Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

NİYETLERİ VİRÜSLE DEĞİL, CHP’Lİ BELEDİYELERİN HİZMETLERİYLE MÜCADELE ETMEK

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün yaptığı yazılı açıklamada şunları ifade etti:

 

Adana da Büyükşehir Belediyesinin sahra hastanesi kurulması için hazırladığı alan hükümet tarafından mühürlendi.

Vizyon ve liyakat sahibi her yönetici bir krizle mücadele ederken ortaya çıkabilecek ihtiyaçları öngörür ve hazırlık yapar. Bu çerçevede Adana Büyükşehir Belediye Başkanımız, en kötü senaryoya hazırlıklı olmak ve gerektiğinde Sağlık Bakanlığı’na teslim etmek üzere şehirdeki uygun bir fuar alanını, tüm alt yapısıyla beraber tedbiren sahra hastanesi olarak hazırlamıştır.

Bu salgında dünyanın en gelişmiş ülkelerinde de fuar alanları, kamuya açık parklar vb. mekânlarda, sahra hastanesi alt yapısı hazırlanmakta, gerektiğinde de faaliyete alınmaktadır. Takdir edilmesi gereken bu öngörü ve hizmet, hükümetin husumetini çekmiştir.

Hükümet Adana’daki sahra hastanesi yerini mühürleyerek, her şeyden önce liyakatten, vizyondan ne kadar uzak olduğunu ortaya koymuştur.

Bu salgın sürecinde hükümetin vizyonsuzluk örnekleriyle sık sık karşılaştık. Sınırların kapatılmasındaki gecikmeler, umreden dönenlerle ilgili tedbir alınmaması, ilk sokağa çıkma yasağında yaşananlar, zorunlu maske krizi, İstanbul’da yandaşlarına iş ve rant yaratma hırsıyla kalkıp Atatürk Havalimanı’nın pistleri üzerine hastane yapmak ve hava ulaşımında gelecekte dar boğaz tehlikesi yaratmak hep bu vizyonsuzluğun ve kapasitesizliğin sonucudur.

Saray, salgında halkın canının, işinin, aşının yanında olmak yerine siyasi rant devşirmeye çalışmaktadır.

Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlarımıza bağış kampanyaları nedeniyle hukuksuz soruşturma açması,

Yıllardır halka bir tas çorba dağıtan belediyelerimizin aş evlerinin hesaplarına el koyması,

Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığımızın halka ücretsiz ekmek dağıtmasını yasaklaması,

Ve son olarak da Adana Büyükşehir Belediye Başkanlığımızın hazırladığı sahra hastanesini mühürlemesi,

Hükümetin niyetinin virüsle mücadele değil, CHP’li belediyelerin hizmetleriyle mücadele olduğunu göstermektedir.

Hükümetin kin ve garezle belediyeler arasında ayırım yapması, vatandaşa hizmette belediyeleri dışlamaya çalışması, elini kolunu bağlamaya kalkışması, fırsatçılıktır, milletimize haksızlıktır, vicdani değildir.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin belediyeleri, hükümetin tüm engellemelerine rağmen, halk için,  azimle, kararlılıkla iyilikte yarışmaya devam edeceklerdir. Bundan halkımızın en ufak bir şüphesi olmasın.

Kurt kışı geçirirmiş ama yediği ayazı da unutmazmış. Halkımız, siyasi husumet ve kinle, yapılan hizmetlere engel olanları elbette unutmayacaktır. Seçim sandığı önüne geldiğinde bunun hesabını sormayı da bilecektir.

BÜYÜME HEDEFİNE SAYGI DUYUYORUZ… AMA TEK ŞARTLA

 

 

CHP Sözcüsü Öztrak, Türkiye’nin önündeki en büyük riskin, yönetimin krizi hafife alması olduğunu söyledi.

 

Türk ekonomisinin bu yıl yüzde 5 daralacağı tahminlerine karşı, Hazine ve Maliye Bakanı’nın yüzde 5 büyüme hedefini sürdürdüğünü hatırlatan Öztrak, “Biz yüzde 5 büyüme hedefini kabul ediyoruz ve bu hedefe saygı duyuyoruz. Ama bir şartla, sene sonunda yüzde 5 büyüme derken, bırakın büyümeyi ekonomi daralırsa bunu söyleyen kişinin koltuğunu boşaltması gerekiyor” dedi.

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

KADIN CİNAYETLERİ KANAYAN YARA

AK Parti Rize Fındıklı İlçe Başkan Yardımcısı Sayın Gamze Pala, insanlıktan nasibini almamış bir cani tarafından hunharca katledildi.  Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu saldırıyı lanetliyoruz. Kadın cinayetleri ülkemizin kanayan yarasıdır. Gamze Pala’ya Allahtan rahmet, ailesine, sevenlerine ve tüm AK Partililere baş sağlığı diliyoruz. Bugün 17 Nisan…  Cumhurbaşkanımız, rahmetli Turgut Özal’ın vefatının 27. sene-i devriyesi. Sayın Özal’ı da rahmetle anıyoruz.

 

DÜŞMAN ORTAK, MÜCADELE DE ORTAK OLMALI

Dünya daha önce karşılaşmadığı bir virüsle mücadele ediyor. Bu ortak düşmanı yenmek için sağlık alanında bilim insanları, dünyanın dört bir yanında, amansız bir mücadele veriyor. Diğer yandan salgını önlemek için gereken izolasyon önlemleri, işleri ekonomiyi durduruyor. İnsanların gelirlerini ciddi şekilde etkiliyor. Devletler, salgında “vatandaşları canları ile cüzdanları arasına sıkışmasın” diye, bütçelerinden bundan önce görülmemiş ölçülerde harcamalar yapıyorlar. Para basıyorlar. Bankalara ait düzenleyici ve denetleyici çerçeveyi esnettikçe esnetiyorlar. Karşımızdaki düşman çok çetin. Başta, ülkeyi yönetenler ve tabi ki biz yurttaşlar, bu mücadelede en ufak bir gevşeme göstermemeliyiz. Ülkeyi yönetenlerin süreci şeffaflıkla yürütme, ihtiyatı elden bırakmama ve tedbirleri zamanında alma sorumluluğu vardır. Biz de yurttaşlar olarak kurallara uymak zorundayız. Bu sadece kendimize karşı değil, sevdiklerimize, ailelerimize, sağlık çalışanlarına ve topyekûn milletimize karşı sorumluluğumuzun gereğidir. Düşman ortaktır; mücadele de ortak olmalıdır.

 

KAVGA ETMEYECEĞİZ, YAPICI TAVIRLA DEVAM EDECEĞİZ

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, sürecin başından bu yana salgınla mücadelede yapıcı tavrımızı sürdürüyoruz. Genel Başkanımız, Genel Merkezimiz, Meclis Grubumuz, belediyelerimiz ve teşkilatlarımız büyük bir gayretle sahada çalışıyorlar. Bilimin ve aklın ışığında atılan her adımı destekliyoruz, katkı veriyoruz, vermeye de devam edeceğiz. Tedbirler öneriyoruz, önereceğiz. Gördüğümüz aksaklıklara, gecikmelere dikkat çekiyoruz, çekmeye de devam edeceğiz. Biz, kavga etmeden yapıcı tavrımızı sürdüreceğiz.

 

BÜYÜME HEDEFİNE SAYGI DUYUYORUZ… AMA TEK ŞARTLA

Ülkemizin önündeki en büyük risk, yönetimin krizi hafife almasıdır. Dünya Covıd-19 salgınının insanların; canına, işine, aşına oluşturduğu tehdide karşı tedbirler almak için seferber olmuştur. Uluslararası Para Fonu, Türk ekonomisinin bu yıl yüzde 5 oranında daralacağını açıkladı yeni daha. Hazine ve Maliye Bakanı ise yüzde 5 büyüyeceğiz diyor. Biz yüzde 5 büyümeyi kabul ediyoruz. Bu hedefe saygı duyuyoruz ama bir şartla, sene sonunda yüzde 5 büyüme gerçekleşmezse, bırakın büyümeyi ekonomi daralırsa bunu söyleyen kişinin koltuğunu boşaltması gerekiyor. Müteahhit neyi taahhüt ettiğini bilir. Eğer müteahhit taahhüt ettiğini yerine getiremiyorsa o işi bırakır, koltuğu boşaltır. Evet, en iyisini isteyelim ama en kötüsüne de hazırlıklı olalım.

 

DİLİMİZDE TÜY BİTTİ, DİNLEMEDİLER

2013’ten beri söylemekten dilimizde tüy bitti: “Ekonominin tüm çapalarını kaldırıp atmayın, ekonomimizi fırtınalara karşı korunaksız bırakmayın” dedik, bu kadroları defalarca uyardık. Tek adam parti devleti rejimini inşa etmekle o kadar meşguldüler ki sesimizi duyuramadık, uyarılarımıza kulak tıkadılar. Merkez Bankası’ndaki kötü gün paralarını bile yiyip bitirdiler. Şimdi hiçbir koruma kalkanı olmadan, küresel bir tsunamiyi göğüslemeye hazırlanıyoruz. Zincir, en zayıf halkası kadar kuvvetlidir. 2019’da resmi işsiz sayımız 4,5 milyon, gerçek işsiz sayımız ise 8 milyona zaten ulaşmıştı. Güvenilir akademisyenler ve yine güvenilir iktisatçılar, bu yıl 2 ile 3 milyon kişinin işsizlere ilave olacağını tahmin ediyorlar. Resmi işsizlik oranının da yüzde 17 ile yüzde 25 aralığında değişeceğini tahmin eden çeşitli araştırmacılar var. Ülkemizde 9 milyon 692 bin yurttaşımız, hiçbir sosyal güvencesi olmadan kayıt dışı çalışıyor. Yine nüfusumuzun 55 milyonu, mutlak iş ve gelir güvencesine sahip değil.

 

ORMANDA YANGIN VAR

Güzel bir Afrika atasözü var: “Aslan, ceylan, sırtlan, zebra yan yana koşuyorsa ormanda yangın var demektir.” Şu anda ülkemizin durumu tam da budur. Ülkemiz yanıyor! İnsanlarımız ızrar halinde. Sayın Genel Başkanımıza ve partimize yurdun dört köşesinden mektuplar yağıyor. Dertler o kadar çok ki… Ben bu mektuplardan çıkardığım bir takım notları izninizle paylaşmak istiyorum.

Meryem Hanım yazmış: “Küçük bir oğlum var. Kaygılanmaya başladım ne olacak? Kimse görmüyor mu bizi? Biz de bu vatanın evlatlarıyız. Bir yardım eli bekliyoruz. Kahvaltılık hiçbir şeyimiz kalmadı. Yakında olan yiyecekler de bitecek. Para desen o hiç yok. Zaten ne kiramızı ödeyebildik 2 aydır, ne faturalarımızı, ne özel ihtiyaçlarımızı alabildik. Anneyim, korkmaya başladım. Lütfen duyun bizi, artık yoruldum. Psikolojim bozuldu.

Yunus Bey şöyle yazıyor: “30 gündür evdeydim koronavirüs nedeniyle iş yerimiz kapatıldı. İnşaat işçisi olarak çalışıyorum. 12, 8 ve 2 yaşlarında üç tane kızım var. Devletin verdiği krediye başvurdum, “değerlendirme aşamasında” diyor. Çok zor durumdayım. Evim kira. Taksitler, fatura… şaşırdım kaldım vallahi… Bunalıma gireceğim. Çok zor durumdayım. 40 yaşıma kadar hiç bir yardım talebinde bulunmadım ama çok zordayım.”

Murat Bey yazıyor: “46 yaşındayım kronik kalp hastasıyım. İlaçlarımı şimdilik alabiliyorum. Raporu olmasına rağmen devlet hepsini ödemiyor. 3 çocuğum var. Oğlum dinlenme tesisinde çalışıyordu. Salgın yüzünden kapandı. İşten çıkardılar. Ben de çalışamıyorum. 2 tane de kızım var. Biri 17 diğeri 9 aylık. Ziraat Bankasına kredi için başvurdum ret verdiler. Kaymakamlığa sosyal yardım için başvurdum. Onlar da ret verdi. Maske için eczaneye gittim. Mesaj geldikten sonra maske yok eczanelerde.  Allah aşkına yardım edin. Lütfen, son çarem sizsiniz.

Erhan Bey yazmış: “… Çeklerimiz yazılıyor, ticaretimiz bitecek ve her şeyimizi kaybedeceğiz. Cumhurbaşkanının bu konuda söylemleri var ama bizler dehşet içerisinde başımıza ne geleceğini bekliyoruz. Devlet bankaları çaresiz… Kredi veremiyorlar, hepsine yazdım şimdi arıyorlar ama onlar bile ümitsiz…”

 

MİLLET ÇARESİZ VE ÜMİTSİZ

İşte milletimizin ruh hali bu… Çaresizlik hissi ve ümitsizlik en kötü duygudur. Ekonomik sorunlar bir şekilde aşılır. Ama toplumun psikolojisindeki bozulmanın ve sosyal yapıdaki çözülmenin telafisi olmaz. Sosyal devlet işte bu günler için vardır. Sosyal devlet, kimsesizlerin kimsesidir. Bu devlet bugün sıkıntıdaki vatandaşlarının yanında olmayacaksa, ne zaman olacak? Salgınla mücadele amacıyla; kahvehanesinden, berberine, düğün salonundan, tiyatrosuna 144 bin 690 işletmenin kapısına kilit vuruldu. Berber, kuaför, güzellik salonlarında çalışan 540 bin çalışanımız şimdi evinde oturuyor. AVM’lerde çalışan 523 bin çalışanımız faturalarını nasıl ödeyeceğini düşünüyor. Kahvehaneler kapandı, 259 bin kişi günlük yevmiyesini kaybetti. Okul ve yurt kantinlerinde 150 bin civarında emekçi işinden oldu. Bunlar ne yiyor ne içiyor? Az önce feryatlarını mektuplardan duydunuz.

 

AÇIĞA DEĞİL AÇLIĞA BAKACAKSINIZ

G-20 ekonomileri içinde, milli gelirine oranla yurttaşlarına en az destek veren ekonomilerden biriyiz. Devletin tüm imkân ve araçları bugün millet için kullanılmayacaksa ne zaman kullanılacak? Bütçe açığı hedefi sene başında 139 milyar liraydı. Yani milli gelirin yüzde 3’ü kadardı. Bu yıl bütçe açığı 139 değil, 439 milyar lira olursa, milli gelirin yüzde 9’u kadar açık verilir. Aslında geçmişte bu büyüklükteki açıkları rahatlıkla finanse ettik. Küresel konjonktür böyle bir açığı izah etmek içinde uygun. 100 yılda bir görülen bir salgınla karşı karşıyayız. Kaldı ki böyle bir mali genişlemeyi, ülkemizin üretim ve büyüme potansiyelini tahkim eden, işçiyi ve işyerini koruyan, aynı zamanda çıkış stratejilerini de ortaya koyan, güçlü bir ekonomik programın parçası olarak tasarlarsanız, hiç bir sorun olmaz. Hep söylüyorum, yeni bir hikaye yazmak zorundayız. Çünkü her şey değişti. Millet açlıktan bunalırken, “açığa değil, açlığa bakacaksınız…” Millet açsa, salgının üstesinden gelmek için nasıl çalışmadan evde oturabilecek?

 

BORCA DESTEK DENMEZ, BUNA TİCARET DENİR

“İş bilenin, kılıç kuşananın” diye damat bakanın kayınpederi daha yeni bir söz söyledi. Ama açık söyleyeyim damat bakan ne işten haberdar, ne de milletten… Bir yandan kendisine yol göstermeye çalışanları suçluyor, diğer yandan “10 bin lira limitli temel ihtiyaç desteği tahsislerine başladık” diyerek, millete faizle verdiği borcu, destek gibi satmaya kalkıyor. Destek, karşılıksız olur Sayın Bakan. Faizle verilen kredinin adı ise “ticarettir”.

 

BUGÜN ERTELENEN YARIN NASIL ÖDENECEK

Kaldı ki millet faizle verdikleri bu borca da ulaşmakta zorlanıyor, ulaşamıyor. 10 bin lira kredi için başvuranların, çoğu reddediliyor. Kabul edilenlere de iki bin lirayla, üç bin lira kredi verilip gönderiliyor. Yani ağızlarına bir parmak bal çalınıyor. Sanayici ve esnafa verilen destek kredilerinde de durum farklı değil. Bankalar her zaman olduğu gibi ya tuzu kuru, riski az müşteriyi ya da yandaşı tercih ediyor. Para gerçek ihtiyaç sahibine gitmiyor. İnsanlar işinden oldu, işten çıkarmayı yasaklayan yasayı daha yeni geçirdiler. Ama bu yasayla rızasız ücretsiz izni getirdiler, çalışanı net asgari ücretin yarısı kadar bir paraya mahkum ettiler. Bu insanlar ne yiyecek, ne içecek, nasıl kira ödeyecek? Bir daha soruyorum. Tek taraflı ücretsiz izin düzenlemesiyle, işçinin lehine olan kısa çalışma ödeneğini uygulanamaz hale getirdiler. Kepenk kapatan esnafa, malını satamadığı için duran KOBİ’ye, sinek avlayan turizmciye, mazot, gübre, ilaç, tohum, yem almakta zorlanan çiftçiye doğru düzgün bir nakit desteği veremediler, esnafın ve firmaların devlete olan borçlarını ertelediler. Hem de faizle ertelediler. Oysa bunların işlerinin durması kendi hatalarından mı kaynaklanıyor? Bir kriz yaşıyoruz. Bugün borcu hem de faizle erteliyorlar, yarın ödeme vakti geldiğinde bu şirketler, bu insanlar bu borcun altından nasıl kalkacaklar hiç düşünmüyorlar? Tek bildikleri yeniden yapılandırma ve borca batırma. İnsanları yine bankaların insafına terk ediyorlar.

 

ELİN OĞLU BUNU YAPIYOR

Bakın diğer ülkelere İngilizlere, İskoçlara neler uyguluyorlar: Kapatılan işletmelerde, çalışanların maaşlarının yüzde 80’ini artık devlet karşılıyor. Devlet, küçük ve orta işletmelerin, son 3 yıllık net gelirlerine bakıyor, ona göre 3 aylık kazançlarının ne olacağını hesaplıyor, bu paranın yüzde 80’ini işletmelere karşılıksız ödüyor. Devlet, şirketlerin yıllık ödedikleri ticari emlak vergileri 18 bin sterline kadarsa bir kereliğine destek amaçlı bu şirketlere 10 bin sterlin veriyor, emlak vergileri 18 bin sterlin ile 51 bin sterlinin arasındaysa bu işletmelere de 25 bin sterlin hibe veriyor. Ayrıca, yıllık ticari emlak vergisi 51 bin sterlinin altında olan tüm küçük ve orta büyüklükteki işletmeleri, 2020 yılında emlak vergisinden muaf tutuyor. Emlak vergisini ertelemiyor. Devlet orada kredi de veriyor; ama bankaların insafına bırakmadan veriyor. Onun için hükümetler bankalardan şikayet etmiyor, iktidarlar, muktedir olur, şikayet etmez. O ülkedeki hükümetler diyor ki tüm işletmeler yıllık cirolarının yüzde 25’ine kadar banka kredisi kullanma hakkına sahiptir. Yani ayrım yapmıyor, bankaların inisiyatifine bırakmıyor. Kredilerin de yüzde 80’ine hazine garantisi veririm diyor. Krediler aynı zamanda ilk 6 ayda geri ödemesiz olur, ilk bir yılda faizini ben karşılarım diyor.  Oradaki de devlet, buradaki de devlet. Biz bunlara çalışıyoruz, dışarılarda neler uygulanıyor bakıyoruz. Acaba sarayın bunlardan haberi var mı?

 

KURBAĞANIN GÖZÜ PATLAMADAN KESENİN AĞZINI AÇIN

Yeter artık! Milletin aklıyla alay etmeyi bırakın. Yoksulu, maaş alamayan işçiyi, duran işletmeyi, tarlasına giremeyen çiftçiyi; alacaklarını hem de faizle erteleyerek, vergisini, kredisini yeniden yapılandırarak ya da ilave destek kredisi vererek yaşatmanız mümkün değildir. Milleti daha fazla borca batırmayın. Diğer ülkelerin yaptığını yapın. Kesenin ağzını, kurbağanın gözü patlamadan açın. Salgınla mücadele çerçevesinde kapatılan işyerlerinde, lokantada, kahvede, berberde, tiyatro ve düğün salonlarında çalışanların, maaşlarını karşılayın. Maaşların büyük kısmını asgari ücret kadar karşılıksız nakit desteği vererek karşılayın. Bunun 3 aylık maliyeti kabaca 10 milyar Türk Lirası eder. Bunun kaynağı bütçede var. Sadece bu yıl köprü geçiş garantileri için yandaş müteahhitlere söz verilen para 8 milyar liradır. Birde bu köprülerden ekonomik durgunluk nedeniyle geçilmeyeceğini hesap ederseniz yollardan bu çok daha yukarılara gidecektir.

 

SORDUK YANIT BEKLİYORUZ

Birde şu var, “beş kuruş para vermeden” yapıldığı söylenen Osmangazi ve Yavuz Sultan Selim köprüleri için; 2019’a ait geçiş garantileri kapsamında, Nisan ayında 2 milyar 720 milyon TL ödenmesi gerekiyordu. Geçen hafta sordum. Bu ödeme yapıldı mı, yapılmadı mı? Cevap yok. Yoksa topladığınız yardımlar bunlara mı gitti? Bu sorulara hala cevap bekliyorum. Kepenk kapatan esnafa, KOBİ’ye; yitirdiği cirosunun bir kısmını hibe olarak verin. Kepenk kapatan esnafın devlete olan kirasını ve vergisini ertelemek yetmez. Özetle ihtiyaç sahibine yardım, çalışana maaş desteği, esnafa, KOBİ’ye, çiftçiye mahrum kaldığı geliri sermaye olarak verin.  KOBİ’lere verilecek kredinin şartlarını, bankaların insafına bırakmayın. Uygun anapara ve faiz ödeme imkanlarıyla ihtiyaç duyan tüm işletmelere kredi tahsis edin. Bunları da yapamıyorsanız tez elden çekin gidin.

 

KRİZİ KENDİLERİ İÇİN FIRSATA ÇEVİRİYORLAR

Krizi, millet için fırsata çevireceklerini söyleyenler, şimdi bu krizi kendileri için fırsata çevirmekle meşguller. Salgınla mücadele edeceğiz dediler, gece yarısı Meclis’te yandaş şirket kurtaracak düzenlemeler getirdiler. Varlık Fonu dediler, milletin elde kalan son gümüşlerini rehin verdikleri, dolarla, avroyla borçlandıkları bu fonu şimdi stratejik firmaları kurtarmak için kullanacaklarmış. Bunların “stratejik” dediği yandaş müteahhit… İstanbul Finans Merkezi inşaatında kurtarılan “stratejik şirketlerin” kim olduğunu hep beraber gördük… Her işi sen, ben, bizim oğlan mantığıyla yapıyorlar. 18 yıldır doymadılar. Bu mübarek günde, Allah tez elden gözlerini doyursun.

 

SARAY, KENDİ YAZMADIĞI HABER OKUNMASIN İSTİYOR

Milletimiz hem bilmediğimiz bir virüsün hem de güç zehirlenmesine yakalanmış bir iktidarın tehdidi altında. Yandaş kurtarmaya dönük düzenlemelerin yanında, infaz yasası ve YÖK yasasında yapılan son değişiklikler, millet can derdindeyken otokrat yönetimin, krizi, daha da otoriterleşmek için fırsat bildiğini ortaya koyuyor. Fikir hürriyeti, halkın haber alma ve farklı sesleri duyma hakkı bu sıkıntılı günlerde gasp ediliyor. FOX TV Ana Haber Bültenine 3 gün yayın yasağı getirilmesi, hubris hastalığına yakalanmış sarayın, farklı düşüncelerden ne kadar nefret ettiğini, bunları nasıl duymak istemediğini açık seçik ortaya koyuyor. Saray; müellifinin kendisi olmadığı haberlerin okunmasından ve birilerinin “kral çıplak” demesinden çok rahatsız. Anlaşılan saray, kontrol edemediği yerel basının da susmasını istiyor. Ağırlaşan ekonomik kriz yerel basını perişan ediyor. Girdi maliyetleri sıçrıyor. Aileleriyle sayıları onbinleri aşan basın emekçilerimizin feryadını duyan yok.

 

MİLLETİN TOKADINI HAZMEDEMEYEN MIZIKÇILAR

Diğer taraftan, salgın sürecinde hemşerilerine yardım için canla başla çalışan, İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlarımız hakkında soruşturma açılmış. Sarayda hiç mi aklı başında, izan sahibi insan kalmadı. Belli ki bu işi, hala seçimde milletten yediği tokadı sindiremeyen mızıkçı kafalar yönetiyor. Vatandaş ızrar halindeyken, yardım yapanı engellemek, bundan siyasi rant devşirmeye kalkmak nasıl bir zihniyetin işidir. Bu artık zurnanın zırt dediği yerdir. Ama ne yaparlarsa yapsınlar, bizim belediyelerimiz milletimizin bu sıkıntılı günlerinde, tüm imkanlarıyla hemşerilerine destek olmaya devam edeceklerdir.

 

İSTİKAMETİ MİLLET OLANIN PUSULASI ŞAŞMAZ

Biz istikameti millet olanın pusulası şaşmaz diyoruz, onlar muhalif ses duymamak hesap vermemek için Gazi Meclis’i tatile sokuyorlar… Şu zor günlerde saray, millet iradesinin tecelligahı olan meclisimizi, hem de 100. kuruluş yıl dönümünde, 45 gün tatil yapmaya zorluyor. Oysa meclise şu anda en çok ihtiyaç duyduğumuz günlerdeyiz. Meclisimiz salgına karşı azami tedbirleri alarak çalışıyor. Bırakın meclisimiz çalışmaya devam etsin. Milletin dertlerini, sorunlarını dert edinsin. Milletimizin, derdine derman olacak yasaları çıkarsın. Kurt kışı geçirirmiş, ama yediği ayazı da unutmazmış… Elbet, bugünler de geçecek. Milletimiz sabretsin. Seçim sandığının önüne gelmesini beklesin. Seçim sandığı geldiğinde de beceriksizler nedeniyle geçirdiği kış ve yediği ayazı hatırlasın.

 

KORONA HAFTA İÇİ TATİL YAPMIYOR

Sözlerimin sonuna gelirken bazı gerçeklerin altını bir kere daha çizmek istiyorum. Sağlık cephesinde de kesin, katı ve yaygın tedbirlere ihtiyacımız devam ediyor. Salgında yaşamını yitiren yurttaşlarımızın sayısı 1.643’e çıktı. Biz tüm kayıplarımıza Allahtan rahmet, sevenlerine sabır, hastalarımıza ise bir kez daha acil şifa diliyoruz. Bu hafta sonunda da sokağa çıkmayacağız. Erdoğan, bu defa İçişleri Bakanını devre dışı bırakarak, 5 gün öncesinden tedbiri kendisi açıkladı. Hatadan ders alınması elbette iyidir. Vatandaşa ekmeğini, suyunu almak, yerel yönetimlere hizmetlerini planlamak, fabrikalara üretimlerini programlamak için zaman tanındı. Bu tedbir doğrudur, ancak yeterli değildir. Kovid-19, hafta içi tatil yapıp, hafta sonu mesaiye çıkmıyor. Genel bir karantina, hem insanlarımızın yaşamını korumak, hem ekonomimizin içine düştüğü badireden en az hasarla çıkmasını sağlamak için en etkili silahtır.

 

EKONOMİ İÇİN VATANDAŞ ÖLEBİLİR Mİ DİYORSUNUZ?

Ama bakıyorsunuz Cumhurbaşkanı Sözcüsü televizyona çıkıyor: Ülke genelinde sokağa çıkma yasağı uygulanmamasına ilişkin “bunun ekonomiye maliyeti çok ağır olurdu” diyor. Yani ne demek istiyorsunuz? “Ekonomi için vatandaşlarımız ölebilir” mi demek istiyorsunuz? Yani batırdığınız ekonomiye insanlarımızı feda mı edeceksiniz? Şunu bilin, karantina kararında gecikilen her günün, ekonomimize maliyeti çok daha ağır olacaktır. Bunu ben söylemiyorum, bunu saygın iktisatçılarımızın çalışmaları gösteriyor. Hatırlatmak isteriz: Bad-el harab-ül Basra… Yani Basra yıkıldıktan sonra… İktidarı uyarıyoruz: Kesin tedbir için Basra’nın harap olmasını beklemeyin. Ortak aklın dediğini yapın. Atalarımız boşa dememiş: “Bin biliyorsan, bir bilene danış” diye.

 

EMEK VEREN HERKESE ŞÜKRANLARIMIZI SUNUYORUZ

Yurttaşlarımıza bir kez daha seslenmek istiyoruz. Hafta sonunda sokağa çıkmayacağız. Vatandaşlarımıza sokağa çıkmama konusunda gösterecekleri hassasiyet için şimdiden teşekkür ediyoruz. Ayrıca, herkes evdeyken dışarıda görev yapan tüm kamu görevlilerine, sağlıkçılarımıza, polislerimize, jandarmalarımıza, bekçilerimize, belediye zabıtalarımıza ve belediye çalışanlarımıza, fırıncı esnafımıza, basın mensuplarına… Bu sürece emek verecek herkese şükranlarımızı sunuyoruz. Yine son olarak, kimse endişe etmesin diyoruz, belediyelerimiz, geçtiğimiz hafta sonu olduğu gibi bu hafta sonu da vatandaşlarımızın yanında olmaya devam edeceklerdir.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi soru varsa alayım.

Soru- Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan sahra hastanesiyle ilgili tartışmalar sürüyor. Son olarak da Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ta konuyla ilgili açıklamalarda bulundu. Parti olarak sizin bu konuyla ilgili görüşünüz, duruşunuz ve söyleyecekleriniz nedir?

Faik ÖZTRAK- Bu konuyla ilgili yapılan eleştirilere bakıyorum bu eleştirileri yapanlar sahra hastanesi nedir bilmiyorlar. Çok açık ifade edeyim, sonuç itibariyle orada bir kriz halinde kullanılabilecek bir alan hızla hastaneye dönüştürülmek üzere Büyükşehir Belediyemiz tarafından hazırlanmış. Nitekim Büyükşehir Belediye Başkanımızda bununla ilgili açıklamayı önümüzdeki hafta yapacaktır. Bu nedenle de şunu söyleyeyim, Cumhuriyet Halk Partili Belediyelerin sahra hastanesi hazırlıklarına kafayı takacaklarına bu dönemde milletimizin yanında olsunlar.

Teşekkür ediyorum.

İÇİŞLERİ BAKANI’NIN İSTİFASI TAM BİR ORTA OYUNU

 

 

CHP’li Öztrak, hafta sonu uygulanan sokağa çıkmama tedbiriyle ilgili olarak, “Doğru bir karar; yanlış biçimde, yanlış zamanda, yanlış bir iletişimle uygulandı. Üç yanlış maalesef bir doğruyu götürdü. Kaş yapayım derken göz çıkarıldı” dedi.

 

Öztrak, İçişleri Bakanı’nın istifasını ve sonrasında yaşananları ise “tam bir orta oyunu” şeklinde değerlendirdi.

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün Genel Merkez’de, MYK gündemine ilişkin düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Korona salgınıyla mücadele hem dünyada hem Türkiye’de sürüyor. Virüsün Türkiye’de teşhisinden bu yana 34 gün geçti. Vaka sayısı en hızla artan ülkeler arasındayız. Yitirdiğimiz yurttaşlarımızın sayısı ise bin 198. Tüm kaybettiklerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabır, hastalarımıza ise acil şifalar diliyoruz. Alınan önlemlere mutlaka uyalım. Bunun salgınla mücadeledeki önemine, bir kez daha milletimizin dikkatini çekiyoruz.

 

EN KÖTÜSÜ BİLMEDİĞİNİ BİLMEMEK

Daha önce görmediğimiz, bilmediğimiz bir virüsle karşı karşıyız.  Bir düşmanı yenmek için her şeyden önce onu tanımamız gerekiyor. Covid-19’la ilgili bazı hususlar var ki “bildiğimizi biliyoruz”. Bazı hususlar var ki “bilmediğimizi biliyoruz”. Bazı hususlar da var ki “bilmediğimizi bilmiyoruz”.  İşte en zoru da bu sonuncusu… Bilinmezin bu kadar çok olduğu bir salgınla mücadele ederken, iki stratejik silahı elden bırakamayız. “Kesintisiz ihtiyat” ve “zamanında önlem”.

 

SÜREÇ SÜFLİLİĞİ KALDIRMIYOR

Salgınla mücadele gayrı ciddiliği ve süfliliği kaldırmıyor. Süreçte yaşanacak bir anlık gevşeme veya kararlardaki gecikme, o ana kadar yapılan tüm fedakârlıkları bir anda silip atar. Binlerce insanımızı aramızdan koparıp alır. Evlat, anasından babasından, ana-baba, evladından, eş, sevdiğinden olur. Kendini milletine karşı sorumlu hisseden vatandaşlar da, iktidarlar da, bunun vicdani ve hatta hukuki yükünü taşıyamazlar. Bu nedenle ne yaptığını bilen iktidarlar krizlerde liyakatli, ehil kadrolarla çalışır. Krizle, tek bir kişinin aklıyla değil; ortak akılla mücadele ederler. Çünkü bilirler ki “akıl akıldan üstündür”.

