Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

EKONOMİDE DEĞİŞİM İÇİN ÖNCE DAMADIN DEĞİŞMESİ LAZIM

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Bugün MYK toplantımızın gündeminde; ekonomi ve siyasetteki son gelişmeler, TBMM’nin yarın başlayacak yeni yasama yılı çalışmaları, son günlerde İstanbul’da art arda yaşanan depremlerle tekrar gündeme gelen Türkiye’nin doğal afetlere hazırlık durumu vardı. Bunlarla ilgili açıklamalara geçmeden önce maalesef Ankara’da bir halk otobüsü kazası var. 3 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 3 vatandaşımız da yaralanmış. Hayatını kaybeden yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, kederli ailelerine başsağlığı diliyoruz. Yaralı yurttaşlarımızın da bir an önce sağlıklarına kavuşmasını niyaz ediyoruz.

 

MİLLETİN İRADESİ MECLİS’TE CİSİMLEŞİR

Türkiye Büyük Millet Meclisi, yarın yeni yasama yılı çalışmalarına başlıyor. 27. Dönemin 3. Yasama Yılının ulusumuza hayırlı olmasını diliyoruz. Gazi Meclis’in yeri milletimiz için müstesnadır. Bu ülkenin kurucuları, emperyalizme karşı özgürlük ve bağımsızlık mücadelelerinin her adımında meşruiyeti millet iradesinde ve bu iradenin cisimleştiği Gazi Meclis’te aramışlardır. Ancak, 2014’te başlatılan “ucube tek adam parti devleti rejimi” inşa sürecinde, Gazi Meclisimizin yetkileri zayıflatılmış, egemenlik büyük ölçüde milletten alınıp, Saraya taşınmıştır.

 

UCUBE REJİM İLE BU TOPRAKLAR ARASINDA DOKU UYUŞMAZLIĞI VAR

Cumhuriyetin kurucuları; “Meclis ve o Meclis’te beliren milletin kesin iradesi, hareket şeklimizin odağıdır” diyerek hareket etmişlerdir. Bu ucube rejimi millete dayatan tek adam sevicisi gafiller, “Erdoğan olmadan biz bir hiçiz” deme zafiyetini göstermekte ve milli iradeyi hiçe sayma cüretini kendilerinde görmektedirler. Sarayın bekçiliğine soyunanların gözleri ise “Erdoğan düşerse, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi de çöker” diyecek kadar dönmüş vaziyettedir. Ama Saray iradesinin esas olduğu “ucube tek adam rejimi” ile millet iradesinin esas olduğu “ülkemizin kuruluş harcı” arasında çok açık bir “doku uyuşmazlığı” vardır. Tarihin akışının değişmesi mümkün değildir. Bu nedenle, ucube tek adam rejiminin, atalarımızın kanlarıyla bize vatan olan bu topraklarda yaşaması mümkün değildir. Biz; kuvvetler ayrılığına dayanan, güçlü denge ve fren mekanizmalarına sahip ileri, çağdaş, yepyeni bir demokratik parlamenter rejimle Cumhuriyetimizi taçlandırmak için azimle çalışmaya devam edeceğiz.

 

MİLLETİN MECLİSİNDE DEĞİL SARAYIN KORİDORLARINDA HAZIRLANAN BÜTÇE

Yeni yasama yılıyla beraber yoğun bir bütçe maratonu da başlayacak. Bir parlamentoyu, parlamento yapan en önemli yetkilerden biri de “bütçe hakkıdır.” Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin pek çok hakkı gibi bütçe yapma hakkı da bu ucube rejimle törpülenmiştir. Bütçe artık Meclis’te değil, Saray koridorlarında hazırlanmaktadır. Olur ya bütçe parlamentoda onaylanmazsa, “Önceki yılın bütçesi yeniden değerleme oranıyla yani enflasyona göre artırılarak” yola devam edilmektedir. Bunlar yetmezmiş gibi bütçe süreci kanunun emrettiği sürelerde başlatılmayarak, yasalara karşı açık bir saygısızlıkta yapılmaktadır. Sıkıştırılmış takvimlerle, bütçe ve bütçeye dayanak teşkil eden programların kamuoyunda ve Meclis’te yeterince tartışılması engellenmektedir.

 

OVP BU SEFER NEDEN GECİKTİ

5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanuna göre bütçe hazırlama süreci, Orta Vadeli Program’ın her yıl en geç Eylül ayının ilk haftasının sonuna kadar Resmî Gazete’de yayımlanmasıyla başlar. Bu daha önceki aylardaydı, yetişmiyor diye Eylül ayına çektiler. Orta Vadeli Mali Planın ise Eylül ortasına kadar yayımlanması gerekir. Bütçe kanunu da “Orta Vadeli Program ve Mali Planda belirlenen temel büyüklükler ile ilke ve esaslar” dikkate alınarak hazırlanır. Saray iktidarı, Orta Vadeli Programın adını, gizli saklı işler yaptığı McKinsey’den aldığı tavsiyelerle değiştirip “Yeni Ekonomi Programı” yaptı. 5018 sayılı Kanuna rağmen Orta Vadeli Programın adını yeterince havalı bulmayan Damat da bu ismin üstüne atlayıverdi.

 

“DENGELENMEYİ” GÖRDÜK

Bugün “Yeni” dedikleri Ekonomi Programının ikincisini açıkladılar. Geçen yıl programın adına “dengelenme” demişlerdi. Ekonominin nasıl dengelendiğini gördük. Önceki OVP’de yüzde 2,3 dedikleri bu yılın büyümesini, şimdi yüzde 0,5’e indirmişler. Geçen OVP’de 795 milyar dolar olacak dedikleri 2019 milli gelirini, bu OVP’de 46 milyar dolar daha aşağı çekmişler ve 749 milyar dolara indirmişler. 2010’da aynı milli gelir 772 milyar dolardı. Yani milli gelir, 9 yıl önceki milli gelirin bile altına inmiş. 2019’da yüzde 12,1 olacak dedikleri işsizliği, şimdi yüzde 12,9 yükseltmişler. Millet aşından işinden olmuş. Yılın ilk yarısında milli gelir yüzde 1,9 daralmış. İşsizlik yıl içinde yüzde 15’lere dayanmış. Ülkenin kefen parası bile seçimler için harcanmış. Ve damat çıkmış “dengelenme başarılı oldu” diyor. Siz bir de bize sorun. Vatandaşta, çiftçide, memurda, emeklide, işçide denge bırakmadınız. Milletin dengesini alt üst ettiniz.

 

EKONOMİDE DEĞİŞİM İÇİN ÖNCE DAMADIN DEĞİŞMESİ LAZIM

Bu yıl da programın damat bakanın tabiriyle “mottosuna (!)” sıkılmadan “Değişim” demişler. Geçen defa denge, şimdi değişim. Çok açık söyleyeyim. Ekonomide değişimin başlaması için ilk değiştirilmesi gereken Damadın kendisidir. Bizim kişilerle, şahıslarla bir sorunumuz yoktur. Ama Türkiye ekonomisinin bir aile şirketi gibi yönetilemeyeceği, tek adam rejimiyle yönetilemeyeceği her gün biraz daha açık, seçik görülmektedir. Yönetimde bu görüntü; güven ve kredibiliteye büyük zarar veriyor. Oysa bir ekonomik programda başarının ilk koşulu tüm aktörlere güven verebilmektir. Bakın daha programın rakamları açıklanır açıklanmaz bu rakamların Sarayı memnun etmek için kaleme alındığı her yerde konuşulmaya başlandı.

 

KOLOMB’UN YUMURTASI, KIRILMADAN DENGEDE DURMAZ

(OVP’ye göre) 2019’da yüzde 0,5 büyüyeceğiz. Ama 2020’de hemen yüzde 5’lik bir büyüme rakamına ulaşacağız. 2022’ye kadar da ekonomi otomatik pilota bağlanmış her yıl yüzde 5 büyümeye devam edecek. Büyüme gelecek yıl birden yüzde 5’e nasıl sıçrayacak? Diyorlar ki, iç talep öncülüğünde sıçrayacak. Ama iç talep artarken enflasyonda kademeli olarak 2022’de yüzde 5’in altına inecekmiş. Ve yine dönem sonunda da cari açık sıfırlanacakmış. Hem enflasyon tek haneye inecek, hem cari açık sıfırlanacak, hem büyüme yüzde 5’e çıkacak. Büyüme yüzde 5 olurken de, kamuda Gayri Safi Yurtiçi Hasılaya oranla yani milli gelire oranla yüzde 1,7 büyüklüğünde bir tasarruf yapılacak. Yani harcamalar azalacak. Şimdi arkadaşlar, bu durum, Kristof Kolomb’un yumurtasına benziyor. Kolomb’un yumurtasının dengede durmasının bir tek koşulu vardı o da yumurtanın kırılmasıydı. Ama koskoca bir ülkenin ekonomisindeki fay hatları daha fazla kırılırsa, yaşanacak yıkıcı depremin acısı herkes için çok büyük olur.

 

OVP, IMF ZİYARETİ BEKLENDİĞİ İÇİN Mİ GEÇ AÇIKLANDI

Diğer taraftan OVP’nin zamanlaması da dikkat çekici. Eylül başında açıklanması gereken program neden yasanın emrettiği gibi Eylül ayının ilk haftasında değil de ayın son iş gününde açıklandı? Bunun cevabı belli. Biliyorsunuz, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın, IMF heyetini 4. Madde incelemeleri kapsamında Türkiye’ye davet ettiğini, önceki hafta sonu bizimle yaptığı görüşmelerin ardından kamuoyu, biraz da bizim sayemizde duydu. Kendileri saklıyorlardı. IMF 11 gün boyunca Türkiye’de hükümetle, bürokrasiyle, görüşmüş ama saray bunu kamuoyundan gizlemeyi becermiş. IMF giderken bir basın açıklaması yaptı. Bu açıklamayla birlikte ekonomide yapılması gerekenler listesini de duyurdu. Anlaşılan OVP, IMF ziyareti beklendiği için üç hafta geciktirildi. Nitekim IMF heyeti görüşmelerini 23 Eylül’de tamamladı. Bir hafta sonra da OVP yayımlandı.

 

IMF İLE EVLENELİM DEMİŞLER, ÇEYİZİ DÜZMÜŞLER

Bunlar gizli saklı IMF’yle 11 gün flört etmiş. “Evlenelim” demişler. Çeyizi düzmüşler, başlık parasında anlaşmışlar. IMF, “Birde bunları almadan önce mahallelerindeki insanlara soralım” demiş her şey bir anda ortaya çıkmış. Suçüstü yakalanınca da “IMF benim haberim olmadan mahalleliyle görüştü” diye şimdi yaygara koparıyorlar. IMF’yi de mahalleliyi de suçlayıp işin üstünü örtmeye çalışıyorlar.  IMF giderken Saraya 5 maddelik bir tedbir paketi bıraktığını açıkladı. Bir diğer ifadeyle, “evlilik sözleşmesi”ni açıkladı. Peki bunda neler vardı bu pakette? İşgücü piyasasını esnekleştirme vardı. Aynı madde damadın programında da var. Tabi bunun altında ne olduğunu hep beraber biliyoruz kıdem tazminatlarının yeniden düzenlenmesi. IMF, bankaların aktif kalitesini artırmak için bir takım önlemleri alın diyordu bıraktığı notta. Buna yönelik adımların atılacağına dair taahhüt Damadın ev ödevi listesinde var. Ama IMF bu başlık altında bir şey daha söylüyordu. Diyordu ki, BDDK’nın bankaları denetlemesi yetmez bankalarla ilgili olarak bir üçüncü göz, üçüncü şirket bu bankaları özellikle de yurtdışı şirket bu bankaları denetlesin diyordu. Bu ne oldu? Bu konuda Orta Vadeli Program’da bir açıklık yok. Bunu kabul edecekler mi bilmiyoruz. Yine Uluslararası Para Fonu diyordu ki, enflasyonda geçmişe yönelik endekslemeyi bırak. Damadın listesinde de kamunun yönlendirdiği fiyat ve ücretlerde geçmiş enflasyon yerine beklenen enflasyon hedeflerine göre fiyat ayarlayacağız deniyor. IMF’de Kamu-Özel İşbirliği Projeleri için yeni bir mevzuat çerçevesinden bahsediliyordu. Aynı çerçeve düzenlemeden Damadın programında da bahsediliyor. IMF yapılacaklar listesinde kamu maliyesinde milli gelire oran olarak yüzde 1,5’luk tasarruf istemişti, damadın programında bu talep fazlasıyla yerine getiriliyor.

 

PROGRAMIN MİLLETE MALİYETİ, %5’LİK BÜYÜME HAYALİNİN ALTINA GİZLENMİŞ

Bu çerçevede bütçede cari harcamaları kısıyorlar, yatırımları kesiyorlar, transfer harcamalarını da düşüyorlar. Peki bunun milletimize maliyeti ne? Yani Gayri Safi Yurtiçi Hasılaya oran olarak bakarsanız bu üç kalemde çok ciddi kesintiler var. Yatırım harcamalarının özellikle kesilmesi. Kaç kişi işinden olacak, memleketin çeşitli yerlerindeki kaç proje duracak, sosyal yardımlara ne olacak? Damat diyor ki, Sosyal Güvenlikte aktüeryal dengeleri düzeltecek adımlar atacağız. Hangi adımları atacaksınız? Emeklilik yaşını mı uzatacaksınız? Çalışanların ödediği primleri mi artıracaksınız? Yoksa prim ödeme gün sayısını mı uzatacaksınız? Bugün açıklanan bu programın millete maliyeti ortada yoktur. Bu programın millete maliyeti, yüzde 5’lik büyüme hayali altına gizlenmeye çalışılmaktadır.

 

LİYAKAT VE HUKUK OLMADAN GÜVEN OLMAZ

Bunlar bizim ilk anda dikkatimizi çekenler. Anlaşılan McKinsey işinde olduğu gibi IMF’yle de gizli saklı işler çevirmişler. Şimdi bu işlerle yabancı yatırımcıları ülkeye para getirmeye ikna etmeye çalışıyorlar. Boşuna uğraşmasınlar. Liyakatin, hukukun olmadığı bir yönetim anlayışıyla ne yatırımcıları,  ne de milletimizi ikna edemezler, güven vermezler, millete iş sağlayamazlar, aş sağlayamazlar, mutfakta boşalan tencereyi doldurmayı başaramazlar.

 

CUMHURİYET TARİHİNDE GÖRÜLMEMİŞ KÖTÜ BİR REKOR

Türkiye ekonomisindeki kırılganlıklar artık çuvala sığmıyor. Bugün dış borç rakamları açıklandı. Brüt dış borç 2018 sonuna göre 2,3 milyar dolar artmış, 447 milyar dolar olmuş. Aynı borcun ülkemiz gelirine oranı ise -hani hep diyordu ya Sayın Erdoğan borca öyle bakmayın milli gelire oranına bakın diye-  işte bu borcun milli gelire oranı ise yüzde 56,3’ten yüzde 62’ye çıkmış. Bu Türkiye Cumhuriyeti tarihinde daha önce hiç yaşanmadığımız bir rekor. Ama kötü bir rekor. Bunu 2001 veya 2009 krizlerinde bile bu seviyede bir dış borç Gayri Safi Yurtiçi Hasıla oranını görmemiştik. Tabi bu rakamlar sadece dış borcu gösteriyor.

 

MEMLEKETİ YÖNETEMİYORLAR, BORCU YÖNETMEK İÇİN GENEL MÜDÜRLÜK KURUYORLAR

Buna bir de kamunun iç borcunu, reel sektörün ve vatandaşların bankalara borçlarını eklersek, yani finansal olmayan ekonominin tüm borçlarını hesaplarsak durumun vahameti daha da göze çarpıyor. Türkiye’nin toplam borcunun gelirine oranı, 2018 sonuna göre 2,1 puan artarak yüzde 107,1’e çıkmış. Bu kadar yani Gayri Safi Yurtiçi hasılamızdan bir yılda elde ettiğimiz gelirden daha fazla borcumuz var. Bu kadar borcu yönetmek için Hazine ve Maliye Bakanlığı bünyesinde “Borçlanma Genel Müdürlüğü” kuruluyor. Memleketi yönetemiyorlar, borca batırıyorlar, sonra çıkıp borçları yönetmek için Genel Müdürlük kuruyorlar. İnşallah, bu Genel Müdürlük üzerinden 140 yıl sonra bu topraklar üzerinde yeniden Düyun-u Umumiye kurmaya kalkmazlar.

 

BORÇ ALAN EMİR ALIYOR

Neresinden bakarsanız bakın borçlar almış başını gidiyor, ama sonunda ne oluyor? Borç alan emir alıyor. İşte daha geçen hafta ABD Başkanı BM’deki bir toplantıda yine böbürleniyordu. Erdoğan’ı aramış, “Rahip Brunson masum bir adam, onu bırak” demiş. Erdoğan da daha önce, “Bu can bu tende olduğu sürece alamazsınız” dediği Rahibi, Trump’ın Oval Ofisi’ne apar topar bir gecede göndermiş. Bunlar el atına bindi, faiz lobileriyle küresel piyasalarda yağan döviz yağmurları altında, “beraber ıslandık” şarkılarını da söylediler. Biz, “Ekonominin döviz gelirleri giderlerini karşılamıyor aman tedbir alın” dedik. Bunlar “cari açık finanse edildiği sürece sorun değildir” dediler. Biz 2009’da döviz geliri olmayan şirketlere dövizle borçlanma imkânı getirmeyin, özel sektörün döviz borcu kriz anında bir gecede milletin sırtına kalır dedik. Bunlar, “borç özel sektörün borcu, hiçbir şey olmaz” dediler. Yetmedi, “artık paradigmalar değişti” diyerek bilgiçlik tasladılar. Uyarılarımızın ne kadar haklı olduğu şimdi ortaya çıktı.

 

VARLIK FONU’NU YANDAŞ KURTARMA FONU’NA ÇEVİRDİLER

Bugün batan yandaşlarını kurtarmak için Saray kıvranıyor. Çareyi, atadan deden kalan son gümüşleri rehin olarak koydukları Türkiye Varlık Fonu’nu “Yandaş Kurtarma Fonu’na” dönüştürmekte buldular. Varlık Fonu, 11 Mart 2019 tarihinde Amerika ve İngiltere’deki bankalardan, 1 milyar Avro borç almış. Bu borca Hazine yani millet de garantör olmuş. Şimdi bu alınan dış borçla, İstanbul’da yandaş müteahhitlerin İstanbul’un Finans Merkezi’ni inşa etmek için kullandığı ve batırdığı kredilerin ödeneceği anlaşılıyor. Bunun karşılığında da Türkiye Varlık Fonu, İstanbul Finans Merkezi’nin üçte birini yaklaşık 2 milyar TL karşılığında devralacakmış. Kimden devralacak? Üç tane yandaş müteahhitten. Hani bu fon stratejik yatırımlar yapacaktı. Yandaş kurtarmanın adı ne zamandan beri stratejik yatırım oldu. Damat programına, “Tamamlanmaya yakın inşaat projelerine finansman desteği sağlanacak” diye yazmış. Yandaş müteahhitlere en son desteği Varlık Fonu’ndan sağlamışlardı.  Ama bugün açıkladıkları programda diyorlar ki, Varlık Fonu stratejik sektörlere yatırım yapacak diyorlar. Yani petrokimya gibi, ihracata dönük yatırımlar gibi doğrudan yatırım yapacaklarmış.

 

SARAYA, LÜKS ARABAYA, YANDAŞA PARA VAR; TANK PALETE YOK

Bunların yaptıklarıyla söyledikleri birbirini tutmuyor. Yandaşlarına para bulmak için her türlü numarayı yaparlar. Ancak Tank Palet için 50 milyon doları, İstanbul depreminden sonra acil ihtiyaç olduğu söylenen deprem sensörü için 1,5 milyar avroyu bulamazlar. Altlarında 400 milyon dolarlık uçaklar, 80 milyon liraya yenilenen lüks araç filoları. Her şeyden tasarruf ederler ama iki şeyden tasarruf etmezler. Biri Sarayın itibarı, debdebesi, diğeri de yandaşların ikbali, serveti.

 

BÜTÜN YUMURTALARI AYNI SEPETE KOYUYORLAR

Geçtiğimiz hafta İstanbul’da uyarı niteliğinde art arda depremler yaşadık. İstanbullulara bir defa daha geçmiş olsun diyoruz. Uyarı niteliğindeki bu depremlerin ardından bir şeyden eminiz. İstanbul’da son yaşadıklarımızdan daha kuvvetli bir deprem olacak. Bilmediğimiz şey, bu depremin ne zaman olacağı. Sarayın damadı kamu bankalarını, BDDK’yı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nı, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın belirli bölümlerini İstanbul’a taşımaya çalışıyor. Neden? Neden açık. Birkaç yandaş müteahhide iş çıksın. Bu paraları yandaşlarınıza dağıtacağınıza İstanbul’u depreme karşı tahkim etme projelerini hızlandırmak için kullansanıza. Tasarruf edecekseniz buradan tasarruf edin. Diğer taraftan tüm yumurtaları aynı sepete koymanın mantıklı açıklaması nedir bunu da anlayabilmek mümkün değil. Sanayi alt yapımızın büyük bir kısmı bu bölgede. Şimdi buraya birde finans altyapısını getiriyorsunuz. İstanbul’un nüfus yoğunluğu zaten belli. Kuvvetli bir depremde Türkiye’nin tüm finansal alt yapısı ve finans sistemi, sanayisi büyük bir risk altında olacak. 5,7 büyüklüğündeki bir sarsıntıyla İstanbul’da tüm mobil iletişim alt yapısı çöktü. Daha ciddi bir depremde neler olabileceğini insan düşünmek dahi istemiyor.

 

ÖİV’DEN TOPLANAN 36 MİLYAR DOLARA NE OLDU

1999’da yaşanan depremlerin ardından deprem yaralarının sarılması için olağanüstü bir takım tedbirler alınmıştı. Bunlardan birisi de geçici bir süre için getirilen Özel İletişim Vergisi idi. Bu vergi daha sonra bu iktidar döneminde, 2004’te kalıcı hale getirildi. 2000 yılından günümüze, sadece Özel İletişim Vergisi kapsamında, tüketicilerden tahsil edilen vergi miktarı 66 milyar Türk Lirası. Bunun 3 milyarı bu verginin geçici olduğu 2000-2003 arasında tahsil edilmiş. Geriye kalan 63 milyar lira ise verginin kalıcı hale getirildiği 2004 ile 2019’un ilk sekiz ayı arasında tahsil edilmiş. Bunu dolarla ifade edersek, verginin geçici olduğu 2000-2003 arasında tahsil edilen vergi yaklaşık 2,5 milyar dolar. Bu iktidar tarafından 2004 ile bugün arasında tahsil edilen de vergide yaklaşık 34 milyar dolar.

 

YİMPAŞ’TAN, TELEKOM’DAN CUMHURBAŞKANI YARDIMCILIĞINA

Önce, mütedeyyin vatandaşlarımızın paralarını batıran YİMPAŞ’ta görev yapan, sonra da TELEKOM’un kârları Lübnan’a kaçırılırken, borçlar Türk bankalarının sırtına bırakılırken TELEKOM’un üst düzey yönetiminde bulunmuş ve en son Cumhurbaşkanı tarafından Yardımcılığına atanmış bir Cumhurbaşkanı Yardımcısı var. Kendisi geçen gün Genel Başkanımız hakkında ileri geri konuşmuş. Özel İletişim Vergileriyle ilgili de yalan yanlış birtakım bilgiler vermiş. Rakamların aslı burada söylediğim gibidir. Beyefendi sen memursun, atanmışsın, siyaset yapmayacaksın. Seçilmişlerin sordukları sorulara doğru düzgün cevap vereceksin. Tekrar soruyoruz. 36 milyar dolarlık iletişim vergisi ne oldu, nereye gitti bu paralar? Neden son depremde İstanbul’un iletişim alt yapısı çöktü? Atanmışların seçilmişler üzerinde vesayet kurma teşebbüslerini, seçilmişlerin sırtından siyaset yapmalarını kabul etmeyiz. Kendinize gelin.

 

BALIK BAŞTAN KOKAR

Ne diyelim, başımızda; elbise torbalarında rüşvet aldıkları iddiasıyla yargılanıp henüz daha aklanmayanları Büyükelçi, özel kesimde çalışırken kendilerine emanet edilen milletin paralarını batıran, tüyü bitmedik yetimin hakkını korumak için görevlendirildikleri yönetim kurullarında buna sahip çıkmayanları Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak atayarak ülkeyi yönetmeye çalışan ve “her şeyi ben bilirim” diyen, kibir abidesi bir tek adam var. Türkiye yönetilmiyor, Türkiye savruluyor diye biz boşuna demiyoruz. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim. İsimleriniz ve kurum kimliklerinizle birlikte ve tek tek sorularla lütfen.

 

Soru- Malum yeni yasama yılı yarın başlıyor. Geçtiğimiz hafta AK Parti’den CHP’ye sunulmuştu yeni yargı paketi. MYK’da da gündeme geldi muhtemelen. Biraz önce Mehmet Muş’un açıklamaları vardı. Toplumun ihtiyaçlarını karşılayacak bir paket hazırladık dedi. Sizin bu konudaki değerlendirmeniz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- 2014’ten bu yana Türkiye’de yargının ne hale geldiği açık seçik ortadadır. Dolayısıyla bu iktidarın herkesi tatmin edecek bir yargı reformu paketini getirmesinin ne kadar samimi olduğu herkesin aklında soru işaretidir. O nedenle biz hem görüşme süreçlerini bekliyoruz, hem de uygulama süreçlerine bakacağız. Ama bir kere daha tekrarlayım, Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun üyelerinin Cumhurbaşkanı tarafından atandığı, icranın vesayeti altında olduğu bir yargıdan ve bu yargıyla ilgili olarak o icranın yapacağı reformdan açıkçası bugün çok fazla bir şey beklemek mümkün değildir.

 

Soru- Efendim İstanbul’da yaşanan depremin ardından bir toplantı gerçekleştirildi. Ekrem İmamoğlu o toplantıya davet edildi mi, edilmedi mi tartışması hala devam ediyor. Dün Fuat Oktay bir açıklama yapmıştı, kimse özel davet beklemesin biz Cumhurbaşkanımızın talimatıyla buradayız. Çevre Bakanına, İçişleri Bakanına davet gönderdiğimi hatırlamıyorum dedi. Bugün yine Mehmet Muş konuştu, biz davet gönderdik kendisi katılmadı, şov yapıyor dedi. Bu açıklamayı nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Açıkçası gerçekten bugün tartışılması gereken meseleleri tartışmıyoruz başka başka şeylerle uğraşıyoruz. Yani 25 yıldır İstanbul’u yönetenler depremle ilgili olarak İstanbul’da ne yapmışlar? Bunun konuşulmasını istemiyorlar, bunun tartışılmasını istemiyorlar. Biz de devletten geliyoruz. Hangi kurul üyesi olursa olsun en azından toplantı tarihi bildirilir. Bu bile yapılmamış. Niye yapılmamış? Ya İstanbul’da yaşanan seçim mağlubiyetinin vermiş olduğu sıkıntıya karşı, yukarılara yaranabilmek için bir şeyler yapılıyor ya da İstanbul’da depreme karşı eksik kalanları ve deprem paralarının nereye kullanıldığını da saklamayı içeren bir süreci yaşıyoruz. Şuna cevap versinler ne oldu? 36 milyar dolar soruyoruz. İletişim altyapısı niye çöktü? 25 yıldır İstanbul’u yönetiyorsunuz, bu kadar okul neden 5,7’lik bir depremden sonra kullanılamaz hale geldi? Bu okulların 10, 11’den fazlası da sizin döneminizde, depremden sonra yeni yapılmış. Bunların hesabını verin. Yani açık söyleyeyim, hem İstanbul valisinin, hem Cumhurbaşkanı Yardımcısının yine seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanıyla uğraşan, onun üzerinden başka kusurları örtmeye çalışan bu çabalarını anlamakta zorluk çekiyoruz. Seçim bitti, zaman iş yapma zamanı. Bakın depremle ilgili ilk uyarıyı aldık. Bırakalım her şeyi de neler yapacağız, neleri yapmadık, neleri yapmamız gerekiyor bunlara odaklanalım. Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

HABERLERİ YOKSA KENDİ KUSURLARI

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Merkez Yönetim Kurulu toplantımızda, vatandaşlarımızı ezen ekonomik krizi, iç ve dış siyasetteki son gelişmeleri Merkez Yönetim Kurulumuzda değerlendirdik. Gündemle ilgili değerlendirmelerimize geçmeden önce, bugün Irak’ın kuzeyinde hain terör örgütünün saldırısında iki Mehmetçiğimiz şehit oldu. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, acılı ailelerine ve milletimize sabır diliyorum. Geçtiğimiz hafta Türkiye gencecik ama çok da yürekli bir evladını, Neslican Tay’ı kaybetti. Neslican amansız hastalıkla mücadelesiyle herkese örnek oldu. Kendisine Allah’tan rahmet, ailesine de sabır diliyorum. Geçirdiği rahatsızlık nedeniyle hastaneye kaldırılan MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’ye de geçmiş olsun diyoruz. Umarız kendileri sağlığına kısa sürede kavuşur.

 

TENCERE YUVARLANDI KAPAĞINI BULDU

İktidarın gündeminin başında vatandaşın vergileriyle karşılanan saray hayatının itibarı, ballı maaşlar, kıyak atamalar var. Geçtiğimiz hafta da bir eski bakan, Egemen Bağış, Çekya Büyükelçiliği’ne atandı. Bakanlık dönemi icraatlarından çok, “Bakara-Makara” diyerek dinimizle ve milletin değerleriyle dalga geçmesiyle ve henüz daha hesabını vermediği rüşvet iddialarıyla tanıdığımız Bağış, Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı tarafından ülkemizi temsil etmeye layık bulundu. Ne diyelim? “Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş.” Bu atamanın anlamı açıktır: Ne yapmış olursan ol, aklanmış olmana gerek yok, saray sosyetesindensen kimse sana dokunamaz. Yasa, kanun, hukuk sana işlemez. Bir başka atama da Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi’nin Genel Müdürlüğüne yapıldı. Önceki Genel Müdür malum… Döneminde Çorlu’dan Ankara’ya pek çok ölümlü tren kazası yaşandı. Yeni Genel Müdür de Ankara’daki hızlı tren faciasıyla ilgili davada bilirkişi tarafından kusurlu bulunan dönemin Genel Müdür Yardımcısı.

 

SARAYIN GÜNDEMİ(!) YOĞUN, VATANDAŞIN DERDİNE DERMAN OLACAK VAKTİ YOK

Sarayın; layık olana değil, biat edene koltuk paylaştırmak, vatandaşları zam ve vergilerle ezdirirken, yandaşlarına dolarlarla avrolarla garanti ettiği rantları dağıtmak, Büyük Ortadoğu Projesi’ne eş başkan olup memleketin küçülmesine göz yummak, ekonomiyi sıcak para baronlarına teslim edip borca batırmak, Cumhuriyet hükümetlerinin eserlerini yabancılara pazarlamak, bunlardan elde edilen paraları yandaşa peşkeş çekip üretim yerine betona yatırmak, sıkışınca da borç aldıklarından emir almak,  milli savunma sanayimizin gözbebeği fabrikayı ve milli tank projesini Katar ordusuna peşkeş çekmek, bir de üstüne “Satmadık 25 yıllığına kiraladık” diye mugalata yapmak, yandaş enerji ve inşaat şirketlerinin milyarlık banka borçlarını milletin sırtına yıkarken; çeki, senedi dönen vatandaşları hapislere tıkmak, önce, Emevi Camii’nde namaz kılma hayaliyle, emperyal güçlerin Suriye’yi darmadağın etmesine yardım etmek, sonra, Suriyeliler için sınırda bahçeli evler yaptırarak yandaşlarına yeni rantlar sağlamaya çalışmak, kendini uyaran muhalefete kara çalmak gibi pek çok önemli gündem maddesi arasında, vatandaşın sesini duyacak, milletin derdine derman olacak vakti pek yok.

 

VATANDAŞIN GÜNDEMİ GEÇİM DERDİ

Ama vatandaşlarımızın gündeminde çok başka sorunlar var. TÜİK 2018 yılına ait Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması sonuçlarına göre 2018 yılında, 80 milyonluk ülkemizde; 53 milyon yurttaşımız konut masraflarını, 48 milyon vatandaşımız borçlarını ödemekte zorlanıyor. 26 milyon yurttaşımız iki gündeki bir masasına bir kap et yemeğini koyamıyor. 24 milyon vatandaşımız ucu ucuna geçiniyor, beklenmedik bir masraf çıkarsa o masrafın üstesinden gelemiyor. 11 milyon vatandaşımız soğuk kış günlerinde evini ısıtmakta zorlanıyor.

