Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

SARAY VE DAMAT RAHAT, PİYASALAR BERBAT

GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ FAİK ÖZTRAK’IN BASIN AÇIKLAMASI (12 KASIM 2018)
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, MYK toplantısı sonrasında düzenlediği basın toplantısında şunları belirtti:

MYK toplantımızın gündeminde, ekonomideki son gelişmeler vardı. Bugün açıklanan ödemeler dengesi rakamlarının değerlendirilmesi vardı. Dış politika kapsamında İran ambargosu, Kandil’de teröristlerin başına ödül konması, Güney Kıbrıs’ta yapılacak olan sondaj çalışmaları ve yine Kuzey Kıbrıs’la Güney Kıbrıs arasında açılacak olan iki tane kapı. Bunları ele aldık. Yine bu toplantımızda da çok önemli gördüğümüz eğitimin sorunlarını bir kez daha değerlendirdik. Kadına ve çocuğa karşı şiddet ve istismarla ilgili hukuki düzenlemelerin biran önce Meclis’e getirilmesini bekliyoruz. Bu konuları da değerlendirdik. Karadeniz’deki doğa hakkı ihlalleriyle ilgili olarak arkadaşlarımızın hazırlamış olduğu raporu değerlendirdik. Halkla İlişkiler Birimimiz kendilerine gelen taleplerle ilgili bilgi verdiler. Yine son olarak da özellikle bu son dağıtım tekeli kapsamında basınımıza yapılan baskıları da ele alma imkanını bulduk.
DİYANET İŞLERİ BAŞKANI’NIN FESLİ KADİR ZİYARETİ MEYDAN OKUMADIR, GÖREVDEN ALINMALIDIR
Hafta sonunda Kurtuluş Savaşımızın Büyük Önderi, cumhuriyetimizin ve partimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatının 80. yıldönümünde kendisini minnetle ve hasretle bir defa daha andık. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, milletimizin emperyalizme karşı mücadelesinin başkahramanıdır. Bu yılda 10 Kasım’da Büyük Önderimizin aziz hatırasına saygılarını sunmak, ruhuna bir Fatiha okuyabilmek için yüzbinler Anıtkabir’e aktı.
Mustafa Kemal Atatürk sevgisinin milletimizin yüreğinde nasıl nakşolunduğunu bir kez daha gördük. Milletimiz ebedi önderini anmak için Anıtkabir’e koşarken bir gün önce onun kurduğu Diyanet İşleri Başkanlığı’nın şu an başında bulunan zat milletimizi kışkırtacak, bölecek bir girişimde bulundu. Azılı bir Atatürk düşmanı Yunan muhibi fesli Kadir’i ziyarete koştu. Bu ziyaretin fotoğraflarını da tam da 10 Kasım’da basına servis ettirdi. Bu ziyaret basit bir hasta ziyareti olarak kabul edilemez. Burada açık bir mesaj, açık bir meydan okuma vardır, burada kutuplaştırma vardır. Bu zat yaptığının sorumluluğunu alıp görevinden biran önce istifa etmelidir. Ben kendisine Genç İmam Hatipliler Derneği Başkanının yaptığı açıklamaları okumasını tavsiye ediyorum. Diyor ki, “Dinle uğraşanlar insanların nefretini kazanacak işlerden uzak durmalıdır.” Bu zat istifa etmezse de biran önce kendisini buraya atayanlar tarafından görevden alınmalıdır.
HAKKARİ’DEKİ PATLAMAYLA İLGİLİ TATMİN EDİCİ BİR AÇIKLAMA YAPILMALI
Hafta sonu Hakkari Şemdinli’de Süngütepe Üs Bölgesi’nde bir patlamada yedi Mehmetçiğimizi, dün de Şırnak’ta bir bombalı saldırı sonucunda iki Mehmetçiğimizi şehit verdik. Kahramanlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı, ulusumuza sabır diliyorum. Şemdinli olayında 30’a yakın yaralımız var, bu gazilerimize de acil şifalar diliyorum. Bundan birkaç hafta önce hatırlayacaksınız Ekim ayında Tunceli’de iki askerimiz donarak, onların deyimiyle “hipotermiden” şehit olmuştu. Sorumlu hava şartları dendi. Şimdi de hafta sonunda Hakkari’de önce arızalı mühimmat patlaması denen, daha sonrada Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı tarafından havaalanında yapılan açıklamada “mühimmat deposu patladı” denilen ve yine aynı açıklamada bir de sanki burada bir terör saldırısını kastedercesine, “sınırlarımız içinde terör örgütleri eliyle bombalar patlatılarak, sınırlarımız boyunca da terör koridorları kurularak bizleri bu terörle mücadeleden vazgeçirmek isteyenler var” diye başlayan, ondan sonra da “işte bu gece Hakkari’de dört evladımız şehit oldu, 20 civarında yaralımız var” diyen bir açıklama var.
SORUMLU İCRANIN BAŞI OLAN SARAYDIR
Milli Savunma Bakanlığının hatalı mühimmat patlamasıyla ilgili açıklaması web sayfasında daha hala duruyor. Yani ateş esnasında hatalı mühimmat patlamış. Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanının yaptığı açıklamada orada duruyor. Dolayısıyla ortada vatandaşlarımızı, bu şehitlerimizin ailelerini, yaralılarımızın, gazilerimizin ailelerini tatmin edecek bir açıklama yok. Ama şunu söyleyeyim, sonuç itibariyle burada da sorumlu belli. O da her tek adam parti devleti rejiminde olduğu gibi icranın başı olan saray.
TRUMP’LA GÜLÜCÜK DAĞITMAKTAN BAŞKA BİR ŞEY YAPAMAZSINIZ
Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Fransa’ya uçmadan önce Kandil’deki PKK elebaşlarının başına ödül koyan ABD yönetimiyle ilgili olarak, “arka planda nasıl iş tuttuğunuzu biliyoruz” dedi. Ondan sonrada kalktı Elize Sarayı’nda akşam yemeğinde ABD yönetiminin başı olan Trump’la kucaklaşarak etrafa gülücükler dağıttı. Yani biliyorsunuz da ne yapıyorsunuz? Adam istedi 24 saatte Oval Ofisine papazı gönderdiniz. Bu saatten sonra ne derseniz deyin, Trump şunu biliyor, size ne isterse kabul ettirecektir. Onun için uçan sarayınızla gittiğiniz ülkelerde sofralarda Trump’la birlikte gülücük dağıtmaktan başka bundan sonra bir şey yapamazsınız.
Dün 11 Kasım’dı, Birinci Dünya Savaşının bitişinin 100. yılında Paris’te anma törenleri vardı. Milyonlarca insan bu savaşta yaşamını yitirdi. Bugün bizimde içinde bulunduğumuz coğrafya sil baştan çizildi. Sevr rezaletini imzalayan Osmanlı bu büyük savaştan sonra tarihe karıştı. Milletimiz, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kendi kaderine sahip çıkarak bugün gururla yaşadığımız Türkiye Cumhuriyetini kurdu. Ben Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale’de, Yemen’de, Kafkaslar’da, Sina çöllerinde, ardından ata yurdumuz için Kurtuluş Savaşı’nda kanlarını akıtan tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Tüm şehitlerimizin aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum.
SARAYIN GÜNDEMİYLE MİLLETİN GÜNDEMİ ARASINDAKİ UÇURUM BÜYÜYOR
Sarayın gündemi ile milletin gerçek gündemi arasındaki uçurum her geçen gün biraz daha büyüyor. Milletin gündemi aş, iş, ekmek mücadelesi. Sarayın gündemi ise saltanat ve şatafat. Millet kuru ekmeğe muhtaç olmuşken bu beyler kalktılar Katar’dan dünyanın en lüks uçağını, uçan sarayını alabildiler. Dedik ki, “millet yokluk içindeyken sizin bu yaptığınız ayıptır, yazıktır, günahtır”. Önce itibardan tasarruf olmaz dediler, sonra baktılar ki iş büyüyecek, milletin canı burnunda bu uçan sarayın hibe olduğunu iddia ettiler. Dedik ki, “hibeyse bunun bir hibe anlaşması olması lazım onu gösterin”.
MİLLET EKONOMİK KRİZLE BOĞUŞURKEN, BEYFENDİ LÜKS UÇAĞA MİLYONLAR HARCAMIŞ
Cumhurbaşkanı Yardımcısı TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda çıktı geçen haftada söylemiştim dedi ki, “uçağın hibe kaydı henüz daha yapılmadı.” Fakat bir baktık bu hafta sonu AKP Genel Başkanı milyonlarca dolar harcanarak giydirilmiş, tefriş edilmiş uçan sarayıyla Paris’e gidiyor. Meğer milletimiz ekonomik krizle boğuşurken, emekliler, memurlar, işçiler, döviz kuru ve enflasyonun erittiği maaş ve ücretlerine zam beklerken, müteahhitler devletten para alamadığı için kendilerinin cenaze namazlarını kılmaya başlarken, yatırımlar tamamen durmuşken, esnaf “ekmeğimiz gitti, biz bittik” diye bağırırken, çiftçimiz toprağını ekemez hale düşmüşken, konkordatolar, iflaslar ve fabrika yangınları başını alıp gitmişken beyefendi hibe dediği ama hibe kaydı daha hala yapılmamış dünyanın en lüks uçağını dayatıp döşetmek için milyonları gözünü kırpmadan harcamış.
MİLLETTEN KOPTULAR, DÜRBÜNLE BAKSALAR GÖRMÜYORLAR
Tekrar söylüyorum, bunlar milletten koptu. Saraylarına kuruldular vatandaşın hali nicedir görmez oldular. Milletten o kadar uzaktalar ki dürbünle baksalar milletin halini görmüyorlar. Millet derdini bunlara anlatmak için tellal çıkarsa sesini bir türlü duyuramıyor.
“ET FİYATI REFAH ARTTIĞI İÇİN ARTTI” DEMEK İÇİN EFULİDEN FAZLASI LAZIM
Hep söyledim bir kriz yönetilirken adil olmak zorundasınız. Hep bana, hep bana rabbena diyerek krizi yönetemezsiniz. Aslında diğer demeçlerine, diğer açıklamalarına baktığımız zamanda bunların vatandaşın halinden bihaber oldukları açık açık gözüküyor. Şimdi AKP Genel Başkanı geçenlerde çıktı dedi ki, “et fiyatı refah arttığı için arttı”. Şimdi böyle veciz açıklamalar yaptıkları zaman ben, “siz galiba efuliyi fazla kaçırdınız” diyordum. Ama bu lafı söylemek için efuliden smoothieden çok daha fazlası gerekiyor. Bu kadarı milletle açık açık alay etmektir.
BU BEYLER NEREDE YAŞIYOR?
Tabi AKP Genel Başkanı bunları söyleyince gazeteci azarlayarak meşhur olan atama Tarım Bakanı da çıkmış “aslında tercihlerimizi biraz balık ve tavuk yönünde kullanırsak hiçbir sıkıntı olmaz” deyivermiş. Bu beyler nerede yaşıyor? Bu ülkede 2017 yılında 27 milyon vatandaşımız iki günde bir, bir kap et yemeğini masasına koyamıyor. Millet eti bayramdan bayrama görür oldu. Millet kendinden bu kadar kopanlara mutlaka dersini verir değerli basın mensupları. Yaklaşan yerel seçimler atama bakanın söylediği gibi milletin tercihini farklı yönde kullanacağı bir seçim olacak.
EN BÜYÜK EKONOMİLER LİGİNDE İLK 10’A SOKAMADILAR AMA ENFLASYONDA İLK 10’A SOKTULAR
Yine sarayın damadı Hazine ve Maliye Bakanı diyor ki, “Türkiye’ye ekonomik saldırı oldu ama Türkiye bunu iki ayda püskürttü”. Ben şunu soruyorum, son iki ayda neyi doğru yaptınız da saldırıyı püskürttünüz? ABD’ye boyun eğip rahibi 24 saatte oval ofise göndermek, narh koymak, zabıtayla fiyat kontrol etmek, esnafları indirime zorlamak, TÜİK ve Sayıştay Başkan Yardımcılarını görevden almakla bu krizin aşılamayacağını artık Sayın Bakan görmeli. Sonra Hazine geçtiğimiz hafta yine üç tane borçlanma ihalesini iptal ettiğini açıkladı. Havuz medyasında bir övgüdür gidiyor. Efendim işler o kadar iyi gitmiş ki Hazinenin bu borçlanmaya ihtiyacı kalmamış.
Arkadaşlar, ben geçmişte bu gerekçeyle Sibirya semalarından nasıl ihale iptal edildiğini gördüm. Ama bir şeyi daha gördüm, bunun sonunda bu ülkede nasıl bir yangın çıktığını da gördüm. Türkiye hala daha dünyanın en kırılgan ekonomisi listelerinin başında yer alıyor. Ama bir bakıyorsunuz hükümet üç maymunu oynamaya devam ediyor. “Ekonomik saldırıyı püskürttük” diyorlar. Dolar TL karşısında sene başına göre hala daha yüzde 45 değerli. 2023’te Türkiye’yi milli geliri en yüksek 10 ülke arasına sokacağız dediler. Bu hedef buharlaştı, yok oldu, imkansızlaştı. Ama ülkemizi hemen daha 24 Haziran’da gelir gelmez dünyada en yüksek enflasyonu yaşayan 10 ülke arasına sokuverdiler.
EN YÜKSEK FAİZİ VEREN 3 ÜLKE: ARJANTİN, SURİNEM, TÜRKİYE
“Beni seçin faizle nasıl uğraşılır göreceksiniz” dediler Arjantin ve Surinam’dan sonra dünyada en yüksek faizi veren üçüncü ülke haline getirdiler ülkeyi. 2019 için yüzde 2,3 büyüme hedeflediler. Herkes dedi ki “Bu büyüme çok düşük bir büyüme, ne kadar da gerçekçi bir büyüme”. Ama bu çok düşük büyüme dahi artık geride kalmaya başladı. Dışarıda çok daha farklı büyüme rakamları telaffuz edilir oldu.
EKONOMİ ANİ DURUŞ NOKTASINA GELDİ, EKONOMİ YÖNETİMİ MİLLETİ UYUTUR MUYUZ DİYE BAKIYOR
Bakın, Uluslararası Para Fonu, “Gelecek yıl Türkiye yüzde 0,4 ancak büyüyecek” diyor. Yüzde birin bile altında, yüzde yarımın altında. Buna karşılık bizim de üyesi olduğumuz Uluslararası Finans Enstitüsü, “Türkiye önümüzdeki yıl 2019’da yüzde 0,9 daralacak” diyor. En son iki kuruluş daha açıklama yaptı. Bunlardan bir tanesi AB Komisyonu. Biliyorsunuz AB’nin üyelik sürecine girdiğimizden beri AB bizimle ilgili de tahminler yapıyor. AB Komisyonu diyor ki, “Türkiye gelecek yıl bırakın 0,9’u falan yüzde 1,5 daralacak”. Bir de Moody’s açıklama yapmış o da diyor ki, “2019’da Türkiye yüzde 2 daralacak”. Bunlar bir şeyi gösteriyor, ekonomi artık ani duruş noktasına gelmiş ama pembe hayallerle, pembe tablolarla ekonomi yönetimi Mart’a kadar biz acaba bu milleti uyutur muyuz diye bakıyor.
TÜRKİYE CEPTEN YİYOR
Zaten ödemeler dengesine baktığımız zaman da bu durumu görüyoruz. Bugün ödemeler dengesi rakamları açıklandı. Ağustos ayında 1,9 milyar dolarlık cari dengedeki fazlalığın ardından Eylül ayında da 1,8 milyar dolar fazla verildi. Şimdi diyecekler ki, “ne istiyorsunuz bak cari fazla vermeye başladık”. E tabi dışarıda size para verecek olan yoksa cari fazla vermek durumunda kalıyorsunuz. Ne diyorlardı? “Cari açık finanse ediliyorsa cari açık vardır”. Finansman olmayınca da cari açık verilmez oldu. Türkiye cepten yemeye başladı. Fazlaya rağmen cepten yemeye başladı. Türkiye’nin rezervleri eriyor. Rezervlerimiz zaten düşüktü daha da düşük. Ağustos ayında rezervler 8,1 milyar dolar azalmış 1,9 fazlaya rağmen cari açıkta. Eylül ayında da rezervler 3,5 milyar dolar erimiş buna ilave olarak. Böylece Ocak – Eylül ayında resmi rezervlerden yani cepten yenen para 16,9 milyar dolara ulaşmış değerli basın mensupları. Bu az buz bir para değil. Bu yılın ilk 9 ayında net hata noksan kaleminden ülkeye giren kaynağa belirsiz para ise 17,3 milyar dolar. Bu kaynağı belirsiz para girmemiş olsaydı ödemeler dengesinin durumu çok daha bozuk olacaktı.
SARAY VE DAMAT RAHAT, PİYASALAR BERBAT
Saray ve damat rahat ama piyasalar berbat. Esnaf kan ağlıyor, milletin cebinde para yok, millet evine ekmek götüremiyor. Babalar çocuklarından kaçıyor, evlatlarının yüzüne bakamıyor. Gençlerimiz işsiz, aylak gezen genç sayısında OECD birincisiyiz. Çalışanlarında durumu hiç parlak değil. Bakın, Üçüncü Havalimanı işçileri biliyorsunuz tutuklanmıştı 31’i halen daha tutuklu. En az 38 işçinin öldüğü yerde işçiler anayasal haklarını kullandıkları için tutuklu bulunuyorlar. Türkiye’nin hali öyle havuz medyasının televizyonlarından görüldüğü gibi hiç değil. Balıkesir’de süt üreticisi isyanlarda. Büyük bir firmanın konkordato ilan etmesinden sonra süt üreticisinin alacağı 33 milyon lirayı bulmuş. “Yem alamayacak hale geldik” diyor üretici. Yine Trabzon’da Tonya’da süt ürünleri üreten ödül almış bir kooperatif var. Bu da ekonomik nedenlerle üretime ara vermiş. Köylünün sütü, hayvancının sütü elinde kalmış. Köylü durumu protesto etmek için sütlerini yola döküyor. Ticaret Bakanı Plan ve Bütçe Komisyonunda son günlerde konkordato ilan eden firma sayısını 356 olarak açıkladı. İktidar hariç herkes durumun farkında. Son 3 ayda ilan edilen konkordatolar nedeniyle bankaların tahsil edemediği borç 15 milyar Türk lirası. Bu bankalarla beraber bu firmalardan alacaklarını tahsil edemeyen kuruluşları da katarsanız en az 30 milyar TL borç son iki ayda ödenmemiş durumda ve bunlar konkordato ilan edip borcunu ödemediği zaman bunlarla iş yapan esnaf çok daha kötü duruma düşüyor. Konkordato iflas sarmalı işsizliği arttırıyor.
İNSANLAR BORCUNU ÖDEMEK İÇİN BÖBREĞİNİ SATIYOR
Bakın internette bir istihdam sitesi Ekim’de iş arayanların sayısının 1,1 milyon kişi artarak 11 milyona ulaştığını söylüyor. Yine aynı sitede işçi arayanların sayısı ise 18 binden 14 bine düşmüş. İşsizlik bağıra bağıra geliyor. İnsanlar borç batağında. Gencecik insanlar ailesinin geçimini sağlamak, borcunu ödeyebilmek için böbreklerini satmaya başlamışlar. Şehirde yaşayanlar mutfak masraflarıyla artık başa çıkamıyorlar. 1970’lerde gördüğümüz manzaralar yeniden karşımıza çıkıyor. Bir otobüs firması ne diyor biliyor musunuz? Yolcudan fazla gıda taşıyoruz, yolcu taşımacılığını bıraktık yük taşımacılığı yapar hale geldik. Yani artık insanlar marketten gıda maddesini dahi almakta zorlanıyorlar, köylerinden, yaşadıkları yerlerden gıda maddelerini buraya getirtiyorlar yaşayabilmek için.
MİLLETİN MUTFAĞINDAKİ YANGIN TÜİK’İN ENFLASYONUNDAN FAZLA
TÜİK’in enflasyonuyla bile dünyanın en pahalı ilk 10 ülkesi arasına girmiştik ama milletimizin mutfağındaki yangın bundan çok daha fazla. Kendimizde fiyatlara baktık, STK’ların yaptığı çalışmalardan da yararlandık, İstanbul’da, Ankara’da zincir marketlerde değişik gıda ürünlerinde en çok kullanılan markaların ortalama fiyatlarını çıkarttık. Temmuz’dan Ekim ayına giderken buğday unu fiyatları TÜİK’e göre yüzde 17 artmış. Bizim yaptığımız çalışmada raflardaki fiyat artışı yüzde 30’un üstünde. Bulgurun fiyatı yüzde 11 artmış. Bizim yaptığımız çalışmada raf fiyatındaki artış yüzde 28. Beyaz peynirin fiyatı yüzde 14 artmış, bizim yaptığımız çalışmada raftaki fiyat artışı yüzde 25. Sivribiber yüzde 29 artmış, biz bakıyoruz yüzde 60 artmış. Niye bu fiyatları devamlı söylüyorum? Çünkü bu fiyatlar önümüzdeki dönemde ücretlerin, asgari ücretin, maaşların, emekli maaşlarının belirlenmesi bakımından büyük önem taşıyor. Bu fiyatlar eğer vatandaşın gerçek durumunu, vatandaşın karşı karşıya olduğu gerçek pahalılığı yansıtmıyorsa yapılacak olan ayarlamalarda yetersiz kalacaktır. Bu nedenle fiyatları yakından takip etmeye devam edeceğiz. Milletimizin gerçek gündemi budur değerli arkadaşlar. Ama saray istiyor ki bunlar tartışılmasın. Andımız tartışılsın, ezan tartışılsın, ama milletin ekmek kavgası, hayatta kalma mücadelesi görülmesin, konuşulmasın.
STOKTAKİ DAİRELERİ EMLAK KONUT’A BIRAKIYORLAR, BU DA MİLLETİN SIRTINA YÜKLENİR
Yine yandaş kayırmacılığı da bu halktan kopuşun, milletten kopuşun sonucunda zirve yapmaya başladı. Akıl dolu yöntemlere başvurmaya başladılar. İnşaat sektörü ekonomik kriz nedeniyle çıkmaza girince gayrimenkul şirketlerinin stoklarında bulunan daireleri eritme işini Emlak Konut’a bırakmaya karar vermişler. Yani sonuç itibariyle yine bu iş vergi mükellefinin sırtına yüklenecek.
VARLIĞA DAYALI SERTİFİKA ÇIKARMANIN SONU YOK
Bu işin sonu gelmez bakın söyleyeyim. Önce inşaatla başlar bu iş, sonra beyaz eşyayla devam eder, onun arkasından otomotiv stoklarını eritme meselesi gündeme gelir. Bunların hepsi karşılığında da kalkarlar varlığa dayalı menkul kıymetle çıkarmaya başlarlar. En sonunda iş giyim eşyasına gelir pantolona, dona dayalı mevduat sertifikası çıkarmaya başlarlar. Bu iş olmaz. Bunlar hep pansuman tedbirleri, söylüyorum hep aspirin tedavisi. Varlığa dayalı menkul kıymetle bu işler çözülmez. Ama yandaşa çözüm üretecekler ya bu tür düzenlemeleri yapıyorlar.
HERKES KONUŞTUĞU KADAR SUSTUĞUNDAN DA SORUMLU
TBMM’de bütçe sürecinden geçiyoruz. Bu süreçte sizlerin de sürekli yazdığı gibi Sayıştay raporlarında bu belediyelerde üst üste çıkan yolsuzluklar manşetlere çıkıyor. Sonra bir sabah kalktık bir baktık meclis adına bu denetimleri yapan Sayıştay’ın Başkan Yardımcısı aslında görevden alınması mümkün olmadığı için görevinden ayrılmış. Kimseden tık yok, özelliklede bu ülkenin en büyük vergi mükellefleri kendi vergilerinin nereye gittiğini denetlemekle yükümlü olan kuruluşun Başkan Yardımcısının görevden alınmasıyla ilgili çıt çıkarmıyorlar. Şimdi herkeste bir korku iklimi hakim ama şunu söyleyeyim, ülkemiz sin külahın görünmesin denerek bu işlerin atlatılabileceği bir noktada değildir. Bu öyle bir dönemdir ki, herkes konuştuğu kadar sustuğundan da sorumludur.
CHP’NİN YÖNETTİĞİ İLÇELERDE HUZUR VAR, EKONOMİK GÜÇ VAR, HESAP VEREN BİR YÖNETİM VAR
Son olarak yerel seçimlere giderken çok önemli bir araştırmanın sonuçlarını bir kez daha dikkatlerinize sunmak istiyorum. İnsani Gelişme Vakfı tarafından Birleşmiş Milletlerin kullandığı yöntemle hazırlanan ve 186 ilçeyi kapsayan İnsani Gelişme Endeksi İlçeler Raporuna göre geçen yıl 18 ilçe en yüksek insani gelişmeye sahipmiş. Bu yıl en yüksek insani gelişmeye sahip ilçe sayısı 30’a çıkmış. Bu 30 ilçenin üçte ikisinde Cumhuriyet Halk Partili belediyeler var. Yani insani gelişmişlikte birinci sıradaki her üç ilçenin ikisinde Cumhuriyet Halk Partili belediyeler yönetimde. Hani diyorlar ya CHP şöyle, CHP böyle, ben bu araştırmayı onlara ithaf ediyorum aslında. Geçen yıla göre 14 ülke birinci lige çıkmış. İki ilçe ise birinci ligden düşmüş. Birinci lige çıkan 14 ilçe belediyesinden 9’u Cumhuriyet Halk Partili belediyeler tarafından yönetiliyor. Yani hem birinci ligdeki ilçe belediyesi sayısı bakımından, hem de birinci lige yükselen ilçe belediyeleri bakımından Cumhuriyet Halk Partisi açık ara Adalet ve Kalkınma Partisinin önünde. Araştırmanın kriterleri dikkate alındığında da Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin hem şehir ekonomisini iyi yönettikleri, hem altyapıya gereken önemi verdikleri, hem de vatandaşlarına, hemşerilerine şeffaf bir şekilde hesap verdikleri anlaşılıyor. Kriterler bunlar. Bu kriterlerin dünyada kabul görmüş kriterler olduğunun bir kez daha altını çizmek istiyorum. Bu açıkça şunu gösteriyor, Cumhuriyet Halk Partisi’nin yönetimde olduğu ilçelerde huzur var, ekonomik güç var, hesap veren bir yönetim var. Biz kazanacağımız diğer belediyeleri de, ekonomiyi de, Türkiye’yi de bu anlayışla yöneteceğiz değerli basın mensupları. Yaklaşan yerel seçimler bu çerçevede iyi yaşamak isteyen vatandaşlarımız içinde önemli bir fırsattır.
Benim söyleyeceklerim bu kadar, şimdi sorularınızı alayım.
Soru- Efendim geçtiğimiz günlerde Sayın Kılıçdaroğlu’nun Ahmet Türk’le bir görüşme yaptığı haberleri basına yansıdı. Bu görüşme doğru mudur? Birde yine bu görüşmenin detaylarında Ahmet Türk’ün Sayın Kılıçdaroğlu’na tabanımızın oy vereceği isimleri çıkartırsanız tabanımızdan destek gelir. Mansur Yavaş ismine tabanımız sıcak bakmıyor dediği de yine bu görüşmenin detaylarından yansıyan bilgiler efendim.
Faik ÖZTRAK- Şunu söyleyeyim, tabi Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı demokrasiden yana olan, haktan, hukuktan, adaletten yana olan, her türlü aşırılıkla, terörle arasına mesafe koyan herkesle görüşür. Ama bu görüşmenin kapsamında ne var ne yok açıkçası bu konuda çok fazla bilgim yok. Ama bu görüşmenin bir nezaket görüşmesi olduğunu ve daha çok karşı tarafı dinlemeye dönük bir görüşme olduğunu biliyorum.
Soru- Mansur Yavaş ismi çok konuşuldu, CHP’nin Ankara’da aday gösterebileceği konuşuluyordu. Sayın Genel Başkandan da Ankara’da başarıyı yakalayabileceği yönünde değerlendirmeler geldi. Fakat İYİ Partinin de Mansur Yavaş’la bir temasının olduğu bilgisi bugün paylaşıldı. Mansur Yavaş’tan da ortak bir aday olma konusunda mesajlar var. Nasıl değerlendirirsiniz bu süreci?
Faik ÖZTRAK- Şimdi şunu söyleyeyim değerli arkadaşlar, yani bizde isim belirleme yetkisi Parti Meclisinin. Dolayısıyla bu süreçte Belediye Başkanlıklarına aday olabilecek isimlerin söyledikleri, konuştukları ya da isimlerle ilgili olarak benim herhangi bir değerlendirme yapmam doğru olmaz. Sonuç itibariyle bu isimler Parti Meclisimizde değerlendirilecektir, ona göre de karar verilecektir.
Soru- Sayın Genel Başkanın Ahmet Türk’le yaptığı görüşmeye ilişkin bir soru yöneltti arkadaşımız ama bazı basın yayın organlarında birde iddia vardı Sayın Sezgin Tanrıkulu’nun HDP’yle işbirliğinin, ittifakın tamam olduğu yönünde bir açıklama yaptığı iddiası. Böyle bir görüşme oldu mu Sayın Tanrıkulu’nun ya da böyle bir değerlendirmesi gerçekten var mı HDP’yle bu anlamda bir temas kuruldu mu?
Faik ÖZTRAK- Bende bu haberi okuduktan sonra Sezgin Beyle konuştum. Sezgin Bey bu haberin tamamen çarpıtma olduğunu söyledi. Bununla ilgili yaptığı açıklamada böyle bir şey söylemediğini, yine kendisinin konuşmasının mealinin de benim burada sizlere anlattığım sandıkta mutabakat çerçevesinde söylenmiş sözlerden oluştuğunu ifade etti ve tamamen yanlış yansıtıldığını söyledi. Bu bir televizyon programında zaten canlı kaydı da varmış isteyen izleyebilir diyor.
Soru- Efendim Mansur Yavaş’la ilgili Sayın Genel Başkanın verdiği röportajda düşlediğimiz Ankara’yı hayata geçirecek bilgi birikime sahip ifadesi kullanılıyor. Bunu Mansur Yavaş’ın adaylığı artık daha da netleşti şeklinde yorumlamak doğru mudur? İkincisi, yorum yapmayacağım dediniz ama Mansur Yavaş’ın ortak aday olma önerisine CHP olarak yani herhangi bir noktada ortak adaylığa nasıl bakarsınız? Bir bunu sormak isterim. Birde, Öztürk Yılmaz noktasında bir disiplin süreci vardı grup disiplinine sevk edildi bugün ikinci kez. MYK’da konuşuldu mu, ayrıca Genel Merkez tarafından YDK üzerinden de bir işlem görecek miyiz?
Faik ÖZTRAK- Şimdi arkadaşlar en son sorudan başlayım. Sayın Öztürk Yılmaz’la ilgili olarak ikinci disiplin sürecinin de başlatıldığına dair Grup Disiplin Kurulunda Grup Başkanvekillerimiz bilgi verdiler. Bunun ötesinde izin verirseniz ben bir şey söylemeyeyim çünkü bu şıkta olmaz, parti yönetiminin artık Grup Disiplin Kuruluna intikal etmiş bir konuda herhangi bir görüş belirtmesinin ihsası rey kapsamına gireceğini doğru olmayacağını düşünüyorum. Birincisi bu.
İkincisi, biraz önce söyledim aynı şeyi söylemeye devam edeceğim. İsim meselesi ve isimlerle ilgili değerlendirme yapma tamamen Parti Meclisimizin sorumluluğundadır. Dolayısıyla izin verirseniz ben yine bu konuda bir açıklama yapmayım.
Soru- Yani Mansur Yavaş alanında sormuyorum genel olarak?
Faik ÖZTRAK- Baştan itibaren söylediğimiz bir şey var. Biz mutabakatı sandıkta arayacağız diyoruz.
Soru- Efendim ekonomiyle ilgili bir sorum olacak ama. Dün gazetelerde yer alan bir haber vardı, SGK’nın açıklarını kapatmak için hazineden bu yıl 87.6 milyar lira para aktarıldığı ve gelecek yılda bu rakamın 117 milyar 326 milyon liraya çıkacağı söyleniyor. Yani SGK’nın açıklarını kapatmak için hazineden bu kadar para aktarılacak deniyor. Bununla ilgili görüşlerinizi alabilir miyim? Çünkü zaman zamanda Sayın Kılıçdaroğlu’yla Cumhurbaşkanı arasında da SGK konusunda tartışmalar yaşandığını biliyoruz.
Faik ÖZTRAK- Sosyal Güvenlik Kurumu bu ülkenin en önemli açık veren kuruluşlarından biri olmaya devam ediyor. Bu iktidarın elinde Sosyal Güvenlik Kurumu son derece kötü yönetildi. Alınan yani vatandaşın hak ettiği kanunu haklarını dahi dikkate almayan, onu geri plana iten yaklaşımlarla yapılan ödemelerin mümkün olduğu kadar kontrol altında tutulmasına rağmen SGK’nın açıkları artarak devam ediyor. Bu çerçevede özellikle geçmişte SGK’nın açıklarının Gayri Safi Yurtiçi Hasılaya oranıyla bu dönemdeki Sosyal Güvenlik Kurumlarının açıklarının Gayri Safi Yurtiçi Hasılaya oranı karşılaştırıldığında bugün gerçekten Sosyal Güvenlik Kurumlarının sıkıntılarının hazine üzerindeki yüklerin milletin vergileri üzerindeki yüklerinin giderek artmakta olduğu açık seçik gözüküyor.
Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