KESİN, KATI VE YAYGIN TEDBİRLERE İHTİYAÇ VAR

Parti olarak virüs Çin’de ortaya çıkıp dünya gündemine girdiğinden beri, Genel Başkanımızın direktifleriyle, Genel Merkezimiz, meclis grubumuz, belediyelerimiz ve teşkilatlarımızla birlikte durmaksızın çalışıyoruz. Salgınla mücadele sürecinde, bilimin ve aklın ışığında atılan her adımı destekledik, katkı verdik, veriyoruz. Gecikmelere dikkat çektik, yetersizliklere dikkat çektik, çekmeye de devam edeceğiz. Yeni tedbirler öneriyoruz, önermeye devam edeceğiz. Biz, ilk günden itibaren şu önemli gerçeğin altını çizip, duruyoruz: Mücadelede kesin, katı ve yaygın tedbirlere ihtiyaç var. Salgına kesin darbe vurmak için en kesin ve en katı yöntem, yurttaşlarımızın sokağa çıkışının bir süreliğine ertelenmesiydi. Bu sadece bizim değil, Bilim Kurulu üyelerinin de görüşüydü. Ancak salgınla mücadelede bu en etkili tedbir, bazı siyasi kaygılarla geciktirildi. Sarayın bazı eski danışmanlarının, “Ekonomi zarar görebilir, bu da yıpranmış iktidarı daha da yıpratır” tavsiyesi, insan hayatının önüne geçti.

 

ÜÇ YANLIŞ BİR DOĞRUYU GÖTÜRDÜ

Nihayet bu hafta sonunda, 31 şehrimizde 48 saatliğine, genel bir sokağa çıkmama tedbiri uygulandı. Ancak doğru bir karar;  “yanlış biçimde”, “yanlış zamanda”, “yanlış bir iletişimle”  uygulanınca hayati bir yanlışa neden oldu. Üç yanlış maalesef bir doğruyu götürdü. Tüm sağlık çalışanlarımızın olağanüstü gayretleri, günlerdir evden çıkmayan yurttaşlarımızın olağanüstü fedakârlıkları, iş bilmez bir yönetim tarafından bir kalemde silindi. Bir Bilim Kurulu üyesinin sözleri çok önemli… Diyor ki, “Karı kürekle kaldırırken, üzerimize çığ düştü.” Evet kaş yapayım derken, göz çıkarıldı. Peki, bu hayati hatanın sahibi ve sorumlusu kim? Türkiye’de öyle bir kadro iş başındaki milletin hem sağlıyla oynuyorlar, hem de aklıyla alay ediyorlar.

 

CUMHURBAŞKANININ TALİMATI OLDUĞUNU BAKAN SÖYLEDİ

İçişleri Bakanı 19 Mart tarihinde yaptığı açıklamada, sokağa çıkma yasağı taleplerine “bunlar terör örgütünün işi” demişti. Üzerinden bir ay geçmeden sokağa çıkma yasağını ilan etti. Bu yasağı açıklarken de kelimesi kelimesine şunları söyledi: “Akşamüstü Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatı çerçevesinde hafta sonu itibariyle 30 Büyükşehir ve Zonguldak’ta sokağa çıkma yasağı ilan edildi”. Cümle tevil kabul etmeyecek kadar açık. Bakan “talimat aldım ve talimatın gereğini yapıyorum” diyor. İşler sarpa sarınca da olan bitenden “şahsım” sorumludur dedi ve istifa etti.

 

TAM BİR ORTA OYUNU

Şimdi dün akşam bu olayları yaşadık. Yine dün gece yarısı, “şahsım” sözcüğü artık alamet-i farikası olan Erdoğan tarafından istifası geri çevriliverdi. Tek taraflı bir irade beyanı olan istifanın artık anayasada yapılan bir düzenlemeyle “şahsın” kabulüne tabi olduğunu görüyoruz. Müellifi saray olan tam bir orta oyunu oynandı dün. Tüm bakanlar ucube rejimde istifa olmayacağını, azil olacağını bir kere daha görmüş oldular. Artık başta İçişleri Bakanı olmak üzere, bakanların tek adamın rızası olmadan istifa etme ehliyetleri dahi olmadığı açık seçik görüldü. Zaten tek adam parti devleti rejiminde başkada bir şey beklemek safdillik olurdu. Memur bakanlar “Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatları doğrultusunda” demeden söze başlayamıyorlar. “Tensiplerine arz ettik” demeden de sözü bitiremiyorlar.

 

YETKİ VAR, SORUMLULUK YOK

Bu rejimde atama bakanların kendine ait bir fikri veya alacağı bir inisiyatif yoktur. Hepsi emir kuludur. Yetkili tek bir kişi vardır, ama her ne hikmetse onun da sorumluluğu yoktur. İlgililer bilgisiz, bilgililer ilgisiz. Etkililer yetkisiz, yetkililer etkisiz. Tek adam düzeni işte böyle bir düzen.

 

SARAY HER KRİZDE ORTADAN KAYBOLUYOR

Ne zaman bir kriz yaşansa, rejimin başındaki kişi hemen ortadan yok oluveriyor. Bu krizde de kural değişmedi. Memlekette kargaşa çıktı, millet ekmek kuyruklarında kavgaya tutuştu, fabrikalar ne yapacaklarını şaşırdı, işçiler, şoförler ortada kaldı. İktidarın tek adamından ağzından bir tek laf çıkmadı. Yine o gece milleti sakinleştiren, rahatlatan, en sağduyulu mesaj Sayın Genel Başkanımızdan geldi. Saray ne yaptı? İki gün boyunca sustu. Sonra İçişleri Bakanı, Saray’ın kibirli adamının hatasını üstlenip istifa edermiş gibi yaptı. Bir orta oyunu sergilendi.

 

BU PERFORMANSA YÜREK DAYANMAZ, SARAY NASIL DAYANSIN

Maşallah sarayın trolleri, medyası, programcıları, yorumcularının tekmili birden sanki hazır bekliyormuş… İstifayla birlikte yaman bir Soylu güzellemesinin düğmesine basıverdiler. Gözler süzüldü, gerdanlar kırıldı, televizyonlarda öyle bir onur istifası, öyle bir kahramanlık hikayeleri yazıldı ki, öyle bir meddahlık yapıldı ki yedi düvel parmak ısırdı. Bu performansa yürek dayanmaz, saray nasıl dayansın, “ben görevimi yapamadım” diyerek istifa eden Süleyman Soylu’nun yerine, yeniden Süleyman Soylu’yu getiriverdi. Dünyayı da kendine güldürdü. Sokağa çıkma yasağının ilan edildiği gece yaşanan sağlık skandalı, milletin aklıyla dalga geçen bir başka skandalla perçinlenmiş oldu.

 

ALLAH’TAN KORKMAK, KULDAN UTANMAK DA UNUTULMUŞ

Bu arada, son dönemdeki istifalar silsilesinde tek istifası engellenen tek makamın İçişleri Bakanı olmadığını da biliyoruz. İktidarın bu öldürücü hatasından sonra, bazı Bilim Kurulu üyelerinin de istifa kararı aldığını, ancak rica minnet istifadan vazgeçirildiklerini basından öğrendik. Yine bu son iki günde gördük ki; Allahtan korkmak, kuldan utanmak unutulmuş. Millete tepeden bakan saray trollerinin, yanaşmalarının arsızlığı arşıâlâya ulaşmış. Bunlar aldıkları ihaleler, topladıkları parsalar zarar görmesin diye, iktidara kızan millete hakaret edecek kadar, kibir sarhoşu olmuşlar.

 

O GAZETE VE YAZARI HAKKINDA NE YAPILACAK?

Millet kuyruklarda ekmeğinin, suyunun derdine düşerken; bu kendini bilmezler, ne milletin cahilliğini bıraktılar, ne aç gözlülüğünü, ne zeka özürlülüğünü… Saray’ın reklamlarıyla beslediği bir gazetenin yazarının gözü, o gece sokağa çıkan vatandaşlarımıza, ben buradan söylemeye bu lafı utanıyorum ama “ayı” diyecek kadar dönmüştü. Ben şimdi merak ediyorum, bu gazete ve bu haddini bilmez kişi hakkında neler yapılacak… Bunlara göre milleti açlık değil, alışılmış tokluk öldürürmüş, iki günde kimse aç kalmazmış, açlıktan korkmak bize yakışmazmış, evlerde illaki buzluk, kiler dolu olurmuş.

 

MİLLETİN HALİNİ BİLMİYORLAR

Çok güzel bir söz var “Tok açın halinden anlamaz”, “kişi herkesi kendi gibi bilirmiş.” Bunların bir eli yağda, bir eli balda… Bunlar milletin halini ne bilecekler. Atalarımız ne demiş, “ön teker nereye, arka tekerde oraya” demiş. Milletin ne yediğini ne içtiğini, halinin nice olduğunu saraydakiler bilmeyince, saray beslemelerinin cüreti de göklere çıkıyor. Atadıkları bürokratlar, “açım” diyen vatandaşa “geber” diyecek kadar izanlarını kaybetmiş durumdalar. Oysa bu memlekette; her üç çalışandan biri 2 bin 324 liralık asgari ücretle geçiniyor. Dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 2 bin 345 lira, yoksulluk sınırı 7 bin 639 lira. 26 milyon yurttaşımız haftada üç gün sofrasına bir kap et, tavuk veya balık yemeği koyamıyor. Bu ülkede 8 milyon 564 bin yurttaşımız işsiz. Sosyetesiyle, beslemeleriyle, yanaşmalarıyla, saraylara, köşklere kapanıp, milletin gerçeklerinden izole olunca elbette bunları görmüyorlar, duymuyorlar. Çıktıkları kibir kulelerinden milletin halini görmeyince de, millete afra tafra yapmaya kalkıyorlar. Yakında açık söyleyeyim “salgına yakalanmak suretiyle iktidarımızı zayıf gösteriyorsunuz” diyerek, hastalığa yakalananlardan da bir özür beklerlerse, isterlerse, talep ederlerse hiç şaşırmayacağız.

 

KARGAŞANIN NEDENİ: TEK ADAM PARTİ DEVLETİ REJİMİ

Bu son skandalda ayrıca şunu da gördük; ortak akıl, tek akıldan üstündür. Ama iktidarın ortak akla gitme niyeti yoktur. Sokağa çıkma yasağı ilan edilirken, belediye başkanlarına haber verilmedi, Bilim Kurulu üyelerine haber verilmedi, “ben yaptım, oldu” anlayışıyla süreç yönetildi, hâlbuki bu karar konuşularak, istişareyle alınmış olsaydı ne yurttaşlarımızın sağlığı tehlikeye atılırdı, ne de milyarlarca liralık zarara neden olunurdu. 48 saatlik sokağa çıkma yasağı, 48 saat önceden ilan edilir. İşçiye, işverene, esnafa, çiftçiye hazırlık yapması için süre tanınmış olurdu. Teşhis doğru konmadan tedavi olmuyor. Bu iktidar ülkemizi yönetemiyor. Tek adam rejimi ülkemizi oradan oraya savuruyor. Bugün yaşadığımız sorunların, kaos ve kargaşanın ve ülkenin oradan oraya savrulmasının sebebi tek adam parti devleti rejimidir. “Liyakatin yerine sadakat” diyerek ehliyetli kadroları tasfiye ettiler. Karar alma sürecini tek kişinin iki dudağı arasına bırakarak, bürokrasiyi felce uğrattılar. Ucube rejimin yetersizliği bu son krizle bir kere daha hem de çok net bir biçimde ortaya çıktı. Ama ne diyelim, “bir musibet bin nasihatten evladır” diyeceğiz. Dileriz ve isteriz ki bu krizde yapılan hataların bedeli çok ağır olmasın. Dileriz ve isteriz ki bundan sonra, işler “her şeyi ben yaparım, ben bilirim” anlayışıyla yürütülmesin. Ortak akla ve istişare mekanizmalarına başvurulsun. “Her şeyi şahsım yapar” kibrinden vazgeçilsin. Ama bu konuda çok da umutlu değiliz.

 

BU İFLASIN İLANIDIR

Salgın sadece sağlığımızı değil, ekonomimizi de tehdit ediyor. Türkiye iktidarın 2014’ten beri süren yanlış ekonomi yönetimi nedeniyle, korona krizine ters ayakta yakalandı. Kendi krizimizden çıkamamış, maliye ve para politikalarında manevra alanını tüketmiş, döviz rezervlerini eritmişken küresel bir krizle karşı karşıya kaldık. Aslında yapılacak tek bir mukayese bile durumun ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor. Bu yıl dışarıya ödeyeceğimiz dış borç 172 milyar dolar, 9 Nisan itibariyle Merkez Bankasının kasasındaki net rezervlerde 16 milyar dolar. İşte bu nedenle kasayı boşaltmış olan, dövizleri tüketmiş olan saray iktidarı, ABD Merkez Bankası başta olmak üzere, pek çok gelişmiş ülke Merkez Bankası’nın kapısını çalıp SWAP anlaşmaları yapmaya uğraşıyor. Aslında bu iflasın ilanıdır. Maalesef bir kere daha, “borç alan emir alacaktır.”

 

EKONOMİ YÖNETİMİ İŞİ HAFİFE ALIYOR

Olağanüstü zamanlar olağanüstü ve akıllı tasarlanmış tedbirler gerektirir. Korona salgını kuşkusuz öncelikle bir sağlık sorunudur. Bu nedenle sağlıkçılarımızı sahada hiçbir şekilde yalnız bırakmamalıyız. Her türlü ihtiyaçlarını karşılamalıyız. Diğer taraftan Bilim Kurulu’nun önerilerine de harfiyen uymalıyız. Bu sorunu en kısa zamanda atlatmak için el ele hep birlikte çaba göstermeliyiz. Ama şunu söyleyeyim,  bu sorunun ne kadar süreceğini şimdiden öngörmek hala daha çok zor. Gelişmiş ekonomiler, krizin üç ay, altı ay, bir yıl sürmesi durumlarına göre alternatif senaryolar hazırlıyorlar, buna göre de tedbir almaya uğraşıyorlar. Bizim ekonomi yönetimi ise bu işi hafife alıyor. Lafla, pansumanla, aspirinle bu iş geçiştirilir zannediyor. Oysa en iyimser tahminler dahi, zaten vahim olan işsizlik rakamlarına bu krizde en az bir 5,5 milyon kişi daha eklenebileceğini, işsizlik rakamlarının, işsiz sayılarının ikiye katlanabileceğini gösteriyor. Bu da resmi işsizlik rakamları. Gerçek işsiz sayısı bugün zaten resmi işsizlerin iki katı.

 

BÜTÇE HARCAMALARININ YÖNÜ VATANDAŞA DÖNMELİ

Bundan önce yaptıkları gibi; çalışanı, çalıştıranı, esnafı, çiftçiyi bankaların insafına terk ederek buradan çıkmak mümkün değildir. Saray bundan önce yaptığı gibi ihtiyaç sahiplerinin kredilerini yüksek faizle erteleyerek, tuzu kuru olan şirketlere kredi açarak, risklerini en azda tutmak isteyen, risk almak istemeyen bankalarla bu sorunu çözemez. Cirosu ve nakit akışı bozulmuş firmaları sadece kredilerle yüzdüremezsiniz. Kredi değil, sermaye vereceksiniz. Bahsettiğim tüm tedbirlerin finansmanını ekonominin dengelerini kalıcı bir biçimde tahrip etmeden bulacaksınız. Tüm dünyanın yaptığı gibi bütçe harcamalarının yönünü vatandaşınıza çevireceksiniz. Geçilmeyen yolun, tünelin, köprünün, uçulmayan havaalanının, kullanılmayan hasta yatağının garanti ödemesini erteleyin, vatandaşa gelir desteği verin. Bu yıl sadece köprü geçiş garantilerini öteleseniz, yaklaşık 8 milyon aileye biner TL destek verebilirsiniz. Aile Yardımları Sigortası’nı bir an önce Meclis’e getirin.

 

GEÇİŞ GARANTİLERİ ÖDENDİ Mİ?

Bu arada, geçtiğimiz hafta Saray’a bazı sorular yöneltmiştik: “Beş kuruş para vermeden” yapıldığını söylediğiniz Osmangazi ve Yavuz Sultan Selim köprüleri için; 2019’a ait araç geçiş garantileri kapsamında, Nisan ayında 2 milyar 720 milyon TL ödenmesi gerekiyordu. Bir daha soruyorum: Bu ödeme yapıldı mı, yapılmadı mı? Bu soruya mutlaka cevap bekliyoruz.

 

YURTDIŞINA GÖNDERİLEN PARALARLA İLGİLİ ARAŞTIRMA ÖNERGESİ VERECEĞİZ

Yapılması gerekenlere, alınması gereken önlemlere devam edelim: Bir müddet istihdam üzerinden yaptığınız vergi ve diğer kesintilerden vazgeçin. İşgücü maliyetini bu suretle aşağı çekin. Türken Vakfı başta olmak üzere, Kızılay üzerinden vergi ödemeden yurtdışına para gönderenleri bir karşınıza alın, o paraların yurda getirilmesini sağlayın. Türkiye’de inşaatlar durmuş, siz Türkiye’den giden paralarla yurtdışında gökdelen dikeceksiniz. Buna kimsenin hakkı yoktur. Bu konuyla ilgili bir araştırma önergesini de TBMM’ye en kısa sürede veriyoruz.

 

EKONOMİDE YENİ BİR HİKAYE LAZIM

Türkiye’de ekonomi yönetiminde bir bütüncül teknik kapasitesi yüksek bir hazırlığı maalesef göremiyoruz. Ekonomide yeni bir hikaye yazmaya dönük bir çalışma ortada yok. Dünyanın yaptığı gibi senaryo çalışmaları hiç yok. Alternatif senaryolardan vazgeçtik, ekonomi bürokrasisinde bir kriz masasının bile özel sektörle, özel kesimle, sendikalarla, işveren örgütleriyle birlikte çalışacak bir kriz masasının bile kurulmadığını duyuyoruz. Oysa kurumlar arasında koordinasyonu sağlayan, tüm sosyal kesimlerle istişare ve diyalog mekanizmalarını işleten bir bürokratik alt yapıya çok acil ihtiyaç var. Kaybedilen her dakika; şirketlerin nakit akışının daha da bozulması, iflas riskinin artması, istihdamın hızla azalması ve milyonların işsiz kalarak mağdur olması anlamına geliyor. İşte bu nedenle ekonomiyi ve istihdamı koruyan, işletmeleri, işi ve geliri destekleyen, işçinin güvenliğini ve sağlığını muhafaza eden, sosyal diyaloğu ve dayanışmayı temel alan, ardında da güçlü bir finansman imkânı olan, uluslararası koordinasyonu ve gelişmeleri yakından takip eden, parasal ve mali sürdürülebilirliği garanti edecek çıkış stratejilerini de içeren, ciddi bir ekonomik programa ihtiyacımız var.

 

YAPICI OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak salgınla mücadelede hep yapıcı olduk. Bundan sonra da olmaya devam edeceğiz. Halkımızın yanında olacağız. Halkımızın dertlerini paylaşmak, yükünü hafifletmek için daha çok çalışacağız. Çünkü biliyoruz çare ortak akılda ve güçlü demokraside.

 

BU ZOR GÜNLERDE İNFAZ ACELESİ NEDEN?

Son olarak, TBMM’de görüşülen ve artık bir affa dönüşen infaz düzenlemesiyle ilgili bazı değerlendirmelerde bulunacağım. Bu düzenleme, ne adaletle, ne hukukla, ne de vicdanla bağdaşıyor. Ülkemizin Korona Salgını’yla mücadele ettiği, milletin canıyla uğraştığı bugünlerde, sokağa çıkma yasağının olduğu günde alelacele çıkarılması gereken yasa bu mudur? Nerede krizde dara düşen ihtiyaç sahiplerinin, işsizlerin imdadına yetişecek tedbirler? Nerede aile yardımları sigortası yasası?

 

BİZ ADALETSİZLİĞE, VİCDANSIZLIĞA KARŞIYIZ

Buradan açıkça ifade ediyorum: “Kader mahkumlarının” salıverilmesine değil, bunun adaleti, aklı, mantığı, vicdanı esas almadan yapılmasına karşıyız. Ekonomik kriz nedeniyle zora düşen esnaf hapse atılırken, gaspçı, hırsız, dolandırıcı affedilemez. Şebeke suyuna bilerek zehir katan birisi affedilirken, gazeteci ve yazarların salıverilmemesi adaletsizliktir. Bir çocuğu fuhuş yapmaya teşvik edenler serbest bırakılırken, anneleri, çocuklarıyla cezaevinde unutursanız bu adaletli olmaz. Hasta ve yaşlıların yararlanamadığı, çocuk istismarcılarının yararlanacağı bir düzenleme milletimizin vicdanında kabul görmez. Eline silah almamış, şiddete bulaşmamış kişiler içeride tutulurken, eli kanlı, mafya ve çetelerin sokağa salınması akla mantığa sığmaz. İhaleye fesat karıştırana, hırsıza, rüşvetçiye “elini kolunu sallayarak dışarı çık” diyemezsiniz. CHP halk için hakkın ve adalet için hukukun yanındadır.

TEDBİRLERE UYMAK ÖNEMLİ

Sözlerimi bitirirken, hafta sonunda sokağa çıkma yasağına riayet eden ve hepimizin sağlığının korunmasına destek olan değerli vatandaşlarımıza buradan teşekkür ediyoruz. Ayrıca, herkes evdeyken dışarıda görev yapan tüm kamu görevlilerine, sağlıkçılarımıza, polislerimize, jandarmalarımıza, bekçilerimize, belediye zabıtalarımıza ve belediye çalışanlarımıza, fırıncı esnafına, basın mensuplarına… Bu süreçte emek veren herkese şükranlarımızı sunuyoruz. Vatandaşlarımıza, bu salgınla mücadelede alınan tüm tedbirlere uymanın çok önemli olduğunu bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi öncelikle burada bulunan gazeteci arkadaşlarımın önce, sonrada sorularını bize sosyal medya aracılığıyla ileten gazeteci arkadaşlarımızın sorularına cevap vereceğim.

Soru- Efendim iki sorum olacaktı benim. Bir tanesi şu, İzmir’de yardım dağıtılıyordu İzmir Belediyesi adına ancak dağıtan kişilerin üzerindeki yeleklerde Tunç Soyer gönüllüleri yazıyor olması tepki çekti. Sadece İzmir Belediyesi yazılamaz mıydı diye sordular. Birinci sorum bu nasıl yaklaşıyorsunuz?

İkinci sorumsa şu olacak, bazı CHP’li belediyelerin hafta sonu iki gün sokağa çıkma yasağı varken ekmek dağıtımı gibi yardımları yaparken beraberinde Sözcü Gazetesini dağıttıkları da iddia edildi. Size böyle bilgiler geldi mi, haberiniz var mıydı, nasıl değerlendirirsiniz gazete dağıtılmış olmasını?

Faik ÖZTRAK- Önce birinci sorunuza cevap vereyim. Bu süreçte Belediye Başkanımız Sayın Soyer bir çağrı yapmış, bu yardımların dağıtılmasına destek versin diye. Bu çerçevede seçimde kendisiyle birlikte çalışan ve o dönemde kendilerine bu yeleklerin dağıtıldığı bir takım gönüllüler de bu dağıtım hareketine katılmak üzere gelmişler. Dolayısıyla burada organize olarak yapılan bir şey yok. Tamamen tesadüfen gerçekleşmiş bir olayla karşı karşıyayız.

Sözcü gazetesinin dağıtılmasına gelince, Sözcü gazetesi, gazeteleri bedava olarak belediyelerimize vermiş ve dağıtılmasını istemiş, belediyelerimiz de dağıtmış. Bize kim elindeki gazeteleri getirip belediyelerimize bedava olarak dağıtın diye verirse belediyelerimiz bu gazeteleri dağıtmak için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar, yapacaklardır.

 

Soru- Efendim sosyal medya aracılığıyla bize iletilen sorulara gelecek olursak, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak hafta sonu yaptığı açıklamada kamu bankalarının salgınla mücadelede vatandaşların yanında durduğunu ama özel bankaların sergiledikleri tavırla buna destek vermediğini söyledi. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir?

Faik ÖZTRAK- Şimdi özellikle kredilerini erteletmek isteyen ve yeni bu 5 milyarın altında kredileri kullanmak isteyen yurttaşlarımızın bankalara başvurduklarını, buradan kendilerine imkan sağlamak istediklerini ama bankaların kapısından çevrildiklerini duyuyoruz. Konuşmamda da söyledim, bugün ülkenin içinde bulunduğu krizin üstesinden yeni krediler sağlayarak ya da kredilere takla attırarak gelemezsiniz. Sorun nakit sorunudur. Nakit sorununu aşmak içinde hem şirketlere sermaye vermeniz lazım, hem de vatandaşlara doğrudan nakit yardımı yapmanız lazım.

Şimdi bir kere şunu söyleyeyim, bankalar ticari müesseseler. Dolayısıyla yardım kuruluşu değil. Bankalara çizmiş olduğunuz bir çerçeve var BDDK aracılığıyla ve BDDK aracılığıyla çizmiş olduğunuz bu güvenlik çerçevesine kendilerini uymak zorunda hissediyorlar bir.

İki, bir de banka sahiplerinin talimatları çerçevesinde kredileri veya kredi yenilemelerini en risksiz müşterilerine doğru yapıyorlar. Onun için hep altını çizerek söylüyorum. Yani bunlar aspirin tedbirleri, aspirin tedavisi, pansuman. Bunlarla bu işin üstesinden gelebilmek mümkün değil. Bakın orada İşsizlik Fonu duruyor. Şimdi bu İşsizlik Fonu’ndan normal olarak çalışanların yararlanması lazım… Ama dönüp bakıyorsunuz İşsizlik Fonu’ndan yararlananlar daha çok işletmeler oluyor. Şunu söylüyorlar: İşletmeler zaten işçi çalıştırıyorlar. İşletmeyi korumak, çalışanı korumaktır. Ama işletmeyi çalışan üzerinden de koruyabilirsiniz. Çalışanın maliyetini düşürerek, çalışana destek vermek suretiyle de işletmeyi ayakta tutabilirsiniz.

O nedenle söylediğim şey şu, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın oturup da bankalara şuna şunu verin, buna bunu verin diye zorlamak yerine Hazine’nin kesesinin ağzını açması lazım. Yandaşlara bütçeden verdiği paraları kısması lazım… Vatandaştan aldığı vergileri, vatandaşın ödeyeceği vergileri ertelemesi, vazgeçmesi lazım… Şirketlere, vatandaşa yardımı doğrudan nakit olarak yapması lazım… Tüm dünya bunu yapıyor bizim Hazinemiz de, Maliye Bakanlığı da bunu yapmak zorunda.

Soru- MİT kanununa giren bazı suçların düzenlemesine gidildi. CHP olarak bu konuyla ilgili görüşünüz ve duruşunuz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Gece yarısı bir önergeyle TBMM’de görüşülmekte olan infaz yasasından yararlanmayacak suçlar arasına, devlet istihbarat hizmetleri ve MİT kanunu kapsamına giren suçlardan mahkum olanları ekliyorsunuz. Niçin ekliyorsunuz? Şu anda bu suçlardan tutuklu olan gazeteci arkadaşlar var. İnadına, tamamen ısmarlama elbise dikerek böyle bir düzenlemeyi yapıyorsunuz. Ondan sonrada gidiyorsunuz sağda solda diyorsunuz ki Cumhuriyet Halk Partisi kader mahkumlarını dışarı çıkartmaya istemiyor.

Biraz önce söyledim, kader mahkumlarını dışarıya çıkartma niyetinde olmayan sizsiniz. Adaletle, akılla, hakla, hukukla, vicdanla hareket etmeyerek milletin içine sinmeyecek olan bir yasayı sürekli zorluyorsunuz. Bu yaklaşımlardan bir an önce vazgeçin. Krizi kendi siyasi ihtiraslarınızın önünü açabilmek için fırsat olarak kullanmayın.

SÜREÇ UZADIKÇA FATURA KABARIYOR

CHP’li Öztrak, taksit taksit ve yarım yamalak alınan gecikmiş önlemlerle salgının önüne geçilmesinin mümkün olmadığını belirterek, “Salgında süreç ne kadar uzarsa bunun ekonomik ve sosyal faturası da o kadar büyük oluyor. Elbette hiçbirimiz üretimin durmasını istemiyoruz. Ama sağlık tarafı sürüncemede kaldıkça bu iş daha da uzuyor. İktidar bu gerçeği artık görmelidir” dedi.

Türkiye’nin Korona Virüsü’nün ağırlaştırdığı krizden çıkmak için hem içeriye hem de dışarıya güven veren, yeni bir hikaye anlatan, dört başı mamur bir programa ihtiyacı olduğunu kaydeden Öztrak, iktidara “Tüm ekonomik ve sosyal aktörlerin aklına ve rızasına başvurarak, ciddi ve ufuk veren bir programı hazırlayın. Krizin yükünün adil dağıldığı konusunda, sosyal uzlaşmayı sağlayın” çağrısında bulundu.

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Yakın geçmişte gördüğü en büyük küresel salgınla karşı karşıyayız. Türkiye’de de salgın nedeniyle yaşamını kaybeden yurttaşlarımızın sayısı 908’e ulaştı. Hayatını yitirenler arasında doktorlarımız, sağlıkçılarımız da var. Bu kriz öncelikle bir sağlık krizi… Salgınla ön cephede, hastanelerde, acil servislerde ve diğer sağlık birimlerinde mücadele eden sağlık çalışanlarımızın sağlıklarını korumak, salgının üstesinden gelmekte çok büyük önem taşıyor.  Kaybettiğimiz tüm yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyoruz. Ailelerine, sevenlerine baş sağlığı diliyoruz. Tüm yurttaşlarımızdan Bilim Kurulunun aldığı önlemlere uymalarını, bu süreci kendilerinin ve yakınlarının sağlıklarını koruyarak atlatmalarını bekliyoruz.

 

SALGIN TÜRKİYE’DE HIZLI YAYILIYOR

Salgın ülkemizde hızla yayılıyor. Bunun farklı nedenleri var: Korona Virüsü’nün Avrupa’dan ülkemize girişinin engellenememesi, İran başta olmak üzere sınırlarımızda kontrolsüz göçün devam etmesi, umreden dönen yurttaşlarımız için gerekli tedbirlerin zamanında alınamaması, hastalığın pek çok şehrimize taşınmasına neden oldu. Salgının yoğunlaştığı şehirlerimizde, zorunlu karantina uygulamalarından kaçınılması da hastalığın yayılmasına yol açtı. Ülkemizde ilk teşhisin konmasından bu yana 31 gün geçti. Toplam 42 bin 282 yurttaşımız hastalığa yakalandı. Bu, aynı sürede gözlenen hasta sayısı itibariyle; Almanya’dakinin yaklaşık 6 katı, İspanya’dakinin 4 katı, İtalya’dakinin ise 1,5 katı. Salgının Türkiye’deki yayılım hızı dünyanın da dikkatini çekiyor. Türkiye, tüm dünyada, en çok hastalık görülen dokuzuncu ülke…

 

MERKEZ ÜSSÜ İSTANBUL

Ülkemizde hastalığın merkez üssü İstanbul. Sağlık Bakanı İstanbul’da hastalığa yakalanan bir kişinin bunu 16 kişiye bulaştırdığını söyledi. Büyükşehirlerimize giriş-çıkışların sınırlanması doğru. Ancak yeterli değil. Büyükşehir Belediye Başkanımız, İstanbul’da virüs yoğunluğunun en fazla olduğu üç ilçeyi açıkladı. Bunlar Bağcılar, Esenler ve Bayrampaşa… Bu elbette tesadüf değil. Bu ilçelerimizde hem nüfus yoğunluğu yüksek, hem de ekonomik olarak çalışmak zorunda oldukları için evde kalamayan yurttaşlarımız çoğunlukta. Ülkeyi yönetenler, gelir haritası ile salgın haritasını üst üste koyup bir bakıversinler. Arada çok yüksek bir korelasyon olduğunu, bir bağlantı olduğunu görecekler. “Evde Kal Türkiye” diye slogan atarak salgını kontrol altına alınamıyorsak, nedenleri işte bu ilişkileri, bu eksiklikleri dikkate almamaktan kaynaklanıyor.

 

YARIM YAMALAK ÖNLEMLERLE MÜCADELE EDİLEMEZ

İnsanlarımızı sağlığı ile ekmeği arasında tercih yapmaya zorlayan, bir yaklaşımla salgının önüne geçilemez. Yarım yamalak önlem alarak salgınla mücadele edilemez. Çalışma çağındaki nüfusumuz enfekte olmuş durumda. Sağlık Bakanı hastalığın en çok 20-65 yaş grubunda görüldüğünü açıkladı. Tablo gayet net… Şimdi 65 yaş üzeri ve 20 yaş altı nüfusu evde tutuyoruz. Bu tedbir doğru mu? Doğru ancak yeterli değil. 20-65 yaş arası çalışan insanlarımız akşam olduğunda nereye geri dönüyorlar? Evlerine, yani evden çıkmayan 20 yaş altı ve 65 yaş üzeri aile bireylerinin yanına. Çalışırken veya yoldayken bir virüs kapsalar, bu virüsü evlerine kadar taşıyorlar. Hastalık tüm aile bireylerine de bulaşabiliyor. Böylece evden çıkmayan insanlarımızın yaptığı fedakârlıklarda boşa gidiyor. Biz bunun için ısrarla; “İstanbul başta olmak üzere riskli şehirlerde zorunlu karantina ve izolasyon uygulayın”, “Evde oturan yurttaşlarımızın ekonomik sıkıntıya düşmelerini engelleyecek önlemleri de bununla birlikte alın” diyoruz.

 

SÜREÇ UZADIKÇA FATURA AĞIRLAŞIYOR

Taksit taksit alınan tedbirler, sürecin uzamasına neden oluyor. Salgında süreç ne kadar uzarsa bunun ekonomik ve sosyal faturası da o kadar büyük oluyor. Ama iktidar ne pahasına olursa olsun üretim sürsün, fabrikalar çalışsın beklentisinde.  Elbette hiçbirimiz üretimin durmasını istemiyoruz. Ama salgın hem talebi hem de tedarik zincirlerini vurmuş vaziyette. Büyükşehirlerimizde fabrikaların yarısından fazlasının cirosu yarı yarıya düşmüş. Sağlık tarafı sürüncemede kaldıkça bu iş daha da uzuyor. İktidar bu gerçeği artık görmelidir.

