Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

KAYNAĞI BELİRSİZ PARA GİRİŞİNDE CUMHURİYET TARİHİNİN REKORU

 

CHP Ekonomi Politikaları Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak’ın basın açıklaması:

2018’in ilk yarısında cari denge 31,3 milyar dolar açık verirken, yılın ikinci yarısında ekonomide yaşanan ani duruşa bağlı olarak 3,6 milyar dolar fazla vermiştir. Böylece 2018 yılında cari açık 27,6 milyar dolar olmuştur.

Cari açıktaki düşüş için ödenen bedel ise üretimde ve ekonomide sert yavaşlama ile artan işsizliktir. Nitekim, 2018’in ilk yarısında yüzde 7,3 artan sanayi üretimi, yılın ikinci yarısında yüzde 3,4 daralmıştır.

 

HEM CARİ DENGE HEM FİNANS DENGESİ AÇIK VERDİ

2018’de cari açığın finansmanında da ciddi sıkıntılar olduğu görülmektedir. 2018’in ilk yarısında finans hesabından 13,6 milyar dolar giriş olurken, yılın ikinci yarısında aynı hesaptan 17,6 milyar dolarlık çıkış yaşanmıştır. Böylece 2018’in tamamında finans hesabından çıkan para 4 milyar dolar olmuştur.

 

KAYNAĞI BELİRSİZ PARA GİRİŞİNDE CUMHURİYET TARİHİNİN REKORU

2018 yılında esas ilginç gelişme ise kaynağı belirsiz para giriş ve çıkışının izlendiği “Net Hata ve Noksan Hesabında” yaşanmıştır. Yılın ilk yarısında 9,9 milyar dolar olan kaynağı belirsiz para girişi, yılın ikinci yarısında hızlanmış ve 11,3 milyar dolara ulaşmıştır. Böylece 2018’in tamamında ülkeye giren kaynağı belirsiz para 21,2 milyar dolara ulaşmıştır. Bu, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, tek bir yılda ülkeye giren en yüksek kaynağı belirsiz para miktarıdır. Bir diğer ifadeyle 2018’de her 100 dolarlık cari açığın 77 doları kaynağı belirsiz para girişiyle finanse edilmiştir. Diğer taraftan, 2018’de eritilen döviz rezervi ise 10,4 milyar dolardır.

 

SPEKÜLASYONLARI ENGELLEMEK İÇİN AÇIKLAMA YAPILMALI

Hesap verebilirliğin, şeffaflığın ve hukuk üstünlüğünün olduğu her ülkede böyle muazzam kaynağı belirsiz para girişlerinin nedeni kamuoyuyla paylaşılır. 2018’de 21,2 milyar dolarlık olağanüstü para girişinin nedenleri, bu konudaki spekülasyonları engellemek adına, derhal kamuoyuna açıklanmalıdır.

SANAYİ ÜRETİMİ ÇAKILDI

 

CHP Ekonomi Politikaları Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, 2018 Aralık ayı Sanayi Üretim rakamlarıyla ilgili yazılı açıklamasında şunları belirtti:

 

“Sanayi üretimi 2018 yılının Aralık ayında, önceki yılın aynı ayına göre yüzde 9,8; imalat sanayi üretimi ise yüzde 10,8 azaldı. Aynı dönemde ara malı üretimi yüzde 14,9, sermaye malı üretimi ise yüzde 8,6 daraldı. Özellikle aramalı ve sermaye malı üretimindeki sert düşüş üretimin gelecek aylardaki seyri için de umut vermiyor.

 

SANAYİ ÜRETİMİ ÇAKILDI

Diğer taraftan üç aylık dönemler itibariyle bakıldığında, sanayideki sıkıntının giderek ağırlaştığı anlaşılıyor. 2018’in ilk çeyreğinde yüzde 9,9 artan sanayi üretimi sonraki çeyreklerde hız kesmeye başladı. Nitekim, 2018’in ikinci çeyreğinde yüzde 5,0, üçüncü çeyreğinde yüzde 0,6 artan üretim, yılın son çeyreğinde çakılarak yüzde 7,0 daraldı. Yılın son çeyreğinde, imalat sanayi üretiminde daralma ise yüzde 7,7 oldu.

 

2009’DAN BU YANA EN SERT DARALMA

Üçer aylık dönemler itibariyle bakıldığında sanayi üretiminde hain darbe girişiminin olduğu 2016 üçüncü çeyrekten bu yana ilk, 2009 yılının üçüncü çeyreğinden bu yana ise en sert daralma, 2018’in son çeyreğinde gerçekleşti. Bu gelişmelere bağlı olarak 2018’in ilk altı ayında yüzde 7,3 artan sanayi üretimi; 2018’in ikinci yarısında yüzde 3,4 daraldı.

 

EKONOMİK DURGUNLUK DERİNLEŞİYOR

Diğer yandan mevsim ve takvimden arınmış sanayi üretimin son 3 çeyrektir gerilemeye devam ediyor. Bu aynı zamanda ekonomide yaşanan durgunluğun derinleştiği anlamına geliyor.

 

EKONOMİ DERİN BİR KRİZE YUVARLANDI

TÜİK’in 2018 Aralık sanayi üretimi rakamları, üretimdeki çöküşün, ülkede yaşanan ekonomik krizin giderek ağırlaştığını ortaya koyuyor. Bugüne kadar ekonomik krizi inkar eden, köklü tedbirler almak yerine pansuman önlemlerle günü kurtarmaya çalışan, ekonomiyi aspirin tedavisiyle seçime kadar götürmeye uğraşan Saray yönetimi, ekonomiyi derin bir krizin içine yuvarlamıştır.

 

ÇARKLAR DURDU

Ekonomide çarklar artık durmuştur. Türkiye yönetilmemekte, adeta savrulmaktadır. Artık ülkeyi yönetme iddiasında bulunanların krizin farkına varmaları, şapkalarını önlerine koymaları gerekmektedir. İnim inim inleyen milletin dertleri ortadayken “dengelendik, dengeleniyoruz” demekle, caddeler boyu uzanan iş ve meyve-sebze kuyruklarını görmezden gelmekle sorunlar çözülmemektedir.

 

EHİL ELLER TARAFINDAN HAZIRLANMIŞ BİR PROGRAM GEREKLİ

Çöken üretimi tekrar ayağa kaldırmak için acilen atılması gereken adımlar vardır. Bu adımların ilki ülkede tüm ekonomik aktörlere ufuk verecek, güveni sağlayacak, ehil eller tarafından hazırlanmış ve uygulaması ehil ellere emanet edilmiş bir ekonomik programın derhal uygulamaya konulmasıdır. Buna karşın mevcut iktidarın birinci önceliğinin milletin sorunlarına çözüm bulmak değil, yerel seçime kadar gemiyi batmadan seçim sandığına ulaştırmak olduğu görülmektedir.

 

MİLLET “DENGEYİ” 31 MART’TA VERECEK

İktidarı bir kez daha uyarıyoruz: Pansuman tedbirleri bırakın, alınması gereken tedbirleri artık vakit geçirmeden alın.  Aksi takdirde milletimizin çektiği acılar katlanarak artacaktır. Kaderden kaçış yoktur. Milletimiz kendisine bu kadar acıyı çektiren, üstüne de “dengelendik, dengeliyoruz” diyerek alay eden bu yönetime 31 Mart’ta en güzel şekilde denge verecektir.”

MEHMETÇİĞİN ATTIĞI KURŞUNU, BECERİKSİZLİKLERİNE KILIF YAPMAYA KALKIYORLAR

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün MYK gündemiyle ilgili düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Sözlerime başlarken Kartal’da çöken Yeşilyurt Apartmanı’nın enkazı altında yaşamını yitiren 21 vatandaşımıza Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifa, yakınlarını kaybedenlere de Allah’tan sabır diliyorum. Yine bugün Özgecan Aslan’ın katledilişinin dördüncü yıldönümü. Kadın örgütlerinin önemli bir direnişi sonucunda ilk defa bir kadın cinayetinde indirimsiz ceza uygulandı. Ancak buna rağmen hala daha kadına karşı şiddet devam ediyor ve bu konunun ülkemizin çözüm bekleyen en önemli konularından biri olduğunun altını çizmek istiyorum.

 

ÇARPIK KENT YAPISI YAŞAMLARI TEHDİT EDİYOR

Kartal’da yaşanan olay, çok acı bir olay. 25 yıldır AKP iktidarı tarafından yönetilen Türkiye’nin en büyük metropolünde, yandaşa rant dağıtmaya odaklı imar politikaları sonucunda ortaya çıkan çarpık kent yapısı artık kendi hemşerilerinin yaşamını tehdit etmeye başladı. Kentlerimizi betonla boğan, deprem toplanma alanlarını bile imara açan, rant ve kaynak için sürekli imar affı çıkarıp, sonrada İstanbul’a ihanet ettik diyenlerin, şimdi çıkıp “artık sabrımız taştı” diye bağırıp çağırmaya, yıkılan binadan çıkardıkları derslerden bahsetmeye hiç hakları yok. Sabırların taşması için, ders çıkarmak için illa insanlarımızın ölmesi mi gerekiyordu? Milletimiz bu eski nesil, iflas etmiş, metal yorgunu belediyecilik anlayışına, kentleri yağmalayan bu zihniyete en güzel dersi 31 Mart tarihinde verecektir.

 

SENETLERDE PROTESTO, ÇEKLERDE KARŞILIKSIZ REKORLARI KIRILIYOR

Derinleşen ekonomik kriz; vatandaşlarımızın satın alma gücünü, borçlarını ödeme kabiliyetini güngörmüş kar gibi eritiyor. Bu artık, rakamlara da çok net bir şekilde yansımaya başladı. 2018 yılında protesto edilen senet tutarı bir yıl önceye göre, yüzde 48 artarak, 18,7 milyar TL’ye ulaştı. Protesto edilen senet tutarındaki bu artış son 13 yılın rekoru. Yine karşılıksız çek tutarı 2018’de yüzde 72 artmış. Bu da karşılıksız çek tutarında 2012 yılından bu yana kaydedilen en yüksek artış. Bankalarda tahsili geciken ve icra takibine düşen kredilerin tutarı, 2019 başında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 57 artmış. Takibe düşen krediler 100 milyar lirayı geçmiş. Tahsili gecikmiş ticari kredilerde, aynı dönemde, yaşanan artış ise yüzde 75. Yani piyasada çok ciddi bir ödenemeyen borç sorunu var.

 

BIÇAK KEMİĞİ DELDİ GEÇTİ

Borçlarını ödeyemediği için intihar eden çiftçiler, müteahhitler, iş insanları, iş bulamadığı için, atanamadığı için canına kıyan gençler, ülkemizde artık kaybolmaya başlayan umudun ve artık bıçağın kemiği delip geçtiğinin açık bir işareti. Yandaşlar, milletin vergileriyle ballı maaşlarla Saray’a danışman yapılırken, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin eski vekilleri Anayasa Mahkemesi’ne üye; il ve ilçe yöneticileri mahkemelere hâkim, savcı yapılırken milletin KPSS’de birinci olan bir evladı öğretmen olarak atanmıyor.

 

MİLLET 31 MART’TA SARAYI “DENGELEYECEK”

Millet böylesine büyük sıkıntılar çekerken, saray ve damat bey, tutturmuşlar bir “dengelenme” lafı; milletin yaşadığı tüm sıkıntılarla adeta alay ediyorlar. Milletimiz sandıkta atacağı oylarla; kendine yabancılaşan,  kendinden kopan saray ahalisine, en güzel şekilde dengeleyecektir.

 

HİÇ BİR İKTİDAR MEHMETÇİĞİN ATTIĞI KURŞUNU BECERİKSİZLİĞİNE KILIF YAPMAMIŞTI

AK Parti Genel Başkanı, devletin Cumhurbaşkanlığı makamına sunduğu tüm imkanları kullanarak, geçtiğimiz hafta seçim kampanyasını başlattı. Sivas meydanında sarayın kibir abidesinin milletten nasıl koptuğunu, millete karşı nasıl diklendiğini açık seçik şekilde gördük.  Sivaslılar meydanda, “KİT’lere kadro” isteyerek çok masum bir talebi ifade edince, AK Parti Genel Başkanından bir güzel azar yediler. Aynı kibir abidesi pazardaki yangının kasıp kavurduğu milletimizi, “Biz ne diyoruz bunlar domates, patlıcan, sivri biber diyor” diyerek küçük gördü. Sonra da, merminin fiyatını, askerin giyim kuşamının ve terörle mücadelesinin bedelini hayat pahalılığına gerekçe gösterdi. Bu ülke 35 yıldır terörle mücadele ediyor. Bugüne kadar hiçbir iktidar Mehmetçiğin attığı kurşunu, giydiği parkayı kendi beceriksizliğine kılıf yapmamıştı. Bugün bunu da gördük.

 

SEBZE FİYATINI MERMİ FİYATINA ENDEKSLEYEN MÜFLİS İKTİDAR

Bugün Türkiye’de milli harp sanayini ve stratejik tesisleri yabancıların ortak olduğu şirketlere peşkeş çeken; ama domates, biber, patlıcan fiyatlarını mermi fiyatına endeksleyen müflis bir iktidar vardır. Önce dış düşman, sonra soğan üreticisi, pazarcı, marketçi derken sıra askerimize geldi, dün bir de buna Hal çeteleri eklendi. Yani bu pahalılıktan 17 yıldır iktidarda olan Recep Tayyip Erdoğan dışında herkes sorumlu.

 

KİBİRLERİ ARTTIKÇA MİLLETTEN KOPUYORLAR

Sivas’ta hızını alamayan sarayın başı, sonunda her zaman yaptığı gibi patates, soğan, domates, sivri biber fiyatlarından şikâyet edenleri, dış düşmanlara Hans’a George’a önayak olmakla suçladı, abanın altından sopa gösterdi. O gün bugün bu hikâyeyi meydanlarda tekrarlayıp duruyor. Bunların kibri arttıkça milletten kopuyorlar. Kendileri ne söylerse millet bunların her dediğini kabul ediyor zannediyorlar.

 

ERDOĞAN IMF İLE İŞ TUTMA KONUSUNDA TECRÜBELİDİR

17 yıldır ülkeyi yöneten, AK Parti Genel Başkanı güzel ülkemizi iflas ve IMF kapısına düşme riskiyle karşı karşıya bırakmıştır. Şimdi ülkemizi bu derin bir krizin içine sürükleyen AK Parti Genel Başkanı, anlaşılan fesli tarihçilerden öğrendiği yalan yanlış tarih bilgisiyle yine milletimize doğru olmayan açıklamalarda bulunmuş, “IMF ile ilk stand-by anlaşmasını CHP imzaladı” demiş. Uluslararası para fonuyla ilk stand-by anlaşmasını Cemal Gürsel döneminde yapılmıştır ve Cemal Gürsel’de bildiğiniz gibi CHP’nin hiçbir zaman Genel Başkanı olmamıştır. Ancak, hepimizin bildiği çok da iyi hatırladığı bir husus var. Uluslararası para fonuyla son stand-by anlaşmasını yapan, o mektubu Washington’a gönderen heyetin başında bulunan Başbakan bellidir. O da AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’dır.  IMF ile iş tutma konusunda tecrübeli olan Sayın Erdoğan, bugün izlediği sıcak para politikası ve el atında çalım satma stratejisiyle ülkemizi hızla IMF kapısına götürmektedir. Öyle anlaşılıyor ki IMF ile standy-by anlaşması imzalayan Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı hüviyetini taşıyan Sayın Erdoğan olacaktır.

 

HALCİLERİ BACAKLARINDAN HAL KAPISINA MI ASACAKLAR?

Bir kez daha tekrarlıyorum. Bu kriz, ekonomide izlenen sıcak paracı politikaların kaçınılmaz sonucudur. Krizin sorumluluğundan, marketçileri, pazarcıları, halcileri terörist ilan ederek kurtulmak mümkün değildir. Ne yapacaklardır yani ibreti alem olsun diye terörist ilan ettikleri halcileri bacaklarından hallerin kapısına mı asacaklardır? Bu nasıl bir üsluptur? Hiç kıvranmasınlar. Sorumlu 17 yıldır bu ülkeyi yöneten kadrolar ve onların politikalarıdır.

 

ÇÖZÜM YENİDEN ÜRETİMİN ÖNÜNÜ AÇMAK

Yaşanan krizi, milleti kutuplaştırarak, hakikati değersizleştirerek popülist söylemlerle, ya da sorun yokmuş gibi yaparak ve sadece konuşarak, aspirin tedavisiyle, pansumanla aşmak mümkün değildir. Yeniden üretime dönmenin önünü açmak gerekir. Milletimizi borçlandıran değil helal kazanç sağlayan, güven veren politikalar uygulamaya derhal konulmalıdır. Aksi halde milletimizin sıkıntıları giderek daha da ağırlaşacaktır. Biz bunları sağlayabilecek önlemleri geçtiğimiz yılın Ağustos ayında önerdik ama bakıyorum bunların hiçbiri uygulanmadı. Hatta bazılarında mesela liyakat meselesinde tam tersi yapıldı. Birde ortada bir “dengelendik, dengelendik, dengeleniyoruz” böyle bir laf sürüp duruyor. Saray milletin sesini duymuyor, duysa da çözüm isteyen sözlere öfkeleniyor. İktidar milletten koptukça kopuyor.

 

MASALLAR KARIN DOYURMADI, FİLMİ 25 YIL GERİYE SARDILAR

Tulumbada su bırakmayan, ülkenin tüm kaynaklarını bir avuç yandaşa, havuz çetelerine talan ettiren kadrolar, bizlere ve milletimize uzunca bir süre 2023, 2071 masalları anlattılar. Bugün mutfaktaki yangın büyüdükçe, milletimizin geleceğe dair masalları dinlemeye hali kalmadı. Bunu görünce de şimdi filmi 25 yıl öncesine sarmaya kalkıyorlar. Sürekli bir 1994 ruhundan bahsediyorlar.

 

İLK DEFA HAKLILAR, VATANDAŞ İKTİDARA 1994’TEKİ GİBİ CEZAYI KESECEK

1994’te ne var? 1994’te, tıpkı bugün olduğu gibi, Türkiye’de çok büyük bir ekonomik kriz var. Döviz o günlerde de sıçramış, faiz ve enflasyon tıpkı şimdi bugün olduğu gibi almış başını gitmiş, millet çok büyük sıkıntılar içinde. En sonunda yerel yönetim seçimleri yapılmış, milletimizde kendilerine bu sıkıntıyı çektiren iktidara demokratik yollarla, sandıkta hesap sormuş, o kadrolara cezayı kesmiş, sarı kart göstermiş. Evet, ilk defa haklılar. Artık başlarına geleceği çok net olarak görüyorlar. Her yaptıklarını sineye çeker diye düşündükleri milletimiz, 1994 ruhuna geri döndü ve o gün nasıl kendini sıkıntıya sokanlara ceza kestiyse, sarı kart gösterdiyse, 31 Mart’ta da aynısını bunlara yapacağından hiç şüphemiz yok.

 

SARAY DEMEK ZAM DEMEK, ZULÜM DEMEK, ZARAR DEMEK

AK Parti’nin Genel Başkanı çıkmış meydanlara bizi alfabeden harf seçip saçma sapan ithamlarda bulunuyor. Saray demek, tek adam parti devleti rejimi demek. Aslında saray demek, biz de bir harf seçelim bakalım, Z harfini seçelim.  Saray demek zam demektir, zulüm demektir, zarar demektir. Bu iktidarın bu millete zamdan zulümden zarardan başka verecek bir şeyi kalmamıştır.

 

MİLLETE DİKLENDİĞİ KADAR MERKEL’E VE TRUMP’A DİKLENSİN

Bu kibir abidesi millete diklendiği kadar, Merkel’e ve Trump’a da diklense ya! Nerede? Merkel gazeteciyi, Trump rahibi gönder diyecek, yandaş yargısına verdiği emirle 24 saatte adrese teslim edecek. Trump ekonominizi yıkarım diyecek, vatandaşa esip gürleyen sarayın gıkı çıkmayacak. Daha geçtiğimiz hafta Evangelistlerle yaptığı toplantıda Trump kendisiyle resmen alay ediyor. “Rahibi bıraksanız sizin için iyi olur dedim. Onlar da bıraktılar” diyor. Dinleyenler de gülmeye başlıyor. Peki buna karşı Erdoğan ne yapıyor? Meydanlarda diklenmeden dik durmaktan söz etmekle yetiniyor. “Yardım et” diyen milletine diklenenlerin, millete George, Hans masalları anlatanların Merkel ve Trump karşısındaki suskunluklarının bir sebebi vardır arkadaşlar tek bir sebebi vardır hep söylüyorum. Borç alan emir alır.

 

KATAR’DAN UÇAN SARAY, KATAR’IN ORTAĞINDAN OTO-SARAY

Vatandaş “açım” diye bağırırken saray da pahalı hediyelere maşallah doymuyor. İlk önce Katar Emiri “uçan saray” hediye etti. Şimdi Sakarya Tank-Palet Fabrikasını ihalesiz 25 yıllığına alacağı anlaşılan Katar ordusunun ortak olduğu şirket, tam da seçim öncesi, AK Parti Genel Başkanına seçimlerde kullansın diye dört tekerlek üzerinde kapkara bir oto-saray hediye etti. Ne diyelim… Atalarımız pek güzel söylemiş: “Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmezmiş.”

Etik kuralların geçerli olduğu, demokrasinin geliştiği ülkelerde, şirketler devlet yöneticilerine böyle lüks hediyeler veremez. Verilecek hediyelerin bir üst sınırı vardır. Devlet yöneticileri de devletle ticari ilişki yürüten şirketlerden, devlete dahi olsa kendi kullanımları için devlete kaydedilecek dahi olsa bu kadar rahat hediye alamaz. Hele hele bu şirket, 25 yıllığına ihalesiz bir savunma sanayii, milli harp sanayi tesisi bu şirketin alacağı konuşuluyorsa o şirketin verdiği hediyelerin hiçbiri hiçbir şekilde kabul edilmemelidir. Açık söyleyeyim, bu işler gelişmiş bir ülkede olsa bu konular hemen rüşvet soruşturması içine sokulur ve rüşvetin hesabı da sorulur. Ama bu ülkede bu hesabı soracak olan parlamentonun sesi kısılır, bağımsız yargı yok edilirse, tek adam parti devleti rejiminde her şey de olur.

 

ERDOĞAN İTİRAF ETTİ: SAKARYA’DAKİ FABRİKAYI İHALESİZ VERİLMİŞ

Hafta sonu Erdoğan, Genel Başkanımızın Sakarya Tank Palet Fabrikası için sorduğu sorulara cevap vermek yerine, her zaman olduğu gibi bağırıp çağırıp meseleyi saptırmak istedi. Ama şu Allah’ın hikmetine bakın, birdenbire dili sürçtü ve ağzından şu sözler döküldü aynen okuyorum:

“… şu anda bu alımı yapan firma, (hani alım satım hiçbir şey yoktu?). Şu anda bu alımı yapan firma yüzde 50 Katar, yüzde 50 Türk ortaklı olan bir firmadır. (Alım yapılmış arkadaşlar).  Şu anda buraya yaklaşık 40-50 milyon dolar gibi de bir yatırım yapılmak suretiyle bu fabrika elden geçirilecektir.” Anlaşıldı 40-50 milyon dolarlıkta bir yatırım yapılması isteniyor.

Şimdi anlaşılıyor ki, Katar ordusunun firması Sakarya’daki bu tesisi ihalesiz bir şekilde almış. Ne karşılığında? 40-50 milyonluk bir yenileme yatırımı karşılığında. Ama şunun hesabını soran yok. Şuanda Katar ordusunun eline geçen cumhuriyet döneminin tamamında bu fabrikanın elinde birikmiş olan teknoloji, bilgi bunlarda Katar ordusunun eline geçiyor. Bunu konuşan yok. Biz bir kez daha buradan soruyoruz: Değer tespit komisyonu ve ihale komisyonu kurmadan, herkese açık ihale yapmadan, başka firmalardan teklif almadan AK Parti Genel Başkanı hangi yetkiye dayanarak Türk harp sanayinin en önemli, en stratejik tesislerinden birini Katar ordusunun şirketine verebiliyor?

 

ALMANYA STRATEJİK TESİSLERİ KORUMAK İÇİN FON KURUYOR

Bugün Almanya gibi, dünyanın en zengin ülkeleri, özel sektöre ait stratejik tesis ve sektörlerin yabancıların eline geçmemesi için “kamu yatırım fonu” kurmayı düşünüyorlar. Biz ise kamunun elindeki stratejik savunma tesislerini yabancılara peşkeş çekiyoruz. Sarayın bekçisinin ve sarayın sahibinin millilik konusunda boyaları artık dökülmüştür; milli harp sanayimizi bir başka ülkenin ordusuna peşkeş çekmek isteyenlerin millilik konusunda ne kadar samimi oldukları milletin gözünün önünde durmaktadır, gün gibi açıktadır.

 

ANDIMIZ OYLAMASINDA KİMİN KİMLE İŞBİRLİĞİ YAPTIĞI GÖRÜLDÜ

Son olarak seçim meydanlarında bizi, olmayan ittifak senaryolarıyla itham edenlerin, Andımızla ilgili araştırma önergesinde hangi işbirlikleri içinde kimlerle işbirliği yaptıklarını da gördük. Daha önce, “AK Parti Genel Başkanının evinin önünde çocuklara bu andımızı okutmazsam namerdim” diyen Sayın Bahçeli’nin Partisi MHP bu oylamada muhtemelen sarayın talebiyle ceketini ilikledi ve çekimser kaldı. Cumhuriyet Halk Partisi ve İYİ Parti ise evet oylarıyla andımıza sahip çıktı. TBMM’deki bu oylamada artık takke düşmüş, kel görünmüştür.

