Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

GÜVEN OLMADAN KRİZ YÖNETİLMEZ

CHP Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısının gündemine ilişkin düzenlediği basın toplantısında şöyle konuştu:

Değerli basın mensupları, Kurban Bayramı sonrasındaki ilk basın toplantımız. Bu vesileyle hepinizin geçmiş bayramını kutluyorum. Geçtiğimiz hafta basınımızın usta isimlerinden, partimizin de uzun dönem Genel Başkan İletişim Koordinatörlüğü görevini yürütmüş olan Sayın Baki Özilhan’ı kaybettik. Bu onun ölümünün ardından yaptığımız ilk basın toplantısı. Dolayısıyla kendisini burada şükranla anmak ve kendisine Allah’tan rahmet, ailesine, yakınlarına da sabırlar dilemek istiyorum.
Yine değerli basın mensupları, bayram tatilinin son günlerinde iki şehidimiz var. Şehit haberleri gerçekten yüreğimizi dağlıyor. Hain terör örgütünü ve terörü bir kez daha lanetliyor, şehitlerimize Allah’tan rahmet, şehitlerimizin yakınlarına ve milletimize sabırlar diliyorum.
Bu hafta Zafer Haftası… Dün Anadolu’nun kapısını bize açan Malazgirt Zaferinin 947’inci yıldönümüydü. Bu haftada Büyük Taarruz’un ve 30 Ağustos Zaferinin 96’ıncı yıldönümünü kutlayacağız. Bu zaferle Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde Sevr’i yırtıp atan milletimiz emperyal güçleri yenmiş ve Anadolu’yu ve Trakya’yı yeniden bize yurt kılmış, büyük Türkiye Cumhuriyetini kurmuştur. Tarihimiz açısından çok büyük bir öneme sahip bu iki olayın yıldönümünü de bu vesileyle kutlamak istiyoruz.
BERBEROĞLU BİR BAYRAMI DAHA HAPİSTE TUTSAK OLARAK GEÇİRDİ
Değerli basın mensupları, milletvekilimiz Enis Berberoğlu bir bayramı daha hapiste tutsak olarak geçirdi, siyasi tutsak olarak geçirdi. Aslında anayasamızın 83. maddesi son derece açık. Tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma meclisin yeniden dokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır diyor anayasamız. Dokunulmazlığı kalkmadığına göre kendisi hakkındaki tüm soruşturma, kovuşturmaların durması gerekiyor. Anayasa Mahkemesi 4 Aralık 2013 tarihinde Balbay kararında açıkça şunu belirtiyor, “Seçilmiş milletvekilinin yasama faaliyetlerine katılmasını engellemek sadece milletvekilinin seçilme hakkına değil seçmenin serbest iradesine de müdahaledir. Dokunulmazlık milletvekiline sağlanan bir ayrıcalık değil, temsil ettiği seçmenin görüş ve düşüncesini yansıtması için alınan koruyucu bir tedbirdir. Bir milletvekili hakkında tutukluluğunun devamına karar verilirken bu hem kişi hak ve hürriyetleri yönünden, hem de katılmadığı yasama faaliyetleri nedeniyle mahrum kalınan kamu yararı bakımından da değerlendirilmelidir” diyor Anayasa Mahkemesi. Seçilmiş milletvekillerinin yasama faaliyetlerini yerine getirmelerini engelleyecek ölçüsüz müdahaleler halk iradesiyle oluşan siyasi temsil yetkisini ortadan kaldıracak seçmen iradesinin parlamentoya yansımasını önleyecektir. Yani özetle seçilmiş bir milletvekilinin tutuklu kalması seçilme hakkına ve seçmen iradesine müdahaledir. Sayın Berberoğlu’nun hala cezaevinde tutulması aynı zamanda icranın ve yargının yasa yapıcı, meclisin kendi üyesinin dokunulmazlığıyla ilgili karar verme hakkına da müdahaledir, yasa yapıcı üzerinde baskı kurmaktır değerli basın mensupları.
MECLİS’İN SAHİP ÇIKMA ZAMANI
Meclis Başkanının ve AKP grubunun da bu duruma karşı çıkması, meclisi ve partilerini sarayın bir destek birimi olarak görmediklerini bu vesileyle göstermelerinin artık tam da zamanıdır. Yargıtay’ın uzunca bir süredir karar vermekte gecikmesi, bundan sonrada Yargıtay’ın vesayet altında karar verme olasılığının giderek yükseldiğini göstermektedir. Eşi Oya Berberoğlu bayramda yapmış olduğu ziyaretten sonra Enis Berberoğlu’nun ülkede adalete olan inancının sıfırlandığını ifade etmiştir. Bu süreçte sadece Sayın Berberoğlu’nun değil, vatandaşlarımızın da, ülkeye yatırım yapmak isteyenlerin çoğunun da adalete inancı sıfırlanmaktadır. Bu çerçevede bu davaya böylede bakmak lazımdır. Fatih Sultan Mehmet adaleti öldürdüğün gün devlette ölür diyor. Meclisimizin adaletin öldürülmesine engel olmak ve devlete sahip çıkma zamanı gelmiştir.
KRİZİN İLK FATURASI EMEKLİYE ÇIKTI
Değerli basın mensupları, pek çok emeklimiz bayram öncesinde maaşlarını almak için bankalara gittiklerinde kendilerinin maaşlarını erken alacak emekliler listesinde olmadığını gördüler. Önceki senelerde olduğu gibi aslında bayram tatilinin tamamını dikkate alarak sosyal güvenlik kurumu emekli maaşlarını vermek yerine daha kısıtlı bir uygulamaya gitmişti. Dolayısıyla krizin ilk faturası emeklilere çıktı, torunlarına bayram harçlığını veremeyen emekliler bayramda sevinme imkanını bulamadılar.
BU KADAR PARANIZ VARSA BAYRAMDA EMEKLİNİN YÜZÜNÜ GÜLDÜRSEYDİNİZ
Diğer taraftan daha dün Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ortağıyla birlikte Malazgirt Savaşının yıldönümünde Ahlat’a Cumhurbaşkanlığı köşkü yapma kararı aldılar. 1071 metrekare mi olsun, 5 dönüm mü olsun, 10 dönüm mü olsun yoksa bunları tartışıyorlar. Bende şunu soruyorum, beyler eğer bu kadar paranız varsa neden bayramdan önce emeklilerin yüzünü güldürmediniz? Eğer tasarruf edecekseniz önce binlerce metrekarelik saraylardan saray saltanatından vazgeçeceksiniz.
HAKKIN BARIŞÇI ŞEKİLDE ARANMASI ÖZGÜRLÜĞÜ ENGELLENDİ
Bir diğer önemli olayda Cumartesi annelerinin toplantılarının 700. haftasında yapılan müdahaledir. Bu insanlar yakınlarının, çocuklarının artık kemiklerini arıyorlar. Onu bile bulmaya razılar. Bunların yaptığı 700’üncü toplantı polisin saldırısına uğradı. Aslında bu bir müdahale değil, ne kayıp yakınları kaldı, ne yoldan geçenler, ne de basın mensupları. Hiçbir ayrım gözetilmeden insanlara saldırıldı, insanlar polis tarafından darp edildi, yerlerde sürüklendi, ters kelepçeyle gözaltına alındı, biber gazları ve plastik mermiler havalarda uçuştu. Bir basın mensubumuzda art arda atılan gazlı mermilerle yaralandı. Bu yapılan hakkın barışçı bir şekilde aranması özgürlüğünün açıkça engellenmesidir. Ama iktidar bunu terör örgütü yandaşlığı yapanların maskesini indirme harekatı olarak yorumluyor.
BAKAN TERÖR ÖRGÜTÜ YANDAŞI ARIYORSA BU SÖZLERİ SÖYLEYENLERE BAKSIN
Bakın arkadaşlar iktidar her türlü protestoyu terör örgütü yandaşlığı yapmak olarak görürse, çocuklarının akıbetini merak eden anneleri terör örgütü yandaşlığıyla suçlarsa bu işin sonu olmaz. Ben Sayın bakana bir tavsiyede bulunayım, terör örgütü yandaşımı arıyor bakalım şu sözleri kimler etmiş? Öcalan bölgenin durumunu daha sağlıklı yorumluyor, Öcalan Ortadoğu’da Türkiye’nin önünü açıyor, PKK terör örgütü değildir, Öcalan’a terörist demek denize göl demektir. Şimdi bu lafları kim etmiş? İçişleri Bakanına tavsiyem bu lafları edenleri bulsun o zaman karşısına kim terör örgütü yandaşlığı yapmış ortaya çıkacaktır. Bu yaşananlar ekonomide sıkıştıkça, ülkeyi yönetmekte her geçen gün zorlanan iktidarın annelerden dahi korkmaya başladığını ve giderek bundan sonra otoriterleşerek hukuksuzluğa, baskıya, şiddete, zulme başvurarak millete sindirmeye çalışacağının ipuçlarını veriyor.
VATANDAŞIN ALIM GÜCÜ ERİYOR
Değerli basın mensupları, ekonomideki gelişmelere de kısaca değinmek istiyorum. Vatandaşın mutfağında yangın rekorlar kıran enflasyonun ateşiyle her geçen gün büyüyor. Seçim öncesinde TL’deki değer kaybı akaryakıta yansımasın diye ÖTV ayarlama yöntemi uygulayan iktidar 2 milyar liralık vergiden vazgeçti. Ama bunun tabi bütçe dengelerini bozacağı anlaşıldığında sonunda fiyat artışları pompaya ve tüketiciye yansımaya başladı. Yılbaşında asgari ücretle 55 litrelik bir aracın bir deposunu 5 defa doldurabilen asgari ücretli şimdi ancak 4 depo doldurabiliyor. Mazotun litresi 6 lira 30 kuruşu geçti. Yük taşıyan kamyonlar, tarlasını eken, biçen çiftçi elindeki avucundaki her şeyi mazota yatırır hale geldi. Elinde, avucunda bir şey kalmıyor. Bu ülkede bir yerden bir yere taşınan her şeyin, gıdanın fiyatının da bu nedenle artması anlamına geliyor. Vatandaşın alım gücü günden güne eriyor. Vatandaşın lehine olacak hiçbir şeyin yapıldığını görmüyoruz.
FINDIK TABAN FİYATI NEDEN AÇIKLANMIYOR?
Değerli basın mensupları, fındık taban fiyatı neden hala açıklanmıyor? Geçen seneki kurla, geçen sene bu tarihlerde 3 lira 60 kuruşluk kurla 9,5 – 10 lira civarında olan fındık fiyatının bu yıl 18 lira olması gerekiyor taban fiyatının. Fındık taban fiyatlarının biran önce açıklanmasını bekliyoruz. Diğer taraftan ekonomideki yavaşlama devam ediyor. Daha önce kapasite kullanım oranlarını, sanayi üretimini mevsimlik düzeltilmiş rakamlar bazında, işsizliği mevsimlik düzeltilmiş rakamlar bazında konuşmuştuk. Otomobil satışları da Temmuz ayında geçen yıla göre yüzde 33 oranında düştü. Ocak – Temmuz döneminde otomobil ve kamyonet satışları ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 16 onanında düşmüş. Aslında otomotiv sektörü biliyorsunuz büyümenin belirleyici sektörlerinden bir tanesi.
HER GEÇEN GÜN FATURA ARTIYOR
Bu gidişin daha fazla sürmemesi gerekiyor. Çünkü her geçen günde alınması gereken önlemlerin millete çıkacak olan faturası artıyor. Biz ekonomide öncelikli sorun iktidarın yanlış politikalarıdır dedikçe onlar şunu söylüyor, biz yanlış yapmadık. Sorumlu Trump yönetimidir diyorlar. Hatalarını ezan, din, bayrak, millet gibi kutsal değerlerimizin ekonomik savaş, kur saldırısı gibi bir takım kavramların arkasına saklayıp bu işlerden sıyrılmak istiyorlar. Bu borcu alırken ezan, din, bayrak, millet, Türkiye’yi borca batırırken bunları düşündünüz mü? Ondan sonra tabi ki borç alan emir almak durumunda kalıyor.
NERESİNİ TUTTUNUZ?
Daha dün milletimiz dolar 4,5 lirayı geçince ne yapacağız diye endişeleniyordu. Şimdi dolar 6 lira oldu ama ülkeyi yönetenler doları tuttuk diye seviniyor. Neresini tuttunuz? Sayın Bahçeli’nin ucube tek adam rejimine yeşil ışık yaktığı 2016 yılının Ekim ayından buyana Türk lirası dolar karşısında değerli basın mensupları tam yüzde 94 değer kaybetmiş. Bunun sadece 24 puanı son dönemdeki Brunson krizinden sonra gerçekleşmiş. Brunson krizi evet tetikleyicidir ama Brunson krizi bugün ülkenin içinde bulunduğu halin tek sorumlusu değildir. Trump’ın haksız, hukuksuz, kabul edilemez tek taraflı yaptırımları TL’deki serbest düşüşün üçte birini dahi açıklayamamaktadır. Dünyada parası en fazla değer kaybeden ülkeler arasında Türkiye en ön sıralarda yer almaktadır. Yine bu sözkonusu dönemde yani Sayın Bahçeli’nin ucube tek adam rejimine yeşil ışık yaktığından bugüne kadar geçen dönemde o ilk yeşil ışık yaktığında Türkiye’de iki yıllık kağıdın gösterge faizi ne kadarmış biliyor musunuz? Yüzde 9’un altındaymış değerli basın mensupları. Şimdi yüzde 24’ü geçmiş. Bunun da sadece 4 puanı Brunson krizi sırasında olmuş. Yani 9’dan 20’ye çıkarken burada kendi hatalarımız var. Türkiye’nin tek adam, ucube tek adam parti devleti rejimine doğru ısrarla gidişi var. Bu çerçevede gözünün başka bir şeyi görmemesi var. Hukukun ciddi şekilde yıpratılması var. Ekonomik reformların ertelenmesi var.
