Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

İŞSİZLİKTE BÖYLESİ ÖNCEKİ KRİZLERDE BİLE GÖRÜLMEDİ

ANKARA – Türkiye’de işsiz sayısı 2019 Mart döneminde yıllık 1,3 milyon kişi artarak 4,5 milyona çıktı. İşsizlikteki artış ilk kez 4 ay üst üste 1 milyonun üzerinde gerçekleşti.

Böyle bir durumun daha önce Türkiye’nin en ağır ekonomik krizleri yaşadığı dönemlerde bile görülmediğini ifade eden CHP’li Öztrak, “Vatandaşımızın artık iktidarın hataları yüzünden sırtına yüklenecek daha fazla yüke tahammülü kalmadı” diye konuştu.

 

CHP Ekonomi Politikaları Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün açıklanan Mart 2019 işsizlik rakamlarıyla ilgili yazılı açıklamasında şunları belirtti:

 

TÜİK’in açıkladığı 2019 Mart ayı işsizlik rakamlarına göre işsiz sayısı son bir yılda 1 milyon 334 bin kişi artarak 4 milyon 544 bin kişiye çıktı. Aynı dönemde işsizlik oranı 3,9 puanlık artışla yüzde 14,1’e ulaştı. Mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik ise yüzde 13,7 seviyesinde gerçekleşti. Mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik oranı son 13 aydır artıyor.

 

BİR YILDA 704 BİN KİŞİ İŞİNİ KAYBETTİ

İşsiz sayısında ciddi bir artışın görüldüğü bu dönemde, istihdam edilenlerin sayısı ise 704 bin kişi azaldı. Yani, işsizlikteki artışın büyük kısmı daha önce iş sahibi olduğu halde işini kaybedenlerden geldi. Son bir yılda işsizler ordusuna katılan her 100 kişiden 53’ü daha önce iş sahibi olup da şimdi işsiz kalanlardan oluştu.

 

 

BÖYLE BİR ARTIŞ KRİZ DÖNEMLERİNDE BİLE GÖRÜLMEDİ

Rakamlar, Türkiye’de çalışan sayısının yıllık olarak son 5 aydır düştüğünü gösteriyor. İşsiz sayısı ise mevcut seride ilk kez 4 ay üst üste bir milyondan fazla artıyor. Böyle bir durum daha önceki kriz dönemlerinde bile görülmedi.

 

GERÇEK İŞSİZ SAYISI 8,2 MİLYON KİŞİ

Diğer taraftan, resmi işsiz rakamlarına iş bulmaktan ümidini kestiği için iş aramaktan vazgeçenler ve diğer sebeplerle işgücü piyasasına girmeyenler dahil değil. Bunların da hesaba katıldığı “geniş tanımlı” işsiz sayısı ise son bir yılda 1,4 milyon kişi artarak 6 milyon 813 bin kişi oldu. “Geniş tanımlı” işsizlik oranı ise aynı dönemde 3,7 puan artarak yüzde 19,7’ye çıktı. Dahası zamana bağlı eksik ve yetersiz istihdam edilenler ile mevsimlik çalışanların hesaba katıldığı en geniş tanımlı işsiz sayımız ise 8,2 milyon kişiye ulaşmış durumda.

 

HER DÖRT İŞSİZDEN BİRİ ÜNİVERSİTE MEZUNU

İşsizlikte dikkat çeken bir diğer husus, ülkemizin geleceği gençlerin işsizliğin pençesine her geçen gün daha fazla düşmesi… Genç işsizliği son bir yılda 7,5 puan birden artarak yüzde 25’i aştı. Genç işsizliğinde böylesine yüksek bir artış en son 2009 krizinin en derin yaşandığı dönemlerde görüldü. Son bir yılda üniversite mezunu işsiz sayısı 262 bin kişi artarak 1 milyon 87 bin kişi olarak gerçekleşti. Bu, Türkiye’deki her dört işsizden birinin üniversite mezunu olduğu anlamına geliyor.

 

SANAYİ VE İNŞAATTA İSTİHDAM ÇÖKTÜ

Mart 2019 döneminde sanayi sektöründe istihdam kaybı 136 bin kişi oldu. Son bir yılda her 100 kişilik istihdam kaybının 20’si sanayi sektöründe işini kaybedenlerden geldi. Zora düşen inşaat sektöründe de kan kaybı sürüyor. İnşaat sektöründe son 12 aydır istihdam kaybı devam ediyor. Son bir yılda inşaat sektöründe işini kaybeden vatandaşlarımızın sayısı 531 bin kişi. İnşatta son bir yılda yaşanan bu iş kaybı ise ayrı bir rekor…

 

HER İŞSİZİN ARDINDA BİR ACI HİKAYE VAR

İşsizlik sadece kuru rakam değildir. Her bir işsizin ardında acı insanlık hikâyeleri yatar. Vatandaşlarımız işsizlik ve hayat pahalılığı arasında ezilmektedir. İktidardan beklenen ise ülkede yeni yatırımların ve istihdam imkânlarının önünü açmasıdır. Buna karşın mevcut iktidar, bugüne kadar izlediği hatalı ekonomi politikalarıyla ekonomimizi sıcak para bağımlısı haline getirmiş, savunmasız bırakmıştır. Bunun yanında, üst üste gelen seçimlerle ve hukuksuz seçim iptalleriyle güvensizliği daha da artırmış ve yeni istihdam yaratacak yatırımların önünü kesmiştir.

 

YENİ BİR STRATEJİ GEREKİYOR

Vatandaşımızın artık iktidarın hataları yüzünden sırtına yüklenecek daha fazla yüke tahammülü kalmamıştır. 23 Haziran’da İstanbullular gasbedilen mazbatasını, İstanbul’un seçilmiş belediye başkanı Ekrem İmamoğlu’na iade edecek, hak yerini bulacak ve her şey çok güzel olacaktır. Seçim belirsizliğinin ortadan kalkmasının ardından ülkeyi yönetenlerin, tüm sosyal tarafların katkısıyla, üretim ve istihdam temelinde yeni bir stratejiyi uygulamaya koyması gerekmektedir. Bunun için kaybedilecek bir dakika dahi yoktur.

 

MİLLETİN GÜNDEMİ BOŞ TENCERE, İKTİDAR İSTANBUL RANTININ PEŞİNDE

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Bugün Türkiye Gazeteciler Federasyonu Başkanımız ve yönetim kurulu üyeleri aramızda. Bu basın toplantısını onlarda izleyecekler. Ben kendilerine partimize hoş geldiniz diyorum.

 

İSTANBULLULAR İMAMOĞLU’NUN GASBEDİLEN HAKKINI GERİ VERECEKLER

31 Mart’ta yerel seçimler sona erdi. Ama İstanbul’da Ekrem İmamoğlu, Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazandıktan sonra iktidar mızıkçılık yapmaya başladı. Bu işleri içine sindiremedi, oyunbozanlık yaptı. İmamoğlu’nun 18 günlük başkanlığında İstanbulluların geçiminin kolaylaştığı, hayat pahalılığının gerilediği görüldü. Sarayın kibirli adamı, seçimleri delilsiz, gerekçesiz iptal ettirdi. Ramazanın ilk gününde YSK İmamoğlu’nun hakkı yiyerek iftar yaptı. Milletin verdiği mazbata masa başında çalındı. Seçilmiş Başkan Ekrem İmamoğlu’nun hakkının elinden alınmasının üzerinden 38 gün geçti. Seçmen, aynı zarf içinde, aynı sandığa dört oy pusulası attı.  Atılan oyların dördünü de aynı kişiler saydı. Saray’ın emir kulu YSK, sandıktan çıkan üç oyu geçerli kabul etti. Birine geçersiz dedi. 10 gün sonra, İstanbullular Ekrem İmamoğlu’nu bu defa kahir ekseriyetle yeniden seçecekler. Gerekçesiz gasp edilen hakkını, İmamoğlu’na geri verecekler. Her şey çok güzel olacak.

 

EKONOMİK KRİZ DERİNLEŞİYOR

Sarayın kibirli adamının kaprislerinin, rant hırsının bedelini sadece 16 milyon İstanbullu değil, 82 milyon yurttaşımız ödüyor. Ülkemiz son 6 aydır seçim atmosferinden bir türlü çıkamıyor. Herkesin işine gücüne dönememesinin, millete ağır bir bedeli var. Ekonomideki kriz her geçen gün biraz daha derinleşiyor. Ekonomi son iki çeyrektir daralıyor. Öncü göstergeler ve sokaktan yükselen sesler, içinde bulunduğumuz bu çeyrekte de ekonominin iyi gitmediğini gösteriyor. Önemli bir iç talep göstergesi olan otomotiv sektöründeki satışlar Mayıs ayında da düşmeye devam etmiş. 2019’un ilk beş ayında toplam araç satışlarındaki düşüş yüzde 50’yi bulmuş. Bu sektörden ekmek yiyen binlerce çalışanımız var. Bu çalışanların bir kısmı ekmeğinden oldu. Büyük kısmı ise tedirginlik içinde bekliyor. Bayilerin kapanma noktasına geldiği söyleniyor.

 

GÜVEN YERLERDE SÜRÜNÜYOR

Ekonomide güven yerlerde sürünüyor. Tüketici güveni, Mayıs ayında tüm zamanların en düşük seviyesine indi. Yine reel kesim güven endeksi de son yedi ayın en düşük değerine geriledi. Tüketim için bir diğer önemli gösterge kredi kartı harcamaları… Yılın ilk beş ayında kredi kartı harcamaları reel olarak düşmüş. Yine tüketici kredileri de, reel olarak gerilemiş. Tüm bunlar ekonomide tüketicilerin iştahının kesildiğini, geleceğe güvenlerinin kalmadığını, borca battıklarını, yeniden borçlanacak durumda olmadıklarını da gösteriyor.

 

MİLLETİN BORCA DEĞİL GELİRE İHTİYACI VAR

Ama dün, BDDK bir karar aldı dedi ki, bazı ürünlerde kredi kartlarıyla yapılacak alışverişlerde taksit sayılarını artırıyorum dedi. Zaten borca batan millete, “vadeyi uzattım biraz daha borçlan” diyerek bu işleri çözmeye çalışıyorlar. Aslında iktidar ezberini hiç bozmadı. Mali piyasalardaki ihtiyati tedbirleri gevşeterek, vatandaşı borca batırarak işleri düzelteceğini zannediyor. Oysa milletin borca değil işe, aşa, doğru düzgün gelire ihtiyacı var. Saray ise İstanbul seçimleriyle uğraştığı için vatandaşı aspirinle, pansumanla uyutmaya çalışıyor.

 

NE YATIRIM NE ÜRETİM İŞTAHI KALDI

Sadece tüketim değil, yatırım ve üretim iştahı da kalmadı. Makine-teçhizat yatırımları son dört çeyrektir, toplam yatırımlar ise son üç çeyrektir geriliyor. Nisan’da yatırım malı ithalatı, geçen yılın aynı ayına göre, yüzde 28 düşmüş. Yani bir başka ifadeyle yatırımdaki sıkıntı Nisan ayında da devam etmiş, hatta derinleşmiş. Yine imalat sanayi satın alma yöneticileri endeksi, Mayıs’ta çok sert bir biçimde düşmüş. Bu endeks 14 aydır kritik eşik olan 50’nin altında seyrediyor. Firmalarımızın özellikle yeni sipariş alma konusunda çok sıkıntılı oldukları bu endeksten takip edilebiliyor. Hem tüketim, hem de üretim tarafında yaşanan bu kaygı verici gelişmeler belirli sektörlerde yapılan vergi indirimlerine rağmen hala sürüyor. Ancak beyaz eşya ve mobilya gibi sektörlerde uygulanan vergi teşvikleri de kısa süre sonra kalkacak. Bunları sürdürmek için bütçe de imkân var mı? O da şüpheli…

 

HAZİNE NAKİT AÇIĞI %478 ARTTI

Dün Mayıs ayı hazine nakit dengesi açıklandı. Geçen yılın Mayıs ayında 21 milyar TL fazla veren hazine nakit dengesi, bu yıl 15 milyar TL açık vermiş. Yine bu yılın ilk beş ayında Hazine’nin toplam nakit açığı, geçen yıla göre yüzde 478 artmış, 67 milyar TL’ye çıkmış. Bütçedeki bozulma olağanüstü. Tek seferlik gelir ve giderler ayıklandığında, yılın ilk dört ayında 16 milyar TL olan faiz hariç açık birdenbire 61 milyar TL’ye sıçrayıveriyor. Oysa 2019’un tamamı için program tanımlı dediğimiz açığın 2 milyar TL civarında kalması hedeflenmiş. İki milyar neresi, 61 milyar neresi? Daha yılın ilk beş ayında hedefin 31 katına çıkmışız.

 

SOSYAL GÜVENLİK AÇIKLARI İÇİN YAPILAN HARCAMA İKİYE KATLANDI

Bu arada en büyük sıkıntılardan birinin de sosyal güvenlik kuruluşlarının açıklarında olduğu görülüyor. İlk dört ayda bütçeden sosyal güvenlik kuruluşlarının açıklarını finanse etmek için yapılan transferler, 17,3 milyar TL olmuş yani 17 milyar lirayı aşmış. Bütçeden yapılan kaynak transferi, geçen yılın aynı dönemine göre ikiye katlanmış. 17 yılda vatandaşın canını yakacak her türlü tedbiri aldılar sosyal güvenlik alanında. Emeklilik yaşını arttırdılar, binlerce mağdur yarattılar. Ama döndüler dolaştılar, sosyal güvenlik sistemini yeniden iflas noktasına getirdiler. Ama hala bugünkü günahlarının üzerini örtmek için geçmişe atıp tutmaktan da bir türlü vazgeçmiyorlar.

 

SEÇİMDEN SONRA YENİ VERGİLER VE ZAMLAR GELECEK

Tüm bunlar bize iki şeyi gösteriyor. Birincisi, bütçe imkânları seçimler için zaten sonuna kadar zorlanmış. Bütçede tüketim ve ekonomik büyümeyi canlandıracak, politikalar için, daha fazla bir manevra alanı bırakılmamış. Ancak, seçimlerde yapılan mızıkçılık nedeniyle, bu genişlemenin yani seçimler nedeniyle bütçede yapılan genişlemenin etkisi de saman alevi gibi olmuş. İkincisi, bırakın gevşek maliye politikası uygulamayı, iktidarın bütçeyi toplayabilmek için seçimlerden sonra yeni vergi ve kamu zamlarına hazırlandığı artık açık seçik görülüyor. Bu ne demek? Bu daha fazla hayat pahalılığı demek, daha fazla işsizlik demek ve ekonomideki daralmanın önümüzdeki dönemde de sürmesi demek.

 

BİZDEKİ FAİZ, BENZER EKONOMİLERİN 4 KATI

Diğer taraftan TL’nin hızla değer kaybetmesi ve artan riskler, para politikasındaki manevra alanını ciddi şekilde sınırlamış. Yılbaşından bu yana Türk Lirası, benzer ekonomiler içinde, Arjantin’den sonra parası en fazla değer yitiren ikinci ekonomi. Yine bu dönemde borç temerrüt risk primi en fazla artan ekonomi Türk ekonomisi. Dün TCMB politika faizini değiştiremedi. Brezilya, Çin, Endonezya, Güney Afrika, Hindistan gibi bize benzeyen ekonomilerde politika faizlerine baktığımız zaman bunun ortalaması yüzde 6,5. Bizde? Bizde yüzde 24. Yani bize benzeyen ekonomilerin nerdeyse dört katı kadar politika faizimiz var. Şu anda 12 aylık gerçekleşen enflasyon yüzde 19 civarında. Bir yıl sonrası için beklenen enflasyonda yüzde 16. Ülkemiz dünyanın en yüksek reel politika faizlerinden birini veriyor. Yani bu enflasyon ve yüzde 24 faizi karşılaştırdığınızda bu kadar yüksek reel faiz başka bir ülkede yok. Geçen yıl 24 Haziran seçimlerinde hatırlayın, “Verin bu kardeşinize oyu dövizle faizle nasıl baş edilir” diyenler maalesef sözlerini tutmadılar. Ekonomiye güven yok. Onun için bu faizi düşürme imkânı da son derece sınırlı.

 

BORÇ SORUNU BORÇLA ÇÖZÜLMEZ

Enerji ve inşaat başta olmak üzere pek çok sektörde geri dönmeyen kredi sorunlarının ağırlaştığını görüyoruz. Millet artık borcunu ödeyemez hale geldi. Esnaf, çiftçi, sanayici, memur, işçi herkes perişan. Ama iktidara dönüp baktığınız zaman bu meseleleri çözmek için hala yeni borç verme peşinde. Borcu borçla çözemezsiniz. Protesto edilen senet tutarı bu yılın ilk dört ayında, geçen seneye göre yüzde 57 artmış. Karşılıksız çek tutarı aynı dönemde yüzde 84 artmış. Pek çok iş insanı ve esnaf karşılıksız çekler nedeniyle hapis cezasıyla karşı karşıya kalmak üzere.

 

HASTANIN KANI ÇEKİLİRKEN DOKTOR TANSİYON DÜŞTÜ DİYE SEVİNİYOR

Ekonomideki sert daralmaya bağlı olarak cari açık düşüyor tamam ama Damat bakan “Haziran’da iktidarları döneminde ilk defa cari açığın sıfırlanacağını” müjdeleyince bu biraz garip oluyor. Hasta ruhunu teslim ederken, kanı çekilmişken acemi doktor bunun tansiyon sorunu kalmadı diye övünüyor. Önemli olan ekonomi kanlı, canlı iken tansiyon sorunu yaşamamak… ekonomi büyürken, cari açık vermemek… Bu da ancak ciddi, derli toplu, ayakları yere basan, güven uyandıran bir programla olabilir. Böyle pansuman tedbiriyle, yok aspirin tedavisiyle bu işleri geçiştirmek mümkün değildir.

 

KÜRESEL GÜÇLER SÖZÜNDEN ÇIKMAYAN SARAYI NEDEN İSTEMESİN?

Damadın kayınbabası da dün çıkmış; “Türkiye’ye ekonomik tuzaklarla diz çöktüreceklerini sananlardan, kendisini devirmek isteyen küresel ittifaklardan” bahsediyor. Siz o küresel ittifakların bir dediklerini ikiletmeden yapıyorsunuz zaten. Bizim kendi gazetecilerimiz hapiste, onlar “bizim gazetecilerimizi bırak” diyorlar bir günde bırakıyorsunuz. “Rahibimizi bırak” diyorlar 24 saatte oval ofise gönderiyorsunuz. “NASA çalışanımızı gönder” diyorlar, hapisten evci çıkarıp geri gönderme hazırlıklarına başlıyorsunuz. Sizle onların ne problemi olabilir ki? Uluslararası kontratlara rağmen ortak projemiz F-35 uçak üretiminden bizi çıkartmaya hazırlanıyorlar bir takvimde veriyorlar. Ama bakıyoruz saray ve bakanları sureti haktan tepkiler gösteriyorlar. Doğru düzgün ciddi bir tepki ortada yok. Şimdi bu küresel güçler, onlar gibi her dediklerini yapan bir iktidarı neden istemesinler?

 

BÖYLE İKTİDAR VARKEN DIŞ DÜŞMANA İHTİYAÇ YOK

Tekrar söylüyorum ekonomiyi bu hale küresel güçler falan getirmedi. Ekonomiyi bu hale getiren yatırım ve üretim yerine, ithalatı; kazanç yerine borcu şişiren sıcak paraya yaslanan AK Parti iktidarıdır. Biz bunun için “böyle iktidar varken bu memleketin dış düşmana da zaten ihtiyacı yoktur” diyoruz. “Beka, beka” bütün seçim boyunca bunu dinledik bundan önce 31 Mart’a kadar. Şimdi jeo-stratejik riskler artarken asker sayısını yarıya indirip güvenlik zafiyeti yaratmaktan çekinmiyorlar. Doğru düzgün meclise de bilgi vermiyorlar. Ondan sonrada çıkıp sarayın kibirli adamı, “Komuta kademesi, güvenlik zaafını düşünemeyecek kadar basiretsiz mi?” diyerek sorumluluğu TSK’ya yıkıyor. “Ben komutanım, ben başkomutanım, ben tek adamım” derken birden bire son derece mütevazı bir hale geliyor.

 

KURU GÜRÜLTÜYÜ BIRAKIN, MAAŞINIZIN HAKKINI VERİN

Milleti unuttular. Milleti aldatmaya çalışıyorlar. Evet, bizim milletimiz gerektiğinde istiklali için canını ve malını ortaya koymaktan hiç çekinmez. Ama kendini unutanları, kendini aldatmaya kalkan kibirli siyaset erbabını da çok iyi tanır. İnsanlarımızın ve özellikle gençlerimizin acilen karınlarını doyurabileceği, özlediği yaşam koşullarına ulaşabileceği, düzgün işlere ihtiyaç var. Kuru gürültü yapmayı bırakın. Size geçtiğimiz Ağustos ayında önerdiğimiz güveni artıracak reçeteye bu defa bir alın, bir göz atın. Milletin emanetinin gereğini yapın. Milletin vergileriyle ödenen, yediğinizin, içtiğinizin, maaşınızın hakkını verin.

 

MİLLETİN GÜNDEMİ BOŞ TENCERE, İKTİDAR İSTANBUL RANTININ PEŞİNDE

Ülkemizin, milletimizin gerçek gündemi “ocaktaki boş tenceredir.” Tüm bu sorunlara çözüm bulması gereken iktidar işi gücü bırakmış İstanbul’un rantını elinden kaçırmamanın peşinde. Bunun için her şeyi yapıyorlar. Bakın haberler geliyor, bazı illerin valileri, mülki amirleri iktidarın il örgütü yöneticisi gibi çalışıyorlar. Muhtarları arayıp İstanbul’daki hemşeri derneklerinin adreslerini, telefon numaralarını, yöneticilerinin isimlerini bize verin diyorlar. Onlara baskı yapın diyorlar AK Parti’nin adayına oy vermeleri için.

 

EMİR KULLARI YSK BİLE “ÇALINDI” DİYEMEDİ

Dün AK Parti Genel Başkanını izledik. “Çaldılar, çırptılar” deyip gerekçesiz seçim iptaline gerekçe arayıp durdu. Bunu aslında emir kulları YSK dahi yazamadı çalınmayı, çırpmayı. O hala daha mızıkçılığa devam etmek istiyor. Belediyedeki işçilerle, belediye başkanlarımızı karşı karşıya getirmek için bir sürü kumpas tezgâhlıyorlar, filmler gösteriyorlar orada. Biz işçilerimizin özgürce örgütlenmesini daima savunduk, bunun mücadelesini verdik, bu hakların anayasaya girmesini sağlayan bir partiyiz biz. CHP böyle bir parti. İşçilerimiz hakkını, hukukunu kimin, hangi sendikanın en iyi şekilde koruyacağına inanıyorsa o sendikanın şemsiyesi altında örgütlenme konusunda tamamen özgürdür.

 

ÇALIŞANLARIN İSTEDİĞİ SENDİKAYA GİTMESİNE DAYATMA DİYORLAR

Biz AK Parti gibi çalışanlara sendika dayatması yapmıyoruz. Herkesi kendileri gibi biliyorlar. Adalet ve Kalkınma Partisi belediyeciliğinin cenderesinden, dayatmasından kurtulan çalışanların istedikleri sendikaya gitmelerini saray şimdi kalkıp da kimseye dayatma diye yutturmaya kalkmasın. Alın teri döken, namusuyla çalışan her emekçi, her işçi bizim başımızın tacıdır. Tekrarlayalım, kendi siyasetinin finansmanı için belediyeleri arpalık olarak gören anlayışa karşıyız.

 

MİLLET, KORNİŞONA SARILI DANA ROZBİFLERİ GÖTÜRENLERE KUVVETLİ BİR ŞAMAR ATACAK

Belediyelerin imkânlarını millet için değil, aynı havuzda yıkandıkları yandaşlarının menfaatleri için kullanan AK Parti anlayışıyla sonuna kadar mücadele etmeye de devam edeceğiz. Şehirlerin rantı şehrin tüm hemşerileri için kullanılacak. CHP’nin halkçı belediyecilik anlayışı budur. İşte 18 günde İstanbul’da yapılanlar ortada. İstanbul’un nimetleri, kaynakları 16 milyon İstanbullu için kullanılmaya başlanmıştı. Bundan rahatsız olan çıkar çevreleri milletin verdiği mazbatanın gasbedilmesi talimatını verdiler. Ama olanı biteni vicdan sahibi milletimiz çok yakından izliyor, görüyor. Milletimiz; 23 Haziran’da verdiği mesajı almamakta direnen, “kornişona sarılı dana rozbifleri”, “zencefilli somon suşileri”, “pataşura sarılmış çerkez tavuklarını”, “efuli ve ejder meyvesi şerbetleri” eşliğinde götüren,  bir eli yağda bir eli balda yaşayan saray sosyetesine, kendisine gelmesi için kuvvetli bir şamar atmaya hazırlanıyor.

 

ACILI AİLELERİN ÜZERİNE BİBER GAZI VE PLASTİK MERMİ SIKMAK HANGİ VİCDANA SIĞAR?

Dün, Çorlu tren kazasında sevdiklerini kaybetmiş acılı ailelerimize Anayasa Mahkemesi kapısında hak ararlarken yapılan muameleyi üzüntüyle karşılıyoruz. Acılı ailelerin üzerine biber gazı ve plastik mermi sıkmak hangi vicdana sığar? Facianın gerçek sorumlularının yargılanması için mücadele veren hemşerilerime yapılan bu muameleyi şiddetle kınıyoruz. Milletimiz, 6 Mayıs’ta sandık darbesiyle gasp edilen mazbatayı yeniden Ekrem İmamoğlu’na vermek için gün sayıyor. Hakkın yerini bulacağına ve 23 Haziran’da her şeyin çok güzel olacağına bizim inancımız tam.