İKTİDARIN DERDİ: EKONOMİDEKİ YANGIN TARTIŞILMASIN

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztraki MYK sürerken yaptığı basın toplantısında şunları söyledi:

 

BÜLENT ECEVİT’İ ANIYORUZ

Bugün MYK toplantımızı geç başlattık çünkü toplantı öncesinde önceki dönem Genel Başkan Yardımcılarımızdan Parti Meclisi Üyemiz, Milletvekilimiz Sayın Tekin Bingöl’ün annesinin cenazesine katıldık. Bu vesileyle merhumeye Allahtan bir kez daha rahmet, acılı ailesine de başsağlığı diliyorum. Yine bugün büyük devlet adamı, Kıbrıs Fatih’i olarak ülkemizin tarihine damga vuran büyük siyasetçi, şair, başbakan, önceki dönem Genel Başkanlarımızdan Karaoğlan Bülent Ecevit’in vefatının 12. yıldönümü. Kendisini bir kez daha rahmetle ve minnetle anıyoruz.

Birde iyi haber, Meksika’da Ampute Milli Takımımız futbolda dünya ikincisi oldu. Futbolcularımızı kutluyor, daha nice başarılar diliyoruz.

 

EMPERYALİZM İŞBİRLİKÇİLERİ KARŞILARINDA CHP’LİLERİ BULACAK

Geçtiğimiz hafta, 4 gün önce bu topraklarda saltanatın kaldırılmasının 96. yılını kutladık. Saltanatın kaldırılması egemenliğin saraydan alınıp millete verilmesi insan olma ve Allah’tan başka kimseye kulluk etmeme mücadelesinin en önemli kilometre taşlarından bir tanesidir. Yaklaşık bir yıl sonra Cumhuriyetin ilanı da bu büyük devrimi taçlandırmıştır. Ülkemizi bu yoldan ayırmak isteyen karşı devrimciler milletimizi yeniden saraylara kul yapmak isteyen köhne zihinler ve emperyalizmin işbirlikçileri karşılarında her zaman Cumhuriyet Halk Partilileri bulacaklardır. Yine ben bu vesileyle bu devrimlerin hakiki sahibi olan milletimizin huzurunda başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu devrimlerin öncülerini saygı, sevgi, minnet ve rahmetle anarak sözlerime başlamak istiyorum.

 

BİR GÜN GELİR O TERAZİDE SİZ TARTILIRSINIZ

Bugün MYK gündemimizde bugün açıklanan enflasyon rakamları vardı. Arkadaşımız Eren Erdem’e karşı yürütülen dava vardı. Yine ekonomiyle ilgili gelişmeler vardı. Bunları sırasıyla sizlere arz edeceğim. İlk olarak arkadaşımız Parti Meclisi Üyemiz Eren Erdem’le ilgili yürütülen dava hakkında birkaç şey söylemek istiyorum. Bu davanın bir kumpas olduğunu ve daha önceki kumpas davaları gibi çökeceğini söylemiştim. Nitekim geçtiğimiz günlerde bu davanın gizli tanığı da ifadesini reddetti. Buna rağmen arkadaşımızın tutuksuz yargılanma talebi mahkeme heyeti tarafından kabul edilmedi. Amerikalı rahibi Türkiye’deki bir hapishaneden Beyaz Saray’daki oval ofise 24 saatte gönderen irade öyle gözüküyor ki arkadaşımız Eren Erdem’e kendince siyasi bir ceza kesmek istiyor. Aynı şey Sayın Osman Kavala içinde geçerli. Sayın Osman Kavala bir yıldır tutuklu. Daha yazılmış bir iddianame ortada yok, bir hukuk devletinde insanların özgürlüğü anayasaya ve uluslararası hukuk normlarına aykırı bir biçimde bu kadar kolay kısıtlanmamalı. Adaletin terazisiyle oynayanlara şunu hatırlatmak istiyorum. Gün gelir o terazide sizde tartılabilirsiniz. Gelin bu terazinin ayarlarıyla oynamayın. Bırakın adalet işini yapsın.

 

DERTLERİ, EKONOMİDEKİ YANGIN TARTIŞILMASIN

Geçtiğimiz hafta AKP Genel Başkanı Danıştay’ın andımız kararı üzerinden Cumhuriyet Halk Partisine hücum etmeye devam etti. Bu safsatalara defalarca cevap verdik. Milletimizde artık bunların karın doyurmadığını gayet iyi biliyor. Andımız üzerinden milleti bölerek oy devşirmeye çalışan bu yaklaşımın bir amacı var. Ekonomide büyüyen yangının tartışılmasını, bununla ilgili önlem alınmasını istemeyi engellemek. Millet hayat pahalılığı altında eziliyor, icranın başı muhalefetle uğraşıyor. Bırakın bizle uğraşmayı, siz şu milletin derdine bir derman olmaya çalışın. Kendinin çıkarttığı ve milletimizin sırtına yüklediği ekonomik krizin üstünü örtmeye çalışıyor. Siz iktidarsınız, beni tek adam yapın her şeyi çözerim diyen sizsiniz. Ama milletin durumu siz tek adam olarak işbaşına geldiğinizden beri her gün biraz daha kötüye gidiyor. Cumhuriyet Halk Partisine hücum ederek çıkarttığınız bu krizin üstünü örtmeniz mümkün değildir.

 

BU İŞLER, BİZİM EKSİĞİMİZİ GÖRMEYİN MUHALEFETE BAKIN DİYEREK ÇÖZÜLMEZ

İcraat yapın, milletin derdine derman olun. Yapamayacaksınız da görevi bırakın gidin. Cumhuriyet Halk Partisinde bu krizleri daha önce yaşanmış birçok krizi çözmüş son derece yetenekli kadrolar mevcuttur. Daha krizin hemen başında hatırlayacaksınız 13 tane maddeyi kendilerine önermiştik. Bu 13 maddenin hiçbiriyle ilgili somut bir adım atılmamıştır. Vatandaşlarımız krizin üstesinden gelmek için kimlerin çözüm önermeye çalıştıklarını, kimlerinde millet inim inim inlerken, insanlar kendini yakarken, gencecik babalar canlarına kıyarken, koltuğum gider endişesiyle krizi yok saydığını açık seçik artık görüyor. Bu işler, bizlerin eksikliğimizi, yanlışlığımızı görmeyin, muhalefete bakın diyerek çözülmez arkadaşlar.

 

 

 

EN YÜKSEK ENFLASYONA SAHİP 10. ÜLKEYİZ

Bugün nitekim Ekim ayı enflasyon rakamları açıklandı. Konulan narhlara rağmen, alınan tüm zabıta tedbirlerine rağmen enflasyon aylık yüzde 2,67’nin altına düşmedi 2,7. Bu da 2011’den buyana Ekim ayları itibariyle yaşanan kaydedilen en yüksek enflasyon. İlk 10 ayda gerçekleşen enflasyon ise yüzde 23’e dayandı. Mevcut seride yüzde 23 gibi bir rakam yok. Bırakın yüzde 23’ü iki haneli bir rakam yok ilk 10 için.

Bu yeni bir rekor ve yıllık enflasyonda yüzde 25’in üzerine çıktı. Bu da yeni bir rekor. Daha yeni Merkez Bankası’nın enflasyon raporu açıklandı. Biliyorsunuz yılsonu enflasyon tahmini yüzde 13,4’ten yüzde 23,5’e çekmişlerdi. Şimdi yıllık enflasyonun yüzde 25 olması bu hedefinde tutturulmasının giderek zorlaştığını ortaya koyuyor. Bu rakamlarla, dünyada en yüksek enflasyona sahip onuncu ekonomi olduk. Peki bizimle beraber ilk 10’da kimler var? Liberya, Suriye, savaştaki Suriye, Kuzey Kore, Sudan. Şimdi Türkiye’yi bu hallere düşürenler utanmıyorlar siz bunlara bakmayın, bunları görmeyin CHP’ye bakın diyebiliyorlar.

 

ENFLASYON CANAVARI MİLLETİN CEBİNİ KEMİRMEYE DEVAM EDİYOR

Üretici enflasyonu da 10 ayda yüzde 40’ın üstüne çıktı. Yıllık üretici enflasyonu ise yüzde 45. Bir tek rakamı hatırlatmak istiyorum. AKP işbaşına 2002 yılında geldiğinde bu rakam yüzde 31’in altındaydı. Aslında bu rakam bir yandan da turpun büyüğünün heybede olduğunu gösteriyor. Ancak bir konunun burada altını çizmek istiyorum. Bu TÜİK’te başkan yardımcılığı gerçekleştikten sonra ilan edilen ilk enflasyon rakamları. Ekim ayı üretici fiyatları yüzde 0,91 artmış. Bu 2018 yılı içinde kaydedilen en düşük aylık üretici fiyatları endeksindeki artış. Buna bir dikkatinizi çekmek istiyorum. Rakamları dikkatle izliyoruz. Endişemiz suni rakamlarla emeklilerimizin, emekçilerimizin devletten alacağı enflasyon farkına göz dikilmesidir. Sokaklarda mızrağın çuvala sığmadığı da bir gerçektir. Enflasyon canavarı milletin aşını, cebini kemirmeye devam ediyor.

 

SARAY ŞİMDİ DE GENÇLERİ FAİZ LOBİLERİNİN ELİNE DÜŞÜRMEYE AHDETMİŞ

Hafta sonu Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı gençlerle bir etkinlikteydi. Burada söylediği sözler Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının 16 yıldır izlediği ekonomi politikalarının adeta bir özetiydi. Sayın Erdoğan gençlerle konuşmasında onlara şunu söyledi, “Burs değil kredi al, bedavacılığa alışma” dedi. Faiz lobilerinin eline düşmeyen bir tek bu ülkenin umudu gençlerimiz kalmıştı şimdi anlaşılan saray gençleri de borca batırmaya, faiz lobilerinin eline düşürmeyi ahdetmiş. Eskiler ne demiş, “benim oğlum bina okur döner döner bir daha okur.” Bunların ekonomiden anladıkları bir tek şey var borçlanma. Yani el atına binip çalım satmak.

 

ÜLKE BOĞAZINA KADAR BORCA BATTI

Bunların elinde ülke boğazına kadar borca batmıştır. Dış borç 129 milyar dolardan 457 milyar dolara çıkmıştır. 2002 yılında bu ülkede elde edilen her 100 liralık gelire karşılık devletin, şirketlerin, ailelerin bu üçünü topladığınız zaman toplam borcu 94 liraydı. Yani 2002’de borcumuz gelirimizden azdı. Gelirimiz borcumuzdan fazlaydı. Şimdi her 100 liralık gelirimize karşılık toplam borcumuz 110 liraya çıkmış. Yani borcumuz artık gelirimizden büyük. Memuru, işçiyi, emekliyi, çiftçiyi, hatta iş insanlarını yani milletçe hepimizi faiz lobilerinin ellerine düşürdüler. Ülkeyi borca batıran Sayın Erdoğan şimdi de gençlere burs değil borç alın, iş bulunca kredinizi ödersiniz diyor. İşsizlikten ve borç alanın emir alacağından hiç bahsetmiyor.

 

GENÇLERİN ÇIĞLIĞI SARAYA ULAŞMIYOR

Tabi efuliler, ejder suları içildikçe saraydan her şey tozpembe gözüküyor. Milletin gençlerin hali nice, onların çığlıkları bir türlü saraya ulaşmıyor. Danışmanlar söylemiyorlardır ama ben söyleyeyim, sizin 16 yıldır yönettiğiniz bu ülkede her 100 işsizden 29’u üniversite mezunu. Çocukları okutuyoruz ama iş veremiyoruz. Üniversiteli işsizlerin sayısı 1 milyonu aşmış durumda. Sizin yönettiğiniz bu ülkede ne eğitimde, ne de istihdamda yani işte olmayan, yani boşta gezen 5 milyon 300 bin gencimiz var. Yine bu ülkede her 5 gençten biri işsiz. Anneler, babalar bin bir zahmetle, emekle çocuklarını okutuyor ama devlet onlara iş imkanı sağlayamıyor. Oysa bu sosyal devlet olmanın gereği.

 

SİZ EFULİ İÇİN DİYE MİLLET KURU EKMEĞE VERGİ ÖDÜYOR

İyi yetişmiş gençlerimiz umutlarını yitiriyorlar, ülkeyi terk edip yurtdışına gidiyorlar. Bu ülkede bedavacılığa alışan birilerini arıyorlarsa saraydaki aynalara ve etraflarına bakacaklar. Bu milletin her bir ferdi sizler saraylarda oturun, uçan saraylara binin, efuliler, ejder suları için ve itibarınızdan tasarruf etmeyin diye yediği kuru ekmekten, içtiği sudan, bebeğine aldığı mamadan vergi ödüyor. Ondan sonrada bu vergiler nereye gidiyor diye sorduğumuzda millete diyorsunuz ki sen bunları görme, sen muhalefete bak. Bak 60 sene önce şu olmuş, 70 sene önce bu olmuş.

 

VERGİ ÖDEMEK PRESTİJDİ, ŞİMDİ ADLARINI AÇIKLAMAKTAN ÇEKİNİYORLAR

Bizim kültürümüzde biliyorsunuz vergilendirilmiş kazanç kutsal kabul edilir. Vergi ödemek aynı zamanda önemli bir vatandaşlık görevidir. Geçmiş yıllarda bu en yüksek vergi ödeyenler listesine girmek bir prestijdi. Ama son zamanlarda bakıyorum insanlar bu listelerde yer almaktan vazgeçmiş görünüyorlar. Bu listelerde isminin açıklanmasını istemeyen kişi sayısı 2002 yılında 22 kişiydi, 2007’de 21 kişiye düşmüş, 2013’te 32 kişiye çıkmış, 2017’de ismini açıklamayan yani en yüksek vergi ödeyip ismimi açıklamayın, gözükmesin o listede diyen mükellef sayısı ilk 100’de 53’ye yükselmiş. Yani yarısından fazlası isimlerinin açıklanmasını istemiyor. Neden istemiyor? Ya yoksulluk çok ciddi şekilde büyük bir baskı oluyor bu insanların üzerinde ya da başka bir nedenle. Bunun nedenlerinin mutlaka araştırılması gerekiyor.

Yine en çok kurumlar vergisi ödeyen kuruluşlar listesine baktığımızda da şampiyonun Merkez Bankası olduğunu görüyoruz. Arkadaşlar unutmayın işler kötüye gittiği zaman Merkez Bankası şampiyon olur. Yani Türk lirası değer kaybettiği zaman rezervleri Türk lirası cinsinden artar, Türk lirası cinsinden arttığı içinde kar, zararı artar, karı artar.

 

ÜLKE FAİZ LOBİLERİNİN ELİNE BIRAKILDI

Diğer taraftan yine baktığımız zaman kurumlar vergisi şampiyonları listesinde ilk 10 kuruluşun 8’i finans sektöründe. Yani Sayın Erdoğan’ın ifadesiyle en fazla vergi veren 8 kuruluş faiz lobisinin üyesi. Bu ilk 10 kuruluş arasında bu yıl bir tane sanayi kuruluşu yok. Oysa 2002’de en fazla vergi veren 10 kuruluş içinde 4 tane sanayi kuruluşu vardı. Ülkenin sanayi tabanı 16 yılda eriyip bitti. Vergi verecek sanayi şirketi de kalmadı. Ülke faiz lobilerinin eline bırakıldı. Ben boşuna söylemiyorum, faiz lobilerinin en sevdiği iktidar AKP iktidarlarıdır diye. Ama yine onlar dönüyorlar diyorlar ki milletimize aman ha sakın bunları görme, sen muhalefete bak.

 

UÇAN SARAYIN HİBE KAYDI YAPILMAMIŞ

Kaç haftadır soruyordum nihayet uçan sarayın hibe kaydıyla ilgili plan ve bütçe komisyonunda Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay bir açıklama yapmış. Uçan sarayın hibe kayıt işlemi daha hala yapılmamış. Ayrıca uçak içinde hediye demiş. Uçağı boyuyorlar, yeniden tefriş ediyorlar ama devletin envanterinde bu uçak hala yok kaydı yapılmamış. Bu paraları o zaman hangi bütçeden harcıyor bunlar? Ondan sonrada dönüp diyorlar ki, sen bunları görme millete. Aman ha sen bunları görme sen muhalefete bak.

 

KAMU BANKALARINDAN YEREL SEÇİMLERDE DESTEK ALINMIŞ

İngiltere’nin ve dünyanın en prestijli üniversitelerinden biri olan London School Of Economics’te bir araştırma yapılmış. Buna göre Türkiye’nin son 16 yılda mahalli idare seçimlerinde kamu bankalarını kullandığı incelenmiş. Öyle görünüyor ki kamu bankalarından seçimlerde ciddi destek alınmış. AKP iktidarları mahalli idare seçimleri yaklaşırken kamu bankalarından kendilerinin belediyesine sahip olduğu veya belediyesine sahip olma olasılığının yüksek olduğu il ve ilçelerde kredileri arttırmışlar kamu bankalarından verilen kredileri. Buna karşılık diğer il ve ilçelerde bu kredileri azaltmışlar.

Şimdi bu ne demek? Bu şu demek, kredileri arttırdığınız zaman orada istihdam yaratıyorsunuz. İstihdam yarattığınız zamanda mutluluk katsayısı yükseliyor, size olan destekte artıyor. Ama bir şey daha oluyor. Bu kredileri güdümlü olarak verdiğiniz için geçmişte de çok iyi gördüğümüz kredi kalitesi hızla bozuluyor. Geri dönmeyen krediler artıyor. Böyle bakıldığında kamu bankalarına yakın zamanda işsizlik fonundan sermaye olarak verilen 11 milyar lira ve bütçeden verilmesi öngörülen 28,5 milyar liralık özel tertip devlet tahvili sadece krizin tahribatını gidermek için verilmemiş. Aslında bir başka amacı daha var. Yerel yönetim seçimlerine kadar kamu bankaları tahkim edilmek istenmiş ki aynı oyuna devam edebilsinler. Yani Adalet ve Kalkınma Partisine oy veren seçmenlerin çoğunlukta olduğu bölgelerdeki işadamlarına daha fazla kredi verilebilsin, buna karşılık diğer yerlerdeki krediler azaltılsın diye. Bunun çok ciddi zararları vardır ve şunu söyleyeyim, uzun dönemde Türk ekonomisinin rekabet gücünü önemli ölçüde yıpratır.

 

TL DEĞER KAZANDI AMA NET REZERV ERİMEYE DEVAM EDİYOR

Diğer taraftan yine ilginç bir durum. Sarayın Trump’a boyun eğerek rahip Brunson’ı iade etmesinden sonra Türk lirasının dolar karşısında değer kazandığını görüyoruz. Ama buna rağmen Merkez Bankasının rezervleri aynı dönemde 1 milyar dolar erimiş. Bu demektir ki, Merkez Bankası rezerv satıyor. Cari açığımızda düzeldiğine göre. Daha da ilginci, eğer kamu bankaları döviz piyasalarındaki harareti söndürmek amacıyla kullanılmışsa bununda krizi çözmesi mümkün değildir. Ama bir şeyi yapar, rezervlerin aşağı doğru gitmesi nedeniyle ekonomiye duyulan güvenilirliği azaltır.