 

OTOMOBİL DEPOSU 75 TL, TRAKTÖR DEPOSU 100 TL PAHALIYA DOLUYOR

Yapılan son zamlarla benzin fiyatı 7 TL’yi geçiyor. Mazotun litresi de 6,5 TL’nin üstüne çıktı. Vatandaş otomobilinin deposunu doldurmak için bugün sene başına göre 75 lira daha fazla ödemek zorunda. Buğdayın erken ekim dönemi geliyor, tarlada traktörler çalışacak. Çiftçimiz traktörünün deposunu doldurmak için sene başına göre 100 lira daha fazla ödemek zorunda. “Deponun yarısı sizden yarısı bizden” diyorlardı. Bu yeni fiyatlarla çiftçi sizin hala sözünüzü tutmanızı bekliyor. İthalatla köşeye sıkıştırılan, ürün fiyatı ile girdi fiyatı arasında ezilen, borcunu ödemekte zorlanan çiftçilerimiz, ekim gübresini atamaz, traktörünün deposunu dolduramaz hale geldi. Nasıl üretim yapacağız? Bu durumda vatandaşın sofrasına koyacağı yiyeceklerin fiyatı nasıl artmadan duracak? Ama Saray’ın bunlar umurunda bile değil. Onlar yüzen, uçan, gezen, saraylarında millete ne anlatsak inanır zannediyorlar. Ekonomide pembe masallar anlatıyorlar. Yetmeyince, bugüne kadar yaptıkları her hatanın sorumluğunu, dış güçlere yıkıyorlar. O da yetmiyor kendilerini eleştiren, gerçekleri anlatan basını, muhalefeti, vatandaşı tehdit ediyor, yandaş mahkemeleri de cezalandırmaya kalkıyorlar.

 

BU DAVA BASINA VE MUHALEFETE GÖZDAĞI VERMEK İÇİN

Geçtiğimiz haftada önemli bir dava vardı. 2018 yılının Ağustos ayında ekonomik kriz hakkında iki gazetecinin yaptığı haber, BDDK tarafından yargıya taşınmıştı. Sadece bu iki gazeteci değil, habere sosyal medyadan yorum yapan ekonomistler ve vatandaşlar da dahil tam 38 kişi bu davada yargılanıyor. Dava dosyasına göre; ekonomiyi sıcak para bağımlısı haline getirenlerin, Türkiye’nin dış borcunu 17 yılda 3,5 kat artırıp ülkemizi dolar-kolik yapanların, ekonomimizi ABD Başkanı’nın sosyal medyadan attığı bir twitle altüst edebilecek kadar zayıf düşürenlerin hiçbir sorumluluğu yok. Geçen yılın Ağustos ayında “Ekonomimize saldırıyorlar, dolar kurşunu atıyorlar, bize ekonomik savaş ilan ettiler” deyip vatandaşın panik içinde bankalara koşturmasına neden olanların da hiçbir suçu yok. Ülkeyi ve ekonomiyi yönetemeyenlerin hiçbir günahı yok. Ama bunu haber yapanlar, bu habere yorum yapanlar hakim karşısında. Bu öyle basit bir dava değildir. Bu dava, aynen CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun davasında olduğu gibi basına ve muhalif vatandaşlara gözdağı vermeye dönük bir davadır.

 

BDDK’NIN KENDİ İŞİNİ YAPMAYA VAKTİ KALMADI

Bu davayla, ülkeyi yönetenlerin sorumluluklarının üzerine bir şal örtülmeye, bu şalın altında sorumluluklar gizlenmeye çalışılmaktadır. Bu dava ülkemizde haberciliğin, vatandaşların haber alma hakkının ve ifade özgürlüğünün ucube tek adam rejiminde ne hale geldiğini de ortaya koymaktadır. Gazetecilere, sosyal medyada yorum yapanlara karşı bu kadar hassas olan BDDK, daha birkaç gün önce, bankalara, inşaat ve enerji sektörlerinde batan 46 milyar liralık kredinin sene sonuna kadar zarar yazılmasının talimatını verdi. Bu batıklar 2018 yılından beri konuşuluyor değerli basın mensupları. Adama sormazlar mı: “Bankalar bu batık kredilerle ilgili seçim öncesinde neden gereğini yapmadı?” Siz neden bunu takip etmediniz? Çok açık söyleyeyim, insanın aklına şu geliyor. Acaba BDDK seçim öncesinde bu batıkları görmeme talimatı mı aldı? Şimdi soruyorum, bu batık kredilerin ortaya çıkarttığı bir zarar var. Şuanda 46 milyar. Ama bunun meclisteki tartışmalarda sorunlu kredilerin 400 milyara kadar çıktığı söylenmişti. Demek ki bu işin daha başındayız. Bu zarar kimin üstüne yıkılacak? Bu zararı kim ödeyecek? Bu karar tüyü bitmedik yetimin hakkının yandaşlara ve bankalara yedirilmesinin alt yapısını hazırlıyor. Habercileri ve vatandaşları mahkemeye vermekle meşgul olan BDDK, anlaşılan gerçek işi olan, bankalar hakkında yapması gerekenlere seçim öncesinde vakit ayıramamış.

 

YARGI PAKETİNİN SAMİMİYETİNİ SORGULAMADAN GEÇEMİYORUZ

Yine geçtiğimiz hafta Yargıtay 16. Ceza Dairesi, Cumhuriyet gazetesinde çalışanlar için verilen cezanın “hak ihlali” olduğuna dair kararının gerekçesini açıkladı. Yargıtay bu kararında şöyle diyor; basının görevi denetlemek, eleştirmektir diyor.  Bunun ifade özgürlüğünün devamı olduğunu söylüyor. Dolayısıyla, muhalefet etmek yardım ve yataklık için delil sayılamaz diyor. Yine bir partinin Genel Başkanı; tahliye edilmesi gerekirken, Saray “Bırakmayız” deyince, tekrar tutuklanıyor. Saray emrediyor, yargı karar veriyor. Ülkemizde kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı manzarası bu. Üst üste gelen hukuk faciaları, ucube rejimin basın ve ifade özgürlüğünü nasıl yok ettiğini gösteren bu yargı süreçleri kamuoyuna yansırken, HSK üyeleri, yürütmenin başında olan, bir parti Genel Başkanı tarafından atanırken, Saray, yargı reformuna ilişkin bir taslak hazırlamış. Bugün de TBMM’deki Grubumuza bu taslak iletilmiş. Ama gerçekten, ülkede yaşananlar karşısında, Yargı reformu girişiminin samimiyetini sorgulamadan geçemiyoruz.

 

KASADAKİ REZERV, KISA VADELİ BORCU KARŞILAMAYA YETMİYOR

Hafta içinde kısa vadeli dış borç verileri açıklandı. Türkiye’nin kısa vadeli dış borcu bu yılın başından itibaren 9,2 milyar dolar artarak Temmuz ayında 126 milyar dolara ulaşmış. AK Parti iktidara geldiğinde her 100 dolarlık kısa vadeli dış borcumuza karşılık kasada 163 dolar döviz devralmıştı. 163 dolar her 100 dolarlık kısa vadeli borca karşılık kasada 163 dolar vardı. Altın rezervlerini bunun üstüne koyarsak kasadaki döviz ve altın tutarı 169 dolara ulaşıyor her 100 dolarlık kısa vadeli borç karşısında. Bu yılın Temmuz ayında her 100 dolarlık kısa vadeli dış borcumuza karşılık kasada kalan para 60 dolar. Buna birde altın rezervini katarsak 78 dolar ediyor. Yani önümüzdeki bir yılda bu borçları geri ödeyecek parayı bulamazsak, kasamız bu borçları karşılamaya yetmiyor. Nereden nereye değil mi?

 

BORÇ GIRTLAĞI AŞMIŞ

Türkiye’nin toplam dış borcunun milli gelire oranı da 2019 yılının ilk 3 ayı itibariyle ilk kez yüzde 60’ın üzerine çıkmış. Bu daha önceki kriz dönemlerinde, kriz dönemlerini bir kenara bırakın, 1989 yılıyla başlayan mevcut seride görülmemiş bir seviye, bir rekor. Ama kötü bir rekor. Bir şey gösteriyor, ülke borca batırılmış, borç gırtlağı aşmış. Tabi bu kadar borcu elin oğlu boşuna vermiyor. Bu parayı veriyor, faiziyle birlikte de geri istiyor.

 

AK PARTİ DÖNEMİNDE FAİZE VERİLEN PARA 470 MİLYAR DOLAR

Bu yılın ilk 8 ayına ait bütçe verilerine baktığımızda, bütçeden yapılan faiz ödemelerinin 12,5 milyar dolara ulaştığını görüyoruz. AK Parti döneminin tamamında, yani 2003’ten bu yana, bütçeden yapılan faiz ödemeleri 470 milyar dolar. Yani Adalet ve Kalkınma Partisi her gün 77 milyon doları vatandaşımızın cebinden almış vergiyle, faiz lobilerinin cebine koymuş. Sonra da bağırıyorlar meydanlarda, “Aslında biz faize karşıyız”. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Diyorlar ki, “Borç yiğidin kamçısıdır, bir şekilde ödenir.” Evet ödenir, fakat ödeyecek geliri elde edecek üretimi yapabiliyorsanız ödenir. Aldığınız borçları AVM’ye, betona, inşaata yatırdıysanız üretim yapamazsınız. Bunu nereye ödeyeceksiniz? Paranız olmaz nasıl ödeyeceksiniz?

 

İYİMSER TAHMİNLERLE BİLE 3 YIL KAYIP

Türkiye’nin dış borçları hızla artıyor, geliri de 2013 yılından beri hızla düşüyor. Bakın, üyesi olduğumuz Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü Türkiye’yle ilgili tahminlerini yenilemiş. 2019’da Türkiye ekonomisinin yüzde 0,3 daralacağını; 2020’de de yüzde 1,6 büyüyeceğini öngörmüş. Şimdi tabi buna diyebilirsiniz ki “Bir önceki tahminine göre durum çok daha iyi.” Ama OECD’nin “iyimserleşti” denen tahminleriyle dahi hesaplasak, Türkiye’nin 2018-2019-2020’yi kapsayan üç yıllık dönemde büyümesi, yüzde 2’nin altına düşüyor. Daha açık söylemek gerekirse, “yönetilmeyen savrulan” ülkemizde 2018-2020 dönemi kayıp.

 

GÜVEN DİP YAPTI, MASALLAR MİLLETİ İKNA ETMİYOR

İşte böyle bir yönetime tabi kimse güvenmiyor. Güven olmayınca yatırım, yatırım olmayınca iş, iş olmayınca da aş olmuyor. Güven sadece üretimi ve yatırımı değil, tüketimi de etkiliyor. “Acaba yarın ne olacak?” endişesi duyan vatandaşlar da tüketimlerini kısıyor. Sadece üreticinin değil, tüketicinin de ekonomiye güveninin kalmadığını artık makyajlı TÜİK’in verileri bile gizleyemiyor. Tüketici Güven Endeksi, 2004 yılından bu yana Eylül ayları itibariyle en düşük seviyesine bu Eylül ayında geldi. Ama güven dibe vururken Saray ve damadı “Dengelendik, şahlandık, şahlanıyoruz” deyip duruyor. Ama açık söyleyeyim, öyle görünüyor ki bu boş laflar, bu pembe hayaller, hikayeler, masallar milletimizi bir türlü ikna edemiyor.

 

EKONOMİ DURDU, BÜTÇE DENGELERİ HIZLA BOZULUYOR

Damadın arkadaşının başında olduğu TÜİK ne söylerse söylesin vatandaş cebindeki paranın pul olduğunu artık görüyor. Pazardaki, marketteki yangını yaşıyor. Aspirin, pansuman, TÜİK makyajları, pembe masallar, tüketicinin moralini düzeltmeye yetmiyor. İktidar, ekonominin durduğu, bu nedenle ithalatın düştüğü bir ortamda “Cari denge fazla veriyor” diyor. Bununla da övünüyor. Bu aslında şuna benziyor, son nefesini vermek üzere olan hastanın başında “Çok şükür tansiyonu düştü” diyen acemi doktorun işine benziyor. Duran ekonomide bir başka şey daha oluyor, vergi toplayamıyorsunuz, vergi toplayamadığınız zaman belki cari açık görüntüde düzelmiş oluyor ama bütçe dengeleri hızla bozuluyor.

 

BU GİDİŞ SÜRDÜRÜLEMEZ

Sigara başta olmak üzere, maktu vergilerin olağanüstü arttığı Ağustos ayında, vergi gelirlerindeki artış yüzde 9,3’te kalmış. Kimse vergi ödeyemiyor. Buna karşın bütçenin faiz dışı harcamaları geçen yılın aynı ayına göre yüzde 22 artmış. Şimdi bu gidiş sürdürülebilir mi? Mümkün değil. Bu yılı TCMB’nin 34 milyar TL’lik kâr payını erkenden alarak, 41 milyar TL’lik ihtiyat akçesini, kefen parasını da bütçeye aktarıp harcayarak geçirdiler diyelim. “Bundan sonra ne yapacaksınız?” sorusunun cevabı ortada yok. Hazine “program tanımlı faiz dışı denge” açıklıyor. Buna göre, bu tanımların içinde bir defalık gelirler yok. Sadece o yıla mahsus olarak elde edilen, daha sonraki yıllarda elde edilemeyecek gelirler yok. Böyle bakıldığında; bütçe açığı yılın ilk 8 ayında geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre yüzde 221 artmış. Yani 3’e katlanmış. 96 Milyar TL olmuş. İşte uğraşmamız gereken gerçek açık bu. Çünkü seneye bu açıkla gireceğiz bir defalık gelirleri çıkarttığımız zaman.

 

SGK AÇIKLARI HIZLA ARTIYOR

Diğer taraftan SGK’na yapılan transferlerdeki artış artık dikkat çekmeye başlıyor. Bu yıl Ocak – Haziran döneminde SGK’ya yapılan devlet katkısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 44 artmış. “Battı, bitti, iflas etti” dedikleri, Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun SSK Genel Müdürü olduğu dönemde SSK’nın açığı yıllık ortalama 1,8 milyar dolar. Sosyal Güvenlik Kurumlarının toplam yıllık ortalama açığı ise bu dönemde 3,2 milyar dolar. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldikten sonra yani 2003-2018 arasında Sosyal Güvenlik Kurumlarının açığı yıllık ortalama 11,4 milyar dolar. Üstelik bu dönemde; emeklilik yaşı uzatılmış, sisteme devlet prim katkısı getirilmiş, prim ödeme gün sayıları artırılmış, emekli maaş bağlama oranları düşürülmüş… buna rağmen açıklar artmış. “Demografik fırsat penceresinin” açık olduğu bir dönem; yani sosyal güvenlik pirimi ödeyebilecek yaştaki nüfusun, emekli maaşı ya da sosyal destek verilecek nüfustan daha hızla arttığı bir dönem. Böyle bir dönemde SGK açıklarının hele birde üstüne bu kadar tedbir alıyorsanız artmaması lazım. Ne yapıyorlar anlamak mümkün değil.

 

KIZIYORLAR AMA ÜLKE GERÇEKTEN YÖNETİLMİYOR, SAVRULUYOR

Tabi burada bir başka önemli husus var. Demografik fırsat penceresi dediğiniz zaman gence iş bulmaktan bahsediyoruz. Gence iş bulursanız demografik fırsat penceresinden yararlanırsınız. Ama başımızda genç işsizlere iş bulamayı kendine dert etmeyen bir yönetim var. Dolayısıyla, bu hesabın içinden bu yönetimle çıkmak mümkün değil. Tekrar ediyorum, kızıyorlar ama “Ülke yönetilmiyor, savruluyor”.

 

SATSANIZ DA KİRALASANIZ DA BUNA ÖZELLEŞTİRME DENİR

İşte ülkeyi yönetenlerin bunlara kafa yormasını bekliyoruz. Ama onlar gizli saklı hesaplarla; tank palet fabrikasını, o fabrikanın bilgi birikimini, Türk mühendislerinin yaptığı Altay tankının prototipini yandaşlarına ve onların ortağı Katar Ordusuna peşkeş çekmenin peşindeler. Sonra da “Biz aslında fabrika binasını satmadık, 25 yıllığına kiraladık. 50 milyon dolar da yatırım yaptırıyoruz” diyorlar. Binayı satsanız ne olur, kiralasanız ne olur? Kanunda bunun adı bal gibi özelleştirme. Savunma sanayini hülleyle başka bir orduya devrediyorsun. Bunu yapan dünyada başka bir ülke yok.

 

TANK PALET YARGIYA TAŞINACAK

Benim mühendislerimin ürettiği tank modelini, benim işçimle üretip, bana satacaklar… Bundan kim kazanacak? Yandaş işadamı ve Katar ordusu! Kaç paraya verildi, alım garantisi de verildi mi? Bu soruların cevabı ortada yok. Burada ciddi hukuksuzlukların olduğu ve yapılanın mevzuata uymadığı konusunda çok ciddi iddialar var. Bu iddialar üzerinden Grup Başkanvekilimiz ve Sakarya Milletvekilimiz Engin Özkoç dava açacak. Ben buradan Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanına sesleniyorum, “O kararı açıkla” diyen Ana Muhalefet Partisi’nin Genel Başkanı’na Genel Başkanımıza hakaret etmeyi bırakın. Bu soruyu soran gazetecileri azarlamayı bırakın. Millete kalkın bu büyük peşkeşin hesabını verin.

 

TBMM BAŞKANI GEREKLİ UYARIYI İLGİLİ MAKAMA YAPMALI

AK Parti Genel Başkanı’nın hafta sonunda yaptığı bazı açıklamalar yine dikkat çekti. ABD’ye hareketinden önce Erdoğan parlamentoya kadar sızan katillerden söz etti. Bu son derece vahim bir ifade. Bu Gazi Meclis ile “katil” sözcüğünü bir araya getirmek. Bu eğer ciddi bir iletişim kazası değilse, bu ucube sistemde yürütmenin başına oturan zat, yasamayı itibarsızlaştırmaya çalışıyor demektir. Katil milletvekili seçilemez, seçildikten sonra adam öldüren de milletvekilliği sıfatını yitirir. Bu dille ülkemizde demokrasinin ve hukuk devletinin sonunun nereye gideceği de bilinmez. Meclis Başkanı Gazi Meclisimizin itibarına kast eden bu söyleme karşı gerekli tavrı almalı ve bununla ilgili gerekli uyarıyı ilgili makama yapmalıdır.

 

SAVCILAR İHBAR KABUL ETMELİ, İŞLEMLERİ BAŞLATMALI

Erdoğan bu sözleri söylerken, 23 Haziran’da tekrarlanan İstanbul belediye başkanlığı seçimleri öncesinde terör örgütünün başına ait mektubu okuyarak gündeme gelen Akademisyen, bu hafta sonu vermiş olduğu bir röportajda bazı açıklamalarda bulundu. Diyor ki bu akademisyen: “Ben bu mektubu devletsiz nasıl açıklardım? Beni İmralı’ya götüren irade bu açıklamayı yapmamı istedi. Ben de buna uydum. Bir ahlaksızlık yapmadım.” Bu son derece önemlidir ve ülkemizi yönetenlerin seçim kazanmak için neler yapabileceğini ortaya koymaktadır. Tarafsız savcılar bunu ihbar kabul edip gerekli işlemleri başlatmalıdır.

ERDOĞAN’IN SÖZLERİ GÖZLERİMİZİ YAŞARTTI

Son olarak, AK Parti Genel Başkanı’nın hafta sonu Teknofest’te yaptığı konuşmada bu toprakların atalarımızın büyük fedakarlıklarıyla bizlere vatan olduğunu söylemesinin “gözlerimizi yaşarttığını” söylemek isterim. Vatan toprağı kutsaldır, bir karışı bile verilmez, feda edilemez. Örneğin, mayın temizleme gerekçesiyle İsrail veya başka bir ülkeye peşkeş çekilmeye kalkılmaz. Ana Muhalefet Partisi olarak o dönemde bu peşkeşin önüne geçmiştik Anayasa Mahkemesine dava açarak. Vatan toprağı teröristlere bırakılıp, atalarımızın türbeleri sırtlanıp kaçırılamaz. Ege’de Adalar, kayalıklar Yunanistan’a sessiz sedasız terkedilemez. Seçim kazanmak için ülkeyi bölmek isteyen terörist başı dediklerinin mektuplarından, kardeşinin söylediklerinden medet umulmaz. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi isimleriniz ve kurumlarınızla birlikte sorularınızı alabilirim.

 

Soru- IMF’yle yaptığınız bir görüşme basına yansıdı ve birazda özellikle iktidar kanadında ve IMF İcra Direktörü Raci Kaya tepkiyle de karşılandı. Gizli olması nedeniyle bu tepkiler ve eleştiriler yapılıyor. Ne dersiniz, neden gizli görüşmeye ihtiyaç duydunuz? Daha resmi bir programla böyle bir görüşme yapılamaz mıydı? Birde hani bu görüşme talebi nasıl oluştu?

Faik ÖZTRAK- Bir kere gizli saklı bir görüşme yapmadık. Ankara’da bilinen bir otelin lobisinde orada bulunan bir odada görüşme yaptık. Bu görüşmenin gizli olduğu nereden çıkarılıyor? Raci Bey’in haberi yoksa o onun kusuru. Söylediklerine baktığım zaman, yani olacak iş değil. Sanki Uluslararası Para Fonu’nu bu ülkeye biz davet etmişiz gibi konuşuyorlar. Uluslararası Para Fonu’nu 4. madde kapsamında inceleme yapmak üzere ülkeye davet eden Hazine ve Maliye Bakanlığı.

4. madde konsültasyonlarının öncelikli muhatabı ekonomi yönetimi ve ekonomi bürokrasisidir. Bu 4. madde konsültasyonlarında aynı zamanda Uluslararası Para Fonu yetkilileri, bunların yanında iş dünyasıyla, akademisyenlerle, muhalefetle de görüşür. Dünyanın birçok ülkesinde bunu yapmıştır. Ekonomik gelişmeler hakkında ekonomi, akademi ve siyaset dünyasının fikirlerini almak isterler. Bizimle yapılan görüşmede bu kapsamdadır. Kimse bu görüşmenin altında buzağı aramasın. Kimse öküzün altında buzağı aramasın. İktidar partisi yetkilileri de bu işin üzerine mal bulmuş Mağribi gibi saldırmasın mahcup olurlar.

Bizim bir gayemiz var. O da Türkiye IMF’ye muhtaç olmasın. IMF kapısına gitmesin. Geçtiğimiz yılın Ağustos ayından beri, bu ülke krize girdiğinden beri, Genel Başkanımız, biz, üzerimize vazife olmadığı halde defalarca çözüm yollarını açıklıyoruz. Geçmişte bu işlerde tecrübesi olan kişiler olarak bilgimizi, birikimimizi bu ülkenin hizmetine sunuyoruz. Efendim orada ne konuşulmuş? Hiç merak etmeyin arkadaşlar biz devletten geliyoruz. Başkaları gibi değiliz, biz devlet terbiyesi almışız. Size ne söylüyorsak onlara da onu söylüyoruz. Ne eksik, ne fazla.

Gizli saklı işler, gizli görüşmeler diyorlar. Bizde gizli olan hiçbir şey yok. Ama karşı tarafta gizli gizli tank palet fabrikasını Katar Ordusuna peşkeş çekme var. Ondan sonrada şirket diyeceksiniz. Hangi şirket, neyin şirketi bu? Şirkete diyor. Ne şirketi bu? Yandaşınla Katar Ordusunun birlikte kurduğu şirket. Bizde McKinsey’le kapalı kapılar ardında görüşmek, onlarla gizli kayyum anlaşması yapmak gibi hususlar olmaz. Arkadaşlar çok açık söyleyeyim, Cumhuriyet Halk Partisi her zaman saydamlıktan, şeffaflıktan yana olmuştur, hesap vermekten yana olmuştur. Tüm hattı hareketimizde bu yol üzerinden gider.

 

Soru- İki sorum olacak. Bir tanesi, Hürriyet Yazarı Abdulkadir Selvi’nin bir iddiası var. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 2023’te Cumhurbaşkanlığında 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e ortak adaylık sözü verdiğine ilişkin bir iddiası var. Birinci sorum bu olacak doğru mudur?

İkinci sorum da, dün CHP Genel Merkezinde İzmir, İstanbul, Ankara ve Tekirdağ Belediye Başkanlarının olduğuna dair bir duyum var. Bu toplantının gerekçesi nedir açıklayabilirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Önce birincisine cevap vereyim. Bunlar tam da dereyi görmeden paçayı sıvamak demek. Biraz önce size ülkenin gündeminden bahsettim. İnsanlar sofralarına et yemeği koyamıyorlar, borçlarını ödeyemiyorlar, evlerinin masraflarını ödeyemiyorlar, kışın donuyorlar, doğalgaz fiyatlarına yüzde 35 zam yapmışlar insanlar diyor ki ben evimde ısınamıyorum. Bunlar Türkiye’nin gerçek gündemleri. Şimdi çok açık söyleyeyim, bizim kimseye verilmiş bir sözümüz falan yoktur bu konuda.

Hafta sonunda Büyükşehir Belediye Başkanlarımız buraya geldiler ve gerçekten önemli bir hayvancılık projesini dinlediler, tartıştılar burada nereye doğru gidilebilir ona baktılar. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu tür projelerin içinde milletimizin yaşam standartlarını, yaşam şartlarını ucuzlatacak, rahatlatacak önlemlerin peşinde olmaya devam edeceğiz.

 

Soru- Efendim hafta sonuna doğru İstanbul Büyükşehir Belediyesi Hakkı Savunanlar Platformundan bazı isimlerle görüştüler ve bu görüşmenin sonunda Sayın İmamoğlu, Kürtçe kurslar konusunda ısrarcı olduklarını ve kurslar açacaklarını söylediler. Sizin bu konudaki görüşünüz ve yaklaşımınızı merak ediyorum.

Faik ÖZTRAK- Yani kurs açmak yasak mı?

 

Soru- Efendim yine kulislerde dillendirilen erken seçim iddiaları da var. Sizin bu konudaki değerlendirmeniz nedir? Çünkü AK Parti de bir taraftan Sayın Kılıçdaroğlu’nu algı yaratmakla suçluyor, eleştiriyor. Onun dışında Adalet Bakanıyla bir grubun aralarındaki sürtüşmeden kaynaklı olarak FETÖ borsası iddiaları yeniden gündeme geldi. Bunu dile getiren de bir AK Parti eski milletvekili Şamil Tayyar. Bu konudaki değerlendirmeniz nedir?

Faik ÖZTRAK- Şimdi FETÖ borsası konusu ilk defa AK Partili milletvekilleri tarafından gündeme getirildi. Bunun en somut örneklerinden birini de İzmir’de bir işadamının öldürülmesi sırasında gördük. Ama şu anda bu FETÖ borsası içinde ülkenin yetkili kişilerinin avukatlarının yargıya çeşitli müdahaleler yaptığını, aslında FETÖ’yle ilişkileri açık olan bir işadamını savunduklarını dikkatle izliyoruz. Hep söylüyoruz, bu FETÖ’nün siyasi ayağı ortaya çıkarılmadıkça ülkede bu işi çözmek mümkün değil. Yani insanların vicdanı sızlıyor. Birileri parası var, pulu var, siyasi gücü var diye FETÖ’yle iltisaklı olmasına rağmen hiçbir takibata uğramıyor, öbür taraftan kanun hükmünde kararnamelerle devletteki görevlerinden atılan bir sürü insan gidiyorlar mahkemelerde beraat ediyorlar, barbar bağırıyorlar geri dönelim diye bir türlü geri dönemiyorlar. Burada hukukla ilgisi olmayan, hukuk devletinin yapmaması gereken son derece sıkıntılı bir tabloyla karşı karşıyayız. Biran evvel hukukun yoluna dönülmesi lazım. Terörle mücadelede, hukuk çerçevesinde mücadele edeceksiniz. O zaman başarılı olursunuz. Diğerinde mağdur yaratırsınız, ondan sonrada başka işler başka noktalara doğru gidebilir.

Erken seçim konusunda da zaten her basın toplantısında konuşuyoruz. Bir daha söyleyeyim, arkadaşlar bizim gündemimizde erken seçim yok. Ama şöyle bir şey olursa, yani iktidar derse ki ben artık yönetemiyorum, ben bu işin üstesinden gelemiyorum, ben metal yorgunuyum onun için mührü sahibine iade ediyorum. Bizde bundan kaçmayız.

 

Soru- Efendim iki sorum olacak. Erken seçimle ilgili Sayın Genel Başkanın Cumhuriyet gazetesine verdiği demeçte AKP – MHP ittifakı erken seçime gidecek diye net bir ifadesi var. Bir beklenti hakim anlaşılan CHP kanadında.

İkinci sorum da IMF görüşmesiyle ilgili. Gizli olduğu konuşuluyor. Basına duyurulmadı bilgi ama görüntüler ortaya çıktı. Bu görüntülerin ortaya çıkması muhalefetin takip edildiği yönünde bir kaygı uyandırıyor mu sizde?

Faik ÖZTRAK- Gizli olan bir şey yok. Bir kısım basın mensubu arkadaşımız oradaydı, fotoğraf da çektiler, soru da sordular. Dolayısıyla bizim takip edildiğimiz doğrudur da, bizim bu konuyla ilgili bir endişemiz yok.

Böyle gizlilik olur mu? Muhalefet IMF’nin daveti üzerine bir yere gidecek, orada konuşulacak, ekonomiyi nasıl değerlendiriyorsunuz, bütün dünyada yapıldığı gibi bu tür bir müzakere yapılacak ve bu gizli kalacak. Böyle bir şeyin olması mümkün değil niye gizli olsun?

Genel Başkanımızın Cumhuriyet gazetesindeki ifadelerine ben de baktım ve gördüğüm şey şu; diyor ki, size bu iktidar bu ülkeyi yönetebiliyor gibi gözüküyor mu? Bir an önce dümeni ellerine alamazlarsa işin nereye doğru gittiği belli. Yani işin nereye gittiğini söylüyor Genel Başkanımız.

 

Soru- Efendim bu IMF görüşmesinde şöyle bir durumda ortaya çıkıyor. Sayın Kılıçdaroğlu’nun bundan önceki söylemlerinde hep IMF’yle hükümetin görüşmesine atıfta bulunarak IMF’den yararlanılacağına dair açıklamaları var ve bu çerçevede, daha böyle bir görüşme hükümet bağlamında bir görüşme ortaya çıkmamışken eleştiren bir parti olarak siz IMF’yle muhatap haline geliyorsunuz. Bunu neye bağlıyorsunuz? Bu kendi partinizde bir ikilem oluşturmuyor mu bu söylemlere bağlı olarak?

Faik ÖZTRAK- İktidar IMF’yle 4. madde görüşmeleri kapsamında ne kadar muhatapsa biz de muhalefet olarak o kadar muhatap olduk. Ama ben burada iktidarda çok ciddi bir endişe, kaygı görüyorum. Yok efendim gizli ajandaymış, yok gayri kanuniymiş. Bunlar nereden çıkıyor? Hele hele bunu IMF’de icra direktörü olarak gönderdiğimiz birinin söylemesi oldukça garip. Demek ki IMF’nin kurallarını bilmiyor. Ben açık söyleyeyim, biz IMF’nin bütün dünyada muhalefetle görüştüğünü biliyoruz. Davet onlardan geliyor gidiyoruz konuşuyoruz. Ne söylediğimizde belli. Ama eğer bundan icra direktörünün haberi yoksa, Hazine’nin haberi yoksa o bizim meselemiz değil. Biz kimseden bir şey gizlemedik gittik konuştuk geldik arkadaşlar.

 

Soru- 4. maddeyi açar mısınız?

Faik ÖZTRAK- 4. madde gözden geçirmesi derler.

Soru- Yani iktidar yetkilileriyle de görüştüler mi bu IMF heyeti?

Faik ÖZTRAK- Tabi, görüşmez olur mu? Yani gelir iktidar yetkilileriyle görüşür biraz önce söyledim. Bürokratlarla görüşür, iktidardaki siyasilerle görüşür, ondan sonra iş alemiyle görüşür, akademisyenlerle görüşür, muhalefetle görüşür. Çok açık söyleyeyim, ben Hazine Müsteşarı olduğum dönemde, Uluslararası Para Fonu heyetleri geldiğinde muhalefetle görüşürlerdi. Bu kapsamda daha iktidara gelmeden önce 2002 yılında defalarca Adalet ve Kalkınma Partisi’yle görüştüler. Yani orada bir komplo mu vardı? Arkadaşlar tekrar söylüyorum, öküzün altında buzağı aramayın. Her şey açık.

 

Soru- Periyodik bir ziyaret miydi bu efendim?

Faik ÖZTRAK- Amerika’ya da bu ziyareti yaparlar, Yeni Zelanda’ya da bu ziyareti yaparlar, Türkiye’ye de bu ziyareti yaparlar. Yani Uluslararası Para Fonu’yla bir stand-by anlaşması olsun olmasın, bizim de ortağı olduğumuz şuanda yönetiminde bir icra direktörü bulundurduğumuz Uluslararası Para Fonu, üye ülkelerin ekonomilerini her yıl veya iki yılda bir dördüncü madde kapsamında denetler, raporlarını dünyaya açıklar. Bu onun hem üyesi olan ülkeye, hem de üyesi olan diğer ülkelere olan borcudur. Sistemin birbirinde ne olduğundan, ne bittiğinden haberi olması lazımdır. Bu çerçevede de gelirler denetlerler. Yani bu rutin, normal bir iştir.

