Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

RS FM Zafer Arapkirli ile Seyr-i Sabah (10 Ocak 2019)

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak RS FM’de Seyr-i Sabah Programında Zafer Arapkirli’nin konuğu oldu, ekonomide son gelişmeleri değerlendirdi:
-Ziraat Bankası’nın futbol kulüplerini kurtarma ve kredi kartı borçlarına takla attırma operasyonu ne anlama geliyor?
-TCMB neden erken Genel Kurula gidiyor?
-Pansuman tedbirler sorunu çözer mi?

ÇİFTÇİNİN BANKASIYLA FUTBOL KULÜPLERİNİ KURTARIYORLAR

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ FAİK ÖZTRAK’IN BASIN AÇIKLAMASI (07 OCAK 2019)
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, MYK toplantısı sürerken düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Bugün Samsun’da üzücü bir kaza yaşandı. Kazada yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet, ailelerine de sabır diliyorum. Diğer taraftan bir sevindirici olay Parti Meclisi üyemiz Eren Erdem’in tutukluluk halinin sona ermiş olması. Ama dava hala devam ediyor, kendisi 19 yılla yargılanıyor. Kamuoyuna açık olan, kamuoyu tarafından bilinen bir bilgiyi ifşa etmek nedeniyle yargılanıyor. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında yaşanan, görülen tüm kumpas davaları gibi bu davanın da kısa süre içinde çökmesini bekliyoruz.
MYK toplantımız sürüyor, kurulumuzun gündeminde şu konular vardı. Ekonomideki son gelişmeleri yine her zaman olduğu gibi ele aldık. Dış politikada önemli gelişmeler vardı bunlara eğildik. Yine ilgili arkadaşımız eğitimde şiddet ve okul kazalarıyla ilgili bir raporu bize sundu. Aynı zamanda bir yine diğer bir Genel Başkan Yardımcımız 2018 Kadın Raporu’yla ilgili değerlendirmelerini arz etti. Yine turunçgiller, biliyorsunuz çok ciddi sıkıntılar yaşanıyor bu alanda. Genel Başkanımızın talebiyle burada bir hazırlanmıştı onunla ilgili bulguları ele aldık ve son olarak da bu çevre ve poşet zulmüyle ilgili değerlendirmelerde bulunduk.
SARAYIN DERDİ EJDER ŞERBETİ, MİLLETİN DERDİ DOLMAYAN PAZAR FİLESİ
Milletimizin öncelikleri ve dertleriyle, Saraydaki kibir abidesinin ve etrafındaki dalkavuklarının öncelikleri arasındaki makas hızla açılıyor. Saray sakinlerinin tek bir önceliği var. O da kurdukları saadet zinciri devam etsin istiyorlar. Ejder şerbetli, badem unlu, uçan saraylı keyiflerine dokunulmasın istiyorlar. Milletimizin derdi ise dolmayan pazar fileleri, ödenemeyen faturalar, borçlar, her geçen gün yitip giden hayatlar ve çalınan hayaller.
ÇAMURUN BİLE DİBİ OLUR AMA BUNLARDA DİP YOK
Millet evde, sokakta, pazarda, sürekli örgütlü kötülüğe maruz kalıyor. Saray ve onun medyası hedef saptırmaya, milletin gerçek gündemini karartmaya, bu kötülüklerin ve milletin gerçek sorunlarının üstünü örtmeye çalışıyor. Örnek mi? Yıl olmuş 2019. Saray medyası 90 yıl öncesinin ihracat rakamlarıyla bugünü mukayese edip zafer naralarıyla milletin haykırışlarını bastırmaya uğraşıyor. Çamurun bile dibi olur ama bunlar da o dip de yok. Battıkça batıyorlar. Bu çamur medyasının ülkenin tarihiyle, geçmişiyle, önderleriyle olan sorunları, hazımsızlıkları kapkara yüreklerinden manşetlere yansıyor.
O DÖNEMDE BU ÜLKENİN DIŞ TİCARET AÇIĞI SIFIRDI
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu ülkeyi kuranların tek bir önceliği vardı. O da bu güzel ülkenin siyasi ve ekonomik bağımsızlığı. Cumhuriyetimizi kuran önderler bu ilkenin üzerine titrerlerdi. Ben şimdi doğru hesabı vereyim; çamur medyasının, kibir abidelerinin küçümsediği o dönemde bu ülkenin dış ticaret açığı yani 1923’le 1950 arasında sıfırdı arkadaşlar. Bir kez daha söylüyorum sıfırdı. Yani dışarıya sattığımızla dışarıdan aldığımız birbirine denkti. Böyle bir ekonomi vardı. Neden? Çünkü bu kadrolar emperyalizmi savaş meydanlarından, Sakarya’dan, İnönülerden, Büyük Taarruz’dan, Lozan’dan tanıyordu. Hain emellerine emperyalistlerin nasıl ulaştıklarını gayet iyi biliyorlardı.
16 YILDA 1 TRİLYON DOLAR DIŞ TİCARET AÇIĞI VERDİLER
Peki şimdi bu ihracatla övünülen dönem son 16 yılda verilen dış ticaret açığı yani ithalatla ihracat arasındaki fark ne kadar? 1 trilyon dolardan fazla. Haftaya vurursak, 1,2 milyar dolar eder. İhracatla böbürlenenler, sıra ithalata gelince ağızlarını bıçak açmıyor. Milletime soruyorum. Senin gerçek gündeminin, yani mutfaktaki yangının, küçülen aşının, kaybettiğin işinin üstünü yalan yanlış haberlerle örtmeye çalışan bu organik yalancıların, bu besleme çamur medyasının Saray tarafından kullanılmasından memnun musun?
ABD’Lİ DANIŞMAN BU CESARETİ NEREDEN ALIYOR?
Biz bunlara defalarca “Böyle dış açık verirseniz, ülke borca batar, küresel sermayenin elinde oyuncak olursunuz” dedik, dinlemediler. Şimdi açıklasınlar neden önce “Burası çatladı kapı ülkesi mi?” deyip ABD Başkanına kafa tuttular gibi yaptılar sonra da bir emirle 24 saatte Papazı apar topar oval ofise gönderip ülkemizi ABD Başkanına seçim malzemesi yaptılar? Açıklasınlar bakalım ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton neden bu kadar güvenle hem de Türkiye’ye gelişinin arifesinde, hem de İsrail Başbakanı Netanyahu’nun yanında “Türkler bizimle tamamıyla koordineli hareket etmeden Suriye’de askeri hareket yapamaz” diyebiliyor? Bu cesareti nereden, kimden alıyor?
Bir ABD’li danışman, seçime hazırlanan İsrail Başbakanının yanından Türkiye’yi İsrail’e seçim malzemesi yapıp, bizden habersiz adım atamazlar mealinde konuşup bizi ABD’nin emir eri konumuna düşürmeye nasıl cüret edebiliyor? Çok sert tepki gösterildiği söyleniyor. Buna tepki sadece sözle olmaz. Ama göreceksiniz yarın Saray yine de bu danışmanı kabul edecek, muhatap alacak.
ÜLKEYİ BORCA BATIRDILAR, ŞİMDİ FATURAYI MİLLET ÖDÜYOR
Neden? Ben söyleyeyim bu kifayetsiz, kibirli Saray kadroları elin oğlundan aldığı borçları har vurup harman savurdu, her yere beton döktü, kendi keyfine bakıp üretimi hiç düşünmedi. Borç alanın emir alacağını göremedi. Ekonomiyi kur, faiz, enflasyon saldırısı karşısında savunmasız bir hale düşürdü. Şimdi bunun bedelini topyekun tüm milletimiz ödüyor.
Buradan fedakâr, cesur, yurtsever milletime soruyorum:
“Yıllardır el atına binip sağa, sola çalım satan ama sıkıştığında da emperyalistlerin emir erliğine, BOP eş başkanlığına soyunan Sarayın kibir abidesinden memnun musunuz? Bu durum kanınıza dokunmuyor mu?”

ENFLASYONA MAKYAJ YAPMAKLA KALMAMIŞLAR
Geçtiğimiz haftalarda TÜİK’in makyajlı enflasyon rakamlarından bahsetmiştim. Bazı sektörlerde yapılan ÖTV indirimleri, akaryakıt vergilerinde yapılan düzenlemeler enflasyon rakamlarını aşağı çekmiş; buna bağlı olarak da memurun, emeklinin alacağı zam da düşürülmüştü. Ancak anlaşılan yapılan makyaj burada da kalmamış. Hafta sonu bir köşe yazarına TÜİK’te üst düzey bir yöneticiden geldiği söylenen bir ihbar işin gerçekten çok ileri noktalara götürüldüğünü ortaya koyuyor. Anlatılana göre enflasyon hesabında hangi işletmelerden fiyat toplanacağı sene başında belirleniyormuş. Karşılaştırılabilir olması içinde sene boyunca bu işletmelerin listesi değiştirilmezmiş. Ancak iflas gibi teknik sorunlar olursa işletmelerin listesi, yetkili il sorumluları tarafından değiştirilebiliyormuş.
FİYATLARI BEĞENMEMİŞLER, UCUZLUK GÜNLERİNDE YENİDEN TOPLATMIŞLAR
Hal böyleyken Ekim ayında, usule aykırı olarak listeler başkanlık yazısıyla değiştirilmiş. Özellikle iktidara yakın duran bazı firmalardan fiyat toplanması söylenmiş. Yine fiyatlar ayda iki defa sene başında belirlenen tarihlere göre toplanıyormuş. Bunlar belirlenen tarihlerde toplanan fiyatları beğenmemişler, hoşlarına gitmemiş ucuzluk gününde bir daha fiyat toplayın demişler TÜİK çalışanlarına.
HESAPLAMA YÖNTEMİNİN ARKASINI DOLANIP ENFLASYONU AŞAĞI ÇEKMİŞLER
Bu iddialar doğruysa vahimdir. Bunlar enflasyonu belirlemede uluslararası kabul görmüş kurallara uyulmadığını açıkça göstermektedir. Geçtiğimiz yılın Ekim ayından bu yana TÜİK genel kabul görmüş hesaplama yönteminin ardından dolanarak enflasyon rakamlarını aşağıya çekmiş demektir. Damat Bakan, arkadaşını TÜİK’e Başkan Yardımcısı olarak atadıktan sonra bu işlerin başladığı anlaşılıyor.
BU İŞİN SONU YUNANİSTAN VE ARJANTİN GİBİ OLMAKTIR
Çok açıkça söylüyorum memura, emekliye üç kuruş fazla zam vermemek için bu tür tezgâhlara tevessül edildiyse bunun ülkemize bedeli çok ağır olur. Hiç endişeniz olmasın bu işin sonunda Yunanistan ve Arjantin gibi olmak vardır. Devletin rakamlarını manipüle edenler varsa bu işin altında kalır. Acilen TBMM’de bir araştırma komisyonu kurulmasını ve konunun araştırılmasını talep edeceğiz.
Şimdi yine milletime soruyorum: Kıymetli memur kardeşlerim, cefakâr emeklilerimiz cebinizdeki kör kuruşa göz diken bu kibirli ve vicdansız Saray kadrolarından ve onların bekçisinden memnun musunuz?
ELEKTRİK FATURALARINDA ALİ’NİN KÜLAHI VELİ’YE VELİ’NİN KÜLAHI ALİ’YE
Her işlerinden hile hurda çıkıyor. Elektrikte yüzde 10 indirim yapacağız diye müjde veriyorlar. Ama bakıyoruz, Elektrik Mühendisleri Odası bir faturayı hesaplıyor. Meğer Ali’nin külahını Veli’ye, Veli’nin külahını Ali’ye giydirmişler. Perakende elektrik fiyatını düşürürken, yandaş dağıtım şirketlerinin dağıtım bedellerini de artırmışlar. Elektrikte yüzde 10 indirim yapıyoruz derken kıyağın büyüğünü dağıtım şirketlerine geçmişler.
Bu faturalar altında ezilen milletime bir defa daha soruyorum:
Sizi düşünmek yerine elektrik dağıtım şirketlerini ihya etmeyi tercih eden bu kibirli Saray sakinlerinden memnun musunuz?
İSTANBUL HAVALİMANI’NDA GARANTİLER ÇALIŞMAYA BAŞLADI MI?
Hesap oyunlarıyla milletin kör kuruşuna göz dikenler, diğer yandan milletten topladıkları vergilerle havuz müteahhitlerini abat etmeye devam ediyor. İstanbul’da üçüncü havaalanı henüz tamamlanmadan resmi açılışını yaptılar. Şimdi bu havaalanına daha henüz inen kalkan uçak yok. Sayıştay raporlarına göre üçüncü havalimanı için verilen gelir garantisi ilk yıl için tam 316 milyon avro her gün için neredeyse 1 milyon Avro düşüyor. 12 yıl için verilen toplam garanti ise 6,3 milyar avro. Şimdi bu havaalanını resmen açtınız. Teslim de almış oldunuz. Cevap bekliyorum. Kullanamadığımız havaalanı için bu yandaş müteahhitlere verdiğiniz yolcu garantileri çalışmaya başladı mı, başlamadı mı?
SEVSİNLER YAPACAKLARI İNDİRİMİ!
Gelelim Osmangazi Köprüsü’ne… Köprüden geçiş ücreti uçak biletinden bile pahalı. Ama müteahhitler için sorun değil. Köprüden araç geçse de geçmese de Hazine kasasından tıkır tıkır paraları ödeniyor. Şimdi millet tepki gösterince ücretlerde indirim yapacaklarmış. Sevsinler yapacakları indirimi. 103 liralık geçiş ücreti değerli basın mensupları, zaten indirimli. Mevcut sözleşmeye göre araçların ödemesi gereken 224 lira. Aradaki 121 liralık fark zaten indirim denerek Hazine’nin yani o köprüden geçmeyen milletimizin cebinden çıkıyor. Anlaşılan bir daha indirim yapacaklar yine yükü Hazine’nin sırtından 81 milyon vatandaşımıza bu pahalılığın altında inim inim ezilen 81 milyon vatandaşımıza paylaştıracaklar. Ondan sonrada buna indirim diyecekler.
Milletime tekrar sormak istiyorum:
Size bu projeleri cebimizden beş kuruş çıkmadan yapıyoruz dediler. Şimdi geçsek de geçmesek de yandaş müteahhitlere cebimizden dolarları, avroları ödetiyorlar.
Size doğruları söylemeyip bu projelerden cebinize hortum döşeyen bu iktidardan memnun musunuz? Cebinizdeki üç kuruşa göz diken, yandaşlarından ise dolarları avroları esirgemeyen bu zalim iktidardan memnun musunuz?
ÇİFTÇİNİN BANKASIYLA FUTBOL KULÜPLERİNİ KURTARIYORLAR
Gelelim bir diğer skandala. Türk tarımı, çiftçisi kendi kaderine terk edilmesin, üreticinin kötü gün dostu olsun diye kurulmuş bir bankamız var biliyorsunuz. Adı Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası. Bankanın adından Türkiye Cumhuriyeti’ni düşürenler şimdi, futbol kulüpleri ve onların borçlu olduğu bankaları kurtarmak için Ziraat Bankası’nı kullanmaya karar vermişler. Türkiye ekonomisi oldukça sıkıntılı günlerden geçerken, borcu yapılandırılmadığı için elindeki avucundakine el konulan, tarlasını ekemeyen, ekim gübresi atamayan çiftçilerimiz varken, sanayici, tüccar, esnaf kan ağlarken çiftçinin bankası kullanılarak futbol kulüpleri ve onların borçlu oldukları bankaları kurtarmak nasıl bir vicdandır arkadaşlar?
Ziraat Bankası bir kamu bankasıdır. Milletin parasıyla kurulmuştur. Şimdi devlet, üstlendiği bunca borcu nereye, nasıl, kimler tarafından harcandığını sormayacak mı? Kimlerin bu paraları cebe indirdiğini araştırmayacak mı? Yoksa bundan böyle “Karabükspor haberlerinin” üstü mü örtülecek?
KRİZLERDE ÖZEL KESİM BORCU MİLLETİN SIRTINA YÜKLENİR, OLAN BU…
Hep söyledim, krizlerde özel kesimin borcu bir gecede milletin sırtına yüklenir. Şimdi de olan budur. Kulüplerin hisseleri bu haberle tavan yaparken vatandaşın vergileri buralara harcanıyor. İstihdam yaratmayan, ihracata ve ekonomik büyümeye katkısı olmayan, devlete vergi getirmeyecek böyle bir kurtarma operasyonunu Ziraat Bankası üzerinden yapmaya kim karar verdi?
Cevap belli. Sarayın kibir abidesi ve onun etrafındaki iş bilmez dalkavuklar. Bir de kalkmışlar İzmir’de “Çiftçiye şu kadar para ödeyeceğiz” diye böbürleniyorlar. O para aslında kanunun bunlara öde dediğinin yarısı arkadaşlar. Kaç defa anlattık bunu. Burada da çiftçinin kanunlardan doğan hakkını vermiyorlar.
Ben şimdi alın terinin karşılığını alamayan çiftçilerimize soruyorum: Ey milletin efendisi, senin ürününün değerini gümrüksüz ithalatla düşürüp; mazotu, gübreyi, tohumu dolarla satıp, seni fiyat ve maliyet arasında ezenlerden; kanunen hak ettiğin desteği sana vermeyenlerden; senden alacağına şahin kesilip, senin borcunu silmek yerine, futbol kulüplerinin ve onlara borç veren bankaların borçlarını üstlenip senin paranı bunlara peşkeş çekmeye kalkan bu kibir abidelerinden memnun musun?
FIRTINANIN İÇİNDEYİZ, KAPTAN YOLCULARLA HATIRA FOTOĞRAFI ÇEKTİRİYOR
Bir fırtınanın içindeyiz ve üzülerek görüyorum ki kaptanın ve mürettebatın iş bilmezliği, fenerin ışığı göründüğü halde gemiyi limana yanaştırmaya yetmiyor. Kaptan acemiliğini, iş bilmezliğini örtmek için yolcularla hatıra fotoğrafı çektirme derdinde. Dolayısıyla daha kötüsüne de hazırlıklı olmamız gerekiyor. Ekonomiyi yönetmeyi bilmeyen Sarayın damadının elinde belli ki ödeyeceğimiz fatura her gün biraz daha ağırlaşacak.
BUNLARIN ELİNDE ANCAK HEP BERABER TAKLA ATARIZ
Ne yaptıkları belli değil. Çıkıyorlar, “Tasarruf yapacağız” diyorlar. Bunun için önce yatırımları durduruyorlar, bütçe disiplini deyip diğer tüm müteahhitlerin paralarını ödemiyorlar. Sonra da kendi çıkardıkları planlara programlara tasarruf tedbirlerini yazıyorlar. Sonra birde bakıyorsunuz millete talkını, yandaşa ise salkımı veren bir seçim ekonomisi uygulamaya başlıyorlar. Bunu da TCMB’nin ve KİT’lerin karını erken tahsil ederek karşılamak için her türlü düzeni kurmaya çalışıyorlar. Ekonomi sert viraja girerken Damat bir ayağımız gazda bir ayağımız frende diyor. Biz bunları daha önce yaşadık. Bu acemi şoförlerle ekonominin doğru yolu bulması imkansızdır. Bunların elinde olsa olsa ancak hep beraber takla atarız.
MİLLETİMİZ BUNU SANDIKTA TAKDİR EDECEK
31 Mart’tan sonra bu ekonomi IMF kapısına düşmesin diye uyarı üstüne uyarı yaptık. Yetmedi ellerine bir yol haritası verdik. Bizi dinlemek yerine Mc Kinsey’den, IMF’den yardım umdular. Saraya bir daha soruyorum küresel oyunculara 31 Mart’tan sonra IMF ile anlaşma yapacağınızı söylediniz mi? Milletimize soruyorum “ülkeyi IMF den kurtardık” diye çalım atarken şimdi ekonomiyi IMF’ye muhtaç hale getiren, zengin mahallesine taşınıp sizleri unutan Sarayın kibir abidesinden ve sarayın bekçisinden memnun musunuz?
Altı ayda boyası dökülen, millete hiçbir faydası olmayacağı anlaşılan, aksine çok büyük zararlar veren bu ucube tek adam parti devleti rejiminden memnun musunuz? Milletimiz bunu 31 Mart’ta sandıkta tabi ki takdir edecektir.
HER BİR VATANDAŞIMIZDAN SEÇMEN KAYITLARINI KONTROL ETMELERİNİ RİCA EDİYORUM
Ama burada hepimize bir görev düşüyor. Her bir vatandaşımızın, kendinin ve yaşadığı yerdeki komşularının seçmen kaydını kontrol etmelerini hassaten rica ediyorum. İstanbul örgütümüzün Adalar’da yaptığı kontrol sonunda hayali seçmenleri nasıl tespit ettiklerini gördük. Bu çerçevede ülkenin her yerinde vatandaşlarımızı örgütlerimizle beraber bu konuda duyarlı olmaya, seçmen kütüklerinde kendilerinin ve komşularının kayıtlarını kontrol etmeye çağırıyorum. Korkunun ecele faydası yoktur. Ne yaparlarsa yapsınlar kazanacağız. Sokaklarda, meydanlarda, halkımızın gözlerinde ben şunu açık seçik artık görüyorum: Martın sonu bahar!
Sözlerimi bitirmeden önce ayın 9’unda Çorlu tren kazasında hayatını kaybeden 9 yaşındaki Oğuz Arda Sel’in doğum günü. Burada huzurlarınızda Oğuz Arda Sel’i bir kere daha rahmetle anmak istiyorum. Söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim. İsimleriniz ve kurumlarınızla lütfen…
Soru- İYİ Parti’yle heyetler arası görüşmelerin devam ettiğini biliyoruz. Bu hafta iller netleşecek mi tam anlamıyla, bir açıklama olacak mı? Şuan görüşme ne aşamada?
Faik ÖZTRAK- Cuma günü yaptığımız Parti Meclisi toplantısından sonra yanlış hatırlamıyorsam bu müzakereleri götüren arkadaşlarımızdan bir tanesi Sayın Seyit Torun bu hafta bu müzakerelerin artık sonuçlarını vermeye başlayacağını, sonuçlanacağını, netleşeceğini ifade etti.
Soru- Efendim bu ittifak görüşmeleri kapsamında bazı illerde konuşulmaya başlandı. Dün Seyit Torun’un bir açıklaması oldu Ordu’da İdris Naim Şahin ismi konuşuluyordu. Kendisi halktan kopmamış bir siyasetçi değerlendiriyoruz dedi. Hem bununla ilgili, hem de Adıyaman’da CHP ve İYİ Parti’nin Saadet Partisinin adayına destek vereceği haberleri bugün basına yansıdı nedir son durum?
Faik ÖZTRAK- Merve Hanım hep ifade ediyorum burada, ortada bir görüşme süreci var. Bu görüşme sürecinin sağlığı bakımından açıklamaları bu görüşmeleri yapan arkadaşlarımızın yapması daha doğru olacaktır. Benim şimdi burada bir şey ifade etmem doğru değil.
Soru- Çok sayıda CHP’li vekilin soru önergesi bakanlıklar tarafından reddedilmiş. Sizin bu konudaki adımlarımız nasıl olacak?
Faik ÖZTRAK- Şimdi şunu ifade edeyim. Yani hatırlarsanız bu ucube tek adam parti devleti rejimine geçerken meclisin denetleme yetkisi çok daha güçlenecek lafları vardı. İşte ne kadar güçlendiğini görüyoruz. Ama bizde bu soru önergelerimize bakanlıklardan cevap alamazsak milletimizde bunları bugün benim yaptığım gibi paylaşmaya devam ederiz. Cevap vermediklerini söyleriz, nelere cevap vermediklerini söyleriz milletimizde bunun hesabını sorar sandıkta.
Soru- Efendim Bolton’un görüşmesine, Türkiye ziyaretine ilişkin bir açıklamanız oldu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edileceğini ifade ettiniz siz. CHP olarak kabul edilmemesini mi öneriyorsunuz? Bu noktadaki tavrınız nedir?
Faik ÖZTRAK- Yani şuanda Türkiye’yi daha Türkiye’ye gelmeden İsrail’de İsrail Başbakanının yanında İsrail Başbakanına seçim malzemesi yapan, bir emireri gibi gösteren, kendilerini bir emireri gibi gösteren danışmanla ilgili ne yapılır, danışmana ne yapılır?
Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

