Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

ŞAHLANIŞA GEÇEN EKONOMİ DEĞİL, İŞSİZLİK

 

 

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, 2019 Mayıs ayı işsizlik rakamlarıyla ilgili yazılı açıklamasında şunları belirtti:

 

Şahlanışa geçen ekonomi değil, işsizlik

2019’un ikinci üç aylık dönemini kapsayan Mayıs ayı işgücü ve istihdam göstergeleri TÜİK tarafından yayımlandı. İktidarın “ekonomi şahlanışa geçti”, “türbülans sona erdi” gibi gerçeklerle ilgisi olmayan gayrı ciddi söylemlerine karşın şahlanışa geçenin ekonomi değil işsizlik olduğunu TÜİK rakamları gösterdi.

 

Mevsim etkilerinden arınmış işsizlikte rekor

Mayıs’ta mevsim etkilerinden arınmış işsizlik yüzde 14 ile serinin yayımlandığı 2005’den bu yana en yüksek seviyesine çıkarken, resmi işsizlik geçen yıla göre 3,1 puan artarak yüzde 12,8 oldu. Yine çalışmaya hazır olduğu halde iş bulamadığı için işgücü piyasasından çekilen yurttaşlarımızla, mevsimlik çalışanlar, eksik ve yetersiz istihdam edilenler de dikkate alındığında, ekonomide gerçek işsizlik oranı diyebileceğimiz “geniş işsizlik oranı” ise son bir yılda 3,5 puan artarak yüzde 21,9 oldu.

 

İşgücüne katılanların sayısındaki yavaşlama işsizliği aşağı çekiyor

Mayıs ayı işgücü rakamlarında dikkat çekici bir diğer gelişme ise işgücüne katılan yurttaşlarımızın sayısının hızla yavaşlamasıdır. Çalışma çağındaki nüfus son bir yılda 745 bin kişi artarken, bu yurttaşlarımızın sadece 152 bininin işgücüne katıldığı anlaşılıyor. Bu durum işsizlik oranını ve işsiz sayılarını olduğundan daha iyi gösteriyor. Nitekim, işgücüne katılım Mayıs’ta geçen yılki seviyelerinde kalsaydı, resmi işsizlik oranı yüzde 12,8 yerine yüzde 13,5 olacaktı.

 

Küresel ekonomik krizde görülmeyen işsizliği bu krizde gördük

TÜİK rakamlarına göre işsiz yurttaşlarımızın sayısı son bir yılda 1 milyon 21 bin kişi artarak 4 milyon 157 bin kişi oldu. Buna karşın gerçek işsizlerimizin sayısı ise son bir yılda 1 milyon 282 bin kişi artarak 7 milyon 622 bine ulaştı. Ancak asıl dikkat çekici olan resmi işsiz sayısındaki yıllık artışın son 6 aydır her ay 1 milyonun üzerinde gerçekleşmesidir. Türkiye, böyle bir durumu ekonominin yüzde 4,7 daraldığı 2009 küresel krizinde bile tecrübe etmedi.

 

İstihdamdaki kayıplar 7 aydır devam ediyor

İstihdamdaki kayıplar ise son 7 aydır devam ediyor. Mayıs dönemi itibariyle son bir yılda daha önce işi olup da işini kaybeden yurttaşlarımızın sayısı 869 bin oldu. Son bir yılda tarımda işini kaybedenlerin sayısı 307 bin, sanayide işini kaybedenlerin sayısı 123 bin olurken; aynı dönemde inşaat sektöründe işini kaybedenlerin sayısı 538 bin oldu. Tarımda son 16 aydır, inşaatta son 14 aydır, sanayide ise son 6 aydır istihdam kaybı devam ediyor. Yine çalışmak isteyen her dört gencimizden biri iş bulamıyor.

 

Kamu istihdamındaki artışa rağmen istihdamdaki kayıplar çok yüksek

Seçimler nedeniyle gevşetilen mali dengeler etkisini kamu istihdamında da gösteriyor. Mayıs dönemi itibariyle, son bir yılda, kamuda istihdam edilenlerin sayısı, 439 bin kişi artarak 4 milyon 570 bine çıktı. Kamudaki bu olağanüstü istihdam artışına rağmen son bir yılda toplam istihdam azalışının 869 bin civarında olması ise son derece düşündürücü. İstihdam kayıplarının 1 milyonun üzerine çıkışını kamuda işe alınanların engellediği anlaşılıyor.

 

Lafla peynir gemisi yürümüyor

Ekonomi yönetimi ciddiyet ister. Oysa İktidar evine ekmek götüremeyen, evladı okuyup da iş bulamayan anne ve babaların sıkıntılarının ve acılarının hala farkında değil. Lafla peynir gemisi yürütmeye çalışıyorlar. İktidar yanaşmalarının ve yandaşlarının dışında hiç kimsenin gemisi yürümüyor. Ekonomi türbülanstan çıktı, şahlanışa geçti gibi laflarla zaman tüketiyorlar. Pansuman ve aspirin tedavisiyle işi götürmeye çalışıyorlar.

Daha dün seçimlerde 2,5 milyon kişiye iş sloganlarıyla meydan meydan dolaşan Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve ülkeyi afiş ve pankarta boğan sivil toplum örgütleri bu rakamlardan sonra vatandaşlarımızın yüzüne nasıl bakacaklar. Bir de bunlar yetmezmiş gibi krizi yönetecek bürokrasiyi hallaç pamuğu gibi oradan oraya atıyorlar. Sosyete damat ve kayınpederi artık kendine gelmeli ve yurttaşlarımızın sıkıntılarına çözüm olacak gerçekçi, güven uyandıracak politika ve çözümlere odaklanmalıdır. Aksi halde kesintisiz artan, rekor üstüne rekor kıran bu işsizlik rakamlarıyla ülkenin şarampole yuvarlanması kaçınılmazdır.

 

TEK ADAM PARTİ DEVLETİ HEVESİNİN MİLLETE FATURASI AĞIR OLDU

 

ANKARA – Tek adam parti devleti rejimi inşa sürecinin millete faturası ağır oldu. Milli gelir son beş yılda 202 milyar dolar, kişi başına gelir ise 3 bin 404 dolar eridi. İşsizlik ve enflasyon çift hanelere çıktı. Türkiye’nin sırtındaki borç yükü iki kattan fazla arttı. Hazine’nin iç borçlanma faizleri üçe katlandı. 2023 için ekonomide konan hedefler hayale dönüştü.

Türkiye hukuk devleti liginde beş yılda 50 sıra geriledi, yolsuzluk algı endeksinde 25 sıra kötüleşti.

 

Cumhuriyet Halk Partisi Ekonomi Politikaları Genel Başkan Yardımcılığı, Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak’ın koordinasyonunda hazırladığı “Tek Adam Parti Devleti Hevesinin Milletimize Faturası” adlı broşürle, tek adam parti devleti inşa sürecinin Türkiye’ye maliyetini ortaya koydu.

 

Broşürde yer alan verilere göre Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçildiği 2014’ten bu yana yaşanan süreçte Türkiye ekonomide ağır yara aldı; hukuk, yolsuzluk, mutluluk, barış gibi alanlardaki uluslararası endekslerde ciddi irtifa kaybına uğradı.

 

Demokrasinin imkan ve araçlarıyla, hukuk devletinin ve demokrasinin tahrip edilmesinin faturasının artık millet tarafından görüldüğünün ifade edildiği broşürde, “Milletimiz, son beş yılda tek adam parti devletini inşa sürecinin ekmeğini küçülttüğüne, işini elinden aldığına, ülkede güven ve huzur bırakmadığına, uluslararası itibarımızın gün görmüş kar gibi eridiğine şahit olmuştur” denildi.

 

CHP’nin broşüründe özetle şu bilgilere yer verildi:

 

MİLLİ GELİR 202 MİLYAR DOLAR ERİDİ

Tek adam parti devleti rejiminin inşasına hız verildiği son beş yılda Türkiye’nin milli geliri 202 milyar dolar eridi. 2013’te 950 milyar dolar olan milli gelir, 2019’un ilk üç ayında 748 milyar dolara indi. Kişi başına düşen gelir ise 2013’ten bu yana 3 bin 404 dolar azalarak 9 bin 76 dolara geriledi. 2013 yılında 950 milyar dolarlık milli gelirle dünyanın 16’ncı büyük ekonomisi olan Türkiye, tek adam parti devleti kurma hevesiyle 6 yılda milli gelir sıralamasında dört basamak geriye düştü, ülkenin en büyük 20 ekonomi liginden düşme riski ortaya çıktı.

 

ENFLASYON VE İŞSİZLİK “ÇİFT HANELİ” OLDU

2013 sonunda yüzde 7’lerde olan enflasyon, 2017’den itibaren çift hanelere yerleşti. Millet, 2019’un kışında ucuz soğan ve patates kuyruklarında bekledi. Tencereler boşaldı, mutfaklar yangın yerine döndü. 2013’te yüzde 9 olan işsizlik 2015’ten itibaren çift haneye çıktı, küresel krizden bu yana en yüksek seviyelere geldi. Tek adam parti devletine heveslenilen dönemde resmi işsiz sayısı 4 milyonu aşarken, gerçek işsiz sayısı 8 milyona dayandı. Üniversiteli işsiz sayısı ise bu dönemde rekorlar kırarak 1 milyon sınırını aştı. Mevsim etkisinden arındırılmış rakamlarla 2013 sonunda her 100 gençten 16’sının işsiz olduğu Türkiye’de, 2019 Nisan dönemi itibariyle her 100 gençten 26’sı işsiz.

 

TÜRKİYE’NİN TOPLAM BORCU İKİ KATTAN FAZLA ARTTI

Kamunun, reel sektör şirketlerinin ve ailelerin borçlarının toplamından oluşan Türkiye’nin toplam borçları milli geliri aştı. 2013’te her 100 liralık gelir karşılığında 98 lira borç varken, 2019’un ilk çeyreğinde her 100 liralık gelir karşılığında borç 109 liraya çıktı. Türkiye’nin bu dönemde toplam borcu 1 trilyon 770 milyar TL’den, 4 trilyon 162 milyar TL’ye yükseldi.

 

FAİZ LOBİLERİ BAYRAM ETTİ

Tek adamlık hevesiyle ekonomide artan riskler Hazine’nin iç borçlanma faizlerini neredeyse üçe katladı. 2013 yılında yüzde 7,6 olan Hazine iç borçlanma faiz oranı, 2019’un Temmuz ayı itibariyle yüzde 22,2’ye çıktı.

 

LİRA DEĞER KAYBETTİ

Tek adam parti devletini kurma yönündeki çabalar Türk Lirası’nın değerini de eritti. 2013 ile 2019 Ağustos ayı arasında Türk Lirası, ortalama kurlarla, dolar karşısında yüzde 66, Avro karşısında yüzde 60 değer yitirdi. 2013 yılsonundan itibaren, benzer ekonomiler içinde, Arjantin Pezosundan sonra en fazla değer yitiren para birimi Türk Lirası oldu.

 

HUKUK AŞINDI, YOLSUZLUK ALGISI ARTTI

Türkiye tek adam parti devleti rejiminin inşa sürecinde uluslararası endekslerde de ciddi irtifa kaybetti. Son beş yılda Türkiye, Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde 2014’ten bu yana 50 basamak birden gerileyerek 109. sıraya düştü. Yolsuzluk Algı Endeksi’nde ise Türkiye son beş yılda 25 sıra kötüleşerek 78. sıraya geriledi. Türkiye, Küresel Mutluluk Endeksi’nde 2 basamak, Küresel Barış Endeksinde ise 18 basamak düştü.

 

TEK ADAMLIK HEVESİ ÜLKENİN GELECEĞİNİ ÇALDI

Broşürde yer alan bilgilere göre iktidarın 2011 yılında açıkladığı, daha sonra 10. Kalkınma Planı’na da yazdığı “2023 hedefleri” de hayal oldu. 10. Kalkınma Planı’nda 2023 için belirlenen 2 trilyon dolar milli gelir hedefi 11. Kalkınma Planı’nda 1 trilyon dolara indirildi. Benzer şekilde, 2023 yılı için konan 25 bin dolarlık kişi başına milli gelir hedefi 12 bin 484 dolara, 500 milyar dolarlık ihracat hedefi ise 227 milyar dolara çekildi. Buna karşın 2023 için belirlenen yüzde 5 işsizlik hedefi ise ikiye katlanarak yüzde 10’a çıkarıldı.

 

BAŞKANLIKLA YÖNETİLEN ÜLKELER NAL TOPLUYOR

CHP’nin broşüründe, İnsani Gelişmişlik Endeksi’nde, Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde, Yolsuzluk Algı Endeksi’nde, Dünya Mutluluk Endeksi’nde ve Küresel Barış Endeksi’nde ilk 10 ve son 10 sırada yer alan ülkelerin yönetim sistemlerinin incelendiği ayrı bir bölüm de yer aldı. Buna göre bu endekslerde ilk 10 sırada yer alan ülkelerin tamamına yakını parlamenter sistemle yönetilirken, son 10 sırada yer alan ülkelerin tamamına yakını ise başkanlık ya da yarı başkanlıkla yönetiliyor.

 

KEYFİ YAKLAŞIMLAR SORUNLARI DERİNLEŞTİRİYOR

CHP’nin broşüründe, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 2018’de ekonomik krizin patlamasının hemen ardından açıkladığı “Krizden Çıkış İçin 13 Maddelik Yol Haritası’na” da yer verilerek şu değerlendirmelerde bulunuldu:

“CHP’nin krizden çıkış için önerdiği tedbirlerin hiçbiri uygulanmamıştır. Saray, krizi aspirin tedavisi ve pansuman tedbirleriyle geçiştirmeye çalışmaktadır. Bunun yanı sıra, Saray ve sosyete damadının ülkenin kurumsal yapısını tahrip eden keyfi yaklaşımları ülkedeki sorunları her geçen gün biraz daha derinleştirmektedir.”

 

Broşürün tam metnine ulaşmak için: TEK ADAM PARTİ DEVLETİ HEVESİNİN MİLLETİMİZE FATURASI

 

 

UFUKTA SEÇİM Mİ VAR, AK PARTİ’DE SAFLAR MI DAĞILDI?

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Genel Merkezi’nde MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Bugün Merkez Yönetim Kurulu toplantımız vardı. Sayın Genel Başkanımız biliyorsunuz mahalli idare seçimlerinin ardından teşekkür ziyaretleri yapıyor. Geçtiğimiz günlerde de Doğu Karadeniz bölgesindeydi. Bu gezi ve gezide vatandaşlarımızın ilettiği sorunlar hakkında ilgili arkadaşımız Sn. Seyit Torun Genel Başkan Yardımcımız MYK’yı bilgilendirdi. Yine toplantımızda ekonomik krizin geldiği son nokta, sınırlarımızda artan jeo-stratejik riskler görüşüldü. Çanakkale’de Kaz Dağları’nda, yurttaşlarımız yaşadığı yerin suyuna, havasına sahip çıkmak için mücadele ediyor. Genel Başkan Yardımcılarımız dahil pek çok partilimiz bugün orada. Bu konu da yine MYK’da gündeme geldi. Dün Rize’de bir sel felaketi oldu. Bir yurttaşımızın kaybolduğu bilgisi var. Kaybolan yurttaşımızın sağ salim evine dönmesini Allah’tan diliyoruz. Bugün Nusaybin’de hain terör örgütünün tuzağında 3 Mehmetçiğimiz yaralandı, Mehmetçiklerimize de acil şifalar diliyoruz. Son olarak Birgün gazetesi yazarı Cüneyt Cebenoyan’ı bir trafik kazasında yitirdik. Kendisine Allah’tan rahmet, acılı ailesine de başsağlığı diliyoruz. Yine bugün TBMM tarafından büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e başkomutanlık makamının verilmesinin 98. Yıl Dönümü. Bu vesileyle Başkomutanımızı ve Kurtuluş Savaşımızın aziz şehit ve gazilerini bir kez daha saygıyla anıyoruz.

 

BİR AVUÇ MUTLU AZINLIK YARARLANACAK

Dün Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı yine Partimiz ve Sayın Genel Başkanımız hakkında ipe sapa gelmez sözler sarf etti. Kötü söz tabi ki sahibine aittir. Atalarımızın dediği gibi “Üslubu beyan aynıyla insan”dır… Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak üslubumuza her zaman özenliyiz. Ancak milletimizin gözünün içine bakarak bazı önemli konularda doğruların söylenmemesine de rıza göstermemiz mümkün değil. Dün Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı üzerinde Cumhurbaşkanı gömleğiyle Bursa’da bazı açılışlar yaptı. Öncelikle, açılan tesislerin milletimize hayırlı olmasını diliyoruz. Açılışı yapılan projeler arasında İstanbul-İzmir Otoyolu Projesi’nin bir kısmı da var. Bu otoyolun geçiş ücretlerine bakınca, bu hizmetten sadece bir avuç mutlu azınlığın yararlanabileceğini görüyoruz.

 

UÇAKLA İZMİR’E GİTMEKTEN İKİ KAT PAHALI

İstanbul’dan yola çıkan bir araç bu otoyol güzergâhındaki Osmangazi Köprüsü’nü de kullanırsa, İzmir’e kadar 256 lira geçiş ücreti ödeyecek. Bu sadece otoyol ve köprü ücreti. Bir de 200 liralık benzin yaktığını düşünün, toplam ulaşım masrafı bir aracın 500 lirayı buluyor. Oysa bugün İstanbul’la İzmir arasında uçak bileti 250 lira civarında. Bu güzergâhtan arabayla İzmir’e gitmek, uçakla İzmir’e gitmekten iki kat daha pahalı. Yani arabada iki kişi olsa kurtarmıyor.

 

KAMYONLA GİDİLSE BİR ASGARİ ÜCRET KADAR ULAŞIM MASRAFI VAR

Yine İstanbul’dan İzmir’e yük getirip, götüren bir kamyonun sadece gidiş-geliş otoyol masrafı 1292 TL. Buna bir de bu kamyonun yakacağı mazotun masrafını koyun. Kamyoncu bir seferde bir asgari ücret harcamak durumunda kalıyor. Oysa ulaştırma altyapısına erişim ne kadar ucuz ve kolay olursa ticaret ve sanayi sektörlerimiz de o kadar olumlu etkilenir, o kadar hızlı gelişir. Şimdi İzmir ve çevresinde üretilen zeytinyağı, incir veya ayakkabı bu yoldan İstanbul’a ulaştırıldığında bunun ulaşım masrafı ne kadar olacak? Kamyoncunun bu masrafı karşılamaya gücü yetecek mi? “Tedarik zincirindeki maliyetleri düşürelim, düşürelim” diyoruz, tedarik zincirindeki maliyetleri arttırıyoruz.

 

AYNI MESAFEYE 7 KAT PARA

Milletimiz, önceki iktidarların yaptığı yollardan geçerken ne ödüyor? “Devletin kasasından bir kuruş çıkmıyor” denerek AKP döneminde yapılan bu oto yollardan geçerken ne ödüyor? Bir de buna bakmak lazım. Bir kıyas olsun diye Ankara ile İstanbul arası yaklaşık 450 km. Bu yoldaki masrafları ele alalım. Bu bir eski otoyol ve köprüler var üzerinde eğer Avrupa tarafına geçecekseniz. Arabayla Ankara ve İstanbul’u birbirine bağlayan otoyolu kullanırsak 25 TL ödüyorsunuz. Yine Avrupa yakasına birinci ve ikinci köprüden geçersek ödeyeceğimiz ücret 8 lira 75 kuruş. Yani 34 liraya Ankara’dan İstanbul’un Avrupa yakasına ulaşabiliyoruz. Mesafe yaklaşık 450 kilometre. Kamyoncuysanız bu güzergâhta ödeyeceğiniz otoyol ücreti 49 lira 75 kuruş, köprü ücreti de 49 lira. Ankara’dan İstanbul Avrupa yakasına giden bir kamyonun ödeyeceği toplam ücret yaklaşık 99 lira. 100 lira bile değil. İstanbul-İzmir arasında aynı kamyonun ödeyeceği ücret ise yeni yapılan yolda 646 TL. 99 lira nerede, 646 lira nerede? İki güzergâh arasındaki mesafe aynı olmasına rağmen İstanbul’dan İzmir’e gitmenin maliyeti Ankara’dan İstanbul’a gitmenin maliyetinin 7 katı.