Son olarak, bu Pazar babalar günü. Tüm babalarımızın babalar gününü kutluyor, ahirete intikal eden babalarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi değerli basın mensupları sorularınız varsa alıyım.

 

SN. İMAMOĞLU NET ŞEKİLDE AÇIKLADI

Basın toplantısında soruları da yanıtlayan CHP’li Öztrak, Ordu’da yaşanan VIP tartışması ve hafta sonunda televizyonda karşı karşıya gelecek İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayları Ekrem İmamoğlu ve Binali Yıldırım hakkındaki sorular üzerine şunları söyledi:
Önce birinci sorunuza cevap vereyim. Birinci sorunuzla ilgili olarak Ekrem İmamoğlu gerekli açıklamayı yapmıştır. Kendisi kamuoyunda bilinen, tanınan bir insandır ve ne söylediğini, ne ettiğini gayet açık bir biçimde kamuoyunun önünde açıklamıştır. Bundan sonrasında süren tartışmanın ne olduğunu ben anlamakta zorluk çekiyorum. Ve açıkçası burada yeniden bir başka gelişmenin olduğunu hissediyorum. Yayınla ilgili ortadaki bu talebin yine Ekrem İmamoğlu, ‘Bu İsmail Küçükkaya’ya iletilmiş olan bir talep değil. Onların Genel Başkan Yardımcısı ve bizim Grup Başkanvekilimiz kendi aralarında bu müzakerenin formatını tartışırlarken diğer taraftan Sayın Binali Yıldırım tarafından, yani Binali Yıldırım’ı temsil eden kesimden böyle bir talep geldi’ dedi. Dolayısıyla İsmail Küçükkaya’nın bunu bilmesi mümkün değil. Onun için var mı yok mu böyle bir talep, buna cevap verecek olan Mahir Bey ve Engin Bey.”

 

O MEKTUP HAKKINDA TBMM BİLGİLENDİRİLMELİ

CHP Sözcüsü Öztrak, Amerika’dan Ankara’ya gönderilen S-400 VE F-35’lerle ilgili mektup ve Dışişleri Bakanının konu hakkındaki açıklamasıyla ilgili bir başka soru üzerine de şu değerlendirmelerde bulundu:

“Mektup açık. Şunu ifade edeyim, bu mektup ABD’de Savunma Bakanlığının web sayfasında yayınlanmamış olsaydı bizim bu mektuptan haberimiz olmayacaktı. Ama adamlar saydam, şeffaf oturdular bu mektubu web sayfalarında yayınladılar. Mektuba baktığınız zaman, mektuptaki ifadeler büyük ölçüde geçmişte Türkiye’ye Kıbrıs’taki gelişmelerden sonra ABD’nin o dönemki Başkanı Johnson tarafından verilen mektuba benziyor. Ültimatomsa ültimatom var. ‘Ya bunları bunları yaparsın ya da seni şu projeden çıkarırız’ diyorlar. Dolayısıyla ifade ültimatom ifadesidir. Yetmez geçen haftada söylemiştim orada çok önemli bir başka husus daha var. Diyor ki, ‘Bu konuda senato ve kongre benim arkamda, beni destekliyor.’ Zaten nitekim daha sonra kongrede alınan kararlarla bu özellikle bütçenin alt komitesinde alınan kararlarla bu husus ortaya çıktı. Ama Türkiye’ye dönüp, bize dönüp baktığınızda bizde bu mektup maalesef meclisimize gelmiş değil. Meclisimize yeterli bilgi verilmiş değil. Sanki bu S-400 meselesi Amerika’yla ilişkiler sarayın kişisel meselesi. Böyle olduğu zaman da karşı taraf karşısında zayıf kalıyoruz. Gereken sertlikte, ağırlıkta cevap vermekte yetersiz kalıyoruz. Bir hafta geçmiş mektup geleli buraya Milli Savunma Bakanı hala daha cevap yazacaklarından bahsediyor. Ve açıklamalara da baktığımız zaman açıklamalar son derece zayıf açıklamalar. Tekrar söylüyorum, o mektuptaki gelişmelerle ilgili bilgiyi ve Türk tarafının bu konudaki yaklaşımı konusunda TBMM biran önce bilgilendirilmelidir. Bu mesele sarayın şahsi meselesi olarak kalmamalıdır.

 

TÜRKİYE EKÜMENİK İFADESİNİ LOZAN’DA REDDETMİŞTİR

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yerel seçimlerle ilgili “Biz aslında İstanbul’da ve Ankara’da kaybetmedik” şeklindeki sözlerinin ve Binali Yıldırım’ın “Ekümenik Patrik” ifadelerinin sorulması üzerine de Öztrak şunları söyledi:

“Sonuncusundan başlayım. Ekümenik ifadesi Türkiye’nin Lozan’da reddettiği bir ifadedir. Yani sadece Türkiye açısından değil, uluslararası ilişkiler bakımından da sıkıntı yaratan bir husus olması nedeniyle ekümenik ifadesini Lozan’da Türkiye reddetmiştir. Dolayısıyla eski bir Başbakanın, daha önce Başbakanlık yapmış, Millet Meclisi Başkanlığı yapmış bir kişinin twitinde kalkıp ekümenik ifadesi kullanmasını anlamak mümkün değildir. Anlaşılan İstanbul’un rantını elden bırakmamak için ellerinden gelen her şeyi yapacaklar.

Diğer soruyla ilgili olarak, 11 tane büyükşehir belediye başkanlığını CHP almıştır. Bunların içinde İstanbul’da vardır, Ankara’da vardır. Kaybetmedik, ilçeleri biz aldık, onlar aldı. Seçmen iradesini açıkça ortaya koymuştur. Demiştir ki, büyükşehir belediye başkanlıklarını CHP’ye veriyorum. Bu durumda, ilçe belediyelerini almış olan diğer partilerin söyleyecekleri bir tek şey vardır. Birlikte çalışacağız, hemşerilerimiz için elimizden gelen en iyisini yapmak için uğraşacağız, birbirimize çelme takmayacağız. Ama öyle olmuyor. İlçe belediye başkanları adına saray konuşuyor, sarayın kibirli adamı konuşuyor. Şöyle yaparız, böyle yaparız. Zararlarına olur. Millet iradesini ortaya koymuştur. Milletin iradesini dinlememek, milletin iradesine rağmen birlikte çalışmayı reddetmek sonuç itibariyle millet tarafından ciddi şekilde cezalandırılır bir sonraki sandıkta.

 

BİZ BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ KONUSUNDA TARAFIZ

Öztrak, “Bir yargı reformu paketi hazırlandı. Önümüzdeki günlerde sanıyorum meclis çatısı altında görüşülecek. Burada Anadolu basınını da ilgilendiren çok önemli bir madde var. Biz bugün bununla ilgili görüşmeler yapmak üzere Meclis çatısı içerisindeyiz. Yapılan düzenlemeye göre icra iflas ilanları, yani resmi ilanlar, yaygın ve yerel basında yayınlanma zorunluluğu ortadan kalkacak. Bu özellikle son yıllarda güçlükle ayakta duran yerel basın için çok büyük bir sıkıntıyı beraberinde getirecek. Çünkü resmi ilan gelirinin aşağı yukarı yüzde 35’ine tekabül ediyor. Bu konuyla ilgili bilgi sanıyorum size ulaştı. Parti olarak nasıl bir anlayış içerisinde olacaksınız?” şeklindeki soruyu ise şöyle yanıtladı:

Baştan itibaren söylüyoruz, sadece yerel basın değil, sadece yaygın basın değil biz Türkiye’nin tamamında basın özgürlüğünün en ufak bir sıkıntıya uğramadan gerçekleştirilmesi yönünde tarafız. Bu çerçevede özellikle yerel basının kaynaklarını azaltmaya, kaynaklarını kısıtlamaya, yerel basını zor duruma düşürmeye dönük bu düzenlemenin yapılmaması, bir an önce kaldırılması yönünde hareket etmemiz gerektiği inancındayız. Bu çerçevede Meclisteki arkadaşlarımız da gerekli çalışmaları yürütüyorlar. Özellikle komisyonlardaki arkadaşlarımızdan ben bu bilgiyi aldım. Böyle bir düzenleme için gerekli hazırlıkları yapıyorlar.

Ben açık söyleyeyim, burada yapılmak istenen şey, yerel basının bitirilmesine ya da vesayet altına alınmasına dönüktür. Çünkü burada eğer gerçekten devlet üzerinde bir yük oluyor, bütçeye yük oluyor diye bir görüş varsa bunu da çözebilmek mümkündür. Sonuç itibariyle icra iflas ilanlarını paralarını satın alanlardan tahsil etmek de zor değildir. O nedenle böyle bir düzenlemenin karşısındayız. Bu bu düzenlemenin uygulamaya geçirilmemesiyle ilgili olarak arkadaşlarımız komisyonlarda gerekli çalışmaları yapıyorlar.

 

BU DÜZENLEME İŞSİZLİĞİ DE İLGİLENDİRİYOR

Öztrak, aynı konuyla ilgili düzenlemenin bir torba yasa içerisine sokularak geçirileceği yönünde bir bilgi olduğu belirtilerek, buna karşın ilan paralarının ihaleyi alanlar tarafından ödenmesi yönünde bir yol da olduğunun hatırlatılması üzerine şu değerlendirmelerde bulundu:

Biz böyle bir düzenlemeyi destekleriz. Karşı olmayız ama bu konu sadece basın özgürlüğüyle ilgili değil, aynı zamanda yerel basınla ilgili getirilen bu düzenleme istihdamı, hep söylediğimiz, konuştuğumuz işsizliği de çok yakından ilgilendiriyor. Dolayısıyla böyle bir uygulamanın biran önce değiştirilmesi, bu uygulamaya geçilmemesi için gerekli düzenlemenin yapılması konusunda biz gerekli desteği vereceğiz.”

NAPOLYON’UN FOUCHE İÇİN SÖZLERİNİ HATIRLATTI: TANIDIĞIM EN KUSURSUZ DÖNEK

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün MYK gündemine ilişkin düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Sözlerime, Azez’de hain terör örgütünün saldırısında şehit olan Mehmetçiğimize Allah’tan rahmet, milletimize ve kederli ailesine sabır dileyerek başlamak istiyorum. Yaralı askerlerimize acil şifalar diliyorum. Maalesef bu bayramda bir başka terörde trafik terörü ocaklara ateş düşürmeye devam etti. Onlarca yurttaşımız, bayram tatilinde trafik kazalarında yaşamını yitirdi. Trafik kazalarında yaşamını yitiren yurttaşlarımıza bir kez daha Allah’tan rahmet, ailelerine sabır, yaralananlara da acil şifalar diliyorum. Trafik polislerimiz ve polis teşkilatımız bayram boyunca görevlerinin başındaydı. Polislerimize de teşekkür ediyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bayramın buruk geçmesine neden olan acı bir kayıp daha yaşadık. Denizli milletvekilimiz Kazım Arslan’ı bayramın son günlerinde maalesef kaybettik. Hafta sonu toprağa verdik. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, milletvekilimize bir kez daha Allah’tan rahmet dilerken, kederli ailesine, sevenlerine, partililerimize, Denizlililere ve tüm milletimize başsağlığı diliyoruz.

 

MİLLİ TAKIMIMIZ CEVABI YEŞİL SAHADA VERİR

Bu hüzünlü haberlerin ardından, bayram tatilinin sonunda milli takımımızın Fransa karşısında kazandığı zafere sevindik. Milli takımımızı, Fransa milli takımı karşısındaki üstün oyunu ve haklı galibiyeti için kutluyoruz. Ancak Fransız milli marşı okunurken yapılan protestoları da yakışıksız bulduğumuzu buradan bir kere daha ifade etmek istiyoruz. Yine bu arada milli takımımıza İzlanda Havalimanı’nda yapılan çirkin muameleyi kabul etmiyoruz, reddediyoruz. Bu olayı kınıyoruz. Milli takımımız bu tavra en güzel cevabı yarın akşam yeşil sahalarda verecektir.

 

HERKES PERİŞAN, SARAY KEYİFTE

Uzun bir tatilin ardından hayatın ve Türkiye’nin sıcak, yakıcı gündemine geri döndük. Ekonomik sorunlarımız hızla büyüyor, derinleşiyor, acil çözümler gerekiyor. Mutfaktaki yangına, artan işsizlik refakat ediyor. Milletimizin atanamayan öğretmen evlatları, borç altında ezilen gençleri hayatlarının daha baharında yaşamlarına kıyıyorlar. Bu ülkede 8,5 milyon işsiz var. Her 100 işsizden 24’ü üniversite mezunu. Üniversite mezunu işsizlerimizin sayısı da 1 milyonu geçiyor. Millet borcunu ödeyemez hale geldi. Esnaf, çiftçi, sanayici, memur, işçi herkes perişan. Protesto edilen senet tutarı bu yılın ilk dört ayında, geçen seneye göre, yüzde 57 artarak 7 milyar TL’ye ulaştı. Aynı dönemde karşılıksız çek tutarı da yüzde 84 artarak 12 milyar TL’ye geldi. İş adamlarımız, esnaflarımız, çiftçilerimiz; faiz ve kur kıskacı altında sıkıştı. Tüketiciler, aileler gelecek umudunu kaybetmiş vaziyette ve güven de maalesef dipte. Ama bakıyoruz saray sosyetesi ve sarayın etrafındaki mutlu bir azınlık, ihtişamlı yaşamlarını sürdürmeye devam ediyorlar.

 

THY SARAY SOSYETESİNİN ARPALIĞI HALİNE GELMİŞ

Hiçbir bankacılık tecrübesi olmayan mütekait siyasiler, banka yönetim kurullarına atanıyorlar. Ardından THY’de çalışan saray sosyetesinin genç bir üyesine 40 ayrı şirkette yönetim kurulu üyeliği veriliyor. Son olarak da milli havacılık şirketimiz THY’nin, saray sosyetesinin arpalığı haline geldiği de ortaya çıkıyor. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı’nın eşi; hem de bağımsız üye olarak THY’ye yönetim kurulu üyesi atanıyormuş. Artık nasıl bir bağımsızlıksa… Söylüyorum hep, koskoca ülke aile şirketi gibi yönetiliyor.

 

YÖNETİMDE LİYAKAT DÖNEMİ BİTTİ, SADAKAT DÖNEMİ BAŞLADI

2014’ten bu yana ipler tek kişinin elinde. Ama ipleri tek başına elinde tutan bu kişi, ekonominin dışarıdan veya içeriden gelebilecek ters rüzgârlara karşı dayanıklılığını artıracak en ufak bir önlem almadı. Sıcak parayla ekonominin üstünü örterek bu işleri götürebileceklerini zannettiler.  Ekonomi dış borçla şişirildi. Oysa o günlerde biz bu kadroları çok uyarmıştık. Bunlarda bizim uyarılarımızı dinlemek yerine “cari açık finanse edildiği sürece sorun yaşanmaz” diyerek bildiklerini okumaya devam ettiler. Su akarken kovayı doldurmadılar, döviz rezervlerimizi güçlendirmediler. Yetmedi, üstüne üstlük bir de ülkenin kurumsal yapısını tahrip ederek, ülkemizi dış şoklara karşı iyice savunmasız hale getirdiler. Sarayın kibirlisi; memlekette ve AK Parti içinde ehliyet sahibi başka kimse yokmuş gibi damadını ekonominin direksiyonuna oturttu. Yönetimde liyakat bitti. Saraya sadakat dönemi başladı. İşte tüm bu hataların bedelini, şimdi milletimiz ödüyor.

 

KİMİN HAPSE GİRECEĞİNE BEŞTEPE SARAYI, KİMİN HAPİSTEN ÇIKACAĞINA BEYAZ SARAY KARAR VERİYOR

Ekonomik kırılganlıklarımız, Türkiye’nin yumuşak karnı olarak algılanıyor. Bir bakıyorsunuz Oval Ofisten bir telefon geliyor, Papaz 24 saatte Beyaz Saray’a gönderiliyor. Bir NASA çalışanı hapiste. Bir telefonla yine hapisten ev hapsine çıkarılıyor. Yetmiyor ABD Başkanı diyor ki, “çok kısa sürede de ABD’ye geri gönderilecek.” Oradan da Erdoğan’a birde teşekkür yolluyor. Hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü yerlerde sürünüyor. Türkiye’de kimin hapse gireceğine Beştepe’deki Saray, kimin hapisten çıkacağına ise ABD’deki Beyaz Saray karar veriyor. Ülkeyi pahalılık, işsizlik ve yoksulluk batağına sürükleyen beceriksiz saray yönetimi sıkışmış gözüküyor. Şimdi kendi koltuklarının bekası için Türkiye’nin itibarını bozuk para gibi harcıyorlar.

 

ABD’NİN MEKTUBU,  55 YIL ÖNCEKİ JOHNSON MEKTUBUNA BENZİYOR

En son Saray bayram rehavetindeyken, ABD Savunma Bakan Vekili tarafından ülkemizdeki muhataplarına bir mektup yazılmış. Bu mektup sıradan bir mektup değil… Ama ülke bu mektubu ABD Savunma Bakanlığı’nın web sayfasından öğreniyor. Dil ve kullandığı üslup bakımından 1964’deki Johnson mektubuna benziyor. Bu mektupta, Türkiye’ye ültimatom veriliyor. İktidar S-400 ile F-35 silah sistemleri arasında kesin tercihe zorlanıyor. Gelen mektubun ekinde, Türkiye’yi F-35 programından çıkarmaya dönük adımlar takvime bağlanıyor. Ancak mektupta bundan daha dikkat çekici ifadelerde var. Örneğin takvime bağlanan adımlara ilave olarak, ABD hükümeti Kongre’yi işaret ediyor. Türkiye’ye yönelik ekonomik ve askeri yaptırım uygulama konusunda Kongre’de, parti ayrımı olmaksızın, güçlü bir irade olduğuna dikkat çekiyor. Amerikan tarafı kongre kartıyla konuyu kendileri açısından milli bir mesele olarak gördüğünü ima ediyor aslında. Şimdi eğer muhataplarınız size bu ciddiyette bir ültimatom verdiyse, sizin yapmanız gereken tek bir şey vardır. O da aynı ciddiyette karşılık vermek. Ama ne yazık ki saray bugüne kadar dış politikayı bir devlet politikası olarak görmedi, bir milli politika olarak görmedi, görmemeye de devam ediyor.

 

İSMET PAŞA’NIN ANLAYIŞINDAN GELİYORUZ: YENİ BİR DÜNYA KURULUR, TÜRKİYE ORADA YERİNİ ALIR

Meclise bilgi verme ihtiyacı dahi duymuyor. Ana muhalefet olarak bizden çekinmelerine gerek yok. Biz 1964’de Johnson mektubu yazıldığında: “Yeni bir dünya kurulur, Türkiye’de o dünyada yerini alır” diyen İsmet Paşa’nın anlayışından geliyoruz. Ancak anlaşılan Saray bu işi bir devlet meselesi olarak görmek yerine şahsi meselesi gibi görmeye devam ediyor. Bu ayın sonunda Trump’la Japonya’da yapacağı görüşmede bu işleri çözeceğini düşünüyor. Bu görüşmeye kadar da mektupta cevap bekliyoruz denmesine rağmen herhangi bir cevap göndermeyi düşünmedikleri anlaşılıyor. Yani Savunma Bakanı meseleyi Savunma Bakanının mektubuna cevap vererek değil, yukarıda Trump’la kapalı kapılar ardında görüşerek halletmeyi düşünüyorlar.

 

DIŞ POLİTİKAYI POPÜLİST SİYASETLERİNE MEZE YAPTILAR

Saray aslında milli olması gereken dış politikayı uzunca bir süredir iç politika malzemesi olarak kullanıyor. Gerçek ötesi popülist siyasetine meze yapıyor. Dış politika ve savunma konusunda meclisi de muhalefeti de sürekli by-pass ediyor. Yeni rejimde devlet dış politika oluşturmakta da oldukça sıkıntılı. Oysa Gazi Mustafa Kemal Atatürk; bugünleri sanki o günlerden görmüş. İş başına gelecek iktidarlara şu öğüdü vermiş:

“Ülkenin yazgısında tek yetki ve güç sahibi olan Büyük Millet Meclisi, bu ülkenin düzeni için, iç ve dış güvenliğini sağlamak ve korumak için en büyük güvencedir. Büyük milli sorunlar şimdiye kadar ancak Büyük Millet Meclisi’nde çözümlendi. Gelecekte de yalnız oradan kesin önlemler sağlanabilecektir” diyor Gazi Mustafa Kemal Atatürk.

 

DAMAT BAKAN EKONOMİK TAHKİMATI YAPTI MI?

Hadi TBMM bilgilendirilmiyor. Umarız bu konular Sarayın gizli kapılarının ardında tek bir adam tarafından kararlaştırılmıyordur. Devletin yetkili organlarında ve AK Parti’nin yetkili kuruluşlarında tartışılmıştır. Yine umarız, bu tartışmalar sırasında damat bakan, ABD’nin bu mektupta yer alan tehditlerinin olası ekonomik etkilerini ve buna karşı alınacak tedbirleri anlatmıştır ve şuanda da bu gerekli tahkimatlar yapılmaktadır. İktidarın bu konuyu TBMM gündemine getirmesinde, TBMM’yi bilgilendirmesinde ve TBMM’nin yani milletin ortak aklına başvurmasında çok büyük yararlar olduğunu düşünüyoruz. Bir defa daha hatırlatalım; 1 Mart tezkeresinde TBMM, Türkiye’nin ulusal onurunu korumuş, bu iktidar kadrolarını Irak’taki savaşın işbirlikçisi konumuna düşmekten kurtarmıştı.

 

VALİLER, MEMURLAR İMAMOĞLU’NA KUMPAS İÇİN SEFERBER OLMUŞ

Türkiye çok ciddi iktisadi, siyasi ve askeri sorunlarla karşı karşıya… ancak iktidar altı ayı mahalli idare seçimleriyle yitirdi. Memleketin sorunlarına çözüm bulmak için milletten yetki isteyen Erdoğan, bugün tüm işi gücü bırakmış görünüyor. Tamamen İstanbul Belediye Başkanlığını gasbetmek için nasıl kumpas kurarım bunun hesabında. Atanmış bakanları birer piyon gibi sahaya sürüyor. Valiler, memurlar 23 Haziran seçimlerinde Ekrem İmamoğlu’na kumpas kurmak için seferber olmuş vaziyetteler. Devletin işleri sahipsiz, kurumlar aşınıyor, devlet itibar kaybediyor.

 

KÜÇÜK ORTAK YA MİTİLİ KAYBETTİ YA DA İSTANBUL’UN YOLUNU

Erdoğan’ın daha önce 39 ilçede miting yapacağı söyleniyordu. Ancak bırakın miting yapmayı, artık Erdoğan’ın artık milletin içine bile çıkmayacağı, çıkamayacağı anlaşılıyor. Bu arada “mitili İstanbul’a atacağını” söyleyen küçük ortağı da ortalarda görünmüyor. Anlaşılan ya İstanbul’a sereceği mitili ya da İstanbul’un yolunu kaybetmiş vaziyette.

İMAMOĞLU’NUN KARADENİZ’DE GÖRDÜĞÜ TEVECCÜHTEN ÜRKMÜŞLER

İşi, gücü bırakıp sahaya sürülen atama bakanlardan biri de sarayın damadı. Küresel ekonomi çok ciddi bir eşikte sallanıyor. Dünyada ticaret savaşları riski her geçen gün artıyor. Bu risk, küresel ticareti ve büyümeyi tehdit ediyor. Dolayısıyla Türkiye’nin pozisyonunu belirlemek için küresel istişare ve koordinasyon mekanizmalarına en üst seviyede katılmasına ihtiyaç var. Ülkemizin içine sürüklendiği ekonomik krizi aşması için de ekonomik diplomasiye gerek var. Damat bakanın küresel aktörlerle temas halinde olması gerekiyor. Ancak küresel ekonomide bu meselelerin tartışılacağı G-20 maliye ve ekonomi bakanları toplantısına damat bakanın katılmayacağı söyleniyor. Çünkü saray iktidarı Karadeniz’de Ekrem İmamoğlu’nun meydanlarda gördüğü teveccühten ürkmüş. Trabzon’a hasar kontrolüne bütün bakanlarını gönderiyor. Buna damat beyde dahil. Ama olan biteni vicdan sahibi milletimiz gayet iyi izliyor. Milletimizin vicdan terazisi 23 Haziran’da bu milletten kopmuş saray iktidarına kendine gelmesi için kuvvetli bir uyarı yapmaya hazırlanıyor. Milletimiz, 6 Mayıs’ta sandık darbesiyle gasp edilen mazbatayı yeniden Ekrem İmamoğlu’na vermek için gün saymaya başladı bile. Bizim hakkın yerini bulacağına ve 23 Haziran’da her şeyin çok güzel olacağına inancımız tam.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi kurum kimlikleriniz ve isimlerinizle beraber sorularınızı alabilirim.

 

Soru- Sayın İmamoğlu’nun bayram tatili geçirdiği süre içerisinde Süleyman Soylu’nun bir takım eleştirileri ve ithamları oldu. Özel uçağın Koç Grubu tarafından tahsis edildiğini ifade etti. Ayrıca bu uçakla nereye götürüldün sorusunu sordu, bu bir.

