Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

12 TEMMUZ BEYANNAMESİNİ HATIRLATTI: BUGÜN SİYASETTE GELDİĞİMİZ NOKTA 1947’NİN GERİSİNDE

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Bugün Türk demokrasisi açısından son derece önemli bir olayın, tarihi bir olayın yıl dönümü. 12 Temmuz 1947’de dönemin Cumhurbaşkanı ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı Sayın İsmet İnönü, büyük bir devlet adamlığı örneği göstererek, siyasi tarihimize 12 Temmuz beyannamesi olarak geçen bildirgeyi açıklamıştı.

 

12 TEMMUZ BEYANNAMESİ: İSMET PAŞANIN TARİHİ ADIMI

Bu beyanname, Türkiye çok partili demokrasiye geçtikten sonra partili Cumhurbaşkanı olan Sayın İsmet İnönü’nün siyaset üstü konuma kendini taşımasıdır. Dönemin hükümet başkanıyla dönemin muhalefet partisi liderliği arasında artan gerilimler sonucunda, yeni sisteme geçişle yaşanan sıkıntılar ve bunun bir yıllık bir muhasebesi sonucunda, İsmet Paşa tarihi bir sorumluluk üstlenmiştir. Demokrat Parti’nin 10 Ocak 1947’de talep ettiği cumhurbaşkanının partili olmaması isteğiyle başlayan süreç çok kısa sürede Cumhuriyet Halk Partisi tarafında da karşılık bulmuş ve neticesinde büyük bir demokratik uzlaşı çok partili döneme geçişle birlikte doğmuştur.

 

DEMOKRAT PARTİ’NİN DEVAMI OLDUĞUNU İDDİA EDENLER TARİHİ SAVRULUŞTA

Bugün bu çerçevede, kendilerinin Demokrat Parti’nin devamı olduğunu iddia edenlerin yaşadıkları yeniden kendi Cumhurbaşkanını kendi partilerinin Genel Başkanı yaparak yaşadıkları tarihi savruluşu da milletimizin takdirine bırakıyorum.

 

SEÇİM KAZANAN KENDİNİ DEVLET GİBİ GÖRÜRSE REJİM DEMOKRASİ OLMAKTAN ÇIKAR

Demokrasi, seçimi kazananın her şeyi kazandığı bir rejim değildir. Seçimleri kazanan devletin sahibi de değildir. Seçimi kazanan sadece devleti belirli bir süre için yönetme yetkisini milletten alır. Seçimi kazanan kendisini devlet olarak görmeye başlar ve siyasi rakiplerini devlet gücüyle bertaraf etmeye kalkarsa o rejimin adı demokrasi olmaktan çıkar. 12 Temmuz beyannamesinde İsmet Paşanın şu sözleri siyaset üstü ve tarafsız bir cumhurbaşkanının demokratik yaşam bakımından ne kadar önemli olduğuna işaret etmesi bakımından son derece dikkat çekicidir: “Meşru ve kanuni siyasi partilere karşı tarafsız eşit muamele mecburiyeti, siyasi hayat emniyetinin temel şartıdır”. Yani “siyasi hayatın güvence içinde yürütülmesinin temel şartıdır” diyor. Neymiş? Tarafsız, eşit muamele mecburiyeti kimin? Cumhurbaşkanlarının.

 

72 YIL ÖNCEKİ KAZANIMLARI YİTİRDİK

Böylece o gün parti Genel Başkanı olan İsmet Paşa, partilere tarafsız davranma konusunda fiili bir tutum alıyor ve bu tutumu 17 Kasım 1947’deki 7. CHP Kurultayı ile hukuki bir boyuta taşıyarak sonuçlandırıyor. Kurultayda Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Parti Genel Başkanlığı yetkilerini Kurultay tarafından seçilen bir Genel Başkan Yardımcısına terk ediyor. İşte cumhurbaşkanlığı makamını siyaset üstü bir makama taşıyan bu süreci başlatan beyannamenin yayımlanmasının 72. yılındayız. Çok partili demokratik yaşantımızda 72 yıl önce elde edilen bu kazanımları maalesef 2014’ten bu yana adım adım yitirdik. Alışılmış bir cumhurbaşkanı olmayacağım denerek başlatılan süreç; 24 Haziran 2018’den sonra cumhurbaşkanının partisinin Genel Başkanı olmasıyla sonlandı.

 

MEMLEKETTE HÜKÜMETİN OLUP OLMADIĞI BİLE ŞÜPHE GÖTÜRÜR

Türkiye, bugün önemli sıkıntılarla karşı karşıya. Dış politikadan, ekonomiye, terörden, artan jeo-stratejik risklere kadar pek çok alanda ciddi tehditlerle boğuşuyoruz. İsmet Paşa’nın 12 Temmuz 1947’de sanki bugünler için söylediği gibi: “Öyle zamanlar olmuştur ki memlekette hükümetin olup olmadığı bile şüphe götürür hale gelmiştir” diyor, çok partili demokrasiye geçtikten sonra tarafsız cumhurbaşkanının olmaması nedeniyle. Biz de geçtiğimiz yılın 24 Haziran’ından beri işte anlatıyorum çok ciddi sorunları yaşıyoruz.

 

MİLLETİN KAFASINA ÇAY ATAN CUMHURBAŞKANI İÇE SİNMEDİ

Sonuç olarak 12 Temmuz Beyannamesi’nde İsmet Paşa açıkça, “Ben kendimi her iki partiye karşı eşit derecede görevli görürüm” deme noktasındadır. Son bir yıldır, AK Parti Genel Başkanı’nın cumhurbaşkanı olmasıyla birlikte, milletin gerçekten içine sinmeyen, kabul etmekte çok zorlandığı manzaralar ortaya çıkmıştır. Vatandaşlarımız tarafsız olması gereken cumhurbaşkanının partisinin belediye başkan adaylarına oy devşirmek için miting meydanlarında milletin kafasına çay paketleri atmasıyla gerçekten büyük bir üzüntüye gark olmuştur. Bunu içine sindirememiştir bu manzarayı. Oysa bugün bu sıkıntılı dönemlerde siyaset üstü, tarafsız bir cumhurbaşkanının kuracağı bir masa etrafında toplanıp, milli sorunlara milli bir tavır belirlemenin önemi her geçen gün artmaktadır.

 

24 HAZİRAN SEÇİMLERİNDEN BU YANA YAŞANANLARIN FATURASI BÜYÜK

Aslında 24 Haziran’dan buyana hep altını çizerek anlatıyorum yaşadığımız olayların. Milletimizin cebine de ağır bir faturası olmuştur. Hatırlayalım geçtiğimiz yıl bu zamanlarda dolar kuru 4 lira 85 kuruştu; bugün 5 lira 71 kuruş oldu. TL’deki değer kaybı yüzde 15. Yaklaşık bu bir liralık değer kaybının şirketlerin borçları nedeniyle şirketler kesimine faturası 20 milyar Türk Lirası civarında. Geçen yıl bu zamanlar ülke risk primini gösteren borç temerrüt risk primi 332 puandı; şimdi 394 puan. Geçen yıl bunun sonucunda yurtiçinden borçlandığımız faizle şimdi yurtdışından borçlanır hale geldik. Yurtdışı faizlerimiz bu temerrüt primleri nedeniyle son derece yüksek. Ekonomi ciddi bir yavaşlamanın içine girdi. 2018’de ekonomi yüzde 2,6 büyüdü. Bu tabi potansiyelimizin çok altında. Buna üzülürken bu yıl yapılan tahminlere baktığımızda ekonominin yüzde 2,6 daralacağı öngörülüyor. Bunu kim söylüyor? Yabancı kuruluşlar. Yabancı kuruluşların Türkiye’nin bu yıl yüzde 2,6 oranında daralacağı yönünde tahminleri var.

 

UCUBE BAŞKANLIĞIN 160 MİLYAR DOLARDAN FAZLA MALİYETİ VAR

Türkiye, 2013’ten bu yana sürekli ekonomide zemin kaybediyor. 2013 ile, yani 2014 yılında cumhurbaşkanının “ben farklı bir cumhurbaşkanı olacağım” diyerek makamına oturmasından öncesiyle karşılaştırdığımızda; 2018 yılında milli gelirimiz 748 milyar dolar olmuş. 2013 yılında 950 milyar dolar. 160 milyar dolardan fazla maliyeti var bu işin bize, milletimize. 2013’te kişi başına düşen gelir 12 bin 480 dolarmış. Şimdi 9 bin 632 dolar. 12 bin 480 doları da ancak 2023 yılında 20-23’te tutturabileceğimizi söylüyoruz. Yine 2013’ün Haziran ayında enflasyon yüzde 8,3 idi şimdi yüzde 15,7. Türkiye, her alanda bu ucube sisteme geçtiğinden beri patinaj yapıyor.

 

İSMET PAŞA’DAN DERS ALMAK YETERLİ

Bu sisteme yönelik adımların atıldığı günden bu yana beş yıl kaybetmiştik ama bir de plan yayınladılar bir beş yıl daha da kaybedeceğimiz o planla itiraf ediliyor. Oysa kaybedecek tek bir dakikamız bile yok. Dünya aldı başını gidiyor, biz küresel yarışta sürekli geri kalıyoruz. Bu ucube yönetim sistemiyle çok partili demokratik yaşamın en önemli unsuru olan siyasi partiler arasında güven tesis etmek artık giderek zor hale geliyor. Aslında bu güveni tesis etmek için çok daha önce yaşadığımız olaylara, yani 70 yıl önce yaşadığımız olaylara dönüp baksak yeterli olacak. Bunlardan ders çıkarabilsek yeterli olacak.

 

BUGÜN SİYASETTE GELDİĞİMİZ NOKTA 1947’NİN GERİSİNDE

İzin verirseniz ben, İsmet Paşa’nın 12 Temmuz Beyannamesi’ndeki son cümleleriyle böyle bir beyannameye ve tarihi uzlaşıya neden ihtiyaç duyulduğunu bir kez daha hatırlatarak sözlerime son vermek istiyorum.

İfadeler tam olarak şöyle:

“Varmak istediğim netice, başlıca iki parti arasında temel şartın, yani emniyetin yerleşmesidir. Bu emniyet, bir bakımdan memleketin emniyeti manasını taşıdığı için gözümde de çok ehemmiyetlidir.

Muhalefet, teminat içinde yaşayacak ve iktidarın kendisini ezmek niyetinde olmadığından müsterih olacaktır.

İktidar, muhalefetin kanun haklarından başka bir şey düşünmediğinden müsterih bulunacaktır.

Büyük vatandaş kütlesi ise, iktidarın şu partinin veya öteki partinin elinde bulunması ihtimalini vicdan rahatlığı ile düşünebilecektir.

Bu neticeye varmak için karşılaştığım güçlükler, çok zaman yalnız ruhi mahiyette olan âmillerdir”. -Yani diyor ki, bunlar benim ruhumla ilgili bir takım şeylerdir ben bunların üstüne çıktım diyor İsmet Paşa.- “Bu güçlükleri yenmek için siyasi hayatımızı idare eden, iktidarda ve muhalefetteki liderlerin samimi yardımlarını isterim”. -Ve en son bitirirken de şunu söylüyor, şu demokrasi anlayışına bakın- “Bu beyanatımı, neşrinden önce, başbakanla muhalefet lideri görmüşlerdir”.

Evet, 1947 yılında işte bu noktadaydık. Bugün geldiğimiz nokta ise açıktır. Ben sözlerimi burada tamamlıyorum. Varsa sorularınızı şimdi alabilirim.

 

Soru- Dün AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik S-400’lerle ilgili CHP’nin milli bir duruş sergilemediğini ifade etti. Sizin bu konuda düşünceniz nedir?

Faik ÖZTRAK- Sayın Çelik’in kalkıp da bize milli duruş dersi vermeye kalkması gerçekten hayretle izlenecek bir tutumdur. Sayın Çelik’in partisi bu ülkeyi sıcak paracılara teslim eden partidir. Kendi hataları, kusurları gözükmesin diye bu ülkeyi borca batıran partidir. Londra’daki sıcak para baronlarına oluk oluk faiz akıtan partidir. “Borç alan emir alır” dediğimizde buna itiraz eden, paradigmalar değişti diyen ama bugün dünyanın her yerinde borç almak için elinden gelen her şeyi yapan partidir. Dolayısıyla bize millilik, yerlilik dersi verecek durumda Sayın Çelik hiç değildir.

S-400’lerle ilgili olarak baştan beri söylüyoruz: “Eğer bu ülkenin askerleri, savunma uzmanları diyorlarsa ki bizim yüksek savunma füzelerine ihtiyacımız vardır, tabi ki bunu alacaklardır biz karşı çıkmayız” diyoruz. Ama onun yanında bir başka bir şeyler daha söylüyoruz. Diyoruz ki, “Öyle anlaşılıyor ki, bunları alırsak F-35’leri almamızda sıkıntı çıkabilir bunu dikkate aldınız mı?” Ben iktisatçıyım her şeye alternatif maliyetiyle bakarım. S-400’ü aldık ama F-35’leri alamadık. Bu hava savunmamızda S-400’leri almamıza oranla baktığımızda daha büyük bir açığa neden olacak mıdır, olmayacak mıdır? Bununla ilgili bilgi istiyoruz. Fakat bu konuda biz türlü aydınlatılamıyoruz.

Yine bir başka bir şey daha sorduk; dedik ki, “S-400’lerle ilgili olarak bunları almamız halinde Amerikan Parlamentosunun almış olduğu bir takım kararlar var. Bu kararlar Türkiye’ye bir takım yaptırımların uygulanacağını söylüyor. Bu yaptırımlara karşı ekonomimizi tahkim ettik mi, etmedik mi? Bunun milletimize olabilecek bedelini asgariye indirmek için gereken tedbirleri aldık mı, almadık mı?” bunu soruyoruz cevap yok. Dış politikada sonuç itibariyle bir dengeler sistemiyle oynarsınız. Dolayısıyla dengeler nasıl kuruldu bunu merak ediyoruz.

Bir şey daha var. Demiş ki Sayın Çelik, “işte oradaki resim hakkında da ileri geri bir takım şeyler söylediler…” Arkadaşlar, ellerinde not kağıdı olmayan, not defteri olmayan bizim teknisyenlerin -ben bakanları, bakan yardımcılarını da artık teknisyen diyorum. Çünkü seçilmiş değiller- resimlerini medyaya servis eden Cumhurbaşkanlığı. Yani Genel Başkanımız o resimleri gördüğü zaman tabi ki tepki gösterecek nedir bu defter kağıtsız oraya geliyorsunuz. Resmi müzakere yapacaksınız not almıyorsunuz. O zaman defterli, kağıtlı resmi servis etselerdi. Sonradan ettiler. Caka, hava her şey tamam ama eleştiriyi alınca da doğrusunu yapıyorlar.

 

Soru- Efendim Sayın Kılıçdaroğlu’nun başkanlık sistemine yönelik sözleri vardı Amerika tipi başkanlığı tartışabiliriz dedi. Bu sözlerini biraz daha detaylandırabilir misiniz?

İkinci bir sorum, Sayın Özhaseki’nin T.C. tabelaları üzerinden sözleri vardı. Bunu Sayın AK Parti Sözcüsü, “sözleri cımbızlandı” dedi. Sayın Özhaseki de “sözlerim yanlış tarafa çekildi” diye ifade etti. Bunları siz nasıl okuyorsunuz, nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Televizyonlarda izledik, Özhaseki bu sözleri sarf etmiş. Bu sözlerin yani Türkiye Cumhuriyeti ibaresinin bölücülük olduğuna dair sözlerin ciddiye alınması, aslında hiç doğru değil. Ciddiye alınıp cevap verilmesi dahi doğru değil. Ama ben şu kadarını söyleyeyim, mahalli idareler seçimlerinden önce bölücü teröristlere gerilla diyen kafanın, Türkiye Cumhuriyeti ibaresini de bölücülükle bağdaştırması garipsenecek bir durum değildir. Kınıyorum. Kınıyorum çok açık söyleyeyim.

Diğer soruya gelince, Genel Başkanımızın altını çizerek söylediği konu şudur, “başkanlık konuşulacaksa eğer Amerikan tipi başkanlığı konuşalım.” Yani güçler ayrılığının, denetleme ve dengeleme mekanizmasının en ileri noktada olduğu Amerikan tipi başkanlık sistemini konuşalım. Ama Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim her zaman altını çizerek söylediğimiz şey şudur, “Türkiye en çağdaş, en modern, yepyeni demokratik parlamenter sisteme layık bir ülkedir. Dolayısıyla Cumhuriyet Halk Partisi olarak hedefimiz Türkiye’ye yepyeni, güçlü bir demokratik parlamenter sistemi getirmektir.”

Bunun dışındaki kısım, yani başkanlık sistemini de tartışabiliriz. Burada, Amerikan tipinden kasıt güçler ayrımının güçlü olduğunu sistemdir. Burada şunu da dikkate almamız gerekir. Ülkelerin genleri vardır, ülkelerdeki sistemler evrilerek, süzülerek gelirler ondan sonra o ülkelerin ihtiyaçlarına en iyi şekilde cevap verebilecek şekilde kurulurlar. Amerikan sisteminin genlerinde bugün yönetilmekte oldukları başkanlık sistemi vardır. Ama Türkiye’ye, Türk sistemine, Türk sisteminin genlerine baktığınız zaman Tanzimat’tan bu yana parlamenter rejim vardır. Ama parlamenter rejimi, tekrar söylüyorum, en gelişmiş ülke standartlarına taşımak, en iyi normlarla güçlendirmek ve böylece yepyeni, güçlü, demokratik parlamenter sistemi kurmak Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim nihai hedefimizdir. Genel Başkanımız da bunu her seferinde altını çizerek ifade ediyor. Diğerleri tartışılabilir. Yani “tartışmak” demek onu “hedefliyoruz” demek değildir.

Soru- 15 Temmuz’a yönelik olarak belli çerçevelerde programlar yapılıyor. Sayın Kılıçdaroğlu’na 15 Temmuz programlarıyla ilgili özel bir davet geldi mi, kendisi katılacak mı? Genel çerçevedeki programların tamamıyla ilgili.

Faik ÖZTRAK- Şu anda benim bilgim dahilinde değil. Dolayısıyla hangi davetlere katılacağı konusu Sayın Genel Başkanımızın kendi takdiridir.

Teşekkür ediyorum.

BU YANDAŞ FİRMALARI KURTARMA YASASIDIR

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda, ekonomiyle ilgili torba yasa görüşmelerinde söz alan CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, yasada yer alan “İstanbul Yaklaşımı” maddesiyle ilgili şunları söyledi:

Bu konuşmayı biraz da açık söyleyeyim içim acıyarak yapıyorum. Bundan tam on yedi yıl altı ay önce İstanbul yaklaşımı konuşuyorduk yine ve şu masalarda Hazine Müsteşarı o larak oturuyordum. Buraya bu kanunu getiriyorsanız, genel bir yeniden yapılandırma kanunu getiriyorsanız sistemik risk var ve siz sistemik bir krizi aşmaya çalışıyorsunuz demektir. “Kriz yok, geçici birtakım şeyler var” demek gerçekçi değil. Gerçekleri görmemiz lazım.

 

YAŞADIĞIMIZ KRİZİN SEBEPLERİ YERLİ

Bakınız, yine o tarihlerde, bu kanunun görüşmelerine baktığımız zaman Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kurucularından Abdullah Bey konuşuyor ve diyor ki: “Önce haklı bir soru sormak istiyorum: Bu kriz nasıl oluştu? Bu kriz tabii bir afet mi? Bu kriz gökten mi geldi? Veyahut da bu kriz oluşurken dünya konjonktürü mü etkiledi? Büyük bir ambargoyla mı karşı karşıya kaldı Türkiye? Petrol fiyatlarında inanılmaz artışlar mı oldu? Tüm bunları dikkate alırsak bu krizin tamamen yerli sebeplerden kaynaklandığını hep beraber göreceğiz.” Evet, bugün yaşadığımız kriz de tamamen yerli sebeplerden kaynaklanmaktadır ve kötü yönetimin bir eseridir.

 

ANLAMADIĞINIZ SEBEP ALTTA YAZIYORDU: ŞİRKETLERİN AŞIRI BORÇLANMASI

Türkiye’de 2014 yılında ilk defa Cumhurbaşkanını milletimiz seçti ama seçilen Cumhurbaşkanı çıktı, “Ben diğer cumhurbaşkanları gibi olmayacağım” dedi ve düğmeye bastı. Ondan sonra da hukuk devletinde çok ciddi bir yıpranma sürecinin içine girdik. Bunun bir maliyeti vardı. 2013 yılında Türkiye’nin millî geliri 950 milyar dolardı. 2018 yılında Türkiye’nin millî geliri tam 166 milyar dolarlık bir azalışla 784 milyar dolara indi. “Efendim, bize dışarıdan saldırı var” deniyor. Siz, 2009 yılında kalkıp, şirketlere daha önce getirilmiş olan bir takım sınırlamaları bir kenara ittiniz, “Dışarıda para bol, ekonomiyi sıcak parayla büyüteceğiz” dediniz. Şirketlerin net dış borçlarını 200 milyar dolara getirip dayadınız. Sonra 2013 yılında Amerikan Merkez Bankası Başkanı “Ben artık para basmayacağım” dediği anda en kırılgan 5 ekonominin arasına girdiniz. “Hiç anlamadık, niye biz en kırılgan 5 ekonominin arasındayız” diye hep soruyorlar. Hâlbuki yazıyordu altta: “Türk şirketlerinin yabancı para cinsinden aşırı borçlanması nedeniyle…”

 

YANDAŞ FİRMALARI KURTARMA YASASI

Şimdi, bugün bu yasa buraya geldi. Tabii, biz burada bunu tartışırken sizler diyorsunuz ki: “Bu firmaların ekonomiye yeniden kazandırılması için, kapasite kullanımlarını artırmak için, istihdamın artırılması için mali sektöre olan borçların yeniden yapılandırılması yasasıdır.” Sokaktaki adam ne diyor biliyor musunuz? Diyor ki: “Bu, yandaş firmaların kurtarılması için benim cebimden benim verdiğim vergilerle yapılacak olan bir operasyondur.” Sene başından bugüne devlet bankalarına ne kadar para verdiniz burada yaptığınız düzenlemelerle? 45 milyar lira. Şirketlerin yabancı para cinsinden borcunun ne olduğunu sağır sultan biliyor. Dünya zaten sizin ne durumda olduğunuzun farkında.

 

ÇOK DEFA SÖYLEDİK: BORÇ ALAN EMİR ALIR

Bakınız, 400 milyardan bahsediyoruz. İstanbul Yaklaşımı’nı 17 yıl önce yaptığımızda konuştuğumuz, taahhüde bağlanan rakam neydi biliyor musunuz? 6 milyar dolar. 400 milyar Türk lirasını dolara çevirdiğiniz zaman ortaya çıkacak rakamla karşılaştırın işin boyutunu görürsünüz. Yani Türkiye’nin CDS’leri bu kadar yüksekse, faizleri bu kadar yukarıdaysa bunun nedeni dışarıdan bize yapılan saldırı falan değil. Ha, ben size söyleyeyim, dışarıdan bu kadar borçlanırsanız ne olur? “Borç alan emir alır” dedik. Siz bu ekonomiyi dışarıdan saldırıya açık hâle getirdiniz, kötü yönetim bu ekonomiyi dışarıdan saldırıya açık hâle getirdi.

 

ÇİFTE DENETİM GEREKİYOR

Burada tartışmamız gereken konular var. 400 milyar lira deniyor. 400 milyarın ne kadarından bankalar vazgeçecek? Bu vazgeçilen kısmı nereden karşılayacağız? “Efendim, özel bankadır, kârını, zararını bilir.” Bir damdan düşeni dinlerseniz iyi olur. Burada iki şey olabilir; ya sermaye koymayacağız ve bankalar kredi hacmini daraltacaklar, ki o zaman beklediğimiz etki gelmeyebilir. Ya da bunu bir şekilde sermaye lehine karşılamaya çalışacağız, bunun da yine ekonomiye ciddi bir maliyeti olacaktır. Uzun vadede toparlar mı? Doğru, seçimleri yapabilirsek toparlayabiliriz. Şimdi, ben burada izin verirseniz bir iki öneride bulunmak istiyorum. “Düzenlemede kimler faydalanacak?” diye baktığımızda, “Bunu yeterli bilgi ve uzmanlığa sahip kuruluşlar veya alacaklı kuruluşlar veya bağımsız denetçiler, denetimciler belirleyecek” deniyor. Burada, bir denetim gerekiyor. Bunu bağımsız bir denetçi denetlemelidir. Bu tür uygulamalarda güveni sağlayabilmek bakımından çift denetim olması son derece önemli.