 

AKP PROJELERİNDE DELİ DUMRUL TARİFESİ UYGULANIYOR

Peki, aradaki fark nereden geliyor? Açık söyleyeyim, otoyolların işletme ve finansman modellerindeki farklılıktan geliyor. Birini devlet yapmış işletiyor. Diğeri Kamu-Özel İşbirliği denerek yandaş tarafından yapılmış ve yandaş tarafından işletiyor. İkinci olarak, devletin doğrudan yaptığı ve işlettiği köprüye ve otoyola milletimiz sadece ve sadece o yoldan geçtiğinde, o köprüden geçtiğinde para veriyor. Oysa Kamu-Özel İşbirliği modeliyle yapılan köprüye ve otoyola millet aslında “geçse de geçmese de” para ödüyor. Yani Adalet ve Kalkınma Partisi projelerinde tam bir Deli Dumrul tarifesi uygulanıyor.

 

SARAYIN KASASINDAN DEĞİL MİLLETİN KESESİNDEN

Biz bunları gündeme getirince de Sarayın Kibirli Adamı kızıyor. Bizleri iş bilmezlikle suçluyor. “Kendi kasasından” bir kuruş çıkmıyor diyor. Doğrudur bu paralar Sarayın ve yandaşların kasasından çıkmıyor. Ama milletin cebinden ve devletin hazinesinden çıkıyor. Milletimiz geçmediği köprü, yatmadığı hastane için geçen yıl vergileriyle bütçeden 6 milyar lira ödemiş. Bu yıl ise bütçeye konan rakam 9,7 milyar TL. 2020’de geçilmeyen köprü ve yatılmayan hastaneler için bütçeden ödenecek tutarın 20,3 milyar TL’ye yükseleceği tahmin ediliyor. Yine 2021’de aynı harcamalar için ödenecek tutar tahmini ise 23,5 milyar TL. Bunlar, bütçenin 3 yıllık tahmini içinde, rakamların arkasına gizlenmiş olan bir takım veriler toplayarak çıkartarak TÜSİAD’ın Bütçe İzleme raporunda tespit edilmiş büyüklükler. Bu rakamlara bir de Devlet Hava Meydanları İşletmesi’nin havaalanları için verdiği yolcu garantileri karşılığında yaptığı ödemeler dâhil değil. Hava Meydanları işletmesi KİT. Bu nedenle onun kendi bütçesi var, buradan yapılan ödemeler eğer hazineye muhtaç hale gelmezse sadece orada gözükür. Hazineye muhtaç hale geldiğinde de sermaye olarak kendisine para veriyor.

 

ARAÇ GEÇSE DE ÖDENİYOR GEÇMESE DE

Soruyoruz biz de “Nedir bu verdiğiniz yolcu garantilerinin miktarı?” Cevap veriyorlar, “Sözleşmenin gizliliği vardır. Bu nedenle bu rakamları veremeyiz.” Şimdi İstanbul-İzmir otoyolu için Hazine’nin kefil olduğu dış kredi miktarı 4 milyar 956 milyon 312 bin 328 dolar. Yani yaklaşık 5 milyar dolar. Yine bu otoyol üzerindeki güzergâhlarda günlük 17 bin ile 40 bin arasında araç geçecek diye bu şirketlere garanti verilmiş. Eğer araç sayısı bunun altına düşerse aradaki farkı devlet karşılıyor.  Demek ki 40 bin araç geçse de, geçmese de bu para ödeniyor. Geçiyorsa geçen ödüyor, geçmiyorsa devlet ödüyor.

RİSK MİLLETİN KÂR YANDAŞIN

Bu projelerin dış finansmanına garantiyi kim veriyor? Devlet veriyor, yolcu, araç hasta garantisini devlet veriyor, bu kadar garantiden sonra geliri yandaş cebine indiriyor. Ondan sonra da dönüp buna risk paylaşımı diyorlar. Kamu özel işbirliği risk paylaşımı. Burada risk milletin, kâr da yandaşın. Bunun adı milletin cebinden yandaşları daha da zengin etme operasyonudur. Madem bu modelin dünyaya örnek olduğunu iddia ediyorsunuz, neden ihale sözleşmelerini açıklamıyorsunuz, neden verilen yolcu, araç ve hasta garantilerinin her bir proje için kalem kalem ne kadar olduğunu açıklamıyorsunuz? Bu garantilere konu yolcu, araç ve hasta sayılarının gün gün ne kadarının karşılandığını ne kadarının bütçeye yük olarak geleceğini, milletle neden paylaşmıyorsunuz, neyi saklıyorsunuz? Madem bu projeler çok iyi, rakamları neden kurum bütçelerinin kuytusuna, köşesine saklıyorsunuz da araştırma kuruluşları oturuyorlar toplu iğneyle kuyu kazar gibi bu rakamları araştırıp çıkartmaya çalışıyorlar?

 

KÖİ’Yİ GETİREN ÖZAL, İSTİSMAR EDEN ERDOĞAN

Yap-İşlet Devret Modeli, Erdoğan’ın bulduğu bir finansman modeli değildir. Bunu bulup, Türkiye’ye getiren rahmetli Özal’dır. Ama bu modeli alabildiğine istismar edip, yandaşa para kazandırmak için milletin çoluğunun çocuğunun geleceğine ipotek koyan da Erdoğan’dır. Yandaşlarına ihale verir ama ihale sözleşmelerini milletten saklar. “Yap işlet devret modeliyle yatırım yapıyoruz, milletin cebinden beş kuruş para çıkmayacak” der. Ama verdiği her büyük ihale için milletin kesesinden, hem de bol keseden dolara endeksli garantiler verir. Bunlar da yetmeyince, TBMM’de partisinin milletvekillerine verdirdiği torba kanunla şehir hastanelerinin sözleşmelerini yeniden gözden geçirme yetkisi alır. Sağlık reformu deyip, kimse hastanelerde para ödemeyecek der. Bugün hastanelerde, değişik adlar altında vatandaş 14 çeşit para öder. En büyük ihaleleri bu milletin anasına küfredenler alır. “Yaptığın sözleşmeleri görelim” deyince de, “gizlidir” derler.Devlet böyle yönetilmez… Zaten yönetilmiyor da… Türkiye yönetilmiyor, Türkiye savruluyor!

 

BU PROJELER BEYAZ FİL

Bu projeler üç beş yandaş havuz müteahhidinin zenginliğine zenginlik katmak için tüyü bitmemiş yetimin üç kuruşunu hortumlayan beyaz fillerdir. Dün Erdoğan Ziya Paşa’nın meşhur sözünü tekrarlamış: “Eşek ölür kalır semeri, insan ölür kalır eseri”. Bakalım milletin çoluğunun çocuğunun rızkını, geleceğini çalıp, bitiren bu beyaz filler ileride nasıl hatırlanacak. Buna sebep olanlar duayla mı, yoksa bedduayla mı anılacak? Tarih bunları elbette yazacak.

 

 DÜRBÜNÜN TERSİYLE BAKINCA HER ŞEY TOZPEMBE GÖRÜNÜYOR

Damadın harikalar diyarından anlattığı ekonomi masallarının milleti ikna etmediğini görmüş olacak ki dün kayınpederi aynı masalları anlatmaya devam etti. Sanayi üretiminden istihdama kadar tüm göstergelerde olumlu yönde bir yükseliş varmış. Demek ki Saraydan millete dürbünün tersiyle bakınca her şey tozpembe görünüyor. Madem işler toparlanmaya başladı. İstihdam artışa geçti. Neden Sosyal Güvenlik Kurumunuz sekiz aydır sigortalı sayılarını açıklamıyor? Sekiz aydır bu verilere neden karartma uygulanıyor? Neden çekiniyorsunuz? Kayıtlı istihdamdaki kayıplar sanılandan çok daha büyük de onu mu saklamaya, gizlemeye çalışıyorsunuz? Rakamları karartarak, rakamlarla oynayarak nereye kadar gidebileceğinizi zannediyorsunuz? Millet rakamlara bakmıyor ki yaşıyor bunları.

 

SEÇİM BİTTİ, ZAMLAR GÜMBÜR GÜMBÜR GELİYOR

Temmuz bitti, Ağustos geldi. Temmuz ayına ait öncü göstergeler iyi başlamamıştı. Ekonomik güven, tüketici güveni ve reel kesim güveni Temmuz’da düştü. Yine imalat sanayi üretimi için önemli bir öncü gösterge olan İmalat Sanayi Satın Alma Yöneticileri Endeksi yeniden geriledi. Seçimlerin bitmesiyle zamlar gümbür gümbür geliyor. Elektriğe yapılan yüzde 14,98 detaylı söylüyorum zamdan sonra, yaz günü kışa hazırlık için iktidar doğalgazın fiyatını da yüzde 14,97 artırdı. Her ne hikmetse bu 15 olmuyor. Vatandaşın almak zorunda olduğu bu malların fiyatlarına yapılan zamlar adeta perakende işletmecilerin malı satabilmek için üzerine koyduğu etiketlere benziyor. 20 değil 19,99 der gibi… Zamlardan efkârlanan millete bir darbede en son sigara zammıyla vuruldu. Hem doğalgaz hem de sigara zamları da özellikle Ağustos ayında yapıldı ki Temmuz enflasyonu etkilenmesin. Faizin indirildiği ay enflasyon azmasın. AKP Genel Başkanının kendinden menkul enflasyon faiz teorisi doğrulansın.

 

ENFLASYONDA TEMMUZ AYI REKORU

Bugün sabah Temmuz ayı enflasyon rakamları açıklandı. Gördük ki tüm enflasyonu düşük gösterme çabalarına rağmen Temmuz’da aylık enflasyon yüzde 1,36 olmuş. Bu, mevcut enflasyon serisinde Temmuz ayları itibariyle en yüksek Temmuz ayı enflasyonu rekor… 12 aylık enflasyon da Temmuz’da yüzde 16,7 olmuş. Bu da 12 aylık olarak baktığımızda en yüksek Temmuz ayı enflasyonu. Çekirdek enflasyondaki aylık artış yüzde 2 civarında, yani Tüketici Fiyatlarındaki artıştan çok daha fazla.

 

FAİZ İNDİ AMA ENFLASYON İLK AYDAN REKOR KIRDI

Faiz indi ama enflasyon daha ilk aydan rekor kırdı. Umutlar Ağustos ve Eylül’deki baz etkisine kaldı. Yani geçen yıl ki yüksek artışların bu yılın artışlarını düşük göstermesi bekleniyor. Tabi bu rakamlar TÜİK’in makyajlı enflasyon rakamları. Yurttaşlarımızın mutfağındaki enflasyon bundan çok daha büyük. Bunu her gün sizlerin kanallarında görüyoruz, seyrediyoruz zaten. Yaz ortasındayız. Domatesin, biberin, meyvenin ucuzladığı aylardayız ama yurttaşlarımızın en temel gıda maddelerinde çok ciddi fiyat artışları olduğu dikkati çekiyor. Temmuz’da tek bir ayda, sadece tek bir ayda; şekerin fiyatı yüzde 12 artmış, sarımsağın fiyatı yüzde 11 artmış, elmanın fiyatı yüzde 8, domatesin fiyatı yüzde 8 artmış. Çarliston biberin, kayısının, çayın fiyatı da yüzde 7 artmış. Özetle, mutfaktaki yangın hız kesmiyor her gün biraz daha büyüyor. Herhalde önümüzde bir seçim olsa, bu iktidar yaz gününde de tanzim satış mağazalarını kurar.

 

ELEKTRİK FİYATI ARTARKEN ÜRETİCİ FİYATLARI DÜŞÜYOR

Enflasyon göstergelerinde izaha muhtaç ilginç gelişmeler de olmuyor değil bu arada. Elektriğe Temmuz başında yüzde 15 civarında zam gelmesine rağmen üretici fiyatları Temmuz’da yüzde 1 geriliyor. Yani sanayici, elektrik fiyatlarındaki artışı ürettiği malın fiyatına yansıtamamış. Mevcut veriler gevşeyip, rahatlamak için henüz çok erken olduğunu bize gösteriyor. Ama dediğim gibi hem damat hem kayınpeder reklamları geçmişler harikalar diyarında gezinmeye başlamışlar.

 

TEK ADAMIN MALİYETİNİ AÇIKLAYACAĞIZ

Buradan açıkça soruyorum. Ekonomide aspirin tedavisi ve pansuman dışında dişe dokunur hangi tedbirleri aldınız da düzelme bekliyorsunuz? Tam bir yıl önce önerdiğimiz 13 maddelik radikal çözüm paketinin 13 maddesinden bir tanesini bile uygulamaya geçirmediniz. Erdoğan’ın tek adam olma hevesinin milletimize maliyetini anlatıp duruyoruz. Gelecek günlerde bununla ilgili bir çalışmayı da kamuoyuyla paylaşacağız.

 

YALANA KARŞI HAKİKATLE MÜCADELE EDECEĞİZ

Anlaşılan Erdoğan 2023 hedeflerinin iktidarın ülkeyi yönetememesi nedeniyle artık hayal olmasından ve bunun Sayın Genel Başkanımız tarafından milletimize anlatılmasından son derece rahatsız olmuş. Ama şunu söyleyelim, biz yalana karşı hakikatle mücadele etmeye devam edeceğiz. 2023 için 25 bin dolar olacak dedikleri kişi başına gelir, 12 bin 484 dolara planda indirildi mi, indirilmedi mi? İndirildi. Peki Meclis’e giden bu plan dokümanında kimin imzası var arkadaşlar? Erdoğan’ın imzası var. 2013’te, yani bundan 6 yıl önce, kişi başına düşen gelir 12 bin 480 dolar mıydı, değil miydi? Şimdi diyorsunuz ki önümüzdeki 10 yılda kişi başına yıllık gelirimiz, gerçi bu geliri de görenimiz yok ama, 4 dolar artacakmış. Bunun neresine başarı diyeceğiz?

 

İLK 10 DERKEN İLK 20’DEN DÜŞÜRECEKLER

“İlk 10 ekonomi” gireceğiz türküleri söylediler 2023’te. Şimdi Türkiye’yi ilk 20 ekonomi arasından düşecek noktaya kadar getirmiş bulunuyorlar. Sıkışınca da “biz beceremedik” diyemiyorlar, “dışarıdan saldırı oldu, dış güçler yaptı” diye bağırmaya başlıyorlar. Ülkeyi sıcak para baronlarına teslim edip emir alır hale getireceksin, sonra da “beni dövdüler” deyip ağlayacaksın. Tabi, Sarayın etrafındaki mutlu bir sosyete, çift dikiş maaşlar, ballı yönetim kurulu üyelikleriyle günlerini gün ederken milletin çocukları işsiz. Allah’tan korkmayanlar kuldan da utanmıyor. Bunlar haber olunca da millete tehditler ve hakaretler başlıyor. Ne diyelim bu devran böyle dönmez.  Milletimizin kendinden kopanlara en güzel cevabı günü geldiğinde sandıkta verdiğini en son seçimlerde gördük.

 

UFUKTA SEÇİM Mİ VAR, AK PARTİ’DE SAFLAR MI DAĞILDI?

Ekonomide sıkıştıkça Erdoğan, İstanbul seçimlerinde unuttuğu “Fırat’ın doğusuna müdahale kartı”nı masaya getiriyor. Hayrola ufukta bir seçim mi var? Yoksa partide dağılan safları sıklaştırmak için bu kart mı oynanıyor? Baştan itibaren “Ortadoğu’nun meselesi, Ortadoğu devletleri tarafından çözülmelidir” diyoruz. Hep bunu söyledik. “Türkiye ancak bu şekilde Müslüman’ın Müslümanı kırdığı Ortadoğu bataklığından kurtulur ve bölgeye barışı getirir” diyoruz. “Türkiye, Esad’la Rusya üzerinden konuşarak; Mısır’la kavga ederek Ortadoğu’yu büyük devletlerin oyun alanı haline getiriyor” diyoruz. Kendi silah fabrikalarını Katar’a satanların Türkiye’nin çıkarlarını ne kadar savunacakları konusunda çok ciddi endişelerimiz olduğunu sürekli dile getiriyoruz. Milletimizin güvenliği için tamam her türlü tedbir alınmalıdır. Ancak Suriye sorununun köklü çözümü Suriye’nin toprak bütünlüğünü dikkate alan, diyaloğa dayalı, barışçı bir yaklaşımda aranmalıdır. Bugüne kadar savaşlar hiçbir topluma fayda getirmemiştir, bundan sonra da getirmeyecektir. İktidar, artık dış politikayı iç politika malzemesi haline getirmekten vazgeçmelidir. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

 

Soru- Efendim “Türkiye’nin güvenliği için her türlü tedbir alınmalı” dediniz ama bazı çekincelerinizi de ortaya koydunuz. Peki Cumhurbaşkanı Erdoğan geçtiğimiz gün yaptığı açıklamada çok kısa sürede bu operasyonun yapılabileceğine yönelik bir söylemi oldu. CHP olarak Fırat’ın doğusundaki terör örgütlerine karşı bu operasyona tavrınız tam olarak nedir efendim?

Faik ÖZTRAK- Bu operasyonlara dönük tavrımızı biraz önce sarf ettiğim cümlelerde bence çok net açıkladım diye tahmin ediyorum. Onun için buna ilave edecek başka bir husus yok.

 

Soru- Efendim az önce sizde değindiniz Cumhurbaşkanının açıklamalarına. Cumhurbaşkanının şöyle ifadeleri var yap-işlet-devretle ilgili. Firmanın ne harcadığı değil bizim aldığımız hizmet ve ödediğimiz önemli. Biz bir şey ödemiyoruz dedi. Yani hiçbir şey harcama yapmadığını. Siz de biraz önce dillendirmiştiniz ve bunun üzerine cümleleriniz var. Ama “bir şey ödemedik” diyor Sayın Cumhurbaşkanı ve devlet eğer bunları yapsaydı diyor bırakın 10 taneyi, hastanelerden bahsederek, 2 – 3 tanesini bitiremezdi diyor.

Faik ÖZTRAK- Şimdi bakın çok net söylüyorum, hiçbir şey harcamıyoruz diyorlar. Geçen yıl 6 milyar harcandı. 6 milyar kullanılmayan yol, yatılmayan hastane için verildi. Bu yıl 9,7 milyar harcanacak. Ne için? Milletin yatmadığı hastane, kullanmadığı yol için verilecek. Önümüzdeki yıl bu kaç olacak? 20 milyar Türk Lirasını geçecek. Şimdi bunlar bedava mı oluyor?

Yap-işlet-devret bir finansman modelidir. Sonunda bunun da parası milletin cebinden, devletin Hazinesinden çıkar. Ama şimdi siz çıkıp da milletin gözünün içine baka baka “Buna 5 kuruş para harcanmadı, siz bu işlerden anlamıyorsunuz” dediğiniz zaman, kimse kusura bakmasın biz bu işlerden iyi anlarız, biz bu işlerin dersini de veririz.