 

İNSANLARIMIZIN SAĞLIĞI VE ÜLKEMİZİN ÜRETİM POTANSİYELİ ÜZERİNE KUMAR

Saray işlerin hızla toparlanacağı varsayımıyla hareket ediyor ve salgının birkaç ayda sonlanacağı umuyor. Buradan çok açıkça söylüyorum. Bu, beklentiyle hareket etmek insanlarımızın sağlığı ve ülkemizin üretim potansiyeli üzerinden kumar oynamaktır. Bugün dünya Covid-19 salgınının üç ay, altı ay, bir yıl hatta daha uzun süreceği varsayımlarına göre senaryolara çalışıyor. Buna göre tedbirler geliştiriyor. Biz merak ediyoruz. Bizim ekonomi yönetimimiz bu tür alternatif senaryolar üzerinde çalışıyor mu? Hiç sanmıyoruz. Bir hayalin peşine takılmışlar gidiyorlar.

 

SARAYDA NE YİYİP NE İÇİYORLAR…

Saray ahalisi milletin halini görmüyor, sesini duymuyor. Ekonomiden Sorumlu Bakan tweet atıp, klip paylaşmaktan başka hiçbir şey yapmıyor. Kayınpederinin sesini de mesajlarının arkasına fon olarak koymayı unutmuyor. Bir de bu yıl hala “yüzde 5 büyüyeceğiz” diyerek işi ne kadar hafife aldığını dünya aleme gösteriyor. Kayınpeder de ondan geri kalmıyor. “Salgın nedeniyle, 2023 hedefleri önündeki engellerin kendiliğinden kalktığını” söylüyor. Soruyorum; “Allah aşkına sarayda size ne yiyip içiriyorlar?” Bu nasıl bir ruh halidir. Erdoğan’ın yerinde olsak bu cümleyi yazıp getiren danışmanı bir dakika dahi görevde tutmayız. Bu milletle açıktan alay etmektir. Tekrar uyarıyoruz: Bu dönem gayrı ciddiliği ve süfliliği kaldırmıyor. Müflis bezirgan yaklaşımıyla oynanan her kumar kaybedilir. İktidar artık krizin arkasından değil, önünden koşmalıdır.

 

TÜRKİYE İLE İLGİLİ TAHMİNLER AŞAĞI ÇEKİLİYOR

Kısa dönemde toparlanma pek de mümkün görünmüyor. Saray ahalisi konuşa dursun, pek çok kuruluş Türkiye’nin 2020 büyüme tahminlerini sıfırın altına çekmeye başladı. Türkiye hakkında her zaman iyimser tahminler yapan dünya bankası bile, bu yıl için büyüme tahminini yüzde 3’den yüzde 0,5’e çekti. Hem iç hem de dış talebin beraberce çöktüğü, tedarik zincirinde kırılmaların olduğu bir dönemde yaşadığımızı söylemiştim. Bugün emekçilerimizin sağlığı riske atılarak çalıştırılan fabrikaların çoğu aslında stoka çalışıyor. Ciroları yarı yarıya düşen işletmeler üretimi daha ne kadar sürdürebilecekler?

 

AVRUPA KURTULDUĞUNDA BİZ YAYA KALIRSAK…

Kaldı ki dışarısı toparlanmaya başlasa bile, bunun dış ticarete yansımalarının da kademeli olacağı anlaşılıyor. En büyük ticaret ortağımız Avrupa’nın geliştirmekte olduğu sağlık protokollerine bakın, bu protokoller hastalığı en kısa sürede yenen ülkelerin, uluslararası ticarette de en avantajlı duruma geçeceklerini gösteriyor. Ekonomi yönetimi acaba dünyadaki bu gelişmeleri görüyor mu? Avrupa salgından kurtulduğunda, eğer biz hala salgınla mücadele etmek zorunda kalırsak, korkarım elimizdeki pazarları da kaybedeceğiz.

 

BUNUN NE İNSANİ NE EKONOMİK MANTIĞI VAR

Bu nedenle, “ne pahasına olursa olsun fabrikalar çalışsın” demenin, ne insani, ne de ekonomik bir mantığı var. Ne yapıp edip, bu salgının uzamasını önlemek durumundayız. Gelin İstanbul başta olmak üzere, salgının hızla yayıldığı kritik sanayi ve ticaret şehirlerimizde, Bilim Kurulu’nun görüşlerine uyun. Genel bir karantina ve izolasyon uygulayın. Salgına kesin bir darbe vurun. Faaliyeti zorunlu, stratejik mal ve hizmet üreten sektörlerimiz, gerekli sağlık protokollerini uygulayarak üretimlerini sürdürsünler. Ama bunların dışında kalan zaten mallarını satamayan sektörlerimizi ve bu sektörlerde çalışan emekçilerimizi, salgına teslim etmeyin, salgının uzamasını önleyin. İnsanlarımızın; hem sağlığını, hem işini, hem gelirini, hem de ülkenin üretim potansiyelini koruyacak tedbirleri ortak akılla, herkese danışarak alın.

 

DÖRT BAŞI MAMUR BİR PROGRAM GEREKİYOR

Aslında bunların hepsi bütün bu önlemler iç içe geçmiş durumda. Bugün hem içeriye hem de dışarıya güven veren, yeni bir hikaye anlatan, dört başı mamur bir programı hazırlamamız gerekiyor. Sürekli tekrarlıyoruz. Tüm ekonomik ve sosyal aktörlerin aklına ve rızasına başvurarak, ciddi ve ufuk veren bir programı hazırlayın. Krizin yükünün adil dağıldığı konusunda, sosyal uzlaşmayı sağlayın. Dış dünyayla teması kesmeyin.

 

İKTİDAR GÜVEN VERMİYOR

İktidar güven uyandırmıyor. Bunu nereden çıkardın diyeceksiniz. Bakın dün IMF Başkanı “Türkiye dâhil tüm üye ülkelerle görüşüyoruz” dedi diye, döviz kurlarına bir baktık bir gevşeme, risk primlerinde de bir düşüş gerçekleşti. Bunun nedeni ne? Bu yönetime duyulan güvensizliğin aslında göstergesi. Ekonominin dümenin IMF’nin eline verileceği izlenimini veren bir görüşme piyasalarda bir toparlanmaya neden oluyorsa, iktidarın güvenilirlik konusunda çok ciddi bir açığı var demektir. Bunun arkasında çok açık söyleyeyim kamudaki liyakatsizlik, hukuk devletinin zaafa uğratılması, dış politikada yaşanan zafiyetler, tek adam rejimine geçiş sürecinin ve gerçek ötesi popülist siyasetin yarattığı tahribat var.

 

KRİZİN BAŞINDAN BERİ YAPICIYIZ

Atalarımız “akıl akıldan üstündür” demiş. İktidarın atalarımızın sözünü tutması, içeriyle uzlaşı, dışarıyla diyalog mekanizmalarını işletmesi gerekiyor. Biz bu krizin başından beri yapıcı olmaya çalıştık, yapıcı olduk. İlk günden, dünya tarihinin en ciddi krizlerinden biriyle karşı karşıya olduğumuzu gördük ve böyle bir krizde “birleştirici bir tavır sergilemek gerekir” diye düşündük. Genel Başkanımızın ilk günden verdiği talimatlar doğrultusunda, Genel Merkezimiz, meclis grubumuz, belediyelerimiz ve örgütlerimiz bu mücadelede gövdelerini taşın altına koydu. Sorunların peşine takılmak değil, önünden gitmek gerekiyor. İktidar önce salgınla mücadelede maskeyi zorunlu tuttu. Sonra da maskeleri vatandaşa satmaya kalktı. Ama bizim belediyelerimiz de “biz bedava dağıtıyoruz” deyince, akılları başlarına geliverdi. Bizde maskeleri ücretsiz dağıtacağız dediler ama önce maskelerin dağıtımını e-devlet üzerinden karneye bağladılar, sonra da eczaneler üzerinden maske dağıtılacağını açıkladılar… Bu da bir gelişmedir… İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız, Atatürk Havalimanı’nın salgınla mücadele hastanesine dönüştürülmesini önerdi. Önce kulaklarının üzerine yattılar, 10 gün sonra “Atatürk Havalimanı’nı hastane yapıyoruz” dediler. Orada bir bina var. Altyapısı, havalandırması hemen hızla hastaneye dönüştürülmeye müsait bir yapı var, yapılar manzumesi var. Bunları bir yana bıraktılar sırf inattan havaalanının hemen karşısındaki, Başkanın sakıncalı dediği arsaya hastane yapmaya kalktılar. Şimdi duyuyoruz onun da yerini değiştiriyorlarmış… Bir karar verin. Yine en yüksek risk grubunda bulunan, 65 yaş üzeri vatandaşlarımızın sokağa çıkmasına sınır getirilmesi fikrinin, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımıza ait olduğu ortaya çıktı. Ve nerede ortaya çıktı? Belediye başkanlarımız arasındaki bir mesaj grubunda. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımız bunu önermiş. Bir mesaj grubu dahi ortak aklın üretilmesinde ne kadar yararlı olabiliyor.

 

İKTİDAR TEDBİRDE GECİKİYOR

İktidar tedbirleri gecikmeli alıyor, kimseye bir şey sormadan alıyor. Halbuki biz, bu süreçte derhal 40 bin sağlıkçı ataması yapılması gerektiğini, konaklama ihtiyaçlarının karşılanması gerektiğini daha baştan ifade ettik. Bu konularda kısmen de olsa adımlar ancak biz söyledikten sonra atılabildi. Sağlık çalışanlarına bu süreçte her ay bir maaş ikramiye verin dedik, iktidar ek ödemelerin tavandan yapılması gibi yetersiz ve belli sağlık sektörünün belli kesimlerini dışarıda bırakan, özellikle işçileri dışarıda bırakan bir düzenleme yaptı. Turizm sektöründe konaklama vergisi ve turizm tanıtma fonu kesintisinin kaldırılmasını istedik, sadece konaklama vergisini önce 3 ay için ertelediler, şimdi de yıl sonuna kadar ertelediler. Kredi kartı ve tüketici kredisi borçlarının 3 ay ertelenmesi gerekir dedik, yaptılar ama faizle ertelediler. Fatura ödeyemediği için kimsenin elektriği, suyu, doğalgazı kesilmesin dedik, belediyelerimizin bir kısmı da fatura ödenmemesi nedeniyle kimsenin suyunu kesmeyeceklerini açıkladılar. Bakanlık onlardan sonra belediyelerin fatura nedeniyle suları kesmemesi gerektiğini açıkladı ama elektrik ve doğalgaz için herhangi bir adım atılmadı. Salgınla mücadelede özel hastanelerden yararlanılması, beyanname verme ve ödeme sürelerinin uzatılması, süreçte ihtiyaç olan kritik malzemelerin ihracının gerektiğinde kısıtlanması, çalışanların izin şartlarının ve kısa çalışma ödeneğinin hak ediş şartlarının kolaylaştırılması gibi birçok önerimiz, gecikerek hayata geçirildi.  İktidar, salgının yayılmasını önlemek için alınacak tedbirlerde buradan açıkça ifade ediyorum geride kalıyor. Oysa böyle bir salgın söz konusuysa, bırakın bir hafta on günü, bazen tek bir saat bile kritik bir zaman olarak ortaya çıkıyor.

 

MİLLETİN CUMHURBAŞKANI DEĞİL, PARTİSİNİN GENEL BAŞKANI

Erdoğan, milletin Cumhurbaşkanı değil, partisinin Genel Başkanı olarak davranıyor. Bunu tercih ediyor. Saray, belediye başkanlarımızın önünü kesmek için elinden geleni ardına koymuyor. Belediye başkanlarıyla toplantı yapıyor, muhalefet partilerine mensup belediye başkanlarını bu toplantıya çağırmıyor. Belediyelerimizin şu zor günlerinde milletimize yardım etmek için düzenlediği bağış kampanyalarını yasaklıyor. Kendi bağış kampanyaları için kamu kuruluşlarından, meslek örgütlerinden para topluyor. Ama bu kadar da değil… Türkiye İhracatçılar Meclisi mesela… Kampanyaya 15 milyon TL bağışta bulunuyor. Aradan daha on gün geçmeden, “salgın nedeniyle çalışmaları süren lojistik merkezini askıya aldığı” haberleri geliyor. Burada çalıştırılan 13 işçinin işine son veriyor. Bir yandan üyelerinden kestikleri aidattan 15 milyon TL bağışlayacak kadar zenginler. Ama diğer tarafta 13 işçiyi ekmeğinden edecek kadar da zor durumdalar.

Bir başka örnek… Sarayın “beş kuruş para vermeden” yaptırdığını söylediği Osmangazi ve Yavuz Sultan Selim köprüleri için; 2019’a ait araç geçiş garantileri kapsamında, bu ay 2 milyar 720 milyon TL ödenmesi gerekiyor. Bu ödeme yapıldı mı, yapılmadı mı? Yine Dolar cinsinden geçiş garantilerini TL’ye çevir demiştik. Bu geçiş garantileri TL’ye çevrilecek mi çevrilmeyecek mi?

 

SARAY BAĞIŞI TEKELİNE ALDI

Saray bağışları tekeline aldı demiştim. Belediyelerimizin fakir fukaraya yemek dağıttığı, aş evlerine yapılan bağışları bile bloke etmiş durumda. Ki bu bağışlar senelerdir devam ediyordu. Milletin bu aş evlerinde içtiği bir tas sıcak çorbayı bile milletimize çok gördüler. Bu kriz şu gerçeği ortaya çıkardı: Türkiye’nin milli birlik ve dayanışmayı sağlayacak makamlara, mekanizmalara ihtiyacı var. Tüm Türkiye’yi kucaklayan bir cumhurbaşkanlığı makamının eksikliği, bu krizde çok daha fazla hissedildi. Küresel bir salgın varken bile, partili cumhurbaşkanı, tüm milleti kucaklamıyor. Hala daha partisinin seçim kaybetmesini içine sindiremiyor. Mızıkçılık yapmaya devam ediyor. Olağanüstü bir zamanda bile parti rozeti, ülkemizin ay yıldızlı bayrağının önüne geçiyor.

 

KRİZ DÖNEMİNDE DAHA ÇOK İLETİŞİME İHTİYAÇ VAR

Biz ise toplumun her kesimiyle sürekli iletişim içindeyiz. Bu topraklarda dayanışma kültürü var. Zor günde birbirimize omuz verme zamanıdır. Bakın bizim Genel Başkanımız hemen her gün, partili-partisiz ayırmadan farklı toplum kesimleriyle telekonferans aracılığıyla görüşüyor. Bir gün işçi sendikalarıyla, bir başka gün memur sendikalarıyla, yine bir başka gün organize sanayi bölgesi başkanlarıyla, gençlerle… Her kesimin dertlerini ve sorunlarını dinliyor. Çünkü kriz dönemleri diyaloğun artması gereken, insanların dertlerinin dinlenmesi gereken dinamik süreçlerdir. Böyle dönemlerde, değişen koşullara göre farklı tedbirler geliştirmek gerekir. Biz bunun için “Ekonomik ve Sosyal Konseyi düzenli olarak toplayın” deyip, duruyoruz. Hadi Ekonomik ve Sosyal Konseyi toplamadınız. Alınan tedbirlerin etkinliğini arttırabilmek, etkinliğini ölçebilmek için ekonomi yönetimi bir istişare mekanizması dahi oluşturmamış bunu görüyoruz. Böyle bir istişare mekanizması olsaydı, iş dünyasıyla bankalar arasında artan gerilim bugün kamuoyuna taşınmazdı. Birbirlerine beyanat veriyorlar. İş âlemi için bir takım imkânlar tanındı. Ama firmalar öyle gözüküyor ki bu imkânlara erişemiyorlar ya da çok sınırlı olarak erişebiliyorlar… Kredi Garanti Fonu’nun kefalet kapasitesi iki katına çıkarıldı tamam. Ama şirketlerin sadece yüzde 8’i şuana kadar açıklanan paketlerden kredi kullanabilmiş. Demek ki verilen hazine kefaletine rağmen kredi kanallarında bir tıkanıklık var. Bunu aşmak için tarafların aynı masa etrafında toplanması gerekiyor. Yine kısa çalışma ödeneğinde, faaliyetlerini durduran veya yavaşlatan firmalarda çalışan emekçilerimize 3 ay maaş desteği verilmesi kararlaştırılıyor. Buna benzer bir öneriyi bizde getirdik. İktidar uyguladı bundan da mutluluk duyduk. Ancak kısa çalışma ödeneğinden yararlanmada, bürokratik işlemlerin daha da gevşetilmesi gerekiyor. Gecikerek alınan tedbir hiçbir derde deva olmuyor.

 

ÜCRETSİZ İZİN DÜZENLEMESİ EMEKÇİYİ AÇLIĞA MAHKUM EDER

Yine bir başka örnek… Tüm sendikalar bu kriz süresince 3 ay boyunca işten çıkarmanın yasaklanmasını istedi. Bunu biz de destekledik. Makul bir talep mi? Makul bir talep… Biz de iktidara sendikalarla beraber ortak bir çağrıda bulunduk. Saray bunu bir torba yasaya koyarak TBMM’ye getirdi. Ama gelen düzenleme, iş gücü piyasasında huzursuzluğu artıracak bir düzenleme. Şimdi getirilen ücretsiz izin emekçiyi açlığa mahkum edecek bir düzenleme. Bizim mevzuatımızda tek taraflı “ücretsiz izne çıkarma” diye bir uygulama yok. Bu düzenlemeyle tek taraflı ücretsiz izin mevzuata girdi. Ücretsiz izne, işveren işçiye sormadan çıkarabilecek. Bunlara da İşsizlik Sigortası Fonu’ndan aylık 1.177 lira gibi komik bir tutar ödenecek. Bu ödenen komik para, işçinin ileride kullanacağı işsizlik ödeneğinden mahsup edilecek. İşçi aylık 1.177 lira ile bu dönemde, bu zor dönemde nasıl geçinecek? Kira mı ödeyecek, ne yiyecek, ne içecek?

 

İŞTEN ÇIKARMA YASAĞI, İŞÇİNİN HAKLARINI GARANTİYE ALACAK ŞEKİLDE UYGULANMALI

İşten çıkarma yasağı işçinin ücret dâhil tüm haklarını garanti altına alacak şekilde ve çalıştıranla devlet arasında yükünün paylaştırılabileceği bir biçimde kısa çalışma müessesi esas alınarak yeniden düzenlenmelidir. Bunları bugün neden tartışmak zorunda kalıyoruz. Çünkü işçi ve işveren temsilcilerini bir masa etrafında toplayacak bir mekanizma yok her şeyden önce. Böyle bir mekanizma olsaydı, bu yasa bu halde çıkmazdı. İkincisi, Türkiye’de bu devletin sosyal desteklerini derli, toplu bir çerçeve içine oturtan Aile Yardımları Sigortası yok. Bütün dünyada birçok ülkede bu var. Bunun üzerinden bütün bu düzenlemeler yapılabiliyor ama bizde yok. Şunu söyleyeyim, iktidar ortak akıl aramak yerine, kervan yolda dizilir anlayışıyla hareket ediyor. Karşılaştığımız tablo da maalesef bu karmaşa oluyor.

 

İNFAZ DÜZENLEMESİ ADİL, HUKUKİ VE İNSANİ DEĞİL

Ortak aklın aranmaması nedeniyle ülkemizin ufkunu karartacak diğer bir düzenleme ise TBMM’de görüşülmekte olan infaz paketidir. Bu paket adil değildir, hukuki değildir, insani hiç değildir. Cumhur ittifakı, muhalefetin ve saygın hukukçuların hiçbir önerisini dikkate almadan, sayısal çoğunluğuna dayanarak bu düzenlemeyi çıkarmaya çalışmaktadır. Bu haliyle yapılan, toplum vicdanında çok derin yaralar açacak bir affa dönüşmüştür. Örneğin rüşvet yiyen de rüşvetin haberini yapan da 6 yıl ceza alıyor. Ama bu düzenlemeyle rüşvet yiyen hemen hapisten çıkıyor, rüşvetin haberini yapan gazeteci ise 3 yıl 6 ay daha hapiste kalmak zorunda. Bu, hangi vicdana sığar.

 

ERDOĞAN KENDİNİ İNKAR EDİYOR

Erdoğan bu düzenlemeyle kendini de inkâr ediyor. Çünkü 2018’de daha ne demişti? “Eğer bir suç devlete karşı işlenmişse devlet af düşünebilir, ancak bir suç şahıslara karşı işlenmişse devletin o suçu affetme yetkisi yoktur” diyordu. Peki, bu olmayan yetkiyi bugün kendilerinde nasıl görüyorlar? Evi soyulan emekçinin, yüzü kezzapla yakılan kızcağızın, kefen parası dolandırılan yaşlıların rızasını almadan, bu suçları işleyenleri nasıl affedeceksiniz? Bu insanların bedduasının altından nasıl kalkacaksınız? Devletin görevi mağdurların mağduriyetini artırmak değildir.

 

KORONA KİMSEYİ AYIRMIYOR

Hukukta ölçülü olmak temel ilkedir. Korona salgını, “Erdoğan muhalifi” veya “Erdoğan sever” diye adres sormuyor. Şimdi salgın var diye bir infaz indirimi yapıyorsunuz. Evet bu infaz indiriminde bir affa dönüşmemesi ölçülü ve adaletli olması gerekir. Muhalifleri, gazetecileri, fikir insanlarını içeride tutuyorsunuz; hırlıyı hırsızı serbest bırakıyorsunuz. Bunun adı ne? Bunun adı açık söyleyeyim siyasi fırsatçılıktır. “Korona salgını nedeniyle hapishaneleri boşaltalım” deyip, boşalan yerlere saray muhaliflerini doldurmaya çalışıyorsunuz.

 

CUMHURBAŞKANI SÜTRE GERİSİNDEN ATEŞ EDİYOR

Cumhurbaşkanı sütre gerisinden ateş ediyor. Cumhurbaşkanı tarafsızlık yemini etti. Sonra da partisinin Genel Başkanı oldu. Diğer siyasi partilere ve liderlerine ağzına geleni söylüyor. Onun söyledikleri siyasi eleştiri kabul ediliyor. Ama Genel Başkanımız veya partimizin bir yetkilisi kendisine aynı üslupta cevap verirse Cumhurbaşkanına hakaret oluyor. Şimdi bu düzenlemeyle bunu yapanın eğer dokunulmazlığı yoksa, normal vatandaşsa, sıradan vatandaşsa ona artık eskisi gibi denetimli serbestlik uygulanmayacak, hapse girecek.

 

KRİZİ FIRSAT GÖREN OTOKRATLAR

Açıkça ifade edelim; bu, dünyada korona krizini daha da otoriter bir rejim kurmak için fırsat gören otokratlar var. Bu yaklaşım tam da bunların yaklaşımıdır. Bu düzenlemeyle; devlete, hukuka ve adalete duyulan güven daha da dip yapar. Otokrasi daha da güçlenir. Ülkemizde, çok açık söyleyeyim tuz kokar.

Sözlerimi tamamlarken iktidarı bir kez daha uyarmak istiyorum. Daha fazla geç kalmayın salgının ve ülkemizde yaşanmakta olan ekonomik krizin ciddiyetini artık idrak edin. Ekonomiyi ve istihdamı teşvik edecek, iş yerlerini, işi ve geliri destekleyecek, işçiyi işinin başında tutacak, sosyal diyaloğa ve dayanışmaya dayanan, teknik alt yapısı kuvvetli, ileriye yönelik ufuk veren, ardında güçlü finansman imkânları olan, parasal ve mali sürdürülebilirliği garanti edecek çıkış stratejilerini içeren, ciddi bir ekonomik programı artık milletin önüne koyun koyabiliyorsanız. Korona salgınında siyasi fırsatçılık yapmaya kalkmayın. “Her şeyi şahsım yapacak” deme kibrinden artık vazgeçin. Unutmayın bugün belki sorumluluktan kaçabilirsiniz. Ancak yarın sorumluluktan kaçmanın sonuçlarından kaçamazsınız.

Sağlık personelimiz ile evlerimize posta taşıyanlar, kuryeler başta olmak üzere, ulaştırma sektörü çalışanlarına, bakkallarımıza ve süper market çalışanlarımıza, evlerimizde ve sokaklarımızda güvenliğimizi sağlayan polislerimize, jandarmalarımıza, bekçilerimize, özel güvenlik personellerimize, bu salgında bizlerin güvenliği ve sağlığı için kendi sağlıklarının tehlikeye girmesini göze alarak mücadele eden herkese sonsuz teşekkür ediyoruz. İyi ki varsınız.  Milletimize de; “Sınırlamalara riayet edelim, bir an evvel sağlıklı günlere kavuşalım” diyoruz.

Şimdi varsa soruları alabilirim.

Soru- İnfaz düzenlemesiyle ilgili AK Parti ve MHP hafta sonu çalışma kararı aldı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Ve ek olarak hem iktidar, hem MHP sizi yani partimizi yasayı engellemekle suçluyor. Bu konudaki yanıtınız ne olacaktır?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bu üzerinde biraz önce söylediğim gerekçelerle yani adaletsiz olması nedeniyle Türkiye’de otokrasiyi daha da güçlendirecek olması nedeniyle çok düşünülmesi gereken ve mutabakat aranması gereken bir yasa. Ama iktidar bunu dinlemiyor. Ne olursa olsun ben bunu çıkaracağım diyor. Hafta sonu da çalışırım diyor. Yani ortada ciddi bir virüs tehlikesi var onu dahi düşünmüyor. Gözü dönmüş bir vaziyette bu yasayı çıkarmak için elinden geleni yapıyor. Nasıl değerlendirirsiniz diye sordunuz. Ben itidal tavsiye ederim. Bunun üzerinde biraz daha düşünülmesi lazım.

Bakın, bugün Türkiye’de akademik olarak önde gelen çeşitli profesörlerimiz, insanlarımız şunu söylüyorlar. Bu yasa Anayasa Mahkemesinden döner diyorlar. Anayasa Mahkemesinden dönecek. Döndüğünde ne hale geleceği belli olmayan bir yasayı neden bu kadar çıkartmak için ısrar ediyorsunuz? Yanlış yapıyorsunuz. İktidarı, muhalefeti bir araya gelip hiç olmazsa burada ortak aklı çalıştırarak gerçekten Türkiye’nin ihtiyacı olan bir infaz yasasını çıkarma imkanını bu defada heder etmeyelim.

Teşekkür ediyorum.

CHP’Lİ ÖZTRAK: YENİ BİR EKONOMİK PROGRAM GEREKİYOR

CHP’li Öztrak, Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik krizin Korona salgınıyla daha da ağırlaştığını, çıkış yolunun ekonomide yeni ve dört başı mamur bir program olduğunu belirtti.  

Türkiye’nin buna benzer bir krizi 1999 depremi sırasında yaşadığını anımsatan Öztrak, “Bizim o dönemdeki tecrübelerimiz, böyle bir durumdan çıkabilmek için derli toplu bir hikayeyi ortaya koymanın çok önemli olduğunu gösteriyor” değerlendirmesinde bulundu.

Ekonomide alınacak tedbirler çerçevesinde para basılması durumunda, bunun enflasyon üzerinde kalıcı bir etki yaratmaması için “parasal genişlemeden çıkış stratejisinin” mutlaka ortaya konması gerektiğini ifade eden Öztrak, “Tüm bunlar, dört başı mamur orta vadeli yeni bir programla ancak yapılabilir. Türkiye’nin teknik olarak güçlü, dört başı mamur bir ekonomik programa acilen ihtiyacı var. Bunun hızla hazırlanması gerekiyor” diye konuştu.

Öztrak, programın başarılı olabilmesi için toplumun tüm kesimlerinin mutabakatının sağlanması gerektiğine dikkat çekerek, “Bu nedenle Ekonomik ve Sosyal Konsey de derhal toplanmalı” dedi.

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Bu hafta da Merkez Yönetim Kurulu toplantımızı telekonferans aracılığıyla gerçekleştirdik. Bugün; hem dünyada hem de Türkiye’de korona salgınının seyrini değerlendirdik. Ülkemizde alınan ve halen alınması gerekli tedbirleri bir kez daha gözden geçirdik. Salgının ekonomimiz üzerindeki etkilerini açıklanan güncel veriler ışığında bir defa daha ele aldık.

 

SALGIN ÜLKEMİZDE ÇOK HIZLI YAYILIYOR

Dünyada gündemi, korona salgını belirliyor. Ülkemizde kaybettiğimiz yurttaşlarımızın sayısı dün 574’e çıktı. Başta değerli profesörlerimiz ve diğer sağlık çalışanlarımız olmak üzere kaybettiğimiz tüm yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, sevenlerine ve ailelerine baş sağlığı diliyoruz. Hastalanan yurttaşlarımızın bir an önce sağlıklarına kavuşmalarını temenni ediyoruz. Bu tür salgınlarda en kritik gösterge salgının bulaşma hızı. Türkiye’de ilk teşhisin üzerinden tam 27 gün geçti. Hasta sayımızda 27 bini aştı. Oysa 27 günde; İtalya’da hasta sayısı 15 bin 113, İspanya’da 3 bin 146, Almanya’da ise 2 bin 745’ti.  Ülkemizde salgın çok daha hızlı yayılıyor. Sağlık Bakanı da virüsün yayılma hızının bu kadar yüksek olduğunu bilmediklerini itiraf etti. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre hastalığın bulaşma hızı 1’e 3 iken,  Sağlık Bakanının verdiği rakamlara göre İstanbul’da hastalığın bulaşma hızı 1’e 16. Yani İstanbul’da virüse yakalanan bir kişi hastalığı 16 kişiye bulaştırıyor.

 

İKTİDAR SORUNUN ÖNÜNDEN GİDECEĞİNE TAKİP EDİYOR

Nüfusun yoğun, sosyal hareketliliğin yüksek, ticaretin ve ekonomik aktivitenin canlı olduğu şehirlerimizde, hastalık riski çok yüksek. Bu nedenle daha katı önlemleri içeren bir “evde tut” kararının gerektiğini her fırsatta ifade ettik. İstanbul ve İzmir başta olmak üzere, hastalığın hızla yayıldığı şehirlerimizde Büyükşehir Belediye Başkanlarımız, sokağa çıkmanın kısıtlanması için, iktidara çağrı üstüne çağrı yaptılar. Maalesef iktidar parça parça ve gecikmeli tedbirlerle, hastalığın yayılma hızını kontrol altına alabileceğini düşünüyor. 27 gün sonra nihayet 30 Büyükşehrimizde ve Zonguldak ilimizde şehre giriş-çıkışlar durduruldu. 65 yaş ve üzeri yurttaşlarımıza ilave olarak, 20 yaşından küçüklerin de sokağa çıkması yasaklandı. Market ve pazar yeri gibi kalabalık yerlerde maske kullanımı zorunlu hale getirildi. Kuşkusuz bu tedbirler gereklidir. Bunlara harfiyen uymalıyız… Ancak bunlar da yeterli değildir. İktidar sorunun önünden gitmek yerine, sorunu çözmek yerine hep sorunları geriden takip etmeyi tercih ediyor.

 

İSTANBUL’DA HAREKETLİLİĞİ DURDURMADAN SALGINLA MÜCADELE EDİLEMEZ

Şehirlerarası hareketliliğin kesilmesi doğru mu? Doğru. Ancak bir yandan şehirlerarası trafiği keserken, diğer yandan İstanbul’dan Çerkezköy’e, Çorlu’ya, Kocaeli’ne işçi taşıyan servis otobüsleri hala çalışıyor. Bu da yetmez İstanbul gibi bir metropolde, ilçeler arasında hareketlilik de yoğun şekilde sürüyor. İstanbul 15,5 milyonluk dev bir şehir. Bu şehirde kilometrekare başına 2 bin 842 kişi yaşıyor. Dolayısıyla ilçeler arasındaki hareketliliği yavaşlatmadan veya durdurmadan, bu devasa şehirde salgınla mücadele etmek mümkün değil. Daha salgının başındayız. Bunu Sağlık Bakanı söylüyor. Ve daha işin başındayken, İstanbul’da mevcut yoğun bakım ünitelerinde doluluk oranının yüzde 70’lere ulaştığı ifade ediliyor.

 

İTALYA’DA LOMBARDİYA NEYSE TÜRKİYE’DE İSTANBUL O

Unutmayalım: İtalya’ya salgın ülkenin en zengin, ticaret ve sanayinin bulunduğu Lombardiya’dan yayıldı. Ve İtalya, Lombardiya bölgesini karantinaya almakta çok geç kaldı. Yaşanan sonuç bugün ortada… Zaman lehimize işlemiyor. İtalya için Lombardiya neyse, Türkiye için de İstanbul odur. Bu durumda, en azından İstanbul’da, sokağa çıkmayı engellemek için, neden bekleniyor? Milletimize “sen evde otur, iyi olmaya bak, aşın, işin, maaşın benim devletin garantisi altında” dememenin bahanesi ne olabilir Sayın Erdoğan? Herkes sizin gibi kendini saraylarda, köşklerde koruma altına alamıyor, saraydakiler her dört günde bir kendilerine test yaptırırken, saray beslemeleri test kitleriyle sosyal medyada şov yaparken, sağlık çalışanlarımız, milletimiz test yaptırmak için kit bekliyor. Bir kez daha, “yanılmışım Allah ve milletim beni affetsin” dememeniz için bu uyarıları yapıyoruz.

 

KARANTİNAYA ALIP BORÇ YAZIYORLAR

Bakınız, Denizli’de Çal ilçesinin Denizler Mahallesi’nde karantina başlatılmış. Burada vatandaşlarımızın ihtiyaçları karşılanıp, sonra ödenmek üzere deftere yazılıyormuş. Kimin defterine? Bakkalın defterine. Oysa Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 83. maddesine göre karantinaya alınan kişilerin ve ailelerinin giderleri, devlet tarafından karşılanmalıdır. Yasa “giderini karşılayın” diyor karantinaya alınanların, siz bakkalın borç defterine giderleri yazdırıyorsunuz.

 

PARÇA PARÇA TEDBİRİN MALİYETİ FAZLA

Hızlı ve kararlı hareket ederek, zorunlu ve acil mal ve hizmet üretimini sürdürürken, evde tut yaklaşımının milletimize ekonomik maliyetinin, parça parça tedbir alarak salgının yayılma riskini artırmaktan daha düşük olduğunu ve bunun artık tüm dünya tarafından kabul edilmeye başlandığını bir kez daha hatırlatalım.