 

“YERLİLİK VE MİLLİK” ONLAR İÇİN SEÇİM SAKIZI

Bu tablo MHP’ye gönül veren vatandaşlarımızı herhalde mutlu etmemiştir? Herhalde bu tablo MHP’ye oy veren vatandaşlarımızın içine hiç sinmemiştir? Anlaşılan eski çamlar, MHP lideri için artık bardak olmuştur. Yerlilik, millilik lafları AK Parti ve MHP yöneticileri için ağızlarda seçime kadar çiğnenecek ama tadı tuzu olmayan bir sakıza dönüşmüştür.

 

SARAYIN BEKÇİLİĞİNİ YAPANA, SARAYIN BEKÇİSİ DENİR

Bize bekçi ne demek öğretmek istiyor gibi yapıp hedef saptırmak isteyenlere bir defa daha söyleyelim, her meslek gibi bekçilik de son derece şerefli bir meslektir. Hele milli harp sanayimizin bekçiliğini yapmak en şerefli işlerden biridir. Ama kendi koltuklarının bekası için, daha önce söylediği her şeyi yutup, dün acımasızca eleştirdikleri saray ahalisine bu gün kendilerinden bile daha fazla sahip çıkıp, milli harp sanayimizin satılmasına sessiz kalıp sarayın bekçiliğine soyunanlara da sarayın bekçisi denir ve bu durum milletimiz tarafından da ayıplanır.

VARLIK FONU 1 MİLYAR AVROLUK BORÇLANMA İÇİN NELERİ TEMİNAT GÖSTERECEK?

Saray ve sarayın damadı krize sebep olan koşulları, krizin etkilerini seçime kadar hafifletmek adına, daha da ağırlaştırıyor. Saray yönetimi döviz kurunun tansiyonunu çıkarmamak için yurtdışından, bulabildikleri her yerden, bulabildikleri her şekilde hatta yurtiçi de dahil dövizle borçlanmaya çalışıyorlar. Hatırlarsınız; milletin atadan deden kalan son gümüşlerini önce Varlık Fonu dedikleri paralel Hazine’ye devretmişlerdi. Sonra sarayın kibir abidesi bu paralel Hazine’nin başına kendini başkan; damadını da başkan yardımcısı atamıştı. Biz, sarayın Hans’tan, George’tan borçlanmak için, milletin elindeki son gümüşleri de rehin vereceğini söylemiştik. Şimdi dediğimiz aynen çıktı. Damadın başkan vekili olduğu Varlık Fonu, uluslararası iki finans kuruluşuna 2 yıl vadeli 1 milyar Avroluk borçlanma için yetki verdi. Şimdi varlık fonunun bu borçlanma karşısında neleri teminat göstereceğine hep beraber bir bakalım: Botaş, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı, Türksat, Borsa İstanbul, Eti Maden, Çaykur, Türk Telekom, Türk Havayolları, Ziraat Bankası, Halk Bankası ve devletin son derece değerli turizme açılabilecek arazileri.

Alınacak bu borç nerede hangi amaçla kullanılacak? Bu bir milyar Avroluk borçlanma karşılığında atadan, dededen kalan yukarıda sözünü ettiğim hangi şirketler teminat gösterilecek, verilecek? Bunlarla ilgili kamuoyumuzla paylaşılmış herhangi bir bilgi yok. Biz bu bilgileri milletimiz adına öğrenmek istiyoruz.

 

SADECE TANZİM SATIŞ MAĞAZALARI YETMEZ

Son olarak bu müflis iktidar hayat pahalılığına çözümü tanzim satış mağazaları açmakta buldu. Şimdi bu iktidar CHP’nin seçim vaatlerini, projelerini hep aşırıyordu buna alışmıştık ama acımasızca eleştirdiği dönemde yapılan uygulamalara da bugün sahip çıkması bunlara çözüm diye sarılması aslında bizleri dahi acı acı güldürdü. Ama uyaralım, sadece tanzim satış mağazaları yetmez. Bu projenin ayakları eksik. Dünyada tarım devriminin yapıldığı topraklarda bunlar tarımı bitirdiler. Bizlere ilk 10 ekonomi masalları anlatırken; tarımda kendi kendine yeten 7 ekonomiden biri olan ülkemizi üçüncü lige düşürdüler. Bugün buğdaydan, samana, nohuttan, arpaya her şeyi ithal eder hale geldik. Gıda güvenliği, güvencesi bunlar kalmadı. Tarladan, sofraya giden zincir tamamen dağıldı.

 

TARIMDAKİ YANGIN SÖNMEDEN MUTFAKTAKİ YANGIN SÖNMEZ

Çok açık söylüyorum. İktidarı buradan bir kez daha uyarıyorum. Tarımdaki yangın sönmeden; tarladaki yangın sönmeden mutfaktaki yangını söndüremezsiniz. Ama bakıyorsunuz bunlar çiftçiyi girdi fiyatlarıyla ürün fiyatlarına hapsetmişler gidiyorlar. 2002’de bir kilogram DAP gübresi almak için çiftçi 1,7 kilogram buğday satıyordu. Şimdi DAP gübresini alabilmek için çiftçinin 2,3 kilogram buğday satması gerekiyor. Yani satması gereken buğday miktarı yarım kilodan fazla artmış. 2002’de çiğ süt üreticisi 1 litre süt satıp 1,7 kilo süt yemi alıyordu, bugün ancak 1,1 kilo süt yemi alabiliyor. Yani 1 litre sütle alabildiği süt yemi miktarı 600 gram düşmüş. Yarım kilodan fazla. 2007’den bu yana her bir çiftçi ailesine, kanun açık verilmesi gereken bir destek var. Ama bu destek bu iktidar tarafından verilmedi. Ancak yarısı verildi o da en iyi yıllarda. Şu anda bu verilmeyen destekler nedeniyle iktidarın her bir çiftçi ailesine (2007-2019 döneminde) 68 bin 386 TL borcu var.

 

DERSLERİNİ EKSİK ÇALIŞMIŞLAR, SINIFTA KALIRLAR

Üreticiyi, girdi maliyetleriyle ürün fiyatları arasına sıkıştıracaklar, kanunen hak ettiği desteği vermeyecekler, Tarım Kooperatiflerini, Et Balık Kurumunu, Süt Endüstrisi Kurumunu, Toprak Mahsulleri Ofisini bitirecekler; sonra da çıkıp CHP’nin 1970’lerde hem üreticinin hem de tüketicinin yüzünü güldüren “tanzim-satış mağazalarından” medet umacaklar. Buradan açıkça söylüyorum derslerini eksik çalışmışlar. Bunda da sınıfta kalırlar. Bu da aspirin tedavisi olmaktan bu haliyle öteye gitmez.

 

AKP BELEDİYECİLİK ANLAYIŞININ MİLLETE VERECEĞİ BİR ŞEY KALMADI

Bunların artık millete söyleyecek tek bir sözleri dahi yok. “Dünle beraber aslında düne ait ne varsa geride kaldı” diyoruz, “artık yeni bir şeyler söylemek lazım” diyoruz. Ama kendilerinin, reislerinin ifadesiyle metal yorgunu olan AKP belediyecilik anlayışının artık bu topraklarda millete verebileceği hiçbir şey kalmamıştır. Bu topraklarda yeni söz yine Cumhuriyet Halk Partisi tarafından söylenecek. Kentlerimizde yeni belediyeciliği yine Cumhuriyet Halk Partisi yapacak. Dün belediye başkanları aday tanıtım toplantımızı yaptık. Artık yola çıktık.

Hemşerilerini mutlu eden, o şehrin insanlarına umut veren, geleceğe güvenle bakmalarını sağlayan 21. yüzyıl belediyeciliğini 31 Mart’tan sonra bu ülkeye vatandaşlarımızla beraber getireceğiz. Ülkemize getireceğimiz yeni nesil belediyecilik anlayışıyla kentlerimize huzur getireceğiz, kentlerin yaratıcılığının önündeki tüm engelleri kaldıracağız. Tıpkı pek çok mevcut belediyemizde yaptığımız gibi, dünyanın en yüksek yaşam standartlarını milletimizin emrine sunacağız.

 

OTOBÜS HEDİYE EDECEK ŞİRKETİMİZ YOK AMA HER EVE ULAŞTIRACAK SESİMİZ VAR

Biz seçimde onlar gibi devlet imkanlarını kullanmadık, kullanmıyoruz. Bizim yandaş medyamız yok, bize seçim otobüsü hediye edecek şirketlerimiz yok. Ama biz olmasın da… Bizim neyimiz var? Bizim gür bir sesimiz var. Bu sesimizi bu ülkede umut bekleyen her eve ulaştıracağız.

Ben milletimize sesleniyorum: Düşün peşimize, bu ülkede hep beraber Martın sonunu bahar yapalım!

Şimdi varsa sorularınızı alıyım, kurumlarınızı ve isimlerinizi belirtmek suretiyle.

 

Soru- Efendim dün aday tanıtımını yaptınız ama özellikle Urfa Siverek adayı Fatih Bucak çok tartışılıyor. Sayın Veli Ağbaba daha önce içime sinmedi bu adaylık demişti. Özgür Özel’in de keza daha önce sert açıklamaları olmuştu. Dünde Fatih Bucak’ın sadece panoda ismi yer aldı, kendisi de yoktu, adı da okunmadı. Bugün MYK’da da gündeme gelecekti. Adaylığının geri çekilmesi durumu var mı? Dün aday tanıtımında neden böyle bir durum yaşandı, durum nedir?

Bir de yine sabah Sayın Cumhurbaşkanı partinize yönelik Kandil’in güdümündeki parti asıl bununla ittifak yapıyorlar dedi. HDP’yle ittifakla suçladı. “Nereden mi biliyoruz? Terör baronlarının yaptığı açıklamalardan biliyoruz, onlarla kol kolalar” dedi. Nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- En sonuncusundan başlayım izin verirseniz. Bu terör baronları kim? Tabi biz terör baronlarını çok fazla tanımıyoruz. Ama mutlaka terör baronlarını Oslo’da onlarla masaya oturanlar gayet iyi biliyorlardır. Dolayısıyla kimin kimle işbirliği yaptığı konusunda iktidar partilerinin bizlere karşı yönelttikleri eleştiriler tamamen iftiradır. Yani nereden bildiğini bile bakın doğru düzgün ifade edememiş. Bunların hepsi çok açık söyleyeyim, ciddiye alınacak konular değildir. Ama iktidar partisinin bu gerçek ötesi söylemlerle toplumu Cumhuriyet Halk Partisine karşı düşmanlaştırmaya çalışmasının da bu ülkeye hiçbir yararı yoktur.

Şunu açıkça ifade edeyim, Cumhuriyet Halk Partisi Kuvayı Milliye Hareketinden doğmuş olan bir partidir. Bu ilkelere sıkı sıkıya bağlıdır. Bu ülkenin birliği, beraberliği, bütünlüğü için yapmayacağı hiçbir şey yoktur. Bunun böyle olduğunu da her test edildiğinde geçmişten bu yana açıkça ortaya koymuştur. Kuvayı Milliye Hareketi’ni anlamayanlar, bilmeyenlerin bu konuda bize söyleyecekleri çok fazla laf da yoktur.

Diğer sorunuza gelince, ben aşağı inerken yukarıda bir sunum vardı. Dolayısıyla ben orada olduğum sürede tartışılan konular arasında biraz önce belirttiğiniz husus yoktu onun için bir şey söyleyemeyeceğim. Ama daha önce ben dünde televizyonda bir açıklama yapmıştım, ben o açıklamamın hala arkasındayım.

 

 

Soru- Yine Cumhuriyet Halk Partisinin İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin’in de aday belirleme sürecine ilişkin bazı eleştirileri oldu. Liyakat sisteminin CHP’de uygulanmadığını söyledi ve keyfi bir aday belirleme sürecinin yaşandığını ifade etti. Gürsel Tekin’in parti içindeki bu eleştirilerine ne söylersiniz?

Faik ÖZTRAK- Tabi bu süreçte bazı arkadaşlarımızın beklentileri gerçekleşmemiş olabilir. Beklentileri gerçekleşmeyen arkadaşlarımızın kamuoyuna bir açıklamada bulunurken duygusal tepki göstermekten mümkün olduğu kadar uzak durmaları, dikkatli olmaları yararlıdır diye düşünüyorum.

 

Soru- Efendim birkaç saat önce bazı internet sitelerinde bir haber yer aldı. Avukat Mustafa Yalçınkaya’nın açıklamalarına dayandırılıyor efendim bu haber. Belediye başkan adaylarının Parti Meclisi onayına sunulmadan Sayın Kılıçdaroğlu tarafından belirlenmesinin parti tüzüğüne aykırı olduğu ifade ediliyor efendim. Açıklığa kavuşturulması adına soruyorum bunu ne dersiniz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bakın, çok net olarak baştan beri ben geliyorum burada karşınızda duruyorum, belediye başkan adaylarıyla ilgili olarak Parti Meclisimizden geçmeden sizlere herhangi bir açıklama yapamayacağımı söylüyorum. Belediye başkan adaylarımızın tamamına yakınını Parti Meclisimizin onayını alarak belirledik. Onun dışında tarihin yaklaşması nedeniyle son kalan birkaç tane vardı, bununla ilgili olarak da Parti Meclisimizden MYK’mıza yetki aldık o yetkiyi kullanarak da belirledik. Bu şimdi bu iddiaların nereden çıktığını hakikaten anlamakta güçlük çekiyorum. Ama şunu söyleyeyim, ben bu iddiaların büyük kısmının nerelerden neşet ettiğini gayet iyi görüyorum. Cumhuriyet Halk Partisi emin adımlarla Türkiye’deki belediyelerin çok büyük bir kısmını almaya doğru ilerliyor. Bu iktidar partilerinde çok ciddi bir korkuya neden oluyor. Bu korku neticesinde de bu tür açıklamalar gündeme geliyor. Ben tekrar söylüyorum, 31 Mart’ın ertesi günü bu ülkede bahar olacak. Bunu kimse engelleyemeyecek.

 

Soru- Efendim AK Partinin adayı Mehmet Özhaseki bugün sabah yaptığı bir açıklamada “MHP ve AK Parti olarak ayrı ayrı girdiğimiz yerlerde bazı anketler yaptırıyoruz, duruma göre seçilmesini tehdit olarak gördüğümüz rakipler varsa adaylarımızı teke düşürebiliriz, çekebiliriz” dedi. Bu hamleye nasıl bakıyorsunuz?

Bir de İş Bankası’nın Hazineye devriyle ilgili Cumhurbaşkanı bugün gene kararlı açıklamalar yaptı, hazineye devri olacak dedi. Fatih Bucak’la ilgili soruma da efendim bugünden bahsettiniz ama peki dün isminin sadece yer alması, okunmaması ve kendisinin olmaması nedendi onu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bir kere İş Bankası hususunun ben bu ülkede vatandaşın gerçek gündemini karartmak amacıyla ortaya atılan bir husus olduğunu düşünüyorum. O nedenle de bu konuyla ilgili görüşlerimi birkaç defa daha önce paylaşmıştım. Bunun ne hukuka, he miras hukukuna, ne sözleşme serbestisine, ne anayasayla güvence altına alınmış birçok hususa uymadığını ve böyle bir girişimin içerde ve dışarıda ciddi huzursuzluklara yol açtığını, bu açıklamalar her yapıldığında bu ülkenin itibarlı bir bankasının hisselerinde ciddi dalgalanmalara neden olunduğunu, anayasamızın amir hükümlerinden birinin de ülkede spekülatif hareketlerin önlenmesi olduğunu, bu ülkeyi yönetme sorumluluğunu taşıyan Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı’nın bugün bu açıklamalarıyla anayasaya aykırı bir biçimde spekülatif hareketlere neden olduğunu söylemiştim. Bunun dışında burada çok fazla söyleyeceğim bir şey yok.

Bu Siverek konusunda sorduğunuz soruya vereceğim cevap söylediklerimle sınırlıdır. Onun dışında söyleyeceğim çok fazla bir şey yoktur.

Bir şey daha sormuştunuz?

Soru- Sayın Özhaseki’nin açıklaması?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bakın şunu söyleyeyim, yani Sayın Özhaseki’nin açıklaması bir şeyi çok açık seçik bir kere daha ortaya koyuyor. Bakın, İş Bankası da böyle, Özhaseki’nin yeni ittifaklara girebiliriz açıklaması yani başka illerde de açıklamaya girebiliriz böyle. Diğer işte yapılan Genel Başkana yetki verilmesi şöyledir, böyledir bunların hepsi bugün artık seçim sathı mahalline girildiğinde Cumhuriyet Halk Partisinin hızla zaferi kucaklama yönünde ilerlediğinin görülmesi ve bunun iktidarda yarattığı korkunun neticesidir. Tabi yani giderek korku arttıkça, ufukta kaybetmeleriyle ilgili bulutlar giderek daha netleştikçe yeni yerlerde yeni ittifaklar bulalım da bu kaybımızı asgariye indirelim diye konuşuyor.

 

Soru- Geçtiğimiz hafta Akif Hamzaçebi Genel Sekreteriniz istifa etti. Yerine gelecek isim belli midir? Ya da bir atama mı yapılacak, ya da imza yetkisi mi verilecek?

Faik ÖZTRAK- Henüz daha belli değil. Belli olduğunda açıklarız.

 

Soru- Efendim biraz önce Özhaseki’nin açıklamalarını hatırlatmıştınız ama manifestonuzla ilgili dün Sayın Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı seçim bildirgesiyle ilgili de bizim 10 yıl önceki manifestomuzdan alıntılar yapıldığını görüyoruz sadece bazı kelimeleri değiştirip kullanmışlar ifadesini kullandı. Ütopik ve süslü kelimeler olarak değerlendirdi. Seçim bildirgenizle ilgili bu eleştiriye nasıl yanıt verirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Ben ve vatandaşlarımız seçim bildirgemizi son derece gerçekçi, ayakları yere basan bir bildirge olarak gördüklerini biliyorum. Yani Sayın Özhaseki’nin kalkıp bizim 10 yıl önceki bildirgemiz falan demesini yine açık söyleyeyim bir korkunun işareti, bizim söylediklerimizi değersizleştirme, itibarsızlaştırma çabası olarak görüyorum. Ama ne yapalım arkadaşlar? Yani Cumhuriyet Halk Partisinin 1970’lerde uyguladığı politikalardan medet umanların başka yapacakları bir şey yok ki. Bunu yapmalarını bekleyeceğiz. Ben, bizim seçim manifestomuzun bugünün dünyasının en gelişmiş ülkelerinde ortaya konan yerel yönetim seçim manifestolarının en ilerilerinden biri olduğu kanaatindeyim. Ve milletimizin de teveccühüne mazhar olacağını biliyorum.

 

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün bir açıklama yaptı tanzim satış noktalarından sonra temizlik ürünlerine de el atacağız dedi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Öyle görünüyor ki arkadaşlar, hızla bir kumanda ekonomisine doğru gidiyoruz. Tabi bir “kumanda ekonomisini” götürebilmek içinde asgariden bir merkezi planlama yapabilecek örgüte ihtiyaç var. Onu da ortadan kaldırdılar. Dolayısıyla bu tür uygulamaların sonu çok büyük hüsran olacaktır. Yani dünyada da bakın gelişmiş ekonomilerde bunları her malın fiyatını tek tek tespit edeceksiniz, ona göre üretim yaptıracaksınız. Piyasa mekanizmasını bir kenara iteceksiniz. Bu şekilde bir ekonomiyi idare etmek, zabıtayla ekonomiyi idare etmek, korkutarak ekonomiyi idare etmek… bunların ben mümkün olmadığını düşünüyorum, çok zor olduğunu düşünüyorum.

Biz diyorduk ki, bu piyasa ekonomisinin kontrollü bir piyasa ekonomisi olması lazım, acımasızlıklarının törpülenmesi lazım, gelir dağılımını bozan bir ekonomi anlayışı, gelir eşitsizliği yaratan bir ekonomi anlayışıyla bu ülkenin devam etmesi mümkün değildir diyorduk. Öyle görünüyor ki, büyük bir korku içinde. Ama arkadaşlar şunu söyleyeyim, her ekonomik krize giren otoriter rejimlerin yaptığı gibi şimdi acaba ben emirle bu işleri götürebilir miyim düşüncesiyle ekonomiye hem de çok düzensiz bir biçimde müdahale ediyorlar. Bunun sonu karanlıktır. Onun için söylüyorum, bırakın şu aspirin tedavisini, bırakın şu pansumanı üretime dönün. Milleti borçlandırarak harcatmayı değil, helal gelir kazandırarak, helal kazanç sağlayarak millete tükettirin. Ama bir türlü bu noktaya gelemiyoruz. Gelemedikçe de milletimizin ıstırabı artıyor.

Çok teşekkür ediyorum.

UCUBE TEK ADAM PARTİ DEVLETİ REJİMİ MİLLETE ZAM VE ZULÜM GETİRDİ

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün MYK gündemiyle ilgili basın toplantısında şunları söyledi:

 

Kurulumuzun gündeminde; bugün açıklanan Ocak ayı enflasyon verileri ve ekonomideki diğer gelişmeler vardı. Ayrıca, il ve ilçelerle ilgili belediye başkanlıkları nedeniyle istifalar var, bunlarla ilgili yerlerine yapılacak atamalarla ilgili konular gündemimizde yer aldı. Bugün ikinci yarıyıl başladı. Ben bütün öğrencilerimize, çocuklarımıza ikinci yarıyılda da başarılar dileyerek sözlerime başlamak istiyorum.

 

ÖNLEMLERİN TAKATI BURAYA KADAR YETTİ, ENFLASYON YENİDEN YÜKSELMEYE BAŞLADI

Enflasyon rakamları açıklandı demiştim. Hayat pahalılığı milletimizi ezmeye devam ediyor; yangın yerine dönen çarşıda, pazarda öyle anlaşılıyor ki, fileler daha uzun süre dolmayacak. Enflasyon cephesine Ocak ayında iyi başlamadık. Ocak ayında tüketici fiyatları yüzde 1,1; üretici fiyatları ise yüzde 0,5 arttı. 2018’i yüzde 20,3 ile kapatan 12 aylık enflasyon rakamı Ocak ayında yeniden tırmanmaya, yukarı doğru gitmeye başladı. Böylece, geçtiğimiz yılın son iki ayında alınan daha çok piyasa dışı önlemlerle gerilemeye başlayan enflasyonun yeniden yukarıya doğru çıkmaya başladığını gördük. Yani önlemlerin takati buraya kadar yetti. Hep bunu söylüyorduk, yani bu tür aspirin tedavisiyle, pansumanla bu işleri geçiştiremezsiniz diyorduk.

 

GIDA ENFLASYONUNDA REKOR

TÜİK’in resmi rakamlarıyla dahi mutfaktaki yangın, çarşı pazardaki kriz saklanamıyor. Gıda ve alkolsüz içecek fiyatları, Ocak ayında yüzde 6,4 artmış. 12 Aylık mutfak enflasyonu (gıda enflasyonu) ise yüzde 32’ye ulaşmış. Bu mevcut serinin rekoru.

Son bir ayda; çarliston biberin fiyatı yüzde 87, patlıcanın fiyatı yüzde 81, dolmalık biberin fiyatı yüzde 68, ıspanağın fiyatı yüzde 66, sivri biberin fiyatı yüzde 63, pırasanın fiyatı yüzde 29 artmış. Vatandaşın gerçek enflasyonu, resmi rakamların çok çok ötesinde. Geçtiğimiz hafta Tekirdağ’da Süleymanpaşa İlçemizde Perşembe Pazarında pazarcı esnafımız ve vatandaşlarımızla birlikteydim. Yarım kiloluk fiyat etiketlerini gözlerimle gördüm. Gramla ve taneyle yapılan alışverişleri gözlemledim. Boş torbalarla pazardan çıkan vatandaşlarımızı gördüm. Pazarda alan da satan da şikayetçi. İkisi de mutlu değil. Pazarcı malın kendine geliş faturasını gösteriyor, vatandaş ise satış etiketlerini. Ne çiftçilerimiz ne pazarcı esnafımız ne de sebze meyve alan halkımız bu garip ticaretten memnun. Ama bu ticaret senelerdir sürüyor.

 

SICAK PARA ŞALI KALKTI, ENFLASYON AZDI

17 yıllık iktidar baktığımızda ne doğru düzgün bir Hal Yasası çıkarttı, ne de doğru düzgün bir AVM Yasası çıkardı esnafı koruyacak. Şimdi senelerdir bu bereketsiz ticaret sıcak para şalının altında gizlenmiş duruyordu. Ne zamanki sıcak para şalı ortadan kalkmaya başladı, enflasyon azdı şimdi bu garip ticaretin etkileri de ortaya çıkmaya başladı. Para bolken tedbir almayan iktidar, şimdi marketçiden, pazarcıdan ve bu acayip ticaretten şikâyet ediyor.

 

PAHALILIĞIN SORUMLUSU, 17 YILDIR BUNA GÖZ YUMAN ERDOĞAN YÖNETİMİ

Ben size söyleyeyim, bu pahalılığın bir tek sorumlusu var; o da ülkeyi sıcak paracılara teslim eden ve üreticiden tüketiciye giden zincirde yandaş aracılara, komisyonculara, müdahale etmeyen, 17 yıldır bu işe göz yuman Recep Tayyip Erdoğan yönetimi.

İthalatla köşeye sıkıştırılan, girdi fiyatları ile ürün fiyatı arasında ezilen; kanuni desteklerini bir türlü alamayan, bu nedenle de bugün artık tarlasını ekememe noktasına gelen, üretim yapamayan çiftçimiz de; evine gramla, taneyle sebze, meyve alan, naylon poşete bile para ödemek zorunda bırakılan milletimiz de Saray iktidarından çözüm bekliyor. Ancak Saray ne yapacağını bilmiyor.