KİMSE KENDİNİ TEMİZE ÇIKARMAYA KALKMASIN
Onun için Trump yönetiminin haksız, hukuksuz yaptırımlarının arkasına sığınıp kimse kendini temize çıkaracağını sanmasın değerli basın mensupları. Bu gidişle sizin ekonomiyi sıcak parayla şişiren, ekonomiyi dolar kolik eden yanlış politikaların vebali büyüktür Sayın Erdoğan, Sayın Adalet ve Kalkınma Partisi yetkilileri.
BU ÖNLEMLER UZUN SÜRERSE BANKACILIK SİSTEMİ SIKINTIYA GİRER
Şu ana kadar Merkez Bankası ve Bankacılık Düzenleme Denetleme Kurumu aracılığıyla aldığınız likiditeyi artıracak ya da düzenleyici ve denetleyici çerçeveyi genişleterek, esneterek sorunu erteleyen önlemler kalıcı değildir. Değerli basın mensupları, bu önlemler uzun sürerse o çok övündüğümüz bankacılık sistemi de ciddi şekilde sıkıntıya girecektir.
SAYDAM OLMAZSANIZ TEDBİRLERİN ETKİSİ OLMAZ
Diğer taraftan kredilerin yeniden yapılandırılması konusundaki yaklaşım çok açık söyleyeyim ciddi keyfilik unsurları taşımaktadır. Yeterince saydam değildir. Bütün bunları yani saydam olmazsanız, tedbirleriniz saydamlığı ihtiva etmezse aldığınız tedbirlerin hiçbir etkisi olmaz. Bunu damdan düşmüş biri olarak söylüyorum. Yani vakti zamanında benzer bir krizi yönetmek zorunda kalmış bir eski müsteşar yani önceki dönemin müsteşarı olarak söylüyorum.
GÜVEN SAĞLAMADAN KRİZ YÖNETEMEZSİNİZ
Bakın, özellikle bu tür krizlerde yük bütün acımasızlığıyla halkın sırtına binerken birilerinin bundan menfaat sağladığı izlenimini yaratırsanız güven olmaz. Güven olmadığı zamanda açıkçası bu krizi yönetebilmenizde mümkün olmaz. Önceliğimiz mutlaka güveni sağlamak olmalıdır. Bu husus özellikle şuanda içinde bulunduğumuz tek adam rejiminde daha da öne çıkmaktadır. Çünkü kararlar tek kişi tarafından alınmaktadır. Eğer o tek kişi bu kararları niçin aldığını, neden aldığını, bunun kurallarının ne olduğunu millete anlatmıyorsa, bunun hesabını vermekten kaçıyorsa o zaman bu tedbirlerin etkili olması da giderek güçleşir. Bu nedenle yapılan her şey kurala bağlanmalıdır ve bu kurala bağlanma sürecinde de TBMM’nin toplantıya çağırması güven sağlamakta, bu güvensizlik algısını kırmakta, parça başına iş yapıldığı algısını kırmakta önemli bir rol oynayacaktır.
EKONOMİDE YENİ BİR HİKAYE LAZIM
Bu nedenle bu yanlış gidişi durduracak, ekonomimizi yapısal olarak güçlendirecek, Trump ve benzerlerinin kendi siyasi ikballeri için bizi itip kalkmaya cüret etmelerini engelleyecek bir ekonomik programı hemen uygulamaya başlayın diyoruz. Başta Meclisi toplamak üzere iş işten geçmeden yeni bir hikaye yazmaya fırsat verecek önerilerimizi de söylüyoruz. Bu çerçevede Sayın Genel Başkanımızın gündeme getirmiş olduğu 13 maddelik tedbir paketi son derece önemlidir. Çünkü bu tedbir paketi sonuç itibariyle Türkiye’yle ilgili yeni bir hikayenin Türkiye’nin doğruya doğru gitmekte olduğuna dair bir hikayenin yazılmasına imkan verecektir. Oyunun kurallarının değişmeye başlayacağını gösteren bir tedbirler manzumesi kendilerine önerilmiştir. O nedenle iktidar bunların hiçbirini hayata geçirmemiştir. Sadece palyatif tedbirlerle yürümeye çalışmaktadır. Ben bu tedbirleri bir kez daha okumalarını tavsiye ediyorum.
Evet benim bugün sizlere söyleyeceğim, yapacağım açıklamalar bunlar. MYK’da öncelikle ekonomiyi konuştuk, Cumartesi annelerini konuştuk, Enis beyin durumunu konuştuk, emeklilerin durumunu konuştuk, fındık meselesini konuştuk. Bunlarla ilgili sizlere bilgi verdim.
Soru- Efendim MHP’nin bir af önerisi vardı bunu da bir yasa teklifi olarak sunacağı açıklandı. 8 ya da 11 madde olarak ifade ediliyor. Cumhuriyet Halk Partisinin bu af önerisine yaklaşımı nedir? Bu çerçevede siyasi tutuklular ya da tutuklu gazetecilerin durumunu da ele aldınız mı, MYK’da böyle bir gündeminiz var mıydı?
Faik ÖZTRAK- Hayır almadık. Çünkü henüz daha ortada somut bir şey yok. Özellikle bunun olabilmesi için biliyorsunuz iktidar partisinin de yani daha doğrusu çoğunluk partisinin de buna ilişkin görüşlerini açıklaması gerekiyor. Aflar son derece hassas konular. Hele hele şu dönemde af meselesi gerçekten son derece dikkatle izlenmesi lazım. Gerçekten acaba kader mahkumlarımı affolunacak, yoksa 17 – 25 Aralık’a kadar uzanan o dönemde suçlananlara belli bir rahatlık, belli bir garanti sağlayacak bir paket mi gündeme gelecek? Bütün bunları görmek istiyoruz. Kim kimi kullanıyor, ne oluyor, ne bitiyor. İktidarında bu paket karşısındaki tavrını gördükten sonra bunu konuşmanın daha doğru olacağına inanıyorum.
Soru- Efendim önümüzdeki süreçte yerel seçimlerde artık siyasetin sıcak gündem başlığı olacak. Bu konuya ilişkin bir değerlendirme yapıldı mı? Sizin yol haritanız nasıl izlenecek? Birde yeni bir sıcak gelişme, bu May’la Erdoğan görüşmesi Hazine Bakanlarının en kısa sürede bir araya gelmesi neyin mesajı İngiltere ile?
Cumartesi annelerine değindiniz ama İçişleri Bakanının açıklamaları var. 700’üncü gösteriyi yapmak istediler izin vermedik. Bu kişiler evin önünde gezerken mi kayboldu, örgütler infaz ediyor yani üyesi oldukları terör örgütleri bunları infaz ediyor, gözaltına alınmış değiller. Şehit annelerine alternatif anneler çıkarılmasına müsaade etmeyeceğiz açıklamaları var.
Faik ÖZTRAK- Şimdi tabi Sayın İçişleri Bakanının açıklamaları gerçekten ilginç. Yani İçişleri Bakanının görevi sonuç itibariyle öldürülen bu insanların cesetlerinin, kemiklerinin, kimler tarafından öldürüldüğünün ve cesetlerinin, kemiklerinin bulunması gerekiyor. Anneler bunu istiyorlar. Annelerin bu talebi var. Biraz önce söyledim yani şimdi bu anneleri tutup siz terör örgütü mensubu olmakla, terör örgütüyle işbirliği içinde olmakla suçlarsanız bu yapılacak en son şeydir. Çünkü devletin görevi bu memleketin neresinde kim ölüyorsa, öldürülüyorsa bunları bulmak, tespit etmektir. Bunları şunlar öldürüyor. Onlar öldürüyorsa senin çocuğunu bu öldürdü dolayısıyla ben bunu burada buldum cesedi de burada diyebilmemiz lazım devlet olarak. Doğrusu budur. Biraz önce söyledim yani insanları, herkesi terör örgütü mensubu olmakla, terör örgütüne yardımcı olmakla suçlamak son derece yanlış bir yaklaşımdır. Terör örgütüne yakın olmakla suçlayacaksanız işte onu dedim biraz önce sarayda, sarayın çevresinde şuanda. Saraydaki yakın çevrede bulunan insanların bir takım demeçleri var. İşte söylüyorum, diyor ki bunlardan bir tanesi, Öcalan Ortadoğu’da Türkiye’nin önünü açıyor vay. Ne demek bu? Ondan sonra siz herkese terör örgütüyle beraber diyeceksiniz ama kendi en yakınlarınızın söylediği lafları da görmezden geleceksiniz. Bu olacak bir iş değildir.
1398 tane Türkiye’de belediye var. 1398’in tamamını da yakın izlemeye almış vaziyetteyiz. Bir tek hedefimiz var en iyiyi bulmak, en iyiyle en çok Belediye Başkanını çıkartmak. Bunun için gerekli adımları, gerekli araştırmaları yapıyoruz.
Soru- Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve İngiltere Başbakanı Theresa May görüşmesinde “iki ülkenin maliye bakanlarının bir araya gelmesi” kararını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Faik ÖZTRAK- Şimdi açıkçası son dönemde Türkiye’nin bu Trump’ın izlemiş olduğu politikalar nedeniyle Avrupa’ya yakınlaşması dikkatle izlenmelidir. Çok açık söyleyeyim, Trump sadece Türkiye için bir sorun değildir tüm dünya için bir sorundur ve maalesef Trump’ın bu kavgacı, tek taraflı, dayatmacı üslubu dünya ticareti bakımından da ciddi tehlikelere neden olmaktadır. Bu çerçevede bu işbirliklerinin önemli olduğunu düşünüyorum.  
Soru- Şimdi yerel seçimlerle ilgili Kemal arkadaşımız sordu bende soracağım. Yerel seçimlerde CHP olarak bir ittifak sözkonusu mu? Özellikle bu konuda HDP’den bir çağrı Eş Genel Başkan Sezai Temelli’den bir çağrı geldi gelin beraber yapalım, birlikte yapalım şeklinde. Böyle bir durum sözkonusu olur mu?
Faik ÖZTRAK- Şimdi şu anda biz kiminle neyi nasıl kazanacağımıza bakıyoruz. Bu konular gündemimizde yok.
Soru- Kurultay tartışmaları şimdilik rafa kalkmış gibi gözüküyor ama 9 Eylül Hareketi diye bir gruptan bir açıklama var. Seçmene mücadeleye devam edin mesajları geldi ki, daha öncede Kılıçdaroğlu’na bir mektup gönderdiklerini de hatırlattılar, uzunda bir açıklamaları var. Bu grupla ilgili nasıl bir değerlendirmeniz olur ve çağrılarıyla ilgili?
Faik ÖZTRAK- Şimdi tekrar söylüyorum, ifade edeyim. Şuanda bizim gündemimizde bir devlette yaşanan yeniden yapılanmayı yakından takip etmek var ve yerel yönetim seçimleri var. Biz yerel yönetim seçimlerinin tek adam parti devleti rejiminin durdurulabileceği önemli bir nokta olduğunu düşünüyoruz. O nedenle de biz kendi partimizin içindeki bu kurultay tartışmaları şuanda MYK gündeminde yok.
Soru- İçtüzük tartışması da başladı artık bir taraftan uyum yasaları çerçevesinde içtüzükte de değişiklik bekleniyor ancak toptan, sil baştan da bir içtüzük yapılabileceği konuşuluyor. AK Partinin çalışmasını kısa sürede tamamlayıp sizlere de getireceği ifade ediliyor. Sizin bu noktadaki beklentiniz nedir efendim? Tabi kuvvetler ayrılığı vurgusunu…
Faik ÖZTRAK- Önceliğimiz tek adam parti devleti rejimi kapsamında devletin yeniden yapılanmasını yakından izlemek, bununla ilgili gerekli itirazları gerekli mercilere yapmak ve önümüzdeki yıl Mart ayında yerel yönetim seçimlerini kazanmaktır. Buna odaklandık, bu çerçevede yürüyoruz.
Birde tabi şu da var arkadaşlar onu da söyleyeyim. Sadece o değil ülke ciddi bir ekonomik krizle karşı karşıyadır. Bu ekonomik krizi de yakından takip etmek için biliyorsunuz bir kriz masası kurmuştuk. Bu kriz masasıyla ilgili olarak illere gerekli yazıları gönderdik. İllerde bu işleri koordine edecek il başkan yardımcılarını tespit etmelerini istedik. 30 Ağustos’tan sonra bunlar gelecek. Yine ayrıca yarın kriz masasını toplayacağız Parti Meclisi öncesinde ve Parti Meclisinde de ekonomik krizle ilgili olarak hem bir değerlendirme hem de neler yapılabilir bununla ilgili bir raporu sunacağız.
Teşekkür ediyorum, sağ olun.

