Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

MEHMETÇİĞİMİZİ ŞEHİT EDENLERLE GÖRÜŞÜYORLAR

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Bugün 1 Mayıs, Emek ve Dayanışma Günü. Emek hepimiz için en kutsal değerlerden biridir. Dünya emekle inşa edilmiştir. Tüm emekçilerimizin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma bayramını kutluyorum. Bugün 1 Mayıs Kutlamaları için, Kahramanmaraş’tan Şanlıurfa’ya giden emekçilerimizi taşıyan bir araç devrildi. Bu kazada yaşamını yitiren emekçilerimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabır, yaralanan emekçilerimize ise acil şifalar diliyorum.

 

BÖYLE BİR ORTAMDA ÇALIŞANLAR GELECEĞE GÜVENLE BAKAMAZ

Böyle anlamı olan günlerde bir de muhasebe yapmamız gerekiyor. Emekçilerimiz ve çalışanlarımız açısından neredeyiz? Ülkemizde en geniş tanımıyla işsizlerimizin sayısı 8 milyon 300 bini aşmış durumda. Yani ben çalışarak hayatımız kazanmak istiyorum, ekonomiye katkı sunmak istiyorum deyip iş arayan ama bir türlü iş bulamayan 8 milyonu aşkın yurttaşımız var. Bugün ülkemizde yüz binlerce yurttaşımız emeklilikte yaşa takılmış, çözüm bekliyor. Yine hükümet bir program açıklamış. O programda çözüm olarak emekçilerimizin emeklerinin karşılığı olan kıdem tazminatlarına göz dikmiş durumdalar. Söz verildiği halde bir türlü çözülmeyen 3600 ek gösterge sorunu var. Bugün ülkemizde 9 milyon emekçimiz herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna kayıtlı olmadan çalışıyor. Yani her 100 çalışandan 33’ü, çalışanların üçte biri kayıt dışında. Sosyal güvencesi yok. Böyle bir ortamda çalışanlarımızın geleceğe güvenle bakması da mümkün değil. Çocuk işçiler sorunu var. İş cinayetlerinde dünyanın önde gelen ülkeleri arasındayız.

 

MİLLETİN GERÇEK GÜNDEMİNİN ÜSTÜ ÖRTÜLÜYOR

Örgütlenme ve sendikalaşma sadece bu sorunların çözülebilmesi, emeğin büyümeden ve refahtan hak ettiği payı alması için gerekli değil; aynı zamanda büyümenin sürdürülebilir olması için de şart. Yani kesintisiz büyüme için de şart. Bunu artık tüm dünya kabul ediyor. Geliri adil dağıtamazsanız, büyüme kucaklayıcı olmazsa, oyunun sonunda misketler bir kişinin elinde toplanırsa ekonomi oyunu biter. O neden bütün dünya artık emekçinin yarattığı katma değerden hak ettiği payı mutlaka alması gerektiği üzerinde duruyor. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) verilerine göre Türkiye’de her 100 ücretli çalışandan yaklaşık 9’u sendikalı çalışıyor. Oysa aynı rakam refahın adil ve dengeli paylaşıldığı ülkelerde, örneğin Finlandiya’da yüzde 65, Danimarka’da yüzde 67. Türkiye bu sendikalaşma oranıyla Macaristan ile beraber OECD ülkeleri içinde en kötü konumda olan ülke. Türkiye’de kapsayıcı, kuşatıcı büyümeden, refahın adil ve dengeli dağılmasından bahsedemiyorsak, kuşkusuz bunun nedenlerinin başında sendikasızlaşma var.

 

Asgari ücret insanca yaşamak için yetersiz. Ekonomik kriz mutfakta tencereyi boşalttı. Gönül isterdi ki bugün siyasetin konusu, milletimizin bu sorunları olsun. Bunlara kafa yorup çözüm üretebilelim. Ancak seçimin üzerinden bir ayı aşkın süre geçti, hala maddi temelden yoksun, keyfi itirazlarla sürecin uzatılması için elden gelen yapılıyor. Milletin gerçek gündeminin üstü bu tartışmalarla örtülüyor.

 

ANKARA VE İSTANBUL’DA T.C. TABELALARA GERİ DÖNDÜ

Saray ittifakının zehirli beyanat ve mesnetsiz iddiaları toplumu gerçekten rahatsız etmeye başladı. Dün AK Parti Sözcüsünün, bugün de MHP Genel Başkanının açıklamaları; ikisinin de gündeminde millet olmadığını, milletin sorunları olmadığını tek derdin koltukları olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Seçim sonuçlarını, özellikle de İstanbul’daki sonuçları bir türlü hazmedemeyen koltuk ittifakının ortakları, milletimizin zekâsıyla adeta alay ediyorlar. Görmüyorlar ki 31 Mart’tan önce de bunları söylediler,  milletimiz bunların sözlerine prim vermedi. Hatırlayın, seçimden önce bu cenah, milleti korkutmak için “Ankara’da belediyelerin su faturalarını terör örgütlerinin mensupları dağıtacak” diyorlardı. Ankara ve İstanbul’da Büyükşehirlerde iş başına gelen CHP’li belediye başkanları geldi ve o Büyükşehirlerin tabelalarından önceki yönetim tarafından sökülüp atılmış olan “T.C.” ibaresi yeniden belediyelerin girişine asıldı.

 

MEHMETÇİĞİMİZİ ŞEHİT EDENLERLE GÖRÜŞÜYORLAR

Herhalde bugün Bahçeli’nin yapmış olduğu açıklamanın ardında söylediklerinin ne kadar yanlış olduğunun ortaya çıkmasının telaşı yatıyordur diye düşünüyorum. Bu telaş ve hakaret dolu açıklamaların altında söylediklerinin gerçek dışı olduğunun anlaşılmasının yattığını düşünüyorum. Beka laflarıyla, muhalefete olmadık suçlamalarda ve hakaretlerde bulunulurken bir şey daha devam ediyormuş. Bu yazılı olarak çıktığı için dışarıda burada bir daha söylüyorum; Suriye’de ortakları, PKK/PYD ile görüşmeler yapıyormuş. Acaba bu ortaya çıkmasın diye mi bu kadar telaş içindeler? Burada cambaza bak cambaza taktiğinin olduğunu düşünüyorum.

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey bugün Saray’da konuk edildi. Temsilci Türkiye’de görüşmelere devam ediyor. Yine bir başka ABD’li yetkili geçen gün önemli bir açıklamada bulundu. Kim bu? ABD Savunma Bakan Yardımcısı Charles Summers, Pentagon’da 18 Nisan 2019 tarihinde düzenlediği basın toplantısında konuşuyor. Bunu Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız da soru olarak Dışişleri Bakanlığı’na yöneltti. Summers şöyle diyor: “Suriye Demokratik Güçleri ile Türkiye arasında birçok meşru konuda doğrudan görüşmelerin devam ediyor.”

Suriye Demokratik Güçlerinin ana unsuru PKK/PYD. Meşru konu ne demek? Yapılan ne? Dün, -bir defa daha rahmetle anıyorum, ulusumuza başsağlığı diliyorum- Mehmetçiğimizi şehit edenlerle bunlar doğrudan görüşüyorlarmış. Bu doğru mu? Bunu kimden öğreniyoruz? ABD Savunma Bakan Yardımcısından. Bunların içeriye söyledikleriyle, dışarıda yaptıkları arasında ciddi bir uçurum var. Şimdi bu açıklama, pek çok soruyu da akla getiriyor. Saray ve onun bekçisi,  dışarıda PKK/PYD ile yürüttükleri bu müzakerelerin üzerini örtmek, bunu karartmak için mi, içeride Kuvayı Milliye’nin devamı olan Cumhuriyet Halk Partisi’ne, partimize ve Genel Başkanımıza ipe sapa gelmez suçlamalarda bulunuyorlar? Bu “doğrudan görüşmeler” ne zaman başladı? Bu görüşmelerin içeriği ve amacı nedir? Bu teröristlerle kaç kez görüşüldü? Ellerinde hakaret ve iftiradan başka siyasi sermayesi kalmayanlar bu sorulara ne cevap verecek? Millet geçim derdiyle bunalırken, sınırlarımızda Mehmetçiğimiz kanıyla canıyla büyük bedeller öderken, bu beyler koltuklarını korumak için İstanbul’da seçimleri yeniletmeye çabalıyorlar.

 

HERHALDE OYLARI BİR DE BAHÇELİ’YE SAYDIRMAK LAZIM

Gelir gelmez ilk işi kapısına T.C. ibaresini asmak olan belediye başkanlarımızı, yabancıların yaptığı nezaket ziyaretleriyle suçlamaya çalışıyorlar. Yetmiyor, YSK’yı baskı altına almaya çalışıyorlar. Tablo son derece açıktır. Ülkeyi 17 yıldır yönetenler ve onun yancıları, İstanbul Büyükşehir Belediyesi koltuğundan seçimle kalkmayı kabullenememektedirler. Yüksek Seçim Kurulu’nu baskı altına almak için yapılan itirazların ve açıklamaların hukuk nezdinde hiçbir maddi geçerliliği yoktur. Hukuk, bir hakkın suiistimalini korumaz. İstanbul’da ilkin geçersiz oylar sayılsın dediler. Geçersiz oyların tamamı sayıldı. Sonuç değişmedi. Yetmez altı ilçede oyların tamamını sayacağız dediler. Saydılar sonuç değişmedi. Hatta CHP’nin Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu önde çıktı. Yetmedi 22 ilçede 57 sandıkta Yüksek Seçim Kurulu sondaj yaptılar. Orada da sonuç d eğişmedi. Herhalde Bahçeli’nin içini rahat ettirmek için bir de oyların tamamını kendisine saydırmak lazım.

 

KENDİ ARANIZDA TEK KALE MAÇ YAPIN

Millet Ekrem İmamoğlu’nu Belediye Başkanı seçmiş, milletin sözü bu. Bu söze kulak vermeleri ve içlerine sindirmeleri lazım. Sandıktan bu beyler çıkana kadar milletin önüne sandık mı getirilecek? Millet bu arada bedel ödermiş, ekmek, aş küçülürmüş, huzur kaçarmış… bunların umurunda değil. Sandıktan çıkan sonucu, siyasi mühendislikle masada değiştirmenin peşindeler. Aslında, bunu 7 Haziran ile 1 Kasım seçimleri arasında bunu yaptılar. Sonucu beğenmeyip yeniden seçim yaptılar. Millete büyük sıkıntılar yaşattılar.

Maşeri vicdan, esas sandıkla gelenin sandıkla gitmek istememesinden rahatsız olur, Sayın Bahçeli. Madem milletin ne dediğinin sizin için hiç önemi yok. Oyunun kurallarını beğenmiyorsunuz. Kendi aranızda tek kale maç yapın olsun bitsin. Milleti bu kadar yormayın. Aslında siz, milletin soy isminden kime ne oy vereceğini biliyorsunuz. Devletin SEÇSİS ve MERNİS sistemleri de elinizde. Bakın bunlara, yazın kağıda istediğiniz sonucu, “işte bizim meşruiyetimizin kaynağı budur” deyin. Görelim bakalım. Demokrasilerde oyunun kuralı bellidir. Sandıkla gelen sandıkla gider. Sandıkla gelen sandıkla gitmeyi hazmedemez ve istediği sonuç çıkana kadar kurumlara ve millet iradesine baskı ve manipülasyon yaparsa o ülkede rejimin adı artık demokrasi olmaz. İktidardakiler de demokratik meşruiyetten falan bahsedemezler.

 

 

Biz işin başından bu yana tek bir şey söyledik. Yüksek Seçim Kurulu’nun tek bir pusulası olmalıdır. O da seçim mevzuatı ve bugüne kadar geliştirdiği kendi içtihatlarıdır. Biz hâkimlerimizin, Bahçeli’nin azmettiricisi olmaya cüret ettiği bir hukuk cinayetine ortak olmayacağına inanıyoruz.

Söyleyeceklerim bu kadar sorularınız varsa alabilirim.

 

Soru: Sn. Bahçeli’nin terörle (…) sözleri vardı. İkincisi de Türkiye ittifakı kapsamında Cumhur İttifakı vurgusu vardı. Cumhur İttifakı’nın bozulması için birilerinin çaba gösterdiğini ifade etti. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik Öztrak: Cumhuriyet Halk Partisi Kuvayı Milliye’nin devamıdır. Bizi kimse ne bölücü ne darbeci hiçbir terörle bir aya getiremez. Ama bizi bunlarla bir araya getirenlerin geçmişinde ordunun kozmik odasına teröristleri sokma olayı vardır. Şehirlerin altına bomba döşenirken valilere müdahale etmeyin emrini verme olayı da vardır. Dolayısıyla, CHP’yi terörle, teröristle yan yana getirmek hevesinden vazgeçsinler. Oturup kendilerine bir baksınlar, kimlerle işbirliği yaptıklarına bir baksınlar. İpe sapa gelmez bu laflar suçluların telaşı içinde söylenmiş olan laflardır. İşte orada ABD’nin savunma bakan yardımcısının açıklaması duruyor, önce onun altından bir kalksınlar. Daha o günlerde Fransa’yı şunla bunla görüşmekle suçluyorlardı meğer kendileri de görüşüyormuş. Bunun altından kalmaları, bunun hesabını vermeleri lazım. Bu doğru mudur yanlış mıdır?

 

Cumhur İttifakı’na gelince, Cumhur İttifakını bozma tekeli Sayın Bahçeli’ye aittir. Geçmişten itibaren Sayın bahçeli içine girmiş olduğu koalisyonları ve ittifakları bozma konusunda ne kadar mahir olduğunu göstermiştir. Ondan sonra da çıkıp kimseyi suçlamasın onu bozmaya çalışıyorlar bunu bozmaya çalışıyorlar diye. Bozarsa kendi bozar. Cumhur İttifakı da bizi çok fazla ilgilendirmiyor.

 

 

 

CHP PARTİ MECLİSİ BİLDİRİSİ / 28 NİSAN 2019

CHP Parti Meclisi Bildirgesi

28 Nisan 2019

 

Çok partili demokratik yaşamımızın, en adaletsiz, en kutuplaştırıcı ve iktidar gücünün sonuna kadar istismar edildiği bir seçimi, 28 gün önce tamamladık. Milletimiz, sandıkta sözünü söyledi, yaşadığı kentlerin belediye başkanlarını seçti.

 

Cumhuriyet Halk Partisi ve İYİ Parti’nin seçim öncesinde gerçekleştirdiği Millet İttifakı’nı seçmenler sandıkta geniş bir demokrasi ittifakına dönüştürdü.

 

Belediye başkanlarımız mazbatalarını almıştır. Ancak, 28 gün geçmesine rağmen, seçim sonuçlarına itirazların değerlendirilmesi sürmektedir. Bu, demokrasi tarihimizde eşine az rastlanır bir durumdur.

 

Kuşkusuz seçim sonuçlarına itiraz bir haktır. Ancak hukuk, bir hakkın suistimalini korumaz.