 

TEDBİRLER YARIM YAMALAK

Ama iktidar bu salgında, çalışma çağındaki nüfusu iş başında tutmakta kararlı görünüyor. Bunu çok doğru bulmasak da, bu çerçevede tedbirlerin düşünülmeden ve yarım yamalak alındığını da biz görüyoruz. İktidar önce 20 yaş altına sokağa çıkma yasağı getirdi. Ardından da 15-19 yaş arasında 1 milyon 385 bin gencin çalıştığını fark ediverdi. İçişleri Bakanlığı alelacele çıkardığı bir genelgeyle, kamu kurumlarında veya özel sektörde sigortalı çalışan 18-20 yaş arası gençlerin sokağa çıkmasına izin verdi. Ancak bu yaş aralığındaki gençlerimizin sadece 470 bini sigortalı olarak çalışıyor. 915 bin gencimiz ise kayıt dışı çalışıyor.

 

KIRK KATIR MI KIRK SATIR MI

Şimdi sokağa çıkması yasaklanan ancak sigortası olmadan çalışan gençler ne olacak? Onların evine kim ekmek götürecek? 470 bin sigortalı gence, “sağlığını düşünme, çalış” diyeceksiniz, ailelerinin iaşe ve ibatesini karşılamaktan kurtulacaksınız. Sigortası olmadan çalışan 915 bin genci ne yapacaksınız? Tam bir “kırk katır mı, kırk satır mı” siyaseti…

 

DİĞER DEVLETLER VATANDAŞINA PARA VERİYOR, BİZ PEŞİN FATURA KESİYORUZ

Salgınla mücadele amacıyla, sosyal mesafeyi artırmak için, pek çok işletmeyi kapattınız. Kahvehanelerden, berberine, düğün salonundan, tiyatrosuna 144 bin 690 işletme kapılarına sizin çıkarttığınız talimatnameler çerçevesinde kilit vurdu. Berberlerde, kuaförlerde ve güzellik salonlarında çalışan 540 bin yurttaşımız şimdi evinde oturuyor. AVM’lerde çalışan 523 bin çalışan faturalarını nasıl ödeyeceğini kara kara düşünüyor. Kahvehanelerde çalışan 259 bin çalışan günlük yevmiyesini kaybetmiş durumda. Okul ve yurt kantinlerinde 150 bin civarındaki emekçi işinden olmuş durumda. Sayıları 1 milyon civarında olan gündelikçi ev kadınları artık evlerine ekmek götüremiyorlar. Bu insanlar bugünlerde ne yiyip, ne içecek? Bu insanlara kim sahip çıkacak? Belçikalıların devleti ne yapmış? Diğer desteklerin yanı sıra kapanan berber ve kuaförlere ayda 2 bin Avro, kapısını kapatan diğer işletmelere 4 bin Avro nakit destek vermiş. Şili hükümeti kayıt dışı çalışan, yani hiçbir sosyal güvencesi olmayan 2 milyon işçisine nakit desteği vermeye başlamış. İrlanda kendi adına çalışan ve işini kaybeden küçük esnafa, haftada 203 Avro ödemeye başlamış. İngiltere evde oturan çalışanlarının maaşının yüzde 80’ini ödüyor. ABD’de devlet, ihtiyaç sahibi yurttaşlarına 1.200 dolara kadar nakit desteği veriyor. Fransa Cumhurbaşkanı “hiçbir Fransız’ın işsiz kalmayacağını” garanti ediyor. Kanada Başbakanı yurttaşlarına “siz parayı düşünmeyin, sağlığınızı düşünün, para işini biz çözeceğiz, biz bunun için varız” diyor. Dünyanın en fakir ülkelerinden Kongo bile yurttaşlarının iki aylık elektrik faturasını ve su faturasını devlet olarak ödeme kararını alıyor. Bizde ise elektrik ve doğalgaz faturaları evlere gönderilmeye devam ediyor. Hem de peşin peşin hesaplanarak.

 

IBAN MODELİYLE ÇIĞIR AÇTI

Bir de evlere gönderilen IBAN numarası var. Bu pandemi sürecinde milletine IBAN numarası gönderip bağış isteyen bir başka Cumhurbaşkanı var mı? Hiç sanmıyorum. Saray vatandaşını borçlandırıyor, “Gidin bankalardan şuraya kadar geliriniz varsa şöyle faizle bununla borç alın. Sonra o parayı da alın bana bağış yapın” diyor. Bu yepyeni bir model. Yeni IBAN modeliyle ekonomi literatüründeki yerini saray gerçekten sağlamlaştırıyor.

 

NEREDE BU PARALAR

Oysa son 17 yılda hiçbir cumhuriyet iktidarına nasip olmayan kaynakları kullandı bu iktidar. Önceki hükümetler, 79 yılda, vergi olarak, özelleştirme geliri olarak, iç borç, dış borç toplam 713 milyar dolar kaynak kullanmış. Bunlarsa son 17 yılda 2 trilyon 346 milyar dolar yani kendilerinden önceki dönemdeki hükümetlerin tamamının kullandığının 3,5 katı kadar parayı kullanmışlar, toplamışlar. Şimdi soruyorum, nereye gitti bu paralar? Görülen o ki bu kadar paraya rağmen bütçeyi tam takır etmişler. Vatandaşın fitresine, zekatına bağışına muhtaç olmuşlar. Ne olacak peki bunlar toplanınca? Önce yandaş müteahhitlerin garantileri ödenecek… Artanlar da önceki yardım kampanyalarında olduğu gibi “inekler içecek, dağa kaçacak.” Vatandaşa da yine nereye gitti bu bizim paralar diye sormak düşecek.

 

BELEDİYELERİMİZ SOSYAL DEVLETİN GEREĞİNİ YAPIYOR

Allah’tan belediyelerimiz var. Genel Başkanımızın talimatlarıyla belediyelerimiz hiçbir çocuğumuz yatağa aç girmesin diye canla başla çalışıyorlar. Yurttaşlarımızın hayatını kolaylaştıran pek çok icraata imza atıyorlar. Aslında sosyal devlet olmanın gereği bu.

Belediyelerimiz;

– 280 bin 83 aileye bugüne kadar ayni yardımda bulundular.

– 98 bin 588 aileye toplam 30 milyon 408 bin 741 TL nakdi yardım yaptılar.

– 231 bin 102 ailenin sularını borçlu olmalarına rağmen kesmediler.

– 108 bin 895 ailenin de kesilen suyunu yeniden bağladılar.

– Belediyelerimize ait 12 bin 766 iş yerinde kiracı olan esnaflarımızın kiralarını ertelediler.

– 55 bin 964 aileye evde bakım hizmeti verdiler. Yaş almış ve bakıma muhtaç yurttaşlarımıza destek oldular.

– Dezenfeksiyon işlemi, temizlik malzemesi temini, ulaşım ve gıda yardımı, bir yerden bir yere nakil gibi farklı alanlardaki 491 bin 440 talebin 377 bin 801’ini karşıladılar.

– 2 bin 687 sağlık çalışanına konaklama imkânı sağladılar.

 

BELEDİYELERİMİZ ÜCRETSİZ MASKE DAĞITINCA MAHCUP OLDULAR

Yine, devlet tarafından zorunlu hale getirilmesinin ardından, yurttaşlarımıza da ücretsiz maske dağıtımına başladılar. İktidar maskeyi zorunlu kıldı. Ama aynı açıklamada maskeleri nasıl satacaklarını da açıkladılar. Sonra da bizim belediyelerimizin ücretsiz maske dağıtmasının verdiği mahcubiyetle olsa gerek, bu kararlarından geri adım atmak zorunda kaldılar. Her yurttaşımıza haftada beş maske ücretsiz olarak dağıtılacakmış. Aslında baktığımız zaman tüm kararları böyle yarım yamalak alıyorlar. Arkasından da düzeltmeye uğraşıyorlar. Neden? Çünkü tek adam rejimi devlette liyakati bitirdi.

 

UMARIZ KOLONYANIN BAŞINA DA BİR KAZA GELMEZ

Bugün bilgiye, bilime ve uzmanlığa olan ihtiyacımızı çok açık bir şekilde görüyoruz. Sağlıkta, eğitimde, hatta güvenlikte eleman açığının ağır sonuçlarının farkına varmaya başladık. Devlette kaybolan liyakatin maliyetini görüyoruz. Tarımda, ilaçta, aşıda, sağlık araç ve gereçlerinde kendine yeterli olmanın önemini şimdi anlamaya başladık. Bu arada 65 yaş üzerindeki vatandaşlarımız, Erdoğan’ın söz verdiği kolonya ve maskeleri hala bekliyorlar. Ama anlaşılan dün alınan kararla 65 yaş üstüne artık maske dağıtılmayacak. Umarız kolonyanın da başına bir kaza gelmez. Devletin, “sağlığını düşünme, sokağa çık, çalış” dediği vatandaşlarımız, kendi vergileriyle alınan bu maskeleri, iktidardan mutlaka talep etmelidirler.

 

GEÇMİŞTEKİ ORTAKLARI İÇİN KALDIRDIKLARI YASAKLAR

Biz, söylüyoruz “iyilikte yarış olsun” diyoruz. Ama iktidar belediyelerimizin çalışmalarına taş koymak için elinden geleni ardına koymuyor. AK Parti’nin siyasi çizgisindeyken 25 yıl boyunca bağış toplayan belediyelerin, yönetim bize geçtikten sonra, bağış toplamalarına yasak getiriliyor. Hem de kanunsuz bir şekilde.  Oysa aynı belediyeler AK Parti’de iken, Gazze için, Suriyeliler için pek çok bağış kampanyası düzenlendi. Geçmişte, “yağan yağmurlarda beraberce ıslandıkları” koalisyon ortakları, rahat bağış toplasın da paralel devlet kursun diye kaldırdıkları yasakları, bugün devletin meşru organı olan belediyeleri engellemek için, hem de yasaları çiğneyerek, yeniden getirmeye kalkıyorlar.

 

DEVLET İÇİNDE DEVLET DİYEREK NİFAK SOKUYORLAR

Vatandaşın belediyelere yaptığı bağışın yerinde kullanılıp kullanılmadığını Sayıştay zaten denetleyecek. Yani iddia edildiği gibi “devlet içinde devlet olma” durumu söz konusu bile değil. Devlet içinde devlet oluyor diyenler, devletin içine bilsinler ki nifak sokuyorlar. Belediyelerimizin bağış kampanyalarının Erdoğan tarafından neden yasaklandığını milletimiz çok iyi biliyor. Erdoğan 31 Mart ve 23 Haziran seçim sonuçlarını halen hazmedemedi. Her fırsatta mızıkçılık yapmaya devam ediyor.

 

PARTİ ROZETİ BAYRAĞIN ÖNÜNE GEÇİYOR

Bu kriz şunu açıkça gösterdi ki, Türkiye’nin milli birlik ve dayanışmayı sağlayacak makamlara, mekanizmalara acil ihtiyacı var. Bu çerçevede tüm Türkiye’yi kucaklayan bir cumhurbaşkanlığı makamının eksikliği, bugün her zamankinden daha çok hissediliyor. Olağanüstü bir küresel salgın varken dahi, partili Cumhurbaşkanlığı sistemi, tüm milleti kucaklayamıyor. Böylesine olağanüstü bir zamanda bile parti rozeti, ülkemizin ay yıldızlı bayrağının önüne geçebiliyor. Ama ne yapılarsa yapılsın, belediyelerimiz ellerindeki tüm imkânlarla, vatandaşlarımızın yanında olmaya bundan sonrada devam edecekler.

 

DOĞRU TEŞHİS OLMADAN DOĞRU TEDAVİ OLMAZ

Teşhis doğru konmadan, tedavi mümkün değil. Şimdiden bu yılın ilk 6 ayı ekonomide kaybedildi. Ne olursa olsun yılın ikinci yarısında da tablo çok parlak değil. Küresel salgına bağlı olarak dış talep bir müddet daha zayıf seyredecek; ihracat ve turizm gelirlerimiz düşecektir. Salgından önce 8 milyon civarında işsizimiz vardı. İşsizlik daha da artacaktır. Buna paralel olarak düşen satın alma gücü nedeniyle, iç talep de çok hızlı toparlanamayacaktır. Ekonomik kayıpların büyüklüğünün ne olacağını ise bugün işgücümüzü ve şirketlerimizi ayakta tutacak tedbirlerin alınıp alınmadığı belirleyecektir. Yine bu dönemde gıda güvenliği konusunda gerekli tedbirlerin alınmaması halinde, ilerleyen süreçte ülkenin bir de yoklukla imtihanı söz konusu olacaktır. Muhtemel bir gıda krizini aşabilmek için tarım ürünlerinin ekim ve dikim dönemini kaçırmadan gerekli hazırlıkların yapılması hızla gerekiyor. Çiftçimizin ve tarım işçilerinin, sağlıkları tehlikeye girmeden tarlaya ulaşabilmeleri mutlaka şart.

 

ÇİFTÇİYLE ALAY ETMEYİ BIRAKIN

Erdoğan “çiftçilere 2020 tarım desteklerinin yarısını şimdiye kadar ödedik” dedi. Çiftçiye ödenen paralar 2019’dan hatta 2018’den arta kalan devletin çiftçiye olan borçları. Daha henüz yeni desteklerin kararnamesi bile çıkmadı. Kim kimi kandırıyor. Erdoğan mı milleti kandırıyor, yoksa Tarım Bakanı mı Erdoğan’ı kandırıyor? Erdoğan’ı uyarıyoruz: Çiftçiyle alay etmeyi bırakın. Tarlasına ve toprağına küsmüş çiftçimizi yeniden toprakla barıştırın. Tarımda derhal üretim planlamasına geçerek yeniden kendi kendimize yeter hale gelmemizi sağlayın. Ülkemizin gıda güvenliğini teminat altına alın.

 

BİRBİRİYLE ÇELİŞMEZ, BİRBİRİNİ TAMAMLAR

Salgınla mücadele etmek ile ekonomimizi savunmak birbirleriyle çelişen hedefler değildir. Tersine bunlar birbirlerinin tamamlayıcısıdır. Vatandaşı sağlığı için evde tutma maliyetini düşürecek önlemlerle işi ve iş yerlerini koruyacak akıllıca tasarlanmış tedbirler iç içe geçmektedir.

 

BÜTÇEDE MANEVRA ALANI KALMADI

Salgının etkilerini bertaraf etmek için diğer ülkeler kesenin ağızını açmıştır. ABD’nin milli geliri 22 trilyon dolar civarında. Son açıkladıkları yardım paketi bunun yüzde 10’u kadar. Avrupa bunun çok daha fazlasına ulaşan paketleri açıkladı. Resmi tahminlere göre Türkiye’nin milli geliri 2020’de 5 trilyon TL olacak. Hadi Avrupa’daki paketleri bıraktık. Sadece ABD’nin yaptığı gibi milli gelirimizin yüzde 10’u kadar bir paket açabilseydik bu 500 milyar TL ederdi. Oysa, iktidar derde deva olmayacak pek çok tedbir açıkladı. Açıkladığı tedbirlerin üzerine de adı var, kendi yok bir 100 milyar TL yazdı. Bu yapılan işin ciddiyetinin hala farkında olmadıklarını gösteriyor. İktidarın bütçede manevra alanı bırakmadığını artık sağır sultan bile biliyor.

 

LÜZUMSUZ HARCAMALARI KESMEK GEREK

Dolayısıyla hem salgınla hem de salgının ekonomi üzerindeki olumsuz etkileriyle mücadelenin finansmanı meselesi, önemli bir soru olarak karşımızda duruyor. Harcamalar arasında bir öncelik sıralaması yapıp lüzumsuz harcamaları kesmek son derece önemli. Biz bu konuda pek çok öneride bulunduk. Milletin geçmediği köprü ve yol, yatmadığı hastane için, uçmadığı havaalanı için kamu özel işbirliği müteahhitlerine hazineden vermiş olduğunuz garantilerin ödemesini bir yıl erteleyin dedik. Sarayın sadece maaşlarını bağışlamak yetmez sarayın örtülü ödeneğini de bu yıl yurttaşlarımızın, krizden olumsuz etkilenen yurttaşlarımıza yardım etmek amacıyla bu kesime aktarın dedik. Katar Emiri’nin hediye ettiği uçan saraydan başlayarak sarayın emrindeki uçaklar satın asgariye indirin. Bu zor günlerde itibardan biraz tasarruf edin dedik. Kanal İstanbul için ayrılan 75 milyar lirayı, maskeli müteahhitler için değil, fakir fukara, garip, gureba için kullanın dedik. Son olarak da New York’a gökdelen dikilmek için Türken Vakfı’na gönderilen 50 milyon dolardan fazla bağış başta olmak üzere, vakıfların, gerçek ve tüzel kişilerin yurt dışına gönderdikleri paraları derhal yurda getirin dedik.

 

PARA BASMAK GEREKECEK, TEDBİR ALINMALI

Ancak, olağanüstü günlerin gerektirdiği olağanüstü harcamaları finanse etmek için ne bu kesintiler, ne de milletten toplanan bağışlar yetmez. Son derece daralmış olan mali alanı genişletmemiz lazım. Bunun içinde para basmak gerekecek. Ancak basılan paranın dövize kaçmasını engelleyecek, Türk Lirasının değerini koruyacak tedbirleri de bunun yanında mutlaka almak gerekir. Döviz rezervlerimizin durumu malum. Yine Erdoğan ABD Merkez Bankası’nın döviz swap mekanizmasından yararlanmak niyetini G-20 toplantısı sırasında beyan etmişti. Ama diğer pek çok ekonomiye bu imkân tanınırken, Türkiye bu imkândan yararlandırılmadı. Diğer taraftan ABD Merkez Bankası bizim gibi ekonomilere, Amerikan tahvili karşılığında, dolar likiditesi sağlamayı, dolar vermeyi kabul etti. Ancak Merkez Bankası, Halk Bank davası nedeniyle, elindeki Amerikan tahvillerini altına çevirdiği için bizim bu imkândan da faydalanmamız mümkün olmuyor.

 

YENİ BİR ORTA VADELİ PROGRAM GEREKİYOR

Biz buna benzer bir krizi 1999 depremi sırasında yaşadık. Hem arz ülkemizde hem de talep durdu. Çünkü deprem ülkenin üretim merkezini vurmuştu. Ayrıca, o kadar büyük bir depremdeki bunun kamu maliyesi üzerinde de çok ciddi yüklerinin ortaya çıkacağı ayan beyan ortadaydı. Bizim o dönemdeki tecrübelerimiz, böyle bir durumdan çıkabilmek için hem içeriye hem dışarıya derli toplu bir hikayeyi anlatmanın çok önemli olduğunu gösterdi. Para basılırsa, mutlaka salgınla ilgili tedbirler için harcanmalı. Bunun enflasyon üzerinde kalıcı bir etki yaratmaması için de parasal genişlemeden çıkış stratejisinin mutlaka ortaya konması gerekiyor. Bu ne demek? Tüm bunlar, dört başı mamur orta vadeli yeni bir programla ancak yapılabilir. Tekrarlıyorum, Türkiye’nin teknik olarak güçlü, dört başı mamur bir ekonomik programa acilen ihtiyacı var. Bunun hızla hazırlanması gerekiyor.

EKONOMİK VE SOSYAL KONSEY TOPLANMALI

Tabi bu programın başarılı olabilmesi içinde olmazsa olmaz bu program üzerinde toplumun tüm kesimlerinin geniş mutabakatının sağlanması şart. Bu nedenle Ekonomik ve Sosyal Konsey’in de derhal toplanması gerekiyor. Yine tecrübelerimiz, orta vadeli programların başarıya ulaşması için programların adil, saydam ve güvenilir olmasının ve tekrar söylüyorum hiç kimsenin, hiçbir kesimin adalet duygusunun rencide olmamasının, kimsenin dışlanmışlık haletiruhiyesi içine girmemesinin gerektiğini gördük.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi bazı arkadaşlarımız uzaktan soru sordular, bazı arkadaşlarımızda burada. Önce buradaki arkadaşlarımızdan başlayalım sonra diğer arkadaşlarımızın sorularını da Necati Bey bize söylesin.

 

Soru- Efendim aslında sizde bahsettiniz CHP’li Büyükşehir Belediyelerinin yardım kampanyalarına bir bloke kondu. Süreçle ilgili hukuki süreçte başlatıldı aslında ama bir gelişme var mı?

Faik ÖZTRAK- Bununla ilgili yargıya başvurduk. Ama kimse endişe etmesin belediyelerimiz vatandaşlarımıza yardım yapmak isteyen yurttaşlarımızın yardımlarının ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza ulaştırılması için şu an da dahil ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar.

 

Soru- Efendim basın mensupları tarafından bize iletilen soruları şimdi size aktarıyorum. Bir soru şöyle, komisyonda bugün kabul edilen infaz düzenlemesiyle ilgili görüşünüz nedir? CHP olarak Genel Kurul’da oyunuzun rengi ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Komisyonda infaz yasasıyla ilgili olarak düzenleme bir af yasası haline geldi. Bununla ilgili olarak hiçbir önerimiz dikkate alınmadı. Dolayısıyla bu yasayı desteklememizi bizim için zor hale getirmek için ellerinden geleni iktidar kanadı yaptı. Bu arada şunu da söylemek istiyorum. Sayın Erdoğan’da bu yasa hakkında bugüne kadar hiçbir şey söylemedi. Merak ediyoruz, 2018’in 5 Eylül’ünde söylediği “benim bir ilkem var ilkem de şudur, devlete karşı işlenen suçlarda devlet affedici olabilir ama kişilere karşı işlenen suçlarda devletin af yetkisi yoktur” görüşünü mü muhafaza ediyor? Arkadaşlar, öyle bir yasa geliyor ki adalet denen şey içinde yok. Bakın çok küçük bir örnek vereyim, rüşvet alan 6 yıl ceza yiyor getirilen bu düzenlemeyle, hemen hapisten çıkıyor. Rüşveti yazan gazeteci o da 6 yıl hapis yiyor ama o 3 yıl, 6 ay yatmak zorunda. Adalet bunun neresinde? Bunun gibi birçok örnek var.

 

Soru- Efendim bir başka soru, Cengiz Holding salgın nedeniyle açılan bağış kampanyasına 34 milyon TL bağış yaptıklarını açıkladı. Bu konudaki görüş ve değerlendirmeleriniz nelerdir?

Faik ÖZTRAK- Daha öncede söylemiştik, özellikle Cumhurbaşkanlığı tarafından yürütülen bağış kampanyalarına yapılan bağışların tamamının vergiden indirilmesi söz konusu. Dolayısıyla kurum ve kişilerin yaptıkları bağışların tamamını vergi matrahından indirme imkanları var. Bu bağışların gerçek bağış sayılabilmesi için bu bağışların vergi matrahından düşülmesinden bu kişilerin vazgeçmesi lazım. Kaldı ki, bu kişilerin geçmişte bu vergi aflarından yararlandıkları miktarları dikkate aldığımızda 34 milyon liranın gerçekten, hele hele vergi matrahından düşülecek 34 milyon liranın, bahsi dahi olmayacağını açık seçik görebiliriz.

 

Soru- Polislere zorunlu bağış yaptırıldığı iddiası üzerine İçişleri Bakanı bir açıklamada bulundu. Açıklama şöyle, “İllerin hatta bölümlerinde kendi aralarında yaptığı şeyler. Devletin yasal bir kampanyası var ve teşkilat içinde bu şekilde destekte bulunmak isteyen arkadaşlar olabilir ben buna karışmam. Ancak hiçbir poliste bunu imzalamak zorunda değil.” Bu konudaki değerlendirme ve görüşleriniz nelerdir?

Faik ÖZTRAK- Genelge yayınlamışsınız polis teşkilatına, ondan sonra da diyorsunuz ki, hiçbir polis bunu imzalamak zorunda değil. Arkadaşlar, hiç kimse kusura bakmasın bunlar FETÖ taktikleri. Onlarda himmeti zorla toplarlardı şimdi öyle görüyoruz ki bağışlar da zorla toplanmaya başladı. Hangi polis bunu imzalamayacak? Evet, imzalayan polise hiçbir şey olmayacak ama imzalamayan polisin başına çok işler gelecek. Bu açıkçası mobbingdir.

 

Soru- Maskeler için iktidar önce satacağız dendi sonra haftada 5 adet dağıtacaklarını açıkladılar. Haftada 5 adet maske yeterli mi? Sizin bu konuyla ilgili görüşünüz nedir?

Faik ÖZTRAK- Maskeleri kime dağıtıyorsunuz? Sen sağlığını düşünme sokağa çık dediklerinize dağıtıyorsunuz. Bu maskeler bir defalık kullanımı olan maskeler. Bari hiç olmazsa sağlığını düşünme sokağa çık dediklerinizin sağlığını düşünün de istedikleri kadar maskeye ulaşma imkanını verin. Biraz önce konuşmamda da söyledim eğer bizim belediyelerimiz bedava maske dağıtmaya başlamasalardı iktidarın niyeti bu maskeleri vatandaşa satmaktı.

 

Soru- Sağlık çalışanlarının şehit sayılması tartışılıyor. Parti olarak kanun teklifiniz vardı zamanında. Sağlık Bakanı da tavrını açıkladı. Bu çerçevede iktidara yeni bir çağrınız olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Biz gerçekten bu salgında fedakarca hizmet veren sağlık çalışanlarımıza her türlü desteğin verilmesinden yanayız. Bu çerçevede çok ciddi bir salgınla karşı karşıyayız ve bu salgında en fazla risk altında olan kesim de sağlık çalışanlarımız, bunu da görmeye başladık. Dolayısıyla biz sağlık çalışanlarımıza bu virüsle mücadele sırasında yaşamlarını yitirmeleri halinde şehit statüsü verilmesine sıcak bakarız.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

ÖNCE İŞ VE GELİR GÜVENCESİ, ARDINDAN SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Ankara dışındaki arkadaşlarımız da toplantıya video konferans yoluyla katılıyorlar. Kurulumuzun gündeminde Korona salgınında gelinen son durum var. Bu salgına karşı ülkemizde alınan ve alınması gereken önlemleri bir kez daha gözden geçiriyoruz. Türkiye ve dünya ekonomisinde bu çerçevede ortaya çıkan son gelişmeleri ve Suriye’deki güncel durumu değerlendiriyoruz. Yine Korona Virüsü kapsamında düzenlenen infaz hükümleriyle ilgili değerlendirme yaptık.

Bu kapsamda özellikle bir MİT mensubunun cenazesiyle ilgili yaptıkları haberler nedeniyle halen bir iddianame hazırlanmadan tutuklu bulunan Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan ve Hülya Kılıç’ın durumunu arkadaşlarımız yakından takip ediyorlar. Bu konuyla ilgili olarak da Merkez Yönetim Kurulumuzda bilgi aldık.

Korona Virüsü nedeniyle kaybettiğimiz yurttaşlarımızın sayısı maalesef 131’e yükseldi. Kayıplarımız için çok üzgünüz. Biliyoruz ki kaybettiklerimiz, ana, baba, dede, nine, eş, evlat, kardeş, dost veya arkadaş… Kaybettiklerimiz, kalanlarımızın hayatında doldurulması güç boşluklar bırakıyor. Kaybettiğimiz hastalarımıza Allah’tan rahmet, kayıplarımızın ailelerine ve sevenlerine, sabır ve başsağlığı diliyoruz. Yine hastalığa yakalananların biran evvel sağlıklarına kavuşmalarını temenni ediyoruz. Yine sağlıklarına kavuşan hasta sayısındaki artışta bizleri çok mutlu ediyor.

 

ZOR GÜNLERDEN GEÇİYORUZ

Gerçekten zor günlerden geçiyoruz. Bu zorlukları da ancak milletçe göğüsleyebileceğimiz açık. Biz, zor zamanlarda birbirine destek olmayı, dayanışmayı bilen bir milletiz. Bunu geçmişte defalarca kanıtladık. Bugün de başka insanların hayatını korumak ve kolaylaştırmak için pek çok yurttaşımız, gençlerimiz canla başla çalışıyor. En başta tabi fedakâr sağlıkçılarımız var doktorlarımızdan ambulans şoförlerine kadar, yine hastane çalışanlarına kadar. Market raflarını dolduran ve kasalarda bekleyen emekçilerimize, kuryelere, PTT çalışanlarına, yurttaşlarımızın yardımına koşan gençlere, polisimize, jandarmamıza, şehir içi otobüs ve taksi şoförlerine ve daha isimi sayamadığım pek çok kahramana teşekkür borçluyuz.

 

DEVLET İÇİN DE MİLLET İÇİN DE BİR SINAV

Felaket ve salgın dönemleri millet için de, devlet için de bir sınavdır. Yaşanan sıkıntılar; karakterliyi, karaktersizden, fedakârı, bencillerden, diğerkâmları, kriz fırsatçılarından ayrıştırır. İşte bugün, böyle bir sınavdan geçiyoruz. Bir yanda; fakir fukaraya yardım kolileri hazırlamak için, toplayabilmek için sosyal medyadan örgütlenen fedakâr, cefakâr asil insanları, diğer yanda; evinde kutularla test kitleri stoklayıp, bunu sosyal medyadan paylaşan saray beslemelerini ve artıklarını görüyoruz. Bir yanda; sağlık çalışanları için, evinde maske ve siperlik yapmaya çalışan tertemiz yürekleri, diğer yanda; bunları stoklayan, sahtelerini üreten, karaborsa ticaretini yapan kriz fırsatçılarını görüyoruz. Bir yanda; işçilerini korumak için onları evlerine ücretli izinle gönderen sorumlu işverenleri, diğer yanda; üç kuruş uğruna hiçbir önlem almadan çalışanlarının canını riske atan açgözlü bezirgânları veya işçisini acımadan kapıya koyan vicdansızları görüyoruz. Ve yine; bir yandan millete, “cemaatle Cuma namazı kılmayın hastalığa yakalanırsanız, başkasına bulaştırırsanız kul hakkı yemiş olursunuz” deyip, diğer yandan saray camiinde seçkinlerden cemaat toplayan ve VIP cuma namazı kıldıranları görüyoruz. Bir yanda; hastaneler test kiti, doktorlar kendilerini koruyacak maske bulamazken, binlerce esnaf, küçük ve orta boy işletme kepenk indirirken, diğer yanda; rant için Kanal İstanbul ihaleleri açanları, millet salgından kırılırken ne idüğü belirsiz vizyon projeleri peşinde koşanları görüyoruz.

 

VİCDAN TERAZİSİNDE TARTILIYOR

Bu süreç öyle kritik bir süreç ki süfliliği hiçbir şekilde kaldırmıyor. Felaketler karşısında herkesin nasıl davrandığını milletin vicdan terazisi tartıyor. Cumhuriyet Halk Partisi olarak krizin başından bu yana sorumlu ve yapıcı bir siyaset izliyoruz. Bu musibeti bir an önce ve en az hasarla atlatmak için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Sayın Genel Başkanımızın talimatıyla, bir yandan Genel Merkezimiz, diğer yandan belediyelerimiz, milletimizin hayatını kolaylaştıracak adımları atmak için geceli gündüzlü çalışıyorlar. Belediyelerimiz bu krizde, ellerinden geleni yapıyor. Çok şükür, başarılı bir sınav da veriyorlar. Tüm belediyelerimiz borcu nedeniyle suyu kesilen ailelerimizin sularını yeniden açtılar. Kimseyi susuz bırakmadılar. 65 yaş ve üzerindeki yurttaşlarımızın günlük ihtiyaçlarını karşılamak için seferber oldular. Belediyelerimize ait dükkânlarda kiracı olan esnaflarımızın kiralarını ertelediler. İhtiyaç sahibi ailelerimizin evlerinde sağlıklı kalabilmeleri için gıda yardımlarına ve ayni yardımlara başladılar. Bunun gibi hayata dokunan nice adımlar atıldı, atılmaya da devam ediyor. Ama tabi ellerindeki imkanlar ölçüsünde.

ÖNERİLERİNİ KAMUOYUNA İLK AÇIKLAYAN CHP OLDU

Yine krizin başından bu yana, milletin aşı, işi üzerinde salgının olumsuz etkilerini hafifletecek ciddi tedbir önerilerini Genel Merkezimizde hazırladık. Millet sağlığı için evinde otururken geçimini düşünmesin diye, asgari bir geliri garanti edecek, ülkemizin işçi ve işvereniyle oluşturduğu “üretim tabanını koruyacak” önerileri kamuoyuna ilk parti olarak biz açıkladık.

 

ASIL KARAR YİNE ERTELENDİ

Sayın Genel Başkanımız, önerilen bu tedbirleri, çeşitli zamanlarda kamuoyuyla paylaşmaya devam ediyor. Yine tüm siyasi liderlere bir mektup yazarak, partimizde hazırlanan kapsamlı bir salgın raporunu siyasi partilerin dikkatine sundu. Kriz sürecinde proaktif olduk. Değişen koşullara göre iktidara yol göstermeye çalıştık. Geçtiğimiz Cuma, İl İdare Kanunu ve Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’na dikkat çekerek, OHAL ilan edilmeden sokağa çıkma yasağı tedbirinin düşünülebileceğine dikkat çekmiştik. İktidar bu açıklamaların akşamında 7 maddelik bir ilave tedbir listesi açıkladı. Şehirlerde belli mekanizmaları oluşturdu, ama sokağa çıkma yasağı konusunda bir karar almadı. Alınması gereken asıl kararı yine erteledi.

 

ÖNCE İŞ VE GELİR GÜVENCESİ, ARDINDAN SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI

Sayın Genel Başkanımız, bunun üzerine hafta sonu, mücadelede görülen aksaklıklara bir kez daha dikkati çekti. İktidara vatandaşı “evde tut” çağrısında bulundu. Bunun için İl İdare Kanunu ve Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun yeterli olduğunu, OHAL ilan etmeye gerek olmadığını anlattı. İl İdare Kanunu ve Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun verdiği yetkilerin, iktidar tarafından zamanında ve yeterince kullanılamadığının da altını çizdi. Evde tutulanlara iş ve gelir güvencesi sağlandıktan sonra geniş ve etkili bir sokağa çıkma yasağının ilan edilmesinin gerektiğini, bunun gerekli olduğunu vurguladı. Tekrar söylüyorum, evde tutulanların gelirlerini, işlerini, aşlarını güvence altına aldıktan sonra.