 

YETKİ BEYLERDE, SORUMLULUK MİLLETTE

Artan fiyatlarla mücadele için önce zorunlu yüzde 10 indirim kampanyası başlattı, sonra işe yaramadı. Depolara, marketlere, pazara zabıta gönderdiler, yine olmadı. Şimdi vatandaşa, “Mevsiminde olmayan ürünleri tüketmeyin, ucuz market arayın” demeye başladılar. Bu ne demek? Bu, “Ben pahalılıkla mücadele edemiyorum ey vatandaşım sen başının çaresine bak” demek. Yetki beylerde, sorumluluk millette. 17 yıldır tarladan vatandaşın sofrasına uzanan zincirdeki sıkıntıları çözememelerini nasıl izah edecekler? Geçen seçimde “Bu kardeşinize oy verin, dövizi, faizi, pahalılığı, hasılı her şeyi çözerim” dediler. Ne yaptılar?  Hiçbir şey. Her gün işler biraz daha kötüye gidiyor. Millet her türlü yetkiyi verdi ama onlar bir türlü gereğini yapmadılar. Milletten kopmuşlar, “Yetki bizde olsun, sorumluluğumuz olmasın. Bizde sarayımızda efulilerle, ejder meyvesi şerbetleriyle keyif sürelim” diyorlar.

 

UCUBE TEK ADAM PARTİ DEVLETİ REJİMİ MİLLETE ZAM VE ZULÜM GETİRDİ

24 Haziran’dan sonra tek adam parti devleti rejimine geçtik. Bu tarihten sonra yaşananlar tek adamın aklının ne kadar yetersiz olduğu, meselelerin milletin iradesinin tecelligahı olan parlamentolarda çözülmesinin ne kadar önemli olduğunu, şu ucube tek adam parti devleti rejiminin de milletimize zam ve zulümden başka bir şey getirmeyeceğini her gün biraz daha iyi anlatıyor.

 

ZAMLAR HAZIR, SEÇİMDEN SONRA “CİVCİV ÇIKACAK”

Son olarak, Türkiye sehven zamla da bu iktidar döneminde tanıştı. Avrasya Tüneli’nde seçimden sonra yapacakları zammı, seçimden önce açıklamalarının adına “sehven zam” dediler. Sehven dedikleri zam da öyle böyle değil, yüzde 40’a yaklaşıyor. Rahmetli Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’in dediği gibi belli ki hesabı kitabı yapmışlar, her şey hazır, seçimden sonra “yumurtadan civciv çıkacak!” Yani zam geliyor, zamlar geliyor bu onun göstergesi ama seçimden sonra.

 

ALGI OPERASYONUNUN ALASINI YAPIYORLAR

Uzunca bir süredir bu iktidarın IMF ile söz kestiğine dair iddiaları burada huzurlarınızda dillendirip, “Anlaşılan nişanı, nikahı da 31 Mart’tan sonra bir arada yapacaksınız” diyorduk. “Cami avlusunda farklı, Londra, New York’ta, Körfez ülkelerinde, yabancı başkentlerde farklı konuşmayın; elin oğluna ne anlatıyorsanız, milletimize de onu anlatın” diyorduk. Sarayın damadı sonunda, pek de devlet adabına uymayan bol suçlama ve tehditle süslenmiş bir üslupla yazılı bir açıklama yaptı. Daha dün yabancı danışmanlık şirketi McKinsey’den teknik destek almak için uğraşan bu şahıs; şimdi çıkmış “Ne kredi açısından ne de teknik destek açısından IMF ile yolumuz kesişir; algı operasyonu yapıyorlar” demiş. Bizi algı operasyonuyla suçlayanlar; algı operasyonunun alasını yapıyorlar.

 

MALİYE VE PARA POLİTİKALARINI SEÇİM VİTESİNE TAKTILAR

Seçimi kaybedeceklerini anlayınca maliye ve para politikalarını yeniden seçim vitesine taktılar. Ama buna karşılık, uluslararası yatırımcı toplantılarında da döviz baronlarının kulaklarına “Sesinizi çıkarmayın, merak etmeyin seçimden sonra IMF ile anlaşacağız” diye fısıldamaya başladılar. Bu algıyı seçime kadar kendilerine nefes alma imkânı versin diye oluşturmaya çalışıyorlardı. Ama bugünün dünyada hiçbir şey gizli kalmıyor. Bu haberler, önce uluslararası yatırımcı raporlarına yansıdı. Sonra da Sarayın koridorlarından köşe yazılarına taşındı. Sarayın, IMF algısıyla piyasaları rahatlatıp, doludizgin seçim ekonomisi uygulama stratejisi de suya düştü. Şimdi sıkıştılar on parmaklarında on kara bize sürmeye çalışıyorlar.

 

ASIL “HASTALIKLI RUH HALİ” BUDUR

Bu işler hastalıklı ruh işiymiş. Esas tehlikeli, hastalıklı ruh hali millet pahalılık ve işsizlik altında ezilip iniminim inlerken kriz yok diye ter ter tepinmektir. Esas hastalıklı ruh hali istediği olmayınca, babasının kucağına koşan şımarık sosyete çocuğu halleridir. Aslında suçluların telaşıyla bu kadar bağırıp çağırıyorlar. Kalkıp, çıkıp IMF ile ne seçim öncesinde, ne de seçim sonrasında bir anlaşma yapmayacağız diye net bir açıklama yapsalardı bu yeterli olurdu. Ben bir kez daha uyarayım. Ekonomiyi sıcak parayla şişirme stratejisinin ve tek adam parti devleti rejiminin liyakat ve hukuk tanımazlığının kaçınılmaz sonucu olan bugünkü ekonomik kriz, her geçen gün biraz daha derinleşiyor, her geçen gün biraz daha vatandaşın canını yakıyor. Bunu bütün göstergelerde görüyoruz.

 

BU AÇIKLAMAYI YAPANA BAKKAL DÜKKANI EMANET EDİLMEZ

Devlet adabından nasibini almamış liyakatsiz kalemler tarafından yazıldığı anlaşılan ve damat tarafından açıklanan metin tam bir cehalet örneği. Bakın açık söyleyeyim, bunu yazan ellere, bırakın devletin Hazinesini emanet etmeyi, bakkal sahibi dükkânını emanet etmez. Ama Sarayın başının torpiliyle ne yazık ki bunlara beytülmal emanet ediliyor.

 

BU YIL HER GÜN KÜRESEL PİYASADAN 551 MİLYON DOLAR BULMAMIZ GEREKİYOR

Borçtan, borç çevirmeden ve mali disiplinden bahsediyorlar yazılarında. Bunlar ya bu rakamlara bakmıyorlar ya da bu rakamları okumuyorlar. Önümüzdeki bir yılda çevrilecek dış borç yaklaşık 175 milyar dolar. Bunların cari açık tahmini ise 26 milyar dolar. Yani resmi rakamlara göre, bu yıl her gün küresel piyasalardan 551 milyon dolar para bulmak zorundayız. Sıcak paraya yaslanarak ekonomiyi şişirme stratejisiyle geldiğimiz nokta bu. Her gün 551 milyon dolar para bulma ihtiyacı.

 

İŞTE BU NEDENLE EN KIRILGAN BEŞ EKONOMİDEN BİRİYİZ

İşte bu nedenle zaten ülkemiz hep en kırılgan beş ekonomi arasında. İşte bu nedenle TL son bir yılda kendi liginde en fazla değer kaybeden ikinci para. İşte bu nedenle CDS de dediğimiz Türkiye’nin borç temerrüt risk primi hala kendi liginin en yükseğinde. Devlet hazinesini ehil ellere vermemelerinin sonuçları da vahim. 2017’de yüzde 11,4 olan ortalama Hazine iç borçlanma faizi; 2018’de yüzde 17,5’a çıkmış.  Neye rağmen? Hazine ihalelerine yapılan ve önümüzdeki dönemde milletimize ciddi bedeller ödetecek piyasa dışı müdahalelere rağmen. Faizler şuanda 10 yıl öncenin seviyesinde. Dolar cinsinden tahvillere artık daha iki yıl önce TL cinsinden faizlere ödediğimiz faizi ödüyoruz. İç borçlanmanın vadesi 2017’de 71 ay iken, 2018’de 59 aya düşmüş. Uzunca bir süredir içerde dövizle borçlanmayan Hazine 2018’de yeniden dövizle borçlanmaya başlamış.

 

MİLLETİN SIKINTISINA “DENGELEME” DİYORLAR

Piyasada çarklar durmuş. Millet cebindekileri korumaya çalışıyor. Tahsili geciken ticari krediler bir yılda yüzde 74,5 artmış. Krediler ise bu dönemde sadece yüzde 16 artmış. Protesto edilen senet tutarı, 2018’in Ocak-Kasım döneminde, bir önce yılın aynı dönemine göre yüzde 50’ye yakın artmış. Türkiye’de millet ekonomik krizin pençesinde inim inim inlerken, çarşı pazar yangın yerine dönmüşken, şirketler konkordato sırasına girmişken, ekonomi daralırken, işsizlik almış başını giderken, bunlar çıkıyorlar milletin yaşadığı acıların adına hiç sıkılmadan “dengelenme” diyorlar. İşte esas hastalıklı ruh hali budur.

 

MİLLET ONLARI 31 MART’TA DENGELEYECEK

Hayatında hiç sıkıntı yüzü görmeyenler elbette milletin sıkıntısını anlayamaz. Saraylarında bir eli yağda, bir eli balda olanlar, döküntü mal alabilmek için pazarın kapanmasını bekleyen vatandaşın halini, acısını bilmez, milletin çektiği sıkıntılara “dengelenme” diyerek milletimizle adeta alay ederler. Milletimiz kendisiyle alay edenlere, 31 Mart’ta gereken ayarı verip onları da bir güzel “dengeleyecektir”.

 

BİZİM DERENİN TAŞIYLA BİZİM DERENİN KUŞUNU VURDURDULAR

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin göreve geldiği 2002’de kurumlar vergisi şampiyonu olan Türk Telekom, 2018’de zarar açıklamıştır. Biz, Türk Telekom özelleştirilirken bu iktidarı çok uyardık. Ama ne yaptılar, Lübnanlılara ve Suudilere bizim derenin taşıyla bizim derenin kuşunu vurdurdular. Karlar bunlara gitti, zararlar, borçlarda bizim bankalara kaldı. Şimdi bir benzerini Sakarya’daki tank palet fabrikasında yapmaya hazırlanıyorlar. Milli harp sanayimizin en kritik fabrikalarından birini Katar ordusuna peşkeş çekmeye çalışıyorlar. Sonra da kalkıp aynen TELEKOM’da yaptıkları gibi, o zamanda böyle yapmışlardı. Bu peşkeşin adına bu “özelleştirme” değil “işletme hakkının devri” diyorlar. Saray geçtiğimiz yılın son ayında çıkardığı özelleştirme kararına bir baksın. Sakarya’daki Tank Palet Fabrikasının devrinin ne anlama geldiği orada yazıyor. Orada açık açık özelleştirme kararı deniyor. Kendi imzalarını mı inkâr edecekler? Genel Başkanımız Saraya milletimiz adına; “Fabrikayı verdik diyorsunuz, hani bu işin ihalesi, hani verilen teklifler, hani ihale dokümanları?” diyerek 9 tane soru sordu hala tık yok.

 

SARAYIN BEKÇİSİNİN KANINA DOKUNMAMIŞ

Bir de Sarayın bekçisine de geçtiğimiz günlerde bir soru sormuştuk. “Milli harp sanayimizi Katar ordusuna ve onun “Türk olmaktan mutluluk duymam” diyen ortağına peşkeş çekilmesi içinize siniyor mu?” demiştik. Anlaşılan bu peşkeş; vatan, millet, beka laflarını ağzından düşürmeyen sarayın bekçisinin hiç kanına dokunmamış. O nedenle de bizim sorumuza cevap vermek yerine her zaman yaptığı gibi seviyesizce Genel Başkanımıza ve bize saydırmayı tercih etmiş. Bu arada bir de dönmüş demiş ki  “Biz ne zaman kardeş olduk?” Biz ister Adalet ve Kalkınma Partisine oy versin, ister MHP’ye oy versin, ister İYİ Partili, ister HDP’li, ister Saadet Partili, ister İşçi Partili veya diğer partilerden olsun, bu topraklarda yaşayan, ülkesini, bayrağını, halkını seven, koltuk için milletini bölmeyen, savunma sanayimizin üretim üslerini Katar ordusuna peşkeş çekmeyen, özgürlüklerden, demokrasiden yana olan herkesi kardeş biliriz.

 

BU SÖZLERİ SÖYLEDİĞİ KİŞİNİN BEKÇİLİĞİNE SOYUNANDAN BİZE KARDEŞ OLMAZ

Ancak Sayın Bahçeli sakın alınmasın. Dün, “Şehitlerin vebalini ve kanını taşıyan bebek katiliyle müzakere yapan, teröristlere kucak açandan Cumhurbaşkanı olmaz; Vatanı bölme, milleti 36’ya ayırma hedefinde olandan Cumhurbaşkanı olmaz; Villalara balya balya doları yığandan, kamu arazilerini zimmetine geçirenden, evdeki paraları sıfırlarken haysiyet ve inandırıcılığını sıfıra düşürenden Cumhurbaşkanı olmaz; TSK’ya kumpas kurandan Başkomutan olmaz; Türklüğü reddeden, TC’yi silen, milliyetçiliği ayaklar altına alan bir inkarcıdan Türkiye Cumhurbaşkanı olamaz” deyip, sonra da kendi koltuğunun bekası uğruna, bu sözleri söylediği kişinin bekçiliğine soyunandan da bize kardeş olmaz.

 

ZİLLET ARIYORSANIZ, ZİLLET BUDUR

Zillet arıyorsanız işte asıl zillet budur. İzzetli milletimize, çıkıp zillet, illet demeyi bırakın. Siz kimsiniz? Bu ne cüret? Kendi milletiyle kavgaya tutuşan, sonra da ondan oy isteyenden siyasetçi olur mu? Bu şaşkınlara milletimiz sandıkta en güzel dersi verecektir.

 

KÖPRÜLERİN ÜSTÜNDE “SAHİBİNDEN SATILIK” İLANLARI

“Milletin cebinden bir kuruş para çıkmıyor” deyip giriştikleri dolara endeksli gelir garantili Kamu-Özel İşbirliği Projeleriyle milletin cebinden yandaş müteahhitlerin, beşli çetelerin kasasına boru hattı çektiler. Sadece bugünümüzü değil; hem bizim hem de çocuklarımızın geleceğini ipotek altına aldılar. 16 yılda kurdukları hortumcu piyasa ekonomisinin şimdi artık boyası dökülmeye başladı. Bu sistemle kurulan köprülerin üstüne “sahibinden satılık” ilanları asılıyor.

 

MİLLETİN SIRTINDAN DOYAN DOYANA

İstanbul’daki Üçüncü Köprü’nün yabancı ortağı hisselerini Çinlilere satmanın yolunu arıyormuş. Ancak bu satışın şartlarından birisi de geçiş ücretlerinin yılda bir defa değil, dört defa güncellenmesiymiş. Zammın adı güncellenme biliyorsunuz bunlarda. Yani döviz kurundaki artışlar vakit geciktirilmeden köprü geçiş ücretlerine yansıtılırsa bu satış olacakmış. Cebinden bir kuruş para çıkmayacak dediler milletimize, şimdi milletin sırtından doyan doyana.

 

31 MART, AKP BELEDİYECİLİĞİNİN İFLASININ İLANI OLACAK

31 Mart geliyor. CHP belediyeciliği, en yüksek insani gelişmişlik şartlarında yaşamak demek. Vatandaşın dertlerine derman olmak demek. Belediye başkanı ve belediye meclisi adaylarımız, il genel meclisi adaylarımız vatandaşımıza en yüksek standartlarda hizmet verebilmek için hemşerilerinin oylarına talipler. Biz de tüm vatandaşlarımızın oyuna talibiz. 25 yıldır İstanbul’u ve Ankara’yı talan eden, şehirlerimizi AVM ve gökdelenlerle dolduranlara, yeşili betonla boğanlara, 16 yıldır ülkeyi yönetip bugün tüm bu yaptıklarından şikâyet ederek, sorumluluktan kaçabileceklerini sananlara, milletimiz 31 Mart’ta en güzel cevabı verecektir.

31 Mart metal yorgunu AKP belediyeciliğinin iflasının ilan edildiği tarih olacaktır. 31 Mart milletin saraya taşınıp kendini unutanlara sarı kartı göstereceği bir dönüm noktası olacaktır. Millet işbirliği olarak, bundan önce hangi partiye oy vermiş olursa olsunlar, 57 milyon seçmenimizle sandıkta büyük millet ittifakını gerçekleştirmek için var gücümüzle çalışacağız.

Şimdi sorularınız varsa, kurum ve isim belirterek alayım.

 

Soru- Efendim dün Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan bir televizyon programına katılmıştı. CHP’ye yönelik bazı suçlamaları oldu. Öncelikle HDP’yle işbirliği yaptığınızı söyledi ve 15 Temmuz gecesi sokağa çıkan, darbeye karşı koyanlar AK Parti ve MHP’nin seçmenleriydi dedi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Cumhurbaşkanının üslubu bu. Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı olarak milleti sürekli bölmeye çalışıyor. 15 Temmuz akşamı tüm millet sokağa çıktı. Bizim Grup Başkanvekillerimiz, milletvekillerimiz meclise ilk giden milletvekilleriydi. Orada kurşunların, bombaların altında toplantılar yaptılar. O gün kendilerine çıkıp teşekkür edenler bugün kalkıp bu lafı söylüyorlarsa bu millete yazıktır, günahtır, ayıptır.

 

Soru- HDP’yle işbirliği?

Faik ÖZTRAK- Daha öncede defalarca söyledim, bizim kimseden gizlimiz saklımız yok. Biz birileriyle ittifak yapıyorsak, birileriyle işbirliği yapıyorsak çıkıyoruz bunu söylüyoruz. Nitekim Genel Başkanımız ve İYİ Parti’nin Genel Başkanı böyle bir işbirliğini yapmakta olduklarını kamuoyuna açıkladılar. Yine aynı şekilde diğer görüştüğümüz partiler varsa bunlarla ilgili olarak da iki taraf açıklamalar yapıyoruz. Böyle bir açıklama yapmadık. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da, diğer yerlerde, her yerde biz aday gösterdik, aday gösteriyoruz. Yani bunları söylemek açık söyleyeyim, bugünden daha Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı seçimi kaybettiğini ve bu çerçevede çaresizliğini ortaya koyuyor. Çıksın bakalım şu bir metal yorgunu belediyeciliği bir anlatsın nasıl hallettiler. Anlatsın bakalım bir daha kendi aday gösterdiği şu günkü belediye başkanlarını görevden almayacağı konusunda vatandaşa taahhütte bulunsun. Bak İstanbul’la ilgili neler söylüyorlar.

 

Soru- Efendim biraz önce konuşmanızda değindiğiniz ama dün Devlet Bahçeli çok sert sözleri oldu Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik. Tırnak içinde ifade ediyorum “Bir halt olmaz” gibi bir ifade kullandı. Neler söylersiniz bu ifadeyle ilgili?

Faik ÖZTRAK- Biz izin verirseniz söylemiştim zaten biz o seviyeye inmeyelim. O sevide siyasetin bu memlekete hiçbir hayrı yoktur.

 

Soru- Efendim biraz önce belirtmiştiniz bu il ve ilçe istifalar sonrası yeniden atamalar yapılacağını. Ama aynı zamanda Parti Meclisinden de Sayın Genel Başkana ve MYK’ya bir yetki çıkmıştı. Merakla beklenen iller ve ilçeler var, bununla ilgili bir takvim var mı? 9 Şubat’ta sanıyorum manifesto açıklanacak, onun öncesinde açıklanması planlanıyor mu?

Faik ÖZTRAK- Bununla ilgili gündemimizde bu husus yoktu. MYK gündeminde bugün o husus yok, yani alınan yetki çerçevesinde boş olan belediye başkanlıklarına yapılacak atamalar hususu bugün gündemimizde yoktu.

 

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dün bir açıklaması vardı Suriye’yle alt düzeyde ilişkilerimiz dış politikayı sürdürüyoruz diye. Sizden bir değerlendirme alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Zaten Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanı Adana mutabakatına geri dönüşü yaptığında bunun artık Suriye hükümetiyle görüşme anlamına geleceğini burada söylemiştik. Hep söylüyorum, yavaş yavaş o noktaya doğru gidiyoruz. Aslında biz bunun doğrusunun bu işlerin OBİT dediğimiz Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı çerçevesinde Suriye hükümetinin, Irak hükümetinin, İran hükümetinin ve Türkiye’nin ana eksenini oluşturduğu, bölgedeki diğer ülkeleri de içine alan bir çerçevede çözümlenmesi gerektiğini hep söyledik. Ama maalesef bu iktidarın bu noktaya gelebilmesi için emir alması gerekti. Önce Amerika’ya gitti Amerika’yla konuştu, sonra da Moskova’ya gitti ondan sonrada ortaya Adana mutabakatı çıktı. Dün akşamda alt düzeyde görüşmeler. Çok yakında kardeşim Esat muhabbetine döneriz.

 

Soru- Yine Sayın Cumhurbaşkanının dün katıldığı televizyon programında dikey mimari bizim kültürümüzde yok 60, 70 katlı evler olmayacak, yatay mimariyi savundu. Öncelikle bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bir de yine belediyecilikten gidersek Mehmet Özhaseki’nin Cumhur ittifakının Ankara adayının bazı sözleri oldu. Şöyle dedi, “Eğer metro yaptırmak istiyorsanız hükümetle işbirliği yapmak zorundasınız. Hükümetle aranız iyi değilse metroyu nasıl yaptıracaksınız” diye. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi önce birincisini söyleyeyim, doğrudur yani sanki İstanbul’daki o gökdelenleri biz yaptırdık. O kupon arazilere, o gökdelen yapma iznini sanki biz verdik. Yani bunları bıraksınlar. Ayıptır, 17 yıldır iktidardalar, İstanbul’da daha uzun süredir iktidardalar şimdi kalkmışlar İstanbul’un beton yığınına dönmesini eleştiriyorlar. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz demişler. Yaptıkları iş ortada, İstanbul’u ne hale getirdikleri ortada. İstanbul’u nasıl beton yığınına çevirdiklerini, o güzelim cami siluetlerini nasıl bozduklarını milletimiz biliyor, hepimiz hatırlıyoruz. Şimdi seçim öncesi gelmişler efendim yatay mimariymiş, dikey yapmayacaklarmış. Yapacağınızı yaptınız, mahvettiniz zaten daha ne yapacaksınız? Yatay mimari yapacak yer de bırakmadınız İstanbul’da.

Şimdi diğer sorunuz, Özhaseki’nin bu ifadeleri gerçekten son derece ilginç arkadaşlar. Soru şu, siz kimin parasını kime dağıtıyorsunuz? Yani Cumhurbaşkanı orada tutup da belediyelerin paylarını belirleme yetkisini aldı diye kendi keyfine göre belediyelere verilecek paraları belirlediğinde Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanı biz rahat bırakacak mıyız kendisini? Gök kubbeyi başlarına yıkarız, geçsinler bunları. Milletin parasını milletin belediyelerine en adil biçimde dağıtacaklar bunun lamı cimi yok. Bunu yapmak zorundalar.

 

Soru- Sayın Mustafa Sarıgül DSP’ye geçmişti ardından Marmaris Belediye Başkanı Ali Acar’ın DSP’den olacağını öğrendik. Şöyle bir şey dolaşıyor, acaba DSP’deki bu yükselişte CHP’nin oylarını böler mi, CHP’den oy kayması olur mu? Bununla ilgili neler söyleyeceksiniz?

Faik ÖZTRAK- Bir partiden aday olamayınca diğer bir partiden aday olmak üzere parti değiştirmek milletimizin teveccüh ettiği bir tavır değildir. Dolayısıyla ben buna tevessül edenlerin partimizin oylarını böleceği kanaatinde değilim. Milletimiz şunu düşünecektir, bugün aday olmadı diye partisini değiştiren yarın hizmette bize de sırtını çevirmez mi?

 

Soru- Efendim ekonomiyle ilgili olarak rakamların yükselmesi, zamların gelmesiyle ilgili Cumhurbaşkanı fırsatçıları adres göstermişti. Ette de aynısını yaptılar ithalat yaptık, bu seferde besici, üretici ne olacak diyorlar. Onlarda fırsatçılık yapmasınlar gibi bir açıklaması oldu. Bu konuda ne söyleyeceksiniz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bakın, yem fiyatları aldı başını gidiyor. Besi yemi öyle, süt yemi öyle, şuanda süt üretmesi gereken hayvanlar kesime verilmeye başladı. Bırakın fırsatçılık yapmayı üreticide hayvanını besleyecek hal kalmadı. Buna rağmen iktidar ithal edilen hayvanın parasını peşin ödüyor, buna karşılık üreticinin desteklerini bir türlü ödemiyor. Ondan sonra memlekette üretim olmayınca, üretim kalmayınca fiyatlar alıyor başını gidiyor. Bunun adı da fırsatçılık oluyor. Esas fırsatçılık kısa vadede kalkıp ithalatla fiyatları düşürmeye çalışmaktır. Gümrüksüz ithalat üreticiyi batırıyor. Madem gümrüksüz ithalat yolunu açıyorsun gübrede de açsana, ilaçta da açsana, tohumlukta da açsana. Niye onları gümrüksüz ithal etmiyorsun? Mazotta da açsana, niye bunları ucuz vermiyorsun üreticiye? Ne oldu yeşil mazot projesi?