 

Ülkeyi 17 yıldır yönetenler seçimle geldikleri İstanbul Büyükşehir Belediyesi koltuğundan seçimle kalkmayı kabullenmemektedirler. Birbiri ardına yaptıkları itirazlar ve açıklamaların hiçbir maddi gerçekliği yoktur. Bunlar esas olarak Yüksek Seçim Kurulu’nu baskı altına almaya dönüktür.

 

Yüksek Seçim Kurulu’nun pusulası seçim mevzuatı ve içtihattır. Pusula şaşarsa, bunun bedelini ülkemiz ve demokrasimiz çok ağır öder. YSK bunun vebalini taşıyamaz. Kurul, baskılara boyun eğmemeli, bir hukuk cinayetine alet olmamalıdır.

 

Ülkemiz tarihinin en derin ekonomik krizlerinden birini yaşarken, bu krizi daha da derinleştirecek bir “hukuk krizine” yol açılmamalıdır.

 

Öte yandan böylesine kritik bir dönemde, ülkemizde puslu hava yaratmaya, suyu bulandırmaya çalışanlar tarafından Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na bir hafta önce yapılan linç girişimini Cumhuriyet Halk Partisi’nin Parti Meclisi olarak milletimizin huzurunda lanetliyoruz.

 

Bu müessif olay üzerinden bizi ve toplumumuzu terörize etmeye çalışanlara, hiçbir şekilde fırsat vermeyeceğimizi açıkça ifade ediyoruz.

 

Linç girişimi, hukuku devre dışı bırakmak isteyenlerin milletimize ve demokrasimize düzenlediği bir operasyondur.

 

İktidarın bu suçu sıradanlaştırmaya, basit bir protesto gibi göstermeye çalışması masum değildir ve suçluların telaşını yansıtmaktadır. Yalanı hakikat gibi sunanlar, linç girişimini makul ve mazur göstermeye, meşrulaştırmaya çalışanlar, bu linç girişiminin ortağıdırlar.

 

CHP olarak Ankara Çubuk’ta yaşanan linç girişiminin faillerinin yargı önünde hesap vermesinin takipçisi olacağız.

 

Bu gibi tertiplerle bizlere gözdağı verebileceğini sanan gafillere, bu partinin köklerinin Kuvayı Milliye’ye dayandığını ve Genel Başkanımızın koltuğunun ilk sahibinin boynunda padişahın idam fermanıyla Kurtuluş Savaşımızı yöneten Mustafa Kemal Atatürk olduğunu hatırlatırız.

 

Kimse bize, “Şehit cenazelerine gitmeyin” demeye cüret edemez. Bizim, askerlerimizin şehit edilmesini önleme görevini yerine getirmeyenlerden de, şehitlerimize “kelle” diyen kendini bilmezlerden de alacağımız hiç bir tavsiye olamaz.

 

CHP terörle, teröristle asla yan yana getirilemez. Ama iktidarın bugüne kadar terörle, teröristlerle herkesin gözü önünde yaptığı işbirlikleri, onları her zaman ve her yerde takip edecektir.

 

Milletimiz, 31 Mart’ta sandıklarda bölücü ve kutuplaştırıcı dilin sahiplerine gereken dersi vermiştir.

2014 yılında başlayan, toplumun tamamını temsil eden Gazi Meclisimizi etkisizleştirme,  yönetimi tek bir kişiye devretme projesi, toplumu hızla bölmüş ve kutuplaştırmıştır.

 

“Tek adam-parti devleti” rejimine geçilen 24 Haziran seçimlerinden sonra ülkemiz, her alanda geriye gitmektedir.

 

24 Haziran’dan bu yana yaşadıklarımız, hukukun üstünlüğünü, güçler ayrılığını, denge ve denetimi sağlayacak yeni bir mutabakata duyulan ihtiyacı ortaya koymaktadır.

 

Kamuoyuna saygılarımızla duyurulur.

Cumhuriyet Halk Partisi Parti Meclisi  

KIZGIN DEMİR EN ÇOK ONU TUTAN ELİ YAKAR

(27 NİSAN 2019)
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Seçimin ardından halen Türkiye daha gergin günlerden geçiyor. Ülkeyi yönetenlerde bu gerginliği azaltmak, düşürmek yerine artırmak için ellerinden geleni artlarına koymuyorlar. Nitekim, bugün de Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Kızılcahamam’da yaptıkları toplantıda bunu sürdürdü. Seçimlerin üzerinden 27 gün geçti. Aslında bu da bir rekor. Sandıktan çıkan belli, mazbata alınmış, her şey tamam ama sonuçlar bir türlü sürekli itirazlar nedeniyle kesinleşmiyor. Seçim kampanyasında kullanılan zehirli dilde 27 gündür sürekli tedavülde.
TOPLUMU PARÇALAMAKTAN MEDET UMUYORLAR
Bugün Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanının istişare toplantısında yaptığı konuşma gerçek olmayanı gerçek, meşru siyaseti gayrimeşru, demokratik muhalefeti terörist, siyasi rakiplerini de düşman gibi göstermeye devam ettiklerini bir kere daha ortaya koydu. Toplumu kutuplaştıran, kin ve nefreti körükleyen bu dil milletimizin gerçek gündemini, sorunlarını yeniden karartmaya başladı. Anlaşılan iktidar sahipleri toplumu bölüştürmekten, parçalamaktan, ayrıştırmaktan medet umuyorlar. Biz kendilerini daha önce uyardık. “Böyle parçalanmış, ayrıştırılmış bir milletin dış düşmanlara ihtiyacı yoktur” dedik. AK Parti Genel Başkanının bugün sarf ettiği insaf ve izandan yoksun sözler atalarımızın ağacın kurdu içinde olur sözünü bir kere daha haklı çıkardı.
AK PARTİ GENEL BAŞKANI SUÇA ORTAK OLDU
Bundan 6 gün önce Türkiye’nin başkentinde Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanına karşı yani Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanına karşı organize bir linç girişimi gerçekleşmiş ve bu linç girişimi Türk demokrasi tarihine kara bir leke olarak düşmüş. Bu lekeyi çıkarıp atacak tek şey birlik ve beraberlik içinde olayı kınayıp üzüntüyü paylaşmak olmalıyken iktidar bu olayı ilkin hafifletmeye, sonra makul ve mazur göstermeye çalıştı. Bugün ise Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanının sarf ettiği sözlerle Sayın Genel Başkanımıza yönelik organize linç girişimini sahiplendi, suça ortak oldu. Dün toplumu geren, milletin arasına kin ve nefret tohumları ekenle bugün bu linç girişimini meşru göstermeye çalışanlar aynı.
“ALDATILDIK, KANDIRILDIK” DİYECEKLER
Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı, Kurtuluş Savaşı gazilerinin kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanına yönelik linç girişimine sarf ettiği sözlerle adeta meşruiyet kazandırmaya çalıştı. Bu sözler ne bizler, ne milletimiz, ne de tarih huzurunda unutulmayacaktır. Göreceksiniz günü geldiğinde de bu sözlerin sahipleri bundan utanacak, bu sözleri sahiplenmeyecek, aldatıldık, kandırıldık diyeceklerdir.
KIZGIN DEMİR EN ÇOK ONU TUTAN ELİ YAKAR
Linç hukuktan ve demokrasiden sapmadır. Bu ülkede her önüne gelen birilerine kendi meşrebince ceza kesmeye kalkarsa o devletin hali ne olur? Türkiye’nin orta yerinde şehidimizin cenazesinde devlet ricali olmasına rağmen bunun altını çiziyorum biz orada hükümet yetkilileri yoktu falan demedik aksine hükümet yetkilileri olmasına rağmen devletin kendisi bir buçuk saat boyunca ortadan kayboldu dedik. Demokrasi bir mahalle evinde bir köy evinde hapsoldu dedik. Hem seçimden hemen sonra kızgın demiri soğutmaktan bahsedeceksiniz ama o demiri elinizde tutmaya da devam edeceksiniz. O demiri ellerinde tutup demirin altındaki ateşi harlayanlar unutmasınlar ki kızgın demir en çok onu tutan eli yakar.
Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Cumhuriyet Halk Partisini bugün terörle yan yana anarak partimizi itibarsızlaştıracağını zannedebilir. Oysa bu çamur bizim üzerimize bulaşmaz, akar. Kurulduğu ilk günden bu yana bu milletin birliği ve beraberliği için siyaset yapan, Müdafaa-i Hukuk anlayışından neşet bulan, Kuvayı Milliye anlayışıyla gelişen Cumhuriyet Halk Partisi’ni terörle işbirliği içinde, ayrılıkçı terörle veya bir başka herhangi bir terörle işbirliği içinde göstermenin hiçbir şekilde bir gerçekliği yoktur.
FETÖ, PKK, SURİYE… HER KONUDA UYARDIK, DİNLEMEDİLER
Biz aslında Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanını defalarca uyarmıştık. Önce devletin kılcal damarlarına kadar giren paralel yapı için onları yıllarca uyardık dinlemediler. Ordumuzun kozmik odasına, milletin haremi ismetine terör örgütünü soktular. Üstelik birde arkalarından ne istediniz de vermedik diye ağladılar. Komutanlarımız onur ve şerefleri için yaşamlarına son verdi, zindanlarda yaşamlarını yitirdiler. Milli ordumuz darmadağın oldu onlar seyrettiler. Ordunun komutasını teröristlere teslim ettiler. Darbe yapacak güce erişmelerine göz yumdular, yüzlerce insanımız bu yaptıkları nedeniyle şehit oldu. Allah’tan ve milletten af dileyip bu işin içinden çıkmaya çalıştılar.
PKK terör örgütü ile müzakereler konusunda da kendilerini defalarca uyardık. Bu sorunu terör örgütüyle değil meşru zeminde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde çözün dedik dinlemediler. Dolmabahçe’de kapalı kapılar ardında işleri götürmeyi seçtiler. İmralı’da bu işleri götürmeyi seçtiler müzakerelerle.  Açılım ve barış süreci dediler teröristlerle pazarlığa oturdular. Habur’da göstermelik çadır mahkemeleri kurdular, valilere emir verdiler hendek kazan, şehirlerin altına silah ve bomba depolayan teröristlere dokunmayın dediler. Sonuç? Yüzlerce Mehmetçiğimiz şehit oldu.
Suriye meselesinde defalarca uyardık dinlemediler. Hakaretler ettiler ve bugün şimdi 3,5 milyondan fazla Suriyeli ülkemizde, onları beslemek, doyurmak zorundayız. 35 milyar dolardan fazla parayı sadece Suriye’den gelenler için harcadılar. Güney sınırımız terör koridoru haline geldi. Orada güvenliği sağlamak için yüzlerce şehit verdik halende veriyoruz. Bu millet bunların yaptığı hataların bedelini kanıyla canıyla ödedi, halende ödüyor. Ama hiç çekinmeden Cumhuriyet Halk Partisini on parmaklarında on kara sürmeye kalkıyorlar ama kendi gözlerindeki merteği görmüyorlar.
TERÖRLE İŞBİRLİĞİ YAPANLAR HAKKINDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNACAĞIZ
Tekrar söylüyorum, bu çamurlar bizim üzerimizde durmaz akar gider ama sizler üzerinizdeki bu lekelerden zor kurtulursunuz. Çok açık söylüyorum, bundan sonra kimler terörle işbirliği yapıyorsa, terör örgütleriyle işbirliği yapıyorsa, teröristlerle işbirliği yapıyorsa suç duyurusunda bulunacağız. İstiap haddi artık doldu. Yarın bir gün yine kalkıp Allah ve millet beni affetsin falan demek bu işi çözmez.
İSTANBUL SEÇİMLERİ İÇİN TÜRKİYE’Yİ FEDA ETMEYE HAZIR
24 Haziran’dan sonra şu dendi, artık tek sorumlu benim. Evet tek sorumlu sizsiniz ve tek sorumlu olarak Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanını Başkentin ortasında bir linç girişimiyle karşı karşıya kalmaktan koruyamadınız. Şimdi burada kalkıp özür dileyeceğinize, bununla ilgili olarak da bir hesap vereceğinize neredeyse diyeceksiniz ki, bu linç girişiminin sorumlusu Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’dur. İnsaf.
Bugünkü konuşmalardan anlaşılan bir diğer husus, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı İstanbul’daki seçim sonuçlarını içine sindirememiş. Sadece İstanbul’daki seçim sonuçları değil Türkiye’deki seçim sonuçlarını da içine sindirememiş. Diyor ki, mahalli idare seçimlerinde 2019’da yani 31 Mart’ta yapılan seçimlerde aldığımız yüzde 44.4 oy bugüne kadar mahalli idare seçimlerinde aldığımız en yüksek oydur. Ben tavsiye ediyorum danışmanlarına bir emir versin 2014 yılında yüzde kaç oy almışlar bir onu getirsinler kendisine. Yüzde 45.5 oy almış. Ama burada daha önemli bir şey var. Cumhur İttifakı olarak baktığımız zaman 2014’te almış oldukları oyun 10 puan altına düşmüşler. Ama bu genel oranlarda benim görebildiğim kadarıyla Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanını o kadar telaşlandırmıyor. En büyük telaş İstanbul seçimleri. İstanbul seçimleri için gerekirse Türkiye’yi feda etmeye hazır.
YSK HAKİMLERİNİ HUKUK CİNAYETİNE ZORLUYORLAR
Aslında bu seçimlerin artık tartışılacak bir yanı kalmadı. Sandıktan çıkan milletin iradesi bellidir. İstanbul’da da milletin iradesi bellidir. İstanbulluların iradesi bellidir. İstanbullular benim Büyükşehir Belediye Başkanım Ekrem İmamoğlu’dur demiştir. Nokta. Bunu ta 31 Mart’tan beri söylüyoruz.
Bugün bakıyorum Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun çıktığı sandıklardan çıkan ilçe belediye başkanları ile övünüyor ama Ekrem İmamoğlu’nun seçimiyle ilgili olarak şaibe var diyor. Buna kargalar bile güler. Şaibenin gerekçesi de sandık kurulları. Diğerlerinde de aynı sandık kurulları var. Hatta şunu söyleyeyim, unutmasınlar 24 Haziran’da kendilerinin çıktığı sandıklarda da üç aşağı beş yukarı aynı sandık kurulları var. Artık yeter. Yüksek Seçim Kurulu hakimleri üzerinde kurdukları ağır baskıdan vazgeçsinler, gölge etmesinler. Onları, Yüksek Seçim Kurulu hakimlerini bir hukuk cinayetine zorlamaktan vazgeçsinler. Hep diyoruz, Yüksek Seçim Kurulunun tek bir pusulası vardır bu pusulanın adı da hukuktur. Pusulanın doğruyu göstereceğine ve yargıçların hukuktan sapmayacağına, hukuk cinayetine ortak olmayacaklarına inanmak istiyoruz.
SEÇİMİ KAŞIMAYI BIRAKSINLAR, HERKES İŞİNE GÜCÜNE BAKSIN
Bu seçim işini artık kaşımaktan vazgeçin, mızıkçılık yapmaktan vazgeçin. Artık herkes işine gücüne baksın. Türkiye tarihinin en derin ekonomik krizini yaşıyor. Ama Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanının, yani yönetimden tek başına sorumlu olduğunu söyleyen kişinin yaptığı konuşmada ekonomiye dair tek bir sözcük yok. Oysa üretim bitmiş, 8,3 milyon işsizle tüm zamanların işsizlik rekorlarını kırmışız, bundan önce ekonomide yaptıkları hatanın üstünü örtmek için herkesi borca batırmışlar. Döviz rezervlerimizi, Merkez Bankası’nın kasasındaki dövizlerimizi yemişler bitirmişler, dolar 6 liraya dayanmış, ülkemin insanları evinin, tarlasının, ahırının, fabrikasının tapusunu, arabasının, traktörünün ruhsatını bankalara kaptırmanın kabusunu görüyor. Onlar ise belirsizlik üzerine belirsizlik yapıyorlar. Baştan beri söylüyorum bunlar milletten koptu, millete dürbünün tersiyle bakıyorlar, milletin sesini duymuyorlar. İşleri, güçleri seçim sonuçlarını beğenmedik deyip mızıkçılık yapmak.
Tekrar söylüyorum, artık mızıkçılığı bırakın bu ülkenin gerçek gündemine dönün.
Teşekkür ediyorum.