 

YARIN ÇOK DAHA AĞIR TEDBİRLER GEREKİR

Bilim Kurulu üyeleri bu haftanın çok kritik olduğunu ifade ediyorlar. Bu nedenle tedbir alınmadan geçen her dakika son derece önemli. Kimse yurttaşlarımızın sağlığıyla, canıyla asla kumar oynamamalıdır. Bugün ertelediğimiz her tedbirin, yarın çok daha ağır tedbirlerle telafi edilmek zorunda kalınacağı unutulmamalıdır. Bu musibeti ne kadar hızla bitirirsek, tahribatı, öncelikle ekonomideki tahribat olmak üzere, her alanda o kadar azaltmamız mümkün olacaktır.

 

SALGININ SEYRİ KAYGI VERİCİ

Ülkemizde salgının seyriyle ilgili açıklanan sayılar kaygı vericidir… İlk hastanın raporlandığı günden bugüne 20 gün geçti. Bu sürede hasta sayısı 9 bin 217’ye ulaştı. Oysa 9 binli sayılara İtalya 24 günde, İspanya 31 günde, Almanya ise 32 günde gelmişti. Türkiye’de yapılan test sayısı Almanya ve İtalya’nın halen gerisinde… “Kümülatif tanı-test oranlarına” bakıldığında, durum pek de iyi gözükmüyor. 23 Mart’ta yapılan her 100 test için hasta sayısı 6 iken, 29 Mart’ta her 100 test için hasta sayısı 14’e çıkmış vaziyette. Rakamlar ve salgının yayılma eğilimi ortada. İktidar sorumluluktan kaçabilir. Ancak sorumluluktan kaçmanın sonuçlarından kaçamayacaktır.

 

SOKAĞA ÇIKMA YASAĞINDAN ÇEKİNİLMEMELİ

Acı gelişmeleri engellemek bizlerin elinde… Biz buradan iktidara bir kez daha çağrı yapıyoruz. İnsan hayatı en önemli önceliğimiz olmalıdır. Madem bir bilim kurulu oluşturuldu ve bilim kurulunun üyeleri bu haftanın çok kritik olduğunu söylüyor, o halde ülke genelinde veya kritik illerde, en azından bu hafta, sokağa çıkma yasağı uygulamaktan çekinilmemeliydi. Bu arada kamuoyuna yansıyan  “Bilim Kurulu’nun saraya sokağa çıkma yasağı ilan edilmesini önerdiği yönündeki” iddiaları geçtiğimiz hafta sormuştum… Hala bir cevap gelmedi.

 

YILLARDIR SURİYELİLERE BAKAN DEVLET, BİR HAFTA MİLLETİNE BAKSIN

Devlet neden var? Devlet bugünler için var. Hele sosyal devlet tamamen bugünler için var. Devlet vatandaşlarının canını ve sağlığını, bugün korumayacak da hangi gün koruyacak? Son dokuz yıldır devletimiz, milletimizden kestiği vergilerle, 4 milyona yaklaşan Suriyeli için 40 milyar dolardan fazla para harcadı. Sınırın öte yakasındaki Suriyelilere harcanan milyarları saymıyoruz bile. Şimdi aynı devlet, sadece bir hafta, kendi milletine bakamayacak durumda mı? Yine bu devlet; geçilmeyen köprü ve otoyollar, uçulmayan havalimanları ve yatılmayan şehir hastaneleri için bir avuç müteahhidin cebine milyarları aktarıyor. Şimdi aynı devlet, sosyal devlet olup işini kaybeden esnafa, sanatkâra, kapısına kilit vuran KOBİ’ye, yoksula, işsize birkaç ay destek olmayacak mı?

 

MİLLET KIRK KATIR İLE KIRK SATIR ARASINA SIKIŞTIRILAMAZ

Ekonomi sadece bir bilim dalı değildir. Ekonomi ve ekonomi politikası aynı zamanda bir tercih ve kaynak ayırma meselesidir. Kaynaklar elbette sınırlıdır. Mesele sınırlı kaynağı nereye kullandığınızdır. Kaynaklar şimdi milletimiz için kullanılmalıdır. Fakir, fukara bir yanda ödenecek fatura ve kiraları düşünürken, diğer yandan evinde oturamaz. Devlet fakir, fukaraya, garip gurebaya bakmak, salgının yayılmasını engellemek için evde tuttuğu fakir fukaraya gereken desteği vermek zorundadır. Evet, “evde hayat var”. Ancak “evde hayat var” diyerek millet bir başına bırakılamaz. Millet, kırk katır ile kırk satır arasına sıkıştırılamaz. Vatandaşı sağlığı ile işi, aşı arasında bir tercihe zorlayamayız. Millet evde oturduğunda, işini, aşını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyaysa, o insanı evde tutamazsınız. Vatandaşa, sağlığı için evde oturduğunda, işini aşını kaybetmeyeceğinin garantisini vereceksiniz. Bunu vermeden, “Evde hayat var” diye slogan atmak sadece idare-i maslahattır.  Yarın bir gün hiç kimse, “Biz uyardık ama millet uyarılarımızı dikkate almadı” diyemez, dememelidir. Suçu milletin sırtına bırakmamalıdır.

 

AÇIKLADIKLARI PAKET ASPİRİN TEDAVİSİ

Bu nedenle iktidarın adım atmakta geç kaldığı bir diğer konuda ekonomidir. Ekonomide işçilerimizin, işverenlerimizin, KOBİ’lerimizin derdine derman olacak, üretim tabanımızı ve istihdamı koruyacak tutarlı, gerçekçi bir program halen açıklanmamıştır. Bu nedenle ekonomik kayıplarımızın ağırlaşması riski her geçen gün biraz daha artmaktadır. İktidar “Ekonomik İstikrar Kalkanı” gibi yaldızlı bir isim vererek, kapağına da 100 milyar Türk lirası yazarak, adı var kendi yok bir paketi açıklamıştır. Bu paket olağan koşullarda durgunluğa girmiş bir ekonomide bugüne kadar alışıldık pansuman tedbirleri ve aspirin tedavisinden farklı bir takım şeyleri önermemektedir.

 

İNDİRİMLİ UÇUŞ BAŞLAMADAN KISITLANDI

Bu pakete ilişkin görüş ve eleştirilerimizi kamuoyuyla daha önce paylaştık. Eleştirilerimizden bir tanesi de, yurtiçi uçuşlarda KDV indiriminin derde derman bir tedbir olmadığıydı. Millete hem bir yandan “evde kal” diyeceksiniz, diğer yandan yurtiçi uçuşlarda KDV’yi yüzde 18’den yüzde 1’e indirdik diye tedbir önereceksiniz. Bu indirim güya 1 Nisan’da başlayacaktı. Ama daha indirimli uçuşlar başlayamadan, yurtiçi uçuşlara sınırlama ve yasaklar getirildi. Havada açıkçası uçak kalmadı. Saray olağan dışı koşulları göremediği ve soruna hakim olmadığını bu tür uygulamalarla gösteriyor. Bu da Türkiye’ye yönelik risk algısını daha da arttırıyor.

 

KONTU KREDİSİ LİMİTİ ARTIRARAK KORONAYLA MÜCADELE EDEN TEK ÜLKEYİZ

Benzer bir tedbir konut kredilerinde de kredi tahsis limitlerinin artırılmasıydı. Korona kriziyle, konut kredilerindeki limiti artırarak mücadele eden dünyada ilk ve tek ülke biz olduk. Açık söylüyorum, tekrarlıyorum, bu tür uygulamalar bu ülkeyi yönetenlerin bu konuyu hafife aldığı, olağan dışı koşullarda yaşadığımızı görmediğini ve soruna hâkim olmadığını ortaya koyuyor. Bu Türkiye’ye yönelik risk algısını daha da artırıyor. Bu nedenle iktidar alınganlık göstermesin. Biz bir tedbir paketi önerdik. Uluslararası uygulamaları inceleyen kapsamlı bir raporu da kendilerine gönderdik. Millet İttifakı’nın değerli liderleri ve sözcüleri, yine diğer partilerin yetkilileri tedbir önerilerinde bulundu. Zahmet edip bunları bir incelesinler. Yine bazı saygın iktisatçılarımız da görüşlerini dile getirdi. Tüm bu görüşleri ve uluslararası uygulama örneklerini de dikkate alarak, gerçekçi, tutarlı bir program hazırlamanın zamanı gelip geçmektedir.

 

KAŞ YAPARKEN GÖZ ÇIKARTMAYIN

İçinden geçtiğimiz olağan dışı süreç, olağan dışı tedbirleri ve olağan dışı harcamaları gerektiriyor. Diğer ülkeler vatandaşlarını ve ekonomilerini koruyabilmek için trilyonlarca dolarlık paketler açtılar. Devletler mali imkânlarını genişletmek için, para basmak dâhil, her türlü tedbiri alıyorlar. Ancak bizim mali alanımız, bugüne kadar uyguladığımız yanlış politikalar nedeniyle son derece sınırlı. Bizde bir yandan işsizlik rekorlar kırarken, enflasyonumuz çift hanelerde, dış borcumuz ve ekonomide dövize bağımlılık yani “dolarkoliklik” olayı son derece vahim. Net döviz rezervlerimiz ise 20 miyar doların altında. Ve bu döviz rezervleri dahi emanet. Swapları düştüğümüz zaman döviz rezervlerimiz negatif oluyor. Şimdi bu mali imkânları genişletmek için eğer biz de para basacaksak, bu paraların dövize kaçmaması için gerekli tedbirleri de mutlaka almalıyız. Kaş yapayım derken göz çıkarılmamalı.

 

EKONOMİK VE SOSYAL KONSEY TOPLANMALI

Ancak üretim tabanında kalıcı hasarları önlemek, işçisiyle, işvereniyle, işletmesiyle üretim gücümüzü yitirmemek içinde hızla ve olağandışı tedbirleri almak zorundayız. Pansuman veya aspirin tedbirlerine değil, teknik kalitesi yüksek, güven veren bir programa ihtiyacımız var. Bu program toplumun tüm kesimlerini, tüm ekonomik ve sosyal katmanları temsil eden “Ekonomik ve Sosyal Konsey’de” biran evvel tartışılmalı. Ekonomik ve sosyal hayatın tüm temsilcilerinin olduğu bu kurulda, toplumun ortak aklının süzgecinden geçmeli. En geniş uzlaşma sağlanmalı. Tek adam üslubuyla, aspirin tedavisi ve pansuman paketleriyle bu olağanüstü koşullardan çıkmak mümkün değildir. Onun için söylüyoruz Ekonomik ve Sosyal Konseyi toplayın. Bu bir anayasal kuruluş… Bakın, uzlaşmayı sağladığınız zaman programınızda başarılı olur.  Ancak bu şekilde hem millete hem dünyaya güven verebilirsiniz. Ve toplumun tüm kesimlerinde programa uyum maliyetinin en adil şekilde paylaşıldığının kabulünü sağlayabilirsiniz.

 

BELÇİKA PARA, SARAY KREDİ VERİYOR

Zor günler, aynı zamanda dayanışmanın artırılması gereken günlerdir. Ev sahibi kiracısına, alacaklı borçlusuna, işveren işçisine ve elbette devlet milletine yardımcı olacak. Salgın nedeniyle berberden kahveciye, garsondan terziye pek çok kişinin ekmek teknesi kapandı. Şimdi bu insanlara kim sahip çıkacak? Elbette “sosyal devlet” sahip çıkacak. Belçika devletine bakın tam da böyle yapmış. Diğer desteklerin yanı sıra kapanan berber ve kuaförlere 2 bin Avro, kapısını kapatan diğer işletmelere 4 bin Avro nakit desteğinde bulunmuş. Saray ise kepenk kapatmış esnafa Halk Bankası’ndan kredi veriyor. Yetmiyor, bir de bu krediyi verirken teminat istiyor. Adamda teminat falan kalmamış ki.

 

NEYSEKİ MİLLETİN FERASETİ, BELEDİYELERİMİZİN HASSASİYETİ VAR

Ama Allah’tan bizde milletimizin feraseti ve belediyelerimizin hassasiyeti var. Gelirinden ve işinden olan tüm küçük esnaf ve sanatkârlarımıza, emekçilerimize yardım etmek amacıyla belediyelerimizin başlattığı “dayanışma için tek yürek” kampanyalarına destek bekliyoruz. Bu vesileyle, belediyelerimize ve sosyal medyadan buna benzer başka kampanyaları gerçekleştiren duyarlı yurttaşlarımıza tüm kalbimizle teşekkür ediyoruz. Bizim belediyelerimizin bir kere daha bunu tekrarlıyorum, belediyelerimizin yönettiği yerlerde hiç bir çocuk yatağa aç girmeyecektir. Genel Başkanımızın belediyelerimize vermiş olduğu talimat budur.

 

YANDAŞ MÜTEAHHİTLER DE DUYARLILIK GÖSTERSİN

Ancak toplum olarak bizim gösterdiğimiz duyarlılığı, toplumun geniş kesimlerinin gösterdiği duyarlılığı göstermesini istediğimiz başka kesimler de var. Her şeyden önce devletten milyarlarca dolarlık iş alan bir avuç yandaş müteahhidin bu zor günlerde milletimizin yanında olduğunu görmek istiyoruz. Bu beyler en azından bu yıl, geçilmeyen köprü ve otoyollar, kullanılmayan havaalanları ve yatılmayan şehir hastaneleri için Hazine’den tek kuruş garanti parası istemeyeceklerini açıklasınlar. Böylece milyarlarca liranın millet için kullanılmasına izin versinler.

 

KULE DİKİP HELİKOPTER ALANLAR, ŞİMDİ ÜYELERİNE DESTEK VERSİNLER

Yine bu dönemde pek çok küçük ve orta boy işletmemiz büyük sıkıntı çekiyor. Ve bu işletmelerimiz, ödedikleri aidat ve üyelik ücretleriyle, pek çok çatı örgütünü finanse ediyorlar. Başta TOBB, TESK ve onlara bağlı odalar olmak üzere üyelerinden kestikleri paralar sayesinde banka hesaplarında milyarlar biriken kuruluşlarımız var. Bu paralarla kuleler diktiler, devlete istendi helikopterler aldılar… Şimdi bu paraları, üyelerinin ihtiyaçları için kullandırma zamanıdır. Öyle kredi de değil doğrudan nakit desteği olarak. Gün dayanışma günü ise herkes taşın altına elini sokacak.

 

KUŞKU VİRÜSÜNÜN PANZEHİRİ SAYDAMLIK

Kuşku virüsünün panzehri saydamlıktır. Saydamlık, hastalıkla mücadelede en önemli ilaç olan “güvenin” temelidir. Geçtiğimiz günlerde Erdoğan ve Sağlık Bakanı Koca’nın açıklamaları arasındaki farklar, bu güvenin sarsılmasına neden olmuştu. Kuşku virüsünün büyüyüp, tüm toplumu sarmasına asla izin verilmemelidir. Uyarılarımızın ardından sağlık bakanlığı, korona hastalarını, vefat ve test sayılarını ayrı bir dijital mecradan gün gün açıklamaya başlamıştır. Bu doğru bir adımdır, ancak yeterli değildir. Diğer pek çok ülkede olduğu gibi il bazında hasta ve kaybettiğimiz yurttaşlarımızın sayıları da kamuoyuyla paylaşılmalıdır.

 

MİLLETİ TAHRİK EDEN KAMYONCU DEĞİL

Bir başka konu… Sosyal medyada yaptığı bir paylaşım nedeniyle, kamyoncu bir yurttaşımız, esnafımız hakkında tahkikat başlatılmıştır. Bu yurttaşımızın canı yanmış, sahipsiz kalmış ve canı burnunda. İçişleri Bakanı kamyoncu vatandaşımızın yaptığı paylaşımın “milleti tahrik ettiğini” söylüyor. Şimdi tabi insan şunu merak ediyor: Acaba millet test kitlerini bulamazken, evinde kutu kutu test kitleriyle oynayanlar, satılması kesinlikle yasaklanan bu tanı kitleri için internette sipariş toplayanlar, bunları pazarlamaya çalışanlar hakkında hangi tahkikatı başlatınız? Yoksa bunlar ne de olsa bizim çocuklar denerek sırtları mı sıvazlanıyor? Canı burnunda ekmeğinin peşine düşmüş sıradan insanların paylaşımları milleti tahrik etmez. Milleti ne tahrik eder? Sayın Bakan ben size söyleyeyim. Milleti, vatandaşın canı burnundayken, yandaşın cebini doldurmak için yapılan maskeli Kanal İstanbul ihaleleri tahrik eder. Millete “Cumayı kılma” dedikten sonra, saray camiinde, saray elitleriyle VİP namaz kıldırmak tahrik eder. Milleti test kitleri ve tıbbi malzemeler üzerinden yapılan kriz fırsatçılığı tahrik eder. Milletin tahrik edilmemesi için ekmeğinin derdine düşmüş emekçilerimizi bırakın, asıl bu odaklarla ilgilenin.

 

SALGINLA MÜCADELEDE YAPICI OLACAĞIZ

Ne olursa olsun, biz yaşadığımız bu zor günleri, aklın ve bilimin yol göstericiliğinde ve güçlü bir toplumsal dayanışmayla aşacağımıza inanıyoruz. Mücadelenin daha iyi yapılması için eleştirilerimizi kamuoyuyla paylaşmaya devam edeceğiz. Karar alıcılara yol göstermek için elimizden geleni yapacağız. Bu salgınla mücadelede yapıcı olacağız.

 

NE SARAY’DAN NE DIŞİŞLERİNDEN SES VAR

Son olarak Suriye’de ilginç gelişmeler yaşandığını Cuma günü yaptığım basın toplantısında aktarmıştım. Trump’ın “Erdoğan’ın PKK himayesindeki PYD-YPG ile anlaşma yapmaya artık hazır olduğu” konusundaki sözlerine, halen ne Dışişleri Bakanlığı’ndan ne de Beştepe’den Saray’dan bir açıklama gelmiş değil. Bu konuda iktidar ortağı MHP’nin de ne düşündüğünü duyamadık. Umarız bu sükût ikrardan gelmiyordur. Bu arada Suriye’de başka önemli gelişmelerde yaşanıyor. Suriye’de, Türkiye’nin kontrolündeki gruplar arasında, rant ve kaynak paylaşımındaki anlaşmazlıklar dolayısıyla silahlı çatışmaların başladığını duyuyoruz. Dileriz burada da silahlar bizim Mehmetçiklerimize doğru dönmez. Ve hiçbir surette Mehmetçiklerimiz bu çatışmaların tarafı haline getirilmez.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi korona virüsü önlemleri kapsamında, basın mensuplarımızdan mesaj yoluyla aldığımız soruları yanıtlayacağım. Buyurun Necati Bey.

 

Soru- Efendim gelen bir soru şöyle; CHP’li Büyükşehir Belediyeleri iş ve gelir kaybına uğrayanlar için yardım kampanyaları başlattı. Bu süreçte iktidarın üzerine düşeni gerekince yaptığını düşünüyor musunuz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi belediyelerimizin yaptığına baktığımızda ve dünyadaki uygulamaları incelediğimizde iktidarın bu konuda yeterli girişimlerde bulunmadığı, özellikle evlerinde oturacak kişilere yeterli kaynak aktarmadığı düşüncesindeyiz. Saray 1 milyon 800 bin yoksul aile için bütün yıl için sadece 2 milyar Türk Lirası para ayırmıştır. Yani tüm yıl için bir haneye verilecek para bin 100 Türk lirasıdır. Bunu aya böldüğünüz zaman 100 liranın da altına düşmektedir. Dolayısıyla ayda 100 liranın altında bir aileye verilecek parayla o ailenin yaşamını nasıl sürdüreceği konusunun takdirini milletimize bırakıyorum. Millet bunu takdir edecektir.

 

Soru- Bir soru ise şöyle; Çalışma Bakanlığı açıkladı bu verileri. Kısa çalışma ödeneğinden 19 bin firma 420 bin çalışan için başvuru yapmış durumda. Bu süreçte işsizlikle mücadelede kısa çalışma ödeneği yeterli mi?

Faik ÖZTRAK- Kısa çalışma ödeneğine başvuru şartları bellidir. Asgari belli bir prim ödeyeceksiniz, şimdi biraz gevşetildi ve işsizlik maaşını hak etmiş olacaksınız. Ama bu ülkede bu kadar uzun süre prim ödeme imkanını bulamayan özellikle geçici olarak çalışan turizm bölgelerinde genç bu insanlar, 700 bini aşan gencimiz var. Bunların öyle kısa çalışma ödeneğinden falan faydalanmaları son derece güç. Onun için baştan beri söylüyoruz, yani sadece kısa çalışma ödeneği değil aynı zamanda İşsizlik Fonu’ndan kısa çalışma ödeneğini hak etmese bile evlerinde oturmak zorunda olan, işlerinden çıkarılan çalışanlara da doğrudan belli gelir destekleri verilmelidir diyoruz.

Teşekkür ediyorum.

KİMSE OHAL’İ AKLINDAN GEÇİRMESİN

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Olağanüstü günlerde, olağandışı koşullarda, basın toplantılarımızı gerçekleştiriyoruz. Korona salgınını ve sizlerden gelen talepleri de dikkate alarak, basın toplantılarımızda yeni bir düzenleme yapma ihtiyacı hissettik. Toplantılarımızı daha geniş bir salona aldık, oturma düzeninde mesafeyi arttırdık. Tüm basın emekçilerimize salgından korunma protokollerine gösterdikleri hassasiyet ve özverili çalışmaları için teşekkür ediyoruz.

 

BU MUSİBETİ BİRLİK İÇİNDE AŞACAĞIZ

Bu zor günlerde teşekkür edeceğimiz o kadar çok kişi var ki. En başta fedakârca görev yapan sağlık çalışanlarımıza, evlere servis yapan kuryelerimize, market çalışanlarımıza, apartman görevlilerimize, PTT görevlilerine, sokaklarımızı temiz tutan, çöplerimizi toplayan emekçilerimize, iş yükü artan tüm güvenlik mensuplarımıza, yaşlılarımızın ihtiyaçlarına koşan gençlerimize ve bu mücadeledeki binlerce isimsiz kahramanımıza teşekkür borçluyuz. Bizim için koşturan, çalışıp, çabalayan tüm bu yurttaşlarımıza; evden çıkmayarak destek olma, temizlik kurallarına uyarak da sağlıklı kalmalarına yardımcı olma borcumuz var. Ayrıca, devletimizin de başta sağlık görevlilerimiz olmak üzere maske, eldiven, giysi ve diğer her türlü hijyen malzemelerini bu kesimler için eksiksiz karşılama sorumluluğu var. Zor günlerden geçiyoruz. Ama biz, zor zamanlarda birbirine destek olmayı bilen bir milletiz. Bugün karşı karşıya kaldığımız bu musibeti de toplumsal dayanışmayla, birlik ve beraberlik içinde aşacağız.

 

KAYIPLARIMIZ SADECE RAKAM DEĞİL

Dünya yakın tarihinin en ciddi krizlerinden biriyle karşı karşıya. Korona salgını 199 ülke ve bölgeyi etkiliyor. Yerküre üzerinde yaklaşık 466 bin insan Covid-19 virüsüne yakalanmış durumda. Bu küresel salgında şu ana kadar 21 bin insan can verdi. Türkiye’de de salgından etkilenen yurttaşlarımızın sayısı hızla artıyor. Dün itibariyle hastalığa yakalanan yurttaşlarımızın sayısı 3 bin 629’a yükseldi. Kaybettiğimiz yurttaşlarımızın sayısı ise 75’e ulaştı. Yurtdışında yaşayan 32 yurttaşımızın da korona virüsü nedeniyle yaşamını yitirdiklerini biliyoruz. Hayatını kaybeden tüm yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyoruz; ailelerine, sevenlerine sabır ve metanet diliyoruz. Kayıplar hepimizin kaybı ve bu rakamları sıradan rakamlar gibi telaffuz etmek gerçekten doğru değil. Her biri ayrı bir insan, her biri ayrı can… Kimi ana, baba, kimi dede, nine, kimiyse ailesinin evladı, sevenlerinin dostu, arkadaşı…

 

BU YAKLAŞIM AYRIŞTIRICI VE TEHLİKELİ

Bu nedenle yetkililerin kayıplarımızın yaşını ve sağlık geçmişlerini öne alan yaklaşımlarını da yanlış buluyoruz. Bu hem ayrıştırıcı, hem de tehlikeli. Covid-19 veya bilinen adıyla Korona Virüsü genç, yaşlı, sağlıklı, sağlıksız ayrımı yapmıyor. 24. Dönem Amasya Milletvekilimiz Ramis Topal’ın gencecik yeğeninin kaybı bu gerçeği ortaya koydu. Son derece sağlıklı, genç bir kızımız yaşam mücadelesini kaybetti. Bu vesileyle, yaşamını yitiren kızımıza Allah’tan rahmet, ailesine ise başsağlığı diliyoruz.

 

HANGİSİ DOĞRU?

Hatalı bulduğumuz bir diğer konuya daha dikkat çekmek istiyorum. Sağlık Bakanı salgınla ilgili bilgi paylaşımını gece yarısı kendi sosyal medya hesabından yapıyor. Bu paylaşımlarda da şu ana kadar bir kurumsallık yok açıkçası, standart yok. İki gün önce AK Parti Genel Başkanı çıktı, “Hastanelerde 8 bin 554 vakayı takibe aldıklarını” söyledi. Aynı gün sağlık bakanı toplam hasta sayısının 2 bin 433 olduğunu ifade etti. Tabi rakamlar arasındaki bu büyük fark hemen kafaları karıştırdı, kuşkulara neden oldu. Şimdi bunun hangisi doğru? Şeffaf demokrasiler ve uluslararası kurumlar bu bilgileri paylaşmak için özel hazırlanmış dijital mecraları kullanıyorlar. Bu mecralarda hasta ve ölüm rakamları, yapılan test sayıları gün gün paylaşılıyor. Almanya ve İngiltere gibi gelişmiş ülkelerde hastaların coğrafi bölgelere dağılımı bile raporlanıyor. Hayati istatistiklerin açıklanması siyasetçilere hiçbir şekilde bırakılmıyor.

 

KOORDİNASYON EKSİKLİĞİ GİDERİLMELİ

Türkiye’de ilk hastanın raporlandığı 11 Mart’tan bu yana tam 16 gün geçti. Sayın bakan iki gün önce bilgi paylaşımı için bir dijital mecra oluşturulduğunu ifade etti. Ancak bu mecra halen ortada yok. Hasta ve ölüm rakamlarını bakanın kişisel hesabından öğrenmeye devam ediyoruz. Diğer taraftan, AK Parti Genel Başkanı tedbirleri açıkladığı basın toplantısında, 23 Şubat’ta İran’dan Türkiye’ye olan tüm hava, kara ve demir yolu geçişlerini kapattıklarını söyledi. 23 Şubat. Ama Van valisi çıktı 24 Mart’ta yani bu açıklamanın yapılmasından bir hafta sonra kapıların kapatıldığının söylenmesinden de bir ay sonra Kapıköy Kara Hudut Kapısı’ndan yolcu giriş çıkışlarının geçici olarak durdurulacağını açıkladı. Şimdi hangisi doğru? Vatandaşın kafası karışıyor. Bu iletişim ve koordinasyon eksikliği bir an önce giderilmelidir.

 

YAPILAN TEST SAYISI YETERSİZ

Yine bir diğer dikkat çeken eksiklik yapılan tanı testlerinin azlığıdır. İlk korona tanısının konduğu günden bu yana tam 16 gün geçti. Ve toplam test sayımız bugün 40 bini aştı, henüz aştı. Diğer ülkelerle mukayese edildiğinde, test sayımız son derece yetersiz. Almanya’da, 15 Mart itibariyle, 167 bin test yapılmış. Türkiye’de ise toplam test sayısı, 26 Mart itibariyle 40 bin. Güney Kore’de yapılan toplam test sayısı, 20 Mart itibariyle, 317 bin. Türkiye’de ise toplam test sayısı tekrar ediyorum 26 Mart itibariyle 40 bin. İtalya’da test sayısı, 20 Mart itibariyle, 207 bin. Türkiye’de ise test sayısı, 26 Mart itibariyle 40 bin. Rusya’da, 20 Mart itibariyle, 144 bin test yapılmış. Türkiye’de ise toplam test sayısı, tekrar ediyorum 26 Mart itibariyle 40 bin.

 

SALGIN DİĞER ÜLKELERDEN HIZLI YAYILIYOR

Yurtdışından tanı ve tarama kiti ithal edip duruyoruz. Burada bir plansızlık, bir tedbirsizlik olduğu açıkça ortada. Salgın sınırlarımızın içine girdikten sonra vaka sayıları ve kayıplarımız hızla artıyor. Diğer ülkeler kadar test yapamıyoruz, buna rağmen salgının diğer ülkelerden çok daha hızlı yayıldığını da görüyoruz. 15 günde hasta sayımız 3 bin 629’a ulaştı. Bizim 15 günde ulaştığımız hasta sayısına; Almanya 28. Günde ulaşmış. İtalya ise ki durumu son derece kritik, 20. günde ulaşmış. Bu salgınla mücadelede en kritik parametrenin salgının yayılma hızı olduğunu biliyoruz. Test sayıları arttıkça hastalığın ne kadar hızla yayıldığı da ortaya çıkıyor.

 

KİMSE OHAL’İ AKLINDAN GEÇİRMESİN

Sağlık Bakanı “Bu hastalığa karşı elimizde güçlü bir koz var. O da hastalığa yakalanmamak” diyerek şu sıkıntılı günlerde milletimizi bir parça tebessüm ettirdi. Ancak bakanının ifadesinden yola çıkarsak, salgının yayılma hızı bu kozu iyi kullanamadığımızı açık seçik gösteriyor. Mücadele stratejimizi gözden geçirmemiz ve ilave tedbirler almamız gerektiği çok açık. Ancak bunu yaparken de hiç kimse selden kütük çalmaya kalkmasın. Sürekli “herkes kendi OHAL’ini ilan etsin” diyerek, milleti yeni bir OHAL’e hazırlamaya kimse kalkışmasın. Genel sağlık sebebiyle, mevcut mevzuat çerçevesinde, OHAL gerekli olmadan, OHAL’e ihtiyaç olmadan valilerimizin sokağa çıkma yasağı ilan etmesi mümkün. Hastalığın hızla yayıldığı illerimizde İl Umumi Hıfzıssıhha Meclisleri ve Valiler pekâlâ sokağa çıkma yasağı OHAL olmadan ilan edebilirler. Tekrarlıyoruz: Millet can derdindeyken, kimse kasaplığa soyunup et derdine düşmesin. Yeni bir OHAL’i kimse aklından dahi geçirmesin.

 

ÜÇ AYRI MASA KURDUK

Biz krizin başından itibaren yaptığımız gibi bundan sonra da; bilimin ışığında alınan her kararı destekleyeceğiz. Ancak salgınla mücadelede gördüğümüz eksiklikleri de elbette söylemeye devam edeceğiz, mücadelenin daha iyi yapılması için eleştirilerimizi kamuoyuyla paylaşacağız, karar alıcılara yol göstermek için elimizden geleni yapacağız. Bu salgınla mücadelede yapıcı olacağız. Sayın Genel Başkanımız ve partimiz bu salgının başından itibaren bu söylediğim çerçevede hareket ediyor. Etmeye de devam edeceğiz. Sayın Genel Başkanımız daha ilk günden yurttaşlarımızın hayatını kolaylaştıracak adımları atmaları konusunda belediyelerimize talimat verdi. Başkanlarımızla düzenli toplantılar yapmaya devam ediyor. Belediyelerimiz de, bu zor günlerde yurttaşlarımızın yükünü hafifletmek için canla, başla çalışıyor. Sadece yerel yönetimlerimiz değil; Genel Merkezimizde de Sayın Genel Başkanımızın talimatıyla, ciddi çalışmalar yapıyoruz. Üç ayrı masa kurduk. Bu masalarda daha önce benzer krizleri yöneten ve kendi alanlarında uzman arkadaşlarımız çalışıyor. Salgının sadece halk sağlığı üzerindeki etkilerini değil;  milletin aşı, işi, sosyal yaşamı üzerindeki olumsuz etkilerini de hafifletecek ciddi tedbir önerilerini hazırladık, hazırlıyoruz. Yoksulların, çalışanların ve ailelerin salgın nedeniyle iş ve aşını yitirmesini önleyecek, onlara asgari bir geliri garanti edecek, diğer taraftan üretim tabanını koruyarak, kriz sonrasında bu tabanın üretimin hızla devreye girmesini sağlayacak önerileri kamuoyuna ilk biz açıkladık. Sayın Genel Başkanımız, bu hafta başında 13 maddelik bir tedbir paketini tekrar dile getirdi. Yine Genel Başkanımız tüm siyasi parti liderlerine bir mektup yazarak, Covid-19 virüsüyle ilgili partimizin hazırladığı kapsamlı bir raporu paylaştı. Biz yaşadığımız bu zor günleri, aklın ve bilimin yol göstericiliğinde ve güçlü bir toplumsal dayanışmayla aşacağımıza inanıyoruz. Çalışmalarımızı da bu inançla sürdürüyoruz.

 

HAKİM DÜZENİN POLİTİKALARI SORGULANACAK

21. yüzyılın şu ana kadarki en büyük finansal, ekonomik ve sosyal krizini yaşıyoruz. Olağanüstü olaylar, olağanüstü değişimleri ve dönüşümleri de beraberinde getirir. Korona salgınından sonra dünyada hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Salgın; ekonomik, sosyal, siyasal pek çok önemli sonuç doğuracak. Kuşkusuz kısa vadede tüm dünyanın önceliği can kayıplarını hafifletmek, bu salgını bitirmek olacak. Ancak orta, uzun vadede hâkim düzenin model ve politikaları artık sorgulanacak. Bunları doğru okuyabilen, insanların ihtiyaçlarına cevap verecek yeni siyasete ve değişime hazır olan ülkeler yeni krizleri daha güçlü bir biçimde karşılayabilecekler.