BU ENFLASYONA SEVİNMEK EFULİNİN YAN ETKİSİ

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ FAİK ÖZTRAK’IN BASIN AÇIKLAMASI (03 OCAK 2019)
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün MYK toplantısı sürerken düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Sözlerime başlarken siz basın emekçilerimizin ve halkımızın yeni yılını bir kez daha kutlamak istiyorum. Umarım gelen yıl, giden yılı aratmaz, Sarayın kibirli sakinleri akıllarını başlarına toplarlar. Aspirin tedavisi ve pansumanla ekonomik krizin atlatılamayacağını görürler ve oyunu eskisi gibi oynamaktan vazgeçip gereken yapısal değişim ve dönüşüme biran önce başlarlar. Milletimizin de sıkıntılarını daha fazla artırmazlar.
Bugün MYK Gündemimizde; tabi bugün gelen enflasyon verilerini tartıştık. Ekonomide yaşanan büyük sıkıntıları görüştük. Meclis gündemiyle ilgili görüşmelerimiz oldu.
YÜZDE 20’NİN ÜSTÜNDE ENFLASYONA SEVİNMEK EFULİNİN YAN ETKİSİ
2018’e yüzde 7 tüketici enflasyon hedefiyle başlayan Saray, yılı yüzde 20,3 enflasyonla tamamladı. Bu aynı zamanda 2002’den sonra başlayan AKP döneminin en yüksek yıllık enflasyonu. Ama bakana sorarsanız hedefi tutturmuşlar. Şimdi 2018’e yüzde 7 enflasyon hedefiyle başlayacaksınız, yıl sonunda “Yüzde 20,3 enflasyonu tutturduk” diye sevineceksiniz. Bu olsa olsa Saray’da içilen 4 bin TL’lik çayların, efulilerin, ejder şerbetlerinin ve badem unlarıyla pişen yemeklerin yan etkisidir.
HAYAT PAHALILIĞINDA BAŞA GÜREŞİYORUZ
Dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girmek hayal olurken, Türkiye dünyada enflasyonu en yüksek 10 ekonominin arasına girmeyi başardı. Rakiplerimiz kim? Rakiplerimize bakarsanız Liberya, Sierra Leone, Zimbabve. Birde tabi G-20‘de IMF kapısında bulunan Arjantin’le birlikte Arjantin’den sonra en yüksek enflasyona sahip ikinci ülkeyiz. Üretici enflasyonu yine aynı dönemde yüzde 33,6 oldu. Bu da AKP’nin işbaşına geldiği 2002 yılı dahil en yüksek enflasyon. Yani az gidildi, uz gidildi 16 sene sonra bu ülkeye geldiğinden çok daha yüksek bir üretici enflasyonu AKP ve saray tarafından yaşatıldı.
ENFLASYON HEDEFİNDEN %190 SAPMAYA BAŞARI DİYORLAR
Bütün bunlar bazı sektörlerde yapılan vergi indirimlerine, zorunlu ucuzluk kampanyalarına, zabıtayla stokçulara yapılan baskınlara ve TÜİK Başkan Yardımcısının değiştirilmesine rağmen gerçekleşti. Bu gerçekleşen enflasyon yüzde 7 denen hedeften yüzde 190 oranında bir sapmayı ifade ediyor. Bu bir eğer başarıysa benim buna söyleyecek hiçbir lafım yok. Aslında vatandaşın mutfağındaki enflasyonda bunun çok üstünde bunu biliyoruz. Şimdi bu makyajlı rakamlara göre memurlara, emeklilere enflasyon farkı verilecek. Göreceksiniz bu hiçbir şeye yetmeyecek, hiçbir derde deva olmayacak.
VATANDAŞIN POŞETE 25 KURUŞ ÖDEMEYE HALİ KALMADI
Mutfakta yangın büyüyor ama mutfakta büyüyen yangın yetmezmiş gibi şimdi bir de alışveriş poşetlerini parayla satmaya başladılar. Saray vatandaştan 25 kuruş poşet parası toplayıp çevreyi koruyacakmış. Bir yandan İngiltere’den en çok plastik çöp ithal eden ülkelerden biri olacağız, diğer yandan da çevreciyiz deyip plastik poşeti vatandaşa parayla sattıracağız. Ben açık söyleyeyim, bu işi böyle götürmek mümkün değil. Bu iktidar eğer çevreyi korumakta samimiyse önce çevreye ihanetten vazgeçecek. Saray yandaşları ülkenin tüm doğal güzelliklerini, derelerini, ormanlarını, şehirlerini rant için talan ederken kimse bu poşet parasının çevre için, çevreyi korumak için çıkarıldığını bize anlatmasın. Bu uygulama sarayın milletten ne kadar kopuk olduğunu açık seçik ortaya koyuyor. Vatandaşın 25 kuruş ödeyecek hali olmadığı ortaya çıktı. Vatandaş markete el arabasıyla gidiyor, marketten çıkarken poşet almıyor götürüyor montunun içine marketten satın aldığı malları sarıyor.
Ben şimdi buradan bir öneride bulunacağım. Çevreyi korumak için iki tane yöntem vardır. Ya kirleteni cezalandırırsınız ya da kirletmeyeni ödüllendirirsiniz. Vatandaşımızın daha fazla mağdur olmasını önlemek için poşet kullanmayanı ödüllendirecek bir yöntemi, poşet kullananı cezalandıran yöntem yerine mutlaka getirmelerini öneririm. Bu pahalılıkta vatandaşın yarasına, derdine merhem olacak uygulama budur.
VERDİKLERİ SÖZLERİN SONU HÜSRAN OLDU
2018 yılının sonunda 10. Kalkınma Planı dönemini de tamamladık. 10. Kalkınma Planı 2014-2018 yıllarını kapsıyor. Yani Erdoğan’ın bu ülkede tek adam olma, parti devleti kurma hülyasının başladığı ve bittiği yıllar. Dolayısıyla ekonominin bu noktada gösterdiği performans bu rejimin bu milletin derdine ne kadar merhem olabildiğini de ortaya koyacaktır.
Bu planda AKP iktidarları ve Genel Başkanları Tayyip Erdoğan millete ne söz vermiş, bugün hangi tabloyla karşı karşıyayız kısaca sizlere bunu anlatmak istiyorum.
Planda denmiş ki, 2018 yılında ortalama dolar kuru 1 lira 97 kuruş olacak. Gerçekleşme 4 lira 81 kuruş. Sapma yüzde 144.
Yine planda 2018’de milli gelirimiz 1 trilyon 286 milyar dolar olacak denmiş. Şimdi kendi programlarında diyorlar ki 2018 yılında milli gelirimiz 763 milyar dolar olacak. O zaman bu taahhüt ettiklerinin neredeyse yarısı.
2018’de kişi başına düşen gelir 15 bin 996 dolar olacak demişler. Şimdi kendi programlarında bu kişi başına gelirin 9 bin 385 dolarda kalacağını söylüyorlar. Kişi başına düşen gelirde de hedefin ancak yarısını tutturabilmişiz.
2018’de işsizliği yüzde 7,2’ye indireceğiz demişler. Şimdi işsizliğin yüzde 11,3’e bu yıl çıkacağını söylüyor. Burada da hedeften sapma yüzde 57 arkadaşlar.
Hep söylüyorum, bu ucube tek adam parti devleti rejiminin millete hiçbir faydası olmaz, ancak zararı olur. Tartışmanın olmadığı, denetimin olmadığı, fren ve denge mekanizmalarının olmadığı bir sistem vatandaşa hayır getirmez. Nitekim, bu ucube sistem daha kuluçkadayken bile ekonomimize yaramamış, millete verilen sözler hiçbir şekilde yerine getirilmemiş.
Tabi bütün bu rakamlar aynı zamanda 2023 hedeflerinin de artık hayal olduğunu gösteriyor. Şimdi vaatleri hesaba uymayınca, hesabı vaatlere uydurmaya çalışılıyorlar.
KALKINMA PLANI OLMADAN ÇIKAN BÜTÇE GAYRIMEŞRUDUR
Plan demişken, geçtiğimiz haftalarda sorduğum ancak bir türlü Saraydan cevap alamadığım bir konuyu aracılığınızla tekrar gündeme getirmek istiyorum.
Şu anda anayasa ve mevzuata göre Orta Vadeli Program’a ve bütçeye dayanak teşkil etmesi gereken, TBMM’de kabul edilmiş bir plan ortada yok. 11. Plan yok, meclisten geçmedi.
Plan olmadan çıkarılan OVP ve bütçe Anayasamıza ve yasalara uygun hazırlanmayan bir bütçedir, gayrimeşru doğmuştur. Plan olmadan bütçeye onay veren kibir ittifakının meclis grubu, TBMM’nin de hukukuna, çünkü planı çıkarma, sonuçta planı onaylama yetkisi TBMM’dedir. TBMM’nin hukukuna da sahip çıkmamıştır.
TBMM’NİN YETKİ ALANINA TECAVÜZ ETTİLER
Diğer taraftan, emeklilikte yaşa takılan vatandaşlarımıza “türedi, fırsatçı” diyen Saray’daki kibir abidesi, çıkardığı bir kararnameyle atanmış yardımcısının ve bakanlarının maaşlarıyla birlikte emekli maaşlarını da almasının önünü açmıştır.
Kanunla düzenlenmesi gereken özlük haklarının Cumhurbaşkanı Kararnamesiyle düzenlenmesi ki bunu anayasa söylüyor. TBMM’nin yetki alanına bir diğer tecavüzdür. Erdoğan Anayasayı bir kez daha çiğnemiştir. Bu düzenleme de gayrimeşrudur.
ANAYASA DEVLETİN ÇATISIDIR, ÇATI ÇÖKERSE DEVLET ÇÖKER
Anayasa bu devletin çatısıdır. Bu çatı çökerse devlet çöker. Şahsi koltuk hesabı ve siyasi menfaati için bu binanın taşıyıcı kolonlarına balyozla girişenler aynı zamanda milletin aşına ve işine de saldırmaktadırlar. Hukuk devleti bitirildikçe ekonominin ne hale geldiğini hep beraber gördük. Ucube tek adam yönetim sisteminin gerek hazırlık gerekse fiilen uygulamaya konulmasından sonra ülkede artan belirsizlik ve istikrarsızlık ekonomimizi derin bir krize sürüklemiştir.
ÇİFTÇİ EKİM GÜBRESİ ATAMADI, BIRAKIN GÜBREYİ TOPRAĞINI EKEMEDİ
Dün İstanbul Sanayi Odası tarafından açıklanan İmalat Sanayi Satın Alma Yöneticileri Endeksi, 2018’in son üç ayında sanayide oldukça sert bir daralmanın yaşandığını gösteriyor. Yine 2018’in bitmesiyle Türk tarımının içine düştüğü durum da artık iyice netleşmiştir. Çiftçimiz 2018’de girdi fiyatlarıyla, ürün fiyatları arasında hiç bugüne kadar olmadığı kadar ezilip kalmıştır. Buğday taban fiyatı sadece yüzde 11,7’de artarken, Et ve Süt Kurumu’nun son açıklanan rakamlarına göre; geçtiğimiz yıl besi yemi fiyatı yüzde 30,3; süt yemi fiyatı yüzde 38,2 artmış. DAP gübre fiyatı yüzde 85,2; ÜRE gübre fiyatı ise yüzde 63,7 artmış. Çiftçi birçok ilimizde toprağına can verecek ekim gübresini atamadı. Bırakın ekim gübresi atmayı bazı yerlerde de topraklarını ekemedi.
ÇARKLAR DURMA NOKTASINA GELMİŞ, FERYADI DUYAN YOK
Sanayi ve tarımda tablo bu iken devletle iş yapan ama Sarayın havuzuna da giremeyen müteahhitlerin de takati her geçen gün biraz daha kesiliyor. Bu müteahhitler devletten haklarını aylardır alamıyorlar. Haklarını alamayınca da esnaftan aldıkları malların bedellerini ödeyemiyorlar, işçilerinin ücretlerini veremiyorlar. Çarklar durma noktasına gelmiş vaziyette. Ama bu feryadı duyan yok.
MİLLETE TALKINI YANDAŞ MÜTAHHİTE SALKIMI
Millet mahallesinde bu sıkıntılar yaşanırken; Saray’dan çıkmayan havuz müteahhitlerinin tuzu kuru. Döviz cinsinden garantili projeleri, adrese teslim ihaleleri almaya devam ediyorlar. Saray da milletten kopmuş, havuz müteahhitlerinin yaşamına bakıp keyifle kilosu 4 bin liralık çayları, efulilerini, ejder şerbetlerini yudumluyorlar. Biz bu krizin başından itibaren şunu söyledik, “Ekonomiyi daha fazla dolarkolik hale getirmeyin, bu arada dolarla yapılan ihaleleri de TL’ye çevirin”.
Sanki bunu demiyoruz gibi Saray dolar ve avro üzerinden ihale dağıtmaya devam ediyor. En son Aydın-Denizli otoyolu ihalesinde avro üzerinden ciddi gelir garantileri verildiğini gördük.
Yerli ve milli paramızı kullanalım diye millete talkını veriyorlar sonra da yandaşlarına geliri dövizle garantili ihale dağıtıyorlar.
VATANDAŞTAN DOLAR TOPLAYIP MİKTARI TL’DEN SÖYLÜYORLAR
Bu da yetmiyor hem vatandaşa dövizini bozdur kendi parana güven diyorlar hem de vatandaştan dövizle borç alıyorlar. Hazine geçtiğimiz hafta vatandaşlarımızdan dolar ve avro üzerinden borç istedi. İlkin gerçek kişiler için yapılan bu ihaleye anlaşılan yeterli talep gelmedi ki daha sonra tüzel kişilere de bu ihale genişletildi. Bu dövizle ihalelerin 28 Aralık itibariyle neticelenmesi gerekiyordu. Ama sonuç biraz önce ben buraya gelmeden birkaç dakika önce Damat Bakan tarafından açıklandı. Bakan “1,1 milyar TL topladık” demiş. Bu ne eder? Topu topu 200 milyon dolar. Bu ihalelere vatandaşımız herhalde yeterince ilgi göstermedi neden? Ya mevcut iktidara güvenmediğinden, ya da yastık altında artık ver ver diye diye parası kalmadığından. Bu düşük katılımın nedeni nedir? Bununla ilgili biran önce bir izahat bekliyoruz.
BORÇ ALAN EMİR ALIR
Dolarizasyondan bahsetmişken, Türkiye’nin dış borcu Eylül ayı itibariyle 448,5 milyar dolar olmuş. Borcumuzun gelirimize oranı yüzde 53,8. Yani gelirimizin yarısından fazla. Bu AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından bu yana gerçekleşen en yüksek oran. Bu aynı zamanda 2009 krizinin de üstünde. Hep söylüyoruz, “Borç alan emir alır”. Onun için rahibi gönder diye talimat geldiğinde 24 saatte rahibi oval ofise göndermek zorunda kaldılar.
SARAYIN AKLINA TCMB KÂRINI SEÇİMİN FİNANSMANI İÇİN KULLANMAK GELMİŞ
Bir diğer husus, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın her yıl normalde Nisan ayında yapılması gereken olağan Genel Kurulu ticaret sicili gazetesinde yayınlanan bir kararla Ocak ayına çekilmiş. Öyle anlaşılıyor ki, bu Genel Kurul sonrasında TCMB’nin 2018 kârı Hazine’ye aktarılacak. Anlaşılan Sarayın aklına geçtiğimiz yıl TL’nin değer kaybı nedeniyle oluşan TCMB kârını seçimin finansmanı için kullanmak gelmiş. Ancak bu girişimin Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın bağımsızlığına vereceği hasarı hesap edememişler. Siyasilerin isteği üzerine olağanüstü genel kurul toplayan bir banka yönetiminin yarın para politikası araçlarını siyasilerden ne kadar bağımsız kullanacağının takdirini ben kamuoyuna bırakıyorum. Dünyada bunu bu şekilde yorumladığı için dün akşam TL’nin değerinde yaşanan hareketliliği hep beraber izledik. Bu cin fikirler geçmişte de denenmiştir. Sonuç yüksek enflasyon, krizin daha derinleşmesi ve hüsran olmuştur.
TORPİLLİ DAMADIN ELİNDE EKONOMİ DİKİŞ TUTMUYOR, TÜRKİYE IMF KAPISINA SÜRÜKLENİYOR
Üzülerek söylüyorum, ekonomi saradan torpilli damadın eline bırakıldığı günden buyana dikiş tutmuyor. Acemice alınan kararlar piyasalarda belirsizliği ve risk primini daha da artırıyor. Türkiye hızla 1994 koşullarına dönüyor. Seçimler için yapılan her aspirin tedavisi Türkiye’yi hızla IMF kapısına doğru sürüklüyor. Zaten Saray da bu konuda sessiz kalarak, IMF ile anlaşma konusunda niyetini reddetmiyor herhalde.
Tüm bunlar, bugün seçim nedeniyle yapılan vergi indirimlerinin ve kamu mallarındaki fiyat indirimlerinin, seçimden sonra bir IMF programıyla misliyle geri alınacağını ortaya koyuyor.
Şimdi burada tekrar soruyorum: Seçimlerden sonra IMF ile bir anlaşma yapacak mısınız? Kapalı kapılar ardında sıcak paracılara, faiz lobilerine yaptığınızı duyduğumuz açıklamaları milletimize de yapmanız boynunuzun borcudur.
KİBİR İTTİFAKI EVLATLARINI YEMEYE BAŞLADI
Yerel seçimlerde milletin atacağı tokat, saray ve saray bekçisinin koltuk için yaptıkları ittifakın, artık kendi partilerinde de infial yaratmaya başladığını gösteriyor. Kibir ittifakı daha şimdiden evlatlarını yemeye başladı. CHP ve demokrasi paydaşlarının zaferiyle sonuçlanacak bu seçim demokrasimizin bekasını sağlamaya dönük çok önemli bir adım olacaktır.
Benin söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa isim ve kurum kimliğinizle beraber alabilirim.
Soru- Efendim İYİ Parti’yle yürütülen ittifakta yeni illerin ittifak kapsamına alındığı ifade ediliyor. Bu konuyla ilgili gelişmeleri ifade edebilir misiniz? Birinci sorum bu.
İkinci olarak da, Binali Yıldırım’ın Meclis Başkanlığından istifasına yönelik bazı talepler geliyor partinizden. Bugünkü MYK’da görüşüldü mü? Resmi olarak CHP bunu ilan ediyor mu ve bu konuyla ilgili YSK’da dahil bir müracaatı olacak mı?
Faik ÖZTRAK- İYİ Parti’yle yapılan müzakereler olumlu bir şekilde devam ediyor. Ama hep söylüyorum, arkadaşlarımızın kapalı kapılar ardında yapmış oldukları müzakereleri müzakereler devam ederken nereye nasıl gelindi bununla ilgili açıklama yapmak o müzakerelere zarar verir. O nedenle ben İYİ Parti’yle yapılan müzakereler konusunda izin verirseniz bu kadarını söylemekle yetineyim.
Sayın Binali Yıldırım’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olurken aynı zamanda TBMM Başkanı unvanını da ya da makamını da işgal etmesinin hukuken ne anlama geldiği kamuoyunda bence yeterince tartışıldı. Ama bu bir şeyi gösteriyor, sarayı artık İstanbul’u kaybetme korkusu sarmıştır. Hem Belediye Başkanlığı, hem de TBMM Başkanlığını kaybedip evdeki bulgurdan olmamanın hesabını yapmaktadırlar.
Soru- Resmi başvuru olacak mı?
Faik ÖZTRAK- Söyledim söyleyeceğimi.
Soru- Birde dün akşam Sayın Cumhurbaşkanının CHP’yle ilgili sert eleştirileri, suçlamaları var. Yani terörle işbirliği, ihanet içinde hatta şeklinde ifadeleri var. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?
Faik ÖZTRAK- Şunu söyleyeyim, tabi biraz önce enflasyon rakamlarını söyledim. Milletin içinde olduğu sıkıntıyı buradan dile getirmeye çalıştım. Bununla ilgili bu iş nasıl çözülür buna ilişkin önerilerimizi de baştan itibaren söylüyoruz, yine söyledim. Öyle görünüyor ki Sayın Erdoğan seçimlere kadar ekonominin hiçbir şekilde tartışılmasını istemiyor. O nedenle de on parmağında on kara sürekli bizi suçlayacak. Biz bunların hepsine cevap vermeye kalkarsak o zaman vatandaşımızın gerçek gündemini, gerçek sıkıntısını, aş ve iş sorununu halının altına süpürmesine imkan vermiş olacağız. Bunu yapmayacağız. Ben bu iddialarla ilgili görüşlerimi hem de oldukça sert olarak daha önceki basın toplantılarında gündeme getirdim. Kimse Cumhuriyet Halk Partisini ne bölücülükle, ne vatan hainliğiyle suçlayamaz. Bizim nerede olduğumuz, nerede durduğumuz bellidir. Bunu iddia edenler önce gidecekler aynaya bakacaklar.
Soru- Bu enflasyon rakamlarını değerlendirdiğiniz ama CHP’nin daha önceki CHP’den gelen açıklamalarda özellikle Aralık ayı enflasyon oranının özellikle düşük gösterileceği yönünde bir iddia vardı zam oranının da düşük olması için. Böyle yapıldığını düşünüyor musunuz ve sizce zam oranı aslında ne olmalıydı enflasyon oranı CHP’ye göre nedir?
Faik ÖZTRAK- Cumhurbaşkanlığının bütçesinde Cumhurbaşkanının maaşındaki artış nedir arkadaşlar? Yüzde 26. Şimdi fiyatlara dönüp baktığımız zaman fiyat artışları sene içinde yüzde 26’lara kadar çıktı öyle değil mi 26 – 27’lere kadar. Ama sene sonuna doğru iktidarın fiyatlara doğrudan yani piyasa ekonomisi dışında doğrudan müdahaleleri sonucunda yüzde 20’lere kadar geriledi. Gerçek enflasyon bunun çok üstünde onu söylüyoruz. Bu makyajlanmış bir rakam. O nedenle de konuşmamda ifade ettim. Buna dayanarak yapılacak bir enflasyon düzeltmesinin maaşlarda enflasyon düzeltmesinin ne memurun, ne de emeklinin derdine derman olmayacağı açıktır.
Soru- ABD’den bir heyet gelmişti FETÖ’nün iadesini konuşmak üzere. Fakat burada adliyede video konferans yöntemiyle şuanda cezaevinde olan FETÖ’den Kemal Batmaz dinlenmiş, onun ifadesi alınmış. Bu uygulamayı siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Video konferans yöntemiyle yani FETÖ’nün iadesinin konuşulacağı bir süreçte bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Faik ÖZTRAK- Yani Amerikalı yetkililere video konferans yoluyla Türkiye’de terör eylemlerine karışmış olmakla ya da terör eylemlerinde bulunmuş olmakla suçlanan bir kişinin cezaevindeki ifadesini video konferansla almanın iznini mi vermişler?
Soru- İzletilmiş.
Faik ÖZTRAK- İzletilmiş mi, yoksa ifade mi almış Amerikalılar? Arkadaşlar bunun takdirini size bırakıyorum. Amerikalılar yani bizim kendi hükümranlık alanımızda yabancı bir ülkenin gelip de ifade alması ne demek?
Çok teşekkür ediyorum.