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ FAİK ÖZTRAK: TBMM TOPLANMALI, ORTAK AKIL HAREKETE GEÇİRİLMELİ

Ekonomide yaşanan sıkıntıyı aşmak için derhal sonuç alıcı eylemlerin ortaya konması gerektiğini belirten CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Öztrak,  tek adam mantığıyla ekonomideki sıkıntıların üstesinden gelinemeyeceğini ifade ederek, TBMM Başkanına Meclis’i toplantıya çağırıp ortak aklı harekete geçirme çağrısında bulundu.
Şu ana kadar alınan, piyasanın likidite ihtiyacını bastırmaya dönük önlemlerin yeterli olmadığını, etkisinin geçici olacağını ifade eden Öztrak, sorunun “likidite değil kredibilite” olduğunu vurguladı. Öztrak, “Genel Başkanımızın açıkladığı 13 maddelik önlem paketi bir an önce devreye sokulmalıdır” diye konuştu.
ABD Başkanının açıklamalarının, alüminyum ve demir-çeliğe konan vergilerin kabul edilmesinin mümkün olmadığını belirten Öztrak, Türkiye’yi Trump’ın yaptırımları karşısında zayıf düşüren asıl sebebin son 16 yılda Türkiye’nin içine düşürüldüğü borç batağı olduğunu kaydetti. Öztrak, “Türkiye özellikle 2007’den sonra uygulanan ekonomiyi sıcak parayla şişirmeye dayanan yanlış ekonomi politikalarıyla dolar kolik hale getirilmiştir” değerlendirmesinde bulundu.
CHP Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısı sürerken yaptığı basın toplantısında şunları söyledi:

ORDU RAPORU TAMAMLANMAK ÜZERE
Geçen hafta Merkez Yönetim Kurulumuzda bir nöbet değişikliği oldu ve ben de Sayın Bülent Tezcan’dan basın sözlüğü görevini devraldım. Kendisi çok zor bir dönemde bu görevi başarıyla yürüttü, kendisine çok teşekkür ediyoruz.
Merkez Yönetim Kurulu toplantımız sürüyor. Toplantımızda öncelikle Ordu’daki sel felaketiyle ilgili partimizin görevlendirdiği heyetin ve daha sonra da Sayın Genel Başkanımızın dün yaptığı incelemeleri değerlendirdik. Hayatını kaybeden vatandaşımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır diliyoruz. Felaketi yaşayan, mağdur olan tüm Ordululara geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum. Ordu Büyükşehir Belediyesinin kentleşme ve belediyecilik anlayışı ve süreci yönetmesi konusunda ciddi şikayetler var. Heyetimiz rapor çalışmalarını tamamlamak üzere. Bu konuyla ilgili ayrıca ayrıntılı bir açıklamada yapacağız.
ÜLKEMİZİN VE MİLLETİMİZİN YANINDAYIZ
İkinci olarak ekonomide yaşananları uzun uzun değerlendirdik, kapsamlı bir biçimde ele aldık. Türk lirasının yabancı paralar karşısında değer kaybı ve buna bağlı olarak ekonomide yaşanan gelişmeler toplumun her kesimini tedirgin ediyor. ABD Başkanının açıklamaları, uygulanan yaptırımlar ve son olarak alüminyum ve demir-çeliğe konan vergileri kabul etmek mümkün değil. Bunların hukuka ve müttefikliğe sığmadığını düşünüyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu konuda ülkemizin ve milletimizin yanındayız. İktidarın bu konuda gerekli tepkiyi vermesini ve de ekonomiyi tahkim edecek önlemleri de bir an önce ortaya koymasını bekliyoruz.
Diğer taraftan ABD yönetiminin din ve etnisite bazında ayrıştırıcı, hukuku hiçe sayan dayatmacı politikalarının Atatürkçü ve sosyal demokrat bir parti olarak karşısında olmaya devam edeceğimizi de bir kez daha ifade etmek istiyoruz.
ETKİNİN BÜYÜK OLMASININ SEBEBİ BORÇ BATAĞI
Bugün artık küresel bir sorun haline gelen Trump yaptırımlarına muhatap başka ülkeler bundan bir etkilenirken biz her nedense yüz etkileniyoruz. Ve sormak lazım ülkeyi Trump karşısında Trump’ın yaptırımları karşısında bu kadar zayıf düşüren nedir? Evet Trump’ın açıklamaları, yaptırımları ülkede spekülatif bir atağa sebep olmuştur. Ama bu atağın bu kadar büyük etki yapmasının asıl sebebi son 16 yılda Türkiye’nin içine düşürüldüğü borç batağıdır. Türkiye özellikle 2007’den sonra uygulanan ekonomiyi sıcak parayla şişirmeye dayanan yanlış ekonomi politikalarıyla dolarkolik hale getirilmiştir. Dış borca bağlı olarak ekonomi şişirilmiştir, bu tablo vatandaşa büyüme olarak sunulmuştur. Bugün 23 milyar dolarlık IMF borcunu ödemekle övünenler göreve geldikleri dönemde 130 milyar dolar olan Türkiye’nin brüt dış borcunu bugün itibariyle nasıl 467 milyar dolara çıkardıklarını açıklamalıdırlar.
BORÇ GELİRİN YARISINI GEÇTİ
Diğer taraftan dövizle borçlarımız her geçen gün arterken dövizle, dolarla ifade ettiğimiz gelirimiz de hızla düşmektedir değerli basın mensupları. 2013 yılında 950 milyar dolar seviyesinde olan milli gelirimiz bu yılın ilk 3 ayı itibariyle 883 milyar dolara gerilemiştir. Bunda Trump etkisi yoktur. Dış borcumuzun gelirimize oranı 2017 yılında yıllar sonra ilk defa yeniden yüzde 50’nin üzerine çıkmıştır, yani gelirimizin yarısını geçmiştir. Bu rakamlar Türk lirasındaki son değer kaybını dikkate alarak yeniden hesaplandığında ise tablo çok daha ürkütücüdür. 2018’in ilk çeyreği itibariyle milli gelirimiz bugünkü kurla hesaplandığında 500 milyar dolara düşmektedir. Borcumuzun gelirimize oranı ise yüzde 90’lara çıkmaktadır. Bu gerçekten çok ciddi bir krizle karşı karşıya olduğumuzu ortaya koymaktadır.
ALINAN YANLIŞ KARARLARIN SONUCU
Peki, bu borç nasıl olmuştur? 2009 yılında alınan kararla döviz geliri olmayan şirketlere dövizle borçlanma imkanı sağlanması sonucunda, şirketlerin net döviz borcu 70 milyar dolardan 220 milyar dolara çıkmıştır. Bunun sonucunda Türk lirasının değerindeki her 10 kuruşluk kayıp şirketlere 22 milyar Türk liralık kur farkına mal olmaktadır. Bugüne kadar Türk lirasındaki değer kaybına baktığımızda bunun şirketlerimize faturası 600 milyar Türk lirasına yaklaşmıştır değerli basın mensupları.
Peki bu kararnameyi kim çıkarmıştır? 2013 yılında kamu özel işbirliği kapsamında kapsamı genişletilmiştir. Milyarlarca dolarlık prestij projelerine hazine garantisi verilmek suretiyle bu kapsamda başlatılmıştır. Bunu kim yapmıştır? Şimdi bu borçları ödeme zamanı gelmiştir, cari açığımızda yüksektir. Sadece önümüzdeki bir yılda borcumuzu çevirmek ve cari açığımızı finanse etmek için 240 milyar dolara ihtiyacımız vardır. Bu borcu bulamadığı zaman da Türk lirası kaybedecektir. Ve ülkeyi borca batıran bu politikaların ve buna bağlı olarak Türk lirasındaki değer kaybının faturası da enflasyon ve işsizlik olarak yine fakir fukaraya çıkacaktır.
ÜLKEMİZİN HAYSİYETİNİN AYAKLAR ALTINA ALINMASINA İZİN VERMEYİZ
Kahvelere gidin, pazara gidin, sokakta herhangi bir köşede konuşulanlara kulak kabartın, vatandaşımız bu gelişmeler nedeniyle son derece endişelidir ve çok da mutsuzdur. Tek adam parti devleti rejimine geçeli daha 1,5 ay olmuştur. Ülke çok ciddi bir siyasi ve ekonomik krizin eşiğine gelmiştir. Bu rejimin bize uymadığını, uymayacağını her geçen gün biraz daha açıklıkla göstermektedir. Türkiye’yi sıcak para bağımlısı yapan, hukuk devletinin, kuvvetler ayrılığının, parlamenter demokrasinin bitirilmesine neden olan, ülkemizi dış tehditlere açık hale getiren politikalara hep karşı çıktık. Bu eleştirilerimiz saklıdır. Fakat Türkiye Cumhuriyetinin aşağılanmasına, ülkemizin haysiyetinin ayaklar altına alınmasına asla izin vermeyeceğiz. Milletimizle omuz omuza bunun karşısında dimdik duracağız.
HEP FARKLI DERLER
Ancak hal böyleyken geminin kaptan köşkünde oturanların da duruma bir çare bulmak yerine biz bir şey yapmadık, suçlu Trump ve ABD diyerek işin içinden sıyrılmasını, 81 milyonun vatan sevgisini istismar ederek milletin desteğini arkalarında tutmaya çalışmasını da anlayamıyoruz, desteklemiyoruz. Bugün Sayın Erdoğan diyor ki, bu defa bu geçmiş krizlerden farklı diyor olan biten. Arkadaşlar, her krizde tüm hükümetler, bugüne kadar dünyanın her yerinde birçok yerinde yaşanan krizlerde tüm hükümetler, hep bu defa farklı demişlerdir. Ama hiç de farklı olmadığını, asıl sebebin zayıflamış ekonomik temeller olduğu her zaman ortaya çıkmıştır sonunda.
EKONOMİ MODELİ TEMENNİ MANZUMESİ
Tek adam işbaşına gelir gelmez ekonominin başına damadını atadı. Bu açıkçası her yerde güven ve liyakatle ilgili soru işaretlerine neden oldu. Sonra ülkenin gerçek sorunlarından bir haber olduklarını gösteren 100 günlük bir eylem planı açıkladılar. Bu eylem planı ekonomideki dengeleri daha da bozacak bir harcama planıydı. Bilahare damadın bir kısmı da bizim partimizin 2015 seçimlerinden önce ortaya koyduğu dört ayaklı ekonomi modelinden alınmış, fakat hukuk devleti, demokrasi ve kuvvetler ayrılığı vurgularının özenle ayıklandığı yeni ekonomi modelinin de bir temenniler manzumesi olmaktan öteye gitmeyeceği de anlaşılmıştır. Diğer taraftan yeniden yapılanan ekonomi yönetimindeki yetki karmaşasının liyakat sorununun tedbirlerin koordinasyon içinde uygulanmasını engellediği anlaşılıyor. Bir türlü ne zaman neye başlayacaklarına karar vermiyorlar. Bakın arkadaşlar daha hala şu anda çalışan bir tek BDDK ve Merkez Bankası.
SARAYIN CELALLENMESİNİN ASIL NEDENİ BU
Bu gelişmelerden sonra Genel Başkanımızın bu hafta sonu 13 maddelik bir eylem paketi önerisi açıklandı. Buna cevap olarak saray hepimiz aynı gemideyiz diye başladı ama daha sonra, “Ey Kılıçdaroğlu” diye devam etti ve bizi döviz baronlarıyla hareket etmekle suçladı. Saray için bu suçlamayı yapmak dış mihrakların saldırısına karşı bugüne kadar ekonomide gereken önlemleri neden almadığına cevap vermekten, gereken tahkimatı neden yapmadığına cevap vermekten çok daha kolaydı tabi. Bu sorulardan kaçmanın yolu başkalarını suçlamak. Hep bu senaryoyu görüyoruz. Genel Başkanımızın yaklaşımı sarayın bu sorunu dış ve iç mihraklara fatura etme senaryosunu bozdu aslında. Sorunun çok daha derinde olduğunu, iktidara olan güvenin bittiğini gösteriyordu bu öneriler. Sarayın celallenmesinin asıl nedeni de buydu.
YEMEĞİ YİYİP HESABI ÖDEMEDEN KALKAMAZSINIZ
Artık rejim tek adam parti devleti rejimidir. Bundan sonra atılan ya da atılmayan adımların tek sorumlusu saray ve çevresidir. Yemeği yiyip hesabı ödemeden kalkamazsınız. Yetkiyi kullanan sorumluluğu da üstlenecektir. Bu niteliği düşük politik söylemlere artık milletin karnı da toktur. Mutfaklar yangın yeridir, çalışanların yarın ne olacağım endişesi en üst seviyededir. İş dünyası döviz borçlarını nasıl ödeyeceğini kara kara düşünmektedir.
DÖVİZ BARONU KİMDİR?
Evet aynı gemideyiz, ama kaptan köşkünde dümenin başında oturanlar küreklerini millete çektirdikleri gemiyi kayalıklara doğru sürmektedirler. Döviz baronlarıyla işbirliği yapmakla, vatana ihanetle önlem önerenleri suçlamaktadırlar. Bizim de bu izansız suçlamalara cevap vermemiz farz olmuştur. Türkiye’de döviz cinsinden kamu özel işbirliği ihaleleri yapıp, köprülerde, otoyollarda geçiş ücretlerini ve garantileri döviz cinsinden tespit edenler esas döviz baronlarıdır. Vergi cennetlerinde 1 sterline şirket kurup milyonlarca dolarlık işleri çevirip vergi ödemeyenler döviz baronlarıdır. Evdeki kasada, ayakkabı kutularında tuttukları milyonlarca doları eritmeye, sıfırlamaya çalışırken dinlemeye takılanlar döviz baronlarıdır. Kamu kuruluşlarının sattıkları malların bedellerini dövizle tahsil ettirenler döviz baronlarıdır. Herkese dövizini sorgusuz sualsiz aklama imkanını verip, ülkeyi dünyanın en büyük para aklama makinası haline getirenler döviz baronlarıdır.
2007’DEN SONRAKİ YANLIŞLARIN FATURASI
Türkiye bugün ekonomide özellikle 2007’den sonra yaptığı yanlışların faturasını ödemektedir. ABD’nin tehditleri kabul edilemez. Müttefiklikle, hukukla bağdaşmaz. Peki ABD’ye Türkiye’yi tehdit etme cüretini veren, ekonomimizi bu tehditlere karşı bu kadar açık hale getiren kimdir? Emperyalizme karşı tarihin gördüğü en onurlu mücadelelerden birini vererek kurulan Türkiye Cumhuriyetini paradigmalar değişti deyip borca batıranlar değil midir? Küresel sermayenin ürkekleştiği bir dönemde hukukun üstünlüğüne, demokrasiye darbe vuranlar değil midir? Bu sorular yeri geldiğinde mutlaka sorulacaktır.
POLİSİYE ÖNLEMLER SORUNU BÜYÜTÜR
Geldiğimiz noktada yapılanlar yetmeyince önce bir Erdoğan klasiği olan yastık altındaki dövizleri bozdurun söylemi devreye sokuldu. Son olarak da dün Erdoğan bankalardan döviz almak isteyen şirketleri B ve C planlarıyla tehdit etti. Arkadaşlar tehdit ettik, etmedik şimdi böyle deniyor. Açık konuşacaksınız. Bu dönemlerde bu tür konjonktürlerde açık konuşmak, çok net olmak çok önemlidir. İnsanların kafasında soru işareti yaratacak söylemlerde bulunmayacaksınız. Bu yastık altı döviz ve tehdit yaklaşımı bir de üstüne üstlük alınan polisiye önlemler, şu anda baksanıza hakimler, savcılar, MASAK, şu, bu herkes devrede, sorunu daha da büyütmekten başka bir işe yaramaz.
SORUN LİKİDİTE DEĞİL, KREDİBİLİTE
Ben geçmişte birçok kriz yaşadım bürokrat olarak. En sonuncusunu da krizden çıkışı yönettim. Ben açık söyleyeyim, polisiye önlemlerle, emir komutayla bu kriz çözülmez. Şimdi artık söylem zamanı değildir. Bir an önce güveni arttıracak eylemleri gerçekleştirme zamanıdır. Kaybedecek bir dakika dahi yoktur. Dün akşamdan bu yana açıklanan tedbirler Merkez Bankası ve BDDK’nın uyguladığı likidite ihtiyacını bastırmaya dönüktür, açıkçası etkileri çok uzun süre devam etmez. Onun için bugün devletin diğer kesimlerinin Türkiye’nin ihtiyacı olan bir takım tedbirleri geliştirmeye ve uygulamaya koymaya başlaması gerekir. Sayın Genel Başkanımızın açıkladığı 13 maddelik paketin kararlılıkla hayata geçirilmesi bu konuda önemli bir işlev görecektir.
Bugün sorunumuz likidite değildir. Bugün sorunumuz kredibilitedir.
EKONOMİYLE İLGİLİ ÖZEL MASA KURDUK
Kimsenin karşısında eğilmeyeceğiz, eğilmemeliyiz. Şu an önemli olan derhal icraata geçmektir. İlaç kimine acı gelebilir, ameliyat kimine göre sancılı olabilir ama bunu geciktirmek işleri her gün biraz daha kötüleştirecek, verilmesi gereken ilacın etkilerini her gün biraz daha ağırlaştıracaktır.
MYK toplantımız sırasında ekonomideki sorunlara çözüm üretebilmek, bu konuda bir takım stratejileri geliştirebilmek, yardımcı olabilmek için bir masa kurduk. Bu masada hem Merkez Yönetim Kurulunda ekonomiyle ilgili arkadaşlarımız olacaktır, hem de milletvekili arkadaşlarımız olacaktır. Ayrıca yine her ilden bir İl Başkan Yardımcısı arkadaşımız illerdeki ekonomiyle ilgili sorunları takip edecekler, işsizlik, borçları ödeyememe, yoksulluk, iflaslar bu sorunları takip edip masamıza bildirecekler, biz de bu konularla ilgili tedbirleri gerekli yerlere önereceğiz.
TBMM BAŞKANI MECLİS’İ TOPLANTIYA ÇAĞIRMALI
Son olarak şunu söylemek istiyorum. Mustafa Kemal Atatürk Kurtuluş Savaşının en zor günlerinde bile savaşı meclisten yönetmiştir. Madem ekonomik savaş diyorsunuz bu işin altından tek adam olarak kalkamazsınız. Meclis derhal TBMM Başkanı tarafından toplantıya çağrılmalı, ortak akıl harekete geçirilmelidir.
Teşekkür ediyorum.
Soru- Yeni göreviniz hayırlı olsun. Şimdi TBMM’de bir toplantı önerdiniz. Bazı liderlerden de Cumhurbaşkanıyla birlikte siyasi liderlerin, siyasi parti Genel Başkanlarının bir araya gelmesi ve bu konuyu görüşmesine ilişkin bazı davetler, teklifler oldu daha doğrusu. Bu teklife nasıl bakarsınız Cumhurbaşkanından böyle bir teklif beklentiniz var mı öncelikle? Teklif gelirse nasıl hareket edersiniz?
Faik ÖZTRAK- Biz önerimizi yaptık, biz TBMM’nin toplantıya çağrılmasının daha doğru olacağını düşünüyoruz. Beklentiler üzerinde daha etkili olacaktır. Yani güvenin sağlanmasında daha etkili olacaktır.
Soru- Sorun likidite değil kredibilite dediniz. Yani bunu biraz daha açar mısınız? Bu kısa vadede ne yapılmalı? İşte örneğin faiz artırımı gibi öneriler gündeme gelmişti. İşte kendi para cinsi üzerinden alışveriş, ticaret tartışmaları var Rusya’da buna destek verdi. Bu konuyu biraz daha açar mısınız?
Faik ÖZTRAK- Şöyle söyleyeyim, yani kredibilite derken yeniden güveni tesis etmeniz lazım. Bugün ekonomide güvenin yok olmasına neden olan ne varsa, burada artık bunları ortadan kaldırıp güveni yeniden tesis etmeye dönük bir takım etkili önlemleri açıklamanız gerekiyor. Genel Başkanımızın bu çerçevede yapmış olduğu biliyorsunuz bir takım öneriler var. Mesela bunlardan bir tanesi ekonomide liyakat sisteminin yeniden inşa edileceğine dair güçlü bir eylem yapılmalıdır diyor. Yani güçlü bir adım atılmalıdır diyor. Böyle bir konuda güçlü bir adım ne olabilir? Mesela bu konuda soru işaretleri yaratan, sistemin liyakate uygun olarak işleyip işlemediği konusunda piyasalarda güvensizlik yaratan, Cumhurbaşkanın damadının ekonominin başına atanması, ekonomi ve maliye bakanlığına atanması konusunda bir geri dönüş piyasalarda ve buraya bir yeni atama piyasalarda güveni pekiştirebilecek adımlardan bir tanesidir. Veya ne demişti? Harcamalarla ilgili önlem almak lazım demişti. Bu harcamalarla ilgili taşıt saltanatına son verecek, bina saltanatına son verecek veya ekonomik savaştayız dendiğine göre biz sarayı bırakıyoruz, Kurtuluş Savaşının yönetildiği Çankaya Köşküne çıkıyoruz denirse bunlar beklentilerde önemli değişikliklere neden olur. Yine hukuk devletini yeniden kuracak bir takım önlemler alınırsa bunlar da yine beklentilerde çok ciddi değişikliklere neden olur.
Soru- Merkez Bankası ve BDDK’nın tedbirleri yeterli mi? İkinci sorumda özel sektörün borcu kamu borcu olma riski taşıyor mu, böyle bir durum söz konusu olabilir mi?
Faik ÖZTRAK- Şimdi şunu açıkça söyleyeyim, BDDK ve Merkez Bankasının tedbirleri bir nefes alma imkanı sağlamıştır. Yapılması, alınması gereken önlemlerdir. Bir nefes alma imkanı sağlamıştır ama bunun uzun süre devam ettirilmesi mümkün değildir. Onun için söylüyorum bir takım yapısal önlemleri almak lazım. Mesela devam edersek garanti vermeyi durdurmak gerekebilir. Borç bundan sonra dış borçla ilgili kamu özel işbirliği projelerinin bundan sonra devralınmayacağı ilan edilebilir. Yani beklentiyi değiştireceksiniz. Bir tek Merkez Bankasıyla BDDK yetmez. Asya krizine bakarsak BDDK yetmez, Asya krizine dönüp baktığımız zaman evet bir gecede özel kesimin borcu kamunun borcu olmuştur. Yine bizdeki 2002 krizine baktığımız zaman o dönemin Başbakanının yazmış olduğu bu borçların hepsine devlet olarak ödenmemesi halinde kefiliz mektubu aslında bir anlamda özel kesimin borcunun devlet borcu haline gelmesidir. İnşallah o durumlara düşmeyiz. O durumlara düşmeden aklıselimle ortak aklı kullanarak bugünkü tabloyu değiştirebiliriz.
Soru- Efendim yeni göreviniz hayırlı olsun. Dün çağrı grubunun bir toplantısı vardı, ben bu konu hakkında birkaç soru sormak istiyorum. Çağrı grubu toplantısına girişte Muharrem Bey bazı açıklamalar yaptı, onlar kiracı biz ev sahibiyiz açıklaması yaptı. Öncelikle MYK toplantısında bu imza süreciyle ilgili gündem oluşturuldu mu, bu konu hakkında fikir alışverişi yapıldı mı? Aynı zamanda Gaye Usluer ve Yaşar Tüzün’ün bir açıklaması vardı bu 630 imza ve Genel Merkezden yapılan 31 delege imzasını geri çekti açıklaması. Bu 31 delegenin kim olduğuna yönelik bir açıklama yapılsın demişti Gaye Usluer, Genel Merkeze böyle bir çağrıda bulunduk demişti. Bununla ilgili bir çalışmanız var mı?
Faik ÖZTRAK- Tabi bugün gündemde iki konu vardı. Bir tanesi Ordu’daki sel felaketi, diğeri de bugün içinden geçmekte olduğumuz ve giderek büyüyen ekonomik sıkıntılar, kriz. Dolayısıyla bu konu gündemimizde yoktu. İzin verirseniz o konuda bir açıklama yapmayayım.
Soru- Faik Bey, şimdi sosyal medyada özellikle dolaşan ama kamuoyuna farklı kesimlerden de yansıyan bir eleştiri var, o da hükümetin çok ciddi vergi aflarında bulunmuş olması. Örneğin Güler Sabancı gibi isimler geçiyor bu vergi aflarıyla ilgili. Çok büyük şirketlere yüzde 90 oranında vergi afları uygulandığı görülüyor. Bu vergi aflarının mevcut duruma etkisi sizce olmuş mudur? Olduysa nasıl bir etkisi olmuştur? Bir de şunu sormak isterim, 4 Kasım itibariyle Amerika’nın İran’a yönelik ikinci yaptırım paketi devreye girecek ve orada özellikle enerji yaptırım paketi doğalgaz ayağında Türkiye’yi birebir etkiliyor. Eğer daha önceki gibi, Obama dönemindeki gibi muafiyet getirmezlerse Türkiye’nin İran’la doğalgaz alımı ticareti ciddi etki altına girecek. Buna ilişkin olarak sizin öngörünüz, beklentiniz nedir?
Faik ÖZTRAK- Tabi bu İran ambargosu ister istemez Türkiye’yi etkileyecektir. Ekonomik olarak etkileyecektir. Hükümetin bu konuda, icra makamının, hükümetin bu konuda gerekli tedbirleri alması gerekir. Ama bunun detayları ne olur, ne olmaz bu konuda benim bir şey söylemem doğru olmaz.
Soru- Vergi affı?
Faik ÖZTRAK- Şimdi şöyle, açıkçası vergi afları bir kere gelir kaybına, doğrudan gelir kaybına neden olması nedeniyle sıkıntılar yaratmanın yanında iki tane önemli soruna daha neden olur. Bunlardan bir tanesi vatandaşta vergi ödeme alışkanlığını ortadan kaldırır. İkincisi de vergi ödeyen de, vergisini zamanında ödeyen de ciddi bir gönül kırıklığına neden olur. Uzun dönemde onun da vergi ödememesine yol açar. Türkiye’de her yıl gündemi aşağı yukarı her yıl son dönemde gündeme getirilen vergi afları zaten aslında ekonomide bir problem olduğunu ortaya koymaktadır. Ama vergi aflarıyla sorun çözülemez. Ama ben bakıyorum zaman zaman iktidar yetkililerinin ağzından 2023 projesinin gerçekleştirme sürecinin dahi vergi aflarıyla başladığının söylendiğini görüyorum, şaşkınlık içinde onu izliyorum.
Teşekkür ediyorum, sağ olun.