İkincisi, geçen ki toplantıda söylediniz gerçi ama biraz daha açarak ifade eder misiniz? Sayın Binali Yıldırım’ın bu Kürdistan açılımı, tırnak içinde, Diyarbakır’da yaptığı işte Kürdistan söylemi, PKK ifadesi, Kürtçe kurslar açabiliriz değerlendirmelerini siz nasıl buluyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- İsterseniz en son sorunuzdan başlayım. Bir kere şunu açıkça ifade edeyim, geçen defada söyledim. Bu soruların muhatabı CHP değil. Bir, bu sorunun muhatabı Sayın Devlet Bahçeli. İki, yine o dönemde “Türkiye’de Kürdistan diyen varsa çeksin Kürdistan’a gitsin” diyen sarayın kibirli adamı. Dolayısıyla onlar ne cevap verecekler bu sorulara biz de merakla bekliyoruz.

Şimdi gelelim bu Karadeniz seyahatinde yaşananlara. Bir kere birinci tespit şu, Ekrem İmamoğlu Karadeniz gezisinde muhteşem bir şekilde karşılandı. Tabi bu Saray kanadında çok ciddi bir telaş ve korku yarattı.

Yine bir başka tespit, Saray seçimlerde milleti kışkırtma, toplumsal huzuru bozma rolünü de öyle gözüküyor ki atama İçişleri Bakanına vermiş durumda. Uçağı kiralayan şirket bu uçağın kiralık olduğunu, kirasının ödendiğini, aynı şekilde helikopter ve uçakları iktidarın bakanlarına da yine iktidarın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayına da kiraladıklarını ifade ettiler. Dolayısıyla bu söylenenlerin hepsi mesnetsiz kaldı ama burada bir provokasyon bir tahrik olduğu da açık. Yani seçmenlerin ve yurttaşlarımızın güvenliğini sağlamakla, seçimin adaletini gözetmekle görevli olan atama İçişleri Bakanı bizatihi çıkıyor tahriklerde bulunuyor. Ona buna hakaretler ediyor, ortamı zehirlemeye kalkıyor.

 

NAPOLYON’UN FOUCHE İÇİN SÖZLERİNİ HATIRLATTI: TANIDIĞIM EN KUSURSUZ DÖNEK

Şimdi ben buradan şunu hatırlıyorum. Bu bakanın daha önce başka bir partiyken AK Partililere sarf ettiği sözleri hatırlıyorum. Yine ne deyim burada diyeceğim şey şu, “üslubu beyan ayniyle insan.” Yine bu olan bitene baktığım zaman insan ister istemez Napolyon’un bir dönem Fransa İçişleri Bakanı Fouche için söylediği sözleri hatırlıyor. Fouche için diyor ki Napolyon “Yaşamım boyunca tanıdığım en kusursuz dönek.”

Şimdi atama bakanın gerçekdışı iddialarından ve provokasyonlarından daha tehlikeli olan bakan konuştukça birileri de bundan görev çıkarıyor ve ülkemizin huzurunu açıktan özellikle sosyal medyada tehdit etmeye başlıyorlar. Eline silah alıp sosyal medyaya çıkıyor milleti taciz ediyorlar. Şimdi bu bakanın bunlar hakkında işlem yapması lazım ama onlarla meşgul değil. O tahrik alanında kendini görevli görüyor. Hiç mi akıl, izan, vicdan yok? 31 Mart’tan önce sarayın millete illet, zillet, terörist diyen dili Ankara’da Sayın Genel Başkanımıza dönük bir linç girişimine dönüştü. Bu linçe girişen inek hırsızlarına çok ciddi taviz verildi. Partiden ihraç edilecekleri söylendi. Soruyoruz partiden ihraç edildiler mi diye ama çıt yok. Buradan tekrar soruyorum, Genel Başkanımıza linç girişiminde bulunan kitlenin içinde yer alan o inek hırsızı AK Partiden ihraç edildi mi, edilmedi mi? Gerçekten çok ciddi bir kurumsal ve ahlaki tahribat içindeyiz. Çok teşekkür ediyorum.

DAMAT BAKANIN EKONOMİYE GİRİŞ DERSİ ALMASI LAZIM

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ FAİK ÖZTRAK’IN BASIN TOPLANTISI
(07 HAZİRAN 2019)
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında şöyle konuştu:

Değerli basın mensupları, bugün Denizli milletvekilimiz, dava arkadaşımız çok değerli bir insan Denizli’nin ekonomik ve sosyal hayatına büyük katkıları olmuş Sayın Kazım Arslan’ı kaybettik. Acımız büyük. Kendisine yüce Allah’tan rahmet, ailesine, partililerimize, Denizlili hemşerilerine ve milletimize başsağlığı diliyoruz.
Cenazesi yarın Denizli’den öğle namazını müteakiben kaldırılacak, Müftü Ahmet Hulusi Efendi Camiinde olacak.
Yine Kocaeli’nde 4 tane işçi bir iş cinayetinde hayatını kaybetti. Emekçilerimizin de ailelerine başsağlığı, sabır diliyorum, kendilerine Allah’tan rahmet diliyorum.
Mübarek Ramazan’ın ardından bayramı da kutladık. Ben bu vesileyle bir kere daha tüm yurttaşlarımızın geçmiş bayramlarını kutluyorum. Milletimize şeker tadında daha nice bayramlar diliyorum.
Sarayın kibirli kişisi, atama bakanları, sarayın büyükşehir belediye başkan adayı mübarek Ramazan ayında iftar sofralarını siyasi propaganda maksadıyla acımasızca kullandılar. On parmaklarında on kara önlerine geleni çaldı, çırptı diye suçladılar. Yetmeyince de oy vermezseniz telafisi zor işler olur diye milleti tehdit etmeye kalktılar. Milletin ağız tadıyla bir Ramazan geçirmesine izin vermediler. Hem ekonomik, hem de siyasi krizden bunalan milletimiz bayramda bari bir rahat nefes alalım diye düşünürken bu defa da Yüksek Seçim Kurulu aldığı kararla bayram günü milletin aklını karıştırdı. Yüksek Seçim Kurulu aynı sandıkta, aynı zarfta, aynı seçmenin kullandığı ve aynı kişiler tarafından sayılan 4 oy pusulasından 3’ünü varsaydı, birini yok sayarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini hatırlayacaksınız 6 Mayıs’ta iptal etmişti. Sebep olarak da bir kısım sandık kurullarının ilçe seçim kurullarınca kanuna aykırı oluşturulması ve bu hususunda seçim sonucuna müessir olmasını göstermişti. Kararda kanuna aykırı sandık kurulu görevlendirmelerini yapan ilçe seçim kurulu başkan ve üyeleriyle seçim müdürleri ve diğer sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunulduğu da açıklanmıştı. 16 gün sonra 23 Mayıs 2019 günü Yüksek Seçim Kurulu bu defa gerekçeli kararını açıkladı. Gerekçeli kararda da İstanbul seçimlerinin iptalinin bütün sorumluluğu sandık kurullarına ve onları belirleyen ilçe seçim kurullarına yüklendi. Ama bu kararda da yine bunların, bu sandık kurullarının seçim sonuçlarına nasıl müessir olduklarına dair herhangi bir delil yer almadı. Saray da Anadolu Ajansı ve operasyon medyası eliyle ilçe seçim kurullarını hedef gösterdi ve itibar cellatlığı yaptı. İşte bu itibar cellatlığına isyan eden bazı ilçe seçim kurulu başkan ve çalışanları Yüksek Seçim Kuruluna ya bizi görevden alın ya da bizim itibarımızı, hakkımızı, hukukumuzu koruyun diye dilekçeler verdiler.
Yüksek Seçim Kurulu bu dilekçelere cevaben mevcut ilçe seçim kurullarının seçim müdürlerinin ve memurların 23 Haziran’da tekrarlanacak seçimde görevlerine devam etmelerine karar verdi. Daha önce yaptığı suç duyurularına da hukuka uygun olmadıkları gerekçesiyle geri çekti. Seçimin neden iptal edildiği hakkında Yüksek Seçim Kurulunun açıkladığı gerekçe sadece 10 gün yaşayabildi, bayramı bile görmedi. Yüksek Seçim Kurulu kendi gerekçesini kendisi çürüttü. Sonra sarayın kibirli adamı ortaya çıktı bu işte bir yanlış anlama var dedi. Bayramın son günü gece yarısından sonra Yüksek Seçim Kurulu Başkanı apar topar 13 ilçe seçim müdürünü geçici olarak 23 Haziran seçimlerine kadar görevden uzaklaştırdık açıklamasını yaptı. Bunun gerekçesi ise bu müdürlerin memur olmayan başkansız sandıkların yoğunlaştıkları ilçelerde görev yapmalarıymış. Yani kriter ne? Başkanı memur olmayan sandık sayılarına bakıyorlar kaç tane var belli bir eşiğin üstündeyse o müdürleri görevden alıyorlar, belli bir eşiğin altındaysa kalıyorlar.
Şimdi bu ilçelerdeki sandık kurulları yani müdürleri görevden uzaklaştırılan bu ilçelerdeki sandık kurullarını ilçe seçim kurulu başkanı, kurulun memur üyeleri, yine kurulda bulunan kurul üyesi siyasi parti temsilcileri onaylayıp imzalamamış mıydı? Fatura neden bir tek müdürlere çıkıyor? Aslında seçmenin aklıyla alay ediyorlar. İlçelerdeki müdürlerin geçici olarak görevden alınmasıyla bir şeyler olmuş izlenimi vermeye çalışıyorlar. Birilerini tatmin etmeye uğraşıyorlar. Ama şunu söyleyeyim, seçim iptal etmeye bu gerekçeler yetmez. Kanun diyor ki, bir şey varmış gibi yapmayın. Seçmen iradesinin nasıl sakatlandığının delillerini mutlaka ortaya koyun. Ondan sonra seçimi iptal edin. Ama İstanbul’da şov çok, buna karşılık delil denen şey yok. İstanbul ortada bir iptal gerekçesi olmadan sarayın talimatıyla iptal edilen seçim nedeniyle yeniden sandık başına gidiyor. Bu kimsenin anlamadığı için sinmeyen kararlar yüzünden İstanbullular ana baba ocaklarına köylerine ya geç gidecekler, ya da gittikleri o köylerden geri dönecekler oy kullanmak için, tatil planlarını değiştirmek zorunda kalacaklar.
Ben tüm İstanbulluların bu sorumluluğu yerine getireceğini biliyorum. Ama ortada seçimin iptaline gerekçe gösterilecek herhangi bir neden ortada kalmamış. Kibirli bir adamın oturduğu koltuktan sandıkla kalkmayı reddetmesi, İstanbul’un rantından bir türlü vazgeçememesi nedeniyle milyonlarca İstanbullu bir kere daha sandık başına gidecek. İstanbul seçimlerinin iptalinin Ekrem İmamoğlu’nun mazbatasının elinden alınmasının milli iradeye karşı kaba bir dayatma olduğu, haklı hiçbir gerekçesi olmadığı bir kez daha ortaya çıkmıştır.
Yüksek Seçim Kurulu seçim mevzuatını, vatandaşlarımızın oyunu korumaya dönük 1950’den bu yana oluşmuş içtihatlarını ve neticede seçim güvenliğini kendi elleriyle çöpe atmıştır. Koskoca hakimlerden oluşan bir kurul sarayın değirmenine su taşıma telaşıyla bir suç duyurusunu dahi hukuka uygun olarak yapamaz duruma düşmüştür, geri çekmek zorunda kalmıştır.
Yüksek Seçim Kurulu köşeye sıkışmıştır. Vatandaşın güvenini yitirmiştir, büyük itibar kaybına uğramıştır. Tek adamın baskısına direnemeyen bu kurul hukuk sisteminin düğmelerini baştan itibaren yanlış iliklemiştir.
Sonuç? Sonuç ortadaki bu garabettir. Bugüne kadar da böylesi bir şey yaşanmamıştır. Ancak ne yaparlarsa yapsınlar İstanbullular hakkı yenen Ekrem İmamoğlu’na çok daha güçlü bir şekilde sahip çıkacaklardır. Bu YSK’ya rağmen milletimiz iradesini beğenmeyenlere, mızıkçılara, oyunbozanlara, hak yiyenlere 23 Haziran’da şamar gibi bir cevap verecektir. İstanbul halkı bu kaba dayatmaya hayır diyecektir. Milletimiz kendine yönelik her türlü dayatmayı elinin tersiyle itmiştir, bu defa da itecektir. Milletin iradesiyle inatlaşılmaz. Yeter söz benimdir dediğinde bunu herkes kabul etmelidir. Demokrasinin kuralı budur. Bizim saray iktidarına bir tek tavsiyemiz var. Milletin iradesiyle artık inatlaşmayı bırakın. Milleti unuttunuz. Siz ve metal yorgunu başkanlarınıza millet kendini hatırlatıyor, ama siz bir türlü milletin mesajını almak istemiyorsunuz.
Değerli basın mensupları, demokratik kurum ve kurallardaki aşınma sadece milletimizin huzurunu kaçırmıyor. Milletimizin aşını da, işini de bitiriyor, cebini de, tenceresini de boşaltıyor. Makine teçhizat yatırımları dört çeyrektir düşüyor yatırım yok. Toplam yatırımlardaki gerileme üç çeyrektir devam ediyor. Sanayi üretimi son üç çeyrektir geriliyor. 2019’un ikinci üç ayında da sanayi üretiminin gerileyeceği artık önce göstergelerden belli olmaya başladı. İmalat sanayi üretimi için önemli bir gösterge olan imalat sanayi satın alma yöneticileri endeksi Mayıs ayında gerilemeye devam etmiş. Bu endeks son 14 aydır kritik eşik olan 50’nin altında seyrediyor. Tüketici güveni dip yapma rekorları kırıyor. Yine Bloomberg tarafından açıklanan tüketici güven endeksi de Mayıs ayında yüzde 12,3 oranında düşmüş. İstanbul’da seçimle gelen seçimle gitmek istemedi. Demokratik standartlarda 2014’ten beri devam eden gerileme sonucunda zaten azalan güven bu defa çakıldı. Nisan ayında yeni açılan şirket sayısı geçen yıla göre yüzde 21 düşmüş. Kapısına kilit vuran işletme sayısı ise geçen yıla göre yüzde 26 oranında artmış. Tüm bunlar işsizliğin artarak can yakmaya devam edeceğini açık seçik gösteriyor. Pahalılık başını aldı gidiyor. Sene başında işyeri seçimi kriterlerinde yapılan değişikliklere rağmen yıllık tüketici fiyatları da, üretici fiyatları da rekorlar kırmaya devam ediyor. Yıllık 18,7 enflasyon oranı Mayıs ayındaki serideki en yüksek Mayıs ayı enflasyonu. Türkiye bu oranla dünyada enflasyonu en yüksek 8. ülke. Rakiplerimiz bizimle beraber Sierra Leone, Haiti, Angola. Bu ülkelerde dahi enflasyon bizim altımızda. Yıllık olarak fiyatı en çok artan hizmet karayollarının belirlediği köprü geçiş ücreti yüzde 121 arkadaşlar Mayıs ayında. Fiyatı en çok artan ilk 10 üründen 7’si ise mutfakta. Sarımsak yüzde 97,4, patates yüzde 96,9, salça yüzde 90,2, sivri biber yüzde 85, çarliston biber yüzde 79,3, domates fiyatı yüzde 73,6 artmış. Geçen yıl Mayıs ayında yüzde 11 olan gıda enflasyonu bu yılın Mayıs ayında yüzde 29,5 30 yani. Tencere boş.
Ekonominin başındaki damat ise enflasyon hedefi 3 ayda tek haneye düşecek diyor bütün bunlar yaşanırken. Herhalde TÜİK Başkanı olarak atadığı arkadaşına 3 ay sonra şu enflasyonu artık tek haneye düşür talimatını veriyor. Ekonomi durmuş, işsizlik rekor kırıyor damat bey halletmemiz gereken enflasyon ve faiz kaldı diyor. Beyefendi halletmeniz gereken işsizlik ve yoksulluk.
Bir de son 8 ayda ekonomiye yapılan saldırıları savuşturduk diye övünüyor. Ben anlamakta zorluk çekiyorum. Yani dışarısı rahip diyor iki günde gönderiyorsunuz. NASA çalışanı arkadaşımız diyor iki günde ev hapsine çıkarıyorsunuz. Ondan sonra arkasından da Amerikan Başkanı diyor ki, hiç merak etmeyin gönderecekler. Adamların bir dediğini iki etmiyorsunuz niye size dışarıdan saldırıyorlar? Ben bunu anlamakta çok güçlük çekiyorum.
Bakın şunu söyleyeyim, başında dünyada ekonomide değişen iklimi bir türlü okuyamayan, ülkeyi borca batırmaya devam eden saray ve onun sosyete damadı oldukça aslında bizim ekonomimize dışarıdan saldırıya falan ihtiyaç yok. Onlar ekonomiyi zora sokmak için gerekeni yapıyorlar. Masa başında milletin iradesini gasp etmeye cüret eden kafa, masa başında istatistiklerle oynayarak piyasa dışı müdahaleler yaparak pansumanla, aspirin tedavisiyle ekonomiyi yönetmeye kalkıyor, düzeltiriz zannediyor. Yatırım yok, iş yok, pahalılık rekor kırıyor. Damat bakan Haziran’da cari işlemler dengesinin fazla vereceğini müjde verir gibi anlatıyor. Küçülen bir ekonomide cari fazla vermek övünülecek bir şey değildir arkadaşlar. Marifet hem büyümek, hem de cari işlemler dengesini koruyabilmektedir. Bu neye benziyor biliyor musunuz? Küçülen bir ekonomide cari işlemler fazlası vereceğim diye övünmek, yiyecek ekmek bulamayan bir ailenin ayın sonunda aç kalmasını unutup bütçem artık fazla veriyor diye sevinmesine benziyor.
Cari fazlayla övünen damada tavsiyem; üniversitede birinci sınıfta okutulan ekonomiye giriş dersini bir daha alıp okumasıdır. Kendisi hayali dış saldırılar, dengelenme, tek haneli enflasyon, cari fazla masalları anlatırken bu ülkede her gün gencecik hayatlar bitiyor. Ataması yapılamayan gencecik bir öğretmenimiz arife günü yaşamına kıydı. Yine Adana’da borç altında ezilen 35 yaşında bir genç birkaç gün önce intihar etti. Milletin evlatları iş bulamadığı, borcunu ödemediği için bu yaşamdan koparken mütekait yandaşlar kamu bankalarında ballı yönetim kurulu üyeliklerine getiriliyor. Milletin evlatları iş bulmak için kapı kapı dolaşırken saray sosyetesindekiler genç yaşında 40 ayrı yerde yönetim kurulu üyesi olabiliyorlar. Örnek mi? İşte 34 yaşındaki THY’nin basın müşaviri.
Yandaşa her şey var, ama çiftçinin yağlı tohum destek primi dediğiniz zaman bayram öncesinde tamamını ödeyemediler. Sadece yüzde 70’ini verebildiler. Ama onun gelir vergisini tamamından kestiler. Primin tamamından da gelir vergisi kestiler. Ödemedikleri kısımdan da gelir vergisi kestiler. Yine her yıl bayramdan önce ödenmekte olan engelli maaşları da ödenmedi. Buradan sesleniyorum, bir an önce çiftçinin parasını ödeyin, engellilerin maaşlarını ödeyin. Çiftçi zaten bitti. Bu pahalılık neden oluyor? Çiftçi üretmediği için oluyor. Eğer 10 tane malın fiyatı, en fazla artan 10 malın 7’si tarımda üretilen malsa bunun sebebi aşikar. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bu kadar milletten kopuk, bu kadar yoz bir dönem görmedi. Özellikle 2014’ten sonra yönetimdeki güç zehirlenmesi adaleti bozdu, ahlakı kirletti, millet unutuldu. İsraf ve yolsuzluk sıradanlaştı. Denge denetim kalmadı. Vatandaş adına hesap soracak, vatandaşın hakkını arayacak tüm kurumlar birer birer zayıflatıldı, yok edildi. Ülkeyi babalarının çiftliği gibi yönetmek istiyorlar. Hiç hesap vermek falan istemiyorlar. Tabi yönetimdeki bu nobranlık yukarıdan aşağıya da sirayet ediyor. Bayram tatilinde yaşadığımız iki olay bu çürümenin hangi boyutlara geldiğini açıkça gösterdi. Daha önce Sayın Genel Başkanımızın idamını isteme cüretini gösteren densiz bir operasyon kanalı bu defada şerefli subaylarımıza ağza alınmayacak hakaretlerde bulundu. Askerlik, subaylık başka hiçbir mesleğe benzemez. Subayın bir diğer adı da onurdur. Şu anda askerlerimiz canlarını dişlerine takmış ülkemizin savunması için sınırlarımızın içinde ve dışında çarpışmaktalar.
İşte bu nedenledir ki, savaş ateşinden geçmiş tarihine saygılı olan ciddi devletler askerlerinin de kadrini bilirler. Askerlerine değer verirler, vefalı davranırlar, askerlerinin onurunu her şeyin üstünde tutarlar. Gel gör ki bu iktidar döneminde ordumuzun, askerlerimizin başına gelmedik iş kalmamıştır. Irak’ta askerlerimizin başına çuval geçirildi çuval geçirenlere bir nota bile verilmedi. Birde sıkılmadan ne veriyoruz müzik notası mı denerek yaşanan rezilliğe tüy dikildi. Yetmedi iktidar ordumuza operasyon çekenlere harimi ismeti olan kozmik odalarına girenlere yol verdi. Yol verdikleri de gelip 15 Temmuz’da TBMM’yi bombaladılar. Bunlardan cesaret alan bir takım kendini bilmezler şerefli subaylarımıza hakaret etme cüretini kendilerinde buldular. Bunlar hakkında daha hala suç duyurusunda bulunulmamış. Milli Savunma Bakanı bulunduk, bulunacağız diyor. Beyefendi orası cekli caklı çalışma yeri değil. Orası yapacaksınız bitireceksiniz millete de bilgi vereceksiniz bulunduk diyeceksiniz. Bu arada soruyoruz ikide birde ortaya çıkıp bu ordunun başkomutanı benim diye övünen sarayın kibirli adamı nerelerde? Neden Başkomutanım diye övündüğü orduya sahip çıkmıyor?
Bu da yetmezmiş gibi Gaziantep’te bayram namazında sözde bir imam kurtuluş savaşında Yunan’ın galip gelmesini dileyecek kadar akıldan, izandan kopmuş laflar söyledi. Bu sözlerin gazilik unvanını almış Şahinbey’in torunlarının yaşadığı bir şehirde söylenmiş olması ayrıca üzücüdür. Tarihimize ve ordumuza yönelik artık sistemli hale gelen bu saldırılara dur demek en başta bu ülkeyi yönetenlerin sorumluluğundadır. Bu konuları yakından takip edeceğiz. Sorumlularda gereğini yapacaklar.
Yine bayram dönüşü için çok yoğun bir trafik yaşayacağız. Trafikte bayramdan dönen tüm sürücülerimizin bayram tatillerinin zehir olmaması için dikkatli olmaları konusunda tüm sürücülerimizi bir kere daha uyarıyorum.
Ben sözlerimi burada tamamlıyorum, varsa sorularınızı alabilirim.
Soru- Birkaç tane sorum olacak ama. Öncelikle Binali Yıldırım’ın dün Diyarbakır’daydı Kürdistan ifadesini kullandı. 31 Mart seçimleri öncesinde de Cumhurbaşkanı Erdoğan meydanlarda Kürdistan ifadesini kullananlara yönelik çok sert ifadeleri olmuştu Irak’ın kuzeyini işaret etmişti. Birinci olarak bununla ilgili neler söylemek istersiniz? Aynı soruya ek olarak yine Binali Yıldırım’la ilgili terör örgütünün adını telaffuz etmesi yine sosyal medyada çok tartışıldı ve Dersim sözleri var Dersim açılımı yönünde algılandı. Dersim’den özür dileyen bir iktidarız ama bununla hesaplaşamayan bir CHP var ifadelerini kullandı yine. Aynı soruya ek olarak teşekkür ederim.
Faik ÖZTRAK- Şimdi ilk sorunuzla ilgili olarak şunu söyleyeyim. Gökhan bey, bu sorunun muhatabı biz değiliz. Bu sorunun muhatabı Sayın Bahçeli. Bu sorunun Sayın Bahçeli’ye sorulması lazım. Bende kendisinin ne cevap vereceğini büyük bir merakla bekliyorum.
İkinci sorunuza gelince, bizim bu konudaki duruşumuz rahmetli Tunceli milletvekilimiz Kamer Genç’in duruşudur. Kendisi her zaman Tuncelili olmakla iftihar etmiştir ve bu TBMM’de şerefle görev yapan bir meclis üyesi olarak da tarihe intikal etmiştir. CHP olarak bizim duruşumuz Sayın Kamer Genç’in duruşudur.
Soru- Dünden beri tartışılıyor efendim Ekrem İmamoğlu’nun Ordu’da VİP’ten alınmaması yine Süleyman Soylu’da İçişleri Bakanı da tepki gösterdi. Oradan geçme hakkı yok, Trabzon’da geçti ama biz müsaade ettiğimiz için geçti dedi. Siz bu tartışmaya nasıl bakıyorsunuz?
Faik ÖZTRAK- Şimdi bakın, burada bir kumpas var. Çünkü Sayın Ekrem İmamoğlu’nun yanında bir kere milletvekillerimiz var. Dolayısıyla onlarla beraber geçme hakkı var. Bunu açıkça bir ortaya koyalım. Ama Sayın Ekrem İmamoğlu’nun ben kendisini çok iyi biliyorum son derece mütevazi bir insandır VİP’ten geçme gibi bir iddiası da yoktur. Ancak arkadaşlarımız düşünmüşler taşınmışlar çok büyük kalabalıklar geliyor Sayın İmamoğlu’nu karşılamak için Sayın İmamoğlu’nun mitinglerine. Çok büyük bir coşku var Karadeniz’de. O coşku çerçevesinde normal kapılardan giren çıkanları aksatmamak, onlara mani olmamak için VİP’ten çıkmak bu kalabalıkla beraber VİP’ten çıkmayı düşünmüşler. Ama bunlar Türkiye’de ilk defa olan şeyler değil. Sayın İmamoğlu bundan sonra zaten milletin gönlünde yer etmiştir, halkın gönlünde yer etmiştir halkıyla beraberde girer çıkar havaalanından.
Soru- Yine Trabzon’da Süleyman Soylu memleketine gittiğinde protestoyla karşılaştı. Dün yaptığı bir açıklamada onu oraya kimin gönderdiğini biliyoruz bunun kim olduğunu da yine birkaç gün içinde göreceksiniz araştırdık açıklayacağız dedi. Bu tartışmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Faik ÖZTRAK- Şimdi sormuşlar kişi başkasını nasıl bilir diye. Demişler ki, kişi başkasını da kendisi gibi bilir. Ben şunu söyleyeyim, şuanda oralara hele hele atama İçişleri Bakanlığının bulunduğu yerlere adam gönderip bu tür şeyler yapacak güce sahip Türkiye’de ben bir başka kuruluşun olduğunu zannetmiyorum.
İkincisi CHP olarak biz bu tür işlere bizi kastediyorsa eğer biz bu işlere hiç tevessül etmeyiz. Kendileri ederler. Yani Ankara’da yapılan provokasyonları falan unuttuğumuzu zannetmesin. Daha onun sorumlularını ortaya çıkarmadı. Dolayısıyla muhtemelen orada da bu tür bir olayı yaratmak üzere bu kumpası kendisinin kurduğunu tahmin ediyorum.
Biraz önce söylemeyi unuttum. Peki Ordu havaalanına indiğinde milletvekili arkadaşlarımız ve Sayın Ekrem İmamoğlu o miktarda, o boyutta bir çevik kuvvetin havaalanında ne işi vardı? Yani siz apronda bu tür önlemleri alacaksınız, buna karşılıkta Diyarbakır havaalanında apronu Binali Yıldırım’ı karşılayan insanlarla dolduracaksınız. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu.
Soru- Dün Sayın Binali Yıldırım’ın terör örgütünün adını telaffuz etmesi ve Dersim açılımı. Dersim açılımı olur mu? Hani siz Kamer Genç’in durduğu yerdeyiz dediniz. AK Partinin Dersim çıkışını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Faik ÖZTRAK- Ben söyleyeceğimi söyledim.
Soru- Efendim son günlerde çok tartışıldı Sayın Ekrem İmamoğlu’yla Binali Yıldırım’ın ortak canlı yayın planı var. Büyük bir oranda da netleşti. Partiler arasında görüşme devam ediyor. Görüşmeler ne durumda canlı yayın ne zaman olacak?
Faik ÖZTRAK- Mahir beyle Engin bey bu süreci götürüyorlar. AK Partiden Mahir bey, bizim partimizden de Engin Altay bey Grup Başkanvekilimiz. Kendileri gerekli açıklamaları yapacaklardır ama bu görüşmeler müspet olarak sürüyor. İzin verirseniz şimdi burada spekülasyona neden olmamak bakımından doğru bilgileri onlar açıklasınlar.
Teşekkür ediyorum, sağ olun.