Ama yönetimdeki iktidarın çağırması lazım, buyurun gelin 4. madde gözden geçirmeleri için hazırız demesi lazım. Demek ki demişler. Siz duydunuz mu geldiklerini? Bir açıklama var mıydı? Vakti zamanında 4. madde gözden geçirmesini IMF heyeti geldiğinde biz açıklardık. Ülkede saydamlığın ne hale geldiği açık seçik ortada… Onun için gelişmiş, medeni ülkeler ne yapıyorsa bu IMF’yle ilişkilerde bizim de onu yapmamız lazım. Ama ülke ekonomisinin de bu saatten sonra IMF’den borç alır hale getirmememiz lazım.

 

Soru- Ekonomiden sorumlu devlet bakanı olan Kemal Derviş’le birlikte görev yapmıştınız. Kemal Derviş’in ekonomi politikalarının yanlış olduğunu düşünüyor musunuz bu kapsamda?

Faik ÖZTRAK- Arkadaşlar ben şunu söyleyeyim size, eğer o dönemdeki ekonomi politikaları yanlış olsa, tabi her dönemin kendine özgü politikaları vardır, ama o dönemdeki sorunların üstesinden gelmek için izlenen politikalar yanlış olmuş olsaydı, bu iktidarın bu kadar yanlışına rağmen bu ekonomi bu kadar idare edemezdi.

Teşekkür ediyorum.

TAKKE DÜŞTÜ KEL GÖRÜNDÜ

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Bugün gaziler günü. Anadolu ve Rumeli toprakları, şehitlerimizin ve gazilerimizin fedakarlıkları sayesinde bugün bizlere vatan olmuştur. Yine bugün de bu güzel ülkede bizlerin huzur içinde yaşayabilmesi için canını siper eden gazilerimiz milletimizin sinesinde her zaman en kıymetli yerde bulunacaklardır. Bu vesileyle başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm gazilerimize bir kere daha şükranlarımızı sunuyor, ebediyete intikal edenlere yüce Allah’tan rahmet diliyoruz.

Bugün Bilecik’te bir tren kazası daha yaşandı, iki makinistimiz hayatını kaybetti. Onlara da Allah’tan rahmet, kederli ailelerine sabır diliyorum. Son yıllarda can kayıplı tren kazaları giderek sıklaşıyor. Bu konuda yönetimin azami dikkati göstermesi gerekiyor. Sonuç itibariyle bu bir devlet kuruluşudur ve bu canlar devlete emanettir.

 

MIZRAK ÇUVALA SIĞMIYOR

Kötü yönetimin ekonomide yol açtığı tahribat her geçen gün artıyor. Millet feryat ediyor. Saray sosyetesinin kulakları duymuyor. Ama yapılan tüm cambazlıklara, tüm makyaja rağmen artık mızrakta çuvala sığmıyor.

İki gün önce BDDK, inşaat ve enerji sektörlerinde 46 milyar liralık kredinin battığını açıkladı. Bankalara bunun yılsonuna kadar bilançolarına zarar olarak yazılması talimatını da verdi.

Ben, 1999’da BDDK’nın kurucu Başkan Yardımcısıydım.

Biz BDDK’yı;

– Bankacılık sisteminin günlük işleyişine siyaset müdahale etmesin,

– Bankaları etkin bir şekilde gözetleyip, denetlesin,

– Sistem risklerini engellesin,

– Mevduat sahiplerinin mevduatlarını korusun, diye kurmuştuk.

BDDK kurulduğundan bugüne ilk defa böyle bir açıklama yapıyor. Mevzuat belli. Buna göre geri dönmeyen kredilerin tanımı da belli. Bankalar başka bir talimata gerek duymadan mevzuatı uygulamak zorunda. BDDK da bu uygulamaları denetleyecek. Mevzuata uymayan bankalarla ilgili gerekli işlemleri yapacak. Bunun için BDDK’nın herhangi bir açıklama yapmasına gerek yoktu. “46 Milyar liralık batık tespit ettim. Yılsonuna kadar gereğini yapın dedim” Bu ne demektir?

 

BU YAPILAN TEHLİKELİ BİR İŞ

Ya bankalar inşaat ve enerji sektörlerine verdikleri geri dönmeyen kredilerle ilgili olarak gereğini yapmamışlardır. Ya da BDDK bankalara aman seçimler öncesinde “Şimdi durun sorun çıkartmayın batan kredileri şimdilik batmamış gibi gösterin” demiştir. Siyasi baskılara boyun eğerek bankaların tabi olduğu düzenleyici çerçeveyi eğip bükmüş. Seçim bitince de enerji ve inşaat sektörlerinde batan 46 milyar Türk Lirası tutarındaki krediyi zarar yazın demiştir. Altını çizerek söylüyorum, bu yapılan son derece tehlikeli bir iştir. Son bir yıldır BDDK’nın izniyle Bankacılık sisteminin bilançolarının makyajlandığını göstermektedir.

 

ARTIK KİMSE GÜVENMİYOR

Mevcut iktidardan önce bin bir emekle sağlanan bankacılık sistemine güveni işte bu yapılanlar bitirir. Ve bunun maliyeti de ülkemize son derece ağır olur. Uzunca bir süredir iktidarın kendi çıkardığı ekonomik krizin sorumluluğunu dış güçlere, olmazsa içerideki muhaliflerinin üzerine yıkmaya çalışmaktadır. O da yetmeyince bağımsız kurullara müdahale etmektedir. Bu da yetmeyince damadın arkadaşı devreye girmektedir. TÜİK eliyle ekonomik verileri makyajlamaktadır. O da olmayınca kamu bankaları aracılığıyla piyasalara müdahale etmektedir. Artık kimse ne piyasalarda oluşan fiyatlara, ne de TÜİK verilerine güvenmektedir.

 

46 MİLYAR TL BUZ DAĞININ GÖRÜNEN KISMI

46 milyarlık batık kredinin, buz dağının sadece görünen kısmı olduğu, gerçek batığın çok daha yüksek olduğu söylenmektedir. Hatırlatalım batık kredilerin yeniden yapılandırılmasıyla ilgili İstanbul Yaklaşımı yasası Meclis’ten geçerken, yetkililer 400 milyar lirayı aşan bir sorunlu kredi tutarından söz etmişti. Önümüzdeki günlerde turbun büyüğünün heybede olup olmadığını göreceğiz.

 

KAMU BANKALARININ PAYI NE KADAR

Ana muhalefet partisi olarak milletimiz adına soruyoruz. Bu batan kredileri hangi bankalar, kimlere verdi? BDDK’nın söylediği 49 milyar liralık sermaye artışını yapan bankalarla, 46 milyar liralık krediyi batıran bankalar örtüşüyor mu? Yani bunlar farklı farklı bankalarsa o zaman açıkta kalan banka sorunu yaşarız. Bu batık krediler içinde devletin sahibi olduğu bankaların açtığı kredilerin payı ne kadardır? Tabi en önemlisi, bu batan 46 milyar lira kimin cebinden çıkacaktır? Zarar Bankaların üstünde mi kalacaktır yoksa bu zararı Hazine mi üstlenecektir? Ve son bir soru daha: Yoksa bir uluslararası kuruluş bu rezaleti yakaladı da kamuoyuna açıklayıp, gereğini yapın diye BDDK’ya baskı mı yapmıştır? Bu sorulara cevap bekliyoruz.

 

VARKEN YOK OLMAZ, YOKTAN VAR OLMAZ

Kimya’da çok bilinen bir kanun vardır Lavoisier Yasası. “Hiçbir şey yoktan var olmaz; varken de yok olmaz”. Bu, 46 milyarlık zarar artık vardır ve bunu yok etmek de mümkün değildir. Bu zararın bankalar tarafından sineye çekileceğini varsayarsak, bu durumda; ya zaten kredi verme iştahını yitirmiş bankalar kredi vermekte daha da nazlanacaktır. Ya da, bankalar azalan sermayeleriyle verecekleri krediler için daha fazla getiri isteyecek yani faizleri artacaklardır. Zaten daralan bir ekonomide bu durum, yatırımların gerilemesi ve işsizliğin daha da artması demektir. Bir diğer olasılık da bu maliyetin hazineye, yani vergi mükelleflerinin sırtına taşınmasıdır. Yükün vergi mükelleflerinin sırtına taşınmasıysa kamunun borç yükünün artması, memura, işçiye, emekliye, çiftçiye kredisini batırmayan müdebbir esnafa, iş adamına alt yapıya sağlanacak imkanların düşmesi demektir. Her hal ve karda fatura toplumun en yoksul kesimlerine çıkacaktır. Tüyü bitmedik yetimin üç beş kuruşunun, üç beş yandaşa verilen kredileri kurtarmak için kullanılmasının yaratacağı “ahlaki çöküntü” ise cabasıdır.

 

UYARILARIMIZI DİNLEMEDİLER

Biz bu iktidarı bugünlere gelinmesin diye çok uyardık. 2009 Haziran ayında çıkarttıkları döviz geliri olmayan şirketlere içeriden dövizle borçlanma imkanı veren karardan vazgeçin dedik. Dinletemedik. Bari bu paraları betona, AVM’ye değil, Sanayiye, Fabrikaya yatırın dedik yine dinletemedik.

Şimdi TBB Başkanı çıkmış 46 milyar TL’lik kredinin ağırlıklı olarak döviz cinsinden olduğunu belirtiyor. Sonra da “O zaman öyle yapmıştık. Bundan sonra farklı davranacağız” diyor. Peki bu işler bu kadar kolay mı? Batan 46 milyarın hesabını kim verecek? İşi batırdılar, geçtiğimiz yılın Ağustos ayında çözüm önerdik yine dinlemediler. Kaç yıldır söylüyoruz, hak hukuk adalet diyoruz. Küresel piyasalarda yarışma gücümüzü artıracak yapısal adımlar diyoruz. Herkesi kucaklayan büyüme diyoruz. Mali, parasal, çevresel sürdürebilirlik diyoruz. Şimdi yandaşlar CHP’nin çözüm önerisi yok diyorlar. Hiç merak etmesinler. Derdin dermanı CHP’de. Ama bu metal yorgunlarında önlem alacak takat artık yok.

 

EL ATINA BİNİP ÇALIM SATTILAR

Bunlar hesapsız, kitapsız dışarıdan dolarla aldıkları borçları betona gömdüler. Şimdi borcu geri ödeyecek dövizi bulamıyorlar. Şehirlerimiz, dağlarımız, ormanlarımız, derelerimizi rant hırsıyla talan ettiler. “El atına binen tez iner” dedik. Onlar “El atına binip çalım sattılar”. Sonunda “Borçlanma Genel Müdürlüğü” kurdular. Bu gidişle onu da alacaklılara devredip Duyun-u Umumiye yaparlar.

 

ÖNÜMÜZDE KAPI GİBİ TELEKOM ÖRNEĞİ VAR

17 yılda ülkemizin geçmişini yediler, geleceğine de ipotek koydular. Sakarya’daki tank palet fabrikasının özelleştirilmesine karşı çıktık. Biz bunu aslında ülkenin bir beka meselesi olarak da gördük. Milli savunma sanayimizin en kritik fabrikalarından birini Katar Ordusuna peşkeş çekmeyin dedik. Özelleştirilmeyin dedik.

İktidar ne yaptı? Eveledi geveledi “Özelleştirmiyoruz, satmıyoruz ama kiralıyoruz”, “ 50 milyon dolar da yatırım yapacaklar” gibi bir sürü boş laflar söyledi. Biz o kiralamaların ne olduğunu gayet iyi biliriz. Önümüzde kapı gibi bir Telekom örneği var. Bu iktidar, milletimizin tarlasının taşıyla milletin tarlasının kuşunu vurdurmak konusunda gayet mahirdir. Kârı elin oğluna verip, zararı ise Türk bankalarının sırtına nasıl yıktığını aslında Telekom sürecinde gördük.

Özelleştirme değil dediler, aldık Özelleştirme Kararını önlerine koyduk. 50 milyon dolar yatırım yapacaklar dediler. Genel Başkanımız çıktı “Bir haftada bulurum, yeter ki fabrikayı Katarlılara vermeyin” dedi. Yetmedi, “Tamam, mesele 50 milyon dolarsa bir hafta da değil, bir günde bulurum. Bu ülkenin vatansever insanlarına, işadamlarına güveniyorum” dedi.

 

BAHSETTİĞİ PARA, FAİZE GÜNLÜK ÖDEDİĞİMİZ PARA

Bakın dün iktidar partisinin sözcüsü çıkmış yine, “50 milyon dolar yatırım yapılacak” diye anlatıyor. Sayın Çelik’e küçük bir hatırlatma yapalım. Devri iktidarlarında bütçeden yapılan faiz ödemelerinin toplamı 467 milyar dolardır. Milyon demiyorum. 467 Milyar dolar diyorum. Bu yıl, her gün faize bütçeden 50 milyon dolar ödedik bugüne kadar. Şimdi çıktılar, 50 milyon dolar yatırım yapılacak diye tank palet fabrikasının peşkeşine kılıf hazırlıyorlar. Yetmiyor, karar mıydı, kararname miydi siz bu işleri bilmezsiniz diye pek çok laf oyunuyla yaptıklarının üstünü örtmeye çalışıyorlar. Biz kararın da, kararnamenin de ne olduğunu biliriz. Resmi Gazete hakkındaki Cumhurbaşkanlığı kararnamesinde Cumhurbaşkanı kararnamelerinin Resmi Gazetede yayınlanacağı, kararların ise uygun görülmesi halinde yayınlanacağı ifade edilmektedir bu doğru. Türkiye’nin gündemini aylarca meşgul etmiş bir olayla ilgili bir kararın Resmi Gazetede yayınlanmaması onun milletin gözünden kaçırılması demektir.

 

KATARLILARA DA GARANTİ VERDİNİZ Mİ

Ama yine de AK Parti sözcüsüne, dolambaçlı yollardan yapılan bu özelleştirmenin ayrıntılarını dün kamuoyuna açıkladığı için teşekkür ediyoruz. Fabrika Katar ordusuna gitmiş. Teknoloji gelecekmiş bırakın bu mugalatayı bizim mühendislerimizin geliştirdiği teknolojiyi, prototipi Katar ordusuna peşkeş çektiniz. O Katar ki, Doğu Akdeniz’de, ülkemizin çıkarları aleyhindeki petrol arama faaliyetlerine katılıyor. Yerlilik ve millilik laflarını ağzından düşürmeyenlere, koskoca Almanya’nın stratejik öneme sahip tesislerini sattırmamak için nasıl yatırım fonu kurduğunu buradan bir kez daha hatırlatıyorum. Bir de dün Tank Palet Fabrikası kamu özel işbirliği kapsamında gitti dedi. Ne demek kamu özel işbirliğiymiş. O zaman bir zahmet açıklayacak yandaşınızın şirketine yılda kaç tank alma garantisi verdiniz? Garantiyi kimin milli parasıyla verdiniz? Türk lirasıyla mı, dolarla mı, yoksa Avroyla mı, yoksa Katar’ın parasıyla mı?

 

HESABI ÖDEMEDEN SIVIŞMANIN YOLLARINI ARIYORLAR

Cumhuriyetin bize bıraktığı 63 milyar dolarlık kamu malını sattılar doymadılar, döviz cinsinden garantiler verdikleri Kamu Özel İşbirliği projeleriyle devleti milyarlarca dolarlık taahhüt altına soktular yine doymadılar, Türkiye’nin borcunu 17 yıllık iktidarlarında 3,5 kat artırdılar doymadılar, bizim tüm uyarılarımıza kulaklarını tıkadılar. Şimdi hesabı ödemeden masayı devirip sıvışmanın yollarını arıyorlardı. Biz bunu söyleyince de suçüstü yakalananların telaşı içinde bağırıp çağırıyorlar. Vatandaş reform bekliyor diyorlar. Hele bir yürüsünler de görelim. Görelim bakalım vatandaşın mı, yandaşlarının mı beklentilerine cevap verecekler? Ne diyoruz, “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz”.

 

TAKKE DÜŞTÜ KEL GÖRÜNDÜ

Takke düştü, kel göründü. “Uçtuk, kaçtık, şahlandık” dediler geldiğimiz yeri TÜİK’in makyajlı rakamları dahi saklayamaz oldu. Dün TÜİK 2018 yılına ait Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması yayınlandı. Bu araştırmanın sonuçlarına göre 2018 yılında, 80 milyonluk ülkemizde; 53 milyon yurttaşımız konut masraflarını, 48 milyon vatandaşımız borcunu ödemekte zorlanıyor. 46 milyon vatandaşımız evinden uzakta bir haftalık tatil masrafını karşılayamıyor. 26 milyon yurttaşımız iki gündeki bir masasına bir kap et yemeği koyamıyor. 24 milyon vatandaşımız ucu ucuna geçiniyor, beklenmedik bir masraf çıkarsa karşılayamıyor. 11 milyon vatandaşımız soğuk kış günlerinde evini ısıtmakta zorlanıyor. İşte AK Parti iktidarlarının 17 yılda milletimizi getirdiği yer bu.

 

BU NE PERHİZ BU NE LAHANA TURŞUSU

Ancak bu kötü rakamlar dahi TÜİK tarafından makyajlanmış. Türkiye’nin 2017 yılında yıllık büyümesi yüzde 7,5 iken; 2018’de hatırlayın geçen yıl yüzde 2,8’e düşmüştü. Üçte biri. Aynı dönemde milli gelirimiz 853 milyar dolardan 789 milyar dolara gerilemişti. Kişi başına gelirimiz ise 10 bin 616 dolardan 9 bin 693 dolara inmişti. 2017’de yüzde 11,9 olan yıllık enflasyon 2018’de yüzde 20’ye çıkmıştı. Bu dönemde ülkemizdeki gerçek işsiz sayısı 7 milyona dayanmıştı. Buna rağmen 2018’e ait Gelir ve Yaşam Koşulları bir yıl öncesine göre az da olsa iyileşme gösteriyor. Bu nasıl oluyor? Bakın, geçtiğimiz yıl protesto edilen senetler bir önceki yıla göre yüzde 48 artmış. Karşılıksız çekler yüzde 72 artmış. Bankalara geri ödenmeyen krediler yüzde 51 artmış.  Buna karşın TÜİK’e göre 2018’de “borcumu ödemekte zorlanıyorum” diyenlerin sayısı hem sayı olarak, hem oran olarak düşmüş. Bu nasıl oluyor? 2018 yılının ikinci yarısında doğalgazın fiyatı önceki yılın aynı dönemine göre hatırlayalım yine yüzde 22 artmıştır. Fakat TÜİK’e göre 2018’de evinin ısınma ihtiyacını karşılayamayanların oranı düşmüş. Yani daha iyi. Herkes daha iyi durumda evinin ısıtma ihtiyaçlarını karşılamakta.

 

ZENGİN İLE FAKİR ARASINDAKİ MAKAS AÇILIYOR

Veriler, vatandaşlarımızın hayatını etkileyen gelir, hayat pahalılığı, işsizlik, borç gibi göstergelerin tamamını krizin başladığı 2018 yılında 2017’ye göre kötüleştiğini gösteriyor. “Her ne hikmetse” TÜİK yaşam koşullarını az da olsa iyileştirme, düzelme becerisini gösteriyor. Görünen o ki, bu verilerin de üzerinde, damadın arkadaşının başında bulunduğu TÜİK’in yaptığı bir ton makyaj var. Ancak veriler ne kadar makyajlanırsa makyajlansın, ülkemizde zengin ve fakir arasındaki makasın açıldığını gizlemeye yetmiyor. Bu araştırmanın sonuçlarına göre; 2018 yılında en zengin yüzde 20’lik grubun toplam gelirden aldığı pay 2017’ye göre 0,2 puan artarken, en yoksul yüzde 20’lik grubun aldığı pay 0,2 puan düşmüş. Ucube tek adam rejimi projesinin uygulamaya konduğu 2014 yılından bu yana toplumun en zengin yüzde 20’lik kesiminin toplam gelirden aldığı pay 1,7 puan artarken en yoksul yüzde 20’lik kesimin payı 0,1 puan azalmış. Gelir dağılımı 2014’ten bu yana bozulmaya devam ediyor.

 

YALDIZLI RAKAMLARLA GÜNÜ KURTARIYORLAR

Hane halkı yoksulluk sınırı, serisine baktığımız zaman da 2018’de yoksul sayısının ve yoksulluk oranının yönünü yukarı çevirdiğini görüyoruz. Bir yanda diğer veriler, bir yanda bu veriler, bu tutarsızlıklar, kurumun verilerine olan güveni iyice sarsıyor. Tüm bunlar, milletimizin hayat standardı giderek düşerken yaldızlanan resmi rakamlarla günün kurtarılmaya çalışıldığını gösteriyor. Ülke yönetilmiyor, ülke savruluyor. Biz bunu dediğimiz zamanda kızıyorlar.

 

BU TAKSİMİ KURT YAPMAZ, KUZULARA ŞAH OLSA

İşsizlik ülkemizin umudu ana babaların bin bir emekle okuttuğu gençlerimizi ezip geçiyor. Ama saraydakiler çıktıkları kibir kulelerinden gençlerimizin bu halini görmüyorlar. Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Yükseköğretim Akademik Yılı Açılış Töreninde çıkıyor: “Efendim işsizlik var; olabilir. Her üniversite mezununun iş sahibi olması diye bir şey yok” deyiveriyor. Elimizi vicdanımıza koyalım, bunu duyan yeni mezun olmuş bir genç nasıl ileriye bakarken güven duyacak. Bunlar milleti unuttu, Saray sosyetesinin ve havuz müteahhitlerinin aşını, işini büyütmeye daldı. Sarayda çifter çifter maaşlar, ballı yönetim kurulu üyelikleri, efuliler, ejder suları, 9 kat zırhlı milyonluk Mercedesler. Diğer tarafta da sofrasına iki günde bir, bir kap et yemeği koyamayan 26 milyon yurttaşımız. Üstatlarının dediği gibi: “Bu taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa.”

 

MİLLETE SAYGI GÖSTERİN

Hadi çıktığınız kibir kulelerine; milleti unuttunuz. Görevlerinizi unuttunuz. Milletle duygudaşlık yapmayı unuttunuz. Ne yaparsak, ne söylersek millet sineye çeker diye düşünmeyin. Bu millete saygı göstermeyi unutmayın. Ülkede sayısı 1 milyonun üstünde üniversite mezunu işsiz var. Ne işte çalışan ne de eğitimde olan anasının babasının eline bakan 5 milyon 200 bin gencimiz var. Anlaşıldı bunlara iş bulamayacaksanız bari kalplerini kırmayın. Kibrinize yenilip onları suçlamayın. Her yere yüksek lise seviyesinde kasaba üniversitelerini siz açtınız şimdi “eğitimde kaliteden” şikâyet etme hakkınız yok. Milletin çocuklarını bu kasaba üniversitelerine doldurdunuz şimdi de onlara “buradan çıkınca iş bulamaman normal” diyorsunuz.

 

O ZAMAN SEN NE İŞE YARARSIN

Milletin yetkiyi verdiği siyasetçi, “Milletin çoluğuna çocuğuna iş bulmak benim görevim değil” demeye başladıysa ona sorarlar “Sen ne işe yararsın?” derler? Peki, devlete vatandaşa iş olanağı sağlama görevini veren Anayasamızın 49. Maddesini bu durumda nereye koyacağız? AK Parti Sözcüsü’nün de dediği gibi millet iktidarda olanlardan sorunlarının çözülmesini bekliyor. Dış güçler, muhalefet laflarıyla gerçeklerden kaçmak, aspirin tedavisiyle, pansumanla, makyajla, piyasalara müdahale ederek ekonomik sorunların üstünü örtmek yerine, Ekonomik ve Sosyal Konseyi toplayarak sorunları ortak akılla belirleyip çözümleri bütüncül bir yaklaşımla ortaya koyan bir programı, uygulamaya başlayın. Artık vatandaşın vergileriyle size verdiği maaşları hak etme vaktidir.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim. İsimleriniz ve kurumlarınızla birlikte lütfen.

 

Soru- Millet ittifakıyla ilgili dün Sayın İYİ Partili Lütfü Türkkan’ın bir açıklaması olmuştu. Biz CHP’yle koalisyon ortağı değiliz, aynı siyasi görüşe mensup partide değiliz. Biz CHP’yle seçim ittifakı yaptık seçim bitti. Kimse bizi HDP’yle anayasa hazırlayan CHP’yle yan yana tutmasın açıklamaları oldu. Millet ittifakı bitti mi ya da bir çatlak mı var? Bu açıklamaları nasıl yorumluyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi son seçimlerde millet ittifakı son derece değerli bir işlev görmüştür. Millet ittifakı bu milletin makus talihini değiştirmiştir. Dolayısıyla son derece değerlidir. Bu tür değerlendirmelerle millet ittifakını değersizleştirmeye çalışmaya hiçbirimizin hakkı yoktur. O nedenle ben bu soruya bu kadar cevap vereceğim.

 

Soru- Diğer sorum da efendim Fettah Tamince’yle ilgili. Dün Adalet Bakanlığının bir başvurusu ve kararı oldu Tamince hakkında verilen takipsizlik kararının kaldırılması için kamu yararına bozma şeklinde başvuruldu. Kabul olursa Fettah Tamince hakkında yeniden soruşturma açılmasına da karar verilebilecek. Bu kararı, bu hamleyi nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Çok uzun bir süredir biz Genel Başkanımız da, ben de FETÖ borsalarından ve bu çerçevede sözkonusu kişinin istisnai muameleye tabi tutulmasından bahsediyoruz. Öyle sanıyorum ki şimdi bu gelişmeler aklın yeniden baliğ olduğunu gösteriyor. Bakalım sonuçları bizde dikkatle izliyoruz.

 

Soru- Birde Adalet Bakanıyla ilgili efendim. Sabah Gazetesinde bir köşe yazısı yer almıştı Sayın Bakanı hedef alan, eleştiren şekilde. Dünde kendisinin bir açıklaması oldu. Daha düne kadar FETÖ’cülerle aynı maklubeye kaşık sallayanlar bugün çıkıp bize FETÖ’yle mücadele dersi vermeye kalkışmasınlar dedi. Öncelikle bakanın bu mesajı kimeydi? Birde bu ikili çatışmalara baktığımız zaman AK Parti içerisinde de bir çatışma var mı acaba sizin görüşünüz nedir?

Faik ÖZTRAK- Şimdi tabi ben bu mesajın kime olduğunu bilemem. Onların kendi partilerinin içinde gelişen bir takım sorunlar. Yani çünkü hepsi hep birlikte maklubeyi avuçladılar. Dolayısıyla bu FETÖ meselesinde FETÖ’nün siyasi ayağa ortaya çıkmadıkça kamuoyu neyin ne olduğunu anlamakta her zaman zorlanacaktır. Bu nedenle de bizim talebimiz FETÖ’nün siyasi ayağının biran önce ortaya çıkmasıdır.

 

Soru- Efendim geçtiğimiz günlerde Kılıçdaroğlu yaptığı Denizli ziyareti sırasında ekonomiye yönelik eleştiriler yaparken, iktidar ben artık yönetemiyorum erken seçime gidiyorum diyebilir ifadesini kullanmıştı. Ömer Çelik’ten de yanıt geldi erken seçim yok, hükümet gündeme hakim şeklinde. Nasıl değerlendiriyorsunuz bu tartışmayı?

Faik ÖZTRAK- Biz baştan beri söylüyoruz bizim bir erken seçim talebimiz yok. Ama iktidar ben bu işi götüremiyorum, ben bunu yapamıyorum, onun için artık aldığım yetkiyi sahibine iade edeceğim derse bizimde buna söyleyecek bir lafımız olmaz. Bizde erken seçime hazırız. Hazır olmakta durumundayız zaten.

Ama burada biraz önce ifade ettim. Öyle anlaşılıyor ki, yemeği yiyip hesabı ödemeden masayı devirip sıvışmak isteme yaklaşımı hakim ki bu kadar büyük yaygara koparıyorlar. Vatandaşın reform talep ettiğini, vatandaşın dertlerine çözüm talep ettiğini açıkça ifade ettiler. Bakalım göreceğiz vatandaşın mı, yandaşın mı dertlerine çözüm getirecekler.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

 

SARAY, KENDİNİ YAKAN VATANDAŞIN GÖZÜNDEKİ ÇARESİZLİĞE BAKSIN

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Bugün gerçekten bu ülkenin yetiştirdiği en önemli sanatçılardan biri olan Tarık Akan’ın üçüncü ölüm yıldönümü. Sözlerime başlarken kendisini de rahmetle anmak istiyorum. Sadece büyük bir sanatçı değildi, aynı zamanda önemli bir demokrasi mücadelecisiydi.

 

İŞSİZLİK RAKAMLARI EKONOMİNİN AĞIR HASTA OLDUĞUNU GÖSTERİYOR

Bu sabah Haziran ayı işsizlik rakamları açıklandı… Ekonomi sağlıklı mı? Yurttaşlarımız mutlu mu? Milletimizin karnı tok mu, sırtı pek mi? Bunu en iyi işsizlik rakamlarından anlarız. Eğer bir ülkede milletin işi varsa, yine o ülkede gençler üniversiteden mezun olduğunda iş bulabiliyorlarsa, o ülkede işler yolundadır. Ekonomide çarklar dönüyordur. Ama bugün açıklanan işsizlik rakamları bir kez daha şunu gösterdi, ekonomimiz ağır hastadır. İşsizlik Haziran’da yüzde 13’e yükselmiş. Yani geçen yıldan bu yana artış 3 puana yakın.

 

GERÇEK İŞSİZ SAYISI 7,7 MİLYON KİŞİ

İşsiz sayısı, 938 bin kişi artmış 4 milyon 253 bine çıkmış. İşsiz sayımız son 7 aydır her ay yıllık 900 binin üzerinde artıyor. Aslında biz bu durumu hiçbir krizde görmemiştik. Gerçek işsiz sayımız ise, son bir yılda 1 milyon 120 bin kişi artarak 7 milyon 724 bine ulaşmış. Oradaki artış 1 milyonun üstünde.

 

TÜİK’İN BAŞINDAKİ DAMADIN ARKADAŞI KALEMİ ELİNE ALMIŞ

Ama iş gücüne katılanların sayısındaki artışa baktığımızda ilginç bir durumla karşı karşıyayız. Son bir yılda çalışma çağındaki nüfus 800 bin kişi artmış. Bu defa bu ayda sadece 137 bini işgücüne katılmış. Bugüne kadar incelediğimizde mevcut seride bu kadar düşük bir işgücüne katılım yok. İşgücüne katılanların sayısı geçen yılki kadar artsaydı bugün size söylemiş olduğum 4 milyonluk işsiz sayısı 538 bin kişi daha yüksek olacaktı. Anlaşılan TÜİK’in başında oturan damadın arkadaşı yine kalemi eline almış bazı düzeltmeler yapmış. Verilerle oynayarak gerçekleri gizleyemezsiniz. Artık mızrak çuvala sığmıyor. İnsanlar işsizlikten inim inim vatandaşlarımız inliyor. İşsizlik milletin canını gerçekten çok yakıyor.

 

SON 1 YILDA 802 BİN KİŞİ İŞİNİ KAYBETTİ

Bütün bu düzeltmelere rağmen yeni de bu ülkenin umudu ve geleceği gençlerimizin işsizliği son bir yılda, tam 5,4 puan artmış, yüzde 24,8. İş arayan her 4 gencimizden biri iş bulamıyor. Ne eğitimde, ne işte olan yani boşta gezen gençlerin sayısı ise 5 milyonu geçmiş. 5 milyon 200 bin. Son bir yılda işte olup da işini kaybeden yurttaşlarımızın sayısı ise 802 bin kişi. İşsizler ordumuza son bir yılda katılan her 100 işsizden 85’i daha önce işi olup da işini kaybedenlerden oluşuyor. Çalışanların sayısındaki azalma 8 aydır sürüyor. Bu kadar yapışkan bir işsizliği ekonominin yüzde 4,7 daraldığı 2009 krizinde dahi görmedik. Burada dikkat çeken bir başka gelişme de son bir yılda 802 bin vatandaşımız işini kaybederken işsizlik sigortasından yararlananların sayısı 657 binde kalmış. Dolayısıyla işsiz kalan her 100 kişiden sadece 82’sine işsizlik sigortasından ödeme yapılabilmiş. Bu işsizlik fonunun başka amaçlar için kullanıldığını açık seçik ortaya koyuyor. Diğer kamu kuruluşlarına para veriliyor, havuz müteahhitlerinin borçları ödeniyor. Burada mevzuat eksikliği varsa ben sarayı, iktidarı biran önce bu konuda tedbir almaya çağırıyorum.

 

SARAY, KENDİNİ YAKAN VATANDAŞIN GÖZÜNDEKİ ÇARESİZLİĞE BAKSIN

İş olmayınca, aş olmuyor, milletin de yüzü gülmüyor. Hatırlayın, bu ülkede bir yazar kasa atıldı diye, iktidar düşmüştü. Ama bugün insanlar Ankara’nın göbeğinde kendini yakıyor. Bu vatandaşımızın, Sayın Recep Peker’in gözlerindeki çaresizliğe Sarayın bakmasını istiyorum. Bu çaresizliği Sarayın görmesini istiyorum. Aslında bu fotoğraf, 17 yılın sonunda bu iktidarın bu ülkeyi nereye getirdiğini açık seçik gösteriyor. Borç, milletin kemiğine artık dayandı. Bu emekli yurttaşımız borçlarını ödemediği için, maaşına haciz geldiği için kendini yakmaya kalktı Güvenpark’ın ortasında.

