Main menu
Second Menu
Faik ÖztrakBlog style 2

EVİNE EKMEK GÖTÜREMEYENLER, HÜKÜMETLERİ GÖTÜRÜR

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Ülkemiz bugün değerli bir devlet adamını yitirdi. Sayın Mesut Yılmaz, uzunca bir süredir verdiği yaşam mücadelesini maalesef kaybetti. Vefatından dolayı büyük üzüntü duyuyoruz. Sayın Mesut Yılmaz’a Allah’tan rahmet, kederli ailesine başsağlığı diliyoruz. Başbakanlığı döneminde, kendisiyle bürokrat olarak aynı masanın etrafında çalışma imkanını bulmuştum. Hızla karar verebilen, krizler karşısında dik durabilen bir siyasetçiydi. Mekanı cennet olsun.

 

CUMHURİYET ATATÜRK’TÜR

Milletimiz dün, Cumhuriyetimizin 97. yaşını, her şeye rağmen büyük bir coşkuyla kutladı. Cumhuriyet, tebaa değil yurttaş olmanın adıdır. Kula kulluk etmemektir. Cumhuriyet, insan onuruna en çok yakışan rejimin adıdır. Cumhuriyet, özgürlüktür. Cumhuriyet, dayanışmadır. Cumhuriyet, “Bilhassa kimsesizlerin kimsesidir.” Cumhuriyet, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Cumhuriyet, milli iradedir. Cumhuriyet, bir çobanı merasından alıp, Cumhurbaşkanı olma fırsatını veren idarenin adıdır.

 

MİLLİ MÜCADELE, MEŞRUİYETİNİ MİLLET İRADESİNDEN ALDI

Atatürk, “Milli irade; yalnız bir şahsın düşünmesinden değil, milletin arzularının ve emellerinin bileşkesinden oluşur” diyor. İşte bu fikir, bu sözler Cumhuriyetin temelidir. Kurtuluş Savaşımızın en zorlu günlerinde dahi, milli mücadele, meşruiyetini millet iradesinden almıştır. Modern Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin mayasında Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti vardır, Misakı Milli vardır, Amasya Tamimi vardır, Erzurum Kongresi vardır, Sivas Kongresi vardır ve en önemlisi Gazi Meclisimiz vardır.

 

MİLLETİMİZ BU ONURLU MİRASIN SAHİBİDİR

Cumhuriyetimizin kurucu önderleri, savaş meydanlarında milli mücadeleye başlamadan önce Milli Mücadelenin hukukunu oluşturmuşlar ve buna her zaman saygı göstermişlerdir. Gazi Meclis, kurtuluş mücadelesi verirken dahi, içinden çıkardığı hükümeti çok ciddi bir şekilde denetlemiştir. Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Önderimiz Atatürk dâhil hiç kimse, kendini hukukun üstünde görmemiştir, görememiştir. Bu ülkenin kurucuları, yokluklar içinde, salgın hastalıklarla kırılan topraklarda, milletin iradesini esas alarak, “Uçurumun kenarındaki yıkılmış bir ülkeyi,” Uluslararası toplumun saygın bir üyesi haline getirmişlerdir. Milletimiz böyle onurlu bir geçmişin, böyle onurlu bir mirasın sahibidir.

 

TEK KİŞİ YÖNETİMİ İHYA EDİLMEK İSTENİYOR

Ancak bugün, milletimizin 98 yıl önce son verdiği tek kişinin iradesiyle ülkeyi yönetme anlayışı Saray rejimiyle, yeniden ihya edilmek istenmektedir. Cumhuriyetimizin tüm kurumları saldırı altındadır. Devletin çatısı olan Anayasamız tağyir, tebdil ve ilga edilmektedir. Bugün, Saray’ın vesayeti altındaki yargıçlar, yasama organı üyesi bir milletvekili hakkında, Anayasal dokunulmazlığını bir kenara itip karar verebilmekte, “Milli iradeye dönük bu hak gasbını kaldır” diyen Anayasa Mahkemesi kararını da tanımamaktadırlar.

 

DEVLET KRİZİ YAŞANIYOR

Milletin birliğini temsil etmesi gereken Cumhurbaşkanlığı koltuğuna bir parti genel başkanı oturmuştur. Cumhurbaşkanlığı, milleti bölen bir makama dönüşmüştür. Tek adam vesayet rejiminde, ülkemizde derin bir “devlet krizi” yaşanmaktadır. Partili Cumhurbaşkanı, devletin memurlarını, partisinin memurlarına çevirmiştir. Valiler, kaymakamlar, iktidar partisinin il ve ilçe başkanı gibi davranmaktadırlar. Parti söylemleri valilerin tören konuşmalarına yansımakta, muhalefet milletvekilleri, Cumhuriyet Bayramı törenlerinde yok sayılmaya çalışılmaktadırlar.

 

SEÇME DENSİZLERİ ANITKABİR’E DOLDURAN DENSİZ KİM?

Anıtkabirde, Atamızın kabrinde, defalarca uyarmamıza rağmen, dün de bazı kendini bilmez densizler, kabir adabına uymayarak, bir partinin genel başkanı lehine tezahürat yapmışlardır. Bu seçme densizleri oraya dolduran densiz kimdir? Anıtkabir’de bu terbiyesizliklerin sıradanlaştırılması asla kabul edilemez.

 

UMUTSUZLUĞA ASLA YER YOK

Ama hemen şu hususun altını da çizmek isteriz: Ülkemizde şartlar ne kadar ağır olursa olsun, cumhuriyetimizin mayası sağlamdır. Umutsuzluğa asla yer yoktur. Büyük önderimizin dediği gibi “Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır.” Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılının şafağındayız. İkinci yüzyıla girerken, Cumhuriyeti gerçek demokrasiyle taçlandırmak, hepimizin başta partimizin boynunun borcudur.

 

MİLLETİN HALİ SARAYIN UMRUNDA DEĞİL

Bugün Saray, millete dürbünün tersiyle bile bakmamaktadır. Millet ne yer, ne içer, hali nicedir, Sarayın umurunda bile değildir. Erdoğan’ın yakalandığı “Kibir” hastalığı, dönülmez bir noktaya ulaşmıştır. Millet, liyakatsiz bir yönetimin elinde, “Kuru ekmeğe” muhtaç hale gelmiştir. Bunu, Sarayın küçük ortağı ve bekçisi de söylemektedir. Hatta söylemekle geri kalmamaktadır, teşkilatlarına talimat vererek “Askıda ekmek” kampanyası başlatmıştır. Aslında bu kampanyanın, 2001’de bir esnafın Başbakanlığın avlusuna attığı yazar kasadan farkı yoktur. Ancak Saray’ın kibirlisi, “Bugün Türkiye’de evine ekmek götüremeyen diye bir şey yok” diyerek, bir yandan ortağına ayar vermeye kalkmaktadır, bir yandan da milletten ne kadar kopuk olduğunu ortaya koymaktadır.

 

EVİNE EKMEK GÖTÜREMEYENLER HÜKÜMETLERİ GÖTÜRÜR

Sarayın küçük ortağının buna ne cevabı ne olur bu bizi ilgilendirmiyor. Ama boş tencere gibi evine ekmek götüremeyenler de hükümetleri götürür. AK Parti Genel Başkanına hatırlatalım, 18 yıldır yönettiğiniz bu ülkede; Kocaeli’nde oğluna okul pantolonu alamadığı için yaşamına son veren baba oldu mu? Oldu. Evlatlarını ısıtamadığı için, Adana’da yaşamına son veren anne, oldu mu? Oldu. Hatay’da “Çocuklarım aç, işsizim” diyerek, valilik önünde kendini yakan baba oldu mu? Oldu. TBMM’nin duvarının yanında, işsizlikten kendini yakan insanlar oldu mu? Oldu. Umutsuzluğa kapılan aileler toplu olarak canlarına kıydılar mı? Kıydılar.

 

BU ACILARIN HEPSİ BU YÖNETİMDE YAŞANDI

Sayın Erdoğan; soruyoruz. Çaresizlikten, kimsesizlikten canına kıyma noktasına gelen insanlarımız da mı “Durumu abartıyorlar?” Bu ülkede insanlar, başkalarının sofralarında kalan yemeklerin peşinde koşup, çöpten ekmek toplamıyor mu? Topluyor. Bu acıların hepsi sizin yönetiminizde, bu ülkede yaşanıyor. Ama “Tok açın halinden elbette anlamıyor.” Sarayda Pataşur içinde Çerkez Tavuğu, Zencefilli Somonlu Suşiler, Kornişona sarılı dana rozbifleri, Ejder meyveli smoothieler eşliğinde mideye iniyor. Ama millet sayenizde “askıda ekmek” kovalıyor. Millet size canıyla ihtarname çekiyor görmüyorsunuz, “Evime ekmek götüremiyorum” diye bağırıyor, duymuyorsunuz, yetmiyor, “Bu biraz abartılı oluyor” diye tersliyorsunuz. Milleti unuttunuz, varsa, yoksa yandaşlar, varsa yoksa saray sosyetesi.

 

HER ŞEYİN FİYATI ARTTI, TARIMSAL DESTEK YERİNDE SAYDI

Bir bütçe getirdiniz… İçinde ne esnaf, ne emekçi, ne iş insanı, ne çiftçi, ne de besici var. Sadece faiz lobisi ve Saray sosyetesi var. Gelecek yıl, bütçeden çiftçiye, besiciye, sütçüye verilecek destekleri arttırmayacağız demişsiniz. Bu yıl verdiğimiz 22 milyar düzeyinde tutacağız diyorsunuz. Bu nedir? Damat Bakan 8,5 liraya dayanan “Dolara bakmayınca” anlaşılan, gübre, mazot, yem, tohum fiyatlarının da, dolara bakmadığını düşünüyorsunuz. Oysa son bir yılda; etlik piliç yemi fiyatı yüzde 58, yumurta üretiminde kullanılan yemin fiyatı yüzde 56, et ve süt üretiminde kullanılan yemlerin fiyatı yüzde 48 artmış. DAP gübresinin tonu geçen yıl 2 bin 400 TL idi. Bu yıl 3 bin TL’ye yükselmiş. Bu yılın Nisan ayında, 4 lira 91 kuruş olan mazot, şimdi 6 lira 22 kuruş. 180 litrelik traktör deposunu doldurmak için çiftçi bundan 3 ay öncesine göre 340 TL daha fazla ödemek zorunda. Ama devlet, “Önümüzdeki yıl üreticiye vereceğim tarımsal destek yerinde sayacak” diyor. Buda yetmiyor, gübre ve mazot desteğini de bu yıl verdiğinin altına düşürüyor.

 

BU NASIL HESAP, BU NASIL ZULÜM

Seçimden önce çiftçiye “Deponun yarısı sizden, yarısı bizden” diye bağıran bu iktidarın yetkilileri değil miydi? Bu nasıl bir hesap? Bu nasıl bir zulüm? Bütün dünya pandemi ortamında, çiftçisine, üreticisine sahip çıkıyor, destek veriyor, bunlar çiftçiyi tarımı, besiciyi saraylarının kapısında unutuyorlar. Gıda güvenliği; ithalatçıya veya başka ülkelerin çiftçilerine havale edilemez.

 

ÇİFTÇİYE BORÇ TAKMAYA DEVAM EDİYORLAR

Diğer taraftan, Tarım Kanunu’nun 21. Maddesi var, “Her yıl Milli Gelirin ‘en az’ yüzde biri kadar Tarımsal Destek çiftçiye vereceksiniz” bu emir, kanunun emri. Buna göre 2021’de verilmesi gereken destek 56,4 milyar TL. Siz ne vereceğiz diyorsunuz? 22 milyar TL. Yani bunun yarısı bile değil. Son 15 yılda çiftçiye, kanunen ödenmesi gerektiği halde ödenmeyen destekler toplam 211 milyar TL’ye ulaştı. Borcunuz çiftçiye 211 milyar TL’ye ulaşmış hala daha bu yılda çiftçiye borç takmaya devam edeceğiz diyorsunuz. Ne diyelim keser döner, sap döner, bu hesap da ilk sandıkta döner.

 

DOLAR KURU 2023 TAHMİNİNİ BİR AYDA SOLLADI

Orta Vadeli Program açıklanalı bir ay oldu. Daha mürekkebi kurumadı ama tüm hedefleri şimdiden hayal oldu. Dolara bakmayan Damat, daha bir ay önce doların; bu yıl 6 lira 91 kuruş, gelecek yıl 7 lira 68 kuruş, sonra 2022’de 7 lira 88 kuruş, 2023’tede 8 lira 2 kuruş olacağını açıklamıştı. Peki, Dolar bugün ne kadar? 8 lira 34 kuruşu geçti. 2023 tahminini bir ayda solladı. Bu korkunç bir devalüasyon… Şimdi, “Serbest kur rejiminde devalüasyon olmaz” diye, bilgiçlik de taslarsınız. Serbestçe dalgalanan kur rejimindeysek, Merkez Bankası’nın kasasından 120 milyar dövizi kime, neden sattınız?

 

GÜLER MİSİN AĞLAR MISIN

2013’te bir trilyon dolara yaklaşan Milli Gelir, bu yıl kurdaki bu gidişle, 700 milyar doların altına düşecek, 600 milyarlarda kalacak. Şimdi Sarayın kibirlisi çıkıyor “IMF’nin, OECD’nin ölçeklerine bakıyorsun, en iyi konumda olan ülke biziz” diyebiliyor. Güler misiniz, ağlar mısınız? Kendisinin bahsettiği IMF’nin ölçeğine göre,  önümüzdeki yıl Türkiye, dünyanın en büyük 20 ekonomisi liginden düşecek ve bu ligden düşen tek ülke biziz. Nüfusu bizim üçte birimizden az olan Tayvan, önümüzdeki yıl bizim yerimize gelecek. Yani en büyük 20 ligine çıkacak. Bu durumda, biz nasıl en iyi konumdaki ülke oluyoruz? Bunu bir izah etmek gerekiyor.

 

EMEKLİYE ENFLASYON RAKAMLARIYLA KUMPAS KURULUYOR

Programda 2020 için cari açık tahmini 24,4 milyar dolar, ama ilk 8 ayda cari açık 26,5 milyar dolar oldu, bu tahmin de çöp oldu. Programda enflasyonun bu yıl yüzde 10,5 olacağı açıklanmıştı, daha bunun üzerinden bir ay geçmeden geçtiğimiz hafta Merkez Bankası, enflasyonun yılsonunda yüzde 12’nin üzerine çıkacağını açıkladı. Yani bu nasıl bir koordinasyon devlet kurumları arasında? Şimdi “Tahminler tutmazsa ne olur” diyemeyiz. Çünkü bu program, bu programdaki tahminler, rakamlar bütçeye de dayanak teşkil ediyor. Bütçeden ödenecek emekli maaşları, yardımlar, destekler de hep bu tahminler esas alınarak belirleniyor. Aslında enflasyon rakamlarındaki bu karmaşayla, emeklilere kumpas kuruluyor. Emekliler enflasyona ezdiriliyor.

 

HÜKÜMETİN HEDEFLERİ MİLLETİN ÜSTÜNE ÇÖKÜYOR

OVP’de çöken her hedef, milletin üzerine çöküyor. Milletimiz fukaralaşıyor, satın alma gücü eriyor. Bu nedenle, daha mürekkebi kurumadan kadük olan bu program ve bütçe, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda milletvekillerinin ve bürokratların ortak çalışmasıyla, yeniden yapılmalıdır. Meclisimiz, milletin huzuruna, tek adamın vesayetinden kurtulmuş, istişareyle hazırlanmış, sağlam, gerçekçi bir bütçeyi getirebilmelidir.

 

ÜLKE “DEVALÜASYON SARMALINA” GİRDİ

Ekonomide kaybolan güven ve hovardaca tüketilen döviz rezervleri sonucunda, ülkemiz bir “devalüasyon sarmalına” girmiştir. Yaşanan devalüasyon hem şirketlerin hem de devletin bilançolarını alt üst etmektedir. 2009’da, döviz geliri olmayan şirketlere dövizle borçlanmanın önünün açılması sonucunda reel sektördeki şirketlerin döviz açık pozisyonu hızla arttı. Bugün şirketlerin “net döviz borcu” 162 milyar dolar. Türkiye bu nedenle 2013 yılından beri, dünyada en kırılgan beş ekonomi arasına girdi… O günden bugüne de buradan çıkamıyor. Sadece son iki ayda devalüasyon nedeniyle, şirketlerin yabancı para cinsinden borcu 159 milyar lira arttı. Bunu şirketler nasıl ödeyecekler? Ya zam yapacaklar, ya işçi çıkaracaklar, ya da kapılarına kilit vuracaklar.

 

DEVALÜASYON BÜTÇEYE 98 MİLYAR TL YÜK GETİRDİ

Yerli parayı pul ettiler, paramıza güven kalmadı. Böyle olunca da Hazine, sadece dışarıdan değil, içeriden de dövizle ve altınla borçlanmaya başladı. Döviz riskini üzerine aldı. Hazine’nin dövize endeksli iç borç stoku 42 milyar dolar Eylül sonunda. Hazine’nin dış borç stoku ise yine Eylül ayı sonunda 111 milyar dolar. Her ikisinin toplamı 153 milyar dolar ediyor. Son bir ayda gerçekleşen devalüasyon, bütçeye 98 milyar lira yük getirmiş. Şimdi bu nereden ödenecek? Hangi yatırımları kısacaklar, kimlere yapılan yardımları vermeyecekler, kimlere ödenecek maaşları kesecekler?

 

BU KAFA ÜLKEYİ DÜYUN-U UMUMİYE’NİN EŞİĞİNE GETİRİR

Diğer taraftan Hazine’nin döviz cinsinden iç borçlanmasının vadesi 1 ila 2 yıl. Faizleri ise Amerikan dolarıyla yapılan borçlanmalarda, yüzde 3,5-4 aralığında. Euro ile yapılan borçlanmalarda yüzde 2-3 civarında. Oysa aynı vadede Amerikan tahvillerinin faizi binde 1. Almanya ve Fransa’da ise eksi… Dövizle yapılan iç borçlanmaların hem faizleri yüksek, vadeleri kısa, hem de kur riskini bütçeye taşıyor. Böyle bir Hazine, kamu finansmanı ve risk yönetimi olmaz, olamaz. Bu kafayla idare edilen borç memleketi hızla Düyunu Umumiye’nin eşiğine getirir. Özel sektörde, şirket finansmanını böyle yöneten Finans Müdürünü, patron bir dakika bile şirketinde tutmaz. Derhal kapının önüne koyar. “Devleti özel sektör gibi yönetme” iddiasıyla gelen tek adam rejimi, bu başarısız yöneticiyi, damat diye daha ne kadar zaman kayıracak?

 

KASANIN DİBİNİ SIYIRIP GİDECEKLER

Bu beceriksiz yönetimin elinde, Türkiye, düşük ve orta gelirli ülkeler arasında, en borçlu 10 ekonomiden biri oldu. Bu ülkeler arasında Arjantin’den sonra, döviz rezervlerinin borcu karşılama oranının da en düşük olduğu ikinci ülkeyiz. Borç çok, borçlanmanın maliyeti çok ama karşılığında rezervde yok… Eylül ayı itibariyle, iade etmek kaydıyla başka ülkelerden alınan paralar hariç yani SWAP’lar hariç net rezervlerimiz (–) 49 milyar dolar. Merkez Bankası’nın döviz rezervi, negatif bakiye veriyor. Bu da yetmiyor, Eylül’de TCMB’nin kasasından 45,5 ton altın satıldığını öğreniyoruz. Anlaşılan bu yönetimin niyeti, kasanın dibini iyice sıyırıp ondan sonra çekip gitmek…

 

YANDAŞ MÜTEAHHİTLER BÜTÇEYİ KEMİRİYOR

Yaşadığımız devalüasyonlar, bir tek dövizle garanti verilen yandaş müteahhitlere yarıyor. Dolar arttıkça, dolarla verilen garantiler de artıyor. Bu yılın ilk 9 ayında, “Bir kuruş bile harcamadan” yapıldığı iddia edilen Kamu-Özel İşbirliği projelerine verilen hazine garantilerine bütçeden ödenen para 11 milyar lirayı geçti. Osmangazi Köprüsü’ne günlük 40 bin araç geçiş garantisi verilmişti. Araç başı garanti edilen ücret de 35 dolar + KDV idi. Şu an Karayolları Genel Müdürlüğü sitesinde, bu köprüden otomobil geçiş ücreti 117 TL olarak görünüyor. Ama bugünkü kurla, garantili köprü geçiş ücretinin 316 lira olması gerekiyor. Her geçen araba başına Hazine’nin milletin kesesinden ödediği para 199 lira. Bu fark. Bir de geçmeyen arabalar var. Bunlara da milletin cebinden 316 lira çıkıyor her bir araba başına. Bu projeleri yürüten yandaşlar bütçeyi kemiriyor.

 

EKONOMİ “KAZIK FREN” YAPMAK ZORUNDA KALACAK

Geçtiğimiz hafta piyasalara “Merkez Bankası 300 baz puan faiz artıracak” diye dedikodu yayarak döviz kurunu tutmaya çalıştılar. Önce bu haberlerle döviz düştü. Ama Merkez Bankası yaptığı toplantıda faizleri artırmayınca bu sefer kurlar, rekor üstüne rekor kırmaya başladı. Şimdi 300 baz puan faiz artışı da piyasaları yatıştırmayacağa benziyor. Bu “sözde” uyanıklığın bedeli, belki de binlerce baz puanlık faiz artışlarıyla ödenecek. Ekonomi “kazık fren” yapmak zorunda kalacak. Bugün sayıları 10,5 milyona dayanan işsizlerin sayısı daha da artacak. Faturada, her zaman olduğu gibi en ağır şekilde millete çıkacak. Damat ekonomiyi öğrenecek diye, ülke ve ekonomi perişan oluyor. Ama ne gam… Saray’a göre abartılacak hiçbir şey yok. Onların tuzu kuru…

 

BUHRANDAN ÇIKIŞ İÇİN İKİ UNSUR

Ekonominin içine düşürüldüğü buhrandan çıkış için birbirini destekleyen iki temel unsur şart: İlki; ehliyetli, liyakatli kadroların elinde uyum içinde çalışan, kurumsal altyapısı güçlü, ekonominin tüm aktörleriyle istişareye açık bir yönetim. İkincisi ise; ayakları yere basan, etrafında mutabakat sağlanmış, yapısal reformlarla güçlendirilmiş ciddi bir ekonomik programın tavizsiz şekilde uygulanması.

 

YENİ KURALLAR, YENİ KURUMLAR, YENİ KADROLAR

Gelinen noktada, yeni kurallara, yeni kurumlara ve bunları hayata geçirecek yeni kadrolara ihtiyaç olduğu açık. Bunlar olmadan, ekonominin yeniden dikiş tutması, ülkemizin buhrandan çıkması mümkün değil. Metal yorgunu olan mevcut yönetimin bunu becerebilmesi ise imkânsız. Bunu milletimiz de görüyor. Sırtındaki yük daha da ağırlaşmadan, bir an evvel, milletin hakemliğine başvurulmasını bekliyor.

 

TERÖR BİR İNSANLIK SUÇUDUR

Sözlerimi tamamlamadan önce Fransa’nın Nice kentinde yaşanan vahşeti, terörü bir kez daha lanetliyoruz. Acımasız teröristlere ve teröre karşı Fransız halkının da, tüm insanlığın da yanındayız. Terörün dini, ırkı, kimliği, mezhebi olmaz. Terör bir insanlık suçudur. Son dönemde dünyanın her yerindeki popülist siyasetçilerin, din, kültür ve kimlik çatışmalarını körükleyerek, oy devşirmeye çalıştıklarına şahit oluyoruz.

 

BATI’DA DA VAR, DOĞU’DA DA VAR

Batı’da böyle politikacılar var, ama Doğu’da da böyle politikacılar var. Bunlar üzerinde dans ettikleri bu düşmanlıkları, ülkelerindeki yoksulların, işsizlerin, düzenden umudunu kesen kitlelerin öfkesini ve nefretini yöneltebilecekleri bir hedef olarak kullanıyorlar. Kısa vadede oy devşirmeye yarayan, bu nefret dili, kutuplaştıran popülist politikalar uzun vadede ne doğuya, ne batıya, ne kuzeye, ne de güneye yaramıyor. Tüm insanlığa zarar veriyor. Bizde de Saray, milletin aş, iş, ekmek derdine çözüm bulamadıkça, milli olması gereken dış politikayı, parti kongrelerine kadar indiriyor. Milletin gerçek gündemini ise konuşmuyor.

 

POPÜLİST SİYASETİN PANZEHİRİ GERÇEKLERDİR

Yalanı gerçek gibi sunan, gerçek-ötesi popülist siyasetin panzehri, gerçeklerdir. Hafta başında Erdoğan: “Nasıl ki Fransa Türk markalı mal satın almayın diyorsa, ben de Fransız markalara asla iltifat etmeyin, bunları sakın almayın diyorum” dedi ve boykot çağrısında bulundu. Ama sonra Fransa Ticaret Bakanlığı’nın yaptığı resmi açıklamadan öğrendik ki; Fransa’da Türk mallarına yönelik bir boykot yokmuş. Yani Erdoğan’ın bu sözlerinin aslı yokmuş. Peki, olmayan bir boykot çağrısını kim varmış gibi göstererek, Erdoğan’ı yine yanılttı? Yoksa Erdoğan, Suudi Arabistan ile Fransa’yı mı karıştırdı? Çünkü Fransızların boykot çağrısı ne kadar asılsızsa, Suudi Arabistan’ın boykotu bir o kadar gerçek. Ama nedense Suudi Arabistan’a Erdoğan’ın gıkı çıkmıyor. Erdoğan’ın etrafındaki şakşakçılar da “Ne Fransa’da, ne de dünyanın herhangi bir yerinde, Müslümanlara yapılan zulme kayıtsız kalmayız” diyor, ateşi harlıyor.

 

UYGUR TÜRKLERİNE YAPILAN ZULME SESLERİ ÇIKMIYOR

İyi de… Bunların Çin’in Uygur Türklerine yaptığı zulme karşı neden sesleri çıkmıyor? Yoksa Uygur Türkleri bu beyler için yeterince Müslüman değil mi? Tamam, sarayın kibirlisi için varsa yoksa İhvan bunu biliyoruz. Peki, sarayın bekçisinin Uygur Türkleri için neden sesi çıkmıyor? Birleşmiş Milletler üyesi 39 ülke, Çin’e “Uygur Türklerine yaptığı zulmü durdurması için” çağrı da bulunuyor. Bu çağrıda Türkiye’nin imzası yok. Neden? Bu ikiyüzlü dış politika, bu ilkesiz siyaset, ülkemizi en haklı davalarında bile tek başına bırakıyor.

 

LİYAKATSİZLİK, KİBİR VE ZULÜM DÖNEMİ BİTECEK

Milleti askıda ekmeğe muhtaç eden bu rejim, Anayasayı askıya aldı, hukuk devletini askıya aldı, çiftçiye kanunen verilmesi gereken destekleri askıya aldı, 3 bin 600 ek göstergeyi askıya aldı, EYT’lilere verilen sözleri askıya aldı, ülkenin geleceğini askıya aldı. Şimdi sıra Sarayın da, bekçisinin de ceketlerini askıdan alıp gitmesinde. Millet ne yaptıklarını görüyor, ne söylediklerini duyuyor. Sabırsızlıkla beklediği ilk sandıkta notlarını vermeye hazırlanıyor. Yerlerini gösterecek, onları evlerine gönderecek, bu liyakatsizlik, kibir ve zulüm dönemi bitecek.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Sözlerimi tamamlamadan önce İzmir’de ciddi bir deprem oldu. Umuyorum can ve mal kaybı olmamıştır. Tüm İzmirlilere, depremin hissedildiği çevre illere geçmiş olsun diyorum.

 

Soru- Efendim sorulara geçmeden önce son dakika gelişmesiyle ilgili bir bilgi vermek istiyorum size. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu Bornova ve Bayraklı’da 6 binanın yıkıldığı ihbarının geldiğini paylaştı. Arama kurtarma çalışmaları başlamış. Sizin bu konuya ilişkin değerlendirmeniz olur mu?

Faik ÖZTRAK- Hep söylüyoruz yani gerçekten şu anda çok fazla söylenecek bir şey yok. İnşallah göçüğün altında kalan yoktur ya da kalan varsa biran önce kendilerine ulaşılır sağ salim çıkarılırlar. Tekrar tüm İzmir halkına geçmiş olsun diyoruz.

 

Soru- Fransa’da radikal İslam fikirlerini yaymak gerekçesiyle kapatılan BarakaCity adlı kuruluşun başkanı İdris Sihamedi twitterdan Türkiye’ye sığınma talebini dile getirdi. Göç idaresi başvuruyu yapın değerlendirelim diye mesajla yanıt verdi. Sizin bu konuya ilişkin yorumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Şimdi Türkiye bu Suriye’yle izlediği perfore sınır politikasıyla aslında ülke göçmenlerin ve mültecilerin bir cenneti oldu. Tabi bunların arasında çok sayıda terörle iltisaklı kişilerde ülkeye girdi. Tabi ülkemizin sırtına birde 50 milyar dolar yük yüklendi. Cumhurbaşkanının adıyla Cumhurbaşkanından bir sığınma talebi sözkonusu. Göç İdaresi hemen buna bir cevap veriyor ve diyor ki, buyurun gerekli evrakları getirin değerlendirmeye hazır. Bu ne demek? Yani bir şekilde IŞİD’le ilişkileri olduğu, selefilikle bağlantıları olduğu iddia edilen bir kuruluşun başından bahsediyoruz. Burada şunu açıkça söylemem lazım. Bundan böyle Türkiye’ye gelecek olanların, sığınma talebi olanların durumları çok ciddi şekilde incelenmelidir. Bu ülkenin güvenliğini tehlikeye sokacak herhangi bir adım atılmamalıdır. Göç İdaresi böyle bir incelemeyi yapmış mıdır? Kamuoyunun önünde bu mesajlar gidip geliyor.

 

Soru- Anıtkabir’deki törenlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı alkışlayan ve slogan atan sivil vatandaşların içeriye listeyle girdiğine ilişkin görüntüler var. O liste neye göre hazırlanıyor sorusu gündemde. Sizin bu iddiaya dair yorumunuz nedir?

Faik ÖZTRAK- Daha önce yorumumu söyledim. Bu açık seçik densizliktir. Burada bir siyasi parti başkanı lehine slogan atanlar kabir adabına uymayıp slogan atanlar, Atatürk’e saygısızlık edenler ne kadar densizse bu listeyi hazırlayanlar, bu listenin içeriye girmesine izin verenlerde o kadar densizdir.

 

Soru- 50 bin dolarlık çanta tartışmasında bir gazetecinin Cumhurbaşkanlığı kaynaklarına dayandırdığı haberinde çantanın imitasyon, çakma olduğunu yazdı. Bu konuda Cumhurbaşkanlığından bir açıklama yok ama bu köşe yazısına ilişkin sizin yorumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Şimdi her şeyden önce şunu söyleyeyim, yani imitasyon çanta ne demek? Taklit çanta demek. Taklit çanta ne demek? Sahte çanta demek. Uluslararası bir markanın sahtesi demek. Yani bu iddialar, bu sözler düşünülerek mi söyleniyor? Çünkü Saray’dan bir danışmanın söylediği söyleniyor. Yani aklım kesmiyor… bu skandal! Ama burada şunu söylemek istiyorum, bu çanta meselesine dayanarak Sayın Erdoğan eşiyle uğraştığımızı söylüyor. Ne Genel Başkanımızın ne de parti sözcülerinin Sayın Erdoğan’ın ailesiyle ya da hanımefendinin şahıslarıyla bir sorunu yok. Bizim söylediğimiz şu: “Eğer devleti yönetiyorsanız o zaman ailenizle birlikte kamuoyunun önündesiniz. Ailenizle birlikte örnek olmak zorundasınız.” Ailenizle birlikte örnek olurken insanların “Artan yemekleri alırım” diye bağıra bağıra sokakları dolaştığı, çöplerden yemek topladığı bir ülkede, 50 bin dolarlık çantayı kullanmamalısınız. Bizim derdimiz bu bununla. Yani şunu sorarım, sadece tabi ki çanta değil Saraylarda mı çakma, uçaklarda mı çakma?

 

Soru- Meclis Başkanı Mustafa Şentop bütçe görüşülürken CHP’li vekiller ve Berberoğlu tartışmasında hükmü en uzun ben beklettim 17 ay, siz ne yaptınız arkadaşlarınız için dedi. Siz bu açıklamayı nasıl yorumluyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi bizim hukukçularımız Sayın Berberoğlu’nun hukukçularıyla birlikte atılması gereken tüm adımları attılar. Eğer Meclis Başkanı, “Siz Meclis’te ne yaptınız?” diye soruyorsa, o zaman kendisine şunu hatırlatmak isterim. Yaptığımız, girişimde bulunduğumuz, verdiğimiz yasalar, araştırma önergeleri bunların hepsi Meclis tarafından reddedildi. Enis Berberoğlu’yla ilgili süreci mahkemeler ve Sayın Şentop yürüttü. Biz Meclis’e ne önerdiysek bakın şunu söyleyeyim, bunların içinde otizmli çocukların sayısındaki artışında araştırılmasına dair yani tamamen insani önergelerde var, ona rağmen bunların hepsi biz ne yaptıysak reddedildi.

Şimdi Sayın Şentop’un kalkıp Enis Berberoğlu’nun hakkının yenmesinin aynı zamanda yasama organının bir mensubunun hakkının yenmesi anlamına geldiğini, yarın öbür gün bunun bütün milletvekillerinin başına gelebileceğini, bunun aslında Meclis’in hukukuna tetikçi yargının tecavüzü olduğunu idrak etmesinden sonra, bunun sorumluluğunu kalkıp bizim üstümüze yıkması kabul edilemez.

 

Soru- New York Times Gazetesi Halkbank davası sürecinde Erdoğan’ın Trump ile kişisel ilişkileri üzerinden ABD’nin yargı kurullarına baskı uyguladığı iddiasını…

Faik ÖZTRAK- İzin verirseniz burada keselim… Şimdi gerçekten çok ciddi bir olay yaşadık. Milletimiz çok endişeli, üzüntülü. Onun için izin verirseniz bu noktadan sonra soru cevapları keselim. Çok teşekkür ediyorum.

 

Soru: Tabi efendim… Son olarak İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Tunç Soyer yıkılan bina sayısıyla ilgili kendilerine gelen ihbarın 20’ye ulaştığını söyledi…

Faik ÖZTRAK- Geçmiş olsun. İnşallah can kaybı yoktur demekten başka çaremiz yok.

Teşekkür ediyorum.