 

REEL SEKTÖR KRİZİ BİR FİNANSAL KRİZE DÖNÜŞMESİN

Ben Hazine Müsteşarı olduğum dönemde çift denetim yaptırmıştım; operasyonu yaptık, operasyonu biri denetledi, operasyonu denetleyeni de bir başka uluslararası denetçi denetledi. Tabii bizde banka batışları, batan bankaların karşılanması, bankaların sermayelendirilmesi meseleleri de vardı. Umarım, inşallah bir an önce kendimize geliriz de bu reel sektör krizi bir finansal krize dönüşmez. Dolayısıyla, burada benim gördüğüm, alınması gereken önlemlerden bir tanesi şu, banka dedi ki: “Bu sorunlu kredidir ama bunu yeniden yapılandırdığınız zaman bu düzelir” Bankanın bu kararını bir bağımsız denetçiye denetletirsek bu çok daha objektif olur.

 

TASFİYE KARARNAMESİ PARTİZANCA İŞLETİLDİ

Bunun yapılmasının önemli bir nedeni var. Bakın, buradan daha önce bir düzenleme yaptınız. Bu, devletle iş yapan müteahhitlerin bu işi götüremeyecek hâle gelenlerinin sözleşmelerinin tasfiyesi veya devri; bu süreç o kadar partizanca işletildi ki… Bana gelen şikâyetler… Bir sürü müteahhidin, doğru düzgün bir gerekçe olmadan, yaptığı işin yeniden yapılandırılmasına, tasfiyesine izin verilmedi. “Ya yaparsın ya teminat mektubunu yakarız” dediler. Bu imkandan kimler yararlandı baktığınız zaman çok ilginç tablolar ortaya çıkıyor. Dolayısıyla, burada bu iradiliği mümkün olduğu kadar azaltmamız lazım. Onun için de ben burada bağımsız denetçi raporunun önemli olduğuna inanıyorum.

 

BU İŞLER ASPİRİN TEDAVİSİYLE GEÇMEZ

Türkiye gerçekten kritik bir süreçten geçiyor. İnşallah bu süreçten geçerken çok sıkıntılı günlere girmeyiz ama biraz önce, bundan iki önceki Merkez Bankası Başkanımızın, Sayın Yılmaz’ın söylediklerine ben de katılıyorum, bu gidişe baktığımız zaman maalesef doğru teşhis koyamıyoruz, doğru ilaç veremiyoruz, gerekli dozda ilacı veremiyoruz, bu işler aspirin tedavisi ve pansumanla geçer zannediyoruz; geçmez efendim.

 

BU GİDİŞİN SONU KÖTÜ

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, 10 Temmuz 2019 tarihinde, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda ekonomiyle ilgili düzenlemeler içeren torba yasa üzerinde konuştu.

 

Öztrak şunları söyledi:

 

Sayın Başkan, bugün tartışmakta olduğumuz bu torba yasaya baktığımız zaman işlerin gerçekten çok zor olduğu ortaya çıkıyor. Bir kere bir şirketler kesiminde çok ciddi bir yeniden yapılanmayla ilgili olarak getirilen düzenlemeler var. Onun dışında, bakıyorum, vergi kanunuyla ilgili vergi sisteminde vergi toplamayı kolaylaştırmaya dönük -anlaşılan bu sistemde toplanamıyor- bir takım düzenlemeler var ki bu vergi sistemimizi Afrika’daki ülkelerle aynı yere doğru sürükleyecek mahiyette.

 

İHTİYAT AKÇESİNE EL ATILMASI NE KADAR ZORDA OLDUĞUMUZU GÖSTERİYOR

Diğer taraftan yine dönüp bakıyorum, varlık barışı var. Varlık barışı da bir şekilde bu zor durumdan çıkabilmek için altı ay daha uzatılmış vaziyette. Öbür taraftan Merkez Bankası’nın yastık altında duran parasına yani ihtiyat akçesine el atılmak isteniyor, el atılıyor. Bu da ne kadar zor durumda olduğumuzu ortaya koyuyor.

 

EKONOMİYİ SALDIRIYA AÇIK HALE GETİREN YAPILAN YANLIŞLAR

Bütün bunları alt alta sıraladığımız zaman gerçekten önümüzdeki döneme iyimser olarak bakabilmek son derece zor. Bir de bu yapılan düzenlemelerin hepsine baktığımız zaman hep şunu görüyoruz, bunların çoğu pansuman tedbir ya da aspirin tedavisi niteliğinde birtakım önlemler, kısa vadede sorunu gizliyor ama uzun vadede kırılganlıkları daha fazla artırıyor. Ondan sonra da çıkıp diyoruz ki: Türk ekonomisine saldırı var. Türk ekonomisini saldırıya açık hâle getiren alınan kararlar. Yani Türkiye’de net rezervleri 25 milyar dolara kim düşürdü? Buna niye göz yumuldu? Bütün bunlara baktığımız zaman sıkıntı büyük.

 

BÜTÇE AÇIĞI ÜÇE KATLANDI

Aslında beş aylık, altı aylık bütçe büyüklüklerine baktığımız zaman da manzara ortaya çıkıyor. Bütçe açığı ilk beş ayda 66,5 milyar Türk Lirası, geçen yılı 3’e katlamış. Program tanımlı faiz dışı denge. Bu ne? Bu, bir defalık gelirlerden ayıklanmış olan, faizlerden de ayıklanmış olan denge, 6’ya katlanmış; 65,8 milyar yani bütçe bir defaya mahsus gelirlerle ayakta duruyor. Altı aylık nakit açığı geçen yıla göre 2’ye katlanmış, 78 milyar Türk lirası olmuş. Durum son derece açık, ortada. Yani eskiden bir mali disiplinden bahsederdik, mali disiplin de bitmiş. Şimdi bunu aşmak için burada bir torba yasa getiriliyor.

 

İSTANBUL YAKLAŞIMININ FATURASI DA MİLLETİN SIRTINDA KALACAK

Torba yasaya dönüp baktığımız zaman, mesela “İstanbul yaklaşımı” deniyor. İstanbul yaklaşımıyla ilgili getirilen düzenleme için de dikkatimi çeken hususlardan bir tanesi, hangi şirketin İstanbul yaklaşımından faydalanacağına genel ilke olarak bağımsız denetleyici kuruluşlar karar veriyor ama istisna getiriyorsunuz, diyorsunuz ki: “İlgili banka da buna karar verebilir.” Şimdi bu olmaz, özellikle kamu bankalarında bu olmaz çünkü kamu bankalarına yapılacak müdahalelerle yandaş şirketlerin borçlarının hak etmedikleri hâlde yeniden yapılandırılması söz konusu olabilir, bu bir. İkincisi, kamu bankalarında yapacağınız bu yeniden yapılandırmalar nedeniyle muhtemelen yeniden sermaye koymak zorunda kalacaksınız. Sene başından bu yana kamu bankalarına 40 milyarı aşan tutarda zaten sermaye benzeri para veya sermaye koyduk. Bunun üstüne ilave gelecek. Bunları kim ödeyecek? Sayın Başkan, beraber çalıştığımız yıllardan gayet iyi bilirsiniz ki sonunda bu işin yükü vatandaşın sırtına kalır. Yani kamu bankalarından borç alıp ödemeyenlerin yaptıkları hovardalıkların yükünü bu düzenlemeyle -o risk var- bu zavallı milletin sırtına yıkma riski var. Buna mutlaka engel olacak birtakım düzenlemeleri getirmek lazım.

 

MERKEZ BANKASI’NDAN GELEN PARA NE OLACAK?

Diğer taraftan, Merkez Bankası’nın yedek akçesi…. “Dünyada var, şöyle var, böyle var” deniyor. Şimdi, bakın, Merkez Bankası’nın ihtiyat akçesini bilançosundan çekip aldığınız zaman bunu bir yerlerde telafi etmeniz lazım. Bir: Parayı basarsınız. İki: Bunu telafi etmek için, geçen defa kâra alırken yaptığınız gibi gecelik açık piyasa işlemlerini azaltarak bunu sterilize etmeye çalışırsınız. Üç: Diğer tarafta kamu mevduatı olarak tutarsınız. Ama bakın, son iki opsiyonu artık kullanma imkânı kalmamıştır. Bu parayı aldıktan sonra siz harcayacaksınız. Hatta belki de yeniden yapılandırmada sermaye olarak… Gizlemek için götürüp kamu bankalarına mevduat olarak yatırtacaksınız. Sonuç itibarıyla, Merkez Bankası’nın eli bu işi idare etme konusunda ciddi şekilde güçleşecek. Ülkede reel sektör kriz içindedir ama finansal kriz de kapıda beklemektedir.

 

FAİZ EMİR KOMUTAYLA DÜŞMEZ

Ünlü bir iktisatçının dediği gibi, “Finansal krizin ne zaman çıkacağını bilemezsiniz ama finansal krizi çıkartacak eylemler içine girdiğiniz andan itibaren o her an çıkabilir.” Çıktığı anda da ortalığı yakıp yıkar. Yani iktidarı, sarayı özellikle o kadar büyük bir rahatlık içinde görüyorum ki artık “Ekonominin tek sorumlusu biziz” diyorlar. Ben baktığım zaman, Merkez Bankası Başkanını görevden gayet rahat bir kararnameyle alabiliyor. Hem de ne zaman? Ekonominin çok sıkıntılı olduğu bir zaman. Bunun bir usulü vardır, usulüyle açıklanarak, neden yapıldığı söylenerek yapılır. Böyle bir şey yapılmıyor. Yani ekonomide riski artıracak her türlü adım atılıyor, risk primi artıyor. Ondan sonra dönüyorsunuz “Faiz düşsün” diyorsunuz. Düşmez. Enflasyonu artıracak her türlü adımı atıyorsunuz. Bütçe açıkları büyüyor, parayı basmaya kalkıyorsunuz. “40 milyar ilave şunu yapacağız, bunu yapacağız.” “E faiz düşsün.” Düşmez. Faizin düşebilmesi için iki şeyi birlikte yapmanız lazım. Bir: Risk primini azaltacak önlemler alacaksınız. İki: Enflasyonu aşağı doğru çekeceksiniz. O zaman faiz düşecek, o zaman yatırımlar artacak, o zaman ekonomi büyümeye başlayacak. Ekonomi büyüdükçe enflasyon aşağı doğru gidecek, yeniden faizler düşecek. İşte o zaman kısır döngüden çıkıp doğurgan bir döngünün içine gireceksiniz. Ama bunu yapmak yerine günlük pansuman tedbirleriyle, birtakım aspirin tedavisiyle bu iş geçiştirilmeye çalışılıyor.

 

BU GİDİŞİN SONU KÖTÜ

Eski bir Hazine müsteşarı olarak, kriz yönetmiş bir Hazine müsteşarı olarak uyarıyorum: Bu gidişin sonu çok kötü olacak.

İŞTE TEK ADAM REJİMİNE GEÇMENİN MALİYETİ

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Sözlerime dün Hakkari’de bölücü terör örgütünün hain saldırısında şehit verdiğimiz 2 Mehmetçiğimize Allah’tan rahmet, acılı ailelerine ve milletimize sabır dileyerek başlamak istiyorum. Yine bugün, Gezi Olayları sırasında Eskişehir’de hain bir saldırı sonucunda hayatını kaybeden Ali İsmail Korkmaz’ın ölüm yıldönümü. Kendisini bir kez daha rahmetle anıyorum.

 

MİLLETE SIRTLARINI DÖNDÜLER

Türkiye, çok derin bir ekonomik kriz yaşıyor. Cüzdanlar boş, tencere boş, mutfakta büyük bir yangın var. İşsizlik rekorlar kırıyor, ödenmeyen çekler, senetler, borçlar; ailelerimizi, çiftçimizi, esnafımızı, sanayicimizi perişan ediyor. Herkese güven verecek, ufuk sunacak, derli toplu bir plana, programa duyulan ihtiyaç her geçen gün biraz daha artıyor. Ama ülkeyi yöneten saray ve şürekâsı milletin ufkunu karartmaya, umutlarını yok etmeye devam ediyor. Milletimizin hali nicedir, ne yer, ne içer, ne bekler hiç haberdar değiller. Sordukları da yok zaten. Daha bir yıl önce millete, verin şu kardeşinize oyu, faizi de dövizi de halledeyim diyenler, şimdi millete sırtını döndüler.

 

  1. KALKINMA PLANINDA TEK BİR HEDEF BİLE TUTMADI

Ucube tek adam parti devleti rejimi, devletin kurumsal hafızasını yok ediyor, kurumlarını çökertiyor. “Devlet hızlı karar alacak, çabuk çözüm üretecek” diyenler, şimdi devleti felç ettiler. İş çıkmıyor. Devlet, millete değil yandaşa ve mutlu bir azınlığa çalışıyor. Saray, meclise geçtiğimiz yıl gelmesi gereken 11. Kalkınma Planı’nı daha yeni getirebildi. Plan deyince öncelikle şu hususu belirtmek istiyorum: Sayın Genel Başkanımız dün 2014-2018 dönemini kapsayan ve ömrü geçen yıl tamamlanan, 10. Beş yıllık Kalkınma Planı çerçevesinde iktidarın performansını kamuoyuyla paylaştı. İktidar büyümeden işsizliğe, kişi başına gelirden milli gelire Plan’ın tek bir hedefini dahi tutturamamış. Tekrarlıyorum, büyümeden işsizliğe, kişi başına gelirden milli gelire iktidar Plan’ın tek bir hedefini dahi tutturamamış.

 

PLAN OLMADAN BÜTÇE HAZIRLANDI, SARAY DOĞMAMIŞ ÇOCUĞA DON BİÇTİ

2019-2023 dönemini kapsayan 11. Plan, 8 Temmuz 2019’da Meclis’e sunuldu. Dün de Plan ve Bütçe Komisyonu’nda tanıtımı yapıldı. 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrolü Kanunu, bütçenin nasıl yapılacağını, nelere uygun olarak yapılacağını düzenler. Bu Kanun’un 13. maddesinde bütçe, Kalkınma Planı ve programlarda yer alan politika, hedef ve önceliklere uygun bir şekilde hazırlanır ve o çerçevede uygulanır diyor. Yine aynı Kanunun 16. maddesi bütçe sürecini başlatan Orta Vadeli Program da, Orta Vadeli Mali Plan da Kalkınma Planlarıyla uyumlu olmak zorundadır diyor. Şimdi 2019 ekonomik programı ve bütçesi geçtiğimiz yıl Meclis’ten geçmiş ve bütçeyi 7 aydır uyguluyoruz. Oysa kendisine o bütçenin ona uygun olarak hazırlanması gereken 11. Kalkınma Planı daha Meclis’e evvelki gün geliyor. Yani Saray doğmamış çocuğa don biçmiş.

 

PLAN DA, PROGRAM DA, BÜTÇE DE HUKUKA AYKIRILIKLA MALUL

Ucube tek adam rejiminin yeni bir ucubeliğiyle karşı karşıyayız. Tam bir “ben yaptım oldu” yaklaşımı. Tek adam parti devleti rejiminde, kurumsal işleyiş ve devlet bu şekilde yok ediliyor. Oysa, devlet kural ve kurumlarıyla ayakta durur. Bu haliyle hem Orta Vadeli Program, hem Orta Vadeli Mali Plan, hem Merkezi Yönetim Bütçesi,  hem de bu Plan hukuka aykırılıkla maluldür.

 

KESER DÖNER SAP DÖNER

“Şimdi bunu belirtmek ne işe yarayacak?” oldubitti diyeceksiniz. Bugün için bir işe yaramayabilir ama her hukuksuzluğu mutlaka kayıtlara geçirmek gerekiyor. Atalarımızın dediği gibi “Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner.” Millet kendine dayatılan hukuksuzluklara, sandıkta nasıl şamar atacağını 31 Mart’ta ve 23 Haziran’da gösterdi. Bu birilerinin sözü hatırlayacaksınız. Türkiye “Çatladıkapı ülkesi” değil hukuk devleti. Dolayısıyla herkes yaptıklarının hesabını gün gelecek sandıkta verecek.

 

DOĞMADAN ÖLEN BİR PLAN

Yaklaşık 7 aylık uygulama sonucunda, 2019 Programının ve Bütçesinin hedeflerine ulaşılamayacağı ortaya çıktı. Bu nedenle, bu hedefleri içeren 11. Plan’ın hedeflerine de ulaşmak mümkün olmayacak. Daha mürekkebi kurumadan planın hedefleri kadük olmuş durumda. Daha doğmadan ölen bir plan, kimseye güven veremez, ufuk sunamaz.

 

SARAY İKTİDARIYLA %5,4 BÜYÜME ZOR %7,7 İMKANSIZ

Önce, plandaki büyüme hızı ne kadar gerçekçi ona bir bakalım. Ne diyor plan? 2019-2023 döneminde Türkiye yılda ortalama yüzde 4,3 büyüyecek diyor. Peki ülkenin potansiyelini dikkate alırsak bu aslında iddiasız, vasat bir hedef. Plan’dan önce açıklanan Orta Vadeli Program’a göre planın ilk 3 yılında öngörülen ortalama büyüme hızı yüzde 3,6. Bunu niye söylüyorum? Çünkü planda yıl yıl çözüm yok. Ama ona uygun olarak hazırlanması gereken Orta Vadeli Program daha önce yayınlandığı için, planda oradaki büyüklükler üzerine dengelerini inşa ettiği için yüzde 3,6 geçerli. Bu durumda, Plan’ın kapsadığı beş yılda büyüme hedefinin tutturulabilmesi için, son iki yılda ekonominin yıllık ortalama yüzde 5,4 büyümesi lazım. Olabilir mi? Saray iktidarı olmasaydı olur derdim. Ama birde bunun yanında ortada yaşadığımız krizin gerçekleri var. IMF, OECD ve Dünya Bankası bu yıl Türkiye ekonomisinin daralacağını söylüyor. Üçünün söylediği daralma rakamlarının ortalamasını aldım 2019’da bu ekonominin yüzde 2 civarında daralacağı ortaya çıkıyor. Oysa Orta Vadeli Programın hedeflerine baktığımızda, bütçenin hedeflerine baktığımız zaman yüzde 2,3 büyüme öngörülmüş. Şimdi yüzde 2,3 büyüme yerine ekonomi uluslararası kuruluşların söylediği gibi yüzde 2 daralırsa; Plan’ın ortalama büyüme hedeflerinin tutabilmesi için son iki yılda her yıl yüzde 7,7 yani yüzde 8’e yakın büyümesi gerekiyor. Ne demiştim? Saray iktidarıyla yüzde 5,4 bile zor yüzde 7,7 ise imkânsız.

 

SARAYIN KERAMETİ KENDİN MENKUL EKONOMİ TEORİSİ KALKINMA PLANINDA

Ekonomik krizi hala idrak etmekte zorluk çeken Sarayın getirdiği bu Plan, milletin yaşadığı krizi görmüyor. Bu nedenle de krizi çözecek kendi içinde tutarlı politikaları da getirmiyor. Ama Sarayın kibir abidesinin bu ülkeyi krize sokan, kerameti kendinden menkul ekonomi teorisi Kalkınma Planı’nda yerini almış. Plan’ın 288. Maddesinde “Yüksek faizin yüksek enflasyona neden olduğu, faizin düşürülmesine yönelik adımlarla enflasyonun da düşeceği” ifade ediliyor.

 

FAİZİ DÜŞÜRMEK İÇİN GÜVENİ SAĞLAYACAK VE ENFLASYONU DÜŞÜRMENİZ GEREKİR

Oysa Türkiye gibi sermaye hareketlerinin serbest olduğu dışa açık bir ekonomide faizlerin düşmesini istiyorsanız, iki şeyi birlikte yapma becerisini göstermeniz lazım. Birincisi, politikalarınıza güveni sağlayıp faizin içerdiği risk primini düşüreceksiniz. İkincisi de hem makro dengelerinizi, hem de yapısal dönüşüm politikalarınızı enflasyonist baskıları ortadan kaldıracak biçimde tespit edeceksiniz, yani enflasyonu düşüreceksiniz ki faiz düşsün. Ancak bu suretle kısır döngüyü kırabilir, “sağlıklı bir döngüye” dönüştürebilirsiniz, yatırımı, üretimi, refahı artırırsınız. Milletin yüzünü ancak böyle güldürebilirsiniz.

 

ŞİMDİ FAİZLERİ SIFIRLASIN DA GÖRELİM

İşe, Merkez Bankası’na faizleri düşürterek başlamaya kalkarsanız buradan tam tersi sonuçlar alabilirsiniz. Enflasyonun sorumluluğunu sadece Merkez Bankası’na yıkarak, bu işin içinden çıkamazsınız. Ekonomiden az çok anlayan bir yatırımcı, bu satırları yazan bir ekonomi yönetimine güvenebilir mi? Valla Londra’dan sonra yaptıkları gibi güvenemezler. Ama madem Saray’ın kibirli kişisi artık gözünü kararttı, Merkez Bankası Başkanını da görevden aldı, kendi istediği kişiyi de atadı buyursun 25 Temmuz’da faizleri bir sıfırlayıversin. Görelim bakalım kur nereye gidecek, enflasyon nereye gidecek?

 

KOSKOCA BİR 10 YIL BOŞA KÜREK ÇEKMİŞİZ

Aslında bu plan tek adam parti devleti rejiminin milletimizin umutlarını, özlemlerini nasıl yok ettiğini de gösteren bir belgedir. 2013 yılında bu ülkede kişi başına düşen gelir 12 bin 480 dolardı. Peki şimdi plan ne diyor? 10 yıl sonra 2023 yılında ülkede kişi başına düşen gelir 12 bin 484 dolar olacak diyor. Yani 4 dolar artış var. Koskoca bir 10 yıl boşa kürek çekmişiz. “Ülkeyi uçuracak” diye milletimize OHAL şartlarında dayatılan ucube Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, getirdiği planla millete 10 yıl öncesinin gelir seviyesini taahhüt edebiliyor.

 

İŞSİZLİK VAADİ BAŞBAKANKEN %5, TEK ADAMKEN %10

Diğer gayriciddi bir taahhüt de işsizlik oranı. 2023’te işsizliğin yüzde 9,9 olacağı söyleniyor. Bu, 2014 yılındaki işsizlik oranıyla aynı. Yani işsizlik oranı 9 yıl boyunca aynı kalıyor hiç değişmiyor. Ama burada bir şeyi daha belirtmemiz gerekiyor. Erdoğan, başbakanken getirmiş olduğu 10. Kalkınma Planı’nda 2023 yılında işsizliğin yüzde 5’e düşürüleceğine dair bir cümle var. Tek adam oldu, başkanlığı bıraktı. Şimdi tek adam olarak millete diyor ki başbakanken yüzde 5 dedim ama işsizlik 2023’te yüzde 9,9 olacak. İşte tek adam rejiminin ülkeyi ne hale getirmekte olduğu buradan da açık seçik ortaya çıkıyor.

 

İŞTE TEK ADAM REJİMİNE GEÇMENİN MALİYETİ

Yine hatırlayalım 2011 Seçim Bildirgesi’nde Adalet ve Kalkınma Partisi 2023 hedefleri vermişti. Bu hedeflerde her yerde konuşuluyordu. Bugüne kadar da konuşuluyor. Daha hala zaman zaman Erdoğan çıkıyor “2023 hedeflerimizi tutturacağız” diyor. Pembe ufuklar çiziliyor. Millete bu hedefler çerçevesinde umut tacirliği yapılıyor. Şimdi getirilen plan bu hedeflerle ilgili ne diyor birde ona bakalım: Şimdi Erdoğan Başbakanken, “2023’te kişi başına gelirimiz burada 25 bin 76 dolar olacak” diyordu. Şimdi ne diyor 2023 yılında ne olacak kişi başına gelirimiz? 12 bin 484 dolar. İşte başbakanlıktan tek adam rejimine geçmenin maliyeti. Peki bu 12 bin 484 inandırıcı mı? Arkadaşlar biraz önce anlattım daha mürekkebi kurumadan bu plan kadük oldu. Bundan çok daha düşük olacak. Yani Başbakanken vadettiğinin yarısını tek adam olduğunda zar zor verebilecek.