YENİ YILA 2018’DEN DEVRALDIĞIMIZ TRAVMAYLA GİRİYORUZ

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak 2018 yılındaki gelişmeleri değerlendirdiği basın toplantısında şunları söyledi:

2018’in sonuna geldik. Yılsonları hem bir yılın muhasebesinin yapıldığı, hem de önümüzdeki yıllara ilişkin umutlarımızın tazelendiği dönemlerdir.
SARAY MİLLETTEN KOPTU
Saray 2018 yılında ekonomiye ilişkin kendi değerlendirmesini yapıyor. Tabi bu değerlendirmeler içinde; borca batırılan milletin evinin tapusunu, arabasının ruhsatını bankalara kaptırma korkusuyla yaşamaya başladığını; borca batırılan çiftçinin toprağını ekemez hale geldiğini; vatandaşın hayat pahalılığı altında inim inim inlediğini; dövizle borçlandırılan firmaların ardı ardına konkordato ilan ettiklerini; işsizlerin kendilerini yaktıklarını; çocuğuna pantolon alamayan babanın çaresizlikten canına kıydığını duymuyoruz.
Saray Damadı Bakan, milletle adeta alay ederek, “2018’de ekonominin güçlü bir performans yakaladığını” söylüyor. Hayatında yokluk, yoksulluk görmemiş, kayınpederinden torpilli Bakan’ın bu sözleri, Saray mensuplarının milletten nasıl koptuklarını açıkça ortaya koyuyor.
ONLARA HER GÜN GÜZEL AMA VATANDAŞ İÇİN 2018 ZOR GEÇTİ
Kayınpeder ise teröre yardım ve yataklıktan tutukladığı, “bu fakir bu görevde kaldıkça göndermem” dediği papazı ABD başkanının emriyle Türkiye’den Oval Ofis’e 24 saat içinde gönderdiği tarihi milat almış. Bir yılda 12 ay olduğunu unutmuş ekonomiyi bu tarihten itibaren ortaya çıkan gelişmelerle değerlendiriyor. Ama sıkıntı içinde olan milletimiz bir yılda 12 ay olduğunu, 12 ayda 365 gün olduğunu gayet iyi biliyor. Bu 365 günde neler yaşadığını da gayet iyi biliyor. Tabii kilosu 4 bin TL’lik çayları içeceksiniz, efulilerle, badem unlarıyla besleneceksiniz, tabi bunu yapan Saray ahalisi için her gün güzeldir, her yıl güzeldir.
Ama 2018 evine ekmek götürmekte zorlanan, harçlık veremeyeceği için çocuklarından kaçan, doğalgaz yakmamak için evinde kazak üstüne kazak giyerek oturmak zorunda kalan, iki günde bir sofrasına bir kap et yemeği koyamayan, üniversite mezunu olup iş bulamayan, evlenemeyen, hayal kuramayan, gelecek umudunu yitiren, iş kuyruklarında bekleyen yüz binlerce vatandaşımız için gerçekten çok zor bir yıl oldu.
2019’A 2018’DEN DEVRALDIĞIMIZ TRAVMAYLA GİRİYORUZ
2018’i değerlendirirken önce şunu belirtmemiz gerekiyor: Bir kere kriz bitmedi ve Türkiye 2019’a maalesef 2018’den devir aldığı derin bir travmayla giriyor. 2018 Türk ekonomisinde risk ve belirsizliklerin arttığı ciddi bir yıl oldu. Türk Lirasının değeri dolar karşısında, avro karşısında tarihi düşüşler yaşadı. Faizler sıçradı, Türkiye’nin risk primi olağanüstü seviyelere çıktı.
ARJANTİN’DEN SONRA PARASI EN ÇOK DEĞER KAYBEDEN ÜLKEYİZ
2017 sonunda vatandaşımız elindeki bin lira ile 265 dolar alabiliyordu. Döviz büfesine gittiği zaman 265 dolar alabiliyordu. Şimdi aynı bin TL ile sadece 188 dolar alabiliyor. Yani TL, dolar karşısında yüzde 29 değer yitirmiş. Hani diyor ya “Ekim ayından itibaren rahibi serbest bıraktıktan sonra, TL şöyle değerlendi, böyle değerlendi…” Yılın tamamına bakınca TL yüzde 29 değer yitirmiş. Böyle baktığımızda TL bugün IMF’yle anlaşma yapmak zorunda kalan Arjantin’den sonra, kendi ligindeki ekonomiler arasında, en fazla değer kaybeden para.
Ekonomide işlerin iyi gitmediğinin bir diğer göstergesi de ülkelerin borçlarını ödememe riskine karşın yapılan sigorta primi, yani piyasadaki tabiriyle CDS dediğimiz primler. Bunlarda da olağanüstü artışlar bu yıl yaşandı. 1 milyon dolarlık borç için sene başında Türkiye 16 bin 600 dolar sigorta primi ödüyordu. Şimdi bu 36 bin 500 Dolara çıkmış arkadaşlar. Artış yüzde 120. Burada da aynı ligde olduğumuz ekonomiler arasında maalesef yine Arjantin’le beraber ilk ikideyiz.
EN YÜKSEK FAİZİ VEREN ÜÇÜNCÜ ÜLKEYİZ
2018’de ekonomiye duyulan güven de çakıldı. Ekonomik Güven endeksi kriz yılı olan 2009 seviyelerine kadar gerilemiş vaziyette.  Ticari kredi faizleri sene başında yüzde 18’di. Şimdi % 56 artışla yüzde 28 seviyesine geldi. İki yıllık devlet tahvili faizi ise sene başında yüzde 13’tü şimdi ihalelere yapılan tüm müdahalelere rağmen yüzde 20 seviyelerinde.Merkez Bankasının politika faizi ise yüzde 8’den yüzde 24’e çıktı. Politika faizleri itibariyle bakıldığı zaman arkadaşlar dünyada politika faizi en yüksek üçüncü ülkeyiz. Bizim önümüzde yine Arjantin var, bir de Surinam var. Ondan sonra üçüncü Türkiye.
2009 KRİZİNDEN BU YANA İLK KEZ YATIRIMLAR GERİLEDİ, RESESYONA İLK ADIM ATILDI
Özetle, 2018 ekonomide risk ve belirsizliğin arttığı, hukukun tepelendiği, can ve mal güvenliği endişelerinin arttığı, güvenin kaybolduğu bir yıl oldu. Artan risk ve belirsizlik yatırım iştahının kaybolması demektir. Yatırımcının ürkekleşmesi üretimin durması, ekonominin küçülmesi demektir. Nitekim, 2018’in üçüncü üç aylık döneminde 2009 krizinden bu yana ilk defa yani 34 çeyrek sonra, yatırımlar ilk kez geriledi. Türkiye’de yapılan yatırımlar ilk kez geriledi. Aynı dönemde, mevsim ve takvim etkilerinden arındırdığımızda Türkiye yüzde 1,1 küçüldü. Ekonomi durgunluğa ilk adımını attı. İki çeyrek üst üste bu böyle devam ederse biliyorsunuz resmen ekonominin resesyonda olduğu anlamına geliyor. Ama banka kredilerine, diğer öncü verilere baktığımız zaman herkes dördüncü çeyrekte de ekonominin belki de bugünkünden, bu çeyrekte olandan çok daha hızlı daralmaya devam edeceğini öngörüyor. Dolayısıyla ekonomi resesyona girmiş vaziyette.
ENFLASYONDA İLK 10’DAYIZ: RAKİPLERİMİZ LİBERYA, ANGOLA, ARJANTİN
Ama bu sadece bu değil, ekonomik daralmaya ek olarak ortada yüksekte bir enflasyon var. 2018 Kasım ayında enflasyon yüzde 20,8.  Geçtiğimiz yıl sonunda bu yüzde 11.9’du. Üretici fiyatları ise Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidara geldiği döneminde üstüne çıktı. Hani hep bir nereden nereye diye bir hikayeler anlatılıyordu. İşte nereden nereye bu. Döndük dolaştık aynı yerin hem de birazda üstüne geldik. Dünyada en yüksek enflasyona sahip 10 ülkeden biriyiz. Rakiplerimiz kim mi? Liberya, Sierra Leone, Angola ve tabi yine Arjantin. Vatandaşlarımızın çarşıda, pazarda, mutfakta yaşadığı gerçek enflasyon ise bu rakamlara yansıyanın çok üzerinde.
TÜRKİYE, BAŞKANLIKLA FİLMİ 10 YIL GERİYE SARDI
Milli gelirimiz eriyor. 2018’de dolar cinsinden milli gelirimiz tam 88 milyar dolar düştü. Bunu nereden mi alıyorum? Hani hayali falan diyorlar ya, bunu kendi programları söylüyor, 763 milyar dolar olacakmış. 2008’de dolar cinsinden milli gelir 765 milyar dolardı. Bu rakam, aynı zamanda Türkiye’nin filmi 10 yıl geriye sardığını gösteriyor. Gerileme özellikle Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçildikten sonra ben farklı bir Cumhurbaşkanı olacağım açıklamasıyla başlayan ucube tek adam parti devleti sistemine geçiş sürecinin sonunda çok daha belirginleşiyor. 2014’te 935 milyar dolar olan milli gelir 4 yılda 172 milyar dolar geriliyor. Yani bu Başkanlık sistemi bize yaramıyor.
VAAT HESABA UYMAZSA HESAP VAADE UYSUN
Bu arada yanlış politikalar sonucunda artık ilk 10 ekonomiye mevcut kriterlerle girme imkanımız kalmadı. O zaman Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanı hesapları satın alma gücü paritesiyle yapmaya çeviriverdi. Yani dedi ki “vaat hesaba uymazsa, biz hesabı da vaatlerimize uydururuz.” Milletin satın alma gücü eriyip gidiyor; Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı sıkılmadan satın alma gücünden bahsediyor. Herhalde Saray efradının satın alma gücünden bahsediyor. Boşuna demiyoruz bunlar milletten koptu, bulundukları mahalleden zengin mahallelerine taşınınca mahalledeki eski komşularını unuttular.
ASGARİ ÜCRET 422 DOLARDAN 381 DOLARA DÜŞTÜ
Daha düne kadar Emeklilikte Yaşa Takılanların haklarını vermeyenler, bugün bu sabah daha Cumhurbaşkanı Yardımcılarının ve bakanlarının emeklilik haklarını bir kararnameyle çözüverdiler. Geçtiğimiz hafta açıklanan ve Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanının kendi meclis grubunda alkışlarla onaylattığı yeni asgari ücrete de bir bakalım:
2018 asgari ücretinin açıklandığı tarihte yani bu senenin asgari ücretinin açıklandığı tarihte bir asgari ücretli eline geçen parayla 422 dolar alıyordu. Yeni açıklanan 2 bin 20 TL’lik asgari ücretle ancak 381 dolar alabiliyor. Niye dolarla hesap yapıyorsun diyeceksiniz? Bu kadar ekonomiyi dolarize ederseniz hesapları da dolarla yapmak lazım. Şimdi bizim dediğimiz 2 bin 200 TL’ydi hatırlayın. 2 bin 200 TL’yi veremeyince hemen bir 0’la 2’yi yer değiştirmişler 2020 lira verip algı yönetimi yapıyorlar sanki bizim söylediğimizi vermiş gibi. Ama bırakın reel artışı bu asgari ücret yanlış politikaların asgari ücretlinin gelirinde yarattığı erozyonu telafi etmekten bile uzak.
İŞSİZLİK MİLLETİN DERDİ, SARAYIN DEĞİL
Şimdi vatandaşa soralım ekonomide canını en çok yakan nedir? Anketlere bakıyoruz, nereye bakarsak bakalım birincisi hayat pahalılığı, ikincisi de işsizlik. Vatandaşına iş imkanı sağlayamayan bir ekonomide kalkıp bu işleri siz ekonomi nasıl gidiyoru kurlarla, faizlerle değerlendirmeye kalkarsanız çok açık söyleyeyim ya faiz lobisinin mensubusunuzdur ya da onların yandaşısınızdır. Hayat pahalılığında durumu biraz önce anlattım. Ancak işsizlikte de durumumuz oldukça kötü… Mevsim etkilerinden arındırarak baktığımızda işsiz vatandaşlarımızın sayısı geçen yılın sonundan bu yana yarım milyon kişi artmış. Eylül sonunda ülkede 3 milyon 676 bin kayıtlı işsiz var. Bunlara iş bulamadığım için artık iş aramıyorum diyenler dahil değil. Bunu dahil ettiğimiz zaman rakam 6 milyonlara ulaşıyor.
Ana babaların umudu bin bir emekle büyüttükleri gençlerimizin her 100’ünün 22 tanesi işsiz. Yani beşte birinden fazlası işsiz. Türkiye’de her üç işsizden 1’i de üniversite mezunu. Manzara bu. Okutuyoruz, harcama yapıyoruz ama iş veremiyoruz. Ama tabi Saraya baktığımız zaman onların bu işsizliği görmesi mümkün değil. Çünkü orada işsizlik yok. Birkaç yerde birden yönetim kuruluğu üyelikleri, makamlar, arabalar saray ahalisi için sıradan işler. İşte bu Saray halkı Beştepe’den milletimize dürbünü ters tutarak bakıyorlar, olanı biteni göremiyorlar. Onların sesini mesafe uzak olduğu için duyamıyorlar. Millet bağırıyor ama bu ses saraya ulaşmıyor.
SARAY REJİMİ İSTİKRARSIZLIK GETİRDİ, FATURA VATANDAŞA ÇIKTI
Rakamlar iktidarın halka daha fazla refah getireceğiz, istikrarı sağlayacağız diyerek getirdiği ucube Saray rejiminin, ülkeye istikrarsızlıktan başka bir şey getirmediğini, bir tek kendilerine ve ortaklarına fayda sağlandığını, faturanın da vatandaşa çıktığını açık seçik gösteriyor. Biz esnafın durumunu anlatıyoruz, Saray diyor ki, “esnafın durumu iyi” ama hemen arkasından krizde olan esnafın durumunu düzeltmek için aldıkları pansuman tedbirlerini açıklamaya başlıyorlar. Ben de esnafın durumunu bir iki rakamla anlatayım. Bunlar hayali rakamlar değil. Bunlar Türkiye Bankalar Birliği’nin rakamları. Bu yılın Ocak-Ekim döneminde protesto edilen senetlerin tutarı, geçen yıla göre yüzde 42 artmış 15 milyar TL’ye çıkmış. Bankalarda tahsili gecikmiş alacakların tutarı son bir yılda yüzde 46 artmış. 24 Aralık itibariyle, 93 milyar 182 milyon TL’ye çıkmış. 2018’de yaşanan konkordato furyası cabası. Kimse kimseye borç ödemek istemiyor. Vatandaşın da şirketlerin de bilançoları her geçen gün biraz daha bozuluyor.
İSTANBUL’DA SEÇİMİ KAYBEDECEKLERİNİ GÖRDÜLER
Tüm bunlara ilave olarak, Sarayın artan seçim gerginliği de riskleri artırıyor. 31 Mart’ta milletten göreceği sarı kart Sarayın kimyasını bozuyor. Adil ve eşit şartlarda bir seçim yapılmasını engellemek için ellerinden geleni yapıyorlar. Tarafsız yayın yapan FOX TV ve Halk TV’ye yayın yasağı getiriliyor, milletvekillerinin kürsü dokunulmazlığı yok sayılıyor, davalar suç duyuruları yapılıyor. Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı seçim süresince hiçbir yasağa tabi olmadan, hiçbir sınırlamaya tabi olmadan Cumhurbaşkanlığı makamının sahip olduğu sınırsız devlet imkanlarını kullanacak. Yüksek Seçim Kurulu bu yönde karar veriyor.
Anayasa çiğneniyor Meclis Başkanı istifa etmeden aday olmasının önü açılıyor. Etrafında korumalar, vatandaş ona ulaşamayacak o İstanbul’da kampanya yapacak Meclis Başkanı olarak. Bu aslında iki şeyi gösteriyor. İstanbul’da seçimi kaybedeceklerini artık görüyorlar, Meclis Başkanlığını bari kaybetmeyelim diyorlar.
EKONOMİMİZ UÇURUMUN KENARINA GELDİ
Seçim adaletinin askıya alınmasına dönük tüm bu gelişmeler ekonomide, bunun altını çizmek istiyorum, ekonomide oyuncuların ileriye dönük risk algılarını, belirsizlik algılarını olumsuz yönde etkiliyor. Bunun ortaya çıkarttığı politik risk şu anda bölgemizde yaşamakta olduğumuz jeopolitik risklerle birleştiğinde Türkiye’ye ilişkin kaygıları daha da artırıyor. Bu daha yüksek faiz demek, daha yüksek CDS demek, daha büyük sıkıntılar demek. Bütün bunlar aslında son 16 yılda dolarkolik hale getirilen, borca batırılarak şişirilen ekonomimizin artık uçurumun kenarına geldiğini ortaya koyuyor.
CAMİ AVLUSUNDA “FAİZE KARŞIYIZ” DİYORLAR AMA FAİZ LOBİSİNE HİZMETTE SINIR TANIMIYORLAR
2018’de ucube tek adam parti devleti rejiminin ilk bütçesini de gördük. Gerek hazırlanışı, gerek TBMM’de görüşülmesi, gerekse de hedefleri itibariyle getirilen bütçe de aynen rejimin kendisi gibi bir ucube. Bütçeden millete hizmet etmek için verilen ödenekler gelecek yıl sadece yüzde 13 artıyor. Buna karşılık faizcilere yapılacak olan ödemeler için verilen ödenekler yüzde 54 artıyor. Geçtiğimiz yıl her 100 liralık vergi gelirinin 10 lirası faizciye giderken bu yıl, yani 2019’da her 100 liralık vatandaştan aldığımız vergi gelirinin 15 lirası faizcilere gidecek. Cami avlusunda faize karşıyız diyen bu iktidar; faiz lobisine hizmetkar olmakta sınır tanımıyor. Ucube sistemin ilk bütçesiyle milletin alın terini de faiz lobilerine akıtıyor. Ne demişti? “Bu kardeşinize oy verin faizler ne olacak görün”. Gördük işte.
IMF İLE ANLAŞMA İÇİN ÇOKTAN DÜĞMEYE BASILMIŞ
Ben bir süredir ekonomide yaşanan sıkıntıların, ülkemizi hızla IMF kapısına götürdüğü konusunda hatırlayacaksınız buradan, bu kürsüden uyarılarda bulunuyorum. Meğer Saray IMF’yle anlaşma için çoktan düğmeye basmış. Bu konuda emareler giderek artıyor. IMF’nin Türkiye’ye krizden çıkış için yol gösterici yardımlarda bulunduğuna dair ibarelerin artık yatırımcı raporlarına geçtiğini söylemiştim. Her şeye cevap yetiştirmeye çalışan Saray geçtiğimiz hafta söylediğim her şeye cevap yetiştirmeye çalışan saray bir tek buna hiçbir cevap vermedi. Bu konuyla ilgili tık yok. Tekrarlıyorum, siz IMF ile söz kesmişsiniz, nişanı ve nikahı birlikte 31 Mart’tan sonra yapacaksınız. Anlaşılan Saray seçim kazanmak için önce ekonominin tüm dengelerini dağıtacak, ondan sonra da bu işi toplama görevini IMF’ye havale edecek.
TÜRKİYE EKONOMİDE ARJANTİN’LE BİRLİKTE ANILIYOR
Yanlış politikalarıyla ekonomiyi dolarkolik eden ve dışarıdan emir alır hale getiren ve krize sokan bu iktidar, önce suçu hatırlayın dış güçlere yıktı. Sonra pansuman tedbirleriyle, aspirin tedavisiyle bu işi geçiştirmeye çalıştı. Onun sonrasında da acaba bu sorunları görmezden gelerek bu sorunları çözebilir miyim ya da vatandaşın bu sorunları unutmasına neden olabilir miyim diye düşündü. Şimdi bu sorunları çözmeden seçim ekonomisine başvurdu. Bu sorunları çözmeden açılıp saçılmanın neticesinde içilecek ilacın dozu her geçen gün biraz daha ağırlaşacak. Bu ilacı kim içecek? Saray değil vatandaş içecek.
Bakın şu anda Arjantin ile beraber Türkiye tüm ölçütlerde biraz önce söyledim en kötü, en kırılgan ekonomi. Arjantin IMF kapısında. Arjantin’e IMF’nin yazdığı reçeteden birkaç tane başlık sunayım. Diyor ki, sıkı bütçe politikası uygulayacaksın. Ne demek sıkı bütçe politikası? Maaşı, ücreti artırmayacaksın. Buna karşılık ihracata ilave vergi koyacaksın, servet ve gelirlere ilave vergi koyacaksın, enerjiye verdiğin destekleri sıfırlayacaksın, bütçe harcamalarını keseceksin. Yetmez bir de sıkı para politikası uygulayacaksın. Bunun sonucunda faizleri olağanüstü yüksek seviyelere çekeceksin. Bugün Arjantin’de faizler ne kadar biliyor musunuz Merkez Bankasının politika faizi? Yüzde 60. Bunun Arjantin halkının üzerindeki etkilerini aslında son katıldıkları G20 toplantısında görmüş olmaları lazım. Sokaklarda bunun etkisini görmeleri lazım.
REÇETE İSTİYORSANIZ İŞTE YERLİ VE MİLLİ REÇETE
IMF’nin dış borçların ödenmesini, yani bu ülkeye verilen borçların geri ödenmesini garantiye almak için krizin tüm yükünü dar ve sabit gelirlerinin üstüne yıktığını biliyoruz. İşte biz bu nedenle, “Ülkemiz IMF kapısına düşmesin, ekonomiyi borçla şişirme stratejisini terk edelim, onun yerine üreterek büyüme stratejisine geçelim, krizin maliyetini adil bir biçimde dağıtalım, yerli ve milli politikalarla bu krizi vatandaşımıza en az hasar verecek şekilde atlatalım” dedik. Bunun içinde hiçbir beklentimiz olmadan, ülke sevgisiyle ortaya bir takım çözüm yollarını koyduk.
Ne dedik?
1) Ekonomiyi ehil ellere verin, liyakate bakın sadakate değil dedik.
2) Hukuk devletiyle uğraşmayın, demokrasinin ayarlarıyla daha fazla oynamayın. Bunun Türkiye’ye dönük risk algısını artırdığını artık fark edin.
3) Merkez Bankası’nın ve bağımsız kurulların işlerine karışmayın.
4) Türkiye’yi sıcak paracıların insafına bırakmayın, akılcı bir dış kaynak yönetimini bir an önce tesis edin,
5) Dolarizasyonu engellemek için işe kamunun ihalelerinden başlayın. Yani Türk lirasına dönün kamu ihalelerinde.
6) Kamu İhale Yasasını yeniden dünya standartlarına taşıyın. Yandaşa ve adrese teslim ihale düzenini sonlandırın.
7) Sayıştay’ın elini kolunu bağlamayın, doğru düzgün denetim yapsın.
8) Varlık Fonu gibi paralel bütçe uygulamalarına derhal son verin.
9) Dış politikayı iç politikanın malzemesi yapmayın, risk ve belirsizlikleri daha da artırmayın.
10) Kamuda koşullu yükümlülükler de dahil borçlanma konusuna bir disiplini getirin.
11) Adil bir vergi sistemine geçişin ilk adımı olarak Vergi cenneti listelerini bir an önce yayımlayın.
12) Üretimi önceleyen bir planlama ve bununla uyumlu bir teşvik politikasını bu milletin önüne koyun.
13) Sonuncusu ve belki de kısa dönemde en önemlisi Kamuda debdebe ve israfa artık son verin. Uçan, uçmayan saraylarınızın sayısını azaltın, araba filolarınızı daraltın dedik.
Reçete mi istiyorsunuz işte size reçete. Bu reçetenin müellifi de üstelik yerli ve milli. Bunları yaparsanız millet Washington’da IMF binasında yazılacak acı ilacı içmek zorunda kalmaz. Yok bunları yapmazsanız ekonomi de millet de buna dayanmaz.
YAPTIKLARI SADECE ASPİRİN VE PANSUMAN TEDAVİSİ
Bunları söylememizin üzerinden aylar geçti. İsrafı azaltmak nerede, daha da arttırdılar. Dolarla devlette iş görmeyin, ihaleleri dolarla yapmayın dedik çıktılar Dolarla, Euro’yla milletten borçlanmaya kalktılar. Yaptıkları sadece aspirin ve pansuman tedavisi. Benim son sözüm aziz milletime… Türkiye’nin çok büyük bir ekonomik potansiyele sahip olduğunu bilelim. Bu ülke iyi yönetildiği zaman başaramayacağı hiçbir şey yok. Bu ülkenin tarım toprakları hepimizi doyurabilir. Bu ülkenin sanayisi, hizmetler sektörü tüm gençlerimize iş verebilir. Ama bu iktidarın elinde, hukuk tanımayan bu iktidarın elinde ülkemiz her gün savruluyor, her gün patinaj yapıyor.
VATANDAŞLARIMIZ 31 MART’TA İKTİDARA “KENDİNE GEL” DİYECEK
Keçiören’deki bir apartman dairesinden milletin vergileriyle yapılan Beştepe’deki Saray’a taşınan AKP Genel Başkanı milletimizi unuttu. Yaklaşan sandık kibir abidesine dönüşen bu iktidara bir uyarı yapma fırsatıdır… Sandıkta milletimizin göstereceği bir sarı kart “kibir abidesi” Saraya ve onun bekçisine kendilerine gelme fırsatını verecektir. Ben milletimizin bunu yapmak için artık sabırsızlandığını görüyorum. Sözlerimi tamamlarken siz basın mensuplarımızın ve tüm milletimizin yeni yılını kutluyor, 2019’un 2018’den daha iyi bir yıl olmasını diliyor; ülkemizde Martın sonu Bahar olacak diyorum.
Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Efendim işsizlik rakamlarından bahsettiniz az önce. Bugünde şöyle bir iddia var, işsizlik fonu seçim için istihdamda kullanılıyor iddiası bu. 2018 Ocak – Nisan arasında toplum yararına programla 8 bin 250 kişi işe alınmış. 24 Haziran seçimlerinde bu 141 bine yükselmiş. 31 Mart öncesi de bu istihdam 322 bine yükselmiş. Birinci sorum bu.
İkincisi de Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik sert ifadeleri vardı, özellikle sen benim Cumhurbaşkanım değilsin sözlerine karşılık sert ifadeleri vardı. Bununla ilgili değerlendirme alabilir miyiz?
Faik ÖZTRAK- Tabi bugün niyetimiz aslında ekonomi konuşmaktı ama birinci sorunuza cevap vereyim. Madem işsizlik fonu istihdam yaratmak için, işsizler için kullanılıyor bu son kamu bankalarına işsizlik fonundan verilen para neyin nesi? İşsizlik fonundan başka bütçe ödeneklerine yapılan harcamalar neyin nesi? Küçük bir miktarı alıyorlar milletin ağzına bir parmak bal çalmak için harcanmış gibi gösteriyorlar ondan sonrada milletin kafasına vura vura, övüne övüne bunları anlatıyorlar. Attıkları taş ürküttükleri kurbağaya değmez.
İkinci konuya gelince; değerli arkadaşlar referandum sürecini bir hatırlayalım. Türkiye’de olağanüstü hal şartlarında bir referandum yaptık. Dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun olağanüstü hal şartlarından yapılan bir referandumun adil olmadığı bilinir, zaten buna yönelik uluslararası kuruluşların bir sürü raporu var. Yetmez, o referandum sürecinde maç bitti, maç bittikten sonra oyunun kurallarını değiştirdiler mühürsüz oy pusulalarını geçerli saydılar. Yetmez, tüm referandum süresince karşı taraf devletin imkanlarını kullandı, muhalefet ise sesini duyurma imkanını meşru, yani devletin kanallarıyla, diğer kanallar aracılığıyla sesini duyurma imkanı son derece kısıtlıydı. Bütün yapılan bunlara rağmen diyor ki, ben yüzde 52 oy aldım. Siz yüzde 50’yle Türkiye’de rejimi değiştirmeye kalktınız. Bu milletin yarısı o rejime “hayır” dedi, yarısı da o rejime “evet” dedi diyorsunuz ama bütün bu yapılanlardan sonra gerçekten bu rakam var mı, yok mu belli değil.
Şimdi soruyorum, manzara ortada, bu yapılan bu süreçte getirilen sistem ne kadar meşrudur? Son sözüm. Cumhurbaşkanı dediğiniz zaman cumhurun başını kastedersiniz. 1940 yılında bu ülkede Cumhurbaşkanlığıyla parti Genel Başkanlığı İsmet Paşa’yla Celal Bayar’ın anlaşmasıyla birbirinden ayrılmıştı arkadaşlar. Sen Cumhurbaşkanı mı olmak istiyorsun? O zaman Parti Genel Başkanlığından vazgeçeceksin. Hem Partinin Genel Başkanı olacaksın, hem de ben Cumhurbaşkanıyım beni meşru kabul et diyeceksin. Olmaz böyle bir şey. Bugünkü sürece bakın, Cumhurbaşkanının sahip olduğu her türlü anayasadaki korumaya sahip olan Cumhurbaşkanı, yani Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanıyla milletin önünde yarışıyor. Bu nasıl adil bir yarış? Bunun neresi adil?
Dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı gerçekten milletin Cumhurbaşkanı değildir ve meşruda değildir.
Soru- Efendim İYİ Parti’yle yürütülen ittifak sürecinde acaba gelinen nokta nedir? Ne zaman açıklanacak sürecin bittiği ya da işte gelinen son nokta? Çünkü yeni illerin eklenebileceği ifade ediliyor.
Faik ÖZTRAK- En kısa zamanda açıklanacaktır. Arkadaşlarımız müzakerelere devam ediyorlar.
Soru- Efendim AK Partili Kenan Sofuoğlu’nun dün sosyal medyada yaptığı bir paylaşım çok tartışıldı o fotoğraf karesiyle ilgili. Daha sonra gerçi hesabından sildi ama fotoğrafı. Sizden bir yorum alabilir miyiz?
Faik ÖZTRAK- Biraz önce söyledim, bu fotoğraflar bunlar kendi kendine konuşuyor. Ne demek kendi kendine konuşuyor? Açık seçik Adalet ve Kalkınma Partisi’nin milletten ne kadar koptuğunu ortaya koyuyor.
Soru- Efendim dünkü Ekrem İmamoğlu’nun konuşması sırasında arkada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mitinginden görüntüler yayınlandı. O da sosyal medyada bayağı tartışma konusu oldu. Sizin görüşünüz nedir bu konu hakkında?
Faik ÖZTRAK- Ben yayınlanan görüntülerin Cumhurbaşkanlığı mitinginden olduğunu tahmin etmiyorum. Yani nereden çıkarmışlar onu da bilmiyorum.
Olabilir yani bir kalabalıkları herhangi bir nedenle gözden kaçmış olabilir arkadaşlar. Sonunda o mu bulundu bütün konuşmanın bütünlüğü içinde. Orada Sayın İmamoğlu Büyükşehir Belediye Başkanı olduğunda İstanbul’a nasıl hizmet edeceğini anlatıyordu. Buna bakmak lazım.
Soru- Sayın Devlet Bahçeli’nin iki gün önce yine sözleri vardı, Sayın Kılıçdaroğlu okul arkadaşımdır, hırçın politikasından vazgeçmeli seçim sürecinde, ılımlı bir politika izleyeceğini düşünüyorum. Yanında konuşan birkaç kişi var onları da tatile gönderirse iyi olur dedi. Bir de buna cevap alabilir miyim?
Faik ÖZTRAK- Kimi kastediyor bilmiyorum ama şunu söyleyeyim, iktidarın, sarayın ve sarayın bekçisinin bu bugün izlemekte olduğu sert üslup karşısında Genel Başkanımızın üslubunu kalkıp sert diye, hırçın diye eleştirmeye özellikle onların hiç hakkı yok.
Soru- 4 Ocak’taki Parti Meclisini sormak isterim, malum İzmir, Mersin ve Bursa adaylarının açıklanması bekleniyor. Bu konuda isimler netleşti mi acaba? Çünkü çeşitli isimler dillendiriliyor ve başka illeri görecek miyiz?
Faik ÖZTRAK- Bu konularla ilgili olarak biliyorsunuz yetkili olan Parti Meclisimiz. Netleştiği zaman oradan karar çıkar arkadaşlar. Ama şunu söyleyeyim, Martın sonunda göreceksiniz büyükşehirlerin neredeyse tamamına yakınında Cumhuriyet Halk Partisi olarak Belediye Başkanlıklarını alacağız. Ben bunu görüyorum, sahada bunu duyuyorum.
Teşekkür ediyorum, sağ olun. Tekrar hepinizin yeni yılını kutluyorum, nice mutlu yıllara.