KRİZİN FATURASI EMEKÇİLERİN SIRTINA YÜKLENİYOR

İSTANBUL – CHP Ekonomi Masası, İstanbul’da TÜRK-İŞ Bölge Temsilciliğini ziyaret etti.

CHP Ekonomi Masası Başkanı Faik Öztrak’ın başkanlığındaki heyette, Masa üyesi Genel Başkan Yardımcıları Veli Ağbaba, Lale Karabıyık, Orhan Sarıbal ile İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve Antalya Milletvekili Çetin Osman Budak yer aldı. Görüşmede ekonomik krizden çıkış yolları hakkında fikir alışverişinde bulunuldu.

 

Görüşme sonrasında düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan CHP Genel Başkan Yardımcısı, Parti Sözcüsü ve Ekonomi Masası Başkanı Faik Öztrak şunları söyledi:

 

Bugün bizleri misafir eden TÜRK-İŞ İstanbul Bölge Temsilcisi Sn. Adnan Uyar’a, temsilciliğin yetkililerine ve bugün bizleri dinlemek üzere buraya gelen TÜRK-İŞ Şube başkanlarına teşekkür ederek sözlerime başlamak istiyorum. Yine Irak’ın Kuzeyinde hain terör örgütüne karşı süren operasyonda şehit olan iki Mehmetçiğimize Allah’tan rahmet diliyorum. Acılı ailelerine ve milletimize sabır diliyorum.

 

MANZARA VADETTİKLERİ GİBİ DEĞİL

Ülkemiz zorlu günlerden geçiyor. Bir yanda derin bir ekonomik kriz var, diğer yanda jeo-stratejik riskler giderek ağırlaşıyor. Bu kriz ve risklere çözüm bulması gereken iktidar ise mevcut risklere risk katmakla meşgul. Hatırlayacaksınız, 31 Mart’tan sonra Türkiye güya seçimsiz bir icraat dönemine girecekti. Ekonomiyle ilgili tedbir alınacak, istikrar gelecekti. Kriz bitirilecekti. Hatta 24 Haziran seçimleri öncesinde, “Verin bu kardeşinize oyunuzu, enflasyonun, faizin hakkından nasıl geleceğimi görün” denmişti ama manzara hiç öyle değil.

 

YAPILAN HAKKIN SUİSTİMALİDİR

Mızıkçılık, oyunbozanlık yaparak seçimleri iptal ettirmek sadece Ekrem İmamoğlu’nun ve İstanbulluların hakkının yemek anlamına gelmiyor. Bunun tüm Türkiye’ye, çalışanlara ve üretenlere faturası var. 31 Mart akşamı AA devreye sokuldu, her şey yapıldı ama iktidar İstanbul’u kaybetti. Saray İstanbul’u kaybettikten sonra 1 Nisan’da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve adayıyla bir toplantı yaptı. Daha sonra 3 Nisan’da Dolmabahçe’de bir toplantı yapıldı ve itiraz süreci başladı. Seçim sonuçlarına itiraz etmek herkesin hakkıdır ama yeter ki o hak kötüye kullanılmasın. Hakkın kötüye kullanılması şu demek, elinizde hiçbir delil yokken itiraz ediyorsunuz. Diyorsunuz ki “Bu işte bir gariplik hissediyoruz, şüpheleniyoruz” ama elinizde delil yok. İşte bu hakkın suistimalidir.

 

ÇALINAN MİNARE O KADAR BÜYÜK Kİ KILIF UYDURMAK MÜMKÜN DEĞİL

Önce oy sayım, döküm cetvellerinde hata var dediler, ki bu her zaman olabilir. Bunlar düzeltildi.  Ama sonuç değişmedi. Sonra geçersiz oylar saydırıldı. Yine sonuç değişmedi. Bazı ilçelerde oyların tamamı saydırıldı. Sonuç yine aynı kaldı. Baktılar ki sonuç sayarak değişmiyor. 6 Mayıs’ta YSK eliyle seçim iptal edildi. İstanbulluların aynı zarfta aynı sandığa attığı ve aynı kişilerin saydığı dört oydan üç tanesi var kabul edilirken, sadece bir tanesi yok sayıldı. Milletin aklıyla alay edildi. Yüksek Seçim Kurulu, 6 Mayıs’ta açıkladığı kısa kararın, gerekçesini 16 gün sonra, 22 Mayıs’ta açıklayabildi. Çalınan minare o kadar büyük ki kaç sayfa yazsanız kılıf uydurmak mümkün değil. 1950’den bu yana oluşan tüm seçim hukuku ve seçim kurullarının içtihadı bir günde çöpe atıldı. İlk defa bir seçim sandık kurullarının oluşturulmasındaki sıkıntılar nedeniyle iptal edildi. Hem de bunun seçmen iradesini sakatladığına dair elde hiçbir delil olmamasına rağmen.

 

FATURA 82 MİLYON VATANDAŞA ÇIKTI

Demokrasilerde iktidarın meşruiyetinin temel direklerinden bir tanesi sandıktır. O sandığa darbe yapıldı. Hukuka ve sandığa vurulan darbeyle Ramazan’ın ilk gününde Ekrem İmamoğlu’nun ve İstanbulluların hakkı yendi. Milletin izzeti nefsiyle oynandı. Aynı zamanda bu kararın 82 milyon vatandaşımıza da ağır bir faturası oldu. Şimdi sizlerle o faturayı paylaşmak istiyorum.

1 Nisan’dan, gerekçeli kararın açıklandığı 22 Mayıs’a kadar geçen 52 günde, Türk Lirası, Dolar karşısında yüzde 10 değer yitirdi. Bu dünyada rekordur. Bugün biraz dolar düşüyor, düşmesinin nedeni biliyorsunuz bayram öncesindeyiz. İnsanlar bir miktar bozduruyorlar, oradan ödeyecekler ama bayramdan sonra ne olacak? Böyle giderse tutmak mümkün değil. Şirketlerimiz, net döviz borçları nedeniyle, 120 milyar TL kur farkı zararı yazmak zorunda kaldılar. Borsadaki şirketlerin piyasa değeri 86 milyar TL eridi. Şirketler toplamda 206 milyar TL zarar ettiler. Faizler beş puan artarak yüzde 26’ya çıktı. Türkiye’nin dış borcunun TL karşılığı ise aynı dönemde 272 milyar TL artarak 2 trilyon 714 milyar TL’ye çıktı. Böylece her bir vatandaşın sırtındaki dış borç yükü 3 bin 342 TL artmış oldu. 2019 Mayıs ayında tüketici güveni, serinin yayınlanmaya başladığı 2004 yılından bu yana en düşük seviyesine indi.

 

YAVAŞLAMADIK, KÜÇÜLÜYORUZ

“Şirketler borçluysa, zarar ediyorsa bize ne” diyebilir birileri. Ama bunun ne anlama geldiğini siz üretenler bilir. Şirket bu zararı ettiyse üç şey yapar. Ya diyecek ki “Ben artık bu işi taşıyamıyorum”, şirketi kapatacak. Bu işsizlik demek. Ya diyecek ki “Ben küçüleceğim”, o da işsizlik demek. Ya da diyecek ki “Ben zam yapacağım”, o da pahalılık demek. “Tüketici güveni düştüyse düştü, bana ne” diyebilirsiniz. Güven olmayan yerde yatırım, yatırımın olmadığı yerde iş, işin olmadığı yerde aş olmuyor. Oysa seçimler sonuçlandıktan sonra güven endeksleri artmaya başlamıştı. Ekonomide dipten yukarı doğru dönüş emareleri vardı. Ama bunlar heba oldu. Sanayi üretimi 3 çeyrektir daralıyor. Aynı kalıyor demiyorum, yavaşladı demiyorum, daralıyor. Küçülüyoruz.

 

İŞSİZLİK ORANIMIZ, SAVAŞTA YERLE BİR OLAN SURİYE İLE AYNI SEVİYEDE

Resmi rakamlarla bu yılın ilk 3 ayı itibariyle işsizlerimizin sayısı 4 milyon 730 bine ulaştı. Geniş tanımlı bakarsak işsiz sayımız 8,5 milyon kişiye dayandı. “8,5 milyon işsiz” deyince ağızdan bir çırpıda çıkıyor ama sizlere bunun gerçekte ne anlama geldiğini şöyle anlatayım: 8,5 milyon işsiz, dünyadaki 97 ülkenin nüfusundan fazladır. Resmi işsizlik oranımız, yüzde 14,7 ile Haiti, Yemen, Irak, Ruanda ve hatta savaşlarda yerle bir olan Suriye ile aynı seviyelerde. İşte “İstanbul seçiminin gasbedilmesinin ülkeye, vatandaşa faturası var” derken bunları kast ediyoruz.

 

HUKUK OLMAZSA AŞ OLMAZ, İŞ OLMAZ

İstanbul seçimlerinin iptali bu ülkede seçimle gelenin seçimle gitmeyeceği izlenimini yarattı. Bu da ister istemez hem hukuk devleti hem de demokrasiyle ilgili endişeleri arttırdı. Şu dönemde bir şeyi çok iyi anladık. Bundan önceki krizler başka başka nedenlerden çıkıyordu. Biz demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün işimizle aşımızla yakın bir bağlantısı olduğunu söylüyorduk ama artık herkes bunu gördü. Hukuku tahrip ederseniz yatırımcı gelip yatırım yapmaz. “Devletle bir davam olursa hakkımı nerede arayacağım” der. Hakkını arayamayacağını bildiği için sadece kısa vadeli gelir, parayı vurur, kaçar gider. Ancak sıcak para dediğimiz para gelir. Doğrudan yatırım gelmez.

 

İŞ BULMAK BİR DERT, İŞ BULDUN DESEK GEÇİNMEK BAŞKA DERT

Enflasyon göstergeleri giderek kötüleşiyor ama en önemlisi en son TÜRK-İŞ’in yayınladığı veriler var. TÜRK-İŞ’in Mayıs ayı “açlık ve yoksulluk sınırı rakamları” milletin derdinin seçim değil geçim olduğunu açıkça gösteriyor. Dört kişilik bir ailenin “açlık sınırı” 2 bin 123 lira 93 kuruş. Asgari ücret ne kadar? 2 bin 20 TL. Asgari ücret açlık sınırının altına düştü. İstanbul’un seçiminin iptalinden gerekçeli kararın açıklanmasına kadar geçen 52 günde dolar cinsinden asgari ücretin ne olduğunu da biz hesapladık. Asgari ücret 1 Nisan’da 368 dolarmış, 331 dolara inmiş. Yani her bir asgari ücretlinin cebinden 37 dolar çıkmış. İstanbul seçimleri gasbedilmiş, bu nedenle asgari ücretlinin cebinden 37 dolar alınmış. Yine TÜRK-İŞ, yoksulluk sınırını 6 bin 918 lira 33 kuruş olarak hesaplamış, bu maaşı alan kaç kişi var sormak isterim. Bekar ve çocuksuz bir çalışanın “yaşama maliyeti” de aylık 2 bin 625 lira 42 kuruş. Şunu görüyoruz, ciddi bir işsizlik sorunumuz var ama sadece bu değil, ciddi de bir çalışan yoksulluğu sorunumuz var. Ülkede iş bulmak bir dert, iş buldunuz geçinmek başka bir dert.

 

36 GÜNDE BİR PAKET AÇIKLIYORLAR

Krizin artan yükünü özellikle dar gelirli ve emekçi yurttaşlarımız daha fazla hissediyor. Dünyanın en yüksek enflasyonuna sahip sekizinci ekonomisi olan Türkiye’de paranın satın alma gücü ateş görmüş kar gibi eriyor. Geçtiğimiz yıl Eylül ayının son günlerinde “Yeni Ekonomi Programı” diyerek bir program açıkladılar. O gün bugündür açıklanan paket ve program sayısı 7’yi buldu. Damat Bakan hemen hemen her 36 günde bir “paydaşlarımız” dediği heyetlerle birlikte milletin karşısına geçip paket açıklıyor. Ama her ne hikmetse bu paydaşlar arasında çalışanların konfederasyonları yok. İşçi yok, çiftçi yok. Kimdir bu paydaşlar?

 

TÜNELİN UCUNDAKİ IŞIK SANDIKLARI, YAKLAŞAN HIZLI TRENİN IŞIĞI 

Saray krizi aşmakla uğraşmıyor. Milletin gözünü boyamak için aspirin tedavisi ve pansumanla bu işler geçer mi ona bakıyor. Kapsamlı, tutarlı ve herkesin içine sinecek bir programı hala ortaya koyamadı. Programı geçtik Anayasa’nın emri var, hala ortada Beş Yıllık Kalkınma Planı yok. Yine Anayasa’da Ekonomik ve Sosyal Konsey yer alıyor. Tüm kesimleri bir araya getiren bir platform var. Ama 2009 Şubat ayından bu yana, yani 10 yılı aşkın süredir, Anayasa’nın 166. maddesinde açıkça yazmasına rağmen Ekonomik ve Sosyal Konseyi toplamadılar. Neden? Çünkü çalışanların sesini duymak istemiyorlar. Onların duymak istedikleri bir tek ses var. Yandaşları, havuz müteahhitleri, havuz medyası. Bunlarla iş tamam. “Ne güzel yaptınız” diyorlar. Ama çalışan “ben sıkıntıdayım, geçinemiyorum, işimi kaybediyorum” diyor. Bunu duymak istemiyorlar. “Oy aldım, tek yetkili benim, ben her şeyi bilirim” diyerek ülke yönetiyorlar. Aslına yönetilemiyor, ülkemiz savruluyor. Bir laf biliyorlar: “Dengeleniyoruz.” Nasıl dengeleniyoruz, ne dengeleniyor, kim dengeleniyor? Bunu anlamak mümkün değil. En son yeni bir lafları var: “Tünelin ucunda ışığı gördük” diyorlar. Bu kafayla görebilecekleri tek ışık hepimizin üzerine doğru gelen hızlı trenin ışığı, başka hiçbir şey değil.

 

TÜRKİYE’DE HER 100 ÇALIŞANDAN SADECE 9’U SENDİKALI

Emek dünyamızın ciddi sorunları var. Bugün ülkemizde her 100 çalışandan 34’ü kayıtdışı çalışıyor. Yani herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı değil. Çocuk işçi sorunumuz var. İş cinayetlerinde ilk üçteyiz. Büyümenin sürdürülebilirliği ve adil paylaşım konusu var. Bunu eskiden sadece biz sol ve sosyal demokrat partiler söylerdik. Şimdi artık Uluslararası Para Fonu bile söylemeye başladı. “Sendikalaşma önemli” diyor. “Sendikalaşma ve adil paylaşım olmazsa sürdürülebilir büyüme olmaz” diyor. Biz bunu kaç senedir söylüyoruz. Ama bizim de üyesi olduğumuz Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) verilerine göre ülkemizde ücretle çalışan her 100 kişiden sadece 9’u sendikalı. Gelirin adil ve dengeli paylaşıldığı ülkelerde ise bu oran son derece yüksek… Finlandiya’da her yüz çalışandan 65’i, İsveç’te 66’sı, Belçika’da 54’ü sendikalı. Bizde 10 bile değil. Kimsenin hangi sendikaya üye olacağına karışılmaması lazım. Sendikal örgütlenme önündeki tüm engellerin bir an önce kaldırılması lazım.

 

SENDİKALAR VE ÖRGÜTLÜLÜK ÇOK ÖNEMLİ

Size bir şey anlatayım. Türkiye ekonomik krizi yaşarken Hazine Müsteşarı oldum. Bir gün odama Süleyman (Çelebi) Başkanım geldi. O dönemde sabah işveren kesimiyle görüşüyoruz, akşam işçi örgütleriyle görüşüyoruz. Süleyman Başkan gelince, acaba işçilerle ilgili bir hata mı yaptık diye düşündüm. Dedi ki “Hayır, bir iş yeri var oraya yardım etmeniz, kurtarmanız lazım.” Ama dedim, o işveren, siz neden geldiniz. Dedi ki “Bu işyerinde şu kadar işçimiz çalışıyor, bu kapanırsa işlerini kaybedecek bu işçiler. Onun için aynı gemide olduğumuzu biliyoruz, doğruları yapmaya çalışıyoruz.” Kriz döneminde Hazine Müsteşarı olarak benim en yakın çalışma arkadaşlarımdan biri Süleyman Başkanımdır. Sendikalar, örgütlülük bu bakımdan da son derece önemlidir.

 

KIDEM TAZMİNATINDA CHP OLARAK TAMAMEN YANINIZDAYIZ

Türkiye büyümeyi sürdürülebilir kılacaksa, büyümenin nimetlerini adil paylaşması lazım. Birileri zenginleşecek, öbürleri fakirleşecek… bu iş gitmiyor, bitiyor. Oyun bitiyor. Bunu artık bütün dünya gördü. Misket oyunu gibi düşünün. Birileri sürekli ütecek, öbürleri sürekli kaybedecek. Ne olur, birinde misket biterse oyun biter. Oyunu bitirmemek için sadece insani açıdan değil, bu oyunun bitmemesi bakımından da nimetlerin adil dağılması son derece önemli. 24 Haziran’dan önce verilen sözler de unutuldu, gitti. 3600 ek gösterge sorununu çözeceğiz dediler, çözüldü mü? Hayır. Diğer tarafta emeklilikte yaşa takılan yüzbinlerce yurttaşımızın sorununa adil bir çözüm de getirilemedi. Açık açık da talep etmemize rağmen emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili yapılan hiçbir şey yok.

 

GENEL BAŞKANIMIZIN TALİMATI AÇIK: ÜÇ SENDİKANIN ANLAŞMADIĞI YERDE BİZ YOKUZ

Ama başka bir şey daha oluyor. Kriz derinleştikçe, krizin yükünü emekçilerin sırtına yıkmaya çalışıyorlar. Bunun en önemlisi kıdem tazminatı. Kıdem tazminatını, özel emeklilik sistemiyle birleştireceklermiş. Ondan sonra? İş bitecek. Emekçilerimizin emeklerinin karşılığı olan bazı sendikacılarıni başkanlarımızın “bizim çocuklarımızın çeyiz parası” dediği kıdem tazminatı konusunda CHP olarak tamamen yanınızdayız. Genel Başkanımızın bize talimatları açıktır. Bu konuda üç sendikamızın uzlaşmadığı hiçbir yerde biz yokuz. Biz kıdem tazminatı meselesinin siz nasıl istiyorsanız öyle çözülmesi için yanınızda olacağız. Çünkü bunun analarınızın ak sütü gibi hakkınız olduğunu biliyoruz. Baraj meselesinde de sizinle beraberiz. Grup Başkanvekillerimiz de bu konuda sizlerle birlikte hareket edeceğimizi açıkladı.

 

BU NE PERHİZ BU NE LAHANA TURŞUSU

Bizim bunları konuşup çözüm bulmamız lazım. Ama her gün bir başka sorunlarla karşı karşıya kalıyoruz. Millet işsizlikten kırılıyor, gençlerimiz iş bulamıyor. Ama kamu bankalarının yönetim kurullarına iktidardaki siyasi partinin eski ağır topları atanıyor. Bunlar belli ki oraya parti komiseri olarak geliyorlar. Ziraat Bankası’nın, Halk Bankası’nın kredilerini çiftçiye ve esnafa vermesini denetlemek için mi geliyorlar yoksa yandaşlara gidiyor mu gitmiyor mu onu denetlemek için mi geliyorlar? Sonra çıkıyorlar, CHP’nin Mustafa Kemal Atatürk’ün mirasını korumak için İşbankası’nda bulunan ve banka yönetimine bu konu dışında hiçbir şekilde karışmayan Yönetim kurulu üyeleriyle ilgili laf söylüyorlar. Bu ne perhizi bu ne lahana turşusu?

 

KRİZİN FATURASI EMEKÇİLERİN SIRTINA YÜKLENİYOR

Vatandaş işini kaybetme, evinin tapusunu, arabasının ruhsatını bankalara kaptırmanın kabusunu görüyor. Bunlar ise yandaşların geri dönmeyen kredilerine takla attırmak için kamu bankalarına milyarlarca lira sermaye veriyorlar. Kim ödüyor bu sermayeyi? Ödediğimiz vergilerle ödeniyor bu sermaye. Vatandaşın vergisini yandaşlara peşkeş çekiyorlar. Bireysel Emeklilik Sistemi’nde (BES) toplanan emekçilerin paralarını Hazine kağıdına yatırtıyorlar. Genç arkadaşlar bilmeyebilir ama bizler iyi hatırlarız. Türkiye çok ciddi bir “tasarruf bonosu faciası” yaşamıştı. Aynı şeyler geri geliyor. Bu bir şeyi gösteriyor: Krizin faturası emekçilerin sırtına yükleniyor.

 

TÜYÜ BİTMEMİŞ YETİMİN HAKKIYLA KAMPANYA YAPIYORLAR

Aslında 31 Mart’ta milletimiz sandıkta, kendini unutan iktidara sarı kartını gösterdi. Ama her ne hikmetse Saray bu mesajı almamakta, hazmetmemekte kararlı. Oyun bozanlık, mızıkçılık yapıyor. Hak yiyor. Daha dün akşam 23 Haziran’a giderken kampanyanın hiç adil olmadığı konusunda bir görüntüyle karşı karşıya kaldık. Ekrem İmamoğlu’nun mazbatasını elinden aldılar. Oraya İstanbul Valisi’ni atadılar. İstanbul Valisi hem kendisinin hem de Büyükşehir Belediyesi’nin bütçesinden İstanbul’un Fethinin 566. Yıl Dönümünün kutlanması için bir tören ve ardından da bir iftar düzenledi. Bütün resmi iftarlarda Sarayın kibirli adamının konuşmasına alıştık. Çıkıyor, bu ülkenin Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan şahıs, bir belediye başkanlığı için sabahtan akşama kadar propaganda yapıyor. Bu hiç kimsenin içine sinmiyor. Ama bir başka şey daha oluyor. Tüyü bitmedik yetimin parasıyla yapılan bu iftarda, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adaylarından bir tanesi kürsüye çıktı ve kampanyasını yaptı. Onun kampanyasına milletin vergisiyle destek verilmiş oldu. Bunu kabul etmek mümkün değildir.