CHP’Lİ ÖZTRAK: “AKP’Lİ ŞENTOP’UN SÖZLERİ AKIL TUTULMASI”

 

TEKİRDAĞ – CHP’nin Çorlu’daki tren kazasıyla ilgili vermiş olduğu araştırma önergesi hakkında AKP’li Şentop’un yaptığı değerlendirmelere, CHP’li Öztrak’tan sert cevap geldi.

 

CHP’li Öztrak yaptığı açıklamada, Meclis’in görevinin mahkeme sürecini gerekçe göstererek kazanın üstünü örtmek değil, bunun bir daha tekrarlanmaması için ortak aklı çalıştırmak ve yürütmeye gerekli önerilerde bulunmak olduğunu vurguladı.

 

Araştırma önergesinin öne çekilmesinin görüşüldüğü oturumu yöneten Şentop’un, 25 kişinin hayatını kaybettiği kazayla ilgili araştırma önergesini “tribünlere oynamak” olarak nitelemesini esefle karşıladığını söyleyen Öztrak, “Bu açıklamayı bir akıl tutulması olarak görüyorum” dedi. 

 

CHP’li Öztrak, yaptığı yazılı açıklamada şunları belirtti:

 

Tekirdağ Milletvekili Sn. Mustafa Şentop’un, Çorlu’da 25 vatandaşımızın hayatını kaybettiği elim tren kazasıyla ilgili CHP Grubunun verdiği araştırma önergesi hakkındaki değerlendirmesi, hukukçu kimliği de dikkate alındığında hayret vericidir. AKP’li Şentop, Anayasa gereği hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmakta olan bir konuyla ilgili TBMM’de araştırma önergesi verilemeyeceğini belirterek bu elim kazanın sebeplerinin araştırılmasını isteyen partileri kendi ifadesiyle “tribünlere oynamakla” itham etmiştir.

 

ANAYASA MAHKEMESİ BÖYLE DİYOR

Oysa gerçek böyle değildir.  Geçmişte de Meclis denetiminden kaçmak isteyen iktidarlar zaman Anayasa’nın 138. maddesini kullanmaya çalışmışlardır. Anayasamızın bu maddesi, bir dava hakkında Meclis’te “yargı yetkisinin kullanılmasıyla ilgili” soru sorulamayacağını, görüşme yapılamayacağını ve beyanda bulunulamayacağını ifade etmektedir. Bu konuda Anayasa Mahkemesi’nin daha önce aldığı kararlar mevcuttur. Bu çerçevede, Mahkeme’nin 18 Haziran 1970 tarihli ve 1970/32 sayılı kararında TBMM’nin, “(…) mahkemenin bakmakta olduğu davada kullandığı yargı yetkisiyle ilgili soru sorulmasına, görüşme yapılmasına, beyanda bulunulmasına yer vermeden” denetim yollarını kullanabileceği açıkça belirtilmektedir. Sn. Şentop’un bir hukukçu olarak bunu bilmesi beklenir.

 

BİR DAHA YAŞANMASIN DİYE

Kaldı ki, araştırma önergemizin amacı yargı yerine geçip suçluları cezalandırmak değil, kazanın sebeplerini inceleyerek bir daha benzerlerinin yaşanmaması için neler yapılması gerektiğini bulmak için Meclisimizdeki tüm partilerin ortak aklını harekete geçirmektir. Nitekim, kazanın hemen ardından çalışmalarına başlayan CHP heyeti hazırladığı kapsamlı raporla kazayla ilgili iddiaları incelemiş, uzmanlarla ve kazazedelerle görüşmüş, tren kazasının sebebinin ciddi ihmal ve denetimsizlik olduğu yönündeki güçlü emareleri ortaya koymuştur.