IMF İLE SÖZÜ KESMİŞLER; NİŞAN-NİKAH BİR ARADA 31 MART’TAN SONRA

IMF İLE SÖZÜ KESMİŞLER; NİŞAN-NİKAH BİR ARADA 31 MART’TAN SONRA

 

ANKARA – Piyasalarda bir süredir dillendirilen Erdoğan’ın IMF ile flört etiğine dair dedikoduların artık yabancı bankaların raporlarına da yansımaya başladığını ifade eden CHP’li Öztrak, “Öyle anlaşılıyor ki saray IMF ile sözü kesmiş, nişanı-nikahı bir arada 31 Mart sonrasına bırakmış” diye konuştu.
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün MYK gündemiyle ilgili olarak düzenlediği toplantısında şunları belirtti:

Dün devrim şehidimiz Kubilay teğmenimizin aramızdan haince alınışının 88. Yıl dönümüydü. Devrim şehidimizi saygıyla, rahmetle anıyorum. Cumhuriyetimize ve cumhuriyet değerlerine düşmanlık besleyenlere karşı, dün olduğu bugün de, mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz. Bunun bilinmesini istiyorum. Yarın 2. Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü’nün ölüm yıl dönümü. İkinci Cumhurbaşkanımız ve Partimizin Genel Başkanı, büyük asker ve devlet adamı Sayın İsmet İnönü’yü saygıyla, rahmetle bir defa daha huzurlarınızda anarak sözlerime başlamak istiyorum.
BUNLARI YAPANA İSRAİL MUHİBBİ, TERÖR DESTEKÇİSİ DENİR
Erdoğan bu hafta sonu da meydan meydan dolaşıp ipe sapa gelmez iddialarla bu ülkede kendisi gibi düşünmeyen herkesi terörist ilan etmeye devam etti. Ben beyefendiye soruyorum; ülkemizde hendekler kazılırken valilerine-kaymakamlarına “bunları görmeyin” talimatını veren kimdi? Oslo’da teröristlerle bürokratlarını masaya oturtan kimdi? Devletin kozmik odalarını teröristlere açan kimdi? Tapeler ortaya dökülmeden önce Pensilvanya’daki yol arkadaşına ağlayarak “ne istedin de vermedim” diyen kimdi? İsrail’den Yahudi cesaret madalyası alan kimdi? “Gazze’ye gideceğim” deyip Damadını İsrail’e enerji projesi görüşmek için gönderen kimdi? Mavi Marmara mağdurlarının İsrail aleyhine dava açmasını önlemek için yasa çıkartan kimdi? Bunları yapanların başkalarına terör destekçisi deme ya da uluslararası hukuku hiçe sayan, İsrail muhibbi deme hakkı yoktur. Bunları yapanlara İsrail muhibbi, terör destekçisi denir?
TEK ADAM PARTİ DEVLETİNİN FATURASI
Ekonomik kriz insanlarımızı kasıp kavururken, Erdoğan boş laf konuşmaktan sıkılmıyor. Biz ise milletimizin meselelerine çözüm bulmanın, çözüm bulmanın, çözüm önermenin gayreti içindeyiz. Tek adam parti devleti projesinin uygulamaya konduğu günden beri; demokrasinin ve hukuk devletinin kalitesini gösteren tüm uluslararası karşılaştırmalarda kafa üstü çakılıyoruz. Milli gelirimiz her geçen gün eriyor ve bugün itibariyle 10 yıl önceki seviyesine gerilemiş vaziyette. Vatandaşlarımız yarın endişesiyle, artan hayat pahalılığı ve işsizlikle harap ve bitap düşmüş.
AKPINAR VE GEZEN HAKKINDA SORUŞTURMA: YÜRÜTMENİN YARGI ÜZERİNDEKİ TAHAKKÜMÜ
Ülkeyi tam bir korku devleti haline getirdiler. Saray’daki kibir abidesi, geçtiğimiz hafta Sn. Fatih Portakal’ı hedef göstermişti, bu hafta da Sn. Akpınar ve Sn. Gezen Erdoğan’ın nefret dolu sözlerine hedef oldu. AKP Genel Başkanının dün meydanlardan verdiği talimat sonrasında, bugün sabah saatlerinde ülkenin en ünlü sanatçıları polis eşliğinde adliyeye götürüldü. Bu yürütmenin yargı üzerindeki tahakkümünün ne hale geldiğini açıkça gösteriyor.
HAVA BULUTLU DİYENE, “BANA ÖRDEK DEDİ” DİYE BAĞIRIYOR
CHP olarak her zaman seçimle gelenin seçimle gitmesinden yana olduk. Bunda en ufak bir tereddüt yok. Ancak Sn. Akpınar’ın ve Sn. Gezen’in ifadeleri demokrasiden uzaklaşılması halinde neler olabileceğine ilişkin bir genel doğruların söylenmesi niteliğinde. Bu söylemde Erdoğan’ın ismi bile geçmiyor. Ancak Saray’ın kibri o kadar arttı ki hava bulutlu diyene “Bana ördek dedi” diye bağırıyor, üstüne gidiyor.
“EY KILIÇDAROĞLU” DEMEKLE SORUN ÇÖZÜLMÜYOR
AKP Genel Başkanının milletimizin parasıyla meydan meydan gezip “Ey Kılıçdaroğlu” demesiyle maalesef milletimizin karnı doymuyor, evlerimize ekmek girmiyor. Sayın Erdoğan muhalefetle uğraşmayı, muhalefet eden herkesi içeri tıkmaya çalışmayı bıraksın. Saraylarında keyif çatarken unuttuğu; milyonlarca işsizi, borç taksitini ödeyemeyen aileleri, siftah yapmadan dükkan kapatan esnafı, zarar ettiği için tarlasını ekmeyen çiftçileri bir hatırlayıversin.
BU BÜTÇE FAİZ LOBİLERİNİN BÜTÇESİ
Ucube tek adam parti devleti rejiminin ilk bütçesi geçtiğimiz hafta kabul edildi. Bütçe de rejimin kendisi gibi ucube çıktı. Saray, “24 Haziran’da siz bu kardeşinize yetkiyi verin, faizle nasıl uğraşılır göreceksiniz” demişti. Ne yaptığını görüyoruz. Saray rejiminin geçtiğimiz hafta çıkan ilk bütçesi neye hizmet edildiğini, bu bütçenin kime fayda sağlayacağını açık, seçik, net bir şekilde ortaya koyuyor. Önümüzdeki yıl vatandaşlarımıza yapılacak harcama için konan ödenekler bu yıla göre sadece ve sadece yüzde 13 artmış. Buna karşılık faiz ödemelerindeki artış yani milletin vergilerinden, alın terinden alınan vergilerden faizcilerin cebine konacak para ise yüzde 53,5 artmış. Yüzde 13 nerede, yüzde 53,5 nerede? Bu açık seçik önümüzdeki yılın bütçesinin kimlere yarayacağını ortaya koyuyor. Bu bütçe faiz lobilerinin bütçesi.
KAPTANI USTA OLMAYAN GEMİYE HER RÜZGAR KÖTÜ
Uzun süredir bir şeyi söylüyoruz: “Bu ülke yönetilmiyor, Türkiye yönetilmiyor savruluyor.” Yaşanan savrulma artık kurumsal çöküş seviyesine ulaşmış vaziyette. Devlet kilitlendi işler yürümüyor. Şunu ifade edeyim “Kaptanı usta olmayan gemiye her rüzgâr kötüdür…”
Ekonomi fırtınalı bir deniz gibi… gök yüzünü gri bulutlar kaplamış, dalgalar giderek yükseliyor, vatandaş yalnız, çaresiz. Ama ekonominin dümeni ehil olmayan ellere emanet. Damat Bakan’ın bütçe tablosundan ne anladığını geçen gün attığı bir tweetle gördük. Bütçe kötüleşmeye devam ediyor, bütçe açığı büyüyor, tek bir ayda bütçe o da geçen senenin altında olmak kaydıyla fazla verdi diye hemen bütçe disiplininden, mali disiplinden falan bahsetmeye başlıyor. Tabi hayatlarında şirket bilançosundan başka bir şey görmemiş ellere koskoca devletin bütçesi emanet ederseniz sonuçta bu olur.
RAHİBİ GÖNDERDİĞİ TARİHİ MİLAT TUTMUŞ
Damat böyleyken kayınpederi de tabi kendisinden aşağı kalmıyor. “Bu fakir burada kaldıkça bırakmam” dediği rahibi 24 saatte oval ofise gönderip ülkemizi Trump’a seçim malzemesi yaptığı tarihi milat tutmuş, meydanlarda bu milada göre döviz ve faiz hikayeleri anlatıyor. Oysa, dolar bu yıl TL karşısında yüzde 40 değer kazanmış. Yani kendi ligimizdeki ülkeler arasında parası en fazla değer kaybeden ikinci ülke biziz. Diyor ki, Ocak ayı faizleri düşürdük. E Ocak ayı başında yüzde 13 olan 2 yıllık devlet tahvilinin faizi şu an yüzde 21’de. Nasıl düşmüş, nerede düşmüş? Sene başında 165 puan olan Türkiye’nin borç sigorta primi iki kattan fazla artmış 365 puana gelmiş, Erdoğan dün meydanlarda çıkmış borç sigorta primleri düştü diyor. Güven arttı diyor meydanlarda. Ekonomiye duyulan güven arttı. Bakıyorum ekonomik güven endeksleri şuanda kriz yılı olan 2009’un seviyesine kadar gerilemiş ve hala da gerilemeye devam ediyor. Aralık tüketici güven endeksi açıklandı, Aralık’taki tüketici güven endeksine baktığınız zaman tüketici güveni geriliyor. Nereden çıkıyor bu güven arttı, risk primleri düştü hikayeleri bunu anlamak mümkün değil.
RAKAMLARI NALINCI KESERİ GİBİ KENDİNE YONTUYOR
Ben size söyleyeyim, rakamları nalıncı keseriyle kendine yontup, kriz yokmuş gibi yaparak, vatandaşa bunları yuttururuz zannediyorlar. Ama bu defa olmaz. Görmezden gelerek, aspirin vererek, pansuman yaparak bu işi çözmeleri mümkün değil. Vatandaşın mutfağında işler her gün kötüye giderken bu cambaza bak siyasetinin işlemesi de mümkün değildir. Ucube tek adam parti devletini kurmak için ömrü yüzyılı aşan parlamenter sistemi yıkıp, liyakatsiz kadrolar elinde 6 ay içinde devleti işlemez hale getirdiler. Şimdi bunun sorumluluğunu her zaman olduğu gibi iç ve dış mihraklara yıkmak istiyorlar. Önce bürokrasi dediler, şimdi son günlerde moda Gezi Parkı eylemleri oldu. Gezi Parkı eylemleri ekonomiyi bozmuş. Vatandaş ızrar halinde… Kandırıldık lafları, dış güçlerin, ekonomimize saldırı hikayeleri artık gerçeğin üstünü örtemiyor. Bu ne kibir? Yahu Allah aşkına bir kere de çıkın deyin ki bugün bu noktaya bizim de yaptığımız hataların sonunda geldik. Hep başkalarını suçluyorlar.
DEMİR DÖVMEDEN DEMİRCİ OLUNMAZ
Bir söz vardır: “Demir dövmeden demirci olunmaz.” Sarayın damat ve akrabayı taallukat kontenjanından ekonomiyi emanet ettiği kadrolar bunun en güzel kanıtları, en canlı kanıtları.
MİLLETLE ALAY EDİYORLAR
Bu Saray idaresi milletten kopmuştur. Bu iktidar kibir hastalığına tutulmuştur. Bunlar milletin mahallesinden, faizcilerin, rantçıların rezidanslarına taşınmışlardır. Vatandaş elektrik faturalarına isyan ediyor biliyorsunuz. Faturaları eve gönderen Enerji Bakanı ise çıkmış, “asgari ücret içinde elektriğin payı düştü” diye adeta milletle alay ediyor. Yetmez, çiftçi tarlasını ekemez hale gelmiş; ekim gübresini atamadı. Tarım Bakanı çıkıp “Paramız var ki tarım ürünlerini ithal ediyoruz” diyebiliyor. Bu açıkça milletle eğlenmektir. Millet inim inim inlerken Damat Bakan mecliste kürsüye çıkıyor, “her şeyi atlattık” diyerek vatandaşla sanki alay ediyor.
CİN FİKİRLER İCAT EDİP HAZİNE İHALELERİ ÜZERİNE ŞAİBE DÜŞÜRMEYİN
Damat demişken, TBMM’de görüşülmekte olan torba kanunda bir madde var. Özetle, eskiden müsteşarlarda olan yetkiler müsteşarlık kaldırıldığı için bakan yardımcılarına devrediliyor. Bu önemli bir konudur. Müsteşar teknik birikimi olan, deneyimli bir devlet memuruydu. Çoğunlukla da işin ehli olan kişilerden kurumun içinden gelirdi. Şimdi bakan yardımcıları ise açıkça siyasi şahsiyetler. Teknik işlerinden çok fazla anlamıyorlar. Konuya değinmemin nedeni Hazine borçlanma ihaleleriyle ilgili ortaya çıkan durum. Her yıl hazinede yüz milyarlarca liralık borçlanma ihalesi yapılır. Siz hiç bugüne kadar bu borçlanma ihaleleriyle ilgili, Hazine’deki borçlanma ihaleleriyle ilgili şaibe haberi yaptınız mı? Yoktur. Çünkü borçlanma kanunu ile yetki bundan önce Hazine Müsteşarına verilmişti. Hazine Müsteşarları geçmişte birkaç kere bu yetkiyi kullanmaya kalkan bakanlarla da ben kullanacağım dediği için ters düşmüşlerdir.
Şimdi bu yetkiyi kim kullanıyor? Siyasi bir kişilik veya onların başındaki damat. Bakın Hazine ihaleleriyle ilgili çok yazılıp çizilmeye başlandı. Yok işte piyasa yapıcıları içinde düşük fiyatla kağıt alanlar, yetmez bu düşük fiyattan ortaya çıkan ve gerçekten derinliği olmayan faizleri esas alarak piyasa dışında oyuna katılmak isteyen, kağıt almak isteyen oyunculara kağıtların verildiği, bunun içinde devletin birçok fonunun bulunduğu, buna dönük bir sürü haber gazetelerde yer alıyor. Ben buradan uyarıyorum, bence böyle cin fikirler icat edip kimse ihalelerin üzerine şaibe düşürmesin. İhalelerle ilgili sonuçların belirlenmesini de artık bu müesseselerde, bu kurumlarda teknik kim kaldıysa, en üst düzeydeki teknik kim varsa ona bırakın.
IMF İLE SÖZÜ KESMİŞLER, NİŞAN-NİKAH BİR ARADA 31 MART’TAN SONRA
Gelelim uluslararası para fonu IMF meselesine. Bu hafta sonu yine Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanı şunu söyledi, Türkiye IMF programlarından çıktığı için Gezi Parkı olayları oldu dedi. Türkiye IMF programından, IMF sultasından kurtulduğu için birileri dışarıdan ekonomiyle uğraşıyor dedi. Ama diğer taraftan da uzunca bir süredir piyasalarda Erdoğan’ın IMF ile flört etiğine dair dedikodular var. Ve bu dedikodular giderek ayyuka çıkıyor. Bende bu kürsüden bir süredir ülkemizin hızla IMF kapısına götürüldüğünü ifade edip, duruyorum.
Damadın iç kabinesinden bazı isimlerin finans çevreleriyle yaptıkları kapalı toplantılarda, seçimden sonra Türkiye’nin IMF ile bir program yapacağı yönünde ifadelerde bulunduğu anlaşılıyor. Bunun nedeni ne? Kamuoyunda, uluslararası piyasalarda yitirdikleri güveni bir IMF programının arkasına sığınarak yeniden toparlayabilmek hem borçlanabilmeyi, hem de düşük faizle borçlanabilmeyi sağlayabilmek. Bunları sık sık duyuyorduk, bunları dillendiriyorlar gelen yatırımcılara diye. Ama ilk defa bu duyumlar yabancı bankaların yazılı raporlarına da yansıdı. Bir yabancı banka yazmış olduğu bir raporda, geçtiğimiz günlerde yayınladığı bir raporda şu ifadelere yer veriyor. “IMF’in Türkiye’ye krizden çıkış için yol gösterici yardımlarda bulunduğuna dair söylentiler var. Bu, (Türkiye’de) yapısal reform olma ihtimalini artırır.”
Öyle anlaşılıyor ki bu iktidar, saray IMF ile sözü kesmiş, nişanı-nikahı bir arada 31 Mart sonrasına bırakmışlar. Devletin yapısını altını üstüne getirirseniz, damadı devletin Hazinesinin başına koyarsanız, milletin atadan, dededen kalan son mallarını Varlık Fonu’na doldurup paralel bütçe gibi kullanmaya kalkarsanız, İşsizlik Sigortası Fonu’ndan bankalara sermaye kalkarsanız, vatandaşlara tasarruf tavsiye derken kendiniz uçan saraylarda gezerseniz, ülkenin borçlarını 16 yılda 3,5’a katlatırsanız, ülkenin rezervlerini eritir, kısa vadeli borcunu bile karşılayamaz hale getirirseniz, üretmeden tüketmeyi, yandaşı zenginleştirmeyi kalkınma zannederseniz, her şeyi ben bilirim” deyip sizi uyaran muhalefete kulak vermek yerine muhalefeti teröristlikle suçlarsanız, soluğu alacağınız yer zaten IMF’nin kapısıdır.
ERDOĞAN IMF’DEN BORÇ ALAN İLK CUMHURBAŞKANI OLACAK
Öyle görünüyor ki Erdoğan, Başbakanlığı döneminde IMF’den aldığı 10 milyar dolarlık krediyle “IMF’den borç alan son başbakan” olarak tarihin sayfalarına geçmişti. Şimdi görünen o dur ki “IMF’den borç alan ilk Cumhurbaşkanı” olarak Sayın Erdoğan tarihin sayfalarına geçecektir.
HER HUKUKSUZLUĞU DENEYECEKLER AMA KORKUNUN ECELE FAYDASI YOK
Geçtiğimiz haftanın sonunda iktidarın TBMM’ye getirdiği, bir takım milletvekillerini kullanarak Torba Kanunun içinde önemli bir madde yer aldı. Skandal mühürsüz oy kararıyla millet vicdanını yaralayan Yüksek Seçim Kurulu’nun üyelerinin görev süreleri 1 yıl uzatılıyor. Gerekçe, “Seçim öncesi dere geçerken at değiştirilmez”miş. Birde diyorlar ki bundan öncede bu tür uygulamalar yapıldı. Arkadaşlar, seçimlerden bir yıl önce seçim kanunlarında yapılacak olan düzenlemelerin o bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmayacağı anayasa maddesinde 67. maddede yer almış vaziyette. Daha önce yapıldı dedikleri düzenlemeler yanlış hatırlamıyorsam 96 – 97 yıllarında yapılmış.
Şimdi hukuk ve anayasayı hiçe sayarak böyle bir düzenleme yapıyorlar. Öyle görünüyor ki, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı seçimleri kazanabilmek için her türlü hukuksuzluğu deneyecek. Ama ben buradan bir şey söyleyeyim, ne yaparlarsa yapsınlar korkunun ecele faydası yok. 31 Mart’ta milletimiz atacağı tokatla bu kibir abidelerine hak ettikleri dersi verecek.
BEŞTEPE IŞIL IŞIL, ÜLKE KARANLIĞA BÜRÜNDÜ
Tek adam rejimi geldiğinden beri Beştepe’deki Saray ışıl ışıl ama ülkemiz tamamen karanlıklara gömüldü. Hangi partiden, hangi dünya görüşünden olursak olalım, bu ülkeyi sevenlerin bu kibre, bu hukuk tanımazlığa bir dur demesi gerekiyor. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Sorularınız varsa alayım, lütfen kurumlarınızı ve isimlerinizi söyleyerek.
Soru- Efendim siz hendek konusuna değindiğiniz ama Sayın Cumhurbaşkanı o sözlerin devamında Sayın Kılıçdaroğlu içinde “Sen ana muhalefetin başı olsan ne yazar, olmasan ne yazar, bunlarda vatanseverlik yok, milliyetperverlik yok” dedi. Bu sözlere ilişkin değerlendirmeniz. Birde özellikle Ankara Mansur Yavaş için algılandı bazı sözleri olmuştu. İdeolojileriyle taban tabana zıt adayları milletimizin karşısına çıkarmaya başladılar ama paslı demir yaldızlı boyayla boyanmakla altın olmaz dedi. Nasıl değerlendirirsiniz?
Faik ÖZTRAK- Ben Erdoğan’ın sözlerini tekrar etmeyeceğim. Burada bir takım sorular sordum, o soruların içinde bu sözlerin hepsine cevap var.
Soru- Diğer Mansur Beyle ilgili?
Faik ÖZTRAK- Mansur Bey partimizin bir üyesidir. Daha öncede partimizden Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı adayıydı. Anlaşılıyor ki bu sözler Ankara’da Adalet ve Kalkınma Partisinin seçimi kaybedeceğinin bugünden ilanıdır.
Soru- İstanbul ve Ankara’yı açıkladınız ama İzmir adayınız henüz belli değil. Tunç Soyer ismi konuşuluyor. İYİ Partinin Tunç Soyer’e ikna edemeyeceği tabanını ikna edemeyeceği söylemleri var. Bu konuda yorumunuz nedir? İki, Özgür Özel’in ismi konuşulduğu yine iddia ediliyor. Buna bir cevabınız olacak mı? Üç, birde Öztürk Yılmaz’ın hafta sonu Sayın Kılıçdaroğlu ve Genel Merkeze olan söylemleri var. Yorumunuz ne olacaktır?
Faik ÖZTRAK- Biliyorsunuz İzmir adayının belirlenmesi hususu Parti Meclisimizin yetkisinde olan bir husustur. Bu nedenle ben Parti Meclisimizde herhangi bir karar alınmadan bu konuyla ilgili herhangi bir yorum yapmam. Diğer taraftan partimizden ihraç edilen Yılmaz’ın sarf ettiği sözlere de cevap verme ihtiyacını hiç duymam. MYK üyesiyken neredeymiş?
Soru- Sayın Genel Başkanın MYK toplantısı ardından yeni yılın ilk haftasında Parti Meclisi toplantısı var ama özellikle bu hafta içerisindeki programı da öğrenmemiz mümkün mü? Çarşamba günü milletvekilleri ve PM üyelerinin katılacağı bir ekonomi programından bahsediliyor. Ayrıca Perşembe ve Cuma günleri sanıyorum Ankara ve İstanbul’da lansman olacak. Onların detaylarını alabilir miyiz?
Faik ÖZTRAK- İzin verirseniz daha sonra bunları size ben yazılı olarak bildiriyim. Yani Salı günüde Sayın İnönü’yü anma töreni var yani yarın. Onunla başlıyor. Çarşamba günü sabah bir kendi içimizde ekonomi, ekonomide ortaya çıkan söylemler, düşünceler bunlarla ilgili bir toplantımız var. Ondan sonrada dediğimiz gibi Belediye Başkanlarımızın tanıtımıyla ilgili bir takım faaliyetler var. Bunları izin verirseniz hepinize yazılı olarak duyuruyum. Çünkü başka arkadaşlarımı ilgilendiren hususlarda var.
Soru- Açıkladığınız belediye başkanı adaylarının CHP ideolojisiyle zıt olduğunu siz düşünüyor musunuz? Birde YSK’daki bu görev uzatma hamlesini neden zamanlama olarak şimdi olduğunu değerlendirmeniz nedir?
Faik ÖZTRAK- Cumhuriyet Halk Partisi bir kitle partisidir. Cumhuriyet Halk Partisinin ideolojisi bellidir, bu partiye gelenlerde bu ideolojiyi, bu yaklaşımı, partimizin ideallerini kabul etmiş demektir. Dolayısıyla böyle bir zıtlaşma olduğunu düşünmüyorum. Bir şey daha sormuştunuz.
Soru- YSK’daki görev uzatma?
Faik ÖZTRAK- Biraz önce söyledim yani bundan önce biz bu YSK’yla ilgili görüşlerimizi söylemiştik. Bu Yüksek Seçim Kurulu aslında Türkiye’de mühürsüz oyları kabul etmek suretiyle gayrimeşru bir referandumla tek adam parti devleti rejiminin önünü açan kadroların ağırlıkta olduğu bir kuruldur. Şimdi bu kurulun bir yıl daha süresinin uzatılmaya çalışılması açıkçası biraz önce ifade ettim iktidarın bu süreçte her türlü hukuksuzluğu yapmayı göze alabileceğini seçim sürecinde göstermektedir. Ama söylüyorum, korkunun ecele faydası yoktur, milletimiz sandıkta bu iktidara gereken cevabı verecektir. Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