 

HER ŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK

Ben 23 Haziran’da İstanbulluların masada gasbedilen hakkını İmamoğlu’na sandıkta tekrar vereceğini görüyorum. Bu haksız hukuksuz adaletsiz gidişin duracağını ve her şeyin çok güzel olacağını gayet açık şekilde görüyorum. Türkiye’nin yeniden bir normalleşme sürecine girerek bu krizi atlatma konusunda bir ilave eşik yaratabileceğini düşünüyorum. Ama bundan sonra da hep doğruların yapılması lazım. Bu nedenle, “23 Haziran’da her şey çok güzel olacak” diyorum.

 

 

İNEK HIRSIZIYLA PARTİNİZİN İLİŞKİSİ KESİLDİ Mİ?

 

Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün MYK gündemine ilişkin düzenlediği basın toplantısında şunları ifade etti:

 

Sözlerime Fırat Kalkanı Harekatı’nda yaralanan ve bugün şehadet haberi gelen Mehmetçiğimize Allah’tan rahmet dileyerek başlamak istiyorum. Şehidimizin acılı ailesine ve milletimize başsağlığı ve sabır diliyorum.

 

SANDIKLA GELEN SANDIKLA GİTMEYİ BİLMELİ

27 Mayıs 1960 darbesinin üzerinden 59 yıl geçti. Darbenin toplumsal yaşamımızda açtığı derin yaraların etkisi ise hala sürüyor. Her ne şekilde olursa olsun, sandığa yapılan darbeler millet vicdanında kabul görmüyor. Sandıktan çıkana herkes saygı göstermek zorunda. Sandıkla gelen de sandıkla gitmeli. Bunun başka bir alternatifi yok. 27 Mayıs darbesine giden süreç ve darbeden sonra yaşananlar tarihe mal olmuştur. Tarihi eğip bükerek demokrasi şehitleri üzerinden siyasi rant devşirmeye çalışanlar, o dönemde ülkemizin yeniden demokrasiye dönmesi için CHP kadrolarının gösterdikleri gayretleri gizleyemezler.

 

SİVİL DARBECİLER BİZE DEMOKRASİ DERSİ VEREMEZ

Kurtuluş Savaşı’nın muzaffer komutanı İsmet İnönü’nün, demokrasi tarihine kara leke olarak geçen o dönemdeki vahim gelişmeleri önlemek amacıyla, darbecilerin kapısında kuru bir sandalyenin üzerinde saatlerce bekleyen görüntüsünü milletin hafızasından silmek mümkün değildir. Ama sarayın kibirlisi adamı bunu anlayamaz. Tarihimizdeki bu acı olaya baktığında bile binadan ve ranttan başka bir şey görmeyen, Yassıada’yı betona boğan bu zihniyet, CHP’nin çağdaş demokrasi anlayışını idrak edemez. Ben başta merhum Başbakanımız Adnan Menderes olmak üzere, bakanlarımız Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’yu saygı ve rahmetle bir defa daha anıyorum. Son olarak bu konuda şunu da ifade etmek isterim; hain bir darbe girişimini kendisi için bir fırsata çeviren, Olağanüstü Hal ilan edip, bu şartlarda ülkeyi sandığa götüren ve Gazi Meclis’in yetkilerini budayarak, tek adam parti devleti rejimine geçen sivil darbecilerin bize demokrasi dersi vermeye kalkmaları hadlerine değildir. Daha dün İstanbulluların sandıktan çıkan iradesini emirlerindeki YSK’nın eliyle, masada gasbeden bu kendini bilmezlerden alınacak hiç bir ders olamaz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz darbelerin her türlüsüne karşıyız. Tankla yapılsa da karşıyız, Olağanüstü Hal’le yapılsa da karşıyız, YSK eliyle de yapılsa karşıyız.

 

BAŞKENTTE MEYDAN ZORBALARA BIRAKILMIŞ

Türkiye, bir süredir muhalif seslere yönelik bir linç kampanyasına şahit oluyor. Bu kampanya Sayın Meral Akşener ile başladı, Sayın Genel Başkanımızın Türkiye’nin başkentinde hem de bir şehit cenazesinde linç edilmek istenmesiyle devam etti. Bunun hemen ardından hedefe muhalif gazeteciler kondu. Sayın Yavuz Selim Demirağ darp edildi. Antalya’da Sayın İdris Özyol çalıştığı gazetenin önünde saldırıya uğradı. Bu hafta sonu da gözü dönmüşler, bir başka gazeteciye, Ankara’da Sabahattin Önkibar’a saldırdılar. Biz, bir kez daha bu rezil linç olaylarını lanetliyoruz. Sorumluların bir an önce cezalandırılmalarını bekliyoruz. Tek adam rejiminin yönettiği ülkemizin başkentinde meydan zorbalara bırakılmış gözüküyor.

 

FARENİN YOL YAPTIĞI SAKALI KESMENİN VAKTİ GELDİ

Saldırılara karışan bu zorbalar hemen serbest bırakılıyorlar. Böylece yeni saldırılara adeta göz kırpılıyor. Saldırganlara gösterilen bu himaye ve anlayış ister istemez akıllara bu saldırıları planlayanlar ile himaye edenlerin, gücü elinde tutanlar olduğunu düşündürüyor. Birileri kızgın demirin ateşini harladıkça harlamaktadır. Artık ülkemiz yönetilemez hale gelmiştir. Demokrasinin ve devlet ciddiyetinin gereği bellidir. Dünyanın gelişmiş demokrasilerinde milletin kendisine vermiş olduğu emaneti taşıyamayan derhal istifa eder. Etmezse de görevinden alınır. Ancak ülkemizde ne istifa eden var ne de görevinden alınan var. Türkiye’nin başkentinde linç yol olmuş. Farelerin yol yaptığı bu sakalı kesme vakti gelmiş, hatta geçiyor ama kimsenin hiçbir şey yaptığı yok. Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı’nın öyle gözüküyor ki bu sakalı kesmek gibi bir niyeti yok. Atama İçişleri Bakanı da işini gücünü bırakmış bunlarla uğraşacağına İstanbul’da bir belediye başkanına oy toplamanın peşinde.

 

DÜNYANIN HANGİ YERİNDE CUMHURBAŞKANI BELEDİYE BAŞKANLIĞI İÇİN OY İSTER

Tabi; tencere dibin kara, seninki benden kara durumu da burada söz konusu. Devleti yönetmek için milletten yetki almış Cumhurbaşkanı işini gücünü bırakmış, millete verdiği sözleri unutmuş İstanbul’un dünyalığı ve rantı için oy toplamaya çalışıyor. Dünyanın hangi yerinde bir Cumhurbaşkanı’nın, hem de ekonomide ciddi bir kriz varken, bir belediye başkanlığı için kendini ortalara atıp, oy istediği görülmüştür? Dünyanın hangi yerinde Cumhurbaşkanı on parmağında on kara, herkese kara çalıp, kaybettiği seçimler üzerinden mızıkçılık yapmaktadır? Cumhurbaşkanı dediğin parti veya belediye başkanlığına talip olmaz. Cumhurbaşkanı, devleti yönetmeye, devletin birliğini, beraberliğini korumaya talip olmalıdır.

 

İNEK HIRSIZIYLA PARTİNİZİN İLİŞKİSİ KESİLDİ Mİ?

Bu arada unuttuk sanılmasın. Adalet ve Kalkınma Partisi yetkililerine soruyoruz, Sayın Genel Başkanımıza saldıran inek hırsızıyla partinizin ilişkisi kesildi mi? Yoksa prosedürler hala devam mı ediyor? Bu sicili kabarık saldırgan hala partinizin üyesi mi, yoksa değil mi? Cevabınızı bekliyoruz.

 

ÜLKECE HIRSIZIN YAVUZUNA ÇATTIK

Yüksek Seçim Kurulu’nun kararında çalınanın oy değil, Ekrem İmamoğlu’nun mazbatası olduğunu artık herkes gördü. Ama ülkece hırsızın da yavuzuna çattık. Ramazan’da kul hakkını yiyip, yalan, iftira ve hakaretlerle zeytinyağı misali su üstüne çıkmaya çalışan siyaset erbaplarıyla karşı karşıyayız. Bunlarda amaca ulaşmak için her yol mubah. Son olarak, Numan Kurtulmuş’un “Önce bir 23 Haziran’ı geçelim, ondan sonra gerekirse siyasi bakımdan tövbe istiğfar eder, yanlışlarımızdan kurtuluruz” lafını da duyunca e artık pes dedik. Bu beyler, önce oyları bize verin diyorlar, sonra da gerekirse biz tövbe ederiz deyip tövbeyi de şarta bağlamışlar. Artık ne yazık ne ayıp ne de günah biliyorlar. Ramazan ayındayız. Tövbe istiğfar edecekseniz önümüzde mübarek Kadir Gecesi var. Yüce Allah’a tövbe etmek için büyük bir fırsat var. Yalanla, iftirayla, riyayla bu fırsatı heba etmeyin. Ama bu millete karşı işlediğiniz günahları ne yapacağız? İstanbul’a ihanetlerinizin günahlarını nereye koyacağız? Bu beyler için İstanbul’un rantı elden gitmesin de ne olursa olsun. İstanbul için gerekirse ahiretlerini de yakmaya hazırlar.

 

YANDAŞLARA AKAN KAYNAKLAR KESİLİNCE RAHATSIZ OLDULAR

Bazı yandaş vakıflara, derneklere ve kişilerin cebine akan belediye kaynaklarının suyu, millete doğru akmaya başlayınca hemen rahatsız oldular. Ekrem İmamoğlu, seçilmiş başkan olarak, 18 günde tam da israf düzenine dur demeye başlamıştı ki hemen mazbatasına el koydular. Ekrem İmamoğlu’nun mazbatası çalınmadan önce yaptıklarına bir beraber bakalım. İstanbul’da su faturalarında yapılan indirim her ailenin cebine yılda 540 TL katkı yaptı. Öğrencilerin aylık ulaşım ücreti 85 liradan 40 liraya indirildi. Sadece dini bayramlarda değil, milli bayramlarda da toplu ulaşım araçları bedava yapıldı. Bunlar sadece 18 günde yapıldı. İstanbullu vatandaşlarımız durup bir de önümüzdeki 5 yıllık bir icraat dönemini düşünsünler ve farkı görsünler.

 

METAL YORGUNU ESKİ BELEDİYE BAŞKANI LÜKS CİPTE DİNLENİYOR

Ankara’da da son bir buçuk aydır yaşananlara bir bakın. Ankara’nın kaynakları Ankaralılar için kullanılmaya başlandı. Talana artık dur denildi. Ankara’da nasıl bir araç saltanatı kurulmuş tüm Türkiye gördü. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin metal yorgunu belediye başkanı bedenini devasa lüks ciplerde dinlendiriyor. Bunlara bu cipler hangi sıfatla tahsis edilmiş? Kamuda böyle bir usul yok. Biz milletvekili olarak yeniden seçilemesek, TBMM kütüphanesinden aldığımız kitabı bile iade etmemiz hemen talep edilir bırakın koskoca cipi. Ama nasıl olmuşsa, üç koca cip görevden alınan başkanın altında yıllarca kalmış. Yine Ankara’da ihalelerde şeffaflık sağlanınca, ciddi tasarruflar yapılmaya başlanmış. Üç yıl önce 1 trilyona bağlanan ihale, bu yıl 188 milyona bağlandı. Şimdi bu 1 trilyonun üstüne o 3 yıllık enflasyon farkını da koyalım, olur 1,5 trilyon. Dolayısıyla bugün aynı konuda yapılan bir ihale 3 yıl önce yapılanın onda birine bağlanmış olur. Ankara’da başka neler öğrendik? Tanesi 180 kuruş olan çalıların 13 TL’ye alındığını öğrendik. 1 lira 80 kuruş – 13 lira. Dışarıdan ithal edilen ağaçların her birine bugünün fiyatı ile 40 bin lira ödendiğini öğrendik. Depolarda bekleyen dağıtılmamış on binlerce futbol ve basketbol topu olduğunu da öğrendik. Bakalım daha neler göreceğiz?

 

İNSANLAR İŞSİZLİKTEN KENDİNİ YAKARKEN KİMSE İTİBARDAN BAHSEDEMEZ

Bizim yönettiğimiz tüm belediyelerde her şey çok güzel olacak. Şehirlerin rantı, gelirleri başka adreslerin değil; milletin hayrına kullanılacak. Kimse, milletin kör kuruşunu heba etme lüksüne sahip değildir. Eğer küresel yarışta ülkemizi ileri taşıyacaksak sınırlı kaynaklarımızı en etkin bir biçimde kullanmak zorundayız. Bugün itibardan tasarruf olmaz denerek, milletin vergileri bir avuç azınlığa Lale Devri yaşatmak için harcanıyor. Saraylara, uçaklara, lüks araçlara milyarlar harcanırken, insanlarımız işsizlikten kendini yakar hale geldiyse kimse bu ülkede itibardan bahsedemez.

 

PEŞKEŞ ÇEKİLEN YATIRIMLARIN YÜKÜ MİLLETİN SIRTINA GEÇİYOR

“Milletin cebinden tek kuruş çıkmayacak” diyerek havuz müteahhitlerine peşkeş çekilen yatırımların yükü yavaş yavaş birer birer milletin sırtına yüklenmeye başlandı. İstanbul’da Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün hisseleri şimdi Çinlilere satılmak isteniyor. Bu hisseleri alacak olan Çinlilerde diyorlar ki öyle senede bir defa döviz kuruna bakıp da köprüden geçiş ücretleri ayarlanacaksa ben bunu kabul etmem. Ayarlama senede iki defa olacak diyor. Bu fatura kime kesilecek? Hem İstanbulluya hem de oradan köprüden geçen tüm vatandaşlarımıza kesilecek. Yine mağdur milletimiz olacak. İstanbul’daki yeni havalimanı… Biz bu konuda çok ciddi uyarılar yapmıştık. Şimdi bu havalimanını yapan müteahhitlerin de hisselerini satmak için girişimlerde bulunduğu söyleniyor. Bakalım onlar neler isteyecekler.

 

EKONOMİ KÖTÜ DİYENİ DARBECİ İLAN EDİYORLAR

Kibrin, ben ne dersem o olur anlayışının, hesap kitapsızlığın bedeli bu millete çok ağır oldu. Ama turbun büyüğü hala daha heybede. Sadece bizler ve çocuklarımız değil, torunlarımız bile bu ağır bedeli ödeyecek. Bu iktidarı kaç kez uyardık. “Dünyada paranın bol ve ucuz olduğu dönem artık sona eriyor” dedik. “Müzik değişiyor, dansı değiştirin” dedik. Dinlemediler. Tahkimat yapmak, üretime dönmek yerine ithalata, borçlanmaya, sıcak paraya yaslanmaya devam ettiler. Şirketlerin net döviz borcu 197 milyar dolara çıktı. Ekonomimiz dışarıdan gelen en ufak rüzgârda beşik gibi sallanır hale geldi. Şimdi sorumluluktan kaçmak için “dış güçler dövize, faize saldırıyor” deyip bir masal anlatıyorlar. Ekonomi kötü diyenleri 27 Mayıs darbecileriyle bir tutup sindirmeye çalışıyorlar. Yani kötü diyorsanız darbe yapmaya çalışıyormuşsunuz. Komik oluyorlar. Bu masalları bıraksınlar.

 

MEMLEKETTE BAŞKA KİMSE KALMAMIŞ GİBİ EKONOMİNİN BAŞINA DAMADINI OTURTTU

24 Haziran’dan önce, “Verin oyu bu kardeşinize faizi dövizi düzelteyim” dediniz. Millette size oyunu verdi. Ya bunun gereğini yapacaksınız, ya da “Ben bu işi beceremiyorum, aldığım maaşı hak edemiyorum” deyip çekip gideceksiniz. Bugün yaşadığımız derin krizin tek sorumlusu Saray yönetimidir. Ekonominin başına memlekette ehliyet sahibi başka bir isim yokmuş gibi Damadını getirdi. Eş, dost, ahbap çocuklarını Bakan, Genel Müdür yaptı. Türkiye, aile şirketi gibi yönetilmeye başlandı. Bunu gören yatırımcılar da artık bu ülkeye güvenilmez dediler uzun vadeli hiçbir sorumluluk içine girmemeye başladılar.

 

SOSYETE DAMADI EKONOMİNİN BAŞINA DIŞ GÜÇLER ATAMADI

Sonuç ortada: Sosyete Damadın iş başına geldiği 10 Temmuz 2018’de dolar kuru 4 lira 70 kuruştu; şimdi 6 liranın üstünde. Damat iş başına geldiği günden bu yana TL’deki değer kaybı yüzde 20’yi aştı. TL kendine benzeyen ekonomilerle karşılaştırdığınızda en çok değer yitiren para birimi oldu. Damat Bakan iş başına getirildiğinde iki yıllık borçlanma kâğıdının faizi yüzde 20’ydi; şimdi yüzde 26. Damat Bakan iş başına geldiğinde ülkenin borç temerrüt primi 303’tü; şimdi borç temerrüt risk primi 516 seviyesinde. Bu 516 aslında kriz sevileridir. Yani o ekonomiye borç verenlerin kriz algıladığını gösterir. Sosyete Damat iş başına geldiğinde enflasyon yüzde 10’du; şimdi her türlü makyaja, TÜİK’in başına arkadaşını getirmesine rağmen yüzde 20. Damat iş başına geldiğinde işsizlik yüzde 11’di; şimdi yüzde 14’ü de aştı. Herhalde bu Damadı ekonominin başına dış güçler atamadı. “Ekonominin sorumlusu benim” diyen kim? Kayınpederi. İşte bu damadı ekonominin başına kayınbabası atadı. Böyle yönetilen bir ekonominin dış düşmana falan ihtiyacı yok. Baştaki yönetim ekonomiyi batırmak için ne gerekiyorsa elinden geleni ardına koymuyor.

 

36 GÜNDE BİR PROGRAM AÇIKLIYOR AMA 5 YILLIK PLANI HALA AÇIKLAYAMADI

Geçtiğimiz yıl Eylül ayının son günlerinde Yeni Ekonomik Program diyerek bir program açıkladılar. O gündür bugündür açıklanan paket ve program sayısı 7’yi buldu. Damat Bakan hemen hemen her 36 günde bir, bir program açıklıyor. Ama beş yılda bir yayınlanması anayasanın gereği olan beş yıllık planı daha hala açıklayamadılar. Tutarlılığı olmayan, neye hizmet edeceği belli olmayan program ve paketlerle hem zaman hem de ülkenin kaynakları heba ediliyor. İşler hiç iyi gitmiyor. Memleket patates, soğan kuyruklarıyla tanıştı. İşsizlik tarihi zirvelerde, işsizler kendilerini yakıyor, canlarına kıyıyorlar. Ama bunları kimse duymuyor da, görmüyor da. Beyler saraylarından millete dürbünün tersiyle bakıyorlar. Ülke yangın yerine dönmüş umurlarında dahi değil.

 

MİLLETİMİZE GÜVENİMİZ TAMDIR

Ne yaparlarsa yapsınlar bizim hak, hukuk mücadelemiz devam edecek. Milletimizin sorunlarına ses olmaya, bu sorunlara çare aramaya devam edeceğiz. Devrilen sandığa, İstanbul’da tüyü bitmedik yetiminin hakkına mutlaka sahip çıkacağız. Bizim mücadelemiz tek bir kişi, tek bir parti veya tek bir ittifakın mücadelesi değil. Bizim mücadelemiz 16 milyon İstanbullu ve 82 milyon yurttaşımız adına yaptığımız bir mücadeledir. Milletimizin de bu hak arama mücadelesine ortak olup, destek vereceğine yürekten inanıyoruz. İstanbul’un seçilmiş Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gasbedilen hakkını milletimiz 23 Haziran’da hak sahibine çok daha büyük bir destekle verecektir. Ekrem İmamoğlu, seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı, tekrar o makama milletimizin bir defa verdiği onayla oturacaktır. Bizim milletimize güvenimiz tamdır.

 

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Sorularınız varsa alayım.

 

Soru- Cumhurbaşkanının açıklamaları, dün 7 üyenin gerekçeli kararını saydı. Daha sonra da muhalefet şerhi düşen 4 üyenin yazmış olduğu o gerekçeli kararla ilgili “inanın dişe dokunur, vicdanları tatmin edici hiçbir unsur yok” dedi. Bununla ilgili değerlendirmeniz?

Faik ÖZTRAK- Bence durum açık. Muhalefet şerhi koyan, İstanbul seçimlerinin iptal edilmemesi lazım diyen üyeler bunun sebebini çok açık, seçik, net ortaya koymuşlar. Diyorlar ki, öyle şaibe diyerek, söylentiyle, somut maddi delillere dayanmadan seçimi iptal edemezsin.

İki; size göre yanlış oluşturulmuş olmasına rağmen sandık kurullarının seçmen iradesini sakatlayacak herhangi bir eylem yaptıklarına dair delil olmadan, gösterge olmadan, bu seçimleri iptal edemezsiniz diyorlar. Diğeri ne diyor? Diğerleri eviriyor, çeviriyor. 7 tane üye seçimle ilgili dişe dokunur hiçbir şey söylemiyor. Bugüne YSK’nın içtihatlarını, yasayı görmezden geliyor. Şimdi siz bu 7 tane üyenin yazmış olduğu “gerekçesiz karara” itibar edeceksiniz ama orada diğer üyelerin gerçekten çok önemli unsurları ihtiva eden ve Türk demokrasi tarihinde kara bir leke olan bu seçim iptalinin yanlış olduğunu söyleyen görüşlerine de diyeceksiniz ki “dişe dokunur hiçbir şey yok.”

Ben açık söyleyeyim, gerekçeli karara baktığınız zaman; bir kere kısa kararda söylediğinin ötesine geçmiş. Kısa kararda söylediğinin ötesine geçerken de kısa kararın yayınlanmasından bir gün sonra AK Parti’nin İstanbul’da dağıtmış olduğu broşürde hangi ifadeler varsa onları kullanarak geçmiş. Tabi bu kararı yazanların kim olduğu belli. O da çıkıp, “benim yazdığım karar doğru, öbürlerinin yazdığı 4 tane üyenin yazdığı karar yanlış” diyecek. Çok açık söyleyeyim, mızrak çuvala sığmıyor. O yazılan 250 sayfalık gerekçe, çalınan minareye kılıf olmuyor. Sadece 12 sayfası zaten sonradan yazılmış. Söylüyorum, yazılan muhalefet şerhleri önemlidir, okunması gerekir. Ama bir şeyi daha söyleyeceğim, o muhalefet şerhlerini yazanlarında bu noktaya gelinmesinde daha önceki kararlarıyla önemli katkıları vardır.

 

Soru- Efendim yine Cumhurbaşkanının açıklamalarıyla ilgili, bir özeleştiride yapıyor aslında. “Bugüne kadar yapılmış son seçimlerde özellikle 31 Mart seçimlerinden ders alındığını” söylüyor. Dolayısıyla seçmenin oy vermediğini söylüyor ama bir yandan da hırsızlık var diyor. “İstiyorlar ki bunca hırsızlığa ses çıkarmayalım” diyor. Yani bir yandan ders, bir yandan da hırsızlık söylemini devam ettiriyor. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi o gerekçeli karara dönüp baktığımız zaman gerekçeli kararın herhangi bir yerinde herhangi bir hırsızlık sözüne rastlanmıyor. Gerekçeli kararda hırsızlık olduğuna dair hiçbir tespit yok. İki, AK Parti Genel Başkanı unutmayın yanlış hatırlamıyorsam Nisan ayının başında çıktı, “hırsızlığın videosu var” dedi. Şu videoyu hala bekliyoruz. Hırsızlık varsa millete şu videoyu göstersinler nasıl hırsızlık yapıldığına dair videoyu. Video yok, film yok, delil yok ama siz şaibe var, hırsızlık var diye dolaşacaksınız. Ben size söyleyeyim, şaibe iddiasıyla seçim iptal edilmez. Maalesef İstanbul’da yapılan somut delile dayanmadan, maddi temelden yoksun bir biçimde İstanbul seçimlerinin iptal edilmesi olmuştur. Milletin hakkının yenmesi olmuştur. Milletin izzeti nefsiyle oynanmıştır. Millet esas büyük cevabı 23 Haziran’da verecektir.

 

Soru- Aslında oy vermediklerini ifade ediyor. AK Partiye oy vermediler diyor. Yani bu bir sonuç. Öte yandan da bir sonuç…

Faik ÖZTRAK- İşte söyledim bütün bunları. Diyorum ki, 23 Haziran’da bu sefer bir kere daha görecektir ki, milletin o büyük vicdanı bu haksızlıklara izin vermeyecektir. Geçit de vermeyecektir.