 

ŞENTOP’UN KAZA KURBANLARINDAN VE AİLELERİNDEN ÖZÜR DİLEMESİ GEREKİR

Bunun ardından Genel Başkanımız Sn. Kemal Kılıçdaroğlu bölgeye gelmiş, bölge milletvekilleriyle birlikte yaralıları ve hayatını kaybeden vatandaşlarımızın ailelerini ziyaret etmiş acılarını paylaşmıştır. Yapılan ziyaretlerde acılı ailelerin talebi “konunun peşinin bırakılmaması, bu gibi kazaların başka ailelerin yüreğini yakmaması için Meclis’te araştırılması ve gereğinin yapılması” olmuştur. Vatandaşlarımızın bu talebi çerçevesinde grubumuz bir araştırma önergesi vermiştir. Söz konusu önergenin bir an önce gündeme alınması talebimiz ise AKP ve MHP oylarıyla reddedilmiştir.

Sn. Şentop’un partisinin grubunun bu insani talebi reddetmesinin mahcubiyeti altında yaptığı   “tribünlere oynama” benzetmesi için en azından kazada yaralananlara ve hayatını kaybeden vatandaşlarımızın ailelerine bir özür borcu vardır. Bu vesileyle, Suudi Kralı’nın vefatının ardından ulusal yas ilan edenlerin, 25 vatandaşımızın hayatını yitirdiği bu kazayı görmezden gelmesini yadırgadığımı da bir kez daha ifade etmek isterim.

ÇORLU TREN KAZASI RAPORU

GENEL BAŞKAN KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN TEKİRDAĞ – ÇORLU – SARILAR MAHALLESİNDE YAPTIĞI BASIN AÇIKLAMASI
(18 TEMMUZ 2018)

[https://youtu.be/DysXxWCj1IQ]

Değerli basın mensupları, Sarılar mahallesinin değerli sakinleri, saygıdeğer muhtarımız, 8 Temmuz 2018 tarihinde Çorlu’da bir tren kazası olayını yaşadık. 24 vatandaşımız hayatını kaybetti, 341 vatandaşımızda yaralandı. Neresinden bakılırsa bakılsın, üzerinde durulması, araştırılması gereken bir olay. Yetkililer hemen kazanın sebebi konusunda şöyle bir açıklama yaptılar, aşırı yağışa, yani doğal afete bağlı bir kaza olarak topluma bilgi verdiler. Bu kadar derin bir acının yaşandığı ortamda süratli bir şekilde aynı zamanda bölge milletvekili olan Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak’ın başkanlığında bir heyeti süratle görevlendirdik. Kırklareli, Edirne ve Tekirdağ milletvekilleri bölgeye geldiler, süratli bir şekilde görgü tanıklarıyla konuştular, sivil toplum örgütleriyle konuştular, sendikalarla, meslek kuruluşlarıyla, uzman kişilerle olayın bütün boyutlarını araştırmak için özel bir çalışma yaptılar ve çalışmalar bir rapora bağlandı o raporu değerli basın mensuplarına burada dağıtıyoruz.
Şimdi değerli arkadaşlarım, benim konuşmam kısa sürecek daha sonra raporla ilgili daha ayrıntılı bilgileri raporu hazırlayan, ekibin başındaki Sayın Öztrak sizlere daha ayrıntılı bilgi verecek. Değerli basın mensuplarının dikkatini iki konuya çekmek isterim.
AŞIRI YAĞIŞ OLACAĞINI BİLDİĞİ HALDE, İDARE GEREKLİ ÖNLEMLERİ ALDI MI?
Birincisi şu, aşırı yağış bekleniyordu, -bu beklemeden yani aşırı yağış olacaktır dolayısıyla- bu konuda bölgede önlem alınması gerekir diye bir düşünce Devlet Demiryollarına iletildi mi? Yani aşırı yağış olacağını bildiği halde, idare gerekli önlemleri aldı mı? Şimdi haklı olarak vatandaşlarımız şu soruyu sorabilirler, yağışın olup olmadığını Devlet Demiryolları nereden bilsin. Doğrudur ama ilk kez burada size açıklayacağımız bir belge 30 Mayıs 2018 tarihli Devlet Demiryolları Birinci Bölge Müdürlüğünün yazısı şöyle diyor, “Meteoroloji Genel Müdürlüğünden alınan verilere göre bölgemiz mıntıkasında önümüzdeki günlerde ve yaz dönemi içinde aşırı yağışlar olabilir.” Gayet açık, gayet net. Bilgiyi nereden alıyor? Meteoroloji Genel Müdürlüğünden alıyor. Neler yapılması gerektiğini de şöyle açıklıyor Devlet Demiryolları; “Meydana gelen yağışlar hasar ve zarara sebep olabilir, meteorolojiden hava durumunu takip edin, yarma ve dolguları, akma ve heyelan tehlikesine karşı kontrol altında tutun, kritik hava durumlarında nöbetçi bırakın, yol durumunu takip edin, doğal afet olursa, kazaya sebep olmadan önleyin, bu gibi olağanüstü durumlarda gerekli görülen yerlerde yaya kontrollerini artırın”diyor.  Her şey var burada. Bir afetin geleceğini, bu afet gelmeden önce hangi önlemlerin alınması gerektiği burada gayet açık ve net ifade edilmiş. Her türlü önlemi alın. Hatta o kadar ki, “Bu gibi olağanüstü durumlarda gerekli görülen yerlerde yaya kontrollerini artırın” diyor.
KAZANIN OLDUĞU HATTA GEREKLİ KONTROL VE ÇALIŞMALAR YAPILDI MI?
Şimdi değerli arkadaşlarım, bunun gereği yapıldı mı? Bunun gereğinin yapılmadığını hepimiz biliyoruz çünkü 24 kişi hayatını kaybetti, 341 vatandaşımızda yaralandı.
Değerli arkadaşlarım, ikinci önemli nokta hatta gerekli bakım ve kontrol çalışmaları yapıldı mı? Kazanın olduğu hatta gerekli kontrol ve çalışmalar yapıldı mı? Yine size önemli bir bilgiyi vereceğim. Devlet Demiryolları Birinci Bölge Müdürlüğü Çorlu Cumhuriyet Savcılığına çok ivedi kaydıyla bir yazı yazıyor. Diyor ki, 13 Nisan 2018’de yol makinalarıyla yolda kontrol yaptık ve aynı yazıda bir mahal listesi de var ve mahal listesiyle ilgili olarak o yazıda şu ifadeler yer alıyor, bakımı yapılması planlanan menfezler gösteriliyor mahal listesinde. Bakımı planlanan menfezler gösteriliyor. Peki kazanın vuku bulduğu yerdeki menfez için bir planlama var mı? Yazı aynen şöyle, kazanın vuku bulduğu menfezde bakım öngörülmemiştir, listede bulunmamaktadır. Meteoroloji uyarıyor, Birinci Bölge Müdürlüğü uyarıyor, gerekli önlemleri alın diyor, menfezlerin kontrol edilmesi lazım, bir mahal listesi var kontrol edilecek menfezler orada yazılı kazanın olduğu yerdeki menfez biz onu kontrol etmedik deniyor. O mahal listesinin dışında deniyor.
METEOROLOJİ GEREKLİ UYARIYI YAPMIŞ, DEVLET DEMİRYOLLARI DA GEREKLİ YAZIŞMALARI YAPMIŞ, GEREĞİ YAPILMAMIŞ
Özeti şu, tehlike biliniyor, meteoroloji gerekli uyarıyı yapmış, Devlet Demiryolları da gerekli yazışmaları yapmış. Acı olan şu, bütün bunların tamamı dosyada kalmış gereği yapılmamış ve sonuç 24 ölü, 341 yaralı.
Değerli arkadaşlarım, ölenler ve yaralananlar bizim vatandaşlarımız, kazadan hemen sonra 81 milyon vatandaşımızın vicdan azabı çektiğini biliyorum. Neden gerekli önlemler alınmadı sorusu hep soruldu. Bugün hastanede yaralıları ziyaret ettik, hayatını kaybeden vatandaşlarımızın ailelerini ziyaret ettik, onlara başsağlığı dileklerimizi ilettik. Şu soruyu sormadan gerçekten edemiyorum, kim görevini yaptı, kim görevini yapmadı? Görevini yapmayanları az önce ifade ettim, az önce söyledim. Devlet Demiryolları yazılı uyarıya rağmen, menfezlerin bakılmaması yazılı uyarıya rağmen ve açıkça itiraf edilmesi bütün bunların tamamı tek adam rejimine bağlı bir düzende, bu tür olayların artık kaçınılmaz olduğunu bize gösteriyor. Hiç kimse sorumluluk üstlenmiyor. Hiç kimse sorumluluğunun gereğini yerine getirmiyor. Çünkü hiç kimse bir başka kişiye karşı sorumlu değil. Sorumlu olarak kendilerini hissettikleri tek kişi var o da sarayda oturuyor. Bu kadar vahim bir tablo karşısında gerçekten ne yapılacak bende merak ediyorum.
Peki kim görevini yaptı? Muhtarımız burada, Sarılar mahallesinin muhtarı burada. Önce söyleyeyim, Sarılar mahallesinin bütün sakinleri görevlerini yaptılar. Kazayı öğrendikleri andan itibaren seferber oldular. Başka? Balabanlı mahallesi, onlarda hemen harekete geçtiler. Başka? Kırkkepenekli mahallesi onlarda harekete geçtiler. Yetkililer gelmeden, kamu görevlileri gelmeden bunlar doğrudan doğruya harekete geçtiler. Bir vatandaş vicdanıyla insani görevlerini yerine getirdiler ve kurtarma çalışmalarına başladılar.
Bu arada Akın çiftliğine de şükran borçluyuz. O çiftliğin sakinleri de bütün imkanlarını seferber ettiler ve dolayısıyla görevlerini yerine getirdiler.
Başka? Büyükşehir Belediye Başkanımız olayı duyduğu andan itibaren en hızlı şekilde olay mahalline gelmiştir, görevini yapmıştır. Başka? Buraya gelen sağlık ekipleri ve hastanede görev yapan doktorlar gerçekten de olağanüstü özveri içinde çalışmışlardır onlara da şükran borçluyuz.
ACI OLAN KAZANIN OLDUĞUNU KAMU GÖREVLİLERİ DEĞİL, VATANDAŞLAR BİLDİRİYORLAR
Değerli arkadaşlarım acı olanı şu, bir kazanın olduğunu kamu görevlileri değil vatandaşlar bildiriyorlar. Acı olanı bu zaten. Kazanın olduğu yerin tanımını yine bir vatandaş bildiriyor. İktidar yetkilileri kazanın nerede olduğunu dahi bilmiyorlar. Ve tabi 24 ölümüz, 341 yaralımız var. Türkiye bu olaya konsantre olmuşken, bu acıyı hep beraber yaşarken şöyle bir talep vatandaş tarafından yükseldi. Yani en azından bir ulusal yas ilan edebiliriz. Bunu dahi yapmadılar. Suudi kralı öldü milli yas ilan ettiler, 24 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 341 vatandaşımız yaralı ama yas ilan etmediler. Niçin? Bir kişi istemiyor, yas ilan edilmesini bir kişi istemiyor çünkü o gün bayramı var.
DEMOKRASİLERDE HALKA HESAP VERMEK ONURLU BİR GÖREVDİR
Şimdi buradan yani Sarılar köyünden parlamentoda görev yapan grubu olsun olmasın bütün siyasi partilere açık ve net çağrımdır. Raporumuzu hazırladık, diğer siyasal partiler çalıştılar mı, çalışmadılar mı bilmiyoruz ama bu konunun TBMM’de araştırılması lazım. Eğer bu parlamentonun bir vicdanı varsa, eğer bu parlamento gerçekten de görevini yapacaksa, bir araştırma komisyonu kurulması ve bütün bu olayları masaya yatırması lazım. Görünen tablo şudur, bir kişi yetkili bir yerdeyse onun denetlenmesi demokrasilerde kaçınılmazdır. Göreviniz varsa, bir yerdeyseniz yetki kullanıyorsanız yetkinizi doğru kullanıp kullanmadığınızın denetlenmesi gerekiyor. Demokrasilerde halka hesap vermek onurlu bir görevdir, utanılacak bir tablo değildir. Tam tersine herkesin hesap vermesi lazım. Bu bağlamda parlamentoda kurulacak araştırma komisyonunda bütün siyasal partiler katılmalı ve bu olayı araştırmalılar, toplumun vicdanını rahatlatmalılar, sorumlular bulunmalı. Pamukova faciasını asla unutmuyoruz belleklerimizde yer aldı. O facianın sorumlusu iki makinist olarak ilan edildi ve olay tamamen kapatıldı. Ama bu olayı kapattırmayacağız, bunun takipçisi olacağız.
Net çağrım bütün siyasi partilere ve vatandaşlarımızda biz bu araştırma önergesini verdiğimizde lütfen parlamentoyu izlesinler kimler bu olayın araştırılmasını istiyor, kimler araştırılmasına karşı çıkıyor bunu izlesinler.
Bir başka önemli nokta, mağdur edilen ailelerin tümünün haklarının savunucusu olacağız, tümünün haklarını arayacağız. Bu bizim temel görevlerimizden birisidir değerli arkadaşlarım.
Ben izin verirseniz sözlerimi burada bitireyim, biraz daha ayrıntılı belki raporda benim değinmediğim ama daha farklı önerilerde var, bulgularda var onları da raporu düzenleyen arkadaşlarımızın temsilcisi Faik Öztrak. Buyurun Faik Bey.