 

MİLLİ GELİR VAADİ GERÇEKLEŞMEDİ, %70 SAPTI

2011’de Başbakanken “Milli Gelirimizi 2023’de 2 trilyon 64 milyar dolara çıkaracağız” diyordu. Geçen senenin 24 Haziran’ında tek adam oldu. Şimdi yeni planı getirdi 2023 yılında diyor ki, “Öyle söylediğim gibi olmayacak. Milli Gelir 1 trilyon 80 milyar dolar olacak” diyor. Hedeften sapma ne kadar arkadaşlar? Yüzde 48. Ama bu bile gerçeği yansıtmıyor. Bakın, 2011’de 2023 hedefini eski Milli Gelire göre koymuştu. Sonra biliyorsunuz büyük alayişle, valayişte Milli Geliri revize ettik ve o revizeden sonrada bir gecede Milli Gelirimiz yüzde 20 arttı. Şimdi geçen 2011’de verdiği hedef eski Milli Gelire göre. Bugün 2023’te bahsettiği hedef yeni Milli Gelire göre. Yani bu makyajlanmış milli gelir. Bu makyaj olmasaydı aslında hedef yüzde 20 daha düşük olacaktı. O zaman baktığınız zaman Başbakanken vaat ettiği hedeften tek adam bugün yüzde 70 damping yapmış gözüküyor Milli Gelir hedefinden.

 

İHRACAT HEDEFİNDE DAMPİNG: %55 DÜŞTÜ

Yine, 2011’de Başbakanken “2023’te ihracatımız 500 milyar dolar olacak” diyordu. Her yerde 500 milyar dolar ihracatla övünüyordu. Odalar Birliği, TİM. Hepsi de bu hedefin peşine takılmış gidiyorlardı. Tek adam oldu, şimdi ihracat hedefi birden bire 227 milyar dolara düştü. Damping ne kadar? Yüzde 55. Burada da tek adam Başbakanken vaat ettiği ihracat hedefinde yüzde 55 damping yapmış.

 

EN BÜYÜK 10 EKONOMİDEN BİRİ OLMAYI GEÇTİK, İLK 20’DEN DÜŞMEZSEK İYİ

En önemlisi, 2011’de Başbakanken şöyle bir şey söylemişti, birde hesap vardı. “Milli Gelirimizi 2 trilyon 64 milyar dolara çıkaracağız ve Türkiye’yi, dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri yapacağız”. En parıltılı hedeflerden biri de buydu. Tek adam oldu yine bu vaat de unutulmuş gözüküyor. Plandaki iyimser hedefler tutarsa, Türkiye 2023’te dünyanın en büyük ekonomileri liginde 17’nci sırada kalacak. Bırakın ilk 10’u falan 17’nci sırada kalacak. Neye göre kalacak? Bu yıl daha meclisten çıkmadan kadük olacağı belli olan plana göre. Aslında Milli Gelir çok daha düşük olacak. Dolayısıyla bu tek adam rejiminde işler böyle giderse, ülkemiz uzun yıllar sonra 2023 yılında dünyanın en büyük 20 ekonomisi liginden düşme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır.

 

TEK ADAM REJİMİ GÜVEN VEREN BİR PROGRAM GETİREMEZ

Bu plan, ülkemizin, ekonomimizin içsel dayanıklılığını artırmak yerine, ülkemiz ekonomisini dış müdahalelere karşı çok daha dayanıksız hale getirmektedir. Bu planla; ülkemizin ayakları yere basan,  tutarlı, güven verecek, ufuk sunacak, herkese umut verecek bir programa olan ihtiyacı maalesef giderilememiştir. Aksine bu ihtiyaç bugün çok daha fazlasıyla hissedilmektedir. Ama şu getirilen plana baktığımız zaman, şu ana kadar izlenen aspirin tedavilerine, pansuman tedbirlerine baktığımız zaman, tek adam parti devleti rejiminin böyle bir programı getirebilme gücünün, birikiminin, kudretinin kalmadığı açık seçik görülmektedir. Bu plan aslında bir şeyi daha gösteriyor. Metal yorgunluğu sadece iktidarın belediye başkanlarıyla sınırlı kalmamış, Sarayın çatısını da sarmış. Ne yazık ki bu görünüm, milletimizin umutlarını, kalkınma ve küresel yarışta öne geçme gücünü ve heyecanını olumsuz etkiliyor.

 

UMUTSUZLUĞA YER YOK, BU GEÇİCİ BİR FETRET DÖNEMİ

Ama şunu ben buradan söylemek istiyorum. Umutsuzluğa yer yoktur. Ülkemizin bundan çok daha iyisini yapabilecek potansiyeli ve kadroları mevcuttur. Yaşadığımız geçici bir fetret dönemidir bu da atlatılacaktır. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim. İsimlerinizi ve kurumlarınızı belirterek lütfen.

Soru- Öncelikle sistem tartışmaları. Efendim Cumhurbaşkanı Bosna dönüşü gazetecilere yaptığı açıklamada sistem tartışmalarına karşı sistemi savundu ama eleştiriler karşısında da gerekirse önce Sayın Bahçeli’yle ve muhalefet liderleriyle de görüşürüz dedi. Benzer bir açıklama bugün Ömer Çelik’ten de geldi. Muhalefeti kastederek söyleyecek bir şeyleri varsa kimse buna kapalı değil. Sistemin güçlendirilmesi için bir görüşleri varsa memnuniyetle yaklaşırız dedi. İktidarın bu açıklamalarını nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- İktidar eğer bu açıklamalarında samimiyse bizde görüşlerimizi zaten açıklıyoruz, açıklamaya da devam ederiz.

 

Soru- Merkez Bankası Başkanının görevden alınması da çok tartışılmıştı. Yine Cumhurbaşkanı kararlarıyla ağır bedeller ödetti dedi, çekilmez olmuştu ifadesini kullandı.

Faik ÖZTRAK- Bir de demiş ki, iletişimi de zayıftı… Arkadaşlar benim hatırladığım Erdoğan kendi milletvekilleriyle konuşurken “faizleri düşürmedi onun için görevden aldık” dedi. Ama anlaşılan kendisini birileri uyarmış, “Böyle demeyin piyasalar bozuluyor” demiş. Onun yerine, “iletişimi zayıftı, dediklerimizi yapmıyordu, layüseldi” falan gibi bir takım ifadeler kullanıyor. Bakın şöyle bir şey söyleyeyim size, Merkez Bankasının tüm kararları para politikası kurulunda alınır. Dolayısıyla öyle layüsellik falan filan yoktur, bu bir. İkincisi, araçlarıyla ilgili kararlarında bağımsızdır, onun dışında hiç bir şekilde hükümetten farklı kararlar alamaz. Örneğin enflasyon hedefini değiştiremez.

Dolayısıyla bu söylenenlerin hiçbir gerçekliği yoktur. Ama bir şey yapılmaya çalışılıyor burada. Ne yapılmaya çalışılıyor? Ekonomi yönetiminin başta kendi damadı olmak üzere vebali görevden aldığı Merkez Bankası Başkanı’na yüklenmeye çalışılıyor. Millet buna hiçbir şekilde kanmaz, çok açık söyleyeyim.

 

Soru- Bir diğeri, bahsettiğiniz kalkınma planında dikkat çeken kıdemle ilgili bir madde vardı. Kalkınma Programında kıdem fonu kurulacağı ve bireysel emeklilik sistemiyle birleştirileceği yer aldı. Malum kıdemle ilgili sendikalarında yaklaşımı ortadayken siz bu hamleyi nasıl değerlendiriyorsunuz kıdemle ilgili?

Faik ÖZTRAK- Biz baştan itibaren söylüyoruz, kıdem tazminatı işçilerimizin çocukları için tuttukları çeyiz parasıdır. Şimdi kalkıp siz buna sendikaların oluru olmadan tek başınıza dokunamazsınız. Baştan itibaren bir şey söyledik, biz bu kıdem tazminatı konusunda üç konfederasyonun anlaşmadığı bir düzenlemeye hiçbir şekilde evet demeyiz. Dolayısıyla planda getirilen bu düzenlemeye de karşıyız.

 

Soru- Yeni partiyle ilgili Sayın Babacan’la yaptığı bir görüşmeyi anlattı Cumhurbaşkanı. “Ümmeti parçalıyorsunuz” şeklinde bir ifadesi olmuş Sayın Ali Babacan’a ve yeni partiyle ilgilide fazlada geç kalmayın gibi bir çıkışı olmuş. Bu yeni parti durumunu nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bir kere her şeyden önce şunu söyleyeyim, Türkiye’de demokrasi vardır herkesin parti kurma hakkı da vardır. Ama AK Parti Genel Başkanı tarafından basına aktarılan diyaloğa bakılırsa, AK Parti Genel Başkanı bu tür lafları kullandığında göre öyle anlaşılıyor ki bu işten çok korkmuş. Yani milleti bölmeyi falan bırakın, ümmeti bölme noktasına kadar gitmiş. Benim bildiğim Türkiye’de zaten siyasi partiler milleti dikkate alarak siyaset yaparlar. Bence korkusu nedeniyle bu işi fazla büyütmüş.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

ASKERİ DARBELER BİLE BUNU YAPMADI, İLK KEZ BİR MERKEZ BANKASI BAŞKANI GÖREVDEN ALINDI

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün MYK gündemine ilişkin düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Kolumdaki mavi kurdeleyi herhalde merak ediyorsunuz. Bu, çocuk istismarıyla mücadele derneği çocuk istismarıyla mücadelede farkındalık oluşturmak için çocuklar için mavi kurdele tak kampanyası başlatmıştı. Bizde bu kampanyaya katılıyoruz. Çocuklarımızın her türlü kötülükten uzak bir biçimde yetişmeleri, şiddetten uzak bir biçimde yetişmeleri ve hiçbir istismara maruz kalmamaları bu ülkenin en büyük varlığı olarak gördüğümüz çocuklarımızın her türlü koruma altında olmaları partimizin en önemli önceliklerinden biridir. Yine bu çerçevede özellikle 2016 yılında kurulan çocuk istismarıyla ilgili meclis komisyonunun bir takım tespitleri vardı. O günden bugüne bu konuda bir ilerleme kaydedilmediği hatta gerilemeler olduğu da dikkati çekiyor. Özellikle çocuk istismarıyla ilgili cezaların caydırıcı olmaması nedeniyle büyük sıkıntılar yaşanıyor. Bir an önce bu konuda bir takım adımların atılıp ülkemizde artma eğilimine giren çocuk istismarı meselelerinin önce önüne geçilmesi gerekiyor.

 

İLK KEZ BİR MERKEZ BANKASI BAŞKANI GÖREVDEN ALINDI

Bunu belirttikten sonra Merkez Yönetim Kurulu toplantımıza dönmek istiyorum. Bugün toplantımızın gündeminde diğer konuların yanında; ekonomide yaşanan son gelişmeler, Merkez Bankası Başkanının görevden alınması, yine birinci yıl dönümünde Çorlu tren kazası faciasıyla ilgili yargı sürecinde yaşanan son durum ve mağdur ailelerin hak arama sürecinde karşılaştıkları zulüm vardı. Hafta sonunda Cumhurbaşkanı, bir gece yarısı kararnamesiyle Merkez Bankası Başkanını görevden aldı. Geçmişte hükümetle anlaşamayan TCMB Başkanları görevden istifa etmiş ya da ettirilmişti. Ama görevden alma işlemi, TCMB’nin faaliyete geçtiği 1931 yılından bu yana, ilk defa yaşandı. Tek adam parti devleti rejiminde bu ucubeliği de yaşamış olduk.

 

ASKERİ DARBELER BİLE BUNU YAPMADI

Açıkçası, askeri darbelerin bile yapamadığını, bu rejim yaptı. Yapılan normal, sıradan bir iş değil. Zaten bunu yapanlar da yaptıklarının normal olmadığının farkındalar. Bu nedenle de hem Türkiye’de hem dünyada piyasaların kapalı olduğu bir anda, gece yarısı bu görevden alma operasyonunu yaptılar.

 

MEVZUATI ZORLADILAR

TCMB Başkanının nasıl atanacağı ve hangi şartlarda görevden alınacağını düzenleyen bir özel kanun var 1211 sayılı kanun. Bu hukuki çerçeve, bu kanun Merkez Bankası’nın bağımsızlığını da güvence altına alıyordu. Ancak 9 Temmuz 2018 tarihinde 703 sayılı KHK Resmi Gazete’de yayımlandı. Bu torba KHK’da, pek çok kanun ve KHK’da yer alan “Başbakan” ifadeleri “Cumhurbaşkanı” şeklinde, tek adam parti devleti rejimine geçişe uygun olarak değiştiriliyordu. Ama bu arada aynı kararnameyle TCMB Başkanının atama usul ve esaslarına da el atılmış. 703 sayılı KHK ile 375 sayılı KHK’da yer alan üst düzey yöneticilerin görevden alınması koşullarına “kurumsal hedeflere ulaşılamaması” da eklenmiş. Ve zorlamayla güvene en çok ihtiyaç duyduğumuz bir dönemde, saray Merkez Bankasının bağımsızlığını garanti altına alan özel kanunu çerçevesinde hareket etmek yerine, olağanüstü hal döneminde çıkarılan bir KHK’daki genel düzenlemeyi gerekçe gösterip zorlamayla TCMB Başkanını görevden aldı.

 

AKLA, TEAMÜLLERE VE HUKUKA UYGUNLUĞU TARTIŞMALI

Bu konuyu hukukçular çok tartışacaktır. Ben çok fazla bu işin detayına girmek istemiyorum. Ama bunun yarattığı güven erozyonu iktisatçıların konusudur. Bunun da ötesinde bu nedenle vatandaşlarımız ciddi sıkıntılar çekecektir. Dolayısıyla ben bu konudan girmek istiyorum. Aslında akla, teamüllere ve hukuka uygunluğu son derece tartışmalı bu operasyonun gerekçesi, tek adam parti devleti rejiminin icadı “kurumsal hedeflere ulaşılamaması”. Şimdi bu konuyu huzurlarınızda ele almak istiyorum.

 

HEDEFİ BİRLİKTE BELİRLEDİLER, SORUMLULUK ORTAK

TCMB’nin kurumsal hedefi ne olabilir? Fiyat istikrarı. Yani enflasyona yol açılmaması, fiyat istikrarının sağlanması. Peki bugün ülkede yaşanan enflasyonun tek sorumlusu Çetinkaya mıdır ki Çetinkaya görevden alındı? Oysa biliyorsunuz enflasyon hedefini, TCMB, ekonomi yönetimi ve sarayın başı hep beraber belirliyorlar. Ardından da TCMB’ye deniyor ki “Sen şimdi bu enflasyon hedefine ulaşmak için elindeki para politikası araçlarını istediğin gibi kullanabilirsin”. Peki bu araçların içinde başta ne geliyor? Faiz geliyor. Ama tabi enflasyonu sadece faizle düşürmeye kalktığınız zaman bunun çok ciddi bedelleri oluyor. Dolayısıyla enflasyonu düşürmek için faizi tek başına kullanmak yanlış. Mali disiplin en az onun kadar önemli. Yani bütçe dengelerini tutturmak. O nedenle enflasyon hedefine giderken para politikasını destekleyecek bir maliye politikasının olması da şart. Bu kimin görevi? Tabi ki bu sarayın görevi. İşte bu nedenle enflasyon hedefi Merkez Bankası ve iktidar tarafından üç yıllık bir ufukta beraberce belirleniyor. Bu enflasyon hedefini destekleyecek şekilde de üç yıllık orta vadeli bir mali plan hazırlanıyor.

 

TÜM DENGE VE DENETLEME MEKANİZMALARI GİBİ BUNU DA ORTADAN KALDIRDILAR

Ama eğer iktidarlar; enflasyon hedefine ulaşmak için üzerlerine düşeni yapmazlarsa, mali disiplini elden bırakırlarsa, seçim nedeniyle bütçe dengelerini alt üst ederlerse, enflasyonun azmasını önlemek için Merkez Bankası faizleri artırmak zorunda kalıyor. Bu da belli şartlarda. Yani mali disiplinsizliğin bedeli öngörülenden daha yüksek faiz oluyor. Tabii bunun da ekonomiye bir faturası var. Yüksek faiz, yurtiçi talebi, yatırımları dolayısıyla büyümeyi aşağı çekiyor. Enflasyon hedefine daha yüksek faiz ve çok daha düşük bir büyümeyle ulaşmak durumunda kalınıyor. İşte Merkez Bankalarına araç bağımsızlığının verilmesi; siyasetin, siyasetçinin ekonominin günlük işleyişine müdahalesini, ekonomiyi bozarak oy devşirmesini önlemek, ekonomiye güveni sağlamak için kurulmuş olan bir mekanizma. Ama tek adam parti devleti rejimi tüm denge ve denetleme mekanizmalarını reddettiği gibi dün itibariyle daha öncede başlamıştı zaten bunu da ortadan kaldırdı.

 

MERKEZ BANKASI BAĞIMSIZLIĞI RESMEN BİTİRİLDİ

Murat Çetinkaya’nın apar topar teamüllere aykırı olarak görevden alınması sarayın elinde fiilen sona ermiş TCMB bağımsızlığını, resmen bitirmiştir. Şimdi tek adam, artık “kerameti kendinden menkul” faiz teorilerini hayata geçirebilecektir. Nitekim basına yansıdı. Erdoğan milletvekilleriyle yaptığı toplantıda, Çetinkaya’yı görevden alma gerekçesini şu sözlerle açıklamış: “Kendisine ekonomi toplantılarında defalarca faizi indirmesi gerektiğini söyledik kendisine diyor. ‘Faiz düşerse, enflasyon düşer’ dedik. Gerekeni yapmadı. Aynı kulvarda değiliz.”

 

SARAY, KENDİSİNİ MERKEZ BANKASI BAŞKANI ATASAYDI

Artık Saray’ın kibirli adamının elini tutan kalmadı. Aslında Varlık Fonu’nun Yönetim Kurulu Başkanlığına kendini nasıl atadıysa TCMB guvernörlüğüne de kendini atayabilirdi. Yapmadı. Aslında yakışırdı yazık oldu. Şimdi “Ekonominin patronu benim” diyor. Ama anlaşılan ateşi maşayla tutmayı tercih etti.

 

FAİZLERİ DÜŞÜREREK ENFLASYONU NASIL DÜŞÜRECEĞİNİ MERAKLA BEKLİYORUZ

Artık isterse faizleri sıfıra kadar indirebilir. Merakla bekliyoruz. Faizleri düşürerek enflasyonu nasıl düşürecek? Kerameti kendinden menkul ekonomi teoremini bakalım kanıtlayabilecek mi?

 

DEVLET ADAMI KITLIĞI DA BU REJİMİN ÇIKARDIĞI BİR FATURA

Geçmişte iktidarların kısa vadeli popülist hovardalıkları, uzun dönemde Türkiye ekonomisinin başına büyük dertler açmıştı. Anlaşılan sarayın etrafında Türkiye ekonomisinin geçmişini azıcık da olsa bilen aklı başında kimse kalmamış. Kaht-ı rical, yani devlet adamı kıtlığı bu ucube rejimin milletimize çıkardığı diğer bir fatura.

 

MERKEZ’İN BAĞIMSIZLIĞININ TABUTUNA SON ÇİVİ ÇAKILDI

Türkiye’de Merkez Bankası’nın bağımsızlığının tabutuna, 6 Temmuz 2019 tarihi itibariyle son çivi çakılmıştır. Sarayın kibirli kişisi ekonomide yaşanan başarısızlıkların faturasını TCMB Başkanına keserken, ekonominin günlük işleyişine siyasetin müdahalesinin önünü daha da açmıştır. Bugünden sonra göreve gelecek olan hiçbir Merkez Bankası Başkanı, koltuğunda kalmak istiyorsa, Saray’ın emirlerinin dışına çıkamaz. Bundan sonra gelecek tüm Merkez Bankası Başkanları dün atanan Merkez Başkanının soy ismi gibi “uysal” olacaktır.

 

SICAK PARACILAR BU İŞTE İLK KÖŞEYİ DÖNENLER OLACAK

Yine bugünden sonra iktidar sahiplerinin; “TCMB bağımsızlığını önemsiyoruz”, “Ekonomi yönetimine güvenin” gibi sözlerinin kıymeti, sadece içeride değil, uluslararası piyasalarda da “çöp” hükmündedir. Bunun orta ve uzun vadede ciddi ekonomik sonuçları olacaktır. Sarayın tutsağı bir TCMB, zor bela başını kaldırmaya başlayan ekonomik güvenin tekrar hızla baş aşağı çakılmasına neden olacaktır. Kurdun puslu havayı sevmesi gibi, Türkiye’nin sırtından malı götüren sıcak paracılar da bu işte ilk köşeyi dönenler olacaklardır.

 

EKONOMİMİZ İÇİN SONUÇLARI YIKICI OLUR

Merkez Bankalarının ve ekonomi yönetimlerinin en önemli sermayesi güvendir. Sarayın vesayeti altında bir Merkez Bankası ne kendi vatandaşlarını, ne de yurt dışındaki yatırımcıları ikna edebilir. Artık piyasalar yeni başkanı ve ekonomi yönetimini test dahi etmeyecektir, sınamayacaklardır da. TCMB’de alınan tüm kararların ekonominin gereklerine göre değil, sarayın taleplerine göre alındığını daha baştan kabul edeceklerdir. Bu Merkez Bankası kararlarının kredibilitesinin güvenilirliğinin sıfıra inmesi demektir. Kısa vadede alınan pozisyonlar nedeniyle ekonominin günlük işleyişine yapılan bu kaba müdahalenin etkisi sınırlı kalsa da uzun vadede sonuçları, krizde görev yapmış eski bir Hazine Müsteşarı olarak bunu söylüyorum, ekonomimiz için yıkıcı olacaktır arkadaşlar.

 

BU KARAR EKONOMİYİ ZAYIFLATTI, DIŞ GÜÇLERİN ELİNİ GÜÇLENDİRDİ

TCMB’nin elinde olası şokları karşılayacak döviz rezervi yoktur. Daha da önemlisi bu şokları bertaraf edecek kurumsal itibarı da tek adam parti devleti tarafından tüketilip bitirilmiştir. Esasen bu ucube yönetim sistemiyle cumhuriyetimizin tüm birikimi ve kurumlarımızın itibarı bir yılda sadece bir yıl içinde bozuk para gibi harcanmıştır. Ekonominin içsel dayanıklılığı bu kararlarla daha da zayıflatılmıştır. Jeo-stratejik risklerin arttığı bir dönemde ekonomiyi kullanarak bizi zorlamak isteyecek dış güçlerin eli bu kararla güçlendirilmiştir. Altını çizerek söylüyorum bu karar ekonominin içsel dayanıklılığını azaltmış, dış güçlerin elini güçlendirmiştir. Dışarıdan gelebilecek yumrukları göğüsleyecek gücümüz bu kararla daha da azaltılmıştır.

 

BÖYLE YETKİ ABD BAŞKANINDA YOK, BÖYLE REJİM DÜNYADA GÖRÜLMEDİ

Görev süresi tamamlanmadan Merkez Bankası Başkanını görevden alma yetkisi ABD Başkanında bile yoktur. Ama Erdoğan-Bahçeli ikilisinin icat ettiği bu ucube cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde sarayın kibirli adamı bu işi hiç çekinmeden yapabilmektedir. Hukuk devleti, yasalar, anayasa hak getire… Böyle bir rejim dünyada görülmemiştir.

 

ÖNCE SARAYDAKİ İHTİŞAMLI AYNALARA BAKACAKLAR, SORUMLULAR ORADA

Bu tek adam parti devleti rejiminin hayata geçtiği geçen yılın 24 Haziranından bu yana milletimize hiç bir hayrı olmamıştır. Hep cebimizi, hep mutfaktaki tencereleri bu rejim boşaltmıştır. Eğer saray iktidarı “kurumsal hedefleri gerçekleştirememe” kriterini uygulayacaksa önce yanına bir damadını da alacak, geçecek o sarayın ihtişamlı, gösterişli aynalarının karşısına bir bakacak. Ve işe aynada yüzünü gördüklerinden başlayacak. TCMB, enflasyon hedeflerini belirlerken tek başına karar almadı. Kararı, hükümetle beraber aldı. Dolayısıyla sorumlulukları da müşterek. Tutmayan sadece enflasyon hedefleri de değil. Hükümetin tutturması gereken bütçe dengelerinin hazine nakit açığının haline bir bakın.

