Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

MALTEPE’DE YAPILAN YSK KARARINI TANIMAMAKTIR

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplatışında şunları söyledi:

 

İktidar İstanbul’daki sandıktan çıkan sonuçları bir yana bırakıp seçimleri masa başında çalmak için uğraşırken, Türkiye ekonomisi de her geçen gün biraz daha yangın yerine dönüyor.

 

İŞSİZLİKTEKİ ARTIŞ 2009 KRİZİNDEN BU YANA EN YÜKSEK SEVİYEDE

Bugün açıklanan işsizlik rakamları ekonomideki krizin derinliğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermiş vaziyette. 2019 Ocak ayı rakamlarına göre işsizlik oranı son bir yılda 3,9 puan sıçrayarak yüzde 14,7’ye ulaşmış. Yani yüzde 15’e yaklaşmış. 2009 Şubat ayından bu yana bu rakam gördüğümüz en yüksek işsizlik oranı. Unutmayın 2009 Şubatı Türkiye’nin yine krizde olduğu bir yıldı. Ama bir başka bir şey daha, 2009 yılında Türkiye yüzde 4,7 daralmıştı. Yani bu Türk ekonomisinde yüzde 5’e yakın bir daralma olacağının habercisi.

 

BU KADAR ÜRKÜTÜCÜ RAKAMLAR HİÇ GÖRÜLMEDİ

Aynı dönemde resmi işsiz sayımız ise 1 milyon 259 bin kişi artmış. Bu da işsizlik serilerine baktığımızda mevcut serinin rekoru. Yani bir yılda 1 milyon 259 bin kişi artması işsiz sayısının o da bir rekor. Böyle bir sıçramayı ekonominin yüzde 4,5 küçüldüğü 2009 yılında dahi görmemiştik. Son bir yılda, bu da önemli bir gösterge, 872 bin çalışanımız yani işte olan, iş başında olan 872 bin çalışanımız işini kaybetmiş. Bu da mevcut serinin bir başka rekoru. Resmi işsiz sayısı 4 milyon 668 bine çıkmış, 5 milyona yaklaşmış. Ama en geniş haliyle işsiz sayısına baktığımız zaman işte bunda ümidini kaybedenler, mevsimlik çalışanlar, eksik istihdam edilenler, bunların hepsini ilave ettiğimiz zaman işsiz sayısı hep 8 milyona yaklaştı 94 ülke diyorduk. Şimdi artık 8 milyonu da aşmış.  8 milyon 344 bin kişi işsiz. Bu kadar ürkütücü rakamları biz bundan önceki krizlerde hiç görmemiştik.

 

SAYIM BİTİRİLMESİN DİYE ÇABA GÖSTERİYORLAR

Hele hele gençler arasındaki işsizliğe baktığımız zaman tablo korkunç. Unutmayalım ki Türkiye’nin en büyük serveti genç nüfusu. Ama biz bu genç nüfusa iş veremiyoruz. Gençlerde işsizlik oranı son bir yılda yüzde puan olarak söylüyorum 6,8 puan artarak yüzde 26,7’ye sıçramış. Türkiye yangın yeri ama iktidarın aklında sadece İstanbul var. 31 Mart Mahalli İdare seçimlerinin üzerinden 15 gün geçti. 31 Mart gecesi, İstanbul’daki 31 bin 186 sandığın yüzde 98’ini 7 saatte sayanlar, İstanbul’daki sandıkların yeniden sayımını 15 günde bitiremediler. Bunda da biliyorsunuz bir kısmı tam sayım, çoğunluğu da geçersiz oyların sayımı. Bu bize sandıkların yeniden sayımı bitirilmesin diye çok özel çaba gösterildiğini ortaya koyuyor.

 

HUKUKSUZ TALEPLERE MÜSAMAHA CİDDİ SIKINTI KAYNAĞI OLDU

Sandıktan Sayın Ekrem İmamoğlu çıkınca ilkin haksız, hukuksuz, kör itirazlarla geçersiz oyların yeniden sayılmasını istediler yetmedi. Bu sefer bazı ilçelerde oyların tamamının sayılmasını talep ettiler. Biz bu itirazların haksız, hukuksuz olduğunu söyledik. Onlar da karşılığında dediler ki CHP oyların sayılmasını neden istemiyor, neden gerçek ortaya çıkmasın istiyor. Ama Yüksek Seçim Kurulu’nun bazı yerlerde sayımın başlamış olmasını gerekçe göstererek iktidarın bu bağıra bağıra hukuksuz olarak oyları sayın demesine müsamaha göstermesi ve geçmiş kararlarını ve kanunun açık hükümlerini görmezden gelerek bunlara yol vermesi bugün geldiğimiz noktada ciddi sıkıntı kaynağıdır. Bu sayımlar başladı, sayımlar devam ediyordu, baktı ki iktidar geçersiz oyların sayımında da, bazı yerlerde oyların tam sayımında da tablo değişmiyor, Binali Yıldırım bir türlü sandıktan çıkmıyor. İstanbul’un seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu olmaya devam ediyor. Bu sefer İstanbul’da tüm ilçelerde oyların yeniden sayılmasını istediler. Neyse ki Yüksek Seçim Kurulu bu sefer geçmiş kararlarıyla uyumlu olarak bu talebi reddetti.

 

OYLARIN SAYILMASINI ENGELLEMEK İÇİN AKIL ALMAZ YÖNTEMLERE BAŞVURUYORLAR

Bunun üzerine iktidar, Büyükçekmece’deki seçmen listeleri üzerinden yolsuzluk yapıldığına dair bir algı oluşturarak acaba hem Büyükçekmece, hem İstanbul seçimlerini iptal ettirebilir miyim çabası içine girdi. Ancak YSK’nın Maltepe’deki oyların sayımı bitmeden Büyükçekmece’de karar almayacağını söylemesiyle şimdi Büyükçekmece’yle ilgili karar bir yerlerde bekliyor YSK’da. Ama öyle gözüküyor ki Maltepe’deki sayımın geciktirilmesi içinde özel bir çaba sarf ediliyor.  Oyların hızla sayılmasını engellemek için AK Parti ve MHP temsilcileri akıl almaz yollara başvuruyorlar. Hatta işi sayım yerinde, dün değil evveli gün anlatmıştım kavga ve kargaşa yaratma noktasına kadar götürüyorlar. Hakimler de bunları tutanaklara geçirmiş vaziyette.

 

DERTLERİ SÜRECİ UZATMAK

Şimdi soruyorum, 1 Nisan sabahı oylar yeniden sayılsın diye ortalığı birbirine katanlar ne oldu da bu oyların sayılmanı engelliyorlar? Bunların derdinin açıkçası oyların sayılması olmadığı buradan çok net gözüküyor. Maltepe’de hatırlayacaksınız sayım gecikmeye başlamıştı bizim başvurumuz üzerine YSK 11 Nisan’da aldığı bir kararla sayım terminallerini 2’den 12’ye çıkartmıştı. Bu terminallerde oy sayımı devletin hâkiminin ve tüm siyasi partilerin üyelerinin denetim ve gözetiminde yapılıyordu. Ama diyorum, AK Parti’nin ve MHP’nin derdi oyları saydırmak değil, süreci uzatmak. Dolayısıyla da onların seçim kurulundaki temsilcileri oy sayım sürecini aksatmak için dün akşam yeniden çaba içerisindeydiler. Sayım terminallerinin usulüne uygun olarak oluşturulmadığını gerekçe göstererek terminaldeki sayımın durdurulmasını ve yapılmış olan sayımlarında yeniden yapılmasını talep ettiler. Yani 400 küsur sandık açılmış, sayılmış bunu görmezden gelin biz dönelim yeniden bunu sayalım. Derdin üzüm yemek olmadığını, derdin bağcıyı dövmek olduğu açık seçik ortada.

 

BU YAPILAN YSK KARARINI TANIMAMAKTIR

Maltepe İlçe Seçim Kurullarının hakim başkanları aldıkları müşterek kararla AK Parti ve MHP’nin bu taleplerini reddettiler. Bu defa AK Parti’nin YSK’daki temsilcisi, Yüksek Seçim Kurulu’na başvurarak kurul hâkimlerinin müştereken karar alamayacağını gerekçe gösterdi ve buna dayanarak da ilave terminallerde yapılan sayımların iptal edilmesini talep etti. Yine görüyorsunuz bu cansiperane bir vaziyette aman bu oy sayımları bitmesin diye uğraşıyorlar. Sayım değil dertleri tekrar ediyorum. Bunların derdi sayım değil, bunların derdi başka birazdan söyleyeceğim. Bunun üzerine Yüksek Seçim Kurulu aldığı kararla, seçim kurulu başkanı hâkimlerin müşterek karar alması yerine, Maltepe’de her iki seçim kurulunun ayrı ayrı toplanarak karar almasına onay verdi. Ancak oyların sayımının iptal edilerek baştan sayılmış olan oyların baştan yeniden sayılması talebini de reddetti. Ama ilçe seçim kurulları ne yaptı? Bu kararın sadece ilk bölümünü dikkate aldı, YSK’nın neyi reddettiğini hiç dikkate almadan üye tam sayısıyla bir araya gelip ilave terminallerde sayılan oyların sayımının iptaline ve 12 olan terminal sayısının 2’ye düşürülmesine karar verdi. İlçe seçim kurulları YSK’nın kararına rağmen. Bu açıkça YSK’nın almış olduğu kararı tanımamaktır. YSK kararına rağmen bunlar neyin peşindedir?

 

YAŞANANLAR MEMUR ÜYELERİN İKTİDAR PARTİSİYLE HAREKET ETTİĞİNİ GÖSTERİYOR

Karara bakıyoruz nasıl alınmış diye. Memur üyeler AK Partili, MHP’li üyelerle birleşmişler 5’e karşı 2 oyla bu kararı almışlar. İki oy kimden geliyor? Biri kurul başkanı olan hakimden, diğeri de bizden CHP’nin temsilcisi. Şimdi ben burada bir şeyi hatırlatmak istiyorum. Hani hep söylüyorlardı ya oy sandıklarında şöyle yolsuzluk yapıldı, böyle yolsuzluk yapıldı. Sandık kurulları da böyle oluşuyor işte ve burada gördüğünüz gibi memurlar iktidar partileriyle birlikte hareket ediyorlar. Dolayısıyla bugüne kadar öne sürülen sandıklarda şu yapıldı, bu yapıldı, hile yapıldı… Bunların hiçbiri doğru değil. Olsaydı nasıl davranıldığını gösteren bu İlçe Seçim Kurulu kararının alınması sürecindeki üyelerin davranışıdır alınacağını gösteren.

400 SAYILMIŞ SANDIĞI YENİDEN SAYDIRMAYA ÇALIŞMAK İŞİ YOKUŞA SÜRMEKTİR

Şu anda Maltepe’de yeniden sayılması istenen, halihazırda sayılmış sandık sayısı 400 civarındadır. Sayılmış olan 400 sandığı ben bir daha saydıracağım demek işi yokuşa sürmektir. Ve bu AK Partinin ve MHP’nin yani saray ittifakının derdinin oyları saymak, saydırmak, gerçeğin ortaya çıkması olmadığını açık şekilde ortaya koymaktadır. Oyların sayımına başlandıktan sonra sayımın durdurulamayacağına karar veren YSK’dır, bundan önceki süreçte. Nitekim YSK, delilsiz geçersiz oyların yeniden sayılmayacağına dönük kararlarını tam da bu nedenle değiştirmiş, sayım süreci başladığı için İstanbul’da oyların sayımının tamamlanmasına karar vermiştir.

 

İSTANBUL’UN RANTI ÜZERİNDEN SİYASET YAPTILAR, BIRAKMAK İSTEMİYORLAR

Şimdi de biz itirazımızı yaptık. Kurul bugün bizim kararımızı görüşecek. Tabi tüm bunlar şunu açıkça gösteriyor. İktidar oyların sayılmasını istemiyor. İktidarın derdi bugüne kadar rantı üzerinden siyaset yapmaya alıştığı İstanbul’u elinden bırakmamak. İktidarın derdi İstanbul seçimlerini bahane gösterip, milleti oy sayımlarıyla oyalayarak her gün biraz daha derinleşen ekonomik krizi unutturmak. İktidarın derdi devletin çalışanlarına ürettirdiği sahte kağıtlarla, delillerle sandıkta kaybettiği seçimi masa başında çalmak. Ama ben bir kere daha burada huzurlarınızda tekrar etmek istiyorum: “Oy namustur dokundurtmayız. Kazandığımız seçimi de kimseye çaldırtmayız.”

 

İSTANBUL BELEDİYE BAŞKANI İMAMOĞLU’DUR. NOKTA!

İstanbul’un seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu’dur. Nokta.

Artık Yüksek Seçim Kurulu da bu iktidarın şımarıklığına daha fazla yol vermemeli, kanun ve içtihatlar ne diyorsa o yönde karar vermelidir. Biz Türkiye’nin daha fazla yorulmasını istemiyoruz. Uyarılar yapıyoruz, memleketimizin selameti için uyarıyoruz. Bu uyarılarımıza dahi tehdit diyorlar, yıldırmaya çalışıyorlar.

 

BU SÜRECİN YARATTIĞI TAHRİBAT KRİZİ DERİNLEŞTİRİYOR

Ama ben buradan açıkça söyleyeyim, İstanbul seçimlerinin sonuçlarını geciktirmenin ekonomimizin en çok güvene ihtiyaç duyduğu şu günlerde, güven üzerinden yaptığı tahribat çok yüksektir. Ve bu husus krizi daha da derinleştirmektedir. Biz iktidarı uyarıyoruz. Çünkü bizler devlette çalışmış olan insanlarız, belli bir tecrübemiz var. Bu tecrübelerin ışığında diyoruz ki, hata yapmayın, bir an önce şu İstanbul seçimlerini gündemden çekin. Bu tür belirsizliklere artık ekonominin tahammülü kalmamıştır diyoruz. Milletin canını daha fazla yakmayın diyoruz.

Teşekkür ediyorum değerli basın mensupları. Sorularınız varsa alayım, tabi kurum ve isminizi belirterek.

 

Soru- Efendim anlaşıldı ki AK Parti olağanüstü itiraz sürecini de kullanacak ve İstanbul’daki seçimlerin yenilenmesini talep edecek. Buna yönelik CHP’nin hazırladığı argümanlar var mıdır, nelerdir bizimle paylaşır mısınız?

Faik ÖZTRAK- Biraz önce bütün argümanları söyledim. Yani yapılacak olan bu itirazların hukuki olmadığını söylüyoruz. Hukuki dayanağı yok, hem yasalara hem de Yüksek Seçim Kurulu’nun geçmişte almış olduğu kararlara aykırı bir süreçle karşı karşıyayız. Bu sadece ve sadece işi geciktirmeye dönük belki de “yakalarsam bir yerinden acaba İstanbul’da seçimleri iptal ettirebilir miyim” çabasına dönük bir takım yaklaşımlar. Ama bu çok ciddi şekilde ülkeye her alanda yani ekonomide, siyasi belirsizlik bakımından, diğer konularda çok ciddi zararlar veriyor. Onun için bundan biran önce vazgeçilsin ülke gerçek gündemine dönsün istiyoruz.

Belediye başkanları işlerini yapsınlar, hükümet işlerini yapsın. Geçen defa söylemiştim, “Verin şu oyu kardeşinize faizlerle, diğer şeylerle nasıl baş edilir, ekonomik kriz nasıl halledilir göreceksiniz” dediler, ortada hiçbir şey yok. Her gün biraz daha kriz derinleşiyor, 8 milyon 300 bine çıktı işsiz sayısı. Millet verdi oyunu. Bırakın artık şu belediye seçimlerini gelin bakalım memleketin gerçek meselesine.

 

Soru- Efendim hafta sonu Sayın Cumhurbaşkanı, partisinin MKYK ve MYK toplantılarında İstanbul seçiminin iptali ve yenilenmesine yönelik kurduğu bazı cümleler yansıdı. YSK’nın İstanbul’daki seçimleri iptal edeceğini umut ediyorum, bu haliyle kalırsa vicdanlar rahat etmez, seçimlerin yenilenmesi gerekir sözleri vardı. Bu sözleri nasıl değerlendirirsiniz?

Bir de Sayın Mansur Yavaş belediyede ilk toplantısını gerçekleştirmişti. Özellikle belediye bünyesindeki şirketlerin yetkilerinin belediye başkanlığından alınıp 3 meclis üyesine verilmek istenmesi yönünde bir çaba vardı. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Önce birincisine cevap vereyim, yani İstanbul seçimlerinin yenilenmesinin vicdanları neden rahatlatacağını anlayabilmiş değiliz. Aksine İstanbul seçimlerinin yenilenmesinin ve İstanbul halkının, “Sen bizim Büyükşehir Belediye Başkanımızsın” dediği Ekrem İmamoğlu’nun elinden hukuksuz, kanunsuz bir şekilde mazbatasının alınmaya kalkılmasının sadece İstanbul değil tüm Türkiye’nin, tüm milletimizin vicdanında çok derin yaralar açacağını buradan açıkça ifade etmek isterim.

Bir takım rakamlar veriliyor yok 30 binmiş, 13 bin. Bu rakamlarda doğru değil yani. 30 binden falan düşen yok. 24 binden 20 bine düşen var düzeltmeler nedeniyle, maddi hatalar nedeniyle. Yeniden sayım sürecinde de 20 binden 13 bine inen bir fark var. Ama sonuçta fark 13 bin. Yani bu vicdanlara sinmez. Niye sinmiyor? 1 oy farkla da sonuç itibariyle yazıyor orada kim çoğunluğu alırsa, oyların en çoğunu kim alırsa o Büyükşehir Belediye Başkanıdır. 13 bin oy fark var. Hatta 13 binden de fazla.

