Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

VATANDAŞI GÖRMÜYORSUNUZ, BARİ TARIM BAKANINA SORUN

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün MYK toplantısı gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları belirtti:

 

 

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Toplantı gündemimizde; milletimizin ocağına ateş düşüren, insanlarımızı ailece yaşamlarına son verme noktasına getiren ekonomik kriz, vatandaşlarımızın bu acı çaresizliği karşısında, sarayın vurdumduymazlığı ve son olarak Suriye’nin kuzeyindeki gelişmeler vardı. Toplantı devam ederken önceki dönem Dışişleri Bakanlarımızdan Sayın Mümtaz Soysal’ın vefat haberini aldık. Sayın Soysal iyi bir sosyal demokrat, iyi bir anayasa profesörüydü. Ayın zamanda benimde hocamdı. Kendisine Allah’tan rahmet, ailesine ve sevenlerine baş sağlığı diliyoruz. Almanya’da Hannover’de Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Belit Onay’ı da bu göreve gelen, seçilen ilk Türk olması nedeniyle kutluyoruz. Gerçekten gurur verici bir tablo.

 

ATAMIZ, ÜLKEMİZİN GELECEĞİNDE YAŞIYOR

Dün cumhuriyetimizin kurucusu, büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatının 81. sene-i devriyesiydi. Milletimiz tüm yurtta, kurucu önderini tazimle, rahmetle, minnetle andı. Anıtkabir her zamankinden daha fazla doldu taştı. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, milletimizi sürü yerine koymaya çalışanlara ve onun emperyalist işbirlikçilerine karşı; milli haysiyetimizi korumak için verilen mücadelenin başkomutanıdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, milletimizin istiklal sembolüdür. Tarihin çizdiği yolu bulma ehliyetine sahip devrimci liderler, ülkelerinin geleceğinde yaşamaya devam ederler. Ölmezler. O da yaşıyor ölmüyor. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, büyük önderimizi, kurucumuzu, saygı, sevgi, minnet ve rahmetle bir kez daha anıyoruz.

 

ATANMIŞLAR SEÇİLMİŞLER ÜZERİNDE VESAYET KURUYOR

“Taçlanan baş, akıllanır” diye bir atasözü var. Ancak akıldan nasiplenemeyen, tarihimizle, anayasamızla, cumhuriyetimizle, milletimizle kavgalı bir zihniyet, ülkemizin kaderine hükmetmeye çalışıyor. 10 Kasım’da Atatürk’ü anma törenlerinde ve geçtiğimiz Salı günü AK Parti grup toplantısında bunların örneklerine bir kez daha şahit olduk. Dün, anıtkabir ciddi skandallara sahne oldu. Seçilmiş milletvekillerine Anıtkabir’e girişlerinde zorluklar çıkarıldı. Ama atanmışlar rahat rahat geçtiler. Sarayın atadıkları, milletin ve milletin seçtiklerinin üzerinde vesayet kuruyorlar. Bu cürete artık dur deme zamanı gelmiştir. Gazi Meclis’in mensupları olarak bir yasa çıkarıp bu protokol işlerini artık düzenlemeli ve bu rezalete biran önce son vermeliyiz.

 

BİNDİRİLMİŞ KITALARA ANITKABİR’DE SLOGAN ATTIRDILAR

Diğer taraftan, bazı bindirilmiş kıtaların da Anıtkabir’e daha önceden alınıp, bir partinin mitingindeymiş gibi sloganlar attıklarını gördük. Atatürk’ün manevi huzurunda yapılan bu saygısızlığı kınıyoruz. Milli Savunma Bakanlığı ve Anıtkabir yöneticilerinin bu konuda bir açıklama yapmalarını bekliyoruz. Bu davranış daha önce İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Anıtkabir’i ziyareti sırasında söyledikleri merasim usul ve esaslarına uygun mudur? Bu ziyaretin ardından, daha önce İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanının ziyaretinin ardından hemen açıklama yapan, yanar ateş açıklama yapan Milli Savunma Bakanlığı bu duruma sessiz kalamaz. Bu densizler kimdir? Oraya nasıl sokulmuşlardır, kim onları oraya sokmuştur?

 

MİLLETİN GÜNDEMİ BOŞ TENCERE, SARAYIN GÜNDEMİ OSMANLI’DA OKUR-YAZARLIK ORANI

Milletimizin gündeminde; boş tencere, ödenemeyen çek ve senetler, haciz konan maaşlar, işsizlik ve öldüren çaresizlik var. Sarayın gündemindeyse Osmanlı’da okur-yazarlık oranı ve kendi ucube rejimini ülkemizin kurtuluş ve kuruluş dönemiyle karşılaştırma hadsizliği var. Biz en doğrusunun bu ipe sapa gelmez sözleri milletimizin vicdanına havale etmek olduğunu biliyoruz. Elbette Osmanlı bizim tarihimizin bir parçasıdır. Aksini söyleyen de yoktur. 100. Yılını birkaç yıl sonra kutlayacağımız cumhuriyetimiz ise Osmanlı’nın son iki yüzyılındaki çürüme ve çöküşüne milletimizin bulduğu çarenin adıdır.

 

OKUMAYI SEVMİYOR, YARIM YAMALAK BİLGİLERLE KONUŞUYOR

Cumhuriyeti kuran kadrolar; cephelerde Anadolu ve Rumeli’de, düşmana karşı milletiyle aynı siperde savaşan, milletini yakından tanıyan komutanlardır. Bu kadrolar; milletimizi sürü, kendini de bu sürünün çobanı olarak gören saray rejiminin, milletimizi cehalete, yoksulluğa, fukaralığa nasıl mahkûm ettiğine o cephelerde şahitlik etmişlerdir. Biliyoruz AK Parti Genel Başkanının kitap okuma alışkanlığı yok. Kulaktan dolma, yarım yamalak bilgilerle konuşmayı seviyor. Etrafında artık anlaşılan kitap özeti getirecek arkadaşları da kalmadı. Ama biz kendisine şunu tavsiye ediyoruz; Şevket Sürreyya Aydemir’in “Suyu Arayan Adam” kitabını alsın ve 87. sayfasını bir açıp okuyuversin. I. Dünya Harbi’nde Rus cephesinde savaşan Mehmetçiklerimizin peygamberimizin ve milletimizin adından bile bihaber olduğunu, nasıl bir cehalete mahkûm edildiğini okuyup, öğrensin. Ondan sonra çıksın atamızı anma toplantısında, okuma yazma oranlarından başlayıp Osmanlıya güzellemeler yapsın, atsın, tutsun.

 

BİLGİ SAHİBİ OLMADAN FİKİR SAHİBİ

işin gerçeği bu grafikte. İşte burası Türkiye Cumhuriyeti’ndeki okuryazarlık oranlarını gösteriyor. Burası Osmanlı dönemi, burası da cumhuriyet dönemi. Efendim harfler değişmiş ondan olmuş. Ne ilgisi var arkadaşlar. Buralarda harfler değişmemişti. Yine geçtiğimiz hafta grup toplantısında AK Parti Genel Başkanı Atatürk döneminde bizi cahillikle itham etti bir de, “Atatürk döneminde parlamenter sistem mi vardı” dedi. İşte bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak böyle bir şeydir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk daha ilk günden itibaren Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni memleket meselelerinde biricik meşruiyet kaynağı görmüştür. Emperyalistlere ve onun işbirlikçilerine karşı, parlamentoyla beraber mücadele vermiştir. Meşruiyetini parlamentodan almıştır. Atatürk, 1 Kasım 1930 tarihinde, TBMM’nin III. Dönem IV. Yasama yılı açılışında yaptığı konuşmada, TBMM’nin önemini vurgulamış ve TBMM’ye duyduğu saygıyı şu sözlerle ifade etmiştir:

“Ülkenin yazgısında tek yetki ve güç sahibi olan Büyük Millet Meclisi, bu ülkenin düzeni için, iç ve dış güvenliğini sağlamak ve korumak için en büyük güvencedir. Büyük milli sorunlar şimdiye kadar ancak Büyük Millet Meclisi’nde çözümlendi. Gelecekte de yalnız oradan kesin önlemler sağlanabilecektir.”

 

CUMHURUN DEĞİL PARTİSİNİN BAŞI

Atatürk Cumhurbaşkanıyken Gazi Meclis her zaman sistemin merkezinde olmuştur. İcranın başında da Başbakan bulunmuştur. Fakat şimdi Gazi Meclis etkisizleştirilmiştir. Başbakanlık makamı da lağvedilmiş Cumhurbaşkanlığıyla birleştirilmiştir. İkinci Genel Başkanımız İsmet İnönü ise 1946’da çok partili düzene geçildikten sonra Cumhurbaşkanıydı. Cumhurbaşkanlığı koltuğunda otururken kendi partisinin Genel Başkanlığını bırakmıştır. O tarihten bugüne kadar da hiçbir Cumhurbaşkanı, partisinin Genel Başkanı olmamıştır. Şimdi Cumhurbaşkanı, artık partisinin Genel Başkanıdır. Bir başka ifadeyle cumhurun değil partisinin başıdır.

 

AKAN SUYU TERSİNE ÇEVİRME ÇABASI BEYHUDE

Bu topraklarda modernleşme tarihinin akış yönü bellidir. Bu ucube tek adam parti devleti rejimi, suyun yönünü değiştirip, saray rejimi inşa etmek istese de çabası beyhudedir. Tarihin akış yönü belki kısa süreli olarak kesintiye uğrar ama değiştirilemez. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak cumhuriyetimizi birinci sınıf bir demokrasiyle taçlandırmakta kararlıyız. Ülkemizin tek adam tarafından değil; milletimizin iradesinin tecelligahı olan Gazi Meclisimizin merkezde olduğu parlamenter sistemle yönetilmesi için bu mücadeleyi artan bir kararlılıkla sürdüreceğiz. Bu, bizim milletimize karşı tarihi sorumluluğumuzdur.

 

SEN HERKESİ KÖR ALEMİ SERSEM Mİ SANIRSIN

Sarayın kibirli kişisi yine Atayı anma toplantısında hızını alamadı, “Cumhuriyete en büyük katkıyı şahsımın başında bulunduğu hükümetler yapmıştır” dedi.

Bu sözleri ilk duyduğumuzda Ziya Paşa’nın terkibi bendinden şu beyti hatırladık:

“En ummadığın keşfeder esrar-ı derunun,

Sen herkesi kör alemi sersem mi sanırsın” 

Anlaşılan Erdoğan öyle sanıyor. Cumhuriyet, Osmanlı’nın dış borcunu son kuruşuna kadar ödedi; Erdoğan’ın iktidarları bu ülkenin dış borcunu 17 yılda üç buçuğa katlayıp 447 milyar dolar yaptı. Yarım trilyona dayadı. Cumhuriyet Erdemir’i yaptı, TÜPRAŞ’ı yaptı, Makine Kimya Endüstrisi’ni yaptı, Türk Telekom’u yaptı. Erdoğan bunların hepsini satıp 62 milyar doları güzel güzel harcadı.

 

DOĞRU… BU ÖZELLEŞTİRME DEĞİL, PEŞKEŞ

Cumhuriyet milli harp sanayimizin göz bebeği olan Tank Palet Fabrikasını yaptı; Erdoğan Tank Palet Fabrikası’nı Katar ordusuna teslim etti. Şimdi de çıkıp, “satmadık işletme hakkını verdik” diyor. Biz başta özelleştirme dediğimizde de “Bu özelleştirme değil” demişti. Doğru… Bu ihalesiz, rekabetsiz, adrese teslim yapılan işin tek bir adı olabilir: O da peşkeş çekmek. Bir daha söyleyelim: Siz Tank Palet Fabrikası’nı katar ordusuna peşkeş çektiniz. Sattık, satmadık, kiraladık, işletme hakkı verdik BMC ortak. Çok açık söylüyorum, Tank Palet Fabrikası Katar ordusuna peşkeş çekilmiştir. Bu ülkede ilk kez milli ordumuzun kozmik odalarına bu iktidar döneminde teröristler ellerini, kollarını sallayarak girdiler. Yine bu yönetimin terfi ettirdiği, ordudan ihraç taleplerine şerh koyarak koruduğu teröristler, Yunan ordusunun yapamadığını yaptı, Gazi Meclisimizi bombaladı.

 

BU İKTİDAR BU TOPRAKLARA MOĞOL ORDUSUNUN YAPMADIĞI TAHRİBATI YAPTI

Cumhuriyet döneminde hiçbir lidere ne Amerikan Başkanı ne de başka bir ülkenin lideri “aptal olma” diye hakaret etmedi. Sayın Erdoğan dışında bu ülkenin hiçbir devlet adamı da bunu sineye çekip koşa koşa bunu söyleyenin yanına gitmedi. Bu ülkede hukuk devletinin tabutuna çiviyi, Erdoğan’ın hükümetleri çaktı. Ülkemizin tüm kurumsal yapısı, devlet töresi Erdoğan iktidarlarında yerle bir oldu. Ülkemizin dereleri, ormanları, dağları, taşları yine Erdoğan’ın hükümetleri döneminde talan edildi. Atatürk’ün kurduğu cumhuriyette herkes geleceğe güvenle bakıyordu. Erdoğan’ın ucube tek adam rejiminde millet çaresizlikten ailesiyle beraber yaşamına son veriyor. Moğol ordusunun bu topraklara yapmadığı tahribatı bu iktidar yaptı. Sarayın kibirli adamı herkesi kör, alemi sersem sanmaya devam etsin. Ama milletimiz çok acı tecrübelerle kendisinin ve iktidarlarının ne olduğunu artık gördü.

 

SARAYDAN BAKINCA FARKLI, SOKAKTAN BAKINCA FARKLI

Sarayın keyfi yerinde. Sofralarında efuliler, ejder suları, pataşurlar, tartaletler, zencefilli somonlu suşiler, altlarında milyonluk lüks araçlar, yüzlerce milyon dolarlık uçan saraylar. Milletin hali nicedir, nasıldır görmüyorlar, duymuyorlar. Saray’dan bakıyorlar “Ekonomi rayına oturdu” diyorlar. Ama sokaktan bakınca ekonomi dökülüyor. Aileler çaresizlikten canına kıyıyor. Tek bir hafta içinde iki ayrı ailede 8 can gitti. Evine icra geldiği, elektrik borcunu ödeyemediği veya işsiz kaldığı için çaresizliğe, umutsuzluğa kapılan bu aileler kendilerine kıyıyorlar.

 

EKONOMİYLE BİRLİKTE TOPLUM DA ÇÖZÜLÜYOR

Türkiye ekonomisiyle beraber toplumumuz da çözülüyor. Açlık, yoksulluk, çaresizlik, umutsuzluk milletimizin dört bir yanını sarıyor. Karamsarlıkla yaşam sevincimiz sönüyor. Çaresiz kalıp aramızdan ayrılan bu aileler ve küçük yavruları aslında toplumumuzun bir parçası. Bizim parçamız. Komşumuz, arkadaşımız, dostumuz… Onlarla beraber bu toplumun vicdanı ve bizi biz yapan değerlerimiz de ölüyor. Artık sözün bittiği yerdeyiz. Ama sarayın gündeminde milletimiz ve onun çaresizliği hiç konuşulmuyor.

 

KİMİN PARASINI KİME VERİYORSUNUZ?

Beyler, Suriyelilere 40 milyar dolar vermişler bir 40 milyar dolar daha verirlermiş. Peki bizim insanlarımız orada dururken, kimin parasını kime veriyorsunuz? Kime sordunuz da veriyorsunuz? İktidar milletin derdine borçla çare olurum zannediyor. Yine en son asgari ücretliye ucuz konut kredisi vermeyi öneriyor. Bunun bir tedbir olması mümkün değil. Asgari ücretlinin borç alacak hali kalmadı ki. Onun için asgari ücretliyi daha fazla borca batırmak yerine asgari ücreti nasıl arttırabiliriz bunun hesabını, kitabını yapsınlar.

 

AİLELERİN BORCU 6,6 MİLYAR TL’DEN 538 MİLYAR TL’YE ÇIKTI

Millet zaten borca battığı için çaresiz. 2002 yılında AK Parti iktidara geldiğinde ailelerin bankalara borcu 6,6 milyar liraydı. Bunların devri iktidarının sonunda ailelerin bankalara olan borcu 538 milyar liraya çıktı. Bu borç, yeni borçla ödenmez. Bu borç ailelerin gelirini arttırarak, ailelere iş bularak, gençlere iş bularak ödenir. Şeyh Edebali ne güzel söylemiş “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın”. Devlet, insanlarımızı yaşatacak tedbirleri almak zorundadır.

 

BAŞVURAN HER İKİ KİŞİDEN BİRİ İŞSİZLİK MAAŞI ALAMAMIŞ

Millet işsizlikten perişan. Son bir yılda resmi işsiz sayımız, 1 milyonun üzerinde artmış. Gerçek işsiz sayısı 8 milyonu geçmiş, son bir yılda, iş sahibi olup da işini kaybeden yurttaşlarımızın sayısı 748 bin olmuş. Cumhurbaşkanı çıkmış 17 yılda 9 milyon kişiye iş verdik diye böbürleniyor. Aslında damadının arkadaşının başında bulunduğu TÜİK’in rakamları bu 9 milyonu doğrulamıyor. Oradaki rakamlara baktığımız zaman doğru rakamın 7 milyon kişi olduğunu görüyoruz. Peki oradaki 8 milyon işsiz ne olacak? Bu yılın ilk sekiz ayında işsizlik ödeneğine başvuranların sayısı 1 milyon 345 bin kişi olmuş. Peki bunun kaç kişisi işsizlik ödeneğini alabilmiş? 697 bin. Yani maaş başvurusunda bulunan her iki kişiden biri işsizlik maaşını alamamış. Burada ciddi bir sorun var. Böbürlenmeyi bırakacaksınız, buradaki sorunu çözeceksiniz.

 

HIZLA BİR SOSYAL FACİAYA GİDİYOR

Kriz döneminde iktidar öncelikle işsizlik sigortasına yapılacak başvuruları ve sigortadan yararlanma koşullarını kolaylaştırmak zorundadır. Çünkü iş hızla bir sosyal faciaya doğru gitmektedir. Ama saray, İşsizlik Sigortası’nın kaynaklarını gerçek yerinde kullanmak yerine olur olmaz işlere harcıyor. İşsizlik Sigortası, mutlaka ayağa yere basan proje ve programlarla güçlendirilmeli ve işsizlik sigortası bunun altını çiziyorum bir iş güvencesi programı haline dönüştürülmelidir. Türkiye’de işini kaybeden herkes kısa süreli eğitim programlarından sonra ihtiyaç duyulan alanlardaki işlere yerleştirilmelidir.

 

AİLE SİGORTASINI BUGÜNLER İÇİN ÖNERDİK

Diğer taraftan yıllardır bir yurttaş hakkı olarak aile sigortası demekten bizim dilimizde tüy bitti. Biz aile sigortasını bugünler için önermiştik. 17 yıldır bunu da yapmadılar. Bir evrensel hak olarak aile sigortasını getiremediler. İlla birilerinin ağzına bakacaksınız. Şimdi artık görüyoruz manzarayı. Bu borcu olanlar ailelerine sahip çıkılacağı umudunu da kaybetmiş durumdalar. Onun için ailelerinin de canına kıyıyorlar.

 

HER ŞEY İYİYSE BORÇLAR NEDEN ÖDENEMİYOR

Tabi doğru tedbir almak için ilkin sorunu kabullenmek, soruna doğru teşhis koymak gerekir. Ekonomik krizi yok sayarak, krizi görmezden gelerek, rakamları makyajlayarak, biraz sıkışınca dış güçler bize saldırıyor diyerek, ağlayan çocuklar gibi, mızıkçılık yaparak, sorunları saklamaya, gizlemeye çalışırsanız elbette doğru çözümleri üretemezsiniz. Saray sosyetesinin damadı, her gün bir şehre gidip, ekonomimiz şöyle iyi, böyle iyi deyip duruyor. Ama her nasılsa her şeyin çok iyi gittiği ekonomide, borçlar ödenmiyor, çekler geri dönüyor, senetler protesto ediliyor, millet icra kapılarına düşüyor. Yılın ilk 9 ayında karşılıksız işlemi yapılan çeklerin toplam tutarı, bir önceki yıla göre yüzde 33 artmış 22 milyar TL’ye ulaşmış. Yine aynı dönemde, protesto edilen senetlerin tutarı da yüzde 23 artmış.

 

VATANDAŞI GÖRMÜYORSUNUZ, BARİ TARIM BAKANINA SORUN

İcra Dairesi Tarım Bakanı’nın aile şirketinin kapısına dayanmış ama damada sorarsanız ekonomide her şey çok iyi. Tamam milletin hali nedir, nicedir o saraydan göremiyorsunuz, millete dürbünün tersiyle bakıyorsunuz. Yanınızda oturduğunuz bakana da bir sorun beraber oturuyorsunuz. İzmir Torbalı İcra Dairesi neden bakanın aile şirketinin kapısına dayanmış? Bu arada şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Kendi şirketini icra kapısına düşüren bir bakanın çiftçimizi ne hallere düşürdüğünü ve bundan sonrada düşüreceğini hep beraber göreceğiz.

 

KRİZ DÖNEMLERİNDE ÇEKE HAPİS VERİLMEMELİ

İş adamlarımız perişan. Krizde alacak-verecek zinciri koptuğu için pek çok iş adamı çeklerini ödeyemiyor. Şimdi çok sayıda iş insanı, esnaf ödenemeyen çekler için hapis cezasıyla karşı karşıya. Peki bunlar hapse girdi, bu borçlar nasıl ödenecek? Burada ciddi bir sorun var. Bu sorunu çözmek için iktidara düşen görevde belli. Çek Kanunu’nda değişiklik yaparak, kriz döneminde ödenemeyen çeklere sistemik kriz dönemlerinde hapis cezasının verilmemesi sağlanmalı. Ama iktidar sorunla değil, sorunların yarattığı sonuçları saklamaya çalışmakla meşgul.