CHP’DE BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANLARI TOPLANTISI

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Genel Merkezi’nde yaptığı basın toplantısında şunları söyledi:

 

Bugün 31 Mart yerel seçimlerini kazanan 11 Büyükşehir Belediye Başkanımızla, Sayın Genel Başkanımızın başkanlığında bir toplantı gerçekleştirdik. Büyükşehir Belediye Başkanlarımız, Akkuzulu’da Genel Başkanımıza yönelik organize saldırı nedeniyle geçmiş olsun dileklerini ilettiler, derin üzüntülerini de dile getirdiler.

 

TOPLAM NÜFUSUN YARISINA CHP’Lİ BELEDİYELER HİZMET EDECEK

Toplantıda ayrıca CHP’nin ve Millet İttifakı’nın yerel seçimlerdeki performansını da büyükşehir bazında değerlendirdik. Ortada ciddi bir başarı var. Seçimden önceki hedeflerimize büyük ölçüde ulaştık.

Büyükşehirler itibariyle bakıldığında; 2014’te CHP’nin kazandığı Büyükşehir Belediyelerinde hizmet alan vatandaşlarımızın sayısı ülkemizin toplam nüfusunun yüzde 12’si kadardı. Bu oran 2019 seçimlerinden sonra yüzde 45’e çıktı. Büyükşehir olmayan illerde merkez ilçe nüfuslarını da hesaba kattığımızda, CHP’li belediyelerin hizmet ettiği vatandaşlarımızın sayısı toplam nüfusun yüzde 46,4’üne çıkıyor. Buna ilçe belediyeleri dahil değil. Kazandığımız diğer ilçe belediyeleri de dikkate alınırsa Türkiye’nin toplam nüfusunun neredeyse yarısına hizmet etme görevini milletimizin Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanlarına verdiği gözüküyor.

 

MİLLİ GELİRE EN ÇOK KATKI VEREN İLLER CHP’DE

Diğer taraftan, Türkiye’nin milli gelirine en çok katkı veren kentlerimizin yönetimi de CHP’li Belediye Başkanlarına geçmiş durumda. 2014’te CHP’li belediye başkanlarının yönettiği büyükşehirler, toplam milli gelirin yüzde 12’sini temsil ediyor. Bugün kazanılan büyükşehirlerle birlikte CHP’li belediyelerin temsil ettiği milli gelir büyüklüğü yaklaşık toplam milli gelirin yüzde 59’u. Bu göstergeler şüphesiz hem bir başarıya işaret ediyor ama aynı zamanda sorumluluğumuzun da çok büyük olduğunu bir defa daha ortaya koyuyor.

 

TOPLANTIDA ALINAN KARARLAR

Bu sorumluluğu yerine getirirken uyacağımız ilke, esaslar konusunda da toplantıda bir takım değerlendirmeler yaptık, kararlar aldık. Bunları da ben sizlerle paylaşmak istiyorum.

CHP’li Belediyelerin;

  • Milletimizin Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurduğu cumhuriyetin,
  • Ülke bütünlüğünün,
  • Çoğulcu demokrasinin,
  • Örgütlü toplumun,
  • Bireyin gelişmesinin,
  • İnsan haklarının,
  • Bireysel kültürel haklara ve kültürel mirasa duyarlılığın,
  • Korunmaya muhtaçların, dezavantajlı grupların,
  • Çevrenin ve tüketicinin korunmasının güvencesi olacaklarını bir defa daha teyit ettik.
  • Belediyelerimiz insan odaklı hizmet anlayışıyla;
  • İnsan haklarına birinci önceliği verecekler;
  • Hizmete erişme haklarını, fırsat eşitliği ilkesi çerçevesinde sağlayacaklar,
  • Hiçbir koşulda hukukun üstünlüğü ilkesinden ödün vermeyecekler.
  • Farklı sosyal kökenlerden ve bölgelerden gelen insanların birlikte huzur içinde yasamasını sağlamak ve sosyal yaşamlarını iyileştirmek belediyelerimizin öncelikli görevlerinden olacaktır.

Hizmetleri en hızlı, ekonomik, etkin, verimli, zamanında ve yeterli biçimde üreterek sunabilecek kurumsal yapıyı süratle gerçekleştireceklerdir.

Atamalarda liyakat en önemli kriter olacak, belediyelerde siyaseti bir tek belediye başkanları yapacak.

Belediyelerimiz, etkin bir stratejik planlamayla gelecekte karşılaşılacak olası sorunlara ve ihtiyaçlara her zaman hazırlıklı olacaklardır.

Kendini sürekli yenileyip geliştiren, bilgi ve iletişim teknolojilerinden en geniş̧ şekilde yararlanan mekanizmaları oluşturacaklardır.

Kapsamlı, çağdaş̧, hizmete odaklanmış̧, hemşerilerinin tamamının kentin sosyal hayatına katılımlarını sağlayacak yerel yönetim anlayışıyla;

  • Gençlere yurtların,
  • Kadınlara beceri kazandıracak semt evlerinin,
  • Kreşlerin,
  • Yüzme havuzlarının,
  • Kadın Sığınma Evlerinin,
  • Bakıma Muhtaçlar ve Yaşlılar Evlerinin,
  • Gençlik ve Kültür Merkezlerinin,
  • Halk Sağlığı Merkezlerinin,
  • Parkların,
  • Açık ve kapalı spor sahalarının yapımına önem vereceklerdir.

 

BELEDİYE ŞİRKETLERİ MERCEK ALTINA ALINACAK

Başkanlarımız Belediye şirketlerini mercek altına alacaklarıdır. Belediye şirketlerini kolay, keyfi, kuralsız ve denetimsiz para harcayan bir yapı olmaktan çıkaracaklardır. Belediyelere verilen her türlü görevi şirketler aracılığıyla yapma kolaycılığına kaçmayacaklardır. Zorunlu hallerin dışında yeni şirketler kurmayacaklardır.

 

BAĞIMSIZ DENETİME ÖNEM VERİLECEK

Kentlerinde oluşan değer artışlarını, saydam bir çalışmayla kaynağa dönüştüreceklerdir. Böylece, çeşitli imar uygulamalarıyla oluşan rantı kentte yaşayanların hizmetinde kullanacaklardır. Belediyelerimiz akredite yerli şirketler aracılığıyla bağımsız denetim yaptırmaya önem vereceklerdir. Yine bu çerçevede belediyelerimizin ülkedeki en yüksek kredi notunu almayı hedefleyen kamu kuruluşları olmaları büyük önem taşımaktadır. Bu hedefe de ulaşmalarını bekliyoruz.

 

ÇAĞDAŞ BİR YEREL YÖNETİM ANLAYIŞI

Belediyelerimiz hizmette kır kent dengesini kuracaklardır, tarımsal desteklere, alım garantili sözleşmeli üretime ve kooperatifleşmeye ağırlık vereceklerdir. Bu kapsamda kadın kooperatiflerini özellikle destekleyeceklerdir. Belediye Meclislerinde Muhtarların, Meslek Odalarının, Sendikaların, Çevre Örgütlerinin, Sivil Toplum Temsilcilerinin ve alınacak kararlardan etkilenecek tüm tarafların ilgili müzakere süreçlerine katılımı sağlanacaktır. Hedef belediyelerimizi katılımcı, çoğulcu, etkin, demokratik, hesap veren, şeffaf, bilgi edinme hakkına saygılı, çağdaş̧ yeni bir yerel yönetim anlayışıyla yönetmektir.

 

ORTAK SORUNLARA ORTAK ÇÖZÜMLER VE ETKİLİ DENETİM

Yerel yönetimlerimizin ortak sorunlarına ortak çözümler geliştirilecektir. Hizmette ortak politika ve ortak dille hem belediyelerimizin Genel Merkezle hem de kendi aralarında etkin koordinasyonu sağlanacaktır. Belediyelerimizin bu ilkeler çerçevesinde faaliyet gösterip göstermedikleri, Genel Merkezimiz tarafından etkili bir biçimde denetlenecektir.

SEÇİM SÜRECİNİN UZAMASI ÜLKENİN UFKUNU KARARTIYOR

Toplantıda şunu gördük. Belediye başkanlarımız kentlerine ve hemşerilerine hizmet etmenin heyecanı içindeler. Seçimlerin üzerinden 26 gün geçmesine rağmen, belediye başkanımızın mazbatasını almasına rağmen İstanbul’da seçim sürecine ilişkin belirsizlik hala devam ettirilmeye çalışılmaktadır. Daha önce hiçbir seçimde böylesine uzun süren bir belirsizlik yaşanmamıştı. Sürecin uzaması ülkemizin ufkunu karartmaktadır. Bulanık suda balık avlamaya çalışan odakları heveslendirmektedir.

 

YSK HUKUK CİNAYETİNE MÜSAADE ETMEMELİ

YSK’nın pusulası hukuktur öylede olmalıdır. Birileri bu ülkede bir hukuk cinayeti tasarlıyor olabilir. Ağır baskılara rağmen YSK’nın bu cinayete müsaade etmeyeceğini biliyoruz. “Türkiye’de halen hakimler var” diyeceğimizden kuşku duymuyoruz. Bu belirsizlik artık Türkiye’nin gündeminden çekilmelidir, herkes işine bakmalıdır. Bu kararın artık en kısa sürede verilerek Türkiye’nin rahatlatılacağına inanıyoruz.

Evet şimdi sorularınız varsa alayım.

 

Soru- Efendim birkaç tane sorum olacak. YSK İstanbul itirazıyla ilgili bazı iddiaların araştırılmasına karar verdi. Sandık kurulu başkan ve memur üyelerin atanmasındaki usulsüzlük iddiası da araştırılacak. Bu karar 16 Nisan referandumunda mühürsüz oylar geçerli sayılması kararının gerekçesiyle çelişiyor mu? Birincisi bunu sormak istiyorum.

Bir de AK Parti YSK üyesinin bir iddiası var. CHP’nin hissedarı olduğu İş Bankası çalışanları yoğun bir şekilde ilçe seçim kurulu tarafından kamu görevlisi olmadıkları halde resmi sandık başkanı ve üyesi olarak atanmış. Bu açıkça seçim yolsuzluğudur demekte.

Faik ÖZTRAK- Birinci sorunuza şöyle cevap vereyim. Hatırlayın bu referandum sürecinde mühürsüz oyların geçerli sayılmasının nedeni neydi? Seçmen iradesinin önemine vurgu yapılarak, seçmen iradesinin her şeyin önünde olması gerektiği söylenerek mühür meselesi geri plana gitmişti. Şimdi tam tersine bu seçmen iradesinin her şeyin önünde gelmesi ilkesi bir yana bırakılıp sandık heyetinde bulunanlarla uğraşılıyor. Bunu anlayabilmek mümkün değil. Kaldı ki zaten sandık listeleri YSK’nın onayından geçiyor. Dolayısıyla YSK’nın onayladığı bir hususun geri dönüp bir daha bir daha bir daha tartışılması gerçekten Türkiye’de seçim güvenliğini, seçim istikrarını tehlikeye düşürüyor. O zaman geçmişe döneriz bütün her şeyi açarız. Böyle şey olmaz.

İkinci sorunuzla ilgili söyleyeceğim husus ise yapılan açıklama komik. Yani benim bildiğim bu seçim kanununun ilgili maddesinin son fıkrası çerçevesinde eğer yeterli kamu görevlisi bulunmaması halinde o bölgedeki itibarlı insanların sandıklarda görevlendirilmesine ilişkin bir düzenlemede sonunda var. Şimdi yani burada sandıklarda sadece belli bir bankanın ki o banka Cumhuriyet Halk Partisinin bankası değil. Biz orada sadece yönetimde Atatürk hisselerinin korunması için bulunuyoruz. Bin defa bunu anlattık. Ama maalesef bunu anlamamakta, bunu sürekli gündeme getirmekte iktidar partisi ısrar ediyor ve çok açık söyleyeyim komik duruma da düşüyorlar.

 

Soru- CHP’nin aldığı büyükşehirlerle ilgili sorunlarda yansıyor kamuoyuna bazı haberler var. Adana Büyükşehir Belediyesinin Şalpazarı ilçesine verdiği 2014 yılında bir iş makinesinin geri istendiğine dair bir haberler vardı. Nedeni nedir, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bu yukarıda tartışıldı. Yani şöyle, Adana Büyükşehir Belediyesi tabi işbaşına gelince yeni belediye başkanı bir envanter çalışmayı yapıyor nereye ne verilmiş, ne hibe edilmiş bunlara bakıyor bu çerçevede Şalpazarı’na verilen greyderle ilgilide bir değerlendirmeleri olmuş. Bu yukarıda tartışıldı. Genel Başkanımız tabi Şalpazarı’na verilen bu greyderin Şalpazarı belediyesini kim kazanmış, kim kazanırsa kazansın Şalpazarı’nda sonuç itibariyle orada da seçimle gelmiş bir Belediye Başkanı var. Şalpazarı’nda hizmet vermeye devam etmesi gerektiğini söyledi. Sanıyorum bu yönde de Büyükşehir Belediye Başkanımız devam edecektir. Bu bizim tabi demokrasi anlayışımızı gösteriyor. Sonuç itibariyle bizim yaklaşımımız vatandaşa odaklı. Vatandaşımızın hangi partiye oy verirse versin vermiş olduğu her bir oya saygılıyız ve daha önce hizmet etmesi için oraya verilen bu greyderin orada hizmet etmeye devam etmesi konusunda da Genel Başkanımız talimat vermiş durumda. Bu talimatta tabi yerine gelecektir.

 

Soru- (Birinci sorum Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Haşim Kılıç’ın açıklamaları hakkında …)

Bir de son olarak Sayın Kılıçdaroğlu’na saldıran saldırgan adli kontrolle serbest bırakıldı. Saldırganın ifadesinde şöyle bir ifade var. Tutuklama sebepleri bulunsa bile sağlık durumuyla nedeniyle adli kontrol uygulanmasına deniyor.