 

Soru- Efendim Hak-İş Genel Başkanı Sayın Mahmut Aslan’ın dün bir açıklaması oldu. CHP’li bazı belediyelerde işçilere sendika baskısının yapıldığını iddia etti ve Bolu Belediyesi’nden çıkarılan işçileri bir kez daha gündeme taşıdı ve buna tepki olarak CHP Genel Merkezi’ne adalet yürüyüşü yapacaklarını ifade etti. Bu yapılan açıklamaya ilişkin değerlendirmeniz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Ben açıkça şunu ifade edeyim, CHP olarak bizim duruşumuz çalışanların kendi sendikalarını özgürce belirlemeleridir. Kim haklarını daha iyi savunuyorsa, kim en işi şartları çalışanlara sağlıyorsa tabi ki o sendikaya gitmeleri en doğal haklarıdır. Bu durumda Hak-İş’in kendi durumunu bir gözden geçirmesi lazımdır. Neden birden bire belediyelerde başkan değiştikten sonra üyeleri Hak-İş’ten kaçmaya başlamıştır? Tavsiyem, bu kaçışı iyi değerlendirmeleridir. CHP’ye ya da CHP’li belediye başkanlarına sorumluluğu atmamalarıdır.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

GEREKÇELİ KARAR SARAYDA YAZILMIŞ

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Sözlerime başlarken Irak’ın kuzeyinde hain teröristlerin düzenlediği saldırı da şehit olan kahraman Mehmetçiğimize Allahtan rahmet diliyorum. Kederli ailesine ve ulusumuza başsağlığı ve sabır diliyorum. Şehidimizin ailesi ve tüm milletimize bir kere daha sabır diliyorum.

 

SANDIKLA GİTMEYİ SİNDİREMEDİLER

Türkiye çok zor günlerden geçiyor. Bir yanda derin bir ekonomik kriz var, diğer yanda jeo-stratejik riskler giderek ağırlaşıyor. Bu kriz ve risklere çözüm bulması gereken saray iktidarı ise mevcut risklere bir de siyasi riskleri eklemekte. 31 Mart’tan sonra iktidar, sandıkla geldiği İstanbul’dan sandıkla gitmeyi içine bir türlü sindiremedi. 6 Mayıs’ta YSK, sarayın zoruyla, sandık darbesi yaptı. Milletin verdiği mazbatayla birlikte İstanbulluların iradesi de gasbedildi. Yüksek Seçim Kurulu 16 gün uğraştı ancak çalınan minareye bir türlü kılıfı uyduramadı.  Sarayda yazıldığı belli olan gerekçesiz bir kararla, 1950’den bu yana oluşan tüm seçim hukuku ve içtihatlar çöpe atıldı.

 

KISA KARARDA OLMAYAN KORSAN İFADELER

Daha önce 6 Mayıs’ta açıklanan kısa kararda seçimin iptal gerekçesi sandık kurullarında memur üyelerin eksikliğiydi. Biz de gerekçeli kararda bu memur üyelerin ve memur başkanların eksikliğinin seçim sonuçlarını nasıl etkilediği konusunda delillerin, maddi kanıtların yer almasını bekliyorduk. Ama bunun yerine, kısa kararda sözü bile geçmeyen bir takım korsan ifadelerle gerekçeli kararla karşılaştık.

 

AK PARTİ’NİN BROŞÜRÜNDEKİ İFADE GEREKÇELİ KARARA GİRMİŞ

Kısa kararın yayımlandığı 6 Mayıs’tan tam bir gün sonra AK Parti’nin “seçim neden iptal edildi” başlıklı broşürü var. 7 Mayıs’ta İstanbul’da tedavül sokuldu. Bu broşürün başında diyor ki, “YSK itiraz konusu edilen hem sandık başkanları ve sandık kurulu memur üye konusundaki, hem de oy sayım döküm cetvellerine ilişkin usulsüzlükleri tespit etmiş.” Oysa kısa kararda bu ifadeler yok. Sadece sandık başkanları ve sandık kuruluyla ilgili memur üyelerin durumu var. Ama bir de baktık gerekçeli karara, daha 7 Mayıs’ta yazılan bu ifade aynen girmiş. Bu kararın nerede yazıldığı belli. 250 küsur sayfa karar yazılmış, bunun önemli bir kısmı muhalefet şerhi, 200 sayfası bir sürü tespit, topu topu 12 sayfa var. Bu 12 sayfayı da 7 üye yazamamış. Çünkü bu minareye bir türlü kılıf bulamamışlar. Onu da saray yazmış bunların eline vermiş, bunlarda imzalamışlar.

 

GEREKÇELİ KARAR HUKUKİ DEĞİL SİYASİ

Sonuçta ne olmuş? İmzasız mühür, oy sayım-döküm cetvelleri bu gerekçeli karara girince, burada tam bir hukuksuzluk, tam bir kanunsuzluk ortaya çıkmış. Ve sonuç itibariyle gerekçeli kararın aslında gerekçesiz olduğu, hukuki bir metin olmadığı, tamamen siyasi bir metin olduğu ortaya çıkmış. Karara dönüp baktığımızda, bu kararda memur olmayan sandık kurulu başkanlarının seçimin neticesine nasıl tesir ettiklerine dair tek bir somut bulgu yok. Böylece, cumhuriyet tarihinde ilk defa bir seçim, “sandık kurullarının oluşumunda hata var” denilerek iptal edilmiş oluyor. Bunun adı sandık darbesidir. Bu alenen sandık darbesidir.

 

SEÇİM ŞÜPHEYLE DEĞİL ANCAK SOMUT DELİLE İPTAL EDİLEBİLİR

Ancak dün sarayın kibirli kişisi çıkmış şüphe var, şaibe var diyor. Seçim şüpheyle değil maddi somut ve delillere dayanarak iptal edilebilir. Bunun farkında bile değil. Sandık darbesine giden yola döşenen taşlarda önceki kararlarıyla katkısı olan ama sonunda karara muhalefet eden YSK Başkanı bile artık yeter demiş. YSK Başkanı, “… usulsüz atanmış̧ sandık kurulu başkanlarının, seçimin neticesine tesir ettiğine ilişkin seçimin iptalini gerektirecek bir tespit olmadığından ben bu karara katılmıyorum” diyor. Görmüyorum diyor, böyle bir tespit yok diyor. Yani “usulsüz oluşturulan seçim kurulları, usulsüz oluşturulan sandık kurulları seçimin neticesine tesir etmedi” diyor.

 

ÇALINAN OY DEĞİL MAZBATA

Gerekçeli kararda Sarayın, onun İstanbul adayının ve AK Parti sözcülerinin ağızlarına pelesenk ettiği oyların çalındığına dair hiçbir ifade de yok.  YSK, bu kararıyla “çalınanın oy değil mazbata olduğunu” aslında ilan etmiştir. Bu arada Sarayın elimizde dediği hırsızlık görüntüleri de bir türlü ortaya çıkmıyor. Bekliyoruz kaç defa söyledik. Mademki böyle görüntüler var diyorsunuz bunu mutlaka kamuoyuyla paylaşmanız lazım. Ama çok ilginç Sarayın İstanbul adayı da çıktı diyor ki, “benim bu görüntülerden haberim yok.” Bence bu yalanında ömrü çok kısa oluyor. Aslında Sayın Genco Erkal, hırsızı ve hırsızlığı çok güzel tarif etmiş. Asıl hırsızın, “halkın verdiği mazbatayı, seçilmiş başkanın elinden alan olduğunu” söylemiş.

 

RAMAZAN’DA BİLE NEDAMET GETİRMEYİP YALAN SÖYLÜYORLAR

Ama bu yalan ve iftiraların sahipleri Ramazan günü nedamet getirmiyor, dur durak bilmeden yalana devam ediyorlar. Mızıkçılar, on parmaklarında on kara millete hakarete devam ediyor, önlerine gelene hırsız damgası vuruyorlar. Ramazanmış, Cuma namazıymış, cami açılışıymış, iftarmış dinlemeden hak yemeye devam ediyorlar. Bunun vebalini iki dünyada nasıl taşıyacaklar? Hakikaten çok merak ediyor insan. Bu kadar rahat yalan söyleyenlere bizim de şu soruyu sormak hakkımız; “Devleti yöneten kişiler nasıl ve niçin yalan söylerler? Yalan söyleyen yöneticilerin yurttaşlarına saygısı var mıdır?”

 

DİYANET İŞLERİ BAŞKANINI SİYASİ ŞOVLARINA FİGÜRAN EDİYORLAR

Şu mübarek Ramazan ayında Cuma namazının, cami açılışının, iftarların mehabetini, huzurunu bozuyorlar. Bir de Diyanet İşleri Başkanını yanlarında gezdirip siyasi şovlarına figüran ediyorlar. Dünyanın hiçbir yerinde bir Cumhurbaşkanı, belediye başkanlığı seçimi için bu kadar kendini ortalara atmaz. Ne oluyor anlamıyoruz. Milletini bir belediye başkanlığı seçimi için bu kadar bölüp parçalamaz. Bu kadar hakaret etmez. 39 ilçede miting yapacaklarını söylediler. Madem biraz önce söylediğim seviyede o hakaretlerle, iftiralarla siyaset yapacaklar, o zaman ortaklarıyla birlikte çıksınlar seçim meydanlarına. Bakalım bu iftiraları, bu hakaretleri seçim meydanlarında kaç kişi dinleyecek, kaç kişi alkışlayacak? Kul hakkı yiyerek kaç tane miting yapabilecekler?

 

SANDIK DARBESİNİN FATURASI 82 MİLYONA ÇIKIYOR

Demokratik meşruiyetin kilit taşı olan sandığa yapılan bu darbenin ağır sorumluluğu iktidarın sırtındadır. Bu sandık darbesiyle sadece Ekrem İmamoğlu’nun, Cumhuriyet Halk Partisi’nin, Millet İttifakı’nın, İstanbulluların Ramazan’da hakkı yenmemiştir. Bu hukuk cinayetinin faturası 82 milyon vatandaşımıza yani hepimize çıkıyor, çıkmaya da devam edecek.

Sandıkta kaybedilen seçimi masa başında gasp etme operasyonunun düğmesine basıldığı 1 Nisan’dan gerekçeli kararın açıklandığı güne kadar tam 52 gün geçti. Ülke ekonomik krizde, biz koskoca bir 52 günü kaybettik. İşsizlik ve pahalılık altında milletimiz zaten eziliyordu, şimdi fatura giderek daha da ağırlaşıyor. 1 Nisan’dan, gerekçeli kararın açıklandığı 22 Mayıs’a kadar Türk Lirası Dolar karşısında yüzde 10 değer yitirdi bu 52 günde. Kendi ligimizde en fazla değer yitiren para TL oldu. Daha önce Arjantin’in arkasındaydık şimdi onu da geçtik maşallah. Faizler beş puan birden arttı yüzde 26 oldu. Kredi temerrüt sigorta primleri yani ülkenin borcunu ödeyip ödeyemeyeceği konusundaki riski gösteren primler, kriz seviyesi olan, bütün dünyada kriz seviyesidir denen 500 puanı geçti.

 

EKONOMİDEKİ BOZULMANIN NEDENİ İSTANBUL SEÇİM SÜRECİ

Açık söyleyeyim ekonomideki bu bozulmanın nedeni, sandıkla gelenin sandıkla gitmeyeceğini düşündüren İstanbul seçim süreci. Yatırımcı artık “bu ülkede hukuk yok, daha da gelmem” demeye başladı. Şirketlerimiz, 120 milyar TL kur farkı zararı yazdı, borsadaki şirketlerin piyasa değerindeki düşüş ise 86 milyar TL. Tüketici güveni tarihi diplerde. Bunların her birinin bizlere üretim, işsizlik ve enflasyon cinsinden çok ciddi faturaları olacak. Sanayi üretimi Türkiye’de üç çeyrektir daralıyor. Anlaşılıyor ki bu yılın ikinci üç ayında da bu gerileme devam edecek.

 

İŞSİZLİK ORANIMIZ SAVAŞTA YIKILAN SURİYE’NİN İŞSİZLİK ORANINA YAKIN

Sarayın kibirli kişisi 2023’te dünyada en yüksek gelire sahip 10 ülke arasına gireceğimizden hala daha bahsediyor. Arkadaşlar, onlar bunu söylerken İstanbul’da yaptıkları hatalar, yarattıkları belirsizlikler nedeniyle 52 günde milli gelirimiz tam 81 milyar dolar düşmüş. Nasıl ilk 10’a gireceğiz? Resmi işsizlerin sayısı 4 milyon 730 bine ulaşmış. En geniş tanımıyla işsizlerimizin sayısı 8,5 milyon kişi. Bu haliyle işsiz sayımız, dünyada 97 ülkenin nüfusundan daha fazla. Resmi işsizlik oranımız, yüzde 14,7. Bu işsizlik oranı Haiti, Yemen, Irak, Ruanda ve hatta savaşlarda yerle bir olan Suriye ile neredeyse aynı seviyede. İşler bu halde. İşsiz insanlarımızın artık dayanacak hali kalmadı kendilerini yakıyorlar, köprüden atlıyorlar, yaşamlarına son veriyorlar.

 

ŞİRKETLERE 2,5 MİLYON KİŞİYİ İŞE AL DİYEREK İŞSİZLİK ÇÖZÜLMEZ

Bu ülkede bunlar yaşanırken ekonomiden bihaber sarayın kibirli kişisi şunu söylüyor, “varlıklı kişiler ellişer işçi alsalar bu iş çözülür.” Yani demek ki bu işsizliğin sorumlusu da varlıklı kişiler ve onların sahip olduğu işletmeler, şirketler. Böyle bir şey yok. Siz gideceksiniz yaptığınız hatalarla ülkede tüketici güvenini perişan edeceksiniz, yerlerde süründüreceksiniz. Tüketicinin gidip de mal alacak hali kalmayacak, ondan sonra bu işletmeler 50’şer kişi alacaklar ama mallarını satamayacaklar. Bunu nereye kadar sürdürecekler? Sorumlu tamamen kendileri. Böyle ona buna 2,5 milyon kişi al, şunu yap, bunu yap diyerek bu işler çözülmez. Hele hele şimdi planladıklarını görüyorum. Bir takım işsizlik tanımlarının içine zorunlu alımları koymak suretiyle işsizliği azaltacak operasyonlara girişmekle bu işler çözülmez, bu sorunu saklayamazsınız. Gençleri işe alacağız. Tabi ki alsınlar. Gençlere staj vereceklermiş, eğiteceklermiş. Tamam tabi ki bunları yapsınlar ama bunları çalışıyor gösterecekler. Bunları çalışıyor gösterip Türkiye’de işsizlik meselesini çözdük diye ortalara dökülecekler.

 

EKONOMİ EMİRLE, DEMİRLE, MANİPÜLASYONLA YÜRÜMEZ

Bakın şunu söyleyeyim, emirle, demirle, manipülasyonla bu işler yürümez, ekonomi yürümez. Memlekette yatırım ve iş yapacak iştah bırakmadılar. Yatırım ve üretim olan yerde istihdam olur. Bırakın istihdamı, son bir yılda hep söylüyorum 811 bin kişi çalıştığı işten ayrılmış. Bunların bir kısmı işçi, bir kısmı da o işyerinin sahibi.

 

EKONOMİ KÜÇÜLÜYOR, DAMAT CARİ FAZLA VERECEĞİZ DİYE ÖVÜNÜYOR

Ama sosyete damat da kayınpederden maşallah geri kalmıyor. Demiş ki, Haziran ayında cari denge hayırlısıyla fazla verecek, övünüyor. Şimdi üretip satarak, ekonomiyi büyüterek, ekonomiyi canlandırarak cari fazla verseler tamam. Ama ekonomi perişan daralıyor. Küçüldükçe küçülüyor, ithalat düşüyor, işsizlik zirve yapıyor sende cari fazla veriyorum diye övünüyorsun. Bir oturup düşünmen lazım bu durumda. Damadın bu hali aynen mektepleri kapatsak eğitimi ne güzel idare ederiz diyen bakanın halini hatırlatıyor. Damat bey, bununla da yetinmeyip işsizlikte en kötüsü geride kaldı demiş. Ben açık söyleyeyim, Damat Bakan ya öncü göstergelere hiç bakmıyor, ya bu göstergeleri okumasını bilmiyor ya da TÜİK’e başkan atadığı arkadaşına rakamları makyajla diye herkesin önünde talimat veriyor.

 

EKONOMİK SOSYAL KONSEY 10 YILDIR TOPLANMIYOR

Bu krizin artan yükünü özellikle dar gelirli ve emekçi yurttaşlarımız çok daha fazla hissediyor. Dünyanın en yüksek enflasyonuna sahip sekizinci ekonomisi olan Türkiye’de paranın satın alma gücü her gün kar gibi eriyip gidiyor. İktidar krizi aşmak için kapsamlı, tutarlı, ekonomideki tüm oyuncuların ortak aklıyla hazırlanmış ve herkesin içine sinecek güven verecek bir program yerine işleri aspirin tedavisiyle, pansumanla götürmeye çalışıyor. Tüm toplumsal kesimleri bir araya getirecek platformları hala daha çalıştırmıyor. 2009 Şubat ayından bu yana, yani 10 yıldan daha fazla bir süredir, anayasada bu tür olaylarda değil, düzenli olarak her yıl belli aralıklarla toplanması önerilen Ekonomik ve Sosyal Konsey 10 yıldır toplanmıyor.

 

24 HAZİRAN ÖNCESİ VERİLEN SÖZLER UNUTULDU

24 Haziran’dan önce verilen sözler de unutulmuş gözüküyor. Bir tek bütçeye para getirecek bedelli askerlikle ilgili düzenleme Meclis’te. Ama şunu soruyorum, iktidar söz vermişti ne oldu 3600 ek gösterge? Tık yok. Emeklilikte yaşa takılan yüzbinlerce yurttaşımız bu soruna adil bir çözüm bekliyor. Nerede emeklilikte yaşa takılanların sorunlarını çözecek düzenlemeler? İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayları, sarayın adayı, sabredin falan diyor ama ortada hiçbir şey yok.

TEK ÖNCELİKLERİ İSTANBUL’UN RANTI

Milletin dertlerine, sorunlarına tamamen sırtlarını çevirmiş vaziyetteler. Bir tek öncelikleri var o da İstanbul’un rantı. İstanbul’un koltuğundan kalkmayıp bu rantı ellerinde tutmak. Millet perişan ama onlar ihaleler ve yandaş vakıflar üzerinden kurdukları saadet zincirlerini sürdürmek iddiası içindeler. Millet kendini yakıyor onlar makam arabalarıyla, yönetim kurulu üyelikleriyle kurdukları saltanat düzenini düşünüyorlar. Ankara’da her gün yeni bir skandal ortaya çıkıyor. İstanbul’da 18 günlük Başkanlık döneminde ortaya çıkan israfa yayın yasağı geldi.

 

MİLLETİN VERGİLERİNDEN ALDIKLARI MAAŞLARIN HAKKINI VERSİNLER

Bu beyler saltanat düzeni sürsün derdindeyken, ülkemizin jeostratejik riskleri büyüyor. Faiz döviz çıldırmış vaziyette. Millete “ekonomik krizi çözerim” diye söz verip oy istediler ama bu sözlerini çok çabuk unuttular. 31 Mart’tan önce milletimize “illet” dediler, “zillet” dediler hatta terörist bile dediler. Bu hakaretlere milletimiz sandıkta en güzel cevabı verdi İstanbul’da. Şimdi de İstanbul’un rantı için Ramazan’ın mehabetini bir kenara bıraktılar. Kul hakkına girip, yalan ve iftirayla kampanya yürütmeye başladılar. Milletimiz bunlara hak ettiği dersi yine sandıkta verecektir. Milletin verdiği hakkı masa başında Ekrem İmamoğlu’nun elinden aldılar, şimdi bu hakkı milletimiz yeniden Ekrem İmamoğlu’na iade edecektir. Artık sağa sola iftira atmayı, kul hakkı yemeyi bıraksınlar işlerini yapsınlar milletin onlara vergileriyle, analarının ak sütü gibi helal vergileriyle ödemiş olduğu maaşların hakkını versinler.

Benim diyeceklerim bu kadar şimdi sorularınız varsa alabilirim.

 

Soru- YSK’nın kamu görevlisi listesine imamları da eklediği, imamlarında sandık kurulu başkanı ve üyesi olarak görev yapacağı yönünde iddialar var. Bununla ilgili neler söyleyeceksiniz?

Faik ÖZTRAK- Sanıyorum YSK’ya sorulmuş, YSK’da buna olumlu cevap vermiş. İmamlarda 657 sayılı kanuna tabi devlet memurlarıdır. Dolayısıyla bizim buna herhangi bir itirazımız olmaz.

 

Soru- Efendim, Canan Kaftancıoğlu sandık kurulu listelerinde kamu görevlisi olmayanları tespit ettiklerini söylemişti. Bunun üzerine AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Binali Yıldırım “itiraz etsinler değiştirsinler” dedi. Bununla ilgili değerlendirmeniz nedir?

Faik ÖZTRAK- Memur olmayan üyeler nedeniyle itiraz edip seçimi iptal ettiren AK Parti’nin adayının söylediği bu laflar ilginç. Yani biz tabii ki itiraz edeceğiz, biz tabii ki bundan sonra yeni bir YSK darbesiyle milli iradenin çalınmasının önlenmesi için elimizden gelen her şeyi yapacağız. Bu itirazları da yapacağız. Zaten İstanbul’da İstanbul İl Teşkilatımız Başkanları Canan Kaftancıoğlu’yla birlikte bu konuları gerçekten çok dikkatli bir şekilde götürüyorlar kimsenin endişesi olmasın. Ama Binali Bey’in söylemiş olduğu bu laf gerçekten ilginç. Yani demek ki onlar itiraz etmeyecekler. Eğer seçimi kaybederlerse, masada bir daha aynı iddiaları dile getirerek seçimi kapabilmek için bunu kullanacaklar. Bu bir başka şeyi daha çağrıştırıyor. Hep söylüyorum, sandık başında memur olmayan başkanları nereden tespit ettiler? Bunlar ilginç. Bir anda bunlar nasıl ortaya çıktı? Acaba bunlar bundan önceki seçimde seçimi kapabilmek için konulmuş olan mayınlar mıydı? Seçimi kaybedince de bu mayınlar ortaya mı çıkarıldı diye insan düşünmeden edemiyor.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

MIZRAK ÇUVALA SIĞMAMIŞ, MİNAREYİ ÇALAN KILIFINI UYDURAMAMIŞ

ANKARA – CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Seçimi çalmaya dönük siyasi kumpasın düğmesine basıldığı 3 Nisan’dan buyana tam 49 gün geçti. Kul hakkının yendiği, sandık darbesinin yapıldığı 6 Mayıs tarihinden bu yana ise 16 gün geçti. Çalınan minareye uydurulacak kılıf için Yüksek Seçim Kurulunun 7 üyesi tam 16 gün bekledi. Sonuçta, Sarayın önceden haber verdiği metni imzaladılar ve bugün muhalefet şerhlerinin de konmasıyla birlikte Yüksek Seçim Kurulu’nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini iptal eden gerekçeli kararı yayınlandı.

 

MIZRAK ÇUVALA SIĞMAMIŞ, MİNAREYİ ÇALAN KILIFINI UYDURAMAMIŞ

Ancak daha bakar bakmaz şunu görüyoruz ki, mızrak çuvala sığmamış. Minareyi çalan kılıfını uyduramamış. Aslında bu işlenen hukuk cinayetine binlerce sayfalık mürekkep dökseniz milletin vicdanındaki sonuç değişmeyecektir. Saray iktidarı, Yüksek Seçim Kurulu eliyle yerleşik seçim hukukunu ve geçmiş uygulamaları alt üst etmiştir. Bu, sandık kurullarının oluşumunda usulsüzlük iddiasıyla iptal edilen Türkiye’deki ilk seçimdir.

 

MİLLETİMİZİN VE İSTANBULLULARIN İZZETİ NEFSİYLE OYNANDI

Biz işin başından beri şunu söyledik: Seçimlerinin sonucunu Yüksek Seçim Kurulu değil millet belirleyecektir. Sandık kurullarının oluşumu gerekçe gösterilerek seçimlerin iptal edilmesi seçmen iradesinin üstünlüğü ilkesine tamamen aykırı olmuştur ve millet iradesi cezalandırılmıştır. 31 Mart İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinde milletin dediği değil, siyasi iktidarın ve Yüksek Seçim Kurulu’nun dedikleri olmuştur. Milletin iradesi gasp edilmiştir, milletimizin, İstanbulluların izzeti nefsiyle oynanmıştır.

 

KARARIN HİÇ BİR YERİNDE ÇALMA KELİMESİ YER ALMADI

Bugün bizlere ahlak ders vermeye kalkanlara şunu söylemek isterim. Esas ahlaki olmayan, millet iradesinin gasp edilmesi ve milletin izzeti nefsiyle oynanmasıdır. Bu karar demokrasinin yüz karasıdır ve bunun faili de maalesef saraydır. Yüksek Seçim Kurulu’nun gerekçeli kararının hiçbir yerinde, şimdi bunun da altını çizerek söylüyorum çalma, çırpma gibi tek bir kelime yer almamıştır.

 

“ORTAYA KARIŞIK” GEREKÇEYLE SEÇİM İPTAL EDİLDİ

Yine karara dönüp baktığımız zaman seçim-sayım cetvellerindeki eksiklikten bahsedilmektedir. Ama şöyle denmektedir; seçim-sayım cetvellerindeki eksiklik seçim sonuçlarına müessir olmamakla birlikte… sandık kurullarının yanlış oluşturulmasıyla tekrar birlikte değerlendirilmiştir. Bu ne demek efendim? Gerekçeli kararda, kısa kararın dışına çıkılmaya çalışılmış ama sonuçta “bu müessir olmamakla birlikte ben bunları da dikkate alarak değerlendirdim” gibi hani ortaya karışık denir ya ortaya karışık bir gerekçeyle seçimin iptal edildiği görülmüştür.

