejimi maalesef bırakın cebimizi doldurmayı cebimizi boşaltıyor. Geldiği günden beri cebimizi boşaltıyor. Bu sorunların ortaya çıkacağını daha işin başında CHP olarak dile getirdik. Ama Saray oralı bile olmadı.

 

ÖNCE CİDDİYETİ İLAN ETMEK GEREK

Değerli basın mensupları, devlet yönetimi liyakat ister, devlet yönetimi ehliyet ister. Ama tüm bunların ötesinde, ünlü filozof Sakallı Celal’in dediği gibi; Meşrutiyeti ilan etmek yetmiyor, cumhuriyeti ilan etmek de yetmiyor… öncelikle “ciddiyeti ilan etmek” gerekiyor. Liyakatli kadrolar olmadan kurtlar vadisi retoriğiyle hareket eden, Mehdi bekleyen Cumhurbaşkanlığı personeliyle devlet gemisinin yol alması mümkün değil. “Ekonomi sınırlı kaynakları, sınırsız ihtiyaçlarla uyumlu hale getirme sanatıdır”. Ekonomist olduğunu iddia eden AK Parti Genel Başkanı elinde milletin alın terinden kesilen vergiler çarçur edip duruyor. Bu memleketin çok büyük bir potansiyeli var. Yeter ki bu potansiyel doğru kullanılsın. Bu ülkenin kaynakları üç beş yandaş için talan edilmesin. Kaynaklar 82 milyon için kullanılsın. Ülkemiz doğru bir yönetimle her zaman şahlanmıştır, şahlanacaktır. Doğru bir yönetimle tüm kara bulutları üzerimizden atarız. Bu nedenle kimsenin umutsuzluğa kapılması gerekmiyor. Demokrasilerde her zaman çare olduğunu, çarenin tükenmeyeceğini aklımızda tutmamız gerekiyor.

Benim diyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınızı alabilirim.

Soru- Efendim iki sorum olacak. Birincisi FETÖ… malum bitmeyen bir siyasi ayak tartışması var. Geçtiğimiz günlerde de yine Sayın Bahçeli siyasi ayağın bulunmasıyla ilgili bir açıklama yaptı. Onun üstünden de yeni bir tartışma başladı. Aslında Cumhur İttifakı içerisinde daha çok. Sayın Numan Kurtulmuş “belgeleriyle şikayet edin savcılarımız gerekeni yapsınlar” dedi. Cemal Enginyurt’un bir cevabı oldu. “Belge mi istiyorsun Numan efendi Ordu’daki 2012 Türkçe olimpiyatlarına Fethullah’a methiye düzenlere kürsüde plaket verenlere bak” dedi. Bu siyasi ayak tartışması için ne diyorsunuz? Hem de bu Cumhur İttifakı’ndaki tartışma.

Faik ÖZTRAK- Evet bu siyasi ayakla ilgili olarak dün akşam bir televizyon programında Genel Başkanımız söylenmesi gerekeni çok açık bir dille ifade etti. MHP bu işlerden şikayetçi mi? Getirsinler araştırma önergesini biz de Meclis’te destekleyelim FETÖ’nün siyasi ayağı ortaya çıksın.

 

Soru- Libya’yla ilgili arabuluculukla ilgili. Sayın Cumhurbaşkanı daha önce sizin partinizin de çağrıları üstüne “iki meşru taraf yok neyin arabuluculuğunu yapacağız” demişti ama Sayın Putin’le olan toplantı sonrası bir arabuluculuk, ateşkes çağrısı yapıldı, metne döküldü. Bugünde Sayın Mahir Ünal bu sefer tekrar “arabuluculuk olmaz, meşru iki taraf yok” dedi. Bu arabuluculuk tartışmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Biraz önce anlattığım bu tek adam parti devleti rejiminin ortaya çıkardığı kaotik yapıyı çok net bir biçimde ortaya koyuyor. Mahir Ünal bugün çıkıyor bu lafları söylüyor, dün Lavrov’la beraber Türk Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu kalkıyorlar açıklama yapıyorlar. Açıklama şöyle, “(…)arabulucular olarak Libya’daki tüm taraflara çatışmaları 12 Ocak saat 00.00 itibariyle durdurma (…)” Arabulucular burada kim? Rusya ve Türkiye.

Arkadaşlar, CHP başta Genel Başkanı olmak üzere devlet nizamının ne olduğunu bilen bir partidir. Yine ne önerilir, ne önerilmez biz gayet iyi biliriz. Ne önerdiğimizin de farkındayız. Anlaşılan sonuç itibariyle Rusya’yla konuştuktan sonra Genel Başkanlarının bizim dediğimiz noktaya gelmiş olması Mahir Ünal’ı rahatsız etmiş olan biteni tevile kalkıyor. Buradan tevil çıkmaz.

 

Soru- Efendim Antalya milletvekiliniz Deniz Baykal’ın Libya’yla yapılan askeri anlaşmamız çok önemli emeği geçen herkesi kutluyorum şeklinde bir açıklaması oldu. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Arkadaşlar izin verirseniz bizim buradaki parti olarak görüşümüz bellidir. Onun dışında bir yorum yapmayım.

Teşekkür ederim.

2010’LARDA KÜRESEL KRİZ VARDI, 2020’DE YERLİ VE MİLLİ KRİZ

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Cuma günü yaptığımız yılın ilk Merkez Yönetim Kurulu toplantısının ardından bugünde yeni yılın ilk basın toplantısını gerçekleştiriyoruz. Tabi her yeni yıl bir başlangıçtır. Umuttur, hepimizin geleceğe ilişkin beklentilerinin tazelendiği günlerdir bugünler. Ben bir defa daha 2020 yılının ulusumuza sağlık, sıhhat, bolluk ve mutluluk getirmesini dileyerek sözlerime başlıyorum. Cuma günü gerçekleştirdiğimiz Merkez Yönetim Kurulumuzda; başta İdlib olmak üzere Suriye’deki son gelişmeleri, Irak’ta bir İranlı Generale yönelik ABD’nin suikastını, Libya’ya asker gönderilmesini, yaşanan ekonomik krizin yarattığı tahribatı, tek adam parti devleti rejiminin milletimize çıkardığı ve her geçen gün ağırlaşan faturayı ele aldık.

 

ÖNÜMÜZDEKİ 10 YILDA KIYMETLİ YIL DÖNÜMLERİ VAR

Milletlerin hayatında, 10’ar yıllık dönemler, önemlidir. Analizleri de 10’ar yıllık dönemler üzerinden yapmak, aslında uzun dönemli eğilimler konusunda ciddi fikirler verir. Ama eşiğinden henüz geçmekte olduğumuz şu önümüzdeki 10 yıllık dönem bizler için apayrı bir öneme sahiptir. Çünkü gelecek on yılda, milletimiz için çok kıymetli yıl dönümleri vardır. İlk olarak emperyalistlere karşı savaştan zaferle çıkan dünyadaki tek meclis olan ve Gazi unvanı taşıyan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, bu yıl, 100. Yaşını kutluyoruz. Bundan üç yıl sonra da Cumhuriyetimizin 100. Yaşını coşkuyla kutlayacağız.

 

TEK ADAM REJİMİ HIRSI, CİDDİ YANLIŞLAR YAPTIRDI

Gönül isterdi ki bu önemli yıl dönümlerine giderken Cumhuriyetimizi, başta ekonomik olmak üzere her alanda başarılarla taçlandırmış olalım. 2000’lerin başında ülkede yaşanan ekonomik kriz o dönemin iktidarını ekonomide büyük bir mıntıka temizliğine zorlamıştı. 2002 sonunda işbaşına gelen AK Parti iktidarı, öncekinden yapısal reformlarla güçlendirilmiş bir ekonomi ve dünyada güven uyandırmış bir program devralmıştı. İzleyen on yılda zaman zaman yapılan yanlışlara rağmen mevcut programa bağlı kalındı. Ancak bu on yılın sonunda iktidar küresel gelişmeleri okuyamadı. Çünkü dışarısı da artık o programın geçerli olduğu döneme göre farklı bir noktaya doğru gidiyordu. Ekonominin içsel dayanıklılığını artıracak adımları bir türlü atamadı. Sıcak parayla sorunların üstünü örtmeyi tercih etti. Tek adam rejimini kurma hırsıyla gözü dönen iktidar, geçtiğimiz 10 yılda da hem içeride hem de dış politikada çok ciddi yanlışlar yaptı.

 

KAYIP 10 YIL

Üzülerek ifade ediyorum ki Türkiye, özellikle 2000’lerin ikinci 10 yıllık diliminde, eline geçen fırsatları doğru ve verimli bir şekilde kullanamadı. Son 10 yıl tarihe “kayıp bir 10 yıl” olarak maalesef geçti. Ucube tek adam rejimi projesinin peşine takılan iktidar, ekonomiden dış politikaya, hukukun üstünlüğünden demokratik standartlara kadar her alanda ülkemizi maalesef geriye götürdü. Parlamenter Demokrasimiz darbeler nedeniyle zaten ciddi yaralar almıştı. Ancak en azından milli meselelerde ortak aklı arayan bir sistemimiz vardı, parlamenter demokrasi vardı. Ucube bir tek adam rejimiyle bu imkan ortadan tamamen kalktı. Afrika dışında parlamenter demokrasiyi bırakıp sözde bir başkanlık rejimine geçen tek ülke dünyada biz olduk.

 

AB’YE GİREMEDİK, ORTADOĞU BATAKLIĞINA SAPLANDIK

2010’lara girerken, “Komşularla sıfır sorun” diyorlardı. Şimdi sorunumuz olmayan tek bir komşumuz bile yok. 1999’da AB’ye aday üye statüsü kazanan ve 2000’lere AB’ye tam üyelik hedefiyle giren Türkiye, şimdi artık bu hedeften çok uzaklarda. 2010’larda AB’ye giremedik ama Ortadoğu bataklığına tüm gövdemizle saplandık. Bizim vatandaşlarımız Avrupa Birliği’ne hala vizesiz giremezken; 4 milyonu aşkın Suriyeli Türkiye Cumhuriyeti’ne elini kolunu sallayarak girdi. Şimdi 200-250 bin Suriyelinin daha, İdlib’den Türkiye’ye doğru geldiğini AK Parti Genel Başkanı söylüyor. Bu sayının bir milyonu bulabileceğini ise yetkili ağızlar bize kapalı kapılar ardında ifade ediyorlar.

 

ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİSİ CANINA KIYARKEN, SURİYELİLERE 40 MİLYAR DOLAR DAHA HARCARIZ DİYORLAR

Bu gelenler kimler, içlerinde kafa kesen radikaller var mı, yok mu onu da bilemiyoruz. Bunu AK Parti Genel Başkanı ne kadar biliyor onu da bilemiyoruz. Ama ne de olsa fedakarlığı AK Parti Genel Başkanı yapmıyor. Saray sosyetesi binlerce korumayla Saraylarında uçan, kaçan, yüzen saraylarında güvenle yaşıyorlar. Yedikleri önlerinde, yemedikleri arkalarında. Milletin sırtından Suriyeliler için 40 milyar dolar harcamışlar, şimdi çıkmışlar diyorlar ki gerekirse bir 40 milyar dolar daha harcarız. Bu arada benim gencecik üniversite öğrencim kartında yemek parası olmadığı için, iş bulamadığı için canına kıyıyor.

 

ASKERİMİZİN HALİ NİCEDİR BİLEN YOK

Rusya ve İran’la yürütülen Astana ve Soçi süreçleriyle İdlib’de güya bir çatışmasızlık bölgesi oluşturulmuştu. Bu çatışmasızlık bölgesinde de Türkiye garantör olarak 12 gözlem noktası kurmuştu. Şimdi Mehmetçiklerimizin bulunduğu bu 12 gözlem noktasının çoğu Suriyeli rejim güçleri tarafından kuşatılmış durumda. Bir başka ifadeyle onlar tarafından korunuyor. Askerlerimizin hali nicedir ne yer ne içer duyan, bilen yok. Ama bu gözlem kulelerinin olduğu bölgeden yüzbinlerce Suriyeli ülkemizin sınırlarına dayanıyor. Biz bu gözlem noktalarını neden kurduk? Şimdi bu gözlem noktaları bu göçleri, gelen bu göç dalgasını neden engelleyemiyor?

 

BEDELİNİ ÇOCUKLARIMIZ VE TORUNLARIMIZ DA ÖDEYECEK

2010’a girerken başımızda bu sorunlar yoktu. Emevi Camii’nde namaz kılmak hayaliyle yola çıkan iktidar, bugün Türkiye’nin kucağına, çok ağır bir Suriye ve Suriyeli krizi bıraktı. Bu ağır sorunun bedelini sadece biz değil, yarın çocuklarımız, hatta torunlarımız, onların çocukları bile ödeyecek. Arap Baharı rüzgarından, İhvan kardeşliği hayaliyle, kendine post çıkarmaya çalışan AK Parti liderinin politikaları nedeniyle son on yılda korkunç bedeller ödedik. Halen de ödüyoruz ve korkarım ödemeye de devam edeceğiz.

 

GERÇEKTEN ENDİŞELİYİZ

2010’larda Mehmetçiğimizi Suriye’ye süren Erdoğan; 2020’ye girerken bu defa Mehmetçiğimizi Libya çöllerindeki ateşin içine, Fizan’a sürüyor. Dün öğrendik ki askerlerimiz “peyderpey” Libya’ya gitmeye başlamış. Yüce Allah’ın, analarının kınalı kuzusu Mehmetçiklerimizin ayağına taş değdirmemesini diliyoruz. Ama gerçekten endişeliyiz.