Faik ÖZTRAK- Şimdi birincisi, Türkiye’de hukukun üstünlüğü, hukuk devleti konusunda çok ciddi bir erozyonun yaşandığını biz uzun süredir Cumhuriyet Halk Partisi olarak söylüyoruz. Şimdi görebildiğim kadarıyla bu konuda hukuk camiasında üst düzeyde görev yapmış insanlarda bu görüşü tekrarlamaya başladılar. Türkiye’nin bugün karşı karşıya kaldığı meselelerin temelinde yatan en önemli sebeplerden bir tanesi hukuk devletinin aşırı yıpratılmış olmasıdır. Demokratik standartlardaki gerilemedir. Bu sadece bizim özgürlük alanımızı daraltmamakta, aynı zamanda ceplerimizi de boşaltmaktadır. Çünkü hukukun üstünlüğünün olmadığı bir yerde yatırım yapacak olanlar mallarının hukuk güvencesi altında olmadığını düşünmektedirler. Bu nedenle de Türkiye’de yatırımlar hızla gerilemektedir. Ben Türkiye’ye gelen sıcak paradan bahsetmiyorum üç günde vurup çıkacak olandan. Ben Türkiye’ye gelip burada yatırım yapıp yeni istihdam imkanları yaratacak olan yatırımlardan bahsediyorum. Türkiye’de bugün işsizlik rekorlar kırıyor. Son bir yılda işsiz kalanlara bir bakın. Neden? Tabi ki burada ekonominin çok kötü yönetilmesinin bir rolü var ama onun da ötesinde özellikle 2014 yılından bu yana Türkiye’de bu tek kişi parti devleti kurma sevdasının ortaya çıkartmış olduğu hukuk devletindeki erozyon, demokratik standartlardaki gerileme de bunun üzerinde son derece önemli bir etki yapıyor.

İkinci sorunuz, yani Türkiye’de çok ilginç bir süreci yaşıyoruz. Adam yumruğu atarken sağlıklı ama gözaltına alınırken sağlık gerekçesi gösterilerek tutukluluk hali kaldırılıyor. Tutuklanmıyor. Şimdi ben açık söyleyeyim, bütün dünyanın gözü önünde büyük bir rezalet yaşanıyor. Nedir o el öpmeler, tebrikler, sarılmalar, iktidar partisi il başkanının nedir o beyanatlar? Türk demokrasisinin köküne kibrit suyu ekmeye çalışıyorlar. Ama buna izin vermeyeceğiz. Biz Türk demokrasisinin en yüksek standartlarda devam edebilmesi, her türlü demokratik mekanizmanın işlemesi, yargının tarafsız olarak gereğini yapması için elimizden gelen tüm çabayı göstereceğiz. Bu ülkeyi bu hale düşürmeye kimsenin hakkı yok.

 

Soru- Efendim bu saldırıyla ilgili MHP’den bir açıklama geldi.  Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun orada yalnız bırakıldığı ifade edildi. Hem Sayın Bahçeli tarafından bu yönde açıklamalar var, hem de MHP’li bazı kurmayların da bu yönde bir değerlendirmesi oldu. Sizin değerlendirmeniz ne olacak efendim?

Faik ÖZTRAK- Çok açık söyleyeyim, orada Genel Başkan Yardımcılarımız var, orada TBMM Başkanvekilimiz de var, orada Genel Başkanımızın korumaları da var, orada Genel Başkanımızın danışmanları da var ve her türlü fiili girişime karşıda Genel Başkanımızı koruyorlar. Orada bir şey yok. Orada devlet yok. MHP’nin orada bizim arkadaşlarımız vardı, şöyle yaptılar, böyle yaptılar demeleri… bunda biraz daha ısrar ederlerse suçluların telaşı içinde olduklarını ortaya koyar.

Teşekkür ederim.

CHP’DEN EKONOMİ İÇİN 6 MADDELİK ÖNERİ

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Genel Merkezi’nde, CHP Ekonomi Masası Üyeleriyle birlikte yaptığı basın toplantısında şunları söyledi:
Bugün CHP Ekonomi Masası olarak karşınızdayız. Sözlerime başlarken önce İzmir’de bir askeri eğitim sırasında bir patlama olmuş, bir askerimiz şehit. Şehidimize Allah’tan rahmet, ulusumuza ve kederli ailesine de başsağlığı diliyoruz. Yine bugün bir elim olay sonucunda Gaziantep Oğuzeli İlçe Başkanımız İlhan Keskinsoy’u kaybettik. Orada da kendisine Allah’tan rahmet diliyoruz.
CUMHURİYET TARİHİNİN EN DERİN EKONOMİK KRİZİ
Cumhuriyet tarihimizin en derin ekonomik krizini yaşıyoruz. Bulunduğumuz yerde “en kötüsü geride kaldı” deme imkanı da yok.  Hukuk devletini zayıflatan, kuvvetler ayrılığını bitiren, toplumda kutuplaşmayı artıran, sağlıklı bir dış politika yürütemeyen mevcut iktidar, ekonomimizi krize sokmuştur.
EKONOMİDE KALICI TOPARLANMA İÇİN BELİRSİZLİK ORTADAN KALDIRILMALI
Krizin başladığı geçtiğimiz yılın Ağustos ayında, Cumhuriyet Halk Partisi olarak uyarılarımızı yapmıştık. Muhalefet partisi olmamıza rağmen iktidara 13 maddelik bir krizden çıkış reçetesini sunmuştuk. Ancak iktidar yaklaşan mahalli idare seçimlerini de düşünerek; kapsamlı, ciddi, elle tutulur bir programı ve tedbir paketini ortaya koyamadı. Tersine, sorunlar halının altına süpürüldü. Krizin sebepleriyle uğraşmak yerine, zabıta önlemleriyle krizin üstesinden gelinmeye çalışıldı. Kamu mali dengelerinin bozulması pahasına bir defalık gelirler kullanılarak sürekli harcamalar, yani birkaç yıl üst üste devam edecek olan harcamalar seçim için hızla arttırıldı. Bu imkânların bir defa daha kullanılması mümkün değil.  Mesela Merkez Bankası karının Nisan Mayıs aylarında alınacakken öne çekilmesiyle birlikte bir daha artık Merkez Bankası karı bu yıl için yok. Dolayısıyla ekonomiye verilen bu mali etkiyi sürdürebilmemiz de mümkün değil. Ama bu mali etkiyle birlikte Şubat Mart aylarında bu aşağı doğru gidişte, ekonomik faaliyetin aşağı doğru gidişinde bir yavaşlama görülmüştü. Bunun kalıcı bir toparlanmaya yani bundan sonrada devam edecek olan bir toparlanmaya dönüşebilmesi için, ülkede belirsizliğin bir an önce ortadan kaldırılması gerekiyor. Ekonomide beklentileri düzeltecek bir programın, güven veren kadrolar eliyle yürürlüğe sokulması gerekiyor.
YSK’YA BASKILAR EKONOMİK UFKU KARARTIYOR
31 Mart mahalli idare seçimlerine giderken iktidar, demokrasi tarihimizde daha önce hiç yaşanmamış sertlikte bir kampanya yürüttü. Millet kutuplaştırıldı, ekonomik sorunların üstü örtülmeye çalışıldı. Milletimiz, bu stratejiye kanmadı. Sandıkta cevabını verdi, iktidarı uyardı bu böyle gitmez diye. Ancak bu uyarıyı anlayamayan iktidar, sandık sonuçlarının ardından en hafif tabiriyle mızıkçılık ve oyunbozanlığa başladı. Yüksek Seçim Kurulu’na yapılan baskılar siyasi atmosferi kirletmeye ve ekonomik ufku karartmaya devam ediyor. Seçimlerin üzerinden 25 gün geçmesine, seçmenler iradesini ortaya koyup sözlerini söylemesine rağmen, Türkiye seçim atmosferinden hala kurtulamadı. Oysa milletin sözü üstüne başka bir sözü kabul etmek demokrasilerde mümkün değil.
TÜRKİYE EKONOMİK KRİZ VE SOSYAL GERGİNLİK KISIR DÖMNGÜSÜNDE
Diğer taraftan, bu ülkenin kurucu partisinin Genel Başkanına yönelik organize şiddet, toplumsal fay hatlarındaki gerginliğin ulaştığı ürkütücü seviyeyi göstermektedir. Bu, ekonomik krizi daha da derinleştirirken, ağırlaşan ekonomik kriz dönüp sosyal gerginliği artırmaktadır. Yani Türkiye bir kısır döngünün içinde bocalayıp durmaktadır. Ana muhalefet partisi liderine yönelik planlı linç girişimini durdurmayan, hatta bu şiddeti makul ve mazur göstermeye çalışan iktidar unutmasın ki, Türkiye’de yatırım yapacak yatırımcıların can ve mal güvenliklerinin sağlanamayacağına dönük algılarını daha da güçlendirmektedir. Bu hukuk devletini gerçekten tahrip etmektedir.
EKONOMİDE ALARM ZİLLERİ TÜM GÜCÜYLE ÇALIYOR
Türkiye’nin iç kırılganlıkları ekonomideki belirsizliği her geçen gün artırırken, sınırlarımızın hemen yanı başındaki jeostratejik gelişmeler de belirsizliklere ilave katkılarda bulunmaktadır. Uluslararası petrol fiyatları, İran ambargosu muafiyetlerinin sona erecek olması nedeniyle hızla artmaktadır. Gerek uluslararası petrol fiyatlarındaki bu artış, gerekse ülkemizin muafiyetten faydalanmasının sona erecek olması nedeniyle, ekonomimiz önemli ölçüde etkilenecektir. Diğer taraftan, S-400 alımı ve bu nedenle muhatap olabileceğimiz Rusya’dan mal alanlara ilişkin ABD ambargosu, bu süreç iyi yönetilemezse ekonomimiz için ilave bir risk unsurudur. Krizle boğuşan Türkiye, ilave riskleri artık taşıyamaz hale gelmiştir. Ekonomide alarm zilleri tüm gücüyle çalmaktadır.
EKONOMİDE ARJANTİN’DEN BİLE HIZLI DARALACAĞIZ
Mevcut ekonomik veriler ve beklentiler maalesef umut vermekten uzaktır. Henüz daha yılın üçte biri bitmeden, 2019 için öngörülen resmi ekonomik hedeflerin gerçekleşme olasılığı kalmamıştır. Nitekim, uluslararası kuruluşlar, 2019 yılında ülkemizin büyüme hızlarını sürekli aşağıya doğru çekmektedirler. En son Uluslararası Para Fonu, 2019’da ekonomimizin yüzde 2,5 daralacağını öngörmüştür. Dünya yüzde 3,5 büyürken Türkiye yüzde 2,5 daralacaktır. Bu Dünya’dan kopmaya başladığımızı, ayrıştığımızı büyüme bakımından ayrıştığımızı ve yarışta geride kalmakta olduğumuzu göstermektedir. Bu yıl G-20 ekonomileri içinde Arjantin ile beraber daralma öngörülen 2. ülke Türkiye’dir. Bu arada Türkiye için öngörülen daralma hızı Arjantin’den daha yüksektir.
İŞSİZ SAYIMIZ 95 ÜLKENİN NÜFUSUNDAN FAZLA
Ekonominin yavaşlamasına karşın hayat pahalılığı yüksek seviyelerde çakılıp kalmıştır. Enflasyon milletin satın alma gücünü eriten, fakir, fukarayı ezen dünyanın en adaletsiz vergisidir. 2018’de yüzde 20’yi aşan enflasyonun, 2019’u yüzde 20’lere yakın bir seviyede kapatma olasılığı giderek artmaktadır. Ülkemiz, bu rakamlarla dünyada enflasyonu en yüksek 10 ekonomiden biridir. Ekonomik yavaşlamayla birlikte hayat pahalılığının da artması, slampflasyon denen yeni bir sürece girdiğimizi ortaya koymaktadır. Ekonomik krizin henüz başında olmamıza rağmen, işsizlik rakamları rekor kırmakta, ürkütücü seviyelere ulaşmaktadır. Geniş tanımıyla işsizlik sayısı 8 milyon 344 bin kişiye ulaşmıştır. 8 Milyon 344 bin kişi, dünyadaki 95 ülkenin nüfusundan daha fazladır. Gençler arasında işsizlik yüzde 26,7 ile tüm zamanların rekorunu kırmıştır. Yani her iş arayan dört gençten biri işsizdir.
KAMU BANKALARINA KONAN KAĞITLARIN BEDELİNİ HEP BİRLİKTE ÖDEYECEĞİZ
Aileler ve reel sektör ağır borç yükü altındadırlar. İktidar, bu sorunu borcu borçla çevirerek çözmek yönünde bir yaklaşım içindedir. Bunun için de bankacılık sistemindeki kredi kanalları, kamu bankaları ve Kredi Garanti Fonu’yla açık tutulmaya çalışılmaktadır. Kamu bankalarının yandaşlara aktarılan kaynaklar nedeniyle bozulan bilançoları ise finansal mühendislik oyunlarıyla makyajlanmaktadır. Hazine’nin kamu bankalarına aktaracağı 28 milyar TL’lik borçlanma kağıtlarının bedeli, önümüzdeki dönemde hepimiz tarafından ödenecektir. Yani bizlerin, sizlerin, vatandaşlarımızın vermiş olduğu vergilerle ödenecektir. Tüm bunlara rağmen Nisan ayında bankaların kredi verme iştahının yeniden kaybolmaya başladığı dikkati çekiyor.
TÜRKİYE’NİN KAYBEDECEK VAKTİ YOK
Ekonomi yavaşlarken, dış finansman ihtiyacı hala çok yüksek seviyelerde. Bu yıl çevirmemiz gereken borç miktarı 177 milyar dolar. Toplam dış finansman ihtiyacımız ise 200 milyar dolar civarında olacaktır. Buna karşın rezervlerimizin düzeyi düşüktür. 22 Nisan 2019 tarihi itibariyle bizim hesaplarımıza göre net rezervlerin düzeyi 23,7 milyar dolar seviyesindedir. Ancak bundan daha da önemlisi, net rezervlerin gerçek düzeyi konusunda endişeler vardır. Rezervlere yönelik bu spekülasyonların, Merkez Bankası tarafından yeterince açıklıkla yanıtlanmaması döviz kuru üzerindeki baskıları daha da artırmaktadır. Sonuç olarak, Türkiye’nin daha fazla kaybedecek zamanı kalmamıştır.
İKTİDARA 6 MADDELİK ÖNERİ PAKETİ
Bizler, ömrü ekonomi yönetimlerinde, akademi dünyasında ve iş çevrelerinde geçmiş Cumhuriyet Halk Partisi’nde siyaset yapan milletvekilleri olarak, milletin vekilleri olarak iktidarı bir kez daha uyarmayı ve önerilerimizi kamuoyuyla paylaşmayı sorumlu siyaset anlayışımızın bir gereği olarak görüyoruz. Bu çerçevede sorunları çözmenin ilk koşulunun sorunun doğru teşhisinden geçtiğini ifade etmek isteriz. Türkiye’de bugün çok derin bir güven bunalımı vardır. Bu bunalım aşılmadan ekonomide beklentileri hızla olumluya çevirmek de mümkün gözükmemektedir.
Bu çerçevede;
1. Siyasi atmosferi zehirleyen, belirsizlikleri artıran, hukuka baskı uygulayan dil ve anlayış derhal terk edilmelidir. Türkiye bir an önce seçim atmosferinden çıkmalıdır.
2. Ekonominin yönetimi, daha fazla vakit yitirilmeden, ehil ellere emanet edilmelidir. Dağıtılan kurumsal yapı yeniden derlenip, toparlanmalıdır. Türkiye bir aile şirketi değildir. Türk ekonomisi dünyanın en büyük 20 ekonomisinden biridir ve bu ciddiyetle de yönetilmesi gerekir.
3. Şeffaflık ve hesap verme dedikodu ve spekülasyonların panzehridir. Başta Merkez Bankası net rezervleri olmak üzere ekonomik veriler üzerindeki kuşku bulutları derhal dağıtılmalıdır. Rezervlerimizi tahkim etmek için çalışmalara derhal başlanılmalıdır.
4. Piyasa dışı müdahaleler ve arka kapı politikalarıyla ekonominin yönetilemeyeceği artık anlaşılmalıdır. Piyasalarla kavga etmek ve emir vermek yerine, piyasaları ikna etmeye çalışılmalıdır.
5. Piyasaları ikna etmenin en iyi yolu, sorunları doğru teşhis eden, güven veren, çözümleri tutarlı, atılacak somut adımları takvime bağlanmış bir ekonomik programın uygulamaya konulması suretiyle olacaktır.
6. Bu programı tasarlarken tüm sosyal kesimlerin görüşü alınmalı, yükün en adil şekilde paylaşımını sağlayacak mekanizmalar mutlaka oluşturulmalıdır. Tüm sosyal kesimleri ikna etmeyen bir programın başarı şansı yoktur. Bizim geçmiş tecrübelerimiz bize bunu gösteriyor. Bu çerçevede, Ekonomik ve Sosyal Konsey derhal toplanmalıdır. Gerekli yasal düzenlemelerin hızlı ve etkin bir şekilde yapılması için TBMM bünyesindeki komisyonlardan etkin bir şekilde yararlanılmalıdır.
Yine özellikle iç talepteki daralmanın belirginleştiği bir dönemde dış talebin ekonomiyi dengeleyici rolü daha da önem kazanmaktadır. Türkiye’nin mevcut ve potansiyel dış pazarlara erişimini kolaylaştıracak ekonomi diplomasisine ağırlık verilmelidir.
TÜRKİYE’NİN GERÇEK GÜNDEMİ EKONOMİDİR
Başlangıçta bu doğru adımlar atılabilirse ekonomideki yangın kontrol altına alınabilir, kara bulutlar dağıtılabilir. Bunun hemen ardından Türkiye’yi üretim ekonomisine dönüştürecek, küresel değer zincirinde üst halkalara çıkmamızı sağlayacak, uzun vadeli hedeflerimizi gerçekleştirebilecek strateji ve dönüşümlere odaklanmamız gerekmektedir. Türkiye’nin gerçek gündemi ekonomidir. Milletin aşıdır, işidir, boş tenceredir. Boş tencereyi doldurmaktır. Bu iktidarı artık kibri ve mızıkçılığı bırakmaya, sorumlu davranmaya, demokratik süreçleri işleterek ülkenin normalleşmesi için gerekli adımları atmaya ve milletin asıl gündemine odaklanmaya davet ediyoruz.
Teşekkür ediyoruz, sorularınız ekonomiyle ilgili varsa alalım.
Soru: Faiz oranları sabit tutuldu, bunu değerlendirir misiniz?
Faik ÖZTRAK – Demek ki şu andaki mevcut durumda fiyat hareketlerini ve ekonomideki gidişatı yeterli görüyor ki değiştirmedi. Ama şunu hatırlatayım, bizim Merkez Bankamızın politika faizleri Dünya’da ki en yüksek 3 veya 4 politika faizinden biri zaten. Yani ekonomide yapılan hataların ciddi bir maliyeti var.
Soru: Efendim daha önce de 13 maddelik önerinizi açıklamıştınız. Sonrasında da sık sık iktidarı bunları dikkate almamakla eleştirmiştiniz. Şimdi açıkladığınız önerileri ayrıca paylaşacak mısınız? Ve bu sefer dikkate alınıp alınmayacağı konusunda ne dersiniz?
Faik ÖZTRAK – Bu, Daha önce açıkladığımız 13 maddelik öneri paketi ortadan katkı demek değil zaten buraya baktığınız zaman o 13 maddelik öneri paketinin içinde o paketle örtüşen bir sürü madde var. Biz bunları öneriyoruz. Ve bunları geçmişteki tecrübelerimize, geçmişte ekonomi bürokrasisinde, hükümetlerde yaşamış olduğumuz ekonomik krizlerden aldığımız derslere bakarak söylüyoruz. Faydalanırlar, faydalanırlar. Ama faydalanmadıkları zaman işin nereye doğru gitmekte olduğunu bugün geldiğimiz noktada görüyoruz.
Bakın bugün dolar geldi yine 6 liraya dayandı. Yine ikincil piyasadaki kamu kağıtlarının faizlerine baktığınız zaman onlar da yüzde 20’ler civarında, belli vadelerde. Bunların hepsinin bir maliyeti var.
İşadamlarıyla konuştuğunuz zaman, “önümüzü göremiyoruz” diyorlar. Çiftçiyle konuştuğunuz zaman, ekim gübresi atamadığını söylüyor. Maliyetler nedeniyle ilaç atmakta zorlandığını söylüyor.
Vatandaşla konuştuğunuz zaman geceleri yastığa başını koyduğunda evinin tapusunu, arabasının ruhsatını, bankalara kaptırmanın kabusunu gördüğünü söylüyor.
Yine baktığınız zaman ülkenin Gayrı Safi Yurtiçi Hasılası, dolarla hesaplandığı zaman, bugün 2013’lerin, yani bundan 4-5 sene öncesinin altında. Türkiye patinaj yapıyor, bırakın patinajı, araba geri geri kaymaya başladı. Bu, sosyal huzursuzluğu artırıyor. Bunun üstüne siz bir de kutuplaşmayı artırdığınız zaman bu kendi kendini besleyen bir kısır döngüye dönüşüp milletimizin, ülkenin ufkunu karartıyor.
Soru: Sabah TÜSİAD Başkanı’nın bir ziyareti oldu Sayın Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na. Tabi saldırıya ilişkindi ama ekonomide gündeme geldi diye biliyoruz. Bir değerlendirme yapabilir misiniz? Onların ekonomiyle şuanda görüşleri nedir?
Faik ÖZTRAK – Şimdi, tabi onlar kendi görüşlerini kendileri açıklarlar. Ama sabahki ziyaret dediğiniz gibi ağırlıklı olarak bu yaşanan müessif hadiseyle ilgiliydi. Organize şiddet hareketiyle, linç girişimiyle ilgiliydi. O nedenle geçmiş olsun demeye gelmiş TÜSİAD Başkanı ve yanındaki heyet, yönetim kurulu. Bizim ekonomiyle ilgili görüşlerimizi Sayın Genel Başkanımız kendilerine anlattı. Çok kırılgan bir süreçten geçtiğimizi ve bu kırılgan süreçten geçerken bunca müessif hadiseyi yaşamamıza rağmen ekonomide ve diğer alanlarda belirsizliği arttıracak bir takım söylemlerin içine girmediğini, mümkün olduğu kadar yapıcı davranmaya çalıştığını onlara da ifade etti.
Soru: Efendim, icracı bakanlıklarla ekonomi üretimiyle ilgili bir revizyon bekliyor musunuz siz? Seçimden sonra olacak deniyordu, Sayın Albayrak aydan aya, “Mart Şubat’tan iyi olacak” gibi açıklama yapmıştı. Sonra Amerika’ya gitti. Bunun öncesinde paket de açıklandı. Fakat bunun etkisi ne anlamda görüldü onu yorumunu sizden rica ediyorum.
Faik ÖZTRAK – Şimdi açıkçası açıklanan paketin hiçbir etkisi olmadı. Çünkü bizim burada önemle altını çizdiğimiz hususlar şunlar. Bir, bu paketin etki yapacağı, toplumun tüm kesimlerinin görüşü alınmadan bir uzlaşma sağlanmadan açıklanan bir paketti.
İki, gerçekten çok büyütülmüş, çok hararetlendirilmiş bir seçim ortamında açıklandığı için kimse o paketi duymadı.
Üçüncüsü, paket denilen, zamanlaması iyi yapılmış adımlardan, yani eylemlerden oluşan bir paket değil. Bir takım niyetler var, o niyetler şu tarihte yapılacaktır, bu tarihte yapılacaktır, niyetle olmaz bu iş.
Bir tek bir olay hatırlatayım, Türkiye güçlü ekonomiye geçiş programını yaparken hatırlayın, her gün bir yasa çıkarmıştı. Niye? Çünkü beklentileri kırmak lazım. Söylüyoruz, şu anda bu iktidara ekonomi politikaları konusunda güven yok. Bu güveni sağlayacak bir takım adımların atılması lazım. Bu adımlarında yani net, açık seçik adımlar olması lazım. Ama bu adımlar da ortada yok. Aksine bambaşka şeylerle uğraşılıyor.
Türkiye’nin gündemi boş tencere olmalı, nasıl dolduracağız ona bakmalıyız. Türkiye’nin gündemi artık ekilmeyen, gübre atılamayan topraklarda yeniden üretimi nasıl yapabiliriz buna bakmak olmalıdır. Türkiye’nin gündemi süt üretmek üzere beslenen ineklerin kesime verilmemesi olmalı. Türkiye’nin gündemi siftah etmeden dükkanını kapatan esnafın tekrar siftah eder hale nasıl getirileceği olmalı. Fabrikaların yeniden nasıl çalıştırılacağı olmalı. Ama biz bambaşka şeylerle uğraşıyoruz.
8 milyon 300 bin işsizimiz var. Genç işsizlerimizin oranı yüzde 26. Yani iş arayan gencimizin dörtte biri iş bulamıyor. Gencecik, yetiştirilmiş, ciddi masraf yaptığımız insanlarımız başka ülkelere iş yapmak üzere gidiyorlar. Bu ülke insani sermayesini yitiriyor. Bakın bunlar hep kalıcı hasarlardır. Bir sonraki dönemde ekonomiyi toparlamaya çalıştığınızda bunların yokluğunu hissedersiniz.
Bu nedenle de güveni artıracak her şeyi yapmaları lazım, bunların başında da biraz önce söyledim, adeta bir aile şirketi görüntüsünü veren sarayın bakanlar kurulunun bence bir elden geçirilmesi lazım diye düşünüyorum.
Çok teşekkürler arkadaşlar.

