Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

SARAY EĞİTİM ÜZERİNDEN SİYASİ KAN DAVASI YARATIYOR

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Bugün Şule Çet davasının karar duruşması vardı. Aslında bu sıradan bir dava değil. Kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet konusunda Şule Çet davası tüm kadınların davasıdır. Bu davada adil, toplum vicdanını yaralamayacak bir karar çıkmasını umut ediyorduk. Ama bir baktık ağırlaştırılmış müebbet cezası müebbet cezasına çevrilmiş. Aslında hafifletilmesi için hiçbir sebep de ortada yok. Dolayısıyla bu cezanın kadına şiddet uygulayan, kadınları katledenlere ciddi bir uyarı olması bakımından en ağır cezaların verilmesi en doğrusu olacaktır. Şule Çet’e ben bir kere daha Allah’tan rahmet diliyorum. Bugün Van’da bir şehidimiz var. Şehidimize de Allah’tan rahmet, yakınlarına ve milletimize başsağlığı ve sabır diliyorum.

 

ENFLASYON YENİDEN ÇİFT HANEDE

Dün, Kasım ayına ait enflasyon rakamları yayınlandı. Tüketici enflasyonu iki ay dayandı, iki ay sonra yeniden çift haneli rakamlara geldi. Rakamların ayrıntılarına baktığımızda Damat Bakan’ın arkadaşının başında TÜİK’in enflasyonu ile vatandaşın gerçek enflasyonu arasındaki farkın açılmaya devam ettiğini görüyoruz. TÜİK’e göre Ekim ayında yıllık yüzde 8,6 olan enflasyon Kasım ayında yüzde 10,6’ya çıkmış.

 

FAİZ DÜŞÜRDÜLER ENFLASYON ARTIYOR, ŞİMDİ NE DİYECEKLER

Faizi düşürdük enflasyon düştü diyorlardı. Sarayın kibirli kişisi bununla övünüyordu. Şimdi ne diyecek ben merak ediyorum. Düşürdüler faizi ama enflasyon artmaya başladı. Merkez Bankası’na bundan sonra faizlerle ilgili hangi talimatı verecekler? Onlara soruyorum çünkü Merkez Bankası bu konuda bağımsız değil. Faizleri talimatla belirliyor.

 

TÜİK FİYATLARI HAL FİYATLARININ ALTINDA

TÜİK’in marketindeki meyve sebze fiyatları bu ay da Hal fiyatlarının altında kaldı. Kasım ayında, neredeyse her yemekte kullandığımız, kuru soğan TÜİK’in marketinde 1 lira 68 kuruşmuş. Hal’e bakıyoruz soğanın ortalama fiyatı 2 lira ile 3 lira 25 kuruş arasında. Patates TÜİK markette 2 lira 3 kuruş. Hal’de 3 lira ile 5 lira 25 kuruş arasında. Sivri biber TÜİK markette 4 lira 44 kuruş. Hal’de 7 lira 25 kuruş ile 8 lira 50 kuruş arasında. Liste böyle uzayıp gidiyor. Her seferinde söylüyorum. Verin şu TÜİK marketinin adresini de sadece Damat Bakan sevinmesin milletimizde bir sevinsin, vatandaşta bayram etsin ucuza mal aldığı için.

 

GENÇLERİMİZE GEREKLİ EĞİTİMİ VEREMİYORUZ

Ülkemizi yeniden ayağa kaldırabilmek için çözüm bulmamız gereken önemli bir sorun da eğitim sorunu. Bu ülkenin evlatlarına sadece iş vermek yeterli değil. Bu ülkenin evlatlarının rekabet ettiğimiz, yani küresel ölçekte yarıştığımız ülkelerin çocukları kadar kazanabilmelerinin de önünü açmamız gerekiyor. Tabi bunu yapabilmek için de gençlerimizi çağın gerektirdiği bilgi ve beceriyle donatmamız gerekiyor. Ama maalesef gençlerimize dünyadaki akranlarıyla yarışmalarını sağlayacak, onlardan daha fazla kazanmalarını sağlayacak, gençlerimizin hayallerine, özlemlerine, özlem duydukları hayat standartlarına kavuşmalarına yarayacak eğitimi maalesef veremiyoruz.

 

EĞİTİMDE 6 YILI KAYBETTİK

Aslında bu iktidar eğitimi siyasileştirdi. Milli bir mesele olmaktan çıkardı. Eğitimde kararlar AK Parti mutfaklarında alındı. Sonuçta eğitim sistemi tam bir keşmekeşe döndü. Bu da gençlerimizin başarısını maalesef olumsuz etkiledi. Rakamlar da bunu gösteriyor. Hatırlarsanız kavga dövüş meclisten hiçbir yerde tartışmadan AK Partili milletvekillerinin vermiş olduğu önergelerle 4+4+4’ü geçirmişlerdi. Bunun neticesinde PISA skorları bize gösteriyor ki 2012’de yapılan bu düzenleme neticesinde maalesef gençlerimiz çok büyük bir kayba uğradılar. Bu düzenlemenin yapıldığı yıl PISA sınavlarında okuma becerisi dalında yani 2012’de puanımız 475’ti. Bu düzenleme yapıldı tam 3 yıl sonra 2015’te 428’e düştü. Şimdi 466’ya çıkınca sevinmeye başladık. Ama 2012’den 2018’e kadar 6 yıl boyunca benim gençlerim zaman kaybetti. Bu 6 yıl boyunca yetişen gençlerim dünyadaki kendi akranları karşısında eğitim bakımından eksik kaldılar. İşte eğitimi siyasileştirmenin neticesi budur. Maalesef yabancı bir dilde değil, Türkçe olarak okuma becerisi konusunda zorluk çekiyor gençlerimiz.

 

SARAY EĞİTİM ÜZERİNDEN SİYASİ KAN DAVASI YARATIYOR

AK Parti yönetimi eğitimi siyasi bir mesele olarak görmeye hala devam ediyor. Hatta eğitimi kullanarak kendi partisinden ayrılanlara aba altından sopa gösterme noktasına kadar gitmeye de cüret edebiliyor. Diğer taraftan içinde bulunduğumuz bu ekonomik kriz tüm sektörler gibi eğitimi de olumsuz yönde etkiliyor. Mesela yaygın şubeleri olan ve bilinen bir kolejin öğretmenleri aylardır maaş alamadıkları için eyleme çıktılar. Diğer taraftan Saray da eğitim üzerinden siyasi kan davası yaratmakta tereddüt etmiyor. Binlerce üniversite öğrencisinin geleceği siyasi bir kan davası nedeniyle karartılma noktasına geliniyor.

 

AK PARTİ MYK’SI MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI MI, YÖK BAŞKANLIĞI MI

Ben CHP sözcüsü olarak İstanbul Şehir Üniversitesi konusunda ilk defa konuşacağım. Bugüne kadar hiç konuşmadım. Neden konuşacağım? Çünkü son MYK toplantısında Salı günü AK Parti Sözcüsü çıktı, diğer partileri İstanbul Şehir Üniversitesi meselesini siyasileştirmekle suçladı. Biz bunu hiç yapmadık. Sadece teknik olarak burada ne oluyor incelesinler diye zaman zaman uzman ve milletvekili arkadaşlarımızı gönderdik. Sonra diyor ki, bu konu çok teknik bir konu, siyasileştirildi. Öyle görünüyor ki, bu çok teknik konuyu kendi MYK’larında uzun uzun tartışmışlar birde karara bağlamışlar. AK Parti’nin MYK’sı şunları tespit etmiş.  Diyor ki, “Partinin önceki Başbakanlarından birinin bu üniversiteye arazi hibe etmesi usulsüzdür. Onun için bu arazinin bu üniversiteden geri alınması da doğrudur.” Arazi geri alınınca da bir kamu bankasının bu üniversiteye vermiş olduğu kredi teminatsız kalmıştır. O nedenle bu üniversitenin bankaya olan borcunun ödenebilmesini temin etmek için bu üniversiteyi hami bir başka üniversiteye devredeceklermiş. Tabi burada akla bir sürü soru geliyor. Ama sorulması gereken ilk soru şu: Bu AK Parti MYK’sı, Milli Eğitim Bakanlığı mıdır? Yoksa YÖK başkanlığı mıdır? Ya da Halk Bankası Genel müdürlüğü müdür? Bir başka soru, Sayın Çelik Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü müdür, AK Parti Sözcüsü müdür?

 

DEVLET AK PARTİ MUTFAĞINDAN YÖNETİLİYOR

İşte tek adam parti devletinin ülkeyi içine düşürdüğü hal bu. Devlet AK Parti mutfağından yönetiliyor. Kararlar devletin yetkili organlarının binalarında değil parti binasında alınıyor. Anlamadığımız bir husus da kamu bankaları üzerinden her türlü piyasa bozucu eylemi yapmakta çekinmeyen, yandaş müteahhitleri kurtarma operasyonları çeken -örnek İstanbul Finans Merkezi projesi, Ankara’daki bir sürü inşaat projesi- bunların çoğu bankalara devredildi ya da bir takım başka şirketlere devredildi. Futbol kulüplerini bile kamu bankaları üzerinden kurtaran Saray’ın kendi partisine mensup eski bir Başbakan’ın kurucularından olduğu bu üniversitenin borcuna karşı gösterdiği hassasiyet nedir? Niye birden bire Halk Bankası’nın bir üniversiteden alacağına bu kadar şahinleştiler?

 

YANDAŞIN KREDİLERİ YAPILANDIRILIYOR, ÜNİVERSİTELERİNKİ YAPILANDIRILMIYOR

Yani bu bankalar daha önce pek çok mali operasyon için kullanılmadı mı? İşler kötü gitmeye başlayınca bu bankalar İşsizlik Fonu’ndan verilen sermayeyle desteklenmedi mi? Yandaşlara bu bankalardan kredi muslukları açılmadı mı? Yandaşların 40 milyarlık batık alacağı silinmedi mi bankalar sistemindeki? Şimdi bankaların takati kesildi makyajlar, pansumanlar bir yandan. Ama yandaşlara bu bankalar imkan sağlamaya devam ediyor. Mesele dediler ki, 5. dereceden riskli alacakları bankacılık sistemi silsin. Para sıkışıklığına deva olsun diye bütün diğer bankaların vergi tahsilat yetkilerini kaldırdılar bir tek bu bankalara vergi tahsilat yetkisi verdiler ki para buralarda toplansın diye. Kamunun bütün ödeme işlemleri bu devlet bankaları üzerinden yapılıyor. Şimdi bu kadar işlemden 8 bin tane öğrencisi olan bir üniversiteye hiç mi pay düşmüyor? Diyorlar ki, biz verilen aldığımız kredinin 2,5 katı kadar teminat gösterdik. Herkesin kredilerini, yandaşın kredileri yeniden yapılandırılıyor bu üniversitenin kredileri yapılandırılmıyor.

 

MİLLETİN GÜMÜŞLERİ BİTTİ SIRA VAKIFLARA GELDİ

Ama burada şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Hatırlayın dün Vakıfbank’ın hisseleri Hazine’ye devroldu. Vakıfbank’ı önce Damadın yönettiği Hazine ve Maliye Bakanlığına, sonra da Kayınpeder ve Damadın beraber yönettiği kara kutu Varlık Fonu’na aslında rehin fonu olan Varlık Fonu’na devretme operasyonu. Ziraat ve Halkbank’tan sonra sıra Vakıfbank’a da geldi. Bu kamu bankalarında ne oluyor? Bu kadar çok üzerinden operasyon yapıyorsunuz, bu kadar çok bunlarla ilgili işlem yapıyorsunuz. Bir de diğer taraftan öyle anlaşılıyor ki artık milletin gümüşleri bitti kaç yıllık vakıfların kaynaklarına da, varlıklarına da el uzatılmak zorunda kalındı.

 

BU REJİMİN MİLLETİN SIRTINA YÜK

Bu anlayışla bu devleti yönetmek giderek imkansız hale geliyor. Tek adam parti devleti rejiminin milletimizin hiçbir derdine deva olamayacağı her gün biraz daha ortaya çıkıyor. Her şeyi kontrol etmek isteyen ama hiçbir işin altından kalkamayan bu tek adam yönetiminin, milletimizin sırtına daha fazla yük yüklemekten başka yapabileceği bir şey yoktur. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Sorularınız varsa şimdi alabilirim. İsimlerinizle ve kurumlarınızla lütfen.

 

Soru- İki sorum olacak olacak ama önce ilkini soruyum efendim. Termik santrallerle ilgili baca takılmasının uzatılmasına yönelik düzenleme AK Parti’nindi ve bu düzenleme meclisten AK Parti ve MHP’nin oylarıyla geçti. Bu düzenlemeyi Sayın Erdoğan veto etti ama Sayın Erdoğan’a rağmen mi Meclis’ten geçti? Bu konuda ne düşünüyorsunuz efendim?

Faik ÖZTRAK- Tabi bu son derece ilginç bir durum. Biraz önce anlattım yani bütün yasal düzenlemeler her şey artık devletin mutfaklarında değil AK Parti’nin mutfaklarında pişiyor. AK Parti’nin de Genel Başkanı Erdoğan. Dolayısıyla Erdoğan’ın haberi olmadan bu yasanın Meclis’ten geçmesi mümkün değil. Ama öyle anlaşılıyor ki, kamuoyunun baskısı altında bu yasayı veto zorunda kaldı. Gerçekten de kamuoyunun ciddi bir tepkisi oldu buna. Şunu söyleyeyim, hiç olmazsa burada kamuoyuna kulak vermiş olması olumlu bir gelişmedir. Ama bazı şeylerin de takipçisi olacağımızın altını buradan çizmek isterim. “Bu santrallerle ilgili olarak yeniden ihaleye çıkarız” gibi bir takım laflar var. Kimlerin bu santrallerle ilgili yetkileri iptal edilecek, hangi santrallerle ilgili olarak kaça ihaleye çıkılacak, kimlere verilecek bunları da dikkatle takip edeceğimizden kimsenin şüphesi olmasın.

 

Soru- Efendim yine Sayın Erdoğan veto ederken bir tarafta halkım var, bir tarafta sermaye var. Halkımı tercih ettim, halk sağlığını tercih ettim gibi bir açıklaması oldu. Bu sözlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Demek ki, önce AK Parti mutfağında sermayenin tercihini halkın tercihine üstün görmüş. Sonra saraya gelince de bu sefer halkın tercihi demiş. Tekrar söylüyorum arkadaşlar, bu santrallerle ilgili süreci çok dikkatle izleyeceğiz. Yani bugüne kadar hep halkın tercihlerine kulaklarını kapatmış olanlar, milletin sesini duymayanlar, kendi iktidarları döneminde 470 milyar doları yani günde 77 milyon dolar faizi yurtdışındaki sıcak paracılara ödeyenlerin aklına şimdi halkın geliyor olması gerçekten ilginç.

 

Soru- Dün Sayın Kılıçdaroğlu Grup Toplantısında Selahattin Demirtaş’la ilgili ‘Seni başkan yaptırmayacağız’ demesinden dolayı şu anda cezaevinde tutuluyor dedi. Ancak Cumhurbaşkanı avukatı bir açıklama yaptı bugün. Bu söz nedeniyle herhangi bir soruşturma ya da kovuşturmanın bulunmadığını söyledi. 6-7-8 Ekim olaylarından dolayı şu an hapiste, cezaevinde tutuluyor dedi. Bununla ilgili bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Şimdi Türkiye’de yargıyla ilgili yaşananlara baktığınız zaman kimin neden ne için hangi talimatlarla içerde tutulduğunu açık seçik şekilde görüyoruz. Dolayısıyla onun için tutulmuyor bunun için tutuluyor… Sonuç itibariyle bir siyasi partinin Genel Başkanı içerde rahatsızlanmıştır. Bu Genel Başkanla ilgili olarak da sağlık konusunda atılan adımlarda bir gecikme olduğu söylenmektedir. Bunun incelenmesi lazımdır.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

AZ GİTTİK, UZ GİTTİK 11 YIL GERİYE GİTTİK

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün parti Genel Merkezi’nde MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Yarın uluslararası engelliler günü. Aslında engellilerimizi sadece tek bir gün değil her gün hatırlamamız ve onlara engelsiz bir dünyayı sunmamız lazım. Merkez Yönetim Kurulu toplantımız sürüyor. Bugün toplantımızın gündeminde; önümüzdeki yıl için belirlenecek asgari ücret, bugün açıklanan, bu yılın üçüncü üç ayında gerçekleşen büyüme rakamları, işsizlik ve hayat pahalılığı arasında sıkışan, borçları altında ezilen vatandaşlarımızın durumu ve ülkemizdeki diğer gelişmeler vardı.

 

DEVLETİN ALACAĞINA AYRI, VERECEĞİNE AYRI ENFLASYON OLMAZ

Asgari Ücret Tespit Komisyonu 2020 yılında uygulanacak asgari ücretin tespitine dair toplantılara bugün başladı. Bu seneki görüşmelerde, üç işçi sendikaları konfederasyonunun birbirleriyle görüştükten sonra masaya oturmalarını önemsiyoruz. Asgari ücret konusundaki düşüncelerimizi önce Sayın Genel Başkanımız Grup Toplantısında, sonra bizler TÜRK-İŞ ziyaretinde ve daha sonra yine hafta sonunda yine Genel Başkanımız İstanbul’da yapılan toplantıda bir defa daha açıklamıştı. Devlet kendi aldığı maktu vergilere, resimlere, harçlara ve para cezalarına yüzde 22.58 oranında zam yaptı. Niçin yaptı? Geçtiğimiz yıl enflasyon nedeniyle uğradığı kaybı telafi etmek amacıyla yaptı. Dolayısıyla bu oran 2019 yılındaki enflasyon kaybını telafi edecek oran. Yani yeniden değerleme katsayısı. Bu nedenle asgari ücret pazarlığına başlamadan önce bir kere asgari ücreti bu yeniden değerleme katsayısıyla artırarak 2019 yılında asgari ücret üzerinde enflasyon nedeniyle, kriz nedeniyle meydana gelen tahribatı telafi etmek, ondan sonra pazarlığa başlamak lazım. Aksi takdirde devletin alacağına ayrı, vereceğine ayrı enflasyon uygulaması gibi bir yaklaşımı kabul etmemiz mümkün olmaz.