 

ATANAN BAŞKAN DA BAŞARISIZ DENEN KURUL’UN ÜYESİ

Saray yeni bir başkan atadı. Atanan yeni başkan fiyat istikrarını sağlamak amacıyla kurulan para politikası ilke ve stratejilerini belirlemekle görevli Para Politikası Kurulu’nun bir üyesi. Dolayısıyla enflasyonu tutturamama eğer bir kurumsal başarısızlıksa, yeni başkan bu kurumsal başarısızlığın bir parçasıdır. Eğer bu kurulun performansından memnun değilseniz, neden bu kurulun üyelerinden birini başkan atıyorsunuz? Çok açık söyleyeyim, yönetimde sorunun parçası olanlar, çözümün parçası olamaz. Diğer taraftan, ekonomiyi üretim yerine ithalata şirketleri dövizle borçlanmaya mahkûm eden politikaları Merkez Bankası mı seçti? Yıllardır ekonominin dümeninde kim var?

 

İKTİDAR VATANDAŞIN FERSAH FERSAH UZAĞINDA

Türkiye son bir yıldır ortada ne bir hükümet ne de bir hükümet sistemi görebiliyor. Vatandaşın dertleri, sorunları, vatandaşın kendisi sahipsiz. Milletin sesini iktidar duymuyor, milleti unuttu. İktidar vatandaşın fersah fersah uzağına düştü. Mutfakta tencere boş, milletimiz geçim derdinde. Son bir yılda 7 ayrı paket açıkladılar. Ancak ortaya derli, toplu, güven uyandıracak tek bir program koyamadılar. Bırakın programı, Anayasa’nın emri olan 11. Beş yıllık kalkınma planı bile hala daha meclise gelemedi. İktidar sorunları çözmek yerine sorunları halının altına süpürmeyi tercih etmektedir. Aspirin tedavisiyle işleri geçiştireceğini zannetmektedir.

 

PROGRAMA, HUKUK DEVLETİNE VE DEMOKRASİYE İHTİYAÇ VAR

Fakat hayat pahalılığıyla, enflasyonla mücadele etmenin yolu; hesap vermekten kaçmak değildir. Resmi istatistik kurumlarının başına yakınlarını getirip sipariş veri üreterek hedefleri tutturmuş gibi yapmak da değildir. Bağımsız kurulları vesayet altına almak ise hiç değildir. Bunun yolu; ortak akla dayalı, doğru, tutarlı, ayakları yere basan bir ekonomi programını biran önce uygulamaktır. Ama bir şey daha var. Böyle bir programın başarılı olabilmesi için güven veren bir hukuk devletinin ve demokrasinin olması gerekir. Bir ekonomik program ancak böyle bir ortamda başarılı olabilir.

 

TÜRKİYE YİNE YAPILAN HATALARIN KURBANI OLACAK

Bizim ne görevden alınan eski başkan Murat Çetinkaya’yla ne de göreve yeni getirilen Murat Uysal’la herhangi bir derdimiz vardır. Bizim derdimiz; Türkiye’nin kurumsal kapasitesinin yok edilmesiyledir. Vatandaşlarımıza pek çok acılar yaşatan ekonomik krizlerden alınan derslerin adeta yok sayılmasıdır. Aynı acıları bir kez daha yaşatacak hataların üst üste yapılmasıyladır. Üzülerek söylüyorum Türkiye bir kez daha kendi hatalarının kurbanı olacaktır. Bunun sorumlusu ne dış güçlerdir, ne de bizi hazmedemeyenlerdir. Bunun sorumlusu; millet adına yapılacak her türlü kontrol, denge ve denetimi reddeden, kibir hastalığına yakalanan, 1994 ve 2001 krizlerinden alınan derslerle oluşturulan kurum ve kuralları birer birer yok eden, Türkiye ekonomisini neo-liberal popülizmin bataklığına bir kez daha batıran sarayın başıdır.

 

ÇORLU TREN FACİASININ YIL DÖNÜMÜ

Son olarak, bugün Çorlu’da 25 vatandaşımızın hayatını kaybettiği, 300’den fazla vatandaşımızın da yaralandığı tren faciasının birinci yıl dönümü. Kazanın ardından milletvekillerimizden ve PM üyelerimizden oluşan bir heyetle son derece detaylı incelemelerde bulunmuştuk. Dava dosyalarından, olay yeri tanıklıklarına, demiryolu üzerinde yapılan bakım ihalelerine ve uzman görüşlerine kadar konuyu her boyutuyla ele alarak Çorlu tren kazası raporumuzu ortaya koyduk. Biz bunu yaparken hedefimiz bu facianın tüm sorumluları hesap versin ve bu bir ders olsun bir daha böyle facialar yaşanmasındı. Kamuoyu; kazanın sebebinin yetkililerin iddiasının aksine, beklenmeyen bir afet değil, beklenen bir yağış olduğunu; aşırı yağış konusunda meteorolojiden uyarı yapıldığını; bu çerçevede bakım müdürlüklerinin demiryollarının kontrol edilmesi için uyarıldığını; buna karşın hiçbir önlem alınmadığını bizzat Genel Başkanımızın açıkladığı rapordan öğrendi. Ciddi ihmal ve denetimsizlikleri raporumuzda tek tek anlattık.

 

SORUMLULUK ALMIYORLAR, ÜZERİNİ ÖRTMEYE ÇALIŞIYORLAR

Yetinmedik, milletin vicdanını yaralayan bu facianın araştırılması için, TBMM’de bir araştırma komisyonu kurulmasını talep ettik. Çoğunluğa sahip olan iktidar ve onun ortağı bu talebimizi reddetti. Birde utanmadan, bu büyük acının müsebbiplerine hesap sorulması için yaptıklarımıza “tribünlere oynamak” deme cüretinde bile bulundular. Sonuçta, bu facianın tüm sorumluluğunu demiryollarında çalışan 4 kişinin üzerine yıkıp bu işi kapatmaya çalışıyorlar.

 

HAYATINI KAYBEDENLERİN YAKINLARINA ZULM EDİLİYOR

Şimdi kazada hayatını kaybedenlerin yakınlarına hak arama sürecinde zulmediliyor. Zulmedilerek susturulmaya çalışılıyorlar. Anayasa Mahkemesi önünde bunu protesto etmek, haklarını aramak istediklerinde, üzerlerine plastik mermi ve gaz sıkılarak geliniyor. En son olarak bir hafta önce duruşma gününde mağdur ailelerine mahkeme salonu girişlerinde yine zulmedildi. Tepkilerden ürken mahkeme heyeti daha dava başlamadan davadan çekilmeye kalktı. Yani sorumluların cezasız kalmasının değirmenine su taşımaya kalktı. Neyse ki bir üst mahkeme bu çekilme kararını kaldırdı.

 

KOCA BİR YILIN SONUNDA HİÇ BİR İLERLEME YOK

Bakın facianın üstünden bir yıl geçti. Tam bir yıl. Bu ülkede insan canının değerinin de hukukun da olmadığını gösteren koca bir yılın sonunda hiçbir ilerleme yok. Varsa yoksa ihmalin, cinayetin üstünü örtme çabası görülüyor. El insaf diyoruz. İçinde bir parça insanlık, kırıntı kadar vicdan kalan bunu yapamaz. Biz Çorlu tren faciasında hayatını kaybedenlerin yakınlarıyla birlikte mücadeleye devam edeceğiz. Bugün bu kazayla ilgili anma var. O anmaya Genel Başkan Yardımcımız Sayın Muharrem Erkek de katılıyor, o anmada hazır bulunacak. Bir kez daha hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, acılı yakınlarına ve milletimize sabırlar diliyorum. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınızı alabilirim. İsimleriniz ve kurum kimliklerinizle beraber lütfen.

 

Soru- Faik Bey, Merkez Bankası görev değişikliğiyle ilgili yorumlarınızı aldık ama bugün AK Parti Grup Başkanvekili Mehmet Muş da hukuken herhangi bir sıkıntı olmadığını belirtti. Siz hukuken mümkün ama süreç olarak doğru olmadığını belirtiyorsunuz birinci soru bu.

İkincisi, ekonomi paketi teklifi verildi Meclis’e. Bu kapsamda Merkez Bankası’nın yedek akçesiyle ilgilide düzenlemeler var ve aynı zamanda yurtdışı çıkış harçlarından ve Varlık Barışı’nın uzatılmasına yönelikte hükümler var bunu nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi birinci sorunuza cevap vereyim. Ben “hukuken mümkün” derken, “hukuk zorlanarak bu mümkün hale getiriliyor” dedim. Yani çok açık ifade edeyim, özel kanunla düzenlenmiş olan bir hususu genel düzenleme yapan kanun hükmünde kararname kapsamında değiştiriyorlar. Yine Cumhurbaşkanlığı’nın kendi yasasına da aykırı olarak bu görevden alma işlemini gerçekleştiriyorlar. Bu çok su kaldırır, açık söyleyeyim. Görevden alınan Merkez Bankası Başkanı’nın mahkemeye müracaat etmesi halinde bu kararın geri çevrilmesi kuvvetle muhtemeldir. Ben Sayın Muş’un o görüşlerine katılmıyorum.

 

İkinci sorduğunuz Merkez Bankası’nın yedek akçesiyle ilgili mesele. Bunu kaç zamandır bekliyorduk. Bu, iflasın ilanıdır. Bu, Hazine’nin ülkenin kefen parasına el uzatmasıdır. Bu, açıkça para basmaktır. Hazine daha yılın ilk 6 ayında neredeyse yılın tamamına ait dış borçlanma programını bitirmiştir. İç borçlanma programında çok ciddi limitleri tüketme noktasına doğru gelmiştir. Şimdi her yerde “nereden para bulurum” diye bakmaktadır. Gözünü Merkez Bankası’nın yedek akçesine dikmiştir. Peki Merkez Bankası bu yedek akçeyi nereden verecektir arkadaşlar? Merkez Bankası’nın bir geliri yok. Merkez Bankası para basar. Bu yedek akçeyi para basıp ödeyecektir. Dolayısıyla bu da çok ciddi enflasyonist tepki yapacaktır.

Ama ne gam? Mevcut Merkez Bankası Başkanını hedefi tutturmadı diye aldılar. Dolayısıyla bu Merkez Bankası Başkanı bu yapacaklarına ağzını açıp tek kelime söyleyemez. Bu işleri sanki Hazine ve Maliye Bakanlığı yapıyormuş gibi gözükse de bu torba yasayla, aslında bu işler sarayda yapılıyor, sarayda tezgahlanıyor. Tam böyle bir ilginç zihniyetle “ya şurada bir para varmış şunu da alıverelim” yaklaşımı içinde bu işler götürülmeye çalışılıyor. Bu çerçevede yapılan her şey Türk ekonomisinin kırılganlığını biraz daha arttırıyor. Şu tehlikeli, sıkıntılı, gergin jeo-stratejik konjonktürde de bize bir şeyleri dayatmak isteyenlerin ellerini güçlendiriyor. Bunları yapacaksınız ondan sonra çıkıp “bize saldırı var” diyeceksiniz. Geçiniz. Siz bu ülkeyi saldırıya tamamen açık hale getiriyorsunuz.

Daha önce de birkaç defa burada söyledim yani ekonomide bütçenin bu durumuna da baktığınız zaman vatandaşa ilave yüklerin geleceği belli. Bu çerçevede işte yurtdışı çıkış vergisi de gelecek, başka vergiler, başka yükler de gelecek ve sonuç itibariyle fatura vatandaşa kesilmiş olacak. Ama orada bence çok daha önemli bir düzenleme var bilmiyorum bir arkadaşımız soracak mı? Bir “İstanbul yaklaşımından” bahsediliyor. Arkadaşlar buna dikkatinizi çekiyorum. Bakın sene başından bu yana devlet bankalarına 40 milyar Türk Lirasına yakın para sermaye veya sermaye benzeri ödeme şeklinde verildi. Bu paralar nereye gitti? Kimin borcunu yapılandıracaklar? Bunun finansmanı nereden gelecek? Bununla ilgili özel bankaların da bununla ilgili zararlarını nereden karşılayacaklar? Vatandaşın sırtından. Vatandaşın sırtından vatandaşın parasıyla istedikleri şirketlere bunu yaptıracaklar. Kendilerine yakın olan şirketlerin bundan önceki dönemde yaptıkları hovardalıkların bedelini milletimize ödetecekler.

 

Soru- Sistem tartışmalarına ilişkin olarak bir soru sormak istiyorum. Ömer Çelik sistemin röntgenini, MR’ını çekeceğiz demişti. Bununla ilgili görüşlerinizi alabilir miyim?

Bir de ODTÜ’de bugün biliyorsunuz bir polis müdahalesi vardı. Öğrenciler yurt yapılmasına karşı itiraz ediyorlardı. Bu müdahaleyi de nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Önce birincisine cevap vereyim. Son bir yılda 24 Haziran’dan buyana ülkenin ne hale geldiği ortada. Bu rejimin ne kadar MR’ını çekseniz, ne kadar filmini çekseniz bunu düzeltmeniz mümkün değil. Deveye sormuşlar boynun niye eğri diye. O da cevap vermiş nerem doğru ki. Bunun neresi doğru arkadaşlar? Çok açık söyleyeyim, böyle MR’larla, filmlerle, röntgenlerle uğraşacaklarsa bu işin sonu felakettir. Bunları çekecekler, buna göre tedbir alacaklar. Bunları yapana kadar yani dereye su gelene kadar kurbağanın gözü patlar. ODTÜ’deki meseleye gelince, arkadaşlar ODTÜ’de öğrenciler yurt yapımına karşı değil. Yurdun yapılmak istendiği yere karşı, yurdun Kredi Yurtlar Kurumu tarafından yapılmasına karşı. Bunu bir kere açık net ortaya koyalım. Diyorlar ki, bizim kendi derneklerimiz, mezunlar derneğimiz bu yurtları yapmaya talip. Kredi Yurtlar Kurumu’nun buraya bu kadar büyük yurtlar yapması bu okulun içindeki uyumu bozabilir, ODTÜ’nün içindeki. Memleketin her yerinde yurt talebi var nedir bu ısrar ODTÜ’nün içine bu kadar büyük bir yurt yapma ısrarı, ne yapmaya çalışılıyor? Kaldı ki, arkadaşlar sabah Çankaya Belediyesi’nin araçları olay yerine giremediler. Neden girmek istiyorlar? Çünkü bu yapılan işle ilgili ruhsat ortada yok, izin yok. Bunu bile dinlemediler. Sabah Genel Başkan Yardımcımız Gülizar Biçer Karaca, iki de milletvekili arkadaşımızla birlikte oradaydılar. Yaşananlar hiç hoş değil. Öğrencilere yapılan zulüm hiç hoş değil. Yapılmak istenen şey tamamen yanlış.

 

Soru- S-400 meselesi var. Cumhurbaşkanı Erdoğan’da sevkiyat sürecinin başladığını ifade etti. Bununla ilgili neler söylersiniz?

Faik ÖZTRAK- Arkadaşlar baştan itibaren söylüyoruz bu S-400 meselesiyle ilgili. Eğer Türkiye’nin güvenlikle ilgili birimleri teknik olarak bu ülkenin güvenliğini, bu milletin güvenliğini sağlamak için bu S-400’lerin alınmasını söylüyorsa biz de bunun arkasındayız. Ama bakın bir şey var, S-400’lerle ilgili olarak ABD diyor ki, “Rusya’dan bir şey alıyorsun benim Rusya’yla ilgili ambargom var bu çerçevede ben sana bir takım yaptırımlar uygularım.” Efendim Trump öyle demedi… Trump öyle demedi ama ABD’nin kongresine baktığınız zaman oradaki yetkililer bunun tam tersini söylüyor.

İki, bir başka bir şey daha söylüyorlar. Diyorlar ki, “bu S-400’lerin bizim görünmez uçak dediğimiz F-35’lerle birlikte çalışması sorun yaratır, ikisi birlikte olmaz” diyorlar. Bizim de F-35’lere S-400’ler kadar belki de ondan daha fazla da ihtiyacımız var. Ama öyle görünüyor ki, bir tepkiyle karşı karşıya kalacağız. Bunun için milletimiz her türlü fedakarlığa katlanacaktır diyoruz. Ama siz şimdi sanki hiçbir şey olmayacakmış gibi Merkez Bankası Başkanını görevden atacaksınız, Merkez Bankası’nın ihtiyat akçesine el atacaksınız, ekonomiyi zayıflatacaksınız, ekonomideki kırılganlıkları daha da arttıracaksınız ve bu suretle vatandaşın katlanması gereken maliyetleri daha da arttıracaksınız. Bu da olmaz. Hep baştan beri soruyorum. Bununla ilgili bir müeyyide uygulanacaksa çıksın Maliye ve Hazine Bakanı bunun vatandaşa yansımasını hafifletecek hangi tedbirleri aldıklarını açıklasın. Tık yok. Yani bugün tartıştığımız bu Merkez Bankası Başkanı meselesi Türk ekonomisine duyulan güvensizliği arttırmak suretiyle Türk ekonomisinin içsel dayanıklılığını azaltacak ve dışarıdan gelebilecek ters rüzgarlar karşısında zayıf düşürecektir.

Teşekkür ediyorum.

CHP’Lİ ÖZTRAK: EMEKLİNİN, MEMURUN HAKKINI YEDİLER

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü, CHP Ekonomi Masası Başkanı Faik Öztrak bugün CHP Ekonomi Masası toplantısı sonrasında, CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Bugün Cumhuriyet Halk Partisinin Ekonomi Masası olarak ekonomideki en son gelişmeleri ve önümüzdeki dönemde masa olarak hangi faaliyetleri yürüteceğimiz konusunda bir toplantı yaptık. Bu çerçevede bugün tabi en önemli verilerden biri olan enflasyonu da değerlendirme imkanını bulduk. Toplantımıza Sayın Akif Hamzaçebi, Sayın Çetin Osman Budak, Sayın Abdüllatif Şener, Sayın Bülent Kuşoğlu, Sayın Lale Karabıyık ve Sayın Fethi Açıkel katıldılar. Tabi danışman arkadaşlarımızın da katılımıyla bir değerlendirmede bulunduk.

 

ENFLASYON LİGİNDE RAKİPLERİMİZ HAİTİ, ANGOLA, SİERRA LEONE

TÜİK, Haziran ayına ait Tüketici ve Yurtiçi Üretici Fiyat Endekslerini açıkladı. TÜİK’in tüketici enflasyonu, beklentilerin altında gerçekleşti. Uzunca bir süredir de beklentilerin altında gerçekleşiyor. Bunun nedenleri konusunda birazdan size bazı bilgileri arz edeceğim. 2019 yılı Haziran ayında enflasyon; bir önceki aya göre tüketici fiyatları bazında 0,03 oranında artmış. Yıllık enflasyon da yüzde 15,7 olmuş. Bu yüzde 15,7’lik enflasyonla Türkiye dünya enflasyon liginde hala 11. Sırada. Bize rakip olan Ülkeler yani bizim yarıştığımız ülkeler arasında Haiti, Angola, Sierra Leone gibi ülkeler var.

 

MEMURA, EMEKLİYE YÜZDE 5-6, KENDİLERİNE YÜZDE 40

Yine bir başka önemli gösterge ilk 6 aydaki enflasyon. Neden önemli? Çünkü memur maaşları, memur emeklilerinin maaşları, BAĞKUR ve SSK emeklilerinin maşaları bu ilk 6 aydaki enflasyona göre belirlenecekti. O da yüzde 5.01 oldu. Buna göre memur ve memur emeklileri önümüzdeki dönemde yüzde 6 zam alacaklar. Yüzde 6, altını çiziyorum. SSK ve BAĞKUR emeklileri de yüzde 5 zam alacaklar. Tabi burada, bir kaç gündür bunu konuşuyoruz, hepimizin ve vatandaşlarımızın da vicdanını yaralayan çok ciddi bir çifte standart var. Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu biliyorsunuz toplanmıştı ilk toplantısında kurul üyelerinin 13 bin TL olan maaşını 18 bin TL’ye çıkarttı. Artış yüzde 40. Memur emeklisine yüzde 6, BAĞKUR, SSK emeklisine yüzde 5, Yüksek İstişare Kurulu üyelerine yüzde 40. Burada adalet yok. Hangi hesaba göre yüzde 40? Birde bunu sorguladığımız zaman bazıları bunu edepsizlik diyor niye sorguluyorsunuz diyor. Bu maaşlar milletin devlete ödediği vergilerden karşılanıyor. Dolayısıyla milletimizin neden yüzde 40 bu maaşlara zam yapıldığını, burada bu kurulun hangi görevleri ifa ettiğini, hangi görevleri nedeniyle bu maaşları aldığını bir açıklaması gerekiyor. Kaldı ki, bu kurul üyelerinin hepsinin emekli maaşı da var, onların emekli maaşları da TBMM Başkanlarının emekli maaşına eşit. Yani Türkiye’deki Cumhurbaşkanından sonra en yüksek emekli maaşlarından birini alıyorlar.

 

TÜİK’İN VERİ KALİTESİ KONUSUNDA CİDDİ İDDİALAR VAR

Şimdi tabi yüzde 6 dedik, yüzde 15,7 dedik bunlar TÜİK’in enflasyon rakamları. Aslında bunların, vatandaşın gerçek enflasyonunu uzunca bir süredir yansıtmadığını biliyoruz. TÜİK’in diğer verileri ve enflasyon verileriyle ilgili olarak kalite konusunda çok ciddi iddialar gündemde. Bunları da biz araştırma önergeleri, soru önergeleri vasıtasıyla sorduk ama hiçbirine cevap alamıyoruz. Milletimiz bu soruların cevabını merakla bekliyor ama karşı taraftan cevap yok.

 

İŞYERİ SEÇİM KRİTERİ DEĞİŞTİ, TÜİK’TEKİ GIDA FİYATLARI DÜŞTÜ

Hatırlayacaksınız bu yıl başında fiyat toplama konusunda gıdada işyeri seçim kriterinde TÜİK değişiklik yapmıştı. Eskiden çok sayıda yerden fiyat toplarken şimdi en yüksek satış yapan sınırlı sayıda yerden fiyat topluyor. Bu çerçevede baktığımızda gıda fiyatlarında ciddi bir aşağı doğru gidiş görmeye başladık TÜİK endekslerinde vatandaşın gerçek hayatında değil. Diğer taraftan, bazı kalemlerde madde sepeti ağırlığı ve madde fiyatlarıyla hesaplanan aylık fiyat değişimleri ile aynı mal gruplarının piyasadaki fiyat değişimleri birbirini tutmuyor.

 

MARKETLERE ENFLASYON TELEFONU İDDİASI

Hatta bunun da ötesine giden bir şey var şuanda konuşulan bazı üst düzey yetkililerin fiyat topladıkları bu sınırlı sayıda marketlere telefon açmak suretiyle, “Bugün anketörlerimiz gelecekler fiyat almaya, şunda şu kadar indirim yapacaksınız, bunda bu kadar indirim yapacaksınız” diye doğrudan fiyatlara müdahale ettiklerine dair iddialar var. Özellikle bu iddialar TÜİK’teki yönetim değişikliğinden sonra TÜİK Başkanının değişmesiyle birlikte mevcut başkanın Merkez Bankası Yönetim Kurulu’na atanması, oraya da Damat Bakana yakın bir arkadaşın atanmasından sonra ayyuka çıktığını görüyoruz. Ne yapılırsa yapılsın mızrak çuvala sığmaz; pazarda, markette raflarda, mutfakta süren yangının üstü böyle rakamlara doğrudan müdahale etmek suretiyle örtülemez.

