Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

SEÇİMDEN SONRA TUFAN DİYORLAR

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Bugün 18 Mart, Çanakkale Deniz Zaferi’nin 104. yıl dönümü ve şehitlerimizi anma günü. Çanakkale Deniz Zaferi, tarihin akışını değiştirmiş bir olaydır. Bu ülkenin cesur evlatları, vatanlarını savunmak için omuz omuza verip bu zaferi kazanmışlardır. Bu büyük destan Anadolu ve Rumeli’de milli bilinci yeniden ateşlemiş, kurtuluş savaşımızın da mayası olmuştur.

Emperyalistlere “Çanakkale geçilmez” dedirten bu savaş, büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün tarih sahnesine adımını attığı ilk önemli olaydır. Bu özel gün vesilesiyle, Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, bu vatan için gözlerini kırpmadan canlarını verip bu toprakları bize vatan yapan tüm şehitlerimizi bir kez daha saygı ve rahmetle anıyorum.

 

73 YILDIR BÖYLE SEVİYESİZLİK GÖRÜLMEDİ

Yerel seçim kampanyamıza “Mart’ın sonu bahar” diyerek başladık. Baharın işaretleri artık iyiden iyiye görülüyor. Fakat karşımızdaki Bahçeli-Erdoğan koltuk aşkı ittifakı, bahar havasından rahatsız. “Yaklaşan baharı nasıl kışa çeviririz” diye milletimizin arasına nifak sokmaya çalışıyorlar. Çok partili yaşama geçtiğimiz 1946’dan bu yana ülkemizde 20 genel seçim, 14 tane de mahalli idare seçimi yapıldı. Ancak 73 yıllık çok partili demokratik yaşamda, bugün gördüğümüz hukuka ve ahlaka sığmayan bin bir türlü seviyesizlik daha önce yaşanmamış.

 

EKONOMİYİ DOLARKOLİK YAPTILAR, ŞİMDİ YERLİYİZ, MİLLİYİZ DİYEREK HALKI ALDATMAYA ÇALIŞIYORLAR

Ülkemizde kendi hatalarının sorumluluğunu almak istemeyen, kendileriyle yüzleşmekten korkan bir siyaset erbabı var. Oysa 2014’te başlattıkları başkanlık projesiyle demokrasi ve hukuk devletini zaafa uğratanlar bunlar. Ekonomide yıllardır biriken kırılganlıkların üstünü sıcak para şalıyla örtmeye çalışanlar da bunlar. Ekonomiyi “dolarkolik” yapıp sonra da yerliyiz, milliyiz diyerek halkı aldatmaya çalışanlar da bunlar. Sıcak para muslukları kesilince ekonomiyi krize sokanlar bunlar. Millet pahalılık ve işsizlik altında inim inim inlerken pansumanla, aspirin tedavisiyle işleri geçiştiririz sananlar da bunlar.

 

TÜRKİYE İÇİN UFKU OLMAYAN KIZMABİRADERLER

Saray sosyetesi yanlarına sarayın bekçisini de alarak, miting meydanlarında akla hayale sığmayacak FETÖ mukallidi senaryolara, yalana, iftiraya, tehdide başvurup duruyorlar. İlk önce ekonomide olan biteni dış güçlerin saldırısına bağlamaya çalıştılar. Olmadı. Sonra, Millet İttifakı’na “illet, zillet, terörist, çete” diyerek çareyi milletin içine nifak tohumları ekmekte, bölmekte, hakaret etmekte aradılar. Bu da millet vicdanında yer bulmadı.

Türkiye için ufku kalmayan, gerilimden başka sermayesi olmayan bu kızmabiraderler hayat pahalılığı ve işsizlik konuşulmasın diye bir beka meselesi ortaya attılar. Milletimiz de mizah gücüyle bekanın “Bahçeli Erdoğan Koltuk Aşkı” ittifakı olduğunu hemen anladı.

 

BOŞ TENCERELER KARŞISINDA ÇARESİZLER

Kifayetsiz AK Parti iktidarı mutfaktaki yangın ve boş tencereler karşısında çaresiz. Cumhurbaşkanlığı zırhının arkasına saklanan Erdoğan, tüm muhalefet partilerinin liderlerine insaf ve edep sınırlarını aşan hakaretler ediyor, tehditler savuruyor. Muhalefet liderlerini susturmak için elindeki yargı gücünü kullanarak milyonluk tazminat davalarını, hapis tehditlerini devreye sokuyor. Bu da yetmeyince Sarayın kibir abidesi ve Sarayın bekçisi bu defa da devreye ezan ve bayrak gibi kutsallarımızı sokuyor. Kabataş benzeri kumpaslarla milleti birbirine düşürmeye çalışıyor. Ancak en muhteris yandaşlar, en iflah olmaz troller bile Erdoğan’ın görmediği tehlikeyi görüp bu iddiaların gerçeği yansıtmadığını açık açık itiraf ediyorlar.

 

BUNLAR AYIBI DA GÜNAHI DA YAZIĞI DA UNUTMUŞLAR

Bunlar da yetmeyince bu sefer doğrudan adaylarımıza FETÖ tarzı kumpaslar kuruluyor. Sadece yandaş medya değil, parti sözcüleri, genel başkan yardımcıları, genel başkanları hep beraber on parmaklarında on kara bizim adaylarımızla uğraşıyorlar. Ama kurdukları kumpaslar ellerine yüzlerine bulaşıyor. Milletimiz neler döndüğünü gayet iyi görüyor. Şimdi de, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Erdoğan, Yeni Zelanda’daki teröristin Müslüman kardeşlerimizi şehit ederken çektiği dehşet verici, iğrenç görüntüleri meydan meydan dolaşarak servise sokuyor. Haçlı zihniyetini hortlatan bir alçağın İslamofobik saldırısı sırasında çektiği propaganda görüntülerinden üç beş oy uğruna kendine propaganda malzemesi çıkarmaya çalışıyor. Bir de utanmadan sıkılmadan genel başkanımızın sözlerini kesip biçiyor; Türk siyasi tarihinde örneği görülmemiş bir çarpıtma ve iftira kampanyasına girişiyor. Bunlar ayıbı da, yazığı da, günahı da unutmuşlar.

 

TENCERE BOŞ, MUTFAK YANGIN YERİ, İŞSİZLİK KANAYAN YARA

Bütün bunların nedeni seçimi kaybetme korkusudur. Milletimize neden oldukları ekonomik krizi unutturmak için her yolu mubah görüyorlar. Vatandaşın tenceresi boş, mutfaklar yangın yeri, işsizlik kanayan yara. İflaslar konkordatolar almış başını gitmiş. Bakın ülkenin her yerinden iflas etmiş pek çok müteahhidin, tüccarın intihar haberleri geliyor. Millete “cambaza bak” diyerek ekonomik kriz çözülmüyor. Meydanlarda hurafeler uydurmak ocakların tütmesini sağlamıyor. Marketlere ve tedarikçilere “Nisan’a kadar zam yapmayın” telefonları açmak, onları tehdit etmek suretiyle enflasyonla mücadele etmek mümkün değil, Pansumanla, aspirinle ekonomideki hastalık tedavi edilmiyor. Millet işsizliğin pençesinde kıvranıyor. İşsizlik her geçen gün artıyor.

 

KİBİR VE NİFAK İKTİDARININ MİLLETİN GÖRMESİNDEN KORKTUĞU VAHİM TABLO BU

Son bir yılda işsizlerin sayısı 1 milyon kişi artmış. İşsizlerin sayısı ilk kez 4 milyon 302 bin kişiye ulaşarak kötü bir rekor kırmış. Mevsim etkilerinden arınmış işsizlik oranı 10 aydır durmaksızın artıyor. İşsizlik oranı yüzde 13,5. Türkiye bu oranla dünya işsizlik liginde 182 ülke içinde 31. Sırada. Sudan’ın, Moritanya’nın, Kenya’nın, Kongo’nun, Tanzanya’nın işsizlik oranı bile bizden düşük. Hala utanmadan sıkılmadan 2023 hedeflerini tutturacağını söyleyen iktidarın ülkeyi içine soktuğu hazin durum bu. Milletimiz bunları hak etmiyor.

Artık istihdam yaratmak bir yana, işi olanlar da işsiz kalıyor. Tek bir yılda 633 bin kişi işini kaybetmiş, bu mevcut seride kötü rekorlardan bir tanesi. Ekonominin yüzde 4,7 daraldığı 2009 krizinde bile bu kadar kişi işini kaybetmemişti. Özellikle tarım ve inşaat sektörlerindeki iş kayıpları olağanüstü boyutlara ulaşmış durumda. İşte bu kibir ve nifak iktidarının milletin görmesinden korktuğu vahim tablo bu.

 

GERÇEK İŞSİZ SAYISI 8 MİLYONA DAYANIYOR

İş bulmaktan ümidini kesenleri de dikkate aldığımızda “geniş tanımlı” işsiz sayımız 6,6 milyon kişiye ulaşmış. Buna yetersiz ve eksik istihdam edilenler ile mevsimlik çalışanları eklediğinizde gerçek işsiz sayısı 8 milyona dayanıyor. Bu da bir kötü rekor. Şaka değil… Gerçek işsiz sayımız, dünya üzerindeki 94 ülkenin nüfusundan fazla. İşte kötü yönetimin neden olduğu ekonomik krizin ülkeyi getirdiği yer burası. Milletin gözünden kaçırmak istedikleri bu. Ufukta ışık da yok! İŞKUR verilerine göre kayıtlı işsiz sayısı, şubat ayında bir önceki yıla göre 1,5 milyon kişi artmış. 4 milyona dayanan kayıtlı işsiz sayısı da bir başka sevimsiz rekor. İŞKUR’un rakamı şubat ayına ait. TÜİK’in aralık ayına ilişkin rakamı 2018’in Kasım ve Aralık ayları ile 2019’un Ocak ayını kapsıyor. Yani işsizlik artmaya devam edecek.

 

SARAY SOSYETESİNE SORARSANIZ KRİZ YOK DENGELENME VAR

Saray sosyetesine sorsanız ekonomide kriz yok, ekonomi gayet güzel dengeleniyor. Bu rakamlar sıradan birer veri değil. Hepsinin ardında işsizliğin altında bir acı hayat hikayesi var. Evladına harçlık veremeyen baba var. Borcunu ödeyemediği için canına kıyan yurttaşlarımız var. Kendini ateşe veren gençlerimiz var. Bebeğinin aç karnını doyurmak için mama çalmak zorunda kalan baba var.

 

MİLLETİN DERTLERİNE DÜRBÜNÜN TERSİYLE BAKIYORLAR

Sarayında kilosu 4 bin TL’lik çay içen Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanının miting kürsüsünden dağıttığı bir avuç kara çayı almak için birbirleriyle kavga eden yurttaşlarımız var. Bakın bu ülkede her 4 gençten biri işsiz, her 4 işsizden biri üniversite mezunu. Bin bir emekle yetiştirdiğimiz gençlerimize iş bulamıyoruz. Üniversite mezunu olan işsiz sayımız 1 milyonun üzerinde. Tabi bunları saraydan gören yok, çünkü milletten koptular, halka dürbünün tersiyle bakıyorlar. Milletimiz bunları kesinlikle hak etmiyor.

 

YAPTIKLARI HATALARIN SORUMLULUĞUNU ALAMAYACAK KADAR KORKAKLAR

Dertleri seçime kadar ekonomik kriz konuşulmasın. Günahları ortaya dökülmesin. Yaptıkları hataların sorumluluğunu alamayacak kadar korkak ve ürkekler. Vay efendim beka sorunu, vay bize saldırıyorlar, vay öyle, vay böyle diyerek laf-ı güzafla zaten patinaj yapan ekonomiyi artık geri kaydırıyorlar. Korkuları, o kıymetli koltuklarını yitirmek.

 

İKİ AYDA FAİZ LOBİLERİNE AKITILAN PARAYLA 3 AVRASYA TÜNELİ YAPILIRDI, ÜSTÜNE DE PARA ARTARDI

Bu korkuyla acımasız bir seçim ekonomisi de uyguluyorlar. Bütün ipleri koy vermişler, bütçe disiplini kalmamış, “Seçimi kazanalım da sonrası tufan” diyorlar. Bunu son yayınlanan bütçe rakamları da teyit ediyor. Bu yılın ilk iki ayında faiz harcamaları yüzde 73 artmış. Bu da yeni bir sevimsiz rekor. İlk iki ayda faiz lobilerine ödenen para 22 milyar TL’ye ulaşmış. Dolara vurursak iki ayda ödenen faiz 4,2 milyar dolar eder. İlk iki ayda ödenen bu parayla üç tane Avrasya Tüneli yapılır, üstüne cebimize 415 milyon dolar da para kalırdı. Emeklilikte yaşa takılanlar ve çiftçilerimiz için bulunamayan kaynaklar faiz lobileri için rahatlıkla bulunuyor.

 

YANLIŞ DUYMADINIZ, İLK İKİ AYDA BÜTÇE AÇIĞI YÜZDE 5 BİN 727 ARTTI

Faiz dışındaki harcamalar da yüzde 43 artmış. Yani seçim için de iyice gaza basılmış. Peki bu harcamaların kaynağı ne? Önce ocak ayına bakalım… Merkez Bankası’nın kârını 3 ay önceden tahsil ettiler. Bununla da seçim harcamalarını finanse ettiler. Seçimden sonra Allah kerim. Ancak daha şubat ayında işler sarpa sarmaya başlamış. Bütçenin tek ayda gelirleri sadece yüzde 9,7 artmış. Buna karşılık giderleri  %33 artmış. Bunun sonucunda Şubat’ta bütçe açığı geçen yıla göre 8 kat artmış. Böylece yılın ilk 2 ayında bütçe açığı geçen yıla göre yüzde 5 bin 727 artışla, evet yanlış duymadınız, yüzde 5 bin 727 artışla 11 milyar 700 milyon TL’ye ulaşmış. İşte sıcak parayla şişirilen, faiz lobilerine mahkum edilen, boynuna borç prangaları geçirilen ekonomimizde, devlet bütçesinin manzarası bu.

 

ÖNCEDEN TÜRKİYE SEBZE SATIP FABRİKA YAPARDI, ŞİMDİ FABRİKA SATIP SOĞAN PATATES ALIYORLAR

Ama uslanmıyorlar bir türlü. Hala harcama yapmak istiyorlar. Bunu da göstermeden nasıl yaparız konusunda çok yaratıcılar. Şimdi bunu gerçekleştirmek için yeni bir operasyon başlatıyorlar. Varlık Fonu’nun çıkaracağı kağıtlara yurt içinden talep olsun diye cazibe artıracak bir takım düzenlemeler yapıyorlar. Böylece bütçe disiplininden iyice kaçacaklar. BOTAŞ’ı, TPAO’yu, ÇAYKUR’u, bor madenlerine sahip olan ETİ MADEN’i, THY’yi, Ziraat ve Halk Bankaları başta olmak üzere Fon’a devredilen pek çok kamu kurumunu yapacakları borçlanmalara karşı teminat gösterecekler. Bu gidişle bu borçları ödeyemezler. Ödeyemezlerse ne olacak? Teminat olarak gösterdikleri bu kurumlar yabancıların eline geçecek.

Bunlar başa geçmeden önce dışarıya meyve, sebze satıp fabrika yapardık, şimdi bunlar fabrika satıp dışarıdan soğan-patates alıyor. Bununla da yetinmiyorlar, milli harp sanayimizin göz bebeği tank-palet fabrikasını Katar ordusuna peşkeş çekiyorlar. Türkiye bu kötü yönetimi hak etmiyor.

 

BORÇ ALAN EMİR ALIR

Bu kadar borca batarsanız, aldığınız borcu üretime yönlendirmek yerine çuval çuval dolarları betona gömerseniz, hem bu kadar faiz ödersiniz hem de ülkenin iplerini tefecilerin eline verirsiniz. Dün de bugün de aynı kural geçerlidir: borç alan emir alır.

Şimdi hem sarayın kibirli adamı hem de sarayın bekçisi seçim meydanlarından dünyaya sözde meydan okuyorlar. Yahu Trump size, “Gönderseniz iyi olur” dediğinde papazı bir gecede Oval Ofise göndermediniz mi? Evanjelistlerin önünde törenle ABD Başkanını takdis etmesini sağlamadınız mı? Güzel ülkemizin ABD seçimlerine malzeme yapılmasına göz yummadınız mı? İşte bunların beka feryatlarıyla gizlemeye çalıştıkları, milletimizin görmesinden korktukları hakikatler bunlardır. Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanı olmakla övünenler ülkenin tapusunu da gönül rahatlığıyla emperyalistlere teslim ederler.

 

KİMSE ENDİŞE ETMESİN, CHP VAR

Ama kimse endişe etmesin bu ülkede bunlara dur diyecek “bağımsızlık benim karakterimdir” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün ilkelerine bağlı milletimiz var. Çanakkale, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk ve Kurtuluş Savaşı ruhu var. Atatürk’ün iki büyük eserimden biridir dediği Cumhuriyet Halk Partisi var.

 

TÜRKİYE’NİN KRİZİNİ ANLATTIK, ÇÖZÜMÜNÜ ORTAYA KOYDUK

Gırtlağı aşan borçlar ülkemizin bağımsızlığına gölge düşürüyor. Mutfaktaki yangın ve işsizlik milletimizin canını yakıyor. Biz sadece bunları rakamlarla tespit etmekle kalmıyoruz, çözüm yollarını da ortaya koyuyoruz. Hazırlayıp sizlere de dağıttığımız “Türkiye’nin Krizi” başlıklı kitapçığımızda önce Türkiye ekonomisindeki mevcut durumun tespitini yaptık. Hayat pahalılığı ile işsizlik arasında ezilen vatandaşlarımızın halini, devletin ödemediği destekler nedeniyle üretemeyen çiftçimizin nasıl bankaların eline düştüğünü, sanayide duran çarkları resmi veriler ve bu veriler üzerinden yaptığımız hesaplarla anlattık.

Ardından ekonomimizi bu duruma getiren, ülkemizi borç batağına sürükleyen üretim yerine ithalata, kazanç yerine borca dayanan sıcak parayla ekonomiyi şişirme politikalarını ve bunun sonuçlarını ortaya koyduk. 2014’te tek adam parti devleti projesinin uygulamaya konması ve bu süreçte hukuk devletinin yok edilmesinin ekonomiyi nasıl gerilettiğini hem resmi rakamlarla hem de uluslararası kuruluşların verileriyle tespit ettik. Bol ve ucuz kaynakların bu iktidar döneminde nasıl israf edildiğini rakamlarla ortaya koyduk. Mevcut iktidarın tüm hatalı politikaları nedeniyle, Türkiye’nin benzer ekonomilerin gerisine nasıl düştüğünü açıkladık.

 

YAKLAŞAN SEÇİMLER İKTİDARA UYARI İÇİN SON FIRSAT

Kitapçığın son bölümünde ise geçen Ağustos’ta genel başkanımızın açıkladığı, ekonomik krizi aşmak için zorunlu gördüğümüz tedbirler ile üretim ekonomisine dönüşüm stratejimizin ana hatlarını verdik. Türkiye benzersiz coğrafi konumu, üretken genç nüfusuyla büyük bir potansiyele sahiptir. İyi bir yönetim ve doğru bir stratejiyle tüm vatandaşlarına dünyanın en gelişmiş yaşam standartlarını sağlayabilecek gücüvardır. Milletimiz ülkeyi ekonomik krize sokan bu yönetimden çok daha iyisini hak etmektedir. Biz bu çalışmamızda 31 Mart seçimlerinin bu geriye gidişin durdurulması, saray iktidarının ve bekçisinin uyarılması için son fırsat olduğunu söylüyoruz.

 

MİLLET, “SEN DAMADINI DÜŞÜNÜRSEN BEN DE EVLADIMI DÜŞÜNÜRÜM” DİYOR

Milletimiz; bir kendi evindeki borç tencereye bakıyor, Bir de “duran”, “uçan”, “kaçan” saraylardaki kibir ve nifak ittifakının yaşadığı hayata bakıyor; ve diyor ki “benden kopanlara bir ders verme zamanı artık geldi.”

Milletimiz; iş için kapı kapı dolaşan evdeki işsiz evladına bakıyor, bir de saray sosyetesine, onların akrabalarına verilen makamlara ve ballı maaşlara bakıyor. “Sen damadını düşünüyorsan, ben de evladımı düşünürüm, sandıkta gerekeni yaparım” diyor.

O yüzden net konuşuyorum: Mart’ın sonu bahar olacak. Millet, kendisini unutanlara, hakir görenlere, meydanlarda kendini azarlayanlara “haddini bil, kendine gel” diyecek. Yurttaşlarımız endişe etmesin! Bu ülkede milletin derdiyle dertlenen, dertlere derman arayan, tecrübeli kadrolara sahip Cumhuriyet Halk Partisi var. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.

 

Soru: Mansur Yavaş dün bir programda 21 Mart’ta bir provokasyon olacağına dair duyum aldıklarını söyledi. Partinize ulaşmış bir bilgi var mı?