 

ÇÖZÜM SUNUYORUZ, REÇETE VERİYORUZ DİNLEMİYORLAR

Bir tek bildikleri borcu borçla çevirmek. Mızrak artık çuvala sığmayınca da damat ekonomiyi eleştirenlere terörist demeye başladı. Milletin derdini anlatan basını, çözüm üretmeye çalışan bu ülkenin ekonomistlerini, profesörlerini “Terör eylemlerinde gördüğümüz ekipten farkları yok” diye korkutmaya, sindirmeye çalışıyorlar. Aileler topluca intihar etme noktasına gelmiş, insanlarımız borcunu ödeyemediği için hapislere düşüyor. İktidar diyor ki, bunların haberleştirilmesini, eleştirilmesini yasaklayacağının sinyallerini veriyor. Bu aslında kendi beceriksizliklerinin itirafıdır. Artık kendilerine bir çeki düzen versinler, yeter artık. Krizin ilk gününden bu yana söylüyoruz. Genel Başkanımız hatırlayın kriz patladı geçen yılın Ağustos ayında çıktı 13 maddelik bir reçeteyi kamuoyuna açıkladı. Tek bir maddesine dahi itibar etmediler. Geçen hafta yine biz buradan çıktık çok sayıda somut çözüm önerilerini sıraladık. Ama iktidar kanadından tık yok.

 

TÜİK İSTATİSTİKLERİNİ DENETİMDEN GEÇİRECEĞİZ

Çok açık söyleyeyim. Birileri ekonomiyle ilgili yalan yanlış haber yaptı diye cezalandırılacaksa bundan en çok damat bakan ve onun TÜİK’teki arkadaşları zararlı çıkar. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında yapılacak ilk işlerden birisi, TÜİK’in, başta enflasyon olmak üzere tüm istatistiklerinin güçlü bir denetimden geçirilmesidir. Sorumluların sıfatı ne olursa olsun, bulunacak her türlü uygunsuzluk, usulsüzlük doğrudan yargıya taşınacaktır.

 

TRUMP HAKARET, ERDOĞAN TAKDİM EDİYOR

AK Parti Genel Başkanı, tüm uyarı ve ikazlarımıza rağmen, 13 Kasım’da ABD’ye gidiyor. Cumhurbaşkanı koltuğunda oturan AK Parti Genel Başkanı’nın şahsında, ABD Başkanı’nın milletimize hakaretler içeren kâğıt parçasının kabul edilemez olduğunu bundan önce defalarca söyledik. Bu kâğıt müsveddesi geldiği gibi geri gönderilmeden ve gerekli özür dilenmeden Beyaz Saray’da böyle bir görüşmenin yapılmasını doğru bulmadığımızın da altını çizdik. Milletimizin şan ve şerefine yapılan hakaretler orta yerde duruyor. Bununla ilgili Trump’tan herhangi bir özürde duymadık. Ama Cumhurbaşkanı, uçan sarayına atlayıp Washington’a gitmeye ve mektubu Trump’a Beyaz Saray’da, tırnak içinde söylüyorum kendi sözleri bunlar “takdim etmeye” karar vermiş görünüyor. Ne demek takdim etmek? Trump hakaret ediyor, Erdoğan takdim ediyor. Bu nasıl bir teslimiyet? ABD’ye gitmekte bu kadar ısrarın sebebini anlamak mümkün değil.

 

TRUMP’LA FOTOĞRAF ÇEKTİRİP GELMEYİN

Madem bizleri dinlemeyip gidiyorsunuz, bari bu seyahati milletin hakkını korumak için değerlendirin. “Trump’la görüşür her şeyi çözeriz” anlayışıyla yapılacak bir ziyaretten, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da ülkemiz adına olumlu bir netice almak mümkün değildir. Daha önce çok defalar söyledik. ABD’de son derece güçlü bir kuvvetler ayrımı vardır. Sadece ABD Başkanı’nı görmek yetmez. Temsilciler Meclisi’nden, senatosuna ve düşünce kuruluşlarına kadar ciddi, onları etkileyecek bir kamu diplomasisi projesinin yürütülmesi gerekir. Bu ziyaret, eğer çok geç kalınmadıysa ABD halkını etkileyebilecek bir kamu diplomasisiyle Türkiye’nin tezlerini anlatmak için kullanılmalıdır. Bu seyahatin amacı Trump ve ailesiyle Saray’da bir aile fotoğrafı çektirmek olmamalıdır. Bizim Saray sosyetesi oraya Beyaz Saray labirentlerinde dil dökmeye gidiyorsa bunun milletimize hiçbir faydası olmayacaktır.

 

YENİ BİR TEHDİT MEKTUBU İDDİASI

Son olarak; basına yansıyan bilgilere göre Trump’ın Erdoğan’a S-400’lerle ilgili yeni bir tehdit mektubu gönderdiği söyleniyor. Bu doğru mudur? Doğruysa bu mektubu ne yapacaksınız? Biz saray yönetimini, ülkemizin ve milletimizin onurunu bir kere daha ayaklar altına aldırmamaları konusunda, son kez uyarıyoruz. Şimdi sorularınız varsa alabilirim. İsimleriniz ve kurumlarınızla, tek tek lütfen…

 

Soru- İşsizlik Fonu’yla ilgili aslında açıklamalar yaptınız ama bir parantez açmak istiyorum. İŞKUR Genel Müdürü’nün “Aslında İşsizlik Fonu sadece işsizlere maaş ödemek için kurulmuş değil” sözleri var. Bu aslında sendikalar tarafından da tepki çekti, eleştirdiler. Siz neler söylemek istersiniz?

Faik ÖZTRAK- İşsizlik Fonu’nun ne için kurulduğu belli. Eğer İşsizlik Fonu, işsiz kalanın derdine derman olmayacaksa neye derman olacak? Dolayısıyla bugün işsizlik fonunun işsiz kalanların ihtiyaçlarını karşılamakta, ona ilave olarak yine işsiz kalanların yeni işlere yerleştirilmesi için projelerin finansmanında kullanılması lazım. İşsizlik Fonu havuz müteahhitlerinin devletten alamadıkları paraların karşılanması için kullanılmamalıdır.

 

Soru- Efendim yaptırım mektubu değil ama Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Robert O’Brien bir açıklama yaptı televizyon programında. Türkiye S-400’den vazgeçmezse yaptırım yapılabilir gibi bir açıklama vardı. Bununla ilgili O’Brien’le ilgili bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Şimdi mektubunda bu minvalde bir mektup olduğu söyleniyor. Bu S-400’lere para ödendi. Bu S-400’lerin yetkili uzmanlar tarafından bu ülkenin savunması için gerekli olduğu da söylendi. Şimdi nasıl olacakta bu S-400’ler kullanılmayacak? Kim verecek bunlara ödenen paraların hesabını? Kim anlatacak bunların kullanılmaması sonucunda ortaya çıkan güvenlik zafiyetini? Türkiye bu tür tehditlere aldırmamalıdır.

 

Soru- Konuşmanızın başında bahsetmiştiniz ama şöyle de bir eleştirisi vardı Başkan Erdoğan’ın. “Sürekli Atatürk denilerek onun mirasına sahip çıkılmaz, sürekli cumhuriyet denilerek cumhuriyet güçlendirilmez” dedi. Bunun ilgili son değerlendirmenizi alacağım.

Faik ÖZTRAK- Sürekli Atatürk denilerek Atatürk’ün mirasına sahip çıkılmaz demek ne demek? Yani Atatürk’ü anma toplantısındasınız böyle bir uyarı yapma ihtiyacını nereden duyuyorsunuz? Sürekli cumhuriyet diyerek cumhuriyete sahip çıkılmaz deme ihtiyacını nereden hissediyorsunuz? Atatürk diyenlerde, cumhuriyet diyenlerde ne dediklerini biliyorlar. Biraz önce söyledim, Atatürk bu ülkenin emperyalistlere teslim edilme projesini yırtıp atan, bu ülkenin onurunu, şerefini, haysiyetini kurtaran komutandır. Cumhuriyet de yıkılmakta olan, artık çözüm üretemeyen Osmanlının yerine bu milletin bulmuş olduğu çözüm projesidir.

 

Soru- Efendim iki sorum olacak izlinizle. Birincisi, Sayın Ekrem İmamoğlu’yla Canan Kaftancıoğlu arasında bir kitap polemiğinin yaşandığını görmüştük ‘Kahramanın Yolculuğu’ şeklinde. Sayın Genel Başkanında ben örgütümün yanındayım mesajı buna yorulmuştu. Bu noktada bir değerlendirme yapar mısınız?

İkinci olarak yine Sayın Ekrem İmamoğlu’yla Sayın İçişleri Bakanının arasında devam eden bir polemik vardı. Hatta sonrasında YSK’ya yönelikte bir tartışma boyutu açılmıştı ve YSK üyelerinin de İmamoğlu’na yönelik bir suç duyurusunda bulunacağına yönelik iddialarda sözkonusu. Bu konuyla ilgili neler söylersiniz?

Faik ÖZTRAK- Sondan başlayım, Sayın İmamoğlu’nun, bunu Sayın İmamoğlu kendisi de ifade etti. Bu sözleri başta YSK olmak üzere hiçbir kuruma, hiçbir kuruluşa dönük sözler değildir. Bu sözler aslında kendisine yöneltilen siyasi bir söyleme karşı verilmiş olan siyasi bir cevaptır. Sözün nereye gittiği de açıkça bellidir.

İkincisine gelince, Genel Başkanımız bu konuyla ilgili olarak nerede durduğumuzu açıklamıştır. Bu kitap meselesiyle ilgili söyleneceklerin hepsi de söylenmiştir. Genel Başkanımızın sözleri üstüne söylenecek herhangi bir söz yoktur.

Soru- Efendim ben bugün başlayan IŞİD tutuklularının geri gönderilmesi sürecine ilişkin bir soru sormak istiyorum. Yaklaşık 750 yabancı uyruklu IŞİD mensubu var Türkiye’de. Bunların geri gönderileceğini söylüyor hükümet. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz başarılı olabilir mi bu süreç?

Faik ÖZTRAK- Benim bilebildiğim kadarıyla bizim tabi olduğumuz uluslararası hukuk bakımından eğer ülkelerinde idam varsa bu bir sorun teşkil ediyor. Onun dışında idam olmayan ülkelere bu teröristlerin teslim edilmesinde herhangi bir sorun yoktur. Zaten kendi teröristlerini kendileri almalıdırlar.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

 

17 YILIN SONUNDA NE ADALET NE KALKINMA KALDI

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün MYK gündemine ilişkin düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Toplantımızda ülkemizin ve yurttaşlarımızın gerçek gündemi olan işsizlik, ödenmeyen çek ve senetler, kamu zamları, yeni vergiler altında ezilen halkımız, sarayın rakamları ile sokağın gerçekleri arasında giderek açılan makas, borca batırılan ekonomimiz, devlette hızla artan liyakatsizlik ve kurumsal çöküş, emperyal güçlerin oyuncağı olan dış politikamız. Özetle yönetilmeyen, savrulan ülkemizin sorunları vardı.

 

17 YILIN SONUNDA NE ADALET NE KALKINMA KALDI

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iş başına gelmesinin üzerinden tam 17 yıl geçti. Ve bu 17 yılın sonunda ülkemizde ne adalet, ne de kalkınma kaldı.

 

YOLSUZLUKLA MÜCADELE SINIFTA KALDILAR

AK Parti iktidara geldiğinde üç “Y” ile mücadele edeceğiz diyordu. Yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklar. 17 yılın sonunda, ağır yolsuzluk iddialarından Meclis’teki gruplarının kararıyla hesap vermekten kurtulan, aklanmamış, bakara makara diyerek milletin kutsallarıyla alay eden eski bakanı Büyükelçi atadılar. Biz yine aynı durumda olan diğer iki bakandan birini de herhalde bu yeni kurdukları Borçlanma Genel Müdürlüğü’ne atarlar diye düşünüyorduk. Ama Damat, oraya da Hazinecilikten hiç haberi olmayan birini Genel Müdür yaptı.

 

YOKSULLUKLA MÜCADELE: KENDİLERİ SARAYDA, MİLLET MASASINA ET KOYAMIYOR

17 yıl önce, “Yoksullukla” mücadele edeceğiz dediler, kendilerinden önce işbaşına gelen tüm iktidarların 79 yılda topladığı verginin yaklaşık 4 katını topladılar 17 yılda. Kendilerinden önceki iktidarların sattığı kamu varlıklarının yaklaşık 8 katını sattılar. Ama bugün, kendileri saraylarında Pataşur içinde Çerkes tavuğu, zencefilli, limonlu suşi, susamlı levrek simidi, efuli ve ejder sularıyla beslenirken, 26 milyon yurttaşımız bir kap et yemeğini doğru düzgün iki günde bir masasına koyamıyor.

 

YASAKLARLA MÜCADELE: ELEŞTİRİ YAPANI HAPSE ATTILAR

Dün, “Yasaklarla mücadele edeceğiz” diyorlardı. Bugün basın özgürlüğü diye bir şey kalmadı memlekette. Genel Başkanlarına Cumhurbaşkanlığı zırhı giydirip, sosyal medyada dahi eleştiri yapan vatandaşlarımızı hakaret etti gerekçesiyle hapse atıyorlar. 17 yılın sonunda mücadele edeceğiz dedikleri her alanda ülkemiz aldıkları yerden çok daha geriye gitmiş durumda. Bu 17 yılın sonunda her şeyle, herkesle kavgalı haldeler. 17 yılın sonunda ucube tek adam rejimine geçtiler. Artık Partileri şeklen görevdeyken, yetkiler Saray sosyetesinin elinde. O gün bugündür her şey daha kötüye gidiyor.

 

ANAYASAYLA, HUKUKLA, MİLLET İRADESİYLE KAVGALI

AK Parti işbaşındadır ancak Anayasayla kavgalıdır. AK Parti işbaşındadır ancak devleti devlet yapan adaletle ve hukukun üstünlüğüyle kavgalıdır. AK Parti işbaşındadır ancak halkın iradesiyle kavgalıdır. Bugün pek çok il ve ilçede belediye yönetimleri mahkeme kararı olmadan idari kararla görevden alınan halkın seçtiklerinin yerine, atanmış memurların elindedir. AK Parti işbaşındadır ancak muhalefetle kavgalıdır. Siyasi rekabet yerine muhalefeti baskıyla susturmaya kalkışmaktadır.

 

17 YILIN SONUNDA TÜRKİYE HER ALANDA SIKIŞTI

AK Parti işbaşındadır ancak ülkemizin çiftçisini, üreticisini değil; elin çiftçisini, işçisini, esnafını koruyup kollamaktadır. Bunun en son örneği geçtiğimiz hafta seçimden önce süt üreticilerine sütün litresine “25 kuruş pirim ödeyeceğiz” diye söz vermişlerdi. Seçim bitti 10 kuruş pirim ödemeye devam ettiklerini gördük. AK Parti iş başındadır, ancak ülkemizin sanayicisiyle, iş adamıyla, esnafıyla kavgalıdır. Sadece bir avuç yandaş müteahhide hizmet etmektedir. AK Parti işbaşındadır ancak bugün kendi yol arkadaşlarıyla bile kavgalıdır. AK Parti işbaşındadır ve kavga etmediğimiz tek bir komşumuz dahi kalmamıştır. Bu 17 yılın sonunda Türkiye her alanda sıkışmış durumdadır.

 

EKONOMİDE ARABANIN KAPORTASI, ŞANZUMANI DAĞILDI

Bu sıkışıklık özellikle ekonomi ve dış politikada dikkat çekmektedir. Hatırlatalım kendilerinden önceki Hükümet, ekonomide yol temizliğini yapmış ve bunun bedelini ödemişti. Böyle bir program sonunda arabanın modeli yükselmiş ve tüm dünyada güven uyandıran bir yol haritası bu iktidarın eline verilmişti. O yol haritasıyla AK Parti, millete AB’ye girmeyi ve ülkeyi 2023’te dünyada ilk 10 ekonomi arasına sokmayı vaat edebilmişti. Ama bugün ekonomide arabanın kaportası, şanzımanı ve motoru dağılmış vaziyette. Ortadoğu bataklığına saplanıp kaldık bırakın AB’yi. Avrupa Birliği de, dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girmek de artık uzak hayal oldu.

 

EKONOMİDEKİ SIKINTILAR NEDENİYLE DİK DURAMIYOR

Borca batırdıkları ekonomide yaşadığımız ağır sıkıntılar, Sarayın emperyal güçler karşısında bağımsız karar almasını engelliyor. Dün borç alanlar bu gün emir alıyorlar. Saray, Washington ve Moskova arasında pinpon topuna dönmüş durumda. Mehmetçiklerimiz ülkemizin şan ve şerefini korumak için canlarını dişlerine takmış sahada mücadele ediyor. Şehit oluyorlar.

 

HANGİSİ DOĞRU SÖYLÜYOR

ABD Başkanı, bu ülkenin Cumhurbaşkanlığı makamında oturan AK Parti Genel Başkanına ağzına geleni söylüyor, yazıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin şan ve şerefini korumak için yemin etmiş olan kişi ABD Başkanı’nın hakaretlerini sineye çekiyor. ABD Başkanı, teröristlerin kendisine yazdığı mektubu bu ülkenin arşivlerine girmek üzere Saraya göndermeye cüret edebiliyor. Bunca hakarete rağmen Erdoğan Kasım’da ABD’ye gideceğini söylerken, bir de buna ilave ediyor “Daha önceki samimi tabloları aynen gerçekleştireceğiz” diyor. AK Parti Grup Başkanvekilleri “hakaret dolu mektubu yırttık attık” diye Meclis kürsüsünden bar bar bağırıyorlar ama Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Erdoğan çıkıyor, “Mektup cebimde, o mektubu ABD’ye götüreceğim” diyor. Hangisi doğru söylüyor?

 

BU KADAR HAKARETE TAŞ OLSA ÇATLAR AMA ERDOĞAN SİNDİRİYOR

ABD’nin hiçbir şekilde kabul edilemeyecek yasa tasarılarından sonra ABD’ye gitme konusunda Erdoğan, “Soru işareti var daha karar vermedim” diyor. Ama ABD Başkanı Trump çıkıyor, “Erdoğan Beyaz Saray’a gelmek istiyor” diyor. Şimdi Trump’ın açıklamalarından gördüğümüz şu,  Beyaz Saraya gitmek isteyen Erdoğan. Merak ediyoruz… Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanının bu kağıt parçasıyla, Beyaz Saray’a koşa koşa gitmek istemesinin arkasındaki neden nedir? Kendileri bunu milletimize derhal açıklamak zorundadırlar. Bu kadar hakaret taşa yapılsa taş ortasından çatlar. Ama Anayasa’ya göre Türkiye Cumhuriyeti’nin şan ve şerefini korumakla yükümlü olan ve Cumhurbaşkanlığı koltuğunu işgal eden Erdoğan, her nasılsa bu hakaretleri içine sindirebilmektedir.

SOKAKTAKİ ENFLASYON İLE TÜİK’İN ENFLASYONU ARASINDA CİDDİ FARK VAR

Bu sabah Ekim ayı enflasyon rakamları açıklandı. Ekim ayında tüketici fiyatları aylık yüzde 2; yıllıkta yüzde 8,2 artmış. Vatandaşlarımızın hissettiği hayat pahalılığı ise resmi rakamlara göre yüzde 16,8. Gelecek iki aydaki enflasyon geçmiş yıllardaki gibi gelirse, 2019 enflasyonunun yüzde 12 civarında olacağı anlaşılıyor. Ancak şunu da biliyoruz ki sokaktaki enflasyonla TÜİK’in enflasyonu arasında çok ciddi farklar var. Ekim ayında; bir kilo kuru soğanın Hal’deki fiyatı 2 lira ile 3,25 lira arasında; TÜİK’in fiyatı 1 lira 68 kuruş. Bir kilo patatesin Hal’deki fiyatı 3 lira ile 5,25 lira arasında değişiyor. TÜİK’te ise bir kilo patatesin fiyatı 2 lira 7 kuruş. Bir kilo domatesin Hal’deki fiyatı 4,50 lira ile 5,90 lira arasında. Ama TÜİK’in endeksindeki domates fiyatı 3 lira 34 kuruş. Buradan Damadın arkadaşının başında olduğu TÜİK’e bir daha çağrıda bulunuyorum. Bu fiyatları nereden topluyorlar, şunların adreslerini bir versinler. Sadece onlar değil, millette bu ucuz fiyatlardan istifade etsin.

 

DAMAT TALİMATI YAZIYOR, TÜİK YERİNE GETİRİYOR

Damat geçtiğimiz hafta “Yılın son çeyreğinde büyümede yüzde 4’lerin görülebileceğini” söyledi. İyi de yılın son çeyreğine ait öncü göstergeler henüz netleşmedi. Peki, Damat bunu daha şimdiden nasıl biliyor? Yılın son çeyreğine ilişkin veriler henüz belli değilse de, belli olan bir şey var: Aynen enflasyonda olduğu gibi Damat diğer verilerde de kağıda istediğini yazıyor, TÜİK’in başında olan arkadaşı da kağıtta yazılı olan talimatlara uyuyor.

 

BORÇLANMA LİMİTLERİNDE OLAĞANÜSTÜ ARTIŞ VAR

Ekonomide bildikleri; rakamları makyajlamak, o olmazsa veri kalitesi deyip ağırlıkları değiştirmek enflasyon endeksinde. O da olmazsa telefon edip fiyatları ayarlamak fiyat toplama gününde. Herkesi borca batırmak, Merkez Bankası’nın karlarına, yedek akçesine, ihtiyat akçelerine el koymak. Hazine’yi kanuna uygun olmayan bir biçimde borçlandırmak gibi bu krizi pansumanla geçiştirmeye çalışan bir takım tedbirler. Şimdi 2020 Bütçesi TBMM’de görüşülüyor. 2020 için kanuni net borçlanma limitlerinde 2019’a göre yüzde 71’lik olağanüstü bir artış var.

 

İLK 9 AY NET BORÇLANMA 115 MİLYAR TL

2020’de yapmak istedikleri borçlanma 140 milyar TL. Ancak bu yeni sistemde sarayın ne kanunlara ne de TBMM’nin bütçe yapma yetkisine saygısı var. 2019 yılında TBMM’den alınan toplam borçlanma yetkisi ilaveleriyle birlikte 90 milyar liraydı. Yılın ilk 9 ayında bu rakam aşıldı net borçlanma 115 milyar lira oldu. Biz bunu eleştirdiğimizde ne dediler? Yılsonuna bakın dediler.