Esas seçim fırsatçılığı yapan işte bu gümrüksüz ithalatlarla, aspirin tedavileriyle, pansumanlarla bu dönemi atlatmaya çalışan saraydır.

Soru- İstifa sonrası bazı il, ilçelerde yönetim kurulları boşalmıştı bunlarla ilgili atama kararları alındı mı MYK’da? 

Faik ÖZTRAK- Boş kalmaz alınacak.

 

Soru- Nereler mesela?

Faik ÖZTRAK- Şuanda isimlerini yazıp getirmedim ama boşalan ilçelerimizde gerekli şeyler alınacaktır. Aday olmuşlar, yönetimden ciddi sayıda belediye meclisine aday olmak üzere ayrılanlar var. Bu çerçevede düşen ilçelerimiz var o ilçelere atama yapılacak tabi mecburen bu seçimi götürebilmek için.

Teşekkür ediyorum.

IMF GELİRSE NE OLACAK? YUNANİSTAN’A BAKIN GÖRÜRSÜNÜZ

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, Tekirdağ’da CHP’nin belediye başkan adayları ve Tekirdağ milletvekillerinin katılımıyla düzenlenen basın toplantısında konuştu. Belli çevreler tarafından CHP’de kavga hikayeleri yazıldığını ifade eden Öztrak, bunların gerçeği yansıtmadığını, bu haberlerin halkın gerçek gündemini unutturmak için köpürtülmeye çalışıldığını belirtti. Öztrak, konuşmasında özetle şunları söyledi:

 

GEÇMİŞİ BIRAKIN  DA ÇARŞIYA, PAZARA BAKIN

Halkın gerçek gündemi işsizliktir, hayat pahalılığıdır. Son bir yılda işsiz sayısı yarım milyon kişi arttı, işsizlik oranı yüzde 12’ye yaklaştı. İş aramaktan umudunu kesenleri de dahil ettiğimiz zaman geniş tanımlı işsiz sayısı 6 milyona yakın, işsizlik oranı ise yüzde 17’ye dayanıyor. Her beş gencimizden biri işsiz. Geçen seneye göre genç işsizlik oranı 3 puan artmış yüzde 22’yi geçmiş.

İşte bu ortamda CHP ile uğraşıyorlar, belediye başkanlarımızın babasıyla uğraşıyorlar, Maduro’dan yola çıkıp mağdura yatıyorlar. Geçmişi bırakın da çarşıya, pazara bakın. Fiyatlar nereye gidiyor? Vatandaş nasıl kavruluyor? Sorsanız kendilerinin suçu yok, pazarcı suçlu, marketçi suçlu. Aşırı bir fiyat varsa tabiiki mücadele edilecek ama 16 yıldır üreticiden tüketiciye giden zinciri neden ıslah etmedin? Üretici elime para geçmiyor diyor, tüketici çok pahalı diyor. Arada kim kazanıyor? Yandaşlık yapan aracılar kazanıyor.

 

BU KRİZİN NEDENİ ÜRETİMSİZLİK

Sadece pazarcıyı, marketçiyi değil vatandaşı da suçluyorlar. Bakanları çıktı, vatandaş nereden malı ucuza alacağını araştırmadığı için oluyor diyor. Marketlerden patlıcan, biber çekiliyor, satmayacaklar. Bu tür zabıta tedbirleriyle, pansuman önlemleri, aspirin tedavisiyle krizin üstesinden gelinmez. Bu krizin nedeni üretimsizliktir. Bugüne kadar uyardık. İki Trakya büyüklüğünde arazi artık çiftçi tarafından ekilmiyor dedik. Olan oldu işte. Artık Balkandan getirdiğimiz hayvanı, komşu ülkelerden ithal ettiğimiz samanla besler hale gedik. Hayvan ithalatçısına peşin para ödüyoruz ama hayvan üreticimize hak ettiği destekleri vermiyoruz. Sonra niye üretmiyorlar diye şikayet ediyoruz.

 

MİLLETİN CEBİNDEN YANDAŞ MÜTEAHHİTLERİN CEBİNE BORU DÖŞEDİLER

İlk geldiklerinde Harun’dular, Keçiören’de oturuyorlardı. Şimdi saray taşındılar, Karun oldular, milleti unuttular. Varsa yoksa kendi müteahhitleri, beşli çete. Milletin cebinden bunların ceplerine dövizli garantilerle boru döşediler. Milli harp sanayimizin en önemli fabrikalarından Sakarya’daki tank palet fabrikasını yandaşlara, kendisine aşık olduğunu söyleyen işadamına ve Katar ordusuna peşkeş çekiyorlar. Sonra beka diyorlar. Neyin bekası? Hortumcu piyasa ekonomisinin bekası. Milletin sırtından doyuyorlar, bir kuru soğana muhtaç ediyorlar.

 

BÜYÜME YOK Kİ KALİTELİSİ OLSUN

Çıkmışlar Davos’tan “Damat Harikalar Diyarında” hikayeleri anlatıyorlar. Uluslararası kuruluşlar Türkiye ekonomisi ciddi şekilde daralacak diyor. Uluslararası Para Fonu, bu daralmanın yüzde 2 civarında olacağını söylüyor. Ama Damada göre 2019’da kaliteli büyüme olacakmış. Büyüme yok ki kalitelisi olsun.

 

KOVANIN DİBİ DELİK

Enflasyona bakıyorsunuz. Türkiye’yi milli gelirde dünyanın en büyük 10 ekonomi arasına sokacağız dediler, bunu beceremediler ama Türkiye’yi enflasyonda ilk 10’a soktular. Bütçeye bakıyorsunuz, para dayanmıyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası kârından 34 milyar TL’yi alıp aktardılar. Ne yaptılar bu parayı diye baktım, 18 Ocak’ta Hazine’nin hesabına parayı yatırmışlar. 18-25 Ocak arasında 22 milyar TL’yi çekmişler. Kovanın dibi delik. Bunlara para dayanmıyor. Sonra borç alırken dışarısı Türkiye’yi riskli ekonomi olarak biliyor. Dayanıyorlar faize. İki sene önce TL cinsinden borca ödedikleri faizi, şimdi dolar cinsinden borca ödüyorlar. Millete açık açık tefeci faizi ödetiyorlar. Sıcak paracı memlekette vurgun yapıyor. Bu faizle çocuklarımızın ve torunlarımızın geleceğini yabancılara peşkeş çekmek.

 

TEKİRDAĞ’DAKİ SEÇİM KURULLARINI UYARIYORUM: DİKKATLİ OLUN

Güven endeksi açıklandı, geriliyor. Tüketici güvenmiyor, yatırımcı güvenmiyor. Peki niye? Adamın fabrikası var. Dünyanın en modern malını üretiyor. Adam fabrikanın kasasına damadını oturtuyor. Güvenir misiniz? Nerede kaldı liyakat? Bir başka sebep, sen milletvekilini kaldırıyorsun Anayasa Mahkemesi’ne üye atıyorsun. Biz yargıya nasıl güveneceğiz?

Burada son günlerde Tekirdağ’da yaşadığımız bir hadiseye de değinmek istiyorum. Hayrabolu Kılıçlar Köyü’nde 118 seçmenin kaydı donduruldu. Bizim arkadaşlarımız buna itiraz etti. İlçe Seçim Kurulu karar verdi. 4 üye itiraz haklıdır, 3 üye itiraz reddedilmeli dedi. İlçe Seçim Kurulu Başkanı buna rağmen itirazı reddetti. Arkadaşlarımız bu karara il seçim kurulunda itiraz etti. İl seçim kurulu da ilçe seçim kurulu haklı dedi. İşi Ankara’ya götürdük. Ankara dedi ki, bu verdiğiniz karar doğru değildir. İlçe ve il seçim kurulu kararında tam kanunsuzluk vardır dedi. YSK’daki temsilcimiz de bunu yakından takip etti ve bu karar alındı.

Sandıkta olan bitene itiraz edeceğim hakime güvenmezsem nasıl yapacağım bu seçimi? Ama hiç merak etmesinler. İlçe seçim kurulu, olmadı il seçim kurulu olmadı Yüksek Seçim Kurulu(YSK)… YSK’da arkadaşımız sabahlara kadar uğraşıyor. Sandığa bülbül atılıp karga çıkmasına izin vermeyeceğiz. Sadece sandık çıkışını değil sandığa oy atacakları da takip ediyoruz. Buradan Tekirdağ’daki seçim kurullarını uyarıyorum. Tam kanunsuzlukla kararınız iade edildi. Bundan sonra dikkatli olun.

 

ÜRETİM YOK AMA PAHALILIK ÇOK

Açıklanan rakamlara göre üretim yok ama pahalılık çok. Tarım Bakanı çıkıyor, diyor ki çok et yediğimiz için et pahalıymış. Ben bu bakana şunu tavsiye ediyorum. TÜİK rakamlarına baksın. 25 milyon insan iki günde bir masasına bir kap et yemeği koyamıyor. Yakında çok tavuk yediniz ondan tavuk fiyatı arttı diyecekler. Tavuk çiftlikleri batıyor. Civcivler ölüyor. Kanatlı hayvan üreticisini yem fiyatıyla, girdi fiyatıyla satış fiyatı arasında sıkıştı. Tavukçular da konkordato ilan ediyor. Kamyoncu esnafı yük bulamıyor.

 

SOĞANA DOLARLA ETİKET KOYUYORLAR

Daha krizin başında 13 tedbir önerdik, dinlemediler. Şimdi her gün daha kötüye gidiyor. Onlara göre kriz yok. Pazar yerine gitmemişler. Bizim Ekonomi Masamızın faaliyetleri çerçevesinde milletvekillerimiz ve Parti Meclisi üyelerimiz illeri tarıyorlar. Vatandaşın dertlerin dinliyor, çözüm önerilerini dinliyorlar. Biz de bunları anlatıyoruz ama dinleyen yok. Ispanak fiyatları o kadar artmış ki ıspanak satan esnaf fiyat koyamıyor, sebze satan esnaf yarım kilo fiyatı koymaya başlamış. Doğu Anadolu’da pazarcı esnafımız tepki olarak soğana dolarla etiket koymuş. Halk gariban bunu nasıl alsın diyor. Adam mal satamıyor siz pazarcıyı suçluyorsunuz. Pazarcı tüketiciye gariban diyor. Bakan dolaşsın garibanlar ucuzu bulsun diyor.

 

IMF GELİRSE NE OLACAK YUNANİSTAN’A BAKIN

Sarayda kilosu 4 bin TL’lik çaylarını yudumlarken, müteahhitlerle sohbet ederken vatandaşın halini görmeleri mümkün değil. Torununa gofret alıp market kasasında toplam faturayı görünce o gofreti geri bırakan emeklinin ızdırabını gördünüz mü? İnsanlar sebzeyi taneyle alıyor. Bu sıkıntıların zirvesi 24 Haziran sonrasıdır. Bu ucube tek adam parti devletine geçildikten sonra vatandaşın ızdırabı her gün artmıştır. Bu tek adama emanet edilen ekonomi 1 Nisan’da IMF’ye emanet edilecektir. Bunu kaç zamandır söylüyorum. Bugün gazetelere yansımaya başladı, IMF heyeti Ankara’daymış. IMF gelsin ne olacak diyeceksiniz? Yunanistan’ı hatırlayın. İnsanların maaşı nasıl kesildi? İşletmeler nasıl kapatıldı, insanlar nasıl sokağa bırakıldı? IMF anlaşmasını bedeli budur.

 

70 YIL ÖNCESİNEDÖNDÜK MEMLEKET YANGIN YERİNE DÖNDÜ

Tekirdağ CHP ve İYİ Parti’nin işbirliği yaptığı illerden bir tanesi. Bu işbirliği 24 Haziran’da başladı. OHAL şartlarında yapılan seçimlerde bu partiler demokrasiye sahip çıktı. İşbirliği yapan partiler olarak şunu söyledik: Kutuplaşmadan bıktık, huzur istikrar istiyoruz. Genelde bunu söylüyoruz. Yerelde de belediyeciliği biz biliriz diyoruz. Bugün Türkiye’de en gelişmiş insani yaşam standartlarına sahip 30 ilçe belediyesinin 19 tanesi CHP’li. Tek adam parti devleti filmi 70 yıl öncesine sardı. 1947’de Türkiye Cumhurbaşkanının aynı zamanda parti genel başkanı olmasından vazgeçmişti. 70 yıl öncesine geri döndük, memleket yangın yerine döndü.

 

TEKİRDAĞ DA KRİZDEN NASİBİNİ ALDI

Tekirdağımız da bu krizden nasibini alıyor. Tekirdağ 2018 Eylül ayı itibariyle bankalara en borçlu 19. şehir olmuş, takibe düşen tüketici kredilerinde 18. sırada. Kişi başına icraya düşen tüketici kredilerinde 12. sıradayız. 2018’in ilk 11 ayında, protesto edilen senetlerdeki artış geçen senenin aynı dönemine göre Tekirdağ’da yüzde 70, Türkiye’de yüzde 45.

 

TEKİRDAĞ ÖDEDİĞİ VERGİNİN HAKKI OLAN YATIRIMI ALMIYOR

Tekirdağ Türkiye’de en fazla vergi ödeyen iller sırlamasında hep ilk 10’da. 2014-2018 döneminde ödediğimiz vergi 26,5 milyar TL. Burada üretim yapan bazı fabrikaların merkezi İstanbul’da. Onların da merkezini buraya getirmesi lazım. Merkezi Yönetim Bütçesinden yapılan yatırımda ise 2014’te 32. sıradayken, 2018’de 35. olmuşuz. 2014-2018 arasında 837 milyon TL yatırım almışız. Tekirdağ’da 2014’te Büyükşehir’de iktidara geldiğimizden bu yana 1 milyar 750 milyon TL’lik yatırım yapmışız. Bu para 172 projeye harcanmış. İlçe belediyelerimiz yaklaşık 1,2 milyar TL yatırım yapmış. Yani 837 milyon TL’lik devlet yatırımına karşın bu dönemde belediyelerin yatırımı 3 milyar TL olmuş. Bu da CHP olarak bizim sosyal demokrat belediyecilik anlayışımızı ortaya koyuyor.

 

CHP’YE VERİLEN OYLAR İKTİDARA SARI KART OLACAK

Biz belediyelerimizle insanımızı Türkiye’nin her yerinde en gelişmiş insani standartlara ulaştırmak için milletimizin, hemşerilerimizin oylarına talibiz. Aynı zamanda 24 Haziran’dan sonra baş aşağı giden tek adam parti devleti rejiminin kendine çeki düzen vermesi için, ekonomideki sıkıntıların bitebilmesi için milletimizin bize vereceği oyların, bu koltuk ittifakına bu kibir ittifakına bir sarı kart anlamına geleceğini görüyoruz. Milletimiz bu iktidardan memnun değil. İktidar bu memnuniyetsizliğin sandığa yansımasından korktuğu için gündemi değiştirmeye çalışıyor. Ama daha da önemlisi Tekirdağ’daki kararlardan da gördüğümüz gibi sandık güvenliğinden sorumlu seçim kurullarının görevlerini yapmaması için talimatlar yağdırıyor. Bundan vazgeçsinler.

CHP heyeti, basın toplantısı sonrasında pazar yeri ziyaretinde bulunarak esnaftan bilgi aldı, vatandaşların sorunlarını dinledi.

MİLLETİMİZ, İHALELERİ PAY ETTİĞİNİZ BEŞLİ ÇETEDEN BÜYÜKTÜR

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, MYK gündemiyle ilgili düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Bugün MYK gündemimizde, tabi öncelikli olarak Suriye sınırında yaşananlar ve tabi ülkenin, vatandaşlarımızın en önemli meselesi olan ekonomik sorunlar vardı. Hatırlayacaksınız, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı geçtiğimiz hafta Rusya’ya güvenli bölgeyi görüşmeye gitti. Adana Mutabakatı diyerek geri döndü. Bu 1998’de imzalanan ve Erdoğan’ın yıllardır ağzına dahi almadığı Adana Mutabakatına Rusya dönüşünde atıf yapması, bunun Rusya’nın emriyle, bu anlaşmanın karşı tarafı olan, Suriye yönetimini muhatap almaya hazırlandığını gösteriyor.

 

ADANA MUTABAKATI İMZALANDIĞINDA AKP DİYE BİR PARTİ DAHA ORTADA YOKTU

Hatırlatayım; Adana Mutabakatı, Türk diplomasi tarihinin önemli başarılarından biridir. Türkiye, tek kurşun atmadan, bölge ülkeleri üzerindeki ikna gücünü de kullanarak Suriye’de haklı taleplerini kabul ettirmiştir. Bu mutabakat çerçevesinde Suriye yönetimi terör elebaşı Öcalan’ı bir daha dönmemek üzere ülkesinden uzaklaştırmış, Suriye sınırları içindeki terör kampları boşaltılmış ve Suriye yönetimi PKK’nın bir terör örgütü olduğunu da kabul etmiştir. Bu mutabakattan bir süre sonra Suriye-Türkiye ilişkileri normalleşmeye başlamış, Adana Mutabakatı AKP diye bir parti yokken imzalanmıştır.

 

EMEVİ CAMİNDE NAMAZ KILMA RÜYALARI SONA ERMİŞ GÖRÜNÜYOR

Erdoğan’ın beğenmediği eski Türkiye, devlet aklını, diplomatik bilgi ve birikimini kullanarak bu anlaşmayı gerçekleştirmiştir. Bu diplomatik başarıyı Putin’in Erdoğan’a hatırlatması, bir çıkış yolu olarak göstermesi, ülkemizde kaybolan kurumsal hafızayı ve liyakat açığını açık, seçik ortaya koymaktadır. Saray Cumhuriyet Halk Partisini ve Dışişleri Bakanlığındaki yetkin kadroları dinlemiş olsaydı, Putin’den akıl almak ya da emir almak zorunda kalmazdı. Artık yeni Türkiye diyerek ülkemizi Suriye’de bataklığa sürükleyenlerin öyle gözüküyor ki, Emevi Caminde namaz kılma hayalleri, rüyaları sona ermiştir. Erdoğan Suriye konusunda Cumhuriyet Halk Partisini dinlemiş olsaydı bugüne kadar yaşadığımız acıları, gözyaşını ve kargaşayı yaşamazdık, bu kadar risk almazdık. Bugün de bu konuyla ilgili olarak Dışişlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız sabah oldukça doyurucu bir açıklama yapmıştır.

 

EMPERYAL GÜÇLERİN FISILDADIKLARINA DEĞİL GAZİ MECLİS’E KULAK VERİN

Yine Erdoğan bizi dinlemiş olsaydı Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı (OBİT) çerçevesinde bölgede barış çoktan sağlanmış, şu anda Akdeniz’de büyük bir kalkınma hamlesini gerçekleştiriyor olacaktık. AKP Genel Başkanı’nın ve etrafındakilerin bundan sonra emperyal güçlerin koridorlarda kulaklarına fısıldadıklarına değil, milletin ve onun iradesinin sesi olan Gazi Meclis’in sesine kulak vermelerini bekliyoruz. Yine hususla ilgili olarak belirtmem gereken bir şey daha var. 31 Mart’tan sonra açıklanacak ve yürürlüğe girecek bir ABD-Rusya mutabakatıyla, emperyalist güçler tarafından ülkemize birtakım roller dayatılması ihtimali olmasına karşı kendilerini de uyarıyoruz.

 

VATANDAŞIMIZ MEMNUN DEĞİL, SANDIKTA GEREKLİ UYARIYI YAPACAK

Şimdi aziz milletimize soruyoruz: Bu iktidarın yaptığı hatalar nedeniyle Suriye’de yaşadığımız onca acıdan, verilen onca şehitten, şehirlerimizde artan huzursuzluktan, şimdi açıklanmayan ancak 31 Mart’tan sonra karşı karşıya kalma ihtimali olan dayatmalardan, senin cebinden alınmış vergilerden Suriye’den kaçıp gelenlere 35 milyar dolar harcanmasından memnun musun? Değilsen bak önüne sandık geliyor. 31 Mart’ta sandıkta bunlara, bu hataları yapanlara gerekli uyarıyı yapacağından hiç şüphemiz yok. Umarız bu uyarı, Sarayın kibirli adamıyla, Sarayın bekçisine doğruyu göstermeye vesile olur, kendilerine bir çeki düzen vermelerini sağlar.

 

YANDAŞ MÜTEAHHİDİN DERTLERİYLE DERTLENİYORLAR

Saray ve efradı, Beştepe’deki Saraylarına taşındıklarından bu yana milletten koptular. Artık milletin derdiyle değil, kendilerinin ve havuz müteahhitlerinin, yani millete söven beşli çete üyelerinin dertleriyle dertlenir hale geldiler. Belediyelerden aile ve yandaş vakıflara yapılan kaynak aktarımları, adrese teslim dövizli ihaleler, garanti adı altında milletin cebinden şirket kasalarına döşenen hortumlar, kamu bankalarından yandaşlara verilen krediler hep aynı isimlere.

 

MİLLİ HARP SANAYİMİZİN EN KRİTİK FABRİKALARINDAN BİRİNİ VERDİLER

Daha yeni, “Türk olmaktan mutluluk duymam” diyen, tek vasfı Erdoğan’a âşık olmak olan iş adamına ve Katar ordusuna milli harp sanayimizin en kritik fabrikalarından birini verdiler. Geçtiğimiz haftalarda Genel Başkanımız Saraya ve sarayın bekçisine bununla ilgili 9 soru sordu. Biz bu soruları spor olsun diye değil, milletimiz adına ülkemizin varlıklarının Saray tarafından ona buna peşkeş çekilmesini önlemek için soruyoruz. Çekilip çekilmediğini anlamak için soruyoruz. Milletimiz adına da cevap bekliyoruz. Hala sorularımıza ne Saraydan, ne de Sarayın bekçisinden bir tane cevap yok.

 

BEKA MÜCADELESİ DEDİKLERİ, HORTUMCU PİYASA EKONOMİSİ

Adalet ve Kalkınma Partisi ile onun Saray’ın bekçisinin bahsettiği beka mücadelesi işte bu yukarıda anlattığım hortumcu piyasa ekonomisi içindir. Milletimizin geleceğini ve kaynaklarını talan etmenin adını beka koydular. Bunlar kendi menfaatlerinin derdine düşmüşler. Tüm mücadeleleri de bu dönen çark bozulmasın diye yapıyorlar. Millet umurlarında dahi değil.

 

MİLLETİMİZ, İHALELERİ PAY ETTİĞİNİZ BEŞLİ ÇETEDEN BÜYÜKTÜR

“Dünya beşten büyük” deyip duruyorlar; biz de diyoruz ki Türkiye de, milletimiz de sizden ve ihaleleri pay ettiğiniz yandaş beşlinizden çok daha büyüktür. Şimdi milletimize soruyoruz; tüm ihaleleri adrese teslim eden, atadan deden kalan son gümüşlerimizi, milli harp sanayimizin stratejik tesislerini Katar ordusuna peşkeş çeken, Belediyelerin kaynaklarını eş, dost, akraba vakıflarına aktaran bu mirasyedi Saray rejiminden memnun musunuz?

 

DAMADI, DAVOS DAĞLARINDA OKSİJEN ÇARPMIŞ

Sarayın Damadı geçtiğimiz günlerde İsviçre Alplerinde, dünya jet sosyetesi ve faiz lobileriyle, döviz baronlarıyla beraber oldu. Sosyete Damat, Davos’un yüksek dağlarında oksijen sarhoşluğuna kapılmış olmalı ki, ekonomimiz yangın yerine dönmüşken millete Saray usulü “harikalar diyarı” masalları anlattı. 2019 yılında Türkiye ekonomisinde; AB komisyonu yüzde 1,5; Uluslararası Finans Enstitüsü yüzde 0,9; Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) yüzde 0,4; son olarak da Uluslararası Para Fonu (IMF) yüzde 2 civarında bir daralma bekliyor. Böyle bir daralma beklenirken, Damat çıkıyor, 2019 yılında “kaliteli büyümeye odaklandık” diyor. Olmayan büyümenin kalitesi nasıl olacak? Bunu bir anlatsınlar.

 

BÜTÇEDEN BİR DEFALIK GELİRLER AYIKLANINCA GERÇEK TABLO ORTAYA ÇIKIYOR

Ekonomide gökyüzü kararmış, millet kendini fırtınalı bir denizin ortasında kaptansız kalmış bir gemide hissediyor. Bunlar hangi kaliteden, hangi büyümeden bahsediyorlar anlamak mümkün değil? Bu arada kayınpederden torpilli bakan faiz lobilerine ve alacaklılara güven vermek amacıyla, “mali disiplinden taviz yok” demiş. Şimdi bir kere oturacak kendi bakanlığının yayımladığı, program tanımlı bütçe dengesine bir bakacak. 2018’de 1,3 milyar TL fazla verdiğini açıkladıkları “faiz dışı bütçe dengesi”; özelleştirme, TCMB’den kâr transferi, bedelli askerlik ve imar affı gibi bir defalık gelirler ayıklandığında 55,6 milyar TL açık vermiş. Bu neden önemli? Bu gelirleri bir sonraki yıl tahsil edemeyeceksiniz, alamayacaksınız, alamadığınız zaman ne olacak? O açık ortaya çıkacak. O nedenle önemli. Bir başka konu, 2017’de böyle tanımlanmış açığın büyüklüğü ne kadar? 14,7 milyar. Açığı dörde katlanmışlar. Bütçe disiplini falan diye bir şey yok. Tabii bu arada kayınpeder de boş durmuyor. Son günlerde tekrar döviz manipülasyonlarından, ekonomiye dış müdahalelerden, komplolardan bahsetmeye başladı.