 

VATANDAŞ YAŞADIĞI ENFLASYONU BİLİYOR

Vatandaş biliyor, yaşadığı enflasyon yüzde 5 falan değil. Yapılması gereken ayarlama enflasyon farkını telafi etmek için yapılması gereken maaş artışı da ne yüzde 5, ne yüzde 6. Kendilerine gelince yüzde 40 orada görüyorsunuz. Şimdi bu yüzde 5’in içinde çay fiyatı yok mu, şeker fiyatı yok mu, benzin fiyatı yok mu? Şöyle baktık 6 ayda bunların fiyatları ne artmış diye. Toz şeker fiyatı yüzde 0,5, kesme şeker fiyatı yüzde 2,2, çay fiyatı da bu endekslerde, yani vatandaşın maaşını belirleyen bu ilk 6 aylık dönemde, yüzde 6,8 azalmış. Oysa biliyoruz, Haziran ayının sonunda şekere ne kadar zam yapıldı? Yüzde 16, çaya yüzde 15. Ama TÜİK’in rakamlarına bakarsanız azalmış. İşte bu zamları eğer ay sonuna kaydırmayıp doğru düzgün ihtiyaç duyulduğu zamanda yapmış olsalardı, bugün vatandaşın yani memurun, emeklinin maaşına yapacakları zam çok daha yüksek olacaktı.

 

EMEKLİNİN, MEMURUN HAKKINI YEDİLER

Dolayısıyla da burada da hak yemişlerdir. Emeklinin hakkını yemişlerdir, memurun hakkını yemişlerdir, BAĞKUR’lu, SSK emeklisinin hakkını yemişlerdir. Bütün bunlar enflasyon rakamlarının gerçekten ne kadar uzak olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Buna rağmen bir başka husus daha dikkati çekmektedir. Yüzde 0,03 tüketici fiyatlarındaki aylık artış. Buna karşılık para politikasının belirlenmesinde kullanılan özel endekslerde B çekirdek enflasyonu aylık yüzde 1,19 artmış. Bu ne fark? Biri 0,03 biri yüzde 1,19. 30 kat. C çekirdek enflasyonu ise yüzde 0,92 yani yüzde 1 artmış. Biri 0,03, biri yüzde 1. Bütün bunlar önümüzdeki dönemde enflasyonla ilgili sıkıntıların devam edeceğini gösteriyor. Sonuçta, 12 aylık rakamlara baktığımız zaman tüketici fiyatları enflasyonu 3 puan düşerken çekirdek enflasyon rakamları maksimum 1 puan düşmüş.

 

ÜRETİCİ ENFLASYONUYLA TÜKETİCİ ENFLASYONU ARASINDA 10 PUAN FARK VAR

Yine üretici enflasyonuna da baktığımız zaman tüketici enflasyonuyla üretici enflasyonu arasında 10 puan fark var arkadaşlar. Bu ne demek? Talebin sınırlı olması nedeniyle esnaf, tüccar fabrikadan çıkış fiyatlarındaki artışı daha henüz tüketiciye yansıtamıyorlar. Ama fırsatı yakaladıklarında bu artışı yansıtacaklar. Dolayısıyla bu da enflasyon rakamlarına yansıyacak.

 

TRUMP’IN DEDİĞİ İLE BEYAZ SARAY’IN DEDİĞİ TUTMUYOR

Ekonomiyle ilgili yaptığımız bir başka değerlendirme de şu: 23 Haziran’da hak yerini buldu, İstanbul’da seçimle gelen seçimle gitti Ekrem İmamoğlu Büyükşehir Belediye Başkanı olarak mazbatasını aldı. Dolayısıyla bu bir normalleşmedir. Onun ardından G20 toplantısı yapıldı. G20 toplantısında S-400’lerin beklendiği kadar büyük bir sorun yaratmayacağı, hatta hiç sorun yaratmayacağı gibi bir hava yaratıldı. Aslında Trump, “S-400’leri alırsanız Türkiye’ye herhangi bir yaptırım uygulanmayız” demedi. Sadece dedi ki, “Türkiye’ye haksızlık yapıldı.” Bir de ardından şunu söyledi, “Erdoğan benim adamım ben ne istesem yapıyor. Rahibi bırak dedim bıraktı. Suriye’de kendi güvenliğin gerekçesiyle Suriye’nin kuzeyinde, Fırat’ın doğusunda tedbir alma dedik girmedi. Orada da sözümüzü dinledi. Dolayısıyla kendisiyle devam etmekte yarar görüyorum” anlamına gelecek bir takım sözleri sarf etti. Ama Beyaz Saray’dan bu açıklamaların hemen arkasından bir açıklama geldi ki, bu yaklaşımı çok fazla teyit etmiyor. Onlar da dedi ki, “Başkan Trump S-400’lerin alınmaması konusunda ikna etmeye çalıştı Türkiye’yi” dedi.

 

ABD’Lİ SENATÖR YAPTIRIM UYGULANIR DEDİ

Sonra dün Türkiye’ye senatör Lindsey Graham geldi. Biliyorsunuz bu başkana da çok yakın bir isim. O da dedi ki, “Eğer bu yaptırımların devreye girmemesini istiyorsanız Türkiye S-400’leri aktive etmemeli. Bunların yerine NATO ile uyumlu Patriot füze bataryalarını getirmeli” dedi. “Eğer aktive ederlerse S-400’leri, Amerikan yasaları kapsamında yaptırım uygulanır dedi ve F-35 teknolojisi Türkiye’ye transfer edilemez dedi. O zaman buradan da başka bir sonuç çıktı. Yine Amerika’ya verdiğimiz bir başka önemli bir şey var. Diyor ki, “Obama zamanında Obama satmamış bu Patriotları ekonomiye zarar vermiş” diyor Trump. Ardından bir başka bir şey daha geliyor, “Türkiye Amerika’dan 100 tane Boeing alıyor.” Bu Boeing işi ilginç bir iş. Suudi Arabistan’da da böyle olmuştu. Hatırlarsanız çok sayıda Boeing almışlardı, arada bir çatışma çıktığında Boeing alarak bu çatışmayı yatıştırmışlardı.

 

BAHAR HAVASI ÇOK UZUN SÜRMEYEBİLİR, İYİ DEĞERLENDİRİLMELİ

Şimdi böyle baktığımız zaman bu oradan yansıyan bahar havasının çok da uzun sürmeyebileceği gerçeği ortaya çıkıyor. Dolayısıyla Türkiye bu bahar havası dönemini iyi değerlendirmek zorunda. Bakıyorsunuz, bu görüşmelerden sonra ve seçimden sonra Türkiye’nin kredi geri ödenmesiyle ilgili sigorta primleri düşmeye başlıyor. Tüketici güven endeksinde bir yükselme var. Satın alma yönetici endeksleri düzeliyor. Faizlerde bir miktar düşme var. Türk lirası Dolar karşısında yüzde 2 civarında değer kazanıyor hatta 2’yi de geçiyor biraz.

 

FIRSAT DA VAR CİDDİ SORUNLAR DA…

Bütün bunlar var. Ama öbür tarafta da dağlar kadar büyük bir işsizlik duruyor. Sanayi üretim endeksi mevsimlik düzeltilmiş olarak baktığınız zaman kapasite kullanımındaki yükselmeye rağmen aşağı doğru düşüyor. Toparlanmanın çift V şeklinde olacağı ekonomideki toparlanmanın açık seçik ortaya çıkıyor. Yani bir dip daha göreceğiz o da ortaya çıkıyor.

 

GÜVEN VERECEK BİR PROGRAM LAZIM

Şimdi bütün bunları hafifletebilmek için bu bahar havasının hemen ardına bir şeyler koyabilmek lazım. Yani Türkiye bu bahar havasının hemen ardından piyasalara güven verecek, piyasalardaki oyunculara güven verecek bir düzenlemeyi, bir programı, bir bütüncül programı devreye alması lazım ki ekonomideki bu toparlanma bir saman alevi gibi parlayıp sönmesin bunun üzerinden ekonomi yukarı doğru giderek devam etsin. Ancak böyle bir şey görmüyoruz.

 

DEVLET HIZLI İŞLEYECEK DEDİLER AMA BİR KALKINMA PLANINI BİLE HALA ÇIKARAMADILAR

Hep şunu söylediler: “Tek adam parti devleti rejiminde, devlet çarkları çok hızlı dönecek, aksamayacak.” Ben sırf ekonomiyle ilgili kısmını söyleyeyim, ekonomiyle ilgili bütüncül bir program ortaya konmadı. Hep aspirin tedavisi, hep pansuman tedbirleri. Hatta daha önemlisi Anayasanın gereği olan Kalkınma Planı dahi hazırlanıp meclise gelmedi. Meclis yarın öbür gün tatile girecek muhtemelen ama plan daha hala ortada yok. Peki plan olmayınca programı neye göre çıkaracaksınız, bütçeyi neye göre yapacaksınız? Bütün bunlar havada kalan sorular. “Türkiye bu 4 yıllık seçimsiz dönemi çok iyi değerlendirmeli” derken, biz vatandaşımızın bize tevdi ettiği belediyelerde bu görevi bir hakkı yerine getirmek için her türlü hazırlığı yapıyoruz. 24 Haziran’da vatandaş tek adam parti devleti rejimine yetkiyi verdi ama 24 Haziran’dan bu yana ekonomide hiçbir şey olmuyor.

 

MERKEZ BANKASI PARA BASMAYA ZORLANIYOR

Ben tekrar şunu söyleyeyim, harekete geçmek için kaybedilecek zaman yok. Her toplantıda bunu bir defa daha tekrarlıyorum. Yine biz ekonomi masamızda yapmış olduğumuz değerlendirmede bu hususu bir defa daha tespit ettik. Hem para politikası alanında, hem de özellikle bütçede mali disiplin kaybolmuş durumda. Para politikasında da sürekli Merkez Bankası para basmaya zorlanıyor. Açık söyleyeyim bu ihtiyat akçesinin bütçeye devredilesi falan para basmaktır. Biz bunları gördük. Yani tecrübeli arkadaşlarımızla beraber değerlendirdiğimizde, bu yapılanın geçmişteki kısa vadeli avanstan hiçbir farkı olmadığını da hep beraber tespit ettik.

 

TEDBİR ALINMAZSA BAHAR HAVASI, SAMAN ALEVİ GİBİ SÖNER

Dolayısıyla bu yaklaşımdan biran önce vazgeçilmelidir. Eğer özetlersem, memurun, emeklinin, BAĞKUR’lunun, SSK’lının hakkı yenmiştir. Bu yapılan zam TÜİK’in enflasyonunu belki yansıtmak anlamına gelmektedir ama vatandaşın gerçek enflasyonunu yansıtmamaktadır. “Ekonomide bahar havası gibi bir gelişme var” denmektedir ama bu da saman alevi gibi eğer tedbir alınmazsa bunun arkasında doğru düzgün ayakları yere basan bir şeyler konmazsa bunun da saman alevi gibi olup faturasının da vatandaşımıza çıkmasından ciddi şekilde endişe ediyoruz.

Ben hepinize çok teşekkür ediyorum, sorularınız varsa alıyım. Ama ekonomiyle ilgili lütfen. Bugün çünkü Ekonomi Masası’nın Başkanı olarak ve Ekonomiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak huzurlarınıza geldim. Dolayısıyla sadece ekonomiyle ilgili olan soruları cevaplandıracağım ya da sorduğunuz soruları ekonomiye bağlayacağım.

 

Soru- Aslında sizde bahsettiniz Arınç’ın açıklamalarını. Daha doğrusu şöyle, Yüksek İstişare Kurulu üyelerinin maaşlarını ama sonrasında o üyelerden biri Bülent Arınç’ın da bir açıklaması olmuştu televizyon programında maaşımızı merak edenler edepsizlik ediyorlar demişti. Çokça da tartışması oldu, dün Sayın Genel Başkanda değindi ama daha sonra Bülent Arınç bir açıklama yaptı edepsiz vatandaşlara değil trollere söylüyorum dedi. Bu sözü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir de S-400 yaptırımlarının ekonomiye yansıması nasıl olur?

Faik ÖZTRAK- “Edepsiz sözünü vatandaşlara sarf etmedim, trollere sarf ettim.” Bunun bence hiçbir geçerliliği yok. Ne zaman söyledi bunu? Bizim maaşımızı merak edenler edepsizlik yapıyor dedi. Bu memlekette bir şeyi anlayacağız arkadaşlar, vatandaş eğer vergisini ödüyorsa o vergiyle maaşı ödenenlere de hesap soracaktır. Bunun adı edepsizlik falan değildir. Sonra bunu çevireceksiniz trol yapıyor, bu yapıyor. Zaten onların partisinin içinde ne sıkıntı olsa, her şeyi trollere mal etme konusunda ciddi bir alışkanlık edindiler. Ben şunu söyleyeyim, herkes söylediğine dikkat etmeli. Hele hele bu ülkede uzun yıllar yöneticilik yapmış tecrübeli kişilerin her şeyden daha fazla sözlerine dikkat etmesi lazım. Kimsenin vatandaşa edepsiz deme hakkı yoktur.

S-400 meselesine gelince, şöyle bir hava yaratılmaya çalışılıyor: S-400’ler konusunda Türkiye S-400’leri alacak ama yaptırım uygulanmayacak havası yaratılmaya çalışılıyor. Hatta Başkan Trump’ın bu konuda garanti verdiği noktasına kadar da bir takım söylemler oldu. Ama öyle anlaşılıyor ki Trump’ın oldukça yakınında olan senatörün senatörün laflarından öyle anlaşılıyor ki, hayır S-400’leri alırsak bir yaptırım olacak. Bir iddia daha var, Başkanın yetkisi var, belki bu yaptırımlar arasından en hafiflerini uygular. Ama bir tane daha şey var ki o başkanın yetkisinde değil: F-35’leri alamayacağız.

Bu da ister istemez Amerika’yla aramızdaki sıkıntıları, tansiyonu yeniden arttıracak. Ekonomiyi etkiler mi? Yani şöyle etkiler, tabi dünyanın en büyük ekonomilerinden biriyle Türkiye arasında bir çekişmenin sonuçları konusunda bunu bir risk olarak piyasaların bir kısmı algılar. Ama bu riskte göğüslenir. Nasıl göğüslenir onu da söyleyeyim, Türkiye’nin savunması söz konusuysa.

Çok teşekkür ediyorum.

UCUBE REJİMDEN VAZGEÇİLMELİ, CUMHURBAŞKANI PARTİSİNİN BAŞINDAN AYRILMALI

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Genel Merkezi’nde düzenlenen Genişletilmiş Parti Meclisi toplantısı gündemi hakkında bilgi verdi.

Genel Başkan Yardımcısı Öztrak, düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

FETÖ TİPİ KUMPASLARDAN VAZGEÇSİNLER

PM üyemiz Eren Erdem bir yıldır hukuksuz bir şekilde tutuklu. Sözlerime başlarken, bu hukuksuzluğun bir an önce sona ermesini ve kendisinin özgürlüğüne kavuşmasını beklediğimizi ifade etmek istiyorum. Ayrıca İstanbul seçimlerinin ardından İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Meral Akşener ve İstanbul İl Başkanımız Sayın Canan Kaftancıoğlu hakkında yürütülen, hukuk dışı operasyonlar milletimizin de, bizim de içimize sinmemektedir. Seçim başarısının rövanşını almaya dönük bu FETÖ tipi kumpaslar partimiz tarafından dikkatle takip edilmektedir. İktidar bu tür işlerden derhal vazgeçmelidir.

 

SANDIKTAKİ BÜYÜK İTTİFAK İSTANBUL SEÇİMLERİNDE GERÇEKLEŞTİ

İstanbul seçimlerinin tekrarlanmasının ardından, yerel seçimler hakkında değerlendirmelerde bulunmak amacıyla, önce sabah MYK’mızı, sonrada genişletilmiş Parti Meclisimizi topladık. PM üyelerimizin, milletvekillerimizin ve Yüksek Disiplin Kurulu üyelerimizin katılımıyla gerçekleştirdiğimiz bu toplantıda; milletvekillerimiz seçim sürecinde sahada yaşadıklarını anlatacaklar. Önümüzdeki günlerde belediyelerimizden ve CHP’den beklenenler ve milletimizin taleplerini yerine getirebilmek için yapılacaklar konusunda görüş alışverişinde bulunuyoruz. Diğer taraftan yine bu toplantı sırasında Genel Başkan Yardımcımız Sayın Onursal Adıgüzel, İstanbul seçimleriyle ilgili olarak bir sunum da yaptı. Alınan oylarla ilgili bir analiz. Bu analize de baktığımız zaman CHP’nin baştan beri İYİ Parti’yle yapmış olduğu ittifak kapsamında hedeflediği sandıktaki büyük ittifakın, İstanbul seçimlerinde gerçekleştiğini büyük bir memnuniyetle görmüş olduk, oy kaymalarına da baktığımızda.

 

DELİLSİZ SEÇİM İPTALİNİ VİCDANLAR KABUL ETMEDİ

Türkiye bundan tam 3 ay önce, 31 Mart’ta sandık başına gitti. Yeni belediye başkanlarını, belediye meclis üyelerini ve muhtarlarını seçti. CHP, İYİ Parti ile birlikte girdiği seçimde sandıkta büyük ittifakı gerçekleştirerek 2014’te 6 olan büyükşehir belediye başkanlık sayısını İstanbul dahil 11’e çıkardı. Ancak iktidar İstanbul’u kaybetmeyi bir türlü içine sindiremedi. Mızıkçılık yaptı. Hak yedi. Sarayın vesayeti altındaki YSK; aynı sandıkta, aynı zarfta, aynı seçmenin kullandığı ve aynı kişiler tarafından sayılan dört oy pusulasından üçünü geçerli, bir tanesini de yok saydı. Milletimiz ardı arkası gelmeyen seçim süreçlerinin artık bitmesini, ülkenin yakıcı sorunu olan ekonomiye el atılmasını beklerken seçim süreci bir üç ay daha uzamış oldu. Tabi bu, milletimizde ciddi bir hayal kırıklığı yarattı. Gerekçesiz delilsiz seçim iptalini vicdanlar kabul etmedi.

 

MİLLETİN ŞAMARI AĞIR OLDU

Tekrarlattıkları seçim sürecinde yaptıklarıyla saray ve şürekası, milletin bir de aklıyla alay etmeye kalktılar. Sonunda, 31 Mart’ta 13 bin 700 oy farkını küçümseyen saray ve bekçisinin kurduğu Cumhur İttifakı’nın adayı, 23 Haziran’da bu kez 806 bin oy farkı yedi. Milletin kendini unutanlara, hak yiyenlere, kendisini kandırmaya çalışanlara attığı şamar çok ağır oldu. Ekrem İmamoğlu 31 Mart’a göre 572 bin 103 oy daha fazla aldı. Bunun 220 bin 583’ü daha önce Binali Yıldırım’a oy verenlerden geldi. 154 bin 894’ü diğer adaylara oy verenlerden geldi, 196 bin 626’sı da geçersiz oy sayısındaki azalıştan kaynaklandı. Bu sonuç 23 Haziran’da parti ayrımı olmadan haksızlığa karşı, İstanbulluların Ekrem İmamoğlu’na açıkça destek verdiklerini gösteriyor. İstanbullular, sandıkla gelenin sandıkla gideceği gerçeğini dosta düşmana bir kere daha anlattılar. Demokrasi tarihine altın harflerle geçtiler.

 

MİLLETİN CHP’YE VERDİĞİ SORUMLULUĞUN FARKINDAYIZ

Diğer taraftan biz CHP olarak milletimizin sadece iktidara mesaj vermediğini, adaylarımıza gösterdiği teveccühle partimize de büyük bir sorumluluk yüklediğinin farkındayız. Her şeyden önce, bu seçimler artık CHP’nin bir iktidar merkezi olarak milletimizin tercihine mazhar olma yolunda güçlü adımlarla ilerlediğini açık seçik ortaya koyuyor. 2014’teki yerel seçimden bu yana ülkede yaşananlar, sandıktaki tabloyu da beklentilerin yönünü de tamamen değiştirmiştir. 2014 yılındaki yerel seçimlerde, CHP’nin kazandığı büyükşehir belediye başkanlığı sayısı 6’ydı. Bu belediyelerde, Türkiye nüfusunun yüzde 12’si yaşıyordu. Ülkemizin milli gelirinin de sadece yüzde 12,2’si bu belediyelerin sınırları içinde üretiliyordu. 2019 yılı yerel seçimleri sonucunda, CHP’li belediye başkanlarının yönettiği büyükşehir belediyesi sayısı 11’e yükseldikten sonra Türkiye’nin nüfusunun yüzde 45’i bu belediyelerin sınırları içinde yaşıyor. Yine Türkiye’nin milli gelirinin yüzde 59’u da CHP’li büyükşehir belediyelerinin sınırları içerisinde üretiliyor. Özetle, sorumluluğumuz gerçekten çok büyük ve biz de bu sorumluluğun farkındayız.

 

HALKÇI YÖNETİMİ ÖNCE YERELDE GÖSTERECEĞİZ

CHP belediyeleri, yozlaşmış, yandaş kayırmacı yönetim yerine halkçı yönetimin nasıl olacağını önce yerelde milletimize gösterecektir. Sayın Genel Başkanımızın açıkladığı CHP’li belediye başkanlarının görevlerini yürütürken gözetecekleri “Halkçı belediyecilik” anlayışının 7 temel ilkesinin önemli yol göstericiler olduğunu bu toplantılarımızda da bir kere daha teyit ettik.

Bu çerçevede, CHP’li belediyeler;

-Ayrım yapmadan tüm hemşerilerini kucaklayacaklar,

-Belediye hizmetleri, belli gruplar ve çevreler için değil tüm halk için yapılacak,

-Yoksul ve dezavantajlı yurttaşlarımız daha fazla gözetilecek,

-Belediyenin yaptığı yardımlarda sağ elin verdiğini sol el görmeyecek, duymayacak,

-Harcanan her kuruşun hesabı millete verilecek,

-Liyakat esas olacak, CHP’li belediyelerde her iş ehline verilecek,

-Ve tüm bunların çatısı olan ilke, CHP belediyelerinde adaletli bir yönetim anlayışı hâkim olacaktır. Genel Merkezimiz için bu ilkeler belediyelerimiz açısından önemli bir performans göstergeleridir. Şüphesiz bunlar, vatandaşlarımızın sadece yerel yönetimlerde değil, ülke yönetiminin tamamında uygulanmasını görmek istedikleri ilkelerdir.

 

MİLLETLE İNATLAŞILMAYACAĞINI HALA ANLAMAMIŞLAR

Saray ve efradının seçimlerden sonra belediye başkanlarımızın iş yapmalarını engellemek için yaptıkları müdahaleler giderek büyük bir demokrasi ayıbına dönüşüyor. Belediyeler üzerinde bir takım vesayet makamları oluşturmak amacıyla yapılan yasal düzenlemeler dikkat çekiyor. 25 yıldır AK Parti belediye başkanlarının kullandıkları yetkiler, bakanlık genelgeleriyle bizim belediye başkanlarımızın ellerinden alınmaya çalışılıyor. Bugüne kadar, “Genelgelerle, tüzüklerle çarpışarak buralara geldik” diyen ve bununla övünen AK Parti zihniyeti, bugün bizim belediye başkanlarımızın önüne aynı engelleri çıkarmakta hiçbir sakınca görmüyorlar. Öyle görünüyor ki milletin attığı şamarla sersemleyen saray efradı hala daha milletle inatlaşılmayacağını anlayamamış durumda. Bir kere daha söylüyorum: Milletin, seçilmiş başkanları çalıştırmayanlara, önüne gelecek ilk sandıkta atacağı şamar, bu defa iflah etmez, süründürür.