Faik Öztrak: Partimize ulaşan duyumlar var. Dün yaptığım kısa basın toplantısında ben de bunun altını çizmiştim. Biz örgütlerimize olası provokasyonlar karşısında dikkatli olmaları konusunda yazı gönderdik.

 

Soru: Bakanlıkla bir paylaşım oldu mu?

F.Ö.: Bakanlıkla bir paylaşım olduğunu sanmıyorum. Kamuoyuyla paylaştığımıza göre.

 

Soru: CHP Ataşehir adayı Battal İlgezdi’nin bazı eleştirileri oldu. Bu konuda ne söylersiniz? Yine HDP Eş Genel Başkanının açıklamaları var.

F.Ö.: Sayın Battal İlgezdi’yle telefonda konuştum. Kendisi bana basına kapalı olan 1.500 kişilik bir toplantıda bu ifadelerin geçtiğini söyledi. Ama onun yanında diğer birçok ifade var. Tabi kesip biçerek, konuşmayı kendi çerçevesi içinden çıkararak bir algı yaratılmaya çalışılıyor. Öyle anlaşılıyor. Kendisi ne partiyi ne Sayın Genel Başkanı hiçbir şekilde eleştirme gibi bir niyetinin olmadığını bunun bir kapalı toplantıda karşı tarafı eleştirdikten sonra sorulan sorular üzerine verdiği cevaplar olduğunu bana ifade etti.

İkinci sorunuza gelince, baştan beri söylüyorum. Biz son derece şeffaf bir şekilde süreci götürüyoruz. Bizim kiminle işbirliği yaptığımız, kimin kimin adayını destekleyeceği konusu açık seçik ortadadır. Biz bu seçimde İYİ Parti ile işbirliği yapıyoruz. Sandıkta da bundan önce tüm partilere oy vermiş, Adalet ve Kalkınma Partisi’ne oy vermiş, MHP’li, Saadet Partili, diğer bütün partilere oy vermiş yurttaşlarımızın oylarına talibiz. Bu laflar nereden çıkıyor anlamıyorum. Biz kiminle iş birliği yaptığımızı kimden oy beklediğimizi net olarak söylüyoruz. Ama kibir ve nifak ittifakı acaba aynı samimiyetle ne yaptıklarını açıklıyorlar mı?

 

Soru: (…)

F.Ö.: Az önce de belirttim. Sn. İlgezdi bunların kapalı bir toplantıda uzun bir konuşmanın içinden cımbızlanmış bir takım cümleler olduğunu, işin mecrasından saptırılmak istendiğini bana ifade etti. İkinci konu, dünyada Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı’nın Yeni Zelanda’daki o iğrenç görüntüleri miting meydanlarında izletmesi eleştiriliyor. Bütün dünyada sosyal medyadan o içler acısı görüntüler, Müslüman kardeşlerimizin şehit edildiği görüntüler kaldırılırken Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı bu görüntüleri bizim meydanlarımızda bu görüntüleri izletiyor. Anayasaya göre milletin birliğini beraberliğini sağlamakla yükümlü, Cumhurbaşkanı gömleğini giyen, bu zırha sığınmış olan Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanının bunu yapması, Cumhurbaşkanının 1947’den sonra yeniden parti genel başkanı olmasının ortaya çıkardığı ciddi sakaleti gözler önüne seriyor.

(…)

Bir ana akım medya gazetesinde atılan manşetin gerçekleri yansıtmadığı görülüyor ama şunu da garipsiyoruz: bundan önce herhangi bir partiye oy vermiş yurttaşlarımızın oyları artık o partinin ipoteğine girmiş değildir. Böyle bir şey olamaz. Biz sandıkta bundan önce hangi partiye oy vermiş olursa olsun tüm milletimizin oylarına talibiz.

 

Soru: DSP Genel Başkanının partinize yönelik eleştirileri var. Ne diyeceksiniz?

F.Ö.: Daha önce de ifade etmiştim. CHP’den oy alabilecekleri yönünde her hangi bir çekincemiz yok. Anlaşılan onlar bu tür lafları ederken bu lafları iktidar partisine değil anamuhalefet partisine ettiklerinin farkında değiller. Muhalefet partilerinin seçimde birbirlerine cevap vermesini doğru bulmuyorum. Söylenenlere de baktığım zaman gerçekten üzüntü duyuyorum sadece. Muhalefet olarak şu seçimlerde kiminle uğraştığımız bellidir. Nereye gittiğimiz de ne yaptığımız da bellidir. Türkiye’yi CHP’nin dertlere derman olacak belediyecilik anlayışıyla tanıştırmak ve milletimizi mutlu etmek istiyoruz. Bugün Türkiye’de belediyelerle ilgili yapılan pek çok araştırmalar var. Bu araştırmaların büyük bir kısmında dışarıdan alınan ödüllere de bakıldığında CHP’li belediyelerin diğer belediyelerin önünde gittiğini görüyoruz. Biz iktidarın metal yorgunu olduğunu açıkça itiraf ettiği belediyecilik anlayışını değiştirmek, onun yerine CHP’nin belediyecilik anlayışını getirmek için uğraşıyoruz. Ama bir yerlerde bir muhalefet partisi bizlerle uğraşıyor. Bunu anlamak mümkün değil. Onun için cevap vermeyeceğiz kendilerine.

CUMHURBAŞKANI TERÖRİSTİN DEĞİRMENİNE SU TAŞIDI

Bu basın toplantısında sizlerle, dün yaşana vahim bir hadiseyle ilgili görüşlerimi paylaşacağım. Ancak toplantıya başlamadan önce dün Irak’ın kuzeyinde şehit olan iki Mehmedimize Allah’tan rahmet, acılı yakınlarına ve milletimize sabır diliyorum.

 

50 MÜSLÜMAN KARDEŞİMİZ ŞEHİTTİR

Yeni Zelanda’da iki camide Cuma namazını kılan 50 masum Müslümanın katledilmesi, 21. yüzyıl siyasetine hâkim olmaya başlayan, yalanı doğruymuş gibi anlatan, toplumu kutuplaştıran tehlikeli popülizmin körüklediği kimlikler çatışmasının bir sonucudur. Yeni Zelanda’daki insanlık dışı saldırıda hayatını kaybeden 50 Müslüman kardeşimiz şehittir, kendilerine Allah’tan rahmet diliyorum.

 

SARAYIN KAMPANYASI, VİCDANLARIN KALDIRAMAYACAĞI SEVİYEYE ULAŞTI

Sandığa artık sayılı günler kaldı. Saray iktidarı çok partili yaşama geçtiğimiz 1946’dan bu yana gördüğümüz en adaletsiz ve en seviyesiz seçim sürecini yürütüyor. Saray iktidarının yalanı doğruymuş gibi anlatan, toplumu kutuplaştıran popülist kampanyası, artık vicdanların kaldırmayacağı bir seviyeye ulaştı. Cumhurbaşkanı zırhına bürünmüş Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı, dün Tekirdağ’da miting için gelenlere Yeni Zelanda’da ibadet eden Müslümanların katlediliş görüntülerini izletti.

 

TERÖRİSTİN DEĞİRMENİNE SU TAŞIDI

Bu görüntüleri terörist kendi propagandasını yapmak için çekmişti. Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı sıfatını taşıyan Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı da bu teröristin değirmenine, bu filmi göstererek su taşıdı. Çorlu’da tren kazası olur yayın yasağı getirirler, Gebze’de viyadük çöktüğünde ambulans daha oraya ulaşmadan yayın yasağı getirirler, Ankara’da tren kazası olur yayın yasağı getirirler. Bütün dünya bu görüntüleri sosyal medyadan temizlerken bizde Cumhurbaşkanı gömleğini giymiş Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı mitingde millete izletti. Bütün kanallar da canlı yayında bu görüntüleri yayınladı.

 

SİZ BU GÖRÜNTÜLERİ TORUNLARINIZA İZLETİR MİSİNİZ?

Ben buradan o filmi meydanda milletimize izleten Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı’na soruyorum: “Siz bu kanlı katliam görüntülerini torunlarınıza izletir miydiniz? Üç beş oy almak için bunu yapmaya değer mi?”

 

SARAY BU OLAY ÜSTÜNDEN BİLE OY DEVŞİRME ARAYIŞINDA

Türkiye Büyük Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bu insanlık dışı olaya karşı tüm siyasi parti grupları ortak tepkilerini göstermişlerdi. Böyle günlerde birlik olmamız, dosta düşmana karşı birliğin ve beraberliğin gücünü göstermemiz gerektiğinin Gazi Meclisimiz her zaman bilincinde olmuştur. Ama saray, bu acı olay üzerinden hala siyasi rant devşirme arayışındadır. Devletin resmi uçağıyla Cumhurbaşkanı Yardımcısını, Dışişleri Bakanını Yeni Zelanda’ya gönderirken, Gazi Meclisimizde yer alan hiçbir siyasi parti grubuna davette bulunulmaması anlaşılır gibi değildir. Uçaktaki basın mensuplarının çokluğu, Sarayın bu vahim hadise üzerinden oy devşirme niyetinin sürdüğünü göstermektedir. Bakalım bu hadise üzerinden kaç tane post çıkarılacaktır.

Diğer taraftan Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim de 3 arkadaşımızı taziye ve incelemelerde bulunmak üzere Yeni Zelanda’ya göndereceğimiz bilgisini de sizlerle paylaşmak istiyorum.

 

NEVRUZ’DA PROVOKASYON DUYUMU

Sözlerimi bitirmeden önce, 21 Mart Nevruz kutlamalarında ülkemizde ciddi provokasyonlar olacağına dair duyumlar alıyoruz. Bu çerçevede Cumhuriyet Halk Partisi olarak örgütlerimizi olası provokasyonlara karşı yazılı olarak uyardık. Vatandaşlarımızı da aynı şekilde 21 Mart’ta olası provokasyonlara karşı uyarmak istiyorum.

 

BU KABUL EDİLEMEZ, HİÇ BİR VİCDANA SIĞMAZ

Son olarak bir defa daha bir teröristin Müslümanları katlederken propaganda amacıyla çektiği görüntülerin, Cumhurbaşkanı zırhına bürünmüş Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı tarafından meydanlarda izletilmesinin kabul edilemez olduğunu ifade etmek istiyorum. Bu hiçbir vicdana sığmaz. Bu kirli siyaset anlayışının takdirini yüce milletimize bırakıyorum.

GENİŞ İŞSİZ 6,6 MİLYON KİŞİ, GERÇEK İŞSİZ 8 MİLYONA DAYANDI

ANKARA – CHP’li Öztrak, işsiz sayısının son bir yılda 1 milyondan fazla, işsizlik oranının ise 3,1 puan birden arttığına dikkat çekerek, “İşsiz sayısındaki ve işsizlik oranındaki artışlar 2009 krizinden bu yana görülmeyen seviyelere ulaştı” dedi.

Çalışanların sayısı ise son bir yılda 633 bin kişi birden azalarak adeta çakıldı. İstihdam edilenlerin sayısındaki azalış, ekonominin yüzde 4,7 daraldığı 2009 krizinde bile görülmemiş seviyeye ulaştı.

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, TÜİK’in açıkladığı 2018 Aralık dönemi işsizlik rakamlarını yazılı bir açıklamayla değerlendirdi. CHP’li Öztrak açıklamasında şunları belirtti:

 

İŞSİZLİKTE 2009 KRİZİ TABLOSU

TÜİK’in açıkladığı Aralık 2018 dönemine ait işgücü istatistiklerine göre Türkiye’de işsiz sayısı önceki yılın aynı dönemine göre 1 milyon 11 bin kişi artarak 4 milyon 302 bin kişiye ulaştı. İşsizlik oranı ise aynı dönemde 3,1 puan artış göstererek yüzde 13,5 oldu. Türkiye bu oranla, dünyadaki 182 ülke içerisinde işsizliğin en yüksek olduğu 31. ülke oldu. Gerek işsiz sayısında gerek işsizlik oranında, kriz yılı olan 2009’dan bu yana böylesine olağanüstü artışlar görülmemişti.

Çalışanların sayısındaki yıllık azalış ise 633 bin kişi oldu. Böylece, tek bir yılda işini kaybedenlerin sayısı mevcut serinin rekorunu kırdı. Ekonominin yüzde 4,7 daraldığı 2009 krizinde bile böyle bir tabloyla karşılaşılmamıştı.  

 

GENİŞ İŞSİZ 6,6 MİLYON KİŞİ, GERÇEK İŞSİZ 8 MİLYONA DAYANDI

Resmi işsizlik rakamlarının yanı sıra, iş bulmaktan ümidini kestiği için ya da diğer nedenlere işgücü piyasasından kopanların da hesaba katıldığı “geniş tanımlı işsiz sayısı” da önceki yılın aynı dönemine göre 1 milyona yakın artış göstererek 6,6 milyon kişiye ulaşmıştır. Geniş tanımlı işsizlik oranı ise aynı dönemde 2,7 puanlık artışla yüzde 19,3’e gelmiştir. Dahası, bu sayının üzerine eksik ve yetersiz istihdam edilenler ile mevsimlik istihdam edilenler eklendiğinde Türkiye’deki gerçek işsiz sayısı 8 milyona dayanmaktadır. Türkiye’deki gerçek işsiz sayısı dünyadaki 94 ülkenin nüfusundan fazladır.

 

İŞSİZLİKTEKİ ARTIŞ HIZLANIYOR

Aralık 2018 döneminde mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik oranı ise önceki aya göre 0,6 puan yükselişle yüzde 12,7’ye ulaştı. Mevsim etkilerinden arındırılmış seride yükseliş 10 aydır devam ediyor. Özellikle 2018 yılının son aylarında bu serideki yükselişin hızını artırdığı görülüyor.

 

GENÇLER İŞSİZLİĞİN PENÇESİNDE

Türkiye’de genç işsiz sayısı ise son bir yılda 277 bin kişi artarak 1 milyon 230 bin kişiye ulaştı. Gençlerde işsizlik oranı aynı dönemde 5,3 puan artışla yüzde 24,5 oldu. Üniversiteli işsiz sayısı da aynı dönemde 221 bin kişi artarak 1 milyon 68 bine çıktı. Türkiye’de 2018 Aralık dönemi itibariyle her 4 gençten biri işsiz, her 4 işsizden biri üniversite mezunu.

 

SANAYİ İSTİHDAMINDA BÜYÜK DÜŞÜŞ

İşsizlik rakamlarında dikkat çeken bir diğer husus ise sektörler bazında işsiz sayılarındaki değişim. Mevsim etkilerinden arındırılmış rakamlarla bakıldığında Aralık 2018 döneminde istihdam edilenlerin sayısı önceki aya göre 297 bin kişi azalmış. Bu istihdam azalışının büyük kısmını, 182 bin kişiyle sanayi sektöründeki istihdam azalışı oluşturuyor. Sanayi istihdamındaki bu düşüş de serinin rekorudur.

 

VATANDAŞ SARAYA SESİNİ 31 MART’TA DUYURACAK

Son bir yılda yüz binlerce insan işsiz kalırken, ailelerin bin bir emekle yetiştirdiği gençlerimiz iş bulamazken, ülkede çalışanların sayısında rekor düşüşler yaşanırken, Saray yönetimi “dengelendik, dengeleniyoruz” diyerek vatandaşla adeta dalga geçmektedir. Milletten kopan Saray yönetimi, yurttaşlara dürbünün tersiyle bakmakta, hayat pahalılığı ve işsizlik arasında sıkışıp kalan insanlarımızın sesini işitmemekte, yalan üstüne yalan söyleyerek milletin gerçeklerinin üstünü kapatabileceğini sanmaktadır. Resmi verilerle dahi krizin milletimizin üzerine yüklediği yük artık saklanamamaktadır. Vatandaşlarımız seslerini 31 Mart’ta sandıkta duyuracaktır.

 

EKONOMİDE PATİNAJ BİTTİ, ARABA GERİYE KAYIYOR

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Yerel seçimlere artık sayılı günler kaldı. Bugünü saymazsak 19 gün sonra milletimiz sandık başına gidecek. Yurttaşlarımız kentini yönetecek belediye başkanlarını, belediye meclis üyelerini ve mahallerinin muhtarlarını seçecek. Seçimler yaklaşırken Türkiye ekonomisindeki krizin ve üretimdeki çöküşün boyutu da giderek derinleşiyor.

 

BİZİM ÇİFTÇİMİZ KAN AĞLARKEN KİMİN YÜZÜ GÜLECEK

Bugün sabah ekonomiye ilişkin önemli haberlerle uyandık. Öncelikle benzine 15 kuruşluk zam geliyor. Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararıyla patates ithalatı için gümrük vergilerinin sıfırlandığını öğrendik. Benzer bir karar daha önce soğanda alınmıştı. Soğanda gümrüğün sıfırlanmasından İranlı üreticiler mutlu oldu. İran’dan ithal ettikleri soğanları da tanzimde saatlerce sıra bekleyen vatandaşlarımıza sattılar. Buna da utanmadan varlık kuyruğu dediler. Varlıklı olan kuyruğa mı girer? Bakalım şimdi bu patates ithalatının sıfırlanmasından hangi ülkenin çiftçileri mutlu olacak. Benim Niğdeli patates üreticim kan ağlarken, acaba hangi elin oğlunun yüzü gülecek.

 

RESMİ RAKAMLAR KAN KAYBINI AÇIKÇA GÖSTERİYOR

Bugün yayımlanan 2018’in son üç ayına ait milli gelir rakamları ekonomide yaşanan krizi gözler önüne serdi. Geçen yılın ikinci çeyreğinde ekonomide başlayan sıkıntılar, 2018’in son çeyreğinde artık çok ciddi bir krize dönüştü. Bugün açıklanan rakamlardan gördük ki Türkiye ekonomisi 2018’in son üç ayında, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 3 daraldı. Bu, bir başka krizin yaşandığı 2009’un ikinci çeyreğinden bu yana ekonomide görülen en sert daralmadır. Milletimiz zaten, mutfağında büyüyen yangından, kaybettiği işinden, dönmeyen çek ve senetlerden, artan iflaslardan ve konkordatolardan bu krizi iliklerine kadar hissediyordu. Şimdi resmi rakamlar da Türkiye ekonomisindeki kan kaybının büyüklüğünü açıkça gösterdi.

 

İNŞALLAH RAKAMLARI GÖREN DAMAT ARTIK KRİZİN FARKINA VARIR

Mevsim ve takvim etkilerinden arınmış rakamlar da ekonomideki krizi, yaşanan durgunluğu resmen tescilledi. 2018’in son çeyreğinde, bir önceki çeyreğe göre, daralma yüzde 2,4 oldu. Böylece 2018’in üçüncü çeyreğindeki yüzde 1,6’lık daralmadan sonra ekonomimiz, iki çeyrek üst üste daralmış oldu. Ekonomi teknik olarak da resesyona yani durgunluğa girdi. Bu da 2009’daki krizden bu yana ilk kez yaşadığımız bir durum. Ama 2009’da dünyada bir kriz vardı, o krizin bize yansıması vardı. Buradaki krizi yaratan saray iktidarının bu ülkeyi aile şirketi gibi yönetmesinden kaynaklanıyor. Ekonominin durgunluğa girdiğini bizler ve milletimiz zaten biliyorduk, görüyorduk. Bunu bilmeyen, görmeyen bir tek Sarayın damadı vardı. İnşallah Sarayın sosyete damadı da bu rakamları gördükten sonra ekonomideki durgunluğun ve krizin artık farkına varabilmiştir. Fakat hala bugün açıklama yapıyorlar, en kötüsü geride kaldı diye.

 

DURGUNLUK SÜRECEK

2018’in tamamında ise büyüme yüzde 2,6 oldu. Saray iktidarının daha 2018’in Ekim ayında yaptığı yüzde 3,8’lik büyüme tahminin 1,2 puan altında kaldı. Yani tahminlerinin üçte ikisi ancak gerçekleşmiş. Görünen odur ki bu çeyrekle ilgili ilk öncü göstereler bu durgunluğun süreceğini gösteriyor.

 

DARALMAYAN SEKTÖR YOK

Ekonomik krizin sektörler üzerindeki etkilerine baktığımızda ise bu çeyrekte daralmayan hiçbir sektör yok. Son çeyrekte tarım yüzde 0,5, hizmetler sektörü yüzde 0,3 daralmış. Ama sanayideki kayıp olağanüstü büyüklükte. 2018’in son çeyreğinde sanayi üretimi yüzde 7 daralmıştı. Aynı dönemde sanayi katma değerindeki daralma yüzde 6,4 oldu. Mevsim ve takvim etkilerinden arınmış rakamlara bakarsak sanayideki daralma son dört çeyrektir, yani 2018 boyunca devam etmiş. Sanayide durgunluk, ekonomideki durgunluktan çok önce başlamış. Kan kaybının yoğun olduğu bir diğer sektör ise inşaat. 2018’in son üç ayında inşaat katma değerinde yüzde 8,7 daralma olmuş. Yine mevsim etkilerinden arınmış rakamlara göre inşaat sektöründeki daralma son 5 çeyrektir sürüyor. İnşaattaki kriz çok önce başlamış.