 

DEVLET BÜTÇESİNİ BAKKAL DEFTERİ SANIYORLAR

Şimdi vergi kanunlarıyla ilgili torba yasaya bir madde ekliyorlar. Diyorlar ki, 2019 yılının borçlanma limiti şu kadar ama biz bunun üstüne bir 70 milyar TL daha ilave borçlanma yapmak istiyoruz 2019 yılında. Bu yıl yani. Ondan sonrada bu maddeyi anlatırken diyorlar ki, bunun 35 milyar lirasını bu yıl, kalan 35 milyar lirasını ise gelecek yılın ilk aylarındaki yoğun borç ödemeleri için kullanacağız diyor. Bunu söyleyen ne hukuktan ne de bütçenin dönemsellik ilkesinden haberdar. Maalesef devlet bütçesini bakkal defteri gibi yönetiyorlar. Kamu limitlere, mevcut limitlere sığamadıysanız yapacağınız şey TBMM’ye ek bütçe getirmektir. Ama bunu yapmıyor borçlanma limitini değiştiriyor ek bütçe getirmek yerine. Peki neden ek bütçe getirmiyor? Orada da ödeneklerle istediği gibi oynuyor, bütçe limitleri güya aşılmamış oluyor. Sonrada dönüyorlar buna bütçe disiplini diyorlar.

 

KAMU BANKALARI ÜZERİNDEN PİYASALARA MÜDAHALE EDEREK SORUNLAR ÇÖZÜLMEZ

Diğer taraftan yine, kamu bankaları aracılığıyla yönetim döviz piyasalarına müdahale ediyor. Böylece günü kurtarmaya çalışıyor. Son enflasyon raporuyla ilgili son yapılan toplantıda Merkez Bankası’nın yeni başkanına sormuşlar demişler ki, “kamu bankaları aracılığıyla döviz piyasalarına müdahale ediyorsunuz”. O da cevap vermiş,  çok ihtiyatlı seçmiş kelimelerini… “Kamu bankalarının son dönemde zaman zaman piyasada aktif olduğunu görüyoruz” demiş. Şunu söyleyeyim, kamu bankaları üzerinden kredi dağıtarak, ya da döviz piyasalarında işlem yaparak döviz piyasalarına müdahale ederek bu ekonominin sorunları çözülmez. Çözülmediği gibi bu yükü de bu kamu bankaları daha fazla taşımaz. Bakın duyuyoruz kamulaştırma bedellerini götürüyorlar kamu bankalarına yatırıyorlar bu bankaları bu bedelleri aylar sonra ödüyorlar. Ne oluyor? Devletin vatandaş için verdiği bu parayı kamu bankaları kullanıyor.

 

YÜZDE 4 YAPIVER CANIM…

Bakın, bütün bu politikalar sonucunda şimdi milletimizin, şirketlerimizin, devletin borcunu toplayın bu borçların toplamı Gayrisafi Yurtiçi Hasılayı yani bir yılda yarattığımız geliri aşmış vaziyette. Bu bir rekor. Ama bu kadar borçla yelkenleri şişirmemize rağmen bunun derde deva olmadığını da görüyoruz. Ne derde deva olacak? Damadın arkadaşına yazdığı not, “Son çeyrekte büyümeyi bir yüzde 4 yapıver canım…”

 

BİLMEDİĞİNİ BİLMEYENLER ÜLKEYİ YÖNETİYOR

Ekonomimiz damadın birkaç ayda bir açıkladığı, artık sayısını unuttuğumuz kredi paketleri veya kamu bankası kaynaklarıyla hareket edemeyecek kadar ağır hasta. Taşıma suyla değirmen dönmüyor. Bunu herkes gördü, ancak bir tek damat ve kayınpederi göremiyor. Damat hala bu işi böyle götürebileceğini zannediyor. Konfüçyüs’ün çok güzel bir söz var; bildiğini bilenin arkasından gidilir, bildiğini bilmeyen uyarılır, bilmediğini bilene öğretilir, bilmediğini bilmeyenden ise kaçılır. Şu anda ülkeyi “bilmediğini bilmeyen” bir yönetim yönetiyor. Ama bizim kitabımızda kaçmak yok. Bizim kitabımızda yurtdışındaki tek toprak parçasını bırakıp da gitmek yok. Ecdadın naaşını sırtlayıp kaçmak da yok. Çünkü burası Cumhuriyet Halk Partisi’dir.

 

ALINMASI GEREKEN TEDBİRLER BUNLAR

O nedenle hatırlayın daha 2018’in Ağustos ayında Genel Başkanımız ülkenin bu hale gelmemesi ve bu krizden çok süratle çıkabilmek için neler yapılması gerektiğini 13 maddeyle özetlemişti. Ama bunların hiçbirini uygulamadılar. Şimdi tabi başka bir konjonktüre doğru girdik. Şimdi krize düşen ekonomiyi toparlamak için alınması gereken tedbirleri bir defa daha sıralamakta yarar görüyoruz:

 

YENİ BİR BÜYÜME STRATEJİSİ GEREKLİ

Birincisi, güven her şeyin başıdır. Ekonomide başarı sağlayacaksanız güveni sağlayacaksınız. Şuandaki ekonomi yönetimi maalesef kimseye güven vermemektedir. Damat başta olmak üzere ekonomi yönetimi tümden değiştirilmelidir. KOBİ’lerin, ailelerin, çiftçi ve esnafın yani tüm özel kesimin borç sorunu ağırlaşmıştır. Borçları yeni borçlarla çevirmeye çalışmak, ödenemeyen çek ve senetler yüzünden on binlerce yurttaşımızın özgürlüğünü kaybetmesi tahammül edilir durum değildir. Bu sorunun kökten çözülmesi için Türkiye’nin mutlaka sürdürülebilir büyüme sürecine dönmesi lazımdır. Bu da ancak orta vadede yeni bir “büyüme stratejisiyle” mümkündür. Ancak ekonomimizin üretim kapasitesi ve üretim imkânları bu arada korunmak zorundadır. Bu nedenle yandaşı değil, vatandaşı kurtaracak, ekonomide zombi şirketler yaratmadan borç yükünü hafifletecek ara çözümlere ve buna uygun hukuki düzenlemelere acilen ihtiyaç vardır.

 

MERKEZ’İN BAĞIMSIZLIĞI SAĞLANMALI, KAMUDA DOLARİZASYONA SON VERİLMELİ

Merkez Bankası bağımsızlığı yeniden sağlanmalıdır. Merkez Bankası üzerindeki Saray gölgesi kaldırılmalıdır. Bu konuda çok kısa dönemde bir yasa teklifini TBMM gündemine taşıyacağız. Piyasaların işleyişini bozan arka kapı politikaları derhal bir kenara bırakılmalıdır. Unutulmasın şeffaflık risklere, dedikodulara karşı en önemli panzehirdir. Kamuda dolarizasyona derhal son verilmelidir. Eğer bu konuda iktidar adım atmayacaksa biz bir yasa teklifini TBMM’ye sunacağız. Kamu maliyesinde ve borç yönetiminde disiplin mutlaka sağlanmalıdır.

 

BİRİNCİ SINIF KAMU İHALE KANUNUNA İHTİYAÇ VAR

Mevcut İhale Kanunu kaldırılmalı ve yerine dünya standartlarında birinci sınıf bir ihale kanunu getirilmelidir. Çünkü mevcut yazboz tahtasına dönmüştür. İşin içinden çıkmak mümkün değildir. Kamuda israfa son verilmelidir. İsrafla kapsamlı bir mücadeleye girişilmelidir. İsrafın sembolü olan Beştepe’deki Sarayın kapısına kilit vurulmalı, Cumhurbaşkanlığı yeniden Çankaya köşküne taşınmalıdır. Cumhurbaşkanlığının uçak ve araç filosu küçültülmeli, fazlası satılmalı, elde edilecek gelirle öğrencilere yurt kurulmalı ve burs vermek için kullanılmalıdır. İtibar sağa sola para saçarak değil, vatandaşın kör kuruşunun hesabını vererek gelir. Sayıştay’ın uluslararası standartlarda denetim yapması mutlaka sağlanmalıdır.

 

EKONOMİK VE SOSYAL KONSEY TOPLANMALI

Alınacak tedbirlerin yükü ve maliyeti toplumun tüm kesimleri arasında eşit dağıtılmalıdır. Bu tür tedbirler kapsayıcı bir şekilde toplumun tüm kesimleriyle tartışılarak alınmalıdır. Bunun için Ekonomik ve Sosyal Konsey derhal toplantıya çağrılmalıdır. Cumhurbaşkanının tarafsızlığı ve yargının bağımsızlığını sağlayacak düzenlemeler derhal TBMM’ye gelmelidir. Türkiye bu adımları atarsa kısa sürede ekonomi ve toplum içine düştüğü güvensizlik girdabından çıkmaya başlar. Yatırımcı önünü görür. Ekonomide çarklar yeniden döner.

 

İHTİYAÇ OLAN KÖKLÜ DEĞİŞİKLİĞİ CHP YAPABİLİR

Ancak metal yorgunu AK Parti yönetiminin bunları yapabileceği şüphelidir. Türkiye’nin gerçekten yeni bir büyüme stratejisine ihtiyacı vardır. Öyle görünüyor ki böyle bir stratejiyi, böyle bir köklü değişikliği de ancak Cumhuriyet Halk Partisi yapabilir. Orta vadede ülkemizi insan ve üretim odaklı bir stratejiyle şahlandırmak ve yedi düvele en güzel cevabı ekonomik zaferlerle vermek zorundayız. Bunu CHP iktidarında başarabiliriz. Üretmek, kazanmak ve hakça paylaşmak için biz tüm Türkiye’ye dört ayaklı bir strateji öneriyoruz.

Stratejimizin ilk ayağı, gömleğin iliklenecek ilk düğmesi “hukuk devletini, katılımcı demokrasiyi” yeniden ayağa kaldırmaktır.

– Kuvvetler ayrılığını, denge ve denetimi bu ülkede güçlendirmek zorundayız.

-Yurttaşlarımızın çağdaş, dünyanın en ileri ülkelerindeki standartlarda bir demokratik parlamenter rejimi hak ettiğini biliyoruz.

– Bunu büyük bir uzlaşıyla gerçekleştirmenin koşullarını zorlayacağız.

Stratejimizin ikinci ayağında ise ülkemizin uluslararası rekabet gücünü yani küresel piyasalarda yarışma gücünü artırmak vardır.

  • Çiftçimizi, işçimizi bir saatte bir Alman işçisinden, bir Alman çiftçisinden daha fazla üretim yapacak ve daha fazla kazanç elde edecek duruma getirmek zorundayız.
  • Bunun için sınırlı kaynaklarımızı ranta değil, değer yaratan alanlara tahsis etmek, bugün ülkenin en önemli sorunu olan erken sanayisizleşmeye dur demek zorundayız.
  • Bunları yaparken çocuklarımıza mutlaka birinci sınıf bir eğitim vermeliyiz.
  • Tüketimi değil, yatırımı ve üretimi öncelik haline getirmeliyiz.

Orta vadede üçüncü olarak, büyümenin kapsayıcılığını artırmak zorundayız.

  • Hiç kimseyi arkada bırakamayız.
  • Bu ülkede herkes büyümenin nimetlerinden adaletli bir şekilde yararlanmalıdır.
  • Yeni ve daha güçlü sosyal politikalar geliştirmek zorundayız.

Dördüncü olarak, hem ekonomi hem de çevre politikalarında sürdürülebilirlik konusunda taviz vermemeliyiz.

  • Hem para hem de maliye politikalarımız ön görülebilir ve de sürdürülebilir olmalıdır.
  • Doğayı; denizimizi, dağlarımızı, ormanlarımızı, derelerimizi üç beş kuruşluk rant için talan ettirmemeliyiz, ülkeyi yaşanmaz hale getirmemeliyiz.

Biz bu dört ayaklı stratejiyle Türkiye’yi içine düşürüldüğü bu girdaptan çıkarmayı taahhüt ediyoruz. Ülkemizi dünyanın en saygın, en müreffeh, en çağdaş ülkelerinden biri yapacağız.

Sayın Genel Başkanımızın talimatlarıyla her an seçim olacakmış gibi sahadayız. Milletimizin dertlerine derman olacak politikaları üretiyoruz. Milletimizi de dinleyerek üretiyoruz. Ülkemizi bölgesinde ve tüm dünyada yıldız yapacak projelerimizi hazırlıyoruz. Milletimiz umutsuzluğa kapılmasın. Her sorunun çaresi olduğunu biliyoruz.

Şimdi varsa sorularınızı teker teker alabilirim. Kurum kimlikleriniz ve isimlerinizle lütfen.

 

Soru- İçişleri Bakanlığının sabah bir açıklaması oldu. (…) 55 sayfalık bir rapor hazırladılar. İçişleri Bakan Yardımcısı İsmail Çataklı CHP’nin Çubuk raporunda yer alan iddialar asılsızdır, eğer düzeltme yapmazlarsa hukuki süreç başlayacaktır dedi. Buna cevabınız ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Gerçekten ilginç. Genel Başkanımıza yumruk atan başta olmak üzere Çubuk’ta yaşanan olayı daha hala aydınlığa kavuşturamayan İçişleri Bakanlığı bizim belgelere dayanan raporumuza karşı onu eleştiren bir raporu hazırlayabilmiş. Pes doğrusu. Ben şunu soruyorum, bu yumruk atmaya yeltenen şahsı partiden attılar mı? Bununla ilgili ben daha hala bir açıklama duymadım partilerinden attılar mı? Ellerinden geleni artlarına koymasınlar ama önce Çubuk’ta yaşananları tam bir aydınlığa kavuştursunlar.

 

Soru- İsviçre’de bir olay oldu CHP etkinliğinde. Orada da bir pankart dikkat çekti. Bu pankartta Canan Kaftancıoğlu’nun ismi geçiyor ve İzmir Büyükşehir Belediyesinde işten çıkarılan bir işçiyle ilgili sözünü tut gibi bir ifade yer alıyor. Söz konusu olan bir PKK baskınından bahsediyoruz ne dersiniz?

Faik ÖZTRAK- Kimlerin kimlerle iç içe geçtiğini gayet açık görüyoruz. Aslında biz terör örgütleri tarafından partimize yönelik bu saldırıları çok da yadırgamıyoruz. Unutmayın Genel Başkanı terör örgütünün silahlı saldırısına uğrayan tek parti biziz. Yine Çubuk’ta yaşananları biliyoruz. Şunu açıkça ifade edelim, terör nereden gelirse gelsin sosyal demokrat bir parti olarak, bu ülkenin kurucusu olan parti olarak, terörün tamamına karşıyız. PKK terörüne de karşıyız, IŞİD terörüne de karşıyız, FETÖ terörüne de karşıyız. Şunu altını çizerek tekrar belirtmek istiyoruz. Terör bizi korkutamaz. Ama şu toplantıda açılan pankartla orayı basmaya kalkanların kimler olduğunu yan yana getirdiğimizde herhalde bu ülkede insanların bir daha dönüp CHP’yi suçlayanların neler yapmakta olduğunu görmelerini beklemek de hakkımızdır diye düşünüyorum.

 

Soru- Canan Kaftancıoğlu’nun isminin PKK pankartında yer alması, sözünü tut şeklinde bir ifade yer almasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şunu çok net olarak ifade ediyorum, CHP’nin hiçbir üyesinin, hiçbir yöneticisinin terör örgütleriyle ilişkisi olmaz, olmamıştır.

 

Soru- Aynı soruyla bağlantılı olarak yine eleştirilerden biri milletvekili Engin Özkoç’la ilgiliydi. Dün bir tweet attı bu olaydan sonra. Dostluk, sevgi ve kardeşlik vurgusu yaptı halay çekerken bir video ve olayla ilgili baskınla ilgili herhangi bir şey yazmadı ve altına pek çok eleştiri geldi ki sabah sadece bu olaya değindi Engin Bey. Sizin bununla ilgili bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Burada açıkça bir şeyi ifade ediyorum, bizim hiçbir terör örgütüyle ilişkimiz olmaz, bağımız olmaz, terör örgütlerine desteğimiz olmaz. Terör örgütleriyle hiçbir şekilde masaya oturmayız. Terör örgütleriyle hiçbir zaman bir yakınlık içinde olmayız. Terör örgütleriyle yakınlık içinde olanların kimlerin olduğu bellidir. Bakın bahsediyorum, FETÖ diyorum, IŞİD diyorum, PKK diyorum. Geçmişte kim bunlarla aynı masaya oturdu? Adalet ve Kalkınma Partisi. Kim bunlarla yürüdü… bir kısmıyla? Adalet ve Kalkınma Partisi. CHP’nin böyle bir birlikteliğini gördünüz mü? Buradan bir daha ifade ediyorum, terörle, terör örgütleriyle bizim hiçbir ilgimiz olmaz.

Soru- HDP üçüncü olağan kurulunda koridorlarda PKK’yla ilgili marşlar söylendi hatta teröristler için saygı duruşunda bulunuldu başlangıcında ve ant içtiler. Ardından bu konuyla ilgili olarak HDP’li belediyelere sürekli kayyum atanmasına sürekli tepki göstermenizle ilgili yine eleştiri geldi. Bununla ilgili neler söyleyeceksiniz?

Faik ÖZTRAK- Çok teşekkür ediyorum bu sorunuza. CHP hak, hukuk ve adalet diyerek yürümüş olan bir partidir. Biz tüm partilerin terörle aralarına mesafe koymaları gerektiğine inanırız. Ama aynı zamanda inandığımız bir başka bir şey daha var. Biz milli iradeye inanırız. Milli iradeye sonuna kadar sahip çıkarız. Daha Mart’ın sonunda yapılan seçimlerden önce savcılıktan temiz kağıdı alanların daha sonra, bakın altını çizerek söylüyorum, mahkeme kararı olmadan ya da suçüstü yapılmadan görevden alınmasını kabullenemeyiz. Çünkü ne diyoruz biz? Milli irade diyoruz, hak diyoruz, hukuk diyoruz. Alacaksanız görevden mahkeme sonuçlanacak ya da suçüstü yapacaksınız.

 

Soru- Efendim benimde birkaç sorum olacak müsaadenizle. Cumhurbaşkanlığı YİK üyesi Bülent Arınç’ın KHK’yla ilgili çıkışları vardı birkaç gün önce. Bugünde FETÖ’nün siyasi ayağıyla ilgili bir açıklaması oldu. Şöyle bir cümle kullandı Bülent Arınç, geçmişte sempati düzeyinde hepimiz bulunduk. Ama darbeye yol açan, destek veren siyasetçilerin olduğunu düşünmüyorum dedi. Siz bu ifadeleri nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Şöyle değerlendiriyorum, kaç zamandır biz “FETÖ’nün siyasi ayağı bir türlü ortaya çıkarılmadı” diyoruz. Demek geçmişte bu örgüte sempati duyanlar siyasetçiyse bunların vebali yok. Ama geçmişte bu örgüte sempati duyanlar vatandaşsa bunların günahı çok. Bunu kabul edebilmek mümkün değil. Tekrar söylüyoruz FETÖ’nün siyasi ayağı ortaya çıkmalı.

 

Soru- Yine ikinci sorum da Bülent Arınç’ın açıklamalarıyla ilgili olacak efendim. 2009 yılında kozmik odaya girilmişti, kozmik odanın kapıları açılmıştı. En büyük gerekçelerden biri de Bülent Arınç’a suikast iddiasıydı. Yine bununla ilgili konuştu. “Kimseye suikast yapılacak demedim, ağzımdan öyle bir şey çıkmadı, ben kimseye talimat da vermedim. Benim dışımda bir olay bu” dedi kozmik odanın açılmasıyla ilgili…

Faik ÖZTRAK- Benim hatırlayabildiğim kadarıyla o dönemde Bülent Arınç bakandı. Bir ülkenin bakanı onunla ilgili ona suikast yapılacağına dair iddialar var, benim ağzımdan böyle bir şey çıkmadı diyor. Durdursaydı o zaman. Ben açık söyleyeyim, hatta o dönemin gazetelerini tararsak bana suikast yapılacaktı ifadelerini de bulmamız mümkün olacaktır. Sayın Arınç’ın ağzından çıkan bu ifadeleri. Bu ülke, bugün belki içinde yaşadığımız için olayın ne kadar vahim olduğunu bir türlü göremiyoruz. Ama maalesef öyle gözüküyor ki eften püften iddialarla bu ülkenin ordusunun haremi ismetine girilmiştir. Bu ülkenin ordusunun haremi ismetinden gizli bilgiler çalınmıştır. Alınan bu bilgiler sonucunda bu ülkeye hizmet eden belli kişiler yaşamlarını kaybetmişlerdir. Bunun bedeli nasıl ödenecektir bunu göreceğiz.

 

Soru- Son olarak efendim bir sorum daha olacak. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun bugün İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik sert ifadeleri vardı. Avrupa Parlamentosuna gidip bizi şikayet eden tırnak içinde söylüyorum “ahmak” ifadesini kullandı. “Ahmağa söylüyorum bunun bedelini millet sana ödetecektir” dedi. Bu ifadeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Süleyman Soylu açıkçası atama bir bakan olarak, bir memur olarak seçilmiş birine, hem de İstanbul’un oylarının büyük kısmını bugüne kadar İstanbul’da alınan en yüksek oyu alarak seçilmiş birine kalkıp bu hakaretleri edecek kadar kendini kaybetmiş vaziyettedir. Süleyman Soylu kendini bilecek. Atanmışların seçilmişlere bu şekilde konuşma hakkı yoktur. Ayrıca şunu da ifade edeyim, neden muhalefetin seçilmişleri yurtdışına çıktığı zaman bunlar çıkıyorlar Türkiye’yi ihbar edenler, Türkiye’yi jurnalleyenler laflarını kullanıyorlar? Çünkü herkesi kendileri gibi biliyorlar. Geçmişte muhalefetteyken her yurtdışına çıktıklarında Türkiye’yi kötülediler. Bizim siyasetçilerimiz, bizim seçilmişlerimiz yurtdışına çıktıklarında yurtiçinde ne söylüyorlarsa yurtdışında da onu söylüyorlar. Tabi bu lafın sorumluluğu vardır o sorumluluğun hesabı da sorulacaktır.

 

Soru- Sayın Genel Başkanın hafta sonu gazetecilerle yaptığı görüşmede önümüzdeki yıl Nisan ayında yapılacak kurultayla ilgili il, ilçe kongreleri konusunda uyarıları olmuştu daha önceden de üzerinde uzlaşılan bir adayla gidilmesi yönünde ama bu kez birkaç farklı aday da olabilir sadece uzlaşma arıyoruz, kavga edenin partiden ayrılması lazım şeklinde bir değerlendirmesi oldu. Bununla ilgilide sizden bir yorum alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Şu anda son seçimlerde sandıkta yaşanan gelişmeler, bu kurultayın CHP’yi iktidara taşıyacak kurultay olduğunu ortaya koyuyor. Dolayısıyla kendi içimizde kavga bizim son isteyeceğimiz şeydir. Sayın Genel Başkanımızda bunu ifade etmiş, kavga istemiyoruz demiş.