PROGRAM DA BÜTÇE DE YENİDEN YAPILMALI

CHP Sözcüsü Öztrak, Hükümetin 2023 için öngördüğü dolar kurunun daha bugünden aşıldığını, ortaya konan hedeflerin daha mürekkebi kurumadan geçersiz hale geldiğini belirterek, “Bir an evvel artık baz yılı kalmamış olan bu Orta Vadeli Program’ın da, buna bağlı olarak bütçenin de Plan ve Bütçe Komisyonu’nda istişareyle yeniden yapılması gerekiyor” diye konuştu.

Öztrak, “Ufuk veren bütçeyi ve ufuk veren programı milletin önüne koyamazsanız, bu buhrandan çıkamayız” dedi.

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda, 2021 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ve 2019 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi görüşmelerinde yaptığı konuşmada şunları söyledi:

 

Devlet yönetmeyi koyun gütmekten veya kabile yönetmekten ayıran, hukuka gösterilen saygıdır. Hukuku yok sayan, yurttaşlarına hesap vermekten kaçan yönetimler, devletlerini başarısız devletler ligine düşürür, içeride de dışarıda da ciddiye alınmaz. İşleyen hukuk devletlerinde vergileri ve harcamaları belirleme yetkisi ve bunların vermiş olduğu yetkiye göre gerçekleşip gerçekleşmediğini belirleme yetkisi milletin iradesini temsil eden Parlamentolarındır; buna “bütçe hakkı” denilir.

 

GÖMLEĞİN İLK DÜĞMESİ YANLIŞ İLİKLENDİ

Bütçelerin Meclis’e sunulmasına dair usul ve esaslar anayasalarla düzenlenir. Ülkemizde mevcut yönetimin Anayasa’yla, yasalarla arasının pek iyi olmadığı malum. Nitekim, bu yıl bütçe sürecinde önemli aksaklıklar yaşandı. Önce, bütçe sürecini başlatan Orta Vadeli Program bir aya yakın gecikmeli çıkarıldı, gömleğin ilk düğmesi daha en baştan yanlış iliklendi. Ardından, Anayasa’mızın 151’inci maddesine göre Cumhurbaşkanı tarafından, mali yılbaşından en az yetmiş beş gün önce Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulması gereken bütçenin de -bir gün de olsa- gecikmeli olarak sunulduğu yaşanan süreçten görüldü. Tabii, bu, 2018’de fiilen başlayan tek adam rejiminin aslında kuvvetler ayrılığına ve Parlamento’nun bütçe yapma hakkına yeterince saygı duymadığını açıkça göstermektedir.

 

PROGRAMIN TAHMİNLERİ MÜREKKEBİ KURUMADAN ÇÖKTÜ

Bütçeye kaynak teşkil eden Orta Vadeli Program’daki 2020 tahminleri bugün artık, daha bu OVP’nin de mürekkebi kurumadan birer birer çöktü. Dış ticaret açığı kadük oldu, işsizlik rakamları aldı başını gitti. Yine, bu OVP’de “2020’de ortalama dolar kuru 6 lira 91 kuruş olacak” deniliyordu fakat bugün dolar 8 lira 15 kuruşun üstüne çıktı, ortalama kurun 6 lira 91 kuruşta kalması artık mümkün gözükmüyor.

 

2023 İÇİN KONULAN HEDEFE BUGÜN ULAŞILDI: 1 DOLAR 8,15 TL OLDU

Peki, bunun sonucu ne? Bunun sonucunda, 702 milyar dolar olarak tahmin ettiğiniz Milli Gelirin 600 milyar dolarlara gerileyeceği anlaşılıyor. Ama bir hatırlayalım: Milli Gelirimiz 2013 yılında 1 trilyon dolara dayanmıştı; 1 trilyon dolar nere, 600 milyar dolar nere? Tam 400 milyar dolar gerilemişiz. Bundan yaklaşık on yıl önce 2023 yılında Milli Gelirimizin 2 trilyon dolar olacağını söylüyorduk. Meydan meydan gezilerek bu rakamlar anlatılıyordu. Bu OVP’de 2 trilyon dolar dediğimiz Milli Geliri 875 milyar dolara düşürmek zorunda kaldık. Şimdi, yine bundan on yıl önce 2023’te 25 bin dolar olacak değimiz kişi başına gelir 10 bin dolara düşürülmüştü. Ama bu hedeflerde 8 lira 2 kuruşluk bir kurla hesaplanmıştı. Bugün dolar 8 lira 15 kuruş. Yani, yiğidin hakkını verelim, 2023’te ulaşılması düşünülen kur hedefi daha bu yıldan gerçekleşti ama bunun sonucunda ne oldu biliyor musunuz? Artık bu 875 milyar dolar dediğimiz Milli Gelir ya da 10 bin dolar dediğimiz Kişi Başına Gelir hedeflerine ulaşmak da hayal oldu.

 

İLK 10’A GİRMİYORUZ, İLK 20’DEN DÜŞÜYORUZ

Bir hedef vardı: “Ülkeyi dünyada 2023 yılında ilk 10 ekonomi arasına sokacağız” deniyordu. Uluslararası kuruluşların yaptıkları en son tahminlere göre 2021’de bırakın bu ülkeyi ilk 10’a sokmayı -daha 2021 yılında ilk 10’a sokmayı- ülke, ilk 20 büyük ekonomi liginden düşecek. 80 milyon nüfuslu bir ülkeyiz, 2021’de yerimizi Tayvan’a bırakacağız. Nüfus kaç? 24 milyon. Uzun zamandır ilk 20’den düşmemiştik ilk defa bu yönetim sayesinde ilk 20’den düşüp 21’inci sıraya iniyoruz.

 

TÜRKİYE’DE GÜVEN BUNALIMI YAŞANIYOR

Bu döviz kurunu neden tutamıyorsunuz ya da niye mümkün olmuyor? Çünkü 2018’de tek adam parti devleti rejimine geçildiğinden bu yana ülkede çok ciddi bir güven bunalımı yaşanıyor, hukuk devleti devamlı erozyona uğruyor, hukukun üstünlüğü erozyona uğruyor, demokrasi giderek yıpranıyor. Demokrasiyle ilgili dünyadaki sıralamalara baktığımızda buralarda iki yıl içinde oldukça önemli gerilemeler yaşadığımız görülüyor. Örneğin; İnsani Özgürlük Endeksi’nde Türkiye 2017’de 84’üncü sıradaymış, 2019’da 122’nci sıraya gerilemiş. Bunun gibi bütün endekslerde çok ciddi aşağıya doğru gidiş var.

 

NET REZERVLER, (-)50 MİLYAR DOLARA DAYANDI

Tabii, son dönemde özellikle 2018 yılından itibaren 2019 yılının sonlarında Türkiye ilginç bir teorinin peşine takıldı: Cumhurbaşkanının enflasyon teorisi, yani “faiz yükseldikçe enflasyon artar.” Bağımsız olması gereken Merkez Bankası Başkanı bu nedenle uzunca zamandan beri ilk defa görevden alındı. Ve en vahimi, bu teoriyi doğrulayabilmek için yılbaşından bu yana Merkez Bankası’nın net döviz varlıkları net 85 milyar dolar eridi. Bugün bu rakamlar çıktı. SWAP’ları hariç tuttuğunuz zaman net döviz rezervlerimiz eksi 48,7 milyar dolar bakiye veriyor. Bunu biz hiç görmemiştik, e tabii bununla sizin artık bundan sonra döviz kurunu tutmanız mümkün değil.

 

LAF OLSUN TORBA DOLSUN DİYE BÜTÇE GETİRMİŞLER

Ha, faizler yükseliyor, yüzde 14’ün üzerine çıktı, o da yetmiyor, yetmeyecek! Çünkü böyle bir program getirdiniz, böyle bir bütçe getirdiniz, bu bütçenin hiçbir ufuk vermesi mümkün değil. Bu milletin yatırımcısına, işçisine, çiftçisine, esnafına “Senin derdine derman olacağım.” demeyen bir bütçe. Bir tutarlılık yok, sanki ülkede bir buhran yok, her şey eskisi gibi devam ediyormuş gibi getirilmiş, laf olsun torba dolsun anlamında bir bütçe. Bunu böyle çözmemiz mümkün değil.

 

OVP DE BÜTÇE DE YENİDEN YAPILMALI

Benim teklifim şudur: Bir an evvel artık baz yılı kalmamış olan bu Orta Vadeli Program’ı da buna bağlı olarak bütçeyi de burada Plan ve Bütçe Komisyonu üyeleriyle de istişare ederek bürokratların yeniden yapması lazım. Bir ufuk veren bütçeyi, bir ufuk veren programı bu milletin önüne koyamazsanız bu buhrandan çıkamayız. Güven veren bir bütçe, güven veren bir yönetimi gösteremezseniz bu buhrandan çıkamayız.

 

“EKMEK BULAMIYORSAN KEYİF ÇAYI İÇ” DÖNEMİ BAŞLADI

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Bugün MYK toplantımızda ülkemizin gündeminde öne çıkan pandemi, ekonomi, dış politika ve partimize yönelik hukuki saldırıları ele aldık.

 

SALGIN YÖNETİMİNDE İPİN UCU KAÇTI

Tüm dünya ve ülkemiz salgınla boğuşuyor. Sağlık Bakanı; “Salgın Anadolu’da zirve yaptı, riskli bir yükselişle karşı karşıyayız, son birkaç günde riskin boyutunu aşmış durumdayız” diyor. Salgının yönetiminde ipin ucu kaçmış durumda… Açıklanan hasta ve vefat sayılarına artık kimse güvenmiyor. Sarayın kibirli adamı ve ortağı salgınla değil; salgınla mücadele eden doktorlarla uğraşıyor. Yüz yüze eğitimde de, uzaktan eğitimde de keşmekeş sürüyor. İstanbul’da pandemi toplantısı yapılıyor. Milletin seçtiği Büyükşehir Belediye Başkanımız, toplantıya çağrılmıyor. Beş maskeyi millete bedava dağıtamayan hükümet, şimdi grip aşısında da patinaj yapıyor. Sağlık Bakanlığı, “Dünyada aşı üretiminde sıkıntı var” diyor. Ne olduğu belirsiz bir risk belirleme sistemiyle, vatandaşlarımıza grip aşısı karneyle dağıtılıyor. Şikâyetler de sel olup akıyor.

 

BU KADAR BECERİKSİZLİĞE ANCAK PES DENİR

Bir vatandaşımız… 65 yaşında, Parkinsonizm hastası, aynı zamanda KOAH hastası aynı zamanda yüzde 97 engelli raporu var, ama bu yurttaşımızı grip aşısını hak eden risk grubunda saymıyorlar. Bir başka vatandaşımız… 72 yaşında,  bypass olmuş, dört beş raporlu ilaç kullanıyor. Ona da “Sana aşı yok” diyorlar. Türk Eczacılar Birliği’nin girişimiyle, yurtdışından 1,5 milyon doz grip aşısı getirilecek. Bürokratik yazışmalar uzayınca, bu çok kritik dönemde aşıları İran’a kaptırıyorlar. Hayat Eve Sığar’a HES; bu kadar beceriksizliğe de ancak PES denir.

 

DEVLET KURUMLARI LİYAKATSİZLİKLE YIPRANIYOR

Devletin yerleşik kurumları, liyakatsizlik nedeniyle hızla yıpranıyor. Bu hafta TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda, bütçe görüşmeleri başlıyor. Hükümetin, “TBMM’ye zamanında gönderme özenini göstermediği” bütçe, Saray’ın, Saray müteahhitlerinin, faiz lobilerinin yüzünü güldüren, ama vatandaşa “yoklukta sabret” diyen ve milletimize askıda ekmekten başka bir şey vadetmeyen bir bütçe… Önümüzdeki yıl faizlere ödenecek paradaki artış, toplanacak vergilerdeki artışın iki katı olacak. Buna karşılık vatandaşa hizmet için yapılacak harcamalardaki artış, vergilerdeki artışın ancak yarısı olacak… Milletin ödeyeceği vergilerle, faiz lobileri ihya edilecek. Ve gelecek yıl devletimiz asgari 246 milyar lira daha borçlanacak.

 

BU VERGİ ALINACAK MI, ALINMAYACAK MI?

Bütçe son derece özensiz hazırlanmış. Tek bir örnek vereyim, meclise getirdikleri Torba Yasa’da Konaklama Vergisi’ni bir yıl erteleyip 2022’ye bırakacaklarını söylüyorlar. Ama 2021 bütçesinde, Konaklama Vergisi’nden 1 milyar TL gelir yazılmış. Bir karar verin, 2021’de Konaklama Vergisi alacak mısınız, almayacak mısınız?

 

DOLAR BUGÜN, 2023 İÇİN ÖNGÖRDÜKLERİ SEVİYENİN ÜZERİNDE

Bu tek adam vesayet rejiminde, devlet kurumları liyakatsizlik ve öngörüsüzlükle malul edildi. Daha birkaç gün önce getirdikleri OVP de, ortalama dolar kurunun 2020 yılında 6 lira 91 kuruş olması öngörülmüştü. Yine bu kura dayanarak milli gelirimizin de bu yılsonunda 702 milyar dolar olacağı tahmin edilmişti. Bugün, Dolar 8 lirayı aştı. Euro ise 10 liraya koşuyor. OVP’ye göre dolar kuru 2023’te 8 lira 2 kuruş olacaktı. Bugün dolar kuru 8 lira 5 kuruşun üzerinde. Hem de gösterge devlet tahvili faizinin yüzde 14’ü aşmasına rağmen… faiz artıyor, kurda başını alıp gidiyor. Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete…

 

KENDİNİ ALKIŞLAYAN SOSYETE DAMAT

Sosyal medyadan kendi kendini alkışlayan Sosyete Damadın bundan haberi var mı? Belli ki yok. Zaten açıklamıştı dolar kuruna da bakmayacaktı. 2020’de OVP kur tahmininin tutması için, yılın son aylarında doların ortalama 7 lira 34 kuruşa düşmesi gerekiyor. Bunun tabi olması mümkün değil. Bu yıl Milli Gelirimizin bu durumda OVP’de yazıldığı gibi 700 milyar doların üstünde olması da artık mümkün değil. Bu bir hayal. Şimdi soruyorum, nereden nereye? 2013’de 1 trilyon dolara yaklaşan Milli Gelirden 2020’de 600 milyar dolarlara düşen Milli Gelire… işte geldiğimiz yer bu.

 

2021’DE İLK 20’DEN DÜŞÜYORUZ

Küresel tahminlere göre, 2021’de artık en büyük 20 ekonomi liginden de düşüyoruz. İlk 20’deki yerimizi, nüfusu neredeyse bizim dörtte birimiz olan Tayvan’a bırakıyoruz. 2014’te düğmesine basılan tek adam rejimi projesinin, milletimize ağır maliyeti her gün biraz daha görünür hale gelirken, Sosyete Damat çıkıyor; verdikleri kredilerle hormonlanmış bir dönemin ama sürdürülmesi mümkün olmayan bir dönemin göstergelerine bakıp, “Veriler, ekonomimizin büyüme patikasına girdiğini gösteriyor” diyor. Bütün bu verdiğiniz hormonlardan geri adım attınız.

 

GÜVEN YOKSA YATIRIM DA İŞ DE AŞ DA OLMAZ

Hukuk ve adalet yoksa kimsenin canının, malının güvencesi de yoktur. Can ve mal güvenliği olmayan yerde yatırım yoktur. Yatırım yoksa iş yoktur, aş yoktur. Hukuku yok sayıp, Sanayileşme İcra Komitesi kurup, firmaların yapacakları ortaklıklara müdahale etmeye kalkarsanız, sonra da “Bunu yabancı ortaklıklar için yaptık” derseniz, yerli, yabancı tüm yatırımcılar ürker. İş âlemi yatırımdan cayar. Vatandaşlarımız, boş tencereye, boş cüzdana mahkûm olur.

 

MİLLETİN KORKMUYOR, CANINA TAK ETTİ SUSMUYOR

Bugün ülkenin her yerinden feryatlar yükseliyor. Ardahan’da bir çiftçimiz, bir besicimiz bağırıyor: “Devlet gelsin, biz ineklerimizi teslim edelim olsun bitsin. Onları da yesinler, doymuyorlar çünkü. Bir canımız kaldı verecek” diyor.

Antalya’da bir vatandaşımız sokak röportajına katılıyor. Ekonomideki hataları ve Saray hükümetini eleştiriyor. Bunun üzerine evini polisler basıyor. Artık insanların konuşmasından, dertlerini televizyonlarda anlatmasından da korkuyorlar. Ama millet korkmuyor, canına tak etti susmuyor.

Bir esnaf Denizli’de Vali’ye, “Canıma yetti. Gebermek istiyorum” diye bağırıyor.

 

EKMEK BULAMIYORSAN KEYİF ÇAYI İÇ DÖNEMİ

Dün de Malatya’da, servis ve minibüs esnafı Erdoğan’a çektikleri sıkıntıları anlattı. Erdoğan önce, “Tamam dediklerine kabul” dedi. Biz de şaşırdık galiba “Vatandaş karşısında ilk defa nedamet getiriyor” zannettik. Ama esnaf “10 aydır işsiziz, eve ekmek götüremiyoruz” deyince, Saray’ın o meşhur kibri geri döndü. “Bu çok abartılı” deyip vatandaşı susturdu. Esnafa bir çay torbası verip, “Bu keyif çayı, iç bunu derdini unut” dedi. Bütün bunları da Malatya’daki Oda Başkanı, hesabından yayınladı. Anlaşılan Türkiye artık, “Ekmek bulamıyorlarsa, keyif çayı içsinler” dönemine girdi.

 

VARSA BORÇ, YOKSA FAİZ

Okul servisi deyip geçmeyin… Bu sorun ülke genelinde 200 bin esnafı ve bu servislerde çalışan yaklaşık 400 bin kişiyi ilgilendiriyor. Bu insanlar 6 aydır mağdur. Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu servisçi esnafının sorunlarını ve çözümlerini defalarca dile getirdi. Ama hükümetin aldırdığı yok. Varsa borç, yoksa faiz… Bu da esnafın derdine derman olmuyor. Bütün dünyanın yaptıklarına bakın onu yapın, esnafa sizin kararlarınız nedeniyle mahrum kaldığı geliri ödeyin. Sigortasını, vergisini erteleyin.

 

MİLLET İÇİN YAPACAKLARI BİR ŞEY KALMADI

Bugüne kadar hiçbir yönetim, milletimizin talepleri karşısında bu kadar çaresiz, bu kadar bigane kalmamıştı. Bunların millet için yapacak tek bir hayırlı işi kalmamıştır. Milletimizde bunları görmektedir, notlarını vermektedir, artık sabırsızlıkla beklediği sandıkta, biletlerini kesecek evlerine gönderecektir. İşte bunu gördükleri için artık varsa yoksa yandaşlarına çalışıyorlar. Millete veriyorlar talkını, yandaşları yutuyor salkımı.

 

YİNE DOLAR BAZINDA FİYAT GARANTİSİ

Şimdi burada bunun son örneği de TBMM’ye gelen bu yasa teklifinde görüyoruz. Bu teklifle, Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik yapılması amaçlanıyor. Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması, yani YEKDEM’de önemli değişiklikler yapılıyor. Her şeyden önce, biz, Yenilenebilir Enerjinin desteklenmesine karşı değiliz. Bir daha söylüyorum, biz Yenilenebilir Enerjinin desteklenmesi gerektiği kanaatindeyiz. Hala daha desteklenmesi kanaatindeyiz. Ama biz destek diye “dolar bazında fiyat garantisi” verilmesine karşıyız. Bizim milli paramız Türk Lirası. Dolar değil. Bir de bu düzenlemede, 2010 sonundaki dolar cinsinden verilen fiyatlar üzerinden yeni garantileri veriyorlar. El insaf… O gün 1,5 TL olan dolar kuru; şimdi 8 lira. Üstüne üstlük 10 yılda teknoloji değişti, yatırım maliyetleri yarı yarıya düştü, kullanılan girdi memleketimizin rüzgarı, güneşi, suyu… Siz daha hala daha 10 yıl öncenin dolar cinsinden fiyatını verirseniz bu olacak iş değil.

 

GERİYE DOĞRU FİYAT GARANTİSİNİ DE GÖRDÜK

Bu teklifin 13. Maddesi, geriye doğru “fiyat garantisi imtiyazı” diye, bugüne kadar hiç karşılaşmadığımız bir mekanizma getiriyor. Bundan önce dolar bazında fiyat garantisi, 2015’ten sonra işletmeye alınmış santraller için yoktu. Şimdi getirdikleri bu düzenlemeyle, 2020 sonuna kadar işletmeye alınacak santrallere, dolar bazında eski ballı fiyatlardan garanti veriyorlar. Hem de 10 yıl süreyle. Hangi firmalar ve kimler bu işten nemalanacak? Bir de ömrünü tamamlamış lastikleri, bu yasayla biyokütle diye tanımlayacaklar. Kimi zengin etmek için, niye bunların bertarafını teşvik kapsamına alıyorsunuz? Mevcut kapasiteler dikkate alındığında, bu yasayla tüketiciye yüklenecek, yıllık 10 milyar civarında bir yük var.  10 yıllık garanti süresinde bu yük toplam 100 milyar doları geçecek, tüketicinin ve sanayicinin elektrik faturasına yansıyacak. Ne diyelim; yolu, yolsuzluk olarak görenlerin, “Yenilenebilir” enerjiyi de, “Yenilebilir” olarak görmesine hiç şaşmamak gerekir.

 

ELİ ÖSO BAYRAKLILAR MEYDANLARDA

Derler ki, “Dost bin ise azdır, düşman bir ise çoktur.” Tek adam vesayet rejimi elinde her alanda olduğu gibi dış politikada da kurucu ayarlarımızdan koptuk. İhvancı hayallerle, “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilişkisinden bu iktidar uzaklaştı. Neticede elimizde kala kala yaklaşık 5 milyon Suriyeli, onlara bakmak için harcadığımız 50 milyar dolarlık koca bir fatura kaldı. Şimdi o Suriyeliler, İzmir’den, İstanbul’a kadar, ellerinde ÖSO bayraklarıyla, meydanlarda gösteri yapar hale geldi. Bu ülkede Somalı madencilere, çiftçilere, baro başkanlarına tanınmayan yürüyüş hakkı, ÖSO bayraklı Suriyelilere tanınıyor.

 

GÜLÜP GEÇMEK YETMEZ

Ne yazık ki, Türkiye’miz dünyada yalnızlaştı. Çevremizde ne kadar ülke varsa bize karşı birleştirmeyi bu saray hükümeti başardı. Şimdi Suudi Arabistan, Türk ürünlerine boykot çağrısı yapıyor. Tarihi bağlarımız olan pek çok Kuzey Afrika ülkesi Suudi Arabistan’ın ardına takılıyor. Ama bu boykota karşı, Saray sözcüleri “Gülüp geçiyoruz” demekle yetiniyor. Bu, gülünüp de geçilecek bir iş değil. İhracatçı üreticiler şimdiden tesislerini yurtdışına kaydırmayı düşünmeye başladılar. Anlaşılan bu boykotu durdurmak için hükümetin hiçbir planı yok.

 

DIŞ POLİTİKA, AK PARTİ KONGRELERİNDE MALZEME YAPILIYOR

Ne yazık ki yaşadığımız devlet krizi, dış politikamıza da sirayet etti. Dış politika bir devlet politikasıdır. Bu nedenle profesyonel bir bürokrasi eliyle yürütülmesi gerekir. Ama bugün bizim Dış İşleri Bakanlığı’nın adı var, kendi yok. Büyükelçiliklerimiz mütekait AK Parti vekilleriyle doldu. Yolsuzluktan aklanmamış eski bakanlar şimdi büyükelçi oldular. Bugün, dış politikamız, AK Parti İl Kongrelerinde, iç siyasete malzeme yapılıyor.

 

AVRUPA’DAKİ POPÜLİST SİYASETÇİLERİN EKMEĞİ OLDUK

Bu arada; Almanya’da cami, polis tarafından basılıyor, Fransa’da, Peygamberimiz Hazreti Muhammed’e hakaret eden karikatürlerin, düşünce özgürlüğü denilerek binalara asılmasına göz yumuluyor. Avrupa’nın popülist siyasetçileri İslam’a ayar vermekten bahsediyor. Türkiye düşmanlığı, seçime giden ülkelerde popülist siyasetçilerin en önemli ekmeği oluyor. Bu sorumsuzlukları önleme makamındaki AK Parti Genel Başkanı da bunların üstüne gideceğine bunu fırsat biliyor. Bağırıp çağırarak bu saygısızlıkları, hadsizlikleri, kendisi bu sefer içerde siyasete malzeme yapıyor. Bununla bir yandan da ekonomik buhranın üstünü örtmeye çalışıyor. Diplomasinin bir gücü de üslubundan gelir. Dış politika, il kongrelerinin malzemesi olunca, diplomatik üsluptan uzaklaşılıyor. Diplomasinin zorlayıcılığı kullanılamaz hale geliyor. En haklı olduğumuz davalarımızı bile anlatmakta, savunmakta güçlük yaşıyoruz.

 

ASKIDA EKMEK, BEDAVA KEK, KAN VERENE AYÇİÇEK

Halk aç, iş yok, millette para yok. Askıda ekmek, bedava kek, Kızılay’a kan verene 5 litrelik Ayçiçek yağı, milletin kafasına da çay torbaları atmak. Tabi bunlar algıyı yönetmeye yetmeyince,  Parti kongrelerinde bağırarak, gürültü çıkararak buhranın üstünü kapatmaya çalışıyorlar. Ama bu arada, dünyada haklılığımızı tüketiyorlar umurlarında değil.

 

ÜLKENİN EN PAHALI HURDASI

En çok gürültüyü boş teneke çıkarır. Bunu da herkes bilir. İl kongrelerinde “Ambargo uygularsanız uygulayın” diye rest çekmek, hörelenmek ne demek, siz bir NATO müttefikine, “Bana ambargo uygulayamazsın” deme, milletin hakkını savunma, ambargoyu önleme makamındasınız. Bu atarlı tavırlarla anlaşılan yine, “Bu can, bu tende kaldıkça rahibi vermem” senaryosu devreye sokuluyor. Nasıl rahibi bir emirle verdiyseniz; S 400’leri de hangarlara atıp, ülkenin “en pahalı hurdası” haline getirmeye hazırlanıyorsunuz. Ekonomide ve devlette sebep olduğunuz krizin üzerine, dış politika şalını örtemezsiniz. Çünkü orada da derin bir yalnızlık içindesiniz. Yalnızlık krizindesiniz. Bu yaptığınızı milletimiz artık çok iyi görüyor. Notunuzu veriyor. Artık önüme gelsin dediği sandıkta da sizi evinize gönderecek.

 

ADALET DEVLETİ AYAKTA TUTAN TEMEL DİREKTİR

Türkiye’de yaşanan devlet krizi, ülkedeki ekonomik buhranı giderek daha da derinleştiriyor. Can ve mal güvenliğimizi tehdit ediyor. Yaşanan bu sürecin en önemli nedeni adalet direğinin çökmesi… Farabi, “Sevginin kurduğu devleti, adalet devam ettirir.” Derken. Aristo da, “Adalet devletin orta direğidir. Toplumun temeli haktır, ve hak, neyin adaletli olduğuna karar vermemizi sağlar” diyor. Konfiçyüs ise, adaleti her şeyin merkezine koyup “kutup yıldızına” benzetiyor. Fatih Sultan Mehmet, “Kadıyı satın aldığın gün adalet ölür. Adaleti öldürdüğün gün devlet de ölür” diyerek adaletin devletin varlığı ve bekası için önemini söylüyor. Mevsimler değişse de, iklimler değişse de, çağlar değişse de, gerçek hiçbir zaman değişmiyor. Adalet, devleti ayakta tutan temel direktir. Toplumun harcında, hak ve adalet duygusu vardır. Adaletin terazisini kırarsanız, ne devleti, ne de toplumu ayakta tutabilirsiniz.

 

TBMM BAŞKANI MECLİS’İN HUKUKUNA SAHİP ÇIKMADI

Ucube tek adam rejiminin, vesayeti altındaki yargıçlar, devletin adalet direğine darbe üstüne, darbe indiriyorlar. Anayasanın açık hükmüne rağmen, Sarayın hâkimleri, Milletvekilimiz Enis Berberoğlu’nun dokunulmazlığını tanımadı, Anayasaya aykırı bir şekilde hakkındaki davaları sürdürdüler. Sarayın hâkimleri milletvekilinin hakkını hukukunu gasp ederken, TBMM’nin hukukuna saldırırken, TBMM Başkanı’nın buna sesi çıkmadı. Yargının, Milletvekillerini de sarayın vesayeti altına sokmak amacıyla verdiği, Yasama organının yetkilerine açıkça tecavüz ettiği kararını okutarak, meclisin hukukuna, milletin iradesine sahip çıkamadı.

 

ORGANİZE BİR İŞİN GÖSTERGESİ

Sonunda Anayasa Mahkemesi, bu hukuk cinayetini görerek oy birliğiyle “Hak ihlalini durdurun” diye karar verdi ve Anayasamıza göre, Anayasa Mahkemesi kararlarına, doğru yanlış demeden herkesin uyması gerekirken, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi bu karara uymadı. Anayasayı ihlal etti. Anayasayı tağyir, tebdil ve ilga suçunu işledi. Bu yerel mahkemenin kararına karşı bir üst mahkeme olan, İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gidildi. Bu mahkeme de de Anayasa Mahkemesi kararına uymak yerine, milletvekiline akıl verdi, “Sin külahın görünmesin” diyerek, Topu Bölge Adliye Mahkemesi’ne atarmış gibi yaptı. O da Anayasayı ihlal etti. Bu sıralı hukuk cinayetleri, bunun Sarayın şatafatlı salonlarında senaryosu yazılan “Organize bir iş” olduğunu gösteriyor.

 

YENİ ZEKERİYA ÖZ’LER ADLİYE KORİDORLARINDA DOLAŞIYOR

Burada millet iradesine Saray’ın vesayeti altındaki, “Adalet cellatları” eliyle, darbe yapılıyor. Burada 20 Temmuz’da başlayan sivil darbenin, Çağlayan Adliyesi’nde devam ettiği görülüyor. Yeni Zekeriya Öz’ler, Çağlayan Adliyesi’nin koridorlarında dolaşıyor. Bu yaşananlar apaçık bir devlet krizidir. Bu mesele partiler üstüdür. Yargı eliyle yasamaya darbe yapmak yol olursa, bu, dört başı mamur bir “beka meselesi” olur. TBMM Başkanı, yargının saldırıları karşısında Meclis’in hukukunu tahkim edecek, milletvekilinin tetikçi yargıçların oyuncağı olmasını önleyecek yasa değişikliği teklifini derhal gündeme getirmelidir. TBMM adına HSK’ya suç duyurusunda bulunmalı, başında olduğu HSK’yı bugüne kadar toplamayan Adalet Bakanı’nın, HSK’yı toplayarak, Meclis hukukuna tecavüze yeltenen hâkimler hakkında, gerekli işlemleri derhal başlatmasını sağlamalıdır. Tarih herkesi, yaptıkları kadar, yapmadıklarıyla da yargılayacaktır. Ve son bir çağrı da Anayasa Mahkemesi’ne… Mahkemenin kararlarına, alt mahkemelerin direnmesi, hukuk hiyerarşisinin yok edilmesi demektir. Bu, yol olmamalıdır. Anayasa Mahkemesi, konumunun ağırlığına uygun olarak, bu hukuksuzluğa karşı tavrını koymak zorundadır.

 

HAKİM VE SAVCI HAKKINDA HSK’YA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDUK

Ölü bir değil ki ağlayasın, deli bir değil ki bağlayasın. Memleketin hali tam da buna döndü. Son olarak partimizin bastırdığı “21 Soruda FETÖ’nün Siyasi Ayağı” kitapçığına yasak getirildi. Yasakta yetmedi, tıpkı 12 Eylül darbecilerinin yaptığı gibi kitapçık hakkında el konma ve toplatılma kararı çıkarıldı. Ülkemiz hızla bir Fahrenheit 451 filmine dönüyor. Yangını söndürmekle görevli itfaiyeciler kitap yakıyor. Ama milletimiz hükümetin niyetini artık çok iyi görüyor. Türkiye’de FETÖ’nün siyasi ayağının kim olduğunu, herkes gayet iyi biliyor… Yani kitapçıkta Allah’ın ve kulların bildiğinden başka hiçbir şey yok… Kitapçıkta; Sayın Genel Başkanımızın TBMM’de kürsüsünden yaptığı bir konuşmanın yanında, kamuya mal olmuş bilgiler, belgeler ve karikatürler var. Örneğin 2004 yılında alınan ama uygulanmayan MGK kararının resmide bu kitapçıkta var. Yine mesela AK Partinin bazı sözcülerinin, FETÖ’ye yaptıkları güzellemelerde bu kitapta. Bu kitapçığın birilerini çok rahatsız ettiği belli… Kitapçığın yasaklanması ve toplatılması ana muhalefet partisinin siyasi faaliyetine yargının ağır bir müdahalesidir. Bir daha tekrar ediyorum, bu eylem ana muhalefet partisinin siyasi faaliyetine yargının ağır bir müdahalesidir. Biz bu müdahaleyi kabul etmiyoruz. Biz, Allah’ın da, kulun da bildiğini söylemeye, anlatmaya devam edeceğiz. Genel Merkez olarak da, bu soruşturmayı açan savcı hakkında da kararı veren hakim hakkında da HSK’ya suç duyurusunda bulunduk.

 

GENÇLERİN YENİDEN YARINA UMUTLA BAKMASINI SAĞLAYABİLİRİZ

Şartlar ne kadar zorlu olursa olsun, milletimiz ve ekonomimiz büyük bir potansiyele, büyük bir güce sahiptir. Bu ülkenin konumuyla, genç nüfusuyla, dinamik iş insanlarıyla, alınan doğru tedbirlere hızlı yanıt veren ekonomisiyle, çok önemli avantajları vardır. Bu kötü yönetimden kurtularak, vatandaşlarımızı yeniden işle, hakça paylaşılan refahla buluşturabiliriz. Gençlerimizin yarınlara yeniden umutla bakmasını sağlayabiliriz. Biz milletimize inanıyoruz. Milletimiz; kendisine inanan, ülkemizi daha önce içine düştüğü ekonomik krizlerden hızla çıkarmış, liyakatli, hukuk devletiyle ve demokrasiyle, üreterek ve paylaşarak, çevreye saygı göstererek zenginleşmenin mümkün olduğunu bilen Cumhuriyet Halk Partisi kadrolarına görevi verecektir. Yurttaşlarımız, kendisinden kopmuş, kibrinin esiri olmuş, Saray ve sosyetesine son yerel seçimlerde kırmızı kartı göstermişti. Şimdi hasretle gelmesini beklediği ilk sandıkta da yerlerini gösterecek, biletlerini kesecek, onları evlerine gönderecek.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorular varsa alıyım.