ORADA DEVLET YOK OLDU, DEMOKRASİ MAHSUR KALDI

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:  

 

Dün Gazi Meclisimizin kuruluşunun 99. yıl dönümüydü.  Ülkenin yazgısında tek güç ve yetki sahibi olarak milletini, onun Gazi Meclisini gören Mustafa Kemal Atatürk, ulusal egemenliğimizi bugünün çocuklarına ve gelecek nesillere emanet etmişti. Bu vesileyle Büyük Önderimizi ve onun silah arkadaşlarını bir defa daha saygı ve minnetle anıyorum.

 

LİNÇ GİRİŞİMİ KUTUPLAŞMANIN SONUCU

Yönetimin merkezine, 82 milyon yurttaşımızı temsil eden parlamentonun yerine, tek kişi parti devletini yerleştirme çabası, bugün yaşadığımız derin sıkıntılara yol açmıştır. Gazi Meclisi etkisizleştirmek için 2014’ten bu yana atılan adımlar, toplumumuzu hızla bölmüş, kutuplaştırmıştır. Üç gün önce başkentimizde yaşanan, ana muhalefet partisi liderine, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanına, Genel Başkanımıza yapılan linç girişimi, bu kutuplaşmanın bir sonucudur. Ülkemiz 24 Haziran seçimlerinden bu yana patinaj yapmakta, bir yandan da ciddi şekilde savrulmaktadır.

 

ORTAK AKLI KULLANMAYAN YÖNETİMLER SORUNUN PARÇASIDIR

Sorunları akıl zemininde tartışmayan, ortak aklı kullanamayan yönetimler, çözümün değil sorunun parçası olurlar. Siyaset zeminini mutlak iktidarı ele geçirme aracı olarak görenler, gerilim ve kaos kaynağıdır.

 

KİN VE NEFRETLE PARÇALANAN TOPLUMUN DIŞ DÜŞMANA İHTİYACI YOK

Ülkeyi yönetenler koltuklarını koruyabilmek için bugün akla hayale gelmeyecek yöntemlere başvurmaktadırlar. Yalanı hakikat, meşru siyaseti gayrimeşru, demokratik muhalefeti terörist, siyasi rakipleri devlet düşmanı olarak göstermek çabası içindedirler. Ama sonuçta elde kalan kin ve nefretle parçalanmış bir toplumdur. Böyle bir toplumun dış düşmanlara ihtiyacı yoktur. En ufak bir kıvılcım bile büyük felaketleri tetikleyebilir.

 

MİLLETİ TUTSAK ETTİREN İÇ CEPHENİN ÇÖKMESİDİR

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün büyük bir devlet adamı olarak, vizyoner bir devlet adamı olarak sarf ettiği şu sözler, ülkeyi yönetenlerin kulaklarına küpe olmalıdır:

 

“Asıl olan iç cephedir. Bu cephe bütün memleketin, bütün milletin meydana getirdiği cephedir. Dış cephe sarsılabilir, değişebilir, mağlup olabilir, fakat bu durum, hiçbir zaman bir memleketi, bir milleti yok edemez. Önemli olan, memleketi temelinden yıkan, milleti tutsak ettiren, iç cephenin çökmesidir. Bu gerçeği bizden daha çok bilen düşmanlar, bu cephemizi yıkmak için yüzyıllarca çalışmışlar ve çalışmaktadırlar” diyor büyük önderimiz.

 

AKLI BAŞINDA BİR YÖNETİM FAY HATLARIYLA OYNAMAZ

Onun söylediği gibi iç cephe çökerse, bunun altında hepimiz kalırız. Bu nedenle aklı başında bir yönetim, daha fazla güç için toplumun fay hatlarıyla, milletimizin sinir uçlarıyla oynamaz, oynamamalıdır. Ama 31 Mart 2019 Mahalli İdare Seçimlerinin gerek öncesinde gerekse sonrasında yaşadıklarımız tek kişi parti devleti rejiminde akıl ve dirayetten ne kadar uzaklaşıldığını göstermiştir.