 

 

TEK BİR ÇALIŞANIN DEĞİL AİLESİNİN YAŞAM MALİYETİ ESAS ALINMALI

Pazarlığı gelecek yıl için yüzde 5 olarak hedeflenen büyüme üzerinden çalışana ne kadar pay verileceği, yani refahtan çalışanın ne kadar pay alacağı konusunda yapmak lazım. Yüzde 5’in tamamını verirseniz çalışanlarda büyümeden diğer kesimler kadar pay almış olur. Diğer taraftan TÜRK-İŞ bir bekar işçinin, çalışanın aylık yaşam maliyetini 2 bin 578 lira olarak hesapladığını açıkladı. Bunun altında bir ücreti de kabul etmeyeceğini söyledi. Burada asgari ücret hesabında ILO standartlarına uyulması, yaşam maliyeti ve ücret belirlenirken tek bir işçinin, tek bir çalışanın değil ailesinin de yaşam maliyetinin dikkate alınması gerektiğinin altını bir defa daha çizmek isterim.

 

ASGARİ ÜCRETİN ARTIRILMASI EKONOMİYİ CANLANDIRIR

Bir başka husus, ekonomik krizin son bir yılda 789 bin yurttaşımızı işinden gücünden ettiğini biliyoruz. Yine bu 789 bin yurttaşımızın dörtte üçü yani işsiz kalan her 100 kişiden 75’i en düşük maaş alan, çalışanların en kırılgan kesimlerine mensup. Diğer taraftan baktığımız zaman yine bütçe açıklarının geldiği nokta itibariyle bütçeden büyümeyi desteklemek amacıyla harcanan, aktarılan kaynaklarında sınırına gelindiği gözüküyor. Mevcut ekonomik krizde, asgari ücret iç talebe ivme verebilecek en önemli araçlardan biri olarak görülmelidir. Bakın, krediye krediyle takla attırarak ya da yandaşların kredilerini silerek geldiğimiz noktada, biraz değineceğim, büyüme falan ortada yok. Bütün dünyanın kabul ettiği bir husus var. Bu tür ortamlarda tüketim eğilimi yüksek en kırılgan kesimlerin gelirlerini arttırmanız lazım ki ekonomi canlanmaya başlasın. Tabi burada marifet bu işi enflasyonu azdırmadan, cari açığı arttırmadan, büyümeyi arttırarak yapabilmekte.

 

HEM YÜZDE 22,58 HEM REFAH PAYI

Bu nedenle bu yıl asgari ücretin önce bir yüzde 22,5’luk kısmını biraz önce açıkladığım yüzde 22,58’lik kısm koyacaksınız onun üstüne de tüketimi arttırabilmek için, talebi arttırabilmek için büyüme hedefi olan yüzde 5 kadar da bir ilave yapacaksınız. Bu da aşağı yukarı TÜRK-İŞ’in söylediği 2 bin 600, 2 bin 578’in biraz üstünde oluyor.

 

SARAY’DA BİNDELİ BÜYÜME SEVİNCİ

Bugün TÜİK, 2019’un üçüncü üç ayına ait büyüme rakamlarını açıkladı. Buna göre Türkiye ekonomisi yılın üçüncü çeyreğinde binde 9 büyümüş. Bu bindeyle ifade edilen rakamı görünce bir de baktık sarayın damadı twitler atıyor bir sevinç, bir sevinç pozitif büyümeye geçtik diye. Şimdi, geçen yılın son çeyreğinden bu yana üst üste 3 çeyrektir süren küçülmenin ardından, ilk defa gelen bu bindeli artışın ne kadar sürdürülebilir olduğu konusu çok önemli. Bunun içinde mali ve parasal dengelere bakmak lazım. Bütçenin açığı çok hızla büyüyor. Dolayısıyla bunun ne kadar kalıcı olduğu bu açıdan tartışmalı.

 

BÜYÜMENİN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ KONUSUNDA SORU İŞARETLERİ VAR

Yine bir başka önemli husus, bir büyümenin ne kadar kalıcı olduğunu tespit ederken mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış seride bir önceki üç aylık döneme göre ekonominin büyüme hızına baktığımızda büyümenin ivmesini tespit etmiş oluruz. Orada da baktığımız zaman üçüncü çeyrekte bu senenin başında yüzde 2,0, sonra yüzde 1,0 civarında olan artışların üçüncü çeyrekte binde 4’e düştüğünü görüyoruz. Dolayısıyla bu, bu büyümenin sürdürülebilirliği konusunda soru işaretlerine neden oluyor.

 

İSTİHDAM YARATMAYAN BÜYÜME

Büyümenin hem kalitesi hem de sürdürülebilirliği açısından önemli olan bir diğer gösterge ise yatırımlar. Yatırım yapacaksınız ki iş imkanı verebilesiniz. İş imkanı vereceksiniz ki milletin mutfaktaki boş tenceresi dolsun. Bu çeyrekte yatırımlar yüzde 12,6 daralmış ve bu yatırımlar son beş çeyrektir sürekli daralıyor. Makine ve teçhizat yatırımları yüzde 7,5 gerilemiş, inşaat yatırımları ise yüzde 18,0 gerilemiş. İstihdam rakamlarına bakıyoruz, işsizlik rakamlarına bakıyoruz bu döneme ilişkin rakamlar büyümenin istihdam yaratmadığını, işsizliği azaltmadığını ortaya koyuyor. İşte bu neden. Yani yatırım yok, yeni iş imkanları yok. Dolayısıyla bu büyüme işsizlere yaramıyor, çalışanlara yaramıyor. Peki kime yarıyor? Saray’ın bu büyüme stratejisi sadece İstanbul’da parasını borsaya yatıran bir avuç yandaşa ve Londra’daki bir avuç bankacıya yarıyor.

 

DEVLET GAZA BASMASINA RAĞMEN İLK 9 AYDA EKONOMİ KÜÇÜLDÜ

Üçüncü çeyrekte görmüş olduğumuz şu: Ekonomi 0,9 da olsa bir büyümeye doğru geçmesine rağmen yılın ilk dokuz ayında ekonomi geçen yılın aynı dönemine göre binde 9 küçülmüş. Yani küçülme devam ediyor 9 aylık ortalamaya baktığınız zaman. Neye rağmen? Bu dönemde devletin yapmış olduğu tüketim harcamaları yüzde 5,6 artmış. Biraz önce söylemiştim ya devletin oyun alanı daralıyor diye. Devlet sürekli bir ivme vermeye çalışıyor ama bunun ekonomi üzerindeki etkisi son derece sınırlı kalıyor. Nereye kadar bunu sürdüreceksiniz? Kamu açıklarını sürdürebildiğiniz noktaya kadar. Devletin tüketim harcamaları yüzde 5 artarken vatandaşın tüketim harcaması ilk 9 ayda yüzde 1,4 düşmüş. Devlet gaza basmış buna rağmen ekonomi yüzde bir civarında küçülmüş.

 

BAŞARISIZLIĞIN SORUMLULUĞU SARAYA AİT

Hatırlayalım, Saray önce 2019 yılında Türkiye ekonomisinin büyüme hızının yüzde 2,3 olacağını söylemişti. Şimdi ne tahmin ediyorlar? Binde 5. Yani büyüme 2019 yılında yüzde 2,3 hedef yerine binde 5 büyüyecek. Yani ilk söylenenin dörtte birinden bile az. Şimdi bu sapmayı neyle izah edeceğiz? Hadi 2018’de Rahip Brunson vardı. Dışarıdan ekonomiye saldırıyorlardı öyle diyorlar. Bu sene ne oldu, bu sene ne var? Bu başarısızlık tamamen saraya ait ama bunun hesabını verecekler mi? Hayır. Hiçbir şeyin hesabını vermedikleri gibi bunun da hesabını veremeyecekler.

 

DAMAT BAKAN SON ÇEYREK İÇİN TALİMAT VERDİ

Diğer taraftan bu tahmin ettikleri binde 5’lik büyümenin gerçekleşmesi içinde bu çeyrekte binde 9 büyüyen ekonominin dördüncü çeyrekte yüzde 4,5 büyümesi lazım. Olur mu? Olabilir. Çünkü TÜİK’in başında Damat Bakan’ın yakın arkadaşı var. Zaten sosyete damat daha hiçbir öncü gösterge ortada yokken yılın son çeyreği için yüzde 4 büyüyeceğiz deyip işe başladı. Sonrada bunu yüzde 5’e kadar çekti. Bir yandan da arkadaşına talimat verdi şunu yüzde 4,5 – 5 çıkart diye. Aslında Sarayın binde 5’lik bir büyüme için bu kadar uğraşması ekonominin ne halde olduğunu da ortaya koyuyor.

 

AZ GİTTİK, UZ GİTTİK 11 YIL GERİYE GİTTİK

“Dengelendik, dengeleniyoruz” lafları vatandaşlarımıza daha iyi bir yaşam, daha fazla bir refah mı sağlıyor? Rakamların ayrıntısına baktığımızda maalesef bunu göremiyoruz. İşgücü ödemelerinin milli gelir içindeki payı yeni açıklanan bu milli gelir rakamlarına göre de düşmeye devam ediyor. Yani yaratılan pastadan çalışanlara daha az para ödüyoruz. Diğer taraftan üçüncü çeyrekte ilan edilen milli geliri yıllık olarak hesapladığımızda bir yıllık gayri safi yurtiçi hasılamız 734 milyar dolar olmuş.  Bu 734 milyar dolar 2008 yılındaki Gayrisafi Milli Hasılamızın bile altında. Yani az gitmişiz, uz gitmişiz AK Parti döneminde 11 yıl geriye gitmişiz. Burada bir defa daha Saray yönetimini uyarıyoruz. Artık pansumandan, aspirin tedavisinden vazgeçin. Ülkede beklentileri değiştirecek, güveni artıracak adımları atmaya başlayın. Milletin derdine derman olacak tedbirleri alın.

 

KOMİSYON GÜNAH ÇIKARMA ODASINA DÖNDÜ

2020 Bütçesinin TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşmeleri sona erdi. Şimdi artık genel kurulda bütçe tartışılacak. Ama çok ilginç bazı bakanlar için bu komisyon adeta günah çıkarma odasına döndü. Önce Sağlık Bakanı çıktı şehir hastanelerinin KÖİ kapsamında yapılmasının çok pahalı olduğunu söyledi. Bundan sonra bu hastanelerin bütçe kaynaklarıyla yapılmaya çalışılacağını söyledi. Birde şehir hastanelerinin büyüklükleri nedeniyle bir takım yönetsel sıkıntılara neden olabileceğinin de altını çizdi. Ardından tam kapanmaya yakın Ulaştırma Bakanının açıklamaları geldi. Şimdi birazdan anlatacağım bunun eksiği yok, fazlası, abartması yok.

 

GARANTİLER HEPİMİZİN VERGİLERİNDEN ÖDENİYOR

Bakan 28 Kasım 2019 tarihinde Bütçe Plan Komisyonundaydı ve orada açıklamalarını yaptı. Şimdi aynen kendi sözleriyle aktarıyorum: “Evet, biz Osmangazi Köprüsü’nde şu anda garantinin yüzde 25’i kadar para topluyoruz. Nedenini de soracak olursanız aslında Osmangazi Köprüsü’nden de garanti ettiğimiz trafik kadar trafik geçiyor ama pahalı. İşte, döviz üzerinden yaptığımız için bunları vatandaşımıza bu kadar yüksek miktarda para ödememek için ücreti üçte bir seviyesine düşürdük.” Şimdi biraz tabi mahcubiyet de var burada. Bir takım şeyler söylüyor ama tam da anlaşılmıyor. Ne dediğini biraz açmaya çalışayım. Sayın Bakan diyor ki, dövizle verdiğimiz garanti fiyatını vatandaş ödeyemez çok yüksek diyor. Çok yüksek garanti fiyatı verdik. Bu köprüden kimse bu paraya geçmez diyor. Onun içinde bu fiyatı düşürdük diyor. Komisyon tutanağından okumaya devam ediyorum: “Yani şu anda 44,5 dolar almamız gereken köprüden geçiş ücreti olarak 15 dolar artı KDV alıyoruz.” Çok güzel… Peki 44,5 dolar olarak garanti ettiğiniz geçiş ücretinin gerisini kimden alıyorsunuz? Devlet olarak bunu indirdiniz de adama 44,5’u veriyorsunuz. Ekonomide hiçbir şey yoktan var olmaz. Yine de kendi kendiliğinden de kaybolmaz. Bunun gerisi bütçeden arkadaşlar. Senin, benim, hepimizin ödediği vergilerden ödeniyor. Özetle vatandaşın cebinden, emekli Ayşe Hanım’ın cüzdanından ve Ahmet Bey’in kesesinden çıkıyor.

 

KÖPRÜNÜN ADINI DELİ DUMRUL KÖPRÜSÜ KOYUN

Yani köprünün parasının üçte birini köprüden geçenden alıyoruz, üçte ikisini de köprüden geçmeyen vatandaşlarımızdan alıyorlar. Tüyü bitmedik yetimin parası yandaş müteahhide hem de dövizle peşkeş çekiliyor. Gerçekten bunu akılla mantıkla izah etmek mümkün değil. Saraya bir teklifimiz var. Derhal bu köprünün ismini değiştirin. Buna Osmangazi değil, Deli Dumrul Köprüsü deyin. Geçenden 30 akçe, geçmeyenden döve döve 40 akçe.

 

ŞEHİR HASTANELERİNDEN VE KÖPRÜLERDEN MİLLETE DEV FATURA

Ama yine bu müzakere sürecinde Hazine’nin verdiği dokümanlar içinde bir tablo var ki bütün bunların hepsinin üstüne tüy dikti. Hazine önümüzdeki vermiş olduğu tabloda önümüzdeki üç yıl için şehir hastanelerine ödenecek toplam kira bedelinin 26,5 milyar TL olacağını söylüyor. Ama bu hastanelere sadece kira ödenmiyor; bir de burada da hizmet alım garantisi var. Yani eğer vatandaş gelip de bu hastanelere verilen garanti kadar hasta yatmazsa devlet aradaki farkı bu hastanelere ödüyor. Önümüzdeki üç yılda bu şehir hastanelerine verilen hizmet alım garantileri karşılığında 22,6 milyar lira şehir hastanelerine ödenecek. Yani hem kira, hem de hizmet alımı adı altında bu hastanelere ödenecek olan para önümüzdeki üç yılda 49 milyar TL. Hani cebimizden hiç para çıkmadan yapıyorduk bu hastaneleri? Cebimizden para çıktığı gibi bu parayı o hastanelere yatan da yatmayan da ödüyor. Bir de geçilmeyen köprüler var. Önümüzdeki üç yılda bu köprüler için bütçeden çıkacak para 31 milyar TL. Yani Sarayın beş kuruş para ödemeden yapıyoruz dediği köprülerle şehir hastaneleri için önümüzdeki üç yılda bütçemizden tam 80,4 milyar lira para çıkacak.

 

5 KURUŞ VERMEDİK DİYENLERE İTHAF OLUNUR

Şimdi biz bu tabloyu, devletin hazinesinin bu tablosunu “Ey Kılıçdaroğlu sen bu işlerden anlamazsın, biz bunları yaparken cebimizden 5 kuruş para çıkmıyor” diyen sarayın kibirli adamına ithaf ediyoruz. Milletimiz her geçen gün kimin neyi bildiğini, kimin neyi bilmediğini birazda acı bedeller ödeyerek anlıyor.

 

MUTFAKTA TENCERE BOŞ

Bir tarafta devlet eliyle zengin edilen müteahhitler, ultra-lüks mevlitler, el kadar bebelere takılan tek taşlar. Diğer tarafta da; borçlarını ödeyemediği için ailesiyle, evlatlarıyla birlikte canına kıyan insanlar. Gazi Meclis’in kapısında kendini yakan, meclisin damından atlamaya kalkan, tuvaletinde canına kıymaya kalkışan işsizler, ayın sonunu getirmek için tek kuruşun hesabını yapan vatandaşlarımız. Millet inim inim inliyor ama maalesef Saray onların sesini duymuyor. Elektrik ve doğalgaz faturalarında otomatiğe bağlanan artışlar kış bastırdıkça milletin belini büküyor. Çarşıdaki pazardaki fiyatlar TÜİK marketlerindeki fiyatları kat kat aşıyor. Söyleyin şu marketlerin adını diyoruz şu TÜİK bir türlü bu marketlerin adını vermiyor. Gitsin vatandaşlarımız oradan ucuz ucuz alışveriş yapsın. Mutfakta tencere boş, kaynamıyor.

 

PAHALILIĞA İSYANA GÖZALTI

Tek adam parti devletinin millete vereceği hiçbir şey olmadığı giderek daha net bir şekilde gözüküyor. Aslında bunun Saray da farkında. Bir yandan korku salarak “Bu böyle gitmez” diyenleri susturmaya çalışıyor. Diğer yandan da siyasetin dilini sürekli sertleştirerek toplumu kutuplaştırıyor. Korku iklimini yayabilmek için akla hayale gelmeyecek olaylar yaşatılıyor. Daha geçenlerde 63 yaşında bir kadın vatandaşımız pazarda pahalılığa isyan ediyor.   “Ülkenin çivisini çıkardınız, millet aç” diyor. Ardından da misafirliğe gittiği evde gözaltına alınıyor. Sonrada yurt dışına çıkma yasağı konarak serbest bırakılıyor.

 

“CANIMA TAK ETTİ” DİYENİ ALIYORSUNUZ, ADİL ÖKSÜZÜ ALMIYORSUNUZ

Şaka gibi. Açım diyen vatandaş gözaltına alınıyor. Ama bu kadını tutuklayan İçişleri Bakanı, FETÖ terör örgütünün TSK imamı olduğu öne sürülen kişinin nerede saklandığını bildiğini de itiraf ediyor. Biliyorsan neden bunu apar topar almıyorsun? Dikkat edin pazarda canıma tak etti diyen kadını hemen alıyorlar. Açım diyen bir kadını gidiyorsun apar topar gözaltına alıyorsun, yüzlerce vatandaşımızın yaşamını yitirdiği ve yaralandığı 15 Temmuz hain darbe girişimi sırasında önce yakalanan sonra her nasılsa serbest bırakılan birini bir haini bir türlü yakalayamıyorsun.

 

ÖKSÜZ DERHAL YAKALANMALIDIR

Lüzumlu lüzumsuz her konuya dahil olan, ilgili ilgisiz her konuda muhalefete hakaretler yağdıran atanmış Bakan görevinin ortaya laf atmak, biliyoruz ama söylemeyiz o bizde kalsın gibi laflar söylemek ya da pazarda isyan eden vatandaşla uğraşmak olmadığını görmelidir. Adil Öksüz’ün yeri biliniyorsa gereği derhal yapılmalıdır. Kontrollü darbenin şifrelerine sahip olan ve bunun CHP’nin darbe araştırma komisyonunda koymuş olduğu muhalefet şerhinde açık açık belirtilen bu kişi derhal yakalanmalıdır.