 

BÖYLE KÖTÜ YÖNETİM OLDUKÇA KOMPLOYA İHTİYAÇ YOK

Hep söyledik, hep uyardık. Ülkeyi bu kadar dış borca batırmayın dedik. El atına binen tez iner dedik, ama dinlemediler. Bu nedenle bu kadrolar başta oldukça bu ülkeye kimsenin komplo yapmasına ihtiyaç yok. Borç alan emir alır, onlar da emir alıyorlar; Trump emretti, rahibi 24 saatte oval ofise gönderdiler. ABD Başkanı “Ekonominizi mahvederim” dedi; telefon açıp, “Yapma etme anlaşalım” dediler. “Bir gece ansızın gelebiliriz” diye esip gürleyenler, sınıra tanklarımızı yığdılar, adamlar “Hooop yavaş gelin” dedi pısıp kaldılar.

 

KUR DÜŞÜYOR ÇÜNKÜ EKONOMİ DURDU

Şimdi çıkıp “Döviz kuru düşüyor” kriz bitti diyorlar. Kur neden düşüyor? Ben size anlatıyım, çünkü ekonomi durdu, çünkü ekonominin dövize ihtiyacı kalmadı. Dövize ihtiyacımız kalmamasına rağmen duran bir ekonomide dünya piyasalarından tefeci faiziyle borçlanıyorlar. Bu aldıkları borçları da kamu bankaları aracılığıyla döviz piyasalarına veriyorlar, dövizi daha da aşağı çekmek için uğraşıyorlar. Ekonomi durduktan sonra döviz düşmüş, faiz düşmüş neye yarar?

 

16 YILDIR İKTİDARDA OLANLARIN ŞİKAYETE HAKKI YOKTUR

Bunların bildiği bir tek şey var, ekonomiyi borcu borçla çevirerek, mahalle baskısıyla, zabıta tedbirleriyle götürmek. Ama Millet perişan, üretici perişan, işçi perişan, esnaf perişan, yaşananların sorumlusu ise onlara göre ya dış güçler ya soğan depoları ya marketler ya da pazarcılar. Kendilerinin hiçbir sorumluluğu yok. Dahası, bunları söyleyen 16 yıldır iktidarda. Üreticiden tüketiciye giden zinciri paramparça ettiler, yandaşlarla doldurdular arayı. Şimdi hem çiftçi hem tüketici perişan. Millet bunlara yetkiyi, sorun çözsünler diye verdi. Bunlar sorunu çözmek yerine boyuna şikâyet ediyorlar. 16 yıldır iktidarda olan bir kadronun artık şikâyet etme hakkı yoktur. Çözeceksiniz, çözemiyorsanız gideceksiniz. Ne demişler? Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.

 

YEREL SEÇİMDEN SONRA EKONOMİYİ IMF’YE TESLİM EDECEKLER

Saraydaki kibir abidesinin ve damadının seçimlere kadar tek bir öncelikleri var 31 Mart’a kadar aspirinle pansumanla durumu idare etmek. Yerel seçimler biter bitmez de ekonomiyi faiz lobilerine, sıcak paracılara ve IMF’ye teslim etmek. Her söylediğimize laf yetiştiren Sarayın seçimden sonra IMF’yle anlaşacaksınız dediğimizde çıtı çıkmıyor. Niye? Çünkü sükût ikrardan geliyor. Ancak ne yaparlarsa yapsınlar bu şekilde Merkez Bankası kârını arttıracaksın, şunu bunu yapacaksın… taşıma suyla bu değirmen dönmez.

 

BU KOVANIN DİBİ YOK

Bakın, 18 Ocak’ta Merkez Bankası kârını, 34 milyar TL’dir, hazine aktardılar. Hazinede aldı bunu Merkez Bankasındaki hesabına koydu. 5 günde, 18 Ocak ile 25 Ocak arasında bu hesaptan 21,7 milyar TL para çekmiş. Buna hiçbir şey dayanmaz. Yani yarısından fazlasını gelen avansın bir haftada kullanmış. Bu kovanın dibi yok.  Bu para seçime kadar bunlara yetmez. Ne yapıyor? O zaman gidiyor yurt dışından tefeci faiziyle borçlanıyor. Neden? İçerde faizler artmasın diye.

 

DÜNYANIN NERESİNDE VAR BÖYLE KAZANÇ!

İki sene önce yurtiçinde TL cinsinden borca ödediği faizi, şimdi dolar cinsinden borca ödüyor. Millete açık açık tefeci faizi ödetiyorlar. Geçtiğimiz hafta da 1 milyar 250 milyon Avroluk dış borçlanmayı yüzde 4,75 yani yüzde 5’e yakın bir faizle yaptılar. Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar yüksek faiz yok. Sadece dış borçlanmayla da değil, döviz ve faiz oyunlarıyla da içerde sıcak paracıları abad ediyorlar, faiz lobilerini abad ediyorlar. Bu yılın başında ya da 25 gün önce diyelim, Türkiye’ye 1 milyon dolar getirip Hazine kağıdına yatıran biri bu 25 günün sonunda yüzde 2,3 kâr elde etti. Yani 22 bin 859 dolar kazandı. Peki ABD’de bu kârı ne kadar zamanda kazanıyor devlet kağıdına yatırsa parayı? 2 yıl. Bizde 25 günde, ABD’de 2 yılda. Her ikisi de dolarla. Dolar cinsinden kazanç. Peki yine bu yılın başında 1 milyon dolar getirip borsaya yatıran biri ne kadar kar elde etti? Yüzde 12 kazanç elde etti. Yani 119 bin 404 doları cebine aldı gitti. Dünyanın neresinde böyle bir kazanç var arkadaşlar, nerede kazanıyor, kim kazanıyor bu kadar parayı?

 

BUNUN ADI GAZİNO KAPİTALİZMİ

Bunun adı “gazino kapitalizmidir”, bunun adı hortumcu piyasa ekonomisidir. Bu parayı kim ödüyor? Milletimiz ödüyor.  Sarayın hataları bir avuç sıcak paracıyı ihya ederken, milletimiz kan ağlıyor. Bir ayda milletin parasından sıcak paracılara bu yollarla 13-14 milyar dolar gidiyor. İşsizine iş imkânı sağlayamıyorsun, emekline hak ettiği parayı veremiyorsun, çiftçisine destek ödeyemiyorsun, ama sıcak paracılara akıl almaz faizleri ödüyorsun. Bunun sonu yok. Hatalı politikaları sonucunda ekonomiyi sıcak paracılara ve faiz lobilerine teslim edenler pahalılığın faturasını şimdi kalkmışlar soğan depolarına, pazardaki ve marketteki fiyat etiketlerine yıkmaya çalışıyorlar.

 

İKTİDAR VATANDAŞIN SESİNİ DEĞİL, BEŞLİ ÇETENİN SESİNİ DUYUYOR

16 yıldır iş başındalar, bunları önleyecek tedbirleri neden almadılar? Kamyoncu esnafımız perişan yük bulamıyor. Bundan birkaç ay önce mazotun litresi 6 lira 40 kuruşa çıkmıştı ama taşıyacak yük buluyorlardı. Şimdi mazotun litresi 6 lira 10 kuruş civarına düştü ama şu anda kamyoncular taşıyacak yük bulamıyorlar. Çünkü neden? Ülkemizde üretim durdu, fabrikalar iş yapamaz hale geldi. Yurdun dört bir yanında tavuk üreticileri zor durumda. Son olarak Adana’da ihracat şampiyonu bir firma konkordato ilan etti. Üretici birlikleri ardı ardına açıklama yapıyorlar. “Masraflarımızı ödeyemez hale geldik. 1 Şubat’tan itibaren çiftliklerimize civciv koymama kararı aldık” diyorlar. Nitekim gazetelerde de haberler çıkmaya başladı civcivler ölüme terk ediliyor. Yarın beyaz et ve yumurta fiyatları, çöken üretim nedeniyle alıp başını gittiğinde iktidar sahipleri dönüp kendilerine bakmayacaklar, biz hata yaptık demeyecekler yine dönecekler marketlerdeki etiketlere bakacaklar. Siz hata yapmazsanız, marketteki etiketleri üretimi teşvik ederseniz,  marketteki etiketleri iyi denetlerseniz, şu zinciri rekabete açık, yandaşa vermek yerine rekabete açık hale getirirseniz bu fiyatlar düşer, vatandaşımızda ucuz et yer. Ama sizin derdiniz milletin derdine çare bulmak değil, sizin derdiniz sıkıştığınızda çözüm yerine sadece şikâyet etmek. Şuanda inşaatlarda seramik işlerinin en yoğun olduğu dönemdeyiz ve seramik fabrikaları iflas ediyor. İnşaattaki kriz seramik fabrikalarını da vuruyor. Kamuya iş yapan müteahhitler paralarını alamıyorlar, teminat mektuplarını yapıyorlar, meclisten düzenleme çıkarıyorsunuz ona rağmen 2,5 milyar liralık teminat mektubu küçük müteahhitlerde var. Öyle konuştuğumuz havuz müteahhitleri beşli çete falan değil. 2,5 milyar liraya yakın teminat mektubu yanmış vaziyette. Birde üstüne üstlük bunlar ihalelerden de yasaklanıyorlar. Yine 2017’den itibaren kamuya iş yapan inşaatçıların artan girdi maliyetleri çok ciddi bir sorun haline gelmiş vaziyette. Fiyat farkı kararnamesi ve geciken işler için ek süre istiyorlar ama bunların sesini duyan yok. Kimin sesini duyuyorlar, havuz müteahhitleri ve beşli çete.

 

SARAY SAKİNLERİNE TAVSİYEM: PAZAR YERİNE GİTSİNLER

Ben Saray sakinlerine tavsiye ediyorum. Bir pazar yerine gitsinler. Bakalım vatandaşlarımızdan neler duyacaklar, pazarcılardan neler duyacaklar! Onlar saraylarında 4 bin TL’lik çayları yudumlarken; Pazarlarda fiyatlar uçmuş, sebze, meyve vatandaşa zehir olmuş. Pazar esnafı müşteri korkup kaçmasın diye, sebzeye ya etiket koymuyor ya da yeni bir uygulama başlatmış malın yarım kilosunun fiyatını etikete yazıyor. Yarım kilosu şu kadar. Soruyorsunuz niye böyle? “Ispanağa 8 TL etiket koyduğum zaman diyor pazarcı müşteri dönüp gidiyor. O yüzden de ben ya etiket koymuyorum ya da yarım kilonun fiyatını koyuyorum.” Doğu’da soğan satan bir pazarcı esnafımız tezgahına dolarla etiket koymuş. Bu ne diye soruyorsunuz, “Halk garibandır” diyor esnaf. Esnaf bunun farkında. Soğan, patates bu kadar pahalı olur mu diyor? Vicdan merhamet işi mi diyor? Ben de tepkimi böyle gösteriyorum” diyor. Dolarla etiket koyarak gösteriyorum. Ama Saray’da yaşayanlara göre pazardaki yangının tek sebebi soğan depoları, aracılar, fırsatçılar! Bugüne kadar izledikleri çiftçiyi ezen ithalat politikalarının ve kanunun emretmesine rağmen üreticiye vermedikleri desteklerin, üretimi bitirmiş olmalarının, bugün çiftçimizin iki Trakya’dan daha büyük bir araziyi ekemez duruma gelmiş olmasından hiç bahsetmiyorlar. Bunda sanki onların hiçbir payı yokmuş gibi.

 

YETKİ SONSUZ, SORUMLULUK SIFIR

Saraydaki zevat bu ülkede yaşanan hiçbir şeyin sorumluluğunu almıyor. Yetki sonsuz, sorumluluk sıfır! Bu arada Antalya’da fırtına ve hortum nedeniyle yaşamını yitiren vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, acılı ailelerine sabır diliyorum. Ama diğer taraftan bu hortum nedeniyle bin dönüme yakın sera ve bahçe zarar gördü. Ben, biran önce bunlarla ilgili gerekli önlemlerin alınmasını takip ettiğimizi sizlere söylemek istiyorum. Gerek geçtiğimiz hafta Adana’da yaşanan sel felaketi, gerekse Antalya’da yaşanan bu felaket pazardaki ve marketteki fiyatlara da olumsuz yansıyacaktır. Biz, en kısa sürede üreticilerimizin zararının telafisi için iktidarın gerekeni yapılmasını bekliyoruz.

 

BİZ VATANDAŞIN YANINDAYIZ, SOSYETE DAMAT İSVİÇRE ALPLERİNDE FAİZ LOBİLERİYLE

Bu dertleri bir biz takip ediyoruz, biz dinliyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi Ekonomi Masası koordinasyonunda milletvekili ve parti meclisi üyelerimiz Anadolu ve Trakya’yı karış karış tarıyorlar. Esnafın, işçinin, çiftçinin, sanayicinin, tüccarın, dertlerini dinliyorlar. Bizler de onların tespitlerini alıyoruz, vatandaşların derdini çözmesi gerekenlerin dikkatine sunuyoruz. Her hafta sunuyoruz bu kürsüden dikkat ederseniz. Ama bu dertlere çözüm bulması gerekenlerin derdi millet değil; düşündükleri Davos’un milyarderleri, tek bir adım atmıyorlar. Memlekette sıkıntı bini aşmış. Sosyete Damat İsviçre Alplerinde jet sosyete ve faiz lobilerine dil döküyor. Milletin derdini dinlemeye ve çözmeye zaman bulamıyor.

 

SİZ DAMADINIZI DÜŞÜNÜRSENİZ, MİLLET DE KENDİ EVLADINI DÜŞÜNÜR

Hadi milletin halini görmüyorlar, bari rakamlara bir baksınlar. Ama onu da okuma kabiliyetleri yok. 2019’a tüm güven endeksleri şunu gösteriyor. Vatandaşın iktidara güveninin kalmadığı bir ortamda giriyoruz. Oysa bir ekonomide toparlanmanın birinci koşulu güveni sağlamaktır. Güveni sağlayacaksınız. Size ekonomideki tüm oyuncular size güvenecekler. Ama Türkiye’de çok ciddi bir güvensizlik var. Bunun nedeni de milletten kopan saray. Sarayın akraba-i taallukatını kritik görevlere ataması, devletin kasasını damadına emanet etmesi ciddi şekilde güvensizlik yaratıyor. Ama şunu söyleyeyim, siz damadınızı düşünüyorsanız; millet de kendi evlatlarını düşünecektir bundan hiç şüpheniz olmasın.

 

ÖNCE PARTİLİLERİ HAKİM SAVCI YAPTILAR, ŞİMDİ ANAYASA MAHKEMESİNE ATIYORLAR

Milletin canının, malının güvencesi olan yargıya yapılan atamalar da Saray rejimine duyulan güveni aşındırmaya devam ediyor. Devletin en yüksek mahkemesi olan Anayasa Mahkemesine geçtiğimiz günlerde Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı, AKP’li eski bir vekili ve Adalet Bakan Yardımcısını üye olarak atadı. Bir daha söylüyorum, Anayasa Mahkemesine AKP Genel Başkanı, AKP’li bir eski milletvekilini atadı. Adalet Bakan Yardımcısı sıfatını da taşıyordu bu atanan kişi. Hatırlayalım bu süreç Adalet ve Kalkınma Partisinin avukat olan yöneticilerin hâkimliğe ve savcılığa atanmasıyla başladı, en sonunda Anayasa Mahkemesine kadar geldi. İşte hukuka, yargıya güven kalmamasının en önemli nedenlerinden biri de bu. Demokrasiyi sadece sandığa indirgiyorlar, ondan sonra da dönüyorlar sandığın namusunu koruyacak kurumların canına okuyorlar. O zaman nerede kaldı sandığın meşruiyeti? Bütün bunlar ülkenin geleceğine gölge düşürüyor. Biran evvel bu hatalı uygulamalardan vazgeçilmesi lazım.

 

SARAYIN GÜVEN AÇIĞINI IMF’YLE KAPAMA PROJESİ

Sarayın, güven-kredibilite açığını IMF’yle kapatma projesi oldukça hızlı ilerliyor arkadaşlar. Başta söylemiştim, IMF bir yeni değerlendirme metni yayımladı dünya ekonomisiyle ilgili. Bunun içinde diyor ki 2019’da Türkiye ekonomisinde beklenenden yüksek bir daralma olacağını ifade ediyor. Ekim ayında demişti ki, Türkiye 0,4 büyüyecek. O günden bugüne işte ağırlıkları aldığınız zaman, diğer ülkelerin rakamlarına baktığınız zaman Türkiye ekonomisinde yüzde 2-2,5 aralığında bir küçülmeyi bekledikleri anlaşılıyor. Bu neyin ipucunu veriyor bize? IMF ile hükümet arasında bir anlaşmaya doğru gidiş var ise bu anlaşmanın maliyetini gösteriyor. Biz uzun süredir bu anlaşmanın çok maliyetli olacağını söylüyoruz.

 

MART SONUNDA BAHAR MI GELECEK, IMF KIŞI MI?

IMF ile Yunanistan arasında bu kriz çerçevesinde kıyılan nikahın yarattığı travmayı ben tekrar milletimize hatırlatmak istiyorum. Yunanistan’da çalışanların maaşlarını kestiler, azalttılar, dolaylı vergileri olağanüstü arttırdılar, bir sürü kamu kuruluşunu kapattılar insanları sokağa bıraktılar, Belediyelerin sayısını azalttılar insanları sokağa bıraktılar, işte bunlar IMF’nin Yunanistan’la nikah kıymak için masaya koyduğu koşulların bazılarıydı. Bir kez daha bu iktidara soruyoruz, 31 Mart’tan sonra IMF ile bu koşullarda bir anlaşma imzalayacak mısınız, imzalamayacak mısınız? Milletimizin bunu bilme hakkı var. Ama sükûtunuzdan imzalayacağınız anlaşılıyor. O nedenle ben milletime soruyorum. “Martın sonunda ülkeye bahar mı gelecek, yoksa IMF’nin kara kışı mı gelecek?” Tercih milletimizindir. Artık karar da söz de millete ait.

 

AKP BELEDİYECİLİĞİNİN TÜKENDİĞİNİ GÖSTERİYOR

Hatırlayacaksınız Sarayın kibirli sahibi “metal yorgunluğuna uğradılar” dedi birçok belediye başkanını görevden aldı. Aslında bu AKP belediyeciliğinin tükendiğinin çok açık seçik bir itirafıydı. Milletimiz de artık Adalet ve Kalkınma Partisi belediyeciliğinin kendilerine hiçbir şey veremeyeceğini görüyor. Bu korku içinde Adalet ve Kalkınma Partisi bakanları, milletvekilleri belediye başkan adayları kampanya yapıyorlar ve bu kampanya sürecinde şimdi son çare olarak belediye başkan adaylarına oy isterken özelliklede bakanlar Yüce Allah’a şirk koşmaya başladılar.

 

OY İÇİN VATANDAŞA CENNETTEN TAPU DAĞITMAYA YELTENİYORLAR

Eski Bakanın ağzından çıkan “Belediye Başkanımıza vereceğiniz destek yarın ruzi mahşerde, yine sizin berat belgelerinizden biri olacaktır” sözleri korkunun dağları beklediğini gösteriyor. Seçim kaybetme korkusunun dağları beklediğini gösteriyor. Zamanında belediye arsalarını parsel parsel FETÖ’ye dağıtanlar, şimdi oy için vatandaşlara cennette tapu dağıtmaya yelteniyorlar. Daha da acısı, bu sözleri söyleyen kişinin bu ülkede TBMM Başkanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı ve Millî Savunma Bakanlığı yapmış olmasıdır.

 

SEÇİM KORKUSU BEKÇİ KULÜBESİNE SİRAYET ETTİ

Bu arada Sarayı saran seçim korkusunun sarayın bekçi kulübesine de sirayet ettiğini görüyoruz. Sarayın bekçisi seçim öncesinde Maduro’dan mağdura yatmaya başladı. “Maazallah ABD seçimden sonra Kılıçdaroğlu’nu tanırsa ne yaparız” demiş. Bahçeli merak etmesin sadece ABD değil bütün dünya bizi bilir. Bizim Sakarya’da, Dumlupınar’da, Kıbrıs’ın beş parmak dağlarında emperyalizme attığımız tokadı, gücünü sadece aziz milletimizden alan, Kuvayı Milliyecilerin partisi olduğumuzu gayet iyi bilirler. Çok da iyi hatırlarlar. Bizim ve Genel Başkanımızın bazıları gibi “bizi deliğe süpürmeyin” diye yalvararak meşruiyeti emperyal güçlerin desteğinde aramayacağımızı çok çok iyi bilirler.

 

 

 

BU KADAR KIYAKÇILIĞIN SONU SARAYIN AYAKÇISI OLMAKTIR

Sarayın bekçisi Bahçeli bu saçma sapan işleri bıraksın, milli harp sanayimizin Katar ordusuna ve onun “Türk olmaktan mutluluk duymam” diyen ortağına peşkeş çekilmesiyle ilgilensin. Saraya bu kadar kıyakçılık yaparsa sonu, sarayın ayakçısı olmak olur. Ben bunu kendisine hatırlatmak isterim. Bunların işleri bu kadar ayağa düşürmeleri, bu kadar hadsizleşmeleri seçimi kaybettiklerini artık iyice anladıklarını gösteriyor.

 

TEK BİR OYUN ZİYAN OLMASINA İZİN VERMEYECEĞİZ

Aynı zamanda bu, söz konusu kafaların her şeye tevessül edebileceklerini de açık seçik ortaya koyuyor. Bu nedenle seçim güvenliği çalışmalarımızı titizlikle sürdürüyoruz. Bilgi ve İletişim Teknolojilerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığımız, tespitlerini kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Seçimi CHP kazanıyor, milletin iş birliği kazanıyor, tek bir oyun dahi ziyan olmasına izin vermeyeceğiz.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı adınız ve kurum ismiyle beraber alayım.

Soru- HDP’nin yedi büyükşehirden aday çıkarmaması CHP ve İYİ Parti işbirliğine destek olarak yorumlanıyor. Hatta İYİ Partili vekil Tamer Akkal’da görevinden istifa ederken bu yönde açıklamaları oldu. Siz bu iddiaları nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Arkadaşlar bizim kiminle işbirliği yaptığımız, kiminle ittifak yaptığımız Genel Başkanlarımız tarafından açıklandı. Biz kimseden bir şey gizlemiyoruz. Ama kimse bizden de niyet okumamızı beklemesin. Bir yerlerden ben aday çıkarmıyorum diyorsa bir parti bu onun kendi iç işidir.

Bir şeyin altını çizmek istiyorum, CHP ve İYİ Parti milli bir işbirliğini gerçekleştirmişlerdir. Şimdi bu işbirliğinin sandıkta çok büyük bir milli mutabakata dönmesini bekliyoruz. Bu çerçevede başta AKP’ye oy verenler olmak üzere, MHP’nin de, HDP’nin de, diğer tüm partilere oy veren seçmenlerin oylarına talibiz. 57 milyon seçmenin tamamının oyuna talibiz. Kimse bizden başkasının niyetlerini falan okumamızı beklemesin.

Soru- Efendim Erdoğan’ın bugünkü konuşmasında aslında bazı cümleleri de oldu işte faşist zihniyet diye ve Aslanköy seçimlerini hatırlatarak. Cevaben ne söylemek istersiniz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi ben hakikaten üzüntüyle izliyorum. Yani çaresizlik içinde nereden CHP’ye ve millet işbirliğine saldırabilirim diye düşünüyorlar. Ve insanların geçmişine bakarak Türkiye’de CHP’nin tek parti dönemlerindeki bir takım uygulamalarına bakarak bunların hangi şartlar içinde yapıldığının farkında olmayarak ya da farkında olup da kullanmak amacıyla kullanıyorlar ve buradan çok ciddi husumet çıkarmaya uğraşıyorlar. Millet yoruldu bundan. Millet birlik istiyor, beraberlik istiyor, husumet istemiyor. Birbirine hoşgörüyle bakmak istiyor. Kendi beldelerinde, kendi ilçelerinde, kendi şehirlerinde dünyadaki en gelişmiş ekonomilerin standartlarında yaşam şartları istiyor. Bunun peşinde. Biz bunu vermeye uğraşıyoruz, bunu veremeyeceklerini anlayanlar kendi belediyelerine artık bunlar metal yorgunudur deyip görevden alanlar, istifa ettirenler belediye başkanlarını çıkmışlar şimdi bambaşka bir husumet üzerinden oy devşirmeye çalışıyorlar. Her şey milletimizin gözü önünde oluyor, bunların hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur, milletimiz 31 Mart’ta gereğini yapacaktır.

Ben 31 Mart’tan sonrası 1 Nisan sabahı bu ülkede bahar olacağını görüyorum. Milletimizin elinin tersiyle IMF kışını iteceğini gayet iyi görüyorum.

Soru- Efendim müsaadenizle iki sorum olacak. Birisi, İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayınız Tunç Soyer’e yönelik. MHP lideri Devlet Bahçeli’den de bir eleştiri geldi ülkücüler ve devrimciler oy vermez diye. İYİ Partinin İzmir teşkilatından bir eleştiri vardı, AK Partiden de geldi. Bir bu konuyu nasıl yorumluyorsunuz?

İki; aday listeleriniz sonrasında parti içerisinde bazı itirazlarda oldu, bazı ilçelerde istifalarda yaşandı. Bunları nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bunlardan birincisine hemen cevap vereyim. Tunç Soyer İzmir’de çok ciddi heyecan yaratan ve tüm İzmirlileri kucaklamaya hazır olan, İzmir’in hiçbir ilçesi arasında ayrım yapmadan İzmir’de dünyanın en gelişmiş yaşam standartlarını gerçekleştirebilecek bir kadroyla harekete geçiyor. İzmirlilerde bunu görmüş vaziyette. İşte iktidarın telaşı da bundan. İktidarın ve onun bekçisinin telaşı da bundan. Yani insanların geçmişine, babasına, sülalesine bakıp buradan bir husumet çıkarmaya çalışmak çaresizliğin ta kendisidir.