 

YSK BAŞKANI SONUCU ETKİLEYECEK HİÇ BİR ŞEY YOK DİYOR

Tekrar söylüyorum, bu kararda çalma, çırpma yoktur. Şimdi bu çalma ve çırpma iddiasında bulunanlar milletin karşısına çıkıp ne söyleyeceklerdir ben bunu merak ediyorum. Hiç mi mahcup olmayacaklardır? Bu Ramazan gününde hiç mi nedamet duymayacaklardır? Aslında kararın tamamını okumaya gerek yok. Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Sadi Güven’in gerekçesinin son cümlelerine bakmak yetiyor. Sadi Güven diyor ki, burada sonucu etkileyecek hiçbir şey yoktur. Bir tek tespit yoktur diyor.

 

BU KARARA İMZA ATANLAR, EVLATLARININ YÜZÜNE NASIL BAKACAK

Şimdi ben de buradan soruyorum, buna imza atan Yüksek Seçim Kurulu üyeleri bu ayıbı nasıl temizleyecekler? Nasıl evlatlarının yüzüne bakacaklar? Çok açık ifade edeyim, Türkiye çok büyük bir haksızlıkla karşı karşıyadır.

 

KAPTAN KÖŞKÜNDEKİLER GEMİYİ DEMOKRASİ ROTASINDAN SAPTIRIYOR

Bugünlerde çok sık aynı gemideyiz, aynı gemideyiz lafları tekrarlanıyor. Aynı gemide olabiliriz ama kaptan köşkünde oturanlar bu ülkenin bu gemiyi, ülkenin gemisini demokrasi rotasından saptırmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Bizim de görevimiz, milletimizin de görevi kendi iradesinden, demokrasinin rotasından bu ülkenin sapmaması için elinden geleni yapmaktır. Bu karar bir kez daha Ekrem İmamoğlu’nun, 16 milyon İstanbullunun Belediye Başkanı olduğunu ortaya koymuştur. Bu seçimlerde 16 milyon İstanbullu ellerini vicdanına koyacak, oy kullanacak aile fertlerine gerekeni söyleyecektir.

 

İSTANBULLULAR TÜRK DEMOKRASİ TARİHİNE ALTIN HARFLERLE GEÇECEK BİR DERS VERECEK

Ben 23 Haziran’da İstanbulluların Türk demokrasisine altın harflerle geçecek bir dersi vereceklerini ve Yüksek Seçim Kurulu Başkanı’nın seçimin sonucuna etki edecek hiçbir şey yoktur demesine rağmen verilen ve Ekrem İmamoğlu’nun mazbatasını elinden almaya kalkan bu karara cevabı en iyi şekilde vereceğini biliyorum. İstanbullular 23 Haziran’da bu mazbatayı tekrar sahibine iade edecektir. Saygılar sunuyorum.

 

ÇALINAN MİNAREYE 200 SAYFALIK KILIF ANCAK YETMİŞ

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Dün 19 Mayıs’ın 100. Yıl dönümüydü.  Tüm yurtta bu özel ve anlamlı günü, büyük bir coşkuyla kutladık. Bizler de Samsun’daydık. Samsun’da, Gençlik Kolları Genel Başkanımız 19 Mayıs bildirisini kamuoyuna duyurdu. Bugün de ben bir basın toplantısı düzenleyerek gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunacağım.

 

MUTLAK GÜÇ MUTLAKA YOZLAŞTIRIR

19 Mayıs 1919, rotası milli egemenlik olan kutlu bir yolculuğun başlangıcıdır. Millî mücadele ve onun ebedi liderinin doğum günüdür. Ulusumuzun emperyalizme diz çöktürdüğü büyük bir mücadelenin başlangıcıdır. Bu vesileyle yurdumuzu ve milletimizi uçurumun kenarından çekip alan, başta ebedi liderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Kurtuluş Savaşı’nın ve kuruluş mücadelemizin tüm kahramanlarını bir kez daha huzurlarınızda saygı, sevgi ve minnetle anıyorum. Bundan 100 yıl önce çizilen rota, egemenliğin kayıtsız, şartsız millete ait olmasıdır. Geçmişte olduğu gibi bugün de, gelecekte de ülkeyi bu rotadan çıkarmak isteyenler tabi ki olacaktır. Demokrasiler esasen sürekli ihtiyatlı olmayı gerektiren rejimlerdir. Bu ihtiyat, gücün yozlaştırdığını, “mutlak gücün mutlaka yozlaştırdığını” bilmekten geçmektedir. Bu nedenle, demokratik rejimler yasama, yürütme ve yargının birbirlerini denetleyip, dengelemesine, hukukun önünde herkesin eşit olmasına, fikir özgürlüğüne ve sandıktan çıkan millet iradesine herkesin saygı duymasına bağlıdır.

 

6 MAYIS DARBESİ MİLLET İRADESİNE KARŞI

Ülkemizde demokrasinin bu prensipleri, uzunca bir süredir aşındırılmaktadır. Hukukun üstünlüğü yok edilmekte, kuvvetler ayrılığı işlevsiz hale getirilmektedir. Yurttaşlarımız fikirlerini özgürce ifade edemez hale gelmişlerdir. Bunun neden olduğu yozlaşmanın olumsuz etkilerini sosyal, siyasal yaşamdan ekonomimize kadar her alanda hep beraberce görmekteyiz. Bunun son örneği, 6 Mayıs 2019’da gerçekleşen sandık darbesidir. Demokratik meşruiyetin elde kalan son kilit taşı olan sandık da, bu darbeyle çökertilmek istenmiştir.  31 Mart’ta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinde milletin sandıkta söylediği söz, masa başı oyunlarıyla gasbedilmiştir. Yüksek Seçim Kurulu, 6 Mayıs’ta milletin iradesini elinden almıştır.

 

MİLLETİN İRADESİNE İHANET ETTİLER

Saray iktidarı siyasi bir kararla, YSK eliyle, yerleşik seçim hukukunu ve geçmiş uygulamaları alt üst etmiştir. Seçimlerin sonucunu YSK değil, millet belirler. 31 Mart’ta milletin dediğini değil, siyasi iktidarın vesayeti altındaki YSK’nın dediği olmuştur. Sandıkta milletin oyunu çalamayanlar, seçimi çalmış, milletin tertemiz iradesine açıkça ihanet etmişlerdir.

 

KARARI SARAY YAZMIŞ, YSK’YA İMZAYA GÖNDERMİŞ

Sandık darbesinin üzerinden 14 gün geçti. YSK’nın gerekçeli kararı şu ana kadar daha açıklanmadı. Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı, hafta sonunda, YSK’nın gerekçeli kararının bugün açıklayacağını söylemişti. Bugün de basında şuanda 200 sayfalık bir gerekçeli kararın tamamlandığına yönelik haberler yer alıyor. Kararı yazan kim? Söylemiştik, Saray. Şimdi göndermiş 200 sayfalık gerekçeli kararı YSK’ya, 7 tane bu karara evet diyen 7 tane üyenin bunu imzalaması bekleniyor.

 

YSK’NIN BİR TANE ASIL ÜYESİ VAR, O DA SARAYDA

Aslında YSK’nın karar veren 1 tane asıl üyesi var. O da Saray’ın kibirli kişisi. YSK’daki diğer üyelerin hepsi yedek. Yazılan gerekçe de açık söyleyeyim, kuzuyu kapan kurdun kuzuyu suçlaması hikâyesinden başka bir şey olmayacaktır. Tüm bunları yapıp sandığa ve milletimizin izzeti nefsine darbe vuranlar, bir de sıkılmadan, milletimizin aklıyla her gün dalga geçiyorlar. Her gün ayrı bir iddia, yalan ve iftira tedavüle sokuluyor.

 

İDDİALAR KOMEDİ SINIRINI AŞTI, TRAJİK HAL ALDI

En son Adalet ve Kalkınma Partisi’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayının, yıllarca bu memleketin en önemli makamlarını işgal etmiş kişinin, Saray’ın mutemet adamının ipe sapa gelmez iddiaları aslında komedi sınırlarını aştı. Trajik bir hal almaya başladı. Sandık başkanlarının seçmen tipinden AK Parti’ye oy vereceklerini anladıklarını iddia ediyor bu kişi ve AK Parti’ye oy verecek olanlara Büyükşehir Belediye pusulası verilmediğini söylüyor. Bu iddia başta AK Partili kardeşlerimiz olmak üzere tüm İstanbulluların aklıyla alay etmektir. Zaten oy pusulalarına da baktığınız zaman en fazla oyun Büyükşehir Belediye Başkanlığı için kullanıldığını göreceksiniz.

 

İSTANBUL’UN DÜNYALIĞI İÇİN AHİRETLERİNİ YAKTILAR

Bu siyaset erbabına “Allah akıl, fikir versin” demekten başka yapacak hiçbir şeyimiz yok. Ama görüyorsunuz çalınan minare o kadar büyük ki kılıf uydurmak çok zor oluyor. Bakalım 200 sayfalık gerekçeli karar buna kılıf olmaya yetecek mi? 200 sayfalık gerekçeli karar buna kılıf olmaya yetecek mi? İstanbul’un dünyalığı için ahiretleri dâhil her şeyi yakmaya razı oluyorlar. İnsanın içi acıyor.

 

YSK BU SORULARA CEVAP VERMELİ

Biz Yüksek Seçim Kurulu’nun gerekçeli kararında şu hususların mutlaka açıklıkla yer almasını bekliyoruz:

Adalet ve Kalkınma Partisi, Yüksek Seçim Kurulu’na verdiği iptal dilekçesinde pek çok şeyi iddia etti ama oy çalındığını hiç söylemedi. YSK da açıklamış olduğu kısa kararında çalma çırpmadan hiç söz etmedi. Ancak Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Genel Başkanı ve onun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı ağzından oyların çalındığını düşürmüyorlar, devamlı “oylar çalındı” diyorlar. Bu oylar çalındıysa açıklasınlar bu oyları kim çaldı? Bu oyların çalınmasına AK Parti’nin gözlemcileri, sandıktaki görevlileri neden göz yumdu, nasıl göz yumdu? 280 bin gözlemci diyorlardı sandıkların başında. YSK’da, bunu bir iptal gerekçesi olarak gerekçeli kararında yer verecekse bu soruların cevaplarını da açıkça belirtmelidir.

 

SARAYIN BAHSETTİĞİ KAMERA GÖRÜNTÜLERİNİ DE BEKLİYORUZ

Ayrıca, gerekçeli kararın ekinde, Sarayın kibirli adamının baştan beri söylediği kamera görüntülerinin de yer almasını bekliyoruz. Ama yok bu iddianın kanıtlarını ve görüntülerini gerekçeli kararda göremezsek o zamanda bu iftiracılar çıkmalıdırlar ve milletten özür dilemelidirler.

 

SEÇİM SONUCUNA NASIL ETKİ ETTİĞİ AÇIKLANMALI

Erdoğan sürekli bazı sandıklarda oy sayım ve döküm cetvellerinin mühürsüz, imzasız veya eksik olduğunu iddia ediyor. Bu husus da YSK’nın kısa kararında yer almıyor. Aslında Adalet ve Kalkınma Partisi’nin daha önceki itirazları üzerine, imzasız veya boş sayım döküm cetveli olan toplam 57 sandıkta oylar yeniden sayılmıştı. Sonuç? Sonuç değişmedi. YSK eğer gerekçeli kararında bunu biraz önce söylediğim gibi bir iptal gerekçesi olarak görecekse, o zaman ıslak imzalı sandık sonuç tutanaklarının neye yaradığını da mutlaka açıklamalıdır. Adalet ve Kalkınma Partisi ıslak imzalı tutanaklara sandık başında itiraz etmemiştir. Yine ıslak imzalı tutanaklar ilçe seçim kurullarında birleştirilirken Adalet ve Kalkınma Partisi, “oy sayım cetvelleri yok” diye bir itirazda veya şikâyette de bulunmamıştır. Eğer bu bir iptal gerekçesi olacaksa, oy sayım cetvellerindeki eksikliklerin seçim sonucuna nasıl etki ettiğini YSK mutlaka açıklamalıdır. Sandığa sandık başında sahip çıkılır. YSK’nın tüm geçmiş kararları da bu yöndedir.

 

ÇALINAN MİNAREYE 200 SAYFALIK KILIF ANCAK YETMİŞ

Yüksek Seçim Kurulu kısa kararında seçimin iptal gerekçesi olarak bir tek, “bazı sandık kurullarının oluşumunda memur başkan ve üyelerinin yokluğunu” usulsüzlük olarak göstermiştir. Ancak aynı YSK, kanunun açık hükümlerine rağmen sandık kurullarında oluşan benzer usulsüzlükleri geçmişte oyları iptal etmek için yeterli bir gerekçe olarak görmemişti. Bunun gerekçesi de seçmen iradesinin her şeyden üstün olduğudur. Yani sandık kurullarının yanlış oluşması seçmen iradesini etkilemiyorsa o zaman sonuçları kabul etmiştir. YSK, geçmişteki kararlarını ve uygulamalarını niye çöpe attığını bu gerekçeli kararda herhalde açıklayacaktır. Belli ki çalınan minareye 200 sayfalık kılıf ancak yetmiştir. Aslında bu kararın siyasi olduğu, gerekçeli karar yayınlandıktan sonra tüm milletimiz tarafından bir defa daha görülecektir. YSK bunları yapmazsa alınan kararın hukuki değil, siyasi olduğu bir kere daha anlaşılacaktır.

 

EĞİTİM SİSTEMİ DEĞİŞİKLİKLERİYLE KUŞAKLAR HEBA OLUYOR

Atatürk, tüm ümidinin gençlikte olduğunu söylemiştir. Ancak saray yönetimi geçmişi yalan ve iftiralarla tahrif edip, bugünümüzü ve geleceğimizi çalmaya çalışmaktadır. Ülkede ne yapıldıysa sanki her şey son 17 yılda yapılmış gibi göstermektedir. Eğitim sistemini 17 yılda yapboz tahtasına çeviren, sınav sorularıyla beraber çocuklarımızın geleceğini de çaldıran bu iktidar, şimdi eğitim sisteminde yeni bir değişikliğe hazırlanıyormuş. Bu konuda Genel Başkan Yardımcımız biraz önce ayrıntılı açıklamalarda bulunmuştu. Milli bir mesele olan eğitim sisteminde yapılacak değişikliklerin bu sistemin tüm paydaşlarıyla, yani ailelerle, çocuklarla, öğretmenlerle, akademik çevrelerle, hasılı tüm milletimizle paylaşılarak yapılması lazımdır. Bunlar bu çevrelerde enine boyuna tartışılmadan yapıldığı zaman kuşaklar heba edilmektedir. Buna artık tahammülümüz yoktur. Eğitim sisteminde yapılan yanlışlar bizi sürekli yoksullaştırmaktadır. Bizi dünyada geriye düşürmektedir.

 

ELEŞTİREL DÜŞÜNCEDE EN SONLARDAYIZ

Dünyayla yarışabilmek için gençlerimizin okulda eleştirel ve analitik düşünceyle tanışmaları gerekmektedir. Küresel Rekabet Endeksinde 140 ülke arasında eleştirel düşünmede 133. sıradayız. Mesleki Eğitim Kalitesinde 132. Sıradayız. Dijital becerilerde 118. Sıradayız. Böyle bir eğitim sistemiyle dünyayla nasıl yarışacağız, nasıl rekabet edeceğiz. Gençlerimizin o televizyonlarda gördükleri yüksek yaşam standartlarına kavuşmalarını, onları geçmelerini nasıl sağlayacağız, nasıl geleceğe umutla bakmalarını temin edeceğiz? Bakın genç nüfusumuzdan kaynaklanan fırsat penceresini 2035 yılında kaybediyoruz. Ancak hala biz gençlerimize iş bulamıyoruz.

 

GENÇLERİNE UMUT VERMEYEN ÜLKE GELECEĞE GÜVENLE BAKAMAZ

Genç işsizliği yüzde 26’nın üzerinde. Üniversiteli işsizlerimizin sayısı 1 milyon 122 binle tüm zamanların rekorlarını kırıyor. 15-24 yaş arasında ne çalışan, ne okuyan, ne de stajda olan gençlerimizin oranı yüzde 25. Yani gençlerimizin 4’te 1’i hiçbir şey yapmıyor. Umudunu yitiren gençlerimiz artık yurtdışını çare görüp yurtdışına göç ediyorlar ya da umutlarını tamamen kaybedip uyuşturucu ve suç bataklığına saplanıyorlar. Gençlerine umut veremeyen bir ülke, geleceğine de güvenle bakamaz.

 

MİLLET YETKİYİ VERDİ, FAİZ VE DÖVİZ ALDI BAŞINI GİTTİ

2014’ten bu yana Türkiye ortalama 7,5 ayda bir sandık başına gitti. Böyle bir ülke geleceğe odaklanmasını nasıl bekleyebiliriz ki? Rekabet gücünü artıracak hiçbir reform yapamadık, ekonomimizi güçlü hale getiremedik. Erdoğan “Verin kardeşinize yetkiyi faizle, dolarla onla bunla nasıl uğraşılır görürsünüz” diyordu. Yetkiyi millet ona verdi faizde, dövizde aldı başını gitti.

 

SANDIK DARBESİNİN FATURASI

Şimdi en son 1 Nisan’da seçim sonuçlarını beğenmeyip tekrarlattı. Erdoğan, bu kararıyla sadece Ekrem İmamoğlu’nu ve İstanbulluları değil, 82 milyon vatandaşımızı mağdur etti.

1 Nisan’da seçimler bitti. 1 Nisan’da faizler 2 yıllık gösterge kağıdın faizi yüzde 21’di. Bugün yüzde 26‘yı aştı. Hazine 2004 yılından bugüne kadar ilk defa yüzde 26’nın üstünde bir faizle borçlandı. 1 Nisan’da dolar kuru 5 lira 49 kuruştu. Bugün 6 lira 6 kuruş civarında geziniyor. Türk Lirası 1 Nisan’dan bu yana benzer ülkelerle karşılaştırdığınızda en fazla değer yitiren para birimi oldu. Türkiye, yine dünyada hayat pahalılığının en yüksek olduğu 8 ülkeden birisi. Paramızın satın alma gücü gün görmüş kar gibi sürekli eriyor.

 

İŞSİZLİK VE ENFLASYON DAHA DA AZACAK

Reel sektörün 197 milyar dolar net döviz borcu var. 1 Nisan’dan bu yana döviz kurundaki hareket nedeniyle, yani Türk lirasının değer kaybı nedeniyle şirketlerimiz 113 milyar TL zarar etti. Bunları hep tekrarlayacağım. Bu dönemde şirketlerin borsa değerindeki düşüş ise 59 milyar TL. İstanbul seçimlerinin şirketlere toplam maliyeti 172 milyar TL oldu. Bu, önümüzdeki günlerde işsizliğin ve enflasyonun daha da azacağını, milletin daha da fakirleşeceğini, daha da ezileceğini açıkça ortaya koyuyor.

 

SORUMLULUKTAN KAÇMAYA ÇALIŞIYORLAR

Vatandaşın mutfağında tencere boş. Millet seçim değil, geçim derdinde. Ama ekonomiden sorumlu benim diyen Erdoğan bunları görmek istemiyor. İktidar yurtdışındakileri suçlayarak, komplo teorilerinin arkasına saklanarak sorumluluktan kaçmaya çalışıyor. Ekonomide yaşadığımız sorunların bir tek sorumlusu var: Dışarıdaki konjonktür değişimini doğru okuyamayan Erdoğan ve arkadaşları. 2009’da kriz teğet geçti diyebilmek için tedbir alacağına şirketlerin hesapsız kitapsız borçlanmalarının önünü açtılar. Böylece ekonomiyi canlandıracaklarını düşündüler.

 

MÜZİK DEĞİŞİRKEN DANSI DEĞİŞTİRMEDİLER

Bugün geldiğimiz noktanın en önemli sorumlusu bu karar. Ne zaman bu karar bu çıkmış? 16 Haziran 2009 tarihli resmi gazetede yayınlanmış. Peki bu kararın altında Başbakan olarak kimin imzası var? Recep Tayyip Erdoğan. Burada. Bu kararname şirketlerin dış borca batmasının önünü açtı. O zaman uyardık, söyledik, yapmayın dedik. “Bakın bu kadar borcu arttırırsanız dışarıdan emir almaya başlarsınız” dedik. Bize ne cevap verdiler o zaman? Dediler ki, “bunlar şirketlerin borcu, şirketler işini bilir. Biz buna karışamayız.” Halbuki daha önce bir düzenleyici, denetleyici tedbir var bunu kaldırdınız. Ardından 2013 Mayıs ayında ABD Merkez Bankası ucuz ve bol para dönemi bitti dedi. Tüm dünyayı uyardı. Artık müzik değişiyor dedi. Müzik değişirken, bizimkiler, Erdoğan ve arkadaşları bildiği dansı değiştirmediler. Yine uyardık. Yine dinlemediler. Sıcak parayla ve borçlarla ekonomiyi şişirmeye devam ettiler, hatalarının üstünü örtmeye çalıştılar. Şimdi kalkmışlar yurtdışını suçluyorlar. Esas suçlu bu kararnameyi çıkaranlar, esas suçlu sıcak parayla hatalarının üstünü örtmeye çalışanlar.

 

ARJANTİN PESOSUNDAN SONRA EN ÇOK DEĞER YİTİREN TÜRK LİRASI

Aslında dışarıdakiler ne istese yapıyorlar. Rahibi teslim ettiler, tank-palet fabrikasını sattılar, Londra’daki tefecilere milyarlarca dolar faiz ödediler. Yetmedi, tek adamlık sevdasıyla ülkeyi 2014’ten bu yana sürekli sandık başına götürdüler. Ne devlette ne de millette iş yapacak takat bıraktılar. Bürokrasi ilkin durdu. Ardından da sistem değişikliği denerek liyakatli kadrolar tasfiye edildi. Ekonomi sosyete damadın eline bırakıldı. Aslında rakamlar ekonominin sadece 1 Nisan’dan bu yana değil, 2014’ten bu yana yokuş aşağı gittiğini gösteriyor. 8 Ağustos’ta dolar kuru 2 lira 14 kuruşmuş 8 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimi yapıldığında. Bugün 6 lira 6 kuruş civarında. 2014 Ağustos ayından bu yana TL’deki değer kaybı yüzde 65. Arjantin’den sonra kendi ligimizde en fazla değer yitiren yerli para Türk Lirası. Yine 8 Ağustos 2014’de gösterge tahvilin faizi dikkatinizi çekerim yüzde 9,5’tu. Şimdi yüzde 26’ya çıktı. Türkiye’nin “son 300 yılın en güçlü seviyesinde olduğunu” söylüyorlar dün çıkmışlar. Kendilerinden önce zaten hiçbir yok. Şu anda Türkiye son 300 yılın en güçlü seviyesindeymiş. Ondan sonra da kalkıp, “2014’ten bu yana bize saldırıyor yabancılar” diyorlar. 2014’ten bu yana saldırıyorlar siz ne yapıyorsunuz? Milletin hakkını hukukunu koruyamıyorsanız oralarda neden oturuyorsunuz? Güç dediğiniz bunun neresinde?

 

TEK SORUMLU ERDOĞAN’DIR

Türkiye çok önemli bir zamanı ve imkânı yanlış tercihlerle heba etti. Bunun tek bir sorumlusu vardır o da Recep Tayyip Erdoğan’dır. Zaten bunu kendisi de söylemektedir. Ne de olsa ekonominin başında olan o. Milletten yetkiyi isteyen de o. Siyasette bir kural vardır. Milletten yetki kim isteyip aldıysa sorumluluk da ondadır. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınızı alayım.

 

Soru- Efendim dün Samsun’da resmi törenlere katıldınız. O törenlerin sonunda liderlerin verdiği bir birlik pozu vardı. Bugün de çok konuşuldu. Memnuniyet de duyuldu böyle bir fotoğraf verilmesi, iktidarın, muhalefetin yan yana gelmesi. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Böyle bir fotoğrafın, yani liderlerin 19 Mayıs’ın 100. yıldönümünde Bandırma Vapuru’nun önünde bir araya gelerek poz vermelerinin toplumda olağandışı olarak kabul edilmesi, aslında garip olan bu. Ama maalesef Türkiye tek adam parti devleti rejimine geçtiğinden beri ortak aklı çalıştırmayı, milletin meselelerini çözmek için liderleri bir masanın etrafında toplamayı, birlikte hareket etmeyi unuttuğu için böyle bir fotoğraf ülkede ses getiriyor.

Anlaşılan bu tek adam parti devleti rejiminde bu tür bir araya gelmeleri seyretmek için, fotoğraflarda görmek için hep 100 yıl beklemek zorunda kalacağız. Ben şunu açıkça ifade edeyim, ülkenin çok ciddi sorunları vardır, çok ciddi sıkıntıları vardır, ortak akıl olmadan, istişare olmadan bu ülke yönetilebilir halden çıkmıştır. “Her şeyin başı benim” diyen, “Meclisi de ben idare ederim, yargıyı da ben idare ederim, YSK’yı da ben idare ederim, basını da ben kontrol ederim” diyen bir tek adam parti devleti zihniyetiyle bu ülkeyi götürebilmek zordur. Mümkün de değildir. Umarız önümüzdeki dönemde ortak çözümleri geliştirme amacıyla bir masa başında da bu tür toplantılar yapılır. Gerçekten ülkenin ne hale geldiğini, böyle bir fotoğrafı bu kadar yadırgamak, bu kadar mesele haline getirmek ülkenin ne hale getirildiğini çok net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Soru- Efendim oy vermeyen 1 milyon 700 bin seçmen var. AK Parti o seçmenlere ulaşacağını söylemişti. Sizde o zaman YSK bize de versin listeyi demiştiniz. YSK’dan böyle bir talepte resmi olarak bulundunuz mu? Nasıl bir cevap geldi?