 

YEPYENİ BİR BÜYÜME VE BÖLÜŞÜM STRATEJİSİNE İHTİYACIMIZ VAR

Ekonomiyi düzeltmek için millete hiçbir şey veremeyen tek adam parti devleti yerine yeni ve güçlü bir parlamenter demokrasiyi kurmak gerektiğini artık yaşayarak görüyoruz. Ama bu da tek başına yeterli değil. Mevcut durumu, teğet geçecek bir yol kazası gibi görüp kamu bankalarından kredi dağıtarak, yandaşın borcunu silerek bu işlerden çıkarız diyenler de, bir tek “Tek adam rejiminden kurtulursak yaşadığımız krizden sıyrılırız” diyenler de aslında yanılıyor. Evet, tek adam rejiminden kurtulmak işin olmazsa olmazı bir kere. Bunu bir yana koyalım. Ama tek adam rejiminden kurtulduktan sonra artık eski tas, eski hamam diyerek devam edemeyeceğimiz de ortada. İthalata değil üretime, borca değil gelire, yöneticilerin iki dudağı arasındaki yardımlara değil; işe ve hak temelli desteklere ihtiyacımız var. Yani çok açık ifade edeyim, yepyeni bir büyüme ve bölüşüm stratejisine ihtiyacımız var.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim. Tabi kurumlarınız ve isimlerinizle birlikte.

 

Soru- Efendim Eskişehir’den bir kadın cinayeti geldi. Bugün Sayın Adalet Bakanının da bir konuşması olmuştu. Bu konuya değindi kendisi. Defalarca emniyete, yargıya başvurmuş, şikayette bulunmuş dedi ölen kadın için ama duyulmadı sesi dedi. “Adalet bu feryada sessiz kalamaz, kulağını kapatamaz. Bu konuda yargısal boyutuyla da en ufak bir ihmal dahi tespit edilmesi halinde HSK titizlikle takip edecek” dedi. Bu açıklamayı nasıl değerlendirirsiniz?

Bir ikincisi, millet ittifakının belediyelerine kamu bankalarının kredi vermemesi konusuyla ilgili Sayın İmamoğlu’da açıklamıştı, keza aynı şekilde Sayın Yavaş’ın da açıklaması olmuştu. En son Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı da “kamu bankaları bize kredi vermiyor” dedi. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi ilk soruya önce cevap vereyim. Defalarca müracaat etmesine rağmen şiddete uğrayan kadının sesini duymayan bir devletle karşı karşıyayız. Aslında yasa mı yok? Yasa var. En son öldürülen bu kadına sana zulmeden, sana şiddet uygulayan erkekle barış denmiş, uzlaş denmiş. Olacak iş mi? Bunun kanunen denmesi mümkün değil. Burada bir zihniyet sorunu var. Kadını erkekle eşit görmeyen zihniyetin sorunu bu. Toplumun her kesimini bu konuda yeniden eğitmek zorundayız. Kadını erkekle eşit görmeyen bir zihniyetle kadına şiddetle mücadele edilemez. Hep söylüyorum, yasalar mevcut ama bu yasaları uygulayacak zihniyet maalesef yönetimde yok.

İkinci sorunuza gelince, kamu bankalarına muhalefet belediyelerine destek olmayın yönünde bir talimat verildiğini biliyoruz. Ama bizim Büyükşehir Belediyelerimiz de muhalefet belediyeleri olarak böyle bir ortamda milletimizin taleplerine nasıl cevap verebiliriz diye gerekli önlemleri alıyorlar. Hatırlayın bir dönem Mahalli İdareler Seçimlerine gidilirken Anavatan Partisi eğer seçimleri biz kazanmazsak böyle olur diye Belediye Başkanlarının elini, kolunu bağlı olarak göstermişti ve çok ağır bir hezimete uğramıştı. Belki bu kadar uzağa gitmeye de gerek yok. Son İstanbul seçimlerinde, bu senenin başında, milletin kararına rağmen seni Belediye Başkanı yapmayacağız diyen zihniyetin milletten nasıl bir şamar yediğini hep beraber gördük.

Gerçekten Türkiye’de çok garip olaylar yaşanıyor. AK Parti Genel Başkanı İstanbul Belediyesi zor duruma düşsün diye yağmur yağmasın duasına çıkmış vaziyette. Yağmur yağmazsa görürsün diyor. Kim görecek? Yağmur yağmazsa İstanbullu görecek, İstanbullu bu sıkıntıyı çekecek. Bir de şunu hatırlamak lazım. Kendi bakanının vakti zamanında İstanbul’un su meselesini 2070’e kadar çözdük diye kendisinin de, kendi bakanının da bir sürü eylem planları açıklandı. Melen projesi şu bu dendi. Çözdük diye beyanatları var. Çok açık söyleyeyim, bu zihniyet önümüzdeki dönemde kendilerine Genel Seçimleri de kaybettirecektir. Zaten şuanda gördüğümüz korku Genel Seçimleri kaybetme korkusudur.

 

Soru- Efendim Adil Öksüz’e değindiniz ama bugün toplantıya gelmeden siz biraz önce tekrar bir açıklaması daha oldu Sayın İçişleri Bakanının. Kendisine Antalya’da bir gazeteci Adil Öksüz açıklamasıyla ilgili yerini bildiğinizi belirtmiştiniz diye bir soru yöneltti. Sayın Bakanın “Antalya’ya gelen turist sayısı 15 milyonu aştı bundan güzel haber mi var” şeklinde bir cevabı oldu. Hem de bu, hem de hafta sonu ASİAD buluşması vardı Sayın Temel Karamollaoğlu ve Sayın Genel Başkan Kemal Bey ve Ahmet Davutoğlu’nun üçlü bir fotoğrafı oldu. Bu fotoğrafı geleceğe yönelik nasıl yorumlayabiliriz, neyin işaretidir bunu da değerlendirirseniz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi tabi atama bakanın Antalya’da yapmış olduğu bu konuşma hiçbir ciddiyetle bağdaşmıyor. Adil Öksüz mutlaka yakalanmalıdır. Bu, darbenin siyasi ayağını da, diğer ayaklarını da ortaya çıkarmakta çok önemli bir adım olacaktır. Böyle turiste bakın bundan daha iyi haber mi olur, cambaza bakın cambaza misali bir takım laflarla geçiştirebilmek mümkün değildir.

Diğer taraftan son sormuş olduğunuz soru, bu ülkede demokrasi isteyenler demokratik parlamenter rejimi talep edenler aynı yerde toplanmaya başladı. Hep söylüyorum, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, İYİ Parti olarak, yine Saadet Partisi olarak baştan beri biz aynı yerde yani demokrasiyi geliştirme yönünde adımlarımızı atmaya devam ediyoruz. Buna yeni partilerinde katılıyor olması tabi bir önemli gelişmedir diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum.

HER ŞEY İYİYSE NEDEN İKİ BAKANIN ŞİRKETLERİ ZOR DURUMDA

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, 27 Kasım 2019 tarihinde TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçesi üzerinde görüşmeler sırasında yaptığı konuşmada şunları belirtti:

 

Ülkemiz bir yılı aşkın bir süredir derin bir kriz içinde. Biraz önce, içeri girdiğimde iktidara mensup bir değerli milletvekili arkadaşımız da ağustos ayında bir kur saldırısından söz ediyordu. İzin verirseniz, ben biraz büyüklüklere bakmak istiyorum, nerede, ne zaman, ne oldu diye.

 

MİLLİ GELİR SIRALAMASINDA YİRMİNCİLİĞE DÜŞTÜK

2013 yılında bu ülkenin Gayrisafi Yurt İçi Hasılası (GSYH) yani bir yılda ürettiğimiz değer 950 milyar dolardı. 2013’ten sonra hızla düşmeye başladık. 2019’a geldiğimizde 722 milyar dolar oldu. Yine, diyebilirsiniz ki “Dünyada da farklı işler oldu.” Acaba gerçekten öyle mi? 2013 yılında GSYH büyüklüğü itibarıyla dünyada 16’ncı sıradaydık, şimdi 20’nci sıraya düştük. İşsizlik yüzde 9’du, yüzde 14 oldu.

 

O GÜN BUGÜNDÜR PATİNAJ ÇEKİYORUZ

Peki, ne oldu, neden? Diyebilirsiniz ki: “Gezi oldu, şu oldu, bu oldu…”  Fakat ondan önce Amerika Birleşik Devletleri’nde FED Başkanı Ben Bernanke çıktı dedi ki: “Ben artık para basmayacağım.” Ondan sonra, 2014 yılının başında Cumhurbaşkanlığı seçimi hazırlıkları sırasında Sayın Erdoğan çıktı dedi ki: “Ben bundan önceki cumhurbaşkanları gibi olmayacağım.”

Bir: Dünyada ciddi bir kırılganlık başlamıştı.

İki: İçeride farklı bir sürece girdik, tek adam parti devleti rejiminin düğmesine basıldı. O gün bugündür Türkiye patinajda, o gün bugündür Türkiye çok ciddi işsizlikle karşı karşıya.

 

SÖYLEMİŞTİK… BORÇ ALAN EMİR ALDI

Ağustos ayında karşı karşıya kaldığımız durum şu: Borca batmıştık, adamlar da dediler ki “Böyle yaparsan sana borç vermeyiz.” Ondan sonra her şey patladı. E, ama söyledik “Borç alan emir alır” dedik, bu bilinen bir şey. Borç alan emir aldı, sonunda ortalık birbirine girdi, emri de yerine getirdik, rahibi de iade ettik, değil mi? “Bu can bu tende kaldıkça bu rahip oraya gitmez” derken küt diye rahibi verdik.

 

SENDİKA YOK, ESNAF YOK, SADECE İŞ ADAMLARI VAR

Peki, ne tedbir alınıyor? Ben açık söyleyeyim: Varsa yoksa pansuman, varsa yoksa aspirin tedavisi… Yandaşların kredilerini erteliyoruz, vergilerini erteliyoruz, vatandaşlara da bol miktarda vergi ve zam, bir de yaldızlı programlar ve sunumlar. Geçtiğimiz yıl bir Orta Vadeli Program çıkardık, adı “Yeni Ekonomi Programı” konuldu. Başlığının altına da “Dengelenme, disiplin, değişim” yazıldı. Çok katlı bir plazanın yüksek katlarında hazırlanmış görkemli sunumlarla tanıtımı yapıldı. Etrafta da birtakım “paydaşlar”… Baktım, sizin cenahtan da “paydaş” deniyor. Sendikaları görmedik, esnafı görmedik; sadece iş adamlarını gördük.

 

HER ŞEY İYİYSE NEDEN İKİ BAKANIN ŞİRKETLERİ ZOR DURUMDA

Şimdi, bu yıl bir Orta Vadeli Program çıkardınız, altına da şu yazıldı: “Değişim başlıyor.” Bir de Sayın Bakan il il dolaşıyor şimdi “Dengelendik, dengeleniyoruz, her şey çok iyi gidiyor” diyor. Şunu soruyorum: Bu nasıl bir dengelenmedir ki Sayın Bakan, iki Kabine arkadaşınızın aile şirketleri zor durumda. Bu nasıl bir dengelenme? Tarım Bakanı’nın aile şirketi de zor durumda, Turizm Bakanının aile şirketi de zor durumda. Bir soru daha: Sayın Bakan, sene başında “2,5 milyon kişiye iş sağlayacağım” dediniz, 789 bin vatandaşımız işsiz kaldı. Neden?

 

CHP İÇİNDE ÇETE ARAYANLAR KARŞILARINDA KUVAYI MİLLİYEYİ BULUR

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK sürerken düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Bugün toplantımızda; milletimizin gerçek gündemi olan ve bir yılı aşkın süredir devam eden ekonomik kriz, Sarayın bu gündemin üzerini örtmek için nefret diline ve kutuplaştırma siyasetine başvurması ve yine Türkiye’nin gerçek gündemini karartmak amacıyla partimize yönelik saray operasyonu vardı.

 

ÖĞRETMENLERE VERİLEN MAAŞ’TA OECD İÇİNDE SONDAN ALTINCIYIZ

Dün öğretmenler günüydü. Bizim de üyesi olduğumuz Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı’nın 34 üyesi içerisinde öğretmenlere verilen maaşlarda sondan altıncı sıradayız. 15 yıllık tecrübeye sahip bir lise öğretmenimiz, aynı tecrübeye sahip Almanya’daki öğretmenin maaşının sadece yüzde 35’ini, Hollanda’daki öğretmenin yüzde 38’ini, Amerika’daki öğretmenin maaşının yüzde 44’ünü alabiliyor. Yani bizim öğretmenlerimiz, Almanya’daki, Hollanda’daki ve ABD’deki meslektaşlarının aldığı ücretin yarısını bile almıyor. Hadi bunlara gelişmiş ekonomi diyelim, diğerlerine de biraz bakalım. Yine öğretmenlerimiz; Meksika’daki meslektaşlarının maaşının yüzde 46’sı, Kore’dekilerin yüzde 51’i, Şili’dekilerin de yüzde 80’i kadar maaş alıyor. Oysa bu ülkeler kalkınma yarışında bizim rakibimiz. Ve öğretmenlerimize rekabet ettiğimiz ülkeler kadar maaş veremiyoruz.

 

DENGELENDİYSEK 3600 EK GÖSTERGEYİ VERİN

İktidar, hatırlayacaksınız geçen seçimlerden önce bizden de kopya çekerek, öğretmenlerimize 3600 ek gösterge vereceğini vadetmişti. Seçimlerin üzerinden neredeyse 1,5 yıl geçti. Öğretmenlerimize söz verilen 3600 ek gösterge halen ortada yok. Ama bu dönemde, yandaşların milyarlarca liralık banka borçları ötelendi, yine yandaşların devletten alacaklarını tahsil etmelerine imkan veren bir dizi düzenleme yapıldı. Damat Bakan her fırsatta ekonomi dengelendi diyor. Madem dengelendik, öğretmenlerimizin 3600 ek göstergesi neden verilmiyor? Diğer taraftan, yüzbinlerce öğretmen de atanmayı bekliyor. Bu konu ciddi bir sosyal mesele olarak karşımızda duruyor.

 

ÖĞRETMENLER ATANMAYI, ÖĞRENCİLER ÖĞRETMENLERİNİ BEKLİYOR

Devlet, üniversitelerde bölüm açıyor. Ailelerimiz çocuklarını öğretmen olsun diye bu bölümlere gönderiyor ama yüzbinlerce üniversite mezunu gencimiz atanmayı bekliyor. Mezun oluyorlar atanamıyorlar. Öğrencilerimiz ise öğretmen bekliyor. Gençlerimiz, aileleriyle beraber, perişan ediliyor. Atanan öğretmenler perişan, atanamayan öğretmenler ise ayrı bir perişan. Öğretmenini mutlu etmeyen bir toplum, geleceğe güvenle bakamaz. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında öğretmenlerimizin hak ettiği maaşları alması, atanamayan öğretmenlerin atanması en önemli önceliklerimizden biri olacaktır. Biz, vefakâr öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü’nü bu vesileyle kutluyoruz. Başta başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere üzerimizde emeği olan ve ahirete intikal eden tüm öğretmenlerimizi saygıyla yâd ediyor; vazifesi başında şehit düşen öğretmenlerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz.

 

KADINA YÖNELİK ŞİDDET İNSANLIK SUÇUDUR

Yine bugün Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü. Kadına yönelik şiddet ülkemizin önemli bir sorunu… Gazete taramalarından yapılan güncel bir araştırmaya göre 1 Ocak-20 Kasım tarihleri arasında ülkemizde en az 302 kadın cinayete kurban gitti. Bu ülkede neredeyse her gün bir kadın cinayeti yaşanıyor. Biz kadına yönelik şiddetin her türlüsünü reddediyoruz. Bu, ciddi bir insanlık suçudur. Toplumsal huzurumuzu tehdit eden önemli bir meseledir. Bu sorunla sadece kolluk kuvvetleriyle baş etmekte mümkün değildir. Kadına karşı şiddetle mücadele bir eğitim ve zihniyet meselesidir. En mükemmel yasaları çıkarsanız dahi kadın erkek eşitliğine inanmadığınız sürece kadına yönelik şiddeti engellemeniz mümkün değildir.

 

8,1 MİLYON İŞSİZ 95 ÜLKENİN NÜFUSUNDAN FAZLA

Kış artık kendini iyiden iyiye hissettirmeye başladı. Soğuyan havalarla birlikte yaz aylarında seçimden sonra yapılan doğalgaz ve elektrik zamlarının etkisi şimdi daha fazla hissedilmeye başlandı. Yurdun dört bir yanından evini ısıtmakta zorlanan vatandaşlarımızın feryatları Genel Merkezimize ulaşıyor. Sadece bu da değil. Çarşı pazardaki fiyatlarlar da cep yakmaya devam ediyor. Dört kişilik bir ailenin açlık sınırı Ekim ayı itibariyle 2 bin TL’nin üzerinde, yoksulluk sınırı ise 7 bin liraya dayanmış durumda. İşsizlik ülkemizin kanayan yarası olmayı sürdürüyor. Gerçek işsiz sayımız 8,1 milyon kişiyi buldu. Bu, dünya üzerindeki 95 ülkenin nüfusundan daha fazla. Sarayın Damadı 2019 başında 2,5 milyon kişiye yeni istihdam iş verme sözü vermişti.  Bıraktık 2,5 milyon ilave istihdamı, bir yıl önce işi olan 789 bin yurttaşımız şimdi işsiz kalmış. Son bir yılda işten çıkarılan bu vatandaşlarımızın 690 bini çok düşük kazanç elde eden ve eğitim seviyesi de düşük olan yani toplumun en kırılgan kesimlerinde bulunan kişiler. Bu vatandaşlarımızı ve ailelerini sosyal destek ve koruma sistemleriyle mutlaka kucaklamak zorundayız. Krizin en yıkıcı etkisini bu insanlar hissediyor. Ve bu etki kalıcı olur gerekli tedbir almazsak. Ama bakıyoruz saray sosyetesinde acı çeken bu yurttaşlarımız için tedbir alma konusunda tık yok. Varsa yoksa borcu borçla çevirme, pansuman, aspirin tedavisi ve çözüm ortaklarımız dedikleri yandaşların mutlu edilmesi.