 

Soru- Pazar günü Sayın Kılıçdaroğlu bir açıklamada bulundu, muhtarlara özel kalem verilmesini istedi. Bununla ilgili bir bütçe tartışması ortaya kondu. Vergilerle mi sağlanacak, ekstra bir vergimi gerçekleştirilecek diye. Bunun yerel yönetimlerle bir sorun oluşturup oluşturmayacağı tartışıldı. Bunun hakkında bir değerlendirme yapacak mısınız?

Faik ÖZTRAK- Şimdi biliyorsunuz muhtarların partisi yok ve muhtarlar bu ülkede seçimle gelen en dar alanı kapsayan birimler. Dolayısıyla halka en yakın olan birimler. Muhtarlara bu çerçevede destek verilmesi, çalışma şartlarının kolaylaştırılması, milletin dertlerinin çok daha rahat belediyelere ve Ankara’ya taşınmasına imkan verecektir. Hatırlayın, biz bundan önceki seçimde emeklilere iki maaş ikramiye verin dediğimizde önce kaynak nerede diye sormuşlardı. Sonra da kendileri emeklilere gerekli bizim önerdiğimiz imkanın bir kısmını vermişlerdi. Genel Başkanımız kaynağın nerede olduğunu gösterdi. Emlak Vergisi’nin bir kısmı… Zaten çok bir şey de tutmaz, muhtarların harcamalarına ayrılmalıdır dedi. Doğrudur muhtarlar gerçekten hizmet ediyorlar. Dolayısıyla muhtarların bu hizmeti hakkıyla yerine getirebilmeleri için gerekli desteğin mutlaka verilmesi lazım. Ha, kim çıkıp kaynak nerede diye soruyorsa o bu işi bilmiyor demektir.

 

Soru- Benim sorum bir son dakika haberine ilişkin. Sayın Cumhurbaşkanı şu sıralar Mevlidi Nebi Haftasının açılış programında konuşuyor. Şöyle bir cümle kurdu kendileri, “Nasıl ki Fransa’da Türk markalı malları satın almayın deniliyorsa ben de şimdi buradan milletime sesleniyorum sakın Fransız markalarını satın almayın”. Ajanslar bunu Erdoğan’dan Fransa ürünlerine boykot çağrısı şeklinde verdi. Olası bir geniş boyutlu boykota CHP nasıl bakar? Sizin seçmenlerinize bu yönde bir çağrınız olur mu efendim?

Faik ÖZTRAK- Din ve milliyetçilik aksı üzerinden dış politikayı götürmenin ülkeleri getirdiği nokta bu. Fransa’nın yaptığı iş bu. Fransa’nın özellikle son dönemde söyledikleri dünyadaki birçok ülke tarafından protesto ediliyor. Önce bir kere Fransa’nın Türk mallarını almama diye bir talebi varsa tabi ki mütekabiliyet içinde Türkiye’de Fransa’nın mallarını almama talebinde bulunacaktır. Ama şunu söyleyeyim, bu siyaset yani dini ve milliyetçilik aksı üzerinden yapılan dış siyasetin bunun üzerinde şekillendirilmesinin sürdürülmesi de mümkün olmuyor. Uzun süre devam ettirilmesi mümkün olmuyor, etkili olmuyor. Ama çok açık söyleyeyim, birde bu tür boykotların karşılıklı maliyetleri de özellikle milletlere, halka maliyetleri de oldukça yüksek olabiliyor. Ancak tekrar ediyorum, eğer karşı taraf böyle bir boykotu uyguluyorsa Türkiye’nin de buna cevap vermesi kaçınılmazdır. Biraz önce söylediğimde o. Yani böyle boş sözlerle, hamasetle bu işi geçiştirmek yerine diplomasiden de yani diplomasinin bu tür yaptırım ve diğer imkanlarını da mutlaka kullanmak lazımdır. Samimiyet orada gözükür. Birileri elçiyi çekiyorsa o zaman sizde ne yapacağınızı düşüneceksiniz.

 

Soru- AK Parti Çamlıdere Belediye Başkanının, “Milli Eğitim Bakanı’nın kardeşi torpil yapıyor, ilçedeki öğretmen Bakanın kardeşinin torpiliyle Ankara Mamak’a gitti” sözleri gündemde. Sizin bu konuya ilişkin yorumunuz nasıl olacak?

Faik ÖZTRAK- Şimdi herkesin bildiğini artık AK Parti’nin kendi evlatları da söylemeye başladı. Yani bu ülkenin gençlerinin liyakate inanmadığını yapılan son anketlerde görüyoruz. Şimdi artık bu gerçeği AK Parti yöneticileri, AK Parti’nin seçilen yöneticileri de söylemeye başladı. Hatta devamında şöyle de bir şey var, “tuz koktu” diyor. Tuz çoktan koktu. Memlekette liyakat diye bir şey kalmadı. Hep sadakat, hep torpil.

 

Soru- Biraz önce Fransız mallarına boykotla ilgili biraz değindiniz ama birde Macron’un Hz. Muhammed karikatürlerinin kamu binalarına yansıtılması kararı ve artan Türkiye – Fransa gerilimi hakkındaki değerlendirmenize ilişkin bir yorum alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi Fransa’nın bu kararını kabul etmek mümkün değil bunu konuşmamda da söyledim. Bununla ciddi şekilde mücadele etmek, bunun arkasındaki fikri tüm dünyada diplomatik kurallar içinde ve dünya demokrasilerinin ortak normları çerçevesinde dünyada kabul edilen demokrasi normları çerçevesinde teşhir etmek gerekir. Bizim görüşümüz budur.

 

Soru- Rusya Türkiye sınırına yakın bir noktada İdlib’de muhaliflerin kampını vurdu. Bu İdlib’de yeniden tansiyon yükseltecek bir hamle gibi mi görünüyor? Daha öncede Cumhurbaşkanı “İdlib’de oldubittiye izin vermeyeceğiz” demişti. Rusya’nın muhalifleri vurması yeniden Rusya’yla bir gerilim işareti olabilir mi?

Faik ÖZTRAK- İdlib’de suların ısınmaya başladığını görüyoruz ve İdlib’de Suriye ordusuyla bizim ordumuzun karşı karşıya gelme riski de var. Dolayısıyla İdlib konusunda son derece dikkatli olmak gerekiyor. Baştan itibaren söylüyoruz bütün dünya Suriye yönetimiyle ilişki kurmaya başladı. Bizim de bunu Suriye yönetimiyle konuşmamız, daha önce İdlib’de yaşadığımız ve çok sayıda maalesef şehit vermemize neden olan bir takım olayların tekerrür etmesini önlememiz gerekiyor. Hem Rusya’yla konuşmak gerekiyor, hem Suriye’yle konuşmak gerekiyor. Gerçekten bu çok sıkıntılı bir sürecin başlangıcı olabilir.

 

Soru- Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın millet ittifakının cumhurbaşkanı adayı olacağı iddia edildi. Bu iddialar doğru mu?

Faik ÖZTRAK- Bugün bu tartışmaların ciddiyetle uzaktan, yakından hiçbir alakası yoktur.

 

Soru- CHP Enis Berberoğlu’yla ilgili Meclis Başkanıyla görüşmeyi planlıyor mu?

Faik ÖZTRAK- Meclis’teki arkadaşlarımız tabi ki bu görüşmeleri gerektiği zaman, gerektiği şartlarda yapıyorlar, yapmaya da devam edecekler. Ama Enis Berberoğlu’yla ilgili TBMM Başkanının yapması gerekenleri ben buradan söyledim. Bu çünkü artık Enis Berberoğlu meselesi değildir. Bu milletvekilinin hakkı, TBMM’nin de hukuku meselesidir. Bu durumda TBMM Başkanının da çok dikkatli olması gerekir.

 

Soru- CHP’li Gürsel Tekin bir gazeteye verdiği demeçte partisini eleştirdi ve oy kaybettiğini söyledi. Siz bu açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Ben baştan beri şunu ifade ediyorum, partimizin üyelerinin, partimizin milletvekillerinin kamuoyu önünde partimizi eleştirmelerini, partimiz iktidara yürürken doğru bulmam. Bu eleştirilerin yapılacağı yerler tüzüğümüzde belirtilmiştir. Yine partimizin diğer düzenlemelerinde, partimizin geleneklerinde de belirtilmiştir. Her hafta kapalı grup toplantıları yapıyoruz. Buralarda arkadaşlarımız gerçekten partiyle ilgili eleştirileri, endişeleri varsa dile getirirler, kendilerine de gerekli açıklamalar, izahatlar yapılır.

 

Soru- İstihdam paketinde esnek çalışma, 25 yaş altındakiler ve 50 yaş üstündekilerin kıdem tazminatı hakkının kaldırılması, 25 yaş altındaki ayda 10 günden az çalışanın SGK primlerinin eksik yatırılması ve kaçak işçi çalıştırana af getirilmesi gibi işçinin itiraz ettiği maddeler bulunuyor. Türk-İş bu maddelere tepki göstermek için 81 ilde basın açıklaması yapacak. CHP’nin bu düzenlemeye ilişkin tavrı ve yorumu nasıl?

Faik ÖZTRAK- Çok açık ifade edeyim, işçinin kazanılmış haklarını ilgilendiren, kıdem tazminatını ilgilendiren, bunların gasbına yol açacak her konunun biz karşısındayız. Sendikaların özellikle karşısında durduğu her konuda da biz sendikaların yanındayız. Burada bunu açıkça ifade edeyim. Bütün dünya şu son pandemi sürecinde çalışanlarını rahatlatmaya çalışırken, özellikle iş kayıplarının nesil kayıplarına yol açmaması için önlemler alırken burada hükümetin işçilerin kıdem tazminatlarına, kazanılmış haklarına, emekli maaşlarına göz dikmesini anlamak da kabul etmek de mümkün değildir.

Soru- Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yürüttüğü gıda israfını önleme projesine 4 milyon lira harcandığı açıklandı. Proje vatandaşlara israfla mücadele tavsiye verirken bakanlığın yüksek bir bütçesine mal olduğu ortaya çıktı. Sizin bu proje ve bu konu hakkındaki yorumunuz nedir?

Faik ÖZTRAK- Şu anda gıda israfı önlenmişe benziyor mu? Bu kadar harcama yapılmış ama gerçekten bu ülkede gıda israfını bırakın gıda güvenliği konusunda bile çok ciddi sorunlar var. Yani milletimiz artık ucuza gıdaya ulaşamıyor, sıkıntıları var. Ülkenin un ihtiyacı, buğday ihtiyacı, diğer tahıllarla ilgili olan bakliyatla ilgili olan ihtiyaçları ithalatla karşılanır hale geldi. Besici, sütçü ineğini besleyemiyor. İnekler kasaplara gitme tehlikesiyle karşı karşıya. Dolayısıyla bu bahsedilen 4 milyon TL’nin bu alanları desteklemek amacıyla kullanılması daha öncelikli olmalı.

 

Soru- 2002 yılından buyana baktığımız zaman 18 yılda devletin borcunun 7’ye katlandığı gözüküyor. Sizin bu katlanmayla ve bu yüksek borç artışıyla ilgili yorumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- İktidar işbaşına bu AK Parti işbaşına geldiğinden buyana büyüme stratejisini dışarıdan borçlanarak ekonomiyi şişirmeye dayandırdı. Ne zamanki dışarısı artık ben ucuza para vermeyeceğim demeye başladı bu model ciddi şekilde krize girdi. Yine dışarıda bu kadar bol para varken bu hükümet bu paraları döviz kazandıracak, aldığı bu borçları ilerde ödeme imkanını verecek projelere yatırmadı betona yatırdı. Şimdi bugün bu paralar kesildiği noktadan itibaren borcun o korkunç boyutu ortaya çıkmaya başladı. Hep söylüyorum, Türkiye şuanda döviz krizi yaşıyor. İnşallah bu krizin bir borç krizine dönüşmemesi için gerekli tedbirleri alırlar.

Teşekkür ediyorum.

CHP KİTAPÇIĞINA “12 EYLÜL USULÜ” EL KOYMA VE TOPLATMA KARARI

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Bugün sizlerle 20 Temmuz’da başlayan sivil darbe sürecinin hız kesmeden devam ettiğini gösteren ve demokrasimiz açımızdan son derece vahim gördüğümüz iki gelişmeyi paylaşacağım.

 

ANAYASA İHLALİ SÜRECİ ORGANİZE YÜRÜTÜLÜYOR

İlk gelişme dün itibariyle herkes tarafından uygulanması gereken Anayasa Mahkemesi kararında gelinen son noktadır. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nden sonra, 15. Ağır Ceza Mahkemesi de Anayasa Mahkemesi’nin oy birliğiyle verdiği milletvekilinin hakkının ihlal edildiğine dair kararını tanımamıştır. Anayasa Mahkemesi kararlarına her halükarda uyulması hukuk devletinin, Anayasal düzenin gereğidir. Anayasa Mahkemesi kararlarına uymamak Anayasayı ihlaldir. Anayasayı tağyir, tebdil ve ilgaya teşebbüs suçudur. Bu suç Çağlayan Adliyesi’nde mukim 14. ve 15. Ağır Ceza Mahkemeleri’nin hakimleri tarafından işlenmiştir. İki mahkemenin birden bu kararı vermesi bu sürecin organize bir şekilde yürütüldüğünü de göstermektedir.

 

15 TEMMUZ’DA MECLİS’E BOMBA ATANLARDAN FARKI YOK

Diğer taraftan mahkemelerin uymadığı Anayasa Mahkemesi kararı, “Alt mahkemenin bir milletvekilinin dokunulmazlığını tanımayarak, hakkında karar vermesinin hak ihlali olduğunu” tespit eden bir karardır. Bunu tanımama kararları Anayasanın ve aynı zamanda milletvekilleriyle TBMM’nin hukukunun da hakimler tarafından ihlalidir. Bu, hem Anayasaya hem de milli iradeye ve millet iradesinin tecelli ettiği TBMM’ye karşı darbe teşebbüsüdür. 15 Temmuz’da Gazi Meclis’e bomba atan hainlerin teşebbüsünden farklı değildir.

 

MAHKEME ADALET YERİNE AKIL VERİYOR

Anayasa Mahkemesi’nin kararına uymak yerine, milletin seçtiği vekile adalet yerine akıl veren 15. Ağır Ceza mahkemesinin, kararında “muhtariyet” gerekçesini ileri sürmesi de o çok bildik Silivri Mahkemelerini hatırlatmaktadır. Daha güçlü bir Meclis olacak iddiasıyla rejimi değiştirenler atadıkları hakimlerin elinde Meclis’i ve milletvekillerini oyuncak etmeye teşebbüs etmektedirler.

 

ADALET BAKANI HSK’YI RESEN HAREKETE GEÇİRMELİ

Bu yaşadıklarımız, 20 Temmuz sivil darbesinin faillerinin, yandaş hakimleri tetikçi olarak kullandıklarını düşündürmektedir. “Anayasa Mahkemesi kararları bağlayıcıdır” diyen Adalet Bakanı Gül aynı zamanda HSK başkanıdır. Kendisini bu ağır Anayasa ihlali karşısında başında olduğu kurulu resen toplamaya ve TBMM’ye karşı bu saldırı girişimini önlemeye çağırıyoruz.

 

BU MESELE PARTİLER ÜSTÜ

TBMM Başkanı Sayın Şentop  “Bu karara gerek Anayasa, gerekse Anayasa Mahkemesi’nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanuna göre muhatapların uyması gerekir. Bence ilgili mahkeme, hangi mahkeme ilgili ise muhatap ise bu karara uymalıdır” diyor. İlgili mahkemeler Anayasa Mahkemesi’nin kararına uymuyor. Karar milletvekili dokunulmazlığıyla ilgili. Sizin de başkanı olduğunuz Milletin Meclisinin hukukuyla ilgili. Bu mesele partiler üstü ele alınmalıdır. Çağlayan Adliyesi’nde bazı hakimlerin Milletin Meclisinin hukukuna saldırısı, yol olmadan önlenmelidir. TBMM Başkanı bu hakimlerle ilgili HSK’ya suç duyurusunda bulunmaya çağırıyoruz. Yine Meclis Başkanını konuyu milletvekillerine ya da muhalefet partilerine havale etmeden, Meclisin hukukuna yeni darbeleri önleyecek yasa değişikliği teklifini hızla Meclis’e getirmesini öneriyoruz. Bunu bekliyoruz.

 

CHP KİTAPÇIĞINA 12 EYLÜL USULÜ EL KOYMA VE TOPLATMA KARARI

İkinci gelişme ise bugün öğle saatlerinde Genel Merkezimize ve bir il başkanlığımıza tebliğ edilen bir mahkeme kararıdır. Karar bir CHP kitapçığına basım, dağıtım ve satış yasağı getirilmesiyle ilgilidir. Yetmemiştir 12 Eylül darbecilerini hatırlatan bir üslupla kitaplara el konulmasına ve toplatılmasına da karar verilmiştir. Toplatılmasına karar verilen CHP tarafından yayınlanmış ‘21 Soruda FETÖ’nün Siyasi Ayağı’ adlı bu kitapçıktır. Bu kitapçık Sayın Genel Başkanımızın TBMM kürsüsünde 11 Şubat 2020 tarihinde yaptığı konuşmanın resimli halidir. Yine bu kitapçıkta CHP’nin FETÖ konusunda yıllardır TBMM kürsülerinden yaptığı eleştiriler özet olarak vardır.

 

HALKI KİN VE DÜŞMANLIĞA TAHRİK NEREDE

Şimdi soruyorum, bu kitabın neresinde halkı kin ve düşmanlığa tahrik vardır. Yani şimdi bu kitapta yer alan 25 Ağustos 2004 tarihli uygulanmayan Milli Güvenlik kararımı halkı kin ve düşmanlığa tahriktir? Bunu mu yayınlamak halkı kin ve düşmanlığa tahriktir? Ya da bu kitapta yer alan birçok AK Parti sözcüsünün çok daha önce basına yansımış sözleri mi halkı kin ve düşmanlığa sürüklemektedir? Bu çerçevede bu kitabın toplatılması, yasaklanması ana muhalefet partisinin siyasi faaliyetine yargının ağır bir müdahalesidir.

 

MİLLETİMİZ YAPILANI GÖRÜYOR

Bir ülkede demokrasi yoksa, hukukun üstünlüğü yoksa, vatandaşın can ve mal güvenliği de olmaz. Milletin tenceresi dolmaz, karnı doymaz. Ülkemizin uluslararası itibarı olmaz, dünyada sözü dinlenmez. Milletimiz yaptıklarınızı görüyor, söylediklerinizi duyuyor, sabırsızlıkla önüne gelmesini beklediği ilk sandıkta biletinizi kesecek. Yerinizi gösterecek evlerinize gönderecek.

Teşekkür ediyorum.

İŞ DÜNYASINA PİMİ ÇEKİLMİŞ BOMBAYI BIRAKTILAR

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk “Milli irade, yalnız bir şahsın düşünmesi değil, bütün millet fertlerinin arzu ve emellerinin bileşkesidir” diyor. Ülkemizde millet iradesinin tecelligahı TBMM’dir. Milletin iradesini temsil eden parlamentoların, icra organına, vatandaştan ne kadar vergi toplanacağına izin vermesi, bu vergilerin nerelere harcanacağını belirlemesi, vergilerin ve harcamaların parlamentonun verdiği yetkiye göre yapılıp yapılmadığının denetlenmesine, “bütçe hakkı” denir.

 

SARAY ANAYASAYA UYMADI

Bütçe hakkı, milletin seçtiği ve kendisini en geniş şekilde temsil eden parlamentolara aittir. Bu, Magna Carta’dan bu yana süre gelen 800 yılı aşkın demokrasi mücadelesinin en önemli kazanımlarından biridir. Bu nedenle, Bütçelerin Meclis’e sunulmasına dair usul ve esaslar, Anayasalarla düzenlenir. Bizim Anayasamızın da 151. maddesi, “Bütçe teklifi Cumhurbaşkanı tarafından, mali yılbaşından en az 75 gün önce, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulur” der. Anayasanın emri bu… Ancak burada da Sarayın Anayasaya uymadığı ve TBMM’nin bütçe hakkına saygı göstermediği görülüyor.

 

YENİDEN ZUHUR EDEN ZEKERİYA ÖZ’LER

2021 yılı Bütçe Kanun Teklifi, Pazar sabahı devletin resmi haber ajansında, yarım yamalak açıklanıyor. Cumartesi akşamı verilmesi gereken. Teklif, Meclis’in internet sayfasına ise ancak iki gün sonra Pazartesi sabahı konulabiliyor. Saray 3. bütçe teklifini, Meclis’e zamanında vermiyor, Anayasa’ya uymuyor. Sonuçta, milletvekillerine bütçe üzerinde çalışmaları için Anayasayla verilen 75 günlük sürenin 24 saati Saray Hükümeti tarafından gasbediliyor. Bu yaklaşım, tek adam rejiminin çıkardığı ve ülkeyi iki buçuk yılda buhrana sürükleyen “Devlet krizinin” en önemli nedenlerinden biridir. Anayasayı tanımayan Saray’ın vesayeti altındaki hakimler de Saray böyle yapınca Anayasayı tanımıyor. Milleti temsil eden vekillerin hakkı, millet iradesinin tecelligahı olan TBMM’nin hukuku Anayasa Mahkemesinin kararına rağmen göz göre göre çiğneniyor. Ama biz yine her şeye rağmen, yeniden zuhur eden Zekeriya Öz’lere karşı adaleti savunan hakimlerin olduğuna inanıyoruz.

 

2021’DE 1 TRİLYONDAN FAZLA VERGİ TOPLANACAK

2021 Yılı Bütçe Tasarısı, Saray’ın bütçeye ne kadar özensiz yaklaştığını da ortaya koyuyor. Bu bütçe “laf olsun, torba dolsun” hesabıyla hazırlanan bir bütçedir. Ülkemizin içinde olduğu ekonomik buhran, nasıl Saraya uğramadıysa, bütçeye de yansımamıştır. Saray gelecek yıl, siftahsız dükkan kapatan esnafımızdan, borca batırdığı çiftçilerimizden, KOBİ’lerimizden, işlerini ellerinden aldığı işçilerimizden, mutfağındaki tencereyi kaynatamayan ev kadınlarımızdan, sayıları 13 milyonu aşan işsizlerimizden, “1 trilyon 58 milyar TL vergi toplayacağım” diyor.

 

HER 5 TL’LİK VERGİNİN 1 TL’Sİ ÖTV

Buna göre milletten toplanacak vergiler bir önceki yıla göre yüzde 16,4 artıyor. 2021 yılında, bu ülkede toplanacak her 5 TL’lik verginin 1 TL’si de ÖTV’den geliyor. Önümüzdeki yıl, akaryakıt ve doğal gaz kullanırken 76,5 milyar TL tutarında ÖTV ödeyeceğiz. Araba ya da başka bir motorlu araç alırsak devlete ödeyeceğimiz ÖTV’lerin toplamı yüzde 20 artışla 40 milyar TL’ye çıkacak. Beyaz eşya, cep telefonu, bilgisayar alırken ödeyeceğimiz ÖTV ise yüzde 19 artarak 13,5 milyar TL olacak. Üstüne üstlük bir de devlet, evden işe giden vatandaştan 6 milyar TL’lik trafik cezası kesmeyi öngörüyor. Yine önümüzdeki yıl toplam cezalar tüm cezalar dahil 19 milyar TL’yi aşacak. Liste bu şekilde uzayıp gidiyor.

 

FAİZ LOBİLERİ BAYRAM EDECEK

Peki ödenecek bu paralar, milletten toplanan bu vergiler nerelere gidecek? Bu bütçeyle devlet önümüzdeki yıl 1,3 trilyon TL harcama yapacak. Buna göre bir yıl önceye göre harcamalar yüzde 11 artıyor. Bunun 180 milyar TL’si faize gidiyor. Faiz lobilerinin cebine gidecek para ise 2021’de tam yüzde 31 oranında artıyor. Buna karşılık, çoğu vatandaş için yapılan hizmetlere harcanacak, faiz dışı giderlerdeki artış ise yüzde 8,5 seviyesinde kalıyor. Yani vatandaştan toplayacakları vergi yüzde 16,5 artarken faizcilere verecekleri para yüzde 31 artacak. Vatandaşa hizmet için harcanacak paradaki artış ise sadece yüzde 8,5 olacak. Faizcilere ödenecek paradaki artış, toplanacak vergilerdeki artışın iki katı. Buna karşılık vatandaşa hizmet için yapılacak harcamalardaki artış, vergilerdeki artışın yarısı kadar olacak. Şairin dediği gibi; “Allah’ın on pulunu bekleye dursun on kul, bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye de bir pul, kurt yapmaz bu taksimi kuzulara şah olsa.

 

SARAY’A 47 YENİ ARAÇ

Aslında vatandaşa hizmet için harcanacak paranın taksimi de eşit değil. Kendi içindeki dağılımı da eşit değil. Bu yıl yaşanan salgında vatandaşa destek yerine borç veren, IBAN numarası gönderip bağış isteyen, beş maskeyi bile parasız dağıtamayan, 40 yıl vergi veren esnafa 40 gün bakamayan, “Yoklukta sabret” diye millete akıl veren Saray, bu yıl 30 tane makam arabası alacak. Yine minibüs, pikap, otobüsleri de bunun üstüne koyun Saray’a alınacak toplam 47 araç alınacak. Saray’ın toplam harcamalarındaki artış oranı, faiz ödemelerindeki artışa yetişmiyor. Yetişemiyor ama ondan çok da aşağı kalmıyor. Cumhurbaşkanlığının ödeneği, yani Sarayın mesarifi, önümüzdeki yıl yüzde 28,1 artıyor, özetle, bu bütçe faiz lobilerinin ve Saray sosyetesinin bütçesi. Vatandaşa da askıda ekmek kalıyor.

 

İNME İNMEDEN AŞI YOK

Aylardır grip aşısını konuşuyoruz. Koronavirüs salgınında, kronik hasta ve yaşlılar önemli bir risk grubu. Bu grubun grip aşısı olması önemli… Ama ithal edilen aşı sayısı sınırlı. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre Saray grip aşısını karneye bağlamış hem de tele-karneye. Aşı olmaya hak kazananlar bunu e-nabız üzerinden öğreneceklermiş. Bunu yaparken de bir risk belirleme sistemi kullanılıyormuş. Aşıyı ancak puanı tutanlar yaptırabilecekmiş. Ama vatandaşın bu puanı nasıl tutturacağından haberi yok. Şimdi bir örnek vereyim, 1948 doğumlu bir vatandaşımız bize müracaat ediyor 72 yaşında… “Ben bypasslıyım, tansiyon hastasıyım, geçen sene menenjit oldum. 4 tane raporlu ilacım var. Eşim tansiyon hastası 5 tane raporlu ilacı var” diyor. Ama bunlara e-nabız üzerinden aşı için kendilerine gelen yazıyı da bize gönderiyor. Aynen okuyorum: “İdari izne esas Covid-19 hastalığı için risk grubunda olan kronik hastalık durum belgesi… Cumhurbaşkanlığı Genelgesi (2020/8) kapsamında, Bakanlığımızın belirlediği riskli kronik hastalığınız bulunmamaktadır.” Anlaşılan; yaşlı olmanız ya da kronik hastalığınızın olması grip aşısına ulaşmanıza yetmiyor. Şekerin olacak, şekerin gözüne vurmuş olacak, ya da bir tarafınıza inme inmiş olacak… Ancak o zaman aşı bulabileceksiniz. O da belki…

 

SARAY MİLLETİ AŞI KUYRUĞUNA SOKTU

Özetle bu aşı işi de tam bir kaosa dönmüş durumda. Millete beş maskeyi parasız dağıtamayan buna karşılık, karne ve kuyruktan siyaset üretmeyi çok fazla seven, bir yıl önce kış günü milleti tanzim satış kuyruğuna sokan Saray yönetimi, şimdi de yaşlı başlı vatandaşlarımızı aşı kuyruğuna sokuyor, Yetkililerin bu konuda yapacakları açıklamaları bekliyoruz.

 

EMEKLİLER, İNSANCA YAŞAMAYA YETMEYECEK MAAŞLAR ALIYOR

Bu yönetim, milleti tamamen unuttu. Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik buhran, her geçen gün milletimizi daha fazla eziyor. Bunlar Saraylarında oturmuşlar, artık millete dürbünün tersiyle bile bakmıyorlar. Milletvekillerimiz sahada, milletimizin yanında, illerde esnafların, KOBİ’lerin dertlerini dinliyorlar. Genel Merkezimize telefonlar yağıyor. Borçlar, işsizlik, pahalılık… Bıçak kemiğe dayanmış değil delmiş geçmiş vaziyette. 81 yaşında bir vatandaşımız bir hanımefendi telefonda anlatıyor: “Torunum okula başlayacak. Bir kalem, bir defter, bir de cetvel aldım. 25 TL tuttu. Yardımcı kitap ise 80 TL. Ne yapacağız bilmiyorum…” Bir tarafta kırtasiyeci esnaf kan ağlıyor, bir tarafta da vatandaş… Televizyona çıkan bir emekli vatandaşımız ise şunları söylüyor: “Aldığım maaş 2 bin TL bile değil. Çocukları okutamıyorum, geceleri gizlice ağlıyorum, utanıyorum”. Emeklilerimizin büyük bir kısmı, insanca yaşamaya yetmeyecek paralarla hayata tutunmaya çalışıyor.

 

SARAY’IN KÜÇÜK ORTAĞI EYT SÖZÜNÜN ÜSTÜNE YATTI

DİSK’in yaptığı son araştırmaya göre 13,2 milyon emekli ve hak sahibinin 8 milyonunun aldığı aylık asgari ücretin de dört kişilik bir aile için belirlenen açlık sınırının da altında… Bir de Emeklilikte Yaşa Takılanlar var… Giderek kangren haline geliyor. İnsanlar emekli deseniz emekli değil, çalışmak istese iş bulamıyor. Seçimlerden önce bu sorunu çözmeyi vadeden hükümetin küçük ortağı, seçimden sonra kulağının üstüne yattı. Küçük ortak milletin derdiyle hemhal olacağına ya millete askıda ekmek tavsiye ediyor ya da Cumhuriyet Halk Partisi’nin psikogenetiğiyle uğraşıyor.

 

YENİDEN YAPILANDIRMA YETMEZ, FAİZ VE BORÇ SİLİNMELİ

Tek adam parti devletine geçildikten sonra hızla artan borçların, son dönemde ertelenen vergi ve primlerin ödeme zamanı geldi. Esnaf, KOBİ, iş insanı darda… Yapılandırılan, ertelenen kredilerin bile geri ödemelerinde yine zorluklar var, yine zorluklar baş gösterdi. Saray, Meclis’teki torba yasaya yeni bir yapılandırma ekleyeceğini söyledi. Biz buradan bir kere daha tekrar edelim: Yeniden yapılandırma bir süreliğine milleti rahatlatır. Ama bugün ortada olan sorunu çözmez. Yarın yeni yapılandırmaları yapmak zorunda kalırsınız. Bu iş döne döne borç yapılandırarak olacak iş değildir. Bu salgın nedeniyle ödenemez noktalara ulaşan bu borçların mümkünse anapara ve faizlerinin silinmesi gerekir. Esnafa, çiftçiye, ailelere, KOBİ’lere sıfırdan başlama imkanı sağlamak lazımdır. Bu yapılamıyorsa, en azından bu kesimleri borç faizlerinden kurtarmak gerekir.

 

SİCİL AFFINI BİLE GETİREMEDİNİZ

Vergi kaçıran, yurt dışına para kaçıran yandaşa, “Paranı getir, senden ne vergi alacağım, ne de hesap soracağım” deyip, torba yasayla Varlık Barışını getirmeyi biliyorsunuz. Ama vergisini, primini ödeyemeyen vatandaşın vergisinden de, priminden de, bunların faizinden de bir türlü vazgeçmiyorsunuz. Esnaflara, Genel Başkanımızın 23 Mart’tan bu yana söylediği, sicil affını dahi getiremediniz.

 

BORCUN GELİRE ORANI ARTTI, REKOR KIRDI

Saray hükümetinin yıllardır izlediği, ekonomiyi borçla şişirme siyasetinin sonucunda, ülkemizin borcu çok ciddi seviyelere ulaştı. Dünya Bankası’nın 2021 Borç Raporuna göre, Türkiye, 2019 yılında yani bir yıl önce düşük ve orta gelirli ülkeler arasında en borçlu 10 ülkeden biri. Dahası, Arjantin’den sonra, hem borcun Gayrisafi Milli Gelire oranının en yüksek olduğu, hem de döviz rezervlerinin borcunu karşılama oranının en düşük olduğu ikinci ülkeyiz. Bu yıl, izlenen borçlanma politikasıyla bu çok daha kötüye gitti. Yine bizim yaptığımız hesaplara göre finans kesimi hariç, devletin, şirketlerin ve vatandaşların toplam borcunun milli gelire oranı yüzde 118 ile tüm zamanların rekorunu kırdı.

 

NUR TOPU GİBİ BİR BORÇ KRİZİ

Türkiye’nin döviz rezervleri de dibe vurdu. SWAP’lar ayıklandıktan sonra kalan net rezervlerimiz, Nisan ayından bu yana eksi bakiye veriyor. Ağustos ayında net rezervlerimiz -37,3 milyar dolar. Aslında hem borçtaki artış, hem rezervlerdeki düşüş mevcut serilerde bundan önceki kriz dönemlerinde bile görmediğimiz seviyelere ulaşmış vaziyette. Bu hükümet ülkeyi dünyadan tefeci faiziyle borçlanma noktasına getirdi. Ama görüyoruz ki bu faizlerle bile borçlanmakta zorluk çekiyorlar. Geçtiğimiz hafta, Varlık Fonu dünyaya duyurduğu ihaleye çıkmaktan vazgeçti, iptal etti ihaleyi. Endişe ediyorum yakında nurtopu gibi bir borç krizine yakalanmayız inşallah.