 

ERDOĞAN’IN TARİH DERSİ VERMEYE KALKMASINI GÜLÜMSEYEREK İZLEDİK

Dün havuz medyasında Erdoğan önemli itiraflarda bulundu. Biz, “Doğu Akdeniz’in zenginliklerinin paylaşımı için uluslararası iş birliklerinde, girişimlerde Türkiye neden yok?” diye kendisine sormuştuk. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de ekonomik olarak, siyasi olarak yalnızlaştırılmasını doğru bulmadığımızı söylemiştik. Bu çerçevede, Libya ile imzalanan Münhasır Ekonomik Bölge anlaşmasını gecikmiş ama doğru bir adım olarak gördüğümüzü de ifade etmiştik, desteklemiştik. Ama dün Erdoğan çıktı münhasır ekonomik bölge anlaşmasıyla Libya’ya asker gönderme tezkeresini bir tuttu. Doğu Akdeniz’de varlık gösterebilmek için Libya’ya asker göndermemiz gerekiyormuş. Bölgedeki tüm ülkeler Doğu Akdeniz’in zenginliklerini paylaşabilmek için iş birliği yapıyorlar ve bu çerçevede birbirlerine diplomatlarını gönderiyorlar, ticari ateşelerini gönderiyorlar, işadamlarını gönderiyorlar. Ama Sayın Erdoğan’ın yönetiminde Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de varlık gösterebilmesi için Türk askerinin Libya’daki iktidarı kurtarmaya gitmesi gerekiyor. Bunu anlamak mümkün değil. Dün Erdoğan’ın Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Libya’daki kahramanlıklarının ardına sığınmasını ve bize tarih dersi vermesini gülümseyerek izledik. Biz tarihimizi gayet iyi biliyoruz. Biz onun için kendisine “Libya’ya asker gönderme” diyoruz. Kahraman bir subay olarak Atatürk o gün kendi vatan toprağını savunuyordu. Bugün Libya artık bizim vatan toprağımız değil. Oraya Mehmetçiğimizi hem de hesapsız kitapsız, ideolojik hayallerle ve emperyalistlerin yeni aldatmacalarına kanarak göndermenin bir macera olduğunun altını tekrar çiziyoruz.

 

YENİ BİR MACERAYA GİRMEYİN

Bir de dün akşam askerimizin orada koordinasyon görevi yapacağı ve “bizim askerimiz dışındaki muharip güçlerimizin” sahada olacağı söylendi. Hayrola kim bu farklı muharip güçler? Hem de bizim muharip güçlerimiz. Hangi yetkilerle bu birlikler kuruldu? Hayırdır, paralel devletten sonra Mehdi’nin gelmesi için çalışan danışmanlarınızın komutanlığında paralel bir ordu da mı kurdunuz? Şimdiden uyarıyoruz. Ülkemizin teröre bulaşmış güçlerle iş birliği yapmakla suçlanmasına yol açacak yeni bir maceraya sakın ha girmeyin.

 

MAFYA DİZİSİ REPLİKLERİYLE ÜLKE YÖNETİLMEZ, NUTUK OKUSUN

Peki tüm bu hususlar devlet katında düşünüldü mü? Bunu Cumhurbaşkanı Yardımcısının “Sonunu düşünen kahraman olamaz” itirafı ile öğrendik. Düşünülmemiş. Aslında Cumhurbaşkanı Yardımcısının bu üslubu, daha önce yöneticisi olduğu YİMPAŞ’a para yatıran onca mütedeyyin yurttaşımızın da paralarının neden batırıldığını açık seçik ortaya koyuyor. Mafya dizisi senaristlerinin yazdığı ucuz popülist repliklerle ülkemiz yönetildikçe, korkarım ülkemizin başı belalardan kurtulmayacaktır. Bu beyefendiye tavsiyem Kurtlar Vadisi seyretmeyi bir yana bıraksın, hemen varsa eğer Cumhurbaşkanlığının kütüphanesinde, Saray’ın kütüphanesinde, Mustafa Kemal Atatürk’ün Nutuk’unu alsın okusun. Basiretli devlet yönetimi nasıl olur Nutuk’tan öğrensin.

 

ÜLKE LİYAKATSİZ KADROLAR ELİNDE SAVRULUYOR

Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın üslubu buyken, Cumhurbaşkanı askeri danışmanı da işi gücü bırakmış “Mehdiye ortam hazırlamakla” meşgul. Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı’na askeri tavsiyelerde bulunan danışmanın meşgul olduğu işlere bir bakar mısınız? Yani bu tür meczupluk noktasına gelmiş işlerle uğraşıyorlar ve bu insanın önerileriyle biz Libya’ya askerlerimizi gönderiyoruz. Ülke işte böyle kifayetsiz, liyakatsiz kadroların elinde oradan oraya savrulup duruyor.

 

“MAVİ VATAN” AKILLARINA GELDİ

Şimdi de Libya çöllerine Mehmetçiklerimizi sürerken “mavi vatanı” hatırlayıverdiler. Arkadaş “mavi vatan” diyen subaylarımızı cemaatle bir olup, hapislere atan sizler değil misiniz? Milli Gemi Projelerimizi, donanmamızın en kritik bilgilerini bu cemaate peşkeş çeken siz değil misiniz? Bu ordunun kozmik odalarını cemaatin emrine kim açtı? Lozan’da aldığımız Ege’deki adacıklar, kayalıklar Yunanlılar tarafından işgal edilirken “mavi vatan” neden aklınıza gelmiyor? Bu ülkenin milli davası Kıbrıs’ta rahmetli Denktaş’ı yalnız bırakan, yetmez itibarsızlaştıran kimlerdi? AK Parti liderinin İhvancı hayallerinin peşinde, meczupluk noktasına giden danışmanların aklıyla Mehmetçikleri Libya çöllerine göndermenin adı ne zamandan beri mavi vatan oldu?

 

“BM’Yİ GÖREVE ÇAĞIRIN” DEDİK, DİNLEMİYORLAR

Biz merak ediyoruz. İşin sonunu düşünmeden kahraman olmaya yeltenen arkadaşlar, Libya’da işler ters giderse b,c,d planlarına ve bir çıkış stratejisine sahipler mi? Ucu bucağı açık bir yetkiyi meclisten aldılar. Peki orada askerlerimiz sıkışıp kalırsa, şehit olursa, Allah korusun medyaya yayın yasağı getirme dışında, acaba ne yapacaklar? Biz bunun için “Tek başına buralara dalmayın” dedik. “Mehmetçiğimizi ve milletimizin itibarını tehlikeye atmayın” dedik. “Libya’da bir an önce BM Barış gücünü göreve çağırın” dedik. Ama dinlemiyorlar.

 

BOP YENİ BİR AŞAMAYA EVRİLİYOR

Geçtiğimiz hafta sonunda Irak’ta Amerikalıların İranlı bir generale suikast düzenlenmesi de son derece ciddi bir olaydır. Anlaşılıyor ki, Büyük Ortadoğu ve Genişletilmiş Kuzey Afrika Projesi yeni bir aşamaya doğru evriliyor. ABD ve İran arasında tansiyon ilerleyen günlerde daha da yükselecek. Sıcak bir çatışma çıkması durumunda bundan tüm bölgemizin olumsuz etkilenmesi kaçınılmaz. Türkiye-İran sınırı 1639’dan bu yana dünyadaki en istikrarlı sınırlardan biri. Bunun değişmesi en çok bizi etkileyecektir.

 

SONUNU DÜŞÜNMEMENİN BEDELİ AĞIRDIR

Türkiye’de iktidar sorumluluğunu taşıyanlar, Suriye’de ve Libya’da olduğu gibi burada da ideolojik rüyalara dalmamalıdırlar. Bu çatışmaya hiçbir şekilde müdahil olmamalıyız. İmkân bulduğumuzda ise tansiyonu düşürmeye çalışmalıyız. Başta ekonomik olmak üzere bu krizin olası olumsuz etkilerini bertaraf edecek tedbirleri şimdiden almaya başlamalıyız. Bu coğrafyada sonunu düşünmeden hareket etmenin bedelinin çok ağır olacağını hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamalıyız.

 

2010’LARDA KÜRESEL KRİZ VARDI, 2020’DE YERLİ VE MİLLİ KRİZ

2010’larda tek adam olma hevesi sadece dış politikamızda, kurumsal alt yapımızda, devlet yönetimimizde tahribat yaratmadı. Tahribatın büyük olduğu bir diğer alan ise ekonomimiz oldu. Türkiye, 2010’lara küresel krizin etkisiyle yüzde 4,7 daralan bir ekonomi, yüzde 12 civarında bir işsizlik ve yüzde 6,5 enflasyonla girmişti. Şimdi 2020’li yıllara ise yüzde sıfır civarında bir büyüme, yüzde 14’e dayanan işsizlik ve yüzde 12’ye yakın bir enflasyonla giriyor. Ama iki dönem arasında çok ciddi bir fark var. 2010’lu yıllara dünyadan gelen bir ekonomik krizin etkisiyle bozulan bir ekonomiyle girmiştik. Son 10 yılı ise ucube tek adam parti devleti rejiminin neden olduğu yerli ve milli bir krizle kapatıyoruz.

 

EN YÜKSEK ENFLASYONA SAHİP 15 ÜLKE ARASINDAYIZ

Yapılan tüm müdahale ve manipülasyonlara rağmen, 2019’da tüketici enflasyonu yüzde 11,8 oldu. Damat Bakan 2019’da enflasyon yüzde 12’nin altında çıktı diye bayram ediyor. Ama dünyayla karşılaştırdığımızda 2019’da dünya liginde en yüksek enflasyona sahip 15 ülke arasında yarışı tamamladık. Son üç yıldır enflasyon çift hanelere yerleşti kaldı. Bunu mevcut fiyat endekslerinde ilk kez görüyoruz.

 

YÜKSEK İŞSİZLİK VE YÜKSEK ENFLASYON: TEHLİKELİ BİLEŞİM

Türkiye yapışkan çift haneli enflasyonu, yine yapışkan çift haneli işsizlikle beraber ilk defa görüyor. Yüksek işsizlik ve yüksek enflasyon son derece tehlikeli bir birleşimdir. İnsanlarımızın geleceğe ilişkin umutlarını yitirmesinde, intiharlara sürüklenmesinde bu sorun vardır. Çalışırken işsiz kalmak insanoğlunun yaşayabileceği en ağır travmalardan birisidir. Bakın son olarak genç bir üniversiteli evladımız yemek parası kalmadığı ve iş de bulamadığı için canına kıydı. Bu üniversiteli evladımızı ve diğer yurttaşlarımızı bu hayattan koparan çaresizliği iyi anlamak zorundayız. Bu ülkede üniversiteli gençlerimiz yemek parası bulamıyorsa, bu ülkede işini kaybettiği, borcunu ödeyemediği için insanlarımız aileleriyle beraber yaşamına kıyıyorsa bunu görmezden gelip sanki işler iyi gidiyormuş gibi yapamayız.

 

HESABINI İKİ CİHANDA VEREMEZSİNİZ

Bu ülkede; yandaşların milyarlarca liralık borçlarını affederken, milyarlarca dolar harcayarak neye yarayacağı belli olmayan kanal açma rüyaları görürken, “Suriyelilere bir 40 milyar dolar daha harcarım” diye övünürken, duran, kaçan, uçan, yüzen saraylarda keyif çatarken, üniversitelerde çocukların yediği yemeklerden tasarruf yapamazsınız. Bu ülkede milletin evlatları iş bulamayıp, 1 lirayla yemek yemenin hesabını yaparken, Saray sosyetesi çifter maaşlarla, yönetim kurulu üyelikleriyle abat oluyorsa bunun hesabını iki cihanda veremezsiniz.

 

DAMADA DA SARAYA DA KİMSE GÜVENMİYOR

Aslında Türkiye, bu ucube tek adam parti devleti rejiminin elinde yönetilmiyor savruluyor. Bugün pek çok göstergede Türkiye, bundan 10 yıl öncesine göre çok daha kırılgan bir durumda. Borca batırılan ülkemiz ve şirketlerimiz döviz kurundaki oynaklığa karşı son derece zayıf ve korunaksız. Geçtiğimiz yıl Güney Afrika’nın, Endonezya’nın, Rusya’nın, Meksika’nın para birimleri Dolar karşısında değer kaybederken, bizim paramız değer yitirdi. 2019’da Arjantin’den sonra parası en çok değer yitiren ikinci ülke Türkiye oldu. Vatandaş bankalarda mevduatını döviz cinsinden tutmayı tercih ediyor.  Döviz mevduatları aldı başını gidiyor. Neden? Çünkü hiç kimse ne sosyete damada ne de Saray yönetimine güvenmiyor.

 

TÜRKİYE’NİN POTANSİYELİ BÜYÜKTÜR, İYİ YÖNETİM GEREK

2011 seçimlerine giderken AK Parti cumhuriyetimizin 100.yılı için birtakım hedefler açıklamıştı. Biz de yine bu dönemde bu hedeflerin ülkenin gerçek potansiyelini yansıtmadığının altını çizmiş ve 2023 yılı için Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu hedeflerden çok daha iddialı hedefleri ilan etmiştik. Çünkü biz iyi yönetildiği takdirde bu ülkenin potansiyelinin çok yüksek olduğunu ve ülkemizin çok büyük başarıları elde edebileceğini biliyoruz.

 

HEDEFLERDE YÜZDE 50 TENZİLAT

Ama bugün geldiğimiz noktada bu iktidarın Cumhuriyetin 100. Yılı için 2010’ların hemen başında açıkladığı o iddiasız hedefler şuanda ulaşılamaz hale geldi. Geçtiğimiz yıl açıkladıkları 11. Kalkınma Planıyla tüm hedeflerde yüzde 50 tenzilata gittiler. 2023’te milli gelirimiz 2 trilyon dolar olacak diyorlardı. Şimdi 2023’te 2 trilyon dolar dedikleri gelir yerine 1 trilyon 80 milyar dolarlık bir milli geliri tuttururlarsa öpüp başlarına koyacak hale geldiler. 2023’te kişi başına yıllık 25 bin dolar gelir hedefliyorlardı şimdi 25 bin dolardan yüzde 50 tenzilat yaptılar 12 bin 484 dolara inmek zorunda kaldılar. 2023’te 500 milyar dolar ihracat hedeflediler. TOBB’a, TİM’e hatırlayacaksınız bir sürü şaşalı törenler, büyük büyük filmler yaptırdılar. Geçtiğimiz yıl 2023 ihracat hedefini de 500 milyar dolardan 227 milyar dolara indirdiler. Bir örnek, 2019’da ihracat son 3 yılın en düşük artışıyla yüzde 2 arttı. 180 milyar dolar civarında gerçekleşti. Bir de baktık yandaş basında bayram havası esiyor. Rekor kırmışız. Zaten ihracat artar kaç senedir. Ama bu gördüğümüz en düşük artışlardan bir tanesi. Şimdi 2023’te 500 milyar dolar ihracat hedefi nerede? Üç yıl kalmış bu tarihe 2019’da gerçekleştirilen 180 milyar dolar ihracat nerede? Yarısı bile değil. Ama buna seviniyorlar.