İkinci sorunuza gelince, şunu ifade edeyim. Bu tabi bunlar bizim partimizin iç işleri. Her partide aday belirleme sürecinde bu tür gelişmeler olur, biz bunları kendi içimizde değerlendiriyoruz arkadaşlar.

Soru- Bir dahaki PM toplantısının tarihi belli oldu mu?

Faik ÖZTRAK- Bir dahaki PM toplantısının tarihi henüz daha belli değil ama en kısa sürede diyoruz. Yani bu hafta sonu veya önümüzdeki hafta içinde herhangi bir gün olacak.

Soru- Efendim son Parti Meclisi toplantısında Kadıköy’e ilişkin bir oylama yapılmıştı ama sanıyoruz 30’a karşı 29’la kabul edilmişti. 31 oy almadığı için yeniden bir oylama yapılmasının gündemde olduğu belirtiliyor. Nedir verilen son karar?

Faik ÖZTRAK- Bu bizim iç işimiz. Yetkili kurullarımızda inceliyoruz, inceleme sonuçlandığında ne olduğunu sizlerle paylaşırız.

Soru- Efendim Sayın Canan Kaftancıoğlu’nun istifasıyla ilgili Sayın Grup Başkanvekili Engin Altay’ın bir açıklaması oldu. CHP’de büyük tahribata yol açtı dedi bu istifa ve bu şımarıklığa rağmen görevine devam edemez, eğer devam ederse bu kez başka istifalar gelir şeklinde bu süreci yorumladı efendim. Sizin değerlendirmeniz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Biz bunları kamuoyu önünde tartışıp milletin gerçek dertlerinin, sıkıntılarının unutulmasını istemiyoruz. Bunlar bizim kendi iç işlerimiz. Bu iç işlerimizle ilgili gelişmeler olduğunda sizlere açıklanabilecek, bunları size duyururuz.

Çok teşekkür ediyorum arkadaşlar.

SAKARYA TANK PALET ÖZELLEŞTİRMESİ: ÇÜRÜMENİN VE HUKUK TANIMAZLIĞIN HİKAYESİ

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, MYK gündemiyle ilgili düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

İçinde bulunduğumuz hafta “Adalet ve Demokrasi” haftasıyla kesişiyor. İçinde bulunduğumuz günler, ülkemizin siyasi tarihine kara leke olarak geçen siyasi cinayetlerin yıl dönümlerini içeriyor. Geçtiğimiz hafta sonu, gazeteci Hrant Dink’in katledilişinin yıl dönümüydü. Önümüzde alçakça katledilip, aramızdan koparılan; araştırmacı gazeteci ve yazar, “Kalpaksız Kuvvacı” Uğur Mumcu’nun ve yine bir diğer büyük aydınımız ve bilim insanımız Prof. Dr. Muammer Aksoy’un ölüm yıl dönümleri var. Ülkemizde demokrasi ve adalete duyulan ihtiyaç her gün daha da artarken, ben hayatlarını demokrasi ve adalet mücadelesine adamış tüm aydınlarımıza Allah’tan rahmet diliyor, onları şükran ve saygıyla anıyorum. Bu insanları katledenlerin arkasındaki esas güçlerin bir an önce ortaya çıkarılmasını talep ediyoruz.

 

SAKARYA TANK PALET FABRİKASI MEMLEKET VE MİLLET MESELESİ

Bugün MYK gündemimizde, yine tabi ekonomide yaşanan kriz, Sakarya’daki fabrikanın devriyle ilgili gelişmeler, ABD’nin sınırlarımızda kuracağını söylediği tampon bölgeyle ilgili müzakereler ve tabi seçime dair önümüzde yaklaşan seçime dair diğer değerlendirmeler vardı. Hafta sonu Sakarya’da TÜRK-İŞ’in önderliğinde işçilerimiz ve sivil toplum kuruluşlarımız, Sakarya Tank Palet Fabrikası’nın, Katar ordusunun da ortak olduğu şirkete devrini protesto etmek için görkemli bir miting yaptılar. Bu meselenin sadece özelleştirme meselesi değil, aynı zamanda memleket ve millet meselesi olduğunu, işçilerimiz meydanlarda haykırdılar.

 

SARAYIN YERLİ YANDAŞLARINA VE ONUN KATARLI ORTAKLARINA PEŞKEŞ ÇEKİLİYOR

Artık ülkemizin en stratejik varlıkları da, ordumuzun malı, milli harp sanayimizin bel kemiği olan fabrikalarımız da, Sarayın yerli yandaşlarına ve onun Katarlı ortaklarına peşkeş çekiliyor. Bunun peşkeş olduğunu ben ezbere söylemiyorum. Geçtiğimiz hafta sosyal medyada önemli bir görüntü dolaştı. Sakarya Tank Palet Fabrikası’nın devredileceği şirketin sahibi aynı zamanda Erdoğan’a aşığım demesiyle de bilinen iş adamı, TMSF bünyesindeki ticari araç üreten şirketin, kendine Erdoğan tarafından nasıl verildiğini ballandırarak anlatıyordu. Hatırlatmakta yarar var. Bu şirket yandaş iş adamına devredilmeden önce Türkiye’nin en önemli kamyon ve ticari araç üreticilerindendi. Yine bu şirket aynı zamanda, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne “Kirpi” ismi verilen mayına dayanıklı zırhlı araçları da üretiyordu.

 

YANDAŞÇILIĞIN, ADAM KAYIRMACILIĞIN, ÇÜRÜMENİN VE HUKUK TANIMAZLIĞIN HİKAYESİ

Şirketin hisselerine 2013’te TMSF tarafından el konuldu.  Erdoğan’ın TMSF’ye yakın ilgisini bilmeyen yoktur. İşte bu TMSF, söz konusu şirketi, kendi tabiriyle “eski sosyalist yeni Müslüman” yandaş iş adamına veriverdi. Peki nasıl? Yandaş iş adamdan dinleyelim… Erdoğan kendine aşkla bağlı bu iş adamına TMSF’nin elindeki şirketi vermeyi teklif ediyor. Bir de “Gücün yeter mi?” diye soruyor. Yandaş iş adamı “Siz ne emrederseniz yaparım” diyerek karşılık veriyor. Ama “elimdeki varidat buna yetmeyebilir” diye de eklemeyi ihmal etmiyor. Sonra da “Bu şirketi alırsam, arkamda güçlü bir fon ve finansman lazım” diyerek Erdoğan’a Katar devletini ve ordusunu adres olarak gösteriyor. Erdoğan’da Katar Emiri’ni telefonla arıyor. Katar ordusu bu şirkete yüzde 49,9 ile en büyük ortak ediliyor. Bu da yetmiyor, Erdoğan kendisine aşık iş adamının yanına, başka bir ortak daha koyuyor.

Yandaş iş adamının anlattığı bu hikaye, ülkemizde 16 yıldır yaşanan “yandaşçılığın, adam kayırmacılığın, çürümenin ve hukuk tanımazlığın” hikayesini oluşturuyor.

 

TMSF, SERMAYENİN EL DEĞİŞTİRME OPERASYONLARININ GÖBEĞİNDE

Kendi zenginini yaratmak için koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni bir çadır devletine dönüştürme çabasının hikâyesi bu aslında. Görevi aslında vatandaşlarımızın mevduatlarına sahip çıkmak, onları sigortalamak olan ve tek adam parti devleti rejimine geçilir geçilmez Cumhurbaşkanına bağlanan TMSF, ülkemizde sermayenin el değiştirme operasyonlarının tam da göbeğinde yer alıyor. Daha önce İstanbul’da kupon arazi trafiğine vesayet eden Cumhurbaşkanlığı makamında oturan AKP Genel Başkanı, TMSF bünyesindeki şirketleri yandaşlarına dağıtıyor. Yandaşların parası çıkışmayınca da küresel finans çevrelerinde veya yabancı ülkelerin yönetimindeki dost-ahbaplar aranıyor.

 

AKP GENEL BAŞKANI SERMAYENİN EL DEĞİŞTİRME TRAFİĞİNİ YÖNETİYOR

AKP Genel Başkanı varidatı yetersiz yandaşlarına verdiği şirketlere paralı ortaklar da buluyor. Ülkede sermayenin el değiştirme trafiğine el koyuyor. Hukuk devleti ayaklar altında. Ne anayasa, ne kanun dinleniyor. Dünyanın hangi ülkesinde Cumhurbaşkanları şirket alma verme işlerine karışır, bununla ilgili iş takipçiliği yapar?

 

ADRESE TESLİM İHALE SUÇTUR

Hukukun üstünlüğünün olduğu ülkelerde, devletin devraldığı kurum ve kuruluşların yeniden sahiplendirilmesinde, asgari rekabet şartlarına uyulur. Adrese teslim ihale ise suçtur. Şimdi sormak istiyorum; parası olan hangi iş adamı gelip de bu ülkede fabrika kurar? gençlerimize iş ve aş kapısı açar? Bu tür hukuksuzlukların olduğu ekonomiler etkin çalışmaz. Küresel alanda rekabet edemez. Hızlı büyüyemez. Hukukun olmadığı ekonomilerde iktidar yandaşlarını zengin ederken, vatandaşlarına iş-aş veremez, yurttaşlar yoksulluğa mahkûm olur.

 

CİDDİ BİR MİLLİ GÜVENLİK SORUNU

Ancak Sakarya Tank Palet Fabrikasının özelleştirilmesinde bu sorunlara ek olarak daha başka ciddi sorunlarda var. Burada ciddi bir milli güvenlik sorunu var. Silahlı kuvvetlerimize ait bu fabrika milli harp sanayimizin tüm bilgi birikimiyle bir başka ülkenin ordusunun emrine veriliyor. Bu kabul edebileceğimiz bir husus değildir. Bu konuyla ilgili olarak geçtiğimiz haftada söylemiştim, Grup Başkanvekillerimiz bu tür tesislerin özelleştirme kapsamından çıkarılmasıyla ilgili olarak bir kanun teklifini TBMM’de verdiler. Şimdi bakalım yerli ve milli olmakla övünen diğer partiler ne yapacak bunun karşısında.

 

SAYIN GENEL BAŞKANIMIZIN SORULARINA YANIT GELMEDİ

Sayın Genel Başkanımız, geçtiğimiz hafta, Sakarya Tank Palet fabrikasının özelleştirilmesiyle ilgili 9 tane soru sormuştu. Bu sorulara bugüne kadar hiç bir yanıt gelmedi. Ben, bu soruları bir defa daha tekrarlamak istiyorum. Bu fabrikanın özelleştirmesi için Değer Tespit Komisyonu kurulmuş mudur? İhale komisyonu oluşturulmuş mudur? Bununla ilgili olarak bir ihale yapılmış mıdır? Yapıldıysa ne zaman, nerede, hangi usulle yapılmıştır? İhale yapıldıysa kimler bu ihaleye kimler teklif vermiştir, kaç şirket girmiştir? İhalede üretim ve satış garantisi, istihdamı koruma garantisi bunlar var mıdır? Özelleştirmeden sonra fabrikada çalışan askeri personelimize ne olacaktır? Askerimiz Katar şirketinin emrinde mi çalışacaktır? Katar ordusunun hissedar olduğu bu şirketin emrinde mi çalışacaktır? Katar’dan “hibe olarak alındığını” iddia ettiğiniz Uçan Saray ile bu fabrikanın özelleştirilmesi arasında herhangi bir bağ var mıdır? Ve eğer özelleştirme ihalesiz yapıldıysa, bu hangi kanunun verdiği yetkiye dayanılarak yapılmıştır?

 

BU, İHALEYE FESAT KARIŞTIRMADIR

Dahası, her gün yeni rezaletler ortaya çıkmaktadır. Sakarya’daki tank palet fabrikası özelleştirme kapsamına alınmadan, bu yandaş iş adamının şirketine, aylarca önceden, bu fabrikada üretim yeri tahsisi yapılmış mıdır, yapılmamış mıdır? Bu sorular cevapsız kaldığına göre öyle anlaşılıyor ki henüz daha ihaleye bile çıkılmamışken Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı, bu fabrikanın kime verileceğini açıklamıştır. Daha özelleştirmede öngörülen yasal aşamalar yerine getirilmeden ve ihale süreci tamamlanmadan bir ihalenin kimde kalacağını açıklamak ihaleye fesat karıştırmaktır ve ciddi bir suçtur.

 

BU ÖZELLEŞTİRME TELEKOM GİBİ KÖTÜ KOKUYOR

Tıpkı Türk Telekom’da olduğu gibi bu özelleştirmeden de kötü kokular geliyor. CHP olarak TELEKOM ihalesinde çok söyledik.“Bizim derenin taşıyla, bizim derenin kuşunu vurduruyorsunuz dedik, böyle özelleştirme olmaz” diye defalarca uyardık. Sonuç ortada. Yaşananlar bizi haklı çıkardı. TÜRK TELEKOM özelleştirmesinde şirketin kârı Lübnanlılara ve onun gizli ortaklarına giderken; batık kredileri ve zararı ise Türk Bankalarının sırtında kaldı. Bu konudaki hakikatler elbette bir gün ortaya mutlaka çıkacaktır. Ancak şimdi TELEKOM’daki skandaldan daha ağırı, kanunların ve hukukun temel ilkeleri yok sayılarak, Tank Palet Fabrikası’nda tek adam parti devleti rejiminde yaşanıyor.

 

SAYIN BAHÇELİ İÇİNE SİNDİREBİLİYOR MU?

Tamamen yerli ve milli Tank Palet Fabrikamızın, Katar ordusunun en büyük ortağı olduğu şirkete devri, yerlilik ve milliliği dillerinden düşürmeyen Saray ve onun bekçisi için açık söylüyorum bir samimiyet testidir. Tabi burada Sayın Bahçeli’ye de şunu sormak istiyorum: Daha önce “Ben Türk olmaktan mutluluk duymam, üzülürüm” diyen, Atatürk’ün millet tanımından hiçbir şey anlamayan bu yandaş iş adamına ve Katar ordusunun ortak olduğu şirkete, milli harp sanayimizin en kritik fabrikalarından birinin verilmesini nasıl içinize sindirebiliyorsunuz?

 

MİLLETİMİZE SORUYORUZ: MEMNUN MUSUNUZ?

31 Mart yaklaşıyor. Milletimize sesleniyoruz. Aziz milletimiz; sen, tek adam parti devleti rejiminin neden olduğu mutfağını kasıp kavuran ekonomik krizle boğuşurken, Sarayın ve onun bekçiliğine soyunanlar kendi zenginlerini yaratmaya çalışıyorlar; milli harp sanayimizin en gözde fabrikalarını Katar veya başka bir ülkenin ordusuna peşkeş çekiyorlar; adına özelleştirme denen adrese teslim ihalelerle senin evladının işinin, aşının elinden alınmasına yol açıyorlar, yoksulluğunun artmasına yol açıyorlar. Sen bundan memnun musun? Değilsen, 31 Mart’ta sandık önüne gelecek. Bunu göster ki bu işlerden vazgeçsinler. Kendilerine bir çeki düzen versinler. Biz bu çok önemli konunun takipçisi olmaya devam edeceğiz. Ülkemizin savunmasında önemli yeri olan bu fabrikanın Katar ordusuna peşkeş çekilmesine tüm gücümüzle engel olmaya çalışacağız.

 

AKP GENEL BAŞKANI TAMPON BÖLGE KONUSUNUN CİDDİYETİNİN FARKINDA DEĞİL

Ülkemizin güvenliğini yakından ilgilendiren bir diğer önemli konu; Güney sınırlarımızda kurulacağı söylenen tampon bölgedir. Bu son derece ciddi ve hassas bir konudur. Şu aşamada kurulacak bir güvenli veya tampon bölge Suriye’nin toprak bütünlüğüne ve ülkemizin uzun dönemli çıkarlarına uygun mudur? Kurulacağı söylenen tampon veya güvenli bölgenin kontrolü kimde olacaktır? Böyle bir tampon bölge, Türkiye’nin hareket kabiliyetini artıracak mıdır yoksa daha da azaltacak mıdır? Bunun gibi, yanıtlanması gereken pek çok önemli soru bulunmaktadır. Ekonomimizi çökertmekle tehdit eden Trump, bu koridor meselesini görüşmek üzere, geçtiğimiz günlerde bir senatörünü Türkiye’ye göndermiştir. Erdoğan’ın Sarayı, Beyaz Saray’dan ulak olarak gönderilen bu senatöre, devlet başkanlarına uygulanan protokolü uygulamıştır. Bu senatör, Erdoğan ile 2,5 saat görüşmüş, yetmemiş Dışişleri, Milli savunma ve MİT Başkanları ile de ayrı ayrı toplantılar yapmıştır.

Tabi kapalı kapılar ardında ne konuşulduğunu bizim bilmemize imkan yoktur. Ancak bu tampon bölge meselesinin ABD tarafından oldukça ciddiye alındığı da ortadadır. Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı’nın ifadelerine baktığımızda ise durumun ciddiyetinin pek de farkında olmadığı anlaşılmaktadır. Tampon bölgeden anladığı Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı’nın, Suriye’nin kuzeyinde TOKİ’nin 500’er metrekare bahçesi olan, ikişer katlı evler yapmasıdır. Bunun parasını ve lojistik desteğini de başta Amerika olmak üzere, koalisyon güçlerinden beklediğini ifade etmektedir.

 

SURİYE KONUSUNDA UYARIYORUZ, YİNE ÇIKIP ALDATILDIK DEMESİNLER

Yine Erdoğan, bu tampon bölgede hava kontrolünün ABD tarafından sağlanmasını talep etmektedir. Sonra da aynı Erdoğan çıkıp “Tampon bölgenin kontrolü Türkiye’de olmalıdır” demektedir. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu. Türkiye’nin kontrolünde tampon bölgeden anladıkları TOKİ’nin Suriye’de ev yapması ve bu evlerin parasını ABD’den alması ise ve yine Türkiye’nin kontrolündeki bir tampon bölgeden anladıkları ABD Hava Kuvvetleri’nin korumasında uçuşa yasak bir bölge ilan edilmesi ise soruyorum şimdi bu kontrol nasıl bizde olacak, bu kontrolü bize kim bırakacak? Böyle ciddiyetsiz bir yaklaşımın sonunda, Suriye’nin emperyal güçler tarafından parçalara ayrılması ve gelecekte ülkemizin başının bu nedenle daha çok ağrıması kaçınılmaz olmaktadır. Güvenli bölge diyerek ülke parçalamanın ne olduğunu Irak’ta gördük. Emperyalizm klasik böl, parçala, yönet taktiğini bir kez daha uyguluyor. Saray ise inşaat taşeronluğu alır mıyım derdine düşüyor. Çıkıp yeniden milletimize dönüp, “Aldatıldık, Allah affetsin!” dememeleri için biz şimdiden uyaralım.

 

YÜK, TAŞINAMAYACAK KADAR AĞIRSA TBMM DURUMA VAZİYET ETSİN

Eğer emperyalist devletler kapalı kapılar ardında kolunuzu bükmeye çalışıyorlarsa gelin TBMM’de durumu tüm açıklığıyla anlatın. Yük, taşıyamayacakları kadar ağırsa, TBMM duruma vaziyet etsin. Biz her zaman söyledik, söylüyoruz. Emperyal güçlerin tek adamın kolunu bükmesi çok kolaydır. Ama milli iradenin tecelligahı olan parlamentoları ikna etmeleri her zaman çok zor olmuştur.

 

ZİRAAT BANKASI’NI ÇÖP BANKASI HALİNE GETİRİYORLAR

Ekonomi yangın yerine dönmüşken Saray ve damadının oyun planı artık giderek anlaşılıyor. Hiçbir ciddi tedbir almadan aspirin tedavisiyle ve pansumanla 31 Mart’a kadar gitmenin, seçimden sonra da ülkeyi uluslararası para fonuna emanet etmenin derdindeler. Merkez Bankası’ndan gelecek parayla faizleri daha fazla kıpırdatmadan 31 Mart’a kadar idare edelim diyorlar. Yetmiyor, tefeci faiziyle yani iki sene önce Türk lirası borçlanmaya ödedikleri faizi dolara vererek dışardan borçlanma noktasına geliyorlar. Ve böylece hem faizleri, hem de döviz kurunu seçime kadar kontrol altında tutmaya çalışıyorlar. Şimdi bunun bir tarafında bakıyorsunuz maliye politikasıyla ilgili, para politikasıyla ilgili sıkılaştırıcı bir takım tedbirler almışlardı. Bunlara baktığınız zaman bunlarda para politikasına gevşetici yönde etki yapacak olan bir takım düzenlemeler.

Şimdi piyasada para yok diyorlar, piyasada para olmadığı için bu parayı vermeye çalışıyorlar. Aynı zamanda bir başka bir şey daha yapıyorlar. Borcu borçla çevirmeye çalışıyorlar. Şu anda piyasada ne kadar geri ödenmesinde zorluk olan kredi varsa bunların hepsini Ziraat Bankası’na devretmeye çalışıyorlar. Bunları Ziraat Bankasına devrediyorlar, Ziraat Bankasını bir çöp bankası haline getiriyorlar. Daha sonra bunun bedeli milletimiz için son derece ağır olacak. Birde Ziraat Bankası ve diğer kamu bankaları kredi vermeye devam etsin diye de öbür taraftan kamu mevduatına ayrılan karşılıkları sıfırlıyor. Böylece kamu bankalarında duran bu mevduatın maliyetini düşürüyorlar.

 

TEK BİLDİKLERİ BORÇ VE BORCA TAKLA ATTIRMAK

Eximbank dışarıdan 500 milyon dolarlık borçlanmayı yüzde 8,3 gibi tam bir rekor faizle yapıyor. Yetmiyor Sarayın Damadı çıkıyor, Japon Yeni cinsinden borçlanmak için görüşmelere başladıklarını adeta müjde verir gibi açıklıyor. Biz bunlara “borç alan emir alır” diyoruz, bunlar “el atına binip çalım satmaya” devem edebileceklerini zannediyorlar. İşsizlik rekorlar kırıyor, ekonomi stagflasyona giriyor, pahalılık çarşı pazarda vatandaşı kasıp kavuruyor, bunların üretimle üretmekle ilgisi yok. Tek bildikleri borç ve borca takla attırmak. Başka bildikleri bir şey yok. Sonra da elin oğlu dönüyor bizim zayıf karnımıza vurarak istediğini bize yaptırıyor. “Rahibi gönder” diyor, 24 saatte gönderiyorsun. “Ekonomini çökertirim” diyor, sesini dahi çıkaramıyorsun. Seni tehdit eden Oval ofise apar topar telefon açıyorsun, her türlü yardıma hazır olduğunu söylüyorsun.

TENCEREDE BASINÇ ARTIYOR, PATLAYINCA TEMİZLİĞE IMF’Yİ ÇAĞIRACAKLAR

Tüm bunları yapıyorlar ama şunu söyleyeyim, düdüklü tenceredeki basınç her geçen gün artıyor. Anlaşılan düdüklü tencere patlayıp da etraf batınca temizlik için IMF ülkemize çağırılacak. Temizlik yapmak ve alınan dış borçların geri ödenmesini garantilemek için de bu para fonu neler isteyecek Allah bilir. Biz bunlar olmasın diye madde madde öneriler veriyoruz, bu önerilerin hiçbiri yerine gelmiyor.

 

MİLLETLE ALAY EDİYORLAR

Biz çiftçinin durumu perişan diyoruz, Saray çiftçinin sorununa çözüm arayacağına bizlere laf yetiştirmeye çalışıyor. Antalya’da sera sahipleri parasızlıktan seralarını bozuyor, bunlarda gidiyor “sıfır gümrükle domates” ithalatının önünü açıyor. Kuru soğan depolarını basıyorlardı düne kadar; depolarda soğan bitti, ülkede yeterli soğan üretimi yapılmadığı anlaşıldı şimdi sıfır gümrükle kuru soğan ithal ediyoruz. Bizim çiftçimiz ekim gübresi atamaz hale geldi. Şimdi çıkıyorlar elin oğlundan “sıfır gümrükle buğday, mısır, arpa, pirinç ve bakliyat” ithal etmeye kalkıyorlar. Adana’da sel çiftçileri vurdu, tarlalarını ekemez hale gelen çiftçiler mağduriyetlerinin giderilmesini beklerken atama bakan çıktı sorunlardan ve çözümlerden selden hiç bahsetmedi tarımda evrimden bahsetti.

Hadi milleti unuttular, elin oğlunu zengin etmek, elin çiftçisini zengin etmek hoşlarına gidiyor ama bari milletle alay etmesinler, alay etmeye kalkmasınlar.

 

AKP DÖNEMİNDE ELİN ÇİFTÇİSİNE HER GÜN 16 MİLYON DOLAR ÖDEDİK

Seçilmemiş, atama bakanlar milletin halinden hiçbir şey anlamıyorlar. Hiç mi akıl, hiç mi vicdan kalmadı? Tarım devriminin yapıldığı bu güzel topraklarda sayelerinde tarım bitti. Son 16 yılda elin çiftçisinin, üreticisinin cebine ithalat yoluyla tam 95 milyar dolar para koymuşuz. Bu demektir ki Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının görevde olduğu her gün eloğlunun cebine bu iktidar 16 milyon dolardan fazla para koymuş. Ama şimdi bakıyoruz, meydanlarda bizim çiftçimize verdiği her bir kuruşu sanki ihsan ediyormuş gibi çiftçimizin kafasına kakıyor. Oysa kanunen çiftçimize verdiği bu paralar kanunen vermesi gereken paraların yarısı dahi değil. Ama her ile çıkıyor gidiyor biz çiftçimize şu kadar para verdik. E verdin de birde kanun var. Kanunun öngördüğünün yarısını verdin. Buna karşılık gitti elin çiftçisine her gün cebine 16 milyon dolardan fazla para koydun. Durum bu kadar açık. Tabloya böyle baktığımızda bunların tarım bakanlarının Fransa’dan neden şövalye nişanı aldığı da açıkça ortaya çıkıyor.