 

İKİ TUŞA BASIP VOLİYİ VURDULAR

Bütün bunlara rağmen saray rahat. Siyasileştirdiği faiz politikası üzerinden, spekülatörlerin vurgun yapmasına seyirci kalıyor. Bir haftadır, ortalıkta bir haber geziyordu. Merkez Bankası bu hafta yapacağı toplantıda, faizi 300 baz puan artıracakmış. Anlaşılan bu haber güvenilen bazı mahfillerden fısıldandı ki, birileri ellerindeki dolarları satmaya başladı, vatandaş da bunların arkasına takıldı. Dolar kuru bir haftada 15 kuruş düştü. Dün sabah Merkez Bankası faiz kararını açıklamadan önce, dolar 7,78 TL’ye kadar indi. Ama Merkez Bankası piyasaya anlatılan bu hikayeye uymadı, beklenen politika faizi artışını yapmadı, faizi olduğu gibi bıraktı. Dolar birden 7,98’e fırladı. Dolar başına bu 20 kuruşluk artış Merkez Bankası faiz kararını açıklamadan önce 10 bin dolar satın alan birine, oturduğu yerde 1,5 saatte tam 2 bin TL kazandırdı. Şimdi soruyorum: “Merkez Bankası faizi artıracak”  haberini fısıldayan kimdi? Neden TCMB ve diğer düzenleyici denetleyici kurumlar, bu manipülasyona göz yumdu? Özellikle Perşembe sabahı, TCMB faiz kararını açıklamadan önce kimler döviz aldı? Önce manipülasyon yapıp dolar kurunu düşüren, sonrada kur yükselince oturduğu yerden iki tane tuşa basarak, voliyi vuranlar kim? Bu manipülasyonun sorumluları derhal bulunmalı ve kamuoyuna açıklanmalıdır. Aksi takdirde güven daha da sarsılacaktır.

 

BU ANCAK ÇİFTÇİ ÜRETMESİN DİYE YAPILIR

Bu yönetimin elinde çiftçi ürün fiyatıyla girdi fiyatı arasında sıkıştı. Yetmedi bir de ithalatla üretici bitirildi. Bunun son örneğini iki gün önce yaşadık. Erdoğan’ın Resmi Gazete’de yayınlanan kararıyla, buğday, arpa ve mısırda bu yılın sonuna kadar gümrük vergileri sıfırlandı. Çiftçiyi, üreticiyi koruyan bir sütre yıkıldı. Bu sene çiftçiye buğdayda 1650 TL ile 1800 TL arasında taban fiyat verdiler. Şimdi 2 bin 200 TL’den ithal ediyorlar. Bu da yetmezmiş gibi gümrüklü ithalatın önünü açıyorlar. Yani çiftçi üretmesin diye ne yapılır diye sorsalar ancak bu yapılır.

 

BUĞDAYI BİR YANDAN İTHAL, BİR YANDAN HİBE EDECEĞİZ

Çiftçinin alın terinin tarlasıyla buluşmasını engelleyen bu politikalarla çiftçi üretmekten vazgeçiyor. Başka ülkelerin çiftçisinin eline kalıyoruz. Tabi haklı olarak ihtiyacımız varsa, buğday, un yetmiyorsa ne yapalım, vatandaş aç mı otursun, ithalatı yapacağız diyenler olabilir, ama bu iş biraz öyle değil. Aynı gün yayımlanan bir başka karar var. Erdoğan’ın yayınladığı bir karar… Bu karar, aslında baktığınızda “Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” dedirttiriyor. Kararla; TMO’ya görev veriliyor. Suriye başta olmak üzere ihtiyaç duyan ülkelere, 100 bin tona kadar ekmeklik buğday karşılığı un, 10 bin tona kadar yeşil mercimek ve nohut hibe edilecek. Bir tarafta tüccara buğday ithalatının yolunu açıyorsunuz, sonra da Ofis’in elinde bulunan 100 bin ton ekmeklik buğday karşılığı unu, Suriye’ye ve başka ülkelere hibe ediyorsunuz.

 

SÜT ÜRETİCİLERİ HAYVANINI KESİME GÖNDERİYOR

Yani millet de içeride unu fahiş fiyatla yemek zorunda kalıyor, fırıncılar kan ağlıyor. “Sattığım ekmeğin fiyatı kontrol ediliyor, ama üretimde kullandığım unun fiyatı uçup gitti, sesimi duyan yok” diyor. Fırınlar, unlu mamul üreten esnaflar kapanma noktasına geldi. Bu işi çözemeyen hükümetin ortağı da, millete askıda ekmek tavsiye ediyor, sadece çiftçi ve fırıncı değil, süt üreticisi de zor durumda. Her şey zamlanıyor ama çiğ sütün alım fiyatı yerinde sayıyor. Artan yem fiyatlarına yetişemeyen çiğ süt üreticilerinin ineğini kesime göndermeye başladığı haberleri kulağımıza geliyor.

 

İŞ DÜNYASINA PİMİ ÇEKİLMİŞ BOMBAYI BIRAKTILAR

Önceki basın toplantımda altını çizmiştim Suudi Arabistan’ın Türk ürünlerine boykot uygulaması şirketlerimizi büyük sıkıntıya sokuyor. Bazı yatırımcıların fabrikalarını komşu ülkelere taşıma kararı almalarına neden oluyor. Hükümet burada hakkımızı aramayacaksa nerede arayacak? Yine geçtiğimiz hafta söylemiştim, geçen hafta Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle Sanayileşme İcra Komitesi’ni kuruldu. Komite’nin yetkilerinden bir tanesi ülke içinde kritik öneme sahip şirketlerin ortaklık yapılarında, “Yurtiçi üretimin sürekliliğini ve ulusal güvenliği riske atabilecek” bir değişiklik olursa, bu konuda karar almak. Bir firmanın yeni bir ortak almasının ya da ortaklardan birinin yönetimden ayrılmasının yurtiçi üretimin sürekliliğine ya da ulusal güvenliğe etkisini kim, hangi kriterlere göre belirleyecek? Bu yaptığınız açıkçası, iş dünyasına pimi çekilmiş bir bombayı bırakmak anlamına geliyor. Aslında bu yaptığınız, piyasa ekonomisinden kumanda ekonomisine geçişi gösteriyor. Bu, can ve mal güvenliğini tehdit ediyor. Bu, ülkeye yatırımın önünü kesiyor. Yatırım olmazsa, iş olmazsa aş olmaz. Bu düzenlemeyi güveni daha bitirmeden vakit geçirmeden değiştirin.

 

TEK ŞANSSIZLIĞIMIZ BU LİYAKATSİZ YÖNETİM

Yaptığınız acemiliklerin ve beceriksizliklerin faturası dönüyor dolaşıyor yine vatandaşlarımıza çıkıyor. Bu ülke genç bir nüfusa sahip, dinamik bir ekonomisi var, önemli bir coğrafi üstünlüğü bulunan şanslı bir ülkeyiz… İyi bir yönetimle, kısa sürede kendini toparlayabilecek, ayağa kalkabilecek potansiyelimiz var. Ben bunu yöneticilik yaptığım geçmiş krizlerden çıkış programlarında gördüm. Ama bu ülkenin çok büyük bir şanssızlığı var. O da gerçekten dünyada yeni fırsatların ortaya çıktığı şu dönemde liyakatsiz bir yönetimin eline düşmüş olması.

 

İLK 10’A GİRMİYORUZ, İLK 20’DEN DÜŞÜYORUZ

2011 seçimlerinden önce, Türkiye’yi 2023’te ilk 10 ekonomi arasına sokmayı vadetmişlerdi. Nereye getirdikleri ortada. Uluslararası Para Fonu’nun son tahminlerine göre bırakın ilk 10 ülke arasına girmeyi, 2021’de ilk 20 ekonomi arasından düşüyoruz. 24 milyon nüfuslu Tayvan’ın milli geliri, 83 milyon nüfuslu Türkiye’yi solluyor. Tayvan dünyanın en büyük 20. ekonomisi olurken biz 21. sıraya düşeceğiz.

 

LAF YETMEZ, SARAY HÜKÜMETİNE GÜVEN BİTTİ

Ama Saray’ın kibirli kişisi, tutmayan hedefleri gerçekleşmeyen vaatleri bir kenara itmiş, bir yandan 2053’e randevu veriyor. Bir yandan da “Bize rakamlarla 2023 hedeflerine ulaşamadığımızı söyleyecekler… Herhalde bizi kastediyor biz söylüyoruz. Ama rakamlar önemli değil, istikamet doğru olsun yeter” diyor. Yetmez Sayın Erdoğan. Artık size güven bitmiştir. Sizin Millete göstereceğiniz bir yönde kalmamıştır.

 

SARAYIN KİBRİ GENÇLERİNE DE BULAŞIYOR

Sarayın kibri partinin gençlerine de bulaşıyor, tabi sorumluluk bu gencecik çocuklardan çok, gençleri kibriyle zehirleyen, kutuplaştıran saray zihniyetinde. AK Partinin gençlik kollarının yayınladığı videoda millete sen kimsin diye soruluyor… Onlar sordukça da, milletimiz; yokluktan, borçtan canına kıyanların “Artık gebermek istiyorum” diye bağıran esnafın, koruyamadıkları için katledilen kadınların, Gezi Olaylarında gencecik yaşta toprağa verilen gençlerin fotoğraflarını koyuyorlar, sosyal medya hesaplarının altında bunları yüzlerine çarpıyorlar. Bu millet her şeyi görüyor. Notunuzu veriyor. Önüne gelen ilk sandıkta size yerinizi gösterecek. Hepinizi evlerinize gönderecek.

 

CHP KADROLARI GELİYOR

Milletimiz, liyakatli, bu ülkenin parlak geleceğine inanan, zenginleşmenin ancak hukuk devletiyle, demokrasiyle, üreterek, paylaşarak, çevreye saygı göstererek mümkün olduğunu bilen Cumhuriyet Halk Partisi kadrolarını son mahalli idare seçimlerinde Büyükşehirlerde yaptığı gibi derdine derman olması için iş başına getirecek.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa Necati Bey soruları alıyım.

 

Soru- 2021 yılı Bütçe Kanun teklifinde bakanlık bütçelerine bakıldığında garanti tutarlarının konulduğunu görüyoruz. Bunun faturası vatandaşa nasıl olacak? Sizin bu konuya ilişkin yorumunuz nedir?

Faik ÖZTRAK- Şimdi yapılan hesaplara göre 100 milyarı aşan bir tutarda yine önümüzdeki 3 sene için bir garanti ödemesi öngörülmüş. Aslında bu garanti ödemesi nedir? 5 kuruş milletin cebinden para çıkmadan yaptık dedikleri yolların, köprülerin, hastanelerin, havaalanları için ödenecek para. Şimdi çok açık söyleyeyim, bunlar aslında borç ödemesi ve bu kadar borcu öderken emeklimize daha fazla maaş ödemekten, daha fazla yatırım yapmaktan, milletin ihtiyaç duyduğu derslikleri yapmaktan başka öncelikli yatırımları yapmaktan, yine memurlarımıza daha fazla maaş ödeyebilmekten, daha fazla aile yardımı yapmaktan, daha fazla milletimize her konuda destek vermekten, fırsat eşitliği yaratacak harcamaları yapmaktan vazgeçmiş oluyoruz.

Bunlardan vazgeçtiğimiz zamanda ileriye dönük büyüme hedeflerimizde sıkıntıya giriyoruz. Bu Kamu Özel İşbirliği modeli kapsamında yapılan yatırımlar bu memleketin geleceğini ipotek altına almıştır. Bu yatırımların biz tesisin kendisine bir şey dediğimiz yok Allah yapandan da yaptırandan da razı olsun. Ama bu tesisler normal şartlarda devlet ihaleleriyle yapılması halinde mal olacakları bedelden çok daha fazla bedele yapılıyor, çok daha yüksek masraf ediliyor. Artı yine bu garantiler aracılığıyla millet geçmediği köprü için, geçmediği yol için, yatmadığı hastane için, uçmadığı havaalanı için borç ödemek zorunda kalıyor.

 

Soru- Sayın Muharrem İnce gazeteci Bekir Coşkun cenazesinde Sayın Kılıçdaroğlu’yla yan yana olduğu fotoğrafın kesilmesiyle ilgili partide bölücü kimmiş herkes yorumunu yaptı. Birde CHP’den bazı milletvekillerinin İnce’yle hareket edeceği iddia ediliyor. Bu açıklama ve iddialara ilişkin sizin bir değerlendirmeniz var mı?

Faik ÖZTRAK- Şimdi çok açık söyleyeyim yani bir fotoğraf var camide çekilmiş, yine aynı camide çekilen birde video var Sayın Bekir Coşkun’un cenazesinde. Eğer hakikaten buradan bir bölücülük, buradan bir niza çıkarılmak isteniyorsa aynı durumun videoda da olması gerekir. Ben sordum, bu kesilmiş olan bir resim değil. Bu o açıdan çekilmiş olan bir resim. Dolayısıyla Genel Başkanın ve etrafının o hali gözüküyor. Videoda ise etrafındaki diğer kimselerin de resimleri ortada. Dolayısıyla ben bunu bir eleştiri fırsatı olarak görüp partiyi eleştirmeyi doğru bulmuyorum.

 

Soru- MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın CHP’nin toplumsal çatışma peşinde olduğunu iddia etti ve “sıkıyorsa sokağa çıksınlar” değerlendirmesinde bulundu. Sizin bu açıklamaya ilişkin yorumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- O açıklamayı ben de gördüm. Aslında tabi yine son derece ağır ifadeler içeren ve gerçekten cevap vermeye de çok fazla değmeyecek bir ifade ama madem soru olarak geldi şunu söyleyeyim, milletimiz artık bu hükümetin ve ortaklarının durumunu görüyor, her şeyin farkında. Notlarını veriyor, en kısa sürede önüne gelmesini istediği sandıkta da biletlerini kesecek. Onlarda bunu görüyorlar. Bunu gördükleri için de milletin meseleleriyle örneğin söz verip de yerine getirmedikleri Emeklilikte Yaşa Takılanların meseleleriyle uğraşmak yerine milletin sıkıntılarına, derdine derman olmak yerine askıda ekmek tavsiye ediyorlar ya da CHP’yle uğraşıyorlar. İnsaf. Üç sayfa açıklama yapıyorsunuz, dört sayfa açıklama yapıyorsunuz içinde bir tane milletin meselesi yok.

 

Soru- İstanbul Pandemi Kurulu toplantısına İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun davet edilmemesini nasıl değerlendiriyorsunuz? İstanbul Tabip Odası da bir açıklama yaparak kendilerinin de davet edilmemesini bu zihniyet virüs kadar tehlikeli şeklinde yorumladı. Sizin bu konuya ilişkin yorumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Yani hem siz bir Hıfzıssıhha Kurulu’nu topluyorsunuz, Pandemi Kurulu diyorlar şimdi galiba adına. Ama buraya İstanbul halkının seçtiği İstanbul’un gerçek temsilcisi olan Büyükşehir Belediye Başkanını çağırmıyorsunuz. Bu yapılacak iş mi? Yine konuyla ilgili olan tabipleri temsil eden teşkilatı çağırmıyorsunuz. Ondan sonrada o kurulun almış olduğu kararlardan hayır bekliyorsunuz. Tekrar söylüyorum, millet ne yaptıklarını görüyor, notlarını veriyor, biran önce önüne gelmesini bekledikleri sandıkta da bunların biletini kesecek. Bunlar onun sıkıntısıdır. Bizim belediyelerimiz görünür olmasın. Ama ne yaparlarsa yapsınlar, belediyelerimiz hemşerilerine bugün merkezi hükümetin vermiş olduğu destekten, sarayın vermiş olduğu destekten çok daha fazlasını veriyorlar.

Teşekkür ediyorum.

BU BÜTÇE MİLLETE EKMEĞİ ANCAK ASKIDA GÖSTERİR

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün MYK sürerken düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde, Cumhurbaşkanlığı seçimleri dün tamamlandı. Kıran kırana geçen bir seçimin sonucunda KKTC vatandaşlarının oylarıyla Cumhurbaşkanı seçilen Sayın Ersin Tatar’ı içtenlikle kutluyoruz. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak Kıbrıs Türkünün haklı davasının yanında olmaya devam edeceğiz.

 

DÜNYA SİVİLLERE YÖNELİK SALDIRILARA SESSİZ KALMAMALI

Yine hafta sonu, Ermenistan yönetimi, Azerbaycan’ın Gence ve Mingeçevir kentlerine düzenlediği Kalleş füze saldırılarıyla, Sivilleri bir kez daha vurdu. Aralarında bebeklerin de olduğu 13 kardeşimiz yaşamını yitirdi. Çok sayıda kardeşimiz de yaralandı. Bu terörü lanetliyoruz. Hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet, yaralananlara da acil şifalar diliyoruz. Dünya kamuoyu, sivillere yönelik bu saldırılara sessiz kalmamalıdır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Azerbaycan’daki kardeşlerimizin acılarını paylaşıyoruz. Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü yeniden tesis etmek için yürüttüğü meşru mücadelesini desteklemeye de devam edeceğiz.

 

BİLGE KRALI RAHMETLE ANIYORUZ

Bugün, yine Bosna-Hersek’in kurucu Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç’in vefatının yıl dönümü “Bilge Kral’ı bu vesileyle bir kere daha rahmetle anıyoruz.

 

BEKİR COŞKUN’U KAYBETTİK

Bu hafta sonunda acı bir haber aldık. Türk basınının önemli isimlerinden, tecrübeli gazeteci Bekir Coşkun’u yitirdik. Kıymetli bir gazeteciyi ama bir o kadarda değerli bir insanı kaybettik. Kendisine Allah’tan rahmet, yakınlarına ve sevenlerine sabır diliyoruz.

 

DEVLET KRİZİ YAŞIYORUZ

Sağduyuyla, akılla, istişareyle, adaletle kavgalı tek adam yönetiminde, ülke savruluyor. Milletimizin sıkıntısı her geçen gün artıyor. Dış politikada kriz yaşıyoruz. Eğitimde kriz yaşıyoruz, ekonomide buhrandayız ve en önemlisi de “devlet krizi” yaşıyoruz. Anayasaya, yasalara ve adalete sadakatle bağlı kalması gereken savcılar ve hâkimler, Anayasa Mahkemesi kararlarını tanımıyorlar. Yargı, hem kendi içinde, hem de yasamayla kavga ediyor. Hakimler, Sarayın tetikçiliğine soyunmuş. Devletin adalet direği, bu ucube rejimin elinde çöküyor.

 

ANAYASAL DEĞİL, ANAYASALI DEVLET OLDUK

Türkiye Cumhuriyeti artık “anayasal” bir devlet olmaktan çıktı, kâğıt üzerinde “anayasalı” bir devlete dönüştü. Anayasa Mahkemesi; Milletvekilimiz Enis Berberoğlu’nun seçme ve seçilme hakkının gasbedildiğine “Oybirliğiyle” karar verdi. Herkes Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararlara uyacak. Bunu biz demiyoruz. Bunu şu Anayasa Kitapçığı söylüyor. Elimde gördüğünüz şu Anayasa diyor, Anayasa bir toplumsal sözleşmedir. Yani milletimizin hakkı hukuku nedir? Milletin, devlete verdiği yetkiler nedir? Burada yazıyor. Yasama da, Yürütme de, Yargı da yetkilerini ve meşruiyetini, Anayasa’dan alır. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi hakimleri “Ben bu Anayasanın maddelerini tanımıyorum” derse, bu Anayasayı tağyir, tebdil ve ilgadır. Anayasa suçudur. Baştan beri “HSK resen harekete geçmelidir” diyoruz. Ama her şeyde resen harekete geçen HSK’dan tık yok.

 

MAĞDUR OLAN MİLLET İRADESİDİR

Bu suçun mağduru sadece Enis Berberoğlu, sadece Cumhuriyet Halk Partisi, sadece TBMM değildir. Bu suçun gerçek mağduru o anayasaya evet diyen Milli İradedir. Bu suçun gerçek mağduru, Anayasa ve hukuk devleti askıya alındığı için, “Askıda ekmeğe” mahkum edilen milletimizdir.

 

ANAYASAYI YOK SAYMAK ÇIKMAZ SOKAKTIR

Arkadaşımız Enis Berberoğlu’nun davasına bakan hâkim, sarayın icra memuru, “adalet celladı” olmuş… Saraya karşı çıkanlarla ilgili hangi dava varsa, sarayın iradesine karşı çıkan kim varsa bunların davaları bu hâkime veriliyor. Berberoğlu kararı bu hâkimde, Kaftancıoğlu kararı bu hâkimde, Sözcü gazetesi kararı bu hâkimde, bu hâkim şimdi Anayasa Mahkemesi kararını da tanımıyor. Bu suçtur, bu yargılanma hakkının ihlalidir, bu çıkmaz sokaktır. Bu kaostur, bu “devlet krizidir.” Bir üst mahkeme olan 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, bu Anayasayı ihlal suçuna “dur” demesini bekliyoruz.

 

UCUBE REJİMLE, BÜTÇE AÇIĞI VE FAİZ ÖDEMELERİ KATLANDI

Devletin resmi ajansı Pazar sabahı, 2021 bütçesinin Meclis’e sunulduğu haberini geçti. Ama Bütçe Kanun teklifi, Meclis’in internet sitesine bu sabah kondu. Anayasa’nın 161. Maddesi yine burada açık: “Bütçe, Mali yılbaşından, en az 75 gün önce Cumhurbaşkanı tarafından, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulacak.” Yani bütçenin en geç cumartesi gece yarısından önce Meclis’e teslim edilmesi gerekiyordu. Ama öyle gözüküyor ki, Saray ya bütçeyi Meclis’e zamanında yetiştiremedi, ya da o da hakimler gibi Anayasa’ya uymaya pek de gerek görmedi. Bu da devlet krizinin bir diğer cephesidir. Tek adam parti devleti rejiminden önce 2017 yılında 48 milyar TL olan bütçe açığı, şimdi getirdikleri kanunla 2021 yılında beşe katlanıyor. 245 milyar TL’ye çıkıyor. Faiz harcamaları ise aynı dönemde 58 Milyar TL’den üçe katlanarak 180 milyar TL’ye ulaşıyor. Faiz lobilerinin cebine aktarılan para bu milletin gelirinin 2017 yılında yüzde 2’sine karşılık gelirken şimdi yüzde 3’ünün üzerine çıkmış. Bu da tabi Saray hükümetinin tahminleri tutarsa…

 

BU BÜTÇE MİLLETE EKMEĞİ ANCAK ASKIDA GÖSTERİR

Bu bütçede milletin derdine derman yok. Bu bütçede ekonomik buhran yok. Bu bütçede ne var? Bu bütçede tam gaz faiz lobilerinin, yandaşların cebini doldurmak var. Bu bütçe maalesef milletimize ekmeği ancak “askıda” gösterecek bir bütçe. Milletimiz, “ekonomik buhranla” boğuşuyor. Dolar kuru 8 liraya, Euro kuru 10 liraya dayanmış. Son iki yılda işini kaybedenlerin sayısı 2 milyonu bulmuş. İşsiz yurttaşlarımızın sayısı 10,5 milyona ulaşmış. Çalışanlar da yoksulluk sınırının altında ücretlere talim ediyorlar. Dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 2 bin 448 lira oldu, yoksulluk sınırı 7 bin 973 liraya ulaştı. Asgari ücret nerede? Emeklilerimiz de, çalışanlarımız da pazar yerlerinde akşam döküntülerine talim ediyorlar. Çöpten karnını doyuran yurttaşlarımızın görüntüleri artık vaka-i âdiyeden oldu. Bir de çalışıyor görünüp iş başı yapamayan 2,5 milyon yurttaşımız var. Bu Hükümet, özel kesimde çalışan işçilerin pandemide, ayda 1.168 lira verilip zorunlu izne çıkarılmasının önünü açtı. Şimdi bu vatandaşlarımız aslında çalışıyor görünüyor işsiz değiller. Ama şu işbaşı yapamıyor dediklerimizin arasında yer alıyorlar. Bir de en önemlisi geçinemiyorlar. Bunların sayısı da 2 milyon. Marketlerde bebek mamalarına, hatta zeytinyağına bile güvenlik alarmı takılır hale geldi. Ucuzcu marketlerde bile peynir, mısır yağı, ay çiçek yağı gibi temel ürünlerin yanına yaklaşmak mümkün değil. Kuru ekmeği sofraya koymak bile artık mesele haline geldi. En son ekmeğe de yüzde 20 zam yapıldı. Ama beyler bir bütçeyi dahi Meclis’e zamanında yetiştiremiyorlar. Milletle gönül bağları o kadar koptu ki… Milletin ne sesini duyuyorlar, ne de halini görüyorlar.

 

BÜYÜK ORTAK ALLAH’A, KÜÇÜK ORTAK MİLLETE HAVALE EDİYOR

Saray ittifakının büyük ortağı, millete yoklukta sabır telkin ediyor. Küçük ortakta millete “askıda ekmek” vadediyor. Bunların milletin derdine derman olma niyetleri yok. Biri yapacağı işi yüce Allah’a, öbürü de millete havale ediyor. Ne demiş atalar: “Arsız neden arlanır, çul da giyer sallanır.” Milleti kuru ekmeğe muhtaç edenlerin hali tam da bu. Ne üzülüyorlar, ne de sıkılıyorlar, millete caka satıyorlar… Kibirlerinden yanlarına yaklaşılmıyor.

 

ŞAHSIM DEVLETİNİN VALİSİ

Bunların valileri de en az kendileri kadar kibirli. Denizli Valisi, canı burnunda çalışan bir dönerci esnafı, kendisine selam vermedi diye kapattırmaya kalkıyor. Sonrada Şahsım Devleti’nin Valisi “Şahsımın yaklaşımı, şahsımı da üzdü” diyerek, kibirde sarayın başından geri kalmadığını gösteriyor. Aynı Valiye, maske takmayan bir esnafın söyledikleri, memleketin halini açık seçik ortaya koyuyor. Vali esnafa, “Neden maske takmıyorsun?” diyor. Esnaf cevap veriyor: “Canıma yetti. Gebermek istiyorum. Piyasanın haline bak. Salı gününü 15 lirayla kapattık, Çarşamba günü 100 lira. 100 liranın hepsi kâr olsa ne olur?” Valinin de, esnafın da, memleketin de hali özetle bu.

 

MARAŞLI ÇİFTÇİNİN “GÖZÜNDEN” ANLADILAR

Yandım Allah diyen Kahramanmaraşlı çiftçi çiftçinin, süt üreticisinin, besicinin sesini duyurmak için traktörüne atlıyor Ankara’ya doğru yola çıkıyor. Jandarma traktörün yolunu kesiyor. Adamın belgesi tam, ehliyeti tam, ruhsatı tam… Önce vazgeçsin diye iki saat orada bekletiyorlar. Sonra bakıyorlar vazgeçmiyor, belgelerinde de eksiklik yok, şu raporu hazırlıyorlar; “Gözünde kızarıklık var, elin de sanki titriyor gibi” diyerek sen araba kullanamazsın deyip ehliyetine el koyuyorlar jandarma.

 

DAMAD-I ŞEHRİYARİ

Peki, bunlar yaşanırken, Sarayın kibirlisinin ekonominin başına sardığı Damad-ı Şehriyari neler yapıyor? Onun keyfi yerinde. Paramızın değerini görev tanımının dışına çıkardı. Rahatladı. Dolar artıkça artan ithalat fiyatları, ithal girdi kullanan çiftçiyi eziyormuş, bebeğine bez almakta zorlanan ana babayı üzüyormuş, dolarla borca batırdıkları sanayiciye zarar veriyormuş… Ne gam…

 

SANAYİLEŞME İCRA KOMİTESİ’NDE MUĞLAK İFADELER

Diğer taraftan geçtiğimiz hafta bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle sanayileşme İcra Komitesi kuruldu. Komite’nin görev ve yetkileri sayılırken oldukça müphem ifadeler var. Örneğin bunlardan bir tanesi; ülke içinde kritik öneme sahip şirketlerin ortaklık yapılarında, “Yurtiçi üretimin sürekliliğini ve ulusal güvenliği riske atabilecek” bir değişiklik olursa, bu konuda karar alabileceklermiş. Şimdi bir komite ortaklık yapılarıyla ilgili şirketlerin karar almaya başladığı zaman bu sıkıntıdır. Bu iş, milletin malını elinden alıp yandaşa verme noktasına kadar gider. Milletin hakkını hukukunu tanımayan bunun gibi düzenlemeler olursa da ülkeye kimse yatırım yapmaz. İş olmaz, aş olmaz. Bu düzenlemenin derhal değiştirilmesi lazımdır.

 

DEDİĞİNİ YAP, YAPTIĞINI YAPMA

Bu arada, ekonomiyi damadına emanet eden kayınpederde çıkıyor diyor ki, “Akraba-i taallukatınızı parti yönetimlerine doldurmayın”. Kime diyor? Kendi partililerine öğüt veriyor. Güler misiniz, ağlar mısınız? Tam bir “Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma” durumu. Devlette liyakat yerine, saraya sadakat esas olmuş, saray sosyetesinin tüm akraba-i taallukatı ballı maaşlarla, çifter çifter işlere konmuş, kayırmacılığın kitabını yazanların ettiği bu laflara artık kargalar bile gülmüyor.

 

UCUBE REJİM 2021’DE TÜRKİYE’Yİ İLK 20’DEN DÜŞÜRECEK

Ama bütün bu olan bitenlerin milletimize faturası, her geçen gün biraz daha ağırlaşıyor. Bu liyakatsiz ellerde milletin parası pulu mum gibi eriyor. Bu yıl milli gelirimizin, 700 milyar doların da altına düşeceği verilen rakamlardan anlaşılıyor kurun geldiği yerden. Orta vadeli programda ne dersin desin. Uluslararası Para Fonu, 2021’de ilk 20 ekonomi arasından düşeceğimizi söyledi. 2021’de 24 milyon nüfuslu Tayvan’ın milli geliri, 83 milyon nüfuslu Türkiye’yi aşacak. Tayvan dünyanın en büyük 20. ekonomisi olacak. Biz 21. sıraya düşeceğiz. Yani ilk 10 ekonomiyi bırakın, koskoca ülkeyi bu ucube başkanlık rejimi, tek adam rejimi ekonomik büyüklük olarak dünyada ilk 20’den düşme noktasına getirdi.

 

ŞİRKETLERİ, AİLELERİ BORÇ TUZAĞINA İTTİLER

Salgında; esnaflarımızı, çiftçilerimizi, besicilerimizi, emekçilerimizi tek başına bıraktılar. Tüm gelişen ve yükselen ekonomiler içinde, Meksika ile beraber kendi yurttaşlarına en düşük nakdi destek veren hükümet bunlar, saray hükümeti. Millete bütçeden karşılıksız verdikleri destekler sadece 6,3 milyar lira. Millete 5 maskeyi dahi bedava dağıtamadılar. Bir de IBAN numarası verip, milletten toplayıp dağıttıkları 2 milyar lira var. Yine, tüm bize benzeyen ekonomiler içinde, yurttaşlarını en fazla borca batıran hükümet de bunlar. İki yıl önce; tek adam parti devletinin iş başına gelmesiyle batmaya başlayan ekonomiyi, millete borç vererek yüzdürmeye çalıştılar. Şirketleri, aileleri borç tuzağına ittiler.

 

UMARIM DÖVİZ KRİZİNİN YANINDA BİR DE BORÇ KRİZİ YAŞAMAYIZ

Tek bildikleri borçla faizle ekonomiyi yönetmek olduğundan salgında da milleti borç batağına daha fazla batırdılar. Şimdi esnaflarımız, çiftçilerimiz, KOBİ’lerimiz, topyekun milletimiz, “Bu borçları nasıl öderim?” diye kara kara düşünüyor. Bu arada Hazine de son hızla hem de altınla, dövizle borçlanıyor. Umarım bu liyakatsizlerin elinde, döviz krizinin ardından, bir de borç krizi yaşamayız.

 

VARSA MERAMIN DOĞRU DÜZGÜN SÖYLE

Bu arada, vatandaşa salgın döneminde “sabret” diye talkını verenler, yandaşlarına salkımı vermekten geri durmuyorlar. Salgını bahane ederek, milyarlarca liralık ballı ihaleler verdikleri yandaşlarına bir de üstüne vergi istisnası veriyorlar, tarlanın taşıyla, tarlanın kuşunu vuruyor bu yandaş. Ondan sonrada çıkıp Sayın Genel Başkanımıza ipe sapa gelmez laflar söyleme cüretinde bulunuyorlar. Arkadaş sen işadamı mısın? Varsa bir meramın doğru düzgün söylersin ama bir siyasi parti liderine ileri geri konuşamazsın. Siyaset mi yapacaksın? O zaman şirketini bırakacaksın geleceksin nerede istersen orada siyaset yapacaksın. Ama bu talanın sonu yaklaşıyor. Millet bunları izliyor, notlarını veriyor, bir an önce gelmesini bekledikleri sandıkta da bunlara yerlerini gösterecek, evlerine gönderecek.

 

PANSUMANA YENİ İSTİHDAM PAKETİ DEMİŞLER

Saray, TBMM’ye yine bir “torba yasa teklifi” göndermiş. Artık bunlar “torba” değil, “çorba” oldu da. Teklifin gerekçesine bakıyoruz. Salgınının istihdam üzerindeki olumsuz etkileri azaltılacakmış. Nasıl? Kısa çalışmayı, zorunlu ücretli izini uzatarak. Esnek çalışma getirip çalışanların kazanılmış haklarını tırpanlayarak. İşçinin kendi kumbarası olan İşsizlik Fonu’ndan verdikleri paralarla, işsizliğin görünmesini erteleyen bir takım pansuman tedbirler getirmişler. Adına da “yeni istihdam paketi” demişler. İktidarlarında 18 yılda 15 istihdam paketi açıtılar. Sonuç ne oldu? İşsiz sayısı bugün 10,5 milyon. Son iki yılda işini kaybeden yurttaşlarımız sayısı 2 milyon. Açıklanan onca pakete rağmen işsizlik sorunu neden çözülmedi? Çünkü tek adam rejimi; hukuk devletini, demokrasiyi, yatırımcının güvenini bitirdi, can ve malını tehlikeye düşürdü. Çünkü Saray’ın, “Ekonomiyi borçla şişirmeye dayanan büyüme modeli” iflas etti. Ülkede hukukun, üretimin önünü açacak, rekabet gücünü tahkim edecek, herkese iş, aş verecek, refahı hakça paylaştıracak, yoksulluğu bitirecek, eğitim sisteminden, vergi sistemine kadar, pek çok alandaki sorunlarımızı çözecek, güven uyandıracak bir programla, bir yönetim anlayışı da ortada yok.

 

ÜLKEYİ “DEV BİR KARA PARA AKLAMA MAKİNESİNE” ÇEVİRDİLER

Torba Yasa’da bir de Varlık Barışı var. Yurt dışından para getirenden ne vergi alınacak, ne de bu parayı nereden bulduğu sorulacak. Ardı ardına getirdikleri bu varlık barışlarıyla, ülkemizi “dev bir kara para aklama makinesine” dönüştürdüler. Gelen giden bir parada yok. Türkiye’miz, hırsızın, namussuzun, yolsuzun, vergi cenneti oldu. Aynı hükümetin içeride yarattığı vergi cehennemleri ise milletin canını alıyor. Son 10 günde 62 yurttaşımızı, sahte içki nedeniyle kaybettik. Normal bir ülkede bu olsa yer yerinden oynar. Ama hükümetten çıt yok. Daha önce de otobüslerde kullanılan 10 numara yağ yüzünden hatırlayalım kaç kişi canını yitirmişti?