Faik ÖZTRAK- Hatırlarsanız bir uluslararası basın ajansında, AK Partili bir yetkilinin bu seçmenlere tek tek ulaşacağız dediğine dair bir haber çıkmıştı. Bende o zaman demiştim ki, eğer bu listeler AK Partinin elinde var ise ki, var gibi görünüyor bu beyanattan. O zaman bu listeleri bizde istiyoruz dedik ama YSK’dan herhangi bir ses gelmedi.

 

Soru- Resmi bir talep var mı? Yoksa basın yoluyla mı?

Faik ÖZTRAK- Basın yoluyla bu talebi yaptım. Verdik ya da vermedik desinler. AK Parti yetkilileri de bizim elimizde böyle bir liste vardır ya da yoktur desinler. Ondan sonra resmi talebimizi yapalım.

 

Soru- Cumhurbaşkanının Sayın Kılıçdaroğlu’nun YSK üyelerine yönelik kullanmış olduğu ifadeler karşısında YSK üyeleri dava açmalıdır dedi. Dolayısıyla işte o dava tazminat sonrasında da dokunulmazlık dedi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- AK Parti Genel Başkanı kendini her şeyin patronu görüyor ve bu çerçevede öyle anlaşılıyor ki YSK’ya 200 sayfalık gerekçeli kararı göndermiş, bunun imzalanmasını bekliyor. Aynı zamanda bu imzalanırken de bir de talimat veriyor. “CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu size hakaret etti, buna dava açın” talimatı veriyor. Bu ülkenin aslında ne hale geldiğini gösteren bir başka tablodur. Sizi eleştirdi, size şunu dedi, bunu dedi gidin dava açın demek bu ülkenin Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmuş AK Parti Genel Başkanına mı düşüyor?

Peki arkadaşlar teşekkür ediyorum.

SARAYIN KİBRİ ARŞ-I ALAYA ÇIKTI

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak ile CHP Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Kaya, CHP Genel Merkezi’nde ortak basın toplantısı düzenledi.

 

Toplantıda konuşan CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak şunları söyledi:

 

USULSÜZLÜK, YOLSUZLUK, KANUNSUZLUK PAÇALARINDAN AKIYOR

6 Mayıs’ta milletin iradesinin sandıkta gasp edilmesinin üzerinden 11 gün geçti, hala ortada gerekçeli karar yok. Aslında bu şunu gösteriyor, çalınan minare o kadar büyük ki kılıf uydurmakta, ona kılıf dikmekte çok zorlanıyorlar. Ama minareyi çalarken yapılan usulsüzlükler, yolsuzluklar, kanunsuzluklarda artık paçalardan akmaya başladı.

 

BAKANLIKLARIN ELİNDEKİ KİŞİSEL VERİLERİ KİM VERDİ

6 Mayıs’ta Yüksek Seçim Kurulunun sandık darbesi gerçekleştirilmeden hemen önce yaptığım basın toplantısında devlet gücü kullanılarak kısıtlı seçmen listelerinin AK Partiye nasıl olup da verildiğini sormuştum. 6698 sayılı yasa açık. Diyor ki, devlet kendisine emanet edilen özel nitelikli kişisel verileri vatandaşların rızası olmadan başka hiç kimseye veremez. Ancak anlaşılan AK Parti’yle devlet kurumları arasında artık hiçbir sınır kalmamıştır. AK Parti, Yüksek Seçim Kurulu’na yaptığı itirazda yer alan hem kısıtlı, hem de cezaevi seçmen kütükleriyle ilgili verilere nasıl ulaşmıştır? Bir daha soruyorum, bu verilere nasıl ulaşılmıştır? Neden soruyorum? Çünkü bu veriler bir kısmı Adalet Bakanlığında, bir kısmı da Sağlık Bakanlığına emanet edilmiş olan verilerdir. Ve vatandaşların rızası olmadan bu verileri almak mümkün değildir. Vatandaşların rızası olmadan bu verileri AK Partiye kim vermiştir? Bu soruyu mutlaka Adalet Bakanı da, Sağlık Bakanı da derhal cevaplamak zorundadır.

 

CHP ARAŞTIRMA ÖNERGESİ VERDİ

TBMM tarafından seçilmiş Kişisel Verilerin Korunması Kurulu üyemiz, bir hafta önce kısıtlı yurttaşlarımıza ve cezaevindeki seçmen bilgilerine AK Parti’nin nasıl ulaştığına dair şikayeti vermişti. Ama üzerinden bu kadar süre geçmesine rağmen bu konu bir türlü Kurul’un gündemine alınmadı. Oysa İstanbul’un seçilmiş Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, belediye verilerini korumak amacıyla, durumu tespit etmek amacıyla kopyalamak istediğinde bu kurul apar topar bu konuyu gündemine almıştı. Kişisel Verileri Koruma Kurul Başkanlığı temsilcimizin bir hafta önce verdiği dilekçeyi işleme koymayınca bugün bir yandan partimiz Kurul’a Adalet ve Sağlık Bakanlıkları hakkında bir şikayet dilekçesini verdi, şikayet başvurusunda bulunduk. Yine bugün Grup Başkanvekillerimiz vatandaşlarımıza ait kişisel verilerin AK Parti’nin eline nasıl geçtiğinin araştırılması için TBMM’ye bir araştırma önergesi verdiler.

 

SANDIĞA GİTMEYEN SEÇMENİ NEREDEN BİLİYORLAR

Bir başka önemli konu var, bu da gazetelere yansıyan bir bilgi. Haber portallarında da gördük. AK Parti’nin bir yetkilisi demiş ki, “Sandığa gitmeyen seçmeni birebir iknaya çalışacağız.” Sandığa gitmeyen seçmeni nereden biliyorlar? Yüksek Seçim Kurulu bu bilgiyi kimseyle paylaşmıyor benim bildiğim kadarıyla. Biz istiyoruz alamıyoruz. Bu bilgiler Yüksek Seçim Kurulu’nun il ve ilçe kurullarının koruması altındadır. Dolayısıyla, bu veriler ancak buralardan elde edilebilir. Eğer AK Parti temsilcisi, “birebir oy vermeye sandığa gitmeyenler üzerinde çalışacağız” diyorsa, bu aynı zamanda şu demektir: AK Parti’nin elinde bu bilgiler vardır.  O zaman bu bilgileri Yüksek Seçim Kurulu’ndan biz de istiyoruz.

 

SARAYIN KİBRİ ARŞ-I ALAYA ÇIKTI

Bu arada ekonomideki yangın her geçen gün büyüyor. Tabi milletin aşı, işi küçüldükçe milletin sesi de yükselmeye başlıyor. Ama milletin sesi yükseldikçe, şikayet sesleri yükseldikçe bu yangının sorumlusu olan saray, bu işten çok rahatsız oluyor. Sarayın kibirli kişisi, millet şikayet ettikçe öfkeleniyor. Milleti hakir görüyor, kibrinin ayyuka çıktığı, arş-ı alaya çıktığı, yükseldiği buradan açıkça gözüküyor. Dün gazetelere yansıyan ve şuana kadar da yalanlanmayan bir haber var. Bu sözler sarayın milletten nasıl koptuğunu bir kere daha gözler önüne seriyor. AK Parti Genel Başkanı Erdoğan kendisine oy vermeyen yurttaşlar için “karnını doyuruyorsunuz, her türlü ihtiyacını karşılıyorsunuz yine de oy vermiyor” demişler.

 

MİLLETİN VERGİLERİYLE KEYİF SÜRÜYORLAR

Sayın Erdoğan’ın bu sözü millete söyleme hakkı yok. Ama milletin ona şunu söyleme hakkı var: “Karnını doyuruyoruz, her türlü ihtiyacını karşılıyoruz ama sen bizim sesimize kulak vermiyorsun.” Millet bunu söylemeli, bunu söyleyebilir. Neden? Çünkü bu ülkeyi yönetsin diye AK Parti Genel Başkanının maaşını bu millet ödüyor, vergilerinden ödüyor. Yine milletin ödediği vergilerden bu sarayın masrafları, uçanı, kaçanı, duranı bunların hepsinin masrafı, efulilerin, şerbetlerin, bütün bunların masrafları milletin vergilerinden çıkıyor. Siz orada oturuyorsanız, bu keyfi sürüyorsanız milletin vergileriyle sürüyorsunuz.

 

PARASINI CEBİNİZDEN DEĞİL MİLLETİN VERGİLERİNDEN ÖDÜYORSUNUZ

Dolayısıyla sizin millete dönüp de “karnını doyuruyorsunuz, her türlü ihtiyacını karşılıyorsunuz” deme hakkınız yok. Milletin ne sıkıntısı varsa kulak vereceksiniz, çözmeye çalışacaksınız. Bunları isteyen, bunları talep eden milleti hakir görme hakkınız yok. Bugün milletin karnını doyuruyorsanız, bugün milletin istediklerini, zor durumda olan vatandaşlarımızın istediklerini karşılıyorsanız bu Anayasa’da yazıyor, sosyal devlet olmanın bir gereği. Bunun kanunu var. Bunun parasını siz cebinizden ödemiyorsunuz, milletin verdiği vergilerden ödüyorsunuz.

 

YİNE SEÇİM SÜRECİ YAŞAYACAĞIZ

Ekonomik krizde zaten vatandaşlar perişan olmuştu, iş adamları da perişan olmuştu. 31 Mart’tan sonra seçim bitecek, şu son 5 yıldır her 7,5 ayda bir ya referandum ya seçim milletin de iş adamlarının da canına tak etmişti. “Rahat bir nefes alacağız, bu kalan 4,5 yılda da ekonomiyle ilgili her türlü tedbir alınacak, biz de işimize, gücümüze bakacağız” diye düşünüyorlar. Ama böyle olmadı. 1 Nisan’dan sonra bir kumpasın düğmesine basıldı, 6 Mayıs’ta da kumpas İstanbul seçimlerinin tekrarlanması kararıyla sonuçlandı. Şimdi 23 Haziran’a kadar bir seçim sürecini yaşayacağız. Yine seçim harcamaları olacak, yine iktidar ekonomiyle ilgili tedbir alma konusunda ayak sürüyecek.

 

İŞ DÜNYASININ ZARARI 170 MİLYAR TL

Bu böyle olunca 1 Nisan’dan bugüne kadar reel sektörün bu karar nedeniyle üstlendiği kur farkı 113 milyar Türk Lirası. 1 Nisan’dan bugüne kadar borsada şirketlerin kaybettiği değerin toplamı 55 milyar Türk Lirası. İkisini toplayın neredeyse 170 milyar Türk lirası zarar var. Bu zararı kim ediyor? İş adamı ediyor. İş adamını kim temsil ediyor? TÜSİAD temsil ediyor. Onun da Yüksek İstişare Kurulu Başkanı bağırıyor, “Tedbir alın yandık” diyor. Siz demediniz mi “Ekonominin tek sorumlusu benim, ekonominin sorumlusu benim. Verin şu kardeşinize oyları, faizi, dövizi nasıl halledeceğim göreceksiniz” diye. Ne hale geldi işler. Hazine’nin en son yaptığı ihalenin faizi yüzde 26. 2004 yılındaki faiz bu. Nereden nereye diyorsunuz ya evet nereden nereye… Gidiyoruz.

 

İŞ DÜNYASI HER HALDE DERDİNİ MARKO PAŞA’YA ANLATMAYACAK

Şikayette bulunan vatandaşları tehdit etmeye kimsenin hakkı yoktur. Hele hele Cumhurbaşkanı koltuğuna oturan AK Parti Genel Başkanı’nın tehdit etme hakkı, nasıl hesap sorarım falan buna hiç hakkı yoktur. Bu işadamları dertlerini kime anlatacak? Herhalde Marko Paşa’ya anlatmayacak. Sorumlu benim diye oraya oturmuşsunuz. Bir şeyler bağırıyorlarsa niye bağırıyorlar, ne sıkıntıları var diye dinleyeceksiniz, bu sıkıntıları çözmeye çalışacaksınız.

 

ARTIK KORKU DUVARLARI YIKILDI

Hem sorumluluğu talep edeceksiniz, sorumluluk makamına geçeceksiniz oturacaksınız sorumluluğunuzun gereğini yapmayacaksınız ama milleti tehdit edip sorumluluktan kaçacaksınız. Burada bir daha söylüyorum, artı korku duvarları yıkılmıştır. Ülkede herkes konuşacaktır, herkes derdini söyleyecektir, bu dertlere derman olmanın, çözmenin yükümlülüğü de yönetime aittir. Eğer yönetim bunun üstesinden gelemiyorsa o zaman durup durumunu bir değerlendirecektir.

Ben sözlerimi burada tamamlıyorum. Şimdi Genel Başkan Yardımcısı Sayın Yıldırım Kaya sizlere CHP’nin 19 Mayıs programıyla ilgili bazı açıklamalarda bulunacak. Ondan sonra sorularınızı alırız.

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Kaya ise ortak basın toplantısında CHP’nin 19 Mayıs Programıyla ilgili şu açıklamalarda bulundu:

Çok teşekkür ederim. Aslında bu karamsar tablo 100 yıl öncede vardı ve o zamanda tek adam yönetimi vardı, sadece saraydaki saltanatı düşünen bir anlayış vardı. Ama buna dur diyecek, halkın derdine derman olabilecek bir kahraman çıktı ve 100 yıl önce bir milli mücadele başlangıcıyla İstanbul’dan Samsun’da hareket etti.

 

100 YIL ÖNCE, 100 YIL SONRA

Dün biz Mustafa Kemal’i Beşiktaş İskelesi’nden Samsun’a uğurladık. 19 Mayıs 1919’un hareket eden kaptanını ve kurmayını ve de bugünü yaratan önderimizi 19 Mayıs 2019’da, 100 yıl sonra Samsun’da Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu Başkanlığında MYK üyelerimiz, bölge milletvekillerimiz, bölge il başkanlarımız ve Türkiye genelinde her ili temsil eden gençlik kolları başkanlarımızla birlikte Samsun’da karşılayacağız. 100 yıl önceki bu ülkenin yoksulluğa ve teslimiyete terk edilmiş halini 100 yıl sonra aynı anlayışı devam ettiren iki güç var. Birincisi bunlar benim umurumda değil, saray benim saltanatım demişti. Biri de çıktı, “Hayır. Yedi düvele karşı bu mücadeleyi yürüteceğiz” dedi ve Cumhuriyeti kurdu. Hak, hukuk ve adalet gaspının önüne geçerek bugünlere bizi getirdi. Şimdi bize düşen görev 100 yıldır yaşadığımız gerçeği bir sonraki 100 yıla taşıyabilecek adımları atmaktır.

 

CHP’NİN 19 MAYIS PROGRAMI

Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu İstanbul’dan 19 Mayıs 2019 sabahı Samsun’a hareket edecek bir uçakla. Saat 14.00’te 100. yılında 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı törenleri olacak, devlet törenleri. Devlet törenine milletvekillerimiz, MYK üyelerimizle birlikte Genel Başkanımız katılacak.

Saat 16.00’da CHP MYK bir toplantı gerçekleştirecek Atakum ilçemizde.

Saat 17.00’de CHP MYK 100. yıl bildirgesini açıklayacak. O açıklamayı da MYK’dan sonra Parti Sözcümüz, Genel Başkan Yardımcımız Faik Öztrak kamuoyuyla paylaşacak.

Daha sonra Atakum Belediye Başkanına ve İlkadım Belediye Başkanına hem CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, hem de İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Meral Akşener ziyarette bulunacaklar.

Saat 19.00’da Türkiye’nin dörtbir yanından gelen, illerden gelen gençlik temsilcileriyle Genel Başkanımız saat 19.30’a kadar bir sohbet, 100. yılda bize düşen görevler nedir ve gençliğin beklentileri nelerdir bu sohbeti gerçekleştirecek.

19.50’de ise yeryüzü iftar sofrası yaklaşık 10 bin kişinin katılacağı yeryüzü iftar sofrasında bulunacak hem Genel Başkanımız, hem MYK üyelerimiz. Bu Atakum Emek parkında yapılacak, kent meydanında yeryüzü sofrasında olunacak.

Saat 21.00’de ise bir geleneksel Ramazan şenliği vardır biliyorsunuz, Kıraç ve sanatçı Niyazi Koyuncu’nun katılacağı bir Ramazan şöleniyle programımız sona erecek.

Daha sonra da Samsun’dan Ankara’ya Genel Başkanımız, milletvekillerimiz ve MYK üyelerimiz hareket edecek.

Yani 100. yılda hem İstanbul’da olduk, hem Samsun’da olacağız, daha sonra da 21 Mayıs’ta İzmir’de gazeteci Hasan Tahsin’in ilk kurşun attığı anıtta İzmir’de gençlerimizle birlikte olacağız. Daha sonra 100. yılın bize öğrettikleri konulu bir panel gerçekleştirilecek.

24 Mayıs’ta ise saat 17.00’de Anıtkabir’de Türkiye’nin dört bir yanından gelen 1919 kadın ve erkeklerden oluşan gençlerle bir Anıtkabir ziyaretimiz olacak. O ziyaretten önce CHP Genel Merkezi büyük salonunda konu yine bir panelle anlatılacak. Bir 100 yılın çınarı CHP Genel Merkezi bahçesine dikilerek bir haftalık 100 yıllık programı bilince taşıyan bir şekilde gerçekleştireceğiz.

Teşekkürler.

Faik Öztrak – Evet arkadaşlar. Şimdi sorularınız varsa alabiliriz. Tek tek lütfen.

 

Soru- Efendim benim birkaç sorum olacak. Özellikle İçişleri Bakanı’nın yapmış olduğu açıklamalar üzerine. FETÖ’den yargılanan bir suçluyla alakalı ifadeler ortaya çıktı Sayın Çerçioğlu ve Ekrem İmamoğlu’yla ilgili. Bunun üzerine Sayın Kılıçdaroğlu ve Ekrem İmamoğlu arkasında bakanların olduğunu söyledi. Hatta Sayın İmamoğlu bu işin içinde birkaç bakan var dedi. CHP özellikle bu bakanlar kim sorusuna yanıt ararken İçişleri Bakanı bunu açıklamayan alçaktır, namerttir ve şerefsizdir dedi. İlk önce bununla ilgili değerlendirmeniz?

Faik ÖZTRAK- Atama İçişleri Bakanı yine “yavuz hırsız ev sahibini bastırır” taktikleriyle topa girmiş. O gün ben de burada açıkladım biliyorsunuz. Çeşitli iddialarla sanık olan bir vatandaş demiş ki, “benim Özlem Çerçioğlu’yla, Ekrem İmamoğlu’nu suçlamam için bir Aydınlı gazeteci Aydın cezaevine girdi, beni onunla görüştürdüler ve bana dedi ki bunları suçlarsan seni bırakırız.” Hatta bununla da kalmadı, “benim aile yakınlarıma bazı bakanlar ulaştı, bu bakanlar bana da haber gönderdi, ben bu iki belediye başkanını suçlarsam beni serbest bırakacaklarını söylediler” demiş.

Bu zaten skandal. Bu bir skandal. Ondan sonra da dedik ki, bu bakanlar kim çıksınlar kendilerini açıklasınlar. Daha tık yok ortada. Ama görüyorum ki, alınanlar var. Yarası olan gocunur. Ben buradan açıkça söylüyorum, kimse bu bakanlar açıklasınlar bu bir. İki, kim bu gazetecinin o hapishaneye girmesi için izin verdiyse, bu izinden kimlerin haberi varsa bunların hepsinin kamuoyuna açıklanması lazım.

Arkadaşlar biraz önce kişisel verilerle ilgili yapılanları söyledim. Yine oy kullanmayanlarla ilgili açıklamaları söyledim. Şimdi bakın başka bir olay, bakanlar neyin içindeler. Bir kumpas. Bizim seçilmiş belediye başkanlarımıza bir kumpasın peşindeler. Hangi devlette yaşıyoruz, nedir bu devletle siyasi partinin iç içe geçmişliği? Tekrar söylüyorum: Yavuz hırsız ev sahibini bastırır taktikleri sökmez, yarası olan gocunur. Çıksın hangi bakanlarsa bunlar, biziz diye açıklamayı yapsınlar.

 

Soru- Siz bir açıklama yapacak mısınız efendim soruyor çünkü hani kim bu bakanlar sizin elinizde bir bilgi var mı?

Faik ÖZTRAK- Biz diyoruz ki, kendileri kendilerini çıksınlar açıklasınlar. Şimdilik bunu söylüyoruz.

 

Soru- Efendim ikinci sorum da, 8 yıl sonra Öcalan avukatlarıyla görüşüyor. Dolayısıyla bu tartışma devam ederken İçişleri Bakanının yapmış olduğu açıklama var. “Seçim öncesinde de konuşuldu” diyor. Bu yapılmalı mı, yapılmamalı mı, bize getirisi, götürüsü olur mu ama devlet dedi ki şimdi bu görüşmenin gerçekleşmesi uygundur. Avukatlarıyla görüşmesiyle alakalı böyle bir değerlendirmesi var İçişleri Bakanının.

Faik ÖZTRAK- Galiba orada bir seçim lafı geçiyor. Seçimden önce görüşmesi uygundur. Bir şey söyleyeceğim de söylemek istemiyorum. Ama bakın burada söylenen laflar son derece tehlikeli laflar. Yani cezaevinde bir mahkumun avukatlarıyla görüşmesi hukuken olamıyor ama devlet “seçim öncesinde böyle yapılırsa uygun görülür” deyip görüşmesine izin veriliyor. Demek ki avukatların mahkumla görüşmesi tamamen siyasi. Bu karar tamamen siyasi. Ben bu kararın takdirini, bu söylenenlerin takdirini milletimize bırakıyorum. Milletimizin gözü önünde çok ilginç bir oyun oynanıyor. Evet, bir beka sorunu varmış ama bu beka sorunu koltuklarının bekasıymış.

 

Soru- İstanbul seçimleriyle alakalı yenileme tartışması var, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı. Özellikle bununla alakalı çalındı üzerine kurulan bir politika var. Bununla ilgili yürütülen bir süreç var. Ama İçişleri Bakanı Büyükçekmece’yle ilgili bir açıklama yaparken Büyükçekmece Belediye Başkanının fuzuli işgal ettiğini ifade etti. “Büyükçekmece seçimlerinin YSK iptal etmedi ama haksızlık yaptı. Bir seçim iptal edilmesi gerekiyorsa Büyükçekmece seçimleri iptal edilmeliydi bu kadar net” dedi.

Faik ÖZTRAK- Şimdi Büyükşehir iptal edilmemeliydi ama Büyükçekmece iptal edilmeli miydi diyor? Açık söyleyeyim, bu atanmış İçişleri Bakanı kendini mahkeme yerine koyuyor, kendini YSK yerine koyuyor, kendini başka yerlere koyuyor. Neden olacakmış, kendi İçişleri Müfettişlerini, mülkiye müfettişlerini oraya gönderdiği için mi? Hukuken baktığımız zaman büyükşehir belediye başkanına milletin vermiş olduğu mazbatanın gasp edilmesi de, Büyükçekmece seçimlerinin iptal edilmesi de milletin vicdanına sığacak hususlar değildir. Bunların hepsi hukuka aykırıdır. Tekrar burada söylüyorum, bunların gasp ettiği mazbatayı, milletimiz 23 Haziran’da Ekrem İmamoğlu’na yeniden verecektir, hak yerini bulacaktır.

 

Soru- Süleyman Soylu’nun açıklamalarıyla ilgili son sorum efendim. Bir zarf var 4 pusula ama bu 4 pusuladan birisi iptal ediliyor o da büyükşehir belediye başkanlığı. Süleyman Soylu şöyle diyor, “Sayım, döküm ve tasnif işlemleri yapılırken büyükşehir belediye başkanlığı pusulasında usulsüzlük yapıldı dolayısıyla onu etkilediği için iptal ediliyor.” Buna değerlendirmeniz ne olur?

Faik ÖZTRAK- Buna değerlendirmem şu: Bunu yapan kurullar YSK tarafından, daha doğrusu il seçim kurulları, ilçe seçim kurulları tarafından atanmış YSK’nın bilgisinde atanmış olan kurullar. Ben de şunu söyleyeyim, “YSK değerlendirme yaparken doğru olan milletin verdiği hak olan Ekrem İmamoğlu’nun mazbatasını kasten gasp etmişler buna karşılık hakkı olmayan AK Partili Başkanların hakkı olmadan aldıkları mazbatalara göz yummuşlardır” diyebilirim. Böyle bir ifade olabilir mi? Ne demek bu? Aynı sandık, aynı zarf, aynı kurul. Yani AK Parti temsilcilerini kim atamış oraya gelmiş, niye herhangi bir zabıt tutmamışlar, niye görmemişler? Söylüyorum, bir daha tekrarlıyorum arkadaşlar, çalınan minare o kadar büyük ki ne kılıf biçmeye çalışsalar buna kumaş yetmez.

 

Soru- Efendim son bir sorum olacak o da 19 Mayıs törenleriyle ilgili. Samsun’a Sayın Kılıçdaroğlu da davet edildi, bütün liderler davet edildi. Sayın Kılıçdaroğlu katılacak, katılmayan liderler de var. Ama siz bu daveti nasıl değerlendiriyorsunuz? Siyasi görenler de var, bir hamle olarak görenler de var. Bu daveti nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Arkadaşlar, ben bu davete hiçbir olağanüstülük atfetmiyorum. Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, bu ülkenin ana muhalefet partisinin lideridir. Burada sözünü ettiğimiz bir devlet törenidir. Yine milletimizin vergileriyle yapılan bir törendir. Eğer Genel Başkanımız bu törene davet edilmemiş olsaydı, garip olan bu olurdu.

Teşekkür ediyoruz arkadaşlar.

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com