 

SARAYIN İŞİ TIKIRINDA, MİLLETİN SESİNİ DUYMUYOR

Yılın ilk yedi ayında protestoya düşen senet tutarı, geçen seneye göre, yüzde 31 artmış, 12 milyar lira olmuş. Yine bu dönemde karşılıksız çıkan çekler yüzde 53 artmış. Bankaların tahsil edemediği bu dönemde borçlar yüzde 55 artmış 124 milyar liraya çıkmış. Milletin yuvası yıkılıyor. Kimsede huzur kalmadı. Sosyal dengelerimiz sarsılıyor. Yurttaşlarımız sosyal medyadan sessiz çığlıklarını duyurmaya çalışıyorlar. Ama milletin sesini ne Saray sosyetesi, ne de havuz medyası işitiyor… Onların işler tıkırında. Kanatlı kanatsız, tekerlekli tekerleksiz, yüzen yüzmeyen, her cins sarayları var oralarda oturup milleti unuttular. Daha yeni Almanya’dan, her biri 80 milyon liralık dört tane lüks araç almışlar. Niye almışlar? Sorarsanız niye aldınız? Millet bu kadar sıkıntı içinde niye tasarruf yapmıyorsunuz dediğinizde cevap hazır. Sarayın itibardan tasarruf olmaz. Biz boşuna söylemiyoruz. “Ülke yönetilmiyor, ülke savruluyor”. Bunlar israfın, debdebenin, şatafatın doruklarında gezerken milletten iyice koptular. Bir tarafta debdebe, israf, saltanat; diğer yanda perişanlık kol geziyor. Sabah namazıyla dükkânını açıp, siftah yapmadan, Akşam ezanıyla dükkânını kapatan esnaf perişan… Mazot, gübre, ilaç fiyatlarıyla, para etmeyen mahsulü arasında sıkışmış, tarlada döktüğü alın terinin karşılığını alamayan bankaya borcunu ödeyemeyen çiftçi perişan.

 

AYÇİÇEĞİ ÜRETİCİSİNİN FERYADINI DUYAN YOK

Dün Genel Başkanımız pamuktan bahsetti. Bugün ben kısaca ayçiçeğinden bahsedeyim. Ayçiçeği üreticisi malını nereye satacağını bilemiyor. Referans fiyat, gümrükler konusunda gerekli ayarlamalar yapılmadığı için şuanda ithalat fiyatı Tarım Bakanının açıkladığı ayçiçeği fiyatının altında. Dolayısıyla da tüccar mal almıyor. Birlik var, birliğinde gücü bu malın tamamını almaya yetmiyor. Ama ayçiçeği üreticisinin feryadını duyan yok.

 

82 MİLYON VATANDAŞ, BİR AVUÇ SOSYETEYİ MUTLU ETMEYE UĞRAŞIYORUZ

Elektrikten, doğal gaza, sigaradan çaya zam yağmuru altında millet sırılsıklam. Buna karşılık Saray yüzde 4+4 maaş zammıyla, memura evini geçindir diyor. Ay sonunu getiremeyen, tefecinin, faizcinin eline düşmüş, çareyi kendini yakmakta arayan emeklimiz perişan… Ama memlekette mutlu bir kesim var. O da Saray Sosyetesi. 82 milyon çalışıyoruz, bir avuç sosyeteyi mutlu etmeye uğraşıyoruz.

 

ÜRETENİN SARAY NEZDİNDE PAYDAŞ VE YANDAŞ KADAR İTİBARI YOK

Ekonominin başındaki Damat zaten her gün harikalar diyarında geziniyor. Çiftçilerimizin Ziraat Bankasına ödeyemediği borçlarda ciddi bir artış var. Çiftçimiz bu borçlarda yapılandırma bekliyor. Ama saray yandaş borçlarını yapılandırmaya öncelik veriyor. Çiftçinin, esnafın, memurun işçinin, sanayicinin derdine çare aramıyor. Çünkü üretenlerin, alın teriyle para kazananların saray nezdinde paydaş ve yandaşlar kadar itibarı yok.

 

GEÇMİŞİ YEDİLER, GELECEĞE İPOTEK KOYDULAR

Damat bir yandan gidiyor yabancı haber ajanslarına “Türkiye’nin güçlü mali tabloları güven veriyor” diye dil döküyor; öbür yandan kendine bağlı “Borçlanma Genel Müdürlüğü” kuruyor. “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” demezler mi adama. Mali dengeler bu kadar güçlüyse, Borçlanma Genel Müdürlüğü’ne neden ihtiyaç duydunuz. Ben söyleyeyim, devri iktidarlarında ülkenin dış borcu 3,5 kat artmış 453 milyar dolar olmuş. Devletin iç borcu 4,5 kat artmış 700 milyar Lirayı aşmış. Bu da yetmemiş ellerinde artık satıp savacak mal da kalmamış. Son 16,5 yılda 63 milyar dolarlık, cumhuriyet döneminden ve ondan sonraki hükümetlerden kendilerine intikal eden fabrikaları, tesisleri, arsaları, arazileri satmışlar. Türkiye’nin geçmişini yemişler, geleceğine de ipotek koymuşlar.

 

KÖİ’LERE BİR YILDA 20 MİLYAR TL GARANTİ PARASI AKACAK

Milletin kesesinden tek kuruş çıkmayacak deyip yaptıkları Kamu-Özel İşbirliği projeleri bugün tam bir kara delik olmuş. Milletin yatmadığı hastane, geçmediği köprü ve yollar için milyarlık garantiler vermişler. Hem de dolarla, avroyla. Dün Sayın Genel Başkanımız rakamları açıkladı. Ben, bir kez daha tekrar edeyim. Sadece geçen yıl bütçeye bu projeler için 6 milyar lira ödenek koydular. Bu yıl aynı ödeneği 9,7 milyar liraya çektiler. Gelecek yıl da tahmini olarak 20 milyar lira sırf bu projeleri garantileri için bütçeden ödeme yapmayı öngörüyorlar. Peki bu garantiler neden verildi? Bir avuç havuz müteahhidi abat olsun diye. Abat olurken de utanmadan, sıkılmadan bu millete sövsünler diye verildi herhalde. Bu millet bunları unutacak mı?

 

EKONOMİK BAĞIMSIZLIK OLMADAN SİYASİ BAĞIMSIZLIK OLMAZ

Zaman zaman anlatıyorum. Cumhuriyeti kuran kahramanlar, ekonomi politikalarını oluştururken tek bir ilkeyi düstur edindiler “ekonomik bağımsızlık olmadan, siyasi bağımsızlık olmaz”. Bu yolda şeker fabrikalarını, bez fabrikalarını, un fabrikalarını dışarıdan tek kuruş borç almadan kurdular. Uçak fabrikaları. Ve ekonomi politikalarında iki şeyin üstüne titrediler: “Sağlam Para ve Denk Bütçe”. Millet kendi parasına güvenecek, Cumhuriyet dışarıya el açmayacak. Çünkü Osmanlı’nın son günlerinde enflasyon belasının da ne olduğunu gördük. Yine kapitülasyonların ve ağır borç yükünün bir milletin başına akbabaları nasıl üşüştürdüğünü de gördük. Cumhuriyeti kuranlar da bunu gördü. Cumhuriyeti 90 yıllık reklam arası olarak görenler bunu göremedi. Cumhuriyete reklam arası diyenlerin iktidarı, 17 yıldır el atına binip sağa sola çalım satıyor.

 

TANK-PALET FABRİKASI KARARNAMESİNİ AÇIKLAMAK SAYIN BAHÇELİ’YE DÜŞER

Şimdi geldiğimiz yer ortada. 50 milyon dolar için bu ülkenin en stratejik fabrikalarından birini Tank-Palet fabrikasını Katar’a peşkeş çekmeye hazırlanıyorlar. Dün Sayın Genel Başkanımız Tank-Palet fabrikasının Katar ordusuna peşkeş çekilmesine zemin hazırlayan 1105 Sayılı Karar neden Resmi Gazetede yayımlanmadı diye bir kez daha sordu. Saraydan çıt yok. Madem saraydan çıt yok, milletimizin stratejik savunma sanayini Katar ordusuna peşkeş çeken bu kararnameyi açıklamak Sarayın ortağı Sayın Bahçeli’ye düşer. Bir yanda milletin en stratejik savunma tesisleri başka ordulara peşkeş çekilirken, diğer yanda faiz lobilerine oluk oluk paralar akmaya devam ediyor.

 

16,5 YILDA 467 MİLYAR DOLAR FAİZE AKTI

Dün Sayın Genel Başkanımız, 2019’un ilk yedi ayında, bütçeden yapılan faiz ödemelerini açıkladı. Bu yıl ilk yedi ayda bütçeden yapılan faiz ödemesi yaklaşık 11 milyar dolar. Bir de 2003’ten bu yana, yani Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında, bütçeden yapılan toplam faiz ödemeleri var. 2003’ün ilk gününden, 2019’un 31 Temmuzuna kadar bütçeden faiz için ödenen tutar, tam 467 milyar dolar. Niye dolar kullanıyoruz? Enflasyondan bir miktar arındırılmış olsun diye. Bir kez daha tekrarlıyorum. Son 16,5 yılda, bu iktidar yönetiminde, bütçeden faiz için ödenen tutar tam 467 milyar dolar.

 

FAİZE HER GÜN 77 MİLYON DOLAR ÖDEDİK

Şimdi bunu, 2003 başından 2019 Temmuz’una kadar geçen gün sayısına bölersek ki, 6 bin 52 gün var. Faize her gün bu iktidar 77 milyon dolar ödemiş. Bir daha tekrarlayım. Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidarda olduğu 16,5 yılda her bir günde faize 77 milyon dolar ödenmiş. Bugün aynı beyler 50 milyon dolar için Türkiye’nin en stratejik savunma sanayii fabrikalarını yabancı ordulara peşkeş çekmeye kalkıyorlar. Ayıbı unuttular. Günahı unuttular. Utanmayı unuttular. Söylüyoruz, “Türkiye yönetilmiyor, Türkiye savruluyor”. Bunu boş yere söylemiyoruz.

 

KENDİNDEN ÖNCEKİ 27 YILDAKİ İKTİDARLARIN 3 KATI KADAR

Bütçe verilerinin yayımlandığı 1975’ten 2002’ye, 27 yılda bütçeden yapılan faiz ödemesi toplam 251 milyar dolar. Yani Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidara gelmesinden önceki 27 yıl boyunca iktidarlar bütçeden 251 milyar dolar ödemesi yapmışlar. 16,5 yılda ne kadar bu iktidar döneminde? 467 milyar dolar. 1975-2002 dönemini bir hatırlatmak isterim. Bu dönemde Türkiye’ye uygulanan ambargolar var, petrol krizleri var, dünya ekonomik buhranları var. Sınırlarımızda savaşlar, Körfez Krizleri var. Ekonomik krizler, depremler, doğal afetler var. Ve 27 yılda ödenen faiz, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 16,5 yılda ödediği faizin neredeyse yarısı. Gün hesabına dönersek… Bunların iktidarında faize her gün 77 milyon dolar ödeniyor; onlardan önceki iktidarlar ise 27 yılda, faize her gün 25 milyon dolar ödüyor. Yani Adalet ve Kalkınma Partisi’nin görevde olduğu her bir günde kendinden önceki dönemin üç katı kadar faiz ödenmiş.

 

FAİZMETRE 27 SAATTE 56 MİLYON DOLAR YAZDI

Şimdi bu rezaletin sahipleri, bunun üstünü örtmek için bağırıyorlar. Yok faize karşılarmış, yok yeşil finansmış, yok faizsiz bankacılığa, bankacılık denilmemeliymiş, yok Faizsiz Bankacılık Danışma Komiteleri kurup bu araçlara fetva alacaklarmış. Bunları geçin. Dün Genel Başkanımızın konuşmasını yaptığı saatten bu yana yaklaşık 27 saat geçti.  Ve bu 27 saatte bu ülke 56 milyon ödedi. Faiz metre 56 milyon dolar yazıyor 27 saatte. Siz boş boş işlerle uğraşıyorsunuz. Şimdi faiz lobisi bunları sevmesin de kim sevsin.

 

DÜYUN-U UMUMİYE DE GELİR

Ülkeyi işte bu hale getirdiler. Hani ucube tek adam rejimi bu ülkeyi şahlandıracaktı? Esnaf, iş adamı zaten iflas ve konkordato arasına sıkışmış durumda. Şimdi de ülkemizi iflasın eşiğine getirdiler. Elbette bu haldeki bir ekonomiye Borçlanma Genel Müdürlüğü de gelir. Böyle giderse bakın buradan uyarıyorum, Düyun-u Umumiye de gelir. Tekrarlıyorum. Bu ülke yönetilmiyor, bu ülke savruluyor.

 

VATANDAŞ PARASINI DÖVİZDE TUTUYOR, DEVLET İHALELERİ VE GARANTİLERİ DÖVİZLE VERİYOR

Millet artık kendi yerli ve milli parasına, yani Türk Lirasına güvenmiyor. Millete şov olsun diye sahte dolarları yaktırdılar. Döviz büfelerinin önünde dolar verip Türk Lirası almak için kuyruklar oluşturdular. Sonuç? Son bir yılda bankalarda milletin döviz mevduatı 39 milyar dolar artmış, 190 milyar dolara dayanmış. Bu bir rekor… Millet peki kendi parasına güvenmiyor, devlet ne yapıyor? Devlet zaten kötü örnek olan devlet. İhaleleri, garantileri, köprü geçişlerini dolarla Avroyla belirlemeye devam ediyor.

 

NE DEDİYSEK TERSİNİ YAPIYORLAR, SONUÇ ORTADA

Fransa’nın ünlü siyasetçisi Jacques Delors, bunun meşhur bir lafı var. “Almanların tamamı belki Tanrıya inanmaz, ama tamamı Alman Merkez Bankasına inanır” diyor. Bu, güvenilir kurumların önemini gösteren tarihe kazınmış olan bir söz. Geçen yıl Ağustos ayında biz, dünyada hiçbir muhalefetin yapmayacağını yaptık ve iktidara 13 maddelik bir reçete verdik. O tane maddeden iki tanesini sadece burada değerlendirmek istiyorum. Birincisi “Merkez Bankası’nın araç bağımsızlığına dokunma” dedik. İkincisi de “Döviz esas alınarak imzaladığın sözleşmeleri derhal TL’ye çevir” dedik. Ne yaptılar? Biz bunları söyledik ya, bu ülkede ilk defa bir iktidar Merkez Bankası Başkanını kovdu. İkincisinde de dövizli ihalelere devam dedi. Şimdi son olarak BOTAŞ’ın “enerji arz güvenliği” diyerek açacağı ihalelerde dövizle teklif almasına izin verildi. Tüm bunlar memlekette Türk Lirasına güveni artırır mı, yoksa dolar bağımlılığının değirmenine su mu taşır. Bunları ilerleyen günlerde hep beraber göreceğiz.

 

TCMB’NİN İHTİYAT AKÇESİNİ GASBETMESELER BÜTÇE 18 MİLYAR TL AÇIK VERECEKTİ

Bugün Ağustos ayı bütçe sonuçları geldi. Biliyorsunuz TCMB’den ihtiyat akçelerini, kefen paralarını, gasbederek bütçeye yama yapmışlardı. Bu yamaya rağmen bütçe Ağustos’ta zar zor fazla vermiş. Yamayı çekip alırsanız geçen yıla göre Ağustos ayında bütçe açığının yüzde 209 arttığını ve 17,9 yani 18 milyar açık verdiğini görüyoruz. Yine sigara başta olmak üzere hatırlayın maktu vergilerde olağanüstü zamlar yapılmıştı ama buna rağmen vergi gelirlerindeki artış yüzde 9,3’de kalmış. Bütçenin faiz dışı harcamaları ise hız kesmemiş, geçen yılın Ağustos ayına göre, yüzde 23 artmış. Harcamalar artarken, bütçenin gelir tarafı zamlarla ve bir defalık gelirlerle toparlanmaya çalışılıyor. Bu, sürdürülebilir bir durum değil. Kefen parasıyla ayakta duran bütçe olmaz. Derhal tedbir almak lazımdır.

 

BOŞ LAFI BIRAKIN

Ekonomi tel tel dökülüyor. Ama saray aspirinle, milletin kefen parasına el koyarak, TÜİK Başkanına verileri makyajlatarak, bir de gündem değiştirerek durumu idare etmeye çalışıyor. Boş lafları bırakacağız, bir an önce iktidar bu gözlerdeki çaresizliği görecek, milletin boşalan tenceresini, cüzdanını bir an önce doldurmaya başlayacak. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Varsa sorularınızı teker, teker ve kurum kimliklerinizle beraber alabilirim.

 

Soru- AK Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan’ın bir açıklaması oldu geçtiğimiz günlerde. Halkımız bize Erdoğan’la olun diye oy verdi. Erdoğan’sız Bülent Turan Çanakkale’de bir hiçtir. Erdoğan’la yürürsek kıymetimiz var dedi. Nasıl değerlendiriyorsunuz bu açıklamayı?

Faik ÖZTRAK- Şaşkınlık içindeyim. Bunu söyleyen Meclis’te Grup Başkanvekili. Kuvvetler ayrılığı, şu bu falan bir sürü laflar söylemişlerdi. Şimdi çok açık, bu iş artık Osmanlı dönemindeki biat siyasetini geçti. Hitler dönemi siyasetini de geçti. Bugün gördüğümüz Putin’in dönemindeki siyaseti de geçti. Bu açıkçası Kuzey Kore siyasetinin aynısı. Yani Kuzey Kore’de yöneticilerin, milletvekillerinin Kuzey Kore’nin diktatörüne yaranmak için nasıl yapmadıkları kalmıyorsa, bu laflar Türkiye’de de işin o noktalara doğru gittiğini gösteriyor. Bunların hiçbiri doğru değildir. Bu laflar son derece tehlikeli laflardır. Ve açık söyleyeyim, akıllara durgunluk veren laflardır. Siz millet yoksa hiçsiniz. O veya bu kişi değil. Tek bir sorumluluğunuz var millete hesap vermek.

 

 

Soru- Efendim yine Sayın Turan’ın bir açıklaması var. Biz FETÖ’cü olan 15 – 20 milletvekilini partiden gönderdik diyor. O zaman bu milletvekilleri FETÖ’cüyse haklarında bir işlem yapılmış mı, yapılmamış mı, şu anda ne yapıyorlar bu milletvekilleri? Örneğin Hakan Şükür’le ilgili bir şey başlatılmıştı ama sizin bu konudaki değerlendirmeniz ne olur?

Faik ÖZTRAK- Açıkçası bu konuyla ilgili her gün biraz daha şaşkınlık içine giriyoruz. Yani bir, bu FETÖ’cü milletvekilleri hakkında ne işlem yaptınız? İkincisi Adalet ve Kalkınma Partisinde önseçim falan yok. O halde o milletvekillerini milletvekili olmak için atayanlara ne yaptınız? Onunla ilgili de bilgi yok. Yazıktır, günahtır. Bu memlekette cebinde dolarları olan, zengin olan FETÖ’cüler protokollerde geziyor. Milletvekiliysen eskiden hakkında hiçbir şey yapılmıyor. Ama mahkemelerde beraat etmiş, suçsuzluğunu kanıtlamış insanlar hala daha devlete geri dönemiyorlar.

 

 

Soru- Bir de Sayın Akşener’in bir çıkışı oldu, dün de konuşmuştuk efendim… Anahtar, maymuncuk meselesi. Önümüzdeki süreçte siyaset hareketli görünüyor. Nasıl değerlendiriyorsunuz? Akşener’in bu çıkışı bir rota değişikliği mi sizce? Bunun değerlendirmesini yaptınız mı parti kurullarında?

Faik ÖZTRAK- Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı, Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve İYİ Parti’nin Genel Başkanı Sayın Akşener’in oluşturduğu Millet İttifakı geçtiğimiz mahalli idare seçimlerinde çok büyük bir başarı elde etmiş ve Türkiye’nin otoriter bir rejime doğru kayışını durdurmuşlardır. Dolayısıyla ciddi bir demokrasi mücadelesi verilmiştir. Onun dışında ben Sayın Genel Başkan hakkında hiçbir yorumda bulunma konusunda kendimi yetkili görmüyorum.

 

Soru- Efendim Ekrem İmamoğlu’nun bir tatil polemiği yaşanmıştı. Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen’de afiş astırmıştı biz tatile çıkmadık çalıştık şeklinde. Bu mesajın Ekrem Bey’e yönelik olduğu ifade edilmişti ama her ikisi twitterdan karşılıklı açıklamalar yaptılar. Siz bu değerlendirmeleri neye yoruyorsunuz, niye böyle algılanmış olabilir?

Faik ÖZTRAK- Türkiye’de havuz medyasına dönüp baktığınız zaman öküzün altında buzağı arama konusunda son derece mahirler. Dolayısıyla her şeyden bir şey çıkarmaya çalışıyorlar. İşte yok tatildeydi, tatilde değildi, orada mıydı, burada mıydı? İki Belediye Başkanımızda, biri Büyükşehir Belediye Başkanımız, biri Ankara’nın en önemli ilçesi olan Çankaya’nın Belediye Başkanı. İhlas ile çalışıyorlar gerekenleri yapıyorlar.

 

Soru- Dünkü Parti Meclisi toplantısına damga vuran konulardan biri Aylin Nazlıaka’nın geri dönüşü oldu. Daha önce reddedilmişti, dün de 22’ye 29 oyla partiye geri dönüş yolu açıldı. Bununla ilgili neler söyleyeceksiniz? Tartışmalar olduğu söyleniyor.

Faik ÖZTRAK- Ben de o Parti Meclisi’nde vardım, herhangi bir tartışma hatırlamıyorum. Parti Meclisimiz gizli oyla takdirlerini ortaya koydu. Sayın Nazlıaka’da partiye geri döndü diğer yanlış hatırlamıyorsam 6 arkadaşımızla birlikte.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

TEHDİTLERE PABUÇ BIRAKMAYIZ

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Genel Merkezi’nde MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Bugün Hakkâri’de hain terör örgütü PKK’nın kalleş tuzağında şehit olan Mehmetçiğimize Allah’tan rahmet, acılı ailesine ve milletimize sabır diliyorum. Yine İstanbul Teknik Üniversitesi öğrencisi pırlanta gibi bir gencimiz Halit Ayar, İstiklal Caddesi’nde madde bağımlısı olduğu iddia edilen bazı şahıslar tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Bu tabi çok acı bir olay. Ama maalesef bu, aynı bölgede yaşanan tek olay da değil. Geçmişte aynı bölgede kahraman bir subayımız kalbinden bıçaklanarak şehit edilmişti. Taksim’de, İstanbul’un göbeğinde ciddi bir güvenlik zafiyeti olduğu anlaşılıyor. Ben ülkemizin umudu olan böyle bir genç insanı yitirmenin üzüntüsüyle kendisine Allah’tan rahmet, kederli ailesine başsağlığı diliyorum. Yine sözlerime başlarken, dün Avrupa ikincisi olan Voleybol Milli Takımımızı filenin sultanlarını da tebrik ediyorum.

 

MİLLETİMİZİN ATEŞ VE KANLA İMTİHANI

Bugün, 9 Eylül 2019. Ülkemiz için çok önemli iki yıl dönümünün tarihi. 97 yıl önce bugün, İzmir düşman işgalinden kurtuldu. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 15 Mayıs 1919’da Bandırma Vapuruyla yola çıkmasıyla başlayan milli mücadelemiz, İzmir’de düşmanın denize dökülmesiyle son buldu. Milletimiz ateşle ve kanla imtihanından büyük bir zaferle çıktı. 9 Eylül 1922’de, emperyalizme ve emperyalizmin işbirlikçilerine karşı, dünyada verilen en şanlı mücadeleyi milletimiz kazandı. Tüm mazlum milletlere umut oldu. Milletimiz, “Dörtnala gelip Uzak Asya’dan, Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan, bu memleket bizim” diye tüm dünyaya haykırdı. Bundan tam 97 yıl önce; İzmir Hükümet Konağı’na şanlı bayrağımızı çeken Teğmen Ali Rıza’yı, Yüzbaşı Şerafettin’i, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Kurtuluş Savaşımızın isimli isimsiz tüm kahramanlarını, tüm şehit ve gazilerimizi, cephelere canla, başla silah taşıyan fedakâr analarımızı saygı, rahmet ve minnetle anıyoruz. Allah hepsinden razı olsun.

 

KURULUŞUN VE KURTULUŞUN PARTİSİ 96 YAŞINDA

9 Eylül, CHP tarihinde de çok özel bir gün. İzmir’i kurtardıktan tam bir yıl sonra, 9 Eylül 1923’de, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Partimizin kuruluş dilekçesini, Halk Fırkasının Genel Başkanı sıfatıyla,  İçişleri Bakanlığı’na vermiştir. Bugün, Kurtuluş Savaşı kahramanlarının savaş meydanlarında kurduğu, “kurtuluşun ve kuruluşun partisi”, 96. Yaşını kutluyor! Cumhuriyet Halk Partisi kurtuluşun partisidir; çünkü köklerinde vatanın ve ulusun birliğini korumak için emperyalizme karşı milli direniş ve Kuvayı Milliye vardır. Cumhuriyet Halk Partisi kurtuluşun partisidir; çünkü köklerinde, milletten kopmuş Saraya ve yedi düvele karşı, milletin hakkına, hukukuna sahip çıkan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti vardır. Cumhuriyet Halk Partisi kuruluşun partisidir; çünkü tarihteki 17. devletimizi, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştur.

 

MÜCADELEYE DEVAM EDİYORUZ

Dünya üzerinde, böylesine şerefli ve onurlu bir geçmişe sahip, bu kadar köklü başka bir siyasi parti yoktur. İşte bu nedenle Gazi Mustafa Kemal “Benim iki büyük eserim var. Biri Türkiye Cumhuriyeti, diğeri Cumhuriyet Halk Partisi” diyerek Partimizin tarih sahnesindeki önem ve ağırlığını o günden açıkça göstermiştir. Partimizin kuruluş amacı, Partimizin ilk tüzüğünde tarif edilmiştir: “Milli Hakimiyetin tahakkukuna rehberlik etmek, Türkiye’yi tam manasıyla asri bir devlet haline getirmek”. Biz, 96 yıl boyunca, partimizin ilk tüzüğündeki bu amaçları gerçekleştirmek için mücadele ettik, bundan sonra da etmeye devam edeceğiz. Bundan 96 yıl önce bu partiyi kuran kadrolar, Türkiye’yi çağdaş bir devlet haline getirmenin mücadelesini nasıl verdiyse; bugün biz de, ülkemizin çağdaş medeniyetler seviyesini aşması için mücadeleye devam ediyoruz.

 

CHP’NİN TARİHİ SORUMLULUĞU

Bundan 96 yıl önce bu partiyi kuranlar, Saraya karşı millet egemenliğini nasıl savunduysa, bugün de bizler, Sarayın kibirlisinin millet egemenliğine el koymasına karşı duruyoruz. Bu partinin kurucuları, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetiyle milletin hakkını, hukukunu nasıl savunduysa, bugün de Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizler sandığa, milletimizin iradesine, milletimizin hakkına, hukukuna sahip çıkıyoruz. Bu partinin kurucuları, emperyalistlerin saldırısına Kuvayı Milliye ile direnerek, ülkenin ve ulusun birliğine nasıl sahip çıktıysa, bugün de aynı kararlıkla bizler bu vatan topraklarına ve birliğimize sahip çıkmaya devam ediyoruz. Bunlar bizim, Cumhuriyet Halk Partililer olarak tarihi sorumluluklarımızdır.

 

CHP BİR İHTİLAL DEĞİL BİR İNKILAP PARTİSİDİR

İlk tüzüğümüzde partimizin tarifi de çok net yapılmıştır. Cumhuriyet Halk Partisi bir ihtilal değil, bir inkılap partisidir. Yani devrimlerin partisidir. Daha kuruluşundan birkaç hafta sonra Partimiz ilk devrimini yapmış ve Cumhuriyeti kurmuştur. Yaptığımız birinci devrimle milletimiz egemenliğin kaynağı haline gelmiştir. Yüzlerce yıl Saraya kul olan milletin her bir ferdi, Cumhuriyetle beraber asil birer yurttaş olmuştur. Partimizin ikinci büyük devrimi, ülkemize çok partili hayatı getirmek olmuştur. Kuruluşumuzdan tam 27 yıl sonra bu ülkede iktidarın kansız, kavgasız el değiştirmesinin önünü, partimiz açmıştır. Partimizin yaptığı üçüncü büyük devrim ise ülkemize Sosyal Demokrasiyi getirmektir. Sosyal demokrasiyle beraber bu topraklar “sosyal devlet”, “örgütlü toplum”, “fırsat eşitliği” gibi çağdaş kavramlarla tanışmıştır.

 

CHP’NİN ÖNÜNDE YENİ BİR TARİHİ GÖREV VAR

Ve şimdi Cumhuriyet Halk Partisi’nin önünde yine tarihi bir görev durmaktadır. Cumhuriyetimizi tam demokrasiyle taçlandırmak… Hukuku üstün kılan, millet iradesine ve sandığa sonuna kadar sahip çıkan, kuvvetler ayrılığını tam manasıyla sağlamış, denge ve kontrol mekanizmalarına sahip, millete her bir kör kuruşun hesabını veren; saydam, çağdaş, demokratik bir rejimi inşa etmek Cumhuriyet Halk Partililer olarak bizim görevimizdir. Bu ülkede bu dördüncü devrimi yapacak kadro, anlayış, birikim ve kuvvet Cumhuriyet Halk Partisi’nde ve onun devrimci genlerinde mevcuttur.

 

TEHDİTLERE PABUÇ BIRAKMAYIZ

Egemenliği milletten alıp, Saraya vermek isteyenler, adaleti vicdanlarda ve kanunlarda değil, sarayın iki dudağı arasında arayanlar, milletin çocuğu işsizken, saraylarında sosyete hayatlarının keyfini sürenler, kamu ihalelerini hak edenlere değil, yandaşlarına verenler, kurallı yönetim yerine, keyfi yönetim isteyenler, elbette cumhuriyetimizin tam demokrasiyle taçlanmasını istemeyeceklerdir. Bizi türlü tehdit ve şantajlarla engellemeye, yolumuzdan çevirmeye çalışacaklardır. Ama bizim bunlara pabuç bırakmadığımızı ve bırakmayacağımızı tarihimiz göstermiştir. Maraş’tan, Antep’e; Denizli’den, Uşak’a; Dumlupınar’dan, Afyon’a; Kıbrıs’ın Beşparmak Dağlarına ve Ankara’dan İstanbul’a kadar adalet için atılan her bir adımda bu kararlılığın izleri vardır.

 

BİZİ YOLUMUZDAN VE MÜCADELEMİZDEN GERİ ÇEVİREMEZLER

Milletimizin birlik ve beraberliğini tehdit edenler, kardeşliğimize kast edenler, bu aziz vatanın topraklarına göz dikenler, bu ülkede demokrasi trenini rayından çıkarmak isteyenler, geçmişte olduğu gibi bugün de, yarın da, karşılarında milletimizi ve partimizi bulacaklardır. Genel Başkanımıza yapılan saldırılar, İl Başkanlarımıza siyasi davalarla verilmek istenen gözdağları, Belediye başkanlarımıza savrulan tehditler, Saraydan gelen talimatlarla Milletvekillerimizin, Parti Meclisi üyelerimizin özgürlüklerinin ellerinden alınması, bizi çıktığımız yoldan ve mücadelemizden geri çeviremez. Cumhuriyet Halk Partisi, kökleri milletin vicdanına uzanan “Hak, hukuk ve adalet siyasetine” devam edecektir. Partimiz, Cumhuriyetimizi er geç tam demokrasiyle taçlandıracaktır. Partimizin kuruluş yıl dönümü olan 9 Eylül’de, bizler Atamızın bize bıraktığı ilkeler ışığında, çağdaş medeniyetler seviyesinin üzerine çıkma hedefinin taşıyıcısı olarak, ülkemizin kurucu değerlerini savunmaya devam edeceğiz. Bu vesileyle ilk ve ebedi Genel Başkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, İkinci Genel Başkanımız Sayın İsmet İnönü’yü, Üçüncü Genel Başkanımız Bülent Ecevit’i saygı ve rahmetle anıyoruz. Hayattaki Genel Başkanlarımıza, Sayın Hikmet Çetin’e, Sayın Altan Öymen’e ve Sayın Deniz Baykal’a Partimize verdikleri emek ve çalışmalar için şükranlarımızı sunuyor, kendilerine sağlıklı, huzurlu, güzel bir yaşam diliyoruz.