 

BU VURDUMDUYMAZLIK MİLLETİ AÇLIĞA MAHKUM EDİYOR

Tüm bu sektörlerdeki kan kaybına gözlerini kapatan, “dengelendik, dengeleniyoruz” diye milletle alay eden Saray Damadı anlaşılan bu tablodan memnun. “En kötüsü geride kaldı” diyor. Ama sosyal medyadan söylüyor. Neden çıkıp konuşmuyor? Ekonomiyi bu hale getirenlerin ağızlarından neden bir şey çıkmıyor? Saray sosyetesinin vurdumduymazlığı milleti açlığa mahkum ediyor. Ailelerin tüketim harcaması, 2018’in son üç ayında yüzde 8,9 daraldı. Bu kadar yüksek bir daralmayı 2009 krizinin başından beri ilk kez görüyoruz. Ailelerin dayanıklı tüketim malı harcaması yüzde 35, yarı dayanıklı tüketim malı harcaması yüzde 15 düşmüş. Dayanıksız tüketim malı harcaması yüzde 2,3 daralmış. Yani millet gıda gibi en temel harcamasını bile kesmiş.

 

BU RAKAMLAR KRİZ YOK DİYENLERİN KULAKLARINA KÜPE OLMALIDIR

Bu rakamlar ekonomideki krizi görmek istemeyenlerin kulaklarına küpe olmalıdır. Ekonomimizin canını yakan bir diğer önemli gelişme ise yatırımlardaki kan kaybının sürmesidir. Türkiye ekonomisi Saray iktidarı elinde yatırım ufkunu giderek kaybediyor. 2018’in son üç ayında yatırımlar, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 13 daraldı. Makine-teçhizat yatırımlarında aynı dönemdeki daralma ise yüzde 26 oldu. Bu yatırımları yapmadan ne borcumuzu ödeyebiliriz ne de bundan sonra dışarıdaki rakiplerimizle rekabet edebiliriz.

 

PATİNAJ BİTTİ, ARABA GERİYE KAYIYOR

Üyesi olduğumuz uluslararası kuruluşlar Türkiye ekonomisine yönelik tahminleri sürekli aşağı çekiyorlar. En son Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma teşkilatı 2019’da daralma tahminini yüzde 0,4’den yüzde 1,8’e çekti. OECD’ye göre bu yıl G-20 ekonomileri içinde en sert daralacak ekonomi Türk ekonomisi. Sanayi yerine betona, ihracat yerine ithalata, üretim yerine tüketime, gelir artışı yerine borçlanmaya öncelik veren politikalarla gidilecek bir yer artık kalmadı.  Sıcak parayla ekonomiyi daha fazla şişirmek artık mümkün değil. Tulumbada su bitti. Saray iktidarı yönetiminde Türkiye ekonomisi patinaj yapmayı bıraktı, araba artık geriye kayıyor.

 

KİŞİ BAŞINA GELİR 2007’NİN ALTINA İNDİ

2018’de dolar cinsinden milli gelir, bir önceki yıla göre 67 milyar dolar düştü. Kişi başına düşen gelir ise 2007 seviyelerinin bile altına indi. Türkiye ekonomisindeki bu düşüş ne zaman başladı diye dönüp baktığımızda, karşımıza 2014 ve 2014’te söylenen bir söz çıkıyor: “Ben alışılmış bir Cumhurbaşkanı olmayacağım.” Bu gayretin hukuk devletinde yarattığı yıpranma sonunda milletin cebini yaktı. Bu sözün ve tek adam olma hevesinin ekonomiye maliyeti 166 milyar dolara ulaştı.

 

BOŞ TENCERENİN KORKUSU SARDI

Peki milletimize yakın tarihimizin en derin ekonomik krizlerinden birini yaşatan Saray iktidarı ve onun bekçiliğine soyunanlar şimdi ne yapıyor? Rahmetli Cumhurbaşkanlarımızdan Sayın Süleyman Demirel’in çok güzel bir sözü var: “Tencerenin düşüremeyeceği hükümet yoktur” diyor. Saray sosyetesi ve bekçilerini mutfaktaki boş tencerenin korkusu sarmış, birkaç belediyeyi elde tutmak için milleti ortadan bölüp, parçalamaya uğraşıyorlar.

 

BU SEVİYESİZLİKTE BİR KAMPANYA EN SON 1932’DE GÖRÜLDÜ

Kriz ilk çıktığında pansumanla işi geçiştiririz sandılar. Olmadı. Sonra birkaç aspirinle bu işi bitiririz dediler. Bitmedi. Ardından koltuklarını kaybetmemek için bir beka lafı tedavüle sürdüler. Tutmadı. Sonra hakaretlere ve milletimizin kutsallarını kullanmaya başladılar. Anlaşılan hakaretler millet vicdanında yer bulmayınca şimdi partilere ve parti liderlerine açıktan baskı ve tehdit uygulamaya başladılar. Dünya tarihi bu seviyesizlikte bir seçim kampanyasını herhalde en son 1932’de Almanya’da Nazilere yol veren seçimlerde görmüştü. Kendinden başka herkesi düşman haline getirme, diğer partilere ve onlara oy verenlere hakaret etme, rakipleri hapisle tehdit etme, milyonlarca liralık tazminat davalarıyla baskı altına almaya çalışma… Bunların hepsi Hitler ve Goebbels taktikleridir. Bu taktiklerin sonunda ne olduğunu da bütün dünya biliyor.

 

MİLLETİ SALTANATLARINI SÜRDÜRMEK İÇİN ARAÇ OLARAK GÖRÜYORLAR

Niyet, 31 Mart’a kadar milletin gerçek gündemi olan milletin mutfağındaki yangını konuşturmamak, artan işsizliği ve ekonomideki daralmayı gizlemek. Sarayın ve Saray sosyetesinin nezdinde milletin dertlerinin bir önemi yok. Millet onlar için saltanatlarını sürdürecekleri birer araç.  Milletin satın alma gücü eriyormuş, millet işsiz kalıyormuş, ocaktaki tencereler boşmuş Sarayın kibir abidesi ve damadının umurunda bile değil. Varsa yoksa kendi koltukları. Bu koltuk sevdasına bir de utanmadan beka diyorlar. Kendilerini vazgeçilmez sanıyorlar.

 

MİLLETİN DURUMA VAZİYET ETME ZAMANI GELDİ

Sözlerim aziz milletime. Duruma vaziyet etme zamanı artık gelmiştir. Kendi koltukları için nefret diliyle konuşan, Anadolu ve Trakya topraklarında milletimizin bin yıllık kardeşliğini bitirmeye çalışan, milletimizin ekmeğine, aşına, işine göz koyan Saray iktidarına ve onun bekçisine artık bir uyarı yapma zamanıdır. 31 Mart’ta çıktıkları kibir kulelerinden milletimizin dertlerine, mutfağındaki yangına, ocaktaki boş tencereye sırtını dönenlere artık milletimizin bir sözü olacaktır. Belli ki kaybedecekleri belediyeler, saray sosyetesini içine düştükleri kibir sarhoşluğundan uyandıracaktır.

 

SORU CEVAP BÖLÜMÜ(*)

Konuşmasının ardından Faiz Öztrak, basın mensuplarının sorularını yanıtladı. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in, CHP’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mansur Yavaş’la ilgili iddialarının sorulması üzerine Öztrak, “Sayın Yavaş, bu konuda yarın bir basın toplantısı yapacak ve bu iddialara cevap verecektir ama Adalet ve Kalkınma Partisi Sözcüsünün bu iddiaları dile getirmesi, korkunun dağları beklediğini, sıkıntıların nerelere kadar çıktığını gösteriyor” diye konuştu.

Yavaş’ın açıklamasının ardından bu iddialarda bulunanların ne halde olduğunun görüleceğini kaydeden Öztrak, “Kaç zamandır bunu yapıyorlar. Yandaş medya eliyle önce çamur atıyorlar, sonra da suç isnat etmeye çalışıyorlar. Bu, FETÖ taktikleridir bize sökmez” dedi.

Adalet ve Kalkınma Partisi Sözcüsü’nün “Siyasi partiler şaibesiz aday çıkarma konusunda sorumludur” dediğini anımsatan Öztrak, “Doğru, ama bunu aynaya bakıp kendisine söylemesi lazım. Bizde Kayserili iş adamlarını uçaklara doldurup da Pensilvanya’ya götüren aday yok. Bizde teröriste ‘gerilla’ diyen aday hiç yok. Son bir şey daha, bizde, ‘mazimiz hizmet’ diyerek bir yerlere mesaj göndermeye çalışan aday da yok. Bence dikkat etmesi gereken Adalet ve Kalkınma Partisi Sözcüsüdür. Herhalde kendisinin bunlarla ilgili söyleyecek sözleri olacaktır. On parmağında on kara her yere sürmekle bu iş olmaz. Milletin mutfağındaki tencere boş, bunu konuşacaksınız. Diğer söyledikleriniz boştur” dedi.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle Taksim’de bir araya gelenlerin ezanı ıslıkladığı iddiasıyla ilgili bir soru üzerine Öztrak, “Ezan milletimizin kutsalıdır. ‘Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli, ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli’ dizelerini biz İstiklal Marşı yapmışız. Dünya üzerinde ezansız bir vakit yoktur, bir yerde ezan susarken başka bir yerde ezan okunmaya başlar. Dolayısıyla ezan, milletimizin kutsalıdır. Milletimizin hiçbir ferdinin ne Ezan-ı Muhammedi ne de diğer kutsallarla ilgili herhangi bir sorunu yoktur. Zaten yürüyüşü düzenleyen kadın örgütleri bu konuda açıklama yapmıştır. O gürültünün, o düdüklerin kendilerinin meydana girmelerini engellemeye çalışan polisleri protesto etmek amacıyla yapıldığını ifade etmişlerdir” değerlendirmesinde bulundu.

Geçmişte Kabataş Olayı adıyla hatırlanan iddiaların da gündeme geldiğini ifade eden Öztrak, milletin sağduyusuyla o ağır provokasyonun dahi milleti birbirine düşüremediğini kaydetti. Öztrak şöyle devam etti:

“3-5 belediye kaybetmeyeceğim diye milleti bu şekilde provoke ederek birbirine düşürmeye çalışmak, nefret tohumları ekmek hiçbir işe yaramaz. Hele hele bunu yapan üstüne Cumhurbaşkanı gömleğini giymiş Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı’ysa o hiç olmaz. Çünkü Cumhurbaşkanı gömleğini üstünde taşıyan, milletin birliğini ve beraberliğini sağlamakla yükümlüdür. Bugün Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yandaş basınında çalışan köşe yazarları dahi bu işin doğru olmadığını söylerken, Cumhurbaşkanı’nın bunların gerisine düşmesi aslında seçim kaybetme korkusunun nerelere kadar ulaştığını açık seçik göstermektedir.”

Öztrak, başka bir soru üzerine, Edremit’te sela konusunda yakışıksız ve kabul edilemez sözleri nedeniyle eski Akçay Belediye Başkanı Cahit İnceoğlu’nun kesin ihraç talebiyle disipline sevk edildiğini Edremit Belediye Başkan adayları Selman Hasan Arslan’ın bu süreçle ilgisinin bulunmadığını belirtti.

(*) Düzeltilmiş metindir.

SURİYELİLERE HARCANAN PARAYLA 10 YAVUZ SULTAN SELİM KÖPRÜSÜ, 30 AVRASYA TÜNELİ YAPILIR

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Yerel seçimlere doğru hızla ilerliyoruz. Bugünü saymazsak 25 gün sonra yurttaşlarımız belediye başkanlarını, belediye meclis üyelerini ve mahallerindeki muhtarları seçmek için sandık başına gidecek.  Belediyeleri ve mahallelerimizi yönetecek kişiler seçeceğiz ama Sarayı ve bekçisini koltuk korkusu sarmış durumda.

 

GÖRÜLMEMİŞ SEVİYESİZLİKTE BİR KAMPANYA

Birkaç belediye kaybetmemek için “saray koalisyonu” görülmemiş seviyesizlikte bir kampanya yürütüyor. Devletin tüm imkânlarını kullanan AK Parti Genel Başkanı, sırtındaki Cumhurbaşkanlığı gömleğinin arkasına da saklanarak, millete ve muhalefete her gün ağız dolusu hakaret ediyor. Kendisine bir yanıt verildiğinde ise soluğu derhal mahkemelerde alıyor. Yandaş savcı ve hâkimler eliyle, milyonlarca liralık tazminat kararlarıyla muhalefetin sesini kısmaya çalışıyor. 2 bin 300 yıllık bir devlet geleneğimiz var. 141 yıllık bir Anayasa geleneğimiz var. Acısıyla, tatlısıyla 73 yıldır süren çok partili bir demokratik yaşamımız var. Türkiye, çok partili yaşama geçtiği 1946’dan bu yana 20 genel seçim, 14 de yerel seçim gördü. Ama Türkiye Cumhuriyeti kendi milletine “terörist” diyen, cumhurbaşkanlığı gömleğinin arkasına gizlenmiş bir parti genel başkanını daha önce hiç görmedi. Bu seçimlerde ne yazık ki böyle bir skandala, böyle bir rezalete tanıklık ediyoruz.

 

AK PARTİ GENEL BAŞKANI, TERÖRİST KURŞUNUNUN YAPMADIĞI AYRIMI YAPIYOR

Bu ülkede Cumhuriyet Halk Partili, AK Partili, İYİ Partili, Milliyetçi Hareket Partili, Saadet Partili, HDP’li demeden her yurttaş vergisini veriyor mu? Veriyor. Askerlik vazifesini parti ayrımı yapmaksızın tüm vatandaşlarımız yerine getiriyor mu? Getiriyor. Askerlerimiz hain pusularda şehit olurken gelen kurşun o partili, bu partili ayrımı yapıyor mu? Yapmıyor. Peki, terörist kurşununun yapmadığı ayrımı; bu ülkede kim yapıyor? Cumhurbaşkanlığı gömleğini giyerken Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk milletinin birliğini sağlayacağına namusu ve şerefi üzerine yemin etmiş AK Parti Genel Başkanı yapıyor.

 

VATAN SAVUNMASINA GİDENİN PARTİSİ DEĞİL, BAYRAĞI VE VATAN SEVGİSİ OLUR

Erdoğan, belediye seçimlerinde kendine oy vermeyecek, tüm vatandaşlarımızı terörist diye yaftalıyor. Terör örgütü PKK’nın pusu kurup, suikast girişiminde bulunduğu CHP Genel Başkanına olmayacak hakaretler yağdırıyor. Erdoğan’ın partisinden başka partilere oy veren şehit anaları, şehit babaları “Ben bu topraklar için, bu millet için evladımı vermişim. Cumhurbaşkanı beni nasıl terörist ilan eder? Hangi akılla Cumhurbaşkanı bana bunları söyler?” diye isyan ediyor. Vatan savunmasına gidenin partisi olmaz. Vatan savunmasına gidenlerin sadece bayrağı ve vatan sevgisi olur.

 

1 NİSAN SABAHI NASIL HEPİMİZİN CUMHURBAŞKANI OLACAK?

Şimdi soruyorum evlatlarını bu topraklar için toprağa vermiş şehit analarımız, şehit babalarımız, bu vatan için savaşmış, kurşun yemiş gazilerimiz ve gazi ailelerimiz sırf AK Parti’ye oy vermiyor diye terörist mi olacak? Erdoğan kendine oy vermeyen; şehit yakınlarına, gazilerimize ve gazi ailelerimiz başta olmak üzere milletimize meydanlarda ettiği bu hakaretlerin hesabını nasıl verecek? 1 Nisan sabahı, AK Parti Genel Başkanı hangi yüzle çıkıp, ben 81 milyonun cumhurbaşkanıyım diyebilecek? Birkaç belediye başkanlığı için bu kadar kalp kırmaya, gönül yıkmaya 81 milyonu parçalamayı göze almaya değer mi? Ben şunu açıkça söyleyeyim: Milleti bölüp parçalayan bu seçim kampanyası, ne Türkiye’ye, ne AK Parti Genel Başkanına, ne de sarayın bekçisine hayır getirir.

 

BAHSETTİKLERİ BEKA MİLLETİN DEĞİL, KOLTUKLARININ BEKASI

Tutturmuşlar bir beka lafı. Şimdi buradan Sayın Bahçeli’ye soruyorum. 23 Ekim 2018’de Partinizin Grup Toplantısında istediğiniz af yasası çıkmayınca “Kendi yolumuzu çizeceğiz, artık bir ittifak arayışında değiliz” deyip; AK Parti’yle parmağınıza taktığınız ittifak yüzüğünü kaldırıp attınız. Bundan dört ay önce bu ülkenin beka sorunu yoktu da, yüzüğü birkaç hafta sonra tekrar taktıktan sonra mı beka sorunu başladı? Bekayı ağzınızdan düşürmüyorsunuz. Ama milli harp sanayimizin en stratejik tesislerinden olan Sakarya-Tank Palet Fabrikasının Katar ordusuna peşkeş çekilmesine de tek bir söz söylemiyorsunuz. Bekanın milletin değil, Saray iktidarının koltuk bekası olduğu gayet iyi anlaşılıyor.

 

TEK ADAM REJİMİ: ZAM, ZULÜM, ZARAR

Anladık, 17 yılın sonunda artık yoruldular. Millete söyleyecekleri tek bir güzel söz, milletin derdine derman olacak tek bir vaatleri kalmadı. Metal yorgunluğu ile maluller. Çok partili rejimlerde bu tür iktidar yıpranmaları doğal ve olağandır. Bunun çaresi, milleti bölüp, parçalamak değildir. Çare; Cumhurbaşkanlığı makamını, devletin yargısını, valisini, kaymakamını, radyosunu, televizyonunu, seçimlerin eşit koşullarda yapılmasını engellemek için kullanmak değildir. Çare; üzerinden bir yıl geçmeden, milletimize zam, zulüm ve zarardan başka bir şey vermeyeceği ortaya çıkan, tek adam parti devleti rejimini konsolide etmek adına belediye seçimlerini kullanmaya çalışmak hiç değildir. Demokrasilerde bunun tek bir çaresi vardır. Eşit ve adil koşullarda yapılmış seçimin ardından, sandıktan çıkan sonuca razı olacaksınız, milletin bir uyarısı varsa, o uyarıyı dikkate alacaksınız. Milletimizin kalbini kıran, milleti bölüp, parçalayan Saray koalisyonunu Yunus’un şu güzel dizeleriyle uyarayım: “Bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil, yetmiş iki millet dahi, elin yüzün yuğmaz değil.”

 

ENFLASYONA KARŞI ALDIKLARI TEDBİRLER: ASPİRİN VE PANSUMAN TEDAVİSİ

Dün enflasyon rakamları açıklandı. Gördük ki, Şubat’ta da yıllık enflasyon iktidarın her türlü piyasa dışı müdahalesine rağmen yüzde 20 civarında kaldı. Türkiye, hala dünyanın en yüksek enflasyonuna sahip on ülkesinden biri. Liberya, Angola, Sierra Leone ve Orta Afrika Cumhuriyeti gibi üçüncü dünya ülkeleri ismimizin beraber anıldığı, aynı ligde olduğumuz ülkeler. Hal böyleyken Sarayın sosyete damadı çıkıp milletle alay eder gibi aldığımız tedbirler etkisini göstermeye başladı diyebiliyor. Peki aldıkları tedbirler neymiş diye baktığımızda: TÜİK’in, 2019’da işyeri seçim kriterlerini değiştirerek bazı seçilmiş marketlerden fiyat derlemeye başlaması; Marketlere ve fabrikalara açılan tehdit telefonları; Üst üste açılan soruşturmalarla, zabıtalarla firmaları yıldırma; Milleti saatlerce kuyruklarda bekleten tanzim satış mağazaları açma; Zamları idari kararlarla seçim sonrasına erteleme; Akaryakıt fiyatlarında Şubat’ta yapılması gereken zammı ay sonuna denk getirme. Böylece yüzde 7 ye yaklaşan benzin zammını yüzde 2 göstererek, zammın etkisini seçimden sonrasına kaydırmak… Ülkede üretim kapasitesini artıracak, tarladaki yangını söndürecek hiçbir tedbir yok. Seçim geçene kadar varsa yoksa krizin işaretlerini gizleyecek aspirin ve pansuman tedbirleri.