KURUSIKI TEHDİTLER BİZİ KORKUTMAZ

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, MYK sürerken düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

MYK toplantımız sürüyor, gündemimizde bugün tabi iki tane çok önemli ekonomik veri açıklandı biri işsizlik diğeri ise üretim. Bu iki verinin değerlendirilmesi vardı. Onun dışında son geçtiğimiz hafta Ankara’da yaşanan tren kazası onu da ele aldık. Diğer taraftan bu özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanının Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanına yönelik bazı tehditleri var onunla ilgilide bazı açıklamalarda bulunacağım. Son olarak birde 100 günlük eylem planı açıklandı Cumhurbaşkanlığı ikinci 100 günlük eylem planı. Orada da dikkatimizi çeken bazı hususlar var o konulara da kısaca değinmeye çalışacağım.

 

SANAYİ ÜRETİMİ GİDEREK DARALIYOR

Bugün Ekim ayı sanayi üretim rakamları açıklandı. Sanayi üretiminde geçtiğimiz ay başlayan gerileme bu ayda devam ediyor. Sanayi üretimi Ekim ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5,7 daralmış değerli basın mensupları. Eylül ayındaki gerilemede yüzde 2,4’tü. Buna karşılık imalat sanayindeki gerileme ise, daralma ise daha da derin yüzde 6,5 olmuş. Mevsim etkilerinden arındırılmış sanayi üretimi ise üç aydır, diğeri iki aydı üç aydır daralmaya devam ediyor. Yani hem ham, hem de mevsim etkilerinden arındırılmış serilerde sanayi üretiminin giderek daraldığını görüyoruz. Bu aynı zamanda ekonomide yaşanacak çok sert bir daralmanın da işareti oluyor.

 

GENCİNE İŞ VE İSTİHDAM SUNAMAYAN BİR YÖNETİM VAR

Üretim ve aş olmadan ekonomide iş de olmayacağını biliyoruz. Nitekim Eylül ayı işsizlik rakamları da bunu teyit ediyor. Eylül’de işsizlik oranı geçen yılın aynı ayına göre yaklaşık bir puan artmış. Ve son bir yılda işsiz kalan yurttaşlarımızın sayındaki artış 330 bin olmuş. Toplam işsizlerin yani resmi hani çalışmak isteyip de iş bulamayanların dahil edilmediği normal işsizlerin sayısı da 3 milyon 749 bin kişiye ulaşmış. Hep söylüyorum, bu ülkenin en önemli karşılaştırmalı üstünlüğü genç nüfusudur. Ama ailelerimizin umudu bin bir emekle büyüttükleri gençlerimiz arasında işsizlik ise çok daha vahim bir biçimde artmış. Son bir yılda gençler arasında işsizlik 1,6 puan artarak yüzde 21,6 olmuş. Yani gençlerimizin beşte birinden fazlası işsiz. Diğer yandan üniversite mezunu işsizlerimizin sayısı son bir yılda 52 bin kişi artarak 1 milyon 90 bin kişi olmuş. Türkiye’de her 100 işsizden 29’u üniversite mezunu arkadaşlar. Bu gençler bu ülkenin geleceği olarak okutuldu, bir sürü yatırım yapıldı bu gençlere. Ama bu gençler şu anda işsiz, gencine iş ve istihdam sunamayan bir yönetimle karşı karşıyayız.

 

SORUN YOKMUŞ GİBİ YAPARAK SORUNUN ÜSTESİNDEN GELİNMEZ

Millet çok ağır bir krizle boğuşuyor. İşsizlik ülkenin dört bir yanını sarmış durumda ama hafta sonu Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ülkenin en yakıcı sorunu olan işsizlik için bu bir mevsimlik meseledir dedi. Bu ne demek? Yani işsizlik karakış nedeniyle oluyor diyor. Geçmişte de enflasyonu böyle mevsimlere bağlarlardı. Şimdi tabi burada mevsim etkilerinden arındırılmış rakamları da TÜİK açıklıyor. Aslında Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanı bu rakamlara bir baksaydı durumun vahametini görecekti. Son 7 aydır işsizlik sürekli artış eğiliminde. Mevsimlik etkilerden arındırılmış işsizlik rakamları. Bundan haberi bile yok. Aslında Keçiören’den saraya taşındığı günden bu yana milletten koptular. Ya da sorun yokmuş gibi yaparak sorunları atlatırız zannediyorlar. Onların işsizlik diye bir sorunları olmayabilir. Ancak milletin işsizlik sorunu gerçekten canını yakıyor.

 

EKONOMİDE BAŞARININ GÖSTERGESİ ÜRETİM VE İSTİHDAMDIR

Bu ekonomide tek bir başarı göstergesi vardır o da şudur, üretebiliyor musunuz, insanınıza iş verebiliyor musunuz? Eğer ülkede işsizlik artıyorsa, insanlar evlerine ekmek götüremiyorsa dolar inse neye yarar, faiz düşse neye yarar? Buradan ülkeyi yönettiklerini, bu göstergelere bakıp ekonominin iyileşme yolunda olduğunu söyleyenlere seslenmek istiyorum. Bu ülkede çalışmak isteyip de iş bulamadığı için ümidini kaybeden kaç kişi var farkında mısınız işsizlerin ötesinde? 2 milyon 100 bin kişi. Şimdi bunu işsizlerin üstüne koyun yaklaşık 6 milyon insanımız işsiz. Bu nasıl işlerin yolunda olduğu bir ekonomi?

 

ASPİRİN TEDAVİSİYLE OLMAZ, PANSUMANLA GEÇMEZ

Bu işler aspirin tedavisiyle olmaz, bu işler pansumanla geçiştirilmez. Daha işin başında bunun böyle olduğunu gördük Genel Başkanımız ekonomide alınması gereken tedbirleri madde madde açıkladı. Şimdi bugün geldiğimiz noktada bu işlerin faturasını milletimiz ödüyor. Bunun bir tek sebebi var bugün yaşananların, bu iktidarın yanlış politikaları. Milletin işsizlik çilesini kardan, kıştan oldu deyip küçümsüyorlar ama millette bunun hesabını önüne gelen ilk sandıkta soracaktır.

 

ARJANTİN’DEN İTHAL SIĞIRI GÜRCİSTAN’DAN İTHAL SAMANLA BESLER HALE GETİRDİLER

Dün yine Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanı yaptığı bir konuşmada ithalat bu ülkenin ihracatının altyapısıdır dedi. İşte bakın arkadaşlar, bu ülkede işsizliğin 16 yıldır çift haneli rakamlara yapışıp kalmasının altındaki en önemli nedenlerden biri bu anlayıştır. Son 16 yıldır elin işçisini, elin üreticisini abat eden işte bu ithalata ve milleti borca batırmaya dayanan yanlış büyüme stratejisidir. Bu anlayış bu ülkede Arjantin’den ithal edilen sığırı Gürcistan’dan ithal edilen samanla besletir hale getirmiştir. Tarımda kendi kendine yeten bir ülkeyi ele güne muhtaç hale getirmiştir. Çiftçilerimizi Konya ovasını iki Trakya büyüklüğünde araziyi ekemez hale getiren işte tam da bu anlayıştır. Bu nedenle Türkiye’nin dış ticaret açığı büyüdükçe büyümüş, ülkenin dış borçları 15 yılda 3,5 kat artarak 457 milyar dolara ulaşmıştır. Biz hep uyardık. Bu ülkenin üretim tabanını ve rekabet gücünü eritiyorsunuz dedik, el atına binip çalım satıyorsunuz dedik. Yetmez, “borç alan emir alır” diye hep uyardık. Ne oldu? ABD’nin Başkanı ültimatomu verdi 24 saatte Papazı Oval ofise gönderdiler. Hepimizin gururunu incittiler.

 

NE ALA MEMLEKET: MAKAM VAR, YETKİ VAR, HESAP VERMEK YOK

Bu ülkede işsizlik olur sebebi mevsimler derler. Bu ülkede tren devrilir sebebi hava koşullarıdır. Bu ülkede insanlar madenlerde can verir, derler ki bu iş madenciliğin fıtratında var. Yani bir sürü sorunumuz var, bir sürü felaket yaşıyoruz ama bunların sorumluları hiçbir zaman ortaya çıkmıyor. Ne ala memleket! Makam var, yetki var, güç var ama hesap veren yok.

Türkiye’nin göbeğinde, başkentte geçtiğimiz hafta feci bir tren kazası yaşadık. 9 tane vatandaşımız yaşamını yitirdi. 86 vatandaşımız yaralandı. Yaşamını yitiren vatandaşlarımıza bir kez daha buradan Allah’tan rahmet diliyorum, acılı ailelere sabır ve başsağlığı diliyorum, yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum.

Ankara’da gerçekleşen bu son kaza 2018 içerisinde demiryollarında gerçekleşen ikinci büyük kaza. Hatırlayın, 8 Temmuz’da Çorlu’da yaşanan tren kazasında da 25 vatandaşımız hayatını yitirmiş, 300’den fazla vatandaşımız da yaralanmıştı.

 

ANKARA YHT FACİASI: BUNA KAZA DENMEZ, BİLİNÇLİ TAKSİRLE ADAM ÖLDÜRMEDİR

Bu Çorlu’da yaşanan tren kazasıyla ilgili ciddi bir rapor yazmıştık. Sayın Genel Başkanımızın kamuoyuna açıkladığı bu rapordaki belgelerle kazanın hatalar ve ihmaller zinciri nedeniyle gerçekleştiğini açık seçik ortaya koymuştuk. Raporumuzda dedik ki bu liyakatsizlikle, bu ihmallerle ve denetimsizlikle tren yollarımız daha çok kazalara gebedir. Vakit geçirmeden önlemler alınmalıdır. Yetmedi, CHP olarak hem sorumluların tespiti, hem de bu olayların tekrar yaşanmaması için alınacak tedbirlerin belirlenmesi için bir araştırma önergesi hazırladık. Saray ve sarayın bekçisinin oylarıyla bu önerge reddedildi. Bakın, Çorlu’daki tren kazasıyla ilgili yargılama süreci hala başlamadı. Bu ölümlü tren kazalarındaki artış ortada bir kusur olduğunu, bir idari yetersizlik olduğunu, Devlet Demir Yollarında bir şeylerin ters gittiğini ortaya koyuyor. Gerekli güvenlik önlemleri alınmadan alelacele açıldığı anlaşılan bu tren hatları aileleri parçalamaya, sevenleri ayırmaya ve bu ülkenin yetişmiş değerlerini aramızdan almaya devam ediyor.

Buna “kaza” denemez arkadaşlar. Bunun adı “bilinçli taksirle adam öldürmedir”. Hukukta adı bu bunun. Bakan’a sinyalizasyon var mıydı,  yok muydu diye soruyorlar,  Bakan soruyu beğenmiyor kızıyor, ondan sonrada diyor ki “Sinyalizasyon sistemi demiryolu işletmeciliği için olmazsa olmaz değildir” diyor.

 

KİRLİ SİYASETİN DANİSKASI

Tüm kazalara “fıtrat” anlayışıyla bakınca ne bilgi ne deneyim ne liyakat ne teknolojinin önemi ne de istifa gibi çağdaş değerler kalıyor. Bu hatları eksik gedik açanlar, onlarca vatandaşımızın göz göre göre ölmesine sebep olanlar yiten canların hesabını soranlara siyaset yapmayın diye cevap veriyorlar. Esas bu tren hatlarını seçime yetiştirmek amacıyla sinyalizasyon ve gerekli güvenlik altyapısını tamamlamadan aceleyle açmak kirli siyasetin daniskasıdır. Sayıştay’da aslında buna dikkat çekmiştir.

 

KULAKLARININ ÜSTÜNE YATMASINLAR İSTİFA ETSİNLER

Bu arada kazanın olduğu aynı gün 100 günlük eylem planını açıkladı Cumhurbaşkanı. Cumhurbaşkanlığının 100 günlük eylem planı açıklandı. Burada Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının sorumluluğuna verilmiş olan bir madde var okuyorum, tren planlama, projelendirme, izleme sistemleri ve merkezileştirilmiş yüksek hızlı tren trafik yönetimi sisteminin uygulamaya konulması görevi Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’na verilmiş. Bu ne demek? Demek ki Türkiye’de, Merkezileştirilmiş Yüksek Hızlı Tren Trafik yönetimi sistemi yokmuş bu hızlı trenler bu sistem olmadan işletiliyormuş. Yani açıkça kendileri de buradaki sıkıntıyı ikrar ediyorlar.

Bu kazanın bir tek siyasi sorumlusu vardır, kendisi de zaten icranın ben tek sorumlusuyum artık diyordu bu da Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanıdır. Ama onun bu konularda kılını kıpırdatmayacağını biliyoruz. Ama en azından Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demir Yollarını yönetenler ve Ulaştırma Bakanından istifa etmelerini bekliyoruz.

Öyle bir yönetimle karşı karşıyayız ki kendi gözündeki merteği görmüyor ama herkesin gözündeki samanı gayet güzel seçiyor. Tek bildikleri ya Cumhuriyet Halk Partisi’ni eleştiriyorlar ya da sorun yokmuş gibi kulaklarının üstüne yatıyorlar.

 

DÜNYA CHP BELEDİYELERİNİ TAKDİR EDİYOR

Halep oradaysa arşın burada tekrar söylüyorum, hemşerilerine en iyi yaşam koşullarını sağlayan belediyeler arasında Cumhuriyet Halk Partili belediyeler açık ara önde. Bakın daha birkaç gün önce Eskişehir dünyada Londra, Barselona gibi 115 metropolü geride bırakarak Dünya Kaynaklar Enstitüsü’nün düzenlediği yarışmada finale kaldı. Dünya bizim belediyelerimizi, belediyecilik anlayışımızı takdir ediyor. Ama Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı her şeyi eleştiriyor.

 

UCUBE REJİMİN UCUBE BÜTÇESİ

13 Aralık tarihinde saray ikin 100 günlük eylem planını açıkladı. Bu eylem planında da Emeklilikte Yaşa Takılanlar yok, polise 3600 ek gösterge yok, din görevlilerine 3600 ek gösterge yok, çiftçi yok. Peki ne var? Bol bol adrese teslim proje ilanı var. Birde ikinci 100 günlük Eylem Planının ilk maddesinde “Beş̧ (5) Yıllık Cumhurbaşkanı Programı’nın tamamlanarak uygulamaya alınması” ifadesi var.

Şimdi Beş Yıllık Cumhurbaşkanı Programı nereden çıktı arkadaşlar? Anayasamızda böyle bir kavram yok. Anayasamızda ne var? Anayasamızda plan kavramı var 166. Maddede düzenlenmiş. Madem değiştirecektiniz, madem planı kaldıracaktınız, beş yıllık kalkınma planı ifadesini kaldıracaktınız buna da beş yıllık saray programı deseydiniz daha doğru olurdu.

Arkadaşlar, bir OVP bütçenin dayanağıdır. OVP’lerin ve bütçelerin plana uygun olarak çıkması gerekir. Peki, bu yılın OVP’si ve bütçesi hangi kalkınma planının gerekleri doğrultusunda çıktı? Bu anayasaya göre yapılması gereken bir düzenleme. 10. Plan ömrünü tamamladığını biliyoruz. Ortada 11. Planda yok. O zaman bunun dayanağı ne? İşte onun için bu ilk maddeyi yazmışlar yapacağız diyorlar. Şimdi bu geriye dönük işlemle bu işin sorumluluğunu üslerinden atabilirler mi? Bakın ben söylüyorum baştan itibaren. Bu ucube sistemin ilk bütçesi de tam bir ucube olarak çıkmaktadır.

 

BU KADAR DOLARKOLİK EDİLEN EKONOMİNİN GİDECEĞİ YER IMF KAPISIDIR

Ekonomiyle ilgili son olarak, Hazine’nin halktan dövizle borçlanmasına değinmek istiyorum. Ekonomide dövizle işlemi yasaklayan bu hükümet değil miydi? Bir sürü düzenleme çıkardı bununla ilgili. Şimdi ne oluyor? Tam ele verir talkını, kendi yutar salkımı hikayesi. Zaten dolarkolik olan ekonomiyi daha fazla dolarkolik ediyorlar. Ekonomiyi Fitch’in, Moody’s’in, S&P’nin ağzına bakar hale getiriyorlar. Sonunda da ülkeyi IMF’nin kapısına götürecekler. Çünkü dünyada değişen konjonktür ortadayken; bu kadar dolara, Euro’ya batmış, bu kadar dış borcu olan bir ekonominin gideceği yer eninde sonunda orasıdır.

 

ASLINDA ALLAH AKIL FİKİR VERSİN DEYİP GEÇMELİ AMA…

Son olarak bir hususu dile getirmek istiyorum. Dün Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Ana Muhalefet Partisinin Genel Başkanına sana sokakları dar ederim dedi. Bu tehdit, açıkça tehdit. Hani hiçbir şey demeyip Allah akıl fikir versin deyip geçmek var ama olmuyor.

Anlaşılan 3 bin 500 kilometre ötede Paris’te başlayan sokak gösterileri Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanının kimyasını bozmuş. Biz bu kendisinin sokak korkusunu anlamakta çok zorluk çekiyoruz. Anayasamıza göre herkes önceden izin almadan, ancak silahsız ve saldırısız barışçı toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakkına sahiptir. Şimdi Anayasa’nın verdiği bir hakkı siz nasıl engelliyorsunuz tehdit ederek?

 

KURUSIKI TEHDİTLER BİZİ KORKUTMAZ

Çok açık ifade edeyim, bu izandan ve hukuktan yoksun sözler, kurusıkı tehditler bizleri hiç korkutmaz ama milletin zaten olmayan huzurunu daha da fazla bozar.

Bütün bu boş atıp tutmalar borca batırdıkları, ekonomik yangının ortasında yapayalnız bıraktıkları milletimize, terör ve güvenlik kaygısıyla, ekonomik krizi unutturma çabasıdır. Herkes geçim derdinde, bizde vatandaşımızın geçim derdini dile getiriyoruz. Ama görünüyor ki bunların bir tek derdi var o da seçim. Bunlar tamamen seçim derdinde. Millet geçim derdinde, bunlar seçim derdinde.

Şimdi kimden korkuyorlar? Geçinebilmek iş arar duruma düşmüş emeklilerden mi? Borca batmış asgari ücretlilerden mi? Evinin tapusunu, arabasının ruhsatını bankaya ipotek etmiş vatandaşlarımızdan mı? Tarlasını bankalara rehin vererek borç alan çiftçilerimizden mi? Dükkânını siftah etmeden kapatan esnafımızdan mı? İş yerini bankaya ortak etmiş KOBİ’lerimizden mi? Yoksa iş bulmaktan umudunu kesmiş olan gençlerimizden mi?

Hepimiz biliyoruz ki bu vatandaşlarımız bu güzel ülkenin yurtsever, çilekeş insanlarıdır. Onlar FETÖ’yle hiçbir zaman ortak olmamışlardır. Onlar devletin kozmik sırlarını terör örgütüne teslim etmemişlerdir. Onlar Oslo’da PKK ile müzakere masasına oturmamışlardır. Onlar bu topraklara aşıktırlar. Memleketlerinin aleyhine hiçbir şey yapmazlar. Sizler uçaklarınızda ve tünellerinizde gizlenirken onlar demokrasi için göğüslerini siper edenlerdir.

 

MİLLETİN SAANDIKTA ATACAĞI ŞAMARIN KORKUSU DAĞLARI SARMIŞ

Son olarak şunu ifade etmek istiyorum. Ne biz, ne de Genel Başkanımız bu kurusıkı tehditlerden korkmayız. Millet için giriştiğimiz bu mücadelede hiçbir zaman geri adım atmayız. Anlaşılan milletimizin sandıkta atacağı şamarın korkusu artık dağları sarmıştır. Korkunun ecele faydası yoktur. Milletimiz sandıkta okkalı bir tokat atmasına 3 aydan az bir zaman kalmıştır.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı kurum ve adınızı açıklayarak sorabilirsiniz, bende cevaplayım.