 

TARIMDA KENDİNE YETMENİN ÖNEMİYLE YÜZLEŞTİK

Bu salgınla beraber; artık dünyada hiçbir aileyi geride bırakmayacak güçlü bir yardım sisteminin önemini kavradık. Ülkemizde de bunu gördük. Sağlık, eğitim gibi hizmetlerin kamusal bir hizmet olduğunu ve tüm yurttaşlarımızın bu hizmetlerden aynı ölçüde yararlanmasının önemini bir defa daha fark ettik. Türkiye’nin tarımda kendi kendine yeterliliğinin ve gıda güvenliğinin ne kadar önemli olduğu gerçeğiyle yüzleştik. Kendi şeker pancarımızı, nohudumuzu, mercimeğimizi, fasulyemizi üretmenin ne kadar önemli olduğunu bir kere daha anladık. Bu çerçevede, özellikle bu yıl çiftçimizin ekimi ve dikimi zamanında yapması, tohumunu, gübresini, ilacını zamanında atması, harmanı zamanında kaldırması son derece önemli. Diğer taraftan tarımda mevsimlik işçilerin yerlerine ulaşması ve bulundukları yerlerde sağlık koşullarının sağlanması da ayrı bir önem taşıyor. Çiftçilerimizin borçlarının 1 yıl süreyle faizsiz ertelenmesi gerekiyor. Çiftçi ekim-dikim-hasat yaparken borcu harcı düşünmemeli. Salgınla mücadelede gıda güvenliği en az diğer tedbirler kadar büyük önem taşıyor. Bütün dünyada bu konuya önem veriyor.

 

DÜNYAYA ŞİFA DAĞITAN HIFZISIHHA KAPATILDI

Bu salgınla hayattaki en hakiki yol göstericinin bilim olduğunu bir kere daha hatırlama imkanını bulduk. Genç cumhuriyetin ilk işlerinden birinin neden halk sağlığını korumak için Hıfzıssıhha’yı kurmak olduğunu anladık. Burada üretilen kuduz, çiçek, kolera, tetanos, difteri aşılarının dünyanın pek çok ülkesine gönderildiğini öğrendik. Ama dünyaya şifa dağıtan hıfzıssıhhayı saray yönetiminin 2011’de kapattığını da hatırladık. Atalarımız boşuna dememiş “Bir musibet bin nasihatten evladır” diye. Şimdi zaman bu musibetten gereken dersleri çıkarma zamanıdır.

 

MANEVRA ALANI YOK, TEDBİRLER YETERSİZ, RİSK ARTIYOR

Türkiye, korona krizine maalesef çok kötü bir zamanda yakalandı. Ülkemiz kötü bir yönetimin kırıp döktüğü bir ekonomik yapıyla, korona virüsü tsunamisine yakalandı. Kendi ekonomik buhranımızı atlatamamışken, bu salgın felaketiyle karşılaştık. Türkiye, korona krizine yüzde 1’in altında büyüyen bir ekonomi, 8 milyona dayanan işsizler ordusu ve 18 milyar dolar civarına düşen net döviz rezerviyle yakalandı. Tek adam parti devletini kurmak için üst üste yapılan hatalar, referandumlar, seçimler ekonomiyi savunmasız bıraktı. Merkez Bankası’nın kârlarına erkenden el kondu; ihtiyat akçesi yendi, bitirildi. Para ve maliye politikasında manevra alanı bırakılmadı. Kamunun kurumsal yapısı çöktü, hafızası yok edildi, liyakat bitti. Diğer ekonomiler aileleri, istihdamı ve şirketleri korumak için kapsamlı paketler açıklarken, biz kazanılmayan gelirin vergilerini, çalışılmayan işin sigorta primlerini ertelemekle yetinmek zorunda kaldık. Ve bu yetersiz tedbirler nedeniyle yeni bir işsizlik ve yoksulluk dalgasıyla karşılaşma riskimiz her geçen gün daha da artıyor.

 

YENİ BİR İŞSİZLİK DALGASINI KALDIRAMAYIZ

Seyahat ve tur hizmetleri, konaklama ve yiyecek, havayolu taşımacılığı, karayolu taşımacılığı, kültürel hizmetler, perakende ticaret başta olmak üzere pek çok hizmet sektöründe üretim ve dolayısıyla iş kayıpları yaşandığı ve yaşanacağı anlaşılıyor. Şu anda ülkemizde 1 yıl ve daha uzun süredir işsiz kalan yurttaşlarımızın sayısı 1 milyonu aşmış durumda. Her 100 işsizden 24’ü bir yıl veya daha uzun süredir işsiz. Böyle bir ortamda Türkiye’nin yeni bir işsizlik dalgasını ekonomik ve sosyal olarak hazmetmesi son derece zor.

 

EKONOMİK VE SOSYAL KONSEY TOPLANMALI

Bu nedenle toplumun tüm kesimlerini, ekonomik ve sosyal hayatın tüm oyuncularını bir araya getiren Ekonomik ve Sosyal Konsey’in toplanması konusunda ısrar ediyoruz. Sağlık Bakanlığı’nın Bilim Kurulu sadece sağlıkçıları topluyor. Tabi onun kararlarına da saygılıyız. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Finansal İstikrar ve Kalkınma Komitesi ise sadece bürokratlar arasında yapılan bir koordinasyon toplantısı. Ekonomik ve Sosyal Konsey toplumun tüm kesimlerinin ortak aklının ve uzlaşısının tedbirlere yansımasını sağlıyor ve bu tedbirlere olan güveni arttırıyor.

 

ABD MERKEZ BANKASI’NIN HİMMETİNE MUHTAÇ OLDUK

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en ağır buhranlarından biriyle karşı karşıyız diyoruz. Ama iktidar ve ekonomi yönetimi halen işin ciddiyetinin farkında değil. Ekonomiden sorumlu bakan daha birkaç gün önce 2020 büyüme hedeflerine ulaşmakta herhangi bir risk görmediğini, Türkiye’nin IMF’lik bir durumu olmadığını açıkladı. Ama dün kayınpederi çıktı, SWAP hatlarıyla, ABD Merkez Bankası’nın bastığı trilyonlarca dolardan tüm G-20 ekonomilerinin yararlandırılmasını istedi. Yani bir şekilde ABD Merkez Bankası’nın G-20 üyesi olan Türkiye’yi de finanse etmesini istedi. Şimdi sormazlar mı bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu diye. Demek ki neymiş? Zor oyunu bozarmış. ABD Merkez Bankası, Avustralya, Brezilya, Meksika, Güney Kore, Singapur’un bu ülkelerin her birine 60’şar milyar dolarlık SWAP hattı açtı ama Türkiye’ye açmadı. Burada sorulması gereken soru neden Erdoğan SWAP hattı Türkiye’ye açılsın diye G-20’den ricacı olmak zorunda kaldı? Bugüne kadar iktisat bilimi ve akılla çatışmaya girilmeseydi Merkez Bankası kasasındaki net rezervler 18 milyar dolar değil, çok daha yüksek seviyelerde olacaktı. Ama “faiz sebep, enflasyon sonuç” diyerek, ne olduğu belirsiz bir saray kaprisinin peşinde milyarlarca doları Merkez Bankası heba etti gitti. Yeterli tedbir alınmadan faizler indirilirken, döviz kuru kıpırdamasın diye Merkez Bankasının kasasındaki milyarlarca dolar eritilip, tüketildi. Şimdi o eritilen milyarlarca dolar döviz rezervinin her bir sentine muhtaç hale geldik. ABD Merkez Bankasının himmetine muhtaç olduk.

 

SARAY BU TABLODAN ZERRE MİSKAL NEDAMET DUYMUYOR

79 bin 944 kahve kapanmış, 259 bin 758 çalışanı işsiz. Okullar kapanmış, 190 bin ücretli öğretmen ve usta öğretici ücret alamıyor. 1 milyon 700 bin esnaftan sadece 264 bininin Halk Bankası’ndaki borcu ertelenmiş ya da ertelenecek. Saray’ın 1 milyon 800 bin yoksul aile için ayırdığı para, tüm bir yıl boyunca ayırdığı para sadece 2 milyar TL. Yani hane başına 1.100 TL eder. Bütün yıl için verilecek para bu. Binlerce hasta Korona Virüsü nedeniyle hastane kapılarında, ölenlerin sayısı giderek artıyor. Ama bakıyoruz iktidar yarattığı bu tablodan zerre miskal nedamet duymuyor.

 

MİLLET CAN DERDİNDE ONLAR RANT DERDİNDE

Kaynaklar rant ve gösteriş için çarçur edilmeye devam ediyor. Bir yanda milyonlarca insanımızın sağlığı, aşı, işi tehlikedeyken, diğer yanda bir avuç yandaşa rant dağıtmak için İstanbul Kanalı ihalelerine çıkılıyor. Millet can derdinde, onlar rant derdinde. Ulaştırma Bakanı çıkmış Türkiye Cumhuriyeti salgınla mücadele ederken üretim ve yatırım yapacak güçte olduğunu gösterecekmiş. İyi de bu güç neden hep rantiyeden ve yandaştan yana çalışıyor? Neden muhtaçlara gitmiyor? Oldukça yüksek bir meblağdan bahsediyoruz. Ülkemizin geleceğini kemiren en büyük virüsün rant ve yandaş kayırma virüsü olduğu bir kez daha açıkça görülüyor.

 

YANDAŞA İHALE, VATANDAŞA SABIR VE DUA

Dünya tarihinin en büyük salgınlarından biriyle karşı karşıyayız. Ve tüm dünya liderleri vatandaşlarına siz parayı düşünmeyin, sağlığınızı düşünün diyor, bizdeki iktidar vatandaşlarımızı değil ama bir avuç yandaşın cebini doldurmayı düşünüyor. Yandaşlarına milyarlarca dolarlık ihale dağıtanlar, millete gelince sabır ve dua telkin ediyorlar. Oysa bugün bu ülkede milyonlar evinin, arabasının borcunu, kirasını, elektrik, gaz su faturasını nasıl ödeyeceğim diye kara kara düşünmekle meşgul. Yüz yılda bir ortaya çıkan böylesi bir zorluğu ancak birbirimize destek olarak, dayanışarak ve anlayış göstererek aşabiliriz. Ev sahibi kiracısına, işveren çalışanına, alacaklı borçluya anlayış gösterecek. Asıl görevi ise devlet yapacak. Devlet, gerçekten sosyal devlet olacak. Sosyal devlet, vatandaşın sağlığına, aşına ve işine sahip çıkacak. Zor zamanda vatandaşını yalnız bırakmayacak.

 

İŞTEN ÇIKARMAYI ENGELLEYECEK YASA GEREKLİ

Burada son zamanlarda giderek artan işten çıkartmalar ve ücretsiz izin şikayetlerine dikkat çekmek istiyoruz. Bunun önlenmesi konusu AK Parti Genel Başkanı tarafından TOBB ve TESK Başkanlarına havale edilmişti. Eğer bu başkanların gücü üyelerini buna ikna etmeye yetmiyorsa, yapılması gereken işten çıkartmaları ve ücretsiz izinleri engelleyecek bir yasanın derhal çıkarılmasıdır. Vatandaşa “kendi olağanüstü halini ilan et” diyenler, önce vatandaşın asgari ihtiyaçlarını karşılamayı garanti eden bir aile yardımları sigortasını getirmelidirler. Ancak bu yapılırsa milletimiz; sağlığı için eve kapanıp, sokağa çıkmazken, geçim kaygısına kapılmayabilir. Sosyal mesafeyi artırmanın aile bütçesinde yaratacağı olası maliyetleri vatandaşımız ancak bu suretle daha rahat göğüsleyebilir.

 

YEREL BASININ AYAKTA KALMASI ÖNEMLİ

Burada yerel basın için de bir parantez açmak istiyorum. Basın ilan kurumu korona virüsüyle mücadele kapsamında basına destek için bazı kararlar aldı. Fakat resmi ilan paralarının ödenmesinde geçmiş dönem vergi borçlarının kesilmesi hala önemli bir sorun olarak duruyor. Bu dönemde, yerel basının ayakta kalması için bu uygulamadan vazgeçilmesi gerekiyor. Bu konuda yerel gazetelerden partimize ulaşan talepleri de sizin aracılığınızla bir kere daha ifade etmek istiyorum. Yerel basının ayakta kalması demokrasimiz açısından önemli. Sadece demokrasi açısından değil sayıları 20 bini bulan basın emekçilerinin, aileleriyle birlikte düşünüldüğünde sayılarının 100 bine yaklaştığını ve dolayısıyla bu insanların iş güvencesinin sağlanması bakımından da bunun çok önemli olduğunu açıkça görüyoruz.

 

ASKERİ HASTANELER YENİDEN AÇILMALI

Türkiye’de gündem, Korona kriziyle meşgulken, İdlib ve Suriye’den de yeni haberler geliyor. Biz İdlib’de radikal unsurların silahlı kuvvetlerimize saldırısını önce Rus haber ajanslarından öğreniyoruz. Trump’ın Suriye’deki PKK terör örgütü destekli PYD-YPG terör örgütüyle Erdoğan’ı barıştırma çabalarının anlaşma noktasına geldiğini Beyaz Saray’ın internet sayfasından öğreniyoruz. Bu sözleri Beştepe’deki Saray da Dışişleri de yalanlamadı. Diğer taraftan İdlib’de ve Suriye’nin başka bölgelerinde binlerce askerimiz görev yapıyor. Ve kahraman askerlerimiz zaten çok zor koşullarda görev yaparken şimdi bir de Korona tehdidiyle uğraşmak zorunda kalıyorlar. Askerlerimizin sağlığı için hangi önlemler alınıyor? Bu kapsamda askeri hastaneleri yeniden açmak için daha ne bekleniyor? Şeffaflık, kuşku virüsünün panzehridir. Kuşku virüsünün büyüyüp tüm toplumu sarmasına izin verilmemelidir.

 

BİR SÜRE ALIŞKANLIKLARIMIZA ARA VERECEĞİZ

Bizim insanımız samimi ve sıcakkanlıdır. Sevgimizi sarılarak, kucaklaşarak, öpüşerek gösteriyoruz. Ama bir süre bu alışkanlıklarımıza ara vereceğiz. İlk önce kendimizin, sonra sevdiklerimizin canını düşüneceğiz. Sevgi, sorumluluğu da beraberinde getirir. Sevdiklerimiz için sorumlu davranacağız. Bu hastalık musibetini birbirimize destek olarak atlatacağız. Sonra da yakınlarımızdan ayrı kalmayacağız. Yeniden hafta sonları pikniklere çıkacağız, çocuklarımızın mezuniyet törenlerine, düğünlerine, derneklerine, asker uğurlamalarına katılacağız, parklarda, kafelerde, sinemalarda sevdiklerimizle randevulaşıp buluşacağız. Bu günlere bir an önce ulaşabilmek için her zamandan daha fazla saydamlığa, her zamandan daha fazla demokrasiye, her zamandan daha fazla adaletli olmaya, her zamandan daha fazla liyakate, her zamandan daha fazla ortak akla ihtiyacımız var.

Benim diyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınızı alabilirim.

 

(CHP Basın Birimine gazeteciler tarafından mesaj yoluyla iletilen sorular)

CHP’den bazı siyasetçilerinde ilk testlerinin negatif, ardından pozitif çıktığı söyleniyor. Bu konuyla ilgili görüşünüz nedir? Bir diğer soru, Sağlık Bakanı Koca yeni gelen kitlerin özel hastaneler dahil dağıtıldığını söylemişti. Ancak Ankara başta olmak üzere çoğu özel hastanelerde hala kitlerin gelmediği söyleniyor. Buna ilişkin bir yorumunuz var mı? Bir soru da şöyle; New York – İstanbul uçak seferleri bugün durduruldu. Ancak son iki günde sadece New York’tan 500 yolcunun geldiği biliniyor. Bu geç gelen iptalle ilgili partinin duruşu ve yorumu nedir? Bu yolcuların karantinaya alınıp alınmadığına veya kontrol edilip edilmediğine dair bir bilgi var mıdır? Ayrıca devam eden İstanbul – Chicago, Washington gibi seferlerin iptal edilmesi için bir girişim olacak mı?

 

Faik ÖZTRAK- Şimdi kitlerle ilgili olarak herhangi bir planlamanın, herhangi bir tedarik altyapısının sağlamlaştırılmasıyla ilgili tedbirin olmadığını gelişmelerden anlıyoruz. Alelacele bir takım önlemler alınıyor. Tabi bu önlemler çerçevesinde de ortaya zaman zaman bir takım sıkıntılar çıkıyor. Bununla ilgili tabi ki, özellikle bu sağlıkla ilgili kurmuş olduğumuz masada bulunan arkadaşlarımız durumu takip ediyorlar. Ne olduğunu takip ediyorlar, izliyorlar, alınan tedbirleri de öğrenmek için gerekli girişimlerde bulunuyorlar.

Şunu söyleyeyim, önce Amerika’ya şu kadar kit ihraç ettik diye başladık. Şimdi bakıyoruz bırakın Amerika’ya kit mit ihraç etmeyi bizim kendi sıkıntılarımıza yetecek, salgınla mücadele edecek kitimiz elde yokmuş. Alelacele bu kitleri getirmeye çalışıyoruz. Ve dolayısıyla da hem çeşitli söylentiler bu çerçevede ortaya çıkıyor. Hem de çeşitli sıkıntılar bu çerçevede ortaya çıkıyor. Uzmanları dinliyorum zaman zaman televizyonda tabi bu önce negatif, sonra pozitif çıkması meselesi var. Bu hastalık ilginç bir hastalık olduğunu söylüyorlar. Önce negatif çıkan bir tanı daha sonra yapılan bir testte pozitif çıkabilir. Bu virüsün böyle bir özelliği olduğu söyleniyor. Ama bütün bunları aşmanın bir tek yolu var. Dünya Sağlık Örgütü’nün söylediği gibi test, test, test… Ama öyle gözüküyor ki biz bu işte geç kaldık. Elimizde yeterli test kiti sayısıyla bu işe başlamadık.

Çeşitli dış hatların kapatılmasına gelince, başka dış hatlarda da sorun olduğu anlaşılıyor. ABD şu anda bu pandeminin yeni merkezlerinden biri ya ilan edildi ya da ilan edilmek üzere. Dolayısıyla Amerika’ya yapılan seferleri ve o seferlerle Türkiye’ye gelenlerin kontrolü konusunda, durdurulması ve bu seferlerle Türkiye’ye gelenlerin önlenmesinin halkımızın sağlığı bakımından çok büyük bir önem taşıdığını düşünüyorum. Umuyorum bundan önce açıklanmış kararlar çerçevesinde bunu da arkadaşlarımız izliyor. Amerika’dan gelenlerle ilgili karantina önlemleri 14 günlük gözlem altında kendi kendini tutma önlemleri işletiliyordur diye düşünüyorum.

 

Soru- Diyanetten yapılan açıklamada biliyorsunuz Cuma namazlarının kılınmayacağı belirtilmişti. Oysa bugün Ankara Beştepe Millet Camii’nde çok az sayıda katılımla ve salgına karşı gerekli tedbirler alınarak Cuma namazı icra edilecek denildi. Ve bu namaz Diyanet İşleri Başkanlığı öncülüğünde icra edildi. Farklı yorumlarda devletin getirdiği yasak devlet başkanı tarafından deliniyor deniliyor. Hatta yetmiyormuş gibi Diyanet İşleri Başkanlığı da buna öncülük ediyor tarzı yorumlar yapıldı. CHP’nin bu namazla ilgili duruşu ve yorumu nedir?

Faik ÖZTRAK- Şimdi baştan şu söylenmişti. Cuma namazlarının halkın sağlıyla ilgili olarak yarattığı tehlike nedeniyle cemaatle kılınmayacağı ifade edilmişti. Bu çerçevede de milletimiz bu karara büyük ölçüde uydu. Şimdi öyle anlaşılıyor ki adı millet ama cemaati protokol olan Beştepe’deki camide protokol cemaatle namaz kılmış. Çok açık ifade edeyim, siz millete yapma dediğinizi sarayda yapacaksınız… Hep söylüyorum milleti unuttular, milletin sesini duymuyorlar ve millete yapma dediklerini sarayda yapıyorlar. Ben açık söyleyeyim, yazıktır, ayıptır, günahtır.

Teşekkür ediyorum.

TEDBİR PAKETİ: DAĞ FARE DOĞURDU BİLE DİYEMİYORUZ

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak ile CHP İstanbul Milletvekili Akif Hamzaçebi, Genel Merkez’de ortak basın toplantısı gerçekleştirdi.

 

CHP’li Öztrak, şunları söyledi:

Dün Çanakkale Deniz Zaferi’nin 105. yıl dönümü ve Şehitleri Anma Günüydü. Bu toprakların cesur evlatları, bundan 105 yıl önce gönüllerindeki vatan sevgisiyle Çanakkale’de büyük bir zafer kazandı. Ülkemizin temelinde yatan ruh, Çanakkale’de emperyalizme boyun eğmeyen birlik ve beraberlik ruhudur. Bu vesileyle, Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, bu topraklar için canlarını veren şehitlerimizi bir kez daha saygı, rahmet ve minnetle anıyorum.

 

SALGIN ÇOK HIZLI TIRMANIYOR

Korona Virüsü, başta komşumuz Avrupa olmak üzere tüm dünyayı etkiliyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre; dünya Covid-19 Virüsü’nden etkilenen insanların sayısı 191 bine ulaştı. Virüsten kaynaklı ölümlerin sayısı ise 7 bin 800’ü aştı. Türkiye’de de kritik eşik olan, 100 vaka sınırını aştık. Ülkemizdeki vaka sayısı, dün itibariyle 191 oldu. Çok hızlı bir tırmanma süreci yaşıyoruz. Virüsten dolayı iki vatandaşımızı kaybettik. Her şeyden önce, kaybettiğimiz yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, hastalarımıza ise acil şifalar diliyoruz. Hastalığın daha hızlı yayılmaması ve hastalarımızın sağlığına kavuşması en büyük dileğimizdir.

 

İTALYA’YA BENZEMEMEK İÇİN TEDBİR ALMAK GEREKİYOR

Alınan tedbirlerle, virüsün Türkiye sınırlarına girmesini geciktirdik. Ancak virüs artık Türkiye’de… Ve başlangıçta iyi götürülen süreçte giderek eksiklikler dikkat çekmeye başlıyor. Bu nedenle, Türkiye’nin İtalya’ya benzememesi için gerekli tedbirleri ciddiyetle almak ve uygulamak zorundayız.  Bunun için insanlara, ailelere, şirketlere ve devleti yönetenlere büyük görevler düşüyor. Paniğe kapılmadan, akıllıca ve sorumlu hareket etmek zorundayız.

 

KÜRESEL EKONOMİ, HARİTALANMAMIŞ BİR COĞRAFYADA YÖN BULMAYA ÇALIŞIYOR

Küresel korona salgını insanların sadece canını değil, işini, aşını da tehdit ediyor. Elbette ailelerin canı her şeyden kıymetli, ancak insanların yaşama tutunmasını sağlayan işlerini de korumak gerekiyor. Dünya ekonomisi daha önce görmediğimiz bir durumla karşı karşıya. Bir yanda küresel üretim ve değer zincirleri darmadağınık olurken, diğer yandan küresel tüketim ve yatırımda çöküyor. Küresel sermaye güvenli limanlara doğru geri çekilirken, küresel borsalar, faizler, güven dip yapıyor. Gelişmiş ülkelerin Merkez Bankaları, sistemi ayakta tutabilmek için para musluklarını sonuna kadar açıyor, ancak öyle bir güven bunalımı var ki her yeni tedbir, piyasalarda panik havasını daha da artırıyor. Küresel ekonomi, adeta daha önce haritalanmamış bir coğrafyada, yönünü bulmaya çalışıyor. Burada saydamlık son derece önemli.

 

KENDİ KRİZİMİZİ YAŞARKEN KORONA TÜRBÜLANSINA GİRDİK

Türkiye bu türbülansa; yaklaşan kış için tedbir almayan, bulduğunu harcayan, işler bozulunca da kendinden başka herkesi suçlayan, liyakatsiz bir yönetimin elinde, korumasız ve çok kırılgan bir ekonomik yapıda yakalandı. İçeride kendi ekonomik krizimizi yaşarken, küresel tsunami kıyılarımıza vurdu. Yüzde birin altında büyüyen bir ekonomi, 8 milyon işsizle bu türbülansa maalesef yakalandık. Hem para, hem de maliye politikasında har vurup harman savurduk. Kötü günler için neredeyse hiçbir manevra alanı bırakmadık.

 

İHTİYAT AKÇESİNİ YEDİLER, KARA GÜN PARASI BIRAKMADILAR

İktidar, geçen yıl kâr ve ihtiyat akçesi olarak Merkez Bankası’nın 78 milyar lirasına el koydu. Milletin kefen parasını yerel seçimlerde harcadı. Saray bu yılın başında da aynısını yaptı. Ocak ayında Merkez Bankası’nın 41 milyar lirasına el koydu. Bunu da yandaş müteahhitlere geciken ödemeleri yapmak için kullandılar. Şimdi Merkez Bankası kasasında kara günde kullanılacak tek bir delikli kuruş kalmadı. Net döviz rezervlerimiz yılbaşından 17 Mart tarihine kadar yarı yarıya geriledi; 18 milyar dolara geriledi şuanda rezervlerimiz. Bu, 14 Aralık 2006 tarihinden bu yana, görülen en düşük net döviz rezervi. Merkez Bankası’nın SWAP’lar yoluyla aldığı emanet dövizler düşüldüğünde, kasanın tamtakır olduğunu cümle alem biliyor.

 

RİSK PRİMİ REKOR SEVİYEDE

İşte bu nedenle Türkiye’nin risk primi rekor seviyelere çıktı. Borç temerrüt risk primlerine baktığımızda; Korona salgınının başladığı Çin’de 70, her gün yüzlerce kişinin öldüğü İtalya’da 269, salgının etkilediği bir başka Avrupa ülkesi İspanya’da 168, bize benzeyen ekonomilerden Endonezya’da 233, Brezilya’da 383, Türkiye’de ise risk primi 580 puan. Küresel sermaye tüm dünyada güvenli limanlara sığınıyor. Bu, bizim gibi risk primi yüksek ekonomilerden çıkışı daha da hızlandırıyor. Sene başından bu yana; hisse senedi piyasasından 1,3 milyar dolar, devlet iç borçlanma senetlerinden ise 2,8 milyar dolarlık yabancı çıkışı oldu. Korona memlekete böyle bir ortamda girdi.

 

SARAY YİNE ORTADAN KAYBOLDU

AK Parti Genel Başkanı her kritik dönemde yaptığı gibi sarayına kapandı. Ekonomiden sorumlu damat ise sadece tweet attı. İsmi vardı cismi yoktu. Oysa dünya üretim zincirleri ve finans sisteminde, daha önce öngörülmeyen değişikler bir süredir yaşanıyordu. Türkiye; dış ticaret, bankacılık düzenlemeleri ve sermaye hareketleri alanlarında akılcı önlemler geliştirmeliydi. Sarayın ideolojik faiz takıntısının doğrulama çabasıyla, döviz rezervlerini hovardaca harcamamalıydı.

Güzel bir sözümüz var: “Kaptanın iyisi, fırtınalı sularda belli olur.” İyi kaptan hem mürettebatı ve hem de yolcuları yatıştırıp, güven verir. Gemidekilerin psikolojisini fırtınada sağlam tutar. Sonra da gemiyi fırtınanın içinden çekip çıkarır, güvenli limana yanaştırır. Ama gelin görün ki bizim kaptan ne zaman bir fırtına çıksa, dümeni bırakıp, saklanmayı alışkanlık haline getirdi. Erdoğan, her fırtınada ortadan kayboluyor. Ortaya çıktığında ise millete moral vermek yerine, hayal kırıklığına uğratıyor.

 

YİNE PARTİSİNİN GENEL BAŞKANI OLDU, CUMHURBAŞKANI OLAMADI

Son bir ayda yaşadığımız çalkantı ve fırtınalar bunu açıkça ortaya koydu. İdlib’de 34 askerimiz havadan bombalanıp şehit edildi, askerlerimizin şehadetini Hatay Valisi’nden öğrendik. Erdoğan 3 gün ortada yoktu. Üçüncü günün sonunda, milletin değil partisinin vekillerinin karşısına geçti; gülüp eğlendi. Şehit ailelerimizin ve milletimizin acısına acı kattı. Dünyayı kasıp kavuran korona salgınında da 6 gün ortada yoktu. Bu sırada tüm dünyada yönetimler paket üstüne paket açıklıyorlardı. Salgının ekonomik etkilerini bir şekilde sınırlamaya çalışıyorlardı. 6 gün sonra; atama bakanlarının, bürokratlarının ve makbul sivil toplum kuruluşları başkanlarının karşısında sahneye çıktı. Bu arada, toplantıya Partisi’nin Meclis Grubunun Başkanını, Başkan Vekillerini ve Partisinin Genel Başkan Yardımcılarını da çağırmayı unutmadı. Tam bir tek adam parti devleti fotoğrafı verdi. Yine milletin karşısına maalesef Cumhurbaşkanı olarak çıkamadı. Toplantı sonrasında ise katılımcıları evlerine göndermek yerine, aralıklı oturtarak “insanların sağlığına ne kadar önem verdiğini(!)” göstermeye çalıştı. Madem insanların sağlığına bu kadar önem veriyorsunuz, toplantınız bitince o insanları neden evlerine gönderip öyle açıklama yapmadınız? Çünkü görüntü vermenin, kalabalık görünmenin derdindeler. Erdoğan iş yapmak istemiyor caka satmak istiyor. Bu kibir ne zaman sona erecek gerçekten merak ediyorum.

 

DAĞ FARE DOĞURDU BİLE DİYEMİYORUZ

Millet canının derdine düşmüş; ama Erdoğan’ın keyfi de, neşesi de maşallah dün yerindeydi. Şakayla, espriyle, alayiş, valayişle paketi açıkladı. Ancak açıklanan paket beklentilerin çok uzağındaydı. Öyle ki, bu paket için “dağ fare doğurdu” dahi demek mümkün değil. Çünkü pakette ne dağ, ne de fare var.  Adeta Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu’ndan rol çalmaya çalışan Erdoğan’ın “şahsını parlatmak” için bir tiyatro sahnelendi.

 

KAZANILMAYAN GELİRİN VERGİSİNİ ERTELEDİLER

Dün açıklanan paketten; çalışanlara, çiftçilere, küçük esnaf ve sanatkarlara derde deva, dişe dokunur hiçbir tedbir çıkmadı. Daha da önemlisi, sarayın gözünde çiftçinin kıymeti kalmamış bunu da gördük. Çiftçilerin temsilcisini toplantıya bile çağırmamışlar. Bugün Korona salgını nedeniyle kahvehaneler, kafeler, eğlence mekanları iş yapmıyor. Küçük esnaf ve sanatkarlarımız başta olmak üzere, piyasada ticaret durmuş vaziyette. Ve iktidar yapılmayan ticaretin, kazanılmayan gelirin, kapanan dükkanının vergisini “erteleyerek”, sadece bunu yaparak piyasayı canlandıracağını zannediyor. Esnaf zaten bir şey kazanmıyor ki, kazandığından devlete sigorta primi ve vergi ödesin. Bir Macron kadar olamadılar. Çıkıp, “hiç bir esnafın bu krizde batmasına izin vermeyeceğiz” diyemediler. “Esnafın yanında çalışanların maaşlarına katkıda bulunacağız, biz ödeyeceğiz” diyemediler. Salgın tüm dünyada turizmi olumsuz etkileyecek. Türkiye de bundan nasibini alacak. Ve kaybedilen yılın telafisi için, turizmciler daha birkaç yıla ihtiyaç duyacak.

 

TURİZMİ KURTARMAK YERİNE VERGİYİ KURTARMAYI SEÇTİLER

Bildiğiniz gibi bu hafta başında CHP’nin Ekonomi Masası’nın salgının ekonomik etkilerine karşı önlem paketlerini açıklamıştık. Uzunca bir süredir toplantı yapıyoruz, bu konuda çalışıyoruz. Önerdiğimiz tedbirlerden biri de “Konaklama Vergisi” ve “Turizm Tanıtma Fonu Kesintisinin” kaldırılmasıydı. Ama dün Saray sadece o da Kasım ayına kadar, konaklama vergisini erteledi. Kaldırmak bir yana Kasım ayına kadar erteledi. Ama bu yıl zaten turist gelmeyecek. Gelmeyen turistten de zaten vergi alınmaz. Bu yüklerin kaldırılması gelecek yılları kurtarabilirdi. Ama iktidar turizm sektörü yerine, vergiyi kurtarmayı tercih etti. Yine “millete korona virüsünden korunmanın tek yolu var o da eve kapanmak ve kişisel temizlik” dediler. Güzel. Peki neden temizlik ürünlerinden alınan KDV’yi indirmeyip, sadece iç hatlarda uçak yolculuğundan alınan KDV’yi yüzde 18’den yüzde 1’e indirdiler? Millet uçağa binip gezecek mi, yoksa temizliğine dikkat edip evinde mi oturacak? Söyledikleriyle yaptıkları birbirini tutmuyor.

 

100 MİLYAR TL BU PAKETİN NERESİNDE?

Bir başka husus: “100 milyar liralık paket” dediler. Ama biz bakıyoruz, sağından baktık, solundan baktık ortada 100 milyar liralık bir tedbir yok. Devlet herhangi bir alacağından vazgeçiyor mu? Hayır, sadece erteliyor. Devletin harcamalarında dişe dokunur bir artış var mı? Hayır. İki kalemde son derece cüzi artışlar var. Bir tanesi en düşük emekli maaşının 1.500 liraya yükseltilmesi. Bir de ihtiyaç sahibi ailelere nakdi yardım için ilave 2 milyar lira ayrılması.  Bu ikisinin kamunun toplam harcamalarına etkisi 3 milyar lira bile etmez. Gerisi vergiye, SGK primine, borçlara takla attırıp işvereni bir süre rahatlatmak. Yani yine aspirin tedavisi, yine pansuman.