UCUBE DÜZENDE ÇARKLAR DÖNMÜYOR, TENCERE BOŞ

Türkiye, son bir yıldır; adına “cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” denen bir ucube rejimle yönetiliyor. Millet iradesinin tecelli ettiği Parlamentonun ve güçler ayrılığının yok sayıldığı, denge ve kontrol mekanizmalarının olmadığı bu tek adam parti devleti rejiminde, işler her gün biraz daha kötüye gidiyor. “Hızlı karar alınacak, Türkiye’yi uçuracak” diyerek millete kabul ettirilen bu ucube düzende, devletin çarkları dönmüyor. Milletin tenceresi boş. Geçen yıl saray, “Verin bu kardeşinize yetkiyi, dolarla faizle nasıl uğraşılır göreceksiniz” dedi. Millet de 24 Haziran’da yetkiyi kendisine verdi. O günden bugüne, ekonomideki tüm göstergeler freni boşalmış bir kamyon gibi baş aşağı gidiyor. Vatandaşlarımız hayat pahalılığıyla işsizlik arasında her geçen gün biraz daha eziliyor. Geçtiğimiz yıl Mart ayında yüzde 10 olan işsizlik oranı, bu yılın aynı dönemde yüzde 14’e çıktı. Bu ülkede 8 milyondan fazla işsiz var. Dünyadaki 96 ülkenin nüfusundan fazla. Tüketici enflasyonu 7 puana yakın artışla yüzde 19’a, üretici enflasyonu da 9 puana yakın artışla yüzde 29’a çıktı. Mutfakta tencere boş, pazar yeri yangın yeri. Türk lirası, dolar karşısında yüzde 19 değer yitirdi. Geçtiğimiz yıl seçime giderken yüzde 18 civarında olan Merkez Bankası’nın politika faizi bugün yüzde 24. Geçen yıl Mayıs ayında 21 milyar TL olan bütçe açığı, bu yıl üçe katlandı, 66,5 milyar TL oldu.

 

MÜFLİS İKTİDAR ESKİ DEFTERLERİ KARIŞTIRIYOR

Şöyle bir laf var biliyorsunuz: “Müflis tüccar eski defterleri karıştırırmış”. Mali disiplini kaybeden iktidar da çözümü elini milletin cebine daldırarak, devletin kasalarını karıştırarak bulmaya çalışıyor. Seçimden önce Merkez Bankası’nın Hazine’ye Nisan’da ödemesi gereken 34 milyar TL’lik kâr payını Ocak ayında almak için her türlü düzenlemeyi yaptılar. Bu parayı da bir güzel seçimde yiyip, bitirdiler. Seçimler bitti. Zam yağmuru başladı. 23 Haziran’dan bugüne; motorine 24 kuruş, çaya yüzde 15, şekere yüzde 16, elektriğe yüzde 15 zam yapıldı. Yine BOTAŞ’ın elektrik üretim şirketlerine vermiş olduğu gazın fiyatı yüzde 6,5 oranında arttırıldı. Şimdi evlere verilen doğalgazın fiyatlarında da artış bekleniyor. Ardından zenginlerin vergilerinde artış yapılacağı haberleri yayılmaya başlandı. Yüksek gelirden ve lüks konuttan alınacak diye başlatılan bir vergi projesiyle karşı karşıyayız. Ama bu projenin, sonunda yine yoksul yurttaşlarımızın sırtına yüklenmesinde de endişe duyuyoruz. Bu nedenle bu meselenin takipçisi olacağız.

 

İKTİDAR ALİ CENGİZ OYUNU PEŞİNDE

Aslında başından beri uyarıyoruz. “Bu beceriksizliğin ve ardından gelen seçimin faturası milletin sırtına yıkılacak” diyorduk evet yine milletin sırtına yıkılmaya başladı. Maalesef biz haklı çıktık. Tabi burada iktidarın bir başka ali cengiz oyununun peşinde olduğunu da görüyoruz. Elektrik ve doğalgaz zammı 1 Temmuz’dan itibaren geçerli olacak. Yine gıdaya yapılan zam, fiyatlar 4 defa toplandığı için bu ayın hesabına, Haziran ayının hesabına dörtte bir oranında girecek. Elektrik ve diğer doğalgaz zammının fiyatları ise 1 Temmuz’da yapılacağı için Haziran ayında hesaplara hiç girmeyecek. Bu nedenle şu anda görmüş olduğumuz zamların Haziran ayın enflasyonuna etkisi son derece sınırlı kalacak. Bu fiyat artışlarının etkilerini biz esas Temmuz ayından itibaren görmeye başlayacağız.

 

ENFLASYON DÜŞÜK GÖRÜNECEK, ENFLASYON FARKI DÜŞÜK KALACAK  

Bu nedenle de bu yılın Haziran ayı enflasyonu bu zamlardan çok fazla etkilenmeyecek. Dolayısıyla yılın ilk 6 ayında enflasyon rakamı aslında yaşanan enflasyonu zaten biliyorduk. Açıklanan enflasyon, gıdada yaşanan enflasyonun altında; yine hatırlayacaksınız bu enflasyon rakamlarına doğrudan müdahale edildiğine dair bir takım iddialar vardı, bununla ilgili bir soru önergesi de vermiştim. Dolayısıyla bu ilk 6 ayda bu çeşitli müdahalelerle emekliye, memurlara ve diğer çalışanlara verilecek olan enflasyon farkı, maaşlarında yapılacak artış aslında yaşanan enflasyondan çok daha düşük olacak. Bu açıkça çalışanların, memurların, emeklilerin hakkının yenmesidir. İktidar bu şekilde çalışanların hakkını yerken buna karşılık Cumhurbaşkanlığında çalışan kurul üyelerinin maaşlarını arttırmakta hiçbir beis görmemektedir.

 

TCMB’NİN İHTİYAT AKÇESİNE EL UZATMAK İFLASIN İLANIDIR

Bunun yanında yine sarayın TCMB’nin zor günler için sakladığı ihtiyat akçesine de el uzatmak üzere olduğunu, bununla ilgili bir düzenlemeyi TBMM’nin gündemine getireceğini duyuyoruz. Tabi bu Merkez Bankası’ndan götürülecek yedek akçe öyle böyle değil. 46 milyar TL. Yani milli gelirin yüzde 1’i. Bu artık bir defalık da olmayacak Merkez Bankası Hazine’ye her yıl biraz daha fazla para aktaracak. Şimdi bu, bütçedeki iflasın ilanıdır. Bu, 2001 krizinden sonra Türkiye’nin vazgeçtiği “Siyasetin Merkez Bankası kasasından finansmanı” anlayışının da geri dönmesidir. Merkez Bankası para basan kuruluşumuz olduğu için bu temettüleri ödemek için para basacaktır ve Hazine’ye para basarak Hazine üzerinden siyasetin yapmış olduğu hovardalığın finansmanını sağlayacaktır.

 

YENİ TÜRKİYE DEDİLER, MEMLEKETİ GETİRDİKLERİ YER 1994 KOŞULLARI

Tabi bu hem içeriye, hem dışarıya aynı zamanda zor durumda olduğumuza dair bir mesajdır. Ekonomideki bir takım çapalardan vazgeçtiğimizi, artık Merkez Bankası’ndan para basmadan Hazineyi, bütçeyi finanse etmekten de vazgeçtiğimizin mesajı olarak gider. Sonuç? Ben size söyleyeyim, Türkiye’nin risk primi artacaktır, dış borç faizleri yükselecektir. “Yeni Türkiye, Yeni Türkiye” derken, memleketin getirildiği yer 1994 koşullarıdır. Türkiye, bu yanlışlıkları aslında 1950’lerin ortalarından itibaren çok yapmıştır. Bugünü kurtarmak için yarını heba etmenin sonu da hep hüsran olmuştur. IMF kapılarına düşülmüştür. Türkiye, bir daha IMF kapılarına düşmesin, eloğluna muhtaç olmasın diye 2001 krizinden sonra pek çok tedbir alınmıştır. Benim de içinde bulunduğum ekonomi yönetimi, pek çok çapayı o dönemde atmıştır. Milletimiz de büyük fedakarlıklar yapmıştır. Ama bu iktidar, itibardan tasarruf etmemek için, saraylarında debdebe ve şatafat sürsün diye, bu çapaları bir bir sökmüştür. Şimdi de kötü gün akçelerini, kefen paralarını harcamaya hazırlanmaktadır. “Allah akıl, fikir versin” diyoruz.

 

SEÇİM BİTTİ, İKTİDARIN MAAŞINI HAK ETME ZAMANI GELDİ

Seçim bitmiştir. Artık iktidar sahiplerinin işlerini yapma, milletin vergilerinden ödenen maaşlarını hak etme zamanı gelmiştir.

-Ekonominin tüm aktörlerinin ortak aklına başvurarak oluşturulan,

-Ayakları yere basan,

-Tedbirleri takvime bağlanmış,

-Bütüncül ve kapsamlı bir program oluşturulup liyakatli kadrolar eliyle derhal uygulamaya geçilmelidir.

 

DÜNYA GELECEĞE KOŞUYOR, BİZİ YÖNETENLER BİR ASIR ÖNCE YÜRÜNEN YOLLARI ARŞINLIYOR

Ama görüyoruz ki iktidar hala daha pansuman tedbirleri ve aspirin tedavisinden medet umuyor. Aslında zaman geçiyor, zaman geçtikçe de iktidarın böyle bir program yapma kapasitesi ve bundan daha önemlisi arzusu konusunda iktidara olan güven giderek azalıyor. Ortak aklın, istişarenin yok edildiği bu düzende güvenin sadece ekonomik programla da sağlanamayacağı açıkça görülüyor. Bunu biz söylemiyoruz sadece, iktidar mensupları da “Rehabilitasyon ihtiyacı var” diyerek üstü örtülü de olsa bu ihtiyacı dile getirmeye başlıyorlar. Ekonomide geçmişte yapılan yanlışları dönüp dönüp tekrarlayan, krizlerin verdiği derslerle ekonomide atılan çapaları birer birer söken saray, yönetim sisteminde de geçmişte yapılan yanlışları tekrarlayarak ülkeye olan güveni sarsıyor. Türkiye, Cumhurbaşkanı’nın bir partinin Genel Başkanı olmasının mahsurlarını bundan 70 yıl önce görmüş ve 1947 yılında, ortak akılla İsmet Paşa, Celal Bayar, dönemin Başbakanı hep birlikte bu yoldan dönülmüştür. Çok partili rejime geçildikten sonra Cumhurbaşkanının partiler üstü bir konumda kalması, bir partinin değil, gerçek anlamda cumhurun başkanı olmasının önemi net olarak anlaşılmıştır. Milletimiz, iradesinin tecelli ettiği Gazi Meclis’in ise “Tüm milli meselelerin çözümünde başvurulacak yegane adres olduğunu” bundan çok daha önce, Milli Kurtuluş Savaşı günlerinde görmüştür. Dünya her gün geleceğe koşmaktadır, yenilikler peşinde koşmaktadır. Ama bizi yönetenler, bir asır önce yürünmüş yolları yeniden arşınlanma konusunda kararlı gözükmektedirler.

 

KAYBEDECEK ZAMAN YOK, UCUBE REJİMDEN VAZGEÇİLMELİ, CUMHURBAŞKANI PARTİSİNİN BAŞINDAN AYRILMALI

Evet, Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik krizden çıkmak için güvenilir bir programa ihtiyacı olduğu kuşkusuzdur. Ama en az bunun kadar önemli olan ve son bir yılda yaşayarak gördüğümüz bir gerçek daha vardır: Türkiye’nin artık daha fazla zaman kaybetmeden bu ucube tek adam rejiminden kurtulması şarttır. Ülkeye güvenin geri gelmesinin ilk şartı budur. Bunun için doğru iliklenecek ilk düğme de cumhurbaşkanının partisinin başından ayrılıp tarafsız olmasıdır. Kendisinin o koltuğa otururken ettiği yeminin aslında gereği de budur.

 

SİVAS VE BAŞBAĞLAR KATLİAMLARI ANILACAK

Yarın Türkiye’nin yaşadığı en acı olaylardan biri olan Sivas Katliamı’nın yıldönümü. Yarın arkadaşlarımız Sivas’ta olacaklardır. Daha sonra 5 Temmuz’da Başbağlar Katliamı’nın yıldönümü. Yine Başbağlar’a da Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımız gideceklerdir. 8 senedir biz bunu gerçekleştiriyoruz. Bu yılda gerçekleştirmeye devam edeceğiz.

Benim söyleyeceklerim bu kadar, şimdi sorularınız varsa alabilirim.

 

Soru- Efendim Eski Başbakan Sayın Ahmet Davutoğlu’nun bazı açıklamaları oldu. Partisine yönelikte sert eleştirileri vardı. AKP’nin oyları yüzde 34 – 35 bandına düştü, neden bu kadar kayba düştü araştırılmalı dedi. İmralı’yla temasa geçmeye çalışma ve bunu meşru göstermek milletin vicdanından kopuştur dedi. Devlet makamını trol çetelerine mahkum edildiğini söyledi. Sistem eleştirileri de oldu. Davutoğlu’nun açıklamalarını nasıl değerlendirirsiniz?

Bir diğeri Sayın Bülent Arınç’ın sözleri vardı. Yüksek İstişare Kurulu toplantısında yüzde 40 zam yaptı kendi üyelerine. Maaşları 13 milyardan 18 milyar liraya yükseltildi. İlk dönemdeyken maaşların 13 bin lira olmasına yönelik eleştirilere karşı Sayın Bülent Arınç edepsizler demişti eleştiri yapanlara, kimseyi ilgilendirmez benim dönemimde.

Bir de son olarak sistem tartışmaları devam ediyor. Nasıl bir yol izlenmeli, bu mevcut sistem revize mi edilmeli yoksa parlamenter sisteme mi dönülmeli, sizin görüşleriniz nelerdir?

 

Faik ÖZTRAK- Birinci sorunuz tabi AK Parti’nin kendi iç hesaplaşmasıdır. İzin verirseniz ben bu iç hesaplaşma konusunda herhangi bir görüş ifade etmeyim. Kendi iç hesaplaşmalarını yapacaklardır.

İkinci sorunuz hakkında şunu söyleyim, biraz önce de ifade ettim. Emeklilere, memurlara zammı ne kadar düşük tutabiliriz diye fiyat endeksleriyle oynama noktasına gelen ya da fiyat artışlarını, zamları geç yapmak suretiyle Temmuz ayına aktarmak gibi bir yaklaşım içine giren bir iktidardan bahsediyoruz. Ama buna karşılık Cumhurbaşkanının Danışma Kurulu’na getirilenlerin maaşını biranda yüzde 40’a yakın artırıyorlar.

Bunun hesabının sorulmasını eleştirmeyi benim aklım almıyor. Arkadaşlar bu maaşları kim ödüyor? Bu maaşları vergileriyle milletimiz ödüyor. Onun içinde milletimizin bu maaşların neden arttırıldığı konusunda, ne kadar arttırıldığı konusunda, verdiği vergilerin nerelere harcandığı konusunda sonuna kadar bilgi sahibi olma hakkı var. Dolayısıyla bu hesap her zaman sorulacaktır. Bu hesabı ayıplayanlar ayıp etmektedir.

Son olarak sistem tartışmasına gelirsek, Türkiye bu ucube Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine 24 Haziran’da geçti. 24 Haziran’dan bu yana da milletimizin yüzü gülmedi. Her yerde ciddi hatalar yapıldı. Sadece ekonomide değil her alanda. Neden? Çünkü ortak akıl kalmadı, istişare kalmadı, tek bir adam her şeye karar veriyor, devlet de aynen parti devleti gibi davranıyor.

Valilere bakın, kaymakamlara bakın, şu seçim sürecinde yaşadıklarımıza bir bakın. Devlet memurları devletin en üst düzey yöneticileri işlerin içindeydi. İsmet Paşa Cumhurbaşkanıyken, “Ben artık partimin Genel Başkanı olmayacağım çünkü bu rejime zarar veriyor” derken, bugün Cumhurbaşkanı olan AK Parti Genel Başkanı, yeminine rağmen döndü, “Ben partimin Genel Başkanı olacağım” dedi. Manzaraları gördük arkadaşlar. Bu ülkenin birliğini ve beraberliğini savunması gereken tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanı, seçim meydanlarında kalktı bir belediye başkanı adayını seçtirebilmek için millete çaylar attı. 31 Mart seçimlerinden önce beka, beka dediler; ondan sonra da terörist dediklerinin sözcülüğüne soyundular. Bu manzara bu memlekette kimsenin içine sinmemiştir. Bu bir kere daha İsmet Paşa’nın, Celal Bayar’ın bu değişikliği yaparken, bu usulü getirirken ne kadar haklı olduklarını açık seçik ortaya koymuştur.

Bu çerçevede, Genel Başkanımız da böyle bir talebi geçtiğimiz hafta yapmış olduğu grup toplantısında ifade etmiştir. Bugünde ben MYK toplantımızdan ve Parti Meclisi toplantımızdan sonra sizlere ifade ettim.

 

Soru- (Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın G20 toplantısında ABD Başkanı Trump’la yaptığı görüşme ve S-400 konusundaki son gelişmeler hakkında değerlendirmelerinin sorulması üzerine)

Faik ÖZTRAK- Şimdi bir taraftan baktığımız zaman sanki iki başkan arasında bir bahar havası yaşanıyor gibi. Ama Trump’ın açıklamaları da gerçekten yenip yutulur, kolay sindirilebilir açıklamalar da değil. Diyor ki, aramızda öyle güzel bir ilişki var ki bir telefon ettim Rahibi geri aldım. Obama geri alabilmiş miydi? PKK-PYD’yle ilgili sınırda tedbir almak isteyen Erdoğan’a demiş ki onlar bize IŞİD’le mücadelede yardım ediyor. Yapmayın dedim, Erdoğan’a bunu yapamayacağını söyledim, Erdoğan da bunu yapmadı diyor. Şimdi bunlar tehdit mi, değil mi sınırda bu tür olayların yaşanması?

Bir de Hollywood setinde bile bu kadar güzel insanı bir arada göremezsiniz diye artık iltifat mı etti, yoksa başka bir şey mi yaptı? Çünkü çok saygılı olmayan bir tavır içindeydi. Bunu da anlamak mümkün değil. Açık söyleyeyim öyle anlaşılıyor ki, orada söylediği şey şu: AK Parti Genel Başkanı benim iyi arkadaşım, bir talimat veririm yapar diyor. Yapar diyor buna karşılık da AK Parti Genel Başkanı o toplantılardan sonra dedi ki, herkes duydu Trump yaptırım uygulamayacak.

Herkes duydu ama biz duymadık. Trump’ın ağzından yaptırım uygulamayacağım diye bir laf çıkmadı. Arkadaşının haklı olduğunu söyledi, bu şekilde ticaret yapılmayacağını söyledi ki bunlar doğru hususlardır. Ama sonuç itibariyle Türkiye’nin S-400’leri alması halinde F-35’leri bize vermekten vazgeçecekler mi geçmeyecekler mi? Bu konuda açık bir deklarasyon duymadık. Evet S-400’ler önemli ama F-35’leri almak da S-400’ler kadar önemli.

Trump’ın Türkiye’yle ilgili değerlendirmelerine baktığımız zaman bir başka konu daha dikkatimi çekti. Trump diyor ki, Erdoğan’ın ve Türkiye’nin doğal düşmanı olan Kürtler. Bu ne biçim bir değerlendirme? Bu açıkça ülkemizin birliğini ve beraberliğini hedef alan bir değerlendirme. Dolayısıyla bu konuda acaba iktidar, saray ne tepki gösterecektir bunu da merakla bekliyoruz. Yani bu ülkenin asli unsurlarını birbirlerinin can düşmanları gibi tanımlamak ve bu tanımın ABD Başkanı tarafından yapılması karşısında Türkiye’deki iktidar, saray, Türkiye’yi yönetenler nasıl bir tepki göstereceklerdir, tepki göstermişler midir bunu da soruyoruz.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

 

MİLLET KENDİNE SIRTINI DÖNENLERE MESAJINI VERDİ

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün MYK gündemine ilişkin düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Suriye’de Zeytindalı Harekat Bölgesi’nde hain terör örgütüyle çıkan çatışmada bir Mehmetçiğimiz şehit oldu, 5 evladımız da yaralandı. Şehidimize Allah’tan rahmet, yaralanan askerlerimize acil şifalar dileyerek, şehidimizin ailesine sabır, milletimize sabır dileyerek sözlerime başlamak istiyorum.

 

İSTANBULLULAR DÜNYA DEMOKRASİ TARİHİNE ALTIN HARFLERLE GEÇTİ

Değerli basın mensupları, tekrarlanan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin ardından, bugün ilk Merkez Yönetim Kurulu toplantımızı yapıyoruz. 23 Haziran seçim sonuçlarını MYK’mızda değerlendirdik. Giderek otoriterleşen bir rejime, İstanbullular sandıkta dur diyerek, dünya demokrasi tarihine altın harflerle geçmişler. Milletimiz 23 Haziran’da demokrasiye olan bağlılığını tüm dünyaya ilan etmiştir.

 

DEMOKRASİ TRAMVAYINDAN İNEN YAPAYALNIZ KALIR

1946’dan bu yana yoluna devam eden demokrasi tramvayı, karşılaştığı tüm engellere rağmen milletin iradesini büyük bir güçle taşımaya devam etmektedir. “İstediğimiz durağa geldik demokrasi tramvayından inelim” diyenler, indikleri durakta yapayalnız kalmaya mahkûm olacaklardır. 23 Haziran seçimleri, bunu açık, seçik bir biçimde ortaya koymuştur. Bu seçimler millet iradesinin gasbedilemeyeceğini ve millete rest çekilemeyeceğini açıkça göstermiştir. Seçimin masa başında ayak oyunlarıyla değil, millet vicdanında ve gönlünde kazanılacağı, sandıkta da bunun tecelli edeceği anlaşılmıştır. Bu seçimin kazananı da öncelikle İstanbulluların vicdanı olmuştur. Bu seçim sonuçları, umarız ve dileriz ki, siyasetçilere milletin sözünün önemini bir kez daha öğretmiştir.

 

SEÇİMLER BİTTİ, YAKICI SORUNLAR ÇÖZÜM BEKLİYOR

Artık seçimler bitmiştir. Ülkemizin yakıcı sorunları acil çözüm beklemektedir. Bugünden itibaren herkes işine, gücüne bakmalıdır. Seçim ortamının gerginliğinden ülkemiz bir an önce çıkmalıdır. Kuşkusuz burada en büyük görev milletin daha bir yıl önce işbaşına getirdiği yönetime düşmektedir. Yönetim ülkemizin çözüm bekleyen acil sorunlarına derhal odaklanmalıdır. Seçilmiş belediye başkanlarımız da seçildikleri kentlerde hizmet seferine bir an önce başlayacaktır.

 

CHP’Lİ BELEDİYELER 7 İLKE ÇERÇEVESİNDE HİZMET VERECEK

CHP’li belediyeler, halkçı belediyeciliğin omurgasını oluşturan ve dün Genel Başkanımız tarafından grupta açıklanan 7 temel ilke çerçevesinde hizmetlerini yürüteceklerdir. Biz de bunun Genel Merkez’den takipçisi olacağız. Belediyelerimiz tüm hemşerilerini kucaklayacak, hizmet tüm halk için yapılacaktır. Yoksul ve dezavantajlı yurttaşlarımız daha fazla gözetilecektir. Yoksullara yapılan yardımlarda sağ elin verdiğini sol el görmeyecektir. Bizim belediyelerimiz harcadığı her kuruşun hesabını milletimize verecektir. CHP’li belediyelerde her iş ehline verilecektir. Ve en önemlisi CHP belediyelerinde adaletli bir yönetim anlayışı hâkim olacaktır.

 

İKTİDAR, BELEDİYELER ÜZERİNDE VESAYET KURMAYA ÇALIŞMAMALI

Millet iradesini ortaya koymuştur. Ankara’dakiler CHP’li belediyelerin halka hizmet vermesini engelleyecek, yavaşlatacak iş ve işlemlerde bulunmamalıdırlar. Belediyeler üzerinde iktidarın bir takım vesayet makamları oluşturmaya çalıştığını görüyoruz. 25 yıldır AK Parti Belediye Başkanlarının kullandığı yetkiler Bakanlık genelgeleriyle bizim başkanlarımızın elinden alınmamalıdır. Bugüne kadar “Genelgelerle, tüzüklerle çarpışarak buralara geldik” diye övünenler, bugün bizim belediye başkanlarımızın önüne genelge engelleri çıkarmamalıdırlar. Milletimizin kentlerinin belediye başkanlarını sadece 23 Nisanlarda kendilerini temsil görevi yapsın diye seçmediği ortadadır. Belediye Başkanlığı bir temsil makamı değildir sadece. Aynı zamanda esas olarak belediye başkanlığı bir hizmet makamıdır. Hizmet etme yetkisi de bizzat vatandaşlarımız tarafından bu belediye başkanlarına verilmiştir.