Soru- Merakla beklenen İstanbul, Ankara, İzmir ve diğer büyükşehirlerdeki adaylar MYK’da bunlar görüşüldü mü? Özellikle İstanbul adayı merakla bekleniyor. Ankara konusunda da bir belirsizliğin olduğu biliniyor. İsim konusu görüşüldü mü acaba?

Faik ÖZTRAK- Bunlar yarının konusu. Çünkü bu hususlar Parti Meclisimizin yetkili olduğu hususlardır. O nedenle bu konular yarın tartışılacaktır ve bu çerçevede de Parti Meclisimizden sonra gerekli açıklamalar yapılacaktır.

 

Soru- Efendim belki bugünün hususu olmuştur. Özellikle Cumhuriyet Halk Partisine üyelik kaydı başvuruları gündeme geldi mi Merkez Yönetim Kurulunda örneğin Mansur Yavaş’ın acaba bir başvurusu var mı?

Faik ÖZTRAK- Üyelik konuları tabi ki, gündeme gelir ama bu konuda gündemimize gelen bir husus yoktu yukarıda. Zaten üyelik konuları da en son maddedir. Bende şu anda buradayım yukarıda ne tartışılıyor onu da daha sonra öğrenirim varsa öyle bir şey.

 

Soru- Efendim Doha’da Dışişleri Bakanı Sayın Mevlut Çavuşoğlu’na bir soru yöneltildi. Esad tekrar seçilirse çalışır mısınız şeklinde. Yıllar sonrada beklenmeyecek bir yanıt geldi Dışişleri Bakanından. Eğer demokratik ve güvenilir bir seçim olursa o zaman herkesin bunu değerlendirmesi gerekebilir. Uzun zaman sonra gelen bu açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz Esad’la ilgili?

Birde AK Parti’nin Ağrı adayı Savcı Sayan’ın bir açıklaması oldu Kürtçe bütün okullarda zorunlu ders olsun şeklinde. Bu çıkışı nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi açıkçası Dışişleri Bakanının bu açıklaması aklın yoluna gelmeye başladıklarını gösteriyor ama kaç zaman sonra? Yani bugüne kadar neden beklemişler? Bu kadar sıkıntı, bu kadar ıstırap, ülkemize bu kadar mülteci gelmiş, devletimizin kasasından bu kadar para çıkmış, başka konulara yapılabilecek harcamalar yerine buralara harcama yapmışız şimdi dönüp dolaşıp geldiğimiz yer eğer düzgün bir seçim olursa neden olmasın. Yani bunun takdirini kamuoyuna bırakıyorum.

Arkadaşlar, Savcı Sayan’ın söylediklerine izin verinde ben burada cevap vermeyim.

 

Soru- Efendim hafta sonu Sayın Muharrem İnce’nin açıklamaları oldu yine yerel seçimlerle ilgiliydi. Şu cümlesi oldukça dikkat çekti, gördüğüm yanlışlıklar var ama seçime kadar sesimi çıkarmıyorum şeklinde bir değerlendirmesi oldu. Ve İstanbul konusunda da yine sandık konulmalıdır dedi üyelerin önüne. Bu konuya ilişkin bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Efendim İstanbul’da aday belirlenme sürecini Parti Meclisimiz götürüyor. Parti Meclisimiz kurultayımızdan sonra en yetkili organımız. Mümkün olduğu kadar da bu süreci hatasız götürmeye çalışıyoruz. Şuanda bazı hatalar görüyorum gibi sözlerin ben bu sürece Cumhuriyet Halk Partisinin seçime girerken yürüttüğü sürece yararlı olduğunu düşünmüyorum.

 

Soru- Efendim mecliste savunma bütçesinin görüşüldüğü bir dönemde Sayın Erdoğan’ın birkaç gün içerisinde Irak’ın kuzeyine bir operasyon yapabiliriz söylemi vardı. Hem meclisteki savunma bütçesi görüşmesiyle ilgili değerlendirmenizi almak istiyorum. Hem de Cumhurbaşkanının bu operasyonla ilgili birkaç gün içerisinde başlar, şuan her ne kadar gündemde birazcık daha soğuduysa da konu sizin genel değerlendirmenizi alabilir miyim?

Faik ÖZTRAK- Son zamanlarda her ne hikmetse özellikle de seçimler öncesinde bu tür operasyonları çok fazla davulla, zurnayla yapar hale geldik. Orada bir sorun varsa, orada bir sıkıntı varsa bu işleri böyle davulla, zurnayla yapmazsınız. Ülkenin bekasına yönelik, ülkenin geleceğine yönelik, birlik ve bütünlüğüne yönelik bir tehdit algılaması varsa bu işi hiç seçim malzemesi ya da propaganda malzemesi yapmadan, davul zurna çalmadan halleder geçer gidersiniz. Türk devletinin bu gücü vardır.

 

Soru- Efendim Parti Meclisini işaret ettiniz, yarınki toplantıda. O zaman beklentileri soralım, özellikle büyükşehirlerle ilgili Ankara’yla ilgili, İstanbul’la ilgili bir karar bekleyelim mi yarın için bir? İkinci sorumda Sayın Deniz Baykal’la ilgili bir dokunulmazlık fezlekesi meclise gönderildi. Bununla ilgili değerlendirmenizi alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Birinci konuda, bu konuda bir şey ifade etmem Parti Meclisinin kararına ipotek koymak olur. O nedenle izin verirseniz bu konuda hiçbir şey ifade etmeyeceğim. Zaten baştan beri de etmiyorum. Yarın Parti Meclisimiz yapılır bir gün var, ondan sonra her şey açıklanır.

Görebildiğim kadarıyla Sayın Deniz Baykal’ın dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin fezleke sanıyorum kendisinin Yönetim Kurulu Başkanlığı yaptığı bir televizyonla ilgili bir ticari meseledir. Nedir bunun niye bu kadar acelesi olmuş da biran önce bu fezlekeyi meclise göndermişler onu da anlamakta güçlük çekiyorum.

 

Soru- İstanbul özelinde az önce arkadaşımda Muharrem İnce’nin açıklamalarını hatırlattı ama adaylaşma sürecinde parti örgütünden gelen bir eğilim yoklaması talebi oldu mu? Farklı illerde çünkü MYK’nın o talepleri kabul ettiği ve dün örneğin Mamak’ta yapılmıştı. İstanbul’a ilişkin böyle bir talep var mı örgütten?

Faik ÖZTRAK- Değerli arkadaşlar, şimdi talep var, yok şeklinde böyle bir değerlendirme yapmam burada söz konusu dahi olmaz. Bununla ilgili yürüyen bir takım süreçler var. Yarın ne olup ne olmadığını Parti Meclisi kararından sonra görürsünüz.

Teşekkür ediyorum.

EKONOMİK DURGUNLUĞA İLK ADIM RESMEN ATILDI

ANKARA – CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, yılın üçüncü üç ayında Türkiye ekonomisinin mevsim ve takvim etkilerinden arınmış rakamlarla yüzde 1,1 küçüldüğünü belirterek, “Türkiye, ekonomik durgunluğa ilk adımını resmen attı” diye konuştu.

2018’in üçüncü üç ayında geçen yılın ayını dönemine göre makine ve teçhizat yatırımlarının yüzde 8,5, inşaat yatırımları ise yüzde 1,8 gerilediğini ifade eden Öztrak, “Aynı dönemde toplam yatırımlardaki gerileme ise yüzde 3,8 oldu. Böylece yatırım harcamaları 34 çeyrek sonra ilk kez düştü” dedi.

CHP Ekonomi Politikaları Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, 2018 yılı üçüncü çeyrek büyüme rakamlarıyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada şunları belirtti:
EKONOMİK DURGUNLUĞA RESMEN İLK ADIM
2018’in üçüncü üç ayına ilişkin büyüme verileri, Türkiye ekonomisinin sert bir yavaşlama sürecine girdiğini ve ekonomide durgunluğun başladığını gösteriyor. Piyasalar 2018’in üçüncü üç ayında yüzde 2 büyüme beklerken, gerçekleşen büyüme yüzde 1,6 oldu. Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış milli gelir rakamlarına göre ise yılın üçüncü üç ayında ekonomi, bir önceki üç aya göre, yüzde 1,1 daraldı. Böylece Türkiye ekonomisi ekonomik durgunluğa ilk adımını resmen attı.
YATIRIM HARCAMALARI 34 ÇEYREK SONRA İLK KEZ GERİLEDİ
Özellikle yatırım harcamalarındaki sert daralma önümüzdeki günler için parlak bir tablo ortaya koymuyor. Yatırım harcamaları, 2009 krizinden bu yana ilk kez bu yılın üçüncü üç ayında daraldı. 2018’in üçüncü üç ayında, geçen yılın ayını dönemine göre makine ve teçhizat yatırımları yüzde 8,5, inşaat yatırımları ise yüzde 1,8 geriledi. Aynı dönemde toplam yatırımlardaki gerileme ise yüzde 3,8 oldu. Böylece yatırım harcamaları 34 çeyrek sonra ilk kez geriledi.
Sadece yatırım harcamalarında değil, hane halkı tüketim harcamalarında da sert bir yavaşlama olduğu dikkati çekiyor. Hane halkı tüketim harcamaları üçüncü üç ayda sadece yüzde 1,1 artarken, özellikle dayanıklı tüketim malı harcamalarında yüzde 23,9; yarı dayanıklı tüketim malı harcamalarında yüzde 4,5 daralma olması, tüketicinin zaruri harcamaları dışında harcamalarını kestiğini gösteriyor.
SANAYİDE ÇOK SERT FREN; İNŞAAT SEKTÖRÜ RESMEN DURDU
Gerek yatırım gerekse dayanıklı tüketim malları harcamalarında yaşanan sert yavaşlamanın üretim cephesinde, özellikle sanayi üretimini olumsuz etkilediği görülüyor. Nitekim, sanayi katma değeri yılın üçüncü üç ayında, geçen yılın aynı dönemine göre sadece yüzde 0,3 artış gösterdi, mevsim ve takvim etkilerinden arınmış sanayi katma değeri ise bir önceki üç aya göre yüzde 1,8 daraldı.
İnşaat sektöründe mevsim ve takvim etkisinden arınmış katma değer, ikinci üç aydaki yüzde 0,4’lük daralmanın ardından, üçüncü üç ayda da yüzde 0,9 daraldı. Böylece inşaat sektörü iki çeyrek üst üste gerilemeyle resmen resesyona (durgunluğa) girdi.
KRİZİN FATURASI EMEKÇİYE
Ekonomide başlayan sert yavaşlama ve durgunluğun maliyeti ise emekçilere ciro ediliyor. 2018’in üçüncü üç ayında işgücünün milli gelirden aldığı payın geçen yılın aynı dönemine göre neredeyse bir puan gerilediği ve yüzde 31,6’ya düştüğü dikkati çekiyor.
MİLLİ GELİR 2011 SEVİYELERİNE İNDİ
Yaşanan kur şoku ve ekonomik durgunluk dolar cinsinden milli geliri de aşağıya çekiyor. 2018’in üçüncü üç ayında 12 aylık dolar cinsinden GSYH 833 milyar dolar ile 2011 seviyelerine kadar indi.
EN KÖTÜSÜ GEÇMEDİ, ÖNÜMÜZDE DURUYOR
Açıklanan yılın üçüncü üç ayına ilişkin veriler Türkiye ekonomisinde durgunluğun resmen başladığını teyit ediyor. Ekonomide yaşanan kur şokunun esasen 2018’in son çeyreğinde etkisini göstereceği dikkate alındığında Türkiye ekonomisi için en kötünün geçmediği, tersine tam önünde durduğu anlaşılıyor.
SARAY ALGI YÖNETİMİNİ BIRAKSIN, İŞİNİ YAPSIN
Saray idaresi ise durumun ciddiyetini görmezden gelerek, algı yönetimi ve ardı gelmeyen aspirin cinsinden tedbirlerle seçimlere kadar durumu idare etmeye çalışıyor. Yaşanan krizin ağır yükünü ise başta emekçiler olmak üzere 81 milyon beraberce ödüyoruz. Saray İdaresinin atladığı ve görmek istemediği gerçeği biz kendilerine hatırlatalım: Milletimiz sağlam ferasetiyle, faturayı millete kesenlere, acı reçeteyi 81 milyona bölüştürmek isteyenlere Mart seçimlerinde okkalı bir tokat atmaya hazırlanıyor.

MİLLETE TALKINI, BETON VE FAİZ LOBİSİNE SALKIMI

CHP’Lİ ÖZTRAK: MİLLETE TALKINI, BETON VE FAİZ LOBİSİNE SALKIMI

ANKARA – CHP’li Öztrak, iktidarın batık müteahhitleri ve bankaları rahatlatmak, dökülen betona yeniden can suyu vermek amacıyla ucu Merkez Bankası’nın Banknot Matbaasına kadar uzanabilecek yeni bir hortum operasyonunu başlatmaya hazırlandığı belirterek, “Millete sürekli talkın veren Saray; üzümün salkımını beton ve faiz lobisine yedirmeye hazırlanıyor” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü, Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, MYK toplantısı sürerken düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Bugün 3 Aralık Dünya Engelliler Günü. Engelsiz bir dünya aslında bir toplumun medeniyette ulaştığı seviyeyi gösterir. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim engellilere dönük politikalarımızın hedefi, engelli yurttaşlarımızın hiçbir ayrım yapmadan diğer tüm yurttaşlarımızla aynı şekilde her türlü ekonomik, sosyal faaliyetlere katılabilmesi, toplum içinde diğer bireylerden farksız biçimde yer alabilmelidir. Bunun için elimizden gelen her şeyi yapmaya kararlıyız.

MYK toplantımızda şu konuları ele alıyoruz: Ekonomideki son gelişmelere baktık, halkla ilişkilere gelen mesajları inceledik, eğitimde ortaya çıkan sorunları ele aldık, tarımla ilgili meselelere baktık. Arkadaşlarımız Pazar günü yapılan eğilim yoklamaları hakkında bizlere bilgi verdiler. Yine Berlin ve Viyana’ya geçtiğimiz hafta sonu yapmış olduğumuz ziyaretlerle ilgilide MYK’ya bilgi verdik.

EKONOMİDE “ANİ DURUŞ” DENECEK ÖLÇÜDE YAVAŞLAMA VAR

Bugün Kasım ayı enflasyon rakamları açıklandı. Kasım’da tüketici fiyatlarındaki düşüş beklentilerin de ötesinde gerçekleşti. Tüketici fiyatlarında piyasalar yüzde 0,6 civarında bir gerileme beklerken, gerçekleşme bunun iki katına çıktı ve Kasım ayında tüketici fiyatlarındaki düşüş yüzde 1,44 oldu.  12 aylık enflasyon ise Kasım’da yüzde 21,6 olarak gerçekleşti. Bir önceki 12 aylık enflasyon yüzde 25,2’ydi. Peki bu düşüşün arkasında ne var? Bir kere her şeyden önce ekonomideki yavaşlama var öyle anlaşılıyor. İthalat verilerinden, diğer göstergelerden de ekonomide gerçekten ani duruş diyebileceğimiz ölçüde hızlı bir yavaşlama dikkati çekiyor. Bu da tabi fiyatların aşağı doğru gitmesine neden oluyor.

İkincisi, yapılan çeşitli vergi indirimleri var. Yine ulaştırma fiyatlarında, kurdaki gerilemeyle birlikte akaryakıt fiyatlarında yapılan indirimler var. Bunlarında etkili olduğu gözüküyor. Çünkü gerçekten indirimin en fazla göze çarptığı alan ulaştırma fiyatları. Ve birde tabi en önemlisi TÜİK’te değişen bir Başkan Yardımcısı var. Tüm bu gelişmeler enflasyonu Kasım ayında aşağıya çekmiş gözüküyor.

HALA ENFLASYONU EN YÜKSEK 10. ÜLKEYİZ

Ancak Kasım ayında yüzde 21,6 enflasyon ile Türkiye hala daha dünyada enflasyonu en yüksek 10 ülkeden biri, 10. Ülke. Peki enflasyonu bize yakın kimler var diye baktığımız zaman işte Zimbabve, Liberya, Sierra Leone gibi ülkeler yer alıyor. Dolayısıyla enflasyonu G-20’de en yüksek ikinci ülke Arjantin’den sonra Türkiye gözüküyor. Kasım’da da üretici fiyatları yüzde 2,5 düşmüş, yıllık üretici enflasyonu yüzde 38,5 olmuş. Üretici fiyatları ile tüketici fiyatları arasında makasın daha hala çok açık olduğunu görmek mümkün. Ama özellikle dar gelirlinin enflasyon sepetinde ağırlığı olan temel gıda ürünlerinde fiyat artışlarının hala çok daha yüksek olduğunu görüyoruz. Kuru soğanın fiyatı bir ayda yüzde 51 artmış. Patatesin fiyatı yüzde 15 artmış, kuru fasulyenin fiyatı %14 artmış. Listeyi böyle uzatıp götürmek mümkün. Vatandaşın mutfağında yangının devam ettiğini bu fiyatlar gösteriyor. Kaldı ki ürün sepetine baktığımızda öyle tüm mallara yaygın bir fiyat düşüşü olmadığını aslında düşüşün büyük ölçüde ulaştırma sektöründen kaynaklandığını biraz önce ifade etmiştim. 261 kalem ürünün fiyatı artmış, 28 kalem ürünün fiyatı değişmemiş, sadece 108 kalem üründe fiyatlar düşmüş.

ASGARİ ÜCRET 2.200 TL OLMALI

Geçtiğimiz hafta hükümet yeniden değerleme oranını belirledi. Nedir bu yeniden değerleme oranı? Yani bizden alacakları vergileri, maktu vergileri, cezaları, trafik cezalarını, vergi cezalarını ne kadar arttıracaklar onu gösteren oran. Bu oran yüzde 23,7 arttırılmış. Yani vergilerimiz, cezalarımızı geçen yıla göre, 2018’e göre yüzde 23,7 zamlı olarak ödeyeceğiz önümüzdeki yılda. Peki kendi alacağına böyle bir zam yapan devlet emekçinin asgari ücretine ne kadar zam yapacak bunu izleyeceğiz, göreceğiz. Ama Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz bunun daha fazla bekletilmeden belirlenmesi için ve kriz koşullarında iyice ezilen çalışanlarımıza bir ölçüde nefes alma imkanı verebilmek için TBMM’ye asgari ücreti 2 bin 200 TL’ye çıkaracak bir kanun teklifini sunduk. Aynı zamanda bu kanun teklifinde asgari ücretten vergi alınmamasına ilişkin düzenlemede var. Şimdi önümüzdeki günlerde kimler işçinin yanında, kimler emekçinin yanında, kimler emekçilerin karşısında, havuzcuların yanında bunu görme imkanımız olacak.

ERGENEKON ÇÖKTÜ: ASLİ SAVCI YURT DIŞINA, SİYASİ SAVCI SARAYA ÇIKTI

Türkiye’nin yakın tarihinde kara bir leke olan ve yüzlerce aileyi ve insanı mağdur eden, insanların yaşamlarını kaybetmesine neden olan Ergenekon kumpas davasında artık sona yaklaşılıyor. Yargıtay’ın bozma kararıyla zaten çöken bu dava alt mahkemede yeniden görüşülürken savcı mütalaasını açıkladı ve Ergenekon diye bir örgütün varlığını ispat edecek delil olmadığını ifade etti. Keşke savcı bunun kumpas olduğunu söyleseydi bu durumda mağdurların tazminat alması daha da kolay olacaktı ama bunu yapmadı. Bu dava iktidara ortak olan bir çetenin, devleti ele geçirmek için adaletin terazisiyle pervasızca oynadığını, kumpaslar kurduğunu ortaya çıkardı. Dava çöktü ama davanın asli savcısı yurtdışında kaçtı. Davanın siyasi savcısı da Saraya çıktı. Davanın avukatıyım diyen önceki dönem Genel Başkanımız Sayın Deniz Baykal, yine bu davanın kumpas olduğunu söyleyen mevcut Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun haklı olduklarını tüm Türkiye bir defa daha gördü.

O dönemde bu kumpas davasının savcısına zırhlı araba tahsis edenlere, övgüler düzenlere, heykelini dikmeye kalkanlara, Türkiye bağırsaklarını temizliyor diyerek emperyalistlerin uzun vadeli emellerine çanak tutanlara şimdi sormak gerekiyor: Eserinizden memnun musunuz? Hiç mi vicdanınız sızlamıyor? Kumpaslarınız, algı operasyonlarınız, gerçek ötesi siyasetiniz sonucunda mağdurlara yaşattığınız felaketler, şanlı ordumuzun itibar kaybı, hain darbe girişimine giden süreç ve bugün yaşanan sivil darbe ortamının siyasi failleri ne zaman hesap verecekler?

ALLAH’A HESABINIZI AHİRETTE VERİRSİNİZ

Bu acı ve sıkıntılı dönemin artık herkese şunu göstermiş olmasını diliyorum. Siyaset adaletin terazisi ile oynamamalı. Çünkü gün gelir o terazide sizde tartılmak zorunda kalırsınız.

Yine “Allah bizi affetsin” diyenlere sesleniyorum. Allah’a hesabınızı elbette ahirette verirsiniz. Ancak o gün o ateşe odun taşıyanlar azıcık hicap duyguları varsa tarih ve millet önünde kumpas mağdurlarının ailelerinden samimi bir özrü esirgememeliler. Sonra da dünyanın neresinde olursa olsun böyle büyük bir gaflete düşen yöneticilerin her yerde yaptığı gibi çekip gitsinler.

TCMB’NİN BANKNOT MATBAASINA KADAR UZANABİLECEK BİR HORTUM OPERASYONU

Saray ve onun temsil ettiği iktidarın kriz koşullarında yaptığı ekonomik tercihler bu ülkenin kaymağını kimlerin yediğini gayet açık bir şekilde ortaya koyuyor. Saray idaresi batık müteahhitleri ve bankaları rahatlatmak, dökülen betona yeniden can suyu vermek amacıyla ucu TCMB’nin Banknot Matbaasına kadar uzanabilecek yeni bir hortum operasyonunu başlatmaya hazırlanıyor. Önce müteahhitlerin elindeki konut stoklarını Emlak Konut’a devredecek bir program hazırladılar şimdi de yeni bir finansal operasyon hazırlıyorlar. 3 kamu bankası ve 1 özel banka ellerindeki konut kredilerinden oluşan havuzu teminat göstererek ipoteğe dayalı kağıtlar ihraç edeceklermiş. Bankaların çıkardığı bu kağıtlar Kalkınma ve Yatırım Bankası tarafından ihraç edilecek Varlığa Dayalı Menkul Kıymetler ile değiş tokuş edilecekmiş. Böylece sorunlu krediler devlet eliyle sıfır riskli kamu kâğıdı haline dönüştürülecekmiş. Bankaların daha önce uyguladıkları düşük faizler nedeniyle ortaya çıkan zararlarda bu yöntemle kapatılacakmış. Müteahhitlere bankalar yeniden kredi açılabilecek duruma geleceklermiş.

Ama yapılacak bu finansal operasyonun burada kalması zordur.  Geçenlerde söylemiştim bu her yere yayılır. Çünkü bütün kesimler böyle bir operasyonu bizim için de yapın diye Saraya baskı yapacaklardır. Bunun sonucunda hem ihraç edilecek Varlığa Dayalı Menkul Kıymetlerin miktarının artması, hem de bu işin sonunda, hani bugün diyor ya kesinlikle bu kağıtları almayacağım diye Merkez Bankası, sarayın vereceği bir emirle bu kağıtların Merkez Bankası tarafından alınması söz konusu olacaktır.

MİLLETE TALKINI, BETON VE FAİZ LOBİSİNE SALKIMI

Millete sürekli talkın veren Saray; üzümün salkımını beton ve faiz lobisine yedirmeye hazırlanıyor. Saray bankaların elindeki bakırları, devlet eliyle altın yapmaya uğraşıyor. Ancak atladıkları bir konu var. Bakırdan altın olmaz arkadaşlar. Hiçbir kimyacı bunu beceremedi. Aspirin hastalığı tedavi etmez. Bir koyundan bu kadar çok post çıkmaz. Bundan önceki küresel krizde bankaları batıran süreci şimdi Saray seçimlere kadar işi idare edebilmek için devlet eliyle başlatıyor.

BANKALARIN STRES TESTİNDEN HABER YOK

Bu arada Damat bakan Orta Vadeli Programda bankaların stres testleri yapacağız dedi, ne oldu bir haber var mı? Bankaların stres testleri ortadan yok oldu, hiçbir haber yok. Anlaşılan Saray küresel krizinin acı hatıralarını çabuk unuttu. Ben Sarayı uyarıyorum. Bu adımlar Türkiye’ye dönük risk algısını giderek daha fazla artıracaktır.