 

TAMAMEN PANSUMAN TEDBİR, TAMAMEN ASPİRİN TEDAVİSİ

Geçtiğimiz hafta mobilyada, konutta, beyaz eşyada, otomotivde ÖTV ve KDV indirimleri yapıldı. Yine bunlarında yıl sonuna kadar bu indirimler yapıldı ve bunlarında ekonomide çıkarılan yangını söndürmesi mümkün değil. Tamamen pansuman tedbir, tamamen aspirin tedavisi. Ancak bazı kalemlerde yapılan vergi indirimleri ülkemizdeki üreticilerden ziyade ithalat yapanları yani elin oğlunu mutlu etmeye dönük. Otomotiv sektörü işte bunlardan bir tanesi. Yine tabi bu indirimler bir etki daha yapar enflasyonu düşürür. Geçici olarak enflasyonu baskı altına alır. Enflasyonu baskı altına alınca da emekliye, memura, işçiye verilecek enflasyon farkını düşürür, daha sonra önümüzdeki yıl enflasyon yeniden patlar. Çünkü tedavi edecek önlemleri almamış durumdasınız. Eğer amaç kriz nedeniyle ürkekleşen vatandaşın yeniden harcama yapmasını sağlamak, ekonominin büyüme patikasına geri dönmesini sağlamaksa burada yapacağınız şey vergi indirimleri değil. Burada yapılması gereken şey vatandaşın güvenini, yani tüketici güvenini artırmak ama maalesef o da yerlerde sürünüyor.

 

SEN, BEN, BİZİM OĞLAN TOPLANMIŞLAR…

Şimdi nasıl güven sağlarsınız burada hep anlatmaya çalışıyorum. Toplumun tüm kesimlerini bir araya getirip her kesime adil davrandığınız izlenimini vererek. Ama bakıyoruz saray damadı ekonomik ve sosyal konseyi toplayıp böyle bir geniş istişare zemini oluşturmak yerine FİKKO diye bir komite kurmuş. O komitede sen, ben, bizim oğlan toplanmışlar bunu da müjde diye kamuoyuna sunuyorlar. Toplananlar arasında tek bir işçi sendikasının temsilcisi yok. Toplananlar arasında emeklileri temsil eden tek bir kuruluş yok, memuru temsil eden yok, işveren sendikası yok, reel sektörü temsil eden kimse yok. Oysa kriz biliyorsunuz en çok emekçiyi, işvereni, reel sektörü ezip geçiyor. Sonrada yine diyorlar ki, sen bizim bu yaptıklarımızı görme ey milletim sen muhalefete bakmaya devam et.

 

SUUDİ KONSOLOSUN GÖNDERİLMESİNE ÖN AYAK OLAN KİMDİR?

Suudi Arabistanlı Gazeteci Kaşıkçı’nın katledilmesinin ardından Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ABD’deki önemli bir gazeteye bir köşe yazısı göndermiş. Danışmanları tarafından kaleme alındığı anlaşılan bu yazıda Sayın Erdoğan bir takım sorular sorarak cevap istiyor. Ancak burada sorulması gereken esas soru atlanmış. Nedir bu soru? Bu olayın tüm boyutlarıyla aydınlatılmasını, Suudi konsolosun ülkesine gönderilmesine önayak olarak engelleyen kimdir? Bu soru sorulmamış. Sarayın bir danışmanının ifadesiyle Türkiye bu olayı kullanıp Suudilerin başına dünyayı yıkmak yerine yine kraliyet ailesine dostluğunu gösterip olayı fazla deşelemeden aksine iyi niyetli adımlar atarak Kral Selman’a yardımcı mı olmuştur?

 

İTİBARIMIZIN PEY AKÇASI GİBİ MASAYA SÜRÜLMESİ

Rahibi gönderip ABD Başkanına ABD’deki ara seçimler öncesi, bugün yapılmakta olan, Türkiye üzerinden oval ofiste şov yapma imkanını veren saray şimdi dönmüş diyor ki, “Ey Trump mahalli idare seçimlerinde benim yaptığımı sende bana yap. Bu Halk Bankası Genel Müdür Yardımcısını Türkiye’ye gönder.” Halk Bankası Genel Müdür Yardımcısının Türkiye’ye dönmesi, ailesine ve sevenlerine kavuşması hepimizi mutlu eder. Ama seçimlerde siyasi şov yapmak için ülkemizin itibarının pey akçesi gibi masalarda sürülmesi her Türk vatandaşı gibi bizi de rahatsız eder.

 

 

YAPILAN AÇIKLAMALAR YAKLAŞAN TEHLİKENİN İPUÇLARINI VERİYOR

Suriye’de Menbiç çevresinde Amerikalılarla beraber volta atılmaya başlandı diye yandaş basından zafer çığlıkları yükseliyor. Ama aynı ABD sınırımızın hemen yanı başında PKK’lı teröristlerle volta atmaya başlıyor. Nitekim ABD’nin Suriye özel temsilcisi ve eski Ankara büyükelçisi James Jeffrey’in açıklamaları yaklaşan tehlikenin ipuçlarını veriyor. Buna göre ABD’nin bölgedeki iki ortağı SDG yani PKK ile Türkiye arasında bir çözüm bulunmasına dönük çabaları yeniden başlattığı ifade ediliyor. Bu ifadelerle ilgili son Suriye zirvesi sonuç bildirisinde terörist listesine PKK, YPG, PYD’nin ismini yazdıramayan saray kanadından hiçbir tepki gelmiyor. Anlaşılan yerel seçimlere kadar saray bu konuda da sessiz kalmayı ve ABD ile daha uyumlu bir görüntü vermeyi tercih ediyor. Ortağı da MHP’de bu tavrı destekliyor. Sonrada dönüp milletimize diyorlar ki, bizi bırak, bizi görme, bizim yaptıklarımızı görme muhalefete bak. Biz muhalefet olarak tüm bu hususları yakından izlemeye devam edeceğiz, bölgede ülkemizin menfaatleri aleyhine gelişecek her eylem karşısında dimdik duracağız.

Benim sizlerle paylaşacaklarım bu kadar. Şimdi isim ve bağlı olduğunuz kurumları açıklayarak soru sorabilirsiniz.

Soru- Efendim enflasyon rakamlarıyla ilgili başlamak istiyorum öncelikle. Hazine ve Maliye Bakanı Beraat Albayrak bugün enflasyon rakamları sonrasında Eylül ayı en zor ayımız olacaktı, sonrasında yolunu bulacaktı zaten demiştik, Eylül’deki fahiş fiyatlama algısı enflasyona yansıdı diye bir açıklama yaptı. Bunu nasıl değerlendirmek istersiniz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi her fiyat artışından sonra Sayın Albayrak buna benzer açıklamalar yapıyor. Önümüzdeki dönemde enflasyon düşecek diyor. Bende şunu sormak istiyorum, ne yapıyorsunuz da enflasyon düşecek? Yani narh koyarak, vergi indirerek enflasyonu düşürmek mümkün değil. Tedbir alın diyoruz, biran önce bu oyunun kurallarını değiştirin diyoruz, insanların güven katsayısı yeniden yükselsin diyoruz, dışarıya anlatacak yeni bir hikayeniz olsun diyoruz ama bununla ilgili olarak ortada hiçbir şey yok. İşte bakın çok ilginç, son bir ayda fiyatı düşen ürün sayısı 37. Buna karşılık fiyatı artan ürün sayısı 395’ten 37’yi çıkardığınız zaman 360 civarında. Bu kadar narh, bu kadar zabıta kontrolü, bu kadar bakanlık kontrolü tablo bu. Peki ne düşmüş fiyat olarak baktığınız zaman? Mesela bir hafta ya da daha fazla süreli turların fiyatı düşmüş. Ama üzümün fiyatı yüzde 27, domatesin fiyatı yüzde 30 bir ayda. Biberin fiyatı yüzde 12, unun fiyatı yüzde 7 artmış. Düşen müşen bir şey yok. Kötüsü geri kaldı diye de bir şey yok. Biraz önce söyledim üretici fiyatları endeksine bakın, turpun büyüğü heybede dedim.

Şimdi ben şu soruyu soruyorum, ne yapılıyor da Türkiye’nin bu yüksek borçluluğu çözülüyor? Bunu çözen hiçbir şey yok. Mart’a kadar biz bu işi irade edelim. Mart’tan sonra? Geçen defa söyledim şimdi de söylüyorum, IMF’nin kapısında soluğu alırlar.

Soru- Efendim CHP listelerinden milletvekili seçilen daha sonra istifa eden Saadet Partili Cihangir İslam geçtiğimiz günlerde genel kurulda bir konuşma yaptı. 15 Temmuz gecesiyle ilgili bazı ifadeler kullandı, ardından da hakkında soruşturma başlatıldı. CHP’nin bu konuyla ilgili görüşü nedir?

Faik ÖZTRAK- Çok açıkça şunu ifade edeyim, meclis kürsüsünde ifade edilen görüşler tam dokunulmazlığa sahiptir. Bu görüşleri eğer genel kurulda aksine alınmış bir karar yok ise kamuoyuna bir kere daha ifade etmekte yine bu sorumsuzluk kapsamına girer. Dolayısıyla soruşturma açılması buradan görebildiğim kadarıyla milletvekillerinin dokunulmazlık hakkına müdahaledir. Meclis Başkanının bunu derhal durdurması lazımdır.

Soru- Sayın Kılıçdaroğlu geçtiğimiz günlerde Mansur Beyle görüşüyoruz demişti Ankara için. İYİ Partide de yine Mansur beyin adı sıkça zikrediliyor. İYİ Partiyle bir temasta bulundunuz mu, Mansur bey ortak aday olabilir mi? İkinci sorumda efendim, İYİ Partiden Lütfü Türkkan CHP’nin bir liderlik sorunu var dedi. Bununla ilgilide görüşlerinizi alabilirsem?

Faik ÖZTRAK- Birincisiyle ilgili olarak, yani bu görüşmeler oluyor, şu oluyor bu oluyor. Bizde bunları sizler gibi gazetelerden takip ediyoruz.

Sayın Türkkan’ın açıklamasına gelince, şimdi tabi Sayın Türkkan’ın açıklaması eğer doğruysa ben şunu ifade edeyim, yani böyle bir dönemde muhalefet partilerinin birbirlerine muhalefet etmesi kadar abesle iştigal olamaz. İzin verirseniz ben bununla ilgili bu kadarını söyleyeyim.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

İSTANBUL HAVALİMANI MİLLETİN SIRTINA KAMBUR, BÜTÇEYE KARA DELİK

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ FAİK ÖZTRAK’IN BASIN AÇIKLAMASI (31 EKİM 2018)
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, MYK toplantısı sonrasında yaptığı basın toplantısında şunları belirtti:

Cumhuriyetimizin 95. yılını büyük coşkuyla kutladık. Sözlerime başlarken cumhuriyetimizin ve partimizin kurucu Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını ve bu topraklar için canını veren tüm şehitlerimizi ve savaşan tüm gazilerimizi minnetle anıyor, huzurlarında saygıyla eğiliyorum.
CUMHURİYET İNSAN OLMA MÜCADELESİDİR
Cumhuriyet bir büyük mücadeledir. Mücadele emperyalizmle ve onun işbirlikçisi saray ile halk arasındadır. Mücadele, saraya kul olmak yerine vatana vatandaş olmak içindir. Mücadele tebaa olmak yerine özgür ve eşit yurttaşlar topluluğu olmak içindir. Mücadele tam da daha dün “İslami olarak Cumhurbaşkanına itaat etmek farz-ı ayndır, karşı gelmek harpten kaçmak manasına gelir, haramdır” diyebilen ve sarayın bir üniversite rektörlüğüne atamayı cüret edebildiği, yurttaşı tebaa haline getirmek isteyen çağdışı kalmış kafalarladır. YÖK’ten bu rektör hakkında derhal gereğini yapmasını bekliyoruz.
Mücadele tam bağımsız olmak içindir. Mücadele fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller içindir. Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesi olma mücadelesidir ve bu mücadele insanlık var olduğu müddetçe hiç bitmeyecektir. Çünkü cumhuriyet insan olma mücadelesidir. Bu vesileyle cumhuriyetimize sahip çıkma kararlılığımızı bir defa daha ifade ediyor, “Yaşasın Cumhuriyet diyerek gündemimize geçiyorum.
KUMPAS DAVASI ÇÖKECEK, EREN ERDEM ÖZGÜRLÜĞÜNE KAVUŞACAK
Ama öncelikle vefatının yıldönümünde ülkemizin yetiştirdiği en büyük bilim adamlarından ve partimizin önceki dönem Genel Başkanlarından Sayın Erdal İnönü’nün ölümünün 11. yıldönümü kendisini rahmetle ve minnetle anıyoruz. Yine bugün haksız şekilde Haziran ayından buyana tutuklu bulunan Parti Meclisi üyemiz Eren Erdem ilk defa mahkemeye çıkıyor. Eren Erdem 4 aydır hapiste. Şunu biliyoruz, yargılandığı kumpas davası mutlaka çökecek. Çünkü bugüne kadar çökmeyen kumpas davası yok ve Eren Erdem bir an önce özgürlüğüne kavuşacak. Bugün inşallah Eren Erdem’in özgürlüğüne kavuşmasını da bekliyoruz. Çünkü davanın tek tutuklu sanığı Eren Erdem.
SARIKAMIŞ’TAN 104 YIL SONRA
Bugün MYK gündemimizde ekonomideki son gelişmeleri ele aldık, tarım politikalarını değerlendirdik, yerel seçimlerde izlenecek siyaset stratejisini tartıştık, eğitim politikaları ve özellikle İstanbul’daki taciz meselesini ele aldık. Cemal Kaşıkçı meselesiyle ilgili son gelişmeleri değerlendirdik.
Gündemimizin en önemli konularından biri de Tunceli’de donarak şehit olan askerlerimizdi. Saray milletten kopmuş gösterişli harcamalarına devam ediyor. Cumhuriyetin evlatları ise cumhuriyetin bekası için görev yaparken ayazda donarak şehit oluyor. Yıl 2018, Sarıkamış felaketinin üzerinden 104 yıl geçtikten sonra Tunceli’de iki Mehmetçiğimiz soğukta donarak şehit oldu. Ben şehit evlatlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine ve milletimize sabır diliyorum. Saray için milyarlar harcanırken, itibar için uçan saray filoları kurulurken askerimize soğuk kış koşullarına dayanacak donanım alınamıyor. İçişleri Bakanı teçhizat eksiği yok diyor. Hava koşulları aniden ağırlaşmış.
MİLLETTEN KOPMUŞLAR
Çorlu’da tren kazası oldu hava koşulları dediler. İki askerimiz hem de Ekim ayında Tunceli’de donarak şehit oluyor yine hava koşulları deniyor. Bu ülkenin bir meteoroloji teşkilatı yok mu hava koşulları hakkında kendilerine doğru düzgün bilgi veren? Her şeyi hava şartlarına bağlayıp işin içinden sıyrılıveriyorlar. Sayın Bakan yine dün açıklama yapmış her zamanki gibi çok konuşup hiçbir doğru düzgün bilgi vermemiş. Mutat olarak Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na saldırmış. “Teçhizatımız tam” demiş. Bu teçhizat tamsa bu asker Tunceli dağlarında donarak nasıl şehit oluyor? Bunun cevabı yok. Sorumluluk hissediyorlarmış. Biz milletten kopmuşsunuz geçin bunları.
ŞEHİDE KELLE DİYENLERDEN ALACAK DERSİMİZ YOK
Bu arada bir şey daha ifade etmek istiyorum. Bizim şehitlerimize kelle diyen zihniyetten alacağımız hiçbir şehadet dersi yoktur. Cumhuriyet Halk Partisi kurtuluş savaşı meydanlarında kurulmuş şehitlerin ve gazilerin partisidir. Mugalatayı bırakacaksınız. Madem tek adamsınız sorumluluğu alacaksınız, sorumluları bulacaksınız, kendiniz de siyasi sorumluluğunuzun gereğini yapacaksınız. Ya bundan sorumlu bakanı görevden alacaksınız ya da istifa edeceksiniz.
İSTANBUL HAVALİMANI MİLLETİN SIRTINA KAMBUR, BÜTÇEYE KARA DELİK
29 Ekim’de İstanbul’da bir havalimanı açılış töreni yapıldı. Bu törende anladık ki, bu havaalanının tam olarak faaliyete geçmesi gecikecek ve Atatürk Havaalanı daha önceden söylendiği gibi kapatılmayacak, faaliyette olmaya devam edecek. Yani seçmenin gözünü boyamak için yine natamam bitmemiş bir havaalanını açtılar. Yetmedi birde bu natamam havalimanının açılış törenini bahane edip cumhuriyetimizin kuruluş kutlamalarını cumhuriyetin başkentinden alıp saltanatın başkenti olarak gördükleri İstanbul’a taşıdılar. Açılıştaki şaşanın, debdebenin hangi kaynaklardan karşılandığını sorsak cevap hazır, masraf bizden çıkmadı müteahhitlerin cebinden çıktı diyecekler. Yandaş müteahhitlerinizin holdingleri o içtiğiniz efulilerin, smoothielerin, ejder sularının parasını son kuruşuna kadar sizin Avroyla vermiş olduğunuz garantiler sayesinde milletimizden tahsil edecekler. Bu havaalanının milletin sırtında bir kambur, bütçede bir karadelik olacağı bu açılışta bir defa daha belli olmuştur.
BU YATIRIM “BEYAZ FİL”
Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim ülkemizin kalkınmasını sağlayan yatırımlara hiçbir karşıtlığımız yoktur. Bu yatırımların yapılmasını mutlaka isteriz. Ama bizim karşı duruşumuz yatırıma değil akılsızlığadır. Bu proje 10.3 milyar avroluk bir gösteriş yatırımı, ekonomideki tabiriyle bir “beyaz fil.” Ancak mevcut Atatürk havalimanı kapatıldığında yaşayabilecek bir tesis. Kapatılmazsa ayakta duramaz. Şimdi bir havaalanını kapatıyorsunuz onun karşılığında diğer bir havaalanını açıyorsunuz. Peki bu milletin refahına ne ilave getiriyor? Hiçbir ilave getirmiyor. Saray rejimi gösterişi ve israfı seviyor. Cumhuriyet ise akla, bilime ve fizibiliteye değer verir. Bu proje serbest piyasa koşullarında yapılması mümkün olmayan bir yatırım. Bu nedenle de bu projeyi yapan havuz müteahhitlerine, yandaş holdinglere devlet her türlü garantiyi vermiş.
AKP GENEL BAŞKANI EFULİYİ FAZLA KAÇIRDI
AKP’nin Genel Başkanı İstanbul Havalimanı’nın açılışında milletimize bu projede herhangi bir Hazine garantisi olmadığını, sadece sembolik olarak 12 yıl için 342 milyon avro dış hat yolcu geliri garantisinin verildiğini söylüyor. Oysa Sayıştay’ın 2016 yılında Devlet Hava Meydanları’yla ilgili hazırladığı denetleme raporu var. Bu raporun 83. sayfasında yer alan 24. tabloda şu söyleniyor, ilk yıl 316 milyon 351 bin 370 Avro gelir garantisiyle başlıyor ve 12 yılın sonunda devlet hava meydanları işletmesi havuz müteahhitlerine toplam 6 milyar 300 milyon avro gelir garantisi veriyor. Bugünkü kurla çarptığınız zaman ne ediyor? 40 milyar Türk lirası. Yani arkadaşlar 40 katrilyon Türk lirası eski parayla. Bunun neresi sembolik? Nasıl bir sembolik harcama bu? Sayıştay raporuna göre verilen garanti AKP Genel Başkanının söylediğinin tam 18 katı. Ya AKP Genel Başkanı dün yine bu törenlerden önce efuliyi fazla kaçırdı ya da Sayıştay raporu doğruyu söylemiyor.
BÖYLE İKTİDAR VARKEN DÜŞMANA GEREK YOK
Vatandaşına değil, yandaşlarına hizmet götüren bir havaalanı bu. Yandaşlarına verdikleri AKP Genel Başkanına garantiler sembolik gelebilir ama ülkemize yaşattığı ekonomik krizin altında inim inim inleyen milletimizin sırtında bu garantiler taşınmaz bir yüktür. Milletten kopan saray vatandaşın vergisini yandaş holdinglere peşkeş çekmiştir. Dış borçla ve garantilerle yapılan İstanbul Havalimanı yaşadığımız krizi daha da ağırlaştıran bir karadeliktir. Milletin hazinesinin kasasından yandaş müteahhitlerin kasasına akıtılacak avroların yanında şehrin ciğerlerini sökerek yaratılacak kentsel rantlarda bu müteahhitlere peşkeş çekilecektir. Nitekim bu müteahhitlerin çevrede alışveriş merkezleri, ofisler, konutlar yapmak istediği basınımıza sızmıştır. Hatalı kararları kararlı hatalara dönüşen, akla ve izana uymayan icraatlar peşinde koşan, vizyon ve misyonu şaşadan, debdebeden ve yandaş doyurmaktan ibaret olan bir iktidar olduktan sonra ülkemizin pek de düşmana ihtiyacı yoktur.
BU BÜTÇE FAİZ LOBİLERİNİN BÜTÇESİDİR
Bu hafta sonu 2019 yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı da yayımlandı. Artık adı böyle oldu. Yıllık programdı eskiden, şimdi Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı. Yani bunda ne varsa cumhurbaşkanı sorumlu. Böylece tek adamın bu bütçeden kimlere ne vereceği de tam olarak ortaya çıktı. Bu bütçe faiz lobilerinin bütçesidir diyorum. Aslında bunu ben demiyorum bütçenin kendisine baktığınız zaman açık seçik gözüküyor. 2017’de vatandaşımızdan toplanan her 100 liralık verginin 11 lirası faiz lobilerine ödenmiş. 2019 bütçesinde vatandaştan toplanacak her 100 liralık verginin 16 lirası faiz lobilerine gidecek. Pansuman ve aspirin tedavisiyle ekonomide geldiğimiz nokta budur. Millet çalışacak, kazanacak, vergisini ödeyecek tek adam faiz lobilerini abat edecek. 2019 bütçesinin kazananı faiz lobileridir.
ÇİFTÇİYE DESTEK, KANUNUN EMRETTİĞİNİN YARISI
Peki vatandaşa ne gidecek? Tarım Kanunu var. Tarım kanununa göre 2019’da çiftçiye verilmesi gereken destek 44,5 milyar Türk lirası. Peki AKP Genel Başkanı programda çiftçiye ne kadar destek vereceğini söylemiş? 17 milyar Türk Lirası. Yani kanunun ver dediğinin yarısı bile değil. Oysa bu yılın ilk yarısında çiftçi ürününü düşük fiyatla sattı. Döviz krizi daha yoktu, bu boyutlara varmamıştı. Döviz kuru zirve yapınca gübre fiyatları da zirve yaptı, mazot fiyatları arttı, ilaç fiyatları arttı, tohumluk fiyatları arttı. Bütün bunlar artınca çiftçi şu anda bir kısmı ekim yapamadı. Bir kısmı da ekim yaparken ekim gübresini atamadı. Gıda krizi kapıda. Ama çiftçiye destek yok. Kasım ayının 1’nde fındık destekleme taban fiyatı ilan ettiler. Kime çalışıyorsunuz? Üreticiye mi? Üretici elindeki fındığı zaten sattı. Siz bu fiyatı fındık stoklayanlardan fındık almak için ilan ettiniz. Evet sarayın itibarından hiç tasarruf olmuyor ama çiftçiye verilen destekten bal gibi tasarruf oluyor. Akıllı harcama derken ben işte bunu kastediyorum.
AKIL DIŞI HARCAMA BUDUR
Yine bu programa baktığımızda eğitim gibi toplumumuzu yakından ilgilendiren bir takım harcamalarda ciddi kesintiler yapıldığını görüyoruz. 2019’da eğitime yapılacak harcamalar milli gelirin yüzde 3,5’i. Bu aslında değerli basın mensupları, son derece düşük bir oran. Ekonominin yüzde 4,7 yani 5 civarında daraldığı 2009 krizinde dahi milli eğitime milli gelirden ayrılan pay yüzde 3,9’du. Evet yine sarayın itibarından tasarruf olmuyor ama eğitimden, çocuklarımızın geleceğinden tasarruf ediliyor. Akıl dışı harcama dediğimiz bundan başka ne olabilir ki?
BU AÇIKLAMA POPÜLİZM NOBELİ ALIR
Saraya yeniden hakim olan ve oldukça tehlikeli bulduğum kibir ve hamaset diline de dikkatlerinizi çekmek istiyorum. AKP Genel Başkanı rahibi ABD Başkanına iade etti, dolar kuruda 5,5 lira civarına geldi. Aldı mı sarayı bir rahatlama! Kayınpederin, “Terör örgütleriyle diz çöktüremeyenlerin ekonomi kozunu da boşa çıkardık” şeklindeki kibirli böbürlenmelerinin ardından, Bakan damadı dün, “Dövizde yaşanan dalgalanmalar yabancı bir ülkenin başkentinde planlanmıştır, 10 Ağustos planını yapanlar duvara tosladı” dedi.
Şimdi bir kere birincisi, eğer bu doğru değilse gerçek ötesi popülist söylem dalında Nobel almaya aday bir açıklama. Ama bir bakan bir başkentte Türkiye ekonomisiyle ilgili operasyon tezgahlandığını söylüyorsa bunun hangi başkentte olduğunu açıklamak zorundadır.
KOMPLOYU YAPAN BAŞKENT HANGİSİ, AÇIKLAYIN!
Plan Bütçe Komisyonu’nda bu başkentin neresi olduğu defalarca sorulmasına rağmen Sayın Bakan soruya cevap vermemiştir. Hiçbir yetkili böyle bir lafı ortaya atıp sonrada sessizliğe bürünemez. Devlet yönetimi ciddiyet gerektirir. Sayın Bakan bu başkent hangisiyse açık açık söylemek zorundadır. Saray ne zaman sıkışsa hemen dışarıdan birilerinin operasyon yaptığını söylemeye başlıyor. Hatırlayın 15 Temmuz’da da, hain darbe girişiminde de aynı söylem vardı. Şimdi ben soruyorum, 15 Temmuz’da ve 10 Ağustos’ta bize operasyon çekenler kimler, hangi başkentlerde bu operasyon yapıldı? Bize komplo yapan başkent hangi başkent? Buradan açıkça ifade ediyorum, bize komplo yapan ülke hangisiyse karşısında iktidar muhalefet kol kola girelim hem beraber ona karşı mücadeleyi başlatalım. Ama bu işin aslı var mı, yok mu bunu bilmek zorundayız.
EKONOMİYİ DOLARKOLİK YAPAN DA O BAŞKENT Mİ?
Bunun içinde şu sorulara da cevap bulmak gerekiyor. Türkiye’nin dış borcunu 2002’de 129 milyar dolardan bugün 457 milyar dolara çıkaran, kısa vadeli borcunu 2002’de 16,4 milyar dolardan bu yılın Ağustos ayı itibariyle 114 milyar dolara çıkaran, ekonomimizi dolar kolik yapan, sıcak para bağımlısı haline getiren, dış borç batağına sokan bu başkent miydi? Ülke bir yılda mı borca batıp emir alır hale geldi? 16 yıldır iktidarda siz yok muydunuz? Ne yaptınız? Gerçek ötesi popülist söyleme dayanan algı operasyonlarıyla hakikatleri gizlemeye çalışmaktan artık vazgeçin. Yanlışlarınızın, başarısızlıklarınızın hesabını Türk milletine vermek zorundasınız. Başkalarını suçlayarak sorumluluktan kurtulamazsınız.
YANDAŞA VAR, VATANDAŞA YOK
Tabi şunu da söylemeden geçmemek lazım. Madem dolarda bu dönemde bir rahatlama var bunu vatandaşın elektrik ve doğalgaz fiyatlarına neden yansıtmıyorsunuz? Neden sadece yandaşlarınıza verdiğiniz elektrikte yüzde 9 indirim yapıyorsunuz da, yandaşlarınızın kurduğu santrallere verdiğiniz doğalgazda yüzde 9 indirim yapıyorsunuz da vatandaşımıza verdiğimiz doğalgazda neden indirim yapmıyorsunuz? Hep yandaşa çalışıyorsunuz, vatandaşımıza hiçbir şey yok.
RAKAMLARA BAKIYORUM, UYKULARIM KAÇIYOR
Beyler, artık şu efulileri içmeyi kesin, kendinize gelin ekonomi gemisi hala çok tehlikeli sularda ve çok da yıpranmış bir durumda seyrediyor. Bizi emir alacak duruma getiren borçlar hala ortada duruyor, önümüzdeki yıl Türkiye’nin borçlarını çevirmesinde ciddi güçlüklerle 225 milyar dolarlık borcunu çevirmesinde ciddi güçlüklerle karşılaşacağını dışarıda, içerde herkes söylüyor ve açık söyleyeyim, Hazine Müsteşarlığı yapmış biri olarak ben bu rakamları gördüğümde uykularım kaçıyor. Ama bir bakıyorum saray son derece rahat. Tüm bu rakamlar ekonomide artık yumuşak iniş ihtimalinin kalmadığını, inişin oldukça sert olacağını gösteriyor. Ama milletten kopan tek adam yaşananlar için “Kriz değildi, dışarıdan saldırıydı, o da bitti” diyor. Ama millet perişan.
İŞÇİLERİN KIDEM TAZMİNATINA GÖZ DİKTİLER, BU IMF AKLIDIR
Şimdi programı yayınladılar programda kıdem tazminatı reformundan söz ediyorlar. Bu, işçilerin kıdem tazminatlarına göz dikmektir. Bu borcunu ödeyemeyen holdinglerin yükünü emekçilerin sırtına yıkmaya dönük yeni bir saray operasyonudur. Bu aslında bir IMF aklıdır. Hani siz IMF defterini kapatmıştınız? Halka gerçekleri söylemiyorlar. Kapalı kapılar ardında IMF’den talimat alıyorlar. Sadece IMF görüntüde yok. Bu onların eski huyu. Oslo’da da aynısını yaptılar. Seçmeni kandırmak için sahnede şarkı söylüyor gibi yapıyorlar ama aslında sahnede ne çalan parça orijinal ne de ses gerçek. Emekçilerin tek gelecek güvencesi olan kıdem tazminatlarıyla oynanmasına izin vermemekte kararlıyız değerli basın mensupları.
EFULİ BÖYLE ZAMANDA LAZIM
Son olarak bir iki konuya daha izninizle değinmek istiyorum. Hafta sonunda İstanbul’da bir Suriye zirvesi yapıldı. 4 ülkenin Cumhurbaşkanları ve şansölyeleri bir araya geldi. Ama bu zirveden sonra yapılan açıklanan deklarasyonda PKK’nın da, YPG’nin de, PYD’nin de terör örgütü olarak masadakilere kabul ettirilemediğini gördük. Aslında hep efuli efuli diyorum, işte efuli böyle zamanlarda lazım. Masanın etrafına oturmadan önce çekecektiniz efuliyi, toplayacaktınız cesaretinizi diyecektiniz ki “Bu örgütler bir terör örgütüdür. Öncelikle bunu sonuç bildirisine yazacağız bu bir. Şu Menbiç işini de bitireceğiz, bu da iki…” Diyebildiniz mi? Diyemediniz. Varsa yoksa el ele tutuşup poz verdiniz.
Bir husus da Kemer Belediyesi’yle ilgili. Bir takım haberler bugün yer alıyor. Arkadaşlar, Kemer Belediyesi’yle ilgili soruşturma talebi bizim Belediye Başkanımızdan gelmiştir. Bu soruşturma bizim Belediye Başkanımızın talebiyle yapılmıştır. Bunun altını çizmek istiyorum çünkü yandaş basına bakıyorum bununla ilgili hiçbir şey söylenmemiş.
GENEL BAŞKANIMIZIN MAL BEYANINI İNTERNET SİTESİNE KOYUYORUZ
Son olarak, hatırlayın Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanımızın kendisinin açmış olduğu davalarla ilgili tazminatları nereden ödediğini merak ediyordu. Biraz sonra partimizin internet sitesine Genel Başkanımızın mal beyanını koyacağız. O mal beyanıyla bir öncekini karşılaştırma imkanınız var, oradan baktığınız zaman kendisinin hem mülk sattığını, hem borç aldığını, bu tazminatları da bir şekilde bu borçla, bu sattığı mülkün parasıyla ödediğini göreceksiniz. Aslında bu davalar için yüksek mahkemelere itiraz etmiş durumda. Yüksek mahkemelerde de bu davları devamlı kazanıyor. Ama bu meblağların faiz giderleri çok yüksek olduğu için, birde bu faiz giderlerini alması nedeniyle Adalet ve Kalkınma Partisinin haram yeme durumuna düşmemesi için biran önce bu parayı yatırmış durumda. Bununla ilgili olarak tüm itirazlar yapıldı ve bu parayı, bu tazminatları geri alacağından da kendisi emin.
Benim söyleyeceklerim bu kadar, sorularınız varsa cevaplayım.
Soru- Efendim dün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın grup toplantısında CHP’ye yönelik sözleri vardı. Gardırop Atatürkçüsü, salon milliyetçisi, Atatürkçülük lafla olmaz diye CHP’ye göndermede bulundu. Birinci sorum bu, buna ne cevap vereceksiniz? Birde andımız tartışması hala devam ediyor. Yine dün bir kez daha Cumhurbaşkanı Erdoğan tekrarladı bizim tek andımız İstiklal marşı dedi. Birde bununla ilgili görüşlerinizi alabilirsem sevinirim.
Faik ÖZTRAK- Her nedense son dönemde birdenbire iktidar partisinde ve onun başında bir Atatürk sevgisi yarışı başlandı. Özellikle bu herhalde seçim öncesinde ortaya çıkan bir durum. Cumhuriyet Halk Partisi tekrar söylüyorum, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu ve “En büyük iki eserimden biri” dediği partidir. Cumhuriyet Halk Partisi, Mustafa Kemal Atatürk’e, onun devrimlerine, onun kurmuş olduğu laik, demokratik cumhuriyete sahip çıkacaktır. Varlık nedenlerinden bir tanesi de budur. Bu değerler evrensel değerlerdir ve bu nedenle Cumhuriyet Halk Partisi dünyanın en eski partilerinden biri haline gelmiştir. En köklü partilerinden biri haline gelmiştir.
Andımızla ilgili geçtiğimiz hafta ben bir açıklama yapmıştım. Açık söyleyeyim neden andımızdan rahatsız olunduğunu bir çıksınlar açıklasınlar. Hala onu açıklamadı. Sadece söylediği şey bizim andımız İstiklal Marşı’dır. Bakın ant bir gelenektir. Devletler gelenekleriyle yaşarlar. Dolayısıyla bu geleneklerden vazgeçmek birliğimizin, beraberliğimizin, gençlerimizin iyi yetişmesinin önemli unsurlarından biri olan andımızla kavga etmek hiç kimseye bir fayda sağlamaz.
Soru- Efendim yerel seçimlerle ilgili her hafta aynı soruyu soruyoruz ama İstanbul konusu çok merak ediliyor ki bugün MHP’nin İstanbul’da Bedrettin Dalan’ı aday gösterebileceği konuşuldu. Bununla ilgili bir değerlendirme alalım. Birde İstanbul’la ilgili partiden birçok vekilin istediğini biliyoruz İstanbul’u. CHP ne zaman karar verecek İstanbul’la ilgili adayına?
Faik ÖZTRAK- Şimdi tabi diğeri MHP’nin işi. Dolayısıyla o konuda bizim bir şey söylememiz doğru olmaz. Ama Cumhuriyet Halk Partisi olarak adaylarla ilgili değerlendirmelerimiz devam ediyor. En doğruyu bulma yönünde her türlü yöntemi kullanacağız. Ta baştan beri söylediğim gibi en doğru adayla, sandıkta mutabakatı sağlayacak bir adayla, en çok oyu alacağız. Bu seçimler Cumhuriyet Halk Partisi’nin büyük bir zaferi yakaladığı ve milletimizin bu ucube tek adam parti devleti rejimine dur dediği seçimlerde olacaktır.
Soru- Özellikle kadın adaylar konusunda Cumhuriyet Halk Partisinde bir tartışma var. Belediye Başkan adaylıklarına başvuru sayısının daha az olduğunu görüyoruz geçtiğimiz dönemlere göre. Bu konuda partinin herhangi bir teşviki olacak mı? Yani kadınlara yönelik bir ayrıcalık tanınacak mı?
Faik ÖZTRAK- Belediye Başkanlıklarına adayların listesi sizin elinizde var demek ki benim elimde daha henüz tamamı yok. Belediye Başkanlıklarına başvuru yapan adayların sonuçları yakında belli olur. Ama şunu söyleyeyim, tabi ki Cumhuriyet Halk Partisi olarak hiçbir ayrım yapmadan ve meclislerde de kotalarımıza riayet ederek gençlik ve kadın kotalarına riayet ederek adaylarımızı tespit edeceğiz. Ne kadar çok kadın aday olursa biz o kadar mutlu oluruz.
Soru- Efendim Tunceli’de iki askerimizin şehit olmasıyla ilgili az önce konuşmanız içinde de değindiniz ama dün Meclis’te bir öneri geldi, bu öneri reddedildi, MHP de çekimser oy kullandı bu konuyla ilgili. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz önerinin reddedilmesini?
Faik ÖZTRAK- Tabi bu önerinin reddedilmesine açıkçası üzüldük. Meclisimizin bu konuları mutlaka araştırması lazım. Bu çerçevede MHP’nin bu konunun yani iki şehidimizin ölüm nedenlerinin araştırılmasıyla ilgili verilmiş olan önergeye HDP’yle birlikte çekimser kalmasının takdirini de tabi ki biz yapamayız, milletimize bırakıyoruz.
Teşekkür ediyorum.