 

2009’UN TEĞET GEÇMEDİĞİ BURADAN BELLİ

Bu iktidar 2023 için koymuş olduğu hedeflerden sadece bir tanesinde tenzilat yapmadı zam yaptı. O da işsizlik. Yüzde 5 hedeflendi işsizlik. 11. 5 Yıllık Kalkınma Planında işsizlik 2023 yılı için 9,9’a çekildi. Şimdi Erdoğan çıkmış, “2009 krizi teğet geçecek demiştim, teğet geçti” diye dün akşam övünüyor. Sayın Erdoğan bu krizin teğet geçmediği aslında 2023 hedeflerinizin ne hale geldiğinden açık seçik belli oluyor. 11. Kalkınma Planı’nda ilan ettiğiniz hedefler aslında ekonomi politikalarınızın iflasının ilanıdır. Bundan kaçamazsınız. Kriz teğet geçsin diye 2009 Haziranında, döviz geliri olmayan şirketlere dövizle borçlanma izni verdiniz. Dünyada şirketleri dövizle en hızlı borçlanan ikinci ekonomi olduk. Bunun bedelini şimdi; iflas ve konkordatolarla ödüyoruz. Yüksek işsizlik ve enflasyonla ödüyoruz. Gencecik yavrularımızın intiharıyla ödüyoruz. Ama AK Parti Genel Başkanı yaptığı hataların farkında bile değil.

 

FIRSATLAR FEDA EDİLDİ

Oysa 2010’lu yıllarda ekonomimizin rekabet gücünü tahkim edecek tedbirleri alsalardı, sınırlı kaynakları beton yerine sanayi, tarım gibi dış ticarete açık sektörlere yöneltmiş olsalardı, iş gücümüzün niteliğini ve verimliliğini artıracak reformları gerçekleştirmiş olsalardı yine para dünyada bol ve ucuzken yeterli döviz tahkimatını yapmış olsalardı hiç tereddüdünüz olmasın ki ülkemiz bugün çok daha farklı, çok daha yıldızlı, çok daha müreffeh bir noktada olacaktı. Ama maalesef bu fırsat bu ülkede tek adam parti devleti kurma hırsına feda edildi. Türkiye, 2010’lu yılları bu iktidarın beceriksizlikleri, basiretsizlikleri nedeniyle heba etti.

 

TAHRİP EDİLMİŞ KURUMSAL YAPIYLA 2020’LERİ KARŞILAYAMAYIZ

Türkiye’nin önü vakit yitirmeden birinci sınıf bir demokratik parlamenter rejimle açılmak zorundadır. Güçler ayrılığı, hukukun üstünlüğü, kamu yönetiminde liyakat prensiplerini vakit yitirmeden uygulamaya koymak zorundayız. Devlet bugünkü gibi tarumar edilmiş bir kurumsal yapıyla 2020’leri karşılayamaz. Bir an önce silkelenerek bu iktidarın milletin omuzuna bıraktığı yükü kaldırıp atmamız gerekiyor. Milletin gerçek gündemi olan aş ve işi büyütmemiz gerekmektedir. Dünya yapay zekayı, nano teknolojiyi, nöro teknolojiyi konuşurken biz 1980’lerin sorunlarına takılıp kalmamalıyız. Macera peşinde koşan yöneticilerle, mehdi arayanların aklıyla bu işleri götüremeyiz. Kaybedecek bir dakikamız bile yoktur. Bu ucube rejimden ve süflilikten bir an evvel kurtulmalıyız.

 

HİÇBİR FEDAKARLIKTAN KAÇINMAYIZ

Ben sözlerimi tamamlarken 2020’li yılların eşiğinde ülkemizin bu krizi atlatacağına olan inancımızı, umudumuzu bir kere daha ifade etmek istiyorum. Milletimiz 2019’da bunun işaretini vermiştir. Gerek 31 Mart seçimlerinde gerekse 23 Haziran İstanbul seçiminde bu iktidara kuvvetli bir şamar atmıştır. Şimdi esas şamarı atmak için sandığın önüne gelmesini beklemektedir. Anlaşılan iktidar da artık ömrünün sınırlı olduğunun farkındadır. O nedenle Erdoğan’ı mutlu edecek programları şimdi yandaş televizyonlara yaptırıyorlar. Önce CHP olarak milletimizin cebini boşaltan, işini elinden alan bu ucube rejimden kurtulmak için geniş bir siyasal yelpazede yapılacak her türlü iş birliğini kolaylaştıracak tüm fedakarlıkları yapmaktan kaçınmayacağız. Sonra da CHP olarak ülkemizi yeniden küresel yarışta başa güreşir hale getirecek iddialı bir stratejiyi, bir kalkınma, büyüme stratejisini, bir demokratikleşme stratejisini hızla hayata geçireceğiz. Bu düşüncelerle 2020’nin ülkemize, milletimize bir kez daha hayırlar getirmesini diliyorum. Şimdi varsa sorularınızı alayım.

 

Soru- Benim iki sorum olacak efendim. Sayın Cumhurbaşkanı dün akşamki programda yeni parti kurma hazırlığında olan eski ekonomiden sorumlu bakan Ali Babacan’a yönelik eleştiriler yöneltti. IMF’den talimat almakla, faizcilikle suçladı, eleştirdi. Bir bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

İki, FETÖ’yle mücadele konusunda iki yetkilinin değerlendirmeleri var. Bunlardan birisi Adalet Bakanı. FETÖ’yle mücadele sulandırılmamalı, FETÖ’yle ilişkisi olmayanlarda aynı çuvala konuluyor sözleri dikkat çekti, Sözcü soruşturmasından yola çıkarak. Yine Sayın Numan Kurtulmuş’un da FETÖ illaki siyasete bulaşmıştır ifadesi var, FETÖ’nün siyasi ayağıyla ilgili sözleri. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi ilk olarak tabi bu kendi içlerindeki bir problem ben buna çok fazla girmek istemiyorum ama hükümetlerin almış oldukları her kararda hükümetlerin tüm yetkilileri ortak sorumluluğu vardır. Hele hele Başbakansanız bunda çok ciddi sorumluluğunuz vardır. Şimdi siz çıkıp o gün bunlar IMF’ciydi, bunlar şöyleydi, böyleydi diyerek kendi sorumluluğunuzu inkar edemezsiniz. Yani bu ülkede Suriye’ye gireceksiniz bizi aldattılar diyeceksiniz. Darbe olacak bizi kandırdılar diyeceksiniz. Birileri kalkacak hain darbe girişiminde bulunacak, bizi kandırdılar diyeceksiniz. Şimdi de hükümetin içinde ortak sorumluluğumuz varken bakanlar bizden habersiz IMF’cilik yaptı diyeceksiniz. Artık bu sorumluluktan kaçmanın daniskasıdır. Bu ülkede en son IMF anlaşması imzalayan Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır. Dünyada hem de paranın çok bol olduğu bütün ülkeler IMF anlaşmalarını bir yana bırakırken kendisi gitmiştir IMF’yle anlaşma imzalamıştır. Dolayısıyla IMF’ci arıyorsa önce gidecek aynaya bakacak.

FETÖ’cülük meselesine gelince, Sayın Adalet Bakanının sözleri aslında aklıselime işaret etmektedir. Bugün sanki kasıtlı olarak bu örgütle ilgili soruşturmalar sulandırılmaktadır. Yani bu örgütle ilgili olması mümkün dahi olmayan, bu örgütle ilgili olduğunu akıldan dahi geçmeyecek insanları kalkıp bu örgütle ilgili diye göstermeye başladığınız noktadan itibaren burada bu iş çok tabir-i amiyaneyle söyleyeyim cıvır.

FETÖ’nün siyasi ayağının ortaya çıkarılmadığını biz baştan beri ifade ediyoruz. FETÖ’nün siyasi ayağının ortaya çıkarılmasına, önce bu darbe araştırma komisyonunun kaybolan raporunun ve buraya Cumhuriyet Halk Partisi’nin koymuş olduğu muhalefet şerhinin bir an önce açıklanmasıyla başlamak lazımdır. Türkiye’de FETÖ’yle ilgili olmayan kimse kalmadı neredeyse(!) ama FETÖ’yle ilgili olan hiçbir siyasetçi özellikle iktidar partisi siyasetçisi ortada yok. Bunun böyle olması mümkün değil. Dolayısıyla artık bu işlerin özellikle FETÖ’nün siyasi ayağının ortaya çıkması lazım. Aksi takdirde bütün bu sulandırma çabalarını, aslında siyasi ayağın ortaya çıkmaması için gerçekleştirilen girişimler olarak görmek gerekir.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

HUKUKİ SÜREÇ YÜRÜYOR, BİZİM İÇİN KONU BİTMİŞTİR

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün parti Genel Merkezi’nde MYK sürerken düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız sürüyor. Bugünkü toplantımızda, 2019 yılında ekonomide, siyasette ve dış politikada yaşananları ve 2020 yılı beklentilerini tartışıyoruz. Bugün Asteğmen Kubilay’ın ölümünün yıl dönümü. Milletimizin Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde emperyalizme karşı mücadelesi, cesur evlatlarının canı pahasına kazanılmıştır. Bizler, bu onurlu geçmişin mirasçılarıyız. Ülkemizin aydınlık yarınları için üzerimizdeki sorumluluğun da farkındayız. Devrim şehidimiz Kubilay’ın aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyor, kendisini bir kere daha saygı, minnet ve rahmetle anıyoruz.

 

2019 VATANDAŞLARIMIZ İÇİN ZOR BİR YIL OLDU

2014 yılında tek adam parti devleti projesinin düğmesine basılmasıyla beraber, zaten geçmiş darbeler nedeniyle sorunları olan demokrasi ve hukuk devleti giderek daha da sorunlu hale geldi. Bunun neticesinde ekonomik kırılganlıklarda hızla artmaya başladı. İktidarın sorunların üstünü borçla örtmesi; üretim yerine ithalatla, gelir yerine krediyle ayakta duran bir ekonomi yarattı. Demokrasi ve ekonomideki hızlı geriye gidişle zayıf düşen ekonomide 2018’in ortasında tam bir kriz yaşanmaya başlandı. Kriz, 2019’da derinleşerek devam etti. Bugün bir yazarımızın söylediği gibi “buhrana” dönüştü. Milletimiz çift haneli işsizlik ve hayat pahalılığı arasında ezildi. Sonuçta 2019 ülkemiz ve vatandaşlarımız için çok zor bir yıl oldu.

 

TÜRKİYE BÖYLESİNE BİR UMUTSUZLUĞU YAŞAMAMIŞTI

Tarım devriminin gerçekleştiği Anadolu topraklarında, vatandaşlarımızı karda kışta soğan, patates kuyruklarına soktular. Konkordatolar, iflaslar sıradanlaştı. İşsizlik hem rekorlar kırdı hem de giderek yapışkan bir hal aldı. İşinden gücünden olan, pahalılık altında ezilen, borca batan insanlarımız kapkara bir umutsuzluğun pençesine düştüler. Sadece kendi canlarına kıymakla kalmadılar, o umutsuzluk içinde, o karamsarlık içinde kendi ailelerini de yanlarında götürdüler. Türkiye böylesine bir umutsuzluğu daha önce hiç yaşamamıştı. Ama Saray milletin sesini bir türlü duymadı. Genel Başkanımızın geçen yıl Ağustos’ta açıkladığı krizden çıkış önerileri de Saray tarafından dikkate alınmadı. Sarayın kibirli adamı millete de, muhalefete de kulaklarını tıkamıştı. Milletin vergileriyle duran, uçan, kaçan, yüzen Saraylarda süren debdebe şaşa, milleti unutturdu. Oralardan milletin sesi duyulmaz hale geldi.

 

MİLLETİMİZ YEREL SEÇİMLERDE KENDİNİ UNUTANLARA SIKI BİR ŞAMAR ATTI

Milletimiz de bu yıl Mart ayında kendisini unutanlara sandıkta sıkı bir şamar attı. Ülkemizde 2019’un en önemli olayı, Mart ayında gerçekleşen yerel seçimler ve bunun sonucunu bir türlü hazmedemeyen iktidarın mızıkçılık yaparak Haziran’da tekrarlattığı İstanbul seçimidir. Milletimiz, her iki sandıkta da tek adam parti devleti rejimine güçlü bir ders vermiştir. Bu aynı zamanda hızla otoriterleşen bir rejime, bir milletin üzerindeki her türlü baskıya rağmen, demokratik yollarla sandıkta “Artık yeter!” dediği dünyada nadir görülen örneklerden bir tanesidir. Yerel seçimlerde vatandaşlarımız Millet İttifakı’na ciddi bir teveccüh göstermiştir. Sadece Millet İttifakı’nı oluşturan partilerin seçmenleri değil; daha önce AK Parti, HDP, MHP başta olmak üzere tüm diğer partilere oy veren seçmenler de sandıkta özgürlük, hak, hukuk, adalet arayışına destek vermişlerdir. Cumhuriyet Halk Partisi’ni, bu büyük demokrasi işbirliğinin merkezi haline getiren özverili yaklaşımımızı önümüzdeki dönemde de sürdürmeye kararlıyız.