 

BÖYLE VERGİ SİSTEMİ OLMAZ

Bugün; millet bir arabayı kendine alıyorsa, en az bir arabayı da devlete alıyor. Bütün dünyanın dijital yeteneklerin geliştirilmesinden dijital alt yapının güçlendirilmesinden bahsettiği bir dönemde, millet kendine bir akıllı cep telefonu alıyorsa, bir diğerini de devlete alıyor. Böyle bir vergi sistemi olur mu? Olmaz. Servetini yurt dışına kaçıranı affeden, ama milleti; yediğinden, içtiğinden, arabasından, telefonundan aldığı vergilerle soyup soğana çeviren, can güvenliğini tehlikeye atan bir vergi sistemi olmaz. Böyle bir vergi sistemiyle büyüme de olmaz. İstihdam olmaz. Tek adam rejiminden sonra cebi her gün boşalan, bir de pandemiye ezdirilen vatandaşlarımız, bu vergileri ödeyemez.

 

BORCUN FAİZİNİ, HATTA ANAPARAYI SİLMEK GEREKİYOR

Peki ne olur o zaman? Torba yasayı getirirken açıklamışlar, yeni bir vergi ve prim yapılandırılmasını da torba yasa görüşülürken ekleyeceklermiş. Vatandaş vergisini primini ödeyemeyince önce faiziyle ertelediler, şimdi vatandaş bunu da ödeyemeyince, yeniden yapılandırma getireceklermiş. Yeniden yapılandırma çok sıkıntı içinde olan milletimizi bir miktar rahatlatır, ama onun sorununu çözmez, sadece halının altına süpürür. Derde deva olmaz. Esas yapılması gereken, pandemi nedeniyle ödenemez noktalara ulaşan bu borçların faizini silmektir. Hatta anaparasını silmektir ve vatandaşa bu pandemi sonrasında bir sıfırdan başlama imkanını vermektir. Esnafa bu imkanı vermektir, çiftçiye bu imkanı vermektir, ailelere bu imkanı vermektir, KOBİ’lere bu imkanı vermektir. Yapılması gereken budur.

 

KONAKLAMA VERGİSİNİ ERTELEMEYİN, KALDIRIN

Son olarak bu Torba Yasa’da zor durumdaki turizmciler için Konaklama Vergisi’nin 2022 başına ertelenmesi öngörülmüş. Bu işin en başından beri şunu söylüyoruz. “Konaklama Vergisi tamamen kaldırılmalı” diyoruz. Kaldırmazsanız bu işi çözemezsiniz, bu vergiyi daha çok ertelemek zorunda kalırsınız. 18 yıldır iktidardalar. Millet üretsin, kazansın, aşı işi artsın diye ne yaptılar? Şu geldiğimiz yere bakın, millete askıda ekmek vermek, yoksula sabır tavsiye etmek noktasına geldik. İyi yönetilen bir devlette bunlar olur mu?

 

AYNI ANDA HERKESLE KÖTÜYÜZ

Türkiye’nin yaşadığı devlet krizinin en olumsuz yansımalarından biri de dış politikadadır. Dış politika akıl ve sağduyu ekseninden çıkmıştır. İç siyasete malzeme yapılmıştır. Dış politikamız milletin çıkarları gözetilerek, ehil kadrolar eliyle yürütülmemektedir. Sarayda İhvancı kafalar tarafından belirlenip, yürütülmektedir. Peki, bunun sonucunda ne olmaktadır? Ülkemizin bölgede tek bir dostu bile kalmamaktadır. Atalarımız ne güzel demiş: Dostun bin ise azdır, düşmanın bir ise çoktur. Aynı anda hem Mısır hem de İsrail ile düşman oluyoruz. Aynı anda hem ABD hem de Rusya ile karşı karşıya geliyoruz. Aynı anda hem Almanya hem de Fransa’yı karşımıza alıyoruz. Çevremizde ne kadar ülke varsa bize karşı birleştirmeyi bu iktidar, bu saray hükümeti başarmıştır. Ülkemiz yalnızlaşmıştır. Bir dönem bu yalnızlaşmaya “değerli yalnızlık” demişlerdi. Türkiye’nin bu yalnızlaşmasını, dış politikadaki bu tıkanıklığı en iyi kim değerlendirdi? Yunanistan. Doğu Akdeniz’de, artık en haklı davalarımızı bile savunmakta zorlanmaya başladık. Önüne gelen bize ayar vermeye çalışıyor. ABD çıkıyor, “S-400’leri kullanırsanız, sonuçlarına katlanırsınız” diye tehdit ediyor. Lavrov çıkıyor Rus Dışişleri Bakanı, “Türkiye stratejik ortağımız değil, hiç olmadı” diyor.

 

SUUDİ ARABİSTAN’A GIKLARI ÇIKMIYOR

Şimdi de Suudi Arabistan çıkmış: Türk ürünlerine boykot çağrısı yapıyor. Bu çağrıya Fas’tan Cezayir’e kadar, tarihi bağlarımız olan diğer Kuzey Afrika ülkeleri de katılıyor. Ama bu boykota karşı Saray İttifakının gıkı çıkmıyor.

 

BOŞ TENEKEDEN ÇOK SES ÇIKAR

En son Kanada çıktı: İHA ve SİHA’lar da kullanılan çok kritik teknolojik parçalara ambargo koydu. Peki Saray Hükümeti buna bir şey dedi mi, bir şey yapabildi mi? Kanadalı firmaların Kaz Dağlarında, Erzincan’da, Uşak’ta, Eskişehir’de, Samsun’da altın ve maden arama ruhsatlarını iptal etti mi? Hayır. İçi boş hamaset, sağa sola boş atarlar artık işe yaramıyor. Boş tenekeden çok ses çıkarmış.

 

SIKIŞTIKÇA GAZ ÇIKARIYORLAR

Çok gürültü çıkararak maalesef sorunlar çözülmüyor. Şimdi içeride ve dışarıda sıkıştıkça gaz çıkarıyorlar! Bu ülkenin doğal zenginliklerinin çıkartılması ve tüm milletimiz için kullanılması tabi ki en çok bizleri memnun eder. Ama bulunan gaz, şu anda milletin cebindeki yangını söndürmüyor. Dereye su gelene kadar, kurbağanın gözü patlayacak. Bunun üstünü örtmek için bugünün sorunlarından kaçmak için, yarına randevular verip duruyor bu iktidar. Tabi bu sözleri, bu lafları, bu yarına verilen randevuları, sarayın yarına randevularını da artık kimse ciddiye almıyor. Vatandaşlarımız yapılanları görüyor. Notlarını veriyor, biran evvel getirin dediği sandıkta da biletlerini kesmeye hazırlanıyor.

 

EKONOMİK MODELİ DE KRİZE GİREN REJİMİ DE DEĞİŞTİRMEK GEREKİYOR

Her hafta yeni bir kriz veya gerilim çıkararak bu ülke yönetilmez. Yönetilemiyor da zaten. Hem krize giren ekonomik modeli, hem de krize giren rejimi artık değiştirmek gerekiyor. Biz, akılla, bilimle, liyakatle, milletle istişare ederek devleti yönetmeye talibiz Cumhuriyet Halk Partisi olarak. Ülkemizin ayaklarına pranga vuran, devlet ve rejim krizini çözecek reçeteyi Sayın Genel Başkanımız son kurultayımızda açıkladı.

“İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesini” tüm delegelerimiz de imzaladı, taahhüt etti.

Burada devletimizi akılla, istişareyle, liyakatle yönetmenin yolu var; yepyeni ve güçlendirilmiş bir parlamenter sistem bize gerekiyor.

Bu topraklarda herkes malından, mülkünden, canından artık emin olarak huzur içinde yaşamalı. Devletin çökertilen “adalet direği” yeniden ayağa kaldırılmalı. Biz bunu kaldıracağız. Hukuku üstün kılacağız.

Millete hesap vermekten korkmayacağız. Sayıştay’ı gerçek işlevine kavuşturacağız. Meclis’te Kesin Hesap Komisyonu kuracağız. Bu Komisyonun başkanı da bizden değil, ana muhalefet partisinden olacak.

Elbette siyasetin itibarını yükseltmek için “Siyasi Ahlak Yasası”nı çıkaracağız.

Tıkanan ekonomik modelin yerine yepyeni bir kalkınma modeli getireceğiz. Küresel gelişme dinamiklerini yakından takip ederek, yeni bir “Kalkınmacı Devlet” anlayışını benimseyeceğiz.

Kaynakların en etkin şekilde kullanılmasını sağlayacak kurumsal altyapıyı oluşturacağız. Güçlü bir “Stratejik Planlama Teşkilatı” kuracağız.

Tarım, gıda güvenliği, sağlık, yeşil ve dijital ekonomi gibi stratejik gördüğümüz alanlarda kamucu yaklaşımı benimseyeceğiz, devletin gücünden yararlanacağız.

Ülkemizin rekabet gücünü artırmak için değersiz paradan medet ummayacağız. Verimlilik artışına odaklanmış politikaları uygulayacağız.

Ekonomi politikalarımız hem kurallı, hem de akılcı olacak. Devlet, piyasaların sistemik hatalar yapmasını engellemek için ekonomide düzenleyici olacak.

Büyümenin sürekli olabilmesi için, nimetlerini adil ve dengeli bir biçimde paylaşacağız. Güçlü sosyal devletin ilk adımı olarak, “Aile Destekleri Sigortası Kurumunu” kuracağız. Hiçbir çocuğun gece yatağa aç girmesine, hiç bir gencin hayallerinin kararmasına izin vermemek için eğitime, sağlığa özel önem vereceğiz.

Ve elbette çevresel sürdürülebilirliğe çok dikkat edeceğiz. Para ve maliye politikalarında sürdürülebilirlik icraatımızda belirleyici olacak.

Ve her şeyden önemlisi, bu verimli topraklara artık huzur ve sükûnet gelecek. Türkiye bölgesinde güvenilir ve ön görülebilir bir ülke olacak. Dış politikamız “yurtta sulh, cihanda sulh” esasına göre yürütülecek. Doğu Akdeniz başta olmak üzere, ülkemizin uluslararası hukuktan doğan hak ve menfaatlerini sonuna kadar koruyacağız. Diğer yandan da bulunduğumuz coğrafyada, barışın ve huzurun merkezine ekonomik işbirliklerini koymak için gayret sarf edeceğiz. Türkiye kendi bölgesinde barışın ve kalkınmanın lokomotifi olacak. Biz bu ülkenin geleceğine de, milletimizin ferasetine de sonuna kadar inanıyoruz, güveniyoruz.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

 

Soru- Efendim iç politikaya ilişkin bir sorum olacak. Son dönemde acaba bir anket çalışması yaptırdınız mı? Zira Sayın Muharrem İnce geçtiğimiz gün katıldığı bir televizyon programında CHP’nin oy oranının yüzde 17 civarlarında olduğunu iddia etti. Bu iddiaya katılır mısınız?

Faik ÖZTRAK- Birçok anket çalışması var ama bizim özel olarak yaptırdığımız bir anket yok. Şimdi tabi Sayın İnce bizim partimizin bir üyesi, onun iddialarına burada cevap vermeyi doğru bulmuyorum. Bunlar partinin içinde tartışılması daha doğru olan hususlardır. Ama şöyle de demekten kendimi alıkoyamıyorum: “Keşke bunu Cumhur İttifakı’nın bir sözcüsü söyleseydi de bizde çıkıp ‘Halep oradaysa arşın burada; haydi bakalım hodri meydan’ deseydik.”

 

Soru- Efendim Ayhan Bilgen ve Altan Tan HDP’nin gelinen noktada PKK’yla arasına mesafe koyamadığını, HDP’nin terör örgütüne göre pozisyon aldığını itiraf etti. Meclis çatısı altındaki bir parti hakkında gündeme gelen bu tartışmayı nasıl değerlendirirsiniz?

Bir diğer ikinci sorum da olacak. Eski CHP milletvekili Şahin Mengü CHP’nin bir program çalışması yaptığını iddia etti. Mengü programı yazan komisyonun başında CHP vekili Mehmet Bekaroğlu olduğunu ve diğer üyelerinde eski cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün danışmanları olduğunu söyledi. Bekaroğlu’da Mengü’nün iftira attığını savundu. Böyle bir program çalışması var mıdır, varsa içeriği nedir?

Faik ÖZTRAK- Sonuncusundan başlayım. Böyle bir program çalışması partimizde yok. Gerçekten nereden çıktı ben de anlamadım.

Diğer sorunuzla devam edeyim. CHP olarak biz terörün her zaman karşısında olduk, karşısında olmaya da devam edeceğiz. Bu çerçevede bir diğer partinin kendi içinde yapılan bu tartışmaları tabi ki dikkatle izleriz ama bu konuda bir yorum yapmamayı tercih ederiz.

 

Soru- İki sorum olacak. Birkaç gündür sosyal medyada bir fotoğraf karesi paylaşılıyor, tartışılıyor. Eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, Engin Alan, Korkut Eken ve MHP lideri Devlet Bahçeli’nin çağrısıyla cezaevinden çıkan organize suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı’nın birlikte çekilmiş bir fotoğrafı paylaşılıyor. Susurluk ve faili meçhul cinayetlere adları karışan bu isimler üzerinden sosyal medyada işte derin devletin fotoğrafıdır diye tartışılıyor. Bu fotoğraf karesi hakkında ne söylemek istersiniz?

İkinci sorum ise, İsveç Dışişleri Bakanı geçtiğimiz hafta Ankara’daydı Mevlut Çavuşoğlu’yla bir toplantı gerçekleştirdi ve toplantı sonrası yaptıkları basın açıklamasında Türkiye’nin biran önce Suriye’den çekilmesi gerektiğini söyledi. Bu hususla ilgili ne söylemek istersiniz?

Faik ÖZTRAK- Son soruyla başlayım, herhalde Türkiye’nin Suriye’de ne yapmasına karar verecek olan İsveç değildir. Ülkenin çıkarları doğrultusunda Suriye’de ne yapması gerektiğine karar verecek olan bu ülkenin kendisidir.

Fotoğraf hakkında gerçekten kim kimlerle beraber bu fotoğrafta gördük. Ülke kimler tarafından yönetiliyor, kimler hangi görevlerde, kimlerin hangi sözleri hangi çerçevede ettiğini bu fotoğraf gerçekten ortaya koyuyor.

 

Soru- Efendim benim sorum TTB ile hükümet arasındaki tartışmalara ilişkin olacak. Son olarak basında yer alan haberlere göre hükümetin TTB için barolara benzer bir düzenleme yapabileceği, yeni bir yasal düzenlemeye gidilebileceği yönünde haberler var. Bununla ilgili daha önce açıklamalarda bulunmuştunuz. Güncel pozisyonunuzu sormak istiyorum. Böyle bir yasal düzenleme olursa CHP nasıl tepki ortaya koyar?

Faik ÖZTRAK- Bu konudaki tutumumuz barolarla ilgili tutumumuzun tıpkısı olacaktır. Şunu açıkça söyleyeyim, Türkiye’de önce emek örgütleri zayıflatıldı, şimdi hedef sivil toplum kuruluşları, hatta bazen dil sürçüyor bunların arasında işveren örgütleri dahi sayılıyor. Neden? Çünkü bu otoriterleşme sürecinin önünü açmak için sivil toplum kuruluşlarının da zayıflatılması gerekiyor. Bu ülkede en ileri demokrasiden, çağdaş demokrasiden, çağdaş ve güçlü yepyeni bir parlamenter sistemden yana olan CHP tabi ki böyle bir gidişin karşısında olacaktır.

 

Soru- Olası bir erken seçimde Enis Berberoğlu’nu yeniden aday gösterme durumunuz olacak mı? Bir de Muharrem İnce katıldığı bir televizyon programında şöyle bir açıklamada bulunmuştu. Cumhurbaşkanlığına aday olacak kişinin Genel Başkanlığa da aday olması gerekir diye. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Tekrar Sayın İnce’nin sözlerine ben buradan Parti Sözcüsü olarak cevap vermek istemem. Böyle bir polemiği de başlatmak istemem. Kendisi partimizin üyesidir. Bu tür eleştirileri varsa gelip kamuoyuyla paylaşmak yerine partinin yetkili kurullarına anlatabilir. Onun için ben buradan herhangi bir cevap vermeyi doğru bulmam. Birincisi bu.

İkincisi, ben tekrar aday göstermek noktasına geleceğimiz zannetmiyorum. Enis Berberoğlu bence Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu karara uyularak milletvekilliğini geri alacaktır. Bunu bekliyoruz biz. Yani Enis Berberoğlu’nun gasbedilen seçme ve seçilme hakkı milli iradenin ona vermiş olduğu milletvekilliği Anayasa Mahkemesi’nin herkesi bağlayan kararından sonra iade edilmesi gerekir. Dolayısıyla bir erken seçimde aday gösterecek misiniz, göstermeyecek misiniz tartışması sonraki iştir. Şimdi işimiz Enis Berberoğlu’nun gasbedilen milletvekilliğinin geri alınmasıdır.

 

Soru- Son dönemlerde yapılan toplantılara, özellikle valilerin yaptığı toplantılara konunun uzmanları yerine sadece AKP’lilerin çağrıldığını görüyoruz. İki örnekle bu konuyu somutlaştırmak gerekirse, Mardin’de tıp fakültesi kurmak için yapılan etkinliğe akademisyenler çağrılmadı. Adıyaman’daki Covid toplantısına da doktorlar çağrılmamıştı. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi tabi bir partinin Genel Başkanı Cumhurbaşkanı olunca o memleketin valileri de o partinin eş il başkanı oluyor. Açılışlarda partililerle il başkanlarıyla birlikte sıraya diziliyorlar, tam bir tek adam parti devleti resmi ortadadır. Yani bu durumun tek bir değerlendirmesi vardır o da Türkiye artık bir parti devleti olmuştur. Parti devleti rejimiyle yönetilmektedir ve bu nedenle de Türkiye hızla dünya ligindeki yerini kaybetmektedir, vatandaşlarının cebi boşalmaktadır, mutfakta tencereler boş kalmaktadır. Dolayısıyla Türkiye’nin hızla yeni, güçlü bir parlamenter rejime ihtiyacı vardır. Tek adam parti devletinin iki buçuk yıllık performansı bunun milletimize hiçbir hayrı dokunmayacağını açık seçik ortaya koymuştur.

 

Soru- Erdoğan’ın son dönemde tartışılan bir sözü var “Müminin görevi varlıkta şımarmamak, yoklukta sabretmek”. Bu konuya ilişkinde Veli Ağbaba’nın sabır karnesi adında yayınladığı bir raporu var. Sonuç, iyileşmeyi yıllardır bekleyen milyonlarca asgari ücretli, genç, emekli, ücretli ve memurun umduğu iyileşmeyi beklerken daha da kötü bir duruma gittiği. Örneğin, 15 – 29 yaş arasında ne eğitimde, ne de istihdamda olanların sayısı 5.8 milyon. Siz bu raporu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu sözünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Erdoğan millete sabır tavsiye etme makamında değil. İcra makamında, yani milletin derdine derman olma, milletin sorunlarını çözme makamında bulunuyor. Her şeyden önce onu söyleyeyim. Veli Bey gerçekten çok güzel bir rapor hazırlamış ben herkesin okumasını tavsiye ediyorum. Tamamen resmi rakamlar kullanılmış ve bu resmi rakamlar gerçekten 18 yıllık AK Parti yönetiminde ülkemizin ne hale geldiğini, gençlerimizin durumunun ne olduğunu açık seçik ortaya koyuyor. Onun için bu raporu hazırlayanların eline sağlık diyorum.

 

Soru- Sağlık Bakanı dün İstiklal Caddesi’nden kalabalık insan fotoğrafı paylaşarak, “Buraya sağlam giren hasta çıkar, kalabalıklardan uzak durun” dedi. Ama AK Parti il ve ilçe kongreleri sürüyor. Dün de BBP kapalı salonda kongre yaptı. Bir yandan baroların seçimlerinin pandemi nedeniyle ertelenmesi, diğer taraftan da yaşanılan bu kongrelerle ilgili yorumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Caddeleri, meydanları insanlar dolduruyor, bu konuyla ilgili hiçbir önlem alınmıyor. AK Parti il ve ilçe kongreleri sürüyor, bunların da kapalı yerlerde yapılmasında hiçbir mahzur görülmüyor. BBP kapalı salonda kongre yapıyor bunun da mahsuru yok ama barolar seçimlerini yaparlarsa pandemi salgın bulaşıyor. Açık söyleyeyim ülkenin bu sıkıntılı günlerinde milletimiz salgınla boğuşurken salgından bir siyasi gerekçe üretmek vicdansızlıktır, insafsızlıktır.

 

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün katıldığı bir üniversitenin açılış töreninde, “Genç nüfus eğitim görüyor ama yetişmiş insana sahip değiliz. Önümüzdeki dönem eğitime önem vereceğiz, eğitimde reform yapacağız” dedi. Bu açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Devamında aynı konuşmada Erdoğan, “Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller yetiştirmek için çıkılan yolun en sığından, en bayağısından, en çarpığından batı laikçiliğine dönüşmüş olması cumhuriyetimizin en büyük kaybıdır” dedi. Bu konudaki değerlendirmeniz nedir?

Faik ÖZTRAK- Şimdi tabi hayretler içinde bu sözleri dinledim. Erdoğan 18 yıldır muhalefetteydi de biz iktidarda mıydık? Yani 18 yılda memleketin eğitim sistemini nereden nereye getirdiklerinin açık ikrarıdır bu. İdeolojik saplantıları nedeniyle eğitim sisteminde kaosa yol açtılar. Şunu açık söyleyeyim, kendi ülkesinin çocuklarını denek haline getiren tek hükümet AK Parti hükümetidir. 4+4+4… bunu getirirken kime sordular. 18 yılda 7 tane Milli Eğitim Bakanı gelmiş. 7 tane de Kültür Bakanı gelmiş, şimdi eğitimden kültürden şikayet ediyorsunuz. Çok açık söyleyeyim, bu ülkenin eğitim sistemini milli olmaktan çıkarıp kendi ideolojilerinin vesayeti altına alanlar Türk eğitim sistemine ihanet etmişlerdir. Bu ihanetin baş faili de Recep Tayyip Erdoğan’dır.

 

Soru- CHP Azerbaycan ile dayanışma içinde olduğunu her fırsatta dile getiriyor. İlham Aliyev ile görüşmek için Azerbaycan’a bir heyet gönderecek misiniz?

Faik ÖZTRAK- Azerbaycan milli meselemizdir. Şu anda TBMM Başkanı’nın başkanlığındaki bir heyetle birlikte Grup Başkanvekili arkadaşımız Engin Altay da Azerbaycan’dadır. Genel Başkanımızın Sayın Aliyev’e yazmış olduğu bir mektubu kendilerine sunmuşlardır Sayın Aliyev de bundan duyduğu memnuniyeti ifade etmiş, selamlarını göndermiştir.

 

Soru- Uygur Türklerinin yaşadıkları ortada, iktidar bu konuda sessiz. Özelliklede 39 ülke arasında Türkiye’nin imzasının olmamasına. Hal böyleyken Haziran 2019’da meclise sunulan Uygur Türkleri hakkındaki teklif AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. Bunu nasıl karşılıyorsunuz? Sizce Doğu Türkistan özel oturumuyla toplanmalı mı? Bütün partilerin ortak imzasıyla bir bildiri yayınlanmalı mı?

Faik ÖZTRAK- Uygur Türkleri konusunda saray ve sarayın ortağı gerçek bir samimiyet testinden geçmektedirler. Özellikle bu 39 ülkenin imzası olan mektuba Türkiye’nin imza atmaması, daha önce Meclis’e sunulan Uygur Türkleri hakkındaki teklife ret oyu vermeleri, gerçekten soydaşlarımızla yakından ilgilendiğini iddia eden ve milli ve yerli söylemlerin arkasına sığınan sarayın ve ortağının ne kadar bu söylemlerinde samimi olduğunu ortaya koymaktadır. Açık söyleyeyim, biz CHP olarak dünyanın neresinde zulüm varsa bu zulmün karşısında oluruz. O nedenle biz Uygur Türklerinin her zaman yanında olacağız ama sarayın ve ortağının bu sessizliği bizleri üzmektedir.

 

Soru- Artvin’de 6 gündür söndürülmeyen yangın alanıyla ilgili Cengiz Holding’in siyanür havuzu kuracağı iddiaları var. CHP Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan bugün Halk TV yayınında “Bir haftadır göz göre göre yanıyor ormanlarımız” cümlesini kullandı. Sizin bu konudaki yorumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Ülkenin bir yerinde bir haftadır orman yanıyorsa bunun yanmasına neden müsaade edildiğinin mutlaka araştırılması lazım. Ne için müsaade edildiğinin de mutlaka araştırılması lazım ve sonrasında o yanan yerlerle ilgili orman alanlarıyla ilgili neler yapılacağını da dikkatle izlememiz lazım. Arkadaşımız Disiplin Kurulu Başkanımız Uğur Bayraktutan, bu konularda son derece iyidir ve kararlıdır bu işlerin peşini bırakmaz.

 

Soru- ABD basınına göre Beyaz Saray tam 10 yıl aradan sonra Suriye’yle diplomatik temas kurdu. Suriye’nin esir tuttuğu bir deniz piyadesi nedeniyle görüşmelerin başladığı ifade ediliyor. Bu haberin ardından Türkiye’nin Suriye’yle görüşme konusunda hala adım atmaması tekrar gündeme gelip eleştirildi. Sizin bu konudaki yorumunuz ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Bizim bu konudaki yorumumuz, düşüncemiz açık. Biz baştan beri Suriye’yle diplomatik ilişkilerin mutlaka kurulması gerektiğini, Suriye yönetimiyle ancak bu şekilde bölgede barışa doğru kararlı adımların atılabileceğini hep ifade edegeldik, ediyoruz da.

 

Soru- Dün Mogan tesislerinde gerçekleştirilen MYK toplantısında neler görüşüldü? Bir SWOT analizi yapıldığı belirtiliyor. Bu analiz sonuçlarından neler çıktığını kısaca özetleyebilir misiniz? Dünkü toplantıda CHP’nin yaptırdığı anket sonuçlarının da değerlendirildiği söyleniyor. Anketler ne gösteriyor paylaşmanız mümkün mü?

Faik ÖZTRAK- Bir kere her şeyden önce anket sonuçları değerlendirilmedi. Çünkü bu toplantı bugüne dönük bir toplantı değil. Ülkemizin, dünyanın, bu çerçevede partimizin, diğer partilerin orta ve uzun vadede nereye doğru evrileceklerini araştırma toplantısı. Biz bu toplantıları düzenli olarak yapma kararı aldık. Gerçekten çok faydalı oldu.

 

Soru- Geçtiğimiz hafta düzenlenen Bilim Kurulu toplantısı sonrası Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın kesitsel taramalarla tespit edilen semptomu olmayan vaka sayılarının sadece Dünya Sağlık Örgütü ile paylaşılacağı ve günlük tabloya dahil edilmeyeceğiyle ilgili ifadelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Açıkçası bu bütün dünyada uygulama neyse bizde de o yapılması gerekir. Benim bilebildiğim kadarıyla eğer bir veriyi Dünya Sağlık Örgütü’yle paylaşıyorsanız bu veri uluslararası standartlarda talep edilen bir veridir. Siz bu veriyi yabancılarla paylaşacaksınız ama kendi ülkenizin araştırmacılarıyla, kendi ülkenizin tıp insanlarıyla paylaşmayacaksınız. Bu son derece yanlıştır. Baştan itibaren söylüyoruz, salgınla mücadele önemli bir konudur. Salgınla mücadelede herkesin aklına ihtiyacımız vardır. Bu çerçevede bu verilere bizim bilim insanlarımızın, tıp insanlarımızın ulaşabilmesi, onların doğru stratejiler üretebilmesine veya önermelerine imkan sağlayacaktır. Bu nedenle bu verilerin içerde de paylaşılması elzemdir. Yani Dünya Sağlık Örgütü’ne verdiğiniz neyi bu milletten saklıyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

ADALET ÇÜRÜRSE “BEKA SORUNU” ASIL O ZAMAN BAŞLAR

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün TBMM’deki MYK toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Biraz önce Merkez Yönetim Kurulumuz olağanüstü bir toplantı yaptı. Bu toplantıda, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Anayasa Mahkemesi’nin milletvekili arkadaşımız Enis Berberoğlu’yla ilgili kararını yok saymasını değerlendirdik.

 

ALT MAHKEME ANAYASA’YI ÇİĞNİYOR

Ben burada izlinizle önce Anayasa’nın iki önemli hükmünü hatırlatarak konuşmama başlamak istiyorum:

Anayasanın 11. maddesi şöyle söylüyor kısaca ifade edeyim: “Herkes Anayasa’ya uymak zorundadır.”

Yine Anayasanın 153. maddesi de “Herkes Anayasa Mahkemesi’nin kararına uymak zorundadır” diyor. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’nin kararına uymayı reddetmiştir. Karar son derece açıktır, hak ihlali vardır. AYM, “Enis Berberoğlu’nun milletvekilliğiyle ilgili hakları çiğnenmiştir” demesine rağmen, 14. Ağır Ceza Mahkemesi diyor ki, “Ben buna uymam” ve yeniden bir yargılama yapılmasına da gerek yoktur hükmüne varıyor. Anayasa Mahkemesi kararına bir alt mahkemenin uymayı reddetmesi açıkçası anayasayı çiğnemektir.

 

HSK HAREKETE GEÇMELİ

Anayasa Mahkemesi ve milletvekilinin kendisine milli irade tarafından verilen hukukunu, hakkını yok saymaktır. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin yaptığı aslında görev suçudur ve bu çerçevede Hakimler Savcılar Kurulu daha önce birçok olayda yaptığı gibi bu defada burada resen harekete geçmelidir. Tabi bu konu iki gün içinde İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesine intikal edecek ve burada gerekli karar verilecektir. Umarız 15. Ağır Ceza Mahkemesi kararıyla bu hukuksuzluğa, bu hukuk garabetine son verilir.

 

ADALET ÇÜRÜRSE “BEKA SORUNU” ASIL O ZAMAN BAŞLAR

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak her zeminde hak, hukuk, adalet arayışımızı sürdürmeye devam edeceğiz. Burada açıkça belirtmek istiyorum ki, devletin temeli adalettir. Adalet çürürse işte ikide bir de bahsedilen beka sorunu orada başlar. Ve şunu açıkça görmemiz lazım. Bu ülkede hukuk devleti zayıf düştükçe, demokrasi zaafa uğratıldıkça milletin cebi de boşaltılmaktadır. Bugün ekonomide yaşadığımız buhranın en önemli nedenlerinden biri de hukukun bu şekilde ayaklar altına alınmasıdır.

Sözlerime son verirken tekrarlıyorum, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak hem milletvekilimizin, hem TBMM’nin, hem de diğer tüm haksızlığa uğrayan insanların hakkını, hukukunu her zeminde taviz vermeden aramaya devam edeceğiz.

Çok teşekkür ediyorum.

SALGINI YANDAŞ İÇİN FIRSATA ÇEVİRDİLER

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Bugün, Kilis Belediye Başkanı’mızın vefatını üzüntüyle öğrendik. Halkın iradesiyle seçilen Belediye Başkanı’na Allah’tan rahmet, ailesine ve tüm Kilislilere başsağlığı diliyoruz. Hafta sonu Azerbaycan Cumhuriyeti ile Ermenistan arasında bir ateşkes kararı alındı. Ateşkes  masasını Rusya kurdu? Rusya, ateşkes masasını kuran taraf olarak, bölgedeki imajını bir kez daha kuvvetlendirdi. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu bile ateşkese uyulmasını istemek için, Rus Dışişleri Bakanı Lavrov ile görüşmek zorunda kaldı.

 

ARABULUCULAR ARASINDA NEDEN YOKUZ?

Bu vesileyle Saray Hükümetine soruyoruz: Masayı kuran arabulucu ülkeler arasında, neden biz yoktuk? Hani Türkiye, hem sahada hem masada Azerbaycan’ın yanında olacaktı? Ermenistan yönetimi her zaman yaptığı gibi yine ateşkesi tanımadı, sivillere yönelik saldırılarını sürdürdü. Gence’deki sivil vatandaşlara, sivil kardeşlerimize dönük bu devlet terörünü asla kabul edemeyiz. Masayı kuran, “Bölgede Rusya’dan habersiz kuş uçamaz” mesajını vermek isteyen, dolayısıyla bu ateşkesin bir anlamda garantörü olan Rusya, bu saldırıları neden önlemedi?

 

ERMENİSTAN YÖNETİMİNİ KINIYORUZ, LANETLİYORUZ

Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, sivil yerleşim yerlerine saldırarak, kardeşlerimize karşı, savaş ve insanlık suçu işleyen Ermenistan yönetimini buradan bir kez daha kınıyoruz, lanetliyoruz. Gence’de şehit olan kardeşlerimize Allah’tan rahmet, yaralananlara şifa ve tüm Azerbaycanlı kardeşlerimize de baş sağlığı diliyoruz. Kardeşlerimizin acıları, bizim de acımızdır. Azerbaycan toprağı olan Karabağ’da Ermeni yönetiminin işgali son bulmadan, Kafkasya coğrafyası huzur bulmayacaktır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bundan önce olduğu gibi, bundan sonra da, Azerbaycanlı kardeşlerimizin yanında olmaya devam edeceğiz.

 

KKTC’DE ADAYLARA BAŞARILAR DİLİYORUZ

Bu arada, hafta sonunda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde seçimler vardı. Sonuçların belirlenmesi ikinci tura kaldı. Biz ikinci turda yarışacak olan, Sayın Mustafa Akıncı’ya ve Sayın Ersin Tatar’a başarılar diliyoruz. İkinci turda, Kıbrıs Türk halkının iradesinin sandığa tam olarak yansımasını bekliyoruz.

 

SADECE AĞAÇLAR YANMADI, CİĞERLERİMİZ KAVRULDU

Sadece sınırlarımızın dışında değil, sınırlarımızın içinde de yangın var. Hatay’ın farklı bölgelerinde yaşanan orman yangınları, hepimizin yüreklerini dağladı. Ciğerlerimiz kavruldu. Sadece çığlıkları duyulmayan, o güzelim ağaçlar yanmadı. Kaplumbağasından, kuşuna pek çok canlı da kavrulup, yaşamını yitirdi. Yangın yerleşim yerlerine de hasar verdi. O güzelim ormanlarımızla beraber, geleceğimiz de yandı. Genel Başkanımızın talimatıyla, MYK üyelerimiz yangın bölgesine gitti. Milletvekillerimiz, Büyükşehir Belediye Başkanımız, vatandaşlarımızın yanında olmaya çalıştılar, acılarını paylaştılar. Canla başla uğraştılar. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bundan sonra da, bölgedeki mağdur vatandaşlarımızın yanında olmaya, vatandaşlarımıza elimizden gelen desteği vermeye, onlarla dayanışma içinde olmaya devam edeceğiz.