İkinci soru, yani benim anladığım dün Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi’nde bir kapıp kaçma hikayesi yaşanmış durumda. Sayın Mansur Yavaş, partimizin genel felsefesine ve kendi yaşam anlayışına uygun olarak tüyü bitmedik yetimin hakkını Ankara’da artık yedirmem demiş. Bu konuşması nedeniyle de kendisine teşekkür ediyorum.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

 

HİLEYİ GÜCÜ ELİNDE TUTAN YAPAR

 

(13 Nisan 2019)

 

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Seçimlerin üzerinden tam 13 gün geçti. İstanbul’daki seçim sonuçlarının açıklanması haksız ve hukuksuz itirazlarla geciktirilmiştir. İtiraz hakkını suiistimal ederek geciktirmenin yetersiz kaldığı nokta da ise kaba kuvvet ve kötü sözün devreye girdiğini gördük.

 

Dün Maltepe’de oyların sayılmasını engellemek, oy sayım sürecini yavaşlatmak amacıyla Adalet ve Kalkınma Partililer ile MHP’lilerin oy sayım ortamında kargaşa ve kavga çıkardıkları, oy sayımını engelledikleri devletin hâkimleri tarafından tutanakla tespit edilmiş vaziyette. İşte tutanak burada. Tutanakta diyor ki; “Kargaşa ve kavga ortamı yaratmaları…” Kim? Adalet ve Kalkınma Partisi ile MHP İlçe Başkanları bağırarak, bu şekilde çalışma sistemine karşı olduklarını söyleyerek, tüm personele, kurul başkanlarına, Cumhuriyet Savcılığı’na YSK’ya şikayet edeceklerini bağırarak ve beraberindeki çok sayıda kişilerle birlikte sayım işleminin yapıldığı salona girip çalışma ortamını engellemeleri… olay bu. Tutanakta belirtilmiş.

 

KURUMLAR ÇALIŞMAZSA AÇ KURTLARA GÜN DOĞAR

İlçe seçim kurulu tarafından hazırlanan bu tutanak, sistem ve kurumların çalışmasının neden önemli olduğunu açıkça gösteriyor. Kurumların ve sistemin çalışması zorbalığın önünü keser. Yoksa puslu havaları seven bir takım aç kurtlar, milletin hakkını, hukukunu kapmaya çalışırlar. Bu nedenle 1946’dan bu yana bin bir emekle inşa edilmiş, uğrunda büyük bedeller ödenmiş demokratik sistemimize ve sandığa tasallut etmek isteyenlere, sandığı korumakla görevli kurumların, hukuka sahip çıkarak direnmesi, baskı ve tehditlere boyun eğmeyerek görevini yapması hepimizin beklentisidir. Biz, Yüksek Seçim Kurulu’na tarihi sorumluluğunu millet huzurunda bir defa daha hatırlatıyoruz. Kanunlarımız açıktır. YSK’nın önceki kararları ve içtihatları da ortadadır. Sandıktan çıkan milletin iradesine, kanunlara ve kurallara göre İstanbul’da seçimin galibi Millet İşbirliği’nin ve CHP’nin adayı Ekrem İmamoğlu’dur.

 

HİLEYİ GÜCÜ ELİNDE TUTAN YAPAR

Yüksek Seçim Kurulu süreci haksız, hukuksuz itirazlarla ve yeri geldiğinde zorbalıkla geciktirmeye çalışanlara prim vermemelidir. Devletin kurumlarına sahte kağıt ürettirerek organize suç örgütüne dönüştürmek isteyenlere Kurul yol vermemelidir. Şaibe, organize işler gibi ipe sapa gelmez iddialarla milletin zekâsını ve ferasetini küçümseyenlere bir kere daha şunu hatırlatmak isterim: “Hileyi, gücü elinde tutan yapar.” 17 yıldır iktidarda olacaksın, sonunda da tek kişi parti devleti rejimini kuracaksın, yasamayı, yürütmeyi, yargıyı, medyanın büyük kısmını kontrolün altında tutacaksın, “ülkede tek yetkili ve sorumlu benim” diye konuşacaksın… Sarayın kibirlisinden ve onun ağzı bozuk bekçisinden başka bu ülkede hiç kimsenin bu ülkede hile yapmaya gücü yetmez.

 

MİLLETİN MESAJINI ARTIK KABULLENİN

Onun için bu ipe sapa gelmez iddialarla, milletin aklıyla alay ederek, onun iradesini ve seçimleri çalmaya çalışanlara bizim cevabımız çok açıktır. İstanbul’un seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı Millet İttifakı’nın Adayı Sayın Ekrem İmamoğlu’dur. Bunu hazımsızlık konusu yapanlara açık tavsiyemiz ise milletin mesajını artık kabullenmeleridir. Daha dün; “Sandık demokrasinin namusudur. Sandığı hazırlarız, sandıkta netice alırsan, biz de seni alkışlarız. Ama, sandıkta netice alamıyorsan, başka yollara başvurarak, bu milletin huzurunu kaçırmayın” diyen Sarayın kibirli kişisinin bugün bu olaylar yaşanırken içine düştüğü hal gerçekten içler acısıdır.

 

MİLLETİN ATTIĞI NİKAH YÜZÜĞÜNÜ GURUR MESELESİ YAPMASINLAR

İktidarın sözcüleri milli irade ile nikâh kıydıkları iddiasındadır. O zaman milletin kaldırıp attığı nikâh yüzüğünü artık gurur meselesi yapmasınlar. Millete musallat olup, daha fazla huzursuz etmeyin. Siyasette var olmak istiyorlarsa milletle kavga etmeyi bıraksınlar. Milletin gönlünü yeniden nasıl kazanırız diye şimdiden düşünmeye başlasınlar. Milletimiz başta aş ve iş olmak üzere çok büyük dertlerle boğuşuyor. Milletimiz bu dertlere çözüm bekliyor. Daha 9 ay önce millete “Verin kardeşinize yetkiyi, bu faizle şunla bunla nasıl uğraşılır görün” dediniz, faiz yüzde 22’yi geçti. Tamamlanmış, bitmiş İstanbul seçimini yeniden kaşımak, bununla uğraşmak yerine millete verdiğiniz sözleri tutmaya başlayın. Mutfakta tencereler boş, 8 milyon yurttaşımız işsiz. Millet borç yükü altında inim inim inliyor. Her gece kabuslarında evinin tapusunu, arabasının ruhsatını bankalara kaptırdığını görüyor. Milletin vaktini daha fazla çalmayın, iktidar olarak ekonomik meselelerin çözümüne kafa yorun.

 

PROGRAM DEDİKLERİ, PROGRAM DEĞİL KAĞIT

Hazine ve Maliye Kakanı olan damat, şu anda IMF ve Dünya Bankası toplantıları için Amerika Birleşik Devletleri’nde. Birkaç gün önce açıkladığı, krizin yükünü vatandaşın omzuna yıkacak adımlardan oluşan power-point sunumunu şimdi yurtdışında yapıyormuş. 28 Milyar TL’lik Hazine kağıdını bankalara verecek, çalışanların kıdem tazminatını Fon’a aktaracak bu bu program, bir program bile değil. Bu bir kağıt. Öngördüğünüz şey de kendi çıkardığınız krizin yükünü vatandaşların sırtına bırakmak. Damat Bey, Türkiye’de soruşturma açtığı yabancı yatırımcıları şimdi ülkemize para getirmeleri için ikna etmeye uğraşıyormuş. Ama yabancılar damadı da, damadın performansını da, yaptığı sunumu da beğenmemiş. Yatırımcılar liyakatin, hukukun olmadığı, seçimle gelip seçimle gitmemek için direnen bir iktidarın bulunduğu ülkeye paralarını getirmek istemezler. Paralarını o ülkeye emanet etmezler. Biz bu uyarılarımızı, Sarayın kibirlisi ve şürekası, tıpkı rahip meselesinde olduğu gibi Beyaz Saray karşısında bir kez daha esas duruşa geçmesin diye yapıyoruz. Devlet tecrübemize dayanarak uyarıyoruz.

 

 

SEÇİM BİTTİ, GERÇEK GÜNDEM BOŞ TENCERE

Artık İstanbul seçimleri tamamlanmıştır. Yeniden seçim gibi sorumsuz sözlerle ülkenin ufku daha fazla karartılmamalıdır. Milletin seçtiği İs,tanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçtiği Ekrem İmamoğlu’na mazbatası bir an önce verilmelidir. Ülkemizin gerçek gündemine, boş tencereye hızla dönülmeli, işsizliğe, pahalılığa, yoksulluğa çare aranmaya başlanmalıdır. Kimse unutmasın: Türkiye’de seçimleri ve demokrasiyi tartışmalı hale getirerek ülkenin ufkunu karartanları tarih de milletimiz de affetmeyecektir. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim. İsim ve kurumlarınızla lütfen.

 

 

Soru: Sayın Bahçeli sabah Kızılcahamam’da değerlendirmelerde bulundu. Millet İttifakı dedi ve partinizi kast ederek CHP’nin 11 Büyükşehir Belediyesini kazanmasını Pirus zaferi olarak niteledi. İkincisi YSK HDP’nin Eruh’ta usulsüz seçmen nedeniyle yaptığı itirazı reddetti ama benzer bir itiraz Büyükçekmece’de görüşülmeyi bekliyor. Eruh’a ret geldi ama Büyükçekmece değerlendirilmedi. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu yönde bir karar gelir mi? Bir de yine Sayın Bahçeli kendi oylarını değerlendirirken “İl Genel Meclisi ve Meclis üyeliklerinde bizim oyumuz yüzde 18 ama YSK yüzde 7,4 diyor. Bu haksızlık” dedi. Değerlendirmeniz nedir?

 

Faik Öztrak: YSK’nın ilan ettiği oy oranına göre değil, ben Belediye Meclisleriyle İl Genel Meclisi sonuçlarına bakarım diyor… İsteyen istediği gibi bakar. Yenilen pehlivan güreşe doymaz. İsteyen istediği rakama bakıp sonuç çıkarabilir. Ama burada bir gerçek var. Bundan önceki yerel yönetim seçimlerinde ülkemiz nüfusunun yüzde 25’inin yaşadığı Büyükşehirlerde hizmet veren CHP’ye milletimiz şimdi toplam nüfusumuzun yüzde 45’inin yaşadığı Büyükşehirleri emanet etmiştir. Gerçek budur. Onun dışındakiler kendi değerlendirmeleridir.

Pirus Zaferi meselesine gelince, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı olan Cumhurbaşkanıyla benzer bir söylem. Yani bizim belediye başkanlarımızı çalıştırmayacaklarını mı söylüyorlar? Hiç merak etmeyin. Millet onları oraya getirdiyse onların ellerini tutarlarsa, bundan sonraki seçimde gereken cezayı keser.

Diğer sorunuz hakkında da burada karar sürekli gecikiyor. Aslında YSK’nın daha önceki itirazlardaki kararlarına baktığınızda verilecek karar açık seçik ortada. Ama benim anladığım kadarıyla, YSK’daki iktidar temsilcisinin de talepleriyle kara alma süreci yok İstanbul’da mazbata tamamlansın, yok şu olsun yok bu olsun diyerek sürekli uzatılıyor. Ama bu uzadıkça da tedirginlik artıyor.

Sadece siyasi ve sosyal tedirginlik değil ekonomik olarak da tedirginlik artıyor. Bakın işte faizleri söyledim, diğer göstergelere bakın. Biz bunları söylediğimizde yabancıların söylediğini söylüyor diyorlar. Hayır efendim, biz yabancıların söylediğini söylemiyoruz. Ben bu ülkenin en derin krizlerinden birini Hazine Müsteşarı olarak yönetmiş bir kişiyim. Tecrübelerime dayanarak söylüyorum ve uyarıyorum. Yapmayın bunu. Millete yazıktır. Ne milletin ne işletmelerin ne çalışanların ne köylünün ne çiftçinin ne esnafın bu işleri taşıyacak gücü kaldı. Bir an önce gündemimize dönelim.

 

MESELE ARTIK TÜRKİYE MESELESİDİR: DEMOKRASİ Mİ TOTALİTER REJİM Mİ?

 

(12 NİSAN 2019)

 

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Türkiye – Avrupa futbolunun sinyoru Can Bartu’yu kaybettik. Can Bartu hem basketbolda, hem futbolda ülkemizi temsil etmiş bir sporcu. Can Bartu’ya Allah’tan rahmet diliyorum. Ailesine, Fenerbahçe camiasına da sabırlar diliyorum. Yine dün Fransa 24 Nisan’ı sözde Ermeni soykırımını anma günü ilan etti. Bu tabi kabul edilebilir bir husus değildir. Tarihçilerin karar vermesi gereken yine Fransa’daki hukuk camiasının da benim bu söylediğim görüşü paylaştığı bir ortamda, Fransa’nın Cumhurbaşkanının hukuku bir yana iterek böyle girişimde bulunmasını kınıyoruz.

 

DELİL YOKSA DELİL ÜRETİN DİYORLAR

3 Nisan’da Dolmabahçe’de düğmesine basılan “seçimleri çalma operasyonu” tüm hızıyla devam ediyor. İktidar partisinin Büyükçekmece’de seçimlerin iptalini istemesiyle başlayan kumpas, devletin mülkiye müfettişleri ve polislerine toplatılan malzemelerle, tutanaklarla ete kemiğe büründürülmeye çalışılıyor. Büyükçekmece’den gelen son haberlere göre yeterli sayıda delil toplayamıyorsanız, delil üretin denmiş. Yani masa başında tutanak üreteceklermiş. Hedef ne? Hedef, Büyükçekmece’de kesinleşmiş seçmen listelerini kullanarak İstanbul’da seçimleri iptal ettirmek.

 

NİKAH KIYILDI, ARTIK İTİRAZ YASAL DEĞİL

Seçmen listeleri kanuna göre seçimden önce askıya çıkmış, itiraz süreci sonunda da YSK tarafından kesinleştirilmiştir. YSK, tüm partilere ve vatandaşlara seçime geçmeden önce bu listelere bir itirazınız var mıdır, yok mudur diye sormuştur.  Kimseden itiraz gelmeyince de nikahı kıymıştır. İktidarın ayrıca kesinleşmiş sandık kurulları üzerinden de yeni bir İstanbul itirazına hazırladığını basında görüyoruz. Burada da devlet memurları kullanılıyormuş. Yine hatırlatıyorum, YSK sandık kurullarında da milletimize dönmüş, partilere dönmüş sandık kurullarına itirazı olan var mı, yok mu diye sormuştur. Burada da yapılacak olan itirazlar artık yasal değildir. Tekrar ediyorum; nikahtan sonra yapılacak olan itirazlar oyunbozanlıktır, mızıkçılıktır.

SEÇİM ÇALMAK İÇİN DÖŞENEN MAYINLAR

Burada dikkatlerinizi çekmek istediğim çok önemli bir husus daha var. YSK’nın seçim takvimine göre süreç 1 Ocak’ta başlamış 31 Mart’ta da bitmiştir. İktidarın memurlarının kumpas dosyasına koydukları usulsüzlükleri 3 ayda tespit edememişken 5 – 6 günde bunları nasıl tespit edebildiği de önemli bir husustur. 3 ayda bulamışsın, bir haftadan az bir sürede bu usulsüzlükleri tespit ediyorsun. Daha önce söyledim bir daha tekrarlıyorum. Anlaşılan, birilerinin seçimi çalmak için daha önce döşediği mayınlar o gün elde kalınca, bugün kumpas malzemesi olarak kullanılmak istenmektedir.

 

YSK ÜZERİNDE İKTİDARIN BASKISI VAR

Unutulmasın seçimlerde hileyi elinde güç olanlar yapar. Tekrar ediyorum; nikahtan önce yapılmayan itirazın, nikahtan sonra yapılması hukuksuzluktur. Nikahı ancak eşlerden biri bozar. YSK’nın geçmiş kararları ve hukuk ortadadır. YSK’nın 2014’te aldığı Iğdır kararı, tam da bunu söylemektedir: “Kesinleşmiş seçmen kütüklerindeki yolsuzluklara dayanarak seçimin iptali istenemez.” Karar burada çok açık. 2014 yılında alınan karar. Buna rağmen YSK’nın önüne gelen bu kumpas dosyasını görüşmeyi olağandışı bir biçimde sürekli olarak ertelemesi soru işaretlerine neden olmaktadır, tedirginlik yaratmaktadır. YSK üzerinde iktidarın çok ciddi bir baskısı olduğu anlaşılmaktadır.

 

ŞEREFLİ TÜRK YARGIÇLARINI ETKİLEMEYECEĞİNE İNANMAK İSTİYORUZ

Nitekim, iktidarın saltanat kayığı olan yandaş gazetelerde YSK üyelerinin boy boy resimleri teşhir edilmiştir. Ben bu medyayı uyarıyorum, en son bu iş yapıldığında Danıştay’da kan dökülmüştür. Bu yayınlarla kimler hedef tahtasına oturtulmak istenmektedir? Bu ne kepazeliktir? Biz bu tehditlerin şerefli Türk yargıçlarına etki yapmayacağına, onları korkutmayacağına inanmak istiyoruz. İktidarın, devlet görevlilerine kağıt ürettirip, sandıktan çıkan sonucu itibarsızlaştırarak, İstanbul’da kaybettiği seçimleri masa başında iptal ettirme, çalma operasyonuna hiçbir şekilde izin verilmemelidir.