 

MİLLETİMİZ, MİLLET İTTİFAKI’NA VE CHP’YE ÖNEMLİ BİR SORUMLULUK YÜKLEDİ

Seçimler sonucunda, Cumhuriyet Halk Partili Büyükşehir Belediyelerinin sayısı altıdan on bire yükselmiştir. 2014 yılında CHP’li belediye başkanlarının görev yaptığı Büyükşehirlerde; ülkemiz nüfusunun toplam yüzde 12’si yaşıyordu. 2019 seçimlerinden sonra bu oran dörde katlandı. Buna karşılık Cumhur İttifakı’nın hizmet verdiği vatandaşların toplam nüfusa oranı yüzde 62’den yüzde 28’e geriledi. Artık her 100 vatandaşımızdan 45’ine CHP’li Büyükşehir belediyeleri hizmet veriyor. Aynı şekilde, 2014’te ülkemizin gelirinin yüzde 12’si CHP’li Büyükşehir belediyeleri sınırları içinde yaratılırken 2019 seçimlerinden sonra bu oran beşe katlandı yüzde 59’a çıktı. 2014’te vergilerin sadece yüzde 14’ü CHP’li Belediyelerin görev yaptığı alanlardan toplanırken şimdi bu oran beş kattan fazla artarak yüzde 74’e çıktı. En son düzenlediğimiz “Yerel Yönetimler ve Turizm Zirvesinde” ortaya konduğu gibi ülkemize gelen turistlerin yüzde 94’ünden fazlası CHP’li başkanların yönettiği il ve ilçelere geliyor. CHP’li Büyükşehir belediyelerinin sınırları içinde artık; ülkemizin nüfusunun yarısı yaşıyor, Milli Gelirinin yarısından fazlası üretiliyor, vergilerin de dörtte üçü toplanıyor. Ülkemize gelen turistlerin çok büyük bir kısmı, neredeyse tamamı CHP’li başkanların yönetimindeki belediyelerin sınırları içinde ağırlanıyor. Tabi bu tablo, milletimizin Millet İttifakı’na ve CHP’ye çok önemli bir sorumluluk yüklediğini de ortaya koyuyor.

 

SARAY’IN ENGELLEME ÇABALARINA RAĞMEN EN İYİ HİZMETİ VERECEĞİZ

Sarayın hala devam eden hazımsızlıklarına, mızıkçılıklarına ve vatandaşa hizmeti engelleme çabalarına rağmen, Belediyelerimiz milletimize en iyi hizmeti, en yüksek standartta hizmeti vermeye devam edecektir, bunu da kimse engelleyemeyecektir.

 

SARAY YİNE DİMYAT’A PİRİNCE GİDERKEN EVDEKİ BULGURDAN OLACAK

2019’un en önemli olaylarından bir diğeri de Suriye’de süren iç savaşın ülkemizin dış ilişkilerinde ve ekonomik ve sosyal yaşamında yarattığı tahribatın giderek artmasıdır. Sarayın yanlış Suriye siyasetinin bedelini başta Mehmetçiklerimiz ve vatandaşlarımız ödüyor. Ekim ayında Barış Pınarı Harekâtı’nı yaptık. Amaç neydi? Türkiye’nin güney sınırlarında güvenli bir bölge kurmak. Buraya da Türkiye’ye sığınan 1 milyon Suriyeliyi yerleştirmek. Sağlayabildik mi, gerçekleştirebildik mi? Hayır. Ama Amerika, “Ben petrolü güvenceye aldım, çekiliyorum” dedi gitti. Rusya ise Suriye’de ve bölgede tek oyun kurucu oldu. Görünen o ki Saray iktidarı her zamanki gibi Suriye’de de dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olacak.

 

RADİKALLERİN CİRİT ATTIĞI İDLİB’DEN GELEN 80 BİN KİŞİ KİM?

Biz, “1 milyon Suriyeliyi bu güvenlik koridoruna yerleştireceğiz” derken; ABD Başkanı son Washington ziyaretinde AK Parti Genel Başkanından Türkiye’ye sığınan Suriyelilerin Türk vatandaşlığına geçirilmelerini talep etti. Erdoğan da ikiletmedi; hemen çıktı, “Bugüne kadar zaten 100 binden fazla Suriyeliye vatandaşlık vermiştik şimdi daha fazlasına da vereceğiz” dedi. Yine AK Parti Genel Başkanından öğrendik ki; İdlib’den 80 bin Suriyeli daha sınırlarımıza doğru yola çıkmış. Anlaşılan Rusya ve Suriye, Soçi zirvesinde alınan kararları artık tanımıyorlar. Suriye rejimi İdlib’e girmeye hazırlanıyor. Hani İdlib çatışmasızlık bölgesiydi? Burada bizim 12 tane gözlem noktamız var. Bu 12 gözlem noktamızdaki Mehmetlerimizin hali ne olacak, durumu nedir bu konuda bilgilendirilmeyi istiyoruz. Yeni gelecek Suriyelilerin maliyeti kimin sırtına yüklenecek? İdlib, Suriye’de yıllardır süren iç savaşta pişip, yetişen radikal unsurların cirit attığı bir bölge. Buradan Türkiye’ye doğru gelen bu 80 bin kişi içinde kimler var? AK Parti Genel Başkanı dün bunlara “İdlibli kardeşlerimiz” dedi. Daha dün ABD, İdlib’de eski bir El-Kaide liderine operasyon yaptı. Bu gelenlerin içinde, açıkça soruyoruz, kafa kesen radikaller var mıdır? Bunun kontrolü nasıl yapılacaktır? Bunlara vatandaşlık verilecek midir?

 

KURUN REFERANDUM SANDIĞINI, MİLLETE SORUN

Bugüne kadar; dar gelirliden, asgari ücretliden, emekliden, emekçiden, iş insanından, yani toplumun tüm kesimlerinden, yediğimiz ekmekten, içtiğimiz sudan alınan vergilerle, “Suriyeliler için 40 milyar dolar harcadığını” AK Parti Genel Başkanı övüne övüne anlatıyordu. Şimdi bir sorsunlar bakalım millete! ABD Başkanıyla kapalı kapılar ardında konuştuğunuz “Suriyelilere vatandaşlık verme” kararını onaylıyor mu? Radikallerin kalesi İdlib’den içlerinde emperyal güçlerin yetiştirdiği ve ne olduğu belirsizlerin de olduğu 80 bin kişi ülkemize sokulsun istiyor mu? Boğazından kesilecek bir 40 milyar doları daha Suriyelilere vermek istiyor mu?

 

BOP EŞ BAŞKANLIĞININ HALA SÜRDÜĞÜNÜN İPUÇLARI

Bu soruların yanıtının evet olduğunu kim söyleyebilir? O halde, Saray milletin değil başkalarının istediğini yapmanın peşinde. Bu bize, Saray’a egemen güçlerin verdiği BOP eşbaşkanlığı görevinin halen sürmekte olduğunun ipuçlarını veriyor. Tekrar çağrıda bulunuyoruz: Varsa cesaretiniz, kurun referandum sandığını. Ak koyun, kara koyun ortaya çıksın.

 

DANIŞMANLARININ TARİH BİLGİSİ DE SORGULANIR

Suriye’de Türkiye’yi batağa saplayan Saray, şimdi de Mehmetçiklerimizi Libya çöllerinde perişan etmeye hazırlanıyor. Birleşmiş Milletler kararlarına açıkça aykırı olan bir savunma işbirliği anlaşmasını Meclis’ten geçirtti ama anlaşılan bu da yetmedi. Tarihten bihaber Sarayın kibirlisi, şimdi de bu ülkeye müdahaleye zemin hazırlamak için her zamanki gibi tarihi eğip büküyor. Tabi bunun danışmanlarının tarih bilgisi de bu durumda sorgulanır hale geliyor. Dün, “Madem Libya’nın bizimle ilgisi yok o zaman Gazi Mustafa Kemal orada ne arıyordu?” demiş. Biz söyleyelim… Gazi Mustafa Kemal bir Osmanlı subayı olarak o gün Osmanlı’nın vatan toprağını savunmaya çalışıyordu. Ama bugün Libya bizim vatan toprağımız mı? Hayır, değil. Mehmetçiklerimizin görevi Libya’nın iç savaşına karışmak mı? O da değil. Mehmetçiklerimizin tek bir görevi var. O da 784 bin kilometrekarelik vatan toprağını her türlü saldırıya karşı korumak.

 

9 YILDA NE DEĞİŞTİ DE LİBYA’DA İÇ SAVAŞA TARAF OLUYORUZ

Şimdi hatırlayalım, Erdoğan bundan 9 yıl önce “Libya’daki krize Libyalılar çözüm bulmalı”; “Türkiye asla ve asla Libya halkına silah doğrultan taraf olmayacaktır” dedi mi, demedi mi? Dedi. Şimdi ne oldu da Libya’da krize, iç savaşa taraf oluyoruz? Doğu Akdeniz’de yalnızlaştık. Şimdi geç kalmış bir takım adımlar atarak, ülkemizin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin haklarını korumak için uğraşıyoruz. Bunlardan uluslararası hukuka uygun olanlarını, ülkemizi maceraya atmayacak olanları biz de destekledik bundan sonra da desteklemeye devam ederiz. Ama iktidarın panik içinde attığı ve ülkemizin başını yeni badirelere sokacak olanlara karşıda çıktık çıkmaya da devam edeceğiz.

 

AK PARTİ’NİN “KANDIRILMA SİCİLİ” MEYDANDA

Çünkü AK Parti Genel Başkanı’nın sicili meydandadır. Sudan’da El-Beşir’i destekledi, sonuç ortada. Mısır’ın iç işlerine karıştı, sonuç yine ortada. Suriye’de iç savaşa müdahil oldu, sonuç ortada. Önce bölge ülkelerinin iç işlerine karışıyor, eline yüzüne bulaşıyor sonra. Her seferinde hata yapıyor, her seferinde “Kandırıldık, aldatıldık” diye millete açıklama yapıyor. Şimdi bu hataların sonucunda artık bu bölgedeki birçok ülkeyle kavgalıyız. Buralarda bazılarında Büyükelçimiz bile yok. Suriye’de yok, Mısır’da yok, İsrail’de yok. Oysa dış politikada ülkelerin ezeli düşmanları ve ebedi dostları da yoktur. Milli menfaatler ve çıkarlar vardır. Bizim de milli menfaatlerimizi korumak için her şeyden önce bu ülkelerde yeniden konuşabilir hale gelmemiz gerekir. Madem Erdoğan, Libya vesilesiyle, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü hatırladı, biz de kendisine Büyük Önderimizin şu sözlerini hatırlatalım: “Dış işlerinde dürüst ve açık olan siyasetimiz özellikle barış fikrine dayanır. Milletlerarası herhangi bir meselemizi barışçı yollarla çözmeyi aramak bizim menfaat ve zihniyetimize uyan bir yoldur.” AK Parti 17 yıllık iktidarında maceracı ve ideolojik bir dış politika izlemek yerine, Gazi’nin bu sözlerini hatırlamış olsaydı, kendine rehber edinmiş olsaydı, bugün herhalde ülkemiz bölgesinde çok daha farklı bir konumda, çok daha saygın bir konumda, çok daha belirleyici bir durumda olurdu.

 

EKONOMİYİ ALT ÜST ETTİLER, DEVLETİ BİTİRDİLER

Şimdi izlenen bu politikaların sonucunda Türkiye’nin egemen güçlerin arasında gidip gelen bir pinpon topuna döndüğünü görüyoruz. Dış politikada bu maceracı yaklaşımın yanında ekonomimizi de borca batıran Saray, bu tehlikeli karışımın sonuçlarını da bir türlü görememiştir. Baştan beri kendilerini uyardık. Bakın dedik, “Borç alan emir alır”, çok hızlı borçlanıyorsunuz. Dinlemediler. Şimdi emir alıyor. Ondan sonra da “Birileri bize saldırıyor” diyorlar. İktidar ekonominin dengelerini alt üst ettiği yetmezmiş gibi bir de “tek adam rejimini kurma sevdasıyla” devletin kurumlarını altüst etti, bitirdi.

 

DÜNYALIKLARINI SAĞLAMA ALDILAR

Liyakat bitti, sadakat esas oldu. Sosyete Damat, Bakan yapılıp devletin kasasının başına oturtuldu. Hakkındaki yolsuzluk iddialarından henüz daha aklanmamış, çikolata kutularında verildiği söylenen rüşvetin hesabını vermemiş bir eski Bakan, büyükelçi yapıldı. Akraba-i taallukat saraya danışman yazılıp ballı maaşlara bağlandı; iktidar partisinin eski milletvekilleri, rektör diye, bakan yardımcısı diye çeşitli koltuklara oturtuldu. Sarayda görevlilere bir bakıyoruz iki maaş, üç maaş, dört maaşa kadar alanlar var. Hasılı, ucube tek adam parti devleti rejimine geçtiğimizden beri ulufe gibi dağıtılan makam koltukları ve maaşlarla Saray sosyetesinin dünyalığı sağlama alındı.

 

2019 DA KAYBEDİLDİ

2019 da tıpkı, 2018 gibi, kaybedilmiş bir yıl olarak tarihe geçti. Yılın başında iktidar, “Türkiye’yi 2019’da yüzde 2,3 büyüteceğiz” diye millete taahhütte bulunmuştu. Şimdi öyle anlaşılıyor ki, “Büyüsek büyüsek binde 5 büyürüz” demeye başladılar. Aslında binde 5 büyüme içinde zil takıp oynuyorlar neredeyse. Yılın başında sarayın damadı, ilave 2,5 milyon kişiye, iş vereceğim demişti ne oldu? İşsizlerin sayısı 8 milyona çıktı. Son bir yılda 623 bin çalışan; yani işi olan, evine ekmek götüren 623 bin kişi işinden oldu, işinden ayrılmak zorunda kaldı. 2,5 milyon yeni iş nere, 623 bin işinden olan nere? Bunun hesabını kim verecek? 2019’a başlarken “Bütçede 81 milyar açık vereceğiz” demişlerdi. Yıl boyunca Cumhuriyet tarihinde ilk defa TCMB’nin kasasında milletin kefen parası olan 40 milyar TL’lik ihtiyat akçesine el koydular. İmar barışından 24 milyar lira para topladılar. Devredilen TCMB kârları, Varlık Barışı, vergi ertelemeleri, sosyal güvenlik kuruluşlarına yapılacak primlerle ilgili yeniden yapılandırmalar… Bütün bunları dikkate aldığımızda bu açığın çok çok daha düşük olması lazımdı. Ama çıktılar dediler ki, “Bütün bunları aldıktan sonra açığımız 125 milyar TL olacak.” Bu paralar nereye gitti? Vatandaşa giden bir şey yok.