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI FAİK ÖZTRAK’IN CHP ÇORLU TREN KAZASI RAPORU AÇIKLAMASI

Faik ÖZTRAK- Teşekkür ediyorum Sayın Genel Başkanım. Tabi bu müessif kaza 8 Temmuz 2018 tarihinde meydana geldiğinde ertesi gün hemen talimat verdiniz, zaten o gece milletvekillerimiz buraya intikal etmişti. Başta İlhami bey olmak üzere kaza mahallinde gerekli bilgileri topluyorlardı. Ertesi gün öğlene doğru bizlerde geldik. Başta Büyükşehir Belediyemiz olmak üzere ilgililerden bilgileri topladık. Bu arada resmi beyana, rapora bu bilgileri aldıktan sonra bazı cenazelere katıldıktan sonra Ankara’ya döndüm. İlk önce resmi beyanları inceleme altına aldık, ondan sonra görgü tanıklarını dinledik, konuyla ilgili odaların, sendikaların yazdığı raporlara baktık, yetkilileriyle danışmanlarımız temas ettiler daha açıklığa kavuşturmak için. Çeşitli uzmanlarla görüştük ve en son kaza raporuna da ulaştık. Sonuç itibariyle de bir hafta içinde talimatlarınız doğrultusunda bu Çorlu tren kazası inceleme raporunu hazırladık. Tabi ilgililere sorarsak şunu söyleyeceklerdir, “Adli ve idari soruşturma titizlikle devam ediyor, eksiklikler varsa ortaya çıkacak” diyeceklerdir. Ama ilgililerin bunun dışında yaptıkları en önemli açıklama, kazanın gerekçesinin doğal afet olduğu şeklinde gerçekleşti aşırı yağıştan.
DOLAYISIYLA BURADA YAĞIŞIN BİR GEREKÇE OLAMAYACAĞI AÇIKÇA ORTAYA ÇIKIYOR
Şimdi izin verirseniz bu aşırı yağış konusunda devlet demiryollarının bilgi sahibi olduğu ve bu konuyla ilgili olarak da yetki kendi ilgililerini uyardığı açıkça ortada o gözüküyor. Ama onun dışında bir başka husus daha var onu da izin verirseniz ben belirtiyim. Şimdi kazanın yaşandığı gün bölgede doğru yağış var, yetkililerde bu yağış nedeniyle rayın altındaki toprağın boşaldığını ifade ediyorlar. Peki şunu sormak gerekiyor, bu yağış bugüne kadar bu bölgede hiç gerçekleşmemiş bir yağış mıydı? Meteoroloji Mühendisleri Odasına göre bu sorunun cevabı hayır. Kazanın bugüne kadar tek sebebi olarak gösterilen yağışın benzerlerinin bölgede daha öncede gerçekleştiğini ifade ediyorlar. 7 yılda bir tekrarlanan bir döngü bu. Oysa bu demiryolu ve yol yapımlarında bir yaklaşım var 100 yıllık debilere göre hesaplama yapıyorsunuz, şimdi karayolları 500 yıllık debilere geçmiş durumda. Dolayısıyla burada yağışın bir gerekçe olamayacağı açıkça ortaya çıkıyor. Zaten yağış konusunda yetkililerinde uyarıldığı işletmenin kendisi tarafından anlaşılıyor.
ARAZİYE, METEOROLOJİK ŞARTLARA UYGUN TEKNİK ANALİZLER YAPILDI MI?
İkinci soru, hatta gerekli bakım ve yenileme çalışmaları yapıldı mı? Buna cevap aramaya çalıştık raporda. Yapıldıysa araziye, meteorolojik şartlara uygun teknik analizler yapıldı mı? Yapılan çalışmalarda bu analizler gözetildi mi? İş teslim alınırken gerekli kontroller yapıldı mı? Uzmanlar bu konuda ciddi sıkıntıların olduğunu söylüyorlar. Bu sorular sadece kaza yeri için değil hattın tamamı için geçerli. Bu nedenle hatta yeni kazaların yaşanması riski olduğunun da altını çiziyorlar. Bundan önceki Ulaştırma Bakanı diyor ki, yıllık kontroller daha Nisan ayında yapıldı. Kazayla ilgili soruşturma dosyasında da bunu doğrular bir bilgi var.
KAZANIN GERÇEKLEŞTİĞİ YERDE EN SON BAKIMI, YOLU YA DA YENİLENMEYİ NE ZAMAN KİM YAPTI
Demiryollarının Birinci Bölge Müdürlüğü Çorlu Savcılığına çok ivedi kaydıyla bir yazı gönderiyor ve deniyor ki, Nisan ayının 13’ünde yol muayene makinesiyle yolda kontrol yaptık. O halde hangi hataları belirlediniz? Bunun cevaplandırılması gerekiyor ama biraz önce siz açıkladınız, aynı yazının sonrasında bir ifade daha var. Yolda bakımı yapılması gereken menfezleri gösteriyor burası ve kazanın vuku bulduğu menfezde bakım öngörülmemiştir listede bulunmamaktadır deniyor. Şimdi demek ki o rayların havada durduğu menfezde o görüntüler hep aklımızda bakım ihtiyacı yokmuş. Bu menfezin 1800’lerin sonunda Fransızlar tarafından yapıldığı ifade ediliyor. Belki bu menfezin daha önce bakımı yapılmıştır diye diğer ihale dosyalarına bakma ihtiyacı hissettik ve açık söyleyeyim değerli basın mensupları böyle bir bakımla ilgili ifade bulamadık. Menfez o ihalelerin içinde yok. O zaman tabi soruyoruz kazanın gerçekleştiği yerde en son bakımı, yolu ya da yenilenmeyi ne zaman kim yaptı, işin kabulünü kim yaptı, kim denetledi?
TANIDIK MÜTEAHHİTLER İŞ YAPIYORLAR
Yine bu alanda demiryollarında faaliyet gösteren sendikacılar özellikle tren yollarında bakım onarım işlerinin son kesime bırakıldığını, bundan sonrada yapılan işlerin kalitesiyle ilgili çok ciddi sorunların olduğunu söylüyorlar. Kazanın daha çok yol, daha çok kar mantığının denetimsizlikle birleşmesinin doğal sonucu olduğunu ifade ediyorlar. Bir başka iddia da tren yolunda yapılan işlerde liyakatin değil hükümete yakınlığın önemli bir kriter olduğu yönünde. Bakıyoruz hep buralarda tanıdık müteahhitler iş yapıyorlar. Hattın kontrolü ve güvenliği nasıl sağlanıyor dediğimizde elektrik mühendisleri hattın elektronik vagonla kontrol edilmeye başladığını ama bunun haftada iki günle sınırlı tutulduğunu öğrendiklerini söylüyorlar. Bunu da rapora koyduk. Bu da dikkatle incelenmesi gereken bir husus.
Diğer taraftan yine buradaki yaptığımız görüşmelerde görgü tanıkları bize şunu söylediler; “Bu tren kazasından çok çok önce bu bölgede hattın etrafında biz düdük sesleri duyardık, yine dolaşan bekçileri görürdük, kulübede insanlar dururdu. Ama bu kazanın olmasından çok çok önce burada düdük sesleri kesildi” diyorlar. Peki yani bu nedir diye baktığımız zaman sendikacıların ifadesiyle burada yol bekçileri var. Bu yol bekçileri, yağmur yağarsa nereyi kontrol etmek gerektiğini avuçlarının içi gibi biliyorlar. Hatta raylarda kaç tane somun olduğunu bile bildiklerini söylüyorlar. Bu ray bekçileri son dönemde büyük oranda emekli edilmiş ve emekli olanların yerine yenisi alınmamış. Bu sabah yine milletvekili arkadaşlarımızdan birinin yaptığı tespite göre 1200 tane bu ray bekçisi kadrosu var. Bugün bu sayı 39’a inmiş. Yani dolayısıyla, demiryolu bakım servis müdürlüğünün biraz önce Sayın Genel Başkanımızın söylediği yazısı çerçevesinde yerinde bekleyerek olayları gözleme hususunun da yerine gelmediği anlaşılıyor.
Son olarak kaza gerçekleştikten sonra haber alma ve kurtarma faaliyetleri konusunda da aksaklıklar dikkati çekiyor. İlk geldiğimizde Büyükşehir itfaiye müdürümüzle yapmış olduğum konuşmada bana ifade edilen şuydu, biz haberi vatandaştan aldık.
Şimdi değerli basın mensupları, bir demiryolu işletmesinden bahsediyoruz. Bir demiryolu işletmesinin nerede, nasıl, hangi anda kaza olduğunu derhal haber alabilmesi ve bu çerçevede de o bölgede acil yardım ekiplerini harekete geçirmesi gerekiyor. Ama bunu demiryolları yapmıyor bunu vatandaş yapıyor.
Şimdi haberi vatandaş veriyor, itfaiye ekiplerimiz hemen harekete geçiyor, 32 dakika içinde haberi aldıktan sonra yani kurtarma açısından altın saatler olarak bilinen zaman diliminde bölgeye ulaşıyorlar. Ardından iş makinaları da geliyor. Ama bu daha önce ulaşılsaydı ve bu müdahaleler daha bilinçli bir şekilde yapılsaydı, belki bugün çok daha fazla canı kurtarmak bugün o bir takım kopan, yitirilen uzuvlar var, o uzuvları yerine dikmekte mümkün olacaktı. Biraz önce Sayın Genel Başkanımızın söylediği gibi burada görevini bir tek yapan Balabanlı, Kırkpenekli ve Sarılar köylerimiz, Sarılar mahallelerimiz, onların vatandaşları, yaşayanları, sakinleri. Dolayısıyla bende izninizle Sayın Genel Başkanım buradaki mahallelerimizin halkına teşekkür etmek istiyorum.
TAŞIMACILIK YAPAN KAMU KURUMLARININ BİR ACİL EYLEM PLANI YOK MU?
Şimdi kazadan sonra bir demiryollarının ilk tespit raporu kamuoyuna yansıdı. Gerçi demiryolları dedi ki, “Bu raporu teşekkülümüz tarafından kamuoyuna açıklanan bir rapor yoktur, ama raporu reddetmedi” Bu raporda bir şey deniyor, “Ülkeyi diyor bir örümcek ağı gibi ören sinyalizasyon sistemimiz var, sinyal sistemimiz var, ama kazada vagonlar devrilirken, raylar kopmadığı için sinyal sistemi bize uyarı vermedi. Böyle bir gerçekçe olamaz. Yani bugün en basit arabalarda dahi yukarıdan izleme sistemi var. Araba durmaması gereken bir yerde durduğu zaman anında bir alarm sistemi tetikleniyor. Dolayısıyla burada da çok ciddi bir eksikliğin olduğu ortada.
Şimdi bir başka bir şey daha söyleniyor, arazi yağış nedeniyle çok yumuşaktı araçlar giremedi. Peki o zaman yani buna karşı bir demiryollarının veya diğer kamu müesseselerinin, taşımacılık yapan kamu kurumlarının bir acil eylem planı yok mu? Yağmur olması halinde nasıl kazazedelere ulaşılacağı konusunda? Yani bu kurtarma faaliyetlerini organize etmeyle ilgili önceden hazırlanmış bir plan yok mu? Bütün bunların hepsine tek tek bakılması lazım.
TESPİTLERİMİZE GÖRE CİDDİ İHMAL VE DENETİMSİZLİK VAR
Bize öyle geliyor ki, tren kazasının sebebini bu rapordan tespitlerimize göre ciddi ihmal ve denetimsizlik var. Bu nedenle hem sorumluların tespiti, hem de bu olayların tekrar yaşanmaması için biraz önce Sayın Genel Başkanımız açıkladı bir meclis araştırması yapılması lazım. Şimdi şunu derlerse bize yani meclis araştırmasına gerek yok çünkü biz burada adli ve idari soruşturma yapıyoruz bu da titizlikle yapılacak. Bu şuanda yaşananlar bu kazanın boyutunu aşmış durumda. Bu Türkiye’deki tüm demiryollarındaki can ve mal güvenliğiyle ilgili siyasetin yani işletmecilik esaslarının, kurtarma esaslarının, erken haber alma esaslarının hepsinin birden ele alınıp gözden geçirilmesi gerekiyor. Bence yüce meclisin milletimize karşı en önemli sorumluluklarından biride bu. Böyle bir araştırma komisyonunun kurulması bundan böyle bu tür kazaların yaşanmasının önüne geçecektir diye düşünüyorum.
Çok teşekkür ediyorum.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Değerli basın mensupları, az önce açıkladığım belge bu raporda yok yer almıyor ama o belgeyi arzu eden arkadaşlarımıza dağıtacağız, çoğaltıp vereceğiz.
Teşekkürler arkadaşlar.
Faik ÖZTRAK- Şimdi bu firmanın adı basında çıkmıştı, hatırlayacaksınız o firma bir açıklama yaptı, bu bölümle benim ilgim yok dedi. Onun için yani o firmanın orada olması önemli. Çünkü bir şeyi var, belli ilişkileri var. Ama yani firma o bölgede sorumlu olmadığını ifade etti.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Araştırmayı da bunun için istiyoruz.
Faik ÖZTRAK- Zaten orada söyledik. Yani buradan sonraki hattın sorumlusu kimdir belli değil. Niye belli değil bunu soruyoruz. Açıkça biraz önce bende ifade ettim.