 

KAPAĞINA 100 MİLYAR YAZMIŞLAR, İÇİNE KOYMAYI UNUTMUŞLAR

Amerika Birleşik Devletleri tüm vatandaşlarının cebine 1000 dolar koymaya hazırlanıyor. Vazgeçtik herkese 1000 dolar vermelerinden, 22 milyon sigortalı çalışan yurttaşımızın cebine ilave 1000 lira mı koydunuz? Ona da hayır. Hadi bundan da vazgeçtik, Aile Sigortasını getirip ihtiyacı olana 1000 TL limitli kart verip, “Mahalle bakkalından şu malları” al mı dediler? Hayır. “Virüs nedeniyle zorunlu izne ayrılacakların, faaliyetleri durdurulan esnafların yanında çalışanların SGK primini, maaşının da bir kısmını ben ödeyeceğim” mi dediler? Ona da hayır. “Dükkanı kapanan esnafın, evde oturan vatandaşın elektrik, gaz, su parasını ben öderim” mi dediler? Hayır o da yok. Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı gibi krize giren esnaftan bir süre kira almayacağız mı dediler? Hayır o da yok. Emeklilerin bayram ikramiyesini öne çekmek yerine, 12 milyon emekliye ilave bir ikramiye mi veriyorlar? O da yok. Soruyoruz, peki nerede bu 100 milyarlık paket? Tabloya bakınca o meşhur tekerleme akla geliyor. Ağaç nerede? Balta kesti. Balta nerede? Suya düştü. Su nerede? İnek içti. İnek nerede? Dağa kaçtı. Dağ nerede? Yandı, bitti, kül oldu. Paketin kapağına 100 milyar lira yazmışlar ama paketin içine 100 milyar lira koymayı unutmuşlar.

 

BU PAKETTE DE MİLLET YOK YANDAŞ VAR

Pakette millet yok, yandaş var. Çalışana, yoksula para almak yerine, yine hava almak düşmüş. Buna karşılık paralar zaten yandaşların cebine paylaştırılmış. Oysa bütçeyi adamakıllı sağlam tutsalardı ya da Merkez Bankası’nın kötü gün paralarını bir avuç müteahhit için har vurup harman savurmasalardı, bugün tüm sigortalıların cebine 1000 lira koyamasalar da ihtiyacı olana Aile Sigortası kapsamında 1000 TL harcama limitli kart verebilirlerdi. Böylece millete bu zor günlerde güçlü bir moral verilir, hem de çalışanların, ekonominin çarklarının dönmesini sağlayarak milletin aşını, işini koruyabilirlerdi.

 

BİLDİKLERİ BORÇ ALIP BETONA GÖMMEK

Ama “Benim oğlum bina okur döner döner yine okur”. Milletin gelirini artıramayanlar şimdi borcunu artırmayı marifet sayıyorlar. 500 bin liranın altındaki konutlarda konut kredisinin miktarını yüzde 80’den, yüzde 90’a çıkarmak ne zaman tedbir oldu? İktidar hiç şaşırtmıyor. Akılları fikirleri borç almak, onu da betona gömmek… İşçiyi ve işleri korumaya yönelik doğru dürüst hiçbir tedbir ortada yok.

 

SORUNLARA SOMUT ÇARE YOK

Oysa biz Cumhuriyet Halk Partisi’nin Ekonomi Masası olarak, çalışanlarımızı ve istihdamı korumaya yönelik bir reçeteyi iktidara vermiştik. Salgın nedeniyle çalışanların izin alma koşullarını kolaylaştıran, izinli sayılan işçilerin primlerinin ve ücretlerinin bir kısmının İşsizlik Fonu’ndan karşılanmasını sağlayan tedbirleri önermiştik ama bu konuda ortada tık yok. “Eğitime ara verilmesi nedeniyle 190 bin ücretli öğretmenlerin mağduriyetlerini giderin” demiştik. Bunda da hiçbir şey yok. Aile Sigortası dedik. Hiçbir gelişme yok. “Sicil affı” dedik, sadece bundan sonra işyerleri kapananların siciline borcu ödeyemediklerinde mücbir sebep yazacaklarmış. Ama bu derde deva olmaz ki. CHP Ekonomi Masası olarak çalıştık, salgından etkilenecek aileler için, çalışanlar için somut tedbirler önerdik. Ama bakıyoruz sarayın paketinde bu somut sorunlara hiç bir somut çare alınmamış.

 

TALİH HAZIRLIKLI ZİHİNLERE GÜLER

Birazdan Ekonomi Masamızın Üyesi eski TBMM Başkanvekillerimizden, İstanbul Milletvekilimiz Sn. Akif Hamzaçebi, bu tedbirler çerçevesinde hazırlayıp TBMM’ye sunacağımız yasa tekliflerini ayrıntılı olarak açıklayacak. İktidarın müflis bezirgân siyaseti gelişmeleri doğru okumasını engelliyor. Bu tek adam parti devletinin kamu yönetiminde yarattığı tahribat ve ortaya çıkan liyakat açığı, iktidarın; hem vatandaşı sevindirecek, hem de yatırımcının güvenini artıracak dört başı mamur bir paket ortaya koymasını engelliyor. Onun için paket açıklandıktan sonra başta döviz olmak üzere tüm piyasalarda tedirginlik arttı. Erdoğan’ın dünkü konuşmalarından yaşanan krizden bir fırsat çıkarma arayışı içinde olduğunu da gördük. Ama unutulmasın; talih hazırlıklı zihinlere güler. Kısa vadede Korona krizini hafif atlatırsak trilyonlarca dolarlık likidite bizim gibi ülkelere akar, biz de tıpkı 2009 sonrasında yaptığımız gibi hiçbir şey yapmadan, bu sermaye dalgasının üzerinde sörf yaparız gibi bir düşünce varsa açık söyleyeyim dünyada her şey değişmiştir. Bu da beyhude bir düşüncedir. 2009 krizinden sonra yapılan hataların bedelini, bugün aşınan üretim tabanı, artan özel kesim borçluluğu ve daha kırılgan bir ekonomi olarak ödüyoruz.

 

BU KRİZ DE GEÇECEK

Bu kriz elbette bitecek. Ve büyük ihtimalle dünyanın üretim ve tedarik zincirinin tek bir ülkeye aşırı bağımlı hale gelmesinin sakıncaları da ortaya çıkacak. Demokrasisi kuvvetli, kuvvetler ayrılığı güçlü, mülkiyet hakkına saygılı, hukukun üstünlüğüne inanan, eğitim sistemini çağın koşullarına uyarlamış, bölge ve dünyayla iyi ilişkilere sahip, istikrarlı ve öngörülebilir ülkeler bu yeni süreçte önemli bir avantaj sağlayacak. İktidar krizi gerçekten fırsata çevirmek istiyorsa bahsettiğim bu hususlara vakit geçirmeden odaklanmalıdır. Yok eğer bunlar iktidarın fıtratına aykırı diyorlarsa, milletin talihini ve geleceğini artık daha fazla karartmamalıdırlar. Emaneti millete iade etmeli, millet kendi geleceğine kendisi karar vermelidir.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alacağım, ondan sonrada Sayın Akif Hamzaçebi’yi kürsüye davet edeceğim.

Soru- Dün Cumhurbaşkanı Erdoğan sokağa çıkma yasağıyla ilgili sadece bir tavsiyede bulundu. 191 hasta sayımız var şuan için. Size göre sokağa çıkma yasağı gündeme getirilmeli mi yoksa tavsiye şeklinde devam etmeli mi?

Faik ÖZTRAK- Yani bu hastalıkla mücadelenin en etkili yolu sosyal mesafeyi arttırmaktır. Bu çerçevede Sağlık Bakanlığının Bilim Kurulunun tavsiyelerine aynen uyulması gerekir. Bizim söyleyeceğimiz budur.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar. Ben izlinizle şimdi Sayın Hamzaçebi’yi kürsüye davet ediyorum.

 

CHP İstanbul Milletvekili Akif Hamzaçebi ise konuşmasında şunları ifade etti:

Korona Virüs’ün Covıd 19’un bütün ülkeler için ciddi bir tehdit oluşturduğu bir süreçten geçiyoruz. Bu süreçte bütün ülkelerin sağlık sistemleri ciddi bir yeterlik testinden geçmektedir. Ancak şunu gördük ki, böylesine salgın ve bulaşıcı bir hastalık riskinin varlığı halinde ülkelerin sağlık sistemleri yetersiz kalmıştır. Buna Türkiye’de elbette dahildir. Sağlık sistemleri bireysel hastalıkları, bireysel hastalık risklerini dikkat alarak kurgulanmış olduğu için toplumsal veya kitlesel düzeydeki bir hastalık riskini karşılayan bir sağlık sisteminin olmadığını gördük. Sosyal güvenlik sistemlerinin bu risk karşısında hangi problemlerle karşılaşacağını henüz görmüş değiliz. Bunu da sanıyorum ilerleyen süreçte göreceğiz. Şunu görmüş olduk. Hem sağlık sistemleri, hem sosyal güvenlik sistemleri artık yeni hastalık risklerini, yeni sosyal güvenlik risklerini dikkate alacak şekilde yeniden kurgulanmak zorundadır.

 

TÜRKİYE VE DÜNYA EKONOMİSİ POTANSİYEL KRİZİN TEHDİDİ ALTINDA

Elbette Türkiye’ye ülkemize de bu konuda büyük bir görev düşmektedir. Problem sadece sağlık alanında değil sağlık konusunda meydana gelen Korona Virüs kaynaklı bu risk nedeniyle dünya ekonomisi ve Türkiye ekonomisi ciddi bir potansiyel krizin tehdidi altındadır. Türkiye ekonomisi ağır bir ekonomik krizden geçti, geçiyor. Bu krizin etkilerini henüz atlatabilmiş değil ve böyle bir süreçteyken şimdi de Korona Virüs kaynaklı potansiyel bir ekonomik krizin tehdidi altındayız. Bunun ilk işaretleri meydana gelmiştir. Şu anda ekonomide bunun etkilerini görüyoruz.

 

SÜREÇTEN “TOPLUMSAL DAYANIŞMA PROGRAMIYLA” ÇIKABİLİRİZ

Böyle bir süreçten toplumun bütün kesimlerinin işçi, işveren, kamu çalışanları, esnaf, emekliler, özel sektör çalışanları, toplumun bütün kesimlerini kapsayacak şekilde herkesi ortak bir ruh etrafında buluşturacak şekilde bir toplumsal dayanışma programıyla çıkabiliriz. Toplumsal Dayanışma Programı derken toplumu fedakarlığa davet eden bir program değil tam tersine devleti fedakarlığa davet ederek ekonominin çarklarını yeniden işleyecek şekilde önlemlerini alacak bir süreci tarif ediyoruz. Devlet üzerine düşen görevleri yaptığı zaman toplum bir bütün olarak toplumsal dayanışma ruhu etrafında toplanacaktır buna inanıyoruz.

 

TEKLİFLERİMİZİ YASA TEKLİFİNE DÖNÜŞTÜRDÜK

Bu çerçevede ekonomik alanda alınması gereken önlemlere ilişkin olarak CHP Ekonomi Masası olarak uzun bir süredir bir çalışma yürütüyoruz. O çalışmanın sonuçlarını şimdi sizlerle ayrıntılarıyla paylaşacağım. Ona geçmeden önce şunu da ifade etmek isterim. Biz ekonominin karşı karşıya kaldığı riskler karşısında sorumlu bir muhalefet anlayışıyla daima önerilerimizi yaparız ve önerilerimizi yapmamızın ardından da bunları bir kanun teklifine dönüştürmek suretiyle TBMM’ye sunarız. 2019 yılında 13 Ağustos’ta Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu o ekonomik krizin en alevli günlerinde 13 maddelik bir eylem paketini kamuoyuyla paylaşmış ve hükümete bu eylem paketindeki adımların atılması halinde CHP olarak bütün destekleri vereceğini ifade etmişti. Yine bu Korona Virüs kaynaklı potansiyel ekonomik krizi aşmak veya onu önlemek amacıyla da Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu olsun, Parti Sözcümüz ve diğer arkadaşlarımız olsun herkes önerileri bir şekilde yapmışlardır bugünde bu önerileri derli toplu bir şekilde ben huzurunuzda sizlere sunacağım. Bu önerileri aynı zamanda yasa teklifine dönüştürmüş buluyoruz. Basın toplantısından sonra TBMM’ye dönerek bu yasa teklifini TBMM Başkanlığına sunacağız.

 

9 GRUPTA 26 ÖNERİ

Öneri paketimiz, toplumsal dayanışma programının ekonomik tedbirler başlıklı öneri paketi toplam 9 grupta 26 öneriyi kapsamaktadır. Bu grupları ve önerileri sırasıyla çok kısa bir şekilde sizlerin ve vatandaşlarımızın bilgisine sunuyorum.

 

VERGİ SİGORTA PRİM BORÇLARINA VE KAMU ALACAKLARINA ÖDEME KOLAYLIĞI

Birinci grupta yer alan öneriler vergi önerileridir. Bu grupta toplam 9 başlık altında öneriler sıraladık. Bunların belli başlılarını sizlerle paylaşıyorum. Birincisi, vergi ve sigorta prim borçlarının yeniden yapılandırılması. Biliyoruz ki, geçtiğimiz süreçte yaşadığımız ekonomik kriz işletmeleri çok ağır yüklerle karşı karşıya bırakmış, çıkarılmış olan bütün yapılandırma yasalarına rağmen vatandaşlarımız mükelleflerimiz bu yapılandırma taahhütlerine uyamamış, aksatmışlardır. Ve o yapılandırma yasasının yürürlüğünden sonrada muhtelif şekillerde yine mükelleflerimizin önemli bir bölümü vergi yükümlülüklerini zamanında yerine getirememiştir. Bu nedenle bu teklifin yasalaşacağını düşünerek yasanın yayınlandığı tarih itibariyle ödenmemiş olan vergi sigorta prim borçlarıyla diğer kamu alacakları 18 aya kadar taksitlendirilmektedir. Kriz dönemi dikkate alınarak bunun ilk 6 aylık döneminde faiz oranının sıfır olarak belirlenmesini uygun gördük.

 

GELİR VE KURUMLAR VERGİLERİNDE GERİYE DOĞRU ZARAR MAHSUBU

İkinci önerimiz, gelir ve kurumlar vergilerinde geriye doğru zarar mahsubu müessesidir. Bunu ilk kez telaffuz ediyoruz. Aslında bazı gelişmiş ülkelerde Avrupa ülkelerinde olan bir uygulamadır. Almanya’dan Kore’ye kadar, Singapur’a kadar, Macaristan’a kadar birçok Avrupa ülkesinde bu vardır. Şu anda bizim vergi sistemimizde örneğin 2020 yılında bir mükellef zarar ederse bu zararı önünüzdeki yıllarda kar etmesi halinde o karlardan mahsup edebilmektedir. Oysa biliyoruz ki 2020 yılında birçok işletme zarar edecektir bunu görüyoruz ve onların kara geçme süresi oldukça zaman alacağı için biz bu zararın gelecek yıl karlarına değil geçmiş yıl karlarına mahsup edilmesini öneriyoruz. Ve bunu bir kriz düzenlemesi olarak değil daimi bir müessese olarak öneriyoruz. Geçmiş iki yılın karına mahsup edilecek, bu mahsup sonucu iade edilecek bir vergi çıkarsa bu mükellefin varsa başka vergi borçlarına mahsup edilecek. Yoksa kendisine iade edilecektir.

 

BEYANNAME VERME VE ÖDEME SÜRESİ UZATILSIN

Beyanname verme ve ödeme sürelerinde daha uzun bir sürenin kullanılması konusunda Gelir İdaresi Başkanlığına yetki veren bir düzenleme yapıyoruz. Biliyorsunuz Hazine ve Maliye Bakanı Gelir Vergisi beyanname verme ve ödeme süresini 30 Nisan tarihine kadar uzatmıştı. Yasa bir aylık bir uzatmaya ancak izin vermektedir. Ama bir aylık sürede yeterli olmayacaktır. O nedenle bu sürelere bağlı olmaksızın ihtiyaca göre Gelir İdaresi Başkanlığı bütün vergilerde beyanname verme ve ödeme sürelerini uzatabilecektir.

 

ŞÜPHELİ ALACAK KARŞILIĞI AYRILMASINA KOLAYLIK

Şüpheli alacak karşılığı ayrılmasını kolaylaştırıyoruz. Bilindiği gibi mükellefler, iş hayatında olan insanlar bir alacağını alamayacak duruma gelmiş ise kanunda öngörülen şartlar dahilinde o alacak için şüpheli alacak karşılığı ayırıyor ve matrahtan indirip yani defterine onu gider olarak yazıyor. Ama bunun için dava ve icra safhasına intikal etme şartı var. Şimdi mükellefleri bu kriz döneminde davayla, icrayla uğraştırmayalım. Vergi usul kanununun aradığı diğer şartları yine arayalım ama dava ve icra şartını aramayalım kriz dönemine mahsus olmak üzere yani 2020 yılı sonuna kadar bu alacaklar için mükelleflerimiz şüpheli alacak karşılığı ayırarak bunu defterlerine gider olarak yazabilsinler.

 

BEKLEYEN KDV İADELERİ AVANS OLARAK ÖDENSİN

Diğer bir önerimiz, yine yeni bir öneridir. Bekleyen KDV iadelerinin mükelleflerimize avans olarak ödenmesi. İadeler bekliyor. İade için bir hayli süreç var. Yeminli mali müşavir raporu yazılacak ya da teminat verecek, teminat mektubu verecek mükellef. Bu sistemde teminat mektubu almanın zorluğunu, yeminli mali müşavir raporu düzenlemenin ne kadar uzun bir zaman alacağını herkes takdir edecektir. O nedenle bekleyen KDV iadesinin yüzde 50’sinden az olmamak üzere Hazine ve Maliye Bakanlığı’nca belirlenecek kısmı mükellefe avans olarak ödensin. Kriz döneminde bu işletmelerimize önemli bir nakit desteği sağlayacaktır. Bundan özellikle ihracatçılarımız çok büyük ölçüde yararlanacaktır. İhracatçılar KDV iadesinde birinci öncelikli gruptur. İndirimli oranda KDV satan diğer mükellef grupları da ihracatçılarımızın arkasından gelmektedir.

 

YATIRIM TEŞVİKLERİNE KRİZ DÜZENLEMESİ

Yatırım teşvik belgeli yatırımlar var. Yatırım ortamının ne kadar olumsuzlaştığını, yatırımcıların yatırım yapmakta ne kadar çekingen davrandıklarını hepimiz biliyoruz. Başlamış olan yatırımların yatırım teşvik belgelerinde öngörülen süre içerisinde bitirilememesi de söz konusu. O nedenle 2020 yılına mahsus olmak üzere bu yatırım teşvik belgesine bağlanmış olan yatırımlar hangi düzeyde olursa olsun onun tamamlanmış olmasını kabul edeceğiz. Bu da bir kriz düzenlemesi olarak bizim teklifimizde yer almaktadır.

 

YENİ BORÇLARA DA TAKSİTLENDİRME

Gelir vergisi, kurumlar vergisi, diğer vergiler ve sigorta prim borçlarında geçmiş dönem borçları için bir yapılandırma önerisini birinci madde olarak söylemiştim ama kanun yürürlük tarihinden sonra yani içinde bulunduğumuz bu sürece ilişkin olarak da mükelleflerimiz ödemelerini yapamayabilir. Burada da uzun süreli taksitlendirme, tecil etme kolaylığını yine bir yetki olarak yasalara yerleştiriyoruz. Bu kriz sürecinde buna şiddetle ihtiyacımız var.

 

KISA ÇALIŞMA ÖDENEĞİNİN ŞARTLARI YUMUŞATILSIN

Çalışma hayatıyla ilgili düzenlemelerimiz var. Burada da yedi grup halinde bu önerileri sıraladık. Birinci olarak kısa çalışma ödeneğinden yararlanma şartlarını yumuşatıyoruz. Halen yasalarımızda kısa çalışma ödeneği vardır. Bir iş yerinde çeşitli nedenlerle çalışma süresi azaltılıyor, üretim azalıyor ise ona İşsizlik Fonu’ndan kısa çalışma ödeneği verilir. Bunun rakamı ilgili yasalarda belirtilmiştir. Bunun süresi üç aydır. Bunu 6 aya çıkarıyoruz. Bir yıla kadar çıkarma konusunda Sayın Cumhurbaşkanına yetki veren bir düzenleme yapıyoruz. Yine salgın hastalık, bulaşıcı hastalık riski nedeniyle işletmeler eğer kapanıyor ise burada da yine kısa süreli olarak çalışma durduruluyor ise burada da yine kendisine bu durdurma nedeniyle çalışanlara ödenemeyen ücretlerin 3 ay süreyle işsizlik fonundan ödenmesini öngörüyoruz.

 

ÇALIŞANLAR İŞLERİNİ KAYBETMEMELİ

Bu şunun için önemli. Bu kriz asla ve asla çalışanların işini kaybettiği bir sürece dönüşmemelidir. Çalışanlar iki açıdan önemlidir. Bir, bu toplumun mensubudur, önemli bir kesimidir. Sosyal dayanışma, toplumsal dayanışma için çalışanların asla işini kaybetmemesi gerekir. Ayrıca her çalışana yapılacak olan ödeme ekonomide bir talep olarak üretime yansıyacak, üretimi teşvik edecektir. Bu nedenle bunları önemsiyoruz.

 

İŞ AKİTLERİ HASTALIK RİSKİYLE FESHEDİLEMEYECEK

Buna paralel olarak bir düzenleme daha getiriyoruz o da şudur, işverenler çalışanların iş akdini salgın hastalık, bulaşıcı hastalık vs. gibi riskler nedeniyle fesh etmeyecektir. Bunu diğer ülkeler yaptı. Biz de yapacağız. Hem bir taraftan işverenin katlanacağı maliyeti İşsizlik Fonu’ndan karşılıyoruz. Öte taraftan da işverene diyoruz ki çalışanların iş akdini fesh etme, çalışsınlar. Bu önemli bir güvence. Sosyal devletin olduğu bir ülkede bu güvencenin mutlaka çalışanlara verilmesi gerekir.

 

EBEVEYNLERDEN BİRİNE İZİN

Bütün teklifleri ayrıntılı olarak söylemeyeceğim. Çocuğu olan ebeveynlerimiz anne, baba çocuğu kreşte. Bu kamu çalışanı olabilir, özel sektör çalışanı olabilir. Bu çalışanların çocukları nedeniyle, kreşlerin kapalı olması nedeniyle bu ebeveynlere izin vermek lazım. Birisine izin vermek lazım en azından. Bu iznin verilmesine ilişkin bir düzenlemeyi yine teklifimize koymuş bulunuyoruz.

 

SAĞLIK PERSONELİNE BİR MAAŞ İKRAMİYE

Sağlık personeli cansiperane çalışıyor. Kendilerine buradan yürekten teşekkür ediyorum. Bu risk karşısında hastanelerde gerçekten sağlık personeli olağanüstü şartlarda, fedakârca çalışıyor. Onların bu fedakarlıklarının devlet tarafından görülmesi ve ödüllenmesi gerekir. Şüphesiz ki çalışanlarımız ödül almak için çalışmıyor. Görev aşkıyla toplumu bu riskten kurtarmak amacıyla gece gündüz demeden çalışıyorlar. Onların bu çalışmalarını ödüllendirmek gerekir. Bu hakşinaslığın, kadirşinaslığın bir örneği olacaktır. Sadece hastanelerde çalışan sağlık personeli olmak üzere yani Sağlık Bakanlığı merkezinde çalışan genel müdürler, müsteşarlar… müsteşar kalktı artık yeni sistemde. Elbet onları hariç tutuyoruz. Elbette onlar çalışıyor ama bir fiil hastayla muhatap olan ve gerektiğinde o virüsü alma riski taşıyan o personelimizi ödüllendirmek istiyoruz. Onlara da birer maaş tutarında ikramiye verilmesini öneriyoruz. Teklifimizde bu da yer alıyor.

 

AİLE SİGORTASI TEKLİFİMİZ GEÇERLİ

Sosyal destek ödemeleri. Bu konuda CHP olarak öteden beri savunduğumuz Aile Sigortasıdır. Aile Sigortası, bütün gelişmiş ülkelerde vardır, gelişmekte olan ülkeler birer birer bunu sistemlerine dahil etmektedir. Aile Sigortası toplumun cebinden işi olmayan, çalışmayan vatandaşın cebinden bir para çıkmadan bütün vatandaşlarımızın, bütün yoksul, dar gelirli ailelerimizin devletin koruyucu şemsiyesi altına alınması ve onların yaşamlarını idame ettirecek düzeyde bir gelirin kendisine verilmesini sağlayan bir sistemdir. Bunu yine savunuyoruz. Buna ilişkin kanun tekliflerimiz öteden beri TBMM’de vardır. O nedenle onu ayrıca bir kanun teklifi olarak buraya koymuyoruz. Bunu bir öneri olarak buradan iktidar partilerine, TBMM’deki bütün partilere yapıyorum.

 

EMEKLİLERE TEK SEFERLİK 1000 TL

Ancak bu yürürlüğe girene kadar bunun elbette yürürlüğe girmesi zaman alır. Emeklilerimize Mayıs ayında bir defaya mahsus olmak üzere 1000 liralık bir ödeme yapılmasını teklif ediyoruz. Bu da yine ekonominin ihtiyaç duyduğu talebin yaratılması, üretim çarklarının, fabrikaların çarklarının yeniden dönmesi şarttır. Bunun adı bir sosyal destek ödemesi. Ama bu ödemeye inanın iş dünyası, esnaf herkes ihtiyaç duyuyor. Bu rakam olduğu gibi ekonomide talep olarak alışverişe yansıyacaktır. 1000 Türk Lirası demek 12 milyon emekli olduğunu dikkate alırsak 12 milyar Türk Liralık bir harcama demektir. Emeklilere yapılan diğer 1000 liralık ödeme hariç. Onun bu yıl yapılacak olanı Nisan başına alındı, Sayın Erdoğan onu açıkladı. Biz onun dışında ayrıca bu yıla mahsus olmak üzere 1000 liralık bir ödemeyi teklif ediyoruz.

 

YÜKSEKÖĞRENİM ÖĞRENCİLERİNE 500 TL’LİK DESTEK

Yükseköğrenim öğrencilerine 500 liralık bir Ata destek ödemesi yapılmasını öngörüyoruz teklifimizde var. Ödeme tarihi olarak da 19 Mayıs’ı planladık. Bunun nedeni şu, elbette 19 Mayıs olunca bunun bir sembolik bir başka anlamı da var. Sembolik olarak isimlendirmek de doğru değil. Önemli bir anlamı var. Ama şu anda öğrenciler yurtlarından çıkarıldı. Yurtlara risk altındaki insanlar yerleştirildi. Umre’den dönenler, yurtdışından dönenler belli bir süre orada karantina altına alınıyor. Bu öğrencilerin yurt ücretleri işliyor. Öğrenci bir ay yurda gidemeyecek ama yurt parasını ödemek zorunda. Tekrar memleketine gitti, döndü yol paraları verdi. O nedenle hiç ayrım yapmaksızın bütün yükseköğrenim öğrencilerine 500 liralık bir ödeme yapılmasını öngörüyoruz. Yükseköğrenimde şu an aktif olarak 5,5 milyon civarında bir öğrenci vardır. Aktif olmayanlarla birlikte rakam 8 milyondur ama biz aktif olan öğrenciye verilmesini istiyoruz. Bu da önemli bir destektir.

 

ÇİFTÇİ BORCUNA YAPILANDIRMA VE SİCİL AFFI

Çiftçi borçlarının yeniden yapılandırılması. Bu zaman zaman başvurulan bir yöntemdir. Yine biz çiftçi borçlarının faizsiz olarak yeniden yapılandırılmasını bir vadeye bağlanmasını kanun teklifimize yerleştirdik. Sicil affı. Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu sicil affıyla ilgili olarak sürekli önerilerde bulunmaktadır. Bu dönemde 2020 yılında birçok insan taahhütlerini yerine getiremeyecek, çeklerini ödeyemeyecek, senetlerini ödeyemeyecek, onların sicilleri bozulacak. Bu karşılıksız çek stokunda da büyük bir artışa yol açacak. Geçmiş krizlerden gelen bir birikim zaten var. Sicil affına şiddetle ihtiyaç vardır. Bu vesileye karşılıksız çeklerle ilgili de şunu ifade etmek isterim. Benim bu konuda TBMM Başkanına vermiş olduğum kapsamlı bir kanun teklifi vardır. Karşılıksız çek uygulamasının bu yıl sayısal olarak artacağını rahatlıkla söyleyebilirim. Hapis cezası önlemi karşılıksız çek sayısındaki artışı önlemiyor. Adamın parası yoksa ödeyemiyor zaten. Yoksa kimse hapse girmek istemez. Dolandırıcılarla diğerlerini ayırt etmek gayet mümkün. Bu konuda da bir düzenleme yapılmasının gerekli olduğunu düşünüyoruz.

 

ERTELENMESİN, KALDIRILSIN

Turizm sektörü bu yıl olağanüstü ölçüde etkilenecek. Sayın Kültür ve Turizm Bakanı bu yıl çok fazla turist gelmesini istemiyoruz dedi. Esasen isteğe bağlı da değil gelmeyecekler. Rezervasyon iptalleri olağanüstü ölçüde. Zaten turizm sektörü uzun süren bir krizi yaşamıştı o krizden geçen yıl çıkmanın işaretlerini vermişti. Şimdi yeniden geriye doğru gidiyoruz. O nedenle turizm sektörü üzerindeki yüklerin ertelenmesi değil kaldırılmasının şart olduğunu düşünüyoruz. Şimdi Sayın Erdoğan’ın açıklamasına bakıyorum Konaklama Vergisi 1 Nisan 2020 tarihinde uygulanmaya başlanacaktı “Onu 1 Kasım 2020 tarihine erteliyoruz” diyor. Konaklama Vergisinin ertelenmesi değil kaldırılması şarttır. Yine Tanıtma Fonu Kesintisi uygulamaya girdi. Tanıtma Fonu bütün işletmelerin hasılatından belli bir yüzde ya da binde (örneğin otellerden binde 7,5 oranındadır bu pay) ödenmesini gerektiriyor. Bunun da yürürlükten kaldırılmasının şart olduğunu düşünüyoruz. Teklifimizde buna yer verdik. Turizm irtifak haklarının, turizm kullanım bedellerinin yine yılsonuna kadar faizsiz olarak ertelenmesini öngörüyoruz.

 

KGF KAYNAĞI ARTIRILSIN

Gemi inşaat sanayi önemli bir sektörümüzdür. Gemi inşaat sanayinde Türkiye’nin çok büyük potansiyeli vardır ancak yıllardır bu potansiyeli Türkiye maalesef kullanabilmiş değildir. Öyle bir altyapımız vardır. Tersanelerimiz vardır, çekek yerlerimiz vardır. Bunların yine Hazineye olan irtifak hakkı bedeli, kullanım bedeli gibi borçlarının da 31 Aralık 2020 tarihine kadar faizsiz olarak ertelenmesini öngörüyoruz. Kredi Garanti Fonu’nun kaynağının 25 milyar Türk Lirasından 60 milyar Türk Lirasına çıkarılmasını öngörüyoruz. Şimdi akla şu gelebilir, Sayın Erdoğan dün bu fonun kaynağını 25 milyar liradan 50 milyar Türk Lirasına çıkaracaklarını söyledi. TBMM’de görüşülmekte olan torba yasa teklifinde fonun kaynağının 25 milyar liradan 35 milyar Türk Lirasına artırılması yönünde bir düzenleme vardı. Yani Korona Virüs öncesinde zaten kaynak 10 milyar lira daha arttırılıyordu. Demek ki onun üzerine Sayın Erdoğan 15 milyar lira daha koyalım diyor. Elbette koysun tabi… Ama turizm sektörünün içinde bulunduğu zor durumu dikkate alarak biz Kredi Garanti Fonu’na aktarılacak olan kaynağın toplam 60 milyar lira olmasını ve bunun 10 milyar liralık kısmının turizm sektöründeki işletmelere özellikle KOBİ’lere kullandırılmasını şart görüyoruz. Aksi takdirde turizm sektöründe rezervasyon iptalleri nedeniyle olağanüstü ölçüde işten çıkarmalar başlayabilir. Evet, kısa çalışma ödeneğiyle o önerilerimizle bunun önlemini alıyoruz ama bunu da sisteme soktuğumuz anda yaz sezonunu sektör daha rahat bekleyecektir. Endişe içinde olmayacaktır.

 

BELEDİYELERİN PAYLARINDAN KESİNTİ YAPILMASIN

Sayın Genel Başkanımızın yine açıklamış olduğu önlemlerden birisi belediyelerin İller Bankasından almış oldukları paylardan (Genel Başkanımız bir tarih öngörmemişti onu burada somutlaştırdık) kriz dönemi için en azından bu paylardan 31.12.2020 tarihine kadar bir kesinti yapılmamasını öngördük. Yani belediyelerin vergi ve sigorta prim borçları nedeniyle bir kesinti yapılmamasını öngördük. Bunun da şart olduğunu düşünüyoruz. Bu belediyelere elbette bir finansman desteği sağlayacaktır. Ancak bu süreçte belediyelerin sosyal harcamaları artacaktır bunu unutmayalım. Belediyeler bunu çarçur eder diye düşünmeyelim. Belediyeler bunu sosyal harcamalarını, sosyal destek ödemelerini, yoksul vatandaşlarımıza, dar gelirli vatandaşlarımıza yapılacak ödemeler olarak kullanacaklardır. Bundan kaçınmamak gerekir.

 

ÜCRETLİ ÖĞRETMENLERİN PARASI KARŞILANMALI

Son olarak, okullara ara verilmesi nedeniyle 190 bin civarındaki ücretli öğretmenin ücretlerinin Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinden karşılanması. Genel Başkanımız bunu ifade etti. Okullar kapalı, öğrenime ara verildi. Bu öğretmenler ders verdiği sürece bu parayı alabiliyordu, bu ücreti alabiliyordu şimdi bundan yoksun kalacak. Bunu da süratle çözmek, düzenlemek gerekir. Söyleyeceklerim bu kadar. Teşekkür ediyorum.