 

LİNÇ GİRİŞİMİNİ SIRADANLAŞTIRMAYA ÇALIŞANLARIN NİYETİ TEMİZ DEĞİL

Rüzgâr eken fırtına biçer. Seçim sürecinde iktidar ortaklarının kullandığı zehirli dil, 21 Nisan 2019’da Türkiye’nin başkentinde, bu ülkenin kurucu partisinin Genel Başkanına karşı bir linç girişimine, bir terör eylemine dönüşmüştür. Bu eylemi organize edenler ve yapanlar kadar, kendileri dışında herkesi terörist olmakla suçlayan,  tüm siyasi partilerin ortak meselesi olan terörle mücadeleden siyasi rant devşirmeye çalışan, nefret dilini kullanan ve bugün hala daha bu dili kullanmaya devam edenler, işlerin bu noktaya varmasında sorumluluk sahibidirler. Bu nedenle bu müessif olayı sıradanlaştırmaya, basit bir protesto gibi göstermeye çalışanların niyetlerinin temiz olmadığını açık seçik burada ifade ediyorum.

 

1,5 SAAT BOYUNCA DEVLET YOK OLDU, DEMOKRASİ MAHSUR KALDI

“CHP’lilerin şehit cenazelerine katılımını engellemek için talimat verdim” diyen, kendi partileri dışındaki partileri terör örgütleriyle işbirliği yapmakla suçlayan, bu filmin figüranları, yaşadığımız acı hadisenin sorumluları arasındadırlar. Bir kere daha altını çizerek söylüyorum, bu linç girişimini mazur göstermeye, hatta meşrulaştırmaya çalışanlar, bu suçun ortağıdırlar. Devlet 1,5 saat boyunca Türkiye’nin başkentinde ortadan yok olmuştur. Demokrasimiz 1,5 saat boyunca Akkuzulu Köyü’nde bir yurttaşımızın evinde mahsur kalmıştır. Bunun hesabı mutlaka sorulmalıdır. Ancak görevlerini yapmayarak bu müessif olaya yol açanlar, olayın mağduru olan, linç edilmek istenen genel başkanımızı suçlama densizliğinde bulunmaktadırlar. Bu beylerin telaşı, görevini yapmayan suçluların telaşıdır. Kutuplaştırarak, ötekileştirerek, siyasi rant devşirme hesabıyla toplumsal fay hatlarında gaz biriktirenler, şimdi patlayan bu gazın da sorumlusudurlar.

 

ARTIK KİMSE BU YÖNETİME GÜVEN DUYMAMIZI BEKLEMESİN

Sarayı eleştirmek amacıyla tweet atanları terörist diye tutuklayanlar; bu ülkenin kurucu partisinin Genel Başkanına yumruk atanları adli kontrolle serbest bırakıyorsa artık kimse bizden bu yönetime güven duymamızı beklemesin. Biz bunu olayın azmettiricilerinin, olayın failini korumaya alması olarak değerlendiririz. Şunu da herkes bilsin, kimse bize, Kurtuluş Savaşı’nın Gazilerinin kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’ne, “şehitlerimizin cenazelerine gitmeyin” demeye cüret edemez. Bu iktidar Genel Başkanımızı koruyamıyorsa, biz Genel Başkanımızı korumasını biliriz.

 

MİLLETİN HATALARINIZA DAYANACAK TAKATİ KALMADI

Sarayı bir kez daha uyarıyoruz. İç cephe çökerse bunun altında koskoca bir millet kalır. Ödenecek bedel, diğer hatalarınızdan çok daha ağır olur. Milletimizin yanılmanıza, yanıltılmanıza veya hatalarınıza artık dayanacak takati kalmamıştır. İçişleri Bakanınızı, sosyal medya paylaşımlarıyla olayı basitleştirmeye çalışan, ciddi iletişim kazalarına sebebiyet veren iletişim sorumlunuzu derhal görevden alın. Kılavuzlarınızı doğru seçin. Bu millet sizin geçmişteki hatalarınızın bedelini kanıyla, canıyla ödedi halen de ödüyor. Ama artık istiap haddi doldu. Yarın bir gün yine çıkıp “Allah ve milletim beni affetsin” diyemezsiniz. Sizi bir kez daha uyarıyoruz. “Ortak aklın ve millet menfaatlerinin yanında saf tutun” diyerek tarihe şimdiden not düşüyoruz.

 

SANDIKTA KAZANDIĞIMIZI MASADA VERMEYİZ

Demokrasi tarihinin en adaletsiz seçimini yaptınız. Seçim boyunca karşınızdaki parti liderlerini milyonluk tazminat davalarıyla, hapis cezalarıyla idam sehpalarıyla tehdit ederek susturmaya çalıştınız ama işe yaramadı. Karşınızdaki tüm partileri terör örgütleriyle iş birliği yapmakla suçladınız. Milletin büyük kesimi size kanmadı. Şimdi de şehidimizin cenazesinde organize bir linç girişimiyle bizlere gözdağı vermek istediniz. Açıkça söyleyeyim. O da işe yaramadı. Sandıkta kazandığımızı masada vermeyeceğiz.

 

SANDIKLA GİTMEM DEYİP MEŞRUİYET SINIRINI ZORLAMAYIN

Biz milletimizin her bir ferdinin hak, hukuk ve adalet talebi için siyaset yapmaya devam edeceğiz. Demokratik meşru siyasetin yolundan ayrılmayacağız. Sandıkla geldiniz. Şimdi sandıkla gitmem deyip de meşruiyetinizin sınırlarını zorlamayın.  Mızıkçılığı bırakın. Seçimi kaybettiğinizi kabul edin. Kurumları ve demokrasimizi daha fazla zorlamayın, yıpratmayın.

 

BU GİDİŞİN MİLLETE FATURASI AĞIR OLUR

Dış politikadaki beceriksizlikleriniz, Türkiye’yi soktuğunuz Suriye bataklığı, ABD’nin İran ambargosu, S-400’ler ciddi belirsizlikler yaratıyor. Kötü yönetiminizle sebep olduğunuz tarihin en ağır ekonomik krizi yüzünden kimse önünü göremiyor. İşadamı yatırım yapmıyor, vatandaş tüketmiyor. Ekonomi hızla yavaşlıyor. Şimdi tüm bu sıkıntılara bir yandan toplumu kavgaya tutuşturarak, bir yandan da YSK’ya baskı yaparak siyasi belirsizlik yaratmak suretiyle giderseniz, bu gidişin faturası millete çok ağır olur.

 

YSK, AK PARTİ’NİN SOYUT İDDİALARINI ARAŞTIRACAK

Yüksek Seçim Kurulu’na büyük baskı uygulandığı anlaşılıyor. YSK geçmişte anında reddettiği talepleri şimdi incelenmesi için ilçe seçim kurullarına gönderebiliyor. YSK’nın böylesine bir kararına hem şekil hem de içerik olarak ilk defa tanık oluyoruz.

 

16 NİSAN’DA İSTEDİKLERİYLE 31 MART’TA İSTEDİKLERİ ARASINDA DAĞLAR KADAR FARK VAR

YSK, AK Parti’nin “bir şeyler var hissiyatı” ile yaptığı soyut iddia ve itirazların araştırılmasına karar veriyor. AK Parti iddia ediyor, ispatını YSK’ya bırakıyor. Oysa hukukun genel kaidesi bellidir. İddia sahibi iddiasını ispatla mükelleftir. Sandık kurulu teşkili ile ilgili olarak, bugüne kadar itirazın kabulü kararı hiç verilmedi. Çünkü sandık kurulunun teşkili zaten YSK’nın kontrolünde. Böyle bir olaya ilk kez şahit oluyoruz. Kanunun açık hükmüne rağmen, sandık kurullarının görevini yapmayarak mühürlemediği oy pusulaları 16 Nisan Halk Oylamasında geçerli sayılmıştı. Gerekçe olarak da burada Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi uyarınca seçmen iradesine üstünlük tanınması gösterilmişti. Daha önce bunu gerekçe göstererek bu talebi yapan AK Parti şimdi, sandık kurul başkanlarının teşekkülünde usulsüzlük iddiasıyla seçmen iradesinin üstünlüğünü kabul etmem diyor. Ne oldu seçmen iradesi? 16 Nisan için istedikleriyle, 31 Mart’ta istedikleri arasında siyah ve beyaz kadar, dağlar kadar fark var.

 

YSK’NIN HUKUKTAN BAŞKA PUSULAYA İHTİYACI YOK

AK Parti baskı kurarak YSK’yı oyunbozanlığa ortak etmeye çalışıyor. Toplumun tansiyonunun giderek yükselmesine neden oluyor. Yüksek Seçim Kurulu’nun hukuktan başka hiç bir pusulaya ihtiyacı yoktur. Pusula şaşarsa bunun millete faturası da ağır olur. Biz hala bu ülkede hukuka saygılı ve vicdan sahibi yargıçlar olduğuna inanıyoruz.

 

MİLLETİN GERÇEK GÜNDEMİ EKONOMİ

Tekrar ediyorum. Şu anda ekonomimiz ilave belirsizlik ve riskleri taşıyamayacak kadar kırılgandır. Bu terazi bu sıkleti taşımaz. Bakın dolar kuru Ekim 2018’den bu yana ilk defa yeniden 5.90’a yaklaştı. Ülkede üretim bitti. 8 milyonu aştı işsiz sayısı. Tüm zamanların işsizlik rekorları kırılıyor. 17 yılda herkes borca battı. Döviz rezervlerini yediler bitirdiler. Ülkemizin insanları evinin, tarlasının, ahırının, fabrikasının tapusunu, arabasının, traktörünün ruhsatını bankalara kaptırmanın kâbusunu görüyor. Milletin sesini duymayan iktidar, ülkenin gerçek gündemine bir an önce dönmelidir.

“Ehil kadroları derhal iş başına getirin. Gerçekçi, güven uyandıracak bir ekonomik programı milletin ve tüm dünyanın önüne koyun” diyoruz. Milletimizin gerçek gündemi bellidir. Evine ekmek götüremeyen, çocuğuna harçlık veremeyen babalar, ocağında tenceresini kaynatamayan analar iktidardan çözüm beklemektedir.

 

YENİ BİR TOPLUMSAL SÖZLEŞMEYE İHTİYACIMIZ VAR

Artık kavgaya değil uzlaşmaya ihtiyaç var. Buna temel olacak, hukukun üstünlüğünü, güçler ayrılığını, denge ve denetimi sağlayacak yeni bir toplumsal mutabakata, yeni bir toplumsal sözleşmeye ihtiyacımız var. Kızgın demiri soğutmaktan bahsedenler için artık söz zamanı bitmiştir. Zaman eylem ve icraat zamanıdır.
Teşekkür ediyorum, sorularınız varsa alayım.

 

 

Soru: (…) Yeni bir toplumsal sözleşmeye ihtiyaç olduğunu söylediniz. Dün de CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu Meclis’te yeni bir anayasa çağrısı yapmıştı. Bu noktada AK Parti’den bir adım bekleyecek misiniz yeni bir anayasa için? Yoksa siz bir taslak hazırlayacak mısınız?

FAİK ÖZTRAK – Biz her zaman böyle bir çalışmanın içindeyiz ama karşımızdakilerinde bu anlayışa artık gelmeleri lazım. Yani şuandaki mevcut gidişe baktığımız zaman, bu gidişin gidiş olmadığı açık seçik ortadadır.

 

Soru: Şimdi tam olarak bu noktada Bahçeli’nin de aslında sistem eleştirisi vardı. Yani hem Davutoğlu’nun hem de muhalefetin yaptığı çağrılar nedeniyle sistem eleştirilere açık hale getirilmek isteniyor dedi. Cumhurbaşkanının da Türkiye İttifakı cümleleriyle birlikte mi değerlendirmek gerekir? Yoksa bir uyarı mesajımı sizce bu?

FAİK ÖZTRAK –24 Haziran’dan bu yana dönüp baktığımızda milletin cebi daha mı fazla dolmuştur yoksa boşalmış mıdır? Boşalmıştır. Daha mı fazla istikrar vardır, yoksa daha fazla istikrarsızlık mı vardır? Daha fazla istikrarsızlık vardır. Sistem, yani tek kişi parti devleti sistemi milletimizin meselelerine çözüm üretmekten giderek uzaklaşmaktadır. Dolayısıyla ülkeyi ciddi sıkıntı içine sürükleyen böyle bir sistemin artık mercek altına alınması ve gerekli olan bir takım düzeltmelerin yani güçler ayrılığını güçlendirecek, hesap vermeyi, saydamlığı artıracak, hukuk devletini güçlendirecek, demokrasiyi güçlendirecek bir takım adımların atılması lazım. Bunları istemeyenler, bu sistemi tartışmayalım diyenler zaten bu işi bu noktaya gelmesinin temel müellifleridir. Cumhurbaşkanı hükümet sistemi deyip, işi kontrolsüz, hesap vermeyen, denetim ve dengeleme mekanizmaları bulunmayan bir Başkanlık sistemine doğru sürükleyenlerin şimdi kalkıp da sistem tartışılır hale geldi diye konuşmaya hakları falan yoktur.

 

Soru: Sayın Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırıyla ilgili Araştırma Komisyonu kurduğunuzu biliyoruz, Sayın Engin Özkoç başkanlık ediyor. Sanıyorum yarın Kılıçdaroğlu’na bir rapor sunulacak o araştırmayla ilgili. Yeni bilgiler var mı, paylaşabilir misiniz? Teşekkürler.

FAİK ÖZTRAK – Şimdi arkadaşlar, Engin Özkoç başkanlığında bir araştırma grubu, bu olayın tüm safahatını ve arkasındaki bir takım gelişmeleri tek tek çalışıyorlar. Biraz önce sizin de dediğiniz gibi yarın bu raporu sunacaklar. Biz Genel Başkanımıza karşı yapılan bu linç girişiminin cezasız kalmasına, bu terör eyleminin adi, sıradan bir tepkiymiş gibi geçiştirilmesine hiçbir şekilde seyirci kalmayacağız. Yarın itibariyle arkadaşlarımız bu raporu sunacaklar. Bu konuda konuyu inceleyen heyetin başındaki Engin Özkoç arkadaşımız sizleri sık sık bilgilendirecek.

 

Soru: Az öncede söylemiştiniz, Sayın Genel Başkanımızı koruyamıyorlarsa biz korumasını biliriz demiştiniz. Daha öncede buna benzer açıklamalar olmuştu. Sayın Genel Başkanın korunmasıyla ilgili olarak ayrı bir birim oluşturulması ya da özel güvenlik şeklinde bir önlem alınması mı söz konusu? Bununla ilgili bir gelişme var mı, bir adım var mı? Teşekkürler.

FAİK ÖZTRAK – Arkadaşlar, Genel Başkanımızın etrafında etten duvar olur, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanını, Türkiye’nin kurucu partisinin Genel Başkanını koruruz, bunu demek istiyoruz. Ama kimse bizim şehit cenazelerine katılmamızı engelleyemez. O şehitler bizimde şehidimizdir. Bu parti Kurtuluş Savaşı’nın Gazilerinin kurduğu partidir. Bu partinin harcında Kurtuluş Savaşı şehitlerimizin kanı vardır.