 

EĞİTİMDE BAŞARIYI YAKALAYAMIYORUZ

Bugün yeni eğitim ve öğretim yılı başlıyor. 18 milyonu aşkın öğrencimiz bugün okullarına, öğretmenlerine, arkadaşlarına kavuştular. Ülkemizin umudu öğrencilerimize, geleceğimizi emanet ettiğimiz öğretmenlerimize ve kuşkusuz yavruları için her şeyin en iyisini isteyen ailelerimize başarılı bir eğitim öğretim yılı diliyoruz. Ancak ailelerimizin bin bir fedakârlığına, öğretmenlerimizin gayretlerine rağmen eğitimde bir türlü başarıyı yakalayamıyoruz. Bunu ben değil, bu ülkeyi 17 yıldır yöneten Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Genel Başkanı söylüyor. Başarıyı geçtik, eğitim öğretimde geriye gidiyoruz. Son 17 yılda çok ciddi bir çöküş eğitimde göze çarpıyor. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı OECD Fen, Matematik ve Okuduğunu anlama gibi konularda uluslararası bir sınav yapıyor ve ülkeleri karşılaştırıyor. Bu sınavın adına da PISA deniyor. Bu sınavlarda öğrencilerimizin konumu gerçekten içler acısı. Son sınavda 2015 yılında 72 ülke arasında bizim öğrencilerimiz; Fen bilimlerinde 54. Sırada. Matematik ve okuduğunu anlamada ise 50. Sırada yer aldı. Bir başka istatistik ÖSYM’nin 2019 Yüksek Öğretim Kurumları Sınavı Raporundan. Toplam 2 milyon 390 bin 491 öğrencimiz bu yıl Üniversite Sınavlarına girdi. Fizikte 1 milyon 131 bin 330, Kimyada 1 milyon 163 bin 813, Biyolojide 1 milyon 447 bin 782 öğrencimiz tek bir soruya dahi, dikkatinizi çekiyorum tek bir soruya dahi, doğru cevap verememiş. 39 sorunun sorulduğu matematik sınavında tek bir doğrusu olmayan öğrenci sayısı 307 bin 712. Tarih dersinde 437 bin 455, Coğrafya dersinde 419 bin öğrenci tek bir soruyu dahi doğru cevaplayamamış. Gerek ulusal gerekse uluslararası istatistikler eğitimde büyük bir felakete doğru gittiğimizi gösteriyor. Fiziği, Kimyayı, Biyolojiyi, Matematiği çocuklarına öğretemeyen bir eğitim sistemi Türkiye’nin bilimde başarılı olmasını sağlayamaz.

 

EĞİTİM SİSTEMİMİZ UÇURUMUN DİBİNDE

Bu eğitim sistemiyle, çağdaş medeniyetleri yakalayamayız, sıkışıp kaldığımız orta gelir tuzağından kurtulamayız. Eğitime ideolojik gözlüklerle bakan, çocuklarımızın beynine kendi meşrebine göre format atmaya çalışan bu iktidarın eğitim sistemimizi getirdiği yer maalesef uçurumun dibidir. Bu iktidar eğitim sistemimizi çökertmiştir bu büyük bir günahtır. Çökertilen eğitim sistemi, ucube Saray rejiminde giderek daha da dibe batmaktadır.

 

DEVLETİ ŞİRKET, MİLLETİ MÜŞTERİ GÖRÜYORLAR

Bu ucube rejimde; ülkemizin okulları özel okul sahibi, hastaneleri özel hastane sahibi, turizmi ve kültürü de otel sahibi bakanlara emanettir. Devleti şirket, milleti ise müşteri gören bu ucube sistemle zengin daha zengin, fakir ise daha fakir olacaktır. Çünkü bu sistemde vatandaşlar arasında, çocuklar arasında fırsat eşitliği tamamen ortadan kalkmaktadır. Ülkemizin marka devlet okullarının içi boşaltılmakta, paralı okullar ise desteklenmektedir. Bugün fakir fukaranın çocuğu tek bir okul tipine zorlanırken, zenginin çocuğu araba yükü para verip, özel okullarda kaliteli eğitim almaktadır. Bu, zengin ve fakir arasındaki duvarları daha da yükseltmekte, yoksulluk babadan evlada miras kalmakta, gelir dağılımındaki adaletsizlik giderek pekişmektedir.

 

BEŞERİ SERMAYEMİZ HIZLA ZAYIFLIYOR

Diğer yandan sanki adeta yüksek lise diyebileceğimiz kasaba üniversitelerinden mezun çocuklarımız iş bulamamaktadır. Onları yetiştiren ailelerimizin kırgınlığı giderek artmakta, sosyal dengelerimiz çatırdamaktadır. Bugün ülkemizde üniversite mezunu işsizlerin sayısı 1 milyonu aşmıştır. Her 4 gençten biri bu ülkede işsizdir, iş arayan her dört gençten biri. Maalesef her 4 işsizden biri de üniversite mezunudur. İyi okullardan mezun gençlerimiz yurt dışına kapak atmaya çalışmaktadırlar. Beşerî sermayemiz hızla zayıflamaktadır. Ülkemizin en önemli üstünlüklerinden biri olan genç nüfus avantajı bu beceriksiz iktidar elinde heba olup gitmektedir. Artık Türkiye’nin heba edilecek, yurt dışına kaptırılacak tek bir genci dahi yoktur. Ama maalesef ülke yönetilmemekte, ülke savrulmaktadır.

 

MİLLETİN HACET KAPISI DEVLET KAPISIDIR

Tabi genç deyince Diyarbakır’daki ailelerimize de değinmemek olmaz. Bir süredir gözü yaşlı analar, babalar Diyarbakır’da bir partinin İl binasının kapısında dağa kaçırılan evlatlarını geri almak için nöbet tutuyor. Dağa zorla kaçırılan çocuklar, gözyaşı döken ana babalar için üzülmemek, kahrolmamak mümkün değil. Bunu yapan PKK terör örgütünü lanetliyoruz. Kaçırılan çocukların ailelerine kavuşması için kim ne imkânı, ne gücü varsa seferber etmekten kaçınmamalıdır. Ama unutulmasın milletin hacet kapısı devletin kapısıdır. Millet başka adreslerin kapısında derdine çare ararsa, devletin güç ve kudreti, otoritesi sorgulanmaya başlar. Buna aklı başında hiç kimse, hele hele devleti yönetenler izin vermemelidir.

 

BİZ TÜM GÖZÜ YAŞLI ANNELERİN YANINDAYIZ

Ancak bu iktidar döneminde; evlatlarını yıllardır arayan Cumartesi anneleri Galatasaray Meydanı’nda unutuldu, sonra onlara bu meydan da yasaklandı. Evladını dağa kaptıran anneler de Diyarbakır’da bir partinin il başkanlığının kapısına bırakıldı. Bir de üstüne üstlük evlat acısıyla yanan annelerin gözyaşlarını yarıştırmaya kalktılar. Biz tüm gözü yaşlı annelerin yanındayız.

 

ARKADAŞ SEN GÖREVİNİ NİYE YAPMIYORSUN?

Şimdi de bakıyoruz atama İçişleri Bakanı çıkmış. Ailelere “tam doğru adresin önündesiniz” diyor. Eyvah ki ne eyvah! Yani oralarda hacet kapısı devlet değil de bir siyasi parti mi oldu? Arkadaş, sen görevini niye yapmıyorsun? Devleti ne duruma düşürdüğünün farkında değil misin? Kimsenin devlet otoritesini küçük düşürme hakkı yoktur. Ama bakıyoruz saray sosyetesi ağzına geldiği gibi konuşuyor. Boşa söylemiyoruz: “Ülke yönetilmiyor, ülke savruluyor.”

 

SEÇİM KAYBETMEYİ HAZMEDEMEDİ, GÖZDAĞI VERMEYE ÇALIŞIYOR

Lafının önünü arkasını düşünmeyen bir diğer kişi Sarayın kibirli adamı… Adana’da, Mersin’de, Antalya’da, Ankara’da, İstanbul’da seçimi kaybetmeyi bir türlü hazmedemiyor. Hazmedemedikçe köpürüyor, siyaseten intikam almaya kalkıyor. İstanbul il başkanımızın yıllarca önce yaptığı ve yapmadığı sosyal medya paylaşımlarını yargıya talimat vererek suç saydırıyor. Aklınca CHP’ye gözdağı veriyor. 9 yıl 8 ay 20 gün ceza kestiriyor. Yetmiyor bir de “şiir okudu” diye cezasını ağırlaştırıyor.

 

7-8 YIL ÖNCEKİ PAYLAŞIMLARA CEZA VERİLECEKSE AK PARTİDE YÖNETİCİ KALMAZ

Hatırlayacaksınız, aynı AK Parti Genel Başkanı; “Şiir okudum diye, beni hapse attılar. Siyasi hayatımı bitireceklerini sandılar. Şiir ya şiir… Hem de, Ziya Gökalp’in bir şiiri… Onu okudum diye, bana yapmadıkları kalmadı, hapse attılar, bana ‘muhtar bile olamaz’ diye manşetler attılar…” diye meydan meydan dolaşıp, mağdura yatmıştı. Bu edebiyatla da vatandaştan oy devşirmeye çalışmıştı. Şimdi buradan söylüyorum: 7-8 yıl önceki sosyal medya paylaşımlarına hapis cezası vermeye başlarsanız, FETÖ ve PKK terör örgütlerini övmekten partinizde yönetici kalmaz. Nereden nereye? Söylüyoruz ülke yönetilmiyor ülke savruluyor.

 

İNSAF Kİ NE İNSAF!

Kazandığımız belediyelerde milletin parası millet için harcanmaya başlamıştır. Belediyelerde israf musluklarının kapatılması, sarayın kibirli adamında sinir ve telaşı artırmıştır. Çamur siyasetinden medet umulmaktadır. Şimdi de bizi belediyelerde işçi çıkarmakla suçluyorlar. Hafta sonunda Eskişehir’de “Bizim belediyelerimizde böyle işçi çıkarmak gibi bir şey olmadı” buyurmuşlar. İnsaf ki ne insaf… Mahalli İdarelerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Sayın Seyit Torun; bizden Adalet ve Kalkınma Partisi’ne geçen belediyelerde yaşanan işçi çıkarımlarıyla ilgili kapsamlı bir çalışmayı yürütüyor. Ama ben size kendi seçim bölgemden Tekirdağ’da yaşanan işçi çıkarmalardan bahsedeyim. Hayrabolu ve Süleymanpaşa’da belediye ve bağlı şirketlerinde işine son verilen, sözleşmesi feshedilen işçi ve personel sayısı 29. Bunun yanında istifaya zorlanan, görev yeri değiştirilen personel de var. Kapaklı’da 31 Mart’tan bu yana 41 kişi işten ayrılmış. 4 tanesi istifa, 3’ü fesih, biri emeklilik deniyor. Anlaşılan burada da ciddi çalışanlar üzerinde bir mobbing yürütülüyor. Özetle, ya kendi parti teşkilatı AK Parti Genel Başkanına yanlış bilgi veriyor ya da AK Parti Genel Başkanı millete doğruları söylemiyor. Herkesin içi ferah olsun. CHP’li Belediye Başkanlarımız işe uğramadan para alan bankamatik memurları ile amirlerine hakarette bulunan çalışanlar dışında kimsenin iş akdini feshetmemeye azami özeni gösteriyorlar.

 

İKTİDAR, ABD İLE RUSYA ARASINDA PİNPON TOPUNA DÖNDÜ

Sarayın kibirlisinin dengesini bozan bir diğer konu Suriye ve özellikle İdlib’de artık işin sonuna yaklaşılıyor olması. İktidar, Amerika ve Rusya arasında adeta “pinpon topuna” döndü. Kaç zamandır Fırat’ın doğusunda ABD ile beraber, güvenli bölge oluşturulmasından bahsediliyor. Biz güvenli bölgeyi sınırlarımızın teröristlerden arındırılması olarak düşünüyorduk. Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanının güvenli bölgeden ne anladığını ise geçtiğimiz hafta öğrendik.

 

SURİYELİLERE YAPILACAK EVLERDE HAVUZ VE JAKUZİ EKSİK!

Erdoğan’ın güvenli bölgeden anladığı; sınırlarımızda Suriyelilere 250-300 metrekare evlerin inşa edilmesiymiş. Evlerin etrafına da şöyle 100-150 metrekarede bahçe yaparsak şahane olacakmış. Biz de ekleyelim, bu evlerin yüzme havuzları ve jakuzileri eksik. Yetmez, bir de AK Parti Belediyelerinin elindeki ihtiyaç fazlası arabalardan Suriyelilere birer tane de hediye edildi mi, çok şükür Suriye sorunu diye bir sorunumuz kalmaz.

 

GİZLİ KARARNAMEYİ YAYINLAYIN, MİLLET PEŞKEŞİ GÖRSÜN

Maalesef Sarayın aklında varsa yoksa beton, varsa yoksa rant… Bugüne kadar Suriyelilere 40 milyar dolar harcadık diyorlardı. Ama 50 milyon dolar için tank palet fabrikasını Katar ordusuna gizli kararnamelerle peşkeş çekiyorlar. Şimdi de güvenli bölgede ev ve bahçe inşaatı için milyarlarca doları gözden çıkarmışlar anlaşılan. Ne diyelim, Allah tez elden akıl fikir versin. Bu arada şu gizli kararnameyi bir zahmet Resmi Gazete’de yayımlayın da bu millet tank palet fabrikası peşkeşini gözleriyle bir defa daha görsün.

 

ELİNİ TUTAN YOK, FAİZİ SIFIRA İNDİR

Ekonomideki sıkıntılar artarak sürüyor. Sarayın kibirli adamı ise Merkez Bankası faizleri üzerinden şov yapıyor. Yok önce faiz tek haneye inmeliymiş, o zaman enflasyon da tek haneye inecekmiş, ekonomi canlanacakmış… Millet perişan, işsizlik başını almış gitmiş. Geri ödenmeyen çekler, geri dönmeyen krediler, protesto edilen senetler hepsi almış başını gitmiş. Çiftçi daha bu senenin primlerinin ne olduğunu öğrenemedi, hala daha açıklanmadı.  Cek cak’la, hiçbir şey yapmadan bu işler yürümüyor. Dereye su gelmiyor, kurbağanın gözü patlıyor. Merkez Bankası Başkanını da işten attın. Artık elini tutan da yok. Konuşmayı bırak, bir an önce şu faizi sıfıra indir.

 

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınızı teker teker ve kurum kimliklerinizle beraber alabilirim.

Soru- İçişleri Bakanı’nın açıklamaları oldu. Özellikle İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyelerine yönelik bir kayyum olacak mı, olmayacak mı sorusu gündemdeydi iddialarda. Buna ilişkin olarak böyle bir şey söz konusu değil dedi ve aynı zamanda pejmürde ifadelerine de açıklık getirdi. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Bunu o zamanda söylemiştim. Televizyon programı için PR yapıyor ama bunları tabi atama da olsa İçişleri Bakanı söylediği zaman ülkenin gündemini meşgul ediyor, ülkenin gündemini karartıyor. Bu ülkenin gerçek gündemi işsizliktir, yoksulluktur, pahalılıktır, mutfaklardaki boş tenceredir. Tüm çabalar bu ülkenin, bu milletin gerçek sorununu gözlerden kaçırmak içindir.

Soru- Pejmürde ifadesi de soruldu kendisine İçişleri Bakanının. “Ben bir bakanım uyarılarım olacak” dedi. Bu yüzden bu pejmürde ifadesini kullandığını söyledi programda. Bununla ilgili bir değerlendirmeniz olur mu?

Faik ÖZTRAK- Atama bakanların seçilmiş Belediye Başkanlarını kamuoyu önünde ipe sapa gelmez konuşmalarla uyarma görevi ne zamandan beri var çok merak ediyorum. Bakın biraz önce söyledim, İstiklal Caddesi’nde pırıl pırıl bir gencimiz hayatını kaybetti. Bıraksın bu uyarmaları falan, bakan işini yapsın.

 

Soru- Siz de değindiniz güvenli bölge konusuna. Sayın Cumhurbaşkanı da “3 – 5 helikopterle, 10 araçla bu iş olmaz” dedi, göstermelik olduğunu ifade etti ama Milli Savunma Bakanlığı da gecikmeden Amerika’yla birlikte güvenli bölge adımlarının atıldığını söylüyor ve Cumhurbaşkanı da Amerika’nın özellikle terör için bir güvenli bölge kurulduğunu söylüyor. Dünkü ifadeleri böyleydi. Orada bir çelişki yok mu siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Ülkenin güvenlik meselesinden bahsediyoruz. Ülkenin güvenlik meselesi söz konusu olduğu zaman her şeyi yapmak lazımdır. Ama önce bir yönetimin kendi içinde ne olup ne bittiği konusunda anlaşması lazımdır. Yani Cumhurbaşkanı çıkıyor diyor ki, “bu işler böyle yürümez, böyle üç beş devriyeyle bu işler hallolmaz.” Buna karşılık Milli Savunma Bakanı çıkıyor diyor ki, “her şey takvime göre yürüyor.” Hangisi doğru? Bizim bunları bilmeye ihtiyacımız var. Sonuç itibariyle bu ülkenin güvenliği, Suriye sınırının güvenliği, Suriye sınırının perfore Afganistan – Pakistan sınırı gibi olmaması meselesi bu ülkenin bekasıyla yakından ilgilidir. Burada eğer Cumhurbaşkanıyla Milli Savunma Bakanı aynı sesten aynı sözü konuşamıyor, aynı sözü söyleyemiyorsa durum çok vahimdir.

 

Soru- Biraz önce siz de değindiniz, Tank Palet Fabrikasıyla ilgili ikinci bir kararname gizlendiğini söylediniz. Efendim iktidar kanadından herhangi bir açıklama gelmedi. Bunun bir belgesi var mı?

Faik ÖZTRAK- Bunun bir belgesinin sarayda olduğunu duyuyoruz, biliyoruz. İstediğimiz, talep ettiğimiz bu belgenin yani bu gizli kararnamenin bir an önce Resmi Gazete’de yayınlanarak milletimizin gözleri önüne konmasıdır. Bu kadar hayati bir konu gizli kararnamelerle geçiştirilemez.

 

Soru- Efendim Sayın Kılıçdaroğlu’na yumurtalı saldırı… son 5 yılda CHP lideri Kılıçdaroğlu’na beşinci saldırı diye biliyoruz biz fiziki olarak. Bununla ilgili bir kınama geldi mi, size ulaşan bir geçmiş olsun mesajı oldu mu? Onun da ötesinde saldırganlarla ilgili henüz ortada bir iddianame yok. Bundan önceki Çubuk saldırganıyla ilgili de. Bununla ilgili bir değerlendirmenizi alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Bilebildiğim kadarıyla bir geçmiş olsun mesajı gelmedi. Ama arkadaşlar, bu ülke gerçekten giderek ilginçleşmeye başladı. Daha doğrusu bu yönetim ilginçleşmeye başladı, ülkeye bir şey demeyelim. Bir tarafta Canan Kaftancıoğlu bundan 7 – 8 yıl önce atmış olduğu tweetler nedeniyle apar topar mahkeme önüne çıkarılıyor, hüküm veriliyor. Diğer taraftan Genel Başkanımızın önüne kurşun atılıyor, teröristler dağlardan tüfekle saldırıda bulunuyor, yumruk atılıyor, linç etmeye kalkılıyor, yumurta atılıyor ama ortada hiçbir dava falan yok. Yani bu artık Türkiye’de neyin ne olduğunu bence çok net bir şekilde gözler önüne seriyor. Birilerine sosyal medyadan bir laf söylediğiniz zaman 9 yılı aşıyor alacağınız ceza. Ama Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanına suikast girişiminde bulunduğunuz zaman, saldırdığınız zaman hiçbir ceza almıyorsunuz. Demokrasi bunun neresinde? Yarın öbür gün meclis grubumuz ve Genel Merkezimiz son linç girişimiyle ilgili raporu açıklayacaktır. Orada göreceksiniz, durum son derece vahim. Ama bununla ilgili daha hala ortada doğru düzgün bir suçlama, doğru düzgün bir dava yok. Hatta resimleri orada olan bir takım insanların kimlikleri dahi belli değil. Bu gerçekten içine düştüğümüz adalet sistemimizin, idarenin içine düştüğü aczi açık seçik gözler önüne seriyor. Ya da kasıtlı davranışı açık seçik gözler önüne seriyor.

 

Soru- Bu saldırılarla ilgili herhangi bir işlem yapılmamasını, iddianame hazırlanmamasını, dava açılmamasını bir sonraki saldırı için de önayak olduğunu mu söylemek istiyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Cezalandırmazsanız tabi ki bundan sonrakilerinde önünü açıyor olursunuz. Ama sonuç itibariyle bahsettiğimiz kişi Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanıdır. O işler o kadar kolay değildir.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

 

TÜİK’İN ENFLASYONU İLE VATANDAŞIN ENFLASYONU ARASINDAKİ MAKAS AÇILIYOR

 

ANKARA- CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı enflasyon rakamlarıyla vatandaşın yaşadığı gerçek enflasyon arasındaki makasın giderek açıldığını belirterek, “TÜİK’in milletimize yapacağı en büyük iyilik, fiyatları nerelerden topluyorsa milletimize bunların açık adresini vermesidir. TÜİK’in bulduğu bu ucuz ve uygun fiyatlardan, vatandaşlarımız alışveriş yapmaktan mahrum edilmemelidir” diye konuştu.

 

CHP Ekonomi Politikaları Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, TÜİK’in açıkladığı 2019 Ağustos dönemi enflasyon rakamlarıyla ilgili yazılı basın açıklamasında şunları belirtti:

 

TÜİK’in bugün açıkladığı 2019 Ağustos ayına ait tüketici fiyatlarına göre Ağustos’ta tüketici enflasyonu yüzde 0,86; 12 aylık enflasyon ise yüzde 15,01 oldu. Türkiye’nin ismi, bu 12 aylık enflasyon oranıyla, dünya enflasyon liginde Angola, Etiyopya, Haiti, Liberya gibi ülkelerle anılmaya devam ediyor.

 

BAZ ETKİSİ ŞALI KALKTIĞINDA HANGİ HİKAYELERİ ANLATACAKLAR

Geçen yıl Ağustos ayında yaşanan krizle beraber enflasyon Ağustos-Ekim döneminde sıçradı.  Geçtiğimiz yıl Ağustos-Ekim döneminde gerçekleşen yüksek enflasyon rakamları, endeksten çıkmaya başladığı için 12 aylık enflasyon rakamları bu ay ve önümüzdeki iki ay boyunca düşecek. Baz etkisiyle enflasyonun düşeceğini dikkate alarak kamu zamlarına hız veren iktidar, Kasım ve Aralık aylarında enflasyonun üzerinden baz etkisi şalı kalktığında ve enflasyon yeniden yükselmeye başladığında, millete acaba hangi hikayeleri anlatacak?

 

İTO’NUN İSTANBUL ENFLASYONU, TÜİK’İ ÜÇE KATLADI

TÜİK’e göre İstanbul’da gerçekleşen tüketici enflasyonu Ağustos’ta yüzde 0,95; İstanbul Ticaret Odası’nın İstanbul için açıkladığı enflasyon oranı ise yüzde 2,53 oldu. İTO’nun açıkladığı İstanbul enflasyonu TÜİK’in açıkladığının neredeyse 3 katı.

 

RESMİ ENFLASYON İLE GERÇEK ENFLASYON ARASINDAKİ MAKAS AÇILIYOR

Diğer taraftan son kamu zamları, Ağustos enflasyonunu 1,24 puan yukarı çekti. Bu zamlar çıkarılırsa, TÜİK’e göre tüketici fiyatlarının artmadığı, aksine yüzde 0,38 düştüğü anlaşılıyor. Milletin cüzdanındaki yangın büyürken, devletin rakamlarına bu yangın nedense bir türlü yansımıyor. TÜİK’in enflasyonu ile vatandaşlarımızın yaşadığı gerçek enflasyon arasındaki makas her geçen gün biraz daha fazla açılıyor.

 

EN BÜYÜK SERMAYE GÜVENDİR

Kurumların en önemli sermayesi güvendir. Saray Damadını ekonominin başına, Damat da arkadaşını ekonominin performansını gösteren rakamları üreten kurumun başına getirirse ne millete ne de piyasalara güven verebilirsiniz.

 

TÜİK BU FİYATLARI NEREDEN ALDIĞINI AÇIKLASIN, MİLLET DE FAYDALANSIN

İçinde bulunduğumuz ekonomik krizin tüm yükü vatandaşlarımızın ve reel sektörümüzün sırtına yüklenirken, yurttaşlarımız hayat pahalılığı ve işsizlik arasında eziliyor. Vatandaş çarşıda ve pazarda TÜİK’in bulduğu fiyatları bulamıyor. TÜİK’in milletimize yapacağı en büyük iyilik, fiyatları nerelerden topluyorsa milletimize bunların açık adresini vermesi olacaktır. Vatandaşlarımız TÜİK’in bulduğu bu ucuz ve uygun fiyatlardan alışveriş yapmaktan mahrum edilmemelidir.

 

CÜBBELERİNİ ÇIKARSINLAR, ER MEYDANINA GELSİNLER

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün Genel Merkez’de, MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

 

Ülkemiz içeride ve dışarıda pek çok sorunla karşı karşıya. Merkez Yönetim Kurulumuzda görüştüğümüz sorunlar arasında: Fiyatları iktidar tarafından belirlenen ürünlerdeki zam yağmurları, ekonomik kriz ve krizin tüm yükünün kamu emekçilerinin sırtına yıkılması, Suriye’de giderek Türkiye aleyhine seyreden olaylar ve Türkiye’nin yönetilmediği, Türkiye’nin savrulduğu gerçeği vardı. Sözlerime başlarken, içinde bulunduğumuz Muharrem ayının kardeşliğe, dostluğa, berekete vesile olmasını, tutulan oruçların ve yapılan ibadetlerin Yüce Allah katında kabul olmasını diliyorum.

 

HER ŞEYİ 30 AĞUSTOS ZAFERİNE BORÇLUYUZ

Geçtiğimiz hafta çok önemli yıl dönümlerini de yaşadık. 26 Ağustos ile başlayan haftayı, Büyük Zaferin 97. Yılını kutladığımız 30 Ağustos ile tamamladık. 30 Ağustos Zaferi bu topraklarda, bu milletin büyük komutan ve devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde emperyalizme attığı çok güçlü bir tokattır.

Falih Rıfkı Atay’ın sözleriyle:

“Nemiz varsa,

Bağımsız bir devlet kurmuşsak,

Hür vatandaş olmuşsak,

Şerefli insanlar gibi dolaşıyorsak,

Yurdumuzu Batı’nın,

Vicdanımızı ve kafamızı Doğu’nun pençesinden kurtarmışsak,

Şu denizlere bizim diye bakıyor,

Bu topraklarda ana bağrının sıcağını duyuyorsak,

Belki nefes alıyorsak,

Hepsini, her şeyi 30 Ağustos Zaferine borçluyuz.”

Bu olağanüstü zaferi, şehit ve Gazilerimizin büyük fedakârlıklarıyla, zaferin Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün müthiş dehası ve liderliğiyle kazandık. Bu nedenle Gazi Mustafa Kemal Atatürk sevgisi kuşaklardır milletimizin tertemiz gönüllerine nakşolmuştur.

 

BUGÜN DE O GÜNLERDE OLDUĞU GİBİ “KARA YÜREKLİLER” VAR

Ama bundan 97 yıl önce, nasıl “Büyük Zafere” sevinemeyen, “Yunanlılardan kurtulduk. Bakalım Mustafa Kemal’den nasıl kurtulacağız?” diyen hainler varsa; Bugün de; Büyük Zaferin Başkomutanının şanlı hatırasını bu milletin gönlünden silmeye çalışan, Mustafa Kemal Atatürk’e, silah arkadaşlarına ve bu topraklar için savaş meydanlarında vermiş olduğumuz şehitlere kin ve nefretlerini kusmak için fırsat kollayan kara yürekler var.

 

MISIR CUMHURBAŞKANI İÇİN CENAZE NAMAZI KILDIRDILAR, 30 AĞUSTOS’TA ATAMIZIN ADINI ANAMADILAR

Biliyorsunuz güzel bir tevafukla bu yıl 30 Ağustos, Cuma’ya geldi. Diyanet, 30 Ağustos’ta Camilerde okuttuğu Cuma Hutbesinde; “Vatan” dedi, “İstiklal ve İstikbal” dedi, “Bayrak” dedi, “Şeref” dedi, “Haysiyet” dedi, “Millet” dedi, “Zillet” demeyi de unutmadı. Ama bu vatanın istiklal ve istikbalini kurtarmış, şanlı bayrağımızı yere düşürmemiş, milletin şeref ve haysiyetini koruyarak, zillete düşmesini engellemiş Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün adını hutbede geçiremedi. Mısır Arap Cumhuriyeti’nin vefat eden eski Cumhurbaşkanı için 81 ilde gıyabi cenaze namazı kıldıran Diyanet İşleri Başkanlığı, bu güzel vatanı emperyalist çizmelerinden kurtaran, bu topraklar üzerinde Ezan-ı Muhammedî’nin susmamasını sağlayan, bu Cumhuriyeti kuran Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü Cuma Hutbesinde anmadı, anamadı. 30 Ağustos’ta Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e uygulanan sansür aslında tek olay değil. Diyanet, bu yıl 15 Mart’ta “Çanakkale Zaferi ve Birlik Ruhu” diye hutbe okuttu. Ama hutbede tüm dünyaya “Çanakkale geçilmez” dedirten kahraman komutan Mustafa Kemal Atatürk’ü  tek bir cümleyle olsa dahi anmadı. 2017’de 10 Kasım Cuma’ya denk geldi. O gün de okutulan hutbede ölüm yıl dönümünde bu Cumhuriyetin banisine bir rahmet dahi dilenmedi.

 

CÜBBELERİNİ ÇIKARSINLAR, ER MEYDANINA GELSİNLER

Atatürk’le beraber milli mücadelede omuz omuza savaşmış, o günün Sarayı tarafından hakkında idam kararı verilmiş Diyanet’in ilk Başkanı rahmetli Rıfat Börekçi Hocamızın asil duruşu nerede? Bugün Diyanetin başına Sarayın atadığı; milyonluk makam arabalarıyla arzı endam eden, siyaseti cami minberlerine ve kapılarına kadar taşıyan, “Keşke Yunan galip gelseydi” diyen Atatürk düşmanını resmi cübbesiyle ziyaret eden sarayın memurunun duruşu nerede? 82 milyonun verdiği vergilerle Diyanet’in koltuklarında oturup, bu milletin ortak değeri, Atatürk üzerinden kin ve düşmanlık siyaseti üretmeye çalışanlar varsa, cübbelerini derhal çıkarsınlar. Gelsinler er meydanına. Milletimiz bu kendini bilmezlere sandıkta boylarının ölçüsünü verecektir. Yok eğer “Hem Atatürk’e kin ve düşmanlık besler hem de koltuklarımızda otururuz” diyorlarsa, o zaman gereğini yapma sorumluluğu onu oraya atayan saraya aittir.

 

DİYANET DE ÇÜRÜMEDEN PAYINI ALDI

Saray; gönlü Atatürk sevgisiyle dolu cami cemaatine Atatürk’ü unutturmak için format atmaya kalkan bu kendini bilmezleri, Atatürk’ün kurduğu kurumda, Rıfat Börekçi’nin oturduğu makamda bir dakika bile tutarsa bu suça ortaktır. Ama “balık baştan kokar” diyorlar. Bugün iktidar eliyle, Türkiye’nin Hazinesinden, Maliyesine, Askeriyesinden, Adliyesine tüm kurumları aşınıp, çürütülürken Diyanet de kendi payına düşeni almıştır. Geçtiğimiz hafta değinmiştim, bu hafta bir daha değiniyorum.  Genel Başkanımız 15 Temmuz Hain Darbe girişiminin ardından, tüm eleştirileri de göğüsleyerek, Yenikapı mitingine katıldı ve orada tarihi bir konuşma yaptı. Sayın Genel Başkanımız, o konuşmada: “Kışlaya, Adliyeye, Camiye siyaset girmemelidir” demişti. Çünkü bu üç yere siyaset girerse kurumlar çürür, kurumlar çürürse toplum çözülür. Milletin birlik ve beraberliği tehlikeye düşer.

 

KAÇAK SARAY’DA, PARTİ GENEL BAŞKANI ÖNÜNDE, OLMAYAN DÜĞMELERİNİ İLİKLEDİLER

Bugün kurumlarımızdaki bu çürümenin tek örneği Diyanet İşleri Başkanlığı değil. Bunun bir başka örneğini bugün adli yılın açılış töreninde yaşandık. Bundan birkaç yıl öncesine kadar Yargıtay’da yapılan adli yıl açılış törenleri, şimdi icranın başında bulunan Sarayın himaye ve gözetiminde yapılıyor. Kanunları uygulamakla görevli hâkim ve savcılar, Danıştay tarafından kaçak ve kanunsuz olduğu karara bağlanmış Sarayda yapılan toplantıda, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanının önünde ayağa kalkıp cübbelerinin olmayan düğmelerini iliklemeye çalışıyorlardı.

KANUNSUZLUĞA DEKOR OLDULAR

Merak ediyoruz, yeri geldiğinde vatandaş adına yürütmeyi denetleyecek olan bu hâkim ve savcılar, Yargının bağımsızlığını unutarak, Yürütmenin başının kendine mekân eylediği kaçak sarayda nasıl adli yıl açmayı içlerine sindirebiliyorlar? Bir kanunsuzluğa dekor olmayı nasıl hazmedebiliyorlar? Bu ülkede hâkim ve savcılar yargının bağımsızlığına, adalete ve kanunlara saygı duymadıktan sonra, milletten adalete güvenmesini nasıl bekleyecekler?