SEÇİMİN FİNANSMANI İŞSİZLİK FONU’NDAN

Hem vatandaşta Sarayın krizin yükünü adil dağıtmadığı hem de piyasalarda risk algısını artıracak bir diğer düzenleme; İşsizlik Sigortası Fonu kaynaklarını seçim öncesinde daha fazla kullanmak amacıyla atılan adımdır. İşsizlik Fonu’ndan harcama yetkisi bir önceki yıl prim gelirlerinin yüzde 30’uydu biliyorsunuz, yapılan bir düzenlemeyle 2019, 2020 yıllarında işsizlik fonundan harcanacak yani primlerin kaçı harcanacak diye baktığınızda bu oranı yüzde 50’ye çıkardılar.

Birlikte çalışmaktan onur duyduğum, eski Hazineci Hakan Özyıldız, seçim yıllarında İşsizlik Sigortasının esas faaliyetleriyle ilişkisi bulunmayan harcamalarında olağanüstü bir artış olduğunu tespit eden bir yazı yazmış. Yani seçim yıllarında bu İşsizlik Fonu kullanılıyor. İşsizlik Fonu’nun seçim finansmanı için kullanıldığı bu çalışmada açıkça görülüyor. Nitekim Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerin yapıldığı bu yıl da Fonun “diğer giderler” kalemi yüzde 96 artmış arkadaşlar. 18,6 milyar TL’yi geçmiş. Anlaşılan bu Mart seçimleri nedeniyle önümüzdeki yılda işsizin parası seçimlere peşkeş çekilecek.

FAİZ DÜŞERKEN RİSK ARTIYOR

Ne kadar gizlemeye çalışırlarsa çalışsınlar ama artık ülkenin içinde bulunduğu riskler giderek daha fazla dikkati çekiyor. Faizler geriledi, öyle deniyor. Faizlerdeki gerilemeye karşın Türkiye’nin risk primini gösteren kredi temerrüt primi son üç haftadır artış eğiliminde. 6 Kasım’da 358 baz puan olan risk primi 29 Kasım itibariyle 392 baz puana yükselmiş. Borçlanma faizleriyle, temerrüt risk primleri arasındaki makas giderek açılmaya başlamış. Halbuki biliyorsunuz faiz enflasyon artı risktir. Risk artıyor ama faiz düşüyor.

PANSUMAN TEDBİRLERLE OLMAZ, IMF’NİN KAPISINA DAYANIRSINIZ

Buradan bir daha söylüyorum, Saray artık durumun ciddiyetinin farkına varmalıdır. Aspirinle, pansumanla bu iş seçime kadar zor gider. Sonrasında IMF kapısına dayanmaktan başka çareniz kalmaz. Arjantin’e daha yeni gittiniz, burada milleti görmüyorsunuz, milletten koptunuz ama en azından Arjantin’de sokaklara bir bakabilirdiniz Arjantinlilerin IMF programı altında çektikleri sıkıntılar nedeniyle neler yaptıklarını görebilirdiniz. Korkarım bu işi batırılacak. Hatada hala ısrar ediliyor. Saray Türkiye’yi aile şirketi gibi yönetmekten vazgeçmiyor. Son olarak Türkiye Varlık Fonu’nun başındaki Kayınpeder, damadına sınırsız imza yetkisi vermiş. Hazine’nin kasasından sonra, milletin elinde atadan deden kalan son gümüşler de artık damada emanet.

Ya bu Adalet ve Kalkınma Partisi gerçekten metal yorgunu yeterli ve ehil kadro bulma konusunda ciddi sıkıntıları var.  Ya da kayınpeder, damadından başka hiç kimseye güvenemez hale gelmiş. Her iki durumda da bu ülkemiz için çok ciddi bir sorun olarak gözüküyor. Uçan, uçmayan Saraylarında efuli ve ejder sularıyla keyif yapanlar, gününü gün edenler, milletten kopup, Türkiye’yi bir aile şirketi gibi yönetenler toplumu ayrıştırarak, bölüp parçalayarak bu ucube düzeni sürdürme derdine düşmüş durumda.

BIRAKIN KAYMAĞINI YEMEYİ, ÜLKENİN DİBİNİ SIYIRDILAR

Geçtiğimiz günlerde AKP Genel Başkanı çıkmış, CHP’li bazı ilçe belediyelerinin olduğu yerlerde seçmenlerin Türkiye’nin kaymağını yiyenler olduğunu iddia ediyor. Türkiye’nin meselelerinden bunların haberi yok diyor. İnsaf Sayın Erdoğan! 16 yıldır yandaşlarınızla birlikte bu ülkede yemediğiniz kaymak kalmadı, bırakın kaymak yemeyi ülkenin zenginliklerinin dibini sıyırdınız. Yandaşların vergi borçlarını sıfırlandınız, geçilmeyen köprüye, yatılmayan hastaneye garantiler verip yandaşlarınıza devasa ihaleler verdiniz, bunlara kamu bankalarından krediler sağladınız, vatandaşın cebinden alıp yandaşın cebine koydunuz. Şimdi çıkmış CHP’ye oy veren vatandaşlarımıza ülkenin kaymağını yiyorlar diyerek kara çalmaya kalkıyorsunuz.

Yine öyle anlaşılıyor ki efuliyi ve ejder suyunu fazla kaçırdınız. Demişsiniz ki CHP’li ilçe belediyelerinin insani gelişme listesinde en üst sıralarda bulunması, hükümetin ve büyük şehir belediyelerimin sayesinde. Yani iktidar ve büyükşehir belediyeleri kendi belediyelerini bir yana bırakmışlar, CHP’li belediyelere hizmet götürmüşler. Buna kargalar güler. Siz önce bizim belediyeleri iş yapamaz hale getirmek için gönderdiğiniz müfettiş ordularının, yaptığınız görevden almaların hesabını verin.

BELEDİYE BAŞKANLARINI GÖREVDEN ALDILAR, DOSYALARINI MAHKEMEYE SUNMADILAR

Siz bunları söyleyince yandaşlarınız da gaza geliyor “Erdoğan İstanbul’da çorabını koysa seçilir” diyerek İstanbullulara hakaret etmeye başlıyorlar.

Ne yapsanız olmuyor, ne derseniz hakikati değiştiremiyorsunuz. Rakamlar ortada… İnsani gelişmenin en yüksek olduğu, insanların en iyi yaşadığı, en iyi hizmet aldığı 30 belediyeden 19’u CHP’li. Listeye bu sene giren 14 belediyenin 9’u da CHP’li. Yani listenin tamamında da, bu sene listeye yeni dahil olan ilçe belediyelerinde de CHP’nin ezici bir üstünlüğü var. Biz belediyeleri de, ülkeyi de sizden çok daha iyi idare ederiz. Siz ise milletin seçtiklerini istifa ettirip zevahiri kurtarmaya çalışırsınız. Bu seçimde hem milletin seçtiğini istifa ettirdiniz, hem de daha hala mahkemelere herhangi bir dosyası sunamadığınız bir takım belediye başkanlarını görevden aldınız.  Bunun hesabını tabi ki millete vereceksiniz. Bakın şunu açık seçik ifade edeyim, bu millet iradesine musallat olandan mutlaka hesap soracaktır. Bu hesap sandıkta sorulacaktır.

BİZ YEREL SEÇİMLERDE İDDİAMIZI ORTAYA KOYUYORUZ

Biz önümüzdeki Mart seçimleri için bir iddiayı ortaya koyuyoruz. Tüm ilçe ve büyükşehirlerimizi tıpkı mevcut belediyelerimizde yaptığımız gibi hiç bir vatandaşımızı dışlamadan, hiç kimseyi ayırmadan en üst düzeyde yaşanılır yerler haline getireceğiz. Bunda kararlıyız. Londra’da, Berlin’de, New York’ta, Paris’te ne hizmet varsa bizim belediyelerimizde de ondan daha iyisini vermeye çalışacağız. Bu hizmete talibiz. Biz Çankaya’yı Mamak’tan ayırmayız; Sultangazi’yi Beşiktaş’tan farklı görmeyiz. 784 bin kilometrekare vatan toprağının her bir karışı ve orada yaşayan her bir yurttaşımız bizim için aynı derecede kutsal ve hizmete layıktır değerli basın mensupları.

Yalanı doğru gibi anlatmaya dayanan gerçek ötesi popülist siyasetle milleti ayrıştırıp, kutuplaştıran Saray sakinlerinin derdini aslında biz çok iyi anlıyoruz. Saray istiyor ki kriz konuşulmasın, işsizlik konuşulmasın, iflaslar ve konkordatolar konuşulmasın. Millet geçim derdini unutup Sarayın gerçek ötesi gündeminin peşine takılsın.

Yaşanan kriz hem Çankaya’daki memur ailesini hem de Mamak’ta yaşayan işçi ailesini aynı şekilde eziyor. Kriz hem Kadıköy’deki esnafı hem Sultangazi’deki esnafı aynı derecede bunaltıyor. Siz buralarda yaşayan yurttaşlarımızı karşı karşıya getirerek krizi unutturamazsınız. Biz Sarayın karartmak istediği Türkiye’nin gerçek gündemini anlatmaya ve çözün demeye devam edeceğiz.

TÜRKİYE’NİN GERÇEK GÜNDEMİ EKONOMİDİR

Türkiye’nin gerçek gündemi artan işsizliktir, yangın yerine dönen mutfaklardır, Türkiye’nin gerçek gündemi ekonomidir. Son dış ticaret rakamları yılın dördüncü çeyreğinde hem üretimde, hem yurtiçi talepte ciddi bir daralmanın işaretlerini veriyor. Ama fiyat düşüşleri de aynı şekilde ama saray bunlara dengeleme diyerek işin içinden sıyrılmaya çalışıyor. Önümüzdeki günlerde ekonomik tablonun giderek daha ağırlaşmaya başladığını hep beraber göreceğiz.

MİLLET KENDİ İRADESİNİ HİÇE SAYANA ŞAMARI VURACAK

Oy için her şekli alabilen, bekadan anladıkları tek şey koltuklarının bekası olan bu siyasi zevata artık milletimizin güveni kalmamıştır. Ülkemizin yeniden büyümeye başlaması, vatandaşımızın giderek zorlandığı borcunu ödeyebilmesi, demokrasinin ve ülkemizin birlik ve beraberliği, bekası için 4 ay sonra yapılacak seçimlerde milletimizin kendi iradesini hiçe sayan, kendisinin sıkıntılarını göremeyen bu kadrolara atacağı şamarın sesi her yerden duyulacaktır.

Benim açıklamalarım bu kadar, varsa sorularınızı alabilirim.

Soru- Efendim Sayın Kılıçdaroğlu’nun Almanya ziyaretinde Sevim Dağdelen’le birlikte fotoğrafının görülmesine Sayın Erdoğan sert bir tepki gösterdi. Yan yana, kol kola ne işiniz var, nasıl yan yana gelirsiniz, vatan severlikle alakası yok dedi. Bununla ilgili değerlendirmeniz nedir?

Faik ÖZTRAK- Değerli basın mensupları, bu seyahatimiz esnasında Alman parlamentosunda Türk – Alman Parlamenterler Grubu diye bir grup var. Bununla ilgili olarak kendileri bir toplantı istemişler, bizde kendileriyle bu toplantıyı yaptık. Bu toplantıda her partiden aşağı yukarı milletvekili vardı. Sol Partiden vardı, Liberal Partiden vardı, Yeşillerden vardı, Sosyal Demokrat Partiden vardı ve bunlar Almanya’da Alman parlamentosunun, Alman halkının seçmiş olduğu milletvekilleri.

Değerli basın mensupları, bizim abdestimizden hiç şüphemiz yoktur. Şu gelsin, bu gelmesin diyemeyiz, gideriz kim varsa orada bu Alman parlamentosunun sonunda içinde bir kurumdur, o kurumla görüşmeyi yaparız. Ama bir şeyinde bilinmesini açık seçik isteriz, Oslo’nun, Oslo’da terör örgütüyle yapılan müzakerelerin, açılım sürecinin, şehirlere kazılan hendeklere ses çıkarmayın diyenlerin bugün Kuvayı Milliye’den neşet eden ve bu ülkeye musallat olan her türlü emperyalist projenin karşısında dimdik duran Cumhuriyet Halk Partisine vereceği hiçbir ders yoktur. Önce dönecekler kendilerine bakacaklar. Şunu söylesin Sayın Erdoğan, kendi milletvekillerini eyalet sistemini incelemek üzere neden Almanya’ya göndermiş? Bunun cevabını bir versin.

Soru- İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için Sayın Ekrem İmamoğlu’nun adı geçiyor. Bununla ilgili son zamanlarda kamuoyunda böyle bir algı oluştu. Bununla ilgili bir değerlendirmeniz olur mu? Yani İstanbul adayınız İmamoğlu mu olacak?

Faik ÖZTRAK- Şimdi efendim şöyle söyleyeyim, Beylikdüzü Belediye Başkanımız Sayın İmamoğlu gerçekten İstanbul’daki çok başarılı İlçe Belediye Başkanlarımızdan bir tanesidir. Ama kimin İstanbul’da Büyükşehir adayı olacağına partimizin yetkili kurulları karar verecektir. Bu yetkili kurulda Parti Meclisimizdir. O nedenle izin verirseniz bu konuyla ilgili Parti Meclisimizin kararı oluştuktan sonra gerekli bilgileri sizlere veririz.

Soru- Efendim birde Ankara’yı soralım. Özellikle Mansur Yavaş ismi çok konuşuluyor. İYİ Parti’yle birlikte Ankara’da bir ortak aday çıkartılma ihtimali var mıdır? Bu ihtimal konuşuluyor özellikle yapılan son görüşmelerde. Yine Kılıçdaroğlu ve Akşener görüşmesinin önemli bir gündem olacağı belirtiliyor. Partinizden açıklamalar gelmişti Seyit Torun bizim adayımızın partimizin rozetini takması gerekiyor ifadesi vardı ama Mansur Yavaş dün Ayyıldızlı rozet paylaşarak bundan daha güzel rozet var mı dedi. Tüm açıklamalar ışığında ortak aday konusuna nasıl bakıyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Arkadaşlar ben Genel Başkanımızın sözlerini bir kere daha burada tekrarlamak istiyorum. Hiç merak etmeyin çok güzel şeyler olacak.

Soru- Sayın Muharrem İnce’nin İstanbul’da ortak aday olarak kamuoyu yoklaması talebi vardı bununla ilgili bir gelişme oldu mu?

Faik ÖZTRAK- Efendim İstanbul’da yine yapılacak olan yani kamuoyu yoklaması mı yapılacak, ne olacak bununla ilgili yöntemleri henüz görüşmedik MYK’da.

Soru- Mansur beyle ilgili, isim vermedi ama Seyit Torun’a bir cevap sosyal medya üzerinden böyle bir cevap verilmesini nasıl karşılıyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi değerli arkadaşlar, baştan itibaren bir şeyi burada söylemeye çalışıyorum. Bir müzakere sürecini yürütüyoruz ve açık söyleyeyim, meseleyi koltuklarının bekası meselesi olarak görenlerin karşısında bu ülkenin birlik, beraberliğinin ve demokrasinin bekası için mücadele ediyoruz. O nedenle de ben müzakereler sürerken tarafların sosyal medya üzerinden birbirlerine mesaj göndermelerini çok doğru bulmuyorum.

Soru- Efendim İYİ Parti’yle yapılan işbirliğinde şöyle bir iddia ortaya atıldı. Sayın Bülent Tezcan’ın sunduğu raporda Manisa ve Mersin’in İYİ Partiye devredileceği. Böyle bir gelişme var mı bu görüşmelerden çıkan sonuçta?

Faik ÖZTRAK- Böyle bir gelişme bize intikal etmiş değil.

Soru- Efendim İYİ Parti’yle görüşmelerde kriz yaşanmıştı, heyetler bir daha bir araya gelmedi. Şimdi liderlerin görüşmesi bekleniyor. Bundan sonrası için heyetler tekrar çalışmaya başlayacak mı?

Faik ÖZTRAK- Heyetler çalışıyor, çok güzel şeyler olacak arkadaşlar Genel Başkanımızın söylediği gibi.

Soru- Sezai beyin bir açıklaması vardı Mersin’de, İstanbul’da ortak bir aday hakkında. Bununla ilgili bir görüşme olacağı, demokrasi güçleri adına bir araya gelinebilir diye. Bununla ilgili bir değerlendirmeniz olur mu?

Faik ÖZTRAK- Sezai Temelli’nin kendi yaptığı bir değerlendirme var ortada izin verirseniz ben o konuda herhangi bir yorum yapmayım.

Soru- Partiler arası bir görüşme yok mu?

Faik ÖZTRAK- Hayır arkadaşlar yok. Kiminle görüştüğümüz konusunda son derece açık ve şeffafız söylüyoruz.

Soru- Efendim biraz önce değindiniz ama asgari ücretle ilgili bir soru soracağım. Şimdi bu hangi enflasyon rakamına göre hesaplanacak? Bakıldığında 2018 enflasyon rakamı ya da Merkez Bankasının yine 2019 enflasyon tahmini. Şimdi bunların hepsini bir araya koyduğumuzda aslında sizin söylediğiniz 2 bin 200 lirayı hiçbir şekilde bulmuyor. Yani asgari ücretli hangisine bakması lazım ya da sizin bu noktada görüşünüz nedir?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bakın, Türkiye’de bir asgari ücretlinin geçinebilmesi için gerekli olan miktar aşağı yukarı bellidir, arkadaşlarımız buna bakmışlardır ve asgari ücretin 2 bin 200 lira olması gerektiğini tespit ederek meclise bu konuda bir kanun vermişlerdir. Yani gösterge sadece enflasyon değil arkadaşlar. Enflasyonun altında birde o gelir grubunda bulunan insanların tükettikleri mal sepeti var. İşte gıda fiyatlarını biraz önce söyledim. Yani bu insanlar en büyük harcamayı asgari ücretli en büyük harcamayı gıdaya yapıyor. O nedenle bu asgari ücreti belirleme yönteminde tek bir insana insanca yaşayabileceği bir yaşam standardı sağlayabilecek bir ücret tespit edilmiştir.

Soru- Sayın Genel Başkanla Meral hanımın buluşması ne zaman gerçekleşecek? Bu hafta bir beklenti var bu buluşmayla ilgili olarak.

Faik ÖZTRAK- Bana intikal eden bir takvim yok, belirlendiği gün mutlaka sizlere de açıklanacaktır.

SOĞANA DEĞİL SOYANA BAKACAKSINIZ

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, MYK sürerken yaptığı basın toplantısında şunları söyledi:

MYK toplantımız sürüyor. Bugün gündemimizde yine her zaman olduğu gibi ekonomideki son gelişmeler vardı. Bu hafta sonu hem Adalet ve Kalkınma Partisi’nin hem de MHP’nin mahalli idarelerle ilgili seçim stratejisi kapsamında yapmış olduğu açıklamaları değerlendirdik. Onun dışında diğer konuları da değerlendirmeye devam ediyorduk.

İstanbul Sancaktepe’de eğitim uçuşu için kalkan askeri helikopterimiz düştü, 4 tane şehidimiz var, bir askerimiz ağır yaralı, şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı, ulusumuza da sabır diliyorum, yaralı askerimize de acil şifalar diliyorum. Yine Sivas Ulaş’ta yolcu treniyle yük treni çarpıştı, 10 yolcu yaralandı. Yine buradan yaralananlara acil şifalar diliyorum.

 

ÖĞRETMENLERE 3600 EK GÖSTERGE NE OLDU?

Hafta sonu öğretmenler günüydü. Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, üzerimizde emeği olan tüm öğretmenlerimizi minnetle, saygıyla, sevgiyle anıyorum. Tüm öğretmenlerimizin Öğretmenler Gününü kutluyorum. Öğretmenlerimizin özlük haklarını iyileştirecek ve Genel Başkanımızın Öğretmenler Gününde açıklamış olduğu Öğretmen Yasasının biran önce yasalaşması için elimizden gelen her şeyi yapacağımızı burada bir defa daha belirtmek istiyorum. Bu arada Milli Eğitim Bakanının Öğretmenler Gününde öğretmenlerimize 3600 ek gösterge verilmesiyle ilgili bir açıklama yapacağına dair bir takım haberler yer almıştı. Yine kendisi de bu konuyla ilgili olarak görebildiğim kadarıyla bir banner hazırlatmış. Ancak bu 3600 ek göstergeyle ilgili herhangi bir açıklama gelmedi, ses seda yok. Bununla ilgili açıklamayı bekliyoruz.

 

TÜRK KADINI KURTULUŞ SAVAŞINDA MERMİ TAŞIYAN KADINDIR, YILDIRAMAZSINIZ

Dün Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Günüydü. Kadın cinayetleri son 14 yılda ülkemizde 5’e katlanmış. Her 10 kadından 4’ünün şiddet gördüğü bir ülkede yaşıyoruz. Bunun önlenmesi için partimiz yine bir yasa teklifi verdi. Bu yasanında takipçisi olacağız. Ama dün yine son derece üzücü bir gelişmeyle karşı karşıya kaldık. İstanbul’da kadına karşı şiddeti protesto etmek isteyen kadınlar ciddi polis şiddetiyle, biber gazıyla yine karşı karşıya kaldılar. Değerli arkadaşlar, Türk kadınını şiddetle yıldıramazsınız. Türk kadını Kurtuluş Savaşına omzunda top mermisi taşıyarak, çocuğunun kundağını o mermiye sararak katkıda bulunmuş yüksek irade sahibi kadındır. Dolayısıyla ne polis şiddeti, ne başka bir şiddet, baskı Türk kadınını yıldırmamalıdır, yıldırmayacaktır. Onun içinde istedikleri kadar biber gazı sıksınlar hem biz, hem Türk kadını kendi haklarının, kendilerine karşı ortaya çıkan şiddetin önlenmesinin mutlaka takipçisi olacaklardır.

 

MİLLETİ AYRIŞTIRACAK VE PARÇALAYACAK BİR SENARYO

Hafta sonunda Saray ve Sarayın küçük ortağı aynı merkezden kaleme alındığı anlaşılan, milletimizi ortadan ikiye bölecek, ayrıştıracak, parçalayacak bir senaryoyu mahalli idare seçimleri kampanyasını başlatırken yürürlüğe koydular. Kendi beceriksizliklerinden kaynaklanan ve milletimizi kasıp kavuran ekonomik krizi ikinci plana atabilmek için sığındıkları yalanlar, son derece seviyesiz üslup ve söylemleri, seyredenlerin başını döndüren zikzakları, milleti aldatan bu ittifakın onun öfkesinden nasıl da korkmaya başladığını açık seçik ortaya koydu. Bunlar efuliyi çekip, uçan saraylarından memlekete bakıp, herkesi kör alemi de sersem sanıyorlar. Artık iyice dağıttılar. Bu ülkenin ilk partisi, kuruluşun ve kurtuluşun partisi, ülkenin bekasının ve birlik ve beraberliğinin teminatı Cumhuriyet Halk Partisi için akla, izana aykırı, gerçeklerle uyuşmayan, nefret diliyle söyledikleri yalanları geldikleri yere aynen iade ediyorum.

 

OYUNUN AMACI BELLİ: MİLLETİN GERÇEK GÜNDEMİNİ KARARTMAK

Bunların oynadığı oyun gayet açıktır. İşsizlik, yoksulluk, ekonomik sıkıntılar milletimizi hangi partiye oy verdiğine bakmaksızın ezip geçiyor. İktidar yanaşması küçük bir grup dışında, milletimiz krizde inim inim inliyor. Bunların amacı milletin gerçek gündemini karartmak, vatandaşın asıl sorunlarının tartışılmasını engellemek, seçimlere ayrışmış, bölünmüş, terör korkusuyla geçim kaygısı unutturulmuş, kutuplaştırılmış kitlelerle gitmektir.

 

BU ZEVATI İZLERKEN MİLLETİN BAŞI DÖNDÜ

Artık İstanbul, Ankara ve İzmir’de havlu atacaklarını anladılar. Bu üç büyük şehirden birini bile alamayacaklarını gördüler.  Daha bir ay önce “herkes kendi yoluna” deyip ayrılanlar, dün panik içinde yeniden kucaklaşıyorlardı. Bu zevatı izlerken milletimizin başı döndü. Ancak bunlarda nasıl bir omurga varsa dönmekten bir türlü yorulmadılar.

 

KARŞIMIZDA CİDDİYE ALINACAK, SORUMLU BİR SİYASET ANLAYIŞI YOKTUR

Üzülerek söylüyorum. Karşımızda artık ciddiye alınacak sorumlu bir siyaset anlayışı yoktur. Karşımızda kendi bekasından başka bir şey düşünmeyen koltuklarını koruyabilmek için, milletimizi bölmeyi dahi göze alacak kadar gözü dönmüş, ülkenin bekası açısından tehdit oluşturan bir şer ittifakı vardır. Siyasette dip yapan bu ittifak üslupta da maalesef dip yapmaktadır.