FAİZ LOBİLERİNİN EN SEVDİĞİ İKTİDAR BU İKTİDARDIR

TEKİRDAĞ- CHP’li Öztrak, Türkiye’de bu yıl toplanan her 100 TL’lik verginin 12 TL’sinin, 2019’da ise 15 TL’sinin faize gideceğini belirterek, “Bu iktidarı faiz lobisi nasıl sevmez? Bir de faiz lobisine karşıyız diyorlar. Faiz lobisinin en sevdiği iktidar bu iktidardır” diye konuştu.

 

Öztrak, yaklaşan yerel seçimlerle ilgili olarak da şunları söyledi:

“Mahalli idareler seçiminde kazanacağımız büyük bir başarı bu gidişe dur diyecek, Türkiye’nin ucube tek adam parti devleti rejiminden kurtulmasını sağlayacaktır.”

 

Tekirdağ’da düzenlenen “Yerel Yönetimler, 2019 Seçimlerine Hazırlık Değerlendirme Bölge Toplantısında” konuşan CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak şunları söyledi:

 

“Yaklaşan yerel seçim, Türkiye’nin aşağı doğru gidişini, tek adam parti devletinin kökleşmesini önleyebilecek olan önemli bir seçimdir. Seçim yaklaşırken Türkiye son 20 yılın en önemli ekonomik krizlerinden birini yaşıyor. Ama her ne hikmetse iktidar bir türlü ülkenin kriz içinde olduğunu kabul etmek istemiyor. Önce döviz ve faiz piyasaları alt üst olurken “ekonomimizin temelleri sağlam” dediler, sonra baktılar olmuyor, “dış düşmanlar ekonomimize saldırıyor” dediler. Bu da olmadı, “Türkiye’ye karşı ekonomik savaş açıldı, bunun ezanımıza ve bayrağımıza saldırıdan farkı yok” dediler. “Mesele Türkiye meselesi, mesele İslam meselesi” demeye kadar işi götürdüler. En son geldiğimiz yerde “Bu kriz değil manipülasyon, kriz mriz yok” deyip üstünü kapatmaya çalıştılar.

 

EKONOMİDE BAL GİBİ KRİZ VAR

Aslında Türkiye ciddi bir krizin içindedir. AKP rahibi vermesine rağmen ekonomide sular bir türlü durulmuyor. Sene başına göre dolar hala yüzde 50 değerli. Sene başında yüzde 13 olan iki yıllık tahvilin faizi şu an yüzde 26, ikiye katlanmış. Sene başında ülkenin borcunu ödememe riskiyle ilgili sigorta primi 155 puandı, şu anda 390 puanı geçmiş durumda. İşsizlik yeniden çift hanede. Ekonomide güven endeksi tarihinin en düşük seviyelerinde, enflasyon rekorlar kırıyor. Eylül ayında tek bir ayda gerçekleşen enflasyon yüzde 6,3. Bizim aylık enflasyonumuz, dünyadaki 188 ülkenin 153’ündeki yıllık enflasyondan daha fazla. Yılbaşından beri gerçekleşen enflasyon yüzde 20’yi buldu. Tüm bunlar şunu gösteriyor: İktidar görmezden gelse de yok dese de ekonomide bal gibi kriz var.

 

NEREDEN NEREYE?

İktidar ekonomiyle ilgili “Nereden nereye?” diyordu. Üretici Fiyatları Endeksi, bunlar iktidara geldiğinde yüzde 30,8 idi, bu yılın eylül ayında yüzde 46,2. Gerçekten nereden nereye? Ama hiç ekonomi konuşturmuyorlar. Ekonomiyle ilgili söylediklerimiz görmezden geliniyor. Genel Başkanımız bütçeyle ilgili konuşuyor, durumun ne kadar vahim olduğunu anlatıyoruz ama gören yok. Neden? Çünkü zannediyorlar ki görmezden gelirlerse geçip gidecek. Ama öyle olmuyor.

 

BUNUN ADI “ANİ DURUŞ”

Orta Vadeli Program’da 2019 yılı için yüzde 2,3 büyüme hedefi açıkladılar. Uluslararası Para Fonu Türkiye ile ilgili büyüme tahminini açıkladı, yüzde 0,4. Üyesi olduğumuz Uluslararası Finans Enstitüsü’nün Türkiye ile ilgili 2019 tahmini ise yüzde 0,9 küçülme. Bunun adı ani duruştur. Seçime duran bir ekonomiyle gideceğiz. Dolayısıyla en çok anlatmamız gereken şeylerden biri ekonomideki sıkıntılardır.

 

İLK 20’DEN DÜŞMEMİZE BİR TIK KALIYOR

Uluslararası Para Fonu’nun tahminine göre Türkiye’nin Gayrısafi Milli Hasılasının 631 milyar dolar olacağını tahmin ediyor. Bilindiği gibi Türkiye yıllardan beri en büyük ekonomiler liginde hep ilk 20’nin içinde olmuştur. G-20 üyesi de böyle olduk. Önümüzdeki yıl 20. sıraya düşüyoruz. Ligden düşmemize bir tık kalıyor.

 

EKONOMİYİ BU HALE GETİREN HATALAR ZİNCİRİ

Ekonomiyi bu hale getiren ilk husus AKP Genel Başkanının tek adam olma hevesidir. Bunun için uyguladığı popülist politikalar ve ülkenin içine girdiği otoriterleşme sürecidir. İkinci önemli sebep bu iktidarın dünya konjonktüründe değişen iklimi okuyamamasıdır, iktidar ekonominin içsel dayanıklılığını artıracak reformları yapamamıştır. Üçüncü husus, askeri darbe girişiminin ardından OHAL’le başlayan sivil darbe sürecinde Türk ekonomisine, Türkiye’deki mülkiyet hakkına olan güvenin bitmesidir. Son olarak da özellikle son dönemde yaşadığımız aşırı kibir ve inkar politikalarının ekonomide ve siyasette yol açtığı ciddi sorunlardır.”

 

ENFLASYONU DÜŞÜK AÇIKLATMAK İSTİYORLAR

Kriz sürecinde iktidarın önce “yastık altındaki döviz ve altınları çıkarın” dediğini, sonra dolar alacakları “B ve C planlarımız var” diyerek tehdit ettiğini, sonra da fiyat kontrolü için zabıtaları göreve çağırdığını bu da yetmeyince esnafa yüzde 10 indirim yapın dediğini belirten Öztrak sözlerini şöyle sürdürdü:

Esnaf zaten batmış, neyin indirimini yapacak? Türkiye sıkıntılı bir süreçten geçerken mali dengeleri daha da bozacak, ekonomiyi iyileştirmek yerine daha da kötüye götürecek olan 100 Günlük Eylem Planı açıkladılar. Sonra Damat olan Bakan Yeni Ekonomi Yaklaşımı diye bir şey duyurdu. Ardından Yeni Ekonomi Programı adını taktıkları Orta Vadeli Program geldi. Hepsinin ardından Enflasyonla Topyekun Mücadele Programı. Ama baktılar bu da kesmeyecek, Eylül ayında bu kadar yüksek enflasyon rakamlarını açıklayan TÜİK Başkan Yardımcısını görevden aldılar. Ondan sonra da yüzde 10 indirim meselesini gündeme getirdiler. Yapmak istedikleri şu, bu ay açıklanacak enflasyonla birlikte emeklilerin memurların diğer çalışanların maaşı belirlenecek. Enflasyonu düşük açıklatmak istiyorlar. Onun için bu süreci dikkatle izlemeli ve gereken noktada buna tepki vermek için hazırlıklı olmalıyız.

 

EKONOMİDE YANGIN BİTMEDİ

Dolar 7 TL’nin üzerine çıkmıştı, şimdi 5,60 TL’nin üzerinde. İşler düzeldi diyorlar. Sene başında dolar 3,79 TL idi, şimdi 5,63 TL. Yangın falan bitmedi. Faizler iki katı. Alınan tedbirler, rahmetli Erbakan’ın ifadesiyle pansuman tedbirleridir. Bu tedbirler aspirin tedavisidir, serbest piyasadan vazgeçip fiyat kontrolü getirme tedbirleridir. Bunlarla işi idare etmeye çalışıyorlar ama sene sonuna kadar 3 ayda bu ekonomide sadece bankaların çevirmesi gereken borç 22 milyar dolar. 14’ü özel bankalarda, 8’i kamu bankalarında.  Türk ekonomisinin bunu bulmakta zorlanacağı söyleniyor.

 

BU İKTİDAR MİLLETTEN KOPMUŞTUR

İktidarın ekonomide güveni yitirip ülkeyi yönetemez hale gelince ABD’li bir danışmanlık firmasını Hazine’nin başına kayyum atamaya kalktığını ifade eden Öztrak, “Başta CHP Genel Başkanı olmak üzere partimiz buna direnç göstermiş, milletimiz de bu direnci desteklemiştir” diye konuştu. Bu karara Abant’taki CHP kampında yaptıkları açıklamalarla ilk tepki gösteren partinin CHP olduğunu anımsatan Öztrak, “Millet bu işin sakıncasını görmüştür ve iktidar, çok tehlikeli olan bu projeden geri adım atmak zorunda kalmıştır. Şu andaki iktidar çok açık şekilde milletten kopmuştur” değerlendirmesinde bulundu.

 

UÇAN SARAYI HER HAFTA SORUYORUM, ÇIT YOK

Bir ekonomi programının güven uyandırabilmesi için önce güven vermesi gerektiğini, devlet yönetiminde aile ilişkilerinin değil liyakatin esas olması gerektiğini kaydeden Öztrak şöyle devam etti:

“AKP Genel Başkanı önce damadını ekonominin başına koydu. Yetmedi, kendini Varlık Fonu’nun Yönetim Kurulu Başkanlığına getirdi damadını da kendine vekil yaptı. Bu kadronun içeriye ve dışarıya güven vermesi mümkün değil. Müthiş bir israf var. Bu kadar olay yaşanırken memlekette, Katar’dan uçan saray geldi. Dünyanın en lüks uçağı. Bunu her hafta soruyorum, bu eğer hibeyse hibe belgesi nerede? Bunun demirbaşa kayıt belgesi nerede? Çıt yok. Hiçbir şekilde cevap vermiyorlar.

 

CUMHUR İTTİFAKI SAHNESİNDE ORTA OYUNU

Resepsiyonlar yapıyorlar, ejder suları içiyorlar, smoothieler içiyorlar. Saray müthiş bir lüks içinde ama millet inim inim inliyor. İktidar vatandaşın sıkıntılarını gizlemek için panayır gösterileri düzenliyor, suni gündemler oluşturmaya çalışıyor. Kah İş Bankası’ndaki Atatürk hisselerini gündeme getiriyor, kah Kurtuluş Savaşı kahramanımız Genel Başkanımız İsmet İnönü üzerinden CHP’ye saldırmaya çalışıyor, kah Cumhur İttifakı sahnesinde orta oyunu düzenliyor. Güya kavga ediyorlar. Ülkenin gündemini değiştirmeye çalışıyorlar. Bizim Atatürk’ün bize bıraktığı, mirasını idare etme görevini yerine getirme konusunda vereceğimiz taviz yoktur ama bunların da peşine takılmamamız gerekir. Üzerine gidilmesi gereken konu ekonomik krizdir. Biz milletin yanında olduğumuzu göstermek zorundayız.

 

FAİZ LOBİSİNİN EN SEVDİĞİ İKTİDAR

Bir bütçe ilan ettiler. Bütçenin büyüklüklerine baktığımızda, 2018’de toplanan her 100 TL’lik verginin 12 TL’si faize gidiyor. Önümüzdeki yıl toplanan her 100 TL’lik verginin 15 TL’si faize gidecek. 2021 yılında ise bu 17 TL’ye çıkacak. Faiz lobisi nasıl sevmez bunları? Bir de faiz lobisine karşıyız diyorlar. Faiz lobisinin en sevdiği iktidar bu iktidardır.

 

YANDAŞIN ÖDEMEDİĞİ, MİLLETİN SIRTINA BİNİYOR

Kriz yok deniyor, bir bakıyorsunuz İşsizlik Fonu’ndan kamu bankalarına 11 milyar TL para veriliyor. Bütçenin maddelerine girdiğinizde kamu bankalarına verilmek üzere 28,5 milyar TL’lik özel tertip Hazine kağıdı ihraç etme yetkisi veriliyor. Neden veriliyor bunlar? Birileri kamu bankalarına borcunu ödemiyor, muhtemelen yandaşlar. Bunlar kamu bankalarına borcunu ödemediği zaman, milletin sırtından bu bankalara sermaye konmak zorunda kalınıyor. Bunları anlatmak lazım.

Bir başka husus Kamu-Özel İşbirliği Projeleri. Havuz müteahhitleri, holdingler diyoruz. Dövizle garanti verilen projeler. Bunların dış borçlarının 9 milyar dolara kadar olan kısmına kefil olmaya karar verdiler. Geçen sene bu 8 milyar dolardı. Dolarla artırıyorlar. TL ile artsa TL değer kaybetti, enflasyon oldu denebilir. Ama dolarla artırıyorlar. Bütçede harcamalarda artış yüzde 17, Cumhurbaşkanlığı bütçesinde artış yüzde 233. Hala kafalarında itibardan tasarruf olmaz zihniyeti var. Cumhurbaşkanlığı harcamalarından tasarruf edemeyiz zihniyeti. Cumhurbaşkanı maaşı 59 bin TL’den 74 bin 500 TL’ye çıkmış. Artış yüzde 26,3. Peki bütçedeki toplam maaş giderlerindeki artış ne yüzde 23,5.

Bir programın başarılı olması için önce o programı uygulayanlar fedakarlık yapmalıdır. Siz bu fedakarlığı yapmadığınız zaman kimse sizin yaptığınız programa inanmaz. Bunu baştan itibaren söylüyoruz ama dinlemiyorlar.

 

BU SEÇİM UCUBE TEK ADAM REJİMİNDEN KURTULMANIN KAPISI

Türkiye, 24 Haziran’da ucube tek adam parti devleti rejimine geçti. Bunun üzerinden daha 6 ay geçmeden bunun sırrı döküldü. Bunun vatandaşa ne vereceği belli oldu. Bu rejimin emekliye, memura, çalışana, çiftçiye, esnafa vereceği bir şey yok. Bu rejim faiz lobilerini, havuz müteahhitlerini, kamu bankalarından borç alıp batıran yandaşları ve elbette kendisini doyurmak için dizayn edilmiş bir rejimdir. Bu rejimden bir an önce kurtulup, dünyanın gelişmiş demokrasilerinde olan yüksek standartlı parlamenter rejime geçmek zorundadır. Bu seçimler, bu sürecin kapısıdır. Mahalli idareler seçiminde kazanacağımız büyük bir başarı bu gidişe dur diyecek, Türkiye’nin ucube tek adam parti devleti rejiminden kurtulmasını sağlayacaktır.