 

YSK’NIN SORUMLULUĞU TARİHİDİR

Hakimlerin ve hukukun güvencesi altında yapılan seçimlerin sonuçlarının kumpasla çalınmasına hukukun izin vermeyeceğine, yargıçların izin vermeyeceğine inanmak istiyoruz. YSK’nın önünde Türk demokrasisi ve hukuk devleti açısından tarihi bir sorumluluk vardır. Şunu hatırlatmak isterim; Bu itiraz ve ertelemelerle Türkiye çok kıymetli bir vakti kaybetmektedir. Bu vakit kaybının bedelini hep birlikte ödüyoruz.

 

YATIRIMCILARA ANLATTIKLARI İTİBAR GÖRMEZ

İstanbul seçimlerinin yılan hikayesine dönmesi, ekonomisi durgunluğa giren, yurttaşları pahalılık ve işsizlikle boğuşan, ülkemizde ihtiyaç duyulan ciddi bir ekonomik programın açıklamasının da ertelenmesine neden olmaktadır. Dün değil evveli gün açıklanan bir program falan değildir.

Diğer taraftan Dünya Bankası ve IMF’nin yıllık toplantıları nedeniyle yurtdışında bulunan heyetlerin yatırımcılarla yapacakları görüşmelerde anlatacakları hususlar itibar görmeyecektir. Çünkü onlar şuan itibariyle, seçimle gelenin seçimle gidip gitmeyeceği konusunda kuşku olan, hukuk devletinin önemli ölçüde yıprandığı bir ülkenin temsilcileridir. Bu nedenle de anlatacakları hikayeler yatırımcılara gereken güveni vermekten çok uzak olacaktır.

 

MESELE ARTIK TÜRKİYE MESELESİDİR: DEMOKRASİ Mİ TOTALİTER REJİM Mİ?

Bunun sonucu ise milletimizin tenceresinin ve cebinin daha da boşalması olacaktır. Dolayısıyla İstanbul seçimleri sadece demokrasi ve hukuk devleti açısından önemli değildir. İstanbul kararı vatandaşlarımızın, çocuklarımızın, torunlarımızın aşını, işini ve geleceğini de etkileyecektir. Zaten piyasalardaki tedirginlikte yavaş yavaş göze batmaya başlamıştır.

Mesele, artık İmamoğlu veya CHP meselesi, millet ittifakı meselesi olmaktan çıkmıştır. Türkiye seçimle gelenlerin seçimle gittiği bir demokrasi midir, yoksa koltuğa oturanın bir daha kalkmadığı totaliter bir rejim midir? YSK yargıçları şimdi bunun kararını vereceklerdir.

Tekrar ediyorum, tarihi bir süreç yaşıyoruz. Bu süreçte sorumluluk sahibi olan herkes, tarihe nasıl geçmek istiyorsa öyle davranmalıdır. Teşekkür ediyorum.

YSK’NIN ERTELEME KARARI, ÜZERİNDEKİ AĞIR BASKIYI GÖSTERİYOR

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak’ın YSK’nın Büyükçekmece kararını ertelemesiyle ilgili yazılı açıklaması şöyle:

(11 Nisan 2019)
“Yüksek Seçim Kurulu, iktidarın Büyükçekmece’yle ilgili itiraz başvurusunun görüşmesini ertelemiştir. 
YSK tarafından alınan bu karar, Kurul’un ağır baskı altında olduğunu bir kez daha göstermektedir. 
İktidar, sandıkta kaybettiği İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini masada çalabilmek için bir kumpas planını uygulamaktadır. 
Bu erteleme kararı, söz konusu kumpas dosyasının tamamlaması için iktidara zaman kazandırmayı amaçlamaktadır.
Alınan bu erteleme kararıyla, ülkemiz demokrasisine ve hukuk devletine verilen hasar giderek büyümektedir.”

YSK’NIN KARARI TÜRK DEMOKRASİSİNİN GELECEĞİNİ BELİRLEYECEK

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

İstanbul’da Yüksek Seçim Kurulu’nun göz yummasıyla başlayan aslında delilsiz ve kör itirazlara dayanan hukuk dışı geçersiz oyları yeniden sayma, yine bazı sandıkların tamamının yeniden sayılmasıyla ilgili süreç sona doğru yaklaşıyor. 1 Nisan’da İstanbul İl Seçim Kurulu’nun birleştirme tutanağının altında seçimin kazananı Ekrem İmamoğlu yazıyordu. Tüm bu sayımların sonunda yine Ekrem İmamoğlu seçimi önde götürüyor. Sona doğru yaklaştığımızda oy farkı, kendisine en yakın adayla olan oy farkı 14 bin civarında.

 

ORGANİZE İŞLER SENARYOSUNU DEVREYE SOKTULAR

Bir başka ifadeyle İstanbul’daki seçmenlerin yüzde 49’una yakını biz Büyükşehir Belediye Başkanı olarak Ekrem İmamoğlu’nu görmek istiyoruz demiş. Yüzde 49 oy İstanbul Büyükşehir Belediyesinin tarihinde baktım görebildiğim kadarıyla rekor. Bundan daha yüksek oy alan yok. Aslında Anadolu Ajansı’nın ağır manipülasyonlarını yaptığı ilk beş saatin dışında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu bu yarışı hep önde götürdü. Şimdi hukuksuz yeniden saydırma girişimlerinin de sonucu değiştirmeyeceğini gören mızıkçı iktidar, 1 Nisan’dan beri ağzında gevelediği “Organize İşler Senaryosunu” devreye soktu ve seçimi çalmak için düğmeye bastı.

 

1 NİSAN’DA BAKANLARLA YAPILAN TOPLANTIYLA BAŞLADI

Bende bir organize işler yoluyla seçimi çalma şeması hazırladım bugün sizlerle onu paylaşmak istiyorum. Bu seçim çalma organizasyonu, tarih tarih ne nerede başladı, ne oldu, ne bitti burada gösteriyoruz. 1 Nisan’da başlıyoruz. Daha öncesi de var bu Anadolu Ajansı’nın manipülasyonu falan ama onlara girmeyeceğim. Sayın Yıldırım’ın kendisini 4 bin oy farkla İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ilan etmesi gibi şeyleri geçiyoruz. Artık seçimi Ekrem İmamoğlu’nun kazandığı belli oldu İstanbul’da. Ondan sonra ilginç bir şekilde önce AK Parti’nin İstanbul İl Başkanlığı’nda AK Parti’nin Büyükşehir Belediye Başkan Adayı bazı Bakanlarla bir toplantı yaptı. Normalde kendisi Büyükşehir Belediye Başkan Adayı, itirazlar süreci gelecek, şu olacak, bu olacak, bu süreçte tarafsız olması gereken bakanlarla neyin toplantısını yaptı hem de AK Partinin İstanbul il binasında. Ve bir baktık hemen bundan sonra yandaş medya İstanbul seçimlerinde büyük usulsüzlükler olduğuna dair bir kampanya başlattılar.

 

KUMPASIN DÜĞMESİNE DOLMABAHÇE’DE BASILDI

2 Nisan tarihinde, AK Parti’nin delilsiz, kör itirazlarına rağmen ilçelerde geçersiz oyların sayımına başlandı.  Bu sayımların yapılması hukuksuz olmasına rağmen, YSK’nın geçmişteki içtihatlarına aykırı olmasına rağmen, bir ölçüde yasalara da aykırı olmasına rağmen bu işlere göz yummasıyla, siz sayın demesiyle devam etti. Bu sayımlar yapılırken Adalet Bakanlığı bir araştırma kapsamında, sandıklarda görev alan memur ve tüm üyeler, veri girişi yapan ve oy çuvallarını teslim alan tüm görevlilerin listelerini ve kimlik bilgilerini istemek üzere muhaberat polislerini ilçe seçim kurullarına göndermeye başladı. Biz de buna itiraz ettik, YSK’ya yazı yazdık.

3 Nisan’da bu sefer Dolmabahçe’de AK Parti Genel Başkanı, AK Parti Yöneticileri, Binali Yıldırım ve Bakanlar bir araya geldi. Aslında 1 Nisan’da AK Partinin Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Erdoğan kaybettiklerini anlamıştı ve kazandıkları belediye sayısının içine İstanbul’u sokmamıştı. Ama Dolmabahçe’de yapılan bu toplantıdan sonra öyle anlaşılıyor ki bir kumpasın düğmesine basıldı.

 

O SOYADI HANGİ PARTİYE MENSUP GİBİ DURUYOR

Hemen ertesi gün İçişleri Bakanlığı’nın Mülkiye Müfettişleri İlçe Seçim Kurulu’ndan Büyükçekmece’de Mahalli İdareler Genel Seçimlerinde kesinleşmiş seçmen listelerini istedi. Yani İçişleri Bakanlığına bağlı Mülkiye Müfettişleri, Büyükçekmece’de göründüler. Bunun gerekçesi İçişleri Bakanlığının Nüfus İşleri Müdürlüğünde yürüttüğü bir usulsüzlükle ilgili idari soruşturmaydı. Daha sonra gördük ki bu soruşturma, AK Parti’nin YSK’ya Büyükçekmece’de seçimlerin iptali ve yenilenmesiyle ilgili yapmış olduğu başvuruda dayanak teşkil ediyor.

Defalarca bunları anlattık ama bir daha anlatmakta, ne olduğunu görmekte yarar var. Bu soruşturma kapsamında 18 Ocakta iddia edilen bu usulsüzlükleri yapmakla suçlanan Mehmet Özgür Samanlı tutuklanmıştı. Herkes de bu Mehmet Özgür Samanlı’dan bahsediyor. Diyorlar ki, bu belediyeden geldi geçici personel olarak buraya. 2017’de gelmiş. Kimin talebiyle gelmiş? Valinin talebiyle ve kaymakamın onayıyla gelmiş. Şimdi hep bu konuşuluyor. Ama orada bir kişi daha var bütün bu iddia edilen usulsüzlüklerin döndüğü Nüfus Müdürlüğü’nün müdürü. Hiç kimse bunu konuşmuyor. Şimdi ben önce dün seçimleri kaybeden geçmiş olsun diyorum kendisine Büyükçekmece AK Parti adayına bir sormak istiyorum.

Bu Nüfus Müdürünün soyadı Mutlu… Bu soyadı hangi partiye mensupmuş gibi duruyor? Biraz daha açalım, buradaki Nüfus Müdürünü adı Mehmet Mutlu. Kendisinin Rize’nin Güneysu ilçesinden olduğu söyleniyor. Bu müdürle ilgili benim aldığım bilgilere göre yanında çalışan personelle ilgili bu kadar yolsuzluk iddiası varken hiçbir idari soruşturma yok. En basit bir görevi ihmal sorgulaması dahi yok. Bu müdürün acaba çok yükseklerde birileriyle akrabalığımı var? Bu soruları ben İçişleri Bakanı’na soruyorum.

 

BAKANLARIN ELLERİNİN OY ÇUVALLARINDA İŞİ NE

Ve atanmış İçişleri ve Adalet Bakanlarına sorularım devam ediyor. Seçim halen devam ederken, seçimi yürütenler üzerinde psikolojik baskı kuracak bu soruşturmaların nedeni ne? Oylar sayılırken bu bakanların oy çuvallarının içinde ellerinin işi ne? Bakın bu soruyu ben Nisan’ın 4’ünde sordum. Devam ediyorum…

Tarih 7 Nisan 2019. AK Parti Büyükçekmece’de seçmen listelerinde usulsüzlük gerekçesiyle seçimin iptalini ve İstanbul’un kalan 38 ilçesinde de oyların yeniden sayılmasını YSK’dan talep etti. 8 Nisan’da, AK Parti Genel Başkanı Sayın Erdoğan, Rusya’ya giderken 13-14 bin oy farkının İstanbul Büyükşehir Belediyesini yönetmek için yetmeyeceğini açıklıyor. Yani bir anlamda seçimlerin yenilenmesine, mevcut seçimlerin iptal edilmesine icazet veriyor. Bu İstanbul’da seçimlerin iptal edilmesinin talep edileceğinin ilk işareti. Ama aynı gün YSK, AK Parti’nin 38 ilçede oyların tamamının yeniden sayılması talebini reddediyor. Uzunca bir müddet hukuksuz itirazlara göz yuman YSK ilk defa burada geçmişteki içtihatlarına bağlı kalıyor.

 

YA BELGELERİN YETERSİZ OLDUĞUNU ANLADILAR YA KENDİLERİNE GÜVENEMEDİLER

Aynı gün AK Parti temsilcisi vermiş oldukları Büyükçekmece’de seçimin yenilenmesi talebini ise geri çekiyorlar. Bana itiraz ettiler, geri çekme yok falan filan. Şimdi sonra ardından olağanüstü başvuru çerçevesinde yeniden Büyükçekmece nereden geldi geri çekilen bir şey yoksa? Dolayısıyla bu konu YSK gündeminde yok. Niye geri çekiyorlar? Muhtemelen ellerindeki belgelerin yetersiz olduğuna dair birileri bir inceleme yaptı biz bunlarla sizin istediğiniz kararı vermekte çok zorlanırız dedi herhalde ya kendileri güvenemediler.

 

BU HUKUKSUZLUĞUN DANİSKASIDIR

Yine 9 Nisan’da, Büyükçekmece’yi polisler bastı. Ev ev dolaşarak taşıma seçmen tutanakları toplamaya başladılar. Bu hukuksuzluğun daniskasıdır arkadaşlar. Aynı gün Devlet Bahçeli ilk defa o da seçim yenilensin dedi o da icazet verdi. AK Parti Büyükçekmece’de bu defa -Hasan Akgün mazbatasını almıştı, Büyükçekmece Belediye Başkanımız- seçmen listelerinde yolsuzluk iddiasıyla olağanüstü itirazda bulundu. AK Parti YSK temsilcisinin bu süreçte sık sık telefonla İçişleri ve Adalet Bakanlarıyla konuştuğu görülüyor. Şimdi diyebilirsiniz ki konuşsun aynı partideler. Olmaz arkadaşlar. Bizim seçim kurulu temsilcimiz partideki Seçimden Sorumlu Hukuk İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımızla görüştü. Diğeri gücü elinde tutan, yargıya tesir etme imkanı olan, polisi elinde tutan bakanlarla görüşüyor. Neyin nesi bu? Yani bu şunu gösteriyor, iktidar partisi bizlerle eşit şartlarda seçime girmesi gereken iktidar partisi bir itiraz dosyası hazırlarken devletin polisi, devletin Adalet Bakanı herkes yardımcı oluyor. Buna delil yetiştirmek için, bu talebi ete kemiğe büründürmek için uğraşıyor. Yani bu ne biçim bir seçim adaleti bunu anlamak mümkün değil.

 

SANDIKTA KAYBETTİKLERİ İSTANBUL’U MASADA ALMAK İSTİYORLAR

Şu anda duyduğum kadarıyla Büyükçekmece’de hala azalmakla birlikte polisler dolaşıyor. YSK’da AK Parti’nin Büyükçekmece talebini işlerinin yoğunluğu gerekçesiyle iki gündür görüşmüyor. Bakalım bugün görüşecekler mi? Tablo son derece açık. Saray ve sarayın bekçisi sandıkta kaybettikleri İstanbul’u, FETÖ tipi bir kumpasla; şaibe var, hukuksuzluk var diyerek masada geri alma harekâtının önünü açmışlardır. YSK’ya yapılan olağanüstü itirazın hukuki kılıfı Büyükçekmece’de taşıma oyla ilgili usulsüzlük iddialarıdır. Bu gerekçeyle de YSK’ya olağanüstü itirazda bulunulmuştur.

 

ELİMİZDE VATANDAŞLARIN DİLEKÇELERİ VAR

Şimdi bu polis bu toplamaları yaparken biz de boş durmadık. Bizim elimizde de vatandaşların bu toplamalar sırasında, bu tutanak talepleri sırasında karşılaştıkları trajikomik olaylarla ilgili dilekçeler var. Şimdi bu dilekçeler tabi kendi imzalarıyla kaleme alınmış. Bu tutanaklarda neler yok ki. 14 yaşındaki çocuklara anne babasının evde oturup oturmadığına dair tutanak imzalatmaya kalkmışlar. Millet yaşlı ana-babasını yanına getirmiş, kendi evine almış, o yaşlı ana-baba bu evde oturuyor mu oturmuyor mu diye polis defalarca gelip soruyor. Bir şeyler imzalatıyorlar, vatandaş ürküyor imzalıyor ama biz sonra ne imzaladık diye bunlara bakmak istiyorlar, tutanakların bir örneği vatandaşlara da verilmiyor. Neye imza atıldığı bilinmiyor. Ne toplanmaya çalışıyor insanlar anlamıyor. Hatta polisler polisleri şikayet ediyor. Bizim eve de bizim arkadaşlar birkaç defa geldi diyorlar. Aslında bunu yapan polisler hayatlarından hiç memnun değiller.