 

PROTESTOLU SENETLER 18 MİLYAR TL’YE DAYANDI, KARŞILIKSIZ ÇEKLER 24 MİLYAR TL’Yİ AŞTI

Ekonomideki derin kriz, borçlu vatandaşlarımızı ezip geçiyor. Bu yılın ilk 10 ayında protesto edilen senetlerin tutarı 18 milyar TL’ye dayandı. Yine ilk 10 ayda karşılıksız çıkan çeklerin tutarı 24 milyar TL’yi aştı. Çekini ödeyemediği için hapse girme riskiyle karşılaşan vatandaşlarımızın sayısı her geçen gün biraz daha artıyor. Sarayın yanlış politikalarının sonucunda krize giren ekonomi nedeniyle çeklerini ödeyemeyen bu insanlar, “Bize bir nefes alma süresi verin, bizi içeri atarsanız, biz bu çeki nasıl ödeyeceğiz” diye soruyorlar. Ama Beştepe’deki Saray’dan milletin sesini duyan var mı derseniz, maalesef yok.

 

KARŞILIKSIZ ÇEKTE ÖDEME SÜRESİ UZATILMALI

Buradan tekrar çağrımızı yapıyoruz. Çek Kanunu’nda değişiklik yapılması gerekiyor. Şu an yaşadığımız türden sistemik kriz dönemlerinde ödenemeyen çeklere hapis cezası verilmemesi, ödeme sürelerinin uzatılması en doğru yoldur. Sadece çek ve senet değil… Bankalarda ödenmediği için yasal takibe düşen tüketici kredileri de bu yılın Eylül ayında 14 milyar TL’yi buldu. Vatandaşın da, esnafın da, iş insanının da borcu gırtlağını aşmış durumda. Ödenemeyen borçlar artık öyle bir felaket haline geldi ki borcunu ödeyemeyen vatandaşlarımız eşleri ve yavrularıyla birlikte bu dünyayı terk etme noktasındalar.

 

BORCUN NASIL ÖDENECEĞİNİ TARTIŞMAYA BAŞLADIK

Yurttaşlarımız, umutsuzluk ve çaresizlikle, en kıymetli varlıklarını bu hayattan çekip koparma felaketinin içine girdiler. Sadece vatandaşlarımızın borçları değil, devletin borcu da alıp başını gitti. Merkezi Yönetimin yani Ankara’nın toplam borç stoku bu yılın ilk on ayında 194 milyar lira artarak 1,3 trilyon liraya dayandı. Saray iktidarının sonunda borcun sürdürülebilirliğini, bu borcun nasıl ödeneceğini tartışmaya başladık. İşte ülkemizin gerçek ve yakıcı gündemi budur. Milletin dertlerine çare bulamayanların, şimdi sıkıntıların üzerini örtmek için siyaset mühendisliğinden medet umduğu görülüyor. Hatırlayacaksınız, Saray’ın kibirlisi geçtiğimiz hafta kutuplaştırıcı söylemine ve nefret siyasetine hız vermişti. Memlekette kimsenin başörtüsüyle, kılık, kıyafetle bir derdi yok. Ama Erdoğan, İstanbul’daki vahim ancak münferit bir olay olduğu görülen olay üzerinden milleti kışkırtmak için elinden geleni ardına koymuyor. Kabataş’ta yalandan medet umanlar şimdi bundan medet umuyor. Aynı Erdoğan, TBMM’de grup başkanvekilleri arasındaki bir tartışmadan 28 Şubat çıkarmaya çalışıyor. Tank palet fabrikasının peşkeş çekilmesiyle ilgili sorularımızı yanıtlayamayan, ABD Başkanı’nın yazdığı hakaret mektubuna hak ettiği karşılığı veremeyen, 15 Temmuz şehit ve gazileri için toplanan milyonlarca liranın nereye gittiğini bir türlü açıklayamayan Saray, seviyesizliğin sınırlarını zorlayan bir dille, milletimizin bu karanlık günlerden çıkış umudu olan CHP’ye saldırıyor.

 

TEK ADAM REJİME EN BÜYÜK ENGELLERDEN BİRİ CHP VE GENEL BAŞKANIMIZ

Saray’daki kibirli kişinin derdinin ne olduğu, bizzat kendisinin yaptığı açıklamalardan gayet güzel anlaşılıyor. Daha Mehmetçiğimiz, Barış Pınarı Harekatı’na yeni başlamışken çıkıp “Millet İttifakının zayıflaması, parçalanması önemli” diyerek fikrini zikretmişti. En sonunda Sarayın milletten kopuk lüks yaşamını sürdürmesinin önünde en büyük engel olarak gördüğü Genel Başkanımıza “çek git” diyecek kadar gözü döndü.  Neden Genel Başkanımıza “çek git” diyor? Çünkü Türkiye’de tek adam saray rejiminin önündeki en büyük engellerden biri Sayın Genel Başkanımız ve partimizdir. Şimdi bu engeli aşmak için kendince elinden geleni ardına koymuyor.

 

MİLLETİN GÜNDEMİNİ UNUTTURMAK İÇİN KUMPAS SENARYOSU SAHNELENİYOR

Son günlerde müellifinin Saray olduğu her yerinden belli olan bir kumpas senaryosu sahneye kondu. İstanbul’u kaybeden iktidarı kaybeder psikozundaki Saray mızıkçılığa devam ediyor. Bu senaryonun Saray’da yazıldığını görmek için sadece Saray medyasına bir bakmak yeter. Aynı yerden hazırlanmış metinler üzerinden koparılan ve bir haftadır devam eden bu senkronize yayın çılgınlığını açık söyleyeyim biz Barış Pınarı Harekatı’nda dahi görmemiştik. Saray arkada, kalemşörleri, kurşun askerleri önde, otuz iki kısım tekmili birden bir kumpas senaryosu milletin gündemini unutturmak için sahneleniyor. Bu kumpas senaryosu medyada bazı aktörler kullanılarak ortaya konuyor.

 

GENEL BAŞKANIMIZ HODRİYE HODRİ DEDİ

Saray bunun Türkiye’nin bir numaralı gündem maddesi haline gelmesini daha bu iş ilk ortaya çıktığında bekledi. Ama olmadı. O zaman Sarayın kibirli kişisi dayanamadı, İzmir’de kürsüye çıktı. Tıynetindeki yalanı doğru gibi anlatarak siyaset yapma stratejisinin yeniden düğmesine bastı. Kumar masasında pey sürer gibi bu ülkenin Cumhurbaşkanlığı makamını ortaya koydu. Saray medyasının Genel Başkanımızın televizyondaki söylemini çarpıtarak köpürttüğü ve hiçbir zaman söylenmemiş, biliyorum ama söylemem dedi yaygarasının arkasına sığındı. Medyadaki asılsız iddiaların ispatını, bunlarla uzak yakın hiçbir ilgisi olmayan Genel Başkanımızdan isteyerek kendisine meydan okudu. Genel Başkanımız da İzmir’de çıktı, aynı gün kumpasın kime yaradığını, hangi amaçla yapıldığını anlatıp hodriye hodri dedi. O bugündür AK Parti Genel Başkanından tık yok.

 

MATRUŞKALAR AÇILIYOR, OYU İÇİNDEN OYUN ÇIKIYOR

Matruşkalar teker teker açıldıkça; oyun içinden oyun çıkıyor. Senaryosunun Saray’da yazıldığı belli olan bu kumpasın açık hedefi Cumhuriyet Halk Partisi ve onun Genel Başkanıdır. Bu Cumhuriyet Halk Partisi’ne düzenlenmiş bir kumpastır. Tekrar ediyorum: Bu kumpas ona buna değil, Cumhuriyet Halk Partisi’ne karşı tezgâhlanmıştır. Sayın Genel Başkanımızın bu konudaki sözlerinin, uyarılarının haklılığı bir defa daha ortaya çıkmıştır.

 

BU KUMPASI BOZACAĞIZ

Esasen gören gözler için bu olaydan ibret alınacak ciddi dersler vardır. Saray beslemesi medyanın Barış Pınarı Operasyonu’na göstermediği ilgi alakayı, bu olaya göstermesi tezgâhın müelliflerini de açık seçik ortaya koymaktadır. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi’ne karşı kurulan bu kirli kumpası sükûnetle, genel hukuk ve parti hukuku içinde bozmaya kararlıyız. Bu süreçte gazeteciliğin tüm temel ilke ve değerlerinin çiğnendiğini de özellikle not etmek isterim.

 

MİLLETİN SESİ DUYULMASIN DİYENLERİN İŞİNE YARADI

Herkes kendine şu soruyu sormalıdır: Bu kumpas kimin değirmenine su taşımaktadır? Adres bellidir. Kim, CHP’nin karışmasını istediyse, kim CHP Genel Başkanına “çek git” diyecek kadar gözünü karatmışsa, bu kumpas onun değirmenine su taşımıştır. Kim, milletin sesi duyulmasın, ülkenin gündemi karartılsın istediyse bu kumpas onların işine yaramıştır. Bu kumpasın iki amacı vardır: Birincisi milletin aş, iş sorununu gizlemek. İkincisi milletin umudu haline gelen CHP’ye itibar suikastı yapmaktır.

 

CHP İÇİNDE ÇETE ARAYANLAR KARŞILARINDA KUVAYI MİLLİYEYİ BULUR

Artık bu dakikadan sonra, herkes dikkatli olmalı, kimse kendine siyasi rant devşirme fırsatçılığına girmemelidir. Hiç kimse unutmasın. CHP’nin ruhunda Kuvayı Milliye vardır. Bir tek CHP ruhunu hiç anlamayanlar, bu ruhu hiçbir zaman içlerine sindiremeyenler, CHP’nin içinde çete arama gafletine düşebilir. CHP’de çete arayanlar, her zaman karşılarında Kuvayı Milliye ruhunu bulmuşlardır. Bundan sonra da bulacaklardır. Çeteler tek adam yönetimini sever. Çete arıyorsanız Saraya ve etrafına bakacaksınız. Kumpas CHP’ye kurulmuştur. Bunu bir olarak, beraber olarak püskürteceğiz.

 

MİLLETİMİZİN SESİ OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ

Türkiye’nin gerçek gündeminde işsizlik, açlık, sefalet ve çaresizlikle yaşamına kıyan ailelerimiz vardır. Toprağını ekemeyen çiftçi, siftah edemeyen esnaflar vardır. Kadına şiddet vardır. Katar Ordusu’na peşkeş çekilen Tank Palet Fabrikası vardır. 15 Temmuz şehit ve gazileri için toplanan yardımların ortadan yok olması vardır. Filtresiz çalışma izni verilen termik santrallerin zehirlediği insanlarımız vardır. Biz milletimizin derdiyle dertlenmeye ve onun sesi olmaya devam edeceğiz. Bu kumpasa en güzel cevabı yapılacak ilk seçimde milletimiz, sandıkta verecektir. Biz milletimizin ferasetine güveniyoruz.

 

SARAY SOSYETESİNİN DİNLENME KULÜBESİNE GİTME VAKTİ GELDİ

Milletimiz kendisinden kopan Saray yönetimine 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinde çok net bir mesaj vermiştir. Milletimiz kendi bağrından çıkan Millet İttifakı’na büyük bir teveccüh ve destek göstermiştir. Milletimiz, sorunların çözümü için adres olarak, Cumhuriyet Halk Partisi’ni, Millet İttifakı’nı gördüğünü net şekilde ortaya koymuştur. Vatandaşlarımız saray iktidarına sarı kartı göstermiştir. Sarayın metal yorgunu kadrolarının ikinci sarı kartla oyun dışı kalması artık an meselesidir. Türkiye’nin yarınında Saray ve Havuzcuları olmayacaktır. Türkiye’nin yarınında CHP, Millet İttifakı ve demokrasi isteyenlerin sandıkta gerçekleştirdikleri ittifak vardır. Biz şunu söylüyoruz: Saray ne kadar operasyon yaparsa yapsın. Hangi kumpasları kurarsa kursun. Artık Türkiye’nin önündeki yol bellidir. Milleti unutan Saray sosyetesinin devri kapanmış, dinlenme kulübesine gitme vakitleri gelmiştir.

Türkiye’nin geleceğinde; ülkemizin kurucu değerlerini savunan, yepyeni birinci sınıf bir demokratik parlamenter rejimi benimseyen, kendi ikbalini değil, halkını düşünen vatansever kadrolar olacaktır. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alayım lütfen.

 

Soru- Efendim biraz önce isim vermediniz ama kurulan kumpastan bahsettiniz. Sayın Muharrem İnce’nin açıklamaları vardı, size yönelik eleştirileri de vardı, CHP’ye yönelik eleştirileri de vardı, şu ifadeleri kullandı “Partim bana sahip çıkmıyor, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu telefonla aradım birlikte bir fotoğraf verelim, birlikte kameraların karşısına çıkıp bu işi örtbas edelim bu iş daha da büyümesin dedim ancak kendisi bana bir dönüş yapmadı” dedi. Partim bana sahip çıkmıyor ifadelerini kullandı. Bununla ilgili cevabınız ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Şimdi Sayın Muharrem İnce’yle ilgili iddiaların gündeme gelmesinin üzerinden üç gün dahi geçmedi. Biz dikkat ederseniz bu konuda hiçbir arkadaşımızla ilgili bir açıklama yapmadık. Biz hiçbir arkadaşımızın böyle bir savunmaya ihtiyacı olduğunu da düşünmüyoruz. Dolayısıyla zaten bu üç günün iki gününde belediyelerle ilgili yapılan seminerdeydik. Bugün de gerekli açıklamayı yapıyoruz.

 

Soru- Açıklamanızda kurulan bu kumpası genel hukuk ve parti içi hukuk içerisinde bozmaya kararlıyız dediniz. Bunu birazcık açar mısınız?

Faik ÖZTRAK- Ne dediğim son derece açık.

 

Soru- Disiplin süreci başlatılacak mı?

Faik ÖZTRAK- Onlar henüz gündemimizde yok. Bunları değerlendirmedik yukarıda, konuşmadık arkadaşlarla.

 

Soru- Yargıya mı taşıyacaksınız?

Faik ÖZTRAK- Hepsini değerlendiriyoruz arkadaşlar.

 

Soru- Biraz önceki soruma ek başka bir sorum olacak. Bu dakika itibariyle Sayın Muharrem İnce Genel Merkez’e gelme teklifine karşı ya da CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ndan kendisini CHP’ye çağırma yönünde bir adım olur mu? Yan yana bir fotoğraf bir açıklama söz konusu olur mu, MYK’da gündeme geldi mi?

Faik ÖZTRAK- Arkadaşlar, benim açıklamamın içinde her şey var. Bu konular Merkez Yönetim Kurulumuzda gündeme gelmedi.

 

Soru- Efendim Muharrem İnce’nin bir de aynı teknede tatil yapan bir takım isimlerden bahsettiği cümleler var. Bu tekne tatiliyle ilgili bugün bir takım açıklamalarda oldu. Siz ne demek istersiniz?

Faik ÖZTRAK- Arkadaşlar, bu konuyla ilgili zan altında tutulan arkadaşlar bu konuyla ilgili gerekli cevabı, kendi şahıslarıyla ilgili gerekli cevapları veriyorlar.

Soru- Efendim siz de sıklıkla Sarayın yaptığı bir kumpas olduğundan bahsediyorsunuz ancak Muharrem İnce’de CHP’deki bir çetenin yaptığını söylüyor. İddiaların odağındaki bir diğer isim Talat Atilla’da ısrarla Kılıçdaroğlu’na doğrulattığını söylüyor. Yüzde yüz onay almadan bunu söylemeyeceğini söylüyor. Tabi ortada bir kafa karışıklığı oluşturuyor. Bununla ilgili bir değerlendirmeniz olmayacak mı?

Faik ÖZTRAK- Arkadaşlar, burada kafa karışıklığı olacak hiçbir şey yok. Talat Atilla zaten bu kumpasın bir unsuru ve dolayısıyla o çerçevede konuşmalarını sürdürüyor. İkincisi, çete iddiasıyla ilgili gerekenleri ben konuşmamda söylediğimi düşünüyorum.

 

Soru- Efendim konuşmanızda söylediniz ama karşısında Kuvayı Milliye ruhunu bulacak dediniz. Bundan ne anlamalıyız, nasıl bir tepki görecek önümüzdeki günlerde?

Faik ÖZTRAK- Çok açık yani Cumhuriyet Halk Partisi içinde çete olmaz dedim. Daha açık söylenir mi? Ne demek çete?

 

Soru- Bir diğer sorumda AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in sizden bir özür talebi vardı kendilerine yönelik bir itham olduğu iddiasıyla. Bu konuya ne söylersiniz?

Faik ÖZTRAK- Arkadaşlar, ortada bizim bir iddiamız var. Yani Cumhuriyet Halk Partisi olarak sürece baktığımız zaman bunun dört başı mamur tezgahlanmış bir komplo olduğu ortada. Ne diye özür dileyecekmişiz? Bu komployu yapanlar bizden özür dilesin.

 

Soru- Birinci sorum, Sayın İnce bir açıklama yaptı Cumhuriyet Halk Partisi bu haberi yayanla ilgili bir çalışma yapmalıdır gibi Cumhuriyet Halk Partisi’nden çıkıyorsa. Birincisi bu Sayın Öztrak. İkincisi de, Muharrem İnce’yle ilgili bir disiplin süreci başlayacak mı açıklamalarından kaynaklı?

Faik ÖZTRAK- Arkadaşlar söyledim, yani biraz önce konuşmamda da ifade ettim. Bu haberi yayan sonuç itibariyle bu kumpasın parçası, bu kumpasın bir unsuru. Dolayısıyla ne olacak, ne bitecek bizde orada bu kumpas çerçevesinde neler oluyor dikkatle takip ediyoruz. Ve buna da cevap veriyoruz olan bitene. Bir disiplin sürecinin başlatılması konusunun bugün topladığımız MYK’nın gündeminde olmadığını söyledim.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

SARAY MENŞEİLİ OPERASYONUN AMACI AÇIK

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, İzmir’de düzenlenen Yerel Yönetimler Reformu ve Yerel Demokrasi Buluşması’nda yaptığı basın açıklamasında şunları belirtti:

 

Türkiye birkaç gündür Sayın Rahmi Turan’ın kaleme aldığı yazılar nedeniyle Cumhuriyet Halk Partisi’ni tartışıyor. Bunun kimin değirmenine su taşıdığı bellidir. Ülkemizin ve vatandaşlarımızın gerçek gündemi işsizliktir, gençlerin evde kahvelerde boş oturmalarıdır. Ödenemeyen çek ve senetlerdir, mutfaklardaki boş tencere ve hayat pahalılığıdır. Borç ve işsizliğin yarattığı çaresizlik hissiyle ailelerimizin evlatlarını da yanlarına alarak bu dünyadan göç etmeleridir.