 

BELEDİYE BAŞKANLARINI ÇALIŞTIRMAMAK İÇİN ATILAN ADIMLAR MİLLETE SAYGISIZLIKTIR

Belediye Başkanlarımızı çalıştırmamak için atılacak her adım millete yapılmış saygısızlıktır. Milletle inatlaşılmayacağını 23 Haziran seçimleri göstermiştir. Ülkemiz yapay gündemlerle, boş tartışmalarla zaman kaybetmemelidir. Ekonomik sorunlarımız giderek ağırlaşmaktadır. Mutfaktaki yangın büyümektedir. Tencereler boştur. Krizle beraber ödenemeyen çekler, senetler milletimizde huzur bırakmamıştır. İş bulamayan gençlerimiz hayatlarına son vermektedir. Seçimlerin bitmesiyle zamlarında yağmur gibi yağmaya başladığını görüyoruz. Dün; motorine 22 kuruş zam, çaya yüzde 15 zam, şekere yüzde 16 zam gelmiştir. Seçim meydanlarında milletin kafasına “keyif çayı” diyerek atılan paketler, şimdi zamlarla millette ne keyif ne de ağızlarda tat bırakmıştır. Zamlarla çaya atılan şekerin bile tadı kaçmıştır.

 

TRAKTÖRÜN DEPOSU 571 TL’YE DOLACAK

Motorin başta tarım ve ulaştırma olmak üzere pek çok sektörde önemli bir girdidir. Çiftçimiz hasada başlamıştır buğday hasadına. Çiftçilerimizin traktörünün deposu bugün artık 552 liraya değil, 571 liraya dolacaktır. Ben çok merak ediyorum çiftçimizin ürününe bu fiyat artışları, maliyet artışları ne kadar yansıtılacaktır, çiftçimizin aldığı desteklere bu maliyet artışları ne kadar yansıtılmaktadır. Benzin zammının da eli kulağındadır. Bu akşam benzine de zam geleceği söylenmeye başlamıştır.

 

ÖNÜMÜZDEKİ GÜNLERDE ZAM YAĞMURU SÜRECEK

Bütçe dengeleri seçim nedeniyle alt üst edilmiştir. Devlet bütçesi bir defalık gelirlerle ayakta durmaktadır. Bu yılın ilk beş ayında, bir defalık gelir ve giderler ayıklandığında, geçen seneye göre, faiz hariç bütçe açığı altıya katlanmış 66 milyar TL’ye ulaşmıştır. Seçimlerden önce çok uyardık: “Seçim için bütçede yapılacak hovardalığın bedelini milletimiz zam ve yeni vergilerle ödeyecek” demiştik. Gelişmeler maalesef bizi haklı çıkarmıştır. Önümüzdeki günlerde de zam yağmurlarının süreceği anlaşılmaktadır.

 

SORUYORUZ, YANIT ALAMIYORUZ

Milletimiz pazarda, manavda, markette, mutfakta gerçek enflasyonun ne olduğunu görmektedir. Seçim tartışmalarının sıcağında, Damada ve TÜİK’e sorduğumuz bazı sorulara henüz daha yanıt alamadık. TÜİK, Nisan ve Mayıs enflasyon rakamlarının doğruluğuna yönelik kamuoyunda artan kuşkulara ve bununla ilgili sorularımıza henüz bir cevap vermemiştir. Hazine ve Maliye Bakanlığı makam odalarından fiyatlara telefonla müdahale edildiğine yönelik haberler henüz daha yalanlanmamıştır. TÜİK’te çalışanlar üzerinde baskıların arttığına yönelik çok ciddi duyumlar alıyoruz. Elini TÜİK verilerine uzatanlara şunu söylemek istiyorum: “Ne yaparsanız yapın hakikatlerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır.” Hakikatler ortaya çıktığında da tıpkı Brezilya’da, Arjantin’de, Yunanistan’da olduğu gibi bunun sorumluları hesap verirler. Mahkemelerde, yasa önünde hesap verirler.

 

ASGARİ ÜCRET TEK KİŞİNİN YAŞAMASINA BİLE YETMİYOR

Bugün TÜRK-İŞ çok önemli bir veri açıkladı. Bekâr bir çalışanın aylık yaşam maliyeti 2 bin 559 liraya çıkmış. Yani asgari ücret tek bir kişinin yaşamını sürdürmesine bile artık yetmiyor. Sadece ekonomik değil, jeo-stratejik riskler de her gün artıyor. Ben bu konuya geçmeden önce bir hususun altını çizmek istiyorum. Bakın, fiyat endeksleriyle oynamak aynı zamanda emeklinin, memurun, işçinin ve enflasyona endeksli olarak gelirlerini elde eden tüm kesimlerin hakkını yemektir. Bu hakkı yiyenler ne bu dünyada ne de öbür dünyada hesap veremezler.

 

YARGI BAĞIMSIZLIĞI VE İTİBARIMIZ BİR KEZ DAHA BOZUK PARA GİBİ HARCANDI

Türkiye’nin etrafındaki ateş çemberi her gün biraz daha daralıyor. Askerlerimizin İdlib’de kurduğu gözlem istasyonlarına rejim güçleri saldırıyor. Yine bu bölgeden Türkiye’ye yönelik yeni bir göç dalgası ihtimali her geçen gün artıyor. Ancak Türkiye’nin yeni bir göç dalgasını karşılayacak ne tahammülü ne de kaynakları var. Bizi Suriye bataklığına sürükleyen iktidarın kafasında hala bu bataklıktan çıkış için net bir çözüm yok. Diğer taraftan ülkemiz S-400 ile F-35 silah sistemleri arasında kesin bir tercihe zorlanmakta; ambargolarla tehdit edilmektedir. İktidar bu konuda da umutlarını Osaka’da yapılacak G-20 toplantılarına bağlamış durumdadır. Bu toplantılarda ABD Başkanı Trump’la yapılacak olan görüşmelerden bir sonuç çıkması beklenmektedir. Hatta görüşme öncesi, Trump’a jest olarak bu kez de ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğunda çalışan ve silahlı terör örgütü üyesi olmakla suçlanan bir görevli serbest bırakmıştır. Yargı bağımsızlığı ve uluslararası itibarımız bir kez daha bozuk para gibi harcanmıştır.

 

ESAS AK PARTİ SN. GENEL BAŞKANIMIZDAN ÖZÜR DİLEMELİDİR

Tüm bunlar yetmezmiş gibi Doğu Akdeniz’de de sular giderek ısınmaktadır. Ancak iktidar ülkemizi bu çıkmazdan nasıl çekip çıkaracağını düşünmek ve dış politikayı şahsi değil, milli bir zemine oturtmak yerine, hala Sayın Genel Başkanımıza haksız ithamlarda bulunmaktadır. AK Parti Sözcüsü Sayın Çelik dün, Birleşmiş Milletler’in Kaşıkçı cinayeti hakkında hazırladığı raporu objektif bulduklarını, bu raporda yönetimin övüldüğünü, bu nedenle de Sayın Genel Başkanımızdan geçmişte yaptıkları eleştiriler nedeniyle özür beklediklerini ifade etmiştir. Madem Sayın Çelik ve iktidar bu raporlardan memnundur, bu durumda ben bu raporlarda yer alan bazı hususların altını çizmek istiyorum. Bir, bir kere raporda Türkiye’nin bu süreçte sorumluluklarını yeterince yerine getirmediğine dair ifadeler vardır. Rapor, cinayete ilişkin hem Türkiye’nin hem de Suudi Arabistan’ın yürüttüğü soruşturmaların uluslararası standartları karşılamadığını söylemektedir. Yine Birleşmiş Milletler Raporu; Türkiye’nin bu cinayeti öğrendiği anda konsolosluk binasına girebileceğini, Suudi Arabistan’ın İstanbul Konsolosu hakkında işlem yapabileceğini, bunların dışında konsolosluk araç ve binalarında arama yapabileceğini, Viyana Sözleşmesi’nin buna izin verdiğini ifade etmektedir. Peki, AK Parti ne yapmıştır? AK Parti; Suudi Konsolosun ülkesine dönmesine göz yummuş, dokunulmazlığı olmamasına rağmen konsolosluk konutunu aramamış, konutu aramak için iki hafta Suudi Arabistan’dan izin beklemiştir. Bu süre zarfında da suç mahallinin temizlenmesine imkân tanımıştır. Eğer Sayın Çelik, Birleşmiş Milletler raporundaki ifadelerden memnunsa esas kendileri Genel Başkanımızdan özür dilemelidir. Çünkü Sayın Genel Başkanımız bu konuların altını çizmiştir, bunu söylemiştir. Sayın Genel Başkanımız da iktidara, Viyana Sözleşmesi’nin verdiği imkânları neden kullanmadıklarını sormuştur. Suudi Konsolosluk binasının neden aranmadığını, Suudi Arabistan Başkonsolosunun gidişine neden izin verildiğini sormuştur. Bu sorular karşılığında iktidardan hala daha cevap bekliyoruz.

 

RAPORU O KADAR BEĞENDİYSE BU DEĞERLENDİRMELERİ DE OKUSUN

Kaşıkçı cinayeti, maalesef, Suudi Arabistan veliaht prensinin kolunu bükmek için kullanılacak bir siyasi manivela olarak görülmüştür. Dış politikada meseleler kişiselleştirilemez. Dış politika milli olur. Kişisel hırs ve menfaatler değil, milli menfaatler gözetilir. Benim Sayın Çelik’e tavsiyem raporu bu kadar beğendiyse, kendi Genel Başkanına ve yetkili kurullarına raporda dikkat çeken şu iki değerlendirmeyi de okumasıdır: Birincisi, BM Raportörü, Türkiye’nin yürüttüğü soruşturmaya, suç mahallini kontrol eden Suudi Arabistan’ın gölgesi dışında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da gölgesinin düştüğünü belirtmektedir. Sayın Çelik buna katılıyor mu? Erdoğan’ın konuyla ilgili açıklamalarının soruşturmanın bağımsızlığını etkilediği de söylenmektedir aynı raporda. Bunları bir ilgili kurullarda okusun ondan sonra da bunlara katılıp katılmadığını söylesin. Yine ikinci bir önemli husus, “Türkiye’nin Suudi Arabistan’ın tepkisinden çekindiği” değerlendirmesidir. BM’nin açıkladığı Kaşıkçı cinayeti raporunda uluslararası hukuk, insan hakları ve basın ve ifade özgürlüğü açısından da ülkemize önemli eleştiriler yapılmıştır.

 

SADECE ULUSAL ÇIKARLARIMIZ İÇİN DEĞİL, İNSANLIK İÇİN DE BİR GÖREV

AK Parti yönetimi Kaşıkçı cinayeti konusunda TBMM Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu’na sunduğumuz raporu ve TBMM’de bir Araştırma Komisyonu kurulması için vermiş olduğumuz önergeyi o zaman dikkate almamıştır. Bu nedenle BM Raporu’nda Türkiye’yi zor durumda bırakan bu ifadeleri bugün okumak zorunda kaldık. Bugüne kadar bu konuda üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmeyen AK Parti iktidarı, bundan sonra gerekli adımları atmaya, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne olayı soruşturmak için resmi talepte bulunarak başlamalıdır. Bu sadece ulusal çıkarlarımız için değil, bütün insanlık için de bir görevdir.

 

ETKİLİ OYUNCU OLMAYI BIRAKTIK, YEDEK KULÜBESİNDEN İZLİYORUZ

Ancak Türkiye pek çok alanda olduğu gibi dış politikamızda da ciddi bir kurumsal erozyon yaşamaktadır. Ülkemiz bu yönetimin elinde bırakın dünyayı, bölgesindeki gücünü dahi kaybetmiştir. Türkiye, artık bölgesindeki oyunun etkili bir oyuncusu olmayı bırakmıştır. Ülkemiz yedek kulübesinden maçı seyretmektedir. Bunun da bedelini maalesef milletimiz ödemektedir. Dış politika, milli olmaktan çıkarılmıştır. Sarayın odalarından açılan telefonlarda al-ver pazarlıklarına dönüştürülmüştür. Bugün sınırlarımızda ve sınırlarımızın ötesinde yaşadığımız pek çok sıkıntının arkasında da maalesef bu durum vardır.

 

LİYAKATSİZLERİN GÖLGELERİNİN BOYU UZUYORSA, GÜNEŞ BATIYOR DEMEKTİR

Türkiye’de kurumsal yapı ve hukuk devleti 2014’ten bu yana hızla yıpranmaktadır. Kurumlar milletin değil, dar bir siyasi zümrenin beklentilerine göre hareket etmektedir. “Saray ne der” korkusu tüm kurumlara sinmiştir. Kurumlara yapılan atamalarda da liyakate değil, sadakate bakılmaktadır. Bunun en tipik örneği ekonominin başına damadın getirilmesidir. İktidar ve siyasi kurumlar dar bir zümrenin çıkarlarına odaklanır, toplumun geniş kesimlerinin sıkıntılarını göz ardı ederse orada ekonomik ve sosyal sıkıntılar ağırlaşır. Milletin aşı, işi küçülür. Mutfaklardaki yangın büyür. Bir yerde kifayetsiz, liyakatsiz kadroların gölgelerinin boyu uzuyorsa orada güneş batıyor demektir.

 

MİLLET KENDİNE SIRTINI DÖNENLERE MESAJINI VERDİ

Türkiye’de son birkaç yılda ağırlaşan ekonomik ve sosyal sıkıntıların arkasında işte bunlar vardır. Tek adam rejimi ülkemizin sadece huzurunu değil, bereketini de kaçırmıştır. Bir yanda alıp başını giden saltanat ve israf, diğer yanda unutulan millet. Milletimiz kendine sırtını dönenlere iradesini duymayanlara nasıl ağır bir tokat atabileceğini 23 Haziran’da göstermiştir. Biz milletimizi kucaklamaya, sorunlarını dile getirmeye, haksızlıkları, hukuksuzlukları dillendirmeye devam edeceğiz. Milletimizin derdi bizim derdimizdir ve bu dertler de çaresiz değildir. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim. İsimleriniz ve kurumlarınızla birlikte lütfen.

 

Soru- MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin biraz önce açıklamaları oldu İstanbul seçimleriyle ilgili. Şu cümleyi kullandı, İstanbul ehline verilmemiştir dedi. Buna bir yanıtınız olacak mı?

Faik ÖZTRAK- İstanbul’da milli irade kararını vermiştir. Millet “İstanbul’un Büyükşehir Belediye Başkanlığı Ekrem İmamoğlu eliyle yürütülecek” demiştir. Şimdi, Sayın Bahçeli’nin çıkıp milletin iradesini beğenmemesi açık söyleyeyim tam bir kibir örneğidir. Kimse kusura bakmasın, milletin iradesini beğenmeyenlerin, milletin iradesini elinin tersiyle bir kenara itmeye çalışanların ne hale geldikleri 23 Haziran seçimlerinde görülmüştür.

Ama öyle anlaşılıyor ki, bazıları bundan ders almama konusunda ısrar etmektedir. Bu nasıl bir elitist davranıştır, bu nasıl bir milleti hor görmektir. Ekrem İmamoğlu İlçe Belediye Başkanlığından gelen ve belediyecilik tecrübesi olan bir Büyükşehir Belediye Başkanıdır. Mazbatası masada iktidar ve onun yandaşı hakimler tarafından gasbedilmeden önce yapmış oldukları, yapacaklarının teminatıdır. İstanbulluların Ekrem İmamoğlu’yla birlikte hayat şartları ucuzlayacaktır. İstanbul’un rantı İstanbulluların olacaktır.

 

Soru- Abdullah Öcalan’ın mektubu seçim öncesi çok tartışılmıştı. Ömer Çelik bir yanıt verdi, “bundan siyasi bir rant kesinlikle sağlamaya çalışmadık” dedi. Bugün de Sayın Bahçeli, “Bundan siyasi rant sağlayan, sağlayacağını düşünen ya da böyle söyleyenler namerttir” dedi. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Şöyle söyleyeyim, Allah kimseyi ne Sayın Çelik’in ne de Sayın Bahçeli’nin durumuna düşürmesin. Sayın Çelik’i dün dikkatle izledim. Efendim dilekçe verilmişte kim olursa olsun TRT’ye dilekçe veren herkes oraya çıkıyormuş da, gerçekler ortaya çıkmış da Osman Öcalan’ın TRT’ye çıkarılması sonucunda.

Arkadaşlar çok açık söyleyeyim, 31 Mart’tan önce ülkenin her yerinde beka, beka diye dolaşanlar 31 Mart’tan sonra terörist dediklerinin himmetine sığınmak durumunda kalmışlardır. Terörist dediklerinin mesajlarını televizyonlarda dillendirmek durumunda kalmışlardır. Milletimiz de bunu görmüş kararını vermiştir.

 

Soru- Efendim S-400 konusu uzun süredir hem Türkiye’nin hem de siyasetin gündeminde. Bugünde yine Sayın Bahçeli’nin açıklamaları oldu. Geçtiğimiz günlerde Milli Savunma Bakanı Sayın Hulusi Akar’ın Sayın Kılıçdaroğlu’yla bir görüşmesi oldu S-400 konusuyla ilgili. CHP’nin Türkiye’nin S-400 politikasıyla ilgili düşüncesi nedir?

Faik ÖZTRAK- CHP’nin Türkiye’nin savunmasıyla ilgili görüşleri açıktır. Savunma konusundaki yetkililerin, siyasetçilerin değil, savunma konusundaki yetkililerin, ülkenin savunması için ihtiyaç duyulduğunu söylediği her şeyin yapılması gerekir. Ülkenin milletin savunmasından herhangi bir taviz verilmesini biz CHP olarak kabul edemeyiz.

 

Soru- Biraz önce siz de değindiniz ama biraz daha kapsamlı değerlendirme rica ediyorum. Dün Sayın Çelik Öcalan’ın kardeşinin devlet televizyonuna çıkmasına aslında muhabirin kirli ilişkileri ortaya çıkarması olarak değerlendirdi. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir de efendim siz yine konuşmanızda değindiniz ama Ticaret Bakanlığı’nın genelgesi Halk Ekmek’le beraber gündeme geldi. Değindiniz aslında ama 25 yıl sonra böyle bir karar alındı. Aslında bu şirketler üzerinden rant sağlanıyor ve bu rantın devam etmesi için de böyle bir karar alındığı söyleniyor, böyle iddialar var nasıl değerlendirirsiniz bunu?

Faik ÖZTRAK- İsterseniz son sorunuzdan başlayım. Millet Ankara’da Sayın Mansur Yavaş’a demiştir ki “Büyükşehir Belediye Başkanım sensin.” Ona göre de yönet demiştir. Büyükşehir Belediye Başkanlarının bu yönetim sürecinde sahip oldukları yetkiler bellidir. Şimdi iktidar Bakanlıkları eliyle bu yetkileri sınırlamaya, kısıtlamaya kalkarsa bunun adı milletin verdiği yetkinin iktidar eliyle engellenmesidir. Milletin sesinin duyulmamasına devam edilmesidir.

Çok açık söyleyeyim, 23 Haziran bence bir dönüm noktasıdır. 31 Mart’ta çok büyük bir mağduriyet yaratılmıştır, milletin vermiş olduğu yetki hiçe sayılmıştır. “Bu işleri ben bilirim onun için ben bunu masa başında iptal ettiririm” denmiş, iptal ettirilmiştir. Bakın bugün biraz önce Sayın Bahçeli’nin açıklamasından da bahsettiniz, iş ehline verilmemiştir deme noktasına kadar gelinmiştir. Milletin iradesi küçümsenmektedir. Çok açık söyleyeyim millet küçümsenmektedir. Her şey milletin gözü önünde olmaktadır. Bu uygulamalar devam ederse, millet bunun faturasını keser. Bırakınız herkes işini yapsın.

İktidar geçen yıl 24 Haziran’da millete şu sözü verdi, “Verin bu oyu kardeşinize dövizle, faizle, ekonomiyle nasıl uğraşılır göreceksiniz” dedi. Fakat o günden bugüne yapılan hiçbir şey yok. Sadece pansuman tedbirleri, aspirin tedavisi. Millete Japonya dönüşü sürprizler olacakmış. Dönmeyi niye bekliyorsunuz ki. Milletin sürprize ihtiyacı yok. Milletin bir an önce bu sıkıntılardan çıkmaya ihtiyacı var, bununla ilgili tedbirlerin alınmasına ihtiyacı var. Bununla ilgili derli toplu, kendi içinde bütünleşik, milletin tüm kesimlerinin mutabakatını sağlamış bir programla bu krizi aşmaya ihtiyacı var. Ama bir takım laflarla bu iş geçiştirilmeye çalışılıyor.

İktidar bu işine yoğunlaşacak belediyeler de belediyeciliğini yapacak. Biraz önce de bizim belediyelerimizin hangi ilkeler çerçevesinde hareket edeceğini dün Genel Başkanımızın açıklamış olduğu çerçevede ifade ettim. Millet hizmet bekliyor. Ekonomide de hizmet bekliyor, dış politikada hizmet bekliyor, siyasette hizmet bekliyor, belediyelerde de hizmet bekliyor. Siz kimsenin elini tutmayın. Şunu söyleyeyim, milletin verdiği yetkiyi gasp etmeye çalışanlar bunun hüsranını her zaman yaşayacaklardır.

 

TRT meselesine gelince, biraz önce söyledim Sayın Çelik’in açıklamalarını izledim. Gerçekten çaresizlik içinde yapılmış olan bir takım açıklamalardı. Ne demek yani dilekçe veren herkes TRT televizyonuna mı çıkıyor? Yani TRT televizyonlarında, daha önce terörist dedikleri insanları konuşturmak suretiyle, bir takım sıkıntılar ortaya çıkıyormuş. Bu ne demek? O zaman siz diğer televizyonlarda bu tür konuşmalar yapıldığında neden onlar hakkında hemen soruşturma açıyorsunuz? Bırakın gerçekler ortaya çıksın orada da. Çok açık söyleyeyim, İstanbul seçimlerinden sonra iktidarın ve onun ortağının durumları hazindir. Bir an önce toparlansınlar. Bu konuları bıraksınlar, millete vadettiklerini yapmaya baksınlar. Teşekkür ediyorum.

13 BİN 700 FARKI BEĞENMEDİLER, BEDELİNİ 800 BİN FARKLA ÖDEDİLER

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Dün, sadece ülkemizin değil dünya demokrasi tarihine adını altın harflerle yazdıracak, son derece önemli bir seçimi milletimiz yaptı. İstanbullular, 31 Mart’ta seçtikleri Büyükşehir Belediye Başkanını yeniden seçmek üzere, bir kez daha sandık başına gittiler. Bu, yurttaşlarımızın isteği ve iradesi dışında mecbur bırakıldığı bir seçim oldu. İstanbullular işini, gücünü bıraktı, bir kısmı tatillerini yarıda kesti, vatandaşlık görevlerini yapmak için sandık başlarına gitti.

 

13 BİN 700 FARKI BEĞENMEDİLER, BEDELİNİ 800 BİN FARKLA ÖDEDİLER

31 Mart’ta 13 bin 700 oy farkını beğenmeyenler; hak yemenin, milletin aklıyla alay etmenin, boş tencereyi görmemenin bedelini 800 bin oy farkını yaşayarak ödediler. İstanbullular, 31 Mart’ta seçtikleri ama mazbatası hukuk katledilerek elinden alınan Sayın Ekrem İmamoğlu’na hak ettiği mazbatasını yüzde 54 oyla sandıkta bir kez daha verdi. Böyle bir oy daha önce hiçbir İstanbul Büyükşehir seçiminde alınmamıştı.

 

TÜM VATANDAŞLARIMIZA ŞÜKRANLARIMIZI SUNUYORUZ

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Sayın Ekrem İmamoğlu’na oy versin vermesin sandığa giden, bu demokrasi şölenine katılan tüm vatandaşlarımıza şükranlarımızı sunuyoruz. Yine, bu süreçte sahada var gücüyle çalışan İYİ Parti örgütlerine teşekkürü borç biliyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi, yenilenen İstanbul seçiminde Genel Başkanından örgütüne, parti yöneticisinden en sade üyesine kadar tek vücut oldu. Sandıkları boş bırakmayan, emeklerini ortaya koyarak sandıkları bekleyen, bu sevinci bizlere tekrar yaşatan her bir vatandaşımıza ve her bir Cumhuriyet Halk Partiliye ve sandık başında bekleyen gönüllülerimize en içten teşekkürlerimizi sunuyoruz. Sayın İmamoğlu’na sadece Cumhuriyet Halk Partililer veya İYİ Partililer de oy vermedi. Adalet ve Kalkınma Partisi’ne, Milliyetçi Hareket Partisi’ne, Saadet Partisi’ne, Halkların Demokratik Partisi’ne, Demokrat Parti’ye, Adalet Partisi’ne, Özgürlük ve Dayanışma Partisi’ne ve adını sayamadığım pek çok partiye daha önce oy vermiş yurttaşlarımız da bu defa Sn. Ekrem İmamoğlu’na destek verdi. Yine hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyoruz. Bu nedenle bir kez daha şunu söylüyoruz: “Sn. İmamoğlu tüm İstanbul’un ve İstanbulluların belediye başkanıdır.”