 

Soru- CHP’nin hazırladığı yargı reformu paketinde yer aldığı iddia edilen bazı maddeler bugünkü gazetelerde yer aldı. Örneğin İmralı cezaevinin statüsünün değişeceği ve Türk Ceza Kanununun 301.maddesinin kaldırılacağı ve yine aynı zamanda kayyum düzenlemesinin de kaldırılacağı şeklinde o iddialar sıralandı. Ne dersiniz efendim bu düzenlemeler olacak mı, böyle bir çalışma var mı?

Faik ÖZTRAK- Bütün partiler önümüzdeki döneme ilişkin anayasa değişiklikleri ve yargı paketiyle ilgili gerekli hazırlıkları, gerekli çalışmaları yapıyorlar. Zaten herkesin gündeminde yer alan konulardan bir tanesi de bu.

Şimdi bir tanesi şu, yani demiş ki gazetede yüksek güvenlikli ceza infaz kurumlarının kaldırılmasıyla ilgili öneri İmralı’nın kapatılması anlamına geliyor. Bunun İmralı’nın açılması ya da kapatılmasıyla hiçbir ilgisi yok. Ama iktidar İmralı’yı kapatmak isteyip bunu da gerekçe göstermek istiyorsa onu bilemeyiz. Ben buradan tekrar söylüyorum, bu önerinin İmralı’nın kapatılması ya da açılmasıyla ilgili İmralı’nın durumunu etkileyecek hiçbir şeyi yok.

Orada yer alan diğer düzenlemelere de baktığımız zaman… Cumhurbaşkanına hakaret suç olmaktan çıkıyor deniyor. Arkadaşlar, ABD başkanı Trump’ın gönderdiği mektupla Cumhurbaşkanına hakaret suç olmaktan çıkmadı mı? Şimdi buradaki temel mesele şudur, Cumhurbaşkanı bir partinin Genel Başkanıdır. Dolayısıyla Cumhurbaşkanına hakarette bir diğer partinin Genel Başkanına hakaret arasında siyaseten hiçbir fark olmaması lazım. Ceza bakımından da hukuk bakımından da hiçbir fark olmaması lazım. Herhalde kastettikleri budur. Bir şey daha sormuştunuz?

 

Soru- Kayyum düzenlemesi yer almayacak efendim. Yani kayyumlara zaten CHP’nin karşı olduğunu biliyoruz.

Faik ÖZTRAK- Şöyle orada da, biraz önce anlattığım milli irade meselesi. Milletin iradesiyle seçilenlerin suçlulukları mahkeme kararıyla ispat edilmedikçe ya da suçüstü yakalanmadıkça bunların görevden alınmasını milletin iradesine karşı bir saygısızlık olarak görüyoruz.

 

Soru- Boğaziçi Başkanlığı tartışmasıyla ilgili AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, “Bunu ulusal bir proje olarak görmek lazım, bu amaçla atılmış bir adım faydalı olacağını düşünüyorum” ifadelerini kullanmış. Değerlendirmeniz ne olur efendim?

Faik ÖZTRAK- Neyi ulusal bir proje olarak göreceğiz? Yani bugüne kadar İstanbul Büyükşehir’in elinde olan yetkilerin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı el değiştirdikten sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesinden alınıp bir bakanlığa devredilmesini bir ulusal proje olarak mı göreceğiz? İktidar denetim organları eliyle ve diğer düzenlemelerle beceremediğini kanunla yapmaya çalışmaktadır. Nedir bu? İstanbul’un rantını yeniden kendine doğru çevirebilmek. Bu düzenlemede ona dönüktür.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

TAKSİM TOPLANTILARI SUNUMU: EKONOMİNİN GÜNDEMİ

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, 30 Ekim 2019 tarihinde Taksim Toplantılarında yaptığı “Ekonominin Gündemi” başlıklı sunumda ekonominin son üç çeyrektir daraldığını ifade etti.

Öztrak, toparlanma işaretlerinin de zayıf olduğunu belirtirken, krizin can yakan sonuçlarının işsizlik ve hayat pahalılığı olduğunun altını çizdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2014 yılında yaptığı ‘Ben alışılmış bir Cumhurbaşkanı değilim, olmadım, olmayacağım’ açıklamasından bu yana ülkede işlerin kötü gittiğini belirten Öztrak, “Türkiye, 2014’ten bu yana her 7,5 ayda bir sandık başına gitti. Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde ise 50 basamak geriledik” diye konuştu.

Sorunların üstünü borçla örtme çabasının daha fazla kırılganlık yarattığını belirten Öztrak, reel sektör ve hane halkının borçlarının çok hızlı arttığını, buna karşın üretken yatırımların Milli Gelir içindeki payının ise çok daha yavaş arttığının altını çizdi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, ülkenin hazmetme kapasitesinin üstünde dövizle borçlandığını belirttiği sunumunda, “Reel sektörü en hızlı borçlanan ekonomilerden biri olduk. Türkiye’nin milli gelire oranla dış borcu rekor seviyeye çıktı” dedi. Öztrak, Türkiye’nin dünyayla rekabette zemin yitirdiğini de belirterek, “2014’ten bu yana Küresel Rekabet Endeksi’nde 17 basamak geriledik. Türkiye’nin finansal döviz açık pozisyonu da 2014’ten sonra ciddi ölçüde bozuldu” diye konuştu.

Öztrak’ın konuşmasından bazı satırbaşları ise şöyle:

– Büyüme kapsayıcı olamadı, zengin ile fakir arasındaki makas açıldı
– En zengin %5 ile en yoksul %5 arasındaki gelir farkı 24 kata çıktı
– 2018 Türkiye’sinde 80 milyon yurttaşımızdan:
53 milyonu konut masraflarını; 48 milyonu borcunu ödemekte zorlanıyor.
26 milyonu iki günde bir sofrasına bir kap et yemeği koyamıyor.
24 milyonu ay sonunu getiremiyor, ucu ucuna geçiniyor.

HEMEN ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER:

Öztrak, ekonomide hemen alınması gereken önlemleri ise 13 maddede sıraladı:

1- Liyakat öne çıkmalı.
2- Özel kesimin (KOBİ, hanehalkı, çiftçi, esnaf) borç sorunu yandaş zombi şirketler yaratmadan çözülmeli.
3- Merkez Bankası’nın bağımsızlığı yeniden sağlanmalı.
4- Piyasaların işleyişine aşırı müdahale ederek aspirin tedavisiyle, pansumanla hastalığı gizleyerek
yönetmekten vazgeçilmeli.
5- Kamu- Özel İşbirliği projelerinde, kamu ihalelerinde saydamlık sağlanmalı.
6- Kamuda dolarizasyona son verilmeli.
7- İsrafa son verilmeli.
8- Tedbirlerin yükü toplumun tüm kesimlerine adil dağılmalı, tedbirler tüm kesimlerle danışılarak uygulanmalı.
9- Bütçe disiplini gerçekçi biçimde sağlanmalı.
10- Cumhurbaşkanı tarafsız olmalı.
11- Yargı bağımsızlığı sağlanmalı.
12- İdarenin hesap verme mekanizmaları güçlendirilmeli ve çalıştırılmalı.
13- Ekonomide güven sağlanmalı

CHP ÜLKEYİ DÜZLÜĞE NASIL ÇIKARACAK?

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, CHP’nin büyüme stratejisini “Üreteceğiz, kazanacağız, hakça paylaşacağız” şeklinde açıklarken, bu konuda neler yapacaklarını şöyle açıkladı:

Gömleğin iliklenecek ilk düğmesi, hukuk devletini yeniden ayağa kaldırmak olacak. Kuvvetler ayrılığını, denge ve denetimi bu ülkede güçlendirmek zorundayız. Tek adam rejimleri milleti kucaklamaz. Barış ve huzur getirmez. Yurttaşlarımız çağdaş, dünyanın en ileri ülkelerindeki standartlarda bir demokratik parlamenter rejimi hak etmektedir. Ülke yeniden yatırım yapılabilir, üretebilir hale gelmelidir.

İkinci olarak, ekonominin rekabet gücünü artırmamız gerekiyor. Çiftçimizi, işçimizi bir saatte bir Alman’dan daha çok üretim yapacak ve daha fazla kazanç elde edecek duruma getireceğiz. Bunun için sınırlı kaynaklarımızı ranta değil, değer yaratan alanlara tahsis etmek erken sanayisizleşmeye dur demek zorundayız. Çocuklarımıza birinci sınıf bir eğitim vermek zorundayız. Tüketimi değil, yatırımı ve üretimi öncelik haline getirmeliyiz.

Üçüncü olarak, büyümenin kapsayıcılığını artırmak zorundayız. Hiç kimseyi arkada bırakma lüksümüz yok. Bu ülkede herkes büyümenin nimetlerinden adaletli bir şekilde yararlanmalıdır. Yeni ve daha güçlü sosyal politikalar geliştirmek zorundayız.

Ve dördüncü olarak, hem ekonomi hem de çevre politikalarında sürdürülebilirlik konusunda taviz veremeyiz. Hem para hem de maliye politikamız ön görülebilir ve sürdürülebilir olmalı. Doğayı; denizimizi, dağlarımızı, ormanlarımızı, derelerimizi üç beş kuruşluk rant için talan ettirmemeli ülkeyi Yaşanamaz hale getirmemeliyiz.”

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak’ın yaptığı sunuma bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz: Sunum_Taksim_30102019

TRUMP’IN YAZDIĞI MÜSVEDDE YOK DEYİNCE YOK OLMUYOR

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları ifade etti:

 

Genel Başkanımız iktidara Trump’ın yazdığı kağıt parçasıyla ilgili 7 soru sormuştu.

Bu soruları bir kez daha tekrarlıyorum:

-Hiçbir şekilde diplomatik teamüllere uymayan ve hareket dolu ifadeler içeren bu mektubu “bu üslup kabul edilemez” diyerek neden iade etmediniz?

-Okuduğunuzda bu ifadeleri nasıl hazmettiniz, neden ve hangi korku, endişe ve ruh haliyle bu mektubu kabul ettiniz?

-Hakaretler içeren mektubu anında iade etmediğiniz gibi kamuoyundan da gizlediniz. Neden?

-Bu mektubu Amerikalılar kamuoyuna duyurmasaydı üstünü örtecek, sessiz mi kalacaktınız?

-Hakaretler içeren mektubun üstünü artık örtemeyeceğinize göre milletin onurunu nasıl kurtaracak ve bu yakışıksız üsluba Türkiye ve ABD arşivlerine girecek şekilde nasıl cevap vereceksiniz?

-Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlarının anayasal görevidir. 82 milyonun huzurunda ettiğiniz yemini hatırlıyor musunuz?

-Ettiğiniz yeminde bahsi geçen namus ve şeref kavramları sizin için neyi ifade etmektedir?

 

CEVAP VERECEĞİNE ZIRVALADI

Biz iki gün önce Genel Başkanımızın grup konuşmasında sorduğu bu sorulara cevap beklerken bugün AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik çıkmış Genel Başkanımıza hakaretler etmeyi ve zırvalamayı tercih etmiştir. Anlaşılan bu sorular saray iktidarını son derece rahatsız etmiştir.

 

AK PARTİ SÖZCÜSÜ ÖNCE ÖĞRENSİN, SONRA KÜRSÜYE ÇIKSIN

AK Parti Genel Başkanı ABD Başkanı Trump’ın yazdığı ve Türk milletinin haysiyet ve şerefini yaralayan sözlerine halen hak ettiği yanıtı vermemiştir. Ömer Çelik Parti Sözcüsü olarak “bize tebliğ edilen mektubu tebellüğ etmedik” demiştir bugün. Ama daha dün kendi Genel Başkanı zamanı geldiğinde bu mektuba cevap vereceklerini söylemiştir. Demek ki, Ömer Çelik’in haberi yoktur ama Genel Başkanları bu mektubu tebellüğ etmiştir. Tabi bu paçavraya YPG’nin başı Mazlum’un yazdığı kağıt parçasının ekli olduğunu da unutmayalım. AK Parti Sözcüsüne tavsiyem Genel Başkanı neyi tebellüğ edip neyi etmediğini öğrenip kürsüye öyle çıkmasıdır.

 

YOK DEYİNCE YOK OLMUYOR

AK Parti yetkilileri bu müsveddeye yok deyince yok olmuyor. Bu kağıt parçası yok olmak için iktidarın ABD arşivlerine girecek hak ettiği yanıtı vermesini bekliyor. O kağıt parçası hâlâ AK Parti Genel Başkanının cebinde cevaplandırılmayı bekliyor.

 

İLK TEPKİYİ CHP VERDİ

Türkiye Cumhuriyetinin şanı, şerefi, Türk milletinin haysiyet ve onuru 96 yıllık cumhuriyet tarihimizde hiç bu kadar kırılmamış, yaralanmamıştı. Maalesef iktidar Trump’ın tehdit ve aşağılamalarına sessiz kalmış, bu konuda ilk tepkiyi gösteren köklerini Kuvayı Milliye’den alan Cumhuriyet Halk Partisi olmuştur. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak daha ilk günden itibaren Türkiye Cumhuriyeti devletinin şan ve şerefinin ve onu korumak için atılacak her adımın yanında olduğumuzu açıklamıştık.

 

BU SINIRLAR EMPERYALİSTLERİN CETVELLERİYLE DEĞİL, ŞEHİTLERİN KANLARIYLA ÇİZİLDİ

Cumhurbaşkanı sıfatını taşıyan Erdoğan Trump’a duyduğu sevgi ve saygının bu sözleri gündemde tutmasına müsaade etmediğini söyledi. İktidarın bu kağıt müsveddesiyle ilgili açıklamaları milletimizi daha da yaralamıştır. Türkiye Cumhuriyeti devletinin sınırları emperyalistlerin kurduğu masalarda cetvelle değil, her bir santimetresi şehit kanlarıyla sulanarak çizilmiştir. Bu kağıt parçasına gerekli yanıtın verilmemesi sadece milletin vicdanını yaralamamakla kalmamıştır aziz şehitlerimizin kemiklerini de sızlatmıştır.

 

SABOTE EDEN KENDİLERİ

Cumhuriyet Halk Partisi bu tepkiyi gösterirken, bu tavrı sergilerken Ömer Çelik çıkmış bu kağıt parçasına tepki gösterdiğimiz için Soçi’yi sabote ettiğimizi ileri sürüyor. AK Parti Sözcüsü İmralı’yla götürdükleri açılım sürecini anlaşılan çabuk unutmuştur. Bugün terörist dedikleri YPG’nin, SDG’nin İmralı’da o açılım süreci esnasında devlet görevlilerinin yanı başında kurulduğunu bilmezlikten gelmektedir. PYD’nin başını pek çok kez ülkemizin başkentine getirenin, Ankara’da ağırlayanın kendileri olduğunu ya unutmuştur ya da görmezden gelmeyi tercih etmektedir. Yurtdışındaki tek toprağımız olan Süleyman Şah Türbesinden ecdadımızın naaşını nasıl taşıyıp kaçırdıklarını herhalde hatırlamamaktadır. Yine 2014’te topraklarımızdan geçen Peşmergelere milletin parasıyla lahmacun ısmarlayanlarında kendilerinin olduğunu unutmuşlardır. Trump’ın kağıt parçasına tepki göstermeyerek süreci sabote eden kendileridir.

 

CAMİ AVLUSUNDA TERÖRİST, MUTABAKAT METNİNDE DEĞİL

Bakınız, Soçi’de Ruslar ne istedilerse kabul ettirmişlerdir. 30 kilometre derinliği 10 kilometreye indirmişlerdir. Yine ABD’yle Sarayda yapılan müzakereler sırasında Amerikalı yetkililerin YPG terör örgütünün yetkilileriyle sürekli temas içinde kalmalarını sağlayabilmek açısından öyle anlaşılıyor ki onlara hem oda tahsis etmişlerdir hem de telefon tahsis etmişlerdir. Bugün YPG’ye cami avlusunda terörist diyenler ABD ve Rusya’yla imzaladıkları mutabakat metinlerinde nedense YPG’ye bir türlü terörist diyememişlerdir. Her iki mutabakat metninde de “YPG unsurları” sözü vardır ama başında “terör örgütü” ibaresi yoktur. İktidarın bu metinlere atmış olduğu imzalar ABD ve Rusya’yla birlikte terör örgütü YPG’ye uluslararası meşruiyet kazandırmaktadır.

 

KENDİLERİNE “APTAL OLMA” DİYENE “DOSTUM” DEMESİNLER

Diğer taraftan bir başka hazin manzarada şudur, ABD ve Rusya Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ile YPG terör örgütünün başı Mazlum’u aynı kefeye koymaktadırlar. Terör örgütü YPG’nin generali ABD Başkanı, hem Rus Savunma Bakanı tarafından muhatap alınıp hüsnükabul görmektedir. İktidardan ise bu tablo karşısında tek bir çıt çıkmamaktadır. Ama 13 Kasım’da kendilerine hakaretler yağdıran Trump’la görüşeceklerini söyleyebilmektedirler. İnşallah orada söze kendilerine “aptal olma” diyen Trump’a “dostum” diyerek başlamazlar. En azından bunu yaparlar.

 

ALTINDA KALDILAR, SUSTULAR, EZİLDİLER

Aslında Ömer Çelik’in yalanı doğru gibi göstermeye çalışan gerçek ötesi ve saldırgan açıklamalarıyla üzerini örtmeye çalıştığı bunlardır. Trump’ın sömürge valisi üslubunun, Rusların yaklaşımının altında kalmışlardır, susmuşlardır, ezilmişlerdir. Şimdi çıkmış Genel Başkanımıza hakaret ederek çaresizliklerini gizlemeye çalışmaktadırlar. Ondan sonrada kalkıp bize siyasi namusun en temel ilkesi terör örgütlerine karşı olmaktır diye ahkam kesmeye kalkmaktadırlar.

 

ONLARLA TUTTUĞUNUZ İŞLERİ YAZSAK ANSİKLOPEDİ SAYFALARI YETMEZ

Tekrar söylüyorum, bugün terör örgütü dediklerinizle dün tuttuğunuz işleri bir yazmaya kalksak Britannica’dan daha kalın ansiklopedi olur. Geçmişte ve bugün yaptığınız hataların bedelini şimdi Mehmetçiklerimiz canları pahasına sahada temizlemeye çalışıyorlar. Bir kere daha soruyoruz, Türkiye’nin şerefi, haysiyeti için bu mektubu iade edin dediğimiz zaman Soçi’de eliniz neden zayıfladı? Eğer bu hakarete, bu rezalete hak ettiği cevap verilseydi Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefi korunsaydı biz buradan açıkça ifade ediyoruz Soçi’de çok daha güçlü masaya otururdunuz.

 

ERKEN ZAFER NARALARI ATMAYIN

Bir kere daha tekrarlıyoruz, terörün cirit attığı Suriye sınırından vatandaşlarımıza yönelen tehdit sona ermeden, Suriyeli sığınmacılar ülkelerine, evlerine dönmeden erken zafer naraları atmayın. Dış politikayı iç politikaya tutsak edip ülkemizin ufkunu daraltmayın. Yalanı gerçek gibi gösteren gerçek ötesi politik söylemlerle milletimizi kandırmaya kalkmayın. Bir defa olsun olgun davranın.

Teşekkür ediyorum.

KEPAZELİKLERLE DOLU BİR TİYATRO

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Genel Merkezi’nde MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız halen devam ediyor. Bugün Kurul gündeminde, özellikle Suriye’de yaşanan gelişmeler ve milletimizi ezip geçen ekonomik kriz vardı.

Sözlerime başlarken, bundan yirmi yıl önce karanlık ellerin hain bir suikastla aramızdan aldığı siyasetçi, akademisyen, Cumhuriyet gazetesi yazarı Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’yı saygı ve rahmetle anıyorum. Hafta sonunda; Tel-Abyad ve Hakkari’den şehit haberleri geldi. Yine bugün Mardin’de bir şehidimiz daha var. Daha önceki operasyonlarda yaralanan iki Mehmetçiğimizin şehit olduğu haberini de bugün aldık. Hafta sonundan bu yana, PKK terör örgütü ve onun Suriye’deki uzantısı PYD tarafından şehit edilen Mehmetçiklerimizin sayısı beşe yükseldi. Ben tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, şehitlerimizin acılı yakınlarına ve milletimize sabır diliyorum.

 

DEVLET GELENEĞİMİZ BUHARLAŞTI

Türkiye’de ve dünyada değerlerin, ilkelerin, kuralların buharlaşıp uçtuğu, yok olduğu bir dönemi yaşıyoruz. Bu garip zamanlarda Türkiye’de AK Parti iktidarında buharlaşan değerlerimize, binlerce yıllık devlet geleneklerimiz de eklendi. Geçtiğimiz hafta, Trump’ın Erdoğan’a yolladığı, hiçbir diplomatik kurala uymayan kâğıt parçasının yol açtığı skandal sürecinde bunu hep beraber yaşadık, gördük. ABD Başkanı Trump’ın, Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik küstah tehditler ve hakaretler savurduğu kâğıt parçası, Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan AK Parti Genel Başkanı tarafından sineye çekildi. Erdoğan’ın “Trump’la olan karşılıklı sevgisi ve saygısı” kendi ifadesiyle, bu hakaretleri sürekli gündemde tutmaya müsaade etmiyormuş. Zamanı geldiğinde cevap verilecekmiş. O zaman ne zaman?

 

TRUMP SEVGİSİ DEVLETİN İTİBARININ ÖNÜNE GEÇTİ

Bu arada kendi sözcüsü de “Biz bu Barış Pınarı Harekatı’yla bu mektuba cevap verdik” diyor.  Kim doğruyu söylüyor onu da anlayamıyoruz. Cevap vermeyi ertelediğini söyleyen kim? Anayasamızın 102. Maddesine göre “Türkiye Cumhuriyeti’nin şan ve şerefini korumaya ve yüceltmeye” namusu ve şerefi üzerine yemin etmiş kişi. Bu kişi tarafsızlık yeminine uymamıştı. Öyle anlaşılıyor ki, yeminin bu kısmına da uymayacak. Trump sevgisi, ne zamandan beri Türkiye Cumhuriyeti’nin itibarının önüne geçti? Bunun cevabını Sayın Erdoğan’dan bekliyoruz. Bu işin nasıl yapılacağını bilmiyorsanız, ABD Başkanı Johnson’un mektubuna İsmet Paşa’nın verdiği cevaba bakacaksınız.