 

LİSTELER KESİNLEŞTİKTEN SONRA İTİRAZ ÇIKARTMAK MÜMKÜN DEĞİL

Bu arada ben dün basın toplantısı yapmadım, polis teşkilatının kuruluş yıldönümüydü. Bu ülkenin, hepimizin güvenliği için fedakârene hizmet yapan polislerimizin, mensup oldukları polis teşkilatının kuruluş yıldönümünü bende kutluyorum. Sadece kutlamakla kalmıyorum aynı zamanda seçimler sırasında taahhüt ettiğimiz 3600 ek gösterge başta olmak üzere özlük haklarıyla ilgili düzeltmelerin takipçisi olacağımızı ve yine birazdan değineceğim, iktidar tarafından açıklanan reform eylem planı içinde de bu düzenlemeyi görmediğimizi burada söylemek istiyorum. Yani yapısal dönüşüm adımları dedikleri adımların altında 3600 ek gösterge vermeyi taahhüt ettikleri meslek gruplarıyla ilgili herhangi bir düzenleme yok. Emeklilikte Yaşa Takılanlar hiç yok. Bunlara biraz sonra değineceğim.

Peki, ne hedefleniyor buruda bu kadar insanlar baskı altında? Açık söyleyeyim bu tutanak itirazlarına seçimlerin sonucunu etkileyecek kadar taşıma seçmen var diye tutanak eklemek istiyorlar ama bu da mümkün olmuyor. Bir daha tekrarlamak istiyorum. Ülkemizde seçimler hâkim güvencesinde ama siyasi partilerin de gözetim ve denetiminde yapılır. Bu listeler asılmış, partiler görevlerini yapmışlar, itirazlarını yapmışlar, biz de yapmışız, diğer partiler de yapmışlar sonunda YSK bu listeleri kesinleştirmiş. Şimdi bu listeler kesinleştikten sonra bu listeler üzerinden bir itiraz çıkartmak mümkün değildir. YSK’nın bundan önce almış olduğu kararlar var. Somut delillere dayanılmadan yapılan itirazlar karşısında, geçmiş içtihatlarını yok sayan kararlarındaki hataya ben bu defa düşmemelerini bekliyorum.

 

SEÇİMİN İPTALİNİ TALEP ETMEK HUKUKEN İMKANSIZ

2014 yılında YSK “sandık seçmen listelerinin, itiraz üzerine, yeniden ele alınamayacağına” karar vermiş. Hatta aynı kararında “kesinleşmiş seçmen kütüklerindeki yolsuzluklara dayanılarak mazbatanın veya seçimin iptali istenemez” demiş. Seçimden önce askıya çıkmış, itiraz süreci sonunda YSK tarafından kesinleştirilen seçmen listelerine ilişkin bir yolsuzluk gerekçesiyle seçimin iptalini talep etmek hukuken de mümkün değil. Bunun önü açılırsa o zaman bundan önce yapılan tüm seçimlere de itiraz mümkün hale gelir. Bu tabi böyle bir tartışmaya girmenin kaybedeni de Türk demokrasisi olur.

 

YSK’NIN ALACAĞI KARAR TÜRK DEMOKRASİSİNİN GELECEĞİNİ BELİRLEYECEK

Yargı bu kumpasın FETÖ tipi, geçmişteki FETÖ tipi kumpaslarının neden olduğu gibi bir defa daha hukuk devletini, demokrasiyi yerle bir etmesine izin vermemelidir. Bu nedenle de YSK’nın alacağı karar tarihidir. Bu karar Türk demokrasisinin geleceğini belirleyecektir.

 

BU ÜLKENİN HUKUK DEVLETİ OLUP OLMADIĞINI GÖSTERECEK

Dün bu ülkede yaşanan krize derman olacağı gerekçesiyle bir ekonomik program açıklandı. Bu ekonomik programın adı da yapısal dönüşüm adımlarıydı. Şimdi baktığımız zaman bugün bu programı konuşan yok. Herkes neyi konuşuyor? İstanbul seçimlerini konuşuyor. İstanbul seçimlerinin konuşulmasının bir nedeni var ekonomiyle de ilgili. Türkiye’de yatırım yapan insanlar şunu merak ediyorlar, Türkiye’deki iktidar sandıktan çıkan iradeye saygılı mıdır? Yani sandıktan çıkan iradeye saygı göstererek kendisinin elinde olan bir takım makamları sorunsuz devredebilecek midir, devredemeyecek midir? Bu tüm yatırımcılar için bu ülkenin hukuk devleti olup olmadığını, ilerde bu ülkede herhangi bir sıkıntıya düştükleri zaman haklarını bağımsız yargıda arayıp arayamayacaklarının göstergesi. Yani yatırım yapalım mı, yapmayalım mı kararını buna bakarak verecektir.

 

PROGRAM GÜVENSİZ BİR ORTAMIN İÇİNE DOĞDU

Dolayısıyla dün açıklanan program aslında böyle bir programı güvenilmez hale getiren bir ortam içine doğdu. Normalde bu seçimle ilgili tartışmaların biran önce bitirilmesi ardından da açıklanması gerekirdi. Ama yapmadılar, görüyorsunuz neticeyi.

 

PLAN HAZIRLAYAMAYAN İKTİDAR

Geçmişte ben bu tür paket ve programları çok hazırlamış biriyim. Bir kere önce şunu söyleyeyim, ülkenin hala daha bir planı yoktur. Yani 5 yıllık bir kalkınma planı Anayasada yer almasına rağmen hala bir kalkınma planımız yoktur. Bu da hem bütçeyi, hem diğer çalışmaları sakatlamaktadır hukuken. Bir plan hazırlayamayan bir iktidar önce bir yeni ekonomi programı diye bir şey hazırladı, ondan sonra yeni ekonomi yaklaşımı dedi, ondan sonra onun üstüne yeni ekonomi programını oturttu şimdi de yapısal dönüşüm adımları.

 

“ADIM” DEDİKLERİ TEMENNİ VE BELİRSİZ PROJELER

Yapısal dönüşüm adımları dediğiniz zaman adımlardan bahsediyorsanız bunlar tedbirdir. Bakın hep beraber hatırlayalım, Türkiye 2002 yılında krize girdiğinde ilk işe başlarken Meclis’ten her gün bir tane yasa çıkarılması öngören şekilde başlamıştık. Neden? Çünkü beklentileri değiştirmek istiyorduk. Şimdi ben buna bakıyorum, burada adım dedikleri şeyler bir kısmı temenniler, bir kısmı çok böyle parıltılı adları olan bir takım projeler ama ne olduğu altına girdiğiniz zaman hangi tedbirlerle bu projeler gerçekleşecek belli değil. O zaman bununla sizin ya bunlar taahhüt ettiler yapıyorlar dedirtecek bir durumunuz yok. Siz yasada yer alan planı da çıkartmamışsınız. Siz hangi taahhüdünüzü yerine getireceksiniz?

 

KRİZİN YÜKÜ MİLLETİN SIRTINA YIKILIYOR

Ama gördüğüm bir şey var. Burada yazılanlar şunu gösteriyor: Türkiye’de finans sektörünün bu seçim sürecinde ve daha önceki krizde ciddi sıkıntıları olmuş. Şimdi diyorlar ki, kamu bankalarına 28 milyar Türk Lirası tutarında devlet tahvili vereceğiz. Niye? Sermayelerini desteklemek için. Bu ne demek biliyor musunuz? Bu kamu bankalarında yandaşların kredileri batmış şimdi bu zararı karşılamak için devlet tahvili veriyorlar. Devlet tahvilini kim ödüyor? Hazine ödüyor vadesi gelince. Neyle ödüyor? Sizin, bizim verdiğimiz vergilerle ödüyor, vatandaşın verdiği vergilerle. Dolayısıyla bu krizin yükü yapılan hatalar nedeniyle ortaya çıkan bu krizin yükü buradan milletin sırtına yıkılmıştır.

 

ÇALIŞANLARIN GÖRÜŞÜ ALINMADAN KIDEM TAZMİNATI ADIMI YANLIŞ

Ama bu da yetmemiş. Yetmeyince ne yapılmış? Kıdem tazminatına el atılmış. Kıdem tazminatı konusunda tüm çalışan kesimlerimiz son derece hassastır. Çalışanların işten atılmasını kolaylaştıracak bir takım düzenlemeler, kıdem tazminatlarını alma konusunda sıkıntılar yaratacak bir takım düzenlemeler konusunda çalışan kesimlerin onayı alınmadan sadece çözüm ortakları dediği iş alemiyle bu metnin yazılması da son derece yanlış olmuştur. Aynı zamanda bu husus yine bu krizin yükünün çalışan kesimlerin sırtına yükleneceğini açık seçik göstermektedir.

 

DOĞRU DÜZGÜN BİR ŞEY HAZIRLAYIN

Şunun altını bir kez daha çizeyim. Bir bütçe disiplininden bahsediliyor. Yani bakınız, Ocak – Şubat aylarına ilişkin bütçe verilerine baktığınız zaman bütçe açığı önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 5 bin 727 artmış arkadaşlar. Yani telaffuzu bile zor. Vergi gelirleri sadece yüzde 8 artarken faiz hariç harcamalar yüzde 44 artmış. Peki nasıl dengelemiş bu bütçeyi? Merkez Bankası’nın daha sonraki aylarda bütçeye ödeyeceği temettüleri baştan tahsil ederek. Şimdi diyor ki, 44 milyarlık bütçede bir tasarrufu zaten o tedbirleri almıştık şimdi ilave olarak bunu 70’e tamamlayacağız. Açık söyleyeyim, 44’ü buysa bunun 70’i ne olacak? Bütçe disiplini falan diye bir şey yok. Tekrar uyarıyorum, doğru düzgün bir şeyler hazırlayın beklentileri değiştirecek, yeterince radikal. Yani fiyatları düşürmeyi götürmüşler sadece tarımsal üretimi artırmaya bağlamışlar. Tarımsal üretimin fiyatlar üzerindeki tabi doğrudan vatandaşın günlük hayatını etkileyen özel bir önemi var. Ama Türkiye’deki fiyatların yükselmesi sadece bu değil ki. Ben sorarım 28 milyarlık devlet tahvilini sermaye diye kamu bankalarına verdiğiniz zaman bu para politikasını nasıl etkileyecek? Hiç mi etkisi olmayacak? Bunun enflasyona etkisi ne olacak?

 

GÖMLEĞİN İLİKLENECEK İLK DÜĞMESİ LİYAKAT: DAMADI GÖREVDEN ALIN

Ben açık söyleyeyim, bu tür şeylerle sadece işi daha zorlaştırırsınız, krizin içinden çıkmayı daha da güçleştirirsiniz. Ben biraz ciddiyet diyorum. Ve ben söyleyeyim, işler doğru gitsin diyorsanız gömleğin iliklenecek ilk düğmesi liyakattir. Türkiye’de artık liyakate önem verileceğini göstermek için de ekonominin başından Cumhurbaşkanının, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı’nın damadının alınması lazımdır.

Ben sizlere teşekkür ediyorum, sorularınız varsa cevaplayım.

Soru- Efendim YSK’nın KHK’yla ihraç edilenlerin belediye başkanı seçilmesi halinde mazbatasının verilmeyeceğine yönelik aldığı bir karar var. Önümüzde de aslında bir milletvekilliği örneği var. Milletvekillerinin önünde böyle bir engel yok anladığımız kadarıyla ama belediye başkanları için mahalli idareler seçimlerinde böyle bir engelin olması neye dayandırılabilir? Bununla ilgili görüşünüz nedir?

Faik ÖZTRAK- Benim bildiğim kadarıyla, milletvekilleriyle belediye başkanları aynı kısıtlamalara tabiler. Zaten bu görevden alınan kişiler ya da mazbatası verilmeyen kişiler, aday olurken bununla ilgili bir sakınca olduğunu, aday olamayacaklarına dair kendilerine hiçbir söylememiş. Yani dedikleri şey şu, Kanun Hükmünde Kararnameyle görevden alınanlar yeniden kamu görevine dönemez.

Şimdi belediye başkanları seçilmiş kişiler. Bu tam bir kamu görevi midir? Neden bunlar milletvekillerinden farklı olarak değerlendirilmiştir, bu mesele mühimdir. Ama baktığınız zaman seçilmesine, aday olmasına, bu görevi yapmasına izin verdiğiniz, önceden yasal hiçbir sakınca görmediğiniz bir kişiye seçildikten sonra bazı gerekçelerle mazbata vermeyip ikinci seçilene bu sandalyeyi ikram etmek bana göre milli iradeyi ciddi şekilde sakatlamaktır. Vatandaş oyunu vermiş. Kime vermiş? Sizin aday olmasında sakınca görmediğiniz kişiye oyunu vermiş. Şimdi diyorsunuz ki olmazmış, Kanun Hükmünde Kararnameyle görevden alınan kamu görevine gelemezmiş diye aynı kararnamede hüküm var diye mazbata vermiyorsunuz, ikinciye mazbata veriyorsunuz. Ama milletvekili öbür taraftan Meclis’e geliyor. Bunu ben milli iradenin ciddi şekilde sakatlanması olarak görürüm.

 

Soru- YSK’nın bir kararı daha vardı. Yusufeli ilçesinde seçimlerin yenilenmesine yönelik. Bununla ilgili bir değerlendirme istiyoruz. Aynı zamanda İstanbul seçimlerine yönelik de bazı benzetmeler yapılıyor. Yusufeli ilçesindeki yeniden seçim kararına… Bu anlamda nasıl bir değerlendirme yaparsınız?

Faik ÖZTRAK- Yusufeli’ndeki seçim 1 farkla alınmıştı. Şimdi orada dendi ki, aslında seçmenler arasında 2 tane oy kullanma olgunluğuna, yeterliliğine sahip olmayan, mümeyyiz olmayan 2 tane seçmen var deniliyor. Şimdi 2 seçmenin oy kullanması tam kanunsuzlukla malul. Fark 1. Bunlar olmasa ne olacak? Sonuç değişebilir öyle mi? O nedenle Yusufeli’nde seçim yenilenmiştir.

 

Soru- Gündemdeki bir diğer konuda Bolu Belediye Başkanı Sayın Tanju Özcan’ın Suriyelilere yardım konusundaki açıklamaları ve kararı. Bu konuya ilişkin bir değerlendirmeniz olacak mı? Kamuoyundan da bu noktada gelen eleştiriler var. Sizin parti olarak bu konuya yaklaşımlarınız ne şekilde?

Faik ÖZTRAK- Bu konuyla ilgili olarak kendisinden Sayın Genel Başkanımız da bilgi almış, ben de öğrendim. Kendisinin ifadesi şu, ben Suriyelilere tüm yardımı keselim diye bir şey söylemedim diyor. Ama bugün Suriye’den gelenler birkaç yerden birden yardım alıyor. Yani çok sayıda başka yerden yardım alan Suriyelilere belediye olarak yardım etmeyeceğiz. Ama hiç yardım almıyorsa belediye olarak yardım edeceğiz diyor. Dediği şey buymuş.

 

Soru- Az önce ifade ettiniz ama soyadıyla alakalı, işte AK Partililerin soy isimlerinden yola çıkılarak seçmen kayıtlarının düşürüldüğüne yönelik bir iddiayı ortaya attı AKP’li aday. Şimdi orada da hani işin birazcık mizahi yanı olsa da ciddi olarak da orada da tartışılan bir konu var. Bununla ilgili görüşünüzü tekrar almak istiyorum.

Birde kıdem tazminatıyla ilgili biraz önce vurgu yaptınız ama siz en çok da hangi noktalarda madde madde sakıncalar görüyorsunuz bunları bize anlatabilir misiniz?

 

Faik ÖZTRAK- Kıdem tazminatıyla ilgili olarak, çalışanların talepleri dışında sadece çalıştıranların görüşü alınarak hazırlanan bir metin olduğu ortada. Ben kıdem tazminatıyla ilgili yapılan her türlü düzenlemenin, çalışanın işten atılmasını kolaylaştıran bir düzenleme olmasına karşıyım.

İki, kıdem tazminatıyla ilgili olarak yapılacak düzenlemeler, iş barışını etkilememeli. Ne çalışanı ne de çalıştıranı zor duruma düşürmeli. Şu anda hangi maddelerle bu işe karşınız dediğiniz zaman şunları, şunları yapacağız diye bir şey yok. Ama mevcut durumu değiştiriyorlar. Neyle değiştiriyorlar? Daha önce konuştuğumuz kıdem tazminatı fonuna geçerek, bunu da BES’le birleştirerek. BES’i de zorunlu hale getirerek ve bir vergiye dönüştürerek.

Şimdi bunların hepsine baktığınız zaman bunlar çok ciddi uzlaşmaları gerektiren ve vatandaşın sırtına, çalışanların sırtına ciddi yük yükleyecek olan düzenlemeler. O nedenle bunların görüşülmeden bir uzlaşma aramadan, bir konsensüs olmadan açıklanmasına karşıyım.

Büyükçekmece’deki soyadı meselesi, tabi yani bu gerçekten trajikomik bir ifade. Biz soyadından tanırız diyor. Soyadından tanırsınız, güzel… Sizin partinize yakın olanlar seçmen listelerinden silinmiş, o da güzel… Soru şu, 31 Ocak’a kadar neden itiraz etmediniz? AK Parti Genel Başkanı benim görebildiğim kadarıyla herkes bir rapor hazırlasın getirsin demiş. Dün AK Parti Sözcüsü “sağlanan başarının arkasındaki…” falan… sağlanan başarının arkasındaki nedenleri araştırmak yerine bu seçim sürecinde AK Parti’nin tüm teşkilatları, eğer bu iddialar doğruysa, -açık söyleyeyim ben doğru olduğunu falan zannetmiyorum-; Hatta bu yaşanan olayların bir kısmının oradaki örgütlerin bilgisi altında olduğunu ve seçimler kaybedilince kendi bilgileri altında oralara döşenen mayınları şimdi ortaya çıkartmaya başladıklarını da düşünüyorum.