 

Soru- Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün bir genelgesi var. Dolayısıyla bu genelgeyle özel hastanelere ileri düzeyde hastaneler tanımı getiriliyor. Böyle de Türkiye’de bir tane hastane varmış o da Sağlık Bakanı’nın kurucusu olduğu hastane. Bununla ilgili değerlendirmeniz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi ileri düzeyde hastane tanımını kim getiriyor? Sağlık Bakanlığı getiriyor. İleri düzeyde hastane tanımına uygun Türkiye’de bir tane hastane var, o kimin? Sağlık Bakanının kurmuş olduğu hastane. Arkadaşlar, Türkiye’de her iş böyle gidiyor. Kendileri pişiriyorlar, kendileri yiyorlar. Böyle şey olmaz. Yani siz bir düzenleme getireceksiniz ve o düzenlemeden sadece sizin kurucusu olduğunuz tesis yararlanacak. Bunun milletin vicdanı kabul etmez.

 

Soru- Efendim erken seçimle ilgili CHP’nin yaklaşımı nedir? Az önce sizde özellikle Fırat’ın doğusuna yönelik operasyon konusunda bir değerlendirmeniz oldu. Bu konudaki yaklaşım nedir?

Faik ÖZTRAK- Erken seçim konusundaki yaklaşımımız baştan itibaren son derece açık. Biz bir erken seçim peşinde değiliz. Ama öyle görüyoruz ki iktidar bir telaş içinde. Biz de durduk yerde niye bu kartı sallamaya başladığını soruyoruz. Dış politikada bir şey yapacaksan yaparsın. Bunu tutup da iç politikaya malzeme yapmaya kalktığınız zaman o zaman bunu bir başka amaçla kullanıyorsunuz demektir. Biz de diyoruz ki bunun iki amacı olabilir. Ya şu anda Erdoğan’ın partisi dağılmak üzere, bunu bir arada tutabilmek için bu kartı oynuyor. Ya da artık bu işi götüremeyeceğini anladı ve bir an önce bir erken seçime gitmek ve bu işten kaçmak için bu tür kartları oynuyor diyoruz. Çünkü ekonomiyle ilgili olarak milletin taleplerine, ihtiyaçlarına, özlemlerine cevap verebilme noktasından artık uzaklaştı. O zaman ne yapacak? Başka argümanları, başka gerekçeleri kullanacak.

Teşekkür ediyorum.

İNDİRSİNLER FAİZİ %5’E, BAKALIM ENFLASYON DA %5’E DÜŞECEK Mİ?

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Bugün Temmuz ayını tamamlıyoruz. Tek adam parti devleti rejiminin ilk kabinesi geçen yılın Temmuz ayında göreve başlamıştı. Yine geçen yılın Temmuz ayının bu günlerinde ABD Başkanı Trump, Rahip Brunson derhal serbest bırakılmazsa, Türkiye’ye yönelik kapsamlı yaptırımlar uygulayacağına dair tehditlerde bulunmuştu. Aslında iktidarın kötü yönetimi nedeniyle 2013’den beri, dünyadaki en kırılgan ekonomiler liginde ilk beşten bir türlü düşmeyen Türk ekonomisi bu açıklamadan sonra daha ciddi bir çalkantı içine girdi ve ekonomide kusursuz bir fırtına patladı. Dolar kuru 7 liralara dayandı, iki yıllık gösterge tahvil faizleri yüzde 25’lere kadar çıktı, Türkiye’nin borç temerrüt risk primi, iflas anlamına gelen 400’lerin üzerini gördü. Kısacası iktidarın sıcak paracılara teslim ettiği finansal piyasalarımız bir tweet ile alt üst olacak kadar zayıflamıştı.

 

SARAY ULUSAL İTİBARIMIZI YERLE BİR ETTİ

Saray bunu görünce Trump’ın tehditlerine pabuç bıraktı. Erdoğan Amerika’dan aldığı talimat uyarınca Rahibi apar topar Beyaz Saray’a gönderdi. Trump da Oval Ofis’te Evangelistlerin önünde Türkiye’den getirttiği rahibe kendini takdis ettirdi. Yetmedi bir de “Rahibi gönder dedik, gönderdi” deyip Sarayın kibirli adamıyla dalga geçti. İktidar, ABD’nin iç siyasi çekişmelerine ülkemizin itibarını peşkeş çekti. Ulusal itibarımızı yerle bir etti. Bu tiyatro sahnesi milletimizin hafızalarından bir türlü silinmedi. Hala milletimizin içi bu sahneyi hatırladığında sızlatmaktadır.

 

EKONOMİDEKİ DARALMA İKİNCİ ÇEYREKTE DE SÜRECEK

Finans sistemindeki bu türbülansın yükü, son bir yılda insanlarımızın ve şirketlerin yani reel kesimin üzerine tüm ağırlığıyla bir karabasan gibi çöktü. Ekonomimiz 2018’in son üç ayında yüzde 3, bu yılın ilk üç ayında da yüzde 2,6 daraldı. Yine bu yılın ikinci çeyreğine ait Nisan ve Mayıs aylarında da takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,6 azalmış. Bu veriler ekonomideki daralmanın bu yılın ikinci üç ayında da süreceğini ortaya koyuyor. Yine imalat sanayi üretimi açısından son derece önemli olan Satın Alma Yöneticileri Endeksi Haziran’da kritik eşik olan 50’nin altında kalmaya devam etti. Aslında bu endeks son 16 aydır 50’nin altında seyrediyor.

 

KRİZİN EN AĞIR BEDELİNİ MİLLETİMİZ ÖDÜYOR

Krizin en ağır bedelini de bu krizde işini-gücünü kaybeden milletimiz ödüyor. Geçen yıl bu zamanlar bir iş sahibi olan 810 bin yurttaşımız bu yıl işinden, ekmeğinden olmuş. Resmi işsizlerin sayısı 3 milyon 86 binden 4 milyon 202 bine çıkmış. İşsiz yurttaşlarımızın gerçek sayısı ise bu dönemde yaklaşık 1,5 milyon kişi artarak 8 milyon kişiye ulaşmış. Üniversiteli işsiz sayısı son bir yılda yüzde 26 artmış, 1 milyonu aşmış. Genç İşsizlik oranı, son bir yılda 6,4 puan artarak yüzde 23’ü aşmış. Yani piyasada iş arayan her 4 gençten birisi iş bulamıyor, işsiz. Millet kış gününde tanzim-satış kuyruklarına mahkûm edildi. Mutfakta tencere boşaldı. Hayat pahalılığı dar gelirli yurttaşlarımızı bunalttıkça bunalttı.

 

PROTESTOLU SENETLER 10 MİLYAR TL’Yİ GEÇTİ, KARŞILIKSIZ ÇEKLER 16 MİLYAR TL’Yİ BULDU

Esnaflarımız borçlarını ödeyemez hale geldi. Ödenemeyen çek ve senetler dağ gibi birikti. Millet icra kapılarına düştü. Bu yılın ilk altı ayında protesto edilen senet tutarı, geçen senenin aynı dönemine göre, yüzde 50 artarak 10 milyar TL’yi geçmiş. Aynı dönemde karşılıksız çeklerin tutarı da yüzde 64 artmış ve 16 milyar TL’ye yaklaşmış. Geçtiğimiz yıl bu zamanlar icra dairelerinde 19 milyon civarında dosya varmış bu yıl dosya sayısı 21 milyona dayanmış. Şirketler konkordato ve iflas kuyruğuna girmiş. Saraya yakın Ticaret Odası başkanları bile “Konkordato ilan eden şirketlerin borcunu devlet üstlensin” demeye başlamış. Bu aslında bir yandan ekonomideki yangının boyutlarını gözler önüne seriyor. Bir yandan da geçmişte söylediklerimizin ne kadar doğru olduğunu hatırlatıyor.

 

KÂRLAR KİŞİSEL, ZARAR 82 MİLYONUN

Biz 2013’de Merkez Bankası, “dolar yağmuru artık bitecek” dediği günden bu yana bu günlerin geleceğini hep söyledik. Ekonomide artan borç yüküne dikkat çektik. Bunları söylediğimizde iktidar mensupları bize, “Bunlar özel sektörün borcu kamuyu etkilemez” diyorlardı. Biz de geçmişte dünyada ve Türkiye’de yaşanmış kriz örneklerini hatırlatıp, bu borçların bir gecede nasıl kamunun sırtına taşınabileceğini hep söyledik. Şimdi görüyoruz ki devlet eliyle kurtarılma talepleri artmaya başladı. Kârları kişisel, zararı ise 82 milyona ait gören bu anlayışı tasvip etmemiz tabi ki mümkün değil. Ama TBMM kapanmadan önce yaklaşık 400 milyar liralık şirket borcu için İstanbul Yaklaşımının getirildiğini de dikkatlerimizden kaçırmamamız gerekiyor. Bu senenin başından bu yana devletin kasası tamtakır. İlk altı ayda bütçe açığı 78,6 milyar lira. Bu, 2019’un tamamı için hedeflenen açığın neredeyse tamamına eşit. Bakan damadın son bir yılda “güçlü politika başarısı” diye övündüğü tablo işte bu. Artan işsizlik, ödenemeyen borçlar, iflaslar, konkordatolar…

 

DAMAT BAKANA: HER ŞEY OLABİLİRSİNİZ AMA REZİL OLAMAZSINIZ

Mali disiplini unutan, devletin kasasını boşaltan iktidar, şimdi de Merkez Bankası’nın kasasına el atmış vaziyette. İlkin Merkez Bankası’ndan Hazine’ye gelecek kâr payını erken tahsil edip seçimden önce yiyip bitirdiler. Şimdi de Merkez Bankası’nın 41 milyar liralık ihtiyat akçesini, milletin kefen parasını yiyorlar. İhtiyat akçesinin 21 milyarlık ilk dilimi Hazine hesaplarına aktarıldı. Bu para bayram öncesi kullanılacak. Peki Merkez Bankası bu parayı nereden verecek? Para basacak. Sarayın sosyete damadı “bu para basmak değil” demiş. “Bilançodaki bir kalemin yer değiştirmesi para basmak değildir” buyurmuş. Yazar ve şair Murathan Mungan’ın bu durumu özetleyen güzel bir sözü var. “Türkiye’de her şey olabilirsiniz ama rezil olamazsınız”. Bakan damat da anlaşılan bu sözün hakkını vermeye çalışıyor.

 

BUNUN ADINA DÜNYANIN HER YERİNDE PARA BASMAK DERLER

TCMB nezdinde kamu hesapları üzerinden gerçekleştirilen her işlem piyasadaki likiditeyi etkiler. Bu nedenle TCMB piyasadaki likiditeyi düzenlerken, DİBS ihraç ve itfalarını, vergi tahsilatları gibi kamu mevduat hesaplarında hareket doğuracak her işlemi dikkate almak durumundadır. Dolayısıyla şimdi kamu mevduatına alınan bu akçeler bayram öncesi müteahhitlere yapılacak, emeklilere yapılacak ödemelerde kullanıldığında dolaşımdaki para miktarı da ister istemez değişecektir. Bunun adı dünyanın her yerinde para basmaktır.

 

SOSYETE DAMAT HARİKALAR DİYARINDA

Ekonomide çarkların bir an önce dönmeye başlaması gerekiyor. Çarkları döndürmenin ön koşulu da ekonomide güveni sağlamaktan geçiyor. Bakan Damat “en kötüsü geride kaldı” diyor ama Temmuz biterken açıklanan ekonomide güven endeksinin yeniden gerilemeye başladığını görüyoruz. Temmuz’da ekonomik güven endeksi yüzde 3,3 düşmüş. Tüketici güveni yüzde 2; reel kesim güveni yüzde 3 gerilemiş. Peki güvenmeyen, güveni sürekli gerileyen insanlarımız nasıl tüketecek, nasıl yatırım yapacak? Son bir yıldır güven veren kadrolar eliyle, güven uyandıracak bir program uygulamaya konmadı. Bu bir yılı aspirin tedavisiyle pansumanla geçirdik. Neredeyse her bir buçuk ayda bir, bir paket açıklandı. Açıklanan her paketten sonrada işler hep daha kötüye gitti. Ama bakıyorum sosyete damat hala harikalar diyarında.  Durumun ciddiyetinin farkında değil.

 

HİÇ BİR TEDBİR ALMADILAR

Hatırlayın ne diyordu Damat?  Şubat, Ocak’tan, Mart Şubat’tan, Nisan hepsinden iyi olacaktı. Rakamlar ortada. Artan işsizlikle, iflaslarla, ödenemeyen çeklerle, senetlerle milleti bu kadar zamanda perişan ettiler. Ekonomi kalp krizi geçirmiş, hasta yoğun bakıma düşmüş, tansiyon sıfıra yaklaşmış, Damat “ödemeler dengesinde cari işlemler fazlası vereceğiz” diye seviniyor. Ekonomi daralıyor. Üretim durmuş, yatırım durmuş, işsizlik artıyor. İthalatla bütün bunların sonucunda ekonominin ihtiyacı olmadığı için geriliyor. Dolayısıyla konjonktürel olarak ödemeler dengesi fazla verme noktasına doğru gidiyor. Bakan sime buna “dengeleniyoruz” diyor. Burada sorarlar, “Türkiye’de ödemeler dengesinin kalıcı bir biçimde düzelmesi için rekabet gücünü artıracak hangi tedbirleri aldınız?” Hiçbir şey yapmadı.

 

İNDİRSİNLER FAİZİ %5’E, BAKALIM ENFLASYON DA %5’E DÜŞECEK Mİ?

Şimdi düşen talep ve baz etkisiyle enflasyon yüzde 15’in altında kalacak diye övünüyorlar. Bugün Merkez Bankası yılsonu enflasyon tahminini yüzde 13,9 olarak açıkladı. Bu hala benzer ekonomiler içinde en yüksek enflasyon oranlarından biri. Baz etkisi ve sözde güncellemeden gelecek enflasyondaki düşüşü şimdi de “faizi düşürdük, enflasyon düştü” diye pazarlamaya hazırlanıyorlar. Arada birkaç yıllık istisna dışında 2006’dan bu yana bu ülkede enflasyon hedefi kaç? Yüzde 5.  Hiç tuttu mu? Hayır tutmadı. Kerameti kendinden menkul faiz teorilerine çok güveniyorlarsa; indirsinler faizleri yüzde 5’e bakalım enflasyon da yüzde 5’e düşüyor mu, düşmüyor mu? Ellerini tutan yok ama bu işi bir türlü yapmıyorlar.

 

KEDİ BURDAYSA CİĞER NEREDE?

Bir de bakan damat dün demiş ki Mayıs’tan bu yana ekonomiye son iki ayda 10 milyar dolar girdi. Ödemeler dengesi rakamları Mayıs’ta kalıyor. Nereden ne geldi onu gelecek günlerde tabi ödemeler dengesinde göreceğiz. Ancak Mayıs’tan 19 Temmuz’a kadar hisse senedi ve DİBS piyasasına yabancıların sadece 390 milyon dolar getirdikleri gözüküyor. Yine brüt rezervlere baktığımızda da, Mayıs sonundan 19 Temmuz’a kadar rezervlerimiz sadece 2,8 milyar dolar artmış. Peki, bu 10 milyar dolar nerede? Yani ciğer buysa kedi nerede? Kedi buysa ciğer nerede?

 

FAİZ LOBİSİ MİLLETİN KANINI EMİYOR

Diğer taraftan faiz inerken de çıkarken de kazananın değişmediğini bu defa da gördük. TCMB Başkanının görevden alındığı tarihten hemen sonra, yani 8 Temmuz’da bu ülkeye 1 milyon dolar getiren faiz lobisinin bir üyesi bugün itibariyle, yani 23 günde DİBS piyasasında 70 bin 347 dolar kazanmış. Yani dolar cinsinden üç haftada elde edilen getiri yüzde 7. ABD’de 10 yıllık tahvilin faizi bir yıllık getirisi ise yüzde 1,8. Üç haftada yüzde 7. Bir yılda yüzde 1,8. Bu şunu gösteriyor, faiz lobisi her halükarda ülkede tüyü bitmedik yetimin hakkını yemeye, milletimizin kanını emmeye devam ediyor.

 

MERKEZ BANKASI’NIN GÜVENİLİRLİĞİNİ İYİCE BİTİRİYORLAR

Merkez Bankası Başkanını ekonomideki kötü gidişin günah keçisi yaptılar. Görevden aldılar ilk defa cumhuriyet tarihinde ilk defa bir Merkez Bankası Başkanını görevden aldılar. Böylece kötü gidişin sorumluluğundan kurtulacaklarını zannediyorlar. Gazetelerde yer alıyor, yeni başkana vasi tayin etmişler. Merkez Bankası’nın güvenilirliğini zaten yerle bir ettiniz. Bu yapılan işlerle Merkez Bankası’nın güvenilirliğini iyice bitiriyorlar.

 

GİDEN GÜVEN GERİ GELMEZ

Ekonomi ciddiyetsizliği kaldıracak durumda değil. Sıkıntı büyük. Diğer yandan fırsatlarda var. Şimdi küresel ekonomide bizim gibi ülkeler için fırsat penceresinin açılmaya başladığını görüyoruz. Gelişmiş ekonomiler yeniden parasal gevşemeye gidiyorlar, faizlerini düşürecekler. Ama öyle gözüküyor ki, bu fırsat da bu iktidar kadrolarının yetersizliğine kurban edilecek. Şimdi işler düzeliyor havası basıyorlar, mevcut yıpranmış, güven vermeyen kadroların yeniden güven vermesini sağlayacaklarını zannediyorlar. Çok açık söyleyeyim, bir kere güveni yitirdiğiniz andan itibaren o güven geri gelmez.

 

ÇİFTÇİ ÜRÜN FİYATIYLA MALİYET ARSINDA EZİLDİ

Aslında ekonomik olarak tüm vatandaşlarımız çok ciddi sıkıntılar içinde. Ama bu sıkıntılardan en fazla etkilenen kesimlerin başında da çiftçilerimiz geliyor. Bu iktidar elinde iki Trakya’dan daha büyük bir alan artık ekilip biçilmiyor. Bu iktidar iş başına geldiğinde 140 litrelik traktör deposu 191 TL’ye doluyordu. Bugün 897 TL’ye doluyor. Çiftçi bir kilogram gübre için 1,7 kg buğday satarken; şimdi ancak 2,3 kg buğday sattığında bir kg gübre alabiliyor. Çiftçiler ürün fiyatıyla, girdi maliyeti arasında ezilip kaldı. Aynı çiftçilerimize kanunun emrettiği destek de bu iktidar kadroları tarafından çok görüldü. Her bir çiftçi ailesinin 2007’den bu yana birikmiş 68 bin 386 TL alacağı var. İlk defa tek adam parti devleti rejimine geçildikten sonra çiftçiye destekleri taksit taksit ödenmeye başladı. Yağlı tohum desteklerinin yüzde 70’ini ödediniz. Hala daha yüzde 30’u bekliyoruz. Ödedik ödeyeceğiz diyorsunuz nerede?