 

KEPAZELİKLERLE DOLU BİR TİYATRO

ABD Başkanı, Erdoğan’la ilişkilerine “sert aşk” demiş. Erdoğan da Trump’a duyduğu sevgiden bahsedip her türlü hakareti sineye çekiyor. Bu arada ABD Mahkemesi, Halkbank dosyasını yeniden masaya koyuyor. Bu sefer dosyada doğrudan Erdoğan ve Damadın adı da geçiyor. Halkbank dosyasının yeniden açıldığını duyan damat ve eski bir Halkbank yetkilisi olan şuandaki Merkez Bankası Başkanı, Washington’daki yıllık IMF ve Dünya Bankası toplantılarına katılmaktan vazgeçtiler, daha doğrusu gidemediler. Böyle bir şey tarihimizde ilk defa yaşanıyor. Kepazeliklerle dolu bir tiyatro izliyoruz. Buna bu ülkenin yurtsever insanlarının hazmetmesi, olur demesi mümkün değil. Bizde hazmedemiyoruz, onurumuz zedeleniyor.

 

TRUMP KADAR MİLLETİ DE SEVİYORSANIZ, AÇTIĞINIZ DAVALARI GERİ ÇEKİN

Vatandaşlarımızın AK Parti Genel Başkanı’na en ufak bir eleştirisi biliyorsunuz Cumhurbaşkanına hakaret suçu oluyor. Bunun için insanlarımız yargılanıyor, hapislere atılıyor. Ama aynı Erdoğan Trump’ın en ağır hakaretlerini “ona duyduğu sevgi” nedeniyle sineye çekiyor. Sayın Erdoğan, ülkemizi tehdit eden elin adamına anlayış göstermeyi artık bırakın. Biraz da kendi milletinizi sevin, onu düşünün. Bence yarından tezi yok sizi eleştiren vatandaşlarımıza karşı açtığınız hakaret davalarını geri çekin.

 

VATANDAŞLARIMIZIN GÜVENLİĞİ HER ŞEYİN ÜZERİNDE

Cumhuriyet Halk Partisi olarak baştan beri Erdoğan yönetimine, “Ortadoğu bataklığına dalma” dedik. Ama Emevi Cami’nde namaz kılma hayaliyle gözleri döndü, bizi dinlemediler. Önce vatan toprağımızı kaybettiler. Atamız Süleyman Şah’ın türbesini sırtlayıp kaçırdılar. Bugün de Güneydoğu sınırlarımız ayrılıkçı, bebek katili, cihatçı, kafa kesen terör örgütlerinin cirit attığı bir bölge haline geldi. Sınırlarımızın “Peşaverleşmesini”, perfore hale gelmesini kabul edemeyiz. Vatandaşlarımızın can ve mal güvenliği bizim için her şeyin üzerindedir.

 

BU SÜREÇ GÜVEN VERMİYOR

Trump’ın tehdit mektubuyla başlayan süreçte yaşananlar açıkçası bize güven vermemektedir. Önce Trump Saraya güvenli bölge kurmak için “Suriye’ye gir” dedi girdiler. Ardından tehdit mektubu geldi. Sonra “Ben Trump’tan başkasıyla masaya oturmam” diyen Erdoğan, onun yardımcısıyla masaya oturdu boy boy poz verdi. Haydi nezaket ziyareti olsa 10 dakika sürmesi lazım 1 saat 40 dakika konuştular. Aslında YPG’ye kendi adına savaşma vekaletini veren ABD, bu kez Ankara’da “YPG terör örgütüne vekaleten” masaya oturdu. Nerede? Sarayda. Kimin karşısında? Erdoğan’ın karşısında.

 

SARAY, YPG’LİLERLE GÖRÜŞSÜNLER DİYE AMERİKALILARA TELEFON TAHSİS ETMİŞ

Uluslararası haber ajansları da bu görüşmeler esnasında YPG’nin ABD’leriyle kesintisiz telefon görüşmesi yaptığını söylüyor. Sarayda sinyal kesiciler (jammer) vardır. Öyle anlaşılıyor ki, bu görüşmeler için ABD yetkililerine Sarayda bir oda ve telefon tahsis edilmiş. Milli ordumuzun kozmik odasını FETÖ’ye tahsis edenler, şimdi saraylarının telefonlarını, odalarını terör örgütü ilan ettikleri YPG’lilerle yapılacak görüşmeler için Amerikalılara tahsis etmişler.

 

VURUN ABALIYA HİKAYESİ

Bu arada hayırlı olsun… Sarayın Yüksek İstişare Kurulu üyelerinden birinin FETÖ’den tutuklu damadı da serbest kalmış. Söylüyoruz bu işlerde ensesi kalınlar paçayı kurtarıyor. Olan yine fakir, fukaranın evlatlarına oluyor. Tam bir vurun abalıya hikayesi.

 

BOP EŞBAŞKANI TALİMATLARI YERİNE GETİRİYOR

Saray, teröristlerin vekilleriyle 13 maddelik bir anlaşma imzaladı. Ve Trump, Erdoğan’ın “Asla yapmayacağız” dediği ateşkesi kabul ettiğini açıkladı. ABD “dur” dedi durdular. Trump yapılanın ateşkes olduğunu söylüyor. Erdoğan da çok sevip, saydığı Trump’ı bir kelime için çok fazla kırmıyor. Yani “Trump yanlış söylüyor” demiyor, “iş durma noktasında” diyor. BOP Eşbaşkanı olarak Erdoğan kendisine hangi talimat verilirse hiç sektirmeden yerine getiriyor. Bunlar Fırat’ın doğusunda yaşananlar. Bir de Fırat’ın batısı var. Fırat’ın batısında yaşananlar da bu yaşadıklarımızdan hiç farklı değil. Saray iktidarı ABD ile Rusya arasında pinpon topuna dönmüş vaziyette.

 

SÖYLEDİKLERİYLE YAPTIKLARI BİRBİRİNİ TUTMUYOR

Rahmetli Dışişleri Bakanımız İhsan Sabri Çağlayangil: “Ortadoğu’da önemli bir yemeğe davetli olduğunuz halde, adınız davetli listesinde yoksa hemen bir de menüye bakın. Adınız orada olabilir…” diyor. Devlet aklı böyle bir şey. Devlet aklı Saray iktidarında buhar olup, uçtu. İşte tüm bu yaşadıklarımız nedeniyle, insanımızın can ve mal güvenliğinin bu iktidar tarafından sağlanabileceğine güvenemiyoruz. Bunlarının söyledikleriyle yaptıkları birbirini tutmuyor. 2015 Kasım ayına kadar ABD’yle iş tuttular, 2016 Ağustos’undan bu yana da Rusya’yla da iş tutmaya çalışıyor. Bu arada herkese, “Eyyy!” diye bağırıyorlar ama iki kişi hariç. Trump ve Putin. Erdoğan’ın bu ikisine duyduğu sevgi çok derin.

 

ERDOĞAN’IN SURİYE POLİTİKASI BATAĞA SAPLANDI

Nitekim Erdoğan yarın yine Putin’in yanına gidiyor. Herhalde bu sefer de Putin’i çok özledi. Soçi’de Putin’le görüşecek. Yine işler yolunda giderse çok sevdiği Trump ile Kasım ayında Washington’da görüşecek. Erdoğan’ın Suriye politikası batağa saplanmıştır. Çıkış için ne Trump’tan ne de Putin’den himmet beklenebilir. Bu bataklığı aşmanın yolu ne Ankara-Washington, ne de Ankara-Moskova arasındaki yoldur. Bu bataklığı aşmanın en kestirme yolu Şam ve Ankara arasındaki yoldur.

 

BU UYGULAMALAR SİYASET ALANINI DARALTIYOR

Yine bugün demokrasimiz açısından son derece sakıncalı gördüğümüz bir hususu yaşadık. Bu konuya da burada değinmek istiyorum. 31 Mart’ta seçilen belediye başkanlarının idari kararlarla görevden alınmasının ardından bugün bazı belediye başkanlarının da gözaltına alındığı anlaşılıyor. Suçüstü yapılmadan veya kesinleşmiş mahkeme kararı olmadan, seçilmişlerin hem de sabahın köründe apar topar gözaltına alınması demokrasi açısından yanlıştır. Bu uygulama siyaset alanını daraltır, demokrasimize zarar verir. Bulanık suda balık avlamak isteyenlerinde ekmeğine yağ sürer.

 

MİLLETİ UNUTTULAR

Son günlerde Erdoğan Suriyeliler için “40 milyar dolar harcadık, yine harcarız” nakaratını sürekli tekrarlıyor. Bir iktidar bu milletin sıkıntılarına nasıl bu kadar bigâne kalır? İnsan anlamakta gerçekten zorluk çekiyor. 2011’de “ensar” dediler, “muhacir” dediler bütün faturayı milletimizin sırtına yıktılar. Şimdi çıkmışlar milletin sırtından bir 40 milyar dolar daha harcamaktan bahsediyorlar. Söylüyoruz bunlar milleti unuttular, milletin sesini duymaz oldular.

 

SARAYIN BÜTÇESİNDE VATANDAŞ DEĞİL YANDAŞ VAR

Tek adam olunca bu işler böyle oldu. Milletin Meclisinin bütçe yapma hakkı diye bir şey kalmadı. Kayınpeder istiyor, damat milletin kasasından veriyor. Milletin TBMM’ye verdiği bütçe yapma hakkı, vergi toplama hakkı da havada öyle asılı duruyor. Artık sarayın bütçesinde vatandaş yok, yandaş var. Ne diyelim Allah tez elden akıl, fikir versin.

 

SARAY, TİTANİK’TEKİ KEMANCI

Ekonomimiz adeta batan gemi Titanik, Saray ise Titanik’teki kemancıya benziyor. Batan geminin mallarını sağa sola peşkeş çekerken, keman sesiyle milleti oyalamaya çalışıyorlar. Cumhuriyet’in kurduğu kamu kurum ve kuruluşlarını, üretim tesislerinin hepsini sattılar. 17 yılda atadan deden kalan ne varsa, 63 milyar dolara özelleştirildi, parası da yendi bitti. Yetmedi şimdi, atadan deden kalan ama satamadıkları bir takım gümüşler vardı onları da hepsini beraber toptan halletmek için Varlık Fonu’nda topladılar. Erdoğan, bu Fon’un başına kendini ve damadını getirdi. Şimdi BOTAŞ’ından Türk Hava Yolları’na, kamu bankalarından PTT’ye, ETİ MADEN’e kadar elindeki kamunun varlıklarını dışarıya rehin veriyorlar, onun karşılığında da borçlanıyorlar. Peki bu borçları nereye harcıyorlar? Millete mi harcıyorlar, çiftçiye mi harcıyorlar? Hayır.

 

YANDAŞ MÜTEAHHİTLERİ KURTARIYORLAR

Aldıkları bu borçlarla, yok İstanbul Finans Merkezi, yok şu bu diyerek kendi yandaş müteahhitlerini kurtarıyorlar. Ondan sonrada 50 milyon dolar için tank palet fabrikasını Katar ordusuna peşkeş çekiyorlar. Arkasından da gelsin “Ey Arap Ligi…” Bu Katar nereye mensup? Açık söyleyeyim, hem Katar ordusuna kendi savunma sanayini peşkeş çekeceksin, ondan sonrada “Ey Arap Ligi” deyip dayılanacaksın. Diyorum ya, yaptıklarıyla sözleri birbirini tutmuyor.

 

HAYDARPAŞA VE SİRKECİ’Yİ İÇ ETMEK İSTİYORLAR

Elde kalan ne varsa yandaşa peşkeş çektiler, yetmedi şimdi tarihi ve kültürel mirasımıza göz koydular. Haydarpaşa ve Sirkeci Garı’nın depo alanlarını yandaşa verebilmek için her türlü oyunu yapıyorlar. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, milletin tarihi ve kültürel mirasını korumak için bunları alıp millete tahsis etmek istiyor. İhaleye girecek. Ama bu beyler bu mirası iç etmek istedikleri için İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bu ihaleye katılmasını engellemeye çalışıyorlar. Haydarpaşa ve Sirkeci Garları tarihimizdir, kültürümüzdür.

Nazım’ın şu dizelerini hatırlayalım;

“Denizde balık kokusuyla,

Döşemelerde tahtakurularıyla gelir,

Haydarpaşa Garında bahar”

Şiirlere girmiş. Bu arada Sirkeci Garı özellikle Balkanlardan gelen muhacirlerimiz için son derece önemli bir yerdir. Balkanlardan sökülüp, atılan “Evlad-ı Fatihân”; elinde bir kofer (tahta bavul) ve bir daha vatan kaybetmeme azmiyle Sirkeci Garı’na gelmişti. Dolayısıyla bu tarihi ve simgesel eserlerimiz halkın yararına kullanılmak zorundadır.

 

HER 100 DOLARLIK DIŞ BORÇ İÇİN KASAMIZDA 16 DOLAR VAR

Ülkemizin varlıklarını yandaşa peşkeş çekenler, ülkeyi de bir yandan borca batırmayı ihmal etmediler. Göreve geldiklerinde 130 milyar dolar olan dış borç 17 yılda 3,5’a katlandı ve 447 milyar dolara çıktı. Borcumuzun gelirimize oranı da Cumhuriyet tarihinde ilk kez yüzde 60’ın üstüne çıktı. Dünya Bankası bir araştırma yapmış dış borçlar bakımından en kırılgan ülkeleri tespit etmiş. Burada da bir gerçek ortaya çıkıyor ki, bizim kasamızdaki dövizimiz borcumuza yetmiyor. Bakın, her 100 dolarlık dış borç karşısında; Brezilya’nın kasasında 67 dolar var. Hindistan’ın kasasında 72 dolar var. Rusya’nın kasasında 84 dolar var. Çin’in kasasında 158 dolar var. Bunlar bize benzeyen yükselen piyasa ekonomileri. Biz de o kategori içindeyizPeki bizim kasamızda ne var? 100 dolarlık dış borç karşılığında sadece 16 dolar var.

 

HER GÜN 77 MİLYON DOLAR FAİZ LOBİLERİNE GİTTİ

AK Parti’nin iş başında olduğu 17 yılda bütçeden ödenen faiz 469 milyar dolar. Güne vurursak, her gün 77 milyon dolar, vatandaşın cebinden almışlar, vergisinden almışlar götürüp faiz lobilerinin cebine koymuşlar.

 

KARŞILIKSIZ ÇEKTE VE PROTESTOLU SENETTE OLAĞANÜSTÜ ARTIŞ

Çiftçimizin, esnafımızın, üreticimizin hali perişan. Millet tefecilerin eline düşmüş durumda. Bakın, sadece Ocak-Ağustos döneminde bu yılın protesto edilen senet tutarı yüzde 29 artmış ve 14 milyar lira olmuş. Yine karşılıksız işlemi yapılan çek tutarı yani karşılıksız çıkan çek tutarı yine aynı dönemde yüzde 37 artarak 20 milyar TL’yi bulmuş. Geçen senenin aynı dönemiyle karşılaştırıyoruz.

 

ÇİFTÇİ BORÇ YÜZÜNDEN HAPSE GİRİYOR, MEZARA GİRİYOR

Uşak’ın Sivaslı ilçesinde bir çiftçimiz, Mustafa Oskay, 50 bin lira civarında bir borcu ödeyemediği için kendini av tüfeğiyle vurmuş canına kıymış. Yine geçtiğimiz haftalarda, Yozgat Yerköy’de bir başka çiftçimiz, Ali İhsan Yılmaz 12 bin liralık borç yüzünden hapse girmiş. Çiftçilerimiz borç yüzünden ya hapse giriyorlar, ya da mezara giriyorlar. Hükümet yandaşın 40 milyar liralık borcunu bir gecede sildi hatırlayın. Çiftçinin yeniden yapılandırılması gereken borcu 30 milyar lirayı aşmıyor.

 

HER ÇİFTÇİ AİLESİNİN DEVLETTEN 67 BİN LİRA ALACAĞI VAR

Üstüne üstlük devlet 2007’den bu yana çiftçiye 269 milyar lira destek ödemeyi taahhüt etmiş. Ama topu topu 121 milyar lira para ödemiş. Yani çiftçiye 148 milyar lira devletin borcu var. Her bir çiftçi ailesinin devletten 67 bin lira alacağı var. Hadi bu borcu vermiyorsunuz, borcunuzu ödemiyorsunuz bari çiftçinin borcunu yapılandırın. Çiftçimizi de, Türk tarımını da düşürdüğünüz bu bataktan artık çıkarın.

 

UCUBE REJİM 228 MİLYAR DOLAR FAKİRLEŞTİRDİ

Artık sözün bittiği yerdeyiz. “Ülkeyi Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle uçuracağız” dediler, bu ucube tek adam parti devleti rejimi ülkeyi uçurumdan aşağı yuvarladı. Bu kadar borç aldılar ama ülkenin geliri bu ucube başkanlık rejimi projesinin başladığı 2014’ten bu yana sürekli düştü. 2013 yılında 950 milyar dolar gelir elde ediyorduk ülke olarak. Bu yılın ikinci üç ayı itibariyle 12 ayda elde ettiğimiz gelir 722 milyar dolara düştü. 2014’ten bu yana cebimizden tam 228 milyar dolar almışlar. Kim almış? Ucube tek adam parti devleti rejimi. 228 milyar dolar bizi fakirleştirmiş. Bu beceriksiz yönetimin elinde ülkenin borcu artmış, geliri azalmış.

 

ENFLASYONLA MÜCADELE YÖNTEMİ: HOKUS POKUS

Vatandaş hayat pahalılığıyla enflasyon arasında eziliyor. Enflasyonla mücadelede aldıkları tek önlem: TÜİK’in başına, Damat Bakan’ın arkadaşının atanması. Ve TÜİK’in yaptığı bir takım hokus pokus işleri. Rakamları makyajlayarak mutfaktaki yangını, ocaktaki boş tencereyi saklarız zannediyorlar. Resmi enflasyon rakamlarıyla milletimizin yaşadığı pahalılık arasındaki uçurum her gün biraz daha büyüyor. İşsizlik, kanayan yara haline geldi. Ülkede gerçek işsiz sayısı 8 milyonu aştı. Her 100 gençten 27’si işsiz. Bu Türkiye’de rekor. Üniversiteli işsiz sayısı bir türlü 1 milyonun altına inmiyor. Bütün bunları yaşarken insanlar “medet” diye bağırıyorlar. Ama Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan AK Parti Genel Başkanı, “Her üniversite mezunu iş bulacak diye bir şey yok” diye bunlara yanıt veriyor. AK Parti Genel Başkanı’na soruyoruz: Sen bu ülkenin evlatlarına iş bulmasını sağlayacak koşulları yaratmayacaksan, o koltukta neden oturuyorsun? Anayasa sana bu görevi veriyor, sen çıkmış “Senin evladına iş bulmak benim işim değil” diyorsun.

 

ELİN OĞLU EMİR VERİYORSA SEBEBİ BORÇLARDIR, DOLARKOLİK EKONOMİDİR

Borç artmış, gelir azalmış, işsizlik ve hayat pahalılığı milletin belini bükmüş. İşte bugün elin oğlu kalkmış bize emir veriyorsa, bir zamanlar Ortadoğu’nun saygın ülkesi, sözü dinlenen Türkiye’yle bugün ABD Başkanı alay etmeye cesaret ediyorsa bunun sebebi bu borçlardır, ülkenin dolarkolik edilmesidir.

 

BARUT YOKSA BAŞKA SÖZE GEREK YOK

Meşhur bir hikâye var. Savaşın kaybedildiğini öğrenen Napolyon, komutanlara “Savaşı neden kaybettik?” diye sorar. Komutanları, bunun birkaç nedeni olduğunu söylerler ve saymaya başlarlar. “Birinci sebep…” derler, “Barut bitti”… Napolyon, komutanların sözünü keser der ki, “Tamam arkadaşlar gerisini saymanıza gerek yok!” Bir ülkenin ekonomisi o ülkenin barutudur. Barut bittiyse, gerisini saymaya da gerek yoktur.

 

GERÇEK GÜNDEM BOŞ TENCEREDİR

Suriye meselesi bize ekonomiyi unutturmamalıdır. Bu ülkenin gerçek gündemi boş tenceredir. Yoksulluktur. Borcunu ödeyemediği için yaşamına son veren yurttaşlarımızdır, çiftçilerimizdir, esnafımızdır, tüccarımızdır. En büyük avantajımız dediğimiz ama bir türlü iş bulamadığımız, üretime katamadığımız gençlerimizdir. Saraylarında vatandaştan kopuk yaşayanlar artık milletin sesini duymuyorlar. Milletin hali de onların çok fazla umurlarında değil. Ülke yönetilemiyor, oradan oraya savruluyor.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

 

Soru- Faik Bey, şimdi Suriye’deki durumdan bahsettiniz ama bir çekilme süreci vardı ABD’yle 13 maddelik mutabakat sonrası. 120 saat gibi bir süre verilmişti YPG-PKK’ya bölgeden çekilmesi için. Yarın saat 22.00 itibariyle o süre doluyor. Ancak bazı YPG’lilerin, PKK’lıların çekilmediğine dair duyumlar var. Operasyonun tekrar başlatılabileceği mesajı verildi. Bununla ilgili neler söyleyeceksiniz?

Faik ÖZTRAK- Biz de izliyoruz. Bakalım ne olacak hep beraber göreceğiz. Ama şunu açıkça söyleyeyim, yani bu ülkede ülkenin Güneydoğu sınırının terör örgütlerinin cirit attığı bir alan olmasına hiçbir şekilde izin vermemek lazım, bir. İki, alınacak önlemlerle Suriye’de güven ortamı sağlandıktan sonra ki, biz bunun Suriye yönetimiyle görüşülerek olması gerektiğini söylüyoruz, ülkemizde bulunan misafir ettiğimiz Suriyelilerin de bir an önce ülkelerine dönmesinin sağlanması lazım.

Soru- Aynı soruya ek yapacağım efendim. Bu 120 saatlik süre yarın akşam bitiyor. Bir çok tepki de geliyor bununla ilgili… Daha çok değerlendirme. Dün akşam da Mahir Ünal bir değerlendirmede bulundu, muhalefete tepki gösterdi. “Dünyanın yüzde 90’ı bu anlaşmaya Türkiye kazandı, Erdoğan kazandı zafer diyor ama muhalefetten böyle bir ses yok, muhalefet buna zafer diyemiyor, Türkiye kazandı diyemiyor” diyerek muhalefete tepkisini yöneltti. Siz nasıl değerlendireceksiniz?