Şunu ifade edeyim, eğer burada planlı, programlı bir hareket, bir kumpas yoksa ki var olduğuna inanıyorum, AK Parti örgütlerinin ciddi bir beceriksizliği, başarısızlığı olduğu ortaya çıkıyor.

 

Soru- AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in bir açıklaması oldu. Sayın İmamoğlu’nun medya sahiplerinin isimlerini zikrederek tehdit ettiğini ve hedef gösterdiğini söyledi. Siz bunlar için neler söyleyeceksiniz?

Faik ÖZTRAK- Ben Sayın İmamoğlu’nun o sözlerini dinlediğimde hiçbir tehdit havası sezmedim ama bir serzeniş sezdim. Üzüntüsü var.

Sonra yine bu medya patronları da, “Bu lafları dinlediğimizde gerçekten biz de çok üzüldük” demişler. Bende o medya patronlarına soruyorum siz bu lafları hangi televizyonlardan dinlediniz? Herhalde kendi televizyonlarından dinlememişlerdir.

Çok teşekkür ediyorum.

BÜYÜKÇEKMECE POLİS KAYNIYOR, POLİS SİYASETE ALET EDİLİYOR

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Seçimlerinin üzerinden 9 gün geçti. Dün gece Yüksek Seçim Kurulu almış olduğu kararla büyük ölçüde süreci rahatlattı. Hukuk güvenliği ve buna bağlı olarak sandık güvenliği konusundaki endişeleri de geçmişteki içtihatlarına uymak suretiyle önemli ölçüde giderdi. AK Parti’nin 31 ilçede sandıkların yeniden sayılmasıyla ilgili talebini reddetti. Sadece 51 sandıkta ki bu sayım döküm cetvelleri ve sandık tutanaklarının olmadığı sandıklar bunlar. Yeniden sayım yapılacak. Nitekim bu sandıklarda da sayım başlamış vaziyette. Şu ana kadar yapılan geçersiz oylar da dahil sayımlarda, anlaşılan tabloyu değiştirecek, sonuçları değiştirecek bir husus ortaya çıkmayacak.

 

İSTANBUL’DA SON DURUM

Bizim elimizdeki sonuçlara göre geçersiz oy sandıkların yüzde 96’sı sayılmış vaziyette. YSK verileri de, bunun ne kadarı YSK verilerine yansıdı bunu bilmiyoruz ama YSK verilerine göre de Sayın Ekrem İmamoğlu 14 bin 532 oyla önde gidiyor. Şu an itibariyle artık hukuken de, vicdanen de Sayın Ekrem İmamoğlu’na İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığıyla ilgili mazbatanın verilmesinin önünde hiçbir engel kalmamıştır. Sayın İmamoğlu 1 Nisan sabahı nasıl İstanbul’un seçilmiş Belediye Başkanıysa şu anda da İstanbul’un Büyükşehir Belediye Başkanıdır. Dolayısıyla mazbatasının da bir an önce kendisine verilmesi lazımdır. Onun dışında yapılacak olan bu diğer olağanüstü itiraz yolları, şunlar, bunlar, bu kumpaslar bunların hepsi devam edebilir ama artık Ekrem İmamoğlu mazbatasını alıp görevine başlamalıdır.

 

BÜYÜKÇEKMECE POLİS KAYNIYOR, POLİS SİYASETE ALET EDİLİYOR

Tabi dün akşam olan bir başka husus daha var. AK Parti temsilcileri Büyükçekmece’yle ilgili yapmış oldukları müracaatın da reddedileceğini anlayınca bu müracaatı geri çektiler. Ama bu sabah Büyükçekmece’den çok ciddi feryatlar yükselmeye başladı. Büyükçekmece polis kaynıyor. Polis deyince bu hafta polis haftası ben Türk polisinin polis haftasını kutluyorum ve bugün tüm vatandaşlarımıza yapmış oldukları hizmetler nedeniyle de kendilerine çok teşekkür ediyorum. Ama burada polisin, açık söyleyeyim, siyasete alet edilmesi var. Bazı evlere polislerin üç defa gittiği söyleniyor. Ne arıyorlar? Usulsüz kayıt var mı, seçmen kaydırılmış mı, kaydırılmamış mı? Yüksek Seçim Kurulu, seçmen listelerini kesinleştireli çok zaman oldu. Yüksek Seçim Kurulunun kararları kesin.

 

YAPTIKLARI BASKILAR ÇALIŞMADI, ŞİMDİ SEÇMENE BASKI YAPIYORLAR

Bakın yapılan şey çok açık. Önce Sandık Kurullarına baskı yaptılar olmadı. Sonra İlçe Seçim Kurullarına baskı yaptılar o da sökmedi. İl Seçim Kurullarına baskı yaptılar o da çalışmadı. Yüksek Seçim Kurulu’na baskı yaptılar o da olmadı. Şimdi döndüler seçmene baskı yapıyorlar. Kimsenin Türk polisini siyasi mülahazalarla vatandaşları terörize etmek, vatandaşlara korku salmak amacıyla kullanmaya hakkı yoktur. Ben şunu açıkça söylüyorum, seçimlerden önce seçmen listeleri askıya çıkmış, 31 Ocak tarihine kadar bu listelere itirazlar yapılmış, bu listelerde, biraz sonrada söyleyeceğim, gerekli düzeltmelerde yapılmış. Bazılarını seçim kurulları kabul etmiş, bazılarını seçim kurulları kabul etmemiş ama bu itiraz süreci bittikten sonra bu listeler kesinleşmiş. Dolayısıyla kesinleşmiş bu listeleri kim kesinleştiriyor? Yüksek Seçim Kurulu. Yüksek Seçim Kurulunun kararları da kesin.

 

ADALET BAKANI DA İÇİŞLERİ BAKANI DA İSTİFA ETMELİDİR

Şimdi seçim bitmiş bu listeler üzerinden uyuşmazlık çıkartmaya çalışıyorsunuz. Bu mümkün değil. Yani iş bitmiş 31 Ocak tarihinde kesinleşmiş. Bakın dün Barolar Birliğinin açıklaması var. Yüksek Seçim Kurulunun kesinleşmiş kararları üzerinden itiraz yapılamaz diyor, itiraz edilemez diyor. Bunlar çok açık. Tekrar ediyorum, o polisleri oraya gönderen Adalet Bakanı da, İçişleri Bakanı da istifa etmelidir. Efendim bizim elimiz nasıl çuvalların içinde olur? İşte böyle olur. Elinizdeki gücü kullanarak olur. Mülkiye müfettişleri orada, polisler orada, savcılar orada ne oluyoruz arkadaşlar?

 

ÖRGÜTÜNÜZ ÇALIŞMADIYSA HESABI YSK’YA SORAMAZSINIZ

Bir daha tekrar ediyorum, eğer bu listelerde hukuksuzluk, kanunsuzluk varsa bu bir şeyi gösteriyor. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin örgütleri çalışmamıştır. Bunun hesabının sorulacağı yer de Yüksek Seçim Kurulu değildir. İçişleri ve Adalet Bakanları üzerlerine düşen görevleri yapmamışlardır. Devletin tüm verileri elindeyken gerekli incelemeleri yapamamışlardır. Benim örgütüm ise CHP örgütü, İstanbul örgütü, Büyükçekmece örgütü gerekli itirazları yapmış. Neden AK Parti örgütü gerekli itirazları yapamamış?

 

KAYBETTİKLERİNİ GÖRDÜLER, SORUN ÇIKARMAYA ÇALIŞIYORLAR

Şimdi bakın, 354 usulsüz kaydı dün anlatmıştım, hani listelerde yolsuzluk yaptığı söylenen görevlinin belediyeden nüfus işlerine geçen ve hakkında muhtemelen valiliğin, kaymakamlığın araştırma yapmış olması gereken, onların oluruyla bu göreve başlayan sorumlunun -ama daha sonra tutuklanmış 17 Ocak’ta- yapmış olduğu 354 usulsüz kayıt dahil bizim yapmış olduğumuz itirazlar neticesinde 754 kişinin seçmen kaydı silinmiş. AK Parti örgütleri biz bu itirazları yaparken neredeymiş? Bundan daha önemli bir husus var. Dün akşam bakıyorum sözcüler müthiş bir algı operasyonu yapıyorlar. Büyükçekmece’de çok büyük yolsuzluk var, on binlerce usulsüz kayıt falan, bugün oralarda polisler. Arkadaşlar ben size bazı rakamları şimdi burada net olarak vermek istiyorum. 24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçiminde Büyükçekmece’de kayıtlı seçmen sayısı 172 bin 351. 31 Mart 2019 Mahalli İdare Seçimlerinde de kayıtlı seçmen sayısı 174 bin 773. Seçmen sayısı kaç kişi artmış? 2 bin 422 kişi artmış. Bu artan sayının da 760’ı yeni seçmen olan genç seçmenler. Yani sonuçta burada yeni gelen 2 bin kişi bile yok. Nerede on binler kaydırılan, şu olan, bu olan? Öyle gözüküyor ki İstanbul’da seçimlerin bittiğini gören, Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğunu gören AK Parti yetkilileri büyük bir şok yaşamaktadırlar. Bu nedenle de her yerden bir sorun çıkartmaya uğraşmaktadırlar.

 

İLÇEDE KAZANINCA MİLLİ İRADE, BÜYÜKEŞEHİRDE KAYBEDİNCE ŞAİBE

Ama çok açık söyleyeyim, işin rengi ortadadır. Bir şey hatırlatacağım, İstanbul’da 39 ilçe belediyesinin 24’ünü AK Partili belediye başkan adayları kazandı. Kazanan bu belediye başkanlarının oylarını sayan sandık kurulları da seçimi kazanan büyükşehir belediye başkan adayımız Sayın Ekrem İmamoğlu’nun oylarını da sayan sandık kurulları aynı. Şimdi AK Partili belediye başkanları seçilince milli irade, Ekrem İmamoğlu’na oylar gidince şaibe. Buna kargalar dahi güler. Ben çok açıkça şunu ifade ediyorum. Artık milleti rahat bıraksınlar. Yani söylüyoruz, biz buradayız, örgütlerimiz burada, parti burada. Baştan itibaren şu sloganla yola çıktık, “Oy namustur dokundurtmayız, kazandığımız seçimi de kimseye çaldırtmayız.”

 

İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANINA ARTIK KAVUŞMALI

Hep söylüyorum Türkiye’nin gündemi son derece ciddi, ekonomi son derece kırılgan bir vaziyette. Ekonominin bu kırılganlıklarının sebeplerinden bir tanesi de siyasi istikrarsızlık ve hukuk devletinin önemli ölçüde yıpratılmış olması. Türkiye bir an önce bu sıkıntıdan kurtulmalıdır. Belediye başkanlığı seçimleri artık bitmiştir. Belediye başkanları biran önce görevine başlamalıdır. Bir kez daha tekrar ediyorum, hukuken de, vicdanen de bir an önce İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu’na mazbatası verilmelidir. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanına artık kavuşmalıdır o da icraata başlamalıdır.

Türkiye’de bugün itibariyle yine zamlar aldı başını gitti. Ekonomide çok ciddi sıkıntılar var. Yurtdışına gideceklermiş Türk ekonomisini anlatacaklarmış. Buyurun anlatın. Sormayacaklar mı size yani şu sandıkta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını devretmemek için, vermemek için bu kadar mızıkçılık, bu kadar oyunbozanlık yapan bir hükümete biz nasıl güveneceğiz? Onun bizim hukukumuza sahip çıkacağına nasıl inanacağız da Türkiye’ye geleceğiz demeyecekler mi? Bunu bitirin. Milletin ufkunu karartmaktan, İstanbulluyu da Büyükşehir Belediye Başkanına kavuşmaktan mahrum bırakmayın.

Vazgeçin milletin ufkunu karartmaktan diyorum hepinize saygılar sunuyorum. Buyurun sorularınız varsa alıyım.

Soru- Efendim AK Parti kanadından itirazlarla ilgili tam kanunsuzluk gerekçesiyle olağanüstü hakkımızı kullanabiliriz şeklinde bir açıklama geldi. Bununla ilgili değerlendirmenizi soracağım. Hem de CHP’nin birçok ilçede itirazlarının reddedildiği haberleri paylaşılmıştı. Bununla ilgili son durum nedir? Siz nasıl bir süreç izleyeceksiniz?

Faik ÖZTRAK- Ta başından itibaren bizim yapmış olduğumuz itirazlarda Yüksek Seçim Kurulu geçmiş içtihatlarına uyduğunu söyleyerek ya da başka gerekçelerle itirazlarımızı reddediyor. Örneğin bir Balıkesir hadisesi, yani Millet İttifakı’nın itirazının olduğu Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanlığıyla ilgili itirazlarımızın tamamı reddedilmiştir. Buralarda tabi sıkıntılarımız vardır. Özellikle başta bu hukuksuz itirazların, kör, delilsiz itirazların, delilsiz yapılan itirazların, kör itirazların bizleri çok rahatsız ettiğini her seferinde ifade etmiştik. Biz diyoruz ki bundan rahatsızız. Onlar diyorlar ki siz sayımdan rahatsızsınız. Bizim rahatsızlığımız tekrar söylüyorum sayımla falan ilgili değildir. Bizim rahatsızlığımız hukuksuz sayımlardır.

Olağanüstü itiraz hakkı yine tabi mevzuatta olan bir şey. Ama şunu söylüyorum, tam hukuksuzluk nedeniyle diye başladığınız andan itibaren orada bulunan mülki amirlerin, Türkiye’de görev başında olan Adalet Bakanının, İçişleri Bakanının nerede olduğunu sormak gerekiyor bu işler yapılırken. Niye o zaman fark etmediniz? Türkiye’yi kim yönetiyor? 24 Haziran’dan sonra da bütün sorumlulukları üzerine alarak, bir tek kişi parti devleti Türkiye’yi yönetiyor. Niye tespit edememişler bu tam hukuksuzlukları? Çok açık ifade edeyim, bütün bunları iddia edenler eğer bu iddialar doğruysa kendi beceriksizliklerini itiraf etmiş oluyorlar.

 

Soru- Efendim Ali İhsan Yavuz, sandık başlarında FETÖ’den ihraç edilenler var mıdır acaba merak ediyorum dedi. Sizin bununla ilgili bir açıklamanız da oldu ama şimdi bu sandık kurulu başkanları nasıl belirleniyor? Yani böyle bir FETÖ’den ihraç edilmiş…

Faik ÖZTRAK- Şimdi sandık kurullarına, sandık kurulları başkanları seçim kurulları tarafından kendilerine verilen listelerden bütün taramalar yapılarak, bütün GBT taraması diğer kanuni taramalar yapılmak suretiyle belirleniyor. Ben de ona şaşırıyorum işte. Sandık kurullarının başında FETÖ soruşturması geçiren ya da FETÖ soruşturması nedeniyle görevden alınmış insanlar var ne demek? Bunu nasıl atlarsınız? Bunlar olacak işler değil. Ama bunun bir anlamı var.

Bende diyorum ki, bu sandık kurullarının başlarında böyle insanlar varsa bu insanları sandık kurullarının başına yerleştiren sizin seçim kurullarınız ve sizin idari amirleriniz. O zaman burada başka bir şey var. Burada eğer bir sorun çıkarsa seçimi çalabilmek için bir maymuncuk yerleştirildiğini iddia ediyorum. Burada bir kumpas var, seçimi çalabilmek için yapılan organize işler var. Ama şimdi bakıyorsunuz iktidar kanadı organize işler, kumpas. Zaman zaman diyorum ki, Allah’ım aklımıza mukayyet ol. Bir seçimi bile becerememişler. Tabi bunların hepsi hilaf-ı hakikat. Seçimi kazanamayınca oyunbozanlık yapmak için, mızıkçılık yapmak için gerekçe bunlar, başka hiçbir şey değil.

Ama tekrar söylüyorum, seçimi kazanamadığında mızıkçılık yapan bir yönetim tarafından yönetilen bir ülkede demokrasiye de, hukuk devletine de güven olmaz. Demokrasiye ve hukuk devletine güven yok ise milletin cebi boşalır, milletin işi azalır, milletin aşı azalır. Artık bu iş bitmelidir.

 

Soru- Bir sorum daha olacak bununla ilgili. Şimdi mesela YSK’nın sistemi var, YSK Başkanı bu sistemin çok güvenilir olduğunu anlattı. İşte gerek o mükerrer oylar, hayali seçmenlerle ilgili, gerekse sandık kurullarında işte oluşturulurken bunların hepsinin denetimini YSK yapıyor sonuçta. Eğer böyle bir iddia ortaya atılırsa, bu YSK’nın aslında bu işi yapamadığını mı gösterir? Yani üstünde çok büyük bir ağırlık olmuyor mu?

Faik ÖZTRAK- Bu sadece YSK’nın görevini yapamadığını değil bu ülkede seçimlerin arızasız bir şekilde yürütülmesinden sorumlu olan iktidarın da görevini yapamadığını gösterir. Onun için baştan beri söylüyorum, Adalet Bakanı’nın da, İçişleri Bakanı’nın da bu durumda… önce sandıkların içinde bir bakıyoruz kendi güçlerinin elleri var. Bugün sabah Büyükçekmece’de ev ev dolaşıyorlar insanları terörize ediyorlar. Büyükşehir Belediye Başkanımız mazbatasını alacak, neyin peşindeler ben onu anlamıyorum. Yani bu kadar terörize ediyorsunuz, bu kadar sıkıntı yaratıyorsunuz, bu bir tek bir şeyi gösterir, ya çok beceriksizsiniz bir seçimi bile sorunsuz yaptıramadınız ya da çok mızıkçısınız seçimi kazanamayınca oyunu bozmaya kalkıyorsunuz.