Raporun Tam Metnine Ulaşmak İçin:

CHP_ÇORLU TREN KAZASI RAPORU_18072018

CHP’DEN HÜKÜMETE EKONOMİDE ACİL ÖNLEM ÇAĞRISI

 

CHP’DEN HÜKÜMETE EKONOMİDE ACİL ÖNLEM ÇAĞRISI

 

-OHAL’İ KALDIRMAK İÇİN TBMM DERHAL TOPLANTIYA ÇAĞIRILMALI

 

-MERKEZ BANKASI’NIN ARAÇ BAĞIMSIZLIĞI TOPLUMA YAZILI OLARAK TAAHHÜT EDİLMELİ

 

-SARAYIN KERAMETİ KENDİNDEN MENKUL DANIŞMANLARIYLA YOLLAR AYRILMALI

 

ANKARA – Türk Lirası dolar karşısında bir gecede 10 kuruş değer kaybetti. TL’nin serbest düşüşe geçtiğini ve Türkiye ekonomisinde ani duruş riskinin giderek belirginleştiğini ifade eden CHP’li Öztrak, ekonomide alınması gereken acil tedbirleri şöyle sıraladı:

“Seçimler öncesinde OHAL’i kaldırmak için TBMM derhal toplantıya çağırılmalı; Merkez Bankası’nın elindeki araçları bağımsız olarak kullanacağı topluma yazılı olarak taahhüt edilmeli; Saray, kerameti kendinden menkul ekonomi danışmanlarının görevine hemen son vermeli.”

Bu tedbirlerin alınmaması halinde Türkiye’yi zorlu günlerin beklediğini ifade eden CHP’li Öztrak, “Bu tedbirlerin ardından vatandaşlarımız da 24 Haziran’da en temel tedbiri alacak, metal yorgunluğu nedeniyle ülkeyi yönetemez hale gelen mevcut iktidarı sandıkta tasfiye edecektir” dedi.

 

Cumhurbaşkanını halka seçtirerek başlayan tek adamlık hırsı, bunu izleyen seçim furyası, koalisyon ortağının askeri darbe girişimi ve ardından gelen OHAL sivil darbesi, mevcut Hükümetin bu gelişmelere ya seyirci kalması ya da vatandaşı borca batırmaya dayanan popülist politikalar izlemesi sonucunda piyasalarda güvenin kaybolduğunu, dolar kurunun ve faizlerin dizginlenemez hale geldiğini ifade eden CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak yaptığı yazılı açıklamada şunları belirtti:

 

BAHANE DEĞİL ÇÖZÜM LAZIM

Türk Lirası’nın değeri serbest düşüşe geçmiş, bir gecede dolar kuru 10 kuruş yükselmiş, 4,75 TL’nin üzerini görmüştür. Öncelikle, dolar kurunda gelinen bu nokta, hükümetin medyaya servis ettiği gibi ne yüksek borç geri ödemeleri nedeniyle yaşanan geçici bir durumdur ne de dış düşmanların ekonomiye saldırısıdır. Bu, ülkeyi borca batıran aldığı parayı da betona yatıran AKP iktidarının izlediği yanlış politikaların sonucudur. Türkiye’nin brüt dış borcunun 450 milyar doların, şirketlerin net döviz borcunun 222 milyar doların üzerine çıktığı bir ortamda, bugüne kadar önlem almak yerine “Türkiye’ye tuzak kuranlar”, “dış mihraklar” sözleriyle durumu idare etmeye çalışan iktidar sahipleri, artık denizin bittiğini görmelidir. İktidar koltuğu bahane bulunacak yer değil, çözüm bulunacak yerdir.

 

ARJANTİN İLE AYNI KEFEDE DEĞERLENDİRİLİYORUZ

Doların dünyadaki diğer para birimleri karşısında değeri yükselmektedir ama Türkiye benzer ekonomiler arasında parası en çok değer kaybeden iki ülkeden biridir. Yılbaşından bu yana ekonomileri Türkiye’ye benzeyen ülkelerin para birimleri arasında Türk Lirası, yüzde 26’yı aşan değer kaybıyla, Arjantin’le birlikte parası en çok değer kaybeden iki ülkeden biri olmuştur. İktidar partisinin ortağının TBMM’deki grup toplantısında erken seçim çağrısı yaptığı günden bu yana bakıldığında ise TL’deki değer kaybı yüzde 18’i aşmaktadır. Ekonomimizdeki kırılganlıklar her gün başkan bir kredi derecelendirme kuruluşunun raporunda anlatılmakta, Türkiye ekonomisi IMF kapısını çalan Arjantin ekonomisiyle terazinin aynı kefesinde değerlendirilmektedir.

 

TL SERBEST DÜŞÜŞTE, DERHAL ÖNLEM ALINMALI

Bugün itibariyle Türk Lirası’nın değeri serbest düşüştedir. Ülkemizin borcunu çevirmekte zorlanmaktadır. İki yıllık tahvile yüzde 17’lik tefeci faizi vermemize rağmen sermaye Türkiye’den kaçmaktadır. Ekonomide ani duruş riski giderek artmaktadır. Görünüm böyleyken bunun üzerinden siyaset üretmenin zamanı değildir. Ekonomimizin içinde bulunduğu durum “ah ederek”, “ahdederek” ya da toplantı üstüne toplantı yaparak üstesinden gelinebilecek noktayı aşmıştır. Zamanında alınması gerektiği halde siyasi saiklerle alınmayan önlemlerin bugün çok daha ağırının alınmak zorunda kalınacağı anlaşılmaktadır. Türkiye’de borç yükü altında ezilen şirketlerin bilançoları ve vatandaşların mutfakları yanıp kül olmadan acilen tedbir alınması gerekmektedir.

 

OHAL’İ KALDIRMAK İÇİN TBMM DERHAL TOPLANMALI

Bu çerçevede;

Öncelikle Türkiye Büyük Millet Meclisi, seçimlerden önce Olağanüstü Hal’in kaldırılması için acilen toplantıya çağırılmalıdır. İkinci adım olarak, ekonomi yönetiminin üzerindeki Saray vesayeti kaldırılmalı, Merkez Bankası’nın elindeki araçları kullanmakta bağımsız olacağı topluma yazılı olarak taahhüt edilmelidir. Yine kendinden menkul teorileriyle ekonomide risk unsuru haline gelen Saray danışmanlarıyla yollar derhal ayrılmalıdır. Bu tedbirlerin vakit kaybetmeden alınması gerekmektedir. Aksi halde vatandaşın borçla aldığı evinin tapusunu, arabasının ruhsatını bankalara kaptırma riski vardır.

 

TEMEL TEDBİRİ VATANDAŞ 24 HAZİRAN’DA ALACAK

Tabii bir ihtimalde bu belirsizliğin iktidar tarafından bilerek yaratılmak istendiğidir. İktidar bir seçim stratejisi olarak, 2015 Kasım seçimlerinde kullandığı asayiş ve güvenlik gerekçesi yerine, bu seçimlerde ekonomik istikrarı kullanmak istiyor olabilir. Ekonomide dalgalanmayı artırarak “istikrar için bildiğinize oy verin” deyip istikrarı vatandaşın demokrasi talebinin önüne geçirmek isteyebilir. Ya da artık gideceğini anladığından kendisinden sonra geleceklerin kucağına tam bir enkaz devretme peşinde olabilir. Ancak milletin cebinde yangın çıkaran bu stratejiler çok tehlikelidir ve vatandaşa faturasının da uygulayanlara vebalinin de çok ağır olacağı unutulmamalıdır.

Gerçek tedbir vatandaşlarımızın 24 Haziran’da üstüne düşeni yaparak ülkeyi yönetemez hale gelen bu kadrolara sandıkta artık tamam evinize gidin demesi olacaktır. Her zaman umut vardır, Türkiye’nin umudu 24 Haziran’da yeniden yeşerecektir.

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com