 

BUNLAR NE ARA BU KADAR SOSYETE OLDULAR

Tarım devriminin yapıldığı bu topraklarda tarımı bitirdiler. Aslında iktidarın çiftçiye, tarıma bu yaklaşımını en güzel son dönemde gazetelerde yayınlanan bir fotoğraf karesi özetliyor. Tarlanın çamurunun, tarlanın tozunun ayağına bulaşmasından korkan Saray’ın kibirlisi tarlaya ayağında galoşla girmiş. Bunlar ne ara bu kadar sosyete oldular? Topraktan geldik, toprağa gideceğiz. Topraktan bu kadar korkmak neden? Ayağını tarlanın bereketli çamuruna değdirmeyen, pabucunu toprağın tozuna bulaştırmaktan korkan biri, çiftçimizin çektiği sıkıntıları nasıl anlayacak? Biz boşuna demiyoruz bunlar milletten koptu diye…

 

BU DEFA GERÇEKTEN TÜRKİYE’DE OLMAYANI YAPTILAR

“Bu memlekette ne varsa ben getirdim, ben yaptım” diye övünüyorlardı. Çoğu tabi kendilerinden önceki iktidarlar tarafından getirilmişti. Ama bu defa gerçekten Türkiye’de olmayanı yaptılar. Tarlaya paçalarını da koruyan uzun konçlu galoşla giren ilk siyasi olmayı başardılar. Sarayından millete dürbünün tersiyle bakanlar, elbette tarlaya da galoşla girecekler. Ama milletimiz durumun gayet güzel farkındadır. Sabırla bundan sonra önüne gelecek ilk sandığı beklemektedir.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa isminizi belirterek sorularınızı alayım.

 

Soru- Bir kaç sorum var. Öncelikle Anayasa Mahkemesi’nin kararı vardı Barış Akademisyenleriyle, bildiriye imza atanlarla ilgili “hak ihlali” kararı vermişti. Yüksek Mahkeme gerekçeli kararını açıkladı. Karar Anayasa Mahkemesi’nin bildiride yer alan düşünceleri paylaştığı veya desteklediği anlamına gelmez dedi. Bu gerekçeli kararı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir de mahkemenin böyle bir gerekçeli karar açıklama gereği hissetmesi ya da neden böyle bir gerekçeli karar açıklama gereği hissetmiş olabilir?

 

Faik ÖZTRAK- Şimdi Anayasa Mahkemesi üzerinde bu sözde bir takım bilim adamları ciddi bir baskı oluşturma gayreti içinde. Hatırlayacaksınız bu bildiri ilk yayınlandığında CHP olarak biz de bu bildirinin içeriğine katılmadığımızı söylemiştik ama bu bildirinin ifade özgürlüğü kapsamı içinde değerlendirilmesi gerektiğinin de altını çizmiştik. Anayasa Mahkemesi de bu bildirinin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi konusunda bir karar verdi. Ama karara dönüp baktığınız zaman başkan dışında 16 tane üye 8’e 8 yani 8 üye aslında bilim adamlarının, bilim insanlarının bir bildiriye imza atmaları nedeniyle özgürlüklerinden mahrum kalmalarını doğal karşılamıştır. Bu tabi son derece üzücü ve özellikle sarayın tek adam parti devleti rejimine geçildiğinden bu yana Anayasa Mahkemesi’ne yapmakta olduğu atamalarla Anayasa Mahkemesi’nin de hızla bir vesayet altına tek adam parti devleti rejiminin vesayeti altına girmekte olduğunu açık seçik ortaya koyuyor.

Bildirinin içeriğine katılırsınız katılmazsınız söyledim altını çizerek. Biz de bu bildirinin içeriğine katılmadığımızı başta ifade etmiştik. Ama sonuç itibariyle bu bildiri ifade özgürlüğü kapsamında mütalaa edilmiştir Anayasa Mahkemesi tarafından. Anayasa Mahkemesinin bu mütalaasına karşı hakaretamiz bir takım ifadelerde bulunmak ve Anayasa Mahkemesi’ni bir ciddi baskı altına almaya kalkmak bilim adamlığına yakışmaz. İşte bu nedenle sözde bilim adamı lafını kullandım.

 

Soru- Efendim bir diğer sorum, CHP milletvekili Sayın Ali Mahir Başarır bütün bakanlıklara bir soru önergesi vermişti. Bakanlıklarda çalışan yetkililer personelle ilgili aralarında hem bakanlıktan maaş alıp hem başka şirketler yönetim kurulu üyesi olup maaş alanlar var mı diye. Cevap sadece Ulaştırma Bakanı Cahit Turan’dan geldi. Bakanlıkta 9 bürokratın çift maaş aldığını belirtti. Malum Cumhurbaşkanının da EYT’lilerle ilgili istek varken bir çift dikiş çıkışı vardı. Biz bu bürokratların çifte maaş almasını, çift dikişi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi açıkçası, bürokratlar yapmış oldukları ana işle ilgili olarak doğru düzgün maaş alabilseler bu tür yöntemlere başvurulmaz. Bunlar doğru yöntemler değildir. Bir yerde hem bürokratlık görevini yapacaksınız, hem de ilave bir şeyler alabilmek için bir yönetim kurulunda görev alacaksınız. Bunları kabul etmek, içimize sindirmek mümkün değildir.

 

Soru- Bir diğeri, CHP’li belediyelerle ilgili son günlerde çokça tartışma var, eleştiriler de yoğun. Akrabaların, birinci derece, ikinci derece yakınların görevlere atanmasıyla ilgili. Siz bunu nasıl değerlendirirsiniz, yorumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Şimdi şunu söyleyeyim, Türkiye’de tabi uygulamalara dönüp baktığınız zaman, balık baştan kokar diye bir laf vardır. Şimdi Sarayın damadı ekonomiden sorumlu bakan. Hem damat, hem kayınpederi saraya bağlı olan varlık fonunun yönetim kurulu başkanı ve yönetim kurulunun yöneticisi. Şunu açıkça ifade edeyim, CHP leke kabul etmeyen bir partidir. Dolayısıyla bu tür yanlış uygulamalar kamuoyu önünde gerçekten sırıtmaktadır. Bu nedenle ben özellikle bu konuları gündeme getiren medyanın müspet bir iş yaptığını düşünüyorum. Bunların gündeme gelmesinden ve kontrolün yapılmasından memnunuz.

Bu çerçevede belediye başkanı arkadaşlarımıza gerekli uyarılarda bulunuluyor. Bununla ilgili olarak da bu çerçevede bir çekidüzen vermeleri konusu kendilerinden talep ediliyor. Ayrıca yine kendileri açıklama yapacaklar ama Genel Başkanımız ilk imzayı attı, Grup Başkanvekillerimiz imzaladı TBMM’ye bir siyasi etik yasasını da getirdik. Yani milletin çocukları bu kadar işsiz kalırken belediye başkanlarının, cumhurbaşkanının, merkezi hükümette üst düzey yöneticilerin kendi akrabalarına, üniversitelerde yine kendi akrabalarına iş vermelerini milletimizin kabul etmesi mümkün değildir. Öncelikle milletin işini çözecekler kendi akrabalarının değil, yakınlarının değil.

 

Soru- Efendim son olarak, Ankara Tren Garı’nın tarihi binaları ve Atatürk Orman Çiftliği arazisinin 550 bin metrekarelik alanı Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın kurucusu olduğu Vakıf Üniversitesi’ne 30 yıllığına kiralandığı açıklandı. Sadece kiralandı dendi bir bedel belirtilmedi. Siz bu kiralamayı nasıl değerlendiriyorsunuz bir vakıf üniversitesine, bakanın içinde bulunduğu bir üniversiteye?

Faik ÖZTRAK- Şimdi baktığınız zaman burada da bir milletin içine sinmeyecek bir durum ortaya çıkıyor. “Gerekli bedel ödendi” deniyor. Gerekli bedel nasıl tespit edildi, hangi kriterlere göre tespit edildi? Yani bakın sadece bu değil, aynı zamanda Atatürk Orman Çiftliğinin arazisiyle de ilgili bu üniversiteye dönük yapılmış olan bir uygulama var. Biraz önce anlattım, toprağa ancak galoşla basabilenler Atatürk Orman Çiftliği ve Atatürk Orman Çiftliğiyle ilgili olarak Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün yaklaşımını anlamakta zorlanıyorlar ki kalkıp bu arazileri üniversitelere veriyorlar. Bir an önce ne bedel ödendiği açıklanmalı. Daha önce de bu tür soruları soruyoruz. Kaç lira bedel alınmıştır bununla ilgili olarak, bu bedel nasıl tespit edilmiştir? Yine daha önce de sorduk çok tepki gösterdiler ama cevap alamadık hala. Bu yap-işlet-devret projeleri var. Bu hafta sonu söylemiştim bu yap-işlet-devret projelerinin bedeli nedir? Bütçeden daha ne kadar milletimiz geçmediği yol için, yatmadığı hastane için, geçmediği köprü, uçmadığı havaalanı için milyarlarca Türk Lirası ödemeye devam edecektir? Buna da cevap bekliyoruz. Yani bu hastaneye verilen kamu malının karşılığında ne alınmıştır? Diğer taraftan devlet kamu özel işbirliği çerçevesinde ihale ettiği altyapı projeleri için ne kadar garanti vermiştir, ne ödemeyi taahhüt etmektedir, bu projelerin maliyeti nedir? Milletin sırtına bu projeler nedeniyle ne kadar yük yüklenecektir? Bütün bunları bir defa daha soruyoruz ve bunlarla ilgili olarak cevap bekliyoruz.

BU İKTİDARLA 10 YILI KAYBETTİK

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün MYK gündemine ilişkin düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Bugün MYK’mızın gündeminde; ekonomi vardı, Düzce’deki sel felaketi vardı. Yine Eylül-Ekim aylarında Suriyeli göçmenlerin sorunlarıyla ilgili bir “Suriye Konferansı” düzenlemeyi de yine bugün ele aldık. Ben sözlerime, iki sevindirici haberle başlamak istiyorum. Bunlardan biri, İsveç’teki U-20 atletizm şampiyonasında başarılarıyla göğsümüzü kabartan sporcularımızı tebrik ediyorum. Yine, 16 yaş altı kızlar Avrupa voleybol şampiyonasında finalde İtalya’yı 3-0 yenerek şampiyon olan 16 yaş altı kızlar takımımızı da başarılarından dolayı tebrik ediyorum. Bu hafta sonu da bir de üzücü haber aldık. Milli Görüş’ün önemli isimlerinden, eski devlet bakanı, deneyimli siyasetçi Sn. Süleyman Arif Emre dün hayata gözlerini yumdu. Merhuma Allah’tan rahmet, yakınlarına ve Saadet Partisi camiasına sabırlar diliyorum. Yine bundan 39 yıl önce bir suikaste kurban giden, emek hareketinin efsane lideri, DİSK’in Kurucu Genel Başkanı Kemal Türkler’i de rahmetle anıyoruz. Maalesef, bu yıl da kendisinin vasiyet ettiği şekilde, “mezarının başına işçilerden iyi haberler getirerek” gidemiyoruz.

 

CHP, DÜZCE’DEKİ SEL FELAKETİYLE İLGİLİ AYRINTILI RAPOR HAZIRLADI

18 Temmuz Perşembe günü Düzce’nin Akçakoca ilçesinde ve bağlı köylerinde meydana gelen sel felaketinde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan bir defa daha rahmet dileyerek sözlerime başlamak istiyorum. Yine yaralanan ve mal kaybına uğrayan yurttaşlarımıza da geçmiş olsun diyorum. Felaketten hemen sonra, Genel Başkanımız Düzce Valisi’ni arayarak felaketin boyutu ve alınan önlemler konusunda bilgi aldı. Yine ertesi gün Grup Başkan Vekilimiz Engin Özkoç ve İstanbul Milletvekilimiz Mahmut Tanal bölgeye gitti. Cumartesi günü ise Genel Başkan Yardımcımız Gülizar Biçer Karaca bölgedeydi. Orada gelişmeleri dikkatle takip etti, tafsilatlı bir rapor hazırladı, yarın kendisi bu raporu sizlerle paylaşacak.

 

CHP’NİN İLK TESPİTLERİ

Ama CHP olarak afetin yaşandığı bölgede tespit ettiğimiz hususları şöyle özetlemek istiyorum. Can kaybının yaşandığı Esmahanım Köyü’nde 7 vatandaşımız sele kapılarak kaybolmuştu. Pazar günü iki vatandaşımızın naaşı Uğurlu Köyü yakınlarında bulundu. Kayıp olan 3 çocuk ve iki kadını arama kurtarma çalışmaları havadan ve karadan hala devam ediyor. Ben toplantıya girerken devam ediyordu. Esmahanım’da can ve mal kaybı, Uğurlu Köyü’nde de mal kaybı söz konusu. Her iki köyde de gıda, su gibi acil ihtiyaçların önemli bir bölümünün karşılanmasında İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyelerimiz yardımcı oluyorlar.

 

BÖLGE DÜZEYİNDE PLANLAMA EKSİKLİĞİ VAR

Aşırı doğa olaylarının sık yaşandığı riskli coğrafyalarda, bu riski afete dönüştürmeyecek yatırım planlaması en önemli hususlardan bir tanesi. CHP olarak yaptığımız incelemeler sonucunda yaşanan bu afette de temel belirleyici unsurun, bölge düzeyinde planlama eksikliği olduğunu gördük.

 

ZARAR GÖREN VATANDAŞLARIN VERGİ VE KREDİ BORÇLARI ERTELENSİN

Sel felaketinin yaşandığı Akçakoca ilçesi ve köylerinin acil talepleri var; Birincisi, derhal bölgenin afet bölgesi olarak ilan edilmesi gerekiyor. Yine sel felaketini yaşayan vatandaşlara psikolojik destek için acil tedbirler alınması gerekiyor. Evleri ve işyerleri zarar gören vatandaşların vergi, kredi ve benzeri borçlarının ertelenmesi lazım. Hasar tespit çalışmaları hızla yapılmalı, vatandaşların kayıplarının telafisi, enkazın kaldırılması, sel sonucu oluşan çamur yığınlarının hızla temizlenmesi gerekiyor. CHP’li Ankara, İstanbul Büyükşehir Belediyeleri ile Bolu ve İzmit Belediyeleri bölgede iş makinalarıyla bu faaliyetlere yoğun destek veriyorlar. Selden zarar gören vatandaşlarımıza geçici barınma alanları oluşturulmalıdır. Acil ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla devlet tarafından maddi destek vatandaşlara mutlaka sağlanmalıdır. Vatandaşların su ve elektrik sorunları acilen çözülmelidir.

 

KIBRIS BARIŞ HAREKATI’NIN YIL DÖNÜMÜ

Hafta sonunda 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nın 45. Yıl dönümünde, KKTC’nin barış ve özgürlük bayramı kutlandı. Kıbrıs Barış Harekatı, Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikada milletimizin hakkını, hukukunu korumak için attığı en önemli adımlardan biridir. Soydaşlarımız katledilirken sessiz kalmayan dönemin Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Ada’ya barışı getirmek, akan kanı durdurmak için düğmeye basmıştır. Dönemin Başbakanı, önceki Genel Başkanlarımızdan Sayın Bülent Ecevit’in sözleriyle Türkiye “insanlığa ve barışa hizmette bulunmak”, “sadece Türklere değil, Rumlara da barış getirmek için” Kıbrıs’a çıkmıştır. O gün, bugündür de Ada’da barış hâkimdir.

 

KKTC’NİN TANINMASINI ÖNGÖREN BİR BAĞLAMDA ÇÖZÜLMELİ

Ancak bugün Kıbrıs sorununun yeni bir yaklaşımla, KKTC’nin tanınmasını öngören yeni bir bağlamda çözülmesi gerekmektedir. Türk Cumhuriyetinin tanınmasını öngören yeni bir bağlamda çözülmesi gerekmektedir. Bu vesileyle, milliyetçiliği Beşparmak Dağları’na yazan dönemin Başbakanı önceki Genel Başkanlarımızdan Sn. Bülent Ecevit’i ve dönemin Başbakan Yardımcılarından Sn. Necmettin Erbakan’ı, tüm şehitlerimizi rahmetle anıyorum.

 

REJİMİN UCUBE OLDUĞU ORTAYA ÇIKTI

Türkiye Büyük Millet Meclisi, iktidar partisi ve ortağının oylarıyla 27’nci dönem ikinci yasama yılı çalışmalarını tamamlayarak 1 Ekim’e kadar tatile girdi. Böylece, 24 Haziran 2018 seçimlerinden sonra kurulan ucube tek adam rejiminde, Meclis’in yeminden sonraki ilk yasama yılı sona ermiş oldu. 20 Temmuz 2016’da ilan edilen OHAL altında, tek adam parti devleti rejimi hayata geçirilmeye başlanmıştı. “Daha güçlü bir kuvvetler ayrılığı” iddiasıyla getirilen bu sistemin, tek bir kişiyi güçlendiren ucube bir rejim olduğu bu yasama yılının sonunda tecrübeyle ortaya çıktı.

 

SARAY, MİLLETVEKİLLERİNİN HAKLARINA GEREKEN SAYGIYI GÖSTERMEDİ

Son anayasa değişikliğiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yetkilerinin nasıl kısıtlandığını, Gazi Meclis’in nasıl etkisizleştirildiğini, kuvvetler ayrılığı ilkesinin fiilen nasıl ortadan kaldırıldığını hep birlikte gördük. Yine bu dönemde, çağdaş demokratik standartlardan, hukuk devletinden nasıl uzaklaşıldığını da hep beraber izledik. TBMM’nin elinden iktidarı denetlemeye yönelik yetkilerin bir kısmı zaten anayasa değişikliğiyle alınmıştı. Artık gensoru yok, sözlü soru yok. Elde kala kala araştırma önergesi verme ve yazılı soru sorma imkânı kalmıştı. Ama saray yönetimi milletvekillerinin bu haklarına da gereken saygıyı göstermedi.

 

HER 100 YAZILI SORU ÖNERGESİNDEN SADECE 6’SI ZAMANINDA CEVAPLANDI

Aslında AK Parti işbaşına gelmeden parlamentonun 21. Döneminde milletvekillerinin iktidara sorduğu her 100 yazılı sorudan 87’si zamanında cevaplandırılmış. AK Parti’nin ilk iktidar dönemi başladıktan sonra önce 22. Dönemde bu oran 63’e gerilemiş. 23. Dönemde yüzde 50’ye düşmüş, 24. Dönemde yüzde 22’ye, 25. Dönemde de yüzde 7’ye kadar gerilemiş. 26. Dönemde yüzde 11 olmuş. 27. Dönemde ise bugüne kadar milletvekillerinin saray iktidarına sorduğu her 100 yazılı soru önergesinden sadece 6’sı, dikkat edin 6’sı zamanında cevaplanmış. Soruların yüzde 33’ü zamanı geçtikten sonra yanıtlanmış. Yüzde 55’ine ise yanıt yok.

 

DENETİMSİZ BİR İKTİDAR YARATILDI

Milletvekilleri bu soruları iktidara “keyif olsun” diye sormuyor. Milletvekilleri, milletin sesini saraya duyurmak ve milletin hakkını, hukukunu korumak için milletten aldığı bu yetkiyi kullanıyor. Esasen bugün içinde bulunduğumuz durumu Genel Başkanımız 6 madde hâlinde, 23 Nisan’da, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde açıklamıştı. Bunları bu yasama yılı sonunda tekrar etmekte yarar görüyorum. Bir: Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yetkileri kısıtlanmış, denge ve denetleme mekanizmaları yok edilerek “denetimsiz bir yürütme organı” yani iktidar yaratılmıştır. İki: Cumhurbaşkanı, kararnameler yoluyla Meclis’in yasama yetkisine fiilen ortak olmuştur. Üç: Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı fiilen sona ermiştir. Dört: Partili Cumhurbaşkanı, devleti ve milleti temsil etmek yerine, belli bir siyasi görüşün temsilcisi hâline gelmiştir. Bu da denge unsuru olması gereken cumhurbaşkanlığı makamının denge unsuru olmaktan uzaklaşmasına yol açmıştır. Beş: Tek kişiye parlamentoyu fesih yetkisi verilmiş, milletin meclisinin geleceği bir kişinin iki dudağının arasından çıkacak sözcüğe bırakılmıştır. Altı: Meclis’in bütçe hakkı ve yetkisi fiilen elinden alınmıştır.