 

AĞAÇ YAKAN, CANA KAST EDEN BİZDEN DEĞİLDİR

Tek bir ağaç yakan, tek bir canlının yaşamına kast eden bizden değildir. Bu arada bölücü terör örgütünün, yangınların sorumluluğunu üstlenme çabası dikkatle izlenmelidir.  Bu yangın üzerinden yapılacak bölücü propagandaya ya da bunun üzerinden kurulacak tuzaklara asla izin verilmemelidir. Bunun için yangını çıkaranların biran evvel tespit edilmesi, adalet önüne çıkarılması, olan bitenin tüm boyutlarıyla aydınlanması ve hiçbir şeyin karanlıkta kalmaması büyük önem taşımaktadır. Bunu ilgililerden bekliyoruz.

 

ANKARA GAR KATLİAMI KARA BİR SAYFA

Son zamanlarda, ülkemizde birçok acının üzerine karanlık perdeler çekildi. İçinde bulunduğumuz Ekim ayının, bu konuda maalesef sicili oldukça kabarıktır. Hafta sonu Ankara Gar Katliamının 5. yıl dönümüydü. 100’den fazla vatandaşımızı bu terör saldırısında kaybettik. Yine yüzlerce yurttaşımız yaralandı. 7 Haziran ile 1 Kasım 2015 seçimleri arasında gerçekleşen bu saldırı, siyasi tarihimizde tam olarak aydınlanmamış, karanlık bir sayfa olarak durmaktadır. Biz, bir kez daha, bu olayda da yaşamını yitiren yurttaşlarımızı saygı ve rahmetle anıyoruz. Türkiye’nin içinden geçtiğimiz yakın siyasi tarihi yazılırken, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı, karanlık bir kavşak olarak tarihteki yerini alacak. Yaşadığımız acılar hiçbir zaman unutulmayacaktır. Biz, terörü, nereden gelirse gelsin ayrım yapmadan lanetliyoruz.

 

KİMSE YANLIŞ HESAP YAPMAYA KALKMASIN

Demokrasilerde özgürlüğün bedeli sürekli ihtiyatlı olmaktır. Dünya tarihi, “sahte güvenlik” uğruna, özgürlüklerinden vazgeçen toplumların acılarıyla doludur. Milletimiz 7 Haziran ile 1 Kasım 2015 seçimleri arasında yaşananları ve bu yaşananların ardından işlerin bugün hangi noktalara geldiğini çok daha iyi görmektedir. Bunları yaşatanlara notunu vermektedir. Milletimiz artık ne güvenliğinden, ne de özgürlüğünden vazgeçer. Kimse, bundan sonra, yanlış hesap yapmaya kalkmasın. Korkular ve acılar üzerinden, kimse siyaset mühendisliği yapmaya soyunmasın.

 

MUTFAKLAR VE CEPLER DE YANIYOR

Sadece sınırlarımız, ciğerlerimiz yanmıyor. Mutfaklarımız, ceplerimiz de yanıyor. Bir yandan işsizlik, bir yandan hayat pahalılığı evlerde huzur bırakmadı. Bugün TÜİK Haziran-Temmuz-Ağustos aylarını kapsayan, Temmuz ayı işgücü ve istihdam verilerini açıkladı. TÜİK, internet sitesini yenilemiş. Burada değinmeden geçemeyeceğim bu site pek de kullanıcı dostu değil. Tablolara, verilere ulaşmak eskisinden daha zorlaşmış. Umarız TÜİK yetkilileri bu duruma kısa sürede bir çözüm bulurlar.

 

ÇALIŞMA ÇAĞINDAKİ NÜFUSUN YARISI İŞGÜCÜ PİYASASININ DIŞINDA

Temmuz’da 31 milyon 135 bin yurttaşımız, iş hayatının dışında kalmış, işgücünün dışında kalmış. Buna karşın işgücüne katılan nüfusumuz da, 31 milyon 491 bin kişi olmuş. Yani çalışma çağındaki nüfusumuz ortadan ikiye bölünmüş. Yarısı, işgücü piyasasının dışında, yarısı da işgücü piyasasının içinde… Böyle bir durumla daha önceki krizlerde hiç karşılaşmamıştık.

 

BÖYLESİNE YAPIŞKAN BİR İSTİHDAM KAYBINI DAHA ÖNCE GÖRMEDİK

TÜİK ’in makyajlı rakamlarına göre dahi, son bir yılda işini kaybeden yurttaşlarımızın sayısı, 1 milyon 254 bini buluyor. Ucube rejimin iş başı yaptığından bu yana ise, 2 milyon yurttaşımızın işini kaybettiği ortaya çıkıyor. Ve daha da vahimi son 21 ayın 19’unda her ay istihdam kayıpları olmuş. Yani çalışanlar işin kaybetmiş. Böylesine yapışkan, sürekli bir istihdam kaybıyla, daha önce hiç karşılaşmamıştık.

 

13 MİLYON VATANDAŞIN İŞİ GÜCÜ YOK

Bir ekonominin en önemli başarı göstergesi, çalışmak isteyen yurttaşlarına iş ve istihdam, iş verebilmesidir. Bu ucube rejim, bıraktık millete iş vermeyi milletin çalıştığı işini elinden almıştır. Temmuz’da gerçek işsizlik oranı, geçen yılın aynı ayına göre, 6,3 puan artarak yüzde 29,1’e çıkmıştır. Gerçek işsiz sayısı da, aynı dönemde, 2 milyon 304 bin kişi artarak, 10 milyon 416 bin kişiye ulaşmıştır. Bir de çalışıyor göründüğü halde bir türlü iş başında olmayan, 2 milyon 574 bin yurttaşımız vardır bu rakamlara göre. Bu işbaşı yapmayanları da dâhil edersek işsiz sayısı 13 milyona ulaşmaktadır. Yani 13 milyon yurttaşımızın işi, gücü yoktur. Peki, Saray hükümetinin getirdiği OVP’de, işsizliğin nasıl çözüleceğine dair herhangi bir somut, ayakları yere basan politika var mı? Hayır yok.

 

YANDAŞ MÜTEAHHİTLER ABAT, MİLLET PERİŞAN OLDU

Sadece işsizlik değil, paramızın satın alma gücündeki erime de milletimizi perişan etmektedir. İki yıl önce, bu ucube rejimin kibirli başı millete; “24 Haziran’da bu kardeşinize yetkiyi verin. Ondan sonra şu faizle, dolarla, şunla bunla nasıl uğraşılır görün” dedi mi? Dedi. Millet yetkiyi verdi de ne oldu? Saray sosyetesi saraylarında ağırladıkları faiz baronlarını, faiz lobilerini, dolarla avroyla garanti verdikleri yandaş müteahhitleri abat etti. Milletse perişan oldu.

 

TEFECİ FAİZİYLE BORÇLANIYORUZ

Son dış borçlanma ihalesi, gelinen noktayı açık açık ortaya koydu… Almanya’nın 10 yıllık tahvil faizinin eksi olduğu, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizinin ise binde 7 olduğu, birkaç yıl önce ekonomisi iflas noktasına gelen Yunanistan’ın bile sıfıra yakın faizle, hem de 10 yıl vadeyle, borçlandığı bu dönemde; bu hükümet 5 yıl vadeye yüzde 6,4 faiz vererek borçlanabildi. Çok açık söylüyorum, bu tefeci faizidir. Bu olağanüstü yüksek faiz bir felakettir. Çoluğumuzu, çocuğumuzu, torunumuzu ipotek altına almaktadır. Milletimiz bunun altından kalkabilmek için çok sıkıntılar çekecektir.

 

FAİZ HARCAMALARI İKİYE KATLANACAK

Aslında bu sıkıntının ipuçları getirdikleri Orta Vadeli Programda var. Program “Kral çıplak” diye bar bar bağırıyor. Ucube rejimin iş başı yaptığı son üç yılda, yani 2018 ile 2020 arasında, bütçeden faiz lobilerinin cebine 311 milyar lira, tam 311 milyar lira gitmiş. Şimdi de önümüzdeki üç yılda, faiz lobilerinin cebine 602 milyar lira koyacağız diyorlar. Yani önümüzdeki üç yılda, faiz lobilerinin cebine akacak para, bundan önceki yılı ikiye katlayacak. Bunu ben demiyorum. Getirdikleri resmi doküman söylüyor.

 

TL, TÜM PARA BİRİMLERİ KARŞISINDA DEĞER YİTİRİYOR

Bu beceriksizler sadece faizle değil. Dolarla, Euro’yla da mücadele edemediler. İş başına geldiklerinde, Dolar 4 lira 53 kuruş, Euro 5 lira 33 kuruştu. Bugün Dolar 8 liraya, Euro ise 10 liraya dayandı. Bıraktık Erdoğan’ın Dolarla, Euro’yla uğraşmasını, paramız dünyadaki tüm para birimleri karşısında eridi gitti. Bu ucube rejim elinde Türk Lirası; Çin Yuanı ve Endonezya Rupisi karşısında yüzde 38, Hindistan Rupisi ve Meksika Pezosu karşısında yüzde 36. Rus Rublesi ve Güney Afrika Randı karşısında da yüzde 27 değer kaybetti. “Dış güçler” diyerek, “kur saldırıları” diyerek, komplo teorileri yazıp durdular. Peki, bu beylerin Çin ile bir kavgası var mı? Hayır. Hatta Çin’le araları o kadar iyi ki, ne kendileri, ne de ortakları Bahçeli, Uygur Türklerine yapılan mezalime çıt çıkaramıyorlar. Bu zulmün önlenmesini isteyen uluslararası belgelere imza atmaktan çekiniyorlar. Peki, Rusya’yla sorunları mı var? Valla o da Hayır. Suriye’de 36 askerimiz şehit edildi. Moskova’ya hesap sormaya gidiyorlar derken, Kremlin Sarayı’nın kapılarında beklediler. Sesleri de çıkmadı. Soruyoruz; Endonezya’yla, Hindistan’la, Meksika’yla, Güney Afrika’yla sorunları mı var? Bildiğimiz kadarıyla bu ülkelerle de bir sorunları yok. Peki, bizim paramız, bu ülkelerin paraları karşısında, neden değer kaybetti?

 

VERİLER AÇIKLANDIKÇA OVP ÇÖKÜYOR

Bunun nedeni çok açık: Beceriksizlik, kifayetsizlik, liyakatsizlik… Damat önce çıktı “Türk Lirası’ndaki olağan üstü değer kaybı, rekabet gücümüzü arttırıyor” diye sevindi. Bugün Ağustos ayı ödemeler dengesi rakamları açıklandı aslında durum hiç de öyle değil. Getirdikleri OVP’de, bu yılın tamamı için öngördükleri cari açık, 24,4 milyar dolardı. Yani 12 ay boyunca oluşacak cari açık 24,4 milyar dolardı. Yılın sekizinci ayındayız gerçekleşen cari açık ne kadar? 26,5 milyar dolar. Yani her veri açıklandıkça bu yıla dair OVP’nin tüm tahminleri birer birer çöküyor.

 

İLK 8 AYDA REZERVLER 39 MİLYAR DOLAR ERİDİ

Yine bu yılın ilk sekiz ayında finans hesabından 4,5 milyar dolar, Net Hata Noksan hesabından ise 8 milyar dolar çıkış olmuş. Cari açık ve ülkeden kaçan paralar ise, döviz rezervlerimiz eritilerek karşılanmış. Yine yılın ilk sekiz ayında rezervlerimiz 39 milyar dolar erimiş. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, daha önceki hiçbir krizde böyle bir tabloyla karşılaşmadık. Kayınpederin ekonominin direksiyonuna getirdiği ve bu ekonomik buhranın sorumlusu olan damat, şimdi çıkıyor; “Döviz kuru beni ilgilendirmiyor” diyor. Döviz kuru sizi ilgilendirmiyordu da. Bu kuru tutmak için, kayınpederinizin kerameti kendinden menkul faiz teorilerini ispatlamak için, Merkez Bankası kasasından, kamu bankaları eliyle, milletin 120 milyar dolarını, neden ucuz ucuz peşkeş çektiniz?

 

FUKARA SABREDECEK Kİ BEYLER SARAYDA YAŞASIN

Şimdi tabi biz bunu damada soruyoruz ama kayınpeder de damattan geri kalmıyor. İktidarların görevi milletin derdine derman olmaktır. Ama kendisi bunun yerine; “Acıyı bal eyleyin, yoklukta sabreyleyin” diye millete vaaz vermeyi tercih ediyor. Erdoğan’a göre gerçek mümin, “yoklukta sabreden”miş. Tabi, fakir fukara sabredecek ki, bu beyler yandaşlarıyla beraber israf edecek. Millet yokluğa razı gelecek ki bunlar yazlık saraylarında, kışlık saraylarında, uçan, yürüyen saraylarında zevk-ü sefa sürecek.

 

BİRAZ DA SİZ “GERÇEK MÜMİN” OLUN

Madem gerçek mümin yoklukta sabredendir. Siz de milletimizin bu yokluğunu paylaşsanız ya. Biraz da siz, gerçek mümin olmaya çalışsanız ya. Bunu yapabilirler mi? Hayır yapamazlar. Peki, ne yaparlar? Milletimize yoklukta sabır telkin edenler, yandaşlarına ballı ihaleler teslim ederler.

 

SALGINI YANDAŞ İÇİN FIRSATA ÇEVİRDİLER

Bu zalim yönetim Covid-19 salgınını bile, yandaşları için fırsata çevirmeye çalışıyor. Nasıl mı? Kamu İhale Kanunu’nun 21/b maddesini kullanarak. Afet, salgın gibi olağanüstü hallerde, idareye istediğiyle gizli, kapaklı masaya oturma imkânı veren “İstisnai ihale” yöntemini usul haline getirerek. Geçtiğimiz Ağustos’ta, bu ihale yöntemiyle gerçekleştirilen “en yüksek” bedelli iş, kapalı kapılar ardında yine bir yandaş gruba gitti. İhaleyi verdikleri grup, havuz medyasının amiral gemisi ATV’nin de sahibi. Verdikleri ihale ne? “Bandırma-Bursa-Yenişehir-Osmaneli Yüksek Standartlı Demiryolu İnşaatı ile Elektromekanik Sistemlerin Temini İşi Projesi.” Yani salgınla alakalı bir hastane yapımı veya aşı veya donanımın temini değil. İstense açık ihale yöntemleriyle yapılabilecek bir iş. Peki, ihale bedeli ne kadar? 9,8 milyar lira. Yani yaklaşık 10 milyar lira.

Hadi iş burada kalsa iyi… 9 Ekim 2020 tarihinde yayımlanmış Resmi Gazete’de vergi, resim, harçtan, harç istisnalarından yararlanan şirketlerin ve ne kadar harç istisnasından yararlandıklarına dair bilgiler var. Bu tebliğ ile söz konusu yandaş müteahhide neredeyse Ağustos’ta verilen o işin tutarı kadar vergi istisnası tanınmış. Yani bir başka ifadeyle bu iş yandaşa vergi istisnalarıyla devlet eliyle bedavaya getiriliyor.

 

İSTİSNA VERİLEN İSİMLER TANIDIK

Şimdi bu 9,5 milyar liralık vergi istisnası bunlara verilirken. Bu listede vergi istisnası tanınan başka tanıdık isimler de var. Mesela Sakarya’daki tank-palet fabrikasını bedelsiz verdikleri, Katar ordusunun da büyük ortağı olduğu, BMC firmasına 98 milyon 750 bin liralık vergi istisnası gitmiş.

 

ESNAF SABREDECEK, YANDAŞ İSTİFLEYECEK

Sen esnafın vergi ve prim borçlarını faiziyle ertele, çatır çatır tahsil et, perişan olmuş esnafın vergi ve pirim borçlarını silme.  Sonrada çık, yandaşlarının milyarlarca liralık vergisini tek bir kalemde sil. İşçi, çiftçi, besici, esnaf, emekli, memur, işadamı sabredecek, yandaş da dolarları, avroları bir güzel istifleyecek. Bu mudur adalet? Bu mudur hak, hukuk? Bu mudur vicdan? Ne diyor Tevfik Fikret; “Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak! Yarın bakarsınız söner, bugün çıtırdayan ocak! Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak, atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak… Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin, doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!”

 

ADALETSİZ DÜZEN SADECE CÜZDANI DEĞİL CANI DA TEHDİT EDİYOR

Bu vicdansız sömürü düzeni, bu adaletsiz vergi sistemi ve iktidarın yurttaşlarımızın tercihlerine, yaşam tarzına bakış açısı, milletimizin sadece cüzdanını değil, canını da tehdit ediyor. Bakın sadece son bir haftada Kırıkkale’de 7 yurttaşımız, İzmir’de 10 yurttaşımız sahte içki nedeniyle yaşamını kaybetti. İçki içmek elbette sağlığa zararlıdır. Ama iktidarın vergilerle, alkol ürünlerinin fiyatlarını şişirmesi, sahtekârların iştahını kabartmaktadır. Kaçak içkinin, merdiven altı üretimin önünü açmaktadır. Bunun sonucunda da ağır can kayıplarıyla karşılaşıyoruz. Bu yitirilen canların arkasında hem yüksek vergiler, hem de denetimsizlik var.

 

KAPSAMLI BİR VERGİ REFORMU YAPACAĞIZ

Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında; kapsamlı bir vergi reformunu mutlaka yapacağız. Verginin ekonominin işleyişini engellememesi; yatırımın, istihdamın önünü kapatmaması için etkinliğini artıracağız. Vergide adaleti mutlaka sağlayacağız. Kısacası, çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alacağız. Adaletli bir vergi sistemi tüm yurttaşlarımızı kapsayan ekonomi politikalarımızın merkezinde olacak.

 

YILLARCA UYARDIK, “KARGALAR GÜLER” DEDİLER

Peygamber Efendimiz; “Mümin aynı delikten iki defa ısırılmaz”  buyurur. Yani insan gaflete düşüp bir kez aldatılsa da, ikinci kez aynı hatayı tekrarlamaz. Ama 18 yıldır bu ülkeyi yönetenleri, önüne gelen rahat rahat kandırıyor. Bunlar hatalarından ders almayı da bilmiyorlar. Her kandırıldıklarında da “Allah affetsin, millet affetsin” diyerek işin içinden sıyrılmaya çalışıyorlar. Ama bu kandırılmaların bedelini milletimiz, canıyla, kanıyla ödüyor. Biz bunları yıllarca, devlete sızan “paralel devlet örgütlenmesi” hakkında uyardık. Bunlar o zamanda çıktı “Cemaat devlete sızmış, buna kargalar güler” diyerek işi hafife aldı. Sonra ne oldu? Millet, devletini sokaklardan topladı. 15 Temmuz’da 248 yurttaşımız yaşamını yitirdi. 2 bin 196 yurttaşımız yaralandı. Dün hizmet hareketi deyip, kapısını aşındırdıklarına, bu işlerden sonra terör örgütü demeye başladılar.

 

KARGALAR ESAS BUNA GÜLER

Yaşanan bunca acı olay varken hükümetin İçişleri Bakanı çıkıyor, “Herhangi bir inanç grubunun, devletin birtakım noktalarını yönettiği ve sızdığı değerlendirmeleri doğru değildir” deyip, bir de üstüne üstlük “Yalandır, Provokasyondur” diyerek bunları söyleyenlere abanın altından sopa göstermeye kalkıyor. İşte kargalar esas buna güler.

 

BİR GÜLEN, BİN GÜLEN

Arşivler yerinde duruyor. Bugün bu sözleri söyleyen atama Bakan, daha önce neler söylüyordu. Kendisine ve milletimize hatırlatalım. “Millet bir Fethullah Gülen çıkartır, bin Fethullah Gülen çıkartır. Millet bir Zekeriya Öz çıkartır, bin Zekeriya Öz çıkartır.” Maşallah… “Bu milletin temel değerlerine karşı gelmesinler. Sandıkta ona gereken cevabı verir. Fethullah Gülen ve Zekeriya Öz milletin gönlünde yerlerini almışlarmış. Hizmetlerinin ne olduğu belliymiş…

 

HADİ CANIM SEN DE!

Arkadaşlar, Soylu daha birkaç yıl önce; “Bir Fethullah Gülen gider, Bin Fethullah Gülen gelir” diyor. Ve bu sözleri söyleyen kişiye, bugün FETÖ ile mücadele emanet ediliyor. O da çıkıp “Devleti ele geçirmek isteyen cemaat yoktur” diyor. Atama İçişleri Bakanı, bu defa acaba hangi cemaate sahip çıkıyor? Devletin birtakım noktalarını yöneten devlete sızan, devlette çöreklenen cemaatler yokmuş, İsmet Paşa’nın dediği gibi “Hadi canım sen de!”

 

MİLLETİMİZ SANDIĞI BEKLİYOR

Atama İçişleri Bakanı bu zihniyette, bu aymazlıkta oldukça, bu millet devletini sokaktan daha çok toplar bu gidişle. Milletimiz bunları görüyor, notlarını veriyor, bunlardan biran evvel kurtulmak için sabırsızlıkla sandığın önüne gelmesini bekliyor, ilk sandıkta da yerlerini gösterecek. Saraylarından evlerine gönderecek.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alıyım.

 

Soru- Hatay’daki yangına ilişkin olacak benim sorum. Siz de açıklamanızda yer verdiniz aslında, “Bölücü terör örgütünün yangınların sorumluluğunu üstlenme çabasını dikkatle izlenmelidir” dediniz. Örgütün bu kez ormanları hedef almasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Siz de zaten oraya bir heyet gönderdiniz, heyetin bir raporu ya da izlenimi nasıl onu da alabilir miyiz sizden?

Faik ÖZTRAK- Ağaç yakmak, ormanda yaşayan hayvanların ölümüne sebebiyet vermek, yine bu ormanların yakınında yaşayan yerleşim yerlerini tehdit edecek büyük felaketlere neden olmak kabul edilebilir gibi değil. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak her türlü terör olayının karşısındayız. Bunu gayet açık, seçik ifade ediyoruz. Ama diğer yandan şunu da söylüyoruz. Bununla ilgili çok fazla spekülasyon yapılmaya başlandı. Dolayısıyla İçişleri Bakanı’na düşen görev, biran önce bu olayların faillerini bulup adalete teslim etmektir ki bu şaibelerden kurtulalım.

 

Soru- Bugün Erdoğan Toprak bir açıklama yaptı, erken seçimle alakalı. Ardından da AK Parti’den bir açıklama geldi ve dendi ki, 2023 yılına kadar erken seçim düşünülmüyor gündemimizde yok. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şunu söyleyeyim, her şeyden önce milletimiz bu iktidardan umudunu kesmiştir ve bu iktidarı değiştirmek içinde sandığın bir an önce önüne gelmesini beklemektedir. Bugün bu iktidar ülkenin tüm kurumlarını yıpratmaktadır. İşsizliğe çare bulamamaktadır. Bu nedenle biz şu anda vatandaşın çığlığını dile getiriyoruz. Umudunu yitiren vatandaşımız çareyi sandığın önüne gelmesinde aramaya başlamıştır. İktidarda bunu görmektedir, sandığı ne kadar geç getirirsem o kadar kardır diyerek çeşitli stratejiler geliştirmeye çalışmaktadır.

Ama sandığın gelmesi geciktikçe bunun milletimizi maliyeti her gün biraz daha ağır olmaktadır. Bakın biraz önce söyledim, bu yıl dahil 3 yılda 300 milyar faiz ödemişiz, önümüzdeki 3 yılda 600 milyar faiz ödeyeceğiz. Bunu kim ödeyecek? Milletimiz ödeyecek. Bunun için bir daha borçlanacağız onu da çoluğumuza, çocuğumuza bırakacağız. Millet durumu görmektedir, millet çarenin sandığın önüne getirilmesinde olduğunu artık kabul etmektedir ve bir an önce bunu da istemektedir. Millet iş güç sahibi olsa, millet rahat olsa, millet huzurlu olsa neden sandık istesin ki? Biz de milletimizin sesini dile getirdik.

 

Soru- Sayıştay raporlarına göre 6 milyar lira kamu dışına aktarıldı. İktidar bu parayı kime verdi, nasıl kullandı? Bu paranın tarikatlara ve cemaatlere harcandığı iddiaları var. Sizin bu konuya ilişkin değerlendirmeniz nedir?

Faik ÖZTRAK- Sayıştay raporları açıklandıkça her gün bir başka rezaletle karşı karşıya kalıyoruz. Yani 6 milyar liranın kamu dışına aktarıldığı ne demek? Tüyü bitmedik yetimin 6 milyar lirası yok olmuş, yok edilmiş. Bunun derhal soruşturulması lazım. Bu özellikle bu paranın kimlere verildiğinin soruşturulması lazım, tarikatlar yoktur, cemaatler yoktur, devletten nemalanan yoktur diyen İçişleri Bakanının bu soruşturmayı derhal yapması lazım.

 

Soru- Yerel seçimler öncesi Eskişehir Seyitgazi’de sözü verilen hastaneyle ilgili aradan geçen zamana rağmen bir çivi bile çakılmadı. AKP seçimi kaybedince verdiği vaatleri unutuyor mu, yoksa görmezden mi geliyor? Sizin bu konuya ilişkin yorumunuz nedir?

Faik ÖZTRAK- AK Parti seçimi kazansa da, kaybetse de seçimden önce verdiği vaatleri seçimden sonra unutuyor. Çünkü yandaşlara hizmet etmekten seçimden önce verdiği vaatleri tutmaya imkanı kalmıyor. Sadece Eskişehir’deki hastane mi? Ne oldu polise 3 bin 600 gösterge, hemşirelere 3 bin 600 ek gösterge, din görevlilerine 3 bin 600 ek gösterge? Bunlar seçimden önce söz verilmişti ne oldu? Yok ortada. Ne oldu Emeklilikte Yaşa Takılanların meselesiyle ilgili olarak Bahçeli’nin verdiği sözler? Tutuldu mu? Çok açık söylüyorum, bu saray hükümeti döneminde yandaşa her şey var vatandaşa hiçbir şey yok.

 

Soru- CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun erken seçim çağrısı hakkında MHP’li Erkan Akçay, “Zannederim Kılıçdaroğlu siyasi Alzheimer hastalığına tutulmuş” dedi. Akçay’ın açıklamasındaki, “Kılıçdaroğlu kahvehaneye gitsin, sıfır kağıt açtırıp iskambil oynarken seçimlere kadar sembolik cumhurbaşkanı arasın” ifadeleri ve buna benzer ifadelerini, bu siyasi üslubu ve Erkan Akçay’ın sözlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sayın Kılıçdaroğlu’nun Sayın Bahçeli’ye seçim çağrısının arkasında ne var? Bu çağrı neden şimdi yapıldı?

Erken seçimle ilgili sorunun devamında, CHP’nin asıl amacının seçim olmadığı, seçim çağrıları ile karışıklık yaratmaya çalışıldığı yorumları yapılıyor. Siz bu yorumları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi açık söyleyeyim, aslında Cumhur İttifakı’nın ortakları sandık talebinin esas itibariyle milletten geldiğinin bal gibi farkındalar. Yönetme kabiliyetlerini yitirdiklerini, dolayısıyla da artık milletin onları değiştirmek için sandık talep ettiğini görüyorlar. Çünkü millete umut vermiyorlar artık. Milletin meselelerine çözüm üretemiyorlar. Sadece yandaşların sorunlarını çözmeye çalışıyorlar. Böyle olunca da sıkışıyorlar. MHP’nin sözcüleri ne zaman böyle sıkışıyorsa hemen hakaret etmeye yöneliyorlar. Aslında üslubu beyan ayniyle insandır. Dolayısıyla bu üslubu aynen kendilerine iade ediyoruz.

Bir de şunu söylüyoruz, sandık talebinin milletten geldiğini görün ama şuna da bir cevap verin. Bu Uygur Türkleriyle ilgili olarak bütün dünya harekete geçti siz ne yaptınız? Uygur Türklerine uygulanan mezalimle ilgili ne yaptınız? Biz bakın, hakaret etmeden şu soruyu soruyoruz, milliyetçi olduğunuzu iddia ediyorsunuz Uygur Türkleriyle ilgili ne yaptınız diye soruyoruz. Buna cevap versinler. Yine bakın vermeyecekler yine hakaret edecekler. Ama ne kadar hakaret ederlerse etsinler, milletimiz bunların ne yaptıklarını görüyor, bunların notlarını da veriyor, en kısa zamanda talep ettiği sandık geldiğinde de bunları apar topar evlerine gönderecek.

 

Soru- Cumhuriyet Halk Partisinin hazırladığı bir rapora göre Türkiye’de öldürülen kadın sayısı hızla artıyor. Buna karşın iktidar bu rakamların düştüğünü ifade ediyor. Siz bu tezatlığı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi TBMM Başkanlık Divanı Üyesi Giresun Milletvekilimiz bu konuyla ilgili bir rapor hazırlamış. İktidar kadın ölümlerinin yüzde 29 azaldığına dair bir takım şeyler söylemiş o da hesabı kitabı yapmış ve ortaya aslında kadın ölümlerinin azalmadığını aksine çok hızlı arttığını, hele 2003’ten bu yana çok korkunç bir artışın olduğunu da ortaya koymuş. Yalnız şunu söyleyeyim, yani gerçekten bizim için kadın ölümleri, kadına karşı şiddet insanlık suçudur. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Kadın cinayetleri ülkemizin kanayan yarasıdır. Dolayısıyla bunları üç arttı, beş arttı diye konuşmak bile bizim içimizi acıtmaktadır. Tek bir kadın cinayeti dahi bizim gözümüzde büyük bir insanlık suçudur.

 

Soru- Proje başlamadan adı Devlet Bahçeli Köprüsü olan Adana 15 Temmuz Köprüsü ihalesi, duyurusu bile yapılmadan bir firmaya verildi. İhalelerin bu şekilde verilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Bu duyurusu yapılmadan gerçekleştirilen ihalelerde maliyet nedir, ne kadara çıkmaktadır, neden bu kişilere verilmiştir, acaba gerçekten bu kişiler bu yatırımı en ucuza gerçekleştirecek olanlar mıdır yoksa sadece yandaş oldukları için mi bu ihaleleri almaktadır? Eğer böyleyse burada tüyü bitmedik yetimin hakkı gasbedilmektedir. Bunları arka arkaya söylüyorum. Türkiye’nin bir an önce mevcut İhale Kanunu da değiştirerek ihalelerde saydamlığı, şeffaflığı mutlaka sağlaması gerekir. İhalelerle ilgili hükümetlerin mutlaka hesap verir hale gelmeleri lazım. Yani bir ekonominin düzelmesi için olmazsa olmaz düzenlemelerden bir tanesi de budur. İhaleleri uluslararası kurallara göre hak yemeden, kimsenin hakkını yemeden yapacaksınız. Bu işi makul fiyatlara mal etmenin yolu da tüyü bitmedik yetimin hakkını yememenin yolu da buradan geçer.

Bunu yapmadığınız zaman sonuç ne olur? Bugünkü gibi olur işte. Tefeci faizi ödersiniz. Yani komşunuz Yunanistan bir büyük ekonomik krizin eşiğinden dönen Yunanistan yüzde sıfıra yakın faizle borçlanırken 10 yıl vadede siz 6’nın üzerinde faiz ödemek zorunda kalırsınız. Bu da sonuç itibariyle çocuklarınıza, torunlarınıza fatura edilir.

 

Soru- İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun devlette tarikat yapılanmasının olmadığı yönündeki açıklamasının ardından bugünde AK Parti Grup Başkanvekili Mehmet Muş herhangi bir organize yapıya devlet içerisinde müsamaha etmeyiz dedi. Buna şimdiye kadar da müsamaha edilmediğini söyledi. Bu konudaki değerlendirmeniz nedir?

Faik ÖZTRAK- İşte bende orasının üzerinde duruyorum. Yani şimdiye kadar müsaade edilmemiş. Burada hep söylüyorum, ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Bu necip millet bunların yönetiminde devletini sokaklardan toplamak zorunda kaldı. Ondan sonra hiçbir dönemde böyle bir iş yapılmadı. Kim için yapıldı? Cemaat için yapıldı, cemaatle koalisyon ortaklığı kuruldu, hüngür hüngür ağlandı “ne istediniz de vermedik” diye. “Memlekete dön” dendi. Milletin ordumuzun harimi ismeti kozmik odaya bunlar sokuldu. Şimdi de kalkmışlar biz böyle bir şey yapmadık. Bırakın, geçin bunları… Ayinesi iştir kişinin lafa söze bakılmaz.

 

Soru- Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk yaptığı açıklamada emeklilere Ağustos’ta 30,5 milyar TL, son iki yılda toplam 674,5 milyar lira aylık ödemesi gerçekleştirdik. Emeklilerimizin yanında olmaya devam edeceğiz dedi. Emekli maaşı ve ikramiye ödemek emeklilerin yanında durmak için yeterli midir?

Faik ÖZTRAK- Şimdi gerçekten bu laflar neyin nesidir ben anlayamıyorum. Yani neyi söylemek istiyor? Emekli maaşları devletin emeklilere taahhüdüdür. Emekli maaşlarının kaynağı bu insanlar çalışırken maaşlarından yapılan kesintilerdir. Siz kimin parasını kime veriyorsunuz da ondan sonra övünüyorsunuz?

Ya da “Allah’a şükür şu günlerde de emekli maaşlarını ödedik önümüzdeki dönem Allah kerim” demeye mi çalışıyorsunuz? Bunlar çok tehlikeli laflardır. Tabi ödeyeceksiniz emeklinin de, memurunda maaşlarını ödeyeceksiniz. İlaç firmalarının paralarını ödemiyorsunuz, bazı diğer kuruluşların paralarını ödemiyorsunuz iskonto istiyorsunuz. Buraya mı gidiyoruz emeklilerde de?

Tekrar söylüyorum, milletimiz işlerin ne hale geldiğini görüyor. Artık bu iktidarın kendi meselelerine çözüm üretemeyeceğini anlıyor. Bunlara notunu veriyor, sandığın biran önce önüne gelmesini istiyor. Bunlardan kurtulmak için istiyor, bunlara yerini gösterecek, bunları evlerine gönderecek.

 

Soru- CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu HDP’ye yapılan 6-8 Ekim operasyonlarının Millet İttifakı’nı dağıtma hamlesi olarak değerlendirdi. Bu saptama neye dayandırılıyor?