 

Soru: Geçtiğimiz günlerde Sayın Kılıçdaroğlu’nun o olay yaşanırken bulunduğu evde bulunan beyefendinin bir açıklaması oldu. Şu ifadeleri kullandı, HDP’liler ziyaret etmişlerdi CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu. Daha önce Kılıçdaroğlu’nu ziyarete geleceğini söylüyordu ama bu açıklamanın, bu ziyaretin ardından gelmekten vazgeçtiğini söyledi. Bununla ilgili neler söyleyeceksiniz?

FAİK ÖZTRAK – Kendi takdiridir, ne diyeyim? Ama evet toplumda işlerin nereye geldiğini açık seçik görüyoruz.

 

Soru: Devlet Bahçeli’nin bir açıklaması oldu. CHP’lilerin Kemal Kılıçdaroğlu’nun yalnız bırakıldığına yönelik bir iması oldu. Sadece yanında MHP Genel Başkan Yardımcısı Mevlüt Karakaya’nın bulunduğunu ifade etti. En azından ona teşekkür etmeli dedi. Nasıl değerlendirirsiniz?

 

FAİK ÖZTRAK – Şimdi benim gördüğüm kadarıyla çıkışta zaten Sayın Karakaya’yla Genel Başkanımız konuştu ama Genel Başkanımızın etrafında Genel Başkan Yardımcıları var, bunu her noktada görüyoruz, kaç tane Genel Başkan Yardımcısı, kaç tane partilimiz, danışmanları, korumaları hepsi var. Genel Başkanımızın yalnız bırakıldığı iddiası doğru değil ama orada devlet yoktu, devlet yapması gereken korumayı yapmadı. Kendisine haber verildiği halde, devletin ilgili makamları uyarıldığı halde yapılması gereken yapılmadı, mesele budur.

 

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

 

 

İÇİŞLERİ BAKANI SORUMLULUKTAN KAÇAMAZ

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Dün, Cumhuriyetimizin başkentinde, demokrasi tarihimize kara bir leke olarak geçecek son derece müessif bir olay yaşadık. Şehidimiz Yener Kırıkçı’nın cenaze merasiminde yaşananların kabul edilmesi mümkün değildir. Yapılanlar şehidimizin cenazesine, şehidimizin ailesine büyük saygısızlıktır. Bu olayı sıradan bir protesto, basit bir tepki olarak görmek de mümkün değildir.

İÇİŞLERİ BAKANI SORUMLULUKTAN KAÇAMAZ

Adına gazete denen paçavralarda bugün hala daha milleti bölüp, parçalamak amacıyla atılan manşetleri görmek gerçekten hepimizi çok büyük üzüntüye boğmaktadır. Bunlar çok tehlikeli gelişmelerdir. Tüm seçim kampanyası boyunca milletin arasına ekilen kin ve nefret tohumlarını, seçimin siyasi bir tortusu olarak görmek de hiç mümkün değildir. Dokuz ay önce “Cumhuriyet Halk Partililerin şehit cenazelerine alınmaması talimatını verdim” diyerek, aslında dün yaşanan bu müessif olaya zemin hazırlayan İçişleri Bakanı, şimdi seçim tortusunun arkasına saklanarak sorumluluktan kaçamaz.

HALA AYRIŞTIRICI DİL KULLANIYOR

Atanmış İçişleri Bakanı’nın görevleri vardır. Birinci görevi bu olayı önlemektir ama bunu becerememiştir, başaramamıştır. İkinci görevi ise bu olay olduktan sonra bu olayı tarafsız bir şekilde soruşturmak, sorumluları yargıya teslim etmektir. Ama İçişleri Bakanı bunu yapmak yerine hala seçim öncesindeki ayrıştırıcı dili kullanmaya devam etmektedir. Partimizi hilafı hakikat, ipe sapa gelmez suçlamalarla hedef göstermektedir. Anlaşılan ilk görevini yerine getiremeyen İçişleri Bakanı ikinci görevini de yerine getiremeyecektir.

BASİT BİR EYLEM DEĞİL ORGANİZE BİR LİNÇ GİRİŞİMİ

İçişleri Bakanı bugün bu müessif olayı basite indirgemeye, seçim öncesi tortuları gerekçe göstererek köylülerin bireysel, basit bir eylemi olarak göstermeye çabalamaktadır. Burada ciddi bir linç girişimi olduğunu görmemek, olsa olsa sorumluluk sahibinin bu sorumluktan kaçma çabası olabilir. Tekrarlıyorum: Dün Türkiye’nin başkentinde, bu ülkenin kurucu partisinin Genel Başkanına organize bir linç girişiminde bulunulmuştur.

 

AKKUZULU’DA DEVLET RİCALİ VARDI AMA DEVLET YOKTU

Sayın Genel Başkanımız bir evde 1,5 saat mahsur kalmış, devlet başkentin bir mahallesinde ortadan yok olmuştur. O bir buçuk saat boyunca Akkuzulu Köyü’nde devlet ricali vardır ama devlet ortada yoktur. Şehidimizin cenazesinde güvenliği sağlamakla görevli olan vali ve İçişleri Bakanı, bir daha tekrarlıyorum, görevlerini yapmamışlardır.

PAZAR SABAHI, SAAT 10.03’TE BİLGİ VERİLDİ

Dün görevini yerine getiremeyen İçişleri Bakanı bugün işini yapmak yerine kamuoyunu yanıltmaya devam etmektedir. İçişleri Bakanı, Sayın Genel Başkanımızın güvenlik biriminden kendilerine cenazeye katılım konusunda bilgi verilmediğini ifade etmiştir. Bu, doğru değildir. Genel Başkanımızın koruma birimi, devletin güvenlik protokollerine harfiyen riayet etmiştir. Pazar sabahı saat 10.03’de Ankara Koruma Şube Nöbetçi Amirliğine Sayın Genel Başkanımızın şehidimizin cenazesine katılacağı konusunda bilgi verilmiştir. Nitekim bu bilgiye dayanarak da Çubuk Kaymakamı Sayın Genel Başkanımızı Akkuzulu Köyü’nün girişinde karşılamıştır.

GEÇMİŞ OLSUN ZİYARETLERİNİ BİLE AN BE AN TAKİP EDİYOR

Milli Savunma Bakanı’nın korumaları da Sayın Genel Başkanımızın törene katılıp katılmayacağını sormuş, katılım konusunda gerekli bilgi onlara da verilmiştir. Dolayısıyla İçişleri Bakanı, Sayın Genel Başkanımızın katılımı konusunda bilgi sahibi olmadıklarını söyleyerek,  bu konudaki gerçekleri saklamaktadır, sorumluluktan kaçmaya çalışmaktadır. Kaldı ki, Sayın Genel Başkanımızın çalışma odasına geçmiş olsun ziyaretinde bulunanları bugün yaptığı basın açıklamasında an be an takip ettiği anlaşılan bir İçişleri Bakanının, bu ülkenin en büyük muhalefet partisi ana muhalefet partisi Genel Başkanının şehit cenazesine katılıp katılmayacağı konusunda bilgim yoktu demesi gerçekten çok ciddi bir sıkıntı yaratmaktadır. Buna inanmak, bunu kabullenmek mümkün değildir.

BU ZEHİRLİ DİL MİLLETİN BEKASI İÇİN TEHDİTTİR

Biz bu meseleden birileri gibi siyasi rant devşirme peşinde değiliz. Biz, siyasete malzeme edilmeyecek kadar ciddi bir konuyla karşı karşıya olduğumuzu düşünmekteyiz. Devlet adamı olan herkes bunu bilir, bunun bilincindedir. Söz konusu olan devletin kurucu partisi Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı’nın can güvenliğidir. Toplumumuzu ayrıştıran, bölen, parçalayan zehirli bir dil devletimizin bekası, milletimizin bekası için ciddi bir tehdit haline gelmiştir.

DEMİRİ SOĞUTMAK SÖZLE DEĞİL EYLEMLE OLUR

Seçim öncesi kullandığı bu ayrıştırıcı dili halen kullanan bir İçişleri Bakanına bizlerin güven duymasını lütfen kimse beklemesin. Bu İçişleri Bakanı’nın güvenlik güçlerinin yapacağı soruşturma karşısında tarafsız kalacağına inanmamızı da kimse beklemesin. Bu çerçevede bu İçişleri Bakanı ya sorumluluğunu yapmış olduğu hataların kendisini getirdiği bu noktayı idrak ederek istifa etmeli ya da onu oraya atayan makam onu derhal bu görevden almalıdır. Demiri soğutmak herkesten önce ülkeyi yönetme sorumluluğu taşıyanlara düşer. Buda sözle değil; ancak eylemle gerçekleşebilir.

GENEL BAŞKANIMIZI İKTİDAR KORUYAMIYORSA BİZ KORURUZ

Bir kez daha tekrarlamak istiyorum: Kimse bizleri şehitlerimizin cenazelerine katılmaktan alıkoyamaz. Bayrak, vatan, şehitlerimiz hepimizindir. Asker ocağının ve şehitlerimizin siyasi partisi olmaz. Terörist kurşunu şehitlerimize parti sormaz. Eğer iktidardakiler bu devletin kurucu partisinin Genel Başkanını koruyamıyorsa, biz Sayın Genel Başkanımızı korumasını biliriz.  Bundan kimsenin en ufak bir şüphesi olmamalıdır. Unutulmasın ki biz kurtuluş savaşı meydanlarında kurulmuş Kuvayı Milliye’nin partisiyiz. Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

ANKARA VALİSİ VE İÇİŞLERİ BAKANI DERHAL İSTİFA ETMELİDİR  

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Bugün ülkemizin başkentinde, hepimizin şehidi Mehmetçiğimizin cenaze töreninde, şehidimizin cenazesine katılan tek siyasi parti lideri olan Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanına hain bir saldırıda bulunulmuştur. Bu hain saldırı aynı zamanda şehidimiz Yener Kırıkçı’ya karşı da yapılmış, onun ailesine karşı da yapılmış büyük bir saygısızlıktır.

 

PROTESTO DEĞİL, ORGANİZE BİR EYLEM

Sayın Genel Başkanımıza yapılan saldırı nedeniyle şehidimizin cenaze namazı bile dini vecibelerimize uygun olarak kılınamamıştır. Yapılan sıradan bir protesto değildir. Yapılan sıradan bir provokasyon da değildir. Bu, son derece organize bir eylemdir. Bu hain saldırı, ülkemizin demokrasisine, birlik ve beraberliğine ve iç huzuruna karşı yapılmıştır.

 

SALDIRININ AZMETTİRİCİLERİ BELLİDİR

Bu saldırının azmettiricileri bellidir. Adına gazete denen bir takım paçavralarda kimler Cumhuriyet Halk Partisi’ni ve Cumhuriyet Halk Partilileri hedef gösterdiyse; bir takım operasyon kanallarında kimler Sayın Genel Başkanımıza idam tehditlerinde bulunduysa; Cumhuriyet Halk Partililerin şehit cenazelerine alınmaması için kim talimat verdiyse; meydanlarda bu ülkenin kurucu partisine, Gazi Mustafa Kemal’in “İki büyük eserimden biri” dediği, Cumhuriyet Halk Partisi’ne kimler ağza alınmayacak hakaret ve tehditlerde bulunduysa, bu saldırının alt yapısını hazırlayanlar onlardır.

 

AYNI EMPERYALİST GÜÇLERİN HİZMETKARLARI

Toplumumuza kin ve nefret tohumu eken, bundan da siyasi rant bekleyen zehirli dil ve bu dilin sahipleri bugün yapılan bu hain saldırıda pay sahibidirler. Askerimize kurşun sıkarak bu ülkeyi bölüp parçalamaya çalışan hainlerle, attığı manşetlerle milleti şehit cenazeleri üzerinden bölüp parçalamaya çalışan edepsizler aynı emperyalist güçlerin hizmetkârıdır. Aralarında açıkça bir amaç birliği vardır. Bunların ipini tutan odaklarda aynıdır. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi’nin her bir üyesi olarak, bu hain saldırıyı gerçekleştiren zavallıların arkasındaki güçlere karşı dimdik ayaktaydık, ayakta durmaya devam edeceğiz.

 

TÜRKİYE’Yİ KORKU VE TERÖR ORTAMINA SÜRÜKLEMEYE ÇALIŞANLARA KARŞI UYANIĞINIZ

Türkiye’yi korku ve terör ortamına sürükleyerek, bulanık suda balık avlamaya çalışanlara karşı son derece uyanığız. Buna fırsat vermeyeceğiz. “Gün kızgın demiri soğutma günüyse” herkes de buna göre davranmalıdır. Ancak demiri, bugün bile, kızdırmak için çaba gösteren siyasiler olduğunu üzülerek görüyoruz. Bunları sağduyuya davet ediyoruz. Basit siyasi menfaatler için ülkemizin tüm demokratik birikimi, birlik ve bütünlüğü feda edilemez.

 

ANKARA VALİSİ VE İÇİŞLERİ BAKANI DERHAL İSTİFA ETMELİDİR

Bu saldırının ardındaki güç ve azmettiriciler derhal yargı önüne çıkarılmalıdırlar. Cevaplandırılması gereken çok sayıda soru vardır. Bu sorular mutlaka cevaplandırılmalıdır, kamuoyu rahatlatılmalıdır. Şu ana kadar daha bir kişinin bile tutuklanmadığını haber alıyoruz. Oysa bu girişimin failleri bellidir. Bu güvenlik zafiyetine sebebiyet verenler, saldırının büyümesine seyirci kalanlar hakkında derhal gereken işlemler yapılmalıdır. Ankara Valisi ve İçişleri Bakanı daha önce sarf etmiş olduğu sözlerde dikkate alınarak mutlaka istifa etmelidir, derhal istifa etmelidir.

 

MİLLİ SAVUNMA BAKANI’NIN BAHSETTİĞİ “MESAJ” NEDİR?

Bu arada Milli Savunma Bakanı’na da bir sorumuz vardır. Genel Başkanımızı linç etmek isteyen, “O evi yakın” diye bağıran hainlere dönüp de “Mesajlarınızı verdiniz” demek ne anlama gelmektedir? Bu organize güruh ne mesajını vermiştir, bu nasıl bir cümledir? Bu kendini bilmezlerin vermek istediği mesaj bellidir. Kimlerin değirmenine su taşıdıkları da bellidir. Bugün ve bu saatten sonra artık sorumluluk makamındakiler kullandıkları dile özen göstermelidirler.

Herkes müsterih olsun. Bizler ve aziz milletimiz soğukkanlılıkla, oynanmak istenen bu oyunu bozacak güçteyiz. Bizler Kuvayı Milliye’nin devamı olan Cumhuriyet Halk Partisi’yiz. Teşekkür ediyorum.