 

GÜÇSÜZ ADALET ACİZ, ADALETSİZ GÜÇ ZALİMDİR

Siyasetin bir aracı, bir uzantısı haline gelen yargı en başta kendine zarar verir. Unutulmasın “Güçsüz adalet aciz, adaletsiz güç ise zalimdir”. Güçler ayrılığının, denge ve denetimin olmadığı bir ülkenin ufku parlak olamaz. Son beş yıldır yaşadığımız tecrübe, bunu artık herkese göstermiş olmalıdır. Hukuk üstünlüğünün olmadığı bir ülkede aşta büyümez, işte büyümez. Türkiye, 2014’te Dünya Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde 59. sıradaydı; 2019’da 50 basamak birden düşerek, 109. sıraya geriledi. Bugün Yargıtay Başkanı, yaptığı konuşmada bu uluslararası endeksleri eleştiriyor. Ama kedisi daha birkaç ay önce yargıya güvenenlerin oranının yüzde 70’lerden yüzde 30’lara düştüğünü söylemişti. Cumhurbaşkanı Yardımcısı da bu oranı yüzde 38 olarak teyit etmişti. Bugün milletin karnı doymuyorsa, tencereleri kaynamıyorsa, işsizlik almış başını gidiyorsa sebebini bunlarda aramalıyız. Onun için bunlardan bahsediyorum.

 

DEVLETİN ADALET DİREĞİ ÇÖKTÜ

Ama sonuç itibariyle memlekette işsizlik başını aldı gitti, ekonomi durdu, millet pahalılık altında inim inim inliyor. Sebebi, devletin “adalet direği” çöktü, yıkılan çatının altında hep beraber kalıyoruz. “Türkiye yönetilmiyor, Türkiye savruluyor” diyoruz. Olan da alın teriyle, emeğiyle geçinen yurttaşlarımıza oluyor.

 

TÜRKİYE EKONOMİSİ SON 3 ÇEYREKTİR DARALIYOR

Bugün, 2019’un ikinci üç ayına ait milli gelir rakamları açıklandılar. Türkiye ekonomisi son üç çeyrektir, yani 9 aydır, sürekli geriliyor, küçülüyor, ufalıyor. Ekonomimiz bu yılın ikinci üç ayında, geçen yılın aynı dönemine göre, yüzde 1,5 daralmış. Yılın ilk altı ayında ekonomideki daralma, geçen yıla göre, yüzde 1,9 olmuş. 2018’de 789 milyar dolar olan milli gelir, bu yılın ikinci üç ayı itibariyle 722 milyar dolara düşmüş. Yani tam 77 milyar dolar azalmış.

 

11 YIL ÖNCESİNİN GERİSİNE DÜŞTÜK

2008 yılında dolar cinsinden milli gelirimiz 777 milyar dolardı. Yani bugün 11 yıl öncesinin gerisine gitmişiz. İlk altı ayda milli gelirde erime biraz önce söylemiştim 67 milyar dolar olmuş. OVP’de bu yıl için belirlenen yüzde 2,3 büyüme hedefinin tutması için yılın geri kalanında büyümenin yüzde 6,1 olması gerekiyor. Bu da tabi mümkün değil. Sanayi ve Hizmetler sektörü son üç çeyrektir, inşaat sektörü son dört çeyrektir daralıyor. Ekonominin üretim kapasitesi ve büyüme potansiyelini belirleyen yatırım harcamaları tepetaklak olmuş vaziyette. Bu yılın ikinci üç ayında yatırım harcamaları, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 23 daralmış.

 

BUNLAR SAVRULAN BİR EKONOMİNİN RAKAMLARI

Bugüne kadar milli serilerine baktığımız zaman bir çeyrekte bu kadar büyük bir daralma hiç görmemiştik. Ama bugün medyadaki bazı yorumlara bakarsanız toparlandık diyorlar. Yatırım olmadıktan sonra neyi toparlıyorsunuz? Yılın ikinci üç ayında “Makine ve teçhizat yatırımları” yüzde 16, “İnşaat yatırımları” yüzde 29 daralmış. Aslında bütün bu rakamlar yönetilen bir ekonominin değil. Bu rakamlar savrulan bir ekonominin rakamları.

 

VERGİ TOPLAYAMIYORLAR, MİLLETİ HARACA BAĞLADILAR

Son iki ayda doğalgaza yaklaşık yüzde 15+15 zam yapıldı. İki zammın toplamı yüzde 32 ediyor. Çaya üst üste yüzde 15+15 zam yapıldı. Yakın zamanlarda şekere yüzde 16 zam yapıldı. Elektriğe yüzde 15 zam yapıldı. Benzinin litresi yeniden 7 liraya dayandı. Yani fiyatı iktidar tarafından, bu yönetim tarafından belirlenen veya yönlendirilen ürünlerde tam bir zam yağmuru var. Dolayısıyla baktığımız zaman tabi bu zamlar enflasyona yansıyacak. Ama doğalgaza, elektriğe, akaryakıta yani üretimin temel girdilerine yapılan bu zamların bir de dolaylı etkileri var. Bu zamlar aynı zamanda şirketlerin üretim maliyetlerini de etkiliyor ve dolayısıyla da bu zamlar tüm sektörlerde fiyat artışlarını, enflasyonu, hayat pahalılığındaki artışı tetikleyecek. Ve oradaki üretim planlarını da olumsuz yönde etkileyecek. O nedenle İstanbul Sanayi Odası yapılan zamlara isyan ediyor. Bu isyanın sebebi işte bu. Daralan ekonomide vergi toplayamayan iktidar, şimdi yaptığı zamlarla milletti adeta haraca bağladı.

 

DOĞALGAZA YÜZDE 10 İNDİRİM VAADİ NE OLDU

Geçen kış evini ısıtmak için aylık 350 lira doğalgaz faturası ödeyen bir aile bu kış, o da yeni zamlar gelmezse, 462 TL ödeyecek. Şimdi hatırlayalım hep beraber. Seçimden önce, AK Parti Genel Başkanı meydan meydan dolaşıp ne diyordu; “Bay Kemal dinlesin. Doğalgazda yüzde 10 indirim yapıyoruz”. Ne oldu indirim? Seçimden sonra, doğalgaz fiyatlarında yüzde 32 artış yapıldı. Aynı Genel Başkan dün çıkmış, sıkılmadan seçim döneminde verilen sözlerin tutulup tutulmasından bahsediyor. İnsaf ki ne insaf.

 

TARAFSIZLIK YEMİNİNİ “NAMUSU VE ŞEREFİ ÜZERİNE” ETTİ

Kalkmış bize “Namus üzerine edilen yemin” dersi vermeye kalkıyor. Kim bu dersi vermeye kalkıyor? Anayasamızın 103. Maddesine göre görevini tarafsızlıkla yerine getireceğine “namusu ve şerefi üzerine” ant içmiş kişi. Seçimlere tarafsız Cumhurbaşkanı olacağım diye girip seçimlerden sonra kendini Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanlığına seçtiren kişi. Verdiği sözleri tutmayan, yeminine sadık kalmayan birilerinin kalkıp da bize yemin dersi vermesine cevabımız, bunu çok sık söylüyorum basın toplantılarında, ancak İsmet Paşa’nın sözleriyle olur: “Haaadi canım sen de…”

 

BÜTÇE MİLLETİN SIRTINDAN DÜZELTİLİYOR

Bu zam yağmuruyla bütçe milletin sırtından düzeltiliyor, iktidar da bu bütçeyle yandaş şirketlerin 400 milyar liralık borçlarını yapılandırıyor, havuz müteahhitlerine milletin geçmediği köprünün, oto yolun, yatmadığı hastanenin, uçmadığı havaalanlarının garanti bedellerini ödeyecek. Tam bir yağma düzeni. Hep söylüyorum, Sarayda, Sarayın kibirli adamı da milletten koptu. Milleti unuttu. Son bir ayda sadece doğalgaza yüzde 15+15 zam yapacaksın, ondan sonra da memura diyeceksin ki önümüzdeki yıl sana yüzde 4+4 zam. İnsaf. Bu, milletle dalga geçmektir.

 

HER YIL SAHNELENEN TİYATRO: HAKEM HEYETİ

Türkiye’de her yıl sahnelenen bir tiyatro var. İktidar memur sendikalarıyla pazarlık yapıyormuş gibi masaya oturuyor. Sonra anlaşılamıyorlar. İş, Hakem Heyetine gidiyor. Hakem Heyeti de iktidar ne derse onu imzalıyor. Masaya oturan sendikadan çıt çıkmıyor. Bu yılda aynı oyunu seyrettik. Memur-Sen, 2020 için, taban maaşa 200 TL seyyanen, ilk altı ay için yüzde 8, ikinci altı ay için yüzde 7 zam istemişti. Saray, 4+4 zam teklif etmişti. Hakemden ne çıktı? Yüzde 4+4. Sonra da bunun adına toplu sözleşme pazarlığı diyorlar. Bunun adı dört dörtlük tiyatro arkadaşlar. Bunun adı memurun alın terini gasbetmek. Bunun adı başkan olma ihtirasıyla gözleri kör olanların, çıkarttıkları krizin tüm yükünü memurun, tüm çalışanların, tüm üretenlerin omuzlarına yıkmasıdır.

 

CHP’Lİ BELEDİYELERDE İSRAFLA MÜCADELE BAŞLADI

Cumhuriyet Halk Partisi devraldığı belediyelerde; israfla mücadeleye başladı. Artık milletin kaynakları, belirli adresler, belirli eller, belirli gündemler için değil; millet için harcanıyor. Geçtiğimiz hafta İstanbul Büyükşehir Belediyemiz Ensar, TÜRGEV, TÜGVA gibi vakıflarla olan protokolleri iptal etti. Bugüne kadar İstanbul’un bütçesinden bu vakıflara 357 milyon 453 bin 972 lira harcandığını da böylece öğrenmiş olduk. Vakıflar bizim kültürümüzde çok önemli müesseselerdir. Hayırseverler servetlerini ve zamanlarını hayır işleri için vakfederse o vakıflara herkes saygı duyar. Ama vakıflar kurucularının şahsi servetlerini ve hayırseverlerin bağışlarını değil de kamunun kaynaklarını, tüyü bitmedik yetimin parasını harcıyorlarsa bunun hesabı sorulur.

 

SORSAN ABD’DE ÖĞRENCİLERE YURT YAPIYORLAR, YERSENİZ…

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki temsilciliğimiz, ABD Vergi Dairesi’ne başvurarak Ensar ve TÜRGEV Vakfı’nın 2014’te ABD’de kurdukları TÜRKEN Vakfına bugüne kadar ne kadar bağış yapıldığını sordu. Vergi Dairesi de gayet şeffaf bir biçimde, 2014-2017 arasında bu vakfa 54 milyon 250 bin dolar bağışta bulunulduğunu açıkladı. Yani yaklaşık 320 milyon Türk Lirası. Son iki yılda yapılan bağışlar henüz rapor edilmediği için toplam bağış rakamını henüz bilmiyoruz. Peki bu paralarla ne yapılıyor? ABD’de çiftlik alınıyor, New York’un en lüks mahallesi Manhattan’a gökdelen dikiliyor. Sorsan ABD’de okuyacak öğrencilere yurt yapıyorlar. Gümrükçünün bavulda yakaladığı saatlere tavuk yemi diyen kaçakçının hikayesi… Yerseniz… Bu vakıflara bu bağışları kimler yaptı, paralar Türkiye’den mi gitti, yoksa ABD’de mi toplandı bunu da bilmiyoruz. Ama artık şunu çok iyi biliyoruz. Bundan böyle CHP’li belediye başkanları tarafından yönetilen belediyelerin kaynakları bu vakıflara peşkeş çekilmeyecek. Kaynaklar o kentin hemşerileri için, yurttaşlarımız için kullanılacak.

 

BİR CUMHUR İTTİFAKI MUCİZESİ: KAPAK VAR, KUYU YOK

Bir örnekte Adana’daki kuyu skandalında. Adana’da yapılanlar, dünya “yolsuzluk literatürüne” geçecek cinsten. Önceki belediye yönetimi 76 su kuyusu açılsın diye ihaleye çıkmış. İhale bedeli 12 milyon TL. Yönetimi devralan Cumhuriyet Halk Partili Belediye Başkanımız da açıldığı söylenen bu kuyulardan 35’ini kontrol ettirmiş. Sonuç; kuyuların beton kapakları var. Ama kapakların altında kuyu yok. Kapak var kuyu yok. Tam bir Cumhur İttifakı mucizesi…

 

NASIL YÖNETİLECEĞİNİ BELEDİYELERİMİZDE GÖSTERECEĞİZ

Biz, bu ülkenin kaynakları doğru kullanılırsa, kaynaklar israf edilmezse, ona buna peşkeş çekilmezse, ülkemizin çok kısa sürede ayağa kalkacağına inanıyoruz. Bunu yönetimimizdeki belediyelerde tüm Türkiye’ye göstereceğiz. Tabii başkanlarımızın bu yaklaşımı sarayı çok rahatsız ediyor. O nedenle sarayın kibirli adamı miting meydanlarında yaptığı konuşmalarda başkanlarımızı açıktan artık hedef alıyor.

 

TÜRKİYE EGEMEN GÜÇLERİN SİLAH PAZARI OLUYOR, İKTİDARIN PAYINA DONDURMA YALAMAK DÜŞÜYOR

Türkiye’nin yönetilmeyip, savrulduğu bir başka önemli konu Suriye. Suriye meselesinde bu iktidar, ABD ve Rusya arasında geçen haftada söylemiştim adeta pinpon masasındaki topa döndü. Bir biri vuruyor bir biri. Hem Rusya hem ABD bu sahada istedikleri gibi at oynatıyorlar. Masada da bize silah satışı yapmaya çalışıyorlar. S-400 aldık diye, F-35 programından çıkarıldık. Şimdi yaklaşık 1,5 milyar dolar verdiğimiz F-35’leri kurtarmak için iktidar, ABD’ye Patriot’lar için göz kırpıyor. S-400 alıp F-35’lerden olunca Rusya ellerini ovuşturuyor, iktidara SU-35, SU-57 satalım diyor. Türkiye Suriye’de batağa saplandıkça egemen güçlere silah pazarı oluyor. Bu iş bilmez iktidarın payına da karşılığı olmayan hırslarını, dondurma yalayarak soğutmak düşüyor.

 

DÜN BÖLGEDE DOĞAL LİDERDİK, BUGÜN YALNIZ KALDIK

Astana dediler, Soçi dediler. Tüm bu süreçler şimdi çöktü. Astana’da “Suriye’de üç garantör devlet var” deniyordu. Rusya, İran ve Türkiye. Şimdi bu iktidar, “İdlib’de Mehmetçiklerimizin can güvenliğine Rusya garantör oldu” diye seviniyor. Artık Suriye’de, sadece sahada değil, masada da ağırlığımız Rusya ve İran’ın gerisine düştü. İdlib’de 12 gözlem noktasında askerlerimiz adeta rehin. Fırat’ın doğusunda ise ABD, bizim askerimize karşı, PYD ve YPG’ye garantörlük yapıyor. Savaş gemilerimizin arkasına sığınarak bizi iş bilmezlikle suçlayan sarayın kibirlisine bir daha söylüyoruz. Akdeniz’de hiçbir bölgesel işbirliği içinde yokuz. Bir daha söylüyorum. Dün Akdeniz’de ekonomik ve siyasi iş birliklerinin doğal lideri olarak görülen ülkemiz, bugün sarayın yaptığı hatalar nedeniyle bölgede yalnız kalmış, etkisizleşmiştir.

 

SURİYE’DE İKİ KAYBEDEN VAR: TÜRKİYE VE SURİYE

Suriye’de artık sona yaklaşılıyor. İdlib’i Suriye ve Rusya bombalıyordu. Şimdi buna ABD de katıldı. İdlib’den yüzbinlerce insanın Türkiye’ye akması riski her geçen gün artıyor. 30 Ağustos günü sınırımızda yaşananları hep beraber gördük. Binlerce insan sınırımıza akın etti. Yıllardır iktidarın beslediği, koruyup kolladığı bu insanlar, şimdi Türkiye’ye karşı cephe almaya başladı. Bu, iktidar için bir uyarı olmalıdır. Türkiye sahada ne İsa’ya ne de Musa’ya yaranabiliyor. Sarayın Suriye politikası tel tel dökülüyor. Maalesef Suriye’de kaybeden iki ülke var. Biri Suriye.  Yüzbinlerce insanını yitirdi. Yüzbinlerce yurttaşı başka ülkelere göç etti, yerinden yurdundan oldu. Diğer kaybeden ise Türkiye. Şu ana kadar 3,5 milyon Suriyeli için 40 milyar dolardan fazla para harcadı. Ekonomimiz artık bu yükü taşıyamıyor. Şehirlerimiz açık hava kamplarına dönüştü. Bazı şehirlerimizin demografik yapısı da bozuldu. Sosyal sorunlarımız ağırlaştı, sınırlarımız Peşaverleşti, yanı başımızda terör adacıkları oluşmaya başladı. Yüzlerce Mehmetçiğimiz sınırlarımızı korumak için operasyonlarda şehit oldu. Süleyman Şah Türbesi, sırtlanıp kaçırıldı, sınırlarımız dışındaki tek toprak parçamız kaybedildi. İktisatta “Zararı en aza indirme” diye bir kavram vardır. Türkiye Suriye’de çok büyük yüklere, zararlara katlanmıştır. Artık bu ülke daha fazla yüke katlanamaz. Yeni bir göç dalgasına ve Suriye’den gelecek şehit haberlerine bu milletin artık tahammülü kalmamıştır. Bir an önce yepyeni bir strateji oluşturulmalı, bölge ülkeleriyle masaya oturularak sorunları çözmenin yolları aranmalıdır. Bu arada Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatıyla ilgili önerimizin yeniden değerlendirilmesinin altını çizmek istiyorum.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı kurum kimliklerinizle ama lütfen sorularınızı tek tek sorarak almak isterim.

 

Soru- Adli yıl açılışına külliyede olduğu için bazı barolar boykot ettiler. Sayın Erdoğan da bugün konuşmasında baroları eleştirirken şöyle dikkat çekici bir cümle kurdu; “İlk çözmemiz gereken mesele tüm meslek teşekküllerinin seçim yöntemlerinin temsili demokrasiye uygun hale getirmek.” Şimdi bu söz ne olarak algılandı sizin tarafınızdan öncelikle ilk sorum bu olsun efendim.

Faik ÖZTRAK- Şunun altını çizmek isterim. Bu ülkede tek adam parti devleti rejimini kuran bir kişinin kalkıp da şimdi sivil toplum kuruluşlarında temsili demokrasiden bahsetmesinin samimiyetle ne kadar bağdaştığını ben kamuoyunun takdirine bırakıyorum. Ama bu arada bir şeyi de çok büyük merakla bekliyorum. Bugün bu kadar baro başkanının protesto ettiği törene giderken, Baroların yapısında yapılacak bu değişiklikten Barolar Birliği Başkanının haberi var mıydı? Bunda amaç nedir? Yargı bağımsızlığıyla ilgili pozitif bir adım atılacaksa bütün bu çalışmaların içinde olduğunu söyleyen Barolar Birliği Başkanından bunu duymak isteriz. Bu sözlere onun tepkisini merakla bekliyoruz.

 

Soru- CHP Sivas Kongresi’nin 100. yıl dönümünde Parti Meclisi’ni 4 Eylül’de Sivas’ta yapacak. Buna MHP’den Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın’dan ciddi bir tepki geldi. Semih Yalçın, “CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Sivas’ı basmak, milli iradenin sesini susturmak isteyen Ali Galip’le aynı kafadadır” dedi. “Orada verilecek mesajların millet nezdinde beş paralık değeri olmayacaktır” dedi. Buna bir cevabınız olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Açık söyleyeyim, beş paralık değeri olmayan bu sözlere ben burada cevap vermek dahi istemiyorum. Hiçbir şeyin farkında değil, tarih bilgisinden de yoksun. Yani Sivas Kongresi’nin Mustafa Kemal Atatürk tarafından Cumhuriyet Halk Partisi’nin ilk kurultayı olarak değerlendirildiğinin dahi farkında değil. Kendisine Parti Meclisi Üyemiz, Aydın Milletvekilimiz gayet güzel bir cevap vermiş onun üstüne söyleyecek bir lafım yok.

 

Soru- Efendim siz de Suriye’deki olaylardan ve Türkiye’nin Rusya’dan ve Amerika’dan alacağı uçaklardan bahsettiniz. Şimdi Erdoğan’ın yakın zamanda Rusya ziyaretinde şöyle bir cümlesi olmuştu, “Buraya boşuna gelmedik. Daha sonrada biz yeni pazarlar arayabiliriz.” Yani Rusya’dan uçak alabileceğinin sinyallerini vermişti ama Sayın Çavuşoğlu yine yakın zamanda “Rusya’dan uçak almak gibi bir açıklamamız olmadı” dedi. Bu iki açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz efendim?

Faik ÖZTRAK- Şimdi dondurmayı yalarken Sayın Erdoğan, “Biz şimdi bu uçağı mı alacağız?” demedi mi? “Bu uçuyor mu?” diye sordu, ondan sonra “Biz şimdi bu uçağı mı alacağız?” dedi. Şimdi çıkmış Dışişleri Bakanı herhalde Putin kendisine de dondurma ısmarlamadı diye “ağzımızdan uçak alacağız diye bir laf çıkmadı” diyor. Arkadaşlar işin şakası bir yana söylüyorum, bu ülke yönetilmiyor bu ülke savruluyor. Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Cumhurbaşkanı sıfatıyla bir şeyler söylüyor, onun oraya atadığı Dışişleri Bakanı bambaşka şeyler söylüyor. Açıkçası bu şekilde bu güzel ülkeyi yönetmeleri mümkün değil.

 

Soru- Efendim CHP’li Belediye Başkanları için yeni bir sendika kurulması gündemde. SODEMSEN hatta adı. Nedir detayları bu sendikanın?

Faik ÖZTRAK- Belediye Başkanlarının belli bir dayanışma içinde bulunduğu, projelerini tartışmak, işbölümü yapmak, tecrübelerini birbirlerine aktarmak amacıyla kurmuş oldukları bir sendika. Dün de Genel Başkan Yardımcımız Seyit Torun geniş, mufassal bir yazılı açıklama yapmış bu konuda. Hatırlarsanız, Adalet ve Kalkınma Partili Belediye Başkanlarının böyle bir sendikası var. MHP’li Belediye Başkanlarının böyle bir sendikası var. Bizim de böyle bir sendika kurmaya ihtiyacımız olduğunu Belediye Başkanlarımız gördü ve bu şekilde bir sendikayı kurdular.

 

Soru- Dün 1 Eylül Dünya Barış Günü münasebetiyle Diyarbakır’daki mitingde Sayın Sezai Temelli erken seçim vurgusu yapmıştı, hazırlıklı olun demişti. Cumhuriyet Halk Partisi’nin böyle bir gündemi var mı, sizce mümkün mü erken genel seçim?

Faik ÖZTRAK- Biz baştan itibaren söylüyoruz, milletten yetki istediler, “bu ülkeyi uçuracağız” dediler, “çok daha hızlı karar alacağız” dediler. Bugün içinde bulunduğumuz bu rejimi kurdular. Ondan sonra da bu işin başına geçtiler. Dolayısıyla önce bir söz verdiklerini yerine getirsinler. Hep söylüyoruz, biz erken seçim istemeyeceğiz. Ama karşı taraf, “Ben bu işi artık yönetemiyorum, ben bu işi bırakıyorum, erken seçime gidiyoruz” derse o başka. Biz her zaman hazırız.

 

Soru- Efendim Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın CHP’ye karşı ve Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı da bazı ithamları oldu, sert sözleri oldu. CHP’nin başındaki zat Doğu Akdeniz’de Amerika, İngiltere, Fransa var ama sadece Türkiye yok diyor, gözü görmüyor dedi. Siz aslında değindiniz ama bir taraftan CHP’nin seçim öncesi vaatlerinin tiyatro olduğunu da söyledi. Hatta “Ahmet Kaya’nın bir sözüyle cevap veriyorum dedi nereden baksanız tutarsızlık” dedi. Bu sözleri nasıl değerlendiriyorsunuz efendim?

Faik ÖZTRAK- Sayın Erdoğan’ın seçimden önce verdiği en somut söz doğalgaz zammı. Bugün ne yapıldığı ortada. Seçimden önce verdiği sözü tutmayan kendisi. Belediyelerimiz göreve başladılar, verdikleri sözlerin hepsini de birer birer tutmaya devam edecekler. Bu konuda hiç endişesi olmasın.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

DARBE SIRASINDA MARMARİS’TE ÇALIŞMA KAMPINDA MIYDI?

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün MYK toplantısı gündemine ilişkin CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:
Merkez Yönetim Kurulu toplantımızı tamamladık. Toplantımızda görüşülen ve ülkemiz gündemini meşgul eden konular hakkında Partimizin görüşlerini paylaşmak üzere karşınızdayım.

İKİ BÜYÜK GÜNÜN YIL DÖNÜMÜ
Önce bugün, 26 Ağustos. Ülkemizin tarihinde iki büyük önemli günün yıl dönümü var. Birincisi, Anadolu’nun kapılarını açan ve bu toprakları bizlere yurt yapan Malazgirt Meydan Muharebesi’nin 948. Yıl dönümü bugün. Bugün, aynı zamanda, Anadolu topraklarında bizlere ve bizden sonraki kuşakların önünü açan Büyük Taarruz’un başlamasının 97. Yıl dönümü. Dört gün sonra da büyük zaferin 97. Yılını kutlayacağız. Bu vesileyle, bizlere Anadolu’nun kapılarını açan Sultan Alparslan’ı ve Anadolu’nun sonsuza kadar vatanımız olarak kalacağını tarihe kazıyan Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü saygıyla anıyorum. Bu toprakları bizlere vatan kılan tüm şehit ve gazilerimizi rahmetle, minnetle yâd ediyorum. Yine dün Kuzey Irak’ta PKK’lı teröristlerle çıkan çatışmada şehit olan üç Mehmetçiğimize Allah’tan rahmet, milletimize sabır, şehit ailelerimize de başsağlığı dileyerek sözlerime başlamak istiyorum.

TEDBİRLER ALINMAZSA EMİNE BULUT CİNAYETLERİ ARDI ARDINA GELİR
Geçtiğimiz hafta tüm Türkiye’de infial uyandıran, vicdanlarımızı kanatan çok acı bir olay yaşadık. “Ölmek istemiyorum” diyen bir anne, “Anne lütfen ölme” diyen bir evlat, büyük bir soğukkanlılıkla onları telefonlarıyla videoya çeken vatandaşlar… Bu görüntüler tüm Türkiye’nin canını yaktı. Kahrolduk. Emine Bulut’un eski kocası tarafından vahşice katledilmesine tüm toplumun gösterdiği reaksiyonu çok önemsiyoruz. Ancak bu cinayet maalesef tek değil. Ciddi tedbirler alınmazsa Emine Bulut cinayetleri ardı ardına gelecektir. Sadece bu yıl 223 kadın bu cinayetlere kurban gitmiştir. Aslında bu rakam, teröre verdiğimiz kurbanların sayısından daha fazladır. Yani şu ana kadar, 2019’un neredeyse her gününde, bir Emine Bulut yaşamını yitirmiştir. Yüzlerce kadın her gün şiddet görmekte ve kadınlar hayatını kaybetmeye devam etmektedir. Kadınları erkek şiddetine karşı korumak için ülkeyi yöneten iktidara, devlet organlarına ve tüm topluma çok ciddi görevler düşmektedir.

TAKIM ELBİSE GİYDİĞİ İÇİN İYİ HAL İNDİRİMİ UYGULAYAN ADALET İSTEMİYORUZ
Bu iş; meydanlarda, televizyon ekranlarında atıp tutarak geçiştirilemez. Şovu bırakacaksınız… iktidarsanız muktedir olacaksınız. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, 6284 sayılı Koruma Kanunu’nun, dört yıldır yürürlükte olduğu halde bir türlü uygulanmayan İstanbul Sözleşmesi’nin tam olarak uygulanmasını istiyoruz. Katillere sırf takım elbise giydiği için iyi hal indirimi uygulayan bir adalet istemiyoruz. Kadınları erkek şiddetinden koruyacak kararlılığı, devletimizin göstermesini bekliyoruz. RTÜK’ün, kadına şiddeti olağanlaştıran, kadını aşağılayan televizyon dizilerine bir çeki düzen vermesini istiyoruz. RTÜK üyemizin kadına şiddet konusunda hazırladığı kapsamlı bir dosya kamuoyunun gündemine yeni getirildi. RTÜK hayırlı bir şey yapacaksa, işe buradan başlamalıdır.

DEVLET, KADINLARIN YAŞAM HAKKINI KORUMALI
Devlet aile birliğini korumak kadar kadınların yaşam hakkını da korumak zorundadır. Kadınların yaşam hakkının ellerinden alınmasına, geride gözü yaşlı evlatlar, yaralı gönüller kalmasına göz yumamayız. Çocuklarımıza, okul sıralarından başlayarak, her türlü şiddete ve özellikle kadına şiddete sıfır tolerans bilincini yerleştirmek zorundayız. Ben cinayete kurban giden Emine Bulut kardeşimize Allah’tan rahmet, acılı yavrusuna ve ailesine sabır diliyorum.

HDP’NİN ZİYARETİ
Bugün, Halkların Demokratik Partisi yönetimi Partimize bir ziyarette bulundu. Eş Genel Başkan Sezai Temelli, TBMM Başkanvekili Mithat Sancar, Grup Başkanvekilleri Fatma Kurtulan ve Tunceli Milletvekili Alican Önlü’nün oluşturduğu üst düzeyde bir heyet. Biz de kendilerini Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu Başkanlığında Oğuz Kaan Salıcı, ben ve Grup Başkanvekilimiz Engin Özkoç’tan oluşan bir heyetle kabul ettik. Bu ziyarette HDP heyeti; “Demokrasi”, “Anayasa” ve “Yargı Reformu” konularında görüşlerini bizimle paylaştılar. Biz de bu başlıklarla ilgili, daha önce de kamuoyuyla paylaştığımız görüşlerimizi kendilerine ilettik. HDP heyeti bu görüşmeleri diğer partilerle de yürüteceklerini ifade ettiler. İlk ziyaretlerini de partimize yaptılar.

DEMOKRATİK REJİMİN NAMUSU SANDIKTIR
Anayasamızın 68. Maddesine göre, “siyasi partiler, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır.” Her partinin farklı tüzüğü, farklı siyasi programı, farklı dünya görüşü vardır. Partiler arasında farkların olması da son derece doğaldır. Zaten farklı görüşlerin olmadığı ve bu farklı görüşlerin ifade edilmediği rejime de demokrasi denmez. Demokrasi; toplumdaki her türlü farklılığı, siyaset aracılığıyla, temsil ve yönetim mekanizmalarına taşıyan rejimin adıdır. Demokratik rejimlerin namusu da sandıktır. Sandıktan çıkan sonuca herkes saygı duymak zorundadır. 31 Mart ve 23 Haziran seçimleri, Türkiye’mizin demokratik hayatında yeni bir sayfa açmıştır. Milletimiz, sandıkta kendi kaderine sahip çıkmış; Saray dayatmalarına, yargı darbelerine, mızıkçılıklara, yalılardaki siyaset mühendislerine karşı sözünü sandıkta çok da gür bir şekilde söylemiştir. Milletimizin iradesi Mart’ın sonunu Bahar, Haziran’ın sonunu ise aydınlık bir yaz yapmıştır. Milletin kararlılığı; demokratik sistemimizin dayanıklılığı ve gücünü de dosta, düşmana, tüm dünyaya göstermiştir. Saray yönetiminin, uzunca bir süredir aşındırdığı uluslararası itibarımızı; milletimiz onarmış, ayağa kaldırmıştır.

DEMOKRASİMİZİN YAZINI KIŞA ÇEVİRMEK İSTİYORLAR
Ancak içeride ve dışarıda yakalanan bu olumlu hava; anlaşılan birilerini rahatsız etmiştir. Saraylarda, yalılarda mukim bazı siyaset mühendisleri, demokrasimizin yazını kışa çevirmek amacıyla, yeni karanlık senaryoları tedavüle sokmuştur. Saray iktidarı, 31 Mart seçimlerinden yaklaşık beş ay sonra, yeniden mızıkçılığa başlamış; Van, Mardin, Diyarbakır’da belediye başkanlıklarına o ilin valilerini kayyum atayarak milletin iradesini yok saymıştır. Sarayın kibirlisi, anlaşılan 23 Haziran’dan dersini almamış, millet iradesiyle inatlaşma olmayacağını hala öğrenememiştir.

MAHKEMELER KARAR VERİR, SARAY DEĞİL
Anayasamızın 67. Maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, “kanunda gösterilen şartlara uygun olarak” seçme ve seçilme hakkına sahiplerdir. Bu belediye başkanları, Yüksek Seçim Kurulu tarafından, seçimlerde aday olmalarına mani bir hal görülmediğine göre kanunların emrettiği seçimlere girebilme şartlarını yerine getirmişlerdir. Dolayısıyla adli makamlar nezdinde bu başkanların kamu hizmetine girmelerinde herhangi bir sakınca yoktur. Eğer bu başkanlar hakkında, teröre yardım ve yataklık yaptıkları konusunda ciddi emare, delil ve bulgular varsa bunu kovuşturacak ve karara bağlayacak yer mahkemelerdir. Saray değildir. Cumhuriyet Savcıları iddianamelerini hazırlar, gereken delilleri dosyaya koyar, kovuşturmayı da mahkeme yapar.