 

CAMBAZA BAK DİYEREK SORULARIN VE SORUNLARIN ÜZERİNİ ÖRTMEYE ÇALIŞIYORLAR

Sakarya tank palet fabrikası peşkeşidir. ABD Başkanı’nın Erdoğan’ın şahsında milletimize ettiği hakarete hak ettiği cevabın verilememiş olmasıdır. 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrasında şehit ve gazi yakınları için toplanan milyonlarca liranın akıbetidir. Birileri şimdi ipteki cambaza bak diyerek bu sorunların ve soruların üstünü örtmeye çalışmaktadırlar.

 

GENEL BAŞKANIMIZIN TESPİTLERİNİN HAKLILIĞI ORTAYA ÇIKTI

AK Parti Genel Başkanı, daha Barış Pınarı Harekatı’nın başında yaptığı açıklamayla kendi partisi dışındaki partileri dizayn etme niyetini açıklamıştır. Önceliğinin “Millet İttifakı’nın dağıtılması” olduğunu açıkça ifade etmiştir. Sayın Genel Başkanımız katıldığı bir televizyon programında, Saray’ın CHP içerisinde karışıklık çıkarmak istediğini, bunun için de özel hazırlıklar yaptığını kamuoyuna duyurmuştur. Bugün geldiğimiz nokta Sayın Genel Başkanımızın tespitlerinin haklılığını ortaya koymaktadır.

 

SARAY MENŞEİLİ OPERASYONUN AMACI AÇIK

Gazeteci Rahmi Turan bu bilgiyi “Saraya yakın bir kaynaktan” aldığını söylemiştir. Aynı bilginin başkalarına da servis edildiği bilinen bir husustur. Saray menşeli bu operasyonun amacı gayet açıktır. İktidara yürüyen, vatandaşın dertlerine derman aradığı adres olarak gördüğü CHP’de karışıklık çıkarmak, CHP’ye kumpas kurmaktır.

 

MİLLETİN GÜNDEMİNİ KARARTMAK İSTEYENLERE FIRSAT YARATILIYOR

CHP’ye karşı düzenlenen bu kumpasın düğümünün çözülmesi için yapılacaklar bellidir. Gazeteci Rahmi Turan, saraya yakın kaynağını açıklamıştır. Şimdi bu isim de bu bilgiyi hangi saraylıdan aldığını derhal açıklamak zorundadır. Bu açıklanmadığı sürece milletin gerçek gündemini karartmamak isteyenlere fırsat yaratılmaktadır.

 

SARAY MEMURLARININ OPERASYONLARI

Saray memurlarının operasyonuyla Cumhuriyet Halk Partisi’ni dizayn etmek kimsenin haddi değildir. Cumhuriyet Halk Partisi’ni dizayn edecek tek güç vardır; o da üyelerimizin seçtiği kurultay delegelerimiz ve milletimizdir. Şimdi biz Cumhuriyet Halk Partililere düşen görev, birlik ve beraberlik içinde CHP’nin kararlı iktidar yürüyüşünü sürdürmektir.

BİLGİYİ VEREN SARAY’DAN BİRİ, AÇIKLAMAK SARAYA DÜŞER

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, İzmir’de düzenlenen Yerel Yönetimler Reformu ve Yerel Demokrasi Buluşması’nda yaptığı basın açıklamasında şunları belirtti:

 

Bugün Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı yine İzmir’den söylemediğini bırakmamış. Genel Başkanımız, “Cumhuriyet Halk Partisi’ni karıştırmak için bu Saray her şeyi yapar” diyor. “Bu habere şaşırdınız mı?” diye soruyorlar, “Bu habere şaşırmadık” diyor. Şu yaptı, bu yaptı, şu gitti, bu gitti bunların hiçbiri yok ortada. “Hangi memurların bu sizinle uğraşma konusunda görevlendirildiği konusunda isim verir misiniz?” deniyor. Ona da “İsim vermeyeceğim” diyor. “Peki bir tahmininiz var mı, kim gitmiştir diye?” diye soruluyor. “Böyle bir isim de vermek istemiyorum” diyor ve Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Erdoğan’ı bu konuda açıklama yapmaya davet ediyor. Bugün Erdoğan bu açıklamayı yaptı.

 

BİLGİYİ VEREN SARAY’DAN BİRİ, AÇIKLAMAK SARAYA DÜŞER

Genel Başkanımız, “Kim yaptı bunu açıkla” diyor. Çünkü haberi yazanın ifadesiyle bu bilgiyi veren bir saray görevlisi, saray sosyetesine mensup biridir. Dolayısıyla bu bilgiyi verenin kim olduğunu bulmak, doğruysa da eğer oraya gelenin kim olduğunu açıklamak Sayın Erdoğan’ın görevi. Onu diyor Genel Başkanımız da… diyor ki açıkla. O da cevap veriyor, “sen açıkla” diyor. Sayın Genel Başkanımız neyi açıklayacak?

 

CUMHURBAŞKANLIĞI MAKAMINI PEY AKÇESİ YAPACAK KADAR GÖZÜ DÖNMÜŞ

(Erdoğan) diyor ki, “ben Cumhurbaşkanlığımı ortaya koyuyorum.” Yani Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanlığını kumar masasında pey olarak sürecek kadar gözü dönmüş vaziyette. Peki bu kadar kızgınlığın sebebi ne? Çünkü oyun bozuldu. Milletin yoksulluğunun, milletin işsizliğinin, insanların umutsuzluğunun, umutsuzluğa kapılan aile babalarının ailelerini de yanlarına alıp bu dünyadan göç etmelerinin üstünü bir şekilde örtmeleri lazım. Ne buluyorlar? İşte bu tür şeylerle millete cambaza bak cambaza demeye çalışıyorlar.

 

CUMHURBAŞKANLIĞINI TANK PALET FABRİKASINA SAKLA

Ben buradan şunu söyleyeyim, bu iş için Cumhurbaşkanlığını ortaya koymak bu iş için biraz fazla gelir. Onu Tank Palet Fabrikasına sakla. Tank Palet Fabrikasıyla ilgili sorduğumuz soruların açıklanmasına sakla. Genel Başkanlık yeter burada, sen de kendi Genel Başkanlığını koy eğer açıklayamıyorsan.

 

AÇIKLAMA GÖREVİ SİZİN ÜZERİNİZDE, TOP SİZİN SAHANIZDA

Tekrar söylüyorum. Bunu söyleyen bir saray görevlisi. Yazarın ifadesi bu. Dolayısıyla bunun kim olduğunu ya sarayı yöneten kişi, yani Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Erdoğan açıklayacak ya da yazar açıklayacak. “Yazar ortadan kaybolmuş…” öyle diyor. O zaman her zaman olduğu gibi sen açıkla diyor Genel Başkanımıza. Zaten, ne olmazsa dönüp Genel Başkanımıza açıkla diyor. Açıklama görevi sizin üzerinizde, top sizin sahanızda bir an önce eğer böyle bir şey varsa bunu açıklayacaksınız. Çünkü burada söylenen bu bilgiyi verenin bir saray görevlisi olduğu.

 

RUH HALİNİN NE DURUMA GELDİĞİ AÇIK

Çok açık söyleyeyim, hem Cumhuriyet Halk Partisi’ni karıştırmak, hem de vatandaşın gerçekten yakıcı gündemini karartmak için yapılmış olan bu hamlelerin hiç kimseye faydası yoktur. Ve açıkçası Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanlığı makamını kumar masasında pey sürer gibi “ortaya koyuyorum” demek gerçekten ürkütücüdür. Kimin Cumhurbaşkanlığını ortaya koyuyorsun? Ruh halinin ne duruma geldiği açıktır.

 

YA YAZAN AÇIKLAYACAK YA ERDOĞAN

Tıynetlerinde yalanı doğru gibi anlatarak siyaset yapanların, popülist siyaset güdenlerin sonunda düştükleri durum budur. Biz Genel Başkanımızın sorusunu tekrarlıyoruz. Bu saraya giden kimdir? Bunu açıklama görevi ya yazardadır ya da Sayın Erdoğan’dadır. Çünkü eğer Sayın Erdoğan o sarayı yönetiyorsa saraydan kimin bu bilgiyi yazara verdiğini de bilmek durumundadır.

Teşekkür ediyorum değerli basın mensupları.

BİZİ DİZAYN ETMEYE KİMSENİN GÜCÜ YETMEZ

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın CHP’li bir siyasetçiyle görüştüğü iddialarıyla CHP içinde bir karmaşa varmış gibi gösterilmeye çalışıldığını, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarıyla bu senaryonun gündemden düştüğünü belirterek, “Bizi dizayn etmeye kimsenin gücü yetmez. Bizi dizayn etmeye çalışma cüretinde de kimse bulunmamalıdır.” dedi.

Öztrak, partisinin İzmir il binasında düzenlediği basın toplantısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın CHP’li bir siyasetçiyle görüştüğüne dair iddiaların AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş ve Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun tarafından yalanlandığını hatırlattı.

CHP’nin Osmanlı sarayının emirlerine karşı kurulmuş bir parti olduğunu, kuruluş dilekçesinin Kurtuluş Savaşı meydanlarında yazıldığını ifade eden Öztrak, “Sabah genel başkanımız çıkıp bununla ilgili olarak, bu oyunu bozmak üzere bir konuşma yaptıktan sonra açıklamalar yapıldı. Öyle gözüküyor ki uzunca bir süre bu meseleyi gündemde tutmak isteyen oyun bozuldu. Bu oyun gündemden düşmüş oldu.” diye konuştu.

Milletin gündeminde işsizlik, pahalılık ve yoksulluğun bulunduğunu, AK Parti’nin ise bunları unutturmak için CHP’nin içinde bir karmaşa varmış gibi göstermek üzere senaryo üretmeye çalıştığını iddia eden Öztrak, “Bizi dizayn etmeye kimsenin gücü yetmez. Bizi dizayn etmeye çalışma cüretinde de kimse bulunmamalıdır. Bizi dizayn edecek, partimize talimat verecek tek güç milletimiz, kurultay delegemizdir.” ifadesini kullandı.

“Özür dilemiş ve olay tatlıya bağlanmıştı”

Öztrak, CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç’un, Meclis Genel Kurulu’ndaki bir tartışma sırasında AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin’e yönelik kullandığı ifadelere ilişkin ise şöyle konuştu:

“TBMM’de zaman zaman tartışmalar, gerginlikler yaşanabilir. Grup Başkanvekilimiz, AK Parti Grup Başkanvekilinden bu çerçevede özür dilemiş ve olay tatlıya bağlanmışken ‘Bu iş özürle geçiştirilemez.’ diyor. AK Parti Genel Başkanı ne yapmak istiyor. Erdoğan bu ülkede kuvvetler ayrılığı olduğunu daha önce kabul etmiyordu, bugün de ucube başkanlık sistemi çerçevesinde kuvvetler ayrılığını tanıdığı yok.”

Dervişoğlu’nun sözleri

Bir gazetecinin İYİ Parti Grup Başkanvekili Müsavat Dervişoğlu’nun “Bazı belediye başkanları eyalet başkanları gibi hareket ediyor” açıklamasına ilişkin soruya ise Öztrak, “Bizim ittifak yaptığımız partinin sözcüsüdür. Ben onun sözlerine kamuoyu önünde cevap vermeyi doğru bulmuyorum. Ama bizim hiçbir belediye başkanımızın böyle bir tavrı benimsediğini de ben açıkçası görmüyorum.” yanıtını verdi.

Başka bir gazetecinin “Cumhurbaşkanı Erdoğan ile konuşan bir isim var mı ?” sorusu üzerine Öztrak, “Ben herhangi bir isim telaffuz etmedim. Benim söylediğim şu; CHP’nin içine nifak sokma çabaları bu. Bu sabah yaptığı açıklama ile karşı tarafı açıklamaya zorlayan genel başkanımız bu nifak sokma çabalarının önüne geçmiştir.” değerlendirmesinde bulundu.

SURİYELİLERE 40 MİLYAR DOLAR BULUYORSAN, EYT’LİLER İÇİN DE KAYNAK BULACAKSIN

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün MYK gündemine ilişkin Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Toplantı gündemimizde; rekor tazeleyen işsizlik, ekonomik krizin ağırlığı altında ezilen, umudunu tamamen yitiren ve çaresizlikten yaşamlarına son veren aileler, milletin sırtından üç beş müteahhidi zengin eden Kamu-Özel İşbirliği Projeleri ve bunlarla ilgili itiraflar, Sarayın sadece kendi keyfine bakan, millete sırtını dönen, milletin dertlerini görmezden gelen tavrı vardı.

 

MAKYAJLAR İŞSİZLİĞİ SAKLAMAYA YETMİYOR

Vatandaşlarımız, bugüne kadar görmedikleri bir işsizlik kabusuyla karşı karşıya. İstatistiklere yapılan tüm müdahale ve makyajlar durumu saklamaya artık yetmiyor. 2019’un üçüncü üç ayında, geçen yılın aynı dönemine göre, işsizlerin sayısı 980 bin kişi artmış. Üçüncü çeyrekte gerçek işsizlerimizin sayısı ise 8 milyon 84 bine çıkmış. Son bir yılda 789 bin vatandaşımız işinden ayrılmış, işsiz kalmış. İşini kaybeden bu vatandaşlarımızın; 496 bini inşaatta, 179 bini sanayide, 20 bini hizmet sektöründe, 94 bini ise tarım sektöründe çalışıyordu. Çalışan sayısının düşmediği tek bir sektör yok. Ve maalesef çalışan sayısının düştüğü sektörler içinde ücretlerin en düşük olduğu inşaat ve tarım başta gidiyor. Yarım milyon kişi buralarda işsiz kalmış. Yani yoksul daha da yoksullaşmış. Aslında biz bunu daha önce hiçbir krizde görmemiştik.

 

2,5 MİLYON YENİ İSTİHDAM DERKEN, 789 BİN KİŞİ İŞİNDEN OLDU

Oysa Damat Bakan sene başında, Şubat ayında, 2,5 milyon kişiye seçimlerden önce iş imkanı sağlama sözü vermişti. Yanına Odalar Birliği Başkanını alarak “İstihdam Seferberliği 2019” diye bir program açıklamışlardı. Seçimden önce dağa taşa bu programın pankartlarını astılar. Havuz medyası millete manşetlerden 2,5 milyon yeni istihdam müjdesi vermişti. Peki, sonuç ne oldu? Bırakın 2,5 milyon insanımıza yeni iş imkanı vermeyi; bu dönemde 789 bin yurttaşımız işinden oldu. Demokrasinin ve hesap vermenin olduğu bir ülkede milletine 2,5 milyon istihdam sözü verip, yaklaşık 1 milyon insanı işsiz bırakan siyasetçi özür diler ve görevinden derhal istifa eder. Zaten istifa etmese de millet onu orada oturtmaz. Ama ülkemiz yetkisi olan ancak sorumluluğu üstlenmeyen bir saray sosyetesi tarafından yönetiliyor.

 

TOPLUMSAL FAY HATLARI ÇATLIYOR, BU TERAZİ BU SIKLETİ ÇEKMİYOR

Saray millete yalanı doğru gibi aktarma konusunda artık kendini bile aştı. Ülkemizde son 2 haftada 3 aile aramızdan ayrıldı. Sadece kendini ve yandaşlarını düşünen yönetim, öyle bir çaresizliğe neden oldu ki insanlar kendileri yaşamlarına kıyarken çocuklarını, eşlerini de bu dünyada bırakmak istemiyorlar. Biz böyle bir şeyi daha önce hiç görmedik. Toplumsal fay hatlarımız çatırdıyor. Artık bu terazi bu sıkleti çekmiyor. İnsanlarımız bu kadar çaresiz hale gelmişse bunun üzerinde kafa yormaya, çare bulmaya ihtiyaç var. Ama iktidar ne yapıyor? Aman bunun üstünü örtelim, bunlar konuşulmasın… Umutsuz, çaresiz insanlarımızın dertlerine siyaset çözüm üretmeyecekse, bu umutsuzluğu anlamayacaksa o zaman iktidarlar neye çözüm üretecekler? Siyaseti ne için yapıyoruz? Yurttaşlarımızın sorunlarını sahiplenip, siyasi zemine taşıyıp, çözüm aramak için yapıyoruz.

 

SARAY İSTİYOR Kİ BUNLARI KONUŞMAYALIM

Ama Saray istiyor ki, ülkemizdeki korkunç gelir adaletsizliğini, yurttaşlarımızın üzerinde artık dayanılmaz hale gelen borç yükünü, ödenemeyen çek ve senetleri, bu nedenle hapse girme durumunda kalan insanları, yağmalanan kamu kaynaklarını, rekor kıran işsizliği, gençlerimizin ülkesinden umudunu kesip yurtdışına kaçmasını konuşmayalım. Kimseye bunları söylemeyelim. Konuşanlara da “Teröristten farkınız yok” diyerek abanın altından sopa gösterip sindirmeye çalışıyorlar. Ne güzel yönetim anlayışı. Yetki sizde ama hesap vermeye gelince sizler ortada yoksunuz.

 

BATTI DEDİĞİ İSKANDİNAV ÜLKELERİNDE KİŞİ BAŞINA GELİR BİZİM 5 İLE 9 KATIMIZ

Milletimizin aklıyla alay eden, gerçeklerin belini kırarak, milletimizin haklı taleplerini itibarsızlaştıran siyasetin en son örneğini geçtiğimiz hafta sonunda gördük. AK Parti Genel Başkanı Erdoğan İskandinav ülkelerinin emeklilikte yaşa takılanlar yüzünden battığını söyleyiverdi. Orada da emeklilikte yaşa takılanlar varmış. Pes doğrusu. Battı denen Danimarka’da kişi başına gelir 2019’da yaklaşık 60 bin dolar olacak. Norveç’te 78 bin dolar, İzlanda’da 67 bin dolar, İsveç’te 51 bin dolar, Finlandiya’da 49 bin dolar, Türkiye’de 9 bin dolar. AK Parti Genel Başkanı’nın battı dediği ülkelerde vatandaşlar bizim vatandaşlarımızın 5 ile 9 kat fazlasını kazanıyor. Bu ülkelerde işsizlik diye de bir sorun yok. Çalışmak isteyen herkes çalışıyor. Devlet işgücü yetersizliği nedeniyle yurttaşlarını çalışma hayatında tutmak için bir de üstüne teşvik veriyor. Bizde nasıl? Bizde tam tersi, çalıştıkça emeklilikte maaşın düşüyor.