 

TARLADA YANGIN SÖNMEDEN MUTFAKTA YANGIN SÖNMEZ

Dün öğrendik ki Rekabet Kurumu, 7 Şubat tarihinde, 23 market zinciri hakkında meyve ve sebzelerin satış fiyatlarını belirlerken rekabet karşıtı davranışlarda bulunup bulunmadığını tespit etmek için bir soruşturma açmış. Elbette bu soruşturma açılsın. Ama Rekabet Kurumu benzer bir soruşturmayı çok yakın bir tarihte zaten açmıştı. Elimde 8 Ağustos 2018’de Rekabet Kurulu tarafından alınmış bir karar var. Rekabet Kurulu, geçtiğimiz yaz aylarında basın yayın organlarındaki patates ve soğan fiyatlarındaki artış haberlerini ihbar kabul ederek bir inceleme başlatıyor. Bu inceleme kapsamında “patates ve soğan ticaretiyle iştigal eden en büyük 10 toptancı teşebbüs” incelemeye alınıyor.   İncelenenler, Cumhurbaşkanının terörist ilan ettiği, hal esnafları. Sonuç olarak terörist ilan edilen bu halcilerin piyasa fiyatını etkilemeye veya fiyatları manipüle etmeye dönük herhangi bir eylemine rastlanmıyor.

Rekabet Kurulu, bu esnaflarımız hakkında bir işlem yapılmasına gerek görmemiş. Ama hem patates, hem de soğan fiyatlarındaki artışın nedenlerine ilişkin önemli bulgulara yer veriliyor. Patates ve soğan fiyatlarındaki artışların gerisinde ürün hastalıkları, üretim tercihlerindeki değişme, doğal afetler sebebiyle ürün miktarındaki azalmanın olduğu ifade ediliyor. Yani, Rekabet Kurulu “sorun tedarik zincirinde değil; sorun tarlada” diyor. Bu tespitlere Ticaret Bakanlığı da katılıyor. İktisatçılar arasında meşhur bir söz vardır. “Papağana arz ve talebi öğretin iktisatçı olur” der. İktisat bilirim diyen AK Parti Genel Başkanı’na hatırlatayım “talep artarken, arzı düşen bir ürünün fiyatı artar”. Bu temel sorun çözülmeden, tarımda ciddi bir üretim planlaması yapılmadan, üreticiye ekilecek ürün için yol gösterilmeden, destek verilmeden, güçlü üretici kooperatifleri ve birlikleri olmadan mutfaktaki yangının sönmesi mümkün değildir.

 

MİLLETİ KIŞ AYINDA KIŞ SEBZESİNE HASRET BIRAKTILAR

Nitekim sönmüyor. Mutfaktaki yangın, tüm tehdit ve zorlamalara rağmen, Şubat’ta da devam etmiş. Geçen yıl Şubat’ta kilosu 1 lira 41 kuruş olan kuru soğan, bu yılın aynı ayında kilosu 4 lira 50 kuruş. Bir yılda yüzde 219 zam, geçen yıl 2 lira 17 kuruş olan pırasanın kilosu, şimdi 5 lira 48 kuruş. Bir yılda yüzde 153 zam. Ispanak. Geçen yıl kilosu 2,5 lira iken; şimdi kilosu 5 lira 90 kuruş. Bir yılda yüzde 136 zam. Geçen yıl kilosu 1 lira 64 kuruş olan patates; şimdi 3 lira 86 kuruş. Bir yılda yüzde 135 zam. Saray iktidarı milletimizi kış aylarında kış sebzelerine hasret bıraktı.

 

BİZİM ÇİFTÇİMİZ DURURKEN ELİN OĞLUNU ABAT EDECEKLER

Çözüm diye İran’dan soğan ithal eden Saray, şimdi de ithal bakliyatı tanzimde satmaya başladı. Bu gidişle yağı, unu, şekeri, peyniri ve bilumum gıda ürününü ithal edip tanzimde satmaya başlayacaklar. Bizim çiftçimiz, üreticimiz dururken, yine elin oğlunu abat edecekler. Kendi üreticisine, kendi milletine bu kadar sırtını dönmüş bir yönetim dünya üzerinde başka bir ülkede yoktur. Bir de sıkılmadan sebep oldukları patates, soğan kuyruklarına “varlık kuyruğu” diyorlar.

 

VARLIK OLSA KUYRUK MU OLUR… BU BECERİKSİZ İKTİDAR KUYRUĞUDUR

Milletimiz daha önce ithal tüp ve yağ kuyruğuna girmişti. Ama 12 bin yıldır tarım yapılan topraklarda milletimiz kendi ürettiği patatesi, soğanı ucuza almak için kuyruklarda bekliyor. Bu beceriksiz Saray iktidarı bu bereketli topraklarda maalesef bunu da gösterdi. Memlekette varlık olsa, kuyruk mu olur? Bu, beceriksiz iktidar kuyruğudur. Biz bu beceriksizliğin ve kötü yönetimin sonu IMF kapısıdır diye uyarıyoruz. En son Erdoğan’ın “bu can bu tende oldukça IMF’ye esir olmayacağız” dediğini duyunca “Eyvah ki Eyvah!” dedim. Hatırlarsanız en son bu lafı ettiğinde Rahibi 24 saatte Oval Ofise teslim etmek zorunda kalmıştı. Türkiye’yi IMF kapısına götürdükleri konusundaki kaygılarım bu nedenle daha da arttı.

 

SURİYELİLERE HARCANAN PARAYLA 10 YAVUZ SULTAN SELİM KÖPRÜSÜ, 30 AVRASYA TÜNELİ YAPILIR

AK Parti Genel Başkanı, Ordu’da, Suriyelilerle ilgili daha önce hiç söylemediği bir takım şeyler söyledi. Hatırlarsınız Erdoğan, Avrupa Birliği ve ABD başta olmak üzere yabancı ülkelerin Suriyeliler için Türkiye’ye tek kuruş para vermediğini söyleyip duruyordu. Bundan hep şikâyet ediyordu. Aynı Erdoğan hafta sonu Ordu’da yaptığı konuşmada “Türkiye’nin Suriyelilere yapılan harcamalar sebebiyle Hazinesine yüklediği hiçbir yük yoktur. Tüm bu harcamaları geliri, giderine denk olacak formüllerle yürüttük, yürütüyoruz” dedi. AK Parti Genel Başkanı Suriyeliler için 35 milyar dolar harcandığımızı daha önce ifade etmişti. Bu çok yüksek bir rakam. Ülkemizdeki 4 milyon Suriyeli için harcanan parayla boğaza 10 tane Yavuz Sultan Selim Köprüsü yapılabilir. 30 tane Avrasya Tüneli de yapılabilirdi bu parayla. Ya da aynı parayla 55 adet otomobil fabrikası kurup 85 bin yurttaşımıza istihdam sağlamak mümkündü.

 

BU FORMULÜ AÇIKLASIN DA MİLLETÇE ÖĞRENELİM

Fiziğin temel prensiplerindendir. “Hiçbir şey yoktan var edilmez, varken de yok edilmez”. Eğer bu 35 milyar dolar, Avrupa Birliğinden, ABD’den veya başka ülkelerden, Körfez’den gelmediyse veya birileri Türkiye’ye dolar matbaası hediye etmediyse bu para nereden geldi? Milletin kesesinden 35 milyar doları harcarken millete tek kelime sormayan Erdoğan, şimdi çıkmış bu harcamaları bütçeye yük olmadan karşılayan formüllerden bahsediyor.  Bu değirmenin suyunu, bahsettiği formülün detaylarını bir açıklasa da bu işi nasıl becerdiğini milletçe öğrensek…

 

SURİYELİLER İÇİN GÖSTERDİĞİ MAHARETİ EYT’LİLER VE ATANAMAYAN ÖĞRETMENLER İÇİN GÖSTERSİN

Suriyeliler için 35 milyar doları Hazine’ye yük olmadan karşıladığını söyleyen Erdoğan; emeklilikte yaşa takılanlar söz konusu olunca neden aynı mahareti gösteremiyor? Yine Suriyeliler için 35 milyar doları harcarken formül bulmakta zorlanmayan Erdoğan; atanamayan öğretmenlerimizi atama konusunda neden bir formül bulamıyor? Neden öğretmenlerimize sınavdan sınava koşma tavsiyesi veriyor? İstanbul’da “bebeği olan annelerden” toplu taşıma ücreti almayacağım diyen belediye Başkan adayımız Sayın Ekrem İmamoğlu’na “sen kimin parasını kime veriyorsun” diye hesap soruyor. Ama aynı Erdoğan, Suriyelilere harcadığı 35 milyar doların hesabını nedense bir türlü açık seçim veremiyor. Suriyelilere harcanan para tam bir kara kutu. Avrupa Birliği ’de “Türkiye’ye vereceğim parayı ben proje bazında kullandıracağım ve denetimini de kendim yapacağım” demiş. Bu, herhalde Saray yönetimine duyulan güveni göstermiyor. Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.

 

FATURAYI EVLATLARIMIZ VE TORUNLARIMIZ DA ÖDEYECEK

Suriye meselesi Türkiye için sadece bir güvenlik veya dış politika sorunu olmaktan çıkmıştır. Suriye meselesi sosyal dengelerimizi sarsan, ekonomimiz için kara deliğe dönüşen ciddi bir sorun olmaya başlamıştır. Erdoğan da bunun fakındadır. Onun için bu konuda sürekli top çevirmektedir. Ama bu hataların bedelini de sadece bizim kuşağımız değil, maalesef evlatlarımız ve hatta torunlarımız da ödeyecek.

 

ABD AÇIKLAMASININ ZAMANLAMASI MANİDAR, GEREKÇESİ İRONİK

Son olarak dün geçici ithalat ihracat rakamları açıklandı. Şubatta ihracattaki yüzde 3,7’lik sınırlı artışa karşılık, ithalatta yüzde 19’a yakın düşüş var. Bu damadın dengelenme dediği ekonomideki daralmanın Şubat ayında da hız kesmeden sürdüğünü gösteriyor. Bu arada ABD Başkanı Trump’ın Türkiye’yi mevcut ticaret sisteminden çıkaracağını açıklaması önemli bir haberdir. Her görüşmenin sonunda ticaret hacmini 75 milyar dolara çıkartmaktan bahsediyordu. Bırakın ticaret hacmini bu seviyeye çıkarmayı, şimdi bizi gelişmekte olan ülkelerin tabi olduğu tercihli ticaret sisteminin dışına çıkaracaklarmış. Tam S-400 pazarlıkları öncesinde gelen bu açıklamanın zamanlaması manidardır. Gerekçe ironiktir. Anlaşılan rahibi Oval ofise jet hızıyla yetmemiştir. Bu, ivme kaybeden ihracatımızı daha da olumsuz etkileyecektir.

 

DERTLERE DERMAN 5 YILLIK YOLCULUK İÇİN OYLAR CHP’YE VE MİLLET İŞBİRLİĞİNE

Sözlerimi tamamlarken yurttaşlarımızı dertlere derman beş yıllık bir yolculuk için CHP’ye ve CHP Belediyeciliğine oy vermeye davet ediyorum. Millet işbirliğinin olduğu yerlerde de millet işbirliğinin adaylarına oy vermeye davet ediyorum. Martın sonu bahar olacak diyorum. Benim sizlerle paylaşacaklarım bu kadar. Varsa sorularınızı alabilirim.

 

Soru: Bekadan söz ettiniz. Bir de zillet tartışması var. En son Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu CHP’yi PKK, FETÖ, DHKP-C, TİKKO ve Esed’le birlikte olmakla suçladı. Buna yanıtınız ne olur? Bir de AK Parti Şanlıurfa milletvekili, AK Parti’ye vereceğiniz oylardan dolayı Allah mahşerde size hesap sormaz ifadesini kullandı. Anket tartışması da devam ediyor. Buna ilişkin görüşlerinizi almak isterim.

 

F.Ö.: Yüce dinimizi bu seçimlere alet etmek iktidar kanadının çaresizliğini ortaya koyuyor. Aynı şekilde CHP’yi veya kendileri dışındaki herkesi terör örgütleriyle işbirliği içinde göstermek de bu seçimler konusunda saray iktidarının ne kadar büyük bir sıkıntı içinde olduğunu açık seçik ortaya koyuyor. Bu seçimlerde, “O terörist, bu terörist” demek yerine millet aç, bir an önce bu milletin açlığına, işsizliğine, sıkıntılarına nasıl çare bulacağız ona bakmamız lazım. FETÖ, PKK diyorsunuz, diğer terör örgütlerinin isimlerini veriyorsunuz. Dönüp baksak geçmişte saray iktidarının tüm bu terör örgütleriyle beraberliği olmuştur.

Esed dediniz, “Kardeşim Esad” diyen biz değildik ki… Hatırlayın o boy boy fotoğrafları. Yok efendim, Lazistan, Kürdistan deniyormuş. 2013 yılında Lazistan’ı, Kürdistan’ı kendisi söyledi. “Eyalet sisteminden korkmamak lazım” dedi. Açsın baksın, o gün bizim genel başkanımız ne demiş. Biz ne demişiz kendisine. Bunlarla milletin gözünü boyamaları artık mümkün değil. Anketler meselesine gelince, anket sonuç itibariyle sayısal bir iştir. Alırsınız, biraz da anketçinin kabiliyetine göre çeşitli yöntemlerle bir tahminde bulunursunuz. Bu anketlerle ilgili manipülasyon var mıdır? Dünyanın her yerinde anketlerle ilgili manipülasyon olur. Ama bugüne kadar anketler konusunda ağzını açmayan Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Erdoğan ve Adalet ve Kalkınma Partisi’nin diğer yöneticileri bu anketlere neden takmıştır. Neden MHP de bunların peşine takılmaktadır? Hep söylüyorum: İstedikleri şeyi görmediklerinde çılgına dönüyorlar. Anketlerden istedikleri sonuçları göremiyorlar. Çok büyük sıkıntıdalar o nedenle de anketlere söylemediklerini bırakmıyorlar.

 

Soru: Sayın Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun dünkü televizyon programında Sayın Muharrem İnce’yle ilgili yaptığı açıklamalar yeniden gündeme geldi. Sayın Muharrem İnce’nin başarı hikayesi olmadığı için İstanbul Belediye Başkanlığına aday gösterilmediğini söyledi. Bu konuya ilişkin yaklaşımınız nedir? Değerlendirmeniz ne olacak?

 

F.Ö.: Genel Başkanımız konuyla ilgili görüşlerini ifade etmiş. Benim de Parti Sözcüsü olarak bu görüşlerin üstüne başka bir şey söylemem mümkün değil.

 

Soru: Geçtiğimiz günlerde Engin Altay’ın bir açıklaması olmuştu. MHP lideri Bahçeli’den de bir yanıt geldi. Anketlere dayandırdığını söyledi Engin Altay. Ayın 10’unda, 10 Mart’ta görecekler ifadesini kullandı. Ancak bu darbe çağrısı olarak algılandı, tepkiler vardı. Bununla ilgili neler söyleyeceksiniz?

 

F.Ö.: Bugün zaten Sayın Engin Altay bu konuyla ilgili açıklama yapmış. Bunun yanlış anlaşılması için çok büyük bir gayret gösterildiğini söylüyor özellikle o taraftan. Ama sözlerine de açıklık getirmiş. Benim artık o sözlerin üzerine başka bir şey söylemem mümkün değil.

 

Soru: Dün Muğla ve 7 ilçesinde, bugün de İstanbul’un 13 ilçesinde HDP adaylarını muhalefet lehine çektiğini duyurdu. Bununla ilgili görüşünüzü almak istiyorum.

 

F.Ö.: HDP’nin kendi iç işidir. Bizlerin bu konuda bir yorum yapmamızın doğru olmayacağını düşünüyorum.

 

 

TÜRKİYE ENFLASYONDA YİNE İLK 10’DA

 

ANKARA – CHP’li Öztrak, beklentinin altında gelen enflasyona rağmen, Türkiye’nin hayat pahalılığının en yüksek olduğu ilk 10 ülke içinde olduğuna dikkat çekti. Türkiye’nin dünya enflasyon ligindeki rakipleri: Orta Afrika, Liberya, Sierra Leone ve Angola!

 

Rakamların tanzim satışların bir işe yaramadığını gösterdiğini, soğan fiyatında yıllık artışın yüzde 219, ıspanak ve patateste yüzde 135 olduğuna dikkat çeken Öztrak, “Rakamlarda ne kadar ince ayar yapılırsa yapılsın, tarlada yangın sönmeden mutfakta yangın sönmez” diye konuştu.

 

TÜİK’in 2019 Şubat ayı enflasyon rakamlarını değerlendiren CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak şunları ifade etti:

Şubat ayında tüketici enflasyonu yüzde 0,16; üretici enflasyonu ise yüzde 0,09 oldu. Şubat ayında 12 aylık tüketici enflasyonu yüzde 19,7 olurken, üretici enflasyonu ise yüzde 29,6 olarak gerçekleşti.

 

TÜRKİYE ENFLASYONDA HALA İLK 10’DA

Tüketici enflasyonu Şubat ayında yüzde 0,5 olan piyasa beklentisinin ve yüzde 0,59 olan geçmiş yıllardaki Şubat ortalama enflasyonun altında kaldı. Geçmiş yıllardaki Şubat enflasyonu kadar veya piyasa beklentisi kadar enflasyon artsaydı, yıllık enflasyon yüzde 20’nin üstünde kalacaktı. Buna rağmen Türkiye, Şubat ayında da, yüzde 19,7 tüketici enflasyonu ile dünyanın en yüksek enflasyonuna sahip 10 ekonomisi arasında kalmaya devam etti. Bir diğer ifadeyle, Türkiye enflasyonda Orta Afrika, Liberya, Sierra Leone ve Angola gibi ülkelerle aynı ligde kaldı.

 

SOĞAN ŞAMPİYONLUĞU KAPTIRMADI

Rakamların alt detaylarına bakıldığında ise iktidarın seçim öncesi göstermelik kurduğu tanzim satış mağazalarının ise pek bir işe yaramadığı anlaşılıyor. Gıda fiyatları Şubat ayında yüzde 0,95 artarken, fiyatı en çok artan maddelere baktığımızda da gıdanın ağırlığı dikkati çekiyor. Şubat ayında marul yüzde 35,2, taze fasulye yüzde 25,6, maydanoz yüzde 24 zamlandı. Yıllık fiyat değişiminde ise soğan zam şampiyonluğunu kaptırmadı. Yıllık olarak bakıldığında kuru soğan yüzde 219,8, pırasa yüzde 152,3, ıspanak yüzde 135,2 patates yüzde 135,1 zam gördü. Millet kış aylarında kış sebzelerine hasret kaldı. Mutfaktaki yangın Şubat ayında da devam etti.

 

ZAMAN AYARLI AKARYAKIT ZAMMI

Diğer yandan Şubat ayının son günlerine sarkıtılan benzin ve mazot zamları da Şubat ayı tüketici fiyatlarına tam olarak yansımadı. Şubat ayının son günleri itibariyle benzinin pompa fiyatı, bir önceki ay sonuna göre yüzde 6,6 pahalı olmasına karşın; TÜİK’in Şubat ayı benzin pompa fiyatı sadece yüzde 2’ye yakın arttı. Şubat enflasyonu seçim öncesi açıklanacak son enflasyon verisi olduğu düşünüldüğünde akaryakıt zammına yapılan bu ayarın zamanlaması da manidardır.

 

SORUNLARI ANLAMAYAN TEK ADRES SARAY VE DAMADI

Ancak rakamlarda ne kadar ince ayar yapılırsa yapılsın, göz boyamaya yönelik ne kadar işle uğraşılırsa uğraşılsın, tarlada yangın sönmeden mutfakta yangının sönmeyeceği bir kez daha anlaşılmıştır. Bunu anlayamayan tek adres ise Saray ve Sarayın damadıdır. Milletin satın alma gücündeki erimeyi ve düşen talebi başarı olarak gören, kaybolan satın alma gücünü borçlanmayla ikame etmeye çalışan bu kadrolardan Türkiye ekonomisinin sorunlarına çözüm beklemek boşunadır.

 

TANZİMDE İTHAL BAKLİYAT ÇÖZÜM DEĞİL

Türkiye çöken tarım sektörünü acilen yeniden ayağa kaldırmak zorundadır. Ürün planlamasından başlayarak, tarladan sofraya kadar olan tüm ürün zinciri yeniden ele alınmalı, devlet yerli üreticisini destekleyip üretimi teşvik etmelidir. Tanzim satışta ithal bakliyat satarak mutfaktaki yangının sönmesi mümkün değildir. Milletine ve kendi üreticisine sırtını çevirmiş bu iktidar, vatandaşlarımızın daha fazla ezilmesine neden olmadan artık bu gerçeklerin farkına varmalıdır. Yaklaşan yerel seçimler, milletimizin, kendine sırtını dönmüş bu hayırsız iktidara gerekli uyarıyı yapması için önemli bir fırsattır.

İŞSİZLİK VERİLERİNDE “4 MİLYON” OYUNU

TBMM – CHP’li Öztrak, TÜİK’in işsizlik verilerindeki olağandışı gelişmeleri TBMM gündemine taşıdı.

Öztrak’ın soru önergesinde yer alan bilgilere göre TÜİK’in çalışma çağındaki nüfus ve işgücü artış hızında 2017 ve 2018 yıllarında olağandışı dalgalanmalar görüldü. İşsizliğin hesaplanmasında kilit öneme sahip bu verilerde artış hızı 2017’de tavan yaparken, 2018’de serinin en düşük seviyelerine geriledi.