EKONOMİK ÖNLEMLER İÇİN GEÇ KALINDI

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, Dünya Sağlık Örgütü’nün CHP’ye yaptığı ziyarete ilişkin basın açıklamasında şunları söyledi:

 

Biliyorsunuz son bir hafta, on gündür Cumhuriyet Halk Partisi’nin gündeminde Korona salgını var. Bu çerçevede bugün Dünya Sağlık Örgütü, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanına ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin Merkez Yönetim Kurulu’na bilgi vermek üzere partimizi ziyaret etti.

Dünyadaki bu pandemiyle, Korona salgınıyla ilgili gerekli bilgileri bize verdiler ve gelişmeleri anlattılar. Biz de kendilerini dinledik. Türkiye’de bu salgınla ilgili olarak, sağlık çalışanlarının önemli bir çaba içinde olduğunu bize anlattılar. Bu çerçevede, bir kere daha sağlık çalışanlarımıza buradan teşekkür ediyoruz. Gerçekten çok büyük çaba gösteriyorlar. Yine sağlık çalışanlarının sağlığının bu hastalıkla, bu salgınla mücadelede ne kadar önemli olduğunun altını çizdiler. Burada sadece doktorlar, sadece hemşireler değil ambulans şoförlerinden doktorlara kadar uzanan bir silsile içinde tüm sağlık çalışanlarının bu salgından korunmaları bu salgınla mücadelede en kritik hususlardan biri olarak ortaya çıkıyor.

Biz Dünya Sağlık Örgütünün buraya gelip, partimize gelip Genel Başkanımıza, Merkez Yönetim Kurulumuza bu bilgiyi vermiş oldukları için teşekkür ediyoruz.

 

CHP’li Öztrak, bugün açıklanması beklenen tedbirlerle ilgili beklentilerinin sorulması üzerine, şunları söyledi:

Uzun bir süredir biz bu salgının hem salgınla ilgili olarak alınması gereken sağlık önlemleri, hem de bu salgınla ilgili olarak salgının ekonomiye yapacağı etkilerle ilgili olarak alınması gereken önlemler konusunda çalışmalarımızı yapıyoruz. Yine Pazartesi günü yapmış olduğumuz Merkez Yönetim Kurulu toplantımızdan sonra ben MYK’mızın bu konudaki çalışmaları hakkında sizlere bilgi vermiştim. Dün de Genel Başkanımız yine bu salgının ekonomi üzerindeki etkileri nasıl hafifletilebilir, Türkiye üretim tabanını nasıl korur, yine bu salgından en fazla etkilenecek olan bu ülkenin en kırılgan, en yoksul kesimlerinin, çalışanlarının salgının etkilerinden en az zararla nasıl çıkabilecekleri konusunda öngördüğümüz önlemler hakkında bilgi vermişti.

Bu sicil affından başlayıp vergi, sigorta ödemeleri ve diğer virüs nedeniyle zorunlu olarak tatile çıkarılanlarla ilgili alınacak önlemlere kadar uzanan bir dizi tedbiri dün Sayın Genel Başkanımız açıklamıştı. Dolayısıyla bugün bakalım hangi tedbirler açıklanacak. Ama tüm dünya bu konuyla ilgili olarak tedbir alıyor.

Biz geç kaldık arkadaşlar, ekonomik tedbirler konusunda. Sağlık konusunda önlemleri alırken Dünya Sağlık Örgütü’nün söylemiş olduğu protokollere uyum sağlandı. Ama ekonomik önlemler konusunda çok açıkça ifade ediyorum geç kaldık. Yani daha bu hafta başında Hazine ve Maliye Bakanı Cumhurbaşkanının bu tedbirleri haftanın ortasında açıklayacağını söyledi. Bakalım bugün hangi tedbirler ortaya çıkacak. Uluslararası Para Fonu dahi 1 trilyon liralık bir ek kaynaktan bahsetti. Oysa Türkiye’ye dönüp baktığımız zaman henüz ekonomide alınacak önlemlerle ilgili hiçbir şey ortada yok. Bakalım bugün neler açıklanacak göreceğiz.

Ama şunu açık söyleyeyim, Türkiye bu virüs salgını nedeniyle ortaya çıkan krizin ekonomik etkilerine karşı son derece hazırlıksız yakalandı. Yüzde 1’in altında bir büyüme hızı, yüzde 14’e varan bir işsizlik oranı, 22,5 milyar dolara düşmüş döviz rezervleri ve büyük ölçüde yok olmuş, yitirilmiş mali disiplinle yakalandı. Bakalım bu akşam açıklanacak önlemlerde bunların kaynakları ne olacak, neler kullanılacak gerçekten biz de izleyeceğiz, göreceğiz.

Ama tekrar söylüyorum bizim gündemimizde şu anda hem ekonomimiz için ama ondan daha önemlisi vatandaşlarımız için büyük tehlike arz eden bu hastalıkla ilgili neler yapılabilir bunu yakından izliyoruz. Neler yapıldığını yakından izliyoruz ve şunu da söyleyeyim, gerçekten bu çabalarımızın uluslararası kuruluşlar tarafından izlendiğini takdirle de görüyoruz. Bugün Dünya Sağlık Örgütü’nün partimize gelip bu konuyla ilgili olarak dünyada yaşanan gelişmeler, alınan önlemler ve tedbirler konusunda Genel Başkanımıza bir sunum yapmış olmasını çok önemsiyoruz.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

CHP’NİN SALGININ EKONOMİK ETKİSİNE KARŞI TEDBİR ÖNERİLERİ

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine ilişkin düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Bugün gündemimizde artık sınırlarımızdan giren Korona Virüsü salgını, bu salgınla ilgili tıbbı anlamda alınan ve alınması gereken tedbirler, salgının ekonomik etkilerinin sınırlandırılması için alınması gereken önlemler, ekonomideki son gelişmeler ve 37. Olağan Kurultay sürecimiz vardı.

 

DEVLETLERE VE ULUSLARARASI TOPLUMA GÖREVLER DÜŞÜYOR

Geçtiğimiz yıl sonunda Çin’de başlayan Korona Virüsü salgını 11 Mart’ta Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi yani küresel bir salgın olarak tanımlandı. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre hızla yayılan virüsten etkilenen insanların sayısı 15 Mart itibariyle 144 ülke ve bölgede toplam 153 bin kişiyi aştı. Hayatını kaybedenlerin sayısı ise 5 bin 700’ün üzerine çıktı. Yeni vaka ve ölümler Çin’de azalırken yanı başımızdaki Avrupa’da hızla artıyor. Dünya Sağlık Örgütü komşumuz Avrupa’yı salgının yeni merkezi ilan etti. Salgın ve etkileriyle mücadele için devletlere ve uluslararası topluma çok önemli görevler düşüyor. Devletlerin önceliği vatandaşlarının sağlığını korumaktır. Bu görevin iki bileşeni vardır. Birincisi hastalığın bulaşmasını önlemek. İkincisi hastalığa yakalananları tedavi etmektir. Tüm çabalara rağmen virüs artık ülkemizdedir. Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan son açıklamalar virüse yakalanan yurttaşlarımızın sayısının 18’e yükseldiğini göstermektedir. Bundan sonra hastalığın daha fazla yayılmaması için alınan ve alınacak tedbirler önemlidir. Salgınla mücadelede ortak akılla hareket etmeli, rehavete veya paniğe kapılmamalıyız. Bu mücadelenin başarılı olmasının asgari koşulu ise şüphesiz güvendir. Bu çerçevede ilgililerin vatandaşlarımızı sürekli ve doğru şekilde bilgilendirmeye devam etmeleri gerekmektedir. Yine bu çerçevede güven temin etmek için devlet kurumları arasında mutlak tutarlılık ve uyum şarttır.

 

UMREDEN DÖNEN YURTTAŞLAR KONUSUNDA ZAFİYET VAR

Bakın, insanlarımıza yurtdışına çıkmayın derken binlerce yurttaşımızın umreden dönüş gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kaldık. Burada ciddi bir zafiyet olduğu açık. Umreden dönen yurttaşlarımız için zamanında herhangi bir planlamanın yapılmadığı anlaşılıyor. Hali hazırda umreden dönen pek çok yurttaşımız yurdun dört bir yanına yayılmış durumda. Ve umreden dönen en az bir yurttaşımızda Korona Virüsü tespit edildi. Son gelen kafileler içinse gerekli fiziki yalıtım ve karantina altyapısının hazırlanmadığı anlaşılıyor. Yurttaşlarımız öğrencilerin apar topar boşaltıldığı yurtlarda son derece sıkıntılı ve iptidai koşullarda tutuluyor. Bugüne kadar hastalığın sınırlarımızın içine girmesini önlemede gösterilen özenin neden umre konusunda gösterilmediği derhal incelenmelidir ve sorumlularda gereğini yapmalıdırlar.

 

MESELE, YAKIN MESAFEDE VE TOPLU HALDE BULUNMANIN ENGELLENMESİ

Dün gece eğlence mekanlarının faaliyetleri geçici süreyle durduruldu. Tabi burada esas mesele eğlence yerlerinin kapatılması, eğlencenin yasaklanması değil. Hastalığın yayılmasının önlenmesi için insanların birbirlerine yakın mesafede ve toplu halde bulunmasının engellenmesidir. Bilime ve bilim insanlarına kulak vererek toplantılar, ibadet yerleri gibi insanlarımızın birbirine yakın olduğu alanlarda gerekli ve yeterli tedbirlerin henüz neden alınmadığını merak ediyoruz. Tekrar söylemekte fayda var. Hiçbir şey insan hayatından daha değerli değildir. Bu çerçevede alışkanlıklarımızdan, gelenek ve göreneklerimizden bir süreliğine fedakarlık etmek durumundayız.

 

YURTTAŞLARA DA GÖREV DÜŞÜYOR

Özellikle böyle anlarda devlet kurumları arasında tam bir koordinasyon ve işbirliği önemlidir. Ancak sadece devlete değil yurttaşlarımıza da görevler düşmektedir. Bu çerçevede umreden dönen yurttaşlarımızın herhangi bir belirtiye rastlanmasa bile 14 gün boyunca evlerinde kalmaları ve ziyaretçi kabul etmemeleri gerektiğini bir kere daha hatırlatmak istiyoruz. Ailelerimize de büyük sorumluluklar düşüyor. Salgın nedeniyle okullarda eğitime ara verildi. Eğitime verilen arayı bir tatil olarak görmemek gerekir. Çocuklarımızı mümkün olduğunca kalabalık ortamlardan uzak tutmak zorundayız. Hastalığın yayılmasını engellemenin en etkin yolu bir süreliğine sosyal mesafeyi arttırmaktan geçiyor.

 

SAĞLIĞI TEHDİT ETTİĞİ KADAR EKONOMİYİ DE TEHDİT EDİYOR

Salgın küresel sağlığı tehdit ettiği kadar küresel ekonomiyi de tehdit ediyor. Salgın nedeniyle küresel büyüme, küresel ticaret, küresel yatırımlar durmak üzere. Dolayısıyla başta çalışanlar ile yoksul ve kırılgan kesimler olmak üzere herkes ciddi bir tehdit altında. Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası gibi tüm uluslararası kuruluşlar buna bağlı olarak alarma geçmiş durumdalar. Bizim de üyesi olduğumuz Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı 2020’de dünya büyümesini 0,5 puan yani yarım puan aşağı çekerek yüzde 2,4’e indirdi. Uluslararası Para Fonu salgının ekonomik yükünü hafifletmek ve ihtiyaç duyulan üye ülkelere destek olmak amacıyla 50 milyar dolarlık bir finansman paketi hazırladı. Dünya Bankası küresel salgına müdahale amacıyla 12 milyar dolarlık bir finansman paketi açıkladı. Başta ABD ve G7 ekonomilerinde olmak üzere pek çok ülkede ekonomik tedbir üstüne tedbir alınıyor. Dün ABD Merkez Bankası küresel krizden buyana ilk kez faizleri sıfıra indirdi. Ayrıca 700 milyar dolarlık ilave bir likidite paketini de açıkladı. Tüm bunlar küresel ekonomideki tehdidin son derece ciddi olduğunu ortaya koyuyor.

 

HİÇ BİR EKONOMİNİN BU TÜRBÜLANSA BAĞIŞIKLIĞI YOK

Korona Virüsü salgınına bağlı olarak gerileyen küresel talep ve büyüme Rusya, Suudi Arabistan ve Suudi Arabistan’ın geri planında da ABD arasında petrol fiyatları savaşını da tetiklemiş gözüküyor. Küresel üretim ve değer zincirleri dağılırken küresel borsalar, küresel faizler ve küresel güven dip yapmış vaziyette. Şu anda küresel ekonomi hem arz, hem de talep kanalından darbe üstüne darbe yiyor. Hastalık dünyada üretimi yavaşlatıyor, ara malı teminini güçleştiriyor. Diğer yandan hastalık korkusu tüketimi olumsuz etkiliyor. Düşen gelire ve artan işsizliğe bağlı olarak zaten borçlu firma ve ailelerin geri ödeme güçlükleri finans kesiminde de sıkışıklık yaratmaya başlıyor. Bu yatırım harcamalarını da tabi ki daha da zayıflatıyor. Hiçbir ekonominin küresel ekonomide yaşanan bu türbülanstan ve çalkantıdan bağışıklığı yok.

 

BİZİM GİBİ EKONOMİLER EN ÇOK ETKİLENECEK

Dolayısıyla devletlere bir başka önemli görev daha düşüyor o da Korona krizinin ekonomik ve sosyal etkilerini kontrol altına almak. Ve toplumun tüm kesimleriyle ekonomilerin üretim gücünü korumak. Korona salgınıyla küresel faizlerin ve enerji fiyatlarının düşmesi ilk bakışta bizim için, Türk ekonomisi için bir fırsat gibi görünebilir. Ancak bu etki son derece kısa vadeli ve aldatıcıdır. Bizim gibi bugüne kadar izlediği yanlış politikalar sonucunda üretimi büyük ölçüde ithalata bağımlı hale gelen firmaları ve aileleri çok borçlu olan ekonomilerin küresel üretimdeki gerilemeden ve talep daralmasından, yani Korona salgınından en hızlı ve en çok etkilenen ekonomiler olacağı açık.

 

ÇİN’DE BAŞLAYAN SALGIN TÜM DÜNYAYI ETKİLİYOR

Korona Virüsü’nün ilk ortaya çıktığı Çin aynı zamanda küresel ekonominin de en önemli üretim üstlerinden biri. Küresel gelirin yüzde 19’u Çin’de yaratılıyor, küresel sanayi üretiminin yüzde 20’si Çin’de yapılıyor ve Çin küresel şirketler için pek çok kritik parçayı üretiyor. Hassas ölçme aletlerinden makine ekipmanlarına kadar pek çok sektör Çin’de üretilen araç mallarına ihtiyaç duyuyor. Dolayısıyla Çin’de başlayan bu salgın sadece Çin ekonomisini etkilemiyor küresel üretim ve değer zincirlerine çok ciddi darbeler vuruyor.

 

SALGININ YENİ MERKEZİ AVRUPA, BİZİM İÇİN İYİ HABER DEĞİL

2019’da Çin’in bizim ithalatımız içindeki payı yüzde 9, ihracatımız içindeki payı da yüzde 1,5. Şimdi dünyanın diğer önemli üretim merkezlerinden biri olan Avrupa’da giderek zorlanmaya başlandı. Hatta yeni salgının merkezi Avrupa. Avrupa’nın bizim ithalatımız içindeki payı ise çok daha yüksek yüzde 34. İhracatımız içindeki payı da yüzde 49. Dolayısıyla her iki hem Avrupa’yla, hem Çin’le bizim çok yoğun ilişkilerimiz var. Önemli ihracat ortağımız olan bu ülkelerin ekonomilerindeki yavaşlama bizim ekonomimizi de olumsuz etkileyecektir. 2019 yılı itibariyle ülkemize gelen turistlerin yüzde 45’i Avrupa ülkelerinden geliyor. Dolayısıyla salgının derinleşmesi turizm gelirlerimizi de ciddi anlamda olumsuz etkileyecektir. Hem ithalat darboğazı, hem de salgın nedeniyle üretimde yaşanacak aksamalar iç ve dış talebin hızla daralması ekonomimiz için elbette iyi haberler değildir. Nitekim yine kalkınma için, Ekonomik İşbirliği Teşkilatı 2020’de Türkiye’yle ilgili büyüme tahminini 0,3 puan aşağıya çekerek 2,7’ye indirdi.

 

KENDİ KRİZİMİZ SÜRERKEN, KORONA TÜRBÜLANSINA YAKALANDIK

Ekonomimiz Korona Virüsü’nün yarattığı türbülansa 2019’da başlayan kendi krizimiz devam ederken yakalanmıştır. 2018’de başlayan. Nitekim 2019’da geçen yıl iş ve istihdam yönünden çok büyük kayıplar yaşadık. İşi gücü olan, çalışan 658 bin yurttaşımız işini kaybetti. Yine işsiz sayımız 2019’da 924 bin kişi artarak 4 milyon 461 bine çıktı. Gerçek işsiz sayımız ise tek bir yılda 1 milyon kişi artışla 8 milyona ulaştı. Artan işsizlik ve düşen büyüme milletimizin borç yükünü daha da arttırdı. Bankaların takipteki alacakları yüzde 56 artarak 151 milyar liraya çıktı. İnsanlarımız artan işsizlik ve borç yükü yüzünden kendilerini meclisin önünde yakma noktasına kadar geldiler. Toplu intiharlara şahit olduk. Biz yanlış yönetimin neden olduğu ekonomik buhran devam ederken bu krize yakalandık. Bu yeni bir türbülanstır ama Türk ekonomisi bu türbülanstan önce yanlış yönetim nedeniyle zaten bir buhran içindeydi. Dolayısıyla bu dalgayı çok kırılgan bir ekonomik yapıyla karşılamak zorunda kaldık. Para ve maliye politikalarında zor günler için manevra alanını büyük ölçüde zaten tüketmiştik. Türkiye’nin 2020’de çevirmesi gereken dış borç 168 milyar dolar. Döviz rezervlerimizin düzeyi ise son derece yetersiz. Geçen yılın sonundan 12 Mart tarihine kadar Merkez Bankası’nın kasasındaki net rezervler tam 12,5 milyar dolar erimiş, 24,2 milyar dolara inmiş. Sonradan rezerv hesabına alınan swapları katmazsak, rezervlerimizin giderek döviz rezervlerimizin sıfıra yaklaştığı gözüküyor. Yetersiz rezervler para politikamızın hareket alanını ister istemez sınırlıyor.

YAPILAN HATALAR HAREKET ALANIMIZI DARALTTI

Türkiye’nin özellikle ailelere ve yoksul kesimlere destek vermek amacıyla maliye politikasını kullanması gerekiyor. Ama burada da özellikle ekonomiyi canlandırmak için son iki yılda yapılan harcamalar, daha önce hovardaca dağıtılan garantiler, koşullu yükümlülükler hareket alanımızı önemli ölçüde daraltıyor. Bütün bunlar bugüne kadar izlenen yanlış politikaların kara günler için oyun alanı bırakmadığını açık, seçik, net ortaya koyuyor.

 

YABANCILAR, TÜRKİYE’DEN ÇIKMAYA KORONA’DAN ÖNCE BAŞLADI

Korona Virüsü belki en son bizim sınırlarımızdan içeri girdi ama Korona salgınının tetiklediği ekonomik tsunami en çok bizim ekonomimizi, Türkiye ekonomisini vurmaya başladı. ABD Merkez Bankası FED’in ilk o yarım puanlık dün bir puanlık daha indirim yaptı. Faiz indirimini yaptığı 3 Mart 2020’den bu yana borsamız yüzde 16’ya yakın değer kaybetti. Türkiye benzerleri arasında borsası en fazla değer kaybeden üçüncü ekonomi oldu. Aynı dönemde dolar kuru 6 lira 10 kuruştan 6 lira 38 kuruşa yükseldi. Paramız dolar karşısında yüzde 4,1 değer yitirdi. Son 13 günde Türk lirasının değer kaybı nedeniyle şirketlerimizin yazdığı kur farkı zararı 50 milyar liraya ulaştı. Kredi risk primimiz benzer ekonomilerle karşılaştırıldığında, çok hızlı arttı. 2019 sonunda 288 olan risk primimiz Mart ortasında 500’e dayandı. Buna karşılık en yakın rakibimiz olan Güney Afrika’nın risk primi dahi 259 puanda. Korona salgınından çok önce yabancılar Türkiye’den çıkmaya başlamıştı. Şimdi küresel sermaye tüm dünyada güvenli limanlara dönme çabası içine girince muhtemelen bu çıkış daha da hızlanacak. Bizim gibi riskli ekonomilerden çıkan sermaye giderek hızlanıyor. Nitekim yabancılar, 28 Şubat – 6 Mart haftasında; 270 milyon dolarlık hisse senedi satmışlar bizde. 380 milyon dolarlık devlet iç borçlanma senedini elden çıkarmışlar. Sene başından bu yana ise; hisse senedi piyasasında 1,3 milyar dolarlık, devlet iç borçlanma senetlerinden ise 2,8 milyar dolarlık yabancı çıkışı olmuş.

 

TBMM DEVREYE GİRMELİ

Bundan sonra doğru adımlar atılır, güven sağlanabilirse, belki de ucuzlayan yurtdışından borçlanma imkanları kullanılarak, ekonomi yüzdürülebilir. Ancak bunun için sadece sarayın aklının değil, milletin ortak aklının kullanılması ve TBMM’nin devreye alınması gerekir. Bu çerçevede yine tecrübe ve liyakatiyle öne çıkan, CHP Ekonomi Masası’nın önerilerinin de dikkate alınması da doğru olacaktır. Biz Ekonomi Masası olarak geçen hafta, Korona krizinin ekonomimiz üzerindeki olumsuz etkilerini ve ivedilikle alınması gereken tedbirleri tartışmak üzere toplandık. Tabi ki, yaşadığımız bir halk sağlığı meselesidir öncelikle. Dolayısıyla bu salgın bitene kadar yaşamımızın her alanı etkilenecektir. Ama ekonomik önlemler bu salgının neden olduğu ekonomik sonuçları kontrole yöneliktir. Esas olan bu salgının sonlandırılması olmakla birlikte, sürecin ekonomide çalışanlar, dar gelirliler ve esnaflar başta olmak üzere, vatandaşlarımız üzerinde yaratacağı tahribatı sınırlı tutacak tedbirlerle aşılması gerekmektedir. Bu aynı zamanda ailelerin kendilerini salgına karşı korumalarında, ekonomik desteklerle daha etkili davranabilmelerine de imkan verecektir.

 

EKONOMİ YÖNETİMİ YETERSİZ KALDI

Diğer taraftan, kriz sonrasında üretimi hızla artırıp ayağa kaldırmakta önemlidir. Çalışanların, işyerlerinin, finans kuruluşlarının bu krizi mümkün olan en az zararla atlatması için, yani üretim tabanını muhafaza etmek, korumak için de zaman kaybetmeden tedbir almak gerekiyor. Ancak ekonomi yönetiminin bu konuda gerçekten çok ağır kaldığını, yetersiz kaldığını görüyoruz. Damat Bakan ancak bu sabah, “hafta içinde kayınpederinin tedbirleri açıklayacağını” söyleyebildi. Çin’de bu salgın başladığında bütün dünya ekonomileri etkileneceklerini görmüşlerdi. Bu salgın ne zaman başladı? Geçtiğimiz senenin sonunda. O günden bugüne herkes hazırlık yapıyor.  Ancak anlaşılan liyakatsizlikle malul mevcut ekonomi yönetimi bunu görüp gerekli tedbirleri geliştirememiş. Hatta sene başından bu yana net döviz rezervlerimizin 12,5 milyar dolar gerilemesine de göz yummuştur. Şimdi tedbirleri bu hafta içinde açıklayacaklarmış. Daha önceleri nerelerdeydiniz derler.

 

CHP’NİN SALGININ EKONOMİK ETKİSİNE KARŞI TEDBİR ÖNERİLERİ

Biz, CHP’nin Ekonomi Masası olarak salgının ekonomimize etkilerini dengeleyecek tedbir ve önerilerimizi şu şekilde hazırladık. Bir kere tedbir ve önerilerimizi ikiye bölüyoruz. Virüsün aileler üzerindeki ekonomik ve sosyal etkilerini sınırlayacak önlemler. Bir de krizin üretim üzerinde kalıcı yaratmasını önleyecek önlemler.

Her şeyden önce, 11 yıldır toplanmayan, daha fazla bir süredir toplanmayan Ekonomik ve Sosyal Konsey bir an önce toplanmalı, alınacak önlemleri ve bunların mali etkilerini değerlendirmelidir.

Salgının etkilerinden dolayı (Örneğin, okul çocuklarına verilen gıda desteğinin verilemeyecek olmasından başlayarak) birçok desteklerin verilmemesi durumuyla karşı karşıya kalınması söz konusudur. Dolayısıyla toplumun tüm kesimlerini bundan korumak ve vatandaşların tedbirlere uyum maliyetini azaltmak için biz diyoruz ki Aile Sigortası, TBMM’den bir hafta içerisinde geçirilmelidir.

İki; virüse karşı alınan önlemlere uyumu kolaylaştırmak ve salgının neden olacağı ekonomik daralmadan çalışan kesimlerin en az etkilenmesi için derhal;

Kamu ve özel kesimde çalışan ve virüsün bulaşma riski yüksek kesimlerin izin şartları kolaylaştırılmalı,

Korona virüsü nedeniyle özel sektörde ücretsiz izine çıkarılanların ücretlerinin bir kısmı İşsizlik Sigortası Fonu’ndan ödenmeli,

İşsizlik maaşı süreleri uzatılmalı,

Bu ve buna benzer olağanüstü koşullarda kullanılmak üzere İşsizlik Sigortası’ndan yararlanma şartları yeniden düzenlenmelidir diyoruz.

Yine bu kapsamda TBMM gündeminde bulunan torba yasada mevcut İşsizlik Sigortası Fonu kaynaklarının ve Kredi Garanti Fonu ve işletmelere kullandırılmasıyla ilgili düzenlemeler derhal geri çekilmelidir.

Yine İşsizlik Fonu kapsamında yaratılacak kaynakla okulların tatil edilmesi nedeniyle ücret alamayacak öğretmenlerin mağduriyetleri de giderilmelidir.

Zora düşecek küçük esnaf ve KOBİ’lere yönelik vergi ve sigorta primleri ertelenmelidir. Bir hafta içerisinde sicil affı çıkarılarak bu kesimlerin krediye ulaşmaları kolaylaştırılmalıdır.

Yurttaşlarımıza gıda, hijyen ve medikal alanlarında sağlanacak destekler için hem merkezi hükümet, hem de mahalli idareler odaklanmış stratejik planlar geliştirmeli ve bunlar tam bir eşgüdüm içinde uygulanmalıdır.

Belediyelerin ve dağıtım şirketlerinin su, elektrik ve gaz faturalarının ödemelerindeki gecikmeler nedeniyle kesme işlemleri derhal durdurulmalı, ödeme yapılmadığı için kesilen su, elektrik ve gaz yeniden bağlanmalıdır.

Bu eşgüdüm kapsamında bu hafta sonunda okulların ilaçlanmasıyla ilgili olarak Ankara Büyükşehir Belediyesiyle Milli Eğitim Bakanlığı arasındaki uyuşmazlık da bence dikkati çekmektedir. Burada siyasi gerekçelerle bir takım hizmetlerin önlenmesinin kimseye faydası yoktur. Bu krizde giderek işimizi zora sokar.

İller Bankası’ndan belediyelere aktarılan gelirlerden yapılan her türlü kesinti, derhal askıya alınmalıdır.

Kamu maliyesinde ilave sağlık harcamaları başta olmak üzere iç talebi destekleyecek teşvik ve yatırımlar için manevra alanı yaratılmalıdır. Bu çerçevede, bir hafta içerisinde çıkarılacak bir yasal düzenlemeyle yol, köprü, tünel, havaalanı, şehir hastaneleri için yapılacak garanti ödemeleri bir yıl için ertelenmelidir.

Korona salgını nedeniyle talep daralmasına hassas turizm, eğlence, konaklama, ulaştırma gibi sektörlerin kredilerinin yeniden yapılandırılması ve bu sektörlerin kredi ve finansmana erişimini kolaylaştıracak tedbirler alınmalıdır.

Bir hafta içerisinde “Konaklama Vergisi” ve “Turizm Tanıtma Fonu Kesintisini” kaldıracak yasal düzenleme TBMM’den geçirilmelidir.

Zora düşecek sektörlerde, kısa çalışma ödeneğinin hak ediş ve kullanım şartlarının kolaylaştırılması için gerekli hazırlıklar yapılmalıdır.

Bankaların çalıştığı düzenleyici ve denetleyici çerçeve gevşetilmeli, bu çerçevede, salgının etkilediği sektörlerin ve desteklenecek şirketlerin belirlenmesinde nesnel kriterlere dayanılmalı ve (zombi şirketler yaratılmamasına da özen gösterilerek) gerekli finans kaynakları ilgili sektörlere ulaştırılmalıdır.

Ayrıca bu çerçevede, söylediğim tedbirleri içeren bir yasa teklifini de süratle TBMM’ye sunacağız.

Önlemler konusunda Meclisimizin devreye alınması, vatandaşlarımızın yeni duruma daha kolay uymalarını sağlayacaktır.

 

BELEDİYELERİMİZ DE CANLA BAŞLA ÇALIŞIYOR

Biz Genel Merkez olarak çalışmalarımızı sürdürürken, bir taraftan da belediyelerimiz kendilerine düşen görevleri canla başla yerine getiriyorlar. Belediyelerimiz, dezenfektasyon çalışmalarından, fahiş fiyat artışlarını önlemek için zabıta denetimlerine, su faturalarının ertelenmesine kadar uzanan pek çok tedbiri aldılar, alacaklar.

 

KONGRELERİMİZ VE KURULTAYIMIZ İLERİ BİR TARİHE ERTELENDİ

Olağanüstü zamanlar, olağanüstü tedbirler gerektirir. Burada görev devlete düştüğü kadar halkımıza da düşmektedir. Halkımızın alacağı önlemler, bu salgının sağlık sistemi üzerindeki baskısını hafifletecektir. Öncelikli hedefimiz, salgının bulaşmasını önleyerek, vatandaşlarımızın hastaneye düşmesini engellemek olmalıdır. Korona salgınına bireylerin, şirketlerin, devletlerin ve küresel aktörlerin; beraberce, koordinasyon içinde karşı koyması gerekmektedir. Karşımızdaki sorun basit bir sorun değildir. Dilediğimiz gibi yaşayamayacağımız yeni bir normalle karşı karşıyayız. Ve buna uygun tedbirleri de almak zorundayız. Bu çerçevede Parti Meclisimizin verdiği yetkiyle Merkez Yönetim Kurulumuz, tüm kongrelerimizi ve kurultayımızı ileri bir tarihe ertelemiştir.

Benim söyleyeceklerim bu kadar, şimdi sorularınız varsa alabilirim.

 

Soru- Yanlış anlamadık değil mi efendim 37. Olağan Kurultay’da ertelendi?

Faik ÖZTRAK- Evet.

 

Soru- Ne zamana ertelendiği belli mi, belli bir tarih var mı?

Faik ÖZTRAK- Henüz belli değil gelişmeleri izleyeceğiz. Ama ertelendi.

 

Soru- Sayın Genel Başkanın bu hafta içinde ya da önümüzdeki süreçte planlanan programlarında bir değişiklik söz konusu olacak mı şehir içi, şehir dışı?

Faik ÖZTRAK- Programları yeniden ayarlanıyor Genel Başkanımızın. Tabi bazı yerlerde değişiklik yapmak zorunda kaldık. Onları da sizlerle paylaşacağız.

 

Soru- Efendim Meclis’te grup toplantıları da iptal oldu, misafir yasağı da getirildi. Bu noktada siyasi partilerin ortak bir karar almasıyla birlikte Genel Kurul’un da çalıştırılamayacağı konuşuluyor. Bu konuda bir fikir birliği var mıdır, görüşme yapıldı mı, Genel Kurul çalışır mı, çalışmaz mı nasıl bir plan var?

Faik ÖZTRAK- Biraz önce komisyonların ve Genel Kurul’un çalışması gerektiğini ifade ettim.

 

Soru- Efendim kurultay ertelendi, grup toplantıları erteleniyor ya da iptal ediliyor ama hafta sonu yapılan bir etkinlik nedeniyle İstanbul İl Başkanı Sayın Canan Kaftancıoğlu’na yönelik eleştiriler var. Bu kongrenin yapılmasına yönelik açıklamanız ne olur acaba?

Faik ÖZTRAK- Biliyorsunuz biz Perşembe günü yapılan Parti Meclisi’mizde (ki o gün daha Korona Virüsü’ne yakalanan hasta sayısı 1’di ve çok da fazla bir tedbir alınmamıştı) 37. Olağan Kurultayımızın ertelenmesine dair gelişmelere göre yetki almıştık.

Hafta sonunda bizim Kadın Kolları ve Gençlik Kolları Kongrelerimiz yapılırken iktidarın bu toplantılara ilişkin herhangi bir açıklaması olmadı. Oysa Bilim Kurulu’nun ve iktidarın elinde tabi birçok bilgi var ne olup ne olamayacağı konusunda… Ama baktık hasta sayısı giderek artıyor. Yine yavaş yavaş ta eğlence yerleri kapatılmaya başlandı, bir takım başka önlemler okullar, üniversiteler kapatılmaya başlandı, tatil edilmeye başlandı. Bu çerçevede tabi biz de kendi durumumuzu bu Bilim Kurulu’ndan ve Sağlık Bakanlığı’ndan herhangi bir karar çıkmasa da değerlendirmek durumunda kaldık. Ama hafta sonunda böyle bir durum yoktu. Ona rağmen bin kişilik salonda 300 kişilik bir kongre yapılmıştır İstanbul’da. Bununla ilgili her türlü hijyen şartı alınmıştır, seyirci içeri alınmamıştır. Dolayısıyla bunun sağlık konusundaki etkilerini sınırlayacak, kısıtlayacak her türlü hijyen tedbirini alma konusunda bu toplantıların yasaklandığına dair herhangi bir karar olmamasına rağmen büyük özen gösterdik.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com