 

Soru- Cumhurbaşkanı 14 bin oyla kimse seçildim demesin. Böyle bir tartışma var dünde değindiniz aslında ama şimdi AK Parti’nin de 3 oyla, 5 oyla, 10 oyla aldığı yerler var. Bir kez daha bununla ilgili değerlendirmenizi alabilir miyiz? 14 bin oy bir yerde, 3 oy, 5 oy, 10 oy bir yerde.

Faik ÖZTRAK- Şimdi kanun açık, demokrasinin kuralları açık. Seçim 1 oyla da kazanılır. Bunun böyle istisnası, şusu busu yok. İşte görüyorsunuz kendilerinin de Artvin’de, şurada, burada belli ilçelerde 2 – 3 oyla kazandıkları yerler var. Bizim 10 – 15 oyla kaybettiğimiz yerler var. Dolayısıyla bu kriter doğru bir kriter değil. Ama bir başka olay daha var. Şu anda Sayın İmamoğlu İstanbul seçmeninin yüzde 48.8’inin yani yüzde 49’unun oyunu almış vaziyette.

Sayın Erdoğan ilk defa İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğunda oyu yüzde 25’ti. Burada öyle sayılar üzerinden meşruiyet tartışması başlatırsak mahcup olurlar. Yüzde 34’le başbakan olmuştu. Tekrar söylüyorum mahcup olurlar. İstanbul’un yarısının oyunu almış bir büyükşehir belediye başkanına sen İstanbul’u temsil edemezsin demek hiç kusura bakmayın insafla bağdaşmaz.

 

Soru- AK Partinin Büyükçekmece’de başvurusunu çektiğini söylediniz ama AK Parti YSK temsilcisinin bir açıklaması oldu, Büyükçekmece’de başvuruyu çekmedik şeklinde bir açıklamaydı bu. Değerlendirmeniz ne olacak acaba?

Faik ÖZTRAK- Şimdi ben şunu söyleyeyim, öyle anlaşılıyor ki başvurunun reddedileceğini anlayınca dün akşam itibariyle başvurularını çekmişler. Bugün bu başvuruyu biraz daha ete kemiğe büründürme ihtiyacını duymuşlar sabah polisleri Büyükçekmece’de halkın üzerine göndermişler.

Ev ev dolaşıyorlar, bazı evlere söyledim, üç defa gitmişler. Şimdi öyle anlaşılıyor ki, olağanüstü itiraz mekanizması çerçevesinde bir itiraz yapmaya hazırlanıyorlar. Olay bu. Çünkü bizim Yüksek Seçim Kurulu’ndaki temsilcimizin -sabah daha buraya gelmeden önce konuştum- bana verdiği bilgi AK Parti’nin Büyükçekmece’yle ilgili talebini dün akşam geri çektiği yönünde. Demek ki dosyayı yeniden tekamül ettirmeye uğraşıyorlar. Kendileri de yetersiz bulmuş bu dosyayı ama olmaz, bitti. Seçmen listelerinin Yüksek Seçim Kurulu tarafından 31 Ocak’ta kabul edilmesiyle bu listeler kesinleşti. Bu listeler üzerinden yeniden beğenmedim, bu listeler hatalı demenin hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur. Bir tek kendi örgütlerinin bu listelere itiraz sürecinde yeterince çalışmadığını gösterir. Eğer tam hukuksuzluk yani bir suç varsa o da Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığının da bu süreçte yeterince dikkatli olmadıklarını, çalışmadıklarını gösterir.

Teşekkür ediyorum.

KAZANDIĞIMIZ SEÇİMLERİ ÇALDIRMAYACAĞIZ

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik
Öztrak, bugün CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları
söyledi:

İyi akşamlar değerli basın mensupları, biraz önce İçişleri Bakanı Sayın Soylu’nun konuşmasını dikkatle dinledim. Arkadaşlar, deveye sormuşlar ‘boynun niye eğri’ diye o da cevap vermiş ‘nerem doğru ki’ diye. Yani ben bu konuşmanın, Sayın Soylu’nun yapmış olduğu konuşmanın neresini düzeltmekle işe başlayım gerçekten bilemiyorum, ama galiba en önemlisi Büyükçekmece meselesi.
İÇİŞLERİ BAKANI DEĞİL DE SANKİ MAHKEME
Şimdi diyor ki, ‘Büyükçekmece’de bizim geçersiz oyları tam olarak ortaya çıkarmaya vaktimiz olmadı.’ Bu ne demek anlayamadım. Yani Büyükçekmece’de bir adli olay var, oradaki geçici görevli işçinin yapmış olduğu bir takım usulsüzlükler nedeniyle tutuklanması sözkonusu. Ne zaman? 18 Ocak. Seçmen listeleri ne zaman kesinleşti? 31 Ocak. Seçim ne zaman yapıldı? 2 ay sonra, 31 Mart. Şimdi zaman yetmedi ne demek? Anlaşılan Sayın Soylu hayali terörist listeleri peşinde koşarken, sağı, solu, belediye meclis üyelerini, belediye başkanlarını teröristlikle suçlarken esas görevi olan bu soruşturmayı yapmayı unutmuş. Soruyorum ben, neredeymiş kendisi? MERNİS ellerinde, buradan her şeyi ortaya çıkarmaları mümkün ama cevap ‘geç kaldık.’ Nesine geç kaldınız? Biz geç kalmadık. Biz Büyükçekmece’de 3 bin tane itiraz yaptık. 745 tane de oyu iptal ettirdik. Bu adamın 354 tane yazdığı usulsüz oy da bu 745 iptalin içinde. Sizinkiler neredeymiş Sayın Soylu? Siz neredeydiniz? Biz buluyoruz da koskoca devlet bulamıyor mu?
Tabi bize devlet adabını öğretmeye kalkan, bizi cehaletle suçlayan Sayın Soylu konuşurken bir bakıyorum İçişleri Bakanı değil de sanki mahkeme. ‘O suçlu, bu suçlu, FETÖ’yle iltisak, bunu değerlendiriyoruz var mı, yok mu?’ Allah Allah! ‘Belediye başkanı, belediye çalışanları organize işler, organize suçlar peşindeler…’ Böyle bunu demeye gelen laflar söyleniyor.
POLİSLERİMİZİ SİYASETE ALET EDİYOR
Şimdi ben anlamıyorum; kimin suçlu olduğuna mahkemeler karar verir, siz sadece zanlı yakalarsınız, zanlı olanı götürürsünüz onun suçlu olup olmadığına karar verecek olan da mahkemelerdir. Devlet konusunda bu kadar iddialı olan biri bunu muhakkak bilmek zorunda. Ama görüyorum Sayın Soylu’nun kullanmış olduğu lisana, dile bakıyorum, gerçekten devlet falan bunların hiçbirini bilmiyor. Ama bir şey daha görüyorum. Yok ‘burada daha fazla taşıma seçmen var, yığma seçmen var, aslında biz bunu tespit edemedik, şimdi bu saatten sonra buna bakacağız’ deyip oralarda bugün Büyükçekmece’de evlerde ciddi bir polis terörü yaratan… İnsanlar korkuyor ne olursa olsun. Bu lafım polislere değil, polislerimiz milletin hizmetinde, milletin güvenliğini sağlamak için canla başla çalışıyor. Ama başlarında bir bakan var, atanmış bir bakan, bir de siyasetçi olduğunu söylüyor, polislerimizi resmen siyasete alet ediyor. Bu saatte mi aklınıza geldi? Bugün seçim daha sonuçlanmamış, birçok yerde sayım yapılıyor, siz Büyükçekmece’de listeleri kontrol ediyorsunuz. İnsanlara soruyorsunuz listelerdeki bu arkadaşlar burada mı değil mi, siz burada mısınız, burada yaşıyorsunuz değil mi? Bu ne ya!
“DÜNÜN GÜNEŞİYLE BUGÜNÜN ÇAMAŞIRINI KURUTAMAZSINIZ”
Soruyorum; seçim akşamı Dolmabahçe’de Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı olan Cumhurbaşkanının başkanlığında, Adalet ve Kalkınma Partisinin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayıyla ne konuştunuz? ‘Biz konuşuruz abimiz…’ Böyle bir üslup yok devlette. Devlette böyle bir üslup yok, abi kardeş üslupları. Ben çok açık söyleyeyim, buradan yapılanlara baktığım zaman buralarda ben milli iradeyi yok etmeye niyetlenen bir kumpasın elini, bu kumpas çerçevesinde üretilen senaryonun söylemini görüyorum. Bu son derece tehlikeli bir şeydir.
Efendim ben İçişleri Bakanıyım. Adın İçişleri Bakanı ama o 24 Haziran’da kurulan tek kişi parti devletinde sen devlet memurusun. Yani Süleyman Demirel’in rahmetlinin çok güzel bir lafı var, “Dünün güneşiyle bugünün çamaşırını kurutamazsınız”.
Diyor ki, İçişleri Bakanıyla Adalet Bakanı görevlerini layıkıyla yapamıyorsa istifa etmelidir. Evet etmelidir, biz de onu söylüyoruz. Seçimler sonuçlanmadan, oylar sayılırken Adalet Bakanlığının araştırma başlatması, muhaberat polislerinin seçim kurullarında gezinmeye başlaması, yine İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin Büyükçekmece’de görünmesi, bugün polislerin ev ev dolaşmaya başlaması, bunların hepsi hem İçişleri Bakanının, hem Adalet Bakanının usulsüz olarak ellerini çuvala soktuklarının bir göstergesidir. Bu usulsüzlüğü yapanlar istifa etsin diyoruz. İstifa etmelidir böyle seçim olmaz, böyle seçim güvenliği olmaz. Seçimin güvenliğini sağlamakla görevli olan devlet memurları seçim sonuçlarını milli iradeyi değiştiriyor izlenimini, ya da bununla ilgili baskı yapıyor izlenimini veriyorlar. Bu Türkiye’ye yakışmayan bir görüntüdür.
KAZANDIĞIMIZ SEÇİMLERİ ÇALDIRMAYACAĞIZ
Bakınız vakti zamanında seçimlerde, zamanında tam da zamanında, Üsküdar’da, Çatalca’da partimiz çok ciddi sayıda taşıma, yığma seçmen tespit etmişti. Bununla ilgili itirazlarda bulunduk, il seçim kurulları reddetti. Yani bunlar oluyor. Şimdi döneceksiniz buradan seçimleri iptal ettirmeye dönük bir organizasyon, organize suç çıkarmaya çalışacaksınız. Kusura bakmayın bu olmaz. Söylüyoruz, kazandığımız seçimleri çaldırmayacağız.
SİZİNKİ SUÇLULARIN TELAŞI
Son olarak Sayın Soylu bilmem hangi engin tecrübesiyle ama Sayın Genel Başkanımıza ve bana devleti, siyaseti öğretmeye kalkıyor. Hasbelkader biz devlette bulunmuşuz. Sayın Soylu, biz devletin içinde en şerefli kariyerlerden geliyoruz. Bizler, Genel Başkanımız hesap uzmanlığı yapmış, genel müdürlük yapmış, müsteşarlık, müsteşar yardımcılığı yapmış; ben de aynı kariyerlerden geçtim, ben de planlama uzmanlığı yaptım, genel müdürlük yaptım, daire başkanlığı yaptım, müsteşar yardımcılığı yaptım, müsteşarlık yaptım ve bugün de siyaset yapıyorum. Ama ben siyaseti bugün yapmıyorum Sayın Soylu. Hani siz diyorsunuz ya ‘ben babamın elinden tutup şu tarihte 1980’lerde seçim sandıklarına gitmiştim.’ Yani sizinle belki yarışamam ama ben doğduğumda benim babam seçim meydanlarındaydı 1954 yılında. Benim doğumuma yetişememişti. O gün bugündür benim evimde siyaset konuşulur. O gün bugündür benim evimde, bizim evimizde siyaset tartışılır.
Şimdi açık söyleyeyim, sizinki elleri iş üzerinde yakalanmış suçluların telaşıdır. Bu telaş içinde de on parmağınızda on kara seçim sürecinde yaptığınız gibi her yere bunu sürmeye çalışıyorsunuz.
Bakın ben size bir şey söyleyeyim, bizler öyle bir kültürden geliyoruz ki bizim için milletimizin çıkarları, devletimizin bekası siyasi çıkarlarımızın önünde gelir. Sayın Soylu bu arada bu beka ne oldu, hangi cami avlusunda unuttunuz? Nerede, ne oldu bu beka meselesi?
Çok açık söyleyeyim, benim yine ilk hatırladığım seçim de 1961 yılında babamın girdiği seçimdir. Ben daha öncesini de hatırlarım Sayın Soylu. Babamın seçim gezilerine gidip de eve dönmediği, evde yine gözaltına alınmış diye konuşulduğu dönemleri de gayet iyi hatırlarım. Biz böyle yerlerden geldik.
BUNU HAZMEDECEKSİNİZ
Şimdi yine izin verirseniz en son elimizdeki verilere göre Sayın İmamoğlu’nun İstanbul’da 14 bin 347 oyla önde olduğunu burada belirtmek isterim ve herkese de şunu söylemek isterim. İmamoğlu 1 Nisan’da seçimi kazanmıştır, Ekrem İmamoğlu bugün de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanıdır. Bunu hazmedeceksiniz.
İBRETLİK BİR DURUM
Çok açık söyleyeyim, bugün Sayın Soylu’nun yapmış olduğu konuşmayı bir İçişleri Bakanına yakıştıramadım. Diyebilir ki, sen İçişleri Bakanı konuşmasını ne bilirsin? Ben İçişleri Bakanı konuşmasını çok iyi bilirim. Benim dedem de İçişleri Bakanıydı, babam da İçişleri Bakanıydı. Kendisini bir an önce göreve dönmeye davet ediyorum. Bugün siyasette tek bir siyasi sorumlu vardır, o da Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı olan Cumhurbaşkanıdır. Kendisi memurdur, atanmış memurdur ve açık söyleyeyim çıkmış bir şeyden bahsediyor. ‘Benim siyasi bir kariyerim var’ diyor. Yani söyleyeceğim bunları üzülerek ifade ediyorum açık söyleyeyim, kendisi siyasi kimliğini reddetmiş, kaybetmiş bir insan. Tavsiye ediyorum bir dönsün hatırlasın, bugün kendisini İçişleri Bakanı yapan kişiye o partiye geçmeden önce neler söylemiş. İbretlik bir durum, Allah kimseyi bu duruma düşürmesin diyor, hepinize beni dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum.

BU SORU SEÇİMİ ÇALMANIN MAYMUNCUĞU MU?

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

31 Mart’ta milletimiz oyunu kullandı. Sandıktan çıkan belediye başkanlarının isimlerinin belli olmasının üzerinden bugüne kadar tam 7 gün geçti, seçimlerin üzerinden ise 8 gün geçti. Sandık sonucunu beğenmeyen mızıkçı iktidar, İstanbul’da haksız ve hukuksuz itirazlarla, geçersiz oyları 7 gündür saydırıyor. Sandık demokrasinin namusudur. Seçim ciddi bir iştir. Bu nedenle tüm demokrasilerde seçim süreci, yargı organlarının gözetim ve denetimi altındadır. Ülkemizde de bu görev Yüksek Seçim Kurulu’na aittir.

 

HUKUK GÜVENLİĞİ YOKSA SANDIK GÜVENLİĞİ DE YOKTUR

Her hukuki organ ve mahkeme gibi YSK da kararlarını, kanunlara ve geçmişte aldığı kararlardan oluşan içtihatlara göre vermek zorundadır. Bu, aynı zamanda, benzer olaylara benzer kurallar uygulanmasının ve adamına göre değişen kararlar, farklı kararlar alınmamasının da teminatıdır. Bunun adına, hukuk güvenliği denir. Hukuk güvenliği yoksa sandık güvenliği de yoktur.

 

OYLARIN SAYILMASINA KARŞI ÇIKMAYIZ, İTİRAZIN HUKUKİ OLMASI ŞARTIYLA

Bir şeyi tekrar tekrar söylüyorum. Diyorum ki, bizler hiçbir zaman oyların yeniden sayılmasına karşı çıkmadık. Ama şu şartla: “Oyların yeniden sayımını talep eden itirazın, hukuka, yasalara uygun olarak yapılması gerekir” dedik. Bakıyorum bugün AK Parti Genel Başkan Yardımcısı hem oyların sayımına karşı değiliz dediniz, hem de birçoğuna itiraz ettiniz. Evet hukuka uygun olmayanları bunlar hukuka uygun değildir diye itiraz ettik.

 

YASA BUNU SÖYLÜYOR

Seçimi düzenleyen Kanunun emrini buradan bir kere daha okumak istiyorum. Diyor ki yasa,

“(…) delil ve gerekçe gösteremeyenlerin itirazları incelenmez. Yazılı itirazlarda da bu şartlar aranır ve deliller (…) eklenir. Gerekçesi ve delili olmayan yazılı itirazlar da incelenmez.”

Bizde diyoruz ki, sandık başında itiraz etmemişsiniz, dolayısıyla bu itirazın bir delili yok. Bu nedenle de “Biz itiraza karşı değiliz ama bu şekilde yapılan itiraza karşıyız” diyoruz. Yani aynen sarhoşken namaza durma hikayesi gibi sadece namaza durma kısmını alıp sarhoşken kısmını bir yana bırakıyorlar. Peki neden kanun delilsiz itiraz olmaz demiş? Keyfi itirazlar olmasın, seçim süreci birilerinin keyfine göre eğilip, bükülmesin, mızıkçılık, oyunbozanlık yapılmasın diye bunu söylüyor.