Artış hızlarının 2017 ile aynı kalması halinde, 2018’de işsiz sayısı 4 milyon sınırını aşacaktı. Fakat çalışma çağındaki nüfus ve işgücü artışındaki olağandışı yavaşlama, resmi işsiz sayısının bu sınırın altında kalmasını sağladı.

CHP’li Öztrak, “2018’de Türkiye’de ciddi bir göç mü başlamıştır, çalışma çağındaki nüfusumuzu eritecek deprem ya da salgın hastalık gibi bir dışsal şok mu yaşanmıştır? Seçimler yaklaşırken işsiz sayısını olduğunda düşük gösterecek bu gelişme hakkında kamuoyuna bir açıklama yapacak mısınız?” diye sordu.

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak’ın, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak tarafından cevaplandırılması talebiyle verdiği soru önergesinde yer alan bilgilere göre işsizlik hesaplamalarında önemli göstergelerden olan 15 yaş üstü çalışma çağındaki nüfusta ve işgücü sayısında son iki yılda olağandışı gelişmeler yaşandı.

 

2017’DE TAVAN, 2018’DE TABAN YAPTI

Çalışma çağındaki nüfus artış hızı 2017 yılında önceki dönemlerde görülmemiş bir şekilde arttı ve yıllık artış 1 milyonun üzerine sıçradı. Bunun hemen ardından, 2018’in ilk aylarından itibaren, artış hızında bu kez olağanüstü bir yavaşlama görüldü ve 2018 Kasım ayında çalışma çağındaki nüfusun yıllık artışı 673 bin kişiye kadar geriledi. Bu, 2014’ten bu yana yayımlanan mevcut seride en düşük artış oldu.

 

İŞSİZ SAYISI 4 MİLYONU AŞACAKTI

Çalışma çağındaki nüfusun 2018 yılında bir anda düşüşe geçmesi işsizlik rakamlarını da etkiledi. Öztrak’ın soru önergesinde yer alan hesaplamalara göre 2018 Kasım ayında çalışma çağındaki nüfus, 2017 Kasım ayındaki kadar artmış olsaydı, bu yaş grubunda nüfus büyüklüğü 60 milyon 896 bin yerine, 61 milyon 377 bin olacaktı. Kasım ayında, işgücüne katılım ve istihdam oranının aynı kalması halinde işsiz sayısı 3 milyon 981 bin yerine; 4 milyon 12 bine çıkacaktı.

 

İŞGÜCÜ RAKAMLARI DA “DALGALANDI”

Çalışma çağındaki nüfusla beraber, işsizliğin hesaplanmasında kilit öneme sahip işgücü rakamları da bu dalgalanmadan nasibini aldı. Tıpkı çalışma çağındaki nüfus gibi işgücünde de bu süreçte ciddi dalgalanmalar görüldü.

 

GÖÇ MÜ OLDU, SALGIN MI ÇIKTI, DEPREM Mİ OLDU?

Çalışma çağındaki nüfusta ve işgücünde gözlenen dalgalanmaların “makul ve mantıklı olmadığının” altını çizen CHP’li Öztrak, şu soruları gündeme getirdi:

“Çalışma çağındaki nüfus artışının 2017’de aniden sıçramasının nedeni nedir? Bunun makul bir gerekçesi var mıdır? 2018’in ilk aylarından itibaren çalışma çağındaki nüfusun sürekli gerilemesini neyle izah ediyorsunuz? Türkiye’den ciddi bir göç mü başlamıştır? Çalışma çağındaki nüfusumuzu eritecek deprem, salgın hastalık vb. dışsal bir şok mu yaşanmıştır? Çalışma çağındaki nüfus artışındaki bu ani değişikliklere bağlı olarak işgücü artışımızın dalgalı bir seyir izlemesi size makul geliyor mu?

 

SEÇİM ÖNCESİ İŞSİZLİĞİ DÜŞÜK GÖSTERİYOR

Yaşanan ekonomik krizle işsizlik toplumumuzun en önemli sorunlarından biri haline gelmektedir. Seçimler yaklaşırken, işsiz sayısını olduğundan düşük gösterecek bu demografik gelişme, TÜİK’in veri kalitesi hakkında kuşku yaratmaz mı? Bu konuda kamuoyuna bir açıklama yapmayı düşünüyor musunuz?”

Soru Önergesinin Tam Metnine Ulaşmak İçin: TÜİK Soru Önergesi_Faik Öztrak

 

KULAKLARI ÇEKİLMEZSE ÜLKEYE YENİDEN KARNE DÖNEMİ GELİYOR

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün MYK gündemiyle ilgili düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Bugün hem MYK gündemimizdeki konuları hem de güncel gelişmelere ilişkin partimizin görüşlerini sizlerle paylaşmak için karşınızdayım. Öncelikle bundan 27 yıl önce insanlık tarihinin en kara sayfalarından birini yaşamıştık.  Hocalı’daki katliamda 600’den fazla Azeri kardeşimiz şehit olmuştu, hayatlarını kaybetmişti. Bu katliamda hayatını kaybeden tüm kardeşlerimizi bir kez daha saygı ve rahmetle anıyorum. Yine bugün Hakkari’den acı bir haber geldi. Yüksekova ilçesinde devriye görevi sırasında rahatsızlanan bir uzman çavuşumuz maalesef şehit oldu. Kendisine Allah’tan rahmet, kederli ailesine de, milletimize de sabır ve başsağlığı diliyorum.

 

KRİZİ GÖRDÜK, 13 MADDEYİ ORTAYA KOYDUK

Dün İstanbul’da Sayın Genel Başkanımızın da katılımıyla önemli bir toplantı gerçekleştirdik. Partimizin ekonomiye ilişkin vizyonu nedir, ekonomide neler oluyor, bunu ekonomi basınıyla etraflıca konuşma imkânını bulduk.  Çarşıda, pazarda, milletin mutfağında büyük bir yangın var. Şirketler çok büyük sıkıntı içinde. Ödenemeyen çekler, konkordatolar, protestoya düşen senetler, iflaslar bunlar ciddi şekilde sıkıntı yaratıyor. Aslında böyle bir yıkıcı dalganın gelmekte olduğunu gören ilk parti biz olduk. Hatırlayın daha krizin en başında Ağustos ayında Genel Başkanımız çıktı ve dedi ki, “Bir kriz geliyor, bir kriz var.” Bu krizi atlatabilmek için yapısal bir takım önlemler almak zorundasınız dedi ve bu önlemlerle ilgili olarak da 13 tane madde saydı.

 

ÖNERDİĞİMİZ TEDBİRLER UYGULANMADI

Yine hemen bu krizin başında partimizde daha önce bu ülkedeki çeşitli krizleri yönetmiş, tecrübeli arkadaşlarımızla bir “Ekonomi Masası” kurmuştuk. Zaman zamanda bu masayla ilgili görüşlerimi sizinle ve aldığımız bilgileri sizlerle paylaşmıştım. Bu masanın koordinatörlüğünde yani benim başkanlığını yaptığım “Ekonomi Masası”nın koordinatörlüğünde Parti Meclisi Üyelerimiz ve milletvekillerimiz; tüm Türkiye’deki şehirlerimizi bu krizle ilgili gözlemlerde bulunmak, bunlarla ilgili vatandaşın sıkıntılarını almak, bize iletmek amacıyla iki defa ziyaret ettiler. Tüm toplum kesimlerini dinlediler. 13 maddelik önlem programımız çok basit, anlaşılır ve Türkiye’de biran önce uygulanması gereken bir takım tedbirleri içeriyordu. Ama nedense bunların hiçbiri uygulanmadı.

 

LİYAKAT BİTTİ, SÜLALE VE YANDAŞ YÖNETİMİ BAŞLADI

Hatırlayın orada demiştik ki “Devlette liyakat sistemi yeniden inşa edilmelidir”. Peki bu önerilerin muhatabı ne yaptı? Hazine’nin başına damadını getirmişti. Yetmedi teyze oğlunu Kredi Yurtlar Kurumu’nun başına atadı. Saray sosyetesi ve onların akrabalarını ise milletin kesesinden danışman olarak saraya doldurdu. Seçilemeyen milletvekillerini bakan yardımcısı, büyükelçi, Anayasa Mahkemesi üyesi yaptı. Devlette liyakat bitti, sülale ve yandaş yönetimi başladı.

 

HAR VURDULAR HARMAN SAVURDULAR

Dedik ki “Ülkede hukukun üstünlüğü ve hukuk güvenliği sağlanmalıdır.” Peki bunlar ne yaptı? Özel bankaları bile devletleştirmeye kalktılar. Ne mülkiyet hakkına, ne sözleşme serbestisine, ne de miras hukukuna hiçbir saygı göstermediler. Yine dedik ki “Dolarla yapılan ihaleleri süratle Türk Lirasına dönüştürün.” Peki, ne yapıldı? Devletin hazinesi kendi yurttaşlarından bile dolarla borçlanmaya başladı. “Bütçe disiplinini sağlayın” dedik. Bunlar ne yaptı? Merkez Bankası’ndan Nisan’da gelecek temettü gelirlerini Ocak’ta tahsil ettiler, bir güzel harcadılar. Yetmedi önümüzdeki yılın tamamında yurt dışından borçlanmayı öngördükleri miktarın hemen hemen tamamını ilk iki ayda borçlandılar. Bunu da bir güzel harcadılar. Hem de bunlara çok da yüksek faiz ödediler. Bugün yurtdışından borçlanmaya ödedikleri faiz bundan iki yıl önce Türk Lirası borçlanmaya ödedikleri faize eşit. Korkunç bir faiz. Yani dünyada bu kadar yüksek faiz veren ülke sayısı ya birdir ya ikidir. Bütün bu paraları da bir güzel seçim harcamasına dönüştürdüler topladıkları bu parayı. Har vurdular harman savurdular. Sonrada çıktılar, “İşler çok iyi gidiyor, bütçede fazla verdik” dediler. Yani harcamaları yüzde 60’a yakın arttıracaksın geçen seneye göre, ona da bir takım gelirleri öne çekerek para bulacaksın. Önümüzdeki yılın geri kalanını seçimden sonraki kısmını riske atacaksın ondan sonrada çıkacaksın diyeceksin ki “fazla verdik.”

 

“İSRAF ETMEYİN” DEDİK, DURAN SARAYIN YANINA UÇAN SARAY İLE YÜRÜYEN SARAY EKLEDİLER

Yeni hatırlayın bunlara şunu demiştik “Kamu ihale yasasını dünyadaki standartlara uygun hale getirin.” Ne yaptılar? Türkiye’nin en stratejik tesislerinden, milli harp sanayimizin en önemli varlıklarından biri olan tank palet fabrikasını, yabancı bir ordunun ortak olduğu şirkete ihale mihale yapmadan, ne bedel tespiti var, ne ihale var, hiçbir şey olmadan götürdüler verdiler. Hala daha ihale kanununa tabi olmadan yapılacak işlerle ilgili istisna maddelerini artırmaya devam ediyorlar. “İsraftan kaçının dedik, tasarruf edin” dedik. Ne yaptılar? Duran sarayın yanına, uçan saray koydular; yetmedi onun yanına yürüyen bir de saray eklediler. Anlaşılan bu da yetmedi. Şimdi Türkiye’de vergi vermeyen, yandaş belediyelerden arazi toplayarak, tüyü bitmedik yetimin hakkı olan arazileri toplayarak ihya edilen aile vakfının üstüne de ABD’de çiftlikler, köşkler alıyorlar.

 

DEDİKLERİMİZİ DİNLEMEDİLER, ÜLKEYİ YANGIN YERİNE ÇEVİRDİLER

Yani biz ne dediysek ne önerdiysek hepsinin tersini yaptılar. Sonuç? Sonuç ortada. Ülkeyi yangın yerine döndürdüler. Saray ve onun çevresindeki mutlu bir azınlık dışında herkes perişan.

 

31 MART’TAN SONRA ALLAH KERİM DİYORLAR

Daha dün benzinin litresine 17 kuruş; motorinin litresine de 28 kuruş zam yaptılar. Şimdi bu zamlar tarladan, sofraya bütün fiyatlara yansıyacak. Ama ne zaman? Şubat ayından sonra. Şubat ayı enflasyonu ne zaman açıklanıyor? Mart ayının başında. Ondan sonra seçim sonuna kadar açıklanacak yani 31 Mart’a kadar açıklanacak bir enflasyon rakamı yok. O düşük çıkarsa yetecek. Bunun için her şeyi yapıyorlar. Marketlere telefon ediliyor, marketlere tanzim satış reyonları açılıyor ki orada tanzim satış reyonlarındaki fiyatlar kullanılarak meyve sebze fiyatları düşük çıkarılsın. Firmalara, kuruluşlara talimatlar veriliyor zam yapma diye. Her şey 31 Mart’a kadar. Ondan sonra? Ondan sonrası Allah kerim.

 

ÇİFTÇİ BU YÖNETİMİN ELİNDE KARA SABANA DÖNECEK

Bu mazot zammı, herhalde çiftçinin traktörü su kullanmıyor. Geçtiğimiz yıl bu zamanlarda traktörün deposu 450 TL’ye doluyordu. Şimdi aynı depo 560 TL’ye doluyor. Çiftçinin son bir yılda bir depo mazotta uğradığı kayıp 110 TL. Daha gübredeki, ilaçtaki, yemdeki, tohumdaki zamları da hiç burada bahsetmiyorum, geçen defa bahsetmiştim. Çiftçilerimiz bu yönetimin elinde korkarım ya karasabana geri dönecek, ya da tarlasını ekmekten vazgeçecek. Nitekim iki Trakya büyüklüğündeki araziyi çiftçi artık bunların iktidarında ekmekten vazgeçmiş.

 

MİLLET O KUYRUKLARDA KEYİF OLSUN DİYE BEKLEMİYOR

Ama daha da üzücü olanı milletin gerçeklerinden bunlar tamamen habersiz, milletten kopmuş vaziyetteler. Motorine ve benzine zam haberinin geldiği gün sarayın sosyete damadı çıkmış milletle alay eder gibi “Şubat, Ocak’tan; Mart, Şubattan; Nisan, Marttan daha iyi olacak” diyor. Tabi onlara her gün bayram, onlar için bir sıkıntı yok. Sıkıntı milletin sıkıntısı. Millet tavuk kemiğiyle, kuzu kulağıyla, inek memesiyle nefsini köreltmeye çalışırken; bu beyler duran, uçan, kaçan saraylarında, birde şimdi yurtdışındaki saraylarında sosyetik yaşamlarını devam ettirecekler. Milleti 2 kilo kuru soğan, domates, biber için 2 saat kuyruğa soktular. Neymiş ucuz vereceklermiş. Ondan sonrada da dediler ki bu kuyruk “refah kuyruğu”. Millet herhalde orada iki saat kuyrukta çok yüksek refah sahibi olduğu için beklemiyor, keyif olsun diye de beklemiyor. Peki o kuyruklarda kimler bekliyor arkadaşlar? Fakir, fukara, emekli, dar gelirli. Birde vatandaşlara diyorlar ki alay eder gibi bu refah kuyruğudur diyorlar.

 

KULAKLARI ÇEKİLMEZSE ÜLKEYE YENİDEN KARNE DÖNEMİ GELİYOR

Şimdi kuyruklarda ikişer kiloluk paketlerde kuru fasulye satacaklarmış, mercimek satacaklarmış, nohut satacaklarmış. Ne söylemiştim yakında bu tanzim satış mağazaları dedikleri çadırlarda margarinde satacaklar, deterjanda satacaklar, ampulde satacaklar, milleti de burada kuyruklara sokacaklar. Ülke savaşa girmemiş, doğal bir afet yok. Ama milletimize söylüyorum, eğer bunların kulağı çekilmezse, bunlara bir sarı kart gösterilmezse ülkeye yeniden karne dönemi geliyor.

 

HEDEFLERİ SEÇİME KADAR ENFLASYONU DÜŞÜK GÖSTERMEK

Elinde çekiç olan her şeyi çivi gibi görürmüş. Bunların durumu da bu… Her işi tehdit ederek, emir vererek, kanunları çiğneyerek çözeriz zannediyorlar. Şimdi ekonomiyi de emir komutayla, tehditle götürmeye çalışıyorlar. Ama asıl hedefleri seçimlere kadar enflasyonu düşük göstermek. 2001 krizinden sonra mali bünyeleri, büyük bedeller ödenerek, sağlamlaştırılan bankalarımızı yeniden sıkıntılı duruma düşürecek bir takım tedbirler alıyorlar. Bu tedbirler bankacılıktaki düzenleyici ve denetleyici çerçeveyi gevşeten tedbirler. Bunları gevşetmek suretiyle bankaların kredi vermesini sağlamaya çalışıyorlar. Aslında Atalarımızın çok güzel sözleri var. Bunlardan biriside “Benim oğlum bina okur, döner döner tekrar okur.” Bunların kapasiteleri bu kadar… 17 yıldır ezberleri bu.

 

VATANDAŞIN GELİRİ İLE UMUDU ARASINDAKİ MAKASI BORÇLA KAPATIYORLAR

Vatandaşın gelirini, milletin refahını artırmak yerine, borçlanmasını özendiren politikalarla durumu idare etmeye çalışıyorlar. Bugün BDDK bir takım kararlar almış. Sabah resmi gazetede gördük. Ne oldu? Daha önce kısalttıkları taksit sürelerini dayanıklı tüketim mallarında şimdi yeniden uzatmışlar. Bir tek amaçları var. Vatandaşlarımızın geliri ile umudu arasındaki makası yeniden borçla kapatıp acaba işleri 31 Mart akşamına kadar idare edebilir miyiz? Bunu yapmaya çalışıyorlar. İşçilerimizin, işverenlerimizin İşsizlik Fonu’nda yıllarca biriktirdiği paraları kendi koltuklarının bekası için harcıyorlar. Seçimler bitene kadar işsizliği saklamak için sanki meseleyi çözeceklermiş gibi yeni bir paket açıkladılar. Bir tek hedefleri var 31 Marta kadar kriz yokmuş gibi davranmak. Bir istihdam paketi. Bu paketleri her seçim öncesinde açıyorlar. Her seçim sonrasında da hüsranla bitiyor.

Bunlar paket açadursunlar işsizlikten bunalan gencecik evlatlarımız hayatlarına, canlarına kıyıyorlar; borcunu ödeyemeyen, faizden bunalan iş adamları, çiftçiler bunlarda canlarına kıyıyorlar…

 

BÖLÜCÜLÜĞÜ BİZZAT DEVLETİN BİRLİĞİNİ TEMSİL EDEN KİŞİ YAPIYOR

Peki, biz bu noktaya nasıl geldik? Bunu sorgulamayalım mı? 17 yıldır iktidarda olan kadrolar bunun sorgulanmasını ve hesap vermeyi istemiyorlar. Tek bir dertleri var. Dışarıda yaratamadık, bulamadık, Suriye’de operasyon yapma imkanımız ortadan kalktı, ne Ruslarla anlaşabildik, ne Amerikalılarla şimdi içerde düşman yaratalım. İçeride düşman yaratalım da bu düşmanlarla savaşıyoruz diyerek vatandaşın gündemini karartalım. Eskiden cumhurbaşkanlığı makamı milletin birliğini temsil ederdi.  Cumhurbaşkanları kendi milletine hiçbir zaman illet-zillet gibi bir takım ifadeler kullanmamıştı. Ama Parti Genel Başkanına Cumhurbaşkanlığı gömleğini giydirdiğinizde birkaç belediyeyi kaybetmemek için, milletin yarısına her gün hakaretler etmekten, terörist, hain demekten çekinmiyorlar. Bir ülkenin cumhurbaşkanı milletine bu şekilde konuşuyorsa, o ülkenin başka da düşmana ihtiyacı yoktur. Bölücülüğü, toplumu ayrıştırmayı bizzat devletin birliğini temsil eden kişi yapıyorsa bunun izahı da yoktur.

 

CUMHURBAŞKANLIĞI SIFATININ ARKASINA SAKLANIYOR

Muhalefet partilerinin Genel Başkanları aynı üslupla cevap verince hemen savcılar harekete geçiyor, o da partisinin Genel Başkanı ama onunki cumhurbaşkanına ona bir şey söylediğiniz zaman cumhurbaşkanına hakaret suçuna giriyor. AK Parti Genel Başkanı sırtında cumhurbaşkanlığı gömleği olduğu için seçim yasaklarına takılmıyor, seçim yasaklarına tabi değil. Ama muhalefet partilerinin Genel Başkanları seçim yasaklarına tabi. Bizler yıllardır Erdoğan’ın her seçime devlet imkânlarını seferber ederek girmesine alışmıştık. Şimdi kendisi cumhurbaşkanlığı sıfatının arkasına saklanarak, eşit olmayan şartlarda bizimle seçimlerde yarışmaya çalışıyor.