 

BİZİM ÇİFTÇİMİZ KAN AĞLARKEN ELİN ÇİFTÇİSİNİ İHYA ETTİLER

Şimdi bizim sözümüz çiftçilerimize ve köylülerimize… kıymetli çiftçi ve köylü kardeşlerimiz; sen tarlana gübre atamazken, traktörünü, tarlanı bankalara kaptırma tehlikesi yaşarken; sen eline geçen yaptığın masrafı karşılamıyor diye seranı bozarken; sen ürettiğin süt para etmiyor diye sütleri sokaklara dökerken; eloğlunun çiftçisini, köylüsünü sıfır gümrükle ihya eden, son 16 yılda Almanya’nın, Bulgaristan’ın, Sırbistan’ın, Arjantin’in ve bilcümle yabancı üreticinin cebine ithalat yoluyla 95 milyar dolar para koyan bu saray yönetiminden ve onun bekçisinden memnun musun? Memnun değilsen bak 31 Mart’ta önüne sandık geliyor.

 

KULA ZULMEDEN, ALLAH’A KİBİRLENİYORDUR

Son olarak geçtiğimiz hafta emeklilikte yaşa takılanların sorunları için Cumhuriyet Halk Partisi’nin verdiği yasa teklifi Adalet ve Kalkınma Partisi ile Milliyetçi Hareket Partisi’nin oylarıyla yine görüşülmedi, yine reddedildi. Yandaşları için şirket ve ihale ayarlayanların millet gibi bir dertlerinin olmadığı bununla da bir kez daha ortaya çıktı. Biz emeklilikte yaşa takılan vatandaşlarımızın sorunlarını hiç endişe etmesinler takip etmeye devam edeceğiz. Unutulmasın “Kula zulmeden, Allah’a kibirleniyordur”. Ama 31 Martta son söz milletimizin. Martın sonu bahar mı, yoksa IMF kışı mı olacak? Buna milletimiz karar verecek. Ben milletimizin kendine sırt çeviren, kendinden uzaklaşan bu kibir abidelerine gereken uyarıyı sandıkta yapacağına inanıyorum.

Şimdi sorularınız varsa alayım, lütfen isminizi ve kurumunuzu belirterek.

 

Soru- İzmir adayı henüz açıklanmadı, Sayın Aziz Kocaoğlu’nun mevcut Belediye Başkanı yeniden aday olacağını söyledi Aziz Kocaoğlu. Onunla ilgili bugün MYK’da bir değerlendirme yapıldı mı? Birde bu hafta İstanbul ve Ankara ilçelerinin açıklanmasını bekleyelim mi?

Faik ÖZTRAK- İkinci sorunuza önce cevap vereyim. Tabi bütün adaylarımızın biran önce açıklanması için arkadaşlarımız hızla çalışıyorlar. Mümkün olursa bu hafta yani mümkün olursa yapılacak ilk Parti Meclisi toplantısında bu adayları açıklamaya çalışacaklarını bana ifade ettiler. Ama bildiğiniz gibi çeşitli süreçler var bu çerçevede değerlendiriliyor.

İkinci konuya gelince, Sayın Kocaoğlu aday adaylarımızdan bir tanesi. Onun da İzmir’le ilgili tabi bu arada Büyükşehir Belediye Başkanımız, bugüne kadar yapmış olduğu hizmetler nedeniyle kendisine çok teşekkür ediyoruz. Ama diğer tüm aday adaylarıyla eşit şartlarda değerlendirilecektir. Kamuoyunun ne düşündüğü, diğer kesimlerin, örgütlerimizin ne düşündüğü, milletvekillerimizin düşünceleri bunların hepsi dikkate alınacaktır.

 

Soru- Efendim dün Cumhurbaşkanının Ordu’da yaptığı bir konuşma vardı. Konuşmasında şunları dile getirdi adaylarla ilgili özellikle. Bütün adaylarda GBT güvenlik soruşturmalarını gerek MİT, gerek emniyet, gerekse istihbarat tepeden tırnağa yapıyor. Ordu’da bir şeyler olduysa müdahale edildiyse bunun sebeplerini anlıyor olmalısınız. Bizim bildiklerimiz var, sizin bilmedikleriniz var, her şeyi sesli bir şekilde konuşamıyoruz dedi. Bunlardan ne anlamak gerekir, siz nasıl yorumluyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi öyle görüyorum ki, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Genel Başkanı bundan önce milli iradeyle seçilmiş olan belediye başkanlarının görevden metal yorgunluğunu bahane ederek almasına gerekçe arıyor. O çerçevede bu tür görüşler ifade ediyor. Bir kere Büyükşehir Belediye Başkan Adayı, Belediye Başkan Adayı, Belediye Meclis Üyesi olmak için gerekli şartlar bellidir. Zaten adli sicilden mutlaka temiz kağıdı getirmeniz gerekir. Bu kağıdı getiremiyorsanız adaylık şartlarını tamamlamamış olursunuz. Dolayısıyla bu sözleri geçmişte yapılmış olan görevden almalara gerekçe üretmek olarak anlamak gerekir. Demek ki vatandaş orada huzursuz bilmediğiniz meseleler var diyor. Vatandaşın iradesine rağmen birilerini görevden alıyorsanız bunu neden görevden aldığınızı açık seçik söylemeniz lazım. Bunu açık seçik ifade edemiyorsanız, bilmediğiniz hususlar var diyorsanız bunu vatandaşın kabul etmesi, kamuoyu vicdanının kabul etmesi mümkün değildir.

 

Soru- Efendim Hatay Büyükşehir Belediye Başkanıyla ilgili bir soruşturma başlatıldığını duyurdu İçişleri Bakanı sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamalarla ilgili. Belediye Başkanı henüz kendilerine bir belge ulaşmadığını söyledi ama Genel Merkezin bu anlamda bir değerlendirmesi olacak mı, araştırması var mı?

Faik ÖZTRAK- Şimdi şöyle tabi, Hatay Belediye Başkanımızla ilgili olarak bir soruşturma başlatıldığını dün İçişleri Bakanı son derece yakışıksız ifadelerle kamuoyuna açıkladı. Bir kere arkadaşlar, bir tarafta seçilmiş bir Büyükşehir Belediye Başkanı var, diğer tarafta atanmış bir İçişleri Bakanı var. Atanmışların, seçilmişlere yani milli iradeyi temsil edenlere böyle hakaretamiz, aşağılayıcı sözlerle saldırması hadleri değildir. Burada herkesin yerini bilmesi lazım bu bir. İki; Hatay’daki mesele önemlidir. Hatay Türkiye Cumhuriyeti tarihinde müstesna bir şehirdir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şahsi meselesi olarak gördüğü ömrünün son günlerinde anavatana katılması için özel gayret gösterdiği bir şehrimizdir. Yine Hatay halkı da kendisi de özgür iradesiyle Türkiye Cumhuriyeti devletine katılmıştır. Bu nedenle Hatay halkının bu iradesi her şeyin üstündedir.

Şimdi Suriye’de yaşanan gelişmelerin neticesinde ortaya çıkan göçü fırsat bilip Hatay halkının özgür iradesini değiştirmeye kalkmak, hiçe saymak bu özgür iradeyi vatanperver Hataylıların kabul edebileceği bir husus değildir. Çok açıkça söylüyorum, vatanperver Hatay halkı böyle bir senaryoyu kabul etmez, edemez.

 

Soru- Efendim az önce Aziz Kocaoğlu’yla ilgili bir soru soruldu ama dün yine Aziz Kocaoğlu bir açıklamada bulundu. “Partinin mutfağı yok, CHP’de siyaset üretilmiyor” diye bir eleştiride bulundu.

Bir diğer sorum da Mehmet Özhaseki’yle ilgili olacak. Mehmet Özhaseki dün konuşmasında yine FETÖ’yle ilgili eleştirilerde bulundu. FETÖ’yle ilgili konuşurken tam cümlesini söyleyeyim efendim, “Öğrencilerinizi verin yetiştirelim dediler, bize biz hizmet eriyiz dediler, bizde duygusal insanlarız bunlara yardım ettik” ifadelerini kullandı. Birde bununla ilgili bir değerlendirmenizi alabilirsem sevinirim.

Faik ÖZTRAK- Açıkça şunu ifade edeyim, yani Adalet ve Kalkınma Partisi yetkililerinin konuşmasına bakıyorum, teröre, teröristlere her yardım edişlerinde hata ettik, kandırıldık, aldatıldık gibi bir takım ifadeler kullanıyorlar. Terörle arasına çok açık seçik kırmızı bir çizgi koyan Cumhuriyet Halk Partisine iş geldiği zamanda on parmaklarında on kara sabahtan akşama kadar suçluyorlar. Yani bu ne biçim bir iştir bunu anlamak mümkün değil. Onlar hep kandırılıyor, bizde hep onların iftiralarına maruz kalıyoruz.

Aziz Bey’le, izin verirseniz bunlar tabi Sayın Kocaoğlu’nun kendi değerlendirmeleri. Aslında tüm aday adaylarımız bu tür değerlendirmelerini partinin içinde, kamuoyu önünde değil partinin içinde yapabilirler. Bunun kamuoyu önünde yapılmasının kimlerin değirmenine su taşıdığını tabi kamuoyunun takdirine bırakıyorum.

 

Soru- Tazminat fonuyla ilgili yasal zemin oluşturuldu mu ve bununla ilgilide sert eleştiriler geliyor yalanın kurumsallaşması gibi. Bu konuyla ilgili ne dersiniz?

Faik ÖZTRAK- Bir tazminat fonu oluşturulmasıyla ilgili ben yasal herhangi bir problem olduğunu zannetmiyorum, varsa da onu aşarız. Ama öyle görüyorum ki, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı bu fondan son derece rahatsız olmuş, buna da yalan fonu adı takmış.

Aslında değerli basın mensupları, bu fona bir ad verilecekse bunun adı çok açık söyleyeyim demokrasi fonu olur. Türk demokrasi tarihi bu fonu mutlaka yazacaktır. Buna yalan fonu diyenler gerçekten hicap duymalıdırlar. Türkiye’yi ne hale getirmişlerdir. Türkiye’de muhalefeti ağır para cezalarıyla susturmaya yeltenmişlerdir. Bu fon onların bu girişimini boşa çıkarmanın, bu girişime karşı direnmenin milletimiz adına doğruları ifade etmenin fonu olarak Türk demokrasi tarihinde şanlı bir yer alacaktır.

 

Soru- Efendim Sayın Genel Başkanın İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’le bir görüşmesi planlanıyordu tarih netleşti mi ittifak bağlamında?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bu işbirliği kapsamında her iki partinin de Genel Başkanının gerekli gördükleri zamanda, gerekli gördükleri biçimde görüşmeleri normaldir. Bununla ilgili açıklama yapıldığı zaman sizde ne zaman bu görüşmenin gerçekleşeceği konusunda gerekli bilgiyi almış olursunuz. Şu anda böyle bir açıklama yapmıyorum henüz. Ama bununla ilgili açıklama yapıldığı zaman öğrenirsiniz.

Teşekkür ediyorum değerli basın mensupları.

İŞSİZLİK ARTIYOR, KRİZİN YÜKÜ MİLLETİN SIRTINA KALIYOR

ANKARA – CHP’li Öztrak, ekonomi yönetimi durgunluk var mı yok mu diye tartışırken üretimin düştüğünü, işsizliğin arttığını, krizin yükünün milletin sırtında kaldığını söyledi.

 

Genç işsizliğinin yüzde 22,3’e çıktığını, üniversiteli işsiz sayısının 1 milyonun üzerinde olduğunu, yaklaşık 5 milyon gencin ne çalıştığını ne de okuduğunu belirten Öztrak, “Krizin ve işsizliğin yükü, ana babaların bin bir emekle büyüttüğü gençlerimizin omuzlarına yıkılmıştır” dedi.

 

CHP’li Öztrak, mevsim etkilerinden arındırılmış işsizliğin son 19 ayın en yüksek seviyesine çıktığına dikkat çekti.

 

 

CHP Ekonomi Politikaları Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak yaptığı yazılı açıklamada şunları belirtti:

 

“Ekim ayında işsizlik oranı yüzde 11,6’ya, işsiz sayısı ise 501 bin kişi artarak 3 milyon 788 bine çıkmıştır. Mevsim etkilerinden arınmış işsizlik oranı ise Ekim’de bir önceki aya göre 0,2 puan artışla yüzde 11,5 olmuştur. Mevsim etkilerinden arınmış işsizlik son 19 ayın en yüksek seviyesine çıkmıştır.

 

GENİŞ TANIMLI İŞSİZ SAYISI 6 MİLYONA YAKIN

İş aramadığı halde iş bulsam çalışırım diyenler de dahil edildiğinde, işsiz vatandaşlarımızın sayısı 5 milyon 852 bine, işsizlik oranı ise yüzde 16,9’a çıkmaktadır.

 

KRİZİN YÜKÜ GENÇLERİN OMUZLARINDA: GENÇ İŞSİZLİĞİ %22,3

İşsizlik rakamları ekonomide yaşanan krizin derinleştiğini, milletimizin yükünün her geçen gün ağırlaştığını göstermektedir. Krizin ve işsizliğin yükü, ana babaların bin bir emekle büyüttüğü gençlerimizin omuzlarına yıkılmıştır.

 

Genç işsizlik oranı, geçen yılın aynı dönemine göre, 3 puan birden artarak yüzde 22,3’e çıkmıştır. Genç işsizlerimizin sayısı yine bu dönemde 180 bin kişi artarak 1 milyon 167 bin olmuştur. Ekim ayında ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerimizin sayısı ise 5 milyon sınırına dayanmıştır. Üniversiteli işsizler de son bir yılda 103 bin kişi artarak 1 milyon 50 bin kişiye ulaşmıştır. Kriz gençlerimizin ufkunu karartmakta, ülkemizin en önemli üstünlüğü olan genç nüfus avantajı, Sarayın kibirli yönetiminde heba olmaktadır.

 

KRİZ ÖZELLİKLE SANAYİ VE İNŞAATTA ÇALIŞANLARI VURDU

Kriz, iflaslar ve üretimdeki sert yavaşlama özellikle sanayi ve inşaat sektörü istihdamında etkilerini göstermektedir. Mevsim etkilerinden arınmış sanayi istihdamı kur şokunun yaşandığı Ağustos’tan itibaren 34 bin kişi gerilemiştir. İnşaat sektöründeki istihdam kayıpları ise 2018 boyunca devam etmiştir. 2018’in ilk 10 ayında inşaat sektöründeki istihdam kaybı 282 bine ulaşmıştır.

 

MİLLET SÖZÜNÜ 31 MART’TA SÖYLEYECEK

Milletimiz ekonomik durgunluk ve krizin altında inim inim inlerken, Saray yönetimi milletin gerçek gündemi olan aş ve iş meselesini bir kenara bırakmış, algı operasyonlarıyla milletin sorunlarının üstünü kapatma derdine düşmüştür. Saray yandaşları ve onların akrabaları Saraya danışman olarak doluşurken, milletin evlatları işsizliğin kıskacında ayakta kalma mücadelesi vermektedir. CHP’nin tüm çözüm önerileri Sarayın kibir abidesi tarafından duymazdan gelinmekte, krizin derinleşmesine seyirci kalınmaktadır.

Milletimizin artık takati kalmamıştır. Milletin sesinde 31 Mart tarihinde Saray yönetimine karşı söylemeye hazır olduğu sözler vardır. Son söz artık milletimizindir.

CHP’DEN ERDOĞAN’A ENFLASYON CEVABI

Ankara – CHP milletin gerçek gündemine aşına, işine, borcuna, harcına sahip çıktıkça Sarayın rahatsızlığının arttığı belirten CHP’li Öztrak, AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın iddialarına yanıt verdi. Öztrak şunları söyledi:

“Biz enflasyonu azdırdınız dedikçe cebinden kartları çekiyor oraya yazdığı enflasyon rakamlarını meydanlarda okuyup duruyor. Bizleri milleti aldatmakla suçluyor. Aldatmak çok şükür bizim defterimizde de, lügatimizde de yok. Benim söylediklerim sarayın çarpıtamayacağı kadar açıktır. Hepsi de resmi rakamlardır.

Yapılan tüm makyajlara ve tüm müdahalelere rağmen, son 16 yıldaki yani devri iktidarındaki en yüksek tüketici enflasyonu geçtiğimiz yıl gerçekleşti mi, gerçekleşmedi mi? Ben bunu soruyorum, gerçekleşti.

Peki bu yüzde 20’lik enflasyonla Türkiye’yi, dünyanın en yüksek enflasyonuna sahip 10 ekonomisi arasına soktular mı, sokmadılar mı? Soktular.

Yetmez, benim de Hazinenin başında olduğum dönemde, bin bir emekle yüzde 30,8’e indirdiğimiz üretici enflasyonunu 16 yılın sonunda devri iktidarlarında yüzde 33,6’ya çıkardılar mı, çıkarmadılar mı? Çıkardılar.

İşte bunları itiraf etmeyi içlerine sindiremiyor. Başta da sarayın kibirli adamı.

 
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, MYK gündemiyle ilgili düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Sözlerime bir annenin tüm dünyayı değiştirebileceğini gösteren, Atamızın annesi Zübeyde Hanım’ı vefatının yıl dönümünde saygı ve rahmetle anarak başlamak istiyorum. Yine bu hafta sonu Kıbrıs Türk halkının hak ve özgürlük mücadelesine ömrünü adamış Sn. Rauf Denktaş’ın da vefatının yıl dönümüydü. Kıbrıs Türk Mukavemet Teşkilatı’nın Toros’u, mücadele insanı Doktor Sn. Denktaş’ı bir kez daha saygıyla anıyorum.
TRUMP’IN TEHDİTLERİ NE TEAMÜLE SIĞAR NE MÜTTEFİKLİK HUKUKUNA
Bugün MYK gündemimizde ABD Başkanı Trump’ın hiçbir teamüle sığmayan, hiçbir müttefiklik hukukuna uymayan tehditleri, ekonomideki daralma ve vatandaşın yaşadığı sıkıntıları görüştük. Ayrıca, seçim güvenliğiyle ilgili aldığımız ve alacağımız tedbirleri de bir kez daha gözden geçirdik.
BU TEHDİTLER BİZE SÖKMEZ
ABD Başkanı Trump dün akşam sosyal medya aracılığıyla “Türkiye Kürtleri vurursa onları ekonomik olarak mahvederiz” demiş. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiçbir devlet ülkemizi bu kadar açıktan tehdit etme cüretini göstermemişti. Ülkemizin toplumsal huzurunu ve ekonomisini doğrudan hedef alan bu ifadeyi kabul etmiyoruz. CHP olarak görüşümüz, egemen güçlerin Suriye’yi bir an önce terk etmesidir. Bu sorunun Suriye’nin toprak bütünlüğü gözetilerek çözülmesidir. Başta Türkiye, Irak, Suriye ve İran’ın oluşturacağı Ortadoğu Bölgesel İşbirliği Teşkilatı zemininde bu bölgeye barışın getirilmesidir. Bu tehditler bize sökmez.
TÜRKİYE’Yİ TEHDİDE AÇIK HALE GETİREN EKONOMİYİ SICAK PARAYLA ŞİŞİRME POLİTİKALARI
Ancak Türkiye’yi böyle bir tehdide açık hale de kim getirmiştir? Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Tayyip Erdoğan ve onun sıcak parayla ekonomiyi şişirme politikaları bugün geldiğimiz noktanın başlıca müsebbibidir. Bu tehdit, bu iktidarın elinde ekonomimizin Türkiye’nin zayıf karnı haline getirildiğini göstermektedir. Daha dün Sarayın kibirli adamı çıkmış “Yabancılar kulağıma eğilip şimdiki Türkiye farklı diyorlar” diyordu. Gördük ülkemizin nasıl farklı olduğunu… Borç veren artık emir de vermeye cüret ediyor. Emir alan da gereğini yapıyor.
RAHİBİ VERDİLER, YOL OLDU
Dünyaya meydan okur görünüp, “bırakmam” dediği rahibi 24 saatte Trump’ın emriyle oval ofise gönderdi. Şimdi bu yol oldu tabi; adam bu defada ekonomik olarak seni yıkarım diye tehdide yelteniyor. Üretmeyeceksin, iğneden ipliğe kadar her şeyi ithal edeceksin, ekonomiyi dolara teslim edeceksin, ülkeyi dış borca batıracaksın, aldığın borcu betona yatıracaksın, sonra da borcu çeviremeyince elin oğlu sana emir verme cüretini gösterecek. Atını sağlam kazığa bağlarsan kimse çalamaz. Ama bunlar elin atına binip çalım satmaktan başka bir şey yapmadılar ki! Şimdi elin oğlu atını istiyor. Birleşmiş Milletler koridorlarında Trump ile Erdoğan’ın her karşılaşmasını bir zafermiş gibi satan Saray medyası, bu son tavır karşısında ne yapacak çok merak ediyorum. Dışişleri Bakanı, “Trump’ın üzerinde baskı var, bu sözleri iç politikaya yönelik” demiş. Bir de Trump’ın güvenli bölge fikrine sahip çıkmış. El atına binip çalım satarsan, elin oğlu senden atı istediğinde böyle alttan almak zorunda kalırsın.
SANAYİ ÜRETİMİNDEKİ DARALMA, EKONOMİDE DARALMANIN DA ŞİDDETLİ OLACAĞINI GÖSTERİYOR
Bugün geçtiğimiz yılın Kasım ayına ait sanayi üretimi rakamları geldi. Kasım’da, bir önceki yılın aynı ayına göre, sanayideki daralma yüzde 6,5. Bu, Kasım ayları itibariyle, 2008 yılından bu yana, üretimde görülen en sert daralma. Aramalı ve sermaye malı üretimindeki daralma ise ilerleyen dönemlerde bu işin daha da ciddi bir görünüm alacağını gösteriyor. Ekim-Kasım döneminde sanayi üretimindeki daralma ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 5,3. Yani sanayi yüzde 5,3 bu iki ayda ortalama olarak küçülmüş. Geçen yılın son çeyreğinde ekonomide daralmanın çok daha şiddetli olacağı ayan beyan görülmeye başladı.
DAMAT BAKAN’IN SÖZLERİNİN NERESİNİ DÜZELTELİM
Milletimiz bu daralmayı iliklerine kadar hissediyor ama ekonominin direksiyonundaki Sarayın Damadı durumun hala farkında değil. “Resesyon algısı oluşturulmaya, dezenformasyon yapılmaya uğraşılıyor” diye bankacılara bizleri şikayet ediyor. Yetmiyor kendi güvenilirlik açığını kapatmak için, devletin AA’nın Dünya Bankası ekonomistlerine atfen yaptığı bir haberden medet umuyor resesyon olmadığını anlatmak için. “Resesyon bekleyenler üzülmeye devam edecekler. Bakan deyince değil de Dünya Bankası Baş Ekonomisti deyince gibi…” bir takım laflar ediyor.
Ben bu lafların neresini düzelteyim. Her şeyden önce Dünya Bankasının baş ekonomisti Penny Goldberg. Peki Anadolu Ajansı kiminle görüşmüş? Kalkınma Beklentileri Grup Yöneticisi Franziska Ohnsorge’yle. Peki bu yönetici ne demiş? Yaptıkları bir araştırmaya göre ülkelerin para birimlerinde yüzde 30 ve üzerinde değer kaybının mutlaka bir resesyona neden olmayabileceğini söylemiş. Türkiye’de olanın da diğer ülkelerden farklı olmayacağını ifade etmiş. Yani resesyon olabilir de olmayabilir de demiş. Olması şart değil diyor.
Ama bakıyoruz Anadolu Ajansı bunu “Dünya Bankasının tepe ekonomisti, Türkiye’de resesyon beklemiyor” başlığıyla kamuoyuna servis ediyor. Damat da Anadolu Ajansına yaptırdığı anlaşılan bu fabrikasyon haberi kullanarak, ekonomide durgunluk yok algısı yaratmaya uğraşıyor.