 

BİZİM KIZGINLIĞIMIZ BU: İKTİDARIN İTİRAZLARINDA DELİL YOK

Yüksek Seçim Kurulu da geçmişte almış olduğu birçok kararda, bizim de itirazlarımız var, bu hususu açıkça gözetmiş ve zikretmişti. Nitekim 2014’te Mansur Yavaş kararını tekrarlayıp duruyoruz. Orada YSK, “Sizin bana yaptığınız müracaatta somut delil ve gerekçe yok” diyor. Peki somut delil ve gerekçe ne? Sandık başında yapılan itirazlar. Ama bugün aynı Yüksek Seçim Kurulu bu kararlarını ve kanunun açık hükmünü görmezden gelerek seçimin delilsiz itirazlarla uzatılmasına ve sandık güvenliğinin tehlikeye düşmesine geçersiz oyların sayılmasının önünü açarak yol verdi. Bizim itirazımız da, kızgınlığımız da bu. Diyoruz ki bu geçersiz oyların sayılmasına ilişkin iktidarın itirazında delil yok. Birçoğunda delil yok.  Yüksek Seçim Kurulu’nun keyfiliğe yol vermesinden cesaretlenen iktidarda elinde somut delil ve gerekçe olmadan tüm ilçelerde şimdi oyların yeniden sayılmasını istedi, tüm oyların.  Hatta bazı yerlerde de seçimlerin yenilenmesini talep etti.

 

İKTİDAR “ORGANİZE İŞLER” DİYEREK YSK’YI BASKI ALTINA ALIYOR

Açık söyleyeyim. İktidarı şımartan ve mızıkçılık yapmasının önünü açan, oyunbozanlık yapmasının önünü açan maalesef Yüksek Seçim Kurulu’nun daha önceki yıllarda vermiş olduğu kararlarla uyuşmayan kararları olmuştur. Şimdi ama iktidar sözcüleri bir takım organize işlerden bahsetmek suretiyle YSK’yı, il seçim kurullarını, ilçe seçim kurullarını baskı altına almaya çalışmaktadır.

 

BU SORU SEÇİMİ ÇALMANIN MAYMUNCUĞU MU?

Bugün Seçimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısının çıkıp sandık kurulu başkanları arasında FETÖ soruşturması nedeniyle açığa alınmış olanlar var mıdır, yok mudur sorusunu sorması bunun örneğidir ve vahimdir. Siz sandık kurullarını yaparken sandık kurulu başkanları memur olacak ya da sizin yapmış olduğunuz düzenlemelerle, yöresinde tanınan, bilinen kişiler arasından seçilecek denmiş. Bu sandık kurulu başkanları atanmış hiçbir itiraz olmamış şimdi bunlar arasında FETÖ’cü var mı sorusu son derece tehlikeli bir sorudur. Hepimizin aklına bu işin iktidarın bilgisi dahilinde seçimi çalmanın maymuncuğu olarak oraya monte edildiği düşüncesini getirir, çok açık söyleyeyim. Çok tehlikelidir.

 

İKTİDAR İÇİN İSTANBUL TÜRKİYE’DEN ÖNEMLİ

Beyefendiler sandıktan çıkınca milli irade, sandıktan çıkamayınca şaibe… Bu şımarıklığın ve mızıkçılığın nerelere kadar geldiğini dün, bugün hep beraber görüyoruz. Öyle anlaşılıyor ki iktidar nezdinde İstanbul’un çok büyük bir stratejik önemi var. Hatta iktidar nezdinde İstanbul Türkiye’den de önemli. Türkiye’yi gerekirse göz ardı ediyorlar ama İstanbul’u bir türlü bırakamıyorlar. Bu kadar İstanbul’u bırakmama konusundaki ısrar ister istemez geçmişte Sayın Bülent Arınç’ın söylediği şu sözleri hatırlatıyor: “Birileri oturduğu koltuklardan kalkmamakta, o makamları bırakmamakta sıkıntı yaşıyorsa bilin ki altını kirletmiştir.”

 

GARİPLİK HİSSİNE BİNAEN YENİDEN SAYIM KANUNUN NERESİNDE YAZIYOR

Dün AK Parti’nin Genel Başkan Yardımcısı, yüksek mahfillerde yazılıp eline verilen bir organize işler senaryosunu inançla okuyup buradan çıkardığı “gariplik hissine” binaen 38 ilçede oyların yeniden sayılmasını talep edeceklerini söyledi.

Şimdi ben soruyorum. “Gariplik hissettiği” için, “Buralarda bir gariplik var” diye bir hissiyata kapıldığı için bu oyların yeniden sayılmasını istemek, seçimleri düzenleyen 298 Sayılı Kanun’un hangi maddesinde yazıyor? Seçim ciddi iştir arkadaşlar. Bir kere daha söyleyeyim, itiraz hislerle yapılmaz, kanuna göre yapılır ve somut delillere dayanmalıdır. Hissiyata dayalı olarak oyların yeniden sayılmasını talep ediyorsanız gerek geçersiz oylar için, gerekse oyların tamamı için bunun adı açıkça oyunbozanlıktır, kaybetmeyi bilmemektir, mızıkçılıktır.

 

PELİKANCILARIN SESLERİ ETE KEMİĞE BÜRÜNÜYOR

İktidarın mutfağında piştiği anlaşılan organize işler senaryosu, daha önce sizlerle paylaştığım kumpasın uygulamaya konduğuna dönük endişelerimizi haklı çıkarmıştır. Önce Pelikancıların yalılarından yükselen sesler, devletin yüksek mahfillerinde yazıldığı anlaşılan kumpasa bugün AK Parti Genel Başkanının sahip çıkmasıyla birlikte ete kemiğe bürünmeye başlamıştır. Seçim sonuçlarını beğenmeyenler İstanbul’da, tıpkı 2015 yılında 7 Haziran ile 1 Kasım arasında olduğu gibi, seçimi çalmaya çalışmaktadırlar. Yapılan şey gayet açıktır. Önce “geçersiz oyları say”, istediğini alamayınca “hepsini say”, o da olmazsa “yeniden seçim talep et.”

 

MİLLET BU MIZIKÇILIKTAN BIKTI

Millet artık bunların bu kibirlerinden, bu oyunbozanlıklarından, bu mızıkçılıklarından sıkıldı, bıktı. Milletin çok daha önemli beklentileri var. Söylüyorum, mutfaktaki tencere boş. Bir an önce buna önlem alınması lazım. Damat bey diyor ki, ekonomik programı ayın 10’unda açıklayacağız. Ondan sonrada yurtdışına gidip bu programı anlatacağız. Siz önce Türkiye’de bu seçim meselesini çözün. Seçimlerde mızıkçılık, oyunbozanlık yapan iktidar demokrasi konusunda, hukuk devleti konusunda ciddi tereddütler uyandırır. Demokrasi ve hukuk devleti konusunda ciddi tereddütler var ise yatırım olmaz. Çünkü yatırımcı kendini güvende hissetmez. Dolayısıyla beklediğiniz imkanların hiçbiri de bu ülkeye gelmez.

 

İŞİNİ BECEREMEYEN BAKAN İSTİFA EDECEK

Şimdi şunu soruyorum, diyorsunuz ki “bu seçimde organize yolsuzluk var.” Peki bu seçimi kim yönetti? Bu seçimi sizin Adalet Bakanınız yönetiyor, sizin İçişleri Bakanınız yönetiyor, daha yeni görev sürelerini uzattığınız ve bir kısmını da atadığınız Yüksek Seçim Kurulu bu seçimin adil, tarafsız bir şekilde, güven içinde yapılmasını gözetiyor. O zaman siz becerememişsiniz. Sizin Adalet Bakanınız becerememiş, sizin İçişleri Bakanınız becerememiş şimdi soruyor Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkan Yardımcısı neden bu bakanların istifasını istiyorsunuz? Beceremeyince istifa edecekler onun için istiyoruz.

 

BÜYÜKÇEKMECE MESELESİNİN ASLI BU

Şimdi Büyükçekmece hikayesi çıktı, bir Büyükçekmece denip duruluyor. Şimdi bir kere şunu söyleyeyim, seçmen listeleri 31 Ocak’ta kesinleşti. Beyefendiler 31 Ocak’a kadar neredelermiş? Ben bizim yaptığımızı söyleyeyim, bu kayıtlarda yolsuzluk yapan ve nüfus müdürlüğünün, daha doğrusu sonuçta oradaki idari amirlerin, valinin, kaymakamın talebiyle nüfus müdürlüğü emrine verilen, onların da onayıyla -herhalde soruşturması da yapılmış- Büyükçekmece’deki işçi kadrosundaki kişinin yapmış olduğu usulsüzlükler, -2017 yılında gitmiş arkadaşlar- 354 seçmeni kapsıyor.

Bu 354 seçmende dahil CHP olarak biz Büyükçekmece’de 767 kişiye itiraz etmişiz. Bu 354 kişi de dahil bizim itirazımız sonucunda 741 kişinin Büyükçekmece’deki seçmen kaydı silinmiş. Bu iş bitmiş. Bu neyin nesidir anlamıyorum. Bir yıkılmış binada şu kadar seçmen… Arkadaşlar, yıkılmış bina kentsel dönüşüm sürecinde olan bir bina. Bu binada yaşayan kişilerde çevredeki sokaklara yerleşmişler ama seçmen kayıtları orada. Bunu gelmiş polis araştırmış. Yani şimdi neyin peşindeler, nasıl bir algı yaratılıyor? Olmayan işlerden böyle ciddi senaryolar çıkarılıyor.

 

MİLLETİ YANILTAN YÖNETİCİLER HAKKINDA PARTİLERİ GEREĞİNİ YAPSIN

Halbuki hatırlatmak isterim, kendi partilileri, kendi Genel Başkan Yardımcıları, kendilerinin en üst düzey yöneticileri seçimlerden önce “Dünyanın en güvenilir seçim sistemi bizde, seçim organizasyonu bizde” diye böbürlenip duruyorlardı. Şimdi milleti yanılttıkları anlaşılıyor. Milleti yanıltan eğer bu kadar güvensizlik varsa sistemde milleti yanıltan bu yöneticiler hakkında partileri ne yapacaktır çok merak ediyorum. Bakın, bu organize işler iddialarını akılla, mantıkla izah etmek mümkün değildir. Yüksek Seçim Kurulu bu kepazeliğe noktayı koyacak tek kurumdur. Bu demokrasi ayıbına noktayı koyacak tek kurumdur. Bu kumpasın katiyen bir parçası olmamalıdır. YSK biran önce görevini yerine getirmelidir.

 

YÜZDE 25’LE BELEDİYE BAŞKANI, YÜZDE 34 OYLA BAŞBAKAN OLDU; YÜZDE 48,8’E YOK DİYOR

Yıllardır ağızlarından milli irade lafını düşürmeyenlerin bugün Sayın İmamoğlu’nun aldığı oyları küçümseyerek, “Efendim 14 – 15 bin farkla 10 milyonluk İstanbul’a başkan mı olunurmuş” diye sormaları ayıbın daniskasıdır. Bunu kim soruyor? Yüzde 25 oyla İstanbul’a Büyükşehir Belediye Başkanı olan kişi soruyor. Kim soruyor? Bu ülkede yüzde 34 oyla Başbakan olan kişi soruyor. Yüzde 48,8 oy alan İmamoğlu’na İstanbul’u yönetemez diyor. İnsaf ki ne insaf, bu kadarı da olmaz artık.

 

BİZİM KAVGAMIZ MİLLET İRADESİNE SAHİP ÇIKMA KAVGASIDIR

Mahalli İdare Seçimlerinin nasıl kazanıldığı kimsenin iznine veya beğenisine bırakılmamıştır. Kimin kazandığı kanunla düzenlenmiştir ve kanuna göre: “Büyük şehir belediye başkanı seçimlerine ilişkin ilçe birleştirme tutanakları ilçelerden il seçim kuruluna gönderilir. İl seçim kurulu tarafından bu tutanaklar birleştirilerek en çok oy alan aday, büyük şehir belediye başkanlığına seçilmiş olur.” Şimdi elimde 1 Nisan itibariyle İl Seçim Kurulu tarafından hazırlanmış birleştirme tutanağı var. Bunu defalarca arkadaşlarımız gösterdiler, ben bir kere daha göstermekte yarar görüyorum. Sayın Ekrem İmamoğlu 1 Nisan’daki bu tutanağa göre İstanbul’un seçilmiş belediye başkanıdır. Bu tablo hukuksuz bir itirazla, delilsiz bir itirazla, kör bir itirazla başlatılan geçersiz oyların yeniden sayılması sürecinin sonunda da değişmemiştir.

 

SANDIK BAŞINDA NÖBETE DEVAM

Şunu herkes bilsin; bizim kavgamız, milletin iradesine sahip çıkmanın kavgasıdır. Bizim mücadelemiz sandığın namusunu koruma mücadelesidir. Esas milli iradeyle kavgası olanlar; seçimlerden kendileri çıkınca milli irade, çıkamayınca da şaibe diyenlerdir. 31 Mart gecesi türlü dalaverelerle milletin iradesinin nasıl çalınıp da kaçılmak istendiğini hepimiz izledik. Buna izin vermedik. Bundan sonrada seçimlerin masada çalınmasına hiçbir şekilde geçit vermeyeceğiz. Geçersiz oylara yapılan itiraz süreci sonuçlanıncaya kadar sandıkların başındaki nöbetimize devam edeceğiz. Ve bunun artık daha fazla uzamamasını da bekliyoruz. Bundan sonra daha fazlada sonuç belli olduktan sonra bu sürecin daha fazla uzamamasını da bekliyoruz.

 

İSTANBUL’DA SON DURUM

Gelelim İstanbul’daki verilere… Bakıyorum yine biraz önce televizyonlara çıkan AK Parti’nin Genel Başkan Yardımcısı böyle kendinden çok emin pozlarda bir takım rakamlar verdi. Ama rakamların neresinden tutulması lazım, olayı nasıl izlemek lazım gerçekten -ki ben rakamlardan biraz anlarım- bana bile çok zor geldi. Fakat ben çok basit bir şekilde farkların nereden nereye geldiğini sizlerle paylaşayım. 1 Nisan Sabahı itibariyle İl Seçim Kurulu Birleştirme tutanağına göre Ekrem İmamoğlu 24 bin 57 oy farkıyla öndeydi. 29 bin falan bunlar hikaye. Maddi hatalar düzeltildikten sonra bu fark 20 bin 388’e düştü. Yine 1 Nisan sabahı 319 bin 567 tane geçersiz oy vardı.

Bizim sistemimize girilen rakamlara göre de -oy değil bakın çok altını çizerek bunları hep ifade ettik-  geçersiz oy sandıklarının yüzde 94,88’i, yani sandıkların başında çuvalları açılması sürecinde, oyların yeniden dağılması sürecinde sandıkların başında olan Parti Meclisi ve milletvekili arkadaşlarımız, örgütümüzün bize vermiş olduğu rakamlara göre bu sandıkların yüzde 94,88’i şuan itibariyle açılmış durumda. Bunun tabi ne kadarının Yüksek Seçim Kurulu verilerine halen yansımış olduğunu kestirmek zor. Ama öyle anlaşılıyor ki o verilerde de işin sonuna doğru yaklaşıyoruz.

 

OY FARKI HALA 15 BİNİN ÜSTÜNDE

Saat 18.00 itibariyle aldığımız rakamlara göre, YSK’dan bu defa, bizim rakamlarımız değil YSK’nın saat 18’de güncellenmiş rakamlarına göre Ekrem İmamoğlu 15 bin 119 oyla önde gidiyordu. Biraz önce aşağı inerken Genel Başkan Yardımcımız Sayın (Muharrem) Erkek bana bir rakam daha verdi bu en son güncellenmiş rakam. Orada da Sayın Ekrem İmamoğlu 15 bin 153 oy önde gidiyor. Arkadaşlar gördüğünüz gibi bu iniyor, çıkıyor. Ama 15 binin etrafında dönüp duruyor.

 

BİR OY BİLE FAZLA ALSA KOLUNU KALDIRACAKSIN

Diyelim ki 15 bin değil 14 bin, 10 bin, 1. Ne demek bu kadar oyla Cumhurbaşkanının söylediği, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilemez? Hiç unutmayalım ABD’de Bush Al Gore karşı başkanlığı 500 küsur oyla aldı. Bunlar unutuluyor. Demokrasi bu. 1 oy fazla alıyorsa kolunu kaldıracaksın. Tekrar ediyorum, Yüksek Seçim Kurulu’nun son gelen verilerine göre de 1 Nisan sabahı İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin hukuken seçilmiş Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu’ydu, şimdi de İstanbul Büyükşehir Belediyesinin Başkanı Ekrem İmamoğlu’dur.