 

 

 

BİZDE “MAZİMİZ HİZMET” DİYE AFİŞ ASAN YOK

Bunun da üstesinden geliriz. Ama başta Cumhuriyet Halk Partisi olmak üzere kendisinin dışındaki partilere oy vermiş, kendisine oy vermeyen tüm yurttaşlarımıza hain, terörist demesini kabul edemeyiz. Orada bir duracak, haddini,  yerini bilecek. Bizim abdestimizden şüphemiz yok. Çok şükür bizim sicilimizde teröristlerle Oslo’da veya başka bir yabancı ülkede pazarlık masası kurmak yok. Çok şükür bizim sicilimizde ülkemizin mahkemelerini, harbiyesini, ordumuzun kozmik odasını, harem-i ismetini, devletin maliyesini, velhasıl tüm bürokrasisini teröristlere emanet etmek yok. Ve yine çok şükür bizlerin sicilinde para sıfırlama tapeleri ortalığa düşünce “Ne istedin de vermedim” diye ağlaşanda yok. Bizde mazimiz hizmet diye afiş asan, aslında bir ölçüde gerçekleri de dile getiren belediye başkan adayları da yok.

 

İKİ CİHANDA VEREMEYECEĞİMİZ HESAP YOK, KENDİLERİNE BAKSINLAR

Çok şükür bizim sicilimizde tertemiz Kuvayı Milliye var. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-İ Hukuk Cemiyeti var.  Sakarya var, Dumlupınar var. Adana’da, Antep’te, Maraş’ta emperyalizme karşı verilen milli direnişler var. Bizim sicilimizde koskoca bir Kurtuluş Savaşı ve onun başkomutanı Mustafa Kemal Atatürk var. Buradan söylüyorum, herkesi kendileri gibi sanmasınlar. Savcılar, mahkemeler ellerinde. Varsa ellerinde bir delil, götürürler mahkemeye verirler. Bunun ötesi boş konuşmadır. Vatandaşın gündemini işgal etmektir. Çok şükür bizim iki cihanda da veremeyeceğimiz hesabımız yok. Bu sözlerin sahipleri aynı rahatlığa sahip mi benim çok büyük şüphelerim var.

 

PAHALILIĞI, BORCU, İŞSİZLİĞİ KONUŞTURMAMAYA ÇALIŞIYORLAR

Ama bunların derdi belli. On parmaklarında on kara her tarafa bulaştırıp, pahalılığı, işsizliği, borcu, yoksulluğu konuşturmamaya çalışıyorlar. Bunların derdi 31 Mart’a kadar aş konuşulmasın, iş konuşulmasın. Milletin dertleri gündem olmasın, sorumlulukları ortaya dökülmesin. Ama yaşanan kriz; Cumhuriyet Halk Partisi’ne, AK Parti’ye, İYİ Parti’ye, Saadet Partisi’ne, HDP’ye, Milliyetçi Hareket Partisi’ne oy veren vermeyen 82 milyon yurttaşımızı da ezip geçiyor. Ülkede üretimi bitiren, ürettiğimizle tükettiğimiz arasındaki farkı sıcak paracılardan alınan borçla kapatmaya çalışan, üretime değil ithalata, gelire değil borca dayanan yanlış politikalar sonucunda bugün bulunduğumuz noktaya geldik.

17 yılda; Ülkenin dış borcunu 3,5 kat artarak 450 milyar dolara dayadılar, yetmedi üstüne 61 milyar dolarlık kamu varlığını sattılar, tüm bu paraları da aldılar taşa, betona yatırdılar, şehirlerimiz beton kulelerden nefes alamaz hale geldi, ülkemizin üretimdeki rekabet gücü aşındı gitti. Bunları konuşmayalım onların gösterdikleri, yaratmaya çalıştıkları öcülere bakalım istiyorlar.

TARIM DEVRİMİNİN YAPILDIĞI TOIPRAKLARDA, MİLLET UCUZ SOĞAN KUYRUĞUNDA

Üretim, bir ekonominin varlık nedenidir. Ekonomi ve uygarlık tarihi üretimle başlar. İnsanoğlu buğday tanesini tohum yapıp tarımsal üretime başladığı gün uygarlık tarihi de yazılmaya başlamıştır. Anadolu, uygarlık tarihinin başladığı, tarım devriminin yapıldığı coğrafyanın tam da orta yerindedir. Ama tarımsal devrimin başladığı bu bereketli topraklarda 21.yüzyılın 19. yılında vatandaşlarımızı ucuz patates, ucuz soğan, ucuz biber kuyruklarına soktular. Ekonominin temeli arz ve taleptir. Arz düşmüş, talep artmışsa fiyat artar. Bunu ben bizde ekonomi okuduk diyenlere söylüyorum. Şimdi 2018 yılında; soğan üretimi 245 bin ton düşmüş, domates üretimi 600 bin ton düşmüş, patlıcan üretimi 47 bin ton düşmüş, sivri biber üretimi 15 bin ton düşmüş. Şimdi bunlar düşünce bunların fiyatları artacak. Üretmeden fiyatlar düşmez. Tarladaki ateş sönmeden de mutfaktaki ateş sönmeyecektir, milletin çilesi bitmeyecektir.

 

ÇİFTÇİDEN, HALCİDEN, PAZARCIDAN TERÖRİST ÇIKARMAYA ÇALIŞIYORLAR

Peki bunlar ne yapıyor, saray ne yapıyor, Erdoğan ne yapıyor? Üretimi yapacak çiftçiden, malı dağıtacak hal esnafından, pazarcıdan terörist çıkarmaya çalışıyor. Ne diyelim, Allah akıl, fikir versin. Saray sosyetesinin damadı dün yine kendisinin paydaş dediği kayınpederinin ise işine geldiğinde terörist ilan ettiği, hazır kıta TOBB üyeleriyle yine bir takım aspirin tedavisi ve pansuman tedbirlerini paylaştı. Bolda alkış almış. Söyledikleri ekonominin gerçeklerinden ve rakamlardan hiç anlamadığını bir defa daha ortaya koyuyor.

 

İSTİHDAMDA BU RAKAMI ÇIKARMAYA TÜİK’İN TÜM MAKYAJ KALEMLERİ YETMEZ

2019’da kayınpederinin verdiği talimat doğrultusunda 2,5 milyon yeni ilave istihdamı hayata geçirme projesini açıkladı. Keşke işleri ekonomide bu kadar kolay idare edebilseydik, emirle istihdamı artırabilseydik, işleri artırabilseydik. Ekonominin en hızlı büyüdüğü yıllarda bile, bir yıl içinde istihdamı 2,5 milyon kişi arttırma başarısını gösterdikleri tek bir yıl yok. Tek bir yıl yok 17 yıldır. Şimdi ekonominin büyümeyeceği, daralacağını herkes söylüyor 2019’da ama bunlar 2019’da 2,5 milyon kişiye iş vereceklermiş. Allah akıl fikir versin. Ben açık söyleyeyim, buna TÜİK’in tüm makyaj kalemleri de yetmez.

 

DÖVİZDE BALONU PATLATMIŞLAR HABERLERİ YOK

İş ve istihdam öyle emirle, komutayla falan artmaz arkadaşlar. Geçmişte birçok defa kayınbaba talimat verdi, işsizlik projeleri yürürlüğe kondu. Sonuç? Sonuç büyük hüsran. Ağızlarından çıkanı kulakları duymuyor. Kayınpeder de dün çıkmış, “döviz balonunu söndürdük” diyor. Maşallah. Son bir yılda TL dolar karşısında ne kadar değer kaybetmiş? Yüzde 29. Dünya ikincisiyiz. Balonu patlatmışlar haberleri yok. Bunlar damat-kayınpeder sayı saymayı bilmiyorlar. Korkarım bunların elinde ekonomi kendilerine gelmezlerse daha da dibe batmaya devam edecek.

 

EKONOMİDE GÜVEN VE İSTİKRAR, AÇIKLADIĞIMIZ YOL HARİTASIYLA MÜMKÜN

Milletimizi iş sahibi yapmanın, gençlerimize istihdam sağlamanın tek bir yolu var. O da ekonomide güveni sağlamak, bir gelecek ufku sunabilmek. Ama bakıyorum pek çok iş adamı önünü görememekten şikayet ediyor. Biz vatandaşlarımız acı çekmesin, milletin aş, iş sorunu büyümesin diye 13 maddelik reçeteyi Genel Başkanımız açıklamıştı. Laf dinlemediler. Geldiğimiz yer burası. Dün Ekonomi Masasının basınla yaptığı toplantıda Genel Başkanımız yine çok önemli bir yol haritasını çizdi. Ekonomide güven ve istikrarı sağlamanın yolu dört sacayağı üzerine oturacak bir dönüşüm stratejisiyle bulunabilecek. İçine düşmüş olduğumuz bu badireden ancak böyle bir stratejiyle çıkabiliriz.

 

DÖRT AYAKLI STRATEJİ

Nedir bu dört sacayağı? Birincisi hukukun üstünlüğü ve katılımcı demokrasi. Neden bunu diyoruz? Çünkü demokrasi ve hukuk olmadan yatırımcı malının canının güvende olduğuna ikna olmaz yatırım yapmaz. Demek ki hukukun olmadığı yerde gelirde büyümez, istihdam da artmaz, aşımızda büyümez. İkinci sacayağı üreten ekonomi. Türkiye sadece tarlada, fabrikada değil, kültürde, sanatta, sporda yani hayatın her alanında dünyayla rekabet edip, katma değer yaratmak zorunda. Büyük Türkiye’nin yolu üreten Türkiye’den geçiyor. Stratejinin üçüncü ayağı herkesi içeren, refahı hakça paylaştıran “Güçlü Sosyal Devlet”in olduğu yeni bir bölüşüm modeli. Bu memlekette hiçbir yurttaşımız yatağa aç girmemeli. Özellikle hiçbir çocuğumuz yatağa aç girmemeli. Emeklilerimiz saatlerce domates, soğan kuyruklarında beklememeli. Emeklilikte yaşa takılanlar gibi bir takım sorunlarımız olmamalı. Stratejimizin diğer üç ayağını tahkim eden son ayağı ise sürdürülebilirlik. Kurumsal sürdürülebilirlik, para ve maliye politikalarında sürdürülebilirlik, çevresel sürdürülebilirlik, dış politikada sürdürülebilirlik.

 

MİLLETİ TERÖRİST İLAN EDEREK SORUMLULUKTAN KURTULAMAZLAR

Bakın Suriye’de sürdürülemez politikaların tüm maliyeti milletin sırtında kaldı. Suriyeliler için 35 milyar dolar harcadığımızı söylüyorlar. Bu 35 milyar dolarla kaç baraj yapılırdı, kaç okul açılırdı, kaç tane üniversite açılırdı, kaç gencimize iş verilirdi? “Emeklilikte yaşa takılanlar için kaynak yok” diyorlar ama sürdürülebilir olmayan Suriye politikası için 35 milyar doları harcayıveriyorlar Suriye’den gelenlere. İşte tüm bu hususları kapsayacak bir dönüşüm stratejisiyle ülkemizi içine düştüğü bu bataklıktan çıkarmak hem içeriye hem dışarıya güven vermek, ülkemizin sarayın kibir abidesinin elinde hızla sürüklendiği IMF kapısından döndürmek mümkündür. Biz bunları büyük bir sorumluluk duygusuyla iktidara öneriyoruz. İstiyoruz ki milletimiz daha fazla sıkıntı çekmesin. Aksi halde Cumhuriyet Halk Partili, AK Partili, MHP’li, İYİ Partili, Saadet Partili, HDP’li her bir vatandaşımızın sıkıntısı daha da ağırlaşacak. Milleti bu sıkıntıya düşürenler, çıkıp milleti terörist ilan ederek sorumluluktan kurtulacaklarını zannediyorlarsa çok yanılıyorlar. Milletimizin 31 Mart akşamı atacağı tokat bunlara bu sorumluluklarını hatırlatacaktır.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Varsa sorularınızı alıyım kurum kimliğiniz ve isminizle beraber lütfen.

 

Soru- Efendim DSP Genel Başkanı Sayın Önder Aksakal’ın dün yaptığı açıklamalar vardı hem Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na, hem de partinize yönelik sert eleştirilerde bulundu efendim. Tırnak içinde şu ifadeleri kullandı. “Gardırop Atatürkçüleri elbet bir gün halkın şamarını yiyecek. Biz ülke bölünmesin, siz oylar bölünmesin derdinseniz” dedi efendim. Cevabınız ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Şimdi tabi biz bu parti Cumhuriyet Halk Partisi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu ve iki büyük eserimden biridir dediği parti. Dolayısıyla biz Atatürkçülüğü kimseden öğrenmek durumunda değiliz.

İkinci söyleyeceğim husus, bir seçim sürecine giriyoruz. Çok ilginçtir bir muhalefet partisi iktidar partisiyle uğraşmak yerine ana muhalefet partisiyle uğraşmayı tercih ediyor. Bu çerçevede değerlendirdiğimiz zaman ben böyle bir atışmanın milletimiz nezdinde hiçbir, milletimizin sorunlarını çözmek bakımından da hiçbir kıymet-i harbiyesi olmayacağını düşünüyorum. O nedenle de bu sözlere cevap vermeyi uygun bulmuyorum.

 

Soru- Benim iki sorum olacak efendim. Bir, istihdam paketiyle ilgili eleştirilerinizi sıraladınız ama biraz daha ekonomist gözüyle yani 2,5 milyon istihdamın sağlanabilmesi için ekonomi yönetiminin neler yapması lazım? Sadece hani büyüme, üretim noktasında değil de biraz açabilir misiniz bunu?

İkincisi de, yine terör suçlamasına cevap verdiniz ama Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan Kandil’den talimat alıyorlar, Pensilvanya sloganlarını belirliyor, Kandil aday listelerini belirliyor sözlerine ne diyeceksiniz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi birincisi, 2,5 milyon kişiye iş vereceğim demek ve ondan sonrada ben bunların ilk iki ayda sadece işte sigorta primlerini ödeyeceğim, şunu ödeyeceğim, bunu ödeyeceğim bir teşvik paketi açarak bunu yapacağını söylemek gerçekçi değil. Arkadaşlar, bir ülkede üretim olsun istiyorsanız, ülke gencine iş verebilsin istiyorsanız o ülkede güven vermeniz lazım. Bugün güven yok. Bu iktidarın politikalarına güven yok. Bu iktidarın politikalarına güven olmadığı içinde bu istihdamı yaratmaları ne verirlerse versinler böyle bir istihdamı yaratmaları mümkün değil. Ama tek başına da baktığınızda 2,5 milyon kişiye bir yılda istihdam verme hedefi gerçekten çok iddialı bir hedef. Hele hele ekonominin daraldığı bir dönemde 2,5 milyon kişiye ben iş vereceğim demek hesabı kitabı bilmemek demek, fizibilite bilmemek, Türk ekonomisinin gerçek problemlerine hakim olmamak demek.

Tekrar söylüyorum, evet Türkiye dünyanın en büyük ekonomilerinden biridir. İlk 20’de olan bir ekonomimiz var. Normal olarak baktığınız zamanda bu genç nüfusa iş vermek Türkiye’nin en önemli stratejik önceliği olmalıdır. İş vereceksiniz, üreteceksiniz, büyüyeceksiniz. Borçla değil üreterek büyüyeceksiniz. Ama güven vermeyen bir iktidarla, hukuka saygısı olmayan, ucube bir tek adam parti devleti rejimiyle idare edilen bir iktidarla bunu yapabilmeniz mümkün değil. Tam tersi oluyor. 24 Haziran’dan beri bu ülkede neler oluyor bir bakın. Kuvvetler ayrılığı yok, polis, yargı, medya hepsi sarayın emrinde. Böyle bir yapıda işte ortaya çıkan manzarada bu. Sonrada güvenilirliği olmayan, gerçekçi olmayan istihdam hedefleriyle ortaya çıkıyorsunuz.

Soru- Ortalaması ne efendim, yıllık ortalama ne Türkiye’nin istihdamı? Örneğin AK Parti dönemlerinde?

Faik ÖZTRAK- Yani baktığınız zaman en iddialı yıllarda bile bu 2 milyonu geçmemiş, 1 milyon civarında kalmış. 1 milyonun etrafında seyretmiş yeni istihdam rakamları.

Şimdi ikinci soruya geldiğimiz zaman…

Şunu söyleyeyim, biraz önce ifade ettim. İşin garabeti bir partinin Genel Başkanının Cumhurbaşkanı gömleğini giymesinden kaynaklanıyor. Bu gömlek giyiliyor, Cumhurbaşkanı sorumlulukları bir yana bırakılıyor, ondan sonra bir takım terörle işbirliği, çete kurma, bu tür iddialar kendilerine oy vermeyen kişilerle ilgili olarak ortalarda dolanmaya başlıyor. Şimdi Cumhurbaşkanlığı gömleğini düşürürseniz Cumhurbaşkanı bunları söylüyorsa elinde bir takım deliller olması gerekir. Verecek o zaman bu delilleri savcılarının, hakimlerinin eline açacak davayı. Dava açmıyor, vermiyor. O zaman ne oluyor? Sadece vatandaşın gündemini değiştirmeye çalışıyor.

Açık söyleyeyim, yani bir kere daha ifade edeyim. İşte o bir takım laflar söyleniyor. Bu lafların hepsini geçmişte kendisi etti. Hani arıyorsa kimler terörle işbirliği yaptı diye dönecek bir geçmişte söylediği laflara bakacak. Efendim Kürdistan diyenler, ilk Kürdistan lafını 2013 yılında kim kullandı? Kürdistan, Lazistan varmış, eyaletlerden korkmamak lazımmış. Bu laflar kimin lafı? Kendisinin lafları.

Şunu da ifade edeyim, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu ülkenin cumhuriyetten beri devam eden vilayetlerin isimleri dışında başka isimlerin kullanılmasını hiçbir şekilde tasvip etmiyoruz.

Soru- CHP’nin Bodrum Belediye Başkan Adayı Mustafa Saruhan’ın adaylığı İl Seçim Kurulu tarafından düşürüldü. Bununla ilgili neler söyleyeceksiniz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi öyle görünüyor ki, burada bir adli sorun var. Bununla ilgili olarak Belediye Başkan Adayımız ve örgütümüz itiraz etmiş durumda. Bu itirazın olumlu sonuçlanmasını bekliyoruz.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

SARAYA TAVSİYE: TARIM BAKANI İLE DIŞİŞLERİ BAKANININ YERİNİ DEĞİŞTİRSİN

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün MYK toplantısı sürerken düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Bugün Suriye’de Zeytindalı harekat bölgesinde bir Mehmetçiğimizi şehit verdik. Şehidimize Allah’tan rahmet, kederli ailesine başsağlığı, milletimize de sabır diliyorum. Yine bugün Muğla Milas’ta bir maden ocağında bir göçük olayıyla karşı karşıya kaldık. 4 emekçimiz göçük altında kaldı. Bunlardan bir tanesi ağır yaralı olarak kurtarıldı. 3 tanesi henüz göçük altında. 3 emekçimizin de biran önce sağ salim kurtarılarak ailelerine kavuşturulmalarını diliyorum.

 

KONUT SATIŞINDA 6 YILIN EN DÜŞÜK RAKAMLARI

Bugün ve geçtiğimiz hafta ekonomide çok önemli veriler açıklandı. Bu sabah 2019 Ocak ayına ilişkin konut satış istatistiklerini TÜİK açıkladı. Ocak ayında konut satışları geçen yılın aynı ayına yani Ocak ayına göre yüzde 25 düşmüş, ipotekli konut satışları ise yine bu dönemde yüzde 77 düşmüş. Bu konut almak için vatandaşlarımızın bankalardan kredi almakta ne kadar zorlandıklarını açıkça ortaya koyuyor.  Bu rakamlar son 6 yılın en düşük rakamları. Yani konut satış rakamları son 6 yılın en düşük rakamları. Vatandaşın satın alma gücündeki erime, artan gelecek kaygısı ve ekonomide kaybolan güven tabi ki konut satışlarını da yakından etkiliyor. Bunlar Ocak ayı rakamları, en son rakamlar.

 

ÜRETİMDEKİ DARALMA KRİZ DÖNEMİ SEVİYESİNDE

Yine geçtiğimiz hafta açıklanan geçtiğimiz yılın Aralık ayına ait sanayi üretimi ve ödemeler dengesi rakamları ile 2018’in son üç ayını kapsayan işsizlik rakamları da ekonomide yaşanan krizin derinliği konusunda bize çok ciddi ipuçları veriyor. Sanayi üretimimiz geçtiğimiz yılın Aralık ayında yüzde 10 daralmış. 2018’in son üç ayında ise sanayideki daralma yüzde 7 olmuş. Üretimde bu boyutta bir daralmayı son olarak 10 yıl önce küresel kriz zamanında görmüştük. Şimdi küresel kriz falan yok dünyada. Yine bu daralma artık sarayın son yaptığı 2018 için büyüme tahmini olan yüzde 3,8 büyümenin de gerçekleşmeyeceğini ortaya koyuyor.

 

İŞSİZLİK RAKAMLARI MAKYAJLI

Yine krizin derinliğinin bir diğer göstergesi işsizlik. 2018’in son üç ayını kapsayan Kasım ayında resmi rakamlarla işsizlik yüzde 12,3 olmuş. İşsiz sayısı da bir yıl önceye göre 706 bin kişi artarak 4 milyona dayanmış.