 

CHP’NİN ADINI TERÖRLE ZİKRETMEK EDEP YOKSUNLUĞUDUR

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, emperyalizme karşı savaşırken kurduğu, milliyetçiliğini duvarlara değil, Kıbrıs’ın Beş Parmak Dağlarına, Ege’nin mavi sularına yazmış, Genel Başkanına PKK terör örgütü tarafından suikast tertip edilmiş, Cumhuriyet Halk Partisi’ni terörle yan yana getirmek basit bir “oksimoron” değil, en hakikisinden edep yoksunluğudur.

 

BU DEDİKLERİNİZİ İSPAT EDEMEZSENİZ MÜFTERİSİNİZ, ŞEREF YOKSUNUSUNUZ

Partimize karşı bu isnatlarda bulunanlardan AKP Genel Başkanının sicili ortadır. Bu iftiraların sahibi, Büyük Ortadoğu ve Genişletilmiş Kuzey Afrika Projesinin eş başkanı olmakla övünen, şehitlerimize kelle, terörist başına Sayın diyen, Oslo’da bürokratlarına teröristlerle masaya oturma talimatını veren, Habur’da teröristler için çadır mahkemeleri kuran, şehirlere silahlar yığılıp hendekler kazılırken “aman bir şey yapmayın” diye valilerin elini tutan, bugün terör örgütü olduğunu açık açık söyledikleri FETÖ örgütüne “ne istediniz de vermedik” diye gözyaşları içinde seslenen “Milliyetçiliği ayaklarımızın altına aldık” diyen kişidir.

Bu sözleri içine sindirebilen iktidarın küçük ortağı da nefret ve iftira dilinde kendisinden aşağıda kalmamaktadır. Atılan bu çamurlar, Cumhuriyet Halk Partisi’nin üzerinde durmaz ama madem böyle bir iddiayı ortaya attılar onlarında anlayacağı bir dille şunu ifade etmek istiyorum: Bu dediklerinizi ispat edemezseniz müfterisiniz, şeref yoksunusunuz.

 

BAYRAM DEĞİL SEYRAN DEĞİL NEREDEN ÇIKTI BU FEDERAL SİSTEM

Geçmişte oy için “gerekirse papaz elbisesi” bile giyebileceğini ifade eden Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Genel Başkanının partisinin bazı milletvekilleri geçtiğimiz hafta Almanya’ya gitmiş. Gidiş sebeplerini de sosyal medyadan paylaşmışlar. Sebep Almanya’daki federal sistemin işleyişi hakkında görüş alışverişinde bulunmakmış. Birde rivayet olunuyor ki, Sayın Bahçeli’de bu ziyarete ön izin vermiş. Hayrola arkadaşlar, bayram değil seyran değil nereden çıktı bu federal sistem, ne oluyor? Hatırlayacaksınız, anayasa değişikliği referandumuna gidilirken uyarmıştık. Cumhurbaşkanına eyalet kurma yetkisi veriliyor demiştik. O dönemde Saray’ın başdanışmanlardan biri çıkıp Çin’i örnek göstererek referandumdan evet çıkarsa eyalet sistemine geçilmesi gerektiğini açıklamıştı. Erdoğan’ın kendisi de daha bundan birkaç yıl önce şunları söylemişti, “Osmanlı’da da Lazistan, Kürdistan vardı. Türkiye eyalet sisteminden korkmamalı.”

 

MHP’Yİ YORGAN YAPIP ÜSTLERİNE ÇEKSELER DE BUNLARI ÖRTÜP KAPATAMAZLAR

Şimdi dışarıda emperyal güçlere şirin görünmek için vatanı bölecek bu proje tekrar ısıtılırken, içerde on parmakta on kara kendilerinden olmayan herkesi bölücü terör örgütünün yandaşı olarak karalıyorlar. Emperyalizmin tüm Ortadoğu’yu ve Kuzey Afrika’yı yeniden paylaşmak için tasarladığı bir projenin eşbaşkanı olmakla da övünen Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Genel Başkanından, açık söyleyeyim, bizim alacağımız hiçbir yerlilik, millilik, birlik ve beraberlik dersi yoktur. Arşivler ortadadır, MHP’yi yorgan yapıp üstlerine çekseler de bunları örtüp kapatamazlar ama yorgan kirlenir. Bunun hesabını da milletimize MHP’yi Adalet ve Kalkınma Partisine yorgan eden verir.

 

ÜLKENİN ÜSTÜ KAPATILMAK İSTENEN GERÇEK GÜNDEMİ EKONOMİDİR

Geçelim üstü kapatılmak istenen milletimizin gerçek gündemine.

Artık mızrak çuvala sığmıyor, mutfaklar yangın yeri, işsizlik kanayan yara, Türkiye, adı konkordato ve iflaslarla anılan bir ülke haline geldi. Son bir hafta 10 gün içinde ünlü bir restoran zinciri, Türkiye genelinde onlarca kampüsü bulunan bir özel okul, yurt çapında 70 bayisi bulunan yerli bir akaryakıt firması, 11 şehirde 52 bayiliği olan dev bir kuru yemiş firması, İstanbul 3. Havalimanı inşaatında da görev alan bir inşaat firması, Türkiye Cumhuriyet Devlet Demiryollarına vagon imal eden bir şirket, geri dönüşüm sektöründe faaliyet gösteren bir büyük firma konkordato ilan etti. Mudurnu’da büyük bir inşaat projesini yürüten bir firma konkordato başvurusunda bulunmuştu, bu şirket hakkında mahkeme geçici mühletin ardından iflas kararı verdi. Beyaz et sektöründe Sakarya-Kocaeli Bölgesi’nde faaliyet gösteren her 100 firmadan 32’sinin, Ege Bölgesi’nde ise her 100 firmadan 13’ünün artan maliyetlere dayanamayıp üretimini sonlandırdığını bizzat ilgili üretici birliği açıkladı. Dahası Türkiye Kanatlı Hayvan Eti Üreticileri Merkez Birliği, ülke genelinde toplam 14 bin üretici firmanın yüzde 50’sinin önümüzdeki ay itibarıyla kapanması endişesini dile getirdi.

Vatandaşlarımızın ayda ortalama her birinin 15 kilo et yediğini söyleyen, bunun yerine biraz balık ve tavuk, hindi yerseniz bu iş çözülecek diyen Tarım Bakanının bu gelişmeleri dikkatine sunuyorum. Millet zaten kırmızı et yiyemiyordu şimdi bu gidişle kanatlı hayvan eti de yiyemez duruma düşecek. Kanatlı Hayvan Üreticileri kan ağlıyor.

 

MİLLET BORCA TAKLA ATTIRMAKTAN YORULDU

Sadece Ekim ayında protesto edilen senetlerin tutarı geçen yıla göre değerli basın mensupları, yüzde 63 artmış.  Yine karşılıksız çeklerin tutarı ise neredeyse 3’e katlanmış.

Tabi Saray sakinlerinin keyfi yerinde. Sofralarında adını bile duymadığımız yiyecekler, içecekler, efuliler, smoothieler, ejder suları, uçan uçmayan Saraylarında milletten kopuk keyiflerini sürüyorlar. Vatandaşın haliyse perişan. Eskiden millet kredi kartı kullanarak ancak pahada ağır bir şeyler alırdı, taksit yaptırırdı bunu almak için. Şimdi bakıyorsunuz millet 2 ekmek için dahi kredi kartı kullanır hale geldi.

Ankara’nın Etimesgut ilçesinde pazarın kurulduğu gün, 50 metre ötedeki marketten sebze-meyve alışverişi yapan bir vatandaşa arkadaşlarımız “pazardaki meyve sebze daha taze, pazarın kurulduğu gün neden oradan almıyorsun da marketten alıyorsun” diye sorduklarında vatandaşımız boş cebini göstermiş. Demiş ki, “pazarda kredi kartı geçmiyor, marketten kredi kartıyla alırsam ödemeyi gelecek ay yapacağım, cebimde para yok”. Millet borca kredi kartlarıyla takla attırmaktan yoruldu.

 

SORUMLU ARIYORSANIZ SOĞANA DEĞİL, ÜLKEYİ SOYANA BAKACAKSINIZ

İŞKUR’a kayıtlı işsiz sayısı 2018 yılının, bu yılın yani Ekim döneminde önceki yılın aynı ayına göre yüzde 23 artmış. Toplam 3 milyon 200 bin kişiye ulaşmış. İŞKUR’a işsizlik ödeneği için başvuranların sayısı ise Ekim ayında önceki yılın aynı ayına göre yüzde 49 artmış. 168 bin kişi olmuş tek bir ayda. Son bir yılda işsizlik ödeneğine başvuranların sayısı ise 1,5 milyon kişi olmuş. Ekonomiye güven kalmadı, üretim çakılıyor, memlekette üniversiteli işsiz sayısı 1 milyon 100 bini aşmış, hayat pahalılığında ülkemiz dünyadaki ilk 10 ülke arasına girmiş ama bakıyoruz bu beyler sıkıntıların sorumlusu olarak soğanı bulmuşlar, soğan depolarında soğan sayıyorlar. Yine pansuman, yine aspirin tedavisi. Saraydaki bu beylere ben hatırlatayım. Sorumlu arıyorsanız soğana değil, ülkeyi soyana bakacaksınız.

 

YOLSUZLUK VE USULSÜZLÜKTE SINIR YOK: CAMİLER VE DİN GÖREVLİLERİ GÜNÜNDE, KURANI KERİM ALIMINDA…

Ama bu beyler ne yapıyor ülkeyi soyanı değil, soyanı yakalayanı görevden alıyor. En son İstanbul belediyelerini denetleyen Sayıştay 15. Grup Başkanını da görevden aldılar. Peki Sayıştay İstanbul Belediyelerinde neler bulmuş: İstanbul’da AKP’li bir ilçe belediyesi Bursa ve Çanakkale’ye gezi düzenlemiş. 15 bin kişi götürdük demiş birde bakmışlar birkaç yüz kişi gitmiş ancak. Anneler Günü’nde konser verdirdik demişler, Sayıştaycılar bakmış ortada konser monser yok. Yine toplu nikah organizasyonlarında, toplu sünnet organizasyonlarında, benzer yolsuzluk ve usulsüzlükler yapılmış. Biraz Allah’tan korkmaları gerekir ama öyle bir şeyleri yok: Camiler ve Din Görevlileri Haftasında yemek vermişler, onda bile yolsuzluk ve usulsüzlük yapılmış. Ama hepsinden önemli Kuranı Kerim aldık demişler, Kuranı Kerim bedellerini verilen bedelleri hesaplarken Kuranı Kerimin katma değer vergisini yüzde 18 olarak hesaplamışlar, yazmışlar. Halbuki Kuranı Kerimin katma değer vergisi yüzde 1 kuranı kerim kitabının. Ayıptır günahtır bari burada yapmasalar.

 

SARAY TALANI YAPANI DEĞİL BULANI GÖREVDEN ALIYOR

Ama saray bu talanı yapanları değil, talanı bulanı görevden alıyor. Milletten toplanan verginin nasıl harcandığının hesabını vermekten kaçıyor. Bu yaklaşımla ekonomiye de, yönetenlere de güveni sağlayamazlar. Kimse bu ekonomiye uzun vadeli yatırım yapmaz değerli basın mensupları. Bu zihniyetle bugün içinde bulunduğumuz krizin altından kalkmak mümkün olmaz. Bürokrat harcayarak, aspirin tedavisiyle, pansuman tedbirleriyle bu krizi önleyemezler.

 

BANKACILIKTA ALİ’NİN KÜLAHI VELİ’YE, VELİ’NİN KÜLAHI ALİ’YE

Bankacılıkta Ali’nin külahını Veli’ye giydirerek, Veli’nin külahını Ali’ye giydirerek, karşılıklarla oynayarak, türev ürünleri arttırarak, geçit vererek, sadece bilançoları makyajlarsınız. Bunun altından dünyanın en güçlü ekonomileri dahi kalkamadı. Uyarıyorum bu yaklaşımınızla ülkenin başını çok büyük belalar açarsınız. Biz bunları gördük. Bakın daha krizin başında bu işin üstesinden gelmek için Genel Başkanımız Saraya 13 maddelik eylem planını önerdi. Krizi aşmak için güveni sağlayacak yapısal değişikliği gerçekleştirecek tedbirleri içeren bu 13 madde Saray tarafından döviz baronlarıyla işbirliği yaptığımız şeklinde yorumlandı.

 

BAKAN ÖNÜMÜZDEKİ AYDA ENFLASYONUN NE ÇIKACAĞINI NEREDEN BİLİYOR?

Biz orada bir şey söylemiştik. Her şeyden önce devlet yönetiminde liyakati esas alınmalısınız, işi layıkıyla yapacakları göreve getirilmelisiniz demiştik. Bunlar ne yaptı? Devletin kasasının başına damatlarını getirdiler. Enflasyon yüksek mi çıktı, hemen TÜİK Başkan Yardımcısını değiştiriverdiler. Bakalım bundan sonraki aylarda ne çıkacak? Çok açık söyleyeyim, geçen gün Plan Bütçe Komisyonunda damat bakanın vermiş olduğu beyanat son derece ilginç. Son iki ayda öyle bir şey söylüyor ki, enflasyon diyor sene sonunda öngördüğümüz yüzde 20,8’in altına düşecek. Bu ne demek biliyor musunuz? Son iki ayda enflasyonun yüzde 1,5 düşmesi demek. Bu kadar hızlı artan bir enflasyonun önümüzdeki iki ayda yüzde 1,5 düşeceğini nereden biliyor? Ben bürokrasiden geliyorum, TÜİK’in normal olarak bakan da olsa enflasyonla ilgili yapmış oldukları toplanan fiyatları ilan etmeden önce kimseye vermemeleri gerekir. Nereden çıktı bu yüzde 1,5? Anlaşılan başkan yardımcısının değişikliğinden sonra TÜİK bu konularla ilgili olarak millet yerine bakana daha fazla hesap verir durumda olacak.

 

BÜROKRASİDE TIKANMA KENDİ İKTİDARLARININ ESERİ

Yolsuzluklar Sayıştay raporlarıyla ayyuka mı çıktı? Alacaksınız Sayıştay Başkan Yardımcısını istifa ettireceksiniz denetimden sorumlu Başkan Yardımcısını, o da yetmezse İstanbul belediyelerinin denetlenmesinden sorumlu Sayıştay Grup Başkanını görevden alıvereceksiniz. Ucube tek adam parti devletinin inşası için, ömrü yüzyılı aşan parlamenter sistemi, bu sistemin kurumsal birikimini, adap ve kültürünü yıkıp devleti işlemez hale getirdiler. Şimdi kalkıp bürokrasinin çalışmadığından şikayet ediyorlar. 16 yıldır iktidardalar. Şikayeti bırakıp şuanda ortaya çıkan eserleriyle övünmeleri gerekir. Bürokrasi değil arkadaşlar, ucube tek adam parti devleti çalışmıyor. Bu rejim milletin derdine derman olacak bir rejim değil. Bunun olmadığını üzerinden 6 ay bile geçmeden açık seçik ortaya koydu.

 

BALIK BAŞTAN KOKAR

Geçtiğimiz günlerde AKP cenahının önde gelen bir köşe yazarı gazetesindeki köşesinde şunları yazıyor;  “Belediyedeki adama ‘niye yakınını atıyorsun’ diyorsun, ‘Reis de yapıyor’ diyor. ‘Niye ihaleyi birtakım kişi ve kuruluşlara yönlendiriyorsun’ diyorsun ‘Reis de öyle yapar’ diyor. O zaman buna da bir çare düşünmek gerek” diye ifade ediyor. Aslında öyle uzun uzadıya çare düşünmeye gerek yok. Atalarımızın dediği gibi balık baştan kokar. Buna elbette bir çare düşünülecektir. Bu çareyi düşünecek olanda milletimizdir. Yaklaşan yerel seçimler milletimizin ferasetiyle çözümü ortaya koyacağı, uçan saraylardan millete bakarak efuli ve smoothie içip, kendinden geçenlere okkalı bir şamar atacağı seçimler olacaktır.

Değerli basın mensupları, benim söyleyeceklerim bu kadar, varsa sorularınızı alayım.

Soru- İki sorum olacakı. Bir tanesi, İYİ Partiyle ittifak temaslarının sürdüğünü biliyoruz, şuan ne aşamada acaba görüşmeler, üzerinde uzlaşı sağlanan isimler var mı? Bir diğer sorum da Sayın Meral Akşener’in Hürriyet’ten Ahmet Hakan’a yaptığı bir açıklama var. Onunla ilgili ne düşündüğünüzü soracağım. İstanbul ve İzmir’de CHP, Ankara’da da İYİ Partinin adayı desteklenmeli şeklinde.

Faik ÖZTRAK- İYİ Partiyle arkadaşlarımız işbirliği imkanlarını görüşüyorlar. O nedenle de izin verirseniz bu görüşmeler bitmeden ben ne isim açıklamasında bulunayım, ne de Sayın Akşener’in Ahmet Hakan’a yapmış olduğu açıklamalar hakkında görüş belirtiyim.

Soru- Efendim bir anket iddiası var bazı basın organlarında haberleri çıktı. CHP’nin bir anket şirketine yaptırdığı araştırmaya göre AK Partinin MHP’yle ittifak yapması durumunda CHP’nin elinde bulunan 8 belediye başkanlığı kaybediliyor. Bu anket hakkında neler söyleyeceksiniz?

Faik ÖZTRAK- Ben böyle bir anket görmedim. Ama tabi partimiz çeşitli anketler yaptırıp bu önümüzde yaklaşan mahalli idare seçimlerinde nasıl bir strateji izleyeceği konusunda çalışmalar yapıyor. Ama şu kadar belediyeyi kaybedeceğiz, bu kadar belediyeyi kazanacağız şeklinde daha henüz üç aydan fazla var seçimlerin yapılmasına. O nedenle şuanda böyle bir neticeyi, değerlendirmeyi yapmak zor diye düşünüyorum. Siyasette bir gün bile çok uzundur.

Soru- Aslında sizde konuşmanızda değindiniz ama iki sorum olacak. Birincisi, Sayın Bahçeli’nin dünkü açıklamalarına ithafen sizin Sayın Akşener’le kuracağınız ittifak için zillet ittifakı sözcüğünü kullandı. Bununla ilgili ne düşünüyorsunuz? İkincisi de dünkü Taksim’de kadına şiddet görüntüsü, İçişleri Bakanının bir açıklaması oldu bugün. O görüntünün bilerek verildiğini, provokatörlerin verdiğini, HDP ve PKK sempatizanlarının verdiğini söylüyor. Bu konuyla ilgili düşünüyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi birincisi, bu üslubu yani ilk sorduğunuz soruyla ilgili bu üslubun dip yaptığını, bu üslubu hiçbir şekilde benimsemenin mümkün olmadığını buradan ifade ettim. Bunu böyle geçiyim. Yalnız İçişleri Bakanının bu ifadeleri oldukça ilginç. Yani işlerine gelmeyen ne varsa bunu bir şekilde bir terör örgütüne hemen yamamaya çalışıyorlar. Arkadaşlar, orada kadınlar kadına karşı şiddeti protesto etmek için protesto yapma hakkını kullanıyorlar. Anayasadan kaynaklanan protesto etme hakkını kullanıyorlar. İzin aldınız, almadınız, şu oldu, bu oldu, bu tür yaklaşımlar son derece yanlış yaklaşımlardır. Açıkça ifade edeyim biraz öncede söyledim. Kadınlara karşı kadına karşı şiddeti önleme gününde bu tür bir davranışta bulunulması ülkemize yakışmamıştır, Türkiye’ye yakışmamıştır. Aynı gün Dışişleri yetkilisi Paris’teki polis şiddetini protesto ediyordu yaptığı konuşmada Türk Dışişleri yetkilisi.

Dolayısıyla yapılana bakmak lazım. O yaptı, şu yaptı, bu yaptı. Sonuç itibariyle burada bir protesto hakkı kullanılıyor, bir gösteri hakkı kullanılıyor, o gösteri hakkının kullanılmasına karşı kullanılan şiddet dengesizdir.

Soru- Efendim Parti Meclisine ilişkin bir karar var mı?

Faik ÖZTRAK- Hayır. Yani ben buraya inmeden önce alınmamıştı, şuanda devam ediyor. Böyle bir karar alınmamıştı.

Teşekkür ediyorum.

İŞSİZLİK RAKAMLARI İŞLERİN KÖTÜ GİTTİĞİNİ GÖSTERİYOR

 

ANKARA – CHP’li Öztrak, Ağustos ayında geniş tanımlı işsiz sayısının 6 milyona dayandığına; üniversiteli işsiz sayısının 1,1 milyonu, gençlerde işsizlik oranının yüzde 20’yi aştığına dikkat çekerek, “İşsizlik rakamları iktidarın iddiasının aksine ekonomide işlerin daha da kötüye gittiğini gösteriyor. Ancak asıl kaygı verici olan, konkordato ve ardından gelebilecek iflas dalgasıyla işsizliğin daha da yukarılara çıkma ihtimali” diye konuştu.

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, yaptığı yazılı açıklamada şunları belirtti:

 

2018’in üçüncü üç ayını kapsayan Ağustos ayı işsizlik verilerine göre Türkiye’de işsiz sayısı önceki yılın aynı ayına göre 266 bin kişi artarak 3 milyon 670 bine, işsizlik oranı ise 0,6 puan artışla yüzde 11,1’e ulaşmıştır. İşgücü piyasasından çeşitli nedenlerle çekilen ve iş bulmaktan ümidini kesenlerin de kapsandığı geniş tanımlı işsiz sayısı 5,8 milyon, geniş tanımlı işsizlik oranı ise yüzde 16,6 olmuştur.

 

İŞSİZLİK ÇİFTHANEYE OTURUYOR

Diğer taraftan mevsim etkilerinden arındırılmış rakamlar, işsizliğin çift hanelerde giderek katılaştığını göstermektedir. İşsizlik, son 6 aydır çift hanelere yerleşmiş görünmektedir. Ağustos’ta mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik oranı 0,2 puan artarak yüzde 11,2’ye çıkmıştır.

 

ÜNİVERSİTELİ İŞSİZ SAYISI 1,1 MİLYONU AŞTI

Ana babaların bin bir emekle okutup büyüttüğü gençlerimiz işle buluşamamakta; Türkiye genç nüfus avantajını heba etmeye devam etmektedir. Nitekim, üniversiteli işsiz sayısı Ağustos’ta görülmemiş seviyelere çıkmış ve 1,1 milyonu aşmıştır. Genç işsizlerin oranı yüzde 20’nin üzerine çıkmıştır. Yine 15-29 yaş arasında ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerimizin sayısı 5,5 milyon kişi seviyesindedir.

 

KONKORDATO VE İFLASLAR DURUMU DAHA DA KÖTÜLEŞTİREBİLİR

İşsizliğin giderek yükselmesi ve çift hanelere oturması, ekonomide işlerin iktidarın iddiasının aksine daha da kötüye gittiğini açıkça göstermektedir. Ancak asıl kaygı verici olan konkordato ve ardından gelebilecek iflas dalgasıyla işsizliğin daha da yukarılara çıkma ihtimalidir.

 

İKTİDAR OLUP BİTENİ GÖRMÜYOR

Saray durumun ciddiyetinin farkında değildir. Vatandaşlarımız işsizlik yüzünden TBMM kapısında kendini yakarken, Meclis binasından kendini atıp canına kıymaya kalkarken, ülkeyi yönetenler olan biteni görmemektedir. Milletten kopan iktidar sahipleri, yerde ve gökte lüks içinde saraylarda yaşamakta, hayat pahalılığı ile işsizlik arasında ezilen vatandaşın derdini duymamaktadır. Paranın kıt olduğu dönemde ekonomiyi yönetme tecrübesi olmayan mevcut iktidar, daha önce kriz yönetmiş yani “damdan düşmüş” kadroların, ekonomide alınması gereken tedbirlerle ilgili önerilerine de kulak tıkamaktadır.

 

RAKAMLAR EKONOMİK DURGUNLUĞA YELKEN AÇTIĞIMIZI GÖSTERİYOR

Rakamlar, yılın üçünü üç aylık döneminde Türkiye’nin ekonomik durgunluğa yelken açtığını, bunun önümüzdeki dönemde daha da derinleşeceğine işaret etmektedir. İktidara verdiğimiz 13 maddelik çözüm reçetesi ortada iken, iktidar alınması gereken tedbirleri almaktan kaçınmakta, günü birlik pansuman niteliğinde önlemlerle ve aspirin tedavisiyle yerel seçimlere kadar idare edeceğini sanmaktadır. Bugüne kadar izlenen politikaların derde derman olmadığı artık görülmelidir. Ekonomide artık yumuşak iniş ihtimali kalmamış, ani duruş riski belirginleşmiştir. Saraylarda keyif yapan kadrolar artık milletin dertleriyle yüzleşmeli ve taşın altına elini koymalıdır. Bunun için henüz daha krizin başında açıkladığımız 13 maddelik tedbir paketi iyi bir yol göstericidir.

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com