YEREL SEÇİM, TEK ADAM REJİMİNİN SONU OLACAK

GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ FAİK ÖZTRAK’IN BASIN AÇIKLAMASI
(22 EKİM 2018)

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, MYK toplantısı sürerken yaptığı basın toplantısında şunları belirtti:
Bu haftaki MYK toplantımızda Genel Başkanımızla birlikte İngiltere’ye yaptığımız seyahat, 2019 bütçesi ve ekonomi hakkındaki değerlendirmeler, tarım, çevreyle ilgili bir takım gelişmeler, yine Suudi Gazeteci Kaşıkçı’nın ölümüyle ilgili değerlendirmelerde bulunduk.
YEREL SEÇİM, TEK ADAM REJİMİNİN SONU OLACAK
Biraz önce AKP Genel Başkanı kadın kolları eğitim toplantısında ilginç bir takım iddialarda bulunmuş. Demiş ki, mahalli idare seçimleri belki de ana muhalefetin sonu olacak. Hoppala. Şimdi ama mahalli idare seçimlerinin birilerinin sonu olacağını yavaş yavaş anlamaya başladı öteden beri söylüyorum burada. Cumhuriyet Halk Partisi olarak mahalli idare seçimlerinde büyük bir başarı elde edeceğiz. Bu da ucube tek adam parti devleti rejiminin sonu olacak. Öyle anlaşılıyor ki bunu yavaş yavaş görmeye başladığı için de şimdi mahalli idare seçimleri ana muhalefet partisinin belki de sonu olacak diyor. Söyleyeyim, bu tür şeyleri değerlendirmeler yaparken de dikkatli olması lazım. Sonuç itibariyle devletin başında bulunuyor. Kimsenin sonunu, başını yürütme erkini elinde bulundururken tahmin etme noktasında değil. Bunu böyle yapmaya başladığı andan itibaren başka algılara da yol açabilir.
Tek adam parti devleti rejiminin başı birde demiş ki, bir tek bizim kadın kollarımız çalışıyor, Cumhuriyet Halk Partisinin kadın kolları çalışmıyor. Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Cumhuriyet Halk Partisi kadın kolları üstünden kurban kesmeye kalkmasın, kendi kadın kollarına baksın. Özellikle kendi kadın kollarının son seçimde aldığı neticeye bir baksın.
BÜTÇE DE UCUBELEŞTİ
Geçtiğimiz hafta tek adam parti devleti rejiminin ilk bütçesi TBMM’ye sunuldu. Ucube rejimin bütçeyi de nasıl ucubeleştirdiğini gördük. Şimdi dikkati çeken acayipliklerden ilki hazinenin özel tertip devlet iç borçlanma senedi ikraz sınırının arttırılması, yükseltilmesiyle ilgili. Önceki yılın bütçesinde bu sınır genel bütçe kapsamındaki idarelerin harcamalarının yüzde 1’i olarak belirlenmişti. Bu yıl bu yüzde 3’e çıkarılmış. Yani Hazine’nin özel tertip ihale dışında koşullarını kendisinin belirlemesi kaydıyla ihraç edeceği kağıtlardan bahsediyoruz. Bu yıl 7,5 milyar TL olan tavanı 28,5 milyar TL’ye çıkarmış. Bir de bununla ilgili bir madde eklenmiş bütçeye diyor ki, kamu bankalarıyla kamu kurum ve kuruluşları arasında bu meblağın nasıl dağıtılacağını belirlemeye Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkiliymiş.
KAMU BANKALARINDA İŞLER CİDDİ
Hatırlayın geçtiğimiz günlerde İşsizlik Fonu’ndan üç kamu bankasına 11 milyar TL sermaye benzeri kaynak vermiştik. Şimdi de yine kamu bankaları için 28,5 milyar TL’lik özel tertip devlet Hazine kağıdı çıkarıyoruz. Bu şunu gösteriyor, demek ki kamu bankalarında işler ciddi. O zaman bize sormak düşüyor bu kamu bankalarının sermayesi nasıl eridi, bunun sorumlusu kim? Kime sordunuz da bunun yükünü özel tertip devlet kağıtları ve işsizlik fonu aracılığıyla milletimizin sırtına yüklüyorsunuz.
YAMYAMLARA KREDİ DAĞITMA İMKANI KALMAYINCA
Bu manzara aslında Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı’nın İş Bankası’ndaki Atatürk hisselerine ve İş Bankasının iştiraklerine neden göz koyduğunu gayet açık anlatıyor. Kamu bankalarında yandaşlara ve iktidarın etrafında kümelenmiş bir takım yamyamlara kredi dağıtma imkanı kalmayınca bunlara kredi dağıtacak yeni bir kamu bankası ihtiyacı belirmiş anlaşılan. Bunu da İş Bankası üzerinden gidermek istiyorlar. Biz de şunu söylüyoruz, Atatürk’ün vasiyetine göre dilimize, tarihimize sahip çıkalım diye bırakılan paraların yandaşlara, yamyamlara peşkeş çekilmesine, gasp edilmesine izin vermeyeceğiz. Devletten de Anayasamızın gereği olarak başta Atatürk’ün miras sözleşmesi olmak üzere ülkede yapılan ve yapılacak tüm özel sözleşmelere sahip çıkmasını bekliyoruz.
BÖYLE GİDERSE MİLLET ÇOCUĞUNA MİRAS BIRAKAMAZ
Bugün Atamızın mirasına göz dikenler yarın daha da sıkışınca vatandaşların çocuklarına bırakacağı mirasa da el atmakta hiç tereddüt etmeyeceklerdir. Buna karşı çıkmak gerekir. Bugün Cumhuriyet Halk Partisi üzerinden yürütülen bu söylemin aslında millete karşı, milletin malvarlığına karşı, milletin miras hakkına karşı yürütülmüş bir söylem olduğunu, bir girişim olduğunu da artık herkes, aziz milletimiz görmelidir. Yarın, söylüyorum buradan açıkça böyle giderse milletimizde çocuklarına miras bırakamayacaktır. Böyle bir ülkeye de daha da önemlisini söyleyeyim kimse de yatırım yapmaz.
HAZİNE’NİN BORÇ ÜSTLENME LİMİTİ NEDEN ARTTI?
Bütçede bir diğer dikkat çeken acayiplik de şu, Kamu Özel İşbirliği projelerinin finansmanı için yurtdışından sağlanan kredilerle ilgili eğer bu krediler geri ödenmezse hazinenin biliyorsunuz bir borç üstlenim yükümlülüğü vardı. Bunun sınırı da 4 milyar dolardı. Türk Lirası değil dolar, altını çiziyorum. Şimdi bu sınırı 4,5 milyara yükseltmişler. Yani Türk Lirası dolar karşısında bu kadar değer kaybederken, dolar bu kadar değer kazanırken dolar cinsinden bir tavanı 500 milyon dolar daha, yarım milyar dolar daha arttırma ihtiyacı nereden kaynaklandı? Peki bu artırımı yaparak devlet ne diyor, Hazine ne diyor? Hazine şunu söylüyor dışarıya diyor ki, benim havuz müteahhitlerimin, holdinglerimin sizden alacakları kredinin 4,5 milyar dolarına ben kefilim. Eskiden 4 milyar dolarına kefildim şimdi 4,5 milyar dolarına kefilim. Yani bu ne demek? Bana yandaş olan holdinglere adrese teslim olarak verdiğim projelerle ilgili olarak yapacakları borçlanmalarda, bunlar dış borcu ödeyemezse ben bu dış borcu milletimin sırtına yükleyeceğim diyor.
HER 100 TL’NİN 12’Sİ FAİZ LOBİLERİNE
Şimdi gelelim 2019 bütçesinin büyüklüklerine. Diyor ki, harcamaları bütçe geçen yıla yüzde 17 arttıracağım. Ama bu harcamalar içinde bir harcama var ki çok dikkat çekiyor. 2018 yılında 76,4 milyar Türk lirası olarak tahmin edilen faiz giderleri 2019’da 117,3 milyar Türk lirasına çıkarılıyor. Artış ne kadar? Yüzde 17’ydi bütçedeki tüm harcamalarındaki artış. Faiz giderlerindeki artış yüzde 53,5. Çok değil daha bu yıl bütçeden yapılan her 100 liralık harcamanın sadece 8 lirası faiz lobilerinin cebine giderken önümüzdeki yıl 2019’da AKP iktidarı harcanacak her 100 liranın 12 lirasını faiz lobilerinin cebine koymaya hazırlanıyor.
UÇAN SARAYIN HİBE MEKTUBUNU AÇIKLAYIN
Bir diğer çok büyük artış kaydeden bütçe Cumhurbaşkanlığı bütçesi. Cumhurbaşkanlığı bütçesi de bir önceki yıla göre yüzde 233 artarak 2,8 milyar Türk lirasına çıkıyor. Malum arkadaşlar sarayda hayat kolay değil, efuliler, ejder suları, makam araçları, uçan saraylar, dalkavuklar, bunların hepsi için çok büyük kaynaklara ihtiyaç var. Bu arada uçan saraydan bahsettik, hatırlayacaksınız bundan iki önceki toplantıda bir soru sormuştum Sayın Erdoğan’a. Hibe dediğiniz uçan sarayın hibe mektubunu ve hibeyi envantere kaydeden bakan onayını açıklayın demiştim. Hala tık yok. Belgeler nerede? Yoksa bu uçan saray hibe falan değil milletin parasıyla mı alındı? Milletin parasıyla alındıysa bu harcama bütçenin hangi kaleminde gösterildi? Bununla ilgili açıklamaları biran önce bekliyoruz.
FEDAKARLIĞI SARAY DEĞİL MİLLET YAPACAK
Daha ilk günden bu ucube yönetim sisteminin kazananı belli olmuştur. Bu ucube sistemde kazanan millet değildir, faiz lobileridir, havuz müteahhitleridir, kamu bankalarından borç alıp batıran yandaşlardır ve saraydır. 2019’da bütçe gelirlerinin yüzde 17 artarak 880,4 milyar TL olacağı tahmin ediliyor. Yani kabaca Gayri Safi Yurtiçi Hasıla yüzde 19 artarken bütçenin tüm gelirleri yüzde 17 artıyor. Ama vergi gelirlerine dönüp baktığınız zaman artış Gayri Safi Yurtiçi Hasıla artışını da geçiyor. Yani milletin gelirindeki artışın üstünde bir artışla vergiyi toplayacaklar yüzde 20. Yaşanan kriz tabi sarayın değil milletin krizi olunca fedakarlığı da elbette saray değil millet yapacak.
DOĞALGAZ VE ELEKTRİK ZAMMI GERİ ALINSIN
Yine kolalı içeceklerden alınan vergilerin yüzde 20, dayanıklı tüketim mallarından alınacak vergilerin de yüzde 48 artması bekleniyor. 2019’da petrol ve doğalgaz ürünlerinden alınacak Özel Tüketim Vergisi ise yüzde 20,2 artacak.
Sırası gelmişken, biliyorsunuz 30 Ağustos’ta bu doğalgaz ve elektriğe ikinci zam yapılmıştı, sonra onu üçüncü zam izledi. 30 Ağustos’tan bugüne kadar doların TL karşısındaki değeri yüzde 18 düştü. Peki o tarihten bu yana kur nedeniyle doğalgaza ve elektriğe yüzde 20 zam yapılmıştı. Şimdi milletimiz bu zammın biran önce geri alınmasını bekliyor.
TURBUN BÜYÜĞÜ HEYBEDE
Ucube saray rejimi bu ülkeye sadece saraylarıyla, uçan saraylarıyla, lüks arabalarıyla, efulileriyle, ejder sularıyla değil vergi artışlarıyla, zamlarla, delikli pula dönen Türk Lirasıyla ve sıçrayan faizlerle beraber geldi. Bu vergiler gösteriyor ki turpun büyüğü daha hala heybede saklanıyor. Vatandaşımızın daha başına gelecekler var. Bu ucube rejimin boyası 6 ay geçmeden dökülmüştür. Halka sıkıntıdan başka bir şey veremeyeceği artık anlaşılmıştır. Vakit geçirmeden milli iradenin tecelligahı Gazi Meclisimizin yönettiği gerçek bir parlamenter demokrasiye geçmek ve milletimizin sırtına abanan bu rejimden kurtulmak artık şarttır. Bunun da kapısı mahalli idare seçimlerinden geçmektedir. Bu bütçede emekliler yok, bu bütçede emeklilikte yaşa takılanlar yok, bu bütçede memurlar yok, bu bütçede asgari ücretli yok, bu bütçede çiftçi yok, bu bütçede esnaf yok. Varsa yoksa yandaşlarım ve faiz lobileri diyen bir bütçeyle karşı karşıyayız değerli basın mensupları.
BIRAKIN DEVLETİN HAZİNESİNİ, BAKKAL EMANET EDİLMEZ
Geçtiğimiz hafta uzun süredir dünya piyasalarına tahvil satıp borçlanamayan saray rejimi rahibi evine gönderip Trump’a ülkemizin itibarı üzerinden şov yaptırdıktan sonra uluslararası borç piyasalarına yeniden çıktı. Bu borcu alma yetkisi de Deutsche Bank’a, Goldman Sachs’a ve Societe Generale’ye verildi. Yani dışarıdan borç toplama yetkisi AKP Genel Başkanının bizi kıskandığını söylediği Almanlara, daha düne kadar bir Papaz için Papaz olduğumuz Amerikalılara ve Suriye’de bizimle değil, PYD ile iş tutan Fransızlara verildi. Sonrada saray damadı çıktı dedi ki, bu borçlanma çok başarılı geçti. Yılbaşında 10 yıllık tahvile yüzde 5,2 faiz ödeyen hazine şimdi çıkmış 5 yıllık tahvile yüzde 7,5 faiz ödüyor. Yani vade yarıya düşerken, faiz yüzde 44 artmış. Şimdi buna birileri çıkıp çok başarılı diyorsa bunu söyleyene bırakın devletin hazinesini bakkal dükkanı dahi emanet edilemez arkadaşlar. Sonrada sarayın damadı bu tabloyu göstererek diyor ki, kaynak bulamıyor diyenler umarım bu tahvil ihracıyla derslerini almıştır. Evet buradan alınması gereken dersler var. İlk dersi de damadın ve sarayın alması gerekiyor.
KİMSE GÖZÜNÜN YAŞINA BAKMAZ
İlk ders şu, ekonomiyi bu kadar dolara bağımlı hale getirirsen, doların ipini elinde tutan senin ipini de elinde tutar. Başta posta koymaya kalksan bile son noktada rahibi geri vermek zorunda kalırsın. İkinci ders ise şu, sen boyun eğip rahibi versen bile kimse gözünün yaşına bakmaz. İhtiyacın olan parayı sana tefeci faiziyle verir. Demek ki, yapılması gereken zamanında ekonomiyi bu kadar dış borca bağımlı hale getirmemekti. Sayın Bakan ders mi diyor, alsın bu dersi iyice bir ezber etsin.
BU REJİMLE MİLLETİN CEBİ BOŞALIYOR
Bir de son günlerde döviz kuru, faiz enflasyon biraz yükseldi ne var ki deyip yine dünyada ilk 10 ekonomi arasına girme hikayeleri anlatmaya başladılar. Böylelikle krizin üstünü örteceğiz sanki kriz yokmuş gibi davranacağız. Bunu yapmaya çalışanlara şunu söyleyeyim, rejiminiz Türkiye’yi 2019’da dünyanın en büyük 20 ekonomisi liginde 20. sıraya düşürüyor, sonuncu yapıyor yani. Halbuki iktidara ilk geldiğinizde Türk ekonomisi bu ligde 17. sıradaydı. Hatta sonra 14. sıralara kadar yükseldi şimdi 20. sıraya düşürdünüz. OVP’yi, Orta Vadeli Mali Planı, son olarak da bütçeyi Meclis’e geç teslim eden bu rejimin hızlı karar falan alamayacağı açıkça gözüküyor. Buna rağmen ortalarda yeniden diriliş, yeniden şahlanış dönemlerinden bahsetmeye başladık. Ben açık söyleyeyim, bu yönetimin böyle bir kabiliyeti olmadığı, hızlı karar alma kabiliyeti olmadığı, meselelere hızlı çözüm üretme kabiliyetinin olmadığı, varsa yoksa böyle bir rejimle, böyle bir tek adam parti devleti rejimiyle milletin cebinin her geçen gün biraz daha boşalacağı açıkça ortaya çıkıyor.
ANDIMIZIN NERESİNE KARŞILAR, AÇIKLASINLAR
Mevcut iktidarın FETÖ ve PKK terör örgütleriyle kol kola hareket ettiği bir dönemde bir yönetmelik çıkararak 1933’ten beri okunmakta olan andımızı kaldırdığını biliyoruz. 5 yıl sonra Danıştay bir sendikanın talebi üzerine bir karar aldı ve bu kararı iptal etti. Bazı AKP yöneticileri çıktılar ülkeyi Danıştay mı yönetecek mealinde açıklamalar yaptılar. Bunların kuvvetler ayrılığına, hukukun üstünlüğüne inanmadığını defalarca söyledik. İşlerine geldiği zaman bağımsız yarı deyip arkasına sığınıyorlar, işlerine gelmediği zaman yargı kararlarına demediklerini bırakmıyorlar. Danıştay neden var? Yürütmeyi denetlemek için var. Danıştay bunların yanlışlarını düzeltince hemen ayağa kalkıyorlar. Neden? Çünkü tek adam yanlış yapmaz, kendi kararından başkasını tanımaz. Tek adam rejimi budur.
Danıştay’ın bir kez daha hatırlattığı gibi Atatürk milliyetçiliğini esas alan andımız herhangi bir etnik kökeni dışlamaz, kimseyi ayrıştırmaz. Andımız ülke bütünlüğü içinde vatan, cumhuriyet ideallerini barındırır, saygı, sevgi kavramlarını içselleştirir, kalkınma hedefini simgeler. Şimdi eğer hukuk varsa andımız tüm okullarımızda yeniden okutulmaya başlanacak. Hiç unutulmasın büyük devletler gelenekleriyle yaşar. Ama beklediğimiz bir şey daha var. Madem bu kadar yaygara koparılıyor Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Genel Başkanı ve onun yöneticileri andımızın neresine karşı olduklarını çıkıp açıklamaları lazım. Bunu bekliyoruz.
KONSOLOSUN YURT DIŞINA ÇIKMASINA GÖZ YUMULDU
Son olarak ya da sondan bir evvel Suudi Gazeteci Cemal Kaşıkçı’yla ilgili durum artık netleşti. Suudi Arabistan’ın İstanbul’daki başkonsolosluğuna girdikten sonra bir daha kendisinden haber alınamayan Kaşıkçı’nın konsoloslukta öldürüldüğü, arkasından parçalara ayrıldığı, ondan sonrada cesedinin yok edildiği anlaşılıyor. Bu konuda Sayın Genel Başkanımız TBMM’de bir araştırma komisyonu kurulmasını veya Güvenlik Komisyonu’nun bu konuyla ilgili olarak özel toplanmasını, bu da olmazsa Meclis’te icranın meclis üyelerini aydınlatması için bu konuyla ilgili olarak gizli bir toplantı, kapalı bir toplantı yapmasını talep etti. Neden arkadaşlar? Çünkü bu mesele giderek karanlık bir hal alıyor. Cevaplanması gereken çok önemli sorular var. Yani mesela böyle bir olayın, böyle bir cinayetin odasında işlendiği söylenen konsolosun yurtdışına çıkmasına nasıl izin verildi? 1963 tarihli Viyana sözleşmesinin 41. maddesine göre konsolosluk memurlarının ağır suç halinde tutuklanmaları ve gözaltına alınmaları mümkün. Yani ülkesine kaçan konsolosun AKP Parti Sözcüsünün söylediği gibi dokunulmazlığı falan yoktur. Gitmesine de bilerek göz yumulmuştur.
BU NASIL AYMAZLIKTIR
Ancak bunu kadar ilginç olan sarayın başdanışmanının yazdığı yazı, söylediği sözler var. Türkiye bu olay nedeniyle dünyayı Suudilerin başına yıkmak yerine yine kraliyet ailesine dostluğunu gösterip olayı fazla deşelemeden aksine iyi niyetli adımlar atarak Kral Selman’a yardımcı oldu. Bu yüzden Kral Selman Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı arayıp teşekkür etti. Bu nasıl bir aymazlıktır? Senin ülkende bir gazeteci katlediliyor ve saray danışmanına göre Türkiye bu olayı deşelemeyip Suudi Krala yardımcı olur. Şimdi anladık ABD bu işi fazla büyütmek istemiyor neden? Çünkü işin ucunda ABD endüstrisinden 110 milyar dolarlık silah alımı var. Peki Türkiye neden bunu deşelemiyor? Milletimizin bilmediği hangi hesaplar var, niye Salı gününe kadar bunları cinayetle ilgili açıklama yapmak için bekliyorsunuz.
TRUMP’LA GÖRÜŞÜP ÖYLE AÇIKLIYOR
Siz 2012 yılında şu andaki kralın abisi olan kraldan TÜRGEV’e gelen 100 milyon dolarlık bağış aldınız, bu bağışı iade edin dedik onu da iade etmediniz yediniz bitirdiniz. Şimdi onun kardeşine karşı kişilikli bir tavır alıp alamayacağınızı sorgulamamızı tabi ki milletimiz bizden bekliyor. Biz de bu soruyu size soruyoruz. Salı gününe kadar bekleyip bugüne kadar milletimize açıklamadığınız nedir? Neden bu açıklamayı ABD Başkanı Trump’la görüşme yaptıktan sonra gerçekleştiriyorsunuz? Neden Suudi Arabistan’ın Türkiye’ye gönderdiği kişilerin ve konsolosun elini, kolunu sallayarak bu ülkeden ayrılmalarına izin verdiniz bunları bir açıklayın.
GENEL BAŞKANIMIZ İÇERİDE YÜZÜNÜZE NE SÖYLEDİYSE ORADA DA ONU SÖYLEDİ
Son olarak Sayın Genel Başkanımızın İngiltere ziyaretiyle ilgili bazı bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu ziyaretin omurgası The Oxford Union’daki konuşmaydı. Oxford Union’dan Genel Başkanımız bir davet almıştı böyle bir konuşma yapmak için. Oxford Union ya da Oxford Topluluğu çok önemli bir kurum. Dünyanın en eski münazara topluluklarından bir tanesi. Eski İngiliz Başbakanlarından Macmillan batı dünyası zor günler yaşarken ifade özgürlüğünün son kalesi demiş Oxford Topluluğu için. Bu kurum daha önce Amerikan Cumhurbaşkanlarını, Amerikan Dışişleri Bakanlarını, Benazir Butto’yu, Gandi’yi, Einstein’ı konuşmacı olarak davet etmiş, konuşturmuş olan bu kurum Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu da davet etti. Davet ederken de Ankara’dan İstanbul’a Sayın Genel Başkanımızın yapmış olduğu 450 kilometrelik adalet yürüyüşüne dikkat çekti. Sayın Genel Başkanımız buradaki konuşmasında Türkiye’deki demokrasinin durumunu anlattı.
Baktım bugün yine Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı bundan çok rahatsız olmuş. Bizi diyor dışarıya ihbar ediyor. Hayır. Genel Başkanımız içerde sizin yüzünüze ne söylüyorsa dışarıda da aynısını söylüyor. Bu toplantıda Genel Başkanımız Atatürk’ün cumhuriyet kimsesizlerin kimsesidir sözlerine referans vererek CHP’nin tüm susturulanların sesi olduğunu da ifade etti. İngiliz hükümetinin AB Bakanıyla, İşçi Partisinin gölge Dışişleri Bakanıyla temas ettik. Akşam da İngiltere’nin önde gelen gazetecileriyle bir yemek yedik. Burada da işte Suudi Gazeteci Kaşıkçı’nın durumu en öne çıkan mesele oldu. Onun dışında yaklaşan yerel seçimlerle ilgili sorular vardı. Suriye’de yaşanan süreçle ilgili değerlendirmeler istendi ve de o ülkenin en önemli sorularından biri haline gelen, en sonunda biz yola çıkarken yaklaşık 670 bin kişinin katıldığı bir mitingle sorun olduğunun ortaya konduğu Brexit süreciyle ilgili değerlendirmeleri de yapma imkanını bulduk.
Benim bugün söyleyeceklerim bu kadar. Sizlerin soruları varsa o sorulara cevap vereyim.
Soru- Efendim yine Cumhurbaşkanının bugünkü konuşmasından bir cümle söyleyeceğim yine CHP’yi hedef alarak. Bölücü terör örgütleriyle kirli ittifak görüşmeleri boşuna değil, teröristlere çiçek atıyorlar, Suriyeli muhacirlere dil uzatıyorlar. Sayın Kılıçdaroğlu’nu hedef alarak sen muhacir nedir bilmezsin dedi. Yine CHP’yi bölücü terör örgütleriyle ittifak yapmakla eleştirdi. Buna ne demek istersiniz?
Faik ÖZTRAK- Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Genel Başkanı sıkıştıkça on parmağında on kara Cumhuriyet Halk Partisi’ne sürmeye çalışıyor. Bölücü terör örgütleriyle Oslo’da görüşme yapanların, terör örgütlerine ne istediniz de vermedik diyenlerin kalkıp şimdi Cumhuriyet Halk Partisi’ne terör örgütleriyle işbirliği yapıyorsunuz diye suçlamasının kıymeti harbiyesi yoktur. Cumhuriyet Halk Partisiyle terör yan yana getirilemeyecek, taban tabana zıt iki tane kavramdır. Biz ne terörle, ne de terörle arasına mesafe koyamayan oluşumlarla hiçbir işbirliği ve müzakere içine girmeyiz.
Cumhuriyet Halk Partisine olarak bizim tutumumuz son derece net. Bizim talebimiz şudur, biz Ensar’ı da biliriz, muhaciri de biliriz. Ama burada mesele bu işin Türkiye’nin taşıyamayacağı boyutlara ulaşması Türk milletinin sırtında ciddi bir yük haline gelmesine rağmen bir çözüm üretilmemesi, bir çözüm üretilememesi meselesidir. Şurada varız, burada varız, bu çözümü alıyoruz ama baktığınız zaman sonuç itibariyle biz Suriye’den Türkiye’ye gelen 4 milyonu aşmış insanlar için 32 milyar dolar harcama yapıyoruz. Bu ülkenin bu kadar büyük bir takati yok, milletimiz sıkıntıda. Dolayısıyla bu konunun biran önce çözülmesini, Suriye’ye barış gelmesini, bizim ülkemize gelen Suriyeliler için güvenli bir ortam oluşturulmasını ve bu insanların kendi doğdukları, büyüdükleri vatanlarına geri dönmelerini sağlayacak düzenlemeleri bu iktidardan bekliyoruz ama öyle görünüyor ki bu iktidar ve saray bu işin sadece edebiyatını ve propagandasını yapmaya niyetli, bu işi çözmeye niyetli değil.
Soru- Efendim Mansur Yavaş’ın ismi yine gündeme geldi, bugün bir gazetede de yer aldı. İYİ Partinin Mansur Yavaş’ı Ankara’dan aday göstereceği ve Cumhuriyet Halk Partisinin de bu konuda İYİ Partiyi destekleyeceği noktasında bir iddia vardı gazetede. Değerlendirmeniz olacak mı?
Faik ÖZTRAK- Şimdi arkadaşlar, bu yerel yönetim mahalli idare seçimleri yaklaştıkça bu konuyla ilgili iddialarda artıyor. Ancak bu konu MYK’mızın gündeminde yoktu.
Soru- Efendim AK Parti’yle MHP arasında af konusunda bir gerilim var takip etmişsinizdir. Bugün Sayın Bahçeli’nin twitter hesabı üzerinden eleştirileri vardı. Ömer Çelik’ten de yanıt geldi. Nasıl değerlendiriyorsunuz bu tartışmayı, af konusundaki gerilimi?
Faik ÖZTRAK- Yani bu ittifakın kendi iç meselesi. Öyle görünüyor ki bazı konularda ortaya ciddi görüş ayrılıkları çıkıyor. Bu konuyla ilgili olarak tarafların yaklaşımları ne olacak biz de seyrediyoruz ne olacağını.
Soru- Efendim Suriyelilerle ilgili 32 milyar harcadık dediniz. Buna bir ek yapacağım, hafta sonu Mevlüt Çavuşoğlu Dışişleri Bakanı 32 milyar dolar harcadık, bu 32 milyar dolar bankamızda olsaydı ve ekonomimiz bu kadar bu sıkıntılardan etkilenmezdi, bu kadar kriz yaşamayabilirdik dedi. Bunu nasıl değerlendireceksiniz?
Faik ÖZTRAK- 32 milyar dolar kasada olsaydı yani 32 milyar dolar daha az borçlanmış olsalardı ya da 32 milyar dolar gelir yaratarak bunu finanse etmiş olsalardı dedikleri doğru olurdu. Ama şimdi ülkeyi borca batıranların, ülkeyi sıcak paraya mahkum edenlerin ekonomiyi dolar kolik hale getirenlerin keşke kasamızda 32 milyar dolarımız olsaydı ülke bu hale gelmezdi deme hakları yok. 32 milyar dolar kasamızda olsaydı bunlar yine ilave 32 milyar dolar daha borçlanırlardı. Çünkü bunlar faiz lobilerini çok seviyorlar. Faiz lobilerine her türlü imkanı vermek istiyorlar. Onun için de bu borçlanmayı yine yaparlardı.
Çok teşekkür ediyorum arkadaşlar.