 

MİLLETİ HARACA BAĞLADILAR

Bu ilk yasama döneminin sonunda bütün bunların cebimizi nasıl yaktığını, mutfaktaki tencereleri nasıl boşalttığını, milletimizi nasıl işsiz bıraktığını da gördük. “Hızlı karar alacak” diyerek kurulan bu ucube sistemin iki konuda hızlı olduğu anlaşıldı: Birincisi milletin aşını, işini eritme konusunda, ikincisi de milleti haraca bağlama konusunda. Son bir haftada saray yurtdışına çıkış harcını 15 TL’den 50 TL’ye çıkardı. Artış yüzde 233. Yurtdışından kişisel kullanım için getirilen cep telefonlarının kaydından alınan harç tutarını da yüzde 200 artırarak 500 TL’den bin 500 TL’ye çıkardı. Sadece son bir yılda bu harca yapılan zam yüzde 779’u buldu.

 

KRİZİN YÜKÜ TAMAMEN VATANDAŞIN SIRTINA YÜKLENDİ

Ülkemiz tarihindeki en sıkıntılı ekonomik krizlerden birini yaşıyor. Bu krizin yükü tamamen vatandaşın sırtına yüklenmiş vaziyette. Vatandaşlarımız işsizlik ve hayat pahalılığı altında eziliyor. Saray sosyetesinin şapkasını önüne koyarak bugüne kadar yaptığı hataları değerlendirmesi ve çözüm için samimiyetle çalışması gerekiyor. Ama bu ucube sistem eleştiriyi, kamuoyu tarafından denetlenmeyi, siyasi rekabeti sevmiyor. Bir türlü normalleşemiyor. Yerel yönetim seçimlerinde aldığı sonuçlardan gerekli dersleri çıkaramıyor. Fırsat buldukça kendisini eleştirenleri başta basın olmak üzere susturmaya çalışıyor.

 

SARAY BESLEMESİ İSTİBDAT KURUMU’NUN FİŞLEME KAĞIDI

Bunun örneklerini bu ay da gördük. Önce sivil toplum kuruluşu kılığına bürünmüş, saray beslemesi bir istibdat kurumu, bazı gazeteciler hakkında fişleme raporu yayınladı. SETA’nın “uluslararası medya kuruluşlarının Türkiye uzantıları” adlı fişleme kâğıdı, demokrasimiz açısından bir utanç belgesidir. Ülkede yayın yapan uluslararası basın kuruluşlarında çalışan gazetecilerin sosyal medya hesaplarına girmişler, sosyal medya paylaşımlarına kadar fişlemişler.

 

TAŞ ÜSTÜNDE TAŞ, GÖVDE ÜSTÜNDE BAŞ KALMADI

Bu rezilliğin dumanı tüterken, geçtiğimiz hafta önemli bir gelişme daha yaşandı. İktidar partisinin Eski Genel Başkanı ve Başbakanı Sn. Ahmet Davutoğlu geçtiğimiz hafta bir programa çıktı. Bu röportajı yapan gazetecilerin radyodaki programı jet hızıyla yayından kaldırıldı. Gazeteciler işinden oldu. Çalıştığı radyoyu eleştiren bir başka gazetecide radyoyla yolları ayrıldı. Açıkçası radyoda taş üstünde taş, gövde üstünde baş kalmadı. Saray iktidarının AK Parti’nin Eski Genel Başkanının, Eski Başbakanının eleştirilerine dahi tahammülü yok.

 

TÜRK VE RUS SARAYLARININ BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ ANLAYIŞI ORTAK

RS FM, Rusya’nın Sesi Radyosu’nda yaşananlar Türk ve Rus sarayları arasındaki şahsi dostlukların ulaştığı seviyenin ve basın özgürlüğü konusundaki ortak anlayışlarının en güzel örneklerinden bir tanesi oldu. İktidar kendi içindeki çatlamanın hızlanmasından korkuyor, çekiniyor. Korku arttıkça da gazeteciler üzerindeki, kendisine muhalefet edenler üzerindeki baskısını arttırıyor.

 

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNDE 2013’TEN BERİ 43 SIRA GERİLEDİK

Artık ülkeyi yönetemiyorlar. Bakın, özgürlükler Evi’nin “Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde” Türkiye 2013 yılında 197 ülke arasında 120. Sıradaydı. Hemen bir yıl sonra 134. sıraya geriledi. Bir yıl önce “basını kısmen özgür” ülkeler arasında yer alırken bir yıl sonra “basını özgür olmayan” ülkeler ligine düştü. Bu düşüş orada durmadı. En son 2017 raporuna göre şu an bu endekste 163. Sıraya indik. Yani 2013’ten bu yana iktidarın işbaşına geldiği 2013 yılından buyana 43 sıra birden gerilemişiz. Dahası 2019 yılında kurum tarafından yayımlanan “Özgürlük ve Medya Raporu’nda” halkının sadece dörtte birinin basına güvendiği iki tane ülke var. Biri Rusya, biri de Türkiye.

 

HUKUK LİGİNDE 5 YILDA 50 SIRA GERİLEDİK

İktidarın ucube tek adam parti devleti rejimini kurmak için ilk adımları attığı 2014’ten bu yana Türkiye’de her şey, her geçen gün daha da kötüye gidiyor. 2014’te Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde 99 ülke içinde 59. sırada olan Türkiye, 2019’da 126 ülke içinde 109. sıraya gerilemiş. Tabi bu hukuk liginde 5 yılda 50 sıra birden gerilerken tüketicinin güveni de hızla düşmüş. Ekonomimiz hızla irtifa kaybetmiş.

 

REJİMİN KİŞİ BAŞINA FATURASI 2 BİN 849 DOLAR

Ülkede artan bu hukuksuzluğun, bu keyfiliğin milli gelirimiz cinsinden toplam bedeli 166 milyar dolar olmuş. Yani milli gelirimiz bu dönemde 166 milyar dolar azalmış. 2013 yılında 12 bin 480 dolar olan kişi başına gelirimiz, 2018’de 9 bin 632 dolara düşmüş. Yani bu rejim her bir vatandaşımızın cebinden 2 bin 849 doları almış.

 

VİZYON BELGESİ DEĞİL, İFLAS BELGESİ

Dahası Saray’ın önümüzdeki 5 yıl için ülkemize ve vatandaşlarımıza vadettiklerine baktığımızda, ekonominin iflas ettiğini söyleyebiliriz. 11. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nı Meclis’in kapanış gününde tartıştık. Aslında 11. Beş Yıllık Kalkınma Planı bir vizyon belgesi değil, Türkiye’nin ekonomi politikalarının, AK Parti’nin ekonomi politikalarının iflas ettiğinin belgesi. Bu plana göre 2023 yılında, yani cumhuriyetimizin 100. yılında milletin geliri ve sofrasındaki aş için verilen vaatlerde tam yüzde 50 oranında iskonto yapılmış.

 

BU İKTİDARLA 10 YILI KAYBETTİK

İhracat hedefimiz 500 milyar dolardan 227 milyar dolara düşmüş. Hatırlayın o 500 milyar dolarlık ihracat hedefi daha seçimlerden bir hafta, 10 gün öncesine kadar meydan meydan dolaşan ve AK Partisi Genel Başkanı gömleğini giyen Cumhurbaşkanı tarafından tekrarlanıp duruyordu. Buna karşılık ikiye katlandı. Yüzde 5’ten yüzde 10’a çıkmış. 25 bin dolar olacak denen 10. Planın arkasında 2023’te diyorlar ki vaat ediyorlar, biz milli geliri, kişi başına geliri 25 bin dolara çıkaracağız. Şimdi ne diyorlar? Kusura bakmayın biz bu işi beceremedik, biz bu kişi başına geliri ancak 12 bin 484 dolara çıkaracağız diyorlar. 12 bin 480 dolar kişi başına gelirimiz zaten 2013 yılında vardı. Yani 2013’ten 2023’e koskoca bir 10 yılda cebimizdeki para, kişi başına gelir sadece 4 dolar artacak. 10 yılı kaybettik.

 

HUKUK, DEMOKRASİ VE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ SOFRADAKİ EKMEKLE DOĞRUDAN İLGİLİ

“Efendim hukuk olmasa ne olur, basın özgürlüğü olmasa ne olur, demokrasi bizim karnımızı mı doyuruyor?” gibi lafların aslında gerçek olmadığı artık iyice ortaya çıktı. Hukuk, demokrasi, hukuk devleti soframızdaki ekmekle, vatandaşımızın cebindeki parayla, mutfağımızdaki boş tencereyle yakından ilgilidir. Hukukun olmadığı yerde güven olmaz, kimse yarın başına neler geleceğini öngöremez. Güven olmayınca da yatırım olmaz, yatırım olmayınca iş olmaz, iş olmayınca da aş olmaz.

 

MİLLETİN DEĞERLERİYLE KAVGALILAR

Milletin derdini unutan, milletle irtibatı kopan mevcut iktidarın, artık milletin değerleriyle de kavgalı hale geldiği iyice ortaya çıkmaya başladı. Bakın Bursa’nın AK Partili Belediye Başkanı, geçenlerde belediye meclisinde çıkmış bir açıklama yapmış. Aslında biz bu zatı, daha önce yaptığı açıklamalardan iyi biliyoruz. Bu zat, kalpaksız kuvvacı Uğur Mumcu’ya, vatansever şairimiz Nazım Hikmet’e, hain bir suikastla aramızdan alınmış düşün insanı Bahriye Üçok’a, hayatını bu ülkenin çocuklarına, gençlerine adamış Türkan Saylan’a hakaret eden bir kendini bilmezdir. Bu şahıs, şimdi çıkmış 30 Ağustos Zafer Bayramı’nda toplu taşımanın ücretsiz olmasının talep edilmesi üzerine, “30 Ağustos halkın genelini ilgilendiren bir bayram değildir” diyor. Yetmiyor, bir de gevrek gevrek gülerek ormancılık günü ile 30 Ağustos’u bir kefeye koymaya cüret ediyor.

 

KOLTUKLARININ RANTIYLA SARHOŞ OLDULAR

Görünen o ki, oturdukları koltukların sağladığı rantla sarhoş olanlar, bu ülkenin insanlarıyla, bu ülkenin değerleriyle yollarını tamamen ayırmış durumdalar. Ağızlarından pervasızca ortalığa dökülenler, ruh hallerini ve zihniyetlerini her geçen gün daha açık bir şekilde ortaya koyuyor.

 

BU ÜLKENİN NASIL KURULDUĞUNU BİLMEYENLER BUNU ANLAYAMAZ

30 Ağustos; ulusumuzun, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde, emperyalizme karşı verdiği mücadeleyi, bundan 97 yıl önce Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile zaferle taçlandırdığı bir tarihtir. 30 Ağustos, vatanı için canını ortaya koyan milletimizin tüm dünyaya “Anadolu’nun ve Trakya’nın bizim olduğunu” ilan ettiği tarihtir. 30 Ağustos, dünyanın tüm mazlum uluslarına yol gösteren, özgürlüğün ve bağımsızlığın yol haritasını ortaya koyan kurtuluş savaşımızın büyük zaferinin yıl dönümüdür. 30 Ağustos dil, din, ırk, mezhep ayrımı yapmaksızın bu ülkeyi seven, bu ülkeyi canı ve kanı pahasına kuran milletimizin zafer günüdür. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin nasıl ve ne canlar pahasına kurulduğundan habersiz olanların, bunu anlamasını beklemiyoruz.

 

O BELEDİYE BAŞKANI HAKKINDA PARTİSİNİN YAPACAĞI İŞLEMLERİ TAKİP EDECEĞİZ

Fakat vatanı için tüm dünyaya meydan okuyan milletimizin ve bağrından çıkan büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk ile silah arkadaşlarının savaş meydanlarında kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim, bu rezilliğe, bu pespayeliğe sessiz kalmamızı da kimse beklemesin. Bu kişi hakkında, partisi tarafından ne gibi işlemlerin yapıldığını takip ediyoruz. Ayrıca, iktidarın küçük ortağının bu sözler hakkında ne yorum yapacağını da büyük bir merakla bekliyoruz.

Değerli basın mensupları, benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim. İsimleriniz ve kurum kimliklerinizle birlikte lütfen.

 

Soru- İlk sorum biliyorsunuz Amerikalı heyet şu anda Türkiye’de… S-400’ler ve F-35’lerle ilgili olarak da bir gündem sözkonusu. Bugün Dışişleri Bakanı’nın bazı açıklamaları oldu. En azından Trump Türkiye’ye karşı yaptırımlar konusunda bunlara karşı duruyor dedi. Ama diğer taraftan Savunma Bakanlığı’ndan bir baskı da söz konusu, farklı açıklamalarda geliyor. Bu görüşmeyi nasıl değerlendirmek gerekir?

Onun dışında birkaç sorum daha olacak. Bülent Arınç hem Sayın Akşener’i, hem de Sayın Kılıçdaroğlu’nu ziyaret etmişti. Sayın Akşener bu ziyaretini kitabını hediye etti olarak yorumladı ama Arınç tabi aslında bakıldığında hem İstişare Kurulu üyeliği olması itibariyle de önemli bir isim ama sisteme yönelik eleştirileri de hep söz konusuydu. Bu ziyaretin gündeminde farklı konularda konuşuldu mu bunu merak ediyoruz.

Bir de son olarak kabine değişikliğiyle ilgili aslında son konuşulan başlıklar var. Cumhurbaşkanının bu değişiklikle ilgili bir çalışma yaptığı kulislerde konuşuluyor. Sizlerin de hep bu konuda hem ekonomi üzerinden, hem de İçişleri Bakanlığı üzerinden hep eleştirileriniz oluyordu. Sizce bir değişikliğe gerek var mı? Varsa hangi kollar üzerinden olmalı bunu merak ediyorum.

 

Faik ÖZTRAK- İlk sorunuza gelince, gerçekten ABD’den yaptırım uygulamasıyla ilgili son derece farklı görüşler geliyor. ABD Başkanı, “Türkiye daha önce ABD’den Patriot almak istedi biz vermedik Türkiye haklıdır S-400’leri almakta” derken buna karşılık Amerikan Senatosu’ndan, Amerikan Temsilciler Meclisi’nden, Dışişleri Bakanlığı’ndan, Savunma Bakanlığı’ndan farklı sesler gelebiliyor. Dolayısıyla bu süreci dikkatle izlemek gerekiyor. Başkan Trump geçtiğimizde de baktığımız zaman birçok şeyler söylüyor ama sonuçta farklı bir noktaya da gidilebiliyor.

Şunu açıkça ifade edeyim. Yani Türkiye’nin kendi savunması için gerekli adımları atma hakkı vardır. Bu konuda uygulanacak ambargoları, F-35’lerin verilmemesini, yaptırım uygulanmasını gerçekten tasvip etmemiz CHP olarak mümkün değildir. Ama tasvip etmediğimiz bir başka konu daha vardır. Son zamanlarda Türkiye’ye iki de bir de o yaptırım uyguluyor, bu yaptırım uyguluyor… şamar oğlanına döndürülmek isteniyor. Bunu da hiçbir şekilde tasvip etmediğimizi açık açık buradan ifade etmek istiyorum. Kimsenin Türkiye’ye bunu yapma hakkı yoktur. Dolayısıyla iktidarların da bunu önleme vazifesi vardır.

Sayın Arınç gerçekten de kendi açıkladığı gibi, Sayın Akşener’in açıkladığı gibi kitabını hediye etmek üzere Genel Başkanımızı ziyaret etmiştir. Bende bunun dışında başka bir bilgi yok.

Kabine değişikliği meselesine gelince, Türkiye’de aslında işlere gömleğin ilk düğmesini yanlış ilikleyerek başlanmıştır. Türkiye’nin en sıkıntılı olduğu nokta ekonomidir. Hep söylüyorum, ekonominin başına damadınızı getirdiğiniz andan itibaren daha işin başında çok büyük bir güven kaybına uğrarsınız. Bu işi liyakat nedeniyle yapmış olduğunuzu gösterebilmek için damadınızın Nobel Ekonomi Ödülü’nü almış olması lazımdır. O nedenle de bu haliyle, icraatlarını bir yana bırakıyorum, bugüne kadar yapılan pansuman tedbirleri, yapılan pansumanlar, aspirin tedavisi, açıklanan paketler, açıklanan paketlerdeki üslup… Bunların hepsi zaten eksi. Ama sadece bu husus dahi özellikle kabinenin ekonomi tarafında ciddi bir değişiklik ihtiyacı olduğunu ortaya koymaktadır.

 

Soru- Meslektaşımın birinci sorusuna ek olarak sormak istiyorum. Bugün aynı zamanda Donald Trump’ın Suriye özel temsilcisi James Jeffrey’de Ankara’da ve konuşulan gündem maddelerinden bir tanesi güvenli bölge. Bizim edindiğimiz bilgilere göre James Jeffrey bir mektupla da geliyor. Suriye’nin kuzeyindeki gruplardan bir mektupla geliyor ve 5 kilometrelik bir güvenli alan üzerine iki taraf müzakerelerde bulunuyor. Son olarak Sayın Çavuşoğlu’da güvenli bölge olmazsa bizim askeri müdahalemiz kaçınılmaz olur. Sizin bu konudaki yaklaşımınız nedir? Bir askeri operasyon olursa CHP’nin yaklaşımı, tavrı ne olur?

Faik ÖZTRAK- Yetkililer, yeni bir göç dalgasıyla karşı karşıya kalmamak için bir güvenli bölgenin şart olduğunu açık seçik ortaya koyuyorlar. Bu göç meselesi Türkiye için gerçekten önemli bir sorun olmuştur. Ama baştan itibaren bu konuda farklı bir yaklaşım belirlenmiş, göç meselesi adeta bir iç politika malzemesi haline getirilmiştir. Bu yanlıştır. Bugün bunun hatalı olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla güvenli bölge konusunda iktidarın atacağı adımları ve karşılıklı pazarlıkla gelinebilecek noktayı dikkatle izliyoruz.

 

Soru- Efendim bugün bir gazetenin manşetinde de yer almıştı. Atatürk’ün mirasçısı Tacinur Demir, CHP’nin Atatürk’ün vasiyetini yerine getirmediği iddiasıyla bir dava açtı. Bu davaya ilişkin değerlendirmeniz ne olacak? İkinci sorum da efendim, İzmir Karaburun Belediye Başkanı İlkay Girgin Belediye Başkanı aynı zamanda müdür olarak kendisini atadı. Bu konuya ilişkin zaten CHP içerisinden de gelen tepkiler söz konusu. Yönetim olarak sizin bir yaptırım uygulama gibi bir durumunuz söz konusu olabilir mi veya bir uyarıda bulundunuz mu?

Faik ÖZTRAK- İsterseniz son sorunuzdan başlayım. Karaburun Belediye Başkanımız söz konusu şirketi daha iyi kontrol edebilmek amacıyla bu işin başına geçtiğini söylemiştir. Zaten dün veya evveli gün yaptığı açıklamada da buradan huzur hakkı almayacağını açıkça ifade etmiştir. Ama bu konuda özellikle sosyal medyamızın hassasiyetini de takdirle karşıladığımızı belirtmek isterim.