ğer bu rakama iş bulma ümidini yitirdiği için işgücü piyasasında iş aramaktan vazgeçenleri, mevsimlik çalışanları, yine yetersiz ve eksik istihdam rakamlarını ilave edersek işsiz sayısı 7,5 milyonu buluyor. İşsizlik oranlarında ve işsiz sayılarında yaşanan bu artışlar yine 2009 krizinden bu yana gözlenen en yüksek artışlar.  Ancak şunu da söylemeden geçmeyim. Bu rakamlarda makyajlı. Yani istikrarlı bir şekilde gitmesi gereken demografik trendlerle oynanmak suretiyle işsizlik olduğundan daha düşük gösterilmiş. Bu konuyla ilgili olarak da TBMM’ye bir araştırma önergesi vereceğiz.

 

EN KÖTÜSÜ DAHA YAŞANMADI

Diğer yandan işsizlik cephesinde açıkçası duruma baktığımız zaman, gazetelerimize yansıyan haberlere, televizyonlara yansıyan haberlere baktığımız zaman işin en kötüsünün daha henüz yaşanmadığını görüyoruz. Yani Zonguldak’ta maden ocaklarında çalışmak için sokaklara taşan işsiz gençlerimize baktığımızda, Diyarbakır’da, Tokat’ta İŞKUR’un geçici işçi alımlarına yapılan binlerce başvuruyu dikkate aldığımızda ve en son bugün bir Rize gazetesinde yerel gazetede gördüğümüz haber 10 tane temizlik işçisi alınacak Rize’de, başvuru sayısı 12 bin 571 kişiymiş. Bütün bunları gördüğümüzde işsizliğin maalesef giderek daha büyüyen bir sorun olmaya namzet olduğunu görüyoruz.

 

RAKAMLARIN ARDINDA CİDDİ DRAMLAR VAR

Üretimdeki daralma ve işsizlikteki bu artış sadece kuru bir rakam değil. Her bir rakamın ardında çok ciddi dramlar var, çok üzücü hayat hikayeleri var. Atanamadığı için canına kıyan gencecik öğretmenler, evladına pantolon alamadığı için yaşamına son veren babalar, borcunu ödeyemediği için hayatına son veren iş adamları ve üreticiler işte bu gerçek rakamların arkasında saklı olan acı hayat hikayelerini gösteriyor.

 

EKONOMİDE BAŞARI ÜRETEN FABRİKAYLA, EKİLEN TARLAYLA, ÇALIŞAN YURTTAŞLA ÖLÇÜLÜR

Ekonominin başarısı Damat Bey’in yaptığı gibi; faize, kura bakarak “dengelendik, dengeleniyoruz” diyerek ölçülmüyor. Başarı; ekilen tarlalarla, üreten fabrikalarla, çalışan ve kazanan yurttaşlarla ölçülüyor. İktidara ve yandaşı medyaya bakarsanız ülkede her şey güllük gülistanlık. Tarlalar boş, fabrikalar durmuş, işsizlik, pahalılık vatandaşı kasıp kavuruyor, ama bunlar cari açıktaki düşüş üzerinden kendilerine bir başarı hikayesi çıkarmaya çalışıyorlar.

 

EKONOMİ DURDU, CARİ AÇIK DÜŞTÜ

Ne yaptılar? Saray yönetimi ne yaptı? Bugüne kadar ekonominin ithalata bağımlılığını azaltacak herhangi bir tedbir aldı mı? Ya da bu ithalata bağımlılığı azaltacak bir maden mi buldu? Bunların hiçbiri yok. Peki ne oldu? Yıllarca ekonomiyi borca batırarak yönettiler. Borcu çeviremeyince, dış piyasalar borç vermeyince ekonomi durdu, ithalatta durdu. Bu nedenle de cari işlemler açığı düştü.

Bu sürdürülebilir bir durum değil. Cari açıktaki azalmanın bu millete işsizlik ve düşen üretim, duran ekonomi bakımından çok ciddi bir maliyeti oldu. Pahalılık, işsizlik aileleri kasıp kavuruyor. Herkes evinin tapusunu, arabasının ruhsatını bankalara kaptırma korkusuyla yaşıyor. Ama milletten kopan saray ve yandaş medyası kafasını kuma gönmüş hiçbir şey umurlarında değil.

 

21 MİLYAR DOLAR KAYNAĞI BELİRSİZ PARA GİRDİ

2018’de düşen cari açığı da normal yollardan finanse edemediğimiz dikkati çekiyor. Düşmüş ama onu bile normal yollardan finanse edememişiz. Borç bulamamışız. Buna karşılık dışarıya net 4 milyar dolar borç ödemişiz. Bu tabi yetmemiş. Yetmeyince Merkez Bankası’nın kasanındaki dövizlere saldırmışız 10 milyarda oradan harcamışız. Bu da yetmemiş ülkeye 21 milyar doların üstünde kaynağı belirsiz, ne olduğu, kimden, nereden geldiği belli olmayan bir para girişi olmuş. Yani 2018’e baktığımız zaman cari açığın her 100 dolarlık cari açığın 77 dolarını nereden geldiğini bilinmediğimiz bir parayla kapatmışız.

 

TÜRKİYE’Yİ DEV BİR KARA PARA YIKAMA MAKİNESİ HALİNE GETİRDİLER

Bu kaynağı belli olmayan paranın ne kadar süreceği belli değil. O nedenle de damadın ikide birde dengelendik, dengeleniyoruz demesine rağmen bu dışarıda yeterli güveni yaratmıyor.  2018 yılında döviz piyasaları altüst oldu neden? İşte bunlardan dolayı. Türkiye kendi liginde parası en fazla değer kaybeden ülkeler arasında ve politika faizi en yüksek ülkeler arasında hep ilk üçte yer aldı. Diğer taraftan cumhuriyet tarihinde ülkeye bu boyutta ne olduğu belli olmayan para girişi hiçbir zaman yaşanmamıştı. Bu, Sarayın ve Adalet ve Kalkınma Partisi elinde ülkemizin devasa bir para yıkama makinesi haline geldiğini açıkça ortaya koyuyor. Ne yıkanıyor, neyin parası yıkanıyor? Kara para. Neyin kara parası? Eroin mi, içki mi, kaçak sigara mı? G20’nin hiçbir ülkesinde ödemeler dengesinde bu boyutta bir kaynağı belirsiz para görmeniz mümkün değildir çünkü onlarda doğru düzgün ödemeler dengesi istatistikleri tutulur.

 

DAMAT BAKAN BÜTÇE OKUMAYI BİLMİYOR

Millet kan ağlıyor sosyete damat çıkmış Ocak ayında bütçenin 5 milyar TL fazla verdiğini millete müjdeliyor. Açıkça ifade edeyim iş bilmezliğin, göz boyamanın bu kadarı da fazla! Baştan beri söylüyorum, bütçe rakamlarını okumasını şu anda Maliye Bakanlığı görevini yürüten damat bilmiyor. Yani siz tutacaksınız Nisan ayında size ödenmesi gereken Merkez Bankası’nın 34 milyar liralık kârını alacaksınız bütçeye koyacaksınız Ocak ayında. Bunu da bir güzel harcayacaksınız, seçim nedeniyle faiz dışı harcamaları geçen senenin Ocak ayına göre yüzde 67 yani yüzde 70’e yakın artıracaksınız, gaza basacaksınız ama bu aktardığınız 34 milyar Türk lirası nedeniyle fazla verdiğiniz zaman fazla verdik deyip bu kısmını söylemeyeceksiniz.

Ben şunu açıkça söyleyeyim, Türkiye’nin önümüzdeki üç ayda Ocak dahil bu üç ayda izleyeceği bu boyutta bir seçim harcaması politikası bu ülkenin daha sonra çok ciddi zorluklara girmesine yol açacaktır. Soruyorum ben Nisan ayında gelecekti bu para. Nisan ayında bu para gelmeyecek. O zaman açık ne olacak? Yani şöyle bir hesap yapsak çıkarın bunların erken tahsil ettikleri Merkez Bankası’nın kârından gelen temettüyü. Geçen yıl Ocak ayında 1,7 milyar TL fazla veren bütçe bu yılın Ocak ayında 28,7 milyar TL açık veriyor. Şimdi ne bu? Ondan sonrada fazla verdik diye seçim harcamalarının üstünü kapatmaya çalışacaksınız. Söylüyorum, bu ya göz boyamadır ya da hakikaten bütçe rakamlarını okumayı bilmemektir.

 

VATANDAŞ KAN AĞLIYOR, SARAY VE MEDYASI GİZLEMEK İÇİN ELİNDEN GELENİ YAPIYOR

Ben açık söyleyeyim vatandaş kan ağlıyor ama saray iktidarı ve onun havuz medyası bunu gizlemek için ellerinden geleni artlarına koymuyorlar. Meselenin esasına girmek yerine görüntüsüyle uğraşıyorlar.

Memleketin başına musallat ettikleri hastalıkları tedavi etmek, iyileştirmek yerine hastalığın arazlarını, göstergelerinin üstünü örtmeye çalışıyorlar. Peki nasıl örtmeye çalışıyorlar? Kah makyajlama yapıyorlar TÜİK eliyle, kah da dönüyorlar emir komutayla bu arazları geri çektirmeye çalışıyorlar. Bunlar için önemli olan bir tek şey var 31 Mart’a kadar zarfı düzgün göstermek, mazrufla hiç uğraştıkları yok. Yani işin içeriğine, işin temel nedenlerine hiçbir şekilde bakmıyorlar.

 

SARAY SADECE SİYASETTE DEĞİL EKONOMİDE DE DESPOTLAŞIYOR

Şimdi tabi bir başka gerçek daha var. Saray siyasette hızla otoriterleşiyor. Ama bu iş sadece siyasette kalmıyor. İşte bu arazların üstünü örtmeye çalışırken market zincirlerine tehdit telefonları açılıyor. Baskıyla fiyatlar düşürülmeye çalışılıyor. Enflasyon ve işsizlik gibi temel verilerde gerçek durum TÜİK’in hesap oyunlarıyla gizleniyor. Bankalar lisans iptalleriyle tehdit ediliyor, özel mülkiyet ve miras hukuku yok varsayılıyor. İktidar sadece siyasette değil, ekonomide de giderek despotlaşıyor.  Bunun sonu ne olur? Bunun sonu açık söyleyeyim yatırım havuzunun daha da kuruması olur, işsizlik ve fakirliğin daha da artması olur. Bunun sonu meyve sebze kuyruklarının ardından, ampul, yağ, margarin, deterjan kuyruklarının gelmesi olur.

Bir tek şeyi hatırlatmak istiyorum sizlere. 2001 yılında Türkiye tarihinin en ağır krizlerinden birini yaşadı. Ama 2001 yılında hiçbir zaman meyve, sebze tezgahları önünde kuyruk olmadı. Bugün anlatıyorlar işte varlık kuyruğuymuş bu, yokluk kuyruğu değilmiş falan. Şuna cevap versinler, 2001 yılında meyve, sebze tezgahlarının önünde hiçbir zaman kuyruk olmadı.

 

FİYATLAR PAZARA GELMEDEN TARLADA UÇMUŞ

TÜİK en son açıkladığı tarım ürünleri üretici fiyat endeksi Ocak ayında yüzde 8,3 artmış. Peki Ocak’ta gıda fiyatları ne kadar artmıştı? Yüzde 6,9. Demek ki, tarladaki fiyat raflardaki ve sofralardaki fiyattan daha hızlı artmış. Kızıyorlar ama yine söyleyelim Ocak ayında tarlada fiyatı en çok artan ürünler: Patlıcan yüzde 65; Dolmalık biber yüzde 48; Domates yüzde 48 olmuş.

 

BUNU SÜRDÜREMEZSİNİZ, ÜRETİCİYİ BATIRIRSINIZ

Yani daha pazara gelmeden, markete gelmeden tarlada fiyatlar uçmuş. Telefonla tehdit edilen marketlerde sebze meyve satış fiyatları alış fiyatının altında. Bunu etiketlere baktığınız zaman görüyorsunuz. Alış fiyatı 7 küsur diyor, satış fiyatı 4 küsur diyor. Bunu sürdürmek mümkün değil. Üreticileri batırırsınız. Sadece marketleri değil, üreticileri de batırırsınız. Sonunda bu üreticiyi de yansıyacak. Sorun burada arkadaşlar! Çiftçinin girdi maliyetlerini düşürmeden, sofradaki yangını söndüremezsiniz. Mazotun, gübrenin, tohumun, fidenin, ilacın fiyatı almış başını giderken; raflardaki ürünün fiyatı düşmez. Emirle düşürseniz bile bu kalıcı olmaz. Böyle giderse deminde söyledim üreticiyi batırırsınız.

 

SARAYA TAVSİYE: TARIM BAKANI İLE DIŞİŞLERİ BAKANININ YERİNİ DEĞİŞTİRSİN

Sarayın kibir abidesi de, damadı da, atadıkları Tarım Bakanı da meseleyi anlayabilmiş durumda değil. Bu arada Dışişleri Bakanı Sayın Çavuşoğlu’nu tebrik ediyorum. Bu tanzimli satış konusunda iktidar kanadından aklı başında tek açıklama ondan geldi. Dışişleri Bakanı çiftçinin girdi maliyetini düşürmek için ilaçta ve gübrede de gerekirse tanzime gidebileceklerini söylemiş. Bir yerden tanzime başlanacaksa en doğru yer burasıdır. Madem milletin kesesinden tarım kredi kooperatiflerine bir zarar görevi veriliyor; bu görev en doğru şekilde yapılmalıdır. Ancak bu da tek başına yetmez. Çiftçinin kara gün dostu olan ama şimdilerde ortalarda görünmeyen Toprak Mahsulleri Ofisi yeniden çiftçinin dostu yapılmalıdır. Çukobirlik, Fiskobirlik, Tariş gibi çiftçiye omuz veren kooperatif ve birlikler yeniden ayağa kaldırılmalıdır. Ve tabi en önemlisi de çiftçiye Tarım Kanunu’nda öngörülen destekler eksiksiz ödenmelidir, tamı tamına ödenmelidir. Ürünü çiftçiden pazara getiren zincirde bir an önce ıslah edilmelidir.

Bu arada saraydaki kibir abidesine bir tavsiyemiz var. 31 Martta tadacağı ağır seçim yenilgisinden sonra yapmak zorunda kalacağı kabine değişikliğinde Tarım Bakanıyla Dışişleri Bakanı’nın yerlerini değiştirsin. Tarım Bakanı ülkemizin dışişlerini Sayın Çavuşoğlu’ndan daha kötü yönetemez. Ancak Dışişleri Bakanının ülkemiz tarımını, mevcut Tarım Bakanından daha iyi yönetebileceği anlaşılıyor. Bu potansiyelle ben Tarım Bakanı olacak Dışişleri Bakanının Fransa’dan da şövalye ödülünü almaya namzet olduğunu düşünüyorum.

 

ÖNCE VATANDAŞIN VE ŞİRKETLERİN BORÇLULUK DURUMU DÜZELTİLMELİ

Saray iktidarının bugün ekonomide bir tane önceliği var: Döviz kuru ve faizi 31 Mart akşamına yani oy sandıkları kapanana kadar kontrol altında tutmak, kendilerine seçim kazandıracağını düşündükleri kredi ve bütçe harcamalarına da tam gaz devam etmek. Hafta sonu Merkez Bankası yayımladığı bir kararnameyle mevduata uygulanan zorunlu karşılıklarda vadesine göre yarım puanla bir puan arasında indirimler yaptı. Neye yarıyor bu? Bu indirimleri yatığınız zaman kredi maliyetlerini aşağıya çekiyorsunuz, bankaların düşük faizle kredi vermelerini kolaylaştırıyorsunuz güya. Ne yapılıyor yani faizleri düşürmeden? Dışarıdaki yatırımcıları ürkütmeden, içerdeki yatırımcıları ürkütmeden ucuz kredi vermenin yolları aranıyor. Ama bu da işe yaramıyor neden? Çünkü konu kredi vermek değil Türkiye’de. Şirketlerin ve vatandaşların bilançolarını düzeltmeden onların kredi almaları mümkün değil. Yani önce şirketlerin ve vatandaşların borçluluk durumunu düzelteceksiniz, bunların borçlarını, harçlarını geri öder hale getireceksiniz.

 

MERKEZ NE İSA’YA YARANABİLİR NE MUSA’YA

Bunları yapıyor ama ben size söyleyeyim yine Merkez Bankası günün sonunda ne İsa’ya ne de Musa’ya yaranabilecek. Merkez Bankasının olağanüstü faiz artışlarıyla, zar zor sağlamaya çalıştığı güven; yine yok olup gidecek. Bu sabah baktım havuz medyası yeniden faizi düşür çığlıkları atmaya başlamış. Artık saklanamayacak bir gerçek var. 24 Haziran’da tek adam parti devletine geçişle birlikte ekonomide çok zor günler başladı. Toparlanmanın ön koşulu, ekonomide güven verecek güçlü bir programın yine güven verecek liyakatli, hukuk devletine sahip çıkan kadrolar eliyle uygulamaya konmasıdır. Bu olmadan kimse geleceğe güvenip kredi almaz, yeni borca girmez.

 

SARAY YATIRIM DANIŞMANLIĞINI BIRAKSIN

Ancak Damat Bey ekonominin ehil ellerde olmadığını tüm dünyaya göstermek için hiçbir fırsatı kaçırmıyor. Birkaç gün önce “siz dolarları elinizde tutmaya devam edin bakın ne olacak. Bu iş böyle” deyiverdi. Şimdi bu bir tehdit mi, tahmin mi ne olduğu belli değil. Yani siz bununla döviz tevdiat hesaplarına dair bir düzenleme mi getireceğinizi söylüyorsunuz? O zaman bunu açıklayın; bir kere ağızdan çıktıktan sonra açıklanmazsa belirsizlik yaratır, yapmasını beklediğiniz etkinin tam tersini yapar uyarıyorum. Eğer bu bir tahmin ise bu sözleri de vatandaşlarıma söylüyorum hiçbir şekilde ciddiye almayın.

Hatırlayın kayınpederi “dolar alan yaya kalır” dediği günden bu yana dolar, Türk lirası karşısında yüzde 105 değer kazandı. O sözlerin söylendiği gün 1 dolar 2 lira 58 kuruştu. Şimdi bugün 1 dolar almak için vatandaş 5 lira 29 kuruş ödemek zorunda.

Saray ve ailesi artık millete yatırım danışmanlığı yapmayı bırakmalıdır; bir şeyler yapmak istiyorlar mı o zaman geçen yıl Ağustos ayında Genel Başkanımızın verdiği 13 maddelik reçeteye bir oturup bakacaklar, biraz ona çalışacaklar ve oradaki tedbirleri almaya başlayacaklar. Bunların millete de ekonomiye de yapacakları en büyük iyilik bu olur.

 

KİBİR İTTİFAKINDA CİDDİ BİR PANİK HAVASI VAR

Türkiye 31 Mart’a doğru hızla gidiyor. 31 Mart’ta milletin önüne sandık gelecek. Sandığa doğru giderken; saraydaki kibir ittifakında ciddi bir panik havası var. Adaylar değiştiriliyor, ittifakın bir ortağındaki sıkıntılar nedeniyle koltuk ittifakı kapsamında olmayan iller de kapsama alınıyor.  Korku dağları bekliyor.

 

AĞIZLARINDAN ÇIKANI KULAKLARI DUYMUYOR

Gerçek demokrasilerde görülmeyen, seviyesiz, halkı kin ve düşmanlığa sevk eden, toplumu ayrıştıran, bölen ve nefret üzerine kurgulanmış bir kampanya maalesef yürütülüyor kibir ittifakı tarafından. Cumhurbaşkanı sıfatını taşıyan Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı, kendi ittifakı dışında kalan ve Mecliste bugün görev yapan tüm siyasi partileri çete olarak ilan edebiliyor. Kimse kusura bakmasın herhalde kendisinin ağzından çıkanları kulakları duymuyor. Memlekette çiftçiden kabzımala, marketçiden, üreticiye hain ve terörist ilan etmedikleri kimse kalmadı. Sarayın kibir abidesi ve onun bekçisi üç belediye kaybetmemek için önlerine gelen herkese terörist yaftası yapıştırıyorlar. Atama bakanları da onlardan geri kalmıyor maşallah. Bu zevat kendi koltuklarının bekası için milletin ve tüm toplumun birliğini beraberliğini bozmaktan hiçbir çekince duymuyorlar. Ama biz sarayın sancısını çok iyi anlıyoruz.