KÜÇÜK DÜŞÜRÜCÜ BİR TİYATRO OYNANDI

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ FAİK ÖZTRAK’IN BASIN AÇIKLAMASI
(15 EKİM 2018)
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, MYK toplantısı sürerken düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

MYK toplantımız devam ediyor. Bugün MYK’mızda ele aldığımız konular şunlar, Rahip Brunson’ın tahliyesi sürecinde ortaya çıkan görüntü ve senaryo, ekonomideki son gelişmeler, bugün açıklanan Temmuz 2018 dönemi işsizlik verileri, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı’nın Türkiye’nin gerçek gündeminin üzerini örtmek için yeniden ısıtmaya çalıştığı CHP kontrolündeki İş Bankası hisselerinin Hazine’ye devri meselesi.
ÜLKEYİ YÖNETENLER NUTUK’U OKUSUN
Bugün Mustafa Kemal Atatürk’ün 1927 yılında Cumhuriyet Halk Partisi’nin ikinci kurultayında büyük nutkunu okumaya başladığı gün. Bugün yaşadığımız olaylara baktığımızda öyle görünüyor ki, ülkeyi yöneten herkesin Mustafa Kemal Atatürk’ün büyük nutkunu bir kere daha okuması gerekiyor.
HİÇ DE FENA OLMAYAN BİR PERFORMANSLA
ABD’li Pastör Brunson geçtiğimiz Cuma günü tahliye edildi. Dava sürerken ilkin gizli tanıklar aleyhteki ifadelerini geri çektiler. Sonra duruşmanın sonunda yiğitliğe leke sürmeme babından 35 yıl ile yargılanan ve çok ciddi suçlarla suçlanan Pastör, kendisinin serbest kalmasına yetecek kadar bir cezayla cezalandırıldı. Yurtdışına çıkış yasağı da kaldırıldı ve Beyaz Saray’a uçmasının yolu açıldı. Aslında daha Perşembe günü ABD medyasında rahibin serbest bırakılacağına dair Beyaz Saray kaynaklı haberler yer almaya başlamıştı. Tahliyeden birkaç saat sonra, önce Almanya’daki bir Amerikan hava üssüne götürüldü, burada Büyükelçi tarafından bir milli kahraman gibi karşılandı, kendisine bayrak verildi, o da kendisine verilen Amerikan bayrağını öptü. Daha sonra hemen ardından Washington yakınlarındaki Andrews Hava Üssü’ne getirildi, oradan da ABD’nin Başkanının oval ofisine götürüldü. Orada da ABD yönetimi ve Evangelist liderler ve basın huzurunda kabul edildi. Pastör, ABD Başkanı Trump’ın ifadesiyle “hiç de fena olmayan” bir performansla 24 saatte Türkiye’deki bir hapishaneden alındı, Beyaz Saraya getirilmiş oldu.
TÜRKİYE’NİN SIRTINDAN YAZILAN ZAFER HİKAYESİ
Bunca hazırlık, bunca sürat, bu karşılamalar hepsi şunu gösteriyor, ABD tarafı Rahip Brunson’ın serbest bırakılacağını önceden biliyordu. Peki ABD Başkanı Trump’ın, Türkiye sırtından böyle bir zafer hikayesi, bir rehine kurtarma operasyonu, bu çerçevede elde edilen bir zafer hikayesi yazmasına kim imkan verdi? Onu da ABD’nin Başkanından öğrendik. ABD Başkanı tüm bunları mümkün kıldığı için AKP’nin Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a herkesin huzurunda teşekkür etti. ABD Başkanı bununla da yetinmedi ve dedi ki, “Türkiye’ye karşı çok sert davrandık” ve rehine olarak nitelediği Papaz Brunson’ın serbest bırakılması için herhangi bir anlaşma yapılmadığını, herhangi bir fidye ödenmediğini de dünya kamuoyuna açıkladı. Sonunda ABD Başkanı Rahip Brunson’a bütün dünya kameralarının önünde birde kendini takdis ettirdi.
KÜÇÜK DÜŞÜRÜCÜ BİR TİYATRO
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiçbir zaman böyle bir küçük düşürücü tiyatroya konu olmamıştı. Küçük düşürülmeye çalışılan yalnızca yargı bağımsızlığımız değildir. Doğrudan Türkiye Cumhuriyeti’nin de bağımsızlığıdır. “Bağımsızlık benim karakterimdir” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti, Beyaz Saray’da üçüncü dünyanın nadan diktatörlüklerinden birisi gibi alay konusu olmuştur. Bu kabul edilemez, bu sindirilemez bir durumdur. Buna sebep olanda doğrudan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Genel Başkanıdır.
2,5 AY SONRA YİNE BİR AKŞAM SAAT 18.00’DE…
Hatırlayın, Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanı bundan birkaç önce neler söylemişti. “Rahip Brunson hakkında terör örgütüyle karanlık ilişkileri olan bir rahip. Amerika teröristi vermiyor, o zaman bu fakir bu görevde olduğu sürece sende bizden teröristi alamazsın. Ver Papazı al Papazı”. Yine bundan tam iki ay önce, “Tehdit ediyor ya, saat 18.00’e kadar yarın akşama kadar göndereceksiniz. Burası çatladıkapı ülkesi mi ya”. Bunları da söyledi. Peki sonuç ne oldu değerli basın mensupları? Süreci ver Papazı al Papazı diyerek bir rehine pazarlığına döndüren Sayın Erdoğan Trump’ın talep etmesinden tam 2,5 ay sonra yine bir akşam saat 18.00’de Rahip Brunson’ı serbest bıraktı. Bunun sonucunda ABD Başkanının teşekkürlerine mazhar oldu.
KİMSE YARGI BAĞIMSIZLIĞI DEMESİN
Şimdi kimse bu bağımsız yargının kararıdır deyip bu milletin aklıyla alay etmesin. AKP’nin Genel Başkanı daha geçtiğimiz hafta 50 yıl önce bir karşılama töreninde elinde Türk ve ABD bayraklarıyla fotoğrafı çekilen, arkasına koskoca Kurtuluş Savaşı’nı, Lozan’ı almış Sayın Cumhurbaşkanımız rahmetli İsmet İnönü’ye ABD bayrağı tutuyor diye etmedik laf bırakmıyordu. Oysa İsmet Paşa ABD’ye yeni bir dünya kurulur Türkiye’de orada yerini alır diyerek rest çekmiş bir devlet adamıydı. Bugün aynı Sayın Recep Tayyip Erdoğan Türkiye Cumhuriyetinin onurunu hedef alan bir ABD senaryosuna göz yumarak, hatta uygulanmasını kolaylaştırarak tarihteki yerinin ne olacağını şimdiden ilan etmiş oldu.
TARİH VE GELECEK KUŞAKLAR AFFETMEYECEK
Sayın Recep Tayyip Erdoğan Türkiye Cumhuriyeti devletinin itibarını hiçe saydığınız için tarih ve gelecek kuşaklar sizi asla affetmeyecek. Siz emperyalistlerin oynadığı oyunun figüranı oldunuz. Siz elinizdeki bir Papazla onların çektikleri reste cevap verebileceğinizi zannettiniz, kaybettiniz. Sadece siz kaybetmediniz en önemlisi ülke kaybetti. Siz bu oyunu kahvede oynadığınız Papaz kaçtı zannettiniz. Siz tarihteki yerinizi savaş meydanlarında zaferler kazanmış bir komutan ya da düveli muazzamaya kafa tutmuş bir devlet adamı olarak değil, onların karşısında Papaz kaçtı oyununu kaybetmiş bir Genel Başkan olarak anılacaksınız.
EMPERYALİSTLER TEK ADAM REJİMLERİNİ SEVER
Tek adam parti devleti rejimine geçit veren anayasa referandumu sürecinde sürekli bir hususu tekrar etmiştim. Emperyalistler tek adam rejimlerini sever. Çünkü güçle, baskıyla tek adam rejimlerini ikna etmek, kolunu bükmek çok daha kolaydır. Ama kuvvetler ayrılığına dayanan güçlü parlamenter rejimlerde emperyalistlerin, ulusal meclisin tamamının kolunu bükmesi mümkün değildir. Nitekim, TBMM bunun en güzel örneğini 2003’te 1 Mart tezkeresiyle tüm dünyaya göstermiştir. 16 yılın sonunda ise 1 Mart tezkeresinin kazandırdığı itibardan geriye hiçbir şey kalmamıştır. Türkiye ucube tek adam parti devleti rejimine geçmesinin üstünden sadece daha 4 ay geçmeden Ortadoğu’nun başarısız devletlerinden biri konumuna düşmüştür. Türkiye’nin mevcut yönetimini taşımasının bu ucube rejimle yürümesinin mümkün olmadığı 4 aydan daha kısa bir sürede ortaya çıkmıştır. Ekonomide yaşanan gelişmeler, dış politikada yaşanan gelişmeler bunun en somut göstergeleridir. Pastör Brunson olayı Türkiye’nin yumuşak karnını ve kırılgan ekonomisini tüm dünyaya bir kez daha göstermiştir. Önce Almanya ardından da ABD Türkiye’ye ekonomik yaptırımlar uygulayarak istediğini almıştır. Biz yıllardır AKP’ye “borç alan emir alır” diyoruz bugün geldiğimiz noktada bunun doğrulandığını görüyoruz.
IMF DE TULUMBADA SU BİTTİ DİYOR
İzin verirseniz şimdi de ekonomideki son gelişmelere değinmek istiyorum. Biliyorsunuz Uluslararası Para Fonu ve dünya bankasının yıllık toplantıları yapılıyor. Her yıl iki defa yapılan bu toplantılarda dünya ekonomisine ilişkin tahminler açıklanır. Bu tahminlerin altında Türkiye’yle ilgili tahminlerde yer alır. Uluslararası para fonuna göre 2009 yılında Türkiye’nin ödeyeceği veya çevirmesi gereken dış borç miktarı 225 milyar dolardır. Yani Gayrisafi Yurtiçi Hasılamızın yüzde 35’i kadar bir dış borcu ya yeniden borçlanacağız ya da geri ödeyeceğiz. Ama tabi yapacağımız şey yenileme olması gerekiyor. Yine bu IMF diyor ki, bize benzer ekonomiler 2019’da bizim gibi ülkelere net yabancı sermaye girişi neredeyse duracak diyor. Yani artık sadece Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Genel Başkanı değil, IMF de “tulumbada su bitti” diyor. Şimdi saray yönetimi suyu kuruyan kuyudan tulumbaya biraz daha su çekebilir miyiz diye Beyaz Saray’ın gözlerinin içine bakıyor. AKP yönetimlerinin izlediği politikalarla sıcak para bağımlısı haline getirilen ve savunmasız bırakılan ekonomimiz her geçen gün biraz daha kötüye gidiyor. Aklı fikri belediye seçimlerinde olan ve bu seçimleri artık kaybedeceğinin farkına varan saray yönetimi yarattığı kriz canavarının halkı nasıl yiyip bitirdiğinin farkına varmaya başladı. Yalan haberlerle gündem değiştirme operasyonlarıyla gerçekleri acaba Mart 2019’a kadar saklayabilir miyiz diye bakıyor. Ama bilmiyor ki, bu yapısal sorunları aspirin tedavisiyle ya da pansumanla tedavi etmek mümkün değil.
SARAYDAN İSTESİNLER
Tabi bu arada, ABD’ye tepki vermek üzere kırılan İphoneler var. Bu telefonlardan birini kıran vekillerden bir tanesi Brunson iade edilince telefonların yenisini istemeye başlamış. Aslında bence oynanan senaryoya inanan tüm vatandaşlarımızda bu vekille birlikte saraya gitsinler telefonlarının yenilenmesini talep etsinler. Nasıl olsa kriz bir tek sarayı etkilemiyor.
2019’DA CİDDİ BİR DURGUNLUK YAŞANABİLİR
Küresel sermayenin kurumaya başladığı şu dönemde adımız en kırılgan ekonomiler listesinden bir türlü düşmüyor. Konkordatolar, işten çıkarmalar, fabrika yangın haberleri ardı ardına geliyor. 2019’un çok sıkıntılı geçeceğini şimdiden görüyoruz. Orta Vadeli Program’da yüzde 2,3 olarak tahmin edilen Türkiye’nin büyüme hızını uluslararası para fonu yüzde 0,4 olarak tahmin ediyor. Yani bir bile değil. Uluslararası Finans Enstitüsü’ne bakarsanız 2019’da Türkiye yüzde 0,9 yani 1’e yakın küçülecek. Bütün bunlar ekonomide 2019 yılında ciddi bir durgunluğun yaşanabileceğini gösteriyor.
İLK 20’DEN DÜŞME SINIRINA GELİYORUZ
Bir başka önemli gelişme, hani hep övünüyoruz ya dünyanın ilk 20 ekonomisi içindeyiz diye. Türkiye uluslararası para fonunun yaptığı tahminlere göre dünyanın en büyük 20 ekonomisi listesinde düşme sınırına geriliyor. 2019’da Türkiye için öngörülen 631 milyar dolarlık Gayrisafi Yurtiçi Hasılayla Türkiye en büyük ekonomiler liginde 20. sıraya düşüyor. Ligden düşmemize bir tık kalıyor.
DÜNYAYI KENDİMİZE GÜLDÜRDÜK
Böyle bir ortamda ekonomiyi yönetmeyi bilmeyen iktidar ardı ardına programlar açıklıyor. 100 Günlük İcraat Programı, Yeni Ekonomi Yaklaşımı, Yeni Ekonomi Programı, Orta Vadeli Program. Bunların hiçbiri piyasaları kesmiyor. En son geçtiğimiz hafta zabıtaların kontrolünde yapılacak yüzde 10 iskontoya dayanan bir enflasyonla mücadele programı açıkladılar. Ve açık söyleyeyim, bu program açıklandıktan sonra dünya Türkiye’ye güldü.
MADENCİLİK BAŞKA, VERİ MADENCİLİĞİ BAŞKA
Ancak bu zabıta takviyeli enflasyon programını açıklamadan hemen öncede Eylül ayında kendi ifadeleriyle beklemedikleri kadar yüksek bir rakam açıklayan TÜİK’te yıllardır enflasyon rakamlarını hazırlayan Başkan Yardımcısını görevden aldılar. Yerine Enerji Bakanlığında Maden İşleri Genel Müdür Yardımcısı olan bir ismi atadılar. Bakan damat TÜİK’e atadığı ismin madenciliği bilmesinden hareketle veri madenciliğini de bileceği varsayımını yapıyor herhalde. Ama yine de kendilerine hatırlatalım madencilikle veri madenciliği birbirlerinden ayrı şeylerdir. TÜİK’in kredibilitesi özellikle bakın böyle bir programın uygulandığı dönemde her şeyden önemlidir. Kredibilitesi olmayan bir istatistik kurumunun zararlarını Arjantin krizinde gördük. Eğer bu tiyatro, orada büyük bir tiyatro oynandı biliyorsunuz, yine bir paydaşlar edebiyatıdır aldı başını gitti. Biz paydaşlara bakıyoruz normalde böyle bir krizin en önemli paydaşları kimdir? Emeklilerdir, işçilerdir, memurlardır, esnaftır, çiftçidir. Bunların hiçbiri orada yok hep yandaşlar var. İşte böyle bir ortamda böyle bir enflasyon programını açıkladılar ama bugün bakıyoruz bir ortak aklı çalıştırmak üzere bir türlü ekonomik ve sosyal konseyi toplantıya çağırmıyorlar.
İKİ ELİMİZ YAKALARINDA OLUR
Şimdi TÜİK’in başına yapılan bu atamayla Ekim ayında düşük bir enflasyon oranı açıklatıp emeklinin, memurun, işçinin maaşının enflasyona ezdirilmesi senaryosuna başvurulursa bilin ki iki elimiz bunların yakasında olacaktır. Sorunları ortak akılla çözmek yerine sorunları McKinsey’in aklıyla çözmeyi tercih edenlerin Türkiye’nin meselelerini ne kadar çözebilecekleri konusunda ciddi tereddütlerimiz vardır.
Bakın arkadaşlar şunu söyleyeyim, geçmişte kriz yönetmiş bir Hazine Müsteşarı olarak bana sorsalar kriz yönetilirken neler yapılmaması gerekir diye, ben açıkçası size son 2,5 ayda sarayın yaptıklarını sayarım.
ZABITAYLA ENFLASYON ÖNLENMEZ
Bugün işsizlik açıklandı, işsizlik artmaya devam ediyor. Mevsimlik etkilerden arındırılmış işsizlik oranı yüzde 11 oldu. Geçtiğimiz hafta ekonomiyle ilgili neler yapıldı diye baktığımızda Kredi Garanti Fonu’yla ilgili bir düzenleme yapıldı. Bu bir miktar şirketleri rahatlatıyor gibi gözükse de esas makyaj etkisiyle bankaları da rahatlatmış oluyor. Bankaların bilançolarını düzgün gösterecek olan bir makyajlama. Ama yine söylüyorum bu arada enflasyonun silindir gibi ezdiği emekliye, işçiye, memura hiçbir şey yok. İçişleri Bakanlığı geçtiğimiz hafta 81 ile genelge göndermiş valilere stokçuluk yapanlar ve fahiş fiyat uygulayanlarla ilgili tedbirler almalarını istemiş. Şimdi bu stokçuluk meselesini de ben çok merak ediyorum kimler stokçu olarak nitelendiriliyor. Eğer toptan eşya depoları, toptan eşya satıcılarının depoları gidilip basılıyorsa bu sadece göstermelik bir şey. Ayrıca şunu da söyleyeyim, zabıta tedbirleriyle enflasyonun önlendiği dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş. Onun bize gülüyorlar. İktidar hala alınması gereken önlemleri almayarak, parça parça işler yaparak, gerçeklerden kaçarak bir yere gidebileceğini zannediyor. Bakın arkadaşlar söyleyeyim, bu mümkün değil. Bugün sorumluluklarından kaçabilirler ama yarın sorumluluklarından kaçmanın sonuçlarından kaçamayacaklardır. Yeni Orta Vadeli Mali Planı yayınladılar. Millete tasarruf derken 2019 yılında saray için ödenek teklif tavanı 2 milyar 818 milyon lira olmuş. Ne demek bu? Geçen yıla göre üçe katlanmış. Hastanelerde vatandaş ameliyat olamıyor saray yine de itibardan ben tasarruf etmeyeceğim diyor. Bu artışın nerelerden kaynaklandığı derhal kamuoyuna açıklanmalıdır.
MAAŞ ARTIŞLARI BİR AN ÖNCE YAPILMALI
İlerleyen günlerde bu ekonomi masası olarak işçi, işveren üst kuruluşlarını ziyaret etmeye devam ediyoruz, onlar da bizleri ziyaret etmeye geliyorlar. Buradan aldığımız bilgilerle önümüzdeki günlerde İşsizlik Fonu’nun amaç dışı kullanılmasının önlenmesi amacıyla TBMM’de belli girişimlerde bulunacağız. Asgari ücret komisyonunun biran önce toplanmasını bekliyoruz. Kadroya geçen taşeron işçilere 2020 yılına kadar yapılması öngörülen maaş artışları bu enflasyon rekorları karşısında tamamen anlamsız kaldı. Bunlar derhal gözden geçirilmelidir. Son olarak memur ve emekli maaşlarında yapılacak enflasyon artışları biran önce yapılmalıdır. Yine 3600 ek gösterge verilmesi sözü verilen kesimler bu düzenlemenin biran önce Meclis’ten çıkmasını bekliyorlar.
SANKİ BİLEREK VE İSTENEREK BİR BANKACILIK KRİZİ TETİKLENMEK İSTENİYOR
24 Haziran’da işbaşına geldiğinden buyana milletin ekmeğini küçülten, ülkemizin dış politikasını ciddi bir çıkmaza sokan saray artık suçluların telaşı içindedir. Bu telaşla, İsmet Paşa’nın söylediği bir laftır, bu telaşla gündem değiştirmeye çalışıyorlar. Partimize her fırsatta saldırarak bizi etkisizleştirmeye çalışıyorlar. Şimdi gündemde Atatürk’ün İş Bankasındaki hisseleri var. İşin hukuki boyutuna kısaca değineceğim ama birde bu işin ekonomik boyutu var değerli basın mensupları. İş Bankası Türkiye’nin en büyük özel bankası bilanço büyüklüğüne göre. Ziraat Bankası’ndan sonrada en büyük ikinci bankası. BDDK Başkan Yardımcılığı yapmış bir kişi olarak söylüyorum, bankaların en önemli sermayesi şöhretleri ve itibarlarıdır. Nitekim bankaların şöhretlerini ve itibarlarını zedelemeye yönelik her türlü işlem bankacılık kanunu ile yasaklanmıştır. Ama Adalet ve Kalkınma Partisinin Başkanı hukuk, kanun tanımamaktadır. Ekonomi halihazırda çok hassas bir denge üzerindeyken, dış finansman imkanları sıkışmışken, ekonomide ani bir çakılmanın tüm işaretleri ortadayken Türkiye’nin en büyük ikinci bankası üzerinden bir tartışma yürütülmek istenmektedir. Sanki bilerek ve istenerek bir bankacılık krizi tetiklenmek istenmektedir. Birde şu, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanının özellikle Almanya seyahatinden sonra bu İş Bankasının hisseleriyle ilgili bu kadar iştahlı hale getiren nedir ben bunu merak ediyorum.
ATAMIZIN MİRASINA VE TAPUSUNA GÖZ DİKTİLER
Serbest piyasa ekonomisinin özü mülkiyetin güvenliği ve sözleşme serbestisidir. Devlet kişilerin kanuna uygun yollarla edindikleri helal mallarını korumakla yükümlüdür. Polisi, adliyesi bunun için vardır. Bir niza çıktığında çözüm mercii düello değil adliyedir. Kişiler edindikleri malları vefatlarından sonra kime bırakacaklarına bir sözleşmeyle özgürce karar verirler, miras bırakırlar, devletin görevi bu sözleşmeyi sahiplenmek ve korumaktır. Bir kanunla bu sözleşmeyi değiştirmek değildir. İş Bankasındaki Atatürk hisselerinin mülkiyeti ve temsili vasiyet, yasalar ve yargı kararları çerçevesinde belirlenmiştir. Erdoğan’ın Cumhuriyet Halk Partisi mülkiyetindeki Türkiye İş Bankası Anonim Şirketi pay senetlerinin yasal düzenlemeyle Hazine’ye devretmeye kalkışması her şeyden önce Atatürk’ün vasiyetinde belirttiği iradesine saygısızlıktır. Atatürk’ün vasiyeti gayet açıktır. Malik olduğum bütün nukut yani paralar ve hisse senetleriyle Çankaya’daki menkul ve gayrimenkul emvalimi, mallarımı diyor yani Cumhuriyet Halk Partisi’ne aşağıdaki şartlarla terk ve vasiyet ediyorum. Tarih 5 Eylül 1938. Atamızın kurucusu olduğu Türkiye Cumhuriyetinin ismini tabelalardan indirebilen, Atatürk’ün ismi olan stadyumları, havaalanlarını yıkıp yerine yaptıklarına Atatürk’ün ismini vermeyen zihniyet şimdi Atamızın şahsi mirasına ve tapusuna göz dikmiştir.
EFULİLERE SMOOTHİELERE VE UÇAN SARAYLARA HARCAMA GİRİŞİMİ
Bu Atamızın Türk dilinin ve tarihinin geliştirilmesi ve araştırılması için kullanın dediği paraları tulumbada su bitince önce Hazine’ye, sonra saraya alıp efulilere, smoothielere, uçan saraylara harcama girişimidir. AKP Başkanının bu girişimi Atatürk’ün bu hisseleri Cumhuriyet Halk Partisine emanet etmekte ne kadar haklı olduğunu ve kendisinin ne kadar uzak görüşlü olduğunu bir defa daha ortaya koymuştur. Yapılmak istenen bu düzenleme miras hukukuna, anayasanın 35. ve 134. maddelerine ve daha önce alınmış olan yargı kararlarına da aykırıdır. Saray Atatürk’ün mirasına göz dikmiş, onun tapusunu delme harekatını başlatmıştır.
ATAMIZIN MİRASINA VE TAPUSUNA GÖZ DİKEN VATANDAŞA NE YAPMAZ
Diğer taraftan Atatürk’ün mirasına, tapusuna göz dikenlerin yurttaşlarımızın, vatandaşlarımızın miraslarına, tapularına neler yapabileceğini ben yurttaşlarımızın, vatandaşlarımızın takdirine bırakıyorum. Yani mesele Cumhuriyet Halk Partisi meselesi değildir. Mesele tüm Türkiye’nin meselesidir. Yapılmaya çalışılan şey yağmadır, gasptır, eşkıyalıktır. Kurucu Genel Başkanımızın iradesine ve milletimizin hukukuna yapılacak her türlü saldırı karşısında tüm hukuki ve siyasi adımları atarız. Diğer taraftan hiçbir baskıda bizi milletimizin hakkına sahip çıkmaktan, derdine derman olmaktan vazgeçiremeyecektir. Aslında sarayın bu hukuksuzluğuna karşı çıkmak, hukuk tanımazlığına direnmek sadece bizim değil, tüm parlamentonun sorumluluğunda olan bir husustur.
SAVCILAR HAREKETE GEÇSİN DİYE BEKLERKEN
Bu sabah ilginç bir haberle uyandık. Genel Başkan Yardımcımız Aykut Erdoğdu’nun İstanbul’daki üçüncü havalimanı ile ilgili yapmış olduğu açıklamalara yayın yasağı getirilmiş. Şimdi bu açıklamalar büyük ölçüde Sayıştay incelemelerine dayanan açıklamalardı ve suç duyurusu niteliğindeydi. Biz savcıların harekete geçip bunu takip etmesini beklerken ilginçtir sarayın sesine kulak veren hakimler harekete geçmiştir. Bu konunun takipçisi olacağız. Muhalefet partisinin yolsuzluk soruşturmalarıyla ilgili yapmış olduğu açıklamalarda artık mahkeme kararlarıyla yasaklanıyorsa o zaman bu ülkede hukuk devletinden, demokrasiden söz etmek her geçen gün biraz daha zorlaşıyor demektir.
EN TEPE ÇÜRÜYÜNCE…
Bitirmeden önce bir önemli konuya daha değinmek istiyorum. 8 Temmuz 2018’de meydana gelen ve 25 vatandaşımızın hayatını kaybettiği, 340 vatandaşımızın yaralandığı Çorlu’daki tren kazasıyla ilgili bilirkişi raporu yayınlanmış. Neresinden bakarsanız bakın iktidarın doğal afet iddiasının çok ötesinde bir hatalar zinciri sonucunda bu canları yitirmişiz. Demiryollarında gerekli bilgi yok, eleman yok, kontrol yok, Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün yazısının gereği yapılmamış, menfezde güvenlik için önlemler alınması söylenmiş alınmamış, yaya kontrolü yapılması söylenmiş yapılmamış, kazadan sonra çok tartışılan yol bekçilerinden bahsedilmemiş bile, kazanın gerçekleştiği menfez bakım onarım ihalesinde yok. Ama ortada asli kusurlu olduğu gerekçesiyle gözaltına alınan Demiryolu Bakım Müdürü, Bakım ve Onarım Şefi, Köprüler Şefiyle Bakım Ve Onarım Memuru var. Onlar da adli kontrol şartıyla salıverilmiş. Yönetimin 25 canımızı yitirdiğimiz, yüzlerce yaralının olduğu, geliyorum diyen bu kazada hiçbir sorumluluğu yokmuş. Bu ülkenin yönetilemediğini, yönetilmediğini hep söylüyoruz. En tepedeki kurum içten içe çürürken alttaki kurumlarda da durumun farklı olmadığı ortada. Adalet ve Kalkınma Partisi ve MHP TBMM’de ne kadar direnirlerse dirensinler biz yitirdiğimiz canların hesabını sonuna kadar sormaya devam edeceğiz. Benim söyleyeceklerim bu kadar, sorularınız varsa alabilirim.
Soru- Cuma günü Sayın Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun bir açıklaması olmuştu Belediye Başkanlarına baskılarla ilgili. Sonrasında da İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun bir açıklaması oldu İzmir’de yaptığı bir açıklama. Hırsızlık yapan iki Belediye Başkanını görevden aldığımız için özür diliyorum, Sayın Kılıçdaroğlu’nun bize teşekkür etmesi lazım, ben yetişemiyorum diye bir açıklaması oldu. Birincisi bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Birde bugün DEDAŞ Dicle Elektrik Dağıtımla ilgili bazı haberler yer aldı basında. 2018 Mayıs’ında Başbakanlık kararnamesiyle alınan ama resmi gazetede yayınlanmayan bir karar. Karara göre tarımsal destekleme adıyla özel sektör Dicle Elektriğe 5 yıl boyunca kullanılacak elektrik tüketim bedeli üzerinden bir destekleme sağlanacağı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Faik ÖZTRAK- Şimdi birinci sorunuza cevap vereyim. Arkadaşlar, Sayın Soylu’nun açıklaması artık Türkiye’de yargının da, yasamanın da, yürütmenin de sarayda olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Belediye Başkanlarımızın hırsızlık yaptığına dair bir mahkeme kararı Sayın Soylu’nun elinde var mıymış? Nasıl kalkıp hırsızlık yaptıkları için aldım gibi bir konuşma yapabiliyor bunu anlayabilmek mümkün değil. Bu demokraside, hukuk devletinde geldiğimiz noktayı açıkça ortaya koyuyor. Bu ülkede tek bir seçilmişin hakkı, hukuku ve sözü var o da saray, sarayın başı Cumhurbaşkanı. Başka hiçbir seçilmişe hak, hukuk, söz hakkı tanımak istemiyorlar. Bu ucube rejimin bugün ülkede neden olduğu sorunlar açık, seçik ortada. Enflasyon azmış, ekonomi bitmiş, dış politika çökmüş, 4 ay içinde bu rejim kendi kendini bitirmiş. Bunların artık devam edebilme imkanları kalmamıştır. Biran önce bu rejim değişmelidir.
İkinci söylediğiniz konu ise, yani bir yardım mı yapılıyor Dicle Elektriğe?
Soru- 5 yıl boyunca tarımsal sulamada kullanılacak elektrik için ödeme talimatı veriliyor.
Faik ÖZTRAK- 5 yıl boyunca tarımsal sulamada kullanılacak elektriği eğer çiftçi ödemezse onun parasını devlet mi ödeyecekmiş onun parasını?
Soru- Tarım Bakanlığının bütçesinden.
Faik ÖZTRAK- Tarım Bakanlığının bütçesinden. Ben açık söyleyeyim yani tarımda sulamalarda kullanılan elektrik ciddi bir sorun. Bu paraları çiftçilerimiz bunların altından kalkamıyor. Ne zaman akıllarına geliyor çiftçinin sıkıntıda olduğu? Seçimler yaklaştığı zaman. Çiftçilerimizin yıllarca bu konuda çektikleri sıkıntıyı unutmayıp bu son yapılanın bir seçim yatırımı olduğunu, seçimden sonrada bu işlerin yeniden eskiye döndürülmesi ihtimalinin son derece kuvvetli olduğunu görmeleri lazım.
Soru- Efendim geçtiğimiz Cuma günü Canan Kaftancıoğlu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanının açıklanacağına yönelik bir duyuru yaptı, ardından da bir video paylaşıldı. Bu videonun yani bu hamlenin Genel Merkezin bilgisi dahilinde olmadığı da iddia edildi. Bu iddialar doğru mu ve de Genel Merkezin bilgisi dahilinde mi yapıldı?
Faik ÖZTRAK- Bilebildiğim kadarıyla bir propaganda süreci. O propaganda süreci içinde de böyle bir reklam taktiği izleniyor.
Soru- Bu İş Bankası hisseleriyle ilgili direnme hakkımızı kullanacağız dediniz ya onu açar mıyız biraz? Direnme mecliste mi olacak, nasıl bir direniş?
Faik ÖZTRAK- Şöyle dedim, her türlü hukuku ve siyasi girişimde bulunacağız dedim. Bunun sonunda direnme hakkı da var. Bunun nasıl olacağını şuanda söylemek doğru değil. Ayrıca şunu da ifade edeyim, inşallah o noktaya gelmeyiz. Gerekli hukuki ve siyasi girişimlerde bulunduktan sonra aklıselim hakim olur, bu meseleyi ülkenin ortak aklıyla çözeriz. Açık söyleyeyim, bunun üzerinden siyasi rant çıkmaz. Yani vatandaşın tapusunun, Atatürk’ün tapusunun, vatandaşın tapusunun delinmesi projesinden bu memlekete herhangi bir hayır gelmez. Bunu inşallah hep beraber özellikle iktidar kanadı idrak eder burada aklıselimle bir çözüm yolunu aklıselimle gereğini yaparız.
Teşekkür ediyorum