İkinci önemli husus, Ata’mızın mirasıyla ilgili olan husustur. Hakikaten bu işin ciddiye alınır ciddiye alınır yanı yoktur. Burada hak iddia eden kişi, Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Atadan’ın evlat edindiği dört çocuktan birinin çocuğudur. Tabi Türkiye’de evlat edinilen çocuklar da evlatlarla aynı hakka sahip olduğuna göre Medeni Kanun’un hükümlerine göre mahfuz hissesini talep ediyor görünmektedir.

Mustafa Kemal Atatürk çok büyük bir devlet adamıdır. Mustafa Kemal Atatürk, 1926 yılında Medeni Kanun’u çıkartmıştır. Burada medeni kanun çerçevesindeki her türlü hakkı vatandaşlarına tanıdıktan sonra 1933 yılında 2307 sayılı kanunla kendisiyle ilgili olarak bir düzenleme yapmıştır. Demiştir ki, “benim malvarlığım mahfuz hisse hükümlerinden müstesnadır, istisnadır.” Yani o hükümlere tabi değildir. Bu benim bütün mallarım için de muteberdir.

Peki bunun gerekçesi, o dönemin esbabı mucibe dedikleri gerekçesi nedir diye baktığımızda şöyle yazıyor. “Geçirdiğimiz büyük tarihi devrin istisnai hususiyetlerinden doğan bu mahiyetteki malların tabi hallerin icabına göre tespit edilen kanun-u medenideki kayıt ve şartlar dairesinde vasiyet hükümlerine tabi olmasını Büyük Reisimiz doğru bulmayarak, bu serveti yine inkılabın derinleşip kökleşmesinde ve milli gidişin ileri hamlelerle kuvvetlendirilmesinde tayin buyuracakları kayıtlar altında tasarruf edilmek üzere reisi bulundukları Cumhuriyet Halk Fırkası’na vasiyet tarikiyle bırakmak arzusundadırlar”.

Yani diyor ki, bu benim bırakacağım mallar Medeni Kanun hükümlerine tabi olarak gitmez. Çünkü bu malları ben diyor Türk devriminin desteklenmesi, modernleşme devriminin desteklenmesi için Cumhuriyet Halk Partisi’nin kontrolüne bırakıyorum diyor.

Durum son derece açık. Ama maalesef iktidar partisi ve onun yandaş basını sürekli bu konuyu kaşıyor. Açacaklar bakacaklar, bu kanun değişti mi? Değişmedi. 2307 sayılı kanun, tarih 1933. Dolayısıyla çok açık söyleyeyim, bu tartışmaların gösterdiği bir tek şey var o da Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu olan Mustafa Kemal Atatürk’ün ne kadar uzak görüşlü bir insan olduğunu, ne kadar ülkesini seven bir insan olduğunu, o makamda otururken elindeki tüm malvarlığını yine milletine geri verdiğini, milletine adadığını çok açık seçik ortaya koyuyor.

 

Soru- Bir de kampınız olacak, onunla ilgili bir değerlendirme oldu mu bilgi verebilir misiniz?

Faik ÖZTRAK- Yok arkadaşlar. Bu hafta sonu bu kampı yapacağız. Zaten kampın programı sizlere dağıtıldı herhalde. Perşembe günü girişi yapılıyor, Cuma, Cumartesi kamp. Cumartesi öğleden sonrada dağılıyoruz herhalde.

Teşekkür ediyorum.

KALKINMA PLANI İFLASIN İTİRAFI

 

 

TBMM – On Birinci Kalkınma Planı’nda 2023 hedeflerinin yarı yarıya düşürüldüğüne dikkat çeken CHP’li Öztrak, Plan’da yer alan milli gelir, kişi başına gelir, ihracat hedeflerinin AK Parti iktidarının iflasının itirafı olduğunu söyledi.    

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 31 Mart seçimlerinden sonra 2023 hedeflerine ulaşmanın önünde hiçbir engel kalmayacağına yönelik sözlerini anımsatan Öztrak, “On Birinci Kalkınma Planı Meclis’e geldi, gördük ki ortada engel değil hedef kalmamış” diye konuştu.

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün TBMM Genel Kurulu’nda 11. Kalkınma Planı üzerinde yapılan görüşmelerde konuştu. Öztrak şunları söyledi:

 

Planlama, plancılık, bir ülkenin fiziki ve beşerî kaynaklarının etkin ve verimli kullanılması için önemli bir araçtır. Piyasa ekonomilerinde plan, kamu için emredici, özel kesim için yol göstericidir. Devlet Planlama Teşkilatı, 1960 yılında doğrudan Başbakan’a bağlı bir müsteşarlık olarak kurulmuştur. Elli bir yıl sonra, Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde, önce Kalkınma Bakanlığı’na çevrilmiştir. Aslında müsteşarlığın Bakanlığa dönüşmesiyle birlikte kurum, bürokratik pazarlıkların bir parçası hâline gelmiştir. Bürokrasinin üstünde doğrudan Başbakana alternatif sunmakla görevli olan Kurum’un pazarlıkların, bürokrasinin bir parçası hâline gelmesiyle etkinliği azalmıştır.

 

KURUMSAL HAFIZA YOK OLMA AŞAMASINA GELDİ

Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi adı verilen ucube rejim, yeniden yapılandırma iddiasıyla kurumları darmadağın etmektedir. Kurumsal hafıza yok olma aşamasına gelmiştir. 24 Haziran seçimlerinden sonra plan yapma görevi de Cumhurbaşkanlığına bağlı Strateji ve Bütçe Başkanlığına verilmiştir. Planlama ve plancılık bir kariyer müessesesidir. Uzmanlarını, önce uzman yardımcısı olarak sınavla devlete alır, daha sonra tez yazdırır, onun arkasından sınav yapar, ondan sonra uzmanlığını verir, arkasından da yurt dışına gönderir, yetiştirir. Ekonomi alanında Türkiye’nin en seçkin kadroları Devlet Planlama Teşkilatı’ndan yetişmiştir. Teşkilat, bünyesinden cumhurbaşkanları, başbakanlar, bakanlar ve milletvekillerini çıkarmıştır.

 

KRİZ GÖRMÜŞ UZMANLAR HAVUZA ATILDI

Bakanlık, Strateji ve Bütçe Başkanlığına dönüşürken önceki kriz dönemlerinde görev almış pek çok uzman Başkanlığa alınmamış “havuz” denen bir yere atılmıştır. Bu suretle, krizle ilgili kurum hafızası da yok edilmiştir. Bu nedenle de bugün iktidar krizle uğraşırken derli toplu, kendi içinde bir tutarlılık gösteren, ayakları yere basan bir programı bir türlü ortaya koyamamaktadır. Ucube sistemin hazırladığı ilk plan, Meclise bir yıl gecikmeyle gelebilmiştir. Hızlı karar alma iddiasıyla getirilen rejim, ortak aklı yitirince karar alamaz hâle gelmiştir.

 

KALKINMA PLANI ÖLÜ DOĞDU

Bu doküman Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu, ayakları yere basan, güven ve ufuk veren bir plan olmaktan çok uzaktır; usul, hukuk ve hedefleri yönünden maluldür. Orta Vadeli Program, Orta Vadeli Mali Plan ve bütçeler kanunen beş yıllık planlara göre hazırlanmalıdırlar. Yani dayandıkları bir plan yoksa bu dokümanlar hükümsüzdür. Onun için On Birinci Plan’ın aslında Meclise 2018 yılının ortasında gelmesi gerekiyordu. Bugün, 2019 programının, Orta Vadeli Mali Plan’ın ve Orta Vadeli Program’ın bu plan çıktıktan sonra yapılması gerekiyordu. Ama plan olmadan bu dokümanlar Meclisten geçti, altı aydır da uygulanıyor ve altı aylık uygulama sonunda, aslında planın da birinci yılı olan 2019 yılının hedeften önemli ölçüde sapmış olduğu gözüküyor. Yani daha Meclis’ten çıkmadan Kalkınma Planı’nın ölü doğduğu söylenebilir.

 

KRİZLE İLGİLİ TEK BİR KELİME YOK

Bu planın tespit ve çözümlerine bakıldığında da ucubelik dikkat çekiyor. Bir planda gömleğin iliklenecek ilk düğmesi doğru teşhistir. Bu planda ülkemizin içinde bulunduğu, vatandaşın tenceresini boşaltan, cebinde yangın çıkaran ekonomik kriz yok sayılmıştır. Tek adam parti devleti rejiminde hızla yıpratılan hukuk devletinin ve demokrasinin, sarayın kerameti kendinden menkul enflasyon-faiz teorilerinin, her sekiz ayda bir yaşanan seçimlerin ekonomide yaptığı tahribatın, sıcak parayla sorunların üstünü örtme çabalarının ekonomiyi dolarkolik hâle getirmesinin, üretim yerine ithalatı, kazanç yerine borcu önceleyen ekonomiyi şişirme stratejisinin ülkeyi içine soktuğu krizden tek bir kelimeyle dahi bahsedilmemektedir. Tek adam parti devleti projesinin ülkeyi içine soktuğu yerli ve millî kriz görmezden gelinmektedir.

 

EKONOMİ BİRİNCİ SINIF ÖĞRENCİSİ BİLE MASADAN KALKAR

Diğer taraftan, bu planın rekabetçi üretim ve verimlilik bölümüne, sarayın kerameti kendinden menkul enflasyon-faiz teorisi kopyalanıp yapıştırılmıştır. “Yüksek faiz enflasyona neden olur” denilerek finansman maliyetlerinin düşük seviyede istikrar kazanmasını sağlayacak bir faiz politikasından bahsedilmektedir. Diğer taraftan, enflasyon ve para politikası bölümünde de Merkez Bankası’nın fiyat istikrarının sağlanması temel amacı doğrultusunda tüm araçları kararlı ve bağımsız bir şekilde kullanmaya devam edeceği belirtilmektedir. Aynı doküman içinde yer alan bu maddeleri okuyan bir ekonomi birinci sınıf öğrencisi planın kapağını kapatıp masadan kalkar.

 

İKTİDARIN İFLASININ İTİRAFI

Bu planın hedefleri aynı zamanda AK Parti iktidarının iflasının da itirafıdır. Hatırlayın, 2011’de cumhuriyetin 100’üncü yılına yani 2023 yılına dair hedefler belirlenmişti. Sivil toplum kuruluşları, odalar bu hedefler etrafında seferber edilmişti. Bu hedefler Onuncu Beş Yıllık Kalkınma Planı’na da yazılmıştı. Her yıl yapılan gösterişli toplantılarda gösterilen yaldızlı videolarla bu hedefler büyük iftiharla anlatılıyordu.

 

ORTADA ENGEL DEĞİL HEDEF KALMAMIŞ

Bu hedefler “Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı” şapkasıyla partisinin belediye başkanı adaylarına oy devşirmek için miting meydanlarında dolaşan Cumhurbaşkanı tarafından da bu yılın mart ayı sonuna kadar sürekli dile getirilmişti. Hatta, Cumhurbaşkanı 31 Mart seçimlerinden sonra 2023 hedeflerine ulaşmanın önünde hiçbir engel kalmayacağını söylemişti. On Birinci Kalkınma Planı Meclis’e geldi, gördük ki ortada engel değil hedef kalmamış.

 

HEDEFLERDE TANZİM SATIŞ YAPILMIŞ: %50 DAMPİNG

2023 yılında 2 trilyon dolar olacak dedikleri Gayrisafi Yurt İçi Hasıla, plana göre 1 trilyon dolara düşürülmüş. 2023’te 25 bin dolar olacak dedikleri kişi başına gelir ise 12 bin 484 dolara indirilmiş. 500 milyar dolar olacak diye sık sık övündükleri ihracat hedefi 227 milyar dolara inmiş. Anlaşılan, bu hedeflerde de tanzim satış uygulamasına geçilmiş, yüzde 50 damping yapılmış. Tek bir artan gösterge var, bir tane gösterge; o da işsizlik, işsizlik oranı hedefi yüzde 5’ten yüzde 10’a çekilmiş, 2’ye katlanmış. Bu hedefleri bir de 2013’le kıyaslayınca tek adam rejiminde ekonomide koskoca bir on yılı kaybettiğimiz görülüyor.

 

TÜRKİYE İYİ BİR YÖNETİMLE ÇOK DAHA İYİSİNİ YAPABİLİR

Peki, Sayın Erdoğan’ın Başbakanken ortaya koyduğu bu hedefler çok mu iddialıydı da tek adam olunca akil baliğ oldu, hedefler normale mi döndü? Hayır. Aslında, 2023 hedefleri bu ülkenin mevcut potansiyeliyle, genç nüfusuyla, coğrafi avantajıyla rahatlıkla yakalanabilecek olan hedeflerdi. Hatta, Cumhuriyet Halk Partisi olarak yayımladığımız cumhuriyetin 100’üncü yılına doğru yeni ekonomi stratejisi belgemizde “500 milyar dolar” denen 2023 yılı ihracat hedefini biz 650 milyar dolar olarak belirlemiştik. Yine, 2023 yılı için bizim kişi başına gelir hedefimiz 31 bin 500 dolardı, gayrisafi yurt içi hasıla hedefimiz ise 2,6 trilyon dolardı çünkü biz bu ülkenin potansiyelini biliyoruz, doğru teşhis koyduğunuz zaman, doğru ilaç verdiğiniz zaman milletimizin neler yapabileceğini görüyoruz. Ama bu son on yedi yılda Adalet ve Kalkınma Partisi’nin elinde kötü yönetim ülkeyi maalesef, hedeflerini yarı yarıya indirmek zorunda bırakmıştır.

 

BU PLANLA BİR FIRSAT DAHA YİTİRİLDİ

On Birinci Plan ülkenin içinde bulunduğu krizde, bu krizden çıkış için kullanılabilecek çok önemli bir fırsat. Bunu burada, Meclisimizde doğru düzgün tartışabilseydik, baz yılını doğru düzgün yazabilseydik, derli toplu bir program hâlinde kamuoyuna sunabilseydik bu planı kullanmak suretiyle bu krizden çıkmak için gerekli olan güveni yaratabilirdik ama fırsat kaçtı. Bu iktidar, aslında krizde kullanılabilecek bütün araçları boşa harcamakta çok mahir bir iktidar. İstanbul yaklaşımı çıkarıyor hiçbir tedbir almadan hâlbuki İstanbul yaklaşımını, bütün tedbirleri alacaksınız, ondan sonra yapacaksınız. Merkez Bankası’nın ihtiyat akçesine açığını kapatmak için el koyuyor. Maalesef bu planda, bu planın altyapısında bulunan özel ihtisas komisyonlarında çalışan uzmanların emekleri de boşa gitmiştir.

PLAN KONUŞULUYOR, STRATEJİ VE BÜTÇE BAŞKANI ORTADA YOK

16 Temmuz 2019

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nun 11. Kalkınma Planı’yla ilgili görüşmelerinde yaptığı konuşmada şunları söyledi:

Anayasa’mızın 166’ncı maddesinin ilk fıkrasını okuyorum: “Ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmayı, özellikle sanayinin ve tarımın yurt düzeyinde dengeli ve uyumlu biçimde hızla gelişmesini, ülke kaynaklarının döküm ve değerlendirilmesini yaparak verimli şekilde kullanılmasını planlamak, bu amaçla gerekli teşkilatı kurmak Devletin görevidir.”

 

PLANLAMA VESAYET ALTINDA

Türkiye 1960’dan sonra planlama deneyimine Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı’yla başlamıştı. Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı doğrudan Başbakana bağlı bir müsteşarlıktı. Daha sonra Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında bir bakanlığa dönüştü Kalkınma Bakanlığı oldu, sonra da Strateji ve Bütçe Başkanlığına dönüştü. Şimdi, Devlet Planlama Teşkilatı gibi bir teşkilatının görevi şudur: Ülkeyi yönetenlere, ülkeyi yönetmenin en başında bulunana çeşitli kalkınma alternatiflerini, çeşitli çözüm alternatiflerini kurar yani bir anlamda kendi siyasetine uygun seçimleri yapabileceği ekonomiyle ilgili, sosyal hayatla ilgili çeşitli alternatifleri getirir, karar alıcıların önüne koyar. Dolayısıyla Devlet Planlama Teşkilatı ya da planlama teşkilatlarını ekonominin, sosyal hayatın, siyasetin günlük işleyişine sokmak yanlıştır. Dolayısıyla Kalkınma Bakanlığı zaten gömleğin yanlış iliklenen ilk düğmesidir. Daha sonra bu yanlış sürmüş ve Cumhurbaşkanlığı bünyesinde “Strateji ve Bütçe Başkanlığı” adı altında bir başkanlığa plan yapma görevi verilmiştir. Ama orada da bu planların, programların yapılmasıyla ilgili görevlerinde de getirilip üzerine bir vesayet konmuştur. Denmiştir ki: “Hazine ve Maliye Bakanlığıyla bunu müştereken hazırlar.” Yani şu anda bu Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi denen ucube kurulurken yaşanan adama göre elbise biçme süreci burada da işlemiş, plan yapmakla görevli kurum, teşkilat ekonomiyi yönetmekten sorumlu olan Hazine ve Maliye Bakanı olan damadın vesayeti altına sokulmuştur.

 

STRATEJİ BÜTÇE BAŞKANLIĞI, PLANLAMA YAKLAŞIMINI BİTİRDİ

Dolayısıyla bu aslında son derece yanlış bir uygulama olmuştur. Bugün bu planı yapmakla görevli olan Strateji ve Bütçe Başkanlığı aynı zamanda yine Hazine ve Maliye Bakanlığıyla beraber günlük uygulamanın içine girmiştir. Aslında bakın, başkanlık sistemlerinde bu tür teşkilatlar son derece önemlidir. Mesela Amerika Birleşik Devletleri’nde bir ekonomik danışmanlar konseyi vardır. Ekonomik danışmanlar konseyinin amacı başkana siyasi olmayan, tarafsız birtakım önerilerde bulunmak, fikir vermek, ona gerekli programı hazırlamak, programda yapılan değişikliklerin ekonomiye olan etkilerini değerlendirmek gibi birçok alanı kapsar. Ama bugün Cumhurbaşkanlığı bünyesinde kurulan bu başkanlık sonuç itibarıyla Anayasa’da yer alan bir düzenleme yerine gelsin diye yapılmış ve planlama fonksiyonunu, bütçeleme fonksiyonunu, orta vadeli yaklaşımı topluma, kamuoyuna bir fikir verme, yön verme ekonomi politikalarıyla, sosyal politikalarla ilgili fikir verme yaklaşımını bitiren bir gelişme olmuştur.

 

PLAN KONUŞULUYOR, STRATEJİ VE BÜTÇE BAŞKANI ORTADA YOK

Nitekim aslında bu başkanlık için benin görebildiğim kadarıyla en önemli fonksiyon olan planı getirmenin de bir önemi yoktur. Sürekli buradayım, toplantılara katılıyorum ama Strateji ve Bütçe Başkanını göremiyorum. Nerededir Strateji ve Bütçe Başkanı? Yani burada plan görüşülüyor. Eğer bu başkanlık Cumhurbaşkanı yardımcısına bağlı olarak kurulduysa bilelim. Ama öyle değil. Yani eğer Anayasa gereği kurulmuşsa bu teşkilat ve bu teşkilatın görevi plan yapmaksa, bu plan Meclise sunulurken bu teşkilatın başındaki başkanın burada olması gerekirdi. Herhangi bir sıhhi sıkıntı mı vardır? Bununla ilgili gerçekten burada bir açıklama yapılmasını gerekli buluyorum.

 

EKONOMİK VE SOSYAL KONSEY ÇAĞIRILDI MI?