 

BÖYLE BORÇLANMA GÖRÜLMEDİ

Yine 2019’un başında bütçeyi nasıl finanse edeceklerini açıklarken dediler ki, piyasaya 165 milyar lira borç ödeyeceğim, buna karşılık piyasada 154 milyar lira borçlanacak. Yani ödediğimin yüzde 94’ü kadar borçlanacağım. Ama Hazine şimdi yılsonuna geldiğimizde diyor ki, “159 milyar lira borç ödeyeceğim, bunun karşılığında 211 milyar lira borçlanacağım.” Ne demek? Her 100 liralık borç ödemesine karşılık 132 lira borçlanacakmış. Arkadaşlar bir şey söyleyeyim, bu bir rekor. Böyle bir borçlanmayı bugüne kadar görmedik.

 

HAZİNE PİYASADA PARA BIRAKMADI

Şikayet ediyorlar, faizler çok yüksek diye. Öbür taraftan da vatandaş, gerçekçi bir biçimde, piyasada para yok diye şikayet ediyor. Kim silip süpürüyormuş paraları? Devletin Hazinesi. Devletin Hazinesi piyasada vatandaşa beş kuruş bırakmıyor. Bu paraları alıp kime veriyor? Bankalar da yandaşları kurtarıyor.

AK PARTİ GENEL BAŞKANININ SÖZLERİ GERÇEK DIŞI

Bütçe deyince dün baktım AK Parti Genel Başkanı bütçe sürecinde kendi milletvekillerinin, partisinin milletvekillerinin performansını övüyor, bizim milletvekillerimizin de salona gelmediğini söylüyor. Bu tamamen hilaf-ı hakikat. Zaten köşe yazarlarının yazılarına baksın işin bunun tam tersi olduğunu görecek. Bizim milletvekillerimiz kahir ekseriyet genel kurulda, bütçenin sahibi olan partinin milletvekilleri genel kurulda yok.

 

ASGARİ ÜCRET EN AZ 2 BİN 600 TL OLMALI, “JEST” BUNDAN SONRASIDIR

Bugün Resmi Gazetede bir Cumhurbaşkanlığı Kararı yayımlandı. Devletin vatandaştan alacağı harç ve cezalar yüzde 22,58 zamlandı. Pasaport, ehliyet harcı, trafik cezaları bundan böyle yüzde 22,58 daha pahalı olacak. Şimdi Sayın Genel Başkanımız bundan bir ay önce asgari ücretin de en az yüzde 22,58 zamlanması bunun üzerine ne kadar refah payı verileceğinin de tartışılması gerektiğini söylemişti. Asgari ücret tartışmaları devam ediyor. Bir de böyle “jest” lafları falan var. Buna göre asgari ücret, en az aylık net yüzde 5 büyüme hedefini de dikkate alırsak 2 bin 600 lira olmalıdır. Jest bundan sonrasıdır. Göreceğiz bakalım neler olacak.

 

MİLLETİN GERÇEK GÜNDEMİNİN ÜZERİNE ŞAL ÖRTEMEZSİNİZ

Devlet işini yapana ciddiyet, siyaset yapana samimiyet lazımdır. Ekonomiyi berbat edeceksiniz sonra da “Dışarıdan bize saldırdılar, bizi dövdüler” diyerek ağlayacaksınız, sorumluluktan kaçmaya çalışacaksınız. CHP’ye ve belediyelerine saldırarak gerçeklerin üstü örtülmüyor. Kendi 17 yıllık icraatının hesabını vermeden, “Bundan yıllar önce tek parti iktidarında CHP şunu yaptı, bunu yaptı, özür dilesin” diyerek, milletin gerçek gündemi olan işsizlik ve hayat pahalılığının üzerine şal örtemezsiniz.

 

TRT’YE SUÇ DUYURUSU

Bu sabah milletin vergileriyle yayın yapan ve tarafsız olması gereken TRT1’de bir program var. Programda konuşanda iktidara bağlı bir vakfın başkanı. Programın sunuşunda bir altyazı geçiyor ve bütün program boyunca da orada duruyor: “CHP neden Türkiye’nin başarılı olmasını istemiyor.” Beyler, bu nereden çıkıyor? Nereden çıkardınız sayın TRT yönetimi bunu? Bu mudur sizin tarafsızlığınız? Yasalara uymaması nedeniyle TRT hakkında gerekli suç duyurusunda bulunacağız. Ama yetmez TRT’yi yayıncılık etiğiyle ilgili tüm kurullara da şikayet edeceğiz. Bizim iktidara tavsiyemiz, bıraksınlar bu TRT yayınlarını ya da çıkıp çıkıp CHP’nin tek parti dönemindeki icraatlarının hesabını sormayı bugün ülke olarak karşı karşıya kalınan sorunlara çözüm bulmak için önce bir kendi şapkalarını önlerine koysunlar. Hatalarını açık yüreklilikle kabul edip samimiyetle çözüm arasınlar.

 

ŞEHİT YAKINI VE GAZİLERİN PARASINI ÖDEYİN

17 yıldır ekonomiyi sıcak paraya bağladılar. Dışarıdan borç aldılar. Aldıkları bu borçla vatandaşa iş yaratan, ihracatımızı artıracak fabrikalar, üretim tesisleri kursalar tamam diyeceğim. Çünkü bu sonuç itibariyle buradan ürettikleriyle borçlarını öderler. Ama marifet sandılar, parayı beton kulelere, AVM’lere yatırdılar. ­Ülkede şehit yakınları için ve gaziler için toplanan paraların akıbetini bile bugün takip etmek zorunda kalıyoruz. 15 Temmuz şehit yakınları ve gazileri için 309 milyon TL para toplandı ama bu para ihtiyaç sahiplerine dağıtılmadı. Nemalanmış haliyle 340 milyonu bulan para dururken, kolunun üzerinden tank geçen 15 Temmuz gazisi ameliyat için kapı kapı borç para arıyor. Kendi ifadesiyle “borç dilenmek” zorunda kalıyor. Beşiktaş’taki terör saldırısından sonra da şehit yakınları ve gaziler için toplanan 50 milyon TL’den fazla para bir türlü dağıtılmıyor. O hain saldırıda şehit olan polisin babası dara düşüyor, evini satmak zorunda kalıyor. Evin üstüne “Şehit babasından satılık ev” yazıyor. Ve bu baba soruyor: Şehitlerimizin adına para topladınız, bu para nerede? Biz de soruyoruz.

 

HUKUKU DARMADAĞIN ETTİLER, DİN BEZİRGANLIĞIYLA TUTKALLIYORLAR

Bu iktidar hukukun tabutuna çivi çaktı. Demokrasinin ruhuna rahmet okuttu. Şimdi içeride sıkıştı. Sorunlara çözüm bulmakta zorlanıyor, çare dini siyasete alet etmek. En son bağımsız denetçiler için etik kurallar adı altında bu ülkenin Resmî Gazete’sinde fıkıh kurallarının yayınlanması işin tuzu biberi. Ben soruyorum, hayırdır bu milletin haberi olmadan ikili hukuk sistemine mi geçtik? Yoksa ülkede hukuku darmadağın edenler, demokrasiyi bitirenler şimdi bunların parçalarını din bezirganlığıyla tutkallayıp bir araya getirmenin mi peşindeler?

 

SARAY TÜM GÖVDESİYLE EKONOMİYE GİRDİ

Saray’da oturan AK Parti Genel Başkanı, ekonominin günlük işleyişine tüm gövdesiyle girmiş vaziyette. Merkez Bankası’na talimatla faizleri düşürtüyor. BDDK üzerinden banka yönetici atamalarını yapıyor, karışıyor bunlara. Köprülerde, yollarda, hastanelerde devleti uzun yıllara yayılan milyarlarca liralık yükümlülükler altına sokuyor, ülkemizin elde kalan son gümüşlerini Varlık Fonu’nda toplayıp sonra bu fonun başına damadıyla birlikte geçip oradaki parayla kamu bankaları eliyle yandaşları kurtarıyor. İşsizlik Fonu’nu finansal operasyonlarda kullanıyor. Bütün bunları bu iktidar döneminde görüyoruz.

 

DOĞRU YÖNETİMLE HER SIKINTIYI AŞARIZ

Milletimiz büyük bir millettir, ülkemiz büyük bir ülkedir. Bütün bu sıkıntıları aşarız ama yeter ki doğru tedbirler alınsın. Bunu başarabilecek bir yönetime ihtiyacımız var. Ama bu Saray yönetimi krizin varlığını bile kabul etmiyor. Milletin sesini duymuyor, dermanda olamıyor. İliklememiz gereken ilk düğme bu ucube rejimi terk edip yeni, güçlü ve çağdaş bir parlamenter rejime geçmektir. Bu yeterli değildir. Güçlü bir hukuk devleti ve demokrasiye sağlam bir zemin oluşturmak zorundayız. Rekabet gücümüzü artıracak önlemleri almalıyız, artan refahı adil paylaşmalıyız ve bunun çevresel mali ve idari sürdürülebilirliğini de sağlamak zorundayız. CHP olarak bu dört ayaktan oluşan ekonomi programımızla iktidara hazırız. Ülkemizin önü açıktır, yeter ki doğru politikalar, ehil ellerle uygulansın. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alayım.

 

Soru- Efendim malum bir rüşvet tartışması devam ediyor. Bugün Sinan Aygün’ün de açıklamaları oldu. Yine söylemlerine devam etti işin hukuki boyutu var ama… Bu noktada MYK’da bir değerlendirme sözkonusu oldu mu? Malum Bülent Kuşoğlu’yla da bir görüşmesinin ayarlanacağını Kemal Bey tarafından ancak bu görüşmenin gerçekleşmediğini de söyledi. Bülent Bey’in adını da bu dönemlerde sık sık duyuyoruz. Bülent Beyin bir açıklaması oldu mu MYK’da, bizimle neler paylaşabilirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Arkadaşlar, bu konuda hem parti hukuku bakımından, hem de genel hukuk bakımından süreç yürümektedir. Bu mesele bizim için artık noktalanmıştır. Bunu açıkça ifade edeyim. Bundan sonra hukuk konuşacaktır. Ama bir şeyi söyleyeyim, artık bu ülkenin biraz önce söyledim belli başlı büyükşehirlerinde müzik değişmiştir, dans da değişecektir. Rant lobileri büyükşehirlerimizde artık cirit atamayacaklardır.

 

Soru- Efendim ben bu soruya ek olarak bir soru daha sormak istiyorum. Konunun tarafları var sonuç itibariyle ama İçişleri Bakanlığı’nın Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş hakkında jet hızıyla bir soruşturma başlatmasını, inceleme başlatmasını siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Onun dışında bir sorum daha var. Sayın Binali Yıldırım’ın bir açıklaması oldu. Sayın Ali Babacan ve Sayın Davatoğlu’nu kastederek “Menfaatinin bittiği yerde bazıları durakta inmiştir. Biz hiçbir zaman yoldan çıkmadık” şeklinde bir değerlendirmesi var. Bu açıklamayı siz nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Önce ilk sorunuza cevap vereyim. Hatırlayacaksınız, mevcut iktidarın bundan önceki Meclis Başkanı, Bakanı, Başbakan Yardımcısı, Adalet Bakanlığı görevlerini yürütmüş olan kişi o dönemin Büyükşehir Belediye Başkanını Ankara’yı parsel parsel satmakla suçlamıştı. O dönem bu müfettişler hiç ortaya çıkmadı. Ama görüyorsunuz şimdi bizim Büyükşehir Belediye Başkanımızın suçlanması neticesinde apar topar İçişleri Bakanlığı’nın müfettişleri harekete geçiyorlar. Keşke bu hassasiyeti bundan önceki belediye başkanına karşı da göstermiş olsalardı diyoruz. Diğeri, yine Sayın Binali Yıldırım’ın sözlerinden bahsettiniz. Şunu söyleyeyim, birçok arkadaş bu iktidar tarafından görevlerinden uzaklaştırılmışlardı. Şimdi bu noktada kalkıp da görevlerinden uzaklaştırılan kişilerin, ilkelerine aykırı hareket edildiği için partinin karşısında durmalarını neden bir ihanet olarak nitelendiriliyor, bunu anlamakta gerçekten zorlanıyorum. Yine bizim Tuncay Bey’in yayınladığı bir resim var. Simit Sarayı’nın satın almış olduğu uçakta Sayın Yıldırım’ı görünce de menfaat işinin bitmediğini anlamış olduk.

 

Soru- Sayın Kuşoğlu’yla ilgili bir sorum vardı. (…)

Faik ÖZTRAK- Hepsi dahil efendim.

 

Soru- Herhangi bir görevlendirme yapıldı mı?

Faik ÖZTRAK- Söylediğim gibi partimizin iç hukukuna ve genel hukuk ilkelerine uygun olarak hukuki süreç yürüyor. Bizim için bu konu bitmiştir. Teşekkür ediyorum. Bu arada yeni yılınızı da kutluyorum.

URLA BELEDİYE BAŞKANIMIZIN TUTUKLANMASI DEMOKRASİYE DARBEDİR

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün MYK sürerken düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Bugün Kurulumuzun gündeminde; başta Libya ve Suriye olmak üzere dış politikadaki sorunlar, iç siyasetteki gelişmeler, devam eden ekonomik krizin etkileri ve iktidarın bununla ilgili olarak yaptıkları, daha doğrusu yapmadıkları var.