Faik ÖZTRAK- Suriye konusu özellikle ABD’de seçimlerin yaklaşması nedeniyle çeşitli kesimler tarafından çeşitli biçimlerde yorumlanıyor. Bir kesim diyor ki, “Türkiye kazandı.” Trump taraftarları da “Bu işi biz kazandık, mermi atmadan, şu olmadan bu işi bitirme imkanı ortaya çıktı. Ateşkesi sağladık” gibi bir takım söylemler içindeler. Türkiye’de de aynı şey var. İktidar da “biz kazandık” diyor. Ama açık söyleyeyim, ABD’de ne konuşulduğuna bakmayız. ABD’deki basının ağzına da bakamayız. Biz milletimizin ne dediğine bakarız. Biz milletimizin dediğini söyledik. Milletimizin bu yaklaşımla, dün dediğini bir gün sonra reddederek, yapmayarak bu işin çözülebileceği konusunda ciddi endişeleri vardır, biz de bunu dile getiriyoruz.

 

Soru- İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Gar ihalesine alınmamasıyla ilgili Ekrem İmamoğlu’da bununla ilgili açıklama yaptı. Belediyede daha önce 3 bin lira maaşlı çalışan bir kişinin bir vakıf olarak, bir kurum olarak bu ihaleye girdiğini söyledi. Sizce niye çağırılmadı efendim İstanbul Büyükşehir Belediyesi ya da niye elendi? Biraz detay verebilir misiniz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi şunu söyleyeyim, zaten hukuki süreç başlamış durumda. Bu ihaleden elenme gerekçelerini İstanbul Büyükşehir Belediyesi yargıya taşıyor. Gerçekten burada ihaleye fesat karıştırma noktasına kadar gidebilecek bir takım uygulamaların olduğu anlaşılıyor. Ve bunun bir tek nedeni var o da şu, milletin malını, milletin tarihi ve kültürel değerlerini millete vermek yerine yandaşa peşkeş çekmek istiyorlar, başka bir anlamı yok bunun.

 

Soru- Efendim Türkiye’nin güney sınırında terör örgütlerinin olmamasına yönelik görüşünüzü ifade ettiniz ama Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Soçi ziyareti öncesinde de ve o ziyarette de Türkiye’nin özellikle Ayn-el Arap ve Münbiç gibi yerlerdeki terör örgütlerinin çekilmesini de gündeme getireceğini ifade etti Dışişleri Bakanı. Bu konuda Cumhuriyet Halk Partisi olarak beklentiniz nedir? Yani Amerika’yla varılan anlaşmanın sınırı ve kapsamın dışında kalan yerlerdeki teröristlerin çekilmesine yönelik neler söylersiniz?

Faik ÖZTRAK- Çok açık söylüyorum, sonuca bakacağız. Cumhuriyet Halk Partisi olarak takip ettiğimiz şudur, terörün, terör örgütlerinin bu sınırlardan gelerek milletimizin canını, malını tehdit etmesini, tehlikeye atmasını hiçbir şekilde istemiyoruz. Buna izin verilmemesi gerekir. Buna dönük neler yapılacak göreceğiz. Ama şu ana kadar yapılanlar bize güven vermiyor.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

CUMHURİYET TARİHİMİZİN EN BECERİKSİZ, EN ACİZ İKTİDARI!

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, Adana’da CHP’nin il danışma kurulu toplantısına katıldı.

CHP’li Öztrak burada yaptığı konuşmada özetle şunları söyledi:

 

Türkiye, her alanda büyük bir sıkışmışlık içindedir. 17 yıldır ülkeyi yönetenler, bu güzel ülkeyi uçurumun kenarına getirmişlerdir. Ülkemiz yönetilmiyor, savruluyor. Savrulmanın en fazla yaşandığı alanlardan biriyse dış politika.

 

SURİYE’DEKİ ÇIKMAZIN EN ÖNEMLİ SEBEBİ BU

2011’in Mart ayında Suriye krizi patladı. Ailece tatil yaptıkları kardeş Esad, tek bir gecede kalleş Esed oldu. Biz daha o gün, “Türkiye, Arap dünyasındaki çatışmalara taraf olmamalı” dedik. Ama iktidar Suriye’nin içişlerine doğrudan müdahale etti. Ortadoğu’daki sorunlara geleneksel duruşumuzu kökten değiştirdi. İktidarı bir kez daha uyardık. “Suriye yönetimiyle husumeti bitirin” dedik. Çünkü dış politikada kalıcı dost, daimî düşman olmaz. Dış politikada ülkelerin çıkarları önceliklidir. Kişisel husumet, çıkar ve beklentiler dış politikaya egemen olmaya başlarsa, o politika çıkmaza girer. Hele dış politika iç siyasete malzeme yapılırsa işin içinden hiç çıkılmaz. Bugün Suriye’de karşı karşıya kaldığımız çıkmazın en önemli sebebi de budur.

 

DAVETLİ LİSTESİNDE DEĞİLSENİZ, MENÜDE OLABİLİRSİNİZ

Ama saray iktidarı dış politikayı emperyal güçlerin gölgesinde şekillendirmeyi tercih etti. 2015’in kasım ayına kadar Amerika’yla, 2016 ağustos ayından sonraysa Rusya’yla, Suriye’de iş tutmaya çalışmıştır. Şimdi emperyal güçler, sobanın üzerindeki kızgın kestaneleri almak için Türkiye’yi maşa gibi kullanmaktadır. Son operasyonda bizim 20 sivil vatandaşımız bu ülke atılan roketlerle yaşamını yitirmiştir. Aslan parçası Mehmetçiklerimiz şehit düştü. Tüm dünyayı karşımıza aldık. Silah ambargoları ilan edildi. Ekonomik ambargo tehditleri savruldu. Rahmetli Dışişleri Bakanlarımızdan İhsan Sabri Çağlayangil’in güzel bir söz vardır: “Ortadoğu’da önemli bir yemeğe davetli olduğunuz halde adınız davetli listesinde yoksa, bir de menüye bakın. Adınız orada olabilir.”

 

İKTİDARIN HATALARINI MEHMETÇİK TEMİZLİYOR

Suriye’de iktidarın hatalarını, bugün Mehmetçiklerimiz, canları pahasına temizlemeye çalışıyorlar. Tüm yük askerimizin sırtına bırakıldı. Son bir yıldır, “Fırat’ın doğusuna bugün girdik, yarın giriyoruz” deyip durdular. Şimdi gördük ki operasyonun diplomasi cephesinde hiçbir hazırlık yapılmamış. Birbiriyle kanlı bıçaklı İsrail ve Filistin bile Türkiye’yi kınama konusunda uzlaştılar.

 

İKTİDARIN RÜYALARININ FATURASINI VATANDAŞ ÖDÜYOR

İktidarın Emevi Cami’nde namaz kılma rüyasının faturasını millet olarak çok ağır ödedik. Yaklaşık 4 milyon Suriyeli sığınmacı ülkemizde. Bugüne kadar Suriyeli sığınmacılar için 40 milyar dolar harcadık. Suriyeli sığınmacıların en fazla olduğu beşinci şehrimiz de Adana. Yüzlerce masum yurttaşımız Suriye kaynaklı terör saldırılarında canından oldu. IŞİD terörünü sınırlarımızdan uzaklaştırmak için, Suriye’de onlarca askerimizi şehit verdik. Halen de bedel ödemeye devam ediyoruz.

 

YARDIMCIYA BAŞKAN PROTOKOLÜ

Dün ABD Başkan Yardımcısı ve Savunma Bakanı Saray’da Erdoğan tarafından kabul edildi. Oysa aynı Erdoğan daha bir gün önce “Trump’tan başkasıyla görüşmem” demişti. Bir gün sonra ABD Başkan Yardımcısıyla görüşmekle kalmadı. Adamı sarayında yanına oturttu, kameralara poz verdi. Yardımcıya, başkan protokolü uyguladı.

 

ABD “ATEŞKES”, BİZİMKİLER “OPERASYON DURDURMA” DİYOR

O görüşmenin hemen ardından Trump, zafer naraları atarak bir “ateşkes anlaşması” imzalandığını duyurdu. ABD ateşkesi kim adına imzaladı? Türkiye’nin terör örgütünün uzantısı dediği PYD adına imzaladı. ABD ateşkes anlaşmasını kiminle imzaladı? Daha önce “ateşkes ilan etmeyiz” diyen Erdoğan ile imzaladı. Hani ateşkes ancak iki meşru taraf arasında yapılırdı? ABD “ateşkes” diyor, Bizimkiler “operasyon durdurma” diyor. Daha bunun operasyonu durdurma mı ateşkes mi olduğu konusunda bile aralarında mutabakat yok ama zafer naraları atan çok.

 

PYD’YE MEŞRULUK KAZANDIRMA ÇABALARINA SARAY SEYİRCİ KALDI

Bir sonuç var ki değişmez. Sahada savaş vekaletini PYD’ye veren ABD, Türkiye’yle müzakere masasına da PYD’ye vekaleten oturmuştur. Bu anlaşma PYD adına imzalanmış, Türkiye Cumhurbaşkanı da bunu kabul etmiştir. PYD’ye uluslararası meşruiyet kazandırma çabalarına Saray seyirci kalmıştır.

 

CUMHURİYET TARİHİMİZİN EN BECERİKSİZ, EN ACİZ İKTİDARI

ABD başkanı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne her gün ağır hakaretlerde bulunuyor. Ekonomimizi çökertmekle tehdit ediyor. İktidardan çıt çıkmıyor. Dün sarayın Dışişleri Bakanı, Trump’ın yazdığı müsveddeyi “ABD’lilerin insafına” havale etti. Erdoğan’ın Dışişleri Bakanı, Trump’ın hakaretlerinin muhatabının Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milleti olduğunun farkında bile değil. Maalesef, 96 yıllık cumhuriyet tarihimizin en beceriksiz, en aciz iktidarıyla karşı karşıyayız. Trump’ın hakaretlerini evvela, “nükte, şaka” diyerek tevil etmeye çalıştılar, Baktılar zırva tevil götürmüyor, şimdi de işi ABD vatandaşlarına havale ettiler.

 

HALK BANKASI SORUŞTURMASINDA HEDEF ARTIK ERDOĞAN VE DAMADI

Bu arada, ABD Başkanı ise sosyal medyadan zırvaya devam ediyor. “Sert aşk” yaşanmasa bu anlaşma imzalanamazmış! Sert aşktan kast ettiği her halde Halkbank soruşturması… Ne damat ne de TCMB Başkanı ABD’de bu yıl Ekim ayında yapılan Dünya Bankası-Uluslararası Para Fonu toplantılarına katılabildi. Halkbank soruşturmasında hedef artık AK Parti Genel Başkanı ve onun damadıdır.

 

KÜRT VE TÜRK KAVGA ETMEZ, BİZ BU ÜLKEYİ BİRLİKTE KURDUK

Trump, Türkler ile Kürtleri okul bahçesinde kavga eden çocuklara benzetmiş. Araya girmiş bizi ayırmış. Bu beyefendinin bilmesi gereken bir şey var. Kürt ile Türk kavga etmez. Yüzlerce yıllık kardeşliğimiz var. Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda emperyalistlere karşı omuz omuza çarpışarak biz bu ülkeyi kurduk. Türkiye’nin mücadelesi terörledir, IŞİD’ledir, PKK’yladır. Emperyalizme karşı dünyanın en haklı, en şanlı savaşını vermiş, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurmuş, genlerinde Kuvayı Milliye olan, atalarımızın iç ve dış düşmanların süngülerine göğüslerini siper ederek kurduğu bu ülkenin en köklü partisinin mensupları olarak, bu konuşmalar bizim çok ağrımıza gidiyor. Kabullenemiyoruz. Ama iktidar içine sindiriyor.

 

DÜN BORÇ VEREN BUGÜN EMİR VERMEYE KALKIYOR

Trump’ı bu kadar cesaretlendiren en önemli hususlardan biri, ekonomimizin içinde bulunduğu kırılganlıktır. Borca batmış ülkemiz… Dolarkolik olmuş ekonomimiz… Eriyen döviz rezervlerimiz… Bunlar, eloğlunun ekonomi üzerinden tehditler savurmasına neden oluyor. Trump, ikide bir papaz hadisesini hatırlatıyor. “Papazı verin dedim verdiler, yoksa ekonominizi yıkarım dedim gördüler” diyor. Dün borç veren, bugün ülkemize emir vermeye kalkıyor.

 

IMF İLE SON ANLAŞMAYI YAPAN KENDİSİ

Biz bu iktidarı “el atına binen, tez iner” diye çok uyardık. Dinlemediler el atına binip, sağa sola çalım sattılar. “Üretmeden tüketen, kazanmadan harcayan, aradaki farkı borçla kapatan ekonomilerin sonu hüsrandır” dedik. Geldiklerinde ülkenin dış borcu 130 milyar dolardı. Şimdi dış borç 447 milyar dolar oldu kalkmışlar, IMF’ye 20 milyar dolar borç ödedik diye övünüyorlar. IMF ile son anlaşmayı yapan da aslında kendisi. Ama göreceksiniz bundan sonraki ilk anlaşmayı da onlar yapacaklar.

 

ATADAN KALAN GÜMÜŞLERİ REHİN VERİP ALDIKLARI BORÇLA YANDAŞ KURTARIYORLAR

Bu kadar borç yetmedi, atadan dededen kalan varlıklarını, tesisleri özelleştirme diyerek 63 milyar dolara sattılar. Gizli kararnamelerle Sakarya tank palet fabrikasını 50 milyon dolar için Katar ordusuna peşkeş çektiler. Atadan, dededen kalan son gümüşleri, Varlık Fonu’na devrettiler. Fon’un başına da Erdoğan ve damadı geçti. Ülkeyi tam bir aile şirketi gibi yönetmeye başladılar. BOTAŞ; Türk Hava Yolları, Ziraat Bankası, Halk Bankası, Vakıfbank, PTT, Demir Yolları, Çaykur, Eti Maden… hepsi bu Fon’a devredildi. Şimdi bunları rehin verip, dışarıdan borçlanıyorlar. Aldıkları borçla da yandaş müteahhitleri kurtarıyorlar.

 

TÜRKİYE BORCUNA KARŞI EN AZ DÖVİZ REZERVİNE SAHİP EKONOMİ

Biz bunların olacağını söyledik ve maalesef bunların hepsi de oldu. İktidara seslendik: “Ülkeyi borca batırıyorsun. Bari aldığın bu borçların birazını döviz rezervi, ihtiyat akçesi olarak kenara koy” dedik. Yine dinlemediler. Bugün her 100 dolarlık dış borç karşısında; Brezilya’nın kasasında 67 dolar, Hindistan’ın kasasında 72 dolar, Rusya’nın kasasında 84 dolar, Çin’in kasasında 158 dolar var. Türkiye’nin kasasında ne var? Her 100 dolar dış borç karşılığında 16 dolar var. Yemişler bitirmişler. Borcuna göre en az döviz rezervine sahip ekonomi Türkiye.

 

AK PARTİ DÖNEMİNDE HER GÜN 77 MİLYON DOLAR FAİZE GİTTİ

Biz iktidarı uyardıkça, iktidar ağustos böceği gibi sazla, sözle vakit geçirdi. Londra’daki, New York’taki faiz lobileriyle, “Beraber ıslandık yağan yağmurda” şarkıları söyledi. 1975 ile 2002 arasındaki 27 yılda, bu güzel ülkeyi 20 ayrı hükümet yönetti. Bu 20 hükümet bütçeden faiz için 251 milyar dolar ödedi. Güne bölersek, eski hükümetlerin her bir gününde bütçeden ödenen faiz 25 milyon dolar oldu. AK Parti’nin devri iktidarındaki 17 yılda ise bütçeden ödenen faiz 469 milyar doları aştı. Yine güne vurursak, bütçeden her gün ödenen faiz 77 milyon doları buldu.

 

BU GİDİŞLE DUYUN-U UMUMİYE DE GELİR

Şimdi bu rezaletin sahipleri, bağırıyorlar: yok faize karşılarmış; yok yeşil finansmış; yok faizsiz bankacılığa bankacılık denilmemeliymiş; yok danışma komiteleri kurup, bu araçlara fetva alacaklarmış; yok faiz düşerse enflasyon düşermiş. Geçsinler bunları… ucube tek adam rejimi bu ülkeyi güya şahlandıracaktı? Esnaf ve işadamı iflas ve konkordato arasına sıkıştı. Şimdi ülkeyi de iflasın eşiğine getirdiler. Elbette bu haldeki bir ekonomiye Borçlanma Genel Müdürlüğü de getirdiler. Böyle giderse bu ülkenin başına Düyun-u Umumiye de gelir. Biz bu ülke yönetilmiyor, bu ülke savruluyor.

 

GERÇEK GÜNDEM BOŞ TENCERE

Suriye meselesi bize bir şeyi unutturmamalıdır. Bu ülkenin gerçek gündemi boş tenceredir. Yoksulluktur. Ülkemizin umudu dediğimiz ama iş verilmeyen gençlerimizdir. Milletin evlatları işsiz.  İş arayan her 100 gençten 27 tanesi işsiz. Daha önce işi olan 748 bin yurttaşımız, son bir yılda, işini kaybetti. Gerçek işsiz sayısı 8 milyonu aştı. İş olmayınca, aş olmuyor, milletin yüzü gülmüyor.

 

GENCE İŞ BULMAYACAKSAN NE İŞE YARARSIN

Saraydakiler çıktıkları kibir kulelerinden, vatandaşın halini görmüyorlar. Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı çıktı: “Efendim işsizlik var, olabilir. Her üniversite mezununun iş sahibi olması diye bir şey yok” dedi. Bu ne demektir? Şimdi bunu duyan yeni mezun bir gencin halini ve ailesinin hislerini bir düşünün. Milletin yetkiyi verdiği siyasetçi “Milletin çoluğuna çocuğuna iş bulmak benim görevim değil” diyorsa, sen ne işe yarayacaksın? Anayasa iş bulacaksın diyor, sen benim işim değil diyorsun.

 

ENFLASYONDA HOKUS POKUS

Bunlar milleti unuttu, saray sosyetesinin ve havuz müteahhitlerinin aşını, işini büyütmeye daldılar. Sarayda çifter çifter maaşlar, ballı yönetim kurulu üyelikleri, efuliler, ejder suları, 9 kat zırhlı milyonluk Mercedesler… Uçan saraylar, duran saraylar, kaçan saraylar… Millettin her ay elektrik, doğalgaz faturasına yüzde 15, yüzde 14,99 diyelim, zam yapıyorlar. Ama enflasyon yüzde 9. İşte bunun adı hokus pokus. Damadının arkadaşını getireceksin TÜİK’in başına, düşüreceksin enflasyonu yüzde 9’a… sonra da memura yüzde 4+4 zam vereceksin.

 

YOKSULLUĞU KADER ETTİLER

Ülkemizde maalesef bu iktidar yoksulluğu kader etmiştir. Resmi rakamlara göre: 53 milyon yurttaşımız konut masraflarını, 48 milyon vatandaşımız borçlarını ödemekte zorlanıyor. 26 milyon yurttaşımız iki gündeki bir masasına bir kap et yemeği koyamıyor. 24 milyon vatandaşımız ucu ucuna geçiniyor, beklemediği bir masraf çıkarsa karşılayamıyor. 11 milyon vatandaşımız soğuk kış günlerinde evini ısıtmakta zorlanıyor.

 

DERTLERİN ÇÖZÜMÜ DE REÇETESİ DE CHP’DE

Bugün güzel ülkemiz içine düşürüldüğü sıkıntılardan, artan huzursuzluktan nasıl kurtulacak? Bunun çözümü, reçetesi Cumhuriyet Halk Partisi’nde. Biz ülkemizi dört ayaklı bir stratejiyle ayağa kaldıracağız. Gömleğin iliklenecek ilk düğmesi hukuk devletini yeniden ayağa kaldırmak olacaktır. Kuvvetler ayrılığını, denge ve denetimi bu ülkede güçlendirmek zorundayız. Tek adam rejimleri milleti kucaklamaz, barış ve huzur getirmez. Yurttaşlarımız çağdaş, dünyanın en ileri ülkelerindeki standartlarda bir demokratik parlamenter rejimle yönetilmeyi hak ediyor.

İkinci olarak ekonominin rekabet gücünü artırmamız gerekiyor. Üçüncü olarak büyümenin kapsayıcılığını artırmak zorundayız. Hiç kimseyi arkada bırakma lüksümüz yok. Bu ülkede herkes büyümenin nimetlerinden adaletli bir şekilde yararlanabilmelidir. Bunun için bu ülkede yeni ve daha güçlü bir sosyal devleti kurmak zorundayız. Dördüncü olarak hem ekonomi hem de çevre politikalarında sürdürülebilirlik konusunda taviz vermemeliyiz. Doğru adımları atarsak bu cennet ülke dünyada en önde koşacak güce sahiptir.

 

BİZİM KİTABIMIZDA UMUTSUZLUĞA YER YOK

Biz Cumhuriyet Halk Partiliyiz. Bizim kitabımızda umutsuzluğa yer yoktur. Bizler iç ve dış düşmanların süngülerine rağmen kurulmuş bir partinin üyeleriyiz. Kim ki ülkemizin içine düşürüldüğü sıkıntılardan bunalıp umutsuzluğa kapılırsa, partimizin ebedi genel başkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 4. Büyük Kurultayımızın açılış konuşmasındaki şu sözlerini lütfen hatırlasın:

“Uçurumun kenarında yıkık bir ülke, türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar, yıllarca süren savaş. Ondan sonra, içeride ve dışarıda saygı ile tanınan yeni vatan, yeni sosyete, yeni devlet ve bunları başarmak için aralıksız devrimler.”

 

MİLLETİMİZİN GÖREVİ VERECEĞİ GÜN ARTIK ÇOK YAKIN

Bugün Türkiye’yi yine uçurumun kenarından çekip çıkaracak kadrolar buradadır. Milletimiz tarafından o görevin verileceği gün artık çok yakındır.