Faik ÖZTRAK- 6 yıl önce meydana gelmiş bir olayın dosyasını uygun zamanda kullanmak üzere 6 yıl boyunca sümen altında saklamışsınız. Uygun zaman geldi diye de sümen altından çıkartmışsınız. Bu davanın siyasi olduğu açık. Dolayısıyla da bu siyasi davayla ilgili Genel Başkanımızda siyasi değerlendirmelerini açıklamıştır.

 

Soru- Erken seçim çağrısı MYK’da görüşüldü mü?

Faik ÖZTRAK- Bugün MYK’da görüştüğümüz hususları biraz önce açıkladım. Ama bu demek değildir ki, MYK’da başka hususlarda görüşülmüyor. Dolayısıyla biz tüm MYK’larımızda milletten gelen talepleri de dikkatle değerlendiririz. Seçim talebi de bunlardan bir tanesidir.

ÜLKEYİ İLİMLE DEĞİL ZULÜMLE YÖNETİYORLAR

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Bir memleket ya ilimle, ya da zulümle yönetilir. Sarayın kibirlisinde de, bekçisinde de ilim maalesef yok. Bu nedenle, 83 milyonluk koca bir ülkeyi, zulümle yönetmeye çalışıyorlar. Beğenmedikleri basın-yayın organlarına cezalar yağdırıyorlar. TELE 1, Halk TV gibi milletin izlediği kanallara karartma uyguluyorlar. Oda TV’yi kapatıyorlar. Haberlerinden rahatsız oldukları gazetecileri, sözleri hoşlarına gitmeyen aydınları içeri atıyorlar. Müyesser Yıldız aylardır içeride. Osman Kavala yıllardır içeride. Saray hükümeti, milletin seçtiğini mahkeme kararı olmadan görevden alıyor. Milli iradeye kayyım atıyorlar.

 

BERBEROĞLU’NUN HAKKININ GASBEDİLDİĞİ TEYİT EDİLDİ

Arkadaşımız Enis Berberoğlu. Yıllarca, haksız hukuksuz yere içeride yattı. Çıktı. Yeniden milletvekili seçildi. Millet ona dokunulmazlığını verdi. Sarayın talimatıyla mahkeme milletin verdiği dokunulmazlığı tanımadı, milli iradeyi tanımadı. Yürütmenin vesayeti altındaki yargı, Anayasaya aykırı olarak, TBMM’nin yetkilerine ve Meclis üyelerinin haklarına tecavüz etti. Milletin verdiği milletvekilliğini gasbetti. Anayasa Mahkemesi dün gerekçeli kararını yayımladı. Yüksek mahkeme, arkadaşımıza milletimiz tarafından verilen, “Siyasi faaliyette bulunma görevinin engellediğini”, “Hakkının gasbedildiğini” teyit etti. Anayasa Mahkemesi’nin “oy birliğiyle” verdiği bu karar karşısında şimdi bekliyoruz yargı ne yapacak? Bir an önce harekete geçmesi lazım. Anayasaya aykırı olduğu baştan belli olan bu kararı, Meclis’te okutarak böyle bir hak gasbına, milletvekilinin hakkının gasbına göz yuman, Anayasa Profesörü Meclis Başkanı ne yapacak? Saray’ın mı milletin mi iradesine uyacaklar, göreceğiz.

 

MİLLETE ZULÜM

Bu arada Sarayın atama İçişleri Bakanı, Sarayın bekçisi ve Sarayın kibirli başı, ne hak biliyorlar ne de hukuk. Yüksek Mahkemeyi Anayasa Mahkemesini ve Başkanını açık açık tehdit ediyorlar. Yüksek Mahkeme’ye ayar vermeye çalışıyorlar. Neden? Çünkü baştan da söyledim ehliyetleri, ilimleri yok. Yasalara uymayı, millete hesap vermeyi sevmiyorlar, korkuyorlar. Zulümle, baskıyla, kırarak, dökerek, millet iradesini tanımayarak ülkeyi yönetebiliriz zannediyorlar. Peki, bunlar sadece ülkemizin gazetecilerine, aydınlarına, siyasetçilerine mi zulüm ediyorlar? Hayır. Milletimize de zulüm ediyorlar. Liyakatsiz, bilim tanımayan tek adam yönetiminde milletimiz, işsizlikle, yağmur gibi yağan zamlarla, cebinde durdukça pul olan parasıyla, sırtına yüklenen borçlarla, kâbus gibi artan yoksullukla, görülmemiş bir buhranın içinde yaşıyor, milletimiz yağmalanan, çalınan geleceğine ağlıyor.

 

“FATİH’İN İSTANBUL’U FETHETTİĞİ YAŞLARDAKİ” 5 MİLYON GENÇ EVDE OTURUYOR

Son bir yılda; işsiz vatandaşlarımızın sayısı 3 milyon kişi artarak, 11 milyona dayanmış. Gerçek işsizlik oranı yüzde 30,4’e olmuş. Bir de işi olmayıp, çalışıyormuş gibi görünenler var. Ücretli zorunlu izine çıkartılan vatandaşlarımızın sayısı 3 milyonu bulmuş. Bu vatandaşlarımız ayda 1.168 lirayla yaşama tutunmaya çalışıyorlar. İşsizlik en çok bu ülkenin umudu gençlerimizi ezip geçiyor. Lafa gelince, “Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın” diyerek gürlemeyi biliyorlar, gaz vermeyi biliyorlar. Ama bugün Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaşlarda olan 5 milyon gencimize ne iş, ne de eğitim verebiliyorlar. Taşı sıksa suyunu çıkaracak 5 milyon evladımız evde oturuyor, analarının babalarının eline bakıyor.

 

BU ÜLKEYİ YÖNETMEYE MUKTEDİR DEĞİLLER

Peki bunu çözme, bu işsizliği, ekonomideki sorunları çözme, bunlara çare olma makamında olanlar ne yapıyor? “Acıyı bal eyleyin, yoklukta sabreyleyin” diye, millete vaaz veriyorlar. İktidarın görevi vaaz vermek ya da sabır tavsiye etmek değil. İktidarların görevi milletin derdine derman olmaktır. Muktedir olmaktır. Ama tüm politikaları iflas etmiştir, devletin kurumlarını çökertmişlerdir. Artık bu iktidar ülkeyi yönetmeye muktedir değildir. Şimdi millet yoklukta sabredecek, Saray ise israf edecek, millete baskı yapacak, sindirmeye çalışacak, milleti yokluğa, yoksulluğa mahkûm etmek için elinden geleni ardına koymayacak.

 

DOLAR KURUNDA 3 YILLIK HEDEFE 10 GÜNDE ULAŞTILAR

Milletimizin alım gücü günden güne eriyor. Paramızın değeri gün görmüş kar gibi. Bu ucube rejim iki yıl önce millete “24 Haziran’da bu kardeşinize yetkiyi verin. Ondan sonra faizle, dolarla, şunla bunla nasıl uğraşılır göreceksiniz” diyerek iktidara gelmedi mi? Geldi. İş başına geldiğinde, Dolar 4 lira 53 kuruştu, Euro’da 5 lira 33 kuruştu. Bugün Dolar 8 liraya, Euro ise 10 liraya dayandı. Dolar ve Euro milli paramıza karşı her gün değerleniyor, her gün değerlenme rekorlarını üst üste kırıyor. Orta Vadeli Program daha 10 gün önce yayımlandı. Programda dolar; 2021’de 7 lira 68 kuruş, 2022‘de 7 lira 88 kuruş, 2023’de de 8 lira 2 kuruş olacak diye tahmin ediliyordu. Ama dolar daha bugünden 8 liraya dayandı. Saray’ın 3 yıl sonrası için verdiği dolar değerine, 10 günde ulaşıldı. Gerçi şimdi bu müflis bezirganlar, “3 yılda ulaşacağımız hedefi 10 günde yakaladık” diyerek, havai fişek bile patlatırlar. Ama ne olursa olsun, gerçek şu: Programın hedeflerinin, tahminlerinin ömrü 10 gün bile dayanamadı.

 

DAMAT BAKMASA DA HER ŞEYİN FİYATI DÖVİZE BAKIYOR

Bu ucube rejimin iş başı yaptığı son iki yılda, paramızın reel değeri iki kez dibe vurdu. Böyle bir beceriksizlikle, böyle bir durumla daha önce hiç karşılaşmamıştık. Ama bunun sorumluları başta Sarayın sosyete damadı “Döviz kuru beni ilgilendirmiyor” diyerek, olan biteni seyretmeye başladı. Yarım hekim candan eder, yarım hoca dinden eder. Emanet ehline verilmezse, döner dolaşır, bu da millete zulüm olur. Nitekim ehliyetsiz ellerde zulüm, şimdi milletin üstüne, zam yağmuru olup yağıyor. Damat dövize bakmasa da; iğneden ipliğe her şeyin fiyatı dövize bakıyor. Damadın kabinedeki arkadaşı Ticaret Bakanı bile, arkadaşımızın sorusu üzerine bebek maması fiyatlarındaki artışı, döviz kurundaki artışlara bağlıyor.

 

HARACA DÖNÜŞEN VERGİLERİ İNDİRECEĞİZ

Arabanın fiyatı dövize endekslenmiş, her gün artıyor. Üstüne birde son yaptıkları fahiş ÖTV zamları var. Millet şimdi bir arabayı kendine alacaksa, en az bir arabayı da devlete alıyor. ÖTV zamlarından önce siparişlerde verilmişti. Dolayısıyla bu arabaları almakta herkes zorlanıyor. Buradan bir kez daha ilan ediyoruz: İktidara geldiğimizde, haraca dönüşen bu haksız vergilerin hepsini indireceğiz. Bugün arabayı almak bir dert, arabayı kullanmakta ayrı bir dert… Dolar karşısında paramızın değeri eridikçe, benzine mazota zam geliyor. Daha iki gün önce benzine 16 kuruş; mazota ise 23 kuruş zam geldi. Bu arabayı nasıl kullanacaksınız, bu arabaya benzin koymaya can mı yeter?

 

ARAÇ MUAYENESİNDE MİLLET ALENEN SOYULUYOR

Araban mı var; derdin var. Araç muayenesi bile milletten haraç kesmeye dönmüş. Bir araç muayenesi için vatandaştan 342 lira para alınır mı? Alıyorlar. Bir de egzoz gazı ölçümü için 80 lira veriyorsun. Ediyor 422 lira. Millet alenen soyuluyor. Anlaşılan Ulaştırma Bakanı da, “Maliye ve Hazine Bakanı dövize bakmazsa, ben de bu işlere hiç bakmam” diyor.

 

EVİNİ ISITMAKTA ZORLANAN 15,5 MİLYON VATANDAŞ VAR

Dolardaki artıştan elektrik fiyatları da nasibini alıyor. Bu ay başında elektriğe yüzde 5,75 zam yaptılar. Ampulü yine patlattılar. Bu zamma en çok sevinen kim? Sarayın Pravdası, Sarayın sesi TRT. Zamlı elektrik faturalarından, TRT’ye daha çok para gidecek. Böylece yandaşlar, TRT eliyle biraz daha semirecek. Önümüz kış. Pandemi var. Çoluk çocuk evlerinde daha uzun süre oturacaklar. Milletin elektrik, doğal gaz faturası da böylece biraz daha artacak. 2019’da 15,5 milyon yurttaşımız; ben “Evimi ısıtmakta zorlanıyorum” diyordu. Şimdi bu buhrandan sonra bu sayı çok daha artacak. Bu kış vatandaşın ısınma faturasını düşürecek tedbir ve destekleri derhal milletimize açıklayın.

 

VERİLERLE OYNAMAK, KUL HAKKI YEMEKTİR

Yine temel gıda ürünlerine de zam üstüne zam geliyor. Artık vatandaş, Ayçiçek yağının, mısır yağının, peynirin de yanına yaklaşamıyor. Ucuzcu marketlerde dahi etiketler, saat başı değişmeye başladı. Saray bu zamların, hayat pahalılığının üzerine, TÜİK şalı örterek geçiştireceğini zannediyor. Bakan Yardımcıları TÜİK anketçilerinin sahaya çıkacakları gün, talimatla marketlerde fiyat düşürtüyor. Vatandaş bu fiyatlardan mal bulamıyormuş, Ne gam… İnsan sağlığıyla, vefat eden vatandaşlarımızla ilgili verilerle oynayabilen Saray, diğer veri ve istatistiklerle de haydi haydi oynayabiliyor. Oynanmış verilerle de emekliye, memura, işçiye sonunda daha düşük maaş zammı veriyorlar. Bu da kul hakkı yemektir. Verilerle oynamakta zulümdür.

 

DEVLETTEN ALACAĞA “FERAGAT” ŞARTI

Borcunu zamanında ödememek de zulümdür. Bizim inancımızda; “Ödememek niyetiyle borçlanan, kıyamete hırsız olarak gelir” anlayışı vardır. Ama artık Hazine, millete rahat rahat borç takıyor. Bakın! Şimdi size bir yazı gösteriyorum bakanlığın yazısı. 7 Ekim 2020 tarihli bu yazı, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın yazmış olduğu resmi bir yazı. Altında kimin imzası var? Osman Dinçbaş Bakan Yardımcısı. Peki bu yazının konusu ne? Kısaca şöyle: Üniversite hastanelerine daha önce tıbbi malzeme ve ilaç satmış medikal firmalar; 2017’den bu yana birikmiş alacaklarını alamamışlar. Şimdi bu alacakları devletten tahsil etmek istiyorlarsa, alacaklarının bir kısmından feragat edecekler. Arkada da yazının ekinde de bu feragatname gidiyor. Firmalar ilaç alacaklarının yüzde 18’inden, tıbbi malzeme ve diğer alacaklarının yüzde 25’inden vazgeçecekler. Yetmez, daha önce açtıkları dava ve icra takiplerinden de şu vermiş oldukları feragatname çerçevesinde vazgeçecekler. Yoksa Hazine’den para, falan alamayacaklar. Hadi firmalar bunu kabul ettiler hemen paralarını alacaklar mı 2017’den beri birikmiş borçlarını? Onu da alamayacaklar. Hazine parayı iki taksitte ödüyor. Devlet milletinin şu sıkışık zamanında borçlarını ödememeye başlarsa bu milletin tamamını nasıl etkiler?

 

YANDAŞA VERDİĞİNİZ DÖVİZLE İHALELERDE DE AYNISINI YAPTINIZ MI?

Ama bir başka husus daha var. Buradan soruyorum, açıkça soruyorum. Dolarla, Euro’yla garanti verdiğiniz yandaşlarınıza da buna benzeyen bir yazı gönderdiniz mi? Döviz kurundaki olağanüstü yükselişler nedeniyle bütçeyi yiyip bitiren bu garantilerin TL’ye çevrilmesini istediniz mi?

 

BOL BOL YİYEN, BEL BEL BAKAR

Atalarımız ne güzel demiş: “Bol bol yiyen, bel bel bakarmış.” Yıllarca bol bol yediler, içtiler. Borç parayla yazlık, kışlık saraylar yaptılar. Kendilerine milyarlarca dolarlık uçan saraylar aldılar. Paraları betona gömdüler. Dışarıdan gelen ucuz parayla; üretimi, ihracatı, istihdamı artıracak, ekonomiyi bu kötü günlere hazırlayacak yatırımları yapmadılar, yapamadılar. 18 yıl boyunca tarım ve sanayi üvey evlat muamelesi gördü. Ülkenin en köklü sanayicileri bile bir anda yap-satçı müteahhit olmaya soyundu. Ama şimdi tulumbada su bitti. Alacaklılar teker teker kapıya dayanmaya başladı.

 

SOYDAŞLARIMIZA YAPILAN MEZALİME KARŞI MEKTUP İMZALANMADI

Yıllarca “Borç alan emir alır” dedik. Bunlar şimdi artık borç almak için Körfez Emirlerinin ayağına gidiyorlar. Yine bu hafta olan başka bir olay… 39 ülke Birleşmiş Milletler’e mektup yazdı; “Çin’in Uygur Türklerine yönelik baskısını sonlandırma” çağrısı yaptı. Bunlar arasında: Bosna Hersek var, Arnavutluk var ama bir ülke yok. Türkiye yok. Neden? Her konuda konuşan Saray’ın bekçisi soydaşlarımıza karşı yapılan bu mezalim karşısında neden sessiz? Hani, “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan”dı. Ama açık söyleyeyim bunlar Çin’den üç beş kuruş para gelecek, swap hattı açılacak diye, dillerini de yuttular.

 

BARIŞ PINARI HAREKATI’NIN YIL DÖNÜMÜ

Yine bugün Barış Pınarı Harekâtı’nın yıl dönümü… Şehit olan askerlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyoruz. Ama şunu da sormak istiyoruz… Bugün Milli Savunma Bakanlığı’nın sosyal medya hesaplarında kutlanan bu harekatı, hedeflerine ulaşmadan bu iktidar, bu hükümet neden yarıda kesti? ABD Senatosu’nun “Mal varlığını araştırırım” tehdidi veya Beyaz Saray’dan gelen telefonlar neden ellerini kollarını bağladı? Atalarımız çok güzel demiş: Borçlunun yalımı alçak olur. Şimdi “denize düştüler, yılana sarılıyorlar.”

 

TEFECİ FAİZİYLE BORÇLANIYORLAR

Baktılar olmuyor. Önce vatandaştan altınla, dolarla borç istediler. Bu ilk günahtı. Şimdi de yurtdışından yüzde 6,4 faizle borçlanıyorlar. Bu hafta, 5 yıllık bir vadede, bu tefeci faiziyle, 2,5 milyar dolarlık dış borçlanma yaptılar. Almanya’da 10 yıllık tahvil faizi eksiye düşmüş, ABD’de 10 yıllık tahvil faizi binde 7, hatta daha birkaç yıl önce ekonomisi iflas etmiş Yunanistan’ın, neredeyse sıfır faizle, hem de 10 yıllık borçlandığı bir dönemde, biz, 5 yıllık borçlanmaya yüzde 6,4 faiz verdik. Tefeci faizi verdik. Ama ne gam! Bu tefeci faizlerini, ülkeyi bu noktaya getiren, batıran Saray sosyetesi ödemeyecek ki. Milletimiz ödeyecek.

 

TÜRKİYE’NİN RİSK ALGISI, AFRİKA ÜLKELERİ SEVİYESİNDE

Sadece faizlerle değil, risk primlerinde de artık tüm dünyadan ayrıştık. Gelişen ve yükselen ekonomiler içinde borç temerrüt risk primi 500’ün üzerinde olan tek ülke biziz. Bizim risk primi Brezilya’nın iki katı, Meksika’nın üç katı, Rusya’nın dört katı. Hatta bundan bile yüksek. Maalesef ekonomimizin risk algısını, Afrika ekonomilerinin seviyelerine getirdiler.

 

SARAY “İLMİ DEĞİL, ZULMÜ” MARİFET SAYIYOR

Peki iki yıl önce; “Verin kardeşinize yetkiyi, faizle, dövizle nasıl uğraşılır görün” diyerek milletten oy isteyen kimdi? Erdoğan’dı. Kerameti kendinden menkul faiz teorisi nedeniyle, bu milletin 120 milyar dolarlık döviz rezervini peşkeş çeken kimdi? Erdoğan’dı. Beceriksizliği saklamak için “Faiz lobisi, dış güçler” edebiyatı yapan kimdi? Erdoğan’dı. İlmi değil, zulmü marifet sayan Sarayın kibirli adamı şimdi çıkıp bu milletten bir özür dilemelidir. Ve de Namık Kemal’in Hürriyet Kasidesi’ndeki; “Çekildik izzet-i ikbal ile bâb-ı hükümetten” dizesinin gereğini yerine getirmelidir.

 

FAZLADAN 70 MİLYAR TL’LİK BORÇ NEDEN

Borç ve borçlanma deyince… TBMM’ye getirdikleri yeni bir düzenlemeyle, Saray 2020 için aldığı borçlanma yetkisini, iki katına çıkarmaya hazırlanıyor. Bu yılın bütçe kanunuyla, Saray, Meclis’ten toplam 154 milyar liralık borçlanma yetkisini almıştı. Daha 2020’nin ilk sekiz ayında, bu sınırı aştı. 249 milyar liralık net borçlanma yaptı. Ama öyle gözüküyor ki bu da yetmedi. Şimdi borçlanma limitini iki kat arttırmak suretiyle 309 milyar liraya kadar net borçlanmak istiyor. 10 gün önce getirdikleri OVP’de, bu yılsonu için hedefledikleri bütçe açığı 239 milyardı. Şimdi bunun üzerine ilave 70 milyarlık borçlanma limitini niçin istiyor, bu nerede kullanılacak? Yoksa, OVP’nin bütçe açığı hedefi de 10 günde kadük mü oldu?

 

BORÇ TSUNAMİSİ HIZLA YAKLAŞIYOR

Diğer taraftan, TBMM’nin bütçe hakkı falan hak getire. Ek bütçe getirmeden borçlanma limitini artırmak nasıl bir maskaralıktır? Daralan ekonomi, rekorlar kıran döviz kurlarıyla, korkarız ekonomimize bir “borç tsunamisi” hızla yaklaşıyor. Türkiye’nin anlı şanlı holdingleri daha önce yapılandırdıkları borçlarını, şimdi bir kez daha yapılandırmak için, bankalarla masaya oturmaya hazırlanıyor. Buna şaşırdık mı? Hayır. Damat “dolara bakmıyor” olabilir. Ama reel sektörün net döviz borcu 162 milyar dolar. Sadece son iki ayda dolar kurundaki 66 kuruşluk artış nedeniyle, şirketler 107 milyar liralık kur farkı zararı yazdılar. Geçtiğimiz yıl, Türkiye’nin en büyük 1000 sanayi şirketinin toplam karı ne kadardı? 109 milyar lira. İşte bu kurdaki 66 kuruşluk artış tüm kârı silip süpürdü. Ama maşallah, ekonominin direksiyonundaki Damat Bey, bundan hiç endişelenmiyor. Aslında tabi kafalarını kuma gömünce endişeye de mahal kalmıyor.

 

AĞACI DEĞİL, DİKENİ SULUYORLAR

Hz. Mevlana’ya sormuşlar; “Adalet nedir?” diye… “Ağaca su vermektir” demiş. “Peki, zulüm nedir?” diye sormuşlar, “Dikeni sulamaktır” demiş. İşte bunlar da, milletimizin “ağacı sulasın” diye verdiği yetkiyi, bugün “dikeni sulamak” için kullanıyorlar. Sorunlara çözüm bulacaklarına, sorunların üstünü örtmeye çalışıyorlar. Sayıştay denetçileri kurumlar hakkında denetim raporlarını yazıyor. Bu raporların haber olmasına kim karşı çıkıyor? RTÜK ve tabi onun çift maaşlı başkanı. Sayıştay raporlarını haber yapan medya kuruluşlarına, kendince gözdağı veriyor. Neden? RTÜK’teki yurtdışı gezilerini, alınan harcırahları millet görmesin diye herhalde. Bu memlekette yaklaşık 3 milyon çalışan, ayda 1.168 lirayla hayata tutunmaya çalışırken, Ticaret Bakanlığı’nda, ayda 140 bin lira maaş alanların olduğunu millet duymasın istiyorlar. RTÜK ve RTÜK’ün başındakiler; hele bir kendinize gelin. Sayıştay TBMM adına, yani millet adına sizleri denetliyor. Milletin kör kuruşu, yetimin hakkı zayi olmasın diye bu raporları yazıyor. Sayıştay denetçilerinin raporlara yazdığı her usulsüzlük mutlaka haber değeri taşır. Demokrasilerde medyayı tehdit ederek, bu haberleri karartmak, milletin gerçekleri öğrenme hakkını gasbetmek mümkün değildir.

 

PROGRAM BÜTÇE KARARTMASI

Bu hafta, milletin gerçekleri görmesini engellemek için bir başka düzenleme daha TBMM’ye geldi. Saray, “Program bütçeye geçiyoruz” diyor, bütçedeki fonksiyonel sınıflandırmayı ortadan kaldırıyor. Böylece, proje bazında izlenebilen pek çok harcama kalemi, artık izlenemez hale geliyor. Mesela Kamu-Özel İşbirliği diyerek, yollara, köprülere, şehir hastanelerine ne kadar ödeme yapılacak? Bunları bütçe kanununda ve bunlara bağlı tablolarda göremeyeceğiz. Bu mali aslında mali saydamlığın bitirilmesi anlamına geliyor. Bir başka anlamı daha var. Bu aynı zamanda TBMM’nin bütçe yapma hakkının gasbı oluyor. “Program bütçe yapacağız” diyorsanız buyurun yapın. Ama şu bilgileri de kamuoyuna açıklamaya devam edin. Unutmayın, milletin gerçekleri öğrenmesini engellemek de zulümdür.

 

AKILLA, İSTİŞAREYLE, LİYAKATLE YÖNETECEĞİZ

Yunus Emre ne güzel diyor: “Zulümle abat olanın, akıbeti berbat olur.” Ve bugün zulümle abat oluruz sananlar, şunu da unutmasın: Mazlumun ahı, indirir şahı. Biz saray rejiminin aksine zulümle değil, bilimle ve istişareyle devleti yönetmeye talibiz. Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarında, devletimiz akılla, istişareyle, liyakatle yönetilecek.

“Yepyeni ve güçlendirilmiş bir parlamenter sistemden” bunun ilk adımı.

Bu topraklarda herkes; malından, mülkünden, canından emin olarak, huzur içinde yaşayacak.

Devletin çökertilen adalet direğini yeniden ayağa kaldıracağız.

Hukuku üstün kılacağız.

Millete hesap vermekten korkmayacağız. Sayıştay’ı gerçek işlevine kavuşturacağız. Meclis’te bir Kesin Hesap Komisyonu kuracağız ve bu Komisyonun başına da ana muhalefet partisinden birini getireceğiz.

Elbette siyasetin itibarını yükseltmek için “Siyasi Ahlak Yasası”nı çıkaracağız.

Kaynakların en etkin şekilde kullanılmasını sağlayacak kurumsal altyapıyı oluşturacağız. Bunun için güçlü bir “Stratejik Planlama Teşkilatı”nı kuracağız.

Küresel gelişme dinamiklerini yakından takip ederek, yeni bir “kalkınmacı devlet” anlayışını benimseyeceğiz.

Tarım, gıda güvenliği, sağlık, yeşil ve dijital ekonomi gibi stratejik gördüğümüz alanlarda devletin gücünden, potansiyelinden sonuna kadar yararlanacağız.

Ülkemizin rekabet gücünü artırmak için değersiz paradan medet ummayacağız. Verimlilik artışına odaklanmış politikaları uygulayacağız.

Büyümenin sürekli olabilmesi için, büyümenin nimetlerini adil ve dengeli paylaşacağız. Güçlü sosyal devletin ilk adımı olarak, “Aile Destekleri Sigortası Kurumu’nu” kuracağız. Hiçbir yavrumuzun yatağa aç girmemesi, hiçbir gencimizin hayallerinin kararmaması için fırsat eşitliğine, kaliteli eğitime ve sağlığa özel bir önem vereceğiz.

Ve elbette çevresel sürdürülebilirlik… Para ve maliye politikalarının sürdürülebilirliği icraatımızda belirleyici olacak.

Ekonomi politikalarımız hem kurallı, hem de akılcı olacak. Devlet, piyasaların sistemik hata yapmasını engellemek için ekonomide düzenleyici bir rol oynayacak.

 

CHP İLE BU VERİMLİ TOPRAKLARA HUZUR VE SÜKUNET GELECEK

Ve her şeyden önemlisi; bu verimli topraklara artık huzur ve sükûnet gelecek. Türkiye, bölgesinde güvenilir ve öngörülebilir bir ülke olacak. Dış politikamız “yurtta sulh, cihanda sulh” esasına göre yürütülecek. Doğu Akdeniz başta olmak üzere, ülkemizin uluslararası hukuktan doğan hak ve menfaatlerini sonuna kadar koruyacağız. Bir yandan da bulunduğumuz coğrafyada, barışın ve huzurun merkezine ekonomik işbirliklerini koymak için gayret sarf edeceğiz. Türkiye bölgesinde barışın ve kalkınmanın lokomotifi olacak.

 

ÜLKEMİZİN GELECEĞİNE VE MİLLETİMİZE İNANIYORUZ

Biz ülkemizin geleceğine de, milletimizin vicdanına da sonuna kadar güveniyoruz. Zalimin zulmü varsa, milletimizin de feraseti var. Milletimiz bunların ne yaptığını görüyor, notlarını veriyor, o ferasetiyle sandıkta gereğini yapacak, bunlara yerlerini gösterecek ve evlerine gönderecek.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi soruları alalım.

 

Soru- Enis Berberoğlu’yla ilgili ihlal kararının gerekçesi yayınlandı. Tekrar seçilen milletvekilinin yeniden dokunulmazlık kazanacağı kuralı esastır dendi. Bundan sonra nasıl bir adım atılmalı, sizin bu konuya ilişkin yorumunuz ve görüşünüz nedir?

Faiz ÖZTRAK- Anayasa Mahkemesi’nin Enis Berberoğlu’nun hakkının gasbedildiğine dair kararının gerekçesi de dün gece yarısı Resmi Gazete’de yayımlandı. Şimdi burada bir an önce yapılması gereken alt mahkemenin bu kararın gereğini yapması ve milletvekilinin hakkının gaspının önüne geçilmesi için de Millet Meclisi Başkanı’nın gerekli adımları atmasıdır. Bunda yaşanacak her gecikme biraz önce söyledim Hz. Mevlana’nın söylediği gibi “dikeni sulamaktan” yani zulmetmekten başka bir şey değildir.

 

Soru- İktidarın birçok tartışmalı projeyi gizlemeyi ve iddiaya göre saraya yeni kadro açmayı ve cezalı baz istasyonlarına af getirmeyi amaçladığı düzenleme TBMM Plan ve Bütçe Komisyonundan geçti. Muhalefet hafta sonuna kadar şerh hazırlayacak. Siz nasıl şerh koymayı düşünüyorsunuz? Bu teklifin komisyondan geçmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faiz ÖZTRAK- Şimdi tabi bu durum son derece ilginç. Yani bütün dünya bu salgın sürecinde iş yapamayan, dolayısıyla batma noktasına giden esnafını korumak için hangi tedbirleri alacağına, yine KOBİ’lere hangi destekleri vereceğini, çiftçiye gıda güvenliğini sağlayabilmek, tarımda arz güvenliğini sağlayabilmek için çiftçiye hangi desteklerini vereceğini tartışırken bizde saray hükümeti, Meclis’e gönderdiği bir yasayla baz istasyonlarına af getirmeyi amaçlayan düzenlemelerin peşinde koşuyor.

Sen önce çiftçinin, esnafın, KOBİ’lerin borcunu, harcını affet, vatandaşın borcuna destek ol. Böyle bir şey yok. Niye baz istasyonlarına af getirmeye çalışıyor? Çünkü bu cezaların bir kısmı belediyelere gidecek. Aman belediyelerin eline para geçmesin bütün mesele bu. Şimdi çok açık söyleyeyim, buraya tabi ki Plan Bütçe Komisyonu’ndaki arkadaşlarımız şerhi koyacak. Ama Türkiye’de bu millete yapılan zulmü, bu millete yapılan haksızlığı açık, seçik ortaya koyacak bir şerh olacaktır bu.

 

Soru- Sayıştay raporlarında liyakatin hiçe sayıldığı, çok sayıda adrese teslim ilanlar çıktı. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faiz ÖZTRAK- Bugün baktığımızda ülkemiz her alanda savruluyor. Bunun arkasındaki temel neden de liyakatsizlik. Memleket açık söyleyeyim, liyakate, tecrübeye, uzak görüşlülüğe göre yönetilmiyor. Tamamen bu ülke tek kişinin keyfine göre yönetiliyor. Ne demiştim konuşmamda? Bunlar ülkeyi ilimle değil zulümle yönetiyorlar.

 

Soru- Sayın Kılıçdaroğlu dün Sayın Erdoğan’ı Katar Emiri önünde eğilmekle eleştirmişti. Sayın Erdoğan’da videolu bir cevap verdi. “Hiçbir gücün önünde eğilmeyiz sadece rükuda eğiliriz” cevabı geldi. Sayın Cumhurbaşkanının Katar ziyareti çerçevesinde siz bu açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faiz ÖZTRAK- Şimdi tabi Dolar ne zaman Türk lirası karşısında rekorlar kırmaya başlasa Erdoğan apar topar soluğu Katar’da alıyor. İşler böyle gidince de tabi bize borç veren Emir her seferinde biraz daha böyle tepeden bakar halde duruyor. Milletimizde bu manzarayı, bu resimleri, bu fotoğrafları görüyor. Şimdi ben açık söyleyeyim, sadece Emir mi? Yani Erdoğan bu can bu tende kaldıkça alamazsınız dediği Rahip Brunson’u bir gecede Trump istedi diye, seçim malzemesi yapsın diye Beyaz Saray’a gönderdi mi, göndermedi mi? Gönderdi. Kendisine aptal olma diye Trump’ın yazdığı mektubu götürüp Washington’da Beyaz Saray’da Trump’ın suratına çarpabildi mi? Çarpamadı. Biraz önce anlattım, Barış Pınarı Harekatı tam hedeflerine ulaşmadan neden ordumuzu durdurdu? Peki, 36 askerimiz şehit olduktan sonra bunun hesabını sormaya gidiyor diye biz düşünürken Kremlin’de Putin’in kapısında ayakta bekledi mi, beklemedi mi? Bunlar bizim içimizi acıtıyor. Evet, borç alan emir alıyor, bu manzarayı da büyük bir hüzünle, büyük bir acıyla, büyük bir sıkıntıyla izlemek zorunda kalıyoruz.

 

Soru- Genelgeyle baroların, meslek örgütlerinin genel kurul yapması yasaklandı. Ama AKP’nin il kongreleri başlıyor. Pandemi sadece barolara mı geçerli, AKP kongrelerinde pandemi değerlendirmesi gerçekleşir mi?

Faiz ÖZTRAK- Pazartesi günü yaptığım basın toplantısında söylemiştim şimdi bir kere daha tekrarlayım. Tabi çok ilginç bir durum var. Avukatlık kanunu açık, baroların seçimlerinin ne zaman yapılacağını ay itibariyle tadat etmiş, şu ayda yapılır diyor. Şimdi siz bu genel hükmü, yasada yer alan hükmü bir takım genelgelerle, bir takım dolambaçlı yollarla İçişleri Bakanlığı’nın genelgesiyle ertelemeye çalışıyorsunuz. Bu olmaz. Bu açıkçası hukuksuzluktur. Kaldı ki, pandemiyi gerekçe gösteriyorsunuz baro seçimlerinin ertelenmesine ama kendi partinizin il kongrelerini ara vermeden yapıyorsunuz.