 

MIZIKÇILIĞIN DANİSKASI, OYUNBOZANLIĞIN DANİSKASI

Korku aslında burada. Burada sonucun değişmeyeceğini görenler şimdi panik içinde “bütün oyları yeniden sayalım bak buradan bu kadar fark var” diyorlar. Ne kadar fark çıktı? 5 bin oy. Yeniden saydın 300 bin oyda 5 bin oy fark buldun. Ayıptır yahu. Şimdi Sayın Binali Yıldırım’ın bu sandıklardan çıkmayacağını görüyorlar. Ama sandıklardan Binali Yıldırım’ı çıkarabilmek için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Bu olmazsa seçimin iptalini isteyecekler. Mızıkçılığın daniskası, oyunbozanlığın daniskasıdır. Bırakın artık mızıkçılığı. Milletin ufkunu karartıyorsunuz, milleti sıkıntıya sokuyorsunuz, milletin gündemine bir türlü el atamıyorsunuz. Tencere boş diyorum, fiyatlar almış başını gitmiş, 8 milyon tane işsiz var, 94 ülkenin nüfusundan daha fazla işsizimiz var. Net rezervleriniz neredeyse, yaptığınız bir takım hesap oyunlarını çıkarsak, 10 milyar dolarlara kadar gelmiş, Merkez Bankası’nın.

Bakın, artık milleti oyalamayı bırakın. Ben bir kez daha herkesin önünde ifade etmek istiyorum. Oy namustur, dokundurtmayız. Kazandığımız seçimi de kimseye çaldırtmayız.

Söyleyeceklerim bu kadar. Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

O BAKANLARIN ELLERİNİN OY ÇUVALLARININ İÇİNDE NE İŞİ VAR?

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

31 Mart seçimleri sadece kampanya sürecinde yaşananlarla değil, aynı zamanda seçimler bittikten sonra itiraz süresinde yaşanan gelişmelerle de Türkiye’de en fazla konuşulan seçimlerden biri olmaya namzet gözüküyor.

 

YSK, İKTİDARIN TALEBİNE GÖRE ELBİSE BİÇİYOR

Ülkemizde seçim ve itiraz sürecinin güvencesi Yüksek Seçim Kurulu’dur. Milli iradenin sandığa eksiksiz yansıması YSK’nın yani yargıç teminatı altındadır. Ama YSK hâkimleri, iktidar partisinin talepleri doğrultusunda hareket ederse, hukukun ve vicdanlarının doğrultusunda hareket etmeyi unuturlarsa bu ciddi bir sorundur. Kurul’un yasaları, kendi içtihatlarını, teamülleri ve bir önceki seçimde aldığı kararları yok saydığını görüyoruz. Kurul bunları yok sayıp Adalet ve Kalkınma Partisi’nin taleplerine göre elbise biçmeye çalışmaktadır. Bunu üzüntüyle müşahede ediyoruz. Bu ülkede hukuk güvenliğinin kalmadığını gösteriyor.

 

KURULA UYARI: DEMOKRASİNİN HUKUK DEVLETİNİN KATLİNİN ÖNÜNÜ AÇIYORSUNUZ

Oysa hukuk güvenliği, sandık güvenliğinin teminatıdır. Bu nedenle hâkimler de kurullar da iktidar önünde eğilip bükülmemelidir. Kurul’u uyarıyorum: Yaptıklarınızla ülkede milli irade hırsızlığının önünü açan bir Kurul haline geliyorsunuz. Demokrasinin, hukuk devletinin katlinin önünü açıyorsunuz. YSK’ya itiraz elbette haktır. Bizler de tüm vatandaşlarımızın oylarının doğru sayılması ve millet iradesinin eksiksiz tecellisi konusunda son derece hassasız. Ama hukuka, teamüllere bugüne kadar alınan kararlara aykırı hukuki dayanağı olmayan itirazlar ve bunların kabulü seçimi de seçim sonrasındaki itiraz sürecini de şirazesinden çıkarır.

 

BU İDDİA AKILLA VE MANTIKLA BAĞDAŞMAZ

Biz sayımdan değil, sayımın kötü niyetle ve hukuksuz bir biçimde talep edilmesinden ve YSK’nın bu hukuksuzluğa yol vermesinden rahatsızız. Oyların nasıl sayıldığı bellidir. Yedi kişilik sandık heyeti, içinde iki devlet memuru, iki de Cumhur İttifakı gözlemcisiyle bu oyları saymışlardır. Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Erdoğan, sadece İstanbul’da sandıklarda 280 bin kişiden fazla insanı görevlendirdiklerini söylemiştir. Bu kadar adamın gözü önünde, dört üyesinin de iktidara yakın olduğu bir sandık kurulunda “iktidar aleyhine bir usulsüzlük var” dediğinizde buna herkes güler. Olmaz. Bu akılla ve mantıkla bağdaşmaz. Varsa bile bu dört kişi buna şerh koyar.

MİLLETİN OYLARIYLA UĞRAŞACAĞINA, BUNDAN SORUMLU OLANLARIN GÖREVLERİNE SON VER

Ama öyle gözüküyor ki sandık başında, özellikle bu geçersiz oylarla düşülen bir şerh yoktur. Bu kadar insanın gözünün önünde bu nasıl olmuştur? Ya bu insanlar görev başına gitmemiştir ya da sandık başında uyumuşlardır. Benim Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanına tavsiyem milletin oylarıyla uğraşacağına, bundan sorumlu olanların hepsinin görevlerine son vermesidir.

 

BU KÖR İTİRAZDIR, HUKUKİ DEĞİLDİR

Sandık başında gözlemcilerin itiraz etmemelerine, şerh düşmemelerine rağmen, iktidar seçimi kaybettiği yerlerde geçersiz oyların tekrar sayılmasını istemiştir. Bu delilsiz, kör itirazdır. Hukuki değildir. Bunu ben değil, YSK’nın 2014 yılında Mansur Yavaş’la ilgili aldığı karar açıkça söylüyor. Bugüne kadar da seçimlerde bu karar uygulandı. Şimdi ne oldu da bu karardan vazgeçiliyor? Neden bu içtihat değiştiriliyor. Sadece 2014’teki karar değiştirilmiyor, duruma göre de karar veriliyor. Balıkesir’de Millet İttifakı’nın talebi reddedilirken, Ankara ve İstanbul’da Cumhur İttifakı’nın aynı mahiyetteki talepleri kabul ediliyor.

 

YARATACAĞINIZ KARGAŞANIN ALTINDAN KALKAMAZSINIZ

Ben, YSK hakimlerini uyarıyorum. Yaratacağınız kargaşanın altından siz de kalkamazsınız. İktidarın itirazları da YSK’nın kararları da iyiniyetli değildir. Türk demokrasi ve hukuk tarihine kara bir leke olarak şimdiden geçmişlerdir. Oy çuvallarının mühürleri sökülmüştür, oyların namusu müdahaleye açık hale gelmiştir. Durum buyken sayım süreci başladıktan sonra Adalet Bakanlığı’nın talimatıyla savcıların seçim kurullarında görev yapan, veri giren, oy çuvallarını teslim alan ve oyları sayan sandık kurulu yetkilileri hakkında araştırma başlatması, bununla ilgili bilgi toplamak üzere polisleri kurullara polis göndermesi, mülkiye müfettişlerinin seçim kurullarına gidip evrak talep etmeleri kabul edilemez bir durumdur.

 

O BAKANLARIN ELLERİNİN OY ÇUVALLARININ İÇİNDE NE İŞİ VAR?

Seçimlerin güvenliği için, 24 Haziran’da tek kişi parti devletine geçmeden önce, partili Adalet Bakanı, İçişleri ve Ulaştırma Bakanları istifa ederdi, yerine bağımsız bakanlar gelirdi. Şimdi böyle bir süreç yaşanmıyor. Buradan soruyorum, partili görünmeyip partili olan, atanmış ama partili olan İçişleri ve Adalet Bakanlarının elleri oy çuvalları içinde ne aramaktadır? Bu nasıl bir seçim sürecidir? Yine soruyorum, Dolmabahçe’de Cumhurbaşkanının başkanlığında yapılan ve AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayının da katıldığı toplantıya hangi bakanlar katılmıştır? Bu bakanlara orada hangi talimatlar verilmiştir?

 

SENARYO SEÇİM AKŞAMINDAN İTİBAREN YÜRÜRLÜĞE KONDU

Anlaşılan seçim kaybedilince bu durum için planlanmış bir senaryo, seçim akşamından itibaren yürürlüğe konmuştur. Önce Anadolu Ajansı sandık sonuçlarını karartmış, ardından AK Parti Büyükşehir Belediye Başkan adayı Sayın Binali Yıldırım, kaybettiği seçimi “kazandığını” ilan etmeye kalkışmıştır. Yetmemiş, İstanbul’a boy boy teşekkür afişleri asılıp algı operasyonu sürdürülmüştür. Seçimin ardından il başkanları ve parti genel başkan yardımcıları “Demokrasi tarihinin en şaibeli seçimi” diyerek sonuçları itibarsızlaştırmaya çalışmışlardır. Sonra bakanlar, daha sonra da YSK devreye sokulmuştur. Amaç, oy çalamayınca milletin iradesini çalmaktır. Türkiye, benzer bir senaryoyu 2015 yılında yaşamıştır. 7 Haziran’da sandıktan çıkamayan iktidar, çeşitli kumpaslarla Kasım ayında seçimi tekrarlatmıştır.

 

HUKUK SÜRECİ DEDİKLERİ, HUKUKSUZLUÜUN DANİSKASI HALİNE DÖNÜŞÜYOR

Seçimden önce “En güvenilir sistem bizde” diyenlerin, sandıklardan Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu çıkınca “Seçimlerde hile ve şaibe var”, “Bize operasyon çekiliyor” demeleri hem manidardır hem de trajikomiktir. Seçim sandığından bir darbe çıkarmaya çalışan bu kepazeliğe milletimiz itibar etmeyecektir. Seçimden önce önlerine her gelene terörist damgası vuranların, şimdi de seçim sandıklarında görevlilere baskı yapmak amacıyla, onlar hakkında terör soruşturması yapması, onlara terörist yaftası yapıştırması kabul edilemez. Bu bir demokrasi ayıbıdır. Nasıl baskı yaparsınız? Bu tehdittir, seçim güvenliğinin ayaklar altına alınmasıdır. Hukuk süreci dedikleri, hukuksuzluğun daniskası haline dönüşmektedir. Milletimizin oylarına, iradesine masa başında müdahalenin önü açılmaya çalışılmaktadır. Bu, milletimizin bülbül attığı sandıktan karga çıkarma gayretidir.

 

OY NAMUSTUR DOKUNDURMAYACAĞIZ, KAZANDIĞIMIZ SEÇİMİ ÇALDIRMAYACAĞIZ

Bizler, Genel Başkanımızla, seçilmiş belediye başkanlarımızla, parti meclisi üyelerimizle, milletvekillerimizle, örgütlerimizle, gönüllülerimizle milletimizin oylarına sahip çıkmak için canla başla çalışmaya devam edeceğiz. Sandıktan çıkan millet iradesini masa başında birilerinin kumpasla gasp etmesine de, sivil darbe sürecinin sandığa uzanmasına da izin vermeyeceğiz. Oy namustur, dokundurtmayacağız. Kazandığımız seçimi kimseye çaldırtmayacağız.

 

İSTANBUL SEÇİMİNDE SON DURUM

Milletimiz sandıkta Ankara’da Mansur Yavaş, İstanbul’da da Ekrem İmamoğlu demiştir. Şimdi sizlerle, İstanbul’da saat 12.30 itibariyle güncellenmiş yeniden sayım sonuçlarıyla ilgili bana intikal eden bilgileri paylaşıyorum. Elimizdeki verilere göre yani örgütlerimizin takip ettiği verilere göre İstanbul’da sayım yapılan 31 bin 186 sandığın 15 bin 209’unda yani kabaca yüzde 49’unda yeniden sayım işlemi bitmiştir. YSK’nın son verilerine göre Sn. Binali Yıldırım’ın aldığı oy 4 milyon 153 bin 582’dir. Sayın Ekrem İmamoğlu’nun aldığı oy ise 4 milyon 171 bin 501’dir. Sayın Ekrem İmamoğlu, 17 bin 919 oy farkıyla öndedir. Kalan sandık sayısı da, mevcut sayım da, ortaya çıkan eğilimler de sistemli bir hata olmadığını ve normal koşullarda bu farkın kapanamayacağını göstermektedir.

 

MÜDAHALE OLMAZSA SONUÇ DEĞİŞMEZ

Hep söylediğimiz gibi biz oyların yeniden sayılmasından korkmuyoruz. Müdahale olmazsa, sonucun değişmeyeceğinden de eminiz. Ama bu işin, bir hak arama sürecinin, farklı maksatlarla istismar edilmesine ve hukuksuzluğa dönüştürüldüğünü, millet iradesine kurulan bir kumpasın parçası haline getirilmek istendiğini de görüyoruz. Bu nedenle hukuka aykırı yeniden sayım sürecinde çok dikkatli olmak zorundayız. Sayımlar sonuçlanana kadar parti meclisi üyelerimiz, milletvekillerimiz, örgütümüz, gönüllülerimiz oy çuvalları başında gözlerini kırpmadan nöbete devam edeceklerdir. Biz milli irade nöbeti tutan bütün fedakar ve cefakar arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz.

 

BU MIZIKÇILIĞIN DANİSKASIDIR

Kimsenin oyunda gözümüz yoktur. Herkesin hakkına, hukukuna sonuna kadar saygılıyız, ama kendi hakkımızı da yedirmeyiz, hukukumuzu da çiğnetmeyiz. Tekrarlıyorum, yeniden sayım taleplerinin somut delillere dayanılarak yapılması lazımdı. Yapılmadı. Sayım süreci hukuksuz olsa da yine de sonucu bekleyeceğiz. Ama önce “Geçersiz oyları say” diyeceksiniz. Çıkanı beğenmeyince “Hepsini say” diyeceksiniz. O da olmayınca “Yeniden seçim” şarkıları söylemeye başlayacaksınız… Bu olmaz. Bu mızıkçılığın daniskasıdır.

 

ŞAPKADAN YENİ TAVŞANLAR ÇIKARMA PEŞİNDELER

Tablo gayet açıktır. Bugün İstanbul’un seçilmiş başkanı olan Sayın İmamoğlu da, Ankara’nın seçilmiş başkanı olan Sayın Yavaş’da yapılan yeniden sayım sonunda da başkan kalacaklardır. Ama şimdi sayım sürecinden sonuç çıkmayacağını anlayan AK Parti yetkililerinin seçimlerin yenilenmesinden söz etmeye başladığını dikkatle izlemeliyiz. Öyle görünüyor ki seçimlerde yenilgiyi kabullenemeyen iktidar mızıkçılık yapmakta şapkadan yeni tavşanlar çıkarmanın peşinde koşmaktadır. Ama şunu da açıkça söyleyelim, yenilgiyi bir gün herkes tadacaktır. Bundan kaçış yoktur.

 

EGEMENLİK YSK’DA DEĞİL, KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETTEDİR

Fakat Cumhurbaşkanlığı gömleğini giyen Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı’nın bunun farkında olmadığını görüyoruz. Kaybettiği seçimlerin ardından algı operasyonu korosunun başına dün itibariyle geçen Erdoğan, milletin iradesini görmezden geliyor. “Mahkeme süreci başlamıştır, nihai karar oradan çıkacaktır” diyerek egemenlik sanki YSK’daymış izlenimi vermeye çalışmaktadır. Egemenlik YSK’da değil, kayıtsız şartsız millettedir. İktidarın telkinleriyle, baskısıyla verilen mahkeme kararları sandıklardan çıkan ve ıslak imzalı tutanaklara bağlanan oyların üzerinde değildir. Milli irade keyfi olarak mahkemeye götürülemez. Oy namustur dokundurtmayız, kazandığımız seçimi de çaldırtmayız.

Dün yine Sarayın kibirli kişisi, “Belediye Meclis’lerinde biz hakimiz, sizi çalıştırmayız” diyerek milletin iradesini hiçe saymıştır. Oysa belediye meclislerini de başkanlarını da seçen millettir. Ben Belediye Meclisleri üzerinden Belediye Başkanlarını çalışamaz hale getiririm demek, bu şekilde tehditler savurmak, milletin iradesini görmezden gelmektir. Erdoğan bir karar vermelidir. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı mı olacaktır yoksa partisinin genel başkanı mı olacaktır?

 

SEÇİM TARTIŞMASI SÜRERKEN AÇIKLANACAK EKONOMİ PROGRAMINI KİM DİNLEYECEK?

Son olarak seçim sonuçlarını da toparlamak istiyorum. 2014 seçimlerinde Adalet Kalkınma Partisi ve MHP’nin kazandığı büyükşehir belediyelerinde yaşayan nüfusun, toplam nüfusa oranı yüzde 62 idi. 2019’da bu oran yüzde 28’e düşmüştür. Diğer taraftan CHP’li büyükşehir belediyelerimizin hizmet verdiği vatandaşlarımızın tüm nüfusa oranı 2014’te yüzde 12 iken 2019’da bu seçimlerden sonra yüzde 45’e çıkmıştır. Seçim bitmiştir, Türkiye bir an önce mutfaktaki yangına ve boş tencereye odaklanmalıdır. Ama bu hukuksuz itiraz süreciyle ciddi bir enerji ve zaman kaybediyoruz. TBMM 9 Nisan’da açılacaktı, şimdi Meclis’in açılışı 16 Nisan’a ertelendi. Bugün itibariyle bir hafta yitirdik. Yine 8 Nisan’da bir ekonomi programı açıklanacağı hazine ve Maliye Bakanı olan Sarayın damadı tarafından ilan edilmişti. Hala seçimler üzerindeki tartışmalar sürerken böyle bir programı kim dinleyecektir? Kim kulak verecektir? Böyle bir program hangi kaygıları gidermeye yarayacaktır?

 

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com