 

OECD ÜLKELERİ İÇİNDE SONUNCUYUZ

İzlanda’da çalışma çağındaki nüfusun yaklaşık yüzde 85’i iş buluyor, İsveç’te bu oran yüzde 77, Norveç’te yüzde 75, Danimarka’da yüzde 75, Finlandiya’da yüzde 73. Türkiye’de yüzde 50. OECD ülkeleri içinde bizimde üyesi olduğumuz bu alanda sonuncuyuz. Demografik fırsat penceresi açık olan bir ekonomide sosyal güvenlik sistemi eğer açık veriyorsa bunun temel sebebi gencine, vatandaşına iş bulamamaktır. Çalışma çağındaki insanlar çalışacak ki prim ödesin emekli olana baksın. Ama sen gencine iş veremiyorsun, o zamanda demografik fırsat penceresinden yararlanamıyorsun. Bu sadece senin emeklilik açıklarının büyümesine neden olmuyor. Aynı zamanda büyümenin de düşük olmasına yol açıyor.

 

SARAY MİLLETTEN KOPTU

Dünya’da yurttaşlarını en fazla mutlu eden ülkelere bir bakalım. En başta Finlandiya geliyor, İskandinav ülkesi, hani battı dedikleri… Danimarka, Norveç, İzlanda onu izliyor. Biraz aşağıda kalan bir tane İskandinav ülkesi var o da İsveç. O da mutluluk endeksinde dünya 7’ncisi. Neden bahsediyoruz. Ve dünya mutluluk sıralamasında 79. sırada olan Türkiye’yi yöneten AK Parti Genel Başkanı, bu İskandinav ülkelerine battı diyebiliyor. Dediğim gibi, AK Parti Genel Başkanı ne söylerse milletimizin kabul edeceğini zannediyor. Çünkü milletten de, milletin sorunlarından da iyice koptu. AK Parti Genel Başkanı milletten kopmasa; dört kişilik bir ailenin açlık sınırının 2 bin 58 lira, yoksulluk sınırının ise 6 bin 705 lira olduğunu bilirdi. Bu şartlarda “Emekli maaşlarını insani düzeyde, hayat sürebilecek düzeye çıkarttık” deyip de zaten zor durumda olan emeklilerin umutlarını bir defa daha karartmazdı.

 

SURİYELİLERE 40 MİLYAR DOLAR BULUYORSAN, EYT’LİLER İÇİN DE KAYNAK BULACAKSIN

Çok açık söylüyorum: Bu iktidar Suriyeli sığınmacılar için 40 milyar doları bulup harcadı mı? Evet harcadı. Sonrada “Bir 40 milyar dolar daha gerekirse onu da buluruz” demedi mi? Dedi. O zaman ne yapacak ne edecek emeklilikte yaşa takılanlar için kaynağı bulacaksın! Hatırlayalım, biz emekliye iki ikramiye dediğimizde kaynak yok dediler. Sonra çıktılar tıpış tıpış, bizim dediğimiz kadar olmasa da emekliye bu parayı verdiler. Şimdi de emeklilikte yaşa takılanlar için söylüyoruz. Emeklilikte yaşa takılanlar için bu kaynağı bulacaksınız! Bulamıyorsanız da susacaksınız. Biz iktidara geldiğimizde gereken kaynağı buluruz. Biz Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Erdoğan’ın sözlerini, emeklilikte yaşa takılan ve emekli yurttaşlarımızın vicdanlarına havale ediyoruz.

 

MİLLET YAVRULARININ CANINA KIYARKEN BUNUN ÜZERİNİ ÖRTEMEZLER

Milletin sorunlarına çözüm üretmesi gereken makam, milletle alay etmeye, milleti hakir görmeye başlarsa işte o ülkede çaresizlikte artar, umutsuzluk da artar. Saray sosyetesine mensupsanız hayat size güzel. Müşavirlikler, yönetim kurulu üyelikleri, ihaleler, çifter, dörder maaşlar. Milletimizin gözünün içine baka baka lüks saraylarda, kasırlarda yeni doğan çocuklarına şatafatlı mevlitler okutabilirler. Ama diğer tarafta da insanlarımızın çaresizlikten yavrularının bile canına kıyıp, bu dünyadan ayrılmalarının üzerini örtemezler.

 

MİLLETİN ÇOCUĞUNA İŞ YOK, SARAY SOSYETESİNİN ÇOCUKLARINA İŞ ÇOK

Bu ülkede üniversiteden mezun olmuş 1 milyon 276 bin evladımız işsiz geziyor. 20 ila 29 yaş arasındaki 4 milyon 318 bin gencimiz ne bir okulda okuyor, ne de bir işte çalışıyor, evde oturup anasının babasının eline bakıyor. Herhalde bunu kendi isteğiyle yapmıyor. Milletin çocuğuna iş yok, Saray sosyetesinin çocuklarına iş de çok, ihale de çok. Birde üstüne üstlük çıkıp “Her üniversiteden mezun olana iş bulmak zorunda değiliz” diyeceksiniz.

 

BİR KİŞİYE TAM DOKUZ, DOKUZ KİŞİYE BİR PUL

Bunların üstatları ne demişti; “Allah’ın on pulunu bekleye dursun on kul, bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul, bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa.” 17 yılın sonunda ülkeyi getirdikleri yer işte bu. Ülkenin tüm kaynakları, parası, pulu bir avuç saray sosyetesinin ve yandaş müteahhidin elinde, millette tek bir pula talim ediyor. Ülkede yağmalanmayan, talan edilmeyen tek bir şey bırakmadılar. En son Gümüşhane’deki 12 bin yıllık buzul gölünü, Roma hazinesi bulacağız diye talan ettiler. İnanılır gibi değil.

 

ÜLKE YÖNETMEYİ KOYUN GÜTMEK ZANNEDİYOR

Tüm bunların sorumlusu AK Parti Genel Başkanı Erdoğan bir de sıkılmadan geçtiğimiz hafta sonunda Genel Başkanımızla ilgili atıp tuttu. Yalanı hakikat gibi sunan gerçek ötesi dalkavuk siyasetin de açıkçası bir sınırı vardır. Erdoğan bir koyun gütme edebiyatına takılmış kalmış. Anlaşılan ülke yönetmeyi koyun gütmek zannediyor. Bu ona herhalde İstanbul’un İngilizler tarafından işgalinde “Bir millet var… Koyun sürüsü… Başına bir çoban lazım… O da ben…” diyen son padişah Vahdettin’den devroldu. Milleti sürü kendini de koyunların çobanı yerine koyarsan tabii ben bu millete ne söylesem yutar diye düşünürsün. Anlaşılan bunlar son belediye seçimlerinden de ders almamışlar. Biz milletimizi koyuna benzeten tek adam ucube rejimi anlayışını reddediyoruz. Bu arızalı anlayışı sandıkta gereğini yapsın diye milletimize havale ediyoruz.

 

MİLLETİN KUZUSUNU YANDAŞ MÜTEAHHİDE VERDİLER

Şimdi soralım bakalım: “17 yılda milletin onlara emanet ettiği koyunları, kuzuları, babadan deden kalan malı mülkü ne yapmışlar?” Milletin koyunlarını, kuzularını beş tane yandaş müteahhide verdiler. Yetmedi bunların yününü, sütünü bu müteahhitlerden dolarla satın alma garantisi verdiler. Bir de bunları fahiş fiyatlardan satın aldılar. Milletin vergilerini tüyü bitmedik yetimin hakkını çarçur ettiler. Milletin tarlasının taşıyla, milletin tarlasının kuşunu vurdular. Atadan deden kalan malı mülkü yandaşlara peşkeş çektiler. Yetmedi savunma sanayimizin gözbebeği 20 milyar dolar değerindeki Sakarya Tank Palet Fabrikasını yandaş şirketle Katar ordusu ortaklığına bedava verdiler. Şimdi çıkmışlar koyundu, çobandı bir şeyler söyleyip duruyorlar. Koyundan çobanlıktan bahsediyorsanız şu darbı meseli hatırlamanız gerekiyor: “Kenâr-ı Dicle’de bir kurt kapsa koyunu, gelir de adl-i ilahî, Ömer’den sorar onu”. Siz bunu hatırlayın yeter. Bu milletin koyunlarına değil bir kurt, Sarayın etrafındaki onlarca kurt musallat oldu. Ağızlarından Hz. Ömer’i düşürmeyenler milletin emanet koyunlarını kurtlara teslim ettiler.

 

O ZARAR MİLLET İÇİN DEĞİL, YANDAŞA PEŞKEŞİN SONUCU

Şimdi Erdoğan, şehir hastanelerindeki skandalları ve korkunç zararları en nihayet kabul etmiş durumda. Çünkü atadığı Sağlık Bakanı Meclis’te Plan ve Bütçe Komisyonunda itirafçı oldu. Milletin cebinden tek kuruş çıkmayacak dedikleri projelerin hepsinin birer birer batmakta olduğunu söyledi. Şimdi “Halkıma hizmette zarar ediyorsak edelim” demiş Sayın Erdoğan. Tamam da bu zarar millete hizmet için değil, halka hizmet için değil yandaşa peşkeşten ortaya çıkıyor. Milletimiz sadece yatmadığı hastaneler için değil, geçmediği köprüler, yollar, uçmadığı hava alanları için de para ödüyor. Halkımızın sırtına çok ciddi zararlar yükleniyor. Üç beş yandaş daha semirsin diye bu milletin tüyü bitmedik yetiminin hakkı yeniliyor.

 

HAKLI ÇIKMAKTAN MEMNUN DEĞİLİZ

Biz “Bunları yapmayın etmeyin” deyip, olacakları söylediğimiz zaman bizi iş bilmezlikle suçluyorlar. Dün suçlamışlardı bugün de suçluyorlar. “Siz bu işi bilmezsiniz” diyorlardı. Peki, şimdi ne oldu? Biz haklı çıktık. Memnun muyuz? Hayır değiliz. Böyle bir konuda haklı çıkmaktan hiç memnun değiliz. Milletimizin çok ciddi zararları üstlenmesinden hiç memnun değiliz. Ama şunu da görüyoruz, saray anlaşılan herkesi kör, alemi de sersem sanıyor. Ama tabi ki bunun hesabını da milletimiz kendilerinden sandıkta soracaktır.

 

SOSYAL GÜVENLİKTE BALTAYI TAŞA VURDU

Erdoğan, hafta sonunda sosyal güvenlik sistemini kimin iflas ettirdiği konusunda baltayı bir defa daha taşa vurdu. Elinde eski bir televizyon programının görüntüleriyle millete cambaza bak deyip kendi yönetiminin perişanlığını gizleyeceğini sanıyor. Ağzına geldiği gibi de Genel Başkanımızı suçluyor. Şimdi biz gerçek rakamları verelim. Genel Başkanımızın Genel Müdür olduğu 7 yıllık dönemde; SSK’nın yıllık ortalama açığı 1,8 milyar dolar. Sosyal Güvenlik Kurumlarının tamamının toplam açığı ise aynı dönemde yıllık 3,2 milyar dolar. Peki, AK Parti Genel Başkanı’nın iktidarda olduğu 2003-2018 döneminde Sosyal Güvenlik Kurumlarının yıllık ortalama açığı ne kadar?  11,4 milyar dolar. 11,4 milyar 3 milyar doların 4 katı. 1,8 milyar doların 6 katı. Yani yine sadece 2019’un ilk 8 ayında bu beylerin yönetiminde dolar bazında SGK’nın açığı 2018’in iki katına çıktı. Baş aşağı gidiyoruz.

 

BİZ DE NEREDEN NEREYE DİYE BAĞIRALIM MI

Şimdi biz de burada çıkıp “Neredeeen nereye” diye gırtlağımızı yırtarcasına bağıralım mı? Yoksa atalarımızın o meşhur atasözünü mü söyleyelim: “Kendi gözündeki merteği görmez de elin gözündeki çöpü görür.” Kendi hükümetleri döneminde SGK açık verirse “Halka hizmet”, Genel Başkanımızın Genel Müdür olduğu dönemde SSK açık verirse “Rezalet.” Yazıktır, ayıptır, günahtır. Ülkeyi yönetenler, vergi topladıkları vatandaşlarına doğruları söylemek zorundadırlar. Sosyal Güvenlik Kurumunu hızla bataklığa sürüklüyorlar.

 

BU YILIN EN FAZLA SEVİNENİ FAİZ LOBİLERİ

Damat Bakan geçen gün çıktı “Güçlü bilançoları devam ettirdiklerinden” söz etti. Gerçekten ya sayı saymayı bilmiyorlar ya da “Ben ne söylesem kimse bir şey diyemez” diye düşünüyorlar. Bu yılın ilk 10 ayında bütçeden yapılan faiz harcaması, önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 37 artmış, 88 milyar TL olmuş. Bu yılın en fazla sevineni bütçe nedeniyle faiz lobileri. Vergi geliri ise ilk 10 ayda sadece yüzde 6 artmış. Aynı dönemde bütçe açığı da yüzde 62 artarak, 101 milyar dolara dayanmış. Merkez Bankası’nın kasasındaki milletin kefen bezi parası olan 41 milyar liraya el konmasalardı, bu açık 142 milyar lira olacaktı.

 

MİLLETİN KEFEN PARASIYLA BİLE DENGEDE DURAMAYAN “GÜÇLÜ” BİLANÇO

Geçen sene bir Orta Vadeli Program yayınladılar. Bu Programda “2019 yılında bütçenin açığı 81 milyar TL olacak” dediler. Tam rakam 80,6. Ama daha bu yılın ilk 10 ayında bütçe açığı, hedeflerinin yüzde 25 üzerine çıktı. Bu sene yayımladıkları Programda ise bu hedefi revize ettiler dediler ki “2019 yılında hedeflediğimiz bütçe açığını 125 milyar TL’ye çekiyoruz”. Yani 2019’da bütçe başlangıçtaki hedeften yüzde 55 daha fazla açık verecek. O zaman siz nasıl bütçe yapıyorsunuz? Milletin meclisinin size verdiği yetkiyi nasıl bu hale getirebiliyorsunuz? Dediğim gibi Merkez Bankası’ndaki milletin kefen parasını da gasp etmeseler bütçe açığı 166 milyara çıkacaktı. Yani başlangıçta hedefledikleri açık iki katına çıkacaktı. İşte “güçlü bilanço” dedikleri bu, milletin kefen parasıyla dahi dengede duramayan bir bilanço. Madem, Damadın ifadesiyle “bilanço bu kadar güçlüydü”; doğalgaza, elektriğe, çaya, sigaraya, neden onca zam yaptınız? Bilanço bu kadar güçlüydü neden milletin sırtına yeni vergiler yüklediniz? Bilanço güçlüydü de neden memura, emekliye 4+4 maaş zammı verip, vergi, harç ve cezalarını yüzde 23 artırdınız?

 

BAKKAL DÜKKANI EMANET ETSENİZ YÖNETEMEZLER

Bunlar bu kafayla bakkal dükkânı emanet etseniz onu da yönetemezler. Millet boğazından kesmiş; Sarayın harcamalarına para yetiştirmeye çalışıyor. Ama bu kadar debdebeye, saltanata, israfa para yetişmiyor. Hazine aradaki farkı borçlanarak kapatıyor. Faizini de milletimiz ödüyor. 2019’da TBMM’den alınan net borçlanma yetkisi 82 milyar. Yasadan gelen iki defa yüzde 5’lik artırımla bunun tavanı 90 milyar olabiliyor en fazla. Bu ne demek? Yani milletin meclisi demiş ki 90 milyar liradan daha fazla borçlanamazsın. Ama bakıyoruz, yılın ilk 10 ayında net borçlanma geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 154 artarak 125 milyar liraya çıkmış. Bu arada iki etapta yüzde beşerlik dilimlerde borçlanma limitini arttırmak mümkün. İkinci limitin arttırılması içinde Cumhurbaşkanlığı kararı gerekiyor. Bu kararda ortada yok. Şimdi işi Torba Kanun’a bir madde koyarak çözmeye çalışıyorlar. Önce milletin verdiği yetkiyi baypas ediyorlar.  Sonra da Anayasa’nın ruhuna aykırı olarak bu işlerden hiç anlamayan bir milletvekilinin eline bir yasa teklifi veriyorlar 2019’da Hazine’ye 70 milyar liralık ilave borçlanma yetkisi alıyorlar. Sonrada bir yetkili çıkıyor, bu 70’in tamamını 2019’da kullanmayacağız bir kısmını da 2020’de kullanacağız diyor. Bütçe dediğiniz tek yıllık olur. Bir de meclisin bütçe hakkı vardır. Ama bunlar, ne kanun dinliyor, ne bütçe dinliyor, ne mali denge dinliyor, ne de hesap vermeli biliyorlar. Bütün bunlar, iktidarın umurunda dahi değil. Tek adam parti devleti rejimi meclisi artık gayet rahat baypas ediyor.

 

BORÇLA İŞİN İÇİNDEN ÇIKACAKLARINI SANIYORLAR

Şimdi 2020 içinde 140 milyar liralık rekor borçlanma yetkisi almış durumdalar. Hem devleti hem de milleti borçlandırarak bu krizden çıkılabileceğini zannediyorlar. Ama söylüyoruz, taşıma suyla değirmen dönmez. Kısa dönemde milleti krize ezdirmeyecek önlemleri derhal alınmaları lazım. Buradan bir kere daha tekrar ediyoruz. Özellikle artan işsizlik milletin alım gücünü ciddi şekilde aşağıya çekiyor. Bu da büyümeyi düşürerek ekonomiyi bir kısır döngüye sokuyor. Dolayısıyla, İşsizlik Fonu’nun kaynaklarını mutlaka işsiz kalan yurttaşlarımız için kullanmanız lazım. İşsizlik Fonu’nun kullanılma koşulları ve imkanları işsizlerimiz lehine değiştirilmelidir. İşsiz kalan yurttaşlarımıza yeni beceriler kazandıracak kurslara, programlara hız verilmelidir. İşgücümüzün niteliğini artırarak insanlara iş güvencesi vermek zorundayız. Bugün bütün dünya artık iş güvencesi noktasına doğru gidiyor. Ama bakıyoruz kaç kere bu tedbirleri söylememize rağmen iktidar sadece diğer tarafta havuza dahil batan şirketleri kurtarmayla meşgul. Ama krizin yükünü de tamamıyla milletimizin sırtına bırakıyor. Oysa Anayasamıza “sosyal devlet” ibaresi, devlet kimsesizlerin kimsesi olsun diye konmuştur. Devlet bunun için vardır. Devleti yönetenler işini yapmazsa, tıpkı şimdi olduğu gibi, sosyal dengeler çatırdamaya başlar. Bugünden söylüyorum: Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında hiçbir yurttaşımız dışlanmayacaktır. Hiçbir yurttaşımız geride bırakılmayacaktır. Sosyal devlet, ihtiyaç sahiplerinin yanı başında olacak, ailelerimiz aile sigortasıyla yaşama tutunmaya devam edeceklerdir.

Şimdi sorularınız varsa alabilirim. İsimleriniz ve kurumlarınızı belirterek lütfen.