Yani Erdoğan milletin kafasına miting meydanlarında çay atarken, il kongrelerini yaparken bulaşmayan bu Covid hastalığı barolar kongrelerini yaparken bulaşıyor. Bu açıkçası çifte standarttır. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Şimdi avukatlık yasasını değiştirdiler, paralel barolar kurmak suretiyle iktidar, bu sefer yargının savunma kanadını da ele geçirmek istedi. Ama baktılar ki kazın ayağı öyle değil, şimdi oyun devam ederken oyun kurallarını değiştirerek bu işe müdahale etmeye kalkıyorlar. İstanbul’da bunu denediler ama öyle görünüyor ki başlarına gelenden hala daha ders almamışlar.

 

Soru- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu dün Türkiye’de seçime gidiş konuşulmalı dedi. Bunu muhalefetin erken seçim çağrısı olarak değerlendirebilir miyiz?

Faiz ÖZTRAK- Bu ülkenin yönetilemediği, bu ülkenin savrulduğu her gün biraz daha fazla ortaya çıkıyor. Bizim de bir iddiamız var. Biz de diyoruz ki bir siyasi parti olarak, biz bu ülkeyi çok daha iyi yönetiriz. Biz iddia sahibiyiz. Ama mevcut sisteme dönüp baktığınız zaman da bu erken seçimi ben bu işi yönetemiyorum diyerek sarayın ve sarayın bekçisinin mensubu olduğu partilerin istemesi gerekiyor. Erken seçimi isteyecekler gerekçesi de biz bu işi beceremiyoruz siz gelin bu işi düzeltin olacak.

 

Soru- KKTC’de Pazar günü yapılacak seçim öncesinde Maraş’ın açılmasıyla ilgili KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı’nın seçime müdahale tepkisi var. Ayrıca Akıncı’nın çözüm için Rumlara bir miktar toprak verilmeli sözleri sosyal medyada tartışılıyor. Siz bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faiz ÖZTRAK- Şimdi tam da seçim öncesine kadar beklenerek Maraş’ın açılması tabi oldukça ilginç… Bize göre Maraş’ın açılmasında geç kalınmıştır. BM kararları da dikkate alınarak Maraş çok daha önce açılabilirdi. Ama bunun bu tarihte yapılmasının seçimlerle bir ilişkisi olduğu da kesindir. Zaten Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Başbakanı da bu işi ben yaptım başka kimse yapmadı diyor. Türkiye’de de saray hükümeti bu işin kredisini toplamaya çalışıyor. Ama tekrar söylüyorum, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınması meselesinde geç kalınmıştır. Borç istemek için kapı kapı dolaşmak yerine Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin biran önce dostumuz dedikleri devletler tarafından tanınması için dolaşmaları gerekirdi. Tekrar ediyorum, Maraş’ın açılmasında geç kalınmıştır, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bağımsız bir devlet olarak tanınması için de gerekli adımlar biran önce bu hükümet tarafından atılmalıdır. Orada da çok geç kalınmıştır.

SARAY REJİMİ BİR KARA DELİK

 

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Haftaya acı bir haberle başladık. Bölücü terör örgütüne karşı, Ağrı Doğubayazıt’ta yürütülen operasyonda, bir şehidimiz var. Şehidimize Allah’tan rahmet, acılı ailesine ve milletimize sabır diliyoruz. Yine aynı olayda yaralanan Jandarma personelimize de acil şifalar diliyoruz. Bu topraklar üzerinde terörün asla amaçlarına ulaşamayacağından kimsenin şüphesi olmamalıdır.

 

AZERBAYCAN’DAKİ KARDEŞLERİMİZİN YANINDAYIZ

Hafta sonunda Ermenistan hükümeti, uluslararası hukuku bir kez daha yok sayarak, Azerbaycan’ın ikinci büyük kenti Gence’de, sivil yerleşim yerlerine saldırdı. Bu insanlık dışı saldırıda, kardeşlerimiz hayatını kaybetti. Çok sayıda kardeşimiz de yaralandı. Masum insanlara yönelik bu alçak saldırıları, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, asla kabul etmiyoruz. Sivillere yönelik bu saldırıları lanetliyoruz. Hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet, yaralananlara da şifa diliyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak; Azerbaycan’daki kardeşlerimizin daima yanında olduğumuzu ve olmaya da devam edeceğimizi bu fırsatla bir kere daha burada dile getirmek istiyoruz.

 

TÜİK’TEN ENFLASYONDA YENİ KEŞİF

TÜİK, Eylül ayı enflasyon verilerini bu sabah açıkladı. Eylül ayında Tüketici Enflasyonu yüzde 1’in altında 0,97 olmuş. 12 aylık enflasyon ise yüzde 11,75 olarak gerçekleşmiş. Son iki ayda Türk Lirası, kur sepeti karşısında yüzde 11,6 değer kaybetmiş ama buna rağmen, tüketici fiyatlarındaki artış yüzde 1 bile olmamış. Anlaşılan TÜİK, Türk parasının pul olması sonucunda artan girdi ve ürün maliyetlerinin, fiyatlara yansıtılmamasının yolunu da keşfetmiş.

 

TÜİK’İN FİYATLARIYLA VATANDAŞIN GERÇEKLERİ ARASINDAKİ MAKAS AÇILIYOR

İstanbul Ticaret Odası’nın “Ücretliler Geçinme Endeksi” Eylül’de yüzde 1,5 artarken piyasaların tüketici enflasyonu beklentisi yüzde 1,3 civarındayken TÜİK enflasyonunun bunların altında kalması oldukça ilginç. Ama daha da sıra dışı olan, Tüketici Enflasyonunun, çekirdek enflasyondaki artışların da çok gerisinde kalması… Pazardaki, marketteki fiyatlarla TÜİK’in fiyatları arasındaki makas açılmaya devam ediyor.

 

TÜİK, O MARKETLERİN ADRESİNİ VERSİN

Hep söylüyoruz: “TÜİK, hangi marketten, pazardan fiyat topluyorsa, millete de o pazarların, marketlerin adresini versin. Şu ucuzluktan milletimizde bir yararlansın.” TÜİK; memura bir sorsun, işçiye bir sorsun, emekliye bir sorsun, ev kadınına bir sorsun…  Bir pazar filesi acaba kaça doluyor… Öyle, damadın talimatını yerine getirmek için enflasyon rakamlarını ne kadar makyajlarsa makyajlasınlar millet neyi yaşadığını biliyor. Ve yüzde 10,5’lik yılsonu enflasyon hedefine de kimse inanmıyor. Merkez Bankası’nın anketlerinde bile yılsonu enflasyon beklentisi yüzde 11,5. Yılın kalan üç ayında fiyatlar geçmiş yıl ortalaması kadar artsa,  yılsonunda enflasyon yüzde 11,7 olur. Yılın bitmesine üç ay kalmışken, programın 2020 rakamlarının yani baz yılının rakamlarının birer birer kadük olduğunu görüyoruz. İşte enflasyondaki durum…

 

ZAHMET EDİP BAKANLIĞA SORMAMIŞLAR

Yine bu yılın tamamı için OVP’de öngörülen dış ticaret açığı 38,1 milyar dolardı. Geçtiğimiz hafta Ticaret Bakanlığı’nın, yılın ilk 9 ayı için açıkladığı dış ticaret açığı 37,9 milyar dolar. Aynı durum kurlarda söz konusu, aynı durum cari açıkta sözkonusu. Anlaşılan bu tahminleri yaparken, Ticaret Bakanlığı’na, “Sizin rakamlarınız, dış ticaret açığı rakamlarınız ve yılsonu öngörüleriniz nedir?” diye zahmet edip sormamışlar. Oysa daha önceden Devlet Planlama Teşkilatı, kamu kurumlarını bir masanın etrafına toplar, herkesin, kurumların öngörü ve tahminlerini alır, ona göre de makro dengeleri çatardı. Verilerin tutarlılığını sağlar, masanın üstüne siyasetçiler için seçenekler koyardı. Ama öyle görünüyor ki artık tutarlılığa da, seçeneğe de, istişareye de ihtiyaç kalmamış. Tek adam şimdi burada da “Ben yaparım olur” diyor. Bu programda ufuk yok. Bu programda pandemi sonrası için oyunun kurallarını değiştirecek bir anlayış, bir strateji yok.

 

BU PROGRAMDA MİLLET YOK

Bu programda; ne 11 milyona yaklaşan işsizin sorununa çözüm var, ne evde oturan işsiz gençlerin sıkıntısını gidermek var, ne artan girdi fiyatları nedeniyle tarlasını ekemeyen çiftçi var, ne borcunu ödeyemeyen, faiz altında inim inim inleyen esnaf var, ne mutfakta tenceresi boş, yoksul emekçi var, ne de borca batmış KOBİ’ler var. Aylık maaşıyla iki çeyrek altını alamayan emeklilerde bu programda yok. Sayıları milyonlarla ifade edilen EYT’lilerin sorunlarına da bu programda herhangi bir çözüm yok. Kısacası, bu programda millet yok.

 

EMEKÇİ SEFALETE MAHKUM EDİLİYOR

Milletin derdine derman olmayan bir metne, bir dokümana da, program diyebilir miyiz? Tabi ki diyemeyiz. Açlık sınırının 2 bin 448 lira olduğu bir ülkede, yaklaşık 2 milyon emekçi, günlük 39 lirayla, bu pandemi döneminde hayata tutunmaya zorlanıyorsa, insanların İşsizlik Sigortası Fonu’nda biriken paralarından hakkı olan rakamları vermeyip, emekçilerimiz açlığa, sefalete mahkum ediliyorsa ve bu programda buna bir çözümde getirilmiyorsa o zaman ne yapacağız? Şimdi bakıyoruz bu programa tam tersine, emekçilerin haklarını gasbetmeye yönelik hazırlıklar olduğunu görüyoruz. Yani emekçinin sıkıntısını gidermiyor. Haklarını gasbetmeye yönelik bir takım hazırlıklar yapılıyor.

 

ESNEK ÇALIŞMAYLA EMEKÇİNİN HAKKINA EL KOYACAKLAR

25 yaş altındaki ve 50 yaş üstündeki çalışanlar için, “Daha esnek” bir çalışma düzeni getireceklermiş. Bu, yaklaşık 9 milyon kişiyi kapsıyor. Esnek çalışma diyerek, belirli süreli iş sözleşmesini norm haline getirecekler, sonrada çalışanların kıdem ve ihbar tazminatlarına el koyacaklar. Bütün dünya, krizle birlikte artan gelir adaletsizliğini durdurmaya, iş güvencesini artırmaya, daha kapsayıcı ve sürdürülebilir bir büyümeye kafa yorarken, tek adam vesayet rejiminin neyle uğraştığına bir bakın. Gerçekten bunlar milletimizin sesini duymuyor, ıstırabını görmüyor.

 

EKONOMİ SERBEST DÜŞÜŞE GEÇTİ

Ülkemizdeki bu ucube rejim, milletimizin cebini boşaltıyor. Tek bildiği bu. Ucube tek adam rejimine geçişin düğmesine basıldığı 2014 yılından bu yana, milletimizin iki yakası bir türlü bir araya gelmedi. Ekonomi sürekli patinaj yapıyor, geri geri kayıyor. Mızrak artık çuvala sığmıyor. 2013’te Milli Gelirimiz 958 milyar dolardı; 2020 için öngörülen Milli Gelir 702 milyar dolar. Erdoğan’ın tek adam olma hevesi, milletimizin cebinden 256 milyar doları alıp götürdü. Tabi bu 6 lira 91 kuruşluk ortalama dolar kuru tutarsa… eğer programın dolar kuru tahmini tutmazsa son 3 ayda ortalama dolar kuru 7 lira 50 kuruş seviyelerinde kalmazsa, bugünkü sevilerinde durursa, yani 7 lira 50 kuruşa inmeyip bugün 7 lira 77 kuruş seviyelerinde durursa bu Milli Gelir 700 milyar dolarında altına düşer. Ne olursa olsun; bu yıl milli gelirimiz, 2008’deki gelirin altına düşecek bu artık açık. Yani 12 yıl önceki gelirimizi bile mumla arar hale geldik bu tek adam rejiminde. Son 7 yıldır sürekli irtifa kaybeden ekonomi, tek adam parti rejimine geçtikten sonraki iki yılda artık serbest düşüşe geçti. İki yıl içinde “20 büyük ekonomi liginden düşme” noktasına geldik.

 

RAKAMLARLA DANS ETMEKTEN VAZGEÇİN, SAYDAM OLUN

Koronavirüs salgını dünyada da, ülkemizde de yeniden hızlanıyor. Saray hükümetinin yaklaşan bu yeni dalgaya karşı, sağlıkta, eğitimde, ekonomide nelerin yapılacağına dair tutarlı, hesabı kitabı yapılmış, güven veren bir stratejisi, bir planı olması gerekiyor. Buna karşılık hükümet, hastalıkla ilgili verileri karartarak güvensizliğe neden oluyor. İngiltere Türkiye’yi seyahat koridorundan çıkarıyor. Dünya Sağlık Örgütü, Türkiye’de test kapasitesinin artmasını evet olumlu buluyor ama diğer taraftan verilerin standartlara uygun şekilde raporlanması gerektiği vurgusunu da yapıyor. Sağlık Bakanı açıklamanın övgü kısmını alıyor, uyarı kısmını es geçiyor.

Buradan bir kere daha açıkça çağrıda bulunuyoruz: Rakamlarla dans etmekten, salgınla değil, doktorlarla mücadele etmekten artık vazgeçin. Saydam olun. Verileri; uluslararası kabul görmüş standartlara uygun olarak Bilim Kurulu sözcüleri açıklasın. Bilim insanları; en detaylı bilgilere ulaşabilsin. Bunun üzerinden gerçekçi stratejiler geliştirebilsin, vatandaşlarımız da yine bu veriler üzerinden kendilerini salgından korumak için gereken önlemleri alabilsin. Ulusal çıkarlarımızı da, vatandaşlarımızı da korumak için Bilim Kurulu tarafından hazırlanmış, gerçekçi bir stratejiyi hızla milletin ve tüm dünyanın önüne koymak lazım. Bugüne kadar yapılan doğruların üstünü bir kalemde çizip geçmeyin. Sağlık çalışanlarımıza da haksızlık etmeyin.

 

SARAY REJİMİ BİR KARA DELİK

Uzun zamandır, “Türkiye yönetilmiyor, Türkiye savruluyor” diyoruz. Gerçekten de bu tek adam vesayet rejimi, adeta bir kara delik gibi etrafındaki her şeyi kendine çekip, kişilerin saygınlıklarını, kurumların saygınlıklarını yavaş yavaş yok ediyor. Bu ucube rejimde, “Devleti özel sektör mantığıyla yöneteceğiz” diyerek, devletin kurumlarına duyulan güveni bitiriyorlar. TÜİK’in rakamlarına bugün kim güveniyor? Düzenleyici ve denetleyici kurumların, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın, “Türk milleti adına” karar vermesi gereken mahkemelerin, büyük bir kısmı havuz sistemi içinde hapsedilmiş vesayet altına alınmış basının hali ortada… Yönetimdeki yozlaşma, kurumlarımızı, hakkı, hukuku, adaleti ve demokrasimizi her gün biraz daha fazla yıpratıyor. Peki; bu tehdidin ardında ne var? Korku. Hem de çok büyük bir korku. Koltuğu kaybetme korkusu.

 

YOZLAŞTIRAN SADECE GÜÇ DEĞİL, KORKU

“Gücü kaybetmekten korkmak, onu kullananları yozlaştırır.” Yozlaştıran güç değildir, korkudur. Ülkeyi 18 yıldır yönetenleri, iktidardan gitme korkusu sarmış durumda. Korktukça yozlaşıyorlar, yozlaştıkça korkuları daha da artıyor. Son birkaç haftada yaşadıklarımıza bir bakın. Önce atama İçişleri Bakanı çıktı, kararlarını beğenmediği, Anayasa Mahkemesi Başkanı ve üyelerini tehdit etti. Sonra Sarayın bekçisi Anayasa Mahkemesi’ni hedefe koydu. Anayasa Mahkemesi’nin “Ucube tek adam hükümetinin istediğini yapmasına engel olduğunu” söyleyerek, mahkemeye ayar verilmesini istedi. Ondan sonrada Sarayın kibirli adamı çıktı her zaman olduğu gibi Sarayın bekçisinin bu talebine “Neden olmasın siz meclisten getiren ben onaylarım” dedi. Anayasa Mahkemesi zaten yeni sisteme göre ayarlanmamış mıydı? Ayarlanmıştı. Bu ucube rejimde, Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan AK Parti Genel Başkanı, artık Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesinden 12’sini belirliyor. Geriye kalıyor 3 üye, o 3 üyeyi de Meclis’in salt çoğunluğu seçiyor. Yani bu üyelerin tamamı AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından belirleniyor. Şu anda işler öyle noktaya geldi ki AYM üyelerinden birisi, AK Parti’nin eski Milletvekili. Bundan önce böyle şeyler olabileceği aklımıza gelir miydi, düşünülebilir miydi? Hayır. Peki, yüksek yargı üzerindeki bu vesayet sistemini kim tasarladı, kimler tasarladı? Recep Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli… Şimdi çıkmışlar, Anayasa Mahkemesi’nin kendi tasarladıkları mevcut yapısından, oradaki “sözde” denge ve denetimden bile şikâyet ediyorlar. Çünkü ülkeyi keyiflerine göre yönetmelerine imkan vermeyecek, önleyecek hiçbir itiraza tahammülleri yok. Ülkede hukukun, denetimin, hesap vermenin en küçük kırıntısından bile korkuyorlar. Bu korkuyla Anayasa Mahkemesi’ni kapatma noktasına dahi gelebiliyorlar.

 

BU VİRÜS SADECE BARO SEÇİMİNDE Mİ BULAŞIYOR

Ucube tek adam vesayet rejiminin hakka, hukuka, adalete ve demokrasiye tahammülsüzlüğünün bir başka örneği de barolarla ilgili düzenlemeler. Türkiye’yi her alanda kutuplaştıran, gerginlik ve kavgayla ülkeyi yöneten Saray, baroları da bölüp parçalayacak düzenlemeler yaptı. Fakat yaptıkları bu düzenlemelerle hedeflerini, gerçekleştiremeyecekleri ya da sıkıntıyla karşılaşacaklarını gördüler. Arzuladıkları paralel baroları kurduramıyorlar, zorlanıyorlar.  O zaman da bildiklerini yapıyorlar oyun devam ederken oyunun kurallarını değiştirmeye çalışıyorlar. Avukatlık Kanunu’na göre baro seçimlerinin iki yılda bir Ekim ayı içerisinde yapılması gerekiyor. Kanun bunu emrediyor! Ama bir İçişleri Bakanlığı Genelgesiyle, Seçimler İl Hıfzısıhha Kurullarının iznine tabi kılınıyor. YSK’ya gidiliyor YSK da bunu uygun görüyor. Erdoğan’ın milletin kafasına çay paketleri fırlattığı mitinglerde, AK Partili milletvekilinin 1.500 kişilik düğününde, AK Parti il kongrelerinde bulaşmayan COVID-19 virüsü, her ne hikmetse baro seçimlerinde bulaşıyor. Nasıl ki siyasi partiler kongrelerini bugün yapabiliyorlarsa, gerekli sağlık önlemlerini almak koşuluyla, barolar da seçimlerini pekala yapabilirler. O zaman, Baro seçimleri neden erteliyorlar? Çünkü yargının üçüncü ayağı savunmayı da ele geçirmek istiyorlar.

 

YOLCUDUR ABBAS…

Korkuyorlar. Ama korkunun ecele faydası yok. Seçme ve seçilme hakkını engellemeye çalışsalar da, sandığa ipotek koymaya uğraşsalar da, ülkemizde hukuk güvenliğini yok saysalar da, milletimiz bunların ne yaptıklarını görüyor, notlarını veriyor, yerlerini gösterecek. İlk sandıkta; “Yolcudur Abbas, bağlasan durmaz.”

 

PARTİ DEVLETİNİN PORTRESİ

Hafta sonunda, AK Parti Genel Başkanı, partisinin il başkanları, milletvekilleri ve il valilerini, yandaş müteahhitlerle beraber sıraya dizdi, bir takım açılışlar yaptı. Genel Başkanı olduğu parti ile Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturduğu devlet arasındaki çizgiyi bir kere daha tanımadı aştı. Gündüz vakti havai fişekler atılarak yapılan açılışlarda, tam bir parti devleti portresi çizildi.

 

“DÖVİZ KURU UMRUMDA DEĞİL” DİYEN YÖNETİCİLERE DUYURULUR

Bu yönetimin “Bir kuruş vermeden yaptık” dediği Kamu Özel İşbirliği projelerinin, çocuklarımızın ve hatta torunlarımızın bile geleceğini ipotek ettiği her geçen gün biraz daha fazla ortaya çıkıyor. Şu ana kadar yaptırılan bu işler için biriken garantilerin toplam tutarının 150 milyar dolar olduğu ifade ediliyor. Sadece bu yılın başında 5 lira 95 kuruş olan dolar kurunun 7 lira 75 kuruş civarına çıkmasıyla bu projeler için verilen garantilerin millete, bütçeye, hazineye yükü, 9 ayda, 270 milyar TL arttı. Kur benim umurumda değil diyen yöneticilere duyurulur. Çanakkale’ye köprü yapılıyor. Şirkete yatırımın parasını çıkardıktan sonra, 3 köprü daha yapılabilecek kadar bir para garanti olarak veriliyor. Yani yandaşa 1 köprüden 3 köprü parası çıkartıyorlar. Sonra da çıkıp “Milletin cebinden tek kuruş çıkmadı” diyorlar. Pandemi döneminde; esnafa verilmeyen, çiftçiye verilmeyen paralar, tıkır tıkır bu müteahhitlere ödeniyor. Ama evinde internet olmadığı için, televizyon olmadığı için milyonlarca çocuğumuz eğitime erişemiyor. Televizyonları verilemiyor, internet paraları ödenemiyor. Sadece bu yılın ilk 8 ayında, bütçeden bu müteahhitlere ödenen garantilerin, 9 milyar TL’ye dayandığı gözüküyor.

 

DÖVİZLE VERİLEN GARANTİLERİ MÜZAKERE EDİN

Şimdi, kalkmışlar programa yazmışlar; bundan sonra garantileri TL’yle vereceklermiş. Peki de, şu ana kadar Avroyla, Dolarla verilen garantiler ne olacak? Winston Churchill, “İyi bir krizin boşa gitmesine asla izin vermeyin” diyor. Tüm dünya salgınla mücadele ederken, bu projelere döviz üzerinden verilen garanti ve ödemeleri neden bu projelerin müteahhitleriyle yeniden müzakere etmiyorsunuz? Salgından daha iyi mücbir sebep mi var?

 

İKTİDARDA YAPILACAKLARIN LİSTESİ

Artık bu kifayetsiz yönetimi taşımaya milletin takati kalmadı. Ama şunu da bilelim ki bu milletin de, bu ekonominin de potansiyeli büyüktür. Yeter ki doğru politikalar, liyakatli kadrolar tarafından uygulansın. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, dostlarımızla birlikte iktidara geldiğimizde, uygulayacağımız politikaları açık ve net şekilde ortaya koyuyoruz. Ama ne söylediğimizi bir türlü duymak istemeyenler var. Şimdi bir daha tekrarlayalım.

İstişareyle, “Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sistemi” esas alan, yeni bir anayasayı yapacağız.

Hukukun üstünlüğünü hakim kılacağız.

Devlet ekonomide, piyasaların sistemik hatalarını engellemek için düzenleyici ve denetleyici olacak. Yatırım olmadığı yerlerde devlet gereken yatırımları yapacak.

Gelişme ve zenginleşme süreçlerinden hiçbir vatandaşımız dışlanmayacak.

Devlet yönetiminde liyakati esas alacağız.

İşbaşına geldiğimizde yapacağımız ilk işlerden biri “Siyasi Ahlak Yasası”nı çıkarmak olacak.

Kamu İhale Kanunu, rekabet ve şeffaflığı sağlayacak şekilde yeniden düzenlenecek.

Sayıştay’ı gerçek işlevine kavuşturacak düzenlemeleri vakit geçirmeden yapacağız.

Güçlü bir “Stratejik Planlama Teşkilatı” kuracağız.

Meclis’te Başkanı ana muhalefetten olan “Kesin Hesap Komisyonunu” kuracağız.

Tüm bunlarla birlikte, eğitim sistemimiz, tüm paydaşların fikirleri de dinlenerek, yeniden mercek altına alınacak.

Evlatlarımıza diğer ülkelerdeki akranlarıyla yarışabilecek yetenekleri hızla kazandıracağız. Eğitimi bu amaçla yeniden yapılandıracağız. Bu ülkenin gençleri, en ileri seviyedeki ülkelerdeki yaşıtlarıyla, aynı sürede ve aynı geliri elde edecekler, aynı üretimi yapabilecek kabiliyetlerle donatılacaklar.

Devlet vatandaşını kucaklayacak, kimse yalnız kalmayacak, güçlü bir sosyal devletin ilk adımı olarak, “Aile Destekleri Sigortası Kurumu” kurulacak.

Başta çevre olmak üzere, para ve maliye politikalarında sürdürülebilirlik esas olacak.

 

Tüm bunların yanı sıra, dünyada yaşanan salgın sürecinin yol açtığı değişimi, ülkemiz açısından gerçekten bir fırsata dönüştürebilmek için gelişmişlikte bizi ilk sıralara hızla tırmandıracak, üretimi önceleyen, herkesi kucaklayan, adil bir kalkınma stratejisini gecikmeden uygulamaya başlamalıyız.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alıyım.

 

Soru- İkinci eş çağrısı yapan medeni kanunu hedef alan, bugünde görevden alınan GATA Başhekim Yardımcısı Ali Edizer’in sözlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faiz ÖZTRAK- Bir kere bu sözler gerçekten rezalet. Yani Türkiye’nin en saygın kurumlarından birisi olan Gülhane Askeri Tıp Akademisi kimlere emanet edilmiş? GATA gibi bir kurumun Başhekim Yardımcılığına getirilen şahıs medeni kanuna saldıran, tek eşliliği uygun görmeyen bir kafa yapısına sahip. Yani çok açıkça ifade edeyim, evet kendisi görevden alınmış ama şu soruyu da sormamız gerekiyor. Bu adamları neden bu görevlere getiriyorsunuz? Kim bu adamları bu görevlere getiriyor? Bu soruyu sorduktan sonra bir şey daha yapmamız gerekiyor. Bu şahsı biran önce hastanenin ruh ve sinir hastalıkları bölümünde müşahede altına almak gerekiyor.

 

Soru- MHP’li Erkan Haberal’ın şoförü bir cenaze merasiminde yolu polisle birlikte kapatmaya çalışan belediyenin güvenlik görevlisine bilerek çarptı. Bu olay tartışma yarattı. Sizin bu konudaki yorumunuz nedir?

Faiz ÖZTRAK- Her şeyden önce yaralanan belediye güvenlik görevlisine Cumhuriyet Halk Partisi olarak geçmiş olsun diyoruz. Yaşanan bu olay gerçekten üzücü bir olay… Ama bu olaydan sonra yaşananlar daha da üzücü. MHP’nin vekili çıkmış bu olayı fırsat bilip Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanına ağzına geleni söylüyor. Şimdi açık söyleyeyim, biz bunu şiddetle reddediyoruz. Anlaşılan bunlar, geçtiğimiz Mart ayında yapılan seçimlerden ders almamışlar. O seçimlerde belden aşağı vurarak Mansur Yavaş’ın Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olmasının önüne geçmeye çalışmışlardı. Ama milli iradeye yapılan bu saldırı karşısında milletin tokadının sesi, dünyanın en ücra köşelerinden dahi duyuldu. Ama bunlar anlaşılan bu tokadın sesini daha hala duymamışlar. Böyle giderlerse bu milletten, bu milletin iradesinden, milli iradeden daha çok tokat yerler.

 

Soru- Sayıştay’ın TMSF denetim raporunda Ataşehir’deki bir arazinin kat karşılığı inşaat yapılması için verildiği, sonrasında sözleşmeyi haklı sebeplerle sonlandırmadığı gerekçesiyle kasasından 45 milyon TL ödeme yapıldığı tespit edildi. Milyonlarca lira ödeme yapılan firmanın ortakları Bilal Erdoğan’ın İmam Hatip’ten arkadaşı Burak Aksüs ve Erdoğan’ın çocukluk arkadaşı Mehmet Gür’ün ortağı Celal Demirtaş. Sizin bu konudaki değerlendirmeniz ne olacak?

Faiz ÖZTRAK- Açık söyleyeyim, hesap vermek istemeyen, saydam olmayan tek adam parti devleti rejiminde saray sosyetesine ve saray sosyetesinin akrabayı taallukat ve yakınlarına tanınan bu imkanlar, bu rant çok da yadırganacak bir husus değildir. Aslında milletin cebinden çıkan bu 45 milyon Türk lirası, ilgililerden derhal tahsil edilmelidir. Tüyü bitmedik yetimin hakkı bu rejimde yandaşlara meze edilmemelidir.

 

Soru- Parti içindeki milletvekili ve yöneticileri olduğunu belirten ‘Gelecek İçin Biz’ grubu Azerbaycan’ın Karadağ’daki mücadelesine ilişkin CHP logolu bir bildiri yayınladı. Bildiride Azerbaycan’ın ve Ermenistan’ın yoksul çocuklarının hayatları iktidarlarını savaş çığırtkanlıkları ve düşman üretme üzerine kuran siyaset elitlerinin tercihlerine feda edilemez ifadeleri kullanıldı. CHP yönetimi ise daha farklı açıklamalarda bulunuyor. Sizin bununla ilgili görüşünüz nedir?

Faiz ÖZTRAK- Bu grubun Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurumsal kimliğiyle uzaktan yakından bir alakası yoktur. Ama nedense bu grubun görüşleri sanki Cumhuriyet Halk Partisi’nin görüşleri gibi sosyal medyada paylaşılıp durmaktadır. Buradan tekrarlıyorum, partimizin kurumsal görüşlerini Genel Başkanımız, Parti Sözcüsü ve Grup Başkanvekillerimiz dile getirmektedir. Bizlerin Azerbaycanlı kardeşlerimizin yanında olduğumuzu ve bundan sonra da yanında olacağımızı sürekli dile getirmemiz partimizin kurumsal görüşüdür.

 

Soru- Ergenekon kumpasında FETÖ’cü hakim ve savcılara destek olan, Türk ordusunun terör operasyonlarının karşısında yer alan, Abdullah Öcalan’a özgürlük isteyen platformda yer alan Şebnem Korur Fincancı Türk Tabipler Birliği Başkanı seçildi. Bu eylemler nedeniyle hekimler Fincancı’nın başkan olmasını tepkiyle karşıladı. Siz bu konuyla ilgili neler söylersiniz?

Faiz ÖZTRAK- Ben doktor değilim. Ben Türk Tabipler Birliğinin üyesi de değilim. Dolayısıyla bu sorunun ne bana, ne de partimize yönlendirilmesi doğru değildir. Bu sorunun muhatapları bellidir.

 

Soru- Meclis açıldı, Ankara’da şüpheli şekilde ölen Ayşe Karaman’ın davasında bugün karar çıktı. Sanık Özgür Tarhan’a iyi hal indirimi yapılarak 3 yıl hapis cezası verildi. Kadın cinayetleri konusunu gündeme getirecek misiniz? İstanbul Sözleşmesinin uygulanması için çalışmalarınız olacak mı? Kadın hususuyla ilgili meclis çalışmalarında Cumhuriyet Halk Partisinin tutumu nasıl olacak?

Faiz ÖZTRAK- Burada şunu açıkça ifade etmek isterim. Kadın cinayetleriyle ilgili olarak iyi hal kararı verilmesini biz hiçbir şekilde içimize sindiremiyoruz. Son dönemde hızla artan bu kadın cinayetlerinin önüne geçilebilmesi için mevzuatın tavizsiz uygulanması gerekiyor. Ondan sonra yeni ilave mevzuat ihtiyacı varsa bunlarında yapılması için gerekli girişimlerde bulunacağız.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

Saray Fukaranın Tavuğunu Rantiyelerin, Faiz Lobilerinin Folluğuna Yumurtlatıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin bu yılın Ocak-Kasım dönemine milyonlarca çiftçi ve esnafa reva gördüğü desteğin, bir avuç faiz lobisine ve yandaşa...
Devamını oku

Ekonomi Arabasının Motoru Boğuldu, Şanzımanı Dağıldı

CHP’li Öztrak, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadeleden sadece faiz lobileriyle sıcak para partileri vermeyi anladığını belirterek, “Yüksek faiz ve kontrollü kura...
Devamını oku

Tutuklanan TCMB Başkan Yardımcısının Attığı Diğer İmzalar Hakkında İç Soruşturma Yapıldı Mı?

CHP’li Öztrak, Bankalararası Kart Merkezi soruşturması kapsamında tutuklanan, Merkez Bankası’nın Başkan Yardımcısı Emrah Şener’in TCMB’deki görevi sırasında attığı diğer imzalarla...
Devamını oku

Resmi İşsiz Sayısı İle Gerçek İşsiz Sayısı Arasındaki Fark İlk Kez 10 Milyonu Aştı

CHP’li Öztrak, Haziran ayında gerçek işsiz sayısının 13,4 milyon kişiye ulaşarak rekor kırdığını; resmi işsiz sayısı ile gerçek işsiz sayısı...
Devamını oku

Sadece İstatistiklerle Yalan Değil; İstatistiklerle Talan

CHP’li Öztrak, TÜİK’in açıkladığı Haziran ayı rakamının beklentilerin ve diğer kurumların hesaplarının çok altında kaldığına, market fiyatlarındaki değişimler ile TÜİK’in...
Devamını oku

Faiz Harcamalarının Bütçe Üzerindeki Baskısı Artıyor

CHP’li Öztrak, Hükümetin hukuk tanımazlığı nedeniyle artan faizlerin bütçe üzerine her ay daha fazla baskı yaptığına dikkat çekerek, “İlk 4...
Devamını oku

Milli İradeye Darbe Süreci Ekonomik Görünümü Bozdu

CHP’li Öztrak, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki Türkiye ekonomisiyle ilgili tahminlerin, Sarayın millet iradesine darbe süreci sonrasında kötüleştiğine dikkat çekerek, “Uluslararası...
Devamını oku

Satılan Milyarlarca Dolar Rezervi Kimler Topladı

CHP’li Öztrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından mali piyasalarda yaşanan tsunami sırasında ülkenin 40 milyar dolardan fazla...
Devamını oku

 İletişim

Bize her türlü görüş ve önerilerinizi bildirmek için sağ tarafta yer alan bilgilerden bize ulaşabilirsiniz.
CHP Genel Merkezi: Anadolu Bulvarı No: 12 06520
Söğütözü / ANKARA
Telefon: +90 (312) 207 40 00
Telefon 2: +90 (312) 420 59 48-49
Faks: +90 (312) 207 40 14
E-Posta: info@faikoztrak.com