 

BU MÜSVEDDEYİ DERHAL SAHİBİNE İADE EDİN  

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Sözlerime başlarken bu sabah MHP Genel Başkan Yardımcısı Sayın Semih Yalçın’ın kıymetli evladının vefatını büyük bir teessürle öğrendik. Allah kimseye evlat acısı vermesin. Genç yaşta hayatını kaybeden İlteber Yalçın’a Allah’tan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabırlar diliyoruz. Bugün yine Cumhuriyet Halk Partisi ailesi olarak geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz iki değerli büyüğümüzü Ali Topuz ve Orhan Birgit’i toprağa veriyoruz. Kaybettiklerimize bir kez daha Allah’tan rahmet, yakınlarına ve tüm CHP ailesine başsağlığı ve sabırlar diliyoruz. Sayın Topuz’un ve Sayın Birgit’in bu partiye verdiği hizmetler hiçbir zaman unutulmayacaktır.

 

MEKTUP DEĞİL KAĞIT PARÇASI

Dün gece 219 yıllık Türk-Amerikan ilişkilerinde daha bugüne kadar hiç görmediğimiz büyük bir rezaletle karşı karşıya kaldık. ABD Başkanı Trump’ın 9 Ekim 2019 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Erdoğan’a gönderdiği “kağıt parçası” doğrudan Beyaz Saray tarafından sızdırıldı. Beyaz Saray antetli ve Trump imzalı bu kağıt parçasında diplomatik teamüllerin dışında ve hiçbir devlet başkanına yakışmayacak küstahça ifadeler ve hakaretler var.

 

MUHATABI TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ’DİR, KABUL EDİLEMEZ

Bu kağıt parçasının muhatabı Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Erdoğan değildir. Bu hakaretlerin muhatabı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, böyle bir hadsizliği, küstahlığı hiçbir zaman kabul etmemiştir, bugün de etmemelidir.

 

BORÇ VERENLER EMİR VERMEYE KALKIYOR

Trump, bu küstah üslubu kullanma cesaretini ve cüretini nereden almaktadır? Bu kağıt parçasında, üç husus dikkati çekmektedir: Birincisi, Trump’ın “ver” demesi üzerine Sarayın adalet ve siyaseti karıştırarak, Papaz Brunson’ı Oval Ofis’e göndermesidir. İkincisi Saray iktidarının ekonomiyi borca batırarak dolarkolik hale getirmesi ve döviz rezervlerimizin tüketmesi neticesinde ülkemizin, dışarıdan gelecek ekonomik tehditlere karşı savunmasız kalmısıdır. Önce borç verenler şimdi bize emir vermeye kalkmaktadırlar. Trump’ın “Ekonominizi yıkarım” tehditlerinin arkasındaki neden budur. Üçüncüsü, Erdoğan’ın Büyük Ortadoğu Projesi eş başkanlığına soyunmuş olmasıdır. Bu görevi veren dış güçler, şimdi Erdoğan’a “PKK’nın Suriye’deki başıyla pazarlık masasına otur” demektedirler.

 

UMARIZ ERDOĞAN O PAÇAVRAYI OKUMAMIŞTIR

Bu kâğıt parçasının ekinde, Suriye’deki terör örgütünün bir de ABD Başkanı’na yazdığı bir paçavranın da yer aldığı anlaşılmaktadır. Buradan ABD Başkanı ve hükümetinin Suriye’deki teröristlerle mektup arkadaşlığı yaptığı da anlaşılmaktadır. Umarız ve bekleriz ki Erdoğan, Trump’ın bu müsveddenin ekinde yer alan terör örgütüne ait paçavrayı ciddiye alıp okumamıştır.

 

ZIRVA TEVİL GÖTÜRMEZ

Bu olan bitenler, iki ülke arasında 1952 yılından bu yana mevcut olan müttefiklik hukukuna hiçbir şekilde sığmamaktadır. Buna hak ettiği yanıt verilmediği sürece, Trump’ın küstahlığı daha da artacaktır. Trump’ın bu küstah mektubundan dört gün sonra, Erdoğan’ın çıkıp bu küstahlığı “nükte olarak, şaka olarak görmek istiyorum” deyip tevire yeltenmesi açıkçası çok ağrımıza gitmiştir. Bunu kabul edemeyiz. Bu zırva tevil götürmez.

 

BU REZALETE HENÜZ CEVAP VERİLMEDİ

Diğer taraftan bu rezalete “Barış Pınarı Harekâtıyla cevap verdik”  dendiği görülmektedir. Bu açıkça milletimizi kandırmaktır. Barış Pınarı Harekatı, 9 Ekim 2019’da saat 16.00’da başlamıştır. Bu sırada ABD’de saat henüz 9.00’dur. Yani mesai daha yeni başlamıştır. Demek ki bu kağıt parçası, harekat başladıktan sonra yazılmış ve gönderilmiştir. Dolayısıyla da bu kağıt parçası, bu müsvedde ortada durmaktadır, buna daha henüz gerekli cevap verilmemiştir.

 

BU MÜSVEDDEYİ DERHAL SAHİBİNE İADE EDİN

Aslında yapılacaklar bellidir: Bu müsvedde sahibine derhal iade edilmelidir. Bugün Saray’da ABD Başkan Yardımcısı, Cumhurbaşkanı tarafından değil, Yardımcısı Fuat Oktay tarafından kabul edilmelidir. Bu görüşmede Türkiye’ye gönderilen mektup müsveddesi, geldiği adrese ABD Başkan Yardımcısı eliyle Oval Ofis’e geri götürülmelidir. Bu kağıt parçası ortadayken ve AK Parti Genel Başkanı’nın dünkü grup toplantısında ifade ettiği üzere “Kendisine ve ailesine ABD tarafından vize yasağı getirilmişken” Erdoğan’ın Türkiye Cumhuriyeti’ni temsilen ABD’ye adım atmaması gerekir.

 

ERDOĞAN KORKMAMALIDIR

Erdoğan, bu tedbirleri atmaktan çekinmemelidir, korkmamalıdır. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak emperyalizme karşı dünyanın en onurlu savaşını vermiş, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran partiyiz. Türkiye Cumhuriyeti’nin onurunu, hakkını, hukukunu, şanını, şerefini korumak için Cumhuriyet tarihinde ne yapıldıysa hep onun yanında olduk, bundan sonra da yanında oluruz. Hiç kimsenin kuşkusu olmasın; bu büyük Millet hiçbir egemen gücün hadsizliğine pabuç bırakmayacak birikime sahiptir. Teşekkür ediyorum.

 

HİÇ BİR KRİZDE GÖRÜLMEMİŞ İŞSİZLİĞİ YAŞIYORUZ

ANKARA- İşsizlik Temmuz’da yeni rekorlar kırdı. Genç işsizliği bir yılda 7,2 puan artışla yüzde 27’yi aştı. Mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik oranı ise yüzde 14,3’le yeni bir rekora imza attı.

Son bir yılda işini kaybeden her yüz kişiden 70’i daha önce bir işi olup işini kaybedenlerden oluşuyor. Son bir yılda işini kaybedenlerin sayısı 748 bin.

Daha önce hiçbir kriz de görülmeyen, bu krizde görüldü. Ekonomik krize daha dayanıklı olan hizmet sektöründe ilk kez istihdam kaybı yaşandı.  

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak 2019 Temmuz dönemi işsizlik rakamlarını yazılı bir açıklamayla değerlendirdi. CHP’li Öztrak şunları ifade etti:

 

TÜİK’in açıkladığı 2019 Temmuz dönemi işsizlik rakamlarına göre işsizlik oranı son bir yılda 3,1 puan artarak yüzde 13,9’a ulaştı. Resmi işsiz sayısı ise aynı dönemde 1 milyon 65 bin kişi artarak 4 milyon 596 bin kişi oldu. Son bir yılda, daha önce iş sahibi olan ancak krizde işini kaybedenlerin sayısı ise 748 bin oldu. Son bir yılda işsizler ordusuna katılan her yüz kişiden 70’i daha önce iş sahibi olup işini kaybeden vatandaşlarımızdan oluşuyor.

 

GENÇ İŞSİZLİĞİNDE REKOR  

2019 Temmuz dönemi, işsizlikte yeni rekorlara da sahne oldu. Mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik oranı yüzde 14,3’le rekor kırdı. Ailelerin umudu, ülkemizin geleceğinin teminatı gençlerde işsizlik oranı yıllık 7,2 puan artışla yüzde 27,1’e ulaştı. Böylece genç işsizliği, daha önce hiç görülmemiş seviyelere çıktı.

 

 

GERÇEK İŞSİZ SAYISI RESMİ İŞSİZ SAYISINI İKİYE KATLADI

TÜİK’in resmi rakamları bu dönemde de ülkemizdeki işsizliğin gerçek boyutunu yansıtmaktan uzak kaldı. Temmuz döneminde, iş aramaktan umudunu yitirenler ve başka nedenlerle iş aramaktan vazgeçenler, mevsimlik çalışanlar, eksik ve yetersiz istihdam edilenlerle beraber Türkiye’de “geniş tanımlı işsiz sayısı” 8 milyon 112 bin kişi, “geniş tanımlı işsizlik oranı” yüzde 22,8 oldu. Türkiye’de gerçek işsiz sayısı TÜİK’in resmi işsiz sayısını neredeyse ikiye katladı.

 

TÜİK MAKYAJLARI BİLE İŞSİZLİĞİ GİZLEYEMİYOR

TÜİK’in işsizlik rakamlarına yaptığı makyajlar krizin yarattığı sıkıntıları saklamaya artık yetmiyor. TÜİK’e göre çalışma çağındaki nüfusun işgücüne katılımı geçen yılın altında seyretmeye devam ediyor. İşgücüne katılım oranı geçen yılın aynı dönemi kadar olsaydı, işsiz sayısı 4 milyon 726 bin, işsizlik oranı ise yüzde 14,2 olacaktı.

 

HİZMET SEKTÖRÜNDE İSTİHDAM İLK KEZ AZALDI

Diğer taraftan istihdamdaki kayıplar 9 aydır sürüyor. İstihdamın alt kırınımlarına bakıldığında ise istihdam kayıplarının tarım sektöründe 18 aydır, sanayi sektöründe 8 aydır, inşaat sektöründe ise 16 aydır devam ettiği anlaşılıyor. Dahası, yine önceki krizlerde yaşanmamış bir durum bu krizde yaşandı. Krize daha dirençli olan hizmet sektöründe istihdam, yıllık olarak, ilk kez azaldı. Son bir yılda, hizmet sektöründe 50 bin yurttaşımız işini kaybederken, aynı dönemde inşaat sektöründe 465 bin, tarımda 130 bin, sanayide 103 bin yurttaşımız işlerinden oldu.

 

SURİYE SÜRECİ, İŞSİZLİK VE HAYAT PAHALILIĞIYLA MÜCADELEYİ SEKTEYE UĞRATMAMALI

Ekonomimiz, içinde bulunduğu krizden çıkamamaktadır. Vatandaşlarımız işsizlik ve hayat pahalılığı arasında ezilmektedir. Tablo, artık TÜİK’in resmi rakamlarıyla bile gizlenemez seviyeye ulaşmıştır. Ülkemizin Suriye’nin kuzey doğusunda sürdürdüğü askeri operasyonun başarıyla sonuçlanması, askerimizin ayağına taş değmemesi en büyük dileğimizdir. Ancak bu durum, ülkemizin can yakıcı sorunlarıyla mücadeleyi ikinci plana atmamalı, ülkeyi yönetenler inim inim inleyen vatandaşlarımızın sesine kulak tıkamamalıdır.

SURİYE’DE BARIŞIN EN KISA YOLU ŞAM VE ANKARA ARASINDA

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

27. Dönem 2. Çalışma ve Değerlendirme Toplantılarımızı dün Sayın Genel Başkanımızın kapanış konuşmasıyla tamamladık. Ailelerimiz de bu toplantıların bir kısmına katıldı. Böylece, “büyük Cumhuriyet Halk Partisi ailesinin” üyeleri olarak, yeni döneme; birlik, beraberlik içinde ve iktidar yolunda milletimizin sıkıntılarına son verme kararlılığıyla girdik. Yaptığımız toplantılarda milletvekillerimiz, ülke gündemi ve seçildikleri illerin sorunlarıyla ilgili görüşlerini paylaştılar. İstişare ederek ve ortak aklı kullanarak yeni dönemde izleyeceğimiz siyasetin stratejik hatlarını gözden geçirdik.

 

KÖPRÜYE, OTOYOLA, TRENE, POSTAYA YÜZDE 20 ZAM

Bu toplantı bittikten sonra Merkez Yönetim Kurulu toplantımızı yaptık. Merkez Yönetim Kurulumuzun gündeminde ekonomi ve dış politika başta olmak üzere vatandaşlarımızın yakıcı sorunları vardı. Dün biz toplantılarımızı tamamladık, gece yarısı köprü ve otoyol geçiş ücretlerine yüzde 20 zam yapıldığı haberi geldi. Kamyoncularımız başta olmak üzere tüm vatandaşlarımız; yakıt masraflarının, vergilerin, geçse de geçmese de ödediği yol, tünel paralarının altında eziliyordu, hali zaten perişandı. Şimdi daha da perişan olacaklar. Tam buna üzülürken sabah da tren ve posta ücretlerine yüzde 20 zam geldi. Yandaşlardan vergi toplayamıyorlar vatandaşın üstüne zamlarla abanıyorlar. Taşıma maliyetlerindeki bu artışlar, iğneden ipliğe her şeyin fiyatını artıracak.

 

IMF’NİN VERDİĞİ EV ÖDEVİNİ YAPIYORLAR

İktidar, artık herkesin bildiği gibi, IMF ile gizli kapaklı 11 gün boyunca görüştü. IMF giderken de bunlara bir yapılacaklar listesi bıraktı. Şimdi bu listede yazılan ev ödevlerini birer birer yerine getiriyorlar. Hatırlayın yine IMF’nin listesinde enerji zamlarının otomatiğe bağlanması da vardı. Şimdi neredeyse her ay ya elektriğe ya doğal gaza yüzde 14,9; 15 değil 14,9 (!) zam yapıyorlar. Otomatiğe öyle bağlamışlar. Temmuz’dan bu yana hem elektriğe hem de doğal gaza yaptıkları zamların toplamı yüzde 32. Kış, daha gelmeden; milletimiz için kara kış oldu. Resmi rakamlara göre 2018’de 11 milyon yurttaşımız evini ısıtamamış. Şimdi 2019’da bu zamlardan sonra bu rakam umarız ikiye katlanmaz.

 

MEMLEKETTE ZAM VAR, ENFLASYON YOK

Ama memlekette zam var, enflasyon yok. Zam yaparak, enflasyonu düşürmenin formülünü saray buldu. TÜİK’in başına sosyete damadın arkadaşını atadılar. Sorun çözüldü. Fiyat toplama yönetimlerini değiştirdiler. “Kalite ayarlaması” diyerek fiyatlara müdahalelere başladılar. Yetmediği yerde de Hazine’den Bakan Yardımcıları telefonlarla TÜİK’in fiyat topladıkları günlerde fiyat toplayan şirketlere indirim talimatları yağdırıp, fiyatları manipüle etmeye kalktılar. Artık bunları sağır sultan bile duydu. Dolayısıyla bunu bilmeyen, konuşmayan yok. TÜİK’in fiyatları gerçeği yansıtmıyor.

 

ÜÇ ÇEŞİT YALAN VAR: YALAN, KUYRUKLU YALAN, İSTATİSTİKLERLE SÖYLENEN YALAN

Biliyorsunuz meşhur bir söz vardır. Üç çeşit yalan vardır derler: Yalan, kuyruklu yalan ve istatistiklerle yalan. Aslında “istatistikler yalan söylemez” deseler de istatistiklere yalan söyletilebilir!  Saray iktidarı, bu konularda çok ustalaşmış. Eylül’de meyve ve sebze halinde 1 kilogram sivri biberin fiyatı 4 lira 15 kuruş ile 5 lira 75 kuruş arasında. Ama TÜİK’e göre Eylül’de sivri biberin fiyatı 4 lira. TÜİK’in fiyatı Hal’deki fiyatın bile altında. 1 kilogram kuru soğan. Hal’deki fiyatı 2 lira 25 kuruş ile 3 lira 50 kuruş arasında değişmiş. TÜİK’in sepetinde ise kuru soğanın fiyatı 1 lira 69 kuruş. Bu da Hal fiyatının altında. Patates… Hal’de 1 kilogram patatesin fiyatı 3 lira 25 kuruş ile 5 lira 25 kuruş. TÜİK’in sepetinde patatesin fiyatı 2 lira 8 kuruş. Bu da Hal’deki fiyatın altında.

 

MUTFAĞI KAVURAN YANGIN, TÜİK’İN SEPETİNE YANSIMIYOR

TÜİK’e göre son bir yılda; yumurtanın fiyatı yüzde 31, domatesin fiyatı yüzde 31, kuru soğanın fiyatı yüzde 26, patlıcanın fiyatı da yüzde 13 düşmüş. İnsaf, pazarlarda insanlar filelerini dolduramıyor. İnsanlar yemek öğünlerini azalttıklarını televizyonlarda haykırıyor. Tencereler boş. Ama Milletin mutfağını kasıp kavuran bu yangın, her nedense bir türlü TÜİK’in sepetine yansımıyor.

 

TÜİK ADRESLERİ VERSİN, MİLLET DE ALIŞVERİŞİ ORADAN YAPSIN

Açıkça söylüyorum, TÜİK’in bu millete yapacağı en büyük iyilik, fiyatları nereden topluyorsa, açık adreslerini millete vermektir. Milleti daha fazla perişan etmesinler, adresleri versinler, millet alışverişini TÜİK’in ucuzcu dükkanlarından yapsın. Bu ucube tek adam rejiminde devletin resmi istatistikleri bile üç paralık oldu. Güven kalmadı. Devletin ve kurumların itibarı, liyakate değil sadakate dayanan ahbap-dost atamalarıyla sıfırlandı. Saray düzeni milletin feryadına sağır. İşler iyi deyip, kulaklarının üstüne yatıyorlar. Saray sosyetesinin mal ve mevki sevgisi başta partilerinde olmak üzere, her yerde nifak tohumlarını yeşertiyor.

 

TÜİK RAKAMLARINI BAĞIMSIZ DENETÇİLERE DENETLETECEĞİZ

Enflasyon rakamlarında manipülasyon, 82 milyonun hakkının, hukukunun yenmesi demektir. Memur, emekli, işçi maaşları, kira kontratları, diğer tüm sözleşmeler, ödenecek vergiler her şey bu enflasyon rakamlarına göre belirleniyor. Milletin aklıyla artık daha fazla alay etmeyi bıraksınlar. Buradan açıkça ifade ediyoruz, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında, iş başına gelir gelmez, TÜİK’in verilerini “bağımsız” denetçilere denetleteceğiz. Yanlış işler yapanın gözünün yaşına bakmayacağız. Kim yanlış yaptıysa, gidecek yargıda hesabını verecek.

 

OVP’DEKİ TUTARSIZLIKLARI HERKES ANLADI, BİR TEK SOSYETE DAMAT ANLAMADI

Damat Albayrak, Orta Vadeli Program’ın ismini beğenmedi. Programın adını “Yeni Ekonomi Programı” diye değiştirdi.  Bir de “değişim başlıyor” diye bir motto koymuş. Programın içsel tutarsızlıklarına aslında burada çok fazla girmek istemiyorum. Bu yıl binde yarım büyüyecek bir ekonominin, gelecek yıl birdenbire arabayı devirmeden, balataları yakmadan nasıl yüzde beşlik büyümeye çıkacağını sormuyorum. Bu, yüzde beşlik büyümeyi sıfır cari açıkla gerçekleştirecek hangi yapısal reformların bu yıl içinde yapıldığını ve bunun nasıl gerçekleşeceğini de sormuyorum. Milletin satın alma gücünü zamlarla ve vergi artışlarıyla bitirip, devletin, yatırımlar başta olmak üzere, tüm harcamalarını kısarak, iç taleple büyümenin de nasıl gerçekleşeceğini sormuyorum. Bu tutarsızlıklar aklı başında olan, ekonomiden az çok anlayan herkes tarafından fark edilmiş durumda. Anlamayan tek bir kişi var o da sosyete Damat.

 

MİLLETE 15 YIL ÖNCEKİ GELİRİ BİLE MUMLA ARATACAKLAR

Bu programın hedeflerine bakınca, ne kadar süslenirse süslensin, adına ne kadar “Yeni” denirse densin; Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının iflasının itirafını görüyorum. Bu programa göre; 2019’da kişi başına gelir 9 bin 93 dolar olacakmış. Oysa, bundan 12 yıl önce kişi başına gelir 9 bin 656 dolardı. Bu sene, 12 yıl önceki, yani 2007 yılındaki geliri dahi milletimize çok görmüşler. Damat Albayrak’ın süslü programında her şey yolunda giderse;  2022’de kişi başına gelirimiz yeniden 10 bin 534 dolar olacak. Ama 2008 yılında, kişi başına gelirimiz 10 bin 931 dolardı. Bu program diyor ki, programın sonunda sen 15 yıl önceki gelirini dahi yakalayamayacaksın. “Değişim başlıyor” diyen YEP, 2022 geldiğinde bize 15 yıl önceki gelirimizi mumla aratacak.

 

UÇACAKTIK, UÇURUMDAN YUVARLADILAR

Bunlar ne dedi? Neyin sözünü verdi? Bu ucube rejimle güya uçacaktık, şahlanacaktık. Beyler ülkeyi uçurumdan aşağı yuvarladılar. 15 yıl önceki rakamları bile mumla arar hale geldik. Ama utanmadan, sıkılmadan hala daha 2023 yılına mektup yazıyorlar.

 

İSTANBUL SEÇİMLERİNİN İPTALİNİN FATURASINI DAMAT AÇIKLADI

Ancak bu programın ülkeye bir yararı olmadı da değil. Burada sosyete Damat’a vatandaş olarak bir teşekkür borcumuz var. Hatırlayın Yüksek Seçim Kurulu, İstanbul Seçimlerini iptal etmenin maliyetini 41 milyon lira olarak açıklamıştı. Kayınpederinin mızıkçılığı sebebiyle seçim iptalinin, ekonomimize, milletimize gerçek faturasını ise Damat Albayrak açıkladı. Hem de bir defa değil, iki defa. İlki Yeni Ekonomi Programı dediği programın tanıtımında, diğeri ise katıldığı bir televizyon programında. Bir önceki OVP’de, vadettikleri “2019’da yüzde 2,3 büyüme” hedefini bu yeni OVP’de, binde 5’e düşürmüşler. Sosyete Damat, bu büyük düşüşün gerekçesini şu sözlerle açıklıyor: “İkinci çeyrekle birlikte yaşanan, tekrar seçimle ötelenen ekonomimizdeki bir çeyreklik kaymanın etkisi.” Ben açıkçasını söyleyeyim, o söyleyemiyor tabi, yani seçimi ertelemelerinin maliyeti! 2019’da 795 milyar dolar olacak dedikleri milli gelir 749 milyar dolara düşmüş.