AKP GENEL BAŞKANININ İSMET İNÖNÜ’YÜ ANLAMASINI BEKLEMİYORUZ

GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ FAİK ÖZTRAK’IN BASIN AÇIKLAMASI
(08 EKİM 2018)

MYK toplantımız sürüyor. MYK toplantımızda ele aldığımız en önemli konu, son iki günde Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Kızılcahamam’da yapmış olduğu toplantıda, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanının partimize yönelttiği saldırılar oldu.

TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ
Bu toplantıda biliyorsunuz Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı, Amerikalı McKinsey şirketiyle iş yapmayı durdurduklarını, bu şirketten fikri danışmanlık dahi almaktan vazgeçtiklerini açıkladı. Tabi biz bu konunun takipçisi olmaya devam edeceğiz gerçekten böyle midir, değil midir bunu yakından izleyeceğiz. Öyle görünüyor ki, Sayın Genel Başkanımızın ABD’den bir şirketin Hazine’ye kayyum tayin edilmesiyle ilgili olarak yapmış olduğu eleştiriler ve bu çerçevede sormuş olduğu 10 soru Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı’nın aklın yolunu bulmasını sağlamış.
BOYALARI ÇABUK DÖKÜLDÜ
Ama yine öyle görünüyor ki, yerlilik ve millilik boyalarının bu kadar kısa sürede dökülmesi kendisini de öfkelendirmiş ve bu 180 derecelik dönüşe gerekçe arama, bunun üstünü örtme gayreti içine girmiş. Bu çerçevede de partimize akıl, izan ve tarihi gerçeklerinin sınırlarını zorlayarak yüklenmiş. Ülkemizin ikinci Cumhurbaşkanı Sayın İsmet İnönü üzerinden ülkenin, Türkiye’nin gerçek gündemini karartmaya çaba göstermiş.
UCUZ ŞARK KURNAZLIĞI
Sayın İsmet İnönü İstiklal Savaşımızın kahramanıdır, Lozan Anlaşmasının büyük diplomatıdır. Türkiye’ye çok partili demokratik yaşamı getiren büyük bir devlet adamıdır. Ülkemizi İkinci Dünya Savaşı yangınından uzak tutan büyük bir siyaset insanıdır. Bu özellikleriyle de bu ülkenin tarihindeki yerini almıştır. 1973 yılında hakkın rahmetine yürümüş, ölümünün üzerinden 45 yıl geçmiş şimdi Sayın İsmet İnönü’nün bir Amerika ziyaretinde elindeki iki bayraktan birini karartmak suretiyle bu durumu istismar ederek ucuz şark kurnazlığına başvurmak belki Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanına yakışır. Ancak bu çok açık söyleyeyim Cumhurbaşkanlığı makamına yakışmaz.
İSMET İNÖNÜ’Yİ ANLAMASINI BEKLEMİYORUZ
Kaldı ki, Büyük Ortadoğu Projesinin eş başkanı olduğunu söyleyeceksin, ABD Başkanının sesini özlediğini kamuoyuyla paylaşabileceksin, Irak’ı işgal eden ABD askerleri için dua edeceksin, “Halkım karşıydı ama ben ABD uçaklarına Irak’a saldırmaları için Türk hava sahasını açtım” diyeceksin, danışmanların çıkacak “Aman onu deliğe süpürmeyin, kullanın” diye ABD’ye yalvaracak. Siz de bu özelliklerinizle tarihe geçeceksiniz. AKP Genel Başkanının, hayatı emperyalizme karşı savaşmakla geçmiş, yeri geldiğinde ABD’ye “Yeni bir dünya kurulur Türkiye de o dünyada yerini alır” diye mektupla rest çekebilmiş bir devlet adamı olan Sayın İsmet İnönü’yü anlamasını zaten beklemiyoruz. Çünkü ABD yönetimiyle, Trump’la bu kadar olay yaşanıyor daha böyle bir mektup ortada yok.
YURTSEVERLİK GENLERİMİZDE VAR
Cumhuriyet Halk Partisi bu ülkenin kurucusu ve kurtarıcısı olan Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu, ülkemizin en köklü partisidir. Bizim altı okumuzdan biri, emperyalizme en büyük mağlubiyeti yaşatmış Atatürk’ün milliyetçiliğini ifade eder. Yurtseverlik bizim genlerimizde mevcuttur. Yerli ve milli kisvesi altında yürütülen her türlü oyuna gereken tepkiyi göstereceğimizden milletimizin hiçbir endişesi olmamalıdır. Yine bu süreçte bu ülkeyi seven, ülkemizin Hazinesinin bir ABD’li şirketin eline bırakılmasına razı olmayan, farklı dünya görüşlerinden ve farklı partilere oy veren vatandaşlarımızın ortak aklının ve engin ferasetinin sesi olduk, bundan sonrada böyle olmaya devam edeceğiz.
İDDİALARINI İSPAT ETMEZSE…
Son olarak ama belki de en vahimi, AKP Genel Başkanı 8 şehidin sorumlusu olarak partimizi göstermiştir. Bizim bölücü terör örgütü PKK’yla işbirliği içinde olduğumuzu perdenin arkasında Cumhuriyet Halk Partisi olduğunu iddia etme cüretini göstermiştir. Bu vahimdir. Bu iddiayı yapan kişi bir dönem “milliyetçiliği ayaklar altına aldık” diyen kişidir. Oslo’da teröristle masaya oturma talimatı veren kişidir. Habur’da terörist için çadır mahkemeleri kurduran kişidir. Şehirlere silahlar yığılırken valilere operasyon yapmayın talimatını veren kişidir. Teröristlerin başına Sayın, şehitlerimize de kelle diyen kişidir. Dolayısıyla kendisinin bugüne kadar teröristlere, terörist organizasyonlara, PKK olsun, FETÖ olsun bunlara karşı tavrı çok açık, seçik, net olan partimizle ilgili söylemiş olduğu sözler kabul edilebilir sözler değildir.
Bu iddialarını ispat edemezse müfteridir, alçaktır ve çok açık söyleyeyim şeref yoksunudur. Kendisi hakkında suç duyurusunda bulunacağız ve bu iddiaların biran önce ispat edilmesini isteyeceğiz.
CAHİL Mİ HAİN Mİ?
Dönelim yeniden ülkenin gerçek gündemi olan ekonomiye. AKP Genel Başkanının gizlemeye çalıştığı iki gerçek var. Biri McKinsey’le ilgili 180 derecelik dönüşü, diğeri de ekonominin krizde olduğu. Önce soralım, şimdi McKinsey şirketiyle ilgili olarak eleştiri getirenlere ya cahilsiniz ya da hainsiniz diyen AKP Genel Başkanının damadı acaba bu anlaşmayı iptal eden kayınpederini cahil mi, yoksa hain kategorisinde mi değerlendiriyor?
SN. BAHÇELİ ORTAĞIYLA KONUŞSAYDI
Bu arada bir sorumda Sayın Bahçeli’ye. Sayın Bahçeli, bu ABD’nin derin devletiyle yakınlığı bilinen bu kuruluşun bu ülkenin Hazinesinin başına kayyum atanmasını tweetler atarak savunmaya uğraşırken müttefiki Sayın Erdoğan bakanlarına bu şirketle çalışmayın talimatını veriyormuş. Aslında Sayın Bahçeli o günlerde haksız yere McKinsey konusunda bizleri suçlamak yerine ortağıyla bir konuşmuş olsaydı belki şimdi bu duruma düşmezdi. Sayın Bahçeli’nin ortağına şu soruları sorması lazım. Bu nasıl ittifak? İnsan ortağının cansiperane gayretlerini böyle boşa çıkarır mı? Bu soruların Sayın Erdoğan’a Sayın Bahçeli tarafından sorulmasını milletimiz bekliyor, tekrar altını çiziyorum.
MİLLETİN İNLEMESİ SARAYDAN DUYULMUYOR
“Türkiye’de kriz yok, önce bir ekonomiyi öğren Türkiye’de ekonomiyle alakalı bir manipülasyon, manipülatif hareket var” diyor Sayın Erdoğan. Kime diyor? Sayın Genel Başkanımıza söylüyor. Şimdi millet artan hayat pahalılığı ve işsizliğin altında inim inim inliyor. Demek ki bu sesler saraydan duyulmuyor. İntihar eden, kendini yakan işsizin, intihar eden babanın konkordato ilan eden şirketlerin, hatta vatandaşların sesleri Saraya kadar gitmiyor demek ki.
BAL GİBİ KRİZ VAR
Aylık enflasyon dünyada 188 ülke içinde 153 ülkenin yıllık enflasyonundan fazla. Aylık enflasyon yıllık enflasyonundan fazla. Enflasyonda dünya sekizincisi olmuşuz. Uluslararası kuruluşlar diyor ki, önümüzdeki yıl büyüme yüzde 1,9 bile olmayacak. Türkiye’nin potansiyeli 4’tür, 5’tir arkadaşlar büyüme potansiyeli. 1,9 bile olmayacak eksi olacak diyor. Kim diyor? Uluslararası Finans Enstitüsü, Türkiye’nin de üyesi olduğu. Dolar sene başında 3 lira 78 kuruşmuş. Şimdi ne olmuş? 6 lira 15 kuruş. İki yıllık devlet kağıdının faizi sene başında yüzde 13’müş, şimdi ne olmuş? Yüzde 26 olmuş. İşsizlik almış başını gidiyor, çift hanelere geçmiş, ondan sonra siz çıkıp diyorsunuz ki “ülkede kriz yok, manipülasyon var.” Ama her ne hikmetse aynı konuşmanın içinde defalarca krizden bahsediyorsunuz en sonunda da diyorsunuz ki özel sektör bu krizi fırsata çevirecek maharete sahiptir. Sayın Erdoğan kriz var mı, yok mu? Yani defalarca kriz olduğunu tekrarlayacaksınız sonra manipülasyon diyeceksiniz. Böyle bir şey yok. Bal gibi kriz var ve o iki ayı bulmadan kontrol altına aldık diyor, damat diyor ki çoğu gitti azı kaldı.
BU NEYİN DENGELEMESİ?
Birde bir dengelenme süreci başladı lafı var. Nerede dengeleniyor bu? Coşmuş bir enflasyon, yüzde 20’leri geçmiş faizler, işsizlik her geçen gün artıyor, ülke durgunluğa doğru hızla sürükleniyor,  dengeleme süreci başlamış. Azı gitmiş çoğu kalmış. Açık söyleyeyim, bu milletle alay etmektir. Sonra dedim bu dengelenme nedir neyi kastediyor? CDS dediğimiz bizim bu borçları geri ödememe risk primlerini kast ediyormuş. Diyor ki, düşmeye başladı bu risk primleri. Ne düşmüş, ne olmuş? Arkadaşlar risk primimiz yani Türkiye’nin borcunu geri ödememesiyle ilgili risk primi sene başında 155 puanken, şimdi olmuş 423 puan. Bu neyin dengelenmesi?
NEREDEN NEREYE…
Üretici Fiyatları Endeksi. İktidarı devraldıklarında yüzde 30,8’miş. Şimdi Eylül’de yüzde 46,2. hani söylüyorlar ya nereden nereye geldik diye. Evet nereden nereye geldik. Sonra kriz yok. Şimdi diyor ki Sayın Erdoğan, “Biz IMF’yle ilişkiyi bitirdik yeniden IMF’yle herhangi bir ilişki içine girmeyeceğiz.” Bir kere şunu bilelim, Erdoğan bu ülkede IMF’den en son borç alan Başbakandır. 10 milyar borç almıştır, 23,5 milyar borç ödemiştir, yarısı da kendi aldığı borçtur. Birde önceki dönemden kullanılmayıp kendisine devreden vardır. IMF’den alınan paranın büyük kısmını Sayın Erdoğan kullanmıştır. Ondan sonra borçlarla ilgili bir takım rakamlar veriyor biz dünyanın altındaymışız. Çok uzatmayacağım, vaktinizi fazla almayacağım. O bahsettiği borçların toplamının Gayri Safi Yurtiçi Hasılaya oranı 2002 yılında yüzde 94’müş. Yani 94 liralık borçla 100 liralık Gayri Safi Yurtiçi Hasıla yaratabiliyormuşuz ya da 94 dolarlık borçla 100 dolarlık Gayri Safi Yurtiçi Hasıla gelir yaratabiliyormuşuz. Şimdi ne olmuş? 110 oran. Yani 110 liralık borç kullanıyoruz ancak 100 liralık hasıla yaratıyoruz. Evet nereden nereye.
BU KREDİLERİ VERENLERDEN HESAP SORULDU MU?
İşsizlik Fonu’ndan 3 büyük kamu bankasına 11 milyar lira para verildi. Hem de böyle açıklanmadan üstü kapalı. Neyse ki ben bunu Abant’ta dile getirdim, ondan sonra bir önemli gazeteci arkadaşımız aynı zamanda ekonomist, üzerine gitti. En sonunda İbrahim Kalın açıkladı “evet aldık” dedi. Şimdi bu paraları neden verdiniz, neden bu bankalar ek sermayeye ihtiyaç duydu? Batık kredileri mi çoğaldı? Fakir fukara halktan toplanan vergilerle kurulmuş milletin bankaları, eğer kredileri ödemeyenler nedeniyle zor duruma düşülmüşse bu kredileri verenlerden, dağıtanlardan hesap soruldu mu? Benim bildiğim kadarıyla ortada bir soruşturma yok. Siz kul hakkı yemek nedir bilir misiniz? Fukaranın hakkı yeniyorsa gözünüzü nasıl kapatıyorsunuz, sesiniz nasıl çıkmıyor hiç mi vicdanınız yok? Sanki hiçbir şey yokmuş gibi kaynakların etkin kullanılmasıymış öyle açıklıyor Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Sayın Kalın. Ne kaynakların etkin kullanılması, kaptırmışsınız işsizlerin parasını 11 milyarı sermaye diye kamu bankalarına. Şimdi özel kesime de kağıt vermenin yollarını aradıklarını duyuyoruz.
O NOKTAYA GELDİK
Dediler ki biz borçlanmıyoruz devlet olarak özel kesim borçlanıyor. Dedim ki, özel kesim bu hızla borçlanırsa bir sistemik kriz çıkması halinde bu borcu ödeyemez. Bu borcu ödemediği zaman da bu borç, devletin borcu olur. Şimdi borcunu ödeyemeyen işadamının borcunu İşsizlik Fonu’ndan ödetiyorsunuz. İşte oraya geldik.
EN ÖNEMLİ SORUN GÜVEN SORUNU
Hep söylüyorum ülkenin en önemli sorunu, ekonominin en önemli sorunu güven sorunu. Bu güven sorununu çözmek içinde önce çadır devleti görüntüsünde kurtulmamız gerekiyor. Hazine ve Maliye Bakanlığına damadınızı getiriyorsunuz. Çok iyi bir insan olabilir ama damadınızın arkasında geçmişte bir başarı hikayesi var mı? Yani siz herkese şu güvenceyi verebilecek misiniz? Ben bu ekonomiyi iyi yönetirim, her türlü baskıya da karşı çıkarım. Bir aile, ahbap – çavuş ilişkisi içinde olmaz bu, yok. Kendinizi Varlık Fonu şirketinin başına Yönetim Kurulu Başkanı olarak atıyorsunuz, yetmez damadınızı bir de kendinize vekil olarak atıyorsunuz. Vatandaşa diyorsunuz ki “Ekonomide tasarruf etmen lazım, tasarruf dönemine başladık.” Ama kendiniz sarayda efuliler, smoothieleri içiyorsunuz. Yazlık saraylar, kışlık saraylar yetmiyor birde uçan saraya binmeye hazırlanıyorsunuz. Bütçeden 70 milyar lira tasarruf edeceğiz diyorsunuz ama kendi yandaş holdinglerinizin yürütmekte olduğu kamu özel işbirliği projeleriyle ilgili olarak, “Bunlara dokunmayacağım” diyorsunuz.
Merkez Bankası’nın faiz artırmasına izin veriyorsunuz sonra dönüyorsunuz Merkez Bankasını tehdit ediyorsunuz. 625 baz puanlık artışın etkisini sıfırlıyorsunuz. New York’ta “McKinsey’le çalışacağız diyorsunuz, üçer aylık hedef ve sonuçları denetleyecek” diyorsunuz; Türkiye’ye geliyorsunuz “Bu şirket sadece danışman olacak” diyorsunuz. Biraz önce söyledim 3 kamu bankasına gizli saklı İşsizlik Fonu’ndan sermaye veriyorsunuz, enflasyon kendi ifadenizle beklemediğiniz kadar yüksek geliyor, bunun hemen arkasından, yani yapılacak iş değil, TÜİK’in Başkan Yardımcısını görevden alıyorsunuz. Kendisini tanımam etmem. Ama bu gerçekten güven bunalımı yaratacak konulardan bir tanesi. Nitekim Cuma günü TÜİK açıklama yapmak zorunda kaldı bu görev değişiklikleri bizim veri kalitemizi etkilemez diye. Ama buna kimse inanmaz artık.
BUNDAN DA BİR ŞEY ÇIKMAZ
Önce bir 100 günlük bir icraat programı açıkladılar fiyasko. Arkadan yeni ekonomi yaklaşımını açıkladılar o da fiyasko. Yeni ekonomik programı açıkladılar OVP o da fiyasko. Bu hafta Enflasyonla Mücadele Programı açıklayacaklarmış. Kaç zamandır burada geliyorum sizlere bunu tekrarlıyorum. Şu anda Türkiye’de ucube tek adam parti devleti sistemi var. İddia neydi? Bu sistemde çok daha hızlı karar alabilecekleriydi. Bu enflasyonla mücadele programını enflasyon bir aylık yüzde 6 olmadan önce, üretici enflasyonu yıllık yüzde 40’lara çıkmadan önce açıklasaydınız da millet bu kadar sıkıntı çekmeseydi. Ne beklediniz? Ben söyleyeyim buradan da bir şey çıkmayacaktır ve hani diyor ya IMF’yle işimiz bitti diye. Kendisi aslında IMF ile anlaşma yapan son Başbakandı. Korkarım IMF’yle anlaşma yapmak durumunda olacak Cumhurbaşkanlığı makamında oturan ilk kişi de kendisi olacak.
KESİN HESAP KOMİSYONU ÖNERİSİ
Kredibilite ve denetim dedik. “McKinsey işte bunun için tutuldu” dediler. Bu konuyla ilgili olarak bir önerimiz var. Bir, kredibilite için 13 maddelik Genel Başkanımızın açıklamış olduğu program var. Bunun performans kriterlerine, rakamlara bağlanmak suretiyle izlenmesi mümkün. Bu yapıldıktan sonra TBMM çatısı altında ikinci büyük parti, birinci büyük parti değil ya da Cumhurbaşkanının partisi değil ondan sonraki partinin başkanı olacağı bir Kesin Hesap Komisyonu kurulmalı. Bu Kesin Hesap Komisyonu’na Sayıştay üç ayda bir performans denetimiyle ilgili rapor vermeli. Bu rapor orada da tartışılmalı ve bu komisyon bu raporun sonuçlarını performans kriteri tutturulmuştur ya da tutturulmamıştır diye kamuoyuyla paylaşmalı. Bu arkadaşlar hem içerde, hem dışarıda, hem iç piyasalarda, hem dış piyasalarda güven uyandıracak olan bir düzenlemedir.
ÜÇÜNCÜ DÜNYA ÜLKELERİ TOPRAĞIMIZDA OPERASYON YAPIYOR
Son olarak Türkiye’de çok vahim bir hadise yaşanıyor değerli basın mensupları. Washington Post yazarı Cemal Kaşıkçı’nın durumu, kendisinden haber alınamıyor, öldürüldüğü iddia ediliyor. Yani bunu basın özgürlüğü bakımından kabul etmemiz mümkün değil ve bütün dünya bu konuda ayakta öyle gözüküyor. Ama bir başka konuyu da kabul etmekte çok zorlanıyoruz o da şu, Türkiye üçüncü dünya ülkelerinin rahatlıkla topraklarında operasyon yapabileceği bir ülke haline geldi. Bu bizi son derece rahatsız ediyor, bunun mutlaka önlenmesi lazım ve canı ülkemize emanet olan bu kişiyle ilgili durumun derhal aydınlatılması Türkiye’nin gerçekten bir hukuk devleti olduğunu gösterecektir.
YAPAMIYORLARSA ORADA OTURMASINLAR
Soru- Dün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yine Kızılcahamam’da önemli bir açıklaması oldu yerel seçimler yaklaşırken. Eğer dedi terörle bağlantılı olanlar seçilirse o ilçelere, illere kayyumlar atanacak dedi. Bu açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Faik ÖZTRAK- Şimdi bu açıklamanın ne anlama geldiğini anlamakta biraz zorlandım arkadaşlar. Yani siz devletsiniz, polis sizin elinizde, yargı sizin elinizde, Yüksek Seçim Kurulu var ve bütün bunlar herhalde terörle ilgisi olan birilerinin belediye başkanı adayı olmasına veya belediye meclislerine aday olmasını önlemekle yükümlüdürler. Bunu yapamıyorlarsa o zaman orada niye oturuyorlar.
ÖKÜZÜN ALTINDA BUZAĞI ARAMAYIN
Soru- Benzer bir soru aslında, bugün basında yer alan bir fotoğraf vardı Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sayın Tuncay Özkan ile HDP Milletvekili Sayın Celal Doğan’ın İstanbul’daki bir görüşmesini basının bir kısmı çok kriminalize bir şekilde verdi ama genel olarak yapılan yorumlar bunun bir ittifak ön görüşmesi olduğu yönünde. Sizin yaklaşımınız, görüşünüz nedir bu konuda?
Faik ÖZTRAK- Değerli arkadaşlar, yani biraz amiyane tabirle olacak ama lütfen öküzün altında buzağı aramayın. Yani Genel Başkanımız açıklıyor, ben açıklıyorum, lütfen dudaklarımı okuyun dedim, söylediğimiz bir şey var. Biz şuanda ittifak bizim gündemimizde yok. Biz tabanda mutabakatı sağlayacak sevilen, hizmet yapabilecek adaylarla milletimizin karşısına çıkacağız ve bu çerçevede adaylarımıza gerekli desteği alacağız. Bunu devamlı söylüyorum. Bizim hedefimiz şudur, Adalet ve Kalkınma Partisine oy veren seçmenin oyuna da talibiz, diğer partilere oy veren seçmenlerin oylarına da talibiz. Biz Büyük Türkiye mutabakatının yani ilde hizmet etme mutabakatının peşindeyiz.
O İDDİA DOĞRU DEĞİL
Soru- 12 Ekim Cuma günü 100’e yakın belediye başkanının adını açıklayacaksınız. Büyükşehirler merak konusu. Bununla ilgili bir gelişme var mı özellikle İstanbul, İzmir, Ankara?
Faik ÖZTRAK- Şimdi bu nereden çıkıyor ben bunu anlamıyorum. Cumhuriyet Halk Partisinde aday açıklamanın bir yöntemi vardır değil mi? Bugün ayın 8’i, 4 gün kalmış. Bu 4 gün yani bir hafta önceden de duyuru yapmamız lazım herhangi bir Parti Meclisi toplantısı yapılacağına dair bir şey duydunuz mu? Yok. Parti Meclisi toplantısı yapmadan biz aday falan açıklayamayız. Onun için bu söylenenlerin gerçekle ilgisi yok. Yani bu 12’sinde ayın aday açıklanması gibi bir olay doğru değil.
CHP EN BÜYÜK BAŞARIYI GÖSTEREN PARTİ OLACAK
Soru- Efendim ittifak olmayacak dediniz fakat Bolu kampının sonu günü Sayın Engin Özkoç’un bir açıklaması oldu işbirliği kapsamında muhalefetteki diğer siyasi partilerle bir araya gelebiliriz demişti. Bu noktada bir hazırlık var mı efendim? Bu şekilde sorayım, yani ittifak yok demenize rağmen böyle bir açıklamada var açıkçası.
Faik ÖZTRAK- Bir kere daha söylüyorum böyle bir hazırlık yok, gündemimizde ittifak yok, biz her bir ilde, her bir ilçede mutabakatı sağlayacak tüm partilerin oyunu alacak adayları göstereceğiz ve bu seçimde en büyük başarıyı elde eden, bu seçimden galibiyetle çıkacak olan parti Cumhuriyet Halk Partisi olacak.
Soru- Efendim Sayın Cumhurbaşkanı afla ilgili konuştu dün, cezaevlerini boşaltmak için af çıkartılmaz dedi. Bir anlamda MHP’nin teklifine en azından şimdilik kapıyı kapattı. Adalet Bakanlığına bir talimat verdim çalışacaklar dedi. Ne dersiniz efendim afla ilgili bu sözlere?
Faik ÖZTRAK- Bizde izliyoruz nerede mutabakata varacaklar, ne önerecekler. Bakalım ondan sonrada biz konuşacağız.
Soru- Efendim seçimlerle ilgili bir PM toplantısında karar verileceğini söylediniz ama MYK’da özellikle yönteme ilişkin bir değerlendirme yapıldı mı? Özellikle önseçim konusu çok konuşuluyor. Yine bazı illerde özellikle İstanbul’da önseçim olursa Muharrem İnce’nin aday olabileceğini söylediği bir açıklaması var. Nasıl değerlendirirsiniz?
Faik ÖZTRAK- Şimdi Merve Hanım, tabi ki bu tür değerlendirmeler, uygulanacak yöntemler, ne yapılacak, ne edilecek sürekli ilgili Genel Başkan Yardımcımız tarafından yapılıyor. Olgunlaştıkça da bu konuda MYK’mız bilgilendiriliyor. Dolayısıyla daha henüz bu konuda bir şey söylemek için açık, seçik net bir pozisyonu her bir il bazında, ilçe bazında söyleyebilmek için henüz daha erken.
Soru- Muharrem İnce’nin önseçim konusundaki açıklaması?
Faik ÖZTRAK- Şimdi tabi partide uygulanacak birçok yöntem var. Baktığınız zaman seçim kanunu kapsamında ve kendi tüzüğümüz kapsamında merkez yoklaması olur, merkez yoklaması kapsamında üyelerinin görüşlerinin sorulması olur, önseçim olur, temayül yoklaması olur. Bu tür yöntemlerin hepsi mevcuttur. Bunlarla ilgili olarak Parti Meclisimiz karar verecektir sonunda.
Soru- ………….
Faik ÖZTRAK- Onun belli bir şeyi var, belli aralıklarla yapılması lazım. O süre dolduğunda veya acil bir durum ortaya çıktığında erken Parti Meclisini toplarız. Öyle bir acil durum yoksa da normal süresi içinde yapılır.
Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