Yine aynı maddede bir Ekonomik ve Sosyal Konseyden bahsediliyor. Dün çeşitli milletvekili arkadaşlarımız da değindiler, burada sivil toplumun görüşü alındı mı, alınmadı mı diye. Ben şunu soruyorum: Bu plan, Cumhurbaşkanlığı bünyesinde bulunan Ekonomik ve Sosyal Konsey toplantıya çağırılıp orada Ekonomik ve Sosyal Konseyde yer alan ekonomideki tüm paydaşların bu planla ilgili görüşleri alındı mı? Ekonomik ve Sosyal Konsey toplantıya çağrılmadığına göre herhâlde bu paydaşların da görüşleri alınmamış gibi gözüküyor. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle Türkiye’nin kurumsal yapısını, bürokrasideki tecrübeyi çökertiyoruz.
KURUMSAL BİRİKİM YIKILIYOR

Bakın, dünyada iki tane örnek vardır -bunlar tam doğru örnekler değil ama- bir sistem değişikliği yapıp bir başka sisteme geçen yani piyasa ekonomisine geçmeye çalışan. Bunlardan bir tanesi Sovyetler Birliği’dir, diğeri de Çin. Sovyetler Birliği bütün müesseseleri yıkmıştır, tamamen her şeyi yeniden kurmuştur ve çok büyük sıkıntılar çekmiştir. Çin ise mevcut müesseseleri ıslah ederek piyasa düzenine geçmiş ve son derece de başarılı olmuştur. Şimdi, biz bu Cumhurbaşkanlığı sistemine geçerken açıkçası ne var ne yoksa bütün kurumsal birikimleri, her şeyi yıkarak gidiyoruz ve bunun bedelini de ödüyoruz.

 

ÇOK DEĞERLİ UZMANLAR HAVUZA ATILDI

Bakın, geçen sene 24 Haziranda bu sisteme geçtik, o gün bu gündür bu milletin yüzü gülmedi, hatta bu sisteme geçiş hazırlıklarının başladığı 2014’ten bu yana da bu milletin yüzü gülmüyor. 2020-2023 hedefleri falan, bunların hepsi bitti. Neden bitti? Bakın, ben söyleyeyim: Devlet Planlama Teşkilatı bir kariyer müessesesidir, bu müessesede uzmanlar yetiştirilir. Tez verirler, sınava girerler, sınavla alınırlar, gerçekten de Türkiye’nin en seçkin kadroları bu müessesede yer alır. Şimdi, Kalkınma Bakanlığına geçerken zaten birçok israf olmuştu, başkanlığa dönerken de bir baktık, 130 uzman arkadaşı bu teşkilatta havuza atmışlar, almamışlar. Havuza atınca ne oluyor? O bakanlık, bu bakanlık, insanlar yer arıyorlar, oralara geçiyorlar. Peki, bunlar kim? Bunlar devletin yurt dışına gönderdiği, yurt dışında okuttuğu, master, doktora yaptırdığı, Türkiye’nin bundan önceki krizlerinde teknisyen olarak çok önemli görevler almış birtakım insanlar. Bir gecede bu insanları harcıyorsunuz. E, o zaman ne oluyor? Sonuçta buraya planı da zamanında getiremiyorsunuz, bütçeleri de zamanında çıkaramıyorsunuz, orta vadeli planlar sürekli gecikiyor.

 

BU GİDİŞ BİR AN ÖNCE DURMALI

Çok tehlikeli bir gidiş içindeyiz. Gördüğüm manzara şu: Şu anda Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle Türkiye’nin tüm kurumsal hafızası, bürokratik birikimleri, kurumsal yapısı tahrip ediliyor. Bu gidişin bir an önce durması gerekiyor. Tekrar söylüyorum: İş o noktaya gelmiş ki bugün burada On Birinci Beş Yıllık Planı görüşüyoruz ama bu planı hazırlamakla görevli, kamu teşkilatı içinde görevlendirilen kuruluşun, Strateji ve Bütçe Başkanlığının Başkanı burada yok. Takdiri buradaki milletvekili arkadaşlarıma bırakıyorum.

HER RAKAM EKONOMİDE YANGININ BÜYÜDÜĞÜNÜ GÖSTERİYOR

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Dün, Irak’ın Kuzeyinde hain terör örgütünün yerleştirdiği patlayıcıyla bir Mehmetçiğimizi şehit verdik. Şehidimize Allah’tan rahmet, milletimize başsağlığı diliyorum. Yine bundan iki gün önce, Tunceli’de bölücü terör iki yavrumuzu, Ayaz ve Nupelda’yı aramızdan aldı. Yavrularımıza Allah’tan rahmet, kederli ailelerine sabır, milletimize de yine başsağlığı dileyerek sözlerime başlamak istiyorum.

 

HER RAKAM EKONOMİDE YANGININ BÜYÜDÜĞÜNÜ GÖSTERİYOR

Dün ve bugün, ekonomiye ilişkin önemli veriler, arka arkaya açıklandı. Açıklanan her rakam milletimizin mutfağındaki yangının giderek büyümekte olduğunu, aşının ve işinin elinden alınmakta olduğunu açık seçik gösteriyor. İşsizlik ülkemizin en can yakıcı sorunu… Nisan ayı itibariyle, işgücü verilerine göre, son bir yılda resmi işsizler ordumuza 1 milyon 116 bin kişi katılmış. Bunların 810 bini daha önce çalışıyorlarmış, işleri varmış şimdi işsiz kalmışlar. İş bulma ümidini yitirenler, bu nedenle iş aramaktan vazgeçenler, eksik ve yetersiz istihdam edilenleri de dahil ettiğimiz zaman bu en geniş tanımıyla işsizlerimizin sayısı 8 milyona dayanmış. Bu en geniş haliyle işsizlerimizin sayısındaki artış, sene başından bu yana her ay düzenli bir biçimde bir önceki yılın aynı ayına göre 1 milyon 400 bin civarında. En son nisan döneminde yine 1 milyon 447 bin kişilik bir artış var.

 

İŞSİZLİĞİN 14 AY ÜST ÜSTE ARTMASI BİR İLK

Mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik oranı 14 aydır hiç fasıla vermeden üst üste devamlı artıyor. Bu kadar uzun bir dönem üst üste işsizlik oranının arttığını ilk defa görüyoruz. Geçmişe baktığımızda bunun bir örneği yok. En kritik dönem dediğimiz, ekonominin yüzde 4,7 daraldığı 2009 krizinde dahi işsizlik sadece 8 ay üst üste artmış, ondan sonra azalmaya başlamış. Böylesine yapışkan ve yüksek işsizliğin sadece ekonomik değil, ciddi sosyal maliyetleri de olacaktır ve oluyor da. Ailelerde huzur kalmadı. Üniversiteli işsizlerimizin sayısı 1 milyon 29 bin kişi. Yani her dört işsizden biri üniversiteli. Bin bir emekle büyüttüğümüz çocuklarımız iş ve istihdamla buluşamıyorlar. Atanamayan öğretmenlerimiz, iş bulamayan evlatlarımız maalesef canlarına kıyma noktasına geliyorlar. Son bir yılda tarımda işini kaybedenlerin sayısı 329 bin kişi. Sanayide işini kaybedenler ise 97 bin kişi. Sanayideki istihdam kaybı son beş aydır kesintisiz biçimde devam ediyor.

 

İNSANLARIN TAKATİ KALMADI

Ancak başka bir takım sektörlerde işsizliğin etkisi çok daha ağır. Bunların başında da inşaat sektörü geliyor. İnşaatta istihdam kayıpları yani çalışan sayısındaki azalış 13 aydır derinleşerek devam ediyor. Nisan ayı, inşaat sektöründe işlerin hızlandığı bir dönem ama ona rağmen inşaat sektöründe işsiz kalanların sayısında 544 bin kişilik artış olmuş. Yine bugün haziran ayı konut satış verileri açıklandı. Konut satışları, geçen yıla göre yüzde 49 geriledi. İpotekli, yani banka kredisiyle alınan, konut sayısı ise yine bu dönemde yüzde 85 geriledi. Yine bugün perakende satış rakamları açıklanıyor. Perakende satışlar Mayıs ayında, geçen yılın aynı ayına göre, reel olarak yani hacim olarak yüzde 3,7 düşmüş. Elektrikli eşya ve mobilya satışlarındaki gerileme yüzde 20. Bu sektörlerdeki vergi teşviklerinin son günlerinde, talebin giderek zayıfladığı anlaşılıyor. Oysa vergi teşviki bitecek dendiğinde insanlar bir şekilde bu mallara hücum ederler. Demek ki artık o takati de kalmadı tüketicilerin.

 

VERİLER BU YILIN İKİNCİ ÇEYREĞİNDE DARALMAYI GÖSTERİYOR

Tüm veriler son iki çeyrektir daralan ekonominin; bu yılın ikinci çeyreğinde de daralacağını gösteriyor. Artık maliye politikasında manevra alanı da kalmamış durumda. Bütçe dengeleri yerel seçimler için alt üst edildi. 2019’un ilk 6 ayında vergi gelirleri, geçen yılın aynı dönemine göre, sadece yüzde 4,4 artmış. Aynı dönemde gerçekleşen enflasyona bakarsak yüzde 16. Dolayısıyla reel olarak vergi gelirlerindeki azalış yüzde 10’nun üzerinde. Vergi gelirleri çok ciddi bir şekilde düşüyor. Bu yılın ilk altı ayında faiz hariç harcamalar ise geçen yıla göre, yüzde 18 artış göstermiş. Bu yıl bütçe açığı hedefi hatırlayacaksınız 80.6 milyar TL idi. İlk altı ayda gerçekleşen bütçe açığı ne oldu? 79 milyar TL. Neredeyse hedeflenen bütçe açığının tamamı yılın ilk yarısında gerçekleşmiş. Bu bütçe dengelerinin darmadağınık olduğunu gösteriyor.

 

 

BÜTÇEYİ DAĞITTILAR, TCMB’NİN İHTİYAT AKÇESİNE EL ATTILAR

Bütçe dengelerini dağıtınca seçim nedeniyle iktidar bu sefer TCMB’nin kara günler için biriktirdiği ihtiyat akçesine el atmış durumda. Bununla ilgili yasa Meclis’te görüşülüyor muhtemelen de bugün biter.

 

BUNUN ANLAMI ÜLKENİN KEFEN PARASINA EL KOYMAK

Bunun anlamı ülkenin kefen parasına el koymak, onu da harcamak. Bir başka anlamı şu, yani Merkez Bankasının siz ihtiyat akçesine el koyuyorsunuz Merkez Bankası bunu nasıl ödeyecek? Para basıp ödeyecek. Bu ne demek? Yani bütçenin açığını para basarak kapatıyorsanız zaten harlanmış enflasyonun üzerine benzin dökeceksiniz demektir.

 

MAKYAJLA ENFLASYONU SAKLAYAMAZSINIZ, MİLLET HAYAT PAHALILIĞININ FARKINDA

TÜİK’in başına arkadaşlarınızı, yakınlarınızı atamak suretiyle, fiyat toplama sürecinde bazı büyük marketlerin fiyatlarına telefonla müdahale ederek, yani makyaj yaparak belki bir yere kadar enflasyonu saklamak mümkün. Ama şunu açıkça söyleyeyim, “Keser döner sap döner gün gelir hesap döner”. Bu işleri yaparken siz bu enflasyon verilerine bu istatistiki oyunlarla hakim olacağınızı düşünüyorsanız çok yanılıyorsunuz. Millet yaşadığı enflasyonun farkında. Her şey döner, dolaşır aslına rücu eder.

 

17 YIL SONRA YENİDEN İSTANBUL YAKLAŞIMI… NEREDEN NEREYE?

Ekonomide ve bütçede işlerin iyi gitmediğini anlamak için biraz önce ifade ettiğim TBMM’de görüşülmekte olan torba yasaya bir bakmakta yarar var. Bundan tam 17 yıl 6 ay önce 2002’nin Ocak ayında TBMM şirketlerin bankalara olan borçlarının yeniden yapılandırılmasıyla ilgili olarak İstanbul Yaklaşımı’nı tartışıyordu. Şimdi hani diyoruz ya nereden nereye… Bugün yine TBMM’de şirket borçlarının yeniden yapılandırılması için 2019 yılında tam 17 yıl 6 ay sonra TBMM’de yeniden İstanbul Yaklaşımı tartışılıyor.

 

MİLLETİN VERGİLERİYLE YANDAŞ ŞİRKETLERİ KURTARACAKLAR

Bu iş hiçbir kaynak koymadan, hiçbir para harcanmadan halledilecekmiş gibi duruyor. Bu da böyle olmaz. Göreceksiniz bu yeniden yapılandırma sürecinde zaten kamu bankalarına bugüne kadar sermaye ve sermaye benzeri kredi olarak 40 milyar TL’yi aşan bir miktar verilmişti. Özel bankalara da destek verilmek zorunda kalınacak. Peki bu kaynağı verdiğiniz zaman nereden vereceksiniz? Bütçeden vereceksiniz. Yani tüyü bitmedik yetimin ödediği vergilerle, milletin vergileriyle şirket kurtaracaksınız. Sadece burada sizin bozduğunuz ekonomi nedeniyle sıkıntıya girmiş olan şirketleri objektif bir biçimde tespit ederek kurtarsanız amenna. Ama ben bu düzenlemelere baktığım zaman bunu görmüyorum çok açık söyleyeyim. Burada özellikle sadece kamu bankalarına borcu olan şirketlerin borçlarının yapılandırılmasında, ki bunlar genellikle yandaş şirketlerdir, objektif davranılmasını sağlayacak sigortalar maalesef bu yasaya komisyonda söylediğimiz halde konmadı. Konmadığı içinde özellikle kamu bankalarında tek başına kamu bankalarına borcu olan şirketler konusunda çok ciddi keyfiliklerin ortaya çıkması mümkün. Yani vatandaşın parasıyla yandaşın kurtarılması mümkün. Dün akşam bu madde görüşülürken meclisteki milletvekili arkadaşlarımız hiç olmazsa bu kapsama zor durumda olan kredi kartı borçluları ve tüketici kredileri de girsin dediler, aynı şartlarla onları da yeniden yapılandırın dediler ama iktidar ortağıyla birlikte maalesef buna karşı çıktı.

 

TORBA YASADA VATANDAŞ İÇİN BİR ŞEY YOK

Bu Torba Yasa’ya bakıyorum, bir takım kişilerin dışarıdan servetlerini vergisiz içeriye getirebilmeleri için varlık barışının uzatılması var. Bir takım kişilerin paraları aklansın diye varlık barışının uzatılması var. Bir takım enerji şirketleriyle ilgili bir takım düzenlemeler var. Ama vatandaş için, sıkıntı içinde olan, tenceresi boş olan vatandaş için yapılmış hiçbir şey yok. Bu Torba Yasa’da bazı devlet memurları için 3600 ek gösterge yok. Bu Torba Yasada Emeklilikte Yaşa Takılanların sorunları halledilmiyor. Bu Torba Yasa’da gerçekten asgari ücretle artık geçinemeyen vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştıracak bir takım vergi düzenlemeleri de yok.

 

BU TORBANIN BÜTÇEYE YÜKÜNÜ AÇIKLASINLAR

Yasa Meclis’te tartışılıyor. Tabi bu ucube rejim nedeniyle sanki bu yasayı iktidar partisinin milletvekilleri teklif etmiş gibi gözüküyor ama dönüp baktığınız zaman maddelerle ilgili bütün açıklamaları bürokratlar yapıyor. Ama bir açıklamayı bir türlü alamıyoruz bu Torba Yasa ne getirecek, ne götürecek, bütçeye ne kadar yükü olacak, bütçeye ne kadar gelir getirecek bu konuda hiçbir şey yok.

 

DAMAT BAKANIN AĞZINI BIÇAK AÇMIYOR

Yine bu Torba Yasayla ilgili olarak bakıyoruz damat bakanın ağzını da bıçak açmıyor. Ucube rejimin arkasına saklanmışlar; sanki bu yasayı milletvekilleri getirmiş gibi… Ama aslında son derece beceriksiz bir biçimde yönettikleri ekonominin sıkıntılarını telafi etmek amacıyla getirilmiş bir Torba Yasa. Hatırlayın, son bir yılda işsizliği azaltmak için 7 tane paket açıkladılar. Onun öncesinde de bir 8 paket daha var. Bu açıklanan 15 paket milletin derdine hiçbir şekilde derman olmadı. Bu paketlerle işsizlik azalacağına her geçen gün biraz daha bozuldu.

 

  1. KALKINMA PLANI ADETA BİR İTİRAF METNİ

Şimdide Meclise 11. Kalkınma Planını getirdiler. Torba Yasadan sonra o da çıkacak ondan sonrada Meclis tatile girecek. Şimdi 11. Plan zaten hukuken malul bir vaziyette geldi. Birinci yılında öngördüğü bütçenin 6 ayı uygulanmıştı zaten plan Meclis’e geldiğinde. Büyüklükler de belli olmuştu. Dolayısıyla bu plana baktığınız zaman bu planın derdine derman olacak bir bütüncül, realist, gerçekçi, ayakları yere basan, toplumun tüm kesimlerinin hani paydaş, paydaş diyorlar ya toplumun tüm kesimlerinin görüşlerini almış olan bir plan olmadığını görüyoruz. Özel ihtisas komisyonlarında ben merak ediyorum önerilen hususların acaba ne kadarı bu plana yansımış vaziyette? Bakıyorsunuz genel genel bir takım laflar. Ama bir şey daha var. Bu plan belki ufuk vermiyor ama bu plan çok önemli bir itiraf metni.  Bu plan 2023’ün yani cumhuriyetin yüzüncü yılı hedefleri diye bugüne kadar konuşulan, iktidarın böbürlene böbürlene millete anlattığı hedeflerin hiçbirinin tutmayacağını gösteriyor.

 

İYİ HEDEFLER YARIYA DÜŞÜRÜLMÜŞ, KÖTÜ HEDEFLER İKİYE KATLANMIŞ

Çok ilginçtir iyi hedefler, mesela gelir hedefleri yarıya düşürülmüş. Kötü hedefler mesela işsizlik hedefi de iki katına çıkarılmış.  5’ten 10’a. Şimdi böyle baktığınız zaman şunu diyebilirsiniz bazıları onu diyor. İhracat hedefi yine 500 milyar denmiş 227 milyar olmuş. Yarıya inmiş.

 

BİZ BU ÜLKENİN POTANSİYELİNİ BİLİYORUZ

Bu hedefler çok mu iddialıydı diye sorabilirsiniz. 2011 yılında cumhuriyetin 100. yılına doğru yeni ekonomi stratejisi diye bir kitap yayınlamıştık arkadaşlar Cumhuriyet Halk Partisi olarak. Bizim burada ihracat hedefimiz 650 milyar. Bunlar 500 diyordu biz 650 diyorduk. Çünkü biz bu ülkenin potansiyelini biliyoruz. Bu ülkeye doğru ilaç verildiği zaman bu milletin neleri yapabileceğini çok iyi biliyoruz. Onun için 500 iddialıydı. Hayır 500 aslında iddiasız bir hedefti 500’ü bile gerçekleştiremediler ancak yarısını yapabildiler.

 

  1. YIL HEDEFLERİ TEK ADAM REJİMİ İÇİN FEDA EDİLDİ

Yıllarca yatırımcıları, iş insanlarını, esnafı bu hedeflerin peşinde koşturdular ona göre ileriye dönük olarak hesaplarını yaptırdılar. Şimdi onlar çok ciddi sorunlarla karşı karşıya kalacaklar. Ve sebebi de bu iktidarın aslında hiç de ahım şahım olmayan bu hedefleri bile tutturamamasından kaynaklanıyor. Evet, 11. Kalkınma Planı, bu kadroların elinde, sarayın elinde, sarayın damadının elinde son 10 yılın kaybedileceğini açık seçik ortaya koyuyor. Bu hedefler, maalesef Cumhuriyet’in 100. Yıl hedefler tek adam parti devletinin inşası için acımasızca feda edilmiştir.