BALYOZ KUMPASI BİR BAVULDU, İSTANBUL KUMPASINA ÜÇ BAVUL YETMEMİŞ

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Bugün 31 Mart’taki seçimlerin tamamlanmasının üzerinden tam 16 gün geçti. Hala İstanbul seçimlerini tartışıyoruz. İstanbul’un seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na milletin vermiş olduğu yetkiyi teslim etmemek amacıyla iktidar elinden geleni ardına koymuyor. Milletimiz 31 Mart gecesinden beri yapılmak istenenin farkındadır. Vicdanlarda artık bununla ilgili bir kanaat oluşmuştur. Önce Anadolu Ajansının eliyle seçimleri çalmak istediler, daha sonra seçimleri kaybedince de şimdi masa başında bu seçimleri nasıl çalarız onun girişimi içindeler.

 

YİNE ALGI OPERASYONUNA BAŞLADILAR

Milletin seçilmiş Belediye Başkanının elinden İstanbulluların verdiği yetkiyi acaba kapıp da kaçabilir miyiz diyorlar. Bu amaçla da bugün akşam saatlerinde yeni bir girişimde daha bulundular. Bununla ilgili detaylı açıklamayı yarın yapacaklarını söylediler. Ama Sayın Yavuz orada öyle şeyler söyledi ki, yine ciddi bir algı operasyonunun başladığı ortaya çıktı.

 

ORTAYA KARIŞIK İTİRAZ DİLEKÇESİ

Öyle gözüküyor ki, bu da tıpkı geçersiz oyların sayımında olduğu gibi kanunun tanıdığı bir hakkın suiistimali mahiyetinde bir itirazdır. Neden bunu diyorum? Bir kere Sayın Yavuz’un itiraz dilekçesini verdikten sonra yaptığı açıklama var. “Ortaya karışık” bir itiraz dilekçesi hazırlanmış. Bir sürü gerekçe var, biri olmazsa diğeri, o olmazsa başka biri. Acaba bu işi bir yerinden tutturup da iptal ettirebilir miyiz diye ciddi bir çaba içine girmişler. Bu amaçla da Yüksek Seçim Kurulu’nun vaktini alacaklar öyle anlaşılıyor.

 

SONUCA ETKİ ETMEZ

Kendi anlatımıyla itiraz gerekçelerinden bir tanesi sayım döküm çizelgelerinde usulsüzlük var diyor. Nasıl bir usulsüzlük var? Mühürsüz ve imzasız sayım döküm çizelgeleri var diyor. Sayım döküm çizelgelerinin altında zaten ıslak imzalı tutanaklar var. Bu sayım döküm çizelgeleri doldurulurken orada bulunan kendi üyeleri itiraz etmeliydi, itiraz da etmemiş. Ama bunları düzelttiğiniz zaman sonuç değişiyor mu? Kaydırmalar dışında öyle anlaşılıyor ki çok farklı değil. Islak imzalı tutanakları bir araya getirdiğiniz zaman ortaya çıkıyor. Dolayısıyla bunların sonuca müessir olabilecek nitelikte usulsüzlükler olmadığı izlenimi var.

 

ELLERİNDE BİZDEN FARKLI ISLAK İMZALI TUTANAKLAR MI VAR?

Yine AK Parti temsilcisi oyların tamamı yeniden sayılsaydı bizim rakamlarımız gerçek olacaktı, seçim bizim lehimize olacak gibi bir takım ifadelerde bulunuyor. Bu nedir bu? Bir sistemden bahsediyor. Tam sayılsaydı bizim dediğimiz çıkacaktı diyor. Nasıl bir sistem bu? Yani soyadına göre kime oy vereceklerini tahmin ettikleri sistemin tüm İstanbul’a uygulanmış hali midir? Böyle şüphelerle, öyle olacaktı, böyle olacaktı diyerek, delillendirilmemiş bir takım gerekçelerle seçimlerin iptalinin istenmesinin mümkün olmadığını artık biliyoruz. Sonra ıslak imzalı tutanaklar var. O zaman Adalet ve Kalkınma Partisi’nin elinde bizdeki ıslak imzalı tutanaklardan farklı tutanaklar mı var? Bu olabilecek bir şey değil. Bizim elimizdeki ıslak imzalı tutanaklarla onların elindeki ıslak imzalı tutanaklar birbirlerinin aynı.

 

 280 BİN SANDIK GÖREVLERİMİZ VAR DEDİLER, NEREDEYDİLER?

İkinci bir gerekçe, oy kullanamayacak olanlarla ilgili. Kısıtlılar, hükümlüler gibi. Bunlarla ilgili bir takım usulsüzlüklerden bahsediyor. Burada da özellikle 5 bin 287 hükümlünün seçmen kütüklerindeki kaydının yanına şerh düşülmediği söyleniyor. Tabi burada sorulacak soru şu, bu hükümlüler orada oy kullanmış mı? Kullandı mı, kullanmadı mı? Bununla ilgili hiçbir şey söylenmiyor.

Üçüncü gerekçe, kullanılan oyun seçmen sayısının tutmadığını söylüyorlar. Başka yerlerden İstanbul’a görevli gelenler, mesela Kocaeli’nden, başka illerden görevli gelen polisler oy kullanmış olabilir. Bu nedenle bir tutmama durumu olabilir. Ama yukarıda yazılanlardan çok partilerin almış olduğu oylara bakmak lazım. Bunun ilave gelenlerle birlikte toplam seçmen sayısıyla tutup tutmadığına bakmak lazım, bunların incelenmesi lazım. Partilerin oyu tutuyor mu, tutmuyor mu?

Dördüncü bir gerekçe, sandık kurullarındaki memurlar hakkında bir takım iddialar var diyor. Özellikle her sandıkta iki taneden 62 bin 560 bulunması gereken memurun 19 bini kamu görevlisi değil diyor. Veya bunlar Kanun Hükmünde Kararnamelerle yasaklanmış memurlar diyor. Ben şunu soruyorum, yani bu sandıklarda sizin gözlemcileriniz yok muydu? Bu memurları mülki idare amirleri bildiriyor. Seçim kurulları da bu memurları kurayla yerleştiriyor, hem de iki katı kadar kurayla yerleştiriyor. Eğer bunların içinde bu seçimleri yapamayacak engeli olanlar varsa da bunların yerine diğerlerini yedekleri koyuyor. Şimdi bu sandık kurulları belirlenirken Adalet ve Kalkınma Partisi’nin adamları neredeymiş, niye itiraz etmemişler? Sonra ben şunu hatırlıyorum, Genel Başkanları şunu diyordu, İstanbul’da 280 binden fazla sandık görevlisi atadık diyordu. Yetmez biz sandık başında hiçbir siyasi partinin muktedir olmadığı, olamayacağı gücümüz var. Bu güç AK Parti’de diyordu. Ne oldu bu güç? Niye sandık başına hakim olamadılar? Her sandık başına 3 gençlik kollarından, 3 kadın kollarından, 3 merkez teşkilatından gözlemci koyduk deniyor. Ne yaptı bunlar?

 

BALYOZ KUMPASI BİR BAVULDU, İSTANBUL KUMPASINA ÜÇ BAVUL YETMEMİŞ

Şunu görüyoruz ki, çok önemli bir algı operasyonu yürütülmeye çalışılıyor. Bakıyorum Sayın Yavuz’un sözleri arasında kumpas, şaibe, organize işler, şüphe gibi laflar bolca serpiştirilmiş vaziyette. Sonrada 3 tane bavulla Yüksek Seçim Kurulu’ndan içeri giriyorlar. Arkadaşlar, Balyoz’la ilgili kumpas sadece bir bavuldu. Öyle gözüküyor ki, İstanbul’la ilgili kumpasa 3 bavul belge yetmemiş. Baştan beri söylüyorum, FETÖ tipi bir kumpasla karşı karşıyayız.

 

HAKKI SAHİBİNE TESLİM EDECEK OLAN YSK’DIR

Bu iddialara bakıldığında neticeye müessir olacak olay ve hallerden ziyade zamanında itiraz yapılmamış, Yüksek Seçim Kurulu’nun kesinleştirdiği hususlarla ilgili bir takım itirazların evirilip çevrilip yeniden Yüksek Seçim Kurulu’nun huzuruna getirildiği anlaşılıyor. Tabi yarın basın toplantısı yapacaklar, biz de basın toplantıları yapacağız. Daha fazla detaylarda ortaya çıkacak ama şunu söyleyeyim, bu suiistimale dur diyecek olan milletin verdiği hakkı o hakkın sahibine teslim edecek olan artık Yüksek Seçim Kurulu’dur.

Yüksek Seçim Kurulu bizlerin 2014 yılında Ankara seçimleriyle ilgili sonuçlara yaptığımız itirazları reddetmişti. Bu haliyle baktığımızda bu gelen itirazların bizim getirdiğimiz itirazlardan çok daha hafif olduğunu görüyoruz. O zaman bu ülkede hukuk güvenliği ve öngörülebilirliği halen varsa, Yüksek Seçim Kurulu’nun vereceği karar aslında şimdiden bellidir.

Tekrar ediyorum İstanbul’un seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’dur ve bir şeyi daha huzurlarınızda söylemek istiyorum. Hep bunu söyledim bir daha tekrarlıyorum, oy namustur dokundurtmayız, kazandığımız seçimi de kimseye çaldırmayız.

Teşekkür ediyorum değerli basın mensupları.

 

Soru- Dün Binali Yıldırım bir basın toplantısı düzenledi efendim. Seçime dair murdar olduğunu, murdar etinde kavurması olmaz şeklinde bir tanımlaması oldu. Buna ilişkin bir cevabınız olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Dün ben buna cevap verdim. Kedi ulaşamadığı ciğere murdar dermiş dedim.

Soru- AK Parti seçimden sonraki itirazlarında seçmen taşıma, seçmen kaydırma iddialarını sürekli gündeme getirmişti ama bugün YSK’ya seçimin yenilenmesi için başvuru yaparken bu iddialar dilekçede gözükmedi daha çok seçmen kütüğünde usulsüzlük gerekçesiyle başvuruda bulundu. Bu ne anlama geliyor bunu açıklayabilir misiniz?

Faik ÖZTRAK- Öyle anlaşılıyor ki Büyükçekmece’de hem devletin polislerine, hem de Büyükçekmece halkına lüzumsuz yere eziyet etmişler. Şimdi baktığımız zaman itiraz ettikleri hususların bir kısmı hala daha bu itiraz dilekçesinin içinde var ama öyle gözüküyor ki onlar tutmayınca şimdi arabayı başka bir vitese takmışlar evet.

 

Soru- AK Parti itiraz sürecinin (…) başvuruda bulundu. Bu başvuruyu nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- İstanbul’da birleştirme tutanakları ortaya çıktıktan sonra, Sayın İmamoğlu’na mutlaka mazbatasının verilmesi lazım. Çok az sayıda sandık kalmış Maltepe’de. Bu yeniden sayımdan sonra yarın birleştirme tutanakları ortaya çıkar. Ondan sonra da Ekrem İmamoğlu’na mazbatası hem hukuken, hem de vicdanen verilmelidir.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

SANAYİ ÜRETİMİNDEKİ DARALMA, EKONOMİK KRİZİN DEVAM ETTİĞİNİ GÖSTERİYOR

 

ANKARA – CHP’li Öztrak, sanayi üretiminde bu yılın ilk iki ayında yaşanan düşüşün, ekonomideki daralmanın 2019’un ilk çeyreğinde de sürdüğünün habercisi olduğunu belirtti.

Türkiye’nin gerçek gündeminin düşen üretim, rekorlar kıran işsizlik ve hayat pahalılığı olduğunu vurgulayan CHP’li Öztrak, “İstanbul seçimlerinin gölgesi ekonomi üzerinden artık kalkmalıdır. Öncelik ekonomi olmalıdır” diye konuştu.

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, TÜİK’in 2019 Şubat ayına ilişkin Sanayi Üretim rakamlarını yazılı bir açıklamayla değerlendirdi.

 

CHP’li Öztrak, açıklamasında şunları belirtti:

 

SANAYİ ÜRETİMİ SON 6 AYDIR DARALIYOR

TÜİK verilerine göre Şubat ayında, geçen yılın aynı ayına göre, sanayi üretimi yüzde 5,1 geriledi.  Üretimdeki daralma 6 aydır sürüyor. Şubat ayında imalat sanayi üretimi yüzde 5,5 düştü. Yine Şubat’ta aramalı üretiminde yüzde 9,7, sermaye malı üretiminde ise 7,8 daralma yaşandı. Aramalı ve sermaye malı üretimindeki azalış önümüzdeki aylar için de toparlanma konusunda olumlu işaretler vermiyor.

 

EKONOMİDE DARALMANIN SÜRECEĞİNİ GÖSTERİYOR

Bu yılın ilk iki aylık döneminde ise sanayi üretimi geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6,2 daralırken, aramalı üretimi yüzde 10,4, sermaye malı üretimi ise yüzde 7,8 azaldı. Bu gelişmeler, 2019 yılının ilk üç ayında da, ekonomide yaşanan daralmanın devam edeceğinin habercisi.

 

EKONOMİYİ MURDAR ETTİLER

2019’un ilk iki ayında üretimde yaşanan çöküş, bütçe imkânlarının sonuna kadar zorlandığı bir dönemde gerçekleşti. Nitekim 2019’un ilk iki ayında bütçeden yapılan faiz dışı harcamalar, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 44 artmasına rağmen, sanayi üretimi yüzde 6,2 daraldı. Önümüzdeki günlerde bütçe imkânlarının bu kadar rahat kullanılamayacağı açıkken, ekonomi üzerindeki risk ve belirsizliklerin bir an önce azaltılmasının önemi artmaktadır.

“Şubat Ocaktan, Mart Şubattan, Nisan hepsinden iyi olacak” diyerek millete pembe hayaller sunmakla, hatalı politikalarla murdar edilen ekonomide, sorunların çözülmeyeceği ortaya çıkmıştır.

 

TÜRKİYE’NİN GERÇEK GÜNDEMİ, ÇÖKEN ÜRETİM ARTAN İŞSİZLİK VE HAYAT PAHALILIĞI

Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik kriz giderek derinleşiyor. Resmi rakamlara göre bile rekorlar kıran işsizlik ve azalan istihdam, ekonomideki daralmanın ve yaşanan krizin çalışan kesimlere ağır faturası ortaya koyuyor. İktidar ise bu ağır ekonomik krize çözüm bulmak yerine, İstanbul’da seçimleri iptal ederek yeni belirsizlikler yaratmanın peşinde.

Ülkemizin gerçek gündemi çöken üretim, rekorlar kıran işsizlik ve hayat pahalılığıdır. Çarşı, pazar yangın yerine dönmüştür. Soğanın kilosu on liraya çıkmış millet kuru soğana muhtaç edilmiştir. Artık Saray’ın kibirli kişisinin kaprisleriyle, dayattığı gündemlerle geçirecek zaman kalmamıştır. İktidar, İstanbul seçimlerinin sonucunu içine sindirmeli, sandıktan çıkan Ekrem İmamoğlu Belediye Başkanlığı koltuğuna bir an önce oturmalıdır. İstanbul seçimlerinin gölgesi ekonomi üzerinden artık kalkmalıdır. Öncelik ekonomi olmalı, artık yanlış hiçbir adım atılmamalıdır.

 

 

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com