HAMASET ZAMANI DEĞİL… MİLLETİN DERDİ AŞ VE İŞ

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ FAİK ÖZTRAK’IN BASIN TOPLANTISI 

(04 EKİM 2018)

Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Öztrak, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında değerlendirmelerde bulundu. Toplantıya bölücü terör örgütünün Batman’da şehit ettiği yedi Mehmetçiğimiz için Allah’tan rahmet ve millete sabır dileyerek başlayan Öztrak, sözlerini şöyle sürdürdü:

 

SIKIŞTIĞI HER ANDA DİNİ SİYASETE ALET EDİYOR

Bugün Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı sarayda diyanet camiasını ağırlamış ve son derece ilginç bir biçimde diyanet camiasını ağırlarken siyaset yapmış. Şu son dönemdeki gelişmeler; camiye, kışlaya, adliyeye siyaset girince memleketimizin ne hale geldiğini gösteriyor, ama bir türlü bundan ders almamakta ısrar ediyoruz. Özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı sıkıştığı her noktada maalesef dini siyasete alet etmekten kaçınmıyor.

 

DİYANET NEYİ ALKIŞLIYOR?

Tabi bir diğer ilginç nokta diyanet camiası bugün orada kendisini dinlerken, biliyorsunuz Diyanet İşleri Başkanlığı Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuştur, kendisini dinlerken ilginç bir şekilde siyasetle ilgili sözlerinde hem Diyanet İşleri Başkanı, hem de camia alkışlıyor, neyi alkışladıklarının farkında olmadan. Camilerin yakılmasından, yıkılmasından, bunlardan bahsediliyor. Aslında bunların ne olduğunu en iyi bilmesi gereken bu camia, ama her nedense sarayın başı ne söylese alkışlıyorlar.

 

BAYRAM DEĞİL, SEYRAN DEĞİL

Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı, Genel Başkanımızla ilgili olarak “sen ne anlarsın ezandan, Kur’an’dan” demiş. Ben de hangi nedenle bu lafları söyledi, niye söyledi diye baktım. Yani açıkçası bayram değil, seyran değil nereden çıktı bu laflar diye baktım; sonra gördüm ki dün Genel Başkanımız yaptığı konuşmada McKinsey’le ilgili bazı sorular sormuş. Demiş ki, “Siz ‘ekonomiye yapılan saldırı, dışarıdan yapılan saldırı, ezanımıza, bayrağımıza yapılan saldırılardan farksızdır” diyordunuz. Şimdi ne oldu da bir yabancı şirketi ekonomimizi denetlemek üzere işbaşına getiriyorsunuz, tutuyorsunuz.” Soru bu. Ama öyle anlaşılıyor ki, bu McKinsey meselesinden Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanı son derece rahatsız olmuş. Hemen işin kolayına gitmiş, sorulara cevap verecek yerde meseleyi ezan meselesine, bayrak meselesine, hamasete çekmeye çalışmış.

 

ZAMAN HAMASET ZAMANI DEĞİL

Zaman hamaset zamanı değildir. Pazar yangın yerine dönmüştür, çarşı yangın yeridir. Marketlerde kasaya gelindiğinde arabalardan mallar boşaltılmaktadır, fatura çok yüksek diye. Daha dün yüzde 6’nın üzerinde bir enflasyon rakamı ülkemizde gerçekleşmiştir. Yüzde 6’nın üzerinde enflasyon rakamı dünyadaki 155 ülkenin yıllık enflasyon rakamından fazladır. Biz bu enflasyonu bir ayda yaşadık. Tabi bunun sıkıntısı içinde de, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı, bugün sarayda diyanet camiasını toplamış esip yağıyor.

Cumhuriyet Halk Partisinin cami yaktığı, cami yıktığı hikayeleri defalarca kendisine anlatılmasına rağmen yine havalarda uçuşuyor. Bunların hiçbiri gerçek değil arkadaşlar. Ben açık söyleyeyim, yani Yunan askerinin Mihalıççık’ta kaçarken yaktığı camiyi bunlar Cumhuriyet Halk Partisi yaktı dediler. Sonrada bu camiyi Cumhuriyet Halk Partisinin onardığı ortaya çıktı.

 

CAMİYİ YIKAN KENDİLERİ

Daha dün akşam Üsküdar’da Esentepe Camini yıktılar. Cumhuriyet Halk Partisi’ne cami yıktılar diyorlar, daha dün akşam Üsküdar’da kendi belediyeleri Esentepe’de cami yıktı. Daha önce de bunların bu tür eylemleri var. Malatya’da hatırlayın alışveriş merkezine yer açmak için cami yıktılar. Belediyeleri kendi belediye sınırları içindeki camileri SSK’ya teminat olarak gösterdi. Şimdi bunları yapan bir iktidar, bir yönetim kalkıyor Cumhuriyet Halk Partisini suçluyor.

 

MİLLETİN DERDİ AŞTIR, İŞTİR

Bakın şunu açıkça söyleyeyim, milletin derdi aştır, milletin derdi iştir, millet hayat pahalılığı altında ezilmiştir. İşçi eziliyor, memur eziliyor, çiftçi eziliyor, iş adamı eziliyor; ama biz cami yakmaktan, cami yıkmaktan söz ediyoruz. Bu açıkçası ülkenin gerçek meselelerini karartmaktır, başka hiçbir şey değil.

Şimdi bakınız, yanlış politikalarıyla bu ekonomiyi savunmasız bırakanlar, dışarıdan borçlanmak nedeniyle dışarıdan emir alır hale getirenler, şimdi bu sıkıntıyla konuyu, gündemi başka yere doğru çarpıtmak istiyorlar.

 

HANİ HIZLI KARAR ALACAKTINIZ?

Ben açıkça şunu söyleyeyim, bizim sormuş olduğumuz sorular, McKinsey’le ilgili sorular,iktidarın bu krizle ilgili sorumluluğunu ortaya çıkacak olan sorular, yine Türkiye’nin gerçek meselelerine el atan, gerçekçi, ayakları yere basın bir programın yapılması için Genel Başkanımızın önerdiği 13 tane konu, şu anda Türkiye’nin üzerine gitmesi gereken temel konulardır. Türkiye’de bir an önce ayakları yere basan bir programı ortaya koyamazsak; bu hayat pahalılığıyla da durgunlukla da mücadele etmemiz mümkün olmayacaktır. Dün açıklıyorlar, “enflasyon beklemediğimiz kadar yüksek çıktı, toplumun her kesimlerin taşın altına elini sokacağı bir enflasyonla mücadele programını önümüzdeki günlerde açıklayacağız.” Neden önümüzdeki günlerde? Siz değil misiniz bu ucube Cumhurbaşkanlığı, Başkanlık, Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin hızlı karar almayı sağlayacağını söyleyen? Nerede hızlı karar? Kriz çıkmış, milletin mutfağı, milletin cebi yangın yerine dönmüş, siz hala daha “enflasyonla mücadele programını inşallah önümüzdeki günlerde yürürlüğe sokacağız” diyorsunuz.

 

Çok açıkça şunu ifade edeyim. Bakın, biraz önce işsizlerden söz ettim. Şimdi kalkıyorsunuz diyorsunuz ki; dinimizden, camilerimizden, imandan bahsediyorsunuz, bir de yargılıyorsunuz. Sen ne anlarsın gibi bir takım laflar. Yani kimin bunlardan ne anladığı konusunda laf söylemek açıkçası şirk koşmaktır Allah’a.

 

İŞSİZİN PARASIYLA ŞİRKET KURTARMA OPERASYONU

Sayın Kalın dün akşam bir açıklama yapıyor. Üç tane kamu bankasına İşsizlik Fonu’ndan para verildiğini onaylıyor sermaye olarak ve diyor ki, “bu devlette kamuda kaynakların etkin kullanımıdır.” Çok açıkça ifade edeyim bu üç kamu bankasına sermaye olarak İşsizlik Fonu’ndan verilen para, işsizin parasıyla borcunu ödemeyen şirketi kurtarma operasyonudur. Bugüne kadar hep söyledikleri, “Özel sektör işini bilir, özel sektörün borcu devletin borcu değil” dedikleri olay sonunda şöyle olmuştur: Özel sektörün borcu bugün yavaş yavaş artık devletin borcu olmaya doğru, milletin borcu olmaya doğru hızla gitmektedir. 11 milyar Türk Lirası para, üç tane bankaya İşsizlik Fonu’ndan ödenmiştir. Oysa İşsizlik Fonu, bugün işsizliğin hızla arttığı bir ortamda işsiz kalanlara işsizlik maaşı ödemek için kurulmuş olan bir fondur.

Şimdi bütün bunların, yani geç kalmaları, ekonomide bu sıkıntıları, İşsizlik Fonu’ndan kalkıp şirket kurtarma operasyonlarının hepsinin üstünü örtmek için yine tamamen o eski söyleme, dinimize, imanımıza sığınan bir takım retoriklerle iş götürülmeye çalışılmaktadır.

 

Çok açık söyleyeyim zaman hamaset yapma zamanı değildir. Zaman bir an önce önlem alma zamanıdır.

ENFLASYON REKORLAR KIRDI AMA TURBUN BÜYÜĞÜ HEYBEDE

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ FAİK ÖZTRAK’IN BASIN TOPLANTISI 
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, “Üretici fiyatlarındaki artış yüzde 45, tüketici fiyatlarında artış yüzde 24,5 iken bu işi zabıtaya havale ederek düzeltemezsiniz. Bir an önce ekonomide kötü gidişi durduracak önlemleri almanız lazım.” dedi. 
Öztrak, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, eylül ayı enflasyon rakamlarının 15 yılın zirvesi olduğunu belirtti.
Sadece bir aylık fiyat artışının tüketici fiyatlarında yüzde 6,3 olduğunu vurgulayan Öztrak, “Sene başından bu yana gerçekleşen enflasyon ise yüzde 19,37 oldu. Yıllık tüketici enflasyonu ise yüzde 24,5 olmuş. Bütün bu rakamlar son 15 yılın istisnasız hepsi rekoru.” ifadesini kullandı.

Üretici fiyatlarında ise durumun çok daha vahim olduğunu anlatan Öztrak, üretici fiyatlarında bir aylık artışın yüzde 10,9 oranında gerçekleştiğini bildirdi.

Faik Öztrak, şöyle devam etti:
2002’de AKP iş başına geldiğinde üretici enflasyonu yüzde 30,8’di. Hazine ve Maliye Bakanı olan damat, ‘En kötüsü geride kaldı diyor.’ Dün de kayınpederi diyordu. İkisi de ağız birliği etmiş gibi ‘en zorunu geride bıraktık’ diyor ama burada yüzde 46’lık üretici fiyat artışı, yüzde 25’lik tüketici fiyat artışı daha turpun büyüğünün heybede olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

Bütün bu rakamlara baktığınız zaman hep beraber şunu düşünmemiz lazım, bu fiyat artışının karşısında emeklinin, memurun, asgari ücretlinin, işçinin satın alma gücü ne oldu? Şunu açıkça ifade etmek isterim ki; bu iktidar maalesef ekonomiyi yönetemiyor.Aslında baştan itibaren yönetemedi. Dün bakıyorum Sayın Erdoğan Meclis’te çıkmış diyor ki ‘tarih bizi öyle bir noktaya getirdi ki ülkemizin kaderiyle partimizin kaderini birleştirdi. Allah korusun AK Parti’nin yıkılması Türkiye için felaket olacak.’ Bu ne demek? Partiler ülkenin hizmetindedir, hizmet ederler gelirler, giderler. Bu ülkenin kaderini bir partinin kaderine bağlamak, bu ne cürettir. Kendilerini ne sanıyorlar. Bugüne kadar ekonomiyi yönetememelerine rağmen, hukuk devletinin yıpranmasına rağmen, bugün bu ülke hala ayaktadır, yarın da öbür gün de ayakta kalacaktır.”

Ekonominin bu noktaya gelmesinin arkasında “beka üzerinden siyaset yapmanın” geldiğini belirten Faik Öztrak, “Türkiye’nin bu beka sorunu, işin hala ciddiyetinin farkında olmayan bu kadrolardadır. Bu kadrolar değişmedikçe Türkiye’nin sıkıntıları her gün biraz daha artacaktır.” ifadesini kullandı.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın, “McKinsey, Türkiye’de sadece danışmanlık yapacak.” dediğini aktaran Öztrak, Albayrak’ın New York’ta yatırımcılara ise “Kamu Maliyesi Dönüşüm ve Değişim Ofisi için uluslararası yönetim şirketi McKinsey ile çalışmaya karar verdik. Bu ofis tüm hedeflerimizi ve sonuçlarımızı her çeyrekte kontrol edecek.” dediğini ifade etti.

Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı enflasyon rakamlarının olağanüstü yüksek olduğunu tekrarlayan Faik Öztrak, bu rakamların faizlerin ve hayat pahalılığın daha da artacağını gösterdiğini belirtti.

Öztrak, şunları söyledi:
Bütün bunlar yaşanırken iktidar çıkıp bu işin sorumluları kendileri değilmiş gibi çıkıp zabıtaları, Ticaret Bakanlığını göreve davet ediyor. Üretici fiyatlarındaki artış yüzde 45, tüketici fiyatlarında artış yüzde 24,5 iken bu işi zabıtaya havale ederek düzeltemezsiniz. Bir an önce ekonomide kötü gidişi durduracak önlemleri almanız lazım. Bu işi aspirin tedavisi ile geçirebilmemiz mümkün değildir. Sayın Erdoğan bir önce zabıtaları elektrik kurumuna ve BOTAŞ’a göndermeli, oradaki fiyatlara müdahale etmeli. Son üç ayda iki kurum da tüketiciye ulaşan fiyatlarda yüzde 30 artış yaptı. Küresel sermayenin dibe vurduğu bir ortamda ekonomiyi yönetmeyi bilmiyorlar. Bunu bilmedikleri için de beka gibi hamasi konuların arkasına sığınıyorlar. Bir an önce gerekli önlemler alınmalıdır. Bu enflasyon rakamlarına göre milletin gelirleri ayarlanmalıdır. Bu iktidarın ekonomiyi yönetemediği bu rakamlarla açık seçik ortaya çıkmıştır. Bu konuya TBMM derhal el koymalıdır. Bütün partileri bir araya getirmek suretiyle, Türkiye’de iş yapacak, CHP’nin de bundan önce açıkladığı 13 maddelik çözüm önerilerini de dikkate alacak bir programı, bir çözümü ortaya koymak gerekiyor. Aksi takdirde bu sıkıntının altından milletimiz zor kalkacaktır.”
Açıklamalarının ardından soruları da yanıtlayan Faik Öztrak’a, AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in dün McKinsey şirketiyle ilgili bir değerlendirmesi sırasında CHP’ye yönelik sözleri anımsatıldı.

Öztrak, “CHP’nin yurt dışından danışmanlık alma gibi bir ihtiyacı yoktur. CHP, sosyal demokrat parti nasıl olur, her gün bunun en iyi örneklerini ortaya koymaktadır.” dedi.

Bakan Albayrak’ın, McKinsey firmasıyla ilgili sözlerine tekrar değinen Öztrak, hükümetin uluslararası piyasada kredibilitesinin kalmadığını gördüğünü ve uluslararası tanınırlığı olan bir firmanın kredibilitesinin arkasına sığındığını ileri sürdü.

Faik Öztrak, TBMM’ye yaptığı çağrının sorulması üzerine de bu görevin TBMM Başkanı’na düştüğünü belirtti.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Öztrak, “Türkiye çok ciddi bir kriz yaşamaktadır. Bu krizin atlatılması için bir geniş mutabakatın, milli mutabakatın sağlanması gerekir. Ancak bu mutabakatı sağlayan bir program Türkiye’de yatırım yapacakların güvenini sağlayabilir.” dedi.

Faiz Öztrak, İşsizlik Fonu’ndan üç kamu bankasına para aktarıldığı iddialarına yönelik soru üzerine, “Burada yapılan operasyon şudur; bu bankalarda ciddi borçlar var ve geri dönmüyor ve bu nedenle bu bankalarda bir takım yeniden sermayelendirme ihtiyacı ortaya çıkmış. Benim anladığım; işsizlik fonu bu bankalara kağıt vermek suretiyle, kendi elindeki hazine kağıtlarıyla, bankanın sermaye benzer kağıtlarını değiştirmek suretiyle ortak olmuş. İddialar var ama daha ne yapıldığına ilişkin derli toplu bir açıklama yok… Şimdi bu özel kesimin borcu hazine kağıtlarıyla değişiyor, ne oluyor? Bizlerin, milletin borcu olmaya başlıyor. Bu son derece tehlikeli gidiştir.” değerlendirmesinde bulundu.
Öztrak, CHP’nin HDP ile bir ittifak yapıp yapmayacağına yönelik soru üzerine de CHP’nin sürekli başka partilerle ittifak iddialarının gündeme getirilmesini anlamakta zorluk çektiğini aktardı.

Faik Öztrak, “Biz mahalli idare seçimlerinde en yüksek oyu alacak, en kaliteli hizmeti verebilecek adayları bularak herkesin oyuna talibiz. Biz, CHP kadrolarının bu büyük mutabakatı sağlayabileceğini düşünüyoruz.” dedi.

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com