SEÇİME GİRMEK SERBEST, KAZANMAK YASAK
Anayasamızın 36. Maddesine göre “herkes adil yargılanma hakkına sahiptir”. Yine Anayasamızın 38. maddesine göre de “suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz”. Ancak; Sarayın kibirli kişisinin 31 Mart seçimlerinden önce bu belediyelere kayyum atamaya yönelik tehditleri halen hafızalardadır. Yine, 31 Mart seçimlerinden sadece bir gün sonra, bazı valiliklerin bu belediyelere kayyum atanmasını İçişleri Bakanlığı’ndan talep etmesi de son derece düşündürücüdür. Daha bu başkanlara mazbataları verilmeden kayyum sürecinin başlatıldığı anlaşılmaktadır. Bunun adı, “seçime girmek serbest ama kazanmak yasak” anlayışıdır. Madem bu başkanlara görev verilmeyecekti, Mardin’de, Diyarbakır’da, Van’da 5 ay önce seçime girmelerine neden izin verdiniz? Neden milletimizi boş yere sandık başına götürdünüz? İşte biz bunun için “bu karar hukuki değil, bu karar siyasidir” diyoruz.

AK PARTİLİ BAŞBAKAN VE BELEDİYE BAŞKANLARI AYRILMAYA ZORLANINCA DA SANDIKTAN YANA TARAF OLDUK
1946’dan bu yana milletimiz yöneticilerini seçimle belirliyor. Dolayısıyla seçimlerde oluşan millet iradesini hepimiz kabul etmek zorundayız. Sandıktan çıkana hep beraber saygı göstermek durumundayız. Cumhuriyet Halk Partisi; sandığa ve milletin iradesine geçmişte olduğu gibi bugün de sonuna kadar saygılıdır. Geçmişte, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin seçim kazanan Genel Başkanı sarayın talimatlarıyla görevden ayrılmaya zorlanınca biz sandıktan taraf olduk. Yine aynı partinin seçilmiş belediye başkanları, Cumhurbaşkanı erkini kullanan partilerinin genel başkanı tarafından, “metal yorgunu” ilan edilerek istifaya zorlandıklarında da biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, seçilmişlerin hakkını, hukukunu savunduk. 1950’de, 27 yıllık iktidarını, sandıkla sorunsuz bir şekilde devretmeyi bilmiş, bu ülkenin kurucu partisi olarak şunların altını bir kez daha çizmek isteriz: Demokrasilerde sandık namustur. Demokrasinin namusuna herkes saygı göstermek zorundadır. Bizim için sandığa sahip çıkmak demokrasiye sahip çıkmaktır. Biz milletimizin seçme ve seçilme hakkına, hukukuna sahip çıkmaya devam edeceğiz. Dolayısıyla devlet gücünü eline geçirenler, olağanüstü hâl döneminde aldıkları hak ve yetkileri suiistimal ederek, sandığa ve demokrasimize zarar vermemelidirler.

BUNA MIZIKÇILIK DENİR, TERÖRİSTİN DEĞİRMENİNE SU TAŞIR
İktidar sandıkta yenildiği siyasi rakiplerini, elindeki devlet gücünü terörle mücadele gerekçesiyle istismar ederek, yargı kararı olmadan tasfiye etmeye kalkarsa; buna en hafifinden mızıkçılık denir. Devlet terörle mücadeleyi beyin cerrahı titizliğiyle yapmazsa teröristin değirmenine su taşır. Ucube tek adam parti devleti rejimi, iktidardaki partiyle devlet arasındaki sınırları kaldırmıştır. Bu bugün artık açık seçik görülmektedir. Bu, iktidardaki güç zehirlenmesini hızlandırmakta ve demokrasimizi de zayıflatmaktadır.

HİÇ BİR TEHDİDE PABUÇ BIRAKMAYIZ
Bu zehrin, panzehri ise yine sandıktır. Yine millet iradesidir. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, hiçbir şantaja, tehdide pabuç bırakmadan milletten, sandıktan ve demokrasiden yana taraf olmaya devam edeceğiz. Herkes için hak, hukuk ve adalet temelli vicdan siyasetimizi sürdüreceğiz.

DARBE SIRASINDA MARMARİS’TE ÇALIŞMA KAMPINDA MIYDI?
Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanının hafta sonu Karadeniz gezisinde meydanlarda sarf ettiği sözler bu kadarı da artık pes dedirtti. Beyefendi hayatında tatil yapmamış. Ayıptır, yazıktır, günahtır. Terör örgütü bu memlekette askeri darbe yaparken kendileri Marmaris’te çalışma kampındalar mıymış? Darbeyi eniştesinden öğrenen bir Cumhurbaşkanı olur mu? Tatildeyken oldu sayelerinde. Daha geçtiğimiz haftalarda nerelerdeydiler? Tüyü bitmedik yetimin hakkıyla yaptığı yazlık sarayda kimleri kabul ettiler, kimlerle tatil yaptılar? Kardeşim Esad dediği günlerde, ailece Esad ailesiyle birlikte Bodrumlarda tatil yapan kimdi?

TERÖR ÖRGÜTÜYLE TEMAS DEĞİL KOALİSYON YAPTILAR
Yine terör örgütleriyle “en ufak dirsek temasımız olamaz” buyurmuşlar. Bırakın dirsek temasını, siz terör örgütüyle koalisyon yapıp bu ülkenin kozmik odalarını onlara teslim ettiniz. Sonra da aranız bozulunca “ne istediniz de vermedik?” diye feryat ettiniz. Yetmedi daha son seçimlerde üç beş oy alacağım diye İmralı’yla mektup arkadaşlığı yaptınız. İmralı’dan mektup taşıttınız. Terörist başı dediğinizin kardeşini, devletin kanalı TRT ye çıkarttınız. Hadi bakalım bir de oraya kayyum atayın.

BU NE YAMAN BİR KİBİRDİR
Bugün de yine Sayın Erdoğan hızını alamamış, bizleri Misak-ı Milliyi bilmemekle suçlamış. Türkiye Cumhuriyeti’nin yurtdışında tek toprak parçası olan Süleyman Şah Türbesini sırtlayıp sınırımıza kaçıran, ecdadın kemiklerini sızlatanların bugün Misak-ı Milliyi bizlere hatırlamasına sevinelim mi yoksa üzülelim mi? Millet, “ne söylesek inanır” zannediyorlar. Milletin aklıyla da hafızasıyla da alay ediyorlar. Bu ne yaman bir kibirdir. Sandıkta millet bunlara “atıp tutmayın, din kardeşiyiz” diyor. Ama milletimizin sesini duymuyorlar. Sandığın mesajını almıyorlar. Ondan sonra da mahallenin yaramaz çocuğu gibi mızıkçılığa başlıyorlar.

YANGIN UÇAKLARI SON 1 YILDA MI HURDAYA ÇIKTI?
Geçtiğimiz hafta İzmir, tarihinin en büyük yangınlarından birini yaşadı. 5 bin hektarlık bir orman alanı bu yangından etkilendi. Etkilenen alanın 3 bin 500 hektarının ağır yanık sınıfında olduğu anlaşılıyor. Yangının bu boyutlara ulaşmasında ciddi bir yönetim zafiyeti olduğu açık. Tarım ve Orman Bakanı’nın sözlerinden bu ülkenin ormanlarını koruyacak nitelikte bir uçak filomuz olmadığını öğreniyoruz. Bu iktidar kadroları biliyorsunuz; 2007 seçimlerinde “yerli uçak yapıyoruz” dediler. 2011 seçimlerinde “yerli uçak göklerde” dediler, 2015 seçimlerinde “savaş uçağı yapıyoruz” dediler, son seçimlerde millete bu savaş uçağının maketlerini gösterdiler. Şimdi öğrendik ki ormanlarımızı koruyacak bir uçağımız bile yokmuş, uçaklarımız ya yağ kaçırıyormuş ya da motorlarına kuşlar yuva yapmış. Daha 2010’da İsrail’de, Karmel Dağları’nda çıkan yangına, Erdoğan’ın talimatıyla Türk Hava Kurumu’nun uçakları gönderilmişti. 2016’da İsrail’deki bir başka büyük orman yangınına yine bu uçaklar müdahale etmişti. Her iki yangından sonra İsrail Hükümeti Türkiye’ye teşekkürlerini iletti. Aynı hurda denen uçaklar Arnavutluk ve Gürcistan’daki orman yangınlarına da müdahale etmişti. Yine Türkiye bu konuda teşekkür almıştı. Ama nedense İzmir’e gelince bu uçaklar uçmadı, hurdaya çıktı. Sebep; yağ kaçırıyorlarmış. Peki aynı bakan, aynı uçakları geçen yıl Yunanistan’daki orman yangınlarına göndermeyi nasıl teklif etti? Ne oldu? Son bir yılda nasıl bu uçaklar hurdaya çıktı? Devri iktidarlarında, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil, müdahale etmedikleri tek bir kurum dahi kalmadı. Şimdi nasıl oluyor da Türk Hava Kurumu bunların denetiminin dışında kalıyor? Yani Türk Hava Kurumunda olan bitenden bunlar sorumlu değil. Ben buradan soruyorum, bu uçakların hurdaya çıkmasına nasıl göz yumdunuz? Eğer bu uçaklar son bir yılda hurdaya çıktıysa Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’na bağlı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü bu uçaklara “uçuşa elverişlilik sertifikalarını” nasıl verdi?

ZIRVA TEVİL GÖTÜRMÜYOR, OLAN ÜLKEMİZE OLUYOR
Bu sorulara makul bir cevap hala alamadık. Tarım ve Orman Bakanlığı ile Türk Hava Kurumu arasında yaşanan anlaşmazlık, İzmir’de binlerce dönüm hektarlık alanın yanıp kül olmasına neden oldu. Biz bunları gündeme getirince de sorumlu bakan “Türk Hava Kurumu, CHP ile beraber hareket ediyor” diyerek iyice zırvaladı. Türk Hava Kurumu sizin denetiminizde. Dün uçan uçaklar bugün hurdaya çıktıysa bunun bir tek sorumlusu var sizsiniz. Bakanlık ve kurum arasında koordinasyonu sağlayamayıp uçabilen yangın uçaklarını uçuramadıysanız yine sorumlu sizsiniz. Biz sizden millet adına bunun hesabını sormakla görevli olan muhalefet partisiyiz, ana muhalefet partisiyiz. Ne diyelim zırva tevil götürmüyor. Olan, güzel ülkemize oluyor. Biz boşuna demiyoruz: “Türkiye bu beceriksiz kadroların elinde yönetilmiyor, savruluyor” diye…

TAM BİR YAĞMA VE TALAN DÜZENİ
Bu ülkede esnaf, tüccar, sanayici, çiftçi, memur, işçi hepimiz vergi ödüyoruz. Asgari ücretli bile vergi öder. Ama bu Cumhurbaşkanlığına bağlı 9 Kurulun üyelerine yapılan ödemelerden, damga vergisi dışında herhangi bir vergi kesilmiyor. Çünkü Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle bu kurul üyelerine yapılan ödemeler gelir vergisinden muaf tutulmuş. Yani aylık 2 bin 20 TL alan asgari ücretliden vergi kesiyorsunuz; aylık 13 bin 845 TL maaş alan kurul üyelerinden vergi kesmiyorsunuz. Bunun nedeni ne? Sarayın itibarından tasarruf olmaz. Bu itibar için hiçbir şeyden kaçınılmaz. Saray sosyetesi için alınan çift maaşlar, kamu kuruluşlarında çifter, çifter yönetim kurulu üyelikleri, politika kurulu üyelikleri sıradan işlerdendir. Tam bir yağma ve talan düzeni. Sonra “şahlanıyoruz” diyorlar. Evet siz şahlanıyorsunuz, millet seyrediyor. “Türkiye yönetilmiyor, savruluyor” diye biz boşuna demiyoruz.

EKONOMİ TEPETAKLAK, ÇEKLER SENETLER ÖDENMİYOR
Ekonomi tepetaklak olmuş durumda. Çekler, senetler ödenmiyor. Piyasada nakit akışı durmuş vaziyette. Bu yılın ilk altı ayında protestoya düşen senet miktarı, geçen yıla göre yüzde 50 artarak 10 milyar TL’nin üstüne çıkmış. Yine yılın ilk yedi ayında ödenmeyen çek tutarı, geçen yıla göre, yüzde 53 artmış 19 milyar TL’ye dayanmış. Bankaların takipteki alacakları ise Ağustos ortası itibariyle, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 54 artarak 121 milyar TL olmuş. Bankalardaki tahsili gecikmiş alacakların artış hızı ise çok dikkat çekici bir hale gelmiş. Çekini, senedini, borcunu ödeyemeyen yurttaşlarımız sosyal medyada yürüttükleri kampanyalarla seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Ama seslerini duyan yok. Ülke gibi, ekonomi de sahipsiz.

DÖVİZDEKİ DALGALANMA HAYRA ALAMET DEĞİL
Saray ekonominin başına damadı atadı. Ama sosyete damat ortalarda yok. Zamlar, artan hayat pahalılığı can yakmaya devam ediyor. İktidar yalan yanlış müdahalelerle piyasaları işlemez hale getirdi. Memur işçi emekli çiftçi esnaf yani millet ezilirken; bir avuç yandaşın 400 milyar TL tutarındaki borcu da milletin sırtına yüklenmeye çalışılıyor. Bir yıldan daha fazla zaman geçti. Milletin derdine derman olacak, elle tutulur, somut tek bir önlem almadılar. Varsa yoksa zam, varsa yoksa pansuman, varsa yoksa aspirin tedavisi. Sonuç; artan işsizlik, artan pahalılık, dikiş tutmayan TL’nin değeri. Dolar dün gece 6 lirayı geçti. Sabah bugün 5 lira 80 kuruşun üstünde. Bu dalgalanmalar hayra alamet değildir. Bu dalgalanmalarda birileri kazanır, birileri de ciddi şekilde kaybeder bir gecelik dahi olsa. Dolayısıyla bu dalgalanmanın arkasında ne var derhal araştırılmalıdır ve gereken önlemler vakit geçirilmeden alınmalıdır.

YENİ BİR GÖÇ DALGASINI KALDIRAMAYIZ
Türkiye’nin yönetilmeyip savrulduğu bir diğer alan ise Suriye. Ali’nin külahını Veli’ye, Veli’nin külahını Ali’ye giydirerek Suriye krizini idare ettiklerini zannettiler. Ama günün sonunda Rusya ile ABD arasında adeta pinpon topuna döndüler. ABD ile Fırat’ın doğusu için güvenlikli bölge pazarlığına oturuyorlar; Rusya İdlib’de bizi sıkıştırmaya başlıyor. Rusya ile İdlib işleri normalleştirilmeye çalışılıyor, bu sefer ABD Fırat’ın doğusunda bize baskı kuruyor. Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı yarın Rusya’ya gidiyor. Anlaşılan çöken Soçi Mutabakatı’nı kurtarmak için Putin ikna edilmeye çalışılacak. İktidarı açıkça uyarıyoruz. İdlib ’den Türkiye’ye gelecek şehitleri de yeni bir göç dalgasını da; bu milletin kaldıracak gücü de, takati de kalmamıştır.

GENERALLERİN İSTİFA NEDENİ KIŞLAYA GİREN SİYASET Mİ?
Bu arada tam da hassas bir dönemde Ordumuzda bu bölgede kritik görevlerde bulunan beş generalin istifa ettiği haberi geldi. Bu istifalar nedendir? Hatırlayın 15 Temmuz darbesinin ardından Sayın Genel Başkanımız tüm eleştirileri göze alarak Yenikapı’ya katılmış ve burada çok önemli bir konuşma yapmıştı. “Bu ülkede üç yere siyaset girmemelidir” diyerek tarih ve millet huzurunda bu iktidarı uyardı. Sayın Genel Başkanımız;
-Siyaset camiye girmesin dedi. Siyaseti camiye soktular. Cami minberlerinde, kapılarında siyasi şovlar yaptılar.
-Siyaset Adliyeye girmesin dedi. Partilerinin avukatlarını mülakatla hâkim ve savcı atadılar.
-Siyaset Kışlaya girmesin diyor. Anlaşılan şimdi siyaset Kışlaya giriyor.
Bu generallerin verdikleri emeklilik dilekçelerinin anlamı bu siyasetin kışlaya girmesine bir tepki midir bunu önümüzdeki günlerde hep beraber öğreneceğiz.

BU FETRET DÖNEMİNİ DE ATLATACAĞIZ
Türkiye’de devletin tüm kural ve kurumları birer birer çözülüp, yok oluyor. Kurumların ve kuralların çözüldüğü böyle bir fetret dönemini bu topraklar 617 yıl önce Moğol istilasında ve 100 yıl önce emperyalistlerin işgalinde Osmanlı çökerken görmüştü. Ama bu toprakların evlatları, bu iki fetret dönemini de parçalayıp atmayı ve yeniden ayağa kalkmayı bildi. Üçüncü kez de ayağa kalkacaktır. Bu ülkede birinci sınıf bir parlamenter demokrasiyi, kapsayıcı ve kuşatıcı kurumları hep birlikte yeniden inşa edeceğiz.
Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa, kurum kimliklerinizle beraber alabilirim.

Soru- Efendim tank palet fabrikasının satışına yönelik Cumhuriyet Halk Partisi olarak geçtiğimiz hafta bir eylem yaptınız. Bu kapsamda MHP lideri Devlet Bahçeli’den de bir eleştiri geldi kayyum kararına yönelik tepkinizi değerlendirirken ve Kemal Bey’in yaptığı daha önceden 50 milyon dolardan bahsetmişti. Bu paranın neden bulunamadığını sordu. Ne söylemek istersiniz?
Faik ÖZTRAK- Şimdi hatırlarsanız Sayın Genel Başkanımız tank palet fabrikasının satılmasını sağlayacak kararnameyi iptal edin ben size 50 milyon doları bulacağım demişti. Hatta bir hafta içinde bulacağım demişti. Şimdi Sayın Genel Başkanımız kendileriyle konuştuk hedefi de daha da yükseltiyor “bir günde bulacağım” diyor. Bulamazsam gereğini yaparım diyor. Peki neye güveniyorsunuz diyeceksiniz, sormuş Bahçeli neye güveniyorsunuz diye. Biz bu ülkenin vatanperver ve fedakar evlatlarına güveniyoruz. Bugün 26 Ağustos büyük zafere giden yolun 97. yıldönümü. Sayın Bahçeli bu ülkenin vatanperver evlatlarının türlü fedakarlıklarla istiklaline sahip çıktığını unutmuş gözüküyor. Ama biz unutmadık. Bu vatanperver millet istiklaline sahip çıktığı gibi bu ülkenin milli tank palet fabrikasına sahip çıkmayı bilir. Sayın Genel Başkanımızın taahhüdü son derece açık. Yeni bir gizli kararname çıkarıldığı söyleniyor. Bu gizli kararnameyi iptal etsinler, tank palet fabrikasını bundan önce olduğu gibi ordumuza devretsinler, başka ülkelerin ordularına peşkeş çekmesinler biz bu 50 milyon doları bir günde buluruz. Bunun içinde gereğini yapmaya hazırız.

Soru- Az önce Sayın Cumhurbaşkanı yine konuşmasında CHP’yi ve Sayın Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nu eleştirdi. Dağda teröristin, denizde Rum’un yanında yer alarak bu ülkenin partisi olunamaz ifadesini kullandı. Bir, bu suçlamaya siz nasıl cevap vereceksiniz? İkincisi, yine İstanbul’la ilgili sözleri var bu kayyumlarla ilgili. Karadenizli kardeşlerim başta olmak üzere tüm hemşerilerimizle bu aziz şehrin bölücü örgütün destekçilerine peşkeş çekilmesine mani olacağız diyor. Bu bir kayyum işareti mi İstanbul için? Fettah Tamince biliyoruz FETÖ’den hakkında soruşturmalar açılmıştı, turizm kalkınma ajansı yönetim kurulu üyeliğine atandı. Bir de Davutoğlu’nun 7 Haziran’la 1 Kasım sürecine ilişkin terörle mücadelede defterler açılırsa insan yüzüne çıkamazlar sözleri var. Bunları nasıl değerlendirirsiniz?
Faik ÖZTRAK- Ben bunların hepsine cevap vermeye çalışıyım arada atladığım olursa siz bana yine hatırlatırsınız.
Şimdi izin verirseniz önce bu Fettah Tamince meselesine değineyim. Türkiye’de FETÖ’yle mücadele edildiği söyleniyor ama Fettah Tamince FETÖ’cü olduğu bilinen Zaman gazetesinin eski ortağı. Hem de 17 – 25 Aralık sonrasında Zaman’ın yüzde 10’unu almış. TUSKON dahil KHK ile kapatılan tüm vakıflara üye. Pensilvanya’da FETÖ elebaşı Gülen’le görüşmüş. Şimdi Genel Başkanımız bu adamı kim koruyor diye defalarca sordu. Bu adamı kimin koruduğunu şimdi gördük. Bu adamı turizm, tanıtım ve gelişme ajansı yönetimine kim atadıysa bu kişi onlar koruyor. Bu kişinin sarayın onayı olmadan buraya atanması mümkün mü? FETÖ’yle mücadele ettiklerini söyleyenlerin ortaya koydukları garip manzaralardan biri de bu.
Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi ne terörle ne de ülkenin çıkarları sözkonusu olduğunda kendi ülkesinin yanında durur. Dağdaki terörle işbirliği yapmaz. Kendi ülkesinin çıkarları sözkonusu olduğu zamanda başka bir ülkenin yanında değil kendi ülkesinin yanında durur. Bunu her zaman göstermişizdir. Ama biraz önce kimlerin nerede durduklarını konuşmamın içinde söyledim. Yani biz seçimlerde üç, beş oy alacağız diye İmralı’yla mektup arkadaşlığı yapmadık. Bebek katili dediğimiz, terörist başı dedikleriyle kalktılar onların kardeşlerini devletin televizyonuna çıkarttılar. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu. Döndüler dediler ki, FETÖ terör örgütüdür, yıllarca FETÖ’yle koalisyon yaptılar. Sonrada biraz önce ifade ettim ne istediniz de vermedik diye ağladılar. Şimdi siz kalkacaksınız ABD askerleri bizim askerlerimizin başına çuval geçirdiklerinde biz nota verin dedik. Onlardan cevap geldi ne notası müzik notası mı? Bunları diyeceksiniz, bunları söyleyeceksiniz, bunları yapacaksınız sonra döneceksiniz diyeceksiniz ki Cumhuriyet Halk Partisi terörle işbirliği yapıyormuş, Cumhuriyet Halk Partisi yabancı ülkelerle işbirliği yapıyormuş. Hadi canım sizde.
Sonraki soru?

Soru- Sonraki soru İstanbul’la ilgili.
Faik ÖZTRAK- Şöyle söyleyeyim, yani İstanbul’la ilgili konuşuyorsunuz, bunlar gerçekten önemli laflar terör örgütü, terör örgütleriyle işbirliği, ciddi suçlamalarda da bulunuyorsunuz. Bunlar böyle üstü kapalı söylenecek işler değil. Dertleri neyse açık açık söylesinler merak etmesinler biz derman oluruz. Yani beceremiyorlarsa bize bıraksınlar biz terörle gerekli mücadeleyi de yaparız. Hem de hukuk devletinin sınırları içinde yaparız. Çok açık söyleyeyim yani böyle bu milletin iradesinin sandıkta tecelli ettiği konularla ilgili olarak ağza geldiği gibi konuşmak, idarenin tek taraflı kararlarıyla işlem yapmak gerçekten bu ülkenin demokrasisinin ufkunu karartır. Zaten tek adam parti devleti rejimi yeteri kadar bu ülkeyi tahrip etmiştir. Bir de bu konuşmalar işi çok daha sıkıntılı noktalara götürmektedir. Milletin cebi boş, mutfakta tencereler boş, ekonomide yangın var siz her türlü serbestliğiniz var zannedip ileri geri konuşuyorsunuz.

Soru- Eski Başbakan Sayın Davutoğlu’nun bu 2015, 7 Haziran – 1 Kasım arasındaki o kanlı terör dönemini anımsatarak söylediği sözler var. Yani eski terörle mücadelede defterler açılırsa insan yüzüne çıkamazlar. Yani burada ne ima etmektedir Sayın Davutoğlu?
Faik ÖZTRAK- Tabi Adalet ve Kalkınma Partisinin kuruluşunun üzerinden 18 yıl geçtikten sonra parti içinde başlayan bu atışmaları, bu çekişmeleri, bu görevden almaları, kurultaya, kongreye giderek bir takım kesimleri tasfiye etme çabalarını ibretle bizde izliyoruz. Bakalım göreceğiz buralardan neler çıkacak.

Soru- Emine Bulut cinayeti sonrası idam tartışmaları yeniden gündeme geldi. Dün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın meclisten gelirse imzalarım diye önemli bir çıkışı var. Ardından İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener eğer AK Parti grubu hazırlar ve getirirse bizde imzalarız dedi. Cumhuriyet Halk Partisinin idam konusundaki değerlendirmesi nedir?
Faik ÖZTRAK- Şimdi aslında şunu ifade etmek istiyorum. Yani bu böyle meydanlarda idam naraları atılarak çözülecek bir husus değil. Bu gerçekten ülkenin çok ciddi kanayan bir yarası. Şimdi bunun telafi edilmesiyle ilgili elimizde ciddi düzenlemeler var ama bir türlü uygulanmıyor. Biran önce bu düzenlemeleri uygulasınlar bu olayların önüne geçsinler. Devletin yapması gereken iş budur. Ama şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Yani siz her şeyi istediğiniz gibi grubunuza baskı yapıp meclisten geçiriyorsunuz bir tek bunu mu geçiremiyorsunuz?

Soru- Efendim HDP’den de açıklama geldi yaptıkları ziyarete ilişkin. Orada karşılıklı değerlendirmelerde demokratik ilke ve değerleri savunan kararlı bir ortak tutumun önemine vurgu yapılmıştır diye bir ifade var. Yani bu süreçte Cumhuriyet Halk Partisi kayyum atamalarına yönelik tepkisi dile getiriyor ama bunun dışında bir şey görecek miyiz Cumhuriyet Halk Partisinden bir eylemsel durum ya da atanan kayyumlara yönelik herhangi bir tavır mı göreceğiz? Yoksa bu ifadede mi kalacak. Buna ek olarak da yargı reformuna yönelik de değerlendirmeler yapıldığı ifade ediliyor. Bugün Adalet Bakanından da açıklamalar vardı. Bu konuda da bir değerlendirme alabilir miyiz?
Faik ÖZTRAK- Şimdi sonuncusundan başlayım. Tabi yargı reformu önemli ama yargı reformu kapsamında neler yapılacak, özellikle de hakimler ve savcılar kurulunun Cumhurbaşkanı tarafından atanmasına ilişkin mevcut düzenlemeler orada dururken bir yargı reformu ne anlama gelecek. Bu konuları iyi düşünmek lazım, bu konular üzerinde yapılacak yargı reformu ne kadar samimidir bu konular üzerinde ciddi şekilde düşünmek gerekiyor.
Bir şey daha sormuştunuz?

Soru- HDP’nin açıklaması.
Faik ÖZTRAK- Bizde yani biraz önce görüşlerimizi açıkladım yapılan ziyaretten sonra partimizin görüşlerini açıkladım. Daha öncede kamuoyuyla görüşlerimizi paylaşmıştık. Orada ne varsa onlar.
Teşekkür ediyorum.

AK PARTİ’NİN 17 YILININ MUHASEBESİ: NE ADALET KALDI NE KALKINMA

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Kurban Bayramı’nın ardından ilk Merkez Yönetim Kurulu toplantımızı dün gerçekleştirdik. Ancak dün 2013 yılının Eylül ayında “Demokrasi de bu işin namusu sandıktır. Sandık sonucuna saygı duymak her siyasi parti için zorunluluktur, bu işin de güvencesi Adalet ve Kalkınma Partisi” diyen Recep Tayyip Erdoğan’ın partisinin yaptığı sandık darbesi nedeniyle, MYK’da görüşülen konular hakkında kapsamlı bir değerlendirme yapma imkânını bulamamıştık.
Bugün hem o eksikliği gidermek hem de gündeme ilişkin önemli gördüğümüz hususlar hakkında Partimizin görüşlerini paylaşmak üzere karşınızdayım.

 

ORMANLARIMIZLA BİRLİKTE İÇİMİZ YANIYOR
Öncelikle İzmir’de çıkan yangınlarda, ormanlarımızla birlikte içimiz yanıyor.
700 hektar orman alanı yangında kül oldu. Bakanlıkla kurum arasındaki inatlaşma sonucunda THK uçakları, helikopterleri hava alanında beklerken maalesef İzmir yanıyor. İktidar, büyükşehir belediye başkanımızın çağrısına uymalı ve derhal bölgede bir ağaçlandırma seferberliği yangın bittikten sonra başlamalıdır.

 

DEPREMDEN GEREKLİ DERSLER ALINMADI
Bayram haftasına pek çok yıl dönümü bir araya geldi. Bu yıl dönümlerinden en acısı kuşkusuz 17 Ağustos depremiydi. Büyük Körfez Depremi’nin üzerinden koca bir 20 yıl geçti. Depremin acısı hala yüreklerimizde… Ancak depremden gerekli derslerin alındığını da söylemek mümkün değil. Şehirlerimiz olası yeni depremlere hala hazır değil. Tehlike her geçen gün büyümeye devam ediyor. Bu şehirlerin başında da iktidar kadrolarının çeyrek asırdır yönettiği İstanbul geliyor. 25 yılın sonunda yöneten kadrolar İstanbul’a ihanet ettiklerini itiraf ettiler. Millet de kentsel dönüşümün tamamlanamadığı, önemli alt yapı eksikliklerinin olduğu, yandaşların kupon arazileri devşirip talan ettiği İstanbul’u bunların elinden alıp CHP’ye emanet etti. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, depremde yaşamını yitiren yurttaşlarımızı bir kez daha rahmetle anıyoruz. Acıları yıllara direnen ailelerimize sabır diliyoruz.

 

17 YILIN MUHASEBESİ

Geçtiğimiz hafta bir başka yıl dönümü daha vardı. 14 Ağustos’ta Adalet ve Kalkınma Partisi, 18. Kuruluş Yıl Dönümünü kutladı. Adalet ve Kalkınma Parti’sini ve bu partiye gönül vermiş yurttaşlarımızı biz de buradan bir kere daha kutluyoruz. Siyasette her doğum gününde, geçmişin muhasebesi de yapılır. 17 yıldır iktidarda bulunan bir partinin doğum gününde böyle bir değerlendirme yapmakta kaçınılmazdır.

 

KENDİ PARTİLERİNİ BİR KAMBUR OLARAK GÖRÜYORLAR

Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı bu vesileyle yayımladığı mesajda “Dün bitti, geçti gitti. Bugün yeni bir gündür” diyerek, metal yorgunu partisinin üzerini kaplayan kir ve pası silmeye çalıştı. AK Parti’nin bazı mütekait vekilleri de, “AK Parti ömrünü tamamladı, Erdoğan liderliğinde yeni bir parti kurulması gerekiyor” diyerek çıtayı yükselttiler ve işi bu partiden, AK Partiden kurtulma noktasına taşıdılar.
Artık Adalet ve Kalkınma Partililerin bir kısmının partilerini bir kambur olarak görmeye başladıkları buradan anlaşılıyor. Herhalde yeniden gömlek değiştirme vaktinin geldiğini düşünüyorlar. “Yenilenmiş değil, yeni bir partiyle” 17 yılın günahlarından arınacaklarını sanıyorlar. Reddi miras yapıp, tüm günahlarını partiye yükleyip kendilerini temize çıkarabileceklerini düşünüyorlar.

 

NE ADALET KALDI NE KALKINMA

Ama günahları bir değil, iki değil. O kadar çok ki… Hangi birini sayalım:

– Bu kadrolar daha iktidara gelir gelmez “Irak’ın işgalinde ülkemiz toprakları kullanılsın” diyerek, 1 Mart tezkeresini TBMM’ye getirdi. Allah’tan TBMM, o gün duruma vaziyet etti. Irak’ta yüzbinlerce Müslümanın kanına girenlere bu ülkenin toprakları kullandırılmadı.

– Ama “Büyük Ortadoğu Projesi’nin Eş Başkanı” olmakla övünen Erdoğan bununla da kalmadı. Suriye sınırlarımızdaki mayınları temizleme karşılığında topraklarımızı İsraillilerin kullanımına açmaya kalkıştı. Hatırlayın bunu da CHP’nin önderliğinde TBMM’deki tüm muhalefet milletvekillerinin imzalarıyla Anayasa Mahkemesi’ne götürdük. Anayasa Mahkemesi de bu kanunun önemli hükümlerini iptal etmişti.
Eğer bugün o yasada öngörülen biçimde şirketlere Suriye sınırındaki bu araziler verilmiş olsaydı, sınırdaki durum çok daha vahim bir hal alabilecekti. Burada da iyi ki CHP var, iyi ki muhalefet var, iyi ki meclis var diyoruz yine.