ÖNCÜ GÖSTERGELER 2018‘İN SON ÇEYREĞİNDE DARALMA DİYOR
Oysa sanayi üretimi, İmalat Sanayi Satın Alma Yöneticileri Endeksi ve banka kredileri gibi öncü göstergelerin tamamı 2018’in son üç ayında Türkiye ekonomisindeki daralmayı açıkça gösteriyor değerli basın mensupları. İktisatçılar ekonomide iki çeyrek üst üste yaşanan daralmaya “resesyon” diyorlar. Bir başka resesyon tanımı var mesela ABD’de kullanılıyor. Uzun dönemli ortalama büyümenin altında kalan her büyüme rakamı resesyonu ifade ediyor diyorlar. Ülkemizin ekonomik durgunluğa girmesi bizleri asla memnun etmez bunu açıkça ifade edeyim. Biz vatandaşlarımızın sıkıntıları daha fazla ağırlaşmasın diye uğraşıyoruz. Yeri gelince yol gösteriyoruz. Bu arada şunun da altını çizmek isterim. Geçen yılın Ağustos ayında 13 maddelik bir reçeteyi iktidara önerdik. Hiçbir maddesi uygulanmadı. Ekonomik kriz de tüm hızıyla daha da derinleşmeye devam ediyor.
DÜNYA BANKASI’NIN RAPORUNU OKUSUNLAR
Saray ise milletin dertlerini karartacak algı operasyonları, aspirin tedavisi ve pansumanla işi 31 Mart’a kadar götürebiliriz zannediyor. Ben Damada da kayınpederine de, Anadolu Ajansı’nın haberini değil, işlerini ciddiye alarak Dünya Bankası’nın yayımladığı “Küresel Ekonomik Beklentiler Raporunu” ve onun Türkiye bölümünü okumalarını öneriyorum. Raporun başlığı “Kararan Gökyüzü”. Bu bile işini ciddiyetle yapan ekonomi yönetimlerini uyarıcı bir ifade. 2019 için Dünya Bankasının Türkiye için büyüme öngörüsü yüzde 1,6. Aynı raporda “Şirketlerin ve ailelerin borçluluğunu azaltmazsanız ekonomi çakılabilir” deniyor. Yani bu iktidarın yaptığı gibi borcu azaltmak yerine, burada bir uyum sağlanmasının önünü açmak yerine borcu borçla çevirip her şey sanki eskisi gibi olacakmış gibi işleri götürdüğünüz zaman bu ekonomi çakılır diyor. İşlerin çok daha ciddi hale, daralmanın da çok daha derinleşebileceğinin altını çiziyor.
DAMAT MİLLETİN SIKINTILARINI KÜÇÜMSÜYOR
Ben değerli halkıma seslenmek istiyorum, Saray ne bu uyarıların ne de milletin çektiği sıkıntıların farkında değil. Damat çıkıp “Herkes futboldan ve ekonomiden anlıyor. 81 milyon teknik direktör ve ekonomist” diyerek alaycı bir üslupla milletimizin engin ferasetini ve onun içine düştüğü sıkıntıları küçümsüyor. Tabi hayatında milletin sıradan bir evladı gibi sıkıntı çekmemiş ki, onun her işi düz gitmiş.
O; hayat pahalılığının ne olduğunu bilmez ama pazar filesini dolduramayan milletimiz pahalılığın ne olduğunu çok iyi biliyor. O; kasanın önünde parası çıkışmadığı için torununa aldığı gofreti bırakmanın sıkıntısını bilmez ama emeklilerimiz bunu çok iyi biliyor. O ve saraya danışman yapılan yandaş çocukları işsizliğin ne olduğunu bilemez ama ana-babalar bin bir emekle okutup büyüttükleri evlatlarının işsiz kalmasının acısını gayet iyi bilirler. O; evlatlarına pantolon alamadığı için intihar eden babanın halinden anlamaz ama analar, babalar o acının, evladının istediğini yapamamanın acısının ne olduğunu yüreklerinde hissederler. O; tarlasına ekim gübresi atamayan, ürünü para etmediği için borcunu ödeyemeyen, Ziraat Bankası’nın traktörünü, bağını, bahçesini, hayvanını haczettiği çiftçimizin acısı nedir bilemez ama Çukurova, Konya, Trakya, Ege köylerinde yaşayan insanlarımız bu sıkıntıyı gayet iyi bilirler. O; elektrik, doğalgaz faturasını ödeyememenin sıkıntısını bilmez ama faturalara her ay takla attırmaya çalışan memur ve işçi faturaları ödeyememenin ne olduğunu gayet iyi bilir. O, kur ve faiz arasına sıkışıp iflas noktasına gelen esnafın, KOBİ sahibinin çektiği dertleri bilemez ama siftah bile yapamadan dükkânı kapatan esnaflarımız ürettiğini satamayan KOBİ’lerimizin sahipleri bu dertleri çok çok iyi bilirler.
EKONOMİK KRİZ BÜTÜN AĞIRLIĞIYLA MİLLETİN ÜZERİNE ÇÖKTÜ
Benim ilim Tekirdağ. Son dönemde sürekli tuğla fabrikalarının, gıda üretimi yapan fabrikaların, tekstil fabrikalarının kapandığına, iflas ettiğine dair bilgileri alıyorum. Bunlar 200 kişi, 300 kişi çalıştıran fabrikalar ve benim bölgem aslında bu krizden ihracata dönük fabrikalar olması nedeniyle en az etkilenmesi gereken bölgelerden bir tanesi. Dolayısıyla ekonomik kriz bütün ağırlığıyla milletimizin üzerine yükleniyor. Ama damat ve saray yönetimi bu konudan bihabermiş gibi her şey çok iyi gidiyor diye ortalıkta dolaşıyorlar.
MİLLETİN GERÇEK GÜNDEMİ EKONOMİ
İşte bu nedenle de milletin içi kan ağlarken, o gülüyorlar milletle alay etmeye kalkıyorlar. Biz milletin gerçek gündemine yani aşına, işine borcuna harcına, evine barkına sahip çıktıkça, Saraydaki kibirli adam rahatsız olur. Biz enflasyonu azdırdınız dedikçe cebinden kartları çekiyor oraya yazdığı enflasyon rakamlarını meydanlarda okuyup duruyor. Bizleri milleti aldatmakla suçluyor. Aldatmak çok şükür bizim defterimizde de, lügatimizde de yok. Benim söylediklerim sarayın çarpıtamayacağı kadar açıktır. Hepsi de resmi rakamlardır.
BİZ DE ENFLASYONUN AZMASINDAN MEMNUN DEĞİLİZ AMA GÖRMEZDEN GELEMEYİZ
Yapılan tüm makyajlara ve tüm müdahalelere rağmen, son 16 yıldaki yani devri iktidarındaki en yüksek tüketici enflasyonu geçtiğimiz yıl gerçekleşti mi, gerçekleşmedi mi? Ben bunu soruyorum gerçekleşti. Peki bu yüzde 20’lik enflasyonla Türkiye’yi, dünyanın en yüksek enflasyonuna sahip 10 ekonomisi arasına soktular mı, sokmadılar mı? Soktular. Yetmez, benim de Hazinenin başında olduğum dönemde, bin bir emekle yüzde 30,8’e indirdiğimiz üretici enflasyonunu 16 yılın sonunda devri iktidarlarında yüzde 33,6’ya çıkardılar mı, çıkarmadılar mı? Çıkardılar. İşte bunları itiraf etmeyi içlerine sindiremiyor. Başta da sarayın kibirli adamı.
Ben bunları anlatıyorum kibir hastalığına tutulan AKP Genel Başkanı eski defterleri karıştırıyor, eski çamların bardak olduğunu bir türlü kabul edemiyor. Ta cumhuriyet dönemine kadar gidiyor. Biz enflasyonun azmasından, mutfakların yangın yerine dönmesinden hiçbir şekilde memnun değiliz bunu açıkça söyleyeyim. Ama biz bunları görmezden gelip Sarayı uyarmazsak da bunun vebalinin çok ağır olacağını da biliyoruz.
MİLLETİMİZ CEVABINI SANDIĞA SAKLASIN
Şimdi ben milletime soruyorum: pazar, çarşı, tezgâh yangın yerine dönmüşken, bunları küçümseyip, görmezden gelen; ancak yandaşlarının, derdiyle dertlenip milletimizin derdini unutan; saraylarında keyif çatan, senin benim bilmediğim binlerce liralık ithal yiyecek ve içeceklerle beslenen, bu kibir abidelerinin böbürlenmelerinden, milletin gerçek gündemini yok saymalarından memnun musunuz, değil misiniz? Cevabı duyar gibiyim. Ama bu cevabınızı lütfen 31 Mart’ta önünüze gelecek olan sandığa saklayın.
ÖNCE FAİZ LOBİSİ DEDİLER, ŞİMDİ KOL KOLA GİRDİLER
Saray yandaş medyasıyla, algı operasyonlarıyla, aspirin tedavisiyle, pansumanla kredilere takla attırarak seçime kadar durumu idare edeceğini düşünüyor. Ekonomide yaşanan sıkıntıları dile getiren bizleri de yandaş savcı ve hakimleri aracılığıyla tazminat üstüne tazminat yağdırarak susturabileceğini zannediyor. Daha dün faiz lobisi dedikleri bankalarla bugün el ele, kol kola milletin gözünü boyamak için kredi paketleri açıklıyorlar.
BANKALAR HAYIR KURUMU MU OLDU?
Bugün bankaların ortalama mevduat faizi yüzde 23 civarında, şimdi küçük ve orta boy işletmelere yıllık yüzde 20 faizle kredi vereceklerini söylüyorlar. Yani mevduatı yüzde 23 faizle topluyorlar krediyi yüzde 20’yle vereceklermiş. Ben soruyorum Türkiye’de ne değişti?  Bankalar, mevduat faizinin altında bir faizle, millete kredi verecekler? Türkiye’de ne değişti de “faizci sisteme karşıyım” diyerek iktidara gelenler, şimdi banka patronlarının yerine geçtiler, onlar adına açıklamalar yapıyorlar. Yoksa Bankalar hayır kurumuna mı dönüştü? Yoksa, bu kredi yapılandırma işine de bütçeden gizli saklı para mı verecekler? Ben küçük ve orta ölçekli işletme sahiplerimize, esnaflarımıza eğer bu faizden kredi alabiliyorlarsa, hemen almalarını tavsiye diyorum. Ama korkarım bu iş de vatandaşlarımızın kredi kartı borçlarının yapılandırmasına dönecek.
DERDE DERMAN OLMAYACAK BU UYGULAMA GÖZDEN GEÇİRİLMELİ
Genel Merkezimize telefonlar yağıyor. Vatandaşlarımız Ziraat Bankası’nın verdiği söylenen kredi kartı borcu yapılandırma kredisini bir türlü alamıyorlar. Kredi kartı borcu nedeniyle icraya düşmüş olan 2,5 milyon vatandaşımız bu imkândan yararlanamayacakmış. Çünkü kart borcunu yapılandırmak için yasal takibe düşmemiş olma şartını getirmişler. Yetmez son altı aydır sigortalı işte çalışmayan ve düzenli gelire sahip olmayanlar da bu krediyi alamayacakmış. Yani yaşanan kriz nedeniyle işini kaybeden yurttaşlarımız da bu krediden yararlanamayacaklarmış. Bunun gibi bir sürü şart getirmişler. Futbol kulüplerine borcu şartsız şurtsuz yapılandıranların vatandaşın borcunu yapılandırırken bu kadar şart getirmesinin takdirini milletimize bırakıyorum. Gerçek ihtiyaç sahibinin derdine derman olmayan bu uygulamanın derhal gözden geçirilmesini talep ediyoruz.
GELECEK 10 YIL FAİZ LOBİLERİ TARAFINDAN İPOTEK EDİLDİ
Milletin yastık altındaki dolarına yüzde 4 faiz verenler; son yaptıkları ihalede Londra’nın ve New York’un yeni faiz lobilerinin dolarına yüzde 7,7 tefeci faizi verdiler bununla da bayram ediyorlar. Çok değil 2015’in Ocak ayında aynı vadede Türk Lirası borca hazine yüzde 7,7 faiz veriyordu. Şimdi yüzde 7,7 faizli hazine Dolar cinsinden borca veriyor. Nereden nereye? Yani milletin gelecek 10 yılı, New York’un, Londra’nın faiz lobileri tarafından ipotek edilmiş vaziyette.
MİLLİ SAVUNMA SANAYİMİZİN STRATEJİK FABRİKALARINI PEŞKEŞ ÇEKİYORLAR
Bu Saray iktidarının derdi milleti memnun etmek değil; bu Saray iktidarının derdi yandaşları abat etmek. En son Sakarya’daki tank palet fabrikasını 25 yıllığına BMC Firmasına ihalesiz olarak devrettiler. Kim bu BMC firmasının sahibi, kimler? Ethem Sancak ile Katarlılar. Yani Recep Tayyip Erdoğan’a ilahi aşkla bağlı olduğunu ifade eden Ethem Sancak ve yine Recep Tayyip Erdoğan’ın ikinci evi haline gelen Katar. Devri iktidarında milletin 61 milyar dolarlık malını sattılar. Millet inim inim inlerken, elde avuçta kalan son gümüşleri de Varlık Fonu’na devrettiler. Anlaşılan bu da yetmedi. Şimdi Milli Savunma Sanayimizin stratejik fabrikalarını yandaşlara ve daha da vahimi yabancı bir ülkeye peşkeş çekmekteler.
ESAS “BU ÖZELLEŞTİRME DEĞİL” DİYEN MİLLETE YALAN SÖYLÜYOR
Bir de çıkmış bu peşkeşin adına “Bu özelleştirme değil, işletme devri” diyorlar. CHP’yi yalancılıkla itham ediyorlar. İşletme hakkı devri bir özelleştirme yöntemi değil mi? Açıp yasaya baksınlar. Esas “Bu özelleştirme değil” diyenler millete yalan söylüyor açıkça ifade edeyim. CHP grubu olarak milli harp sanayimizin stratejik fabrikalarının özelleştirme kapsamından çıkarılması için bir yasa teklifini vermiştik. Grup Başkanvekillerimizi imzaladılar bu yasa teklifini verdiler. Biz biran önce ülkemizin savunmasının güçlü tutulması bakımından bu yasa teklifinin gündeme alınması ve kabul edilmesini istiyoruz. Gazi meclisimizin bunu yapacağına inanıyoruz.
TÜRK TELEKOM’A NE OLDUĞUNU HEP BİRLİKTE GÖRDÜK
Bakın, işletme devri, işletme devri diyorlar. Biz bu işletme devrinin ne olduğunu TÜRK TELEKOM’dan çok iyi biliyoruz. O zaman da “TÜRK TELEKOM satılmadı 21 yıllığına kiralandı” dediler unutmayın. Sonra ne olduğunu hep beraber gördük. Şirketin kârı Lübnanlılara ve onların gizli ortaklarına, zararı ise Türk Bankalarına kaldı. Yani millete kaldı.
SÖZÜMÜZ SARAYA DEĞİL MİLLETE: MEMNUN MUSUN?
Saray ayıp bilmiyor, yazık bilmiyor, günah bilmiyor. O yüzden benim sözüm millete. Aziz milletim; senin yastığının altındaki dolarına, kefen parana yüzde 4 faiz verip, Londra’daki, New York’taki bankerlere, faiz lobisine bunun iki katı faiz ödeyen, bir de buna sevinen Saraydan memnun musun? Senin atadan dededen kalan son gümüşlerini, ülkemizin stratejik yatırımlarını yandaşlarına peşkeş çeken, sen ekonomik kriz altında inim inim inlerken; yandaşının çıkarından başka bir şey düşünmeyen bu Saray düzeninden memnun musun?
MİLLETE “İLLET” DEDİLER, MİLLETE “ZİLLET” DEDİLER
Biz milletin gerçek gündemini yani aş, iş meselesini anlatmaya devam edeceğiz. Anlaşılıyor ki biz halkın gündemini savundukça; Saray’ın sinirleri de bozulmaya devam edecek. Sarayın sinirleri bozuldukça da milletin hakkını, hukukunu arayan CHP’ye ve bizimle sandıkta iş birliği yapan partilere saldırılarını ağırlaştıracak. Bunlar milletten öyle bir koptular, şuur altında millete düşman oldular; önce sarayın bekçisi çıktı millete “zillet” dedi. Şimdi de Sarayın kibirli adamı çıkmış ben ondan aşağı kalır mıyım diyerek millete “illet” diyor. Ben milletime soruyorum Sarayın bu hakaret dolu üslubundan memnun musun? Sana ve senin tercihine yapılan bu hakaretlere bir cevabın olmayacak mı? Cevabını duyar gibiyim. Sesinde şu an söylemediğin ancak 31 Mart’ta sandıkta söyleyeceğin sözcükler olduğunu anlıyorum.
Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim. Kurum adı ve isimlerimizle beraber lütfen.
Soru- Yarın Sayın Mansur Yavaş için bir aday tanıtım toplantısı gerçekleştirilecek. Programı detaylarını sizden alabilir miyiz? Grup toplantısı o salonda mı yapılacak, Sayın Akşener’in katılımı olacak mı, olmayacak mı?
Faik ÖZTRAK- Bununla ilgili açıklamaları basın toplantısından sonra sizlere yazılı olarak iletiriz.
Soru- Efendim Trump’ın açıklamalarını değerlendirdiniz ama o açıklamada Türkiye’nin Kürtleri vuracağı ifadesine yer verdi Trump. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Buna karşı mısınız? Bu açıklamaya yönelik bir değerlendirme alabilir miyiz?
Faik ÖZTRAK- Şöyle söyleyeyim, tabi ki buna karşı olmamak mümkün değil. Kürtler bu ülkenin, bu devletin Türkiye Cumhuriyeti devletinin asli unsurlarıdır. Şimdi Türk devleti Kürtleri vuracak gibi bir takım ifadelerin kullanılması son derece yanlıştır. Bu aynı zamanda sosyal huzurumuzu da bozacak olan ifadelerdir. Bunları kabul etmemiz mümkün değil.
Soru- Yine Trump’ın açıklamalarına geleceğim, 20 mil yani 30 kilometre civarında bir tampon bölge Fırat’ın doğusunda oluşturulmasına yönelik bir mutabakattan, bir konudan da bahsetti Trump. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Oluşması muhtemel bu tampon bölge zaten Türkiye’nin eskiden beri istediği ancak bir türlü gerçekleşmeyen bir durumdu. Şimdi o noktaya gelinmiş durumda. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz bu konuyu?
Faik ÖZTRAK- Şimdi şöyle, Trump’ın attığı twite baktığınız zaman bu tampon bölge kimler tarafından oluşturulacak, nasıl yönetilecek, ne olacak bununla ilgili hiçbir açıklama yok. Ama Dışişleri Bakanı çıktı bu bizim görüşümüzdü dedi. Bizde dikkatle ne olacağını izliyoruz.
Arkadaşlar, hep baştan itibaren söyledim bu işleri böyle dışarıdaki bir takım güçlerle, egemen güçlerle çözmek mümkün değil. Bu işi ancak bölgenin kendi güçleri çözer. Onun içinde biz bununla ilgili olarak bir OBİT dediğimiz Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı önermiştik. Hala daha bunun arkasındayız. Ortadoğu’nun kaderine Ortadoğu halkları sahip çıkmalıdır. Ve bu meselenin de Suriye’nin toprak bütünlüğü içinde çözülmesi gerektiğini defalarca söyledik. Baştan itibaren söylüyoruz.
Soru- Şimdi bazı tepkiler geldi iktidar kanadından da tepkiler geldi Trump’ın bu tehdit dolu mesajına. Ama siz bu tehdit mesajının karşısında gelen iktidar kanadından gelen tepkilerin dozunu nasıl buluyorsunuz? Yani bugüne kadar belki de başında sizde vurguladınız belki de bir ilk bu kadar açık bir tehdit. Nasıl bakıyorsunuz?
Faik ÖZTRAK- Baştan itibaren söyledim, bugün bu noktaya gelmemiz, Türkiye’nin ekonomiyle tehdit edilmesi bunların hepsi aslında Türkiye’nin sıcak parayla ekonomisini şişirme, borca batırma, ülkeyi dolara mahkum etme stratejisinin bir sonucu. Şimdi çıkıyorlar ekonominizi şöyle yaparız böyle yaparız dediğinde bende bakıyorum saray ve sarayın bakanları bu işi alttan almaya gayret ediyorlar. Ama yandaş medyaya bakarsanız çok sert cevap, şöyle cevap böyle cevap. Sert olsan ne lazım? Yani iç politikaya dönük mesaj diyor Sayın Çavuşoğlu, bize değil diyor. Ama Pompeo Suudi Arabistan’da detay sorulduğunda Trump ne kastediyor bu ekonomiyi yıkarız, mahvederiz sözcüğüyle diye sorduğunda sanırım Trump yaptırımları kast ediyor diyor.
Soru- Meclis Başkanı Binali Yıldırım’ın istifası konusunda Sayın Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları olmuştu YSK’ya güvensizliği dile getirdiği açıklamalar. Yıldırım’ın istifa etmemesi il seçim kurulunun da bu başvuruyu onaylaması durumunda YSK’ya başvuru yapacak mısınız? Aynı zamanda Sayın Kılıçdaroğlu’nun seçimi bunun üzerinden götürme iddiaları basına yansımıştı, bu yönde eleştiriler var diyeceksiniz?
Faik ÖZTRAK- Şimdi şunu söyleyeyim, yani bir kere ülkemizin gündemi belli, enflasyon azmış, işsizlik azmış, büyüme hızla aşağı doğru gidiyor, ülke küçülüyor, bizim millete ayrıca Adalet ve Kalkınma Partili belediyelerin performansı ortada. Bizim millete bunları anlatıp bu işi hem belediyeciliği, hem de ekonomi konusundaki sıkıntıları, belediyecilik konusundaki sıkıntıları, hem de ekonomi konusundaki sıkıntıları milletimizle paylaşarak bu seçime gitmemiz gerekiyor.
Diğer taraftan Sayın Binali Yıldırım’ın istifa edip etmeme mevzusunun hukuki açıdan durumu çok açık, seçik bir şekilde irdelenmiştir. Şimdi bunlar ortada dururken Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim burada milletin gerçek gündemini gündemde tutmamız gerekir. Hukuki mesele ortadadır, hukuken bu işin yanlış olduğu ortadadır. Genel Başkanımız şunu söylüyor, Yüksek Seçim Kurulunun ne yapacağı belli. Yüksek Seçim Kurulu bundan önce referandumda mühürsüz oyları nasıl geçerli saydıysa burada da saraydan alacağı talimata göre hareket edecektir. Biz bunu söylüyoruz, ne yaparlarsa yapsınlar biz hazırız bu seçimleri alacağız.
Soru- Efendim İYİ Parti’yle yürütülen ittifak sürecini de sormak isterim. Geçen hafta yoğun bir temas trafiği vardı, bitmesi bekleniyordu. Acaba tamamlandı mı, bir açıklama olacak mı, nasıl duyurulacak ve Çarşamba günü yapılacak Parti Meclisi toplantısında da İzmir adayını görebilecek miyiz?
Faik ÖZTRAK- Hep söylüyorum, bir daha tekrar edeceğim: Müzakere masası orada kurulu durdukça ben bu konuda herhangi bir açıklama yapmayacağım. Arkadaşlarımız çıkacaklar kendi müzakere pozisyonlarına göre, kendi müzakere pozisyonlarını sıkıntıya sokmayacak açıklamaları yapacaklar. Birincisi bu. Diğer konuyla ilgili olarak da, adaylarımızı belirleme konusunda hızla davranıyoruz. Ama sonuç itibariyle karar Parti Meclisimizindir.
Soru- Efendim toplantıda seçim güvenliğine ilişkinde değerlendirmelerinizin olduğunu ifade ettiniz. Son günlerde özellikle de seçmen kaydırma, taşıma iddiaları gündemde. Bununla ilgili bir önlem ya da bugüne kadar Genel Merkeze gelen bilgiler var mı seçmenlerin kaydırılması iddiasıyla ilgili ve taşımalarla ilgili?
Faik ÖZTRAK- Şimdi bir kere iddianın ötesinde biliyorsunuz hep söylüyoruz bizde son derece gelişmiş bir bilgisayar sistemi ve yazılım var. O yazılım çerçevesinde zaten sıkıntılı yerleri yani olması gereken seçmen sayısından çok daha fazla seçmen yazılmış yerleri, gitmemesi gereken seçmenlerin kaydırıldığını, yani bir yerde yerleşik olan, yıllardır orada oy kullanan seçmenlerin blok halinde başka illere doğru kaydırıldığını, bunları buradan takip edebiliyoruz ve il ve ilçelerimizi, örgütlerimizi haberdar etmek suretiyle onların tahkik edilmesini ve gerekli başvuruların yapılmasını istiyoruz.
Bu konuyla ilgili arkadaşlarımız yukarıda bize bilgi verdiler. Diğer taraftan bundan önceki seçmen kütüklerinde gördüğümüz bir takım hatalar vardı, soyadı olmayan, 150 yaşlarına kadar olan insanlar seçmen kütüklerinde gözüküyordu. Bunların temizlenmesini istemiştik, temizleyeceğiz demişlerdi ama hala daha bazılarının seçmen kütüklerinde durduğunu tespit etmiş vaziyetteyiz. Yine bunun dışında hatırlayacaksınız arkadaşlarımızın bir beldeyle ilgili bir itirazı olmuştu Orta Anadolu’da. Demişlerdi ki, burada bu kadar çok seçmen yok, yani nüfusu aşan seçmen sayısı var demişlerdi. Birde baktık orada nüfus tabelası birden bire değiştirilivermiş. Bu tür gelişmeler oluyor. Bunları tabi son derece yakından takip etmek zorundayız. Milletimizin her bir oyuna sahip çıkmak durumundayız. Bu oylara sahip çıkmak içinde elimizden gelen her şeyi yapıyoruz.
Soru- Var mı efendim elinizde? İşte şu bölgelerde, Ankara’da, İstanbul’da vs.?
Faik ÖZTRAK- Var, var. Mesela en son basına yansıyan Adalar vardı. Bugün sanıyorum yine İstanbul’un bir başka bölgesinde bir stadyumu çok sayıda seçmen için adres gösterildiğiyle ilgili haberler çıktı. Bizim arkadaşlar yani tespit ediyorlar gerekli itirazları da yapıyorlar. Sanıyorum yarın öbür gün bu konuyla ilgili arkadaşımız ve hukuktan sorumlu arkadaşımız bir basın toplantısı düzenleyerek sizlerle bu tespitleri ve hukuki durumu paylaşacaklar.
Soru- Tabela değişen ilçede hangi değişiklik doğru? Yani değişen tabela artık doğruyu mu gösteriyor sizin tespitiniz nedir yani?
Faik ÖZTRAK- Şimdi bu itiraz yapıldıktan sonra tabelayı değiştirmek nereden çıktı? Demek ki, durum vaziyete uymuyorsa, vaziyet duruma uydurulmuş.

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com