 

İSTANBUL SEÇİMLERİNİN HUKUKSUZ İPTALİNİN MALİYETİ 46 MİLYAR DOLAR

Kısacası Damat, mızıkçılık sonrasında “İstanbul seçimlerinin haksız ve hukuksuz şekilde iptal edilmesinin insanımıza, vatandaşımıza, milletimize 46 milyar dolarlık bir maliyeti” olmuş. Bu parayla neler yapılırdı. Bakın bu para; Tank Palet Fabrikası’nın satılmasına gerekçe gösterdikleri 50 milyon doların 920 katı. İstanbul’da yapılmasının acil olduğu söylenen ama bir türlü parası bulunamayan sualtı deprem istasyonunun maliyetinin de 28 bin katı. Yani bu parayla 28 bin tane sualtı deprem istasyonu yapmanız mümkün.

 

BU DÜNYADA DA ÖTE DÜNYADA DA HESABI ZOR VERİLİR

Sonuç itibariyle öyle gözüküyor ki İstanbul seçimlerini yenilemenin bu ülkeye çok ciddi bir maliyeti oldu. Biz bunu defalarca söyledik. Yapmayın, etmeyin dedik dinleyen olmadı. Bunun sonunda bu ülkede binlerce işyeri battı, yüzbinlerce vatandaşımız işsiz kaldı. Mutfakta tencere boşaldı. Borcunu ödeyemeyen insanlar parklarda kendini yaktı. Bunun hesabını bu millete kim verecek? Bunun hesabı bu dünyada da, öbür dünyada da zor verilir.

 

BU KADAR BORCU ZORLA MI VERDİLER

Biz bu iktidarı yıllarca uyardık. “El atına binen tez iner” dedik. Dinlemediler. Ekonomi takla atınca da başladılar bahane bulmaya… Yok “Gezi protestoları”, yok “Döviz saldırısı”, yok “Dış mihraklar”… Bu kadar dış borcu sana zorla mı verdiler. Ayıla, bayıla sen aldın. Aldığın bu milyarlarca dolarlık borcu da götürdün dağa, taşa, betona yatırdın. Biz seni uyardık, sen el atına binip faiz lobileriyle türkü çağırmaya devam ettin.

 

TÜRKİYE BORÇ GÖSTERGELERİNDE EN KÖTÜ EKONOMİLER ARASINDA

Şimdi Türkiye, dünyanın en kırılgan ekonomilerinden biri. Bunu sadece ben söylemiyorum. Bunu, bizim de üyesi olduğumuz Dünya Bankası söylüyor. Dünya Bankası “Uluslararası Borç İstatistikleri” araştırmasını, daha birkaç gün önce 3 Ekim tarihinde tüm dünyayla paylaştı. Dünya Bankası zaman zaman Türkiye’yle ilgili çok olumlu raporlar yayınlıyor ama böyle bir dünyayla karşılaştırma raporu yayınladığında durum değişiyor. Gerçek halimiz ortaya çıkıyor. Türkiye, kendisine benzeyen ekonomiler arasında, borç göstergelerinde en kötü ekonomiler arasında. 2018’de her 100 dolarlık gelirimize karşılık; 59 dolar borcumuz varmış. Aynı dönemde Çin’in borcu 15 dolar, Hindistan’ın borcu 19 dolar. Banka bir de borçları ülkelerin “ihracat geliriyle” karşılaştırmış. Her 100 dolarlık ihracat gelirine karşı; Türkiye’nin dış borcu 194 dolar. Yani borcumuzu ödemeye yetmiyor. Hindistan’ın dış borcu 93 dolar, Meksika’nın dış borcu 92 dolar, Rusya’nın dış borcu 81 dolar. Arjantin’den sonra yükselen piyasa ekonomileri kategorisinde ihracat gelirine göre en fazla dış borcu olan ülke Türkiye.

 

BORCA GÖRE KASADA EN AZ PARASI OLAN ÜLKE TÜRKİYE

Ancak, asıl can sıkıcı gösterge “dış borca göre döviz rezervlerinin” karşılaştırılmasıyla ortaya çıkmış. Her 100 dolarlık dış borç için ülkelerin kasasında ne kadar döviz var ona bakmışlar, döviz rezervi var. Türkiye’de 16 dolar. Yani her 100 dolarlık borcumuz karşılığında kasamızda sadece 16 dolar var. Arjantin’de 23 dolar, ki Arjantin IMF kapısında bir ülke. Güney Afrika’da 26 dolar, Endonezya’da 32 dolar, Meksika’da 38 dolar, Brezilya’da 67 dolar, Hindistan’da 72 dolar, Rusya’da 84 dolar, Çin’de 158 dolar. Borcuna göre kasasında en az para olan, dolayısıyla en kırılgan durumda olan ülke Türkiye.

 

EKONOMİ SONBAHAR RÜZGARINDA UÇUŞAN YAPRAK GİBİ

Hatırlayacaksınız bu basın toplantılarına başladığımızdan beri ve daha önce TBMM’de düzenlediğimiz ekonomiyle ilgili basın toplantılarında bir şeyi hep söylüyoruz, iktidarı uyarıyoruz: “Borç alan emir alır” diyoruz. Bugün Türkiye ekonomisi, Oval Ofis’ten atılan bir tweet mesajıyla, sonbahar rüzgarlarında uçuşan yaprağa dönüyorsa nedenlerini burada arayacağız. Bu ülkenin bu kadar borca batırılmasında arayacağız. Bu kadar az döviz rezervi tutulmasında arayacağız. 17 yıl boyunca bu iktidar dışarıdan gelebilecek bir saldırıya karşı en ufak bir tahkimat yapmamış. Sonra çıkıyor şimdi döviz saldırılarından dem vurup, sorumluluktan kurtulmaya çalışıyor. AK Parti Genel Başkanı daha dün çıkmış “ekonomi üzerinden yazılan felaket senaryolarını bozuyoruz” diye hamaset yapıyor. Ben soruyorum buradan ne yaptınız? Borcunuzu mu azalttınız, döviz rezervlerinizi mi güçlendirdiniz? Hiç bir şey yok ortada.

 

ATEŞ OLSALAR CÜRÜMLERİ KADAR YER YAKARLAR

Tersine Varlık Fonu’na faiz lobilerinden 1 milyar avro borç aldırıp, İstanbul’da yandaş müteahhitlerini kurtarmaya soyunmuşlar. Bir de kalkmış dün tehditler savuruyorlar. “Milletimizin ekmeğine el uzatanlara da bunun bir bedeli olduğunu hatırlatıyoruz” diyorlar. Yani “Ekonomiyi çok fazla eleştirmeyin savcılarıma, yargıçlarıma talimat verir sizi içeri tıktırırım” diyor. Bunları geçsinler. Bir kere dönüp bakacaklar arkalarında ne kadar millet desteği kaldı. Öyle kolay değil o işler. Ateş olsalar cürümleri kadar yer yakarlar. Siz Saraylarınızda milletten kopmuş, “tatlı bir hayat” yaşıyorsunuz. Ama biz, milletin sorunlarını dile getirmeye devam edeceğiz. Sizin duymadığınız sesi biz duyacağız. Çiftçinin, emekçinin, esnafın, iş dünyasının, sanayicilerimizin sorunlarına sahip çıkacağız.

 

ÇİFTÇİYE 148 MİLYAR TL BORCUNUZ VAR, ÖNCE ONU ÖDEYİN

Biz vatandaşlarımızın sorunlarına sahip çıktıkça beyefendiler rahatsız oluyorlar. Genel Başkanımız “çiftçilere en ufak destek yok” diyor diye; tam böylede demiyor, diyor diye sarayın kibirlisi dün çıkmış, yine olmadık laflar söylüyor. Bizleri oradan buradan uyduruk rakamlar almakla itham ediyor. Biz kendisi gibi ülkemizin aziz toprağına, ayakkabımız toz olmasın diye, çizme galoşla basacak kadar yabancılaşmadık. Erdoğan; çiftçilerle ilgili rakamları bilmiyor, çiftçilerle ilgili yasaları bilmiyor, çiftçilerin halinden hiç anlamıyor. Tarım Kanunu ne diyor, çiftçiye milli gelirin an az yüzde 1’i kadar destek vereceksin. Bu kanunu kim çıkardı? 2006’da siz çıkardınız. Beyefendi Kanun ne vereceksiniz diyor? Siz 12 yılda ne verdiniz? 269 milyar lira vereceksin diyor, onlar 121 milyar lira veriyorlar. Ondan sonrada çiftçiye yarım yamalak ödedikleri paralarla övünmeye kalkıyorlar. 148 milyar Türk çiftçisine borcunuz var önce onu ödeyin.

 

YALAN DOLAN ARIYORSANIZ, MAZOT DESTEĞİNE BAKIN

Ne dediniz? Traktörünüzün deposunun yarısını siz, yarısını biz dolduracağız dediniz. Çiftçi bu parayı almış mı? Deposuna doldurduğu mazotun yarısının parasını almış mı mazot desteği olarak? Bir çıkın sorun bakalım. Yalan dolan mı arıyorsanız yalan dolan işte burada. Bu ülkede milletin ekmeğiyle oynayan birileri varsa o da sizsiniz. Milleti borca batırdınız, seçimlerde mızıkçılık yaptınız, ekonomiyi küçülttünüz. Bunun hesabını tabii ki sandıkta siz vereceksiniz.

 

GÜNLÜK 77 MİLYON DOLAR FAİZ LOBİLERİNE AKTI

Şimdi “faiz tüm kötülüklerin başıdır” edebiyatı yapıyorlar. Bu sözlerin sahibi, bugüne kadar en fazla faiz ödeyen iktidarın başı. 1975 ile 2002 arasındaki 27 yılda, bu güzel ülkeyi 20 ayrı hükümet yönetmiş. Bu 20 hükümet eliyle bütçeden yapılan faiz ödemesi toplam 251 milyar dolar. Bunu güne bölüştürürsek, 27 yılın her bir gününde kendilerinden önceki hükümetler ortalama 25 milyon dolar faiz ödemişler. 1 Ocak 2003’ten itibaren iktidara gelmişler, 31 Ağustos 2019’a kadar AK Parti’nin devr-i iktidarında bütçeden ödenen faiz 469 milyar dolar. Güne bölersek Adalet ve Kalkınma Partisi kadroların bütçeden faiz lobilerine ödediği para günde ortalama 77 milyon dolar. Yani 27 yılda 20 hükümetin her gün ödediği faizin 3 katını Adalet ve Kalkınma Partisi New York’a, Londra’ya faiz baronlarına ödemiş. Şimdi bu adamlar Adalet ve Kalkınma Partisini sevmesin de kimi sevsin? Şimdi bu rezaletin sahipleri ortaya çıkmışlar bağırıyorlar. Yok; faize karşılarmış. Yok; yeşil finansmış. Yok; faizsiz bankacılığa, bankacılık denilmemeliymiş. Yok; faizsiz bankacılık danışma komiteleri kurup, bu araçlara fetva alacaklarmış. Yok, faiz sebep, enflasyon neticeymiş. Tamam öyleyse iş çok kolay. Düşürün faizi sıfıra enflasyon da sıfır olsun. Millette inim inim inlemesin. Elinizi tutan mı var? Merkez Bankası Başkanını kovdunuz, adamınızı da getirdiniz oraya oturttunuz. Verirsiniz bir talimat gereğini yapar.

 

BORÇLANMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ DE GELİR, DÜYUN-U UMUMİYE DE GELİR

Bu hikayeleri geçsinler. Bakın sadece gelecek yılın ilk dört ayında merkezi bütçeden yapılacak iç faiz ödemesi 39 milyar. Aynı dönemde bütçeden yapılacak dış faiz ödemesi de 2 milyar dolar. Elbette bu haldeki bir ekonomiye Borçlanma Genel Müdürlüğü de gelir. Böyle giderse Düyun-u Umumiye de gelir. Hep söylüyoruz, bu ülke yönetilmiyor, maalesef savruluyor.

 

ÖNCE YANDAŞLARA VERDİĞİN DÖVİZ İHALELERİNİ TL’YE DÖN

Millet artık bu yönetime güvenmiyor. Ekonomiyi toparlayabileceklerine inanmıyor. Bankalardaki döviz mevduatları çözülsün diye ellerinden geleni artlarına koymadılar. Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı yine partisinin kampında çıktı milletten “Dövize değil, TL’ye yatırım yapın diye özellikle istirhamda” bulundu. İyi, güzel de sen kendi yandaşlarına dövizle ihale vermeye, dövizle garantiler vermeye devam ediyorsun. Önce kendi yandaşlarınızı ikna edeceksiniz. Hadi bakalım tüm bu sözleşmeleri Türk Lirasına döndürün.

 

BANKALARDAKİ DÖVİZ MEVDUATTA REKOR

Siz bunları yapmadığınız için, kimse size ve sizin sözlerinize inanmıyor, güvenmiyor. Bankalardaki döviz mevduatları rekor üstüne rekor kırıyor. Milletimizin yabancı para mevduatı yılbaşından bu yana 32 milyar dolar artmış. 224 milyar dolar olmuş. Bu, bu ülkede gerçekten önemli, olağanüstü bir rekor.

 

MEHMETÇİĞİMİZİN TIRNAĞINA TAŞ DEĞMESİN

Saray, ülkeyi yönetmiyor. Ekonomiyi batırdılar, ülkemiz savruluyor. Bunun karşılığında da bir çıkış arıyorlar. Bunun için de milletimizin geleceğini Ortadoğu bataklığına saplamaktan çekinmiyorlar. Özellikle mahalli idare seçimlerinde uğradıkları büyük yenilgiden sonra; “Belki yarın, belki yarından da yakın” diyerek Fırat’ın doğusuna operasyon yapacaklarını söyleyip duruyorlardı. Dün gece yarısı Cumhurbaşkanlığı ile Beyaz Saray arasında yapılan telefon görüşmesi ve ardından her iki adresten yapılan basın açıklamalarını, Ankara’da bulunan TBMM Grup Başkanvekillerimiz ve Merkez Yönetim Kurulu üyelerimizle bu sabah yaptığımız bir toplantıda Genel Başkanımızın Başkanlığında değerlendirdik. Dün gece yarısı Beyaz Saray ile yapılan telefon görüşmesinin ardından, ABD yönetimiyle, Fırat’ın doğusuna yapılacak operasyon konusunda gizli bir anlaşmaya varıldığını anlıyoruz. Bölgede bulunan Mehmetçiğimizin tırnağına taş değmesin. Allah, kahraman askerlerimize yardımcısı olsun.

 

OPERASYON OLURU, IŞİD’E BEKÇİLİK YAPMA KARŞILIĞINDA VERİLMİŞ

Açıklamalardan operasyon olurunun, IŞİD teröristlerine ülkemizin bekçilik yapması karşılığında verildiğini görüyoruz. ABD Başkanı açıkça itiraf ediyor: Fransa’ya, Almanya’ya ve çok sayıda Avrupa ülkesine kendi teröristlerinizi ülkenize geri alın dedik, baskı yaptık ama kabul etmediler diyor. Kafa kesmiş, ciddi insanlık suçları işlemiş bu teröristlerin bu bölgede kalmasını arzulamışlar. Hangi bölgede? Bizim sınırımızda. Amerikan Başkanı diyor ki, ben kendi vergi mükelleflerimi düşünmek zorundayım. “Ben bunlara uzun yıllar bakamam” diyor. Ondan sonrada diyor ki, bu teröristlere bakmanın maliyetinden kurtulmanın çaresi, faturayı Türkiye’deki vergi mükelleflerinin sırtına yıkmaktır. Açıkçası bu deniyor baktığınız zaman. Bizimkilerde kabul etmiş. Zaten bizim Saray’ın yaptığı açıklamada Türk vergi mükelleflerinin adı dahi geçmiyor. Saray ne kadar zam yaparsa, ne kadar ek vergi koyarsa bu aziz millet kaldırır zannediyor.

 

EGEMEN GÜÇLER TÜRKİYE’Yİ MAŞA GİBİ KULLANIYOR

Rusya İdlib’de radikal teröristlerin bekçiliğini bize bırakmıştı. Şimdi aynı işi ABD yapıyor. Egemen güçler, sobanın üstündeki kızgın kestaneyi almak için Türkiye’yi maşa gibi kullanıyorlar. Yine karşılıklı yapılan açıklamalardan anladığımız ABD’nin bu bölgedeki teröristlere dağıttığı silahların akıbetinin ne olacağı da belirsiz. Operasyon bölgesi, ABD ile belirlenen alanı aşarsa, o alan da sınırın galiba tamamı değil, teröristlere dağıtılan bu silahların namlusu, Mehmetçiğimize dönecek mi? ABD, “Ben bu işe karışmam” diyor.

 

GENEL BAŞKANIMIZ “BOP EŞ BAŞKANLIĞI SÜRÜYOR” DİYE BOŞUNA DEMEDİ

Beylerin Şam’da Emevi Camii’nde namaz kılma rüyaları bu ülkeye maalesef çok büyük bedeller ödetti. Şimdi de Saray bu çok daha büyük bir bedeli, çocuklarımıza ve torunlarımız da dahil, milletimizin sırtına bırakmaya hazırlanıyor. Mehmetçiklerimiz, tüm dünyadan bu bölgeye gelen radikal teröristlere bekçilik yapacak; milletimizde onları besleyip doyuracak. Milyarlarca dolar kaynak, yok yere harcanıp gidecek. Bunlar, Sarayın umurunda mı? Hayır. Sayın Genel Başkanımız, kampın kapanış konuşmasında dün “Recep Tayyip Erdoğan’ın Büyük Ortadoğu Projesi eş başkanlığı devam ediyor” diye boşuna demedi.

 

SURİYE’DE BARIŞIN GELMESİNİN EN KISA YOLU ŞAM VE ANKARA ARASINDA

Bakın biz bu meselenin başından itibaren iktidara şunu söylüyoruz, “Ortadoğu bataklığına girmeyin”. Ama Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı bizi dinlemedi. Sonra da işler sarpa sarınca “Bu meselede bizi aldattılar” diye feryat etmeye başladı. Bizde sorduk “Kim sizi aldattı?” Cevap yok. Biz, “Suriye ile ilişkileri düzeltin” dedik. Türkiye de Suriye’nin toprak bütünlüğü savunuyor, Suriye de kendi toprak bütünlüğünü savunuyor. “Bizim Mehmetçiğimiz yabancı topraklarda neden şehit olsun?” diye sorduk. Suriye’nin toprak bütünlüğü için, teröristlerle Suriye ordusu savaşsın. Biz de kendilerine destek olalım. Biz Mehmetçiklerimizin ve ulusumuzun çıkarlarının yanındayız. Tekrarlıyorum. Suriye meselesinin çözüm yolu bellidir. Suriye’ye barışın gelmesinin en kısa yolu Şam ve Ankara arasındaki yoldur. Emperyal güçlerin bize önerdikleri yol çıkmaz yoldur. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim. İsimleriniz ve kurumlarınızla birlikte lütfen.

 

Soru- Efendim operasyona değindiniz. Operasyon yakında olacak, bununla ilgili bilgiler verdiniz ama çok kısa sormak istiyorum. ABD biz bu operasyonu desteklemeyeceğiz, müdahil de olmayacağız dedi. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- ABD bu operasyonu desteklemeyeceğiz, bu operasyona müdahil olmayacağız diyor ama hemen bir sonraki paragrafta da ben vergi mükelleflerimin parasını korumak için bunu yapıyorum diyor. Bu iki paragraf birbiriyle uyumsuz. Biri bir başka yerlere mesaj gönderiyor, öbürü de başka yerlere mesaj gönderiyor. Biz bu mektubu okuduğumuz zaman gördüğümüz manzara şudur, Sarayla ABD arasında bir uzlaşma vardır; o da şudur: siz bizim belirlediğimiz bölgelere girin, biz o bölgelerin yakınında olmayacağız ama biz de size bu işin başından bu yana ne kadar terörist yakaladıysak, cihatçı terörist yakaladıysak sizin sırtınıza bırakıyoruz. Bunların bakımını, muhafazasını sizin sırtınıza bırakacağız. Olan budur.

 

Soru- İç siyasetle ilgili bir kaç sorum olacak efendim. Öncelikle FETÖ firarisi Ergün Babahan Devlet Bahçeli’yle ilgili bir tweet attı geçtiğimiz gün. Bahçelisiz siyasete hazır olun dedi. Amerikan Büyükelçiliği de bu tweeti beğendi. Sonrasında maslahatgüzarı dışişlerine çağrıldı ve tepkiler geldi hem hükümetten, hem MHP’den. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Kasıtlı mıdır ABD’nin bu tweeti beğenmesi?

Faik ÖZTRAK- Arkadaşlar dün Grup Başkanvekilimiz Özgür Özel bu konuyla ilgili kampta bir açıklama yaptı. Biz aynı yerde duruyoruz. Bu ülkenin partilerinden herhangi birine bir yabancı ülkenin elçiliği tarafından yapılmış olan bu tür girişimleri kendimize karşı yapılmış sayarız.

 

Soru- Dün Cumhurbaşkanı Erdoğan kampta kapanış konuşmasında, kampta çalışmalarda şunu gördüm fitne bayağı egemen olmuş dedi. Daha çok kendi partisinin içini kastetti ama ben size de sormak istiyorum. Fitne bayağı egemen olmuş, fitnenin olduğu yerde ne hayır, ne bereket olur. Milletimiz bizden kendi iç meselelerimiz değil, hizmet bekliyor dedi. Siz bu çıkışı nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Fitnenin olduğu yerde bereket olmaz ama fitne tohumları da nerede yeşerir biraz önce söyledim. Bu makam aşkının gözleri kör ettiği bir ortamda fitne tohumları yeşerir. Liyakatin olmadığı bir ortamda, sadakatin olduğu bir ortamda mal, mülk aşkının olduğu bir ortamda fitne tohumları her zaman yeşerir. Tabi bir başka dikkatimi çeken husus, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı konuşmasına birlik, beraberlik diyerek başladı, sonunda fitne diyerek bitirdi. Anlaşılan o cenahta durumlar son derece ciddi.

Teşekkür ediyorum.

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com