Aslında bahsettiğim bu iki olay bile, güçlü bir Meclis’in neden önemli olduğunu, tek adamın iradesiyle ülke yönetmenin sakıncalarını açıkça göstermiştir.

– Ama Büyük Ortadoğu Projesi’nin Eş Başkanı kendini denetleyip, dengeleyen bir Meclis’i, muhalefeti, diğer kurumları sevmedi, sevemedi, kabullenemedi. Bunlardan teker teker kurtulmaya karar verdi.

– “Milletin iradesi üzerinde vesayet tanımayız” diyerek iktidara geldiler. İpleri Pensilvanya’da olan örgütle koalisyon yaptılar. Bunlara “ne istedilerse verdiklerini” açıkladılar. Orduyu, yargıyı, eğitimi bu örgütün vesayeti altına verdiler.

– 2004 yılında Milli Güvenlik Kurulu’nda FETÖ yapılanmasının nasıl bir tehdit olduğu ortaya kondu, kulaklarının üstüne yattılar.

– Üstüne üstlük, terör örgütünün sözde savcılarını ordumuzun kozmik odasına soktular. Bunların açtığı Davaların savcılığına soyundular. Zırhlı makam araçlarını örgütün savcılarına tahsis ettiler. Masum insanların hayatları, bu savcıların açtığı kumpas davalarıyla karartıldı. Yüksek Askeri Şuralarda ordunun yönetim kademesini terör örgütünün elemanlarıyla doldurdular. Sonunda sayelerinde 21. Yüzyılda bu ülkede bir Askeri Darbe girişimini de gördük. Gazi Meclisimiz, bunların pilot koltuğuna oturttukları hainlerce, kendi uçaklarımız tarafından bombalandı. Yüzlerce yurttaşımız şehit oldu.

– “Aldatıldım. Allah ve milletim affetsin” diyerek kendilerini temize çıkarmaya çalıştılar bütün bu olaylardan sonra.

– Peki Büyük Orta Doğu Projesi’nin Eş Başkanı başka neler yaptı? Bölücü terörle pazarlık masasına oturdu.

– Bu da yetmedi. Suriye’de 2011’e kadar “Kardeş” dedikleri Esat’ı, 2011’den sonra “Kalleş Eset” ilan ettiler. Ülkemizi Suriye krizinin içine sürüklediler. Sonra da bizi yalnız bıraktılar dediler. Genel Başkanımız ve Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız defalarca sordu: Hangi egemen güçler sizi Suriye bataklığına soktu?  Her şeye söyleyecek bir sözleri oldu ama buna bir türlü cevap vermediler. Kim onları yalnız bıraktı? Kim bu işin içine onları soktu? Hangi egemen güçler? Buradan bir kere daha soruyoruz.

– Emevi Cami’nde namaz kılacağız dediler, Süleyman Şah Türbesi’ni bir gecede, bugün terörist dedikleri PYD’nin himayesinde, sırtlayıp kaçırmak zorunda kaldılar. Ecdadımızın kemikleri sızladı.

– Ülkemize 3,5 milyondan fazla Suriyeli geldi. Harcanan para 40 milyar dolardan fazla. Sınırlarımız Peşaverleşti terör yuvası haline geldi.

– Büyük Ortadoğu Projesi’nin Eş Başkanı şimdi ABD ile sınırımızda bir güvenlik koridoru kurmaya hazırlanıyor! Yapılan bu müzakerelerle ilgili olarak meclisimize hiçbir bilgi verilmiyor.  Meclisimizin bunlardan haberi yok.

– ABD ile Türkiye arasında güvenlikli bölge işini koordine edecek merkez neden operasyon bölgesinde değil de Türkiye toprakları üzerinde kuruluyor? Kim kimi kontrol edecek, kim kimi koordine edecek? Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş Başkanı kimin değirmenine su taşıyor?

– Bunların sicili ortada. Her beceriksizliklerine uygun bir kılıfları da var. Herkes bunları aldatıyor, hep aldatılıyorlar.

– Fakat bunların hepsinden de önemli olan şu, ne yazık ki ülkemizde hukuk devletini bitirdiler. Son beş yılda ülkemiz Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde 50 sıra birden geriledi. Tek adam parti devletini kurup Meclis’e, kuvvetler ayrılığına, istişareye, demokrasiye darbe indirdiler.

– 17 yılın vebali bunlarla da sınırlı değil. 17 yılda özelleştirme diyerek 62 milyar dolarlık kamu varlığını satıp savdılar.

– TELEKOM’dan petrol dağıtım şirketlerine, Şeker Fabrikalarından çimento fabrikalarına satmadıkları bir şey kalmadı. Ellerinde bir şey kalmayınca da Hazine’nin taşınmazlarını, arazilerini satışa çıkarmaya başladılar.

– O da yetmedi Sakarya’da, savunma sanayimizin gözbebeklerinden tank palet fabrikasını Katar Ordusuna satmaya kalktılar. Millet tepki gösterince de seçim öncesinde geri adım attılar. Şimdi yeniden Milli Savunma Bakanlığı bünyesinde kurulan bir kamu şirketi üzerinden bu işi yapmaya kalkıyorlar. Bu işi de Resmi Gazete’de yayımlamadıkları bir cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlemişler. Bu kararname neden milletten gizleniyor? Bundan önce de “Bu özelleştirme değil” dediler, kendi imzaları olan kararnameyi önlerine koyduk, bu işin özelleştirme olduğu gün gibi ortaya çıktı. Artık gerçekler ortaya çıkacak diye kararnameleri de yayınlamaktan anlaşılan korkar hale geldiler.

Bugün Grup Başkanvekilimiz Sn. Engin Özkoç, Genel Başkan Yardımcılarımız, milletvekillerimiz, örgütümüz ve tabii ki bu ülkenin savunma sanayinin yabancılara peşkeş çekilmesine karşı duran vatandaşlarımız hep birlikte Adapazarı kent meydanında bir oturma eylemi başlatıyorlar. Bu konuyla ilgili ilave açıklamaları bu akşam Sn. Engin Özkoç kent meydanında yapacak.

– Peki bu kadar mı? Hayır. Kasa tam takır olunca, elde satılacak gümüş kalmayınca atadan, dededen kalan bu kez Merkez Bankası’nın ihtiyat akçesine, yani milletin kefen parasına el koydular.

– Bundan 18 yıl önce İstanbul Yaklaşımı gündeme geldiğinde “Tüyü bitmedik yetimin hakkı yandaş şirketlere peşkeş çekiliyor” dediler millette onlara oy verdi iktidara getirdi. Şimdi o gün eleştirdikleri İstanbul Yaklaşımını bugün yeniden getirdiler. Hem de 400 milyar TL’lik yandaşlarına verilen batık kredileri kurtarmak için.

– Bununla da yetinmediler, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı bir Cumhurbaşkanlığı kararıyla istediği şirketlere Hazine’yi ortak etme yetkisini aldı.

– 17 yıldır güzel ülkemizin doğası, şehirleri, dağları, ormanları, dereleri rant için talan edildi. Çocuklarımızın, torunlarımızın emanetlerine üç beş kuruş için ihanet edildi.

– 17 yıldır el atına binip türkü söylediler. Ülkenin dış borcu bunlar iktidara geldiğinde 130 milyar dolardı. Şimdi, bu yılın ilk üç ayında 453 milyar dolara çıktı. Bunların yönetiminde dış borcumuz tam 3,5 kat arttı. Ondan sonrada IMF’ye krediyi geri ödedik diye övündüler.

– Bunlar iktidara geldiğinde vatandaşın bankalara kredi kartı ve tüketici kredisi borcu 6,6 milyar TL idi. Şimdi, Mayıs ayı itibariyle, aynı borç 509 milyar TL. Yani milletin bankalara olan borcundaki artış “yüzde 7 bin 608. Milletimiz gelirle değil banka borcuyla yaşamış.

– Hiçbir iktidara nasip olmayan kaynaklar bu iktidar döneminde kullanıldı. 32 milyar dolar iç borç, 84 milyar dolar dış borç, 62 milyar dolar özelleştirme geliri ve 2 trilyon 95 milyar dolar vergi geliri bu iktidar döneminde toplandı. Ve toplam olarak 2,3 trilyon dolar kaynakla, kendilerinden önceki tüm iktidarların kullandığı imkanın üç katını yiyip, bitirdiler.

– Peki kullanılan bunca kaynakla ülkeyi kendilerinden önceki iktidarlardan daha iyi mi yönettiler? Bu sorunun cevabı koskoca bir hayır. Nereden biliyoruz? İyi yönetim elindeki parayı ne kadar etkili kullandığına bağlıdır. Ne koydun, ne kazandın?

– Kendilerinden önceki iktidarlar kullandıkları her 100 dolarlık kaynakla 714 dolar gelir yaratmış. Yani kullandığı paranın 7 katı kadar gelir yaratmış. Bunlar her 100 dolarla kullandıkları 517 dolar gelir yaratmışlar. Yani 5 katı kadar gelir yaratmışlar.

– Bunlar geldiğinde ekonomi 2001 krizinin yaralarını sarıyordu ve işsizlik oranı yüzde 10,3’tü. Şimdi işsizlik oranı yüzde 13’e yakın.

– 2002 Kasım ayında iş başı yaptılar, ellerinde güven uyandıran bir program buldular. O programın ve küresel konjonktüründe etkisiyle 2007’ye kadar geldiler. Ama şimdi baktığımızda arkalarında bir yıkım bırakıyorlar.

İşte bugün reddederek kurtulacaklarını sandıkları mirasın küçük bir kısmı bu söylediklerim. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kuruluşunun 18. yılında ülkemizde ne Adalet var ne de Kalkınma.

 

BUNLAR ŞAHLANAN BİR EKONOMİNİN RAKAMLARI DEĞİL

18. yılları için hazırladıkları filmlerinde gördük. Zaten ortada ne parti kalmış, ne de kadro kalmış. 18. yılın görüntülerinde sosyete damat ve kayınpederden başka kimse yok. Tam bir “tek adam” ve onun “aile partisi” görüntüsü var. Milletimiz olanı biteni çok iyi görüyor. İsraf, debdebe, saray hayatı… Ehliyetsiz, liyakatsizlerin elinde ülkenin tepe taklak gidişine aklı başındaki herkes şahit oluyor. İşte bu ehliyetsiz kişiler şimdi çıkmış, adeta milletin aklıyla dalga geçer gibi, “Ekonomi şahlanışa geçti. Türbülans sona erdi” gibi laflar ediyorlar. Dengelendik dengeleniyoruz. Şubat Ocak’tan, Mart Şubat’tan, Nisan Mart’tan daha güzel olacak diyorlardı. Peki ekonomi şahlandıysa her geçen ay bir öncekinden daha güzel oluyorsa milletimiz neden bunu hissetmiyor? Tek adam parti devleti rejimi dediler ki ülkeyi uçuracak. Uçtuğumuz falan yok ama uçuruma doğru gittiğimizi herkes hissediyor. Madem ekonomi şahlandı gidiyor Memura 2020 için neden 3,5+3 zam teklifinde bulundun? Neden dün bunu zar zor revize edip 4+4 yaptın? Bunlar şahlanan bir ekonominin rakamı mı?

 

TCMB BANKALARI KREDİ AÇMAYA ZORLUYOR
Ekonomi şahlanmış olsa, neden TCMB dün çıkardığı karşılık kararıyla bankaları daha fazla kredi açmaya zorluyor da işi piyasaya bırakmıyor?

 

İŞSİZ SAYISI 8 MİLYONA DAYANDI

Geçtiğimiz hafta bir takım önemli veriler arka arkaya geldi. TÜİK, bu yılın ikinci üç ayına ait Mayıs işsizlik rakamlarını açıkladı. Mayıs’ta mevsim etkilerinden arınmış işsizlik yüzde 14 ile serinin yayımlandığı 2005’den bu yana en yüksek seviye çıktı. Yine resmi işsizlik rakamları yani mevsimlik etkilerden arındırılmamış işsizlik rakamları da bir önceki yıla göre, 3,1 puan artarak yüzde 12,8 oldu. İşsiz yurttaşlarımızın sayısı son bir yılda 1 milyon 21 bin kişi arttı 4 milyon 157 bin kişi oldu. Çalışmaya hazır olduğu halde işgücü piyasasından çekilen yurttaşlarımızı, mevsimlik çalışanları, eksik ve yetersiz istihdam edilenleri dikkate alan bu en geniş tanımıyla işsizlik rakamına baktığımız zamanda ülkede işsiz sayısının 8 milyona dayandığını görüyoruz. Son altı aydır işsizlerimizin sayısındaki yıllık artış her ay 1 milyonun üstünde. Böyle bir durumu ekonominin yüzde 4,7 daraldığı 2009’daki küresel krizde dahi görmedik. İşsizlik maalesef giderek kronik yapışkan bir hal alıyor. Son bir yılda daha önce işi olup da işini kaybeden yurttaşlarımızın sayısı 859 bin olmuş. İstihdam kayıplarının bir milyonun üstüne çıkmasını ise kamuda işe alınan ilave 439 bin kişi engellemiş. Yoksa işini kaybedenlerin sayısı 1 milyon 200’i geçecek. Tarımda son 16 aydır, inşaatta son 14 aydır, sanayide ise son 6 aydır insanlar işlerini kaybediyorlar. Yine çalışmak isteyen her dört gencimizden biri maalesef iş bulamıyor. Bütün bu rakamlar bir şeyi gösteriyor, şahlanan bir şey var, bir şeyler var, şahlanışa geçen ekonomi değil, şahlanışa geçen işsizlik ve vatandaşın, milletin sesini duymayan Saray sosyetesi.

 

VATANDAŞ İŞSİZLİK İLE ENFLASYON ARASINDA SIKIŞTI
Vatandaşlarımız işsizlik ile enflasyon arasında sıkışmış vaziyette. Bir taraftan işsizlik rekorlar kırıyor, hayat pahalılığı da hiç hız kesmeden devam ediyor. Dün benzine 6 kuruş, mazota 17 kuruş zam geldi. Bugün de Haziran’daki zammın ardından çay fiyatı bir kere daha yüzde 15 zamlandı. Bir kilo Rize Turist çayını artık 36 TL’den içeceğiz.
Geçen hafta can sıkan başka bir rakam sanayiden geldi.

 

İKİNCİ ÇEYREKTE DE MİLLİ GELİR ERİYOR

Sanayi üretimi Haziran’da, geçen yılın aynı ayına göre, yüzde 9,6 daraldı. Çalışma günü takvim etkileri ayıklanırsa aynı dönemdeki daralma yüzde 3,9’a iniyor. Yine Haziran’da mevsim ve gün etkilerinden arınmış üretim, bir önceki aya göre, yüzde 3,7 geriliyor.
Sanayi üretimi son bir yıldır kesintiye uğramadan sürekli geriliyor, düşüyor yani. Her ay düşüyor. 2019’un ikinci üç ayında da, geçen yılın aynı dönemine göre, sanayi üretiminde yüzde 3,4 daralma oldu. Bu neyi gösteriyor? Bu şunu gösteriyor, ikinci üç ayda da milli gelirimiz gerilemeye devam edecek. Şimdi saraya ve sosyete damada soruyoruz bu mu şahlanma, bu mu türbülanstan çıkış, bu mu dengelenme?

 

YA OKUMAYI BİLMİYORSUNUZ, YA ŞAŞI BAKIYORSUNUZ

Bu rakamlara bakıp da bu lafları ediyorsanız ya rakam okumayı bilmiyorsunuz, ya rakamlara şaşı bakıyorsunuz, ya da milletle alay ediyorsunuz. Milleti duymuyorsunuz, milleti görmüyorsunuz, milleti unuttunuz. Geçtiğimiz yıl yaz aylarında finansal piyasalarda başlayan kriz, bu yıl tüm ağırlığıyla ailelerin ve reel sektörün üzerine çöktü.
Krizin vurduğu bir diğer cephe ise ülkemizin bütçe dengeleri. İktidar yerel seçimler için bütçenin harcama tarafını alabildiğine gevşetti. Ekonomi durduğu için vergi de toplanamıyor. Bu yılın ilk yedi ayında vergi tahsilatı, geçen yıla göre sadece yüzde 5 artmış. Peki enflasyon ne kadar? Yüzde 17. Yani vergi gelirleri reel olarak düşmüş.
Aynı dönemde bütçe harcamalarındaki artış ise yüzde 23. Yani harcamalar ise hiç hız kesmeden reel olarak artmaya devam ediyor.

 

BORÇLANMA LİMİTİ AŞILDI

Şimdi dağılan bütçeyi, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının ihtiyat akçesine el koyarak toplamaya çalışıyorlar. Bir de maşallah çok güzel borçlanıyorlar. Yılın ilk yedi ayında Merkez Bankasından gelen 21 milyar liralık ihtiyat akçesine rağmen açığımız yüzde 53 artarak 68,7 milyar TL’ye çıkmış. Önemli bir diğer gelişme ise, daha yılın bitmesine beş ay var ama Hazine yasal olarak bütçeyle belirlenmiş olan borçlanma limitini aşmış. Bunu geçen yıl da yaşamıştık bu yılda yaşıyoruz. Ama geçen yıl en azından bir düzenleme yapılmıştı bu yıl ortada herhangi bir düzenlemede yok.
Şimdi yılın ilk yedi ayında 27,9 milyar lirası dışarıdan, 70 milyar TL’si içeriden olmak üzere hazine net 98 milyar TL borçlanmış. Peki hazinenin Bütçe Kanunu’na göre borçlanma limiti ne kadar? 81,7 82 milyar yani. Peki Hazine ve Maliye Bakanı ve Cumhurbaşkanının limit arttırma yetkileri var yüzde 5’şer. Bunları da kullansalar tavan 90.1 milyara çıkıyor. Borçlanma ne kadar? 98 milyar.

 

BURASI ÇATLADI KAPI ÜLKESİ Mİ
O zaman TBMM’nin bütçe yapma hakkı nerede kaldı? Nerede bütçeye saygı? Yani burası çatladı kapı ülkesi mi? Burası aşiret devleti mi? Böyle devlet yönetimi olmaz. Geçtik hukuk devletini, Türkiye artık kanun devleti kimliğini dahi kaybeder duruma gelmiştir. Maalesef Sarayın sosyete damadına ülkenin hazinesi emanet edilince karşılaşılan tablo da böyle oluyor. Hükümet, derhal TBMM’yi toplantıya çağırmalı ve ilave borçlanma için TBMM’den izin istemelidir.

 

HUKUK İNSANLARININ KANUNSUZLUĞA ÇANAK TUTMASI VAHİM

Tabi hukuksuzluklardan ve kanunsuzluklardan bahsetmişken, adli yıl açılışının Kaçak Saray’da yapılmasına değinmeden geçmemizde mümkün değildir. Bugün Türkiye’de Beştepe’deki Saray, kanunsuzluğun simgesi olmuştur. Bunu ben demiyorum. Bunu Danıştay aldığı kararla diyor. Sarayın kaçak olarak inşa edildiğini Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu oy birliği ile kabul etti mi bu senenin başında? Etti. Şimdi sormamız gereken şey şu: Kanunlara aykırı olarak yapıldığı yüksek mahkeme tarafından tescil ve tespit edilmiş bir yapının salonlarında, adli yılın açılışı nasıl yapılacak? Kanunu uygulamakla yükümlü koca koca yargıçlar cübbeleriyle kanunsuz dedikleri o salonda adli yılın açılışını nasıl kutlayacaklar?
Hukuk insanlarının hukuksuzluğa çanak tutması gerçekten vahim. Bunun olmaması gerektiğinin altını bir defa daha çizerek sözlerimi tamamlamak istiyorum.
Şimdi sorularınız varsa alabilirim.
Soru- Efendim 3 HDP’li belediyeye kayyum atanmasına yönelik partinizin tavrını dün açıklamıştınız ancak bu tavra yönelik MHP’den sert eleştiriler geldi. Bugünde İçişleri Bakanı’nın sürece yönelik açıklamaları oldu. Bu iki açıklamayı nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Şunu söyleyeyim, MHP’nin Sözcüsü olarak açıklama yapan zatın gerçekten edepten yoksun olan sözlerine adam yerine koyup da cevap vermek istemiyorum arkadaşlar. Hep söylüyorum üslubu beyan aynıyla insandır.
Ancak diğer taraftan çok ilginç bir oyun sergileniyor. Bir şey anlatıyoruz diyoruz ki, bu belediye başkanları 5 ay önce adli sicil kontrolünden geçtiler, geçer not aldılar. Yüksek Seçim Kurulu’ndan da geçer not aldılar, aday olmalarında bir sakınca yoktur dendi. Şimdi 5 ay sonra ne oldu da el çektiriyorsunuz? Birinci soru bu.
İkinci önemli mesele şu, bu tür olayları yaparken sonuç itibariyle sandıktan çıkmış olan insanlara el çektiriyorsunuz. Sandıktan çıkmış olan insanlara el çektirirken bunun kesinleşmiş yargı kararlarıyla yapılıyor olması demokratik bir ülkeye, bir hukuk devletine yakışandır. Ama ortada böyle bir şey yok. Bunların hiçbirini yapmayacaksınız, hızlı karar almayacaksınız, dosyaları tekemmül ettirip mahkemelere vermeyeceksiniz ama basına servis edeceksiniz. O var, şu var, bu var deyip terörle mücadeleyi gerekçe göstermek suretiyle terörize edeceksiniz bu iş hakkında konuşanları. Yetmez, terörün değirmenine bunu yapmak suretiyle su taşıyacaksınız. Bu yaklaşımı yani bu şekildeki bir yaklaşımı kabul etmek mümkün değildir.
Tekrar bir şeyi hatırlatmak istiyorum. Konuşmamın başında belirtmiştim. Ne diyor Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanı 2013 yılında? “Demokrasi de bu işin namusu sandıktır. Sandık sonucuna saygı duymak her siyasi parti için zorunluluktur”. Bir de bir şey daha söylüyor, “Bu işinde güvencesi Adalet ve Kalkınma Partisidir” diyor. Gördük güvenceyi.

 

Soru- Sayın İçişleri Bakanı bugün yaptığı açıklamada terörle demokrasi arasında meşru kanal açmaya çalışanlar büyük sorumsuzluk içindedir diyor. Yani sizi böyle bir eleştiriyle suçluyor. Onun dışında iki sorum daha olacak.
Birincisi, gerçi konuşmanızın başında bahsettiniz ama orman yangınlarında THK uçaklarının kullanılmaması bu işte kiralama sözleşmeleri gerekçe gösteriliyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz bir taraftan ormanlar yanarken?
Yine eski İstanbul İl Başkanı AK Partili Selim Temurci’nin yaptığı bir açıklama var. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırdı kuvvetleri birleştirmedi. Biz kuvvetler ayrılığının olacağını bekliyorduk. Biz hata yaptık evet dediğim için pişmanım sözlerini nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- En sonuncusundan başlayayım: Son pişmanlık fayda etmez.

Ama biz bunun böyle olacağını, kuvvetler ayrılığını bitireceğini, demokrasiyi bitireceğini, hukuk devletini bitireceğini, tek adam parti devleti rejiminin aslında hızla bir diktatörlüğe doğru evrileceğini ve Türkiye’nin genlerinde parlamenter demokrasinin olduğunu, tek adam parti devleti rejiminin olmadığını referandumdan önce, referandumdan sonra defalarca gündeme getirdik, anlatmaya çalıştık. Demek ki bize kulak vermemişler. Bugün herhalde Cumhuriyet Halk Partisinin bu işlerde ne kadar haklı olduğu anlaşılıyordur.
THK’nın uçaklarının kullanılıp kullanılmaması konusuna gelince, bakın burada 700 hektar alan yanmış. Sadece THK’nın elinde değil ordumuzun elinde de yangınla mücadele helikopterleri var, muhtemelen uçakları var. Burada sözleşme vardı, yoktu, bilmem neydi… buna bakılmaz. Bu kadar büyük bir afet olduğu zaman bu afetin üstesinden gelebilmek için ülkenin elindeki tüm imkanlar kullanılır. Bu imkanların şu sözleşme vardı, bu sözleşme yoktu bu gerekçeler gösterilerek kullanılmaması bir şeyi gösterir. Bu ülkenin yönetilmediğini, yönetilemediğini, bu ülkenin savrulduğunu gösterir.
İlk sorduğunuz soruya gelince, yani biraz önce söyledim, başta da açıklamasını yaptım ama bir şeyi söyleyeyim, bu konuşmamın içinde var Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 17 yıllık geçmişini değerlendirirken aslında terörün nasıl meşrulaştırılabileceğinin en güzel örneklerini tek tek size buradan anlattım.
Soru- Yani eleştiri kabul etmiyorsunuz?
Faik ÖZTRAK- Hayır. Şu anda Cumhuriyet Halk Partisi’nin yaptığı demokrasiye sahip çıkmaktır. Bizim yaptığımız sandığa sahip çıkmaktır ve terörle en etkili mücadelede bu şekilde yapılır.

Teşekkür ediyorum.

KARAR HUKUKİ DEĞİL SİYASİ

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK toplantısı sürerken gerçekleştirdiği basın toplantısında şunları söyledi:

 

19 Ağustos 2019’da, yani bugün, millet iradesine ve sandığın namusuna yeni bir Saray darbesi yapıldı. Bundan beş ay önce gerekli hukuki şartları yerine getirerek seçime giren ve millet iradesiyle iş başına gelen Mardin, Diyarbakır ve Van Belediye başkanları, bu sabah görevden alındı. Yerlerine de o illerin valileri kayyum olarak atandı.

 

KARAR HUKUKİ DEĞİL SİYASİ

Ülkemizde belediye başkanı olmanın koşulları bellidir. Önce Adalet Bakanlığı’ndan “adli sicil kaydı temiz belgesi” alınır. Sonra Yüksek Seçim Kurulu, adayların dosyalarını inceler, aday olmalarında hukuken sakınca görülmeyenler de seçime girerler. Bundan daha beş ay önce adli sicili temiz olan, Saray’ın vesayeti altındaki YSK tarafından da adaylıkları uygun görülen ve millet tarafından seçilen bu belediye başkanlarının görevden alınması kararı hukuki değil siyasidir.

 

DARBE DÖNEMLERİNDE NE YAPILDIYSA BUGÜN DE O YAPILDI

Görevden alınan belediye başkanları hakkında kesinleşmiş bir mahkeme kararı ortada yoktur. Görevden alma kararı idari bir karar gibi gözükse de doğrudan Saray tarafından verilmiştir. Bu, ülkede “seçime girmek serbest ama seçilmek yasak” anlamına gelen bir karardır. Demokrasinin temelini oluşturan “hukukun üstünlüğü” ve “seçme, seçilme hakkı” bu kararla bir kez daha açıkça yok sayılmıştır. Darbe dönemlerinde ne yapıldıysa bugün de o yapılmıştır. Tek adam parti devleti rejiminin, iktidar partisi ile devlet arasındaki sınırları nasıl yok ettiği bugün bir kere daha açıkça görülmüştür.

 

BU, TERÖRÜN DEĞİRMENİNE SU TAŞIMAKTIR

Terörle mücadele kuşkusuz Türkiye’nin ortak milli meselesidir. Emperyalizme karşı Kurtuluş Savaşı meydanlarında kurulan Cumhuriyet Halk Partisi terörün her türlüsünü lanetler ve terörü bir insanlık suçu olarak görür. Ancak terörle mücadele gibi milli bir mesele, milli iradeye baskı ve vesayet uygulamanın siyasi aracı haline de dönüştürülmemelidir. Bu, terörün değirmenine su taşımak olur.

 

ADALET TEMELLİ VİCDAN SİYASETİ

Anayasamızın 68. Maddesine göre “siyasi partiler, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır.” Cumhuriyet Halk Partisi, kurumsal kimlikleri, siyasi anlayışı, dünya görüşü kendisinden farklı olan partilerin ve onlara oy veren milletin hukukuna sahip çıkmayı, demokrasiye sahip çıkmak olarak görür. Cumhuriyet Halk Partisi adalet temelli vicdan siyaseti yapar.

 

ERDOĞAN’IN MERHAMETSİZ SİYASETİNİN ZULMÜNE HER ZAMAN KARŞI ÇIKTIK

Buradan Adalet ve Kalkınma Partisi’ne destek veren kardeşlerimize seslenmek istiyoruz: Bu ülkenin seçilmiş Başbakanı Ahmet Davutoğlu zorla istifa ettirildiğinde de; sandıktan çıkmış AK Partili Belediye Başkanları istifaya zorlandığında da CHP olarak o gün de bugünkü tavrımızı aynen gösterdik. Erdoğan’ın merhametsiz siyasetinin zulmüne her zaman karşı çıktık.

 

SEÇİMLE GELEN SEÇİMLE GİDER

Anayasa’nın 15. Maddesine göre “suçluluğu mahkeme kararıyla saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.” Demokratik meşruiyetin elde kalan son kalesi ve namusu sandıktır. Sandık hukukuna vurulan her darbe, Türkiye’ye vurulmuş bir darbedir. Demokrasilerde kural son derece açıktır: Seçimle gelen seçimle gider. Seçimle gelen kayyumla gidecekse, sandık anlamını kaybeder.

 

DEMOKRASİDEN, HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNDEN YANA TARAFIZ

Bugün sandığa ve seçmen iradesine sahip çıkmak, demokrasimize ve Türkiye’ye sahip çıkmaktır. Millet iradesiyle inatlaşılmaz. 31 Mart’tan sonra yaşadıklarımız bunu açıkça ortaya koymuştur. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, adalet temelli vicdan siyasetinden vazgeçmeyeceğimizi, demokrasiden, hukukun üstünlüğünden, seçme ve seçilme hakkının tam güvence altında olmasından yana taraf olduğumuzu milletimizin huzurunda bir kere daha ilan ediyoruz.

 

Soru- Efendim, Cumartesi günü Sayın Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun bir açıklaması vardı “Doğu Akdeniz’de bütün ülkeler varken Türkiye neden yok” dedi. Dün de Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’ndan buna bir yanıt geldi. “Fatih’ten haberi yok galiba, Yavuz’dan haberi yok galiba, Yunan gemisi zannediyor galiba Kılıçdaroğlu o gemileri” dedi. “Gerekirse kendisini bu konuda bilgilendiririz” dedi. Bununla ilgili bir yanıtınız olacak mı buna?

Faik ÖZTRAK- Değerli arkadaşlar, bugün tek bir soruya cevap vereceğim. Aslında daha geniş bir açıklamayı yarın yapacağım. Bugün MYK gündeminde çok sayıda konu vardı fakat sabah gelen yeni haber tabi gündemi oluşturdu. O nedenle onun karartılmaması, diğer konuların da üzerinin örtülmemesi bakımından yarın bugünkü MYK toplantısıyla ilgili daha geniş bir açıklama yapacağım. Dolayısıyla bugün bir tek bu Doğu Akdeniz’deki konuya cevap vereyim.

Şunu söyleyeyim, tabi bizim buradaki gemilerden haberimiz olmadığını iddia edenlerin Genel Başkanımızın ya ne dediğini dinlemedikleri ya da ne dediğini anlamak istemedikleri açık seçik ortada.

Daha birkaç yıl önce Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerin oluşturduğu Levant bölgesinin ekonomik lideri olacağımız tartışılıyordu. Eğer burada gerçekten büyük bir refah artışı ortaya çıkacaksa bunun Türkiye’nin liderliğinde olması gerektiği konuşuluyordu. Oysa daha bu sene başında Akdeniz’e kıyısı olan 7 ülkenin Kıbrıs, Yunanistan, İsrail, İtalya, Ürdün, Filistin ve Mısır’ın gerçekleştirdikleri Doğu Akdeniz gaz forumunda Türkiye’nin adı bile geçmiyor. Aslında Türkiye’nin gücüne, jeo-stratejik önemine baktığınız zaman buradaki en etkili oyuncunun biz olmamız gerektiği ortaya çıkıyor. Ama böyle değil.

Biz nerede ne gemimiz olduğunu biliyoruz. Geç de olsa bu gemilerin buralarda araştırmaya başlamış olmalarını da memnuniyetle karşılıyoruz. Ama buradaki temel mesele şu, ülkeler bir araya geliyor, bölgesel işbirlikleri ortaya çıkıyor, Türkiye burada yok. Neden yok? Niye Türkiye bu toplantılarda yok? Türkiye’nin bir an önce bölgedeki ülkelerle barışması lazım. Türkiye’nin bir an önce bu bölgede ortaya çıkacak olan refah hareketine hem katkıda bulunması lazım, hem de bu hareketten hak ettiği payı alabilmesi lazım.

Dolayısıyla bizim bahsettiğimiz, burada gemimiz olup olmadığı değil. Tabi ki, gemilerimizin olduğunu gayet iyi biliyoruz. Genel Başkanımız günbegün izliyor orada ne olup ne bittiğini, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin haklarının savunulup savunulmadığını her an takip ediyor. Biz de takip ediyoruz. Ama biz bir konunun da altını çiziyoruz. Türkiye bu bölgede yalnız kalmıştır. Bizim karşı çıktığımız Türkiye’nin bu bölgedeki yalnızlığının dayanılmaz hafifliğidir.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com