 

BU SEÇİMİN KAZANANI “VİCDANDIR”

Bu seçim sadece İstanbulluların Büyükşehir Belediye Başkanını seçtikleri bir seçim olmadı. Bu seçim; milletimizin engin ferasetiyle haklının yanında durduğu, son 6 yılda hızla yıpratılan ve ortadan kaldırılma noktasına getirilen hukuk devletine ve demokrasiye sahip çıktığı, milletimizin kendini unutanlara demokrasi tarihimizdeki en anlamlı mesajı verdiği bir seçimdir. Bu seçimin kazananı İstanbul’un vicdanıdır. Artık İstanbul’da da Türkiye’de de her şey çok güzel olacaktır.

 

SEÇİM BİTTİ, MEMLEKETİ YÖNETENLERE EKONOMİYİ VE VAATLERİNİ HATIRLATMA ZAMANI

Bugün 24 Haziran 2018 seçimlerinin de birinci yıldönümü. 24 Haziran seçimlerine gidilirken milletimize “Verin oyu bu kardeşinize, her şeyi düzelteyim” dendi… “Ekonominin sorumlusu benim” dendi… Ama bir yılda ekonominin geldiği nokta ortada… İstanbul seçimi artık geride kaldığına göre; memleket yönetimini aile şirketi yönetimiyle karıştıranlara, ekonomiyi ve taahhütlerini anımsatma zamanı gelmiştir.

 

MİLLET SEÇİMLERDEN VE BELİRSİZLİKLERDEN YORULDU

Türkiye, tek kişi parti devletinin ilk adımlarının atıldığı 2014 yılından bu yana seçimlerden, sandıklardan, referandumlardan başını alamadı. 2014’te bir Cumhurbaşkanlığı seçimi, bir yerel seçim, 2015’te iki tane arka arkaya genel seçim, 2016’da hain darbe girişimi ve OHAL sivil darbesi, 2017’de Anayasa Referandumu, 2018’de Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimi, 2019’da bir yerel seçim bir de ardından yenilenen İstanbul seçimi. Türkiye son 5 yıllık süreçte, ortalama her 8 ayda bir seçim yapmış, sandık başına gitmiş. Millet artık bu seçimlerle ve bu seçimlerin yarattığı belirsizliklerle yoruldu.

 

“ÇOK KIYMETLİ BİR ZAMAN DİLİMİNİ” KAYBETTİK

Yönetenler, çok kıymetli bir zaman dilimini, gerekli önlemleri almak yerine, seçim tartışmalarıyla heba ettiler. 2014’ten bu yana geçen süreye “çok kıymetli bir zaman dilimi” dememin belli sebepleri var. Hatırlayacaksınız 2013’ün Mayıs ayında ABD Merkez Bankası, artık eskisi gibi dolar basmayacağını açıkladı. Küresel sermayenin çok daha seçici olduğu bir dönem başladı. Bu ortamda biz ve bize benzeyen ülkelerin yapması gereken ev ödevleri ve alması gereken önlemler hızla arttı. Neydi bu önlemler; ekonominin sıcak paraya olan bağımlılığını azaltmak, ekonomideki aktörlerin özellikle döviz borçlarını artırmayacak makro ihtiyati tedbirleri almak, hala imkân varken rezervleri güçlendirmek. Kısacası yaklaşan fırtınalar için çapaları kuvvetlendirmek gerekiyordu.

 

UYARDIK, ÇÖZÜM ÖNERDİK, DİNLEMEDİLER

Biz bu konularda sürekli uyarılarda bulunduk. Maalesef bizim tüm uyarılarımıza rağmen bunların hiçbiri yapılmadı. Dahası biz, sadece bu dönemde yapılan yanlışları söylemekle yetinmedik. Ülkemizin içinde bulunduğu durumda sorumluluk da aldık. Ekonomideki sıkıntıların krize dönüşmesinin hemen başında, 2018’in Ağustos ayında Genel Başkanımız Sn. Kemal Kılıçdaroğlu, krizden çıkış için 13 maddelik bir yol haritasını açıkladı. Yetmedi; dört ayaklı “Üretim Ekonomisine Dönüşüm Stratejimizin” ana hatlarını kamuoyu ile paylaştı. Bunların hiç birine kulak verilmedi.

 

KRİZ TEĞET GEÇER SANDILAR AMA YANILDILAR

Köklü çözümler yerine, günü birlik pansuman niteliğinde tedbirler alındı. Bugüne kadar izlenen yanlış politikalar nedeniyle kan kaybeden ekonomiye, aspirin tedavisi uygulandı. Ekonomi yönetimi küçülen ekonomide cari açığın azalmasını müjde olarak duyurup vatandaşın gözünü boyamaya teşebbüs etti. Bütüncül önlemleri almak yerine, son bir yılda program ya da eylem planı adı altında 7 paket açıkladılar. Bunun yanında iş dünyasına, KOBİ’lere, istihdama destek diyerek pek çok mini paket de açıklandı. “Dengelendik, dengeleniyoruz” dediler, yaldızlı sunumlarla, işi kotarabileceklerini, krizin bu defa da teğet geçeceğini zannettiler. Ama yanıldılar ve bu yanılgılarının faturasını da milletçe hep beraber ödüyoruz.

 

TEK ADAM PARTİ DEVLETİ EKONOMİK KRİZİ DERİNLEŞTİRDİ

Geçtiğimiz yılın 24 Haziran’ında yapılan ve tek adam parti devletine geçilen seçimlerin ardından; Türk Lirası, Dolar karşısında yüzde 18 değer yitirdi. Yine geçtiğimiz yıl seçime giderken yüzde 18’den biraz düşük olan Merkez Bankası’nın politika faizleri şu an yüzde 24. Geçtiğimiz yıl seçime giderken Türkiye’nin net döviz rezervi 32 milyar dolardı, şimdi 6 milyar dolar azalışla 26 milyar dolara düştü. Türkiye’nin Kredi Risk Primi geçtiğimiz yıl bu zamanlar 311 puandı, şimdi 436 puan civarında. Tek adam parti devletine geçip ortak aklın ve milli iradenin tecelli ettiği Parlamentoyu geri plana ittikten sonra ekonomik kriz hızla derinleşti.

 

BÜTÇE AÇIĞI BİR YILDA ÜÇE KATLANDI

Seçim süreçlerinin bütçeye önemli yansımaları oldu. Geçen yıl Mayıs ayında 21 milyar TL olan bütçe açığı, bu yıl üçe katlandı, 66,5 milyar TL’ye çıktı. Bütçe ilk 5 ayda bir defalık gelirlerle ayakta kaldı. Maliye politikasıyla ekonomiyi canlandırma olanakları ilk beş ayda seçim nedeniyle tüketildi. Bu yılın ilk 5 ayında, bir defalık gelir ve giderler ayıklandığında, faiz dışı bütçe açığı önceki yılın aynı dönemine göre 6 kat arttı, 66 milyar TL’ye ulaştı.

 

FATURA YİNE VATANDAŞA ÇIKTI

Bu tabloda fatura her zaman olduğu gibi vatandaşa çıktı. Geçtiğimiz yıl Mart ayında yüzde 10 olan işsizlik oranı, bu yılın aynı dönemde 4 puan artışla yüzde 14’e çıktı. Tüketici enflasyonu 7 puana yakın artışla yüzde 19’a, üretici enflasyonu da 9 puana yakın artışla yüzde 29’a çıktı. Vatandaş hayat pahalılığıyla işsizlik arasında her geçen gün biraz daha fazla eziliyor.

 

GERÇEK GÜNDEME DÖNME ZAMANI

Artık seçim bitti ve yapay gündemleri bırakıp ülkemizin gerçek gündemi olan ekonomiye dönme zamanı geldi. İşsizlik ve hayat pahalılığı arasında inim inim inleyen, mutfaktaki boş tencereyi nasıl dolduracağını düşünen milletimize, tabiri caizse dürbünün tersiyle bakan saray yönetimi, artık silkelenip kendisine gelmeli.

 

MİLLET GÖREVİNİ YAPTI, ŞİMDİ SIRA İKTİDARDA VE SİYASET KURUMUNDA

Millet vatandaşlık görevini yaptı, şimdi görevini yapma sırası önce iktidarda, sonrada tüm siyaset kurumlarında. Dış güçler, finansal saldırı, dolar kurşunu gibi derde derman olmayan, artık vatandaşlarımız nezdinde hiçbir inandırıcılığı kalmayan laflarla kaybedecek vaktimiz yok. Zamanı çok dikkatli kullanmak zorundayız. Herkes şapkasını önüne koymalı, yönetenler ekonomiyi bugün içinde bulunduğumuz derin krizin içine düşüren yanlışların ne olduğunu samimiyetle tespit etmelidirler. Ancak bu tespit yapıldıktan sonra tedaviye geçmek mümkündür.

 

ŞATAFATTAN VAZGEÇİLMELİ, TASARRUF HAKİM KILINMALI

Bu çerçevede, öncelikle araç saltanatlarıyla, Saraylarda yaşadıkları lüks hayatlarla, millet fakirleşirken yandaş ve akrabaları zengin etmekle, şatafatla, kibirle özdeşleşen bu yönetim anlayışından derhal vazgeçilmelidir. İsraf yerine derhal tasarruf hâkim kılınmalıdır. Yapılan her işte saydamlık ve hesap verme esas olmalıdır. Tavan yapan borç sorunu, bütçe açığı, bozulan makroekonomik dengeler, artan işsizlik için derhal harekete geçilmelidir.

 

EKONOMİK VE SOSYAL KONSEY DERHAL TOPLANMALI

Krizle mücadelede ilgili tüm tarafların görüşleri alınmalıdır. Bu çerçevede, ekonominin aktörlerini bir araya getiren fakat 5 Şubat 2009 tarihinden bu yana toplanmayan Ekonomik ve Sosyal Konsey’in bir an önce toplanması sağlanmalıdır. Hala açıklanmayan 5 Yıllık Kalkınma Planı derhal Parlamentoya gelmeli ve süratle de yasalaşmalıdır. Alınacak tüm tedbirleri “temenniler manzumesi” olmaktan öteye taşıyabilmek için; bu tedbirleri uygulayacak liyakatli kadrolar göreve getirilmelidir. Tedbirler takvime bağlanarak açıklanmalıdır. Tedbirlerin uygulanmasında yetki ve sorumluluklar açıkça belirtilmelidir.

 

DÖRT YILLIK DÖNEM İYİ DEĞERLENDİRİLMELİ

Alınacak önlemler; ayakları yere basan, ithalat yerine üretimi, borç yerine kazancı önceleyen, bütüncül ve kapsamlı bir programın parçası olmalıdır. Türkiye’nin artık önümüzdeki 4 yıllık süreci demokrasimizin ve ekonomimizin onarımına odaklanarak geçirme şansı önümüzde durmaktadır. Bu şans, bu fırsat iyi değerlendirilmelidir. Vatandaşlarımızın sandıkta verdiği mesaj çerçevesinde,  demokrasi ve hukuk devleti güçlendirilmelidir. Saray millet iradesine saygı göstermeli, kaybettiği belediyeler üzerinde vesayet mekanizmaları ve baskı oluşturmamalıdır. Gerginlikler azaltılmalı, çözümler toplumun tüm kesimlerinin, ekonominin tüm aktörlerinin katılacağı süreçlerle oluşturulmalıdır. 5 Yıllık Plan Parlamento’da onaylanırken bu yine bu açıdan da önemli bir şanstır, bu şans mutlaka değerlendirilmelidir.

 

YETER Kİ ÇÖZÜMLER SAMİMİYETLE ARANSIN, CİDDİYETLE UYGULANSIN

Sadece İstanbul’da değil, tüm Türkiye’de her şeyin çok güzel olacağı günler mümkündür. Yeter ki çözümler samimiyetle aransın ve ciddiyetle uygulansın. Benim söyleyeceklerim bu kadar, şimdi sorularınızı alabilirim. Lütfen isim ve kurumlarınızı belirterek.

 

Soru- Türkiye’nin önündeki 4 yıllık süreçte bir toparlanma imkanı olduğunu söylediniz. CHP’nin bir erken seçim beklentisi ya da tahmini var mıdır?

Faik ÖZTRAK- Biz baştan beri açıklıyoruz, biraz önce konuşmamda da söyledim: Türkiye gerçekten seçimlerden yorulmuştur. Milletimize verilen sözler vardır, erken seçimi düşünmek yerine bu sözlerin yerine getirilmesine öncelik verilmelidir. Seçimsiz bir 4 yıl önemli bir fırsattır, bu fırsat heba edilmemelidir. Herkes kendi işine odaklanmalıdır. Belediyeler belediyeciliğe, iktidar da vatandaşa vermiş olduğu taahhütleri yerine getirmeye odaklanmalıdır.

 

Soru- Efendim dün akşam sonuçlara baktığımızda 800 binin üzerinde bir oy farkı oluştu. 31 Mart’a göre 39 ilçede CHP oylarını artırdı. Ayrıca yine 31 Mart’a göre 12 ilçede yine daha önde bitirdi. Neye bağlıyorsunuz bunu, nasıl değerlendirirsiniz artışı?

Faik ÖZTRAK- İlçelerdeki artış, İstanbul genelindeki artış aslında İstanbulluların kendi sesini duymayan, bu benim sözüm dediği sözünü tanımayan, milletin iradesini masa başında gasbeden, milletin verdiği mazbataya masa başında el koyan ve bugüne kadar Türk seçim tarihinde görülen en büyük haksızlıklardan biri olan 31 Mart seçimlerinden sonra yaşanan sürece çok sert bir cevaptır. Bu boşalan tencereleri görmemenin, milletin sesine kulak vermemenin bir sonucudur. Millet sesini duyurmuştur.

 

Soru- İlk soruya ek olarak, “erken seçim gündemimizde yok” dediniz. Daha önce CHP lideri Kılıçdaroğlu ve İYİ Parti lideri Meral Akşener de yine erken seçim gündemimizde yok demişti. Dün akşam MHP lideri Devlet Bahçeli yazılı bir açıklama yaptı onda “Yeni bir erken seçim bahsi açmak ülkemize yapılacak en büyük kötülüklerden birisidir” dedi. Zaten erken seçim istenmiyorken sizce neden yazılı açıklamasında bir erken seçim vurgusu yapmak gereği hissetmiştir MHP lideri Devlet Bahçeli?

Faik ÖZTRAK- İzin verirseniz ben Sayın Bahçeli’nin sözleri hakkında herhangi bir yorum yapmayım ama biraz önce söylediğimi tekrarlayım. Türkiye’nin önünde çok önemli bir fırsat vardır. 4 yıl gibi seçimsiz geçirilebilecek bir süre vardır. Bu süreyi millete taahhütte bulunanlar taahhütlerini yerine getirmek için en iyi şekilde değerlendirmelidir.

 

Soru- Seçimden birkaç gün önce kırmızı bültenle aranan Osman Öcalan bir devlet kanalında TRT’de röportaj verdi. Tepki çekti. Siz CHP olarak bu röportajın devlet kanalında terör örgütü yöneticiliği yapmış bir kişinin daha sonra hakkında kırmızı bülten çıkartılmış bir kişinin röportaj vermesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Açıkçası bu soruyu bizlere değil Sayın Erdoğan’a, Sayın Soylu’ya ve TRT Genel Müdürüne sormalısınız ben de ne cevap vereceklerini merakla bekliyorum.

Soru- Öncelikle seçime iki gün kala Öcalan’ın bir mektubu kamuoyuna açıklandı ve HDP’ye tarafsızlık çağrısında bulundu. HDP yapmış olduğu açıklamada, bu stratejisini değiştirmeyeceğini ve Sayın İmamoğlu’na destek vereceklerini söylemişti. Sizin Sayın İmamoğlu’nun başarısında Kürt seçmeninin ve HDP seçmeninin belirleyiciliği hakkındaki değerlendirmeniz nedir ve CHP olarak HDP’ye bir teşekkür ziyareti planınız var mı?

Faik ÖZTRAK- Biraz önce ifade ettim burada sadece HDP seçmenlerinin değil AK Parti seçmenlerinin, MHP’li seçmenlerin, Saadet Partili seçmenlerin, ÖDP’li seçmenlerin, şu anda sayamadığım tüm siyasi partilerin seçmenlerinin çok büyük katkısı vardır hepsine de buradan teşekkür ettim.

Soru- HDP’ye bir teşekkür ziyaretiniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Söyleyeceğimi söyledim.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

TÜİK’TE “VERİLERE MÜDAHALE” RAHATSIZLIĞI

 

ANKARA – TÜİK’in yayınladığı verilerin güvenilirliği konusunda son dönem artan şüphelere dikkat çeken CHP’li Öztrak, “Resmi istatistiklere siyasi müdahalelerin ortaya çıktığı Arjantin, Yunanistan ve Brezilya gibi ülkelerde yöneticilerin ve bu verileri üretenlerin yaşadığı sıkıntılar unutulmamalıdır” diye konuştu.

 

Veri kalitesi üzerinde artan kuşku bulutlarının TÜİK içinde de rahatsızlıkları artırdığını ifade eden Öztrak, kurum içinde emekliliği yaklaşan personelin emeklilik taleplerinin arttığı yönünde bilgiler geldiğini ifade etti.

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, TÜİK’in verileri üzerindeki kuşkular hakkında Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’a yönelttiği soru önergesinde şunları ifade etti:

 

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) son dönemde yayımladığı istatistiklerle kamuoyunda tartışma konusu olmaktadır. Bu çerçevede, istihdam ve işsiz sayılarının belirlenmesinde önemli bir gösterge olan “çalışma çağındaki nüfus” istatistiklerinde yaşanan olağanüstü dalgalanmalara makul bir açıklama henüz getirilmemiştir. Yine yakın zamanda fiyat derleme ve iş yeri seçim yönteminde yapılan değişiklikler de kamuoyunda ciddi tartışmalara neden olmuştur.

 

SORULAR YANITLANMIYOR

TBMM’nin denetim fonksiyonunun icrası gereğince bu ve buna benzer konular tarafımca, milletvekili sıfatıyla, TBMM’nin gündemine getirilmektedir.  Bu çerçevede çalışma çağındaki nüfusta yaşanan olağanüstü gelişmelere yönelik 26 Şubat 2019 tarihinde TBMM Başkanlığı aracılığıyla yönlendirdiğimiz soru önergesine henüz cevap verilmemiştir. Yine TÜİK’in fiyat derleme, iş yeri seçim yönteminde yaptığı değişiklikler ve fiyatlara idari müdahale iddialarının araştırılması amacıyla TBMM’ye 24 Nisan 2019 tarihinde bir araştırma önergesi arz edilmiştir. Bu önergenin önümüzdeki günlerde TBMM Genel Kurul gündemine alınması beklemektedir.

 

RAKAMLARDAKİ SAPMALAR ENFLASYONU AŞAĞI ÇEKTİ

Bununla beraber, yakın zamanda, TÜİK’in veri kalitesi açısından kuşku uyandıran yeni iddialar kamuoyuna yansımıştır. 17 Haziran 2019 tarihinde Sözcü gazetesinde yer alan haberde Nisan ve Mayıs ayları enflasyon verilerinde özellikle “giyim”, “otomotiv” gibi alt sektörlerde madde sepeti ağırlığı ve madde fiyatlarıyla hesaplanan aylık fiyat değişimleri ile TÜİK’in kamuoyuyla paylaştığı aynı mal gruplarının fiyat değişimleri arasında ciddi farklılıkların bulunduğu iddia edilmektedir. Giyim ve otomobil kalemlerinde, “kalite düzeltmesi” ile açıklanması mümkün olmayan bu sapmanın, Nisan enflasyon rakamını 0,5 puan aşağı çektiği aynı haberde ifade edilmektedir. Yine mobilya ve beyaz eşya fiyatlarında da benzer olağanüstü fiyat gelişmelerinin olduğuna dikkat çekilmektedir.

 

FİRMALARA İNDİRİM TELEFONU İDDİASI

Bu çerçevede, TÜİK’in, TMSF bünyesine alınmış mobilya firmalarından fiyat toplarken geçici indirimlerin yapıldığı dönemlerde bu işlemi yaptığına yönelik iddialar son derece ciddidir. Bu, fiyatlara idari müdahale kaygılarını da artırmaktadır. Diğer taraftan, TÜİK’in fiyat toplama günlerinde hükümete yakınlığıyla bilinen bazı market zincirlerine ve TMSF’ye ait işyerlerine yetkililerin telefon ederek, fiyatı toplanacak ürünlerde indirime gidilmesinin istendiği de iddialar arasındadır. Söz konusu gazetede yer alan iddialar hakkında, TÜİK tarafından herhangi bir açıklama da henüz yapılmamıştır.

 

TÜİK PERSONELİNİN EMEKLİLİK TALEPLERİ ARTTI

İstatistiklerde olağan dışı sapmaların ve veri kalitesi konusundaki kuşkuların, 2018’in Ekim ayında TÜİK’te yaşanan yönetim değişikliği ardından yoğunlaşması ise ayrıca dikkat çekicidir. Yine veri kalitesi üzerinde artan kuşku bulutlarının TÜİK içinde de rahatsızlıkları artırdığı emekliliği yaklaşan personelin emeklilik taleplerinin arttığı haberleri kamuoyuna yansımaktadır.

 

MÜDAHALE MEMUR VE EMEKLİ AYLIKLARINI ETKİLER

Enflasyon, Türkiye’de başta ücretler olmak üzere pek çok sözleşmede dikkate alınan önemli bir göstergedir. Yine memur ve emekli aylıklarının belirlenmesinde de enflasyon rakamlarının doğruluğu önem taşımaktadır. Milyonların satın alma gücünü etkileyen bu verilerin kalitesi hakkında kuşkuların uyanmasının çok ciddi sonuçları olacaktır. Kaldı ki TCMB’nin para politikasının belirlenmesinde ve faiz kararlarının alınmasında da bu verilerin kalitesi son derece önemlidir.

 

HEM EKONOMİMİZ HEM İTİBARIMIZ AÇISINDAN SONUÇLARI OLUR

Türkiye’nin resmi istatistikleri üzerinde kuşku bulutlarının oluşması hem ülkemiz ekonomisi hem de ülkemizin itibarı açısından ciddi sonuçlar ortaya çıkaracak bir gelişmedir. Nitekim, resmi istatistiklere siyasi müdahalelerin anlaşıldığı Arjantin, Yunanistan ve Brezilya’da yöneticilerin ve bu verileri üretenlerin yaşadığı sıkıntılar bilinmektedir.

 

MADDE FİYATLARI İLE MAL GRUPLARININ FİYATI ARASINDAKİ FARKIN SEBEBİ NE?

Bu çerçevede,  Nisan ve Mayıs ayları enflasyon verilerinde özellikle “giyim”, “otomotiv” gibi alt sektörlerde madde sepeti ağırlığı ve madde fiyatlarıyla hesaplanan aylık fiyat değişimleri ile TÜİK’in kamuoyuyla paylaştığı aynı mal gruplarının fiyat değişimleri arasında ciddi farklılıklar bulunmasının sebebi nedir? Kurumda gerçekleşen yönetim değişikliğinin ardından, resmi istatistikler ve veri kalitesi üzerinde artan söylentilerin nedeni nedir? Son dönemde kurumdan emeklilik veya istifa yoluyla ayrılma taleplerinde artış var mıdır? Varsa sebebi nedir? TÜİK’te veri kalitesini denetleyen özerk bir veri kalite birimi var mıdır? Böyle bir birim yoksa kurulması düşünülmekte midir?

Soru Önergesinin Tam Metni İçin: Soru Önergesi_TÜİK_20062019

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com