 

URLA BELEDİYE BAŞKANIMIZIN TUTUKLANMASI DEMOKRASİYE DARBEDİR

Urla Belediye Başkanımız Burak Oğuz’un tutuklanmasıyla ilgili görüşlerimizi açıklamak istiyorum. Dosyada gizlilik kararı var. O nedenle içerik hakkında çok fazla konuşabilmemiz mümkün değil. Ama bakıldığında savcılık kendisini FETÖ üyeliği suçlamasıyla Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk etmiş. Aslında Belediye Başkanımız, savcının daveti üzerine avukatıyla birlikte İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’na gitmiş. Yani bir yere kaçmaya çalışmamış. Yasada yazılı kuvvetli suç ve kaçma şüphesi, delil karatma, gizleme, yok etme gibi tutuklama sebeplerinden hiç biri bu olayda mevcut değil. Hakkında kesinleşen bir hüküm de yok. Son yerel seçimlerde yüzde 67,5 gibi rekor bir oyla seçilen Belediye Başkanımız hakkındaki bu karar demokrasiye darbe vurmaktır. Millet iradesini hiçe saymaktır.

 

FETÖ’YLE “YAĞAN YAĞMURDA BERABER ISLANANLAR” BELLİ

FETÖ’yle kimlerin birlikte yol yürüdüğü, kimlerin yağan yağmurlarda birlikte ıslandığı hepimizin bilgisi dahilinde olan hususlardır. Cumhuriyet Halk Partisi, dün de FETÖ’nün karşısındaydı, bugün de karşısındadır. Kimse bu karardan kendisine siyasi manevra alanı çıkarmaya heves etmesin. Buna fırsat vermeyiz. Başkanımızın yanındayız ve hukuki sürecin takipçisiyiz. Hukukçularımız gerekli çalışmaları yapıyorlar. Başkanımızın en kısa zamanda özgürlüğüne kavuşarak bu suçlamalardan aklanacağına inanıyoruz.

 

DEMOKRASİYE İNANIYORSAK KARŞI ÇIKMAK ZORUNDAYIZ

Son olarak şunu ifade edeyim. Görevden alınan tüm seçilmiş kişilerin hakkında biliyorsunuz baştan itibaren bizim görüşümüz şudur: Seçimle gelen seçimle gitmelidir. Hakkında kesinleşmiş bir yargı kararı olmayan seçilmişlerin idari kararla görevden alınmasını doğru bulmuyoruz. Bunu sadece kendi partimizin Belediye Başkanı için söylemiyoruz. Zorla görevinden istifa ettirilenler içinde söyledik, görevden alınan, kayyum atanan diğer belediyeler içinde söyledik, söylemeye de devam edeceğiz. Demokrasiye inanıyorsak buna karşı çıkmak zorundayız.

 

BIÇAK KEMİĞİ DELDİ GEÇTİ

Türkiye’nin sorunları, sarayın kötü yönetimiyle, maalesef her geçen gün daha ağırlaşıyor. Kötü yönetim nedeniyle işsizlik giderek yapışkan bir hal alıyor. Milletimizin üzerine adeta bir karabasan gibi çöküyor. Türkiye’nin en büyük firmaları dahil birçok işletme ya iflas ediyor ya da üretime ara veriyor. Krizden eğitim kurumları da nasibini alıyor. Batan özel okullarda öğretmenler, veliler, öğrenciler endişe ve öfke içinde ne yapacaklarını bilmiyorlar. Çiftçilerimiz, esnaflarımız, ailelerimiz borç yükü altında eziliyor. Çekler, senetler ödenmiyor. Çekini senedini ödeyemeyen pek çok esnaf, iş adamı hapse girme noktasına gelmiş durumda. İşsizlik ve pahalılığa esir düşen, borçlarını ödeyemeyen yurttaşlarımız büyük bir umutsuzluk içinde. Millet çaresizlikten canına kıyıyor. Artık bıçak kemiği de delip geçiyor.

 

SARAY MİLLETE KULAK TIKADI

Ama sarayın kulakları milletin feryatlarına tıkanmış, gözleri milletin sıkıntısını görmüyor. Ülkemizin sorunları dağ gibi birikiyor. Ama saray başka ülkelerin sorunlarına müdahil olma peşinde. İktidarın ideolojik tercihleri dış politikamızı esir almış durumda. Bu ideolojik şartlanmışlık, sonucunda çok ciddi hatalar yapıyorlar. Hataların yükünü de, Mehmetçiklerimizin omuzlarına ve milletimizin sırtına bırakıyorlar.

 

YETİMİN HAKKINI BABALARININ MALI GİBİ DAĞITMAYA KALKIYORLAR

Saray, hatalarından ders de almıyor. Bundan sekiz yıl önce, “Suriye’deki iç savaşa taraf olmayın” dedik. Bizi dinlemediler. Ailece tatil yaptıkları “Kardeş Esad’ı” bir gecede “Kalleş Esed” yapıverdiler. Peki bunun sonunda ne oldu? Milletimize ne faydası oldu bunların? Ülkemiz ne kazandı? Sınırlarımızın güvenliğini sağlamak için yüzlerce Mehmetçiğimiz Suriye’de şehit oldu. Yüzlerce masum yurttaşımız Suriye’den gelen teröristlerin ülkemizde patlattığı bombalarla yaşamını yitirdi, yaralandı. Suriye sınırımız, Afganistan-Pakistan’ın perfore sınırına döndü. 4 milyona yakın Suriyeli ülkemize geldi. İnsanlarımız işinden gücünden oldu. Çok kötü koşullarda çalışmak zorunda kaldılar. Türkiye’nin teknolojik dönüşümü durdu. Ülkemiz uluslararası ilişkilerde hızla itibar kaybetti. Fakat bunlar sarayın umurunda bile değil. Suriyeli sığınmacılar için 40 milyar dolardan fazla para harcanmış “Gerekirse bir 40 milyar dolar daha harcarız” deyiveriyorlar. Tüyü bitmedik yetimin hakkını babalarının malı gibi dağıtırken kimseye bir şey sormuyorlar.

 

SURİYELİLERE VATANDAŞLIĞA ERDOĞAN’IN “ŞAHSI” DEĞİL, MİLLET KARAR VERSİN

Yaptığımız uyarıların tamamı haklı çıktı Suriye ile ilgili olarak. Peki, bundan mutlu muyuz? Hayır mutlu değiliz. Saray, emperyal güçlerin arasında gidip gelen bir pinpon topuna döndü. ABD Başkanı Trump, çıktı bize akıl verdi. “Suriyelilere vatandaşlık verin” dedi. Ardından Erdoğan çıktı, 110 bin Suriyeliye vatandaşlık verildiğini övünerek anlattı. Sonra da daha fazla Suriyeliye vatandaşlık vereceklerini söyledi. Erdoğan’ı buradan açıkça uyarıyoruz: Kimin malını kime veriyor? Milyonlarca Suriyeliye vatandaşlık verilecekse buna “şahsı” karar veremez. Bu Beyaz Saray’ın oval ofisinde hele hele hiç kararlaştırılamaz. Bunun iznini doğrudan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından almak zorundadırlar. Milyonlarca Suriyeli’ye vatandaşlık verilecekse getirsinler referandum sandığını bunu milletimize sorsunlar, milletimizden izin alsınlar.

 

BU SAVAŞLAR BİTECEK, TÜRKİYE HAYIRLA YAD EDİLMEYECEK

İktidar ideolojik gözlüklerle Suriye’de iç savaşa müdahil oldu; başımıza gelmeyen kalmadı. Şimdi aynı iktidar aynı ideolojik gözlükleriyle, Libya’daki iç savaşa müdahil olmaya çalışıyor. Aslında Erdoğan’ın Libya’daki sicili zaten bozuk. 2010’da Kaddafi’nin elinden insan hakları ödülü ile 250 bin dolarlık yüklü bir çek almıştı. Ama ondan hemen bir yıl sonra Kaddafi’ye döndü, “İktidarı bırak, sürgüne git” dedi. O günlerde Erdoğan, Kaddafi’ye iktidarı bırak derken; “Libya’daki krize Libyalılar çözüm bulmalı” diyordu. Şimdi ne oldu da Libya’daki krize Libyalılar değil biz çözüm bulacağız? Neden Libya’nın iç savaşında biz taraf oluyoruz? Neden Mehmetçiğimizi Libya çöllerine sürüklemeye uğraşıyoruz? Bu iç savaşlar elbette bitecek. Hem Suriye’de hem Libya’da kardeş kavgaları bittiğinde, Türkiye, bu ülkelerde bu kavgalara taraf olmuş bir ülke olarak herhalde hayırla yad edilmeyecek.

 

AĞIR ABİYDİK, MIZIKÇI ÇOCUĞA DÖNDÜK

Erdoğan’ın şahsileştirdiği dış politikayı ve yaptığı hataların bedelini sadece bugünkü kuşaklar yani bizler değil, bizim çocuklarımız, bizim torunlarımız hatta onlarında çocukları ödemek zorunda kalacak. Biz hep söylüyoruz: Türkiye, tarafsız ve adil tutumuyla bölgede fikri sorulan bir ülke olmalı. Türkiye, hem bölgesel hem de küresel meselelerde dostluğuna değer verilen bir ülke olmalı. Ekonomisiyle, ticari bağlantılarıyla, kültürüyle, sanatıyla, diplomasisiyle yani sahip olduğu “yumuşak tüm güç” unsurlarıyla Türkiye bölgesinde bir çekim merkezi olmalı. Ama Erdoğan’ın, ideolojik takıntılarıyla şahsileştirdiği dış politikası sonucunda kavgalı olmadığımız tek bir ülke, tek bir komşu kalmadı. Mahallenin ağır abisiyken, bu iktidarın elinde herkesle kavgalı mahallenin mızıkçı çocuğu olduk.

 

ŞARKI DEĞİŞTİ, OYUN DA DEĞİŞMELİ

Türkiye, elbette Doğu Akdeniz’de hak ve çıkarlarını korumak zorundadır. Bunun için yapılması gereken ilk şey, yeniden bölge ülkeleriyle sağlıklı diplomatik ilişkiler kurmaktır. Bugün bölgede birçok önemli başkentte büyükelçimiz yok. Bu büyükelçiliklere bir an önce Dışişlerinin yetenekli diplomatlarını tayin etmek zorundayız. İkinci olarak, kendi iç barışını sağlayamamış bir ülke dış barışı sağlamakta güçlük çeker. Ülkemizde iç barışı sağlamanın yolu ise demokrasinin kalitesini, niteliğini artırmaktan geçer. Bunun için; hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı ve güçlendirilmiş demokratik parlamenter rejim ekseninde ciddi reformlara girişmemiz, ciddi adımlar atmamız gerekir. 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinden sonra milletimizin söylediği şarkılar değişmiştir. Şimdi artık oynanan oyunlarında değişmesi gerekmektedir.

 

2,5 MİLYON İSTİHDAM DEDİLER, 623 BİN KİŞİ İŞİNİ KAYBETTİ

Türkiye çok ağır ve ciddi sorunlarla karşı karşıya. Bunların başında da tabi işsizlik geliyor. Dün Eylül ayı işsizlik rakamları açıklandı. Gelen rakamlar ülkenin son derece ürkütücü, yapışkan, kalıcı ve bugüne kadar hiçbir krizde görmediğimiz derecede bir işsizlikle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. İşsiz sayısı son bir yılda 898 bin kişi artmış ve Eylül ayında 7 milyon 983 bine ulaşmış. Bu sayı dünyada 95 ülkenin nüfusundan daha fazla. Aylardır gerçek işsiz sayısı bu 8 milyonun etrafında yapışıp kaldı. Son 13 aydır gerçek işsizlik oranı yüzde 20’nin altına bir türlü düşürülemiyor. Daha bu yılın başında Saray ve Sarayın damadı, yanında sivil toplum örgütlerinin başkanları pankartlarla, afişlerle seçim zamanı bu millete 2,5 milyon iş imkanı sunma sözü vermişlerdi. Yani 2,5 milyon kişiye iş vereceklerdi. Ama Eylül ayına geldik Eylül rakamlarına baktığımız zaman bırakın 2,5 milyon kişiye iş vermeyi, son bir yılda iş sahibi olan 623 bin vatandaşımız işini kaybetmiş.

 

SOSYAL SORUNLARA SEBEP OLABİLİR

Bu ülkenin umudu gençlerimize iş veremiyoruz. 20-29 yaş arasında okuma veya çalışma çağındaki gençlerimizden ne okulda ne de işte olanların sayısı, Eylül’de 4 milyon 293 bin olmuş. Üniversiteli işsizlerin sayısı ise 1 milyon 250 bin. Tekrarlıyorum. Son derece derin, yapışkan ve ciddi sosyal sorunlara sebep olabilecek bir işsizlikle karşı karşıyayız. Daha önce hiçbir krizde böyle bir durumla karşı karşıya kalmamıştık. Eylül ayında bir yıldır veya ondan daha uzun süre iş arayan, işsiz olan yurttaşlarımızın sayısı 1 milyon 156 bin kişi. Şimdi toplam işsiz sayısı içinde eğer bir yıldan fazladır iş arayanların sayısı yüzde 25’i aşarsa bu sadece ekonomik değil, sosyal sorunları da ciddi şekilde ağırlaştırmaya namzet bir durumdur. Aslında insanlarımızın ailelerini de yanlarına alarak yaşamlarına kıymasının arkasında bu gerçekler yatmaktadır.