 

Soru- Efendim hafta sonu Cumhurbaşkanının Cumartesi yaptığı konuşmada terör başlığına değinirken Sayın Genel Başkan Kılıçdaroğlu’na yönelik bazı eleştirileri oldu efendim. “Bay Kemal, PKK’yla yürüdü, teröristlerle yürüdü hepsinin belgesi var” dedi. Bu sözler için yorumunuz ne olur?

Faik ÖZTRAK- Ben açık söyleyeyim, AK Parti Genel Başkanı artık ne söylediğini bilmiyor. AK Parti Genel Başkanının neyi kastettiğini bilmiyoruz ama Genel Başkanımız bu ülkede olmayan adalet gelsin diye yürüdü. Hem de 400 kilometreden daha fazla yürüdü. Bunlar lafı güzaf. Cumhuriyet Halk Partisi bu ülkenin emperyalizme karşı savaşında da, teröre karşı savaşında da her zaman ön saflarda olmuştur. Bizim adımızı terörle birlikte anmaya kimse cüret dahi edemez. Ama terörle birlikte yürüyen birilerini arıyorlarsa, milletimize bazı hususları hatırlatmakta fayda görüyorum. Oslo’da teröristlerle aynı masaya oturanlar, terörist başının kardeşini sırf seçim kazanmak için devletin televizyonuna çıkaranlar, terörist başının mektubunu sırf seçim kazanmak için millete servis edenler, bu devletin şerefli ordusunu FETÖ’nün eline bırakmaya kalkanlar, ordumuzun kozmik odasını teröristlere teslim edenler kimse, teröristlerle beraber yürüyenler de onlardır.

 

Soru- Efendim EYT başlığında siz İskandinav ülkelerinden örnek verdiniz ama Sayın Cumhurbaşkanının bir cümlesi daha vardı. “Milletimin zararına bir şey yapmam, seçim kaybetsem de yokum” dedi. Bu cümlesini nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Ülkeyi yöneten birileri seçim kaybetmekten söz etmeye başladıysa artık o işin sonu geliyor demektir. Söylüyorum, bir daha söyleyeyim, emeklilikte yaşa takılanların sorunları mutlaka halledilmelidir. Kaynak yok diyerek bu sorun geçiştirilemez. Burada bir müktesep hak vardır bu hak verilmelidir.

 

Soru- Efendim dün yakın zamanda partiden ihraç edilen Yılmaz Ateş bir televizyon programında Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkan adaylığıyla alakalı iddialarda bulundu. (…) gizli bir el olmasa açık ve aleni bir şekilde olurdu bu adaylık dedim dedi. Bu gizli elden kastı neydi acaba ve değerlendirmeniz nasıl olacak bu cümleyle alakalı?

Faik ÖZTRAK- Bunlar partimizin bir kere içişleridir. İki, bu lafların ipe sapa gelir bir yanı da yok. Bu nedenle izin verirseniz ben konuda herhangi bir yorum yapmayım.

 

Soru- Efendim Sayın Cumhurbaşkanı bugün öğlen yaptığı konuşmada sığınmacılarla ilgili bazı açıklamaları olmuştu. 4 milyon sığınmacıya ev sahipliği yaptığımızdan bahsetti Türkiye’nin. “Ama biz de bir ana muhalefet var biz bunları tekrar memleketine göndereceğiz diyor. Biz varil bombalarından kaçan insanları asla ve kata o varil bombalarına tekrar teslim etmeyiz” dedi. Ne dersiniz?

Faik ÖZTRAK- Yani hayretle karşılıyorum. Şimdi hatırlayacaksınız ABD gezisinden önce bir güvenli bölge kurulacağı ve ülkemize sığınan Suriyelilerin bu bölgelere yerleştirileceği söyleniyordu. Şimdi bugün bir varil bombaları edebiyatı çıktı. Öyle anlaşılıyor ki, Amerika’da kendisine yapılan telkinler sonunda başka bir noktaya doğru ilerliyoruz. Tekrar buradan söylüyorum, bu milletin sırtına artık ilave yük yüklemeyin. Bu milletin bu yükü taşıyacak hali kalmadı. Yok yeni 40 milyarmış, ilave 40 milyar dolarmış bunların hiçbirini milletimiz artık kaldıramaz.

Teşekkür ediyorum.

BU RAKAMLARI SORGULAMAYALIM DA NEYİ SORGULAYALIM

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 36. Kuruluş yıl dönümü. Sözlerime başlarken Kıbrıs’ta şehit olan kahraman Mehmetçiklerimizi, Kıbrıs mücahitlerimizi saygı ve rahmetle anıyorum. Bu vesileyle KKTC’nin ilk Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş’ı, üçüncü Genel Başkanımız Sayın Bülent Ecevit’i ve yine dönemin Başbakan Yardımcısı Rahmetli Necmettin Erbakan’ı saygıyla yâd ediyorum. Yine, dün akşam milli takımımız Avrupa Kupası finallerinde oynamayı garantiledi. Milli takımımızı kutluyoruz, ülkemiz için büyük bir gurur.

 

MAKYAJA RAĞMEN MİNARE KILIFA SIĞMIYOR

Bu sabah Ağustos ayı işsizlik rakamları açıklandı. Bu veri aynı zamanda yılın üçüncü üç aylık döneminin de ortalamasını gösteriyor. Bir kez daha anlaşıldı ki tüm makyajlara rağmen, çalınan minare artık hiçbir kılıfa sığmıyor. Makyaja rağmen işsiz sayısı 4 milyon 650 bine ulaşmış. İşsizler ordumuza son bir yılda katılan, 980 bin vatandaşımızın 789 bini daha önce işi olup da işini kaybedenlerden oluşuyor. Son bir yılda işini kaybedenlerin; 496 bini inşaatta, 179 bini sanayide, 20 bini hizmette, 94 bini ise tarım sektöründe çalışıyordu. İstihdam kaybı olmayan tek bir sektörümüz yok. Biz bunu daha önce hiçbir krizde görmemiştik.

 

GERÇEK İŞSİZ SAYISI 8,1 MİLYON KİŞİ

TÜİK’in makyajlanmış işsiz sayılarına iş aramayan ama çalışmaya hazır olan, mevsimlik çalışan, eksik ve yetersiz istihdam edilen vatandaşlarımızı da eklersek, Türkiye’de işsiz olan vatandaşlarımızın gerçek sayısının son bir yılda 1 milyon 57 bin kişi artarak 8 milyon 84 bine ulaştığı gözüküyor.

 

KADINLAR, “TÜİK’E AYIP OLMASIN DİYE” Mİ EV KADINI OLDU

Yine aynı dönemde birazdan anlatacağım makyaja rağmen resmi işsizlik oranımız, geçen yıla göre, 2,9 puan artarak yüzde 14 oldu. Gerçek işsizlik oranımız 3 puana yakın artarak yüzde 22,8’e çıktı. Yani bu ülkede çalışma yaşamına gelen yurttaşlarımızın 5’te 1’i işsiz. Şimdi bu resmi rakamlara neden makyajlı diyorum onu da izah edeyim. Son bir yılda çalışma çağındaki, 15 yaş ve üzerindeki nüfusumuz 858 bin kişi artmış. 858 bin vatandaşımızdan her nasılsa sadece 191 bini iş aramış ve işgücüne katılmış. Geçtiğimiz yıl bu rakam 250 binin üstündeydi. Damat Bakanın tabiriyle “tünelin ucunda ışık görünmesine”, “ekonomide toparlanma başlamasına” rağmen, her nedense, 667 bin vatandaşımız işgücüne katılamamış. Gitmiş evinde oturmuş. Özellikle kadınlarımız herhalde hükümete ayıp olmasın, işsizlik daha fazla artarak damadı mahcup etmeyelim diye evlerinde oturmayı tercih etmişler. TÜİK’e göre ev hanımı olmayı tercih edip, iş gücüne katılmayan kadınlarımızın sayısı son bir yılda 468 bin kişi artmış.

 

BU RAKAMLARI SORGULAMAYALIM DA NEYİ SORGULAYALIM

Peki, kadınlarımız başta olmak üzere vatandaşlarımız hükümeti bu kadar düşünmeyip, geçtiğimiz yılın Ağustos ayındaki kadar iş gücüne katılsa ne olurdu? Resmi işsiz sayımız Ağustos ayında 4 milyon 650 bin değil, 4 milyon 926 bine çıkardı. Resmi işsizlik oranımızda yüzde 14 değil, yüzde 14,7 ’ye yükselirdi. Şimdi biz bu rakamları sorgulamayalım da neyi sorgulayalım. Ekonomistler, akademisyenler bu tutarsızlıkları sorgulayınca teröriste benzetiliyor, hapis cezası ile tehdit ediliyor.

 

MEMLEKETTEN İNSAN MANZARALARI KORKUNÇ

Bir yandan da yurttaşlarımız işsizlikten, borçtan, yoksulluktan, çaresizlikten aileleriyle beraber canlarına kıyıyor. Bugün Bakırköy’den yine çok acı bir haber geldi. Borçları nedeniyle bir aile babası, kendisi ve ailesinin yaşamına son vermiş.  Son 10 günde ekonomik sıkıntılar nedeniyle 3 ailemiz aramızdan ayrıldı. Hakikaten memleketimizdeki insan manzaraları korkunç. Bu nasıl büyük bir umutsuzluk ve çaresizliktir. Biz bu ülkede bunları daha önce hiç yaşamamıştık. İnsanlar sadece kendilerini değil ailelerini de gözden çıkararak ileriye dönük olarak kendileri için, aileleri için, çocukları için hiçbir umutları kalmadığını ortaya koyuyorlar.

 

KORKUNÇ BİR BORÇ VE İŞSİZLİK ORTADA DURUYOR

Bir sorunu çözebilmek için önce doğru teşhis koymak gerekir. Türkiye’de korkunç bir borç ve işsizlik ortada durmaktadır. Gerçek budur. Saray iktidarı bunları makyajlayarak, saklayarak, bunları konuşan ekonomistleri, basın mensuplarını korkutarak bu sorunları gizleyemez. Ailelerimizin göz bebeği, ülkemizin umudu gençlerimiz işsizdir. Bakın, genç işsizlik oranı yüzde 27,4 ile bu ayda bir kez daha, geçen ay rekor kırmıştı bir kez daha rekor kırdı. 20-29 yaş arasındaki gençlerimizden 4 milyon 318 bini ne eğitimde ne de bir işte çalışıyor. Evde oturuyor. Bu da bir başka kötü rekor…

 

ÜNİVERSİTELİ İŞSİZ SAYISINDA REKOR: 1 MİLYON 276 BİN KİŞİ

Üniversiteli işsizlerimizin sayısı 1 milyon 276 bine ulaşarak o da rekor kırıyor. Her 100 işsiz yurttaşımızdan 27’si üniversite mezunu. Ama bu gençler bizim geleceğimiz. Geleceğine iş ve umut veremeyen bir ekonomide hangi başarıdan söz edilebilir? Millet evladını dişinden tırnağından artırıp okutuyor ona iş yok; ama saray sosyetesine milletin sırtından iş çok. Bir tane iş yetmiyor, birkaç tane yönetim kurulu üyeliği. Ondan sonra da bir de üstüne üstlük sarayın kibirli adamı çıkıyor “Her üniversite bitirene iş bulacağız diye bir şey yok” diyor. Bunu kabul etmemiz mümkün değil. Bunu milletimizin de kabul etmesi mümkün değil.

 

İŞSİZLİK SİGORTASINI İŞSİZLER İÇİN KULLANIN

İktidar bir an önce işsizlikle ve sosyal dışlanmışlıkla mücadele edecek, toplumumuzu kucaklayacak önlemleri artık almak zorundadır. Krizin tüm yükünü yoksul yurttaşlarımızın sırtına bırakmaktan artık vazgeçmelidir. Devleti yönetenler yoksullukla mücadele için vardır, işsizlikle mücadele için vardır. Kaç kez yol gösterdik. Daha geçen hafta bir sürü çözüm önerisinde bulunduk. Ama hala ortada hiçbir şey yok. Tekrarlıyorum. En azından işsizlik sigortasının imkânlarını işini kaybeden vatandaşlarımız için kullanın. İşsizlik sigortasından yararlanma koşullarını rahatlatın. Sigortadan kullanılan imkânların işçilerimizin lehine düzeltilmesi için gerekli önlemleri alın. Milleti borçlandırarak, kamu bankaları eliyle yeni krediler açarak bu krizden çıkmanın mümkün olmadığını artık görün.

 

TRUMP, “4 MİLYON SURİYELİYİ VATANDAŞ YAPIN” DİYOR

Üzülerek görüyoruz ki sarayın gündeminde aslında milletimiz yok. Dün Trump ziyareti dönüşü uçakta verilen demeçler pek de hayra alamet değil. Anlıyoruz ki emperyal güçler, dış politikada sıkışan saray ve Erdoğan’dan yeni taleplerde bulunuyorlar. Trump’ın, Erdoğan’a “4 milyon Suriyeliyi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yapamaz mısınız?” dediğini duyduk. Suriyelilerin bir kısmının, zaten vatandaş yapıldığını da Erdoğan’ın uçaktaki konuşmasından öğrendik. ABD Başkanı, “Güvenli bölgede ev yapılmasının maliyetine ben katkıda bulunmam” deyip, zaten dün basının önünde topu Avrupalılara atmıştı. İçeride de demiş ki, “Bu 4 milyon Suriyeliyi siz vatandaşlığa alın.”

 

MİLLETİN SIRTINA BİR DE BU MALİYETİN YÜKLENMESİNİ KABUL ETMEYİZ

Bu milletin sırtından Suriyeliler için 40 milyar dolar harcadık. Şimdi Suriyeli sığınmacıların Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yapılması için uluslararası baskıların artacağı anlaşılıyor. Cumhuriyet Halk Partisi olarak milletimizin sırtına bir de bu maliyetin yüklenmesini kabul etmemiz mümkün değildir.

 

S-400’LER AKTİVE EDİLECEK Mİ

S-400’lerle ilgili de yeni şeyler öğrendik. Cumhurbaşkanı S-400’ler için 2 milyar 400 milyon dolar verildiğini söylüyor. Daha önce bunu yapan firmada bunun maliyeti 2,5 milyar dolar demişti. 1 milyar 125 milyon dolarda avans olarak verildi. Geri kalan 1 milyar 375 milyon dolarlık kısım içinde kredi alındı. Trump, S-400’ler için “Bu benim meselem değil; bu Kongre’nin sorunu” dedi. Yani Trump, bir başka ifadeyle Erdoğan’ı Beyaz Saray’dan, Kremlin Sarayı’nın bahçesine yolladı. Yakında Erdoğan’ı bir kez daha Moskova’da ya da Soçi’de göreceğiz. Erdoğan S-400’lerin Nisan 2020’de aktive edileceğini söylemişti daha önce. Şimdi bekliyoruz, bu S-400’ler aktive edilecek mi yoksa pakette tutulup milletin 2,5 milyar doları çöpe mi atılacak.

Erdoğan’ın geçmişte bu konuda vermiş olduğu sözlerin ve söylemlerinin takipçisi olacağız. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Varsa sorularınızı isim ve kurum kimliğinizle alabilirim.

Soru- Efendim bu intihar ve cinayet haberleriyle ilgili olarak malum bu kullanılan madde siyanürün satışına yönelik bazı tartışmalarda gündemde. Özellikle elektronik ortamda satışının yasaklanması ya da daha kontrol altına alınmasına yönelik siz neler söylersiniz? Bazı milletvekillerinin verdiği kanun teklifleri de vardı. Bu konuyla ilgili değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- İktidar ne bekliyor ki? Gerçekten bu manzaralar çok kötü manzaralar. İnsan vicdanını yaralıyor. Bir an önce ne önlem, önce tabi bu maddenin satışının önlenmesi lazım. Ama esas mühim olan husus insanları bu noktaya getirecek şartların ortadan kaldırılması lazım. Ülkede kriz yok deniyor ama işte ortada insanların nasıl çaresizlik içinde oldukları ortada. İnsanları çaresizliğe sürükleyen bu ortamın değiştirilmesi lazım. Söylüyoruz, işsizlik sigortası ilk adım. Arkadan aile sigortası mutlaka getirilmeli. İnsanlar şundan emin olmalı, işsiz kaldıklarında ya da borçlarını ödeyemediklerinde devlet onların yanında olacak. Kriz nedeniyle borçlarını ödeyemediklerinde devlet onların yanında olacak. Evet, insanların kabul edilemeyecek şekilde yaşamlarına son vermelerine neden olan maddelerin yasaklanması doğru ama bununla bitmiyor iş. İnsanları bu çaresizlikten kurtaracak tedbirlerin bir an önce alınması lazım. Bıraksınlar artık pansumanı, aspirin tedavisini.  

 

Soru- İki sorum olacak. İlki, Amerika ziyaretiyle ilgili öğle saatlerinde Sayın Mahir Ünal’ın bazı açıklamaları oldu efendim. (…) “Türkiye sınır güvenliğini sağlamış, tezlerini kabul ettirmiş, Ermeni tasarısında sonuç almış durumda. Biz istediklerimizi aldık, mektup iade edildi. Dünya takdir ederken CHP siyaset değil düşmanlık yapıyor” dedi. Öncelikle bu açıklamalara ve bir kazanım oldu mu Amerika seyahatinden nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Biz düşmanlık yapmak durumunda değiliz. Keşke istenen sonuçlar alınsaydı da biz de çok mutlu olsaydık. Suriyeli sığınmacılar meselesi çözüldü mü? Terör örgütünün Suriye’deki uzantısıyla ABD Başkanı arasındaki ilişki, o teröristle Türkiye’nin Cumhurbaşkanlık makamını aynı yere koymasıyla ilgili sorun çözüldü mü? S-400’ler meselesi çözüldü mü? Ermeni meselesi de tasarı orada bekliyor. Sadece Senato’da görüşülmesi engellendi. Keşke her şey çözülseydi biz rahatlasaydık ama kusura bakmayın yani bu seyahat, daha önce de söyledim, Beyaz Saray’da bir aile fotoğrafı vermeye ve Sayın Erdoğan’ın Trump’la olan ilişkisini kurtarmaya dönük oldu. Milletin meseleleri bu seyahatte çözülmemiştir, milletin meseleleri çözüm beklemektedir. Her zaman olduğu gibi burada da makyajla falan bu işler atlatılacak durumda değildir.