 

TCMB BAŞKANI GÜNAH KEÇİSİ İLAN EDİLDİ, DAMAT KORUNUYOR

Bütün bunlara rağmen şu ana kadar ekonomideki kötü gidişin bir tane sorumlusu vardır o da görevden zorla alınan TCMB Başkanı(!). Tek sorumlu o. Sabık başkan günah keçisi ilan edilmiştir, görevden alınmıştır, ama esas ekonomiden sorumlu olan bakan yani Saray’ın torpilli damadı korunmaya, muhafaza edilmeye devam edilmektedir.

 

ÜLKE YÖNETİLEMİYOR, SAVRULUYOR… BEDELİ MİLLETİMİZ ÖDÜYOR

Yine Plan’a bakıyorum Plan’ın bir yerinde TCMB’nin araç bağımsızlığından bahsediliyor, diğer yanda dönüyorsunuz arkadan bir başka bölüme para politikasıyla hiç ilgili olmayan bir bölüme faiz düşerse enflasyon düşer diyerek TCMB’nin araç bağımsızlığına el konuluyor. Değerli basın mensupları, bu ucube sistemle bu ülke yönetilemiyor, savruluyor. Bedelini de maalesef milletimiz ödüyor. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Varsa sorularınızı alabilirim.

 

Soru- AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in bir değerlendirmesi oldu, FETÖ borsasına ilişkin Sayın Genel Başkan da grup konuşmasında değinmişti. “FETÖ borsası varsa açık seçik ortaya konsun ama aksine FETÖ’yü örtbas etme borsası var” ifadesini kullandı. Nasıl değerlendirirsiniz bu sözü?

Faik ÖZTRAK- Sayın Çelik dün bir takım açıklamalarda bulundu. Bu açıklamalara baktığımız zaman bol miktarda şu sözleri görüyoruz; vesayet, Yassıada… Bir kere Sayın Çelik’in bu sözlerine ilk verilecek cevap şu, bu ülkede tek adam parti devleti rejimine geçilmesinin ilk adımlarının atıldığı 2014 yılından başlayarak ve özellikle de geçtiğimiz yılın 24 Haziranından sonra, sarayın bu ülkenin tüm kurumları üzerine yasamaya, yargıya, basına bunların üzerine koyduğu vesayet kadar ağır bir vesayeti hiçbir zaman görmemiştik. Dolayısıyla şimdi AK Parti’nin Sözcüsü olarak Sayın Ömer Çelik’in çıkıp vesayetten bahsetmesi üzerinde eğri duruyor.

Şimdi gelelim FETÖ borsası meselesine. Aslında Ömer Çelik bir internete girse zaten orada açık seçik FETÖ borsasını görecek. Ama ben kendisine bazı şeyleri hatırlatayım. Daha birkaç ay önce İzmir’de FETÖ borsasında yer aldığı iddiasıyla yargılanan bir işadamı öldürüldü. Bu işadamı aynı zamanda AK Partinin il yöneticisiydi. Baktığınız zaman burada mafyaya kadar uzanan bir takım ilişki zincirleri var. O dosyayı Sayın Çelik alsın baksın orada zaten FETÖ borsasını görecek. Bu davanın 7’si tutuklu, bir tanesi de bu öldürülen şahıs olmak üzere 69 tane sanığı var. Peki sadece İzmir’de mi var? Sadece İzmir’de yok Bursa’da var, İstanbul’da var. Mesela İstanbul Adliyesi’nde FETÖ borsası soruşturmasında örgüt üyelerine para karşılığı takipsizlik sözü verdiği iddiasıyla tutuklanan bir kadın avukat var. Bu kadın avukat AK Parti Genel Başkanı’nın kızının başkan yardımcısı olduğu Kadın ve Demokrasi Derneği’nin, KADEM’in hukuk komisyonunda yer alıyormuş. Aynı zamanda da AKP kadın kolları üyesiymiş. Daha sonra her ikisinden de ihraç edilmiş.

Hadi bize güvenmediniz Şamil Tayyar’a sorun sizin eski vekiliniz. Bakın ne diyor Şamil Tayyar? Çok ciddi bir FETÖ borsası var, milyon dolarlar dönüyor. İtirafçı adı altında işadamlarını serbest bırakıyorlar. O nedenle Sayın Çelik şunu bilsin, bu işler bizim takibimizdedir, takip ediyoruz yakından. Eğer bunlarla ilgili dosya bulmakta zorluk çekiyorsa, bizim takibimizde olan bu konularla ilgili kendisine klasörler verebiliriz.

Diğer taraftan, FETÖ’nün üstünü örtmekten bahsediyor. Şimdi ben burada kendisine 2004 tarihindeki Milli Güvenlik Kurulu kararını hatırlatmak istiyorum. 2004 tarihli Milli Güvenlik Kurulu kararında Fethullah Gülen’in yurtiçi ve yurtdışı faaliyetlerine karşı eylem planı hazırlanması uygun görülmüş ve bununla ilgili tavsiye kararının hükümete bildirilmesine karar verilmiş. Bu kararla ilgili olarak eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’te şöyle diyor; “Dedik ki icra planı yapılsın bu iş takip edilsin”. Biz MGK’da açıkça söyledik diyor. Hükümeti kesin olarak bilgilendirdik diyor. Durum iyi değil dedik diyor. Açıkça söyleyeyim diyor ondan sonra pek fazla bir şey yapıldığını görmedik. Kim FETÖ’nün üstünü örtmeye çalışmış?

Yine bir başka olayı sizlere hatırlatmak isterim. Biliyorsunuz 15 Temmuz’dan sonra TBMM’de milletvekillerinin Türkiye’deki darbe girişimini soruşturmaları amacıyla bir araştırma komisyonu kurulmuştu. Ama bu darbe sürecinde görevde olan iki önemli bürokrat, Genelkurmay Başkanı ve MİT Müsteşarı Araştırma Komisyonu’na davet edildikleri halde AK Parti Genel Başkanının, Cumhurbaşkanının talimatıyla milletin meclisine, milli iradeye bilgi vermek üzere bu toplantıya gitmediler.

Yani yine daha önce (FETÖ borsasına ilişkin) araştırma komisyonları kurulmasını biz de önerdik. AK Parti ve ortağının oylarıyla reddedildi bu araştırma komisyonlarının kurulması. Yine çeşitli defalar Meclis’te dile getirildi Fettah Tamince var. Bu kişi hakkında emniyetin raporu var, MİT’in raporu var, MASAK’ın raporu var ama her ne hikmetse Fettah Tamince’ye kimse dokunamıyor.

Evet, Sayın Çelik bunlara bakarsa FETÖ borsası olup olmadığını, kimlerin FETÖ’yü himaye etmeye çalıştığını açık seçik görecektir.

Teşekkür ediyorum.

SON 1 YILDA 810 BİN KİŞİ İŞİNİ KAYBETTİ

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün yayınlanan 2019 Nisan ayı işsizlik rakamlarıyla ilgili yazılı açıklamasında şunları belirtti:

 

TÜİK’in açıkladığı 2019 yılı Nisan dönemi işgücü istatistiklerine göre Türkiye’de işsiz sayısı son bir yılda 1 milyon 116 bin kişi artarak 4 milyon 202 bin kişiye; işsizlik oranı da 3,4 puan artarak yüzde 13’e çıktı. Nisan ayında mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik oranı da 0,1 puan artarak yüzde 13,8 oldu. Mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik oranı son 14 aydır artışını sürdürüyor. Mevcut seride daha önce böyle bir şeyle karşılaşılmamıştı.

 

GERÇEK İŞSİZ SAYISI 8 MİLYON CİVARINDA

Fakat TÜİK’in resmi rakamları, Türkiye’deki işsizliğin boyutlarını göstermekte yetersiz kalıyor. İş bulma ümidini yitirdiği için iş aramaktan vazgeçenler ile diğer sebeplerle işgücü piyasasından kopanların da hesaba katıldığı “geniş tanımlı” işsiz sayısı, son bir yılda 1 milyon 363 bin kişilik artışla 6,5 milyona ulaştı. Aynı dönemde geniş tanımlı işsizlik oranı da 3,7 puanlık artışla yüzde 18,7 oldu. 2019 yılı Nisan döneminde eksik, yetersiz istihdam edilenler ile mevsimlik çalışanların da dahil edildiği gerçek işsiz sayısı ise 7,8 milyon kişiyi buldu.

 

HER DÖRT İŞSİZDEN BİRİ ÜNİVERSİTE MEZUNU

Bu yılın Nisan döneminde gençlerde işsizlik oranı 6,3 puanlık artışla yüzde 23,2’ye ulaşırken üniversite mezunu işsiz sayısı 209 bin kişilik artışla 1 milyon 29 bin kişi oldu. 2019 yılının Nisan ayı itibariyle Türkiye’de her dört gençten biri işsiz, her dört işsizden biri üniversite mezunu.

 

SON 1 YILDA 810 BİN KİŞİ İŞİNİ KAYBETTİ

Türkiye’de istihdam son 6 aydır geriliyor. Nisan dönemi itibariyle son bir yılda Türkiye’de işini kaybedenlerin sayısı 810 bin kişi oldu. İstihdam kaybının sektörlere dağılımına bakıldığında inşaat sektöründeki sıkıntıların derinleşerek sürdüğü anlaşılıyor. Son bir yılda inşaat sektöründe 544 bin kişi işini kaybetti; son bir yılda işini kaybeden her 100 kişiden 67’si bu sektörden geldi. İnşaat sektöründe istihdam kaybı yıllık rakamlarla 13 aydır, mevsim etkilerinden arındırılmış aylık rakamlarla ise 15 aydır devam ediyor. Yine son bir yılda tarım sektöründe çalışan 329 bin, sanayi sektöründe çalışan 97 bin yurttaşımız işinden oldu. Diğer taraftan kayıt dışı istihdam oranı, 9 ay sonra yeniden yüzde 34’ün üzerine çıktı.

 

UCUBE YÖNETİM SİSTEMİ MİLLETİN AŞINI İŞİNİ KÜÇÜLTÜYOR

Hukuk üstünlüğünün, kuvvetler ayrılığının, güçlü bir denge ve denetimin olmadığı ucube tek adam saray rejimi hiçbir ekonomik aktöre ufuk sunmuyor, yandaşlar ve mutlu bir azınlık dışında kimseye umut vermiyor. Bu ucube sistem milletin aşını, işini büyütmek bir yana, aksine küçültüyor. Türkiye, bu ucube sisteme geçerken son beş yılını yitirdi. Şimdi de TBMM’ye getirilen 11. Beş Yıllık Kalkınma Planı tasarısı gelecek beş yılın da kaybedileceğini ortaya koyuyor. Oysa işinden olmuş gençlerimiz, atanamayan öğretmenlerimiz yaşamlarına kıyarken, Türkiye’nin kaybedecek tek bir dakikaya bile artık tahammülü yok.

 

UCUBE SİSTEMİN UCUBE KALKINMA PLANI

15 Temmuz 2019

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, 11. Beş Yıllık Kalkınma Planı hakkında TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yapılan görüşmelerde şunları ifade etti:

 

Amerika Birleşik Devletleri Merkez Bankası Başkanı 2013 yılında, “Artık parti bitti, evli evine, köylü köyüne” dedi. Birtakım ülkeler bu çerçevede tedbirleri aldılar ama bize benzeyen ekonomilerin bir kısmı ise ekonomide gerekli tedbirleri almadı. İşte o günden bugüne ekonomilerin performansına baktığımız zaman Türk ekonomisinin bize benzeyen ekonomilerden hızla negatif bir biçimde ayrıştığını görüyoruz. Aslında ekonomide olanlar 2018’den çok önce, 2013’te başladı. 2013’te olup biteni okuyamadık.

 

TÜRKİYE’NİN GENLERİ BOZULDU

2014’te Cumhurbaşkanı halk tarafından seçildikten sonra dedi ki “Ben diğer cumhurbaşkanları gibi olmayacağım.” Bu bir belirsizlik yarattı, arkadan üst üste yani bir yılda hiç Türk demokrasisinde görülmemiş bir biçimde birinci seçim kayboldu, ikinci defa bir daha seçim yapıldı, onun arkasından bugün yıl dönümünü yaşadığımız hain darbe girişimi geldi. Bütün bunlar üst üste geldi, Türkiye’nin genleri bozuldu. Bu, hem ekonomiyi etkiledi hem hukuk devletini etkiledi hem demokrasinin kalitesini etkiledi.

 

BEŞ YILDA 166 MİLYAR DOLAR KAYBETTİK

Şimdi, ekonomi kısmına gelmeden önce, kısaca bu süreçte neleri yok ettik ona bakalım? Bir kere, denge ve kontrol mekanizmalarını yok ettik, güçler ayrılığını bitirdik; her şey tek adam tarafından kararlaştırılır, tek adam tarafından uygulanır hâle geldi. Karar alma süreçlerinde öngörülebilirlik kayboldu, devlette kurumsal bürokratik birikimi ve liyakati hızla yok ettik. Ee, bütün bunlar ister istemez tabii, Türkiye’de insanların cebini de boşaltmaya başladı, ekonomik performansımızı da çok kötü etkilemeye başladı. Nitekim şöyle bir baktığımız zaman, 2013 yılında Türkiye’nin toplam gayrisafi yurt içi hasılası yani bir yılda yarattığı gelir 950 milyar dolardı, 2018’de bu, 784 milyar dolara düştü. Yani yönetimdeki beceriksizlik nedeniyle milletin kazancında yaklaşık 166 milyar dolar eksilme oldu.

 

ANAYASA ÇİĞNENDİ

Aslında bu 11’inci Kalkınma Planı, hukuksuzluğun bir itirafı. 5018 sayılı Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanunu’nda açıkça deniliyor ki: “Bütçeyi plana göre hazırlayacaksın, bütçeyi Orta Vadeli Program’a göre hazırlayacaksın, bütçeyi Orta Vadeli Mali Plan’a göre hazırlayacaksın.” Ee, mali planı hazırlamışsınız, Orta Vadeli Mali Planı, Orta Vadeli Programı hazırlamışsınız, bütçeyi geçirmişsiniz; uygulamasında altınca aya gelmişsiniz. Bir de bakıyorsunuz önünüze 11. Kalkınma Planı geliyor. Plan’ın birinci yılı 2019. Ama 2019’un bütçesini zaten uyguluyorsunuz. Yani yasa açıkça çiğnenmiş. Biraz daha ileri bir yorum yapabilirsiniz, aslında hep burada dile getirildi Anayasa’nın 166’ncı maddesinin ikinci fıkrasının sonunda bir cümle var: “Kalkınma faaliyetleri plana uygun olarak yürütülür” diyor. Bakın, ben söyleyeyim, Orta Vadeli Ekonomik Program da Mali Plan da bütçe de aslında kalkınma faaliyetidir. Dolayısıyla burada Anayasa da çiğnenmiş oluyor.

 

ETKİN HİZMET DEDİNİZ, BİR PLANI GETİREMEDİNİZ

İkincisi; peki, bu gecikme neden yaşandı diye baktığımız zaman; bir kere şunu açıkça kabul edelim, planın çeşitli yerlerinde çok ilginç laflar var yani şurada deniliyor ki: “Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçişle birlikte yürütmede karar alma süreçlerindeki çok başlılık ortadan kaldırılmış, yeni hükûmet sisteminin gereklerine uyum sağlayacak şekilde kamu yönetimi dönüştürülmüş, kararnameler bu çerçevede yayınlanmış ve vatandaş odaklı etkin ve etkili kamu hizmet sunumunun gerçekleşmesi…” Ee, bir tane planı getiremediniz o ne olacak? 11’inci planı zamanında getirmediniz.

Cumhurbaşkanı Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı sıfatıyla seçim meydanlarında dolaşırken Bartın’da 4 Mart 2019’da “31 Mart seçimleri 2023 hedeflerimizin önündeki son engeldir” diyor. Evet, son engelmiş gördük, 2023 hedefleri diye bir şey kalmamış. Büyüme, gayrisafi yurt içi hasıla yarıya inmiş, kişi başına gelir yarıya inmiş. Ne oldu? 4 Mart günü 2023 hedeflerini tutturmaktan bahsederken bundan on beş gün önce bu planı bu Meclise getirdiğinizde nasıl bu hedefler bu kadar değişti? Neden değişti?

 

PLAN, KÖTÜ YÖNETİMİN İTİRAFI

Sayın Başkan, sizin de mensup olduğunuz camianın her toplantısına gittiğimde karşımda bu hedefleri gördüm, 500 milyarlık ihracat hedefini gördüm. Biz de seçim beyannamesi yazdık, seçim beyannamemizde ihracatın 500 milyar dolardan da fazla olacağını söyledik. Hedefler hayali değildi, Türk ekonomisinin potansiyeli bu hedefleri tutturmaya müsaitti. Ülke çok kötü yönetildi, o kötü yönetimin sonucunda bu hedefleri tutturamadık. Yani bugün burada tartışmakta olduğumuz plan aslında kötü yönetimin açık seçik itirafıdır. İş âlemi bu hedeflerin peşindeydi “olabilir” diyordu, İhracatçılar Meclisi, bu hedefleri bütün o böyle havai fişekler falan patlayan videoları vardı, oralarda anlatıyordu; herkes inanıyordu. Ne oldu? 500 milyar 250 milyara indi arkadaşlar. Yani bu, 4 Mart’ta Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanının, “Önümüzdeki tek engel 31 Mart seçimleridir; bu bittikten sonra bunu tutturacağız” dediği hedefleri tutturamayıp yarıya indiysek bunun nedeni acaba Adalet ve Kalkınma Partisinin İstanbul seçimlerinde mızıkçılık yapması mıdır? İki ayda, üç ayda nasıl bu kadar değişir her şey?

 

UCUBE SİSTEMİN UCUBE KALKINMA PLANI

Plan’da uzman arkadaşların değil, siyasetçilerin müdahalesi sonucunda ortaya çıkmış olan bir tablo görüyorum. Enflasyon ve Para Politikası diye bir bölüm var, onun altında 242’nci paragraf var. “Merkez Bankası fiyat istikrarının sağlanması temel amacı doğrultusunda parasal aktarım mekanizmasının etkin işleyişi için tüm araçları kararlı ve bağımsız bir şekilde kullanmaya devam edecektir” deniyor. Bunun Türkçesi, enflasyonu tutmak için gerektiği yerde faizleri artıracağım demektir. Fakat ondan sonra son derece mahcup bir şekilde Rekabetçi Üretim ve Verimlilik bölümüne 288’inci paragraf yazılıyor: “Yüksek faiz doğrudan doğruya mal ve hizmetlerin üretim maliyetini artırarak enflasyona neden olmakta, dolayısıyla faizin düşürülmesine yönelik atılacak adımlar enflasyonun düşmesine ve yatırımların artmasına neden olacak ve böylece daha fazla üretime imkân sağlayacak, artan üretim de enflasyonu aşağıya çekecektir.”

Baktığınız zaman, bir tarafta bir başka şey söylenmiş, bu tarafta bambaşka bir şey söylenmiş. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi denilen aslında tamamen ucube bir sistem. Maalesef ucube bir sistem ucube bir planı da Meclise getirmiş vaziyette.

 

 

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com