 

TÜİK RAKAMLARINDA CİDDİ ŞÜPHELER VAR

Bugün bir kere daha tekrarlamak istiyorum. TÜİK’in bu rakamlarının da gerçeği yansıttığı konusunda ciddi şüphelerimiz var. Çünkü bazı veriler var ki çok uzun dönemde farklı eğilimler göstermesi gerekirken bir yıl içinde çok farklı bir yapı gösteriyor. Bunların en önemlilerinden biri de çalışma çağındaki nüfus sayısındaki artış karşılığında bunların ne kadarı işgücü piyasasına girmiş, iş aramaya başlamış, bu sayıdır. Geçen sene Eylül ayında çalışma çağındaki nüfus 792 bin kişi artmış. Bu 792 binin de 592 bini iş aramaya başlamış. Çalışma çağındaki nüfus bu yıl Eylül ayında 887 bin kişi artmış. Ama bunun sadece 193 bini işgücü piyasasına girip iş aramaya başlamış. Neden insanlar birdenbire çalışma çağındaki nüfus bu kadar artarken iş aramaktan vazgeçmişler? Bana mantıklı bir neden olarak şu gözüküyor; herhalde saraya ayıp olmasın diye… Herhalde damat bakan ve kayınpederi daha fazla üzülmesinler diye. Herhalde işsizlik rakamları yüksek gözükmesin diye…

 

TÜİK’İN AÇIKLAMASI GEREKİYOR

Aslında TÜİK tarafından üretilen bu rakamlar bir şeyi ortaya koyuyor. Geçen yılki kadar işgücüne katılan insan, yani çalışma çağına gelen insan iş aramaya başlasaydı bugünkü işsizlik rakamları 286 bin kişi daha fazla olacaktı. İşsizlik oranı da, TÜİK’in resmi rakamı olan 13,8 değil 14,6’ya çıkacaktı. Tekrar söylüyorum, bunların böyle bir senede çok büyük dalgalanmalar göstermemesi lazım. TÜİK’in buna net bir açıklama getirmesi gerekiyor.

 

FİNANS SEKTÖRÜNE GÜVEN YERLE BİR EDİLİYOR

Şimdi Saray’a göre her şey tabi çok iyi gidiyor ama öbür taraftan da bu ülkenin çok büyük firmaları birer birer iflas bayrağını çekiyor. Balıkesir’de konkordatodan çıkamayan YÖRSAN iflas dilekçesini mahkemeye veriyor. Adana’da Türkiye’nin önde gelen otobüs üreticilerinden TEMSA üretimini durdurma kararı alıyor. Doğa Koleji’ndeki sıkıntılar hem aileleri, hem de öğretmenleri mağdur ediyor. Diğer tarafta, millet faturalarını bile ödemekte güçlük çekiyor. Bu yılın ilk 9 ayında elektrik borcunu ödeyemeyen 3 milyon 365 bin 784 vatandaşımız hakkında yasal işlem yapıldığını Enerji Bakanı açıklıyor. Yine aynı dönemde, 710 bin 364 yurttaşımızın doğal gaz faturasını ödeyemediğini öğreniyoruz. Aksaray’da elektrik parasını ödeyemeyen çiftçi hapse girmeye hazırlanıyor. Dün akşam televizyonda bunları seyrediyoruz. Önümüz kış. Yani elektrik ve doğalgaz faturalarının daha da kabaracağı aylar önümüzde duruyor. Peki tüm bunlar olurken saray ne yapıyor? Emir komuta ekonomisiyle işleri düzeltirim sanıyor. Ama sadece piyasaların işleyişini bozuyor. Fiyat etiketlerine müdahale ediyor. İhalelere müdahale ediyor. Kredi ver diye bankacıları tehdit ediyor. Beğenmediği banka yöneticilerini işten atıyor. Bunlar artık yabancı ajanslara yansıdı. Önceki krizin ardından bin bir emekle sağlanan finans sektörüne güven yerle bir ediliyor.

 

ZİRAAT BANKASI TEMİNAT OLARAK SİMİT Mİ ALDI

Saray Merkez Bankası’nın bağımsızlığını çok önceden bitirmişti. Şimdi bakıyoruz, BDDK yani Bankacılık Düzenleme Denetleme Kurumu finans sektörünü sarayın meşrebine göre dizayn etmek için kullanılıyor. İstanbul Finans Merkezi’ni bitiremeyen yandaş müteahhitleri, milletin son gümüşlerini rehin olarak alan Varlık Fonu kurtarmaya bakıyor. Savunma sanayi Katar’a peşkeş çekiliyor. Kamu eliyle zombi şirketler yaratılıyor. Varlık Fonu’na devredilen Ziraat Bankası eliyle yandaş simitçiler kurtarılıyor. Ama aynı Ziraat Bankası 10 bin lira kredi açarken, fukara çiftçimizden ya iki tane memur kefil istiyor ya da evinin tapusunu teminat olarak alıveriyor. Daha önce de kamu bankalarıyla iş yapıp batırdığı bilinen yandaş simitçinin batık şirketine iştirak ederken Ziraat Bankası acaba ne kadar teminat aldı? Herhalde bol bol simit kendisine teminat olarak verilmiştir.

 

EŞEK SUDAN’DAN GELENE KADAR İTHALAT

2007’den bu yana kanunen ödenmeyen tarım destekleri nedeniyle iktidarın her bir çiftçi ailesine 67 bin 458 lira borcu var. Çiftçi borcu nedeniyle tarlasının tapusunu, traktörünün ruhsatını bankalara kaptırıyor. Ama devletten alacağını bir türlü alamıyor. Ekim ayında takibe düşen tarımsal krediler, son bir yılda yüzde 56 artarak 5,0 milyar TL’ye dayanmış. Türk çiftçisi toprağından koparken, ülkemizde iki Trakya’dan daha büyük tarım arazisi ekilip biçilemez hale gelmiş. Peki saray ne yapıyor? Sudan’da tarım yapmak için toprak kiralıyor. İnanılması güç ama gerçek: Bir de anlaşma yapmışlar, Türkiye Sudan’dan 500 tona kadar at, eşek ve katır etini gümrük vergisi uygulamadan ithal edecekmiş. Sığır ithal ettik. Onun içinde Şeroleleri gördük, Limuzinleri gördük,  Angusları gördük. Ama bu katır eti, eşek eti bunlar nereden çıktı? Öyle anlaşılıyor ki, Saray “Eşek Sudan’dan gelene kadar” ithalat yaparak tarihe geçmek istiyor. Ama herhalde çiftçimiz de bunları sandıkta “Eşek Sudan’dan gelinceye kadar, pataklayarak” ayrı bir tarih yazacaktır.

 

HÜKÜMETİN GÜNDEMİNDE İŞÇİ, ÇİFTÇİ, SANAYİCİ YOK

Hükümetin gündeminde işçi yok, çiftçi yok, sanayici yok, esnaf yok. Peki gündemde ne var? Rant var, hafriyat var. 2011’den bu yana Kanal İstanbul deyip duruyorlar. Bir de baktık; “Kanal İstanbul” dedikleri, iktidarın rant ve hafriyat projesi çıktı. İstanbulluları depremin kucağına atacak, Marmara’yı, Avrupa’nın çöplüğüne çevirecek, ekolojik ve diplomatik dengeleri bozacak, dünyada bugün atıl durumda olan dev iş makinalarının sahiplerine para kazandıracak, milletin çoluğunun çocuğunun parasını Londra bankerlerine yedirecek bu projeden derhal vazgeçilmelidir.

 

KANAL İSTANBUL’UN KREDİSİNİ ÖDEMEYİZ

Bir sözümüz de çevrenin ve İstanbul’un düşmanı olan bu projeye kredi verecek olanlara. Şimdiden uyaralım; İstanbulluların düşmanı olan bu projeye verilen kredileri iktidara geldiğimizde geri ödemeyiz. Bu kredileri açan finans kurumlarını da kara listeye alırız. Bu arada Katar Emiri’nin ailesinin bile, kanalın geçeceği bölgede ciddi arsalar kapattığına dair iddialar var. Arsa demiyorum arazi. Buraların rant cenneti olduğunu saray sosyetesinden mi öğrenmişler? Sarayın Katar’la “duygusal” ilişkisinin ardında ne var? Kaç zamandır bu konuda soruları soruyoruz. “Tank-Palet Fabrikası’nı kiraladık” diyorlar güzel. Peki, bununla ilgili ilan hangi gazetede yayınlandı? Tık yok, cevap yok. Kaç firma teklif verdi? Yine cevap yok. Katar ordusunun ortağı olduğu BMC, fabrikayı 25 yıllığına kaç TL’ye kiraladı? Buna da cevap yok.

 

ŞEHİTLERİN PARALARI ENFLASYONA EZDİRİLDİ

Tüm bu işler için tek bir açıklama yapılıyor: 50 milyon dolar yatırım yapacaklar. Türkiye cumhuriyeti için 50 milyon dolar nedir? Bu para için stratejik bir fabrikanızı bir başka ülkenin ordusuna peşkeş çekilir mi? Bu arada 50 milyon dolar demişken… 15 Temmuz hain darbe girişiminin üzerinden 3,5 yıla yakın bir zaman geçti. Darbe girişiminin ardından 15 Temmuz şehit aileleri ve gazilerine yardım amacıyla bir yardım kampanyası başlatılmıştı. Bu yardımda toplanan paraların, 20 Ocak 2017 tarihi itibariyle, 309 milyon TL olduğunu dönemin bakanları ifade etmişti. Cumhurbaşkanı Yardımcısı ise TBMM’de bütçe görüşmeleri esnasında, yardım paralarının nemasıyla beraber, 2 Ocak 2019 tarihinde, tek hazine kurumlar hesabına 338 milyon 971 bin 732 lira olarak yatırıldığını açıkladı. Şimdi tabi burada cevap verilmesi gereken bazı sorular var. İlki, 2 Ocak 2019’dan bu yana yani bu paranın tek hesaba yatırılmasından buyana tam 1 yıl geçti. Neden Cumhurbaşkanı Yardımcısı paranın tek hesaba yatırıldığını nemasıyla birlikte ne kadar olduğunu açıklıyor da tek hesaba yatırıldıktan sonra ne olduğuyla ilgili bilgi vermiyor? Burada iki tane soru daha geliyor akla. Ne kadar nema verdiniz buna tek hesaptayken? Yoksa bu yardım paraları tek hesaba devredildikten sonra buhar mı oldu? Bu yardım paralarıyla yandaş müteahhitlerin borcu mu ödendi, bu para peşkeş mi çekildi? Ve son olarak, 20 Ocak 2017 ile yardımların hazineye devredildiği 2 Ocak 2019 tarihleri arasında geçen iki yılda bu fonlara ödenen nema yüzde 9,7. Neden bu kadar düşük? Yüzde 9,7 enflasyonun altında. Şehit paralarını enflasyona karşı böyle mi koruyorsunuz? Bu sorulara yanıt bekliyoruz.

 

FATF’IN GRİ LİSTESİNE GİRMENİN SONUÇLARI CİDDİ OLUR

Bu iktidarın en çok sevdiği konulardan biri yurtdışında tutulan servetlere ikide birde af çıkarmak. Neredeyse her yıl bir af çıkarıldı. Servetini dışarıda tutanlara kıyak çekiliyor. Bu kişiler paralarını ülkeye kaynağı nedir sorusu sorulmadan çok düşük bir vergiyle getiriyorlar. Biz her af düzenlemesinde iktidarı, “Türkiye’yi kara para yıkama makinesine çeviriyorsunuz, bu iş başımızı ağrıtır” diye uyardık. Uyarılarımızın haklılığı bir kez daha ortaya çıktı. Bizim de üyesi olduğumuz Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı bünyesinde bulunan Finansal Eylem Görev Gücü (FATF), Türkiye’yi kara para aklama ve terörizmin finansmanında gri listeye alma uyarısında bulunmuş. Bunu yandaş gazetelerde görmüyoruz tabi. Ama uluslararası basında bu haber yer aldı. Yine Türkiye’deki az sayıda gerçek basın kuruluşlarında da bu haber yer aldı. Peki bu gri listede hangi ülkeler var? Botsvana, Yemen, Zimbabve gibi bir takım ülkeler var. Ben buradan söylüyorum, Türkiye bu listeye girerse bunun ciddi sonuçları olur. Ekonomik sonuçları olur. Zaten dışarıdan nitelikli sermaye gelmiyordu, artık hiç gelmez. Finans sistemimizin dışarıyla işleri aksar. Maliyetler artar. Bedelini de hepimiz öderiz. Milletimiz öder. İktidar, sağa sola ağız dolusu hakaret edeceğine üyesi olduğumuz bu kuruluşların ne demek istediğini anlamaya çalışmalıdır. Yapılması gereken düzenlemeler varsa bunun TBMM’ye gelmesinin sağlanması gerekir.

 

TÜRKİYE İKİLİ HUKUK SİSTEMİNE GEÇTİ DE MİLLETİMİZİN Mİ HABERİ YOK

Son olarak 14 Aralık 2019 tarihli Resmi Gazetede Hazine ve Maliye Bakanlığına bağlı olan “Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu’na” ait bir kurul kararı yayınlandı. Karar da  “Faizsiz finans kuruluşlarında bağımsız denetimi yürütülen denetçiler için etik kurallar” getirilmiş. Bakıyoruz, bu denetim elemanlarının uyacağı etik kurallar tamamen, fıkha dayandırılmış. Şimdi denetimin etik ilkeleriyle fıkhın ne ilgisi var? Yoksa Türkiye ikili hukuk sistemine geçti de milletimizin mi haberi yok? “İnanç esaslarına göre davranma” diye bir bölüm var. Diyor ki, “Denetçilerin tutum ve davranışları fıkhı ilke ve kurallardan kaynaklanan inanç değerleriyle tutarlı olmalıdır”. Peki Bağımsız denetçi ya Müslüman değilse? Böyle ayrımcılık mı olur? Etik ilkelere uyumlu davranması lazım. Etik ilkelerde bütün dünyada denetçilerin hangi ilkelere uyacakları bellidir.

 

ÇİKOLATA KUTUSUNDA RÜŞVET İDDİASI, DAMADINI BAKAN YAPMAK HANGİ ETİK İLKEYE UYUYOR

Tabi bu arada insanın aklına şu soruda geliyor. Şimdi diyor ki ilk girişinde, “Allah size emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Çikolata kutularında rüşvet iddialarından henüz aklanmamış olanların büyükelçi atanması bunun neresine uyuyor? Ya da devletin kasasını kendi damadına emanet etmek bu ilkelerin neresine uyuyor? Bu yapılan açık söyleyeyim dini ve inancı istismar etmektir. İktidar oy kaybettikçe bu tür sonuç getirmeyecek olan istismarlara yeltenmeye kalkmaktadır. Bunu son derece yanlış buluyoruz. Yine buradan mesleki kuruluşları bu düzenlemelerle ilgili olarak itirazlarını yapmak üzere görev davet ediyoruz.