 

Soru- Efendim şehir hastaneleriyle ilgili Sayın Sağlık Bakanı’nın dün bazı açıklamaları vardı. Öncelikle kamu özel işbirliğiyle bu süreçte tecrübeye sahip olduk dedi, işbirliğiyle yapılan hastaneler için. Bu dönemde de şehir hastanelerinin artık Hazine’den yani genel bütçeden kendi kaynaklarımızla yapacağız dedi, bunu planlıyoruz dedi. Bir cümle sonrasındaysa sizin bütçenizle bunu yapabilirliğiniz mümkünse niye bir finans modelini devreye sokmak isteyesiniz diye bir açıklaması oldu. Kiralardan bahsetti. 5 milyar TL’ye yakın kiralar var gerisini siz hesap edin şeklinde açıklamaları oldu. Bütçeden yüzde 50 daha az para çıkardı dedi şehir hastanelerini devlet yapsaydı. Siz açıklamaları ve şehir hastaneleri projeleri için?

Faik ÖZTRAK- Sağlık Bakanı şehir hastaneleri hakkında bu şekilde konuşurken kendisini oraya atayan sarayın kibirli adamıyla konuşmamış herhalde. Hatırlayın biz şehir hastaneleriyle ilgili başta Genel Başkanımız olmak üzere bu değerlendirmeleri yaparken sarayın kibirli kişisi çıkmış siz bu işlerden anlamazsınız diye barbar bağırıyordu. Şimdi ne oldu da bizim dediğimiz noktaya geldiler? Bu işleri bıraksınlar… Önce bir kere bu şehir hastanelerinin şu ana kadar yapılanı kaça mal ettiler? Devlet olarak bunu yaptıkları zamanda kaça mal olacak? Biz bunları bir karşılaştıralım bu imkanı bize versinler. Yani kamu özel işbirliği kapsamında yapılan bu hastanelerin, şehir hastanelerinin maliyeti nedir çıksınlar bunu açıklasınlar.

Demek ki kendisini oraya atayan Cumhurbaşkanı’nın uçakta olmasını fırsat bildi bu açıklamaları yapmış. Ama o da uçakta ilginç açıklamalar yapmış. İşte Trump’a mektubu sunduğunu söylüyor değil mi, takdim ettiğini söylüyor. Ondan sonra da diyor ki mektubun iadesini Kılıçdaroğlu’na haber vermek lazım. Trump’a gelince takdim, Genel Başkanımıza gelince iade. Şimdi çok açık söyleyeyim, nasıl iade etti acaba, nasıl takdim etti acaba? Bir elçinin kendisine güven mektubunu takdim ettiği gibi mi etti? Bir de diyor ki, Trump hiçbir tepki göstermedi. Yoksa mektubu şöyle göstermeden masanın kenarına iliştirdi, hiçbir şey söylemedi ondan sonra o masadan kalktı mı? Şunları dedi mi acaba? Ey Trump, ben Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanıyım sen bana aptal olma diyemezsin, sen bana gönderdiğin mektuba teröristin mektubunu iliştiremezsin. Bunları kendisinin yüzüne söyledi mi? Bu konuda hiçbir açıklama yok. Açıkça şunu söyleyeyim, milletin şan ve şerefi Cumhurbaşkanı’nın ettiği yemine uygun olarak korunmayı hala beklemektedir.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

 

O FOTOĞRAFLARIN VATANDAŞA FATURASI PAHALI OLDU

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Parti Meclisi toplantısı sürerken Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları belirtti:

 

 

Parti Meclisi toplantımız devam ediyor. Parti Meclisimizin gündeminde, partimizin bazı yönetmelikleriyle ilgili değerlendirmeler ve Türkiye’nin gündemindeki konular vardı. Bu çerçevede de özellikle dün akşam, Erdoğan ile Trump’ın yaptığı görüşme yer aldı. Biz, bu ziyaret hakkındaki düşüncelerimizi ve endişelerimizi kamuoyuyla çok daha önceden paylaşmıştık. Bu ziyaretin bir aile fotoğrafı verme amacıyla yapılması halinde ülkemize hiçbir faydası olmayacağının da altını çizmiştik. ABD Başkanı Trump’ın Türkiye Cumhuriyeti’ne ve milletimize yönelik hakaretleri orta yerde dururken, bir özür dilenmeden Erdoğan’ın Beyaz Saray’a gitmesini doğru bulmadığımızı ifade etmiştik.

 

MİLLETİMİZİN ŞAN VE ŞEREFİ KORUNMADI

Maalesef bu hakaret dolu kağıt parçası halâ orta yerde durmaktadır. Dün, bu konuyla ilgili olarak ABD Başkanından bir özür veya bir pişmanlık ifadesi duymadık. Erdoğan ise bu müsveddeyi ve ekinde yer alan terörist mektubunu çok sakin ve sessiz bir biçimde, kendi ifadesiyle, ABD Başkanına “takdim” ettiğini söyledi. Eğer bu mektup iade edilmeyip takdim edilmişse milletimizin şan ve şerefi yeterince korunmamıştır. Hatta hiç korunmamıştır.

 

SORUNLAR HALA MASADA

Trump ve Erdoğan’ın görüşmesinden, iki ülke arasındaki sorunların çözümüne yönelik somut bir sonuç çıkmamıştır. Trump ve Erdoğan’ın görüşmesi hiçbir konuda anlaşamayan ama birbirinden de kopamayan iki ismin toplantısı görünümünde geçmiştir. İkili ilişkileri tıkayan ve milletimizin geleceğini ilgilendiren pek çok sorun halen ortada durmaktadır. ABD’nin Suriye’deki pozisyonu ve terör örgütünün Suriye’deki uzantısına bakış açısı değişmemiştir. FETÖ ile ilgili herhangi bir gelişme yoktur. F-35 ve S-400 meselesi ortadadır. Kongre’de bekleyen “Türkiye’nin Çıkardığı Çatışmaya Karşı Yasa” hakkında bir gelişme kaydedilmemiştir. Halkbank Davası halen ABD Yargısında Demokles’in kılıcı gibi beklemektedir. Suriye’deki tampon bölgenin sınırları ve Suriyeli sığınmacıların ne kadarının bu bölgelere yerleştirileceği, bunun finansmanının nasıl karşılanacağı hala karara bağlanmamıştır. Ama ABD “Suriye’deki petrol bölgeleri benim” demektedir. Petrolü aldım diyor. Bu durumda Suriye’nin toprak bütünlüğü ne oluyor? Yine, ülkemizdeki 4 milyon Suriyeli sığınmacının ne olacağı konusunda ABD Başkanı topu Avrupa Birliği’ne atmıştır. Anlaşılan tüm masraflar ülkemizdeki tüyü bitmedik yetimlerin sırtına bırakılacaktır. Türk-Amerikan ilişkileri 12 Kasım’da neredeyse; 14 Kasım’da da aynı yerde durmaya devam etmektedir. Dolayısıyla, bu seyahat ABD ile ilişkilerimizin düzeltilmesine değil; siyaseten sıkıntıda olan iki ismin ilişkilerinin muhafazasına dönüktür.

 

O FOTOĞRAFLARIN VATANDAŞA FATURASI PAHALI OLDU

Trump, Erdoğan’ın 13 Kasım’daki ziyaretini kendisine yönelik azil sürecini itibarsızlaştırmak için kullanmış; Erdoğan ise dostu Trump ile aile fotoğrafı vererek ilişkimiz devam ediyor mesajı göndermiştir. Böylece, ziyaretten önce yaptığımız uyarıların haklılığı bir kez daha anlaşılmıştır. Erdoğan, Trump ile fotoğraf vermiş, Trump ile olan ilişkisini kurtarmıştır. Bu fotoğraf çekiminin Türkiye’deki vergi mükelleflerine maliyeti ise son derece pahalı olmuştur. Saray sosyetesi uçan saraylara binmiş, lüks araçlar buradan ABD’ye taşınmış, sosyete mensupları lüks otellerde ağırlanmış faturası da 82 milyonun sırtına bırakılmıştır.

 

TRUMP, TERÖRİSTİ DAVET KONUSUNDA GERİ ADIM ATMADI

Stratejik ortaklık ve müttefiklik ilişkisi özel ilişkilerdir. İkili, bölgesel ve küresel sorunlara ortak bir yaklaşım ve anlayış gerektirir. Ancak dün bir kez daha görülmüştür ki Trump, Erdoğan ile terör örgütünün Suriye’deki kolunun başını eşit seviyede tutmuştur. Trump, Erdoğan’ın serzenişlerini de dikkate almamış, Mazlum Kobani kod isimli teröristi ABD’ye davet konusunda geri adım atmamıştır. Salonda bu konuda soru soranları “Türk devletinin görevlisi misin?” diye de azarlamıştır.

 

SARAY, PİNPON TOPU GİBİ KREMLİN’E SAVRULDU

Diğer taraftan, basın toplantısının hemen ardından Beyaz Saray, “S-400 konusu çözülmeden diğer meselelerin çözümünde ilerleme sağlanmaz” açıklamasını apar topar yapmıştır. Bu açıklama Beyaz Saray’ın Erdoğan iktidarını pinpon topu gibi Kremlin Sarayı’nın sahasına savurduğunu göstermektedir. Erdoğan’ın, bir müddet sonra, bir de Soçi veya Moskova ziyareti yapacağı şimdiden anlaşılmaktadır. Putin ikna edilmeden bu soruna çözüm bulmak zor görünmektedir. Milletimizin S-400’ler için ödenen 2,5 milyar dolarının akıbeti ne olacaktır? Nisan 2020’de aktive edilecekleri bizzat Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Erdoğan tarafından açıklanan S-400’ler aktive edilecek midir, edilemeyecek midir? AK Parti Genel Başkanı Erdoğan verdiği sözü tutacak mıdır, tutamayacak mıdır? Bunları önümüzdeki günlerde hep beraber göreceğiz. Milletin vergileri bir defa daha dış politikada yapılan hataların telafisi için harcanmamalıdır. Ülke ekonomisinin durumu ortadadır.

 

YARGI BAĞIMSIZLIĞININ PERİŞAN HALİ GÖZLER ÖNÜNE SERİLDİ

Bu ziyaret başka bir takım skandalları da göz önüne sermiştir. Trump’ın, Türkiye’de tutuklu bulunan ve sonra serbest bırakılan Serkan Gölge için Erdoğan’a teşekkür etmesi aslında Türkiye’de bu kuvvetler ayrılığı meselesinin ne kadar perişan bir durumda olduğunu açık seçik dünyaya bir kez daha göstermiştir. Erdoğan basın toplantısında, ABD’ye teröristleri iade ettiklerini aynı şeyi ABD’den de beklediklerini ifade etmiştir. Şimdi ben buradan soruyorum, bu teröristler kimdir? Türkiye hangi teröristleri ABD’ye iade etmiştir? Eğer terörist dedikleri Rahip Brunson ve Trump’ın konuşmasında iade edilmesi nedeniyle Erdoğan’a teşekkür ettiği NASA çalışanıysa; bunlar ABD’de terörist gibi karşılanmamıştır. Aksine Rahip Brunson bugün Türkiye devletinin Cumhurbaşkanı sıfatıyla Erdoğan’ın misafir edildiği oval ofiste ağırlanmış, yetmemiş seçim öncesinde Trump bir de kendisini Rahibe takdis ettirmiştir. Türkiye’deki yargı bağımsızlığının perişan hali aslında bir kere daha burada gözler önüne serilmektedir; Trump nedense ABD yargısında bekleyen Halk Bankası davası için kameralar önünde tek kelime dahi etmemiştir, edememiştir. Herhalde Trump bu konuda bir kelam etseydi, ABD’de yargı bağımsızlığı olduğu kendisine açıkça ifade edilirdi.

 

BAŞ BAŞA GÖRÜŞMELERİN ZAPTI TUTULDU MU

Bu arada Erdoğan ile Trump arasında 1 saat 15 dakikalık bir baş başa görüşme yapılmıştır. Bu görüşmeye Dışişleri Bakanlığı’ndan resmi bir görevli katılmış mıdır? Bu görüşmede resmi zabıt tutulmuş mudur, yoksa tutmamış mıdır? Bu görüşmenin ayrıntıları Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın arşivlerine girmiş midir? Yoksa resmi arşivlerden gizlenmiş midir? Dış ilişkileri kişisel olarak yürütemezsiniz. Dış ilişkiler kurumsal bazda yürütülmelidir ve daha sonra gelecek iktidarlar nerede ne olduğunu, ne vaatler verildiğini, ne alınıp ne verildiğini açıkça görmelidir. Şimdi tekrar bu soruyu tekrarlıyoruz. Zabıt tutuldu mu? Bunun cevabını da Beyaz Saray’da maalesef ayakta kalan, kendisine bir sandalye dahi bile verilmeyen Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu’ndan bekliyoruz. Senatörler oturuyor, bizim Dışişleri Bakanı ayakta. Bu uluslararası görüşme değil mi?

 

TRUMP KENDİ KONGRESİNİ İŞARET ETTİ

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın karşısına ABD’li senatörlerinin çıkarılması ve burada basına açık bir hesap sorma görüntüsü verilmesi de ayrıca dikkatimizi çekmiştir, bizleri üzmüştür. Olan bitenler Türkiye’ye ve tüm dünyaya şunu göstermiştir. Trump, S-400’lerin çözüm meselesi Beyaz Saray değil Amerikan Kongresidir demiştir. Dolayısıyla S-400 meselesini kongreyle anlaşarak çözmek gerekmektedir işaretini vermiş ve bunun bir ulusal mesele olduğunu söylemiştir. Yani burada dış politikayı iç politikaya malzeme edememiştir. Ve adres gösterdiği yerde Kongre’dir yani parlamentodur.

 

İLİŞTİRİLMİŞ GAZETECİLİK ABD’DE İFŞA OLDU

Bu ziyarette bir başka önemli husus daha vardır. Havuz medyası ve iliştirilmiş gazetecilik ABD’de de ifşa olmuştur. Trump, Türk heyetine dönmüş “dostane muhabirler soru sorsun” demiştir. Basın toplantısını izleyen bir senatör de “Dost olmayan basın mı kaldı” demiştir. Bu tabi ülkemizdeki basının içler acısı halini ortaya koymaktadır.

 

SORUN ÇÖZÜLMEDİ AMA SARAY ÇOK MUTLU

Özetlersek; bu ziyaret sonunda vatandaşlarımızın geleceğine dair, ulusal çıkarlarımızı ilgilendiren hiçbir sorun çözülmemiştir. Hepsi ortada durmaktadır. Ama Saray sosyetesi çok mutludur. Şimdi soruyoruz, bu mutluluğunun sebebi nedir? Bu mutluluk bize şunu gösteriyor, oraya giderken demek ki Saray’ın gündemi milletimizin gündeminden farklıymış. Ne alınmıştır ABD’den veya dostları Trump’tan ki Saray bu kadar sevinmiştir? Bunu Beyaz Saray’da açıklamamışlardır. Ama biz bunun heyet ülkeye döner dönmez açıklanmasını bekliyoruz.

Şimdi sorularınız varsa alıyım arkadaşlar.

 

Soru- Efendim mektuba siz de değindiniz. Cumhurbaşkanı “takdim ettim” dedi. Bir de aynı zamanda ABD’yle yapılan bir mutabakat vardı, Resulayn ve Tel Abyad’dan teröristlerin 120 saatte çekilmediğini daha önce Cumhurbaşkanı açıklamıştı ama dünkü görüşmede ne Cumhurbaşkanı tarafından ne de ABD Başkanı tarafından bu kısım gündeme gelmedi. Sizce Türkiye açısından zirve beklentiyi karşıladı mı?

Bir de Serkan Gölge olayı var Trump teşekkür etmişti. Yakın zamanda da ABD’ye gelecek dedi ama kendisinin yani Serkan Gölge’nin şuanda Türkiye’de bir ev hapsi durumu var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Ben bürokrasiden geliyorum. Dolayısıyla bürokratik teamülleri bilirim. Bürokraside takdim bir dosyanın, bir incelemenin, bir araştırmanın, bir mektubun “bir üst makama sunulması” anlamına gelir. Dolayısıyla burada bu takdim kelimesinin kullanılması aslında AK Parti Genel Başkanı Sayın Erdoğan’ın Trump’ı kendinden üstte, yukarıda bir yerde gördüğü izlenimi vermektedir. Bu son derece yanlış olmuştur. Aslında bu işin başı yanlıştır. Düğme baştan yanlış iliklenmiştir. Yapılması gereken şey o mektuplar geldiğinde derhal onları iadeli taahhütlü başka bir zarfın içine koyup geri göndermekti. Mektupları yanınıza alıp iade edeceğiz derseniz işte ortaya böyle insanın, milletimizin içini acıtan manzaralar çıkar.

En son geziden dönerken, “Tel Abyad ve Resulayn’da beklediğimiz olmadı, bölgelerden YPG çıkmadı” diye bundan iki gün önce uçakta Sayın Erdoğan açıklamalar yapmıştı. Ama oraya gidildi, Trump, “her şey çok iyi, sınırda her şey mükemmel, Kürtlerde bu işten çok memnun” açıklamaları yaptı. Bizim taraftan çıt çıkmadı. Dolayısıyla bunlar da gerçekten sıkıntı yaratan manzaralar oldu.

Serkan Gölge’nin ev hapsine ilişkin sorunuz var. Zaten ABD Başkanı gelecek dedin mi geliyor. “Gönder dedim, gönderdi” diyor. Trump’ın bundan önce twitleri var değil mi Brunson’la ilgili? Demek ki orada da “gönder” dedi o da yakın zamanda gelecekmiş. Önceden peşin peşin teşekkür etti. Tabi bu arada Serkan Gölge’yle ilgili ev hapsi kararını veren mahkemeymiş, yargıymış bunların hiçbir önemi yok. Türkiye’de bağımsız yargı yok, Erdoğan talimatı veriyor yargı da gereğini yapıyor.

 

Soru- İki liderin görüşmesinin dışında bir de heyetler arası görüşme yapıldı. Bürokratların ve kabine üyelerinin dışında masada AK Parti’den Mahir Ünal’ı, MHP’den de İsmail Faruk Aksu’yu gördük. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Partilerden böyle bir katılım varsa CHP’ye de çağrı geldi mi?

Faik ÖZTRAK- Onlar koalisyon ortakları, öyle anlaşılıyor. Başka diğer partileri çağırma ihtiyacını duymamışlar. Ama benim görebildiğim kadarıyla MHP Genel Başkan Yardımcısının masada Trump’ın tam da karşısında oturuyor olması, Türkiye’de herkesin ilgisini çekti. Resmi müzakerelerde de karşısında oturuyor. Acaba müzakereleri izlemek üzere özel mi oraya gönderildi izlemek ve koalisyon ortağına bilgi vermek üzere.

Başka soru yok herhalde arkadaşlar, teşekkür ediyorum.

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com