 

10 PARMAKLARINDA 10 KARA, HER YERE BULAŞTIRIYOR

Biliyorsunuz bu beyefendinin Emevi Camiinde namaz kılma gibi bir hayali vardı. O hayal çoktan yıkıldı. Beyefendi Emevi Camiine gidemedi ama Suriyeliler tüm şehirlerimize doldu. Son olarak saray ve sarayın bekçisinin, ekonomik krizin üzerini örtmek için, bu seçim kampanyasını Suriye’de veya Irak’ta yapılacak askeri harekatlarla kurtarma üzerine kurguladıkları anlaşılıyordu. Seçim öncesinde davulla zurnayla ilan ettiği Fırat’ın doğusuna yönelik askeri harekata önce Trump taş koydu, şimdi de Soçi’de Rusya ve İran’la yapılan görüşmelerden bekledikleri sonucu alamadıkları anlaşılıyor.

Saray ve bekçisinin elleri böğürlerinde kaldı. Şimdi dönüp 2015 Kasım seçimlerine giderken uyguladıkları taktikleri uygulamaya çalışıyorlar. Ve burada o kadar ileriye gidiyorlar ki Mecliste bulunan muhalefet partilerini terör taşeronluğu yapmakla, çete oluşturmakla itham edebiliyorlar. On parmaklarında on kara her yere bulaştırıyorlar.

 

TERÖRE TAŞERONU ARIYORSA, SARAYDAKİ ALTIN VARAKLI KRİSTAL AYNALARA BAKSIN

Terör örgütleriyle her türlü al takke ver külah işine giren; gençliklerinde uluslararası terörün akıl hocalarının dizi dibine oturarak resim çektirenlerin, Oslo’da terör örgütleriyle gizli saklı pazarlık masası kuranların, yılarca ülkeyi beraber yönettiği, koalisyon ortaklığı yaptığı örgütün başına “ne istediniz de vermedim” diye zırıl zırıl ağlayanların, millete söven ihale çetelerine havuzlar kurdurup yandaş medya aldıranların, şimdi herkesi terörle iş birliği yapmakla, çete kurmakla suçlamasına bu millet artık kanmaz. Bu sadece “kişi başkalarını kendi gibi bilirmiş” sözünü millet nezdinde haklı çıkarır. Teröre taşeronluk yapanları arıyorlarsa saraylarındaki altın varaklı kristal aynalara bakacaklar.

 

MİLLET NE YAPTIĞINIZI AÇIK SEÇİK GÖRÜYOR

Millete zam, zulüm ve zarardan başka bir şey veremeyen, metal yorgunu, koltuk ittifakının tepesinde oturan kadroların tek hedefinin milleti kutuplaştırarak oy devşirmek olduğu artık ortaya çıkmıştır. Saray ve onun bekçisi kendi koltuklarının bekasını değil de Türkiye’nin istiklal ve istikbalini dert edinselerdi, önce yurtta kavgayı kutuplaşmayı körüklemek yerine milli birliği sağlarlardı. Milletimize istiklal ve istikbal sorunu var diyeceksiniz, sonra ortağınızla saraya oturacaksınız sarayın bekçisiyle birlikte şu belediye senin olsun bunu da ben alayım bu pazarlığın içine gireceksiniz. Bırakın bu işleri. Millet ne olup ne bittiğini, neler yaptığınızı açık seçik görüyor.

 

YÖNETEMİYORSANIZ MESELEYİ YÜCE MECLİS’E GETİRİN

Ebedi Genel Başkanımız Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere gösterdiği önemli bir adres var:

“Tüm milli meselelerin görüşülüp, tartışılacağı yegâne adres, geçmişte olduğu gibi gelecekte de Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir”.

Yönetemiyorsanız, eğer gerçekten bir istikbal ve istiklal sorunu olduğunu düşünüyorsanız, vatanın geleceğini tehlikede görüyorsanız o zaman meseleyi yüce Meclis’e ­getireceksiniz. Orada da hep beraber oturacağız ortak akılla bu işi çözmeye çalışacağız. Ama bunların kullandıkları dil, birleştirici değil ayrıştırıcı; Davranışları hasbi değil, hesabi. Nefreti, terör korkusunu körükleyip vatandaşa pahalılığı, işsizliği, ekonomik krizi unutturmaya uğraşıyorlar.

 

DERTLERİ TÜRKİYE DEĞİL KOLTUKLARI

Sonunda yeni kampanya başlattılar belediyelerimize mesnetsiz suçlamalar yöneltiyorlar. O da yetmiyor şimdi Belediye Başkanlarımızla ilgili özellikle Ankara’da duvarlara, köprü altlarına ipe sapa gelmez bir takım yazılar yazıyorlar. Bunlarla ilgili suç duyurusunda bulunduk. Yani bunların dertleri Türkiye değil, sıkı sıkıya yapıştıkları koltukları. Bunların söylediklerine aslında artık kargalar bile gülüyor, çocuklar bile inanmıyor. Ama ne yaparlarsa yapsınlar kaderden kaçış yok. Milletimizin, bu dediğim dedik çaldığım düdük diyen, milletten kopmuş, metal yorgunu kibirli siyaset anlayışından ilk önce belediyelerde kurtulmaya karar verdiğini sadece biz değil artık kendileri de ayan beyan görüyorlar.

“Dünle beraber düne ait ne varsa artık eskidi. Artık yeni bir söze, yeni bir anlayışa ihtiyaç var” diyor milletimiz.

 

  1. YÜZYILIN YENİ NESİL BELEDİYECİLİĞİNİ TÜRKİYE’YE YAYACAĞIZ

31 Mart’ta bu yeni anlayışı, 21. Yüzyılın yeni nesil belediyeciliğini biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak başta İstanbul, Ankara, Adana, Mersin, Antalya ve Bursa olmak üzere tüm Türkiye’ye yayacağız. Şehirleri imar ve rant alanı olarak gören eski tip belediyeciliği tarihin tozlu yaprakları arasına gömeceğiz. Şehirlerimizde öncelik insanlarımızın mutluluğu olacak, gülen yüzleri olacak. Beton ormanlarının yerini yemyeşil insanlarımızın nefes alabileceği gerçek ormanların alması olacak.

 

ONA TERÖRİST, BUNA ÇETE… YETER ARTIK

Biz artık şehirlerimizde ayrıştırıcı bir dil istemiyoruz yorulduk. Ona terörist, buna çete yeter artık. Biz yönettiğimiz şehirlerde sevginin, saygının dilini kullanacağız. Biz sadece tüketen değil, üreten şehirler istiyoruz. Biliyoruz ki kalkınma yerelden başlar. Yereli kalkındıracak, kent ekonomisini canlandıracak projeler uygulayacağız. Kendileri dahi metal yorgunu olduklarını itiraf etti. Belediyelerini 25 yılın sonunda nereye getirdiklerini, ülkeyi 17 yılın sonunda nereye getirdiklerini artık milletimiz biliyor, görüyor. Tükenmişlik sendromu yaşayan, metal yorgunu bu kadrolara da bir iyilik etme zamanı gelmiş gibi görünüyor. Bunları ilk olarak şehir yönetimlerinde dinlendireceğiz. Ben tekrar Mart’ın sonu bahar olacak diyorum.

Şimdi sorularınız varsa cevaplayabilirim. Kurum kimliği ve isminizle beraber lütfen.

Soru- İki sorum olacak efendim. Bir tanesi, 12 Parti Meclisi üyesinin imzası vardı Genel Merkeze ulaştırılmıştı Parti Meclisinin yeniden toplanması çağırısında bulunuyorlardı bazı adayların değiştirilmesi için. Bununla ilgili gelişme nedir?

Bir diğer sorum da tartışılan isimlerden biri Fatih Mehmet Bucak ismiydi hala tepki geliyor orada. Adaylığının çekilmesi söz konusu mudur?

Faik ÖZTRAK- Birinci sorunuza şöyle cevap vereyim, arkadaşlarımızın böyle bir talebi var. Bu talebi bu hafta içinde en kısa zamanda yerine getirmek için gerekli hazırlıkları yapıyoruz MYK’da konuştuk.

İkinci sorunuza cevap vereyim, belediye başkanlarının atanması veya atananların değiştirilmesi partimizin iç meselesidir. Biz partimizin iç meselelerini kamuoyu önünde tartışmama prensibini edinmiş durumdayız. Listelerimiz zaten 19’u geliyor, listelerimiz 19’unda açıklanacak. Sizde orada kimler var kimler yok göreceksiniz.

 

Soru- Efendim FETÖ tartışması sürekli devam ediyor. Geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan 15 Temmuz gecesinde meydanlara çıkanlar sadece AK Parti ve MHP tabanları demişti. Sizden de tepkiler gelmişti. Dün MHP’den cumhur ittifakından Cemal Enginyurt Amasya’da konuştu o da şöyle bir cümle kurdu, 15 Temmuz gecesinde CHP’lisi, MHP’lisi, Saadetlisi, Büyük Birlik Partisi hep birlikte meydandaydık kavgayı bıraktık omuz omuza mücadele ettik dedi. Bu çıkışı nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Doğrusu Cemal Enginyurt’un söylediği. Zaten Meclis’e de ilk girenler arasında bizim arkadaşlarımız, milletvekili arkadaşlarımız vardı. Gerçekten bunu şu veya bu partiye 15 Temmuz akşamında yaşananları şu veya bu partiye mal etmek çok büyük haksızlık, çok büyük ayıp diye düşünüyorum. Ama artık gidilecek tutturulan noktanın sonu yok. Her türlü şeyi ağızlarına geldiği gibi söylüyorlar. 15 Temmuz’da sokaklara çıkıp direnenlerin, Meclis’te direnenlerin arasında şu veya bu parti ayrımı yoktu. Tüm vatandaşlarımız oradaydılar.

 

Soru- Bugün aslında mecliste önemli bir sürecin başlangıcı olacak. Bugün Binali Yıldırım’ın istifa etmesi bekleniyor. Ardından da yarın o istifa dilekçesi Genel Kurulda okunacak ve süreç başlayacak yeni Meclis Başkanlığı seçimi için. Cumhuriyet Halk Partisinin adayı kim olacak? Bu noktada özellikle MHP’nin önemli bir açıklaması olmuştu ve AK Partinin adayını destekleyeceklerini söylemişti. Sizde bir millet ittifakı olarak Meclis Başkanlığı seçimlerinde de bir ittifak kuracak mısınız?

Faik ÖZTRAK- Arkadaşlar daha henüz bu konular belli değil. Bunları tabi ki kendi aramızda tartışacağız ona göre de size gerekli bilgileri vereceğiz.

 

Soru- Öncelikle DSP’de yaşanan gelişmeleri soracağım. DSP’ye geçişleri nasıl değerlendiriyorsunuz? İkincisi de 31 Mart’a sayılı günler kaldı takdir edersiniz ki. İstanbul’da kazanma iddianız var mı? Kazanamadığınız takdirde kim sorumlu tutulacak?

Faik ÖZTRAK- Şimdi birincisi şunu söyleyeyim, DSP’yle bizim herhangi bir sorunumuz, problemimiz olmaz. Ama bizden aday olamadıkları için DSP’ye geçip aday olan arkadaşlarımızla ilgili bir etik sorun olduğu ayan beyan ortadadır. Ve bunu yapan arkadaşlarımızın yani kendi partisine aday olmadığı için terk eden arkadaşlarımızın Allah muhafaza belediye başkanı seçilirlerse bize ne yaparlar diye milletimizin böyle bir görüşü olduğunu da ben duyuyorum. Yani partisini bu kadar kolay terk eden vatandaşı da çok kolay ortada bırakır diye bir görüşü var milletimizin. Bu görüşü duyuyorum.

Diğer sorunuza gelirsek, biz sadece İstanbul’da değil Ankara’da, Adana’da, Mersin’de, Antalya’da, Bursa’da ve şuanda Cumhuriyet Halk Partisinin sosyal demokrat yeni belediyecilik anlayışıyla tanıştırdığımız yeni büyükşehirlerde başarılı olacağımızı biliyoruz, görüyoruz. Bizim böyle bir korkumuz yok. Ama bizi sürekli kavgalı evmiş gibi gösterenlerin, her gün ittifak yaptıkları şehir sayısını artıranların öyle görüyorum ki çok ciddi korkuları var. Biz İstanbul’u da alacağız, diğer yerleri de alacağız. Ama İstanbul’u verme korkusu, diğer yerleri verme korkusu öyle anlaşılıyor ki kibir ittifakının bacalarını sarmış.

 

Soru- Sorulan soruları bir adım daha öne götürmek istiyorum ben. Meclis Başkanlık seçimiyle ilgili Engin Altay’ın ismi geçiyor efendim. Acaba bu isim doğru mudur, teyit eder misiniz? Bir ikincisi de DSP’yle ilgili olarak da DSP ittifak görüşmelerinde bize hiçbir teklif gelmedi açıklaması yaptı Genel Başkan Önder Aksakal. Siz nasıl değerlendireceksiniz bu açıklamayı?

Faik ÖZTRAK- Şimdi şunu söyleyeyim, Meclis Başkanlığı seçimi meclis grubumuzun işidir. Meclis grubumuz bu konuyla ilgili olarak bir karar verdiğinde Genel Başkanımızla birlikte bu konuyu da kamuoyuna açıklarlar. Benim bildiğim kadarıyla DSP’yle ilgili olarak da bir işbirliği yapma çağrısının ilgili Genel Başkan Yardımcılarımız tarafından götürüldüğünü biliyorum, duydum yani.

 

Soru- Efendim bu konuyla ilgili DSP Genel Başkanı Sayın Önder Aksakal sabah saatlerinde bir açıklaması oldu. Sayın Oğuz Kaan Salıcı’yla Seyit Torun’un DSP Genel Merkezine geldiklerini söyledi ancak bir ittifak konusunu gündeme getirmek için değil, bizden ayrılan partililerin DSP’den aday olmaması ricasını iletmek için geldiklerini ifade etti efendim. Neler söylersiniz?

Faik ÖZTRAK- Eğer ortada bir işbirliği talebi yoksa her iki Genel Başkan Yardımcımızın da bizden ayrılanları aday yapmayın talebini götürmelerinin hiçbir anlamı yoktur. İki Genel Başkan Yardımcımız eğer DSP’ye gittilerse bu konuşma daha başlarken başta bir işbirliği talebi olduğunu düşünüyorum arkadaşlar. O konuşmada ben yoktum ama başta daha başta bir işbirliği talebi olduğunu düşünüyorum. Demek ki, meramlarını tam olarak anlatamamışlar diye düşünülebilir. Ama zannetmiyorum arkadaşlarımızın her ikisinin de velakati meramlarını anlatabilme kabiliyeti en üst seviyededir.

 

Soru- Sayın Cumhurbaşkanı dün bedelli askerliğinde içinde bulunduğu yeni bir askerlik sistemini açıkladı. CHP’nin bu sisteme bakışı nasıl?

Faik ÖZTRAK- Şunu söyleyeyim, önce Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanının açıklamasına değineyim izin verirseniz. Kendisi bundan 10 ay önce çıktı dedi ki, gündemimizde bedelli askerlik yok, bedelli askerliği gündemimize alırsak şehitlerimize saygısızlık etmiş oluruz. Bugün ise artık bedelli askerliğin her türlü alternatifi, her türlü yolu konuşuluyor. Bu çok açık seçik bir şeyi gösteriyor. Seçimleri kaybetme korkusu sarayın bütün bacalarını sarmış durumda.

 

Soru- Efendim Meclis Başkanı Binali Yıldırım’ın bugün istifa etmesi bekleniyor akşam saatlerinde. Mecliste de bir yemek verecek. CHP olarak o yemeğe katılacak mısınız?

Faik ÖZTRAK- Meclis Başkanvekilimiz o yemeğe katılacak. Arkadaşlarımızda o yemeğe katılıp katılmama konusunda serbestler, katılabilecek arkadaşlarımız katılacak.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

İŞSİZLİKTEKİ ARTIŞ 2009 KRİZİ SEVİYESİNDE

 

MİLLETİN ÜSTÜNE “ATEŞTEN GÖMLEK” GEÇİRİLDİ

 

ANKARA – CHP’li Öztrak, işsiz sayısında ve işsizlik oranında görülen artışların 2009 krizinden bu yana görülen en yüksek artışlar olduğunu belirterek, “Ekonomide üretim çakıldı, işsizlik hızla artıyor, sokaklarda meyve-sebze kuyrukları uzayıp gidiyor. Milletin üzerine ateşten gömlek geçirildi” diye konuştu.

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, yaptığı yazılı açıklamayla bugün açıklanan Kasım 2018 dönemi işsizlik rakamlarını değerlendirdi. CHP’li Öztrak, şunları ifade etti:

 

İŞSİZLİKTE 2009 KRİZİNDEN BU YANA EN YÜKSEK ARTIŞLAR

2018’in son üç ayını kapsayan TÜİK Kasım ayı işgücü ve istihdam verileri ekonomide yaşanan ani duruşu tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Söz konusu verilere göre son bir yılda dar tanımlı işsiz sayısı 706 bin kişi artarak 3 milyon 981 bin kişiye ulaştı. Yine aynı dönemde dar tanımlı işsizlik oranı ise 2 puan birden artarak yüzde 12 sınırını da aştı ve yüzde 12,3’e çıktı. Gerek işsiz sayısında gerekse işsizlik oranında yaşanan bu artışlar 2009 krizinden bu yana görülen en yüksek artışlar olarak kayda geçti.

 

GERÇEK İŞSİZ SAYISI 7,5 MİLYONA DAYANDI

İş bulmaktan ümidini kestiği için ya da diğer sebeplerle iş gücüne dahil olmayan ama iş bulsam çalışırım diyenlerin de hesaba katıldığı “geniş tanımlı işsiz sayısı” ise Kasım 2018 döneminde, önceki yılın aynı dönemine göre 623 bin kişilik artışla 6 milyon 117 bin kişiye, “geniş tanımlı işsizlik oranı” ise 1,6 puan artışla yüzde 17,8’e ulaştı. Buna mevsimlik çalışanlar, zamana bağlı eksik istihdam edilenler ve yetersiz istihdam edilenler eklendiğinde ise işsiz sayısı 7,5 milyona dayanıyor.

 

GENÇ İŞSİZLİĞİ PATLADI

İşsizliğin en ağır yükünü ise gençlerimiz çekiyor. 15-24 yaş arasındaki gençlerde işsizlik oranı son bir yılda 4,3 puan birden artarak 2018’in Kasım ayında yüzde 23,6’ya ulaştı. Genç işsizlerin sayısı ise mevcut seride ilk kez 1,2 milyonu aştı. Diğer taraftan, Türkiye’de ne eğitimde ne çalışma hayatında olan 15-29 yaş arası gençlerin sayısı 4 milyon 890 bin seviyesinde.

 

ÜNİVERSİTELİ İŞSİZ SAYISI 1 MİLYONUN ÜZERİNDE

Üniversite mezunu işsiz sayısı üst üste 5 aydır bir milyon sınırının üzerindeki seyrini sürdürüyor. Kasım 2018 döneminde üniversite mezunu işsiz sayısı 1 milyon 32 bin olarak gerçekleşti.

 

2009 KRİZİNDEN BU YANA İLK KEZ İSTİHDAM DÜŞTÜ

2018 Kasım ayında, 2017’nin aynı ayına göre, 201 bin kişilik istihdam kaybı yaşandı. Bu, başka bir ekonomik kriz dönemi olan 2009 Ağustos ayından bu yana ilk kez yaşanmaktadır. Mevsim etkilerinden arınmış rakamlar ise istihdamdaki sıkıntıların ağırlaştığını ortaya koymaktadır. Son üç aydır sanayi istihdamındaki gerileme devam etmektedir. Yine inşaat sektöründe yılbaşından bu yana süren istihdam kayıpları Kasım’da da devam etmiştir. İstihdam yönünden nispeten dirençli olan hizmet sektöründe de çözülmenin başladığı anlaşılmaktadır. Nitekim Kasım ayında hizmet sektöründe yaşanan 87 bin kişilik istihdam kaybı 2015 Mart ayından bu yana görülen en yüksek istihdam kaybı olmuştur.

 

MİLLETİN ÜZERİNE ATEŞTEN GÖMLEK GEÇİRİLDİ

17 yıldır sıcak parayla ekonomiyi şişiren, gelen parayı beton ormanlarına yatıran, ülkede üretimi bitiren iktidar ise ekonomideki tabloyu doğru okuyamamaktadır. Reel kesime ait tüm veriler ekonomik krizin, milletimiz üzerindeki yükünün giderek ağırlaştığını ortaya koymaktadır. Ekonomide üretim çakılmakta, işsizlik hızla artmakta, sokaklarda meyve-sebze kuyrukları uzayıp gitmekte, milletin üzerine ateşten gömlek geçirilmektedir. Duran ekonomik aktivite ithalata ve dövize olan talebi yavaşlatmakta, dövizin tansiyonunu düşürmektedir. Ekonomideki gelişmeleri döviz kuru ve faiz üzerinden takip eden Saray ve Sarayın damadı ise milletin yaşadığı sıkıntıları “dengelendik, dengeleniyoruz” diyerek görmezden gelip, alay etmektedir.

“Dengelendik, dengeleniyoruz” diyerek milletimizle alay eden bu Saray yönetimine milletimiz en güzel dengeyi 31 Mart’ta sandıklarda verecektir.

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com