Ben teşekkür ediyorum. Sorularınız varsa lütfen alayım.

 

Soru- Urla Belediye Başkanıyla ilgili aklanacağına inanıyoruz dediniz. Bunu bir eminlik içinde mi söylüyorsunuz gerekli inceleme, araştırmayı yaparak? Yoksa bir temenniden ibaret bir cümle mi olarak görmeliyiz?

Faik ÖZTRAK- Böylesine vahim bir olay karşısında temenniden ibaret bir cümle olarak söylemiyorum emin olarak söylüyorum.

“KANAL” İSTANBUL, MEĞER “KATAR” İSTANBULMUŞ!

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

 

TÜİK, Eylül ayı işgücü ve istihdam rakamlarını açıkladı. Ağustos-Eylül-Ekim dönemini kapsayan Eylül ayı işsizlik rakamları, Türkiye’nin gerçekten yapışkan, kalıcı ve giderek ürkütücü hale gelen bir işsizlik sorunuyla karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor.

 

RESMİ İŞSİZ SAYISI 16 AYDIR ARTIYOR

Eylül ayında, son bir ayda iş arayıp da bulamayanların sayısı geçen yılın aynı ayına göre 817 bin kişi artarak 4 milyon 566 bin kişiye ulaşmış. Buna göre Eylül ayında resmi işsizlik oranı da yüzde 13,8 olmuş. Resmi işsizlerin sayısı son on altı aydır kesintisiz olarak artıyor. Son on aydır da işsizlerin sayısı 4 milyonun üstüne çıktı ve orada kaldı.

 

GERÇEK İŞSİZ SAYISI 8 MİLYONA YAKIN

Gerçek işsizlik ise, yani daha geniş tanımlı işsizlik rakamı ise bu resmi rakamı ikiye katlıyor. Kimler var bu rakamda son bir ayda iş arayanların dışında? İş aramış ama ümidini yitirmiş, iş aramaktan vazgeçmiş ama kendisine “Bir iş bulsan çalışır mısın?” diye sorulduğunda, çalışırım diyenler var. Mevsimlik çalışanlar var. Eksik ve yetersiz istihdam edilen yurttaşlarımız var. Tüm bunların hepsini topladığımızda, gerçek işsiz sayısı son bir yılda Eylül ayı itibariyle 898 bin kişi artarak 7 milyon 983 bin kişiye ulaşmış. Gerçek işsiz sayımız böyle bakıldığında dünyadaki 95 ülkenin nüfusundan fazla. Son 14 aydır, ülkemizde gerçek işsizlerin sayısı 8 milyon kişi etrafında dalgalanıp duruyor. Son 3 aydır da gerçek işsizlerin oranı işsizlik oranı yani yüzde 20’nin üzerinde seyrediyor. Bunlar son derece ürkütücü vahim rakamlar.

 

İŞSİZLİK RAKAMLARINA KARARTMA

Yine işsizlikte ilan edilen rakamlarla gerçek rakamlar arasındaki makasında çok açık olduğuna dair ciddi emareler var. Fiyat toplama gününde fiyat toplanan müesseselere telefon edip etiketlere müdahale eden, enflasyon rakamlarını makyajlayan, büyüme rakamlarına taklalar attıran iktidarın, işsizlik rakamlarının üzerinde de ciddi karartmalar uyguladığına dair, müdahaleler olduğuna dair bir takım emareler var. Geçtiğimiz yılın Eylül ayında, çalışma çağındaki nüfus 792 bin kişi artmış. Bu 792 bin kişinin de 592 bini iş aramaya başlamış. Yani işgücü piyasasına katılmış. Bu Eylül ayında son bir yılda çalışma çağındaki nüfustaki artış 887 bin olmuş. Buna karşılık, çalışma çağına gelen bu insanların sadece 193 bini iş aramaya başlamış. Yani geçen yıl 592 bin kişi iş aramaya başlamışken bu yıl sadece 193 bin kişi iş aramaya başlamış. Herhalde Saray’ın Damadına ayıp olmasın, Saray’ın Damadının kayınpederinin canı sıkılmasın diye insanlar iş aramaktan, işgücü piyasasına katılmaktan vazgeçmişler. Geçen seneki işgücüne katılım rakamlarına bakıyoruz. Eğer bu rakamları esas alsaydık, yani Saray’ın gönlü olsun diye insanlar evde oturmayı tercih etmemiş, geçen seneki gibi iş aramaya başlamış olsalardı işsiz sayımız 286 bin kişi daha yüksek olacaktı. Bu durumda işsizlik oranı da yüzde 13,8 değil yüzde 14,6’ya çıkacaktı.

 

“2,5 MİLYON YENİ İŞ” DEDİLER, 623 BİN KİŞİ İŞİNDEN OLDU

Daha bu yılın başında saray ve damadı hatırlayın, yanlarında da iş aleminin, sivil toplum örgütlerinin ve resmi örgütlerinin başkanları çıktılar “Seçim zamanında tam 2,5 milyon kişiye iş vereceğiz” dediler. Vaat bu. Neydi Saray’ın vaadi? 2,5 milyon kişiye iş vermek. Ama geldik Eylül ayına. Eylül ayında, bırakın 2,5 milyon kişiye yeni iş imkanı vermeyi, son bir yılda iş sahibi olan 623 bin yurttaşımız işini kaybetmiş. İşsizler ordusuna katılan her 100 vatandaşımızın 76’sı; son bir yılda işini kaybedenlerden oluşuyor. Dünyada, 2,5 milyon istihdam yaratacağım diye vaat edip 623 bin kişiyi işsiz bırakan bir iktidar o koltukta aslında oturamaz. Sorumluluk bunu gerektirir ama bu konuda kimsenin ağzını açtığı yok.

 

İNŞAAT SEKTÖRÜNDE 432 BİN KİŞİ İŞİNİ KAYBETTİ

Eylül döneminde, son bir yılda; tarımda 108 bin, sanayide 152 bin, inşaat sektöründe 432 bin kişi işinden olmuş. Eylül ayı itibariyle hizmetler sektöründe çalışan sayısında 68 bin kişilik oldukça sınırlıda bir artış var. Tarımda son 20 aydır, sanayide son 10 aydır, inşaat sektöründe ise son 18 aydır çalışanlar sürekli işini yitiriyor.

 

ÜLKENİN UMUDU GENÇLER İŞSİZ

Bu ülkenin umudu gençlerimize iş veremiyoruz. Genç işsizliği de Eylül ayında geçen yılın aynı dönemine göre tam 4,5 puan artarak yüzde 26,1 olmuş. Gençlerin işsizlik oranı son 14 aydır hep yüzde 20’nin üzerinde. 20-29 yaş arasındaki gençlerimizden ne okulda ne de işte olanların yani evde oturanların sayısı ise son bir yılda 308 bin kişi artarak Eylül’de 4 milyon 293 bin olmuş. “Bu ülkenin umudu, bu ülkenin en değerli varlığı gençlerimiz” diyoruz ama onlara iş veremiyoruz, eğitemiyoruz, evlerinde oturtturuyoruz. Üniversiteli işsizlerimizin sayısı 1 milyon 250 bin olarak gerçekleşmiş. Her yüz işsiz yurttaşımızdan 27’si üniversite mezunu.

 

İŞSİZLİK DERİN VE YAPIŞKAN

Son derece derin ve yapışkan bir işsizlik sorunuyla karşı karşıyayız. Daha önce hiçbir krizde böyle bir manzarayla karşı karşıya kalmamıştık. Nitekim bir yıl ve daha uzun süredir işsiz olan yurttaşlarımızın sayısı da 1 milyon 156 bin kişi. Toplam işsiz sayısı içinde bir yıldan uzun işsiz kalanlar dörtte birden fazla. İşgücü piyasasından bu kadar uzun süre ayrı kalmak, sadece ekonomik değil, sosyal sorunları da ağırlaştırıyor. İnsanlarımızın aileleriyle beraber yaşamlarına kıymasının ardında da bu gerçekler var.

 

SİMİTÇİYE VAR, ÇİFTÇİYE YOK

Ekonomik kriz artık büyük şirketlerimizi de sallamaya başladı. YÖRSAN, TEMSA gibi Türkiye’nin önemli firmaları iflas ve üretimlerini durdurma noktalarına geldiğine dair basında bilgiler yer alıyor. Çiftçimiz, esnafımız, iş adamımız, işçimiz hepsi perişan. Çiftçiye 10 bin liralık kredi açmak için bir ev, 2 memur kefili teminat olarak isteyen Ziraat Bankası, şimdi kalkmış simitçiliğe soyunuyor. Hükümete yakın olduğu söylenen ve sektörün en büyük simitçisi olan bir firma için milyonlarca dolarlık kurtarma operasyonu yapılıyor.

 

ZİRAAT NE KADAR TEMİNAT ALDI

Şimdi merak ediyoruz. Bu operasyonu yapabilmek için gariban çiftçiden bir ev, ikide memurdan kefalet isteyen Ziraat Bankası ne istedi, ne aldı? Ne kadar kefalet aldı? Hükümetin gündeminde aslında işçi yok, çiftçi yok, sanayici yok, esnaf yok. Varsa yoksa yandaş, varsa yoksa rant, varsa yoksa hafriyat.

 

“KANAL” İSTANBUL, MEĞER “KATAR” İSTANBULMUŞ!

2011’den bu yana Kanal İstanbul deyip duruyorlardı. Bir de baktık “Kanal İstanbul” aslında “Kanal İstanbul” değil “Katar İstanbul” muş. Katar Emirinin ailesinin buralarda ciddi arsalar kapattığına dair iddiaları basında gördük. Yani Katar’ın taşını toprağını korumak için Mehmetçiklerimizi Katar’a taşıdınız. Bu ülkenin savunma sanayinin gözbebeği Tank Palet Fabrikasını Katar’a peşkeş çektiniz. Savunma sanayini, taşı, toprağı Katar’a verdiniz ama ne aldınız? Bu ülkenin taşıyla, bu ülkenin daha ne kadar kuşunu Katar’a vurduracaksınız? Bir uçan Saray’a ödenen bu bedel, eğer karşılığı bunun uçan Saray ise, bir uçan Saray’a ödenen bu bedel çok fazla.

 

GERÇEK GÜNDEME DÖNMEK ZORUNDAYIZ

Bu ülkenin gerçek gündemi işsizliktir, hayat pahalılığıdır. Acilen bu ülkenin gerçek gündemine dönmek zorundayız. Bu sorunları görmezden gelerek, pansuman ve aspirin tedavileriyle, emir komuta zincirleri oluşturarak piyasalara ve piyasa oyuncularına müdahalelerle yapısal ve yapışkan hale gelen bu işsizlik sorununu çözemezsiniz.

 

GERÇEKLERDEN KAÇABİLİRSİNİZ AMA SONUÇLARINDAN KAÇAMAZSINIZ

Saray belki rakamlarla oynayarak, piyasayı tehdit ederek ülkemizin gerçeklerinden bir müddet daha kaçabilir. Ama şunu görmemiz lazım. Bu ülkenin gündemi olan işsizlik, bu ülkenin onun da arkasında mevcut olan yatırımsızlık ve güven erozyonu bu şekilde aşılamaz. Gerçeklerden kaçmak, gerçeklerin sonuçlarından kaçmaya yetmez. Saray artık ülkenin gerçek gündemine odaklanmalı, gerçek gündemin üstüne şal örtmeyi bırakmalıdır. Daha fazla vakit yitirmeden gerçekçi, piyasalara güven verecek tedbirlere ihtiyaç vardır. Artık ekonominin yatırımların gecikmesine tahammülü yoktur.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim. İsim ve kurumlarınızla lütfen.

 

Soru- Efendim iki sorum olacak. Birincisi, Sayın Cumhurbaşkanının dün yaptığı bir açıklama vardı. Amerika’nın yaptırımlarına karşı söyledi bu sözü. “Kürecik ve İncirlik’i gerekirse kapatırız” dedi. Birinci sorum bu olacak. İkincisi de şu saatlerde de Meclis’te Dışişleri Komisyonu’nda görüşülüyor Libya’ya asker gönderme kararı. Bu kararı nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Önce ikincisinden başlayım. Libya’ya asker gönderme kararını Katar’a asker gönderme kararını nasıl karşıladıysak öyle karşılarız. Biz Mehmetçiğimizin başka ülkelerin topraklarında bulundurulmasına, o toprakları korumaya görevlendirilmesine karşıyız. Mehmetçiğimizin görevi sınırlarımızı korumaktır. Sınırlarımızdan gelecek olan terör dahil her türlü tehdide karşı ülkemizi savunmaktır. Biz Mehmetçiğimizin kanının Libya çöllerinde dökülmesine karşıyız.

İkinci olarak söyleyeceğim konu, bu üsler Türkiye’nin kararıyla kapatılabilir. Ama bunların hepsi bir hesap kitap işidir. Dış politikayı uzunca bir süredir iç politikanın malzemesi haline getirdik. Dış politikayı iç politikanın malzemesi haline getirip bunun üzerinden oy toplamaya, oy devşirmeye başladığınız andan itibaren ciddi sıkıntılarla karşı karşıya oluyorsunuz. Bunlar öyle söylenerek, bağırarak, çağırarak, “ey” diyerek yapılacak işler değildir. Yapılacaksa karar verilir yapılır. Ama başı, sonu, neticesi, bunların hepsi bir devlet adamı ciddiyetiyle ülkenin yetkili kurullarında değerlendirilip bu kararlar öyle alınır. “Şahsım şöyle düşünüyor, şahsım böyle düşünüyor” diyerek alınacak kararlar değildir bunlar.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com